21 Kasım 2019 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Dünya Çocuk Hakları Günü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye nüfusunun üçte 1’ini çocuklar oluşturuyor fakat buna rağmen ülkemizde yıllardan beri bir çocuk hakları siyaseti oluşturulabilmiş değil. Bu nedenle, Türkiye’de çocuk istismarı gibi derhâl adım atılmasını gerektiren yakıcı sorunlar ortaya çıkıyor, büyüdükçe büyüyor ve önüne geçilemiyor.

Tek bir çocuk dahi istismara uğramasın, ebeveynlerinin boğuştuğu yoksullukla boğuşmak zorunda kalmasın, her çocuğun barınması için sağlıklı şartlarda bir evi olsun, her çocuk eşit kalitede eğitim alabilsin, sağlığa erişebilsin istiyoruz. Yani aslında kısacası, çocuklar mutlu yaşasınlar istiyoruz.

Çocuk istismarı komisyonunda yapılması gerekenleri dile getirdik hatta bu konuda Hükûmeti eleştirmeyi de bırakıp, bunu bir kenara bırakıp yol haritaları da sunduk. Mecliste bu komisyon içerisinde daimî bir çocuk hakları komisyonu kurulması için ortaklaşıldı, karar alındı, kaç defa da farklı partilerden milletvekilleri bunu dile getirdi, ancak görüyoruz ki hâlen Mecliste bir çocuk hakları daimî komisyonu yok ve kimsenin de bununla ilgilendiği yok, görülen bu. Ancak çok büyük şaibeler olunca -Rabia Naz Komisyonu gibi, şu anda o komisyondan geliyorum- geçici araştırma komisyonları, alt komisyonlar kuruluyor. Benzer tespitler yapılıyor ama kararlı, bütünlüklü bir çözüm programı olmayınca  da sorunlar çözülmüyor arkadaşlar.

Çocuklara ilişkin bazı verileri sizlerle paylaşmak istiyorum: Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği verilerine göre Türkiye’de 12-18 yaş aralığında 3.100 çocuk mahpus bulunuyor. 3.100 çocuk mahpus ve bu çocukların birçoğu ağır suçlarla hapishanelerde tanışıyorlar. Örneğin Almanya, bu nedenle çocuk hapishanelerini kapatma kararı aldı. Çocukları kapalı yerlerde  tutmak yerine, Adalet Bakanlığıyla birlikte adalet sistemiyle ilişkilenmiş, çocuklar için rehabilitasyon politikalarının geliştirilmesi ve hapishanelere değil, bu programlara  bütçe ayrılması gerekiyor.

Türkiye’de iyi işleyen, etkili bir çocuk koruma sistemi olmadığı için mülteci çocuklar istismara ve şiddete çok açıklar ve üstelik çok ciddi bir savaşa tanıklık ettiler, psikolojik ve duygusal açıdan da bu çocuklar zor durumdalar. Devlet koruyamıyor, Türkiye’deki bazı kimseler ise mültecilerin içinde bulundukları zor durumu kendi çıkarları için kullanıyor. Şüphesiz ki Avrupa’da da aynı sorunlar var ancak yoğunluğu, sıklığı, faillerin cezalandırılmaları ya da çocukların bu tür ihlallere maruz kaldıktan sonra bu süreçte iyileştirilmeleri konusunda Avrupa ile Türkiye arasında çok ciddi farklar var.

Bir başka veri, TÜİK verilerine göre 2018’de 15 yaşından küçük 167 çocuk doğum yaptı arkadaşlar, 167 çocuk. 15-17 yaş grubunda ise 11.636 çocuk anne oldu. Annelik ile çocukluk aslında yan yana gelmemesi gereken kavramlar. Sadece 2018 yılı içerisinde çocuğun cinsel istismarı suçundan 18.290 dava açılmış ve yine TÜİK verilerine göre Türkiye’de çocuk işçi sayısı 2 milyona dayandı. Her 10 çocuktan 8’i güvencesiz çalışıyor.

Bir de üstüne üstlük çocuklar son yıllarda 15 Temmuz ve Suriye savaşıyla birlikte artan bir militarizasyona maruz kalıyorlar. 3-4 yaşındaki çocuklara bile 15 Temmuz videoları izletiliyor, anaokulu ve ilkokul öğrencilerine ölüm sahneleri canlandırılıyor. Eğitimciler çocuklardan “Fırat Kalkanı” yazıp fotoğraflarını çekiyorlar. Münferitmiş gibi yansıtılan söz konusu uygulamalar aslında ne yazık ki eğitim sisteminin bir parçası, Millî Eğitim okullara bu konuda genelge dahi gönderdi.

Diğer yandan, özellikle maddi durumu yetersiz ailelerin çocukları bakanlıkların desteği ve iş birliğiyle cemaatlere yönlendiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) –  Oysa Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre devletler çocukları yetişkinlerin ideolojik tercih ve şartlanmalarından korumak durumundalar.

Değerli milletvekilleri, bu tabloya bakınca görüyoruz ki çocuk haklarına, çocuklara aslında saygı duyulmuyor. Onları yalnızca popülist siyasi çıkarlar için ve bazı günlerde hatırlıyoruz. Oysa çocuklara gerçekten saygı duymak demek, onlara haklarını anlatmak ve etkili bir çocuk koruma sistemi oluşturmaktır yani düzenli olarak çocuğa yönelik hizmetleri izlemek, veri toplamak ve analiz etmek gerekiyor ama Türkiye’de bunu yetişkinlerin hayata geçireceğine dair hiç umudum yok. Çocuklar için siyaset oluşturamıyorsak, en azından çocukların haklarını öğrenmelerini sağlayalım ki onlar kendi yollarını bulsunlar ve yüzlerce, binlerce çocuk Türkiye’de de sesini duyurabilsin diyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Bursa’nın çevre sorunları hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kayışoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, her birimiz, tabii, farklı şehirlerden geldik, şehirlerimizi temsil ediyoruz ve ülkenin sorunları yanında kendi ilimizin sorunlarını özellikle dile getiriyoruz. Biz de bu kürsüde dört yıldır Bursa’nın özellikle çevre sorunlarını defalarca dile getirdik. Bunları niye dile getiriyoruz değerli arkadaşlar? Çözüm üretilsin diye, yapılması gereken bir şey varsa hep beraber yapalım diye dile getiriyoruz; sadece muhalefet etmek için değil. Ama bugüne kadar maalesef bu sorunların hiçbiri çözülmediği gibi, artarak devam ediyor.

Unutmayalım ki şehirlerin de ruhu vardır, şehirler de yaşarlar, doğa da yaşar. Örneğin bir gölün etrafını betonla çevirdiğiniz zaman -Uzungöl gibi- nefes alamaz, kirlenir, yok olur. Örneğin ağaçları yok ettiğiniz zaman, kestiğiniz zaman o şehrin havası kirlenir, ölen şehirle birlikte insanların da yaşam kalitesi düşer, hastalanır ve ölürler.

O yüzden, bu kötü yönetimden en çok nasibini alan şehirlerden bir tanesi de maalesef Bursa. Mevcut, yeşil Bursa’dan griye dönmüş olan Bursa’da elimizde kalan ne varsa onlara da sahip çıkmaya çalışıyor doğaseverler, köylüler, hukukçular. Ama yine de bu mücadelede, tabii, elimizde kalan şeyi de yeşil tutmaya çalışsak da maalesef Bursa griye döndü.

Bursa hem sanayi hem tarım şehri, bunun zorluklarını yaşıyor. Yani sanayi konusunda, örneğin denetim yapılması konusunda sorun yaşanıyor.

Bursa’da son günlerde çok fazla balık ölümü yaşanıyor. Bu balık ölümleri üzerine hem Büyükşehir Belediyesi hem Tarım İl Müdürlüğü açıklama yapıyor; diyorlar ki: “Biz gittik, araştırdık, herhangi bir bulguya rastlamadık.” E, bulguya rastlanmadıysa bu balıklar niye ölüyor? Su temiz olduğu için mi ölüyor? E, tabii ki hayır. Üstelik bu sularla -işte Gürsu’nun Cenup Deresi, Kestel’in Mandras Deresi- buradan akan kirli sularla koskoca bir ova sulanıyor ve sulanan o topraklarda yetişen ürünleri Bursalılar tüketiyor ve Bursa’da maalesef kanser vakaları, hastalıklar son dönemlerde çok fazla arttı.

Yine, Susurluk tarafından gelip Karacabey’de akan Canbolu Deresi’nde her yıl ama her yıl istisnasız balık ölümleri yaşanıyor. Yani her yıl yaşanan bu balık ölümleriyle ilgili bir sebep bulunamıyor ve bir çözüm de üretilemiyor. Şehri neredeyse boydan boya geçen bir Nilüfer Çayı var, yıllardır lağım kokuyor, yıllardır ama. Her sene “Çözeceğiz.” deniyor ama herhangi bir çözüm üretilmiş değil.

Parklarda rekreasyon değişikliği yapılıyor. Zaten zar zor belediyeler kamulaştırmayla vesaireyle bir park alanı, yeşil alan kurmaya çalışıyor, onda da sonradan değişiklik yapıp inşaat alanlarını genişletiyorsunuz. Karacabey’deki Atatürk Parkı buna bir örnek.

Sanayiyle ilgili şunu belirtmek istiyorum: ÇED raporları veriliyor, kimyasallarla yapılan temizlikler göz önünde bulundurulmuyor. Özellikle derelerin kirlenmesiyle ilgili şunu söylemek istiyorum: Bu kimyasal atıklar mesai saatlerinde, hafta içi yapılmıyor. Ne zaman yapılıyor? Bayram tatilinde, mesai saatinden sonra, hafta sonu. Sonra, yetkililer gidip diyorlar ki: “Tertemiz akıyor dere.” Ama hizmetin mesaisi olmaz değerli arkadaşlar. Buna bir çözüm bulun, bu denetimleri gerekirse mesai saatleri dışına, hafta sonuna taşırarak çevremizin, insan sağlığının korunmasında çaba harcayın diyorum değerli arkadaşlar.

Yine, Bursa’nın her tarafı biyokütle enerjisi santraliyle çevrilmeye çalışılıyor. Mustafakemalpaşa’nın Kosovası, Büyükorhan’ın Karaağızı, en son Karacabey’in Karasu köyünde, Allah’tan köylüler büyük bir mücadele veriyorlar, hukuk mücadelesi veriyorlar ve bunu püskürtüyorlar. Başka şehirlerde de benzer çalışmaların olduğunu biliyoruz.

Son olarak, duyduğumuz kadarıyla Uludağ’ın “millî park” statüsünden çıkartılıp alan başkanlığına devriyle ilgili çalışma başlatılmış. Bu gerçekten doğaya, toprağa, Allah vergisi oradaki endemik yapıya bir ihanettir. Uludağ’ı bu şekilde yok etmeye kimsenin hakkı yoktur. Yani millî park statüsündeyken dahi Uludağ zarar görürken bu şekilde alan başkanlığına devri Uludağ’ı Uludağ olmaktan çıkaracaktır. Çocuklarımıza böyle bir Uludağ bırakmak istemeyiz.

Bursa’nın gerçekten havası kirli, suyu kirli -en kirli havaya sahip şehirlerden bir tanesi Bursa- toprağı kirli; bunu bir an önce düzeltmemiz gerekiyor ama yapılan uygulamalar tam tersine yol açıyor. Örneğin Gemlik’te bir kimya tesisinin kapasitesi büyütülüyor ve derin deniz deşarjıyla hem deniz suyunun ısıtılması hem de kirletilmesinin önü açılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Devamla) – Özür diliyorum Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Devamla) – Bursa Ovası’nda adrese teslim plan değişiklikleri ve Bursa Ovası’nın işgali sürekli devam ediyor.

Bugün Mecliste görüşülecek olan 128 sayılı Kanun Teklifi’yle -çokça dile getirildi, evet- Orhaneli’de bulunan termik santralin filtresi olmasına rağmen bunun kullanım zorunluluğunu erteleyecek bir madde geçirilmeye çalışılıyor. İnanıyorum ki buradaki bütün milletvekilleri buna karşı duyarlılık gösterecektir ve bu maddeye “Hayır.” diyeceklerdir. İnanın ki Orhaneli’ye gittiğimizde o dumanı görüyoruz zaten. Orhaneli’de bütün köylüler artık sebze yiyemediklerini söylüyorlar, domatesi kopardıklarında üstünün simsiyah olduğunu söylüyorlar. Hem Orhanelililer hem Bursalılar zehir soluyorlar.

Sürem kalmadı, son olarak bir şey daha göstereyim: Bu göl Gemlik’in Fevziye köyünde Karagöl idi. İşte şu nilüfer çiçeklerinin güzelliğini görüyorsunuz, şimdiki hâli artık kuru göl, göl yok yani ortada.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Battal, buyurun, önemli bir şey söyleyeceksiniz.

 

 

FETANİ BATTAL (Bayburt) – Çok teşekkür ederim.

Efendim, bu sabah saat on sularında Bayburt’ta merkeze bağlı Maden köyümüzde elim bir yangın hadisesi vuku buldu. Bu yangında yaşları 5 ve 7 olan 2 evladımız ve 40 yaşında bir yetişkinimiz yanarak hayatlarını kaybettiler. Bu elim hadise karşısında üzüntülerimi belirtiyorum. Hayatını kaybeden evlatlarımıza rahmet diliyorum. Annelerine, babalarına, Maden köyümüzün sakinlerine ve bütün Bayburtlu hemşehrilerime de başsağlığı diliyor, size de teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Biz de rahmet diliyoruz, milletimizin başı sağ olsun.

Gündem dışı üçüncü söz, 22 Kasım Diş Hekimliği Günü ve Ağız Ve Diş Sağlığı Haftası münasebetiyle söz isteyen Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’e aittir.

Buyurun Sayın Özçelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilimsel diş hekimliği eğitiminin 22 Kasım 1908’de başlaması nedeniyle ülkemizde her yıl 22 Kasım günü Diş Hekimleri Günü olarak ve 22 Kasım haftası Ağız Ve Diş Sağlığı Haftası olarak kutlanmaktadır. Sağlık bireyin fiziksel, zihinsel, sosyal açıdan tam bir iyilik hâlidir. Bireylerin fiziksel sağlığı ise vücudundaki tüm organ ve dokuların sağlıklı olmasıyla mümkündür. Bu nedenledir ki ağız ve diş sağlığını bozan faktörler bireyin vücut sağlığını doğrudan etkilemekte, diş çürükleri, diş eti hastalıkları, kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, kemik erimesi, şeker hastalığı, mide rahatsızlığı ve kadınlarda düşük doğum ağırlığı risklerini artırmaktadır.

Ağız ve diş sağlığı problemleri genellikle ihmal edilmektedir, ihmal neticesinde maddi ve manevi zararlar ortaya çıkmaktadır. Toplum olarak ağız ve diş sağlığı anlayışımızın tamamen değişmesi zorunluluk hâline gelmiştir. Diş ve diş eti sorunlarımız hayatımızda öncelikle yer alması gerekirken her zaman en sona bırakılmakta, tedavi aşamasına kadar bekletilmektedir. Diş ve diş eti hastalıkları önlenebilir, kontrol edilebilir ve davranışla iyileştirilebilir hastalıklar grubundadır. Dolayısıyla diş eti hastalıklarının tedavisi için yaptığımız harcamaların çok ciddi oranlarda düşerek 12 kat azalacağı da yapılan araştırmalarda görülmüştür.

Ağız ve Diş Sağlığı Haftası nedeniyle ebeveynlerimizi, öğretmenlerimizi, konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarımızı, medya kuruluşlarını ve toplumumuzun tüm üyelerini ağız ve diş sağlığı konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz.

AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde 13 olan ağız diş sağlığı merkezinin sayısı 2019 yılı itibarıyla 132’ye, ağız ve diş sağlığı hastanesi sayısı 31’e çıkarılarak ağız ve diş sağlığı teşhis ve tedavi hizmetlerinin erişilebilirliği ve etkinliğini artırılmıştır. Sahte diş hekimleriyle mücadele, diş hekimliğinde 8 dalda uzmanlık, cerrahlarla karşılaşılan sorunlardan dolayı dişin tarifi konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisimizde yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Ülkemizdeki 132 ağız diş sağlığı merkezinde 11.216 diş hekimi, üniversitelerde 4.440 diş hekimi, özelde ise 16.533 diş hekimi çalışmaktadır. Bugün, TÜİK rakamlarına göre 65 yaş üstü toplam nüfusun yüzde 10’una tekabül etmekte ve bu 65 yaş üstü nüfusumuzun yüzde 50’si total dişsiz yani ağzında hiç dişi kalmamış durumda.

Hane halkının yüzde 40’ının evine diş fırçası ve macun girmiyor. Yüzde 60’ı ise diş fırçası ve macun almıyor. Ayrıca, günde 2 kez diş fırçalayanların oranı yüzde 17, 1 kez fırçalayanların oranı yüzde 35, hiç fırçalamayanların oranı yüzde 48 maalesef.

Gelişmiş ülkelerde diş hekimine başvuru sıklığına baktığımızda Avrupa ülkelerinde 5 oranını görürken Türkiye’de 0,9’u görüyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinde diş hekimi başına düşen kişi sayısı ortalama 1.500 iken Türkiye’de 2.409.

Diş hekimliğinde atılması gereken adımlar var. Bir: Sağlık Bakanlığımızda diş hekimlerinin muhatabı olacak ve ağız ve diş sağlığıyla ilgili düzenlemelerin yakından takip edileceği ya bir genel müdürlük ya da bir daire başkanlığı kurulması elzem olmuştur. Bu konuda Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca daire başkanlığının kurulabileceğini ifade etmiştir. Serbest muayenehanelerin sayısını artırmak, ilçelere yayılmasını sağlamak, toplum ağız diş sağlığı bilincini artırmak için serbest muayenelerden hizmet satın alma yoluna gidilmelidir. En önemlisi, koruyucu hekimlik ve koruyucu tedavileri artırmak adına, mutlaka 0-18 yaş arasındaki çocuk ve gençlerimizin diş tedavilerinden hizmet satın alma yolu açılmalıdır.

Türkiye’de 2002’de 19 diş hekimliği fakültesi varken şu anda 92 fakülte oldu, 26 fakülte ise açılmayı beklemekte. Artık biz bu oranın durdurulmasını istiyoruz, dondurulmasını istiyoruz, YÖK’ün ve Sağlık Bakanlığının artık diş hekimliği fakültelerini açmamasını istiyoruz. Bir diş hekiminin muayenehanesinde sigortalı bir diş hekiminin çalışmasının da yolunun açılması Sayın Bakanımızın gündeminde.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Muhalefete geç.

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) – Tıp fakültesi öğrencilerinde olduğu gibi, diş hekimliği fakültelerinin öğrencilerinin de son sınıfta SGK’den yararlanmasının yolu açılmalıdır. Sürekli diş hekimliği eğitimi tüm diş hekimlerimize zorunlu tutulmalı, denetlenmesi sağlanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bayram, toparla.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Bayram muhalefet yapıyor Başkanım.

BAYRAM ÖZÇELİK (Devamla) – Sağlık Turizmi Yönetmeliği’nde diş hekimliğinin de sağlık turizminden fazlasıyla yararlanması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. 16.533 diş hekiminin 3 bini 65 yaş üzeri. Dolayısıyla bunların da emeklilikte ek ödeme hakkı alması gerekmekte.

Diş sağlığı gibi insani ve kutsal bir görevi yerine getiren tüm meslektaşlarımın 22 Kasım Diş Hekimliği Günü’nü, değerli ağız ve diş sağlığı çalışanlarının ağız ve diş sağlığı haftasını en içten dileklerimle kutlar, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bayram, muhalefet de alkışladı seni bak.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Burdurlu olduğu için efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Şeker…

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ülkemiz etkin deprem kuşağı üzerinde bulunmaktadır. Büyük bir depremde ilk  yardım için devletin bir anda her yere ulaşmasının mümkün olmayacağını kabul etmek zorundayız. Olası İstanbul depreminde 80 bin binanın yıkıldığını düşünün, bir anda bölgeye 80 bine yakın arama kurtarma ve ilk yardım ekibini sevk etmek imkânsızdır. Can kaybının en aza indirilmesinde ilk yardım önemlidir. İlk yardımı ilk yapacak olan ise depremde enkaz altında kalmayan komşular olacaktır. 1999 depreminde beni ve ailemi enkazdan çıkaran komşumuz Mustafa Keleş ve rahmetli olan Ramazan Karaca olmasaydı belki de bugün yaşamıyor olacaktım. Bizleri enkazdan çıkaran her 2 komşum için şükran borçluyum.

İlk yardım ve arama kurtarma için her yaş grubuna yönelik programlar hazırlanmalı ve uygulanmalı. Bu işin şakası yok, topyekûn ciddiye alıp üzerinde kafa yormak zorundayız diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

 

 

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Değerli milletvekilleri, termik santrallerin kuşatması altında bulunan Çanakkale’deki yurttaşlarımız bugün çevreyi kirleten zehir bacalarına filtre zorunluluğunun üç yıl daha ertelenmemesi için vicdanınıza göre oy kullanmanızı bekliyor. Ülkenin her tarafında mantar gibi çoğalan zehir bacalarına özgürce çevreyi kirletmeye devam edemeyeceklerini kullanacağınız oyla göstermelisiniz. Artık Çanakkale’min Çan ilçesinde nefes almakta bile zorlanıyor insanlar. Çan Termik Santralinde filtre çalışmaları bir buçuk yıl önce başladı, ne zaman faal hâle gelecek? Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı getirilecek kuralın ekonomik, bürokratik ve fiilî yükümlülüklere yol açacağı ve üretim faaliyetlerinin etkileneceği gerekçeleriyle uzun süreli olarak vazgeçilecek bir hak değildir. Çözüm, kamu-özel ayrımı yapılmaksızın filtre ve baca gazı arıtma sistemleri konusunda asla taviz verilmemesidir.

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

 

 

 

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, iki gün önce Türkiye geneli yapılan operasyonda Gaziantep ilimizde ticaretle uğraşan saygın iş adamları FETÖ finans sistemi gerekçe gösterilerek göz altına alındı. Ekonominin kötü olduğu Gaziantep ilimizde çok zor şartlarda ticaret yapmaya çalışan iş adamlarımızın doğrudan FET֒yle bağlantılanması çok büyük bir yanlıştır, Gaziantep ekonomisine darbedir. Titizlikle yapılması gereken bu operasyonların içine saygın insanların alınması FET֒nün ekmeğine yağ sürmekten başka bir şey değildir. Yurt dışına ticaret yapan iş adamlarımız kazandıkları parayı Türkiye'ye yıllardır en uygun maliyetle ve en kolay bu yolla getirdiği herkes tarafından bilinmektedir, bunun adı döviz bürosu üzerinden havale sistemi. FET֒cüler ile bu saygın iş adamlarını ayırt etmeniz gerekirken hepsini aynı kefeye koymanız çok büyük bir yanlıştır. Bu, iş adamlarımızı ticaret yapmaya korkutmakta ve bunun Türkiye ve Gaziantep ekonomisine zarardan başka bir şey vermediği ortadadır. Artık, Gaziantep sanayicisini rahat bırakın, insanlar ticaretini yapsın, ülkemize yatırımlarını yapsın, işsizlik azalsın.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye’nin güvenlikten ekonomiye kadar pek çok cephede aynı anda beka mücadelesi verdiği bir dönemden geçiyoruz. Ülkemize dışarıdan gelen tehditlerin üstesinden gelme konusunda en küçük bir sıkıntı yaşamadığımıza, sahada ve masada Türkiye ve aziz milletimizin geleceği için tehdit teşkil eden her türlü hamleyi bertaraf ettiğimize dünya şahittir. Türkiye’ye diz çökertmeyi planlayanlar ülkemizin elde ettiği kazanımlar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. Yürüttüğümüz mücadelede en büyük güç ve moral kaynağımız milletimizin desteğidir. Türkiye birliğini muhafaza ettiğinde ve kardeşliğini büyüttüğünde güçlü ve büyük devlet olma yoluna devam edeceğine inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Türkiye’nin muz üretiminin yarısından fazlası Anamur ve Bozyazı ilçelerimiz tarafından karşılanmaktadır. Muz üreticilerimizin yükünü hafifletmek için örtü altı yetiştiriciliği yapan çiftçilerimizin kredi faizlerinin tekrar düşürülmesi ve ödeme kolaylığının sağlanması gerekmektedir. Üreticilerimizin elektrik ve su abonelik işlemlerinde karşılaştıkları zorlukların kolaylaştırılması, elektrik ve su girdi yüklerinin azaltılması şarttır. Kendileri komisyoncu olarak gösteren aracıların WhatsApp üzerinden fiyat belirlemelerinin ve fiyat üzerinde dalgalandırma yapılmasının muhakkak önüne geçilmelidir. Naylon ve gübre fiyatları çok fazla artış göstermiştir. Kışın gelmesiyle birlikte seralarda don başlamış, ısıtma maliyetleri de artmıştır. Muz yetiştiricilerimizin her zaman yanında olduğumuzu belirtiyor, konuyu Hükûmetimizin dikkatine sunmak istiyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her millet eğitime verdiği değer ölçüsünde gelişir. Eğitime yapılan yatırımın ülkemizin ve milletimizin geleceğine yapılan yatırım olduğunun bilincinde olan AK PARTİ, iktidara geldiği ilk günden beri bütçede en yüksek payı eğitime ayırmaktadır. Yarınlarımızı emanet edeceğimiz çocuklarımızı hızla değişen ve gelişen dünyaya ayak uydurabilecek şekilde bilgili, donanımlı, millî ve manevi değerlerini özümsemiş, açık fikirli bireyler olarak yetiştirmek için canla başla çalışan öğretmenlerimize şükranlarımı sunuyorum. 

Öğretmen bir babanın oğlu ve öğretmen eşiyim. Öğretmenlik mesleğinin nasıl bir özveriyle icra edildiğini yakından bile birisi olarak tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyorum.

Bu vesileyle, emekli öğretmenlerimize sağlıklı uzun ömürler temenni ediyorum. Görevleri başında şehit düşmüş ve ebediyete intikal etmiş öğretmenlerimize de Allah’tan rahmet diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

 

 

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sultan Abdülhamid Han, Ermeni sorununun kaynağını isabetle tespit ederek şu değerlendirmeleri yapmıştır: “Ermeni meselesi Ermenilerin meselesi değildir. Ermenilerin bizden hiçbir şikâyetleri yoktu fakat Ruslar devletimizden toprak koparmak için Ermenileri parmaklarına doladılar. Ruslar gönderdikleri ajanlarla önce papazları, öğretmenleri ele geçirip sonra da macera düşkünü Ermenileri aleyhimize çevirdiler. Türk kılığına giren Ermeniler kendilerine yardım etmek isteyen kendi vatandaşlarını öldürüp sonra da ‘Görmüyor musunuz sizi Türkler kesiyor, bizimle birlik olun.’ demeye başladılar. Ermeni tahrikleri sonucu çıkan Müslüman-Ermeni kavgasını bastırdığımda, büyük devletlerin elçileri birbiri peşinden yanımıza koştular. İngilizler Ermeni meselesini ayakta tutmak için ellerinden geleni yaptı.” Böylece, dünyanın dikkatini Türkiye üzerinde tutuyorlardı.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

 

 

ORHAN Sümer (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ekim ayından bu yana, vergi ve SSK borcu bulunan yüz binlerce küçük esnafa ve işletmeye e-haciz gönderilmeye başlandı. Ekonomik krizin faturasının küçük esnafa, emekçiye çıkarıldığını hep söylüyoruz. Bu uygulama da bunun açık bir göstergesidir. Devlet, elbette alacaklarını takip etsin ancak yüz binlerce kişiye icra göndererek banka hesaplarını bloke etmek, bu kişileri iflasla karşı karşıya bırakmaktır. Örneğin, Adana’da birçok küçük esnafa haciz gönderilmeye başlandı. Daha dün, 2.800 TL vergi borcu bulunan bir işletmenin aracına ve iş yerine haciz gönderildi, tüm hesaplarına bloke konmuştur. Küçük esnaf zaten zor şartlarda ayakta kalmaya çalışıyor.

Buradan yetkililere sesleniyoruz: Böyle devam ederse yakında kimsenin hesabında bloke edeceğiniz para bile bulamayacaksınız. Küçük esnafın ve küçük üreticinin borçları için acilen yapılandırma yapılmasını rica ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

 

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul ve Antalya’da 3 ailenin toplu intihar olaylarının ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, siyanürlü bileşiklerin risklerinin kontrol altına alınması, ülkemizde kontrolsüz kullanımının engellenmesi amacıyla başta internet olmak üzere birçok yerde satışına kısıtlama getirdi. Olumlu bir tedbir olarak düşünüyorsam da şu soruyu sormam gerekiyor: İnsanlar siyanüre kolaylıkla ulaşabildikleri için mi hem kendilerinin hem de en yakınlarının canına kıyabiliyor -siyanür dışında da intiharlar var- yoksa asıl sorun işsizliğin, yoksulluğun, mutsuzluğun, ötekileştirmenin ve şiddetin yaygınlaşması mı? Ekonomik sorunları konuşmanın dahi yasaklandığı, sözün yok edildiği bir ortamda insanlar kendini nasıl ifade edecek, yaşadığı çaresizliği nasıl anlatacak? Yüzeysel tedbirler yerine konu derinlemesine incelenmeli ve ona göre çözüm üretilmelidir diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özyavuz…

 

 

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

21’inci yüzyılın iletişim ve teknoloji çağı olduğunu düşündüğümüzde, bu kadar önemli olan iletişim ve teknolojinin yanında ulaşım da çok büyük önem arz etmektedir. Şanlıurfa’nın nüfusunun her geçen gün artması, kültür ve inanç turizmi açısından önemli ve kadim bir şehir olmasını da göz önünde bulundurarak Gaziantep’e kadar getirilmesi düşünülen Hızlı Tren Projesi’nin Şanlıurfa’mıza ve hatta Mardin’e kadar uzatılması gereklidir. Bu konuda Ulaştırma Bakanlığının ve Hükûmetimizin bu taleplere karşılık vermesini bekliyoruz. Hızlı tren nimetinden Şanlıurfa’mızın faydalandırılması gereklidir. Ayrıca, Şanlıurfa’nın önümüzdeki elli yılının şehir içi ulaşım sorununu kökten çözebilmemiz için, organize sanayi-Osmanbey Kampüsü ile Abide Kavşağı-havaalanı güzergâhlarına 2 tramvay hattı yapılabilmesi için gerekli olan ödeneğin çıkarılması bütün Şanlıurfalı hemşehrilerimizin beklentisidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Göker…

 

 

 

 

 

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkanım, devletin devamı için elbette adalet ve vergiye ihtiyaç vardır. Ancak asgari ücretten dahi vergi alınan ülkemizde, suyu açtığımızda 3 çeşit, elektriği yaktığımızda 5 çeşit vergi ödüyoruz. Hele çiftçi, durumu çok daha vahim, tarlaya gidip traktörünün marşına bastığında mazotuna yüzde 30 vergi ödüyor, yeme ve gübreye ise ne kadar fiyat verdiği günlük olarak değişiyor. Çiftçimiz efkârlanıp bu duruma bir sigara yaksa paketin 12 tanesi vergi. Bunu konuşmak için kızını, evladını arasa açtığı telefonunun yüzde 82’si vergi. Bu durumda Hükûmete sesleniyorum: Sürdürülebilir bir yaşantı için lütfen bu vergileri önümüzdeki bütçede tekrar gözden geçirin.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

 

 

 

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Trabzon Ortahisar ilçemizdeki konfeksiyoncu esnaflarımıza, son zamanlarda imitasyon ürünleri sattıkları gerekçesiyle polisler ve avukatlar eşliğinde baskınlar yapılmaktadır. Zaten  zor durumda olan, dükkân kirası, dükkân vergisi, personel giderleri, SGK primleri, elektrik parası gibi ağır masraflarla ve ekonomik krizle boğuşan esnaflarımız, bir de polis baskınlarına maruz kalınca çileden çıkma noktasına gelmiştir. Türkiye’nin her yerinde ve adım başı bu ürünlerin satışı yapılırken, fabrikalarda, atölyelerde bu ürünlerin üretilmesine ve satışına göz yumulurken, hatta izin verilirken Trabzon esnafımızın baskınlara maruz kalması ve âdeta günah keçisi ilan edilmesi ve polisimizle karşı karşıya getirilmesi manidardır. Taklit ürünlerle mücadele edilirken neden her seferinde küçük esnaflarımız hedef seçilmektedir? Sayın Ticaret Bakanına sesleniyorum: Bu ürünlerle mücadele edilecekse, yaptırım uygulanacaksa bu, küçük esnaflarımıza polis baskınları yaparak olmamalıdır. Küçük esnaflarımızı canından bezdiren bu sıkıntıyla ilgili gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını ve zor durumdaki küçük esnaflarımızın daha fazla mağdur edilmemesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

 

 

 

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Emeklilikte yaşa takılanlar için Maliye Bakanı Albayrak “Gündemimizde yok.” dedi, AK PARTİ Sözcüsü Ömer Çelik “Sorunlara duyarlıyız ama ülkeye maliyeti var.” dedi, Cumhurbaşkanı “İskandinav ülkeleri bu sistem yüzünden battı.” dedi, Çalışma Bakanı Selçuk “En az 10 analiz yaptık, sürdürülebilir değil.” dedi. “İtibardan tasarruf olmaz.” diyen, saraylarda lüks hayat yaşayan, vakıflara para aktaran, yandaşlarına teşvik bulan, vergilerini silen AK PARTİ iktidarı, ne hikmetse konu emeklilikte yaşa takılanlara gelince kör, sağır ve dilsiz. Buradan AKP Hükûmetine sesleniyorum: Emeklilikte yaşa takılanların sorununu çözemezseniz biliniz ki bu mağduriyeti yaşayan milyonlar seçim günü geldiğinde veresiye defterlerini önünüze koyacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

24 Kasım Öğretmenler Günü… Öncelikle Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anıyor, tüm öğretmenlerimizin gününü şimdiden kutluyorum. Geleceğimizin teminatı çocuklarımızı yetiştiren öğretmenlerimizin sorunları kronikleşmiş olup maddi ve manevi olarak yalnız bırakılmışlardır. Millî Eğitim Bakanlığına göre 376 bin, sendikalara göre ise 400 bin öğretmen atama beklemektedir. Atamaların yapılmasını ve 3600 ek göstergenin verilmesini bekliyoruz. Özellikle okullarda çalışan öğretmenlerin çalışma saatleri, iş sözleşmeleri, maaşları ve bordroları denetlenmelidir. Kamuda çalışan, asgari ücretin altında maaş alan 100 bini aşkın ücretli öğretmenin maaş ve sigorta prim günleri günümüz ekonomik kriz şartlarına göre yeniden düzenlenmelidir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

 

 

 

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Daha önce Millî Piyango çekilişlerinde şeffaflığın ortadan kalktığını dile getirmiştim. Ardından Millî Piyango Genel Müdürü görevden alındı. Ancak Millî Piyango İdaresinde ne olduğu hâlen net bir şekilde açıklanmıyor. Son 11 haftanın 10’unda büyük ikramiye hep satılmayan biletlere çıktı. Böylece satılmayan biletlere 19 milyon 750 bin TL ikramiye isabet etti. Bu 20 milyon lira ne oldu, ne olacak? Biz bunun takipçisiyiz. Yüz yıllık kurumu “millî” değil, “yanlı piyango” hâline getirenler hesap vermelidir.

BAŞKAN – Mardin’in Onur Günü sebebiyle, Sayın Demirkaya…

 

 

CENGİZ DEMİRKAYA (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Bugün 21 Kasım Mardin Onur Günü. Mondros Ateşkes Anlaşması’yla Fransızlara teslim edilen Mardin işgale karşı ilk direnişlerden birini sergilemiş, vatanın bölünmezliğini ve Millî Mücadele’nin yöntemini âdeta dünyaya ilan etmiştir. Mardin halkı işgal kuvvetlerine karşı kanının son damlasına kadar çarpışmayı göze almış, hiçbir ayrılıkçı harekete geçit vermemiş, daha ortada düzenli bir ordu yokken gösterilen Anadolu direnişinin öncüsü niteliğinde bu tepkiler Fransızların teslim ve tesellümü takiben şehri terk etmelerine sebebiyet vermiştir.

Bu önemli günün 100’üncü yılında başta Mardin halkı olmak üzere tüm milletimizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum, vatan ve bayrak uğruna can veren aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, sizleri de saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Şimdi, söz talep eden grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin 25’inci Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt tedavi gördüğü hastanede bu sabah vefat etmiş. Merhuma Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Bugün, ayrıca, Bayburt merkeze 17 kilometre mesafedeki Maden Köyü’nde 2 katlı bir evde çıkan yangında 2’si çocuk 1’i engelli vatandaş olmak üzere 3 kişi hayatını kaybetmiş. Vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Dün yine bir gazeteci saldırıya uğradı. Gazeteci yazar Ahmet Takan’a evinin önünde güpegündüz beyzbol sopalı bir kişi saldırdı. Saldırıda sırtından ve belinden yaralanan Takan’ın cep telefonu da parçalanmış. Sayın Takan’a geçmiş olsun diyorum. Eli kalem tutanlara, farklı düşüncelere tahammül edemeyenleri ise kınıyorum. Biz bu filmi daha önce de görmüştük, gazeteciler Yavuz Selim Demirağ ve Sabahattin Önkibar’a yapılan saldırılar yapanların yanına kâr kaldığı için dün Ahmet Takan’a da bir saldırı gerçekleşti. Gazetecilere yapılan saldırıların önüne geçilmediği takdirde bu tarz olaylar kontrol edilemeyecek boyutlara gelebilir. Bu gidişata artık dur deme vakti gelmiştir. Sayın İçişleri Bakanını bir kez daha göreve davet ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Helal Akreditasyon Kurumu diye bir kurum var, bilmiyorum dikkatinizi çekti mi. Bu Kurum geçen yılın Temmuz ayında kuruldu. Kurumun bir buçuk yıllık bütçesi ne kadar biliyor musunuz? 15,6 milyon lira. Bir buçuk yılda verdiği helal sertifikası sayısı ne kadar? Sıfır yani yok. Bu Kurumda kaç kişi çalışıyor? Yönetim Kurulu üyeleri var, daire başkanları var, onlar hariç 50 kişi. Daha fazla bir şey söylemeye gerek var mı, bilmiyorum. Her gün yeni bir vergi getiriyoruz. Bütçe açığını tamamlamak için trafik polislerine “Ceza kes.” diye talimatlar veriliyor. Diğer taraftan da işlevi olmayan bir kurumun böyle bir masraf kalemi var. Bunu da Hükûmet eden arkadaşlarımıza bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Dün EYT’lilerle ilgili olarak bahsetmiştim. Bu EYT konusu Türkiye'nin gündeminden çıkmayacak. Biz Parlamentoda olduğumuz sürece EYT konusunu her daim gündeme getirmeye devam edeceğiz.

Bir de seçime girerken seçime giren her partinin vatandaşlara verdiği 3600 ek gösterge sorunu var. Gittiğimiz her yerde memurların tamamı, özellikle polis arkadaşlar “Bizim 3600 ek göstergeyle ilgili bir gelişme olur mu?” diye biz soruyorlar, tahmin ediyorum size de soruyorlar bunu. Bununla ilgili bir maliyet analizi yapmak lazım. 3600 ek gösterge bütçeye ne kadar yük getiriyor? Bu insanların mağduriyetini giderme konusunda herhangi bir çalışma düşünüyor musunuz? Bizim 3600 ek göstergedeki ısrarımız devam ediyor. Bir de emeklilerin intibak konusu var, biliyorsunuz. Her iki konuda da bugün Parlamentoda bulunan bütün partiler vatandaşa söz verdi. Bütün Parlamentoyu bu verilen sözlerin yerine getirilmesi konusunda çalışma yapmaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz de geçmiş dönem Genelkurmay Başkanlarından Sayın Yaşar Büyükanıt’ın rahmetli olduğu haberini aldık; kendisine rahmet, ailesine de başsağlığı diliyoruz.

Sayın Başkan, her geçen gün ahlaki ve manevi değerler açısından büyük bir erozyona uğrayan dünyamızda yaşadığımız olaylar, çatışmalar ve buhranlar toplumların değer bunalımları içerisinde olduğunu göstermektedir. Ülkemizde de bu eksikliğin giderilmesinde değerler eğitiminin lüzumuna önemle vurgu yapılmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığımızın bu kapsamda ortaya koyduğu vizyon belgesinde değerler eğitimine yer vermiş olması isabetli bir adım olmuştur. Hiç şüphe yok ki Millî Eğitim Bakanlığımızla birlikte sivil toplumun ve ailelerimizin de nesillerimizin değerler eğitimine katkı sağlaması gerekmektedir. Bu kapsamda Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfının vermiş olduğu hizmetler, yapmış olduğu faaliyetler dikkat çekmektedir. Kutadgu Bilig, Dede Korkut hikâyeleri ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Nutuk’unun çocuklara özel basımı, ülkü ocakları tarafından gerçekleştirilmiş ve şu an itibarıyla bu kitaplar gerek kitapçılardan gerekse internet yoluyla temin edilebilmektedir.

Sevgi, dürüstlük, alçak gönüllülük, cesaret, dayanışma, tokgözlülük, cömertlik gibi değerlerin yanında; tarih şuuru, vatan ve millet sevgisi, adalet ve bağımsızlık duygusunun en veciz şekilde ifade edilmiş olduğu bu eserlerin çocuklarımız tarafından okunmasında büyük bir önem vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Bu konuda ailelerimizin de bilinçli hareket etmesinde büyük yarar görmekteyiz. Bizler, şahsım da dâhil olmak üzere, evlatlarımızla birlikte geceleyin, onlar yatmadan önce, elimize ülkü ocakları tarafından basılmış olan Dede Korkut hikâyelerini, Kutadgu Bilig’in çocuklara özel olan versiyonunu alıp mutlaka oralardan bir hikâye okumak suretiyle çocuklarımızın gelişmesine, nesillerimizin bu şuurla yetişmesine katkı sağlamaya çalışmaktayız.

Ben buradan bütün milletimizin, ailelerimizin herkes tarafından kabul görecek bu değerlerin, bu yüksek değerlerin verilmesi noktasında bu yöne eğilmelerini ve ülkü ocaklarımızın vermiş olduğu bu hizmetten faydalanmalarını tavsiye ediyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kurtulan...

 

 

 

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekküreler Sayın Başkan.

Biz de başta EYT’lilerin büyük bir mağduriyet alanı teşkil ettiğini belirtmek isteriz. HDP olarak önümüzdeki dönemde tüm muhalefete çağrı yaparak, AKP’nin “Bu dosya kapanmıştır.” demesine müsaade etmeden birlikte hareket ederek bu alandaki hakkın teslimi için mücadelemizi buluşturalım demek istiyorum.

Ayrıca, dün burada bir araştırma önergesi vermiştik eş başkanlık sisteminin kadınlara yarar mı zarar mı getirdiği, ne anlam ifade ettiği üzerine. Ancak yine iktidar tarafından reddedildi.

Dün Plan ve Bütçe Komisyonunda kimi sunumları dinleme fırsatımız oldu. Bir kadın milletvekili, eş başkanlık sistemini büyük bir saldırıyla illegalize eden, terörize eden, kadınlara âdeta bir yarar getirmediğini savunan, elindeki kâğıdı okuyordu. Burada tekrar şunu söylemek isterim: Eş başkanlık sistemimizle birlikte Türkiye’de yerel yönetimlerde kadın belediye başkanlarının oranı, belediye meclis üyeliklerinin oranı ve il genel meclis üyeliklerinin artışına büyük katkı sunuldu. Yine, aynı zamanda, kadın sığınmaevlerinin açılmasında, belediyelerde kadına dair politikaları organize etme, düzenleme adına kadın daire başkanlıkları ve il ve ilçelerde de kadın politikaları müdürlükleri oluştu. Kadının ekonomik sorunlarına dair, eğitim ve sağlık problemlerine, kadının uğradığı şiddete dair mücadele birimleri oluşturuldu. 43 belediyemize kadın merkezleri açıldı. Aynı zamanda şu çok önemlidir: Türkiye genelinde kadın istihdamı yüzde 20’yken bizim belediyelerde yüzde 40 oranındadır. Yani istihdamda kadının eşit temsiliyetinde, eşit işe alımının sağlanmasında bu eşit temsiliyet üzerinde inşa olmuş eş başkanlık sisteminin büyük payı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FATMA  KURTULAN (Mersin) – Dolayısıyla ben burada tüm kadınlara, milletvekili kadınlara seslenmek isterim: Bu, bütün kadınlar adına, tüm hemcinslerimiz adına büyük bir kazanımdır. Buna lütfen sahip çıkın diye çağrı yapmak isterim.

AKP’ye de şunu söylemek istiyorum: Eğer kadına yönelik şiddete karşı toplu açıklamalar yapmayı, karşı çıkmayı düşünüyorlarsa bunu sürdürüyorlarsa eş başkanlığa saldırı kabul edilemez. Her alanda riyakârlık olmamalı. Her alanda kadına yönelik şiddete karşı sıkı bir mücadele gerektirir, öyle anlık siyasi çıkarlarımıza, menfaatlerimize alet edilmeyecek temel bir sorunumuzdur kadın sorunu.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünkü konuşmamda da söylemiştim, üniversitelerde bir şeyler oluyor Sayın Başkan. Bugünlerde yine, öğrenciler birbirlerine saldırıyorlar. Bunun o kesimi, bu kesimi olmaz, 12 Eylül öncesinde yaşadığımız bizim yüreğimizi acıtan olaylardır. Birbirimize sahip çıkmamız, geleceğimize sahip çıkmamız ve kardeşlik bağı içerisinde ülkeyi büyütmemiz gerekiyor. Üniversitedeki çocuklarımızı kaba kuvvetle sindirmemeliyiz, birbirlerine karşı kışkırtmamalıyız, ileriye bakan bir Türkiye gençliğinin önünü açmalıyız. Bu konuda hepimizin dikkatli olması gerekiyor.

Sayın Başkan, İş Bankası iştiraklerinden Erişim Çağrı Merkezinde TEZ-KOOP-İŞ sendikası 19/9/2019 tarihinde sendika çalışmaları sırasında yaşanan sorunları anlatmak için bir basın toplantısı yapmak istemiş ancak anayasal haklarını da hatırlattıkları hâlde valilik tarafından bu engellenmiştir. Sendikalarımızın, örgütlerimizin, sivil toplum örgütlerinin ve hatta bireylerin özgürlük hakkı olan kendilerini ifade etme özgürlüğünün önüne kimse geçmemelidir, bu hakkı kimse kendisinde bulmamalıdır. Bu konuda gerek valilerimizin gerek kaymakamlarımızın dikkatli olması, özgürlüklerin önünü açması gerekir. Bunu da buradan ifade etmek isterim.

Dün gazeteci Ahmet Takan arkadaşımıza yapılan bir saldırı olmuştur. Hangi görüşten olursa olsun, nereye mensup olursa olsun görüşlerini açıklayan, görevini yapan hiç kimse şiddetle karşılaşmamalıdır. Bu konuda da dikkatli olmalıyız. Kendisine geçmiş olsun diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; defalarca 2 tane soruyu gündeme getiriyoruz. Birincisi, gerçekten yerli ve millî olmak zorundayız. Kendimize ve ülkemizin çıkarlarına sahip çıkmak zorundayız. Biz üretmeliyiz, biz satmalıyız ve biz tüketirken de kendi değerlerimize ilk önce talep göstermeliyiz. Tank Palet Fabrikasını defalarca gündeme getiriyoruz. Kesinlikle, Tank Palet Fabrikasının sermayelerle ortak olmasının önünde bir engel olmasını konuşmuyoruz. Tank Palet Fabrikasının büyümesi gerekiyorsa yerli sermayeyle birlikte büyümelidir, güçlenmelidir, kendi tankımızı kendimiz üretmeliyiz. Ancak Tank Palet Fabrikasının -yüzde 50 ortağı olan- Katar ordusuyla bir ortaklığa girmesini doğru bulmuyoruz. Bunlar bizim askerî sırlarımızdır. Bizim askerimiz üretebilir, askerimiz savaşır, askerimiz gerekirse ürettiği tankın altına yatıp onu hazır hâle getirip tekrar cephede, onların geri hizmetinde durabilecek güce sahiptir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O yüzden, Tank Palet Fabrikasının yüzde 50 ortaklığını ve yönetim kurulunun yarısından fazlasının Katar ordusuna ait olmasını kabullenemiyoruz. Bu konuyu bir kere daha Türkiye'nin ve Meclisin dikkatine sunuyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün vefat eden 25’inci Genelkurmay Başkanımız Sayın Yaşar Büyükanıt’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Aynı şekilde, bugün ölüm yıl dönümü olan 21’inci Dönem Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Bedri İncetahtacı’yı rahmetle yâd ediyorum.

Bugün aynı zamanda, Mardin’in ve Mardinlilerin Onur Günü, bu vesileyle Onur Günlerini tebrik ediyorum.

Bayburt Maden köyünde yangında vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Malum, dün Dünya Çocuk Hakları Günü’ydü, bu vesileyle tekrar hatırlatmak isterim ki çocuklar insanlığın ortak umudu ve geleceğidir. Çocuklarımıza daha güzel bir gelecek oluşturmak için var gücümüzle çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz.

Malum, pazar günü 24 Kasım. Bu münasebetle Öğretmenler Günü’nü de tebrik etmek istiyorum. İnşallah, önümüzdeki hafta da bunu gündeme getiririz ancak pazar günü olması münasebetiyle Meclisimiz açık olmayacak. Şimdiden, bu kutsal görevi yerine getiren, mesuliyeti büyük olan ve önemli bir mesleği icra eden, geleceğimiz olan çocuklarımızı yetiştiren, eğiten, terbiye eden fedakâr öğretmenlerimize de buradan en kalbî şükranlarımızı sunmak suretiyle onların Öğretmenler Günü’nü tebrik ediyorum. Görevi başında şehit olan bütün öğretmenlerimizi rahmetle yâd ediyorum.

Bugün aynı zamanda, biliyorsunuz, Diş Hekimleri Günü. Diş Hekimleri Günü münasebetiyle yarın -22 Kasım- bunu hep beraber idrak edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 22 Kasım 2019’da kutlayacağımız bu günde, tevafuken hakikaten 22 Kasım 1909’da Türkiye’de İstanbul’da dişçilik eğitimi veren ilk yüksekokulun açılması da anlamlı. Bu münasebetle yüz on yıl önce bu temelleri atanları hayırla yâd ederken bu okullardan mezun olarak insanımızın sağlığına hizmet eden bütün diş hekimlerimize de tebessümlü bir hayatla kendilerine uzun, hayırlı ömürler Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Tank Palet Fabrikasıyla ilgili şu hususu vurgulamak isterim: Bu fabrikamız yerli ve millî bir vasıfta, mülkiyeti Türkiye’ye ait olmak üzere oradaki işletme hakkının BMC bünyesinde bir konsorsiyumla daha iyi işletilebilmesi ve daha modern cihazlarla yoluna devam edebilmesi hususunda bir işletme mantığı ortaya konmuştur. Dolayısıyla burada, bu fabrikanın yerlilik ve millîlik vasfına halel getirebilecek en ufak bir şeyi biz zaten kabul etmeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konunun da doğru bir çerçevede ele alınması hususunu tekrar hatırlatarak, bugün kaldığımız yerden devam edeceğimiz kanun çalışmaları münasebetiyle hayırlı çalışmalar diliyor, Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu...

 

 

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Mehmet Cahit Turan’a iletilmek üzere... 5 Mart 2019’da sözleşmesi imzalanan, 7 milyon 300 bin TL’ye ihale edilen, 9 Nisan 2019’da yapımına başlanan ve şu anda da bitmiş olan, henüz geçici kabulü yapılmamış olan Hekimhan-Kuluncak yolu üzerindeki iki ilçeyi birbirine bağlayan ve çok sayıda köy yolunun geçtiği güzergâhtaki demir yolu hemzemin geçidi üzerine inşa edilen kara yolu köprüsü, her iki girişi, şekli ve genişliğiyle –bu hâliyle- Malatya’ya, Hekimhan’a ve Kuluncak’a yakışmayacak durumdadır. Bu köprünün her iki geçişinin de tekrar düzenlenmesi gerekmektedir. Şöyle ki: Maden taşıyan yük kamyonlarına dahi yan yol verilmediği için, yük taşıyan kamyonlar Hekimhan ilçesine girip tekrar bu köprüye gelmektedir.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi...

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Akbaşoğlu’nun Tank Palet Fabrikasına ilişkin olarak yapmış olduğu açıklamaya bir ilave yapmak isterim. Tank Palet Fabrikası çok gündemde olan bir konu, çok tartışıldı ancak şu söyleyeceğim husus sanki biraz gölgede kaldı gibi: Tank Palet Fabrikasının işletme hakkının Katar ordusu ile bir yerli firma ortaklığına devredilmesine ilişkin işlem 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu’nun 2/i maddesine dayandırılmaktadır. Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı kararı okunduğunda dayanak olarak 4046 sayılı Kanun’un 2/i maddesinin gösterildiği görülecektir. 2/i maddesi, bir işletmenin özelleştirilmesini değil, tam tersine, o işletmenin özelleştirme kapsamı dışına çıkarılmasını düzenlemektedir. 4046 sayılı Kanun’un 2/i maddesine göre, Özelleştirme İdaresine çeşitli kurumlarca özelleştirilmek üzere devredilmiş olan varlıklar, taşınmazlar, fabrikalar eğer millî güvenlik ve kamu yararı gerektiriyorsa özelleştirme kapsamı dışına çıkarılarak bir kamu kurumuna devredilebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Burada da söz konusu Tank Palet Fabrikası bir kamu kurumu olan ASFAT AŞ’ye anılan 2/i maddesine dayanılarak devredilmiştir. Artık bu andan itibaren ASFAT AŞ’nin bunu herhangi bir şekilde bir özel kuruluşa ya da Katar ordusu ile bir Türk firmasının kurmuş olduğu ortaklığa devretmesi mümkün değildir. Bu, açıkça yasaya aykırı bir işlemdir. Bedelsiz devredilmesi, 50 milyon dolarlık yatırım şartının konulması, bunlar ayrı bir konu ama yapılan işlem Özelleştirme Kanunu’nun bizatihi 2/i maddesine çok açık bir şekilde aykırıdır. Ayrıca “Bu, özelleştirme değildir, işletme hakkının devridir.” açıklaması da kanuna uygun bir açıklama değil, kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir. 4046 sayılı Kanun’a bakıldığında, özelleştirme yöntemleri arasında işletme hakkının devri de sayılmaktadır. Bu, açıkça bir özelleştirmedir ve kamunun bu varlığı bedelsiz bir şekilde yirmi beş yıl süreyle Katar ordusu ve ortağı Türk firmasına devredilmiştir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, öncelikli olarak, tabii, burada söylem ve ifadelere dikkat etmek gerekiyor. Daha önce Katar ordusuna, Katar’a satıldığıyla ilgili muhalefetin yaklaşımı vardı. Bir kere, satılma diye bir durum söz konusu değil, külliyen  yanlış bir ifade. Satılma durumu söz konusu değil. Oradan çıktı ve köpürtüldü, köpürtüldü. Şimdi gelinen nokta ise farklı bir nokta. Şunu tekraren ifade ediyorum: Malum, bir yerli firma var, BMC, kamuoyundan da biliniyor. Bir ortaklığı var Katar ortaklığıyla, bir ihaleye girmiş ve ihalede ALTAY tanklarının yapılmasıyla ilgili ihaleyi almış. Yaklaşık -yanlış hatırlamıyorsam- 3,5 milyar dolarlık bir ihale. Yerli ve millî bir üretimi seri hâlde yaparak ordumuzun tank ihtiyacını gidermeye yönelik çok önemli bir proje. Dolayısıyla, bu çerçevede her şey birbirine karıştırılıyor. Mülkiyet Türkiye Cumhuriyeti devletinde ve bu konsorsiyumun almış olduğu, yani BMC ve Katar’ın beraberce almış olduğu ihale münasebetiyle, hiçbir işçi çıkartılmadan, bütün sevk ve idare Türkiye’de olmak kaydıyla ve burada, Türkiye, kendi hedeflerine daha hızlı bir şekilde ulaşabilmek adına, millî politikalar çerçevesinde, Savunma Bakanlığımızın da görüşleri ve hep beraber hareket edilmesi kaydıyla böyle bir işletme hakkının devri söz konusu, bir özelleştirme değil bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bir özelleştirme değil ama bu, ilgili yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, tamamen hukuka uygun bir şekilde, millî çıkarlarımıza uygun bir şekilde Türkiye’nin kendi enstrümanlarını ortaya koymasıdır. Hukuken bir halel söz konusu oldu iddiasında bulunanların bunu yargıya taşımaları da zaten gayet doğaldır ve her türlü yargı denetimine açıktır, siyasi denetim de zaten kamuoyunda ve Mecliste gündeme gelmektedir. AK PARTİ olarak sözcümüz, Sayın Cumhurbaşkanımız, Genel Başkan Yardımcılarımız, Grup Başkan Vekillerimiz, milletvekillerimiz bunu defaatle ortaya koymasına rağmen, herkes hani “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.” şeklinde, gerçeklikten kopuk bir şekilde, bağlamından kopararak kendi aklında olanı gerçekmiş gibi ortaya koyan CHP sözcülerinin söylediği ile gerçek apayrı.

Bunun tekrar kayıtlara geçmesini dilediğim için söz aldım. Teşekkür ediyorum. Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Çebi, buyurun.

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Akbaşoğlu’na bir konuda teşekkür ederim. Sükût ikrardan gelir. Ben bu işlemin 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu’nun 2/i maddesine çok açık bir şekilde aykırı olduğunu söyledim. Bu konuda susmak suretiyle bu iddiamın doğruluğunu kabul etti. Esasen yapacağı başka bir şey de yok.

Evet “Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.” Bu cümle aslında kendilerine uygun. Şöyle bir atasözü de vardır: “Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders, nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.” (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, bakınız, bu bir özelleştirme işlemi değildir diyoruz. Sayın Akbaşoğlu, rica ediyorum, 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu’nu açın, bakın –vakit olsa şimdi açıp size göstereceğim- özelleştirme yöntemlerini orada sayar. Bu, varlık devri, varlık satışı olabilir, işletme hakkı devri olabilir, kira olabilir,  çeşitli yöntemler olabilir. TELEKOM özelleştirilmedi mi arkadaşlar? TELEKOM özelleştirmesi yirmi beş yıl süreyle işletme hakkının devri suretiyle yapıldı ve karşılığında 5,5 milyar dolar alındı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Çebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Burada Tank Palet Fabrikasında tek kuruş alınmamıştır, sadece 50 milyon dolarlık bir yatırım şartı öngörülmüştür.

Ben şimdi sormak istiyorum: “Suriyelilere 40 milyar dolar harcadık.” diyen bir iktidar var, bununla övünüyor. Yardım edelim tabii Suriyelilere, Suriyeliler Türkiye’ye sığınmışlar, yardım edelim. Oraya 40 milyon dolar harcayan bir iktidar Tank Palet Fabrikasına 50 milyon dolar bulamıyor mu? Niyet özelleştirme değil efendim. Öyle olsa 4046 sayılı Kanun’un özelleştirmeyi yasaklayan, tam tersine “Millî güvenlik ve kamu yararının gerektirdiği hallerde bu o varlıklar özelleştirme kapsamı dışına çıkarılır.” diyen maddesine dayanılarak ASFAT AŞ’ye devredilip sonra da oradan Katar ordusuna bu devredilmezdi.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Maalesef, Sayın Hamzaçebi biraz evvel benim konuşmamı aleni bir şekilde çarpıttı. Zira, ben sükût etmedim bir kere cevabı verdim. “1) Bu, özelleştirme değil. 2) Kanuna uygun. 3) Kanuna aykırılık iddiası varsa bunu yargıya da taşıyabilirsiniz.” diye biraz evvel… Tutanaklarda rahat bir şekilde görülebilir. Bu, çarpıtmadır, sükût edilmiş değildir ve yargıyla ilgili de kanaatler ortaya konulmuştur.

Burada bir konsorsiyum var -Katar-Türk ortaklığıyla ilgili- yerli ve millî ALTAY tanklarının seri üretimiyle ilgili ihaleyi bu konsorsiyum almış ve bu Tank Palet Fabrikasında, Sakarya’da bu üretilecek ve ondan sonra ordumuza teslim edilecek. Allah’ın izniyle, teröristlerin başını bu tanklarla hep beraber ezeceğiz. Bundan kimsenin rahatsız olmaması lazım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Akif Bey, gündemimize…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki efendim, son cümlelerimi söyleyeceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, konuyu başka bir tarafa taşımaya gerek yok. Bu tanklarla düşmanın başını ezeceğiz, terörün başını ezeceğiz; elbette ki terör konusunda görüşümüz hiç farklı değildir. Konu o değil Sayın Akbaşoğlu. Açıkça Özelleştirme Kanunu’na aykırıdır, işletme hakkının devri bir özelleştirme yöntemidir. Bunu daha sonra okuduğunuzda mahcup olacaksınız.

“Yargıya götürün.” iddiası öyle, gelişigüzel, kamuoyuna yönelik bir mesajdır. İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre idarenin işlemlerinden hakkı muhtel olanlar, haleldar olanlar dava açabilir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre Cumhuriyet Halk Partisinin dava açma ehliyeti yok, hukuken mümkün değil yoksa elbette açılırdı.

Teşekkür ederim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, son olarak ben de…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

 

 

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sonuç itibarıyla eğer burada bir usulsüzlük varsa, orada çalışanından bütün yöneticilerine kadar herkesin de içinde bulunduğu, sendikalar kanalıyla ve diğer tüzel kişiliği haiz veya gerçek kişiler marifetiyle bunun yargıya taşınması söz konusu olabilir rahatlıkla. Dolayısıyla böyle bir iddia varsa, ihaleye girip kazanamayanlar, usulüne uygun yapılmadığını iddia edenler, haklarının muhtel olduğunu iddia eden herkes, gerçek veya tüzel kişiler bu konuda dava açma ehliyetine sahiptir. Bu konuda kendilerini teşvik de edebilirsiniz. Bu konuda bizim gocunacağımız herhangi bir husus da söz konusu değildir. Bunun bilinmesini istiyorum.

Bakınız, bu konuda, gerçekten, millî stratejik bir konuyla ilgili husus defaatle anlatıldığı hâlde bunu temcit pilavı gibi, bağlamından kopararak gündeme taşımak aslında milleti yoruyor, devleti yoruyor çünkü bir karşılığı olan, doğru, reel bir şey söylenmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hukuka, mevzuata uygun işlemler yapılmıştır. Bakın, hukuka…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – 50 milyona özelleştirme olmaz, yağma olur ancak.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Siz evveliyatını bilmiyorsunuz, evveliyatını da söylüyorum: Altay tankının hem modernizasyonu hem de üretimiyle ilgili bir husus var, temeli buradan başlıyor. Türk firması ile Katar firması beraberce bir ortaklık teşkil etmiş ve herkese açık bu ihaleye usulü dairesinde girmişler ve 3,5 milyar dolarlık ihaleyi bu Türkiye-Katar ortaklığı özel teşebbüsü almış. Seri üretimin yapılacağı yerle ilgili de Türkiye millî stratejisine uygun bir şekilde, millî çıkarlarına uygun bir şekilde seri üretimi hızlı bir şekilde gerçekleştirip Türk ordusuna teslim edebilmek babında kanunların vermiş olduğu imkânlar çerçevesinde bir usulle bunu gerçekleştirmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Her şey hukuka uygundur, millî çıkarlarımıza uygundur. Bunun böyle bilinmesi zarureti söz konusu olduğu için üzerinde durma hassasiyetini gösterdim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, bir şey söylemek istiyorum. Bana göre, tekrar tekrar bu konuyla ilgili düşüncelerinizi ifade ederken baştan söylediğinizin etrafında değişik kelimelerle dönüp dolaşıyoruz, bana göre. Çok laf başkasına söylenir.

Buyurun Sayın  Hamzaçebi.

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Akbaşoğlu yoğunluktan olsa gerek, 4046 sayılı Kanun’un özelleştirmeyle ilgili 18’inci maddesine bakma imkânı bulamadı. Madde 18; özelleştirme yöntemleri, değer tespiti, ihale yöntemleri… “A) Özelleştirme yöntemleri” alt alta saymış: “Satış, kiralama, işletme hakkının verilmesi, mülkiyetin gayrı ayni haklarının tesisi, gelir ortaklığı modeli” ve devam ediyor. İşletme hakkının devri bir özelleştirme yöntemidir. Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz söylediklerimizi tekrar etmemek için tekrar söz almıyoruz. Aynı şekilde ifade ettik, yapılan bütün işlemler mevzuata uygundur, bunun bilinmesini istiyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Hayhay.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/11/2019 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasına saygılarımla arz ederim.

                                                                               Lütfü Türkkan

                                                                                   Kocaeli

                                                                      Grup Başkan Vekili

Öneri:

Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ve 20 milletvekili tarafından hibrit ve ithal tohumların insan sağlığı üzerindeki etkilerinin araştırılması ve ata tohumuna dönülmesi için yapılacak çalışmaların belirlenmesi amacıyla 15/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 21/11/2019 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN  YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ithal tohumların insan sağlığına olumsuz etkileri hususunda grubumuzun vermiş olduğu araştırma önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde yıllardır geleneksel tohumumuz olan ata tohumlarıyla üretim yapılamıyor. Zaman içerisinde uygulanan yanlış tarım politikaları sonucunda ne yazık ki yerel tohumların kullanımı terk edilmiştir, yerine hibrit tohumu kullanılması zorunluluğu getirilmiştir. Yurt dışından ithal edilen hibrit tohumlar, ilaç ve gübrelerle tarımsal üretim yapılmaya başlanmıştır. Ticari bir tohum olan hibrit 2 veya daha fazla cinsin laboratuvar ortamında saflaştırılmasıyla türler arasında çaprazlama, melezleme yöntemiyle elde edilen bir tohumdur. Ekildiğinde geleneksel tohuma göre daha yüksek verim gücüne sahiptir. Tarım ilaçları ve kimyasal koruma yöntemleriyle raf ömrü daha da uzundur ancak bir sonraki yıl bu hibrit tohumların ekimi yapılamıyor, bu nedenle de yüksek maliyetlidir.

Bilindiği gibi, hibrit tohum pazarı uluslararası sermayenin kontrolü altındadır. Bu firmalar hibrit tohumunu ülkemizde üretip kendi ülkelerine gönderiyorlar. Ardından, yine bizim ülkemize ithalatını yapıyorlar. Hibrit tohumunun yanında ilaç ve gübre gibi tarımsal girdi ürünlerini de zorunlu olarak almak zorunda bırakıyorlar. Aldığımız bu tohumlara maliyet bedeli ödüyoruz. Böylelikle ülkemiz daha çok dışa bağımlı hâle geliyor, millî sermayemiz yabancı firmalara akıyor. Ayrıca, sadece tohum ithal edip millî sermayemizi dışa aktarmakla kalmıyoruz, hastalıkları da ithal etmiş oluyoruz. Ayçiçek bitkisinde “orobanş hastalığı” adı verilen parazit ot tespit edilmiştir. Bu hastalık patlıcan, domates, fasulye gibi ürünlerimize de geçmiştir. Yine, yurt dışı kaynaklı filoksera hastalığı yerli bitki çeşitlerimizi yok etmektedir. Bu nedenle yerli bitki çeşitlerimiz de giderek azalmaktadır. Görüldüğü gibi, ülkemize tohumlarla birlikte çeşitli hastalıkları da ithal etmiş oluyoruz. Kim bilir, adını bilmediğimiz başka hangi tür hastalıkların bitkilerimize bulaşma riski var.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz şu anda dahi kendi kendine yetecek tohumlar üretmekte, hatta ihracatını da yapabilmektedir. Neden kendi yerel tohumlarımızı üretmeyelim? Ülkemizin her karış toprağında iklim özelliklerine göre yetiştireceğimiz yerli tohumlarımız hâlâ mevcuttur. Geleneksel ata tohumu kendi kendini üretebilir. Ata tohumunun kalite şartları artırabilir. Bu tohumların tescil ve ıslah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu tohumların hibrit tohumdan ata tohumuna evrilmesi gerekmektedir. Yani yerel gen kaynaklarımızı kullanarak toprağımızı, bitkilerimizi ve insan sağlığını korumak doğru atılacak adımlarla mümkündür.

Değerli milletvekilleri, yerel ata tohumları bir ülkenin hazinesidir. Bununla birlikte, Türkiye coğrafyası -çok şükür- 3 bini endemik olmak üzere toplam 13 bin bitki çeşidi ve zenginliğine sahiptir. Biyoçeşitliliği korumak, geliştirmek ve kayıt altına almak öncelikle kamunun sorumluluğunda olmalıdır. Ülkemizde katma değer üretilmediği müddetçe ilerlememiz söz konusu değil. Bu konuda tohum ıslah firmaları desteklenmelidir. Bilgi ve maliyet çerçevesinde, belli zaman diliminde, ata tohumları yeniden ülkemiz topraklarına kazandırılmalıdır. Önceliğimiz sağlıklı topraklara, sağlıklı insanlara ve canlılara ulaşmaktır. Türkiye’ye ithal tohumların gelişi zorlaştırılarak Türk tarımı, Türk çiftçisi ve ata tohumuna ıslah çalışmaları yapan firmalar desteklenmelidir. Sadece insan değil, doğadaki toprak ve bütün canlılar yiyip içtikleri, beslendikleri gıdalarla şekil alırlar çünkü sürdürülebilirlik bu şekilde sağlanır. Sağlıklı topraklar sağlıklı insanları, sağlıklı insanlar da sağlıklı nesilleri beraberinde getirir. Amaç, insanların sadece karın doyurmalarından ziyade, üretilen gıdanın besin değerinin artırılmasıdır. Besinlerdeki gıda çeşitleri nitelikli ve sağlıklıysa insanlar kendi yaratılışlarına uygun, sağlıklı, sıhhatli olurlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bir dakika daha alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, sağlık ve gelecek nesiller Hükûmet ve bürokratların insafına terk edilemeyecek kadar önemlidir. Bu yüzden, düzgün işleyen devlet politikası olması gerekir. Tarım ekonomisti Doktor Necdet Oral yapmış olduğu tespitinde şu sözlere yer veriyor: “Çiftçi, AK PARTİ iktidarı döneminde 3 milyon hektarlık alanda üretimden vazgeçti. Bakan tarımı düşünüyorsa girdilere baksın.” Devamında diyor ki: “2000’li yılların başından bu yana uygulanan IMF, Dünya Bankası patentli tarım politikaları nedeniyle ürettiğinden para kazanamayan, emeğinin karşılığını alamayan çiftçi 3 milyon hektar araziyi ekmekten vazgeçti.”

Değerli milletvekilleri, ülkemizde günümüzde kullanılan hibrit ve ithal tohumların ve bu tohumlarla birlikte kullanılması zorunlu olan tarım ilacı ve kimyasal gübre gibi girdilerin toprağa, suya, yerel bitkilerimize, insana verdiği zararların araştırılması için İYİ PARTİ Grubumuz adına verdiğimiz önergeye desteklerini bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubuna adına İzmir Milletvekili Sayın Murat Çepni.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halklarımız, evet, hibrit topum farklı türlerin melezleştirilmesiyle elde edilen tohum yani tek kullanımlık ve her yıl üreticinin satın almak zorunda olduğu, daha çok tohumu satan firmalara ve ülkelere katkı sağlayan bir tohum. Dolayısıyla, hibrit tohum meselesini tartışırken aynı zamanda ülkenin tarımının, çiftçisinin kalkınması, geliştirilmesi meselesini de konuşmuş oluyoruz.

Dünyada tarımın yüzde 75’i hâlâ küçük çiftçi tarafından üretiliyor yani dünyayı küçük üreticiler doyuruyor. Hibrit topum ise endüstriyel tarımın geliştirilmesi yoluyla küçük üreticilerin yok edilmesi, tarımın yok edilmesi anlamına geliyor.

1925’te yurdun değişik yörelerinde tohum ıslah ve üretme istasyonları kuruldu. Buralarda daha çok seleksiyon yoluyla tahıllara ait tohumlar geliştirdi. 1953’te deneme niteliğinde, Tarım Bakanlığı adına tahıl tohumluklarının kontrol ve sertifikasyonu başladı. 1963’te tohumlukların tescil, kontrol ve sertifikasyonu hakkında bir yasa çıkartılarak tohumluk üretimi, tohumluk dış satımı ve dış alımı bu yasaya göre düzenlendi. 1980’lerde ise tüm dünyada neoliberal politikaların gemi azıya almasıyla birlikte tohum alanı da, tohum sektörü de özel sektörlere peşkeş çekilmeye başlandı ve piyasa özel şirketlere teslim edildi, çok uluslu şirketlere teslim edildi. Dünya Bankası eliyle gerçekleştirildi bu süreç. 1985’te çıkarılan Tohumluk Teşvik Kararnamesi’yle özel tohum kuruluşları beslendi.

Dünyada 420 tohum firması var, bunlar hibrit tohum üretiyor, Türkiye'de ise 791 tohum şirketi var, bunların 739’u yerli fakat mesele şu: Pazar payının yüzde 90’ı yabancı tohum şirketlerine ait.

Hibrit için en önemli meselelerden biri şu: Gübre kullanmak gerekiyor, bu gübre kullanıldığında böcekler, işte, yani yapraklar altında yuvalanan böcekler açığa çıkıyor. Bu böceklerin öldürülmesi için ilaçlar üretiliyor. Bu ilaçlar üretilirken insanlar zarar görüyor. Ve bu denklem şöyle sürüyor: İnsanları hasta eden ilaçlarla yani beşeri ilaçlarla bu tohumlarda kullanılan ilaçları aynı şirketler üretiyor. Yani bu döngüyü yürüten temel sektör ilaç sektörü ve dolayısıyla biz aslında hibrit tohumuyla birlikte bu sektöre, bu döngüye doğrudan dâhil olmuş oluyoruz. Aynı zamanda bu hibrit üretimi aşırı su tüketimini de gerektiriyor. Dolayısıyla suların da yok edilmesine bir katkı sağlamış oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Tohum üreten 7 uluslararası şirket toplamda bu üretimlerini gerçekleştiriyor. İşte, nasıl ilaç mümessilleri varsa bu alanda da yine tarım ilaçları açısından da yine ilaç mümessilleri devrede. Bu konuda bizim önerilerimiz şunlardır: Çiftçilerin kendi tohumlarını üretmesinin ve satmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Tohumlar kayıt altına alınmalı ancak bu, kamu tarafından yapılmalıdır, özel şirketler tarafından değil. Yerel tohum üretimi desteklenmelidir. Hibrit tohumlar yasaklanmalı, üretiminden vazgeçilmelidir. Tarım ve tohum yerli ve yabancı şirketlere teslim edilmemeli, küçük çiftçi ve ekolojik denge korunmalıdır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili Sayın İlhami Özcan Aygun’e aittir.

Buyurun Sayın Aygun.

CHP GRUBU ADINA İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mesleğim tohum, tohumculuk yapıyorum ve bugün de İYİ PARTİ’nin tohumla ilgili önergesi üzerine söz almış bulunuyorum partim adına.

Öncelikle, iki konuyu açıklamak istiyorum: Hibrit ve GDO. Bu iki kavram karıştırılıyor. Hibrit tohumu -sevgili vekil arkadaşımın belirttiği gibi- aynı türe ait bitkinin genetik bakımından kendisiyle yakın akraba olmayan başka bir bitkiyle tozlanmasıyla yani melezlenmesiyle elde edilmekte. Yani yeryüzü oluştuğundan beri aslında melezleme devam ediyor ama burada asıl korkulması gereken GDO. “GDO ne?” derseniz, genetiği değiştirilmiş organizmalar. Burada ne yapılıyor? Bir canlıdan alınan gen laboratuvar ortamlarında o genotipe aktarılıyor. İşte sıkıntı burada başlıyor yani böcekten veya başka organizmadan almış olduğunuz o geni bitki üzerine aktarıyorsunuz ve sonuçta asıl sorun burada başlıyor. Geldiğimiz noktada, ülkemizde çıkan tebliğiyle “GDO’lu tohum üretimi yok.” diyoruz ama asıl sorun ürün girişi.

Yine, bakınız, 2017 yılının 20 Martında Adana’da bir fırında GDO katkı maddesi kullanılarak yapılan ekmek ortaya çıkıyor. Orada yapılan, soyadan gelen… Çünkü soya, mısır, pamuk, kanola; bu 4 bitki şu anda GDO’lu üretimde almış başını gidiyor. Burada korkulması gereken daha çok GDO’lu üretim ve kontrolsüzlük. Yani elini kolunu sallayarak ülkemize GDO’lu ürünlerin girdiğini görüyoruz.

Yine, bakınız, hibrit tohumlara geldiğimizde, diyoruz ki: “Sertifikalı tohum konusunda ülkemiz üretimde 1 milyon 50 binlere geldi.” Geldi de acaba bunun ne kadarı yerli tohumlardan üretilmekte? Baktığımız takdirde, Sayın Bakan diyor ki: “Yüzde 96’sı yerli tohum.” Şimdi ben buradan soruyorum: Limagrain Tohum Firmasının LG5550, Pioneer’ın A çeşidi, B çeşidi veya Syngenta’nın çeşitleri ne zamandan beri yerli olmuş, merak ediyorum.

Yine, mısır diyoruz, bunun da yüzde 97’si yabancı firmalarla boğuşmakta, bunlara biz ondan sonra çıkıyoruz, yerli, millî diyoruz. Demin işte bütçe konuşmasında Sayın Bakan dedi ki: “Şeker pancarından elde edilen şekerin hepsi yerli.” Acaba tohum ne? Biz neredeyiz? Yıllardan beri olduğumuz yerde duruyoruz, sayıyoruz. Şeker pancarı tohumunu Belçika’dan al, Almanya’dan al, ondan sonra gel “Benim ürettiğim şeker yerli.” de. Olmaz arkadaşlar.

Yine, ithalata bakın. Diyor ki Sayın Bakan: “Tohum ihracatı yapıyoruz 186 ülkeye.” Acaba neyi yapıyorsunuz bilginiz var mı? Evet, yabancı 3-4 tane global firmanın -Syngenta, Pioneer, Limagrain’in- ülkemizde bizi hamal olarak kullanmış olduğu mısırı, ayçiçeğini pazarlıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – 156 milyon dolarlık ihracatımız var, bunun 100 milyon doları mısır, ayçiçeği arkadaşlar. Kim bunlar? Fransız ve yabancı firmalar. Hani biz yerliydik? Şimdi, bizim yapmamız gereken… 2011’de bir tebliğ vardı. Sayın Bakan Eroğlu burada olsaydı hatırlardı, o zaman çok uğraşmıştı patates sertifikasyonuyla ilgili. Dedik ki: “Yurt dışından tohumlar artık gelip ülkede çoğaltılacak, ondan sonra çiftçiye verilecek.” Ve geçtiğimiz günlerde Sayın Varank diyor ki: “İlk patates sağlık sertifikasyon kuruluşunu kuracağız.”

Sayın Bakan -eğer geriye giderse- ben 2011’de Tohum Sanayicileri Başkanıyken onu kurmak için mücadele ettiğimde neredeydiniz diye soruyorum sizlere. Çok geç kaldık. Şimdi, eğer o zaman gözümüzü açsaydık Niğde, Nevşehir şu anda olmazdı.

Yine, bakınız sebze tohumu… Aynı yıl tebliğde dedik ki: “Bana Almanya, Fransa, Amerika ne uyguluyorsa ben de ithalatta aynı sistemi uygulayacağım, OECD sertifikası isteyeceğim.” O yıl o sistemde sebze tohumlarının yüzde 80’i gümrükte kaldı arkadaşlar. Onun için bizim yapmamız gereken, sertifikasyon kuruluşlarımızı, araştırma enstitülerimizi bir an evvel ayağa kaldırmamız gerekiyor.

“Yerli çeşit” diyorsunuz, yerli çeşidiniz kalmamış, hepsi yabancı çeşitler.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Hüseyin Şanverdi.

Buyurun Sayın Şanverdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ŞANVERDİ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ’nin grup önerisi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ata tohumları bu topraklardaki mührümüzdür, genlerimizdir ve markamızdır. Ata tohumları bu topraklardaki geçmişimizdir, geleceğimizdir. Ülkemizde ata tohumundan vazgeçildiği iddiası tamamen asılsızdır; bilakis, Hükûmetimiz tarafından ata tohumunun geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için Anadolu’da Mirasımız Ata Tohumu Projesi başlatılmıştır. Bu proje kapsamında vatandaşlarımız tarafından bağışlanan binin üzerinde tohumun genetik ve kimyasal tanımlamaları yapılarak bu tohumlar çoğaltılmaktadır. Bakanlığımız bu tohumları gen bankamızda muhafaza edip çoğaltıyor, fide hâline getirip tekrar toprakla buluşturuyor. Bu kapsamda, 2020 yılında ata tohumunu çoğaltmak isteyen tüm vatandaşlara ata tohumunun ücretsiz olarak verilmesi planlanmaktadır. Yapılan tüm çalışmalar ve yürütülen projeler ata tohumundan vazgeçilmediğini; bilakis, ata tohumuna ne kadar önem verildiğini ortaya koymaktadır.

Tarım ve Orman Bakanlığı ata tohumunun geliştirilmesi, yerel çeşitlerin kayıt altına alınması, üretilmesi ve pazarlanmasına dair Eylül 2019’da bir yönetmelik yayımlamıştır. Geçmişte kişi adına tescil edilen yerel çeşitler artık devlet adına tescil edilecektir. Halktan alınan tohumlar gen bankasında saklanırken artık çeşidin korunması, çoğaltma işlemleri yapılması için Bakanlığımızın ilgili kuruluşlarına verilerek sahada verim ve kalite analizleri yapılabilecektir. Ata tohumu bir yandan geliştirilip yaygınlaştırılırken, diğer yandan nüfus artışı nedeniyle her geçen gün daha fazla insanın gıda ihtiyacını karşılamak zorunda olduğumuz bir gerçektir. Bu nedenle, birim alandan daha fazla verim alınan, hastalık ve zararlılara dayanıklı, raf ömrü yüksek, uzak pazarlara ulaştırılmaya dayanıklı ürün veren çeşitlerle üretim yapılması gerekmektedir.

Hibrit yani melez tohumlar, aslında doğada var olan ve dünya kurulduğundan bu yana üretilen tohumlar olup insan eliyle teknoloji kullanılarak arzu edilen amaçlara göre ıslah edilmiş tohumlardır. Hibrit çeşitlerinin kullanımının yaygınlaştırılması sayesinde elde edilen özellikle belirli hastalıklara mukavim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Devamla) - …soğuğa veya sıcağa dirençli, erkenci ve geçici yağ oranı yüksek hibritler sayesinde tohum sektörü, özellikle dünyada nüfusun çok hızlı arttığı 20’nci yüzyılda insanların bol ve ucuz gıdaya kavuşmalarını sağlamıştır. Dolayısıyla hibrit tohumlar biyolojik olarak kısır tohum değildir, insan sağlığına zarar verdiğine dair herhangi bir bilimsel veriye ulaşılmamıştır.

Bu nedenle, İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu grup önerisine aleyhte oy kullanacağımızı belirterek yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biz çoğunluktayız Başkan.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Biz çoğunluktayız Başkan, bir daha oylayalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, bir daha oylayalım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kâtip üyeler arasında uyumsuzluk var, elektronik cihazla oylama yapacağım.

Oylama için üç dakikalık süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Kabul 33, ret 57; kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı yok, o zaman ara verelim Başkanım. Sayın Başkanım, resen hukuka aykırı bu karar. Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – İsteyen olmadı karar yeter sayısı. Kim istedi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama resen sizin şu anda gözetmeniz gerekiyor çünkü yok. Bakın, istemedik ama “kabul” de yeteri kadar yok, “ret” de yeteri kadar yok, onun için…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istenmedi Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, doğru, istenmedi ama…

BAŞKAN – Sonucu belirttik.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, sonucunuz İç Tüzük’e aykırı.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

                                                                               21/11/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 21/11/2019 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                       İstanbul

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

19 Kasım 2019 tarihinde İzmir Milletvekili Sayın Serpil Kemalbay Pekgözegü ve arkadaşları tarafından, Türkiye'de kadınların iş gücüne ve istihdama katılımının önündeki tüm engellerin kaldırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan (4206 sıra numaralı) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 21/11/2019 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Serpil Kemalbay Pekgözegü. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Halklarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü haftasındayız ve ekonomik şiddetin kadına yönelen en ciddi şiddet biçimlerinden bir tanesi olduğunu biliyoruz. AKP, kadını sadece aileyle tanımlıyor ve çocuk doğurmakla görevlendiriyor. Kadın bedeni üstünde tahakküm sağlayan, kadın düşmanı politikalar uyguluyor. Bu da kadınların güvencesiz çalışmalarını, şiddet görmelerini, öldürülmelerini kolaylaştırıyor. Dolayısıyla bu politikaların karşısında yer almak gerekiyor.

Bütçeyi tartışıyoruz bu hafta yine ve bütçe tamamen tozpembe bir şekilde gösteriliyor, oysa kadının bütçede adı yok. Sevgili Duygu Asena’ya buradan selam olsun, “Kadının Adı Yok” demişti. Kadının bütçede adı yok ve kadının çalışma yaşamında adı yok.

Bakın, elimde Uluslararası Çalışma Örgütünün 2017’de yaptığı OECD Ülkeleri Kadın İstihdamı grafiği var, şurada sizlere göstermek istiyorum: Bu kadın istihdamı grafiğinde sondan 1’inci ülkenin ismi Türkiye ve şöyle aşağı doğru indiğimizde kadın istihdamını neredeyse yüzde 90’lara kadar sağlayan ülkeler sıralanmış. Bunlar da hani şu “batan ülkeler” var ya, İskandinav ülkeleri, bunlar da o İskandinav ülkeleri oluyor değerli arkadaşlar.

Kadınların iş yaşamındaki, çalışma yaşamındaki yokluğuna bir başka örnek de vermek istiyorum. Yine, Dünya Ekonomik Forumu 2017 Küresel Cinsiyet Eşitliği Uçurumu grafiği var burada: Bakın, burada 144 tane ülke var ve bu 144 ülke içerisinde Türkiye, cinsiyet eşitliği açısından 131’inci sırada, ekonomik alanda 128’inci sırada, okuma yazma oranında 94’üncü sırada, sağlık alanında nispeten biraz daha ortalarda, 59’uncu sırada ve siyasi arenadaki cinsiyet eşitsizliği alanında da 118’inci sırada. Biliyoruz ki kadınların siyasete katılımının önündeki bütün engeller, kararların da kadınların aleyhine çıkmasını sağlıyor. O yüzden, kadınların siyasete katılımının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de kadınlar siyasete katılamıyor. Bu konuda endeksleri yükselten partimizdir. Partimizin özellikle yerel yönetimlerdeki eş başkanlık sistemine yapılan saldırı da yine, kadınların yerel demokrasi açısından siyasetten tasfiyesi anlamına geliyor ve yine, kadınların orada da mağdur edilmesi anlamına geliyor.

Değerli arkadaşlar, Diyanetin hazırladığı bir kamu spotu vardı biliyorsunuz, o kamu spotunda eşine çay ve kek taşıyan bir kadın vardı. İşte, bu görüntüye, bu hayat felsefesine biz kökünden, esasından karşı çıkıyoruz. Kadınların rol modeli bu değildir. Kadınlar çalışma yaşamında eşit bir şekilde var olmak istiyorlar. “Üreten kadına, verimli olmaya çalışan kadına, bilinçli kadına bu yapılanlar zulümdür.” diye kadınlar kendi ağızlarıyla söylüyorlar. Kadınların yüzde 60’ı çocuğuna bakacak birisini bulamadıkları için ya da kreşe gönderemedikleri için istihdama yönelemiyorlar. Üniversiteli kadın işsizliği ayrıca had safhadadır.

EROL KAVUNCU (Çorum) – Eşine bir bardak çayı çok görüyorsun ama kendi evinde en ağır işleri yaptırıyorsun.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yine, TÜİK’in verilerine göre Türkiye'nin neredeyse yarısı kadın, Türkiye'nin yarısı kadınlardan oluşuyorken istihdamda kadının yok olması kabul edilemezdir. Ayrıca, istihdamda var olan -hani, o TÜİK verilerine göre de olsa- yüzde 30’lar civarındaki kadının eşit işe eşit ücret almadığını görüyoruz, güvencesiz işlerde çalıştırıldığını görüyoruz ve iyi işlere erişemediğini görüyoruz.

Arkadaşlar, bu nedenle şunu bilmeliyiz ki 11 milyon ev kadını ev işleriyle meşgul olduğu için istihdama erişemiyor ve bunun sebebi de sizlersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Vekil.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Bu nedenle, bizlerin, özellikle Parlamentodaki kadın milletvekillerinin partilerüstü bir şekilde yan yana gelerek kadınların iş yerlerinde esnek, güvencesiz çalışmaya, ücret eşitsizliğine, cam tavanlara, terfilerde yaşanan adaletsizliklere maruz kalmaması için çalışması gerekiyor. İş yerlerinde ayrımcılık, mobbing ve şiddet kadınların yine başlıca sorunları, bunlarla da mücadele etmemiz gerekiyor.

Ayrıca, göçmen, mülteci kadın işçiler, çocuk işçiler, LGBTİ+ işçiler ağır sömürüye, ayrımcılığa, cinsiyet eşitsizliklerine, cinsiyet temelli sömürüye maruz kalıyorlar. Bununla da mücadele etmemiz gerekiyor. Türkiye’de kadınların iş gücüne ve istihdama katılımı önündeki tüm engelleri kaldırmamız için el ele vermemiz gerekiyor. Bunun için bütün kadınları ve bu Meclisi, Türkiye Büyük Millet Meclisini tank palet fabrikalarıyla değil, kadınların istihdam ihtiyaçlarıyla, işsizler ordusu hâline gelen kadınlarla mesai yapmasını talep ediyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Grup Başkan Vekili.

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, kürsüden hatip, AK PARTİ’nin kadınlara -biçtiği rol- evde oturan ve doğuran bir varlık olarak baktığını ve bu sebeple de ölümlerini teşvik ettiğini ifade eden bir hezeyanda bulunmuştur. Bu anlayışı kabul etmiyoruz, reddediyoruz.

Her şeyden önce AK PARTİ olarak on yedi yılda yapmış olduğumuz anayasal ve reformlarla -ki özellikle kadınlarımızın iş hayatına katılımını sağlayacak en önemli anayasal çalışma Anayasa’nın 10’uncu maddesinde yer alan kadınlar lehine pozitif ayrımcılık düzenlemesidir- arkasından yapılan diğer yasal düzenlemeler ve idari tasarruflarla kadınlar için yapılan teşvikler ve pozitif ayrımcılıklar geçen süre zarfında kadınlarımızın iş hayatına, siyasete ve akademiye katılımlarını artırmıştır. Biz kadını toplumun temeli olarak görüyoruz ve kadınlar üzerinden yapılan her türlü istismara karşıyız. Kadınların çalışma hayatına her türlü katılımını da destekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kadınları siz istismar ediyorsunuz. Karneniz de burada.

MELİHA AKYOL (Yalova) – Hangi okuldan aldınız?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz aldınız, siz. OECD verdi, OECD; ILO verdi, ILO.

 

 

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Saliha Sera Kadıgil.

Buyurun Sayın Milletvekili.

CHP GRUBU ADINA SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın üyeler; Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Önümüz 25 Kasım, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü. Sadece 2019’da, sevgili arkadaşlar, biz 337 kadın arkadaşımızı erkek şiddetine, erkek terörüne kaybetmiş bulunuyoruz. Bu sayıdan çok çok daha fazlası inanın, her gün, sistematik bir şekilde ekonomik, psikolojik, cinsel, fiziksel saldırı altında ama amiyane tabiriyle anlatmamız gerekirse birçoğu -tırnak içinde söylüyorum- kırıp dizini oturmak durumunda kalıyor. Neden? Çünkü çok basit bir sebebi var; ekonomik özgürlüğü yok bu kadınların arkadaşlar. Eşinden şiddet de görse, eşi tarafından tecavüze de uğrasa, dövülse de, ölüm tehdidi de olsa ekonomik bir garantisi olmadığı için, sığınmaevlerimizin sayısı yeterli olmadığı için, biz bu kadınları hakkıyla koruyamadığımız için -yine tırnak içinde söylüyorum- kırıp dizini kendisine eziyet eden erkeklerle bir arada yaşamak zorunda kalıyor kadınlar.

Rakamlar ne diyor mesela? Az önce Sayın Grup Başkan Vekili söyledi: “İstihdama yönelik artış sağlıyoruz.” Rakamlar öyle demiyor, sadece yurt dışındaki raporlar değil, bizim rakamlarımız da öyle demiyor. Bu rakamlara göre, mesela, sevgili arkadaşlar, her 10 kadından 3’ü çalışmıyor bizim ülkemizde. 20 milyon kadın var. 20 milyon kadını hiçbir şekilde çalıştırmıyoruz biz, eve bağlı kılmışız biliyor musunuz? Onun dışında bir şey söyleyeceğim, son bir yılda -TÜİK verileri açıkladı- işsizlik sigortasına başvuran kadın sayısı yüzde 57 artmış sevgili arkadaşlar. Yani bu bize şunu söylüyor: Kadınlar hem iş bulamıyorlar iş bulsalar da ilk kovulan yine kadınlar oluyorlar. Üst düzey yöneticilere bakıyoruz, Grup Başkan Vekilinin dediği doğru bir şey var. Mesela Türkiye şöyle bir gelişme sağladı: Üst düzey şirketlerdeki yönetim kurulu üyelerini yüzde 7’den yüzde 14’e artırdık çeşitli çabalarla. Teşekkür ediyoruz katkı sunan herkese ama AB ülkelerinde bizim muadillerimizde bu 3 katına çıkmış. Bunun bir adım ötesine gidelim, 50 tane BIST 50 Endeksi’ndeki en üst düzey şirkette, Allah için, bir tane kadın CEO yok ya, bir tane, şöyle görüp tebrik edeceğimiz bir tane kadın CEO’muz yok bizim.

Bakın arkadaşlar, burada sık sık TV’lerden, dizilerden, haberlerden, o şiddet dilinden falan şikâyet ediyoruz ya biz, RTÜK’te ya da TRT’de ne başkan ne yönetimde bir tane kadın yok, bir tane yok ya, bir tane yok.

Yargı kararlarından şikâyet ediyoruz, mesela ne diyoruz? “Erkek egemen yargı.” diyoruz, “İyi hâl indirimi veriyor bunlara.” diyoruz. Yargıtaya dönüp bakıyoruz, yüzde 15’i kadın arkadaşlar. Biz nasıl kadınlardan yana kararlar bekliyoruz ki bu sistemde, bunu ben gerçekten merak ediyorum.

En saçması akademisyenler. Grup Başkan Vekili hatırlattı, bu yüzden bunun üstünü de çizeceğim. Akademisyenlerin yüzde 44’ü kadın arkadaşlar Türkiye’de, yüzde 44’ü kadın. Çok fazla kadın akademisyenimiz var, dünya ortalamasının üstünde, çok güzel. Rektörlere bakalım, yönetim kademesine bakalım, yüzde 3. Yani kadınlara diyorsunuz ki siz değil, ülke diyor bunu, bütün dünya diyor bunu: “Siz çalışabilirsiniz ama iş yönetmeye gelince elinizin hamuruyla erkek işine karışmayın, bırakın erkekler yönetsin.” diyorsunuz. Bu rakamlar bize bunu söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) – Bir dakika daha rica ediyorum Sayın Başkan.

Üstelik, dediğim gibi, bir şekilde iş bulsalar bile erkeklerden çok daha az maaş alıyorlar; sadece bizim ülkemizde değil bu, en gelişmiş ülkelerde bile bir erkekten yüzde 15 daha az kazanıyor. 3 milyondan fazla kadın Türkiye’de haftalık çalışma saatlerinin üstünde çalışıyor arkadaşlar, çalışanlar da ölüyor.

Antep’te Saadet öğretmen erkek dilinin mobbingine uğruyor, ölüyor. İstanbul’da Fatma Şengül erkek bir iş arkadaşının sokak ortasında kurşunlamasıyla ölüyor. Ceren Damar erkek bir öğrencisi tarafından öldürülüyor; üstelik peşinden hatırasına bile saygısızlık eden, ahlaksızca savunmalara maruz kalabiliyor.

Ne yapmamız lazım? Toplumsal cinsiyet eşitliği yerleştirmemiz lazım. Ne yapıyoruz biz? Kaldırıyoruz bunları, sapkın görüyoruz. Maalesef bunları beceremiyoruz, kaldırıyoruz biz toplumsal cinsiyet eşitliği uygulamalarını.

Kreş istiyoruz, açılmıyor kreş. Yasal düzenleme yok mu? Var. Teşekkür ediyoruz. Açılmıyor, denetim yok. Kreş açmayanlara hiçbir şey demiyoruz. Ve biz bunları niye diyoruz arkadaşlar, biliyor musunuz? Sizden herhangi bir güzellik ya da kıyak istemiyoruz. “Temel insan hakkı” ya da “yurttaşlık” dediğimde duyulmuyor, duyulacağı şekilde söyleyeyim: Ekonomik büyüme için istiyoruz. Uluslararası raporlar bize şunu söylüyor: Türkiye bu alanda en çok fırsatı olan ülke.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) – Biz bu fırsatı değerlendirirsek yani kadınların istihdama katılımını tam olarak sağlamayı başarırsak kişi başına 10 bin dolar dediğimiz o millî gelir var ya, 15 bin dolara çıkabiliyor.

Sürem bitti sanıyorum Sayın Başkan? Kusura bakmayın toparlıyorum.

Biz bunun yerine özel günlerde çıkıyoruz “Kadınlar çiçektir. Kadınlar böcektir. Kadınlar başımızın tacıdır.” diye konuşuyoruz, sonra hiçbir şey yapmadan yerimize oturuyoruz. Sizden bir istirhamım var, dönemin en hızlı feministlerinden birinin lafıyla bitireceğim “Allah aşkına, bizi övme sözlerini lütfen artık bırakın, gelecek için, kadınlar için ne yapacaksınız, bize onları anlatın.”

Teşekkür ediyorum. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın Jülide İskenderoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadınların ekonomik ve sosyal yaşama etkin bireyler olarak katıldığı ülkelerin tümü refah seviyesinin, eğitim düzeyinin ve kişi başı gelirin yüksek olduğu ülkelerdir. Kadın politikalarımızda toplumsal statüyü güçlendirmeyi, her türlü ayrımcılığı önlemeyi, kadına yönelik şiddet ve istismarı ortadan kaldırmayı, kadın istihdamını artırmayı, girişimciliği desteklemeyi misyonumuz hâline getirdik. Çok şükür ki kadınlarımız on sekiz yıl öncesine göre çok daha iyi noktadalar.

İzniniz olursa biraz rakamlardan bahsederek cevap vermek istiyorum arkadaşlarımıza. 2002’de yönetici kadın oranı ülkemizde yüzde 8,9’ken, 2018’de yüzde 15,6.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – 1923’ten alın, daha başarılı olur.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) – İş gücüne katılım oranı ise yüzde 27,9’dan yüzde 34,1’e yükseltildi. 2002 yılında İŞKUR aracılığıyla 4.543 kadın işe girerken, 2018 yılında yüzde 96 artışla 435.317 kadın işe yerleştirildi. 2011’den bu yana kadın istihdamını teşvik etmek maksadıyla 31/12/2020 tarihine kadar 18 yaş ve üzeri kadınları istihdam eden özel sektör işverenlerinin yirmi dört ila elli dört ay prime esas kazanç üst sınırına kadarki sosyal güvenlik primi işveren paylarını karşılıyoruz. Aktif iş gücü programları kapsamında 2002 yılında 571 kadın kurslardan faydalanırken 2018 yılında 284.649 kadın, kurs ve programlardan faydalanarak meslek sahibi oldu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 251.663’ü 2019’da olmak üzere 2002’den bugüne 1 milyon 876 bin 289 kadını aktif iş gücü programları kapsamında düzenlenen kurs ve programlardan faydalandırdık. 2002 yılından bu yana düzenlemiş olduğumuz aktif iş gücü piyasaları programında yüzde 52,2’sini kadınlarımız oluşturdu.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Hepsi pansuman, pansuman.

JULİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) – 2002 yılından 2019 yılı Ekim ayına kadar 913.415 kadın, mesleki eğitim kurslarımızdan faydalandı. 2009’dan 2019 yılı Ekim ayı sonuna kadar 742.235 kadın, işbaşı eğitim programına katıldı. 2007’den 2029 yılı Ekim ayı sonuna kadar 214.078 kadın, girişimcilik eğitimimizden faydalandı. Sanayi sektöründe kadın istihdamını desteklemek için 2-5 yaş arası çocuğu olan kadınlarımıza da kreş masraflarına destek olmak maksadıyla aylık ilave 400 lira destek sağlıyoruz.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Karneniz burada, sonuç burada.

MELİHA AKYOL (Yalova) – Dinle, dinle.

EMİNE ZEYBEK (Kocaeli) – Nereden aldığın belli değil.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Uluslararası Çalışma Örgütünün verileri arkadaşlar.

BAŞKAN – Tamamlayın.

JULİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) – Tamam Başkanım.

1 Nisan 2018’den 2019 Ekim sonuna kadar çocuk bakım desteğinden 455 kadın yararlandı.

Yarım çalışma ödeneği, iş ve aile hayatının ahenk içinde sürdürebilmesi için yarım çalışma izninden yararlananların belirli prim ve başvuru şartlarını sağlamaları hâlinde çalışmadıkları dönem için desteklenmelerini sağlayan ödenek türüdür. Bu kapsamda, uygulamanın ilk başladığı 2006 yılı Şubat ayından 2019 yılı Ekim sonuna kadar 24.745 kişi yarım çalışma ödeneğine hak kazanmıştır. Önümüzdeki beş yıla dair yol haritamızda, mihenk taşlarından On Birinci Kalkınma Planımız çerçevesinde, kadın iş gücü piyasalarına katılımı kolaylaştırıcı, istihdamlarını artırıcı uygulamalar getireceğiz.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda daha çok kadının çalışma hayatında yer alması için alınan  tedbirler, uygulanan teşvikler ve yürütülen projeler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Toparlayın artık.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) – …ve kadınların iş gücü piyasasındaki konumlarında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bakanlığımızca yürütülen finansal…

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim, toparlayın.

Değerli milletvekilleri, çok affedersiniz, bazen hazırlıklı bir dakikanın on dakikadan daha verimli olduğuna şahit oluyoruz hep birlikte. Üzülerek ifade ediyorum, beş dakikalık konuşmayı… Dünyanın en şerefli görevlerinden birisini ifa ediyoruz, milletvekilliği Cenab-ı Allah’ın bize bahşettiği bir büyük şeref, bir büyük onur. Dolayısıyla, sözünüzü kesmek istemiyorum ama on dakikalık bir hazırlık var elinizde Sayın Milletvekilim.

Buyurun.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım, son cümlem.

Cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıl dönümü olan 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almayı kendine hedef koyan bir ülke olarak, kadınlarımızın iş gücüne katılım hedefimiz yüzde 41’tir. Kadın şiddetine hepimiz karşı çıkıyoruz özellikle AK  PARTİ Grubu olarak. O yüzden, haddini bildirenlere de karşı çıkmaya bütün kadın vekillerimizi davet ediyoruz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun okuyun:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 21/11/2019 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                  Engin Özkoç

                                                                                                     Sakarya

                                                                                             Grup Başkan Vekili

Öneri:

Elâzığ Milletvekili Gürsel Erol ve arkadaşları tarafından, “Kenan Evren adının kamusal mekanlarda var olup olmadığının araştırılması” amacıyla 21/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1403 sıra no.lu), diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 21/11/2019 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Elâzığ Milletvekili Sayın Gürsel Erol konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; hepinizi sevgi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce parti ve grup ayrımı yapmadan, bu salonda bulunan bütün milletvekillerine bir soru sormak istiyorum: İçinizde 12 Eylül 1980 yılında askerî darbeden -ailesinden, komşularından, akrabalarından, çevrelerinden- etkilenmeyen bir tek kişi var mı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bizde yok, AK PARTİ’de olabilir.

GÜRSEL EROL (Devamla) – Yani 12 Eylül askerî darbesinden Türkiye’de, şu anda Parlamentoda -Sayın Başkanım, siz dâhil- etkilenmeyen bir kişi var mı? Yok. Ama bakın…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – AK PARTİ’de olabilir, bizde yok.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Vardır ya, 85 doğumlular var. 85 doğumlular var, onlar daha doğmamışlardı o zaman.

GÜRSEL EROL (Devamla) – Ben bunu bir tartışmayı açmak için söylemiyorum. 12 Eylülün, siyasi düşüncelere göre değil, Türkiye’deki bütün toplum bireylerini, fertlerini, yurttaşlarımızı aynı koşullarda ve şartlarda mağdur ettiğini söylemek için, kanıtlamak için söylüyorum. Bakın, 12 Eylül, Türkiye Büyük Millet Meclisini kapattı, milletvekillerinin milletvekilliğini düşürdü, tutukladı; siyasi partileri kapattı, genel başkanlarını tutukladı. O dönemde 927 filmin yasaklanması, sol örgütlerden infaz edilen 18 idam, sağdan 18 idam, doğal ölüm raporu verilerek hayatını kaybeden 73 kişi, intihar ettiği bildirilen 43 kişi, işkence sonucu ölenlerin sayısı 171, 1402’yle 18.525 kişi mağdur edildi, yasaklanan yayın sayısı 927, vatandaşlıktan çıkarılan 14 bin kişi, sakıncalı olduğu gerekçesiyle işten atılanlar 30 bin kişi, gözaltına alınanlar 650 bin kişi, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananlar 230 bin kişi, kuşkulu ölüm 144. Ve bu süreci Türkiye’ye yaşatan Kenan Evren’in adı şu anda Ankara’nın bir ilçesinde, 1982 yılında adı değişen Evren ilçesinde. Ve bu süreci Türkiye’ye yaşatan Kenan Evren’in adı okullarda, kışlalarda, meydanlarda hâlâ yaşar hâlde. Ben bunu bütün samimiyetimle söylüyorum: AK PARTİ Hükûmetleri döneminde en doğru yapılan iş 12 Eylül sürecinin yargılama sürecinin başlatılmasıdır; yarım kaldı. Yerel mahkemelerde Anayasa’nın askıya alınması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kapatılmasıyla ilgili yerel mahkeme ceza verdi ama Yargıtay süreci tamamlanmadan Kenan Evren 2015 yılında hayatını kaybettiği için dava düştü ama Kenan Evren’in adı hâlâ var; Ankara’nın ilçesinde var, meydanlarda var, caddelerde var, okullarda var ve kışlalarda var.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Orası Kenan Evren’den önce vardı.

GÜRSEL EROL (Devamla) – Kanunu’na baktım, 1982 askerî darbe döneminde atanan Belediye Başkanının önerisi ve Belediye Meclis kararıyla değişmiş, “Evren” adını almış. Bunu bir daha kontrol edebilirsiniz.

Anlatmak istediğim şu: Şimdi, Kenan Evren’in adı Sincan’da caddede var, Kenan Evren’in adı Zile’de var, Kenan Evren’in adı Aksaray’da var, Kenan Evren’in adı kışlalarda var ve Kenan Evren’in adı Türkiye’de birçok okulda var. Eğer bunu sindiremiyorsak, Kenan Evren’in bir darbeci general olduğuna inanmışsak ve yerel mahkemede cezasını almışsa Kenan Evren’in Türkiye’de adının hiçbir şekilde kamu kuruluşlarında yaşaması doğru değildir.

Benim önerim, bu süreci araştırarak yani Kenan Evren’in adının hâlâ nerelerde yaşadığını, hâlâ nerelere verilmiş olduğunu bir araştırma komisyonu kurularak tespit ederek Kenan Evren’in adını ve darbeci generallerin adlarını kamu kuruluşlarından silmektir.

Sevgili milletvekilleri, bakın, Kenan Evren 1980’li yıllarda gittiği her yerde kahramanlar gibi karşılandı yani adı meydanlara verildi, okullara verildi, caddelere verildi ama 1980 darbesiyle yarattığı trajediden, 1980 darbesiyle yarattığı mağduriyetten kaynaklı ve 1980 darbesiyle Türkiye’nin gelişmesini engellemesinden kaynaklı, öldüğü zaman eğer resmî devlet töreniyle gömülmeseydi cenazesini taşıyacak 4 tane sivil yoktu. Onun için bu süreci doğru değerlendirmemiz gerektiği düşüncesindeyim.

Bu önergeyi bir parti politikası olarak, bir siyasi düşünce olarak değerlendirmeyin. Eğer Kenan Evren konusunda bu salonda herkes mağduriyet yaşamışsa, herkesin çevresindeki insanlar mağduriyet yaşamışsa bu önergenin kabul edilerek Kenan Evren’in adının kamu kuruluşlarından, okullardan, meydanlardan silinmesine katkı verin diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Başkan, alkış yerine oy; alkışlamayın, alkışlayınca bana zarar veriyorsunuz; oy istiyorum, oy.

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Ne oyu ya, seçim mi var?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Arkadaşlar, AK PARTİ zarar görmedi ki, onlar nemalandı.

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurun Sayın Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye demokrasisi çok genç henüz yani dünyayla kıyasladığınızda genç bir demokrasimiz var ama bu demokrasi kurulduğu günden bugüne kadar darbelerle örselenmeye devam ediyor. Yani 1960 darbesinden başlayın, ondan sonra, 1963’te Talat Aydemir’in darbe girişimi, 12 Mart 1971 muhtırası, 1980 ve nihayetinde, 2015. Bu darbelerden demokrasilerin dışında bir şey daha zarar gördü. Yetişmiş insanlar, güzel düşünen beyinler yok edildi. Toplum apolitik hâle getirildi. 1980 darbesinden sonrayı düşünün, toplumda siyaset yapmanın neredeyse ayıp ve günah olduğu dönemleri düşünün; siyasetçiler karalandı, siyaset kurumu yıpratıldı. Bunlardan bir tanesinin müsebbibiyle ilgili bir araştırma önergesi vermiş Cumhuriyet Halk Partisi. Kenan Evren döneminde -iyi hatırlayın, ben o dönemin üniversite öğrencisiyim- en çok sıkıntıyı Türk milliyetçileri çekti. Hatırlayın, o dönemde gözaltına alınanlar arasında Türk milliyetçilerinin dışında soldan arkadaşlar da vardı ama bunun dışında, şu anda iktidarın geçiş yolu yaptığı, 12 Eylül 1980 sonrası hazırlanmış siyasi zeminin şu anda iktidarını yaşıyoruz, bir de o kısmı var bu işin. Çünkü siyaseten insanlar apolitize edildi, siyasetten uzaklaştırıldı, demokrasi yok edildi.

Bir darbecinin isminin hâlâ sokaklarda bulunmasını, caddelerde bulunmasını hazmedemiyorum. Bunu askerleri tenzih ederek söylüyorum, askerlik kurumunu tenzih ederek söylüyorum, askerlik kurumuna zarar vermek hasebiyle değil, bir darbecinin adının, darbeci bir generalin adının hâlâ sokaklarda ve caddelerde bulunmasını hazmedemiyorum. Yarın öbür gün 15 Temmuz darbecilerinin de kalkıp sokaklarda ve caddelerde isminin bulunduğunu düşünün. Ne kadar acı bir şey değil mi? Onu şu anda hatırlayanlar, şu anda bizim çektiğimiz sıkıntıyı çekeceklerdir.

Dolayısıyla, ben, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun verdiği bu araştırma önergesine destek verdiğimizi beyan ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kenan Evren isminin ortadan kaldırılması gerekir, evet, zalim bir darbeciydi, çok kötü uygulamaları oldu, çok can yaktı; bu bir gerçek, bütün toplum bunu görüyor ama ondan önce şunu görmemiz lazım: Darbeci militarist anlayışla yüzleşmemiz lazım. Darbelerin kimisine karşı olup kimisinin yandaşı olmak antidemokratik bir tavırdır. 1960’a da, 1971’e de, 1980’e de, 27 Nisan Muhtırasına da, 15 Temmuza da “ama”sız karşı çıkmak zorundayız.

Değişen çok fazla bir şey yok çünkü zihniyetle yüzleşme olmadı. 12 Eylülde, evet, çok kötülükler yapıldı ama şu anda değişen ne var? 12 Eylül Anayasa’sı değişti mi? Demokratik özgürlükçü yeni bir Anayasa oluşturabildik mi? Kürt meselesini adil, eşitlikçi bir şekilde çözebildik mi? Kürt meselesini alevlendiren Diyarbakır zindanını bile en azından bir müzeye çevirebilirdik, o bile yapılmadı, şu anda cezaevi olarak devam ediyor. Ki şu andaki cezaevleri 12 Eylül cezaevlerinden hiç farklı değil, tepe tepe dolmuş durumda. Yasama ve yargı yine yürütmenin denetiminde, değişen bir şey yok. Gözaltı süreleri on iki güne kadar uzatılabiliyor çok rahat bir şekilde. Aydınlar çok rahat, keyfî gerekçelerle cezaevlerinde tutuluyor, Ahmet Altan’ın, Osman Kavala’nın başına gelenler apaçık ortada. Militarist zihniyetle yüzleşmediğimiz müddetçe değişen bir şey olmayacak arkadaşlar.

Bakın, bir de değiştirilen Kürtçe köy isimleri var, Ermenice köy isimleri var; bunlarla yüzleşiyor muyuz? Hayır, yüzleşemiyor. Her şeyle yüzleşmemiz gerekiyor.

Bakın, ben size bazı tablolar da sunmak isterim: 12 Eylül 1980’de ihraç edilen öğretmen 3.854, şu anda ki bir darbe yapılamadı, OHAL döneminde 55 bin. İhraç edilen akademisyen 12 Eylülde 120 kişi, şu anda 6 bin kişi. İhraç edilen hâkim ve savcı 12 Eylülde 47 kişi, şu anda 4.500 kişi. Tutuklu gazeteci sayısı 12 Eylül döneminde üç yıl içinde 31 kişi, şimdi iki yıl içinde 320 kişi. İltica edenler 30 bin kişi, şu anda 60 bin kişi. Hitler Almanyası’nda, bakın, 12 bin kişi mağdur edilmiş, McCarthy dönemi ABD’sinde 12 bin kişi mağdur edilmiş, şu anda 200 bine yakın kişi mağdur edildi OHAL uygulamalarıyla. Gerçekten astronomik, büyük farklar var değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bir de şu konuya değinmek isterim: Geçtiğimiz gün bir tartışma yaşandı Sayın Özkoç’la Sayın Zengin arasında.

Değerli arkadaşlar, ben, şahsen Merve Kavakçı’ya, bu Meclisten kovulduğu zaman en çok üzülenlerden birisiydim. Yine başörtüsü yasağına karşı yıllarca gösteriler düzenleyen de bir kişiyim. Ama başörtüsü hassasiyeti üzerinden hâlâ prim edinilmeye çalışılmasına da şiddetle karşıyım. Bu memlekette şu anda Kürt meselesi halledilmiş değil, bu memlekette yaşam hakkı ihlalleri son hızıyla devam ediyor, düşünce özgürlüğü ihlalleri devam ediyor, cezaevleri tıka basa dolu, iş cinayetleri ve KHK’ler büyük bir facia hâlinde. Dinî sembollere gösterilen hassasiyet; insan hakları ihlallerine, ahlaki zafiyetlere, yolsuzluklara, hırsızlıklara da karşı keşke gösterilebilseydi ama bu yok, sadece ve sadece istismarla bir prim elde etme var.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, darbeye karşı çık, darbecileri savun; böyle bir mantığı kabul etmek mümkün değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Diğer taraftan, biz darbenin tamamına, asker yapmış, sivil yapmış, STK yapmış, kim yaparsa yapsın hepsine karşı olmak durumundayız Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” düsturu gereği.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Öyleydi zaten, sorun ne?

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Kayyuma da karşı çıktın mı?

SALİHE AYDENİZ (Diyarbakır) – Kayyum politikasına ne diyorsun?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Dolayısıyla hem 60, 71, 28 Şubat süreci, 12 Eylül ve 15 Temmuz darbesini yapanları lanetliyoruz.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Doğru.

RAMAZAN CAN (Devamla) – En büyük cevabı da aziz milletimiz vermiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Kayyuma da karşı mısın?

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Kayyum darbecileri sizi!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Diğer taraftan, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Gürsel Erol kardeşimize ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna içtenlikle teşekkür ediyorum, samimi olarak teşekkür ediyorum. Gerçekten, darbe yapanların isimlerinin millî iradenin karşısında hâlâ hafızalarımızı kazınmasını anlamak mümkün değil. Bu manada hep beraber Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak ve kamu idareleri olarak “tersine işlem” teorisiyle kim hangi ismi nereye astıysa aynı şekilde onun indirmesi lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ olarak, AK PARTİ Grubu olarak ve AK PARTİ teşkilatları olarak biz kendi belediyelerimizle ilgili -aynı zamanda valilik, kaymakamlık, orayı da takip etme gereğiyle birlikte- bunların sonuna kadar takipçisi olmak durumundayız. Aynı hassasiyeti diğer gruplardan da bekliyoruz. Bu manada bizim özellikle millî iradeyi esas kılmak boynumuzun borcu. Darbe yapan diktatörlere, milletin gönlünde olmayan, millete zulmetmiş, bu ülkenin evlatlarını sağcısıyla solcusuyla mağdur etmiş, kamu görevinden ihraç etmiş, tutuklamış bu isimlere, bunları yapan isimlere kayda geçer değer atfetmek doğru değildir. Bu isimler derhâl bulunduğu yerden kaldırılmalıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ancak, darbeye karşı çıkan, darbecilere karşı çıkan kahramanlarımızı da bu isimlerle ödüllendirmemiz lazım. Tabelalarda “Kenan Evren” ismi değil, Ömer Halisdemirlerin ismi yer almalıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  Bu manada, hep beraber, bütün siyasi partiler olarak, birlik beraberlik içerisinde millî iradeye sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna ve özellikle Elâzığ Milletvekilimiz Gürsel Bey’e teşekkür ediyorum böyle bir konudaki hassasiyetinden dolayı.

GÜRSEL EROL (Elâzığ) – Oy ne olacak Sayın Başkan, oy?

RAMAZAN CAN (Devamla) – Şunu söyleyelim: Biz bunu takip edeceğiz. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev alanında değil ama Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu takip etmek durumundadır. Hep beraber takip edeceğiz.

İçerik olarak katılıyoruz ama zamanlama açısından uygun görmediğimizi belirtiyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tabii, 12 Eylül ve Kenan Evren söz konusu olunca Milliyetçi Hareket Partisinin bu konuda bir görüş serdetmemesi mümkün değil. 12 Eylül zulmünden kim en fazla zarar gördü diye…

BAŞKAN – Bir tanesi de benim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …bir değerlendirme yapılırsa, herhâlde, Sayın Meclis Başkan Vekilimiz dâhil olmak üzere, bundan en büyük zarar görenler, canıyla, hayatıyla bu bedeli ödeyenler Milliyetçi Hareket Partililer olarak bizleriz. Dünyada şahsından bunun hesabını sormak belki mümkün olmamış olabilir ama suçsuz yere boynuna yağlı urganlar geçirilen bizlerin ahirette bu hesabı soracağına eminiz ve Allah o hesabı bize sormayı nasip etsin orada da.

Tabii, 12 Eylül yargılamalarına müdahil olmamız hasebiyle de bu süreçte Türkiye’de “Kenan Evren” isminin bu manada birtakım yerlerde olmasını bizler de kabul edecek değiliz. Bu noktada Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsünün hatibin ifade ettiği hususları önemsiyoruz ve bu konunun da takipçisi olmak arzusundayız. Bizler de bugün araştırılmasına gerek olacak bir husus yok, derhâl faaliyete geçilmelidir, fiiliyatta bunun gereği yapılmalıdır diyoruz. Bu noktada Milliyetçi Hareket Partisi olarak da yapılacak faaliyetleri desteklediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Teşekkür ederim. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, Cumhuriyet Halk Partisi defalarca -grup olarak- bütün darbeleri lanetlemiştir. O darbe, bu darbe diye bir darbe yok. Darbeyi hazırlayanları da, darbeyi besleyenleri de, darbeye destek olanları da, darbeci generalleri göreve getirenleri de yeri geldiği zaman eleştirmiş ve lanetlemiştir. Darbeye karşı durduğu için şehit olmuş insanlarımıza yardım amacıyla toplanan paraları vermeyen kişilere karşı da tavrını net olarak ifade etmiştir. Şehitlerin parası da bir an önce ailelerine muhakkak verilmelidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir de efendim, Türkiye Büyük Millet Meclisinde eğer bir konu böyle bir ittifakla kabul ediliyorsa bunu gerçekleştirecek olan da iktidardır. İktidar “Bu konuda araştırma önergesine oy vermiyoruz, şimdi zamanı değil.” diyorsa… Ama o tabelaların kaldırılması ve darbeden yana olmadığımızı hep birlikte göstermenin zamanıdır, gereğinin yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun.

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, tabii, bugüne kadar darbelerle örselenmiş aziz milletimiz. Darbecilerin ifade ettiği gibi, bir sağdan bir soldan bu darbecilerin ezasını, cefasını çekmemiş hiçbir millet ferdi yoktur. Bu anlamda, özellikle darbelerin hedefi olan millî iradenin tecelligâhı Parlamento olarak burada dayanışma içerisinde olmamız lazım çünkü bütün darbeciler ilk elden hedeflerine Parlamentoyu koyuyorlar. İşte biz bugüne kadar -ki kendi partimiz AK PARTİ’nin de kuruluşu ve varlık sebebi- millî iradeyi hedef alan saldırıları bertaraf etmek için, aziz milletimizin görmüş olduğu zararları ortadan kaldırmak için bir millet hareketi, bir darbe mağduru milletin vicdani hareketi olarak görüyoruz. İşte mesele sözde değil özde mücadele etmeyi gerekiyor. Onun için biz diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu bu grup önerisi yerinde ve doğru bir öneridir, farkındalık açısından çok doğrudur ancak zamanın konuşma zamanını çoktan geçtiği kanaatindeyiz, artık adım atma zamanıdır. Yani bugün bütün Türkiye’deki belediyelerin meclislerine davet ediyoruz, diyoruz ki tersine işlem gereği bütün o “Kenan Evren caddesi, mahallesi, Evren ilçesi, Evren mahallesi, Evren caddesi” hangi meclisler tarafından konulmuşsa derhâl harekete geçilerek bu isimlerin yine milletimizin vicdanında karşılık bulacak, millî iradeyi destekleyen örnek namzet şahsiyetlerin ismiyle değiştirilmesi gerekir. Laf değil icraat aşamasında olmamız gerektiğini düşünüyor, Cumhuriyet Halk Partisine teşekkür ediyor ve bütün belediye meclislerini ve idareleri göreve davet ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İslam…

 

 

 

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Meclisin darbe konusunda bir konsensüs hâlinde olması gerçekten sevinçle karşılanacak bir nokta. Ben, bütün arkadaşlarımı bir konuda uyarmak isterim. Putçuluk ile günah keçiciliği aslında aynı formülasyonun artı ve eksi formlarıdır. Yani çokluktan bir teklik seçip buna tapınmaya başlarsanız putçuluk ortaya çıkar, günah sahibi çokluktan bir tanesini ele alıp bunu günah keçisi yaparsanız da günah keçisi anlayışı ortaya çıkar. Benim temennim bütün darbelerin ve bıraktıkları izlerin ortadan kaldırılması ama 15 Temmuzda sokakta olmamıza rağmen “Bugün eğer bir darbe olsaydı acaba ne olurdu?”nun cevabı, aslında bugün sanki bir darbe sonrası bir dönem yaşıyormuş gibi, 140 bin kişinin işinden atılması, ne bileyim binlerce insanın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Bir dakika daha rica edebilir miyim Sayın Başkan, tam toparlıyordum.

 

 

 

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, demokrasi, insan haysiyeti, insan onuru için insanlık tarafından bulunan çok büyük bir değerdir ve milletimize en çok yakışan sistemin adı demokrasidir. Bizler de 68 kuşağı olarak 12 Eylül darbesine muhatap olduk ve ben 1968-1969 kuşağıyım. Bizim dönemimizde olan arkadaşlarımızın çoğu “Kelebek” romanını okumuşlardır. Ben Kelebek romanını okuduğumda bir tımarhane canlandırıyordum. 12 Eylülün en büyük günahlarından birisi Mamak Cezaevidir. Mamak Cezaevinde uzun yıllar bulundum ve Mamak Cezaevi, Kelebek romanını arattırıyordu çünkü gerçekten tımarhanenin çok üstünde bir yapı inşa etmişlerdi. Ama -Cenab-ı Allah’a şükürler olsun- rahmetli Menderes şehit edilmiştir, milletimiz bunun hesabını sormuştur.

Darbeler, karanlığın, kirliliğin, vurgunun, talanın ve bağımlılığın öngörüleriyle şekillenirler. Her türlü pislik, her türlü kirlilik darbelere aittir. Dolayısıyla milletimiz darbelerle hesaplaşarak bugüne geldi. En güzel örneklerinden biri biziz, uzun yıllar Mamak’ta kalmamıza rağmen -Cenab-ı Allah’a şükürler olsun- bugün darbeyi yapanların Mecliste yargılandığı, sorgulandığı; bizim de Gazi Meclisi yönetmemize şahit olduğumuz günleri yaşıyoruz. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Allah bir daha milletimize darbe yaşatmasın.

 

 

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.24

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (X)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan 35’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 36’ncı maddenin önerge işlemini yapacağız.

36’ncı madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Digital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Hakkında Kanun Teklifi’nin 36’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 36 – 1319 sayılı Kanun’a aşağıdaki madde ilave edilmiştir.

“Muaflıklar:

MADDE 46 – Aşağıda yazılı mesken nitelikli taşınmazlar, değerli konut vergisinden muaftır.

a) Genel ve özel bütçeli idarelerin, belediyelerin ve üniversitelerin maliki veya intifa hakkına sahip olduğu mesken nitelikli taşınmazlar.

b) Türkiye sınırları içinde mesken nitelikli tek taşınmazı olan kişilerden; kendisine bakmakla mükellef kimsesi olup onsekiz yaşını doldurmamış olanlar hariç olmak üzere hiçbir geliri olmadığını belgeleyenlerin, gelirleri münhasıran kanunla kurulan sosyal güvenlik kurumlarından aldıkları aylıktan ibaret bulunanların sahip olduğu mesken nitelikli taşınmazlar (intifa hakkına sahip olunması hali dahil) (Bu hüküm, belirtilen kişilerin tek meskene hisse ile sahip olmaları hâlinde hisselerine ait kısım hakkında da uygulanır).

c) Yabancı devletlere ait olup elçilik ve konsolosluk olarak kullanılan mesken nitelikli taşınmazlar ile elçilerin ikametine mahsus mesken nitelikli taşınmazlar ve bunların müştemilatı (karşılıklı olmak şartıyla) ve merkezi Türkiye'de bulunan milletlerarası kuruluşlara, milletlerarası kuruluşların Türkiye'deki temsilciliklerine ait mesken nitelikli taşınmazlar.

ç) Esas faaliyet konusu bina inşası olanların işletmelerine kayıtlı bulunan ve henüz ilk satışa, devir ve temlike konu edilmemiş yeni inşa edilen mesken nitelikli taşınmazlar (arsa karşılığı inşaat işlerinde sözleşme gereği taahhüt işini üstlenen müteahhide kalan mesken nitelikli taşınmazlar dahil) (bu taşınmazların kiraya verilmesi veya sair surette kullanılması halleri hariç).”

             Mehmet Bekaroğlu                         Emine Gülizar Emecan                                 Cavit Arı

                      İstanbul                                            İstanbul                                             Antalya

               Abdüllatif Şener                                  Rafet Zeybek                                    Bülent Kuşoğlu

                       Konya                                              Antalya                                              Ankara

             Kamil Okyay Sındır

                        İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Antalya Milletvekili Rafet Zeybek.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

RAFET ZEYBEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu torba yasa teklifi bir para toplama teklifidir. Bütçe açığının giderilmesinin artık tek yolu vergileri artırmak olarak görülüyor. Artık, ülke maalesef, bütçeden artırmanın dışında bütçeyi ayakta tutamaz hâle gelmiştir. Bu çok vahim bir durumdur.

Yine, değerli arkadaşlarım, bu teklifin içinde çok daha vahim düzenlemeler vardır. Özellikle belirtmek istiyorum ki Toprak Mahsulleri Ofisine, Kamu İhale Kanunu’nun dışında, ondan bağımsız olarak ithalat yapma izni verilmesi, bu ülkede tarımın ve çiftçinin bitirilmesi demektir. Maalesef, ithalata o kadar çok düştük ki karşılaştırın, tarım ürünlerinde ihraç ettiğimiz ürünler mi fazla, ithal ettiğimiz ürünler mi diye; göreceksiniz ki ithal ettiğimiz ürünler ihraç ettiğimiz ürünlerden daha fazladır.

Bu düzenleme, Türkiye'nin geleceği açısından tarımı, onarılması zor zararlar vereceği bir noktaya götürmektedir, bu kesinlikle unutulmasın. İhraç ettiğimiz tarım ürünleri ithal ettiğimizden az olunca çiftçi ayakta kalmakta zorlanmaktadır. Her yıl, ekilen tarım arazisi sayısı azalmaktadır. Kendi köyüme giderek tarlasını ekmeyen çiftçilere “Neden ekmiyorsunuz?” diyorum “Zarar ediyoruz.” diyorlar. Üretim yapıyor, tarım ürünü üretiyor ama “Zarar ediyoruz.” diyor. “Nasıl geçineceksiniz?” diyorum “Borç alacağız.” diyorlar. “Borcu nasıl ödeyeceksiniz?” diyorum “Borçla ödeyeceğiz.” diyorlar. Artık bizim devlet de borcu borçla öder hâle geldi, çiftçi de aynı hâle geldi; yazıktır.

Değerli arkadaşlarım, çiftçinin mutlaka ayakta tutulması gerekiyor. Bunun için hiç olmazsa Tarım Kanunu’nda belirtilen, gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’i olan o miktarı çiftçilerden esirgemeyin, verin çiftçilere, çiftçilerimiz biraz ayakta kalsın. Antalya’daki, özellikle kendi bölgemdeki çiftçilere bakıyorum, herkes Antalya merkeze kaçmaya çalışıyor, oraya göç ediyor. “Niye gidiyorsunuz?” “Geçinemiyoruz ki ne yapalım? Oraya gidip günlük, yevmiyeli işlerde çalışacağız.” Çiftçi bu hâle düşürülmüştür.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, on yıl önce domates 1 liraydı, on yıl önce, iki hafta önceye kadar domates yine 1 lira, hatta 80 kuruşa düştüğü oldu. (CHP sıralarından alkışlar) Ama on yıl önceye göre, tarımın girdileri olan mazotun, gübrenin, tohumun, ilacın fiyatı yüzde 400-500 artmış. Bu çiftçi ayakta kalabilir mi? Siz buna rağmen, diyorsunuz ki: “Arkadaş, eğer senin ürettiklerinin fiyatı artarsa senden almayacağım, dışarıdan ithal edeceğim, senin fiyatını düşüreceğim.” (CHP sıralarından alkışlar) Yani “ölün” deyin daha iyi. Bu hâle getiriyorsunuz çiftçileri. Yazıktır, günahtır! Yapmayın değerli arkadaşlarım.

Bu kadar borç aldık, bu kadar kamu malını sattık, para kazandık. Bunun hepsini betona yatırmak yerine yüzde 10’unu, yüzde 1’ini tarıma yatırsanız bu ülke aldıklarının 10 katı tarım ürünü ihraç edecek; yapmıyorsunuz. AK PARTİ’nin tarım politikası şudur: Evet, önümüzdeki on yıl, on beş yıl içerisinde ülkede tarım bitirilecek. Ne yiyeceğiz değerli arkadaşlarım? Paramız da bitiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Vekil.

RAFET ZEYBEK (Devamla) - Öncesinde diyordunuz ki: “Paramız var, ithal ederiz.” Şimdi, paramız da yok arkadaşlar, ithal edecek, yabancılara verecek paramız kalmadı. Çiftçimizi de bitireceğiz, hep birlikte oturacağız. Yazıktır!

Bu 44’üncü maddenin bu metinden mutlaka çıkarılması lazım yoksa bu çiftçiyi ayakta tutamazsınız, bu çiftçinin vebalinden asla kurtulamazsınız, bunu hiç unutmayın.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 36’ncı maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                   Ayhan Erel                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                      Orhan Çakırlar               

                     Aksaray                                             Adana                                              Edirne

                  Ümit Beyaz                                     Enez Kaplan                                Tuba Vural Çokal

                     İstanbul                                           Tekirdağ                                            Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

TUBA VURAL ÇOKAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şehir vergisi ya da şu an görüştüğümüz şekliyle konaklama vergisine bu kutsal çatı altında ilk dile getirenlerden biri olarak çıkarılmak istenilen kanundaki eksiklikleri ve yanlışlıkları dile getirmek istiyorum. Şehir vergilerinin alınma nedeni o ülkelerin vergi mükellefi olmayan yabancı turistlerin konakladıkları süre boyunca özellikle yerel yönetimlerden aldıkları hizmetlerdir. Ülkemizde turizm bölgelerinin alt ve üst yapı hizmetlerini, ulaşım hizmetlerini yerel yönetimler sağlamakta; denizleri temiz tutacak, koruyacak yatırımları yerel yönetimler yapmaktadır. Bu da yerel yönetimlerin bütçelerine ciddi yükler getirmektedir. Sadece Antalya yılda 15 milyona yakın turisti ağırlıyor yani yerel yönetim tam 15 milyon fazla kişiye su, kanalizasyon, katı atık, ulaşım, çevre temizliği, çevre düzenlemesi hizmeti veriyor. Bir düşünün, tam 15 milyon fazla kişinin çöpünü topluyorsunuz. 15 milyon fazla kişinin yüzdüğü denizi temiz tutmaya çalışıyorsunuz. Tüm bunları da kendi kayıtlı yerleşik nüfusuna göre oluşan bütçeden karşılıyorsunuz. O 15 milyon turistten kendi bütçene hiçbir katkı alamıyorsun. Oteller desen büyük çoğunluğunun vergi merkezi farklı şehirlerde, sana onların da katkısı olmuyor. Senin yapman gereken, verdiğin hizmetin karşılığını almak, vergisini almak; işte, buna “şehir vergisi” diyoruz. Bu vergiyi alan ülkeler demiş ki: “Sen bu ülkenin vergi mükellefi değilsin. Buraya yaptığın ziyarette, yapılan hizmetlerden yararlanıyorsun; o zaman, yararlandığın gün kadar bu şehre ödeme yap.” Biz de bu verginin ülkemizde uygulanmasını istedik; yerel yönetimler turizm bölgelerine daha çok yatırım yapsın, ülkemize daha çok turist gelsin, ekonomiye katkı artsın istedik ama siz ne yaptınız? Birkaç istisna dışına tüm dünyada “şehir vergisi” olarak yerel yönetimlere ödenen vergiyi merkezî vergi yaparak kendinize almak istediniz. Yetmedi, yabancı turistten alınan vergiyi, zaten aldığı her nefeste devlete vergi ödeyen vatandaşlarımıza da yüklemeye kalktınız. Alın terinin karşılığında kazandığı paradan bile vergi ödeyen, her faturasına vergi eklenen, yaptığı her alışverişte vergi ödeyen vatandaşlarımızdan da vergi almak istiyorsunuz. Vatandaşlarımızdan konaklama vergisi almak demek ileride AVM’lerden, günübirlik tesislerden, hatta lunaparklardan bile vergi almanın önünü açmak demek olur.

Vergiyi kanunlaştırırken sektörden hiç görüş almadığınız için “Bunu turistlere nasıl yansıtabiliriz?”in cevabını aramadınız; siz “Direkt olarak otel kazancından bize ödeme yapsın; o turistten nasıl alırsa alsın, beni ilgilendirmez.” dediniz. Evet, biz “Yerel yönetimler güçlensin.” dedik, siz “Hayır, para bize lazım.” dediniz. Biz “Yabancı turist ödesin.” dedik, siz “Vatandaş ödesin.” dediniz. Biz “Parayı konaklayan ödesin.” dedik, siz “Ben otelciden alırım, o ne yaparsa yapsın.” dediniz. Ben bu kürsüden uyarıyorum: Bu hâliyle bu kanun otelciye yüktür, vatandaşa yüktür, yerel yönetime yüktür.

Geçtiğimiz aylarda yine “Ben yaptım, oldu.” diyerek Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansını kurdunuz, parayı da otelciden almaya karar verdiniz; şimdi bu kanunda da değişiklik yapmak istiyorsunuz. Evet, birkaç ay önce kendiniz yazdığınız, hazırladığınız, itirazlara rağmen geçirdiğiniz kanunda değişiklik yapmak istiyorsunuz; söylemesi bile tuhaf, değil mi? Aslında burada hatalı olan hep yandaş medya; turistin ne kadar döviz bıraktığına bakmadan, sayı üzerinden “Turizmciler köşe oldu; turizm rekoru kırıldı.” diye haberler yaparsa sizler de “Bak, bu turizmciler paraya para demiyormuş.” deyip “O zaman ülke tanıtımının parasını onlar versin.” diyerek alelacele kanun teklifi hazırlarsınız. Kervan yolda düzülür mantığıyla “Biz otelcinin gelirinin yüzde 1’ini alalım da uygulamadaki eksiklikleri zaman içerisinde düzeltiriz.” diyorsunuz. Bu böyle gitmez, bu ülke böyle yaklaşımları hak etmiyor. Kurulan bir ajansın işleyişini düzeltmek için birkaç ay içinde kanunla düzenleme yapmak gerekiyorsa burada büyük sorunlar var demektir. En basitinden burada ciddiyetsizlik var demektir, burada bu Meclisi adam yerine koymamak var demektir. Burada “Ben ne nazırlarsam hazırlayayım, zaten geçecek.” düşüncesiyle hareket etmek var demektir. Yani sen kalkacaksın, bir kanun teklifi hazırlayacak, bu şanlı Mecliste milletin vekillerinin önüne getireceksin, sonra da “Yok olmamış, bir daha toplanın, ben değişiklik yapıyorum.” diyeceksin. Milletin aklıyla alay etmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Bitiriyorum.

“İki ayda kanun teklifinde düzenleme yapmak zorunda kalmak sizleri rahatsız etmiyor mu?” diye sormak geliyor. Kendi aranızda “Bunu neden eksik yaptınız?” demiyor musunuz?

Sizi kendinizle baş başa bırakıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 37'nci maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 37- 1319 sayılı Kanuna, bu Kanunla eklenen 46 ncı maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

"Verginin beyanı, ödeme süresi ve ödeme yeri:

MADDE 47- Mükellef tarafından, mesken nitelikli taşınmaza ilişkin bina vergi değeri ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenen değer, buna ait vesikalarla, mesken nitelikli taşınmazın bulunduğu yerdeki Belediye Başkanlığına, mesken nitelikli taşınmazın değerinin 42 nci maddede belirtilen tutarı aştığı (bu tutar dahil) yılı takip eden yılın Şubat ayının 20 nci günü sonuna kadar beyanname ile beyan edilir ve vergi, Belediye Başkanlığınca yıllık olarak tarh ve tahakkuk olunur. Müteakip yılar için aynı mükellef tarafından tekrar beyanname verilmez ve vergi ilgili Belediye Başkanlığınca tarh ve tahakkuk olunur.

Elbirliği mülkiyetinde mükellefler müşterek beyanname verebilecekleri gibi, münferiden de beyanname verebilirler. Paylı mülkiyet hâlinde ise beyanname münferiden verilir.

Belediye Başkanlığınca tarh ve tahakkuk ettirilen vergi, ilgili yılın şubat ve ağustos aylarının sonuna kadar iki eşit taksitte ödenir.

Yıl içerisinde mükellefiyetin başlamasını gerektirecek durumun meydana gelmesi hâlinde, mükellef tarafından takip eden yılın beyanname verme süresi içerisinde ilgili Belediye Başkanlığına beyanname verilir.”

               Süleyman Girgin                                 Alpay Antmen                                     Ahmet Kaya

                       Muğla                                               Mersin                                              Trabzon

                  Servet Ünsal                                      Erkan Aydın                                    İsmet Tokdemir

                      Ankara                                               Bursa                                                 Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Görüşülmekte olan madde değerli konut vergisinin beyanı, ödeme süresi ve ödeme yerine ilişkin olup ihdas edilen bu verginin yerel yönetimlere özgü bir gelir olması gerektiğinden verginin beyan ve ödeme yeri ilgili belediye başkanlığı olarak değiştirilmektedir. Ayrıca bir yıl beyanname verildikten sonra bir değişiklik olmadığı sürece aynı mükellef tarafından sonraki yıllarda tekrar beyanname verilmemesi şeklinde değişiklik yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 37’nci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                   Ayhan Erel                            Mehmet Metanet Çulhaoğlu                         Orhan Çakırlar

                      Aksaray                                              Adana                                                Edirne

                   Ümit Beyaz                                      Enez Kaplan                                       Şenol Sunat

                      İstanbul                                            Tekirdağ                                             Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Şenol Sunat.

Buyurun Sayın Sunat. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ PARTİ Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Evet, teklifin 37’nci maddesinde adları zikredilmese de başta Kombassan yani Bera Holding olmak üzere, daha sonra da belki Yimpaş, Umpaş, JetPa vesaire gibi holdingler tarafından paraları alınıp mağdur edilen çoğu yurt dışı ve yurt içi vatandaşlarımızı ilgilendiren bir düzenleme.

Evet, sadece Kombassanın gurbetçilerden 1990-2000 yıllarında 1,75 milyar avro topladığı bilinmektedir. “Yeşil sermaye” olarak bilinen bu şirketlere para yatıranlar ile holding arasında bir pay sahipliği oluşmadığı, toplanan paraların faiziyle birlikte hak sahiplerine iadesi yolunda yüksek mahkeme kararları bulunduğu bilinmektedir. Bu düzenleme, birtakım ekonomik ve ticari gerekçelerle bu kişileri zorunlu olarak pay sahibi yapmakta, şirketlerin faaliyetlerini sürdürmesini istemektedir. Bu değişiklikle alacaklılara şirketlerde ortaklık verilerek açılmış binlerce dava düşürülecektir. Bu konu yıllardır kanayan bir yara olarak toplumu meşgul etmektedir. Pay sahibi olmak isteyenler bu düzenleme çerçevesinde ortaklığını devam ettirebilmelidirler. Doğru ama ancak ayrılmak isteyenlerin hakları sözü edilen yargı kararları çerçevesinde iade edilmelidir.

Bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum: Kombassanın hisse değeri 14 Ekimde hızla artmaya başladı ve 14 Ekim-6 Kasım tarihleri arasında yüzde 124 gibi olağandışı bir oranda yükseliş kaydetti. SPK’nın bu artışla ilgili inceleme yapması gerekmez mi sayın milletvekilleri? Kanun teklifini önceden bilenler tarafından bilgi suiistimali -kibarcası bu- diğer bir deyişle borsa spekülasyonu suçunun işlenmiş olabileceğinin değerlendirilmesi gerekmeyecek midir? Her işi böyle sayın iktidar partisi yetkililerinin; kişilere göre, kurumlara göre ve işine geldiğine göre kanun çıkarmak… Dönün bu yanlıştan diyoruz.

Sayın milletvekilleri, bu ülkede kanayan o kadar çok yara var ki hangisini ele alsak elimizde kalıyor. Evet, on yedi yıldır ülkeyi yöneten sizlere söylüyoruz: Ülkeyi batırdınız. Define uğruna Dipsiz Göl’ü kuruttunuz da en önemlisi, anaların, babaların ve gençlerin umutlarını kuruttunuz.

Evet, TÜİK açıklamış işsizlik oranını; genç işsizlik oranı yüzde 27,4. Bu, TÜİK’in verileri. Emin olun bunu 4-5 rakam daha artırmak gerekir yani genç işsizlik oranı yüzde 30’ları aşmış bulunuyor. Yani 3 gencimizden birisi işsiz sayın milletvekilleri. 15-29 yaş arasındaki 5 milyon 700 bin gencimiz ne okuyor ne de çalışıyor. Soruyorum sizlere, özellikle iktidar milletvekillerine: Gece yattığınızda rahat uyuyabiliyor musunuz? Başınızı yastığa koyduğunuzda “Bugün bu ülke için iyi bir şeyler yaptık.” diyebiliyor musunuz?

Yaklaşık 40 milyonun etkilendiği bir yoksulluk var ülkede, her geçen gün de bu yoksulluk artıyor. Aslında asgari ücretlileri, emeklilikte yaşa takılanları, bin lira alan emeklileri göz önüne aldığınızda yoksulluğun ne boyutta olduğunu hepinizin çok iyi algılaması lazım. Peki, bu kadar işsizliğin ve yoksulluğun olduğu bu ülkede yönetim ne yapmalıydı? Vallahi, diyor ki Sayın Cumhurbaşkanı: “İşgücü oranı arttığı için işsizlik var.” Yazık!

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Etkisi yok mu?

ŞENOL SUNAT (Devamla) – “İşgücü oranı arttığı için işsizlik var.” demek, sorumlu bir Cumhurbaşkanına yakışmaz. Çünkü on yedi sene “istikrar” derken, “istikrarlı iktidarlar” derken bunun planını ve programını yapmak durumundaydınız -yani “insan gücü planlaması” deniyor buna sayın milletvekilleri- maalesef yapılmadı.

Yüksek tahsil gençliği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Bir akademik açılışta yine Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Her yükseköğretimden mezun olana iş bulmak zorunda değiliz.” Sosyal bir devlet -devlet olmanın gereği- insanlarına iş alanı, istihdam alanı yaratmak zorundadır sayın milletvekilleri.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Doğru söylüyorsunuz.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Doğru söylüyorum, tabii ki doğru söylüyorum ama maalesef yaratılmamıştır.

Evet, EYT’lilerin durumu ortada. Örnek veriliyor bütçede “Büyük yük olur. Bakın, İskandinav ülkeleri bile battı.” Tabii, Norveç'in, Danimarka'nın, İsveç'in kişi başına düşen gelirleri ortada iken bu gerçekten mizahi bir durum.

Yani “Ülkeyi uçuracak.” dediğiniz bu ucube Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ülkenin geleceği daha karanlık hâle gelmeye başladı.  Sizlerden, milletin de bir vekili olarak isteğim, iyileştirilmiş, güçlendirilmiş parlamenter sisteme bir an önce dönmektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Millet karar verdi, ona ters düşüyorsunuz.

BAŞKAN –  Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Tokdemir, buyurun.

 

 

 

İSMET TOKDEMİR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir eğitimci olarak, bir Öğretmenler Günü daha yaklaşırken, geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklarımızın zihin dünyalarını şekillendirmek gibi, kıymetli olduğu kadar mesuliyet gerektiren, ağır bir görev üstlenen, toplumumuzda ve hayatımızda önemli bir yere sahip öğretmenlerimize mevcut iktidarın seçim zamanlarında söz verip bir türlü gerçekleştiremediği 3600 ek gösterge ve her beş yıla bir olacak şekilde yıpranma payı verilmesini, 92.165 öğretmen açığı olan ülkemizde atanamayan öğretmenlerimizin bir an önce atanması konusunda 24 Kasım Öğretmenler Günü öncesi güzel bir haber gelmesini ümit ediyorum. Şimdiden 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ederim.

 

1.        İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

 

BAŞKAN – 38’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı "Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin 38’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

             Mehmet Bekaroğlu                                    Cavit Arı                                      Abdüllatif Şener

                      İstanbul                                             Antalya                                               Konya

                Bülent Kuşoğlu                            Emine Gülizar Emecan                         Kamil Okyay Sındır

                      Ankara                                             İstanbul                                               İzmir

                                                                     İlhami Özcan Aygun

                                                                              Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 38’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve ekranlarının başında bizi izleyen vatandaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hatırlarsınız, hokkabaz vardı, hokkabaz şapkadan tavşan çıkarırdı, iktidar da torbadan yeni kanunlar, yeni vergiler çıkarmakta yani yeni vergi türlerini şapkadan çıkardınız yine sizler de. Değeri 5 milyonun üzerindeki meskenler için “değerli konut vergisi” adı altında yeni bir tür vergi ürettiniz. Yani aynı konuta sahip olan bir kişi 5 milyon liranın üzerinde konuta sahipse hem normal emlak vergisi ödeyecek hem de lüks emlake sahip olduğu için ilave vergi ödeyecek ama burada bir de şeytanlık var, şeytanlık. Şeytanlık ne derseniz: Emlak vergisini belediyelere yatırıyoruz ama bu 5 milyonun üzerindeki o vergiyi kime yatıracağız? Genel bütçeye yatıracağız.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – “Şeytanlık” diyor. Niye hakaret ediyorsun? Niye “şeytanlık” diyorsun? Yanlış konuşuyorsun.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) - Vergi daireleri eliyle saraya gelecek. Beyaz sarayın harcamaları yetmediği için beyaz saraya yeni kaynaklar sağlayacağız. Geldiğimiz noktada, değerli arkadaşlar, getirilen değerli konut vergisini, evet, vergi daireleri alacak.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Nasıl hakaret ediyorsun?

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – O direkt oradan alınıp sarayın bütçesine kaynak olarak gelecek.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – ÖTV, KDV aynı şeyden alınmıyor mu? Aynı araçtan hem ÖTV hem KDV alınmıyor mu?

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Üstelik getirilen bu değerli konut vergisini…

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Şeytanlık neresinde, onu söyle.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Belediyelere genel bütçe vergilerinden pay verilmemesi için kanunu da baypas edeceksiniz, belediyelere pay vermeden olduğu gibi kaynağı sarayın kasasına indireceksiniz arkadaşlar.

Evet, getirilen düzenleme, 23 Haziran ve 31 Martta millî iradeden almış olduğunuz cevaptır bu. (CHP sıralarından alkışlar)

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Bizi işaret etme, oraya hitap et!

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Millî irade dedi ki size: “Siz artık muhalefetsiniz.” Bu, kaybetmiş olduğunuz İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir gibi şehirlerde belediyelerimizin hizmet etmesini engellemek için yapmış olduğunuz baypas. Havuz direkt saraya bağlı arkadaşlar. Yol yakınken böyle işlerden vazgeçin diyorum.

Yine, başka bir konu daha var. Bakınız, 44’üncü madde ne diyor, biliyor musunuz? Hani bir zamanlar “Çiftçinin kara gün dostu.” dediğimiz Ofisi şimdi gelmiş bugünlerde milletin, çiftçinin can düşmanı yaptınız, can düşmanı.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Yazıklar olsun!

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Nasıl mı? Kalktınız, Kamu İhale Kanunu’nu yine, bir defa daha deldiniz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Toprak Mahsulleri Ofisine gittin mi hiç?

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Her zaman zaten Kamu İhale Kanunu’nu deliyorsunuz, yine “Bir seferden de bir şey olmaz.” deyip Kamu İhale Kanunu’nu baypas ederek Toprak Mahsulleri Ofisine sınırsız yetki veriyorsunuz ama vicdanlarınıza sesleniyorum.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Elini sallama...

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – AKP’li milletvekili arkadaşların vicdanlarına sesleniyorum.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Bakan da var Komisyon da var, sınırsız değil.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – 2 milyon 103 bin çiftçimiz var ÇKS’de, 2 milyon 103 bin çiftçimiz var.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Hiç okumamışsın.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Bu 2 milyon 103 bin çiftçinin yaklaşık olarak 1 milyon 900 bini ipotekli yani borçlu. Şimdi, gelin, bir de TMO’ya siz böyle sınırsız yetki verin, dışarıdan John’un, Bob’un malını ülkeye peşkeş çekin arkadaşlar. Pes doğrusu diyorum.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Spekülatif amaçlı sen de satış yap bakalım.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Biz üretenin yanındayız. Hani millîydiniz, hani yerliydiniz? İşte sizin millîliğiniz, yerliliğiniz burada. Evet, maalesef üretmeden… Gördük, Barış Pınarı Harekâtı’nda ne dedi Avrupalılar? Dediler ki: “Barış Pınarı Harekâtı’na karşıyız, size silah satmayacağız.” Demek ki burada aslında size bir ders var ders, uykudan uyanmanızı söylüyor. “Üretmezseniz, herhangi bir problem olduğu takdirde sizin paranız dahi olsa biz size mal vermeyiz.” diyor. Bunu geçmişte yaşadık, tarımla iştigal eden arkadaşlar bilirler.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Kendine güven, kendine güven; ülkene güven, Türkiye’ye güven.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – On yıl önce kuraklık vardı, Rusya ve Ukrayna “Buğday satmıyorum.” dedi, TMO o günlerde depolardaki malını birilerine peşkeş çekmişti, daha sonra çok yüksek, fahiş fiyatlarla Amerika’dan -hasat dönemi başladığı için- buğday aldık ama geldiğiniz noktada, çiftçilerin vicdanında artık cezalandırıldınız.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Senin ülkene güvenin yok, sen ülkene güvenini kaybetmişsin.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Bakınız, bütçe konuşmalarında Cumhurbaşkanı Yardımcısına bir şey sordum, dedim ki: “Oyun oynanırken kural değişir mi?” Evet, Süt Konseyi fiyatı artırdı, kasımdan sonra fiyat artacak ama fiyatın da 2 lira 30 kuruş olacağı meçhul. 25 kuruş olan primi ta mayıstan bu tarafa 10 kuruş olarak ödüyorsunuz. Arkadaşlar, insaf. Yedi aydan beri çiftçi baktığı hayvanını yüksek fiyatlı yemle besledi; çiftçinin girdi maliyetleri yüksek, siz o yedi aylık 15 kuruş primin üzerine oturdunuz, oturdunuz. Yine, şimdi, geriye dönük hiçbir şey olmaz.

Aynı şekilde, iyi tarım uygulaması, organik tarım yapan çiftçilere de diyorsunuz ki: “Üç yıl destek aldıysanız, bundan sonra yok.” Arkadaşlar, siz başlatmadınız mı iyi tarım uygulamalarını? Organik tarıma siz izin vermediniz mi, destek vermediniz mi? Ama evet, bütçede havuz kurudu, geldiniz, İstanbul’daki o 5 milyonun üzerindeki konuttan gelecek gelirlerle sarayın lambalarını yakmaya, saraya ejder meyveli sular içirmek için uğraşıyorsunuz. Vazgeçin bu sevdadan diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Toparlıyorum.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Şeytani konuşma, şeytani konuşma!

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Yol yakınken, Ofis çiftçinin can düşmanı olmasın, Ofis çiftçinin kara gün dostu olsun diyorum.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Bak, rahmani düşün, şeytani düşünme!

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Zaman her şeyi gösterecektir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

 

 

 

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bir milletvekili arkadaşımız konuşurken ona laf atmayı ben doğru bulmuyorum ama laf atana “Laf etme.” demeyi de doğru bulmuyorum. Dolayısıyla herkes dikkat etsin, bunu rica ediyorum yani.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Konuşmasına dikkat edecek “şeytani” diyemez.

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devamla)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 38’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ayhan Erel                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu     Ümit Beyaz

Aksaray                      Adana                                                           İstanbul

Orhan Çakırlar            Enez Kaplan

Edirne  Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Ümit Beyaz.

Buyurun Sayın Beyaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde değişiklik yapılması düşünülen yasa teklifinin ilgili maddesi hakkında İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

İlgili kanuna eklenen maddede, tahsil edilen değerli konut vergisinin genel bütçe geliri olarak kaydedilmesi öngörülmüş. Bu hüküm, mevcut Emlak Vergisi Kanunu’yla çelişmektedir. Emlak vergisi mahallî idare vergisidir, genel bütçeyle alakası yoktur. Bu, 23 Haziran seçimlerinde yerel yönetimlerdeki ağırlığını kaybeden AK PARTİ iktidarının mahallî idarelerin kolunu kanadını kırma anlayışının bir tezahürüdür. AK PARTİ seçim yenilgisinin psikolojisinden bir an önce çıkmalı, belediye başkanlarımızın ayağına çelme takmaktan vazgeçmelidir. Benden sonrası tufan yaklaşımı en büyük zararı milletimize vermektedir.

Bakınız, her fırsatta dünya lideri olmakla övünen Cumhurbaşkanımız, dünyayı idare ettiği vakitten arta kalan mesaisinde uğraşmak üzere Boğaziçi Başkanlığı kurmak istiyor.

Sayın Cumhurbaşkanım, bırakın, İstanbul’u İstanbullunun seçtiği belediye başkanı yönetsin. Siz, Trump’un, Merkel’in, Esad’ın söylediklerine cevap verin, ekonomik girişimlerinizle batık İskandinavlara parmak ısıttırın.

Hani en yüce değer millî iradeydi? Hani seçilmişler atanmışlara üstündü? Hani bürokratik vesayet sona erecekti? “Vesayet rejimini ortadan kaldırdık.” diyenlerin tek adam sisteminin sağladığı imkânlarla seçilmişler üzerine kurduğu bu baskı bir vesayet değil mi?

Boğaziçi Başkanını da elbette her şeyi atayan Cumhurbaşkanımız atayacak. İstanbul’u yönettikleri süre boyunca Boğaziçi’ni merkezî Hükûmete bağlamayı akıl etmeyenler, İBB seçimlerini kaybedince bir anda İstanbul Boğazı’nı korumak gibi ulvi bir düşünceye kapılmış gözüküyor. Gerekçelerine kendilerinin de inandıklarını sanmıyorum. Boğaziçi siluetini ve oradaki yapıları koruyabilmek için böyle bir girişimde bulunduklarını öne süren iktidara sormak istiyorum: Yirmi beş yıl boyunca koruyamadığınız Boğaz kıyılarını saraya bağlayarak mı koruyacaksınız? Dünyanın incisi Boğaz kıyılarının sizin dönemizde geldiği nokta ortada; yağmalattınız, talan ettiniz, Boğaz’da yeşil alan bırakmadınız ve imar affına sokarak bu yağmacıları affettiniz.

Değerli arkadaşlar, dünyaya ayar veren Cumhurbaşkanımızın imarla, parselle, arsayla, Boğaz kıyılarıyla ne işi olabilir? Boğaz kıyılarıyla uğraşmak koca Cumhurbaşkanımızın işi midir? O zaman niye belediye başkanı seçtik ki? Amacın Boğaz siluetini korumak olduğuna inanmıyorum. Öyle olsaydı, İstanbul’un siluetini gökdelenler değiştirirken vicdanınız sızlar, arkanızda bıraktığınız görüntüye müsaade etmezdiniz. “Biz bu kente ihanet ettik.” sözlerinin kime ait olduğu malum. Gelin, bu güzel şehre daha fazla ihanet etmeyelim; İstanbul’umuzun tarihî, kültürel, doğal güzelliklerini birlikte koruyalım; dünyanın en güzel şehri, bir tarih hazinesi İstanbul’umuzu daha fazla ranta kurban etmeyelim.

Sayın milletvekilleri, maç oynanırken kural değişmez. Bütçe açığı belediye geliriyle kapanmaz, günübirlik çareler Türkiye'nin derdine derman olmaz. Türk ekonomisini kötü yönettiniz, ülke kaynaklarını tükettiniz, şimdi uydurduğunuz ek vergiler ve gözünüzü diktiğiniz belediye gelirleri sorunu çözmez. Bunu görmeli, idrak etmeli ve kötü ekonomi yönetiminizin yükünü millete yüklemekten vazgeçmelisiniz yoksa bu minare bu kılıfa sığmaz, haberiniz olsun diyorum.

Bir başka sorunu Gazi Meclise sunmak istiyorum. İktidarın seçim beyannamesinde vadettiği, polise, öğretmene, hemşireye ve din görevlilerine vereceği 3600 ek gösterge hâlâ netlik kazanmış değildir. 1 milyon 600 bin kamu görevlisi gözünü ve kulağını Gazi Meclisten gelecek müjdeli habere dikmiştir. Her ürüne zam üstüne zam geldiği bugünlerde büyükşehirlerde ekonomik zorluklarla mücadele eden kamu görevlilerine daha çok katkı sağlayacak olan 3600 ek göstergenin emekli memurlara da nefes aldıracağı kaçınılmaz bir gerçektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi millet iradesinin hayal bulduğu yerdir, o hâlde milletin derdine kulak vermemiz öncelikli meselemizdir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın Özdemir, buyurun.

 

 

 

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Akademisyen bir milletvekili olarak bir konuyla ilgili görüşümü belirtmek üzere söz talep ettim.

Türkiye'nin bir hukuk devleti olmaktan uzaklaştığı, kuvvetler ayrılığı ilkesinin, yargı bağımsızlığının tahrip olduğu ama en önemlisi tüm kişi ve kurumların hukuk güvencesinden yoksun olduğu bir süreçten geçiyoruz. İşte, son bir vakıf üniversitesinin karşı karşıya kaldığı durum, bunun bir kanıtıdır. Bir kamu bankası, Halkbank aracılığıyla -âdeta bir siyasi operasyon olduğu düşünülen- hukuk dışı yollarla bir üniversitenin, İstanbul Şehir Üniversitesinin mal varlığına tedbir konulmuştur. Bu iktidar döneminde, kendisine tahsis edilen arazi üzerinde eğitim faaliyetlerini sürdüren, kısa sürede saygın ve başarılı olan bir yükseköğretim kurumunun akademik ve idari personeli, öğrencileri büyük bir mağduriyetle karşı karşıyadır. Gelinen aşamada üniversite yönetimi, akademik ve idari personelin maaşlarını ödeyememiş, öğrencilerin burslarını yatıramamıştır. Bir siyasi hesaplaşmanın aracı olmaması gereken üniversitenin karşı karşıya kaldığı bu hukuksuzluğa karşı Meclisi ve özellikle de akademisyenleri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aycan, buyurun.

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 22 Kasım Dişhekimliği Günü ve bu hafta Toplum Ağız Diş Sağlığı Haftası’dır. Toplum olarak ağız ve diş sağlığına önem vermiyoruz. Ağız ve diş sağlığı bakımından Avrupa’nın en kötü durumda olan ülkesiyiz. Bütün yetişkinlerin ağzında diş eksikliği veya çürükler var, ortalama en az 3 dişimiz eksik durumda.

Bireysel olarak yanlışlarımız var, ağız, diş sağlığına önem vermiyoruz ama hizmetler açısından da yetersizlik var. Ağız, diş sağlığı hizmetlerini, diş hekimliğini sadece muayenehanelere bırakmış durumdayız, bir türlü yaygınlaştıramadık, diş hekimliğine aile hekimliği uygulamasını yerleştiremedik. Yeteri kadar diş hekimimiz olmasına rağmen bunları 1’inci basamakta kullanamıyoruz. Sağlık Bakanlığı, diş hekimliği istihdamını artırabilir ve diş sağlığı hizmetlerini birinci basamağa yayabilir. Böylece koruyucu diş sağlığına öncelik ve önem verebiliriz.

Teşekkür ederim.

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

 

BAŞKAN – 39’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Digital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesinin çerçeve hükmünün aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

“1319 sayılı Kanun’a aşağıdaki madde ilave edilmiş ve mevcut maddeler buna göre teselsül ettirilmiştir.”

           Bülent Kuşoğlu                  Emine Gülizar Emecan                       Cavit Arı

                 Ankara                                  İstanbul                                  Antalya

          Abdüllatif Şener                    Mehmet Bekaroğlu                  Kamil Okyay Sındır

                  Konya                                   İstanbul                                    İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle Türkiye sınırları içerisinde bulunan ve emlak vergisine esas bina, değeri veya ilgili mevzuatın verdiği yetkiye istinaden Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne yapılan veya yaptırılan değerleme sonucu belirlenmiş değeri 5 milyon lira ve bu tutarı aşan mesken nitelikli taşınmazlardan değerli konut vergisi alınması amaçlanmaktadır.

Söz konusu düzenlemeyle değeri 5 milyon TL'yi aşan konutlardan hem emlak vergisi hem de değerli konut vergisi alınacaktır. Bu, mükerrer bir vergi olarak kabul edilmemektedir.

Emlak vergisi bağlı olunan belediyelerce tahsil edilecektir. Bu verginin hâlihazırda matrahı değişik usullerle belediyelerce tespit edilmektedir. Değerli konut vergisiyle ilgili matrah tayin işlemi Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünce yapılacak veya yaptırılacaktır. Değerli konut vergisinin hasılatı tamamen genel bütçeye aittir, buradan mahallî idarelere pay ayrılmayacaktır,

Değerli konut vergisi sadece değeri 5 milyon TL’yi aşan konutlardan alınacağı için çok sayıda konutu olan ancak bedeli 5 milyon TL’nin altında bulunan mükellefler bu vergiyi ödemeyecektir.

Aslında bu vergi mahiyeti itibarıyla servet vergisi niteliğindedir. Ancak sadece belirli sayıda serveti vergilemektedir. Gerçek bir servet vergisi ise bunun artan oranlı olarak düzenlenmesi gerekebilirdi.

Vergilenen konu rant değildir. Rantın vergilemesinde, örneğin imar planı değişikliğinden veya kamu yatırımlarından kaynaklı bir değer artışı varsa bu artışın bir kısmının vergi olarak alınması esastır.

Komisyonda verilen bilgiden ilk aşamada 103 bin konutun kapsama girebileceği anlaşılmaktadır. Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına alamayan iktidar değerli konut vergisinden hasılat beklemektedir. Bu düzenleme gelir kaygısıyla yapılan bir düzenlemedir. Bazı tedvin zaaflarını da içermektedir. Düzenleme yerel idare bütçelerine giden bir vergiye ilişkin kanunda yapılmaktadır. Ancak geliri merkezî bütçeye gidecektir. Daha ötesi mahalli idarelere pay verilmemesi önerilmektedir. Bu taşınmazların tüm yapım ve denetim işlemleriyle kullanılmasını sağlam ak amaçlı götürülen altyapı ve tüm hizmetler yerel yönetimlerin de katkısıyla yürütülmekte olup buradan elde edilen vergi gelirlerinden yerel yönetimlerin bütçesinden muaf tutulması hizmeti doğrudan sunan idareler açısından eşit ve adil değildir.

Komisyon çalışmaları sırasında söz konusu vergiye ilişkin olarak tarafımızca yöneltilen eleştiri ve değerlendirmeler dikkate alınmamış, söz konusu verginin emlak vergisi ile ilgili mükerrerliğin önlenmesi, sahip olunan toplam gayrimenkul değerlerine göre artan oranlı bir tarifeye tabi tutulması ve belediyelere de pay verilmesi hususları dikkate alınarak daha detaylı bir çalışma sonucunda yürürlüğe konulması yönündeki taleplerimiz dikkate alınmamıştır.

Yapılan değişiklikle madde metninin daha iyi anlaşılması sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                   Ayhan Erel                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                      Orhan Çakırlar               

                     Aksaray                                             Adana                                              Edirne

                  Ümit Beyaz                                     Enez Kaplan                                     Ümit Özdağ

                     İstanbul                                           Tekirdağ                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Aksaray Milletvekili Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; hepinizi partim İYİ PARTİ adına saygıyla selamlıyorum. 

Bir ülkenin ekonomik, bilimsel ve sanatsal gelişmesi ve çağdaş medeniyetler seviyesine çıkabilmesinin yolu eğitimden geçmektedir. Şüphesiz ki öğretmenlik, vatanperver, bilinçli, birikimli, millî ve manevi değerlerimizi özümsemiş nesillerin yetiştirilmesinde en önemli meslektir. Bu yüzden, dünyanın en güzel, en kutsal mesleği öğretmenliktir. Öğretmenlik, emek, özveri, sabır ve hoşgörü isteyen, öğreten ve öğrenen, arasında güven ve sevgi ilişkisine dayanan bir meslektir.

Bilgi ve iletişim çağını yaşadığımız günümüzde ve daha büyük bir hızla yaşayacağımız gelecekte bilgisiz, bilinçsiz, ufuksuz ve idealsiz insanların yerinin olamayacağı bir gerçektir. Öğretmen, karanlığa ve geriliğe karşı aydınlığın meşalesidir. Bu doğrultuda ülkemizin, cumhuriyetimizin geleceğini emanet ettiğimiz, yeni nesillerimizi aklın ve bilimin rehberliğinde hızla değişen dünyaya ayak uydurabilecek bilgili, donanımlı bir nesil olarak, açık fikirli bireyler olarak yetiştirmek zorundayız.

Tüm öğretmenler kadrolu olmalı, atanamayan öğretmenlerin atanması gerçekleştirilmeli. Gelecek nesillerin yetiştirilmesini sağlayan öğretmenlerimizin sosyal ve ekonomik hakları gelişmiş ülkelerdeki meslektaşları düzeyine çıkartılmalı ve onlara daha güzel yaşam şartları sunulmalıdır. Her 24 Kasım günü verilen sözler tutulmalıdır. Öğretmenin itibarının kaybedilmesi, aynı zamanda toplumun geleceğinin kaybedilmesi anlamına gelir.

Bu duygu ve düşüncelerle, başta Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, görevleri başında şehit edilen ve ebediyete uğurladığımız tüm öğretmenlerimizi ve yetişmemizde emeği geçen, eğitim meşalesinin sürekli yanmasını sağlayan fedakâr eğitimcileri rahmetle, minnetle anıyorum. Görevi başında bulunan meslektaşlarıma sağlıklı, mutlu bir iş hayatı ve uzun ömürler diliyorum. 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü şimdiden candan kutluyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 39’uncu maddeye baktığımızda, bir yürütme maddesi olduğu görülmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkilendirilmesi üzerine kurulmuştur. Yalnız benim, kanunun bütününe yönelik bir eleştirim olacaktır. Değeri 10 milyon lira olan ancak 4 mirasçının malik olduğu bir meskende bu yasaya göre uygulama nasıl olacaktır? Taslağa göre, her bir malik kendi hissesi üzerinden bu vergiyi ödeyecektir ancak burada hisse değerinin 5 milyon lirayı aşmaması bir çelişki meydana getirecektir. Bir kere, bu verginin konusuna girdiniz mi çıkmak yoktur çünkü değerleme işleminin hangi aralıklarla yapılacağı düzenlenmemiştir. Her yıl yıpranma payı düşülmesi bile, maalesef, düşünülmemiştir; buna karşılık, teklifte, taşınmaz değerinin her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak matrah belirlenmesinin yapılacağı düzenlenmektedir. Emlak vergisinde bile her yıl değer yeniden değerleme oranının yarısı kadar artarken, burada yeniden değerleme oranında artış öngörülmesi kanunlar arasındaki içsel bütünlük açısından yanlıştır. Ayrıca, ailesinden miras kalan, 5 milyon TL’nin üzerindeki bir mülke sahip insanlar vergi öderken; yüzlerce dairesi olan ve bu dairelerin değeri 5 milyon TL’nin altında olan kişi vergi ödemeyecektir. Vergilendirme oranlarına baktığımızda “5 milyon ile 7,5 milyon arasında binde 3’e kadar; 7,5-10 milyon arasında binde 6’a kadar; 10 milyonun üzerinde binde 10’a kadar vergi alınacak.” deniyor. Emeklilerin bu düzenlemeden muaf tutulması uygun olmakla birlikte, düşük ve orta gelirli vatandaşlarımızın vergilendirilmesi düşündürücüdür. Yani, ailesinden 5 milyon TL’nin üzerinde miras kalan düşük gelirli bir vatandaşın 15 bin lira vergi ödemesi durumunda ilerleyen zamanda bu mülkünü satmak zorunda kalacağı anlaşılmaktadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesinin çerçeve hükmünde bulunan “ve” ibaresinin “ile” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Semra Güzel                                    Salihe Aydeniz                                    Kemal Peköz

                    Diyarbakır                                         Diyarbakır                                            Adana

                  Murat Çepni                                   Erol Katırcıoğlu                        Serpil Kemalbay Pekgözegü

                        İzmir                                               İstanbul                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, bu madde 39’uncu madde, bir yetki maddesi yani bu konut vergisinin idaresi Hazine ve Maliye Bakanlığına veriliyor, o madde bu fakat tabii maddenin kendisiyle ilgili söylenecek çok bir şey yok ama konunun kendisiyle ilgili söylenecek birkaç şey var, ben de onları söylemek için geldim buraya.

Şimdi, bir kere yani 1 trilyonun üzerinde bir bütçe öneren Hükûmetin tabii ki vergilere yükleneceğini biliyorduk ve nitekim her konuda neredeyse birtakım vergiler toplamayı kendine amaç edinmiş durumda. Nitekim geçen gün burada yaptığım konuşmada da 500 bin liranın üzerinde gelirleri olandan yüzde 40 civarında vergi alınacağıyla ilgili olarak bir madde konmuştu. Tabii, bu ve bu şimdi konuştuğumuz konu da yani konut vergisi meselesi de esasında şöyle bir izlenim yaratıyor aynı zamanda: Ya, bu Adalet ve Kalkınma Partisi esas itibarıyla vergi konusunda bayağı böyle zenginden daha fazla vergi alan, fakirden daha az vergi alan, dolayısıyla da vergi adaletini düşünerek davranan bir parti izlenimi verilmek isteniyor gibi geliyor bana. Ya, bunda bir mahzur yok tabii ki ama gerçekten, aslında, konuştuğumuz konuya biraz baktığımızda ya bunun böyle olma ihtimali çok fazla değil.

Bir kere arkadaşlar ben şöyle bir eleştiriyi de getirerek… Şimdi, 53 tane maddesi var bu teklifin ve arkadaşlar, bu Plan ve Bütçe Komisyonundan hiç doğru dürüst tartışılmadan geçti diyebilirim ve şimdi oylarımızla da onaylanacak ve yasalaşacak. Arkadaşlar, hakikaten bu yasama süreci sağlıklı geliyor mu size Allah aşkınıza? Ya, benim aklım ermiyor buna yani. Yeteri kadar konuşulmamış.

Şimdi, bakın, -arkadaşlarımız da söyledi ben de söyleyeyim- 5 milyon lirayı geçen bir konut değerine sahip olan kişi vergi verecek. Peki, 2 kişi olduğu zaman ne yapmış olacak? 2 kişiden bu vergi alınmış olacak fakat mesela 4,5 milyon lira değerinde bir evi olan kişi bu vergiden vergilendirilmeyecek, bu vergiyle ilgisi olmayacak. Tek tek baktığımızda, birden fazla 5 milyonun altında değeri olan, evleri olan ama toplamda 5 milyonu geçen bir değere sahip olan bir mükellef de vergilendirilecek mi, o bile belli değil bence. Ya, dolayısıyla da şunu söylemek için söylüyorum: Ben vergici değilim, çok da anladığım bir konu değildir ama çok basit bir şey bu. Bu kadar tartışılmadan buraya gelmesi böyle bir önemli yasanın vergi konusunda bence çok sakıncalı.

Kanaatimce ikinci problem: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü değerlemeyi yapacak yani hangi evin kaç lira olduğuna karar verecek. Arkadaşlar, bu da çok sağlıklı bir şey değil. Zaten bunun olacağı şey şu: Bu kararlar bir anlamda özel şirketlere geçirilecek bence ve özel şirketler bu değerlemeyi yapacaklar. Arkadaşlar, bu inanılmaz bir kaotik durum demektir. Dolayısıyla da benim kanaatim odur ki böyle bir yetki Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne verilmemelidir diye düşünüyorum. Daha doğrusu, bugüne kadarki vergi sistemimizde olduğu gibi, mükellefin beyanı üzerinden vergilendirmenin esas olarak alınması lazım geldiğini düşünüyorum.

Tabii, bir problemi daha var; genel bütçeye bu vergiler toplanacak, genel bütçeye geçirilecek. Niye? Yani şimdi, bir konutu olan kişi… Ha, bu arada şunu da söyleyeyim, konutunuz varsa bu parayı ödüyorsunuz ama işyeriniz varsa 5 milyon TL değerinin üzerinde onu da ödemiyorsunuz anladığım kadarıyla; yani bilmiyorum, heyet burada onlar cevap verirler ama benim okuduklarımdan anladığım bu.

Sonuç olarak arkadaşlar, belediyelere ait olması gereken bir vergi cümlelerimin başında söylediğim gibi son derece acil bir biçimde, her ne kadar kriz yok denilmiş olsa da bu Hükûmetin ihtiyacı olan kaynakların bir kanalı olarak gözüküyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Dolayısıyla da böyle bir uygulama kanaatimce, emlak vergisi bağlamında büyük bir karışıklık yaratacaktır, büyük bir adaletsizlik yaratacaktır; potansiyel olarak bu vardır. Bunun sebebi de büyük ölçüde bu meselenin Plan ve Bütçe Komisyonunda yeteri kadar vakit ayrılarak, yeteri kadar tartışılarak, yeteri kadar paydaşların fikirleri alınarak hazırlanmamış olmasından kaynaklanacaktır diye düşünüyorum. Dolayısıyla da yanlış bir iş yaptığımız kanaatindeyim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Topal, buyurun.

 

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Önümüzdeki hafta 24 Kasım Öğretmen Günü kutlanacak. Ben de öğretmen olup ancak öğretmenlik yapamayan ve bugünü kutlayamayan on binlerce öğretmenimiz adına Hükûmete soruyorum: 2020 yılında ne kadar öğretmen atayacaksınız, bunların branş dağılımı ne olacak?

Eş durumu hakkı 2020 yılında ne olacak, dağılan aileleri birleştirecek misiniz? Bu konuda Aile Bakanlığı neden bir görüş beyan etmiyor?

Alan değişikliği konusunda bir hazırlığınız var mı, buna neden ihtiyaç duyuyorsunuz?

Hazine ve Maliye Bakanı ekonominin iyi gittiğini söylüyor, Millî Eğitim Bakanlığı olarak neden Maliyeden öğretmen açığını kapatacak kadroyu talep etmiyorsunuz?

Ayrıca, 3600 ek gösterge ne oldu, ne olacak?

Şimdiden bütün öğretmen arkadaşlarımızın, emektar öğretmen arkadaşlarımızın öğretmenler gününü kutluyor, bütün eğitimci arkadaşlarımızın ellerinden öpüyorum.

Öğretmenlerimiz ayrıca az önceki sorular hakkında Hükûmetten açıklama bekliyor.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

 

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – 40’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 40’ncı maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Semra Güzel                                     Kemal Peköz                                      Mensur Işık

                    Diyarbakır                                            Adana                                                 Muş

                  Murat Çepni                                    Salihe Aydeniz                                  Necdet İpekyüz

                        İzmir                                             Diyarbakır                                            Batman

        Serpil Kemalbay Pekgözegü

                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Batman Milletvekili Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz temmuz ayında tekrar bir torba yasa paketini konuşuyorduk, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı. Son dönemde Mecliste artık yeni düzenlemelerde, torba yasalarda ajans diyoruz, içinde birçok maddeyi de geçirmeye çalışıyoruz ve o dönem –Plan ve Komisyonu üyeleri de anımsar- biz dedik ki: “Lütfen, alelacele bir torba yasayla getirmeyin, hele hele sivil toplum örgütlerinin görüşünü almadan bir düzenleme yapmayın.” “Hayır, bunu yapacağız, zaten ajansın yönetimi de sivil toplum örgütleriyle olacak.” dediler ve epey bir tartışmadan sonra çıktı, Genel Kurul da onayladı.  Dört ay geçmedi ve tekrar, şimdi, önümüze geliyor, deniyor ki: “Süre yetmiyor, süreyi uzatacağız.” Bu Meclis deneme yanılma Meclisi değildir. Bir şeyi ben çıkartırım sonra problem çıkarsa tekrar düzeltirim değil. Meclisin görevi iyice analiz edip orada, Plan ve Bütçe Komisyonunda, alt komisyonlarda konuştuktan sonra Meclis buna ikna olup oylamaya gittikten sonra düzenleme yapılıyor. Çok büyük bir aksilik çıkmadıktan sonra bunun tekrar düzenlenmesine gidilmez ama maalesef burada her şey “Kervan yolda düzülür.” gibi “Gitsin, gelsin, değiştiririz.” diye bir keyfiyete dönüşüyor; hele hele son dönemde bütün yetkileri, atamaları bakan veya Cumhurbaşkanına vermişken. Burada da ajansın oluşumundaki belirlediğimiz şeylerde aslında kimin ne olacağı belliydi.

Daha geçtiğimiz hafta Plan ve Bütçe Komisyonuna Kültür Bakanı gelmişti, tekrar ajansla ilgili konuştuğumuzda bir isim zikrettik, dedi ki: “Onun dışında zaten kimi yapacağım ki? O olacak, en iyisi o.” Zaten kişiler belli, atanacaklar belli ama nedense şimdi tekrar üç yıla çıkıyor, altında ne var, ne yok bilemiyoruz.

Bir diğer problem neydi? Yangıdan mal kaçırır gibi çıktığında biz dedik ki: “Turizm” dediğinizde sadece sahil kenarları akla geliyor. Doğa var, tarih var. Her ne kadar doğa ve tarihi koruma konusunda dikkatli davranmasanız, şirketlere bir nevi ortam yaratsanız bile, doğa ve tarihi korumanın dışında bölgeler arası eşitsizliği de gidermeniz lazım. İnsanlar Batman’a gelsin, Kars’a gelsin, Van’a gelsin, Rize’ye gelsin, buna benzer bir düzenleme de yapılsın, bu ajansın yönetimi buna uygun da düzenlensin. Yine buna da dikkat edilmedi.

Gerçekten biz vekillerin harcadığı zamana baktığımızda, çabamıza baktığımızda, Türkiye’nin çok önemli sorunlarıyla ilgili saatlerce konuşmamız gerekirken bir taraftan yasalar hızlıca getirilip  torba yasa şeklinde çıkarılıyor. İçinde doğayı korumanın, birçok şeyin yapılması gerekirken paldır küldür çıkarılıp sonra da ertelenip değiştirilmeye çalışılıyor. Turizm sektörünün gerçekten bir düzenlemeye ihtiyacı olduğu gibi...

Bakın, bu torba yasada bile konaklamaya vergi geliyor. Burada da ayrı bir vergi daha vardı Turizm Tanıtım Ajansının düzenlemesinde, şirketlere yönelik tanıtımla ilgili vergi kesilmesi. Biz biliyoruz ki seyahat acentelerinin normalde bu maddeyi desteklemesi gerekirken bizlerle paylaştılar, ne diyorlar? “Alelacele hazırlanan, Meclisten geçirilen yasa sektörün geleceğini tehdit etmektedir ve sektörü dışlayarak yapılmıştır.”

Tekrar başka bir sivil toplum örgütü diyor ki: “Bu tümüyle vergi açığını kapatmaya dönük yapılan bir düzenlemeye benziyor, hiç bize danışılmadı, bize danışılmadığı zaman da hem biz hem bize gelen konuklarımız zarar görecek.”

Saraydaki hesap çarşıya uymuyor. Saraydaki yapılan planlamalar Meclise uymuyor. Vatandaşa daha kötü yansıyor, zam olarak yansıyor. Ne kadar çoğulcu olursak, sesimizi o kadar fazla çıkartırsak; oy çokluğuyla değil, oy birliğiyle burada yasaları çıkartırsak hepimizin geleceği birçok konuda daha iyi olur. Yoksa, bir iki uzmandan görüş alıp sivil toplum örgütlerini dışlayarak, hiç dikkate almayarak, alt komisyonda konuşmadan Meclise sunduğumuz her şey bizim geleceğimizi zedeler.

Bunun dışında, bir konuya tekrar değinmek istiyorum: Arkadaşlar, bundan on beş yıl önce, tekrar bugün, Mardin Kızıltepe’de Uğur Kaymaz’ın kendisi ve babası katledildi. Uğur Kaymaz 12 yaşında, bedeninden 13 mermi çıkartıldı ve hâlâ bu dosya aydınlatılmadı ama aslında Kızıltepe halkında bu dosya aydınlatılmış. Babasıyla beraber taziyesi kurulduğunda bir yığın problem yaşandı, on beş yıl geçmiş aydınlatılmadığı gibi, on beş yıl sonra, geçtiğimiz dönem atanan, Kızıltepe Belediyesine atanan kayyum ne yaptı biliyor musunuz? Kızıltepe Belediyesi hafızalardan silinmesin diye heykelini yapmıştı, heykelini yıktı. Ne yaptı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Başkanım, tamamlıyorum. 

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Heykeli yıktı. Ne yaptı? Yetmedi, baba yok, çocuk yok, heykel yerle bir edilmiş. O dönem annesi belediyede işe girmişti, belediyedeki işine son verdi.

Arkadaşlar, bunlar unutulmadı, unutulmayacak. Biz bunları aydınlatmadığımız sürece, geleceğimizin inşasını yapamayız. Bunları biz defalarca dile getirdiğimizde çeşitli söylentiler, tepkiler çıkmakta. Bir çocuk yaşamını yitirmiş, aydınlatılmamış, dosya cezasızlıkla kapanacak; heykeli kaldırılıyor, annesinin işine son veriliyor. Bu zulüm değil, başka nedir, bunun izahı yok. Ne olursunuz bunlara dönelim, bunları aydınlatalım.

Teşekkür ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin 40’ıncı maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

          Ayhan Erel                               Ümit Beyaz                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu

             Aksaray                                    İstanbul                                     Adana

         Enez Kaplan                           Orhan Çakırlar                       İbrahim Halil Oral

            Tekirdağ                                    Edirne                                      Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral.

Buyurun Sayın Oral. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 128 sayılı Kanun Teklifi’nin 40’ıncı maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün, Dünya Çocuk Hakları Günü’ydü ancak çocuklarımızın bugünü sevinçle ve güvenle kutlayabildiklerini sanmıyorum. Çocuk tecavüzlerinin zirve yaptığı, çocuk işçilerin çoğaldığı ve aileleri vergilerle, zamlarla ekonomik olarak ezilmiş çocukların geleceklerini inşa edemedikleri bir ortamda ne kadar Çocuk Hakları Günü’nü kutlayabiliriz, bilemiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinde her teklif ilk olarak “Anayasa'ya uygun mu, değil mi?” diye değerlendirilmek zorundaysa her milletvekilimiz kendi vicdanında gelen kanun tekliflerini “Bu teklif, çocuklarımıza iyi bir gelecek sunmamıza yardımcı olur mu?” diye değerlendirmek zorundadır diye düşünüyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüştüğümüz teklifin 40 ve 41’inci maddeleri Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansının seçim usulleriyle alakalı bir değişiklik öngörmektedir. Bu teklif, iktidarın gecekondu diker gibi kanun yapma usulünün bir sonucu olarak karşımıza gelmektedir. Ajansın kuruluşunu gerçekleştiren kanunun daha mürekkebi kurumamış, üzerinden henüz dört beş ay gibi bir süre geçmişken yapılmak istenen bu değişiklik, kanunların etraflıca çalışılmadan getirildiğini açık ve net bir şekilde göstermektedir ancak Ajansın kuruluşunu sağlayan kanun, üyesi olduğum Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda görüşülmüştü. O zaman “Vergi alan bir kurumla alakalı Plan ve Bütçe Komisyonundan görüş alınmalıydı.” demiştim. Bugün de tam tersi yapılmıştır. Ajansın kuruluşunu gerçekleştiren komisyonun görüşü alınmamış, yönetimsel bir değişiklik Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılmıştır. AK PARTİ iktidarını tebrik ediyorum. Yanlış yapmakta bu kadar istikrarlı olmanız gerçekten takdire şayandır.

Sayın milletvekilleri, Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı kurulurken getirilen turizm katkı payına itiraz etmiş, onun yerine konaklama vergisi gibi uygulamaları getirmek gerektiğini vurgulamıştık. İktidar, bizim çağrımıza kulak vermiş ama tabii ki işine geldiği gibi kulak vermiş.

Bu torba kanunda konaklama vergisi düzenlemesi de getirilmektedir. Yani turizm katkı payının üstüne bir de konaklama vergisi getirilmiştir. AK PARTİ iktidarı turizm sektörüne vergi üzerine vergi getirerek turizmi geliştirmeyi değil, resmen sektörden haraç kesmeyi tercih etmiştir.

Sayın milletvekilleri, konumuz turizm ve tanıtma iken, Ankara’mızın Polatlı ve Haymana ilçeleriyle alakalı gözden kaçan bir hakkın teslimi hususunu da dile getirmek istiyorum. Sakarya Meydan Savaşı’nın Türk tarihinde ne kadar önemli olduğu her Türk evladının malumudur. Türk devletinin yüz yıllarca süren gerileme süreci Sakarya Meydan Muharebesi’nde durdurulmuş ve “Başkomutan” sıfatına sahip Mustafa Kemal Paşa’nın kurduğu stratejiyle zaferle taçlanmıştır. Yirmi iki gün, yirmi iki gece süren Sakarya Meydan Muharebesi, bugün Ankara’nın Polatlı ve Haymana ilçeleri sınırları içerisinde yer alan coğrafyada gerçekleşmiştir. Polatlı ve Haymana, Türk’ün, Türk milletinin kaderinin çizildiği bir coğrafya olarak karşımıza çıkmıştır. Ancak, bölgedeki tarihî millî parkın adının da “Sakarya” olması, yeterli tanıtım yapılamaması, Sakarya ilimize bir çağrışım yapmakta, Polatlı ve Haymana ilçelerimizin bu önemli tarihî hadisede bir haksızlığa uğramasına sebep olmaktadır.

Buradan, ilgili bakanlıklara çağrıda bulunuyorum: Sakarya Meydan Muharebesi Tarihî Millî Parkı’nın adının, Sakarya Meydan Muharebesi Polatlı Haymana Tarihî Millî Parkı olarak değiştirilmesi bu hakkın teslimi olacaktır.

Özellikle Polatlı, Haymana ilçelerimizin bu konuda ön plana çıkarılması, turizm stratejilerinin bu yönde geliştirilmesi doğru olacaktır. Hatta Polatlı ilçemize gazilik unvanının verilmesini de bir başka hakkın teslimi olarak görüyor ve söylüyorum.

Bu düşüncelerle teşekkür ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi için ifade etmek istiyorum.

Sayın hatibin kürsüden “AK PARTİ’yi sürekli hata yapmakla ve yanlış yapmak noktasında istikrar gösterdiği için tebrik ediyorum.” diyerek istihza yollu AK PARTİ’yi âdeta tahkir eden ifadesini kabul etmiyoruz.

Bakınız, yönetim biçimimiz demokrasi. Demokrasilerde işin nasıl yürütüldüğüne karar verecek millettir. Eski Yunan’dan beri sorulan bir soru vardır: Ayakkabının ayağı sıkıp sıkmadığını giyen mi bilir, üreten mi bilir, satan mı bilir? Elbette giyen bilir. Bu noktada, daha aylar öncesinde yerel seçimler olmuş ve Cumhur İttifakı olarak yüzde 52 oy almışız ve yine, bir yıl takaddüm eden sürede milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri olmuş. Bu noktada, biz, milletimiz ne diyor ona bakıyoruz. Amacımız da medeniyetimizden güç alarak milletimizin refahını artırmak ve ülkemizi dünya milletleri nezdinde parlayan bir yıldız hâline getirmektir.

Bu nedenle, demokrasiye inanıyorsak milletin seçmiş olduğu ve milletin takdir ettiği icraatlarla ilgili bu tür istihzalardan kaçınmamız gerektiğini ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

 

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu(S. Sayısı: 128)---(Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 40’ıncı maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

Bülent Kuşoğlu                                      Cavit Arı                             Mehmet Bekaroğlu

     Ankara                                              Antalya                                     İstanbul

 Emine Gülizar Emecan                    Kamil Okyay Sındır                       Abdüllatif Şener

   İstanbul                                                İzmir                                        Konya

                                                       Ali Fazıl Kasap                                    

                                                             Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Önergeye katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle tüm öğretmenlerimizin gününü kutluyorum. Bu arada, kanun hükmünde kararnameyle,  yargı kararı olmadan meslekten uzaklaştırılan öğretmenlerimizin tıpkı hekimler gibi en azından özelde çalışmalarını sağlamanızı istiyorum.

Yine bir torba yasa geldi, bu yasanın içine bir zehir kattınız. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi halkımızı zehirlemeye devam ediyor, uçurmuyor maalesef. Nasıl mı? Bakın, değerli milletvekilleri, bu fotoğraflar siyah beyaz değil, bu fotoğraflar renkli fotoğraf, Kütahya’nın 2 tane termik santrali. İnsanlar zehirleniyor, göz gözü görmüyor. Dünya Sağlık Örgütü limitlerinin 3 katı duman soluyoruz, toz soluyoruz. Kanser oranı artıyor.

Bir hastam vardı -ben çocuk hekimiyim- şu anda 26 yaşında. 26 yaşında bir kadın kanser oldu, akciğer kanseri; 26 yaşında, Kütahya’da. Şehir merkezine ve beldeye 10 kilometre uzaklıkta. Şehir merkezine kuş uçuşu 10 kilometre uzaklıkta. Ve gündüz çekilmiş fotoğraf siyah beyaz gibi. Siz ne yaptınız? 15 termik santral mevcut Türkiye’de, bunlarla ilgili, Anayasa’yı çiğnediniz. Anayasa’daki yemininize sadakatsizlik ediyorsunuz. Anayasa’nın 56’ncı maddesi: “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ödevi olmasına rağmen görevinizi savsaklıyorsunuz.

Horolop şorolop bir sistemle gidiyoruz; bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete hesabı. Daha önce Mehmet Muş burada 17 Temmuzda açıklamıştı, dedi ki: “O şirketlere tanıdığımız süre bu yıl sonu itibarıyla bitiyor. O süre zarfında buradaki santrallere uygun şekilde filtreleme yapılacaktır. Uzatma süresi verilmemiştir, verilmeyecektir.” Kayıtlarda var.

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Erdoğan zehir yasasına “Dur.” dedi ve “Kapatılsın bu termik santraller.” dedi.

Bu işsizlik ortamında biz santrallerin kapatılmasını istemiyoruz. Çevre ve insan sağlığına uygun filtre takılmasını acilen istiyoruz. Bir yanda sıfır atık projelerini savunuyorsunuz, bir yanda yüzde yüz çevre kirliliğine yol açıyorsunuz. 2022’ye kadar iki buçuk yıl daha zehirlenmemize imkân tanıyorsunuz.

“Düşünme, itaat et.” diyenlere değil, “Düşün, sor, sorgula.” diyenlere kulak veriniz. Gelin, hep beraber 50’nci maddeyi çekelim ya da bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi hani bizi uçuruyordu ya, Cumhurbaşkanlığı sisteminde kimin ne dediği belli değil. Cumhurbaşkanı “Kapatılsın, kaldırılsın.” diyor. Siz 50’nci maddeyi çekmeyi düşünmüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Madde kabul edildi ama kabul edilen maddeyle ilgili sorunlu bir durum var, onu Genel Kurulun bilgisine sunmak için söz aldım. Söz verdiğiniz için teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kısa bir süre önce, 11 Temmuz 2019 tarihinde Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı Hakkında Kanunu’nu kabul etti. Bu kanunun 3’üncü maddesi Ajansın karar organının yönetim kurulu olduğunu söyledikten sonra yönetim kurulu üyelerinin kimlerden oluşacağı ve bu yönetim kurulu üyelerinin hangi seçim usulüyle buraya geleceğini düzenlemişti. Yönetim kurulunun seyahat acentelerinden gelecek olan üyesi, anılan kanunun 3’üncü maddesine göre “Seyahat acentesi işletme sahiplerinin ilgili mevzuatı uyarınca kendi aralarında yapacakları seçimle belirlenecek bir kişi” olarak tarif edilmiş ve bu şekilde yönetim kuruluna seçilecek. Yani seyahat acentelerinin kuruluş kanunu olan 1618 sayılı Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Kanunu uyarınca acenteler kendi aralarında bir seçim yapacak ve Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansının Yönetim Kurulu üyesini seçecekler, 1 kişiyi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Biraz önce kabul edilen madde seyahat acentelerinin kendi aralarında yapacağı seçimi kaldırmak suretiyle bu seçimi TÜRSAB Yönetim Kurulunun yapacağını söylüyor. Seçimi kaldırmak suretiyle demeyeyim, o kanunun o maddesi orada hâlâ yürürlükte duruyor, o özel kanun. Özel kanun hükmü burada dururken 1618 sayılı Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Kanunu’na bir madde konulmak suretiyle bu seçim usulü değiştirilemez. Değiştirmek istiyorsanız 7183 sayılı Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı Kanunu’nda değişiklik yapılması lazım; böyle olmaz, usule uygun değil, tekniğe uygun değil, “Ben yaptım oldu.” Bir de koyduğumuz ilkeden vazgeçiyorsunuz. Hani seçim olacaktı orada? Ben, burada, Genel Kurulda ajans kanunu konuşulurken eleştirimi yapmıştım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Toparlıyorum Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Konaklama tesisleri, turizm işletme belgeli tesislerin sahipleri, bunların hepsi oturacaklar, yeniden seçim yapacaklar. Bunlara gerek var mı? Bunların organları var, federasyonları var; bu federasyonlar bu seçimleri yapabilir demiştim. “Hayır, biz yeniden seçim yapacağız.” dediler. Şimdi TÜRSAB için bu seçimden vazgeçiliyor, vazgeçilirken de usulüne uygun bir düzenleme yapılmıyor.

Teşekkür ederim.

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

 

BAŞKAN – 41’inci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, önergeleri birlikte işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 41’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

 

          Ayhan Erel                               Ümit Beyaz                              Enez Kaplan

        Aksaray                                       İstanbul                                   Tekirdağ

        Orhan Çakırlar                           Yasin Öztürk                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu

              Edirne                                     Denizli                                      Adana

      Tuba Vural Çokal

             Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Mehmet Bekaroğlu             Emine Gülizar Emecan                      Cavit Arı

                İstanbul                                İstanbul                                    Antalya

Abdüllatif Şener                    Özgür Karabat                          Bülent Kuşoğlu

       Konya                                İstanbul                                    Ankara

Kamil Okyay Sındır

        İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Önergelere katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında ilk söz Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile -bir AK PARTİ klasiği olan- Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 41’inci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 73’üncü maddesi vatandaşımıza bir ödev yüklemiş, demiş ki: “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali ödeme gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür.” Devamında da “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.” hükmü yer almış. Dikkatinizi çekerim, iki hüküm çok önemli; “mali gücüne göre” ve “vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımına göre.”

Peki, gerçekten durum böyle mi? Ülkemizde gelir vergisi mükelleflerinin büyük çoğunluğunu ücret geliri elde edenler oluşturuyor. Ücretli çalışanlar üzerinde hem doğrudan gelir ve kazanç üzerinden hem de dolaylı olarak mal ve hizmet üzerinden alınan ağır bir vergi yükü var.

“Ücretli” dediğimiz kimdir? İşçi, memur. Uygulanan vergi politikaları nedeniyle “ücretli” dediğimiz bu kesimin eline geçen net ücret vergi kesintileri nedeniyle yıl başına göre geçen sürede giderek eriyor. Çalışan, bir yandan enflasyon nedeniyle satın alma gücünü kaybediyor, cebine kalanı da vergi olarak devlete veriyor. Bu vergi düzeni adil değildir.

Bakınız, 46’ncı madde de “Muaflıklar” başlığını taşıyor. Değerli konut vergisinden muaf kişi ve kuruluşların durumunu düzenleyen bir madde. Gönül isterdi ki bu maddenin düzenlemesi asgari ücretten alınan vergiyi muaf kılsın ve bütün Meclis hep birlikte kanun teklifinin geçmesi için el kaldıralım. Gönül isterdi ki sadece maaşı olan memurun, işçinin aldığı bir ücret zenginleşme olarak görülmesin, vergi dilimi oranlarını düşürmek üzere hep beraber el kaldıralım. Yine gönül isterdi ki ücretlinin, emeklinin bireysel, doğal gaz, elektrik, su ve ulaşım hizmetlerinden alınan vergi oranlarını düşürmek, bu kalemlere muafiyet getirmek üzere keşke hep beraber müjde verebilseydik.

Değerli milletvekilleri, Ekonomi Bakanı ülkedeki kötü ekonomik gidişatı kabul etmese de işler kötüye gidiyor. İster suç duyurusunda bulunsun ister dokunulmazlığın kaldırılmasını istesin, işler kötü gidiyor. Bütçe açığı rakamlarına bir bakalım. 2019 ilk on ayında 100,7 milyar, 2018’in ilk on ayında 62,1 milyar idi, yüzde 62 oranında artmış. Merkez Bankası ihtiyat akçesini de kullanmasına rağmen yıl sonuna kadar tahminî 139 milyar olarak öngörülüyor. Bu demektir ki bütçe açığı aynı oranda artar ise 2020 için öngördüğünüz 138,9 milyar 225 milyar olacak. Bu kadar yüksek bütçe açığı kabul edilemez boyuttadır, bunun kapatılması gerekir. Bütçe açığı bu kadar büyük olunca vergi artışları da zorunlu hâle gelir ve nur topu gibi yeni vergiler üretilir.

Aylardır Mecliste çıkarılan kanunlara bir bakalım. Hazinede açılan gedikleri kapatmak üzere ya kanun yapılıyor ya da kanun hükmünde kararnameler Meclis tarafından tasdik ediliyor. Kanun teklifleri komisyonda görüşülmüyor. Baskın bir şekilde Genel Kurula inen kanun tekliflerinin gerekçesinde açık açık yazmasa da niyet belli. Bütçe açığını kapatmak için yeni vergi başlıkları üretmekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Denkleştiremezsiniz, bu israf ekonomisine devam ettiğiniz müddetçe de bütçe açığını hiçbir zaman kapatamazsınız. AK PARTİ iktidarını bu konuda tebrik etmek lazım çünkü yeni vergi başlıkları üretmek konusunda çok yaratıcılar. Hani müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış ya, iktidar hep eski vergileri karıştırıyor “Vatandaşın sırtına daha fazla ne yüklerim?” diye hem de yeni vergi kalemleri oluşturuyor; sigaradan cep telefonuna, yurt dışına çıkış harcından daha birçok vergide artış yaşanıyor. Ayrıca şekerden çaya, elektrikten doğal gaza pek çok ürün zamlandı. Keşke bu sözleri sadece muhalefet etmek için söyleyebilmiş olsaydım ama artık kulaklarınız duymasa da gözleriniz görmese de sokaklar ağlıyor, vatandaş çırpınıyor.

Bir günlüğüne Mecliste sırada bekleyen yeni vergi paketlerini görüşmeyi bir kenara bırakırsak ve otursak ve gerçek gündemle toplansak. İktidar muhalefet fark ediyor mu? Hepimize gelen talepler aynı: İş, aş. Resmî rakamlardan gidelim. İşsiz sayısı geçen yıla göre 980 bin kişi artmış. Kayıtlı işsiz sayısı 4 milyon 650 bin kişi. Sorarım size: Özelleştirme yaptınız, yerine ne yaptınız? İstihdamı artırmak üzere ne yaptınız? Yandaşlara teşvik vermekle, ihalesiz iş vermekle olmuyor artık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Kör gözüm parmağına, şatafat bir yana, insanlar aileleriyle birlikte ölmeyi tercih ediyor. Ölenler rakam değil, sayı değil, insan. Arka arkasına intihar eden insanlara bakın şov yapmıyorlar, protesto yapmıyorlar, hayatlarından vazgeçiyorlar. Parayı, pulu, borcu harcı geçtik, insanlıktan umutları kalmamış. Acaba çocuklarının hayatına kıyan babanın yerine kendinizi koyup bir düşündünüz mü? Bir anne ne zaman umudunu yitirir, bir baba ne zaman çaresiz kalır? Empati yapmak bu kadar zor olmamalı. Vatandaşın sesi bizim kulaklarımıza geliyor, kriz dalga dalga yükseliyor. Çekin elinizi kulaklarınızdan sokağın sesini dinleyin. Ne diyor duyuyor musunuz, ne diyor dinliyor musunuz? “Ne yapsanız örtemiyorsunuz. Kral çıplak.” (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında 2’nci söz isteyen İstanbul Milletvekili Özgür Karabat.

Buyurun Sayın Karabat. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan yasa teklifinin 41’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu maddeyle, daha önce 7183 sayılı Kanun’la kurduğumuz Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansıyla ilgili bir görev süresi değişikliği yapıyoruz. Buna bir eleştiri getirecek değiliz elbette ama şu soruyu sormak durumundayız. Daha önce de 1618 sayılı Kanun’da yapılan değişikler vardı, alelacele getirilen bu kanunda, 7183 sayılı Kanun’da demek ki bazı şeyleri atlamışız; doğal olarak da, kanun yapma tekniğinize ilişkin bir eleştiriyi getirmek durumundayız.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, 9’uncu ay sonu itibarıyla merkezî bütçemiz 86 milyar TL civarında açık veriyor ve yine, hepimizin bildiği gibi, belli ki bu vergilerle kamu harcamalarını finanse etmek istiyoruz ama buradan bir şey hatırlatmak isterim değerli milletvekilleri: Vergi politikalarımızı sadece kamu harcamalarını finanse etmek üzere kurgulayamayız. Esasen, vergi politikalarının temel amacı gelir dağılımı adaletini sağlamaktır. Gelir dağılımı adaletini sağlayamayan bir vergi politikasıyla doğru sonuçlar alamayız, gelişemeyiz. Dolayısıyla bir kıssadan hisseyi sizlerle paylaşmak isterim. O kadar hassastır ki vergi işi aynen koyunun yününü kırpma işi gibidir değerli arkadaşlar. Eğer siz doğru kırparsanız koyunu, o tüy bir daha uzar ve bir daha kırparsınız ama siz koyunun derisini yüzecek kadar kırparsanız bir daha vergi de alamazsınız. Dolayısıyla muhataplarını yaşattığınız ve geliştirdiğiniz, gelir dağılımı adaletini sağladığınız bir vergi politikasını sağlamamız gerekir.

Bir şeyi daha belirtmek isterim. Yine, bu kanunla beraber, bu kanun teklifiyle beraber biz yüzde 40’lık bir vergi dilimi yaratıyoruz. Hatırlıyor musunuz, 2005’te siz yüzde 40’a indirdiniz, daha sonra 2006’da yüzde 35’e indirdiniz, şimdi çark tersine dönüyor ve yeniden yüzde 40’a çıkartıyoruz. Aslında, biliyoruz ki, Komisyona gelmeden önce yüzde 50 yapmayı bile düşündünüz.

Değerli arkadaşlar, vergi dilimi bu hâle geldiğinde biz asgari ücretlilerin bile 9’uncu aydan itibaren ikinci vergi dilimine yani yüzde 20’lik vergi dilimine geçtiğine tanıklık edeceğiz. Dolayısıyla, başlangıçta şunu söylemek isterim ki asgari ücretin vergi dışı bırakılmaya çalışıldığı ve önerildiği bir dönemde asgari ücretin ikinci vergi dilimine geçtiğini tanıklık edeceğiz. Bunu sorgulamamız gerekir. Bu vergi diliminde olanları anlatıyoruz ama söylemek isterim ki bu vergi diliminde yoksula pay yok, işçiye pay yok, asgari ücretin üzerindeki vergi dilimi artıyor.

Değerli arkadaşlar, bu vergi teklifiyle beraber esnafın ödediği stopajı kaldırmıyoruz, vergi adaleti ne yazık ki yok. Bu vergi teklifiyle, biz, azdan az çoktan çok vergi almıyoruz, tam tersi bir durum yaratıyoruz. Bu vergi teklifiyle, biz, vergi cennetlerindeki kazançları vergilendirmiyoruz. Bu vergi teklifiyle, biz -duyun değerli milletvekilleri- kayıt dışı ekonomiyi vergilendirecek bir tedbir almıyoruz; sadece bir amacımız var, kamu harcamalarını finanse etmek. Dolayısıyla, bunun sorunu çözebileceğini düşünmüyoruz değerli arkadaşlar.

Yine, bir şeyi daha belirtmek isterim ki bu vergi kanunuyla ve her kanunla beraber, elbette daha önce kanun yapma alışkanlığımızda ve literatürümüzde var, bazen Bakanlar Kuruluna bazen Bakanlara yetkiler verilir ama şimdi, artık Cumhurbaşkanına yetki vermek zorundayız. Burayı  eleştirmiyorum ama verdiğimiz yetkilerin aralığına bir bakalım, ölçüsüne bir bakalım değerli arkadaşlar. Kambiyo mevzuatıyla ilgili daha Mayıs 2019’da getirdiğiniz binde 1’den binde 2’ye çıkarıyoruz ve bunu 10 kat artırma hakkını Cumhurbaşkanına veriyoruz. Bu aralık çok geniştir, ölçülülük prensiplerine aykırıdır.

Bir başka nokta şu: Dijital vergi hizmetini yüzde 7,5’tan yüzde 15’e çıkarma hakkını Cumhurbaşkanına veriyoruz. Motorlu taşıtlar vergisinde değerleme oranıyla ilgili, bunu yüzde 50’ye kadar artırma ve azaltma hakkını Cumhurbaşkanına veriyoruz. Dolayısıyla, bu geniş aralıkları Meclisin iradesi anlamında sorgulamamız gerektiğini ben düşünmekteyim değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bir başka nokta şu: Arkadaşlarımız belirtti, tapu harçlarıyla ilgili biz değerleme kuruluşlarına yetki verir hâle geliyoruz. Bakın, bu, zamanla neye döner biliyor musunuz: Vergiyi alanın bundan komisyon aldığı bir sisteme doğru gideriz. Vergi kamusal bir olgudur, verginin özel bir olgu hâline gelmesi kabul edilemez bir gerçekliktir. Bu sorgulamamız gerektiğini sizlerle paylaşmak istedim.

Elbette ki Sayın Bakan biz konuşunca kızabilir. Söylemek istiyorum ki ekonomimizin durumu çok iyi değil ve diyor ya Mahsuni: “Yoksulun sırtından doyan doyana. Bunu gören yiğit nasıl dayana?” Affınıza sığınarak söyledim.

Teşekkür ediyorum yüce Meclise değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın Kaboğlu…

 

 

 

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu yasa önerisi çok eleştirildi. Bir tür vergi fetişizmi olarak nitelenebilir. Eleştirilmeye de devam edilecek fakat ben bir maddeye özellikle dikkat çekmek istiyorum bu teklifi destekleyen vekillerin dikkatine sunmak için. Madde 51 olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri ek listelerinde adları yer alan kişiler için öngörülen yaptırımlar teker teker sayılmıştır. Orada sosyal güvenlik hakkından yoksunluk söz konusu değildir. Ama buna rağmen sosyal güvenlik hakkı gasbında bulunan kamu görevlilerinin sorumlu tutulmaması bir hukuk devletiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır, keyfiliği sürekli hâle getirmektedir. Eğer bu madde geçerse, bu şekilde oylanırsa o zaman hiçbir zaman hukuk sistemimiz olağanlaşamaz. Bu nedenle, sayın vekillerin özellikle bu 51’inci maddeyi desteklememelerini rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – 42’nci madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Digital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 42’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

“MADDE 42- 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanununda bulunan Ek:12. madde yürürlükten kaldırılmıştır.”

             Mehmet Bekaroğlu                         Emine Gülizar Emecan                                 Cavit Arı

                      İstanbul                                            İstanbul                                             Antalya

             Kamil Okyay Sındır                               Sibel Özdemir                                   Bülent Kuşoğlu

                        İzmir                                               İstanbul                                              Ankara

               Abdüllatif Şener

                       Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Önergeye katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben de kanun teklifinin 42’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yine bir torba yasa uygulamasıyla karşı karşıyayız. Ancak burada bir torba yasayla yapılan bir değişikliğin ya da hatanın yine bir torba yasayla düzeltildiği bir Parlamento çalışmasıyla karşı karşıyayız. Meclisin nitelikli yasa yapma faaliyetlerinde yaşanan sorunlar bugün de maalesef artarak devam etmektedir.

İşte benim üzerine söz aldığım 42’nci maddeyle Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu’nda daha geçtiğimiz yıl yine bir torba yasayla düzenlenen ek 22’nci madde bugün yürürlükten kaldırılmakta. Gerekçe olarak ise sporcu ücretleri üzerinden kesilen ve stopaj yoluyla ödenmiş olan vergilerin, amatör spor dallarının desteklenmesi amacıyla iade edilmesine yönelik düzenlemenin uygulama imkânının kalmaması gibi bir durumdan söz edilmekte. Mevcut düzenlemenin yerine bu tür desteklerin artık Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından sağlanabileceği, amatör spor dallarının desteklenmesinin önemsendiği vurgulanmakta. Bir düzenlemeyi kaldırıyoruz ve ileriye dönük de bir vaatte bulunuyoruz; bu çelişkili durumu sizinle paylaşmak istedim.

Bir yıl içinde ne değişti? Peki, biz değişiklikleri neden geçtiğimiz yıl düşünmedik ve neden geçen yıl yapmadık, sorum bu açıkçası. Evet, yeni sistemde yasa yapma sürecinin daha kaliteli olacağına dair bir iddia vardı ancak sizlerin bu uygulaması, yasa yapma sürecinin daha da geriye gittiğinin açıkça bir örneği değil midir? Yasa yapma süreçlerinde yaşanan bu geriye gidiş, tutarsızlık ve öngörüsüzlükler maalesef ekonomi başta olmak üzere tüm alanlara yansımaktadır. On yedi yıldır ülkeyi yöneten iktidarın üretime dayalı ekonomiden uzaklaşmasına, tüketim ve borçlanma ağırlıklı bir ekonomi politikası ve uygulamalarına şahit oluyoruz.

Gelinen aşamada ise bugün Türkiye, borç, faiz yükü sarmalındadır, kaynak bulmakta ve yaratmakta sıkıntılar yaşamaktadır. Bunun doğal sonucu, büyüme ve istihdamda yaşanan sorunlar gün geçtikçe artmaktadır çünkü bu yasal düzenlemeleri gördüğümüz üzere bu ekonomi yönetimi, kaynak ve istihdam yaratamamakta ve çözümü vergi zamlarında ve yeni vergilerde bulmaktadır. Bu durum zaten sorunlu olan vergi adaletsizliğini ve gelir eşitsizliğini daha da artırmaktadır ki bugün, Türkiye, 33 Avrupa ülkesi içinde gelir dağılımı eşitsizliğinde 2’nci sırada yer almaktadır. Yine, TÜİK verilerine göre, 2018 yılında en yüksek gelire sahip yüzde 20’yle en düşük gelire sahip yüzde 20’lik kesim arasındaki açık daha da açılmaktadır.

Yatırım ve güven ortamının iyileştirilmesine dönük gerçekten yapısal değişiklikler ve uzun vadeli önlemler yerine, geçici ve vatandaşa yük getiren yeni düzenlemelerle bulunduğumuz ekonomik kriz daha da derinleşmektedir. Enflasyon, faiz yükü ve döviz kuru istikrarsızlığı sorunu devam etmektedir.

Son günlerde Sayın Cumhurbaşkanı ve ekonomi yönetiminin sıklıkla bahsettiği Avrupa Birliğinin ekonomi kriterleri olan Maastricht Kriterlerini yerine getirdiğimize dair övünçle bahsedilmekte. Açıkçası, Maastricht Kriterleri sadece kamu borcu ve bütçe açığından ibaret değil. Bakın, değerli milletvekilleri, Maastricht Kriterlerinde, özellikle baktığımızda, referans değeri olarak yaklaşık 10,5 kat daha yüksek bir enflasyon oranına ulaştık. Yine uzun vadeli faiz oranı ve döviz kuru istikrarında da hızla uzaklaşıyoruz bu Kriterlerden. Bu sayısal veriler, bu referans değerleri elbette önemli ancak değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğinin uluslararası raporlara yansıyan 2019 Türkiye Raporu’na baktığımızda, ekonomiyle ilgili değerlendirmelerini dikkatle takip etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Merkez Bankası başta olmak üzere ekonomi ve mali kurumlara siyasi müdahalelerle bu kurumların uluslararası kredibilitesi ve bağımsızlığının zayıfladığı uyarıları yapılması ekonomimizdeki güveni ve kırılganlığı daha da artırmaktadır. Özellikle yeni Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte operasyonel ve kurumsal bağımsızlık tartışmaları, mali sistemimizin denetim mekanizmalarının yeterli düzeyde olmaması ve Cumhurbaşkanının doğrudan atama kararları gibi konular ekonomide ulusal ve uluslararası alanda belirsiz ve güvencesiz bir ortamı yaratmaktadır.

Yine makroekonomik verilerde öngörü ve hedeflerin gerçekleşmemesi, verilerin zamanında ve doğru yapılamaması ulusal ve uluslararası güven ortamını zayıflatmış ve ekonomik krizi daha da derinleştirmiştir. İşte yeni yönetim sistemiyle vadedilen ekonomik büyüme ve refah gerçekleşmemiş, işsizlik düşmemiş, istihdam oranı da yetersiz kalmıştır ve diğer hatiplerin de bahsettiği üzere özellikle de işsizliğin gerekçesi olarak iş gücüne dâhil olan kişi sayısının artması gibi bir savunma içine gidilmiştir. Bu durum, iktidarın başarısızlığını ve âcizliğini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – İzninizle tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Değerli milletvekilleri, işsizliğin sebebi olarak iş gücüne dâhil olan kişi sayısının arttığı gerekçesinin belirtilmesi gerçekten bir başarısızlık ve daha da vahimi âcizliği bir kez daha ortaya koymuştur.

Bakın, bu temel yapısal sorunlar ortada duruyorken ve işte bu yeni yönetim sistemi ve bu ekonomi yönetimiyle, ekonomi başta olmak üzere ülkemizin hiçbir temel sorunu bugüne kadar çözülememiştir ve bundan sonra da çözülemeyecektir. Geçici -bugün de gördüğümüz gibi- aceleyle yapılan torba yasalarla maalesef zaman kaybetmekteyiz ve bedelini yine vergi yüküyle karşılaşacak olan vatandaşlarımız ödeyeceklerdir.

Teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 42’nci maddesinde yer alan “kaldırılmıştır” ibaresinin “çıkarılmıştır” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

          Ayhan Erel                               Ümit Beyaz                              Enez Kaplan

             Aksaray                                   İstanbul                                   Tekirdağ

Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Yasin Öztürk                           Orhan Çakırlar

              Adana                                     Denizli                                      Edirne

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Önergeye katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Denizli Milletvekili Yasin Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, sadece bir buçuk yıl önce, 21 Mart 2018’de çıkan kanunda Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye Futbol Federasyonu ve bağımsız spor federasyonlarına tescil olmuş olan ve Türkiye’de faaliyette bulunan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri tarafından sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek ilgili vergi dairesine kanuni süresince beyan edilen ve ödenen gelir vergisi tutarlarını amatör branşlardaki altyapı harcamalarında harcamak koşulu ile kulüplere ret ve iade edilmesini düzenliyordu. İade uygulamasını getirine AK PARTİ’si. Bir buçuk yıl geçmiş üzerinden. Şimdi bu uygulamayı kaldırmak isteyen yine AK PARTİ’si.

Mevzuatı sürekli değiştiremezsiniz. Kanun teklifinin komisyon görüşmelerine konuk olarak gelen Kulüpler Birliği temsilcisi, uygulamaya karşı olduklarını, altyapı yatırımlarının olumsuz yönde etkilenmemesi için iadenin devam etmesi gerektiğini savunmuştu ve bu taleplerinde sonuna kadar haklılar. Siz bir buçuk sene önce “Amatör sporu destekliyoruz.” reklamını yapın, spor kulüplerine “Müjde…” başlıklarını attırın, adamlar yatırımlarını, gelir-giderlerini ona göre yapsın, sonra da “Para bize lazım, size vermekten vazgeçtik.” deyin.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki Futbol Transfer Merkezi bir oyun hâline geldi. Kulüplerin transfer yarışı son yıllarda saha içi rekabeti gölgede bıraktı. Birden fazla talibi olan futbolcuyu renklerine katan kulüpler bunu zafer gibi kutlandı. Başkanlar, yöneticiler, transfer ettikleri futbolcularla hatırlanır oldu. Bu anlayış yöneticileri tribünlerin istediği isimleri transfer etmeye yönlendirdi. Böylece, ipin ucu bir daha yakalanmamak üzere kaçtı. Taraftarlar, yeni transferleri karşılamak için hava limanlarını stadyuma çevirdi. Yapılan transferlerin kulübe maliyeti unutuldu. Camialar parasını almadan antrenmana veya çıkmak istemeyen oyuncularla tanıştı. Hatta kulüpler kadro dışı bıraktığı oyunculara milyonlarca dolar tazminat ödemek zorunda kaldı. Bu durum, çoğu zaman Türk futbolcuları için Futbol Federasyonuna, yabancı futbolcular için de FIFA’ya yansıdı. Yaşanan ekonomik kriz sonrası ülkemizin en büyük kulüpleri UEFA yaptırımlarıyla karşılaştı. Avrupa kupalarından men edilmelerinin yanı sıra bulundukları ligde puan silme, transfer kısıtlamaları gündeme geldi. Kısaca, yüksek faizli banka kredileri kaosu, krize çevirdi. Bankalarla yapılan anlaşmalarla borçlar yeniden yapılandırıldı.

Burada bir hususu söylemeden geçemeyeceğim. Yapılandırmayla Türkiye Futbol Federasyonunun yürürlüğü koyduğu lisans talimatları gereği her kulübün kendi finansal verilerine göre oluşturulmuş harcama limitleri var. Bir kulüp bu limitlere uysun, diğeri uymasın ama göz yumalım olmaz. Bu haksız rekabeti doğurur ki buna da tepkisiz kalamayız.

Yaşanan ekonomik kriz ve hovarda transfer politikası sonucu birçok Anadolu kulübü kapısına kilit vurdu. Gaziantepspor, Mersin İdman Yurdu, Malatyaspor ve Orduspor gibi bir dönemin güçlü takımları sadece tarih sayfalarında ve anılarda yer alıyor. Bursaspor, Eskişehirspor ve Altay 1.Lig’de, Samsunspor 2. Lig’de, Karşıyaka da 3. Lig’de var olma mücadelesi veriyor. Zor duruma düşen kulüp yöneticileri, borçlarını ödememek için hayali temlikler veriyor ki gerçek alacaklara sıra gelmesin. Bu ekonomik  transfer dengesini kuramayan kulüp, ligden düştüğü anda ya kapanıyor ya da kısıtlamalardan dolayı kafasını kaldıramayıp kendisini BAL ligine kadar düşürebiliyor, hatta mahkemeler, dernekler masası kulüp yönetimlerine el koymak zorunda kalıyor.

4 büyük kulüp ise borç sarmalını yeni kredilerle eritmeye çalışıyor. Fenerbahçe 3 milyar 700  milyon lira, Galatasaray 3 milyar 200 milyon lira, Beşiktaş 2 milyar 600 milyon lira, Trabzonspor ise 1 milyarlık borç yüküyle boğuşuyor. Toplam borcu 10 milyarı bulan 4 büyük kulüp asıl mücadeleyi borçlarını ödeyebilmek için yeni kaynak ararken veriyor. Oyuncuların, hangi bütçeye, kaç paraya, nasıl ve ne şekilde satın alınacağı üzerinde çok da durulmuyor. Kulüplerimizin transferleri hangi mantık ve bütçeyle yaptıklarını incelemek ve irdelemek gerekiyor. Yapılan transferler önemli bütçeler gerektiriyor. Bu bütçeler nereden ve nasıl sağlanıyor, nasıl finanse ediliyor? İşin finansal kısmı bir yana, kulüplerin transfer ettikleri oyuncular ne ölçüde onların dertlerine çare olacak? Transfer edilen oyuncu yeni takımında ortaya ne performans koyacak? Hayal kırıklığı mı yaratacak, yoksa yeni ufuklar mı açacak? Transfere harcanan paralar, içinde yaşadığımız ekonomik kriz ortamında gerçekten düşündürücü. Transfere harcanan milyonlarca euro, akla bu paraların nasıl ödeneceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Gerçekten de hiçbir fayda maliyet analizi yapılmadan ve finansman kaynağı bulunmadan transfere oluk gibi akıtılan bu paralar kulüplerimizin  başını fena hâlde ağrıtıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Milletvekilim.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ederim.

Son olarak, spor kulüplerimiz ayağını yorganına göre uzatmayı öğrenmeli, gelir gider dengesini gözeten transfer politikalarını hayata geçirmeli ve ülke futbolu için olmazsa olmaz olan altyapıya gereken önemi vermelidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 42’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Cahit Özkan                                  Şeyhmus Dinçel                                 Ramazan Can

                      Denizli                                              Mardin                                            Kırıkkale

           Fehmi Alpay Özalan                       Mehmet Doğan Kubat

                        İzmir                                              İstanbul

"MADDE 42- 21/5/1986 tarihli ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanununun ek 12 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Amatör sporun desteklenmesi

EK MADDE 12- Gençlik ve Spor Bakanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu ve bağımsız spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye'de faaliyette bulunan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri tarafından sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek ilgili vergi dairesine kanuni süresinde beyan edilen ve ödenen gelir vergisinden  Gençlik ve Spor Bakanlığının talebi üzerine Hazine ve Maliye Bakanınca uygun görülen pay, Gençlik ve Spor Bakanlığı adına açılacak özel hesaba Hazine ve Maliye Bakanlığınca aktarılır. Özel hesaba aktarılan tutarlar aşağıdaki harcamalar dışında kullanılamaz.

a) Amatör spor dallarında sportif faaliyet gösteren sporculara, bunların çalıştırıcılarına ve diğer spor elemanlarına yapılan ücret ve ücret sayılan ödemeler (Her bir sporcu, çalıştırıcı ve diğer spor elemanları için yıllık olarak yapılacak ödeme, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde yazılı tarifenin üçüncü gelir diliminde yer alan ve ilgili yılda ücretler için geçerli olan tutarın üç katını aşamaz.),

b) Bu fıkranın (a) bendi kapsamındaki sporcu, çalıştırıcılar ve diğer spor elemanlarının, sportif faaliyetlerine ilişkin iaşe, ibate, seyahat, sağlık, eğitim-öğretim harcamaları ile amatör spor dallarına ilişkin hazırlık kampları, müsabaka, malzeme ve ekipman, federasyon vize, lisans, tescil ve katılım harcamaları.

Özel hesaptan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketlerine aktarılan tutarlar ile bu tutarlardan yapılan harcamalar, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gelir, gider, indirim veya maliyet olarak dikkate alınamaz.

Özel hesaba aktarılan tutarların kullanılması ve denetlenmesi ile maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı müştereken yetkilidir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Önergeyi uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Mevcut uygulamada Türkiye'de faaliyette bulunan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketleri tarafından sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek ilgili vergi dairesine yatırılan gelir vergisi tutarları amatör spor dallarında kullanılmak üzere  ilgili spor kulüplerince açılmış olan özel hesaplara aktarılmaktadır.

Önergeyle sporculara ödenen ücretlerden tevkif edilerek ilgili vergi dairesine ödenen gelir vergisinden Gençlik ve Spor Bakanlığının talebi üzerine Hazine ve Maliye Bakanınca uygun görülen payın amatör spor dallarının desteklenmesinde kullanılmak üzere Gençlik ve  Spor Bakanlığı adına açılacak özel hesaba aktarılması sağlanmaktadır. Ayrıca, söz konusu tutarların kullanılması ve denetlenmesi ile maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleme hususunda Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı müştereken yetkili kılınmaktadır.

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Ünsal.

 

 

 

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkürler.

Dün Devlet Demiryollarıyla ilgili yaptığım konuşmaya akla ziyan bir cevap geldi arkadaşlarımızdan. Özet olarak, 9 kişinin öldüğü olayın iddianamesinde yargılananların terfi ettirildiğini söylemiştim, suçlu gariban makasçı Osman Yıldırım oldu. Evet, arkadaşlar, bugün de Devlet Demiryollarının Ulusal Demir Yolu Sinyalizasyon Projesi kontrolörlüğünü yapan Veysel Karani denen bir şahıs 32 tane ihaleyi eşinin adına “Raycan” diye bir firma kuruyor ve veriyor. 1 milyon 584 bin liradan fazla usulsüz parayı paravan şirket üzerinden alan kişi emekli olduktan sonra da şirketin başına geçiyor. Yargıya intikal eden bu olayın takipçisi olacağız ama şunu görün ki arkadaşlar, her söylediğimiz söze otomatik olarak karşı çıkmayın; araştırın, inceleyin. Yazıktır, günahtır, vebali var.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.34

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Sayın Gürer…

 

 

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

1980’li yıllarda dünya mercimek üretiminin yüzde 40’ı Türkiye’de üretilirdi, mercimek ihracatının yarısı Türkiye’den yapılırdı. Yanlış tarım politikalarıyla mercimekte ithalatçı ülke durumuna düşürüldük. AKP sayesinde mercimekte dışa bağımlı hâle geldik.

Geçen yıl 331 bin ton ithalat gerçekleşti. Bu yıl ekim alanı arttı ancak verim artmayınca sorun katlandı. AKP sayesinde vatandaşın mercimek çorbasını da pahalı içmek zorunda kalacağı ya da çorbaya dahi muhtaç hâle geleceği görülüyor.

Üreticiyi girdi fiyatları ve mevsimsel değişimler vurdu. Sezon başında 2 lira 60 kuruş olan mercimeğin şu an borsada kilosu 4 lira 50 kuruşa çıktı. Bu, tüketiciye market rafında 1 kilogram fiyatı 11 lira olarak yansıyor, organikte ise 14 liraya çıkıyor. Böyle giderse fiyat daha da katlanacak.

Ekim alanlarında on sekiz yılda kırmızı mercimekte yüzde 42 azalma meydana geldi. Tarıma böyle bakılırsa yabancı çiftçi desteklenip yerli üretici bitecek. Vatandaş daha yüksek fiyatla ürüne mecbur kalacak. Bu konuda Bakanlık bir an önce önlem almalıdır.

 

 

1.        İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) 

BAŞKAN – 43’üncü madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır. Bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 43’üncü maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Semra Güzel                            Ömer Faruk Gergerlioğlu                              Hüda Kaya

                    Diyarbakır                                           Kocaeli                                             İstanbul

      Serpil Kemalbay Pekgözegü                           Murat Çepni

                        İzmir                                                 İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Mehmet Akif Hamzaçebi                               Cavit Arı                                       Bülent Kuşoğlu

                      İstanbul                                             Antalya                                              Ankara

          Emine Gülizar Emecan                        Kamil Okyay Sındır                              Abdüllatif Şener               

                      İstanbul                                               İzmir                                                Konya

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Önergelere katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve özellikle de Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri; bu maddeyi lütfen onaylamayın. Bu gerçekten yasal olarak suçtur, vicdanen büyük bir vicdansızlık ve vebaldir, dinen de çok büyük bir günahtır çünkü apaçık bir hırsızlığı öngörüyor resmen, başka bir şey değil. Olacak iş değil, bu nasıl gelmiş buraya, kabul edilecek bir şey değil.

Bakın, ne var? Bu maddeyle halka açık statüde olup borsada işlem gören ve on binlerce kişiye hisse satışı yapan Bera Holding -eski adıyla Kombassan- İttifak Holding ve Umpaş Holding'e karşı açılan binlerce davanın düşürülmesi amaçlanmıştır. Geçmişte gerçekleşen söz konusu satışlar, bugün holdingler hakkında açılmış binlerce davaya konu durumdadır.

Bu holdinglerden hisse alan ve yıllar içinde kendilerine kâr ödemesi yapılmayan kişiler, satın aldıkları hisselerin karşılığını talep etmek için şirketleri dava etmişlerdir. Aleyhe açılan dava sayısı holdinglerin ödeme yapamayacağı bir sayıya ulaşmış, davalar holdinglerin borsadaki değerini ve güvenirliğini etkilemeye başlamıştır. Mevzu bahis şirketler, hisse sahibi alacaklılara ortaklık verecek, böylece aleyhlerine açılmış binlerce dava düşürülecektir.

Özetle bu düzenleme aracılığıyla Bera Holding, İttifak Holding ve Umpaş Holding batmaktan kurtulacak, mağdur olan vatandaşın dava açması, hukuk önünde hak araması ise engellenmiş olacaktır. Bu anlamda torba yasa uygulamasıyla yasama kalitesini altüst eden iktidar genel nitelik arz etmesi gereken kanun düzenlemelerini yine belli sermaye odakları yararına işletmektedir. Aynı zamanda bu düzenleme bilhassa Bera Holdingin kurtarılması uğruna yapılmıştır. Bu Meclis bu suça ortak olmasın arkadaşlar, böyle şey mi olur ya? Bir holdingi kurtarmak için burada madde onaylıyoruz.

Büyük bir borsa manipülasyonu gerçekleşmektedir. Zira Komisyondaki görüşmelere katılan Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Alaboyun bakın, ne demiş? “Hissemizin Komisyonda görüşüleceği duyulur duyulmaz dün borsa yüzde 1 civarında değer kaybederken bizim hissemiz tavan yaptı.” Bir beklenti var özellikle yabancı yatırımcılar tarafından ellerini ovuşturuyor, ne güzel. Lehlerine nasıl bir anlam taşıdığını apaçık söylüyor. Bu sözler sarf edilirken SPK Başkanı da komisyonda bulunmakta, bu durum Plan ve Bütçe Komisyonunda gerçekleşen bir skandaldır arkadaşlar. Olacak iş değil bunlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Alabora AK PARTİ’nin milletvekiliydi ama.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Hisseler yüzde 100 arttı.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Evet.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu İhsan Eliaçık Hoca’nın güzel bir sözü var: “Abdestli kapitalizm.” resmen budur. Aynı zaman da bir de Alparslan Kuytul Hoca’nın bir sözü var, diyor ki size, Adalet ve Kalkınma Partisine: “Adınız artık ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’ değil, zulümle kalkınma partisi. ‘AKP’ değil zkp.” Çok açık, net, gerçekten de böyle. Bu maddenin buraya getirilmesi kabul edilecek bir hadise değil arkadaşlar. 

Bakın, daha başka cinayetler de var. Biraz evvel İbrahim Kaboğlu Hoca’mız da söyledi, 51’inci maddede de, dün ben de söyledim, SGK yetkililerinin yaptıkları işlemler konusunda yasal zırha kavuşturulmaları konusu var. Yani OHAL döneminde mağdurların emekli maaşını vermesin, eczanesine Medula ekranını kapatsın, sosyal yardımlaşmada her türlü hukuksuzluğu yapsın, binlerce örneğini bunların sergilesin, SGK yetkilileri bunları yapsın, yapsın, üç buçuk yıldır yapıyor, bir sürü keyfî uygulama yapıyor ve daha sonra, işte, 51’nci maddede yasal bir zırh getirilecek. Olacak iş mi arkadaşlar? Yani gerçekten bunlar kabul edilecek hadiseler değil. Gerçekten, bu 43’üncü madde ve 51’inci madde çok büyük bir vebaldir, suçtur. Bunlara onay vermeyin çünkü bunun vebali son derece ağırdır. Bunu net bir şekilde söyleyelim.

Gerçi, bakıyorum, umursamıyorsunuz, bu sözlerimden çok fazla etkilenen bir AK PARTİ’li vekil de görmüyorum. Normalde, vicdanlı insanların bu sözlerden çok etkilenmesi gerekir. Çünkü çok açık suç, vicdansızlık ve dinen de çok büyük günah olan bir maddedir bu ve bunu onaylayacaksanız bütün bu söylediklerimi de kabul etmiş olacaksınız.

Teşekkür ediyorum efendim. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Grup Başkan Vekili.

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, hatip kürsüden sürekli grubumuza hakaret etmiştir, tümünü reddediyoruz.

Tabii, ne kadar saldırırsa saldırsın… Grubumuzun metanetli tavrına rağmen hakaretlerine ve saldırılarına devam etmiştir.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Hiç de hakaret değil, madde apaçık ortada.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, her şeyden önce “zulümle kalkınma partisi” ifadesini aynen iade ediyor ve reddediyorum.

Zulüm nedir? Zulüm, başta, adam öldürmek.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – İşte, bu maddedir; işte, 51’inci maddedir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1’inci maddesi yaşam hakkıyla başlar ve diğer haklarla sözleşme devam eder.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Evet, gerçekten, zulüm kalkınanlar partisi oldu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, evet, ait olduğunuz sosyal çevreniz ve backgroundunuzla kavga etmek istemiş olabilirsiniz.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Hayır, kavga değil; gerçeği söylüyorum. Sizi vicdana çağırıyorum, vicdana!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onun için, abdestle, namazla ve ibadetle aranıza mesafe koymak suretiyle, şu anda içinde bulunduğunuz siyasi hareketin ne kadar yılmaz bir savunucusu olduğunuzu kamuoyuna ikna etmeye çalışmış olabilirsiniz.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Büyük bir vebal işliyorsunuz diyorum, suç işliyorsunuz diyorum. Suç işliyorsunuz ya, bu maddenin neresini savunuyorsunuz ya, el insaf yani! 51’inci maddenin neresini savunuyorsunuz? Olacak iş mi bunlar ya? Gerçekten, zulümle kalkınanlar partisi.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Sakin ol, sakin ol.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ama bu ülkede inancımıza, dinî değerlerimize ve medeniyet mücadelemize ilişkin saldırılarınızı asla kabul etmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Bu mu medeniyet, el insaf ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sataşmanın konusu neydi, anlayamadık Sayın Başkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, eğer, insan haklarıyla ilgili bilgi almak istiyorsanız bu hususta akademik çalışması olan birisiyim.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Ben yıllardır insan hakları savunucusuyum. Size o konuda çok ders veririm.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bakınız, her şeyden önce Anayasa’nın bireysel başvuru yolunu açtığımız bir anayasal düzenleme var. Onun ötesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi var. İster Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ister bireysel başvuru yoluna gidin. AİHS’nin 7’nci maddesi bir kazanılmış hakkın mevzuat düzenlemesiyle ortadan kaldırılmasına zaten müsaade etmez, siz rahat olun. Bunu da güvence altına alan anayasal düzenlemeyi devri hükûmetlerimiz ve Parlamentodaki grubumuz sayesinde anayasal güvenceye kavuşturduk.

Genel Kurulun bilgisine arz ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anayasa dolandırılıyor Sayın Başkan. Anayasa’ya karşı hileli iş yapılıyor. 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun.

 

 

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Adalet ve Kalkınma Partisinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konusunda bu kadar heyecanlı bir savunma yapması hakikaten bizi de heyecanlandırdı ama hamaset oluyor genellikle. Yani, siz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını uygulamayan iktidarlardan bir tanesisiniz, en başta geliyorsunuz, daha yeni uygulamadınız, hâlâ uygulamıyorsunuz alınmış kararı. Şimdi, Büyük Kurul bir daha karar alacak, onu da uygulayıp uygulamayacağınızı göreceğiz. Biliyorsunuz değil mi konuyu? Selahattin Demirtaş’la ilgili. Yani sanki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bütün kararlarını heyecanla uygulayan bir iktidarsınız da böyle konuşuyorsunuz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine -son iki üç yıla bakalım, daha öncesine de gitmeyelim- son iki üç yılda kaç başvuru olmuş? Türkiye hakkında aleyhte kaç tane karar alınmış? O kararlar hangi maddelerle ilgili alınmış?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Baktığınızda, ihlallerin hangi maddelerle ilgili olduğunu görüyorsunuz yani adli yargılama ihlalleri, düşünce ifade özgürlüğü ihlalleri; bunların hepsi sizin iktidarınızın döneminde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde alınmış olan kararlar. Bunları unutuyor musunuz, ben anlamıyorum. Yani, sizde hakikaten bir unutma var, geçen gün de -söylemek istemedim ama madem böyle şeyler oluyor, bir kere daha söyleyeyim- “Bizim zamanımızda hiç parti kapatılmadı.” dediniz ya bu Parlamentoda, Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk’un Eş Başkanı olduğu parti kapatıldı sizin döneminizde, unuttunuz mu?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 2003’ün Mart ayı...

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – 2009.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …o davanın açılması 1999 yılında.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – 2009 efendim, sizin iktidarınız dönemindeydi, 2009’da kapatıldı.

Şimdi, son bir şey daha söyleyeyim: Bakın, konuşuluyor, daha konuşacağız tabii, bütçe gelecek yani Bera Holdingin hisseleri son bir ayda yüzde 100 arttı, yüzde 100. Bunu açıklayabiliyor musunuz acaba? Biz açıklayabiliyoruz, siz de açıklayabiliyorsanız iyi, onu tartışacağız zaten önümüzdeki günlerde de.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Adalet Bakanlığı bütçesi gelince konuşma imkânları daha fazla olacağı için…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Grup Başkan Vekili şahsıma doğrudan saldırıda bulunmuştur unutkanlık atfederek. Her şeyi hatırlıyoruz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – “Söylemiyoruz ama.” diyorsunuz,  “Hatırlıyoruz ama söyleyemiyoruz.” diyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bakın, her şeyden önce insan hakları teorisinde özgürlük güvenlik için, güvenlik de özgürlük için feda edilemez. Avrupa uygulamalarına bakalım, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Mahkeme kararlarında her zaman şuna işaret eder, der ki: “Sözleşme budur ancak her üye ülke, taraf ülke kararlarını verirken, yasal düzenlemelerini ve pratiklerini hayata geçirirken her zaman kendi ulusal düzenlemeleri çerçevesinde hedefe uygun kararları alır.”

SALİHE AYDENİZ (Diyarbakır) – Hedefleri gasbetmek, hedefiniz budur. 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakın, daha G7 zirvesinde, Londra’nın göbeğinde, Trafalgar Meydanı’nda göstericiler kamu düzenini bozduğu için Gezi’yi arka cebinden çıkartacak, maalesef orantılılık ilkesini aşan saldırılarda Londra polisi göstermiştir kendisini.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Kaç kişi öldürdüler?

SALİHE AYDENİZ (Diyarbakır) – Sizin saldırılarınızda kaç kişi ölüyor?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi maalesef ikircikli tavrını orada da göstermiştir.

Bakın, bilinmesi gereken hadise şudur: Biz ne özgürlükten ne de güvenlikten feda ederiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, konumuz KOMBASSAN, KOMBASSAN; İngiltere değil, Fransa değil. KOMBASSAN’ı niye kurtarıyorsunuz? Konumuz bu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Eğer özgürlükle ilgili taleplerden dolayı terörle mücadele edilmesin veya bazı olumsuz tavırlara eğer boyun eğilsin istiyorsanız bunlara asla müsaade etmeden özgürlüğü de güvenliği de koruyarak ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmaya devam edeceğiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, konumuz, KOMBASSAN’ı niçin kurtarıyorlar; İngiltere, Fransa değil.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) -  Teşekkür ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan…

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu  (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz madde, on binlerce insanı ilgilendiriyor. On binlerce mağdur, bu maddeyle ilgili yapılması gereken işlemi merakla bekliyor.

Değerli milletvekilleri, maddeyi bir örnekle açıklamak en doğrusu. 1990’lı yılların ortalarından 2000’li yılların ortalarına kadar bir kısım şirketler vatandaşlardan, özellikle de onların dinî duygularına yaslanarak birtakım paralar topladılar. Birçok şirket var ama Komisyona da gelmiş olduğu için, orada açıklamalarda bulunmuş olduğu için bunlardan birinin ismini zikretmemde hiçbir mahzur yok. Eski adıyla KOMBASSAN, yeni adıyla Bera Holding AŞ. Bu örnekten gidelim, bu örnek diğer şirketleri de ilgilendiriyor. 

Konu şu: 1990’lı yılların ikinci yarısında ve 2000’li yılların ilk yarısında bu şirket o zamanki parayla 6 milyon TL, şimdiki parayla 6 Türk lirası nominal bedelli bir hisse senedini Almanya’daki vatandaşlarımıza 40 ila 70 mark arası bir bedelle sattı ancak bunun karşılığında vatandaşa verilen hisse senedinin o zamanki mark cinsinden tutarı yaklaşık 20 mark yani arada 40-50 mark civarında bir bedel, vatandaşımızın hanesine hisse senedi olarak ya da bir başka şekilde geçmiş değil. Uzun yıllar böyle devam eden ilişki daha sonra dava konusu oldu ve özellikle de 2012 yılında Sermaye Piyasası Kurulunun mahkemelere KOMBASSAN Holdingin vatandaştan toplamış olduğu paranın gerçek miktarını bildirmesiyle birlikte mahkemelerde bu vatandaşlarımız davaları kazanmaya başladı. Yani şirketin nominal bedelli olarak şirket kayıtlarında göstermiş olduğu hisse senedi tutarından farklı olarak vatandaştan toplamış olduğu gerçek miktarı bu şirketler SPK’ya bildirdi. Dolayısıyla, vatandaşın alacaklı olduğu ortaya çıktı. Bu alacak tespit edildikten sonra vatandaşlar, bu mağdurlar menfi tespit davaları, alacak davaları, tazminat davaları açmaya başladılar ve bu davaları peyderpey kazandılar, davalar devam ediyor. KOMBASSAN’ın, yeni adıyla “Bera Holding AŞ”nin temsilcisi Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi, kendisini orada dinledik. Ben Komisyon üyesi değilim ama Komisyon toplantısına katıldım. Bir açıklama yaptı: “Holding binlerce kişiyi çalıştırıyor, büyük sanayi yatırımları var. Eğer bu davalar devam ederse şirket çok zor duruma düşer, çok zor durumlarla karşı karşıya kalır, o nedenle bu maddeyi getirdik.” diyor. Şimdi, önce usul açısından bir şeyi söyleyeyim. Bir yasal düzenleme yaparken bu yasal düzenlemenin tarafı olan Bera Holdingi çağırıp dinlemek elbette ki doğru fakat o mağdurları temsil eden kimseleri, onların avukatlarını dinlemek gerekmez mi? Yasa böyle mi yapılır arkadaşlar, rica ediyorum? Bir taraf dinlenirken on binlerce kişiyi, o mağdur kitleyi orada Komisyon dinlemedi, Genel Kurul dinlemedi. Genel Kurulun dinleme imkânı yok ama herhâlde bu aşamaya kadar bir toplantı yapılabilir, bu kimseler çağrılır, kendilerinin dertleri öğrenilirdi. Şimdi, bu maddeyle bu vatandaşların bundan sonra dava açma hakları elinden alınıyor. Mahkemelerde kazanılmış olan davalar henüz kesinleşmemiş ise kanun yoluna gidilenler de dâhil olmak suretiyle sonlandırılacak ve burada yargılamalar sona erecek, menfi tespit, alacak ve tazminat davaları hükümsüz kalacaktır.

Arkadaşlar, bu madde bu şekliyle Anayasa’nın 138’inci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı. Mahkeme kararlarını yasama organı değiştiremez; değiştiriyoruz. Şimdi “Hayır, değiştirmiyoruz.” diyecekler. E, kesinleşmiş mahkeme kararları var, devamı gelecek bu kararların, onları önlüyorsunuz.

İkincisi: Anayasa’nın 38’inci maddesi herkese hak arama hürriyetini verir. “Bütün meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle herkes dava açma hakkına sahiptir.” der. “Dava açılamaz.” demek suretiyle bu hakkını da vatandaşların elinden alıyorsunuz. Komisyonda ben şirket temsilcisine sordum: Mahkeme kararlarının gereğini yerine getirdiniz mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Komisyonda şirket temsilcisine sordum: Bu düzenleme mahkeme kararlarını karşılıyor mu? Vatandaşın hak ettiği rakamı bu düzenlemeyle ona veriyor muyuz? Buna ben bir cevap alamadım ne kanun teklifini veren milletvekili arkadaşımızdan ne de o şirket temsilcisinden bunun cevabını alamadım. Şirket kâr dağıtıyor mu dedim, kâr dağıtmadığını öğrendim.

Arkadaşlar, yapılması gereken, bu maddeyi derhâl madde metninden çıkarmak, mağdurları çağırıp, diğer şirketleri çağırıp, onlarla bir veya birden fazla toplantı yapıp doğru yolu bulmaktır.

Elbette ki şirketler batmasın, elbette ki sanayi faaliyetlerine devam etsin. Kimse böyle bir şey istemiyor ama o devam etsin denirken “Bu alacaklı vatandaşlarımızın alacaklarını silelim.” bu olmaz arkadaşlar. Bu, bırakın hukuk devleti ilkesine, Anayasa’nın saydığım maddelerine aykırılığı, vicdana aykırı arkadaşlar. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Rica ediyorum, bu maddeyi çıkaralım, oturalım yeni baştan alalım, herkesi mutlu edecek bir çözümü hep birlikte bulalım.

Saygılar sunuyorum. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu, Anayasa’ya aykırı Başkanım, kişisel yasa yapılmaz ki.

MEHMET MUŞ (İstanbul) –Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

 

 

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada görüşülmekte olan yasa teklifiyle alakalı, ilgili maddeyle alakalı çeşitli görüşler ortaya konuluyor, konulabilir; bunlar her milletvekilinin kendi bakış açısındaki değerlendirmeleridir.

Meselenin özeti şudur: Şimdi, bu şirketlerin hisseleri, özellikle bir tanesinin hisselerinin yüzde 53’ü kaydileştirildi, borsada şu an işlem görüyor. Bunun 72 bin ortağı var ve yüzde 53’ü bu kaydileştirmiş. Geri kalanlar, bu kaydileştirmeyle alakalı madde iptal edildiği için kaydileştirme yarıda kesildi ve bu vatandaşlarımızdan bir kısmı -belli bir avukat grubu var, özellikle bunlar bunu takip ediyorlar- vekâlet verdiler ve davalar açıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, şirketin açılan davaların tamamını ödeme gibi bir imkânı yok; bu sefer hissesini kaydileştiren vatandaşlarımızın –yüzde 53- ve onun haricinde herhangi bir dava açmayan vatandaşlarımızın tamamının hakkı gitmiş olacak çünkü şirketin bunun altından kalkma imkân ve kabiliyeti yok. Dolayısıyla vatandaşlarımız ellerindeki hisleri kaydileştirdikleri vakit hem geri kalan yüzde 47’nin bu anlamda bir söz hakkı olacak hem de daha önce kaydileştirilmiş olan yüzde 53 elindeki hisseyi koruma imkânına kavuşacak ve şirket faaliyetlerine devam edecek, faaliyetlerini sürdürecek; aksi takdirde, hiçbir vatandaşımızın elinde hiçbir şey kalmayacak, sadece çok küçük bir sayıda daha önce dava açanların tahsil edeceği bir rakam ortaya çıkmış olacak. Küçük bir grup mutlu oluyorken çok büyük bir kısım mutsuz ve elindeki bütün imkânları da kaybetmiş duruma düşecek. Dolayısıyla madde bunu düzenlemekte ve bu yüzde 53’ü kaydileştirmiş olan vatandaşlarımızın hakkını hukukunu ve yüzde 47’sinin de hakkını hukukunu korumaya yönelik bir düzenlemedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Dolayısıyla biz, burada, bırakın birinin hakkını almayı, aslında burada, bir ortaklık ilişkisinden hak sahibi olan vatandaşlarımızın hakkını korumaya yönelik bir düzenleme getirdik.

Genel Kurula teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun.

 

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben konuşmamda ifade ettim ama bir kez daha ifade etmekte yarar görüyorum. Önerimiz şudur: Maddeyi çıkaralım, tarafları çağıralım Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, dinleyelim, makul, akla uygun bir çözümü bulalım. Kimse “Şirket batsın.” demiyor ama lütfen, rica ediyorum, on binlerce insanın hakkını da heba etmeyelim, kimseye yedirmeyelim arkadaşlar. Bu, birkaç avukat meselesi değildir; o avukatlar binlerce, on binlerce insanı temsil ediyor. Doğru yol budur. Plan ve Bütçe Komisyonu, Bera Holding AŞ temsilcisini dinlerken “Kombassan mağdurları” olarak isimlendirdiğimiz on binlerce insanın temsilcisini niye dinlememiştir? “Gelmediler.” Haber verdiniz de mi gelmedi? Şirket nasıl geldi? Doğru olan, tarafları dinleyip hakkaniyete uygun, hukuka uygun bir düzenlemeyi yapmaktır.

Teşekkür ederim. 

 

 

1-) İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, katkı mı sağlayacaksınız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet, izin verirseniz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi konu şu: Siz hukukçusunuz bildiğim kadarıyla. Neyi düşünüyoruz? Kanunların genel olması, eşit olması, herkese uygulanabilir olması lazım. “Kişiye özgü kanun yapılmaz.” deniliyor. Yani burada Türkiye Büyük Millet Meclisi yani yasama organı sadece Kombassan’a özgü bir düzenleme yapıyor. Bu nedir? Anayasa’ya karşı işlenen bir suçtur. Anayasa kişilere özgü yasal bir düzenlemeyi engelliyor, aynı zamanda, yasama organının arkasına sığınılarak mevcut olan mahkeme kararları uygulanamaz duruma sokuluyor. Bu, Parlamentonun dürüst davranma ilkesine de aykırılık teşkil ediyor. Burada her şeyden önce Parlamentonun düzgün, ahlaklı, kaliteli yasa yapması gerekir. Yani burada kişiye özgü bir yasanın yapılması bizi aşiret devletlerine götürür. Sizden istirham ediyorum, bu maddeyi geri çekin.

 

 

1-) İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – 43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beko, buyurun.

 

 

 

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4857 sayılı İş Kanunu’na göre 4/D statüsünde çalışan daimî kadrodaki üniversite mezunu işçilerin kurumlarında yan yana çalıştıkları memur ve sözleşmeli çalışanlarla aynı üniversitelerin aynı bölümlerinden mezun olmalarına ve aynı işleri yapmalarına rağmen statü farkları bulunmaktadır. Üniversite mezunu işçiler tayin, nakil, terfi, görevde yükselme ve imza yetkisi gibi özlük haklarından faydalanamamaktadırlar; mesleki toplantılara, seminerle, eğitimlere de katılamıyorlar. İşçiler arasında başka bir kuruma tayin ve atama durumu olmadığından aile bütünlüğü bozulmakta, anne ve babalarından, eşlerinden ve çocuklarından ayrı yaşayanlar bulunmaktadır. Aynı iş yerlerinde çalışıp da aynı işleri yapan personel arasında statü farkının olması ve bu statü farkından kaynaklı maddi ve manevi kayıpların söz konusu olması hem iş barışını hem de iş verimini olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Üniversiteli işçilere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Mezkûr önerge 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’na yeni bir geçici madde eklenmesini öngörmektedir. Söz konusu kanunda ise görüştüğümüz teklifin 9’uncu maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Dolayısıyla, yeni madde ihdasına dair önergenin teklifin 9’uncu maddesinden sonra verilmesi ve işleme alınması gerekirdi ancak görüşmeye katılan siyasi parti gruplarından bu hususta bir itiraz olmaması nedeniyle, emsal teşkil etmemek üzere, önergeyi işleme alıyorum.

Şimdi, önergeyi okutup Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla -16 üyesiyle- katılırsa önerge üzerinde, bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne çerçeve 43’üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 44- 6802 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

‘GEÇİCİ MADDE 3- Bu Kanunun 34 üncü maddesinde yer alan konaklama vergisi oranı 31/12/2020 tarihine kadar %1 olarak uygulanır.’”

                  Cahit Özkan                            Muhammed Levent Bülbül                     Mehmet Doğan Kubat

                      Denizli                                             Sakarya                                             İstanbul

               Şeyhmus Dinçel                                 Selim Gültekin                                    Erol Kavuncu

                      Mardin                                               Niğde                                                Çorum

                 Ramazan Can                                     Yavuz Ergun

                     Kırıkkale                                             Niğde

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, önergeye katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde, yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Yeni madde kabul edilmiş ve teklife yeni bir madde eklenmiştir.

Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için bundan sonra maddeler üzerindeki önerge işlemlerine mevcut sıra sayısı metnindeki madde numaraları üzerinden devam edilecek, kanun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge daha vardır, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne çerçeve 43’üncü maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 45- 11/7/2019 tarihli ve 7183 sayılı Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “temsilcisi” ibareleri “Başkanı” şeklinde ve “temsilcilerinden” ibaresi “Başkanlarından” şeklinde değiştirilmiştir.”

                  Mehmet Muş                           Muhammed Levent Bülbül                     Mehmet Doğan Kubat

                      İstanbul                                             Sakarya                                             İstanbul

                  Cahit Özkan                                    Abdullah Güler                                    Yusuf Başer

                      Denizli                                             İstanbul                                              Yozgat

BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) - Sayın Başkan, salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN - Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Yeni maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Yeni madde kabul edilmiş ve teklife yeni bir madde eklenmiştir.

Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için bundan sonra maddeler üzerindeki önerge işlemlerine mevcut sıra sayısı metnindeki madde numaraları üzerinden devam edilecek, kanun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

44’üncü madde üzerinde aynı mahiyette 3 önerge vardır, önergeleri birlikte işleme alacağım.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

         Ömer Faruk Gergerlioğlu                Serpil Kemalbay Pekgözegü                          Abdullah Koç

                      Kocaeli                                               İzmir                                                  Ağrı

                  Murat Çepni                                      Semra Güzel                                       Hüda Kaya

                        İzmir                                             Diyarbakır                                           İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:       

          Ayhan Erel                               Ümit Beyaz                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu

             Aksaray                                   İstanbul                                     Adana

         Enez Kaplan                             Dursun Ataş                           Orhan Çakırlar

            Tekirdağ                                   Kayseri                                     Edirne

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

     Mehmet Bekaroğlu                           Cavit Arı                        Emine Gülizar Emecan

             İstanbul                                    Antalya                                    İstanbul

    Kamil Okyay Sındır                        Ulaş Karasu                           Bülent Kuşoğlu

               İzmir                                       Sivas                                      Ankara

       Abdüllatif Şener

              Konya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Önergelere katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Ağrı Milletvekili Abdullah Koç.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH  KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 44’üncü maddeyle, Toprak Mahsülleri Ofisinin faaliyet alanına giren tarımsal ürünlerin ithalatının İhale Kanunu’na bağlı olmaktan çıkarılması üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, yine karşımızda bir torba yasa, yine birden fazla alanı ilgilendiren konuda bir kanun teklifi.

Değerli arkadaşlar, dünkü konuşmamda başka bir konuyu dile getirmiştim, üniversitelilerin genel durumuyla ilgili bir söz almıştım. Bugün kaldığım yerden devam etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Anayasa 130’ncu maddede “Üniversite, bilimsel araştırma yapmak ve insanlığa hizmet amacıyla kanunla kurulur.” diye bir hükmümüz var ve bu şekilde devam ediyor. “Üniversiteler ile öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilirler.” diye madenin diğer fıkralarında bir hüküm daha var ancak bu madde böyle ihdas edildikten sonra arkasından hemen bir “Ancak” kelimesiyle bu mevcut olan özgür bir şekilde bir araştırma anlayışını yeniden olumsuzlamaktadır.

Değerli arkadaşlar, burada, işte tam da burada sorun başlıyor. Üniversiteler, sözüm ona, bilimin üretildiği, eleştirel yaklaşımın yapıldığı kurumlar olarak bilinmektedir ancak son günlerde üniversiteler de yine başka birtakım saldırı olaylarıyla maalesef gündeme gelmektedir. Üniversitelerde radikal eleştiri yapma, korkusuzca olaylara ilişkin bilimsel çalışma olanağı ne yazık ki kalmamıştır. Üniversiteler dogmatik bilgilerin saklandığı alanlar hâline getirilmiştir. Bu yüzden ilerici, statükocu paradigmayı yıkıcı, insanlık yaranına olabilecek düşünce üretiminden ne yazık ki uzaktık. Bu tür eleştirel ve bilimsel olabilecek olan üretimler bu kurumların dışında vücut bulmaktadır. Yani başka bir anlatımla, resmî ideoloji ve resmî tarih üreten bu yüksek lise durumundaki kurumlar ülkenin daha da karanlık bir döneme girmesine ne yazık ki kaynaklık etmektedir.

Bilimlerin tam tersine üniversiteler, özgür düşüncenin, eleştirel düşüncenin ve resmî ideolojiye yönelik eleştirilerin boğulduğu alanlar hâline getirilmiştir. Türkiye'nin durumuna bir bakar mısınız değerli arkadaşlar? “Barış olsun” demek bile üniversiteden bir kovulma sebebi sayıldı ve on yıla yakın bir cezayla karşı karşıya kaldı hocalar.

Son günlerde yine üniversitelerden çeşitli saldırı haberleri geliyor. Ankara Üniversitesi ve Türk Tarih Kurumu tarafından Siyasal Bilgiler Fakültesinde düzenlenen Türkiye'nin Modernleşme Süreci ve Mekteb-i Mülkiye Sempozyumu’na fakültede okuyan öğrenciler ne yazık ki alınmadı ve bu öğrenciler coplarla özel güvenlik görevlilerinin saldırısına uğradı. Bu sırada başka grup öğrenciler de bu öğrencilere saldırdılar değerli arkadaşlar.

Üniversiteler, bir ülkenin minyatür bir demokrasi aynasıdır, geleceğe olan bakışının da yansımasıdır değerli arkadaşlar. Peki, Türkiye’deki tablo ne düzeydedir? Türkiye’deki tablo, üniversiteler “YÖK” diye bir kurumun denetimine alınmıştır. Sözüm ona rektör seçimleri yapılıyor, en az oy alan veya seçime dahi katılmayan rektörler atanıyor.

Ağzını açan öğretim elemanları ne yazık ki dışarı atılıyor. Muhalif olan üniversitenin öğrencileri dahi sempozyumlara alınmıyor. Üniversiteleri irade değil kayyumcu zihniyet yönetiyor. Üniversitelerde kürsülerin, resmî ideolojilerin çizgiden çıkmadığı ve çıkmalarının da mümkün olmadığı görülüyor.

Üniversiteler, akademik ve ilerici mirası hiçe saymakta ve saymaya devam ediyor. Akademik anlamda YÖK eliyle kıyımlar gerçekleştiriliyor. Polis ablukası kampüslerde devam ediyor. Bilimsel üretimde dünya sıralamasında ne yazık ki en alt sırada yer alıyor. İşte, özgür bilimin üretildiği kurumun genel fotoğrafı bu değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’deki antidemokratik uygulamaların birbirinden bağımsız olmadığı bir gerçektir. Bir bütün olarak, üniversiteler, siyasi partiler ve özellikle yasalar, Terörle Mücadele Yasası ve bütün bu yasalara kaynaklık eden Anayasa’nın tümden ve radikal bir şekilde değişikliğinden başka çare kalmamıştır.

Teşekkür ediyorum değerli arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Dursun Ataş.

Buyurun Sayın Ataş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ilgili kanun maddesiyle Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğünün ithalat yoluyla yapacağı tarımsal ürün alımları ve buna ilişkin hizmet alımları, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında bırakılmaktadır. Bu vesileyle Kamu İhale Kanunu’na biraz değinmek istiyorum. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu sürekli değiştirilerek ve yeni yeni istisna maddeleri eklenerek âdeta içi boşaltıldı. Bilindiği üzere İhale Kanunu’nda en son istisna, alfabenin en son “z” harfine gelmişti ve Merkez Bankası Kanunu’nda verilmişti. “Alfabenin harfleri kalmadı, bitti; bundan sonra istisna gelmez.” dediğimiz anda yeni bir istisna, yeni bir mevzuat geliştirilerek (aa) bendi de eklendi. Bugüne kadar Kamu İhale Kanunu’yla alakalı 24 adet kanun çıkarılarak, 193 defa kanun maddesi değiştirilerek kanun delinmiştir. Kamu İhale Kanunu’nda yapılan bu istisnai değişiklikler iktidarın hoşuna gitmiş olacak ki sürekli değişiklik yapma gereği hissetmişler. Madem ihale kurallarına uymayacaksınız, yasayı kaldıralım gitsin.

Değerli milletvekilleri, yasayla Toprak Mahsulleri Ofisi ihale mevzuatı dışına çıkarılmak isteniyor. İktidar, karar verme ve uygulama konusunda hızlı hareket edebilmek için bu yasayı çıkardığını söylüyor.  Bu söylemler bize hiç yabancı gelmiyor. Nitekim Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçiş sırasında da aynı şeyleri söyleyerek o zaman da  şimdiki mevcut sistemi öve öve bitiremeyip yeni sistemin ülkemizi refaha ulaştıracağını çokça dile getirdiler. Ve geldiğimiz noktada üretimde kendi kendine yetemeyen, tarımda dışa bağımlı, işsizlikte rekor kıran, geçim sıkıntısı yüzünden ailelerin ve gençlerin yok olduğu, milletin değil, birkaç ailenin istikbaline çalışan bir ülke konumuna geldik. Nasıl ki yönetim sisteminde yaptığınız değişiklikler ülkemizi felakete doğru sürüklüyorsa, bu çıkardığınız kanunlar da çiftçimizi ve esnafımızı felakete doğru sürükleyecektir.

Değerli milletvekilleri, Toprak Mahsulleri Ofisi bu ayrıcalıklı madde sayesinde soğan, patates, domates gibi her türlü tarımsal ürünü dilediği anda ithal edecektir. Bunun sonucunda çiftçilerimiz, ithal ürünlerle rekabet edemeyeceği için üretimden çekilecektir.

 Biliyorsunuz ki çiftçimizin, hayvancımızın hâli perişan ve zor durumda. Ekonomik krizi en derinden hisseden ve yerli üretimde etkisi üst seviyede olan çiftçilerimiz tarıma dayalı sanayinin bitmesi, devletin fabrikalarının özelleşmesi, ekilebilir arazilerin imara açılması, akaryakıt, gübre, ilaç, tohum, elektrik gibi girdilerin peş peşe zamlanması nedeniyle  üretim yapamaz hâle gelişmiştir.

AKP iktidara geldiğinde Türkiye tarımda ihracatçı bir ülke durumundayken bugün tarımda ve hayvancılıkta ithalatçı bir ülke hâline gelmiştir. Fıstık, fındık, üzüm, kayısı ve narenciye dışında her şeyi ithal ediyoruz. Son on altı yılda tarımda ithalata 185 milyar dolar  para ödemişiz. Çünkü Türkiye’de tarım alanları son on altı yıl içerisinde 26,5 milyon hektardan 23 milyon hektar alana düşmüştür. Bir başka deyişle 3,5 milyon hektar tarım alanı betonlaşmış, yok olmuştur. TOKİ evleri yapılmış, tarım alanları amacı dışına çıkarılmıştır. Tarımsal desteğe kanunda yer verilen, ayrılması gereken zorunlu ödenekler hiçbir zaman tam olarak verilmemiştir.

Bu yanlış politikalar sonucunda ülkemizde çiftçilerimiz bankalara, kooperatiflere borcunu ödeyemez, üretim yapamaz hâle gelmiştir. Ama siz şimdi diyorsunuz ki: “Toprak Mahsulleri Ofisine koşulsuz ithalat yetkisi verelim.” Unutulmamalıdır ki gıdasını üretemeyen ülke bağımsız olamaz.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında konuşmak isteyen, Sivas Milletvekili Ulaş Karasu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ULAŞ KARASU (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanun teklifinin adı “Dijital Hizmet Vergisi” ama teklifin 44’üncü maddesinde ise Toprak Mahsulleri Ofisinin tarımsal ürünlerin ithalatında Kamu İhale Kanunu’ndan istisna tutulması teklif ediliyor. Kanun teklifinin adı farklı, maddelerinin içeriği farklı. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Yani her konuda olduğu gibi burada da şeffaflıktan, hesap verebilirlikten kaçmak için yol arıyorsunuz.

Geçen yıl 82 milyonu soğana, bibere, patatese muhtaç eden; vatandaşı tanzim satış kuyruklarına sokan AKP iktidarı şimdi çıkmış diyor ki: “Biz vatandaş neyi ne kadar tüketir hesaplayamıyoruz. TMO’ya yetki verelim, istediği zaman ithalat yapsın.” Yani neresinden tutarsanız tutun elinizde kalan bir madde.

TMO’nun duvarında “Ofis çiftçinin kara gün dostudur.” yazar. Siz gelene kadar Anadolu’da Toprak Mahsulleri Ofisi çiftçinin umuduydu, sıkıntıya girdiğinde çiftçinin dostuydu. Çiftçi ürününü piyasaya satamazsa TMO’ya verirdi, elinde ürünü kalmazdı. TMO çiftçinin buğdayını, arpasını, yulafını, pirincini, nohudunu, mercimeğini, fasulyesini satın alır, kâr amacı gütmez, piyasayı dengeler, bu ürünlerin satışını sağlardı. Sizler Anadolu’daki TMO’ları kapatıp “lisanslı depoculuk” diye bir sistem kurdunuz. Şimdi de TMO’ya “Türk çiftçisinin ürettiği ürünü satın alma, Rus çiftçisinin, Amerikan çiftçisinin, Kanada çiftçisinin ürününü satın al.” diyorsunuz. Yahu, siz zaten on yedi yıldır yürüttüğünüz politikalarla ülkeyi ithalat bağımlısı hâline getirdiniz, hâlâ neyin yetkisini istiyorsunuz?

Bakın, 2002 yılında Türkiye’de tarımın gayrisafi yurt içi hasıladaki payı yüzde 10,27. 2018 yılında kaç, biliyor musunuz? Yüzde 5,82. 2002 yılında tarım sektörünün toplam istihdamdaki payı yüzde 36, 2018 yılında yüzde 18,64. 2003 yılında 2 milyon 765 bin kişi Çiftçi Kayıt Sistemi’ndeymiş, bugün bu sayı 2 milyon 103 bin; aradaki fark bir Sivas ediyor. Koca bir kent kadar insanı tarımdan, üretimden, topraktan uzaklaştırdınız.

Daha bitmedi, Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesine göre 2006 yılından bu yana çiftçilere destekleme olarak 270 milyar lira ödemeniz gerekiyordu ama çiftçiye ödenen para 118 milyar, anayasal hakkın yarısı bile değil. Bu iktidarın çiftçiye 152 milyar lira borcu var. Peki, bu 152 milyar nerede? Ben nerede olduğunu söyleyeyim: 2003-2019 yılları arasında pamuk ithalatına 21 milyar 694 milyon dolar, soya ithalatına 11 milyar 70 milyon dolar, buğday ithalatına 15 milyar 613 milyon dolar, mısır ithalatına 4 milyar 238 milyon dolar, ayçiçeği ithalatına 5 milyar 68 milyon dolar, mercimek ithalatına 2 milyar 300 milyon dolar ödemişiz. Sadece şu 6 tarım ürününe 61 milyar dolar vereceğinize yerli üreticimizi doğru düzgün destekleseydiniz bugün tarımda dışa bağımlı bir ülke olmaz ve bu kanun teklifini görüşmüyor olurduk.

Yıllarca yaptığınız yanlışın faturasını yine halka ödetme peşindesiniz. Bu teklif ne çiftçinin yarasına merhem olur ne de pazardaki yangını söndürür; bu teklif sadece üç beş yandaşı ihya eder, o kadar.

Bakın, çiftçi boğazına kadar borca batmış, siz hâlâ ithalat derdindesiniz. 2018 yılı itibarıyla çiftçinin bankalara olan borcu 116 milyar TL. Buna mazot borcu, gübre borcu, ekipman borcu, tohum borcunu da eklediğinizde ortaya çıkan rakam 160 milyar TL. Çiftçi isyan ediyor, “Borcumu ödeyemiyorum.” diyor. Ziraat Bankası eliyle futbol kulüplerinin borcunu sildiniz, yandaşlara yapılandırma getirdiniz, yetmedi, gittiniz gazete aldınız. “En azından faizleri silin, borcumu yapılandırın.” diyorlar, iktidardan ses yok. Aynı taleple kanun teklifi veriyoruz, ses yok ama iş ithalata gelince, iş memurun, çiftçinin, işçinin cebindeki son kuruşu hortumlamaya gelince, iş vatandaşların dinî duygularını istismar eden Kombassan’ı, YİMPAŞ’ı kurtarmaya gelince 98 vekil bir araya gelip kanun teklifi hazırlıyorsunuz. Burada iktidar milletvekillerine sesleniyorum: Alın terinden ve emeğinden başka bir sermayesi olmayan çiftçimizin kaderiyle ve ülkemizin geleceğiyle oynamaktan vazgeçin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ULAŞ KARASU (Devamla) – Milyonlarca vatandaşımızın mağduriyetinin vebali sizin omuzlarınızda. İki gün sonra milletvekilliği biter ama siz bu vebalin, bu günahın altından kalkamazsınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Durmuşoğlu…

 

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kutsal olduğu kadar mesuliyeti de yüksek bir mesleği icra eden, yurdumuzun her köşesinde fedakârca çalışan, en zorlu şartlarda dahi mesleklerini sevgi ve özveriyle yerine getiren öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum. İlim ve bilgide üstünlüğü kaybeden bir milletin kendini geliştirmesi ve refah seviyesini yükseltmesinin imkânsız olduğu bilinciyle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde eğitime verdiğimiz önem her zaman ilk sırada yer aldı ve almaya devam edecektir. Milletin ilim, irfan ve bilgi kaynağı olan tüm öğretmenleri sevgi ve saygıyla selamlıyor, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere görevi başında şehit düşmüş eğitimcilere, ahirete irtihal eden tüm öğretmenlerimize Allah’tan rahmet diliyor, emekli olmuş öğretmenlerimize de sağlıklı, hayırlı, huzurlu ve uzun ömürler geçirmelerini diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

 

 

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – İhracatımız içerisinde önemli bir paya sahip Hatay’ın 2018 yılı ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 22’lik artışla Türkiye ortalamasına oranla büyük bir başarıya imza atmıştır. Dikkat çekici ekonomik potansiyele ve avantajlara sahip Hatay ne yazık ki yeterli ilgiyi görmemekte, bölge ekonomisi yeterince desteklenmediği için işsizlik hızla artmaktadır. 500 bini aşkın mülteciyi de ağırlamaktadır.

İskenderun Serbest Bölgesi kurularak üretimi desteklemek ve ihracat potansiyelini artırarak bölge ekonomisinin geliştirilmesi, istihdam ve yatırım kapasitesinin artırılması gerekmektedir. Amanos Tüneli derhâl açılmalı, Hatay 5’inci teşvik bölgesine alınmalı, 1956 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla serbest bölge ilan edilme sözü verilen İskenderun artık fiilî serbest bölge yapılmalıdır. İskenderun’da lojistik köy kurulması acil ihtiyacımızdır.

Çağrımızı yineliyoruz: Hatay en yüksek vergi veren 7’nci il, yatırımda en sonlarda. Hataylıdan topladığınız vergiyi Hataylılara verin.

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu? Yok.

Sayın Kabukcuoğlu…

 

 

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

31 Ekim 2006 yılında Batman İluh Deresi’nin taşması sonucu yaşanan sel felaketinde 11 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Aynı zamanda, gerekli denetimlerin yapılması ve çevre kirliliğini önlemek için hiçbir çalışmanın yapılmadığı İluh Deresi başta petrol atıkları olmak üzere sınai, tarımsal ve evsel atıklar yüzünden hastalık ve mikrop yuvasına dönüşmüştür. Dere bölgesinde yaşayan 50 binden fazla Batmanlı vatandaşımızın yaşamı ve halk sağlığı risk altındadır. Vatandaşlarımızın bizlere ilettiği bu sorunun bir an önce çözülmesi ve 2006 yılındaki felaketin tekrardan yaşanmaması için iktidarı gerekli önlemleri almaya ve ıslah çalışmalarını yapmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

 

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sağlık lisesi mezunu hemşirelerimiz atama beklemektedir. Geçtiğimiz yıllarda lise mezunu hemşirelerimizin alımı, lisans mezunlarının üçte 1’i kadarıyken 2018 yılı itibarıyla on sekizde 1 oranına kadar düşmüştür. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan 23 Mayıs 2019 tarihinde sağlık çalışanlarıyla bir araya geldiği iftar yemeğinde Sağlık Bakanımıza talimat verdiğini, lise mezunu hemşirelerimizin atamalarla ilgili projelerini yakından bildiğini ve en kısa zamanda çözüme kavuşturacağını, yeni atanacak hemşirelere de sağlık lisesi mezunu hemşirelerin de bu kapsam içine alınacağını, böylelikle hasta başına düşen hemşire sayısının artırılacağını vurgulamıştı. Lise mezunu 110 bin hemşiremiz Sağlık Bakanlığından bu müjdeli haberi beklemektedir.

Teşekkür ederim.

 

 

 

1.        İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – 45’inci madde üzerinde üç önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                   Ayhan Erel                            Mehmet Metanet Çulhaoğlu                         Orhan Çakırlar

                      Aksaray                                              Adana                                                Edirne

                   Ümit Beyaz                                       Behiç Çelik

                      İstanbul                                              Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

             Mehmet Bekaroğlu                                    Cavit Arı                                       Bülent Kuşoğlu

                      İstanbul                                             Antalya                                              Ankara

          Emine Gülizar Emecan                        Kamil Okyay Sındır                              Abdüllatif Şener               

                      İstanbul                                               İzmir                                                Konya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen, Mersin Milletvekili Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesi için vermiş bulunduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

24 Kasım Öğretmenler Günü’nü bu vesileyle kutluyorum. Elleri öpülesi öğretmenlerimizi de saygıyla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, yeni bir vergilendirmeyle, yeni bir mali yükle karşı karşıyayız. Yeni vergi kanunları genellikle olağanüstü şartların bir eseri olarak doğar. Burada, yakın geçmişte özel tüketim vergisi 1999 yılı Marmara depreminin yarattığı yıkımı telafi amacıyla 57’nci Hükûmet tarafından yürürlüğe konulmuştu. Ne var ki müteakip AKP hükûmetleri ÖTV’nin feshini sağlama yerine gelir vergisi, katma değer vergisi, kurumlar vergisi gibi bunu da sürdürmeye karar vermiş gözüküyor. Bu da hiç insani değil, ahlaki değil, vicdani değil. Geniş toplum kesimleri aşırı vergilemeden ve vergi adaletsizliğinden yakınmaktadır. Vergide ülkemizin en önemli açmazlarından biri de dolaylı vergilerin dolaysız vergilere göre neredeyse 2 kat daha fazla olmasıdır. Bu da vergi adaletsizliğine işaret etmektedir. Katma değer vergisinin yüzde 60’ları geçtiği bir ülkede vergi adaletinden bahsetmek mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, bu torba kanun teklifi sadece yeni vergileri içermemektedir, kapsamına aldığı vergi kanunlarında değişiklikler, 193 sayılı Usul Kanunu’nda değişiklikler, 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Kanunu’nda değişiklikler, SGK düzenlemeleri, sigortacılık işleri, elektrik piyasası düzenlemeleriyle maliye denetim birimlerine ilişkin düzenlemeleri kapsamaktadır. Konumuz olan 45’inci madde 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (5)’inci fıkrasının 2’nci cümlesine “yapım işlerinden sonra gelmek üzere Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğünün idareler adına gerçekleştireceği taşıt alımı, taşıt kiralama, akaryakıt alımı ile ilaç, tıbbi malzeme ve tıbbi cihaz alımlarında” ibaresini getiriyor. İlave olarak alımlarda uygulanacak usul ve esasları Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğünün belirleyeceği hüküm altına alınıyor. Kamu kurum ve kuruluşlarında israfın diz boyu olduğu bir dönemde kamu kaynaklarının verimli kullanılmasının geçerliliği ortadadır ancak artık bunlar gözetilmemekte, kurumlardaki yüzyıllar içinde oluşmuş teamüller yerle bir edilmekte, hizmet alımları ve yatırımların alım ve ihale işlerinde istisna hükümleri çoğaltılmaktadır. Öyle bir hedefe doğru gidiyoruz ki istisnalar genelleşmiş oluyor; bu, hayra alamet değildir. Devlet Malzeme Ofisinin kurumlar adına yapacağı taşıt alımları, kiralaması, akaryakıt alımı ile ilaç ve tıbbi malzeme, tıbbi cihaz alımları kanunda geçen parasal limitin, 13 milyon Türk lirasının uygulanmamasını getirmiş oluyor. Böylece, ihtiyaçların fazlalaştırılması yoluyla azami ölçüde fiyat avantajının sağlanması da hedeflenmiş oluyor.

Değerli milletvekilleri, her zaman ifade ettiğimiz gibi, kanun yapma tekniğinden, temel adalet ve genellik ilkelerinden yoksun olarak hazırlanmış olan bu teklif, zorluklar içerisinde geçimini sağlamaya çalışan vatandaşlarımızın belini kıracak mahiyettedir.

İYİ PARTİ, vatandaşının üstün çıkarlarının tersine olan hukuki düzenlemelere katılmaz, geçim zorluğundan intiharların yaşandığı bir ortamda zaten böyle bir teklifi Genel Kurula sunmaz; hayatı daha yaşanabilir kılmak için adil vergilemeyi ancak gündeme getirir. İYİ PARTİ, EYT’lileri korur, memuru korur, esnafı korur, tüccarı korur.

Sonuç olarak, kısaca, bu torba kanun zulümdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Bu vesileyle, sonuç olarak, önerge teklifimizin kabulünü diler, saygılar sunarım.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu.

Sayın Özkoç, Bekaroğlu’nun söz talebi var, yok kendisi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifin bu maddesiyle 4734 sayılı Kamu ihale Kanun’nun geçici 4’ üncü maddesinde değişiklik yapılarak; Devlet Malzeme Ofisinin idareler adına ve idarelerin ihtiyaçlarını toplulaştırarak yapacağı, taşıt kiralama, akaryakıt alımı ile ilaç, tıbbi malzeme ve tıbbi cihaz alımlarının Kamu ihale Kanunu 3’üncü maddesinin (g) bendinde yazılı parasal limitle ilgili hükümlerinden istisna tutulması sağlanmaktadır.

Maddenin gerekçesinde "Maddeyle, Devlet Malzeme Ofisinin idareler adına gerçekleştireceği taşıt alımı, taşıt kiralama, akaryakıt alımı ile ilaç, tıbbi malzeme ve tıbbi cihaz alımlarında; ortak kamu ihtiyaçlarının toplulaştırılması suretiyle azami ölçüde fiyat avantajının sağlanması amacıyla, 4734 sayılı Kamu ihale Kanunu’nun 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının (g) bendinde yer alan parasal limitin (13 Milyon TL) uygulanmaması amaçlanmaktadır. " açıklaması yer almaktadır.

Komisyondaki görüşmeler sırasında Kamu ihale Kurumu ile gerekli istişarelerin yapıldığı, açık ihale sistemiyle tüm isteklilerin talep vereceği şekilde büyük miktarlarda alımlar yapılmak istenildiği, bu yöntemle fiyatlarda avantaj sağlanacağı, ilk uygulamanın ise akaryakıtla başlayacağı ifade olunmuştur.

Komisyonda bulunan Kamu ihale Kurumu temsilcisi, dünyadaki genel trendin  merkezî olarak alımların yapılması yönünde olduğunu, söz konusu düzenlemenin belli başlı korunması gerekli en stratejik alanlarda bu hususun tek elden yürütülmesi, ortak alım yönüyle ya da ölçek ekonomisinden faydalanarak da maliyet avantajının ve yerlileştirmenin sağlanmasına yönelik bir istisna düzenlemesi olduğunu belirtmiştir.

Kamu ihale Kanunu’nun 1’inci maddesinde "İdareler, bu Kanuna göre yapılacak ihalelerde; saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla sorumludur.” hükmü bulunmaktadır.

Bu tür düzenlemelerle ilgili olarak komisyonda yapılan açıklamalar kamu alımlarında Kamu ihale Kanunu uygulamasının artık gereksizleştiği gibi bir izlenimin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Son dönemde kamu kesiminde gerçekleştirilen büyük hacimli kamu alım ve büyük onarım ve yapım işlemlerinin belli sayıda sınırlı kişi ve grup üzerinde yoğunlaşması konuyu daha hassas hâle getirmiştir. Şeffalıktan uzak bir şekilde yapılan adrese teslim sayılabilecek kamu ihaleleri bir nevi haksız kazanç ve servet transferine neden olmaktadır.

Ülke sathında alım ve satımların hız ve fiyat avantajı gerekçe gösterilerek tek merkeze toplanması, KOBİ'lerin ve küçük ölçekli işletmelerin ve esnafların piyasadan tasfiyesi sonucunu da doğurabilecektir. Büyük hacimli ihaleler için saptanan ihale koşullarını karşılamayan bu durumdaki kuruluşlar söz konusu ihalelere katılımdan imtina da edebilirler. Ölçek ekonomisi uygulaması dezavantaja dönüşebilecektir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle söz konusu düzenlemenin teklif metninden çıkarılması gerekir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesinde bulunan “akaryakıt alımı ile ilaç” ibarelerinin “akaryakıt alımı ve ilaç” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu                    Mensur Işık                             Hüda Kaya

           Kocaeli                                     Muş                                       İstanbul

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Semra Güzel    Murat Çepni

           İzmir                                         Diyarbakır         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Muş Milletvekili Mensur Işık.

Buyurun Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

MENSUR IŞIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifiyle iktidar yaşanan ekonomik krizin faturasını ve sermayenin maliyetlerini toplumsallaştırma politikasının en belirgin örneğini yıllardır uyguladığı vergi politikalarından okumak mümkündür. Bunun en bariz örneğini ise yandaş firmaların vergi borçlarını ya da büyük oranda silmesiyle göstermektedir.

Var olan adaletsiz vergi yüküne daha doğrusu sermaye sahiplerini koruyan vergi politikalarına karşı yapılması gereken, kapsamlı bir vergi reformunun acil bir biçimde hayata geçirilmesidir. Bu temelde, başta gelir ve servet vergisi olmak üzere tüm vergi alanı toplumun menfaatine göre yeniden düzenlenmelidir. Yapılacak düzenlemeyle az kazanandan az çok kazanandan da çok vergi alınması gerekmektedir ama AKP’nin son yıllardaki uygulamalarını bir bütün olarak gözden geçirdiğimizde, maalesef kendisine ihtiyaç olan yasa neyse onu bir paket olarak önümüze getirmektedir yani önce fiilî olarak ihtiyacı ne varsa hareketini, faaliyetini yürütüyor, daha sonra buna dair yasa teklifi ortaya çıkıyor, tıpkı Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde olduğu gibi. Kaç yıl önce hatırlarız, AKP’nin küçük ortağı MHP'nin lideri Sayın Bahçeli tarafından “Zaten siz uyguluyorsunuz her şeyi, istediğiniz gibi yapıyorsunuz, gelin, bu işin adını koyalım ve bunu yasal bir formata eriştirelim.” dediği gibi, bugün de aynı durum o şekildedir. Biraz önce bizim partimizin değerli milletvekili Sayın Gergerlioğlu AKP için “adalet ve kalkınma” değil de “zulüm ve kalkınma partisi” dedi. Gerçekten de, sevgili arkadaşlar, değerli milletvekilleri; az bile söyledi bizce. AKP, Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinin gelmiş geçmiş en büyük yolsuzluk operasyonlarına maruz kalmış ve yolsuzluğu yapan siyasal partisi olarak tarihe geçmiştir. AKP, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihinin en büyük yasakçı zihniyetini uygulayan parti olarak tarihe geçmiştir. AKP, tarihin en büyük irade gasbını yapan siyasal parti olarak da tarihe geçmiştir.

Şimdi, bize diyorlar ki: “Sizin belediyelerinizde şu suçlar, bu suçlar oldu diye kayyum atanmaktadır.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; durup dururken bizim belediyelerimiz 2016 sonrası hangi suçu işledi de aniden bir gece yarısı İçişleri Bakanlığının kararıyla 94 belediyemize kayyum atandı birkaç gün arayla. Durup dururken ne oldu da aniden 2016 sonrası süreçte, 2017’de ve özellikle 2016’nın sonlarında durup dururken yüzlerce Kürt kurumu, Kürt derneği, Kürt vakfı, Kürk basın yayın organı, Kürtçe basın yayın organı aynı şekilde kapatıldı? Demek ki AKP yeni bir formata girdi. Yasakçı zihniyet, tekçi zihniyet ve âdeta faşizan bir zihniyetle Kürtlere özellikle ve bütün mahallî kesimlerin üzerine bir baskı politikasını uyguladı.

Değerli arkadaşlar, bugün, 21 Kasım 2019, tam on beş yıl önce Mardin’de Kızıltepe’de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz, babası Ahmet ile beraber 13 kurşunla katledildi. Ve Uğur’u 13 kurşunla katleden polis memurları, failler AKP iktidarı tarafından hiçbir zaman, hiçbir şekilde yargı önüne çıkarılmadı değerli milletvekilleri. Bu katliamdan birkaç gün sonra ne oldu biliyor musunuz? Bu katliamdan birkaç gün sonra bu faillerin, bir polis memuru için Türkiye’nin belki de en gözde yerlerine, en güzel yerlerine âdeta ödüllendirilmişçesine tayinleri çıkarıldı. Bu sanıklar hiçbir şeklide doğru düzgün ceza almadı değerli milletvekilleri. İşte, AKP’nin tarihi Uğur Kaymaz dosyasındaki durumla eşdeştir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, kürsüden hatip “AK PARTİ gelmiş geçmiş -asla kabul etmeyeceğimiz- en büyük hukuksuzlukların yapıldığı bir dönemi yaşatmıştır.” ifadesini kullanmıştır. Bu iddiasını aynen iade ediyorum.

Bakın, her şeyden önce geçen hafta tartışıldı daha, bazı grup başkan vekillerimiz de ifade etti; dediler ki: “O yaptığınız 25 bin kilometrelik duble yol, köprüler, kamu binaları, spor salonları ve kamu yatırımları milletin paralarıyla yapıldı.” Doğru mu? Evet, milletin paralarıyla yapıldı. Sorduğumuz soru şu: Bugüne kadar milletin toplanan vergileri ne oluyordu geçmişte, bugün hizmete nasıl dönüyor? Demek ki on yedi yıldan beri kamu kaynaklarını yani burada konuştuğumuz, milletin toplanan vergilerini ve fedakârca ödedikleri vergileri biz on yedi yıl boyunca hizmete dönüştürmüşüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Demek oluyor ki sorulması gereken soru: Geçmişte toplanan vergiler bu kadar kamu yatırımına dönmezken acaba bugün nasıl dönüyor? Demek oluyor ki altı çizilmesi gereken en önemli mesele odur. Milletin toplanan vergileri oraya buraya değil, millete hizmet olarak döndürülüyor.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, konuşma yapan hatip devamlı zalimlikten, zulümden bahsediyor da şu memleketin kırk yıldan beri karşılaştığı haksızlıklara, gördüğü zulme, yaşadığı katliamlara, kaybedilen canlara, verilen şehitlere, gazilerimize dair en ufak bir değerlendirme yapılmıyor. Zaten de yapmasınlar. Allah’a hamdolsun, onların yapacağı değerlendirmeye de bizim herhangi bir ihtiyacımız söz konusu değil.

Konuşurken “AKP’nin küçük ortağı MHP” gibi bir ifade kullandı müstehzi bir tavırla. Müstehzi bir tavırla bu ifadeler kullanılıyor. Burada, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisinin Cumhur İttifakı çatısı altında birlikteliği, beraberliği önemlidir; şerefli bir birlikteliktir; önemli hedefleri, çok ciddi ortaya koymuş olduğu bir vizyonları söz konusudur. Seçimlik bir ittifak değildir ve eşitler arası bir ilişkidir. Türkiye’de daha henüz PKK’yla, PYD’yle ortaklık, sözcülük vesaire durumlarla alakalı hâlâ muamması devam eden bir siyasi partinin bu konularda yapacağı değerlendirmelere dikkat etmesi lazım. Bu değerlendirmeyi şiddetle reddediyorum. 

Teşekkür ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Cora, buyurun.

 

 

 

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; dün HDP Kocaeli Milletvekili Gergerlioğlu’nun Trabzon’la alakalı ciddi bir iddiası oldu. Bu konuyla alakalı yapmış olduğum araştırmayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Evde bakım hizmetinden bir KHK’linin yararlanamadığı iddiasıyla alakalı olarak, bahse konu durum 2017 yılında adres değişikliği nedeniyle   -genel uygulama gereği- yeniden inceleme yapılması sonucu olmuştur. Engelli Aslı Kır ve ailesi evde bakım ücretini Giresun ilinden almaya devam ederken Trabzon İl Müdürlüğüne haber vermeden Giresun ilinden Trabzon’a taşındığından, yönetmelik gereği adres değişikliği nedeniyle evde bakım ücreti 28/11/2007 tarihinde durdurulmuştur. 29/3/2018 tarihinde dosya tekrar revize edilmiştir. 1/4/2018 tarihinden itibaren evde bakım ücreti ödenmeye devam etmektedir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tarhan.

 

 

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesiyle ilgili 9 tane ihale belgesi açıkladım: Çikolata alımı, akıllı telefon, golf aracı, kitap basımı, 2 tane organizasyon, durak boyama, araç kiralama. 9 ihalenin 7’sini de tek teklif vermiş, teklifi veren ihaleyi almış. İhaleyi alanların kim oldukları belli. Biz bunları açıkladık diye bir milletvekilimiz benim için “Yalancı çoban konumuna düşürmesin.” demiş. Yetimin hakkı yenirken, vatandaş geçim sıkıntısı içindeyken, kentin büyükşehir belediyesi adrese teslim ihaleler verirken koyun gibi ses çıkarmadan beklemektense çoban olmayı tercih ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

1. İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – 46’ncı madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Digital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 46’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

“MADDE 46- 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinde bulunan “Dış borcun tahsisi” tanımına “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne” ifadesinden sonra gelmek üzere, “Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığına” ibaresi eklenmiştir.”

             Mehmet Bekaroğlu                         Emine Gülizar Emecan                                 Cavit Arı

                      İstanbul                                            İstanbul                                             Antalya

               Abdüllatif Şener                             Deniz Yavuzyılmaz                               Bülent Kuşoğlu

                       Konya                                            Zonguldak                                            Ankara

             Kamil Okyay Sındır                                         

                        İzmir                                                    

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz.

Buyurun Sayın Yılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2013 yılından itibaren özelleştirilen ve toplam 15 termik santralinin çevre yatırımlarını ve filtre takmalarını iki buçuk yıl daha erteleyen bir zehir tasarısıyla karşı karşıyayız. Sanayi Komisyonundan geçiremediğiniz bu teklifi torba yasayla getirdiniz. Ben de size, sadece on günde toplanan yaklaşık 100 bin imzayı getirdim.

Altı yıldır bu santraller bacalarına filtre takmadılar. Hangi bacalarına takmadılar? Bu bacalarına takmadılar. Bu bacalarına takmadılar da ne oldu? Bu bacalarına takmadılar da bu oldu. Evet, 15 termik santralin bulunduğu illerdeki toplam çocuk onkoloji hastanesi sayısı kaç biliyor musunuz? 15. Ne tesadüf değil mi, filtre takmayan 15 termik santralin bulunduğu illerde 15 tane çocuk onkoloji bölümü var.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Onkoloji her yerde var ya, sadece orada değil, her yerde var. 

DENİZ YAVUZYILMAZ (Devamla) – Gözlerinin içine bakabiliyor musunuz? Bu, bizim de kardeşimiz, sizin de çocuklarınız, sizin de çocuklarınız. Bakın bu çocuklar bizim çocuklarımız. Bu çocuklara sahip çıkmaktır gerçek vatanseverlik.

Özellikle ben bir elektrik mühendisi olarak söylüyorum, teknik olarak söylüyorum, konuya derinlikli ve araştırarak yaklaştığımızda ulaştığımız sonuçlar var, bilimsel olarak da bunları size daha önce de gösterdik, ispat ettik. Bakın, Zonguldak ili Kilimli ilçesi Çatalağzı beldesi hava kirliliği analiz raporu. Kim hazırlamış? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mayıs 2018’te hazırlamış. 4 noktada yaptığı ölçümlerde insan sağlığına, doğa sağlığına zarar veren etki yüzde 100’lerin üzerinde. Bize “Eğer bu 15 termik santral kapatılırsa, durdurulursa, filtre takılana kadar durdurulursa bir enerji açığı doğar.” dediler. Enerji açığı doğmayacağını ispat ettik. Kalan termik santrallerin kapasite kullanımlarını yüzde 78’den yüzde 88’e çıkararak ve barajlardaki kapasite kullanımını da yüzde 22’den yüzde 35’e çıkararak Türkiye’de enterkonnekte sistem üzerinden yapılacak çalışmayla bir enerji açığı doğmayacağını ve ekstra maliyet doğmayacağını bilimsel olarak ispat ettik.

Şimdi gelelim ikinci konuya. Nedir ikinci konu? İstihdam. Bu termik santraller 31/12/2019 tarihinde filtrelerini takmak üzere durursa bu termik santrallerde çalışan vatandaşlarımız istihdam edilebilirler mi? Evet, 15 bin çalışan istihdam edilebilir. Nasıl istihdam edilir? Kapasite mekanizması teşvikleri 2018 ve 2019 yıllarında bu termik santrallere 1 milyar 100 milyon TL olarak ödendi. İşte bu verilen teşvikin aynısı bu 15 bin işçiye kadar verilebilir ve istihdam sağlanabilir. Dolayısıyla konuya bilimsel olarak yaklaşalım, konuya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ve tüm doğaya, doğa haklarına sahip çıkmak bakımından yaklaşalım ve gelin, daha büyük felaketlere sebebiyet vermeden bu yanlıştan dönün. Çok geç olmadan, bir ağaç daha kurumadan, bir çocuğumuz daha kanser olmadan.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 46’ncı maddesinde bulunan “yer alan” ibaresinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Ömer Faruk Gergerlioğlu                Serpil Kemalbay Pekgözegü                          Semra Güzel

                      Kocaeli                                               İzmir                                             Diyarbakır

                  Murat Çepni                                       Hüda Kaya

                        İzmir                                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Hüda Kaya.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurul; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizin, toplumumuzun, halkımızın psikolojisi ve sosyolojik durum, her geçen gün artan bunalım ve umutsuzluk ortada ve bununla ilgili çok vahim ve dramatik sonuçları her gün, her saat görmeye devam ediyoruz.

Ülkemiz, AKP’nin dediği gibi dış güçler, casuslar yüzünden değil, tamamen AKP ve saray iktidarı, savaş, sömürü, israf, yolsuzluklar ve adaletsizlikler yüzünden cinnet ve bunalım geçiren bir toplum hâline dönmüştür. Saltanat sürme hırsı ve israf olmasa ülkemizde ne beka sorunu olacak ne kan akacak ne fakirleşme ne intiharlar olacak ne krizler çıkacak ne savaşa milyonlar harcanacaktı ve ne de ülkemizin yüzlerce genci, kadını, askeri, polisi bugün aramızda olmamış olacaktı. Maalesef, bu saray saltanatını yaşamak uğruna halkımızı fakirleştiren, vergilerle sömüren, ağzımızdaki ekmeğe bile göz diken bir iktidar ve bir saltanat hırsı ülkemizi bu hâle getirdi.

Fakat bütün bunlar yapılırken, yaşatılırken, bir politika hâline getirilirken kendilerini meşrulaştırmaya dönük söylemin temeli, kutsalları istismar oldu arkadaşlar. Allah, kitap, peygamber, vatan, millet, devlet, bayrak, baş örtüsü, kadın, çocuk, aklımıza ne gelirse, değerli olan ne varsa istismarın âlâsını her gün dinlemekten, karşılaşmaktan artık gına geldi.

Bütün bu istismarlara karşı, şu anda da olduğu gibi, hakikate dikkat çekmeye çalışıyorum ve bunu muhalefet olsun veya sadece AKP iktidarının yanlışlarını eleştiren bir yerden de söylemek derdiyle de yapmıyorum. Hakikatler anlaşılsın, toplum farkındalıkla görsün her şeyi, yanlışı yanlış bilelim, doğruyu doğru bilelim. Güzel icraatlar yapılmış olsa kesinlikle zaten bunu takdir ederiz, teşvik ederiz.

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç takdir ettiniz mi?

HÜDA KAYA (Devamla) – Ama yanlışlara karşı artık 82 milyon -bir avuç saray yandaşı hariç- insanlar çaresizlikten, umutsuzluktan geçinemiyor, ekmek bulamıyor, cinnet içerisinde insanlar. Halkımızın umuda, ekmeğe ve özgürlüğe ihtiyacı var değerli arkadaşlar.

SALİH CORA (Trabzon) – Hangi özgürlükleri istiyorsunuz?

HÜDA KAYA (Devamla) – Bakın, hâlâ çıkıyorsunuz, otobanlarla övünüyorsunuz, betonlaşmayla övünüyorsunuz. Bugün Avrupa’ya gidenler görürler, Avrupa’nın dört bir köşesi otobanlarla dolu, eserlerle dolu, hepsini Hitler yapmış ama hiç kimse ona rahmet okumuyor arkadaşlar. Betonlaşmakla övünülmez. İnsanlarımızın, halkımızın ekmeğe ihtiyacı var, huzura ihtiyacı var, nefes almaya, adalete, barışa ihtiyacı var, geçinmeye ihtiyacı var, yarınından emin olmaya insanlarımızın ihtiyacı var.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Onların hepsi var.

HÜDA KAYA (Devamla) – Ben bunları söylerken size düşmanlık mı yapıyorum? Size herhangi bir şekilde yalan mı söylüyorum, iftira mı atıyorum? Bütün Türkiye'nin, toplumun gidişatı ortada. Bu gerçekleri söylerken neden inciniyorsunuz, neden alınıyorsunuz?

SALİH CORA (Trabzon) – Yalan konuşuyorsun!

HÜDA KAYA (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, “yalan” ithamı ciddi bir ithamdır.

SALİH CORA (Trabzon) – Yalan konuşuyorsun ama.

HÜDA KAYA (Devamla) – Sizin sadece kendi yandaş televizyonlarınızda ve medyanızda gördüğünüz Türkiye yok. Başka bir Türkiye anlatıyorsunuz halka. Böyle bir Türkiye yok.

SALİH CORA (Trabzon) – Senin anlattığın Türkiye de yok.

HÜDA KAYA (Devamla) – Yalan söyleniyor, gerçekler gösterilmiyor. Ağzınızdan çıkan sözlere dikkat edin. Yalan bizim işimiz değil.

EROL KAVUNCU (Çorum) – Allah Allah!

HÜDA KAYA (Devamla) – Biz yandaş medyası değiliz, gerçekleri halkımıza anlatmaya çalışıyoruz. Haddinizi bilin, kelimelerinizi dikkatli kullanın.

SALİH CORA (Trabzon) – Yalanın kuyruklusunu kullanıyorsun.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sen kimsin de bize had bildireceksin?

BAŞKAN – Bir dakika… Sayın Milletvekili, bir dakika...

HÜDA KAYA (Devamla) – Yanlışları… Ben bir vekil olarak sizlere gerçekleri anlatacağım.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sen kim oluyorsun da bize had bildiriyorsun?

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim, bir dakika…               

RECEP AKDAĞ (Erzurum) –Senin haddine mi biz had bildirmek?

HÜDA KAYA (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, sizlere bir sureyi hatırlatacağım, dinlemek zorundasınız. Bu çatı altında biz politikanızı eleştiririz, sözümüzü söyleriz, dinlemek ve sözünüzle de cevap vermek zorundasınız; saldıramazsınız, iftira atamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Son bir dakika rica ediyorum.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – İftira atarsan iftira atarız.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

HÜDA KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, gerçekten yine bir muhalif vekil olarak konuşmuyorum. Bakın, vicdanlarınıza seslenerek size bir sureyi hatırlatmak istiyorum. Vergiler çıkarıyorsunuz, zamlar yapıyorsunuz, insanları boğuyorsunuz, ağzından ekmeği alıyorsunuz; sadece zenginler hariç, sadece sarayın eşrafı hariç. Yoksulları canından bezdirdiniz. Maun suresini hatırlayın.

(Hatip tarafından Maun suresinin 1’inci ayetikerimesinin okunması)

…diye başlayan sure. Bakın, arkadaşlar “Dini yalanlayanı gördünüz mü? Onlar, yetimi itip kakarlar; yoksulu doyurmaya yanaşmazlar; yazıklar olsun o namaz kılanlara, onlar namazlarından gafildirler. Onlar her çeşit iyiliğe engel olurlar.” Bundan ders alalım arkadaşlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Kim bunlar, kim? Sen misin?

EROL KAVUNCU (Çorum) – PKK ağzı bunlar.

HÜDA KAYA (İstanbul) – İktidar ben değilim. İktidar ve sorumlusu sizsiniz.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Önce kendine ders ver, sonra bize ders ver.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Yazık, yazık, çok yazık! Allah ıslah eylesin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan…

Değerli arkadaşlar, ben takip ediyorum. Laf atan milletvekillerinin çoğu hazırlık yaparak hiç burada konuşmayanlar oluyor, zaman görüyorum. Dolayısıyla laf atmayın arkadaşlar. Şimdi Grup Başkan Vekiliniz cevap verecek. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından ‘Bravo’ sesleri ve alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Grup Başkan Vekili.

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatip, kürsüden âdeta bir vaiz edasıyla dini de istismar etmek suretiyle grubumuza sataştı.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hayır, hiç istismar etmedim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tahrik etmek için elinden geleni ardına koymadı. Mademki o kadar Kur’an’dan örnek verdiniz, Arapça bildiğinizi de ifade ederek söylemeden…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yoo, öyle bir şey demedim. 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakın “…”(xx) “Allah’ın ayetlerini ucuz bir meta karşılığında satmayınız.” (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından “Ooo” sesleri)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Vallahi işte o Kur’an’la politikayı siz yapıyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yani günü kurtarmak için, siyasi menfaat elde etmek için, hele hele aşağılık bir terör örgütünü âdeta haklılaştırma gayretiyle böyle bir yaklaşım içerisine girmeyin.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kur’an’la meydanlara çıkan sizsiniz.

SALİHE AYDENİZ (Diyarbakır) – HDP’yi konuşmaktan vazgeçin ya.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakın, yine geçen hafta burada okuduğum ayetin mealini veriyorum: “Onlara, yeryüzünde bozgunculuk yapmayınız denildiğinde, onlar derler ki: ‘Hayır, hayır, biz sadece ıslah edicileriz.’ derler.”

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hakikate karşı tek söz söylemeyin. Bu insanlar aç, aç. İnsanlar aç. Hiç teröre sığınmayın, teröre sığınıyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakın, bizim siyasi hedefimiz, bizim ilham aldığımız yolumuzun göstergesi, rotamızın tayin edicisi aziz milletimizdir.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teröre sığınmayın, aç insanlar, aç.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) –  Milletimizin gösterdiği istikamette, onun çizdiği rotada bu coğrafyada beka mücadelemizi sürdüreceğiz her şeye rağmen ve coğrafyada aziz milletimizi refah ülkesi bir Türkiye olarak yoluna devam ettireceğiz.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Beka sorunu senin sorunun, halkın böyle bir sorunu yok.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) –  Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

1.        İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

     Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 46’ncı maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

 

          Ayhan Erel                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                 Orhan Çakırlar

             Aksaray                                     Adana                                      Edirne

          Ümit Beyaz                              Enez Kaplan                              Aylin Cesur

             İstanbul                                   Tekirdağ                                    Isparta

                                                   Arslan Kabukcuoğlu

                                                           Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?             

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Vergisel düzenlemeler, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren, ekonomimiz üzerinde önemli etkisi olan düzenlemelerdir. Bu nedenle, yeni vergisel düzenlemeler hayata geçirilmeden önce toplumun tüm kesimleriyle istişare edilmeli ve ekonomi üzerindeki etkileri etraflıca değerlendirilmedir.

Değerli milletvekilleri, dikkatinizi çekmek istediğim önemli konu, kanun teklifinin 43’üncü maddesidir. Bununla ilgili bana onlarca faks geldi, mail geldi -eminim size de gelmiştir- ve unlar içerisinde de karikatürize edilmiş bir şey var. Türkiye Büyük Millet Meclisi ile bir holdingin patronu tartılıyor. Sayın Başkanım, siz de görün. İş, bu kadar vahimdir, vatandaş bu kadar çaresizdir.

Oluşan mağduriyetleri neticesinde vatandaşlarımız Türk yargısına başvurmuş, zararlarının tanzimini talep etmiştir. Yargıtayın resmî internet sitesinde de bu şirketlerce mağdur edilen vatandaşlarımızın lehine olan binlerce karar bulunmaktadır fakat bugün, tüm bu kesinleşmiş yargı kararlarıyla mağduriyetler çözüme kavuşturulmuşken, yargı devre dışı bırakılarak, yasama faaliyetiyle kişiye özel düzenleme getirilmek istenmektedir.

Dikkat edilmesi gereken şudur ki, bu düzenlemeyle yasamanın yargının alanına müdahale etmesi ve kuvvetler ayrılığı ilkesinin hiçe sayılmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nde, devletin, 2 özel hukuk kişisi arasındaki ilişkiye taraf olduğu bir metin bugüne kadar kanunlaşmamıştır, bugün de kanunlaşmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, önümüzdeki bu kanun metninin Anayasa’ya tamamen aykırı olduğu, gerekçelerinin hukuki olmadığı apaçık ortadadır. Aksini düşünenler için, Anayasa’nın 6’ncı, 9’uncu, 11’inci, 36'ncı ve 138'inci maddelerini dikkatle okumalarını tavsiye ediyorum.

Adalete karşı güvenin iyice azaldığı bu günlerde, yargının, yasama ve yürütme erklerinden bağımsız olması gerektiği gibi her türlü ideolojik, politik düşünce ve inanç eğilimlerinden de bağımsız olmalıdır. Teklifin bu hâliyle yasalaşması, vatandaşımızın devletten adalet beklentisini tamamen yitirmesine neden olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde adil yargılama ihlali nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı açılacak davalarda çok ciddi tazminatlarla karşı karşıya kalınması kaçınılmazdır.

Bu kanun teklifi yasalaşırsa yüz binlerce insanımızın hakkı, Türkiye Büyük Millet Meclisince elinden alınmış olacaktır. Birkaç şirketin borçlarını bütün bir millete fatura etmenizi millet vicdanı kabul etmez.

Sözün özü, bugün burada bize düşen yargı bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü sonuna kadar savunmaktır. Adaletin tekrar mülkün temeli olması dileğiyle, saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

46’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

47’nci madde üzerinde bir önerge vardır.

Buyurun, okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Ömer Faruk Gergerlioğlu                    Garo Paylan                              Hüda Kaya

             Kocaeli                                  Diyarbakır                                  İstanbul

Serpil Kemalbay Pekgözegü                Murat Çepni                             Semra Güzel

               İzmir                                        İzmir                                    Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin varlık sebebine bir darbe daha vuracak bir maddeyle karşı karşıyayız.

Meclisler ne için var arkadaşlar? Neden meclisler oluşturulmuş, neden bu Meclise, milletimiz bizlere para harcıyor? Çünkü arkadaşlar, geçmişte tek adam rejimleri varmış, padişahlar ve krallar varmış; milletin başını belaya sokuyorlarmış. Bir anda savaş açıyorlarmış bir yere ve ülkeyi bir felakete sürüklüyorlarmış. Veya arkadaşlar, çok yüksek vergiler salıyorlarmış, diyelim ki çiftçinin ürettiği buğdaya “Yüzde 50 vergi koyuyorum.” diyormuş. Yani kimin düşman olacağına veya kime ne kadar vergi salınacağına padişahlar veya krallar karar veriyormuş. Daha sonra arkadaşlar buna karşı bir tepki oluşmuş ve milletler, meclislerini oluşturmuşlar. O meclislere de kimden ne kadar vergi alınacağına veya kimin düşman ilan edileceğine karar verme görevi verilmiş. Bu çerçevede de bütçe hakkı doğmuş yani meclisler, milletin temsilcileri bütçeleri yapmışlar. Bütçeleri yapıp yürütmeye yetki vermişler. Demişler ki: “Şu konuda bu kadar para harcayabilirsin veya vergiyi şu kişilerden toplayabilirsin.” Böylece kısmen, daha vicdanlı ve daha adaletli bütçeler oluşmuş.

Değerli arkadaşlar, geçen yıl Plan ve Bütçe Komisyonunda –Süreyya Sadi Bey burada- yüzlerce saat çalıştık;  değil mi Süreyya Başkan? Yüzlerce saat çalıştık. Yürütme dedi ki: “800 milyar lira para toplayacağım, vergi toplayacağım; 880 milyar lira da para harcayacağım.” Bunları da 16-17 bakanlığa ayırdık. “Sağlığa bu kadar, eğitime bu kadar, savunmaya bu kadar.” diye ayırdık değil mi Süreyya Başkan? Ayırdık. Bu yetkiyi verdik. Dedi ki Hükûmet: “80 milyar lira da açık vereceğim.” Tamam mı? Tamam. Arkadaşlar, biz yüzlerce saat orada çalıştık, sonra geldik Genel Kurulda da yüzlerce saat çalıştık, iktidara yetki verdik. Bu, bütçe hakkıdır, milletin yetkisini milletin vekilleri yürütmeye bu şekilde verdi.

Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi bir madde geldi, ne diyor biliyor musunuz? Diyor ki: “‘Ben 800 milyar toplayacağım.’ demiştim, toplayamadım. ‘880 milyar harcayacağım.’ demiştim, daha fazlasını harcadım, para yetmedi. Hatta gittim, Merkez Bankasındaki 46 milyar yedek akçeye de el koydum yine para yetmedi. Ne lazım? 70 milyar daha para lazım.”

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Orada öyle mi yazıyor?

GARO PAYLAN (Devamla) – Ve bunu neyle getiriyor? Torba yasa içinde bir maddeyle getiriyor arkadaşlar.

Arkadaşlar, biz niye şu anda bütçe çıkarıyoruz yukarıda? Niye yüzlerce saat 2020 yılı bütçesine çalışıyoruz? Neden? Neden bakanlıklara  çeşitli rakamlar ayırıyoruz? Neden bizi çalıştırıyorsunuz yukarıda Plan ve Bütçe Komisyonunda? Bakanlıklara ilgili bütçeleri ayırmak için değil mi? Eğer ki bir hükûmet istediği kadar toplayacaksa, istediği kadar harcayacaksa sizlere bir önerim var: Hemen Plan ve Bütçe Komisyonuna şunu önerin. Bir madde geçirelim yalnızca bir saat içinde. Bir iktidar, Cumhurbaşkanı istediği kadar harcar, istediğinden istediği kadar vergi toplar, istediği zaman da istediği kadar rakamları artırır.” diye tek bir madde geçirin yüzlerce saat çalışmayalım.

Bakın, on gün sonra bütçe geliyor. On beş gün boyunca Genel Kurul aralıksız çalışacak ve iktidara yetki verilecek. Ama arkadaşlar, iktidar eğer ki bir torba yasa içindeki bir maddeyle harcama yetkisini artırabiliyorsa o zaman bütçe hakkı yok demektir arkadaşlar.

Bakın, 70 milyar TL’yi küçümsemeyin. Biz bu 70 milyar TL’yi nereye harcadığını bilmiyoruz çünkü iktidar ek bütçe getirmedi Meclise. Bakın, 70 milyarın yalnızca 20 milyar TL’siyle emeklilikte yaşa takılanların sorununu çözebilirdik. Yine, yalnızca 20 milyar TL’siyle 200 bin öğretmen ataması yapabilirdik. Yine, 70 milyar TL’nin 10 milyar TL’siyle Kredi ve Yurtlar Kurumuna borçlu bütün öğrencilerimizin borç sorununu çözebilirdik. Yine, 70 milyar TL’nin 20 milyar TL’siyle bütün çiftçilerimizi ihya edebilirdik veya intihar eden vatandaşlarımızla ilgili sosyal politika geliştirebilirdik. Ama arkadaşlar, eğer bu maddeye “evet” derseniz iktidar 70 milyar TL’yi bir yerlere harcamış olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, buyurun.

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

Saraylarına, yandaşlarına, silahlara, S-400 füzelerine harcamış olacak ama bundan Meclisin haberi olmamış olacak.

Değerli arkadaşlar, eğer bu maddeyi kabul ederseniz Meclisin varlık sebeplerinden birini daha yok etmiş olacaksınız. Gelin bu maddeye hep beraber “hayır” diyelim.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

47’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

48’inci madde üzerinde aynı mahiyette 2 önerge vardır. Önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ayhan Erel                                       Ümit Beyaz                         Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                     Aksaray                                            İstanbul                                             Adana

                Orhan Çakırlar                                 Feridun Bahşi

                      Edirne                                             Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Mehmet Bekaroğlu                                  Cavit Arı                                     Abdüllatif Şener

                     İstanbul                                            Antalya                                              Konya

                Ensar Aytekin                                Bülent Kuşoğlu                          Emine Gülizar Emecan

                    Balıkesir                                            Ankara                                             İstanbul

            Kamil Okyay Sındır

                        İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında ilk söz isteyen, Antalya Milletvekili Feridun Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 128 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 48’inci maddesiyle ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün yine öncelikle insanımızın başlıca sorunlarından bahsedeceğim. Tabii ki yine öncelik EYT. İşe başlama, devletle ya da özel şirketlerle hukuki bir sözleşmeyle olur. Sözleşmenin iki tarafı vardır; birisi kişi, diğeri kurum. İşe başlarken de taraflar iş şartlarını belirleyen bir sözleşme imzalarlar. Özellikle 1999 yılından önce devlette işe girenler; kadınlar yirmi yıl, erkekler yirmi beş yıl çalıştıkları takdirde emekli olacaklarına dair sözleşme imzalamışladır ancak devlet 1999 yılında çıkardığı yasayla tek taraflı olarak, yaptığı hukuki sözleşmeyi ihlal etmiş, yirmi ve yirmi beş yılda emekli olacakların haklarını gasbederek emekli olmalarını engellemiştir yani devlet hukuki sözleşmeyi ihlal etmiştir. Bu hakların mutlaka verilmesi gerekir. 12 Eylül 2018 tarihinde yürürlüğe giren 17 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde “Bakan yardımcısı kadrosuna atananların, varsa emeklilik ve yaşlılık aylıkları kesilmez.” denmektedir. Yani EYT’lilere gelince “Olmaz.” denirken bürokrat emeklisi, bakan emeklisi, milletvekili emeklisi ve bakan yardımcıları maaş içinde yüzüyorlar.

Öbür yandan, 3600 ek gösterge bekleyen polis, öğretmen, sağlık görevlileri ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Böyle vicdan, böyle adalet olur mu? Sayın Cumhurbaşkanı erken emekliliğin İskandinav ülkelerini batırdığını söyleyerek EYT’nin hukuki olan haklarının kesinlikle verilmeyeceği ifade edip kapıyı tamamen kapatmıştır.

Kendisi 46 yaşında emekli olup birden fazla maaş alan Cumhurbaşkanı bugün 50 yaşını geçmiş insanlara “Gençsiniz.” demektedir. Genç olanlar ise iş aradıklarında yaşlı oldukları gerekçesiyle iş bulamamaktadırlar, mağdur ve yoksulluk içinde hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlar.

Cumhurbaşkanının erken emeklilik sebebiyle battığını söylediği İskandinav ülkelerinde ise Norveç’te millî gelir 76 bin, diğer ülkelerde ise 55 ila 65 bin dolar civarındadır. Bizde ise bildiğiniz gibi, 8.800 dolar. Arkadaşlar, herhâlde Cumhurbaşkanını yine bu konuda bir defa daha kandırıp aldatmışlar.

İkinci bir sorun 3600 ek gösterge. Sayın Cumhurbaşkanı dâhil olmak üzere tüm partiler genel seçimlerden önce tüm kanallarda müjde vererek polise, sağlıkçıya, din görevlisine 3600 ek gösterge vereceğini söylemişti. Bütün eğitim camiası ve polis teşkilatı sevinç içerisindeydi. Seçimin üzerinden tam on yedi ay geçti, 3600 ek göstergeden ses yok. Bugüne kadar birinci parti tarafından sorunun çözümü konusunda da hiçbir somut adım atılmadı. Sadece “Bu konuda çalışmalarımız var, olaya pozitif bakıyoruz.” deyip geçiştirdiler.

Bakınız, değerli arkadaşlar, yanlış politika yüzünden ülkemizde yaşayan 4 milyondan fazla Suriyeli sığınmaya 40 milyar dolar harcadık. Bu para Türkiye'nin 2019 yılı bütçesinin dörtte 1’idir. Vatandaşımızın vergileriyle, dişiyle tırnağıyla doldurduğu kasa bu şekilde boşaltılmaktadır. Bu para, çalışanlarımızın alamadığı maaş zammıdır, vatandaşımızın emeklilikte yaşa takılmasının sebebidir, memurlarımızın 3600 ek göstergesi, çarşı pazardaki zamlardır.

Değerli milletvekilleri, üçüncü sorun ise SGK öncesi doğum yapan kadınlarımızdır. Varlığımızı borçlu olduğumuz, sevginin, şefkatin, sabrın eşsiz timsalleri olan analarımızın üzerimizdeki emeklerinin ne denli büyük olduğu sağduyulu herkes tarafından takdir edilecektir. Karşılıksız sevmenin yegâne temsilcisi olan analarımızın bizlerden bir isteği var: Sigortadan önce doğum yapmışsa kendilerine borçlanma hakkının verilmesi. Erkekler çalışma hayatına başlamadan önce askere gidiyorlar ve bu süreleri borçlandıklarında işe giriş tarihleri borçlandıkları güne kadar geri gidebiliyor, böylece bir yıl daha erken emekli olabiliyorlar. Bunun yanında, işe girdikten sonra askere gitmişlerse bunu da yine borçlanıp eksik primleri tamamlıyorlar, oysa kadınlar sadece sigortadan sonra doğumları borçlanıyorlar. Sistem, kadının çocuk sebebiyle iş hayatından ayrı kaldığı süreleri bile emeklilik hesabına kazandırıyor. Askerlikte olduğu gibi sigorta öncesi doğumda iş hayatından uzaklaşma söz konusu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bundan dolayı bir kez daha milletin kürsüsünden iktidara seslenmek istiyorum: SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı kaydına bakılmaksızın, sigortalı, genel sağlık sigortalı ve isteğe bağlı sigortalı ayrımı yapılmaksızın, sigorta başlangıç tarihine de bakılmaksızın tüm sigortalı kadın çalışanlara sigorta borçlanması olanağı tanınmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle Gazi Meclisimizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında ikinci söz, Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin’e aittir.

Buyurun Ensar Bey. (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR AYTEKİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 48’inci maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu tekliften de görüldüğü üzere, AKP genel olarak bütçedeki açığın finansman yolunu aramaktadır. Burada gereksiz harcamaları engellemek yerine halkı cezalandırmaktadır.

2019 bütçesi görüşülürken 80 milyar açık öngörülmüş ancak bu tutar yıl bitmeden Temmuz 2019’da aşılmıştır. AKP bütçedeki bu açığı halka yüklemek istiyor. Bunu yaparken de akıl almaz yollara başvuruyor.

Bu maddede ilgililere yapılan yersiz SGK ödemelerinin kişilerden tazmini amaçlanmaktadır. Böyle bir madde gelince herhâlde yüz binlerce insana yanlış ödeme yapıldığını falan düşünüyorsunuz. Oysa sadece 800 kişiye böyle bir ödeme yapıldığı ve bunun toplam bedelinin de 35 milyon 745 bin TL olduğu tespit edilmiştir.

El insaf! Bunun için kanun düzenlemeye ihtiyaç yok. SGK’deki memurun yanlış yaptığı ve işi savsaklayarak tahsilatını zamanında yapamadığı bir iş için kanun çıkarıyorsunuz. Zaten Anayasa Mahkemesi 2017/118 Karar Sayısı’yla bu yersiz ödemelerin tahsil edileceğine hükmetmişken yapılamayan tahsilatın kanunla tahsil edileceğini bekliyoruz ki buna da pes! Buradaki işlem 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu’nun 71’inci maddesi ile bu çerçevede çıkarılan yönetmeliğe göre kamu görevlilerinin sorumluluklarının ihmalinin göz ardı edilmemesi üzerinden de yapılabilirdi.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi üzerine özel bir değerlendirme de yapmak gerekiyor. Ali Şeriati şöyle der: “Din paraya bağımlı olduğu sürece onu kimse tanımaz. Kurucusu para olan bir din, yine o paranın koruyucusu olmak zorundadır.” AKP’nin para aşkını cümle cihan biliyor. En son, devleti ve milleti aşağılayan mektubu yazan adam “mal varlığı” deyince mecburen geri adım atıldı. Şimdi bu teklifle birlikte, Ali Şeriati’nin söylediği cümlenin sonundaki yeşil sermayeyi koruyuculuğa soyunuluyor. Bu teklifle, daha evvel Erdoğan’ın “Paranızı verirken bana mı sordunuz?” diye geçiştirdiği ve AKP’nin finansal arka bahçelerinden olan Kombassan, yeni adıyla Bera Holding ve benzerleri için açılan davaların düşürülmesi amaçlanmaktadır. Bu şirketler bu düzenlemeyle alacaklılara ortaklık verecek, bunun sonucunda da binlerce dava düşecektir. Oysa vatandaşlar ortaklık değil, paralarını geri istiyor.

Bera Holding üzerinden bir kurtarma operasyonu ve borsa manipülasyonu yapılmaktadır ki bu durum Bera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Alaboyun tarafından komisyon toplantısında da “Hissemizin Komisyonda görüşüleceği haberi duyulunca hisselerimiz borsanın değer kaybetmesine rağmen yüzde 1 yükselmiştir.” diye ifade buyurmuştur. Kim bu Alaboyun? Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı. Kombassan’daki görevine seçimden üç hafta sonra getirilmiş, sonra yüce Rabb’im verdikçe vermiş, bundan sekiz hafta sonra da Enerji Bakanlığına buyur edilmiş. Yani manipülasyon suçunun işlendiği açıktır.

Bu teklifte mağdurlar yok, şirketler var. Kombassan’da milleti dolandıran kim? Haşim Bayram. Nasıl yaptılar peki? Almanya’da bir camide yapılan toplantıda, tezgâhın ortağı olan Ayasofya Cami Derneği Başkanı Hüseyin Işık namaza yönelen cemaate sesleniyor: “Şimdi ben bir teklifte bulunacağım. Şimdi namaza durmayacağız. Bu mesele şu anda namazdan daha önemli. Namazı biraz geciktirsek de olabilir. Şimdi biz hepimiz, başta ben olmak üzere sıraya geçeceğiz. Oradan hepimiz ismimizi yazdıracağız ve ondan sonra da dönüp gelip namazı kılacağız.” Bunu ne için söylüyor arkadaşlar? “Almanya’da çalışan yurttaşlarımıza ailelerimizle izleyebileceğimiz bir televizyon kanalı kuracağız.” diyerek. Yani para toplamak için Allah’ın farz kıldığı namaz için “Sonra kılarız, bu iş daha önemli.” diyebiliyor.

Peki, parayı nasıl topluyorlardı? Bu paraların nasıl toplandığına dair bir örnek de İsviçre’den. Şeytanın aklına gelmez. Adam hayvanın budunu oymuş, muşambanın içine sokmuş üst üste frankları, sonra buda yerleştirmiş 700 bin frank. Ondan sonra tıkaç yapmış etten derin dondurucuya atıvermiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR AYTEKİN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ENSAR AYTEKİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, siyasal İslam’ın temel düsturu inanç sömürüsüdür. Bugün nasıl Rabia işaretiyle sömürü yapılıyorsa bu şirketler aracılığıyla da aynısı yapıldı. 28 Şubat sürecinde insanlar tepki olsun diye bu kâr sistemine parasını yatırdı, 2002’de henüz üç aylık bir parti olan AKP seçim kararı alınan Eylül 2002’den Kasım 2002’ye kadar bütün ilçelerde örgütlenmelerini tamamladı, il, ilçe binalarını, reklam çalışmalarını yaptı. Yani bu kadar işi yapacak parayı nereden buldu? Acaba bu paranın içinde bugünkü teklifte kurtarmaya çalıştıkları şirketlerden aldıkları bağışlar da var mıydı, yoksa o gün de “Paraları verirken bana mı sordunuz?” diye deniliyor muydu? İşte bu teklifle bu şirketlere olan borç ödenmek istenmektedir. Hâlbuki mağdurların beklediği ortaklık değil, paralarını geri almalarıdır. Yüksek mahkemelerden gelen mahkûmiyet kararlarıyla sıkışan şirketleri kurtarmak AKP’nin bu kanundaki tek amacıdır. Bu kurtarış sonrası şirketler nasıl ve hangi yollarla teşekkür edecekler, bekleyip göreceğiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

49’uncu madde üzerinde 1 önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 49’uncu maddesinin çerçeve hükmünde bulunan “ve” ibaresinin “ile” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Serpil Kemalbay Pekgözegü               Murat Çepni                             Semra Güzel

               İzmir                                        İzmir                                    Diyarbakır

           Hüda Kaya                     Ömer Faruk Gergerlioğlu                   Hüseyin Kaçmaz

             İstanbul                                    Kocaeli                                      Şırnak

                 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şu an Genel Kurulda yine bir torba yasayı görüşüyoruz. İktidar partisi istisnai olan bu durumu esas hâline getirdi. Öncelikle, usule ilişkin bu itirazımızı belirtmek istiyorum.

Yine, tam şu anda 3 belediye eş başkanımız haksız ve hukuksuz bir şekilde siyasi rehine olarak gözaltında. Yine, bugün 10 Ekim gar katliamının duruşması vardı Ankara Adliyesinde. Yine, bugün, gar katliamında kızını ve eşinin kardeşini kaybeden belediye eş başkanımız tutuklandı. Maalesef ki AKP iktidarı döneminde siyasi soykırım operasyonları tüm hızıyla devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, bu ülkede sadece bir Kürt olarak sorun yaşadığımızı düşünürdük eskiden, çocukluk yaşlarımızda, ilk gençlik yaşlarımızda ama sonradan fark ettim ki bu ülkede hakikaten büyük bir demokrasi sorunu var. Bu ülkede, evet, Anayasa’da yazıyor, temel haklar var, yazılmış ama Kürt’e, muhalife yok.

Dün Plan ve Bütçe Komisyonunda İçişleri Bakanı hiç yüzü kızarmadan -yanında yeni Emniyet Genel Müdürü ki kendisi Şırnak eski Valisi- dedi ki: “HDP daha önce 100 belediye kazanıyorken niye şu an 50 küsur belediye kazanıyor?” Yani dedi ki: “Kürtler bizi destekliyor.” Yani dedi ki: “Kürtler bizim güvenlikçi politikamızı destekliyor.” Hayır, şunu net söyleyelim size: Kürtler bu politikanın Kürt düşmanı bir politika olduğunun farkında.

Size söyleyeyim mi o belediyeleri nasıl kazandınız, daha doğrusu nasıl gasbettiniz? Bire bir şahidi oldum hem bir Kürt olarak hem bir hukukçu olarak hem bu ülkenin bir yurttaşı olarak; içim acıyarak birebir hukuksuzluğu gördüm; şahit oldum bu ülkede Anayasa, bu ülkede demokrasi nasıl ayaklar altına alınıyor. Bunu yapanlar da “Ben devletimin bekası için yapıyorum.” diyenler, “Ben yerliyim, millîyim.” diyenler ama arkadaşlar, söyleyeyim: Yerli, millî olmak bu devleti, yaşadığımız devleti… Milletin hakkını, hukukunu savunmak bu değildir. Ne yapıldı, size söyleyeyim: Daha önce teşhir ettik; binlerce, on binlerce asker, polis kaydırıldı, seçmen kütüklerine kaydedildi. Şırnaklıyım, Şırnak’ta 24 Haziran ile 1 Ocak arasında herhangi bir altın madeni bulunmadı, turizm cenneti ilan edilmedi, ne oldu da aniden seçmen sayısı 8 bin arttı birkaç ay içerisinde? Bu seçmen artışındaki listeyi kontrol ettiğimizde, hepsi asker, polisti. Bunları nereye kaydettiniz? 51 yatak kapasiteli öğretmenevine 500 küsur kişi kaydedildi, 200 yatak kapasiteli polis evine yaklaşık 2 bin kişi kaydedildi -yandaşların evine yapılan kayıtları söylemiyorum bile, hem milletvekilinizin hem de o dönemki belediye başkan adayınızın evine yapılan kayıtları söylemiyorum bile- hatta hızınızı alamadınız, iki yıl önce terk edilmiş virane hâlde olan karakola bile 205 asker kaydedildi. Son olarak, Uludere’de -görüntüsü de mevcut- ahıra bile 9 seçmen kaydedilmişti, ahıra bile kaydedildi.

Değerli arkadaşlar, evet, bu ülkede başat sorunlar var, bu ülkede kangrenleşen sorunlar var ancak bunları çözmezsek yarın öbür gün, Orta Doğu cehenneminde gördüğümüz bu sorunun maalesef ki buraya da sirayetini bize gösterecektir. Bu ülkede bizim tek ihtiyacımız olan şey adalettir, demokrasidir, hukuktur.

Sözlerimi bitirmeden önce, Yuval Noah Harari’nin “Homo Sapiens” isimli bir kitabı var, ilgimi çeken bir söz vardı orada. “Barış için çok sayıda akıllı insan gerekir ancak savaş için tek bir aptal yeterlidir.” der. Ben, bu ülkede barış için elini taşın altına koyacak yüzlerce, binlerce akıllı insan olduğunu düşünüyorum, bu inancımı koruyorum ve bunun için de diyorum ki: Bu ülkede barışın, çözümün adresi demokratik cumhuriyetten geçer, demokrasiden geçer.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

49’ncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler. Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.58

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

50’nci madde üzerinde üç önerge vardır.

İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ömer Faruk Gergerlioğlu                    Murat Çepni                             Semra Güzel

             Kocaeli                                      İzmir                                    Diyarbakır

Serpil Kemalbay Pekgözegü                                                                Hüda Kaya

               İzmir                                                                                     İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

     Mehmet Bekaroğlu                           Cavit Arı                              Bülent Kuşoğlu

             İstanbul                                    Antalya                                     Ankara

  Emine Gülizar Emecan                   Abdüllatif Şener                     Kamil Okyay Sındır

             İstanbul                                     Konya                                       İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca.

Buyurun Sayın Karaca. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Evet, geldik meşhur 50’nci maddeye. 50’nci madde ne diyor? Termik santrallerde, Çevre Kanunu’na uyumlu hâle getirilmesi için, 31 Aralık 2019’da bitecek olan sürenin iki buçuk yıl daha uzatılmasını talep ediyor.

Evet, bu maddeye ilişkin biraz tarihi, aklımızı ve geçmişimizi hatırlamakta fayda görüyorum. 2013 yılında bu düzenleme getirildi, kabul edildi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Anayasa Mahkemesine gittik ve Anayasa Mahkemesi “İnsanları zehirlemeye bu kadar uzun süre devam edemezsiniz. Anayasa’nın 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasına aykırıdır.” dedi ve iptal etti. Bitti mi? Hayır, bitmedi. 2019 yılı Şubat ayında, 41 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin içerisinde 45’inci madde olarak yeniden getirdiniz ve gerek toplumsal muhalefet gerek Parlamentodaki sağduyulu milletvekillerinin çabalarıyla madde geriye çekildi.

Şimdi sizlere 15 Şubat 2019 tarihli Genel Kurul tutanağını okumak istiyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Erkan Akçay diyor ki: “Tekliften 45’inci maddenin çekilmesi oldukça sevindiricidir çünkü çevre hassasiyetini daima muhafaza etmemiz ve bu konuda bir kararlılık sergileme ihtiyacımız var.”

Değerli Milliyetçi Hareket Partili milletvekili arkadaşlarım, ne değişti 15 Şubattan bugüne kadar? Soruyorum, ne değişti.

Ayrıca, temmuz ayında 102 sıra sayılı Kanun Teklifi komisyonda görüşülürken Sayın Milletvekilimiz Ali Öztunç ile Grup Başkan Vekiliniz Sayın Muş’un Meclistutanağına yansıyan konuşmalarında Sayın Muş diyor ki: “O şirketlere tanıdığımız süre bu yıl sonu itibarıyla bitiyor. O süre zarfında buradaki standartlara uygun şekilde filtreleme yapılacaktır, uzatma süresi verilmemiştir ve verilmeyecektir.”

Değerli AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarım soruyorum: Temmuz ayından bugüne kadar ne değişti? Yine Cumhuriyet Halk Partisi, her zaman olduğu gibi, şubat ayındaki teklifin oy birliğiyle çekildiği görüşmelerde tarihe şöyle bir not düşmüştü, diyordu ki Sayın Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özgür Özel: “Burada bir şüphem var. Bu şüphe, seçimden önce buralarda rahatsızlık yaratıp da sıkıntı olmasın diye bu teklifi geri çekip seçimden sonra getirebileceğinizi düşünüyoruz. Kaygımız var ama buradan bütün yurttaşlarımıza söylüyoruz: Meclisin sözü sözdür, bundan sonra böyle bir düzenleme yapılmayacak, zehir solumak zorunda kimse bırakılmayacak.” ve Parlamento iradesi buna onay veriyor ve Değerli Başkan burada oylamayı başlatıyor ve burada bunan tüm milletvekilleri oy birliğiyle Sayın Grup Başkan Vekilimizin bu sözlerini oyluyor ve kabul ediyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Peki, ne değişti? Şu değişti: 31 Mart seçimleri bitti, artık o yörelerdeki oya ihtiyacınız yok. Neye ihtiyaç var? İşte bu tekliften faydalanacak olan 3-5 tane enerji lobisine ihtiyacınız var. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün burada çocuklarımızın zehirlenmesi için, havamızın zehirlenmesi için mi oy kullanacaksınız yoksa bu 3-5 enerji lobisinin baskısına boyun mu eğeceksiniz?

Değerli milletvekilleri, deniliyor ki: “Bu santrallerde enerji arzı tehlikesi var.” Enerji Bakanlığının internet sitesinden enerjine arzına ilişkin bu belgeyi çıkarttık, deniliyor ki: “Yıllık Türkiye'nin kurulu kapasitesi 90.421 megavat, 2018’de harcanan 30 bin megavat.” Yani 3 katı enerji arz fazlamız var. 1 Kasım 2019 tarihli tutanakta Bakan Yardımcısı diyor ki: “10 termik santral kapatılırsa 8.300 megavat enerji açığı çıkacak.” Zaten 3 kat fazla arzımız yok mu? Neden hâlâ enerji arzı ya da 3-5 enerji lobisinin baskısıyla vatandaşlarımızı zehirlemeye devam edeceğiz?

Bu kanunun içerisinde, bu maddenin yer alması biraz da aslında trajikomik. Bu kanunda ne istiyoruz? Bu kanunda bugün vergiler getiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Devamla) - Diyoruz ki: Değerli konut vergisi, gelir vergisi dilimini artırıyoruz ve “dijital vergi” adı altında vergiler getiriyoruz “konaklama vergisi” diyoruz. Yani vatandaşlarımızdan ek vergiler toplayacağız ve bu ek vergileri, bu 3-5 enerji şirketine teşvik olarak ödeyeceğiz, sizden vergi alacağız, sizi zehirlemeye devam edeceğiz diyoruz. Bu kapatılması talep edilen ve bunun için süresi uzatılan termik santraller, bizim de taraf olduğumuz sözleşmeler gereğince yılda sadece otuz beş gün sınır değerini aşabilir. Bakın, Kahramanmaraş Elbistan, yılda iki yüz yirmi sekiz gün sınır değerini aşmış, Çanakkale Çan, yüz elli iki gün aşmış, Kütahya, yüz yirmi dokuz gün, liste uzayıp gidiyor.

Değerli milletvekilleri, her birimizin bizi buraya gönderen vatandaşlarımıza borcu var, görevi var. Nedir bu borç? Nedir bu görev? Anayasa’nın 56’ncı maddesinde, sağlıklı bir çevrede yaşatma borcu...

Her birinizin elinizi vicdanınıza koyacağınızı ve bu madde için “hayır” oyu vereceğinizi düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, 50’nci maddeyle alakalı söz alan Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili, Milliyetçi Hareket Partisine direkt seslenerek bu maddeyle alakalı düşüncemizi sormuştur. Evet, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim çevre duyarlılığımız en üst seviyede. Vatandaşımızın, milletimizin bu noktada oluşabilecek her türlü zarardan korunabilmesi için elimizden gelen bütün çabayı sarf etmek düşüncesindeyiz, hedefindeyiz. Bugüne kadar bununla alakalı yeniden bir uzatma olmaması konusunda Mecliste ortak bir irade oluşmuştu fakat bugüne geldik. Bugünden sonra ya bu işletmeler kapatılacak ya da bu filtrelerin takılması işlemi gerçekleştirilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – Kapatılmıyor, üretim durduruluyor filtre takılana kadar.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – 50’nci maddeye dikkat edildiği takdirde, bununla alakalı olarak, filtre takılma işlemi teknik olarak hemen gerçekleşecek bir işlem değil biliyorsunuz.

Burada getirilen düzenlemede, özellikle 30/6/2020 tarihine kadar Bakanlığa iş termin planını sunmayan üretim tesislerinin bu haklardan yararlanamayacağı, iş termin planı sunulan üretim tesislerinin de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından bu plana uyum açısından 1/7/2020 tarihinden yani hemen sonrasından itibaren başlamak üzere dört ayda bir denetleneceği, yapılan her bir denetimde bu iş termin planına uygun olmadığı tespit edilen tesislere ilgili kanunun 20’nci maddesinde yer alan idari para cezalarının 20 kat artırılarak uygulanacağı, iş termin planındaki herhangi bir işin yapımının belirtildiği süreye göre bir yıl geciktiğinin tespiti hâlinde üretim tesisinin toptan faaliyetinin durdurulacağı açık bir şekilde dercedilmiştir.

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – Bu altı yıldır var zaten.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi, bu noktada, bu dört ayda denetlenmesi meselesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Çevre Kanunu’na göre zaten denetlenmesi gerekiyor ama Sayıştay raporlarına göre bir defa bile denetlenmemiş. Ne değişecek?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hayır, hayır, hayır… Şu an bu cümleler yeni ekleniyor bu maddeye.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Çevre Kanunu’nda bu cümleler var zaten.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu termin planının dört ayda bir denetimi ve bu işin gerçekleşmesiyle alakalı olarak bu hükmün uygulanması durumunda bu işin ciddiyetle takibi ve bu işletmelerin bu filtreyi takması temin edilecektir.

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – Daha önce ciddiyetsiz miydi?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Buna vermiş olduğumuz destek bu şartladır. Bundan başka bir şey yoktur.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Zaten Çevre Kanunu’nda bunlar var. Şimdiye kadar denetlenmedi, denetlenmediği için bizim isyanımız zaten.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ortada olan durumu sizden farklı olarak kabul ettiğimiz anlamı taşımıyor. Bu hassasiyeti bizler de gözetiyoruz ve bu işin, en kısa zamanda bu filtrelerin takılmasının takipçisi olduğumuzu dile getiriyoruz.

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – Ama başka bir yol daha var.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Başka bir yol daha var yani niye bunda ısrar ediyorsunuz?

 

 

 

1-) İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 128) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Murat Çepni.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Evet, 15 termik santralin filtre düzenlemesinin iki yıl daha uzatılması teklifiyle karşı karşıyayız. Oysa daha senenin başında bir ortaklaşmayla bu teklif geri çekilmişti. Buradan sormak lazım: Ne oldu da, bu şirketlerle nasıl bir pazarlık yaptınız da, bu şirketlerle nasıl bir pazarlığınız vardı da, nasıl bir anlaşmanız vardı da bunu bugün buraya tekrar getirdiniz? Senenin başında, ya daha bir yıl dolmadan bu şirketler nasıl bir taahhütte bulundular? Altı yıldır bu düzenlemeyi yapmayanlar şimdi bir planlama sunarak yeniden halkı zehirleme yetkisini eline almaya çalışıyorlar.

Ve biz bugün küresel ısınmayı tartışıyoruz; küresel ısınma, iklim krizi. Küresel ısınmanın 1,5 derecede sabitlenmesi üzerine tüm dünyada milyonlarca insan sokaklara çıktılar. Milyonlarca insan, çevre ve ekoloji örgütleri bu konuda halkı duyarlı hâle getirmeye ve şirketlere, hükûmetlere karşı da bir mücadele örgütlemeye çalışıyorlar. Bu iklim krizinin temel sebeplerinden bir tanesi de fosil yakıtlar yani sera etkisi yapan fosil yakıtlar. Bunların başında da kömürler geliyor, termik santraller geliyor.

Şimdi tüm dünyada fosil yakıtların 2050’ye kadar yasaklanması tartışması sürerken Türkiye tam tersine halkı bugüne kadar zehirlemiş, yüz binlerce insanın ölümüne sebep olmuş bu şirketlere, bu santrallere yeniden halkı zehirleme yetkisi veriyor.

Bakın, arkadaşlar, otuz yıl içerisinde tüm dünyada en az 200 milyon insan sağlık problemi yaşayacak, 200 milyon insan ve Türkiye’de yılda 33 bin insan hava kirliliği yüzünden hayatını kaybediyor, sadece hava kirliliği yüzünden. 81 ilin 80 tanesi, 80 il “havası kirli” statüsünde.

Şimdi, bu şirketlerle ilgili şu bilgileri vermek lazım: Bakın, sadece yerli kömür kullanan santrallere verilen teşvik miktarı 655 milyon 402 bin TL, hem yerli hem ithal kömür kullananlara verilen teşvik miktarı 18 milyon TL ve çevre yatırımı yapmamış yani filtre takmamış santrallere verilen teşvik miktarı ise 535 milyon 711 bin TL. Şimdi, soruyoruz: Bu Meclis, senenin başında 60 bin imza verildiğinde ve 100 bin imzanın bugün Meclise verildiği koşullarda bu halka kulak vermiyor da kime veriyor? Bu, cinayettir; bu cinayet burada bu teklife “Evet.” diyenler tarafından işlenmek üzeredir. Buna “Hayır.” denilmelidir, bu engellenmelidir. Bu bir cinayettir ve bu cinayetin temel sebebi, AKP’nin, bizzat sarayın üç beş tane şirketinin rantıdır. Bu Meclis buna izin vermemelidir. Saraydan gelen bu ferman, halkı zehirleyen, halkı katleden, yüz binlerce insanı katleden bu ferman reddedilmelidir. AKP şirketlerin lehine, halkın, doğanın zararına iş yapmaktan vazgeçmelidir çünkü bu uygulamaların hemen hepsi halkın, doğanın katliamınadır, zararınadır. Bu proje, bu yasa teklifi acilen geri çekilmelidir.

Aynı zamanda bu Meclis hemen, acilen iklim acil durumu ilan etmelidir. İlan etmelidir ki iklim krizi dediğimiz, kapitalizmin krizi dediğimiz küresel ısınma ancak ve ancak böyle engellenebilir. Termik santraller kapatılmalıdır. Bacasına filtre takılmasından başka bir meseledir bu. Termik santraller kapatılmalıdır, yasaklanmalıdır ve enerji politikaları açısından da şu yalandan vazgeçilmelidir: “Elektrik ihtiyacı var.” kocaman bir yalandır, Türkiye’de ihtiyaçtan fazla üretim söz konusudur. Dolayısıyla bu yalan ve biz bu yalanı halkımıza buradan ifade ediyoruz bir kez daha. AKP bir yalan üzerinden, şirketlerin talanı üzerinden, rantı üzerinden halkı zehirlemekten vazgeçmelidir, bu tasarı geri çekilmelidir, reddedilmelidir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 50’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                   Ayhan Erel                            Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Orhan Çakırlar

                      Aksaray                                              Adana                                           Edirne

                   Ümit Beyaz                                       Enez Kaplan                                     Ayhan Altıntaş

                      İstanbul                                            Tekirdağ                                                Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH CORA (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesi üzerinde konuşma yapacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddede ortaya koyduğunuz teklifle termik santrallerin çevresel yatırımlarını tamamlamaları için belirlenen süreyi iki buçuk yıl daha tekrar uzatıyorsunuz. Maddenin tarihçesine bakarsak şunları görürüz: 2013 yılında 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 8’inci maddesiyle özelleştirme kapsamına alınan termik santrallerin çevresel yatırımlarının tamamlanması için 2018’e kadar süre tanınmıştı. 2014 yılında Anayasa Mahkemesi geçici 8’inci maddeyi iptal etti. Hangi gerekçeyle iptal etti? “Çevresel yatırımların uzun süre ertelenmesi Anayasa’ya aykırıdır.” dedi. 2016 yılında tekrar düzenleme yapıldı, çevre düzenlemeleri için verilen süre 2019 sonuna kadar uzatıldı. Şimdiki Hazine ve Maliye Bakanımız, dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, gerekli yatırımların yapılması için verilen sürenin 2019 sonunda kesinlikle biteceğine ve bir daha uzatılmayacağına söz verdi “2019 sonuna kadar eski nesil santrallerden yeni nesil filtreleme sistemlerine geçmeyenlerle külahlar değiştirilecektir.” dedi ama maalesef 2019’un Şubat ayında getirilen bir kanun teklifinde bu sürenin 31/12/2021 tarihine kadar uzatılması teklif edildi. Bu son teklif 5 siyasi partinin imzasıyla verilen bir önergeyle geri çekildi ve sağlıklı bir çevrede yaşamak isteyenler rahat bir nefes aldı; ta ki bugüne kadar.

Değerli milletvekilleri, iklim değişikliği sorunlarından en çok etkilenecek coğrafyaların başında Akdeniz havzası gelmektedir. Türkiye, eğer önlem alınmazsa yakın gelecekte sıcak havanın ve yağış rejimindeki düzensizliğin artması gibi tehditlerle karşı karşıya kalacaktır. İklim değişikliği, yalnızca havanın ısınmasıyla sınırlı değildir; kuraklık, seller, hortumlar, deniz suyu seviyesindeki yükselme gibi felaketler de iklim değişikliğinin sonucu olabilir. Ülkemiz için bu derece büyük riskler varken, bizim en çok tedbir alan devletlerin başında olmamız gerekmez mi? Ne yazık ki Türkiye, İklim Değişikliği Performans Endeksi’nde 50’nci sırada. karbon emisyonları performansındaysa 37’nci sırada yer almakta. “İklim Etkinlikleri Takibi” kuruluşu yani CAT, Ulusal Katkı Niyet Beyanı hedeflerinde Türkiye için “Kritik derecede yetersiz.” demektedir, bunda da temel etken kömür ve linyit yakıtlı termik santrallerdir. Ülkemizde 40’tan fazla kayıtlı termik santral var. Bu santrallerin hepsinin çevresel yatırımları maalesef eksik.

Değerli milletvekilleri, bu santrallerin baca emisyonlarının tek zararı çevreye değil, insan sağlığı üzerine de büyük zararları var. Bu santrallerin baca gazlarının filtrelenmeden havaya salınması, başta santrallerin bulunduğu illerde solunum rahatsızlıkları, kanser dâhil birçok hastalığın ve erken ölümlerin nedenlerindendir.

Hepimiz biliyoruz ki sigara dumanı kanser dâhil pek çok sağlık sorununa yol açmaktadır. Bu nedenle, iktidarın özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın sigara konusunda hassas davranmasını takdir ediyorum. Maalesef, Meclisimiz, kapalı alanda sigara içilmesini engelleme konusunda tam başarılı değil. Kendi çıkardığımız yasalara önce kendimizin uyması beklenir. Ama, şunu da ifade edeyim ki sigara dumanı içeni ve yakın çevresini etkiler, etki alanı kısıtlı. Kömürle çalışan santrallerin etki alanı çok daha fazla. Dolayısıyla bu santrallerin sağlığa zararlarını sigaradan daha fazla önemsememiz gerekir. Bunu da buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza iletiyorum.

2019 Şubatındaki santrallerin çevresel yatırımlarını tamamlaması için süre uzatımı teklifinin geri çekilmesiyle, iktidar partisinin doğaya karşı hassasiyetinin bulunduğunu düşünüp takdir etmiştik. Bugün bu teklifin tekrar gündeme gelmesi soru işaretleri doğurmaktadır. Belli ki, iktidar, geçen sürede bu santrallerin tedbir almasını sağlayamamıştır. Sayın Berat Albayrak yine bir sözünü yerine getirememiştir.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi, Anayasa’nın 56’ncı maddesinde yer alan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının da ihlali demektir. 56’ncı maddeye göre, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Meclisin de bu göreve ortak olması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Bu yasa teklifi, bu anayasal görevi savsaklamak anlamına geliyor. Bu yanlışta ısrar etmeyeceğinizi umuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

51’inci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 51’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Ömer Faruk Gergerlioğlu                    Murat Çepni                               Hüda Kaya

             Kocaeli                                      İzmir                                      İstanbul

  Serpil Kemalbay Pekgözegü                Semra Güzel

                  İzmir                                  Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce 43’üncü maddede konuşurken de söyledim, bu 51’inci madde kadar vahim, Anayasa’yı ihlal eden, hukuk dışı, ahlak dışı, vicdan dışı bir madde olamaz ama bu getirilmiş önümüze böyle bir torba yasa teklifinde. İbrahim Kaboğlu hoca da -az evvel buradaydı- “Vahim bir madde. Ben bunun için Anayasa Mahkemesine gideceğim.” diyordu ve bu madde önümüze getirildi. İnanılmayacak bir şey.

Nedir bu? OHAL döneminde yüz binlerce kişi KHK’lerle ihraç edildi ve sivil ölüme uğratıldılar. Nazi uygulamalarıyla soykırıma uğratıldılar ve devlet görevinden uzaklaştırıldıktan sonra özel sektörde de çalışmalarının önüne geçildi. SGK uygulamalarıyla “Ağaç kökü ye.” dendi onlara. Pasaportları da iptal edildi ve koca bir Türkiye hapishanesinde ölüme terk edildiler. SGK’ye ait olan tüm haklarını kaybettiler ve tamamen bir yok edilişe uğradılar.

Bakın, neler yapıldı? Hâlen de devam ediyor, şu anda OHAL listeleri internetten yayınlanmıyor, bakanlıklar gizlice ihraçlara devam ediyor, insanlar ölüme terk ediliyor.

Mesela, SGK ne yaptı? İş yeri hekimlerinin belgelerini iptal etti. Düşünün, bakın, arkadaşlar, kendiniz için bir düşünün. Aylarca bir sınava hazırlanıyorsunuz, üniversite sınavı gibi bir sınav. Doktorlar hazırlanır. Ben de hazırlandım. Ben de bir doktordum. KHK’yle ihraç edilmiştim. Kimse bana iş vermiyordu. İş yeri hekimi olayım dedim. Sınava girdim. Sınavı kazandım. Bir yerde işe başlayacağım diye düşünürken bana SGK “Hayır, sınavı kazandın ama iş yeri hekimliği belgesini alamazsın. Sen KHK’lisin.” dedi. Benim gibi on binlere doktora bunu söyledi. Hiç sıkılmadan, utanmadan bunu söyledi ve bu uygulamaları hep devam ettirdi. Kime yaptı mesela? “Sen tutukluluk geçirmişsin, sana iş yeri hekimliği belgesi vermiyorum.” dedi. Ya, yasada var mı bir şey? “Vermiyorum.” Bu kadar, başka bir şey değil. Bu gibi uygulamalara devam ettiler ve sivil ölüme mahkûm ettiler.

Cezaevinde, emeklilik hakkını kazanmış adam. Eşi de çalışmıyor, kendisi de cezaevinde, KHK’li; emekliliği gelmiş, emekli etmiyor. “Niye etmiyorsun?” “işte öyle, keyfime öyle geldi, etmiyorum.” diyor. SGK diyor bunu ve şu anda biz, bu SGK’ye yasal zırh kazandırma maddesini tartışıyoruz arkadaşlar. 10 binlerce kişi için o kadar büyük bir vebal içindeki SGK ve siz şu anda bunu oylayacaksınız, bunu bilin bakın. 10 binlerce kişinin ahını aldı. İnsanlar öldü, bu dünyadan ayrıldı; 60’a yakın intihar var.  O insanlar hakkını helal etmedi, ahları var, bu dünyadan gittiler ve siz şu anda bu ah ettikleri kişilerin yargılanmamasını onaylayacaksınız. KHK’liler ihraç edildikten sonra iş bulamadılar çünkü SGK “KHK’lidir, iş vermeyin, ‘36’ kod.” diyordu.

İŞKUR’a müracaat ettiler, “İŞKUR’da bir iş bulayım, devlet madem vermiyor, özel vermiyor. Gidip orada bir kurs programına kaydolayım.” dedi, oradan da “Sen kurs ve programlara kaydolamazsın, taş ye.” dediler.

Engelli kişiler malulen emekli olmak istiyordu, malulen emekliliklerinin önüne geçtiler. Tanıdığım birisi vardı, inanın ki yüzde 96 engelli, haftada 3 kez diyalize giriyor; Vakkas Karakoyun. Bakın, ismini de ezbere biliyorum, adama aylarca, yıllarca zulmettiler, malulen emekli etmediler. Kavga, dövüş, mahkemeler sonunda ancak emekli olabildi ama üç yıl boyunca bununla uğraştı, zulmettiler, zulüm.

Yine, emekli etmede büyük zorluklar yaşadı. Emekli ikramiyesi vermediler KHK’lilere. Onlar gittiler mahkemelere ve mahkemelerden aldılar emekli ikramiyelerini. Özel sektörde bir kurumda çalışmışsa onları emekli etmediler. Yeşil kart vermediler “Mutlaka GSS alacaksın.” dediler.

Hastanelerde çalışmalarının önüne geçtiler. Sonunda biliyorsunuz böyle bir yasa teklifi bile getirildi “KHK’li doktorlar özel hastanelerde  çalışamasın.” diye. O aşıldı ama eczacılara taktılar. Birçok eczanenin MEDULA ekranını karattı SGK. Niye karartıyorsun? Bir gerekçe var mı? “İşte, öyle, karartıyorum.” Bu kadar. Bakın, bunu diyen insanlar şu anda yargılanmaktan kurtulacak. Ve bundan dolayı KHK’liler çok büyük sorunlar yaşadı.

Bakın, biz bunun bilimsel çalışmalarını yaptık binlerce kişiyle; yüzde 95’i psikolojik sıkıntılar yaşadı, ekonomik sıkıntılar yaşadı, sosyal dışlamalar yaşadı ve sivil ölüme uğratıldı. Bunu yapan SGK’ydi ve şu anda bu SGK yetkililerinin yargılanmasının önüne geçilmeye çalışılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bakın, Sevgi Balcı hemşireyi anlatayım size. 3 çocuğu vardı. Hamileyken KHK’yle ihraç edildi, depresyona girdi çünkü tamamen bir soykırım uygulanıyordu ona, sekiz buçuk aylık olmuştu bebeği, depresyondan çıkamadı. Bir gün eşi eve geldi, kendisini evin tavanına asmıştı Sevgi hemşire. Sekiz buçuk aylık bir bebeği vardı ama buna buna rağmen astı. Bu, vicdansızlıktır arkadaşlar.

OHAL Komisyonu da yasal zırha kavuşmuş durumda. Ben OHAL Komisyonuna gittim İnsan Hakları Komisyonuyla beraber. Koltuk altımda onlarca dosyayla gittim ve hukuksuzluklarını yüzlerine çarptık, tek bir cevap veremediler. Bana söyledikleri şuydu: “Ömer Bey, bunları inceleyip sana geri döneceğiz, davet edeceğiz.” Aradan on bir ay geçti, davet etmeye cüret edemiyorlar çünkü haksızlar.

Şimdi, onlardan, OHAL Komisyonundan SGK de gördü “Ne güzel böyle kurtuluyor işte insan, yasal zırha kavuşuyor ve bütün bu suçlarımızdan, günahlarımızdan, veballerimizden böylece kurtulabiliriz.” dedi, işte bu madde geldi önümüze.

Değerli arkadaşlar, suçtur, vebaldir, günahtır; bunu onaylamayın. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, Komisyon bize şunu açıklayabilir mi? Bu maddeden kaç kişi yararlanıyor?

BAŞKAN – Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir. Bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 51’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ayhan Erel                                       Ümit Beyaz                         Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                     Aksaray                                            İstanbul                                             Adana

                Orhan Çakırlar                                 İsmail Koncuk

                      Edirne                                              Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Mehmet Bekaroğlu                                  Cavit Arı                               Emine Gülizar Emecan

                     İstanbul                                            Antalya                                             İstanbul

              Abdüllatif Şener                                   Ali Öztunç                                 Kamil Okyay Sındır

                       Konya                                      Kahramanmaraş                                        İzmir

                                                                        Bülent Kuşoğlu

                                                                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen, Adana Milletvekili İsmail Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, Komisyon Sözcüsü sorulara bir cevap verseydi çok iyi olurdu. Bu 51’inci maddeden kaç kişi yararlanıyor?

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında tam anlamıyla, tam bir rezalet maddeyi tartışıyoruz. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi hukukun egemen olduğu bir Parlamentoda asla olmaması gereken bir maddeyi tartışıyoruz. Tarihe not düşmek adına maddeyi okuyacağım: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden, adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, -bakın, karar alan- bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan  -tam tersi, alan veya işlem yapmayan- kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kenan Evren anayasasının 15’inci maddesi.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Bunu vicdanı olup da sindirebilecek bir milletvekili olduğunu düşünmüyorum. Ha, vicdanı olmayanlara sözüm yok. Bu nasıl bir madde ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kenan Evren anayasasının geçici 15’inci maddesi.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Yani diyor ki: “Kardeşim, istediğin zulmü yap, rahat rahat yap, arkanda ben varım, hiç korkma.” Vallahi, şunu söyleyeyim, bunu yapacak bürokratlara bir şey diyeyim: Gün gelir, bu madde ortadan kaldırılır, bunu yapanlardan da hesap sorulur. O bürokratlar da AKP’nin bu insanlık ayıbı kanun maddesine sığınarak “Bizim arkamızda AKP var.” diye düşünmesin. Kimse ilanihaye iktidar değildir. Bu Türk siyasi hayatının tozlu raflarında nice partiler, nice cumhurbaşkanları, nice vekiller var. Onun için siyasetçinin bu anlamsız tekliflerine, daha doğrusu maddelerine uyarak yanlış yapmayın.

Şimdi, bu FET֒yle mücadele konusu tam bir kara mizah hâline geldi Türkiye’de; hepiniz, sizler de biliyorsunuz, AK PARTİ’liler de biliyor, diğerleri de biliyor. Bakın, Ankara İdare Mahkemesinin kararını okuyacağım ben size, aynı kararda diyor ki: “Kamudan çıkarma nedenleri sadece terör örgütü üyeliğiyle sınırlı değil, terör örgütleriyle irtibat ve iltisak da -yani bu “iltisak” kelimesi de saçma sapan bir kelime, nereden çıktı bilmiyorum- ihraç nedeni sayılmıştır. Bu nedenle ilgililer hakkında ceza yargılamasında üyelik suçlamasıyla beraat ya da takipsizlik kararı verilmiş olsa bile…” Yani beraat veya takipsizlik olsa bile Ankara İdare Mahkemesi diyor ki: “…idari yargı irtibat ve iltisak yönünden de ihraç işlemini incelemek zorundadır. Bu karara göre FETÖ üyesi olduğu suçlamasından takipsizlik ve beraat kararı alan kişinin irtibat ve iltisak tespit edilirse -ki nedir bilmiyorum bu; sendika üyeliği, bankada hesabı olması, okula çocuğunu göndermesi falan yani bir terör örgütü üyesi olduğunu gösterir mi bu değerler, bu kriterler- göreve iade davasını reddedecektir.” Yani yargının verdiği beraatı, takipsizliği önemli görmüyor. Aynı kararda, bakın, şunu diyor bir de: “Ceza yargılamasında kamu görevlilerinin terör örgütlerine üyelik veya yardım nedeniyle ceza almaları hâlinde idari yargı mercilerince bu ceza nedeniyle başka bir delile ve araştırmaya ihtiyaç duyulmaksızın davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.” Bakın, 2 ayrı karar. Birinde “Yargının verdiği takipsizlik kararını, beraat kararını hiç dikkate almayın.” diyor, aynı mahkeme. Bu Ankara Bölge İdare Mahkemesi zaten enteresan bir mahkeme, bunu da  buradan ifade edeyim. Ben sendikacılığımdan hatırlıyorum, geçmişte verdiği kararların aksini veren, vicdanı sızlamadan aksini veren bir başkanı vardı, hâlâ duruyor mu, aynı adam mı, bilmiyorum. Hakkında o zaman HSYK’ye suç duyurusunda bulundum, davacı oldum; tabii bir ceza almadı.

Şimdi “Kardeşim, birinde ceza vermişse mahkeme -ceza verilmişse- aman diğer şeylere bakma, delillere bakma, sen reddet.” diyor, ceza vermişse mahkeme.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Ama takipsizlik beraat almışsa “Yok kardeşim, sen iltisakına bakacaksın bunun, irtibatına bakacaksın.” diyor. Neymiş onlar? Sendika üyeliği. Şimdi, OHAL Komisyonu karar veriyor, yirmi dört ay sendika üyeliği varsa göreve iade ediyor, yirmi beş ay varsa reddediyor.

AK PARTİ’li kardeşlerim, ya vicdan azabından çok çekersiniz. Susuyorsunuz, itiraz etmiyorsunuz. Zaman zaman içinizden Mustafa Yeneroğlu gibi, Şamil Tayyar gibi yürekli birkaç kişi çıkıp böyle itiraz ediyor. Ya, sesinizi yükseltin ya! Vallahi bu dünyanın öbür dünyası da var diyorum, milletvekilliği falan öbür dünyada geçmiyor, bunu bilin diyorum.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge hakkında söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç.

Buyurun Sayın Öztunç. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Maşallah, AK PARTİ Grubu çok rahat, keyifleri yerinde. Şener Şen var ya, filmlerinde böyle üzerinde et parçaları olan bir tepsi bulguru yer, üzerine bir de ayran içer, köşeye çekilir, rahat rahat oturur ya, öyle oturuyorsunuz. Elbistan’ı, Afşin’i yediniz bitirdiniz bulguru yer gibi, öyle rahat oturuyorsunuz. Koca bir Elbistan, canım Elbistan ile Afşin’i perişan ettiniz, bitirdiniz. Yıllardır söylüyoruz, son güne kadar söyledik. “Etmeyin, eylemeyin, bu filtrelemeyi yaptırın, kapatın şurayı.” dedik, dinlemediniz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Akşamın bu vakti nereden…

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Ama sana sıkıntı yok tabii Sayın Vekilim, senin oraya kül yağmıyor; bizim Maraş’a, Elbistan’a yağıyor, Afşin’e yağıyor kurban olduğum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Şova gerek yok, şova.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Ya, şovu az önce sizinkiler yaptı zaten, bir Elbistan’ı, Afşin’i bitirerek yaptı.

Alın, şov değil, gerçek. 17 Temmuz 2019 Çarşamba, konuşan Mehmet Muş, AK PARTİ Grup Başkan Vekili. “Elbistan’daki, Afşin’deki hemşehrilerimizin içi rahat olsun. Tanıdığımız süre bu yıl sonu itibarıyla bitiyor. O süre zarfında buradaki standartlara uygun şekilde filtreleme yapılacaktır. Uzatma süresi verilmemiştir, verilmeyecektir.” diyor. Kim? Mehmet Muş.

18 Temmuz 2019 Perşembe, AK PARTİ Kahramanmaraş Milletvekili, Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal: “Bu konuda Cumhurbaşkanımızın da en kısa zamanda filtre sorununun çözümüyle ilgili talimatı var. Afşin ve Elbistan bölgesinin bırakın otuz altı ayı, bir gün bile bekleyecek durumu yok.” Kim? Mahir Ünal.

Tarih 21 Kasım, şu an, 22.00 civarı. Ne oldu? AK PARTİ ve MHP’nin oylarıyla filtre takılmasının engeli kaldırıldı. “Üç yıl daha kullanın.” diyor. Kime? Çelikler Holding’e. Kim bu Çelikler Holding? Niye güç yetmiyor ya, merak ediyorum ya. Cumhurbaşkanı kaç gündür söylüyor, AK PARTİ milletvekilleri söylüyor. Ne özelliği var bunların arkadaşlar, ne özelliği? Bari Elbistan’ın adını da değiştirin “Külbistan” yapın “Külbistan”, tam olsun ya. Bu Elbistan’ı, Afşin’i bitireceksiniz, iyice bitirin.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının internet sitesine girin lütfen. Elbistan için ne diyor, biliyor musunuz? Elbistan için etkinlik önerileri, acı ama gerçek: “Açık hava sporları kesinlikle yapmayın, kesinlikle bisiklet sürmeyin, açık havada yürüyüş kesinlikle yapmayın, dışarıda piknik kesinlikle yapmayın.” Çevre ve Şehircilik Bakanlığı diyor. Niye? Hava kirli olduğu için söylüyor. Hava kirli olmasa bunu niye söylesin?

Değerli arkadaşlar, “Arabalarda sigara içilmesin.” Niye? “Kanser oluyor millet zehirleniyor.” Güzel, arabada sigara içilmesin. Koca koca bacaları ne yapacağız? 250-300 bin insanın yaşadığı bölgedeki o bacaları ne yapacağız ya? O bacalardan insanlara her türlü kanser bulaşıyor. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bizim Afşin, Elbistan ozanlar diyarıdır, çok önemli ozanlarımız vardır; Âşık Mahzuni Şerif vardır, Necip Fazıl vardır, Perişan Ali vardır, Emekçi vardır, bizim bölgenin insanları, Afşin’in adamları bunlar, Elbistan adamları.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Karakoç.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Karakoç vardır, bakın, Hocam söyledi.

Hocam, Karakoç olsun, Mahzuni olsun, Necip Fazıl, sevda, aşk şiirleri yazarlardı zamanında bizim ozanlarımız. Artık bizim ozanlarımız sevda şiiri, aşk şiiri yazmayı bıraktı. Niye? Hanımları kanser oluyor çünkü. Niye? Santralden dolayı. Ne yazıyorlar biliyor musunuz? Hava kirliliği şiirleri yazıyor, aha birini okuyayım size. Ozan Azizoğlu bakın ne demiş şiirde:

 

“Siyah kar yağıyor bahçeye bağa,

Bizim elde duman zehirden beter.

Kuş bile uçmuyor dumanlı dağa,

Bizim elde duman zehirden beter.

 

Gel de nazlı yârim bak Elbistan’a,

Kara kül yağıyor bağa bostana.

Burada yaşayanın sonu hastane!

Bizim elde duman zehirden beter.

 

Yalvarayım size şu hâle bakın,

Havanın pisinden görülmez yakın.

Kül saçan bacaya filtre takın,

Bizim elde duman zehirden beter.

 

Bu dumanlı çağrı büyük beylere,

Gelin beraberce gidek köylere,

Nasılda kurumuş bakak bağlara,

Bizim elde duman zehirden beter.”

(CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) -  CHP üyesi mi?

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – CHP üyesi değil, kendisi milliyetçi, ülkücü görüşten gelen bir ozandır. Anlaşıldı? Tamam, güzel, peki.

Şimdi Bakın, değerli arkadaşlar…

SALİH CORA (Trabzon) -  Cevabımızı aldık yani.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Evet, Salih’çiğim sana cevap vermek istemiyorum ama maalesef, ne yapayım yani, orada söylüyorsun.

Şimdi, arkadaşlar, gerçekten de 250 bin insanın yaşadığı bir kent, Afşin, Elbistan…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Hemen ülkücülere sığınıyorsun. Niye ülkücülere sığınıyorsun?

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Nasıl Baki Bey?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sıkıştığında hemen ülkücülere sığınıyorsunuz diyorum.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Ne ülkücüye sığınacağım ya, ülkücüler… Az önce MHP Afşin ve Elbistan’da filtrenin kaldırılmasına “evet” oyu verdi. Yıllarca sizin kalenizdi Elbistan, Afşin.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – En son seçim sonucuna bak.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Son seçimlerde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Ali, sen Meclise hitap et, sataşmalara cevap verme.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Peki, ben büyüklerimin sözünü dinlerim Sayın Başkanım.

SALİH CORA (Trabzon) – Ama insicamını bozduk Ağabey.

BAŞKAN – Ali Bey, buyurun.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

Yıllarca Afşin, Elbistan hep sağ partilere oy verdi; MHP’ye verdi, AK PARTİ’ye verdi; son seçimlerde yine verdi. Milletvekili seçimlerinde gittiniz, verdiler, kandırdınız; belediye seçimlerinde gittiniz, verdiler, kandırdınız; bir daha da zor kandırırsınız. Bizimkiler öyle çok uysal koyun değildir, haberiniz olsun. Eğer varsa yüreğiniz, hadi, gelin şu Maraş’ta seçimi bir yenileyelim. Hodri meydan! Var mı, var mı, var mı? (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Yenilen pehlivan güreşe doymaz.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Ya, Sevgili Salih Bey, bakın, Maraş ile Trabzon kardeş şehirdir.

SALİH CORA (Trabzon) – Kardeş şehirdir.

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Ya, her gün seçim mi olur Ali.

İSMET TOKDEMİR (Hatay) – Salih’e karışma.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Trabzonlular Maraşlıları sever, Maraşlılar Trabzonluları severler.

SALİH CORA (Trabzon) – Maraşlıları seviyoruz.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – O yüzden, bana bulaşma. Ben yıllarca gazetecilik yaptım, bir cevap veririm bir daha ayağa kalkamazsın. Kurban olurum, yapma, olur mu, tamam? Hadi bakalım.

Peki, tekrar teşekkür ediyorum.

Sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ali Bey, teşekkür ederim, sağ olasınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, soruma cevap verecekti Sayın Komisyon Sözcüsü.

BAŞKAN – Sayın Tanal, mesajın alındı, bir dakika, sabırlı ol.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Şimdi, 51’inci maddeye, bu düzenlemeye neden ihtiyaç duyulmaktadır?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kaç kişi yararlanıyor, düzenlemeyle ilgili işten kaç kişi yararlanıyor?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Ya, ben aydınlatıyorum sizi, arkadaşlar soruyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Benim sorum bu kardeşim: Kaç kişi yararlanıyor bu 51’inci maddeden?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Tamam, onu bilahare Bakanlıktan öğrenip bildireceğim size yazılı olarak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Nasıl “bilahare”? Arkadaş, kaç kişi yararlanıyor?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Ağabey, bilemezsin ki, Türkiye genelinde.

BAŞKAN – Bir dakika, bir dakika…

Tanal, bir konuşsun, bekle ya.

İSMAİL KONCUK (Adana) – Tamamını ilgilendiriyor, tamamını, kişi yok burada.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Bir dakika, müsaade et.

15 Temmuz 2016 tarihinde darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı ve irtibatlı olduğu belirlenen kamu görevlileri ihraç edilmiş, bunlardan emekli aylığı bağlanması şartlarını taşıyanlarsa kurumumuza yoğun bir şekilde müracaatta bulanarak aylık ve emeklilik ikramiyesi talebinde bulunmuşlardır. Bu durum, kurumumuzun mevcut iş ve işlem yükünde ciddi bir artışa yol açmıştır. Takip eden dönemde telafisi mümkün olmayacak durumlarla karşılaşılmamasını teminen ilgililerin talep ettikleri hususları gerçekten hak edip etmediklerine yönelik tespit çalışmaları hassasiyet ve titizlikle yürütülmüştür. Öte yandan, emekli ikramiyesi alanlar SGK tarafından kamu görevlilerinde çalıştıran kurumlar adına ödenmekte, iki ay içinde faturası karşılığında ilgili kurumlardan tahsil edilebilmektedir.”

Kısacası, iş yükünden dolayı iş aksamış, aksayınca bu emekli aylığını hak edenler mahkemeye başvurmuşlar.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Yalan. 

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Yalansa işte…

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Herkes mahkemeyle aldı, ben de mahkemeyle aldım.

BAŞKAN – Böyle bir usul yok Sayın Milletvekili, oturur musunuz yerinize. Konuşsun.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Yalan ama bu söylediği.

BAŞKAN – Oturun Sayın Milletvekili, sabırlı olun. 

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – “Bu nedenle, emekliye sevk onayı düzenlenerek SGK’ye gönderilmesi gerekmektedir. Yoğun bir şekilde müracaatla karşı karşıya kalınan bu dönemde sürece bağlı işlemler, kurumlara yapılan yazışmalar, ve emekliye sevk olaylarının düzenlenerek kurumumuza gönderilmesi belli bir sürenin gecikmesine neden olmuştur.” Olay bu.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Sayın Başkan, sorum bu değil. Sorum diyor ki…

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, lütfen…

BAŞKAN – Bir dakika beyler.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Sayın Tanal, cevabını yazılı olarak size göndereceğim.

BAŞKAN – 52’nci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 52’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ayhan Erel                  Ümit Beyaz                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu

Aksaray                      İstanbul                               Adana

Enez Kaplan                Orhan Çakırlar                        Fahrettin Yokuş

Tekirdağ                     Edirne                                    Konya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Mehmet Bekaroğlu            Cavit Arı        Bülent Kuşoğlu

       İstanbul                      Antalya             Ankara

Abdüllatif Şener          Emine Gülizar Emecan                Kâmil Okyay Sındır

        Konya                       İstanbul            İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında ilk söz isteyen Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)                

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Fahrettin Başkan bal getirmiş, yüreği yanmış. 

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Vallahi size getirdim balı.

Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Size bal getirdim, biraz tatlı olsun, tatlı konuşalım diye. Ama bu bal vallahi bizim kantinde satılıyor, pek çoğunuz da almışsınızdır, inşallah aldınız ve yediniz, yemediyseniz tavsiye ederim, mutlaka alın, yiyin. Neden mi? Bu bal bir buçuk aydır orada satılıyor –daha önce de satılıyor da- ama bir buçuk aydır da Tarım ve Orman Bakanlığının hileli ballar listesinde. Afiyet olsun. Hileli malları, hileli balları Meclise kadar soktunuz. Yani on beş gün önce buraya getirdik, dedi ki: “Gelin, ya, şu hile hurda işiyle ilgili bir araştırma önergesi verelim, verdik, araştıralım, gelin şunlara bir çare arayalım.” Dediniz ki: “Hayır, biz hileli bal yemeye devam edeceğiz.” Vallahi siz yiyin, afiyet olsun.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Size satmak için getirdik.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – 1.211 çeşit gıda maddesi var Bakanlığın açıklamasına göre hileli. Afiyet olsun, yiyin AK PARTİ’liler, milletvekilleri.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – AK PARTİ’lilere satmıyorlar, size satıyorlar.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Ama 82 milyonun suçu ne be Müslüman, 82 milyonun suçu ne? (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Ah, ah, ah, ah! Bir zaman Tayyip Bey öyle derdi, “Ah, ah!” diye, ben de size diyorum: Ah, ah! Balları yiyin, keyfinize bakın.

Evet, şimdi gelelim şu vergi işine, İbiş hikâyesine gelelim, akşamın bu vaktinde size bir İbiş hikâyesi anlatalım, güzel güzel konuşalım. Eski zamanların birinde padişahın hazinesi bizim hazine gibi boşalmış. Har vurup harman savurmuşlar. Saraya düzinelerle at almışlar -araba alamamışlar- çalgı çengi, yiyip içip keyiflerine bakmışlar. Sonunda hazine tamtakır. Padişah demiş ki: “Ya, ne olacak?” Vezirlerden biri demiş ki: “Bir yolu var Sayın Padişahım.” “Ne var?” “Yine halktan vergi toplayalım, başka yolu yok.” Sultan diyor ki: “Ya, olur mu?” Padişah kızıyor, “Ya, kardeşim bugüne kadar iğneye ipliğe ne varsa zam yaptık –o tabii, böyle “iğne  iplik” demiyor, “ota tezeğe” filan diyor- şimdi neye yapacağız, bir şey kalmadı.” Ama akıllı vezirlerin biri bir çare buluyor, diyor ki: “Bir çare buldum padişahım.” “Nedir?” “Şimdi, adı İbiş olanın başı kel olandan, pazarda horoz satandan, bir de kılıbık olandan vergi alalım.” diyor. Padişah düşünüyor, pek hoşuna gidiyor. Diyor ki: “Ya, tamam!” Emir buyuruyor, diyor ki: “Efendim, adı İbiş olan, başı kel olan, pazarda horoz satan, bir de kılıbık olan erkeklerden vergi alalım.” Tabii, gariban bir köylü pazara geliyor. Bir garip tavuğu var veya çilli horozu var; satıyor, satmaya kalkıyor. Satarken biri diyor ki…

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Baştan anlat, anlamadım.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Anlamadın mı? Türkçen yok mu? Anlatayım:

Çilli horoz var. Çilli horoz…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sen ayrımcılık yapıyorsun ama. “Erkekler” dedin, ayrımcılık yapıyorsun. Kadınlar da olabilir pazarda.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Hayır, erkekler satıyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Pazarda kadın da olabilir ama.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Burada kadın yok, kadınlar gelmemiş pazara.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hikâye mi, masal mı bu?

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Ya, masal. İyi dinleyin.

Şimdi, 4 çilli horozu 4 akçeye bir vatandaş alıyor. Alıyor amma, efendim, padişahın memurları horoz satıldığını görüyor. Hemen geliyor, diyor ki köylüye: “Ver bakalım 1 akçe.” Diyor ki: “Ya, ne akçesi? Ben bu aldığım akçelerle eve ihtiyaç alacağım, hanımıma pabuç alacağım. Yoo, olmaz.” diyor, itiraz ediyor. Amma, gel gelelim, itirazını dinleyen yok. Bunun üzerine İbiş diyor ki: “Vermem.” Verirsin, alırsın derken bu defa tartışma uzuyor. Uzayınca oradan biri diyor ki: “Yahu İbiş, anlaş ya, ver 1 akçeyi kurtul.” Amaan! Diyorlar ki: “Ya, senin adın da İbiş. Oldu borcun 2 akçe.” “Yahu ne yapacağım ben şimdi? Nasıl veririm 2 akçeyi?” diyor, yine itiraz ediyor. 2 akçeye çıkınca, İbiş bu vergiye de itiraz ediyor ve o padişahın memurlarından kaçmaya kalkıyor. Kaçarken takke düşüyor. İbiş kel mi? Hadi kel! Etti mi 3 akçe? Diyorlar ki: “3 akçe alacağız.” “Yahu, etmeyin, kurbanınız olayım. Ben nasıl gideceğim eve? Benim hanım eve katmaz, benim canıma ot tıkar.” diyor. “Ooh, sen bir de kılıbıksın! Yandın, ver hepsini!” diyorlar.

İşte, AK PARTİ’li kardeşlerim, memleketi bu hâle getirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bir dakika daha verir misiniz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Süre bitti, masal bitmedi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Nerede gülecektik, nerede?

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – 82 milyonu İbiş’e çevirdiniz ama siz maşallah çok iyisiniz, hiçbir sıkıntınız yok.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Hakaret etme!

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Bir havadan vergi almıyorsunuz, bir havamızdan. Yarın çıkacaksınız, adı İbiş olandan da tavuk satandan da kel olandan da herkesten de vergi alacaksınız. Hiç mi insafınız yok ya! Allah’tan korkun ya! Yapmayın bunları ya!

Hadi bakalım, hoşça kalın İbiş hikâyesiyle. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kelden ne istedin, kelden?

KADİR AYDIN (Giresun) – Balı oradan al, balı!

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkanım, bu balı ben size emanet etsem Meclis…

BAŞKAN – Yok, yok, sen onu götür, bizden uzak tut onu sen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – AK PARTİ’lilere versem almazlar. Ben de olsam istemezdim.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Senin olsun!

BAŞKAN – Sayın Yokuş, yerinize buyurun.

Aynı mahiyetteki önergeler hakkında ikinci söz isteyen Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kürsüye sekiz sene içerisinde onlarca defa çıktım. Bu çıkışım gerçekten hüzünlüdür, üzüntülüdür benim için çünkü benim ocağımla ilgili, Maliye Bakanlığıyla ilgili bir konuyu gündeme getirdi 52’nci madde.

Maliye bakanlıkları, devlet kurulmadan önce kurulan bakanlıklardır yani işlemeye başlarlar. Maliye bakanlığı devletten önce kurulur, çalışır ve maliye bakanlığı, devlet harcamalarını yerine getirmek üzere zorla, devlet egemenliğiyle vergi almak için vardır; devlet egemenliğiyle ve zorla. Vergi verilmez, devlet alır vergiyi. Devletin vergi almasını temin eden işlev de denetimdir. Denetim elemanları vasıtasıyla maliye bakanlığı vergiyi alır. Gider, tek tek mükellefleri denetler, o denetim sonucuna göre vergi alır. Herkes korkar, çekinir. Ama denetim elemanları da dürüst, bilgili, birikimli, ahlaklı, kültürlü, adil, adaletli olmak zorundadırlar çünkü devlet egemenliğini kullanıyorlar. Türkiye bunu başarmıştır, geçmişte bunu başarmıştır, Osmanlı’dan gelen kuruluyla, cumhuriyet döneminde kurulan kurullarıyla çok değerli elemanlar yetiştirmiştir. Burada aramızda da var, bunların arasında geçmişte de bakanlık, başbakanlık yapmış kişiler var, özel sektörde çok büyük holdinglerde Türkiye'nin ekonomik ve mali düzenlemelerine imza atmış bir yığın denetim elemanı vardır. Biz bu çok başarılı kurulları 2011 yılında kapattık. Ondan sonra da hem Maliye Bakanlığında vergi tahsilatı düştü, beyannameli özellikle kazanç üzerinden alınan vergi tahsilatı düştü, hem de devlette kurumsallaşma azaldı, devlette bir sıkıntı, sorun başladı, yıpranma başladı bunun etkileriyle.

Geldiğimiz noktada da şimdi bu 52’nci maddeyle bir düzenleme yapılıyor, durumu kurtarmaya çalışıyoruz. Mevcut yapı içerisinde 9 bine yakın vergi denetim elemanı var. 52’nci maddeyle bunlar arasından ihtisas kurullarına giremeyenler güya performans kriterlerine göre ihtisas komisyonlarına girecekler. Mevcut kritere göre girememiş. -Türkiye’de “performans kriteri” dediniz mi torpil kriteridir- torpilli olarak mevcut ihtisas komisyonlarına girecekler ya da yeni yönetmeliğe göre yeni yapı içerisine girecekler.

Değerli arkadaşlar, 9 bin kişiyi ahlaklı olarak, düzgün olarak, birikimli olarak yetiştirmek mümkün değildir. Geçmişte denetim elemanları kurullarında senede 10 kişi, 15 kişi gruplar hâlinde yetiştirilmiştir. Öncelikle onların ahlakına bakılır, ondan sonra bilgisine bakılır. Böyle bir anlayış terk edilip şimdi farklı bir noktaya gelindi, başarısız olundu, yedi sekiz yıldan beri ama şimdi o başarısızlık devam ettirilmek isteniyor. Yapılması gereken, geçmişteki bu tecrübemizi yeniden ihya etmektir, geçmiş tecrübemizden yararlanarak, oradaki üstatlarla beraber, oradaki kadroyla beraber, onları tekrar heyecanlandırarak, tekrar motive ederek devlete kazandırmaktır. Bunu yaptığımız zaman ülkeye faydası olacaktır, Maliye Bakanlığı kalkınacaktır, denetim gücüyle yeniden vergi alabilecektir. Bu yapılamadıktan sonra yapılan işlerin bir anlamı yoktur. Onun için, bu maddenin çıkarılması gerekir çok değerli arkadaşlarım. Bu maddeyle olmaz, gidecekler, doğru dürüst bir madde hazırlanacak, dediğim şekilde, ilgili kurulların, üstatların, geçmişteki tecrübenin ışığı altında yeni, düzgün bir madde hazırlanacak, gelecek, onunla beraber işe yarar bir iş yapacağız, yoksa hiç anlamı yok.

Şu saatte konuşmalar da oluyor, gerçekten konuşmamda da aksamalar oluyor o yüzden ama çok çok önemli bir maddedir. Sadece vergi meselesi değil, devlet meselesidir, devlet erkânı adabı meselesidir bu konu, bu kadar basit değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Çok teşekkür ederim Başkan.

Bu maddenin çıkarılması özellikle rica ediyorum. Daha düzgün bir şekilde çalışılıp tekrar getirilmesi gerekir.

Değerli milletvekilleri, bu konu üzerinde tekrar düşünülmesini rica ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kuşoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

52’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

53’üncü madde üzerinde 1 önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 128 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “maddesi” ibaresinin ve “ve 42’inci maddeleri” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Mehmet Muş                           Muhammed Levent Bülbül                     Mehmet Doğan Kubat

                      İstanbul                                             Sakarya                                             İstanbul

                  Cahit Özkan                                    Abdullah Güler

                      Denizli                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun teklifine göre, konaklama vergisi 1/4/2020 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu doğrultuda, konaklama vergisi oranının 31/12/2020 tarihine kadar yüzde 1 olarak uygulanmasına yönelik, çerçeve 44’üncü madde olarak kanun teklifine eklenen ve teselsül neticesinde 42’nci madde olan maddenin de 1/4/2020 tarihinde yürürlüğe girmesine yönelik düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, açık oylama sonucunu okutuyorum:

İstanbul Milletvekili Vedat Demiröz ve 97 Milletvekilinin Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

249

 

 

Kabul

:

213

 

 

Ret

:

36

(x)


                    Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

                 Burcu Köksal                                   Şeyhmus Dinçel

                Afyonkarahisar                                       Mardin”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Hayırlı olsun.

Gündemimizdeki konular tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 26 Kasım 2019 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.16

 



(X) 128 S. Sayılı Basmayazı 13/11/2019 tarihli 17’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(xx) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.