18 Mart 2020 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

 

 

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, Çanakkale Şehitleri Anma Günü 105’inci yıl dönümü münasebetiyle sizlerle görüşlerimizi paylaşmak istiyorum. Önemli gün ve önemli geceleri, önemli tarihî olayları anmak, aslında, temelde, karanlıkta bir fanus yakmak gibidir. Çünkü bu tür tarihî dönemeçlerde bu anmaların o karanlıkları aydınlatma noktasında çok önemli etkileri vardır. Fakat anmayla yetinmeyerek anlamayı yani içeriği esas alma gayesine matuf bir duruş esastır.

 

Bakınız, Çanakkale şehitlerini anmak ve anlamak bizce Çanakkale ruhunu çok iyi bir şekilde canlı tutmakla mümkündür. Hiç şüphesiz halkların kardeşliğinin o birleşiminden, o kaynaşmasından hatta yan yana değil de iç içe ebedî istirahatgâhlarında bulunmalarından açığa çıkan Çanakkale ruhu, hepimizi bağımsızlık konusunda aynı paydada birleştirmektedir. Kardeşlik, “Niyet ettim kardeş olmaya.” demekle olmuyor. Kardeşlik, öylesine nihai ve uzak bir hedeftir ki o hedefe ulaşmak birçok gayret ve bedelle ancak mümkündür. İşte, Çanakkale ruhunun aslında bize sağladığı ve miras olarak bıraktığı o hedef âdeta bu coğrafyanın, bu toprakların bir Simurg’udur. Hadsizlik yapmak istemiyorum ama sizler de çok iyi bilirsiniz ki Simurg’da nasıl bencillikten benlik şuuruna geçiş varsa âdeta Çanakkale’de de bizim bu coğrafyaların halklarının ortaklaşa bencillikten benlik şuuruna ulaştıkları bir nihai mesafedir.

Ben bu kürsüden -izninizle- Türkiye’ye seslenmek istiyorum, hatta bütün dünyaya seslenmek istiyorum ve diyorum ki: Türkler de Kürtler de kardeş halklardır ve Çanakkale ruhuna sadık kalmakla mükelleftirler. Sonuç olarak diyorum ki: Ey şehadetleriyle hakikate şahitlik yapan şüheda, ölümsüzlük size ne kadar çok yakışıyor.

Bu duygu ve düşüncelerle ruhları şad olsun diyorum ve bundan sonraki süreçte, önümüzdeki günlerde bağımsızlık adına her birimizin hassasiyet göstereceğine olan inancımı da ifade etmek istiyorum. (HDP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 14 Mart Tıp Bayramı, sağlık çalışanlarının sorunları ve coronavirüs hakkında söz isteyen Kayseri Milletvekili Çetin Arık’a aittir.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kurtuluş Savaşı’nda, 15 Temmuz’da ve bugün dünyayı kasıp kavuran corona salgınına karşı Meclis çalışmalarına ara vermeden devam eden Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 18 Mart, “Yârdan geçilir, serden geçilir, Çanakkale geçilmez.” diyerek tarihe bir destan yazan Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Sayın milletvekilleri, coronavirüs salgını bize iki şeyi net olarak gösterdi: Birincisi, koruyucu sağlık hizmetinin ne kadar önemli olduğunu. Takdir edersiniz ki devletin asli görevi vatandaşını hastalandırmamaktır ama biz yıllardır çok hasta, çok tetkik, çok ameliyat, çok para dedik. Şehir hastanelerine yüzde 80 doluluk sözü verdik. İkincisi de “doktor efendi” dönemi bitti. “Doktor efendi ‘money’ peşinde.” diye hedef gösterilen, sürekli horlanan, aşağılanan, şiddete uğrayan bir meslek grubunun aslında ne kadar ulvi bir görev yaptığını bir kez daha gördük. Okullar kapandı, iş yerleri kapandı, alışveriş merkezleri boşaltıldı, toplantılar iptal oldu, uçuşlar geri çevrildi, uluslararası sınırlar kapatıldı; kısacası hayat durdu, insanlar birbirine bakmaya, dokunmaya korkar oldu ama hastaneler açık, doktorlar hasta bakıyor. “Öksürüğüm var, ateşim var.” diyenlere üç metre geriden bakmıyor, nabız ölçüyor, akciğerlerini dinliyor. Bu meslek grubunun bir mensubu olmaktan bir kez daha gurur duydum. Bu zor dönemde görev yapan tüm sağlık çalışanlarının bir kez daha 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyorum.

Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanlığının, dünyayı kasıp kavuran coronavirüs salgını konusunda tedbirler almasını, Bilim Kurulunu kurmasını, halkı bilgilendirmesini olumlu buluyoruz ve destekliyoruz. Ancak, bu salgının ülkemizdeki yaygınlığının belirlenmesi için yapılan test sayıları çok yetersiz. Bakanlığın, uygulanan test sayısı ile pozitif ve negatif çıkan test sonuçlarını günlük olarak kamuoyuyla paylaşması gerekir. Bu sayılar gerçekten çok önemli, çünkü kaç kişiye bulaştığını net olarak tespit edemezseniz karantina önleminizin hiçbir anlamı kalmayacaktır. Bir başka problem de testlerin sınırlı sayıdaki merkezlerde yapılıyor olması. Test merkezlerinin hızla artırılması gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, umreden ve yurt dışından gelen vatandaşlar ve onların temas ettiği kişilerin tespiti konusunda ciddi eksikliklerin olduğunu üzülerek görüyoruz. Bu salgın yeni değil aralık ayında ortaya çıktı. Peki niçin binlerce insanın umreye gitmesine izin verdiniz? Hadi izin verildi, geri dönüş tarihleri belliydi. Niçin hepsini karantinaya almak için bir planlama yapılmadı?

Bakınız, ilim Kayseri’de 5 Mart tarihinde umreden gelen 250 kişilik kafileden sadece 1 kişi yüksek ateş nedeniyle gözlem altına alındı oysaki aynı uçakta geldiler. Yapılması gereken 250 kişinin de gözlem altına alınmasıydı. Maalesef geri kalan 249 kişi evlerine gönderildi. Kimlerle temas ettiler ne haldeler bilmiyoruz. Diyanet İşleri Başkanı umreden gelen bir kişide virüs tespit edilince karantina önlemleri başladı diyor. Demek ki umreden gelen vatandaşlar için daha önceden bir planlama yapılmamış. Eğer ki planlama yapılmış olsaydı gece yarısı apar topar çocuklarımız yurtlarından çıkartılıp umreden gelen yurttaşlarımız yerleştirilmek zorunda kalmazdı.

Değerli milletvekilleri, her gün televizyonlarda kamu spotuyla corona karşısında almamız gereken 14 tedbir sıralanıyor ki bunlar harfiyen uygulanması gereken tedbirler. Ancak vaka sayısına baktığımızda logaritmik olarak artıyor. 1 kişi hayatını kaybetti Allah rahmet eylesin. Yapılması gereken acilen, şehir hastaneleri açılırken kapatılan eğitim araştırma hastaneleri derhal açılıp yoğun bakım üniteleri kurulmalı ve yeterince solunum cihazı temin edilmelidir. Toplu taşıma araçları tıklım tıklım dolu. Toplu taşıma en büyük risk, derhal iptal edilmelidir. Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının korunması için tedbir alınmalıdır, hekimleri ve sağlık çalışanlarını korumadan toplumu koruyamazsınız.

Bakınız, Sayın Milletvekilleri Urfa’da sağlık çalışanlarına sadece iki saat koruma özelliği olan tek maske verilmiş. Peki iki saat sonra ne olacak? Bakınız, yine Fransa’da sağlık çalışanlarının çocukları için siz bize bakıyorsunuz, biz de size bakacağız denilerek kreşler açılmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ayrıca taksi ve dinlenmek için görev yerlerine yakın otelleri de bedava yapmışlar. Benzer düzenlemeler ve sağlık çalışanlarımız için de ivedilikle yapılmalıdır ve atama bekleyen 620 bin sağlıkçı da derhal atanmalıdır.

Sayın milletvekilleri, bu hastalığın ilacı yok, aşısı yok. Coronavirüs salgınından korunmanın yolu da aşının bir an önce üretilmesinden geçiyor. Peki, biz Türkiye olarak bu aşıyı üretebilir miyiz? Maalesef ki hayır. Çünkü yerli ve millî aşımızı üreten, viral enfeksiyonların tanı ve tedavisinde büyük başarılara imza atan, cumhuriyetle yaşıt olan Doktor Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünü kapattınız, yerli aşı üretimini bitirdiniz. Şimdi avuç dolusu parayı ödeyerek aldığımız grip aşısı, yakın geçmişte yurdumuzda üretilmekteydi. Neticede Türkiye’de aşı üretimini sıfırladınız. 1940’larda Orta Doğu ülkelerine tifüs aşısı satan Türkiye, şimdilerde maalesef ki ele muhtaç. Bugün, Türkiye’de en fazla AR-GE harcaması yapan ilk 15 şirket arasında bir tane dahi ilaç şirketi yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım efendim.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılan bütçe, TÜBİTAK’a ayrılan bütçenin tam 5 katı. Eğer ki cumhuriyetin ilk yıllarında ve devamında sürdürülen aşı politikası desteklenseydi, millî endüstri korunup kollansaydı, bugün yabancı ülkelerden “virüs aşısı üretilse de satın alsak” diye beklemezdik. Türkiye’nin geleceğinin değiştirilmesi için önce önceliklerin değiştirilmesi, iktidarın zihniyetinin dezenfekte edilmesi gerekiyor.

Sağlıklı günler diliyorum, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, sağlık emekçilerinin sorunları hakkında söz isteyen Hakkâri Milletvekili Sait Dede’ye aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Dede.

 

 

 

SAİT DEDE (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; coronavirüs salgınından kaynaklı bir yurttaşımızın yaşamını kaybetmesinden dolayı derin üzüntü içerisindeyiz. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum.

Dün, burada anlaşılması zor, izahı mümkün olmayan bir siyaset yaklaşımına şahit olduk. Dün, başta Halkların Demokratik Partisi olarak bizler, Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ PARTİ temel derdi coronavirüs salgını ve alınacak tedbirler olan araştırma önergelerini acil bir şekilde araştırma komisyonları kurulması amacıyla Genel Kurulun gündemine getirdik. Beklendiği şekilde AKP öncülüğünde, MHP milletvekillerinin de desteğiyle söz konusu öneriler reddedildi. Buradan bütün yurttaşlar adına, kamuoyu adına tekrar sormak istiyorum: Neden reddediyorsunuz? Bakınız, vaka sayıları her geçen gün artmaktadır. Bugün Çin’den sonra coronavirüs salgınından en çok etkilenen ülke İtalya’dır. Türkiye’de 11 Mart 2020 tarihinden bu yana salgının süreci periyodik olarak İtalya’yla benzerdir. Bugün İtalya’da vaka sayıları ve ölüm sayıları binlerle ifade edilmekteyken Türkiye’de birikimsel olarak rakamlar vahim sonuçlara yol açacak seviyelere doğru yükselmektedir. Hastalığın diğer ülkelerdeki yayılma hızına bakıldığında önümüzdeki bir iki haftanın çok kritik olduğu anlaşılmaktadır. Hasta sayısının hızla artabileceğini öngörerek planlamaları ivedilikle yapmak ve gerekli önlemleri zamanında alarak uygulamak yaşamsal önemdedir. Sağlık örgütlerinin de ısrarla dile getirdikleri gibi hastalık şüphesi taşıyanlara yeterince test yapılarak hastaları ve temas ettiklerini saptayıp izole etmek gerekmektedir. Yeteri kadar yapılan test sayısında hastalığın toplum içinde yaygınlık derecesini doğru olarak belirleyecek uygun zamanlarda sosyal mesafeyi artıran önlemler almak suretiyle bulaşma hızını da azaltmak gerekmektedir. Sağlık sistemini hızla artan hasta sayılarına yanıt verecek biçimde organize edebilmek salgın ve mücadele için büyük önem taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri konuya dair öncelikle tedbirlerin alınması, sağlık emekçilerine yönelik fiziki ve psikolojik desteklerin maksimum seviyeye çıkarılması gerektiğini dün burada belirtti. Birçok arkadaşımız konuyu bütünüyle ele alarak yapılması gerekenleri ifade etti. Ancak görünen, pratikte karşılaştığımız, önerdiğimiz hemen hiçbir durumun dikkate alınmadığıdır. Sağlık Bakanım başta olmak üzere herkese öncelikle kamuoyuna karşı şeffaf ve açık bir yaklaşımda bulunması önerisinde bulunuyoruz. Şeffaf ve açık bir yaklaşımın hayata geçirilmesi için öncelikle Sağlık Bakanlığından vakaların hangi şehirlerde meydana geldiğini, vakaların cinsiyet, yaş, etki alanlarının bir an önce kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Âdeta bir gece programı hâline getirilen, gece yarısına yakın bir vakitte yapılan basın açıklamalarını gayriciddi bulduğumuzu belirtmek istiyorum. Her gece yalnızca vaka sayısındaki değişim yahut ölümle sonuçlanıp sonuçlanmadığına dair bir bilgi paylaşımı “pandemi” olarak ilan edilen bir virüs salgını göz önüne alındığında maalesef yüzeysel ve yetersiz kalmaktadır. Bilgi edinmek, bilgi almak anayasal bir haktır ancak bilgiyi tam ve eksiksiz almak, politik manevralara bulandırılmamış bir şekilde almak bizlerin ve her yurttaşın en temel arzusudur.

Bir diğer önemli konu da Türk Tabipleri Birliği ve Sağlık Emekçileri Sendikası gibi önemli sivil toplum kuruluşlarının uyarıları ve önerilerini dikkate almama konusudur. Sağlık Bakanlığı ve ilgili sorumlu kurumlar sivil toplum kuruluşlarıyla ortak hareket etmelidirler. Türk Tabipleri Birliği ve Sağlık Emekçileri Sendikasının açıklamalarıyla coronavirüs salgının diğer ülkelerdeki yayılma hızı göz önüne alındığında önümüzdeki bir iki haftalık sürecin kritik olduğu belirtilmektedir. Hiçbirimizin felaket tellallığı yapmak gibi bir niyeti elbette yok, ancak bilimsel veriler hasta sayısının artacağı yönünde emareler göstermektedir. Bu sebeple bugüne kadar alınan tedbirlerin kademeli olarak artırılması ve bu süreçte yurttaşlarımız mağdur edilmeden sosyal mesafelerin artırılması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, kritik bir döneme girdiğimizin farkında olacak şekilde son olarak özellikle hastane envanterlerinin yetersiz olduğu şehirlerle ilgili acil eylem planları geliştirilmesi zorunludur. Test yapılabilecek merkez sayısı artırılmalı, bütün yurttaşların güncel ve doğru bilgiye ulaşması için her şehirde kriz masaları kurulmalıdır. Sınır kapılarından giriş çıkışların nasıl yapıldığı, önlemlerin hangi seviyede alındığı bilinmemektedir. Dolayısıyla yurttaşların kolay bir şekilde doğruluğu teyit edilmemiş bilgiler aracılığıyla paniğe sürüklenmesi olağanlaşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, hastaların yüzde 20’sine varan bölümünün hastane yatışının gerektiği, yüzde 5’ine varan bölümünün yoğun bakım gerektirdiği bilinmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

SAİT DEDE (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

Bu bakımdan, hastane acillerindeki hekimlerin ve sağlık çalışanlarıyla ve corona hastalığı tanı ve tedavi sürecinde aktif rolü olan poliklinikler, laboratuvar, radyoloji bölümü hekim ve sağlık çalışanlarının her türlü korunma gereksiniminin sağlanması, başta maske olmak üzere tüm koruyucu ekipman ihtiyaçlarının eksiksiz olarak giderilmesi, çalışma saat ve koşullarının kendileri ve yakınlarının sağlını  da dikkate alacak biçimde düzenlenmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki, salgında en fazla risk altında olan grup sağlık çalışanlarıdır. Sağlık emekçilerinin hastalıktan korunması için gereken önlemler bir an önce alınmalıdır.

Tekrar, üzülerek belirtmek istiyorum ki, önlemlerin zamanında alınmaması durumunda salgının yaratacağı sağlık bilançosunun katlanarak büyüyeceği unutulmamalıdır ve bu pandemiyi en az kayıpla atlatmanın yolu, sağlık emekçilerinin güvenliğine öncelikle dikkat edilmesi gerekliliğidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz coronavirüs salgını ve Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Ordu Milletvekili Şenel Yediyıldız’a aittir.

Buyurun Sayın Yediyıldız.

 

 

 

 

ŞENEL YEDİYILDIZ (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, evet, bugün Çanakkale savaşının 105’inci yılındayız. Çanakkale savaşına itilaf  devletleri Şubat 1915’te deniz savaşlarıyla başlamışlardır. 18 Mart 1915’te deniz yoluyla geçemeyeceklerini anlayınca geri çekilmişler ve karadan saldırmışlardır. Bu geri çekiliş, o zaman Çanakkale Boğazı’nda bulunan Nusret mayın gemisinin her şeye rağmen Boğazı mayınlaması, Seyit Ali Çabuk (Seyit Onbaşı) gibi Anadolu kahramanlarının kaldırdığı 250 kilogramlık merminin itilaf devletlerinin amiral gemisini batırması ve Ezineli Yahya Çavuş’un komutasındaki 67 kişiyle İngiliz kuvvetlerini sahilde durdurmasıyla olmuştur ve dünya tarihinin zirve sayfalarına “Çanakkale geçilmez” ifadesini bir daha silinmemek üzere yazdırmıştır. Çanakkale’de gerçekleşen bu eşsiz destan hem istikbal hem istiklal mücadelemiz olmuş, Anadolu halkına verdiği azim, umut ve kararlılıkla Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini de ateşlemiştir.

Çanakkale, 15 Temmuz hain darbe girişiminde olduğu gibi Türk milletinin, bağımsızlık ve özgürlük söz konusu olduğunda ne denli kararlı ve kahraman olduğunu sonsuza kadar anlatacak bir anti cephedir.

Çanakkale Savaşı’nda Türk askeri, Suriye’de, Bosna’da ve diğer bulunduğu ülkelerde olduğu gibi insanlığını göstermiş; Türk milletinin savaşta bile insanlığını yitirmediğini, düşmanına bile merhamet gösterebileceğini göstermiştir. Bu düşüncelerle, bir kez daha 18 Mart Çanakkale Şehitleri’ni Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 105’inci yıl dönümünde, bu toprakları bize vatan kılan başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere ecdadımızı, şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

Değerli milletvekilleri, maalesef dünyada “pandemi” olarak etrafa sarılan coronavirüs (Covid-19)’un ilk kurbanını dün gece verdik. Ben vefat eden 89 yaşındaki büyüğümüze rahmet diliyorum, geride kalanlarına da sabır diliyorum.

Coronavirüs, MERS ve SARS virüslerinin mutasyonudur. Yani bu virüs dünyaya yeni çıkan bir virüs değildir, eskiden beri gelen MERS ve SARS virüslerinin mutasyona uğramış şeklidir. Solunum yolu ile bulaşır, solunum yolları hastalıkları yapar. Solunum yollarında, akciğerde “pnömoni” dediğimiz ileri pnömoni hastalıklarını yapar, insanların çoğu da bu hastalığı hafif geçirir. Hastalık önce Çin’de başlamış, bütün dünyaya yayılarak pandemi yapmıştır. Hastalığı daha çok ileri yaşta olanlar, altında bir hastalığı olanlar yani sigara içenler, bir akciğer hastalığı olanlar veya karaciğer, böbrek, kalp yetmezliği veya hipertansiyonu olanlar daha ağır geçirirler ve ölümcül seyreder onlarda. Bugün bu hastalık Çin’de belli bir seviyeye inmiş ama Avrupa’yı merkez kılmıştır; Avrupa’nın birçok ülkesinde, İtalya’da, İspanya’da, Almanya’da, Belçika’da yaygın hâle gelmiş ve ileri ölümlere sebep olmaya başlamıştır. Türkiye ise, bu virüs salgını Çin’de başladığından beri bu tedbirleri en iyi alan ülke olmuştur. Allah’a hamdolsun, doksan gündür bu virüsten bu toplumu korumuşuz ve inşallah bundan sonra da bu virüsü, bu salgını en az zararla atlatacağımıza inanıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde bütün Kabine üyeleri, özellikle Sağlık Bakanımız gerçekten bu virüsle savaş için çok büyük mücadele vermiş ve gayret göstermiştir. 31 Aralıkta Çin’de başlayan bu ölümler için 1-2 Şubatta Sağlık Bakanımız devreye girmiş ve Çin’le olan ilişkilerini kesmiş; daha sonra İran’da olmaya başlamış, İran’la olan ilişkilerini kesmiş; daha sonra Avrupa’yla olan bütün girişleri kontrol altına almışız. Ve bugün her şeye rağmen pandemi yapan bir virüsün neticede Türkiye’ye buluşmaması gibi bir şey mümkün değil ama buna rağmen Türkiye’de şu anda girişlerin hepsi kontroldedir, vakaların hepsi kontroldedir. İnşallah Türkiye’de bu virüs daha ileriye gitmeden, nihayette daha güzel bir şekilde neticeye ulaşacaktır.

Şimdi, Türkiye -Allah göstermesin- herhangi bir hastalık yaygın olduğunda hastaneleriyle, çalışanlarıyla, sağlık çalışanlarıyla ve hastanelerdeki ekipmanlarıyla bu savaşa, bu mücadeleye hazırdır. Bizim yatak sayısı olarak da yoğun bakım ve alet sayısı olarak da -Allah’a hamdolsun- şu anda her şeyimiz yerindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Yediyıldız.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – İnşallah, ihtiyaç duymadan ama tedbirli olarak, her türlü tedbiri alarak bu mücadeleyi sürdüreceğiz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – “İnşallah” demek yetmez.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – İnşallah, yarın, Sayın Bakanım da Sayın Meclisi bu konuda bilgilendirecektir, daha önce de Komisyonumuzu bilgilendirmişti, yarın da inşallah bu virüsle, hastalıkla, mücadeleyle ilgili Meclisimizi de bilgilendirecektir.

Ben kısa bir-iki şey daha söylemek istiyorum: Devlet, Bakanlık bu konuda yapacağı her şeyi yapmıştır ve yapmaktadır, sorumluluk fertlere düşmektedir. Biz kendimizi korursak, basit şeylerle kendimizi korursak emin olun ki bu virüsten en ucuz şekilde kurtulacağız. Şu unutulmamalıdır ki bu virüs elle bulaşan bir virüstür. Onun için el temizliğimize de sonsuz dikkat etmek gerekiyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Solunumla da bulaşıyor. Havadan da bulaşıyor, yapmayın gözünüzü seveyim ya. Ağız yolu enfeksiyonuyla da bulaşıyor.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Solunum yoluyla da bulaşır ama o solunum yoluna da elle göndeririz. Havadan bulaşan bir virüs değildir. Elimizi ağzımıza, gözümüze, burnumuza sürdüğümüzde virüsü bulaştırmış oluruz. Onun için, elimize dikkat edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Tokalaşma, sarılma ve yakın temastan kaçınacağız; ellerimizi, gözlerimizi ve burnumuzu koruyacağız.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Havadan da bulaşıyor.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Ben bu mücadelede gecesini gündüzüne katarak gayretini hiç esirgemeyen sağlık çalışanlarımıza, doktorlarımıza, bütün hemşirelerimize ve diğer sağlık çalışanlarımıza sonsuz teşekkür ediyorum. Sorun küresel, mücadele ulusaldır. Corona virüsü, alacağımız tedbirlerden daha güçlü değildir diyor, hepinizi hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Buyurun Sayın Şeker.

 

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Millî Mücadele ruhunun ve Türk askerî gücünün kanıtlandığı 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümündeyiz. Çanakkale’de büyük bir zafer kazanan kahraman ordumuzun Anadolu halkına verdiği azim, umut ve kararlılık Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini de ateşlemiştir. Tarihe altın harflerle kahramanlık destanlarını yazan ve bu toprakları bize vatan kılan şehitler tepesini boş bırakmayan şehitlerimizi ve başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm gazilerimizi rahmetle, minnetle anıyor, şükranlarımı sunuyorum. Millî Şair’imizin dediği gibi:

“Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı,

 Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

 Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,

 Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.”

18 Mart Şehitler Günü vesilesiyle tüm şehitlerimize şükranlarımı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çanakkale, yedi düvele meydan okuyan, dönemin en modern ordularını dize getiren, tarihin akışını değiştiren, ecdadımızın yazdığı şanlı bir destandır. Çanakkale, tarihi şanlı zaferlerle dolu bir milletin asırlık uykusundan uyandığı, küllerinden yeniden doğduğu, birlik ve beraberliğin ruhunu abideleştirdiği topraktır. Çanakkale, millet olarak vatanımıza, hürriyetimize, bizi biz kılan mukaddes değerlere bağlılığımızın da timsalidir. Büyük bir gurur ve heyecanla idrak ettiğimiz Çanakkale Zaferi’mizin 105’inci yıl dönümünde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Çanakkale destanının tüm kahramanlarını ve aziz şehitlerimizi bir kez daha rahmetle ve minnetle, gazilerimizi şükranla anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çanakkale Zaferi’nin en büyük adsız kahramanları, evlatlarını kınalayıp cepheye gönderen asil ruhlu annelerdir. O anneleri, sonsuz minnet ve şükranla yâd ediyoruz. Batı, bugün İslamofobi hastalığıyla İslam’ın kadını tahkir ettiği nevalarını tekrarlaya dursun, onların bu hezeyanlarına en muhteşem cevabı veren, evlatlarını din, iman, ezan, vatan, bayrak, mukaddesat sevgisiyle yetiştirip sonra da âdeta düğüne gönderir gibi cepheye yollayan, sinesi iman dolu o mübarek analardır. Dolayısıyla genç nesillerin gönülleri, millî ve manevi değerlerine bağlı, salih ve salih evlatlar yetiştirmenin heyecanıyla dolu olmalıdır. Zira milletlerin bekası, seviye kazanmış bir kalbe sahip olan fedakâr nesil yetiştirmekle mümkündür. Çocuklarını Çanakkale destanıyla büyüten nesil, dinine, bayrağına, toprağına, tarihine, bütün maddi, manevi değerlerine sahip çıkacaktır. 18 Mart Şehitler Günü’nde, bu toprakları bize emanet eden tüm kahraman şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal…

 

 

 

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Coronavirüsle ilgili palınan önlemler kapsamında Türkiye âdeta eve kapandı, okullar tatil edildi, önümüzdeki hafta on-line eğitim başlayacak. Birçok kuruluş, çalışanlarına evden çalışma olanağı tanıdı. İnsanlar yüz yüze görüşmek yerine internet aracılığıyla görüşür hâle geldi. Bu bağlamda, internet kullanımı temel ihtiyaç hâline geldi. Önümüzdeki süreçte özellikle öğrencilerimiz internete yoğun ihtiyaç duyacaklar. Şimdiden birçok insan kotasını doldurdu, erişimde sıkıntı yaşıyor. Buradan Hükûmete ve internet sağlayıcı şirketlere çağrı yapıyorum: Virüs önlemleri devam ettiği sürece internetten alınan vergiler kaldırılsın, şirketler bu geçiş sürecinde eğitim yayınlarına özel kota versin, tüm erişim ücretleri yüzde 50 indirilsin. Bunu bir sosyal dayanışma örneği olarak milletimiz adına talep ediyorum. Şimdi, herkesin elini taşın altına koyma zamanı.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

 

 

 

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çanakkale, imanın ve inancın zaferi, namusunu çiğnetmeyen Asım’ın neslinin ölümsüz eseridir. Çanakkale, Bedr’in aslanları gibi çarpışan şanlı ecdadın mucizesi, bir hilal uğruna şehadete yürüyenlerin tarihe sığmayan ayak izidir. Çanakkale, aşılmaz sur, yıkılmaz iman, sarsılmaz cesarettir; vatandır, bayraktır, destandır; onurdur, gururdur, fedakârlıktır; şehittir, kahramanlıktır; Türk’ün eğilmez başı, ayağa kalkışı, yedi düveli dize getirdiğidir. 57’nci Alayın adanmışlığı, asaleti, inanmışlığı, vazgeçişi, karşılıksız vatan aşkı, millet sevdası ve iman kalesidir; Seyit Onbaşı’nın, Mehmet Çavuş’un, Nezahat Onbaşı’nın iman dolu yüreği; “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum.” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ta kendisidir. Çanakkale geçilmezdir.

Şehitlerimizi rahmet, minnet ve iftiharla yâd ediyorum.

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak bir devrin battı yerdir.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

 

 

 

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün Çanakkale Zaferi’mizin 105’inci yıl dönümü, aynı zamanda Şehitleri Anma Günü’dür; kutlu olsun.

Kahraman ecdadımız, Rumeli’ye ilk 1352 yılında birinde 40, diğerinde 39 bahadır bulunan 2 salla, toplam 79 kişiyle geçip Gelibolu Yarımadası’ndaki Çimpe Kalesi’ni fethettiler. 18 Mart 1915 tarihinde yedi düvele karşı verilen tarihî muharebede “Çanakkale geçilmez.” dedirttiler.

Şimdi de Çanakkale 1915 Köprüsü’yle boğazı 2.023 metre orta açıklıkla geçeceğiz. Proje toplam uzunluğu 3.623 metre olan asma köprü şeklinde planlandı. Köprü, dünyanın en uzun asma köprüsü olacak. Köprü üzerinde hem lastikli tekerlekli araçlar hem de demiryolu geçecek ve inşallah cumhuriyetin 100’üncü yılı olan 2023 yılında açılacaktır. Tarihimizdeki ve günümüzdeki bu başarılar hepimizindir. Bunu birlik ve gayretimizle başardık.

BAŞKAN –  Sayın Durmuşoğlu…

 

 

 

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün 18 Mart Çanakkale Zaferi’mizin yıl dönümü. Yüz beş yıl önce ecdadımız “Çanakkale geçilmez.” diyerek tarihi yeniden şekillendirmiştir. Vatanımızın ve milletimizin bekası için canını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yad ediyorum.

Ömrünün büyük bir kısmında topluma ve ülkesine hizmet vermiş, bugünle gelecek arasında kurulacak köprünün yapı taşlarını oluşturan yaşlılarımızın, 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası’nı kutluyorum. Toplumsal yaşamın temel kuralı karşılıklı sevgi ve saygıdır. Türk toplumu bu temel kural doğrultusunda toplumsal dayanışmayı, yaşamın her evresinde ilke edinmiştir. Yaşlılara bugün gösterilecek sevgi ve saygı gelecek kaygılarımızı azaltacak, hangi yaşta olursa olsun tüm bireylerin yaşama güvenle bakmalarını sağlayacaktır. Unutmayalım ki hepimiz yarının yaşlılarıyız. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde yaşlılarımızın karşılaştıkların sorunların en aza indirilmesi ve bunların çözüme kavuşturulması anlamında birçok proje hayata geçirdik ve geçirmeye devam ediyoruz. Yaşlılarımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Sayın Karadağ…

 

 

 

YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarih boyunca hiçbir millete nasip olmayan ve yüce Türk milletinin kahraman evlatlarınca verilen bir büyük mücadelenin adıdır Çanakkale. Şairin ifadesiyle, Bedr’in aslanlarının kükrediği ateşten bir imtihandır Çanakkale. Kınalı kuzuların gül bahçesine girercesine şehadete atıldığı bir yerdir Çanakkale. Çanakkale, öyle bir mücadeledir ki asırlardır yorgun düşmüş bir milletin varlığını, bağımsızlığını devam ettirme savaşıdır. Çanakkale Zaferi, zor şartlar altında binlerce şehit verilerek kazanılmış mukaddes bir zafer olarak tarihteki yerini almıştır. Bizlere böyle bir zaferin gururuna yaşatan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatanı geçilmez kılan kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyor, Çanakkale şehitlerimizin 105’inci yılını kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Altıntaş…

 

 

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bundan yüz beş yıl önce, 18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale Deniz Savaşı zaferimizle sonuçlanmıştır. İngiltere Bahriye Bakanı Winston Churchill’in planıyla “yenilmez armada” olarak bilinen, 12 gemiden oluşan İngiliz-Fransız ortak donanması, Amiral Robeck komutasında, 19 Şubattan itibaren Çanakkale Boğazı’nın iki kıyısındaki Türk mevzilerini yoğun biçimde bombardıman ettikten sonra, 18 Martta boğazdan geçme girişiminde bulunmuş ancak Türk topçusunun isabetli atışları ve Nusret gemisinin mayınları sayesinde 7 gemisini kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Düşman, daha sonra 25 Nisanda Anzak kuvvetleriyle karadan çıkarma harekâtını denemiş ancak kahramanca geri püskürtülmüştür.

Rahmetli dedem Osman Altıntaş’ın da yer aldığı bu büyük zaferimizi kutluyor, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çepni…

 

 

 

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Mustafa Koçak, cezaevinde 260 gündür adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda. Sadece adil yargılanma talebiyle ölüme yatmak zorunda kalınan bir ülkedeyiz. Koçak, bir hafta önce bulunduğu Şakran Cezaevinden zorla darp edilerek hastaneye kaldırıldı ve burada zorla insülin verilmeye çalışıldı. Bunu reddeden Mustafa Koçak’a, beş gün boyunca cinsel taciz dâhil ağır işkenceler yapıldı. 30 kiloya düşmüş bir insana insülin yüklemek sakatlıkla sonuçlanacaktır yani cinayet demektir. İktidar, işkenceye derhâl son vermeli, Mustafa Koçak’ın adil yargılanma talebini karşılamalıdır.

BAŞKAN – Sayın Gültekin…

 

 

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İstiklal ve hürriyetiyle manevi değerlere yürekten bağlı olan ecdadımızın tarihe kazıdığı kahramanlık destanlarından Çanakkale Deniz Zaferi’mizin 105’inci yılını kutluyor olmamızın onurunu ve gururunu, bugün aziz Türk milleti olarak hep birlikte yaşıyoruz. Çanakkale, tarihî şanlı zaferlerle dolu bir milletin asırlık uykusundan uyandığı, küllerinden yeniden doğduğu yedi düvele meydan okuduğu eşsiz bir zaferdir, destandır.

Tüm olumsuz koşullara rağmen, iman, azim ve vatan sevgisiyle kazanılan Çanakkale Zaferi’mizin 105’inci yıldönümünü kutluyor, “Çanakkale geçilmez” sözünü tarihe yazan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatanını canından aziz bilen tüm şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmetle ve şükranla anıyorum. Çanakkale şehitlerimizin torunları olarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde istiklalimizden, istikbalimizden ve özgürlüğümüzden hiçbir şekilde taviz vermeyeceğimizi, her daim ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne yükseltme gayreti içinde olacağımızı ifade ederek Gazi Meclisimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, coronavirüs pandemisi yaşadığımız bugünlerde 1930 yılında kabul edilen 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nu hatırlatmak isterim. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, genel olarak sağlığı koruma yasasıdır. İkinci bölümde bulaşıcı hastalıklarla mücadeleyi düzenler. Kanuna göre, bulaşıcı hastalıklar halk sağlığı sorunudur. Salgınla mücadele etmek için her türlü önlem almaya Sağlık Bakanlığı yetkilidir. Alınan kararlar, tüm birimlerin ve tüm vatandaşların uymasını gerektirir; uymayanlar yasaya karşı gelmiş ve halkın sağılığını tehdit etmiş olacağından suç işlemiş olur. Alınan önlemlere uymamak bireysel hak olarak görülemez. Tatile çıkmadık, salgınla mücadele ediyoruz. Bu nedenle  herkesi Sağlık Bakanlığının aldığı kararlara uymaya davet ediyorum. Herkes, bu kararlara uyduğu zaman anlamlı olacak ve salgını önleyeceğiz diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan…

 

 

 

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın milletvekilleri; zor günlerin içinden geçtiğimiz aşikârdır. Corona musibetini aklın, bilimin ve duanın gücüyle yeneceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Geçmişte daha müşkül anlarda bile yeise ve yılgınlığa kapılmayan Türk milletinin bu virüs kuşatmasını da yaracağına inanıyorum. Mikrobun kırılması için Sağlık Bakanlığının tavsiye ve tembihlerine aynen riayet etmek, insan ve toplum sağlığı açısından mecburiyettir. Birbirimize kenetlenerek, kurallara harfiyen uyarak, dayanışma ve yardımlaşma vakarını harekete geçirerek, melanet virüse karşı aşılmaz bir cephe oluşturmamız başlıca dileğimdir. Telaşa gerek yoktur, korkuya lüzum yoktur, nitekim “Allah bes baki heves”tir. Hayrın da şerrin de Allah’tan geldiğine inanan bir milletin virüse boyun eğmesi, paniğe kapılması akla ve tarihî gerçeklere tamamıyla aykırıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gündoğdu.

 

 

 

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Sorum Hazine ve Maliye Bakanına. Dünya çapında ve ülkemizde yaşadığımız virüs salgınında öncelikle yaşamsal tedbirler alınmalı ve alınmaya da devam edilmelidir. Virüsten korunmanın, bireysel korunma yollarının dışında vatandaşlarımızın mutlaka vücut direncinin kuvvetli olması da gerekmektedir. Direncin en önemli düşmanının stres ve kaygı olduğunda tüm uzmanlar hemfikirdir. Bu doğrultuda vatandaşların ekonomik kaygılarını biraz olsun giderebilmek için on bir yıldır toplanamayan Ekonomik ve Sosyal Konseyin bir an önce toplanması, tüm kesimleri ekonomik çalkantıdan korumak ve vatandaşların yaşamsal tedbirlere uyum maliyetini azaltmak için bir aile sigortası düşünüyor musunuz? Olağanüstü koşullarda kullanılmak üzere İşşizlik Sigortası Fonu’ndan yararlanma şartlarının yeniden düzenlenmesi, zora düşecek küçük esnaf ve KOBİ’lere yönelik vergi ve sigorta primleri ertelenmesi, sicil affı çıkarılması düşünülüyor mu?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Karahocagil.

 

 

 

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) –

“Burası Çanakkale

Rabb’im nasip eyledi bir mübarek gününde

Dönüp kendime dedim o şehitlik önünde…

 

Ey gafil, dur ve düşün, burası Çanakkale

Dünyanın bir eşini görmediği yer bura...

Doğru olsun duruşun, burası Çanakkale

Ecdadımın abdestsiz girmediği yer bura…

 

Her köşeden bir şehit burada vatanı bekler

Bu manzara önünde titremez mi yürekler?

Lüzumsuz gösterişi, nutukları bırakın

Huşu ile yaklaşın, feraset ile bakın….

 

Irkı, rengi fark etmez, din dedin mi orada dur

Bu mekânın taşı nur, toprağı nur, suyu nur

Vatan, millet uğruna şehit olmuş bir ordu

Arşı titreten sesle sanki şöyle diyordu….

 

‘Yeni baştan devleti iman ile kurdum ben

Bölünmez, parçalanmaz bir mübarek yurdum ben

Laz, Çerkez, Boşnak, Arap, Arnavut’u gördüm ben

Her ne kadar Türk isem, bir o kadar Kürdüm ben’”

Şair Seyfeddin Karahocagil.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Dervişoğlu, buyurun.

 

 

 

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’mizin 105’inci yıl dönümünü ben de yürekten kutluyorum. Ayrıca, milletvekillerimizin bu konuyla ilgili görüş ve düşüncelerine, temenni ve duygularına aynen katıldığımı ifade etmek istiyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, büyük kahramanlık gösteren ve isimleri ölümsüzleşen yüz binlerce şehit ve gazimizi bir kere daha minnetle, rahmetle, şükranla anıyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun. 

Çanakkale’de yaşanan büyük mücadele ruhu, Türk milletinin kanında bugün hâlen aynı azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Çanakkale ruhuyla ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine çıkarma ve milletimizin birlik, bütünlüğünü sağlama hedefi, bugün İYİ PARTİ olarak bizim bayraklaştırdığımız ülkümüzdür. Bu gayemize ilelebet sahip çıkarak gelecek nesillerimize de aktaracağız.

Ülke gündeminin tamamını meşgul eden coronavirüs salgını hakkında, İYİ PARTİ olarak, bizler de iç tedbirlerimizi almaya devam ediyoruz, siyasi çalışmalarımızı erteledik. Bu sürecin mümkün mertebe sağlıklı yürütülebilmesi için, İYİ PARTİ olarak üzerimize düşen bütün görev ve sorumlulukları ciddiyetle yerine getireceğiz. Sayın Genel Başkanımızın tavsiyeleriyle bir izleme komitesi oluşturuldu ve salgın nedeniyle yaşanan süreci yakinen takip ediyoruz.

Türkiye’de tetkik sayılarının yeterli olmadığını, yeterli tetkik kitinin elimizde bulunmadığını, tetkiklerden sonuçları alma hızımızın da yeterli olmadığını gözlemliyoruz. Henüz kendisine tetkik yapılmamış olanların içerisinde, maalesef, taşıyıcı olma ihtimalî olan vatandaşlarımız da bulunabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bu durumun önüne geçmek adına atılması icap eden adımlar bir an önce yerine getirilmelidir.

Sağlık Bakanlığımızın şu ana kadarki süreç yönetimini ve verdiği mücadeleyi pek tabiidir ki kıymetli buluyoruz. Bundan sonra yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçmek adına uyarılarımızın dikkate alınacağını temenni ediyoruz.

Yarın Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca’nın yüce Meclisimizi bilgilendirecek olmasını, İYİ PARTİ olarak yerinde ve olumlu bir karar olarak karşılıyoruz ancak sadece Sağlık Bakanının Meclisi bilgilendirmesinin yeterli olmadığı kanaatindeyiz. Şu anda devletin zirvesi kalabalık bir heyetle Çankaya Köşkü’nde toplantı hâlinde, bu toplantı basına kapalı olarak sürdürülüyor. Ayrıca bu toplantının özellikle güvenlik gerekçesiyle Çankaya Köşkü’nde yapılıyor olmasını sıradan bir tesadüf değil, anlamlı bir tevafuk olarak değerlendiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Diler ve umarım ki devletin ve milletin karşı karşıya bulunduğu tehlike ve tehditlerle ilgili karar, geçmişte olduğu gibi Çankaya Köşkü’nde alınmaya devam eder.

 Toplantıyı başında izleyebilme imkânımız oldu, katılımcılar birer metre arayla oturuyor; biz de Türkiye Büyük Millet Meclisinde omuz omuza çalışıyoruz, kanun çıkarma yarışı içine giriyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisinin Meclisin çalışma saatleri ve metotlarıyla ilgili bir önergesi var, bu hususun önemle ve özenle ele alınarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin karar vermesi gerekiyor. Çankaya Köşkü’ndeki toplantıdan çıkacak kararları da merakla bekliyoruz. Sağlık Bakanının buraya gelmesi ve Meclisi bilgilendirmesi elbette ki çok önemlidir ama heyete baktığımızda hem Bakanlar Kurulunun tamamının orada olduğunu, sivil toplumu temsilen temsilcilerin bulunduğunu görüyoruz; heyet oldukça kalabalık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bilgilendirilmesi hususunda sadece Sağlık Bakanının bize bilgi vermesi yeterli olmaz, konunun farklı boyutlarıyla ele alınması lazım. Özellikle Hazine ve Maliye Bakanının, İçişleri Bakanının, Dışişleri Bakanının ve bugünkü toplantıyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısının bizzat gelerek Türkiye Büyük Millet Meclisimizi aydınlatması ve buradan çıkan mesajın milletimizle paylaşılması icap ediyor.

Bu sorumluluğun yerine getirileceği umuduyla çok teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül…

 

Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Değerli Milletvekilleri, dünyada tüm gemilerde jurnal adı verilen, bir seyir defteri bulunmaktadır. Bu defter gerek geminin limandayken, gerekse seyir hâlindeyken, yaşanan bütün gelişmelerinin kayda düşüldüğü; geminin rotasının, hızının derç edildiği bir defterdir bu defter. Özellikle sığ sulardan ve su yollarından geçilirken bu deftere, örneğin Cebelitarık Boğazına şu saatte girildi diye not düşülür, Cebelitarık Boğazından şu saatte çıkıldı diye tekrar not düşülür. Dünyada bunun bir tek istisnası var o da Çanakkale Boğazıdır. Çanakkale Boğazına girildiği zaman herhangi bir not düşülmez ancak çıkıldığı zaman Çanakkale boğazından şu saatte çıkıldı ifadesi yer almaktadır. Bunun tabi ki nedeni Çanakkale’nin geçilmez olduğu gerçeğidir. Bize Çanakkale’yi -bundan yüz beş yıl önce- geçilmez kılan büyük ecdadımıza bugün rahmet ve minnet duygularımızı buradan dile getirmek istiyoruz. Allah onlardan razı olsun. Millî mücadelemizin de mukaddimesi olarak değerlendirilebilecek olan bu büyük zaferi bize bahşeden şanlı ecdadımızı, geçmişimizde birçok kahramanlığa, birçok başarıya imza atmış olan büyük ecdadımızı buradan tekrar rahmetle ve minnetle andığımızı ifade etmek istiyoruz.

Sayın Başkan, tabii coronavirüs önlemleri, tedbirleri son derece üst seviyede ve büyük bir hassasiyetle ülkemizde uygulanmaya çalışılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Burada dünde ifade etmiştik. Tabi ki sorun küresel ama mücadele ulusal demiştik. Kişisel olarak herkesin bu mücadelede disiplinli bir şekilde bu tedbirleri almasının önemine değinmiştik. Devletimiz de büyük bir hassasiyetle karantina tedbirlerini uygulamaya çalışıyor. Bu noktada, bütün kamu mensuplarımıza, hizmet eden Sağlık Bakanlığı personelimize Allah kolaylık versin diyoruz, onları bugüne kadar yaptıkları mücadeleden dolayı tebrik ediyoruz. Fakat dün akşam sosyal medyada gördüğümüz bir video hepimizin canını sıktı. Şimdi, bu video çok manidardır. Bu, bize şöyle bir ders de vermektedir aynı zamanda: Bu mesele de özelinde veya genelde, hiçbir hadiseyi mevzi bir mesele olarak, münferit hadise olarak değerlendirmememiz gerçeğini bize öğütlemiştir, ortaya koymuştur

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin efendim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi, o videoda Fransa’dan İstanbul’a gelen uçaktan karantina alanına otobüsle vatandaşlarımız taşınırken otobüs durduruluyor, bir hanımefendi bu otobüsten tek başına indiriliyor ve bir polis aracına bindirildiği görülüyor ve oradaki bütün yolcuların büyük bir panik hâlinde, büyük bir kızgınlıkla arkasından söylemedikleri laf kalmıyor. Fakat herkesin gözü önünde cereyan eden bu hadise, çok kısa bir sürede bütün Türkiye’de de gündem hâline geliyor. Arkasından Hükûmetimiz de hemen bu konuya müdahil oluyor. İçişleri Bakanı açıklama yapıyor: “Hadise soruşturuluyor. Sorumlular için gereği yapılıyor.” diyor ve arkasından bu hanımefendinin karantinaya alındığı bilgisi de kamuoyuyla paylaşılıyor. Tabii, bu hadiseler olduktan sonra tedbirlerin alınması güzel, bunun takip edilmesi güzel; bu noktada teşekkür ediyoruz. Ancak bu hadiseler, yaşanmaması gereken hadiseler. Toplumca tam manasıyla motive olduğumuz, tam manasıyla konsantre olduğumuz bir anda, devletimizin de çok büyük bir seferberlik hâlinde büyük bir mücadele verdiği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım efendim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sağlık Bakanımızı her akşam görüyoruz, gördüğümüz zaman üzülüyoruz, gözleri kan çanağına dönmüş; herhâlde uyku noktasında gözüne uyku girecek bir durum yok. Meselelerin takibinden dolayı böyle bir mücadele içerisinde. Diğer bakanlarımız da aynı şekilde. Şimdi, bu kadar emek verilirken bir kişinin vermiş olduğu, bir hadsizin vermiş olduğu kanuna aykırı emir sebebiyle, oradaki bir uygulama nedeniyle bütün Türkiye’nin motivasyonunun kırılması, bu noktada devletimizin almış olduğu tedbirlere karşı vatandaşımızın, milletimizin dikkatini ve bu noktadaki bağlılığını zedeleyecek nitelikte bu tür gelişmelerin yaşanması bizleri çok derinden sarsmaktadır ve üzmektedir. Bunlar yaşanmaması gereken hadiselerdir. Bu noktada, karantina tedbirlerinin dışında, hukuka aykırı olarak faaliyette bulunanlara ilişkin cumhuriyet savcılıkları tarafından soruşturma başlatıldığını da öğrenmiş bulunuyoruz, bunu da memnuniyetle karşılıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ama bu emekler zayi edilecek türden emekler değildir, bu karantina tedbirlerinde yaşanabilecek sapmaların bedeli hepimiz için çok ağır olabilir. Bu noktada, hassaten bu tedbiri almak noktasında devletimiz bu kadar mücadele verirken, bunu kıran, bu karantina tedbirleri dışında hareket edilmesine sebep olan talimatı veren kimse bunun bedelini ödemek zorundadır. Bu noktada, milletimizin güvenini sarsmaya kimsenin hakkı yoktur.

Bu arada, otobüsten inerken arkasından “Lanet olası Türk polisi.” diyen o küstaha, o hadsize de gereken neyse onun da yapılması gerektiğini ifade ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunu temsilen Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki, buyurun.

 

 

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de konuşmamın başında Çanakkale savaşlarında yaşamını yitirenleri rahmet ve minnetle anıyorum. Birinci paylaşım savaşına girmemiz doğru muydu, değil miydi; kuşkusuz bu bambaşka bir tartışma konusu ama bugünden geriye baktığımızda sanırım en önemlisi şu: Çanakkale Şehitliği’nde atalarımız, dedelerimiz yan yana yatıyor. Haleplisi de, Kerküklüsü de, Diyarbakırlısı da, Şırnaklısı da, Hakkârilisi de, Erzurumlusu da, Artvinlisi de, Adanalısı da, Mersinlisi de, Samsunlusu da, Ordulusu da, Kayserilisi de, Ankaralısı da, İzmirlisi de, Afyonlusu da; Arnavut’u da, Boşnak’ı da, Arap’ı da, Kürt’ü de, Türk’ü de, Ermeni’si de o şehitlikte yan yana yatıyor. Ama gelin görün ki torunları bütün bunları unutmuş gibi birbirini yemekle ve yok etmekle meşgul. 18 Martın yıl dönümünde bu topraklara, bu coğrafyaya barış gelmesini canı gönülden umuyor, diliyoruz.

Anlaşılan uzunca bir süre daha coronavirüsle yaşamaya çalışacağız, yaşamaya çalışacağız diyorum çünkü ilk ölüm vakası da görüldü. Hasta sayısının geometrik olarak arttığını görüyoruz, bir haftada hasta sayısı 1’den 98’e çıktı. Böyle devam ederse birkaç hafta içerisinde hasta sayısının binleri bulabileceği öngörülüyor, bunu bir Bilim Kurulu üyesi söylüyor. Sağlık Bakanlığının süreci kötü yönettiğini düşünmüyoruz. Sağlık emekçileri de canla başla çalışıyorlar ama sorun şu ki Türkiye böyle bir salgınla mücadeleye hazır mıydı? Bizce hazır değildi. Çok açık söyleyelim uzunca bir süredir, hükûmetin sağlık politikaları özelleştirme ve şehir hastaneleri üzerine kurulu. Allah’tan eski hastaneleri henüz yıkmamıştınız, Zekai Tahir Burak kapattığınız bu hastanelerden biriydi ve karantina için kullanabildiniz. Ankara için söylüyorum, elimizde Numune Hastanesi var, Sami Ulus Çocuk Hastalıkları Hastanesi var, Yüksek İhtisas Hastanesi var. Bunları hemen organize ederek gelecek için hazırlayabilirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Buyurun efendim.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Evet, en önemli önlemlerden birisi, kuşkusuz kişiler arasında mesafeyi korumak coronavirüsle mücadele açısından son derece önemli. Ama buna karşı ülkeler yakınlaşmalı ve dayanışma içerisinde olmalıdır. Evet, dünya 5’ten büyük, yalnız 5 ülke dünyayla ilgili her kararı vermemelidir ama Türkiye de 1’den büyük. Her nedense bir kişi ve onun çevresindeki bir parti temsilcileri muhalefet yokmuş gibi davranarak kararlar alıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin şeklen çalıştığını söylemek abartı olmayacaktır. Pandemi ilan edilen bir salgınla ilgili bir araştırma inceleme komisyonu kuramadık.

 Coronavirüs nedeniyle alınması gereken önlemlerin başında kuşkusuz, ekonomik, sosyal önlemler geliyor. Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerimiz, Komisyonun toplanması için çağrıda bulundular fakat Plan ve Bütçe Komisyonu toplanamadı. Meclisin bir ihtisas komisyonu var, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu. Ancak bu Komisyon coronavirüs gündemiyle toplanmadı, sorumluluk üstlenmedi, Mecliste grubu bulunsun bulunmasın siyasi partilerin görüşünü almadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN –  Devam edelim.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sendikaları, odaları, dernekleri, demokratik kitle örgütlerini dinlemedi tıpkı hükûmet gibi. Bir ortak akla ihtiyacımız var. Bu ortak akıl, aynı zamanda, herkesi bu mücadelenin parçası hâline getirecektir. Kimse kendisini dev aynasında görmesin. Evet, altmış yıl önce bu ülke aşı üretiyordu -bu Hükûmetin kapattığı Hıfzıssıhhada yapılıyordu bu, üstelik viral aşılar- ama şimdi, kimse Türkiye'nin coronavirüse karşı aşı bulmasını beklemiyor, kimse Türkiye'nin coronavirüsün tedavisini bulmasını beklemiyor. Ama bırakın, sağlıklı bir karantina ortamı kurulmasını bekleyelim, haftada 2 bin kişiye uygulanabilen test sayısının artırılmasını bekleyelim. Emin olun, Hükûmet, güvenlikçi politikaları her şeyin merkezine koymasaydı, S-400’lere milyarlarca dolar harcamasaydı, yatırımın merkezinde insan sağlığı ve eğitim olsaydı, şimdi, bugün bu kadar tedirginlik yaşamayacaktık. Tanesi 10 kuruş olan maskeler 8 TL’ye, 5 TL’lik kolonya 40 TL’ye satılmayacak, kamusal kaynaklarla bu ihtiyaçlar karşılanabilecekti diyorum, Meclisi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Çanakkale Şehitlerini Anma Günü, ülkemizin ve dünya tarihinin akışını değiştiren Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümü. Anadolu halkının, topuyla tüfeğiyle, kanıyla canıyla verdiği bu büyük mücadele, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih sahnesine büyük bir askerî deha, çok güçlü bir devlet adamı olarak çıkışını müjdeleyen en önemli olaylardan, en önemli zaferlerden bir tanesi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden süreçte bir dönüm noktası olarak değerlendirdiğimiz Çanakkale Zaferi, aynı zamanda Birinci Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirerek tarihe “Çanakkale geçilmez.” sözüyle yazılmış bir destan. Bu destanın ardından, Mustafa Kemal Atatürk’ün rehberliğinde, emperyalizme karşı kurtuluş mücadelesini başlatan ve bağımsız bir devlet kurmayı başarmış olan halkımız, tüm dünyanın ezilen mazlum ve mağdur halklarına örnek olmuştur. Bugün bir kez daha, tarihin akışını değiştiren Çanakkale Zaferi’nde Anadolu halkının verdiği onurlu mücadeleyi saygıyla hatırlıyor, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümü ve Şehitleri Anma Günü’nde, vatan topraklarımızın kurtarılmasında canlarını feda eden şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Sayın Başkan, kronik hastalığı olanlarla ilgili, kamu yönetimi birtakım tedbirler aldı, doğru bulduğumuz bazı tedbirler. Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığının 13 Mart 2020 tarihli genelgesiyle hamilelerin, yasal süt iznini kullananların, engelli çalışanların, yönetici pozisyonundakiler hariç 60 yaş ve üzerinde olan personelin, Sağlık Bakanlığının belirlediği dezavantajlı grupların, ki bu gruplar bağışıklık sorunu olanlar, kanser hastaları, kronik solunum yolu hastaları, obezite, diyabet, kalp damar hastaları, organ nakli olanlar ve diğer kronik hastalıklar olarak tarif edildi, 16 Mart tarihinden itibaren on iki gün süreyle idari izinli sayılmasını öngörüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu genelgenin ardından bazı kurumlardan sorunlar bildiriliyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisini de insanlar çözüm noktası, seslerini duyuracakları nokta olarak arıyorlar ama bugün biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde de bu sorunun yaşandığını duyduk ve bunu kabul edilemez buluyoruz. Kronik hastalığı bulunan personelin çağrıldığı, tekrar rapor almaya zorlandıkları, bu sürenin yıllık izinden düşüleceği konusunda kendilerine birtakım doğru olmayan hatırlatmalar yapıldığı, hatta 2021 yılı izinlerinden mahsup edileceğine yönelik birtakım ifadelerin kullanıldığını üzüntüyle takip ettik. Sizin, bu konuyu Başkanlık Divanı olarak takip etmenizi, ilgili personeli bu konuda rahatlatacak bir açıklama yapmanızı ve bu haksız uygulamayı yapan personelin de uyarılmasını sağlayacağınızı ümit ediyorum Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Coronavirüs salgınını bir yandan Dünya Sağlık Örgütünü bir yandan Sağlık Bakanlığını takip ederek yüreğimiz ağzımızda izlerken ilk kayıp haberi dün geldi ve hayatını kaybeden ilk vatandaşımız bir meslektaşım, meslek büyüğümüz. Kendisini buradan rahmetle anıyorum; hem bütün eczacılık camiasının, sağlık camiasının başı sağ olsun hem de ailesine bir kez daha buradan taziye dileklerimizi iletmek istiyorum.

Sayın Başkanım, bugün Dünya Sağlık Örgütünün, Genel Merkezimizde, sağlıkçı arkadaşlarımız ve Merkez Yönetim Kurulumuzla birlikte bir sunumunu izledik ve karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Onlar da bütün dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de en büyük risk grubu olarak sağlık çalışanlarını betimlediler. Ve bu konuda önlemlerin alınması gerekiyor ama şu da bir kesin ki: Hepimiz mağdur olacağız, en çok, sağlıkçılar mağdur olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ümit ederiz ki sayı artmasın ama ölüm sayılara arttıkça öyle görünüyor ki en çok, burada, yine sağlıkçılar yer alacak. Bu konuda Meclisimiz çalışıyor. Dün yaptığımız bir çağrıyı tekrar etmek isteriz. Bütün sağlıkçıların ortak bir talebi vardı ve geçen pazar günü mitinglerini coronayla mücadele için iptal ettiler; bu hafta Meclise geleceklerdi, taleplerini haykıracaklardı. “Sağlıkta şiddet” diye kabul edilemez bir olguyu engellemek üzere tüm sağlık çalışanlarının, 14 meslek örgütünün ortak talepleri var. Bunlar ilgili komisyonlarda bekliyor, bu konuda yasa teklifleri verildi, tüm partilerin sağlıkçı milletvekilleri tarafından. Meclisimizin açık olduğu bugünlerde, mutlaka, sağlık çalışanlarının bu beklentilerini cevaplayacak bir jesti, onlara duyduğumuz sevgiyi saygıyı, arkalarında durduğumuzu gösteren bu yasanın geçirilmesini bir kez daha buradan teklif ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, ayrıca, birkaç konu birbiriyle bağlantılı olarak son derece rahatsızlık veriyor. Farklı partilerden Grup Başkan Vekillerimiz de ifade ettiler, özellikle dün bir vatandaş tarafından kayda alınan görüntüde, Türk polisinin hukuksuz bir şekilde, kanunsuz bir emirle alet edildiği ve daha sonra birtakım haksız eleştirilere de uğradığı, bir imtiyaz sahibi kişinin bir şekilde karantina şartlarından alınıp karantinaya gitmeden önce ayrıcalıklı bir işleme tabi tutulduğunu gördük. Vatandaş bu videoyu çekti, bu video şunu gösteriyor maalesef: Buz dağının görünen yüzü bu. İçişleri Bakanını bu konuda bir kez daha uyarıyoruz. Bu tip uygulamaların olmaması, kamu personelinin, özellikle güvenlik güçlerimizin buna alet edilmemesi için gerekli tedbirlerin alınması lazım. Bu, ayrıca, vatandaşa “Ya, bize veriyorlar talkını, kendileri yutuyorlar salkımı.” “Eğer paran varsa karantina yok.” gibi karantina tedbirini işlevsiz gösteren çok tehlikeli bir noktaya bunu götürür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son söz diyemiyorum size Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ağzınızdan yel alsın diyeyim o zaman tekrar Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, şunu söyleyeyim: Ayrıca, bugün bütün Türkiye’nin gözünü diktiği bir toplantı yapılıyor Çankaya Köşkü’nde. Şimdi, o toplantıya katılan bakanlar, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, o toplantıyı izleyen gazeteciler ve Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan -karantina uygulanacak günler içindeler- Brüksel’den hep beraber yeni geldiler. Şimdi, vatandaşa on dört gün önemli. Ümit ediyorum, ümit ediyorum ki bu toplantıda, bu kişilerin birbirleriyle ve diğer kişilerle temas etmeyeceği camdan bölmeler falan bekliyorum ben, inşallah böyle bir şey vardır. Yoksa Brüksel’den gelip de bugün Çankaya’da insanları toplayıp da… Fahrettin Altun, bakanlar, Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanlığını takip eden gazeteciler; onlara on dört gün kuralı yok, vatandaşa var. Bu, çökertir, her şeyi çökertir. Ümit ederim, farklı farklı odalarda farklı farklı kameralar, cam bölmeler, temas kesen tedbirler olur. Bunu, bu bilgileri ben alternatif kanallardan da ulaştırmaya çalıştım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah hepimize bol bol konuşacak yarınlar nasip etsin Sayın Başkan.

Son sözüm de son yaklaşımımız da şu: Bir yandan Burhan Kuzu, Zindaşti için  “Ben telkin telefonu açtım, mağduriyetine inandım. Ben böyle şeyleri yaparım, çok yaptım.” diyor. Kimlere yaptı Allah bilir ama buzdağının görünen yüzünde Zindaşti için verdiği ifade korkunç. Öbür tarafta, her yerden söylentiler geliyor, videoyla kaydedildi, ayrıcalıklı, VIP, CIP uygulaması yapılan ve karantina tedbirlerini çökertmeye çalışan uygulamalar ve bir yandan şu: Biz, rejime kasteden Anayasa değişikliğiyle ortaya çıkmış bir yapının bakanına -bugün tedbirleri yönetiyor- sonuna kadar sahip çıkıyoruz. Biz parti olarak AK PARTİ’li bir bakanın çektiği videoları milyonlarca kullanıcımızla paylaşıyoruz. Biz kategorik ayrışmayı reddediyoruz, diyoruz ki: Bu işte ayrılıkları, kutuplaşmaları aşmamız lazım, aşamazsak 83 milyonu koruyamayız. Bir taraftan, Türk Tabipleri Birliği gibi, bütün doktorların seçtiği temsilciler kategorik olarak itilip, onların önerileri reddedilip elleri havada bırakılıyor; bu olmaz. Biz Sağlık Bakanını itmiyorsak Sağlık Bakanı da sağlık meslek örgütlerinin seçilmiş yöneticilerini itmeyecekler, itilmeyecekler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son sözüm Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyursunlar efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Geçmişteki ayrılıkları alıp da ne eczacının temsilcisini ne doktorun temsilcisini ne diş hekiminin ne sağlık emekçilerinin ne hemşirelerin temsilcilerini -hepsi seçilmiş insanlar- bunları itmek kakmak olmaz. “Geçmişte şuraya imza atmıştı.” Yahu, kardeşim, coronavirüsten konuşuyoruz, sen geçmişte nelere imza attın; biz şimdi diyoruz ki onları konuşma zamanı bu değil. O yüzden, kimse kimseyi itmesin, kimse kimseyi kakmasın, kategorik olarak ayrıştırmasın. Dünya görüşüne göre, ortaya koyduğu pozisyona göre değil, Çanakkale’de omuz omuza yatanların torunları bugün omuz omuza durmak zorunda. Kimse kimseyi kategorik olarak reddetmeye, efendim, Türk Tabipleri Birliği böyle bir soru soruyor, o soruyu cevaplamamaya, randevu vermemeye, eli havada bırakmaya… Ben duydum, diyorlar ki: “Bu krizi birlikte yönetelim.” Bu teklifin geri çevrilmesi yarın büyük mesuliyet yaratır.

Hepimize sağlıklı günler, ülkemize de bu konuda bir daha ölüm haberi almayacağımız yarınlar diliyor, teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Cahit Özkan.

Buyurun Sayın Özkan.

 

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü: Bu topraklardan şanlı ecdadımızı, aziz milletimizi sürüp çıkarmak isteyen emperyalistlere karşı bu aziz milletin verdiği kutlu mücadelenin adıdır, zaferidir. Zaferimiz kutlu olsun, şehitlerimizin ruhu şad olsun. Tabii, Çanakkale, bu kutlu, aziz milletin tarih boyunca verdiği o şanlı destanların âdeta abideleşmiş hâlidir. Çünkü yedi düvele karşı, bu topraklara saldıran emperyalistlere karşı bu milletin bütün farklılıklarını bir kenara bırakarak yekvücut olup Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle millet olma şuurunu ortaya koyduğu ve yetmiş iki düvele karşı o kutlu mücadeleyi verdiği şanlı zaferin adıdır. İstiklal Marşı’na ilham kaynağı olan; mesele mukaddesatımız, vatanımız, milletimiz, bayrağımız ve devletimiz olduğu zaman bütün farklılıklarıyla fevç fevç, akın akın şehitler tepesine koşan bu aziz milletin zaferinin adıdır. Onun için bu kutlu zaferin 105’inci yılında, bu vatanı bizlere emanet eden şanlı ecdadımızı, şühedamızı, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, şehitlerimizi rahmetle, minnetle, şükranla yâd ediyorum, ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.

Evet, yeniden ülkemizin vermiş olduğu farklı bir mücadelede, yine milletin kürsüsünde, Gazi Meclisimizde farklı konuları konuşuyoruz. Onun için bu konuları, tarihimizde olduğu gibi nasıl birlik ve beraberlikle masaya yatırıp konuştuysak, üzerinde fikir yürüttüysek ve hedefe yürüdüysek, başarıya ulaştıysak bunda da başarıya ulaşacağımıza olan inancımız tamdır. Hiç kimsenin şüphesi olmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu konuda, Allah’ın izniyle, en az hasarla, hasarsız bir şekilde süreci atlatma konusunda azim ve kararlılığımız ortadadır. Vatandaşlarımız rahat ve huzur içerisinde olsun. Devletimizin mücadelesiyle, milletimizin dikkatiyle, alınan kararlara, atılan adımlara, ortaya konulan direktiflere uyulduğu takdirde milletimizle dayanışma içerisinde, inşallah, bu coronavirüs belasını da en kısa zamanda ortadan kaldıracağız.

Her şeyden önce, coronavirüs ile Hükûmetimizin mücadelesi dün, bugün değil, çok önceden başladı çünkü coronavirüs vakası aralık ayında Wuhan kentinde başlayan bir salgın olarak görülmüş olabilir ancak orada değil, dünden bugüne cumhuriyet hükûmetlerimizle ve AK PARTİ hükûmetleri döneminde ortaya koyduğumuz şehir hastaneleriyle ve sağlık altyapısıyla bu mücadele başlatıldı çok önce. Yoksa bugün, bu mücadelede coronavirüs vakası görüldüğü anda başlayarak başarıya ulaşmak zaten mümkün değil. Başta İtalya olmak üzere, maalesef, yaşlı Avrupa’nın içerisinde bulunduğu, karşı karşıya kaldığı sorun tam da budur yani altyapı eksikliğidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu anlamda, kişi başına düşen yatak sayısı itibarıyla Avrupa’nın ve dünyanın en iyi ülkeleri arasındayız, aynı şekilde, teknik altyapısıyla beraber. İnşallah, bu mücadeleyi sağlık sorunu yaşamadan ve gerekli sağlık çalışanlarımızın müdahalesiyle bu süreci de atlatacağız.

Tabii, Bilim Kurulunun çalışmaları dün, bugün değil… Dün de bir vesileyle ifade etmeye gayret etmiştik. Bakınız, aralık ayında Wuhan’da başlayan bu salgın pandemiye dönüştükten sonra Dünya Sağlık Örgütünün izlemeye almasıyla beraber, Türkiye de eş zamanlı, çok önceden adımlarını atmaya başlamışken kararlarını da 22 Ocakta almaya başladı. Özellikle, sorunlu bölgelere uçuş sınırlamaları getirilmek suretiyle sınırların ve kapıların kapatılmasıyla beraber başlayan çalışma 22 Ocakta Çin’le başlamış, arkasından 23 Şubatta İran’la ve Avrupa ülkeleriyle 29 Şubatta devam etmiş ve hamdolsun, bugün en az vaka sayısıyla karşılaşılan ülkeler içerisinde, 120 dünya ülkesinde ilk 10’un içerisinde yer alan ülkeyiz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu noktada sosyal medya üzerinden fırsatçıların acaba buradan da bir siyasi menfaat, rant devşirebilir miyim kaygısı içerisinde olanların o karanlık hayallerine meydan vermeden tüm siyasi parti grupları olarak milletçe birlik ve beraberlik içerisinde yapmamız gereken tek bir şey var o da Bilim Kurulu’nun direktiflerine, kararlarına harfiyen riayet etmek. Öncelikle bu kararları alan gerek hükûmetimizin, bakanlarımızın ve idari teşkilatımızın, gerekse bu yasal düzenlemeyi bir bütün hâlinde ortaya koyan parlamentomuzun bu hassasiyete dikkat etmek suretiyle inşallah ülkemizin, Edirne’den Kars’ına dört bir köşesinde en başarılı sonuçlarla hedefimize yürüyeceğiz. Tabi bu noktada vatandaşlarımızı rahatlatacak birkaç istatistiğide milletimizle buradan paylaşmak istiyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız dünyada, corona virüsüyle mücadele eden ülkelerin gerek altyapı eksiklikleri gerek insan yaşamından ziyade ekonomik kaygıları olunca farklı farklı sonuçlar alan ülkeler oldu. Bir kısmı insan yaşamını ötelediler, ekonomiyi öncelediler, İtalya’nın içerisine düştüğü durumla karşı karşıya kaldılar. Birisi altyapı eksikliğinden dolayı  mücadele etmek yerine sürü bağışıklığı sistemini uygulamaya çalıştı. Bakınız, bizler disiplinli bir şekilde Bilim Kurulu’nun almış olduğu kararlara harfiyen riayet etmek suretiyle hedefimize ulaşabileceğimize inanıyoruz. Bu istatistikler önemli: Çin’de 81 bin vaka görülmüşken sadece 3.200 ölüm ve 70 bin kişi yani yüzde 80 vaka tedavi edilmiş. İtalya’da 24 bin vaka görülmüş, 1.800 ölüm ve 2.335 kişi tedavi edilmiş yani yüzde 6 civarında ölümle karşı karşıya kalmışlar. Ülkemizde inşallah bu oranın âdeta sıfır noktasına yakın bir şekilde, disiplinli, kontrollü bu mücadelemizi 82 milyonun dayanışması içerisinde, birlik, beraberlik ruhu içerisinde takip ettiğimiz takdirde başarıya ulaşacağımıza inanıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Son olarak, tabii buradan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ilgili millete ve millî iradeye “rejime kasteden” ifadesini biz çok doğru bulmuyoruz çünkü demokrasiye inanacağız. Demokrasi, Meclis duvarımızda yazdığı gibi egemenliği millete dayandıran, milletin çizdiği rotada, gösterdiği istikamette yol alan rejimin adıdır. Bu noktada Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi Anayasa değişikliğiyle olmuştur, buna millet karar vermiştir ve milletin vermiş olduğu bu karara, bu anayasal düzene bizler de milletvekilleri olarak bağlılık yemini etmiş bulunmaktayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Evet, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu noktada bizi corana virüsle mücadelede birlik ve beraberlik çatısı altında tutan bayrağımız, vatanımız, milletimiz, devletimiz neyse Anayasa’mız da odur, bunun değiştirilme usulleri de Anayasa’da yazmaktadır. Bu noktada corona virüste birlik ve beraberlik mücadelesi içerisinde olmamız gerektiğine inanıyorum. Farklılıklarımızı aynen Çanakkale ruhunda olduğu gibi bir kenara bırakarak o gün Çanakkale’de Mehmetçik’imiz, 82 milyon o zaman ecdadımız ne yapmıştı? Siyasi görüşünü, farklılıklarını, din, mezhep, etnik, yaşlı, genç, her türlü ayrımını bir kenara bırakmak suretiyle hatta Şerife Bacı’nın yaptığı gibi evladının üzerindeki battaniyeyi alarak cephaneyi örten ve millî birlik ruhuyla cephede düşmana yürüyen şanlı tarihimize uygun bir şekilde mücadele ettiğimiz takdirde hedefe ulaşacağımıza inanıyorum.

Hayırlı, başarılı bir çalışma diliyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir dakikaya ihtiyacım var efendim.

BAŞKAN – Bir dakika dediniz, buyurun efendim.

 

 

 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir polemik için değil ama tabii, bazı rakamlar falan verilince biz de hem meslek icabı bunu cevapsız veya itirazsız bıraktığımızda yanlış da anlaşılabilir. Şimdi, Türkiye OECD ülkelerinde 2,8’le sondan 9’uncu yani bizden kötü 8 ülke var sadece. Örneğin, Japonya’da bin kişiye düşen yatak sayısı 17, Kore’de 14 iken, bizde 2,8 ve en kötüler içindeyiz yani bundan bir umut, bir başarı, işte şeydi falan… Öyle değil, başaranlarda yatak sayısı çok yukarıda. İkincisi, Allah korusun ama şöyle bir zafiyet yaratmamak lazım, bir sağlıkçı duyarlılığıyla ve tedbirliliğiyle söylemek durumundayım. İtalya’da ilk gün 3 vaka vardı Türkiye’de 1, İtalya’da üçüncü gün 3 vaka vardı Türkiye’de 5 oldu, beşinci gün İtalya’da 21’di bizde 18 oldu, altıncı gün İtalya’da 21’di bizde 47 oldu, yedinci günde İtalya’da 28’di bizde 96 oldu ve şu anda İtalya vaka görülmede otuzuncu günde vaka sayısı 30 binde. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim lütfen.

 ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –O yüzden, bu rakamlardan İtalya çok kötü durumda, biz çok iyiyiz falan demek yerine tedbiri en üst düzeye çıkarmak lazım. Bizim logaritmik artışımız İtalya’nın logaritmik artışıyla çok benziyor. Bugün, Bilim Kurulundan çok saygın bir hoca “Güney Kore olamadık ama İtalya olmamak için çalışalım.” diye açıklama yaptı. Bu konuda ne tedbir alınacaksa alınsın, hepimize ne düşüyorsa yapılsın ama iyimser bir tablo çizmek ve verilen kararlara uymayı zayıflatacak bir iyimserliğe kapılmak için çok erken. Ümit ediyoruz tek ölümde kalalım, ümit ediyoruz vaka burada kalsın ama eğrinin gidişatı öyle değil. Dikkatli olalım, daha çok tedbir alalım. Ne tedbir alınacaksa İtalya’nın o gününe varmadan o tedbiri almış olmamız lazım.

Teşekkür ederim Başkanım.

 

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, az önce Sayın Özel Meclis çalışanlarının durumuyla ilgili bazı haklı endişelerini dile getirdi. Konuya ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterimizden aldığımız bilgiyi sizlere arz ediyorum:

Meclis Başkanlığının 13 Mart 2020 tarihli olurlarıyla yeni tip coronavirüs pandemisi nedeniyle Sağlık Bakanlığının belirlediği; bağışıklık sorunu olanlar, kanser hastaları, kronik solunum yolu hastaları, obezite ve diyabet hastaları, kalp damar hastaları, organ nakli yapmış olanlar ve kronik hastalar şeklindeki dezavantajlı gruplara dâhil olanların 16 Mart 2020-27 Mart 2020 tarihleri arasında, on iki gün süreyle idari izinli sayılmaları öngörülmüş ve bu husus, aynı tarihli Genel Sekreterlik duyurusuyla personele ilan edilmiştir. Bu çerçevede, Sağlık Bakanlığının belirlediği dezavantajlı gruplara, bağışıklık sorunu olan hastalara, kanser hastalarına, kronik solunum yolu hastalarına, obezite ve diyabet hastalarına, kalp damar hastalarına, organ nakli yapmış hasta veya kronik hastalığı olanlara idari izin verilmektedir. Bu grupların dışında olup da izin talebinde bulunanlara da izin hususunda kolaylık sağlanmaktadır.

Genel Kurulun bilgisine arz olunur.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

18/3/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/3/2020 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Dursun Müsavat Dervişoğlu

İzmir

       Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Dursun Müsavat Dervişoğlu tarafından “Coronavirüs salgınının ortaya çıkmasıyla birlikte ortaya çıkan olağanüstü şartlar toplum nezdinde gıda ve sağlık ürünlerine olan talebi artırmıştır. Toplumsal krizi fırsata çevirmeye çalışan bazı kişiler, belirli ürün gruplarına haksız ve adaletsiz zamlar yaparak vatandaşlarımızı mağdur etmekte ve toplum vicdanını yaralamaktadır. Vatandaşlarımızın, fırsatçı bir grup ticari lobi tarafından hakkaniyetsiz uygulamalara maruz bırakılmasının önlenmesi, salgın sürecinde ihtiyaç duyulan, başta gıda ve sağlık  ürünleri olmak üzere tüm mal ve ürünlerin toplumun her kesimi tarafından ulaşılabilir hâle getirilmesi amacıyla” 18/3/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 18/3/2020 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Abdul Ahat Andican.

Buyurun Sayın Andican. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ABDUL AHAT ANDİCAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yılını ben de kutluyorum ve başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimize rahmet ve minnet duygularımı iletiyorum.

Corona salgını ülkemizde giderek de büyüyor. Sağlık Bakanının dün akşam verdiği bilgileri hepimiz biliyoruz. Hasta sayısı 98 ve bir hastayı da , bir vatandaşımızı da kaybettik. Bu rakamlar hastalığın gerçek durumunu gösteriyor mu? Soru bu. Göstermiyor. Çünkü, bu rakamlar hastalığın kesin olarak ortaya çıktığı insan sayısıdır. Buna karşın hastalığın ortaya çıkmadığı ya da virüsü taşıyan hastalar açısından ve dolayısıyla hastalığın yayılımı konusunda, gerçek yayılımı konusunda kimsenin bir bilgisi yok. Daha bugün Bilimsel Komitenin bir üyesi hastaların ancak yüzde 20’sinin sağlık merkezlerine müracaat ettiğini söylüyordu. Bu şu demektir: Yüzde 80 hasta dışarda bulaştırmaya devam ediyor.

Geçen akşam Dünya Sağlık Örgütünün Başkanı gerçek boyutlarını anlamanın ve yayılımı önlemenin yolunu 3 kelimeyle tarif etti arkadaşlar: Test, test, test. Bir diğer deyişle tanısını koyamadığınız veya tanıyı koymadığınız sürece tedavi etmek ya da önlemek imkânına sahip değilsiniz. Tanı için iki yöntem var, kaç gündür burada konuşuluyor fakat meselenin bu boyutuna kimse değinmedi. 2 yöntem var. PCR denilen Polimeraz Zincir Reaksiyonu testi çok doğru sonuçlar veriyor fakat sıkıntı şu: Deneyimli bir personele ihtiyaç var, laboratuvara, altyapıya ihtiyaç var ve zaman istiyor.

Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı olayın başladığından bu yana bu konuda başarılı bir sınav veremedi arkadaşlar. Bütün üniversite laboratuvarlarını bu test için yetkilendirmesi gerekirken Ankara’da sadece 1 merkezi görevlendirdi. Yani hasta müracaat ettiği zaman ondan materyal alınacak, Ankara’ya gönderilecek, Ankara’dan tanı konularak gelecek, bu arada hasta dışarıda, İzmir’den ya da başka bir şehirden yaymaya devam edecek. Böylece, olayın önlemeyeceğini, daha vahim bir durum alacağını anlayınca bu kez karar değiştirdi Bakanlık, bunu 6 merkeze çıkardı, bunun da yetmediğini görünce -iki gün önce hatırlayacaksınız- 16 merkeze çıkardı fakat bu merkezler daha çalışır hâlde değildir.

2’nci test yöntemi ise hızlı test kiti. Çinlilerin getirdiği nokta itibarıyla söylemek gerekirse bu on beş dakika sonra bile sonuç verebiliyor. Ama salgın başlamadan önce Batı dünyasında yaklaşık üç saatte bu testle sonuç alınabiliyordu; Güney Kore’de başarıyla uygulanılıyor. Bu konuda da Bakanlık maalesef sınavı veremedi, sınıfta kaldı. Nasıl? Olay başlar  başlamaz  bu  hızlı tanı  testinin  ithal   edilerek -kendimiz üretemediğimize göre- depolanması lazımdı, bu gerçekleştirilemedi.

Beş dakika değil miydi süre Sayın Başkan?

BAŞKAN – Efendim, siz devam edin.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) - 11 Şubat itibarıyla Bakanlık, bu testin imal edildiğini söyledi. İmal ettiklerini söyledi fakat dün aldığım bir bilgi, hızlı tanı kiti konusunda Bakanlık iddialarının doğru olmadığını gösteriyor. Hastanelere beşer kit verilmiş ve hastalarda ancak tanı konduktan sonra bu kitle test yapılıyor. Tabii Türkiye’nin tek aşı ve serum üreten merkezi Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünün 2011 yılında “İthal aşı daha ucuzdur.” diye kapatıldığını hatırlayacak olursanız, bu anlayışın virüs salgınları için bir test üretim merkezine yatırım yapmasını da bekleyemezsiniz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, “Süreci iyi yönetti.” deniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) - Yani iyi yönettiği propagandası yapılan hükûmetin, neredeyse 27 Şubata kadar yani Suudi Arabistan engelleyinceye kadar, umreyi devam ettirdiğini hatırlamamız lazım. Başlangıçta umreden dönenleri, bütün ülkeye, hiçbir denetim yapmadan gönderdiğini hatırlamamız gerekiyor ve yapılan -özellikle sosyal medyadaki- eleştiriler üzerine son gruplar, sözde karantina altına alınmış durumda.

Bütün bu gelişmelerin bize gösterdiği bir gerçek daha var arkadaşlar. Salgın hastalıklarla kamu mücadele eder, özel sektör değil; bunun altını çizmek istiyorum. İki gün önce İspanya, salgınla mücadele edebilmek için bütün hastaneleri kamulaştırdı. Dolayısıyla, çağın projeleri olarak lanse edilen şehir hastaneleri, bu işte herhangi bir fonksiyon göremediler.

Son olarak, Meclis çalışmalarıyla ilgili gündeme getirmek istediğim bir konu var arkadaşlar. Dün Hürriyet gazetesinde bir haber vardı, Sayın Cumhurbaşkanının bütün çevresi coronavirüs testinden geçirilmiş ve geçirilmeye devam ediliyor; normal.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ABDUL AHAT ANDİCAN (Devamla) – Ayrıca, Cumhurbaşkanına yaklaşanların termal kameralarla izlendiğini de biliyoruz.

Şimdi, önümüzdeki iki hafta, yayılmanın en pik yapacağı iki haftadır arkadaşlar. Böyle bir dönemde Meclisi çalıştıracaksak eğer, ülkenin her tarafından gelen seçmenlerle bire bir temas kuran ve uçaklarla havaalanlarında yolculuk yapan milletvekillerinin de böylesi bir periyodik teste tabi tutulmasının gerekli olduğunu düşünüyorum arkadaşlar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Aksi takdirde iktidarın Meclise dikte ettirdiği torba yasaları çıkarabilmek için böylesine riskli bir dönemde ve ortamda Meclis çalışmalarını devam ettirmenin ne vatanperverlikle ne de kahramanlıkla bir ilgisi yoktur arkadaşlar.

Meclis Başkanlığı Sağlık Bakanlığıyla görüşerek test uygulaması konusundaki çalışmayı yani milletvekillerine yönelik test uygulaması yönündeki çalışmayı hemen bugün başlatmalıdır diyorum ve saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci konuşmacımız Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Murat Çepni, İzmir Milletvekilimiz.

Sayın Çepni, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız; evet, çok kritik bir dönemdeyiz ve çok alışık olmadığımız, hazırlıklı olmadığımız bir virüs salgıyla baş etmeye çalışıyoruz. Elbette bu süreç, aslında bu mücadele süreci, hangi hattan hangi yol ve yöntemlerle bu sürece yaklaşacağımızın da turnusol kâğıdı niteliğinde. Tam da bu saatlerde Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı Erdoğan açıklamalar yapıyor, tamamını henüz dinleyemedik ama birkaç başlığı sizlere okumak isterim: “Ekonomiyi canlı tutma hedefimiz var. İşlerin yoluna girmeye başladığı bir dönemde ipin ucunu asla bırakmayacağız. Sağ salim süreçten çıkarsak fırsatlar bizi bekliyor. Sabır ve duayla bu süreci aşacağız.”

İşte, tüm dünyanın başına bela olmuş ve çok büyük insan kayıplarına sebep olan bir virüsle mücadeleyi tartıştığımız, Türkiye’de de virüsün hızla yaygınlaştığı bu günlerde ülkenin Cumhurbaşkanının, konuşmasında, ekonomiyi canlı tutmayı, süreçten dua ve sabırla çıkmayı ve büyük fırsatların açığa çıktığını, büyük fırsatların önümüzde durduğunu belirttiği günlerdeyiz. İşte, tam da bu süreç halkın en temel ihtiyaçlara yani hijyen ihtiyaçlarına, sağlık ihtiyaçlarına çok fazlasıyla ihtiyaç duyduğu bir dönem aynı zamanda. Çünkü bir kaos süreci var, insanların sokağa çıkması riski var, insanlara sokağa çıkmama çağrısı yapılırken insanların, evlerinde sağlıklı barınma, sağlıklı beslenme, hijyen kurallarına sağlıklı biçimde ulaşma sorunlarıyla karşı karşıyayız. İşte bu süreçte meseleye rant gözüyle mi bakacağız, ekonomik kalkınma gözüyle mi bakacağız yoksa halkın sağlığı gözüyle mi bakacağız? İşte tam da burada Cumhurbaşkanının yaklaşımı bizi tümüyle kaosa sürükleyen açıklamalardır.

3 liraya elde edilen bir ürünün 15 liraya, 20 liraya çıktığı günlerdeyiz; 5 liralık bir hijyen ürününün 40 liraya, 50 liraya, 60 liraya satıldığı günlerdeyiz. Dolayısıyla, iktidarın, devletin bu rantçı, bu fırsatçı eğilimler karşısında çok ciddi önlemler alması gerekir. Tabii, bunun başında da iktidarın kendisinin bu meselelere rantçı, fırsatçı yaklaşmaması gerekir. Burada, şunu söyleyerek bitirmek istiyorum: Bugün virüsle uğraştığımız, virüsle başa çıkmaya çalıştığımız koşullarda iktidar, örneğin, diyelim ki Salda Gölü’nde inşaata başlamayı başarabiliyor, böyle bir fırsatçılığı ortaya koyabiliyor; dolayısıyla, iktidar aslında -daha önce de söylemiştik, bir halk sağlığı sorunuyla karşı karşıyayız- bunların başında geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Dolayısıyla, buradan tüm halkımıza kendi önlemlerini almalarını, başta bilim insanlarının, Türk Tabipleri Birliğinin çağrılarına uymalarını ve dikkate almalarını öneriyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 18 Mart, Çanakkale Zaferi’mizin 105’inci yıl dönümünde başta Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları, aziz şehitlerimiz ve gazilerimiz olmak üzere hepsini saygı ve minnetle anarak konuşmama başlamak istiyorum.

Evet, konumuz elbette ki yaşadığımız coronavirüs salgını. Birtakım tedbirler alıyoruz ama sahadan gelen, meslektaşlarımızdan aldığım birtakım duyumları ve gereken tedbirleri de burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Şimdi, dün Sağlık Bakanlığı elektif operasyonların ve poliklinik muayenelerin ertelenmesi hakkında bir genelge yayınladı ama hâlen normal vakaların, aciliyet gerektirmeyen vakaların hastanelere başvurdukları, arkadaşların yoğun şekilde poliklinik yapmak durumunda kaldıkları, alt katta poliklinik yaparken üst katta da coronavirüslü hastaların yoğun bakımda tedavi olduklarına dair sahadan gelen duyumlar var yani bunlar kesin bilgiler açıkçası duyum da değil. Bunun için vatandaşlarımızın aciliyet gerekmedikçe polikliniklere başvurmamaları konusunda gerekli tedbirlerin alınmasını buradan yine duyurmak istiyorum.

Diğer bir konu, coronavirüs dışında elbette kronik hastalıkları olan vatandaşlarımız var. Bunların da aciliyet gerektiren tedavileri olabilir. Bunlar için de bir planlama yapılmalı, böyle hastaların ilde hangi hastaneye gideceği şimdiden tespit edilmeli ve kronik hastalıkları sebebiyle acil tedaviyi gerektirecek vatandaşların ilde falanca hastaneye başvurması gereklidir diye şimdiden duyurulmalıdır diye düşünüyorum.

Yine, corona salgınına bağlı vaka sayılarının artması ve acil servislere başvurunun artması düşünülerek şimdiden bir acil eylem planı yapılmasında fayda var. Özellikle de sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının planlanması konusunda çünkü bundan sonraki aşamada vaka sayısı katlanarak artacak öyle görülüyor tedavi aşamasına geçiyoruz artık ve sağlık çalışanlarının şimdiden dinlendirilmesi gerekir; gerekirse vardiya usulüne geçilerek, sağlık çalışanları ileride daha yoğun çalışma günlerine hazırlanmalıdır.

Çin’de 3 bin sağlık çalışanı bu hastalığa yakalanmış ve 22’si de kaybedilmiştir maalesef. Yine en riskli grup şu anda sağlık çalışanlarıdır ve bu sağlık çalışanlarımızın da ihtiyaçları şu andan itibaren karşılanmalıdır, bunu da sizinle burada paylaşmak istiyorum.

Hekim arkadaşlarımız -yoğun bakımdaki hekim arkadaşlarımız başta olmak üzere- maskeye ihtiyaçlarının olduğunu söylüyorlar. N5, N99 maskeye, bunun yanında, yine, cerrahi maskelere ihtiyaçlarının olduğunu; astronot tulumu, koruyucu gözlük, yüz siperliği, eldiven, alkol, el dezenfektanları, kâğıt havlu gibi ihtiyaçların şu anda var olduğunu ama ilerleyen durumda daha artacağını göz önünde bulundurursak, bu malzemelerin şimdiden stoklanmasında büyük fayda var; yetkilileri buradan uyarmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Bir dakikanızı rica edeceğim…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Ayrıca, yoğun bakımda özellikle ventilasyon yani solunum destek cihazı sayımız bir hayli az. Diğer ülkeler de, bu açık olduğu zaman, farklı firmalara solunum cihazı üretimi konusunda birtakım tavsiyelerde bulundu; ben de buradan hatırlatmak isterim. Yine, yoğun bakımda kullanılacak ilaçların da bugünden itibaren stoklanmasında büyük fayda olduğunu ifade etmek istiyorum.

Toplumdaki panik atmosferinin kaybolması ve yaşanılan salgına daha soğukkanlı yaklaşılması açısından toplumun doğru bilgilendirilmesi gerekir; bu nedenle, Sağlık Bakanına tekrar buradan tavsiyede bulunuyorum: Vakaları, tıpkı Dünya Sağlık Örgütünde olduğu gibi, günlük şekilde raporlasınlar lütfen; doğru bir şekilde raporlasınlar, vatandaşımız da görsün. Yine, ayrıca, bilimsel zeminden uzak yayın yapan, vatandaşları paniğe sevk eden yayınlardan uzak durulmalı. Bu dönemde medyadan da sorumlu bir yayıncılık anlayışı bekliyoruz. Yine, fırsatçılara da göz açtırılmamalı, gerekirse cezalar bu dönemde artırılmalı diyorum, hepinize sağlıklı günler diliyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Halil Etyemez…

Buyurun Sayın Etyemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL ETYEMEZ (Konya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken önce, vatanımızın ve milletimizin bekası için başta Çanakkale’de olmak üzere gözlerini kırpmadan şehadet şerbeti içen aziz şehitlerimizi 18 Mart Şehitler Günü’nde rahmet ve saygıyla anıyorum, Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümünü de kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, Çin’in Wuhan kentinde Aralık ayının ikinci haftasında ortaya çıkan ve Covid-19 adı verilen hastalığa yol açan yeni coronavirüs, maalesef, günümüzde 125 ülkeye sirayet etmiş bulunmaktadır. Dünya genelinde yaklaşık 200 bin kişide virüs teşhis edilmiş olup yaklaşık 8 bin kişi hayatını kaybetmiş, 83 bin kişi ise tedavi sonucunda iyileşmiştir.

Değerli milletvekilleri, devlet olarak virüsün ülkemize sirayetini en az düzeyde tutmak için çalışmalar gece gündüz sürdürülmektedir, bu kapsamda her türlü fikir ve öneriler değerlendirilmektedir. Alınan tedbirlerle çözüm odaklı yaklaşımlar benimseniyor ve hayata geçiriliyor. Dünyayı kasıp kavuran bu virüsün ortaya çıkmasının ilk anından itibaren Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başta Sağlık Bakanımız olmak üzere Hükûmetimiz gerekli tedbirleri almış, virüsün doksan gün boyunca ülkemize girişi engellenmeye çalışılmıştır. İlk andan itibaren Sağlık Bilim Kurulu oluşturulmuş, virüsle ilgili gerekli tedbirler ve dünyadaki tüm gelişmeler yakından takip edilmiştir. Çin, İran gibi ülkelere ivedilikle uçuş yasağı konulmuş ve bugün itibarıyla 20 ülkeye uygulanmaktadır. Umreden dönen ve yurt dışından ülkemize getirilen vatandaşlarımız milletimizin sağlığı için “on dört gün kuralı” çerçevesinde yurtlarımızda misafir edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, biraz önceki konuşmacılardan bir arkadaşımızın ifade ettiği test merkeziyle ilgili olarak da düne kadar 5 merkezde test merkezi uygulaması devam ederken dün itibarıyla alınan kararla bu sayıya 12 ilimiz de, 12 merkez de katılarak bugün hizmete sunulmuştur. İstanbul’da 7, Erzurum, İzmir, Ankara, Adana, Samsun, Antalya, Bolu, Kütahya, Çorum, Kayseri, Sivas şehirlerimizde bu test merkezleri milletimizin hizmetine sunulmuştur. Hükûmetimiz ve Ticaret Bakanlığımız bu süreç içerisinde diğer bakanlıklarla koordineli olarak Bilim Kurulunun aldığı karar çerçevesinde çalışmalarını özenle yürütmektedir. Son dönemde maske ve eldiven başta olmak üzere sıhhi malzemelerde ve gıda fiyatlarında yaşanan gelişmelerle ilgili Bakanlığımız gerekli önlemleri almıştır. Fırsatçılara göz açtırmayan Bakanlığımız, her gün gerekli denetimleri yaparak tespit edilen usulsüzlüklere her türlü cezai müeyyideyi de uygulamaktadır. Tarım Bakanlığımızın almış olduğu tedbirler çerçevesinde temel gıda ürünlerinin üretim, stok ve tedarik zincirlerinde sıkıntı bulunmamakta önümüzdeki dönemde de beklenmemektedir. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

HALİL ETYEMEZ (Devamla) – Toprak Mahsulleri Ofisi stoklarında besici, yetiştirici, sanayici ve tüketicinin ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli miktarda da ürün bulunmaktadır.

Diğer yandan yeni coronavirüse karşı topyekûn teyakkuz söz konusu iken aziz milletimizi telaşa sürüklemeye çalışan, provokasyon yapan ve yalan bilgi içeren paylaşımlarla ilgili de Adalet Bakanlığımız mücadelesini yasal çerçevede sürdürmektedir.

Şu bilinmelidir ki, tüm kurumlarımız dünyada alınan önlemleri takip ettiği gibi ortaya konulacak öngörüleri de analiz ederek olası senaryolara karşı kendi yol haritasını hazırlamış ve gerekli tedbirleri de almıştır.

Değerli milletvekilleri, devlet ve millet olarak yeni coronavirüsle mücadele son derece şeffaf, kararlı ve akılcı bir şekilde devam etmektedir. Vatandaşlarımızın mücadelenin her safhasında gösterdiği hassasiyet bizleri mücadelemizde cesaretlendirmektedir. Aldığımız tedbirler, yeni coronavirüsten daha büyüktür. Halkımızdan istirhamım, Hükûmetimizin ve Sağlık Bakanlığımızın yaptığı açıklamalara hassasiyetle uymaları ve başka açıklamalara itibar etmemeleridir.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ  PARTİ Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

 

18/3/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/3/2020 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Meral Danış Beştaş

                                                                        Siirt Milletvekili

  Grup Başkan Vekili

Öneri:

16 Mart 2020 tarihinde, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki ve arkadaşları tarafından verilen 5863 sıra numaralı, coronavirüs salgınının cezaevlerinde yaratacağı sorunları araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerin 18/3/2020 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Abdullah Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Koç.

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve 170’in üzerinde ülkeye yayılan coronavirüsün tespit edildiği kişi sayısı 190.152, virüsün yol açtığı ölenlerin sayısının da 7.954 kişi olduğu ve günbegün arttığı ne yazık ki ortadadır. Türkiye’de ise tespit edilen vaka sayısının 98 olduğu, ne yazık ki 1 kişinin de yaşamını yitirdiği bilgimiz dâhilindedir. Ulaşılan vaka sayısının gerçekten, tam olarak gerçekleri yansıtmadığı kaygısını da ne yazık ki taşımaktayız.

Adalet Bakanlığının 2020 verilerine göre, 355 hapishanede toplam 280.703 mahpusla cezaevlerindeki doluluk oranı tarihte hiç görülmediği kadar yüksek bir noktaya ulaşmıştır. Koğuşlardaki kişi sayısı kapasitenin çok çok üstündedir. Hapishanelerde koşullar olağanüstü durumdadır. Yetersiz beslenme, ısıtılmayan ve havalandırılmayan koğuşlar, gün ışığında faydalanmama, yeteri miktarda sağlık personeli ve hekimi bulundurmama, muayene ve set sürelerinin uzun tutulması, hijyen ürünlerinin parayla satılması, temiz ve sıcak suya erişememe, düzenli ve etkin bir sağlık hizmetinden faydalanmama nedeniyle hastalık üreten cezaevleri salgın hastalıklar bakımından da son derece tehlikelidir.

2016 yılının Mart ayında Diyarbakır’da bir firar gerçeği gösterilerek “Güvenlik Önlemlerinin Araştırılması ve Firar Olaylarına Karşı Alınacak Önlemler” başlıklı genel bir yazıyla, yazı gerekçe gösterilerek çekpas saplarının kısaltılması, kova, çöp sepeti, leğen gibi temizlik eşyalarının toplatılması, dolayısıyla da hijyen ve bu anlamda sağlık hakkıyla doğrudan ilgili olan bu eşyaların hücre ve koğuşlarda bulundurulmamasına yönelik sınırlama getirilmesi mahpusları bu salgın karşısında daha da korunmasız hâle getirmektedir.

İnsan Hakları Derneğinin 2019 Raporu’na göre Türkiye'de ceza ve infaz kurumlarında 458’i ağır olmak üzere 1.334 hasta mahpus bulunmaktadır. 2019 yılında 50, son on yedi yılda en az 3.502 hasta mahpus ağırlaşan durumlardan kaynaklı tahliye edilmediklerinden dolayı yaşamlarını yitirmişlerdir. 65 yaş üstü mahpuslar, hamile mahpuslar, anneleriyle birlikte cezaevlerinde kalmak zorunda olan 850 çocuk, toplamda 300 bine yakın mahpusun yaşamı tehlike altındadır.

Covid-19 riskine karşılık acil bir şekilde hastaneye erişmek gerekirken cezaevlerinde bu koşulların nasıl sağlanacağına, olası acil bir müdahalenin nasıl yapılacağına ilişkin planlama bulunmadığı bir gerçektir. Mayıs 2019’da hapishanelerde açlık grevi eylemini sonlandıran mahpusların hastaneye sevki ve ayrıca tedavilerinin yapılmamasının aylarca sürmesi, hastalığın yaşanması durumunda ölümler ve İtalya’da olduğu gibi, cezaevleri isyanları da kaçınılmaz olacaktır. Açlık grevleri nedeniyle, uzun süre grevlerde kalmaları sebebiyle mahpusların dirençleri düşmüş ve açık bir riskle karşı karşıya kalmıştır.

Sayın milletvekilleri, devletin yaşatma yükümlülüğü çerçevesinde tutuklu hasta mahpuslar ile 65 yaş üstü mahpusların, hamile ya da çocuklarıyla birlikte kalan annelerin, siyasi tutsakların ve gazetecilerin duruşma günü ya da tutukluluk değerlendirme günleri beklenmeksizin derhâl tahliye edilmesi, hükümlü olanların infazının durdurulması ve tahliye edilmesi ile diğer mahpuslar için ise hem genel sağlık muayenesinin hem de coronavirüsle ilgili sağlık taramalarının cezaevlerinde sıklıkla ve uluslararası standartlara göre yapılması elzemdir ve bir zorunluluktur. Mahpusların ıslahında temel ilkeler yani Mandela Kuralları, tıbbi etik ilkeler, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında 2 no.lu Tavsiye Kararı uyarınca yasal statülerine bakılmaksızın aynı kalitede ve standartta, ülke genelinde mevcut kapatılmamış olan kişilere sağlanan tıbbi bakıma eşit erişim hakkına ulaşılabilmesi için Meclis araştırma önerimiz doğrultusunda da bir Meclis araştırma komisyonunun kurulması yönünde karar verilmesini biz talep ediyoruz. Bu sebeple Meclis araştırma önergemize destek verilmesi ve daha vahim ortamların önüne geçilmesi gerektiğini düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekili Ayhan Erel...

Buyurun, Sayın Erel.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Çanakkale Conkbayırı’dır, Anafartalar’dır, 57’nci Alaydır, şehit 15’lilerdir, Gelibolu’dur, havada çarpışan mermilerdir, metrekareye düşen 6 bin mermidir, geri dönmeyi düşünmemektir. Çanakkale’de yaşanmış binlerce gerçek hikâye var, bunlardan birini burada sizinle paylaşmak istiyorum: Çanakkale Savaşı’nda, siperlerin gerisinde yaralı askerlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey “morfin”di. Doktorlar askerlere ağrı kesici bulmakta zorlanıyordu, bu yüzden nöbet tutuyorlardı. Hastaların ameliyatı için hazırlanan çadırın önünde bir masa kurulmuştu. Doktor ilk muayeneyi yapıyor, yaşama olasılığı olan, ameliyat edilmesi hâlinde yaşayacağına inandığı askerlerimize morfin yapıyordu. Yaşama ihtimali olmayanlara ise morfin vermiyordu. Doktor duygusal karar vermemek için hastaların yüzüne bakmıyor, sadece yarasına bakarak karar veriyordu, iyileşme şansı yüksek olan yaralı askerlerimize ağrı kesici yapıyordu. O sırada bir asker gelmiş ve doktor askerin iyileşemeyeceği kanaatiyle ağrı kesici morfin yapmamıştı. O sırada acılar içinde kıvranan, kanlar içerisindeki o askerden bir inilti duyulur “baba” “baba” diye ve herkesin gözü doktora çevrilir, yaralar içinde kıvranan asker, doktorun öz oğludur. Buna rağmen doktor yine de ağrı kesiciyi oğluna yapmaz ve birkaç saat sonra bu asker şehit olur. Doktor, şehit olan oğlunun cansız bedenine sarılır “Affet oğlum, o morfin senin hakkın değildi.” der.

İşte, bu topraklar hakkı olmadığı için tek bir ağrı kesiciyi bile oğlundan esirgeyen o güzel insanlar tarafından vatan yapılmıştır. 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 105’nci yıl dönümünü kutluyor, bu mukaddes toprakları bizlere vatan kılan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm gazilerimizi, şehitlerimizi rahmetle, şükranla anıyorum.

Sayın Başkan, dünyayı etkisi altına alan corona virüsünü şiddetli bir boraya, rüzgâra, fırtınaya benzetirsek ne kadar saklanırsak saklanalım bundan etkilenmemek mümkün değil. Dolayısıyla, cezaevlerinde tutuklu bulunan vatandaşlarımızın da bundan etkilenmesi büyük bir ihtimal dâhilinde. Bu bağlamda panik yapmadan, ilgili makam ve kişilerin uyarıları dikkate alınarak sağduyulu ve soğukkanlılıkla hareket etmek gerekir ve gerek Sağlık Bakanının gerekse Adalet Bakanının bu konudaki yaklaşımlarını ve çalışmalarını takip ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AYHAN EREL (Devam) - Diliyorum ve umuyorum ki ileride yaşanacak bu sorunu çözmede yetkili ve ilgili makamlar buradaki görüşleri dikkate alarak hareket ederler.

Bu sorunun çözümünde buradaki görüşlerin önemli katma değer sağlayacağı inancıyla hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Veli Ağbaba.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır Sayın Ağbaba.

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuya geçmeden önce, İzmir Şakran Cezaevinde ölüm orucunda bulunan Mustafa Koçak’la ilgili, avukatlarının ve ailesinin dile getirmiş olduğu iddiaları Meclisin dikkatine sunmak istiyorum. Adil yargılama hakkı olmadığı iddiasıyla ölüm orucuna başlayan Mustafa Koçak’a ağır işkenceler yapıldığıyla ilgili çok ciddi iddialar var. Bu dönemde böyle bir iddianın gündeme gelmesi bile Türkiye açısından utanç vericidir. İnsan Hakları Komisyonunun cezaevi alt komisyonu bu cezaevinde inceleme yaparak mutlaka bu olayları araştırmalıdır, bu, cezaevi komisyonunun en önemli görevidir şu anda. Cezaevi komisyonu, maalesef, geçmişte olduğu gibi zaman zaman sadece siyasi iktidarın talimatıyla hareket etmektedir.

Değerli arkadaşlar, tabii, kibir veya ukalalık olarak anlamayın ama bu Mecliste, yüce Mecliste, cezaevini bilen birkaç kişi sayılacaksa onlardan birinin kendim olduğunu söylemek isterim. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi cezaevi komisyonu olarak yaklaşık 250 cezaevi gezdik ve herhâlde Mecliste ilk kez hasta mahpuslarla ilgili bir rapor yazdık. Hasta mahpusların hiç diline, dinine, ırkına, siyasi görüşüne bakmadan, şu anki Grup Başkan Vekilimiz sevgili Özgür Özel ve Muğla Milletvekilimiz Nurettin Demir’le birlikte bir hasta mahpus raporu hazırladık ve bunu kamuoyunun dikkatine sunduk.

Değerli arkadaşlar, cezaevi psikolojisi en ağır yerdir. Hasta mahpus, hasta insanın da psikolojisi ağırdır. Hem cezaevi hem hastalık bir araya gelince de psikolojinin ne kadar ağır olacağını sizlerin takdirine bırakırız. Şimdi, Türkiye’de 355 cezaevi var, 282 bin mahkûm var, bunlar mahkeme yoluyla girmiş. Bir de sınavla giren mahkûmlar var yani infaz koruma memurları ve çalışanlar, onların da sayısı 70 bin. Şu anda İnsan Hakları Derneğinin açıklamalarına göre 1333 tane mahpus var, 459’u ağır hasta. Annesinin cezası nedeniyle 1000’e yakın çocuk cezaevinde bulunmakta.

Değerli arkadaşlar, özellikle bir konuyu daha dikkatinize sunmak istiyorum: Cezaevinde bulunan mahpusların tamamı… AKP’nin gündeme getirdiği, söylediği ama maalesef bir türlü Meclise getirmediği bir şey var, infaz düzenlemesi ya da ceza indirimi denen bir şey gündeme geldi. Binlerce mahkûmun, onların ailesinin duygusuyla oynanıyor. Buradan açık çağrı yapıyoruz. Getirecekseniz bir an önce bu Meclisin gündemine getirin; gelin, burada tartışalım diyoruz değerli arkadaşlar. Lütfen, mahpusların ve ailelerin duygularıyla oynamayın.

Yine, değerli arkadaşlar, cezaevinde çok çeşitli problemler var. Cezaevlerinde bir yoğunluk var ki âdeta insanlar nöbetleşe yatmakta hatta nöbetleşe nefes almaktadır. 20 kişilik koğuşlarda 30, 40, 50 kişinin hatta 80 kişinin yattığına gözlerimizle şahit olduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Başkanım, hemen tamamlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Yine, değerli arkadaşlar, öyle hijyen sorunları var ki akıl almaz. Değerli arkadaşlar, bugün hepimizin sıkça kullandığı kolonya ve mikrop öldüren alkol maalesef cezaevlerinde yasak. Cezaevlerine kolonya sokamıyorsunuz. Bu insanlar nasıl ellerini temizleyecekler, nasıl hijyen içerisinde yaşayacaklar? Bunu da sizin takdirinize bırakmak istiyorum. Şimdi 50-60 kişinin yattığı yerde 2 tane tuvalet var değer arkadaşlar, burada su sınırlı, sıcak su ve soğuk su sınırlı. Dolayısıyla bunun da bir an önce çözülmesi gerekiyor.

Açık cezaevleri farklı mı? Açık cezaevleri kapalı cezaevlerinden daha beter durumda. Oradaki insanlar da üst üste yatmakta. Zaman zaman çeşitli hastalıkların gerçekleştiğini görüyoruz. Bakın, doktor da yeterli değil. Ne yapılmalı değerli arkadaşlar? Hasta mahpuslar bir an önce tahliye edilmeli. Hani Sivas katilini bir raporla tahliye ettiniz ya, bilime inanarak, bilime güvenerek, bilimin “Tahliye edilmesi gerekir.” dediği mahkûmlar mutlaka tahliye edilmesi gerekiyor. çocuğuyla beraber kalan annelerin cezaları ertelenmeli, yaşlı ya da başkasının bakımına muhtaç olan ki başkasının bakımına muhtaç olan birçok mahkûm da var, onlar da mutlaka tahliye edilmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu araştırma komisyonunun kurulması gerektiği düşüncesine katılıyoruz. Mutlaka cezaevleriyle ilgili bir araştırma komisyonu kurulmalı ve maalesef, AKP döneminde âdeta tutuklama bir cezalandırmaya dönüştü. Hepimiz biliyoruz, daha geçtiğimiz günlerde -üç yıl daha önce hiç tutuklanmazken- Oda TV, Yeniçağ’daki ve Yeni Yaşam’daki gazeteci arkadaşlarımız tutuklandı. Özellikle tutuklu mahkûmların da cezalarını sonuç alınıncaya kadar, mahkûm oluncaya kadar, dışarıda çekmeleri gerektiği düşünüyor, bu araştırma komisyonunun kurulmasını destekliyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP  ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Hacı Bayram Türkoğlu.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümünde Türk tarihinin altın sayfalarına Çanakkale destanını mübarek kanlarıyla yazan aziz şehitlerimizi başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor, ruhları şad olsun diyorum.

Dünya Sağlık Örgütü corona virüsü “Covid-19” diye adlandırıyor, şu anda küresel ölçekte görülmeyen ülke yok. Tedbir çok, farkındalık var. Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak Cumhurbaşkanımızın riyasetinde başta Sağlık Bakanlığımız ve Bilim Kurulumuz olmak üzere tüm bakanlıklarımız, kurum ve kuruluşlarımız çok ciddi halk sağlığı koruma tedbirleri almıştır. Erken mücadele ve tedbirin önemli sonuçları yansımaktadır.

Son açıklamalarla 89 yaşlarında bir vatandaşımız vefat etmiştir, Allah’tan rahmet diliyorum. 98 hastamızın da test sonucu pozitif çıkmıştır, bu hastalarımıza da Allah’tan acil şifa diliyorum. İnşallah -milletçe Sağlık Bakanlığımızın tavsiyelerine ve koruma tedbirlerine de uyarak- coronavirüs daha fazla yaygınlaşmaz, tedbir her zaman corona virüsünden daha güçlüdür; bunları da unutmayalım.

Grup önerisine esas coronavirüsle ilgili ceza infaz kurumlarında alınan ciddi tedbirlerimiz vardır. Coronavirüs, Aralık 2019’da ilk olarak Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkmıştır, dünyada hızla yayılarak çoğu ülkelerde ölümlere neden olmuştur. Coronavirüsün ülkemizde de görülüp vaka sayısının artması üzerine ceza infaz kurumlarında bulaşıcılığın önlenmesi açısından tedbirler alınması yönünde tüm cumhuriyet başsavcılıklarına talimatlar verilmiş, vakit kaybetmeksizin uygulanmaya başlanmıştır. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunun kararları da göz önüne alınarak ceza infaz kurumlarında hijyen ve dezenfeksiyonun yanı sıra, kurumlara giriş yapan tüm personel, ziyaretçi ve hükümlü tutukluların da coronavirüs açısından hastalık bulgularının olup olmadığına dair gerekli kontroller yapılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Gerekli tedbirlerin en üst seviyede alınmasını sağlamak amacıyla ceza infaz kurumlarındaki tüm taşıtların, araç gereçlerin, koğuşların, koridorların, yemekhanelerin, mahkûm kabul birimlerinin, ziyaretçi mahallerinin, tuvalet ve banyoların, telefon kulübelerinin, ahizelerin, kapı kollarının, turnike ve x-ray geçişlerinin, diğer tüm ortak kullanım alanlarının dezenfeksiyonunun sağlanması, kapalı ortamların sık sık havalandırılması talimatı verilerek işlemlerin takibi yapılmaktadır. Tüm koğuşlarda çamaşır suyu ve kişisel temizlik malzemesi bulundurulması, ceza infaz kurumları personellerinin üst aramaları, kısmi ve gerekli aramalarda mutlak surette eldiven ve maske kullanılması, kurum personelinin, hükümlü ve tutukluların coronavirüsle ilgili bilinçlendirilmesi ve gerekli tedbirler hakkında ilgili il ilçe sağlık müdürlükleriyle koordineli olarak eğitime tabi tutulması yönünde talimatlar verilmiş, on dört gün içinde herhangi bir vaka görüldüğü zaman izolasyonun yapılması ve karantinaya alınması konusunda gerekli bilgilendirme işlemleri de yapılmıştır. Hükümlü ve tutukluların ziyaret edilmeleri,  hakları saklı kalmak kaydıyla iki hafta ertelenmiştir.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Önemli olduğu için Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN – Evet, tamamlayın efendim.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Yine, açık ve kapalı cezaevlerindeki ziyaretlerin yanı sıra, hükümlü ve tutukluların nakillerinde de on beş günlük bir ara verilmesi söz konusudur. Bu arada cumhuriyet başsavcılıklarına, çok özel durumlarda cumhuriyet başsavcılıklarımızın yazılı izniyle görüşler mümkün olabilecektir.

Yine, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 95’inci maddesinde düzenlenen hükümlülere verilecek özel izinler izin hakları saklı kalmak üzere iki hafta süreyle ertelenmiştir. Hükümlü ve tutukluların hastalık ve güvenlik dışındaki nakilleri iki hafta süreyle yine ertelenmiştir. Ceza İnfaz Kurumlarında bulunan tüm hükümlü ve tutuklular ile personelin coronavirüsten korunması, bulaştırıcılığın ortadan kaldırılması amacıyla en üst seviyede tedbirler alınmıştır.

Durumu, yüce Meclisimizin ve aziz milletimizin bilgilerine arz eder, coronavirüs illetinden tez günde kurtulmak arzusuyla sağlıklı günler diler, selam ve saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, bir bilgi paylaşmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

 

 

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, biraz önce, ceza alıp cezası Yargıtay aşamasında, temyizde bulunan Mustafa Koçak isimli, tutuklu şahsın ölüm orucuna girdiği ve cezaevi şartlarının incelenmesi konusunda beyanlarda bulunulmuştu. Bu çerçevede, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğümüzden almış olduğumuz bilgiyi Genel Kurulun bilgisine sunmak için söz aldım.

Mustafa Koçak isimli şahıs, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı yaparken şehit edilen, DHKP-C tarafından şehit edilen Mehmet Selim Kiraz’ın -şehit savcımızın- öldürülmesi davasında silah temin etmekten hüküm almıştır ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almış ve tutuklu olarak cezaevinde bulunmaktadır, temyiz değerlendirmesi yapılmaktadır ve ilgili şahsın cezaevi standartları Avrupa Konseyinin belirlemiş olduğu ve anayasal hukuk düzenimizin belirlemiş olduğu standartlara uygundur. Ancak şahıs ölüm orucuna yattığı için yine uluslararası sözleşmeler çerçevesinde müdahale zorunluluğu olduğundan hastanede müdahalede bulunulmuştur ve şahsın durumu şu an itibarıyla stabildir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tiryaki.

 

 

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Mustafa Koçak’la ilgili bir şey söylemek istiyorum. Şimdi, Sayın Başkan Mustafa Koçak sadece bir itirafçının beyanıyla mahkûm edilmiş bir kişidir. Aslında Mustafa Koçak’ın çığlığı hepimiz için bir çığlıktır. İtirafçı beyanları esas alınarak insanların mahkûm edilmesi -başkaca hiçbir delil olmadığı hâlde sadece itirafçı beyanlarıyla insanların mahkûm edilmesi- büyük bir haksızlık, büyük bir hukuksuzluk. Çığlığı bunadır yoksa istediği başka hiçbir şey yok. Adil yargılanmak isteyen bir kişi. Ölüm orucunun tek gerekçesi bu. Şimdi, eğer sadece itirafçı beyanlarını esas alırsak bütün dünyanın, hepimizin; Adalet ve Kalkınma Partisini, Hükûmetini, iktidarını IŞİD’e, üyelerine, yöneticilerine doğrudan destek veren bir parti olarak kabul etmemiz gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Çünkü bu konuda tutuklu İŞİD üyelerinin beyanı vardır. Dolayısıyla bir kişiyi, bir partiyi, bir grubu sadece bir itirafçı beyanı esas alınarak mahkûm etmemeliyiz, başka şeylere de bakmalıyız. Mustafa Koçak’ın bu çığlığını duymamız, adil yargılanması için hep beraber bir çağrıda bulunmamız gerekir.

Son olarak, ayrıca, şunu da belirtmek isterim: Hastaneye götürülüp getirilirken işkenceye yönelik beyanları var ve ağza alınmayacak, burada söylemekten çekindiğim beyanları var; bunlar ailesinin, avukatlarının kamuoyuyla paylaştığı beyanlar. Lütfen bu çığlığa sessiz kalmayalım; tutuksuz yargılanma çağırısı ve adil yargılanma çağrısına sessiz kalmayalım diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞAN – Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

                                                                                                     

18/3/2020

        Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 

Danışma Kurulu 18/3/2020 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                            Özgür Özel             

                                                                                              Manisa

                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan ülkemizdeki salgın hastalıklar risklerinin ve sebeplerinin tespit edilerek alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/2618) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 18/3/2020 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Şeker.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) - Sayın Başkan, göreviniz hayırlı olsun.

Konuşmama başlamadan önce, bugünün tarihî önemine değinmek istiyorum: 18 Mart… Çanakkale’deki büyük direnişin, bağımsız Türkiye'nin temellerinin atıldığı bir gündür bugün. Çanakkale Zaferi’nin 105’nci yılında şehitlerimizi minnetle anıyor, onların ruhuna saygı gereği Türkiye'nin gerçek sorunlarını çözme konusunda bu kadar ayrışmamalıyız diyorum.

Dün gece itibarıyla, maalesef, coronavirüs nedeniyle ilk kaybımızı verdik. Umut ediyorum, artmaz ancak dünyada yaşananlar bize gösteriyor ki bu ciddi bir sorun, bununla mutlaka mücadele etmemiz gerekiyor.

Dün hayatını kaybeden büyüğümüzü rahmetle anarken önünde saygıyla eğiliyor, Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına da sabır diliyorum.

Coronavirüs, Covid-19, SARS-2 hastalığı dediğimiz bir hastalık yapıyor. Nedir bu? İleri derecede solunum sıkıntısı, akciğerleri tutuyor ve bu hastalıkla ilgili şu anda, dünya üzerinde 203.672 -200 bini aştı hastalık sayısı, sabah, bu kadar değildi ama maalesef şimdi, 200 bini aştı, 203.672- hasta var. 8.258’de hayatını kaybeden kişi var bu hastalıktan. Bu hastalık hızla artıyor ve çok ciddi bir sorun. Bu sorunu çözme konusunda Çin, önemli bir başarı elde etti. Artık Çin’de yeni vaka görülmezken çok az görülürken ve hastalar hızla iyileşirken Avrupa’daki görülen vakaların sayısı Çin’i hızla katbekat aştı ve ölü sayısı da maalesef Avrupa’da Çin’i aştı, daha da aşacağa benziyor.

Biz bu konuyla ilgili olarak 27 Şubat 2020 tarihinde Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’na olağanüstü toplantı talebiyle komisyon üyesi muhalefet milletvekilleri olarak toplantı talebinde bulunduk. Maalesef, Komisyon Başkanı Şenel Yediyıldız, 2 Mart tarihinde bizim bu talebimizi reddetti. “Böyle bir görevimiz yok.” dedi, Meclis Sağlık Komisyonu’nun ama bizim bu konudaki ısrarlarımız sonucunda on gün sonra, ancak bir toplantı yaptı. Bu olağanüstü toplantı talebindeki gecikme ciddi bir gecikmedir. Bu işin şakası yok, saatler içerisinde binlerle hastalar ve ölümler artabiliyor.

Bu konuda, özellikle, basının aldığı tutum çok ciddi sıkıntılı, yok işte, Güney Kore’de ağzına tuzlu su sıkalım diye, spreyle sıkarlar kilisede 46 kişi hastalanır. Birisi çıkar der ki: ” Kelle paça yiyelim.” Birisi der ki: -ki maalesef, Sağlık Komisyonu Başkanımız- “Dut pekmezi yersek hiçbir şey olmaz.” diye Anadolu Ajansına -resmi ajansa- talihsiz bir açıklama yaptı. Bunu, buradan bir kez daha protesto ediyorum. Bir başka kendini bir konuda uzman diye tanımlayan birisi “Virüse karşı patlıcan yememiz lazım.” diyor. Bu akıl ve bilim dışı tutumların milletin gözü önünde sergilenmesi Türkiye adına utançtır. Roosevelt şöyle diyor: “Başkanlarının hatalarından ders alın, insan bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.” Biz de diyoruz ki: Bu coronavirüs hastalığıyla ilgili olarak dünyada yaşanan tecrübeler var, bu tecrübelerden bizim yararlanmamız gerekiyor; Çin’den, Singapur’dan, Güney Kore’den yararlanmamız gerekiyor ki hastalığın hızla artmasını önleyelim ve İtalya gibi, İran gibi, Fransa gibi hızla artan bir ülke olmasın. Bizim amacımız, bu belanın ne kadar ciddi bir sorun olduğunu ortaya koyup bununla ilgili topyekûn bir mücadele ve iş birliği içerisinde ancak bunun çözüleceğini, bugünlerin siyaset günü olmadığını ama siyasete de bu işin alet edilmemesi gerekirken ayrışmanın da kesinlikle olmaması gerektiğini düşünüyoruz.

Bilimin ışığında bu mücadeleyi vermemiz gerekiyor. Bilim Kurulunun önerilerine mutlaka ve mutlaka uymamız gerekiyor. Mücadele kapasitemizi artırmamız gerekiyor.

Bizim yoğun bakım yatağı sayımız 38 bin gözüküyor ama bunun sadece 24 bini erişkin yoğun bakımı arkadaşlar ve bu yoğun bakım yataklarının hepsinin de ventilatörü yok yani solunum desteği gereken hastalar için ventilatör cihazı yeteri kadar yok. Bu eksikliklerin hızla giderilmesi, kapasitenin hızla artırılması gerekiyor çünkü hastalık hızla bulaşıyor, hızla artıyor ve hızla artan bu sağlık ihtiyacına cevap verecek bir kapasitemiz yok. Az önce Özgür Başkan da söyledi, OECD’de sondan 9’uncu sıradayız; bin kişiye 2,8 hasta yatağımız var. Çok iyi durumda değiliz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim efendim.

ALİ ŞEKER (Devamla) – “Zaten çok iyiyiz.” diyerek gerçeği gizlemeyelim. Gerçekle maalesef yüzleşeceğiz. Bu gerçeklerin daha kötü bir sonuca yol açmaması için biz hazırlığımızı yapalım, biz bütün tedbirleri alalım diyoruz.

Sağlık çalışanlarıyla ilgili çok ciddi bir sorun var, en çok bulaşmanın olduğu alanlardan biri sağlık çalışanları. Sağlık çalışanları sağlıklı kalmalı ki halka sağlık dağıtabilsin. Bu konuda da düzenlemeler gerekiyor. Çalışma düzenleri olsun, hastalık bulaşma ve bulaştırmamayla ilgili olarak bu kalacakları yerlerin ayarlanması olsun, izolasyon, karantina hastanelerinin ayarlanması olsun, bunlara dikkat etmek gerekiyor ve ben buradan şunu söylemek istiyorum: Sağlıkta şiddet yasasını da artık yeter, çıkaralım, bir moral desteği verelim sağlık emekçilerine diyorum. Bu araştırma önergesinin de kabul edilmesini talep ediyorum.

Dün 3 grubun ayrı ayrı verdiği coronavirüsle ilgili alınacak tedbirler konusundaki araştırma önergeleri reddedildi. Bugün artık siyaset yapmayın, gereğini yapın diyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Isparta Milletvekili Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Hayırlı olsun Başkanım.

BAŞKAN – Sağ olun.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İnsanlık çok zorlu bir süreçten geçiyor. Dünya Sağlık Örgütü adına “pandemi” dedi. Ben “dünyada yüzyılın kabusu” diyeceğim müsaadenizle coronaya. Corana 1920’li yıllardan beri var. Bu formu, Covid-19 farklı bir form. Bu, yüzeylere yapışıyor. Birtakım yayınlara göre farklılık olsa da ortalama dokuz gün civarında mikrop yapışılı kalıyor. Bu yüzden el dezenfeksiyonu ve diğer önlemler tavsiye ediliyor. Irk, dil, din, kıta fark etmeden belli yaşların üzerindeki kişilerde daha fazla olmak üzere ölümle sonuçlanan ağır sonuçlar maalesef bu virüsle insanlarda karşımıza çıkıyor.

Yeni tanıyor dünya. Aslında asıl sorunumuz da bu. Yetmiş bir gün oldu bu kabusla dünya karşılaşalı ve şimdi elimizde belli bilenenler var. O bilinenler üzerinden hareket etmek zorundayız. Birinci bilenen, çok kayıp var. Buna göre önlemler almamız gerekiyor. “Önlemler yeterliydi, değildi” tartışması şu anda çok gereksiz. Muhalefet milletvekili olarak ben bunu yapmayacağım, bir doktor olarak da yapmayacağım. Ama bir doktor ve milleti temsil eden bir milletvekili olarak eksiklikleri ve önerilerimizi en net ve kararlı şekilde söylemek zorundayız. “Rakamlar ortada. En az kayıp Türkiye’de gibi” söylemlerle siyasi rant için harcanacak vakit kesinlikle yok. Hiç açmadığımız kadar kulaklarımızı açıp hep beraber çözüm üretmek zorundayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi siyaset değil çözüm üretecek önlemler almalı. Maalesef logaritma aynı gidiyor ve dünyadaki birtakım istatistiklere baktığımız zaman Türkiye’de de aynı oranların gittiğini hep beraber görmek mümkün. Elimizde ilaç yok, aşı yok. 300 milyonun üzerinde aşı olabilmesi lazım ki bu da en iyi ihtimalle sonbaharda mümkün gibi görünüyor. O zaman elimizdeki verilerle tedbir alacağız değerli milletvekilleri.

Yeterli mi tedbirler? Değil. Yanlış var mı? Evet, yanlışlar var. Ama umrecilerdi, şöyle yapıldı, yabancılardı gibi tartışmalara hiç zaman yok, bunları konuşmamak bile lazım. Olduğu yerde durdurup elimizde olanla mevcut vaka sayısını durdurup, onların tedavisine yoğunlaşmamız gerekiyor. Ve testlerimiz yeterli değil. Bunun en büyük örneği İtalya. En az test, yaşlı hastalar, çok ölüm; tersi Güney Kore, çok ve erken test, genç hastalar, az ölüm. Yaygın test yapıp erken dönemde sayıların farkına varıp, vakalar yüksek risk grubunu vurmadan, yani bir pik yapmadan, gerekli önlemleri almak ve ölümleri ve yayılım hızını azaltmak zorundayız. Amerika geç kaldı. Türkiye de bugün hemen bunu yapmaya eğer başlamazsa aynı duruma düşecek.

Dünya Sağlık Örgütünün bugünkü mesajını bir de size sunmak istiyorum, diyor ki, bir kez daha tekrar: “Test, test, test…Geç kalmadan.” Evet, anahtarımız bu. Daha çok kişiye test.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Devem edelim.

AYLİN CESUR (Devamla) – Süreci hâlen tam olarak doğru yönetemiyoruz. Hem hastalığın yayılmasını önlemek hem de hızlı izolasyon için hızlı tanı şart değerli arkadaşlar. Mevcut altyapıyla halk sağlığı laboratuvarlarının bu yükün altından kalkamayacağı, kaldıramayacağı ortada.

Akredite merkez sayısını iki gün önce artırdı Bakanlık ve Bilim Kurulu. Ancak henüz başlamadı çalışmaya ve diğer illere de yayılmalı.

Üniversiteler çalışmak istiyor, hekimler hastaya müdahale etmek istiyor ama izin verilmediği için hasta Covid mi, değil mi test edemiyor ve bilemiyorlar. Derhâl bunun uygulanması lazım.

Bir üniversite hastanesinde, maalesef -biraz önce aldığım bir teyit edilmiş bilgi- dört gündür yatan, acilde bekletilen bir hasta da pozitif çıktı. Dört gündür neler oldu, Allah vermeye…

Şunu söylemek istiyorum: Bilim Kurulu test tanımlamasını, test yapma tanımlamasını derhâl değiştirmeli, genişletmeli ve daha çok akredite merkezli her yerde test yapılabilir hâle gelmeli, Bakanlığın kontrolünde elbette olmalı

Vaka artışı bütün ülkelerde aynı demiştim. Ani bir vaka artışı eğer olacak olursa bizim bunu kaldırma imkânımız yok; yoğun bakım yatağı, mekanik ventilatör sayısı ve en önemlisi yoğun bakım hastasını ve ventilatörü yönetebilen özel donanımlı sağlık personeli sayısı yeterli olamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

AYLİN CESUR (Devamla) – Teşekkür ederim Başkan.

Neden olamaz? Çünkü bütün dünyada olamaz, bütün dünya ülkelerini bekleyen bir sonuç bu; pandemi, adı üzerinde. O yüzden bunlar üzerinden bir savunma yapmaya geçmek tamamen vakit kaybı. Tek çaremiz var ve en basit kural şu: Aslında bu çareleri belirlerken, ülkelerin kendi stratejilerini belirlerken dünyanın önerdiği veriler ışığında kendi sosyal şartlarına göre de belirlemek gerekiyor. Bizim şu anda tek çaremiz… “Evde Kal” sloganı da çıktı ancak evde kalan da var kalmayan da çok. Salgının anormal seviyeye ulaşmaması için, geciktirmemek için sosyal izolasyon şart. Siz buna karantina deyin, ben sosyal izolasyon diyeyim ama bugün bunu uygulamamız gerekiyor, burada da uygulamıyoruz.

Semptomsuz birinin ortalama beş-altı gün habersiz, bulaştırıcı olarak dolaştığı ve testi pozitif bir hastanın, yirmi güne kadar bulaştırıcı olan bir kişinin ortalama 4 kişiye bulaştırdığı bir pandemiyle karşı karşıyayız. İnsanlar, evlerinde kalmak, devlete ve yöneticilere yardım etmek ve onların önerdiklerini tam olarak uygulamak zorundalar; buradan milletimize bunu söylemek istiyorum. Onun dışındaki tüm siyasi söylemler ve spekülasyonlar için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Bir cümle… Çok özür dilerim Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın.

AYLİN CESUR (Devamla) – Çok teşekkür ederim müsamahanız için. Önemli bir konu, çok teşekkür ediyorum.

“Bir pandemi öncesinde yapılan her şey ‘panik’ ve ‘alarmist’ olarak algılanır. Pandemi sonrasında ise yapılan her şey yetersiz görülür.” diyor bir sağlık bakanı, 2007’de söylemiş.

Ben hepinize sevgi ve saygılarımı sunarken bu konuda milletimizi, herkesi iş birliği içerisinde ve coronayla mücadele konusunda söylenenlere tam olarak uymaya davet ediyorum. En önemli kural: Eller. Ellerinizi çok sık ve hijyen çerçevesinde dezenfekte etme kurallarına uymanızı istiyoruz. Mümkün olan herkesin evde kalması lazım, devletin mümkün olabildiği ölçüde insanların evde kalabilmelerini sağlamaları gerekiyor. Burada, aslında Meclisin de çalışıyor olmasını sakıncalı bulduğumu… Meclis elbette açık olmalı ama torba kanunu erteleyebiliriz, on beş gün erteleyebiliriz. Eğer çalışacaksak sadece bunu konuşalım değerli arkadaşlar ve çok acil başka meseleleri konuşalım, sağlık çalışanlarına yapılması gereken kanunun geçmesi gibi.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Kemal Bülbül…

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır Sayın Bülbül.

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Sayın Başkan, öncelikle, görevinizde başarılar diliyorum; rehberiniz Hak olsun, yardımcınız halk olsun.

"Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın/ Bu toprak, bir devrin battığı yerdir/ Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın/ Bir vatan kalbinin attığı yerdir." diye şairin tasvir ettiği hakikatlere elbette ki saygı duymak, onları sevgiyle hürmetle anmak gibi bir görevimiz var ki o, şiire, kitaba sığmayacak kadar hakikat içeren bir şeydi. Bu anlamda, Çanakkale’de hak için Hakk’a yürüyenleri aşk ve hürmetle andığımızı ifade etmek isterim. (HDP, AK PARTİ, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Çanakkale ruhunun Çanakkale’de kalacak nostaljik bir şey olmayıp tüm Türkiye’ye, giderek Orta Doğu’ya, giderek dünya insanlığına teşmil edilecek; birliği, beraberliği, adaleti, kimlikleri, inançları, insana dair ne var ise hepsini esas alan, yaşamayı ve yaşatmayı sağlamaya çalışan bir girişim olduğunu ama ne yazık ki bir hoş seda olarak Çanakkale’de kaldığını ve şimdi de bizim sadece nostaljik olarak andığımızı, Çanakkale hakikatini unuttuğumuzu ifade etmek isterim.

Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi hiç kuşkusuz desteklenmeli, kabul edilmeli, sahada uygulanmalıdır. Önergede zikredilen konuların tamamı halk sağlığı, toplum sağlığı, bizlerin sağlığı, ülkemizin sağlığı açısından son derece önemlidir. Bu anlamda Türk Tabipleri Birliğinin, SES’in, Türk Eczacıları Birliğinin, Türk Dişhekimleri Birliğinin ve sağlık alanında örgütlü tüm meslek gruplarının öneri ve görüşleri dikkate alınmalı, buradan hareketle bir millî birlik ve beraberlikten söz ediliyor ise eğer, muhalefetin tüm talep, istem ve eleştirileri kesinlikle dikkate alınmalı; kendi söylediğiniz uygulamadayken birlik… Ama muhalefetin söylediğini itmekle birlik olmaz. İşte hasta mahpusların taleplerinin reddedilmesi, birliğe vurulmuş bir darbedir. Bu anlamda adalet talebinde, demokrasi talebinde, özgürlük, eşitlik, eşit yurttaşlık talebinde birlik sağlamayıp da sadece iktidarın talepleri konusunda sağlanan bir şeye  millî birlik deyip buradan bir siyaset devşirmekte doğrusu siyasi kurnazlık oluyor.

Ben, diyorum ki millî birlik istiyorsanız, birlik istiyorsanız, tevhit istiyorsanız, varlık, dirlik istiyorsanız şair demiş ki: “Elin yu teslim kıl kendi kanından camî/ Çağırırsan tarîki vahdete budur âyîn ü erkanı.”

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sürenizi çok dikkatli kullandınız, Sayın Bülbül. Teşekkür ediyoruz.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Arife Polat Düzgün.

Buyurunuz Sayın Polat Düzgün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ARİFE POLAT DÜZGÜN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemimiz coronavirüs olsa da Çanakkale’yi geçilmez yapan kahramanlarımızı, şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ticaret, turizm gibi sebeplerle gerek ülke içinde gerek ülkelerarası seyahatlerin artması nedeniyle bulaşıcı hastalıkların ilk ortaya çıktığı bölge veya ülkeyle sınırlı kalmayıp kolaylıkla ve hızlı bir şekilde yayıldığını, şu anda hepimiz canlı olarak yaşıyoruz.

Şimdi, CHP’nin verdiği öneride bazı salgın hastalıklardan ve sorunlardan bahsediyordum. Onunla ilgili şunu söylemek istiyorum, örneğin; bir tanesinde “Scabies” dediğimiz uyuz hastalığıyla ilgili bir ilacın bulunmadığını ifade ediyordu, kendileri bugünkü konuşmasında yer vermedi ama ben daha önceki konuşmalarımda da bahsetmiştim, İlaç Takip Sistemi’miz üzerinden bu eksik, yeterli olmadığını belirttikleri ilacın güncel stok durumunu kontrol ettirdiğimizde şu anda İstanbul ve ülkemiz için ilaç stok durumunda herhangi bir problem yoktur. Örneğin, sadece İstanbul’da 80 binin üzerinde kutu ve losyon olarak bu ilaç bulunmaktadır.

Şimdi, salgın hastalıklarda ülkemiz neler yapıyor? Bunu bütün vatandaşlarımızla hep birlikte yaşıyoruz. Dünya Sağlık Örgütünden aldığımız her haber Sağlık Bakanlığımız tarafından değerlendiriliyor ve dünyada olan hataların ülkemizde yapılmaması için, Bilim Kuruluyla, vatandaşlarımızla el birliğiyle, hep birlikte sorunlarımızı çözmek için çalışıyoruz.

Yayılım hızı çok yüksek olan bu virüsün etkilerinin en aza indirilmesinde bizlerle beraber tüm vatandaşlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir. İlk olarak yapmamız gereken, panik yapmadan, yetkili kurumların ve onların yetkilendirdiği, alanında uzman kişilerin görüş ve tavsiyelerine uymamız gerekmekte; sosyal medya ve benzeri mecralarda dolaşan asılsız bilgilere itibar etmemeliyiz. Milletimizle el ele, iş birliği sayesinde, inşallah, en az hasarla atlatacağımıza inanıyorum.

Başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sağlık Bakanımız olmak üzere, kendi ailesini ve çocuklarını bırakarak gece gündüz, özveriyle görev yapan sağlık çalışanlarına şükranlarımı sunuyor; müsaade ederseniz, yanlarında olduğumuzu göstermek için, onlar için kuvvetli bir alkış istiyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, Dünya Sağlık Örgütünden gelen veriler ile Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından her gün bu hastalıkla ilgili detaylar, rehberler, tüm sağlık çalışanlarıyla birlikte takip edilmektedir. Ayrıca, öneride diğer bulaşıcı hastalıklardan bahsedilmekteydi, göç idaresiyle ilgili bazı problemlerden bahsedilmekteydi ama şu anda gündemimiz corona virüsü olduğu için ben de hep birlikte bu savaş için bir arada olacağımızı söyleyerek elimizden geleni yapmak üzere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

 

 

              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 18/3/2020 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                  Cahit Özkan

                                                                                                      Denizli

                                                                                     AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

         Öneri:

         Gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 197, 139 ve 174 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin aynı kısmın sırasıyla 2’nci, 3’üncü ve 4’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun, 19 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde 174 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç.

Buyursunlar Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET KILIÇ (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerimizle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 18 Mart Çanakkale Zaferi’mizin yıl dönümü. Bu vesileyle Çanakkale’yi geçilmez yapan başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve tüm kahraman şehitlerimizi saygıyla, rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, yarın Sağlık Bakanımızın Meclisimize coronavirüsle ilgili bir sunumu olacak. Sağlık Bakanımız başta olmak üzere milletimizin sıhhati için fedakârca görevlerini yerine getiren tüm sağlık çalışanlarımıza bir kez daha şükranlarımı sunmak istiyorum.

Malumunuz, görüştüğümüz 196 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni yarın bitirmeyi planlıyoruz. Ayrıca 2 sözleşmeyi de gündemin 2’nci ve 3’üncü sırasına almak istiyoruz. Bu sözleşmeler, 197 sıra sayılı Afrika Kalkınma Bankası Kuruluş Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin değiştirilmesiyle alakalı bir teklif, diğeri ise 139 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve bir de 174 sıra sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifi’ni, inşallah, görüşmeyi planlıyoruz.

Grup önerimize desteklerinizi bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl.

Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, öncelikle yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, tüm dünya bu hastalığa kilitlenmiş vaziyette. Hayatın hemen her alanında, büyük bir kaygı ve endişeyle süreç izleniyor. Zaman zaman çok dramatik sonuçlarla karşılaşıyoruz, zaman zaman da akıl almaz, inanılır gibi olmayan olaylarla karşı karşıya geliyoruz.

Bu olay patladığı andan itibaren Cumhuriyet Halk Partisi olarak olaya asla siyasi bir bakış açısıyla yaklaşmadık. Çünkü bu hepimizin sorunu, bu sorun ortak bir anlayışla üstesinden gelinecek bir sorun; bakış açımız bu, asla siyaseten bakmadık. Önerilerimiz oldu, uyarılarımız oldu; ciddi eksiklikler var ama gün bugün değil, o eksiklikleri ve yanlışlıkları konuşmanın günü değil. Öneri yapıyoruz, uyarılarda bulunuyoruz. Sayın Genel Başkanımız dün -çok detaylı bir şekilde- konuyla ilgili önemli uyarılarda bulundu, önerilerde bulundu; kimin umurunda? Dün Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özgür Özel çok detaylı bir basın açıklamasıyla yine partimizin öneri ve uyarılarını dile getirdi, kimin umurunda? Ve yine, dün HDP ile Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerileri vardı. Bugün bu konu konuşulmayacak da ne zaman konuşulacak? Yani bugün konuşulacak uluslararası anlaşmalar mı önemli, yoksa bu belanın, insanlığın başına bela olan bu konunun Parlamento çatısı altında daha detaylı, daha geniş kapsamlı konuşulması mı daha elzem, daha önemli; önce bunu ayırt etmek lazım. Ama maalesef Adalet ve Kalkınma Partisinin o eski alışkanlığı sürüyor, siyasi bir bakış açısıyla olaylara yaklaşılıyor ve dünkü öneriler reddediliyor.

İtalya kan ağlıyor, her gün onlarca insan hayatını kaybediyor, çaresizlik içinde kıvranıyor, Avrupa ülkelerine yardım talebinde bulunuyor; duvar. Bir ülke, ilişkileri çok da iyi olmayan bir ülke, Çin, bir uçak dolusu tıbbi cihaz ile personel, yetişmiş, deneyimli personel gönderiyor İtalya’ya; insanlık dersi. İngiltere’ye ait bir yolcu gemisi okyanusun ortasında, binlerle ifade edilecek yolcu var, içinde de kesin tanı konmuş, coronavirüse yakalanmış yolcu var, ülkeler kabul etmiyor. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyursunlar Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Bir ülke insanlık dersi veriyor ve o geminin limanına yanaşmasını sağlıyor “Tedaviyi üstleneceğim.” diyor; o da Küba.

İşte, insanlığın başına bela olan böyle bir sorunu birlikte atlatmamız gerekirken maalesef muhalefet partilerinin önerileri ve uyarıları asla dikkate alınmıyor. Umut ediyorum ki bugünler geçtikten sonra, ah ile vah ile keşkelerle dönüp geriye bakmayalım. Umut ediyorum ki bizim haklı ve yerinde önerilerimiz bugünden sonra dikkate alınır. 100 binin üzerinde üyesi olan, 65 yerleşim biriminde şubesi olan bir Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacıları Birliği ve uzmanlık dernekleri nedense sürecin dışında bırakılıyor. Herkes ittifakla testten bahsediyor, 81 ilde bu testin yapılması gerekirken sınırlı sayıda test yapılıyor. Kitlerin akıbeti belli değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Dolayısıyla, öncelikle, bakanlık şeffaf bir şekilde bütün gelişmeleri kamuoyuyla paylaşacak. Eğer, şeffaflık bu saatten sonra hâkim olmazsa başlangıçta yapıldığı gibi gizleyerek, saklayarak, örterek süreci götürüp bir başarı hikâyesi yazmaya odaklanılıyorsa bu son derece yanlış ve bunu kabul etmek asla mümkün değil.

Şeffaf olunacak, kamuoyuyla her şey paylaşılacak. Bu, vatandaşların yaşadığı ilçe ve ilde -varsa böyle bir vaka- tedbir almalarının önünü açacak, dikkate davet edilmiş olunacak ama gizleyerek, saklayarak olmaz.

Bir şeye dikkatinizi çekip konuşmamı tamamlamak istiyorum. Bu Parlamento çözüm üreten mekândır. Çözümü saraylarda, başka yerlerde, sadece bir bakanlığın kapalı odasında aramak bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür diyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.46

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci birleşiminin ikinci oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan Denizli Milletvekili Nilgün Ök ile 46 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

 

 

 

1. Denizli Milletvekili Nilgün Ök ile 46 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2633) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu. (S. Sayısı: 196)(X)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91'inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 196 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölümünde yer alan 14’üncü madde kabul edilmişti.

Şimdi 15’inci maddenin önerge işlemini yapacağım.

15’inci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

          

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Kanun Teklifinin 15’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasına arz ve teklif ederiz.

 

 

Züleyha Gülüm                                   Semra Güzel                   Mahmut Celalettin Gaydalı

İstanbul                                              Diyarbakır                                    Bitlis

Kemal Bülbül                                    Erdal Aydemir                            Murat Çepni

Antalya                                                  Bingöl                                       İzmir

Abdullah Koç

Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi önerge hakkında konuşmak üzere İzmir Milletvekili Murat Çepni.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan, Genel Kurul ve değerli halkımız.

Coronavirüs bir fıtrat değil, coronavirüs bir kader değil, coronavirüs tanımlanamayan, açıklanamayan merkezlerden icat edilmiş bir salgın değil, coronavirüs doğrudan çürüyen kapitalizmin bir sonucudur. Evet, çürüyen kapitalizm insanlığı, doğayı, doğal yaşamı çürüttükçe kâr uğruna, rant uğruna çürüttükçe bu tip sonuçlarla pekâlâ karşı karşıya kalabiliyoruz. Daha başka nelerle karşı karşıya kalacağımızı ise zaman içerisinde kuşkusuz göreceğiz. Daha geçtiğimiz yıl, 2019 senesinde, çok yoğun bir biçimde iklim krizini tartıştık. Yine, özellikle Türkiye’de çok yoğun bir biçimde deprem ve depremin sonuçlarını tartıştık. Hatırlarsanız ekolojik kriz kapsamı altında küresel ısınmayı biz kapitalizmin bir krizi olarak ele aldık. Çünkü dünya bir derece daha ısınırsa yaşanmaz bir hâle gelecek ve yaşam tümden ortadan kalkma riskiyle karşı karşıya. Bu küresel ısınmanın temel sebebi ise bizim tek tek evlerde kullandığımız su ya da yaptığımız bir dizi hatadan kaynaklı değil, doğrudan şirketlerin fosil yakıtlar üzerinden gerçekleştirdiği üretim sonucunda gerçekleşiyordu yani fosil yakıtların yarattığı sonuç küresel ısınmaya sebep oluyordu.

Şimdi, küresel ısınmanın sonuçları bugünden çok ağır yaşanıyor olmasına rağmen önlem açısından tartıştığımız şey ormanların korunması, tarım alanlarının korunması, yaşam alanlarının korunması, rant ve kâr uğruna üretimden vazgeçilmesi idi fakat neyi tartıştık biz 2019 senesinde? Bunun karşısında tüm dünyada kapitalist devletlerde, bırakın sınırlandırmayı, fosil yakıtların kullanılmasında artışların olduğunu gördük, Türkiye’de bunlardan bir tanesi. Daha bugün, yine, Türkiye’nin maden yatırımlarına ağırlık verdiğini, maden sahalarını açmaya devam ettiğini biliyoruz. Yine, deprem sonuçlarını tartıştığımızda, depremin sonuçlarının öldürmediğini, önlemsizliğin öldürdüğünü tartıştık. Deprem toplanma alanlarının yok edilmesini, toplanan deprem vergilerinin çalındığını tartıştık. Dolayısıyla, coronavirüs de tam olarak bu kapsamda kapitalizmin yarattığı çürümenin bir sonucu olarak ele alınmalı. Dolayısıyla dünyada 3 milyar insanın açlık sınırında yaşadığı, 3 milyar insanın sağlıklı suya, barınmaya ve beslenme olanaklarına sahip olmadığı koşullarda coronavirüsü tartışıyoruz. Evet, tarımı zehirlediniz, endüstriyel tarımla tarım alanları zehirlendi, zehirli ürünler yiyoruz. Su, sermaye şirketlerinin tahılına peşkeş çekildi. Tarım, yanlış tohum politikasıyla, hibrit tohum politikasıyla zehirlendi. Yerel tohum yok edildi ve zehirli tohumlarla yaşamaya mecbur bırakıldık. İşte, tarımın, ormanların yok edildiği, suların yok edildiği koşullarda, yaşam alanlarının inşaat alanlarına, betonlara dönüştürüldüğü koşullarda, ne yediğimizin ne içtiğimizin belli olmadığı koşullarda işte bu zehirlerle karşı karşıya kalıyoruz. Yani bu felaketleri yaratan bizler değiliz, bu felaketleri yaratan bizzat şirketler ve onların hükûmetleridir. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi, yüzde 1’in iktidarı olan AKP hükûmetinin yürüttüğü rant politikalarıdır. Peki ne yapmak gerekir? Biz buradan şunu söylüyoruz: En mağdur olanlar işçiler ve emekçilerdir. Bugün, çalışmak zorunda olan, toplu taşımalara binmek zorunda olan, hâlihazırda sokağa çıkma yasağının konuşulduğu koşullarda, fabrikaların açık olduğu koşullarda en çok mağdur olacak olanlar işçi sınıfıdır. Çünkü, bırakın evde durmayı, yiyecek ekmek bulamayan insanları eve kapatmanın… Bırakın hijyen malzemelerine ulaşmayı, hijyen malzemelerini elde edecek ekonomik gelire sahip olmayanlardır yoksullar. Aynı zamanda, bırakın sağlıklı suyu, el yıkamayı, vesaireyi, içecek su bulamayan insanlardan bahsediyoruz. Dolayısıyla, bu krizin, bu virüsün yarattığı kaosun en temel mağdurları işçilerdir, emekçilerdir. Peki, dünyada kapitalist ülkeler ne yapıyor, Türkiye de bunların içerisinde?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bakın, Almanya şirketleri kurtarmaya çalışıyor, İtalya, Fransa, Türkiye’de de TÜSİAD yine bunun derdinde. Bakın, HDP olarak şunların yapılmasını öneriyoruz: Tüm sağlık hizmetleri ücretsiz sağlanmalıdır. Karaborsacılığa karşı temel gıda malzemeleri kamu tarafından ücretsiz karşılanmalıdır. Tüm işçilere ücretli izin verilmelidir. Kayıplar, kamu tarafından değil sermaye tarafından karşılanmalıdır. Bu sürecin tüm yükü sarayın kasalarından karşılanmalıdır, şirket kasalarından karşılanmalıdır, şirket depolarından karşılanmalıdır. Kapitalizm kader değil, tüm halklarımızı, tüm dünya işçi sınıf ve emekçilerini kapitalizme karşı mücadeleyi yükselterek bu zulüm ve çürümüş kapitalizmden kurtulmaya çağırıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutup işleme alacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 15. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

       Gamze Taşcıer                        Müzeyyen Şevkin                  Emine Gülizar Emecan                   Ankara                                      Adana                                     İstanbul                            Cavit Arı                      Saliha Sera Kadıgil Sütlü                    Suat Özcan                           Antalya                                    İstanbul                                     Muğla

 

MADDE 15-4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununa aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.

"EK MADDE 19- Mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması halinde Bakanlık tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak bu Kanun kapsamındaki mali yükümlülüklerin ve/veya beyanların ertelenmesi ile mali yükümlülüklerin taksitlendirilmesine karar verilebilir. Bu takdirde mali yükümlülüklere ilişkin zamanaşımı durur ve hak düşürücü süreler erteleme süresince işlemez.

Birinci fıkranın uygulanması için mücbir sebebin malum olması veya ilgililer tarafından ispat veya tevsik edilmesi gerekir.

Bakanlık, mücbir sebep sayılan haller nedeniyle; bölge, il, ilçe, mahal veya afete maruz kalanlar itibarıyla mücbir sebep hali ilan etmeye ve bu sürede bu Kanunda belirlenen mali yükümlülüklerden yerine getirilemeyecek olanları tespit etmeye yetkilidir.”

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, önerge hakkında konuşmak üzere Muğla Milletvekili Suat Özcan.

 Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

SUAT ÖZCAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba yasanın 15’inci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümünde Çanakkale’yi geçilmez  yapan başta Mustafa Kemal Atatürk ve tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anarak sözlerime başlıyorum.

Teklifin 15’inci maddesi 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanunu’na eklenen madde ile mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması hâlinde, Bakanlık tarafından, Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak, bu kanun kapsamındaki mali yükümlülüklerin veya beyanların ertelenmesi ile mali yükümlülüklerinin taksitlendirilmesine karar verilebilir. Bu takdirde, mali yükümlülüklere ilişkin zaman aşımı durur, hak düşürücü süreler erteleme süresince işlemez. 1’inci fıkranın uygulanması için mücbir sebebin malum olması ve ilgililer tarafından ispat veya tevsik edilmesi gerekir. “Bakanlık, mücbir sebep sayılan hâller nedeniyle bölge, il, ilçe, mahal ve afete maruz kalanlar itibarıyla mücbir sebep hâli ilan etmeye ve bu sürede kanunla belirlenen mali yükümlülüklerinden yerine getirilemeyecek olanları tespit etmeye yetkilidir.” denmekte. Bu konu, maddede yer alan düzenleme ile mücbir sebeplerden herhangi birinin bulunması hâlinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına, Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Maden Kanunu kapsamındaki mali yükümlülüklerinin veya beyanlarının ertelenmesi ile mali yükümlülüklerinin taksitlendirilmesinin karar verilebilme yetkisinin tanınması konusunda düzenlemeler yapılmaktadır.

Komisyondaki konuşmalar sırasında, maden ruhsatı sahiplerinin her yıl ödenmesi gereken devlet hakkı ve ruhsat bedellerinin Maden Kanunu’nda belli bir süre içerisinde ödenmemesi, ruhsatlarının iptal edilmesinin söz konusu olduğu belirtilerek, mücbir sebeplerden dolayı ödeme zorunluluğuna düşmüş olan ruhsat sahiplerinin iptalle karşı karşıya kalmaları söz konusu düzenlemenin yapıldığı ifade olunmuştur.

Çin’de yaşanan salgın hastalık nedeniyle, Çin’de yapılacak ihracat, mermercilik sektörü için de uygulanıp uygulanmayacağı konusunda sorularımıza tatminkâr cevaplar verilmemiştir. Ayrıca, gecikme zammının yükseldiği mücbir sebepler, mücbir sebep hâli ilan etme vesaire kavramlar açısından madde, metin yeniden düzenlemeye tabii tutulması yönündeki önerimiz de kabul görmemiştir. Söz konusu düzenlemenin Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi Ve Teknoloji Komisyonunda ilgili tarafların görüşleri de dikkate alınarak, görüşülüp değerlendirmelerini aceleyle yasalaştırılmasının gayretlerini doğru bulmuyoruz.

Evet, Elazığ depremi, Van çığ felaketi, İdlib harekâtının ülkece yaraları sarılmamışken küresel corona virüsü salgınıyla karşı karşıya kaldık. On sekiz yıldır yönetilemeyen, temel sorunların çözülemediği ülkemizde aylardır “Geliyorum.” diyen coronavirüs krizinde de aynı yönetilememezlik söz konusu, yine ortak akıl eksikliği. Çünkü ülkemizde ilk resmî corona virüsü vakası saptandığında, toplam test sayısı 2 bin civarında olduğu görülüyor. Yurttaşlarımız, zamanında bilinçlendirilmedi; yurttaşlarımızın corona virüsüyle ilgili nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarını, olduklarını bilmeleri, yani şeffaflık, açıklık, alınacak tedbirlere katkıda bulunabilirdi, hâlâ da bulunabilir. Salgın sürecinde Çin’de 3 binden fazla sağlık çalışanının virüse yakalandığı söyleniyor. Biz bundan ders çıkararak, sağlık çalışanlarımızı eğitimden geçirerek gerekli tedbirleri aldık mı? Özveriyle görev yapan tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum.

Eğitime bakacak olursak, öğrenciler ve öğretmenler mağdur durumda. Uzaktan eğitimde yıl sonu yapılacak sınavlarda bu öğretim yılı için öğrencilerin sene sonunda yapılacak sınav soruları coronavirüs salgınıyla ara verildiği tarihe kadar işlenen ders konularını kapsamalıdır. Ücretli öğretmenler girdikleri dersin ücretlerini alırlar, eğitime ara verilmesi nedeniyle derslere giremeyecekler, dolayısıyla ücret de alamayacaklar. Bu sebeple, Millî Eğitim Bakanlığı ücretli öğretmenlerin mağduriyetlerini gidermelidir.

KOBİ ve esnaf borçlarının ertelenmesi için ivedilikle sicil affı getirilmelidir.

Turizm bölgeleri, havaalanları, denize kıyısı olan yerleşim yerlerinin coronavirüs dış ülkelerin riskine açık olması sebebiyle gerekli tedbirlerin yerel yönetimler ve bakanlıklar işbirliğiyle alınmasını bekliyoruz.

Kamu ve özel sektör olarak işbirliğiyle, üretim ve tüketim krizlerinde sivil toplum örgütlerinin neler yapabileceği… Bilim Kurulunun da önerileri doğrultusunda modern bir sistem geliştirebildik mi? (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Tamamlayalım efendim.

SUAT ÖZCAN (Devamla) – Geç kaldık mı? Biraz, evet. Ancak, bu krizi siyasi fırsatçılığa değil, bu sefer birlikteliğin, ortak aklın, güvenin, işbirliğinin çok önemli örneğini verebiliriz. Özetle, tek parti aklından vazgeçip, ortak aklı ve devlet aklını bir an önce uygulamak ve bu salgın sürecini en az zararla tamamlamak temennisiyle ülkemize ve tüm insanlığa en kısa zamanda coronasız bir yaşam ve sağlıklı günler diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

          Ayhan Erel                          Hayrettin Nuhoğlu                        Ayhan Altıntaş

             Aksaray                                    İstanbul                                    Ankara

    İmam Hüseyin Filiz                      İsmail Tatlıoğlu

           Gaziantep                                    Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi önerge hakkında konuşmak üzere Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş…

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu adına 196 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ilgili madde depremde mağdur olanlara kolaylık sağlamak amacıyla konmuş gözüküyor, bu açıdan problem yok gibi duruyor. Ancak konu depremden açılmışken bahsetmeden geçemeyeceğim: Bırakın devletin destek vermesini vatandaşlardan depremzedeler için toplanan bağışları da hazineye aktarıp başka işlere harcamaya ortam hazırlayan bir yönetimle karşı karşıyayız. Muhalefet üzerine gitmese bu bağışlar zaten bütçede eritilmişti. Devlet, vatandaşına dürüst olmalıdır, adil olmalıdır. Bağışlanan paraları depremzedelere harcamak yerine hazineye aktarmak dürüst ve adil devlete yakışmaz. Vatandaşın devlete olan güvenini yok edersiniz. Biliyoruz, devletin bütçesi çok sıkıntılı, her kuruşa ihtiyacı var ama o zaman ilk yapılacak iş, israf ve savurganlığa son vermektir. Maalesef, “İtibardan tasarruf olmaz.” denilerek devlette müthiş savurganlıklar  yapılıyor. Avrupa’nın hiçbir ülkesinde olmayan makam arabaları saltanatı var. En çok da üzüldüğümüz konu bunların hepsinin gelecek nesillere, çocuklarımıza, torunlarımıza bıraktığımız borçlarla alınmış olması.

Ankara’yı yıllarca idare eden bir belediye başkanı, Ankara’da imarla oynayarak büyük rant yarattı, villa parsellerine 30 kat izin verdi, oluşan rant nereye gitti hesabını bilemiyoruz. En azından ANKAPARK gibi bir ucubeye 750 milyon  dolar harcadığını biliyoruz. Bugünün parasıyla 4 milyar TL’den fazla para çöp oldu. Tabii, Ankara yerel yönetimi israfta bunları yaparken, merkezî yönetimimiz de altında kalmıyor, onlar da başka savurganlıklarla rekorlar kırmaya devam ediyor. Fizibilitesiz şehir hastaneleri, pahalı elektrik santralleri, nükleer santraller, abartılı fiyatlarla yapılan köprüler, yollar, en sonda Kanal İstanbul’la gelecek nesillere ödeyemeyeceği borçlar çıkarılıyor.

Maalesef, bu Hükûmet “fizibilite” ve “planlama” kelimelerini unutturdu. Bence Rusya’dan aldığımız S-400’lerde ANKAPARK gibi büyük israfa aday olarak önümüzde duruyor. “Tehdidi bilmeden hava savunma silahı alınmaz, amacınız nedir?” diye bu kürsüden sorduk. Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener bir grup konuşmasında ikaz etti. “Uçakları NATO’dan, hava savunmayı rakip ülke olan Rusya’dan almak abestir.” dedik dinlemediniz, “Ne S-400 alalım ne de Patriot alalım, kendi mühendislerimizle, kendi firmalarımızla, ASELSAN’la, ROKETSAN’la, TAİ’yle geliştirelim.” dedik yandaş gazetelerde, savunmasız Türkiye istediğimizi iddia ettiniz. Öyle görünüyor ki tam 2,5 milyar doları heba ettiniz. “Savurganlıkta da en büyüğünü biz yaparız.” diye övünebilirsiniz.

“Bütçede para yok.” diye polislere, öğretmenlere, imamlara ve hemşirelere söz verdiğiniz 3600 ek göstergeyi vermediniz ama 4 milyar lirayı ANKAPARK’a vermekte hiç tereddüt etmediniz. “EYT’lilere para yok.” diyorsunuz, 15 milyarı Ruslara hemen verdiniz hatta 25 milyar lirayı da Amerika’dan Patriot almak için vermeye hazır görünüyorsunuz. Kendi mühendisimizle yerli ve millî yapabileceğimizi projeleri yabancılara yaptırmayalım, kendi mühendislerimiz işsiz gezerken Rus mühendislere, Amerikalı mühendislere iş vermeyelim.

Şimdi, coronavirüs belası başımıza geldi. Her ülke mali ve finansal tedbirler açıklıyor, bugün de Cumhurbaşkanımız açıklama yapacak. Ekonomik hayat durdu, turizm bitti, esnafın dükkânı kapalı, çalışanlar işsiz; tarım ve imalatı zaten bitirdiniz, yurt dışına bağımlı hale getirdiniz. Bütçe açığını kapatmak için bedelli askerlik, imar affı getirerek, mera arazileri gibi değerleri satarak biraz daha idare ettiniz. Onlar da yetmedi, Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesini de son kuruşuna kadar alıp harcadınız. Umarım bu ortamda İşsizlik Fonu’na dokunmazsınız çünkü önümüzdeki dönem, işsizlik açısından, bu fona ihtiyaç duyulacak bir dönem gibi görünüyor.

Hastanelerde temizlik ürünleri, tuvalet kâğıdı, kâğıt havlu yok; sağlık personeline verilecek maske, eldiven gibi en temel ihtiyaçlar piyasada bulunmuyor; hastalar gelse solunum destek cihazımız yetersiz. Sayın Bakan bu konularda hiç şeffaf değil, açıklamaları panik önlemeye yönelik; Diyanete söz geçiremedi, çaresiz günü kurtarmaya çalışıyor.

Bu durumda, Allah sonumuzu hayır etsin diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum : Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

16’ncı maddenin önerge işlemini yapacağım. 16’ncı madde üzerinde 3 adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

        Züleyha Gülüm                  Mahmut Celadet Gaydalı                    Kemal Bülbül

             İstanbul                                     Bitlis                                      Antalya

        Erdal Aydemir                           Abdullah Koç                              Nuran İmir

              Bingöl                                        Ağrı                                        Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, önerge hakkında Şırnak Milletvekilimiz Nuran İmir konuşacaktır.

Buyurun Sayın İmir. (HDP sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, partim adına 16’ncı madde üzerine söz almış bulunmaktayım. Ancak maddeye geçmeden önce önemli bir hususu huzurunuzda, kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Cizre Belediye Eş Başkanımız Berivan Kutlu, bundan altı gün önce keyfî ve asılsız iddialarla gözaltına alındı. Cizre’den Urfa’ya götürüldü ve altı gündür Urfa İl Jandarmada tutulmaktadır. Cizre halkının yüzde 77 oy oranıyla seçilen Eş Başkanımızın evi, yüzü maskeli kişiler tarafından basılıyor ve ne yazık ki eli ters kelepçelenerek götürülüyor. Bunu kabul edebilecek durumda değiliz, böylesi bir muameleyi asla kabul edemeyiz. Bu yaklaşım aslında ahlaken de, siyaseten de çürümüşlüğün, tükenmişliğin bir ifadesi, bir o kadar da tahammülsüzlüktür. “Kadın iradesinden elinizi çekin,” diyoruz ve Eş Başkanımız Berivan Kutlu’yu derhâl serbest bırakın diyorum.

Şimdi, maddeye yönelik, AKP iktidarı 2010’dan beri torba yasa sistemini bir alışkanlık hâline getirdi. Torba yasa, iktidarın kamuoyuna yansıttığı üzere, Parlamentonun bir zaman yönetim biçimi değil; aksine, milyonların hakları hukuku  torba yasaya sıkıştırılarak, kişilerin ve kurumların hakkı gasbedilerek Anayasa yok sayılmaktadır. O yüzden torba yasalara karşı partimizin tavrı her zaman çok açık, net olmuştur. Torba yasalarla hem Anayasa ve uluslararası hukuku ihlal ediyorsunuz hem de halkı kandırıyorsunuz.

 Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişle birlikte ülkenin bütün hukuk sistemi rafa kaldırıldı. 2010’dan beri torba yasa sistemiyle çalışan bu hükûmet her torba yasada onlarca farklı kanun değişikliği yapmaktadır. Bu kanun değişiklikleri insanların ekonomik, sosyal, siyasal haklarını kısıtlamakta, özgürlük alanlarını daraltmaktadır. İnsanların her türlü ekonomik gelirleri, örgütlenme faaliyetleri iktidar tekeline tabi tutulmaktadır. 16’ncı maddeyle ekonomik kriz, işsizlik ve işsizliğe bağlı intiharların sıkça konuşulduğu günümüzde İşsizlik Fonu’nun amacı dışında kullanılması makul bir uygulama değildir. İşsizler için kullanılması gereken Fon, yapılan düzenlemelerle, işverenlere prim desteği sunan bir kaynak olarak kullanılmaya başlanmıştır. İktidarın, Fon’u kullanmak söz konusu olduğunda da para aktarmayı tercih ettiği kesim yine, genelde sermaye grupları olmaktadır. Ayrıca, Mesleki Yeterlilik Belgesi’nin devletin bu konuda yetkin birçok kurumu olmasına rağmen özel firmalara yaptırılması da uygun bir düzenleme değildir. Yetki belgesinin devlete bağlı kurumlar tarafından verilmesi daha makul bir düzenleme olacaktır. Mesleki Yeterlilik Belgesi için şu ana kadar 776 bin kişi için Fon’dan 672 milyon TL ödeme yapılmıştır. 2021 yılı sonuna kadar 450 bin kişinin bu belgeyi alması öngörülmekte ve bunun için Fon’dan 382 milyon 500 bin TL daha ödeme yapılması öngörülmektedir. Mesleki Yeterlilik Belgesi için gerekli paranın, İşsizlik Fonu kanununa aykırı bir şekilde Fon’dan karşılanması yerine, işçi niteliğinin artmasından fayda sağlayan işveren tarafından karşılanması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, dünyada birçok ülkede halkın sağlığını tehlikeye atan, toplumu etkileyen ve ölümlere sebebiyet veren böylesi ölümcül bir salgına karşı, sağlık tedbirlerinin ve ekonomik tedbirlerin yanı sıra diğer her türlü tedbir alınmalıdır. Corona felaketi karşısında Hükûmet, halktan daha fazla duyarlı olmak durumundadır. Örneğin, İran, corona felaketi nedeniyle 85 bin tutuklu ve hükümlüyü serbest bırakmıştır. Türkiye’de cezaevlerinde kapasitenin çok üzerinde tutuklu ve hükümlünün bulunduğu ortada ve hijyen sorunlarından kaynaklı salgın hastalığın her an vuku bulacağı bir gerçektir. Bütün bunlar göz önüne alınarak başta hasta tutsaklar, risk grubunda olanlar ve kadınlar derhâl serbest bırakılmalıdır. Onları ölüme mahkûm edecek bir anlayışı biz kabul edemeyiz. Kritik süreçler, kritik ve bir o kadar radikal kararlar almayı da beraberinde getirir. Bu koşulda öncelenen insan ve toplum sağlığı olmalıdır.

 

Şimdi, gerçekliğimizle buluşma zamanı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

NURAN İMİR (Devamla) - İnsanı öncelemeyen hiçbir politikanın, hiçbir projenin başarılı olamayacağına tüm dünyada ve ülkemizde tanıklık ediyoruz. Ve bu zor zamanlarda, ancak halk sağlığını önceleyen bir anlayış ve dayanışmayla başarılı olabiliriz. Sağlık ve ekonomiyle ilgili tedbirler ortak bir akılla devreye girmeli, hastaları ve yoksulları ölüme mahkûm etmeyecek önlemler alınmalıdır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum:

           Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımla.

MADDE 16- 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunun ek 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında bulunan “31/12/2019” ifadesi “31/12/2021” şeklinde değiştirilmiştir.

 

       Gamze Taşcıer                        Müzeyyen Şevkin                  Emine Gülizar Emecan

             Ankara                                      Adana                                     İstanbul

            Cavit Arı                      Saliha Sera Kadıgil Sütlü                 Süleyman Girgin

             Antalya                                    İstanbul                                     Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, önerge hakkında konuşmak üzere Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Girgin. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hem dünya hem Türkiye coronavirüs salgınıyla mücadelede önemli bir sınav veriyor arkadaşlar. Bu sınavda paniğe değil, tedbire ihtiyacımız var. Coronavirüs, diğer taraftan bir kez daha sosyal devletin yaşamsal önemini gözler önüne sermiştir. Sağlık, eğitim ve sosyal güvenlikte yaşanan özelleştirmelerin ne kadar tehlikeli olabileceğini ortaya koymuştur.

Şeker fabrikalarının satışına stratejik olduğu gerekçesiyle karşı çıkmıştık, şimdi dezenfektanın ham maddesi şekere hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var. Şimdi anlaşılacak şeker fabrikaları stratejik mi, değil mi?

Diğer yandan, “kefen parası” dediğimiz ihtiyat akçesi de bugünler içindi, onu da hazineye aktardınız, ne ak gün ne kara gün paramız yok. Bu salgını elbette atlatacağız ancak kamucu bir anlayışla büyüyen, betonla değil bilimle gelişen ülke hedefimiz olmalıdır. Coronavirüs salgınıyla mücadelede ekonomik ve sosyal tedbirler, tıpkı diğer mücadelelerde olduğu gibi ekonomik mücadelenin de bir tamamlayıcısıdır. Bu nedenle Ekonomik ve Sosyal Konsey acilen toplanmalıdır.

Değerli arkadaşlar, elimizdeki kanun teklifinin 16’ncı maddesinde mesleki yeterlilik belgesine ilişkin sınav ve belge ücretlerinin, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmasına yönelik uygulamanın bir yıl uzatılması öngörülüyor. Söz konusu bedellerin, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmasını doğru bulmuyoruz. Ne sermayeye ne Kredi Garanti Fonu’na; İşsizlik Fonu, işçiye verilmelidir. Böyle bir dönemde sanayiciler, esnaflar, çiftçiler, serbest meslek erbabı, Türk Tabipleri Birliği, doktorlar, sağlık çalışanları, sendikalar, bütün bunlar bir araya gelmelidir.

Diğer yandan sicil affı bir an önce çıkarılmalı. Bu süreç pek çok kişinin işsiz kalmasına yol açabilir, İşsizlik Sigortası Fonu’nun bu çerçevede kullanılması lazım. Yaşanan büyük sağlık krizinin aşılması için paraya ihtiyaç var, peki parayı kimden alacağız arkadaşlar? Bugün yapılması gereken şudur: Kamu-özel işbirliğiyle yapılan ve garanti verilen ödemeler bir yıl için sadece bir yıl için ertelenmelidir. Sağlık Bakanlığının 2020 yılı bütçesi 58 milyardır; 2020’de şehir hastaneleri için garanti ödemesi 10,4 milyardır yani Sağlık Bakanlığı bütçesinin yüzde 20’si kadardır. Devletten en büyük geliri elde edenler, bu dönemde fedakârlığı en fazla yapması gerekenlerdir. Memurun, işçinin, emeklinin, işsizin fedakârlık yapacak hâli kalmadı.

Değerli arkadaşlar, emekçi halkımızın yaşamını altüst eden derin bir ekonomik kriz yaşanıyor. Salgınla birlikte bu kriz daha da büyüyecek. İşsizlik yüzde 13,7’ye yükseldi, geniş tanımlı işsiz sayımız 8 milyonu aştı, 4 gencimizden 1’i işsiz, 2019 yılında 115 bin küçük esnaf kepenk kapattı, çiftçi traktörünün kontağını kapatıyor, bu sürecin başka adı yok, bunun adı kriz. İstihdam yaratmadan balon büyüme rakamlarının reklamlarını yaparak bunun üstünü örtmeye çalışsanız da olmuyor. Sayın Erdoğan on sekiz yıl önce “Millet meydanlarda ‘Açız.’ diye bağırıyor.” diyordu. Artık sayenizde halk, bırakın meydanları Mecliste, hatta kendi parti grubunuzda “Ben açım, çocuğum aç.” diye bağırıyor. Şairin dediği gibi “Eti geçti, duydun mu bıçak kemikte?”

Değerli arkadaşlar, iktidar torbalara doluşturarak yaptığı yasama faaliyetleriyle krize cevap üretmeye çalışıyor. Nasıl mı? Baskıcı bir rejim kurarak. Bu torba yasa teklifiyle Dernekler Kanunu’nda getirilen düzenlemede de bu anlayış görülmektedir. Yaşamın bütün alanlarının tek bir merkezden sevk ve idare edildiği bir kontrol mekanizması bu yasayla da güçleniyor. Çünkü iktidar, üzerinde yükseldiği zeminin kaydığını görmekte ve bunu çaresizce engellemeye çalışmaktadır.

Değerli arkadaşlar, dernekler konusunu örgütlenme özgürlüğü bağlamında ele almamız gerekiyor. Bu noktada, karşımızda iki soru var: İlki, örgütlenme özgürlüğünü “Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.” diyen Anayasa’mıza göre mi ele alacağız, yoksa her türlü örgütlenmeyi bir güvenlik sorunu olarak mı göreceğiz? Bu soruyu teknik anlamda değil, sendikal örgütlenme mücadelesi vermiş eski bir maden işçisi olarak yanıtlamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bir örgütlenmeye dâhil olmak, yurttaşlık bağını güçlendiren bir olgudur. Bunu son zamanlarda artan intiharlar üzerinden ele alabiliriz. Memleketin farklı köşelerinde “Geçinemiyoruz.” diyen yurttaşlarımızın intiharları ne yazık ki arttı. Bu intiharlarda ekonomik sıkıntılar önemli bir etken; bu, kesin fakat intiharları sadece ekonomik problemlere bağlamak yanıltıcı olur; daha temelde, bu intiharların, yurttaşlık bağını kaybetmemizle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ekonomik kriz hep vardı ama insanlar dayanışmanın yollarını buluyordu. İşte bu yollar, bu toplumu ayakta tutan örgütlenmelerdir. Yurttaşlarımızı, derneklerden fişlenme korkusuyla uzaklaştırmayı değil, tam tersine, derneklere üye olmayı teşvik etmeliyiz. Hatırlatmak isterim ki istediğiniz engelleri, istediğiniz yasakları koyup, istediğiniz kadar yargı eliyle korku salın bu demokrasi denen su, mutlaka kendine akacak bir yol bulacaktır diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

   Ayhan Erel                                 Hayrettin Nuhoğlu                       Fahrettin Yokuş

             Aksaray                                      İstanbul                                      Konya

Aydın Adnan Sezgin                         İsmail Tatlıoğlu                      İmam Hüseyin Filiz

               Aydın                                         Bursa                                    Gaziantep

BAŞKAN –  Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Önerge hakkında konuşmak üzere, Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin.

Buyurun Sayın Sezgin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümünü kutluyorum.

Evet, coronavirüs salgını -çok söz ettik- küresel sistemin kırılganlığını çok net bir şekilde ortaya koyan, yaygın bir felaket hâlinde. İnsanlığı tehdit eden ve şimdilik maalesef, tedavisi henüz bulunamamış olan salgın nedeniyle dünya çapında yüz binlerce kişi tedavi görüyor. Milyonlarca insanın yaşadığı kentler hatta ülkeler karantina altına alınmış ve sayısı on binlere varan ölüm vakaları yaşanıyor, yaşanmaya da devam edecek. Salgın bu nitelikleri nedeniyle sadece sıhhi ya da insani bir mesele değil, aynı zamanda uluslararası ilişkilerin de bir konusu hâline gelmiştir.

Ülkemizde krizin yönetiminde tespit ettiğimiz yanlış ve eksiklere ilişkin görüşlerimiz saklı kalmak kaydıyla, meselenin uluslararası ilişkiler boyutuna değinmek istiyorum.

Çin merkezli bu salgın, üç ay gibi bir sürede hemen her ülkeye yayılmıştır. Salgınla mücadele için ülkelerin münferit kapasite ve becerileri yetersiz kalmış, küresel çapta topyekûn bir iş birliği zorunlu hâle gelmiştir. Ülkelerin kendi içlerindeki salgınla mücadele esnasında elde ettiği birikimleri birbirleriyle paylaşması sayesinde, salgının denetimi yolunda ilerleme sağlamak kolaylaşmaktadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunan araştırma merkezlerinde bilim insanları, salgınla mücadele edebilecek önleyici ve tedavi edici ilaç terkipleri üzerinde çalışmayı sürdürmektedirler.

Gelinen noktada, uluslararası ilişkiler sisteminin husumete dayalı bir çatışma zemini değil, iş birliğine istinat eden bir arada yaşama zemini olarak görülmesi gerektiği gerçeği de bir kez daha önümüze çıkmıştır. Bugün iyi ki Birleşmiş Milletler sistemi ve Dünya Sağlık Örgütü var diyoruz. Birbirinden çok farklı siyasi ve ekonomik sistemlere sahip Çin, İran, İtalya gibi ülkeler salgınla mücadelede ortak zeminde bir araya gelmek zorunda kalmışlardır; bu da bize, özellikle son dönemde izlediğimiz dış politika yaklaşımının, dünyada da ortaya çıkan bazı hatalı yaklaşımların ne kadar sakıncalı olduğunu bir kere daha göstermektedir. Uluslararası ilişkileri bir husumet ortamı değil, bir iş birliği ortamı olarak görmek, küresel sistemin kırılganlıklarıyla mücadele edebilmenin ön koşullarından biridir. Türkiye de uluslararası toplumla birlikte coronavirüs salgınıyla mücadele çalışmalarına mümkün olan en katılımcı yaklaşımla dâhil olmalıdır. Her şeyden önce bu salgının yurt dışı kaynaklı olduğu ve ülkemizdeki vakaların büyük oranda yurt dışı temaslı kişilerde görülmeye başlandığı anlaşılmıştır. Bu noktada, salgınla mücadelede Sağlık Bakanlığının yanı sıra Dışişleri Bakanlığına da büyük sorumluluk düşmektedir. Dışişleri Bakanlığı şu ana kadar önemli gayretler sarf etmiş, özellikle salgının patlak verdiği sırada geçici olarak bulunan vatandaşlarımızın ülkemize dönüşleri için önemli adımlar atmıştır. Dün gece itibarıyla geri dönüş operasyonlarının sona erdiği açıklanmıştır ancak bu operasyonlar yeterli olmuş mudur, tahliye işlemi bütünüyle tamamlanabilmiş midir, bu soruların yanıtlanması toplumdaki kaygıların giderilmesi açısından önemlidir.

 Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bilgilendirilmesinde de Dışişleri Bakanlığı vazifesini yapmıştır. Dış misyonlarımız şu ana kadar görevlerini yaptı, bundan sonrası için de hazırlıklı olmalılar, ne yapacakları net şekilde planlanmalı ve geçtiğimiz pazar günü gerçekleştirildiği şekilde açıklanmalıdır. Ayrıca, dış misyonlarımız bundan sonra salgının kuvvetli seyrettiği ülkelerde kaydedilen gelişmeleri alınan tedbirleri yakından izlemeli… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Bunlar periyodik raporlar hâlinde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Ülkeler arasındaki sınırların kapatıldığı mevcut ortamda, uluslar virüse karşı deneyimlerini bir araya getirebilmelidirler. Kriz, yeni bir dayanışma ve ortak kader bilincinin inşası için bir fırsat oluşturabilir, uluslararası camia bu fırsatı en iyi şekilde kullanmalıdır. Türkiye pozitif bir gündem anlayışıyla bu konuda öncü rol oynayabilir.

Son olarak, ülkemizde her türlü ayrılık bir yana bırakılarak krizin birlikte yönetilmesinin önemine vurgu yapmak istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu kriz süresince çok önemli bir misyonu, işlevi olduğu aşikârdır. Parlamentomuzun gerekli korunma tedbirleri alınarak bu misyon ve işlevi üzerinde yoğunlaşması elzemdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) - Bir nezaket cümlesine müsaade edin efendim.

BAŞKAN – Estağfurullah, tamamlayın.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – İktidar bu bilinci yakalamalıdır, bu istisnai dönemde şuurunu toparlamalıdır.

Tüm özverili sağlık görevlilerimizi selamlıyor, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 17’nci madde üzerinde 3 önerge vardır.

 Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Kanun Teklifinin 17’nci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Erdal aydemir                   Murat Çepni                         Sait Dede

     Bingöl                             İzmir          Hakkâri

Şevin Coşkun                  Abdullah Koç

      Muş                                Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Ağrı Milletvekili Abdullah Koç.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; corona virüsü tehlikesi kapıdayken, yani, komşumuz olan İran’da yayılma sürecini gösterdiği süreçte biz 21 Şubat’ta bakanlığa bir soru önergesi verdik ve bakanlığı biz uyardık, defalarca Mecliste basın açıklaması yaptık, alınması gereken önlemlere ilişkin uyarılarda bulunduk. Maalesef uyarılarımıza kulak asılmadı ve geç kalındı bu mesele bakımından.

Bakın, dün ve bugün coronavirüsle mücadele konusunda muhalefet partilerinin vermiş olduğu önergelerin tamamı AKP ve MHP oylarıyla reddedildi, çok önemsenmediği bir kez daha ortaya çıktı. Önemli bir olan bir husus daha var değerli milletvekilleri, biz bu meseleyi sadece Mecliste konuşuyoruz, Meclis bir kez daha bu konuda baypas edildi. Karar sadece bir kişiye bırakılmış, sadece bir kişi bu konuda karar veriyor.

Değerli arkadaşlar, önlemler alınıyor ama yeterli değil. Virüs nedeniyle iş yerleri kapatıldı ama olan, yine yoksul halka oluyor; olan, emekçiye oluyor. Tedbirleri almak kolaydır ama evlerine bir ekmek dahi götüremeyen milyonlar var maalesef. Son verilere göre, Türkiye’de 11 milyon işsiz var, 11 milyon. Tabii, bu son uygulamalarla kapatılan iş yerlerinde çalışan insanlar da eklendiği zaman bu, 20 milyona yaklaşıyor ne yazık ki. Bu insanlara ücretsiz izin veriliyor, çalışma hayatları tehlikede, maaşları ne yazık ki ödenmiyor.

Bakın “Alo 184” diye bir hat kuruldu. Bana dün -en yakın- bir şikâyet geldi, telefon ediliyor, tam sekiz saat sonra kendisine dönüş yapılıyor. Milyonlar, elektrik, su, doğal gaz faturalarını karşılayamaz, evinin kirasını ödeyemez durumdadır. “Evlere gıda maddesi stok ediliyor.” diyorsunuz ama kimler stok yapamıyor? Tabii ki yoksullar, tabii ki işsizler; bunlar maalesef stok yapamıyorlar.

Bakın, siz yerel yönetimlerin tamamının yetkilerini kısmaya çalıştınız, çalışıyorsunuz; yerel yönetimlere el koydunuz. Milyonlarca insanın ihtiyacını karşılayabilecek olan belediyeler şu anda kayyumların elinde ve bir kişinin emrini bekliyor. İnsanlar şu anda sokakta ve evlerinde, bu anlamda talepleri karşılanmıyor. Tek adam bu kadar soruna ne kadar yetecek, hepinizin ve halkın takdirine sunuyorum.

Özellikle elektrik ve doğal şirketleri bu halkın âdeta kanını emdi, kanını. Şimdi sıra, aldıklarını bu halka vermektedir. Aldıklarını bu halka vermek zorundadırlar; aldıklarını vakıflara değil, halka harcamak zorundadırlar.

Değerli arkadaşlar, 2020 yılı bütçesinde, Cumhurbaşkanının harcamasına ayrılmak üzere, örtülü ödeneğe 5 milyar 410 milyon TL ayrılmış durumdadır. Bu paranın kime ve nereye harcandığı belli değildir. Anayasa, bunun sorgulanmasını engeller niteliktedir ne yazık ki. Tam da bu noktada biz buradan sesleniyoruz: Bu para bu halka harcanmalı, bu virüs nedeniyle yoksul halka dağıtılmalıdır ve halkın ihtiyaçları bu paradan karşılanmalıdır çünkü bu para halkın parasıdır. Küçük esnaf şu anda sıkıntıdadır çünkü market zincirleri desteklendi, küçük esnaf da desteklenmelidir. Vergi affı çok acilen getirilmelidir, SGK borçları silinmelidir, banka kredi kartlarını ihtiyaçları nedeniyle kullanan halkın bu borçları devlet tarafından karşılanmalıdır. Tüm gıda maddeleri devlet tarafından karşılanmalıdır. Acilen halk lehine kamulaştırma yapılmalıdır, tabii, elektrik, doğal gaz ve özelleştirilen o şirketlere verilen mallara yeniden kamu adına el konulmalıdır.

Değerli arkadaşlar, çok önemli EYT sorununa derhâl el atılmalıdır. Bu yönde bir yasal değişiklik ve yasa muhakkak ki bu Meclisin gündemine getirilmelidir.

Bir diğer can yakıcı mesele, şu anda milyonlarca üniversite mezunu var, hepsi işsiz, hepsi tehlikede. Bu üniversite mezunlarına derhâl asgari ücret oranında maaş bağlanmalıdır. Biz, bu önlemlerin alınması için, sadece bu salgına ilişkin bir çalışma yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu Meclis sadece torba yasaları gündeme almamalı; şu anda can yakıcı olan bu meseleye biraz odaklanmalı ve bu yönde bir çalışma sergilemelidir.

Bakın, yine, AKP’nin biraz evvel verilen önerisiyle, bekçilerle ilgili yasa teklifi ve torba yasa teklifleri gündeme alınacak, bu yasa teklifleri görüşmeye alınacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) - Biz bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Bizim burada halkımıza seslendiğimiz nokta şudur; biz halkımıza, tüm halklarımıza sesleniyoruz: Kimin nerede, neye ihtiyacı varsa biz Halkların Demokratik Partisi olarak koşmaya hazırız, yollarda olmaya hazırız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir.

1’inci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 17’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

          Ayhan Erel                          Hayrettin Nuhoğlu                     Zeki Hakan Sıdalı

             Aksaray                                   İstanbul                                     Mersin

                                                      Fahrettin Yokuş İmam Hüseyin Filiz        İsmail Tatlıoğlu

              Konya                                   Gaziantep                                    Bursa

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Orhan Sümer                           Hüseyin Yıldız                            Fikret Şahin

              Adana                                       Aydın                                     Balıkesir

         Serkan Topal                              Ali Keven                             Faruk Sarıaslan

               Hatay                                      Yozgat                                    Nevşehir

        Özgür Ceylan

           Çanakkale

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN ve BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen, Mersin milletvekili Zeki Hakan Sıdalı,

Buyurunuz Sayın Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başarılarla dolu tarihimizin en gurur verici ve en parlak sayfalarından birisi olan Çanakkale Zaferi’mizin 105’inci yıl dönümünü kutluyor, bizlere bu güzel vatanı bağımsız ve hür bir şekilde bırakmak için mücadele etmiş, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve saygıyla anıyorum.

Değerli Milletvekilleri, coronavirüse ilk kaybımızı ne yazık ki dün gece verdik. İsmini bilmediğimiz değerli vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Sağlık Bakanının yine dün gece yaptığı açıklamaya göre, o an itibarıyla 98 vatandaşımıza da coronavirüs teşhisi koyulmuş durumda. Bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyor, bu süreçte gece gündüz demeden, canla başla çalışan tüm sağlık personelimize kolaylıklar diliyorum.

Virüsün ülkemize girişini geciktirdik ancak bu süreyi nasıl değerlendirdik? Vaka sayılarının gittikçe arttığı şu günlerde artık konuşmamız gereken, yeni süreç için hangi yöntemi kullanacağımız olmalı. Hollanda, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, hepsi kendine göre farklı yöntemler uyguluyor. Hangisi doğru? Elimizde onların başarı sonuçlarına göre yeterli veri yok. Biz hangisini uygulayacağız, karar verdik mi? Şeffaflığını ve Bilim Kurulunu övdüğümüz Sağlık Bakanı, stresli bir dönemde bu şeffaflığı korumaya devam edebilecek mi? Bu konudaki yöntemini merak ediyoruz. Yarın Mecliste yapacağı açıklamayı çok yapıcı bulduğumuzun altını çizerken, yarın burada yapılacak açıklamaların medyada okuduklarımızın ötesinde bilgilendirici olmasını da umut ediyoruz. Ne yazık ki daha önceki dönemde diğer bakanlarımız tarafından yapılan açıklamalar beklenen mahiyette olmamıştı. Bu dönemin hassasiyeti göz önüne alınarak ve kararlarımızdan toplumun hepsinin bir şekilde doğrudan veya dolaylı olarak etkileneceğini düşünürsek Mecliste yapılan açıklamalar ilave önem arz ediyor. Bunun dışında, tek ses olmamızı kolaylaştırırken ülkede şikâyet edilen sosyal medya kirliliğine de bir ön almış olacağız.

Değerli milletvekilleri, elimizde Avrupa’daki yöntemlerin başarısıyla ilgili kanıtlanmış bir durum yok ama Çin’le ilgili var. Çünkü Çin ilk karşılaşan ülke olmasına rağmen bu belayı başından savmış görünüyor. Peki, bunu nasıl başarmış? Çin Hükûmeti iki temel hedef belirlemiş: Can kaybını durdurmak, ekonomik çöküşü önlemek. Biz de can kaybını önlemek için acil olarak mücadele yöntemimizi belirlemeliyiz. Hangi yöntemi tercih ederek mücadeleye başlayacağımızı şeffaf yönetiminiz hemen paylaşmalı, hareket planlarını açıklıkla sunmalıdır. Zira, bu virüse bir canımızı daha feda etmek hiçbirimiz istemiyoruz. Tabii, olayın bir de ekonomik boyutu var. Devletin en temel görevi, halkının refah ve huzur içerisinde sağlıklı bir hayat sürmesidir. Dolayısıyla ekonomimizin tüm dünyayı saran böyle bir kriz sırasında ve sonrasında tüm tehditleri bertaraf ederek ayakta kalması çok önemli. Hem bu kriz esnasında hem de kriz sonrasında normale dönecek hayatlarımızda güçlü bir ekonomiye, kararlı ve yeterli bir ekonomi yönetimine ihtiyacımız var. Bu kürsüden sıklıkla ekonomik bağımsızlığın siyasi bağımsızlık kadar önemli olduğunu, biri olmadan diğerinin tam bağımsızlık için yeterli olamayacağını vurguladık ve uygulamadaki yanlışlıkları hep eleştirdik; tarımın, üreterek kendine yetmenin önemini vurguladık. Şimdi, yine ekonomik önlemlerde yavaş davranılıyor olmasından endişe ediyoruz. Çünkü coronanın ekonomik alanda yarattığı pandemi birkaç haftadır ülkemizi zaten vurmuş durumda ama özellikle son hafta durum çok daha vahim bir boyut aldı.

Şu anda, görevimiz gereği üzerinde konuştuğumuz madde, 2017 yılında alınan Esnaf ve Ahilik Sandığı kurulması kararının 2021 yılına ertelenmesi üzerine yani kanun senede bir erteleniyor, üstelik esnafları da hiç tatmin etmiyor; taleplerini karşılamıyor, sadece Hükûmete ilave kaynak yaratıyor. Hâlbuki şu anda, esnafımızın kaynağa ihtiyacı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Tamamlayayım Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Şimdi, bu tip uygulamaları görünce coronaya karşı alınacak tedbirlerin hızından, etkinliğinden, mağdurların ihtiyacını karşılamak konusundaki kapsayıcılığından endişe etmemek de mümkün değil. Umarım, ekonomi paketiniz mağdurlara kaynak yaratı,. senelerdir tıkanmış olan ve coronayla bu tıkanıklığı ciğerlerine inmiş olan ekonomimizi de bu hastalığın pençesinden kurtarır.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz sırası Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’a ait.

Buyurun Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Kurtuluş Savaşı’mızın ön sözü olan Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yılında başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehitleri rahmetle anıyorum, saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, corona virüsü geldiğinden beri Türkiye’de 83 milyonun ilgilendiğini hepimiz biliyoruz, biz de aşağı yukarı on günden beri takip ediyoruz. Özellikle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sağlık çalışanlarına burada çok teşekkür ediyoruz, gece gündüz çalışıyorlar, hiçbir kuşkumuz yok.

Bu coronavirüsün dışında, aynı zamanda da Ekonomi Bakanından bir açıklama bekliyorduk. Corona virüsünden en fazla etkilenen alan turizm. Yani Turizm Bakanının gelip burada… 35 milyar dolar gelir elde ettiğimiz sektör turizm sektörüdür.

Değerli arkadaşlar, turizm sektöründe 1,5 milyon insan çalışıyor, 1,5 milyon. Artı, yan kollarla beraber 20 milyon insan Türkiye’de geçim kaynağını turizm gelirlerinden sağlıyor yani otelde yatan bir müşteri sadece orada yatıp gitmiyor; tarıma katkısı oluyor, eğlence sektörüne katkısı oluyor, restoranlara katkısı oluyor, hediyelik eşyacılara katkısı oluyor ve 20 milyon insan geçim kaynağını turizmden sağlıyor. On gün geçmesine rağmen, Sayın Turizm Bakanımız herhangi bir açıklama yapmadı, bir acil eylem planı da yapmadı, Turizm Komisyonunu da toplamadı. Merak ediyorum, ne zaman olacak bu?

Değerli arkadaşlar, mart ve nisan aylarında turizm bölgelerindeki otellerin bakımı, açılması ve personel alımı başlıyor. Şu an, Antalya başta olmak üzere Bodrum, Kuşadası, Didim, Çeşme’deki turizmcilerle konuştuğumuzda, herhangi bir açıklama gelmediğini, aldıkları personeli tekrar evlerine gönderdiklerini söylüyorlar. Şimdi ne yapmamız gerekir?

Değerli arkadaşlar, turizm bölgelerinde olan bütün otelcilerin kredi borçlarını bir yıl boyunca ertelememiz lazım. Bu sene yani bu dönemde çalışacak personelin SSK’sinin devlet tarafından karşılanması gerekiyor. Acil sicil affını getirmemiz gerekiyor arkadaşlar. Bu sicil affını getirmediğimiz sürece, oradaki yatırımcıların, turizmcilerin kredi çekme imkânı yok değerli arkadaşlar. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sicil affı konusunun acilen Meclise getirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Yap-işlet-devret modeliyle yılda 20 milyar garanti verdiğiniz projelere bir yıl boyunca ödemeyi kesin; kesmek zorundasınız zaten onların ihtiyaçları yok.

Yine, Türkiye’de 25 milyon yoksul insan var yani evlerine bir kuruş dahi para girmiyor. Aile sigortasını bu dönemde acilen gerçekleştirmemiz gerekiyor değerli arkadaşlar. Bunu yapmadığımız takdirde, bu corona virüsünden sonra inanın ki ekonomik corona virüsü çıkacak ve binlerce insan binlerce şirket iflas edecek ve intiharlar olmaya başlayacak.

Değerli arkadaşlar, bu arada, siz, ekonomi ve turizm teşvikleri ilan etmediğiniz takdirde -şuraya yazıyorum- önümüzdeki dönem, bir yıl sonra vergi verecek esnaf bulamayacaksınız, işletmeyi açacak yatırımcı bulamayacaksınız. Bu konuda özellikle AKP’den rica ediyorum: Sicil affını ve aile sigortasını bu hafta içinde getirmeniz gerekiyor değerli arkadaşlar. Ayrıca, turizm bölgesindeki esnafa -ticaret odası vesilesiyle- en az 500 bin TL kredi vermeniz gerekiyor. Bu kredinin altı ay ödemesiz olması gerekiyor, altı ay sonra da uzun vadeli bir kredi sağlamanız gerekiyor. Aksi takdirde, önümüzdeki yaz sezonunda bunları gerçekleştirmeniz mümkün değil, icralar üst üstü gelecek.

Değerli arkadaşlar, ben şunu söylüyorum: Tabii ki bu virüs sadece Türkiye’de değil, dünyanın her tarafında var ama ben inanıyorum ki -Çin başarılı oldu bu corona virüsünde- inşallah, Türkiye de kısa sürede bu virüste başarılı olacak, önümüzdeki dönemde ekonomimizi düzelterek yolumuza devam edeceğiz. Ama sizler, bu kanunları getirip Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirmediğiniz takdirde Türkiye'nin önünü kapatmış olursunuz ve geç kalınmış olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Başkanım, bir dakika daha rica edeyim.

40 milyar dolar beklediğiniz turizm gelirleri maalesef 5-6 milyar dolara düşer. Önümüzdeki dönemde Türkiye’de ekonomik krizin nasıl olacağını bilmenizi istiyorum. Özellikle Antalya, Bodrum, Muğla, Aydın, o bölgelerdeki turizm yatırımcıları gerçekten geceleri uyuyamıyor, ne yapacaklarını bilmiyor.

Ben özellikle Turizm Bakanına seslenmek istiyorum: Bir an önce Turizm Komisyonunu toplayın, bu konuları değerlendirelim, acil eylem planınızı açıklayın.

Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

17'nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 18'inci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Züleyha Gülüm                                          Mahmut Celadet Gaydalı                            Kemal Bülbül

     İstanbul                                                              Bitlis                                               Antalya

Erdal Aydemir                                                   Abdullah Koç                                              

     Bingöl                                                                  Ağrı                                                     

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Kemal Bülbül.

Buyurunuz Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, birçok konuşmacı arkadaşın çok ciddi, ehemmiyetli ve mesnedi olan bir kaygıyla şu torba yasa mıdır, çuval yasa mıdır, poşet yasa mıdır, bunu bir yana bırakıp da sahiden halk sağlığını, dünya sağlığını, insanlık sağlığını cidden tehdit eden bu tehlikeyi enine boyuna, tüm verileriyle konuşup tüm tedbirleri almamız gerekirken bu torba yasayı konuşuyor olmamız bir vahamettir.

Şu anda, elbette ki devlet olmanın gereği, bakanlık olmanın gereği, kurum olmanın gereği birtakım önlemler alınmıştır ve alınacaktır da lakin ortada çok ciddi bir kaygı, kuşku vardır. Şeffaf, yerinde, zamanında, yeterli, doyurucu ve ikna edici bilgilendirme ne yazık ki yoktur. Hâlâ Türkiye genelinde birçok hastanede bu hastalığın mikrobunu, bu hastalığın virüsünü tespit edecek tıbbi donanım ne yazık ki yoktur ve bu son derece üzücü ve kaygı verici bir şeydir. Konuyu bilen TTB yetkililerinin ve aramızda bulunan meslek uzmanı vekil arkadaşların da ifade ettiği gibi aramızda dolaşma ihtimali olan virüsü haiz olmuş kişilerin tespit edilmesi durumu da ne yazık ki savsaklanmaktadır. Bunun yaratmış olduğu ekonomik ortam, psikolojik ortam, sosyal ortam bir bütün olarak berhava durumdadır ve bununla ilgili, bir an önce Meclis düzeyinde önlem alınmalı, Meclisimiz bütün gündemleri iptal ederek sadece ve sadece bunun üzerinde konuşan, tartışan, karar alan ve uygulama basireti gösteren bir yapıya bürünmelidir.

Biraz önce hasta tutsaklar hakkındaki önerge reddedildi ve Şırnak Vekilimizin ifade ettiği, kadın bir Belediye Başkanı arkadaşımızın gözaltına alınıp altı gündür gözaltında tutulması da bir vahamettir. Bir yanda, başka ülkelerde tutuklular, hükümlüler bırakılırken burada yeni tutuklular alınıyor, yeni gözaltılar var; her gün insan avına çıkılıyor. Şu cadı avını, şu insan avını bir yana bırakın. Bununla ilgili, hukukçular, yargıçlar, hâkimler suç işlemekteler. Suç unsuru üretmeyen şeylere dair yeni suçlar yaratarak suç işlemekteler.

Ve yine, esnafın, işçinin, emekçinin ekonomik olarak zor durumda bulunduğu bir süreçte buna bir çözüm, buna kalıcı, tanımlı, anlaşılır ve uygulanabilir bir çözüm bulunması gerekirken ne yazık ki buna dair de bir tutarsızlık var.

Bütün bu süreç içerisinde, üç gün sonra, Türkiye’de “Nevroz” kutlanacak. Bundan bin doksan sekiz yıl önce, Nihavend’de Karmatî Daîsi mihmanlarıyla yürüyen Hallacı Mansur’a, yanındakiler sormuş, demişlerdi ki: “Ya Mansur, insanlardaki bu coşku nedir? Nedir bugünkü coşku, bu renklilik, bu kıyafetler?” Mansur demişti ki: “’Nevroz’u kutluyorlar.”  Mansur’a dediler ki: “Sen niye katılmıyorsun?” Mansur dedi ki: “Bizim ‘Nevroz”umuz dar’da olacak.” ve tıpkı onun dediği gibi, ondan bin yıl sonra 12 Eylül vahşetinde Diyarbakır zindanını 3 kibritle nurlandıran mazlumlara da selam olsun, Sultan Nevruz’a da selam olsun, “…”(x) “Nevroz” kutlu olsun ve kim “Nevroz”a ne anlam yüklüyorsa ve bu anlam hiç kuşkusuz eşitlik, özgürlük, adalet, coşku, varlık, birlikle alakalıysa ona kutlu olsun, ona hoş olsun.

Biz Aleviler, Sultan Nevruz Cemi yaparız, Kürt halkı da “Nevroz”u eşitlik, özgürlük, adalet bayramı olarak kutlar; Orta Doğu halkları da buna çok çeşitli anlamlar yükleyerek “Nevroz”u kutlarlar. Ne yazık ki bu coronavirüsün yaratmış olduğu psikolojik ortamda “Nevroz”a gitmek kaygı verici, kitlesel kutlamayı, coşkuyu engelleyici olsa da biz biliyoruz ki evinden, balkonundan, sokağından, caddesinden herkes bu coşkuya katılacak ve bu “Nevroz” coşkusu da coronavirüsün yaratmış olduğu bu panik ve telaş ortamına psikolojik bir terapi gibi gelecek diye düşünüyorum ve özellikle sevgili öğrencilere şunu hatırlatmak istiyorum: Sevgili öğrenciler, biliyorsunuz bu bir tatil değil, bu bir koruma önlemi. Türkiye halkları, Türkiye’deki sevgili yurttaşlarımız bu bir tatil değil, bu bir koruma önlemi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayınız efendim.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

“Türkiye evde kal.” sloganını güncelleyerek, evimizde kalarak, günlük ilişkilerimizde, davranışlarımızda buna dikkat ederek bundan, bu salgından kurtulmanın olanaklarını sağlayabiliriz. Öbür türlü, ilgili tüm kurum ve kuruluşlar, Sağlık Bakanlığı, Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlar, sivil toplum örgütlerinin öneri ve istemlerini de dikkate alarak bu süreci karşılamak gibi sosyal bir yükümlülükle karşı karşıyayız.

Ben bir kere daha “Nevroz”u kutluyorum. “…”(x) 26 Mart 922, aynı zamanda Hallacı Mansur’un dar’da sır olduğu, Babut-Tak’ta katledildiği gündür, sekiz gün sonra da onun yıl dönümüdür. Dünya insanlığına hakkı, adaleti ve hakikati anlatan bu insanı da sevgi ve saygıyla anıyorum, saygılar sunuyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinde yer alan “Türkiye’de kanuni yerleşim yeri bulunmayan” ibaresinin “Türkiye içinde ikametgâhı ve iş yeri bulunmayan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Halil Öztürk                                    Mehmet Taytak                                    Cemal Çetin

                     Kırıkkale                                      Afyonkarahisar                                        İstanbul

               Ayşe Sibel Ersoy                           Ali Muhittin Taşdoğan

                       Adana                                             Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Afyon Milletvekili Mehmet Taytak.

Buyurun Sayın Taytak. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET TAYTAK (Afyonkarahisar) – Değerli Başkanım, öncelikle, hayırlı ve uğurlu olsun yeni göreviniz, başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 18 Mart, Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümü, bu münasebetle söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve yüce Türk milletini sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün, zaferlerin en büyüğü, günlerin en anlamlısı Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nü eda etmekteyiz. Çanakkale Zaferi, Türk milletinin kaderini dünya tarihinin akışını değiştiren, bağımsızlık uğruna can vermekten çekinmeyen kahramanlık destanıdır. Çanakkale Zaferi, Türk milletinin bekası için canlarını feda ederek benliklerinden vazgeçmiş yüz binlerin ilahî bir mücadeleyle kahraman milletini yüceltme ülküsünün mukaddes bir hatırasıdır. Yalnızca askerî bir başarı değil, işgal edilip haysiyeti ve şerefiyle oynanmak istenen büyük Türk milletinin topyekûn ayağa kalktığı, diriliş ve yükselişin belgesidir. Bizden olmayanların mucize dediği, Türk milleti için inanmışlığın özüydü Çanakkale. Gazi Mustafa Kemal Çanakkale ruhunu şöyle ifade ediyordu: “Karşı siperler arası 8 metre, şahadet muhakkaktı, şehit olan kardeşlerini görenler onların yerine koşuyor, şehit olacaklarını bile bile en ufak bir tereddüt göstermiyor, kelimeişehadetle şehadete koşuyorlardı.” İşte, Çanakkale Zaferi’ni kazandıran ruh, budur. Kundaktaki çocuğunu, ailesini ardında bırakarak savaşmaya giden, ana kucağından yeni kopmuş, düşmana kafa tutan yiğitler, boyundan büyük silahlarla vatanı kurtarmaya giden mertler, tek koluyla savaşan Mehmet Çavuş, erkek kılığına girerek savaşan Halime Çavuş, tamamı şehit olan 57’nci Alay, İngilizlere esir düşen 10 yaşındaki Mehmetçik, evladının saçlarını kınalayarak “Vatana kurban olsun.” diye Çanakkale’ye gönderen analar ve daha nice isimsiz yiğitler “Şehitler tepesi boş kalmasın, ezanımız semadan eksik olmasın.” Diyerek, yedi düvele, Çanakkale’nin geçilmez olduğunu göstermişlerdir. Dönmeyi hiç düşünmediler, bir hilal uğruna gözlerini bile kırpmadan canlarını verdiler “Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?/ ‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın/ Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber/ Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.” Şehitler tepesi boş kalmamış, ebediyen boş kalmayacaktır çünkü Yüce Yaradan, Kur'an’da “Şehitler ölmez.” buyurmuştur. Milletimiz bu müjde şuuru içerisinde, tarihte olduğu gibi, bugün olduğu gibi sonsuza kadar batıla karşı mücadelesini sürdürecektir. Türk milleti geçmişten bugüne, içeriden ve dışarıdan gelen tüm saldırılara karşı her zaman bir ve beraber olmuştur. Milletimiz, mukaddes vatanımızın korunması için canlarını veren şehitlerini ve gazilerini hiçbir zaman unutmamış, unutturmamış ve unutmayacaktır, onların bıraktıkları kutsal mirasa, vatanımıza ve bayrağımıza onurla sahip çıkacaktır.

Türk savaş tarihine altın harflerle yazılan Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümünü kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere kahraman şehitlerimizi ve ebediyete göç etmiş tüm gazilerimizi şükran ve rahmetle anıyorum. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım 2 önerge mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ayhan Erel                                  Hayrettin Nuhoğlu                            İmam Hüseyin Filiz

                      Aksaray                                             İstanbul                                            Gaziantep

               Fahrettin Yokuş                                    Behiç Çelik                                     İsmail Tatlıoğlu

                       Konya                                               Mersin                                                Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

                Gamze Taşçıer                                Müzeyyen Şevkin                           Emine Gülizar Emecan

                      Ankara                                               Adana                                               İstanbul

                     Cavit Arı                              Saliha Sera Kadıgil Sütlü                            Servet Ünsal

                      Antalya                                             İstanbul                                              Ankara

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk söz Mersin Milletvekili Behiç Çelik’e aittir.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 196 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesi için vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, maalesef, torba kanun uygulamasının birine daha tanıklık etmekteyiz. Türk demokrasisinin irtifa kaybettiğinin en önemli göstergesi olan torba kanun uygulamasını bıkmadan, usanmadan eleştirmeye devam edeceğiz. Her boyutta, Türk milletinin üstün çıkarları için muhalefet yapmak da boynumuzun borcu olsun.

Değerli arkadaşlar, biz Türkler insanlık tarihine yön ve şekil vermiş, çağ açıp çağ kapatmışız. İlk Çağ’ın sonunu getiren Batı Hun Kağanı Attila, Orta Çağ’ın sonunu getiren Fatih Sultan Mehmet’tir. Şimdi, 105’inci yılını andığımız ve kutladığımız Çanakkale Zaferi de aynen insanlığı yeni bir menzile sokarak tarihin seyrini değiştirmiştir, Rus Çarlığı çökmüştür. 1917 Sosyalist Ekim Devrimi’yle Lenin, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni kurmuştur. Bütünüyle emperyalizm mağlup olmuş, sömürgeciliğe şamar atılmıştır, haçlı ruhu ezilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun güzergâhı daha belirgin hâle gelmiştir. Kurucu ve kurtarıcı liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ilk defa Anafartalar ve Arıburnu’yla parlamış ve milletin umudu olmuştur. Evet, yüz yıla yakındır bağımsız ve egemen yaşıyorsak, bu, Ulu Önder ve ecdadın fedakâr ve cefakâr mücadelelerinin eseridir.

 Bu vesileyle 18 Mart’ın 105’inci yıl dönümünde ebediyete giden tüm şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

 Değerli milletvekilleri, Covid-19 salgını nedeniyle tüm insanlık büyük bir bela ve büyük bir sınavla karşı karşıyadır. İnsanlığın bu saldırıyı defedeceğine inancım tamdır. Dün Sağlık Bakanı Sayın Koca’nın açıklamalarına göre ülkemizde 98 vakanın olduğunu ve 1 kişinin hayatını kaybettiğini öğrenmiş bulunuyoruz. O şahsa, yurttaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ümit ediyorum ki bu salgını en hafifiyle atlatırız. Ancak 2002 yılından beri son on sekiz yılda sağlık teşkilatı darmadağın edilmiştir, Hıfzıssıhha Enstitüsü yok edilmiştir, bünyesinden bağımsız kurullar çıkartılarak sağlık hizmetleri kontrol dışına çıkartılmıştır, “şehir hastaneleri” adıyla yolsuzluklar oldukça artmıştır, sağlık özele ve yandaşa emanet edilmiştir. Tıpkı kuş gribinde olduğu gibi tüm kanatlılar ülke çapında imha ettirilirken, Manisa Tavuk Hastalıkları Araştırma ve Aşı Üretim Enstitüsünün bu imhadan önce güya tasarruf nedeniyle kapatılması gibi Hıfzıssıhha Enstitüsünün de kapatıldığını görüyoruz ve mevcut uzmanlar da dağıtılmış oluyor. Ben merak ediyorum, Hıfzıssıhhayı, Manisa Enstitüsünü hangi güç iktidara kapattırdı. Bugüne dönersek aynı kuş gribinde olduğu gibi coronada da aciz bir Sağlık Bakanlığı ve aciz bir hükümet istemiyoruz. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun gerekleri yerine getirilsin yeter. Hıfzıssıhha meclisleri aktif olarak çalıştırılsın, yine yeter.

Değerli milletvekilleri, bahse konu 18’inci madde 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’nun 5’inci maddesine bir ekleme yapmaktadır. Buna göre Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan vatandaşlarımız yada izinle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkmış olan yurttaşlarımızı da kapsam içerisine almayı öngörmektedir. Katkı payları üzerinde Cumhurbaşkanının yüzde 10 düzeyinde devlet katkı payı koyabileceği hüküm altına alınmaktadır. Dolayısıyla kronik kriz sürecinin içinde yüzen ülkemizin makro ekonomik dengelerini, akılcı para ve maliye politikalarıyla, üretim ekonomisine geçerek kurmanın zorunlu olduğunu yüce heyetinize hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Ancak bu sayede BES sistemi sürdürülebilir hale gelir. Allah korusun, ekonomi çoklu organ yetmezliği gibi bir kadere savrulabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemizin kabulünü diler, hepinize saygılar sunarım.  (İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN ­– Aynı mahiyetteki önergeyle ilgili söz sırası Ankara Milletvekili Servet Ünsal.

Buyurunuz Sayın Ünsal. (CHP sıralarından alkışlar)

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Değerli Başkan, yeni görevinizde üstün başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bir hekim olarak, hepimizi tedirgin eden, korku yaratan salgına karşı; bazı hatırlatmalar, bazı uyarılar, hayati önerilerde bulunacağım sizlere arkadaşlar. Her gün televizyonlarda konu ne olursa olsun, bir bakıyorsun aynı kişiler çıkıyor; spor oluyor aynı adamlar çıkıyor, deprem oluyor adamlar çıkıyor, çığ düşüyor aynı adamlar çıkıyor, ekonomi oluyor yine aynı adamlar çıkıyor. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar) Arkadaşlar, coronavirüs konusu oldu, televizyonlara bakıyorum; tıbbı ilgilendiren bu konuda, her gün televizyonda ilgisiz, bilgisiz hatta haddini bilmeyen adamları izliyoruz. Bu da bizim, bir hekim olarak -özellikle bildiğimiz konularda- canımızı sıkıyor tabii. Bütün siyasi partileri de bu kritik noktada bir araya çağırıyorum arkadaşlar çünkü ölenlerin ne sağı var ne solu var ne zengini var ne de fakiri var, bu anlamda hepimizi birleştiren bir konu.

Özellikle sağlık çalışanlarının içine düştüğü sıkıntıyı dile getirmek istiyorum. Tüm sağlık çalışanları, 1’inci derecede risk altında bu konuda arkadaşlar. Coronavirüsün kontrol altına alınması, insanlarımızın sağlığının korunması için maksimum çaba gösteren sağlık çalışanlarının korunması için mutlak ve mutlak onların ihtiyaçları sağlanmalı çünkü onların eline düşüyorsunuz. Birçok yerde yeterli maske, hijyen sağlayıcı malzemelerin eksikliğini görüyoruz. İlk olarak, tüm sağlık merkezlerinde tıbbi ekipman ve malzeme açısından eksikler hemen giderilmeli.

Burada bir noktaya daha dikkat çekiyorum, her zaman söylediğim bir sıkıntı var -bu dönemde daha da ihtiyacı artacak- sağlık personelinin atama problemleri var. Bugün, farklı görev ve branşlarda yaklaşık 620 bin kişinin atanmadığını görüyoruz. Bu vesileyle atanmayan sağlıkçıların ihtiyaca göre atanmalarının gerçekleştirilmesi faydalı olacak arkadaşlar.

Gelelim, yetkililerce alınan bazı tedbirleri bir inceleyelim şöyle: Arkadaşlar, futbol maçları oynanıyor, bütün dünyada oynanıyordu ama herkes ciddi bir tedbir aldı, maçlarını ertelediler. Bizde neymiş? Seyircisiz oynanacakmış. Arkadaş, Galatasaray-Beşiktaş maçında -ben de eski bir futbolcuyum- statta 850 kişi vardı, dışarıda en az 3-5 bin kişi vardı. Ne anladım buradan? Kimi kandırıyoruz? Ayrıca, kafelerde, kahvelerde kaç kişi vardı? Yüzlerce insan maç seyrediyor, ne anladım ben buradan?

Gelelim ikinci sıkıntılı noktaya, bunları sevgili Bakana da söylüyorum buradan: Umre’den dönenlerle ilgili süreç yanlış işletildi arkadaşlar, karantina kuralları uygulanmadı. Kimin Umre’ye gidip kimin döneceğinin hepsinin tarihini hepimiz biliyoruz ya. Neden sağlıklı bir organizasyon yapılmadı da gece vakti çocuklar, öğrenciler darmadağın edildi, battaniyesini alan otobüs duraklarına gitti? Evet, yurt dışından gelen herkese en net, istisnasız on dört gün kuralı uygulansın arkadaşlar. Kalabalık yaratmak risk taşıdığından, cuma ibadeti alanları için daha net önlemler öncelikle alınmalıydı, Diyanet İşleri Başkanı gecikti; arkadaşlar, günün, saatin önemi var bu hastalıkta.

Evet, sağlık sistemimizin kapasitesi ne durumda? 1.534 hastane var; bunların 899’u Sağlık Bakanlığı, 68’i üniversite, 577’si de özel hastane. Bunların hepsinde yoğun bakım ihtiyacı olacak önümüzdeki günlerde, 38 bin civarında yoğun bakımımız var. Hastalığın ileri zamanlarında, bu hastalık, bu coronavirüs vakasında 38 bin kişilik bir yoğun bakım kapasitemiz var. Özellikle bunun 14 bini çocuk, arkadaşlar. Umuyorum ki bu olayı daha ciddi bir şekilde değerlendirerek önümüzü görebiliriz.

Doktor sayımız… Gerçekten o da yetersiz. Arkadaşlar, yatakların -38 binin- yüzde 42’si devlet hastanelerinde, yüzde 42’si özelde, yüzde 16’sı da üniversitelerde. Virüsün yayılması durumunda Sağlık Bakanlığının yapması gerekeni söylüyorum: Hastanelerin -özel ya da kamu fark etmez- hepsinin aynı statüye geçmesi lazım, özel hastane-devlet hastaneleri bu konuda mutlak birleştirilmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

SERVET ÜNSAL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ayrıca, kapatılan bütün hastanelerin karantina hastanesi olarak        -bakın, Ankara'da 5 tane hastane kapatıldı- açılması lazım.

Güney Kore’de bu hastalıktan ölüm oranının düşük olduğunu görüyoruz. Niye düşük? Arkadaşlar, kullanılan kit fazla. Gerçekten, ne kadar kit kullanırsanız, o kadar net tanı koyarsınız arkadaşlar. Belirti olmasa bile istenilen herkese teşhis için test yapılmalı. Bakın, Türkiye'de 2 tane firma var bu testi imal eden, üreten ama biz, 10 tane ülkeye imal eden, satan bu firmalardan kit almıyoruz arkadaşlar. Size net bir bilgi veriyorum şu an, John Hopkins Üniversitesinden bugünkü aldığım bilgiyi söylüyorum: 200 bininin üzerinde corona vakası var, 8 binin üzerinde ölüm var, 80 bin kişiyi sağlıklı hâle getirmişiz. Amma, 1 corona vakası tespit edilirken 10 tane de tespit edilemeyen vaka var; bilim adamlarının söylediğini söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın efendim.

SERVET ÜNSAL (Devamla) – Bu ne demek? 200 bin corona vakası varsa, tespit edilemeyen 2 milyon corona vakası var arkadaşlar. Bu anlamda, siyasi iktidar, özellikle Bakan, bu vaka sayısında şeffaflığını koruduğunda ve güncel olarak -her gün olabilir- periyodik olarak doğru olanı -test olanların pozitif olanlarını da negatif olanlarını da- açıkladığında gerçekten hastalığa dair her türlü tedbiri önceden alma durumumuz olur arkadaşlar.

Hepinize teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 19’uncu madde üzerinde 2’si aynı mahiyette olmak üzere 3 önerge vardır. İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Züleyha Gülüm                  Mahmut Celadet Gaydalı                   Erdal Aydemir

             İstanbul                                     Bitlis                                       Bingöl

         Kemal Bülbül                            Abdullah Koç

             Antalya                                       Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

        Gamze Taşcıer                       Müzeyyen Şevkin                  Emine Gülizar Emecan

             Ankara                                     Adana                                     İstanbul

Saliha Sera Kadıgil Sütlü                Mustafa Adıgüzel                            Cavit Arı

             İstanbul                                      Ordu                                      Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

Şimdi önerge hakkında konuşmak üzere Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir.

Buyurunuz Sayın Aydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki ülkemizin ve dünyanın gündeminde olan corona virüsünden kaynaklı, ülkemizde Sağlık Bakanının dün akşam itibarıyla açıklamış olduğu 1 ölüm vakası söz konusu. Bu salgından dolayı yaşamını yitiren ama ismini ve nerede yaşadığını bilmediğimiz bu vatandaşımıza Allah’tan rahmet dilerken yakınlarına da sabırlar ihsan ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, corona virüsü kadar tehlikeli olan, ülkemizde, adaleti gerçekleştirme görevi verilmiş olan, temel görevi ve işlevi adaleti gerçekleştirmek olan mahkemelerin düşürüldüğü hâldir. Yani “adalet” kavramı toplumu oluşturan tek tek bireylerin vicdanlarından oluşur. Kamuoyunun vicdanıdır adalet. Eğer bir ülkede adaleti gerçekleştirmekle görevli olan mahkemeler, kendi elleriyle, bilerek ve isteyerek adaleti katleder hâle gelmişse inanın o toplumun geleceği yoktur.

Bakın, değerli milletvekilleri, mahkemelerin gelmiş olduğu hâlden ve uygulamalarından birkaç örnek verelim. 2016 yılı itibarıyla İdris Baluken dosyasıyla başlayıp Selahattin Demirtaş dosyasıyla devam eden, yine ülkemizde kamuoyuna mal olmuş olan Ahmet Altan dosyasında vücut bulan, yine sürgit devam eden ve Osman Kavala dosyasında vücut bulan, en sonda muhalif medya mensuplarına, basın emekçilerine, gazetecilere yönelik yapılan mahkeme uygulamalarının adaleti öldürmeye yönelik,  adaleti katletmeye yönelik corona virüsü kadar tehlikeli olan bu kararlarıdır. Tabii ki şu anda kürsüde saymış olduğum bu dosyalar, kamuoyunca bilinen ve takip edilen dosyalardır ama kamuoyunun gündemine girmemiş yüzlerce benzer dosya mevcuttur.

Dolayısıyla, coronavirüsle verilen mücadelenin aynısı hukuk ve yargıda da verilmelidir, verilmesi elzemdir çünkü maalesef ki ülkemizde adalet öldürülmüş bir hâldedir. Öldürenlerin de, öldürmeye azmettirenlerin de kimler olduğu bellidir.

Değerli arkadaşlar, bir Grup Başkan Vekili, Grup Başkan Vekilimiz Meral Danış Beştaş’ın 8 Mart itibarıyla yurtdışından ülkemize giriş yaptığı, bundan dolayı da on dört günlük bir karantina sürecinden geçmesi gerektiğini hatırlattı. Ben de kürsüden şunu hatırlatıyorum: En son, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanıyla birlikte Brüksel’e seyahat eden bakanlar, ilgili yetkililer ve uçakta kendisine eşlik eden gazetecilere bu uygulama yapıldı mı? Bununla ilgili de kamuoyunu bilgilendirmeleri zaruridir.

Arkadaşlar, yine coronavirüsle ilgili mücadelede hep İtalya örneği verildi. Arkadaşlar, İtalya devletinin kara gün parası olarak yani ihtiyat akçesi olarak ayırdığı parayı bileniniz var mı? Bütçesinden tam 400 milyar euro kara gün parası olarak ayırmış ve şu anda bu coronavirüsle ilgili mücadelede de 28 milyar dolar para ayırmış.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 3,5 milyar dolar yardım gelecek diye.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Almanya coronavirüsle ilgili 50 milyar dolar para ayırmış. Güney Kore 9,8 milyar dolar para ayırmış.

Değerli arkadaşlar, şimdi soru şu: Biz ülkemizde bu virüsle ilgili ne kadar para ayırdık? Bu virüsle mücadele... Bunun kamuoyu tarafından bilinmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Deminden beri İtalya örneği veriliyor, Sayın Meclisin ve Türkiye kamuoyunun bilgisine.

Değerli arkadaşlar, yine çok çok önemli- çok hızlı bir şekilde geçelim- coronavirüsten en fazla etkilenen kesim, kapalı bir hâlde, hijyen ortamından uzak tutulan cezaevlerinde şu anda bulunan tutuklu ve hükümlülerdir. Bu corona virüsünden bir an önce kurtulmaları için Adalet Bakanlığına buradan çağrıda bulunuyoruz. Cezaevleri yaklaşık 80-90 bin kapasitenin üstünde şu anda tutuklu ve hükümlü bulundurmakta. Bakın  değerli arkadaşlar, Türk Ceza Yasası’nda ve mevzuatında tutuklama bir tedbirdir. Bu tedbir, her an için alternatif adli kontrol hükümlerine çevrilip şu anda cezaevlerinde bulunan bütün tutuklular hakkında, Adalet Bakanlığının çağrısıyla mahkemeler resen bütün tutuklu dosyalarını inceleyerek tahliye kararı verebilirler. Bunun önünde hiçbir engel yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Çok özür dilerim Başkanım.

Ayrıca, hükümlüler için de şu anda Meclise gelmesi beklenen Ceza İnfaz Kanunu’nun çok hızlı bir şekilde Genel Kurula indirilip hükümlerle ilgili İnfaz Yasası’nda yapılacak düzenlemelerle coronavirüsten, cezaevinde bulunan hükümlülerin korunması için de Meclis tasarrufta bulunabilir. Buradan, cezaevinde coronavirüsten ölebilecek olan veya ölme ihtimali yüksek olan bütün hükümlü ve tutukluların ölmesi hâlinde, bunun vebalinin AK PARTİ iktidarı ve Adalet Bakanın da olacağını bir kez daha hatırlatıyorum.

Ayrıca 21 Mart, biliyoruz ki bütün dünyada “Nevroz Bayramı” olarak kutlanmakta başta Kürt halkının ve Orta Doğu halklarının “Nevroz Bayramı”nı kutluyorum. “…”(x) (HDP sıralarından alkışlar)

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Türkleri de kutla, ya!

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Türkler de Orta Doğu halkı, hayır, sizinkini de kutladım bitti. Türklerin de olsun.

BAŞKAN – Söz sırası Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in.

Buyurunuz Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bende sözlerimin başında 18 Mart nedeniyle Çanakkale’de bu zaferi bize yaşatan, şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı ve minnetle anıyorum, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere. Çanakkale, Türkiye Cumhuriyeti’nin ön sözüdür, Çanakkale Mustafa Kemal’in Atatürk olduğu yerdir. Sözlerimin sonunda vakit kalırsa biraz da o bölgeyle ilgili birkaç konuya değinmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, ben, teklifin 19’uncu maddesi üzerinde konuşacağım. Bu maddede yurt dışındaki vatandaşlarımızın bireysel emeklilik sistemine dâhil edilmesini, ödemelerin döviz-TL ilişkisinde yetkiyi, Cumhurbaşkanına devretmektedir. Ekonomi Bakanlığının, Türk lirası üzerindeki değer kaybının bir öngörüsü olmadığı için günü geldiğinde her şeyde olduğu gibi bu yetkiyi Cumhurbaşkanına paslamaktadır, üstüne çok konuşmaya gerek yok. Zaten biz reddetsek de siz kabul edeceksiniz. O yüzden, ben, kalan vaktimde vicdanlarınıza seslenip belki bir şeyleri değiştirme imkânı bulacağımı umduğum başka konulara getirmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, size bugün doğaya ve insana yapılan zulmü ve ardından gelişen bir doğa katliamını, bir hukuk cinayetini anlatacağım. Ordu İlküvez’de Çaybaşı, İkizce ve Ünye’yi içeren su kaynaklarının doğduğu doğa harikası bir alana çöp alanı yapılmak isteniyor. Yöre halkı su kaynaklarının tam ortasında -bunu engellemek için, hayat hakkını, su hakkını korumak için- eksi 5-10 derecede tam seksen gündür orada, kırın ortasında bekliyor. Çöp alanının çevresindeki akarsulardan resmî yetkililerin aldığını söyledikleri tahliller için güya, sözüm ona “Temiz çıktı.” dediler fakat simsiyah su. Bu sudan köylüler, muhtarları ve jandarma eşliğinde numune aldılar ve yine bir kamu kurumunda, Samsun Halk Sağlığı Laboratuvarında -şu resmî analiz raporu elimdedir- normalin 40-50 katı seviyesinde organik ve sanayi atık maddesi suya karışmış vaziyette. “Yaylanın başında sanayi atığının suda ne işi var?” diyeceksiniz. Sudaki zararlı maddenin –letal doz diyoruz biz buna- litredeki miktarı bir büyükbaş hayvanı öldürecek düzeydedir. Halk itiraz edince devlet yolları kapattı, âdeta İlküvez’in üstüne çöktü. Köylüler terörist ilan edilip karakollarda sorguya çekildi. Bu da yetmedi, Türk hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecek, şeytanın aklına bile gelmeyen bir yöntem izlendi. Köylülerden belirlenen 37 kişi –burada listesi var- çöp alanındaki belediye işçilerine şikâyet ettirilerek normal kanunlarla değil, Türkiye’ye özel, kadını koruma, aileyi koruma kanunu kapsamında, hiç şikâyet edenlerden kadın olmadığı hâlde, bu şikâyet edenler ve edilenler arasında bir aile hukuku olmadığı hâlde, sorgusuz sualsiz uzaklaştırma kararı alındı çünkü normal kanunlarla yapılsaydı kanıt istenecekti. Burada açıkça belgenin üzerinde yazıyor “Kanıt aranmaksızın uzaklaştırma verildi.” diye. Hukukçular ayağa kalktı, itiraz edildi fakat yine vali zoruyla reddedildi. Ardından İlküvez‘de bir gece baskınıyla güvenlik güçleri müdahale etti, evlatlara anneleri coplatıldı. Türkiye’de böylece, ilk defa, kadını koruma kanunuyla kadınlar coplatıldı sevgili arkadaşlar. Ceren Özdemir’i koruyamayan Ordu Valisi, İlküvez’de kadını koruma kanunuyla çöp alanını koruyor. İlküvez’de  bu insanlar eksi 10 derecede kar altında beklerken devletin kendilerini görmesini istedi. Yerel televizyonların görmesini istedi, görmediler. Ulusal medyaya yalvardılar “Gelin bizi çıkarın diye.” Benim çağrım üzerine sadece Fox TV haber yaptı. Madem bu güzel insanların sesini devlet duymuyor, medya görmüyor, ben de onların sesini bu milletin kürsüsünden, mikrofondan sizlere dinletmek istiyorum. Aylar sonra oraya giden Valiye, köylülerin hitabını buradan dinletmek istiyorum.

(Hatibin cep telefonundan bir ses kaydı dinletmesi)

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel, böyle bir usulümüz yok.

SALİH CORA (Trabzon)  – Hiçbir şey anlaşılmıyor.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Ben halkın sesini dinletiyorum.

Değerli arkadaşlar, Güleser ana diyor ki: “Ne olursunuz, ne olursunuz dağda taşta öldük, ne olursunuz bizi bu dertten kurtarın. Cennetin kapıları size açık, Kâbe yolları size açık. Sayın Cumhurbaşkanımız sesimizi duymuyor mu, bizim bu hâlimizi görmüyor mu?”

Diğer bir kadın “Hani benim suyum, ne içeceğiz biz bu memlekette, tabut gibi donduk buralarda, sen makamında otururken hiç vicdanın sızlamadı mı?” diyor. Valinin verdiği cevap, vicdanıyla ilgili ipuçlarını veriyor, “İyi şov öğrenmişsiniz.” diyor bu kadınlara, yetmiş yaşındaki Güleser anaya.

Değerli arkadaşlarım, AKP’nin yüzde 92 oy aldığı İlküvez’de 70 yaşındaki Güleser ana “Cumhurbaşkanımız bu çilemizi görmüyor mu?” diyor. Ordu’da “Ben Cumhurbaşkanının temsilcisiyim, AKP’nin Valisiyim.” diyen zat, bu analara “Şov yapıyorsunuz.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Daha ne yapıyor bu Sayın Vali? Ordu’da iş insanlarını ayrıştırıyor. Bir hastanenin kantinini Ordulu bir iş insanından alarak il dışından bir başka birine veriyor ama enteresan olan şu: Değerli arkadaşlarım, bu ihaleyi verdirdiği kişi ihale yolsuzluğundan şu anda hapiste ve bu Ordulu iş insanına da yine biraz önceki kadını koruma kanunda kullandığı aynı hâkime gene kadını koruma kanunu kapsamında uzaklaştırma verdiriyor.

Başka ne yapıyor bu Sayın Vali? Şehit derneklerinde medyaya poz verirken bir şehit babasının karşısında bacak bacak üstüne atıp nasihat çekiyor, ayar veriyor. O şehidin evi hâlen daha yapılmadı. Ama ona rağmen o baba -diğer oğlu da askerde- “Vatan sağ olsun.” diyor. İşte bu da o, sekiz aydır yapılmayan şehit evidir, bunu da buradan takdim ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Ayhan Erel                                 Hayrettin Nuhoğlu                       Muhammet Naci Cinisli

                     Aksaray                                            İstanbul                                            Erzurum

               Fahrettin Yokuş                            İmam Hüseyin Filiz                             İsmail Tatlıoğlu

                       Konya                                           Gaziantep                                            Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak üzere, Erzurum Milletvekili Muhammet Naci Cinisli.

Buyurunuz Sayın Cinisli. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Çanakkale Boğaz Zaferi’nin 105’inci yılında, vatanı kurtarma sorumluluğunu canlarından değerli gören, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, kahraman atalarımızı rahmet ve minnetle anıyorum.

Sözlerimin başında, gündemimizin en önemli konusu olan coronavirüsle mücadelenin devlet-millet dayanışması içinde, karşımızdakilere saygıyı ön plana alarak, gerekli ciddiyetle devam etmesini dilerim.

Coronavirüsün küresel bir kriz olduğunu unutmayalım. Bu küresel krizin hayati parçası tabii ki sağlık, diğer çok önemli ve göz ardı edilemeyecek kısmı ise ekonomi. Esnafımızı, çiftçimizi, sanayicimizi, turizmcimizi korumalıyız. İş dünyamız bu krizden devlet aklı ve desteği olmadan çıkamaz. Dünyada mali ve ticari sistem sarsılırken ülkemizi koruyalım. Coronavirüsten etkilenen ülkeler birer birer etkili ekonomik tedbirlerini açıklarken iktidarın hâlâ koruyucu ekonomik tedbirlerini açıklamamasını yadırgıyoruz.

Değerli milletvekilleri, yeniden, sarayın bir torba kanununu görüşüyoruz. İki yıla yakındır uygulanmakta olan yeni hükûmet sisteminin Meclisimizi işlevsiz hâle getirmesini önlemek, bilhassa devlet etme sorumluluğunu paylaştırmak için yüz elli yıllık tecrübeye sahip olduğumuz iyileştirilmiş parlamenter sisteme geçişin acil ihtiyacını torba kanun usulü bile gösteriyor. Bu sistem ve torba kanun karmaşasıyla bir yere varılamayacağını artık anlamalıyız. Geçmiş iktidarların dönemlerinde örneklerine rastlanılmayan torba kanun teklifleri, AK PARTİ iktidarının yasama anlayışını yansıtıyor. Kamunun ihtiyaçları ile vatandaşlarımızdan gelen talepleri gidermekten çok uzak olan bu anlayış, ortak akılla yapılması gereken yasama faaliyetlerine ve demokrasinin en önemli kazanımlarından olan uzlaşarak müzakere etmeye de engel oluyor. Torba kanun teklifinde yer alan düzenlemeler, ekonomik krizin derinleşerek devam ettiğini ve kronikleştiğini gösteriyor. Böylesine vahim bir tabloya yol açan nedenlerde ısrarcı olmak, yapısal düzenlemeleri göz ardı etmek, ülkemizi daha da borçlandıran bir politika izlemek, vatandaşlarımızı korumaktan ziyade ateşe atmaktır.

Üzerinde söz aldığım maddede, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının döviz cinsinden katkı payı ödeyerek bireysel emeklilik sistemimize dâhil edilmesi, devlet katkısının da Sayın Cumhurbaşkanınca yüzde 25’ten yüzde 10’a kadar indirilmesine dair düzenlemeler bulunuyor. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın döviz cinsinden birikimlerinin ülkemiz ekonomisine girişinin sağlanması tabii ki önemli ancak demokrasi ve tutarlı dış politika gibi kalkınmayı doğrudan etkileyen hayati alanlarda devlet aklıyla hareket edilmesinin sağlanması daha da önemli. İstikrarsız iç ve dış politikamız yüzünden ekonomide güven telkin edemiyoruz, yabancı yatırımcıları ülkemize çekemiyoruz; yatırımları bulunanlar ise ülkemizden ayrılmanın peşindeler. Diğer yandan, yurt dışından para bulmak için ciddi faizler ödemeyi göze alıyoruz; bireysel emeklilik sistemine yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı dâhil etmek için en az yüzde 10’luk bir oranla bile borçlanma yapmayı göze alan kanunları görüşebiliyoruz.

2008 yılında yapılan yasal değişiklik neticesinde, Türkiye'de bir gün bile SSK’lı olarak çalışan gurbetçilerimize emeklilik hakkı verilmişti. 2014 yılında yayımlanan genelgeyle de gurbetçilerimizin ülkemizde izinlerini geçirirken çalışmaları durumunda emeklilik hakkı elde edebilecekleri bildirilmişti. Sırf bu nedenle türeyen, gurbetçilerimizi para karşılığı sömüren paravan şirketler kuruldu. Oy uğruna yapılan bu hesapsız uygulamanın zararı yeni kanunla mı düzeltilmeye çalışılıyor? Fakat lütfen unutmayın ki yanlış yanlışla düzeltilemez. Ülkemizde iç tasarrufların yetersizliği temel ekonomik sorunlardan bir tanesi. Bu nedenle büyümemizi yurt dışından giren kaynaklarla sağlıyoruz, yurt dışından kaynak gelmediği zaman büyüme yavaşlıyor. Bu girişin iyice zayıfladığı dönemlerde de kriz yaşıyoruz.

Bireysel emeklilik sisteminde yaklaşık 7 milyon vatandaşımızın bulunduğu ve devlet katkısı dahil 106 milyar lira tutarında bir meblağa ulaşıldığı komisyonda çalışmalarda kaydedilmiş. Ayrıca, yapılacak değişiklikle önümüzdeki on yılda, 3 milyar euro civarında bir tutarın sisteme girmesinin beklendiği ifade edilmiş. Buradan elde edilecek gelirle, ne yama tutmayan bütçe açığı kapanır ne de güven telkin edemediğiniz yabancı yatırımcıyı cezbedebilirsiniz.

Türk lirasının sürekli olarak değer kaybetmesi hâlinde hazinemizin üstleneceği mali yükün analizlerinin yapılıp yapılmadığını bilmek isteriz. Bu bağlamda, çıkarılmak istenen kanun neticesinde, döviz cinsinden ödenecek katkı payının devletimize maliyeti konusunda herhangi bir çalışma yapılmış mıdır, onu da bilmek isteriz.

Değerli milletvekilleri, düşük faiz getirisi olan, gelişmiş ülkelerdeki sermayeyi, yüksek faiz önererek kullanmak isteyen kurumlar ve devletler elbette vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım efendim.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Gurbetçi vatandaşlarımızın tasarruflarını ülkemize çekmek gibi son derece masum görünen bu teklifin, ileride neler getirebileceğini lütfen gözünüzde canlandırın. Gurbetçilerimizin helal paralarına karşı yüksek getiri vaatlerinin, geçmiş yıllarda nelere yol açtığını, gurbetçilerimizin yıllarca çalışıp edindikleri tasarruflarının nasıl ellerinden alındığını unutmayalım. Bu hesapsız uygulama, yeni bir Jet Fadıl, Yimpaş, Kombassan vakası olmasın. AK PARTİ’nin eski bazı yanlış uygulamalarından sonra gurbetçilerimizi yeni kandırmacayla mağdur etmesinden endişe ederim.

İktidarın, memleket hasretiyle üç nesildir gurbette yaşayan insanların duygularını daha fazla istismar etmemesini diler, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 20’nci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere 4 önerge vardır.

İlk okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir.

Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Züleyha Gülüm            Erol Katırcıoğlu                      Celadet Gaydalı

     İstanbul                      İstanbul                                  Bitlis

        Erdal Aydemir                           Kemal Bülbül                            Abdullah Koç

              Bingöl                                     Antalya                                       Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Ayhan Erel Hayrettin Nuhoğlu            Fahrettin Yokuş

Aksaray                                                İstanbul                                     Konya

 

Hüseyin Örs İsmail Tatlıoğlu           İmam Hüseyin Filiz

 Trabzon                                                Bursa                                   Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz sırası İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’nda.

Buyurunuz Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, biz bu kanun teklifinin 20’inci maddesini konuşurken esasında bu teklif, bildiğiniz gibi birkaç hafta önce Plan ve Bütçe Komisyonundan geçti, fakat o süre içinde de çok şey değişti. Şimdi ben bakıyorum bu kanun teklifinin maddelerine, esasında özellikle ekonomiyle ilgili bazı teşvik sayılabilecek olan maddeler, aslında, bugün Cumhurbaşkanının yapacağı açıklamayla ilişkili aynı zamanda. Dolayısıyla da yani ben teklif sahibi sevgili Nilgün Hanım’a söyledim, bunu geri çekseniz daha akıllıca olur dedim ama öyle olmadığını söylediler, “Gerekirse yarın değişiklik yaparız.” dediler. Şimdi bu 20’inci madde biliyorsunuz Kredi Garanti Fonu’ndan KOBİ’lere verilecek olan 25 milyar desteği 30 milyara çıkarmak şeklinde yazılmış durumda fakat anladığım kadarıyla Adalet ve Kalkınma Partisi biraz önce bir önerge hazırladı ve bunu 50 milyara çıkarmak istiyor. Şimdi arkadaşlar yani neden 50 milyar?

SALİH CORA (Trabzon) – Yanlış mı?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Efendim?

SALİH CORA (Trabzon) – Yanlış mı söylüyoruz?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Hayır, aksine ben 70 milyara çıkaralım diyeceğim.

SALİH CORA (Trabzon) – Hayır, Komisyonda öyle diyordunuz ama.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bakın, şimdi şöyle söyleyeyim size...

SALİH CORA (Trabzon) – Komisyonda benzerini diyordunuz.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Şimdi bakın, bu söz konusu olan paralar, yaşadığımız krizle ilişkili olarak düşündüğümüzde krizin muhtemel ekonomik etkilerini de karşılamaya yetecek paralar değiller. Yani başka ülkelerin ayırdığı paraları düşünecek olursanız; mesela Amerika’da 1,2 trilyon, Almanya’da 400-500 milyar euro gibi rakamlar konuşulurken, bizim bu rakam zaten çok anlamlı bir rakam değil açıkçası.

Fakat doğrusunu isterseniz, tabii ki KOBİ’lere yardım etmemiz lazım ama KOBİ’lerin ciddi sorunları da var ve bu sorunlarla ilgili olarak hiçbir şey konuşmadan böyle bir karar, esasında çok palyatif bir karar olacak diye düşünüyorum. Çok basit bir şey söyleyeyim size: Bugün itibarıyla 620 milyar Türk Lirası kredi kullanmış durumda KOBİ’ler toplamda ve bunların yüzde 10’u yani 62-63 milyar lirası takipte olan kısmı yani yüzde 10 civarında şüpheli alacak durumuna düşmüş oldu bankalar nezdinde.

Şimdi, dolayısıyla da biz bu şirketlere tabii ki destek verelim ama unutmayalım ki -ben zaman zaman çıkıp söylüyorum burada- bu finansal genişlemenin esasında, özellikle KOBİ gibi, zaten sıkıntılı olan kesimlerin sorunlarını çözmeyecek. Borçlanarak bir anlamda bir talep yaratması biçiminde bir yol önermiş oluyor bu kanun. Bunun da doğrusunu isterseniz sorunlara ilişkin herhangi bir karşılığı olmadığını açıkça söylemek zorundayız.

Şunu da söyleyeyim: Bugün KOBİ konusu esas itibarıyla sadece KOBİ konusu değildir, bu yeteri kadar konuşulmuş bir konu değildir bizde, Türkiye’de genel olarak. Bu aynı zamanda bankacılık sorunudur. Türkiye’deki bankacılık sistemi bir türlü değiştirilemediği için yani özellikle kredi verme konusunda bankaların benimsedikleri ipotek meseleleri kaçınılmaz olarak bankaların ekonomiyle ilişkilerinde sınırlar yaratıyor. Zaten, anladığım kadarıyla Hükûmetin de en önemli derdi bu. Şimdi bu derdi bankacılık üzerinden aşamayınca ne yapıyor? 25 milyardan 30 milyara, 30 milyardan 50 milyara çıkarıyor, eyvallah. Ama sorun yani Türkiye ekonomisi sorunu dediğimiz yapısal sorun, bankacılığın ekonomiyle olan ilişkisi üzerindeki yaratılmış olan sorun çözülmüş olmuyor. O sebeple de ben öneriyi tabii ki… Yani 50 milyar herhâlde gündeme gelecek ama KOBİ’lerin bu anlamda desteklenmesinin doğru bir tavır olduğunu düşünüyorum.

Çok az zamanım kaldı ama bir şey daha söylemek istiyorum. Arkadaşlar -sabah gerçi Mehmet Tiryaki arkadaşım sözünü etti, ben de altını çizerek bunu belirtmek ihtiyacındayım- şimdi Tayyip Erdoğan’ın bence çok önemli bir kanaati “Dünya 5‘ten büyüktür.” lafına ilişkin, bu laf doğru bir laf esasında. Fakat neden dünya 5’ten büyüktür? Buna niçin itiraz ediyor Sayın Cumhurbaşkanı? Çünkü diyor ki: “Ya, dünyada 200 tane millet var, devlet var, 5 tane devlet bütün herkesin kaderini tayin ediyor.” Şimdi arkadaşlar, bu doğru bir tespit fakat Sayın Cumhurbaşkanı burada doğru olmasına rağmen çok tutarsız. Niçin tutarsız? Bakın arkadaşlar, corona virüsü diye bir virüsle mücadele etmekteyiz şu anda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bu konu, sanki, bu ülkede, diğer siyasi partileri ilgilendirmiyormuş gibi -ki bütün farklı siyasi partiler toplumda farklı kesimlerin temsilcileri olarak buraya geliyorlar- herhangi bir şekilde, bizlerin görüşleri alınmadan bugün -sarayda mı, Çankaya’da mı nerede yaptılarsa- bir toplantıyla alınacak olan tedbirleri açıklamış oluyorlar. Arkadaşlar, bu tutarsızlıktır. Çünkü karşılaştığımız sorun bizim dışımızda, bize yönelik bir sorun olduğuna göre hepimizi de içermesi gerekir alınan kararların. Şimdi, Tayyip Erdoğan’ın dünya siyasetiyle ilgili söylediği -doğru olan ki benim kanaatim de öyledir- cümlesini bugün itibarıyla Türkiye’yle ilişkilendirmeye kalktığımızda tutarsızlık kendiliğinden ortaya çıkıyor. Dolayısıyla da buradan seslenmiş olayım ki: Bu böyle olmaz arkadaşlar, bugün yarın ülkede, bu Parlamentoda temsil edilmiş olan siyasi partilerin de görüşleri alınmadan corona virüsüyle mücadele etmek mümkün değildir diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – O sebeple de lütfen arkadaşlar, bu konuyu ciddiye alalım. Bizler burada aynı düşmana karşı sıkıntısı olan kesimlerin sesleriyiz aynı zamanda. Dolayısıyla da bizlerin de görüşlerinin alınabileceği sistemler oluşturmak zorundayız. Bakın, biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda, bundan bir hafta önce, Sayın Bakanların katılımıyla “Corona virüsünün ekonomiye ne gibi etkileri olur?” diye bir toplantı yapalım dedik, toplantı yapılmasını reddettiler, kabul etmedi arkadaşlarımız. Yarın Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısı var, yine bunu gündeme getireceğiz. Bu tutum yanlıştır. Bakın söylüyorum, yanlıştır çünkü bu mesele bütün Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Bütün Türkiye’nin siyasi pozisyonlarını ifade eden partiler de buradadır, dolayısıyla da burada Mecliste bu mesele birlikte ele alınması gereken bir meseledir diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar  sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’e ait.

Buyursunlar Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun paketinin 20’nci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün 18 Mart, Türk tarihine altın harflerle yazılan “Çanakkale Geçilmez” destanının 105’inci yıl dönümü. Çanakkale Zaferi’nin 105’inci yıl dönümünde bu destanı yazan başta cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum; ruhları şad, mekânları cennet olsun diyorum.

Değerli milletvekilleri, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de gündemin birinci sırasında yer alan coronavirüs salgınıyla mücadele hakkındaki tespit ve temennimi bir cümleyle ifade ederek konuşmama başlamak istiyorum. Sağlık Bakanlığımızın şu ana kadarki süreç yönetimini ve verdiği mücadeleyi tabii ki kıymetli buluyorum ancak bundan sonra yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçmek adına bizlerin yaptığı uyarıların da dikkate alınmasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz bu maddeyle, kredi garanti kurumlarına aktarılacak kaynak 25 milyar TL’den 35 milyar TL’ye çıkarılmak isteniyor. Yeterli teminatı olmayan işletmelerin, ihtiyaç duyduğu krediye ulaşabilmeleri ve kredilerin geri dönmeme ihtimaline karşı oluşturulan kredi garanti kurumlarına aktarılacak kaynağın artırılması yararlı olmakla birlikte, dalgalanma yaşayan Türk ekonomisi için riskleri ortadan kaldırıcı anlam taşımamaktadır. Kredi Garanti Fonunun, küçük ve orta boy işletmelerin finansman kaynaklarına ulaşabilmesinde olumlu katkılar sunacağı doğrudur. Türk ekonomisinin yaşadığı dalgalanma dikkate alındığında, Kredi Garanti Fonunun üstlendiği rol büyük önem arz etmektedir, bu da doğrudur. Ancak, Kredi Garanti Fonu, reel ekonomide bu denli büyük rol üstlenmiş olsa da küresel krizin Türk ekonomisini olumsuz yönde etkilemesi ve bankaların fon kullanımında firmalara ürkek yaklaşımı nedeniyle Kredi Garanti Fonunun sektörde yetersiz kaldığı da bir gerçektir.

Değerli milletvekilleri, Kredi Garanti Fonunun kaynaklarının artırılması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, sorunların çözümünde tek başına da yeterli olamamaktadır. Çünkü, küçük ve orta boy işletmelerin, üretim, yatırım, tedarik ve pazarlama sorunları yanında nitelikli personel ve yönetim eksikliği, teknolojiye uyum sağlama ile mevzuat eksikliği gibi önemli problemleri bulunmaktadır. Karşılaşılan sorunlar çoğunlukla finansal kaynak yetersizliğinden ve ekonomik ortamın elverişsizliğinden dolayı ortaya çıkmakta ya da bu nedenlerle çözülememektedir.

Kredi garanti sistemi, küçük ve orta boy işletmelere kredi garantisi sağlayarak serbest rekabete dayalı piyasa ekonomisinin güçlenmesine katkı sağlamaktadır. KOBİ’lere kefalet desteği veren, KOBİ’lerin ihtiyacı olan finansmanı sağlayan Kredi Garanti Fonu, bankalara da daha esnek davranma alanı bırakmaktadır. Bankalar, Kredi Garanti Fonu kefaleti sayesinde risk düzeylerini de azaltmaktadırlar. Kredi Garanti Fonuna aktarılacak miktarın artırılması kefalet hacmini ve ekonomiye katkısını çoğaltacaktır fakat Kredi Garanti Fonunun katkısının artırılabilmesi için sermaye artışının yanında sektörel ve bölgesel uzmanlaşma, kefalet verilen firmalara risk değerleme yöntemleri uygulanması, mali ve sosyal kontroller yapılması, özel sigorta şirketlerinin oluşturulması, temerrüde düşen firmalar için geri ödemelerin vadeli olarak yapılması kolaylığının sağlanması da gerekmektedir. Kefalet taleplerinde bankaların risk değerlendirmelerini baz alan Kredi Garanti Fonu uzmanları firma bazında değerlendirme raporları hazırlasalar da şirketlerin risk derecelerini gösteren derecelendirme yönteminin uygulamaya konulması çok daha yararlı olacaktır diyorum. Kredi Garanti Fonu kaynaklarının daha da sağlıklı korunması adına da yapılan değerlendirmelerde yatırım ve işletme sermayesi kredileri için farklılıklar gözetilmelidir diyor, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

       Gamze Taşcıer                        Müzeyyen Şevkin                  Emine Gülizar Emecan                   Ankara                                      Adana                                     İstanbul                            Cavit Arı                      Saliha Sera Kadıgil Sütlü               Okan Gaytancıoğlu                     Antalya                                    İstanbul                                     Edirne

 

MADDE 20: 28/03/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 20’nci maddesinin birinci fıkrasında bulunan “25” ibareleri “35” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi önerge hakkında söz sırası Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nda.

Buyursunlar Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Değerli milletvekilleri bugün 18 Mart Türk milletinin emperyalizme karşı büyük bir kazanımı var. Yani, diğer adıyla dirildiği bir savaş. Burada, “Diriliş” romanının yazarı Turgut Özakman’ı da unutmayalım ama o anlı şanlı zaferi bize kazandıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü de anmadan geçmeyelim.

Evet, gündemde corona var. Corona her şeyi etkiledi. Sağlığımıza dikkat ediyoruz, hijyenimize dikkat ediyoruz ama ekonomimize dikkat ediyor muyuz? Ekonomi son derece önemli, büyük kitleler çok sıkıntı içerisindeler. Ben de torba yasada yer alan vakıflardan bahsedeceğim. Vakıflar… Edirne’de en fazla vakıf dükkânı var. Kiracıları sözleşme yapıyorlar, uzun yıllık sözleşmeler sonucunda kiralarını ödüyorlar.

Şimdi, çoğu esnaflar… Peki, esnaflar nasıl satış yapacaklar? Herhangi bir iyileştirme var mı? Yasaya getirmişsiniz, diyorsunuz ki: “Üç ay içerisinde ödemezseniz yani doksan gün içerisinde ödemezseniz, doksan birinci gün valiye yetki veririz ve sizi dükkândan atarız.” Zaten esnaf sefte yapmıyor, zaten esnaf zor durumda. Esnaf vergisini mi ödemeyi düşünsün, sigorta primini mi ödemeyi düşünsün, akşam eve giderken ne götüreceğini mi düşünsün, eşine pazar parası vermeyi mi düşünsün, çocuğuna harçlık vermeyi mi düşünsün? Bunlarla uğraşırken bir de corona çıktı. E, birçok esnaf şimdi dükkânını kapatmak zorunda kaldı. Bunların birtakım ödemeleri var. Bunlarla ilgili bir kolaylık getiriyor musunuz? Hayır. Ama ne getiriyorsunuz? Bu torba yasa içerisinde, vakıf kiralarını eğer esnaf ödeyemezse ki bugüne kadar ödeyemediği de olmuştur ama hiçbir zaman dükkânından çıkartılmamıştır; icraya verilmiştir, avukata verilmiştir, borcunu bir şekilde tamamlamıştır ama şimdi diyorsunuz ki “Öyle olmaz eğer doksan gün sonra ödemezsen doksan birinci gün ben seni mülki idare amirliği yetkisiyle dışarı atabilirim.” Arkadaşlar, vakıflar bize tarihimizden miras, buralara birçok insan geliyor, yerli turistler geliyor, camiye gidiyor, ibadet ediyor. Vakıflardaki tarihi eserleri soruyor esnafa, dükkândaki esnafa veya orada çalışanlara: “Yahu, bu cami kaç yılında yapıldı?” Hemen esnaf bilgi veriyor, o ara bir bakıyorsunuz, bir şey satın almış, alışveriş yapmış, yani bunlar esnaflar sayesinde yaşıyor, siz de esnafları lütfen yaşatın.

Bakın, esnaflar zor durumda, biz sizden şunu beklerdik: Ya, corona var, çok ciddi sıkıntılar var, esnafların borçlarını erteleyelim, onlara düşük faizli, uzun vadeli krediler verelim. Çünkü çok zor durumdalar.

Evet, şimdi aldığımız bir habere göre biraz iyileştirme yapılmış ama yetmez arkadaşlar, bunun ne zaman, ne kadar süreceği belli değil, yine de teşekkür ederiz. Bir şeyler yapılmış ama lütfen bunu unutmayın. Bakın, bu torba yasada var, yani, torba yasa şunu söylüyor: Üç ay sonra ödemezse kirayı doksan birinci gün mülki idare amirine yetki verilecek, lütfen bunu yeniden düzenleyin. Bir daha kontrol edin, eski sistemle devam etsin. Çünkü esnaf buraya girerken, yani, dükkânı kiralarken ne yapmış? Uzun vadeli bir kiralama yapmış, sözleşme yapmış. Hiçbir zaman da dükkânından çıkmaz, insanlar ekmek teknesinden çıkmak isterler mi? Bir yerden buluyorlar, buluşturuyorlar, bir şekilde borçlarını ne yapıyorlar? Çeviriyorlar. Şimdi, siz diyorsunuz ki: “Arkadaşlar, ödemezseniz ben sizi dükkânınızdan ederim.” Lütfen, buna bir bakın, torba yasanın içerisinden çıkarın. Esnaflarımız son derece önemli, bir zamanlar özene bezene söylerdik: Orta direk. Yani, esnaflar, orta direktir arkadaşlar. Orta direk de çocuğunu okutur, iş sahibi yapar, o yüzden halkla bütünleşir, yabancılar gelir, esnaflara soru sorar “Burada, nerede yemek yiyebiliriz, nerede alışveriş yapabiliriz, nereden şuraya gidebiliriz, nerede oturabiliriz?” Her şeyi esnaflar bilir, o yüzden esnaflarımızı koruyalım, kollayalım diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 196 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 20’nci maddesinde yer alan “35” ibaresinin “50” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Cahit Özkan                            Ramazan Can                           Abdullah Güler

             Denizli                                   Kırıkkale                                   İstanbul

        Mustafa Demir                            Kemal Çelik                             İbrahim Aydın

             İstanbul                                    Antalya                                    Antalya

     Yusuf Ziya Yılmaz       Fehmi Alpay Özalan        Zemzem Gülender Açanal

             Samsun                                      İzmir                                     Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Meclisin takdirine bırakıyoruz Sayın Başkan.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un geçici 20’nci maddesiyle düzenlenen kredi garanti kurumlarına aktarılabilecek azami nakit kaynak tutarının 25 milyar TL’den 50 milyar TL’ye çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.21

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Nimetullah ERDOĞMUŞ

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın Milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

                                                        

                                 

18/3/2020

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 18/3/2020 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                                  Mustafa Şentop

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

                           

                  Cahit Özkan                                       Özgür Özel                                Mehmet Ruştu Tiryaki

       Adalet ve Kalkınma Partisi                  Cumhuriyet Halk Partisi                 Halkların Demokratik Partisi

            Grubu Başkan Vekili                         Grubu Başkan Vekili                    Grubu Başkan Vekili Adına

                           

  Muhammed Levent Bülbül                         Dursun Müsavat Dervişoğlu

        Milliyetçi Hareket Partisi                             İYİ PARTİ

            Grubu Başkan Vekili                         Grubu Başkan Vekili

 

Öneri:

Genel Kurulun 19 Mart 2020 Perşembe günkü birleşiminde  İç Tüzük’ün 59’uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yürütme tarafından yapılacak gündem dışı konuşmayı takip eden konuşmalarda siyasi parti gruplarına on beşer dakika süreyle söz verilmesi önerilmiştir.

BAŞKAN  -  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

196 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

 

2. Denizli Milletvekili Nilgün Ök ile 46 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2633) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 196)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

 

107. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop ve 1 Milletvekilinin Afrika Kalkınma Bankası Kuruluş Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanunun Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi (2/2691) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 197)

 

 

BAŞKAN - 197 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

 

66. Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşmasının Notalarla Birlikte Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/2273) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 139)

 

 

BAŞKAN - 139 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonların bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 19 Mart 2020 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                                     Kapanma Saati: 19.24



(X) 196 S. Sayılı Basmayazı 10/3/2020 tarihli 66'ncı Birleşim Tutanağı'na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.