TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          13’üncü Birleşim

                                                                                        5 Kasım 2019 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 5 Kasım Cumhuriyet Halk Partisinin 3’üncü Genel Başkanı Bülent Ecevit’in ölümünün 13’üncü yıl dönümü ile 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, HDP’nin siyaset yapmasının tutuklamalarla engellenmeye çalışıldığına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı’nın, 1 Kasım 1928 tarihinde Türk alfabesinin kabulüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana ilinde yaşanılan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı’nın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki  bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 3 Kasım AK PARTİ’nin iktidara gelişinin 17’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

3.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, Adana ili Ceyhan ilçesinde 2012 yılında ihalesi yapılan devlet hastanesinin tamamlanamadığına ilişkin açıklaması

4.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, ithal edilen angusların İskenderun Limanı’na getirilmemesi konusundaki çağrılarını yinelediğine ilişkin açıklaması

5.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ve 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’e ölümünün 13’üncü yıl dönümünde Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

6.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, kültürün önceki nesillerin geliştirip sonrakilere aktardığı sosyal bir miras olduğuna ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz’ın, 3 Kasım AK PARTİ’nin iktidara gelişinin 17’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

8.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, infaz ve koruma memurlarının mağduriyetine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, her ilçeye tam teşekküllü devlet hastanesi yapılması durumunda insanların sağlığına katkıda bulunulabileceğine ilişkin açıklaması

10.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, zeytin ve zeytinyağı üreticisinin yaşadığı sorunlara ilişkin açıklaması

11.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, ülkemizde yaşanılan gıda güvenliği sorununun ele alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ve Bursa ili Büyükorhan ilçesinde inşaatı devam eden devlet hastanesinin halkın kullanımına açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinin yoğun bakım ünitesinde yaşanılanlarla ilgili gerekli incelemelerin başlatılıp başlatılmayacağını ve ihmali bulunan yetkililer hakkında soruşturma açılıp açılmayacağını, ülke genelinde devlet hastanelerindeki içler acısı hâlin sebebinin şehir hastanelerine yönlendirmeyle alakalı devlet politikası olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, ithal edilen ilaçların temininde yaşanılan sorunlara ilişkin açıklaması

15.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, Karayollarında çalışan taşeron işçilerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, AKP iktidarları sayesinde yenilip içilenin bilinmez hâle geldiğine ve gerekli önlemlerin alınması için Tarım Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

17.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Süper Lig’de oynanan Trabzonspor-Göztepe maçında yaşanılanlardan dolayı Türkiye Futbol Federasyonunu göreve çağırdıklarına ilişkin açıklaması

18.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, ABD Temsilciler Meclisinin sözde Ermeni soykırımının tanınmasına ilişkin kararının bilimsel gerçeklikten uzak olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın,Trabzon ili Tonya ilçesi Kadıralak Tabiat Parkı’nda taş ocağı açılacağı iddialarına ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına ve İstanbul ili Esenyurt ilçesindeki  öğrencilere nitelikli eğitim verilebilmesinin önünün açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına ve İstanbul ili Ümraniye ilçesi Finanskent Mahallesi’ndeki vatandaşların yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması 

22.- Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün, ABD’nin 2018 yılı Terörizm Raporu’na ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

24.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, Akdeniz meyve sineğiyle mücadelede eylem planı oluşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

25.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, 2018 yılına ait buzağı desteklemeleri ile sertifikalı tohum kullanım desteğinin ödenmeyerek çiftçilerin üretimi terk etmesinin mi istendiğine ve Akdağmadeni ilçesinde işten çıkarılan maden işçilerinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

26.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’e ölümünün 13’üncü yıl dönümünde Allah’tan rahmet dilediğine ve Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan, Turgut Özal ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü  rahmetle andığına ilişkin açıklaması

27.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, 1 Ocak 2019 tarihi itibarıyla plastik poşet başına ödenen 25 kuruşun 15 kuruşu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı payı olarak tahsil edildiğine göre geçen on aylık süreçte ne kadar para toplandığını ve bu paralarla çevreyle ilgili herhang bir çalışmanın yapılıp yapılmadığını Çevre ve Şehircilik Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

28.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı ve 25’inci Dönem HDP İstanbul Milletvekili Turgut Öker’e yurt dışı çıkış yasağı getirilmesine ilişkin açıklaması

30.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası vesilesiyle herkesi organ bağışı yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

31.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde el yapımı patlayıcıya müdahale sırasında şehit düşen İstihkam Uzman Çavuş Suat Topçu ile 7’nci Komando Er Eğitim Alay Komutanlığında eğitim sırasında şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı’ya Allah’tan rahmet dilediğine, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesi hususunun Meclisin bir numaralı gündemi olması gerektiğine, öğrenim kredisi borcunu ödeyemeyen üniversite mezunu gençlerin mağduriyetine, tarım reformuna ihtiyaç olduğuna ve İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın sosyal medyadan yaptığı paylaşımına Göç İdaresi Genel Müdürlüğünden verilen cevaba ilişkin açıklaması

32.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde el yapımı patlayıcıya müdahale sırasında şehit düşen İstihkam Uzman Çavuş Suat Topçu ile 7’nci Komando Er Eğitim Alay Komutanlığında eğitim sırasında şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı’ya ve 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’e ölümünün 13’üncü yıl dönümünde Allah’tan rahmet dilediğine, Şırnak ili İdil ilçesi Öğündük köyünde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında öğrencileriyle birlikte Türk bayrağıyla yaptığı gösteri sebebiyle hedef gösterilen öğretmen Seçil Yıldız başta olmak üzere memleketin her köşesinde  hizmet eden öğretmenlerimizin milletçe yanında olunduğuna ve 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

33.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Mardin ili Kızıltepe İlçe Belediyesine kayyum atanmasıyla birlikte 65 HDP’li belediyeden 15’ine kayyum atanmış olduğuna, kayyum atanan belediyelerde çoğunluğu elde etmek isteyen iktidarın belediye meclis üyelerini de görevden aldığına ve bu durumun millet iradesini, sandık hukukunu ortadan kaldırdığına, Kürt halkının iradesinin gasbedildiğine ve demokratik siyaset alanında, hukuk alanında yapılan adaletsizliklerin hesabını sorana kadar mücadelelerine devam edeceklerine ilişkin açıklaması

34.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, şehit düşen İstihkam Uzman Çavuş Suat Topçu ile Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı’ya Allah’tan rahmet dilediklerine, 5 Kasım Cumhuriyet Halk Partisinin 3’üncü Genel Başkanı Bülent Ecevit’in ölümünün 13’üncü yıl dönümüne, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na, Faruk Bildirici’nin Üst Kurul üyeliğinin RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in isteği ve talebi doğrultusunda düşürülmesinin Parlamentoya saygısızlık olduğuna ve konuyla ilgili hukuki sürecin başlatıldığına, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik hakaret içerikli ifadelerini kınadıklarına, hangi siyasi partiden olursa olsun milletin seçtiği belediye başkanı yerine kayyum atanması anlayışının Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye demokrasisine sürdüğü kara bir leke olduğuna ilişkin açıklaması

35.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Barış Pınarı Harekâtı’nda şehit düşen askerlerimize Cenab-ı Hakk’tan rahmet dilediğine, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasında İçişleri Bakanı Süleylan Soylu’yla ilgili ifadelerine, RTÜK’ün Faruk Bildirici’nin Üst Kurul üyeliğinin düşürülmesi yönünde aldığı karara ve bu karara yargı yolunun açık olduğuna, belediyelere kayyum atanması hususuna, kullanılan ayrıştırıcı dilin, yapılan terörle mücadelenin Kürtlere karşı yapılıyormuş gibi lanse edilmesinin kimseye faydasının olmadığına ve Türkiye'nin geleceğinin daha aydınlık olabilmesi için hep beraber terörün lanetlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve söylediği bütün hakaretleri kendisine iade ettiklerine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önergesi vererek gündeme getirdiği LÖSANTE Çocuk ve Yetişkin Hastanesiyle ilgili sorunun mevzuat ile fiziki durum arasındaki problemden kaynaklı olduğuna ve konunun takipçisi olacaklarına ilişkin açıklaması

41.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasıdaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasıdaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve DEAŞ’ın ve PKK’nın bir terör örgütü olduğuna ilişkin açıklaması

44.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, demokratik siyasete yönelik her saldırıyı lanetlediklerine ve lanetlemeye de devam edeceklerine ilişkin açıklaması

45.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in TÜRKSAT Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin açıklaması

46.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

47.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

49.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in TÜRKSAT Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etmesiyle RTÜK Başkanlığı görevinden de çekilmiş sayılması gerektiğine ilişkin açıklaması

50.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, büyük Türk milletinin çok önemli bir cüzü olan İran Türklüğüyle yakından ilgilenilmesi, kültürel ilişkilerimizin güçlendirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

51.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM Başkanlığına RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin hakkında sunmuş olduğu dilekçesine istinaden Meclis Başkanının karar vermesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

52.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, tarımsal üretimin artırılması ve tarıma dayalı sanayi entegrasyonunun sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

53.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, taşeron işçilere kadro verilmesi konusunda yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

54.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın, ABD’nin 2018 yılı Terörizm Raporu’na ilişkin açıklaması

55.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, prim beklentisi karşılanmadığı, mazot ve gübre desteği sağlanmadığı takdirde çiftçimiz yerine Amerikan ve Yunan çiftçisinin kazanmaya devam edeceğine ilişkin açıklaması

56.- Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in, Sivas ili Zara ilçesi Zara Devlet Hastanesindeki doktor ihtiyacının karşılanmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

57.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, İzmir ili Foça ilçesi 7'nci Jandarma Komando Er Eğitim Alay Komutanlığında eğitim esnasında şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı’ya Allah’tan rahmet dilediğine ve Barış Pınarı Harekâtı’yla sınırlarımızda terör devleti yapılanmasına müsaade edilmeyeceğinin gösterildiğine ilişkin açıklaması

58.- Muğla Milletvekili Suat Özcan’ın, Muğla ili Milas ilçesinde gerçekleştirilen 6’ncı Milas Zeytin Hasat Şenliği’ne, zeytin üreticilerinin beklentisinin taban fiyatının açıklanması, prim ödemesinin yapılması ve yurt dışından zeytinyağı ithalatının yapılmaması olduğuna ilişkin açıklaması

59.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, 1 Kasım Türk alfabesinin kabulünün 91’inci yıl  dönümüne ilişkin açıklaması

60.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, görüşülen tekliflerle ilgili soruların muhatabı olan bakanların Genel Kurul salonunda bulunmaması nedeniyle sıkıntı yaşandığına ilişkin açıklaması

61.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

62.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlıkça, esas komisyon olarak Millî Savunma Komisyonuna, tali komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (2/2319) esas numaralı 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi tarafından geri alındığına ilişkin  önerge yazısı (4/47)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in (2/1202) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/46)

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Başkanlık Divanı üyelerinden müteşekkil bir heyetin Avrupa Parlamentosu üyeleriyle görüşmelerde bulunmak üzere 16-18 Eylül 2019 tarihlerinde Strazburg'a ziyaret gerçekleştirmesi hususuna ilişkin tezkeresi (3/917)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından, hasta çocukların tedavisi için ücretsiz hizmet sunan LÖSANTE'nin tümüne ruhsat verilmesi ve halkın sağlık hakkının önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 4/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- İYİ PARTİ Grubunun, Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ve 19 milletvekilinin, gıda güvenliği sorunları ve bunların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 30/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2038) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınan ve tutuklanan milletvekillerimizin maruz kaldıkları hukuksuzlukların araştırılması amacıyla 5/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 117 ve 33 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının sırasıyla 2'nci ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 5, 6, 7, 12, 13, 14, 19, 20, 21, 26, 27 ve 28 Kasım 2019 ile 3, 4 ve 5 Aralık 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 117  sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

 

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 106)

 

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptğı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Antalya Milletvekili Feridun Bahşi’nin, yerel basın sektörünün sorunlarının çözümüne ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/19330)

2.- Tekirdağ Milletvekili Enez Kaplan’ın, yazılı soru önergelerinin süresi içinde cevaplandırılmamasının sebebine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün cevabı (7/19774)

5 Kasım 2019 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İsmail OK (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 5 Kasım Cumhuriyet Halk Partisinin 3’üncü Genel Başkanı Bülent Ecevit’in ölümünün 13’üncü yıl dönümü ile 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gündem dışı söz vermeden önce bir iki hususla ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Bugün, Türk siyaset tarihinin unutulmaz isimlerinden Cumhuriyet Halk Partisinin 3’üncü Genel Başkanı Bülent Ecevit’in 13’üncü ölüm yıl dönümü.

Siyaset tarihimizde dürüstlüğü ve nezaketiyle sembol olmuş olan Bülent Ecevit, aynı zamanda, siyasetçi kimliğinin yanında bir şairdi. “Kıbrıs fatihi” unvanıyla anılan ve bu nedenle “Karaoğlan” sıfatı yakıştırılan Bülent Ecevit, siyasi tarihimizde ölümsüz izler bırakmıştır. “Ne ezen ne ezilen, insanca, hakça bir düzen” sloganıyla ülkemizde adalet ve eşitliğin sağlanması yolunda önemli mücadeleler vermiştir. Kendisini saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Ecevit’in beraber siyaset yaptığı diğer partilerdeki siyasetçiler de Türkiye’de Türk siyasi tarihinin önemli kilometre taşları olmuşlardır. Sayın Bülent Ecevit, Sayın Süleyman Demirel, Sayın Alparslan Türkeş, Sayın Necmettin Erbakan gibi duayen siyasetçilerin Türk siyasetine ve Türk siyasi kültürüne kattığı çok önemli konular vardır. Bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Rahmetli Bülent Ecevit’in en sert tartışmalarda bulunduğu ve iktidar mücadelesi yaptığı isimlerin başında rahmetli Süleyman Demirel geliyordu. Siyasi tarihimiz Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit arasındaki siyasi çekişmelere -ki çetin çekişmelere- tanık olmuştur. Rahmetli Bülent Ecevit’in bir ölüm yıl dönümünde konuşmacı çağrılması gerektiği düşünüldüğü zaman toplantıyı düzenleyenler tarafından akla Süleyman Demirel’in ismi gelmiştir. Sayın Bülent Ecevit’in bir ölüm yıl dönümünde Sayın Bülent Ecevit’i anlatmak üzere rakibi, çetin siyasi mücadelelerden geçtiği Sayın Süleyman Demirel gelmek suretiyle ve sadece tek konuşmacı olarak Bülent Ecevit’i anlatmıştır. Bu durum, bize her türlü siyasi tartışmanın çetin de olsa yapılabileceğine ama siyasetçilerin her zaman birbirinin yüzüne bakacak düzeyde saygın bir ilişkiyi yaratabileceğine çok önemli bir emsaldir. Sayın Süleyman Demirel, ölüm yıl dönümünde Ecevit’i öyle güzel değerlendirmiş, öyle güzel anılarını paylaşmıştır ki sanki geçmişte iki yakın arkadaş gibi bir ilişkiyi bizlerle paylaşmıştır. Bu nedenle, ben böyle kalıcı siyasi kültürlerin gelişmesinin öneminin altını çizmek istiyorum. Her türlü siyasi eleştirinin sert de olmak kaydıyla yapılması ama birbirimizin yüzüne bakar bir hâlde sürdürülmesi gerektiğinin altını Sayın Süleyman Demirel ve Sayın Bülent Ecevit örneğinde olduğu gibi sizlerle paylaşmak istedim. Ruhları şad olsun. (Alkışlar)

Diğer paylaşmak istediğim konu: Bu hafta 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası. Cumartesi günü lösemili çocuklarımızın bir etkinliğinde onlarla beraber oldum, farkındalık yaratmak için maske takıp lösemiyle ilgili mücadeleyi herkese anlatıyorlardı.

Değerli milletvekilleri, lösemi, tedavi edilebilen bir hastalıktır. Lösemili Çocuklar Haftası’nda bütün siyasetçilerimizin lösemiye dikkat çekerek bu konunun üzerine gidilmesini ve tedavi edilme oranını artırarak çocuklarımızı bu hastalığın pençesinden kurtarmak üzere herkesin elinden gelen katkıyı yapmasını da beklediğimi ifade ediyorum.

Şimdi, gündeme geçmeden önce 3 değerli milletvekilimize gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, tutuklu siyasetçiler hakkında söz isteyen Batman Milletvekilimiz Sayın Ayşe Acar Başaran’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Başaran.

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın, HDP’nin siyaset yapmasının tutuklamalarla engellenmeye çalışıldığına ilişkin gündem dışı konuşması

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 5 Kasım, aslında dün Meclis açık olsaydı 4 Kasım 2016 tarihinde partimize yönelik gerçekleştirilen darbenin 3’üncü yılını tamamlayıp 4’üncü yılına girmiş olacaktık. Ne olmuştu 4 Kasım 2016’da ama öncesinde ne olmuştu, birazcık o dönemi hepinizin hafızasında tekrar tazelemek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 7 Haziran 2015 seçimi gerçekleşmiş, AKP iktidarı büyük bir kan kaybına uğramış, HDP büyük bir başarı elde ederek, yüzde 10’luk seçim barajını yıkarak 80 milletvekiliyle Mecliste yerini almıştı. Ancak siyasi iktidar, AKP iktidarı, seçimde gerçekleşen bu kan kaybını, bu gerilemeyi sindiremeyerek ülkeyi büyük bir kaosa sürüklemiştir, akabinde de 1 Kasımda tekrar seçimi yeniletmiştir. 7 Haziran seçiminin yenilenmesiyle aslında partimizi, özellikle HDP’yi baraj altında bırakmak için her türlü plan, program ve projeyi devreye koymuştur. Bu süreç içerisinde onlarca parti binamız saldırıya uğramış, yakılmış, mitinglerimizde bomba patlatılmış, birçok arkadaşımıza saldırı gerçekleştirilmiştir ama bütün bu saldırılara rağmen, partimiz, programı, tüzüğü, siyaseti, perspektifiyle bu ülkede umut ve ışık olduğunu bir kez daha gösterip Mecliste yerini almıştır.

Bu süreç içerisinde, biliyoruz ki AKP iktidarı, seçimle kazanamadığını, seçimle gerçekleştiremediğini bir darbeyle gerçekleştirme yolunu tercih etmiştir. Biz, darbeleri bu ülkede farklı farklı biçimlerde gördük ve hep beraber yaşadık. Darbeler, sadece apoletlilerin yaptığı tanklarla toplarla gerçekleşmedi, bu ülkede sivil darbelerin nasıl gerçekleştiğine hepimiz şahitlik ettik; 4 Kasım da aslında, iktidarın, yargı eliyle siyasete, demokratik siyasete yaptığı bir darbeydi.

Değerli arkadaşlar, peki, bunu biz neden söylüyoruz? Şimdi size bir tablo göstereceğim, bunun iktidarın eliyle nasıl olduğunun ya da özellikle sarayın talimatıyla nasıl olduğunun anlaşılması için: Erdoğan, AKP Genel Başkanı, siyaseten bitiremeyeceğini, sandıkla bitiremeyeceğini bildiği HDP’ye karşı bir saldırı dilini kullanmaya başladı. Bizi her yerde terörize eden, her yerde hedef gösteren açıklamaları vardı ve en son açıklamasında, 28/7/2015’te “Parlamento gerekli değerlendirmeyi yapmalı, demokrasi zırhından bunlar sıyrılmalı ve gereğini yapmalı.” dedi. Bu tarih, 2015 tarihi şurada duruyor. Peki, bu fezlekeler, aslında suçlar ya da “suç” denilen bu değerlendirmeler, olaylar hangi tarihlere ait? 2010 yılındaki olaylar, 2011 yılındaki olaylar, 2012 ve 2013 yılındaki olaylar. Düşünün ki bu olaylarla ilgili 1.905 gün hiçbir girişim yok, 763 gün yok, 1.642 gün yok, 1.657 gün yok; hiçbir şey yapmıyor yargı, bekliyor, bekliyor ve saraydan bir talimat geliyor, yargı işbaşına geçiyor. Bu tarihler arasında bu olaylarla ilgili hazırlanan tek bir fezleke yok. Binlerce gün sonra, 15/10/2015’te fezlekeler hazırlanıp Meclise gönderilmeye başlanıyor ve özellikle bizim söylediğimiz sözlerle, yaptığımız siyasetle ilgili bu Meclise patır patır fezlekeler geldi. Bu Meclis dokunulmazlıkları kaldırdı, paket şeklinde kaldırdı, hiç sorgulamadan kaldırdı. Burada, savunma hakkı verilmeden kaldırıldı ve bu süreç içerisinde biz bunun HDP’ye karşı bir saldırı olduğunu söylediğimizde “Hayır.” dediler.

Peki, ne oldu? “E, bu milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalktı, biz gerekli işlemi yapalım.” dediler; bir akşam aynı saatler içerisinde Bingöl, Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak, Van illerinde, 5 tane ilde -savcıların bir anda hepsinin içlerine doğdu- eş zamanlı olarak, ortak operasyon yapıp bizim 13 milletvekilimizi gözaltına aldılar, aralarında Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın olduğu 13 milletvekilimiz gözaltına alındı. Bu arkadaşlarımız yıllardır siyasi rehin olarak cezaevinde tutuluyorlar.

Biz bunun verilerini nasıl elde ediyoruz arkadaşlar? Şimdi, bakın, kanunda olmayan uygulamaları hep beraber milletvekili arkadaşlarımızla görmüş olduk. Milletvekillerimizden Ferhat Encu, dosyasından tahliye oldu, savcı itiraz etti ama aslında savcının böyle bir yetkisi yoktu. İdris Baluken tahliye oldu, savcı itiraz etti, aslında savcının böyle bir yetkisi yoktu. Sonra KHK’ye böyle bir madde eklendi, hukuksuzluk kanun kılıfıyla düzeltilmeye çalışıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Başkanım, bir dakika daha rica ediyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Başaran.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Hukuksuzluk bu şekilde gideriliyormuş gibi yapıldı ama esası, aslında kanunsuz iş yapılmaya devam edildi. Bunların en son örneklerinden ikisini kısaca anlatmaya çalışacağım.

Selahattin Demirtaş tutukluydu, tahliye edilmemek için hükümlü hâle getirildi. Hükümlü hâle geldi, istinaftan sonra temyiz yolu açılacaktı, başka bir dosyadan ve ana dosyada olan bir olayla ilgili tekrar tutuklu hâle getirildi yani bir olayla ilgili 2 defa tutuklandı.

Yine, aynı, birkaç gün önce şahit olduğumuz bir olay: Abdullah Zeydan’ın aldığı cezalar beş yıl ve altında olduğu için temyiz yolu açıldı. İstinaftan sonra başvuru yaptı avukat arkadaşlarımız, mahkeme infazın durdurulmasına, tahliyesine karar verdi. Daha kendisi cezaevinin kapısından çıkamadan hemen savcı itiraz edip başka bir mahkeme vasıtasıyla tekrar tutuklanmasına karar verildi. Şimdi, bunların hukuken bir tutuklanma olduğuna kimse bizi ikna edemez. Daha bununla ilgili onlarca örnek verebiliriz. Bu bir siyasi darbedir, HDP’nin bitirilme projesidir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Başaran.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) - …HDP’nin siyaset yapmasına direkt bir saldırıdır. Sadece tutuklamalar vasıtasıyla değil, aslında bizi çalışamaz duruma getirip fiilî olarak da kapatma tavrının bir parçasıdır. 28 Şubatçılar, bu bin yıl devam edecek diye düşünüyorlardı, AKP iktidarı da şimdiki iktidar da bu uygulamaların -bakın, milletvekillerinin polislerin ortasında kaldığı, halktan bizi kopardıkları bir görüntüye hepimizin utanarak bakması lazım- bu sürecin bin yıl daha süreceğini zannediyor. Bu, bin yıl sürse de HDP direnmeye devam edecek, HDP siyaseti bu ülkede umut olmaya devam edecek ama sizin ömrünüz de tıpkı 28 Şubatçılar gibi emin olun bin yıl sürmeyecek. Gidişiniz yakındır, bitişiniz yakındır, tükenişiniz yakındır. Siz bizi bitirmeye çalıştıkça biz daha da güçlenerek karşınıza geleceğiz. Bunu İstanbul kongremizde hepinize gösterdik, önümüzdeki süreçlerde de daha güçlü bir biçimde karşınızda olmaya devam edeceğiz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gündem dışı ikinci söz, Türk harflerinin kabul edilmesi konusunda söz isteyen Şanlıurfa Milletvekilimiz Sayın Halil Özşavlı’ya aittir.

Buyurun Sayın Özşavlı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

2.- Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı’nın, 1 Kasım 1928 tarihinde Türk alfabesinin kabulüne ilişkin gündem dışı konuşması

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bugün, 1 Kasım 1928’de kabul edilen yeni Türk alfabesi ve Latin harflerinin kabulüyle ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

Tabii, birileri için yeni alfabenin kabulü, aynı zamanda birileri için de Kur’an harflerinin ilgasıydı 1 Kasım 1928 tarihinde yapılan bu devrim. Şüphesiz bu bir devrimdi. Kanun metni önümde, 11 maddeden oluşan bu kanunda hâliyle Arap harflerinin yani Kur’an harflerinin okunmasının zorluğu, Türk toplumunu, Türk milletini aydınlığa çıkarmak için yeni bir alfabenin neden kabul edilmesi gerektiği uzun uzun anlatılmaktadır. O gün Mecliste Gazi Mustafa Kemal Atatürk uzun bir konuşma yapacak ve konuşmasının da son bölümünü yeni harflerin kabulüne ayıracaktır. Şüphesiz bu bir devrimdir. O günün koşullarında olması gereken bir devrimdi, hepimiz bunu benimsiyoruz, özümsüyoruz. Fakat sonraki yıllarda sistemin sergilediği -AK PARTİ iktidarına kadar hatta- reddimiras tavrı belki de bu millete en büyük zararı verdi.

Yeni harfler, yeni alfabe kabul edildiği zaman Avrupa basınında neler yazıldı hızlıca çok kısa size birkaç örnek vermek istiyorum. The Times gazetesi 31 Ağustos 1928: “Arap harflerinin Türkler üzerindeki uzun egemenliği tutuculuktan, Kur’an yazısını kutsanmış gibi gören dincilikten ileri gelmiştir.”

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çarpıtıyorsun, çarpıtıyorsun; yok öyle bir şey.

BAŞKAN – Sessiz olun arkadaşlar.

HALİL ÖZŞAVLI (Devamla) – “Harf değişikliği eğitimi öğretimi kolaylaştırmakla kalmayacaktır, Avrupalılar da Türkçe öğrenme cesareti gösterecektir. Türkler de Avrupa dillerinin çoğunu çok kolaylıkla öğrenebileceklerdir. Bu sayede Türkler her zamankinden daha çok Batı’ya yaklaşmış olacaktır.”

Yine, aynı gazete: “1929 yılbaşından sonra artık Arap harfleriyle kitap basılmayacak. Eski harflerle basılı kâğıtlar resmî işlemlerden kaldırılacak. Harf Devrimi’ne karşı direnenler için sert cezalar öngörüldü.” Bunun gibi birçok örnek var, hatta hatta Türklerin bir sonraki aşamasının Hristiyanlığa geçiş olacağını yazan gazeteler dahi vardır. Tabii ki bu, asla mümkün olmayacaktır.

Bu bir devrimdir fakat eski harfleri okuma ve yazmayı bilmenin, hadi yazmayı geçelim, okumayı bilmenin de şöyle bir faydası vardı sayın milletvekilleri: İki bin yıllık bir tarihimiz vardır, Selçuklularla, Osmanlılarla beraber dokuz yüz yıllık bir Arap alfabesinin kullanımı söz konusudur. Osmanlı Türkçesi aslında hazineye açılan bir kapıdır. Nedir bu hazine? Tarihtir, ecdadın mirasıdır. O koruma refleksi yüzünden uzun yıllar halkımız geçmişiyle kopuk yaşamak zorunda kaldı.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yok öyle bir şey, onu sen söylüyorsun. Kim söyledi sana onu?

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, lütfen sessiz olalım, hatip düşüncelerini ifade ediyor. Lütfen…

HALİL ÖZŞAVLI (Devamla) – Bugün Osmanlıcaya gösterilen teveccüh aslında geçmişle kucaklaşmadır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sevdiğin Araplar bugün bizi desteklemiyor.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

HALİL ÖZŞAVLI (Devamla) – Bugün ortalama bir Fransız vatandaşı mutlaka monarşi dönemini bilir, tekrardan monarşiyi istemez fakat monarşi kazanımlarını reddetmez. Çarlık Rusyasına baktığımız zaman aynı korumacı tavrı Çarlık Rusyası da göstermiştir. On beş yıl belki Bolşevik Rusyası yeni sistemi kabullenememiştir fakat on beş yıl sonra Bolşevik Rusyası da yeni sistemde Çarlık Rusyasından kalan değerleri, kazanımları kabul etmiştir.

Osmanlıca Türkçesini yani Osmanlıca diyorum ama ben…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ÖZŞAVLI (Devamla) – Son bir dakika Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özşavlı.

HALİL ÖZŞAVLI (Devamla) – Osmanlıca, ayrı bir dil değildir kesinlikle, Türkçenin bir periyodudur, Türkçenin sadece ve sadece Arap harfleriyle yazılıp okunmasıdır, başka bir şey değildir. Tüm bilim adamlarının üzerinde hemfikir olduğu bir şey vardır, Osmanlı Türkçesindeki kelime sayısı günümüz Türkçesinden katbekat fazladır.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Kaç tane söylesene, kaç tane?

BAŞKAN - Sayın Enginyurt…

HALİL ÖZŞAVLI (Devamla) – Osmanlıca Türkçesini okuyan birinin dile vukufiyeti artar, kelime haznesi zenginleşir, çok daha akıcı bir üslupla konuşabilir. Edebiyatçılar der ki: “Kuracağınız hayaller dahi sahip olduğunuz kelimelerle doğru orantılıdır.” Bir medeniyet projeniz varsa bunu çok sağlam metinler üzerine kurmalısınız. Osmanlıca Türkçesini okuyabilen biri ecdadının mimarisini, estetiğini, musiki metinlerini okuyabilir, geleceğe çok daha sağlam adımlarla yol alabilir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, pek kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Özel, bir söz talebiniz oldu, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı’nın yaptığı gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, iyi bir hafta diliyorum öncelikle. Birazdan grubumuz adına haftayla ilgili değerlendirmelerimizi ve diğer değerlendirmelerimizi yapacağız.

Sayın hatibin konuşmasını dikkatle dinledim. Harf Devrimi’nin o günün ihtiyacı olan bir devrim olduğunu ve kendisi için de bunun bir devrim olduğuyla ilgili düştüğü baştaki kaydı da memnuniyetle dinledik. Ardından, itirazım olan kısım şudur ki: AK PARTİ iktidarına kadar Osmanlıcayla ilgili ve o dönemde üretilmiş tarih, sanat eserleriyle ilgili, edebiyat eserleriyle ilgili bir reddimiras yapıldığı konusu, Atatürk tarafından kurulmuş Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun çalışmaları, Atatürk’ün meseleye hem şahsen hem kurumsal olarak yaklaşımı göz önüne alındığında, doğru bir eleştiri değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Lakin, darbe dönemlerinden sonra, özellikle 12 Eylül darbesinden sonra, Atatürk bütün mirasının en önemli kısmı olan İş Bankasından gelen bütün geliri Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna bağışlamış olmasına rağmen, o kurumların içeriksizleştirilmiş, o kurumların Atatürk’ün vasiyetinden koparılmış, partizanca davranışlar ve Türk devrimi idealine tamamen, taban tabana zıt uygulamaları da tarafımızdan hep eleştirilmiştir, bundan sonra da eleştirilecektir. Ancak burada hem kürsü özgürlüğü hem düşünce özgürlüğü anlamında Osmanlıcayı ve bununla ilgili yapılan değerlendirmeleri de dikkate değer buluyoruz. Ve ilk başta yapılan değerlendirme üzerinden sadece reddimiras kısmına ve Osmanlıcaya duyulan teveccühün son dönemde arttığıyla ilgili ifadesine yönelik de, bu konuda seçmeli derslerin konduğunu ancak öğrenciler tarafından en az tercih edilen ve sınıfı açılamayan dersler noktasında olduğunu kayda geçirmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bu konuda karşılıklı bir şeye gerek yok. Siz konuşmanızı yaptınız.

HALİL ÖZŞAVLI (Şanlıurfa) – Hayır, istatistikler elimizde Sayın Başkan, dersi kaç öğrencinin aldığıyla ilgili istatistikleri açıklayabilirim burada.

BAŞKAN – Bir saniye…

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, Adana ilinde yaşanılan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü söz, Adana’nın sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekilimiz Sayın Orhan Sümer’e aittir.

Buyurun Sayın Sümer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kimi kentler tarihî özelliğiyle kimi doğal güzellikleriyle kimi ekonomik değerleriyle kimi nüfus yapısı ve sosyolojik dokusuyla kimi kültürel zenginliğiyle dikkat çeker; kimi kentler de vardır ki bunların birçoğunu ya da hepsini içinde barındırır. Edebiyatın bereketli toprakları, sinemanın Altın Koza’sı Adana’mız işte öyle bir kenttir. Sadece havasının değil insanının da sıcak olduğu kadar güzel lezzetlerle de önemli bir kentimizdir Adana.

Normal şartlarda bu kadar güzelliği ve özelliği bünyesinde barındıran bir kentin çekim ve cazibe merkezi olmasını beklersiniz. Gelin görün ki artık Adana’da Adanalı bile kalmak istemiyor. Verimli topraklarıyla romanlara konu olmuş Adana’da çiftçinin durumu içler acısı; sürekli artan girdi maliyetleri, plansız tarım politikası çiftçiyi kara kara düşündürüyor. Karpuz üreticisi bu sene ürününü satamadı, tonlarca karpuz tarlada kaldı. Beyaz altın pamukta rekolte giderek düşüyor; onlarca sanayi iş kolunun ham maddesi olan pamuk ihtiyacında Türkiye giderek dışa bağımlı bir hâle geliyor. Narenciyede de durum farklı değil. Yaşanan verim düşüklüğünün üzerine uluslararası alanda kaybedilen piyasalar da eklendi. Verimli tarım arazileri yıllar boyu imara açılarak yok ediliyor. Özellikle pamuk ve narenciye üretimi teşvik edilmezse korkarım ki mevcut tarım alanları da imara açılmak için sırada bekleyecek. Gelin, tarım teşviklerini artırın, tarım ürünleri ithalatını durdurun; prim ödemelerini zamanında yapın ve çiftçinin banka borçlarını erteleyin.

Adana, tarımın olduğu kadar sanayinin de can damarlarının attığı bir kent idi. Adana’da sanayileşmenin tarihi 1800’lü yıllara kadar dayanır. Günümüzde ise Adana sanayisinin durumu içler acısı. Elbette bu kötüye gidişin tarihini çok daha eski yıllara kadar götürebiliriz. Ancak son yıllarda devriiktidarınızda Adana can çekişir hâle geldi. Sadece son on yılda Adana’da tam 55 fabrikanın kapandığını biliyor musunuz? Üstelik bunlar sadece Adana’yı ilgilendiren fabrikalar da değildi, hepsi bu ülke ekonomisine ciddi katkılar sağlıyordu. Bunlardan bazıları: Bossa, PAKTAŞ, Millî Mensucat, ÇUKOBİRLİK, Güney Sanayi, Adana Sigara Fabrikası kapananlardan birkaç tanesi.

Kapanan fabrikaların yanı sıra yoğun göç dalgası Adana’yı işsizlik oranında Türkiye’nin en üst noktalarına taşıdı. Tam 35.321 kişi işsizlik ödeneğine başvurmuş. İşin başka bir acı tarafı da eğitimli ve genç işsizlerin sayısının giderek artması. Adana’da binlerce esnaf kepenk kapattı, kapatmaya da devam ediyor. “Esnaf” deyip geçmeyelim. Esnafın bizim toplumumuzda ayrı bir yeri vardır, kadim bir kültürün temsilcisidir. Hele Adana gibi karakteristik kent kültürüne sahip kentlerde esnaf o kültürün vazgeçilmez unsurudur. Şimdilerde plansız açılan, sayıları mantar gibi artan, yine birkaç gün sonra Adana’da açılacak bir AVM’yle esnafımız AVM’lere teslim edildi. Sorunlar aslında zincirin halkaları gibi devam ediyor. Fabrikalar kapanınca işsizlik artıyor, iş bulma umudu kalmayınca da beyin göçü kaçınılmaz bir son olarak karşımıza çıkıyor. Tüm eğitimini Adana’da tamamlayan pırıl pırıl gençlerimiz iş bulmak umuduyla artık büyük kentlere ve hatta yurt dışına giderek maalesef bir daha Adana’ya dönmek istemiyorlar.

Küresel bir sorun hâline gelen ve iktidarınızın öngörüsüz, yanlış politikaları nedeniyle bugün ciddi bir sığınmacı sorunuyla karşı karşıyayız. Bu, artık büyük bir toplumsal sorun hâline geldi. Türkiye'de 3,5 milyon sığınmacının 239 bini Adana’da yaşıyor. Yapılan araştırmalara göre Adana, sığınmacılardan en fazla etkilenen 5’inci il durumunda. Yani Adana’da yaşayan her 100 kişiden 12’si Suriyelidir artık. Eylül ayında bir çocuğa istismar iddiası, Suriyelilere yönelik linç girişimine neden oldu. Günlerce süren bu olaylarda gerçekten Adana Valimiz ve güvenlik güçlerimize sağduyulu yaklaşımları nedeniyle teşekkür ederim.

Türkiye'nin bu konuda kalıcı bir politikası olmadığı için bu sığınmacılar ucuz iş gücü olarak görülüyor ve bunun faturasını da işsizlik ve toplumsal huzursuzluk olarak ödüyoruz. Adana’da şu an bazı okullarda okuyan sığınmacı öğrenci sayısı Türk öğrenci sayısını geçmiş durumda. Okula yeni başlayan çocuklarımız uyum sorunu yaşıyor, veliler artık çocuklarımızı okula göndermek istemiyor.

Adana, turizm potansiyeli en yüksek kentlerimizden biriydi tarihî eserleri, yaylaları, zengin bitki örtüsü ve kültürüyle. Gelin görün ki maalesef sadece yerel yönetimlerin çabasıyla kentin bu özelliği duyurulmaya çalışılıyor. 2006 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Karataş ve Yumurtalık ilçe sahilleri turizm teşvik bölgesi ilan edildi. O zaman sevinmiştik. O günden bugüne kadar tek bir yatırım dahi yapılmadı. Bir de Cumhurbaşkanlığı kararıyla Bakanlar Kurulunun bu kararı iptal edildi. Gerekçesini hâlâ bilemiyoruz.

Yüreğir ilçemizin Havutlu, Solaklı, Doğankent, Yunusoğlu mahallelerini Karataş ilçemize bağlayan Karataş ölüm yolu sorununu da gündeme getirmekten dilimizde tüy bitti ancak bu yoldaki ölümlü kazalar bir türlü önlenemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Sümer.

ORHAN SÜMER (Devamla) – Tamam Başkanım.

Bu yolda ışıklı levha yok, alt ve üst geçit yok. Buradan yetkililere sesleniyorum: Karataş yolunu ölüm yolu olmaktan çıkarın.

Şimdi, Adana’nın bazı ürpertici istatistiklerini sizinle paylaşmak istiyorum. Maalesef, Adana, uyuşturucu suçlarında Türkiye 3’üncüsü, cezaevine giren hükümlü sayısında Türkiye 5’incisi, suça sürüklenen çocuk sayısında Türkiye 13’üncüsü, iş kazası ölümlerinde Türkiye 8’incisi, doğum yapan küçük çocuk sayısında Türkiye 7’ncisi, kız çocuk evliliklerinde ise Türkiye 12’ncisi. On yedi yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde bu sorunlar için çözüm üretemeyenlerin bundan sonra Adana’nın birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlarının çözümü için hangi adımı atacaklarını merakla bekliyoruz.

Yıllardır bitirilemeyen stadyumumuzun ve adliye binasının inşaatı da hâlâ devam ediyor. Merak ediyor ve soruyoruz: Bunların sorunları ne zaman çözülecek?

Değerli milletvekilleri, tüm bu sorunlarla boğuşmamıza karşın Adana’mıza gelen misafirleri en iyi şekilde ağırlayan sıcakkanlı, güler yüzlü insanların yaşadığı bir kenttir Adana’mız.

Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. İnşallah Hükûmet duyar, bu sorunlara bir an önce çözüm bulur. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi, sisteme giren değerli milletvekillerimize söz vereceğim.

Bugün lösemili çocuklarımız için de pozitif bir ayrıcalık tanıyacağım sayın milletvekillerimize; ne kadar çok ses duyulursa Meclisimizin, bizim de o kadar çok katkımız olur.

İlk söz Sayın Taşkın’ın.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 3 Kasım AK PARTİ’nin iktidara gelişinin 17’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

3 Kasım 2002’de Cumhurbaşkanımız, Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde “Her şey Türkiye için” diyerek çıktığımız millete hizmet yılında on yedi yılı geride bıraktık.

AK PARTİ olarak on yedi yıllık bu süreçte eğitimden sağlığa, enerjiden ulaştırmaya her alanda yaptığımız projelerle Türkiye’ye âdeta çağ atlattık; İstanbul Havaalanı, Marmaray, Avrasya Tüneli gibi dünyanın en büyük projelerini gerçekleştirdik; millet iktidarını güçlendiren Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini Cumhur İttifakı’yla birlikte hayata geçirdik, her türlü vesayet odaklarıyla mücadele ederek millet iradesini hâkim kıldık; her alanda yaptığımız hizmetlerle ilklerin partisi olduk.

Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde milletimizle birlikte nice on yedi yıllara diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Topal yerine Sayın Bulut…

3.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un, Adana ili Ceyhan ilçesinde 2012 yılında ihalesi yapılan devlet hastanesinin tamamlanamadığına ilişkin açıklaması

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Adana’nın Ceyhan ilçesinde 250 yataklı devlet hastanesinin yapılması için 2012 yılında ihale açıldı. Adana’nın kaderi midir, iktidarın Adana’yı görmezden gelmesi midir bilinmez yedi yıl geçmesine rağmen bu hastane henüz açılmadı. 2014 yılından sonra her yıl gerek iktidar milletvekilleri gerek dönemin valisi inşaat alanına gidip fotoğraf çektirip “Önümüzdeki yıl hastane hizmetinize girecektir.” diye açıklama yapıyor. Son olarak, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan yine bir seçim arifesinde Ceyhan’a gelerek hastanenin bu yıl hizmete açılacağının sözünü verdi ancak 2017 yılından bu yana devam eden inşaat en son TOKİ’ye devredilerek 2019 yılında bitirileceği taahhüt edildi. Yine burada son bulmadı, hafta sonu hastanede inceleme yaptım, bu yıl bitecek gibi görünmüyordu.

Ceyhan’ın bir an önce en temel insan hakkı olan sağlık ihtiyacının karşılanması için…

BAŞKAN – Sayın Şahin…

4.- Hatay Milletvekili Suzan Şahin’in, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, ithal edilen angusların İskenderun Limanı’na getirilmemesi konusundaki çağrılarını yinelediğine ilişkin açıklaması

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, siyasi hayatımızda unutulmaz yer tutan halkın “Karaoğlan”ı Sayın Bülent Ecevit’i ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyorum.

İskenderun’da yine angus, yine angus! İskenderun LimakPort Limanı bölgesinden yayılan ve tüm İskenderun’u kapsayan kötü kokudan İskenderun halkı âdeta bitap düşmüştür. İthal hayvan istemiyoruz. Evinde oturamayan, lokantada yemek dahi yiyemeyen halk bu konuya acilen çözüm bulunmasını ve kokunun giderilmesi için verilen sözlerin tutulmasını bekliyor. Tarif edilemeyecek derecede kötü olan bu angus kokusuyla ilçe gerçekten yaşanamaz bir hâldedir. Ayrıca toplum, çevre ve halk sağlığı açısından da büyük tehlike yaratmaktadır. Bu konuyu defalarca gündeme getirdik. Canlı hayvan ithalatının sonlanmasını, hiç olmazsa meskûn mahal dışında bir limanda yapılmasını istedik. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen angus ithalatının İskenderun Limanı’ndan yapılmaması konusunda bu zamana kadar yaptığımız çağrıyı yineliyor ve soruyorum: Halkın sağlığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Filiz…

5.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ve 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’e ölümünün 13’üncü yıl dönümünde Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizde 2-8 Kasım tarihleri arası Lösemili Çocuklar Haftası olarak belirlenmiştir. Löseminin en önemli sebeplerinin başında radyasyon, çocukların tükettiği besinlerdeki kimyasal katkılar ve bunların kontrolsüz kullanımı gelmektedir. Bu hastalıkla mücadelede maddi ve manevi yükün altında ezilen ailelerin yüzde 87’si asgari ücretli, yüzde 12’si ise işsiz durumdadır. Bu konuda yani lösemiyle mücadelede önemli rol üstlenen LÖSEV’in binbir emekle kurduğu 400 yatak kapasiteli tam donanımlı Lösante Hastanesine Bakanlık 75 yatak ruhsatı vermiştir. Kalan 325 yatak ruhsatının da bir an önce verilmesini diliyor, daha yaşanabilir ve sağlıklı bir ortamda mutlu çocuklarla geleceğe uzanmayı ümit ediyorum.

Ayrıca, 13’üncü ölüm yıl dönümünde eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’e Allah’tan rahmet diliyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç..

6.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, kültürün önceki nesillerin geliştirip sonrakilere aktardığı sosyal bir miras olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kültür, önceki nesillerin geliştirip sonrakilere aktardığı sosyal bir mirastır. İnanç, değer, tavır ve maddi unsurları kapsayan ürünlerin oluşturduğu bir yaşam biçimidir. Summer ve Keller’e göre kültür, insanların yaşam şartlarına uyumlarının toplamıdır. Kültürlerini kaybeden toplumlar çürür ve başka toplumların tutsağı olurlar. İngiliz, Çin ve İranlı normal lise mezunu bir kişi bin yıl önce yazılmış kaynaklarını okur ve anlar. Bizde üst düzey akademisyenler bile yüz yıl önce yazılmış kendi kaynaklarımızı ne okuyabilir ne de anlayabilirler. Bu da kültürümüz adına önemli bir kayıp olsa gerektir.

BAŞKAN – Sayın Gül Yılmaz…

7.- Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz’ın, 3 Kasım AK PARTİ’nin iktidara gelişinin 17’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) – “Her şey Türkiye için.” diyerek çıktığımız yolda millete hizmette on yedi yılı geride bıraktığımız bugünlerde aynı heyecan ve inançla 2023, 2053 ve 2071 hedeflerimize yürümeye devam edeceğiz. Kuruluşunda bulunma şansını yakalayamamış olsam dahi çatısı altında halka hizmetkâr olma şansını yakaladığım AK PARTİ’mizin iktidara gelişinin 17’nci yılını en samimi duygularımla kutluyorum. Aziz milletimizle birlikte AK PARTİ ailesi olarak hep birlikte nice yıllara, nice zaferlere diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelebi...

8.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, infaz ve koruma memurlarının mağduriyetine ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yeri geldiğinde anne, baba, kardeş, doktor, psikolog; yeri geldiğinde PTT memuru, yangın durumlarında itfaiye memuru, asayiş durumlarında polis memuru gibi görevler icra eder infaz koruma memurları. Meslek içi yükselme şansları yok. Ülkemizdeki infaz ve koruma memurları, dünyadaki diğer bire bir aynı işi icra eden muadillerinden farklı bir teşkilat yapısı içerisinde çalışmaktadır. Bu meslek ülkemizde infaz ve koruma memurları ile başmemurlar tarafından icra edilmektedir. Dünyadaki diğer teşkilatlarda infaz koruma memurları genel müdürlüğe kadar yükselebilmektedir. İnfaz koruma memurları özlük haklarıyla birlikte emniyet hizmetleri sınıfında tanımlanmalı, 3600 gösterge verilmelidir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bankoğlu’nun yerine Sayın Alpay Antmen...

9.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, her ilçeye tam teşekküllü devlet hastanesi yapılması durumunda insanların sağlığına katkıda bulunulabileceğine ilişkin açıklaması

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, cuma akşamı Mersin’de kalp krizi geçiren gencecik bir kardeşimiz Mersin Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisine götürülmüş, ilk müdahale yapıldıktan sonra yoğun bakımda yer olmadığı gerekçesiyle Mersin Şehir Hastanesine sevk edilmek istenmiş fakat yol 20 kilometre olduğu için bir özel hastaneye sevk edilmiş ve orada hayatını kaybetmiştir.

Sağlık Bakanına sesleniyorum: Şehir hastaneleri yapıp insanların sağlığıyla oynayacağınıza, bu iflas etmiş hastaneler yerine her ilçeye tam teşekküllü devlet hastaneleri yaparsanız insanlarımızın sağlığına katkıda bulunursunuz.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Akın...

10.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, zeytin ve zeytinyağı üreticisinin yaşadığı sorunlara ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Zeytin üretiminin girdi maliyetleri çok yüksek; gübre, ilaç, mazot ve diğer girdilerden oluşan maliyetler son bir yılda yüzde 50’ye yakın artış gösterdi. Zeytin ve zeytinyağı üreticimiz artan maliyetler karşısında çok ciddi sorunlar yaşarken bir de buna birliklerden gelen kota uygulaması eklendi. Alım fiyatı da artırılmayınca zeytin üreticisi mağdur durumda. Zeytin üreticimizin korunması iktidarın görevidir. Ama iktidar ne yapıyor? Afrin zeytinyağını piyasaya sürüyor. Geçen yıl uyardık, “Üreticimiz zarar eder.” dedik, işte gelinen nokta bu. Tarım politikalarındaki yanlış uygulamalarla zeytin üreticimize ve birliklerimize sahip çıkmıyorsunuz. Üreticimiz tüccarın insafına bırakılıyor. Zeytin üreticimiz tüccarın insafına bırakılmayacak kadar değerlidir.

BAŞKAN – Sayın Barut…

11.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, ülkemizde yaşanılan gıda güvenliği sorununun ele alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, ülkemizde gıda güvenliği bir beka sorunu hâline gelmiştir. Et, süt ürünlerinden sonra dün de ıspanak gibi bitkisel tüketim ürününden zehirlenmeler yaşanmıştır. Buradan tarım il müdürlüklerinin ıspanak üretimi yapılan toprak üzerinde ve kullanılan zirai ilaçlara ilişkin bir inceleme, analiz gerçekleştirmeden, doğrudan karışmış yabancı otları suçlu ilan etmelerini doğru bulmuyorum. Eksik bir değerlendirmedir. Üreticiyi suçlayan bir yaklaşım gösterilmesi kabul edilemez. Yaşanan vakalar bize ülkemizdeki gıda güvenliği sorununu ciddi bir şekilde ele almamız gerektiğini göstermektedir. Bunun için ülkemizde üretimi yapılan gıda ürünlerinin üretim aşamasında denetlenerek piyasaya sürülmesi sağlanmalıdır. Laboratuvar sonuçları olumsuz bulunan firma ürünleri hakkında çok ciddi adli ve idari cezalar uygulanmalıdır. “Tarladan Sofraya Gıda Güvenliği” için ziraat, gıda, su ürünleri mühendisi, veteriner hekim, teknik personellerin atamalarının yapılması, yetişmiş meslek guruplarına görev verilmesi gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın.

12.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ve Bursa ili Büyükorhan ilçesinde inşaatı devam eden devlet hastanesinin halkın kullanımına açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eski Başbakanlarımızdan ve eski Genel Başkanımız Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygı ve şükranla anıyorum.

Ayrıca Lösemili Çocuklar Haftası nedeniyle çocuklarımızın ve ailelerimizin yanında olduğumuzu ve çocuklara acil şifalar dilediğimizi bildiriyor, “Maskemi takar, farkındalık yaratırız.” diyorum.

Ayrıca, Bursa’nın Büyükorhan ilçesinde 2018 yılı başında başlayan, on ayda bitirileceği sözü verilen ancak 2020’ye gelinmesine rağmen hâlâ bir ilerleme sağlanamayan devlet hastanesiyle ilgili… Ki Bursa’da iktidar partisine en çok oy veren bir bölgenin insanlarına haksızlık edildiğini düşünüyoruz. Burada sağlık hizmetlerinin büyük oranda aksadığını bildirerek, iktidarın verdiği sözü yerine getirerek hastanenin bir an önce yöre halkının kullanımına açılmasını takip edeceğimizi söylüyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

13.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinin yoğun bakım ünitesinde yaşanılanlarla ilgili gerekli incelemelerin başlatılıp başlatılmayacağını ve ihmali bulunan yetkililer hakkında soruşturma açılıp açılmayacağını, ülke genelinde devlet hastanelerindeki içler acısı hâlin sebebinin şehir hastanelerine yönlendirmeyle alakalı devlet politikası olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi anestezi ve yoğun bakım ünitesinde kanlı sargı bezlerinin ortalıkta olduğu, temizlik malzemelerinin yoğun bakımın içerisinde bulunduğu, bölüm tuvaletlerinin hijyenden uzak bir görüntüde olduğu, steril tutulması gereken tıbbi malzemelerin toz toprak içerisinde olduğu o bölümde yatan vatandaşlarımız tarafından ifade edilmektedir. İlgili konu hakkında kayıtlar, fotoğraf ve görüntüler tarafımda mevcut bulunmaktadır. Vatandaşlarımızın bu tespit ve şikâyetleri üzerine Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesindeki ilgili yoğun bakım ünitesinde gerekli incelemeler başlatılacak mıdır? Bu konuda ihmali ve uygunsuzluğu bulunan ilgililer ve yetkililer hakkında bir soruşturma açılması düşünülmekte midir? Ülkemiz genelinde devlet hastanelerindeki bu içler acısı hâlin sebebi şehir hastanelerine yönlendirmeyle alakalı bir devlet politikası mıdır? Sağlıktaki bu sorunlara Sağlık Bakanlığı tarafından gerekli dikkat ve ihtimamın gösterilmesini, özellikle bu anestezi ve yoğun bakımdaki olumsuzlukların giderilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını yüce Parlamentodan bir kere daha kamuoyunun dikkatine sunuyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın İlhan…

14.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, ithal edilen ilaçların temininde yaşanılan sorunlara ilişkin açıklaması

METİN İLHAN (Kırşehir) – Hükûmetin on yedi yıldır uyguladığı yanlış ve tutarsız ilaç politikaları, dövizdeki dalgalanma, yurt dışındaki firmalarla yaşanan problemler ve benzeri sebeplerle, ithal edilen ilaçların temini gün geçtikçe derinleşen bir sorunu oluşturmaktadır. İlacın stratejik bir ürün olması ve yerli ilaç sanayisinden istenilen verimin alınmaması, muadili olmayan veya maalesef aynı düzeyde fayda sağlayamayan ilaçlara vatandaşlarımızı mahkûm etmektedir. Başta epilepsi, şeker ve kanser hastaları olmak üzere, bu hastaların tedavisi için kullanılan ithal ilaçların tedarikinde sıkıntılar yaşanmaktadır. Örneğin, ülkemizde yaklaşık 700 bin epilepsi hastasının neredeyse tamamının kullandığı ve muadili olmayan “Trileptal” isimli ilacın piyasada olmayışı bu hastalarımız için çok ama çok ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Sayın Bakandan en azından hayati önem arz eden ilaçların tedariki hususunda bir an önce harekete geçmelerini rica ediyorum. Aksi takdirde bu sorumluluğun hesabını kimse veremez.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

15.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, Karayollarında çalışan taşeron işçilerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikli olarak, partimizin önceki genel başkanlarından “Biz milliyetçiliği sokak duvarlarına değil, Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’na, Afyon’un haşhaş tarlalarına yazdık.” diyerek dünyaya ders veren işçi, çiftçi, emekçi dostu, halkın “Karaoğlan”ı Sayın Bülent Ecevit’i ölüm yıl dönümünde saygıyla, minnetle, rahmetle anıyorum.

Karayollarında çalışan taşeron işçiler üç aydır maaş alamıyorlar. Kiminin elektriği, suyu, doğalgazı kesik, kimi icralık olmuş, kimi çocuğuna harçlık bile veremiyor. Seçim bölgem Afyonkarahisar’da da Karayolları 31. Şubede çalışan taşeron işçiler maaşlarını almadan çalışıyorlar. Kamu-özel iş birliği projeleri kapsamında hazine garantisi verilen şehir hastaneleri, köprüler, otoyollar için yandaş müteahhitlere bütçeden 13 milyarın üzerinde ödeme yapıp, iş gariban işçinin alın terine, emeğine, maaşına gelince “Bütçede para yok.” diyenlere yazıklar olsun diyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

16.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, AKP iktidarları sayesinde yenilip içilenin bilinmez hâle geldiğine ve gerekli önlemlerin alınması için Tarım Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

AKP iktidarları sayesinde ne yediğimizi, ne içtiğimizi bilmez hâle getirildik. Dana eti diye at, eşek, domuz eti yedirilmesine; sütsüz peynir, karışık yağ, boyalı gıdalar ile bozuk gıdaların piyasalarda satılır olmasına alıştırıldık. İthal diye gelen ürünlerde de sorunlar var. Kirlenen ve kimi yerde içinde canlı yaşamayan sularla sebze üretip yıkanmasını da olağan sayar olduk. Kimyasal ilaç kalıntıları görmezden gelindi. Sağlığımız için yememiz önerilen ıspanak dahi içine karışan otlardan dolayı zehre dönüşüverdi. Ispanağın içine nasıl bir ot karıştı ki 100 kişi zehirlendi? Yıllardır aynı tarlalardan karışmayan zehirli otlar nasıl oldu da bu kez toplanıp pazara geldi? Açıklamalar inandırıcı gelmiyor. Ispanak dahi dile geldi, haber veriyor. İktidar bir an önce düzenli, sürekli, gerçekçi denetimleri artırmalıdır. Parasını ödeyip aldığımız ürünlerle sağlığımızla oynanmasın. Gerekli önlemleri alması için Tarım Bakanlığına çağrıda bulunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

17.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Süper Lig’de oynanan Trabzonspor-Göztepe maçında yaşanılanlardan dolayı Türkiye Futbol Federasyonunu göreve çağırdıklarına ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Süper Lig’de cumartesi akşamı oynanan Trabzonspor-Göztepe maçı tam bir hakem rezaletine sahne olmuştur. Maçın hakemi Trabzonspor’umuzu resmen katletmiş, göz göre göre emeğimizi ve 3 puanımızı çalmıştır. Oyuncumuz Sörloth’a yapılan net penaltıyı vermemiş, kaptan Sosa’ya yapılan kırmızı kartlık hareketi görmezden gelmiştir. Sörloth’un pozisyonunda VAR hakemine ısrarla “Orta hakemi çağıralım.” dendiği, VAR hakeminin de bu çağrıya “Sorumluluk bende, kes sesini!” şeklinde cevap verdiği için de hakemler arasında tartışma çıktığı konuşulmaktadır. VAR odasında konuşulanların açıklanmasını istiyoruz.

Trabzonspor taraftarları olarak adalet ve şeffaflık istiyoruz. Terimizin çalınmasından ve haksızlıklardan bıktık usandık. Bu Merkez Hakem Kurulu ve hakemlerle ligimizin sağlıklı yönetilmesinin mümkün olmadığını düşünüyoruz.

Türk futbolunda Anadolu devrimini yapmış Trabzonsporlular olarak temiz futbol istiyoruz. Futbolumuzun içine yuvalanmış kirli yapılara ve bozuk düzene engel olunmasını istiyor, Türkiye Futbol Federasyonunu göreve çağırıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

18.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, ABD Temsilciler Meclisinin sözde Ermeni soykırımının tanınmasına ilişkin kararının bilimsel gerçeklikten uzak olduğuna ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçen hafta Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisinin almış olduğu sözde Ermeni soykırım kararını kınayan, reddeden, yok hükmünde sayan AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve İYİ PARTİ gruplarını ve değerli milletvekili arkadaşlarımı kutluyorum. İşin uzmanları tarafından hiçbir bilimsel araştırma ve arşiv incelemesi yapılmadan bu konunun cahili ve ehliyetsiz Temsilciler Meclisinin almış olduğu bu kararla fay hattının kaydırılması için alınan meclis kararının hiçbir farkı yoktur, her ikisi de bilimsel gerçeklikten uzaktır. Alınan bu karar, Sülün Osman’ın Galata Kulesi’ni satması gibi hayal ürünü, komik ve gerçek dışıdır. Temsilciler Meclisinin bu kararı sadece ve sadece şantaj girişimidir. Türkiye, hiçbir zaman böyle basit şantajlara boyun eğmemiştir, eğmeyecektir. Alınan bu karar yok hükmündedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Cora…

19.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın,Trabzon ili Tonya ilçesi Kadıralak Tabiat Parkı’nda taş ocağı açılacağı iddialarına ilişkin açıklaması

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Trabzon’un Tonya ilçesinde bulunan mavi yıldız çiçekleriyle meşhur Kadıralak Tabiat Parkı’yla ilgili ortaya atılan spekülasyonları ve yapılan algı operasyonlarını kabul etmiyoruz. Burada bir taş ocağı açılacağına dair iddialar iyi niyetten uzaktır. Kadıralak bir taş ocağı değil, Türkiye’nin 223’üncü tabiat parkıdır. Sadece yapılacak gölet için çıkarılacak malzemenin temin edileceği taş ocağı Kadiralak Yaylası’nın sınırları içerisinde değildir. Kadıralak, Trabzon’un ve bölgenin en önemli turizm lokasyonlarından birisidir. Yapılan çalışmalar, koruma altına aldırdığımız bu doğa harikasını güzelleştirmek, turizm destinasyonunun bir başka aksını tamamlamak içindir. Velhasıl amacımız, oluşan turizm ilgisini doğru bir şekilde yönetmektir. Bu amaçla, Kadıralak Tabiat Parkı’nda yayla turizmine, bölgenin gelişmesine ve sosyoekonomik yapısına daha çok katkı sağlanması için yapılacak olan göl projesiyle panoramik bir görüntü oluşturulması planlanmaktadır. Bu güzel yaylanın korunması ve gelecek nesillere daha güzel bir şekilde bırakmak için harika bir proje hazırlıyoruz. Biz laf değil, proje üretiyoruz.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

20.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına ve İstanbul ili Esenyurt ilçesindeki öğrencilere nitelikli eğitim verilebilmesinin önünün açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uzun siyasi yaşamında saygısından, nezaketinden, dürüst ve mütevazı kişiliğinden asla taviz vermeyen “Ne ezen ne ezilen; insanca, hakça bir düzen.” diyerek ülkesine ve halkına büyük hizmetleri olan Genel Başkanımız Başbakan Bülent Ecevit’i vefatının 13’üncü yıl dönümünde ben de saygıyla ve özlemle anıyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bir diğer konu olarak İstanbul Esenyurt ilçemizde geçmişte yapılan ranta ve talana yol açan yanlış uygulamalar nedeniyle bugün okul inşa edecek alan kalmamıştır. Yeni göreve başlayan belediye başkanımızın çözüm noktasında gündeme getirdiği lise kampüsü yapılması için belediyeye devredilmek istenen arazi, maalesef, AK PARTİ’li ve MHP’li meclis üyelerinin oylarıyla reddedilmiştir.

İlçemizdeki 160 bin öğrencimize nitelikli eğitim verilmesi ve bu imkândan mahrum bırakılmamaları için AK PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisi gruplarının siyasetüstü bu konuyu bir kez daha değerlendirmeleri çağrısında bulunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

21.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına ve İstanbul ili Ümraniye ilçesi Finanskent Mahallesi’ndeki vatandaşların yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Bizim iki gücümüz var: Biri hak, biri halk.” diyen halkçı devlet adamı Sayın Bülent Ecevit’i rahmetle ve saygıyla anıyorum.

Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; İstanbul ili Ümraniye ilçesinde Finanskent Mahallesi’nde Büyükşehir Belediyesi baypas edilerek Ümraniye Belediyesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla birlikte Emlak Konut, büyük bir rant ve talan uygulaması başlatmaktadır. Burada 130 tane gecekondu vardır. Halk burada mağdur durumdadır. Finanskent mahallesinde oturan vatandaşların barınma hakkının ranta ve talana kurban edilmemesini, burada halkın barınma hakkı olan konutlarının bir an önce teslim edilmesini talep ediyor; selam ve saygılarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

22.- Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün, ABD’nin 2018 yılı Terörizm Raporu’na ilişkin açıklaması

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, Amerika’nın 2018 terörizm raporunda YPG/PYD ve FETÖ terör örgütü kapsamına alınmamış, hain teröristbaşı sürgünde din adamı olarak takdim edilmiştir. Bu durum, melanet bir projenin uluslararası varlığının perdelenmesine işaret eden bir tutumdur. Hiçbir zaman unutmayacağız ki FETÖ terör örgütü, 15 Temmuz gecesi devşirdiği dar kadroyla Türkiye’yi işgal etmeye kalkışmıştır. Yaklaşık üç buçuk yıldır FETÖ ve kalıntılarıyla, kripto damarıyla hukuki, siyasi, güvenlik ve diplomatik vasıtalarla kıyasıya mücadele edilmektedir. Bu kapsamda, bazı siyasi elçilerin FET֒yle mücadeleyi sulandırmasının yanı sıra “KHK faciadır.” değerlendirmesi ve mağdur edebiyatına bel bağlaması 15 Temmuz şehitlerine ve gazilerine büyük bir haksızlık ve hadsizliktir. Türkiye bir hukuk devletidir, hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır, amirdir. Ancak yargı kararları milletin vicdanıyla çelişmemelidir.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

23.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası. Minicik bedenlerde olan kocaman yüreklerin sevgiyle kucaklaşacağı bir haftadır. 16 yaş altındaki özellikle erkek çocuklarda yaygın görünen kanser türlerinden olan lösemi, halk arasındaki tabirle kan kanseridir. En çok 1 ve 5 yaş arasında görülür. Dünyada 350 bin lösemi hastası vardır, Türkiye’de ise yılda 4.500 kişiye lösemi teşhisi konulmaktadır. Lösemi hastalığının tedavisi mutluluk ve moraldir. Bizler de morallerini yüksek tutmak ve umut vermek için elimizden geleni yapmalıyız. Lösemili çocukların yüzündeki bir gülümseme olmamız temennisiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gökçel…

24.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, Akdeniz meyve sineğiyle mücadelede eylem planı oluşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Genel Başkanımız, Kıbrıs fatihi, saygın siyasetçi Karaoğlan, halkçı Ecevit’in ölüm yıl dönümü. Aramızdan ayrılışının 13’üncü yıl dönümünde Bülent Ecevit’i saygı, sevgi ve özlemle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, Akdeniz meyve sineğiyle mücadele başta seçim bölgem Mersin olmak üzere, meyve üretilen tüm bölgelerimizin en önemli sorunlarından birisi. Yıllardır bu zararlıyla biyolojik ve biyoteknik mücadele yapılması çağrısında bulunuyoruz. Bir mücadele eylem planı oluşturulmalı ve bu zararlıyla mücadele edilmeliydi. Son olarak, Rusya’ya ihraç edilen 379 ton narenciye bu zararlıdan dolayı geri döndü. Bu da bize gösteriyor ki AKP’nin tarım politikaları çökmüştür; çiftçi ve tarım üretimi bile isteye yok sayılmıştır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Keven…

25.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, 2018 yılına ait buzağı desteklemeleri ile sertifikalı tohum kullanım desteğinin ödenmeyerek çiftçilerin üretimi terk etmesinin mi istendiğine ve Akdağmadeni ilçesinde işten çıkarılan maden işçilerinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

ALİ KEVEN (Yozgat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çiftçilerimize sertifikalı tohum desteği ve buzağı desteği hâlâ ödenmedi. Bir yılı geçmesine rağmen neden hâlâ ödenmiyor, bir açıklama yapılmadı. Çiftçilerimiz icra tehlikesiyle karşı karşıya. Bundan dolayı borç ertelemesi yapılmasını bekliyorlar. Çiftçilerimizin bu sorunlarını defalarca dile getirdik. Yüz binlerce çiftçi borcunu ödeyemiyor. Tarlasını bırakıp üretimi terk etmesini mi istiyorsunuz? Zaten yaklaşık 800 bin çiftçi tarım politikanızdan dolayı üretimi bıraktı. Yozgat’ta çiftçi dertli, esnaf dertli, işçi dertli, emekli dertli ve perişan. Akdağmadeni ilçemizde Yıldızlar Holding 130 maden işçisinin tazminatlarını bile ödemeden işten attı, işletmeyi kapattı. Bu şirket işçilerin üç buçuk aydır maaşlarını ve tazminatlarını ödemiyor. 130 maden işçisi “Biz hangi cumhuriyetin vatandaşlarıyız?” diye yazdıkları mektupla bana soruyorlar. Sizce bunlar hangi cumhuriyetin vatandaşlarıdır?

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Enginyurt…

26.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’e ölümünün 13’üncü yıl dönümünde Allah’tan rahmet dilediğine ve Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan, Turgut Özal ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle andığına ilişkin açıklaması

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkanım, 21’inci Dönemde 57’nci Hükûmette birlikte çalışma imkânı bulduğum merhum Başbakan Sayın Bülent Ecevit’i rahmetle, şükranla anıyorum; Allah rahmet eylesin diyorum. Onun şahsında Sayın Süleyman Demirel, Sayın Alparslan Türkeş, Sayın Necmettin Erbakan, Sayın Turgut Özal ve en önemlisi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Kemal Atatürk’ü de rahmetle anıyorum. Özellikle son günlerde Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik saldırıları şiddetle kınıyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ü Stalin’e benzetenlerin aynaya bakmasını tavsiye ediyorum. (MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Girgin…

27.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, 1 Ocak 2019 tarihi itibarıyla plastik poşet başına ödenen 25 kuruşun 15 kuruşu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı payı olarak tahsil edildiğine göre geçen on aylık süreçte ne kadar para toplandığını ve bu paralarla çevreyle ilgili herhang bir çalışmanın yapılıp yapılmadığını Çevre ve Şehircilik Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sorum Çevre ve Şehircilik Bakanına: 2872 sayılı Çevre Kanunu’nda yapılan değişiklik sonrası 1 Ocak 2019 tarihi itibarıyla plastik poşet başına 25 kuruş ücret ödenmekte ve bu rakamın 15 kuruşu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı payı olarak tahsil edilmektedir.

Bu bağlamda;

1) Yasanın uygulamaya girdiği tarih itibarıyla aradan geçen on aylık süreçte plastik poşet ücretlendirmesinden toplam ne kadar para toplanmıştır?

2) Toplanan bu paralarla çevreyle ilgili herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? Yapıldıysa bu çalışmalar nelerdir?

3) Toplanan paralar nerededir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kabukcuoğlu…

28.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu hafta Lösemili Çocuklar Haftası’dır. Lösemi, çocukluk çağının en sık görülen kanser türüdür. Lösemi hastalığının iki üç yıl devam eden bir tedavi süreci olabilir; zaman zaman hastalık yatışarak, zaman zaman alevlenerek yıllarca sürebilir. Hastalık yüzde 45-85 oranında tedavi edilebilir. On yıl hastalıksız geçen süre tam iyileşme kabul edilir. Bazen kemik iliği nakli de gerekebilir. Tedavinin uzun sürmesi nedeniyle hastanın sosyal ihtiyaçları da karşılanmalıdır. Çocuğun eğitim ihtiyaçları, ailenin konaklayabileceği yerlerin ayarlanması modern dünyada lösemi tedavisine paralel düşünülmesi gereken durumlardır.

Buradan iktidarı -bu günün anlam ve öneminden yola çıkarak- lösemili çocuklarımızın ve ailelerinin yaşadıkları zorlukları anlama adına farkındalığa ve bu hastalığın tedavisi için daha fazla kaynak ayırmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özen…

29.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı ve 25’inci Dönem HDP İstanbul Milletvekili Turgut Öker’e yurt dışı çıkış yasağı getirilmesine ilişkin açıklaması

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Değerli Başkan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı ve Alevilerin kanaat önderi eski milletvekili Turgut Öker hakkında, savcılık tarafından çağrıda bulunulması üzerine Almanya’dan geldiği, aynı gün gittiği Anadolu Adliyesinde yurt dışı çıkış yasağı konulmuştur. Kendisinin çifte vatandaş olarak yurt dışında tedavisi devam ederken böyle bir karar verilmiştir. Alevilerin iradesinin kırılması için verilen bu karar Turgut Öker şahsında tüm Alevilere yapılmış bir operasyondur. Fakat ne yaparsanız yapın Aleviler, iradesine sahip çıkmaya devam edecek, yoluna sahip çıkacak, asla size teslim olmayacak. Yüzyıllardır dediğimiz gibi: “Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan. Aşk ile.”

BAŞKAN – Son olarak Sayın Ersoy, buyurun.

30.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası vesilesiyle herkesi organ bağışı yapmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tıbbi olarak tüm yeterliliklere sahip olan ülkemizde organ nakli bekleyen hastaların sayısı gün geçtikçe artmakta iken organ bağışları bu kişileri kurtaracak boyutlara maalesef ki ulaşmamaktadır. 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında bu hayati konunun önemine dikkat çekmek, farkındalık oluşturmak ve insan hayatının devamlılığının sürdürülebilmesi için üzerimize düşen görevi yerine getirmemiz gerekmektedir. Hepimizin bir yakını, sevdiği, eşi, çocuğu, anne veya babası nakil bekleyen bir hasta konumunda olabilir. Organ nakli bekleyen tüm hastalarımıza acil şifalar diliyorum ve herkesi organ bağışı yapmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekillerimize teşekkür ederim.

Şimdi grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Türkkan’da.

Buyurun Sayın Türkkan.

31.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde el yapımı patlayıcıya müdahale sırasında şehit düşen İstihkam Uzman Çavuş Suat Topçu ile 7’nci Komando Er Eğitim Alay Komutanlığında eğitim sırasında şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı’ya Allah’tan rahmet dilediğine, 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yıl dönümünde saygıyla andığına, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesi hususunun Meclisin bir numaralı gündemi olması gerektiğine, öğrenim kredisi borcunu ödeyemeyen üniversite mezunu gençlerin mağduriyetine, tarım reformuna ihtiyaç olduğuna ve İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın sosyal medyadan yaptığı paylaşımına Göç İdaresi Genel Müdürlüğünden verilen cevaba ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün yine şehit haberleri aldık. Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde teröristlerden temizlenen alanda yapılan mayın temizleme çalışmalarında tespit edilen el yapımı patlayıcıya müdahale sırasında ne yazık ki İstihkâm Uzman Çavuş Suat Topçu şehit oldu. İzmir’de eğitim sırasında fenalaşan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı kardeşimiz de tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum; ruhları şad olsun.

Türk siyasi tarihinin önemli isimlerinden olan eski Başbakan Bülent Ecevit’i, ahirete intikalinin 13’üncü yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyorum. Merhum Ecevit, özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve sonrasında Türkiye'ye uygulanan ambargoya karşı verdiği mücadeleyle akıllarda yer etmiş bir siyasetçidir. Mekânı cennet, ruhu şad olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

2-8 Kasım günleri arasında Lösemili Çocuklar Haftası’nı idrak ediyoruz. Lösemi, tedavi edilebilen bir hastalık. Lösemili çocuklarımızın en temel ihtiyacı da sevgi ve umut. Bu farkındalık haftasında küçük bedenleriyle kansere karşı büyük mücadele veren çocuklarımızı sevgiyle gözlerinden öpüyorum.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesinden sonra özellikle Avrupa ve Amerika başta olmak üzere, tüm dünyada tek adam algısı yaratılmış ve yayılmıştır. Gücün tek elde toplanması, iç ve dış tüm kararların aynı kişiye bağlanması dış politikada Türkiye’nin demokrasi ve hukuk kavramlarını zora sokmuştur. Demokrasinin gereği olan çoğulcu katılım ile ortak karar alma mekanizması devre dışı bırakılmıştır. Özellikle son zamanlarda yabancı sermayenin ülkemize gelmemesinin ve ülkemizdeki sermayenin dışarıya kaçırılmasının temel sebebi Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin getirdiği güvensizlik ortamıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Tek bir kişinin kontrolündeki ekonomi ve tek bir kişiye bağlı iç ve dış politik kararlar ne Türk devletinin geleneğine ne de muasır medeniyetler hedefimize uygun değildir.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle maalesef iç cephede de siyasal bloklaşma oluşmuş, toplumsal ayrışma meydana gelmiştir. Kuvvetler ayrılığını yok sayan ve yetkiyi tek elde toplayan bu sistemin işlemediğini geçtiğimiz bir yıl içinde tecrübe ettik. Hep vurguladığımız gibi, Türkiye’de demokrasiyi güçlendirmek ve cumhuriyet değerlerinin gerektirdiği kuvvetler ayrılığını esas kılmak için güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilmesi şüphesiz ki en doğru ve en akılcı yol olacaktır. Bu sorumluluk, başta iktidar olmak üzere Meclisin bir numaralı gündemi olmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de öğrenim kredisi borcunu ödeyemeyen üniversite mezunu sayısı 5 milyona dayandı. Borç vadesi dolan yüz binlerce öğrenci için yasal işlem yapılması Hazine ve Maliye Bakanlığına bildirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bugün 280 bin üniversite mezunu öğrenci hakkında yasal işlem başlatıldığı ifade ediliyor. Asgari ücretle çalışanlar, maaşları öğrenim kredisi borçlarının kredi taksitlerine yetmeyince haciz tehlikesiyle karşı karşıya geldi. Kredi ve Yurtlar Kurumundan kredi alan ancak borç taksitlerini ödeyemeyen öğrencilerin maaşına e-haciz uygulanıyor. Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamayan gençlerimizin sorunları, okurken aldıkları geri ödemeli kredinin borcu nedeniyle daha da büyüyor. Ödenmeyen borçlara aylık yüzde 1,4 oranında gecikme faizi uygulanıyor. Öğrenim kredisi başvurusu sırasında 16 bin liraya imza atan öğrencilerin borçları bugün faiziyle beraber 30 bin liraya kadar çıkmıştır. İYİ PARTİ olarak konuya önemle dikkat çekmek istiyoruz, zira mağdur olan kişi sayısı çok fazladır. İş bulmakta ve hayat kurmakta oldukça zorlanan gençlerimizin hayatı daha da zorlaştırılmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devan edin, tamamlayalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Gıda enflasyonundaki yükselme ihtimaline karşı, iktidar partisi, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen kanun teklifine yeni bir madde ekledi ve Toprak Mahsulleri Ofisine ihalesiz, sınırsız her türlü tarım ürününü ithal etme yetkisi verildi yani zorda olan çiftçimiz bir de ithalat darbesiyle karşı karşıya kaldı. Toprak Mahsulleri Ofisine soğan, patates ve domates dâhil her türlü tarımsal ürünü İhale Kanunu’na tabi olmaksızın ithal etme yetkisi verilmesini öngören madde vergi paketine ilave edildi. Toprak Mahsulleri Ofisinin ihale mevzuatı dışına çıkarılma gerekçesi olarak da üretimin yetersiz olması nedeniyle ürün fiyatlarında meydana gelebilecek olağanüstü dalgalanmaların önlenmesi veya ürünlerde fiyat istikrarının sağlanması gösterildi.

Bir tarafta tarlalar boş duruyor, diğer tarafta Hükûmet Toprak Mahsulleri Ofisine ithalat yetkisi veriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - AK PARTİ usulü yerli ve millî tarım politikasında geldiğimiz son nokta şu: Saman Ukrayna’dan, hayvanlar Arjantin’den, çobanlar Afganistan’dan. Hep söylüyoruz, yanlış tarım politikalarıyla tarımı da çiftçiyi de bitirdiniz. Tarımda çok ciddi anlamda, ciddi bir Tarım Bakanıyla ciddi bir reforma ihtiyacımız var.

Buradan bugün, karşı karşıya kaldığımız bir garabeti sizlere bildirmek istiyorum: İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ümit Özdağ, Twitter hesabından bir paylaşımda bulundu ve Hükûmetin Afganistan’dan çoban ithal edecek olmasını eleştirdi. “İnanılır gibi değil. Türkiye’de 500 bin Afgan zaten var. Şimdi Afganistan’dan 5 bin lira maaşla 150 bin çoban daha getireceklermiş. Türkiye’yi iç savaş toplumları cehennemine götürüyor bu iktidar.” diye yazmış Sayın Ümit Özdağ, siyasal bir eleştiride bulunmuş. Bu paylaşıma cevap vermesi gereken siyasi muhatabı yerine, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Twitter hesabından bir cevap vermiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Cevabı aynen okuyorum: “Son üç yıl içerisinde toplam 93.123 Afgan’ı ülkesine geri gönderdik. Verdiğiniz bilginin hiçbir gerçekliği yok; biz yalanlamaktan bıktık, siz iftira atmaktan bıkmadınız.” Bürokrasi terbiyesinden yoksun, çirkin bir ifadeyle verilmiş bu cevabı şiddetle kınıyoruz. Ne zamandan beri bir bürokrat sosyal medya üzerinden bir milletvekiline cevap veriyor? Ben de buradan Göç İdaresi Genel Müdürüne söylüyorum: Sen git, Bakanın gelsin; bizim muhatabımız senin Bakanın. Bu terbiyesizliği, bu hadsizliği Sayın AK PARTİ Grubunun da bizzat gündeme taşımasını istiyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, bu daha önce de yaptığı bir hadise. Bugün arkasında durduğunu zannettiği Bakan olmayınca bu bürokratın durumunu merak ediyorum. Siyaset böyle bir şey; yarın siyasetçiler bir araya gelir anlaşırlar, bu bürokratlar ne olur onu bilmiyorum. Bir devlet kurumunun, bir devlet kurumunun başındaki adamın, halkın oylarıyla seçilmiş bir siyasetçi için kullanacağı bu üslup olmaz, olmamalıdır.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilimiz Sayın Bülbül’e ait.

Buyurun Sayın Bülbül.

32.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde el yapımı patlayıcıya müdahale sırasında şehit düşen İstihkam Uzman Çavuş Suat Topçu ile 7’nci Komando Er Eğitim Alay Komutanlığında eğitim sırasında şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı’ya ve 5 Kasım CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit’e ölümünün 13’üncü yıl dönümünde Allah’tan rahmet dilediğine, Şırnak ili İdil ilçesi Öğündük köyünde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında öğrencileriyle birlikte Türk bayrağıyla yaptığı gösteri sebebiyle hedef gösterilen öğretmen Seçil Yıldız başta olmak üzere memleketin her köşesinde hizmet eden öğretmenlerimizin milletçe yanında olunduğuna ve 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış Pınarı Harekâtı kapsamında terörden temizlenen alanlarda yapılan, el yapımı bomba temizleme operasyonu sırasında meydana gelen patlamada Uzman Çavuş Suat Topçu kardeşimiz şehit olmuştur. Yine, dün akşam saatlerinde Foça 7. Komando Tugayında eğitim yaparken fenalaşan Uzman Çavuş Mehmet Yaralı yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuştur. Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerken ailelerine ve milletimize sabırlar niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, bugün Türk siyasi hayatına damgasını vurmuş, dürüstlüğü ve saygınlığıyla ön plana çıkmış olan, temayüz etmiş olan Sayın Bülent Ecevit’in 13’üncü ölüm yıl dönümüdür. Sayın Bülent Ecevit’e Allah’tan rahmet dilerken tüm sevenlerine tekrardan başsağlığı diliyoruz.

Sayın Başkan, Şırnak’ın İdil ilçesine bağlı Öğündük köyünde ana sınıfı öğretmenliği yapan Seçil Yıldız’ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları kapsamında öğrencileriyle yaptığı Türk bayraklı gösteri sosyal medyada paylaşılmış ve büyük beğeni kazanmıştır. Ancak vatanımızın ve milletimizin birlik ve beraberliğine kastı olan hainler gözlerini şimdi de küçük öğrencilerin olduğu okul bahçelerine dikmiş ve milletimizin evlatlarını yetiştirmeye çalışan Seçil Öğretmenimizi hedef göstermiştir.

Seçil Öğretmenimiz yalnız değildir. Seçil Öğretmenle birlikte memleketin her köşesinde fedakârca hizmet eden ve evlatlarımızın yetişmesinde başlıca pay sahibi olan öğretmenlerimizin milletçe yanında olduğumuzu ifade ediyor, kendilerine buradan şükranlarımızı sunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, 2-8 Kasım haftası Lösemili Çocuklar Haftası’dır. Küçücük bedenlerde kocaman yürekleriyle hayata tutunmaya çalışan evlatlarımızın sevgiyle kucaklaşacağı, farkındalıkların daha da gün yüzüne çıkacağı bir hafta olmasını temenni ediyorum.

Lösemi tedavi edilebilen bir hastalıktır. Özellikle erken teşhis çok önemlidir. Bu hastalıklarda en önemli tedavi moral ve motivasyondur. Uzun yılları alabilen tedavi süreçlerinde hayata umutla tutunmaya çalışan evlatlarımıza moral vermek ve onların karşılaştığı her türlü sıkıntıyı paylaşmak bizim asli görevlerimizden olmalıdır.

Bu hafta vesilesiyle, hastalıkla mücadele eden bütün evlatlarımızın yanlarında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilimiz Sayın Oluç’a aittir.

Buyurun.

33.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Mardin ili Kızıltepe İlçe Belediyesine kayyum atanmasıyla birlikte 65 HDP’li belediyeden 15’ine kayyum atanmış olduğuna, kayyum atanan belediyelerde çoğunluğu elde etmek isteyen iktidarın belediye meclis üyelerini de görevden aldığına ve bu durumun millet iradesini, sandık hukukunu ortadan kaldırdığına, Kürt halkının iradesinin gasbedildiğine ve demokratik siyaset alanında, hukuk alanında yapılan adaletsizliklerin hesabını sorana kadar mücadelelerine devam edeceklerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, çok uzunca zamandır konuştuğumuz bir konu var fakat bunu belli ki daha uzun zaman da konuşmaya devam edeceğiz, onlar hakkında bir şeyler söylemek istiyorum.

Dün Mardin Kızıltepe Belediyemize kayyum atandı, böylelikle 15’inci belediyeye kayyum atanmış oldu. Şimdi, biz 31 Martta yapılan yerel seçimlerde 3 büyükşehir, 4 il, 47 ilçe ve 11 beldede toplam 65 belediye kazanmıştık; 6 ilçemizde de kazandığımız belediye eş başkanlıklarını, Yüksek Seçim Kurulu kurduğu tuzak nedeniyle, kanun hükmünde kararnameli oldukları için mazbatalarını vermedi. Şimdi, bu 65 belediyeden 15’ine şu ana kadar kayyum atanmış oldu. Bakın, Diyarbakır’da yüzde 63’le, Van’da yüzde 54’le, Mardin’de yüzde 56’yla, Hakkâri’de yüzde 60’la, Yüksekova’da yüzde 66’yla, Kulp’ta yüzde 50’yle, Kayapınar’da yüzde 66’yla, Bismil’de yüzde 71’le, Kocaköy’de yüzde 62’yle, Karayazı’da yüzde 62’yle, Nusaybin’de yüzde 77’yle, Erciş’te yüzde 50’yle, Cizre’de yüzde 77’yle, Saray’da yüzde 61’le, Kızıltepe’de yüzde 70’le –küsuratları var, toparlamak için böyle söyledim- bu oranlarda kazandığımız belediyelere kayyum atanıyor.

Birincisi, şunu saptamak gerekiyor: Bu, sandık hukuku ve sandık adaletini, halkın iradesini gasbetmektir, açıkça hırsızlıktır, başka hiçbir şey değildir; seçmenlerin oyunu çalmaktır, seçmenlerin iradesini çalmaktır ve bunun adı siyasette ve gündelik yaşamda “hırsızlık”tan başka hiçbir şeyle tanımlanamaz. Bu çok açık ortada, bir kere bunu tespit etmiş olalım. Şimdi, 15 belediye gitti, 65 belediyeden 50 belediyemiz daha kaldı. Şimdi bakalım, bunlar için ne yapacaksınız.

Şimdi, bu belediye eş başkanlarını görevden almakla yetinmiyor iktidar, aynı zamanda, belediye meclis üyelerine de musallat olmuş vaziyette.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Daha yeni Van Tuşba’da 4 belediye meclis üyemiz görevinden alındı. Neden bu yapılıyor? Çünkü hangi belediye meclisinde bu iktidar sandıkta kaybettiyse seçimi, o belediye meclisinde azınlıktaysa o belediye meclisindeki bizim belediye meclis üyelerimizi görevden alıyor belediye meclisinde çoğunluğu elde etmek için. Bunun adı nedir Allah aşkına? Yani burada siyaset yapılıyor bu Mecliste. Bu Mecliste bulunan grupların hepsine soruyorum iktidara da muhalefete de: Böyle bir şey olabilir mi? Oturmuş birisi İçişleri Bakanlığında koltuğuna, eline almış bütün belediyelerin listesini, bir mühendislikle belediye meclislerinde nasıl bizi azınlığa düşürür, belediye eş başkanlarını nasıl görevden alır, nasıl o belediyeleri gasbeder, halkın iradesini gasbeder bunun hesabını yapıyor ve teker teker bu belediye başkanlarını görevden alıyor. Bu, demokratik siyaset adına asla kabul edilebilir bir şey değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, Türkiye'de muhafazakâr sağın, ta Menderes zamanından bugüne kadar geldiğimizde; Süleyman Demirel zamanında da Turgut Özal zamanında da özenle sahip çıktığı bir şey vardı: Sandık iradesi, millet iradesi. Sandık hukuku ve adaleti özenle sahip çıktıkları bir şeydi. Bu iktidar Türkiye'deki muhafazakâr sağın önemle sahip çıktığı sandık iradesini, millet iradesini, sandık hukukunu ve adaletini ortadan kaldırmıştır. Artık yoktur böyle bir şey. Ve bu, Türkiye'deki muhafazakâr sağ açısından son derece ciddi bir sorundur; demokratik politik kültürün ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Bunu bir kez daha tespit edelim.

Şimdi, biz bu halk iradesi gasbına, bu sandık hukuku ve adaletinin çiğnenmesine, yok sayılmasına elbette ki kolay kolay boyun eğmeyeceğiz, bunu söylemek istiyorum. Yani bakın, söyledik, tekrar söylüyorum: Kendinize çok güveniyorsanız bugün o 65 belediyeyi kazandığımız yerlerde ve sizin gasbettiğiniz bütün yerlerde, YSK’nin de gasbettiği bütün yerlerde koyun sandıkları, hepsinden biz gümbür gümbür tekrar çıkarız çünkü halk, iradesinin gasbedilmesine asla rıza göstermeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Oluç.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Tamamlıyorum efendim.

Şimdi, kimdir bu seçmiş olan, bizim belediyelerimizde oy kullanmış olan halk? Kürt halkı. Büyük ölçüde Kürt halkıdır ve Kürt halkının iradesi gasbedilmektedir. Diyor ki bu iktidar: “Kürt’sen istediğini seçemezsin, seçersen sana yönettirmem, onu görevden alırım; orayı ben kendi atadığım vali ve kaymakamlarla yöneteceğim.” Âdeta bir sömürge ülkesi gibi, vali ve kaymakamlarla halkın iradesi gasbediliyor. Bunu asla kabullenmiyoruz, bir kez daha buradan ifade etmiş olalım ve demokratik siyaset alanında, hukuk alanında bu yapılan adaletsizliklerin hesabını sorana kadar da mücadelemize devam edeceğimizi bir kez daha vurgulamış olalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özel’e aittir.

Buyurun Sayın Özel.

34.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, şehit düşen İstihkam Uzman Çavuş Suat Topçu ile Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı’ya Allah’tan rahmet dilediklerine, 5 Kasım Cumhuriyet Halk Partisinin 3’üncü Genel Başkanı Bülent Ecevit’in ölümünün 13’üncü yıl dönümüne, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na, Faruk Bildirici’nin Üst Kurul üyeliğinin RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in isteği ve talebi doğrultusunda düşürülmesinin Parlamentoya saygısızlık olduğuna ve konuyla ilgili hukuki sürecin başlatıldığına, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik hakaret içerikli ifadelerini kınadıklarına, hangi siyasi partiden olursa olsun milletin seçtiği belediye başkanı yerine kayyum atanması anlayışının Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye demokrasisine sürdüğü kara bir leke olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son iki günde aldığımız 2 şehit haberi yine hepimizin yüreğini dağladı. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine Allah’tan sabır diliyoruz.

Bugün 5 Kasım. On üç yıl önce bugün 3’üncü Genel Başkanımızı, Bülent Ecevit’i kaybettik. Bülent Ecevit siyasi kimliği, kişiliği, yaşantısıyla; özellikle emekçilere, madencilere, dar gelirlilere yaptığı katkılarla, onlara sahip çıkmasıyla ve mütevazı kişiliğiyle halkın Karaoğlan’ı olmuştu. “Bizim iki gücümüz var; biri hak, biri halk.” derdi. Toplumun her kesimini kucaklar, alın terinden, işçiden, emekten yana mücadele etmekten vazgeçmez, özellikle işçilerin sendikal haklarının gelişmesi için en önemli katkıları sunardı. Nezaket ile siyasetteki kararlılığı birlikte yürütmeyi başarmış ender liderlerden biriydi Bülent Ecevit ve kendisi siyasi kararlılığının yanında şair ve çevirmen kimliğiyle gerçek bir aydın olarak Türkiye siyaset tarihine ismini yazdırdı. Bugün gerek benden önce konuşan grupların kendisiyle ilgili kullandığı ifadelerden gerek her partiden sayın milletvekillerinin sosyal medya paylaşımlarından duyduğumuz memnuniyeti bir kez daha ifade ediyor, Bülent Ecevit’i rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz.

Bugün, Turgutlu ilçemizden, Manisa’mızın Turgutlu’sundan pırıl pırıl gençler Meclisimizi gezmeye geldiler. Meclise, halk iradesine, demokrasiye, parlamenter demokratik sisteme sahip çıkan bu arkadaşlarımıza, Turgutlu’dan bu dönem seçilmiş tek milletvekilimiz olan Bekir Başevirgen eşlik ediyor ve kendileri Meclise saygılarını sunarak Meclisi takip ediyorlar. Biz de CHP Grubu olarak onları sevgiyle, saygıyla yüreğimize basıyoruz, hoş gelmişler Meclisimize.

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası ve burada önemli bir farkındalığa ihtiyaç olduğu çok açık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Benden önce konuşan değerli milletvekillerimizin, değerli hatiplerimizin de ifade ettiği gibi, aldıkları kemoterapi nedeniyle bağışıklık sistemleri zayıflayan bu küçük yaştaki çocuklarımız enfeksiyonlara karşı savunmasız kalıyorlar. Bu yüzden de mikroplardan korunmak için ağız ve burunlarını kapatan birer maske takmak durumundalar. Bu maskeyi kendilerinde bir bulaşıcı hastalık varmış gibi algılayıp kendilerinden uzak durmaya çalışanlara karşı önemli bir farkındalık olarak LÖSEV talep ediyor ki bu çocuklarımıza mesafeli durmayalım, onlarla ilgilenelim, onların sağlıkları için hem bağışlarımızı hem de onlara verebileceğimiz en değerli şey olan sevgimizi esirgemeyelim. Biz de tüm lösemili çocuklarımızı bir kez daha buradan, bu önemli haftada sevgiyle selamlıyoruz.

Sayın Başkan, geçtiğimiz hafta Türkiye siyaset tarihinde görülmemiş bir olay yaşandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda tüm siyasi partilerin -çıkan oylara bakıldığında- müşterek oylarıyla seçilmiş olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyesi Faruk Bildirici’nin üyeliği, RTÜK’ün yine bu Meclis tarafından seçilmiş üyeleri tarafından bir oylamayla düşürüldü. Bunun bir tane sebebi var, bunu bütün Türkiye'nin bilmesi gerekiyor, o da şu: Faruk Bildirici bir şey fark etti ve ona itiraz etti. Fark ettiği şey şuydu: Kanuna göre, 24 Mayıs 2013’te çıkan kanun hükmünde kararnameye göre, RTÜK Başkan ve üyeleri kendi görevleriyle benzer işler yapan şirketlerin yönetim kurullarında görev alamazlardı. Faruk Bildirici bir baktı, RTÜK Başkanı iki yerden daha maaş alıyor. “EYT’lilere çift maaş” diyenler falan bütün eleştiriler dursun, iki maaş daha alıyor ama bu maaşların bir tanesini Basın İlan Kurumundan alıyor, diğerini TÜRKSAT’tan alıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – TÜRKSAT, RTÜK’le işi olan, tarife talep eden, RTÜK yönetimi tarafından tarifesi onaylanan bir kurum ve RTÜK Başkanı gidiyor TÜRKSAT’ın Yönetim Kurulunda bu kararı çıkarıyor, RTÜK’e gelip bu kararı onaylıyor ve “Böyle bir görevi kabul edenler direkt görevden geri çekilmiş sayılır.” diyor kanun. Faruk Bildirici bunu söylüyor, “Görevden geri çekilmiş olmanız lazım.” diyor, buna karşı oylama yapıyorlar, RTÜK Başkanı görevde kalıyor, öbür hafta Faruk Bildiriciyi “Sen tarafsızlığını kaybettin.” gerekçesiyle oylama yapıp görevden düşürüyorlar.

Bu, Parlamentoya saygısızlık, Parlamentonun seçtiği bir üyeyi Parlamentonun seçtiği diğer üyeler düşüremezler. Bununla ilgili hukuki süreç başladı, bununla ilgili siyasi değerlendirmelerimizi bugün Sayın Genel Başkanımız yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz, Meclis Genel Kurulunun, kendi iradelerine sahip çıkması, kendi iradelerine karşı yapılmış bu hadsizliğe karşı gerekli hassasiyeti göstermesi gerektiğini söylüyoruz.

RTÜK Başkanının doğrudan görevden çekilmiş kabul edilmesi lazımdır. RTÜK Kanunu’ndaki önemli bir eksiklik, buradan seçilen üyelerin yanlış işler yaptıklarında Meclis tarafından geri çağrılamamasıdır. Bu konuda gerekli bir kanun teklifi verdik, bu konuda çalışmamız lazım. Meclisin iradesini hiçe sayan RTÜK Başkanının derhâl hem diğer maaş aldığı görevlerden istifa etmesi hem de Meclis tarafından geri çağrılması, eğer bunu yerine getirmiyorsa Meclis tarafından gerekli yasal düzenlemenin yapılması lazım.

Son olarak iki konuyu daha ifade etmem gerekiyor Sayın Başkan, gündem çok yoğun. Anlaşılıyor ki Kabine revizyonu konuşulmaya başlayınca şartlı refleks olarak Cumhuriyet Halk Partisine ve Cumhuriyet Halk Partililere sataşan Süleyman Soylu -İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanına seçim döneminde dünya kadar hakaret eden ve bu zehirli dili 23 Haziranda cezalandırılan Süleyman Soylu- yine tuttu, döndü dolaştı Belediye Başkanımıza ağza almaktan utanacağım bir ifade kullandı; utanılacak bir söz söyledi; kayıtlara geçmesi benim açımdan ayıp bir ifadeyi Ekrem İmamoğlu için kullandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayıp bitirelim.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunu kınıyoruz ama AK PARTİ Grubuna da soruyoruz: Farkında mısınız, sizin demokrasi anlayışınızı, sizin itibarınızı -bu Mecliste yüz yüze bakıyoruz- bunların hepsini yerle bir eden biri var. Ne için yapıyor bunu? Koltuğa tutunmak için yapıyor. Koltuğu tartışılıyor, tartışılan koltuğunu sağlama almak için görevini iyi yapmak yerine, gidiyor, insanlara küfrediyor ve dönüyor dolaşıyor, Sayın Genel Başkanımıza hakaret ediyor, Ekrem İmamoğlu’na hakaret ediyor ve bütün AK PARTİ’liler biliyorlar ki Ankara’yı Özhaseki’ye kaybettiren önemli etmenlerden bir tanesi, Özhaseki’ye fırsat bırakmayıp, Ankara’nın bütün ilçelerini gezip adayımıza hakaretler eden Süleyman Soylu’dur; 31 Martta seçmenden tokadı yemiştir ama doymamıştır. Süleyman Soylu Ankara’yı kaybettirirken Muğla’ya gitmiştir, Muğla’yı da kaybettirmiştir; Aydın’a gitmiştir, Aydın’da da zarar vermiştir; İstanbul’a gitmiştir, İstanbul’da 31 Marta kadar bir hafta hakaret dolu konuşmalar yapmış, 31 Mart akşamı seçmenden tokadı yemiş, yetmemiş, iptal edilen -haksızca iptal edilen- o seçimden sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, tamamlayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Mesela görevi ne? Terörle mücadeleyle ilgili görevleri var, değil mi? Sen git işini yapsana. İstanbullular seçimini yapar. Adayın var -geçmişin Başbakanı, Meclis Başkanı- o kendini savunamaz mı, o anlatamaz mı? Yok. Binali Yıldırım sussun, Süleyman Soylu sövsün; Binali Yıldırım sussun, Süleyman Soylu sövsün; sövsün, hava hoş! Sonuç: 13 bin olan fark, 806 bin. (CHP sıralarından alkışlar) Bu zehirli dil mahkûm edilmiştir seçmen tarafından. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi de Genel Başkanımıza iftiralar, hakaretler… İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanına laf söylüyor: “Seçmen senden hesap sorar.” Bunu söylediği kişi, seçmenin tarihî bir zaferle ödüllendirdiği Ekrem İmamoğlu. Esas hesap Süleyman Soylu’dan sorulacak, yapılacak ilk seçimlerde sorulacak; bunu herkes bilsin.

Son sözüm Sayın Başkan, birkaç cümleyle… 15’inci kez bir siyasi partiden seçilmiş bir belediye başkanına kayyum atanıyor, bu hazımsızlık. Yüzde 70 oy almış, yüzde 70; Mardin Kızıltepe. AK PARTİ’ye yüzde 70 yetmemiş demokrasiye saygı göstermesi için; gitmiş, oraya da kayyum atamış. “İleri demokrasi” diye gelenlerin demokrasiyi geri vitese taktığını, Türkiye demokrasisini yıllarca geriye götürdüğünü, halkın iradesine saygı duymayanlara karşı eninde sonunda halkın gerekli cevabı verdiğini görmediklerini bir kez daha hatırlatıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son sözüm Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hangi siyasi partiden olursa olsun milletin seçtiği belediye başkanına, milletin seçtiği milletvekillerine karşı “Biz sizi sandıkta yenemedik, kayyumla yeneceğiz. Biz sizi sandıkta yenemedik, mahkemede yeneceğiz, hapse attıracağız.” anlayışı Adalet ve Kalkınma Partisinin Türkiye demokrasisine sürdüğü kara bir lekedir. Bu leke sizin alnınıza yakışır ama bu Meclisin, bu Parlamentonun, Türkiye'nin alnına yakışmaz. Bu tutumların tamamının Türkiye siyasi tarihinde ayıplı ve iddia ediyorum, bundan üç sene, beş sene, sekiz sene sonra arkadaşlar televizyonlara davet edildiklerinde savunamayacakları tutumlardır, utanç duyulacak tutumlardır. Bunu bir kez daha bu yüce çatı altında kayda geçirmek istiyorum.

Başarılı bir hafta diliyorum Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Grup Başkan Vekilleri adına son söz AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Muş’a aittir.

Buyurun Sayın Muş.

35.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Barış Pınarı Harekâtı’nda şehit düşen askerlerimize Cenab-ı Hakk’tan rahmet dilediğine, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasında İçişleri Bakanı Süleylan Soylu’yla ilgili ifadelerine, RTÜK’ün Faruk Bildirici’nin Üst Kurul üyeliğinin düşürülmesi yönünde aldığı karara ve bu karara yargı yolunun açık olduğuna, belediyelere kayyum atanması hususuna, kullanılan ayrıştırıcı dilin, yapılan terörle mücadelenin Kürtlere karşı yapılıyormuş gibi lanse edilmesinin kimseye faydasının olmadığına ve Türkiye'nin geleceğinin daha aydınlık olabilmesi için hep beraber terörün lanetlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Barış Pınarı Harekâtı’yla bölgede Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve milletimizin Türkiye'nin güvenliği için başlatmış olduğu harekât önemli seviyelere ulaşmıştır. Bu anlamda, bu harekâtta şimdiye kadar şehit düşen kahraman askerlerimize, kahraman güvenlik güçlerimize bir kez daha Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum, gazilerimize acil şifalar diliyorum. Milletimiz, ülkemizin geleceğiyle alakalı atılacak olan bütün adımlarda dimdik, ordumuzun arkasındadır.

Değerli milletvekilleri, az önceki konuşmaları dikkatle dinledim. İçişleri Bakanımızla alakalı bazı ifadeler kullanıldı. Şimdi, bu noktada, işte, iller sayılıyor “Bunları Süleyman Soylu kaybettirdi…” Sizin Süleyman Bey’e teşekkür etmeniz lazım o zaman. (CHP sıralarından “Ediyoruz, ediyoruz.” sesleri) Tamam mı? Yani rahatsız olmamanız lazım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ediyoruz, ediyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hiç rahatsız olmayın, sevinin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Küfürbaz Süleyman’a teşekkür ediyoruz. Gitsin küfretsin o, küfretmeye devam etsin o.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Dolayısıyla, böyle rahatsızlık duymanıza gerek. Dolayısıyla, madem böyle bir düşünceniz var, o zaman gezersiniz, Süleyman Bey’e teşekkür edersiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hadsiz Süleyman’a bir teşekkür ederiz!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Diğer bir konu: Şimdi, seçim değerlendirmesi yapılıyor. Değerli milletvekilleri, 2002’den beri seçimler yapılıyor, Cumhuriyet Halk Partisi ilk defa bir seçimle alakalı, işte “İstanbul’u Süleyman Bey’den kaybettiniz, Ankara’yı Süleyman Soylu’dan dolayı kaybettiniz…” İlk defa oturmuş da bizim niye kaybettiğimizi kendileri bir değerlendirmeye tabi tutmaya çalışıyorlar.

Arkadaşlar, siz kaybettiğiniz illeri bir değerlendirin, niye alamadınız veya şimdiye kadar neden kaybettiniz? İlk defa belli büyük şehirlerde, bir ittifak neticesinde kazanımlarını “milletten tokat yiyenler” olarak ifade ediyor. Sizi millet tokat manyağı yapmış, tokat manyağı olmuşsunuz, hâlen farkında değilsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Ve şimdiye kadar…

MURAT EMİR (Ankara) – Bu nasıl konuşma ya! Yakışıyor mu bu sana? Bir Grup Başkan Vekiline yakışıyor mu bu konuşma?

KANİ BEKO (İzmir) – Bu “manyak” kelimesi nereden çıkıyor ya!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Çok ayıp!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Arkadaşlar, bir sakin olun.

BAŞKAN – Sayın Muş… Değerli arkadaşlar… Değerli arkadaşlar, bir saniye lütfen… (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Sayın Muş…

Değerli arkadaşlar, lütfen, Grup Başkan Vekilimiz konuşuyor.

Sayın Muş, lütfen, sizin de daha özenli bir dil kullanmanızı rica edeceğim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nasıl dil kullanırsanız aynı şekilde mukabele alırsınız. (CHP sıralarından gürültüler)

KANİ BEKO (İzmir) – Sözünü geri al!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Diğer bir konu şu: Faruk Bildirici meselesi.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Saygısız!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, değerli arkadaşlar, Faruk Bildirici meselesi…

KANİ BEKO (İzmir) – Dangalak dangalak konuşuyorsun, sözünü geri al!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Dangalak sensin! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

KANİ BEKO (İzmir) – Sensin dangalak!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

KANİ BEKO (İzmir) – Sözünü geri al!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Saygılı konuş!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Grup Başkan Vekili sahip çıksın.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar… Sayın Beko…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ağzına geleni saydın. Sahip çıkılsın…

BAŞKAN - Sayın Beko, lütfen...

ATİLA SERTEL (İzmir) – Saygılı konuşun.

BAŞKAN - Grup Başkan Vekillerimiz var.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, diğer bir konu şudur: Faruk Bildirici meselesi. Şimdi, kurul üyelerinin nasıl hareket edeceği bellidir, neye göre hareket edecekleri de bellidir; hukukları vardır, kanunları vardır, buna göre hareket etmek zorundadırlar. Şimdi, buradan pek çok üye seçilip gidiyor. Partilerin kontenjanından seçiliyor ama onlar, o seçilenler partilerinin bir üyesi değillerdir. AK PARTİ kontenjanından seçilenler de oldu, Milliyetçi Hareket Partisi kontenjanından seçilenler de oldu, Cumhuriyet Halk Partisi kontenjanından seçilenler de oldu ama hiçbiri ne CHP’nin ne AK PARTİ’nin bir üyesi gibi hareket edemez. Şimdi, Faruk Bildirici meselesine baktığımız zaman… Bakın, az önce bürokrasiden dert yanılıyor. Mecliste basın toplantısı düzenliyor arkadaş. Ne işi var bu arkadaşın Mecliste?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Meclisten seçilmiş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Mecliste ne işi var?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sana şikâyet ediyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Mecliste ne işi var?

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Milletin Meclisinde milletin yeri var.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın, bu 657’ye tabi birisi, 657’ye tabi şekilde hareket etmek zorundadır. Bakın, bu arkadaşı buraya getirip buna konuşma yaptıranlar kim?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Memur gelir buraya.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – CHP’nin âdeta bir üyesi gibi, bir mensubu gibi basın toplantısına iştirak ediyor ve bu onların tabi olduğu kanunu çiğniyor dolayısıyla ihlal ediyor. Yapılan bir hukuki işlem var. Neden yapılıyor? Durup dururken yapılmadı. Bundan önce Cumhuriyet Halk Partisinin üyeleri vardı, onlara karşı neden bir şey yapılmadı? Niçin bir üye atanmadı? Niçin RTÜK böyle bir karar almadı?

İkinci konu: Bakın, katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunuyor, diyor ki… Meseleyi anlatayım. 16 Eylül 2019 tarihinde Halk TV’de bir programa katılıyor Faruk Bildirici. Günün Raporu programında RTÜK üyesi Faruk Bildirici şu ifadeleri kullanıyor: “Şu anda medyanın büyük bir bölümü iktidarın propaganda aygıtı durumunda. Böyle bir işlev sergiliyorlar.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Başkanım, böyle bir usul yok Mecliste ya.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Onun dışında baktığınızda, yüzde 90-95’in dışına baktığınızda, birkaç televizyon Halk TV, Tele 1, KRT, FOX gibi kanallar var; gazetelere baktığınızda, işte Sözcü, Evrensel, Birgün, bu kadar, onun dışındakilerin gazetecilikle çok fazla bir ilgisi kalmadı.” Şimdi, bunu kullanan, bu ifadeleri kullanan şahıs gidiyor kurula, bütün medyadaki, televizyonlarla, gazetelerle alakalı rey ihdas edecek. Adamın fikri belli. Nasıl bir görüş ifade edebilirsin sen? Kanunlarla alakalı konuşamaz, böyle bir yetkisi yok, kanunu çiğniyor, ihlal ediyor.

Bir diğer mesele, değerli milletvekilleri, RTÜK’ün aldığı kararlar gizlidir ancak karar alındığında açıklama kararı alınmadığı müddetçe saklıdır; bunu ihlal ediyor. Kurulun açıklanmaması gereken, gizli kalması gereken müzakerelerini kamuoyuna ifşa ediyor, bunlar ihlaldir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Dolayısıyla bu gerekçeler gösterilerek -Üst Kurulun- 38/2 ve 38/4’e göre görevden alınmıştır, düşürülmüştür. Ha, yargı yolu açık mıdır? Açıktır. Türkiye bir hukuk devletidir, yargıya gidebilir, bunda bir mahzur yoktur ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin oraya seçtiği üyeler -sadece RTÜK’e üye seçmiyor, başka yerlere de seçiyor- kurallara bağlı kalmak zorundadır. Herkesten daha fazla onların sorumluluğu vardır çünkü onlar Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından seçiliyorlar.

Bir diğer konu, değerli milletvekilleri, az önceki konuşmalarda bu belediyelere atanan kayyumlarla alakalı çeşitli ifadeler kullanıldı. Şimdi, bakın, Kulp’ta bir terör saldırısı yapılıyor, 7 vatandaşımız şehit ediliyor, Kulp. Tahkikat sonucunda tutuklananlar: HDP Belediye Başkan Adayı -YSK bunun adaylığını reddetmiş- HDP Belediye Başkanı ve Belediye idarecileri, HDP İlçe Başkanı. Şimdi, şüpheli olarak bunlar tutuklanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, bakınız, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçilen... Pek çok şey var, sadece bir iki örnek vereceğim. PKK’nın ilk terör eylemini yaptığı 1984 yılında 1 askerimiz şehit oluyor. Onun yıl dönümünde bir anma programı düzenliyorlar, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı orada. Ne işi var orada?

Değerli arkadaşlar, ilk silahlı eylemin anma gününde orada program yapıyorlar. Şimdi, orada ne arıyor, ne işi var orada?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – 2005’te orada tören yapıldı, iktidarınız zamanında.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, bir diğer konu, Diyarbakır Anneleri var değil mi? Nereye gidiyor insanlar? Diyor ki: “Benim çocuğumu -isim veriyor- buradan aldılar, HDP’ye getirdiler, gittim milletvekilleriyle konuştum, milletvekillerine geldim. Oğlumu HDP almış, dağa çıkarmışlar.” Vatandaş bunları anlatıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi bu kadar iç içe bir yapı var. Seçilmiş olmak, insanlardan rey almak aldığı yetkileri vatandaş için kullanmak demektir. Biz, sonuna kadar, demokrasiyi savunduk, savunuyoruz ama demokrasi, seçilmiş olmak… Kamunun tahsis ettiği bütçeyi millet için kullanmak gerekir.

Değerli arkadaşlar, bakın, bundan birkaç sene evvel, o menfezlere bombalar, EYP’ler konduğu zaman, üzerine asfalt döküldüğü zaman bunu hangi imkânlarla yaptılar, hangi iş makineleriyle yaptılar? Belediyenin vatandaşın kullanması için tahsis ettiği o imkânları kullanarak terör örgütünün işini kolaylaştırdılar, işinde kullandılar.

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – AK PARTİ’nin imkânlarıyla yaptılar.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi, buna nasıl müsaade edeceğiz? Millet için mücadele eden, millet için çalışanlarla alakalı hiçbir tereddüdümüz yok. Sonuna kadar, bakın, sonuna kadar ilk itiraz eden biz oluruz ama siz, kaynakları çıkarıp burada terör örgütüne peşkeş çekerseniz, insanları alır dağa götürürseniz, beraber ortak hareket ederseniz demokrasiden hareket edemezsiniz değerli arkadaşlar.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Külliyen yalan ya, külliyen yalan! Bir tane deliliniz yok.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Yalan, yalan! Çıkıp delil sunun, hiçbir deliliniz yok.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İlk önce sizin itiraz etmeniz gerekir, ilk önce sizin karşı çıkmanız gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siyasetten bahsediyorsanız, demokratik siyasetten bahsediyorsanız, buradaki partilerin hepsinin önüne geçip ilk önce sizin PKK’yı lanetlemeniz gerekir, sizin karşı çıkmanız gerekir.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Burası lanetleme merkezi mi? Siyaset yeri ya. Sürekli bize dil öğretmeyin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu yapmadığınız müddetçe, ortak hareket ettiğiniz müddetçe, değerli arkadaşlar, kusura bakmayın, biz, orada yaşayan vatandaşlarımızın güvenliği için gereken adımları sonuna kadar atacağız.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Vatandaşlar sizi istemiyor, siz ne istiyorsunuz onlardan?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir diğer konu da şudur: “Efendim, bunları Kürtler seçtiği için alındı…” Değerli arkadaşlar, sizin isminiz ne? “Halkların…” değil mi, bak, “Halkların Demokratik Partisi.” Şimdi bölgede sadece Kürtler mi yaşıyor? Değil; o bölgede Araplar yaşıyor, o bölgede Türkler yaşıyor, o bölgede başka etnik unsurdan olan insanlar var, sadece Kürtler yaşamıyor. Burada yapılan işlem insanların Kürt, Türk veya başka bir etnik kökenden olmasından dolayı değildir; altını çizerek söylüyorum, burada yapılan işlem terörden kaynaklanıyor.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Yalan!

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Hiçbir şey bulamazsanız gizli tanık uyduruyorsunuz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sadece, teröre karşı yaptığımız bütün hamleleri “Kürtlere karşı yapılıyor.” diye sunmaktan vazgeçin. Kürtler bu ülkenin asli kurucu unsurlarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Hayatınızı Kürt düşmanlığına adamışsınız.

BAŞKAN – Sayın Muş, son sözlerinizi alalım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Türkler kadar Kürtlerin de bu ülkede hakkı vardır, benim ne kadar hakkım varsa.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Hakkı olduğu için dayak yiyor, hakkı olduğu için cezaevinde, hakkı olduğu için seçilemiyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Türkiye'nin 82 milyon nüfusu var Sayın Başkan. Benim 82 milyonda 1 hakkım varsa bu ülkede yaşayan her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının da bu kadar hakkı vardır, ne benden fazladır ne benden eksiktir; bunun altını çizmek lazım. Sürekli olarak kullanılan bu ayrıştırıcı dilin, yapılan terörle mücadeleyi Kürtlere karşı yapılıyormuş gibi lanse etmenin inanın, size hiçbir faydası yok.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Terörle mücadele derdiniz yok.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Türkiye'nin geleceğine de faydası yok, Türkiye'nin istikrarına da faydası yok. Yanlış yapıyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz. Terörü hep beraber lanetlediğimiz müddetçe, o zaman Türkiye'nin geleceği daha aydınlık olur.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve söylediği bütün hakaretleri kendisine iade ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Mehmet Muş’un seviyesine inmeye kalksak gerçekten bu Meclisten hepimiz utanarak ayrılırız. “Demokrasi tokadı” denilir, siyaset dilidir; “tokat manyağı” denilmez, argodur, sokak dilidir, tehdit dilidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben Süleyman Soylu’nun kullandığı “ahmak” kelimesini tutanağa geçirmekten imtina ettim, siz “mermi manyağı” kelimesinden türetilmiş “tokat manyağı” kelimesiyle, mafya diliyle cumhuriyetin kurucu partisini tehdit etmeye kalktınız, yazıklar olsun! Size pabuç bırakmayız. (CHP sıralarından alkışlar) Bu seviyeye inersek çıkarken vurgun yeriz, o yüzden Mehmet Muş’un seviyelerine kadar inemeyeceğim. Söylediği bütün sözleri, bütün hakaretleri, bütün o sokak ağzını kendisine iade ediyoruz. Keşke tutanaklara böyle şeylerin geçmesine vesile olmasaydı.

Şimdi, gelelim, Faruk Bildirici meselesine. Ne diyor? “Tarafsızlık.” Tarafsızlığını yitirmiş, tarafsız görev yapması lazım, kanununda “tarafsızdır” yazıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, öyle yönetmelik, kanun manun hatırlatmayacağım; Anayasa, Madde 103, Cumhurbaşkanının andı: “…üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.” diyor. Namus ve şerefini ortaya koyup tarafsızlık üzerine ant içmiş partinizin Genel Başkanı, her gün çıkıp siyasi partilerin liderleriyle polemik yapıyor. Türkiye’de başta Genel Başkanınızın parti il başkanı gibi atadığı valilerle, ilçe başkanı sıfatına büründürmeye çalıştığınız kaymakamlarla, askerin sınır ötesi operasyon brifingine partinizin sözcülerini alıp oturtmanızla, protokol düzeninde Kara Kuvvetleri Komutanının önünde partinin bürokratlarını ve atanmışları oturtmanızla tarafsızlığı aşındırdınız, tarafsızlığın canına okudunuz. Faruk Bildirici tarafsızlığı gereği Cumhuriyet Halk Partisinin basın toplantısı salonuna gitmedi, Meclise geldi, Meclisin basın toplantısı salonunda Faruk Bildirici Millet Meclisine seçtiği RTÜK Başkanını şikâyet etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, lütfen, bitirin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ona niye değinmiyorsun Sayın Muş? “Göreviyle benzeşen görev kabul edemez.” diyor, RTÜK Başkanı TÜRKSAT’tan maaşa bağlanmış. Sen bu maaşı doğru buluyor musun? Bu görevlendirmeyi yasaya uygun buluyor musun? RTÜK Başkanı oradan 25 bin lira fazladan maaş alıyor, milletin parasını ayrı, orada belirlediği tarifeyi gelip burada onaylıyor; sen bunu görmüyor musun? Buna vicdanın sızlamıyorsa, buna yüzün kızarmıyorsa, bunu savunurken sesin titremiyorsa sana da yazıklar olsun be Mehmet Muş! (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Darbecilik ruhlarına işlemiş, ruhlarına, iliklerine.

BAŞKAN – Sayın Oluç…

37.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, kolay bir konu değil bu kayyumlar meselesi, bunu savunmanız kolay bir konu değil; savunamıyorsunuz, mesele o. Yani siz nasıl olup da sandık hukukunu, sandık adaletini, halkın iradesini böyle gasbettiğinizi kendinize bile anlatamıyorsunuz aslında. Bakın, tekrar söylüyorum: O İçişleri Bakanı almış eline bir kalem, siyaset mühendisliği yapıyor. Neden? Koltuğunu korumak için, başka bir şey için değil, onun için yapıyor.

Şimdi, bakın, Kulp’tan bahsediyorsunuz Sayın Grup Başkan Vekili. Kulp Belediye Eş Başkanları tutuklandı, bir tek delil yok. Onu koyalım bir kenara.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı, 27’nci Dönem Milletvekilimizdi, bu sırada oturuyordu, gitti, orada belediye başkanı seçildi. Selçuk Mızraklı otuz yıldır Diyarbakır’da hekimlik yapan bir cerrah arkadaşımız, otuz yıl. Bu hekimliğinin çok büyük bir kısmını kamuda yapmış, son dönemlerde özelde çalışmış, büyük kısmı kamuda. Şimdi, bu genel cerrah olan, Diyarbakır’daki bütün sivil toplum kuruluşlarının, herkesin tanıdığı, bildiği Selçuk Mızraklı’yı sahtekâr, yalancı, ne olduğu belirsiz bir gizli tanıkla siz Belediye Eş Başkanlığından aldınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yetmedi, Selçuk Mızraklı’yı ring aracına bindirdiniz Diyarbakır’dan, on saat boyunca elleri kelepçeli vaziyette Kayseri Bünyan Cezaevine getirdiniz. Bu nedir ya? Bu, zulümdür; bu, eziyettir; bu, adaletsizlik ve hukuksuzluktur; bu, rezalettir, rezalet; kusura bakmayın bu kelimeyi kullandığım için. Sadece Selçuk Mızraklı değil, yanında Keziban Yılmaz ile Rojda Nazlıer de vardı. Biri, Kayapınar; diğeri, Kocaköy Belediye Eş Başkanları, 2 kadın arkadaşımız, ring aracında on saat elleri kelepçeli getiriyorsunuz. Nedir bu? Otuz yıl Diyarbakır’da görev yapmış bir insanı ailesinden uzaklaştırmak için Kayseri Bünyan Cezaevine… Eziyete bakın! Aynı, Selahattin Demirtaş’ı Diyarbakır’dan Edirne’ye gönderdiğiniz gibi… Örnekler saymakla bitmez. Bunun nesi savunulabilir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bakın, bütçe meselesine gelelim. Ya, bir tane dava açılmış değildir belediye eş başkanlarımız hakkında. Daha önce kayyum atanmış 95 belediye eş başkanı için de söylüyorum, şimdiki 15 kişi için de söylüyorum. Usulsüz harcamadan, paraların yolsuzluğa sarf edilmesinden dolayı bir tek dava açılmış değildir. Yok öyle bir şey. Gültan Kışanak üç yıldan fazladır cezaevinde, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında böyle açılmış bir tek dava yok. Hangi kaynakların usulsüz kullanılmasından söz ediyorsunuz? Tamamen uydurma, tamamen uydurma bütçe meselesiyle ilgili. Ama uydurma olmayan bir şey var. Sizin atadığınız kayyumlar yolsuzluk yaptı, hırsızlık yaptı, usulsüz harcama yaptı. Bakın Sayıştay raporlarına, bakın bizim seçilmiş olan belediye başkanlarımızın ortaya çıkardıkları faturalara; usulsüz harcamalara, bunların hepsini yaptılar. Şimdi, bunlar ortadayken savunamıyorsunuz bu kayyum atamalarını. Savunamıyorsunuz ve savunamayacaksınız. Ne halkın iradesinin bu şekilde gasbedilmesini savunabileceksiniz ne de bu demokratik olmayan hukuk dışı adımı ve emin olun halk bunu affetmeyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, lütfen son sözünüzü söyleyin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sanmayın ki sadece oradaki belediyeleri kastediyorum, batı için de kastediyoruz aynı şeyleri. Bütün batı illerinde, ilçelerinde, büyükşehirlerinde bu yaşananı gören demokrat ve vicdan sahibi, hukukun üstünlüğüne inanan hiçbir insan bunu kabullenmeyecek ve bunun hesabını mutlaka ama mutlaka demokratik siyaset içinde ve hukukta sizden soracaktır, bundan emin olun. O İçişleri Bakanı günün birinde Bakanlığı bittiğinde bunun hesabını hukuk önünde mutlaka verecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, lütfen…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkanım, kayıtlara geçmesi için bir şey arz edebilir miyim?

BAŞKAN – Bir saniye…

Değerli arkadaşlarım, özellikle tüm konuşmalarda, özellikle grubu yöneten değerli yöneticilerimizin her zaman bir nezaket üslubu içerisinde konuşmalarını arzu ettiğimi her fırsatta söylüyorum, herkes için de geçerlidir bu. Bazen olayın heyecanından, konuşmanın heyecanından maksadı aşan sözler de söylenebiliyor ama Meclisimizin büyük bir saygınlık içerisinde konuşmalarını götürmesi en iyi yoldur.

Buyurun Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkanım, iki konunun kayda geçmesi için söz aldım.

Bunlardan birisi -geçmişte böyle bir gelenek yoktu- grup başkan vekilleri kendilerine verilen söz hakkını abartılı bir şekilde kullanıyorlar, bir nevi milletvekillerinin söz hakları ihlal edilmiş oluyor. Çok uzun süre ve çok farklı konularda görüş bildiriliyor. Sizin de geçmişten daha iyi bildiğiniz gibi Mecliste böyle bir gelenek yoktu, önce onu arz etmek istiyorum.

İkincisi: Söz Eruh’tan açılmışken, 15 Ağustos 2010 tarihinde Eruh’ta 25 bin kişinin katıldığı ve bir teröristin “veteran” gibi karşılandığı sözde çözüm süreci adı altında bir büyük gösteri yapıldı. Devletin valisi, savcısı, kaymakamı ve jandarma komutanı bu terör gösterisine 2010 senesinin 15 Ağustosunda sessiz kaldı; bunun da kayıtlara geçmesini istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, sizden ricam toparlayarak bir değerlendirme yapmanız, ondan sonra gündemimize devam edeceğiz.

Buyurun.

38.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir kere burada Sayın Cumhurbaşkanı yapılan Anayasa değişikliğinden sonra parti genel başkanı olabiliyor. Bu Anayasa değişikliğini kim onayladı? Millet onayladı, yüzde 52’yle oy verdi.

Şimdi, belediye başkanları var, İstanbul’da var, Ankara’da var, Kayseri’de var, Konya’da var; bunlar farklı partilerden seçildiler, bunların bir partisi var mı arkadaşlar? Var. Peki, bunlar hizmet götürüyorken CHP’li olan CHP’ye götürüyor, AK PARTİ’li olan AK PARTİ’ye mi götürüyor? Hayır. Yol ihtiyacı varsa yol ihtiyacını gideriyor, park ihtiyacı varsa park ihtiyacını gideriyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – AK PARTİ “Oy almadığımız yere hizmet götürmeyiz.” dedi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Dolayısıyla oradaki şehrin tamamına hizmet etmekle görevli. Sayın Cumhurbaşkanının kamu gücünü kullanıyorken de milletin tamamına hizmet etmesinden hiçbirimizin en küçük bir şüphesi yoktur. Belediye başkanı olunca partili oluyor, onda bir sıkıntı yok. Anayasa değişikliği yapılmış, millet onaylamış, parti genel başkanı olabiliyor…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tarafsız değil.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ama o zaman şu söylenir arkadaşlar: Büyükşehir belediye başkanları tarafsız davranmıyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yemin ediyor mu?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ankara’daki tarafsız davranmıyor.

Değerli arkadaşlar, yaptığınız iş ve işlemlerde vatandaşa götürdüğünüz hizmette tarafsız olacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir diğeri arkadaşlar, bakın, parti il başkanı gibi valilik… İnanın, şu konuşmaları alsanız birine okutsanız, bir de Türkiye’nin 1950’ye kadar olan sürecini bir okutsanız hakikaten bunları dinleyen insan şaşkınlık içerisinde kalır. Bu ülkede il başkanları, CHP’nin il başkanı, aynı zamanda valiydi arkadaşlar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne zaman, kaç yılında?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bunu yapan CHP’dir. Şimdi o gün bunu yapan CHP kalkmış, bizim atadığımız valilerle alakalı il başkanı diyor. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Kaç senesindeydi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şimdi ne fark var?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şimdi arkadan sesler geliyor “Kaç senesindeydi?” 1950’den itibaren tek başına geldikleri iktidar yok ki arkadaşlar; gelseler, ellerine imkân geçse, şüpheniz olmasın, yine aynısını yapacaklardır.

Şimdi, eğer partizanlıktan bahsediyorsanız, bakın, size bir şey göstereyim.

BAŞKAN – Sayın Muş, toparlayın lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, toparlıyorum ama bazı şeylere cevap vermem gerekiyor.

İstanbul’da belediyeyi kazandınız değil mi? Partizanlıktan bahsediyorlar, bakın şuna ya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya, resmî kurumsal yazı işle alakalı, resmî kurumsal yazı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Aman aman!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yazmışlar “Alımları şu şekilde yapacaksınız.” diyor, yazmış. Adamların hiçbir çekincesi de yok. Ne bu yazı? Bu yazı doğru bir yazı arkadaşlar. Ellerine bir imkân geçse… Mesela, Büyükşehri kazandılar, hemen uygulamaları bu. Yarın öbür gün merkezî hükûmette –olmaz ama- hakeza iktidara gelseler yapacakları bundan farklı bir şey değil. İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Darbeye gel, darbeye!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Darbede Adnan Menderes o duruma düştüğünde CHP’nin nasıl roller üstlendiğini iyi bilirsiniz. Okuyun, bakın o tarihe. Darbeyi orada arayacaksınız.

Bir diğer konu da şu değerli arkadaşlar: Faruk Bildirici’yi Meclis’e getiren kim? Faruk Bildirici’yi Meclise getirip CHP’nin bir üyesi gibi takdim eden “Şimdi RTÜK üyemiz size gerekli belgeleri sunacak.” deyip basın odasında ona açıklama yaptıran kim? Özgür Özel. Sana yazıklar olsun! Tarafsızlığını bozdun adamın, adamın başını yedin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi çıkmış “Bu işi nasıl toparlarım?” diye düşünüyor. Aynı Özgür Özel, bakın, aynı Özgür Özel…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, aynı Özgür Özel ağustos ayında RTÜK üyeleriyle alakalı kanun teklifi veriyor “Bunları görevden Meclis alabilsin.” diyor, eylülde de Faruk Bildirici’yi buraya davet ediyor. Demek ki bu işi planlamış, kurgulamış, ağustosta teklifi veriyor, eylülde buraya çağırıyor.

Yazıktır, günahtır, milleti meşgul etmeyin. Hem siyasi tartışmanın içerisine çekiyorsunuz o üyeyi… Faruk Bildirici’nin yapması gereken bir tek şey var, Özgür Özel’in yakasına yapışmak. Onu bu duruma düşüren Özgür Özel’in kendisidir, şimdi de işi kurtarmak için uğraşıyor.

Bir diğer mesele de şudur…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Adama 4 maaş veriliyor, yüzleri kızarmıyor.

BAŞKAN – Sayın Muş, tamamlayın lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir diğer mesele de şudur…

VELİ AĞBABA (Malatya) – 4 maaş, 4 maaş…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir diğer mesele de şudur: Değerli arkadaşlar, ben, her zaman Meclisin nezaketine uygun davranmaya çalıştım, uygun davranmaya çalışırım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – 4 maaş alıyor RTÜK Başkanı, yüzleri kızarmıyor!

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Burada eğer bir sokak ağzı arıyorsanız…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sen konuşursan ben de aynısını yapacağım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Özgür Özel, sizin nasıl bir üslup kullandığınızı millet gayet iyi biliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sokak ağzı kullanıyorsanız, kendi kullandığınız üsluba bakın. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA ( Malatya) – Adam 4 maaş alıyor.

BAŞKAN – Sayın Muş, artık lütfen tamamlayalım.

Değerli arkadaşlar, bir saniye…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz “tokat” diyeceksiniz bu tehdit olmayacak, siz “tokat” diyeceksiniz, seçimle alakalı bir değerlendirme yapılıyorken “tokat” ifadesini kullanacaksınız bu bir tehdit olmayacak, bizden karşılığını alınca bu bir tehdit olacak, ondan sonra başlayacaksınız demagojiye. “Tokat” kelimesi kendi başına bir tehdittir, fiziki işlemdir, fiziki uygulamadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vatandaştan yediniz dedim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz eğer bir ifadeyi, “Bunu mecazi bir anlamda kullandım.” diyorsanız, bizim kullandığımızla kimseye hakaret etme kastımız yoktur, bir deyimdir. Dolayısıyla, bunu bu şekilde alıp kullanacaksınız.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi değerli arkadaşlar, bu tartışmayı bir yerde bitirmek lazım ama Sayın Özel’le ilgili, isim de bildirilerek ifade edildiği için ben Sayın Özel’e söz vereceğim.

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, neresinden tutsan tutulacak bir tarafı yok ama şöyle bir gerçek var…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ya, burada biri konuşurken devamlı…

BAŞKAN – Sayın Özel, bir saniye…

Değerli arkadaşlar, lütfen…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Burada konuşma yapılırken devamlı konuşuyorsunuz, ayıp ama ya! Ben de aynı şeyi yapıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, zaten biz seni oluruna bıraktık ağabeyciğim, sen her zaman bunu yapıyorsun, sen yap, sen serbestsin.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Aynı saygıyı sizden de görmek istiyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz seni oluruna bıraktık Sayın Vekilim, nasıl istersen yap. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Aynı saygıyı sizden de bekliyoruz.

BAŞKAN – Zülfü Bey, lütfen…

Değerli arkadaşlarım, lütfen…

Şimdi değerli arkadaşlarım, elbette tartışmaların belli bir düzlemde de kesilmesi gerekir, bu doğrudur. Biz Başkanlık olarak arkadaşlarımızın görüşlerini özgürce ifade etmesine olanak tanıyoruz çünkü Meclis konuşulan bir yerdir ve bu konuşmalara herkesin de ihtiyacı oluyor.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bizim de görüşlerimiz var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Çıray, herkesin de ihtiyacı oluyor.

Ve özellikle grup başkan vekilleri partiyi temsil ediyorlar, ben onlara daha bir özenli olmaya gayret ediyorum. Yani bunu zannetmeyin ki İç Tüzük’teki hükümlerin dışında davranıyoruz, hayır, tam tersine, Meclis kavga edilen değil, konuşulan bir yer olsun ama her şey de belli bir seviyede ve medeni ilişkiler çerçevesinde geçsin ve bir tartışma da artık bir noktada bitsin.

Sayın Özel, ben size bu çerçevede, adınız geçtiği için ve toparlayacağınıza olan inancımla söz veriyorum. Bundan sonra, tartışmaya daha fazla da fırsat vermeyeceğim. Siz de lütfen bu üslup içerisinde konuşmanızı sürdürün.

Buyurun.

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birincisi: Anayasa değişikliği yaparken Cumhurbaşkanlığı metnini değiştirebilirdiniz, “tarafsızlık” ifadesini kaldırabilirdiniz; yapmadınız ve milleti kandırdınız. Millet kıl payı bir farkla bu Anayasa değişikliğine oy verirken, sizin propaganda aygıtlarını kullanmanızdan ve OHAL şartlarındaki eşitsiz propaganda koşullarından dolayı bu durumdaydı. Hepimiz biliyoruz, cümle âlem biliyor -ki siz de yaptırıyorsunuz- şu anda partili Cumhurbaşkanlığına destek yüzde 30’un altındadır.

Bu maddedeki namus, şeref üzerine tarafsızlıkla yemin belediye başkanının ettiği bir yemin değildir; belediye başkanları partilidir ve onlar namusları, şerefleri üzerine “Tarafsız olacağım.” demez ama sizin genel başkanınız bu yemini ettiği hâlde her gün taraftır ve taraf olarak davranmaktadır.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Genel başkanlık ayrı, Cumhurbaşkanlığı ayrı. Genel başkan olarak ayrı.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Tabii canım, çok ayrı!

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Bölücülük yapmayın.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ben ne yapacağımı biliyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kaldı ki “partizanlık” dediğinizde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Hadi, tamamlayın, son cümle, son dakika Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum, başka da istemeyeceğim.

Buradan bütün halkımıza, milletimize şunu söylüyoruz: Ey milletim, ey halkım; iktidarda AKP. AKP üyeliği, girilen mülakatlarda -belediyelerde temizlik işçisi olarak bile girilecek olsa, en zor görevlerde bile- AKP’den üyelik yoksa, kurdukları geçmiş taşeron sisteminde AKP ilçe başkanlığından giden listede adın yoksa ve sen işe girebildiysen ben yalancıyım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Belge var, belge. Belge var ya. Özgür, belge resmî; resmî belge.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ama eğer AKP’ye üye olma şartı varsa, AKP’den gelen listeler olmadan insanlar yıllardır iş bulamıyorsa Mehmet Muş yalancıdır. Kararı milletim versin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu da yalansa bunu da söyle Sayın Özel, bak, resmî belge. Yalansa bunu da söyle.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Başkanlıkça, esas komisyon olarak Millî Savunma Komisyonuna, tali komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (2/2319) esas numaralı 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi tarafından geri alındığına ilişkin önerge yazısı (4/47)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, esas komisyon olarak Millî Savunma Komisyonuna, tali komisyon olarak da Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilen (2/2319) esas numaralı 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi tarafından geri alınmıştır.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Başkanlık Divanı üyelerinden müteşekkil bir heyetin Avrupa Parlamentosu üyeleriyle görüşmelerde bulunmak üzere 16-18 Eylül 2019 tarihlerinde Strazburg'a ziyaret gerçekleştirmesi hususuna ilişkin tezkeresi (3/917)

1/11/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Başkanlık Divanı üyelerinden müteşekkil bir heyetin Avrupa Parlamentosu üyeleriyle görüşmelerde bulunmak üzere 16-18 Eylül 2019 tarihlerinde Strazburg'a bir ziyaret gerçekleştirmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 19/8/2019 tarihli ve 19 sayılı Kararı’yla uygun bulunmuştur.

Söz konusu ziyaret, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 10'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                                                                                  Mustafa Şentop

                                                                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, grup önerilerine başlayacağız. Burada grup başkan vekillerimizin bilgisi ve muvafakati doğrultusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu önergeyi 1’inci sırada okutarak işlemimize başlayacağız.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından, hasta çocukların tedavisi için ücretsiz hizmet sunan LÖSANTE'nin tümüne ruhsat verilmesi ve halkın sağlık hakkının önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 4/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/11/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 5/11/2019 Salı günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Özgür Özel

                                                                                                                                        Manisa

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından "Hasta çocukların tedavisi için ücretsiz hizmet sunan LÖSANTE'nin tümüne ruhsat verilmesi ve halkın sağlık hakkının önündeki engellerin kaldırılması” amacıyla 4/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (1351 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 5/11/2019 Salı günlü Birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi, önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Tekin Bingöl.

Süreniz beş dakika Sayın Bingöl.

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Meclis Başkan Vekilimize ve siyasi partilerimizin grup başkan vekillerine, bu haftanın önemine hassasiyet gösterip konuşma sıralamasını değiştirdikleri için teşekkür ediyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, 2-8 Kasım haftası Lösemili Çocuklar Haftası. Hepimizin gerçekten çok önemsediği o masum yavrularımızın tedavilerinin bizim için ne kadar değerli olduğundan burada bahsetmeye gerek yok. Ancak Osmanlı’dan gelen çok önemli bir gelenek vardır: Alan el ile veren eli buluşturan insan odaklı bir hizmet anlayışı, hayır anlayışı bazı vakıflarda vücut bulmuştur, bunlardan bir tanesi de yine hepinizin bildiği gibi LÖSEV’dir. Yirmi yıldır LÖSEV, lösemili çocukların tedavisi için ciddi bir uğraş vermektedir ve bu uğraşı verirken en temel dayanağı vatandaşlarımızdır. Vatandaşlarımızın katkısıyla, o mütevazı katkılarıyla bu hizmeti bugüne kadar sürdürdü ve daha da önemlisi çok büyük bir hastanenin, tam kapasite çalışabilecek bir hastanenin temelini atıp bitirdi. Bu Vakfın bir başka özelliği var değerli milletvekilleri, o da böylesine önemli bir hizmeti ifa ettiği için Bakanlar Kurulu kararıyla bu Vakıf vergi muafiyetine tabi tutuldu. Vakıf 2008’den sonra bir büyük temel attı ve LÖSANTE adıyla bir hastane inşa etti. Gerçekten, bu hastaneyi gezen arkadaşlarımız göreceklerdir ki çok ciddi, çok önemli bir iş yapılmış. Bu hastane 400 yataklı bir hastane, ayrıca 80 yataklı bir yoğun bakım ünitesi var ve 10 adet son derece donanımlı ameliyathanesi var ama gelin görün ki bu hastane tam ruhsatla çalışamıyor. 400 yatağın yerine 75 yatağa ruhsat verilmiş.

Şimdi, dikkatinizi bir konuya çekmek istiyorum: OECD ülkeleri arasında hastane yatak kapasitesi yüzde 4,2 iken Türkiye’de yüzde 2,4. Son yıllarda artış göstermesine rağmen, dünyada gelişmiş ülkelerde hastane yatak kapasitesi -günübirlik, hastayı hastaneye yatırmadan tedavi olanağı tanındığı için- yüzde 5,6’dan yüzde 5’lerin altına düşmüş ama gelin görün ki Türkiye’de bu artış öyle bir noktaya taşınmış ki hastane yatak ihtiyacı artış gösteren nadir ülkeler arasında Türkiye de var.

2008 yılında Sağlık Bakanlığı bir planlama yapıyor; doğrudur, hastane yatak sayısı ile doktor sayısını planlayarak, devlet hastaneleri ile özel hastanelere düzenli bir şekilde planlama yaparak bunu uygun gören bir planlama yapıyor ama 2008’de Türkiye’nin nüfusu 70 milyon, bugün 82 milyon, bir de buna 5 milyona yakın mültecileri kattığımızda 20 milyona yakın bir nüfus artışı var. O zaman, 2008 yılında yapılan bu planlamanın çok da geçerliliği yok.

Bir de 2008’den sonra özel hastanelerin Ankara’da, İstanbul’da, Bursa’da ilave yatak ve doktor sayısı artırılıyorken bu hastanenin, halkın katkılarıyla yapılan bu devasa hastanenin, tam kapasiteli hastanenin ruhsatlandırılmaması son derece manidar.

Bakın, arada çok temel bir fark var: Devlet hastaneleri elbette bu hastalığın tedavisini parasız yapıyor, hiçbir ücretlendirme yok; özel hastaneler ise bu hastalıkların tedavisini ücretle yapıyor ama LÖSEV, hastalığın başından sonuna kadar tedaviyi ücretsiz yapmasının yanı sıra başka ulvi işler de yapıyor. Bir defa, uzun süreli bir hastalık olan bu hastalığın tedavisi sırasında çocuklarımız eğitimlerinden geri kalmasın diye kolej ayarında bir eğitimi bu kampüsün içinde veriyor. Bununla da yetinmiyor Hastane, Vakıf, her hastanın annesinin hesabına her ay bin lira para yatırıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Ayrıca, sadece bu hastalıkların tedavisiyle sınırlı değil; iyi bir bakım, hijyenik koşullar ve tabii ki sağlıklı beslenme. Bunu sağlamak adına da bu Vakıf, hastaların tamamının oyuncağından, giyiminden gıdasına varıncaya kadar tümünü karşılıyor. Ve başka bir şey daha yapıyor: Uzun soluklu bir hastane tedavisi söz konusu olduğu için, Türkiye'nin her tarafından gelen hasta aileleri çocuklarıyla beraber konaklayabilsin diye yine o kampüsün içinde yaptığı evlerde ücretsiz konaklamalarını sağlıyor. Bunu devlet yapamaz. Devlet sadece bu hastalıkların tedavisini ücretsiz yapıyor, özel hastaneler bunların hiçbirisini yapmadığı gibi ücretli tedavi sağlıyor ama asıl çekim merkezi LÖSEV’in kurmuş olduğu bu hastane.

Şimdi, bir araştırma komisyonunun yapması gereken bir şey var. Bakın, bunun Meclisimize ve Meclis bütçesine hiçbir maddi yükü yok. Niye? Sağlık Bakanlığı üç adımlık mesafede, Vakıf ve Hastane keza öyle.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Bingöl.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Çok kısa süre içerisinde bu araştırma komisyonu, rahatlıkla tarafları dinleyecektir, belgeleri inceleyecektir. Varsa eksiklikler tamamlattırılır, varsa kusurlu işler giderilir, hatta Sağlık Bakanlığının üzerindeki yük dahi alınır. Kamuoyundaki olumsuz algıyı gidermek adına bu komisyon kurulduğunda inanın ki bu Meclis çok önemli bir işlevi yerine getirmiş olacaktır. Burada herhangi bir siyaset aramayın lütfen, burada herhangi bir siyasi rant söz konusu değil. Tamamen bu çocuklarımızın sağlığıyla ilgili böyle bir komisyon talebimiz var. Biz bu hasta çocuklarımıza elimizi uzattığımızda ne olacak biliyor musunuz? Onların dökülen saçlarına; suratlarındaki, yüzlerindeki maskelere rağmen, gözlerindeki gülümsemeyi bizim gözlerimize yansıttıklarında biz orada mutlaka ama mutlaka gereğini yapmak gibi bir duyguyla karşı karşıya kalırız. Yüreğimizin götürdüğü yer vicdani muhasebe. Vicdanımızın sesini dinleyelim, bir kez olsun siyasi parti grup başkan vekillerimize ve milletvekillerimize seslenmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Burada yapacağımız bir ortak davranış, inanın, bu sorunu ortadan kaldıracaktır.

Başka bir şey: Kaan Özelçam diye bir kardeşimiz var, 16 yaşında pırıl pırıl bir genç ve bu genç kardeşimiz millî dansçı, bu hastalığa yakalanıyor, tedavi oluyor, daha sonra kemik iliği nakli olacak. Gelin görün ki radyoterapi cihazına ruhsat verilmediği için o tedavi dışarıdaki bir hastanede yapılmak zorunda kalıyor ve maalesef enfeksiyona yakalanıyor. Bir mektup yazıyor, o mektubunda uzun uzun LÖSEV’i ve LÖSANTE’yi anlatıyor, son cümlesi şu: “Umut ediyorum ki ben hayatımı kaybetsem dahi benden sonra bu hastanede tedavi olacaklar hastanenin dışına çıkmadan buradaki ruhsatlandırılan radyoterapi cihazıyla tedavi olurlar. Eğer ben ölürsem lösemiden ölmeyeceğim, bürokrasiden öleceğim." diyor ve maalesef Kaan’ı kaybediyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Öneri üzerinde söz isteyen İYİ PARTİ Grubu adına Antalya Milletvekilimiz Sayın Tuba Vural Çokal. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Çokal.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA TUBA VURAL ÇOKAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten trajikomik bir konu için söz almış bulunuyorum. Ülkemizin sağlıktaki durumu malum. Sağlıkta yaşadığımız sorunlara her geçen gün yeni biri ekleniyor. Usulsüzlük ve yolsuzlukları Sayıştay raporlarından hepimiz öğrendik. Şehir hastaneleri desen, evlere şenlik. Hasta garantisi meselesine değinmiyorum bile. Sağlık Bakanımızın önceliği ise kendi hastaneleri. Biz Sayıştay raporlarına yansıyan usulsüzlüklerle ilgili açıklama beklerken Sayın Bakanın tarihî binayı kendi hastanesine tahsis ettirdiğini öğreniyoruz. Sağlık Bakanımıza bu da yetmiyor, cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün milletimize vasiyeti olan Atatürk Orman Çiftliği’nden de tahsis yaptırdığını öğreniyoruz. Bu da yetmiyor, kendi hastanesine yüz milyonlarca lira teşvik verdiriyor. Sağlık hizmetlerinde aksamalar var; doktorlar dertli, hasta dertli.

Tüm bunlar olurken biz, yaptığı çalışmalarla dünyaya örnek olan LÖSEV Hastanesine ruhsat verilmesini konuşmak zorunda kalıyoruz. Lafı hiç eveleyip gevelemeyeceğim, bu hastanenin çok büyük bir kısmının çürümeye terk edilmesinden rahatsızlık duyuyor musunuz? Orada tedavi edilebilecek iken ruhsat sorunu nedeniyle yer bulamayan çocukların vebali hiç mi aklınıza gelmiyor, hiç mi vicdanlarınızı rahatsız etmiyor diye sormak istiyorum.

(Uğultular)

Sayın Başkan, ben kürsüde konuşmamı toparlayamıyorum.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen sessiz olalım.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Sol taraftan… LÖSEV’le ilgili böyle bir konuda konuşurken…

BAŞKAN - Sayın Özel, değerli arkadaşlar; lütfen, rica ediyorum.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Gerçekten konu çok önemli.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Recep sen YSK’ye git, işin var orada.

BAŞKAN – Buyurun.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Orada tedavi edilebilecek iken ruhsat sorunu nedeniyle yer bulamayan çocukların vebali hiç mi aklınıza gelmiyor? Ama anladığım kadarıyla gelmiyor. Meclisteki bu konuşmadan, bu gürültüden bunu anlıyorum.

Dünyanın ilk lösemili çocuklar hastanesini kuran LÖSEV tarafından çok daha fazla kişiye hizmet için kurulan LÖSANTE Hastanesini çürümeye terk ettiniz. Bakınız, 400 yataklı hastanenin sadece 75 yataklı kısmına ruhsat verildi, 325 yatak çürüyor ve her gün 325 çocuk burada tedavi görmesi gerekirken hizmet alamıyor; inanılır gibi değil ama bu gerçek böyle.

5 milyon dolarlık dünyanın en gelişmiş radyoterapi ve kalp anjiyo cihazlarına Sağlık Bakanlığı ruhsat vermediği için kullanılamıyor. Hastanenin 80 adet yoğun bakım yatağı bulunmakta ve yoğun bakıma bu kadar ihtiyaç varken ancak 10 adedi işlev görebilmekte. Hastanede 10 tane çok gelişmiş teknik donanımlı ameliyathanenin sadece 3 adedi kullanılmakta, 7 adedi boş bekletilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – 100 milyon dolar değerindeki bu hastane âdeta çürümeye terk edilmiştir. Minicik bedenleri olan kocaman yüreklerin sevgiyle kucaklaşacağı, toplumsal farkındalığın yaratılacağı bir haftadayız. Ama bu haftaya çok saygı duyulmadığını gerçekten görüyorum.

(Uğultular)

CEYDA BÖLÜNMEZ ÇANKIRI (İzmir) – Sadece burası konuşmuyor ki.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Onlar seçilmiş çocuklar, her biri küçücük yaşlarında hayata dirense “Oscar” kazanırdı diyorum.

LÖSEV’e destek olun deyip Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, salondaki uğultunun kesilmesini rica ediyorum, arkadaşlarımızın konuşmalarını dışarıda yapmaları uygundur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Sayın Recep Özel’i YSK’ye gönderin, bir seçimi daha iptal ettirsin, 1 milyon daha fark olsun.

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekilimiz Sayın Necdet İpekyüz’e aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın İpekyüz.

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) - Sayın Başkan, değerli vekiller; Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfıyla ilgili, LÖSEV’le ilgili söz almış bulunmaktayım.

LÖSEV dediğimiz kurum, az önce de dile getirildi, arkadaşlarımız dile getirdi, aslında Türkiye'de vakıf denilince, sağlık alanındaki vakıflarla ilgili konuşulunca belki de ilk akla gelecek vakıflardan biri. LÖSEV sadece Türkiye'de değil, Birleşmiş Milletler tarafından danışmanlık statüsü de getirilmiş bir vakıf. LÖSEV sadece tedavi amaçlı çalışmıyor; tanı aşamasında, tedavi aşamasında ve tedavi sonrasında insanların yaşama bağlanması için de çalışıyor. Sadece hastayı değil, hastayı bir bütün olarak ailesiyle birlikte ele almakta LÖSEV. Peki, ne oluyor? Az önce arkadaşlar da dile getirdi, 400 yataklı hastanenin 75 yatağına izin veriliyor; bununla da yetinilmiyor, radyoterapi cihazına, modern bir cihaza -kanser tedavisinin olmazsa olmazlarından- Türkiye Atom Enerjisi Kurumundan ruhsat alınmış fakat hastalara kullandırılmıyor. Ne oluyor? Anjiyo cihazı kullanılamaz. Ne oluyor? Doktor, planlamaya göre getirilmiş, fazla doktor çalıştırılamaz. Ne oluyor? Hastaların yatması için yoğun bakım odaları var, kısıtlama getirilmiş, kalanlar kullanılmamakta. Biz kanserden söz ediyoruz, tam teşekküllü bir hastaneden söz ediyoruz. Neymiş? Planlama yapılmış. Peki, bu planlama yapılırken… Bugün Türkiye'de 16 yaşın altında 2 bin çocuk lösemiye yakalanmakta ve bunların büyük bir çoğunluğu 1 yaşın altında. Böyle, Birleşmiş Milletler tarafından örnek bir hastaneye niçin bu hizmet getirilmiyor? Niçin getirilmiyor arkadaşlar? Çünkü siz “sağlıkta reform” deyip Sağlık Bakanlığının başına bir patron getirmişsiniz, bir işletmeci getirmişsiniz. Çünkü neden getirilmiyor? Çünkü siz sağlık kurumlarını bir işletmeye dönüştürmüşsünüz, gelen yurttaşı müşteri gibi düşünmektesiniz ve o yüzden, rekabet ortamı için, kanserli hastaların, Anadolu’nun birçok yerinden gelecek hastaların ulaşabilecekleri yerlere engel olmaktasınız. Bu engel, çocukların veya yetişkinlerin sağlık problemlerini ortaya çıkarmaktadır.

Bakın, kemik iliğiyle ilgili Türkiye'de çok az merkez var. Bu merkezin elinde olanaklar olmasına rağmen kullanılmamaktadır. Peki, ne olmakta? Siz Sağlık Bakanının kendi kurduğu vakfa her türlü desteği vermektesiniz, her türlü teşviki vermektesiniz. Dün gazete manşetlerinde vardı; Sayın Fahrettin Koca’nın vakfına 220 milyon TL teşvik, gümrük muafiyeti, yüzde 50 vergi muafiyeti, çalıştırdığı işçiye sigorta muafiyeti verilecek ve gelen hastayı müşteri olarak görecek, kendisi işletme yönetecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Başka bir yerde, insanların katkısıyla, insanların çabasıyla oluşturulmuş bir hastane -örnek olabilecek şekilde okulu var, köyü var; eğitime, aileye destek sunan bir kurum- ve o hastanenin çalışmasını siz engelleyeceksiniz.

2-8 Kasım haftası Lösemili Çocuklar Haftası diyoruz. Gelin, bu haftada Türkiye Büyük Millet Meclisi bir görev üstlensin. En azından, kamu yararına, kanser gibi konuda ciddi çalışan bir vakfa katkı yapalım; bir yönetmelikle, bir düzenlemeyle bu izni gerçekleştirelim; bir an önce çocuklarımız sağlığına kavuşsun, insanlar sağlığına kavuşsun. Bunu yapmadığımız takdirde… “Sağlıkta reform” dediğiniz şey, Türkiye'de halk sağlığı problemine dönüşmüştür, gerçekten halkın sağlığını tehdit edecek düzeye gelmiştir. Bu konudaki bir düzenlemeyi bir an önce çıkartalım.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ordu Milletvekilimiz Sayın Şenel Yediyıldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Yediyıldız.

Sessiz olalım arkadaşlar. Salonun solundan ve sağından, her yerinden sesler geliyor.

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞENEL YEDİYILDIZ (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Yediyıldız, sürenizi başlatacağım.

Arkadaşlar, bir uğultu var. Bakın, önemli bir konu konuşuluyor. Sayın hatibin söylediklerini duyalım.

Buyurun.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin LÖSEV Hastanesiyle ilgili verdiği Meclis araştırması önergesiyle ilgili olarak, grubum adına, AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, evet, bu hafta Lösemi Haftası. Değerli milletvekili arkadaşlarımızın hepsi bahsettiler, lösemi, çocukluk çağlarının en çok görülen kanseri, bir kan hastalığı, kan kanseri. Çocuklarda olunca daha da kıymeti ve önemi ortaya çıkıyor ve bu hususta da değerli çalışmalar var. Bu çalışmaları yapan kurumların en başında da LÖSEV geliyor. Evet, LÖSEV, yirmi yıldır bu işle uğraşan bir vakıftır ve bu işle de uğraşmak ve tedavisini yapmak için bir hastane kurma çalışması yapmış ve belli bir noktaya getirmiştir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de hastaneler kurulurken, Özel Hastaneler Yönetmeliği diye bir yönetmelik vardır, o yönetmeliğe uyarak hastaneler açılır, o yönetmeliğin gereği olarak ihtiyaç görülen yerlere hastaneler açılır; ihtiyaç görülmeyen yerlere o yönetmelik gereği izin alınamıyorsa o hastaneler açılmaz. LÖSEV’in açtığı LÖSANTE Hastanesi, maalesef, ön izin alınmadan belediye ruhsatıyla açılmış bir hastanedir. Ön izin alınmadığı için de kendi arzu ettikleri vasıfta çalıştırma imkânları yoktur; kural budur. Sağlık Bakanlığı 75 yataklı bir çalışma izni vermiştir. Şayet 33 doktora tamamlarsa sayısını onu 100 yatağa tamamlayacaktır; böyle bir kural var.

Ayrıca, değerli konuşmacı arkadaşlarımız, radyoterapi cihazının kullanma izninin verilmediğinden bahsettiler. LÖSEV vakfı yöneticileri, hastane yöneticileri, kamu hastanesi gibi çalışmaya söz verdikleri ve öyle çalıştıklarını söylediklerinden dolayı onlara radyoterapi cihazını kullanma izni de verilmiştir.

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – PET cihazına verilmiş, radyoterapi değil.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Radyoterapiye de verildi efendim. Sorun, bir daha sorarsanız…

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Hayır, yazı bende.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Hayır, ben de Sağlık Bakanlığından öğrendim.

BAŞKAN – Devam edelim.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Şimdi, siz “Biz nasılsa bu işi hallederiz, bunu yapalım, daha sonra hallederiz.” şekliyle yola çıkarsanız yolda kalırsınız.

Onun için, doğrudur, bu hafta, Lösemi Haftası’dır ama LÖSANTE Hastanesi haftası değildir.

Türkiye’de bu hastanenin dışında 34 tane daha hastanemiz vardır, lösemi tedavisi yapan 34 tane daha hastanemiz vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Hepsi paralı, paralı…

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Yediyıldız.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Devlet kurumlarının, kamu hastanelerinin hiçbiri lösemi tedavisinden para almamaktadır.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Özel hastaneler alıyor.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Ama, maalesef, Sağlık Bakanlığından bana gelen bilgi, denetlemelerde LÖSEV hastanesinin de para aldığına dair. Bana gelen bilgi o.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Ayıp ya…

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Tabii, bunlar tartışılırken şunu açık yüreklilikle söylüyorum: AK PARTİ’nin on yedi yılda yaptığı sağlıktaki büyük dönüşüm, büyük açılım, büyük hizmet karalanmak isteniyor “malum” diye ifadelerle o hizmetler karalanmak isteniyor.

“Malum” deyince, ben, 1990’lı, 1980’li yılları hatırlıyorum arkadaşlar. Bazı arkadaşlarımızın o yıllara aklı ermiyor ama. Sadece birkaç tanesini söyleyeyim: Yirmi dört saat kapısında nöbet beklenen, sıra beklenen bir hastanede doktorluk yapmış birisiyim. Allah bize o günleri bir daha göstermesin. Devletin sağlıkta yaptığı işler….

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Şu an yoğun bakımlarda yer var mı?

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Yediyıldız.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) - “Parası yetmiyor.” falan, öyle değil arkadaşlarım. Dünyada hekime en kolay ve en ucuz ulaşılan ülke Türkiye’dir, bunu kimse inkâr edemez. 18 yaş altındakilerin hepsine bedava bakılmaktadır.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Siz Türkiye’de mi yaşıyorsunuz, başka ülkeden mi bahsediyorsunuz?

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Şu an yoğun bakımlarda yer yok. Lütfen, 112’yi arayın sorun.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Yoğun bakımlarda yer yok, doğrudur.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Yediyıldız, buyurun.

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Özür dilerim, bir dakika.

Yer olur, yaparız, onları da yaparız; bunları yapan adam onları da yapar merak etmeyin.

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – İnşallah!

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – 18 yaşın altındakiler hiçbir yerde para ödememektedir, acillerde para ödenmemektedir, kanser tedavisinde para ödenmemektedir. Daha ne istiyoruz? Hastanelerimiz son model hastanelerdir, binalarımız en son modeldir. Hizmetin en güzelini veriyoruz. Eksik var mıdır? Hizmet verilen yerler eksiksiz olmaz arkadaşlar. Otel de yapsanız hizmet veriyorsanız oranın eksiği vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENEL YEDİYILDIZ (Devamla) – Lüksün eksiği her zaman vardır, lüks devam ettikçe eksiği de olacaktır. Onun için eksiklerimizi de tamamlayacağız Allah’ın izniyle.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Muş bir söz talebiniz oldu; buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önergesi vererek gündeme getirdiği LÖSANTE Çocuk ve Yetişkin Hastanesiyle ilgili sorunun mevzuat ile fiziki durum arasındaki problemden kaynaklı olduğuna ve konunun takipçisi olacaklarına ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önergesi vererek gündeme getirdiği hastaneyle ilgili ortada bir sorun vardır, mesele şudur: 400 yataklı bir hastane yapılmıştır. Hastane Sağlık Bakanlığına 75 yatak kapasiteli bir hastane yapılması için müracaat etmiştir ve ruhsatı buna göre düzenlenmiştir. Daha sonra 400 yatağa çıkartılmıştır bu. Dolayısıyla cari mevzuat ile, şu anki mevzuatımız ile fiziki durum arasında bir problem bulunmaktadır yani mevzuat ve fiziki durum arasındaki problemden kaynaklı olarak hastanenin geri kalanı kullanılamamaktadır. Dolayısıyla bu, idareyle alakalı bir meseledir. Bizim, evlatlarımızın sağlığına kavuşması için şu ana kadar yaptığımız sağlık politikalarında, özellikle bu lösemi hastalarıyla alakalı attığımız adımlar kamuoyunun malumudur. 6 tane araştırma komisyonu vardır şu an.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu konuyla ilgili, AK PARTİ Grubu olarak biz de meselenin mevzuat ve fiziki durum arasındaki problemin nasıl çözüleceğiyle alakalı yakın takipçisi olacağız, onu söyleyeyim. Ama şöyle bir durum daha var: Yani biz, hepimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi de, sizler de, bizler de yasal mevzuatımıza göre hareket etmek zorundayız yani neyse şartlar ona uygun hareket etmek zorundayız. Burada Vakıf yönetimi biraz bunun dışına çıkmış ve bir uygulama oluşturup şu an ortaya çıkan problemi Meclisin düzeltmesini beklemektedir. Bu, bir idari meseledir; Meclisin bir araştırma önergesiyle, bir araştırma komisyonuyla çözebileceği bir hadise değildir.

Dolayısıyla biz, bu araştırma önergesine “hayır” oyu vereceğiz. Ama bu meselenin, ortadaki sorunun nasıl çözüleceğiyle alakalı da AK PARTİ Grubu olarak yakın takipçisi olacağımızı da ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl ve arkadaşları tarafından, hasta çocukların tedavisi için ücretsiz hizmet sunan LÖSANTE'nin tümüne ruhsat verilmesi ve halkın sağlık hakkının önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 4/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, öneriyi okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- İYİ PARTİ Grubunun, Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ve 19 milletvekilinin, gıda güvenliği sorunları ve bunların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 30/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2038) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/11/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/11/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Lütfü Türkkan

                                                                                                                                        Kocaeli

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ve 19 milletvekili tarafından, insanların sağlığını tehdit edecek gıda ürünlerinin üretimini en aza indirgemek, insanların gerçek besinleri tüketmesini sağlamak ve bu konuda kamuoyuna yeterli bilgi akışının sağlanmasıyla bilinçli tüketici profiline ulaşmak amacıyla 28/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 5/11/2019 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, oylamadan sonra yine salonda bir uğultu oldu. Rica ediyoruz, daha işlemlerimiz devam ediyor. Biraz sessizlik rica edeceğim. Önemli konular konuşuluyor, herkes fikirlerini söylüyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – AK PARTİ Grubundan gürültü geliyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen, kürsüde konuşan arkadaşlarımızın da seslerinin duyulmasına engel olmayalım.

Şimdi, İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde, önerinin gerekçesini açıklamak üzere Konya Milletvekilimiz Sayın Fahrettin Yokuş konuşacak. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Yokuş.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde “gıda sahteciliği” adı altında yapılan gıda teröründe ciddi oranda artışlar görülmektedir. Tükettiğimiz gıdaların büyük bir bölümünde gerek firmalar gerek kişiler merdiven altı taklit ve tağşiş gıdaları üreterek piyasaya sürmektedir. Vatandaşlarımızın beslenmek için alıp tüketmiş oldukları bu ürünler ne yazık ki halkımızın sağlığını tehdit etmektedir.

Gıda ürünleri içerisinde hile yapılmayan ürün neredeyse yok gibi. Tarım ve Orman Bakanlığının verilerine göre, en çok hile yapılan ürün grubunda yüzde 35 oranıyla peynir ve tereyağı başı çekmektedir; daha sonra yüzde 22’yle et, yüzde 13’le zeytinyağı, yüzde 11’le katkı maddeleri, yüzde 10 oranıyla da bal ve baharat ürünlerinde görülmektedir.

Değerli milletvekilleri, birçok firma, maalesef, gıdaya uygun ürün üretmiyor. Bu firmaların bazılarının ürettiği bir kısım gıda ürünlerinde ne gibi katkılar olduğunu kısaca şöyle ifade etmek istiyorum: Yoğurda bitkisel yağ ve jelatin katıyorlar. Bilindiği gibi, jelatin, domuzun deri veya kemiklerinin kaynatılmasından elde ediliyor. Tulum peynirine bitkisel yağ ve nişasta, şekere tekstil boyası, yumuşak şekere domuz jelatini karıştırılıyor. Tavuk kemikleri öğütülüp salama katılıyor. İçtiğimiz çaylara kimyasal renklendiriciler katılıyor. Sucukların içine at, eşek ve kanatlı hayvan eti karıştırılıyor. Dünya Tüketici Örgütünün verilerine göre, dünyada 50 milyar dolar civarında olan hileli gıda sektörünün Türkiye'deki büyüklüğü 10,6 milyar doları buluyor. Bu hileli ürün üretiminin devlete maliyeti ise 2,4 milyar dolar.

2018 sonu itibarıyla Türkiye'de gıdada kayıtlı ve onaylı işletme sayısı 674.409’dur, denetçi sayısı ise sadece 6.825’tir. Bu denetçilerin de 2.250’si gıda mühendisidir. Bu denetçi sayısıyla sayıları yüz binleri bulan işletmeler nasıl denetlenecek? Halkın sağlığıyla oynayan firmalara yılda en fazla, 1 kereye mahsus olmak üzere, 22.742 TL tutarına kadar ceza verilebiliyor. Bu ceza miktarı yetersiz kaldığı için firmalar hileli gıda üretimini artırarak aralıksız sürdürüyorlar. Para cezalarının yetersizliği nedeniyle, Bakanlığın kamuoyuna ifşa ettiği firmalar isim değiştirerek hileli üretimlerine devam ediyorlar. Bu hususta Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Sinan Vargı diyor ki: “Hileli gıdaları üretip piyasaya süren firmaların ve şahısların bir kısmının sahtekârlık ve yüzsüzlükleri öyle bir noktaya gelmiştir ki 21 kez ceza kesilip yine aynı suçu işleyen firma ve kişilere rastlanmaktadır. Bakanlık bu firmaları ancak on dokuz ay sonra kamuoyuna açıklıyor ve sadece on beş gün ilanda tutuyor.”

Değerli milletvekilleri, son bir yılda hileli gıda üretimi yapan firma sayısı 173’ten 618’e, hileli ürün sayısı da 282’den 1.211’e yükselmiştir. Dolayısıyla bu cezayı göze alarak üretimi sürdüren firmaların sayısı artarak devam ediyor. Şu andaki cezaların caydırıcı olmadığını ne yazık ki bu rakamlar bize gösteriyor. Gıda sahteciliğinin en aza indirilmesi ile cezaların caydırıcı hâle getirilerek ağır hapis cezası, ticaretten men cezası, kara listeye alma gibi cezaların mutlaka konulması ve tüketicinin korunması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bir diğer gıda tehlikesi ise “palm” yağlarıdır. Yemeklik yağlar, margarinler, dondurma, hazır yemek ve şekerlemeler gibi işlenmiş gıdaların çoğunda palmiye yağı kullanılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü gibi kuruluşlar palmiye yağındaki kanserojen maddelere dikkat çekiyor.

Diğer yandan, şifa olarak tükettiğimiz bal yerine glikoz ve mısır şurubu yani zehir yiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, balın dışında, özellikle gıda sanayisinde maliyeti ucuz olduğu için kullanılan NBŞ’ler halk sağlığını tehdit ettiği uzun zamandır bilinmesine rağmen hâlen kullanılmaktadır. Neden nişasta bazlı şekerleri, ürünleri üretiyoruz? Ne oldu bizim şeker pancarımıza, ne oldu bizim şeker fabrikalarımıza? Bu hileli gıdaların önünü kimler açtı? Maalesef AK PARTİ iktidarı açtı. On yedi yıldır halkın sağlığıyla oynamak gerçekten çok üzücü bir durumdur. Ne yediğimizi, ne içtiğimizi bilmiyoruz. Nerede bizim doğal şeker pancarlarımızdan üretilen şekerlerimiz? Nerede şeker fabrikalarımız? İktidar eliyle kapatıldı ve özelleştirildi. Halkı nişasta bazlı şekerlere yani zehre mahkûm ettiniz. Sonrasını da düşündünüz tabii ki size haksızlık etmeyelim, sağlığıyla oynadığınız halka hasta garantili hastaneler yaptırıyorsunuz. Gıda terörünün önüne acilen geçmeli ve tedbirler almalıyız. Bakınız, bu işin artık şakası yoktur, sizler ile bizler de çocuklarımız da ne yediğimizi bilmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bu gıda terörü sadece “muhalefet” ve “iktidar” diye ayrım yapmıyor, gıda terörü hepimizin sağlığını vuruyor. Bu konuda kamuoyuna yeterli bilgi akışını sağlamalıyız.

İYİ PARTİ Grubu adına halkımızın ve gelecek nesillerimizin sağlığı için önergemizi desteklemenizi talep ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mersin Milletvekilimiz Sayın Rıdvan Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Turan.

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli vekiller; çok önemli bir halk sağlığı meselesini konuşuyoruz. Bu mesele 2 uyanık esnafın üretim yaparken taklit ve tağşiş yapması meselesi değil. Örneğin gazlı içeceklere, yüksek şeker bulunduran içeceklere uyarıcı madde katarsanız bunu tüketen ölebilir, zeytinyağına kolza katarsanız oradan son derece toksik bir kimyasal madde çıkar ve kansere kadar varan bir süreç başlayabilir ya da kanola katarsanız GDO olduğundan dolayı GDO’lu besin tüketmiş oluruz.

Şimdi, çok ilginç bir şeyden bahsedeceğim. 2016, 2018 ve 2019’da denetlenmiş olan firmaların -ki taklit ve tağşiş yapan firmaların- olduğu gibi üretime devam ettiklerine ilişkin veriler var elimizde. Yani 2016’da firma bu üçkâğıtçılığı yapıp yakalanmış, bunlar kayıtlara geçmiş, aynı firma 2018’de, 2019’da işlerine devam etmiş. Buradan görülen şey, bu konudaki denetim ve kontrol hizmetlerinin çöktüğü ya da en azından işlemediğidir. 618 firmaya ait 1.211 ürün 2019 yılında denetlenmiş, taklit ve tağşiş olduğu ortaya çıkmış.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu meselede, bir defa, Bakanlık bunları ifşa ediyor ama ifşa sorunu çözmüyor çünkü Bakanlığın internet sitesinde yayınlanmış olsa da halk hangi firmanın bu işi yaptığını ve ne yiyip ne yiyemeyeceğini takip edemiyor. İkinci mesele, etse bile bu konuda hakkını arayacak bir bilince, bir sivil toplum inisiyatifine sahip olmadığımızdan dolayı, bizim memlekette de hakkını arayanın başına envaiçeşit hadise geldiğinden dolayı hiç kimse bu taklit ve tağşiş konusunda mahkemelere ulaşamıyor ve gerekli şeyleri yapamıyor. Bunun ortadan kaldırılmasının yöntemi bunu ciddi bir halk sağlığı meselesi olarak görmekten geçer. Gıda güvencesi, gıda güvenliği ve gıda egemenliği gibi çok temelli meselelerin iktidar tarafından, Bakanlık tarafından kusursuz bir biçimde hayata geçirilmesi gerekir ve mutlaka denetimlerde gıda mühendisi sayısının daha fazla olması, gıda mühendisleri sayısının artması lazım ve yine işletmelerde de yeterli sayıda gıda mühendisinin istihdam edilmesi lazım. Biliyorsunuz, gıda mühendisliği alanında da çok sayıda yetişmiş kadronun iş bulamamış olduğunu hep beraber biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIDVAN TURAN (Devamla) - Son cümlemi söyleyeyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Aynı zamanda bu olumsuz tabloya ülkemizde gıda fiyatlarının dünya ortalamasının çok üzerinde seyrettiği eklendiğinde, bu göz önüne alındığında bu uyanıklığın artık münferit bir mesele olmaktan çıkıp bir sektör hâline dönüştüğünü görüyoruz. Şunun izah edilecek bir tarafı yok: Bir firma, 2016, 2018 ve 2019 yıllarında bu üçkâğıtçılığa devam edebiliyor ve buna ilişkin ciddi önlemler alamıyorsak burada yürütmenin son derece büyük bir ihmalinin olduğunun bir kez daha altını çizmekte fayda var. Birtakım diğer firmalar da ticari unvanlarını değiştirip, isimlerini değiştirip aynı şeyi aynı biçimde üretmeye devam ediyorlar.

Demek ki neymiş? Bu mesele köklü bir halk sağlığı meselesiymiş, bu meseleye eğer layıkıyla eğilmezsek burada çok ciddi, ölümlere varabilen halk sağlığı problemleriyle karşılaşmamız işten bile değil. Yapılması gereken, daha güçlü ve işin uzmanı olan kişiler tarafından denetimlerin sıklaştırılmasıdır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekilimiz Sayın Orhan Sarıbal’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Sarıbal.

CHP GRUBU ADINA ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle “Karaoğlan” lakabıyla anılan, “Toprak işleyenin, su kullananın.” diyen, “Ne ezen ne ezilen, insanca, hakça bir düzen.” diyen partimizin Genel Başkanı, Başbakanlarımızdan Bülent Ecevit’in anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Değerli milletvekilleri, bir mesele tartışıyoruz. Mesele belli, gıda. Her gün insanın tüketmek zorunda olduğu, tükettiği gıdalardan bahsediyoruz. Bu ülkenin bütün sorunlarında olduğu gibi bu sorunun da temeli politiktir ve iktidarın yaklaşımıyla ilgilidir çünkü temel mesele denetimdir. Eğer siz denetimi yapamıyorsanız sorunları çözemezsiniz. Tarımda ve tarladan sofraya kadar gelen gıda zincirinin bütününde ciddi bir denetime ihtiyaç vardır ama siz bu denetim meselesini şirketlerin kâr meselesi üzerinden gördüğünüz sürece, rekabet meselesi üzerinden gördüğünüz sürece bu sorunu önleme şansına sahip değilsiniz çünkü bu, bütüncül, politik bir bakışla ilgilidir.

Tarlada, tarlaya düşen tohumdan itibaren orada kullanacağınız gübreyi, orada kullanacağınız ilacı, üretime döndüğü andan itibaren onun pazara sunulma yöntemini, sunulma modelini, onun depolanmasını, pazara ulaştırılmasını, bütününü eğer kontrol eden bir mekanizmayı hayata geçiremiyorsanız gıda güvenliğiniz yoktur arkadaşlar, “gıda güvenliği” denen bir kavrama sahip değilsiniz demektir; tesadüfen yaşamaya devam edersiniz. Eğer öyle olmasaydı Manisa’da zehirlenen askerlerimizin neden zehirlendiğini ortaya çıkarır, orada bir tedbir alır ve bugün ıspanaktan zehirlenme meselesinin önüne geçmiş olurduk. Bu oluyor mu? Olmuyor. Neden?

Bakın, 2003, 2004, 2005 yıllarında çeşitli kanunlar çıktı. O kanunlardan en önemlilerinden bir tanesi şuydu: Gıda güvenliğini doğrudan belirleyen bir kavram vardır, neydi o? 60 KW gücünden daha büyük gıda işletmelerinde 1 gıda mühendisi ya da 1 ziraat mühendisi ya da 1 veteriner ya da 1 kimyacı vardı, bu devam ediyor ama 60 beygir gücün altında çalışan bütün gıda işletmelerinde her 4 işletmede 1 veteriner veya mühendis, ziraat mühendisi veya gıda mühendisi veya kimyacının olması koşulu vardı. Ne yaptınız? İstanbul Fırıncılar Odası toplandı, Hükûmete dedi ki: “Biz bu mühendis arkadaşlara, bu veterinerlere, bu kimyacılara boşuna para ödüyoruz. Buradan çıkalım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Hükûmet de gereğini yaptı, hemen fırıncıların dediğini yaptı. O günün Bakan Yardımcısı büyük bir toplantıda bir müjde olarak söyledi, dedi ki: “Bundan sonra sizin işletmelerinizde gıda denetimi yapacak ziraat mühendisi olmayacak, gıda mühendisi olmayacak, veteriner olmayacak, kimya mühendisi olmayacak. Fabrikalarınızda, işletmelerinizde, özellikle fırınlarınızda kalfa olarak görevlendirdiğiniz arkadaşlar on beş günlük eğitim alacaklar ve orada denetim yapacaklar.” Düşünün, ben bir fabrikada ya da bir işletmede ya da bir gıda üretim alanında bir kalfa olarak çalışıyorum, benim maaşımı da işletmenin sahibi veriyor; ben de o işletmede NBŞ kullanımına itiraz edeceğim, ben de o işletmede tağşiş, taklit, sahtekârlık yapıldığını deşifre edeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Sarıbal.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Bir tarafta 8,5 milyon işsiz yoksulluk içerisinde ölüyor, bir tarafta pazardan sonra insanlar çöplerden besin topluyorlar, gıda topluyorlar, öbür tarafta sistemi kâr, rant, rekabet üzerine kurmuşsunuz ve ondan sonra, maaşını verdiğim kişinin işletmemde gıda güvenliğini ve gıda denetimini yapacağını düşünüyorum. Arkadaşlar, birbirimizle dalga mı geçiyoruz? Gerçekten, nerede yaşıyoruz? Tamamen tesadüfen yaşadığımızın farkında mısınız acaba?

İşte, şimdi bir de ıspanak meselesi var. Yirmi dört saatten fazla oldu, Tarım Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı henüz bir açıklama yapamıyor. Binlerce çiftçi var, binlerce dönüm ıspanak ekili, şu anda pazarlarda kimse ıspanak almıyor. Arkadaşlar, bakan uyuyor mu? Uyuduğunu biliyorum, seyrettiğini biliyorum, şimdi uyuduğunu da gördük. Arkadaşlar, derhâl, yirmi dört saat içerisinde, bu kadar gelişmiş bir teknoloji varken bu ıspanak hangi tarlada ekildi, hangi çiftçi ekti, nereye ulaştı, hangi koşullarda saklandı, hangi pazarcı, hangi market tarafından pazara sunuldu, mikrobiyolojik tahlillerinin yapılıp, derhâl analizlerinin yapılıp ortaya çıkarılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sarıbal, toparlayalım.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Bütün ıspanak üreticileri, bütün çiftçiler ve elbette öbür tarafta da 82 milyon tüketici neden zor durumda kalsın? Neden görevini yapmıyorlar? Dolayısıyla, arkadaşlar, gıda güvenliğimiz Hak getire, tamamen tesadüfen yaşıyoruz. Bu model, bu kapitalist, emperyalist, sömürücü, rantçı, çıkarcı bu yapıdan siz bir gıda güvenliği çıkaramazsınız. Çıkarsanız çıkarsanız tesadüfen yaşayan insanların olduğu, tesadüfen de hastanelerde yoğun bakım bulunursa kurtulan insanların olduğu bir Türkiye olur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerine söz isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kars Milletvekilimiz Sayın Yunus Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Kılıç.

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; gıda denetimlerinin yetersizliğiyle ilgili İYİ PARTİ Grubunun Meclis araştırması açılmasıyla alakalı talebi üzerinde konuşacağım.

Tabii, Türkiye, bir hukuk devleti saygıdeğer milletvekilleri. Bunun nasıl yapılması gerektiğiyle alakalı süreçler belli. Öncelikle, hukuk devletlerinde birtakım eylem ve işlemlerin nasıl yapılması gerektiğiyle alakalı yön ve yöntemler belirlenir, bunu uygun yapmayanlarla alakalı hukuki mevzuat eksiklikleri varsa giderilir, sonra da bu hukuki mevzuatlar gereğince denetim yapılır. Gıda da hassas bir mesele, insan sağlığını yakından ilgilendiren, çevreyi ilgilendiren, halk sağlığını ilgilendiren, hayvan sağlığını ilgilendiren, bitki sağlığını ilgilendiren çok kapsamlı ve geniş bir mesele.

Tabii, istatistik bilimi son derece önemli bir bilim. Yani birtakım şeyleri karşılaştırabilmek için istatistik bilimine hürmet etmek lazım ve bunu kullanmak lazım. 2002’yle alakalı kıyaslamalarımızdan pek hazzetmediğinizi ben biliyorum ama bizim de referansımız burası saygıdeğer milletvekilleri. Bakın, ülkemizde 2002 yılında Tarım Bakanlığından veyahut da Sağlık Bakanlığından toplam 1.500 kişiyle yılda toplam 40 bin gıda denetimi yapılabiliyordu ama bugün geldiğimiz safhada aşağı yukarı 7 binin üzerindeki denetmenle yılda 1 milyon 200 bin gıda denetimi yapılıyor. Yani 2002’ye göre bugün 30 kat fazla bir denetim yapıyoruz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Denetimleri belediye yapıyordu Başkan; belediye denetimini kaldırdınız, belediye denetimi vardı.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, bakın, taklit ve tağşiş yasasını ilgilendiren usulsüzlükler ortaya çıktığında bunları kamuoyuna duyurma işine AK PARTİ dönemiyle başlanmıştır. Toplam 2 binin üzerinde firma çeşitli usulsüzlüklerden dolayı kamuoyuna duyurulmuş ve kamuoyunun baskısı bunların üzerinde oluşturulmuştur. Dolayısıyla bu çok önemli bir şeydir, cesarettir.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ama ceza caydırıcı değil.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Aynı zamanda her geçen gün artırılan denetmen ve denetim sayısıyla bunu kontrol altına alma noktasında ciddi bir gelişme ve ilerleme var.

Saygıdeğer milletvekilleri, özellikle son zamanlarda bu taklit ve tağşişle alakalı elbette etlere birtakım değişik hayvan etleri; yağlara, zeytinyağına birtakım değişik tohumların yağları; peynirlere, süt ürünlerine… Bunların her geçen gün sayıları artıyor. Bu sayıların artmasının sebebi ne biliyor musunuz? Topluma deklare edilen sayılardaki artışın sebebi bunların daha iyi denetleniyor olmasından kaynaklıyor, denetim yetersizliğinden değil; bakın, daha iyi denetim yapılıyor olmasından kaynaklanıyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Alo 174’e gelen ihbarları denetliyorlar.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Eskiden de bu usulsüzlükler yok değildi ama denetimler yeterince yapılamadığı için bunlar ortaya konulamıyordu ve topluma bunlar deklare edilemiyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yapma Başkan ya!

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Kılıç.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Teşekkür ederim.

Dolayısıyla bu geldiğimiz nokta önemli bir noktadır ama hâlâ varsa bu sıkıntılar, tamamıyla başarmış olduğumuzu söylemek doğru değil. Nasıl ki dünyada istemediğimiz bir sürü sıkıntı, terör, insan kaçakçılığı gibi suçlar ne yazık ki hâlâ olmaya devam ediyor ve devletler bununla mücadele ediyorsa Türkiye’de de evet, gıda terörünün -her geçen gün azalan bir seviyede olmakla beraber- üzerine gidilme oranı, denetim oranı artmaktadır ve bu eksiklikler ve yolsuzluklar her geçen gün azalmaktadır diyorum.

Bir de Sayın Sarıbal “Politiktir.” demişti. Bakın, politik olsa bu denetimlerin azalmış olması lazım.

Sayın Sarıbal, denetimleri 30 kat artırmışız, denetmen sayısını 5 kat artırmışız ve topluma deklare ettiğimiz usulsüzlüklerin sayısı da 10 kat, 100 kat artmış. Demek ki politik olsa böyle bir sonuç ortaya çıkmaz. Politikanın daha fazla denetlemeye yönelik ve halk sağlığını daha fazla korumaya yönelik olduğunu ifade etmek ister, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, yerinden bir söz talep edecektim ama daha sonra hem aynı konuda hem de ismi zikredilerek Sayın Sarıbal’ın söylediği söz bağlamından koparıldığı için kürsüden cevap hakkımızı kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Ben yerinden söz vereyim.

Sayın Sarıbal, mikrofonunuzu açayım.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasıdaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorun şurada: Denetim arttıkça halkımız daha çok zehirleniyor. Aslında iktidarın temel karnesi bu. (CHP sıralarından alkışlar) Elbette denetim sayısı 2 binden 5 bine çıkmış olabilir ama Türkiye 82 milyon ve 637 bin gıda üretim merkezinden bahsediyoruz. 4 milyondan daha fazla parselde üretimden bahsediyoruz ve 82 milyon insanımız, 4,5 milyon sığınmacı, 30 milyondan fazla turistten bahsediyoruz. Yani bu denetimler ne menem şey ki -askerimiz en önemli yerde- askerimiz zehirleniyor, ne menem şey ki yurtlarımızda insanlar zehirleniyor. Böyle bir anlayışı kabul etmemiz, buradan bir avantaj sağlayıp bu kadar artırdık demekle olmaz.

Tekrar söylüyorum: Gıda mühendisini, ziraat mühendisini, veterineri, kimya mühendisini sistemden çıkardılar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Bursa) - …bunun yerine kalfaları koyup gıda denetimi yaptıklarını söylüyorlar. Böyle bir denetim olabilir mi! Ve bu kalfa arkadaşlar patronlarından aldıkları maaşla patronlarının gıdasını denetleyecekler. Böyle bir anlayış olabilir mi! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Belediyelerin denetimi de kaldırıldı.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylamaya sunmadan önce bir yoklama talebi var.

Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Özel, Sayın Gürer, Sayın Şeker, Sayın Şaroğlu, Sayın Adıgüzel, Sayın Şevkin, Sayın Hancıoğlu, Sayın Özkan, Sayın Yeşil, Sayın Bankoğlu, Sayın Tutdere, Sayın Karaca, Sayın Başarır, Sayın Tanal, Sayın Kayan, Sayın Barut, Sayın Keven, Sayın Bayır, Sayın Sarıbal, Sayın Beko.

Değerli arkadaşlar, yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bazen arkadaşlarımızın bu oylamaları niçin yaptığımıza dair soruları oluyor. Biz de doğal olarak bunları açıklamak durumundayız aslında. Anayasa’mız ve İç Tüzük’ümüze göre Meclisimizin toplanma sayısı 200’dür değerli arkadaşlarım.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu bir yoklama talebinde bulundu dolayısıyla burada 200 arkadaşımızın bulunduğunu aramak durumundayız. 200 kişi bulunamazsa ara vereceğiz. Sonra, yoklama istendiği zaman bir oylama daha yapıyoruz. O oylamada da o 200 sayısını bulamazsak o gün itibarıyla birleşimi kapatıyoruz.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.57

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İsmail OK (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- İYİ PARTİ Grubunun, Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş ve 19 milletvekilinin, gıda güvenliği sorunları ve bunların nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 30/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2038) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisinin bir grup önerisi vardır. Meclis İç Tüzüğü’nün 19'uncu maddesine göre verilmiş bu öneriyi okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınan ve tutuklanan milletvekillerimizin maruz kaldıkları hukuksuzlukların araştırılması amacıyla 5/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/11/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Fatma Kurtulan

                                                                                                                                         Mersin

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

5 Kasım 2019 tarihinde Mersin Milletvekili Grup Başkan Vekili Fatma Kurtulan ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından -4130 grup numaralı- 4 Kasım 2016'da gözaltına alınan ve tutuklanan milletvekillerimizin maruz kaldıkları hukuksuzlukların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 5/11/2019 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

(Uğultular)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi öneri üzerinde görüşmelere başlayacağız ama tabii, salondaki uğultu yine arttı. Rica ediyorum değerli arkadaşlar, lütfen kürsüde konuşan arkadaşlarımızın konuşmalarını engellemeyelim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, yukarıdan baktığınızda bir kıraathane görüntüsü oluşuyor; yakışmıyor bu Meclise, hakikaten yakışmıyor.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, lütfen biraz sessiz olalım. Ben sessiz olalım dedikçe tersine anlaşılıyor. Lütfen arkadaşlar…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir ara verin Sayın Başkan, bir edep erkân gelsin Meclise.

BAŞKAN – Konuşan arkadaşlarımızın insicamını korumak gerekiyor; bu, sizlere de lazım olacak her zaman. Konuşmak isteyen arkadaşlarımızın dışarıda konuşmalarının uygun olacağını, içecekleri çayların ücretlerini de bana ciro edebileceklerini ifade ediyorum, ben öderim onları.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çıkmasınlar da sessiz olsunlar Başkanım.

BAŞKAN – Oylamalar sırasında burada bulunun değerli arkadaşlarım ama sessizliği koruyalım.

Şimdi Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi İstanbul Milletvekilimiz Sayın Hakkı Saruhan Oluç konuşacak. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Oluç.

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; üç yıl önce, 4 Kasım 2016 tarihinde o dönem HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, Grup Başkan Vekilleri İdris Baluken, Çağlar Demirel ve milletvekillerimiz Sırrı Süreyya Önder, İmam Taşçıer, Nursel Aydoğan, Ziya Pir, Abdullah Zeydan, Nihat Akdoğan, Selma Irmak, Gülser Yıldırım, Faysal Sarıyıldız, Ferhat Encu, Leyla Birlik ve Tuğba Hezer hakkında Bingöl, Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak ve Van savcılıklarınca gözaltı kararı verildi yani bundan üç sene önce, 4 Kasım 2016’da.

Türkiye’deki mevcut yargı sistemi içinde aynı anda farklı illerin farklı savcılıklarının ve farklı dosyalardan eş zamanlı olarak bir operasyon yürütmesini işletecek bir mekanizma yok aslında ama bu oldu, bir akşam vakti bu gerçekleşti ve biz o zaman bu gerçekleştiğinde demiştik ki: Bu karar hukuki değil siyasidir, demokratik siyasete iktidarın ağır bir darbesidir. O günden bugüne yaşananlar bunun aslında demokratik siyasete ağır bir iktidar darbesi olduğunu çok açık biçimde ortaya koydu. Ve biz yine o gün demiştik ki: O dönemki Eş Genel Başkanlarımız ve milletvekillerimiz siyasi rehine olarak tutuluyorlar. Aradan geçen üç yıl içinde yaşanan her şey, onların siyasi rehine olarak tutulduğunu da çok açık bir şekilde ortaya koydu.

Şimdi, bakın, milletvekillerimizin tutukluluk hâllerinin üzerinden bin doksan yedi gün geçti ve bu süre zarfında 500’ün üzerinde duruşma görüldü, bunların yarısı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a ait. Geçen üç yıllık süreçte 15’i HDP’li, 2’si CHP’li olmak üzere, 17 milletvekili tutuklandı. Bu süreçte 27 milletvekili birden fazla gözaltına alındı ve bu Mecliste 9 milletvekilinin vekilliği düşürüldü. HDP’nin önceki dönem milletvekillerinden 12’si hâlen cezaevinde tutulmakta. Sadece bu veriler bile aslında Anayasa’ya aykırı olan dokunulmazlık düzenlemesinin Halkların Demokratik Partisine, bizlere dönük yapıldığını çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Amaç belliydi, HDP’yi, HDP’nin yöneticilerini, milletvekillerini, Eş Genel Başkanlarını siyasi olarak tasfiye etmekti, amaç buydu ve bunu yapan kimdi? Bunu yapan, siyasi rakip; siyasi rakip olan bir parti yapıyordu, iktidar partisi yani herhangi bir cunta rejimi yapmıyor, siyasi rakibi olan partiyi tasfiye etmeye çalışıyor. Darbeciliğin en âlâ biçimlerinden bir tanesi buydu. Biz o zaman dedik ki: Hukuk devletinde kanunlar toplum yararına soyut ve objektif yapılır ama iktidar, bugün, kendi siyasi çıkarları doğrultusunda hukukla, kanunlarla dilediği gibi oynamaktadır. O gün bu tartışmalar yapılırken bunu söyledik, yine haklı çıktık. Çünkü bakın, 28 Temmuz 2015 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan dedi ki: “Parlamento bence gerekli değerlendirmelerini yapmalı, bunların dokunulmazlık zırhından arındırılması sağlanmalı.” Bunu dedikten sonra zaten süreç başladı yani Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2 kez, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendisine siyasi rakip olmuş olan Selahattin Demirtaş’ın siyasi rehine alınması kararını işte bu zaman verdi, 28 Temmuz 2015. Peki, ne oldu? Bir tablo göstereceğim size; bakın, Şubat 2016’dan Mayıs 2016’ya kadar olan fezlekelerle ilgili bir tablo bu. Şubat 2016’da HDP’nin gelmiş olan fezlekeleri 242, mart, nisan, mayısta sayı çıkmış 510’a; inanılmaz bir yükseliş. Bu ne? Fezlekeler. Ne olmuş? Siyasi irade demiş ki: “Dokunulmazlıkları kalkacak ey savcılar! Bir an evvel, ne varsa elinizde fezleke gönderebileceğiniz, gönderin.” İşte göndermişler. Bu, çok açık bir şekilde bunun bir siyasi darbe olduğunun kanıtıydı. Anayasa’ya aykırı, Türkiye'nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere aykırı bir değişiklik yapıldı. Peki, sonra? Bu savcılar bunları gönderdiler de ne oldu? Fezlekeler hazırlandı, iddianameler ortaya çıktı. Hukuk açısından içler acısı bir durum, gerçekten içler acısı bir durum. Hukuk diye bir şey yok, hukukun üstünlüğü yok; üstünlerin hukuku var, sizin hukukunuz var.

Şimdi, bakın, ben size birkaç tane isim söyleyeceğim. Büyük ihtimalle bir kısmını tanıyorsunuz, bir kısmını tanımıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Devam edebilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Şimdi, Ahmet Karaca, Muhammet Varol, Necati Türkmen, Hakan Dündar, Uğur Özcan, Halil Yılar, Mesut Arkuntaş, Bayram Bayer, Hakan Can; hâkim ve savcı bunlar. Ne olmuşlar? Ya tutuklanmışlar FETÖ nedeniyle ya görevden ihraç edilmişler. İşte bu hâkim ve savcılar, bizim Eş Genel Başkanlarımızın ve milletvekillerimizin fezlekelerini hazırlayan, kararları veren hâkim ve savcılar. Yani hukuk çiğnenmiş, hukukun üstünlüğü yok, üstünlerin hukuku var diyorum ya, FET֒cü hâkim ve savcılar, sizin işinize gelen işleri yaptılar mı sizin baştacınız, sizin işinize gelmeyen şeyler yaptılar mı FET֒den tutuklanıyorlar, yargılanıyorlar. Böyle bir çifte standarda sahipsiniz. Yani yargı süreci, tam bir kepazelik aslında.

İnanmayacaksanız, ben gittim, kendi gözlerimle gördüm geçen haftalarda. Bir dava, Selahattin Demirtaş yargılanıyor; hâkim, Anayasa’nın dokunulmazlık maddesinde iki fıkra arasındaki farkı bilmiyor ya. Bu hâkim karar verdi, bu hâkim karar verdi, olacak şey değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Şimdi, sayın vekiller, hani dedim ya, biz, bunun siyasi bir süreç olduğunu, siyaseten bir darbe süreci olduğunu ve bir siyasi rehine alma operasyonu olduğunu söyledik, evet. Son kanıtı ne? Son kanıtı şu: Hani, bir ara Ergenekon davasında başsavcı olmuştu sizin Genel Başkanınız, şimdi de bizim Eş Genel Başkanlarımızın ve milletvekillerimizin davalarında başsavcı oldu. Selahattin Demirtaş için dedi ki: “Bırakamayız.” Kararı kim veriyor? Başsavcı, sarayda oturuyor, kararı o veriyor; karar, hukuken verilmiyor, siyaseten veriliyor. Yani siyasi rakibini rehine olarak cezaevinde tutuyor. İşte, süreç budur. 4 Kasım 2016’dan bugün 5 Kasım 2109’a kadar yaşanmış olan sürecin özeti kısaca budur sayın vekiller. Bunu sizin dikkatinize sunuyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sezgin Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Tanrıkulu.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, 4 Kasımda başlayan süreç, bana göre de bir siyasi süreçti; yoksa, avukatlık tecrübemle söylüyorum, cumhuriyet savcıları 5 ayrı ilde aynı anda bir soruşturma başlatıp gözaltı kararı veremezlerdi, dolayısıyla siyasi bir süreçti. Ben yakından takip ettim bu davaları, sadece sizlerin vicdanına sesleneceğim Selahattin Demirtaş’la ilgili olarak: Bakın değerli arkadaşlar, 4 Kasımda tutuklandı, tam 16 ay sonra, 400’den fazla günden sonra kendisine mahkeme bulunabildi. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi güvenlik nedeniyle Ankara’ya gönderdi; Ankara’da iki mahkeme arasında görev uyuşmazlığı oldu falan; en son, tam 16 ay sonra hâkim karşısına çıkabildi, Şubat 2018 tarihinde. Ondan sonra yargılaması devam etti, etti ve o yargılama devam ederken bütün dosyaları Ankara’da birleştirilmesine rağmen İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Nevroz 2013’teki konuşmasıyla ilgili dosyayı birleştirmedi, ısrarla elinde tuttu, ısrarla ve bu dava devam ederken Kasım 2018 tarihinde AİHM’in karar vereceği ve bu kararın tarihi belli olunca hiç savunma almadan -bakın, savunma almadan- savunmayı dinlemeden İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi -ki şimdiki meşhur 37. Ağır Ceza Mahkemesi- Selahattin Demirtaş’a Terörle Mücadele Yasası’nın en yüksek cezasını verdi: 4 yıl 8 ay ve Sırrı Süreyya Önder’e 3 yıl küsur. O dava daha istinafa gitmeden, 20 Kasım 2018 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal tespiti yaptı. Bu ihlal tespitinden hemen sonra Sayın Cumhurbaşkanı aynen şu cümleyi kurdu bakın, şunu söyledi: “Hamlemizi yaparız, işi bitiririz.” Bakın, 26. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı istinafta sadece 40 günde onaylandı, 40 günde, 4 Aralıkta onaylandı, Sayın Cumhurbaşkanının bu sözlerinden sonra. Avukat arkadaşlar istatistik yapmışlar, Selahattin Demirtaş’ın dosyası istinafta 40 günde onaylandı, diğer dosyaların ortalama incelenme süresi 418 gün, 40 günde onaylandı. Ne oldu? AİHM’in kararına buradaki ağır ceza mahkemesi uymadı. Ne zamana kadar? 2 Eylül 2019 tarihine kadar. Niye 2 Eylül? Çünkü 18 Eylülde Büyük Daire önünde duruşması vardı, 2 Eylülde tahliye kararı verdi. Bakın, mahkeme bu karara karşı tam on ay direndi “Büyük Daire önündeki duruşmada Türkiye zor durumda kalmasın.” diye, “Benim kararımı yerine getirmemişsin.” denmemesi için 2 Eylülde tahliye kararı verdi ki o duruşmada ne Selahattin Demirtaş vardı ne avukatları vardı ve tahliye talebinde bulunmadılar.

18 Eylülde Büyük Dairedeki duruşmaya ben de gittim. Bir yurttaş olarak, bir avukat olarak, bir milletvekili olarak Türkiye'nin içine düştüğü durumdan utandım. Yirmi beş yıl önce o mahkemede Büyük Daire önünde savunma yapmıştım, yirmi beş yıl sonra başka bir savunmaya girdim, Türkiye'nin içine düştüğü durumdan utandım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Hükûmet, Selahattin Demirtaş davasına karşı Türkiyeli bir hukukçu bulamadı, bir Alman hukukçudan yardım istemek zorunda kaldı.

Türkiye’den giden hukukçulara oradaki hâkimlerin sorduğu sorulardan, yargının düştüğü durumdan utandım. Ne oldu, biliyor musunuz? Duruşma ayın 18’inde; 20 Eylülde –belgeleri burada- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı sahte evrak düzenleyerek kendisini şüphelisi olmadığı bir dosyaya dâhil etti ve o dosyadan tutuklama istedi, değerli arkadaşlar. Bakın, 18 Eylülde Büyük Daire duruşması var, iki gün sonra, 20 Eylülde, şüphelisi olmadığı bir dosyaya ekledi ve tutuklama kararı verdi. 21 Eylülde Sayın Cumhurbaşkanı, TEKNOFEST’te, İstanbul’da dedi ki: “Bırakamayız.”

Değerli arkadaşlar, bakın, bir örnek verdim. “Bırakamayız.” dedi. Şimdi, bu süreçlerin hukuka uygun olduğunu kim söyleyecek, kim söyleyecek değerli arkadaşlar? Bunun siyasi olmadığını kim söyleyebilir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, dolayısıyla, milletvekillerinin yargılandığı bütün dosyalar siyaset tarafından yönetiliyor maalesef. Daha üç gün önce Abdullah Zeydan’la ilgili olarak mahkeme, tahliye kararı verdi, sosyal medyada başladı; başsavcılık itiraz etti; aynı mahkeme, tutuklu olmadığı Terörle Mücadele Yasası’nın 7’nci maddesinden bir tutuklama daha verdi! Bakın, tahliye eden mahkeme, bir tutuklama kararı daha verdi. İdris Baluken, İdris Baluken’in durumu... Hepsi böyle değerli arkadaşlar: Figen Yüksekdağ; bizim milletvekillerimiz, Eren Erdem, Enis Berberoğlu; tümü siyasi davalar. Biz burada bu Meclisin iradesini yargıya maalesef ama maalesef ipotek ettirmek durumunda kaldık. Bakın, bütün yargılamaları izliyorum; o tutanakları okursanız yargının içine düştüğü durumdan utanırsınız; sadece bu kadar söylüyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen, Bartın Milletvekilimiz Sayın Yılmaz Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Tunç.

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubu önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

HDP Grubu önerisiyle, haklarında soruşturma ve kovuşturma açılan önceki dönem HDP milletvekillerinin adil yargılanma haklarının ihlal edilip edilmediğine yönelik Meclis araştırması açılması talep edilmektedir. Gerekçede bahsedilen milletvekilleri hakkındaki soruşturma ve kovuşturmaların önemli bir kısmı, 20 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirilen dokunulmazlıkların kaldırılmasına dair Anayasa değişikliğiyle başlamıştır. Hatırlayacak olursak, o günlerde HDP Eş Başkanı da “Dokunulmazlıkları kaldıralım, biz varız.” demişti ama Meclise geldiğinde de HDP Grubu olarak fikir değiştirmişlerdi. Mecliste 376 oyla Anayasa değişikliği kabul edildi ve bekleyen dosyalarla ilgili bir süreç başladı.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti, bir hukuk devletidir; anayasası vardır, kanunları vardır; anayasası, kanunları ihlal edildiğinde de yaptırımları uygulayacak yargısı vardır. Kırk yıldır ülkemizi rahatsız eden, binlerce insanın yaşam hakkını ihlal eden PKK terör örgütünün elebaşı hakkında “Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz, heykelini.” derseniz, terör örgütünün kazdığı hendekler için “Bu direniş kazanacaktır, öyle ‘hendek’ ‘çukur’ diyerek küçümsemeye çalışanlar da dönüp tarihe baksın.” derseniz, Kobani olaylarında sokak çağrısı yapıp 50’den fazla vatandaşımızın ölümüne neden olursanız, demokratik bir hukuk devletinde yargının tüm bunlara kayıtsız kalabileceğini nasıl düşünebilirsiniz?

Yine bir eş başkan “Biz sırtımızı YPG’ye, PYD’ye yaslıyoruz. Bunu söylemekte, bunu savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz.” diyebilmiştir. Bu PYD, bu YPG, milyonlarca insanı yerinden yurdundan eden, mülteci yapan, Akçakale’de okulun bahçesindeki çocukların üzerine havan mermisi fırlatan PKK’nın Suriye’deki terörist kolları değil midir?

Yine önergede adı geçen bir HDP milletvekili “PKK’nın öyle bir gücü var ki PKK sizi tükürüğüyle boğar, tükürüğüyle.” diyebilmiştir. Dünyanın hangi demokratik ülkesinde bir terör örgütünün propagandasının yapılmasına bu derece müsamaha edilebilir değerli milletvekilleri? “İnsan hakları mücadelesi” iddiasında bulunurken en temel insan hakkı olan yaşam hakkını ihlal ederek demokratik siyaset yerine terör ve şiddetin yanında durmayı hiçbir hukuk düzeni korumaz. Eğer araştırma önergesi verilecekse, terör örgütünün kırk yıldan bu yana ülkemize ve insanımıza verdiği zarar hakkında verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Tunç.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Eğer araştırma önergesi verilecekse, altmış gündür Diyarbakır’da “Evlatlarımızı istiyoruz.” diyen annelerin göz yaşları hakkında verilmelidir.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Verdik, reddettiniz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Önergede bahsedilen bazı eski milletvekillerinin kimi, ilk derece mahkemelerinin, kimi de Yargıtayın bozma kararları neticesinde tahliye olmuştur. Aslında bahsedilen o isimlerin birçoğu da şu anda tahliye edilmiştir, yine yargı kararıyla bu gerçekleşmiştir. Süreç içerisinde yargı, gerekli kararları vermektedir. Bağımsız ve tarafsız yargının işidir. Anayasa’nın 138’inci maddesi, görülmekte olan davalarla ilgili olarak bir araştırma komisyonu kurulamayacağı hükmünü zaten amirdir. Bu nedenle, bu konuda bir araştırma komisyonu kurulması da mümkün değildir. O nedenle, biz, yargı kararlarına saygı duymak, sonucu beklemek durumundayız.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Hangi yargıdan bahsediyorsun? Tek adam yargısı oldu.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bırakalım bağımsız ve tarafsız yargı görevini yapsın.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oluç, bir söz talebiniz oldu; buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasıdaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, ağır suçlamalar var, hatta ağır tahrik de var ama hani ben aynı şekilde o topa girmek istemiyorum çok fazla. Yalnız bir iki şeyi düzeltmek istiyorum.

Bir, sizin bu “bağımsız ve tarafsız yargı” dediğiniz, size bağlı ve sizin tarafınızda olan yargıdır.

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç alakası yok.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Âdeta o yargı, sizin hukuk komisyonlarınız gibi çalışmaktadır. Ve biraz evvel söyledim -hani düzelteyim, sarayda oturan başsavcı dedim- başyargıç “Bırakamayız.” diyor, yargı demiyor; başyargıç “Bırakamayız.” diyor. Ben bunu anlattım orada size. Yani bu aldığınız bütün kararlar siyasidir. Bu bir siyasi tasfiye operasyonudur, siyasi darbe operasyonudur. Bunu anlattım size.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Siz siyasi rakiplerinizle siyaset yoluyla hesaplaşmıyorsunuz, yargı aracılığıyla hesaplaşıyorsunuz ve yargıyı direktiflerinizle yönetiyorsunuz. “Bırakamayız.” dedi başyargıç. İşte, bunun için söyledim. Mesele budur değerli arkadaşlar, başka bir şey değil.

Mesele, siyaseti siyasetle karşılamak değil, siyaseti başka yollarla karşılamaktır. Geri kalan, hatibin bütün söylediklerini tabii ki kabul etmiyoruz.

Kobani meselesinde burada kaç kere araştırma önergesi verdik, gelin araştıralım, bakın, ne çıkacaksa boynumuz kıldan ince dedik; kabul etmediniz. Siz reddediyorsunuz bunu. Kobani için kaç kere verdik araştırma önergesi. Daha geçen gün yine verdik, gelin araştıralım dedik.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisinin terör ve şiddetin yanında durduğuna dair iddiaların tamamı, külliyen asılsızdır, külliyen mesnetsizdir.

Çok açık söylüyorum. Siz siyasi rakiplerinizle bu şekilde mücadele ederseniz, biz de kalkıp deriz ki: Ya, siz teröre biraz mesafe koyun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, lütfen, rica ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum, son cümlem.

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – O mesafe 4,5 kilometreden fazla olsun ama. Bağdadi’yi 4,5 kilometre ötede yakaladılar, öldürdüler. (HDP sıralarından alkışlar) Orada kaç tane gözetim noktası vardı? Demek ki siz de mesafe koyacaksınız ama 4,5 kilometreden fazlasını koyun. Bunu da son olarak söylemiş olayım. (HDP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Başkan) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tunç, Grup Başkan Vekiliniz söz aldı, ona söz veriyorum.

Sayın Muş, buyurun.

43.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve DEAŞ’ın ve PKK’nın bir terör örgütü olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, ben bugün konuşmamın başında, Meclis açılışında… Biz Türkiye’nin demokratik standartlarının yükseltilmesi için çok büyük mücadeleler verdik, bugün de veriyoruz ve Türkiye, kendisini bu anlamda geliştirmiş bir ülke, mesafe katetmiş bir ülke.

Şimdi, bir taraftan “demokrasi” diyeceksiniz, öbür taraftan arkanıza terör örgütünü destek olarak alacaksınız, konuşacaksınız kürsüde. O zaman, bakın, ilçe başkanlarımızı terör örgütü katletti, şehit etti; bölgede sivil siyaset yapan ilçe başkanlarımızı. Çıkıp tek kelime edemediler.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Yalan!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “Terör örgütünü arkanıza almayın, bununla aranıza mesafe koyun.” dedik, tek kelime edemediler. Bağdadi’nin de canı cehenneme, PKK’nın da canı cehenneme, ona destek verenlerin de canı cehenneme, terörle arasına mesafe koyamayanların da canı cehenneme!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Her şeyi yapın ondan sonra… Canını siz cehenneme gönderseydiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – PKK terör örgütünün canı cehenneme. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar, HDP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Yok öyle, yok!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ona eleman devşirenlerin de canı cehenneme, onların da canı cehenneme. DAEŞ’e karşı en büyük mücadeleyi biz verdik.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Nerede verdiniz efendim, nerede verdiniz! Adam ülkeye 4,5 kilometre ötede…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – DAEŞ, bir terör örgütüdür.

BAŞKAN – Sayın Muş, devam edin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – PKK, bir terör örgütüdür. Her ikisine de en büyük darbeyi vuran, Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Orada PKK’nın elemanları da cirit atıyordu. Sistemi kaç kere anlattım size ben burada, hiç duymak istemiyorsunuz.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Göz mesafesinde, göz mesafesinde…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - İki yıldan fazla orası sizin denetiminizdeydi.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sistem basit: DAEŞ, laboratuvarda kurulmuş bir örgüt.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Cerablus’a ne zaman girdiniz? Cerablus’ta öldürüldü bir tanesi.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Dinle, dinle!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, sessiz olalım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Türkiye’nin Suriye sınırına DAEŞ gibi bir örgüt geliyor, insanlar korkularından oraları terk ediyor, arkasından PKK’yı oraya yerleştiriyorlar. Diğer bir bölgeye gidiyor insanlar, evlerini terk ediyor, arkasından PKK’yı oraya yerleştiriyorlar. Oyun bu. DEAŞ ile PKK’nın arasında hiçbir fark yok; ikisi de terör örgütü, ikisi de insanları katlediyor, ikisi de zalim.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Kuranlar da aynı, kuranlar da aynı…

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Her kim ki bunların arkasında varsa onun zaten hesabını sorduk, soruyoruz. DEAŞ’a da en büyük darbeyi biz vurduk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onlarca kişiyi, binlerce kişiyi iade ettik. Binlercesini tutuklayıp cezaevlerine Türkiye Cumhuriyeti devleti koydu ama siz PKK’ya gelince tek kelime edemiyorsunuz. (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, sessiz olalım lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Bakın, Bağdadi’nin de canı cehenneme…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Muş, lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – “DEAŞ bir terör örgütüdür ama PKK da aynısıdır.” diyebiliyor musunuz?

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Aranıza mesafe koyun, mesafe.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Diyemezsiniz, tek laf edemezsiniz. Ederseniz odanıza talimatlar gelir, sesinizi çıkartamazsınız Sayın Saruhan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Beslediniz, büyüttünüz, iyi beslediniz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir saniye lütfen… Sayın Başaran, rica ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Oluç, lütfen yeni bir müzakere alanı açmamak kaydıyla söz veriyorum.

Buyurun lütfen, tamamlayalım, oylamaya geçelim ondan sonra.

44.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, demokratik siyasete yönelik her saldırıyı lanetlediklerine ve lanetlemeye de devam edeceklerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir konuya değineceğim sadece. Halkların Demokratik Partisi -çeşitli örnekleriyle de burada kanıtlamaya hazırım- sivil siyasetçilere, demokratik siyasetçilere, hangi partiden olursa olsun…

SALİH CORA (Trabzon) – Daha açık konuş.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - …bizim rakibimiz olan, hangi partiden olursa olsun, yapılan saldırıları, kimden gelirse gelsin, lanetlemiştir, bunu her zaman yapmıştır.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – PKK…

SALİH CORA (Trabzon) – YPG diyelim.

BAŞKAN – Arkadaşlar, sessiz olalım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bunun örneklerini size karşı çıkartıp getiririm buraya teker teker. Benim yaptığım, sadece benim…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – “Uyuşturucu kaçakçısı PKK.” diyelim, “İnsan kaçakçısı PKK.” diyelim.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – DAİŞ’e kokteyl yapı…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar… Sayın Toğrul, grup başkan vekili konuşuyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – …sadece kendi yaptığım açıklamaları size getirdiğim zaman bu söylediğinizden utanırsınız. Bu konudaki tutumumuz çok nettir. Hangi partiden olursa olsun, demokratik siyasete yönelik her saldırıyı lanetledik ve lanetlemeye de devam edeceğiz.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – PKK…

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – PKK…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Şimdi, dolayısıyla şundan kaçının: Ben onu söylemek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oluç, lütfen son defa açıyorum, tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bitiriyorum, tabii.

Şunu söylemek istiyorum: Bir şey anlattık, dedik ki, bu Mecliste çalışmış olan milletvekillerine yönelik bir siyasi darbe gerçekleştirildi. Gelin bunu tartışalım, bir daha böyle bir şey olmasın diye konuşalım, araştıralım; doğrular yanlışlar neydi ortaya çıkartalım diyoruz. Fakat bu konuda siz o kadar utanıyorsunuz ki yaptığınızdan, savunamazsınız ki, tarihe o kadar kötü geçtiniz ki bunu örtmek için hemen konuyu başka yerlere getirip onları tartışmaya çalışıyorsunuz. Biz başka bir şeyi tartışıyoruz. Yani “Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı nasıl olur da rakibi olan bir kişi hakkında ‘Bırakamayız, onu tutuyoruz.’ diyebiliyor?” diyoruz, bunun cevabını verebiliyor musunuz? Veremiyorsunuz. Mesele bu kadar basit.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, 4 Kasım 2016 tarihinde gözaltına alınan ve tutuklanan milletvekillerimizin maruz kaldıkları hukuksuzlukların araştırılması amacıyla 5/11/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 117 ve 33 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının sırasıyla 2'nci ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 5, 6, 7, 12, 13, 14, 19, 20, 21, 26, 27 ve 28 Kasım 2019 ile 3, 4 ve 5 Aralık 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 117 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

5/11/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 5/11/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                    Mehmet Muş

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                    AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 117 ve 33 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının sırasıyla 2'nci ve 4’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

5, 6, 7, 12, 13, 14, 19, 20, 21, 26, 27 ve 28 Kasım 2019 ile 3, 4 ve 5 Aralık 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

5 Kasım 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

6 Kasım 2019 Çarşamba günkü birleşiminde 117 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

7 Kasım 2019 Perşembe günkü birleşiminde 53 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

12, 13, 14, 19, 20, 21, 26, 27 ve 28 Kasım 2019 ile 3, 4 ve 5 Aralık 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 24:00'e kadar;

Çalışmalarını sürdürmesi;

117 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

Önerilmiştir.

117 Sıra Sayılı Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ile 74 Milletvekilinin Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2272)

 

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

BÖLÜM

1 ila 10’uncu maddeler

10

BÖLÜM

11 ila 19’uncu maddeler

9

TOPLAM MADDE SAYISI

19

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekilimiz Sayın Ahmet Tuncay Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Özkan.

CHP GRUBU ADINA AHMET TUNCAY ÖZKAN (İzmir) – Teşekkür ederim Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bugün, rahmetli Bülent Ecevit’in yani “Bizim 2 büyük gücümüz var; biri hak, biri halk.” diyen “Halkçı Ecevit”in siyaset arenasından, yaşamdan çekilişinin, Hakk’ın rahmetine kavuşmasının 13’üncü seneidevriyesi; Allah’tan rahmet diliyoruz. Mücadelesi, her birimizin gönlünde, aklında, bundan sonraki yıllar, yüzyıllar boyunca yaşayacak. Ancak bu çatı altında galiba en çok unuttuğumuz şey, inançla, imanla, mücadeleyle dolu geçen yılların arkasından birilerini anmak, onlar üzerine konuşmak. Aslında kendimize bu kötülüğü yapıyoruz çünkü bizim de hayat hikâyelerimizde acısıyla tatlısıyla yıllar var ve bu çatı altında, bu gök kubbe altında, gittikten sonra birilerinin de bizim hakkımızda iyi konuşması, bizi anlatması ya da arkamızdan konuşuluyor olması çok değerli bir şey.

Nezaketle, şair nezaketiyle, naifliğiyle Kıbrıs Barış Harekâtı’nı dünyaya anlatabilmiş bir lider; kırmadan, dökmeden. Bir yazar zarafetiyle dünyanın emperyalist güçlerine karşı direnebilmiş, afyon tarlalarından iktidardan düşürmeye kadar kendisine rüşvet olarak teklif edilen siyasi ikballerin tamamını onların sofralarında reddetmiş, onların masalarına oturmamış bir büyük politikacı. İş Bankası Yayınlarından külliyatı çıktı; o külliyat içerisinden, kendisine Şili’de Allende’nin devrilmesi karşılığında emperyalistlerin nasıl iktidar rüşveti teklif ettiklerini ve halkoyuyla gelmiş bir liderin devrilmesine asla aracılık etmeyeceğini söyleyerek o toplantıyı nasıl terk ettiğini okursanız bugünlerin aydınlanmasına çok büyük katkısı olacaktır.

Bülent Ecevit halkçıdır. Bülent Ecevit, bu çocuğun babasının kaderinde rolü olan bir insandır. Ankara’da Mithatpaşa Caddesi’nde, Cumhuriyet Halk Partisinin iktidar olduğu, onun da Başbakanlık forsunu dalgalandırarak Renault arabasında, Renault Station arabasında gittiği bir gün durdu, arabanın kapısı açıldı. Babamla el ele yürüyen beni saygıyla selamladı arabadan. Ben daha küçük bir çocuktum. “Nasılsın Ziya Usta?” diye sordu. Babam, matbaa işçisidir, Türkiye Büyük Millet Meclisinin matbaasında çalışırken 40 yaşında kurşun zehirlenmesinden ölmüştür ama ondan önce Ulus gazetesinde başmürettipti, düzeltme ve dizgi işi yapardı. Nihat Erim ile Bülent Ecevit’in yazısını dizdiği için Tahkikat Komisyonu tarafından on beş günlük bir işkenceye maruz bırakılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Özkan.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) – Derhâl efendim.

Bütün o acıların altından benim çocuk hafızamın hatırladığı şey şudur: Matbaa işçisi olan babama nezaketle seslenen bir Başbakan: “Nasılsınız Ziya Usta?” Eşi Rahşan Hanım: “Nasılsın Ustacığım?” Karşılıklı sohbetler…

Ve biz halkla aramızdaki mesafeleri kaldırdığımızda ve biz emperyalizmin bize dayattığı her türlü zorlamaya karşı birlik olduğumuzda ve biz kendi liderlerimize, kendi siyasetçilerimize, kendi tarihimize ne kadar sıcak ve yakın davranırsak geleceğimizi o kadar büyük aydınlatacağımıza inanmak zorundayız.

Cumhuriyet Halk Partisinin bir konferansında büyük rakibi Süleyman Demirel -elli yıl boyunca çekiştiler- onun arkasından şunu söyledi: “İnancı, azmi, mücadeleci kişiliğiyle her zaman dik durmayı başardı.” Dik durmak önemlidir arkadaşlar, dik duranları unutmamak lazım.

Tarih bugün yazılmıyor, tarih yaşadıklarımızın bileşkesi olarak duruyor ama gelecekten de işaretler barındırıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Özkan.

AHMET TUNCAY ÖZKAN (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

Biz emperyalizm karşısında dik duran, bu devleti kurarken asla eğilmeyen ve birliğimizi, beraberliğimizi, nezaketimizi hep beraber paylaşarak çocuklarımıza büyük bir mirası bırakacak olan Cumhuriyet Halk Partisiyiz. Kendisini, liderimizi; kendisini, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanını; kendisini, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir aydınını anarken saygı, sevgi ve rahmet sunuyorum.

Çelişkilerimiz bizi güçlendirir arkadaşlar. Allah’a çok şükür, tek sesli, tek renkli, tek düşünceli bir toplumda yaşamıyoruz; Allah’a çok şükür, pek çok farklı düşünce, pek çok farklı grup var ama unutmayın, biz hep beraber Türkiye’yiz. Eğer büyüklerimizi, bize bu değerleri öğretenleri, bir miras olarak mücadeleyi bırakanları unutmazsak bizi de kimse unutmaz. Rahmet ve minnetle anıyorum efendim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde başkaca söz talebi yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in (2/1202) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/46)

21/05/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İç Tüzük 37’ye göre (2/1202) esas numaralı Kanun Teklifi’min değerlendirilmek üzere gündeme alınması hususunu bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                Ömer Fethi Gürer

                                                                                                                                         Niğde

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, teklif sahibi Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde emekliler, büyük sıkıntı içindeler. Emeklilerin geçim sıkıntısı yanında emeklilere ödenen 3 ayrı ücret bulunuyor: 2000 yılından öncekiler, 2000-2008 arası, 2008’den sonraki emekli ücretleri. Bildiğiniz gibi 2008 yılında yapılan aylık bağlama oranındaki düzenlemeyle emekli maaşları da aşağı doğru gitti. Emekliler tarafından “intibak düzenlemesi” olarak bilinen ve bu yönde de talepleri olan kanun teklifinin komisyonlarda görüşülüp Meclise gelmesi ve kanunlaşmasının büyük arzusu içindeydim; bu gerçekleşmedi. 37’nci madde dayanağıyla bugün buraya huzurunuza getirdim. Yani ülkemizde emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısını ortadan kaldırmaktan öte, emekliler arasındaki maaş farklılığını da sonlandıracak bu kanun teklifimi desteklemenizi talep ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bildiğiniz gibi, artık emekliler pazarlara gittiği zaman sabah saatinde gidemiyorlar. Akşam, pazarın dağılma zamanlarında daha uygun fiyatla sebze meyve alabileceklerini düşündükleri için o zamanlar gidiyorlar. Emekliler kahvelere çıkamıyorlar, çay parası onlara artık yük gelmeye başladı. Parklara gidip dinleniyorlar, oralarda yaşamlarını idame ettirip evlerine dönüyorlar. Oysa bunlar, yirmi beş yıl bu ülkede prim ödeyerek devletine katkıda bulunmuş, emek vermiş, bu yoldan kendi birikimlerini halkı için feda etmiş insanlar. Bu insanlara sahip çıkmanın Meclisimizin sorumluluğu ve görevi olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, 37 ülkede yapılan araştırmada, ülkemiz ne yazık ki emeklilere ödedikleriyle 35’inci sırada çıktı. Bir ülkenin büyüklüğü, güçlülüğü, ekonomisinin büyüklüğü emeklisine ödediği maaşla ölçülür. Eğer emekliniz mutlu değilse, sosyal yaşamın içinde değilse… Hepinizin bir gün emekli olacağınızı düşündüğünüzde onların yaşadığı dramı hissedeceğinizi düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü emekli olanların torunlarına karşı, çocuklarına karşı, aile sorumluluğu içinde mağduriyetlerinin varlığı hepimizi yaralamalı ve üzmelidir.

Bu anlamda, intibak düzenlemesiyle ilgili getirdiğim bu kanun teklifiyle düşük emekli maaşlarının yükseltilmesini huzurunuza getirdim. (CHP sıralarından alkışlar) Bildiğiniz gibi, aylık bağlama oranlarının dışında şu anda emekliler açlık sınırının altında maaş almaktadır. Hatta ve hatta asgari ücretin de altında maaş alan çok sayıda emekli vardır. Bin lirayla ilgili getirilen düzenleme dahi ne yazık ki uygulanmadığı için mağduriyetler artmıştır. Bu bağlamda, emekliler en az asgari ücret düzeyinde emekli maaşı almalıdır. Bunun için de yapılacak düzenlemelere Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz destek veriyoruz.

Değerli arkadaşlar, emeklinin sahipsizliği, emeklinin unutulmuşluğu, seçimden seçime onların hatırlanmasıyla bertaraf edilemez.

Bu bağlamda “emeklilikte yaşa takılanlar” olarak bildiğimiz bir kesim de var. Onlar da emekli olmaya çalışıyorlar. Emeklisi mutsuz, emekliliği hak etmiş olana da emekliliğini vermiyorsunuz. Onun için, emeklilikte yaşa takılanların emekli olması sağlanmalı, emeklilerin insanca yaşayacakları bir ücretin verilmesi de gerçekleşmelidir. Bunun yolu, bu kanun teklifinin kabulünden geçiyor çünkü emeklinin yaşadığı sorunları…

Alana gidiyoruz, emeklilerle sohbetimizde diyorlar ki: “Biz bu ülkenin neden üvey evladı sayılıyoruz?” Çünkü onların hak ettiklerini bugüne kadar ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı on yedi yıldır vermedi. Geçim şartları zorlaştı. Doğal gaza, elektriğe, çaya, şekere, aklınıza gelen her şeye gelen zam karşısında emeklilerin yazık ki hak ettikleri bir ücrete kavuşmamalarının hepimiz için de bir sorumluluk duygusu olduğunu düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu bağlamda, inanıyorum ki intibakla ilgili verdiğim bu düzenlemeyle ilgili kanun teklifine tüm milletvekillerimiz olumlu oy kullanacaklar ve emeklilerin bu mağduriyetini sona erdireceklerini umuyorum çünkü emeklilik -dediğim gibi- hepimizin yaşamının son kertesinde erişeceği noktadır.

Ben, emeklilerle ilgili, kira ve yakacak yardımı verilmesi yönünde kanun teklifi verdim. Ayrıca, emekliler için farklı kanun tekliflerini de gündeme taşıdım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Aldıkları emekli ikramiyesi, emekliye bayramda verdiğimiz ikramiye yetersiz olduğu için onun artırılması yönünde kanun teklifi verdim. Ayrıca, sağlıkta katkı payı emeklilerden alınmamalıdır. Bu yönde emeklilerin lehine yapılacak her düzenlemenin ülkenin yaşam kültürünü de zenginleştireceği unutulmamalıdır.

Sayın Başkan, teşekkür ederim süremi uzattığınız için. Son olarak şunu söyleyeyim: Bugün Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit’in ölüm yıl dönümü. Benim de gençlik kolları yöneticiliği yaptığımda Genel Başkanımdı. Onu da saygıyla, rahmetle anıyorum. “Ne ezilen ne ezen, insanca, hakça bir düzen.” diyen; toprağın işleyenin, suyun kullananın olduğunu belirten; bu ülkenin mağdurlarının, işçilerinin, emekçilerinin, esnafının, çiftçisinin, dar gelirlinin sesi olan ve onların iyi yaşaması için mücadele veren Bülent Ecevit’i bir kez daha rahmetle, saygıyla anıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel, bir söz talebiniz oldu.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in TÜRKSAT Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, birleşimin başında, ilk oturumda şöyle bir şey konuştuk, ben dedim ki: RTÜK üyemizin üyeliğini düşürdüler çünkü bir şeyi açığa çıkardı. RTÜK Başkanı, RTÜK’le doğrudan ilgili bir kurumda Yönetim Kurulu üyeliği kabul etmiş; aldığı 25 bin liralık maaş yetmezmiş gibi, oradan tarife belirliyor, burada onaylıyor. Bu olmaz. Sayın Muş’tan bunun doğru olup olmadığını sorduk. O ısrarla konuyu başka yerlere çekti. Şimdi ajanslara düşen haber, RTÜK Başkanı TÜRKSAT Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etti arkadaşlar, bağdaşmayan görev olduğu ortaya çıktı. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir şeyi söylüyorsak bilip de söylüyoruz, bir şeyi söylüyorsak çalışıp da söylüyoruz, bir haklılığımız var ki ısrar ediyoruz. Bunun karşısında kafasını kuma gömenlerin, artık istifa etmek zorunda kalan RTÜK Başkanının tutumuyla herhâlde CHP’den öğrenecekleri çok şey var.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

46.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben konuyu başka bir tarafa çekmiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Doğru değil.” deseydin bir saat önce.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Konunun özeti şu: Faruk Bildirici için itiraz ediliyor “Haksız yere alındı görevden; milletvekillerine, millî iradeye bu bir hakarettir. Meclisin seçtiği bir kişi nasıl alınabilir?” diye. Bunun gerekçelerini anlattım ben. Neden kurul böyle bir karar aldı, neye dayanarak bu kararı aldı, hangi donelere dayanarak, hangi verilere dayanarak bu kararı aldı, bunu açıkladım, ben başka bir yere çekmedim. Tartışma Faruk Bildirici üzerindendi ve Faruk Bildirici’nin üyeliğinin düşürülmesinin içerisinde, Mecliste âdeta bir partili gibi basın toplantısı düzenlemesi; Kurulun, açıklamaması gereken kararlarını açıklaması ve kanallarla alakalı “Şu kanallar iyi, şu kanallar kötü.” diye kanaat belirtmesi var. Bir üye bunu yapamaz, gerekçesi budur.

Şimdi, RTÜK Başkanıyla alakalı “İstifa etti…” Etmişse etmiş, memlekete hayırlı uğurlu olsun. Ben bununla alakalı herhangi bir kanaat belirtmedim. Dolayısıyla, hukuk neyse herkese eşit uygulanmalı.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – Soruyu cevapla.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

47.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, net olan bir şey var; Faruk Bildirici burada basın toplantısı yaparken dedi ki: “Ben, Meclisten seçildim. RTÜK Başkanını, onu seçen Meclise şikâyet ediyorum; bu adam RTÜK Başkanının yapmaması gereken bir görev almış, bu ortaya çıktı.” Bu basın toplantısından dolayı Faruk Bildirici’nin RTÜK üyeliğini düşürdüler. Ne diyor? “Gizli toplantıyı açıklamak." diyor. Bak, gizli olan ne? Kanuna aykırılıkmış. Kanuna aykırı bir işin gizliliğinde kamu menfaati olmaz, bunu açıkça görelim ve burada biraz önce, bir saat önce deseydi “Ben de doğru bulmuyorum.”, bu istifayla beraber ben de kendisini tebrik ederdim sizin tutumunuzdan diye ama o konuyu konuşmayıp “Faruk Bildirici basın toplantısı yaptı…” Faruk Bildirici “Kral çıplak." dedi, Faruk Bildirici “Kral çıplak." dedi diye bedel ödedi. Bunu hatırlatmak isterim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sanırım konu aydınlandı Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir saniye, hayır…

BAŞKAN – Artık toparlayın siz de.

48.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Toparlayacağım.

Sayın Başkan, şimdi, “Efendim, bu kamuoyundan gizliydi, bunu açıkladı…” Bakın, bütün insanlar, bütün kamu görevlileri görev aldıkları kurumun kanunlarıyla bağlıdırlar. Burada siz kafanıza göre hareket edebilir misiniz? Edemezsiniz. Ben de edemem. Niye? Siz burayı bir İç Tüzük’e göre yönetmek zorundasınız. Şimdi, RTÜK’ün kanunu vardır. Burada Kurulun kanallarla alakalı, basın-yayın organlarıyla alakalı, görev alanlarıyla alakalı, almış olduğu kararlarla alakalı yapmış olduğu açıklamalar var kamuoyuyla paylaşmaması gereken. Ne zaman paylaşabilir? Kurul bir karar alır, paylaşır.

Az önce bir şey daha söyledim, sadece bir şey değil, burada 3 tane unsur var. Şimdi, bir üye bir partiden seçilebilir ama o partinin bir mensubu gibi davranamaz. Gelip de Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 657’nin sınırları içerisinde kalmakla yükümlü olan bir kişi için, bir tarafta Grup Başkan Vekili, “Şimdi de üyemize söz veriyorum, basına açıklama yapacak.” diyemez. Bu, nettir kanunda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın artık Sayın Muş, artık gündemimize geçelim.

Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Tamam.

Dolayısıyla, konu RTÜK Başkanının Yönetim Kurulu üyeliği tartışması değil; konu, Faruk Bildirici’nin üyeliğinin Kurulda neden düşürüldüğü hadisesidir. Bakın, diyor ki: “Halk TV, Tele1, KRT, FOX gibi kanallar var; gazetelere baktığımızda, Sözcü, Evrensel, Birgün, bunlar var; bunlar bağımsız, tarafsız, bunların dışındakiler iktidara yakın.” Yahu, sen Kurul üyesisin, bu kanalları denetleyen Kuruldasın, bunlara karşı cezai müeyyidede oy kullanıyorsun. Nasıl böyle bir açıklama yaparsın? Bundan dolayı alındı bu adam, sebebi bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konu aydınlığa kavuşmuştur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Bir müsebbibi de Sayın Özgür Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir dakika…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özel, bir cümle…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Vebali Özgür Özel’dedir bu adamın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sadece bir dakika istiyorum, bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Bir cümle…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yazık günah adama!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Adamı da yedin.

49.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in TÜRKSAT Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etmesiyle RTÜK Başkanlığı görevinden de çekilmiş sayılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, o zaman, samimiysek şu ortaya çıktı: RTÜK Başkanı göreviyle bağdaşmayan bir iş yapmıştı, istifa etti. O zaman ne diyordu: “Göreviyle bağdaşmayan iş yapan görevinden çekilmiş sayılır.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Adamın ekmeğiyle oynadın ya.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Faruk Bildirici’ye ne cevap vereceksin, dışarıda bekliyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Gereğini yapacak mısınız? Görevinden çekilmiş sayıldığının gereğini yapacak mısınız? Konu, Faruk Bildirici’nin üyeliğinin düşürülmesi değildir; konu, Faruk Bildirici’nin, doğruları söylediği için, RTÜK Başkanının kurduğu kumpasla, tuzakla üyeliğinin düşürülmesidir ama bu istifa şunu göstermektedir: RTÜK Başkanı artık görevinden çekilmiş sayılmalıdır çünkü bu, itiraf niteliğinde bir istifadır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Adamın ekmeğiyle oynadın ya.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Yazık, günah!

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in (2/1202) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/46) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Bayraktutan, Sayın Sertel, Sayın Gürer, Sayın Şevkin, Sayın Kaya, Sayın Tutdere, Sayın Özcan, Sayın Antmen, Sayın Tanal, Sayın Bulut, Sayın Karaca, Sayın Hancıoğlu, Sayın Keven, Sayın Sarıaslan, Sayın Barut, Sayın Sümer, Sayın Başarır, Sayın Aygun, Sayın Yeşil.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, kapıları kapatın. Yani yoklama yapılırken içeride bulunan arkadaşlarla yapılır, dışarıdan gelen sayılmaz ki.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Olur, Tanal istedi diye Meclisi de kapatalım yani.

BAŞKAN – Arkadaşlar, işlem yapıyoruz, lütfen sessiz olalım.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Arkadaşlar, pusula gönderen arkadaşlarımızın kendilerini görelim burada lütfen.

Sayın Taner Yıldız? Burada.

Sayın Çiğdem Erdoğan Atabek? Burada.

Sayın Muhittin Taşdoğan? Burada.

Sayın Selman Oğuzhan Eser? Burada.

Sayın Asuman Erdoğan? Burada.

Sayın Ahmet Zenbilci? Burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, dijital liste ile pusulaların mükerrer olup olmadığının karşılaştırılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, pusulaları elektronik cihazdan çıkan listeyle karşılaştıracağız.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.17

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İsmail OK (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in (2/1202) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/46) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, birkaç arkadaşımıza 60’a göre söz vereceğim. Ondan sonra, Komisyon yerine otursun, kanun görüşmelerine başlayacağız.

Sayın Kılavuz…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

50.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, büyük Türk milletinin çok önemli bir cüzü olan İran Türklüğüyle yakından ilgilenilmesi, kültürel ilişkilerimizin güçlendirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İran Türklerinin millî gururu olan Tractor takımının kızıl kurtları, yiğit soydaşlarımız muhteşem bir atmosferin yaşandığı stadyumlarında “Türkiye” tezahüratlarıyla birlikte asker selamı vererek kahraman ordumuza ve ülkemize destek vermişlerdir. Tractor’ün kızıl kurtlarına gösterdikleri bu millî duyarlılık ve samimiyetten dolayı teşekkür ediyorum. Bizden de bütün İran Türklerine selam olsun. Birlik ve beraberliğimiz, kardeşlik ve muhabbetimiz daim olsun. İran Türklüğünün medarıiftiharı olan Tractor’ün başarıları hepimizi gururlandırmakta, soydaşlarımızın heyecanları bizlerin de sevinç ve heyecanına vesile olmaktadır.

30 milyona ulaşan nüfuslarıyla büyük Türk milletinin çok önemli bir cüzü olan İran Türklüğüyle daha yakından ilgilenmeli, kültürel ilişkilerimizi daha da güçlendirmeliyiz. (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

51.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM Başkanlığına RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin hakkında sunmuş olduğu dilekçesine istinaden Meclis Başkanının karar vermesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; cuma günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğum bir dilekçe var; dilekçenin özü şu: RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in –Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiştir- RTÜK Kanunu’nun 38’inci maddesinin (2)’nci fıkrasına aykırı bir şekilde eylemde bulunduğu için, aynı kanunun 38’inci maddesinin (6)’ncı fıkrası uyarınca istifa etmiş sayılmasına karar verilmesini ben Meclis Başkanlığından talep etmiştim. Aynı dilekçeyi Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna pazartesi günü verdim.

Netice itibarıyla, RTÜK Başkanı kanunun 38’inci maddesinin (2)’nci fıkrasını ihlal etmiştir. TÜRKSAT’tan istifa etmesi, onun istifa etmiş sayılmasına engel teşkil etmez; davanın, şikâyetimizin konusuz kalmasına da sebebiyet teşkil etmez. Meclis Başkanının, talebim doğrultusunda, bu konuda derhâl karar vermesini arz ediyorum.

Selam ve saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan…

52.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, tarımsal üretimin artırılması ve tarıma dayalı sanayi entegrasyonunun sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizin sahip olduğu doğal kaynaklar ve ekosistemin korunması önceliğiyle, tarımsal üretimin artırılması ve tarıma dayalı sanayi entegrasyonunun sağlanmasının önemi artmıştır. Tarım işçilerinin, tarımsal ve kırsal alandaki köylülerimizin gelir düzeyinin yükseltilmesi de ülke ekonomisinin önemli bir konusudur. Ürün bazlı devlet desteğiyle tarımsal üretim yapan köylülerimizin desteklenmesi, tarımsal pazarlamanın geliştirilmesi, gıda güvenliğinin daha da güçlendirilmesi gerekmektedir. Gerek tarımsal plan ve altyapının güçlendirilmesi gerekse Gaziantep’e tescillenmiş Antep fıstığına verilecek ürün bazlı destek Gazianteplilerin hem beklentisi hem de hakkıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Beko…

53.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, taşeron işçilere kadro verilmesi konusunda yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

KANİ BEKO (İzmir) – Taşeron işçilere kadro konusu, olağanüstü hâl döneminde, 24 Aralık 2017 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 696 sayılı torba Kanun Hükmünde Kararname’yle düzenlenmişti. Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre, 744.342 kamu taşeron işçisi merkezî ve yerel yönetimlerde kadroya alınmış, yaklaşık 275 bin işçi kadrosuz kalmıştır. Kamu iktisadi teşekkülleri (KİT) ve bazı ortaklıklarda çalışan taşeron işçiler kadroya alınmamıştır. Belediyeler, il özel idareleri ve bağlı kuruluşlarda çalışanlar ise kamu işçisi olarak kadroya alınmamış, bu işçiler belediye şirketlerinde işe alınmıştır. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle işçilere yılda yüzde 4 + yüzde 4 ücret artışı getirilirken işçilerin sosyal yardım, prim ve tazminatları için herhangi bir artış söz konusu değil. Enflasyonun yüzde 20’yi aşması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taytak…

54.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın, ABD’nin 2018 yılı Terörizm Raporu’na ilişkin açıklaması

MEHMET TAYTAK (Afyonkarahisar) – Amerika Birleşik Devletleri 2018 Terörizm Raporu’nda, YPG’nin ismi zikredilmeyip yerine “PKK’nın Suriye uzantısı”, FET֒nün elebaşı ise “sürgündeki din adamı” olarak değerlendirilmiştir. Nasıl oluyor da eli kanlı YPG/PKK yabancı terör örgütü, FETÖ elebaşı ise mağdur sayılıyor? YPG/PKK terör örgütü ve FET֒yle iş birliği yapan ve bunlara sponsor olan Amerika Birleşik Devletleri makamları ikiyüzlülüklerini bu raporda bir kez daha ispat etmiştir. Barış Pınarı Harekâtı’nın başlamasıyla, YPG/PKK’lı hainler Avrupa’daki Türklere yönelik terör saldırıları düzenlemektedirler. ABD, bir an önce ikiyüzlü ifadeden vazgeçmeli ve Türkiye ile gayrimeşru çocuklar arasında bir seçim yapmalıdır; aksi takdirde, Amerikan rüyasının cenazesi kalkacaktır. Küresel imparatorluk hayali kuran efendilere kulluk edenler Türk milletinin gücü ve kudreti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

55.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, prim beklentisi karşılanmadığı, mazot ve gübre desteği sağlanmadığı takdirde çiftçimiz yerine Amerikan ve Yunan çiftçisinin kazanmaya devam edeceğine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pamuk üretim alanlarında bu yıl fiyat ve verimin düşük olması pamuk çiftçisini kara kara düşündürmektedir. Türkiye'nin yıllık pamuk ihtiyacı 1 milyon 600 bin ton civarındadır. Aşırı yağışlar, Çukurova, Aydın, Şanlıurfa başta olmak üzere, pamuk ekimi yapılan diğer kentlerde yüzde 30’a varan verim kaybına sebep olmuştur. Bu gerçekler ışığında, ülkemizin pamuk açığı 900 bin ton civarında olacaktır. Dolayısıyla fiyatların açıklanmaması, desteklerin açıklanmaması… Prim beklentisi en az 1.500 lira olan pamuk üreticisinin en azından bu beklentisinin karşılanması, mazot ve gübre desteğinin de zaman geçirilmeden sağlanması gerekmektedir; aksi hâlde, gelecek yıl pamuk üretimi daha çok gerileyecek ve kendi çiftçimiz yerine Amerikan, Yunan çiftçisi kazanmaya devam edecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özyürek…

56.- Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in, Sivas ili Zara ilçesi Zara Devlet Hastanesindeki doktor ihtiyacının karşılanmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

AHMET ÖZYÜREK (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sivas ilimizin Zara ilçesindeki 55 yataklı, 3 tane ameliyathanesi bulunan Zara Devlet Hastanesinde 2 dâhiliye doktoru vardır, genel cerrahi ve kadın doğum doktoruna ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sebepten dolayı vatandaşlarımız mağdur olmaktadır. En kısa zamanda ilçemize 1 genel cerrahi doktoru ve 1 kadın doğum doktoru atanmasını talep ediyoruz.

Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Osmanağaoğlu.

57.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, İzmir ili Foça ilçesi 7'nci Jandarma Komando Er Eğitim Alay Komutanlığında eğitim esnasında şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı’ya Allah’tan rahmet dilediğine ve Barış Pınarı Harekâtı’yla sınırlarımızda terör devleti yapılanmasına müsaade edilmeyeceğinin gösterildiğine ilişkin açıklaması

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Foça ilçemizde 7'nci Jandarma Komando Er Eğitim Alay Komutanlığında eğitim esnasında fenalaşarak tedavi altına alınan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Yaralı’nın şehadete eriştiğini üzülerek öğrendim. Allah’tan şehidimize rahmet, acılı ailesine sabır, yüce Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Diğer yandan, ABD ve Rusya’yla yapılan anlaşmalara rağmen, vadedilen süre içerisinde bebek katili YPG/PKK terör örgütü mensuplarının Tel Rıfat ve Menbiç başta olmak üzere, çekilmesi gereken bazı bölgelerden hâlen çekilmediği gözlenmektedir. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan terör koridoruna “Dur.” diyen ülkemiz, Barış Pınarı Harekâtı’yla sınırlarında terör devleti yapılanmasına asla müsaade etmeyeceğini göstermiştir. Umarız ki bebek katilleri ve destekçileri, Türk milletinin terörle amansız mücadele sürdüren devletinin sonuna kadar yanında olduğundan haberdardır.

BAŞKAN – Sayın Özcan...

58.- Muğla Milletvekili Suat Özcan’ın, Muğla ili Milas ilçesinde gerçekleştirilen 6’ncı Milas Zeytin Hasat Şenliği’ne, zeytin üreticilerinin beklentisinin taban fiyatının açıklanması, prim ödemesinin yapılması ve yurt dışından zeytinyağı ithalatının yapılmaması olduğuna ilişkin açıklaması

SUAT ÖZCAN (Muğla) – Teşekkürler.

2-3 Kasım tarihlerinde Muğla ili Milas ilçesinde 6’ncı Milas Zeytin Hasat Şenliği yapılmış olup ulusal düzeyde zeytinyağı firmalarının, paydaşların ve ulusal basının ilgisini çeker hâle gelen şenlik, ilk günden beri başta Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat’ın önderliğinde yerel yönetici ve zeytin birliklerinin, oda ve yöneticilerinin büyük emekleriyle bugünlere ulaşmıştır. Bu yıl şenliğin açılış töreninde Milas Belediye Başkanı konuşmacı listesinden çıkarılıp konuşturulmamıştır çünkü Belediye Başkanı Cumhuriyet Halk Partili seçilmiş bir başkandır. Bu durum, on binlerce Milaslının oyuyla seçilen Başkana ve bunun yanı sıra halkımıza yapılmış olan ayıp ve saygısızlık olarak görülmektedir.

Tarım Bakanının açıklamış olduğu 15 kuruşluk teşvik, tüm zeytin üreticilerini hayal kırıklığına ve hüsrana uğratmıştır. Zeytin üreticilerimizin beklentisi, diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi, taban fiyat açıklaması, prim ödemesinin yapılması, yurt dışından zeytinyağı ithali yapılmamasıdır.

Tüm zeytin üreticilerimizi selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan...

59.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, 1 Kasım Türk alfabesinin kabulünün 91’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 1 Kasım 1928, Mustafa Kemal Atatürk’ün hazırlattığı Türk alfabesinin kabul tarihidir. Türkçede olmayan harflerin çıkarıldığı, Türkçede var olan seslerden oluşan alfabe, tam bir Türkçe alfabedir. Bu durum, dilimizin doğru kullanımı açısından bir dönüm noktası olmuştur. Bu alfabeyi kabul ederek kimse kültüründen, dilinden, dininden vazgeçmemiştir. Türkçe, bilim dili olmuştur, bilim ve sanat dilidir aynı zamanda. Bilim yapmak için de İngilizceye ihtiyacımız yoktur. Kur'an-ı Kerim de kutsalımızdır ve Arapçanın tekelinde de değildir. Bu gerçeklere rağmen Türkçemize, alfabemize ve Atatürk’e laf söyleyenler ya art niyetlidir ya da cahildir.

Teşekkür ederim. (MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 106) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

31/10/2019 tarihli 12’nci Birleşimde, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştı.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 11 ila 19’uncu maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen gruplarımızın ve şahıslar adına söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, gruplar adına, İYİ PARTİ Grubu adına Mersin Milletvekilimiz Sayın Zeki Hakan Sıdalı’ya aittir.

Süreniz on dakika Sayın Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Türk siyasetinde her zaman nezaketi, zarafeti ve dürüstlüğüyle hatırlanacak olan eski Başbakanlarımızdan Sayın Bülent Ecevit’i saygı ve rahmetle anıyorum.

Sayın milletvekilleri, yaklaşık yarım asır önce çıkarılmış ve o günden beri köklü değişikliğe uğramamış Su Ürünleri Kanunu’nda elbette kapsamlı bir revizyon gerekiyordu. Aradan geçen kırk sekiz yılda köprünün altından çok sular aktı; insanlığın işini kolaylaştıran teknolojilerin yanında, insanları zorlayan riskler ve sorunlarla dolu bir dünya da doğdu. Bu sebeple, ilgili kanunun teknolojik ve bilimsel gelişmeleri içinde barındıran, risk ve sorunlara önlem ve çözümler yaratan bir mahiyette olmasını bekliyorduk. Bu kanun teklifinin yenilikçi, sürdürülebilir ve bütünleyici olması gerekirdi. Birlikte çalışsaydık da aynen öyle bir kanun yapardık. Ancak kanun maddelerine baktığımızda, maalesef ki idari ve cezai yükümlülükten öte bir şey göremiyoruz. Hâliyle bu teklif, sektörün uzun süren beklentisinin çok altında kalan bir düzenleme olarak Genel Kurulumuza geldi.

Üç tarafı denizlerle çevrili ve her denizinde kendine özgü biyolojik çeşitliliği olan ülkemiz, kıyı uzunluğu bakımından dünyanın 20’ncisi. Ayrıca, ticarete konu olan 100 farklı su ürünü deniz ve iç sularımızda yaşamaktayken Türkiye, ne yazık ki elindeki mevcut potansiyeli ciddi kazanımlara dönüştürmekte zorlanmakta. Bakın, ülkemizdeki balıkçılık sektörünün gayrisafi millî hasılaya katkısı sadece yüzde 0,4.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün yaptığı tespitlere göre, son on beş yılda dünya genelinde en gelişen gıda üretim sektörü su ürünleri yetiştiriciliğidir. Aynı zamanda bu sektör, gıda ihtiyacının artması, doğal stokların azalması, gıda değerinin yüksek olması, ekonomik getirisinin fazlalığı ve ülke ekonomisine doğrudan katkısı gibi sebeplerle de geleceğin sektörü olarak görülmektedir. Yani gelecekte de çokça konuşacağımız bu sektör, ciddi bir planlamayı, çağdaş teknolojiyi kullanmayı ve işin uzmanı elemanlardan faydalanmayı hak ediyor. Ancak ülkemizdeki mevcut tabloya baktığımızda, konu hakkında söz sahibi olması gereken meslek kollarının sürekli dışarıda tutulduğunu görüyoruz. Kırk sekiz yıl sonra böyle bir kanun değişikliğine gidiyorsunuz lakin konunun uzmanlarının adı bile geçmiyor. Şimdi değilse ne zaman bu uzmanları dinleyeceğiz? Su ürünleri mühendisliği, balıkçılık teknolojisi mühendisliği gibi bölümlerden öğrencileri mühendis unvanıyla mezun ediyorsunuz fakat imza yetkisi dâhil olmak üzere birçok yetkilerini gıda mühendislerine, ziraat mühendislerine ve veterinerlere veriyorsunuz.

Binlerce işsiz su ürünleri ve balıkçılık teknolojisi mühendisi yıllardır bu kanunu bekliyordu. Kanun teklifi nihayet geldi ama sonuç onlar için yine hüsran oldu. Çünkü onlar, kendilerini doğrudan ilgilendiren bu kanunda kendilerine dair bir atıf bile bulamadılar. Yazık, gençlerimizin okumak için yıllarca harcadığı emeklere, ailelerinin onları okutmak için dişinden tırnağından artırıp gönderdiği paraya, fedakârlığa yazık. Dünya, su ürünleri yetiştiriciliğine geleceğin sektörü gözüyle bakıyorken gençlerimiz gelecek kaygısıyla bu meslekle ilgili bölümlerden sizin yüzünüzden umudunu kesmiş görünüyor; yazıktır, bu büyük bir ayıptır.

Sizlerle, ilgili bölümlerin 2019 yılı öğrenci yerleştirme tablosunu paylaşmak istiyorum. Balıkçılık teknolojisi mühendisliği bölümü Türkiye’de 3 üniversitemizde eğitim veriyor; kontenjanı 33, yerleşen öğrenci sayısıysa yalnızca 13. Su ürünleri mühendisliği ülkemizde 14 üniversitede mevcut; kontenjan sayısı 330, yerleşen kişi 201, bunların 114’ü İzmir ve Ankara’da, diğer 12 üniversiteye ise ya 3 kişi yerleşmiş ya 5. Üç beş kişiyle koca bölüm nasıl eğitim yapıyor, hiç düşündünüz mü? “Koca koca üniversite binaları yapıyorsunuz ama içinde ne eğitim ne hoca ne öğrenci var.” konusuna hiç girmiyorum bile. Bu tablodan görünen şu: Ne yetişen mühendisleri önemsiyorsunuz ne de yeni mühendis yetiştirmeye hevesiniz var. Size tavsiyemiz şu: Bilimsel ve teknolojik çalışmalara, yatırımlara kapalı kalmak yerine onu her alanda kullanmalısınız. Bilim korkulacak, kaçılacak bir şey değildir. Geleceğin sektöründe Türkiye’yi lider konuma getirebilmek adına bunun temellerini atmak size düşüyor.

“Veri girişi çok az, sezon boyunca tüm karaya çıkış noktalarından daha fazla veriye ihtiyaç var.” diye itiraf ediyorsunuz ve bunun için veri sistemi geliştireceğinizi söylüyorsunuz. Avrupa Birliğiyle yapılan “balıkçılık” konulu görüşmelerde anlaşmaya varılmasına rağmen, hâlen karaya çıkış noktalarında yeterli sayıda uzman personelin görevlendirilmediği anlaşılıyor. Bu personelin kimlerden oluşacağı açık. Bunun yanı sıra, diğer tüm denetim, kontrol ve geliştirme işlemlerinin de kimler tarafından yapılması gerektiği ortada. Bu sebeple, hem mezunlarımıza istihdam yaratmak hem de su ürünleri yetiştiriciliğini daha bilimsel ve sürdürülebilir kılmak için mühendislerin görevlendirilmesi şarttır.

Tarım ve Orman Bakanlığı, 2023 yılında su ürünleri ihracat gelirleri hedefini 2 milyar dolar olarak açıkladı. Hedefi destekliyoruz, bu rakama ulaşılması her Türk vatandaşı gibi bizleri de gururlandırır ancak öyle bir planlama yapılmalı ki hedef rakamın 10 milyarlara çıkmasının sonuçlarını başta vatandaşlarımız olmak üzere tüm kesimler olumlu anlamda hissetmeli. Zenginliği, gelir artışını tabana yaymalıyız ya da devletin hedef gördüğü ihracat rakamlarına ulaşmasının refah açısından yansımasını vatandaş sofralarında görmeliyiz. Ticari büyümenin gerekliliği kadar, bu büyüklüğün KOBİ’ler ve kooperatiflerce yapılmasının da faydalarını unutmamalıyız. Aksi takdirde, rakamların büyüklüğü üç-beş firmanın öncülüğünde gerçekleşiyor ise hata var demektir. Yani “Yeni balıkçı baronları mı yaratıyoruz?” sorusu haklı olarak akla gelmektedir. Bu yüzdendir ki tüm emek sahiplerini kapsayan KOBİ ve kooperatifler eliyle hedeflere ulaşılması, sektör zenginliğinin bu ailelere ve vatandaşlarımıza yansımasını sağlayacaktır. Böylece, ortaya çıkacak olan sektör baronlarının zengin olması yerine, halka ve milletin sofrasına giden bir fayda zincirinin sebebi olmamız gerekiyor.

İhracat üzerine konuşurken şuna da değinmeden geçemeyeceğim: Konuşmamda da altını çizdim, denetim ve kontrol uzman ellerle yapılmak zorunda. Geçtiğimiz eylül ayında Rusya’ya ihracat edilen alabalıklarda kadmiyum, çipuralarda cıva maddelerinin yanında, levreklerde ise listeria bakterisinin tespit edildiğini ve ürünlerin Türkiye’ye iade edildiğini biliyoruz. Bizim “sağlıklı” diye gönderdiğimizi ithalatçı ülkeler “sağlıksız” diye geri gönderiyor. Peki ya “sağlıklı” diye iç piyasaya verdiklerimiz?

Arkadaşlar, vatandaşların sağlığı hem ticaret hacimlerinden hem de kazanılan bol sıfırlı paralardan daha değerlidir. Bu sebeple, gerçek bir denetim ve kontrol mekanizması ivedilikle uygulanmalıdır. Biz sizden vatandaşlarımızın protein eksiğini tamamlamanızı bekliyoruz, su ürünlerinden cıva almaya hiçbirimizin ihtiyacı yok.

Su ürünleri üzerine konuşurken 321 kilometrelik kıyı şeridine ve hem denizinde hem de iç sularında yoğun canlı türü çeşitliliğine sahip olan Mersin’den de bahsetmek istiyorum. Yoğun bir potansiyele sahip olan kentimiz ne yazık ki fiziki yetersizliklerinden dolayı yıllardır tam kapasite olarak çalışamıyor. Mersin gibi büyük ve önemli bir sahil kentinde modern ve tam donanımlı bir balık hali yok. Balıkçıların ürünlerini muhafaza edebilecekleri soğuk hava depoları küçük ve yetersiz. Orta Doğu’da yaşanan sıkıntılar doğrudan Mersinli balıkçılarımızı etkiliyor ve alternatif pazar arayışlarına giriyorlar ancak başarılı oldukları söylenemez. Yıllardır bitirilmeyen Çukurova Havalimanı da yeni pazarlara ulaşmakta bir diğer engel. Bunların yanında, plansızlık, programsızlık ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin hissedilmeye başlaması Mersinli balıkçılarımızı doğrudan etkiliyor. Tüm bu sorunları gidermenin yolu ciddi ve sürdürülebilir projelere imza atmaktan geçiyor. Daha önce de bu kürsüden ve soru önergeleriyle yaptığım teklifi yinelemek istiyorum: Gelin, hep beraber Mersin’imizde balık ve su ürünleri ihtisas organize sanayi bölgesinin kurulmasına öncü olalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Hem üretime hem istihdama fayda sağlayalım. Su ürünleri sektörümüzde katma değerli ürünlerle dünyaya açılalım ancak bunu çevreyle barışık yapalım. Örneğin, Mersin’de deniz içine kurulmak istenen balık çiftliklerine de hep beraber karşı duralım. Hepimiz, bu çiftliklerin çevre sağlığına, denizlere, doğal yaşam alanlarına ve turizme geri dönülemez zararlar verdiğini biliyoruz. Mersin’de ve Türkiye'de illa çiftlik balıkçılığını artırmak istiyorsanız gelin, verimsiz arazilere yönelelim ve tarla balıkçılığını yaygınlaştıralım, böylece hem kırsal bölgelerde yeni istihdam alanları yaratır hem de kırsal kalkınmaya katkı sağlarız. Bu bağlamda, ilgili bölgedeki bu gelişmeler balıkçılığa dayalı turizmi ve hizmet sektörünü de geliştirir. Hadi gelin, bu kanunu böyle yarım yamalık değil, el birliğiyle, adamakıllı bir daha yapalım; sektör kazansın, vatandaş hayrını görsün, devletimiz büyüsün.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ordu Milletvekilimiz Sayın Cemal Enginyurt’ta. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Enginyurt.

MHP GRUBU ADINA CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Son olarak 1971 yılında çıkarılmış Su Ürünleri Yasası’ndan sonra, aradan kırk sekiz yıl geçtikten sonra yeni bir su ürünleri yasasını bugün Meclisimizde görüşmekteyiz. Yasa, inşallah hayırlı olur, hayırlı olacağına inancım da tamdır. Yasasız olmaktansa yasanın olması her zaman iyidir.

Ordu’da, hayatını deniz kenarında yaşamış, büyümüş bir insan olarak, balıkçılığımızın en önemli sorunu olarak şunu görüyorum: Bundan yirmi yıl önce, Ordu’da mezgit balığını “balık” diye tutup yemezdik. Birçok balık, hakikaten balık olarak kabul edilmezdi. Onlarca çeşit balık olurdu ama bugün geldiğimiz noktada, maalesef, balık nesli büyük oranda kıyıma uğradı. Dolayısıyla yasa muhakkak çıkmalı ama ilk önce “Balığın yeniden yeşerebilmesi, büyüyebilmesi, canlanması, daha da çeşitlenmesi için ne yapabiliriz?” sorusuna cevap aramalıyız diye düşünüyorum.

Hepimiz tarım, çiftçi çocuğuyuz. Hep ne öğrendik? Toprak nadasa bırakılırsa iyi olur. Bir yıl nadasa bırakılan toprak seneye daha verimli ürün verir diye öğrendik ve hakikaten de öyledir. Maalesef, denizi nadasa bırakamadığımız için ve denizde acımasız bir avcılık senenin altı ayı sürekli devam ettiği için balık nesli her geçen gün yok oluyor. Yirmi yıl evvel “istavrit” dediğimiz balık 16 santimdi, maalesef, şu an 13 santimin altına düştü. Hamsi hakeza ki şu an hamsi yiyenleriniz varsa tezgâhlarda görmüşsünüzdür, çok ince bir hamsi yiyoruz. Sebebi nedir? Sebebi, vahşi bir avlanma şekli.

Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürümüz burada, Tarım Bakanlığı yetkilileri burada. Trol ve orta trol avcılığı 12 milin ötesinde yapılabilir denilirken maalesef, son bir ayda, şehrim olan Ordu’da trolcüler âdeta kıyıya kadar geldiler, suyun dibinde ne varsa -balık yemi de dâhil olmak üzere- silip süpürüyorlar. Trol avcılığı acımasız bir vahşet oluşturuyor. Özellikle orta trol avcılığı acımasız bir şekilde balık neslini yok ediyor. Bundan bütün balıkçılar da şikâyetçi.

Dolayısıyla bu trol avcılığının önüne geçilmeli. Bununla ilgili yasal düzenleme yapılıyor, cezalar getiriliyor ama sadece ceza yetmez. Örneğin Gürcistan’da bir yunus balığı avlamak, tek bir yunus balığını avlamak 100 bin lari, eğer ince bir balık avlarsanız 200 bin lari, eğer kaçak avlanırsanız geminize el konuluyor. Türkiye’de maalesef gemiye el koyma işi yapılmıyor, para cezası bir şekilde telafi ediliyor, “Benim memurum işini bilir.” diyen zihniyet hâlen devam ettiği için para cezasından bir şekilde kurtulunabiliyor ama muhakkak tekneye, gemiye -küçük balıkçı, büyük balıkçı- el koyma işi muhakkak dikkatle yapılmalı, buna özen gösterilmeli.

Bir de yine, Sayın Genel Müdürün bilgisi muhakkak var, misina ağıyla avlama yapılıyor. Bu yasak, doğru bir yasak ama Sayın Genel Müdür ve Sayın Bakanlık yetkilisine buradan şunu hatırlatmak istiyorum: Misina ağıyla balık yakalayana ceza veriyoruz, cezalandırıyoruz ama misinayı ithal eden, üreten ve satana hiçbir uygulama yapmıyoruz. Bu, çok yanlış; bunun derhâl önüne geçilmeli, bunun ithali durdurulmalı. Yani bu misina ağı eğer denizimizi hakikaten kirletiyorsa -ve kirletiyor- balığa en büyük katliamı yapıyorsa bunun satışı durdurulmalı, Türkiye’ye girişi durdurulmalı daha doğrusu, ithali yasaklanmalı.

Yine, balıkçılarımızın -en büyük sorunları cezalar- yeni çıkan tebligatlarla, yönetmeliklerle ilgili sıkıntıları var. Su Ürünleri Genel Müdürümüzden ve Tarım Bakanlığımızdan hassaten şunu rica ediyorum: Balıkçılık kooperatiflerine ve balıkçılıkla uğraşan insanlara -ayda 1 kere olabilir, üç ayda 1 kere olabilir- yeni yönetmelik ve yasalarla ilgili bilgi vermek üzere muhakkak seminer veriniz, eğitimci gönderiniz; balıkçılarımızı eğitiniz. Eğitilmiş bir balıkçı, yaptığı birçok yanlışın zaman içerisinde farkına varacak ve balık katliamını durduracaktır.

Yine, burada bir önerim daha olacak: Şu an İmralı Adası’nın etrafında değil balık avlamak tekne gezmesi yasak. Örneğin, Ordu Giresun Havaalanı’nın çevresinde tekne gezmesi yasak, avlanmayı bırakın; ciddi bir şekilde balık popülasyonu oluşmaya başladı, balık artışı var. Bu ne demek? Balığa korunaklı alanlar yaratmalıyız. Topyekûn bütün denizi nadasa bırakamayız belki ama hiç olmazsa belirli bölgelerde yıl içerisinde birer yıl arayla balıkları koruma altına almalıyız. Maalesef balıkları koruma altına almadığımız için ve insaf da olmadığı için, örneğin bu sene boğazlardan torik gelemedi, gelemeyen torik yumurta bırakamadı, yumurta bırakmadığı için palamut büyümedi, palamut büyümediği için de denizde palamut yok, bu sene kimse palamut yiyemedi. Çünkü geçmesine fırsat vermiyorsunuz ki, acımasız bir avlanma şekli var. Denizin dibindeki yumurtayı bile orta troller yerle bir edip paramparça yapınca balık büyüme imkânı zaten bulamıyor.

O sebeple, balıkçılarımızın bu sorunlarını dikkatle incelemeliyiz, “balık” deyip geçmemeliyiz. Norveç bizden çok küçük olmasına rağmen, balıkçılıkla ilgili bakanlığı var. Dolayısıyla Türkiye’de Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kapsamında bunu geçiştirmek yerine, bana göre -yapar yapmaz iktidarın takdiridir- üç tarafı denizlerle çevrili bu ülkede bir balıkçılık bakanlığının kurulması zarurettir, Su Ürünleri Genel Müdürlüğüyle idare edilmemelidir. İnşallah, bu kanun hayra vesile olur diyorum.

Son olarak, kanunla ilgili olmayan bir konuya değinmek istiyorum: Tam üç yıldır FETÖ mücadelesi yapılıyor. 15 Temmuzda 254 vatan evladı –uykudayken- katledildi. Ahmet Altan diye bir adam televizyonda çıktı dedi ki: “Sayın Cumhurbaşkanı seçimle gitmezse darbeyle gidecek.” Nazlı Ilıcak diye bir hanımefendi bu iktidara ağzına gelen her türlü hakareti etti, FET֒ye methiyeler düzdü. Dün gördük ki Bülent Arınç diye ağlak bir adamın başlattığı kampanya neticesinde Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hapisten serbest bırakıldı. Sayın Genel Başkanım da en ağır şekilde eleştirisini bildirdi, açıkladı. Bunları serbest bırakanlara şunu sormadan geçemeyeceğim: Zaman gazetesine abone olan, yurdunda kalan, Bank Asyaya kira yatıranlara hapiste yedi yılı, on yılı layık gördünüz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) – …üç yıldan beri yatmalarına rağmen yedi yıl alanları çıkarmadınız; on yıl alan Ahmet Altan ile dokuz yıl alan Nazlı Ilıcak’ı cezaevinde yattığı süreyi göz önüne alarak serbest bıraktınız. FETÖ mücadelesine en büyük zararı bu vermektedir.

Bülent Arınç diyor ki: “KHK bir faciadır.” KHK faciaysa bu KHK’yi ben yazmadım, ben de onaylamadım.

Sayın Cumhurbaşkanımıza buradan sesleniyorum: Bülent Arınç susturulsun artık. Bülent Arınç gibiler susturulmadığı sürece FET֒yle mücadele -Sayın Genel Başkanımızın dediği gibi- sadece ve sadece, 15 Temmuz şehitlerini ve şühedayı incitmekten başka hiçbir işe yaramaz.

Dolayısıyla, Ahmet Altan FET֒cüdür, Nazlı Ilıcak FET֒cüdür; bütün FET֒cüler haindir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Mahmut Toğrul’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Toğrul.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine partim Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu ve Genel Kurulun sevgili emekçilerini saygıyla selamlıyorum.

Ekolojik krizin deniz ekosistemi üzerindeki yıkıcı etkisi artık telafi edilemez noktalara ulaşmıştır. Dünyanın denizleri ve okyanusları plastik atıkların istilası altındadır. Yaşamın ve varlığımızın kaynağı olan suyun kirleniyor olması, aslında bizzat kendimizin de kirleniyor olması anlamına gelir. Deniz canlıları da ekosistemdeki kirlenme ve bozulmayla birlikte tükeniyor, oysa denizlerden elde edilen canlılarla insanlara her yıl 90 milyon ton gıda üretiliyor. Bu, balıkçılıkla geçinen 1 milyar insanın da bildiği yaşam biçiminin yavaş yavaş yok olması anlamına geliyor.

Teklif, tam olarak ülkenin şu andaki rejimine uygun bir şekilde hazırlanmış; su ürünleri alanındaki tüm yetkiler kooperatiflerin elinden alınarak Tarım ve Orman Bakanlığına devredilmiş. Devleti tek kişiyle yönetme aklınızın yansıması, su ürünleri alanında hazırlanan kanuna kadar sirayet etmiş. Kanun kapsamına giren alanlarda yetkilendirilmiş olan tek bir uzman kişi yoktur. Bu kanun teklifinin oluşturulmasında, diğer birçok kanun teklifinde olduğu gibi, muhatap kurum ve kişilerden yeterli görüş alınmadığı ve katkı istenmediği açıktır. Ekolojik krizin olumsuz etkisi ve endüstriyel balıkçılığın baskısı altındaki denizlerimizin ve balıkçılığımızın kurtuluş reçetesi, küçük ölçekli ve kooperatiflerde örgütlenmiş balıkçılığın desteklenmesidir.

Nehirler, deniz ekosistemi açısından besin yoğunlukları yüksek kaynaklardır. Denizleri besleyici rolü olan nehirlerin, derelerin üzerine HES yapıldığında deniz canlıları besinsiz kalmaktadır. Bu durum, deniz ekosistemini altüst etmektedir.

Balık avcılığındaki kabahat ve suçlarla ilgili denetlemelerde üniversitelerin su ürünleri fakültelerinden mezun olmuş yetkin, eğitimli personel kanunda dikkate alınmamaktadır. Hâlbuki meslek grubu belirtilmiş olsa, su ürünleri fakültelerinden mezun olan kişiler açıktan yetkilendirilmiş olsa en azından bu alandan mezun olmuş kişilere istihdam imkânı yaratılmış olur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öte yandan, cumhuriyetin 96’ncı kuruluş yıl dönümünde Cizre’ye kayyum atanması, şimdiye kadar 4,5 milyona yakın insanın iradesinin yok sayılarak 21 belediyenin gasbı ve birçok belediye eş başkanımızın tutuklanması cumhuriyeti demokratikleştirmenin zaruretini ortaya koymaktadır. Cizre Belediye Başkanının hem de Cumhuriyet Bayramı’nda görevden alınması bize şunu gösteriyor ki cumhuriyetin en kısa tanımı “Halkın kendi kendini yönetmesi.” değilmiş; AKP iktidarı bu tanımı değiştirmiş, cumhuriyetin en kısa tanımı “Erdoğan iktidarında halkı kayyumların yönetmesi.” olmuş.

Kayyum politikanızla halka yönelik tecrit uyguluyorsunuz. İktidarınıza destek verenleri millet iradesi olarak görüyorsunuz ama politikalarınıza karşı çıkanları, itiraz edenleri, eleştirenleri düşman ilan ediyorsunuz. Kayyum atamalarında insan haklarına yönelik bir darbe gerçekleştiriyorsunuz, kayyum politikanızla seçme ve seçilme hakkını yok ediyorsunuz. Utanmasanız “Bundan sonra bizim kazanmadığımız yerlerde seçim yapılmayacaktır.” diyeceksiniz.

Neden kayyum atıyorsunuz? Çünkü çaresizsiniz. Neden kayyum atıyorsunuz? Çünkü siyasetsiz kalmışsınız. Neden kayyum atıyorsunuz? Çünkü korkuyorsunuz. Yönetemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız ve korkuyorlar. Basın açıklamalarından korkuyorsunuz, insanların düşüncelerini ifade etmelerinden korkuyorsunuz, sosyal medyadan korkuyorsunuz. Bu korkuyla aslında bir bütün olarak ülkeyi açık bir cezaevine çevirmiş durumdasınız.

Kayyumlar korkuyor çünkü bizler HDP olarak toplumcu belediyecilik anlayışımızla, radikal demokrasi anlayışımızla halkın kaynaklarını halkla beraber yöneteceğimizi söylüyoruz. Sizler ise halkın kaynaklarını gasbeden, ranttan beslenen bir anlayışa sahipsiniz. İşte bu rantı kaybetmekten korkuyorsunuz ve bu yüzden de vesayet rejimini her yere yaymak istiyorsunuz.

Türkiye’de yönetimin adını değiştirdiniz -belki farkındasınız, belki değilsiniz- yönetimin adı artık “cumhuriyet” falan değil, yönetimin adı “kayyum” oldu. Belediyelerimize yönelik ikinci kez geliştirmiş olduğunuz kayyum uygulaması bunun açık kanıtıdır. Kadınların, gençlerin, bütün halkların ilmek ilmek dokudukları emeklerini gasbettiniz. Bugünler de geçecek; nasıl ki daha önceki kayyum uygulamanıza bu halk karşılık verdiyse, gereken cevabı verdiyse bu durumda da elbet size cevap verecektir; bu halk, iradesine sahip çıkacaktır.

Seçilmişseniz ve kayyumlara karşı sessiz kalıyorsanız bu utanç boynunuza asılmış bir belgedir. Kayyumlara karşı çıkmak en temel vatandaşlık görevidir. Bugün kayyumlara sessiz kalıyorsanız vatandaşlık hakkından feragat ediyorsunuz demektir, seçme ve seçilme hakkından feragat ediyorsunuz demektir. Hele hele sizler seçilmişlerseniz, sizler halkın temsilcileriyseniz; sizler belediye başkanı, meclis üyesi, muhtar veya milletvekiliyseniz ve bu kayyumlara sessiz kalıyorsanız bu utanç sizin boynunuza asılı kalmıştır. Kayyumlara sessiz kalmak, hangi partiden olursanız olun, aslında kendinizi inkâr etmek demektir; kendisini inkâr edenden de bu halka bir yarar gelmez. O yüzden, buradan hem Meclise hem tüm Türkiye’ye bir kez daha sesleniyorum: Gelin, bu kayyumlara son vermek için inisiyatif alalım.

Bizim belediyelerimize kayyum atıyorsunuz, kayyum atayamadığınız ve sizin yönetiminizde olmayan yerlerde ise yetkileri törpüleyerek üstü kapalı bir kayyum politikası uyguluyorsunuz. Bunun en iyi örneği, boğazların yönetiminin İstanbul Büyükşehir Belediyesinden alınıp Cumhurbaşkanına verilmek istenmesidir ve aynı şekilde, büyükşehir belediyelerindeki genel sekreterlerin ve genel müdürlerin de Cumhurbaşkanı tarafından atanacağını duyuyoruz.

Burada özellikle muhalefete seslenmek istiyorum: Bu politikalara hep birlikte karşı çıkmazsak bunun vebali sizler için de çok ağır olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başkaca ülkelerde “Savaşa hayır.” demek sıradan bir olaydır ve herkes tarafından desteklenir, yürüyüşler düzenlenir; günümüz Türkiyesinde artık bu mümkün değil, “Savaşa hayır.” demek suç sayılıyor. Bunu söylediğimiz zaman diyorsunuz ki: “Durum aynı değil.” Yahu, her durum birbirine benzemek zorunda değil ama sonuçta silah var ama sonuçta kurşun sıkılıyor ve insanlar ölüyor. Bakın, Irak işgali döneminde İngiltere’de 1 milyon insan sokaklara çıktı ve o dönemki başbakanlarına “Yalancı.” dedi. Daha bir başka örnek: Fransa’nın Cezayir işgali döneminde ünlü Fransız yazar Jean-Paul Sartre, Fransa’ya “işgalci” demekle kalmadı, aynı zamanda “katil Fransa” dedi ve bunun üzerine Sartre’ın cezalandırılmasını isteyen milliyetçilere o dönemin Fransa Cumhurbaşkanı de Gaulle’ün cevabı hepimiz için ibret verici olmalıdır. De Gaulle, o çevrelere “Sartre Fransa’nın vicdanıdır.” cevabını veriyor. Bizdeyse bunları söylemek, böyle bir şey söylemek mümkün değil, günümüz Türkiyesinde artık bu mümkün değil

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar. Türkiye’nin sürekli dile getirdiği bir diğer önemli şey var: Türkiye’nin güvenli bölge istemesi. Bunun nedeni basit bir sınır güvenliği tehdidi değildir; Kürtlerin geniş bir coğrafyada, kendilerine ait özerk yönetim oluşturmasına katlanılamıyor. Siyasi iktidarın temel sorunu güvenlik değil, Kürtlerin kazanımlarını yok ederek yeni Suriye’nin inşasında siyasi statü elde etmesini önlemektir. Bu amaçla, bütün enerjisini ve imkânlarını ABD ve Rusya arasında tüketmekte ve Türkiye’yi dünya kamuoyu önünde IŞİD türevi çetelere hamilik yapan bir ülke konumuna düşürmektedir. İdlib’te çetelere hamilik, Rojava’da Kürtlere düşmanlık politikası, siyasi iktidarı Suriye iç savaşının sona ermesi ve siyasal çözüm sürecinin önünün açılmasının en büyük engellerinden birine dönüştürmüştür.

Sayın Başkan, bu politika, Suriye’de mültecilerin yaşam ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır. Adına “güvenli bölge” denilen yerlerin ne kadar güvenli olduğu ortaya çıkmıştır. Demokratik Suriye Güçleri ve ABD’nin ortak operasyonuyla öldürülen IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin aylardır bu güvenli bölgede barındığının açıklanmasıyla söz konusu bölgelerin ne kadar güvenilir olduğu da ortaya çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – İktidarın mevcut politikasının Suriye iç savaşının derinleşmesine, Suriyeli mülteciler sorununun devasa boyutlara ulaşmasına, Kürt sorununun da 90’lı yılları aratacak yere sürüklenmesine, savaş ve yıkımlara neden olduğu aşikârdır.

“Son yıllarda siyasi iktidar buraya nasıl sürüklendi?” sorusunun yanıtı zor değil. Suriye politikasının ilk mimarlarından olan ve bugün kenarda oturtulan Davutoğlu ve iktidarınızın öngörüsüzlüklerinin sonucu bizi buralara kadar sürükledi.

Kürt meselesinde ortaya çıkan her çözüm önerisinin üzerine topla tüfekle gidiyorsunuz. Bırakın çözüm üretmeyi, Kürt meselesini daha da çözülemez, içinden çıkılamaz hâle getirdiniz. Daha önce sizi uyarmıştık, çözmezseniz Kürt sorunu küreselleşir demiştik; nitekim öyle de oldu. Şimdi bu küresel meselenin çözümüne siz katkı sağlamak yerine, ortaya çıkan her çözüm önerisinin üzerine topla tüfekle ve savaş çığırtkanlığıyla, ayrımcılıkla, nefretle gidiyorsunuz. Bu, böyle çözülmez. Biz diyoruz ki halklar, inançlar arasına nifak tohumları ekmeyin ve bu mutlak tecridi kaldırın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım, lütfen son bir…

BAŞKAN – Verdim, buyurun.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Tamam, teşekkür ederim.

Halkların üzerindeki tecrit kaldırılmalı, halkların düşüncelerini özgürce ifade etmesinin imkânı yaratılmalı. Müzakere, diyalog ve konuşma kültürünü oluşturmak zorundayız.

Türkiye halklarına karşı sorumluluğumuz gereği siyasi iktidarı bir kez daha uyarıyoruz: Başlattığınız savaş yıllarca sürse de dönüp dolaşacağınız yer yine demokratik siyasal çözüm olacaktır, olmak zorundadır. Yol yakınken başta Kürtler olmak üzere Türkiye halklarına ağır bedeller ödeten savaştan, şiddetten, halklar arası düşmanlığı körükleyen politikalardan vazgeçin. Washington’da, Moskova’da çözüm üretmenize gerek yok. Çözümün adresi bir adım ötenizdedir; İmralı’dadır, seçilmişlerdedir, belediye eş başkanlarındadır, milletvekillerindedir, Kürt halkının siyasi iradesini yansıtan siyasi partilerdedir. Aksi yaklaşımların tamamı çözümsüzlüktür, çıkmazdır ve bir bütün olarak ülkeye kurulmuş karanlık bir tuzaktan başka bir şey değildir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Edirne Milletvekilimiz Sayın Okan Gaytancıoğlu’na aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Gaytancıoğlu.

CHP GRUBU ADINA OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanunu’yla ilgili teklifin ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Önce bir anma yapmak istiyorum, kısa bir yazı okuyacağım: “Maden ocağına bir kere inmek... Yerin yüzlerce metre altında, denizin sularından, günden ve geceden derinde, karanlık, ıslak, soğuk dehlizlerde uzun uzun yürümek... Hayatta bir kez, bir kömür işçisinin yer altı yaşantısını yaşamak da değil, sadece görmek…

İnsanın sobasında yanan kömürle birlikte içinin yandığını hissediyorsan ortanın solunda bir insansın.” Siz hissetmiyor olabilirsiniz çünkü yasa sizin yasanız, bir elin parmakları kadarsınız, yoksunuz.

Evet, böyle bir giriş yaptım. 3’üncü Genel Başkanımız, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlarından Sayın Bülent Ecevit’in 13’üncü ölüm yıl dönümü. Saygıyla anıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Su Ürünleri Yasası’na devam ediyoruz. Evet, geçen hafta da söyledik, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yasayı doğru buluyoruz, olumlu buluyoruz; cezalar artırılıyor, iyi, güzel ama eksikleri olduğunu söylüyoruz. Niye söylüyoruz? “Yeterince tartışmadık.” diyoruz. Bilim adamları doğru dürüst tartışmadı, bu işle muhatap olan kooperatifler, birlikler devre dışı bırakıldı. Yasanın önceki hâli –ki elli yıl önce yazıldığını söylüyoruz- daha demokratikti. Neden? İçinde birlikler vardı, kooperatifler vardı, üretimde birliklere, kooperatiflere öncelik tanınıyordu; karada veya deniz ya da iç sularda av ve üretim sahalarının belirlenmesinde, korunmasında, işletilmesinde kooperatiflere, birliklere öncelik tanınıyordu. Şimdi ise bu, sadece avcılıkla sınırlandırıldı. Yani siz sadece diyorsunuz ki: “Şirketler bu işi yapsın.” Yani yetiştiricilik konusunda aslan payı kime verilmiş? Şirketlere verilmiş. Tabii “şirketler” deyince bizim aklımıza ne geliyor? Yandaş şirketler geliyor. AKP Konfüçyüs’ün sözünü bile -bana göre- kendine göre değiştirdi. Konfüçyüs ne demişti, sözü neydi? Su ürünleri yasasıyla ilgili olduğu için söylüyorum: “Bana balık verme, balık tutmasını öğret." demişti. AKP ne diyor? “Yandaşlarıma hem balık ver hem de sadece balıkları onlar tutsun." Biz böyle anlıyoruz.

HACI TURAN (Ankara) – Yanlış anlamışsınız.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Doğru anladık.

Yasa teklifi bu hâliyle geçerse kafeslerde ve havuzlarda su ürünleri üretimi yapılan ve yapılacak sahaların kiralanmasında sermaye açısından güçlü şirketler, güçlü firmalar ve holdingler korunacak yani buna neden olacak bu yasa. Hatta kiralamalar 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamında değil, Tarım Bakanlığı karar verecek yani adrese teslim ihale dönemine geçilebilir. “Geçilebilir” diyorum, “geçilecek” demiyorum; inşallah, siz bunu güzel bir şekilde denetlersiniz.

Teklifte, cezalar dışında ekosistemi koruyacak, balık popülasyonunu koruyacak, su ürünleri popülasyonunu koruyacak, bunu artıracak herhangi bir madde yok; varlığımızı artıracak, gelecek nesillere miras olarak bırakabileceğimiz bir önlem yok, bir politikanın oluşturulamadığını görüyoruz. Nereden biliyoruz? En yakın örneğini daha geçen gün yaşadım, cuma günü Edirne Keşan Saros Körfezi’nde bunu yaşadık. Şimdi, orası neresi biliyor musunuz? Doğal sit alanı. Saros Körfezi, kendi kendini temizleyebilen, yenileyebilen su akıntısına sahip; balık popülasyonu açısından, su ürünleri popülasyonu açısından çok zengin bir yer ama doğal sit alanı olmasına rağmen, oraya sıvılaştırılmış doğal gazı, yeni gaz hâline getirecek “FSRU” denilen bir liman yapılıyor. O limanın yapılması belki güzel ama 2,5 kilometre ilerisinde fay hattı var. Bilirkişiler cuma günü geldiler “Ya, burada bu kadar bitki çeşitliliği var, bu mevsimde bu yapılmazdı, bununla ilgili bir çalışma yaptınız mı?” diye soruyor bilirkişi oradaki yetkililere, yetkililer de şunu diyor: “Dosyada hepsi yazıyor.” Ya bilirkişi dosyayı görmeden nasıl keşif yapacak? Başka bir bilirkişi şunu soruyor, diyor ki: “Yahu, buraya büyük gemiler yanaşacakmış, gemiler yanaşacakmış, acaba bir deniz kazası olursa bununla ilgili bir önlem düşünüldü mü?” Şirket yetkilisi cevap veriyor: “Dosyada yazıyor, okuyun.” Yani dosyayı vermemişler ki bilirkişi heyetine.

E, deprem uzmanlarına ben sordum “Burada bir fay hattı olduğu söyleniyor, öyle mi?” diye. İTÜ Jeoloji Mühendisliği Bölümünden bir hoca gelmiş, kendisi gösteriyor “Evet, 2,5-3 kilometre ileride fay hattı var.” diyor. Şimdi, biz deprem gerçeğiyle yaşıyoruz, neden o zaman böyle büyük bir yatırımı buraya, fay hattına yapmayı düşünüyoruz? Oradaki balık popülasyonu ne olacak, su ürünleri popülasyonu ne olacak? Tekrar, gelecek nesillere bu bırakılabilecek mi? Bunlar tartışılmadan… Yani yasa teklifinde bunlar yok. Gelecek nesillere ne aktaracağız, koruyabilecek miyiz? Elli yılda bir yasa çıkartıyoruz ama bunlar yok, biz bunları görmek isterdik. Bunlar bilinmeden keşfe zorlanıyorlar.

Tabii biz sizi çok iyi tanıyoruz. Neden çok iyi tanıyoruz? Çünkü Avrupa’nın çok önem verdiği, ortak balıkçılık politikası izleyen ülkeler bütününe girmek istiyoruz ama siz maalesef onlara göre de bir yasa hazırlamıyorsunuz, her şeyi kendinize göre yapıyorsunuz. Türkiye tarımını da bu hâle getirdiniz. Süt teşvik primi var; adı üzerinde, süt üretimini teşvik etmek için veriliyor. Nedir? Türkiye’de kişi başına süt daha fazla içilsin, daha fazla üretim yapılsın diye, onun için destek veriliyor. Yerel seçimlerden önce uyanıklık yapıyorsunuz, 10 kuruştan 25 kuruşa çıkarıyorsunuz -kim kanarsa diye bu mantık- şimdi, geçen hafta tekrar 10 kuruşa çekiyorsunuz hem de mayıs ayından geçerli olmak üzere, yasayı geriye yürütüyorsunuz. Neden? Para yok. Böyle olur mu? Böyle süt üretimi nasıl artar, nasıl özendirici olur?

Toprak Mahsulleri Ofisine, istenilen ülkeden istediği kadar her ürünü ihalesiz bir şekilde ithal etme yetkisini veriyorsunuz. Arkadaşlar, biz tarım ülkesiyiz; bizim neslimiz, Türkiye dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri diye büyüdü, bütün derslerde bunlar anlatıldı ama şimdi her ürünü ithal eder konuma geldik.

2020 bütçesinde 2019’da uygulanan destekleme rakamları açıklandı. Türkiye'nin en çok kullandığı ürünler yağlı tohumlu bitkilerde bir kuruş bile artış yok. Ben merak ettim, baktım; dört yıldan beri ayçiçeğinin destekleme primi artmamış, 40 kuruş arkadaşlar ama dört seneden beri mazot kaç paradan kaç paraya geldi, gübre kaç paradan kaç paraya geldi. Demek ki siz, tamamen ithalata dayalı politikalar izliyorsunuz, her şeyde ithalata dayalı politikalar izliyorsunuz. Şimdi, benim aklıma da şu geliyor: Süt teşvik primini artırmamamızın arkasından acaba süt tozu ithalatı mı yapacaksınız? Ben bundan şüpheleniyorum, olabilir çünkü sizden her şey beklenir arkadaşlar.

Ispanak konusunda da her tarafı karıştırdınız -Temel Reis, adı üzerinde, biz bununla büyüdük- ıspanakta demir var, çok tüketmemiz lazım ama ıspanak üreticimizi de düşünmemiz lazım. Ne var bunun arkasında, bunu bir an önce açıklasınlar; yoksa hem yetiştirici hem tüketici mağdur olur. Fiyatları düşürme politikası mı var bunun arkasında? Çünkü tavukçulukta buna benzer politikalar güttünüz, dediniz ki: “Aman, tavuk yemeyin." Sonra bir baktınız, Türkiye'nin en önemli büyük firmaları yabancıların eline geçti. Niye? Çünkü fiyatları ciddi anlamda düştü, borsa değerleri düştü, kartellerin, başka şirketlerin eline geçti yani vahşi kapitalizme maalesef alet oldunuz. Acaba buralarda da birtakım olaylar mı var?

Patates olayını da yine biz ortaya çıkardık. Bizim patatesler önce Suriye’ye gitti, ondan sonra aynı patatesler geri geldi. Kamyoncu bizi aradı, dedi ki: “Sayın Vekil, ya, aynı patatesleri geri getiriyoruz, bunda bir iş olmasın?” Dedim ki: “Ya, olur mu, böyle bir iş olmaması lazım.” Ama bir baktık; evet, önce dışarı sattık, sonra geri geldi. Niye? Fiyatlar yükselince birileri rant sağladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Yani bu işlere girmeyelim.

Elli yıl sonra bir yasa çıkartıyoruz, Su Ürünleri Yasası. Bakın, birkaç maddede uzlaştık, bazı konuları burada söylemek istemiyorum. Niye? Uzlaştığımız için söylemiyorum ama şu kooperatifler konusunda, birlikler konusunda artık biz de dünyayı takip edelim. Dünyada birleşenler kazanıyor. Küçük ülkeler bile kooperatifçiliğin, birliklerin önemini anladılar. Suyu bölüşüyorlar, ürünü bölüşüyorlar, önce üretiyorlar, sonra parayı da bölüşüyorlar ama şirketler gelince, şirketler hem doğayı tanımıyorlar, kirletiyorlar hem de kimseye bundan bir pay vermiyorlar, gelecek nesilleri düşünmüyorlar çünkü şirketlerde asıl amaç kârdır ama kooperatiflerde, birliklerde asıl amaç, kim bunların ortağıysa -ki çok sayıda ortakları vardır- bunların ortak çıkarlarıdır. O yüzden bu yasayı gelin, eski hâliyle, en azından kooperatifler ve birlikler bölümünü eski hâliyle kabul edelim, bunlar birlikte üretim yapsınlar diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İkinci bölümde şahıslar adına söz taleplerini karşılayacağım.

Şahıslar adına ilk söz Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Sefer Aycan’a aittir.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanunu’nun ikinci bölümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Su ürünleri insan beslenmesini çok ilgilendiren ve dolayısıyla da sağlığını etkileyen bir konudur. Bu hafta sağlıkla ilgili bir başka konu da lösemi konusudur. Bu hafta, bilindiği gibi, Lösemili Çocuklar Haftası’dır. Bunları birbiriyle ilişkilendireceğim ama öncelikle lösemili çocuklarımıza Allah’tan yardım diliyorum, ailelerine sabır diliyorum.

Evet, lösemi çocukluk döneminde en çok görülen kanserlerdendir, bir kan kanseridir lösemi ve ciddi bir hastalıktır. Maalesef, Türkiye’de sık görülen bir hastalıktır ve çocukların sağlığını direkt ilgilendiren bir konudur fakat lösemi tedavi edilebilen bir hastalıktır aynı zamanda. Bugünkü bilgilerimizle lösemiyi çok iyi bir şekilde tedavi edebiliyoruz, tedavide bir sorunumuz yoktur. Tedavide, sağlık hizmetleri açısından, hekimlerimiz, hemşirelerimiz ve ekip bunu başarıyla tedavi etmektedir. Tabii, uzun süreli bir hastalık olduğu için de tedavi sırasında desteğe ihtiyaç vardır. Ailelerin ve çocukların psikolojisi çok önemlidir. Bu dönemde yapılacak destek çok önemli bir katkı sağlayacaktır.

Dediğim gibi, tedavide sorun yoktur. Esas sorun, bence hastalığın oluşmasını önlemektir. Yoksa elbette tedavi ediyoruz ama hiç kimse lösemi olmasın diye uğraşmamız lazım çünkü çok ciddi bir hastalık, ölümcül olabilen bir hastalıktır ama löseminin nedenlerine bakmak lazım yoksa tedavi üzerindeki rantın, tedavi üzerindeki işletmenin bir faydası yok. Birçok insanımızın lösemi olmasına fırsat vermememiz lazım. Bu, teorik olarak mümkün.

Nasıl yapabiliriz? Lösemi nasıl bir hastalık, ona bakmak lazım. Burada eksiklerimiz var çünkü lösemi hâlâ çok ciddi bir şekilde oluşmaktadır. Bu da direkt çevre sağlığıyla ilişkili bir konudur. Lösemi genetik geçişli bir hastalıktır ama daha önemlisi, çevre kirliliğiyle ilişkili bir hastalıktır; radyasyonla, petrokimya ürünleriyle, benzenle alakalı bir hastalıktır; sigara tüketimiyle alakalı bir hastalıktır. Onun için, önemli olan, löseminin oluşmasını önlemektir. Bu konuda Türkiye çok başarılı değil. Maalesef, lösemi sıklıkla görülmeye devam etmektedir. Önleme konusunda Türkiye’de ciddi bir yetersizlik vardır. Tedavi konusunda sorunumuz yok, bugün hastanelerde lösemiyi çok iyi tedavi ediyoruz ama önemli olan, lösemiyi önlemek. Bu konuda ciddi bir eksikliğimiz, organizasyon yetersizliğimiz vardır.

İşte, konuşulduğu gibi, su ürünleri de aslında sağlığı etkileyen ürünlerdir. Bugün çevresel kirlilik, özellikle plastik atıklar denizlerde mikroatıklara dönüşmektedir, mikrokirliliğe sebep olmaktadır. Bu kirlilik maalesef deniz ürünlerinin içerisinde yer almaktadır. Bu yenildiği takdirde insana da geçmektedir ve geçen bu mikroürünlerin insan sağlığı üzerinde ne gibi etkiler yaptığı çok iyi bilinmemektedir. Kullanılan hormonların, kullanılan ilaçların, kimyasalların ne gibi etkileri olduğunu çok iyi bilmiyoruz. Onun için, bu konuda ciddi bir başarısızlık, Türkiye’de sağlık hizmetlerinde ciddi bir eksiklik var. Sadece lösemi oluşmasında değil, tüm hastalıkların oluşmasında genel bir başarısızlığımız, genel bir yetersizliğimiz var. Bu da halk sağlığı hizmetlerine, koruyucu hizmetlere önem vermediğimizden kaynaklanan bir durumdur. Löseminin önlenmesinde primer korunma yanında “ikincil korunma” dediğimiz erken tanı konusuna da önem vermek lazım, fırsatları değerlendirmek lazım. Çocukta görülen kanamalar bir lösemi belirtisi olabilir. Ateş değişikliklerini, kan tablosundaki değişiklikleri de ciddi bir şekilde takip etmek ve bunları da erken tanı için bir fırsata dönüştürmek lazımdır. Bu yapılırsa lösemi görülmesini azaltabiliriz, o zaman daha sağlıklı bir Türkiye gerçeği de oluşmuş olacaktır. Onun için herkese lösemisiz, sağlıklı günler diliyorum.

Sayın Başkan, müsaadenizle bir konuya daha değinmek istiyorum. Bugün, rahmetli Bülent Ecevit’in ölüm yıl dönümüdür. Ben de Sayın Bülent Ecevit’le 57’nci Hükûmet döneminde beraber çalışmış bir kişiyim. Hükûmetin son günlerinde Sağlık Bakanlığı Müsteşarıydım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

SEFER AYCAN (Devamla) – Tabii, o, hastanedeyken ziyaretine gitmiş ve tedavisiyle de yakından ilgilenmiştim. O zamanki partisinin bir kısım milletvekillerinin bile haksızlık yaptığı, ihanet ettiği, partisine zarar verdiği ve Bülent Ecevit’i yalnız bıraktığı günleri hatırlıyorum. Sayın Genel Başkanımız çok nezaket göstererek sabırla koalisyonu yürütürken, tüm emperyalist güçlerin özellikle 57’nci Hükûmeti bölmeye çalıştığını, yıkmaya çalıştığını, Ecevitsiz ve Devlet Bahçeli olmayan bir hükûmet kurma modeliyle olaya yaklaştıklarını ve kumpas yaptıklarını da biliyoruz. Ama beni o gün en çok üzen, Sayın Ecevit’i hastanede yalnız bırakan kendi partisinin bir kısım milletvekillerini de buradan kötü anarak geçmek istiyorum. O, hastanede tek başına, Rahşan Hanım’la, mücadele ederken de yalnız kalmıştı. Allah rahmet eylesin.

Türkiye’de emperyalist güçlere karşı ciddi bir mücadele veren bir Başbakan olarak hatırlanacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın hatibin konuşmasının hem lösemiyle ilgili kısmından çok faydalandık hem son değerlendirmelerini de büyük bir memnuniyetle takip ettik. Cumhuriyet Halk Partisinin 3’üncü Genel Başkanı Sayın Bülent Ecevit’le ilgili söylediği değerlendirmelere çok teşekkür ediyoruz.

Tabii, Bülent Ecevit olmaksızın ve Sayın Bahçeli olmaksızın bir hükûmet tasavvur eden emperyalistlerin çabalarından bahsetti. O çabaların bir ölçüde o koalisyonu daha sonra bozduğunu ve ardından bu iki liderin de bulunmadığı bir Meclis kompozisyonu ve onların görev almadığı bir hükûmetin olduğunu ve o hükûmetin 2’nci Başbakanının da kendisini Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanı olarak nitelendirdiğini de kayıtlara geçirmek isterim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Söz sırası, Ankara Milletvekilimiz Sayın Ayhan Altıntaş’a aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Altıntaş.

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, su ürünlerinden bahsederken çok başarısız olduğumuz bir alandan söz ediyoruz. En temiz sularımızın aktığı Karadeniz derelerini, ekosistemini ve doğasını nehir tipi elektrik santralleri kurarak tahrip ettik; dere yataklarını değiştirerek, su debisini düşürerek lokal türler açısından fakirleştirdik. Trakya’nın Enez, İç Anadolu’nun Sakarya ve Kızılırmak’ını ve daha birçok akarsuyu sanayi atıklarıyla doldurduk. Pek çok defa balıkların ölümlerini televizyonlardan izledik. Hepimiz biliyoruz ki özellikle son yıllarda güzel ülkemizin bağlarını, bostanlarını, yaylalarını betonla doldurduk, şehirlerini yağmaladık, göllerini kuruttuk, meralarını, ormanlarını peşkeş çektik. Karadeniz’in muhteşem derelerini tahrip ettik, oradaki canlıları, ağaçları katlettik. Yer altı sularının hoyratça kullanımı sonucu sular derinlere indi, Konya Ovası’nda obruklar oluştu. Aşırı bilinçsiz avcılıkla gölleri fakirleştirdik. Göl ekosistemi içerisine farklı türler bırakarak mevcut türleri yok ettik, biyolojik dengeyi bozduk. Eğirdir Gölü buna bir örnek olup göle getirilen gümüş balığı, tatlı su kolyozu gibi türler sonucu doğal kerevit popülasyonu azalmaktadır. “Gölden faydalansın.” diye onay verdiğimiz kullanıcılar bilgisizce kısa vadeli rant ve kâr kaygısıyla hareket ederek göllerdeki biyolojik canlılığı ve su ürünlerini yok etti.

Denizlerimize gelecek olursak kıyılarımızdaki balık zenginliği yıldan yıla azalmaktadır. Balık mevsimine girdik, kilosu 20 liranın altında balık yok, balıkçılar ise gelir elde edemediklerinden yakınıyorlar. Yeterli denetim yapılamadığı için yavru balıkları avladık. Misina ağların denizde yırtılıp kalmasıyla balıklar zarar gördü. Trolle balık avlayarak balıkların yuvalarını bozduk. Aşırı ve bilinçsiz avcılık, çevresel olumsuz etkenler sebebiyle doğal balık kaynakları hızla azalmaya başladı, hatta bazı türler nesli tükenme tehlikesi altına girmeye başlamıştır. Kısacası, denizlerimiz su ürünleri açısından fakirleşti.

Diğer bir önemli ancak kanunda bulunmayan husus ise çevre konusudur. Örneğin, avlanmada biyoçeşitliliği koruma adına derinlik sınırında da düzenleme yapılması gerekirdi. Bu da hem balıkların üremesi açısından çok önemli olan derinliklerde av yapılmaması hem de deniz canlıları için hayati önem taşıyan deniz çayırlarının ve diğer üreme alanlarının korunması anlamına geliyor. 40 metre yasağı işte bu çayırları koruma amacıyla konulmuş bir sınır. Bu çayırların üzerine ağ atmak, sadece oradaki balığı değil, balığın geleceğini de yok etmektir. Bizde bu sınır ne yazık ki 24 metredir. Bu konunun da ayrıca ve açıkça düzenleme konusu yapılması gerekirdi.

Bütün bu mülahazalar dikkate alındığında böyle bir yasaya ihtiyaç olduğu açıktır ancak yasa maddeleri sürdürülebilir su ürünleri üretimine yönelik başarı sağlayabilecek midir sorusu hemen akla gelmektedir. Bu nedenle teklife muhalefet etmekteyim.

Türk tarımı her geçen gün kan kaybetmektedir. Çiftçinin borcu sürekli artmaktadır. Girdi maliyetlerinde dolar ve avronun etkisi oldukça yüksektir çünkü tarım sektörümüz ithalata bağımlıdır. Örneğin hayvancılık; hayvan ithalatını belirtmeme gerek yok sanırım. İthal edilen hayvanları da ülkemizdekileri de beslememiz gerekiyor. Hayvan üretiminde girdi maliyetlerinin başında yem gelmektedir. Süt sığırcılığının yüzde 60’ını, besi sığırcılığının da yüzde 40’ını yem girdileri oluşturmaktadır. Kullandığımız yem ham maddesinin yaklaşık yüzde 50’sini ithal ediyoruz. Meralarımız da gittikçe küçülüyor. Bu küçülme çiftçiyi dolar ve avroya daha bağımlı hâle getiriyor. Meralar 1980’lerde 20 milyon hektardan bugün 14 milyon hektarlara kadar düşmüştür. Bu düşüşün altında mera alanlarının imara açılması ve tarım faaliyetlerinin dışında bilinçsiz ve kontrolsüz kullanılması da yatmaktadır.

Sonuç olarak, tarım konusunda acil ve ciddi tedbirler almak lazım diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemine başlayacağız. Bu sürenin yarısını sayın milletvekillerimiz, yarısını da Sayın Komisyon kullanacak. Komisyonumuz, kendi görev alanına girmeyen konuları daha sonra yazılı olarak da bildirebilir. Arkadaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılayalım.

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ekonomimiz can çekişmekte, son yılların en yüksek işsizlik rakamlarıyla karşı karşıyayız. Türkiye ekonomisi üretemiyor, ithalata bağımlı hâlde, sıkıntı içinde yerinde sayıyor. Üretebilen ve ticaret yapan en önemli sektörlerden biri olan esnaf ve sanatkârlarımız siftah yapamıyor, BAĞ-KUR borçlarını, primlerini, vergilerini ödeyemiyor. Önümüzdeki günlerde yeni bir vergi yasasının geleceği, vergilerin artacağı konuşuluyor. İşçinin, çiftçinin, esnafın, emeklinin, dar gelirlinin gelirlerini, yaşam standartlarını yükseltmeden yeni vergilerin alınması son derece yanlış olacaktır.

Borcunu ödeyemeyen, kısmen ödeyen, yapılandırması bozulan yurttaşlarımız için yeni bir borç yapılandırması planlıyor musunuz? Çiftçilerimiz çok borçlu. Bugünlerde çıkarılan yapılandırmalarda çiftçi borç ve faizleri hiç yapılandırılmadı. Çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılması konusunda bir çalışmanız var mı?

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

2020 yılı Cumhurbaşkanlığı Programı’nda, Alpu Ovası’nda 60 bin metre sondaj yapılacağı yönünde bir planlamadan bahsedilmekte. Eskişehir’de gerek Alpu’daki çiftçilerimiz, kadınlarımız gerek Eskişehir’deki sivil toplum örgütlerimiz, meslek odalarımız yani Eskişehir’in yaklaşık 1 milyon yaşayan insanı, bu zehir santraline, Alpu’da bir termik santral yapılmasına karşı olmasına rağmen, hâlâ programa alınmasını anlamamaktayız ve buna şiddetle karşı çıkmaktayız.

Seçim öncesinde gelip “Alpu Ovası’nı korumalıyız.” diyenlerin, haziran ayında 7 kez iptal edilen bu ihaleye karşı çıkanların şimdi tekrar bunu programa alıyor olması kabul edilemez. Eskişehir’in havasını, suyunu, toprağını korumak hepimizin görevidir, sonuna kadar da koruyacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şahin…

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İşsizlik ödeneği için 2 milyona yakın vatandaşımız başvuruda bulundu. 2018 yılında 841.847 kişiye toplam 4.8 milyar lira ödeme yapıldı. Oysa İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken para yaklaşık 130 milyar liraya ulaşmış durumda. Bu kaynağın çok az bir bölümü işsizler için harcandı. Ayrıca milyonlarca işsize karşın, İŞKUR verilerine göre 2019 yılında sadece 640 bin kişi işsizlik maaşından yararlanabildi yani İşsizlik Sigortası Fonu da işsizin derdine derman olamadı. İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken para işsizler için harcanmadıysa nereye harcanmıştır? Hükûmetin her alanda görülen bu plansızlığına ve bütçeyi amaç dışı kullanım politikalarına son verilmesini talep ediyor, bütçede ayrılan, devletin işçiye, çiftçiye, emekliye olan borcunun vadedildiği gibi ödenmesini bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tığlı…

NECATİ TIĞLI (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP’nin her konuda 2023 hedefi üzerine söylem inşa etmesi malumunuzdur. Atanamayan öğretmen sayımız önümüzdeki öğretim yılında 500 bini, dilinizden düşürmediğiniz 2023’te ise 1 milyonu geçecektir. Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip ve en fazla eğitimciye ihtiyacı olan ülkemizde öğretmen açığımız yüz binleri bulmuştur. Atama bekleyen engelli öğretmen mi dersiniz, güvencesiz, sözleşmeli, ücretli çalıştırılan öğretmen mi dersiniz, hepsi çözüm bekliyor.

Bir taraftan da işsizken Kredi ve Yurtlar Kurumuna borcunu ödemeyen mezunları da icralık ediyorsunuz. Çözüm için öğrenim ve kredi borçlarını neden yapılandırmıyorsunuz? Neden af çıkarmıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Şimşek? Yok.

Sayın Erbay…

BURAK ERBAY (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Turizm sektörü ülkemiz açısından en önemli gelir ve istihdam kaynaklarından biridir. Ancak turizm sektörümüz AKP iktidarı tarafından üst üste getirilen turizm payı ve konaklama vergileriyle zor duruma düşmektedir. Son üç ay içerisinde ciro üzerinden binde 7,5 pay alınmaya başlanmıştır. Şimdi de Komisyonda kabul edilen yeni yasa teklifiyle konaklama vergisi getirilmek istenmektedir. Turizm sektörümüzün 2012 yılı gelir ve satış rakamlarını henüz yakalayamadığı bir dönemde yeni vergilerle sektörün üzerine bu kadar yüklenilmesi turizmcimizi çıkmaza sürüklemektedir. Ülkemiz için hayati öneme sahip bu sektörü büyük zorlukların içine sürükleyecek bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir. Aksi hâlde, yeni toparlanmaya başlayan sektörün ülke ekonomisine ve istihdamına sağladığı katkıların azalacağı belirtilmektedir. Turizm temsilcilerinin beklentisi sektöre…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

Sayın Kaboğlu…

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Bülent Ecevit’in “Pülümür’ün Yaşsız Kadını” şiirinden:

“Pülümür’ün bir dağ köyünde gördüm onu

Yaşını sordum bir giz gibi güldü

Kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz

Yüzüne baktım bir giz gibi güldü

 

Bir Hititliydi o bir Selçuklu’ydu

Bir Ermeni’ydi bir Kürt’tü

Bir Türk

 

Yaşını sordum bir giz gibi güldü

Koluma girdi bir soylu kadınca

Tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini

Beni tek gözlü sarayına götürdü

Köy yapısı kulübesinin

 

Zamanı onda yitirdim ben

Yitik zamanlara onda eriştim

En soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında

Bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim

Bülent Ecevit”

(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bazı pozisyonlar için açtığı sınavlara dair soru işaretleri ve yurttaşları mağdur eden uygulamalar var. Çok sayıda insan sınav sonuçlarının açıklanmasını beklemektedir. Bu süreler makul zamanı çok fazla aşmıştır ve bu durumun nedenine dair tatmin edici bir açıklama da yapılmıyor. İş müfettişi yardımcılığı sınavı sonucu yaklaşık on dokuz aydır açıklanmadı. SGK müfettiş yardımcılığı sınavı sonuçları on dört aydır, İŞKUR istihdam uzman yardımcılığı mülakatı yedi aydır, sözleşmeli avukat alımı sınavı sonuçları ise beş aydır açıklanmıyor. Yeni hükûmet sisteminde her şeyin hızlı şekilde yapılacağı iddia edilmişti ancak yine görüyoruz ki gerçekler çok farklı. Sonuç bekleyenlerin mağduriyetlerinin ve soru işaretlerinin ortadan kalkması için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, sonuçların neden bekletildiği ve sürenin neden bu kadar uzadığı konusunda açıklama yapmasını bekliyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Barış Pınarı Harekâtı kapsamında Suriye’nin Resulayn bölgesinde EYP araması sırasında 4/11/2019 günü meydana gelen patlama sonucu kahraman hemşehrimiz İstihkâm Uzman Çavuş Suat Topçu’yu bugün Kadirli’deki cenaze namazının ardından ebedî istirahatgâhına uğurladık. Şehidimize ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailesine ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına başsağlığı diliyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Enflasyon düştü diyoruz ama gecikme faizlerine yüzde 22 faiz uyguluyoruz. Yine, Ziraat Bankası, konut ve araç kredilerinde, taşıt kredilerinde faizleri aşağı çekmiş olmasına rağmen, tarımsal kredilerde, sübvanseli kredilerde hâlâ yüzde 16 uygulamaya devam etmektedir. Tarım Bakanlığı ne zaman uykudan uyanacaktır?

Yine, bakınız, engelli vatandaşlarımızın atamaları için gün sayıyoruz. Engelliler KPSS yapıldı ama hâlâ daha atama yok.

Yine, bakınız, Tarım Kredilerin iştiraki olan TARKİM, Genel Müdürün arkadaşına yüzde 25-30 daha az fiyatla ilaç satarken Tarım Kredinin kendi insanları olan, kendi ortakları olan çiftçilere ise yüzde 25-30 daha pahalı ilaç satmaktadır. Bu konuda Bakanlık herhâlde uykudan uyanır diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Komisyonumuzun Başkanı, buyurun.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Söz alan sayın milletvekillerinin konuşmalarını dinlediğimiz zaman genellikle su ürünleriyle alakalı çok ciddi bir sıkıntı olmadığını sevinerek biz de buradan müşahede etmiş olduk fakat Sayın Gaytancıoğlu’nun bir sorusu vardı, buna cevap vermek isterim, çiftçi borçlarının ertelenmesiyle alakalı.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere, afetler sebebiyle çiftçi borçlarının ertelenmesi için kararname Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanmakta ve Cumhurbaşkanımızın kararıyla yürürlüğe girmektedir. Türkiye genelinde meydana gelen afetlerle ilgili veriler Hazine ve Maliye Bakanlığına bildirilerek 6 Eylül 2019’da, Hazine ve Maliye Bakanlığına, afetlerin durumu ve afetlerden etkilenen çiftçilerimizin borçlarının ertelenmesi konusunda Tarım Bakanlığının uygun görüşüyle talepte bulunulmuştur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Google’da yazıldığı gibi de olmuyor ki Sayın Başkan.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Maalesef yapmıyorsunuz, yapmıyorsunuz. Dazkırı’nın Kızılören ve Darıcılar köylerine bahsedilen erteleme olmadı.

BAŞKAN – Bir dinleyelim arkadaşlar, cevapları bir dinleyelim.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Dinleyelim lütfen.

BAŞKAN – Devam edin Sayın Kılıç.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Yine, kanun teklifi görüşülürken Hüseyin Yıldız Bey’in -CHP Milletvekili- bir iddiası vardı; Suriye’den kalitesiz zeytinyağı ithal edildiği ve özellikle bunun da IŞİD mensubu kişilerden alındığı, paralarının bunlara ödendiği ve bu zeytinyağının da bizim çok kaliteli zeytinyağımıza katılarak ihracat yapıldığı ve bu ihracattan da birçok ürünün geriye döndüğüyle alakalı iddiası vardı. Arkadaşlar, tamamen asılsız, hiçbir kısmı doğru olmayan bir iddia bu. Evet, doğru, biz oradan zeytinyağı ihracatı yapmaktayız fakat oradaki 300 değişik üreticiden tek tek alınıyor ve PTT’den bizzat kendi hesaplarına aktarılmak suretiyle yapılan ve oldukça kaliteli, Dünya Zeytinyağı Konseyinin kriterlerine uygun olarak alınan zeytinyağları bunlar. Aynı zamanda, ihracattan da bugüne kadar 1 litre zeytinyağı geriye dönmemiştir, özellikle bunu çok net olarak ifade etmek isterim.

Yine, Hüseyin Yıldız Bey’in bir iddiası vardı, diyordu ki balıkçı barınaklarının yat sahiplerine peşkeş çekilmesiyle alakalı, şu andaki teklif üzerinde çalıştığımız maddeler içerisinde buna gelecek hazırlayan bir durum var diyordu. Oysa maddeyi iyi okuduğunuz zaman tamamen bunun aksine bir durum için gayret sarf ediyoruz. Şu anda hâlihazırda balıkçı barınaklarına şöyle ya da böyle sebeplerden, özellikle az kullanılan balıkçı barınaklarına birtakım yatların, daha pahalı araçların çekildiğiyle alakalı iddialar var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hüseyin Yıldız burada yok ki Başkan, şimdi böyle bir soru yok. Sayın Başkan, Hüseyin Yıldız bu soruyu sormadı, burada da yok, böyle bir soru da sorulmadı.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Tanal, hep sizi dinleyecek değiliz, siz de konuşulduğu zaman lütfen bizi dinleyin.

BAŞKAN – Sayın Kılıç, siz Genel Kurula hitap edin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Tabii dinleyeceksiniz, yanlış bilgi veriyorsunuz.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Bu da bir soruydu, cevaplıyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hüseyin Yıldız burada yok ki böyle bir soru bugün sormadı ki size.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen, Sayın Kılıç bilgi veriyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Hüseyin Yıldız bugün burada yok ve böyle bir soru da sormadı, geçen hafta sordu.

BAŞKAN – Sayın Komisyon kendisine gelen soruların içerisinden cevaplandırıyor.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Bana, bize gelen soruları fırsat buldukça değerlendirip anlatıyoruz. Bundan mutlu olmanız lazım Sayın Tanal. Cevaplamasak kızacaksınız, cevapladığımız zaman da bağırmayın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdiki soruya cevap verin. Siz zaman harcıyor, şimdiki soruya cevap vermiyorsunuz ki.

BAŞKAN – Sayın Kılıç, devam edin siz.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Bu balıkçı barınaklarının özellikle balıkçılık yapan insanlar tarafından kullanılmasına zemin hazırlamak için madde konuldu burada ve yatların ve benzeri araçların, vasıtaların buraya çekilmesinin önüne geçilmek için konuldu ve şöyle bir ilavesi var: Bu tür olumsuz ve amacının dışında kullanmak isteyenlere, yöneticilere, kiralanan bu kooperatifin yöneticilerine ilave cezalar getiriliyor. Daha önce olmayan bir şeyi getiriyor.

Bir de sayın milletvekilleri, genel olarak, milletvekilleri, gene gerek bu sorular sırasında gerekse genelini değerlendirirken bu Su Ürünleri Kanunu’nun su ürünleri servetimizi muhafazaya yönelik maddeler içermediğini ifade ettiler. Ama takdir edersiniz ki sabah da gıda ihlallerinin araştırılmasıyla alakalı, İYİ PARTİ’nin bir grup önerisi vardı. Haklı olarak orada da önlenebilmesi için cezaların arttırılması, denetimlerin arttırılması, uygulamanın iyi yapılmasıyla alakalı talepler vardı, çok haklı…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ama kabul etmediniz.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Çok haklı ama biz, o…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Haklıyız ama kabul etmediniz. Tenakuz var yani.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Ama iyi yapıldığını anlattık. Burada da kanunun ruhunun, şu anda 1380 sayılı Kanun’da yapmak istediğimiz değişikliklerin ruhunun, hem bizim hem dünyanın ortak serveti olan su ürünleri varlığımızı korumak ve yeni nesillere aktarmak olduğunu ifade ediyorum.

Daha ilerleyen safhalarda başka sorular olursa Sayın Başkanım, cevaplamaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye değerli arkadaşlar. Soru-cevap işleminde kalan süremiz var.

Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, belediyelerde çalışan yaklaşık 20 binin üzerinde 4/B’li sözleşmeli personel kadro beklemektedir. Bu personellerin geleceği, 31 Aralık tarihine kadar belediye başkanlarının ağzından çıkacak olan tek bir kelimeye bağlıdır. En son 2013 yılında, belediyelerde çalışan binlerce personel kadroya alınmıştır yalnız 2013 yılından bu tarafa sözleşmeli yapılan personelin hiçbirinin kadro hakkı yoktur ve 31 Aralık tarihine kadar da bu sözleşmeler yenilenmezse 20 binin üzerinde insan işsiz kalacaktır.

Mesleğine ve sınıfına bakılmaksızın bütün kamu kurumlarındaki sözleşmeli personelin kadroya alınmasını, bununla ilgili bir kanun teklifi verilmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, soru-cevap işlemi bitmiştir.

Ben daha sonra değerlendiririm arkadaşlar yani merak etmeyin. 60’a göre söz talepleri şeklinde karşılar, arkadaşlarımızın taleplerini alırım.

Buyurun Sayın Özel.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

60.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, görüşülen tekliflerle ilgili soruların muhatabı olan bakanların Genel Kurul salonunda bulunmaması nedeniyle sıkıntı yaşandığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tabii, çarpık bir işle uğraşıyoruz. Rejime kasteden Anayasa değişikliği ve ona uyumlaştırılmaya çalışılan İç Tüzük, devletin işini görecek milletin bakanlarını buradan söküp attığından beri soru-cevap meselesi son derece işlevsiz ve son derece sıkıntılı. Bazen sorulan sorunun muhatabı burada olmadığı için sıkıntıya düşüyoruz, bazen sorunun muhatabının cevap vermesinden dolayı ama sistemsel bir sıkıntı var.

Şu anda Sayın Tarım Komisyonu Başkanı kendisine sorulan soruların bir kısmını cevaplandırmaya maalesef –orada ben de olsam fark etmez- ehil değil. O da zamanı tüketmek için geçen hafta Komisyonda kendisine Hüseyin Yıldız’ın söylediği bir şeyi söylüyor. Hüseyin Yıldız salonda yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Meclisimizde böyle bir usul yok ama meselenin kendisi, rejime kasteden Anayasa değişikliği ve ona uyumlaştırılmış İç Tüzük’ün çarpıklığından kaynaklanıyor.

Bu arada, Sayın Komisyon Başkanı bu Afrin yağını söylüyor ama eğer kendi Komisyonunun tutanaklarına bakacak olursa, geçen hafta, Sayın Bekir Pakdemirli’nin o Komisyonda, Afrin’deki 600 tonluk yağın Türkiye’ye getirildiğini, bunun piyasayı bozduğunu, hatta ve hatta “Ne yapsaydık, bıraksaydık da terör örgütü PKK’nın eline mi kalsaydı?” dediğini ve daha sonra da Marmarabirlik’in ve bu birliğin yöneticilerinin de bu işten duyduğu rahatsızlıkları ve hem imajımızın bozulduğunu hem fiyatların bozulduğunu söyledikleri bir vakıa.

Şimdi, bu, “Böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok.” demekle yok olmuyor. Tutanak altında, Bakan söylüyor. Ha, derseniz ki “Kuvvetler ayrılığı varmış gibi yapıyoruz. Bakan öyle konuşur ama ben yasamanın bir Komisyon Başkanı olarak Bakanı yalanlıyorum.”, ona söyleyecek bir sözüm yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özel, maddelere başlayacağız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Ama tutanak altında, Bekir Pakdemirli’nin ne söylediği ortada. Biz tutanaktan okuyoruz, arkadaşların yaptığı eleştiriler de o kapsamdadır. Buna karşı, bunu burada, Genel Kurulda inkâr ediyor olmak Bakanın yaptığı itirafı değiştirmez.

Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 106) (Devam)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

11’inci madde üzerinde 1 önerge bulunmaktadır, önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 11’inci maddesiyle değiştirilen 1380 sayılı Kanun’un 36’ncı maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinin ikinci paragrafına "aydınlatma hariç,” ibaresinden sonra gelmek üzere "ağlarla” ibaresi, "avlanma amaçlı ışık kullanan” ibaresinden sonra gelmek üzere "veya bu amaca uygun ışık donanımı bulunduran” ibaresinin eklenmesini ve (p) bendinin madde metninden çıkarılmasını ve diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Cahit Özkan                                             Engin Özkoç                                        Fatma Kurtulan

                                          Denizli                                                     Sakarya                                                      Mersin

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                                                                                   Mehmet Doğan Kubat

                                           İzmir                                                                                                                        İstanbul

BAŞKAN – Evet, ortak bir önerge gördüğüm kadarıyla.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Uygun görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Önerge ile balık stokları üzerinde etkisi yok sayılabilecek olta ve kepçe gibi küçük istihsal vasıtaları ile birlikte ışık kullanarak avcılık yapanların ilgili maddede öngörülen idari yaptırıma konu olmaması amaçlanmaktadır. Ayrıca 8 inci maddedeki değişikliğe uygun düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde 3 ayrı önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin kanun teklifi metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                Meral Danış Beştaş                                      Mahmut Toğrul                                        Ali Kenanoğlu

                                            Siirt                                                      Gaziantep                                                   İstanbul

                                     Semra Güzel                                                                                                                Oya Ersoy

                                       Diyarbakır                                                                                                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Siirt Milletvekilimiz Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, 4 Kasım darbesinin yıl dönümündeyiz, 3’üncü yıl dönümü. Bu, Meclisin kendi kendine yapmış olduğu bir darbeydi. Arkadaşlarımız anlattılar ama maalesef HDP Grubu dışında hiçbir partiden bir tek milletvekili çıkıp burada “Milletvekillerinin bu şekilde muameleye tabi tutulmasını kabul etmiyoruz.” demedi. Ama gün olur devran döner, bugün bizim arkadaşlarımız rehin tutuluyor, yarın bu size de dönebilir, bunu asla unutmayın. Bin doksan yedi gündür partimizin önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş başta olmak üzere diğer milletvekili arkadaşlarımız AKP Genel Başkanının yönettiği, karar verdiği, talimatlarını bizzat takip ettiği bir süreçle hapishanede tutuluyorlar.

Niye bunu diyorum? Emin olun bu konuda bir milyon gerekçemiz var yani bunu ispatlamak için üç yıldır burada söylemediğimiz hiçbir veri kalmadı ama karşımızda cevap olarak beş cümleyi geçmeyen yanıtlarla karşı karşıyayız.

“Teaser” nedir bilirsiniz değil mi ya da “fragman” başka bir adıyla? AKP bir “teaser” partisi aslında, bir fragman partisi, bir reklam partisi çünkü bize verilen cevaplarla a Haberde ve diğer ilgili kanallarda yapılan “teaser”lardan hiçbir farkı yok, cevaplar aynı: “Terör” “Terörizm” işte “Şunu söylediler, bunu söylediler.” Ya, ciddi olun ya! Biz size veriyle geliyoruz, veriyle; Erdoğan’ın konuşmalarıyla geliyoruz.

Kaç fezleke kaç yıl içinde arttı, hangi konuşmadan sonra ne oldu, bunları şimdi size tarih tarih söyleyeceğim ve üstelik bu gizlenmiyor ki zaten, bu gizlenmiyor ki. Bu, kamuya açık bir şekilde…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ben de sana şehitleri söyleyeceğim, şehitleri!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sen bir sus önce, bir dinle! Haddini bil!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Dinliyorum ben!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar… Sayın Tamer…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Haddini bil!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sen de haddini bil!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Hadsiz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, siz Genel Kurula… Bir dakika Sayın…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – O nasıl bir üslup! Özür dilemesi lazım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şimdi, dokunulmazlıkların kaldırıldığı süreçte…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Özür dileyecek!

BAŞKAN – Lütfen, ama siz müdahale ediyorsunuz, olur mu öyle şey!

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – “Haddini bil!” ne demek?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doğrularla müdahale edince “Hadsiz!” mi diyecek!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Dokunulmazlıkların kaldırıldığı süreçten bugüne kadar… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Rica ediyorum…

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Hakaret etmek için mi çıktınız oraya hanımefendi? O ne biçim söz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tahrikçi sizsiniz, siz!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ben de sana terörü hatırlatıyorum, şehitleri hatırlatıyorum sana!

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Hakaret etmek için mi çıktınız?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz, milletvekillerini tutuklatan bir partisiniz. Siz, halk iradesine darbe yapan bir partinin milletvekillerisiniz; bunu söylemeye hakkınız yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen hatibi dinleyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şu anda bizim hapishanede rehin tutulan arkadaşlarımızın bugün yıl dönümü diyorum.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Tutuklu, tutuklu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ve şunu söylüyorum: Bir reklam partisi işte burada da böyle müdahale eder çünkü bir derinlik yok, bir cevap üretme yok, bir mantık yok.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sen terörü inkâr edersen ben her zaman müdahale ederim!

BAŞKAN – Sayın Tamer, rica ediyorum…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ederim ama!

BAŞKAN – Rica ediyorum…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sizin de etmeniz lazım aslında Başkan.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Çıkar cevabını verirsiniz ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şunu söylüyorum: AKP “Ben HDP’yi siyaseten tasfiye edeceğim.” diyor. Ve buna nereden başlayacağım diyor? “Genel Başkanlarından başlayacağım.” diyor. Bunun kararını veriyor çünkü Cumhurbaşkanlığı seçiminde rakibi olan Demirtaş’ın bugün Erdoğan’ın kararıyla hapiste tutulduğunu bütün dünya biliyor.

Bir insan hukuken kaç kere tutuklanabilir, kaç kere tahliye olabilir? 1 kere tutuklanır, 1 kere tahliye olur aynı dosyadan değil mi? Demirtaş hakkında size tahliye kararlarını söylüyorum: 20 Kasım 2018’de AİHM “Derhâl serbest bırakılmalıdır.” dedi.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – 6-7 Ekim olaylarının talimatını kim verdi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Erdoğan “İşi bitiririz.” dedi karşı hamleyle. ACM tarafından 2 Eylülde tekrar tahliye kararı verildi, hemen tekrar açıklama geldi. En son, 1 Kasım yargı paketiyle infaz tekrar durduruldu ve tahliye kararı verildi. 3’tür tahliye kararı verildi ama Demirtaş hakkında dosyada -Sayın Tanrıkulu da söyledi, ben de söyleyecektim, tekrar ediyorum- sahtecilikle, olmayan bir suçtan, tümüyle daha önce tutuklandığı bir dosyadan yeni bir sahte tutuklama kararı verdiler ve Demirtaş şu anda hapiste. Figen Yüksekdağ, milletvekilliği ilk düşürülen arkadaşlarımızdan biri. Bu “teaser”larla var ya, yıllardır, yok “Sırtımızı şuraya yasladık.” yok “Sırtımızı buraya yasladık.” diyerek propaganda yapıyorlar.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Söylemedi mi?

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Söylemediniz mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ya, siz hukukla gelin, hukukla! Hukuk yok ki elinizde.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Tehditle olmaz bunlar, tehditle!

BAŞKAN – Sayın Tamer…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Gerçekten, kanuna dair, hukuka dair, insanlığa dair, adalete dair hiçbir veri yok elinizde. Siz, partimizi tasfiye etmek için, iktidarınızı devam ettirmek için, haksızlığınızı, zulmünüzü, yoksullaştırma siyasetinizi, rant politikalarınızı devam ettirmek için HDP’ye saldırıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – İnsanlıktan bahsedecek son parti sizsiniz.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şimdi son olarak şunu söyleyeceğim…

Maalesef yetişmedi, başka bir konuşmamda anlatacağım. Burada bu “teaser”larla siyaset yapanlara bir cevap var merak edenlere; Erdoğan’ın hangi gün ne söylediğini, o günden sonra nasıl fezlekelerin arttığını göreceksiniz.

Evet, George Orwell’ın çok sevdiğim bir sözü var gerçekten “Artık yasa diye bir şey yoktu çünkü her şey yasa dışıydı.” diyor. Şu anda yasa diye bir şey yok ortada, kanun devleti bile olmanın çok gerisindeyiz, kanun yok çünkü. Kanun olsa İdris Baluken tahliye olduktan on beş gün sonra hastanede tutuklanmaz. 3 kere verilen tahliye kararına rağmen, bu ülkenin Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişi “Biz onu bırakamayız.” demez, bu kadar ileri gidemez diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Teröristlere geçit yok! Teröristlere geçit yok!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

61.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmak iyidir, konuşmanın yanında ortaya koyduğunuz fiiller de çok önemlidir. Sayın Beştaş milletvekilimize had bildirmeye kalkıyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet, o da hadsiz çünkü.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ya, siz DHKP-C sempatizanı birisiniz; siz, milletvekilimize had bildiremezsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Ya siz kimin sempatizanısınız? IŞİD’in sempatizanısınız.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Siz, bir savcıyı şehit eden örgüte teşekkür eden bir insansınız, hangi hukukçu kimliğinizle bize had bildirmeye çalışıyorsunuz? Bu milletvekilimizden özür dileyeceksiniz siz, anlatabiliyor muyum?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Özür dileyecek benden.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Teaser”lara devam, reklamlara.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Şehit Mehmet Kiraz’ı katleden DHKP-C terör örgütüne teşekkür eden birisidir. Lafa gelince “Hukukçuyum.” diye ahkâm keserler ve milletvekilimize had bildirmeye kalkar.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Utanmadan gülüyorsun bir de be!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – IŞİD’i kucağımda taşımadım, IŞİD’i, IŞİD’i.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bir bayan olarak utanmadan gülüyorsun be!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sen utan be!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bağırma!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Utan be!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Terbiyesiz ya! Yaşına başına bakıp utanmıyor!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Biraz utanma olsa, biraz utanmanız olsa kalkıp da burada siz milletvekilimize had bildiremezsiniz, kalkıp da hukuktan, haktan, adaletten konuşamazsınız.

Dolayısıyla, bir savcıyı katleden bir terör örgütüne teşekkür eden, onların kendilerini desteklediğini ifade eden bir milletvekilinin hukuk anlamında bu Parlamentoda söyleyebileceği hiçbir şey yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bir saniye arkadaşlar…

Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Açık bir sataşma var.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Söylesin “Yapmadım.” desin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sen de “Bağdadi’yi beslemedim.” desene.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, karşılıklı tartışmalar yaratmayalım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – DHKP-C sempatizanı…

BAŞKAN – Bakın, değerli milletvekilleri, kürsüde konuşan milletvekillerine her zaman diğer partilerin grup başkan vekilleri söz alıp karşı söylemlerini belirtebilirler. Hatipleri dinleyeceğiz arkadaşlar, bu işin kuralı bu.

Buyurun Sayın Beştaş.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptğı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bize “terörist” diyenlerin ağababalarıdır terörist. Bizi terörizmle suçlayanlar terörizmle iç içe yaşayan, kendi kucağından FETÖ terör örgütünü doğuran partidir. Siz bize “terörist” diyemezsiniz.

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Hadi oradan!

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teröristin ağababası sensin, ağababası sensin teröristin!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bu ülkeye terörü siz getirdiniz, siz, her türlü terörü siz getirdiniz. Şu anda birlikte iktidarda yıllarca halkı sömürdüklerinizle fotoğraflarınız çarşaf çarşaf çıkıyor. 15 Temmuz bahanesiyle yok “Bu terörist.” yok, “Bu terörist.” Geçin onları. “Reklam partisi” dediğim tam da bu. FET֒yle kol kola olanlar bugüne kadar sizin dışınızda hangi parti olsaydı şimdi bütün üyeleri cezaevinde olurdu. Siz IŞİD’in… Kucağınızda taşıdığınız Bağdadi’yi öldürdünüz. Onu da sattınız gerçi. Ya sattınız ya size rağmen öldürüldü.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Onun da Allah belasını versin, PKK’nın da versin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bunları geçin, geçin; bize ezberlerle konuşmayın.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bu ülkede terör yapan herkes cezasını bulacak, bulmaya mahkûmdur.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Eğer “Bu ülkede 6 milyon terörist var.” diyorsanız sizin artık siyasetiniz tükenmiştir.

Ama sizi anlıyorum, gerçekten anlıyorum. Kaybettiniz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Nerede?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Kaybettiniz, düşüştesiniz. Savaştan medet umuyorsunuz, medet. Gelip savaş açarak iktidarınızı devam ettirmeye çalışıyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Onun için mi hendekleri kazdınız? Onun için mi terör yapıyorsunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Ama şunu unutmayın: Bugünler dönecek ve nasıl 3 parti çıktı ya içinizden, siz yakında 50’ye bölüneceksiniz çünkü rant bitti, rant peşindesiniz. Siz belediyelere de sadece orada hırsızlık yapmak için bu kayyumları atıyorsunuz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hırsızlara engel olmak için yapıyoruz bunu, hırsızlıklara engel olmak için yapıyoruz! O hırsızlık yapanları durdurmak için yapıyoruz, o hırsızları durdurmak için yapıyoruz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Boğaz Köprüsü’ne de bunu yapıyorsunuz, Amed’e de yapıyorsunuz. Gelin… Bu konuda bize böyle –tekrar diyorum- hadsizlik yapanlara cevap veririz. Siz kürsüde bizi tehdit edemezsiniz, biz de sizin gibi geldik buraya. (HDP sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 106) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

62.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Çok net bir şey söyledim: Biz DEAŞ’la da çok çetin bir mücadele verdik, 3 bin DEAŞ teröristini Suriye’nin kuzeyine gömdük, PKK’lı teröristleri de oraya gömdük.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Gördük, gördük, çok mücadele etmişsiniz! Bağdadi’nin…

BAŞKAN – Sayın Başaran, lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Bağdadi de cehennemi boyladı, diğer teröristbaşları da cehennemi boylayacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz “teaser” veya reklam partisi değiliz ama siz tabelayı indirdiniz, oraya bir terör partisi tabelası astınız. Bakın, bir kadın milletvekili olarak burada konuşuyor. Ya, kadın diyor ki il başkanlığının önünde: “Evladımı bunlar aldı, götürdü.” Tek kelime edemiyor.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – O anneleri de söyleyin siz, Diyarbakır’daki anneleri! Onlara cevap verin!

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Dolayısıyla teröre kuluçka olan sizsiniz, teröre kucak açan sizsiniz, çocukları kandırıp dağa götüren sizsiniz. Lafa geldi mi konuşursunuz ama bir anne olarak, bir kadın milletvekili olarak çıkıp da o kız çocuklarını dağa kaçırıp orada peşkeş çeken teröristlere tek laf edemediniz. Utanın kendinizden! (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Bu ülkenin bütün çocuklarını siz ölüme götürüyorsunuz. Bütün ölümlerin vebali sizin boynunuza.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç’a söz vereceğim Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – “Utanın!” dedi.

BAŞKAN - Sayın Grup Başkan Vekiliniz söz istedi Sayın Beştaş. Yani ben grup başkan vekilleri söz isteyince grup başkan vekillerine veriyorum.

Buyurun Sayın Oluç, toparlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok ağır sataşmalarda bulundu, kürsüden cevap vermek istiyorum.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ne sataşması be! Allah Allah!

BAŞKAN – Buyurun, size de iki dakika…

Sayın Oluç, size de söz veriyorum ama sizden artık bu konuyu bir başka konu ya da münakaşaya da çevirmemek kaydıyla, toparlamanız amacıyla veriyorum. Rica ediyorum sizlerden arkadaşlar…

Buyurun.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklaması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; bu tartışmaları bu şekilde yapmaya devam ettikçe içinden çıkılmaz bir noktaya da geliriz elbette ki. Bakın, yani bağırsanız da çağırsanız da… Sayın Grup Başkan Vekili, sizin bizi terörist olmakla suçlama hakkınız yok, bunu size vermiyoruz. Bize “Terörist.” diyenin alnını karışlarız! Bu nedir ya! (AK PARTI sıralarından gürültüler, HDP sıralarından alkışlar)

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Ne demek o ya!

İSMAİL TAMER (Kayseri) - Ne demek alnını karışlarım!

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sen kime diyorsun? Sen kimsin! Terbiyesizlik yapma!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Evet, nedir bu?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hadi, alnımı karışla!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

Sayın Oluç, siz devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Yok öyle! Sen kimsin! Öyle şey yok, dinleyeceksiniz!

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Teröriste destek veren herkes teröristtir.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Hadi ya, konuşma! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Oluç, devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Yalan, palavra şeyler konuşuyorsunuz, buna pabuç bırakmayız! Biz burada demokrasi mücadelesi veriyoruz, özgürlük ve eşitlik mücadelesi veriyoruz, adalet mücadelesi veriyoruz. Sizin bu saçma sapan laflarınıza kulak asmayız. Hayır efendim, dinlemiyoruz ve bu hakkı vermiyoruz size!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hadi, alnımı karışla!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Bunu bize söyleyemezsiniz! Kimse beni, arkadaşlarımı teröristlikle… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Siz kimsiniz! Teröriste destek veren teröristtir.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Siz kimsiniz!

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Otur yerine! Otur yerine! Yaşından utan be!

BAŞKAN – Sayın Oluç lütfen, sözlerimizi tamamlayalım, lütfen, rica ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Senin grup başkan vekilin var, ne konuşup duruyorsun? Otur yerine! Konuşma oradan! Allah Allah! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Burada da teröristlik yapıyorsun!

BAŞKAN – Arkadaşlar lütfen, böyle bir usul yok.

Sayın Oluç, lüften...

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Diyeceğin bir şey varsa buraya gelir, konuşursun. Yeter ya, nedir bu!

BAŞKAN – Arkadaşlar, karşılıklı olmasın. Karşılıklı olmasın Sayın Tamer, rica ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Terörü siz estiriyorsunuz işte burada. Burada doğru dürüst bir tartışma yapmaya çalışıyoruz, terör estiriyorsunuz. Nedir bu! Hayır, buna pabuç bırakmayız! Yok böyle şey!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen, rica ediyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Yeter ya! Orada bağıra bağıra politika mı olur! Dördünüz konuşacaksanız konuşun, tartışın; neyse konuşalım, tartışalım. İkide bir aynı şey. Ben bugün de söyledim, görüş mesafesinde, 12 tane gözlem noktasının arasında Bağdadi dolaşıyormuş, sizse ne yapıyordunuz? Hadi…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Kim getirmiş oraya?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – “Kim getirmiş oraya?” 12 tane gözlem noktasının arasına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Kim getirmiş?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – YPG getirdi oraya, YPG! Amerikan uşağı YPG…

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Otur yerine! Otur, otur!

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, niye müdahale etmiyorsun?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – …Amerika’dan aldığı talimatla Bağdadi’yi aldı, oraya getirdi! Alçak PKK, YPG getirdi oraya!

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, lütfen oturunuz yerinize.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Ya bırak, bırak! Hikâye anlatıyorsun.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Amerikan uşağı alçak PKK getirdi oraya.

BAŞKAN – Sayın Oluç, lütfen…

Değerli arkadaşlar, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.20

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İsmail OK (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 106) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Değerli milletvekilleri, 12’nci madde üzerindeki önerge işlemlerinde kalmıştık.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 12’nci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’nun ek 3’ncü maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"36 ncı maddede yer alan idari para cezaları mahallin en büyük mülki amiri ile Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığının yetki ve sorumluluk alanlarına göre Sahil Güvenlik Komutanlığı yada Jandarma tarafından görevlendirilen personelle birlikte hazır bulunacak Su Bilimleri ve Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi veya Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi ile beraber uygulanır.”

                                     Orhan Sarıbal                                             Necati Tığlı                                              Ayhan Barut

                                           Bursa                                                       Giresun                                                      Adana

                                  Bekir Başevirgen                                        Cengiz Gökçel                                 Okan Gaytancıoğlu

                                          Manisa                                                      Mersin                                                       Edirne

                                  Ömer Fethi Gürer                                   İlhami Özcan Aygun                                       Servet Ünsal

                                           Niğde                                                      Tekirdağ                                                    Ankara

           

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Giresun Milletvekilimiz Sayın Necati Tığlı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süremiz beş dakika Sayın Tığlı.

NECATİ TIĞLI (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Geçtiğimiz yıl Meclis Başkanlığına “Su Ürünleri Kanunu’nun 7 maddesinde değişiklik yapılsın.” diye kanun teklifi sunmuştum ama bu teklifin Komisyonda okunmasını ve görüşülmesini kabul etmediniz, oysa bilgilenme adına okusaydınız birazcık daha güzel olurdu.

Bu kanun teklifinin ilk hedefi su ürünlerinin korunması ve gelecek nesillere aktarılması olmalıydı. Teklif, sürdürülebilir hedeflerden yana olmalıydı, ekolojik dengenin korunmasından yana olmalıydı; su ürünleri mühendisleri, su bilimleri mühendisleri, balıkçılık teknolojisi mühendisleriyle ilgili olmalıydı ama görüyoruz ki bunların hiçbiri yok.

Görüştüğümüz bu kanun teklifinin maddelerine balıkçılıkla ilgili hangi sivil toplum örgütü olur verdi? Amatör olta balıkçılığı derneklerini dinledik mi? Hangi akademisyenlere kulak verip bilimsel verileri inceledik? Acaba su ürünleri mühendisleri dinlendi mi, görüş alındı mı? Biz bunların hiçbirini bilmiyoruz, önergeye imza veren milletvekillerinin de bildiğini zannetmiyorum. Bilinen bir tek şey var, bu kanunun “idari yaptırımlar” bölümünde bir sürü rakamsal değişikliğin yapıldığı ama hiçbirinin koruyucu ve caydırıcı niteliği olmadığıdır. Örnek vermek istiyorum: Ruhsat tezkeresi almadan ticari amaçlı su ürünleri avlayan kişilere 1.000 lira ceza veriyoruz. Bu 1.000 lira cezanın hiçbir caydırıcılığı yok. 1.000 lira 4-5 kasa palamudun fiyatı. Yine, aynı şekilde kurallara uymayan amatör avcılara “250 lira ceza” diyoruz. Peki, 250 lira cezanın bir caydırıcılığı var mı? Çok dikkat edelim sayın milletvekilleri, 1.000 lira ceza kesmekle, 250 lira ceza kesmekle caydırıcı falan olunmuyor.

Sayın milletvekilleri, değerli Komisyon üyeleri; dikkatinizi bu hassas konuya çekmek istiyorum. Sizin kaçınız balık tutmaya gitti ya da balıkçılıkla ilgileniyorsunuz ya da deniz kenarında yaşıyorsunuz? Livar nedir? Ağ nedir? Misina nedir? Tırıvırı nedir? Balıklarda boy limiti ne olmalıdır, kilo limiti ne olmalıdır? Bunları biliyor muyuz? Bunları bilenler su ürünleri mühendisleridir, bunları bilenler sahada gezenlerdir, bunları bilenler balıkçı dernekleridir, bunları bilenler balıkçılıkla haşır neşir olanlardır. Sofrasında balık eksik olmayan Avrupa Birliği ülkelerinde gırgırla avlanma derinliği 50 metre ama bizde 24 metre. İktidar elinden gelse gırgır teknelerini plajlarımıza kadar sokacak. Kasım ayı geldi, tezgâhlarda ne hamsi var ne istavrit var ne mezgit var, palamudu hiç görmedik. Karadeniz’de üreyen uskumru tezgâhlara Norveç’ten geliyor. Hani fakirin umuduydu balık? Fakir, balığı sadece kitaplarda görüyor, ansiklopedilerde görüyor. Balıkların üzerindeki baskı azalmadıkça, üremelerine izin verilmedikçe, boy limitlerine uyulmadıkça balığa hasret kalacağımız günler çok yakındır. O nedenle, denizlerimizdeki av yasağı dönemini bir an önce 1 Nisan ile 30 Eylül tarihleri arasında olarak değiştirelim yoksa yarın çok geç olacak. Kiraya verilecek yerler belirlenirken neden balıkçı derneklerinden ve su ürünleri mühendislerinden görüş alınmıyor? Kiraya verilecek yerler de öyle beş on yılla falan verilmemeli, kiralama tek bir balık türü için olmalı. Kiraya verilen yerlerde amatör olta balıkçıları haftanın yedi günü avlanabilmeli. Karaya çıkartılan su ürünleri için denetime açık şekilde merkezler belirlenmeli, çıkış noktasından satış noktasına kadar tüm faaliyetler faturayla belgelendirilmeli, denetimler çok ciddi yapılmalı. Bu kanuna göre, her dört yılda bir hazırlanan, amatör ve ticari amaçlı olmak üzere su ürünleri avcılığını düzenleyen iki tebliğimiz var. Bu iki tebliğ neden her yıl hazırlanmıyor da dört yılda bir hazırlanıyor? Buna da sayın milletvekillerimin dikkatini çekmek istiyorum.

Çok önemli bir konuya değinmek istiyorum: İç sularda avlanma amaçlı kullanılan elektroşok cihazları. İnsan ölümlerine neden olan elektroşok cihazlarıyla av yapılması kanunda yasaklanmış olsa da tekne ve gemilerde bulundurmak yasak değil. Bu cihaz suyla temas ettiğinde ölümcül bir cihazdır ve caydırıcı olması için bulundurulması bile yasaklanmalıdır; ceza idari hükümlere göre değil, TCK kapsamına göre belirlenmelidir.

Sayın milletvekilleri, siz bazı maddeleri güncellediniz diye kırk sekiz yıllık 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu hâlâ gençleşmedi, hâlâ kırk sekiz yaşında ve hâlâ eski ve hâlâ uluslararası kriterlerde değil, zaten bu mantıkla da olması beklenemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ TIĞLI (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Tığlı.

NECATİ TIĞLI (Devamla) – Kısacası, yaptığımız bu kanun teklifi ne camiaya ne balıklara ne denizimize ne Karadeniz’imize ne Akdeniz’imize ne de Ege Denizi’mize bir fayda sağlamaz diyorum.

Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlemiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                                  Ayhan Erel                       Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                           İzmir                                                      Aksaray                                                      Adana

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                                                                                           Behiç Çelik

                                          Mersin                                                                                                                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekilimiz Sayın Behiç Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Çelik.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 106 sıra sayılı 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi için verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, cumhuriyetimizin kuruluşunun 96’ncı yıl dönümünü geçen salı günü coşkuyla kutladık ama ne yazık ki müttefik bildiğimiz Amerika Birleşik Devletleri’nin Temsilciler Meclisinde sözde Ermeni soykırımı kararını alması ve ardından yaptırım kararını ezici çoğunlukla geçirmesi ittifak hukukuna ve devletler genel hukukuna, uluslararası sözleşmelere, temel ahlaki değerlere, Türkiye Cumhuriyeti’nin onuruna ve mevcudiyetine doğrudan saldırıdır. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden makamların, bağımsızlık ve egemenliğimizi hiçe sayarak başka bir devletçe aşağılanması, Türk milletinin mücrim konumuna düşürülmesi… Buna tevessül edene haddini bildirmek zorunlu hâle gelmiştir. Türkiye, sömürge değildir. Türkiye, nevzuhur bir devlet de değildir. Türk milleti, iki yüz elli yıllık bir millet değildir, en az beş bin yıllık uygarlık kurucusu ve taşıyıcısı büyük bir millettir. Bunu anlamak istemeyene de hatırlatacak güç, irade ve imkânlarımız vardır. Sonuç olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu çirkin kararlarını yok hükmünde değerlendiriyoruz ve aynen iade ediyoruz. Bu arada, Sayın Cumhurbaşkanının Amerika seyahatinin de bu bağlamda değerlendirilmesi önemlidir.

Değerli arkadaşlar, yarım asra yaklaşan Su Ürünleri Kanunu günümüz sektör ihtiyacını karşılamaktan oldukça uzaktır. Bu sebeple, mevcut kanun üzerinde böyle geçici muhtelif düzenlemeler getirilmesi de yine çözüm olmayacaktır. Tarım ve Orman Bakanlığında ana hizmet birimi olarak yerini almış olan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, Türkiye su ürünlerini ve balıkçılığını takipten, kalkındırmaktan ve sektörü geliştirmekten yoksundur. Bu Genel Müdürlük güçlendirilmeli, tarım il müdürlükleri bünyesinde güçlü şube şeklinde örgütlenmelidir. Zira, yeni teşkilat yapısının; deniz, kıyı, nehir, göl ve gölet su ürünleri avcılığının temel alet edevatlarla, araç gereç, tekneleri ve çalışanları kavrayacak anlayışı ve bunun teamülünü ortadan kaldırdığı açıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu değişikliklerle günümüz su ürünlerinin güçlendirilmesiyle kontrol ve tecziye işlemlerinin artırılması isabetlidir. Trol avcılığının çalışma derinliğinin sıkı bir şekilde takibi önemlidir. Su ürünleri tesis ve işletmelerinin sürdürülebilir balıkçılığa uygun olmasının denetlenmesi ya da yeni açılacak tesislerde bunun gözetilmesi önemlidir. Cezalar artırılabilir. Nitekim 12’nci maddede ceza vermeye yetkili merciler belirlenmiştir.

(AK PARTİ sıralarından uğultular)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Arkaya çay gönderelim mi, kahve veya başka bir şey!

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Bunlar mahallî mülki amirler, Sahil Güvenlik Komutanlığının yetki verdiği görevliler ile sair tutanak tutmaya yetki verilen diğer görevlilerdir. Ayrıca “fahri su ürünleri müfettişi” ibaresinin maddeden çıkarılması da olumlu değerlendirilmektedir.

Ayrıca deniz, göl ve akarsu kirliliği, aşırı ve hileli avlanma, yasa, kural, adet dışı avlanma, stok yetersizliği başlıca sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Stok alanları su ürünlerinin âdeta çiftlikleridir. Stok yetersizliği balıkçılığımızın en önemli sorunlarından biridir. Buradan hareketle şunları söyleyebiliriz: Balıkçılığımız alarm veriyor. Balıkçılık kooperatifleri etkin gözükmüyor, mutlaka güçlendirilmelidir. Balık çiftlikleri artırılmalıdır. Stoklar çoğaltılmalıdır. Kooperatiflere ve üyelerine kredi kolaylıkları sağlanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Çelik.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Su ürünleri mühendislerinin statüleri yeniden tanımlanmalıdır. Nihayet yeni bir su ürünleri kanununa ihtiyaç olduğu izahtan varestedir.

Sayın milletvekilleri, Lösemili Çocuklar Haftası’nı idrak ediyoruz. Lösemiyle ilgili farkındalık yaratmak ve hastalara destek vermek temel insanlık görevimizdir.

106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi uyarınca vermiş olduğumuz değişiklik önergesinin bu vesileyle kabulünü arz eder, saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12’nci madde kabul edilmiştir.

(AK PARTİ sıralarından uğultular)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, salonun özellikle şu arka tarafından bayağı uğultu geliyor, arkadaşlarımızın konuşmasını çok büyük ölçüde engelliyorsunuz. Rica ediyorum, dikkat edelim o konuya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hanımlar sanki altın günü yapmışlar orada, vallahi, altın günü yapmışlar sanki!

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Sanki sadece kadınlar konuşuyor.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 13’üncü madde üzerinde 2 önerge bulunmaktadır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 13- “EK MADDE 4- Tarım ve Orman Bakanlığı, su ürünleri avcılık ve yetiştiricilik verilerini elde etmek, faaliyetlerini izlemek ve kural ihlallerini tespit etmek amacıyla her türlü teknik alet ve sistemlerden yararlanabilir, uzaktan algılama sistemleri kurabilir, kurdurabilir veya işletebilir, bu konularda ilgili ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapabilir.”

                                   Mahmut Toğrul                                         Erdal Aydemir                                           Semra Güzel

                                        Gaziantep                                                    Bingöl                                                    Diyarbakır

                                    Ali Kenanoğlu                                                                                                               Oya Ersoy

                                         İstanbul                                                                                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bingöl Milletvekilimiz Sayın Erdal Aydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Aydemir.

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık on günden beridir Meclis Genel Kurulunun gündeminde özellikle parti grubumuz, partimize yönelik hukuksuz uygulamaları dile getirdiği zaman maalesef ki AKP tarafından muazzam tepkiyle karşılanmakta. Ben de Türkiye’deki yargının ne durumda olduğunu çok kısa başlıklarla hatırlatmaya çalışmaya çalışacağım, gündemimize sokmaya çalışacağım.

Geçen hafta bir hatip kendisinin on beş yıllık bir yargıçlık hayatının olduğunu söyleyerek HDP’li milletvekillerine, eş belediye başkanlarına, encümenlerine, yöneticilerine yapılan uygulamaların hukuki olduğuyla ilgili bazı açıklamalarda bulundu.

Arkadaşlar, Türkiye’de yargı, tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirmiştir. Türkiye’deki yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı kalmamıştır. Özellikle de söz konusu Kürtler, Kürtlerin temsilcileri, milletvekilleri, belediye başkanları, encümenleri, il-ilçe başkanları ve yöneticileri tamamen taraflı ve bağımlı mahkemeler tarafından yargılanmaktadırlar.

Yargı kurumu âdeta yürütmenin, iktidarın bir yan kuruluşu olarak çalışmaktadır; güvenilirliği kalmamış, itibarı yerle bir olmuş, yerlerde sürünmektedir. Yargı kendisini bu hâle kendi uygulamalarıyla getirmiştir. İktidar ve onun başı gibi düşünmeyen kişileri, kurumları, Alevileri, sendikacıları, akademisyenleri, gazetecileri, sanatçıları cezalandıran ve AKP’nin bir bürosu gibi çalışan yargı hâline gelmiş bir yargıdan söz etmekteyiz.

Arkadaşlar, Hükûmet yargıyı kullanarak yargı eliyle çeşitli mühendislik çalışmaları yürütmektedir. En başta, 4 Kasım 2016 tarihinde Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere, yine aynı tarihte bu Mecliste partimizin Grup Başkan Vekilliğini yapmış olan İdris Baluken’e yönelik ve bunların şahsında 11 milletvekilimize yönelik yapılan bir hukuk operasyonu neticesinde bu vekillerimiz ve genel başkanlarımız hâlen cezaevinde.

Şimdi, yürütme ve onun başı neden yargıyı bu kadar etkilemekte, neden yargıyı yönlendirmekte? Buna birkaç örnek verelim: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Selahattin Demirtaş kararında derhâl tahliye kararı verilmesine hükmetti. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi çok açık. Derhâl serbest bırakılması gereken Demirtaş, yine yürütmenin başı tarafından “Bu karar bizi bağlamaz, karşı hamlemizi yapıp bunu boşa çıkaracağız.” dedi. Bu, işte, açık bir şekilde, iddiamızın ispatı, delili konumunda. Bunun neticesinde de Selahattin Demirtaş’ın apar topar istinaf mahkemesinin vermiş olduğu karar neticesinde hükmü kesinleştirildi, cezaevinde tutuldu.

Yine, yerel mahkeme vermiş olduğu bir tahliye kararı sonucunda Demirtaş’ın serbest bırakılmasına hükmetti. Yine yürütmenin başı “Biz hiçbir şekilde bunu serbest bırakamayız. Eğer biz bunu serbest bırakırsak şehitlere hesap veremeyiz.” dedi. Bunun neticesinde -yargı tarihinde, belki de dünya yargı tarihinde eşine az rastlanır- aynı iddia ve ithamlarla yeniden ikinci kez tutuklanmak zorunda bırakıldı ve tutuklandı.

Yine, Grup Başkan Vekilimiz İdris Baluken 24 Haziran seçimlerinde Batman ilinden milletvekili adayı yapıldı ve birinci listedeydi. Liste açıklanır açıklanmaz, açıklamanın üzerinden daha yirmi dört saat geçmeden, Antep İstinaf Mahkemesinde olan dosyası bir gün içerisinde, arkadaşlar, bir gün içerisinde ele alınıp kesinleştirildi ve İdris Baluken’in milletvekili adayı olmasına engel kondu.

İşte, bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman, hele hele son dönemde belediyelerimize yönelik kayyum atamaları… Bakın arkadaşlar, Hakkâri Belediye Başkanı, Yüksekova Belediye Başkanı, Nusaybin Belediye Başkanı, Erciş Belediye Başkanı aynı gün ve aynı saatte gözaltına alındılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Aynı gün ve aynı saatte savcılık soruşturmasına çıkartıldılar ve yine aynı gün ve aynı saatte tutuklanıp cezaevine gönderildiler. Bunlar bir tesadüf müdür arkadaşlar? Alın, işte bağımsız ve tarafsız olan yargının düştüğü hâl! Bununla da yetinilmedi, başta Selçuk Mızraklı olmak üzere, Kezban Yılmaz… Yine bugün yeni haberini almış olduğumuz Hakkâri Belediye Başkanımız, Yüksekova Belediye Başkanımız ve Yüksekova Eş Belediye Başkanımız bulundukları Van Cezaevinden Elâzığ Cezaevine sürgün edildi, tıpkı Selçuk Mızraklı ve arkadaşlarının Kayseri’ye sürgün edilmeleri gibi.

Arkadaşlar, ceza hukukunun olmazsa olmaz ilkesi -eğer bir suç isnadı yapılmışsa- suçun kişiselliği ilkesidir. Siz, bir kişiye vermiş olduğunuz cezadan dolayı onun ailesi, eşi, çocukları ve yakınlarına da ceza veremezsiniz. Siz, bu sürgünlerle bu kişilerin ailelerine de ceza vermiş duruma gelirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Aydemir, toparlayın.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Çok özür dilerim, son sözlerim.

İşte, yine konuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin vermiş olduğu bir karar: Tutuklandığı yerde eğer uygun cezaevi varsa kişi orada tutulur. Bunun nedeni de ailesiyle, yakınlarıyla, eşiyle, çocuklarıyla rahat bir ortamda ilişkisinin sağlanabilmesidir. İşte bütün bu kararlar olmasına rağmen Anayasa’nın 138’inci maddesi bu ülkede her gün çiğneniyor; yürütme tarafından çiğneniyor, yürütmenin başı tarafından çiğneniyor. Yürütmenin başı bir kelamda bulunuyor, aynı gün ve saatte yargı gereğini yapıyor. Alın size bağımsız, tarafsız yargı!

Son olarak… Yine bir Alevi Konfederasyonu Başkanı olan Turgut Öker İstanbul Cumhuriyet Savcılığının çıkarmış olduğu davete binaen ifade vermek için İstanbul’a geldi, kendi rızasıyla bilerek isteyerek geldi ama karşılığında adli tedbir uygulanarak, yurt dışı yasağı konarak seyahat etme özgürlüğü elinden alındı. Bu da yine bir talimat neticesinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydemir, tamamlayın, bitirin.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – İşte, yargının düştüğü hâl, talimat yargısı...

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesiyle 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’na eklenen ek madde 4’ün ikinci fıkrasında yer alan “belirlenen sürede” ibaresinin “verilen 30 günlük sürede” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                               İlhami Özcan Aygun                                       Ayhan Barut                                   Okan Gaytancıoğlu

                                         Tekirdağ                                                     Adana                                                       Edirne

                                  Bekir Başevirgen                                         Aziz Aydınlık                                            Servet Ünsal

                                          Manisa                                                    Şanlıurfa                                                    Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz isteyen Adana Milletvekilimiz Sayın Ayhan Barut. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Maddede, su ürünleri, avcılık ve izlenmesi amacıyla gemilerde ve yetiştiricilik tesislerinde bulundurulması istenen sistem ve cihazların uygun ve işler durumda olmaması hâlinde Bakanlığın eksiklerin giderilmesi için ilgililere “belirlenen sürede” şeklinde muğlak bir ifade kullanılmıştır. Teklifte bu süre verilmediği için, uygulamada kişi ve kuruma göre bir süre tanınması gerekir. Önergemizle bu sürenin tanımlanması ve tüm tarafların bunu önceden bilerek hareket etmesi amaçlanmıştır.

Sayın Başkan, biz burada su ürünleriyle ilgili kanun teklifini görüşüyoruz ancak Plan ve Bütçe Komisyonunda 1 Kasım Cuma günü yine tarımsal üretim kalemlerine ilişkin bir değişiklik yapıldı ancak ne Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu olarak bizden ne de paydaşlarımız olan oda ve birliklerden yine görüş alınmadı. Orada TMO Genel Müdürünün isteği üzerine bir düzenleme yapılıyor, bunu kınıyorum. Kimse Meclisin itibarını, biz milletvekillerini ve komisyonları yok sayamaz, saymamalı. Neden bunu söylüyorum? Başkanım, orada arpa, buğday, mısır, mercimek, patates yani tarım ürünleri konuşuluyor ve tarımsal ürünlerin yeterliliği, yetersizliği, üretim miktarları değerlendiriliyor; buna karşın, sınırsız ithalat yetkisiyle bu ithalatın pazarlamasının Kamu İhale Kanunu’na tabi tutulmadan, keyfîlik içerisinde yapılması isteniyor ve veriliyor da. Zaten bu durumlar, ülkemizi de ithalat cennetine çevirmiş durumda ama Komisyonumuza bir görüş dahi sorulmuyor. Neden? Tarımla ilgili bir konuda, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonumuzun tali komisyon olarak bir görüşünün dahi, bir önerisinin dahi alınmamasını ve bu düzenlemenin bu şekilde Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılmasını ayıplıyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekillerim; her konuda ve her alanda Kamu İhale Kanunu’ndan kurtulmak isteyen bu tavrı ayrıca dikkatinize sunuyorum. Önerim şu: Kamu İhale Kanunu’nun adını “saray ihale kanunu” yapın, tek maddeyle “Saray hükûmeti, istediği işi, istediği kişiye sorgusuz sualsiz verir.” deyip geçin. “Ben yaptım, oldu” yaklaşımı, ülkemiz tarımına çok ağır bir darbe vurmuştur, hâlâ da vurmaya devam etmektedir.

Bakınız, ülkemizin 24 milyon hektar tarım arazisinin sadece yüzde 25’i sulanmaktadır yani 6,2 milyon hektarlık alanı sulanabiliyor. 1991-2002 yılları arasında on bir yılda 714 bin hektar alan sulamaya açılmış, 2003-2014 yılları arasında yine on bir yılda 595 bin hektar alan sulamaya açılmış. Ne diyelim yani şimdi? Sulamaya açılan arazi konusunda, AKP’nin söylediği gibi, şaha mı kalkmış oluyoruz ya da yaya mı kaldık? Sizler söyleyin.

Değerli milletvekilleri, AKP’den önce, ülkemizde yıllık ortalama 22-24 milyon ton arasında buğday üretimi vardı, bugün 20 milyon tonun altına düştü. Yani 2002 yılı öncesinde kişi başına 380 kilogram buğday üretimi varken şu anda bu rakam 250 kilograma indi.

Tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biriyken bugün bu iktidarın yanlış politikaları nedeniyle kendi kendine yetmeyen bir ülke hâline geldik, ayrıca net bir şekilde ithalatçı duruma düştük. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de AKP hükûmetleri tarihinde ilk defa saman ithal edildi, cumhuriyet tarihinde ilk defa bir yabancı ülkenin Tarım Bakanına devlet nişanı verildi. Soruyorum buradan, “Yerliyiz, millîyiz.” diyenlere soruyorum: Nerede kaldı sizin yerliliğiniz, millîliğiniz?

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; AKP’nin yanlışlarını say say bitiremiyoruz ama tarihe de not düşmek adına yüce Meclis çatısı altında bazı gerçekleri de haykırmak zorundayız. Çiftçinin ekip biçmekten vazgeçtiği, ekilmeyen 4 milyon 167 bin hektar alan var, tarımdan çıkarıldı. Yani bir deyişle, 2 Trakya büyüklüğündeki alanda ekimden vazgeçildi ya da bir başka deyişle, Hollanda’nın yüzölçümü kadar büyük bir alan tarımdan koparılmış oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Barut.

AYHAN BARUT (Devamla) – İşte tüm bu nedenlerle cumhuriyet tarihinde ilk defa ekim alanları, 20 milyon hektarın altına düştü. 2003 yılında 2,8 milyon olan çiftçi sayısı, bugün 2,1 milyona geriledi. 2002 yılında çiftçilerimizin 4,5 milyar olan borcu, 110 milyara kadar çıktı yani 25 kat arttı. Yazık değil mi bu üreticilerimize? Sizlerin döneminde çiftçilerimiz cezaevleriyle tanıştı. Soruyorum buradan: Çiftçilerimizle bir alıp veremediğiniz mi var? Nedir acaba bu zorunuz?

AKP, güya ülkeyi uçurdu ya da ekonomik olarak gerçekten uçurdu ama çiftçinin ekmeğini havaya, ülkeyi de uçurumdan aşağıya uçurdu. Bu kapsamda birkaç örnek paylaşmak istiyorum: AKP iktidarından önce, 2002’de mazot 1 liraydı, bugün 6 kat artmış, 6 lira. Gübrenin tonu o günlerde, 2002’de ortalama 150 liraydı, bugün 1.250 lira, 8 kat artmış. Süt yemi 200 lirayken 1.350 lira olmuş, tam 7 kat artmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYHAN BARUT (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Barut, buyurun, selamlayalım.

AYHAN BARUT (Devamla) - Besi tavukçuluğunda durum vahim, tam bir felaket; 2002’de 320 lira olan yem tam 13 kat artmış, 4.100 lira olmuş.

Ürün maliyetlerindeki fahiş artışları anlattık; peki, ürün fiyatları ne olmuş bu dönemde? Buğday 2003 yılında 35 kuruş; 4 kat artmış, 1,35 lira olmuş. Mısır 2003’te 25 kuruş; 4 kat artmış, 1 lira 15 kuruş olmuş. Pamuk 65 kuruştan 3 liraya çıkmış, 4,5 kat artmış. Karkas et 2002’de 7 lirayken 4 kat artmış, 25-30 lira arasına gelmiş. Özetle, fahiş oranda artan maliyetlere kıyasla ürün fiyatlarında elle tutulur bir artış olmadığı için üretici kazanamamıştır, kan ağlamıştır; tüketiciler ise uygun fiyatlarla ürününe kavuşamamıştır. Ekonomiyi uçurmuşlar mı? Ekonomiyi değil ama ülkeyi köklerinden havaya uçurmuşlar.

Hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir yoklama talebi var.

Sayın Karabıyık, Sayın Karaca, Sayın Hancıoğlu, Sayın Özel, Sayın Köksal, Sayın Emir, Sayın Aygun, Sayın Sümer, Sayın Bulut, Sayın Özkan, Sayın Sarıbal, Sayın Yeşil, Sayın Tığlı, Sayın Özbek, Sayın Ünsal, Sayın Kadıgil, Sayın Barut, Sayın Kayan, Sayın Baltacı, Sayın Şaroğlu.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.11

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), İsmail OK (Balıkesir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi üzerinde Adana Milletvekili Ayhan Barut ve arkadaşlarının önergelerinin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Pusula veren arkadaşlar lütfen salondan ayrılmasınlar. Hepsini tek tek göreceğim arkadaşlar.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 106) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

14’üncü madde üzerinde üç adet önerge bulunmaktadır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 14- “EK MADDE 5- Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esaslarla zorunluluktan muaf tutulacaklar ve istisna sağlanacak faaliyet ve durumlara ilişkin hususlar Tarım ve Orman Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.”

                                   Mahmut Toğrul                                             Oya Ersoy                                               Semra Güzel

                                        Gaziantep                                                   İstanbul                                                   Diyarbakır

                                    Ali Kenanoğlu                                                                                                           Rıdvan Turan

                                         İstanbul                                                                                                                       Mersin

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Oya Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Ersoy.

OYA ERSOY (İstanbul) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu yasa tasarısı tartışılırken asıl sormamız gereken soru, su ürünlerinin yetiştirilmesinin ekosisteme etkisinin ne olduğu sorusudur. Balık çiftliklerinin kurulmasının önü açılırken doğayı, toprağı, suyu, havayı ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarını koruyabiliyor muyuz? Dünyada birçok ülkeye baktığımızda su ürünlerinde endüstriyel üretim miktarının doğal üretim miktarının çok altında olduğunu görüyoruz ama bizde, 3 tarafı denizlerle çevrili, iç su kaynaklarının oldukça fazla olduğu bir coğrafyada Çin örnek gösterilerek endüstriyel üretim özendiriliyor. Peki, bu özenmenin sonucu ne oluyor? Her geçen gün doğal yollarla su ürünü üretimimiz düşüyor, endüstriyel üretim hızla artıyor. Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre su ürünleri üretimimiz 2011-2018 yılları arasında yüzde 10,6 geriledi. Bu düşüşün en önemli nedeni denizlerin kirlenmesi ve buna bağlı olarak denizlerdeki canlı yaşamının zorlaşmasıdır.

Tasarının 14’üncü maddesinde, su ürünlerinin belirlenen merkezlerde boşaltılmasının ve nakledilmesinin denetimi düzenleniyor. Oysa denetleme, üretildikten sonra değil, üretim öncesi yapılmalıdır. Doğal yollarla avlanarak üretim artırılmalı, bunun için de denizlerimizdeki kirlenmenin önüne geçilmeli, balık üretiminin bol olduğu yerlerde balık çiftliklerine izin verilmemeli, balık çiftliklerinin de iç denetimi sağlanarak endüstriyel, kimyasal yemler ve ilaçlar kullanılmasının önüne geçilmelidir. Denizlerdeki besleyici rolü olan nehirlerin, derelerin üzerine HES yapıldığında deniz canlıları besinsiz kalmaktadır. Bu durum, deniz ekosistemini altüst etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu Meclisin görevi, aldığı her kararda doğanın yararını, kamu yararını, halk yararını düşünmektir. Unutmayalım, ekolojik sisteme verdiğimiz hiçbir zararın geriye dönüşü yoktur. Biz insanlar doğanın bir parçasıyız ve temiz bir çevrede ve ekolojik sistemde yaşama hakkımız var. İşin bir diğer boyutu ise gıda güvenliği ve sağlıklı beslenme sorunudur. Su ürünleri üretimini ekolojik sistemle uyumlu hâle getirmeden, doğal su ürünü üretimini artırmadan bu alanda yeterli verimliliğe ulaşamayız ve halkımız da sofrasında pahalı gelen su ürünlerini tüketemez.

Değerli milletvekilleri, buradan, halkın kürsüsünden sizlere ve bizi dinleyen halkımıza seslenmek istiyorum. Bugün Türkiye’de iktidarın aldığı her karar, attığı her adım ve bizzat rejimin kendi varlığı hakkında yüksek sesle sormalı ve sordurmalıyız: Kimin yararına? Yargı kimin yararına kullanılıyor? Zamlar kimin için yapılıyor? Özelleştirmeler, kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması kimin yararına? Vergilerimizle oluşan kamu bütçesini şirketlere aktaran, nesiller boyu bizi borçlandıran o mega projeler kimin yararına? KYK borcunu ödeyemeyen 5 milyon öğrenci dururken şirketlere dağıtılan teşvikler kimin yararına? Vergi sistemi kimin için? Doğamızı katleden ve varlıklarımızı sermayeleştiren maden, HES, JES projeleri kimin yararına? En temel yurttaşlık hakkı olan seçme ve seçilme hakkını gasbeden kayyum sistemi kimin yararına? Halkın kendi yaşamı, yaşadığı kentler ve ülkemiz, geleceğimiz, bugünümüz, bütün bunlar hakkında söz ve karar hakkının yok sayıldığı, iktidarı desteklemeyen ya da ona biat etmeyenin yurttaş olarak kabul edilmediği bir sistem kimin yararına? AKP’nin duvarında “Egemenlik kayıtsız şartsız sermayenin ve sarayın.” yazıyor. O nedenle, tazminatlarını isteyen Soma işçilerinin önüne Jandarma barikatı kuruluyor; o nedenle, hakları için Eskişehir’den Ankara’ya yürümek isteyen metal işçilerinin önü polis tarafından kesiliyor; o nedenle, Ankara’da yapılmak istenen ekoloji mitingi Valilik tarafından yasaklanıyor; o nedenle, halkın seçtiği belediye başkanları, meclis üyeleri halkın belediyelerine giremiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

OYA ERSOY (Devamla) – Bitiriyorum.

Peki, sizler, halkın Meclisinin duvarında asılı olan şu yazının yerine “Hâkimiyet kayıtsız şartsız sarayın ve sermayenindir.” yazılmasını ister misiniz?

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Nerede yazıyor, göster!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Hatip konuşurken niye bağırıyorsunuz değerli arkadaşlarım? Yani, bakın, herkes kürsüde konuşacak, cevap vermek isterlerse Grup Başkan Vekiliniz burada. Yani artık birbirimizi yormayalım arkadaşlar.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 14’üncü maddesiyle 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’na eklenen Ek 5’inci maddenin birinci fıkrasında yer alan “...noktalarından” ibaresinden sonra "Su Bilimleri ve Mühendisi, Su Ürünleri Mühendisi veya Balıkçılık Teknolojisi Mühendisi bir yetkilinin gözetiminde...” ibaresinin eklenmesi arz ve teklif ederiz.

                                     Orhan Sarıbal                                       Neslihan Hancıoğlu                                       Ayhan Barut

                                           Bursa                                                       Samsun                                                      Adana

                                    Cengiz Gökçel                                        Ömer Fethi Gürer                                  Bekir Başevirgen

                                          Mersin                                                       Niğde                                                      Manisa

                                Okan Gaytancıoğlu                                  İlhami Özcan Aygun                                       Servet Ünsal

                                          Edirne                                                     Tekirdağ                                                    Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz isteyen Samsun Milletvekilimiz Sayın Neslihan Hancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Hancıoğlu.

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Müzakere ettiğimiz madde ticari amaçlı su ürünleri avcılığı veya yetiştiricilik faaliyeti sonucu elde edilen ürünlerin üretimden tüketime kadar olan her aşamasını kayıt altına alma ve izlenebilirliğini sağlama iddiasıyla gündemimize geldi. Gözümüzde şöyle bir canlandırırsak, balıkçı gemisi avını sonlandırdı, karaya çıkış noktasına geldi; avını boşaltacak, devlet de bunu en rasyonel şekilde kayıt altına alıp sürecin takibini yapacak. Peki, bu işi kayıt altına alma, kanunlara, kurallara, nizama uygun olup olmadığının tespiti en rasyonel şekilde nasıl yapılabilir? Tabii ki bu işin ilmini bilen, eğitimini almış insanlar tarafından yapılırsa olur. Kimdir bunlar? Su bilimleri ve mühendisliği eğitimi almış mühendislerimiz, su ürünleri mühendislerimiz veya balıkçılık teknolojisi mühendislerimiz. Bu iş onların uzmanlık alanı. Bu görevin bu alanda eğitim almış olan mühendislerimizce yapılacağı mutlaka ama mutlaka kanun hükmü hâline getirilmelidir. Oysa madde bu hâliyle muğlak bırakılmış durumdadır, usul ve esaslar sonradan çıkarılacak yönetmeliğe havale edilerek geçiştirilmiştir.

Bu teklifi hazırlayıp Genel Kurulun gündemine sunan milletvekillerimize şu hatırlatmayı yapıyorum: İktidarlarınızın Avrupa Birliğiyle müzakerelerinde, bu alanda yeterli uzman personel istihdam edilmediği tespiti yapıldı. Bu tespite, müzakerenin ilgili faslını yürüten Türk tarafı da katıldı yani “Evet, yeterince uzman personel çalıştırmıyoruz.” dendi. Peki, o hâlde gelin, bu sorunu ortadan kaldıralım. Sağlıklı bir denetim sistemi kurabilmek için ne kadar ihtiyacımız varsa o kadar su bilimleri ve mühendisine, su ürünleri mühendisine ve balıkçılık teknolojisi mühendisine mesleğini yapma imkânı sunalım ve bunu da kanun hükmü hâline getirelim ki suistimal edilmesin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer bir iş yapılacaksa onu bu işin ehline yaptırmak zorundayız. Şayet bir işi, bunun ilmini almamış, yeterliliği olmayan, ilgisi olmayan birine yaptırırsanız sonuç felaket olur. Ne demek istediğimi size bir örnekle açıklamak istiyorum. Seçim bölgem Samsun. Çarşamba Ovası’nı hepiniz bilirsiniz, Türkiye’nin en değerli ovalarından biridir burası. Bu ovanın yaklaşık 600 bin dekarlık bölümünde tarımsal ürün üretilmektedir.

Şimdi Çarşamba Ovası’nın ortasına ne yapılıyor, biliyor musunuz? Bir enerji santrali. Bu santral bitkisel atıkları, türü ve menşesi belli olmayan başka atıklarla harmanlayıp yakacak, bu yolla enerji üretecek. Bu tesis yer altından günde 1.500 ton su çekecek, kaynatıp tekrar toprağa verecek. Günde 15 kilo kül filtrelerden süzülecek, havaya karışacak. Bütün bunların ovayı ne şekilde etkileyeceğini kim bilebilir? Tabii ki ziraat mühendislerimiz, çevre mühendislerimiz yani bu işin bilimini öğrenmiş insanlar bilir.

Değerli milletvekilleri, Çarşamba Ovamızda tarım dışı faaliyetler yürütülmesine yani sanayi açılması çalışmalarına geçen yıl başlandı. Sanayicilerle, tüccarlarla toplantılar yapıldı ama ziraat mühendislerinin, çevre mühendislerinin bilgisine başvurulmadı. Sanayi tesisi kurulursa bu ova nasıl etkilenir; tarlalara, bahçelere, yer altı sularına zarar verir mi, vermez mi? Bu soruların cevabını verecek olan ilim irfan sahibi insanlara hiçbir şey sorulmadan bu süreç başlatıldı.

“Ben yaptım, oldu. Ben nasıl istersem öyle yaparım. Kimseden akıl almam.” derseniz felakete davetiye çıkarırsınız. Çarşamba Ovası’nın kaderi de denizlerimizdeki zenginliklerimizin kaderi de bilime bağlı, akla bağlı, vicdana bağlı. Vicdanlı olun, akıl ve bilimin yolundan sapmayın, milletle de inatlaşmayın.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                   Ayhan Erel

                                           İzmir                                                        Adana                                                     Aksaray

                                 Tuba Vural Çokal                                          Aylin Cesur                                     Zeki Hakan Sıdalı

                                         Antalya                                                      Isparta                                                       Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Isparta Milletvekilimiz Sayın Aylin Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Isparta) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Su Ürünleri Kanunu’nu görüşüyoruz. İçinde bulunduğumuz yüzyılda ekonomi, ekoloji ve nüfus; bu 3 unsur sürdürülebilir olmazsa felaket kaçınılmaz. Bu 3 unsurun su ve toprak kaynaklarıyla direkt ya da endirekt ilişkisi var çünkü. Memleketimizin en büyük zenginliklerinden birinden, güzel Eğirdir’imizin kalbinden, Eğirdir Gölü’nden söz etmek istiyorum sizlere. Şiirlere neden, evlere dua, görene nefes, toprağın ateşine ilaç Eğirdir Gölü. Rüzgâra ve ışığa göre renk değiştirdiği için “7 renkli göl.” diyor sevdalıları. Eğirdir Gölü’müz maalesef her gün kirleniyor. Yanı sıra, gölde kaygı verici oranda su çekilmeleri var, gerek bölge halkı gerek konuyla ilgili kişiler gidişattan endişe duymakta. Çok duyarlı ve çaba gösteriyor Eğirdir halkı. Su Ürünleri Enstitüsü eski Müdürü Sedat Karakoyun daha yeni 70 bölgeden gençleri topladı orada bilgi vermek için, yıllardır çalışıyor ve çalıştaylar yapıldı, ben araştırma önergeleri verdim, bu kürsüde defalarca konuştum ama hâlâ etkili bir çözüm arayışına gidilmedi maalesef. Gölün su seviyesi 16 metreden 7-8 metreye düştü, son iki yılda yaklaşık 100 metre çekildi. Bu yıl yağışlar bol, ona rağmen gölün seviyesinde önemli oranda azalma var. 1950’li yıllarda Türkiye'nin, hatta dünyanın en temiz gölü olan Eğirdir Gölü 1980’li yılların ortalarından itibaren başta Gelendost olmak üzere göle sıfır noktasında elmacılığın yaygınlaştırılması ve 2001 yılından bu tarafa yoğun kullanılan yıllık ortalama 25 bin ton suni gübrenin yer altı ve yer üstü sularına karışması başta olmak üzere, evsel ve endüstriyel atıklar nedeniyle 4-5 kat fazla kirlenmiş durumda. TÜBİTAK’ın araştırmalarına ve bilimsel araştırmalara göre göl suyu 2001’e göre günümüzde 5 kat fazla kirlenmiş ve gölün su kalitesi 1’inci kaliteden 4’üncü kaliteye düşmüş.

İçme ve kullanma suyu temin edilen Eğirdir Gölü’nün mevcut su kalitesinin korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması için havzadaki her türlü faaliyetin düzenlenmesi amacıyla yaklaşık kırk yıl önce içme suyu kullanma yasası çıkarılmış, maalesef koruma için yeterli olmamış. 16 Haziran 2012’de Eğirdir Gölü Özel Hükümleri çıkarılmış, ancak hükümler uygulanmıyor. Özel hükümlerin uygulanması Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yürütülmekte ve geçen yasama döneminde Eğirdir Gölü’nün sorunlarını defalarca gündeme getirmeme rağmen iktidar tarafından çözüme yönelik hiçbir şey yapılmadı. Çözüm zor da değil eğer istenirse. Çözüm, eş zamanlı olarak kirliliğin radikal bir şekilde durdurulması ve temizliğin başlatılması.

Gölümüz dünya mirası, göldeki su kalitesinin bozulması balık ve kerevit stoklarını olumsuz etkilemekte. Bunu engellemek için atık su arıtma tesisleri eksiksiz kullanılıyor mu? Maalesef hayır. 1 Temmuz 2012 tarihinde uygulanmaya başlayan Eğirdir Gölü Havza Koruma İş Programı çerçevesinde, göl havzasında yer alan Eğirdir, Gelendost, Yalvaç ilçelerinde atık su arıtma tesisleri var, ancak hepsi tam kapasiteyle kullanılmıyor. 2016 yılı sonu itibarıyla tamamlanması gereken Uluborlu ve Senirkent atık su arıtma tesislerinin temeli bile hâlâ atılmadı.

Yine, yaklaşık altı yıl önce gündeme getirilen, gölün tüm çevresinin kanalizasyon yapılması, Kuşak Kanalizasyon Projesi gerçekleştirilmedi, hayal oldu diğer söz verilen projeler gibi. Havzada yer alan köylerin doğal arıtmaları bitirilmedi, yakınlarda Devlet Su İşleri Genel Müdürü Eğirdir Gölü için müjde verdi ve Yalvaç, Gelendost, Büyükkabaca ve Barla arıtma tesislerinin 2020 Yatırım Programı’na teklif edileceğini söyledi. Takipçisi olacağız ve önceki sözleriniz gibi kâğıt üzerinde mi kalacak göreceğiz bakalım hep beraber. İnşallah kalmaz.

Sonuçta durum şu: Devlet kendi koyduğu yasaları ve koruma hükümlerini uygulamıyor ya da “gibi” bir durum var ortada. Acayip bir durum ve Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu –Sayın Bakan- 2012’de kendisi tarafından yürürlüğe konulan Eğirdir Gölü Özel Hükümleri’ni açıklarken dedi ki: “Ben bu bölgenin çocuğuyum, Eğirdir Gölü’yle ilgili çok orijinal bir fikrim var, Eğirdir Gölü’nün etrafındaki köylerin tamamını ekolojik köy yapacağız, hem köylüler hem göl kazanacak.” Bugüne kadar hiçbir ekolojik köy yok.

Yetmedi mi nedenler? Niye böyle olduk, devam edeyim: Özel hükümlerde yer alan, göl sınırından itibaren 300 metre mesafedeki mutlak koruma alanında organik tarıma geçilmedi. Eğirdir Gölü çevresinde elma ve tarım çok önemli, asla vazgeçemeyiz. Bunun için Eğirdir Gölü havzası organik tarım konusunda pilot bölge ilan edilmeli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Cesur, buyurun.

AYLİN CESUR (Devamla) - …ve meyve yetiştiricileri üç ila beş yıl devlet tarafından desteklenmeli, çiftçiyi de gölü de korumalı; Mogan Gölü’nde, Haliç’te yapıldığı gibi. Gölün ortalama derinliği 6-7 metre. Haliç’te 60 metrede yaptınız bunu, yapın burada da. Balıklar larval dönemde “plankton” denilen mikroorganizmalarla besleniyor, planktonlar sular kirlenince yok oluyor ve balıklar âdeta doğmadan ölüyor.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin köylüsü var, ziraatçısı var, mühendisi var, bilim adamı var, Türkiye’nin her şeyi var ve hazıra kondunuz, kaynaklarımızdan yararlanmıyorsunuz, seçim dönemlerinde müjdeler verip sonra unutuyorsunuz. Sanki atari oynuyorsunuz, 1 can daha kazanıyorsunuz ama artık diyorum ki su bitti, takat bitti, benden söylemesi “game over” yani oyun bitti.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 15’inci madde üzerinde 3 önerge bulunmaktadır. Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 15-

EK MADDE 6- Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ile esaslar Tarım ve Orman Bakanlığınca belirlenir.”

                                   Mahmut Toğrul                                           Habip Eksik                                          Ali Kenanoğlu

                                        Gaziantep                                                      Iğdır                                                       İstanbul

                                     Semra Güzel                                                                                                                Oya Ersoy

                                       Diyarbakır                                                                                                                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerine söz isteyen, Iğdır Milletvekilimiz Sayın Habip Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Eksik, süreniz beş dakika.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 106 sıra sayılı Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle sulardaki biyolojik çeşitliliğin ve yaşam alanlarının korunması amaçlanmış. Şimdi, bu maddeyi görünce ben özellikle bu yaz gördüğüm bir gölle ilgili bir anımı anlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Iğdır ve Ağrı illeri arasında, yaklaşık 2.241 metre yüksekliğinde, 34 kilometrekare alanı olan bir göl var, lav set gölü. “Balık Gölü” diye bilinir ve gerçekten çok zengin bir biyoçeşitliliğe sahip bir gölümüz idi. Fakat geçmiş tarihte bir kaymakam, maalesef, bilinçsiz bir şekilde, balıklandırma yöntemiyle oradaki biyolojik çeşitliliği yok ediyor, oradaki insanların bütün itirazlarına rağmen, o güzelim gölün balıklarının ve çeşitliliğinin yok edilmesine sebep oluyor. Ne yapıyor? Bir tane balık türü var “takoz sazanı” diye, halk arasında da “İsrail sazanı” diye bilinen bu balığı orada göle bırakıyor ve oradaki çeşitliliğin yok edilmesine sebep oluyor. O gölün etrafında yaşayan köylüler, halk itiraz ediyor ve “Biz bu gölümüzden çok memnunuz, balıklar çok verimli ve gerçekten bizim geçim kaynağımız. Lütfen dokunmayın, bu zenginliğimizi yok etmeyin.” demelerine rağmen dönemin kaymakamı “Hayır, olur mu öyle şey? Bu şekilde balıklandırarak aslında daha güzelleştireceğiz.” deyip maalesef oradaki o güzelliği yok ediyor.

İşte, bu şeyi görünce benim de aklıma maalesef Birleşmiş Milletlerdeki bu fotoğraf geldi. Bu fotoğrafta Türkiye Cumhuriyeti devletinin Cumhurbaşkanı yani AKP’nin Genel Başkanı orada, şu bölgeye, Kürtlerin yaşadığı bölgeye, maalesef, dışarıdan başka bir halkı götürüp, oradaki insanların yaşam alanlarını bitirip kendince betondan bir alan oluşturacağını deklare etti. Sonrasını da ben size söyleyeyim: Hani o göldeki biyolojik çeşitliliğin yok edilmesine sebep olan kaymakam gibi -o “biyolojik istilacı” dediğimiz istilacı neticesinde o çeşitliliğin yok edildiği gibi- oraya şu biyolojik istilacıları göndermeyi maalesef uygun gördü. Maalesef oranın işgal edilmesine ve bu görüntülerin ortaya çıkmasına… Hem de bizim yetiştirdiğimiz, bizim oraya gönderdiğimiz bu biyolojik istilacıları oradaki insanların üzerine saldırttılar ve maalesef, oradaki insanların o güzelim yaşam alanlarını yok etmeyi amaçlıyorlar. Bunun için de bir an önce bu politikalardan vazgeçilmesini istiyoruz. Oradaki insanların yaşam alanlarının yok edilmemesi gerektiğini, hepimiz gibi onların da yaşamaya hakkı olduğunu hatırlatmak isteriz.

Şimdi, bir diğer konu: Kanun yapıyoruz, bir şeyi kanunla korumaya çalışıyoruz, değil mi? Yasa yapıyoruz, “Yaşam alanını koruyalım.” diye bazı yasaklamalar getiriyoruz. Şimdi, bu da Hasankeyf. On iki bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf, insanlığın beşiği, insanlığın doğduğu yerlerden bir tanesi. Bakın, Hasankeyf’i şimdi bu hâle soktu bu iktidar yani AKP iktidarı, oradaki insanların ve canlıların yaşam alanını bu hâle soktu. Ve o insanlara reva gördüğü yaşam alanı ne? Şu alttaki fotoğraf. Niçin? Çünkü, kendi iktidarını sürdürmek için, elli yıl geleceği olan, elli yıl sürecek olan bir tane santral için. Aslında dertleri santral de değil; dertleri orada yaşayan insanların kültürünün, tarihinin yok edilmek istenmesi. Maalesef bu da apayrı bir sorun, apayrı bir sıkıntı. Türkiye kamuoyunun da bu konuda inisiyatif almasını ve AKP iktidarına, bu biyolojik istilacılara “Dur.” demesini ve aynı zamanda tarihimizi, kültürümüzü yok etmemesi için AKP’ye “Dur.” demelerini istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Eksik.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Arkadaşlar, şimdi, bir diğer konu kayyumlar. Bakın, burada, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Sayın Selçuk Mızraklı elleri kelepçeli ve bu şekilde zorbaca gözaltına alınıyor. Bu da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin abluka altına alınma fotoğrafı. Oradaki insanların yani bizim yüksek oranla belediyelerini kazandığımız bölgedeki insanların yaşam alanlarına yönelik maalesef bu iktidar tamamıyla bir sömürge mantığıyla yaklaşıyor, sömürge valilerini oraya kayyum olarak atıyor. Bunun adı “sömürge valisi”dir ve maalesef, zorbalıktır, halk iradesini tanımamaktır.

Bakın, Van’a atanan, halk iradesini tanımayan, oraya hırsızlık için, talan için gönderilen Van’ın kayyumu Van Gölü’nün kurtarılması için, Van Gölü havzasının ıslah edilmesi için yapılan çalışmayı durdurdu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Eksik.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bakın, Van Gölü’nün yirmi beş yıl ömrü kaldığı söyleniyor ve bunun için oradaki belediyelerimiz, yüksek oranda halk oyuyla kazandığımız belediyelerimiz orada bir çalıştay yapıyor ve bir karar alıyor, diyor ki: “Biz Van Gölü’nü kurtarmak için çalışma yürüteceğiz.” Bütün belediyeler bir oluyorlar ve bir birlik kuruyorlar fakat kayyum atandıktan sonra kayyum efendi oradaki o projeyi askıya alıyor, oranın kurtarılması için kesinlikle bir adım atmıyor. Zaten biliyoruz, amaçları halka hizmet değil; amaçları yolsuzluktur, zorbalıktır; halk iradesini, halkın oradaki emeğiyle, oylarıyla kazanılan belediyeleri gasbedip talan etmektir.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, kayyumlar, oraya, halka hizmeti götürmek için vardır; talanı, yağmayı, kamu kaynaklarının farklı amaçlar için kullanılmasını engellemek için vardır; sömürge değildir, orası Türkiye Cumhuriyeti devletinin topraklarıdır, 780 bin kilometrekarenin içerisindedir. Sömürgeciler, emperyalist devletler başka yerlerde olur; orası Türkiye Cumhuriyeti’nindir. Dolayısıyla, o kaynaklar insanlar için kullanılacak. Bunun bilinmesini istedim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Benim konuşmama zaten o şekilde şey yapıyor…

ERKAN KANDEMİR (İstanbul) – Ne var!

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Ne yapıyor?

BAŞKAN – Bir saniye değerli arkadaşlar… Bir saniye…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Eğer müsaade ederseniz ben kürsüden 60’a göre cevap vermek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, rica ediyorum, burada bir müzakere yürütüyoruz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Ne müzakeresi, kumpanya!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Eksik.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Benim konuşmama yönelik bir eleştirisi oldu ve müsaadenizle ben 60’a göre söz istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Size karşı bir sataşmada bulunmadı ama Sayın Eksik.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Benim konuşmama yönelik…

BAŞKAN - Sayın Eksik, ben bir sataşma görmedim, bir değerlendirme görmedim.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Kayyumların ne yaptığını zaten biz biliyoruz.

BAŞKAN – Tamam.

HABİP EKSİK (Iğdır) – O takım elbisenin de hesabını vermeniz lazım. O takım elbiseyi de bilmeniz gerekir.

BAŞKAN – Sayın Eksik, kayıtlara geçmiştir, teşekkür ediyorum.

HABİP EKSİK (Iğdır) - Kendi eşi için alınan yemek takımını da halk biliyor. Halk, yapılan yolsuzlukların hepsini görüyor.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’na eklenen Ek Madde 6’da yer alan “Tarım ve Orman Bakanlığından” ibaresinin “Tarım ve Orman Bakanlığının Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Orhan Sarıbal                                            Ayhan Barut                                   Okan Gaytancıoğlu

                                           Bursa                                                        Adana                                                       Edirne

                               İlhami Özcan Aygun                                    Bekir Başevirgen                                        Hasan Baltacı

                                         Tekirdağ                                                     Manisa                                                   Kastamonu

                                                                                                       Servet Ünsal

                                                                                                           Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kastamonu Milletvekilimiz Sayın Hasan Baltacı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Baltacı.

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime, baba ocağı Kastamonu olan, siyasi yaşamı boyunca halkçı kimliğinden ödün vermemiş bir devlet adamı, aynı zamanda gerçek bir aydın olan 3’üncü Genel Başkanımız Bülent Ecevit’i ölümünün 13’üncü yılında saygıyla anarak başlamak istiyorum; ruhu şad olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

19 maddelik bu kanun teklifini incelediğimizde, su ürünleri üretimi ve pazarlamasıyla ilgilenen kooperatiflere, kooperatif birliklerine veya köy birliklerine tanınan hakların ve yetkilerin baypas edildiğini görüyoruz.

Yine, bu teklifle birlikte, su ürünleri üretimi yapılabilen alanların kiraya verilmesi işlemleri Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkarılırken balıkçı barınaklarının gerçek ve tüzel kişilere Tarım ve Orman Bakanlığınca kiraya verilebilmesinin önü açılıyor. Bu uygulamanın, balıkçılık sektörünün ileride karşı karşıya kalacağı en büyük sorunlardan biri olacağını şimdiden söylemek mümkün.

Geçtiğimiz hafta seçim bölgem Kastamonu’nun en büyük sahil ilçelerinden biri olan İnebolu’da balıkçılarımızın yaşadığı sıkıntıyı burada, Meclis sıralarında dile getirmiştim. Barınakların işletilmesinin belediyelerin ve kooperatiflerin elinden alınıp gerçek kişilere, şirketlere, holdinglere verilmesinin geçimini denizden sağlayan balıkçılarımızı ve o yerleşim yerlerini nasıl olumsuz etkilediğini anlatmaya çalışmıştım. Bu konuyu biraz daha açmak istiyorum.

İnebolu’nun tarihî limanı AKP’nin bitmek bilmeyen ısrarı nedeniyle Cengiz Holdinge devredildi. Bugün tarihî İnebolu Limanı Cengiz Holdinge bağlı olan Eti Bakır AŞ tarafından işletiliyor. Hatırlayacağınız gibi, Eti Bakır AŞ, kasasındaki nakit parası, stoklarında hemen nakde çevrilebilir konsantre bakır rezervi ve değerli arazileriyle birlikte Cengiz Holdinge satılmıştı. Eti Bakır AŞ, limanın ve balıkçı barınağının işletmesini devralmasıyla birlikte, limanın içine girilmesini, İneboluluların gümrük iskelesi mevkisinde balık tutmasını yasakladı. Balıkçı barınağı limanın özelleştirilmesinden önce belediye tarafından işletiliyordu ve balıkçı teknelerinden para alınmıyordu; ilçe ekonomisi göz önünde bulundurulduğundan, barınağa balık boşaltmak için gelen balıkçı teknelerinden ücret alınmıyordu. Liman ve barınağın işletmesini devralan Eti Bakır AŞ, bugün bu ücretleri misliyle tahsil ediyor. Balık yüklemeye gelen kamyoncular için de durum farklı değil. Sezon başlayalı iki ayı geçti ama ilçeye gelen tekne sayısında büyük düşüş var. Çoğu tekne başka limana, çoğu balıkçı da başka barınağa balık boşaltmaya gidiyor. Gelen tekneler ise açığa demirliyor. Bu durumda da tekne ve personeli ihtiyaçlarını karşılamak için ilçeye gelemiyor ve ilçe esnafı bu durumdan derin etkileniyor. Açıktır ki Cengiz Holding İnebolu Limanı’nı sadece kendi çıkarları için kullanmak istiyor. Bu kanun çıktığında İnebolu’daki balıkçılarımızın yaşadığı sıkıntılar bütün barınaklara sıçrayacak ve maalesef balıkçılarımız büyük mağduriyet yaşayacaktır.

Değerli milletvekilleri, 170 kilometreyle Karadeniz’in en uzun sahiline sahip olan seçim bölgem Kastamonu’nun Cide, Doğanyurt, İnebolu, Bozkurt, Abana ve Çatalzeytin ilçelerini ne zaman ziyaret etsem, balıkçılarla ne zaman sohbet etsem iki önemli taleple karşılaşıyorum. 225 teknesi olan Kastamonu’da 2 bine yakın vatandaşımız doğrudan balıkçılık sektöründe istihdam ediliyor. Türkiye genelinde bu sayı 50 binin üzerinde ama çoğunun sigortası, sosyal güvencesi yok. 12 metrenin üzerindeki tekneler için bir zorunluluk getirildi ancak ömrü bu denizlerde geçen balıkçılarımıza geriye dönük borçlanma hakkı tanınması için Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ihtiyaç vardır. Ekmeğini denizden çıkartan balıkçılarımız bizden bunu bekliyor.

Bir diğer konu ise AB kara sularında 50 metre, bizde 24 metre olan gırgır avcılığıyla avlanma derinliğinin 18 metreye indirilmesidir. Bu talebin lehine yapılacak her düzenleme, denizlerdeki yok oluşun hızlandırılması, sucul ekosistemin idam fermanı anlamına gelmektedir. Sucul canlı kaynakların korunması ve sürdürülebilir balıkçılık için, böyle bir hataya düşülmemesi gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Unutulmamalıdır ki limanlar ve balıkçı barınakları halkındır, denizler geleceğimizdir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                   Ayhan Erel

                                           İzmir                                                        Adana                                                     Aksaray

                                İmam Hüseyin Filiz                                                                                                 Zeki Hakan Sıdalı

                                        Gaziantep                                                                                                                     Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekilimiz Sayın Zeki Hakan Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Sıdalı.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz maddenin gerekçesinde “sulardaki biyoçeşitliliğin ve yaşam alanlarının korunması” ifadesine yer veriliyor. Bunu elbette ki destekliyoruz ancak devlet tarafından yapılacak balıklandırma işleminin de çok kontrollü bir şekilde yapılması gerekiyor. Suya bırakılan bir türün alandaki diğer canlılara olumsuz etkisinin sonradan anlaşılması durumunda bundan dönüş ne yazık ki mümkün değil. Yani size tavsiyemiz, kanun yaparken göstermediğiniz hassasiyeti balıklandırma yaparken gösterin çünkü bu sefer “Ne olacak, yine değiştiririz.” deme gibi bir lüksünüz de olmayacak.

Sayın milletvekilleri, son yıllarda Mersin kıyılarımızda artış gösteren ve büyük tehlikeler barındıran istilacı balık türlerinden de bahsedeceğim. İklim değişikliği nedeniyle artan deniz suyu sıcaklığı deniz canlılarını göçe zorluyor. Bu göçler neticesinde Akdeniz’de yaşamaya başlayan yabancı türlerin sayısı bini bulurken Türkiye kıyılarındaki tür sayısı ise 500’ü aşmış durumda. Bu türlerin yaklaşık 450 tanesi ise doğrudan tehlike arz eden istilacı türler. Akdeniz’e ulaşan yabancı türlerin yüzde 74’ü Süveyş Kanalı vasıtasıyla geliyor yani davetsiz misafirlerin ilk uğradıkları yer Mersin. Kentimizin kıyılarında normal şartlarda olmaması gereken ancak son yıllarda sıkça görülen balon balığı, aslan balığı, zehirli denizanası, mandagöz balığı, şeytan balığı gibi balıklar istilacı türler. Bu türler deniz ekosistemine, biyoçeşitliliğe ciddi zararlar veriyor; yerli türlere parazit ve hastalık bulaştırıyor ve hatta nesillerini tehlikeye atıyor.

Balıkçılık ve turizmi doğrudan etkileyen bu istilacı türler insanlarımız için de tehlikeler barındırıyor. Şunu itiraf etmeliyiz ki yakın gelecekte bizleri ciddi bir biyogüvenlik sorunu bekliyor. Yakında, denizlerimizin biyogüvenlik beka sorunu olacak. İstilacı türler arasında yer alan aslan balığı Edremit’te bir balıkçımızın ağlarına takılabiliyorsa burada balıkçılığımız için büyük bir sorun var demektir. Dikenlerindeki zehir büyük bir tehlike yaratan aslan balığı çok hızlı ürüyor ve özellikle yavru balık ile kabuklu canlı popülasyonunu hedef alıyor. Aynı türün Hint Okyanusu, Batı Atlantik ve Karayipler’de yarattığı tahribat raporlarla sabitken gelecekte bizim ekosistemimize de zarar vermesi ne yazık ki kaçınılmaz. Bu bölgelerde yürütülen aslan balığının kontrol altına alınması çabaları dikkatle takip edilmeli, deneyim aktarımı sağlanmalı ve gerekirse ortak çalışma grupları oluşturulmalı.

Diğer bir istilacı tür olan balon balıkları Mersin kıyılarında son yıllarda büyük bir artış gösterdi. Zehirli balıklar sınıfında yer alan bu balığın zehri siyanürden bin kat, arseniktense 1.200 kat daha etkili ve panzehri henüz mevcut değil.

İki hafta önce Akdeniz’de balıkçıların ağlarına takılan yüzlerce balon balığı denizlerimizdeki tehlikeyi de gözler önüne sermekte. Üç gün önce, kıyıya vuran balon balıklarını yiyen Mersin’deki kediler öldü. Yanı sıra, geçtiğimiz yaz Anamur ilçesinde çok üzücü bir olay yaşadık; denizde yüzen 8 yaşındaki bir yavrumuza saldıran balon balığı, kızımızın parmağını kaybetmesine sebep oldu. Biz Mersinliler olarak, yeni saldırıların gerçekleşmesinden endişeliyiz. Bu türlerin kentimize gelen turistleri de etkilemesinden endişeleniyoruz. Denizlerimizdeki ekosistemin bozulmasından endişeliyiz. Devletimiz bu endişeleri gidermekten sorumludur.

Hükûmete çağrımız, her şey için çok geç olmadan, istilacı türler henüz kontrol altına alınabilecek düzeydeyken acilen deniz ve kıyı koruma alanları ağı oluşturulmasıdır. Tüm denizlerdeki koordinasyonu sağlamak, dünyadaki mücadele yöntemlerini kendi denizlerimizde de uygulamak ve istilacı türlere karşı eylem planları geliştirmek devletin görevidir. Bunların sağlanması, deniz ekosisteminin sağlığı ve sürdürülebilirliğinin yanında biyogüvenliğimiz açısından da çok önemlidir.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 15’inci madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 16’ncı madde üzerinde 2 önerge bulunmaktadır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 16- "EK MADDE 7- Başka ülkelerin karasularında, münhasır ekonomik bölgelerinde veya uluslararası sularda ticari su ürünleri avcılığı yapacak gemilerin sahip veya donatanlarının Tarım ve Orman Bakanlığınca belirlenen koşullara uyması zorunludur.”

                                   Züleyha Gülüm                                         Mahmut Toğrul                                        Ali Kenanoğlu

                                         İstanbul                                                   Gaziantep                                                   İstanbul

                                   Erol Katırcıoğlu                                            Oya Ersoy                                               Semra Güzel

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                   Diyarbakır

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Züleyha Gülüm. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Ben biraz, tartışılmayan, görülmeyen ciddi bir toplumsal sorun üzerine konuşmak istiyorum; intihar meselesi üzerine konuşmak istiyorum. Zira bu mesele, sanki bu ülkede hiç yokmuş, bir artış göstermiyormuş, sadece psikolojik sorunlardan kaynaklıymış gibi algılanan çok ciddi bir mesele aslında.

Son on beş yılda Türkiye’de ölümle sonuçlanan toplam intihar sayısı 44.277. Bu bir sayı değil, bir candan, hayattan bahsediyoruz. İntihar girişiminin ise bunun 20 katı olduğu tahmin ediliyor, tabii ki istatistiki bilgi çıkmamasına rağmen. Bu insanlar rakamlardan ibaret değil. Hayatlar var, görmek istemiyor olabiliriz, duymak istemiyor olabiliriz ama her biri ayrı bir hikâye, her biri derin bir yara.

İntihar sadece yitirdiğimiz insanı etkilemiyor; ailesini, arkadaşlarını, çevresini ve aslında toplumun tamamını etkiliyor. Mesela, bir örnek: 28 yaşındaki mimar Onur Yaser Can 2 Haziran 2010’da İstanbul Harbiye’de gözaltına alındı; polisin işkencesine, cinsel tacizine, aşağılamalarına maruz kaldı, ardından muhbirliğe zorlandı, tehdit edildi ve intihar etti. Oğullarının yaşamını yitirmesinin ardından adalet mücadelesi başlatan aile bir sonuç alamadı, üç buçuk yıl boyunca hukuk mücadelesi verdi. Bir şey çıkmayınca, saraya bağlı yargıdan bir adalet çıkmayınca anne intihar etti. Arkasından, baba Mevlüt Can bu acılara dayanamadı ve o da hayatını yitirdi.

İktidarın OHAL ve KHK’lerle getirdiği ihraç ve tutuklamalar, toplumda, halklar arasında yarattığı kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı politikanın kendisi, ötekine öfke ve kendinden olana koşulsuz destek ama diğerine düşmanlık siyaseti, adaletin yok edilmesi, güvencesiz, yarını göremeyen bir hayatın dayatılması, seçme ve seçilme hakkı dâhil tüm demokratik hakların yok edilmesi, insanların iradelerinin hiçe sayılması, yok sayılma, çözümsüz bırakılma, kişilerde, insanlarda öfke birikmesine ama bunu gösterecek kanalların, demokratik kanalların olmaması nedeniyle de içe dönmeye ve intiharlara neden oluyor.

OHAL döneminde yaşanan ihraçlardan sonra soruşturma ve kovuşturmaya uğrayan, hukuksuzca tutuklanan pek çok kişi, psikolojik, maddi sorunlar yaşadı. Yine “güvenlik soruşturması” adı altında ataması yapılmayan ya da ataması yapılıp daha sonra atamaları iptal edilen birçok insan yaşamına son verdi.

2017 yılında 52 öğretmen intihar etti. 2015-1017 yılları arasında 431 sağlık çalışanı yaşamına son verdi. Son bir yılda geçim zorluğu, baskı sebebiyle 12 avukat intihar etti. Aydın’da 25 yaşındaki öğretmen Merve Çavdar, atamasının yapılmaması ve işsizlik nedeniyle -avukat meslektaşlarımızdan birisiydi- yaşamına son verdi.

Kapitalizmin krizi ve on yedi yıldır AKP’nin uyguladığı politikalar sonucu ülke derin bir ekonomik krize sürüklendi. Özellikle genç işsizlik başta olmak üzere milyonlarca insan işsiz. Esnaf ya dükkânını kapatıyor ya da bir umut, belki düzelir diye borç batağında hayatını sürdürmeye çalışıyor. Çiftçiyi üretemez, çalışamaz hâle getirdiniz. Milyonlarca insan ödeyemedikleri borçları nedeniyle icra takiplerine maruz kalıyor. Yıllarca gece gündüz demeden çalışarak alabildikleri evleri haciz yoluyla satılıyor. Başlarını sokacak bir yerden bile mahrum ettiniz. Evsizlik ne demek, biliyor musunuz? Evine ekmek götüremeyen insanlar “Açız.” diye bağırıyor ama siz, duymak yerine, soruna çözüm üretmek yerine seslerini kesmeye çalışıyorsunuz. Ekonomik krizin faturasını işçilere, emekçilere yüklüyor; sermayeyi, yandaşlarınızı kurtarmaya çalışıyorsunuz. Sizin mutfaktaki yangından haberiniz var mı? Evine ekmek götürememek, çocuğuna pantolon alamamak nasıl bir duygu, biliyor musunuz? Sırça köşklerinizden, muhteşem sofralarınızdan kaldırın başlarınızı da yoksullara bir bakın; oy aldığınız ya da almadığınız milyonların yaşam koşullarına bakın. Bir süredir işsiz olan İsmail Devrim, liseye giden oğlunun okul kıyafeti olmadığı için derse alınmak istenmediğini öğrenince intihar etti. Babanın intiharının çocuklar üzerindeki etkisini düşünebiliyor musunuz acaba ya da gerçekten düşünmek istiyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Türkiye’de kadınların yaşam haklarına yönelik saldırıların nasıl boyutlandığının, kadın düşmanı politikalarınızın kadınları nasıl katlettiğinin farkında mısınız? Kadınlar bu şiddet sarmalı içerisinde nasıl intihara sürükleniyor, bunun farkında mısınız? Bu rakamlara rağmen, bu kadın intiharlarına rağmen, siz, kadınların kazanımlarını yok etmeye, çocuk tecavüzcülerine af getirmeye, kadınları şiddet dolu ortamlara mahkûm etmeye çalışıyorsunuz.

İntihar, önlenebilecek bir davranış. Tüm toplumda insanların intihar eğilimini artıran etkenlerin belirlenerek ortadan kaldırılması gerekiyor. En başta yaşam ve özgürlük olmak üzere, sağlık, eğitim, yiyecek, barınma, toplumsal hizmetlerin de içinde olduğu, sağlık ve esenliğe uygun bir yaşam düzeyine kavuşma, yasanın koruyuculuğundan yani adalet mekanizmasından eşit olarak yararlanma, barışçıl amaçlar için toplanma ve dernek kurma, çalışma hakkı, işini seçme özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – …seyahat özgürlüğü, gelecek kaygısı olmadan sürdürülebilir bir yaşam ve en önemlisi de ne biliyor musunuz, savaş ve militarist koşullar yerine barış içinde bir yaşam hakkının sağlanması gerekiyor intihar vakalarının önlenebilmesi için.

Öyle bir ülke hâline getirdiniz ki komşunun komşuya düşman olduğu, akrabaların birbirlerini öldürdüğü, herkesin birbirine kin ve öfkeyle baktığı bir ülke yarattınız. Zannetmeyin ki sırça köşklerinizde yaşıyorsunuz, siz bunlardan muaf olacaksınız, elbette bunun hesabını halk bir gün sizden soracak.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesiyle 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’na eklenen ek madde 7’de yer alan “sahip” ibaresinden sonra “sahipleri” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                  Bekir Başevirgen                                     Okan Gaytancıoğlu                           İlhami Özcan Aygun

                                          Manisa                                                      Edirne                                                     Tekirdağ

                                     Ayhan Barut                                                                                                              Servet Ünsal

                                          Adana                                                                                                                       Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın İlhami Özcan Aygun.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Aygun.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime Türk siyasetinin unutulmaz ismi, Kıbrıs fatihi, büyük devlet adamı, halkçı Bülent Ecevit’i sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanunun 16’ncı maddesinde yapılan değişiklikle, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, gemileriyle başka bir ülkenin karasularında, münhasır ekonomik bölgelerinde veya uluslararası sularda avcılık yapabilmeleri için Tarım ve Orman Bakanlığının belirlediği şartlara uymaları zorunluluğu getirilmektedir. Bu madde muğlaktır. Standartlar nedir, nasıl konulacaktır? Üreticimizin yükümlülükleri ağır mı olacaktır? Bu konuda Deniz Ürünleri Avcıları Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Ali Güney’i Komisyonda dinlemiştik. Ali Güney şöyle diyor: “Türkiye karasularında av baskısını azaltmak isteyen üreticilerimiz Senegal, Moritanya gibi ülkelere giderek balık avlamaktadır. Balıkçılarımız burada Türk Bayrağı’yla avcılık yapmakta, tuttukları balıkları da oradaki firmalara tonu 125-150 dolardan satmaktalardı. Tayfalarının yüzde 85’i Türk, yüzde 15’i de o ülkenin vatandaşıdır; böylece, vatandaşlarımıza da istihdam olanağı sağlamaktadırlar. Ancak ülkemize döviz kazandıran ve yabancı sularda yapılan bu avcılıkta, maalesef, üreticimiz yalnız kalmaktadır. Yabancı ülkelerde yapılacak balıkçılık için Türkiye Cumhuriyeti’nin devreye girmesi gerekmektedir. Bu ülkelerle yapılan anlaşmalarda balıkçılarımızdan taraf olunmalıdır.” Ancak Ali Güney Beyefendi’nin de işaret ettiği üzere, burada tutulan balıkların yüzde 25’ini de Türkiye’ye getirebilmek, bu tip anlaşmalar yapabilmek mümkündür. Böylece hem iç tüketime dönük adım atılmış olacak hem de balıkçılarımız kendilerini daha güvende hissedeceklerdir.

Bir diğer husus da balıkçılarımızın Ziraat Bankasından 2017-2018 yıllarında kullanmış oldukları sübvanseli, yüzde 4,5’luk kredilerin yurt dışında avlanmaları sebebiyle Ziraat Bankasınca geri istenmesi ve ticari faiz uygulamalarıyla karşı karşıya kalmalarıdır; bu da kabul edilemez. Bu durumda üreticilerimiz zora düşmüş, Dışişleri Bakanlığına, Tarım ve Orman Bakanlığına, Hazineye yazı yazan üreticilerimiz, maalesef, sonuç alamamışlardır. Buradan sesleniyoruz: Ülkemize döviz getiren üreticimizi, balıkçımızı perişan etmeyin, üreticimizin sesine kulak verin, dertlerine derman olun.

Esasında bu yasa teklifiyle -bütün olarak baktığımızda- maalesef, küçük üretici değil sadece patronlar korunmaktadır. Ülkemizde 554 tane su ürünleri kooperatifi bulunmasına rağmen, küçük kooperatiflerimizin bünyesinde örgütlenmiş küçük balıkçıların desteklenmemesinin dışında, sektör paydaşları dahi faydalanmamaktadır. Zaten ülkemizin en önemli eksiklerinden biri de kooperatifçiliğimizin desteklenmemesidir. 2020 bütçesine baktığımız takdirde, su ürünleri örgütleri ile il müdürlüklerinin kapasitelerinin geliştirilmesi projesi için sadece 100 bin lira para ayırmışsınız sevgili arkadaşlar. Baktığınız zaman, bu da şaşılacak bir durum değil çünkü siz kooperatifçiliği düşünmüyorsunuz, siz küçük ölçekli işletmeleri düşünmüyorsunuz; sizin için varsa yoksa 5 iş adamı ve sizin dertleriniz arasında kooperatifleri güçlendirmek yok.

Balıkçılığın gelişmesi için, limanları kiralayan kooperatiflere balık satışı açısından da izin verilmesi, barınaklarda satış yerlerinin açılması gerekmektedir. Bugün esnafımız, çiftçimiz, üreticimiz, balıkçımız para kazanamadığı için kan ağlamaktadır. Bu durum dikkate alınarak küçük balık üreticilerinin de desteklenmesi önemlidir.

Sözlerimi değiştirmem gerekiyor. Ya, ne değişti? Süt üreticisi vardı. Seçim öncesi çıktınız, seçim için, oy için, oy devşirmek için 10 kuruş prim desteğini 25 kuruşa çıkardınız ama şapka düştü, kel göründü, seçim bitti, maalesef, arzu ettiğiniz sonuçları alamadınız ve o zaman geldiniz, çiftçiyi cezalandırdınız. Mayıs ayı geldiğinde 25 kuruş olan prim desteğini 10 kuruşa çektiniz. Arkadaşlar, maç bitti, oyun bitti, siz oyunu tekrar başa alıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Oyunun kuralları değişti.” Sonuçta, çiftçinin hak etmiş olduğu 25 kuruş prim desteğini siz gasbettiniz. Cumhuriyet tarihinde olmayan bir şeye AK PARTİ iktidarları imza attı. Geriye dönüp çiftçinin parasını gasbettiniz. Nasıl? Kanunen hakkı olan gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inin verilmesi gerekirken -gasbettiğiniz destekler gibi- yine çiftçinin süt primini gasbettiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer bir konu da kendi bölgem Ergene’yle ilgili. Ergene’de geçmişte, baktığımız zaman, dedelerimiz 22 tane balık türünü tutarken bugün ise o Ergene’den maalesef, ağır metaller akmakta ve Ergene ağlamaktadır. Geldiğimiz noktada, baktığınız zaman, Türkiye’de istatistiklerde kanserden ölümlerde kendi ilim 5’inci sırada arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Aygun.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Devamla) – Yine, bakınız, geçtiğimiz günlerde Çorlu Kurudere’de… Mayıs başında, maalesef, Kurudere aynen böyle olmuştu. Kurudere’de balıklar öldü, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün almış olduğu tahlillere bakıyorsunuz, maalesef, diyor ki: “Alınan atık su temiz.” Vicdanlara sesleniyorum, balıklar ölmüş ama sizin laboratuvarlarınızdaki sonuç “temiz” diyor. Bu dünya da var, öteki dünya da var arkadaşlar. Bugün laboratuvarda bunu aklayabilirsiniz ama vicdanlarınızda bunu aklayamazsınız diyorum.

Bu düşüncelerle saygılarımı sunuyorum ve inşallah, sizler de bir gün kanserle mücadele etmezsiniz, kanserli bir yakınınız olmaz temennisinde bulunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Ama bir yoklama talebi var; isimleri tespit edeceğim.

Sayın Özel, Sayın Köksal, Sayın Karaca, Sayın Kılıç, Sayın Hancıoğlu, Sayın Yeşil, Sayın Serter, Sayın Kılınç, Sayın Sümer, Sayın Aygun, Sayın Tutdere, Sayın Özkan, Sayın Barut, Sayın Gaytancıoğlu, Sayın Ünsal, Sayın Sarıbal, Sayın Şahin, Sayın Süllü, Sayın Şaroğlu, Sayın Tokdemir.

Pusula gönderenler lütfen, ayrılmasınlar salondan.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 106) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde 1 önerge bulunmaktadır, önergeyi okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “Tarım ve Orman Bakanlığınca” ibaresinin “Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                               İlhami Özcan Aygun                                       Ayhan Barut                                   Okan Gaytancıoğlu

                                         Tekirdağ                                                     Adana                                                       Edirne

                                      Seyit Torun                                       Abdurrahman Tutdere                              Mustafa Adıgüzel

                                           Ordu                                                     Adıyaman                                                     Ordu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

(Uğultular)

BAŞKAN – Arkadaşlar, şu yoğunluğu bir oturtturalım lütfen. Bir sessiz olalım, birkaç maddemiz kaldı, sabırlı olalım bir parça. Bu noktaya kadar getirdik, artık bu işi bugün bitirelim burada.

Önerge üzerinde söz isteyen, Adıyaman Milletvekilimiz Sayın Abdurrahman Tutdere. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Tutdere.

Biraz sessiz olalım arkadaşlar, 2 maddemiz kaldı bundan sonra, acele etmeyelim.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – 106 sıra sayılı, Su Ürünleri Kanunu’nda değişiklik öngören Yasa Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 22/3/1971 tarihli, 1380 sayılı Kanun’da 2019 yılında değişiklik yapılıyor olması anlamlı ancak bu kanun teklifiyle de yapılan değişiklikler, hızla kirlenen denizlerimizde, iç sularımızda, barajlarımızdaki doğal yaşamı, su ürünlerini korumaya yeterli olacak mı, bir buna bakmak lazım. Şu andaki teklife bakıldığında, özellikle bazı konularda birtakım eksiklerin bulunduğunu üzülerek görmekteyiz.

Kanun maddesine baktığımızda, kanunun ruhuna baktığımızda, su ürünlerinden kasıtla, denizlerde, iç sularda bulunan bitkilerin, hayvanların ve bunların yumurtalarının tanımlandığını görmekteyiz.

Peki, şu anda görüşmelerini yapmış olduğumuz teklif, bizim, Türkiye’de, özellikle iç sularımızdaki su ürünlerinin tamamını koruyacak şekilde düzenlemeler içeriyor mu, buna bir bakmak lazım. Kanaatimce çok ciddi anlamda eksiklikler var.

Değerli milletvekilleri, özellikle ülkemizin çok büyük doğal güzellikleri olan yüzen adalar konusunda çok ciddi eksiklikler var. Tabii, “yüzen ada” deyince bazı arkadaşlarımızın, özellikle teklif sahiplerinin aklına yatlar, gemiler, gemicikler gelebilir ama benim kastım tabii ki onlar değil. Benim kastım, Türkiye’de, özellikle Adıyaman, Erzurum, Rize, Denizli ve Türkiye'nin değişik illerinde bulunan doğal güzellikler. Bu doğal güzellikler yüzen adalar.

Şu anda göstermiş olduğum bu fotoğraf, Adıyaman’ımızın Çelikhan ilçesinde Çat Barajı’nda bulunan yüzen adalar.

Değerli milletvekilleri, bu yüzen adalar, bitki köklerinin uzunca bir süre sonra, yüz yıl, bazılarında bin yıllık geçmişle ortaya çıkan tarihî ve doğal güzellikler. Şu anda mevcut teklifte bu doğal güzellikleri koruyacak herhangi bir düzenleme var mı? Ben Komisyondaki arkadaşlara ve teklifte imzası bulunan milletvekili arkadaşlarıma soruyorum: Şu anda Çat Barajı’ndaki bu yüzen adaya yapılacak bir saldırıda veya bu yüzen adayı tahrip eden, yok eden herhangi bir kimseye bu kanuna göre ne ceza verilecek? Buna ilişkin bir düzenleme var mı?

Bakınız, kanunun 11’inci maddesinde -eğer bunu su ürününden sayarsak ki su ürünüdür - bin liradan 5 bin liraya kadar para cezası öngörülüyor. Değerli milletvekilleri, şimdi, bin yıllık tarihi olan, bin yılda oluşabilen bu doğal güzelliği bin liralık idari para cezasıyla nasıl koruyacaksınız? Bu konuda, maalesef, bu yasa bu doğal güzellikleri koruyacak tedbirleri, müeyyideleri içermemektedir. Onun için, ben, buradan, ülkemizin gerçekten çok büyük bu doğal güzelliklerinin korunması anlamında bütün gruplara çağrıda bulunuyorum: Gelin, hep beraber, bu yasaya özellikle yüzen adaların korunması, gelecek nesillere aktarılması konusunda iş işten geçmeden bir ekleme yaparak mevzuata bir hüküm koyalım ve bu adalar da gelecek nesillere intikal edebilsin.

Değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri; bunun yanında, son dönemlerde, özellikle iktidar tarafından akarsularda HES’lerin ön plana çıkarılarak Anadolu’nun bütün nehirlerinin, çaylarının, derelerinin HES’lerle kapatıldığı bir ortamda sular hızla kirletilmektedir. Şimdi bu kanunda, evet, avlanmaya ilişkin yasaklar var, hangi yöntemlerle avlanmanın yapılacağı var; peki, dolaylı yollardan suları kirleten, binlerce balığın veya canlının ölümüne sebebiyet verenler hakkında herhangi bir müeyyide var mı? Bunu da Komisyondaki arkadaşlara ve teklifte imzası bulunan arkadaşlara soruyorum.

Seçim bölgem olan Adıyaman’da Türkiye’nin en büyük barajı Atatürk Barajı var. Atatürk Barajı son günlerde yeşile boyandı, hızla akan endüstriyel atıklar ve evsel atıklar barajın rengini değiştirmiş durumda. Yine, bundan yaklaşık bir ay önce Atatürk Barajı’nın kıyısında binlerce ölü balık bulundu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Tutdere.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Devamla) – Bu balıklar suyun hızla kirlenmesi sebebiyle ölmüşlerdir. Sonra, ilgili kurumlar tarafından yapılan araştırmalarda, özellikle kanalizasyonlar sebebiyle oradaki suyun yoğun bir şekilde kirlenmesi sonucu balıkların öldüğü tespit edilmiştir. Daha dün, Besni ilçemizdeki bir HES’te, özellikle şirket sahipleri aşırı kâr hırsıyla deredeki bütün suyu kanala verdikleri için, dereye su bırakamadıkları için yine binlerce balık ölmüştür. Peki, bu kanunla biz bu eylemi gerçekleştirenleri, bu kabahati işleyenleri cezalandırabiliyor muyuz? Bunlara ilişkin bir hüküm var mı, bunlara ilişkin bir düzenleme var mı? Üzülerek belirteyim, yok.

Dolayısıyla bu teklif bu yönleriyle eksiktir. Türkiye’deki iç sulardaki, denizlerdeki su ürünlerinin korunması için bu eksikliklerin de giderilmesi gerekiyor. Biz eğer bu eksiklikleri gideremezsek ne denizlerimizi koruyabileceğiz ne de iç sularımızdaki barajlarımızı, göllerimizi koruyabileceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 17’nci madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 18’inci madde üzerinde 2 önerge bulunmaktadır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 18- Bu Kanun 1/1/2020 günü yürürlüğe girer.”

                               İlhami Özcan Aygun                                        Fikret Şahin                                   Okan Gaytancıoğlu

                                         Tekirdağ                                                   Balıkesir                                                     Edirne

                                     Ayhan Barut                                                                                                      Mustafa Adıgüzel

                                          Adana                                                                                                                         Ordu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Fikret Şahin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama öncelikle 3’üncü Genel Başkanımız, Kıbrıs kahramanı, büyük siyaset adamı Bülent Ecevit’i saygı ve rahmetle anarak başlamak istiyorum. Bugün, bilindiği üzere, ölümünün 13’üncü yıl dönümüydü.

Sayın Başkan, konuşmama, Genel Başkanımızın da sıklıkla gündeme getirdiği, kamuoyunun da cevaplarını merakla beklediği birkaç soruyu tekrarlayarak başlamak istiyorum.

Süleyman Şah Türbesi 22 Şubat 2015 tarihinde, bilindiği üzere, Türk topraklarından taşınmıştı. Süleyman Şah Türbesi neden Türk topraklarından kaçırılmış ve neden gereken müdahale yapılmamış ve IŞİD’e, bir terör örgütüne teslim edilmiştir?

Yine, Sakarya’da ordumuza ait tank palet fabrikası hangi ihaleyle BMC firmasına verilmiştir? İhale ilanı nerede yayınlanmıştır? Tank palet fabrikasının kâr garantili, ihalesiz olarak BMC firmasına verildiği doğru mudur?

Diğer bir sorum: 15 Temmuz şehit ve gazilerimize yardım amacıyla kurulan vakfın adresi nedir? Yönetim kurulunda kimler vardır? Yardım için toplanan 309 milyon liraya ne olmuştur? Harcandı ise kimler için harcanmıştır?

Bu soruların cevabını kamuoyu ve bizler bekliyoruz.

Efendim, diğer konumuz: Cumhuriyet Bayramı öncesi yaptığım kısa konuşmada, Diyanet İşleri Başkanlığının internet sitesinde yer alan “Kuruluş” bölümünde ve yine, 2015 yılından bu yana Diyanet İşleri Başkanlığının yayınlamış olduğu 245 cuma hutbesinde kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adının anılmadığını belirtmiştim ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı öncesi cuma gününde yayınlanacak olan hutbede Mustafa Kemal Atatürk’ün adı anılacak mı diye sormuştum. Maalesef, o zamandan bu yana cuma hutbesi sayısı 247’ye yükselmiş olmasına rağmen, yine Mustafa Kemal Atatürk’ün adı cuma hutbesinde yer almadı. Birkaç örnek vermek istiyorum sizlere: Bakınız, elimde, 18 Mart 2016 Cuma günü yani Çanakkale Zaferi’nin tesadüf ettiği cuma günü hutbesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok, Çanakkale Zaferi’nde. Yine, 19 Mayıs 2017, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, yine cuma günü ve burada yine Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok. Yine, 10 Kasım 2017, Mustafa Kemal Atatürk’ü anma günümüz, yine burada Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok. Ve yine, 30 Ağustos -Zafer Bayramı’mız- 2019 tarihinde de Mustafa Kemal Atatürk’ün adı yok. Tabii, bunlar bizler için elbette yaralayıcı ve üzücü.

Şimdi diyeceksiniz ki: Hiç olumlu bir şey olmadı mı? Elbette olumlu şeyler olmuştur. En son yaptığımız konuşmadan sonra Diyanet İşleri Başkanlığının internet sitesinde “Kuruluş” bölümünde kurucusunun Mustafa Kemal Atatürk olduğuna dair -evet- yazıyı görmüş olduk; bu, bizim adımıza sevindirici. Yine, Diyanet İşleri Başkanlığının cumhuriyetimizin 96’ncı yıl dönümü münasebetiyle yayınlamış olduğu kutlama mesajında cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adını rahmetle ve minnetle anmasından da oldukça memnun olduğumuzu belirtmek isterim.

Diyanet İşleri Başkanlığı yayınladığı kutlama mesajında cumhuriyeti şöyle tarif ediyor: “Cumhuriyet, millet iradesini görmezden gelen ya da hiçe sayan hiçbir tavrın meşru olmadığının ve asla kabul edilmeyeceğinin de ilanıdır.” Bakınız, dikkatinizi çekiyorum “millet iradesini görmezden gelen” diyor. Şimdi, bir milletvekili olarak, milletin bir temsilcisi olarak işte bize burada görev düşüyor. Milletimiz, Diyanet İşleri Başkanlığına şöyle diyor: “Bizler Mursi için gıyabi cenaze namazı kılıyoruz, efendim, Suudi Kralın ölümü için yas tutuyoruz ama bu topraklarda yüce İslam dininin yaşanmasını sağlayan, cumhuriyetimizin ve ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adının millî günlerde, cuma hutbesinde anılmasını istiyoruz ve onun ruhuna bir Fatiha okunmasını istiyoruz.” Benim de bir milletvekili olarak görevim işte burada başlıyor; Diyanet İşleri Başkanlığının yayınlamış olduğu kutlama mesajında millet iradesini görmesini istiyoruz.

Önümüzde 10 Kasım var. Bakınız, bu pazar 10 Kasım Mustafa Kemal Atatürk’ün 81’inci ölüm yıl dönümü, anacağız hep birlikte. 8 Kasım Cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığının hutbesini millet adına dikkatlice takip edeceğiz. Umarız artık bu inatlaşmadan Diyanet İşleri Başkanlığı vaz geçer ve ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hutbede isminin yer almasını sağlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 18- Bu Kanun yayımı tarihinden on gün sonra yürürlüğe girer.”

                          Dursun Müsavat Dervişoğlu                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                Hasan Subaşı

                                           İzmir                                                        Adana                                                      Antalya

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                                                                               İmam Hüseyin Filiz

                                          Mersin                                                                                                                     Gaziantep

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, biraz sessizlik olsun lütfen ve değerli arkadaşlarım, konuşmacılara lütfen müdahil olmayalım yani bir yasama faaliyetinin sonuna geliyoruz. Sizlerden, hepinizden birazcık soğukkanlı ve serinkanlı olmanızı bekliyoruz.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak isteyen Antalya Milletvekilimiz Sayın Hasan Subaşı.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce eski Başbakanlarımızdan merhum Bülent Ecevit’i ölüm yıl dönümünde rahmetle ve saygıyla anıyorum.

Sayın milletvekilleri, 22/3/1971 tarihli, 1380 sayılı kırk sekiz yıllık Su Ürünleri Yasası’nın değiştirilmesi elbette yararlıdır ancak “ben yaptım oldu” anlayışıyla yapılan düzenlemeler, maalesef, yine beklentileri çözmekten hayli uzak kalmıştır.

Denizlerimize musallat olan işgalci göçmen balıklar denizlerdeki canlı varlıklarımıza önemli zararlar vermektedir ve henüz hiçbir tedbir alınmamıştır. Balon balığı olarak bilinen yabancı balığın bir çocuğa saldırıp parmağını kaybetmesine neden olması, yine, bu balığı yiyen kedi ve köpeklerin ölmesi günlerce medyayı meşgul etmiştir.

Tesislerin arıtmalarında temizlik için kullanılan kimyasalların denize karışması sonucu deniz çayırları ve bitki türleri zarar görmekte ve balık yumurtalarının deniz dibinde barınacağı canlı alan yok olmaktadır. Bilinçsiz balık avlama ve trol avcılığının büyük zararlar verdiği bilinmektedir ki yine yeterli önlem alınmamıştır.

Geçen hafta Demre Belediye Başkanımız Okan Kocakaya’nın düzenlediği Demre-Kekova kültür sanat festivaline katılarak güzel etkinliklerini izledim, Demreli ve Kaşlı balıkçılarla sohbet imkânı buldum. Festival Demre’nin kültür ve tarih değerlerini tanıtmak ve Kekova gibi değerli bir alanı duyurmak için düzenlenmişti, başarılı da oldu.

Demre ilçemizde St. Nicholas gibi Ortodoks dünyasının ziyaret merkezi sayılan bir kilise vardır. Ayrıca Roma, Bizans, Likya medeniyetlerinin tarih ve kültür varlıklarını barındıran antik kentlere, temiz deniz ve koylara ve Türkiye'nin en büyük dalyanına sahiptir. Kekova ise üzerinde Likya ve Roma tarihî eserleri olan ve 2’nci yüzyılda yaşandığı düşünülen deprem nedeniyle önemli bir bölümü denizin içine batmış, bir kısmı da karada olan bir antik kente sahiptir. Dünyada eşi olmayan bu ilginç batık şehir yat turizmi için gelenlere ve teknelerle gezenlere eşsiz bir manzara sunmaktadır. Demre-Kekova festivaliyle Kekova Adası’ndaki batık şehri tanıtmak ve koyun dünya çapında bir dalış ve turizm merkezi olması için izinli dalışlara açılması amaçlanmıştı. Aynı zamanda izinsiz, korsan dalışların ve yarattığı tahribatın da kontrol altına alınabileceği düşünülüyordu.

Birlikte sohbet imkânı bulduğum Demreli ve Kaşlı hemşehrilerim balon balığının balıkçılığa büyük ölçüde zarar verdiğinden yakındılar. Ağlara çok fazla sayıda takılan bu balığın tekrar denize atılmasının çözüm olmadığını ancak -bir ücret karşılığında- Bakanlığın ya da Su Ürünlerinin bu balığı yakalayanlara ödeme yapması hâlinde balon balıklarının azalıp büyük tehlike olmaktan çıkacağı önerisinde bulundular. Bu konuda yaptığım araştırmada, balıkta bulunan toksin maddenin ilaç sanayisinde değerlendirildiğini öğrendim. Bu husus, bu balığın toplanması için de bir teşvik unsuru olabilir düşüncesindeyim.

Değerli milletvekilleri, Kaş ilçemiz, dünya sualtı şampiyonalarının yapıldığı Türkiye’nin en büyük dalış merkezidir ancak hâlâ bir basınç odası yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Subaşı.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Bu sebeple, geçen haftalarda Jandarma Sualtı Kurtarma Ekibinden 4 askerimizin vurgun yediği ve 1’inin maalesef kurtarılamayarak şehit olduğu basına yansıdı. Bölgedeki dalış uzmanları ve vatandaşlar, Kaş’a en yakın basınç odasının 200 kilometreden fazla mesafede, Antalya merkezinde olması nedeniyle önemli kazalar sonucu ölümlere engel olunamadığından yakındılar. Bölgede basınç odasının kurulması Kaş ilçemizde dalış yapanlar için hayati önemdedir.

Yine Demreli hemşehrilerimiz, Demre’nin Türkiye’nin sebze ihtiyacının yüzde 15’ini karşıladığını ama tarımdaki girdi fiyatlarının yüksekliği nedeniyle tarım sektörünün giderek cazibesini kaybedeceğini söylediler. Gerçekten tarım politikalarının değişmemesi, tarımın bir reform niteliğinde desteklenmemesi hâlinde Türkiye kısa zamanda, korkarım, birçok tarım ürününü ithal etmek zorunda kalacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun Sayın Subaşı.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Toprak Mahsulleri Ofisine her türlü ürünü ithal etme yetkisi verilmesi, Hükûmetin gündeminde tarımı geliştirmenin bulunmadığını, hatta çiftçiyi yok saydığını bir kere daha açıkça ortaya koymuştur.

Teşekkür ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 18’inci madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 19’uncu madde üzerinde aynı mahiyette 2 önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 19- Bu Kanun hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür.”

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                             Tuba Vural Çokal                                         Enez Kaplan

                                          Adana                                                      Antalya                                                    Tekirdağ

                                       Ayhan Erel                                          Zeki Hakan Sıdalı                                        Yasin Öztürk

                                         Aksaray                                                     Mersin                                                      Denizli

                                                                                           Dursun Müsavat Dervişoğlu

                                                                                                            İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                               İlhami Özcan Aygun                              İbrahim Özden Kaboğlu                          Okan Gaytancıoğlu

                                         Tekirdağ                                                    İstanbul                                                      Edirne

                                     Ayhan Barut                                                                                                      Mustafa Adıgüzel

                                          Adana                                                                                                                         Ordu

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI YUNUS KILIÇ (Kars) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen, Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Enez Kaplan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Kaplan.

ENEZ KAPLAN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesi için verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine İYİ PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Tarım ve Orman Bakanlığının Karadeniz kıyılarında avlanma derinliğini 24 metreden 18 metreye düşürmesiyle yeni balık sezonu tartışmalarla birlikte başlamıştır. Avrupa Birliğinin kararıyla Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde bu derinlik 50 metredir. Kim istiyor 18 metrede avlanmayı? Yani, çocuklarımızın geleceği kimlerin elinde?

20 Aralık 2018 tarihinde Sayın Tarım Bakanına yazılı olarak cevaplanması istemiyle bir soru önergesi vermiştim. Neredeyse bir yıl olmuş, daha hâlâ cevap gelmemiştir arkadaşlar. Şimdi bu soru önergesini hazır yeri gelmişken sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Yapılan araştırmalara göre Karadeniz’de 26, Marmara’da ise 124 balık türünün artık olmadığı; araştırmacılar, bugün var olanların ise gerekli önlemler alınmazsa yok olan türlerle aynı sorunu yaşayacağı endişesi taşımaktadır.

Bu bağlamda;

Bugüne kadar kaç balıkçı teknesinin ağ gözleri bakımından ve avladıkları balık boyu büyüklüğünden dolayı ceza kesilmiştir?

Bugüne kadar kaç balıkçı teknesine avlanma sahası dışında avlandığı gerekçesiyle ceza kesilmiştir?

Bugüne kadar tezgâhlarda küçük balık satan kaç esnafa ceza kesilmiştir?

Bazı ceza türlerinde olan ihbar ve yakalama primlerinin, denizlerimizde kaçak ve yasa dışı avcılık yapanlar için hayata getirilmesi düşünülmekte midir?

Denizlerimizde yok olan türlerin tekrar hayat bulması ve var olan türlerin de hayatlarını gelişerek devam ettirebilmesi için hedefler, planlar ve stratejiler nelerdir?”

Önergemize hâlâ cevap verilmemiştir.

Değerli milletvekillerim, ülkemizin kıyı şeridi uzunluğu adalarla beraber 8.333 kilometredir. Bu uzunlukta dünyada 14’üncü sıradayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Denizciliği Türk'ün büyük milli ülküsü olarak benimsemeli ve az zamanda başarmalıyız.” demiştir. Lakin hâlâ denizcilik bakanlığı kurulamamıştır; denizler âdeta kendi hâline bırakılmış, vahşice yağmalanmaya maruz kalmıştır. Hiç düşündünüz mü, çocuklarımız lüfer yiyecek mi? Peki, size soruyorum, en son ne zaman kofana yediniz? Hemen hemen her gün medyada zehirli Akdeniz balon balığı haberlerini görüyoruz. Sayın Bakan bu konuyla ilgili noktalardan bizleri haberdar ederse seviniriz. Gerçi yazılı soru önergemize cevap alamadık, buna da cevap alacağımız yoktur.

Değerli milletvekilleri, çıkaracağımız bu kanunlarla daha caydırıcı olabiliriz. Usulsüz balık avcılığı vatana ihanettir; ha ormanları yakmışız ha bu işi yapmışız. Yok olan türlerle ilgili çalışmalar için su ürünleri fakültesinden destek almalıyız. Koruma altındaki türlerle ilgili daha caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Ağ ambarları, ağ gözenekleri bakımından tekneler limanlardan çıkarken yetkililerce kontrol edilmeli, balığı denizden yavrularıyla beraber çekme işi son bulmalıdır. Yasak yerlerde ve yasak zamanlarda trolcülük yapanlar, resifleri yani balık yuvalarını bozanlar hakkında hapis cezaları uygulanmalıdır.

Bu yıl tezgâhlarımızda palamut yok, lüfer zaten yok, çinakopun ise büyümesine asla izin vermiyoruz. Tüm bu olumsuzluklar yetmiyormuş gibi Karadeniz kıyılarında avlanma derinliği 24 metreden 18 metreye düşürülmektedir. Bu da denizlerimizde 40 metreye kadar yayılım gösteren ve koruma altında bulunan endemik deniz çayırlarına hasar vermekten ve bu çayırlarda balıklarımızın barınma, beslenme, avlanma ve üreme gibi yaşamsal faaliyetlerini engelleyerek âdeta balıkları beşiğinde boğazlamaktan başka bir şey değildir.

Bu yanlışlıkların en kısa zamanda düzelmesini temenni eder Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özden Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, milletvekilleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni ele almadan önce çevreyi ilgilendiren yasalarda yapılan değişikliklere değineceğim, sonrasında da aynı konuda bekleyen kanun tekliflerine değineceğim.

Mera Kanunu, İmar Kanunu, Kıyı Kanunu, Çevre Kanunu, Maden Kanunu, şimdi Su Ürünleri Kanunu, hemen hemen hepsi torba şeklinde görüşüldü ve bu kanun da dâhil olmak üzere şu ana kadar 71 maddede değişiklik yapıldı; bunlar ikişer kez değiştirildi. Şimdi, bunların dışında, sırada olan 2 yasa teklifi var: Birincisi, Boğaziçi Kanunu’nun değiştirilmesi; ikincisi, Tapu Kanunu’nun değiştirilmesi. Dolayısıyla bütün bunları birlikte ele alacağız.

Birlikte ele aldığımız zaman, özellikle AK PARTİ Grubuna yönelerek tabii ki şu temel çelişkiye öncelikle değinmek isterim: Eleştiri yöneltildiği zaman “Türkiye hukuk devletidir.” diyorlar fakat hukuk devletinin ilk ölçütü Anayasa’ya saygıdır, Anayasa’nın üstün ilkelerine, üstünlüğüne saygıdır, hukukun genel ilkelerine saygıdır. Biz “Meşru değil bu Anayasa ama yürürlükte.” diyoruz, saygı göstermeyenlerse “Meşrudur ama yürürlükte değil.” demek istiyor. Şimdi, burada çok ciddi anayasal sorun var, bu konuda mutabakat sağlamak lazım.

İkincisi: Bu salonda sıkça vatan haini-vatansever ayrımı ve çatışması yaşanıyor; oysa, çevre ve ülkeyi düzenleyen yasalara dikkat edenler mi acaba daha çok vatansever oluyor yoksa çevre ve doğal değerleri torbalara dolduranlar mı? Bu soruyu sağlıklı bir biçimde yanıtlamak gerekir.

Şimdi, bu konuda bu yasa teklifinin, görüşmekte olduğumuz yasa teklifinin en olumlu tarafı -konuşmacıların da belirttiği gibi- torba yasa olmayışı, bu bizi teselli ediyor fakat olumsuz tarafı bir, bunun biyosfer, ekosistem ve ekoloji bütününde ele alınmaması, bu ögelerin ihmal edilmesi.

Şimdi, bu konulara girmeyeceğim fakat hukuk açısından esasen ihmal edilen uluslararası sözleşmeler; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler; bölgesel, özellikle tam bu konuyu ilgilendiren Barcelona Sözleşmesi yani Akdeniz'in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi ve Bükreş Sözleşmesi yani Karadeniz'in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi veya Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi. Mesela, geçen hafta burada verilen önergede Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi dikkate alınsaydı pekâlâ başka ülkelere karşı da bizim kozlarımız olabilirdi.

Ben, bunlar üzerinde durmayacağım, esasen benim üzerinde duracağım husus birçok hatibin de değinmiş olduğu üzere, anayasal açıdan bu düzenlemenin ne ifade ettiği çünkü esasen bu düzenleme, Su Ürünleri Kanunu, Türkiye açısından Anayasa’nın 3’üncü maddesi “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” maddesinden başlayarak Anayasa’nın birçok maddesi açısından değerlendirilmelidir; ciddi açıdan, ciddi olarak sorunludur. Bunlar: Esasen, yasayla düzenlenmesi gereken ama yönetmeliğe bırakılan hususlar açısından -madde 2, madde 11, madde 137- öte yandan, özellikle su ürünlerinde uyulması gereken kuralların, bu konuda örgütlenme ve kooperatifçiliğin, Anayasa’nın ilgili maddeleri açısından değerlendirilmesi gereklidir. Bunun yanı sıra mesela, burada, İhale Kanunu’nda yapılan istisna, esasen Anayasa madde 48 açısından, çalışma özgürlüğü bakımından sorunludur ama iktisadi liberalizmin yağma düzenine dönüşmesi açısından da sorunludur. Bu konuda kooperatiflere yer verilmemesi kooperatifçiliğin gelişmesine dair Anayasa’nın 171’inci maddesi açısından sorunluğu olduğu gibi, özellikle konunun uzmanlarının dışlanmış olması hem Anayasa madde 70 hem de sosyal devlet bakımından, Anayasa madde 2 çerçevesinde ciddi soru işaretleri taşımaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu açıdan, tabii ki konuya Anayasa bütününde baktığımız zaman, esasen, devletin çevre kirliliğini önleme, çevreyi koruma ve geliştirme ödevi su alanları açısından da geçerli olduğu için, bu alanların yerel yönetimlere verilmesi yerine merkezî yönetime geçirilmesi de yine anayasal açıdan ciddi sorunlar yaratmaktadır; tabii ki madde 171 kooperatifçilik ve madde 172 tüketicilerin korunması açısından da sorunludur.

Şimdi, bunun yanı sıra değineceğim özellikle Boğaziçi Kanunu’nda yerel yönetimler ve koruma kurulları için öngörülen yetkilerin Çevre Bakanlığına ve Cumhurbaşkanlığına aktarılması, Anayasa’nın amir hükmü olan, değişmez maddesi olan 2’nci maddesine aykırı olduğu gibi, 127’nci maddeye da açıkça aykırıdır. Zaten bu alanın Çevre Bakanlığına verilmesi de Anayasa’ya aykırı idi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, toparlayayım izninizle.

BAŞKAN – Lütfen.

Buyurun.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu, bürokratlar tarafından hazırlanmış olan metin eğer burada kanun teklifi olarak ele alınırsa Anayasa’ya çifte aykırılık olacak çünkü teklifin sahibi bu Meclis olmalıdır ama esasen, bu yasalaşırsa tam da birçok Anayasa maddesine aykırılığın ötesinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına kayyum tayin edilmiş olacaktır. Bu, çok tehlikeli bir girişimdir; dileriz ki bu gerçekleşmez.

Diğer kanun ise meralarda yapılaşmanın önünü açan, kıyılarda yapılaşma hususunda yabancılara mülk satışına kadar birçok hüküm getiren düzenleme de Türkiye bütününü kıskaç altına almak anlamına gelmektedir. Bu da çok yönlü olarak aykırılık taşımaktadır; tabii ki Anayasa’ya aykırılık taşımaktadır. Anayasa’nın 2’nci maddesi açısından her 2 kanun teklifi diğerleriyle birleştirildiği zaman Türkiye ülkesinin bölünmezliği ilkesine aykırılık taşınmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, yarım dakika alabilir miyim.

BAŞKAN – Bir dakika vereyim ben Hocam, buyurun.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

Şimdi, bu kanun açısından belki tek teselli kaynağımız, bir çevre kodu hazırlanabilir mi? Şimdi, elimde “Code de L’environnement” var, “Çevre Kodu” evet, Fransa’nın; çok değil, 1.700 sayfa.

Bizim ülkemiz Fransa’dan çok daha büyük. Acaba biz bir çevre kodu hazırlayamaz mıyız? Bizim ülkemiz Fransa’dan daha az mı değerli? Fransızlar bizden daha çok mu yurtsever? Biz yurtsever değil miyiz? Ülkemizin toprak, su ve hava alanını koruyucu bütüncül düzenlemeler yapamaz mıyız? Ben, otuz yıl, karşılaştırmalı anayasa hukukunda çevre hakkı dersini verdim ama sadece Batı ülkelerinde değil, Tunus ve Fas gibi devletlerde yasa yapım sürecine, anayasa yapım sürecine katıldım ama bu şekilde bir yasa yapım sürecini hiçbir ülkede görmedim. Anayasa’ya aykırılıklarla dolu böyle bir teklif yasalaşacaksa eğer, tek olumlu tarafı, acaba biz, Türkiye için bir çevre yasasının -su ürünlerini de kapsamına alan bir çevre yasasının- yapılma yolunu açabilir miyiz? İşte bu bizi teselli ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayalım Sayın Hocam.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Efendim, aleyhinde de konuşmuş oldu.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Umarım bu konuda hepimiz yurtsever olduğumuza göre, bu konuda hiçbirimiz diğerini vatan haini olarak suçlayamayacağımıza göre, gelin hep birlikte yurtseverliğimizi test edelim, Anayasa’ya bağlılığımızı test edelim ve bütün Türkiye’yi kucaklayan bir çevre kodu hazırlamak için bu akşamdan itibaren harekete geçelim çünkü yasama Meclisinde 200 uzman var, 600 vekil de farklı alanlarda uzmanlaşmış bulunuyor, gelin Türkiye için uzlaşalım.

Teşekkür ederim dikkatiniz için.

Saygılar sunarım, sağ olun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 19’uncu madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır. Şimdi İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre oyunun rengini belli etmek üzere lehte ve aleyhte birer kişiye söz vereceğim.

Lehte olmak üzere ilk söz Gümüşhane Milletvekili Sayın Cihan Pektaş’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CİHAN PEKTAŞ (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun değişiklik teklifi hakkında şahsım adına lehte söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

1971 yılından beri yürürlükte olan Su Ürünleri Kanunu’nda, teknolojik gelişmeler, bilimsel, çevresel, sosyal hususlar ile sektörün de ihtiyaçları dikkate alınarak günümüz şartlarına uyumlu hâle getirilmek üzere önemli değişiklikler yapılmaktadır.

Kanun teklifiyle esas maksadımız, denizlerimizi, denizlerimizde yaşayan canlıları ve dürüst bir şekilde balıkçılık yapan balıkçılarımızı korumak, koruma-kullanma dengesini daha işler hâle getirmektir.

Balık varlığımızı artırmak suretiyle hem kendi iç tüketimimizi hem de ihracatımızı artırmayı hedefliyoruz. Balık üretimini artırırken onların kendi doğal ortamlarında yetişmeleri de çok önemlidir. Bu maksatla son yıllarda denizlerimizin temiz tutulmasıyla alakalı çok önemli çalışmalar yürütülmektedir. Deniz çöplerinden atık su yönetimine, atıkların geri kazanılmasından acil müdahaleye, deniz ekosistemlerinin korunmasından kıyı habitatlarının korunmasına, sularımızdaki kirlilik çalışmalarından gemi atıklarının alınmasına kadar birçok alanda entegre bir şekilde proje devam ediyor.

Denizlerimize kıyısı olan 28 ilimizdeki 350 ayrı noktadan mutat zamanlarda alınan numuneler 50 ayrı parametre üzerinden inceleniyor ve su kalitesi sürekli takip ediliyor. Nehir havzalarımızın büyük bölümünde ve göllerimizde de aynı çalışmalar devam etmektedir.

Denizlerimize kıyısı olan illerimizde yaşayan nüfusumuz toplam nüfusumuzun yarısından daha fazladır. Marmara Bölgesi, ülkemiz yüz ölçümünün sadece yüzde 11’ini teşkil ediyor. Buna karşılık, nüfusumuzun yüzde 28’i ise bu bölgede yaşıyor. Ülkemiz nüfusunun beşte 1’ine yakını İstanbul’da yaşamakta ve sanayi kuruluşlarımız da ağırlıklı olarak bu bölgede faaliyet göstermektedir. Dolayısıyla bu bölgede çevre baskısı oldukça yüksek durumda ve maalesef bu yoğun baskı altında Marmara korunamamış, Haliç’te canlı hayat yok olmuş ve Haliç âdeta bataklığa dönmüştü. 1994 yılında, İstanbul’daki atık suların sadece yüzde 5’i arıtılabiliyor, geri kalanı denize bırakılıyordu; Marmara’da yaşayan 125 balık türü 4’e düşmüştü, sahillerden denizlere girilemiyordu. Önce Haliç’teki 4,5 milyon ton çamuru temizledik. Haliç’in ve Boğaz’ın her iki yakasına ve İstanbul’un bütün sahillerine kolektörler inşa ederek atık suları toplayıp arıttık.

İstanbul’da 88 atık su arıtma tesisi inşa ettik. Bunların 9 tanesi ön arıtma, diğerleri biyolojik ve ileri biyolojik atık su arıtma tesisleridir. Bugün İstanbul’daki atık suların yüzde 99’u arıtılmaktadır ve denizlerimize her yerden girilebilmektedir. Şu anda Haliç’te en az 42 tür balık yaşıyor. İç denizimiz olan Marmara Denizi, balık popülasyonu yönünden en zengin denizimiz hâline geldi. Haliç ve Marmara’yı kurtarmak için milyarlarca lira para harcandı.

Maalesef, korunamamış diğer bir değerimiz ise Ergene. Ergene, 2 metreküp/saniye debisi olan ancak denize 9 metreküp/saniye olarak dökülen bir nehrimizdir. Hızlı nüfus artışıyla beraber, o bölgelerdeki şehirlerin atık suları arıtılmadan Ergene’ye deşarj ediliyordu. Asıl felaket, Çorlu ve Çerkezköy başta olmak üzere, bölgede yüzlerce sanayi tesisi plansız bir şekilde yapılmış ve faaliyete başlamıştı. Birçoğu fazla su tüketen sanayi tesisleri Ergene’ye âdeta zehir bırakıyordu. Yok olma noktasına gelen Ergene’yi kurtarmak için 2011 yılında Ergene Eylem Planı hazırlanmış ve 15 paketi ihtiva eden entegre proje hayata geçirilmiştir. 13 adet ileri biyolojik atık su arıtma tesisi inşaatı bitirilerek oradaki belediyelerimize teslim edilmiştir. Sanayi tesisleri için ise 5 tane atık su arıtma tesisi inşa edildi, 1 tanesine devam ediliyor.

Buradaki arıtılan atık sular artık Ergene’ye deşarj edilmeyecek. Yaklaşık 50 kilometre uzunluğunda yapılan bir tünel ve kolektör inşa edilerek, yaklaşık 4 bin 500 metre uzunluğundaki deniz deşarj hattıyla beraber Marmara Denizi’nin 47,5 metre derinliğinde dip akıntıya verilecektir. Kolektör inşaatı bir ay sonra devreye alınıyor. Yüzde 95 mertebesine gelen projenin tamamı önümüzdeki yıl bitiyor. Maliyeti yaklaşık 4 milyar liradır. Ergene Projesi dünyanın en büyük entegre havza koruma projesidir.

Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizde oluşan atık suların yüzde 87’si arıtılmaktadır. Temiz denizlerin bir göstergesi olan mavi bayrak sayımız 463’e yükseldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Pektaş.

CİHAN PEKTAŞ (Devamla) – Şu anda mavi bayrak sayısında dünyada 3’üncüyüz, inşallah 2023’te dünya 1’incisi olacağız. Denizlerimizin korunması için gerekli çalışmaları kararlılıkla yürütüyoruz. Bizden sonraki nesiller inşallah kurtarmak zorunda kalmayacaklar.

Bu kanun teklifine “kabul” oyu vereceğimi beyan ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, aleyhte olmak üzere son söz İzmir Milletvekilimiz Sayın Bedri Serter’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Serter.

BEDRİ SERTER (İzmir) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle 3’üncü Genel Başkanımız Sayın Bülent Ecevit’in 13’üncü ölüm yıl dönümünü rahmetle ve saygıyla anmakla başlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde grubum adına “evet” oyu kullanacağımızı açıklarken tamamlayacağımız bazı noktaları da sizlerle paylaşmak istiyorum, ondan dolayı söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Ben bu ülkenin bir milletvekiliyim, sizler de bu ülkenin seçilmiş değerli milletvekillerisiniz; bugün buradayım, sizler de buradasınız çünkü bazı gerçekler var ki hepimizi derinden etkilemekte. İzmir gibi bir deniz kentinde çupranın, barbun balığının, sardalyanın, tekirin, palamudun, topan kefalin tadını çocukluğundan beri damağında hisseden biri olarak, Kemeraltı’nın deniz kokan Havra Sokağı’nda öğlen yemeğini harçlığının ancak yetebildiği ekmek arası sardalyayla doyuran 10 yaşında bir çocuk iken denizin yosun kokusuyla büyümüş, tuzuyla olgunlaşmış yerli ve millî bir milletvekili olarak bu hazinelerimizin layıkıyla korunması adına bugün bu kürsüden sizlere sesleniyorum değerli milletvekilleri. Önümüzde önemli bir gündem maddesi olarak duran ve değerlendirmeye aldığımız Su Ürünleri Kanunu’na kafa yormamak mümkün değil. Bugün burada, ben sizlerle birlikte bunun kavgasını vermezsem yarın İzmir’de balıkçı kardeşim Şakir’e ne derim acaba? Kırk sekiz yıl önce hazırlanmış bir kanunu güncellemek ve hayatın şu anki gerçekleriyle yüzleşerek yasalaştırmak bizlere yakışmaz mı? Su ürünleri fakültelerinde okuyan sevgili öğrencilerimizin ve evlatlarımızın mühendis olabilmek için dört yıl dirsek çürüterek okumalarını bir kenara itmek haksızlık değil midir? Su ürünleri mühendisi olmuş evlatlarımızın ve onları yetiştiren hocalarımızın çabası, topluma, çocuklarımıza sağlıklı deniz ürünlerini ulaştırmak ve bu ekosistemin gelişmesi için çalışmak değil midir? Ve onların mesleklerini icra etmeleri doğal bir seleksiyon değil midir?

Sevgili vekillerim, bir düşünün, üç tarafı denizlerle çevrili bu cennet ülkemde Konya’nın Beyşehir Gölü, Erzincan’ın tuzlu akarsularının damarlarımızda akışını hissederken ve doğal zenginlikleriyle bu cennet vatanımızda yaşarken, bizler limanlarıyla dünya ticaretinde söz sahibi olmak ve bu ticaretin önemli bir paydaşı olmak isterken, denizcilik ve su ürünleri bakanlığımızın olması ülkemize yakışmaz mıydı? Sizleri düşünmeye davet ediyorum. Doğanın ve Allah’ın bize bahşettiği tüm bu zenginlikleri sadece Tarım ve Orman Bakanlığımızın sorumluluğuna vermek hem Tarım ve Orman Bakanlığına büyük bir yük getiriyor hem de denizlerimize ve denizcilerimize büyük bir kötülük olmuyor mu?

Bir düşünün, büyüklüğü, büyüklü küçüklü 120 doğal göl, 42 akarsuya sahip, 8.333 kilometre deniz sınırı olan güzel Türkiye’mizin bu doğal varlıklarını korumak ve daha da zenginleştirmek adına çalışacak ayrı bir bakanlığımızın olması nasıl mümkün kılınabilir, siz değerli vekillerimize soruyorum. Tabii ki bu bakanlığın ismine de “Denizcilik ve Su Ürünleri Bakanlığı” desek, herhâlde Afyonlu hemşehrilerimizin dediği gibi, ekmekli kadayıfın üstüne kaymak olur, değil mi?

Bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım mı? Madalyonun öbür yüzünde, bu işe gönül vermiş ve yetişmiş, sayıları 15 binleri geçen su ürünleri fakültesi mezunu, bunun yanında denizcilik fakültelerinden mezun olan on binlerce genç evladımızın bu sorunlarını kim çözecek? Bence, önce bu yüce Meclis görevini yapmalı, sonra da kurulması gereken denizcilik ve su ürünleri bakanlığımızı nasıl kuracağımızı düşünmeliyiz.

Özetle, bu kadar konuşma boşuna değil. Vekillerim, birçok fakültede su ürünleri mühendisi yetiştireceksiniz ve sonra bir kanun çıkarıp “fahri su ürünleri görevlisi” adı altında bir meslek çıkaracaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Serter.

BEDRİ SERTER (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu kıymetli hazineleri korumak ve geliştirmek için bu işe gönül verip mezun olmuş ancak işsiz kalmış evlatlarımızın hakkı değil midir bu mesleği icra etmek? Bugün buna “evet” diyenler, bu kadar yetişmiş değerli bölüm insanlarına haksızlığın daniskasını yapar, evlatlarımıza günah eder, bunun vebalini almak hiçbir değere sığmaz. Böyle bir gerçeklik gözlerinizin önünde dururken bu kanunu inceleyen ve benzer vicdan muhasebesini yapan milletvekillerinin gözlerinde ben benzer satırları okumaktayım. Vicdanlarımızla hareket etmeliyiz bu konuda, değil mi? Fahri trafik sorumlusu değil bu yetkili. Suyumuz, gıdamız, deniz turizmimiz, geleceğimiz ve evlatlarımızın geleceği için kimi, kimlere yetkili tayin ediyoruz? Grubum adına konuşan tüm milletvekillerimizin düşüncelerine içtenlikle katılıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Serter, bitirelim.

BEDRİ SERTER (Devamla) - Gelin, bu kadar hayati olan bu işi, hem hazinelerimizi hem de evlatlarımızın geleceğini layıkıyla koruyacak, sahiplenecek ve geliştirecek olan bu işlerin erklerine teslim edelim. Yani su ürünleri ve denizcilik fakültelerinden mezun olan evlatlarımıza Meclis olarak bizler, hep birlikte sahip çıkalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bu şekilde teklifin tümüyle ilgili olarak bütün görüşmeleri bitirmiş bulunuyoruz.

106 sıra sayılı Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Hayırlı olsun.

Değerli milletvekilleri, gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 6 Kasım 2019 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hepinize iyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 00.16



(X) 106 S. Sayılı Basmayazı 30/10/2019 tarihli 11’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.