16 Haziran 2020 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşimini açıyorum.(x)

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan fındık üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

ÜMİT YILMAZ (Düzce) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz Bölgesi’nde yetişen ve ülke ekonomisine katkısı açısından son derece önemli bir ürün olan fındık ve fındık üreticisinin yaşadığı sorunlar hakkında söz almış bulunmaktayım; sizi, Genel Kurulu ve televizyonları başında bizleri seyreden büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Bingöl’de meydana gelen depremde vefat eden bir vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralanan vatandaşlarımıza ve tüm Bingöl halkına geçmiş olsun diliyorum.

Bu arada, Pençe-Kartal Operasyonuna katılan Türk Silahlı Kuvvetleri personeline de başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimlerin akabinde göreve gelen Cumhur İttifakı hükûmeti ve Tarım Bakanlığı fındıkla alakalı çalışmaları başlatmıştır. Ancak 2018 yılı ekim ayı sonunda TMO’nun piyasaya girmesi ve taban fiyatını geç açıklaması 2018 yılının fındık üreticisi açısından zor geçmesine neden olmuştur. Bunun yanı sıra, ülkemiz yabancı tüccarların belirlediği düşük fiyat dolayısıyla önemli bir ihracat girdisinin gelirinden yeterince faydalanamamıştır. Piyasaya geç giren TMO 2018 sezonunda 7 bin ton fındık alabilmiştir. 2018 yılında fındık üreticisinin yaşadığı zorlukları gözleyen ve birebir yaşayan bölgenin milletvekilleri 2019 yılında aynı problemlerin yaşanmaması için devreye girmiş ve Tarım Bakanlığımızla yapılan görüşmeler neticesinde, 2019 yılı temmuz ayı ortalarında Cumhurbaşkanımız tarafından taban fiyat 16,5 lira açıklanarak fındık üreticisinin yüzü bir nebze olsun gülmüştür. Taban fiyatın 16,5 lira, yani yaklaşık 3 dolar seviyesinde ve mahsulün hasadından hemen  önce açıklanması doğru bir uygulama olmuş ve TMO devreye sokularak üreticiden 2019 sezonunda 78 bin ton fındık alınmıştır. TMO’nun doğru zamanda devreye girmesi üreticinin birtakım yurt dışı firmalarının inisiyatifinde kalmasının önüne geçmiştir. Bu doğru uygulama neticesinde geçen yıl fındık ihracatı 2 milyar dolar seviyesinde ülke ekonomisine katkıda bulunmuştur. Ülkemizin bu kazancının yanı sıra, her ne kadar TMO kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olsa da zarar etmek bir tarafa hazineye katkı sağlamıştır. TMO’nun Mart 2020 tarihi itibarıyla piyasaya kademeli fındık sürmesi hem piyasa dengesini sağlamış hem üreticinin bazı firmalara ezdirilmesinin önüne geçmiştir. 2019 yılında uygulanan fındık politikası doğru bir politikadır. Bu politikayı ortaya koyan ve Karadenizli fındık üreticisini ezdirmeyen başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere, Sayın Tarım Bakanına, fındık konusunda büyük emek sarf eden bölge milletvekillerine, TMO Genel Müdürüne ve TMO çalışanlarına huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca, yıllardır fındık üreticisinin üzerinde âdeta Demokles’in kılıcı gibi kullanılan yüksek rekolte açıklamaları da geçen yıl Tarım Bakanlığımızın yaptığı açıklamayla engellenmiştir. Her yıl yüksek rekolte açıklanmasının engellenmesiyle üretici tehdidinin önüne geçilmiş, rekolte açıklama yetkisi sadece Tarım Bakanlığı yetkililerine verilmiştir. Ancak 2020 yılının Ocak ayında başlayan coronavirüs pandemisi bütün dünyayı etkilediği gibi ülkemizi de olumsuz yönde etkilemiştir. Dünyada pandeminin sebep olduğu tarım ürünleri fiyatındaki artış ve üretim üzerinde menfi yönde oluşturduğu baskı, tüm tarım kesiminde olduğu gibi fındık tarımında da olumsuz etki yaratmıştır. Özellikle tarım ürünü elde etmede önemli bir maliyet getiren tarım işçi ücretlerindeki ve girdi maliyetlerindeki artışın ürün fiyatlarının yukarı çekilmesine neden olmasına rağmen, çiftçiler bu artıştan hak ettikleri payı alamamışlardır. Hele hele girdi maliyetlerinde yüzde 50’nin üzerinde bir paya sahip olan fındık gibi bir tarım ürünü için bu yükseliş gözden kaçırılmaması gereken önemli bir faktördür.

Değerli milletvekilleri, bazı insanlar fındığı zaruri bir tarım ürünü olarak görmüyor olabilirler. Ancak unutulmasın ki fındık, çikolata sanayisinde kullanılan vazgeçilmez ürünlerin başında gelmektedir. Dünyada bir çok yerde denenmesine rağmen Karadeniz’de üretilen fındığın kalitesine ulaşılamamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Yılmaz.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – Bu hâliyle ülkemizde yetişen fındık, geçen yıl ülke ekonomisine 302 bin ton iç fındık ihracıyla 2 milyar doların üzerinde gelir sağlamıştır. Belki de nadir ihraç ettiğimiz ve döviz girdisi sağladığımız tarım ürünlerinin başında gelen fındıkta rekolte olarak bu sene, geçen seneye göre ne yazık ki yüzde 20’lik bir kayıp olacağı Tarım Bakanlığımız tarafından tespit edilerek açıklanmıştır.

Değerli milletvekilleri, fındık üzerinde söylenecek çok söz olmasına rağmen sözümü daha fazla uzatmadan Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Tarım Bakanımıza 2020 sezonu için seslenmek istiyorum. Bu yıl, geçen yıl olduğu gibi Tarım Bakanlığımızdan -tespitleri de göz önünde bulundurularak- fiyatın 3,5 dolar ve temmuz ayının ortalarında açıklanmasını bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, pandemi sonrası ekonomik kayıplar ve işsizlik hakkında söz isteyen Afyonkarahisar milletvekili Burcu Köksal’a aittir.

Buyurun Sayın Köksal. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke olarak ağır bir sınavdan geçiyoruz, coronavirüsle âdeta savaşıyoruz. Corona hem sağlığımızı hem de cebimizi etkiyor. Pandemi ilan edildiğinden bu yana vatandaş bir taraftan hastalıktan korunmaya çalışırken bir taraftan da tenceresine aş koymaya çalışıyor.

“Esnafa destek kredisi veriyoruz.” diye milletten, günde 5 sefer mesaj atıp 10 lira dilendiğiniz paraları yine partililerinize ve yandaşlarınıza dağıttınız. Salgın döneminde berberinden kahvehanesine, lokantasından düğün salonuna, internet kafesinden kuaförüne, tornacısından tamircisine 252.690 işletme kapanırken ve buralarda çalışan yaklaşık 2,5 milyon yurttaşımız evine ekmek götüremez hâle gelmişken siz yandaş sanatçılarınıza seyircisiz konserler için 30 milyon lira ödediniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yalanlandı kaç defa ya!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – 18 milyon yurttaşımız bir anda işsiz ve gelirsiz kalırken siz Hazine garantileriyle garanti ettiğiniz garanti ödemeleri yandaş müteahhitlerinize aktardınız.

15 Martta getirdiğiniz düzenlemeyle işten çıkarmaları yasakladınız yasaklamasına ama ücretsiz izne çıkarılan işçiler için hiçbir şey yapmadınız, ücretsiz izne  çıkarılan 878 bin işçiyi ve ailelerini aylık ortalama 502 lirayla geçinmeye zorladınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yalan!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Damat Bakan çıkıyor diyor ki: “Destek paketlerimizin çarpan etkisi 600 milyar lirayı aştı.” Üşenmedim, oturdum hesapladım. Bu 600 milyarı 82 milyona böldüğümüzde kişi başına ortalama 7 bin lira düşüyor. O zaman kişi başına 7 bin lira verilmişse Afyonkarahisar’daki Hasan Zengin ağabeyimin 7 bin lirası hangi hırsızın cebinde? Eğer herkese 7 bin lira verilmişse Sandıklı’daki Yusuf kardeşimin 7 bin lirası hangi yandaş müteahhidin cebinde? Eğer herkese 7 bin lira verildiyse Emirdağ’daki Gülay teyzemin 7 bin lirasını konserde hangi yandaş sanatçıya ödediniz? Eğer kişi başına 7 bin lira verildiyse Dinar’daki emekli Mehmet Hocamın 7 bin lirasını Vakıfbank Yönetim Kuruluna atadığınız hangi üyenin cebine aktardınız? Eğer kişi başına 7 bin lira ödediyseniz Sultandağı’ndaki kiraz işçisi Fatma ablamın 7 bin lirasını saraya dolgun maaşla atadığınız hangi danışmanın yemek ücreti olarak ödediniz?

HACI ÖZKAN (Mersin) – Yalan!

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Halktan koptunuz; işçinin, emeklinin, esnafın, emeklilikte yaşa takılanın, çiftçinin, memurun, öğrencinin ve iş insanının gönlünde yoksunuz. Çiftçi “Ölüyorum.” diyor “Destek verdim.” diyorsunuz. Verdiğiniz destek kredi borcunu üç ay erteleyip ana paraya faizi bindirmek. Bugün toplam borcu 160 milyarı bulan çiftçinin esas ödemeleri yaz sonu, sonbaharda olacak. Coronadan sonra kimi bölgelerdeki ani sıcaklık değişimlerinin, kimi bölgelerde de don ve dolunun vurduğu çiftçi bu borcu nasıl ödeyecek? Elinizi vicdanınıza koyun. Çiftçinin bugüne kadar hak etmiş olduğu destekleme olan 170 milyar liralık desteğini ödeyin. Bu kanunu 2006 yılında siz çıkardınız, “Çiftçiye verilecek destekleme gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden aşağı olamaz.” dediniz. Bu kanuna göre 2006’dan bu yana çiftçinin hak ettiği desteklemelerin yarısını bile ödemediniz. Salgında “Evde kalın.” dediğiniz milletin elektrik ve haberleşme faturaları yüzde 50 oranında artış göstermiş, millet faturalarda indirim veya fatura dondurma beklerken millete “Faturanızı ödemezseniz keseceğiz.” diye mesajlar gidiyor. Sizin umurunuzda mı? Değil. Eğer bu mesajlar yandaş müteahhitlere gitmiş olsaydı muhakkak çözüm bulurdunuz.

Ata’mızın emanet ettiği “Benim bütün ümidim gençliktedir.” dediği gençlerimizi, üniversitede KYK borçlarını ödeyemez hâle getirdiniz. Ülkemizdeki işsizlerin yüzde 57,7’sini genç işsizler oluşturuyor. “Ben yaptım oldu.” mantığıyla YKS sınavına girecek milyonlarca gencimizin hem sağlığıyla hem kaderiyle oynuyorsunuz. Daha hafta sonu, Kocaeli’nde Milli Savunma Üniversitesi sınavında fenalaşan bir öğrenciye corona teşhisi konuldu ve sınav salonunda sınava giren öğrenciler, öğretmen karantinaya alındı. Ne için?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hepsi yalan, reddediyoruz.

Ancak bağırırsın.

BURCU KÖKSAL (Devamla) – Bunlar ne için? Alman’ın, İngiliz’in, Fransız’ın tatil yapabilmesi için ülkemizin çocukları; Ali’nin, Veli’nin, Hasan’ın , Ayşe’nin, Fatma’nın sağlığını hiçe sayıyorsunuz. Size tavsiyem şu sözü asla unutmayın: “Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur.” AKP’nin akıbeti de sandığa gömülmek olacak. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunlara rağmen, yine de kazanamıyorsunuz. 20 yıl oldu.

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz Arapça ezan okuma yasağının kaldırılması hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya’nın.

Buyurun Sayın Özkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri ve aziz milletim; öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bingöl’deki depremde şehit olan kardeşimize Allah’tan acil şifalar diliyorum. Yaralılara da tez zamanda şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, 70 yıl önce bugün, 16 Haziran 1950’de ezan, 1300 yıldır bu topraklarda aslına uygun şekilde okunurken Türkçeye döndürülmüş ve daha sonra da çıkan kanunla tekrar eski hâline dönmüştü. İşte, bugün o nedenle bir konuşma almış bulunuyorum.

Mescid-i Nebevî yapıldıktan sonra, sahabe-i kiram namazları kılacak camiye geliyor, ancak ezan vesaire olmadığı için vakit sorunu yaşamaya başlıyorlar. Bir kısım sahabe, can çalınmasını, bir kısım sahabe, boru öttürülmesini, ateş yakılmasını vesaire söylediklerinde Peygamber Efendimiz hepsini reddediyor ve Hazreti Bilâl’e: “Namaza, namaza” diye oku. Bu şekilde söyle diyor. Daha sonra sahabelerden yaklaşık 40 kişinin gördüğü rüya üzerine de bir sabah namazında Abdullah Bin Zeyd’in gelip anlatması üzerine git bunu Bilâl’e öğret diyor ve Hazreti Bilâl’e ezanı öğretiyor. Hazreti Bilâl yüksek bir yerden “Allahuekber, Allahuekber” nidasıyla ezanı okuyor ve vahiyle birlikte de ezan bu şekilde yerleşiyor ve bin üç yüz  yıldır bütün dünyada Müslümanlar namaza ezan ile çağrılıyorlar.

1932 yılının başında Ocak ve Şubat ayında Ayasofya ve Fatih camilerinde Diyanet İşleri Başkanlığının belirlediği bir şekilde Türkçe ezan okunma çalışması başlıyor. Daha sonra bugünkü adı Vakıflar Genel Müdürlüğü olan Evkaf Umum Müdürlüğünün -zira camiler oraya bağlandığı için- 14 Kasım 1932’de ki bir tamim ile birlikte ezan bütün Türkiye’de Türkçe okunmaya başlıyor. 1933’ün başından itibaren Diyanet İşleri Başkanlığının çok sayıda, ezanın Türkçe okunması konusunda ki hassasiyetle davranılması, aksi hâlde şiddetle teczi edileceğine dair bilgiler var. Daha sonra 1933 yılında -4 ay sonra- Baş vekil İsmet İnönü’nün bütün il valiliklerine yazdığı bir yazıyla bir kısım yerlerde Türkçe, bir kısım yerlerde Arapça okunuyor, bunun derhâl sona erdirilmesi artık tatbikatın yeter ve bir an önce herkes aynı şekilde okunsun aksi hâlde sıkı bir şekilde teczi edilsin yazısı var. Ve Türk Ceza Kanununun 526’ncı maddesine göre de ezanı Arapça okuyanlar, tecziye ediliyor. 1941 yılına gelindiğinde

Yargıtay, verilen cezaların yanlış olduğunu ve buna göre ceza verilemeyeceğini söyleyince 1941 yılında 4045 sayılı bir Kanun çıkarılıyor. Bu Kanun’la da Türk Ceza Kanunu’nun 526’ncı maddesi değiştirilerek üç aya kadar hapis cezası ve 10 liradan 200 liraya kadar para cezası verilmesi hüküm altına alınıyor ve ondan sonra ezanı her okuyan bu para cezası ve hapis cezasına muhatap oluyor.

Tabii, bu süreçlerde çok ilginç olaylar da yaşanıyor. Mesela, Konya Vali Yardımcısı Tevfik Uğurlu Konya Müftülüğüne şöyle bir yazı yazıyor: Konya’nın Köprübaşı mahallesi Yanık Cami mescidinin fahri imamı olduğunu beyan eden Mehmet İyibildiren 27/6/1945 tarihinde akşam ezanını Arapça okuması nedeniyle derdest edilip derhâl adalete tevdi edildi. Bundan sonra kimsenin aksi bir şekilde bir davranışta bulunmaması söyleniliyor. Bu ve benzeri yasaklar ve baskılar üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin kongrelerinde bu konular dile getiriliyor. 1947 yılındaki 7’nci Olağan Kongre’de Sinop Milletvekili Vehbi Dayıbaş’ın, Seyhan Milletvekili Sinan Tekelioğlu’nun ve diğer kişilerin “Artık buna bir çözüm bulunmalı, bu Müslüman toplumun dini ya öğretilmeli ya da bir çözüm bulunmalı” iddialarıyla CHP de kendi içinde düşünmeye başlıyor. 14 Mayıs 1950’de büyük bir halk ihtilaliyle Demokrat Parti iktidara geliyor ve 2 haziranda güvenoyu alıyor. Rahmetli Menderes Başbakan olduktan sonra, bu Meclise sevk ettiği ilk kanun Arapça ezası yasaklayan Türk Ceza Kanunu’nun 526’ncı maddesinin değiştirilmesidir ve bu kanun 16 Haziran 1950’de kabul ediliyor, o gün camilerde Arapça ezan okunmaya başlıyor. Halk, o kadar çok hüngür hüngür ağlıyor ki ve tekrar tekrar okutulmasını istiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Vekilim.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) -  Birçok camide 7 defa ezan okunuyor ve bu topraklarda bin yıldır koç yiğitlerin “Ezanlar susmasın, bayrak inmesin.” diye şehit olduğu bir şekilde tekrar eski hâline dönüyor ve “Allahuekber, Allahuekber.” diye kıyamete kadar devam ediyor. Bu millet ezan için 1 başbakan, 2 bakan şehit verdi, gerektiği zaman yine verecektir. Allah’ın izniyle inanıyoruz ki, ezanlar hiç susmayacak, bayrak hiç inmeyecektir diyorum. Şehit başbakan ve bakanlar için de buradan, bütün herkesten, birer Fatiha diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

 Şu anda, milleti on sekiz yıldan beri yönetmeye çalışan iktidarın bu milleti yönetemediği, hazineyi tamamen boşalttığı, milletin yoksulluk içerisinde inim inim inlediği bir dönemi yaşıyoruz. Böyle bir dönemde gündemi değiştirmek için çeşitli yollara başvuran iktidar temsilcileri burada ezandan bahsediyorlar, şehitten bahsediyorlar. Eğer birazcık vicdanları varsa ve birazcık ahlakla hareket ediyorlarsa 15 Temmuzda şehit düşen insanlarımız için toplanan yardımları o şehit ailelerine iade ederler.

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Nasıl konuşuyorsun sen ya!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Böyle bir üslup yok ya!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Tamam da niye bağırıyorsunuz?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) –  Eğer şehit hakkına inanıyorlarsa, ezana inanıyorlarsa, kul hakkına inanıyorlarsa, “İslam’a mensubuz.” diyorlarsa önce şehidin hakkını versinler, sonra kürsüye çıksınlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; daha gündeme gelmedik, Meclisi yeni açıyoruz. Bu kadar gergin olmaya gerek yok, aslında bu kadar büyük gerginlik aynı zamanda bir suçluluk psikolojisinin de alameti. Çünkü konuşmacımızın kürsüde bahsettiği konuyla ilgili tarihî belgelere baktığımızda, en büyük bedelin bize kızan, bağıran arkadaşlar eski vekillerden kaynaklı olduğunu biliyorlar.

Diğer konuya gelmek istiyorum Sayın Başkan. Tüm gaziler bizim başımızın tacı, 15 Temmuzda beraber gazi olduk, beraber şehit olduk.

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Paralar nerede, paralar?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Birileri kaçarken, birileri “tiyatro” derken, o insanlar meydanda en büyük kahramanlığı yaptı. O gazilerin bütün müdafaalarına, bütün çalışmalarına, tüm emeklerine saygı gösterilmesi gerekirken “Yok efendim, bunlar kafa kesti.” “Yok efendim, niye dışarı çıktın?” tarzı ithamları, işte, bu bağıranlar söyledi Sayın Başkan. O yüzden diyorum ki gazilerimizin istihdam hakkı, maaşları, sosyal hakları hepimizin takibinde, gözetiminde. Aile Bakanlığımız başta olmak üzere, tüm kurumlarımız çalışıyorlar.

Dünkü münferit olan, hepimizi üzen hadise ilgili bakanlıklarımızca bugün görüşülmüş, yoluna konmuş, az sonra zaten o gazilerimiz gerekli açıklamaları yapacaklar. Bir gazimize maaş vermek başka bir şey, istihdam hakkı vermek başka bir şey. Biz, istihdam hakkı vermenin daha kıymetli olduğunu düşünüyoruz. O yüzden gazilerimizin tüm taleplerini değerlendirirken eşitliğe, diğer çalışmalara, yasal mevzuata dikkat ederek yapıyoruz. Bunu böyle siyasi bir polemik konusu gibi yapmak büyük yanlış. Gaziler bu ülkenin gazileri.

AHMET KAYA (Trabzon) – Siz ezanı polemik konusu yapıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Ama bir daha söylüyorum: O gazilerin 15 Temmuzun sabahında nasıl itham edildiklerini, yapmadıkları eylemlerden dolayı nasıl suçlandıklarını, biz Mecliste o gazilerin yasal olarak sorumluluğu olmasın diye talepte bulunduğumuzda nasıl karşı çıkıldığını da hepimiz hatırlıyoruz. Tüm gaziler bizim gazimiz Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın sözüdür. 3 lider bir araya geldiğinde “Köprüde hukuka karşı aykırı hareket edenleri elbette ki yasalar cezalandıracaktır.” demiştir. Yanında 2 lider daha vardır. O söz bize ait değil, Recep Tayyip Erdoğan’a aittir, bu bir.

İkincisi: “Münferit” dediğiniz olayları... Siz, “Kendi hakkımızı istiyoruz.” diyen gazileri dövdürtecek bir duruma kadar ülkeyi yönetemez bir hâle gelmiştiniz ama biz hatırlıyoruz ki siz işçileri de emekçileri de esnafı da maden kazasında ölen insanların yakınlarını da ayaklar altına alıp döven bir iktidarın temsilcilerisiniz. Sizi tarih asla unutmayacak! (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, Sayın Başkanın kürsüye çıkmamasından yola çıkarak ben de zaman ekonomisi için çıkmayacağım ama şunu söylemek istiyorum: Az önceki konuşmacı CHP’nin Afyon vekiliydi, bütün konuşması baştan aşağı itham, hakaret ve yalandı, ağzımızı açmadık.

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Her zamanki gibi!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama ondan sonra bizim AK PARTİ’mizin Afyon vekili çıktı, çok küçük bir eleştiri yaptığında nasıl bir reaksiyon olduğunu gördük. İşte bu kendinden başkasına yaşam hakkı tanımayan, demokrasiyi sadece kendisi için fikir hürriyeti sayan insanların en iyi fotoğrafı Sayın Başkan. Biz Afyonu dinledik, onlar dinlemese de olur Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım, sadece kayıtlara geçsin. Cumhuriyet Halk Partisini kimse diniyle sınayamaz. Cumhuriyet Halk Partisi Allah’ına, vatanına, milletine bağlı, bu ülkenin kurucu siyasi partisidir. Onlar kendi yüzlerine baksınlar. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Parmağını indir!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, böyle bir ithamda bulunmam zaten ancak şu yanlış: Partilerin haşa Allah’ı olmaz, partilerin tüzel kişiliği olur, tüzükleri olur, çalışmaları olur ama bu millet daha geçen hafta “Sultan Ahmet Camisi’ni -müezziniyle beraber, imamıyla beraber- müze yapalım.” diyenleri de gördü, “Ayasofya’yı açalım.” diyenleri de gördü. Partilerin dini inancı değil, tüzel kişilikleri ve hukuk içerisindeki çalışmaları olur Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, bu millet “Ayasofya’yı açalım.” diyenlerin de reddettiğini bu Genel Kurulda gördü, ikiyüzlülüğü de gördü. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bravo! Bravo!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

AYHAN EREL (Aksaray) – Ya, çok erken başladı Sayın Başkanım. Hacivat-Karagöz gibi ya! Bu ne ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, inanın…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Dik duralım biraz! Dik duralım! Sen çok dik duramıyorsun! Yanlış işlerdesin, dik duramıyorsun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bence de dik duralım. Dik durmak iri durmakla olmuyor, kemikle oluyor. İri durmakla olmuyor dik durmak, yürekle ve cesaretle oluyor.

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Ya, bu millet sizi çok iyi tanıyor, geç bunları.

 

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sonra asansör geliyor, bir yere çakılıyor. Asansör bir yere çakılıyor, dikkat et.

BAŞKAN – Ya, her kelimeye cevap vermek mecburiyetinde değilsiniz.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Engin Bey’in affına sığınarak şunu söyleyeceğim: Mesele şahıslar değil fakat Engin Bey gibi tecrübeli bir Grup Başkan Vekilimizin geçen hafta grup önerisinden yola çıkarak “Ayasofya’ya ‘Hayır.’ derler.” demesini esefle karşılıyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Geçen hafta verilen önerge “Ayasofya açılsın, açılmasın” önergesi değildi, geçen hafta verilen önerge bir araştırma önergesiydi. Bu konunun araştırma önergesi gündemiyle olmayacağını herkes çok iyi bilir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Niye? Neden? Kaldırın ellerinizi de araştırma önergesiyle olsun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu çok ufak bir yaklaşım. Yakıştıramadığımızı ifade ediyorum Sayın Başkan.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren milletvekillerine yerlerinden birer dakika söz vereceğim.

Buyurun Sayın Şeker.

 

 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, pazar akşamı Bingöl Karlıova’da yaşanan 5,7 büyüklüğündeki depremin artçıları devam ediyor. 1 güvenlik görevlisi şehit olurken 1’den çok vatandaşımız yaralandı. Ölen vatandaşımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Hükûmetimiz derhâl bölgeye giderek, yapılması gereken çalışmaları koordine ederek vatandaşın derdine derman oldu. Bu deprem, korkulu rüyamız olan İstanbul depremini tekrar gündeme getirdi. Covid-19 nedeniyle ülkemizde 4.825 kişi hayatını kaybederken sadece 1999 Marmara depreminde 17 binin üzerinde insanımız hayatını kaybetti.    Covid-19 için özgürlüklerimizi de kısıtlayan tedbirlere gösterdiğimiz hassasiyeti, yaşayacağımız depremlerde can kaybının olmaması için alınması gereken tedbirleri kendi canımız ve canlarımız için uygulamalıyız. Deprem, ülkemizin kaderidir; depremin bizlere vereceği zararı en aza indirmek için tedbirler almak hepimizin görevidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

 

 

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çağrım Tarım Bakanına ve Maliye Bakanınadır: Mayıs ve haziran ayına ait Ziraat Bankası ve Tarım Krediye olan çiftçi borçları altı ay ertelenmiştir. Yalnız, çiftçilerin bir kısmı mayıs, haziran ayına; bir kısmı temmuz, ağustos, eylül, ekim ayına kadar, mahsul sonuna kadar tarımsal kredi kullanmışlardır. Buradan çağrımız: Eylül, ekim ayına kadar olan, mahsul sonuna kadar olan bütün çiftçi borçlarının, hem Ziraat Bankası hem Tarım Krediye olan çiftçi borçlarının altı ay süreyle ertelenmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir…

 

 

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Cumhurbaşkanımızın belediye başkanlığı döneminde başlayan, yıllarca emek harcanmış, Haliç’i gezilir, yürünebilir, hatta yüzülebilir hâle getirmişti. İşte, o emek ve mücadeleyle kötü koku ve görüntülerden kurtulan Haliç’in, maalesef, son birkaç günkü görüntüleri doğrusu içimizi acıtıyor. İstanbul bırakın bir yılı, bir gün bile hizmetsizliğe ve kendi hâline bırakılmışlığa dayanamaz. Her yerinden benzer görüntülerle karşılaşmamız korkarım uzun sürmeyecektir.

Seçimde hayal vadedenlere tavsiyemiz şudur: Var olan yolları, yapılan köprüleri, alt ve üst geçitleri, parkları ve işleyen düzenleri korusunlar yeter. Sizden yeni bir proje, yeni bir eser, yeni bir değer katmanızı zaten beklemiyoruz.

Anladık, güzel olan her şeye Haliç dâhil değilmiş; tüm İstanbul dâhil mi, onu hep beraber yakında göreceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

 

 

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Zini Gediği anma mekânına bir saldırı oldu. 8 Ağustos 1938’de herhangi bir suç istinadına, sorgulama ve yargılamaya muhatap olmadıkları hâlde köylerinden, tarlalarından, evlerinden alınan 100 dolayında suçsuz günahsız insan saatlerce yürütülerek Erzincan, Ovacık-Dersim sınırında 2.700 rakımlı Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizildiler.

Erzincan’ın Kılıçkaya, Galolar, Mağaçur, Brastik, Balıbey, Kismikör köylerinden olan bu masumların ortak özellikleri Alevi olmalarıydı. Bu katliamın olduğu dönemlerde Zini Gediği’nin de dâhil olduğu bu alan yasak bölge ilan edildi. Böylece katledilen masumların cesetleri kurda kuşa yılanlara yem edildi. Kendilerine bir mezar yeri, bir kefen dahi fazla görüldü.

Katledilenlerin çocukları 8 Temmuz 2014 tarihinde oradaki taşları toplayarak bir anma mekânı yaptılar. Şimdi, bu mekâna bir saldırı oldu ve burası yıkıldı. Bu saldırıyı kimin yaptığı bilinmiyormuş. Bu saldırıyı kınıyor ve sorumlularını açıklamaya davet ediyorum, yetkilileri bu konuda göreve çağırıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

 

 

 

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Pazar günü Bingöl Karlıova’da meydana gelen Erzurum, Erzincan, Muş ve Diyarbakır’da da hissedilen depremden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum. Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. Cenab-ı Hak aziz milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın.

Öte yandan coronavirüsle mücadeleyi başarılı bir şekilde sürdürürken, terörle mücadele de duraksamadan devam ettirilmektedir. Bu amaçla Irak’ın kuzeyinde bulunan terör yuvalarına “Pençe-Kartal Operasyonu” adıyla kapsamlı bir hava harekâtı yapılmış ve tespit edilen 81 hedef imha edilmiştir. Harekâtı başarıyla gerçekleştiren kahraman Silahlı Kuvvetlerimizin tüm unsurlarını tebrik ediyorum, Allah yâr ve yardımcıları olsun. Ülkemizin ve milletimizin bekası için yürütülen terörle mücadele en son terörist etkisiz hâle getirilinceye kadar kararlılıkla devam ettirilecek diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

 

 

 

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Pandemi sürecinde tüm dünyaya örnek olacak başarılı bir mücadele verdik. Normalleşme süreciyle beraber son zamanlarda vaka sayısındaki artışın bu hızla devam etmesi, maalesef istenmeyen sonuçlara yol açabilecektir. Buradan tüm vatandaşlarımıza çağrıda bulunuyoruz: Kişisel temizlik kurallarına uyalım. Bu dönemde hastalığın yayılmasına neden olacak toplu bir araya gelişlerimizi erteleyelim. Evinizden çıkmak zorunda kaldığınız her an maskemizi takmayı, ellerimizi sıkça sabunla yıkamayı ihmal etmeyelim. Toplu taşıma araçlarında, alışveriş merkezleri gibi yerlerde fiziksel mesafe kurallarına titizlikle uyalım. Bu zorlu günleri ancak hep beraber kurallara uyarak, toplumsal dayanışma göstererek aşabileceğimize inanıyor,  Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN ­– Sayın Erel…

 

 

 

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

1 milyondan fazla kişi ehliyet affı beklemektedir. Af bekleyenlerin büyük bir çoğunluğunu mesleği şoförlük olan vatandaşlarımız oluşturmaktadır ve bu vatandaşlarımızın tek geçim kaynakları ehliyetleridir. Meslekleri şoförlük olduğu için iş bulamamaktadırlar. Ehliyetini kaptıran insanların çoğunluğu ekmek paralarını doğrudan veya dolaylı olarak ehliyetleri sayesinde kazanmaktadırlar. Bu vatandaşlarımız “Hatalarımızın farkındayız, bedelini ağır ödedik, işimizi kaybettik, mağduruz.” şeklinde feryat etmektedirler. İnsan hayatına kastetmedikten sonra, yapmış oldukları hatalar sebebiyle ehliyetlerinin ellerinden alınması, onları çaresiz bırakmaktadır. Ehliyetlerine el konulanlara, bir kereye mahsus, af getirilmesi mağduriyetlerine son verecektir. Yetkililerimizin mağdur olan vatandaşlarımızın serzenişlerine duyarsız kalmayacağını ümit ediyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Koçer…

 

 

 

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ülkemizde 2003 yılından bu yana 585 yeni baraj, 1.382 sulama tesisi, 247 içme suyu tesisi için toplam 245 milyar TL yatırım gerçekleşti. Türk mühendislerinin eseri olan Yusufeli Barajı, tek başına 650 bin kişinin enerji ihtiyacını karşılarken ülke ekonomisine yılda 1,5 milyar TL katkı sağlayacak.

Hayata geçirilen birbirinden değerli akılcı projelerle ülkemiz can buluyor, güç kazanıyor. Bu anlayışla, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde orman varlığımızı 22,7 milyar hektara, ağaçlandırma alanımızı 9 milyon hektara ulaştırdık. Vatandaşlarımız 247 tabiat parkında, 136 şehir ormanında ve yapımı tamamlanan 22 millet bahçesinde doğayla kucaklaşıyor.

Daha temiz ve yeşil bir çevre için durmadan, dinlenmeden çalışan herkesin emeğine sağlık diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Açanal…

 

 

ZEMZEM GÜLENDER AÇANAL (Şanlıurfa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ceylanpınar TİGEM işletmemizdeki 60 bin dekar nadas uygulamasını kaldırarak 70 milyon yatırım yaparak geleneksel sulama, altyapısı tamamen modernize edilen bu işletmemizde artık iki senede 1 ürün yerine, yılda 2 ürün alacağız. 2009’da işletmede, 110 bin dekar sulanıyorken bugün bu alan 673 bin dekara çıkarılmıştır. Bu proje sayesinde ülke ekonomisine 4 kat fazla katkı yapılacak, istihdam artacak.

Ben Ceylanpınar ve Şanlıurfalı hemşehrilerim adına teşekkür ediyor, ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

 

 

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2023 yılına kadar 81 ilimizi, şehir mobilyaları olan millet bahçelerimizle buluşturacağız. Ülke olarak geldiğimiz noktada, artık şehirlerimizin çok daha büyük, çok daha donanımlı, dinlenme, nefeslenme, vakit geçirme alanlarına ihtiyacı olduğunu gördük. Millet bahçeleri bu anlayışla ortaya çıkmış prestijli projelerdir, Bursa’mız da millet bahçesinden nasibini aldı. Osmangazi ilçemizde eski stadyum yerinde açılan Millet Bahçemizde koşu ve yürüyüş yolları, gezinti yolları, havuz meydanı, oyun ve spor alanları, koku bahçesi, süs havuzu ve Bursaspor Şampiyonluk Anı Duvarı yer almaktadır. Açılan Millet Kıraathanesi ile Millet Bahçesi, Bursa’mızda hemşehrilerimize nefes aldırıp şehrin stresinden uzaklaşmalarına yardımcı olacaktır. AK PARTİ olarak aziz milletimizin, Bursalı hemşehrilerimizin yaşam koşullarının en iyi seviyeye ulaşması için on sekiz yıldır çalışıyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

 

 

 

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Gaziantep’in Nurdağı ilçesinin sorunları devam ediyor. İlçeye gelen giden yolcuları taşıyan otobüsler otogar olmadığından ilçeye giriş yapmamakta, yolcu indirme bindirme işlemleri trafiğin oldukça yoğun olduğu otoyol köprüsü üzerinde yapılmaya ve vatandaşların can güvenliği tehdit altında olmaya devam etmektedir. Belediyenin otogar inşaatını bir an önce başlatması Nurdağı halkını rahatlatacaktır.

Ayrıca, ilçe devlet hastanesi 2’si dâhiliye uzmanı, 2’si aile hekimi ve 1 de çocuk hastalıkları uzmanı olmak üzere 5 uzman doktorla hizmet verdiğinden ve diğer alanlarda uzman doktor bulunmadığından Gaziantep’e ve Kahramanmaraş’a gitmek durumunda kalan bölge halkı pandemi sürecinde de büyük sıkıntı yaşıyor.

Sağlık Bakanlığının konuyla ilgili destek vererek Nurdağı halkının sağlık sorunlarını çözmesini bekliyor, Bingöl depreminde vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor ve diğer vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum.

BAŞKAN – Sayın Çakır…

 

 

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Teşekkür ederim Başkanım.

Terörü kaynağında yok etmek, vatanımızın sınır müdafaasını sağlamak amacıyla kahraman ordumuzun gerçekleştirdiği Pençe-Kartal Operasyonu başarıyla tamamlanmıştır. Millî Savunma Bakanımız Sayın Hulusi Akar komutasında düzenlenen operasyonla kuzey Irak’taki terör mevzileri yerle bir edildi. Dünyada eşine az rastlanan, eş zamanlı 81 noktaya düzenlenen operasyonla terörü kaynağında kurutma stratejimizi kararlılıkla uygulamaya devam ediyoruz. Birlik ve beraberliğimize kasteden bu hainler, kahraman ordumuzun pençeleri arasında yok olmaya mahkûmdur. Atılan her bomba Ahmet Aytekin’den, Eren Bülbül’den, Aybüke Öğretmenden, Bedirhan bebekten selamla indi hainlerin tepesine. Bizim için önemli olan, aziz milletimizin ne söylediğidir. Gerek yurt içinde gerekse yurt dışında vatanımızın bütünlüğüne kasteden hainlere karşı mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Hiçbir güç aziz milletimizin birliğini, cennet vatanımızın bütünlüğünü bozamayacaktır. Allah, Mehmetçik’imizin yâr ve yardımcısı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karaduman...

 

 

ABDULKADİR KARADUMAN (Konya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Yaşamını idame ettirebilmek için yaz döneminde farklı illeri dolaşarak tarlalarda çalışan mevsimlik işçilerimiz, salgın sürecinde ciddi riskler altında çalışmaktadır. İşçilerimiz, çoğunlukla herhangi bir sağlık taramasından geçirilmemekte, işçilerimize maske ve eldiven verilmemekte, çalışırken ve yemek yerken bir arada, toplu olarak bulunmaktadırlar. İşçilerimiz, 10-12 kişilik çadırlarda konaklarken su ve temizlik malzemeleri gibi temel ürünlere ulaşmakta da oldukça zorluk çekmektedirler. Mevsimlik tarım işçilerimiz arasında kadın, erkek ve yaşlıların yanı sıra çocuk işçilerin de olduğu bilinmektedir. İşçilerin yaşadığı sorunlar ve olumsuz çalışma koşulları mutlaka giderilmelidir. İlgili bakanlık bu konudaki çalışmalarını yoğunlaştırmalı, işçi çalıştıran işverenlere yönelik denetimleri sıklaştırmalıdır. Emek kutsaldır. İnsanlarımızın, ekmeğini kazanırken kendilerini güvende hissedecekleri bir ortamın acilen tesis edilmesi gerektiğini ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Arkaz...

 

 

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Devlet ve millet olarak teröre karşı çetin bir mücadele vermekteyiz. Son olarak Pençe-Kartal Operasyonu gerçekleştirilmiş, terör örgütüne ait 81 in imha edilmiştir. Ayrıca, kırmızı listede aranan bazı teröristler de etkisiz hâle getirilmiştir. Teröristlerin inleri başlarına yıkılırken aziz şehitlerin ruhu şad olmuştur. Terörle mücadeledeki kararlılık, Türkiye’ye terörle bir yol çizilemeyeceğini göstermiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak teröre karşı düzenlenecek her türlü operasyonun yanındayız. Biliyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti devleti terörün başını ezecek güçtedir. Kahraman Türk askerini kutluyorum. Unutmayalım ki; şehitler ölmez vatan bölünmez.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özyavuz...

 

 

 

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Suriyeli mülteciler için -Şanlıurfa başta olmak üzere- kurulan kamplara geçici olarak alınan güvenlik ve temizlik işçileri, 2018 yılında asgari ücretli olarak taşeron kadroya geçtiler. Sosyal durumları incelenmeden alınan bu işçiler, kampların kapanmasıyla birlikte ülkemizin muhtelif il göç idarelerinde geçici olarak görevlendirilmektedir. Hepsinin kendi illerinde evi ve kurulu düzeni olan bu kardeşlerimizin aile bütünlüğü kaybolmakta ve mağduriyet yaşanmaktadır. Göreve gönderildikleri il göç idarelerinin tamamının ihtiyacı 1.500 elemandır. Bu elemanlar alındığı takdirde genel müdürlüğün yeni eleman almasına gerek kalmayacak ve bu kardeşlerimizin de görevlendirme mağduriyeti sona erecektir.

Genel Kurula teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ersoy…

 

 

 

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Covid-19 pandemisiyle mücadele kapsamında, açık ya da kapalı alan fark etmeksizin maske kullanımı, sosyal mesafe ve kişisel hijyenle birlikte çok önemli bir konumdadır. Fakat Türkiye'nin farklı bölgelerinden gelen kullanılmış maskelerin ve plastik eldivenlerin parklara, denizlere, yerlere gelişigüzel şekilde atılmış hâldeki manzaralarıyla son zamanlarda sıklıkla karşılaşmaktayız. Asla görmek istemeyeceğimiz, hem toplumu hem de çevreyi tehlikeye atan bu davranışın önüne geçilmesi her bir bireyin toplum sağlığı ve çevreye karşı sorumluluğudur. Yeni normalleşme süreciyle birlikte Bilim Kurulunun tavsiyelerinin uygulanmasına dikkat edilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çilez…

 

 

 

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum belgesi Amasya Genelgesi’nin cihana haykırılışının 101’inci yılını bugünlerde idrak ediyoruz. 12-22 Haziran Uluslararası Atatürk Kültür ve Sanat Festivali bu yıl pandemiden dolayı düşük yoğunlukta kutlanmaktadır.

Osmanlı’yı imparatorluğa taşıyan, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran şehzadeler, âlimler, evliyalar şehri Amasya’mız milletimizin ihtiyacı olduğu her zaman diliminde gereğini yapmıştır. AK PARTİ iktidarlarımız döneminde Amasya’mız her alanda büyük yatırımlar almıştır. Bugün Gençlik ve Spor Bakanlığımızla ilimizin genelinde yapılacak 54 milyon TL bedelli spor tesislerinin protokolü imzalandı. İlimize bu yatırımların kazandırılmasını sağlayan Gençlik ve Spor Bakanımız Mehmet Muharrem Kasapoğlu ve Bakanlık yetkililerine Amasyalı hemşehrilerim adına teşekkür ediyorum.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi yatırımlara ara vermeden devam ediyoruz, aziz milletimize hayırlı uğurlu olsun.

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu…

 

 

 

 

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Van’ın Erciş ilçesine bağlı Ulupamir köyü 1982 yılında Türkiye'ye göç eden Kırgız Türklerinin yaşadığı bir köydür. Her sene birçok etkinlikle Kırgız kültürünü Türkiye’nin en doğu kesiminde yaşatmakta olan bu köy, kendine has yemekleri, müzikleri, oyunlarıyla görülmeye değer bir yerdir. Ulupamir köyü, sınırları içinde akan ve nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan, birçok endemik bitki ve hayvan türü barındıran Zilan Çayı üzerine kurulacak HES’le yok olma tehdidi altındadır. Ulupamir köyünde tarım ve hayvancılık yapılamaz bir hâle gelecek ve bölge güvenliğinde de önemli rol oynayan Kırgız Türkleri göçe zorlanmış olacaktır. Hükûmetin bu yanlıştan derhâl dönmesini, bir kez de ben ikaz ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan.

 

 

 

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) -  Sayın Başkan, Covid-19 salgını sırasında yapılan düzenlemeler eğitim hayatını da etkilemiştir. Yükseköğrenim gençliği etkilenmiş, süreli ve dönemsel çalışmalarını yapamamışlardır, yüksek lisans, doktora çalışmalarını tamamlayamamışlardır. Gençlere, olağan dışı nedenlerle yaşanan bu durumdan dolayı mağdur olmamaları için bir dönem ek süre verilebilir ya da teröre bulaşmış öğrenciler dışında kalan, eğitimi yarım kalan öğrencilere af getirilerek eğitime dönmeleri ve eğitimlerini tamamlamaları sağlanmalıdır.

Yükseköğrenim gençleri bu olağan dışı dönemde kredi borçlarını da ödeyememektedir. Gençlere bu konuda yardım etmek gerekir; kredi borçlarını ödeyemeyen gençlerin borçlarını bu dönemde faiz işletmeyerek yeniden yapılandırmak ve ödeme kolaylığı sağlamak gerekir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Aydemir.

 

 

 

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Efendim, eser üretme felsefemizin formülünü veriyorum: Söylenme, yap. Biz öyle yaptık. Kimileri millî kavramını duyduğunda kırmızı görmüş boğaya dönse de biz inatla, ısrarla millî kıvam üzere kıyam ettik. İşte buna son örnek: Millî Elektrikli Tren. On sekiz yıllık iktidar serencamımız, her alanda olduğu gibi demir yolu sahasında da destanlar yazdırdı. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, millî yürüyüşte doruk adımlar attık. Biz aynı zamanda değerli vakitlere özel önem atfedenleriz; 30 Ağustos bunlardan biri. O gün, Millî Elektrikli Tren milletle buluşacak inşallah. Zaferlere doymuyoruz şükür, zira uzun yıllar acılara katlandık. Millî mütefekkir Cemil Meriç diyor ya:  “Zafer, acıya katlananlarındır.” Bu vesileyle onu ve büyük vatanperver Dündar Taşer’i irtihal yıl dönümlerinde rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, söz talep eden grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Türkkan, buyurun.

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Pençe-Kartal Harekâtı kapsamında Irak’ın kuzeyindeki terör hedeflerini başarıyla vuran başta kahraman pilotlarımız olmak üzere bütün Türk Hava Kuvvetlerimizi yürekten tebrik ediyorum. Cenab-ı Allah ordumuzu her daim muzaffer eylesin.

Bingöl’de art arda meydana gelen 5,7 ve 5,6 büyüklüğündeki depremlerden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, hayatını kaybeden 1 korucumuza da Cenab-ı Hak’tan rahmet diliyorum. Depremin ardından incelemelerde bulunmak üzere ve vatandaşlarımızın yanında olmak için Mersin Milletvekilimiz Sayın Behiç Çelik, Genel Başkan Yardımcılarımız Sayın Berna Sukas ve Sayın Yavuz Temizer de şu anda Bingöl’deler.

Sık sık yaşanan depremler de gösteriyor ki Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini unutmadan depreme karşı her zaman hazırlıklı ve tedbirli olmamız gerekiyor. İstanbul’da beklenen, uzmanların sık sık dile getirdiği büyük bir deprem için de Hükûmet ne gibi adımlar attı, aldığı önlemler yeterli mi; bunları da merak ediyoruz. Daha önce söylemiştik, yine de söylemekte fayda görüyoruz: Hükûmet, özellikle fay hatlarının hareketli olduğu bölgelerde çok geç olmadan depreme karşı alınacak tedbirleri tespit edip bir an önce faaliyete geçmelidir.

Geçtiğimiz hafta yeni valiler kararnamesi çıktı, 41 valinin görev yeri değişti, bir kısmı da eskiden merkezdi, şimdi herhâlde müfettiş kadrosunda görev aldılar. Şimdi, burada daha önce görev yapan milletvekili arkadaşlarımız var. Valiler kararnamesi şöyle çıkardı: İçişleri Bakanı Başbakana teklifte bulunurdu, Başbakan uygun görürdü, Cumhurbaşkanı onaylardı, “üçlü kararname” dediğimiz kararnameyle valilerin görev yeri değiştirilirdi. Geçen hafta ne oldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) 

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki: “Aldım seni, verdim buraya; seni de alıyorum, buraya veriyorum.” Bakın arkadaşlar, bu, pratikte çok kolay ve güzel gözüküyor gibi olsa da o kadar çok yanlışlar içeriyor ki, o kadar çok yanlışlar içeriyor ki; bir devlet, bir insanın iki dudağı arasından çıkan sözlere bırakılmaz, doğru değil. Şu anda hoşunuza giden bu sistem, yarın öbür gün Sayın Erdoğan’ın bulunmadığı bir makam tarafından da uygulanır. Çok tehlikeli bir sistem bu, çok sakıncalı bir sistem bu. Emniyet müdürleri kararnamesi: Dün gece yarısı Sayın Cumhurbaşkanı yine çıktı; İstanbul Emniyet Müdürü, Genel Müdür Yardımcısı oldu. Bunlar eskiden bir süzgeçten geçirilirdi. İddia ediyorum: Burada illerinde valisi değiştirilen milletvekilleri var, hangisinin haberi var? Hiçbirisinin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bırakın bölge milletvekillerini, o valiler kararnamesinden İçişleri Bakanının haberi olduğundan dahi şüphem var. Bu sistemin ne kadar ucube bir sistem olduğuna örnek teşkil etmesi açısından özellikle anlattım.

Haklarında toplanan bağışların kendilerine ulaşmadığı ve verilen sözlerin tutulmadığı gerekçesiyle bir haftadır eylemlerini sürdüren 15 Temmuz gazileri, son olarak çareyi AK PARTİ Genel Merkezi önünde toplanmakta buldular. Ancak, gaziler, burada ne yazık ki polis müdahalesiyle karşılaştı. Hatta gaziler “Para” deyince, kendilerine sopa verdiniz; onlar “Para” dediler, siz sopayı verdiniz. Orantısız güç kullandığınızı hep söyleriz ama bunu 15 Temmuz gazilerine de uygulayacağınız hiç aklımıza gelmemişti hakikaten. Oysa talepleri çok samimi, diyorlar ki “Dört yıl geçti, bizim için para topladınız. Arkadaş, bu parayı bize verin yahu!”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sizler de “Ya, biz, bu paraları yedik; size veremiyoruz.” demek yerine adamlara sopa verdiniz dün gece. Çok hazin bir tabloydu, çok üzücü bir tabloydu. Bakın, siyaset yaptığınız sürece, o dün geceki tablo sizi adım adım takip edecek. Gazilere polisle sopa attıran iktidar olarak tarihe geçtiniz.

Seçim bölgem Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde dün yağışlar yüzünden üreticilerimizin tarlaları çok ciddi zarar gördü. Birçok mahallemizde aşırı yağış nedeniyle özellikle karpuz, kavun, fasulye, mısır, arpa, buğday, bamya, biber ve ayçiçeği tarlalarını kapsayan 2 bin dekar alan sular altında kaldı dün akşam.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Başta fındık üreticilerimiz olmak üzere Kandıralı üreticimiz geçen sene yaşanan sellerin ardından Cumhurbaşkanlığı Afet Fonu’ndan destek alamadılar yani Kandıra sahipsiz kaldı. Dün yaşanan selin ardından da tarlası zarar gören çiftçinin artık gücü kalmadı; ekinini nasıl ekecek, geçimini nasıl sağlayacak, kara kara düşünüyor. Bu konuda Hükûmetin Kandıralı çiftçimize, üreticimize bir an önce yardım elini uzatması için buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Bir çiftçi beni aradı, “Bu Hükûmetin parası var, ben olmadığına inanmıyorum.” dedi. Ben de dedim ki: Bakın, ben milletvekiliyim, takip ediyorum, Hükûmetin parası yok. “Nasıl olmaz? 3 tane ayrı uçakla Trabzon’a gidiyorsa parası vardır, varsa da bize versinler." dedi, böyle de bir serzenişte bulundu Kandıra’daki köylü. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Son olarak, Bartın ilimizin sıkıntılarından kısaca bahsetmek istiyorum. Bartın’da iki yıl önce ihalesi yapılmış, sadece zemin hafriyatı yapılıp kapanmış olan devlet hastanesi şantiyesi ödenek yetersizliğinden bekliyor. Plan yeniden revize edilmiş. Bu konuda yeterli ödeneğin ayrılmasını talep ediyor Bartınlılar sizden.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bitti Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bartın’da mevcut devlet hastanesi yeterli olmadığı için bu konunun acilen çözüme kavuşması gerekiyor.

Bartın’da demir çelik nakliyecileri özellikle kış aylarında kara yolu yük taşımacılığında kullandıkları güzergâh olan Ahmetusta yokuşunda kazalar yaşıyorlar. Bu nedenle Bartın-Karabük yolunun bir an önce yapılması önem taşıyor. Bu yolun ihalesi ne zaman yapılacak? Bu konuda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının bir çalışması var mı? Bunu Bartınlılar merak edip bizlere ilettiler, ben de burada Hükûmetin duyması için dile getiriyorum.

Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bingöl Karlıova’da meydana gelen 5,7 ve 5,6 büyüklüğündeki depremler dolayısıyla hayatını kaybeden güvenlik korucumuz Cengiz Pullu’ya Allah’tan rahmet, yaralanan 18 vatandaşımıza da acil şifalar diliyoruz.

Devletimiz bütün imkânlarıyla depremle ilgili olarak seferber olmuş, Bingöl halkının, Karlıova halkının depremin yıkıcı etkilerinden korunabilmesi için gereken tedbirleri almaya çalışmaktadır. Bu vesileyle, deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyor, orada mücadele eden bütün görevlilerimize başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, devletimiz terörle amansız bir mücadele vermektedir. Kapan Operasyonlarıyla yurt içinde, Pençe Operasyonlarıyla sınır ötesinde teröre büyük bir darbe vurulmuş, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Millî İstihbarat Teşkilatının ortak nokta operasyonlarıyla da örgütün sözde üst düzey yöneticisi durumundaki isimler sırasıyla etkisiz hâle getirilmiştir.

Son olarak, ordumuza ait hava unsurlarımız tarafından “Pençe-Kartal” isimli operasyon gerçekleştirilmiştir. Diplomatik, askerî, istihbari olmak üzere son derece başarılı bir operasyon olan Pençe-Kartal Operasyonuyla PKK terör örgütünün lojistik alt yapısı ve hareket kabiliyetine büyük darbe  vurulmuştur. Titiz istihbari çalışmalar neticesinde belirlenmiş olan 81 hedef başarıyla vurulmuştur. Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Suriye’de büyük bir güç mücadelesi içerisinde olduğu sırada kabiliyetini ve kapasitesini Irak’ın kuzeyinde yapmış olduğu Pençe-Kartal Operasyonuyla bir defa daha net bir şekilde ortaya koymuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) –Libya’da ve Suriye’de devam eden siyasi ve diplomatik süreçlere yönelik etkilerinin de olmasını beklediğimiz bu başarılı operasyon nedeniyle ordumuzu, İstihbarat Teşkilatımızı ve güvenlik güçlerimizi tebrik ediyor, Allah yâr ve yardımcıları olsun diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş...

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, ben de Bingöl Karlıova merkezli meydana gelen depremde ölen yurttaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. Yaralı yurttaşlarımıza da acil şifalar diliyorum. Umarım, depremin yarattığı tahribat bir an önce onarılır ve yeni depremler olmaz dileğinde bulunuyorum.

Sayın Başkan, 15 Haziran 1915 bilinen bir tarihtir, Süryanilere yönelik büyük katliamların en yoğun yaşandığı gün olarak tarihte kabul edilir. 1915 öncesinde 500 binin üzerinde Süryani’nin olduğu ülkemizde en önemli ibadethanelerinin olduğu Turabdin, Mardin ve çevresinde şu anda 2 bin civarında Süryani’nin olduğunu da not etmek gerekir.

15 Haziran 1915’te Süryaniler, dünyanın dört bir yanında, dağılmış durumda anma programları yaparlar. Ben de, bu vesileyle, 1915 yılında hayatını kaybeden Süryanileri saygıyla anmak istiyorum ve tarihle yüzleşmek lazım çağrımızı, yüzleşme çağrımızı yineliyoruz. Tarihi inkâr etmek değil, tarihle yüzleşmek gerekiyor.

Sayın Başkan, diğer yandan, biliyorsunuz, demokrasi yürüyüşümüz devam ediyor. 1 Haziran’da, Eş Genel Başkanlarımız İstanbul’da tutum belgemizi açıkladıktan sonra demokrasi yürüyüşü programımız adım adım devam ediyor ve kamuoyunda iki haftadır HDP olmadan bu yürüyüşümüz tartışılıyor, kriminalize ediliyor ve hedef gösteriliyor. Bir kere, şunu öncelikle ifade etmek isteriz ki Parlamento kapılarını kırsanız da, kapatsanız da, ekranları, medyayı sustursanız da, yargıyı baskı altına alsanız da engelleyemeyeceğiniz bir şey var; o da coşkun akan halkın iradesi ve inancı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İşte, o inancın göstergesidir bizim demokrasi yürüyüşümüz. Hakkâri’den Edirne’ye tüm halkımızla kol kola, omuz omuza, yürek yüreğe bir aradayız. Kolluk güçleri, valiler her yerde, illerde yürüyüşümüzü engellemek için büyük bir çaba sarf ediyor. Bu sefer bahaneleri pandemi. Pandemi döneminde kayyum atanıyor, vekillikler düşürülüyor, AVM’ler açılıyor; halk yok sayılıyor, binlerce kolluk halkın üstüne salınıyor, sosyal mesafe yok, tehlike yok, normalleşme var ama demokrasi yürüyüşü tehlikeli; buna kargalar bile güler. Demokrasi yürüyüşümüzü sosyal mesafe kurallarına uyarak ve riski göze almadan yapma irademiz tamdır. Ama burada tehlike olarak gören bir kesim var, o da bekasından korkan iktidar. Onlar halka hesap vermekten korktukları için halkın yürüyüşünden korkuyor. Unutmayın, kendi gölgesinden korkandan fayda gelmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu topluma umut, özgürlük, barış, kardeşlik ve adalet ancak halklar bir aradayken ve kenetlenmişse gelir.

11 ilin giriş-çıkışı yasaklandı. Pandemiyle mücadelede tedbir almayan iktidar, demokrasi yürüyüşünü engellemek için garip yasaklar koydu, herhâlde en son Zonguldak, Bartın ya da başka illeri de yasaklayacaklar. Herkes bunu görüyor. Demokrasi yürüyüşümüz, Yassıada’ya demokrasi anıtı dikerken ülkenin tamamını Yassıada’ya çevirmek isteyen iktidarın darbe politikasını açığa çıkardı. HDP, bir kez daha “Kral çıplaktır!” dedi. En barışçıl yürüyüşe müdahale, AKP’nin darbeci politikasının bir yansımasıdır, bunu da bütün dünya gördü. Siyasi mücadelemizin karşısına siyasetle çıkılamıyor, karşımıza polis ordusunu yığıyorlar. Bu, siyaset midir? Varsa cesaretiniz, karşımıza polisle, yargıyla değil; siyasetle çıkın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Son olarak bu konuda şunu ifade edeyim: Biz “Polisle, yargıyla değil; siyasetle çıkın.” çağrımızı yineliyoruz. Meydanlar sadece AKP’ye hak değil, bu ülkede siyaset yapan herkes için haktır. 15 Temmuzda halkı sokağa çıkaran, darbeye karşı tepki koymaya çağıran AKP iktidarı, bugün halkı çağırmamıza karşı farklı bir dil kuruyor.

Sayın Başkan, diğer bir mesele yayın politikasıyla ilgili. Dün akşam HABERTÜRK’te yayınlanan bir program Türkiye’nin gündemine oturdu. Didem Arslan Yılmaz’ın “Biz özel bir yayın kuruluşuyuz, HDP’yi çıkarmamak bizim tercihimizdir.” şeklinde bir açıklama yaptı. İzin verirseniz bunu kesintisiz bir iki dakikayla toparlayacağım.

Bir kere beyan yanlış, bizim hedefimiz Didem Arslan Yılmaz ya da başka bir sunucu, başka bir çalışan asla değil ama Anayasa’yı ve yayın ilkelerini hatırlatmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Anayasa 133 ve 6112 sayılı RTÜK Yasası’nın hiçbir yerinde, yayın ilkelerinde kamu ve özel yayın ayrımı yoktur. Ama burada sorun tabii ki bizim için sunucu değil onun arkasındaki medya kuruluşlarıdır ve holdinglerle olan ilişkileridir. Size 3 holdingin bilgilerini çok kısa vereceğim.

CNN Türk Demirören Holding, bütün halkımız bunu öğrensin, şu anda Doğan medya grubunun  2018 yılında kamu bankası olan Ziraat Bankası kredisiyle satın alındı ve Demirören grubunun satışında kullanılan Ziraat Bankası kredisinin miktarı 675 milyon dolar olduğunu, iki yıl geri ödemesiz ve on yıl vadeyle sağlandığını biliyoruz. Yani iktidar yandaşına kamu kaynaklarını kullandırarak medya grubu satın aldı. AKP dönemine kadar 8 şirketle iş yapan Demirören Holding 2004-2010 yılları arasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bugün hoşgörünüzü istiyorum. BAŞKAN – Bu holdinglerin mazisini, geçmişini filan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Çok ayrıntılı maziye girmeyeceğim.

BAŞKAN- Buyurun toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - 8 şirketle iş yapan Demirören Holdingi söyledim. Gayrimenkul, mermer, liman, inşaat, petrol ve medya sektöründe 8 yatırım yaptı ve bu uzuyor tabii ki. OYAK’ı, Total Oil Türkiye’yi, M Oil Demirören Holding satın aldı ve bu konuda inanılmaz derecede tabii ki bir zenginleşme hâli var. HABERTÜRK Ciner grubunun Türkiye medya sektöründe oyuncu olduğu dönemi hatırlatmak isterim. İlk önce 2005’te ülkenin ikinci büyük medya yapılanması konumundaki Sabah’ın ATV’sini TMSF’den aldı. 2007’de TMSF tarafından iptal edilince Ciner grubunun başında bulunan Turgay Ciner, bu kez hemen 1990’lı yılların sivrilen gazetecisi Ufuk Güldemir’in kurduğu HABERTÜRK televizyonunu, internet sitesini ve radyosunu satın aldı.

Şimdi, bunlar uzun, bunları geçiyorum. Doğuş grubunun yine bu konulardaki özellikle 2000’li yıllarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, bir basın toplantısı yapıp bu meseleyi dillendirseniz daha iyi yani.

Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Özetle şunu söylüyorum Başkan: Karşımızdaki holdinglerin yayın politikası, Anayasa’ya ve RTÜK Yasası’na tamamen aykırıdır. Bizi yok saymaları, çıkar ilişkileriyle ilgilidir. İktidar kendilerine destek veriyor; kendileri de büyük paralar kazanıyorlar ve halkı sömürüyorlar. Yeni bir sermaye grubu olarak piyasadalar, bu yüzden HDP’ye karşı iktidarın taleplerini, siyasetini aynen devam ettiriyorlar ama gün gelecek, devran dönecek. Bu medya holdingleri ve sahipleri kesinlikle yaptıklarının hesabını iktidar gibi yargı önünde tabii ki verecekler ama sadece bu değil, bir de büyük bir utançla ömür boyu yaşamak zorunda kalacaklar diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal, buraya gelmiştiniz.

Buyurun, Sayın Tanal.

 

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkanım, Malatya’da iki tren çarpıştı. Bize gelen bu bilgilere göre Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının bilgi notunda gizlenen kazanın sebebine ilişkin detaylarını açıklamak istiyorum. Aldığımız bilgilere göre Malatya’dan çıkacak olan tren arızalandı. Hareket memuru, arıza uzun sürer diye Battalgazi’den bekleyen treni sıraya alıyor. Arızasını erken gideren tren, evraklarda hazır olduğu için habersizce yola çıkıyor. Battalgazi yönünden hareket memurunun izin verdiği tren geliyor, her iki tren birbirinden habersiz kafa kafaya çarpışıyorlar. Normalde karşı taraftaki treni alan hareket memurunun, diğer hareket memuruna haber vermesi lazımdı. Haber vermesiyle yola çıkma delinerek kaza engellenirdi. Yine insan kaynaklı hata. En güvenilir ulaşım aracı olan Devlet Demiryolları AK PARTİ döneminde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun efendim.

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP’nin hiçbir hak talebine tahammülü yok. Hak talebi AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir sözüyle tankın önüne çıkan insanlardan bile gelse AKP o insanların boğazına yapışıyor. Ne diyor 15 Temmuz gazileri? “Bizim için toplanan paraları bize verin.” diyor. 15 Temmuz darbe girişimine direnen 251 insanımız şehit düştü, 2 binden fazla insanımız yaralandı, gazi oldu. Dönemin Başbakanı bir yardım kampanyası başlattı, tüm Türkiye’den destek yağdı. Şehit aileleri ve gazilere verilmek üzere 309 milyon lira para toplandı. Bu para nerede? Üç yıl geçti. Neden sahiplerine vermiyoruz? Biz sorduk, cevap yok, savcılara gittik, cevap yok, bizzat gaziler sordu, yine cevap yok. Bu kadar olur mu? Şehit ailelerinin, gazilerin parası bu. Biraz vicdan gerekiyor. Önce “Bakanlıkta” dediniz, sonra “Vakıf” dediniz, aylar geçti, hâlâ para ortada yok.

Gaziler dün bunun için AKP Genel Merkezinin önüne gittiler. Kendilerine ait olanı talep etmek için oradaydılar. Deniliyor ki “münferit bir olay.” İçişleri Bakanlığı sizde, iktidar sizde. Döve döve sıra gazileri mi dövmeye geldi? Genel Başkanınızın çağrısıyla demokrasi için tankın önüne çıkmış bu insanlar. Dün polis şiddetine maruz bırakıldı. Hiç mi vicdanınız sızlamadı? Kendilerine ait olanı istiyorlar. Bu insanları, gazileri, şehit yakınlarını böyle bir hak arama noktasına getirmeniz zaten en büyük ayıp.

İkinci ayıbınız da maruz bıraktığınız muameledir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Aylardır Genel Başkanımız söylüyor, biz söylüyoruz, bugün tekrar yineliyorum: Artık yeter! İnsanları ne noktalara getirdiniz? Verin gazilerin ve şehit ailelerin parasını. Değerlerimize, geçmişimize, bu millet için canını ortaya koymuş insanlarımıza ettiğiniz ayıp yeter. Kurtuluş Savaşı kahramanımız, cumhuriyetin ilk millî eğitim bakanlarından Mustafa Necati’nin evinden adını sökmek, buraya Nuri Pakdil’in ismini vermek de ne demek? Bu ev, bizzat Mustafa Necati’nin yaşadığı evdir, başkentin merkezinde bir kültür merkezidir. Bu evin tabelasını söküp Nuri Pakdil’in müzesi hâline getirmenin niyeti, amacı nedir? Gazilerimizin, bu millet için canını ortaya koymuş kahramanlarımızın, Mustafa Necati’nin üzerinden elinizi çekin. Hak ettikleri huzuru ve itibarı onlara verin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan…

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum, başarılı bir hafta olmasını temenni ediyorum.

İki gün önce ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru için başlatılan Pençe Kartal harekatını başarıyla tamamlayan kahraman Mehmetçiklerimiz yurda döndüler. Terör yuvaları yerle bir edildi. Ülkemizin, milletimizin güvenliğine kasteden; karakollarımızı, üs bölgelerimizi taciz eden; saldırı planlayan terör yuvaları imha edildi. Bir anlamda ikinci Kandil rüyası görenler bir büyük şokla bu rüyalarının yerle bir olduğunu gördüler. Aziz şehitlerimizin ne ahı yerde kaldı ne kanı yerde kaldı. Allah, kahraman askerlerimizin ayağına taş değdirmesin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pazar günü ve pazartesi günü Bingöl’de meydana gelen depremlerle sarsıldık. Ne yazık ki bir korucumuz şehit oldu, 18 vatandaşımız yaralandı. Allah’tan rahmet diliyorum, şifalar diliyorum. Devletimiz ilk andan itibaren bölgede oldular. Cumhurbaşkanı Yardımcımız başta olmak üzere ilgili bakanlarımız, Çevre Bakanımız, İçişleri Bakanımız bölgede oldular. Allah milletimizi bu tarz afetlerden korusun diye dua ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her iki grup başkan vekilinin de ifade ettiği ve cevap vermek zorunda kaldığım bir hususu ifade etmek isterim: Gazilere sopa atıldığı iddiası çok üzücü bir iddia. Gaziler hepimizin baş tacı, ucuz siyası polemiklere konu olmaması lazım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Dövmeyin o zaman.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gaziler baş tacımız, Sayın Başkan.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Nasıl baş tacı, anlamadım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şehit ve gazilerimiz nasıl ki kanlarıyla bu ülkenin bekasına hizmet etmişlerse bizler de gazilerimiz ve şehit yakınlarımız için bu hizmetle mükellefiz çünkü -bizatihi Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle- şehit ve gazilerimiz ve onların yakınları bizim öz kardeşlerimiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir anlamda, ilk gazi de o akşam halkını, milletini sokağa davet eden, demokrasinin yanında yer almaya davet eden Cumhurbaşkanımızdı.

Sayın Başkan, bakınız, daha önce “15 Temmuz gazisi” diye              -gazilerimizden özür dileyerek söylüyorum- tiye alanlar, “Bunlar tiyatro.” diyenler, dolaylı olarak bu tiyatronun oyuncularının da gaziler olduğunu düşünenler, bir anlamda şimdi “Boşa sokağa çıktınız.” diyenler, “Kafa kestiler.” diyenler, gazilere her türlü ithamda bulunanlar, bugün nahoş bir görüntüden yola çıkarak olmadık ithamlarda bulunuyorlar. 

Sayın Başkan, bakınız, toplanan paraların her kuruşu şeffaf, açık bir şekilde toplanmış, Vakıf hesabına yatırılmıştır. Sorsalardı öğrenirlerdi; pandemi sürecinde Bakanlığımız tüm gazilerimize o paradan -rakamlara girmeyeceğim- 3 defa yani Nisanda, Mayısta ve Haziranda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Biner lira, biner lira.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, pandemi sürecinde, Nisanda, Mayısta ve Haziran başında gazilerimize 3 defa ödeme gerçekleştirildi. Ayrıca, tüm gazilerimize -sayıları 2 binden fazla  olan tüm gazilerimize- istihdam hakkı, faizsiz konut hakkı, ücretsiz seyahat hakkı, eğitim ve öğretim yardımı, özel öğretim kurumlarından yararlanma, tazminat ve ek tazminat, elektrik ve su ücret indirimi, ek ödeme, emlak vergisi muafiyeti, tapu harcı muafiyeti, sosyal tesislerden yararlanma, sağlık hizmetlerinden ve birçok sosyal haklardan yararlanma gibi çok sayıda imkân sağlandı.

MURAT EMİR (Ankara) – Onlar gazi değil, yanlış söylüyorsun; yanlış bilgilendirmişler seni.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dün gece, 15 Temmuz gazilerimizden, simgesel anlamı da olan Terörle Mücadele Daire Başkanı Turgut Aslan Komutanımızın Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığına getirildiğini onurla, şerefle görmüş olduk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla bizim, gazilere nasıl baktığımızı gazilerimiz başta olmak üzere tüm milletimiz bilir. Ancak şeref aylığı talebi veya benzer farklı taleplerden kaynaklı ufak bir tartışmanın tüm gazilerimize mal edilmesini doğru bulmuyoruz.

Vakıf kuruldu. Vakfın yönetimi yine aynı şekilde şeffaf, demokratik bir yapıyla beraber takip ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Gazilerimizin hepsinin hâli toz duman, hepsi şikâyetçi.

BAŞKAN- Toparlayalım Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dün İçişleri Bakanımız, tüm o gazilerimizle sabaha kadar tek tek görüştüler. Varsa yasal, haklı talepleri bunları değerlendirirler. Aile Bakanımız zaten başından beri sürecin sahibi olarak gazilerimizle, şehit yakınlarımızla tüm dertleriyle ilgileniyorlar ve dolayısıyla -bir daha söylemek istiyorum ki- tüm sorunları bizim sorunlarımız, gazilerimiz bizim başımızın tacı Sayın Başkanım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Onun dışında…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Pardon, bitti zannettim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Heyecanlanmayın, bir tablo ortaya koydum, ifade ettim…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çok heyecanlandım, çok heyecanlandım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok heyecanlandım, acayip heyecanlandım.

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Para nerede?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “O para nerde?” diyen hangi arkadaş?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ya bırak arkadaşı, boş ver sen.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yok bileyim, bileyim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ben söyleyeceğim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – 15 Temmuz akşamı evinde kahve içip gazilere de 16’sında “tiyatro” diyenler, en arkadan bugün artistlik yapıyorlar. Şehitler bizim şehidimiz. Daha dün saydık Sayın Başkan...

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Artistlik olmadı… Artistlik olmadı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bırakın bu artistlikleri, bırakın… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bırakın bunları.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Artistlik olmadı.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Şehidin parasını niye vermiyorsunuz? Niye vermiyorsunuz, niye?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O gazilerle beraber biz sabaha kadar meydanlardaydık. Bizim liderimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Üstüne yatmayın. Ver şehidin parasını.

BAŞKAN- Buyurun, toparlayın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O gazilerle beraber bizim Genel Başkanımız, bizim vekillerimiz, demokrasinin yanında yer alan tüm vekillerimiz, sabaha kadar meydanlardaydı. O süreç bittikten sonra gazilere ithamda bulundular, “köprüde kafa kesti” dediler, “tiyatro” dediler, bugün buradan ufak ve ucuz bir polemik peşindeler. Bu yanlış Sayın Başkan. Gazilerin tüm derdi bizim derdimiz, eksiği varsa çözeceğiz.

Sayın Başkan, bir konu daha var izin verirseniz.

Bakınız, her imkânda yeni sistemi eleştirmek, Cumhurbaşkanlığı sisteminin bu ülkenin geleceğine büyük bir ivme katmasına rağmen, pandemi sürecinde ne kadar hızlı karar aldığımızı, dünyaya örnek bir yönetim sergilediğimizi herkesin görmesine rağmen, her ufak meselede bir sistem krizi varmış gibi yaklaşılmasını doğru bulmuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Az önce kıymetli bir grup başkan vekili, yok efendim “önceden Valiler Kararnamesi 3’lü imzayla olurmuş da bugün Cumhurbaşkanı atıyormuş” tarzı çok gereksiz polemik açtı.

Bakın Sayın Başkan, önceden yani eski sistemde, başbakanlığın olduğu sistemde valileri, elimdeki şu örnekte olduğu gibi, Bakanlar Kurulu kararıyla hükûmet atardı. Haberiniz olmayabilir ama bu millet hükûmet etme sistemini değiştirdi, Cumhur İttifakı’yla beraber çalışmamıza “Evet.” dedi ve aynı şekilde, şu an, Valiler Kararnamesi’ni Hükûmet atadı Sayın Başkan. O yüzden, bu gereksiz polemiklerin topluma, Meclise hiçbir faydası olmadığı kanaatindeyim. Şu anki Başkanlık sistemi tıkır tıkır işliyor. Eksikleri varsa kanunlarda, yönetmeliklerde bunları revize ederiz ama sistem tartışmaları açmanın hiçbir partiye, bu ülkeye hiç faydası yok Sayın Başkanım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Türkkan…

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben sayın grup başkan vekilinin en son eleştirisinden başlamak istiyorum.

Evet, tekrar ediyorum, bu sistem ucube bir sistem. Bu sistemde tek adamın ağzından çıkan bir lafla bir adam bakan da olabiliyor, vali de olabiliyor, belediyede hizmetli de olabiliyor, böyle bir sistem.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – 24 milyon oy aldık!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu sistemin en çok zararını yarın öbür gün sizler göreceksiniz; bakın, bu sözlerimi bir yere not edin. “Ya, böyle bir sistem mi olur?” diyeceksiniz, “Böyle bir adama, tek bir adama bırakılır mı bu sistem?” diyeceksiniz. Hiç kimse baki değil, Sayın Erdoğan da bu makam da sonuna kadar baki değil, bizler faniyiz. Devlet ilelebet, ebet müddet daim olacak. Onun başına geçecek herhangi birisinin bir sözüyle bu ülkenin başına neler gelebileceğini bir düşünün isterseniz. O yüzden bu sistemin bir an önce değişmesini ısrarla istiyoruz. Bunda da devam edeceğiz. Gaziler konusuna geleceğim. Bu kadar çok sevdiğinden bahsediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Allah sizin sevginizden insanları esirgesin. Siz sevdiğinizi dövüyorsunuz, odunla dövüyorsunuz ya. Sopa attınız onlara. Bırakın öyle yok biz kredi verdik, kredi vermeyin. Ev alacaksa adamlar için topladığınız paraları adamlara parayı verin gitsin evini alsın. Niye kredi veriyorsunuz?  Adam diyor ki: “Benim için  topladığın paraları bana ver kardeşim. Niye orada ne olduğu belli olmayan bir vakfa aktarıyorsun.” O vakıf yarın o parayı Kızılay üzerinden Amerika’ya göndermeyeceğini ben nereden biliyorum diyor. “Bana verin o parayı" diyor. O paraları gazilere verene kadar, bu bozayı sırtınızda pişirmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, lafı hiç evirip çevirmeye gerek yok.

BAŞKAN – Evet, yani, gündeme de geçelim isterseniz buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Binali Yıldırım’ı kendi önerisiyle ve Cumhurbaşkanının emriyle gazilerin ve şehit yakınlarına para topluyoruz dediler, parayı topladılar. Rakam 309 milyon lira. Bugünkü değeriyle 600 milyon lira. Aradan üç yıl geçti. Beşiktaş’da şehit düşen polislerimizle ilgili yardım parası topluyoruz. Aileleri ilgili dediler. Rakam 52 milyon. Bugünkü rakamıyla 94 milyon lira. O gün bugündür pandemide sıkıntı yaşayan ve sürekli olarak tankın önüne geçen, şehit düşen bu ailelere kendisi “Rakam veremiyorum.” dedi ya ben söyleyeyim: Biner lira para gönderdiler.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır hayır…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Biner lira… Biner lira para gönderdiler. Hayırsa kendisi açıklasın rakamları.

Şimdi, biz diyoruz ki niye siz her şeye el koyuyorsunuz. İşçilerle ilgili toplanan paraya el koyuyorsunuz. Kıdem tazminatına gözü diktiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika açıverin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Şehidin parasına mı kaldınız? Gazinin parasına mı kaldınız? Hadi kaldınız da o telefondan sokağa çıkın dedikten sonra tankın üstüne mi çıktın? Uçağına bindin, korumalarınla beraber yok oldun gittin. Bu Meclise 15 Temmuz gecesi ilk gelenler Cumhuriyet Halk Partisi ve muhalefet milletvekilleridir. Kemal Kılıçdaroğlu oradan çıkmış, Meclise gelmiştir, sen aylarca ortalarda gözükmedin. Ama tankın önünde ölenlerin parasını yemeyi göze aldın, Grup Başkan Vekilin hâlâ onu savunuyor. Yeter artık! Verin onların parasını. (CHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Parayı ver, parayı.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Parayı verin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Bülent Turan’dan sonra gündeme geçeceğiz arkadaşlar.

Buyurun Sayın Turan.

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım, görmeyenin gözünü açarsınız gösterirsiniz, duymayana sesinizi arttırırsınız duyurursunuz ama görmek istemeyene, duymak istemeyene yapacak bir şey yok. Anlattım, bir daha anlatmayacağım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gerçekleri söylemeyeni hiç kimse duymaz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sakin, Sayın Başkan...

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gerçekler...

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, maskeyi takarsanız... Öznur Hanım’ın sağlığını düşünmek zorundayız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Değerli arkadaşlar, gazilerimize, şehit yakınlarımıza yaptığımız çalışmaların az önce başlıklarını anlattım, tekrar sizin vaktinizi almayacağım.

Vakıf için toplanan paraların da tüm hesabının şeffaf olduğunu, açık olduğunu ifade ettim. Pandemi döneminde bir kısmının dağıtıldığını ifade ettim ama bunun dışında istihdam hakkı gibi birçok hakkın da kendilerine verildiğini ifade ettim.

Ayrıca, yok efendim, “İlk şu parti geldi, son bu parti geldi.” tarzı tartışmayı da Meclisin mehabetine uygun bulmuyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, maske takar mısınız, maske.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tüm millet o akşam kimin nerede olduğunu, kimin nereye geldiğini açık ve şeffaf olarak gördü, kararını verdi Sayın Başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, maske...

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

 

 

 

 

 

16/6/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/6/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasına saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     Lütfü Türkkan

                                                                                                                          Kocaeli

                                                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Kocaeli Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Lütfü Türkkan tarafından, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından gazilik haklarından faydalanamadıklarını, toplanan bağışların kendilerine ulaşmadığını dile getiren ve bir süredir seslerini duyurmak için çeşitli eylemlerde bulunan 15 Temmuz gazilerimiz ile polis arasında dün akşam saatlerinde yaşanan gerginlik kameralara yansımış, gazilerimize uygulanan orantısız güç kullanımı ve şiddet görüntüleri kamuoyunu derinden üzmüştür. Vatandaşlarımızın ekonomik zorluklarla başa çıkmaya çalıştığı bugünlerde ve 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümü olan Demokrasi ve Milli Beraberlik Günü’ne bir ay kalmışken gazilerimize yapılacak bir destek ödemesi son derece anlamlı olacaktır. Başta 15 Temmuz gazilerimiz olmak üzere, ülkemizin bölünmez bütünlüğü uğruna canlarını ortaya koyan tüm gazilerimize 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Beraberlik Günü’ne kadar bir destek ödemesi yapılması, yapılan aylık ödemelerin de incelenerek eksikliklerin giderilmesi ve gazilerimizin tüm yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanması” amacıyla 16/06/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 16/06/2020 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İbrahim Halil Oral.

Buyurun Sayın Oral. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubunun, 15 Temmuz gazilerinin hakları ve ödenekleri hakkındaki grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ama görülüyor ki bu konuda benim söyleyeceklerimi bütün Grup Başkan Vekillerimiz kendi penceresinden söyledi ama siyasetin üslubunda bir söz var: “ Et tekraru ahsen, velev kane yüz seksen.” Anlamayana, dinlemeyene, vadettiği sözünü yerine getirmeyene ecdadımız çok güzel söylemiş: “Tekrar et, tekrar etmek güzeldir; velev ki yüz seksen defa dahi olsa.” Ben de onu tekrar edeceğim.

Saygıdeğer milletvekilleri, dün gece AK PARTİ Genel Merkezi önünde yaşanan olay vicdanlarımızı yaralamış, milletimizi derinden üzmüştür.

15 Temmuz gecesi FET֒cü hainlere karşı göğüslerini siper etmiş, hayâsızca akını durdurmak için canlarını hiçe saymış ve “Kim var?” denildiğinde düşünmeden “Ben varım.” diyebilmiş ve en önemlisi devletimizin onurunu sokaklardan toplamış olan gazilerimizin eylemine dahi tahammül edemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Tahammül etmek bir yana gazi kardeşlerimiz orantısız güce maruz kalmış, darp edilmiş, dövülmüş ve yaralanmışlardır, ne kadar acı bir durum. 15 Temmuz gecesi vatan uğruna canlarını hiçe sayan, Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısına uyarak sokaklara inen gaziler haklı ve masum bir talepte bulundukları için darp edilmişlerdir, dövülmüşlerdir, itilmişlerdir, kalkılmışlardır.

Değerli iktidar milletvekillerine seslenmek istiyorum: Ellerinizi vicdanınıza koyun, iktidar olmanın sorumluluğunu yerine getirin. Gazilerimiz orada bir saat eylem yapsalardı ne kaybederdiniz? Genel merkezinize kurşun mu sıktılar, taş mı attılar? Polis müdahalesi yaptınız, onları itelediniz kakaladınız. Bu kadar mı demokrasiden uzaksınız, bu kadar mı gazilerimize karşı tahammülsüzsünüz? Siz, FET֒ye bile “Ne istediler de vermedik.” diyebilirken 15 Temmuz gazilerinin isteklerine kulaklarınızı tıkadınız, sağır oldunuz, abesle iştigaldir bu yaptıklarınız. Aşırıya kaçıyorsunuz, Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’de “Sakın aşırıya gitmeyin çünkü Allah aşırıları sevmez.” buyuruyor. Ben de tekrar ediyorum, tekrar etmekte fayda var belki kulaklarınız da duyar. Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’de “Sakın aşırıya gitmeyin çünkü Allah aşırıları sevmez.” buyuruyor. 15 Temmuzda gazi olan vatandaşlarımızın şerefini düşünüyorsanız, Allah’ın bu emirlerine uyun; aşırıya gitmeyin, hoşgörülü olun.

 

Sayın milletvekilleri, ülkemiz her krize girdiğinde bir IBAN numarası verir olduk. Anayasa’mız ülkemizi “sosyal devlet” olarak nitelerken, maalesef, AK PARTİ iktidarında Türkiye, IBAN devleti hâline gelmiştir. Coronavirüs çıkıyor, IBAN paylaşıyorsunuz; toplanan paralarla ne yapılıyor tam olarak bilmiyoruz. Beşiktaş’ta yaşanan -Sayın Grup Başkan Vekilinin dile getirdiği- hain terör saldırısı sonrası toplanan 52 milyon Türk lirası meblağındaki yardımlar ne oldu tam olarak bilemiyoruz. 15 Temmuz gazileri ve şehitleri için toplanan paralar ne oldu, hele onu hiç bilmiyoruz. Toplanan 310 milyon Türk lirasına ise “cüzi miktar” deyip meseleyi soğutmaya bırakıyorsunuz. Görünen o ki ülkemizin ekonomisi o kadar kötüdür ki gaziler için toplanan ve geçmişte “cüzi miktar” olarak nitelendirilen paraya dahi göz koyulur olmuştur. Bunların hesabını demokratik bir eylemle soran, ödeneklerini almak ve gazilik haklarından tam olarak yararlanmak isteyen gazilerimize ise sopa atıyorsunuz, polis müdahalesiyle cevap veriyorsunuz. Bunu asla vicdanımız kabul edemez.

Saygıdeğer milletvekilleri, tam bu çirkin olayın üstüne -Sayın Grup Başkan Vekilinin söylediği gibi- 15 Temmuz gazisi ve Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanı Turgut Aslan’ın Cumhurbaşkanı danışmanı olarak atandığını öğrendik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Oral.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Turgut Aslan Müdür gerçek bir 15 Temmuz kahramanı, gerçek bir vatanseverdir, atandığı görevi sonuna kadar hak etmiş bir vatan evladıdır. Yalnız, bu atamanın bugün olması bana biraz manidar gelmiştir. Malum, Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahi bir vatandaş olan George Floyd’un polis tarafından öldürülmesinin akabinde Başkan Trump tarafından ilk kez bir siyahi Orgeneral Charles Brown Hava Kuvvetleri Komutanlığına aday gösterilmiş ve hemen akabinde de Senato tarafından atanmıştı; bu atama, bir günah çıkarma olarak nitelendirilmişti. Umarım, Sayın Cumhurbaşkanı, dün 15 Temmuz gazilerine yönelik yaşanan çirkin hadiseyi kapatmak için Turgut Müdürü atamamıştır. Eğer böyle bir durum varsa bu hem milletimize hem de Turgut Aslan Müdürüm gibi şerefli bir gaziye karşı yapılan bir yanlış olarak anılacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

Sayın milletvekilleri, bu düşünceler kapsamında, 15 Temmuz gazi ve şehitleri için toplanan paralara ne olduğunun, gazilerin neden böyle bir eylem yaparak hak aradığının tespit edilerek milletimize hesap verilmesi için bir araştırma komisyonu kurulmasını teklif ediyor, teklife olumlu oy vereceğimizi söylüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Murat Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, gazilerimize dün akşam Ankara’nın ortasında yapılan muameleyi asla kabul etmeyeceğimizi ve şiddetle kınadığımızı belirtmek isterim. Gazilere uzanan eller kırılır arkadaşlar; vicdanlar ayağa kalkar ve bunu yapanı millet affetmez, bunu böyle bilin ve böyle yanlışları  bir daha tekrarlamayın.

Değerli arkadaşlar, Bülent Turan konuşuyor, konuşuyor… Saatlerce konuşabilir, saatlerce demagoji yapabilir ama şu basit sorunun cevabını veremiyor: Bu paraları vermek için neyi bekliyorsunuz? Hâlâ neyi bekliyorsunuz? Bakın, paranın bugünkü değeri -çarpın, bölün; o gün ortalama dolar kuru 3 liraydı, bugün 7 lira- 600-700 milyon lira olmuş, neredeyse 1 milyar. Bunu vereceğiniz 2 bin küsur hak sahibi var; böler verirsiniz. Neyi bekliyorsunuz, elinizi ne tutuyor? Çünkü veremiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, ilk başta paranın üstüne yattınız. “Bu paralar nerede?” dedik, söylemediniz. Yıllarca sorduk, söylemediniz. “Ne yapacaksınız?” dedik, “Vakıf kuracağız.” dediniz. “E, kurun.” dedik, vakfı kurmanız bir buçuk yılınızı aldı. Peki, yetti mi? Yetmedi. Asliye hukuk mahkemesinde tescil ettirmeniz bir buçuk yılınızı daha aldı, gitti üç yıl.

Peki, bitti mi gazilerin çilesi? Yine bitmedi. Ne yaptınız? Bu sefer, sahte bir adreste bu vakfı gösterdiniz, sahte bir adreste; devlet ciddiyetine yakışmayacak bir şekilde. Niye? Çünkü sizin paraları vermekte gözünüz yok, çünkü o sırada tek hazine hesabına yani hazineye almış çatır çatır gazinin parasını kullanıyordunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yapmayın, ayıptır!

MURAT EMİR (Devamla) – Biz bunun peşinde koştuğumuz için, sorduğumuz için en sonunda “Ya, biz tek hazine hesabına aldık, şu anda orada.” dediniz ama bunu demeniz üç buçuk yılınızı aldı, üç buçuk yıl. Peki geldiğimiz noktada ne var? Paralar şu anda hazinede mi yoksa vakfın hesabında mı bilmiyoruz. Ama vakıf nerede, ne yapar biliyoruz: Vakıf hiçbir şey yapmıyor arkadaşlar, bunu bilin.

Şimdi bir soru soracağım: Bakın, on binlerce, yüz binlerce vatandaşımız büyük bir yardımlaşma duygusu içerisinde bu vakfa, yardımlaşmaya dönük olarak para yatırdılar. Onlara sorsaydık, deseydiniz ki “Paraları vereceksiniz, biz üç yıl sonra bir vakıf kuracağız, vakfın yönetim kurulunu altı ay sonra atayacağız, paraları 3,5-4 yıl boyunca hazinede tutacağız ve belli bir prosedüre göre de bu hak sahiplerine dağıtacağız.” Bu kişilerden hangisi 1 lira yatırırdı? Dolayısıyla, arkadaşlar bakın, güneş balçıkla sıvanmaz. Özellikle gaziler -yakın temas hâlindeyiz- diyorlar ki: “Bu siyasi bir konu değil.” Evet, bu bir siyasi konu değil. Bizim için paralar toplandığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – “Biz demokrasi için, Meclis için, bu ülkemizin geleceği için canımızı ortaya koyduk.” diyorlar ve kendileri için toplanan parayı talep ediyorlar. “Siz şuradaydınız, bunları söylediniz; darbeye böyle yaptınız, biz böyle yaptık…” bu tartışmaların uzağındalar. Siz de konuyu siyasallaştırmayın, gazileri bölmeyin; vatanı kutuplaştırdığınız gibi, halkı bölmeye çalıştığınız gibi gazileri de bölmeyin.

Basit bir soru basit bir cevap: Dört yıla yaklaştı, bu paraları vermek için daha neyi bekliyorsunuz? Prosedürden bahsediyor Bülent Turan, hiçbir prosedüre ihtiyaç yok, asla ihtiyaç yok, direkt o paralar hak sahiplerine bölünüp verilebilir.

Bir de şunu belirtmek isterim: Gazilerle ilgili verdiği bilgilerin çoğu yanlıştır. Yalandır demiyorum, kendisini yanlış bilgilendiriyorlar. O çok sevdiğiniz gazilere -ki sevdiğinize de inanıyorum- biraz kulak vermenizi dilerdim Sayın Bülent Turan, diyorlar ki: “2.700 küsur gaziden sadece 279’una maaş bağlandı.” Bakın, bu bizim için çok önemli bir konudur, dikkatle dinleyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Toparlıyorum. Cümlemi bitireceğim, çok önemli bir konu.

BAŞKAN – Zapta geçiyor.

MURAT EMİR (Devamla) – “Sadece 279’una maaş bağlandı ama bu da malullük maaşı, gazilik maaşı değil.” Bülent Turan’ın söylediği gazilikle ilgili hakların çoğu bu gazilerden hâlâ esirgenmektedir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, bir ses verseniz de hiç olmazsa biz duysak ne olur yani?

MURAT EMİR (Devamla) – Dolayısıyla bunların bir an evvel gazi sayılması ve maaş bağlanması lazım. 5 milyon kişiye bin lira verdiniz Covid-19 döneminde, onlardan 200 küsuru da gazilere verdiniz, bunu da burada gazilere vermiş gibi söylüyorsunuz, bu açıdan da kınıyorum değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Para nerede?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Meclis gündemine geçsin diye aslında konuyu ayrıntılı izah ettiğimizi düşünüyordum ancak Murat Bey konuşmasında üç dakikada 6 defa “Bülent Turan” deyince, “AK PARTİ” deyince cevap vermek zorunda hissettim. Bakınız, şeffaf şekilde vakıf hesabında olduğunu söylediğimizi tekrar teyit etmek istiyorum. Onun dışında, tüm haklardan, yani ulaşımdan eğitime, sağlıktan diğer konulara kadar, ayrıca, maaştan istihdama kadar her konuda bu şehitlerimizin, gazilerimizin derdiyle dertlendiğimizi ifade etmek istiyorum. Fakat eğer konuşmacı arkadaşlar bizi bu konuda itham edeceklerse önce geçmiş yıllarda gazilerimiz için yaptıkları, bizi de yaralayan, gazilerimizi de yaralayan şu ifadeleri revize etmek durumunda. Açmayacaktım ama ısrarla olayı siyasi polemik yaptığınız için açmak istiyorum. Bakınız, CHP Vekili, geçen dönem, biz gazilerimizin ülkeyi kollamak için yaptığı eylemlerden ceza davası anlamında muaf olması düzenlemesi getirdiğimizde açıklama yapıyor. Bu kanuna karşı çıkabilirsiniz, biz gazilerimiz için kanun çıkardık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biz gazilerimiz için kanun çıkardık, buna karşı çıkabilirsiniz ancak bu karşı çıkmayı şu ifadelerle asla yapmamalıydınız…. Önce kendi yanlışlarınızla yüzleşmeniz gerekir. Gazilerin eylemlerinin ceza davasına konu olmaması kararı için diyor ki CHP vekili: “Benim bir sürü -çok özür diliyorum- itim var, bunları salarım sokağa ve onlara af bile getirebilirim demektir; buna karşıyız.” diyor. Bu üsluptan gazileri kollayan bir üsluba gelen CHP’yi ben alkışlıyorum Sayın Başkan (!) (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

 

 

 

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Şimdi, Grup Başkan Vekilleri kendi aralarında konuşurlar. Az önce buraya geldi “Bu konuyu açmayacağım.” dedi. Ben de kendisine az önce, bir dakika önce dedim ki: Bu söylediği sözün sebebi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 liderle yaptığı konuşma içerisinde, gazilerin arasına karışıp da hukuka ve yasalara aykırı davranan insanlar varsa o insanları cezalandırırım mantığıyla ilgilidir dedim; açık ve net. 2 Grup Başkan Vekili burada konuştuk. Şimdi, bunun hiçbir alakası yokken bunu uzatmanın hiçbir gereği yok. Açık ve yalın bir kez daha söylüyoruz: Şehitler için para topladınız, vermiyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Para nerede?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Vakıf kurdunuz, vakıf yönetim kuruluna -ATV, Show TV bilmem ne- nereden hangi insanlar varsa rant sağlamak için atadınız, o adamlar da bu paraları vermiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Şehit ve gaziler kendileri için toplanan paraları istiyorlar. Niye buna cevap vermiyorsunuz? Neden bu adamları dövüyorsunuz? İçişleri Bakanlığı olarak bu adamlara neden cop vurduruyorsunuz? Bunlar gazi değil mi? Bunlar şehit yakınları değil mi? Siz bunu onlara neden reva görüyorsunuz, bunu açıklayın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

 

 

 

BAŞKAN - Gazilerimiz milletimizin haysiyet abideleridir, şeref abideleridir. Biz de gazilerimizden yanayız. Allah, gazilerimize yardımcı olsun. Bu tartışmayı bitiriyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Paraları da verin.” diye söyleyin bari. Hazır başlamışken “Paralarını da verin.” diye bitirin Sayın Başkanım.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Nasıl bir üslup bu ya!

 

 

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Orhan Yegin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YEGİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum ve öncelikle söz konusu önergeden de bahisle, bu aziz millete Anadolu kapılarını açan, 3 kıtada 7 iklimde hâkimiyet kurduran, Çanakkale’de ve İstiklal Savaşı’nda tüm yokluk ve imkânsızlıklara rağmen vatanına, bayrağına ve istiklaline sahip çıkmasını sağlayan o aziz ruha, şehitlerimize ve gazilerimize grubumuz adına şükranlarımızı arz ediyorum.

Kıymetli milletvekilleri, ülkemiz gerek tarihsel geri planı gerek stratejik konumu ve gerekse son on yedi yılda ortaya koyduğu duruşla hem içeride hem dışarıdaki hain ve bozguncuların sürekli hedefi hâline gelmiş bir ülkedir. Bundan dört yıl önce de, bir 15 Temmuz gecesi tarihin en alçak ihanetlerinden birisini hep beraber yaşadık. O günün gecesinde FETÖ mensubu hainler tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi milletimizin inancı ve iradesiyle hamdolsun bertaraf edildi. Milletimiz o gece iradesine, demokrasisine, istiklal ve istikbaline canı pahasına sahip çıktı. Dün Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da ve daha onlarca benzerinde olduğu gibi bu vatan için toprağa düşenlerin aziz hatıraları ve millî mücadele ruhu o gece bir kere daha dirildi. Tankın, topun, uçağın, helikopterin, tüfeğin karşısına imanıyla, inancıyla ve yüreğiyle dikilen milletimiz, tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi tüm fertleriyle tek yürek olarak sokaklara döküldü ve bir kez daha yeri geldiğinde gazi ve şehit olmayı göze aldığını gösterdi ve oldu. Bizler, aziz şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde tarih sahnesinde millet olarak varlığımızı sürdürüyor ve bu vatan toprakları üzerinde onlardan aldığımız güç ve ilhamla büyük ve güçlü Türkiye’yi hep beraber imar ediyoruz.

Var olduğu günden bu yana, vatanını ve değerlerini canından aziz bilmiş, varlığına yönelen tehditlere karşı her türlü güçlüğe göğüs gererek, omuz omuza mücadele etmeyi ilke edinmiş bir milletin mensupları olarak şehit aileleri ve gazilerimiz için her zaman daha iyisini yapabilmenin gayreti içerisindeyiz ve on yedi yıldır ortaya koyduğumuz çaba bunun çok net bir göstergesidir.

Sayın Vekilimiz az önce tekrarın öneminden bahsetti. Aslında milletimiz ve gazilerimiz, şehit yakınlarımız bu son süreçte neler yapıldığını çok iyi biliyor ama belki sizler için bazı şeyleri tekrar etmenin faydası olabilir diyerek bazı notlar aldım ama hepsine değinmeyeceğim. Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’da yapılan düzenlemelerden terör olaylarında hayatını kaybeden sivil vatandaşlarımızın yakınlarına bağlanan maaşlara kadar, istihdam hakkından tutalım da eğitim öğretim için yapılan ödemelere ve ek ödemelere kadar, yurtlardan ücretsiz faydalanma hakkından tutalım da ağır malul olanlara asgari ücretin net tutarının 2 katından daha fazla bir ödemeyi sağlayana kadar faizsiz konut kredisinden tutun da ücretsiz seyahat hakkına, kamu görevlisi olanlara kademe ilerlemesine kadar onlarca düzenlemeyi hayata geçirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Bütün bunları yapmış bir Hükûmete, pandemi sürecinde 6 milyara yakın bir parayı kapı kapı gezerek dağıtmış bir Hükûmete “300-400 milyonun nemasını almak için onu tutuyorsunuz.” demek, bunu demek gerçekten insaf ölçüleri açısından baktığımızda pek insafa sığmayan bir şey olur Başkanım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O zaman parayı vereceksin. O zaman verin.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Eyvallah.

İçişleri Bakanımız dün gece ve bugün, Aile Bakanımız yine hakeza bugün, dün eylem yapan gazilerimizle görüştüler, onların taleplerini, sorunlarını dinlediler ve bu sorun ve taleplerle ilgili mevzuat, hukuk çerçevesinde gerekirse Meclisimizde de istişare edilerek “Yapılması gerekenler nedir?” çerçevesinde toplantılarını yaptılar. Allah’ın izniyle bu devlet şehidine, şehit yakınlarına, gazisine -grup ayrımı yapmaksızın hepimiz- hep beraber milletimiz, devletimiz sahip çıkar, çıkacaktır. Eksikler varsa yahut da yeni talepler varsa bunlar mutlaka değerlendirilecek ve imkânlar çerçevesinde Başkanım, yapılacaktır. Rahat olalım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Orhancığım, adamları dövmeyin, paralarını verin.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Buyurun, okuyun:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/06/2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 

Meral Danış Beştaş

Siirt

Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

16 Haziran 2020 tarihinde Siirt Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 7700 grup numaralı "FETÖ Yapısına Dâhil Olan Hâkim ve Savcıların Vermiş Olduğu Kararlarla Yol Açtıkları Zararların Araştırılması Amacıyla” Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 16/06/2020 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Sayın Meral Danış Beştaş.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, tam da darbe tartışmalarının bir şekilde devam ettirildiği ancak darbe yöntemlerinin HDP nezdinde devamlılaştığı bu günlerde, darbe dönemleri hukukuna dair geçmişe bir gezinti yapmayı uygun gördük. Neden? Çünkü bizim, bu darbe dönemlerine dair bir yüzleşme sorunumuz var ve aksi hâlde yaşanan hukuksuzluklar tüm ülkeyle birlikte hepimizi mahvedecek.

Hatırlarsınız, hiç unutmadık, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi yaşandı ve tarihte görülmedik bir şekilde binlerce hâkim, savcı ihraç edildi, gözaltına alındı, kimisi de firari sanık oldu ve bu hâkim, savcıların dâhil olduğu davaların kurmaca olduğu bu süreçte ortaya çıkmıştı.

2009 yılında başlatılan “KCK” adı altında yürütülen yargılamalarında tamamen düzmece davalar olduğu bizzat Cumhurbaşkanının yayınladığı kitapçıkta “kumpas davaları” olarak yerini almıştı ve bunu bütün herkesle birlikte FETÖ davalarını tüm kamuoyu da öğrendi. Öğrendi öğrenmesine ama her nedense Balyoz, Ergenekon davaları, Şike davası ve daha birçok davanın kurmaca ve kumpas davaları olduğu anlaşıldı ve daha sonra ki mahkeme heyetlerince beraat kararları verildi. Bunların hepsi vaka. Davalar tek tek düştü, tek bir dava hariç KCK davaları. KCK davaları, düşmedi. Onlarca KCK davası, binlerce yargılanan insanın davaları düşmedi ve ceza aldı. Bu davalardan ceza alan 2 kişinin de geçen hafta vekillikleri düşürüldü, Leyla Güven ve Musa Farisoğulları. Bunu da Meclise daha önce söylemiştik. Çünkü neden? Hedefte Kürtler vardı. Olumlu bir gelişmeden Kürtler hariç diye aslında her seferinde bir not düşüldüğünü, bu davalarda da kumpas davalarında da öğrenmiş olduk. Şimdi, KCK davalarını düzenleyen hâkim, savcılar, mahkeme heyetleri, iddianameleri kabul eden, yargılamaya devam eden hâkim ve savcıların tümü ama tümü ihraç edildi. Bunu önemle önemle belirtmek istiyorum. Bunu nereden biliyorum? Ben o davanın avukatlığını yaptım beş yıl, şimdi size hangi hâkim, savcıların ihraç edildiğini tek tek sayacağım. Şimdi, bunlar, ortada hani hep iktidar mensupları şunu diyorlar ya; FET֒cü diye hakaretler savuruyorlar, darbe girişimine karşı mücadelelerini övüyorlar ama FET֒cü hâkim savcı dedikleri yargı üyelerinin hazırladıkları yemeği afiyetle yiyorlar. Davayı bir yemek olarak düşünün, son aşamaya kadar getirmiş davalarda mutfakta yemek pişirilmiş ve iktidar bu yemeği yiyor. Bu cezaları ben kabul ediyorum, diyor. Tüm hukuk kurallarını, tüm Anayasal ilkeleri ve tüm siyasi söylemlerini bir tarafa bırakarak hem de kabul ediyor. Şimdi o ara da bir dönem var. 17-25 Aralık ile 15 Temmuz arasında bilirsiniz bir bağ vardır. Hani o bakanların yargılanması engellendi ya, hatırlarsınız gerilimin en yoğun yaşandığı dönemde ve Hükûmet “Özel yetkili mahkemeleri kaldırdım.” diye bir yasa çıkardı, görüntü oydu ama bakanları ve kendi  üyelerini –hani o dolarların hesaplandığı bavulları- aklamak için o delillerin imha edileceğine dair bir yasa maddesi koydu ve kendisi için yasa çıkardı, bakanları akladı, beraat kararı verildi ama KCK davalarında bunun tam aksini yaptı.

Şimdi, size vekillerimiz Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın yargılandığı KCK ana davasındaki hâkim savcı isimlerini tek tek söylüyorum: Hâkim Ömer Sevgiliocak, 6. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olarak 18 celse boyunca mahkemeye üyeliği yaptı ve Musa Farisoğulları’nın tutuklanmasına karar veren hâkim, şu anda tutuklu. Yargıç Bekir Soytürk, 6. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Menderes Yılmaz’ın tayin edilmesinden sonra Mahkeme Başkanı oldu, 78 celsede Mahkeme Başkanlığı yaptı ve hatta şu sözü kamuoyuna yansıdı: “Ben bu geminin kaptanıysam bu geminin yürümesi gerekiyor, batarsa batsın, gittiği yere kadar.” sözleriyle gündeme gelmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Çok önemli…

BAŞKAN – Son bir dakika toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Şimdi, bu, yedi yıl altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Şimdi Ahmet Karaca cumhuriyet başsavcı vekiliydi, ne kadar ceza aldı? On sekiz yıl dokuz ay ceza aldı. Bu davanın yapımında yer aldı. Ergün Tokgöz, Yakup Yar, Adem Özcan, Levent Kaya, İbrahim Baytekin, Mehmet Şahin ve iddianamenin altında imzası bulunun İsmail Aksoy, Zeynel Abidin Ulu -mütalaayı da onlar verdi- 15 temmuzdan sonra irtibat ve iltisak sebebiyle ihraç edildiler ve şimdi, bu davada milletvekillerimiz ve diğer bütün ceza verilenler hakkında karar verildi. Bu karara AKP sahip çıkıyor. FET֒cüler yargılamayı yapmış, tutuklamış, ceza vermiş ama “Ben hukuk tanımıyorum.” diyor çünkü yargılanan Kürtler çünkü HDP’liler çünkü muhalefet. Sakın bize “FET֒yle mücadele ediyoruz.” demeyin. Gelin, bu davalarda baştan sona iadeimuhakemeyi kabul edin,vekillerimizin vekilliklerini iade edin ve ceza alanların beraat etmesine dönük yasal düzenlemeyi yapın. Hiç kimse size inanmıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Prensip olarak ilave süre vermiyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Tamam, vermiyorsanız ben böyle devam edeyim; son cümlelerim.

Ben ilk gün de burada söyledim: Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’yla birlikte sanık olarak yargılanan herkes -binlerce- kumpas davasından ceza almıştır ve AKP’nin talimatlarıyla, yargıda, bu davalarda iadeimuhakeme talebi kabul edilmiyor. Benim buradaki konuşmamdan sonra yandaş medya dedi ki televizyonlarda: “HDP’li Beştaş’ın iddiası yalanlandı.” HDP’li Beştaş burada! Ben, bunlar kumpas davasıdır dedim, hâkimlerin isimlerini saydım ve en son mahkemede ceza veren hâkimleri siz atadınız ama o hâkimlere talimat verdiniz “Ceza verin.” diye. Gelin, sizin yalanlarınızı beraber tartışalım. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bunları reddediyoruz. Arkadaş cevap verecek şimdi, milletvekilimiz.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Ali Haydar Hakverdi.

Buyurun Sayın Hakverdi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yargı mensubu olan hâkim ve savcılardan yaklaşık 4 bin kişi -3926 kişi- FET֒yle bir şekilde bağlantısı olduğu gerekçesiyle meslekten ihraçtan edildi. O zamanki yargı mensubu sayısının neredeyse üçte 1’i yani yargıya üçte 1 oranında FETÖ sirayet etmiş. Nasıl gelmiş? Nereden gelmiş? Kim atamış bunları? Elbette o dönemki iktidar mensupları, iktidar sahipleri bunların atamalarını yaptı. Peki, FETÖ yargıda darbeye kadar mevcut iktidarını korurken… Şimdi, üçte 1 diyoruz ama nerede olduğu, hangi sıfatta olduğu çok önemli; mesela FETÖ mensubu bir hâkim, savcının bir özel yetkili mahkemede görev alması çok başka ya da herhangi bir sulh hukuk mahkemesinde görev alması çok başka. Bu FET֒cü olarak ihraç edilen hâkim, savcıların neredeyse tamamı özel yetkiliydi, operasyonlar yapıyorlardı. Ne yapıyorlardı mesela? Ergenekon ve Balyoz kumpasını kurmuşlardı. Ne olduydu o zaman? Ergenekon ve Balyoz’a karşı biz Silivri’de cezaevinin dışında, mahkemede direnirken ne olmuştu? Erdoğan çıkıp “Ben bu dosyanın savcısıyım.” demişti. Ben de o dosyanın avukatıydım orada. Sonra ne oldu? Sorular çalındı o dönem, FETÖ döneminde. Sorular çalınırken öğrenciler burada yürüdü. Dediler ki: “Geleceğimiz karartıldı.” Erdoğan çıktı dedi ki: “ÖSYM Başkanının -o zamanki- açıklamaları beni tatmin etti.” Daha sonra ne oldu? “Bülent Arınç’a bir operasyon yapılacak, suikast yapılacak.” denildi ve kozmik odaya girildi. Erdoğan ne demişti bu sefer ona? “Bizden saklayacak, ‘bizden’ saklayacak neyiniz var?” demişti.

Şimdi, geldiğimiz bu noktada bir gecede o kadar hâkim, savcı FET֒cü ilan edildi, yargılandı, karar verildi, terörist ilan edildi, hüküm kuruldu, beraat edildi. Hiç oralı değilim ama bu adamların o kürsülere çıkartılması, o kürsülerde... Hâkim, millet adına vicdanıyla karar verendir. FET֒cü hâkim, savcıları o kürsüye kimler çıkardı ve kimler millet adına karar verme yetkisi verdi, gelin bunları araştıralım. Madem “terörist” diyorsunuz onlara, onlar terörist ise o zamanki teröristlere bu kürsüden verdikleri o kararlar bugün geçerli mi? Bugün hukuki mi? Ergenekon’dan, Balyoz’dan operasyonlar yiyenler geri gelmeyecek, Yarbay Ali Tatar geri gelmeyecek ama onların hakları teslim edilmeli. Bugün bir soruşturma, bir araştırma yapılmalı, bu hâkim ve savcıların verdiği kararlar, arkasındakiler mutlaka açığa çıkarılmalıdır, adalet bunu gerektirir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Emrah Karayel’e aittir.

Buyurun Sayın Karayel.

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İlk olarak 14 Haziran Pazar günü Bingöl ilimizin Karlıova ilçesinde meydana gelen depremde hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre yargı tarafından kesinleşmiş kararın Genel Kurulda okunması sonucunda 3 milletvekilinin milletvekillikleri sona ermiştir. Anayasa’nın 84’üncü maddesi “Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma hâlinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur.” şeklindedir. İlgili milletvekilleri hakkındaki hüküm Yargıtayda kesinleşmiş olduğu için milletvekillikleri sona ermiştir. Öneriye konu 2 milletvekilinden birinin dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisine Ocak 2019’da, diğeri Haziran 2019’da gelmiştir. Yargı paketindeki ilgili düzenlemeler sebebiyle istinafta kesinleşen cezaları için Yargıtaya itiraz hakkı imkânı veren bir düzenleme olmuş, Yargıtay süreci tamamlanmış ve hüküm kesinleşmiştir. Milletvekilliğinin düşmesine neden olan yargı kararlarının dayandığı maddi delil ve belgelerin yok sayılması talebi hukukun evrensel kurallarına aykırıdır. Kesinleşmiş yargı kararlarının göz ardı edilerek veya yok sayılarak mevcut durumun devam ettirilmesi tarzında talepler ve olmayan usuller varmış gibi davranılması hukuk açısından kabul edilemez. Biz hukukun üstünlüğünü her zaman önemsiyor ve hayata geçiriyoruz. Reform paketleriyle yargı ve adalet alanında gelişme sağlıyor ve birçok imkânı getiriyoruz. Bu kapsamda en son yargı paketiyle hâkim, savcı ve avukatlık için meslekte yeterlik sınavı getirilmiş, on beş yıl avukatlık yapanlara yeşil pasaport verilmesi düzenlenmiş, FETÖ soruşturması geçirerek suçlu bulunmayan kişilere pasaport verilmesi düzenlenmiş, idare mahkemeleri arasında çıkan uyuşmazlıkların çözümünde yetkili olan Danıştayın bu davaları üç ay içerisinde sonuçlandırması düzenlenmiş, hukuk yargılamalarında uygulanan ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşmaların yapılması idari yargıda görülecek davalarda da kullanılacak şekilde düzenlenmiş, ceza ödemelerinde taksitlendirme imkânı sağlanmış, özellikle çocukların ve mağdurların ifadesi alınırken kendilerini psikolojik olarak rahat hissetmeleri için belirli düzenlemeler yapılmış, cezası hafif olan suçlular için basit yargılama usulü getirilerek bunlarla ilgili düzenlemeler yapılmış, bölge adliye mahkemelerinde temyiz edilecek kararların kapsamı genişletilmiş, çocuklar açısından beş yılı geçmeyen suçlar için kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesinin önü açılmıştır.

Ülkemizde adaletin tesisi ve adalete erişimin kolaylaştırılması için çalıştığımızı bir kez daha ifade ediyor, grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yani sataşma kabul ederseniz sataşmadan söz isteyeceğim çünkü “Olmayan usuller varmış gibi söylenmesi kabul edilemez.” dedi. Ben sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşmadan söz istiyorum Başkanım.

BAŞKAN – Anlayamadım ben.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşmadan söz istiyorum kürsüde.

BAŞKAN – Oradan konuşabilirsiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne sataştı efendim? Sataşmadı ki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşma kabul etmezseniz buradan yapacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, hatip, doğrusu dostlar alışverişte görsün yani garip bir… Tenzih ederek, kişisel hakaret etmiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok ayıp bir şey ama Sayın Başkan.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sataşma yok ki. Hem ne demek “Dostlar alışverişte görsün.” demek ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hatip son iki dakikasında pasaport, bölge adliye mahkemeleri vesaire dedi, ilk bir dakikası benim konuşmamla ilgiliydi ve şunu söyledi: Mahkeme kararı…

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Hanımefendi, milletvekilinin ne konuşacağına milletvekili karar verir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben ne diyorum, niye bağırıyorsunuz arkadaşlar? Bir dakika, bir dakika.

Önergeyle ilgisiz bir konuşma yaptı. İlk bir dakikası…

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Benden bahsediyorsunuz, benden.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Bir dinleyin ya!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir dinleyin isterseniz.

İSMAİL EMRAH KARAYEL (Kayseri) – Sizin daha önce yaptığınız konuşmalar gibi bir konuşmaydı o zaman.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Sayın Beştaş, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, mahkeme kararının bir kumpas davası sonucu olduğunu maddi delilleriyle anlattım; tek tek hâkim, savcı isimleri verdim; benzer davalarda hepsi hakkında beraat kararı söylendiğini belirttim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ayrıca Ceza Muhakemeleri Kanunu’nu ve Anayasa'nın yenilemeyle ilgili yeni düzenlemesini bir daha okumanızı önemle hatırlatırım. Bu bir iadeyimuhakeme sebebidir. Bu yargıçlar suçlu olduğu sabit, bunların yaptıkları yargılamaların sonucu kabul edilemez ve bu sonuçtan siz vekillik düşürdünüz. Erdoğan’ın, daha önceki dönemlerde “Biz vekilleri, siyaseti, yargı elinde oyuncak etmeyiz.” lafını hatırlatırım. Siz sadece oyuncak etmekle yetinmeyip yargıyı bir silah, bir sopa olarak kullanıyorsunuz.

Konuşmanızın son bölümü ne kadar iyi yasalar çıkardığınıza dair. Yasalarınızın ne kadar kötü çıktığını, yapboz tahtasına dönüştüğünü, kendi lehinize 17-25 Aralıktaki bakanları aklamak için özel kanun çıkardığınızı kürsüden söyledim. Daha fazla ne anlatayım?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Bu bir kumpas davasıdır. Kumpas davasından Türkiye’de vekillik düşürülmüştür. Bu da AKP’nin siyasi tarihine -çokça kara lekesi var- yeni bir kara leke olarak geçmiştir.

 

 

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Karar yeter sayısı…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Geçti, geçti…

BAŞKAN – Oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Karar yeter sayısı yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var efendim… Sayalım, sayalım…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayalım Başkan.

BAŞKAN – Kâtip Üyeler yeterli olduğunu ifade ediyorlar.

Dolayısıyla öneri kabul edilmemiştir.

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, izin verirseniz zapta geçsin diye söylemek istiyorum.

Bir parti ne konuşacağını, hangi vekil ne konuşacağını kendisi belirler. Bir başka partinin Grup Başkan Vekilinin çıkıp da “Dostlar alışverişte görsün tarzı konuşma yaptı.” demesinin çok ayıp olduğunu ifade etmek istiyorum. Yakışmadı Sayın Başkan. Bu şık bir ifade değil.

Biz de kavga etmeyi biliriz. Biz de ağır konuşmayı biliriz. Ama Meclisin mehabeti için sakin konuşunca neden…

BAŞKAN – Kavgadan uzak… Kavgadan uzak…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Danış…

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, biz bir önerge verdik ve çok çok çok hayati bir önerge. Çünkü biz binlerce insanın ceza aldığı davaların “kumpas davaları” olduğunu söylüyoruz. Ama hatip üç dakikanın üç dakikasını bu kumpas davalarına ayırmadan pasaport verdik, bölge idare mahkemelerini anlatarak…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya bu bizim işimiz, onun işi değil ki Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - …icra takiplerini anlatarak garip bir konuşma yaptı dedim. Yani önergeyle ilgisi yok dedim. Keşke bize cevap verseniz dedim. Ben bunu anlattım ve aynı noktadayım.

BAŞKAN – Evet, peki.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

                                                                                                      16/06/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/06/2020 Salı günü(bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                       Engin Özkoç                                                                                                                        Sakarya                                                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu ve arkadaşları tarafından “Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yapılan çay üretimindeki sorunların araştırılması” amacıyla, 15/06/2020 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesi’nin (1836 sıra nolu), diğer önergelerinin önüne alınarak görüşmelerinin 16/06/2020 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Bekaroğlu.

Buyurun Sayın Bekaroğlu.(CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çaycılığın sorunlarını konuşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çay; Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 830 bin dekar alanda, 220 bin ailenin yaptığı bir tarım, ülke ekonomisine 2 milyar dolarlık katkısı var, aile fertleriyle beraber 1 milyona yakın çay üreticisi insanın da doğrudan geçim kaynağı, 83 milyon insanın da her gün içtiği bir besin maddesi.

Değerli arkadaşlarım, ben defalarca çayla ilgili burada araştırma önergeleri verdim, tartıştırdım, iktidar partileri sürekli olarak reddettiler.

Değerli arkadaşlarım, çayla ilgili çok ciddi problemler var, beş dakikada bunları anlatmam mümkün değil ama başlıklar hâlinde geçeceğim. En temel problemden söz ediyorum: En temel problem çay fiyatları. Çay, geçen sene 3 lira 3 kuruştu, bu sene 3 lira 40 kuruş oldu. Geçen sene olduğu gibi bu sene de üretici, çayının yarısını 270-275 kuruş dolayında satmak zorunda kaldı. Niye böyle oldu? Çünkü ÇAYKUR kapasitesini kullanmıyor, “kontenjan” ve “kota” diye uydurulan kavramlarla üreticiyi fırsatçı özel sektörün kucağına itiyor değerli arkadaşlarım. Bakın, bununla insanlar geçiniyor, bu çayla insanlar geçiniyor. Bölgede aile başına 5 dekar civarında çay var, senede 10-15 milyon geliri var, aylara böldüğünüz zaman bin lira bile etmiyor değerli arkadaşlarım. Bu insanlar geçiniyor, geçiniyor, ekmek yiyor, ekmek; bin liraya, bunu anlatmaya çalışıyorum.

Bakın, önemli problemlerden bir tanesi, Türkiye’deki çaycılık geriletirilirken dışarıdan çay gelmesi değerli arkadaşlar. Daha geçen gün, İkizdere’de bir tır kazası oldu, Susurluk kazası gibi, orada çay vardı; kaçaktı, değildi, ithaldi falan. Değerli arkadaşlarım bu ülkeye kaçak çay geliyor ve tedbir alınmıyor, 70 bin ton civarında kaçak çay kullanılıyor bu ülkede. Yetmiyormuş gibi doğal yollarla yani ithalat yoluyla 30-40 bin ton çay geliyor. Bu çayların büyük bir kısmı yerli, kalitesiz, neredeyse çöple karıştırılmış, ucuz ve kenar, köşe mahallelerde kilogramı 15 liraya satılan çaylar değerli arkadaşlarım. Bakın, bütün bunlar olurken ÇAYKUR’un ne yaptığını kimse bilmiyor. ÇAYKUR, Varlık Fonuna devredildikten sonra 1,5 milyar TL zarar etti değerli arkadaşlarım, böyle değildi.

Elbette ÇAYKUR’suz çay olmaz çünkü ÇAYKUR bölgede aynı zamanda, sosyal devlet görevini görüyor. Ama ÇAYKUR hiçbir dönem bu kadar büyük zarar etmemişti değerli arkadaşlarım. Bu şekilde zarar eden ÇAYKUR, bir süre sonra ikiye bölünüp -milletin endişesini aktarıyorum size- üretim ayrı bir alana, pazarlama ayrı bir alana alınacak ve pazarlama satılacak endişesi var, ÇAYKUR ortadan kalkacak endişesi var. Eğer ÇAYKUR ortadan kalkarsa değerli arkadaşlarım, bölgede çay olmaz ve bölgede hayat da olmaz. Bakın, ÇAYKUR yöneticileri çok büyük yanlışlar yapıyorlar. ÇAYKUR, bir kamu kuruluşu olmasına rağmen, çay pazarlamasını Çaytaş diye bir şirkete devretti. Kim burada görevli, ne yapılıyor belli değil; çok büyük sıkıntılar var.

Özel sektör sadece fiyat konusunda fırsatçılık yapmıyor, ÇAYKUR’un yıllardan beri oluşturmuş olduğu markaları taklit ediyor değerli arkadaşlarım ve devlet yani siz, biz, kamu milyarlarca lira zarar ettiriliyor; onlar da haksız kazanç sağlıyorlar, bu konuyla ilgili de hiçbir şey yapılmıyor; sonra, yıllardan beri denildiği gibi, deniliyor: “Türkiye’de çay pahalı üretiliyor, dolayısıyla çayı bırakalım biz, dışarıdan alalım.” Bunlar kabul edilemez değerli arkadaşlarım.

ÇAYKUR yöneticilerini buradan uyarıyorum: Çay fabrikalarının kapasitelerini tam kullanın, milleti perişan etmeyin. Bakın, yıllar önce sözleşme yaptınız bu milletle. İnsanlar fındık tarlalarını, mısır tarlalarını ortadan kaldırarak çay ektiler; siz de sözleşme yaptınız “Şu kadar dönüm arazide ektiğiniz çayın tamamını sizden alacağım.” diye, şimdi almıyorsunuz. Bakın, biz özel sektöre falan karşı değiliz, serbest piyasa falan, onları eleştirmiyoruz; buradaki sahteciliği eleştiriyoruz değerli arkadaşlarım. ÇAYKUR’un günde 10 bin ton çay kullanma kapasitesi var, maalesef bu kapasiteyi kullanmıyor, 7 bin ton kullanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Öyle olduğunda da 340 kuruşa olan çayı 270 kuruşa satmak zorunda kalıyor insanlar. Yağmurun içinde çay topluyor. O çay belli bir olgunluğa geldikten sonra o gün ya da ondan sonraki gün toplanmak zorundadır, toplandıktan sonra da hemen o gün satılmak zorundadır değerli arkadaşlarım. İnsanlar büyük bir çile çekiyor. Şu anda Doğu Karadeniz Bölgesi’nde insanlar bizi bekliyor, bizi dinliyor; Meclisten bir derman, bir çare arıyorlar.

Bakın, değerli arkadaşlarım, çay taban fiyatı olması gerekiyor. Bunun için bizim grubumuzun vermiş olduğu kanun teklifleri var, siz de verin. ÇAYKUR’un ilan etmiş olduğu, Bakanlığın ilan etmiş olduğu çay fiyatı taban fiyatı olsun, bu fiyatın altında hiç kimse çayını alamasın. Bakın, yılda 10 bin liradan söz ettim değerli arkadaşlarım, ayda bin lira bile etmiyor, 200 bin aile bununla geçiniyor. Hele bir de yarıcı aileler var, yarıcı aileler arkadaşlar. Bu sene, 1 ton çay 1.500 liraya toplandı değerli arkadaşlarım. Dolayısıyla, insanların elinde 1 kilo çaydan 150 kuruş bile kalmıyor. Bu önergemizi destekleyin, çaycılığın ve çaycının sorunlarını araştıralım, bir çare bulalım.

Teşekkür ederim, saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ adına söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Artvin, Rize, Trabzon, Giresun gibi Doğu Karadeniz’deki vilayetlerimizde 200 bin aileyi -yaklaşık 1 milyon insanı- ilgilendiren bir üründen ve onun üreticilerinin sorunlarından konuşacağız.

Çay mevsimi, her yıl mayıs ayının sonu, haziran ayının başında açılır. Maalesef bu yıl bu sezon, Covid-19 sürecine yani pandemiyle mücadele ettiğimiz dönemi rastladı. Öncesinde birtakım sorunlar yaşandı. Nihayetinde bir çay taban fiyatı açıklandı: 3 lira 27 kuruş artı 13 kuruş desteklemeyle, 3 lira 40 kuruşluk bir taban fiyatla karşı karşıya kaldık.

Şimdi, baktığımız zaman, bu 13 kuruşluk desteklemeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu 13 kuruşluk destekleme; 2019’da da 13 kuruş, 2018’de de 13 kuruş, 2017’de de 13 kuruş, 2016’da da 13 kuruş. Oysa ki, bu yıl baktığımızda bir pandemiden dolayı üreticimiz büyük bir sıkıntı içerisinde. Bunun ismi de destekleme fiyatı. Ya, en azından bu pandemi sürecinde üreticimizin, vatandaşımızın çektiği sıkıntıyı dikkate alarak bu 13 kuruşluk desteklemede ısrar etmekten vazgeçip daha büyük bir destekleme miktarı uygulayabilirdiniz. Şimdi ben soruyorum AK PARTİ’li arkadaşlara: Ya, bu 13 kuruş sizin uğurlu rakamınız mıdır? Öyle bir fiyat verdiniz ki sanki pandemi süreci Doğu Karadeniz’e uğramamış, Covid-19 bizim çay üreticisini pas geçmiş gibi bir fiyat verdiniz. Verilmiş olan bu fiyat, el ele baş başa fiyatıdır; üretici şu anda maliyetini kurtarma derdindedir.

O nedenle, özellikle ÇAYKUR konusunda da bir iki söz etmek istiyorum: ÇAYKUR, bu pandemi sürecini iyi idare edememiştir; üreticilerin çay toplama bölgesine ulaşımındaki alınacak olan tedbirlerde geç kalmıştır. ÇAYKUR, elini taşın altına sokmamıştır. Üreticinin yanında olması gereken ÇAYKUR nerededir, bilen yok. Siyasetçiler de -maalesef AK PARTİ’li siyasetçiler de- ÇAYKUR’un avukatlığına soyunmuş, çay üreticisinin sesine kulak vermemiştir. Bugün bölgeye gelip baktığınızda, taban fiyatın altında, 2 lira 60 kuruştan, 2 lira 70 kuruştan üreticinin çay teslim etmek zorunda kaldığını göreceksiniz. Niçin? Çünkü ÇAYKUR, kontenjan uygulamasına başlamıştır. Lütfen, siyaset ÇAYKUR’dan elini çeksin, rica ediyoruz. 2002’de iktidara geldiniz, o günden bugüne kadar ÇAYKUR’u idare edenler, hep AK PARTİ’li siyasetçiler olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Artık ÇAYKUR’u, AK PARTİ’nin depo makamı olarak kullanmaktan vazgeçin. ÇAYKUR’u liyakatli, işini bilen insanlara teslim edin. ÇAYKUR, üreticinin yanında olsun; ÇAYKUR, üreticinin derdine derman olsun.

Buradan, AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarıma, bölgedeki bütün milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Çay üreticisinin derdine son vermek için, çaydaki taban fiyatın altında çay alımının önüne geçilmesi için, üreticinin mağduriyetini gidermek için, çaydaki kaosa son vermek için gelin, bir çay kanunu çıkartalım. Biz, muhalefet olarak “İki kere iki dört.” desek itiraz ediyorsunuz, siz hazırlayın; paydaşlara danışalım, ziraat odalarına danışalım, tarımla ilgili birliklere danışalım hep beraber bir çay kanunu hazırlayalım, çay üreticimizin derdine son verelim diyorum.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kenanoğlu.

Buyurun Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yapılan çay üretimindeki sorunların araştırılması konusunda verilen önerge üzerine grubumuz adına söz aldım.

Geçen hafta “çayda Susurluk vakası” yaşandı -yani oradaki tabir ve ifade buydu- bir tır devrildi ve kasasında İran’dan getirilen tonlarca çay ortalığa serildi. Böylelikle, Rize’de, Rizelilerin beyanlarına göre o bölgede çok konuşulan ve Rize’ye sürekli dışarıdan çay getirilip orada satıldığı iddiası aslında bu tır kazasıyla birlikte ispatlanmış oldu. Rize’de meydana gelen tır kazasında İran çayının ortaya saçılmasıyla çıkan tablo şu: Çay üreticisinin düşük fiyat, kota ve kontenjan altında ezildiği bir dönemde İran’dan çay getirilip satıldığının ispatlanmasıydı bu. Bu durum karşısında -tabii, kamuoyunda çokça tartışılıyor konu ama diğer taraftan çayın ve çay üreticisinin sorunları sadece bundan ibaret değil- şimdi, bu bölgede faaliyet yürüten 7 tane kurum, çay üreticileri temsilcileri, Çay Üreticileri Dayanışma Platformu gibi, Çay Üreticileri Dayanışma Derneği gibi, DİSK bölge temsilciliği, TEKGIDA-İŞ temsilciliği ve TÜM KÖY Sendikası gibi kurumlar yani Doğu Karadeniz Bölgesi’nde faaliyet yürüten kurumlar bir imza kampanyası başlattılar ve bu imza kampanyasıyla çay üreticileri şöyle diyor: “Bizler, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin dik yamaç ve engebeli arazilerinde yağmur, çamur, güneş demeden yaş çay üretiyor, işliyor, üretimin her aşamasında yer alıyoruz. Yıllarca bizim istek ve taleplerimiz dikkate alınmadan, işçilik maliyeti dikkate alınmadan belirlenen düşük fiyat ile kota, kontenjan gibi baskıcı alım politikaları altında sıkıntılar yaşamaktayız. Tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de bütün yaşamsal yönleriyle olumsuz olarak etkileyen Covid-19 salgının sonucu bütün üreticilerden daha çok çay üreticisinin sıkıntı yaşadığı bir dönemi geçirmiş bulunuyoruz.” Doğu Karadeniz’de yaş çay üretimi yapılan 4 ildeki üreticiler, 15 Nisan’da İl Hıfzıssıhha Kurulunun kararları sonrası kısmen de olsa rahatlamıştı. İl dışındaki üreticiler, 30 Nisan’a kadar izinli olarak illere seyahat edebilecekti ancak, daha sonra bu kararın bakanların uyarısıyla, Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun valiliklerinin 22 Nisan’da aldığı kararla yok sayıldı ve seyahatlerin yasaklandığı, alınan izinlerin iptal edildiği bildirildi. Bu iller dışındaki çay üreticilerinin iş gücüne katılımı düşünülürse bu durum, tüm üreticiyi zor durumda bırakacak ve çayın, tarlada kalmasına neden olacaktır ki, bu kimseye yarar sağlamaz. Çay, tarladan zamanında hasat edilmesi gerekirken hasat edilmezse ikinci sürgün hasadı olmayacak hassas bir tarım ürünüdür. Tarlanın, zamanında hasada hazırlanmayışı kalite ve rekolteyi de olumsuz etkileyecektir. Bu gelişmelerle, yaş çay üreticileri ve bölgedeki yaş çay tarımı ve sektöründe yaşanan ortak sorunların tarafı olarak, bu yöndeki talep ve önerilerimizin kamuoyuyla paylaşarak çözüme birlikte ulaştırmak istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Aslında üreticiler bir bütün olarak şu talepleri sıralıyorlar: “Bu yılın özelliğinden kaynaklı olarak ÇAYKUR’un uyguladığı kota ve kontenjan kaldırılmalıdır. İki, ÇAYKUR, bu yıla mahsus yaşanan sıkıntılar nedeniyle budama yapmayan üreticilerin de çayını almalıdır. Üç, ÇAYKUR ve özel sektör, yaş çayı belirlenen resmî fiyattan alma garantisi vermelidir. Dört, yaş çayın alım fiyatı desteklemeyle birlikte en az 4 lira 50 kuruş olmalı ve biran önce açıklanmalıdır. Beş, salgın nedeniyle, çay alım evleri sürekli açık tutulmalı ve her müstahsilin günlük topladığı çay mübayaa edilmeli. Altı, bunu yapmak için kurumlar yeni ve yeterli kadar işçi istihdam etmelidir.” Biz, dedik ki “Bu kürsüyü, halkımızın kürsüsü hâline getireceğiz.” Bu kurumların taleplerini de bu amaçla buradan sizlere ve tüm Türkiye kamuoyuna duyurmuş oluyoruz. Bu taleplerin kabul edilmesi, üreticileri de rahatlatacaktır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Rize Milletvekili Sayın Osman Aşkın Bak.

Buyurun Sayın Bak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yapılan çay üretimindeki sorunların araştırılması için vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım.

Tabii, çay, bölgemiz için, Doğu Karadeniz Bölgesi için, başta Rize, Artvin, Trabzon ve Giresun’da her şeyin odak noktası. Tabii, ÇAYKUR buranın da amiral gemisi. ÇAYKUR bölgemizde üretimin dengelenmesi için büyük görev üstleniyor. AK PARTİ iktidarı döneminde ÇAYKUR’a yapılanlar ortada, vatandaşımızın memnuniyeti ortada, biz de bölgemizin sorunlarını takip ederek bakanlıklarımızla, Hükûmetimizle çözüyoruz. Öncelikle ifade edeyim: Daha önce, çay, biliyorsunuz, 75-80 arası denize dökülüyordu. O zamanlar kim iktidardı, belli. Şimdi, neler yapıldı? Yatırımlar yapıldı; önceden ÇAYKUR’un kapasitesi 2002 yılında 6.600 ton iken bugün 9.200 ton, özel sektörün kapasitesi de 10 bin ton.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Para nerede?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Tabii, bu arada neler yapıldı? Önceden çayın ücretini vatandaş bir yıl sonra ancak alabiliyordu. Şimdi ne yapıyor? Çayını veriyor, bir ay içerisinde hesabına yatıyor para. 220 bin üretici var, aileleriyle beraber yaklaşık 1 milyon kişi, 820 bin hektar alanda yapılıyor bu. Dolayısıyla vatandaşımızın taleplerini takip ediyoruz, ÇAYKUR’umuz yatırımlara devam ediyor.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Batırdınız ÇAYKUR’u.

ERKAN AYDIN (Bursa) – ÇAYKUR battı, ÇAYKUR.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Bakın, ne yaptı? Sadece çay paketleme fabrikası yapıldı İyidere’de. Bugünkü değeri 650 milyon TL. Sonra, Fındıklı’ya çay fabrikası yapıldı, geçen sene tamamlandı, bu sene hizmete girdi.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Osman Bey, batırdınız ÇAYKUR’u, ÇAYKUR’u batırdınız.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Fındıklı’nın Sümer köyünde. Dolayısıyla ne oldu? Kapasite artırmaya devam ediyoruz. Bakın, arkadaşlar, ÇAYKUR bölgede hem özel sektörle hem de vatandaşla uyumlu bir şekilde yönetiliyor. Tabii, bizim bölgenin çocuğu Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Rizeli, vatandaşlarımızın ona nasıl destek verdiğini hepimiz biliyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Ne alakası var?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) - Onlara biraz sonra geleceğim, siz laf atmaya devam edin. Dolayısıyla bakın, biraz evvel ifade edilen gibi AK PARTİ döneminde kaçak çayla mücadele devam etti. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Çayın korunması için çalışmalar devam ediyor, organik için çalışmalar devam ediyor.

ERKAN AYDEMİR (Bursa) – İran’dan çay getir.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Hep laf atıyor ya, laf atmak nasıl oluyormuş bak, gördün mü Osman Bey? Hep laf atıyorsun bize, bak, nasıl oluyormuş?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Seçim sonuçlarına bakalım: Ne hazindir ki 2002 3-0 AK PARTİ; 2007 2 AK PARTİ, 1 bağımsız; 2011 3-0; 2015 3-0; 2018 3-0. E sonuç ortada, vatandaş memnun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Geç o işi, geç! Yok öyle bir şey Osman Bey.

BAŞKAN – Bir dakika Osman Bey.

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Biz, özel sektörle toplantılar yapıyoruz. Özel sektörle toplantılar yaparak vatandaşın sorunlarını paylaşıyoruz, çözüm getiriyoruz ama şunu da ifade edeyim: Hem özel sektör hem ÇAYKUR’un kapasitesi toplam, aşağı yukarı 19.200 ton civarında.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Ağlıyor, ağlıyor, kan ağlıyor! Rize kan ağlıyor!

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Çok çay toplandığı zaman da yığılma olabiliyor ama biz ne yapıyoruz? Gene fazla alıyoruz. Şunu ifade ettiler: “ÇAYKUR kapasitesinin altında çay alıyor.” Bakın, sadece 25 Mayısta alınan çay miktarı 12 bin ton, kapasitesinin üzerinde; ertesi gün 11 bin ton, 11.500 ton.

ERKAN AYDIN (Bursa) – İran çayları dâhil mi?

OSMAN AŞKIN BAK (Devamla) – Dolayısıyla biz vatandaşımızın hizmetindeyiz. AK PARTİ olarak bölgemizin gelişmesi için çalışıyoruz, hizmetlere devam ediyoruz. Sadece Rize’ye AK PARTİ döneminde 22 milyar TL’lik yatırım yapıldı, havalimanı yapılıyor, yatırımlar devam ediyor, bölge insanı AK PARTİ’ye destek veriyor, Recep Tayyip Erdoğan’a destek veriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Size milletvekili düşmüyor Rize’den kusura bakmayın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Artvin ne oldu, hiç Artvin’den bahsetmiyorsun.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16.06.2020 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                               Bülent Turan

                                                                               Çanakkale

                                                             AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 2'nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

16 Haziran 2020 Salı günkü (bugün) birleşiminde 217 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

17 Haziran 2020 Çarşamba günkü birleşiminde 217 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin ikinci bölümünde yer alan maddelerin oylamalarının tamamlanmasına kadar,

18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde 217 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

217 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde 19 Haziran 2020 Cuma günkü birleşiminde 217 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

217 sıra sayılı Kanun Teklif’inin görüşmelerinin 18 Haziran 2020 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanması hâlinde ise daha önce toplanması kararlaştırılan 19 Haziran 2020 Cuma günü toplanmaması,

217 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

217 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun

Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945)

Bölümler

Bölüm

Maddeleri

Bölümdeki

Madde sayısı

       1. Bölüm

1 ila 11’inci maddeler

11

2. Bölüm

12 ila 27’nci maddeler

16

Toplam Madde Sayısı

27

 

 

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Hişyar Özsoy.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Çekiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

 

 

                                                                                    7/1/2020

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/2347) esas numaralı 6/6/2002 tarih ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’m, ilgili Komisyonda kırk beş gün içinde görüşülmediğinden İç Tüzük’ün 37’nci maddesi uyarınca doğrudan Genel Kurulun gündemine alınmasını arz ve talep ederim.

Saygılarım.

                                                                               Gülizar Biçer Karaca

                                                                                         Denizli

BAŞKAN – Önerge üzerinde, teklif sahibi Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca konuşacaktır.

Buyurun Sayın Biçer Karaca. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Bingöl Karlıova’da meydana gelen depremde yaşamını yitiren vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, başta Bingöl olmak üzere depremden etkilenen tüm yurttaşlarımıza geçmiş olsun diyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün söz aldığım, doğrudan Meclis Genel Kurulunun gündemine alınmasını talep ettiğim kanun teklifi, tarım üretiminde, tarımsal ürünlerde ve hayvancılıkta ÖTV indirimi ya da ÖTV’nin kaldırılmasına ilişkin bir teklif. Peki, bu teklifi neden verdim? Bu teklifi verdiğimde coronavirüs henüz dünyayı kasıp kavurmuyordu. Bu teklifi Meclis Genel Kuruluna sunduğumuzda çiftçilerimiz henüz iklim krizinden kaynaklı don, aşırı sıcak ya da dolu felaketinden perişan olmamışlardı. Peki, neden vermiştik bu kanun teklifini? Son on yılda çiftçimizin kullandığı mazota yüzde 216 zam yapılmıştı, gübrede yüzde 292 fiyat artışı vardı ve 2019 yılı sonuna kadar 682.365 çiftçimiz üretimden vazgeçmişti, 41 milyon hektar civarında olan üretim alanları on sekiz yılda yarıya  düşmüş, 23 milyon hektar civarına gerilemişti. Peki, çiftçi ne yapmalıydı? Çiftçi üretmeli, çiftçi ekmeli ki ülkemiz coronavirüs döneminde güvenli gıdaya erişimde yaşadığımız sıkıntıları yaşamasın. Peki, çiftçimiz nasıl üretecek? Çiftçimize, bu Parlamentodan geçen bir kanunla “Gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’ini destek olarak vereceğiz.” dedik. Bu Mecliste bulunan birçok milletvekili bu parlamentoda bu kanun teklifine “evet” oyu verdi. Peki bunu verdik mi çiftçiye? Hayır. Çiftçimize 2019 yılı sonuna kadar ödenmesi gereken 175 milyar lira alacağı henüz ödenmedi. Peki, niye ödenmedi? Çünkü yandaşlara, ranta aktarılacak kaynaklar vardı. Çiftçimiz bu aktarımın en sonunda,  henüz düşünülemedi.

Değerli milletvekilleri, biz ne istiyoruz? Mazotta, gübrede, elektrikte ve çiftçinin kullandığı girdilerin tamamında ÖTV kaldırılsın. Çünkü, ÖTV neydi? Lüks tüketim mallarından alınan, insan sağlığına zararlı olan ya da çevreye zararlı olan ürünlerden alınan bir vergi türüydü. Lüks tüketim malları arasında şu sayılıyor: Mücevher. Pırlantada ÖTV yok ise çiftçinin kullandığı gübrede neden ÖTV var? Yatta kullanılan mazotta ÖTV yoksa çiftçinin kullandığı traktöre koyduğu mazotta neden ÖTV var? İşte bu bağlamda, biz de çiftçi üretsin, ülkemizde ekilmeyen topraklar ekilsin; ülkemizin üreticileri, çiftçileri, bu köylü yine yeniden bu milletin efendisi olsun istedik. Peki, kaynak diye karşımıza çıkabilirsiniz. Kaynak mı yok? Bizim ülkemizin gerçekten kaynakları oldukça güçlü. Önemli olan kaynağı nereye, kime aktaracağınız. Yani adaletli bir dağıtım yapılacak mı bunu görmek lazım, bunu düzenleyebilmek lazım.

Değerli milletvekilleri, mayıs ayındayız, 2020’nin ilk 5 ayında bir avuç faiz lobisine, tefeciye 65 milyar lira para ödeyebiliyorsak çiftçimizin mazotundan, gübresinden, ilacından ÖTV kaldırılabilir.

Değerli milletvekilleri yandaşlara 80 milyar lirayı geçen bir garanti ödemesi bu bütçeden ödenebiliyorsa o zaman çiftçimizin de mazotundan, gübresinden ÖTV kaldırılabilir. Kaynak mı nerede? Size bir başka kaynak daha göstereyim: On sekiz yıl önce kurduğunuz arpalık aile şirketine son iki günde, 2 ortak daha ekleyip gün geçtikçe ortaklarını büyüttüğünüz arpalık aile şirketinde üç tane, beş tane maaş alanların, maaşlarından üç maaştan ikisini, dört maaştan üçünü keserseniz çiftçimize işte, arpalık AŞ’den, aile şirketinden ödenecek, kesilecek, tasarruf edilecek paralarla çiftçimizin hem alacağı olan 175 milyar lira destek ödenir, kanuni hakları ödenir hem de çiftçimizin kullandığı mazottan, elektrikten, gübreden, tohumdan ve çiftçimizin ana ham madde olarak kullandığı bütün değerlerden ÖTV’yi kaldırırsanız çiftçimiz üretir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Devamla) – Çiftçimiz üretirse ne olur? Çiftçimiz kazanır, çiftçimiz kazanırsa her birimiz. Özellikle coronavirüs döneminde güvenli gıdaya erişimde yaşadığımız sıkıntıları yaşamayız. Dünyayı kasıp kavuran coronavirüste, sınırların kapatıldığında, kendi ektiğimiz, diktiklerimizle biz bu milletimizi besler ve hem de güvenli besleriz.

Sayın Tarım Bakanı dedi ki: “Çiftçimiz merak etmesin. Nisan 2020’de tarlalarında ürün kalmayacak; eğer satılmazsa ürünleri biz alacağız, hayvanlar elinde kalmayacak.” Geçtiğimiz günlerde Isparta’daydım. Isparta Eğirdir’de bir çiftçimiz dedi ki: “Ben bu devlete kırk yıldır vergi ödüyorum ama saray iktidarı bana kırk gün bakamadı.”

Değerli milletvekilleri, işte, bu kanun teklifine bugün evet derseniz ne mi olacak? Belki kırk gün bakamadığınız vatandaşın sandıkta soracağı hesabı engelleyemeyeceksiniz. Üç maske dağıtamamanın ayıbını örtemeyeceksiniz ama çiftçimizden bir “Allah razı olsun” lafını duyacaksınız diyorum.

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 17.39

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Emine Sare AYDIN (İstanbul)

------0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

 

 

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 215)(x)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

11 Haziran 2020 tarihli 98’inci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan 11’inci madde üzerindeki ilk önerge olan, İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ve arkadaşlarının önergelerinin oylanması işleminde kalınmıştı. Şimdi önergeyi hatırlatmak için tekrar okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Filiz Kerestecioğlu Demir        Semra Güzel                           Necdet İpekyüz

   Ankara                                  Diyarbakır                                  Batman

 

Ali Kenanoğlu                       Erol Katırcıoğlu                  Mahmut Celadet Gaydalı

  İstanbul                                   İstanbul                                     Bitlis

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

11’inci madde üzerinde diğer önergeyi okutuyorum:

           Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2875) esas numaralı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 11’inci maddesinde yer alan “19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 104 üncü maddesi kıyasen uygulanır.” ibaresinin “657 sayılı Devlet Memurları Kanunundaki hükümler uygulanır.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Tahsin Tarhan                          Ahmet Akın                     Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                  Kocaeli                                   Balıkesir                                    Manisa                                  

Ali Fazıl Kasap                    Müzeyyen Şevkin                          Haydar Akar                          Kütahya                                     Adana                                     Kocaeli                                  

                                            Tacettin Bayır                                                                                                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap.

Buyurun Sayın Kasap.(CHP sıralarından alkışlar)

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pandemi süresince cansiparane çalışan tüm sağlık çalışanları, aile hekimleri, yoğun bakım personeli, tıp fakültesi asistan hekimleri, radyoloji çalışanları, teknikerler, laboratuvar çalışanları, temizlik, güvenlik personeli dahil tüm sağlık çalışanlarına öncelikle şükranlarımızı sunmak istiyorum.

Bu arada eczacıları da unutmamak gerekiyor, 112 sağlık çalışanlarını unutmamak gerekiyor, paramedikleri  unutmamak gerekiyor ama biz onları unuttuk. Bu arkadaşlardan, sağlık personelinden doksan gündür evine gidemeyen, çoluk çocuğunu göremeyen, günaşırı nöbet tutan, on altı saat hastanede kalan, misafirhanelerde aç biilaç konaklamaya çalışan, evine gidemeyen arkadaşlarımız var, sağlık personeli var ama biz onları unuttuk. Onlara Sayın Sağlık Bakanımız müjde verdi, dedi ki “Tavan ve ek ödemelerinizi en üst düzeyden yapacağız.” Şöyle söyleyeyim: Saymış olduğum bu meslek gruplarında, yoğun bakım çalışanlarında, doktor dışı çalışanlarda verilen en fazla ücret bin lira, en kıdemlisine verilen bin lira. Bunlar evlerine gidemedikleri ve sefil bir vaziyette bu misafirhanelerde kaldıkları için, günde 3 öğün yemeklerini dışarıda yemek zorunda kaldıkları zaman, emin olun, bin lira dahi yetmiyor. Bu arkadaşlar unutuldular, mağdur edildiler; ulufe dağıtılır gibi sadece 500-600 lira bir para verildi. Ha, onu söyleyeyim, bu arkadaşların hiçbirinin beklentisi para değil. Parayla bu işi yapmadılar, gönül işiydi; sağlık çalışanları bunu bir gönül bağı olarak yaptılar. Misafirhanelerde yemek yediler ve ücretleri karşılanmadı. Vefakâr ve fedakâr sağlık personeli asla ve asla parayı ön plana getirmedi. Aile hekimlerini ve tüm sağlık çalışanlarını lütfen mağdur etmeyelim. Onların istedikleri tek şey, gerçek özlük haklarına kavuşmak. Aç kaldılar, evlerinden uzak kaldılar, hastalandılar, ölen yüzlerce sağlık personelimiz oldu. Onları unuttuk, onlara bir şey yapmadık, sadece 500 lira ile bin lira arası bir para verdik, onu da kendilerine harcadılar. Açıkça söyleyeyim, ceplerinden harcadılar. 

Atanamayan sağlık personeli bekliyor. Atama bekleyen sağlık personellerine yol açalım. Bunların tek istediği şey, almış oldukları ek ödeneklerin emekliliklerine yansıtılması, 3600 göstergenin yerine getirilmesi. Bizden asla para istemiyorlar, pazar günü de kendilerini ziyaret ettim, hiçbir sağlık personeli parayı gündeme getirmedi ama yarın güvencesi istiyorlar.

Kütahya’yla ilgili de bir sıkıntı var, onu anlatmadan geçemeyeceğim. Üç gün önce Domaniç yolunda 6 kişilik bir aile yok oldu. Hisarcık, Emet, Tavşanlı ve Balıkesir hattı sürekli olarak bor madeninin taşındığı bir güzergâh ve yaklaşık yirmi otuz yıldır bu yol ha bire göçüyor, ha bire yapılmadı, yapılmadı, yapılmadı; neredeyse benim yaşıma ulaşacak. Bu yol 6 kişinin daha canını aldı. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Yıllardır söyleye söyleye dilimizde tüy bitti ama bu yol yapılmadı.

Kütahya’nın bu konuda bir başka mağduriyeti daha var. Kullandığımız Borel antiseptik solüsyon ve Boron deterjan borun her türlü eziyetini, cefasını çeken, dünya bor rezervinin yüzde 70’ine sahip olan bir yerde, Kütahya’da üretilmiyor maalesef.

Köyden mahalleye dönüşen yerlerde hayvancılığı engelliyoruz. Köylerde, köyün ana yerleşim bölgesine 20-30 metre, 40 metre olan yerlerde insanlarımıza elektrik verilmiyor, bütün gücünüz buna yetiyor. Her yer arpalık yapıldı, TEDAŞ da dâhil hiçbir yer gerekeni yapmıyor.

Paraları buralara dağıttığınız yerde, keşke sağlık çalışanlarının özlük haklarını iyileştirmek için bir şeyler yapsaydınız. (CHP sıralarından alkışlar) Bu paralarla neler olurdu? Sağlık çalışanları -tekrar söylüyorum, arkadaşlar da özellikle istirham ettiler- ön cephede çalışan bu arkadaşlar her türlü tehdit altında.

Biz, aile hekimlerine hiçbir şey… Şöyle söyleyeyim: Özlük haklarında hiçbir şey yok aile hekimlerinin. Hâlâ kamuya ait binalardan kiralarını almaya devam ediyoruz. Çalışan sağlık personeli, kendi paralarını kendileri veriyorlar; elektriklerini, sularını, internet, telefon da dâhil bütün giderlerini kendileri karşılıyorlar. Ama ön planda, ilk planda çalışan, hastayı gören bunlar.

Güvenlik görevlileri var, temizlik personeli var; unuttuğum, o arada, sekreterler var, tıbbi sekreterler; hepsini buradan tekrar milletim adına kutluyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Vecdi Gündoğdu, buyurun.

 

 

 

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, çağrım Sayın Tarım Bakanına: 15-16 Haziran tarihlerinde Kırklareli ve çevresinde etkili olan yoğun yağış ve fırtına sonucu bölgemizde, özellikle köylerde evlerin çatıları uçtu; on binlerce dönüm ekili, hasada hazır tarım arazilerimiz, maalesef -karpuz, buğday, ay çiçeği, sebze, kabak- sular altında kaldı.

Salgın ve ekonomik zorluklarla mücadele ederek cansiparane bir şekilde üretmeye çalışan üreticilerimiz yaşadıkları afetle bir darbe daha almışlardır. Özellikle fırtınanın, yoğun yağışların ve selin en çok etkilediği merkeze bağlı Kızılcıkdere, Deveçatağı, Gündoğan, Üsküpdere, Bayramdere, Kavakdere, Karıncak ve Babaeski’mizde Erikleryurdu köylerimizde, Üsküp beldemizde zarar gören çiftçilerimizin acil destek ve yardıma ihtiyacı bulunmaktadır.

Kırklareli’mizde afetten zarar gören üreticilerimizin süratle tespit edilerek en kısa sürede de zararlarının karşılanmasını talep ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özer, buyurun.

 

 

AYDIN ÖZER (Antalya) – Antalyalı üreticimiz büyük bir belirsizlik ve korku yaşıyor. Geçtiğimiz haftalardaki ani hava değişimleri başta narenciye ve zeytin olmak üzere tarımsal üretimi olumsuz etkiledi, üretici bir yıllık mahsulünden oldu.

Bize ilettikleri talepler şunlar: Zararlarının bir ön önce karşılanmasını, aşırı sıcakların bu yıldan itibaren TARSİM kapsamına alınmasını istiyorlar.

Ürün ve kazanç kaybı olduğundan, yeniden güç kazanmak ve bahçeleri ekime hazırlamak için kredi borçlarının en az iki yıl süreyle, faizsiz ertelenmesini istiyorlar.

“Sanayiciden bile daha fazla elektrik faturası ödemekten bıktık. Barajlardan yeterince sulama suyu bırakılmıyor. Elektrik tüketim oranları çok arttı.” diyorlar. “Borcu borçla çevirmekten yorulduk, güven verici önlemler alınsın.” diyorlar.

Buradan “Ekilmedik bir karış tarım arazisi bile bırakmayacağız.” diyenlerine duyurulur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özen…

 

 

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Teşekkürler Başkan.

Dersim katliamı sürecinde, 8 Ağustos 1938’de, herhangi bir sorgulama ve yargılama olmadan, köylerinden, tarlalarından, evlerinden toplanan 100 civarında Alevi can Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizildi. 8 Temmuz 2014’te, Zini Gediği’nde kemikler toplanılıp sadece bir anma mekânı yapıldı. Fakat geçtiğimiz günlerde Zini Gediği’ndeki anma mekânı bilinmeyen kişilerce yıkılıp yerle bir edilerek içindeki kemikler yeniden ortalığa dağıtıldı. Bu saldırı son günlerde cemevlerine, Alevilere, Ermenilere ve Kürtlerin mezarlarına yapılan saldırılardan bağımsız düşünülemez. Burada saldırganların dayandığı ırkçı ve şoven vandalizm gelecek kuşakların barış arayışına da ciddi bir tehdittir. Bu nedenle, Zini Gediği anma mekânımıza yapılan vahşetin sorumluları derhâl bulunup hukuk önünde hesap sorulmalı.

Teşekkürler.

 

 

.-   Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 215)  (Devamla)

BAŞKAN – 12’nci madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2875) esas numaralı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 12’nci maddesiyle eklenen “Geçici 6’ncı” maddenin metninden aşağıdaki cümlenin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

“Araştırmacı kadrosuna atananlar kurumca ihtiyaç duyulan işlerde görevlendirilir.”

Tahsin Tarhan                         Ahmet Akın                     Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

  Kocaeli                                   Balıkesir                                   Manisa

Burhanettin Bulut                    Haydar Akar                            Tacettin Bayır

   Adana                                     Kocaeli                                      İzmir

Müzeyyen Şevkin

   Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) -Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekili Burhanettin Bulut.

Buyurun Sayın Bulut. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rekabetin Korunması Hakkında bir Kanun Teklifi’nin her ne kadar pandemi dönemi bile olsa Avrupa Birliği mevzuatına ilişkin tartışmalar yeniden gündeme gelmesi açısından kıymetli, önemli ancak bu Kurulda dahi atamalar bir kişi tarafından yapılıyor. Yine, endişemiz liyakatı esas almadan atamaların yapılması. Çünkü bugüne kadar hep söylenenlerle yapılanlar birbirinden farklı oldu. Örneğin, Avrupa Birliği’yle ilgili 2003 yılında dönemin Başbakanı şunu ifade etmiş: “Demokrasi, hukukun üstünlüğü, vicdan ve teşebbüs özgürlüğü, ekonomik refah için AB üyeliği bir amaç olarak değil, Türk halkının hak ettiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmaktır bizim açımızdan.” demiş yani, amaç değil, araç olarak görüyoruz demiş. Peki, geçen on yedi yıl içerisinde Türkiye’de nasıl bir panorama var ona bakalım.

Demokrasiye bakalım öncelikle o on yedi yıl boyunca demokrasi dünya sıralamasında sürekli aşağıya inmiş, hatta bir tabir vardır kendine demokrat diye. Maalesef bu iktidar kendine bile demokrat olamamış, kendi Başbakanını görevden almış, kendi belediye başkanlarını ağlaya ağlaya görevden almıştır. Yine aynı iktidar, bu on yedi yıl boyunca kendine ait bir kartel oluşturmuştur, medya karteli. Tek seslilik yaratmak adına bir havuz medyası oluşturmuştur ve kamu kaynaklarıyla bu havuz medyasını oluşturmuştur. Oluşturduğu medya yüzde 90’a hitap ettiği hâlde, yüzde 10’luk bir kısma tahammül edememiştir. Yazı yazanı da yazmayanı da haber yapmayanı dahi gözaltına almaktan hiçbir şekilde çekinmemiştir. Yargıyı tümüyle kendi etkisi altına almış ve dikensiz bir gül bahçesi oluşturmak istemiştir. Örneğin Adana’da genç bir kardeşimiz, sadece itişme kalkışmadan dolayı on yedi gün hapis cezasına çarptırılmıştır, on yedi gün hapis cezası almıştır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yazıklar olsun!

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Yine “devlet gelenekleri” diye bir kavram var, maalesef Türkiye’de bu, on yedi yılda parti devletine evrildi. Şehrin mülki amiri AKP il başkanı oldu. Yine Adana’dan örnek vereyim, en son, Devlet Bakanı, ilin valisi ve ilin oda başkanlarıyla bir toplantı yapılıyor; o toplantıda AKP il başkanı var. Bu da yetmiyor, AKP’nin gençlik kolları başkanı, valinin, bakanın, oda başkanlarının olduğu yerde telekonferansı yapıyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Devleti çekemiyor, devleti!

BURHANETTİN BULUT (Devamla) - İktidar maalesef kendi bakanına da artık sahip çıkmaz hâlde, onun da yerine yeni kurullar oluşturmuş durumda. Mecliste de aynı şeyi yapıyor, kurul ve ofislerle Meclisin etkisini muvazaalı bir hâle getirmiş durumda. Bakanları eski bakanlar değil, eski yetkide değil çünkü sarayda oluşturulan ofisler, kurullar bunların yerini tutuyor durumda.

Peki, bu on yedi yıl içerisinde ekonomi ne hâle geldi? Ekonomide 16 milyon yoksul oluşturuldu, yardıma muhtaç 16 milyon insan. Pandemi döneminde dahi bu 16 milyon insana yardım yapılmadı. Ne zaman yapılıyor bu insanlara yardım? Seçim zamanında. Seçim zamanında yapılan yardımdan daha azı pandemi döneminde yapıldı. Pandemi döneminde kaç kişiye yardım yapıldı? 5,5 milyon insana. Bu arada 10 TL para toplandı “Biz Bize Yeteriz” kampanyasıyla ancak aynı iktidar, Yeditepe konserleriyle kendi sanatçılarına da böyle bir pandemi döneminde para aktarmaktan da çekinmedi. İsterdik ki iktidar çıkıp şunu söylesin: “Bu arkadaşlarımız bu konserleri yaparken 1 lira para almamıştır.” desin ama bunu da maalesef diyemediler.

Peki, bu dönemde kurumlar ne hâlde? Bakın, size Vakıfbankın yönetim kurulunu göstereyim; yönetim kuruluna bakın, hepsi AKP’yle bağlantılı, ya eski milletvekili ya danışman. En son kim atandı? Hamza Yerlikaya, Cumhurbaşkanı danışmanı olarak. Atanabilir ancak söylediğimiz şey şu: Bunu liyakat esasıyla yapın, bunu sadece kendi yandaşlarınız 3 maaş, 4 maaş alsın diye yapmayın. Niye? Türkiye’nin bir birliğe ihtiyacı var, Türkiye’de ekonomik olarak düştüğü durum itibarıyla korkunç bir yoksulluk var. Nüfusun dörtte 1’i temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda ama siz ne yapıyorsunuz? “Salgında mücadele eden sağlık çalışanlarının hakkı ödenmez.” diyorsunuz ama hakkını da gerçekten ödemiyorsunuz. Yine, siz, canı pahasına çalışan hekimler arasında, çalışanlar arasında ayrımcılık yapıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Siz, Hamza Yerlikaya’yı Vakıfbank yönetim kuruluna daha fazla maaş alsın diye atarken Gaziantep’te 5 çocuk babası bir marangoz kredisini alamadığı için kendini astı. (CHP sıralarından alkışlar) Siz, RTÜK Başkanını bir maaş daha alsın diye yine bir bankaya atarken bir kadın İstanbul’da sokak sokak “Artık yemek alınır.” diye feryat edebiliyor; siz, Ahi Evran esnafını, Türkiye’nin en güçlü yapısını, esnaf topluluğunu bu pandemi döneminde yardım paketlerine muhtaç ettiniz; yine, siz, sokak ekonomisinde çalışanları göz ardı ettiniz, boyacıyı göz ardı ettiniz. Ama şunu hiç göz ardı etmediniz: Eski Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ı Ziraat Bankası yönetimine atadınız. Tüm bunları yaparken elbette sizlerin bu işte sorumluluğu var. Siz eğer bu iktidarı bu konuda sorgulayamazsanız, biz sizin vicdanlarınızı sorgular hâle geliriz. (CHP sıralarından alkışlar) Burada, bu yapılan atamaların, sadece daha fazla maaş almak adına yapılan atamaların hangi vicdana sığdığını tekrar Meclisimize sunuyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifinin 12’nci maddesinde geçen “kalmaksızın” ibaresinin “duyulmaksızın” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Filiz Kerestecioğlu Demir                                          Semra Güzel

Ankara                                                                     Diyarbakır

 

Erol Katırcıoğlu               Necdet İpekyüz                   Mahmut Celadet Gaydalı

İstanbul                                Batman                         Bitlis

 

Ali Kenanoğlu

İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu.

Buyurun, Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu 12’nci maddeyle ilgili birkaç şey söyleyeceğim ondan sonra da bir başka konuya geçmek istiyorum. Bu madde esasında 2013 yılında -yanlış hatırlamıyorsam- Anayasa Mahkemesi tarafından, Rekabet Kurumunun personel alımıyla ilgili olarak kadro statüleriyle ilgili olarak sahip olduğu yetkiyi iptal etti, Anayasa’ya aykırı buldu ve iptal etti. Dolayısıyla da, sayın Kurul bu maddeyle sanıyorum bu düzenlemeyi yapmak istiyor, yani kadrolarında bir kayma yapacak, uzman, uzman yardımcılığı vesaire böyle bir değişim gerçekleştirmek istiyor. Şimdi bunun bir başka sebebi en azından benim gördüğüm kadarıyla: Ben, personelin hizmet sürelerine baktım, aşağı yukarı yirmi yıl ve fazlası hizmet süreleri olan personel toplamda yüzde 40 civarında. Yani esasında, Rekabet Kurumunun personelinde bir yaşlanma var dolayısıyla da bir kan değişimi gibi düşünülebilecek olan bir değişimi öneriyorlar ve dolayısıyla da makul gibi gözüken bir yanı var. Fakat öte yandan bir başka bilgi vereyim size: Biraz eski olabilir ama Sayın Komisyon burada ben yanlış bilgi vermişsem düzeltir. Şimdi, bizim Rekabet Kurumumuzda 372 kişi çalışıyor, benim tespitime göre. Fakat diğer ülkelerin rekabet kurumlarına baktım; mesela, İngiltere’de 237 kişi çalışıyor, Tayvan’da 217 kişi çalışıyor, Güney Afrika’da 98 kişi çalışıyor, Polonya’da 284 kişi çalışıyor, Çek Cumhuriyeti’nde 119, Avustralya’da 295 kişi çalışıyor. Gördüğünüz gibi, bu ülkelerin içinde en fazla personeli olan kurum bizim Rekabet Kurumumuz. Dolayısıyla da kadro tahsisi, statüler vesaire konuşulurken –esasında, geçen konuşmalarımızda söylediğim gibi- zaten özerkliğini yitirmiş veya tersten söylersek, bir Hükûmet kurumu hâline gelmiş olan bu Kurumun kadro tahsis edilen bir kurum olma ihtimalini de güçlendiriyor diye düşünüyorum.

Şimdi, efendim, ben geçenlerde konuşmamda, 2012’den sonra Türk ekonomisinde aşırı bir tekelleşme olduğundan söz ettim ve üstelik de bu iddiayı kendi çalışmalarımızın dışında yani kendi çalışmalarımızın size güven vermeyeceğini varsayarak Merkez Bankasının yayınlarından yayınlanmış uluslararası özellikte olan bir yayınına referansla anlatmaya çalıştım. Türk imalat sanayisinde özellikle 2011’den sonra -yani bu, bir anlamda, özerkliğini yitirdiği tarih olarak görülebilir- bence etkili bir rekabeti koruma fonksiyonunu yerine getirememiştir ve sonuçta, tekelleşmeler çok yüksek derecede gerçekleşmiştir demiştim. Bir arkadaş kalktı -yanılmıyorsam Komisyondan arkadaş, Düzce Milletvekiliniz yanılmıyorsam- bu konuda bir cevap verecek diye beklerken birdenbire PKK, FETÖ, CHP, MHP, bir sürü şey saymaya başladı dolayısıyla bir gerginlik oldu ve konu da öyle kapandı gitti. Şimdi, arkadaşlar, ben de şöyle bir teklifte bulunuyorum: Bizim söylediğimiz yanlış ise veya size göre yalansa o zaman doğruyu siz söyleyin; doğruyu siz biliyorsanız siz söyleyin, biz de duyalım. “Hayır, tekelleşme yok. Şundan şundan dolayı yok.” deyin diye bekleriz. (HDP sıralarından alkışlar)

Çok az zaman kaldı tabii yine. Geçenlerde, mayıs başında Rekabet Kurumunun resen aldığı bir kararla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum: Rekabet Kurumu şöyle bir karar  veriyor, diyor ki: Bu Covid-19 salgını sırasında bazı firmalar ve bazı zincirler aşırı fiyatlar koydular ve tüketiciyi bir anlamda sömürmüş oldular. Ve 33 tane üründe aşırı fiyatlama var olduğundan dolayı -bir anlamda- ön araştırma başlattılar veya soruşturma bilemiyorum tam hangi seviyede.

Şimdi, değerli vekiller, bu konular bir tarafıyla çok hassas konulardır çünkü Allah aşkına siz neyin acil olduğunu nereden bileceksiniz? Bir firma fiyatını yükseltmişse bu pekâlâ arzdan kaynaklanan yani maliyetlerden gelen bir nedenle artırmış olabilir ki meşrudur, talepten kaynaklanan bir nedenle artmış olabilir, bu da meşrudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.  Dolayısıyla da sizin neyin gayrimeşru olduğunu bilebilmeniz için şu anda benim görebildiğim kadarıyla bugüne kadar böyle bir çalışma yapmış değilsiniz, bu bir. İkincisi, bütün dünyada rekabet otoriteleri esasında fiyat kontrolü işlevini üstlenmek istemezler ama burada görebildiğim kadarıyla bizim kurumumuz bir anlamda sanki -geçen dönemi hatırlayın, geçen seneyi, patates soğan fiyatlarıyla ilgili yapılanları düşünürsek- enflasyonla mücadelede Rekabet Kurumu bir şey üstleniyor gibi gözüküyor. Bu doğru bir yaklaşım değildir, yanlıştır ve dolayısıyla da  aslında yapılması ihtimalî olan -önümüzdeki dönemlerle ilgili- yatırımların engellenmesi anlamını taşıyan bir soruşturma da olabilir bu soruşturmalar. Dolayısıyla da dikkatli olmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Daha çok anlatacaklarımız vardı ama süre bitti.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Dursun Müsavat Dervişoğlu      Dursun Ataş                         Zeki Hakan Sıdalı

    İzmir                                      Kayseri                                     Mersin

 

Feridun Bahşi                       Fahrettin Yokuş                                                 Antalya                                     Konya

 

       

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) 

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rekabet Kurumu Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesiyle ilgili İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanunun, bu maddesiyle kamu görevlilerinin statüleri değişiyor. Burada, özellikle Komisyonda yapılan görüşmelerde, her ne kadar kurum başkanımız “Hiç kimse mağdur olmuyor, memurların hiçbirinin mağduriyeti olmuyor.” şeklinde ifadelerde bulunsa da maalesef, özellikle araştırmacı kadrosuna atanan, atanacak olan memurlarımız mağdur oluyorlar. Bu mağduriyetin giderilmesi için Komisyonda yapılan çabalara maalesef cevap verilmemiş. Aslında, araştırmacı yapılmak yerine, mevcut diğer bazı unvanlardaki memurlar gibi “araştırmacı” yerine “şahsa bağlı kadrolar” ibaresi kullanılsaydı burada hiçbir kamu görevlisinin mağduriyeti söz konusu olmazdı. Keşke bunu da düzeltseydiniz de bu yasa hiç olmazsa memurlar açısından, çalışanlar açısından hakkaniyet ve adalet ölçüsünde düzenlenmiş olsaydı.

Buradan hareketle, şunları ifade etmek isterim: Son günlerde bazı bankalara atamalar yapıldı, hepimizin malumu. Şimdi, çok kıymetli bir güreşçimiz; dünya şampiyonu, olimpiyat şampiyonu, gururumuz. Bir dönem milletvekilliği de yapmış ve şu anda Gençlik ve Spor Bakan Yardımcımız, Cumhurbaşkanımızın danışmanı. Ve zaten kırk yaşını aştığı için mevcut yasa gereği, yani 2008’de çıkarılan 5774 sayılı Yasa’ya istinaden sporcu şeref aylığı alıyor. Yani Vakıfbank Yönetim Kurulu üyesi olmasına ihtiyacı yok. 4 tane maaş, 4 tane ücret. Ya, Allah’tan korkun ya! Hadi siz bunu atıyorsunuz, hadi hiç vicdanınız sızlamıyor. Kardeşim, Sayın Cumhurbaşkanımız zaten Gençlik Spor Bakan Yardımcısı bu arkadaşa neyi danışacak sporla ilgili? Danışmanlık fazladan… Bankacı değil. Yani Vakıflar Bankasında ne yapacak bu arkadaş, neyin altına imza atacak? Yani “Bir maaş daha bağlayalım.” diye bu yapılır mı ya? Şimdi bunları eleştirdiğimiz zaman öfkeleniyorsunuz, bu yanlışlarda da ısrar ediyorsunuz, anladık. Ne kadar eskimişiniz varsa, yani il başkanınız, ilçe başkanınız, eski vekiliniz, eski bakanınız, maşallah hepsi kamuda ulufe şeklinde kadrolara dolduruyorsunuz. Bari azıcık liyakat yahu! Azıcık Allah’tan korkun. Niye biliyor musunuz? Nisa Suresi’ni size bir kere daha okuyayım. Belki bir vicdana, insafa gelirsiniz, Allah size diyor: “Emanetleri, devlet yönetiminde, millet idaresinde mutlaka ehil ve emin kimselere vermeniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet ve hakkaniyetle hükmetmenizi emretmektedir. Bununla Allah size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah işitendir, görendir.” Yine Yüce Peygamber diyor ki: “İşi ehline veriniz.” “Ehline verilmezse ne olur Ya Resulullah?” deyince, sorulunca, “Kıyameti bekle.” diyor. Allah aşkına ya! Siz bu milleti kıyamete mi götüreceksiniz? 83 milyona zaten küçük kıyameti adaletsizlikte, hukuksuzlukta yaşatıyorsunuz, bir de bu ulufe dağıtmakta niye bu kadar ısrarcısınız? 75 yaşında bir bakanı hiç alakası olmayan bir bankanın yönetim kurulu başkanı yapıyorsunuz ama aynı banka 65 yaşındaki adama kredi vermiyor, Allah Allah! Yahu niye bunları yapıyorsunuz ya! Niye bunları yapıyorsunuz!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sokağa çıkamıyorlar.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Onun için diyoruz ki: El vicdan, el insaf! Şu millete azıcık bir dönün; haktan, hukuktan azıcık nasiplenin. Şurada söylediklerimizin onda 1’ini, yüzde 1’ini bari dinleyin de 1 kere adaletinizi görelim ama nerede?

Şimdi, bakın, Mahmut Kaçar çevre mühendisi. Ne işi var bankada? Ebubekir Şahin RTÜK Başkanı. Ne işi var bankada? “Ama biz böyle istiyoruz.” Ehliyet, liyakat, hak getire; yandaş olsun yeter!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Söyleyecek sözüm yok, ek süre de istemiyorum efendim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Güzel finaldi.

BAŞKAN – Özlem Hanım buyurun.

 

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii ki sayın hatiplerin eleştirmek de en tabii hakları. Pek çok şey söylediler. Her birine tek tek cevap vermeyi tercih etmiyorum ama şu: “Sizin eskimişleriniz…” sözünü fevkalade rahatsız edici buluyorum. Başlangıçta Sayın Hatip kendi konuşmasında, aslında, zaten bir hak arayışından bahsediyor yani önergenin konusu olan şey… Burada daha evvel görev yapanlar var, görev yapanların hakkını, hukukunu korumak üzerine bir konuşma. Şimdi, bir tutarlılık içerisinde olması gerektiğine inanıyorum yani insanlara bunu söylemeye hakkımız olmadığı kanaatindeyim. Bir gün biz de eski milletvekili olacağız; eski bakan, eski vekil, eski başkan, bunlar tabii şeylerdir. Bu ifadeler birbirimizi değersizleştirmek için kullanılamaz. Bunlar bir tanımlamadır nihayetinde. O yüzden bu ifadeyi kullanırken amacı aşarak, muhataplarınızı değersizleştirerek eleştiri yapmanızı reddediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ve nihayetinde de şu: “Üst üste koyuyorsunuz, şu kadar şu kadar şu kadar...” Ya, bir kişi Cumhurbaşkanı başdanışmanı olarak bakan yardımcısı olamaz zaten, mümkün değil yani bakan yardımcılığı olduktan sonra o tek bir görevdir. Bu sebeple, bunları ifade ederken de hani en son bize hatırlatıyorsunuz: “El insaf, el insaf!” Ben de eleştirilerinizle ilgili olarak bu hatırlatmayı size yapmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkkan…

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Konuşmacımız şu anda Türkiye’de her yerde çokça, fazla konuşulan ve tartışılan, hatta tepki gösterilen bir konuya değindi.

Orada alınmanız gereken o kadar çok şeyler vardı ki, gerçekten, siz bula bula sadece “eskimiş” lafını bulmuşsunuz. Eskimiş olmak, ne bir hakaret ne de bir şey; eskimiş olmak, bir sıfat. Bizler de eskiyeceğiz, şu anda eskimiş olanlar gibi. Eskimiş olmanın herhangi bir çekinilecek bir tarafı yok. Ama orada o kadar adaletsizlikten, o kadar liyakatsizlikten bahsetti ki, keşke onlarla ilgili sizden bir iki kelam duyabilseydik fakat bir tek orada eskimiş olmaya takılmanız da hayret vericiydi.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 215)     (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2875) esas numaralı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin çerçeve 13’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Tahsin Tarhan                                                                                               Ahmet Akın                  Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

    Kocaeli                                                                                                        Balıkesir                     Manisa

Özgür Karabat                                     Haydar Akar                                    Tacettin Bayır

    İstanbul                                                                                                        Kocaeli                      İzmir

Müzeyyen Şevkin

     Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Özgür Karabat.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi TÜİK her ay işsizlik rakamlarını açıklıyor, bu ay da açıkladı. Gördük ki Türkiye’de işsizlik rakamları düşmüş TÜİK’e göre. Gördük ki her şey yolunda. Şimdi, rakamlara baktığımızda, TÜİK’in rakamlarına göre şubat ayından mart ayına kadar işsizlik, nereden bakarsanız bakın 600 bin civarında azalmış. Oysa çalışan sayısına bakıyoruz. Çalışan sayısı 27 milyon 355 binden 26 milyon 753 bine inmiş.

Değerli arkadaşlar, çalışan sayısının azaldığı bir ortamda işsizlik nasıl azalır? Hani deyim var ya, kedi buysa ciğer nerede, ciğer buysa kedi nerede? Veysel diyor ya değerli arkadaşlar: “Şaşar Veysel işbu hâle / Gâhi ağlaya gâhi güle.” Gerçekten ağlanacak hâlimize gülüyoruz. Vatandaş diyor ki: “Açız.” Biz diyoruz ki: “Hayır, aç değilsin.” Vatandaş diyor ki: “İşsizim.” “Hayır, işsiz değilsin.” Muhalefet diyor ki: “Vatandaş harap, bitap, fakruzaruret içerisinde.” Siz diyorsunuz ki: “Her şey iyi.” Böyle diyerek bu sorunu çözemeyiz değerli kardeşlerim. Sorunu çözmenin en temel yolu bu sorunu kabul etmektir.

Peki, bu rakamlar niye böyle çıkıyor? Orada daha kötü bir tablo var, o da şu: Biz bu rakamları hesaplarken çalışma talebinde bulunanlar üzerinden giderek hesaplıyoruz ama oysa en büyük sıkıntı şu değerli arkadaşlar: İnsanlar bu ülkede çalışma umudunu kaybetmiş. Baba, oğulun yanında; oğul, babanın yanında, kadın daha çok iş, çalışma talebinden vazgeçmiş ve Türkiye'de iş bulma umudunu kaybeden 1 milyonu aşkın kişi var. Söyleyince inanmıyorsunuz ama tablo bu değerli arkadaşlar. Şu anda Türkiye’de 1 milyon 174 bin insan iş bulma umudunu kaybetmiş. İnsanların umudunu yok etmişiz. Dolayısıyla hepimize düşen görevler var. Bu rakam, değerli kardeşlerim -göstererek anlatıyorum- ne kadar biliyor musunuz? Tekirdağ kadar. Tekirdağ kadar insan iş bulma umudunu kaybetmiş ve son bir yılda -onu da göstereyim- Giresun kadar insan -Giresun’u biliyorsunuz değil mi? Gösterince daha iyi anlaşılıyor- iş bulma umudunu kaybetmiş değerli kardeşlerim. Türkiye’de 31 milyon insan çalışabilecek yaşta iken yani 15 yaşın üzerinde iken çalışmıyor şu anda. Peki, biz hep söylemiyor muyuz genç nüfus bizim avantajımız diye? Peki, bu 31 milyon insan ne kadar biliyor musunuz, ne kadar değerli arkadaşlar? Onu da ben sizlere göstereyim -hani, çok kavga ediyoruz ya- Hollanda kadar. İki Hollanda kadar insanımız çalışabileceği hâlde çalışmıyor değerli arkadaşlar. İşte, bu, Türkiye’nin zenginliğini, avantajını dezavantaja çevirmektir.

Türkiye’nin genç bir nüfusu var övünüyoruz ama Türkiye’de 3 gençten 1’i bugün işsiz ve başka bir gerçeğimiz daha var değerli arkadaşlar, o gençler, coronavirüsten sonra daha fazla işsiz olacaklar        -daha çok işsiz olacaklar- ve kadınlar, kadınlarımız; her zaman yere göğe sığdıramadıklarımız, hak ettiği değeri bulduramadıklarımız; işte, onlar da 455 bin kişiyle iş bulma umudunu kaybedenler arasında. Dolayısıyla şunu söylemek isterim ki işsizlik rakamları gerçekten bir vahamet tablosudur ama daha büyük kriz, iş bulma umudunu kaybedenlerdir.

Hükûmetimiz, ne yazık ki insanların umudunu kaybetmiştir. İnsanlara iş bulma konusunda yerel seçimlerde vaat verenlerin bugün, büyük bir beceriksizliği ortaya çıkmıştır. İnsanlara bugün vaadiniz ancak geleceksizliktir. Toplumu, bu ülkeyi; bir geleceksizlik tablosuyla, bir belirsizlik tablosuyla karşı karşıya bıraktığınızı söylemek isterim değerli kardeşlerim. Genç nüfus bizim hazinemiz, büyük bir hazineyi çürütme konusunda mahir olduğunuzu söylemek isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan istihdam paketleri açıklıyor ve bir buçuk aya bir istihdam paketi düşüyor biliyor musunuz? Bir buçuk aya bir istihdam paketi… Hiçbir inandırıcılığı kalmamış paketlerin. İnsanlara umut olmaktan geçmiş eğer Sayın Başkanım da bir dakika izin verirse, ben size bir kıssadan hisse anlatarak Sayın Bakanın açıkladığı paketlerin ciddiyetini vurgulamak isterim.

Bakın, Kral, dondurucu bir kış gününde muhafızın yanına gider: “Gecenin ayazında, soğuğunda üşümedin mi?” diye sorar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - “Gecenin soğuğunda üşümedin mi?” diye soran krala “Alışığım kralım.” der. “Olsun, sana sıcak elbise getirmelerini emrediyorum.” Der kral ve gider. Ancak kral o kadar yoğundur ki, bizim hükümetimiz gibi bir ülke yönetiyor sonra orada ki erini unutur. Ertesi gün duvarın kenarında muhafızın cenazesi görülür. Muhafız bir not bırakmıştır, not şöyledir, “Beni  soğuk öldürmedi de senin sıcak elbise vaadin öldürdü.” Der. İşte sizin insanlara iş vaadiniz bu kadar ciddidir değerli arkadaşlar ve ne yazık ki şunu söylemeliyim ki insanlara, bugün için söylemeliyim ki insanlara umut olamıyorsunuz. Az önce değerli konuşması bahsetti, bir eski millî güreşçiyi bir bankanın yönetim kuruluna atıyorsunuz, deyim yerindeyse milleti kündeye mi getiriyorsunuz, tuşa mı getiriyorsunuz ona da siz karar verin değerli arkadaşlar.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifinin 13. Maddesinde geçen “yararlandırılır” ibaresinin “faydalandırılır” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Semra Güzel                         Erol Katırcıoğlu                         Necdet İpekyüz

Diyarbakır                                  İstanbul                                    Batman

Ali Kenanoğlu                          Tuma Çelik                     Filiz Kerestecioğlu Demir

  İstanbul                                    Mardin                                     Ankara                

 

 

Mahmut Celadet Gaydalı

    Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ ve TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz, Sayın başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mardin milletvekili Tuma Çelik.

Buyurun Sayın Çelik.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Sayın Divan, değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, dün bu ülkede darbeci uygulamalarınızı ortaya koymak onlara karşı bir demokrasi yürüyüşünü başlattık. Sizin izlediğiniz televizyon kanalları pek göstermedi ama bütün dünya aslında darbeci yönetiminizin yüzünü bir kez daha gösterdi. Kenan Evren’in yaptığı ilk şey Parlamentoyu kapatmak ve seçilmişlerin idaresini elinden almaktı. Sizler de tam olarak bunu yapıyorsunuz, belediyelerimize kayyum atıyorsunuz. Sayın Leyla Güven’in, Musa Farisoğulları’nın, Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğini düşürerek seçilmişlerin iradesini ellerinden alıyorsunuz. Bu irade gasbına karşı anayasal bir hak olan yürüyüş yapma hakkını engellemek için elinizden gelen her şeyi yapıyor, bütün kentlerin giriş çıkışlarını kapatıyorsunuz. Aynen 12 eylülde yapıldığı gibi ama şunu unutmayın: Ne kadar hukuksuz da davransanız, birçok yerde önümüze engeller de koysanız biz yürüyüşümüzü yapmaya devam edeceğiz, yürüyüşümüzü engelleyemeyeceksiniz. Bizler yaptığınız bu antidemokratik, baskıcı, darbeci rejime “dur” demek için hep birlikte yürüyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'deki Hristiyan toplumları cumhuriyet tarihi boyunca hak gasplarıyla karşı karşıya kaldılar. Yine her dönemde, bu halklar, bu hak gasplarıyla, nefret söylemiyle birlikte karşılaştı. Biz Süryaniler de yüz yıllardır devam eden bu hak gasplarına, bu nefret söylemine muhatap oluyoruz. Düşünün, bu ülke yüz yıldır Süryanilerin hiçbir problemine el atmamıştır, hiçbir sorununa çözüm getirmeye çaba sarf etmemiştir. Bu ülkenin en eski halklarından biri olan Süryanilerin adı dile getirilmemiştir ve bu yaklaşım yüzünden de insanlarımız birçok noktada sorun yaşıyorlar.

Değerli arkadaşlar, altı ay önce Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde Mehre dediğimiz Kovankaya köyünde bir aile kayboldu ve aradan altı ay geçmesine rağmen bu aileden hiçbir bilgi alınamadı. Kayboluşlarından üç ay sonra ailenin annesinin bedeni cansız bir şekilde oğlu tarafından bir dere kenarında bulundu, babadan ise hâlâ bir ses yok, hâlâ bir bilgi yok. Kaçırıldılar mı, öldürüldüler mi, kaybettirildiler mi? Hiç kimse bilmiyor. Devlet, hiçbir şekilde bu konuda bilgi aktarmıyor. Kim kaçırdı? Kim kaybettirdi? Kim öldürdü? Hiçbir bilgi yok, arama tarama çalışmaları hiçbir şekilde yapılmıyor. İşte, dün başlattığımız yürüyüşün bir sebebi de bu ailenin bulunmasıdır yani Türkiye’de yaşanan bütün sorunlara bir çözüm bulma umudunun büyütülmesidir.

Değerli milletvekilleri; bizler yaşadığımız tarihi iyi biliyoruz. Şu anda yürütülen politikaların aslında otuz kırk yıl önce yürütülen politikalardan pek farklı olmadığını da biliyoruz. Nasıl ki bu bahsettiğimiz ailenin kaybedilmiş olması gibi; yok olduğunun, bulunamadığının bilinmesi gibi bundan yirmi altı yıl önce Şırnak’ın diğer bir ilçesi olan İdil’de seçilmiş Belediye Başkanı Şükrü Tutuş katledildi; faili meçhul bir cinayete kurban gitti. İşte, bu başlattığımız yürüyüşler, bu faili meçhullerin sonlandırılması, faillerin bulunması içindir.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Ben dün Edirne’de başlayan yürüyüşe katıldım çünkü biliyorum ki bu ülkede eşit yurttaşlığa, adalete, demokrasiye en çok muhtaç olanlardan biri de bizim gibi bugüne kadar hiçbir şekilde dikkate alınmayan, yok sayılan, inkâr edilen faili meçhullere kurban edilen ve kaybettirilen insanlardır. Bu demokratik yürüyüşümüzü diğer aydınlarla, demokratlarla, ilericilerle birlikte, hep birlikte devam ettireceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, söz rica etmiştim…

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutmadan önce Özlem Hanım’a söz vereceğim.

Buyurun Özlem Hanım.

 

 

 

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım çok teşekkür ederim.

Doğrusu, kamuoyunun tekrar bilgisine sunmak istiyorum: Son dönemde Süryani vatandaşlarımız için Türkiye’de fevkalade iki önemli gelişme oldu. Bunlardan bir tanesi çok yakın dönemde, biliyorsunuz, pandemi sürecinde Profesör Murat Dilmener hayatını kaybetti, kendisi bir Süryani vatandaşımızdı; tekrar rahmetle yâd ediyorum kendisini. Devamında da pandemi sürecinde 2 tane hastane yapıldı çok süratle. Bunlardan bir tanesi Atatürk Havalimanı’nın, eski havalimanının alanında yapılan hastanedir ve bu hastaneye kendisinin adı verildi. Bu törende ailesinin, özellikle oğlunun yaptığı konuşmalar fevkalade etkili konuşmalardı. Bunu bir hatırlatmak istiyorum.

Bir diğer önemli nokta da cumhuriyet tarihinde ilk defa sıfırdan bir Süryani kilisesinin temeli atıldı Yeşilköy’de. 3 Ağustos 2019’da İstanbul Süryani Kadim Vakfı Mor Efrem Süryani Kadim Ortodoks Kilisesi’nin temeli atıldı. Ben bunları da kamuoyunun tekrar bilgisine sunmak istiyorum.

Çok teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, açıklama için vekilimiz söz alacak.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sataşmada bulunmadım Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yok, “açıklama” dedim zaten.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik.

 

 

TUMA ÇELİK (Mardin) – Birincisi: Bu kaybettirilen, kaybolan ya da ne olduğu bilinmeyen ailenin isimlerini ben söylemekte yetersiz kaldım, unuttum o isimleri söylemeyi: Hurmuz Diril, Şimoni Diril. Beytüşşebap ilçesinin Kovankaya köyünde altı aydır bu aileden bir haber alınamıyor, yetkililer hiç bir şekilde bu konuya ilişkin bir bilgi vermiyor. Daha da kötüsü cansız bedenine ulaşılan annenin üç aydır otopsi raporu verilmiyor, bunları bir aktarayım.

İkincisi: Bahsedilen kilise cumhuriyet tarihinde kurulan ilk kilise değil. 1950’lerde Midyat’ta gasbedilen bir manastırın taşlarından başka bir kilise yapıldı, kaçak bir şekilde, bunu da tarihimizin bilinmesi açısından söylüyorum.

Evet, Murat Dilmener isminin hastaneye verilmesi doğrudur ama burada da benim dile getirmeyeceğim siyasi yaklaşımlar vardır.

Teşekkür ediyorum.

 

 

1.-   Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 215)  (Devamla)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Dursun Müsavat Dervişoğlu                Dursun Ataş                                Zeki Hakan Sıdalı             

          İzmir                                               Kayseri                                              Mersin

   Feridun Bahşi                                    Aylin Cesur

        Antalya                                             Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Isparta Milletvekili Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın 17 Haziran, Türkiye Cumhuriyeti’nin 9’uncu Cumhurbaşkanı, namıdiğer Türkiye’nin babası, büyük siyaset ve devlet adamı Süleyman Demirel’in ebediyete intikalinin 5’inci yıl dönümü.

Süleyman Demirel demokrasi ve kalkınmanın kahramanıdır ve siyaset yaptığı her dönemde de tartışmasız lider ve duayendir. Bir ömre değil, bin ömre sığacak kadar çok hizmetle ve eserle dolu ömrünü neye adadığının bilinmesi tarihe karşı büyük bir sorumluluktur.

1 Kasım 1924’te İslamköy’de doğdu, cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra; 13 milyondan oluşan ve bütün sanayi ihtiyaçlarını ithal eden, tarıma dayalı bir toplum ve kişi başına düşen geliri yıllık 50 dolar olan bir Türkiye bu. Demirel’in hikâyesi sadece İslamköy’den Çankaya’ya giden uzun ince bir yolun hikâyesi değildir, bu hikâye aynı zamanda cumhuriyetin kalkınma, medenileşme mücadelesinin ve Türk milletinin benlik arayışının hikâyesidir. Sayın Cumhurbaşkanımız bir gün İslamköy’deki babaevini gezdirirken bir kerpiç odada dedi ki: “Ben bu odada kardeşlerimle yaşadım. Elektrik yoktu, gaz lambasıyla okur, yazardık. Köy okulunu bitirdim, ortaokula gitmek için her sabah kilometrelerce yürür, kasabaya giderdik. Eğer bana ‘Cumhuriyet nedir?’ diye sorarsanız ‘O, benim işte.’” İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu Cumhurbaşkanı yapan cumhuriyettir; her fırsatta bunun altını çizmiştir ve büyük Atatürk’e bağlılığını ifade etmiştir. Kendisini siyasete iten Türk köylüsünün ve halkının o dönemdeki yoksulluğu ve çaresizliğiydi. Memleketin büyük bölümünde içecek su yoktu, yakacak ışık yoktu. Meslek seçimi de milyonları çatlamış toprak ile mavi gökyüzü arasına sıkışmış kaderinden kurtarma kavgasına katkıda bulunma amacıyla oldu ve bugün dünyaya nam salan eserlere imza attı. Göreve başladığı yıllarda Türkiye’nin 35 bin köyünün sadece 13’ünde elektrik vardı; bir yerden bir yere gidilemeyen, aslında gidilmesine ihtiyaç da olmayan bir Türkiye. Demirel’in rüyası büyük Türkiye’ydi. Köyden gelen ve ızdırabını iyi bilen biri olarak 1965 seçimlerinde “Vatan için el ele.” diye çıktı halkın karşısına “Kavgada, dövüşte fayda yoktur; gelin, Türkiye'yi iyi günlere götürelim; aş bulalım, ekmek bırakalım, Türkiye'yi imar ve inşa edelim, Türkiye'yi kalkındıralım, çağdaş ülkeler seviyesine getirelim. Ne mi yapalım? Avrupa’yla Asya’yı birbirine bağlayalım, boğaz köprüsünü yapalım. Ne mi yapalım? Dicle ile Fırat’ın üzerine Kebanlar yapalım ve Türkiye'ye elektrik bulalım, elektrikle fabrikalar kuralım, fabrikalarda çocuklarımıza iş bulalım, okul yapalım, okumamış insan kalmasın ülkede ve geleceğe yürüyelim.” diye çıktı. Büyük Türkiye hamlesinin gayreti yurt topraklarında verilecekti; bilgi konacak, demir konacak, çimento konacak ve en önemlisi “Şu güzel topraklara sevda konacak.” dediği topraklara hepsini koydu ve ne yapmaya kalkışsa bir karşı çıkan oldu. Para yok, bulacaksınız, buldu; proje yok, bulacaksınız, buldu; mühendis yok, bulacaksınız, buldu. Barajlar geldi art arda; Seyhan Barajı, “Bir ömrüm daha olsa bir daha veririm.” dediği büyük eseri GAP “dünyanın incisi” dediği Atatürk Barajı, Birecik Barajı ve Karkamış Barajı; dağları değil, çağları deldiği Urfa Tüneli. Ve sanayileşme; kendisinin deyişiyle “İğneden ipliğe satın alan bir Türkiye'den kendine yetecek inşa gücü ve sanayi tesisi olan, eğitim kurumu olan bir Türkiye.” 2000 yılına gelindiğinde Türkiye 80 milyona varan nüfusuyla tüm sanayi ürünlerini ithal eden bir ülkeden bir sanayi toplumuna dönüşmüştür ve her alanda dev atılımlar gerçekleştirmiş bir dünya devletidir.

Cumhuriyetin en büyük işinin eğitim olduğuna inandı. Okulsuz köy, ortaokulsuz kasaba ve ilçe kalmasın; ilk hedef buydu. Cumhuriyetin en güzel eseri saydığı üniversiteyi her yere götürelim, asıl hedefi de buydu ve 104 üniversitenin kurulmasına, gelişmesine öncülük etti.

Ülkenin hür olması lazımdı; hür devlet hür toplumla mümkündü, insanların hür olması ise eğitimle mümkündü. Eğitim hizmetlerini her şeyin başında tuttu. Hür üniversite, demokrasinin en önemli kurumlarındandı.

Demirel’e göre, adaletin işlemesi lazımdı, kurumların işlemesi lazımdı ve Anayasa'nın işlemesi lazımdı. Pozitif hukuka dayanan ve Batı’nın kanunlarını esas alan bir devlet… Cebinde taşıdığı Anayasası’nı, yine hep yanında taşıdığı Kur’an-ı Kerim gibi muhafaza etti, hukukun üstünlüğüne inandı ve her daim bunu dile getirdi.

“Devlet” kavramını ve onun zedelenmemesini çok önemsedi. Ona göre devlet, halkın devletidir. Üstün irade ve her türlü yönetim yetkisinin kaynağı millet iradesidir. Derdi ki: “Hükûmetler şapka gibidir, devlet baş gibidir. Eğer şapka eskirse değiştirir, atarsınız ama başı eskitmeyin, başı bulamazsınız. Devleti zedelemeyin.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

AYLİN CESUR (Devamla) – Kıbrıs’a, Türk dünyasına, Balkanlara, Amerika’ya, Orta Doğu’ya ve Rusya’ya kadar uzanan iyi ve artan ilişkiler ve bir ömür inandığı davalardan birisi Avrupa Birliği üyeliği.

Ülkenin her köşesini ve her kişisini kucaklayan bir Cumhurbaşkanlığı ve son nefesine kadar kalkınmış, demokrat, büyük Türkiye’yi hedefledi.

Başarılarla ve mücadeleyle dolu öyküsünde bugün çok önemsediğim ve umudunu yitiren pırıl pırıl gençlerle paylaşmak istediğim, çizdiği yol şudur: Pek çok ülke gibi Türkiye'nin sorunları vardır. Hiçbir zaman sorunlarımızı küçümsemiyoruz. Yorgunluğa, bıkkınlığa, karamsarlığa gerek yoktur. Şevkimiz, kararlılığımız, kendimize güvenimiz bize yetecektir. Türkiye neye sahip olduğunun değerini bilmeli ve sorunlar ne kadar büyük ve ciddi de olsa devletten, rejimden, kendisinden güvensizliğe düşmeden sorunları demokratik zeminlerde çözmenin yollarını aramalıdır.

Türkiye, demokrasi ve insan hakları idealine ve prensiplerine içtenlikle bağlıdır. Bu kimseyi memnun etmek için değildir, kendi vatandaşlarını memnun etmek içindir. Bu ülkenin doğulusu batılısı, kuzeylisi güneylisi, herkes kardeştir ve bu kardeşlik bozulmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Bağlayacağım Sayın Başkan. Elli yılı sığdıramadım beş dakikaya.

Türkiye dünyayla kucaklaşabilecek şekilde ekonomisini geliştirmeli ve teknolojinin gerisinde kalmamalıdır. Türkiye kalkınmasını sürdürebilmeli, demokrasi ve kalkınma bayrağını hiçbir zaman elinden bırakmamalıdır.

Bu duygularla, ismini tarihe altın harflerle yazdıran Türkiye Cumhuriyeti’nin 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in aziz hatırası önünde ihtiramla eğiliyor, kendisini rahmetle ve minnetle anıyorum ve özlüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 13’üncü maddesiyle düzenlenen 4054 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde 7’de yer alan “başkaca” ibaresinin “farklı” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ümit Yılmaz                          Ramazan Kaşlı                       Ayşe Sibel Ersoy                       Düzce                                     Aksaray                                     Adana                   Ali Muhittin Taşdoğan               Tamer Osmanağaoğlu                                                                 Gaziantep                                    İzmir                                           

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan.

Buyurun Sayın Taşdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Gaziantep, dünyada adı bir ürün ile anılan nadir kentlerden biridir. İsmini eşsiz şehrimiz Gaziantep’imizden alan Antep fıstığı binlerce yıldır bu topraklarda yetişen, ülkemizin dünyada daha iyi tanınmasını sağlayan, hem marka değeri hem de katma değeri yüksek bir üründür.

Antep fıstığı tarımı Gaziantep’te yaşayanlar başta olmak üzere, yaklaşık 200 bin kişiye ekmek kapısı olmaktadır. Antep fıstığının önemli bir ihracat kalemi ve kültürel mirasımızın eşsiz bir parçası olduğu düşünüldüğünde, bu ürünün hâlâ tarımsal ürün destekleme programının dışında kalması açıklanması güç bir sorundur. Bu nedenle, Antep fıstığı üreticileri bugüne kadar uygulanan tarım politikaları sebebiyle zor günler yaşamaktadır.

Tarım sektöründe de çalışma hayatında olduğu gibi emeğe saygı olmalıdır, karşılıklı anlayış ve iş birliği olmalıdır. Özellikle, Covid-19 küresel salgın günlerinden geçtiğimiz bu kritik dönemde, Antep fıstığı üreticisinin ekonomik olarak belirsizlik yaşamasını önlemek, çiftçilerimizin yanında çalıştırdığı tarım işçisine imkânları ölçüsünde bir ücret vermesini sağlamak ülkemize katma değer oluşturup, alın terini toprağa akıtan çiftçilerimiz için devletimizin alacağı tedbirlerle ve desteklerle mümkün olacaktır.

Değerli milletvekilleri, emek yoğunluklu üretim yapılan tarım sektöründe işçiliğin pahalı olması sebebiyle Antep fıstığı üretiminde devletin mazot ve gübre desteğinin ürün girdi maliyetlerine göre çok düşük olması, ürün rekoltesinin bilinememesinden dolayı spekülatif söylemlerin artması, ürüne destek verilmediğinden ürünlerin kayıt altına alınamaması ve fiyat istikrarsızlığının artması, çiftçi kooperatifi ve üretici birliklerinin zayıf olması, çiftçilerin aracılar karşısında pazarlık gücünün azalması, üretimin profesyonel planlanamayan tarım alanlarında yapılması, modern tarım aletlerinin üretimde kullanılamaması sonucu istenilen verime ulaşılamaması üretim sürecindeki problemlerden sadece birkaç tanesidir.

Bu anlamda, Antep fıstığının sürdürülebilirliği, Antep fıstığı tarımının özendirilmesi, ürün rekoltesinin artırılması Tarım ve Orman Bakanlığımızın çiftçilerimize vereceği desteklerle sağlanabilecektir.

Sayın milletvekilleri, Antep fıstığı, üretim sonrasında ürünün muhafazası ve depo edilmesi açısından da önemli ve nazik bir süreç gerektirir. Sonrasında işleme safhasına geçileceğinden dolayı Antep fıstığının ekonomik değeri bu aşamadan sonra daha belirgin hâle gelmektedir. Antep fıstığının üretim zincirinde depolama maliyetlerinin yüksek oluşu ve pazarlamada yaşanan çeşitli sorunlar Antep fıstığı üreticilerinin ve sektörde çalışan işletmelerin karşılaştığı önemli sorunlardandır.

Bu nedenle, ticaret borsamızın öncülüğünde yürütülen Gaziantep ilinde lisanslı depoculuk faaliyetlerini önemsiyoruz. Antep fıstığı üreticileri açısından, hasat dönemlerinde Antep fıstığında arz yığılması nedeniyle oluşan fiyat düşüşlerinin önlenmesi, tarım ürünlerinin ticaretinin kayıt altına alınması istikrarlı ve daha yüksek bir gelir seviyesinin elde edilmesini sağlayabileceğine inanmaktayız.

Antep fıstığına destekleme talebimizi bir kez daha yenilemek istiyorum. Ürün bazlı destekleme hayati önem taşımaktadır. Bölge üretiminin yüzde 95’inin Gaziantep ilinde işlenmesi, halkın ana gelir kaynağının olması, çiftçi gelirinin artacak olması nedeniyle Antep fıstığının kayıt altına alınması millî ekonomiye ciddi bir katkı sağlayacaktır. İhracatımız açısından da yeni pazarların oluşmasının sağlanması, stratejik önemi haiz, bölgesel önem arz eden bir ürün olması sebebiyle Antep fıstığı tıpkı fındık gibi ürün bazlı destekleme kapsamına alınmalıdır. Ayrıca, bir yıldır sürekli talepte bulunduğumuz, Antep fıstığı üreticileri dekar başına en az 170 TL alan bazlı gelir desteğini veya kilo başına 2 TL ürün desteğini hak etmektedir. Antep fıstığı tarımının sürdürülebilirliği açısından bu konu önemlidir.

Temmuz ayında başlayacak hasadın hayırlı ve bereketli olmasını dilerim, Gaziantep’in adaşı Gazi Meclisimizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2875) esas numaralı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 14’üncü maddesinde yer alan “ibaresi” kelimelerinin “ifadesi” kelimeleriyle yer değiştirmesini arz ve teklif ederiz.

  Tahsin Tarhan                                    Ahmet Akın                                      Haydar Akar

        Kocaeli                                           Balıkesir                                            Kocaeli

Müzeyyen Şevkin                           Kamil Okyay Sındır                      Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

         Adana                                                İzmir                                               Manisa

   Tacettin Bayır                              Mehmet Ali Çelebi

          İzmir                                                 İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır.

Buyurun Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, bu, Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin İkinci Bölümü’nde, 14’üncü madde üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar; kulağa çok hoş bir kelime olarak gelen küreselleşme yani diğer adıyla, yeni liberal politikaların tüm dünyada uygulanıyor olması -özellikle ve özellikle tarım sektöründeki üretici için- üreticinin belini büken, üreticiyi ulus aşırı şirketlere ve küresel sermayeye teslim eden ve siyasal yaşamda, ekonomik yaşamda, kültürel yaşamda, sosyal yaşamda rekabeti ve rekabete dayalı yeni bir dünya düzenini beraberinde getirdi. Tabii, bugüne kadarki uygulamalarla özellikle sosyal anlamda küreselleşme değil, ekonomik anlamda Dünya Ticaret Örgütünün, IMF’nin ve Dünya Bankasının üç sacayağı olarak dayattığı politikalarla bütün dünyada vahşi rekabet kendini gösterdi. Tabii biz de bunu kendi ülkemizde uzun zamandır yaşıyoruz. Bu yeni liberal politikaların en büyük mağduru da ne yazık ki çiftçilerimiz, üreticilerimiz, esnafımız, ücretliler ve temel hak ve özgürlükleri kısıtlanan, doğası ve çevresi bu sermayenin egemenliği altında yok edilmeye çalışılan insanlar... Böyle bir süreçle karşı karşıyayız. Bu sürecin tarımsal üretime ve tarım sektörüne getirdiği en önemli başlıklar şöyle: Pazara giriş serbestliğinin gelmesi, gümrük vergilerinde indirim dayatması, ihracatı teşvik desteklerinde indirim dayatması, üretimi teşvik uygulamalarında ve üreticiye yapılan desteklemelerde sınırlamalar, kısıtlamalar getirilmesi. Dolayısıyla -az önce de söylediğim gibi- çiftçimiz, üreticimiz küresel piyasalara teslim edilmiş. Bakın, bu konuda 2014 yılında 2014/20 sayılı  Başbakanlık Genelgesi’yle kurulmuş Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi var. Bu Komite, bugüne kadar ne gıda ne tarımsal ürün piyasalarını… İlk kurulduğunda Tarım Bakanlığının uhdesindeyken sonra Merkez Bankasının uhdesine teslim edilmiş ve sektörü, yani gıda ve tarım ürünleri piyasalarını salt finansal, ekonomik ve maddi, mekanik bir denetime tabi tutan bu komitenin bırakın amaçlarında yer alan, örneğin gıda ürünleri piyasalarına ait tedarik zincirinde karşılaşılan aksak rekabetin nihai tüketici fiyatlarını yukarı çekmemesi falan için denetimler yapmak gibi, tedarik zincirindeki pazarlamaya ilişkin fonksiyonların birçoğunun aracılar tarafından yerine getirilmesine bağlı olarak, üretici birliklerinin tedarik zincirindeki payının sınırlanmasının önüne geçmek için bir eylem planı hazırlamak gibi… Hiçbiriyle henüz daha biz tanış olmadık 2014’ten beri.

Şimdi, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’nun 5’inci maddesinde yapılan değişiklik üzerinde sizin dikkatinizi çekmek istiyorum. Bakın, örneğin İzmir Kemalpaşa’nın kiraz üreticisi; ürününü üretiyor çiftçi, bütün bir yıl çalışıyor; bakımını yapıyor, budamasını yapıyor vesaire vesaire. İlacını atıyor, gübresini veriyor, bir afetle karşılaşmamak için dua ediyor çünkü karşılaşırsa karşılığını alamayacağını düşünerek. Sonuçta, o kadar emek verip, o kadar yüksek girdi maliyetleri altında da kalsa ürününden eder fiyat almak istiyor. Karşısında bir alıcı karteli, belirlenen piyasayı, fiyatları belirleyen bir kartel ve buna karşı çaresizlik içerisinde ürününü ederinin çok altında satmak zorunda kalıyor. Kanunun ilgili 5’inci maddesi de bu konuda “tüketicinin bundan yarar sağlaması” diyor örneğin. Yani, alıcı, bunu üreticiden düşük fiyattan alacak, üreticinin burada canı yanacak, zarar edecek, ondan sonra “Daha düşük fiyattan tüketiciye satacağım, fiyatı düşürüyorum.” diyerek Rekabeti Korunması Hakkında Kanun gereğince bundan sıyrılacak. Ve sıyrılmış değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Bakın, ben, Rekabet Kurulunun aldığı kararların içerisinden üretimle, çiftçiyle ilgili maddelerin detayını çıkardım. Örneğin; kirazda kartel konusunda 3 kez gidilmiş, şikâyette bulunulmuş veya resen yapılmış, 2’sinde reddedilmiş, “Yok.” denmiş; sofralık şaraplık üzüm alanında kartel, reddedilmiş; çiğ süt fiyatlarında kartel, 4 kez reddedilmiş; piliç etinde kartel, 1 kez ret, 1 kez kabul edilmiş; nişasta üreticileri mısır alanında 2 kez reddedilmiş; et ithalatına dayalı rekabet kısıtlaması, ret; vişnede kartel, kurulun görüşünden… Yani çok ilginç bu sadece bir bölgeyi ilgilendiriyor, bütün Türkiye genelinde olmadığı için rekabete yönelik reddedilmiş. Anasonda, fındık yağında… Mesela fındık alımında 5 kez kartel şikâyeti var, 5’i de reddedilmiş. Değerli arkadaşlar, biz Rekabeti Koruma Kanunu ve kanun çerçevesinde yapılan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Son cümlem, bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiline de söz vermedim.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Kanun çerçevesinde maalesef, rekabeti koruyoruz derken üreticiyi alıcılara, aracılara ve piyasaya teslim ediyoruz ve tarımsal üretimin ki, bugün en çok konuştuğumuz, özellikle pandemi sürecinde üzerinde çok konuştuğumuz gıda da arz sorununu daha da içinden çıkılmaz bir hâle getiriyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekten olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Hüda Kaya                                       Semra Güzel     Filiz Kerestecioğlu

İstanbul                                                                                   Diyarbakır             Ankara

Erol Katırcıoğlu                     Ali Kenanoğlu                         Celadet Gaydalı

İstanbul                                                                                     İstanbul               Bitlis

Kemal Pekgöz                       Necdet İpekyüz

Adana                                                                                        Batman

            

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ  FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Batman Milletvekili Necdet İpekyüz.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

NECDET İPEKYÜZ (Batman) - Sayın Başkan, değerli vekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yedi yıl geçti 16 Haziran 2013 üzerinden ve hep çocuklar ölmesin dediğimiz hâlde yedi yıl önce bir gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu aylarca yoğun bakımda kalıp yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın ölüm yıl dönümü bugün. Uğur Kaymazlar, Ceylan Önkollar… Tekrar buradan çocuklar ölmesin diyelim, çocukları anımsayalım ve adaletin mutlaka ve mutlaka yerine getirilmesi gerekir. Her cezasızlık, her görmemezlik Türkiye’yi daha fazla kabusa, daha fazla karanlığa sürüklemekte ve geldiğimiz aşamada bu karanlık sürece hep birlikte dur dememiz lazım. Hak için, hukuk için, adalet için, kadınlar için, gençler için, iş için, aş için, Kürt meselesinin çözümü için, savaşsız bir dünya için, her şeyin konuşularak barış içinde çözülmesi için hep birlikte çaba harcamamız lazım. Hep birlikte dediğimizde, işte, HDP bunun için yürüyor. Niçin bunu dile getiriyoruz biz? Çünkü bu karanlık sürece hepimizin dur demesi lazım.

Peki, ne oluyor? Bakın, rekabet yasasıyla ilgili konuşuyoruz, rekabet yasası çıktığında, bize tanıtıldığında şu denmişti: “Avrupa Birliğine uyum için, Avrupa Birliği müktesebatı için bunun getirilmesi lazım.” Ya, peki, demezler mi HDP Edirne’ye gittiğinde “provokasyon” diyenlere: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine rağmen  Selahattin Demirtaş’ın Edirne’de bırakılmasına niçin ‘provokasyon’ demiyorsunuz?” Figen Yüksekdağ, Gülten Kışanak, Sebahat Tuncel ve Kandıra’da yatan İdris Baluken,           Sincan’da, ondan sonra Silivri’de yatan birçok kişi kendi memleketlerinden çok uzaklardayken ailelerin gidiş gelişi -Selçuk Mızraklı Diyarbakır Belediye Başkanı, Kayseri’de- bu gidiş gelişlere provokasyon demiyorsunuz da ne diyorsunuz? HDP oraya gittiğinde kendi Cumhurbaşkanının olduğu yerde, cezaevinde ve eski Hakkâri Milletvekili Abdullah Zeydan’ın olduğu yerde bir açıklama yaptığında bu, provokasyon mu oluyor? Gece gündüz HDP’yle ilgili konuşulsun, HDP’ye hakaret edilsin, HDP’yle ilgili ileri geri konuşulsun, onlara her şey azat, HDP …(x) edildiğinde yasak, HDP eşitlik dediğinde yasak. HDP bu dönemde hiçbir provokasyona izin vermemek için bütün çabasıyla yürümeye devam ediyor. Bu yürüyüş, yollarda değil; az önce adını saydığım cezaevlerindeki arkadaşlarla yürümelerine devam ediyor, tarlada köylüsüyle yürüyor, mahallede çalışanla yürüyor, pazarda satıcısıyla yürüyor, göç edeniyle yürüyor, mevsimlik işçisiyle yürüyor, kadınıyla yürüyor, genciyle  yürüyor, işçisiyle yürüyor, fabrikada yürüyor, her yerde yürüyor çünkü nefes alması gerekir. Türkiye’nin geleceğiyle ilgili hep birlikte daha iyi bir hesap bulmak için yürüyor. Bunları görmeyip bir de çeşitli bahanelerle bunu kamufle etmeye, provoke etmeye, maskelemeye hiç kimsenin hakkı yok. Bakın, Edirne’de valilik açıklama yapıyor: “Bu yürüyüş provokasyona neden olacak, gerginliklere neden olacak, olaylara neden olacak, kışkırtmaya neden olacak.” Birçok madde sıraladıktan sonra corona virüsü nedeniyle, Covid-19 nedeniyle pandeminin, salgın hastalığın artmasına neden olacak. Ya demezler mi siz hesabınıza gelince bu salgın hastalığı bile fırsata dönüştürüyorsunuz, kayyum atamak için fırsata dönüştürüyorsunuz, vekilliği düşürmek için fırsata dönüştürüyorsunuz, her şey için fırsata dönüştürüyorsunuz. HDP’nin yürüyüş güzergahı boyunca bütün valiler salgının artacağını söylüyor. Ya, neymiş ya? Türkiye’deki Bilim Kurulu duruyor, İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulları konuşuyor. Ben başka bir şey söyleyeyim: “HDP halktır.” dediğimizde Cizre’de hastalık arttı, Cizre eski Belediye Başkanı Sabri Vesek yaşamını yitirdi, Cizre’de halk kendi isteğiyle on gün boyuncu kepenkleri indirdi, esnaf kapattı. Kaymakam ses çıkartmıyor, vali ses çıkartmıyor, esnaf kendi kendine hastalığın önlemini alıyor. HDP budur, HDP bu yüzden yürüyor. Bu valiler bu yolu, bu yürüyüşü tıkamak için, maskelemek için, önlemek için covidi öne sürmesinler.

Bir diğeri, arkadaşlar, şimdi geldiğimiz aşamada her şeyi yapın, her şeyi söyleyin fakat insanlar zaten sokakta. Bakın, Bursa Kirazlıyayla’da, Artvin’de, Kaz Dağları’nda, Hasankeyf’te baraj suyu geliyor, Batman’ın Segirka Köyü, Zorava Köyü, Diyarbakır’ın Salat Köyü, Köprüköy Köyü, İncolin Köyü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Toparlayın.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Bir yığın hasat ekilmiş, sular altında kaldı. İnsanlar ağlıyor, bağırıyor, çağırıyor, herkes sokaklarda bu sorunu dile getiriyor.

Bakın, siz her şeye bir bahane buluyorsunuz. Dün parti önünde, gaziler bile yürüyüşe geldiğinde onlara saldırıyorsunuz, onlara saldıranları da cezalandırmayarak teşvik ediyorsunuz. Bunun için, dur demek için hep beraber yürümemiz lazım; barış için, daha iyi bir yaşam için, hep beraber el ele durmamız lazım.

Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

 

Dursun Müsavat Dervişoğlu      Dursun Ataş                         Zeki Hakan Sıdalı

    İzmir                                      Kayseri                                     Mersin

       

Feridun Bahşi                        İsmail Koncuk                             Behiç Çelik

  Antalya                                     Adana                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekili Sayın İsmail Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Koncuk.

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

İYİ PARTİ Grubu adına 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesiyle ilgili görüşlerimizi ifade edeceğim.

14’üncü madde bir uyum maddesi, bir problem madde değil.

Değerli milletvekilleri, az önce Konya Milletvekilimiz Fahrettin Yokuş da buradan ifade etti, rahmetlik Necip Fazıl Kısakürek’i severim -Allah mekanını cennet eylesin- siz de seversiniz, şiirlerini çok okursunuz. Tabii, böyle, yöneticiler konuşurken masanın bu tarafında başka konuşur ama bu tarafına geçince başka konuşur. Şimdi, Necip Fazıl’ın o meşhur şiirini hepiniz hatırlarsınız, diyor ki üstat:

“Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul,

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa,

Yaşasın kefenimin kefili karaborsa!”

Şimdi, problem burada zaten. Yoksa Hamza Yerlikaya’ya Vakıfbank Yönetim Kurulu üyeliği verilsin, bizi temsil etmiş, millî gururumuz olmuş bir güreşçi. Orada bir problem yok, zaten bu Mecliste kimsenin orada problemi yok ama 9 kişiye 1 pul, 1 kişiye 9 pul verilirse burada problem vardır. Yani memlekette milyonlarca işsiz gencimizin olduğu, adil gelir dağılımının sağlanamadığı düşünüldüğünde, bu pandemi sürecinde 10 bin TL destek kredisi bile verilmeyen binlerce vatandaşımızı göz önüne aldığımızda siz bir kişiye 4 maaş verme hakkına sahip değilsiniz; ister Cumhurbaşkanı olun ister bakan olun. Kanunlar bu hakkı size verebilir ama vicdan bu hakkı size vermez. Bu, yanlış. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için bu anlayışı kınadığımı, milletimiz adına, umutsuz bırakılan, çaresiz bırakılan, geçim âczi içerisinde bırakılan milletimiz adına bu yanlış anlayışı kınadığımı ifade ediyorum partimiz adına. Demek ki masanın bu tarafına geçince üstat Necip Fazıl’ın şiirlerini okumak öyle kolay değil, yürek ister. Çıkın okuyun bakayım şimdi bunu, çıkın okuyun, görelim.

Değerli milletvekilleri, kısa çalışma ödeneği kaldırıldı yani üç aylı süre uygulandı, kaldırıldı. Peki, bu üç aylık sürede bu sistem çok doğru işledi mi? Dün İzmir’den öğretmenevinde çalışan bir işçi beni aradı -ben de yeni duydum bunu muhtemelen siz de bilmiyorsunuzdur- dedi ki: “Efendim, kurum olarak, kısa çalışma ödeneğiyle ilgili işveren tarafından İŞKUR’a başvuru yapıldı. İŞKUR ödeme planı da yaptı hatta bazı öğretmenevlerinde, Uşak’ta ödeme de yapılmış fakat ödeme planına rağmen üç aydır ödeme yapılmıyor. Uşak’ta ödeme yapılan öğretmenevinde çalışan o personel… Kadrosuz işçi bunlar, sayıları 3.500. Muhtemelen polisevlerinde de aynı problem var ama polisevlerinde ses çıkarmak biraz zor olduğu için, benim de kulağıma gelmedi ama bu konuşuluyor, polisevlerinde çalışan personel için de aynı problem var. Çalışma Bakanlığını aradım “Çalışıyoruz.” dedi ama neye çalışıldığını anlayamadım. Şimdi bu insanlara maaş ödenmedi, dendi ki “Kısa çalışma ödeneği alacaksınız.” Maaş ödenmedi, kısa çalışma ödeneği de verilmedi. Ücretsiz izne ayrılanlara ödenen 39 TL de bunlara verilmedi. Yani üç ayı geçkin süredir bu insanların evine 1 kuruş girmiyor. Bazen televizyonlarda görüyorum “Şunu yaptık, bunu yaptık.” Ya Allah’tan korkun, yaptığınız nedir ya. 3.500 insan, bırakınız 3.500’ü bir kişi olması dahi hepimizin yürek telini sızlatmalı, titretmeli ama maalesef böyle bir umursamazlık var. Bu problemin de Çalışma Bakanlığı tarafından bir an önce çözülmesi, gerek öğretmenevlerinde gerek diğer misafirhanede çalışan bu geçici işçilerin -ki 15-20 senedir çalışan geçici işçiler var- bunların kısa çalışma ödeneğinin mutlaka ödenmesi gerekir, diyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) -  Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş…

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Bir meseleyi ifade etmek için söz aldım. Bugün dünya Ev İşçileri Günü. 2011 yılında ILO’nun 100’üncü yılında ilan edildi. Bu yıl ilanın 9’uncu yılı ve ILO 189 Sözleşmesi ilanından sonra tüm ülkeleri bu sözleşmeye davet etmişti. Türkiye hâlâ bu sözleşmeyi imzalamadı. Biz imzalaması gerektiğini düşünüyoruz.

Evet, hepimizin hayatında ev işçileri var. Merdiven silen, gündelikçi, aylıkçı, yatılı, evlere temizliğe giden, çocuk, hasta, yaşlı bakan ev işçileri… Çoğunlukla kadın ve son dönemlerde özellikle göçmenlerden oluşuyor. Ev işçileri ne istiyor? Saygı istiyor, insana yakışır iş ve güvenceli bir yaşam istiyor. Ben, ev işçileri adına bu taleplerinin karşılanması gerektiği adına bu sözleşmenin imzalanması gerektiği çağrısını yapmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

 

 

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 215)(Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun, okuyun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değişmesini arz ve teklif ederim.

“Bu Kanun yayımı tarihinden on gün sonra yürürlüğe girer.”

 

İmam Hüseyin Filiz              İbrahim Halil Oral                        İsmail Koncuk

Gaziantep                                   Ankara                                      Adana

   Ayhan Erel                        Hayrettin Nuhoğlu

     Aksaray                                  İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 15’inci maddesi üzerine söz aldım, selamlarımı sunuyorum.

Yayımladığı tarihte yürürlüğe gireceğini belirten bu madde için söylenecek bir şey yoktur. Teklifin geneli üzerine söylenecek her şey de söylendi. Ben, söz almışken gündem dışı söz alma imkânı bulamadığım bir konu için Karabağ’daki skandal seçimler hakkında konuşmak istiyorum. Bilindiği gibi sözde seçimlerde seçildiğini zanneden sözde cumhurbaşkanının 21 Mayısta yemin ederek göreve başladığı duyuruldu.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Dağlık Karabağ’daki sorunun anlaşılabilmesi için bölgenin sosyokültürel ve demografik yapısı hakkında kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Tarihî süreç içerisinde bölgeye ilk yerleşenlerin Saka Türkleri olduğu bilinmektedir. Çok defa el değiştiren ama her defasında Türk devletlerinin sınırları içinde kalan Dağlık Karabağ 1501’de Safevi, 1514’te Osmanlı, 1736’da İran hâkimiyetine girmiştir. 1805’te Karabağ Hanlığı üzerinde hâkimiyet kuran Rusya zaman içinde bölgenin demografik yapısını bozacak şekilde bir iskân politikası uygulamıştır.

1905’te Bakü’de patlak veren ilk Azeri-Ermeni kıvılcımının Dağlık Karabağ’a sirayet etmesiyle yayılan çatışmalar sonucunda yaklaşık 10 bin Türk hayatını kaybetmiştir. 1917 yılında gerçekleşen Bolşevik İhtilali’nin ardından Bolşevizm bayrağı altında toplanan Ermeniler Rusların desteğiyle 1918 yılı içerisinde Azerbaycan Türklerine karşı kitlesel katliam uygulamaya başlamışlardı. Bunun üzerine 28 Mayıs 1918’de Mehmet Emin Resulzade Başkanlığında toplanan Azerbaycan Millî Şûrası, içerisinde Karabağ’ın da bulunduğu Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiştir. Bu cumhuriyet, 28 Nisan 1920’de Kızıl Ordu’nun müdahalesiyle Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne dönüştürülmüştür. Bu dönemde Dağlık Karabağ, sosyalist cumhuriyet içerisinde “Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi” olarak yer almıştır.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılma sürecine girmesiyle birlikte Ermenistan ve Azerbaycan, diğer ülkeler gibi, 1991’de bağımsızlık ilan ederken Karabağ sorununun en trajik hadisesi olarak görülen Hocalı katliamı tam da bu siyasi atmosfer içerisinde, 25-26 Şubat 1992’de Rus destekli Ermeniler tarafından gerçekleştirilmiştir. 613 sivilin öldürüldüğü, 1275 kişinin rehin alındığı, 487 kişinin ağır yaralandığı bu katliamda 150 kişiden ise bir daha haber alınamamıştır. 1991-1993 yılları arasında birçok vilayetin işgal edilmesiyle 1 milyondan fazla soydaşımız ana yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Dünya kamuoyunun da tepkisini çeken bu gelişmeler üzerine sorun uluslararası boyut kazanmış, AGİT ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından alınan kararlar ile Dağlık Karabağ bölgesi Azerbaycan toprağı ilan edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, geçmişten günümüze sözde Ermeni soykırımı yalanlarıyla Ermeni diasporasının yürüttüğü Türk düşmanlığının yanı sıra Azerbaycan topraklarını işgal eden Ermenistan yapay bir Karabağ devletiyle yeni kışkırtmalara neden olacak girişimlerde bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını, AGİT ilkelerini ve uluslararası hukuku açıkça ihlal eden sözde yönetimin kendisini devlet olarak ilan etmesinin yanı sıra sözde cumhurbaşkanı seçimi yaparak 21 Mayıs 2020 tarihinde yemin töreni gerçekleştirmesine tüm dünyanın sessiz kalması AKP Hükûmetinin dış politikada tutarlı ve dik bir duruşunun olmadığının göstergesidir. Gerek Bakü’nün gerekse Ankara’nın bu oldubittiye en sert tepkiyi göstermelerini beklerdik. Ne yazık ki bu tepki hâlâ yok. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunları daha da tırmandıracak olan bu girişim uluslararası kuruluşların almış olduğu kararları hiçe saymaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Bu nedenle başta Rusya, ABD ve Fransa olmak üzere Ermeni politikalarına destek verenleri şiddetle kınıyor, bu uyduruk seçim sonrasında görevli olduğunu zanneden sözde yönetime buradan hatırlatmak istiyorum ki Karabağ, Türk yurdudur ve ilelebet Türk yurdu olarak kalacaktır. Bilinmelidir ki Ermeniler bölgede rahat yaşamak istiyorlarsa Ermenistan, işgal etmiş olduğu Azerbaycan topraklarını kayıtsız şartsız terk etmek zorundadır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2875) esas numaralı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 15’inci maddesinde yer alan “yayımı tarihinde” ifadesinin “yayımlandığı tarihte” ifadesiyle yer değiştirmesini arz ve teklif ederiz.

Tahsin Tarhan                                                                                               Ahmet Akın                   Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

   Kocaeli                                                                                                         Balıkesir                     Manisa

Haydar Akar                                                                                                Tacettin Bayır                 Müzeyyen Şevkin

  Kocaeli                                                                                                             İzmir                       Adana

Servet Ünsal                                                  Suzan Şahin             Mehmet Ali Çelebi

   Ankara                                                                                                            Hatay                       İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Hatay Milletvekili Suzan Şahin.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, dünyanın en fazla narenciye ihraç eden 3’üncü ülkesidir ancak ne yazık ki üreticisinden ihracatçısına kadar herkes, doğru ve etkin politikalar yürütülmemesi nedeniyle çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Türkiye’de tarımın ithalata bağımlı hâle getirilmesinden ve dövize bağlı sürekli zamlanan ilaç, gübre, mazot fiyatlarıyla kırılan üretici, özellikle narenciyede bir taban fiyatı olmamasıyla hayallerini, beklentilerini, borçlarını belirsiz bir geleceğe ertelemektedir çünkü birçok üründe uygulanan taban fiyat narenciyede yoktur. Zaten borç ekip haciz biçen üreticiler, borçlarını ödeyemiyor, kısacası önünü göremiyor.

Sayın üyeler, Hatay Türkiye’nin turunçgiller üretiminin yüzde 21’ini Erzin, Dörtyol, Samandağ, Payas, Arsuz ve Defne ilçeleriyle sağlamaktadır. Son iki yıldır yağan şiddetli dolu nedeniyle Erzin’de 40 bin dönümlük, Dörtyol’da 10 bin dönümlük alandaki narenciye zarar gördü. Narenciyenin yüzde 100 hasar gördüğü alan ise 20 bin dönüm.

Son haftalarda ise Afrika’dan gelen çöl sıcaklarıyla hava sıcaklığının mayıs ayı ortalamasının çok üzerine çıkması sonrası, aralarında Hatay’ın da bulunduğu 46 ilimizde narenciye başta olmak üzere bir çok ürün zarar görmüştür. Zarar gören narenciye üreticisi yüzde 60 ile 90 arasında rekolte kaybı yaşamıştır. Tek geçim kaynağı narenciye olan Erzin’de genç ağaçların neredeyse tamamı, Dörtyol’da ise ağaçların yarısı çöl sıcaklarıyla çok büyük hasara uğramıştır. İlk belirlemeye göre erkenci narenciye gruplarından ortalama yüzde seksen, geççilerde yüzde elli hasar meydana gelmiştir. Borç batağında olan ve başka hiçbir geçim kaynağı olmayan Erzin çiftçisi en az bir yıl üretim yapamayacak durumdadır. Turizm yok, sanayi yok, tek geçim kaynağının narenciye olduğu Erzinli ne yiyip ne içecek?

Girdi maliyetlerinin her geçen gün arttığı bir dönemde doğal afetler yerli tarımı iflasa sürüklemektedir. Kışın sel ve don, yazın da aşırı sıcak etkisiyle telef olan ürünler çiftçiyi perişan etti. Bu insanlar nasıl geçinecek? Borçlarını nasıl ödeyecekler? Bu soruna Hükûmet eliyle acil çözüm üretilmesi gerekmektedir. Ayrıca tarım sigortası sıcak havadan kaynaklı zararı afet olarak kabul etmediğinden çiftçi mağdur durumda kalmıştır.

AKP Hükûmeti üreticiye faizle kredi dayatarak borcunu artırmak yerine pandemi döneminde zor şartlarda tarlasını, bahçesini eken çiftçiye acil olarak gübre su ve ilaç desteği sağlamalıdır. Bütün ülkeler coronavirüs nedeniyle tarımsal üretimde aksama olmaması için çiftçilerine destek olacak paketler açıklarken ne yazık ki Türkiye çiftçisi salgın öncesinde olduğu gibi sonrasında da mağdur edilmiştir.

Doğal afetler ve salgın döneminde yardım alamayan çiftçilerimiz ürün ve gelir kaybını telafi edebilecek tarım sigortasından da yararlanamıyor. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olup olmadığına bakılması, primlerin yüksekliği, çiftçilerimizin ürünlerini sigortalatmasının önünde en önemli engelleri oluşturmaktadır.

TARSİM 2019 yılı verilerine göre, ekim alanlarının  sadece yüzde 13’ü sigortalı görünmektedir, yüzde 87’lik alana sahip çiftçi sigorta yaptıramamış. Kanunda çiftçilerin kooperatif üyesi olma zorunluluğu, en az yüzde 40 ve üzeri zarar görenleri kapsaması, hazine arazileri ve miras arazileri birçok çiftçiyi kapsam dışında bırakarak eşitsiz bir durum yaratmaktadır. Bu nedenle, çiftçilerin doğal afetlerden dolayı yaşadığı zararların tamamının karşılanması ve tarımsal sigortanın kapsamının genişletilmesi gerekmektedir. Bu yılı da kapsayacak düzenlemeler yapılmalıdır.

Değerli üyeler, ülkemizde, yıllar boyu, yerli yersiz kalemlere hoyratça harcama yapılırken üretimin bel kemiği olan tarıma Anayasa’mızın emrettiği devlet desteği dahi verilmiyor. Tarıma destek olmak amacıyla 2006 yılında çıkarılan kanunla, devlet gayrisafi millî hasılanın en az yüzde 1’ini tarıma vermek zorundadır. Ancak AKP hükûmetleri, maalesef, 2007’den bu yana çiftçiye hiçbir zaman yüzde 1 destek vermedi. AKP’nin bugüne kadar ödemediği ve devleti çiftçiye borçlandırdığı tutarı ise 170 milyar lira. Bu borç ödense çiftçinin piyasalara olan 130 milyar lira borcu kapanacak, geri kalanı çiftçinin cebine kalacak, tarımı geliştirmeye harcayacak. Ama nerede! Kim bilir, çiftçinin hakkı olan paralar hangi yandaşa peşkeş çekildi. (CHP  sıralarından alkışlar)

Kendi yerli çiftçisine üvey evlat muamelesi yapan AKP Hükûmetine tekrar soruyorum: Hükûmet çiftçiye olan borcunu ne zaman ödeyecek?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – Sayın üyeler, narenciye üreticilerinin zararlarının tamamı afet kapsamında karşılanmalı, üretimin önü açılmalıdır. Çiftçinin  talepleri açık ve nettir. Tarımsal ürünlerin, canlı cansız üretim araçları ve tesisleri dâhil tüm tarımsal varlığın toplam parasal değerinin belirlendiği miktar yüzde 40’tan en az yüzde 10’a düşürülmelidir. Tarım sigortalarının kapsamına aşırı sıcak etkili su kaybına bağlı meyve dökümü durumu eklenmeli, Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olma şartı kaldırılmalıdır. Sigorta şartları her çiftçinin ulaşabileceği hâle getirilmelidir. Çiftçinin borçları faizsiz en az iki yıl ertelenmeli, çiftçi ilk yıl zararı kapatmak için kendine ikinci yıl geliriyle kredi borçlarını ödemek üzere çalışmalı, yerli üretimin önü açılmalıdır. İhracat pazarlarının korunması için gerekli tedbirler derhâl alınmalı, çiftçi ithal ürünlerle rekabet edebileceği şartlar sağlanmalıdır. AKP Hûkümetinin sözde değil, özde millî politikalar üretmeye, yerli tarım ve çiftçiye sahip çıkmaya davet ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – Selamlıyorum. Ulu Önder Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir.” sözünü hatırlatıyor, yüzünüzü yerli üretime dönün diyoruz.

Teşekkür ediyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde geçen “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayımlandığı tarihten itibaren” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Filiz Kerestecioğlu Demir        Semra Güzel                           Erol Katırcıoğlu

   Ankara                                  Diyarbakır                                  İstanbul

Mahmut Celadet Gaydalı         Kemal Peköz                           Ali Kenanoğlu

    Bitlis                                       Adana                                     İstanbul

Necdet İpekyüz                        Hüda Kaya

  Batman                                    İstanbul

BAŞKAN - Önergeye katılıyor musunuz Sayın Komisyon?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Hüda Kaya.

Buyurun, Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, HDP olarak Türkiye’nin, ülkemizin doğusundan batısına başkent Ankara’ya doğru bir adalet yürüyüşü, bir özgürlük yürüyüşü, bir hakikat, bir kardeşlik yürüyüşü gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bununla ilgili günlerdir çalışmalarımız eş başkanlarımızın şahsında vekillerimizle, yöneticilerimizle, halkımızla beraber girişimlerimiz, etkinliklerimiz devam ediyor.

Biraz önceki oturumda Değerli İYİ PARTİ Grup Başkanı Sayın Lütfü Türkkan 15 Temmuz gazileriyle ilgili bir ifade kullanırken “15 Temmuz gazileri ‘Para.’ dedi, siz, sopa verdiniz.” diye böyle ironik bir ifade kullanmıştı. İşte tam da bu aslında Türkiye’de şu anda yaşanan, arkadaşlar. Biz, iş diyoruz, aş diyoruz ama karşılığında cop görüyoruz. Biz, eşitlik diyoruz, huzur diyoruz ama gaz yiyoruz. Biz, barış diyoruz, güven diyoruz, özgürlük diyoruz ama eş başkanlarımızdan tutun vekillerimiz, arkadaşlarımız, kadınlarımız, gençlerimiz kendilerini zindanda buluyorlar. Biz, demokratik bir Türkiye, özgürlükçü, barış içinde, hepimizin birbirimizle güven duyduğu, geleceğimizin güven içinde, huzur içinde olduğu bir ülke, bir toplum diyoruz ama karşılığında “HDP kapatılsın.” kampanyalarıyla karşılaşıyoruz. Biz, insanlık diyoruz, vicdan diyoruz, ahlak, adalet diyoruz, hakikat diyoruz ama “Biz, Mecliste HDP istemiyoruz, terörist istemiyoruz.” diye bizi illegalize etme ithamlarıyla karşılaşıyoruz.

Değerli arkadaşlar, iktidar vekilleri, muhalefet vekilleri; sağ sol hiç fark etmeden bütün halkımıza ve sizlere tekrar söylüyorum, soruyorum, vicdanlarınıza dönün, hepimiz kendimize bir ayna tutalım: HDP terörize edilmeye çalışılırken, “HDP kapatılsın.” diye kampanyalar düzenlenmeye çalışılırken, HDP üzerinden milyonlarca insan illegalize edilmeye çalışılırken bütün umudunu, emeğini, fedakârlığını, gecesini gündüzünü demokratik mücadele için, parlamenter sistem için, “Sandıklarda kendi iradesi çıksın.” diye ekmeğini, aşını feda ederek, uykusunu, çoluğunu çocuğunu feda ederek emek vermiş milyonlarca emekçimiz, halkımız var bizim. Bu insanlar isteseler dağa çıkamazlar mıydı arkadaşlar? Biz, bizim Grubumuza soralım, ben kendime soruyorum arkadaşlar. Ben demokratik mücadeleyi, parlamenter sistemi, insanlarımızın iradesini, bu mücadeleyi tercih ederek, bizler, her birimiz buraya geldik. İsteseydik dağa gitmeye engel mi var bize? Gidip savaşamaz mıydık? Dağı tercih edemez miydik sevgili arkadaşlar?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Hüda Hanım, hürsünüz, gidebilirsiniz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Tercih sizin Hüda Hanım.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Dağdakiler savaşmıyor, terörist o dağdakiler, terörist!

HÜDA KAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, kızgınlıkla, öfkeyle cevap vermeyelim, anlamaya çalışalım değerli arkadaşlar. İktidarın yaptığı bütün nefret politikalarına rağmen, bütün ötekileştirmesine rağmen, bütün bölücü tahriklerine rağmen bu ülke bölünmüyorsa HDP sayesinde bölünmüyor. (AK PARTİ sıralarından “Ooo” sesleri, gürültüler)

Bu ülkede barış varsa HDP’yle var, bu ülkede hâlâ gelecekten, adaletten, hakikatten bir umut varsa… İnanın bunu var ya bir partili olarak söylemiyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Bunları aynaya bakıp söyleyebiliyor musunuz?

HÜDA KAYA (Devamla) - HDP sayesinde hâlâ barışa milyonların umudu var, HDP sayesinde hâlâ insanların eşitlik ve özgürlüğe umudu var arkadaşlar.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) -  Aynaya bakıp söyleyebiliyor musunuz?

HÜDA KAYA (Devamla) - Değerli arkadaşlar, cevap veriyorsunuz ama on sekiz yıllık iktidarla ülkeyi zindana döndürdünüz, ülkeyi cehenneme döndürdünüz, ülkeyi uçurama döndürdünüz. İnsanlar karısını ve çocuklarını vurup intihar edecek duruma geldiler.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Küçücük kızlara yapılanlara, tek kelime söylemediniz PKK’ya Hüda Hanım!

HÜDA KAYA (Devamla) - Neye karşı çıkıyorsunuz arkadaşlar? Arkadaşlar, bakın, çok yapay ifadelerle tahrik ediyorsunuz.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Ayıp, ayıp, ayıp!

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) - Tecavüze uğrayan kızlardan neden bahsetmiyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (Devamla) – Hemen topluyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, sevgili vekillerim, bakın, tekrar söylüyorum: Öfkeyle, kızgınlıkla şuna “kötü” deyin, buna “terörist” deyin. Ya hayat bitmiş hayat, ülke uçurumun dibine gitmiş, ülkede demokrasi katledilmiş, ülkede gelecek katledilmiş, adalet katledilmiş, insanlık, ahlak, vicdan, inanç kalmamış. İnsanlar AKP’nin politikaları yüzünden dinden çıkmışlar, insanlar gelecekten umudunu kesmişler ve siz daha diyorsunuz ki: “Şunu şunu söyle, bunu bunu söyle.”

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Allah Allah!

HÜDA KAYA (Devamla) – Yahu, yaşam meselesi yaşam. Türkiye komada, arkadaşlar, Türkiye komada.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – PKK’ya tek bir laf söylemiyorsunuz, cesaretiniz yok, korkuyorsunuz. PKK’ya tek bir laf söylemiyorsunuz, “Barış.” diyorsunuz.

HÜDA KAYA (Devamla) – Türkiye'nin demokratik geleceğini kurtarmamız için hep beraber adalete sahip çıkmamız lazım, barışa sahip çıkmamız lazım, insanların yürüme hakkına, insanların irade hakkına sahip çıkmamız lazım. Buna neden karşı çıkıyorsunuz anlamıyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Diyarbakır annelerinden bahsedin, cesaretiniz varsa, Diyarbakır’daki annelerden bahsedin. Tecavüze uğrayan kızlardan bahsedin.

HÜDA KAYA (Devamla) – Ravza Hanım, bakın, barış hakkına, adalet hakkına nasıl karşı çıkıyorsunuz?

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Ben karşı çıkmıyorum. Ben, teröre karşı çıkıyorum.

HÜDA KAYA (Devamla) – Yani, geçmişte bizlere yapılanı kat kat fazlasını bugün başkalarına yapıyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Siz çıkmıyorsunuz. Sonra da “Barış.” diyorsunuz utanmadan

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz sayın milletvekili.

HÜDA KAYA (Devamla) – Barışın garantisi biziz. Size rağmen, biz hâlâ barışa umudumuzu koruyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Milletvekili.

Sayın Turan, buyurun.

 

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, öncelikle, konuşmacının ifadelerini dikkatle dinlemeye çalıştım. “Türkiye on sekiz yıldan beri zindana çevrildi.” vesaire tarzı, haddini hukukunu aşan ifadeleri esefle karşılıyorum. Türkiye on sekiz yıldan beri vesayetle, terörle, her türlü engellemelerle, darbeyle dünyaya nasıl örnek bir tarz ortaya koyduğunu görmüş oldu. Terör azaldıkça birilerinin sesinin çıkmasını, terörün üzerine gittikçe birilerinin daha çok bağırmasını biz anlıyoruz aslında. Az önce sayın konuşmacının ifadesinde gizli olan “Dağa çıkabilirdik.” yaklaşımını aslında her ne kadar fiziken burada olsalar da zihnen dağda olduklarını da bir daha itiraf etmiş oldular Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bugün Türkiye’yi kim bölmek istiyor, kim istemiyor, herkesin cevabı… Bugün AK PARTİ bütün illerimizde, aşağı yukarı aynı oranda oy alan, bu milletin birliğini, beraberliğini temsil eden, kardeşliğini temsil eden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – 81 ilde örgütlenmesi olan, benzer rakamlarda oy alan, bu ülkenin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini tesis eden ve ifade eden en güçlü sivil yapı. Dolayısıyla, kimin bu ülkeyi bölmek istediği, kimin birleştirmek istediği aslında herkesin malumu. O yüzden, sayın konuşmacıyı bir daha insafa, izana davet ediyorum. Türkiye'nin, Cumhur İttifakının yaptığı çalışmalarla çok daha büyük başarılar elde edeceğini, teröre karşı başta olmak üzere, bütün vesayet odaklarına karşı, Türkiye’yi durdurmak isteyenlere karşı büyük bir destan yazacağını bir daha söylemek istiyorum Sayın Başkanım.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ağır ithamlarda bulundu, sataşmadan dolayı hatibimiz konuşacak.

BAŞKAN – Yerinizden veriyorum sözü.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ona da yerinden söz verdik.

Ne demiş?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Dedi ki: “Fiziken buradalar ama zihnen dağdalar.”

BAŞKAN – Ben bir inceleyim konuşmayı, ondan sonra söz vereceğim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Başkan, ben not aldım.

 

1. Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 215) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam, bakacağım, söz vereceğim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, şimdi söz istiyorum.

BAŞKAN – 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş, yazıya bakayım…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bakmanız ne kadar zaman alacak bilmiyorum, ara verilecek…

BAŞKAN – 16’ncı madde üzerinde 3 tane önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 16- Bu Kanun hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür.”

Fahrettin Yokuş                             Hayrettin Nuhoğlu                                 Ayhan Erel

         Konya                                             İstanbul                                            Aksaray

İbrahim Halil Oral                               Yasin Öztürk

        Ankara                                              Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, Komisyon olarak önergeye katılmıyoruz ama biraz önceki konuşmacı Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden açıkça terör örgütünün propagandasını yapmıştır. Bunun Başkanlık Divanı tarafından incelenip kayıtlardan çıkarılması gerekir. Kürsü dokunulmazlığı terör örgütü propagandasını yapmaya müsaade etmez.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Denizli Milletvekili Yasin Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben yerimden söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, inceleyip haber vereceğim.

Süreniz beş dakikadır, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN - Söz verdim ben ama.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama söz vermeden istedim ben.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – İşlem tesis etmiştir efendim, işlem tesis etmiştir.(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sizde bağırmayın oradan.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Bir de Kandil’e sorsunlar bir şey demek için.

BAŞKAN  - Buyurun Sayın Öztürk.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kanun teklifi daha muhalefetin haklı değişiklik isteklerine kulak tıkanarak kanunlaştırılıyor. Yürütme maddesine geldik. Zaten artık ülkemizdeki yeni sistemde her konu tek karar alıcı Cumhurbaşkanınca yürütülüyor. Sağlık Bakanının uyarılarını, Bilim Kurulunun açıklamalarını bile Sayın Cumhurbaşkanı gönlü el vermediği için dikkate almıyor. Meclisi uğraştırmaya ne gerek var, bir kanun teklifi getirin, Cumhurbaşkanına verdiğiniz yetkileri Meclisin gündemini de sürekli oyalamadan bir kanunda birleştirin ve “Cumhurbaşkanı her konuda tek yetkilidir, geçmişte çıkarılan bütün kanunlarda yapılan kısıtlamalar Cumhurbaşkanını bağlamaz, Cumhurbaşkanı sorumluluk kabul etmez.” deyin, olsun, bitsin. Meclis de Cumhurbaşkanına verilen yetkileri artırmak için toplanmak yerine bari vatandaşın gerçek sorunlarıyla ilgilensin.

Sayın milletvekilleri, konuyla ilgisi yok denilebilir. Sadece Rekabet Kurumu kanunu görüşürken sıklıkla bahsi geçen tekel kelimesi üzerinden aynı başlıklı, farklı bir kuruluşu gündeme getirmek istedim; servet değerinde marka olmuş bir cumhuriyet kuruluşu olan TEKEL’i. TEKEL özelleştirme adı altında lime lime parçalandı. Önce içki, sonra sigara fabrikaları, ardından gayrimenkulleri, markası, son olarak da depolarında bulunan 180 bin tonluk tütünleri satıldı ve binlerce işçi işten çıkarıldı. Özelleştirildiği yıl TEKEL devlete en fazla vergi ödeyen kurumların başında geliyordu hem de ödediği vergi özelleştirme bedelinin de üzerindeydi. Keyif verici maddelere karşı olabilirsiniz, bu kişisel olarak en doğal hakkınız ancak TEKEL devlet eliyle keyif verici maddeleri üretmek için kurulan bir kurum değildi, 40 bin çalışanına maaş ödemesinin yanında 600 bin aileye “destekleme” adı altında ödeme yapan, üzüm ve tütüncülüğü geliştiren bir kuruluştur. TEKEL, bir kamu iktisadi kuruluş olarak tarımdan istihdama, tütün ticaretinden kamu maliyesine kadar yayılan geniş bir yelpazede faaliyet göstermişti. TEKEL, rejimin tasfiyesi sonrasında, devletin tekeline alınan tütün açısından 9 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Tütün Kanunu’nda gerek destekleme alımlarıyla gerekse tütün üretimi, ticareti ve ekim denetim yetkisini elinde bulundurması nedeniyle belirleyici ve hayati bir rol oynamıştı. Bir yandan tütün alımlarıyla tütün fiyatlarının oluşumunda düzenleyici bir rol oynamış böylelikle tütün ekicilerinin çıkarlarını korumuş; öte yandan da sınai ve ticari faaliyetleriyle üretilen tütünü mamul hâle getirip pazarlayarak katma değer yaratmıştı.

Şark tipi tütün üreticisi olan ülkemiz, dünyanın bu alanda en önemli üretici ülkesidir. Ancak daha da önemlisi tütünün yetiştiği toprak vasfı itibarıyla genel olarak alternatif ürün yetiştirilmesi zor olan kıraç ve sulu tarıma elverişli olmayan topraklarda yetişmesi ve bu toprakların yoksul sahiplerinin tek geçim kaynağı olmasıdır. Özellikle, cumhuriyetin başlangıç yıllarında gerek ihracatta gerekse devlet gelirleri içerisinde bitkisel üretim olarak çok önemli bir yer teşkil emişti.

Sanayileşmenin yapısı değiştikçe göreli değerini kaybetmekle birlikte tütün üreticilerin açısından tek ve en fazla gelir getiren kaynak olması niteliğiyle önemini daima muhafaza etmiştir. Bu nedenle, TEKEL’in elden çıkarılması kamunun zararını bir tarafta bıraktık, tütün üretimi yapan tarım kesimimizi de perişan etmiştir. Bugün Türkiye’de kâr getiren kuruluşumuzun yerine yabancı sigara üreticisi firmalar faaliyet göstermektedir.

Gelelim işin Rekabet Kurumunu ilgilendiren kısmına. Piyasada alıcı pozisyondaki birkaç büyük yabancı şirket perde arkasından fiyat anlaşması yaparak çiftçimizin elindeki tütünü neredeyse yok pahasına almaktadır, piyasada rekabet koşulları tam olarak oluşturulmamaktadır. Çiftçilerimiz de başka satacak yeri olmadığı için el mecbur, bu düşük fiyatlara razı olmak zorunda kalıyorlar çünkü fazlasıyla borçlanmış durumdalar, çünkü çaresizler. Fiyatı yazılmayan sözleşmeler çiftçimize dayatılıyor, geçmiş yıllarda üretici sayısı düştüğünden dolayı yapılan sözleşmeler yapılmıyor, verilen avanslar bile “Yeterli sayıya ulaştık.” diye verilmiyor. Şu an hiçbir bölgede avans alamadı çiftçimiz. Fiyatlar belirlenirken üreticiyi koruyacak bir bilirkişi yok. Ziraat odaları veya tarım il müdürlüklerinden çiftçiyi fiyat yönünden koruyacak bilirkişi belirlense belki bu durum çözülebilir ama devletimizin bu konuda hiçbir girişimi yok. Rekabet Kurumunun görevi, bu piyasada, perde arkasında anlaşmalara müsaade etmemek değil mi? TEKEL’in kapatılmasının zararını hâlâ çiftçilerimiz çekmekte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Toparlayın.

Buyurun.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – TEKEL yaşatılıyor olsaydı  piyasayı dengeleyecek bir mekanizma mevcut olurdu. “TEKEL kapatılınca, yabancı ya da kamu fark etmez, hepsinden aynı vergiyi alıyoruz.” tezi eksik ve yetersizdir çünkü piyasada tek aktör iken sektörden elde edilen kârın tamamı yurt içinde, ülkemizde kaynak olarak geri dönerken bugün yaklaşık milyarlarca doları bulan kâr marjı piyasayı ele geçiren yabancı şirketlerin kendi ülkelerine transfer olmaktadır. Yoksul toprakların tek ürünü olan tütünü ve bu toprakların insanlarını iş ve emeğinden yoksun bırakmamak için her ne kadar tütün mamulü üretim sahasından çekilmiş olsa bile en azından müdahil kurum olarak TEKEL’in varlığına mutlak bir şekilde ihtiyaç duyulmaktadır. Aksi takdirde, ürün fiyatı olarak büyük şirketlerin dayatması altındaki ekicilerin tütüncülüğü daha fazla sürdürmeleri imkânı da bulunmamaktadır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Önergeyi oylayıp söz vereceğim Sayın Başkan.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Beştaş, buyurun.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben öncelikle şunu ifade etmek isterim: Bu “tutanaklardan çıkarılması” meselesi Komisyon sözcüsü tarafından ifade edildi. Sayın Elitaş herhâlde hâlâ kendisini grup başkan vekili sanıyor, hatırlatırım, böyle bir talepte bulunma yetkisi bizce yok. Sayın Başkan, diğer bir mesele: Şimdi, hatibin bize yönelik sözlerine dair söz istiyorum ama ben Grup Başkan Vekili olarak şunu söylemek isterim: Daha geçtiğimiz gün, dünyada terör örgütü olarak kabul edilen HTŞ üyelerine Türk lirasıyla maaş ödemeye başlayan AKP iktidarıdır. Cihatçı Heyet Tahrir el-Şam öncülüğündeki Suriye geçici hükûmeti, Türk para birimine geçmeye karar verdi. Suriye lirası en düşük değerde seyrederken İdlib’deki bankalarda yüksek meblağda Türk lirası olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bir de şunu söyleyeyim: O zaman BDP’li vekil olarak Sayın Gültan Kışanak bulunuyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Dağa çıkma meselesine ilişkin -o zaman dönemin Başbakan Yardımcısıydı galiba- Bülent Arınç, Gültan Kışanak hakkında aynen şunu söylemişti: “17 yaşındaki bir genç kızken, Diyarbakır Cezaevinde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki, o kadar kendisini zorlamışlar ki ben de aklıma gelse dağa çıkardım.” Daha düne kadar cemaatin dizinin dibinden ayrılmayanlar, bizi terör ve terörizmle ilişkilendirmekten vazgeçsinler. Ayrıca, Başkanlık olarak tutumunuz hakkında da bütün Meclisçe açıkça duyulan sözlerle ilgili, tutanak istemenizle ilgili usul tartışması açılmasını istiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yok böyle bir usul Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, tutanağı inceledim.

Sayın milletvekiline söz vereceğim ben.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Usul tartışması açmak istiyoruz.

Herkesin duyduğu bir söze nasıl tutanak ister yani!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, takdir sizin.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, ben söz veriyorum. Dolayısıyla hâlen tutumla ilgili bir tartışma açılmasını istiyor musunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin. Burada, eminim herkes duydu ve tutumunuzla ilgili, bundan sonra tekerrür etmemesi adına, yani böyle bir konuya netlik sağlamamız lazım. Meclis Başkan Vekilinin duyduğu bir şeye… Katip üyelerde orada yani nasıl...

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bir Başkanın tutanağı istemesinden daha doğal bir şey olamaz ki Meral Hanım yani! Bir Başkanın tutanağı görmek istemesinden daha doğal ne olabilir?

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama bu sefer, hani, söz verildiği için hatibimize, bugünlük talebimizden geri çekiliyoruz ama bundan sonrası için bir hassasiyet bekliyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaya.

 

 

 

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Grup Başkan Vekili Bülent Başkanın sözüne cevap vermek isterken Komisyon sözcüsü olarak hiç hakkı ve haddi de olmadan Sayın Elitaş’ın benim konuşmalarımın tutanaklardan çıkarılması, ondan daha vahimi kürsüde terör örgütü propagandası yaptığıma dair bir kanaatini ifade etmesi…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Had mi bildiriyorsun?

HÜDA KAYA (Devamla) – Arkadaşlar susun dinleyin, bakın, susun dinleyin.

Arkadaşlar, ben tercih etseydim çıkardım, kimse engel olamazdı. Biz, burayı tercih ettik, buraya geldik. Milyonlarca insanımız bizim, sandıklara gitti, seçim çalışmaları yaptı. Milyonlarca insanımızın iradesini çaldınız, hırsızlık yaptınız, emek çaldınız, yaşam çaldınız, insanların emeğini çaldınız, uykusunu, özgürlüğünü çaldınız insanların.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan ya!

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Dağdakinin şehir versiyonusunuz.

HÜDA KAYA (Devamla) – Hâlâ kalkıyorsunuz, terör örgütü propagandasından bahsediyorsunuz. Biraz vicdanlı olun, bir zerre… Nasıl bir inanç sahibisiniz, nasıl bir vicdan sahibisiniz? İki kişiyi burada, iki başkanı şaşkınlıkla dinliyorum. Lafı nasıl dinliyorsunuz, nasıl anlıyorsunuz? Mantıklar tepetakla mı oldu sizde, vicdanlar tepetakla mı oldu sizde? Biz diyoruz ki: Size rağmen barışın garantisi biziz, size rağmen biz bu yoldan ayrılmıyoruz, size rağmen biz irademizi, mücadelemizi burada yapıyoruz. Neye karşı çıkıyorsunuz, neyine karşı çıkıyorsunuz? Bu yaptığınız en büyük bölücülüktür, bölücülüğünü âlâsını siz yapıyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Hadi canım hadi…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Verdiğiniz cevaplarda bile seviye olsun birazcık, biraz seviye olsun.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Kendi seviyene bak, kendi seviyene…

(AK PARTİ sıralarından “Seviyesiz!” sesi)

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Seviyesiz sizsiniz! Yani şimdi ayıptır ya!

RECEP ÖZEL (Isparta) – O söyledi “Seviye olsun.” diye. O söyledi “Seviyesiz.” diye ya!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yani “zihnen darbe” ne demek ya!

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Başkan, böyle bir şey olur mu ya! Ne demek “Seviyesiz!” ya! Böyle bir üslup mu var?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ya, “Dağa çıkıyorum.” diyor, duymadın mı? Çıksın ya!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Siz zanda mı bulunuyorsunuz? Siz insanın zihnini mi okuyorsunuz? Siz insanların vicdanını mı okuyorsunuz? Böyle bir yetkiniz mi var sizin?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Grup Başkan Vekili konuşacak.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Bir saniye Başkan… Vicdan okuyorlar.

 

 

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gazi Meclisimizi ve gazi Meclisimize layık tüm milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Az önce konuşmacı konuşmasında “On sekiz yılda Türkiye’yi zindan ettiniz.” dedi. Evet, bu grup, Cumhur İttifakı, bu devlet, on sekiz yıl içerisinde… Bu ülke de teröristlere zindan oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu ülke de on sekiz yılda vesayetçilere, darbecilere zindan oldu. Bu ülkede on sekiz yıldan beri ekonomik, siyasi, uluslararası kalkınmamızda 81 milyonun kardeşliğinde çok büyük riskler aldık. Biz Kürtçe eğitimin önünü açmaktan tutun da…

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Ne Kürtçe eğitimi ya! Mezarlığın tabelasını indiriyorsunuz. Allah’tan korkun ya!

BÜLENT TURAN (Devamla) – …herkesin kendi siyasal örgütlenmesine izin vermeye kadar, parti kapatmaları engellemeye kadar, doksan yılda konuşulup da yapılmayan işleri çok kısa süre içerisinde birçok engele rağmen yapmayı başarmış bir partiyiz, bununla da gurur duyuyoruz. Ufak tefek yapılar, siyasal merkezleri yurt dışında olanlar bunu anlamayacak, engel olmaya çalışacak, itham edecek, hakaret edecek ama sabrederek yine 81 milyonun kardeşliğini vurgulamaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Yurt dışındaki merkezlere kimin bağlı olduğunu herkes biliyor.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sizler milletvekilliğini, milletten aldığınız emaneti yerine getirmek yerine şehit olan gençlerimizin katillerinin cenazesine katılmayı vekillik zannederseniz, sizler ülkenin büyümesini değil de yurt dışında bu ülkenin şikâyet edilmesini bir siyasi görev olarak düşünürseniz bu millet size çok büyük ders verecek.

OYA ERSOY (İstanbul) – İstanbul seçiminde olduğu gibi mi?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sizler daha dün 80 vekille geldiğinizde “Dokunulmazlıkları kaldırın, imza vereceğiz.” diye şov yaparken hemen ardından…

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sayın Başkan bir dakikanızı istiyorum, izin verirseniz.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Sırayla, sırayla Sayın Turan. Herkes sırasını alacak.

BÜLENT TURAN (Devamla) – O yüzden diyorum ki 81 ilde teşkilatı olan Kürt haklarını savunduğunu iddia eden partiden çok daha fazla Kürt’ün oyunu alan…

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sen öyle zannet.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Sizden çok daha fazla Kürt vekili içeride barındıran…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kesinlikle doğru.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Kayyumlarla mı kayyumlarla?

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Geçti o geçti.

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) –  Kayyumu oy mu zannediyorsunuz siz? Kayyum atamayı?

BÜLENT TURAN (Devamla) – Ama insanları Kürt-Türk diye değil tüm 81 milyonu beraber kucaklayan parti, AK PARTİ’dir kardeşim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Yalan söylemeye devam ediyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Devamla) – Emek çalmışız, ne emeği çalmışız?

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Kayyumlar, kayyumlar.

BÜLENT TURAN (Devamla) –  Emek çalanlar, Diyarbakır annelerini görmeyenlerdir. Emek çalanlar, bu gençlerin ölümüne sebep olanlardır. Emek çalanlar, Eren Bülbül’ün cenazesine katılıp katillerinin cenazesine katılanlardır.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Emek çalanlar anneye cenazeyi…

BÜLENT TURAN (Devamla) – Bizler size rağmen büyümeye, size rağmen barışı ikame etmeye devam edeceğiz diyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Mezarlıktaki “Goristan” yazan kelimeyi indirdiniz ya! Tabelayı indirdiniz ya!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anlamıyorum hocam.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Goristan yazan kelimeyi söktünüz orada, mezarlıktan. Onu bile söktünüz. Kürtçe’nin önünü açmışmış…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kürsüden söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, Türkiye, Sayın Turan’a göre gayet güllük gülistanlıkmış. Yani, buna inanmak isterdik ama bizim içinde yaşadığımız cehennem, toplumun içinde yaşadığı cehennemi halk gayet iyi biliyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Evet, sizin iktidarınız neleri başardı bir de ben söyleyeyim. Sizin iktidarınız döneminde Kürt düşmanlığını en yüksek noktaya tırmandırdınız.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - PKK düşmanlığı…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - “Kürtçe’nin önündeki engelleri kaldırdım.” deyip Kürtçe tabelaları kaldıran, mahkemelerde Kürtçe savunma yapmak için insanların yıllarca beklediği bir ülke yarattınız. Evlatların cenazesini kargoyla gönderen bir iktidar olma namını kazandınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İFFET POLAT (İstanbul) – Yasin Börü’yü kim öldürdü?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Cemile Çağırga; cenazelerin buzdolabında bekletildiği bir ülke yarattınız. Mezarlıklara saldıran, mezar taşlarını kaldıran, Kürtçe isim yazıyor diye mezarları yerle bir eden bir iktidar olma ünvanını kazandınız. Evet bununla da kalmadı sokakta çocukları öldüren ve o çocukları öldürenlere beraat kararı verdiren iktidar olarak tarihte yerini aldınız.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Kendinizi tarif ediyorsunuz. Kendinizi tarif ediyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz Kemal Kurkut’u Türkiye’nin George Floyd’unu yaratan ve polisi, müebbet hapisle yargılandığı hâlde tutuksuz yargılayıp görevine gönderen iktidarsınız. Bugün Kemal Kurkut’un davası vardı biliyor musunuz? Kameraların gözü önünde üstü çırılçıplak vaziyette tek kurşunla öldüren, öldürülen insanlar yarattınız ve tekine ceza verilmedi biliyor musunuz? Çünkü o yargıya verdiğiniz talimat muhalefeti öldürdüğünüzde ceza almayacaksınız, gençleri öldürdüğünüzde ceza almayacaksınız, kadınları öldürdüğünüzde ceza almayacaksınız sadece bunlar değil size 2 endekste vereyim. 2019 yılının hukukun üstünlüğü endeksinde 126 ülke arasından 109’uncu sırada Türkiye, tebrik ediyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Tespiti yapan kim?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Gerçekten pes doğrusu. Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün dünya basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 154’cü oldunuz. Evet millî geliri de söyleyeyim. Millî gelirde 2019’da 9.128 dolara geriledi. Yani siz bu ülkeye aslında o kadar büyük kötülük yaptınız ki gidiyorsunuz, gidiyorsunuz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Nereye gidiyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bu yüzdendir telaşınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Siz demokrasi yürüyüşüne karşı darbeyi etkinleştiriyorsunuz. Mezar taşlarıyla sorunu olan bir iktidar iflah olmaz, annelerin ahını alan bir iktidar iflah olmaz, çocukların ölümünden medet uman bir iktidar iflah olmaz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – PKK’dan mı bahsediyorsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sizin varsa yoksa bildiğiniz tek şey var onu da unutun.(HDP sıralarından alkışlar)

(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – PKK’dan mı bahsediyorsun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan değerli arkadaşlar…

HÜDA KAYA (İstanbul) - Kadın düşmanı bir iktidar. Bakın, dokuz aylık ve on dokuz aylık çocuklarıyla beraber zindanda, kadının elinden aldınız, esirgeme kurumuna verdiniz.  

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, Sayın Başkan, Meclisi karıştırdığı yetmedi, şimdi burada tekrar başladı, olmaz bu!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kadın düşmanlığı yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Meclisin yoğun gündemine rağmen aynı konulara bir daha dönmek istemiyorum, dön başa aynı tartışmalar doğru değil. Şov yapma zamanı geride kaldı ancak şunu söylemek isterim Sayın Başkan: Diyarbakır Annelerinin feryadı asla, ömrü boyunca konuşmacıyı bırakmayacak. 3 yaşındaki Ceylan bebeğin hatırası, 16 yaşındaki Eren Bülbül’ün hatırası, Yasin Börü’lerin, Necmettin öğretmenlerin, Aybüke öğretmenlerin ahı asla konuşmacıların ruhunu bırakmayacak Sayın Başkan. Konuşması boyunca AK PARTİ’yi değil, kendilerini tarif ettiler Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Biz bunu sabaha kadar devam mı ettirelim şimdi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yok, yok, ben de sadece bir şey…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Cevap vermedim “Kendini tarif ettin.” dedim sadece.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, şu ezberledikleri isimlere yanıt vermek isterim: Yasin Börü dâhil 6-8 ekim olaylarının araştırılması, sorumluların ortaya çıkmasıyla ilgili sayısız önergemiz var,  Meclise indirmişiz reddettiler çünkü sorumlu kendileri, bu bir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sorumlu hapiste, hapiste!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İkincisi: Biz anneler arasında asla ayrım yapmayız. Onlar, bizim Diyarbakır il binamızın önünde oturan anneleri bize düşman yapmak için büyük bir çaba içindeler. Bizim konuşma isteğimize bile emniyet güçleri engel oluyor biliyor musunuz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Annelere hakaret ediyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Gidip konuşmak istediğimizde önlerinde barikatlar kuruluyor ama anneler orada oturtulurken annelerin evlatları öldürülüyor, sonra taziyeye götürülüyor o anneler. Bir yandan operasyon yapıp evlatları öldüreceksin, diğer yandan partinin önünde oturtacaksın. Bunun siyasi ahlakla hiçbir ilgisi yoktur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu üsluba cevap vermiyoruz Sayın Başkanım.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Muhatap olmayın Sayın Başkanım.

 

 

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, bir tartışmaya şahit oluyoruz hep birlikte. Dağa çıkmanın bir yararı yok. Türk Silahlı Kuvvetleri bu milleti bölmek noktasındaki iradeyi yerle bir ediyor Allah’ın izniyle. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Allah milletimizin birliğini, devletimizin yüceliğini korusun. Kimse de dağa çıkmasın, dağa çıkmasın. Dağda artık bu millete ihanet eden herkesin hesap verdiği dönem başlamıştır. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

 

1.-   Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 215)  (Devamla)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 215 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinde geçen “hükümleri Cumhurbaşkanı yürütür” ibaresinin “hükümleri Cumhurbaşkanlığı tarafından yürütülür” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Filiz Kerestecioğlu Demir                   Semra Güzel                                  Erol Katırcıoğlu              

        Ankara                                           Diyarbakır                                          İstanbul

   Ali Kenanoğlu                                   Kemal Peköz                                    Hişyar Özsoy

        İstanbul                                             Adana                                           Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Malumunuz, dün başlayan Hakkâri’den ve Edirne’den Ankara’ya yürüyüşümüz var. Milletvekillerimiz, buradan kendilerine saygılarımızı, sevgilerimizi iletiyoruz. Bu yürüyüş niye yapılıyor? Çünkü çok fazla spekülasyon oldu. Ömer Çelik, dün provokasyon, terörizm vesaire böyle birçok suçlamada, ithamda da bulundu fakat müsaadenizle, ben şöyle bir sözü biraz dolayımlayarak getireyim.

George Floyd Amerika’da öldürüldü. Dünyanın her tarafından inanılmaz bir tepki gösterildi. Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanı da bir “tweet” attı, bu vahşeti, bu ırkçılığı kınadığını söyledi; iyi de yaptı. Yalnız, ırkçılık uzakta olunca ırkçılık karşıtı olmak çok kolay oluyor arkadaşlar. Bugün, polis tarafından öldürülen Kemal Kurkut’un mahkemesi vardı artı     -16 Haziran bugün- Berkin Elvan da bir polis kurşunuyla, biliyorsunuz, en nihayetinde öldü. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Müsaade edin… Çıkar, konuşursunuz. Burada ölüm yarıştırmak, tartıştırmak meselesi değil.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yarıştırma o zaman.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) - Müsaade edin.

Biz bu yürüyüşü niye yapıyoruz? Bakın, biz bu yürüyüşü tabii ki cezaevlerindeki eş başkanlarımız, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, şu an tutuklu olan binlerce arkadaşımız için yapıyoruz. Kürtlerin kültür, dil, temsiliyet hakları için yapıyoruz. Kürtçe konuştuğu için dayak yiyen ya da öldürülen insanlar için de yapıyoruz fakat biz sadece Kürtler için sokaklarda değiliz. Bakın, örnek vereyim, KHK’yle işten atılan ve “Ağaç kabuğu yesinler.” dediğiniz yüz binlerce insan var, onlar için yürüyoruz biraz. Polis ve asker kurşunuyla öldürülen o kadar çok insan var ki Türkiye’de, Dilek Doğan mı desem, Ali el Hamdan mı desem; bunlar için yürüyoruz, çok fazla insan var. Cezaevlerinde ölüme terk ettiğiniz insanlar var, siyasi tutsaklar. Şu an Türkiye cezaevlerinde 800 bebek var annesiyle orada büyümek zorunda kalan, 1.500 hasta tutsak var, içerideler. İş bulamadığı için intihar eden gençlerimiz var, mesela öğretmen adayı Aydınlı Merve Çavdar vardı, hatırlıyorsunuz güzel kızımızı, intihar etmişti. Mesela çöpten ekmek, kâğıt toplayan insanlar var, onlar için de yürüyoruz. Talan ettiğiniz doğa için de yürüyoruz, biraz Hasankeyf biraz Kaz Dağları, biraz Cerattepe için yürüyoruz. Bitirdiğiniz tarım sektörünün aç işçileri için de yürüyoruz. Kamyon kasalarında can veren mevsimlik işçiler için, gittikleri yerlerde her türlü ırkçılığa maruz kalan Urfalı, Diyarbakırlı işçiler için de yürüyoruz. Karadeniz’de çay, Çukurova’da pamuk, Diyarbakır’da buğday işçileri için yürüyoruz. Daha iki hafta önce Mardin’de bir toplu mezarda çıkan 40 tane cenaze için yürüyoruz, Türkiye’de haberi bile olmadı. Zaten öyle bir memleket ki kazmayı nereye vursan kömür değil, petrol değil, cenaze fışkırıyor; her taraftan toplu mezarlar, artık Kürdün mü, Ermeni’nin mi, Alevi’nin mi bilmiyoruz, Türkiye’de haber bile olmuyor. Kimin için yürüyoruz? Bitlis’ten çalınıp Kilyos’ta kimsesizler mezarlığına en iğrenç yöntemlerle defnedilen insanlar için yürüyoruz. Her türlü hakarete, tehdide maruz kalıp, küfür yiyip... Yakın zamanda olduğu için biliyorsunuz, hepiniz de karşı çıktınız, isim vermeyeceğim. Her türlü hakarete maruz kaldığı hâlde, nefes alamamanın ne demek olduğunu çok iyi bilen ama buna rağmen mücadele eden kadınlar için de yürüyoruz, en çok da elleri öpülesi Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri için yürüyoruz. Zapturapt altına aldığınız basın kuruluşları, cezaevlerinde şu an ömür tüketen gazeteciler, yazarlar ve entelektüeller için yürüyoruz. Özgür bir sanat ve adil yargılama için açlık grevlerinde ölen Grup Yorum sanatçıları ve şu an ölmekte olan onların avukatları için yürüyoruz. İbrahim’in cenazesinde, cemevinin içerisinde Alevileri gazlayıp copladığınız için Aleviler için de yürüyoruz. Soma’daki madencilerin yakınları -protesto ettiği için- tekmelendiği için de yürüyoruz. Pespaye ettiğiniz, bir sürü müptezelin kendisini kral hissettiği yargı kurumunun canını yaktığı herkes için yürüyoruz. Demokratik bir Anayasa için, barış için, adalet için, özgürlük için, iş için, ekmek için biz HDP olarak yürüyoruz; mesele bundan ibarettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Zamanım bitti Başkan, müsaadenizle hemen toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun toparlayın Sayın Özsoy.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Arkadaşlar, biz bunu yaparken siz ne yapıyorsunuz? Burada AK PARTİ’lilere, size sesleniyorum, bunu bilahare konuşacağım, burada değil, bilahare konuşacağım. Ayasofya meselesi şu an tekrar gündemde ya. Arkadaşlar, ben din âlimi değilim, dindar bir aileden geliyorum. Namaz kılmak isteyen her yerde kılar; bir ağacın gölgesinde de kılar, dışarda da kılar…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – O zaman camiye de gerek yok!

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Müsaade edin.

Bizim hemen hemen her mahallede üç beş camimiz var, çok şükür, onların birinde kılarız. Yani niyet namaz olsa kılınacak yer olur. Ayasofya meselesi bu önümüzdeki dönem siyasal bir diskur olarak belli ki birtakım dizaynların yapılacağı yeni bir söylem alanı olmuş durumda.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Hişyar Bey, o bir fethin sembolü; İslam’ın sembolü, fethin sembolü.

HİŞYAR ÖZSOY (Devamla) – Kıymetli arkadaşlar, ya Emevi’de kılamadınız, belki Ayasofya’da kılarsınız, olabilir. (CHP sıralarından alkışlar) Onu yapmayın demeyeceğim, yapın; semboliktir, yapın ama benim size önerim, bu dönem zaten bütün televizyon kanallarınıza her gün konuşan bir Doğu Perinçek var, madem Ayasofya’da namaz kılacaksanız ilk ezanı da Doğu Perinçek okusun, olsun bitsin, hayırlı olsun size. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu üslubu hiç yakıştıramadık Sayın Başkanım, biz daha farklı tonunu bekliyorduk kendisinden. Ayasofya’nın tarihî duruşuna, tarihî hatırasına bu tarz -lütfen yanlış anlamasın- sokak ifadesiyle yaklaşmanın doğru olmadığını düşünüyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bir saniye, özür diliyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne diyeyim şimdi, ne demem lazım Hocam? Hiç yakışmadı yani.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkanım…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önergeyi oylayayım, söz vereceğim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Bülbül, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, “sokak” ifadesiyle sataşmıştır, hatibimiz sataşmadan söz alacak.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama ne diyebilirim o ifadeye? Hişyar Hocaya hiç yakışmadı.

Hocam, sana yakışmadı.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sokakta yürümüyor musunuz? “Sokak” kötü bir şey mi Meral Hanım?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, şimdi hatip konuşmasını yaparken hepimiz burada bu konuşmayı dikkatle dinlemeye çalıştık. Öncelikle ifade etmek gerekir ki Amerika’da yaşanan George Floyd hadisesi Amerikan devletinin çok uzun yıllardan beri; siyasi, afroamerikalı, ne dersek diyelim; onlarla ilgili olarak uzun yıllardan beri gelen sabıkasının, ayrımcılığının ve topluma yayılmış olan bu nefretin neticesi olarak ortaya çıkmıştır ve George Floyd alelade bir vatandaştır, orada yaşadığı muameleye de çekilen video görüntülerinde hep beraber şahit olduk. Bunun dışında, Türkiye'de etnik kökeninden veya mezhebinden dolayı; sadece bir mezhebe mensup diye, sadece bir etnik kökene mensup diye hiçbir ferdin, hiçbir kimsenin bu devlet tarafından bu manada bir şiddet olayına muhatap olması veyahut da katli durumu söz konusu olmamıştır. Bu verilen örneklerin tamamı, vermiş olduğunuz örneklerin tamamı incelenir; hadiseler tek tek incelenir, bakılır, buna göre hukuk devleti sınırları içerisinde gereği yapılır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ama bu toplumun içerisinde, Türk toplumunun içerisinde bir ayrımcılık hiçbir zaman olmadığı gibi, bundan sonra da olmayacağı aşikârdır. Yani Türk’ü, Kürt’ü birbirinden istediğiniz kadar ayırmaya çalışın, ayırmak mümkün değildir. Bu manada bu memlekette, bu devlette de herhangi bir ırkçı tavır ve davranışa da rast gelemezsiniz. Bunun dışında, hukuka aykırı fiiller söz konusuysa hukuk önünde bunu işleyenler bunun cezasını çekerler, bunun hesabını mutlaka verirler.

Şimdi, diyorsunuz ki: “Biz herkes için yürüyoruz. Her şey için yürüyoruz.” Yani her şey için şansınızı deniyorsunuz. “Ah, bu Türkiye’de bir kaos çıksa da ah, bir yerden bir işi tuttursak da şu Türkiye’de bir 6-7 Ekim hadiseleri gibi bir hadiseyi tekrar acaba nasıl gündeme getiririz?” diye bunun peşindesiniz, bunun farkındayız. Her yerde dilinizle de üslubunuzla da bunu ortaya koyuyorsunuz. Ama buna Türk devleti de Türk milleti de müsaade etmeyecek.

Sorun bence şu: Sorun, samimiyet problemi. Siz birtakım mağduriyetlerden bahsedebilirsiniz ama bu milletin tamamının yaşadığı mağduriyetlerde siz de eğer aynı şekilde üzülürseniz, derdiyle dertlenirseniz, sevinciyle beraber sevinirseniz o zaman hiçbir problem kalmaz. Siz, Türkiye'nin dertlendiği yerde sevinen, sevindiği yerde de üzülen bir anlayışla yürüdüğünüz için bir şey olmuyor burada. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bütün sıkıntının temeli bu. Siz, Eren Bülbül’ün katilinin cenazesi yerine Eren Bülbül’ün cenazesine gelebilecek cesareti gösterdiğiniz gün Türkiye’de bir şeyler çözülüyor demektir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin bu ısrarınız ve teröre karşı, asla ve asla, hiçbir zaman belli olmayan flu tavrınız, protesto etmeyen, kınamayan, aksine o “Terör örgütlerini ve uzantısını arkamıza aldık.” diyen anlayışınız devam ettiği sürece Türkiye’den ve Türk milletinden hiçbir şekilde destek bulmanız mümkün olmayacaktır; marjinal kalmaya devam edeceksiniz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Önce ben grup adına, sonra hatibimiz sataşmadan…

Ben aynı üslupla cevap vermeyeceğim ama şunu söylemek isterim: Endekslerden gidelim Sayın Başkan, endekslerden. Hani çok barışçıl bir ülkeyiz ya, kimse ölmüyor, öldürülmüyor, her şey güllük gülistanlık…

Ben bir daha söylüyorum, Kemal Kurkut’u simge olarak söylüyorum, altını çiziyorum. Diyarbakır nevruzunda üstü çıplak, tek kurşunla öldürülen Kemal Kurkut, Kürt olduğu için öldürüldü, Türkiye’nin George Floyd’udur.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – İspatı var mı? İspat edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bunun aksini… Davası da bugün görüldü, merak ediyorsa söyleriz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Kürt olduğu için öldürüldüğünü ispat edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, ayrıca ben Sayın Grup Başkan Vekiline şunu söylemek isterim, kendisi benim mevkidaşım, bir partinin temsilcisi: Bizim yürüyüşümüzü engellemeyi hangi yetkiyle yapıyor?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Engellemek mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bir parti, başka bir partinin siyasal faaliyetini neye dayanarak engelliyor?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Karşı olduğumuz ifade ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kendisini men ediyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Karşı olduğumuzu ifade ediyoruz, karşı olduğumuzu ifade etmeye hakkımız vardır.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Böyle bir üslup yok, bu devlet onun olduğu kadar bizimdir de, bu ülke onun olduğu kadar bizim de ülkemiz, bu halk onun olduğu kadar bizim de halkımız.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Engellemek devletin işi, engellemek devletin işi. Ben karşıyım, partimiz karşı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kendisi devletin sahibi falan da değil ayrıca.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Diğer bir mesele Sayın Başkan: Biz MHP ya da başka bir parti, bir siyasi faaliyet yürüttüğünde “Siz bu faaliyeti yürütemezsiniz.” demeyiz, biz eleştiririz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Karşı olduğumuzu ifade ediyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siyasi olarak kendi duruşumuzu ortaya koyarız. “Buna izi vermeyiz.” demek nobranlığı, üstenciliğini reddediyoruz, böyle bir dilden men ediyoruz onları.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Karşıyız, tehlikeli bir oyun oynuyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Diğer bir mesele -hani çok barışçılız ya- Türkiye, Avrupa’da en az barışın olduğu ülke, dünya genelinde bir istatistik…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Avrupa’daki barışı da görüyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …163 ülkenin barışçılık seviyesini ölçen 2020 Küresel Barış Endeksi yayınlandı: Araştırmaya göre Türkiye dünya genelinde 150’nci sırada, böyle kendi kendimizi kandırmayalım.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Avrupa’daki barışı da gördük.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Terör örgütlerinin tehdidi altındayız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Mademki ırkçılık ve ayrımcılık yok, neden endekste 150’nci sıradayız? Barış neden yok? Biz değil dünya konuşuyor, buna da yanıt versinler.

Teşekkür ediyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Terör örgütlerinin tehdidi altındayız otuz beş yıldır.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekili söz istedi, ben vereceğim söz.

Levent Bey buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Efendim, bu anlayış hiçbir şekilde kabul edilemez. Sayın Beştaş’ın ifade ettiği hususları külliyen reddediyoruz. Şöyle: Bu endekslerden, bahsettikleri endeksleri hazırlayanlar, kullananlar kendileri için hiçbir şekilde kusur kabul etmeyip, dünyada şekillendirmeye çalıştıkları ülkeler için bu endeksleri üreten yapılardır, bunu artık dünya, alem çözmüştür, bunu artık bilmekteyiz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Deşifre olmuş oyunlar üzerinden Türkiye’nin üzerine daha fazla gelmeye çalışmayın, bunların maskesi düşmüştür. Irkçılığın babası da ayrımcılığın babası da insan hakları ihlallerinin babası da bugün Batı dediğimiz yapının içerisinde mevcuttur.

Bugün 70-80 yaşından yukarı olan insanların, hastaneye alınmadığı günleri yaşadık. Bugün, Batı’da sadece ve sadece geldiği etnik kökeni, ırki yapısı sebebiyle hastanelere kabul edilmeyen insanların olduğu ülkeleri gördük. Bunların bu kadar yaşandığı bir ortamda, onların insan hakları endeksiyle alakalı olarak, bu kuruluşlar acaba o ülkelere en ufak bir zayıf not düşmüşler mi? Bunlar düşülmemiş. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ama “Dünyada hiçbir vatandaşımı çaresiz bırakmayacağım.” diyen, dünyadan ne kadar çağrı yapan vatandaşı varsa -özel uçaklar da dâhil olmak üzere- onları bulundukları ülkelerden alıp getiren Türkiye, vatandaşının tamamına sosyal güvenlik imkânları da dâhil olmak üzere hiçbir etnik ayrım yapmadan, hiçbir mezhep ayrımı yapmadan kucak açmış ve tedavisi için de elinden geleni bedava bir şekilde yapmış olan bir Türkiye, dünyada ayıplı ülke hâline gelecek, siz Türkiye’ye ırkçılığı yıkmaya çalışacaksınız! (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Bu oyunu da bu zokayı da hiçbir şekilde yemiyoruz ve reddediyoruz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sataşmaya meydan vermeden.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Vermeyeceğim, vermeyeceğim.

Hepimiz Anayasa’ya uymak zorundayız, Anayasa madde 34 çok açıktır: Herkes, önceden izin almaksızın, saldırısız tabii ki şiddetsiz gösteri ve yürüyüş yapma hakkına sahiptir. Bir Sayın Grup Başkan Vekili kendini Anayasa’nın üstünde görüyorsa o ayrı bir tartışma. Biz, bunu kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

MHP, kendisini sadece iktidarın ortağı değil, devletin sahibi, 82 milyonun sahibi olarak… Bir siyasi partiyi böyle, bu şekilde itham etmesini söylüyoruz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu sizin kompleksiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Son olarak, biz, objektif konuşuyoruz Sayın Başkan. Ben, veri sunuyorum, endeks sunuyorum, endeks.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Anayasa’nın üstünde olduğuma dair bir cümlemi sarf edin, söyleyin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – O, kendi siyasi bakış açısına göre söylüyor.

Sayın Devlet Bahçeli 2013 yılında Gezi için şunları söylemişti: “Hükûmetin baskı, eziyet ve zorbalıklarına; her şeyi belirleme ve tayin etme saplantılarına, kimseyi dinlemeyen, anlamayan ve aldırmayan antidemokratik sapmalarına Taksim Gezi Parkı’ndan iyi bir cevap verilmiştir. Demokratik haklarını masumane vasıtalarla savunmak amacıyla meydanları dolduranlar…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitiriyorum.

“…düşüncelerini bu yollar duyuranlar, hepsinden önemlisi de otoriter mizaç ve simalara karşı duranlar gerekli mesajları vermişlerdir.” Bu yeterli sanırım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisinin Gezi Parkı’yla alakalı kanaati nettir. Gezi Parkı’nda gayet masum niyetlerle başladığı ifade edilen o protestoların sonra nasıl bir Vandalizmin konusu hâline geldiğini, onlara nasıl malzeme yapıldığını, terör odaklarının nasıl istismar alanı hâline getirildiğini ve Türkiye’de nasıl yağmaya, nasıl -efendime söyleyeyim- büyük bir ayaklanmaya malzeme hazırlandığını burada hep birlikte gördük. Milliyetçi Hareket Partisi o dönem itibarıyla meseleyle ilgili olarak eleştirilerini Hükûmete de yöneltmiş olabilir. Ancak o konuşmaların hepsinde -bununla ilgili olarak Genel Başkanımızın birçok beyanı vardır, partimizin birçok beyanı vardır- orada gençliğin bu tuzağa düşmemesi gerektiğini; gençliğin yerinin sokaklar değil, üniversiteler, kütüphaneler olduğunu; sokakların karanlığına gençliğin aldanmaması gerektiğini Genel Başkanımız defaatle ifade etmiştir ve oradaki hain terör örgütlerinin yapmaya çalıştığı bütün faaliyetleri şiddetle kınamış ve reddetmiştir. Bunlar tarihe kayıt olarak düşmüştür, bunu da burada not etmek istiyorum.

BAŞKAN – Evet, şimdi, sataşmadan, Hişyar Özsoy.

Buyurun.

Hişyar Bey, toparlayıcı bir şey söyleyin de normal gündeme geçelim.

 

 

 

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, arkadaşlar, ben şahsen -böyle, çok fazla söyleniyor- vallahi, en son lisede bir yumruk kavgasına girmişim, hayatta şiddete bulaşmam bu kadardır.

Şimdi, bu Mecliste bu bir alışkanlık hâline gelmiş, kim ağzını açarsa “Teröristsin, teröristsin...” diye siyasal tartışmanın önünü kapatıyorsunuz. Bizim düşüncelerimize katılmak zorunda değilsiniz, onun için zaten 5 tane parti var burada. E, ben zaten sizin gibi düşünürsem sizin partinize gelir üye olurum. Bakın, ben -şahsi çok örnek vermek istemiyorum- yurtdışında akademisyenken geldim, beş yıldır burada yemediğimiz küfür, hakaret kalmadı.

Sayın Bülbül, ben işimi gücümü bırakıp burada provokasyon çıkarmaya falan gelmedim yani ya, gerçekten.

Bakın -zamanım fazla kalmadığı için- Sayın Turan, bu Ayasofya meselesini çok... Retoriktir, retorik. Retorik diye bir şey var, tamam mı? Sokak dili falan değil. Madem istiyorsunuz şöyle netleştireyim: Adalet ve Kalkınma Partisinin ekonomik popülizm yapacak kaynakları kalmamıştır yani ekonomik kaynak dağıtabilecek durumda değil. Beş yıldır milliyetçilik üzerinden popülizm yapmaktadır, bu 2019 seçimlerinde toslamıştır, halk bunu yememiştir; şu önümüzdeki dönemde de dinî anlamda bir popülizm yaparak yeni bir gündem oluşturmaya çalışıyorsunuz, bu bağlamda Ayasofya yeni bir söylem alanı olarak ortaya çıkmıştır. Ben, şu son üç beş yılda sizin kurduğunuz, bu “millî, ulusal ittifak” dediğiniz ittifaka denk getirdim. Ben şahsen beş yıldır Türkiye’deyim. Ben ana akım medyada kesinlikle hiçbir televizyon kanalına çağırılmamışken bu Doğu Perinçek niye size bu kadar tatlı gelmiş, her akşam sizin bir kanalınızda konuşuyor? Buna istinaden dedim ki, veciz olarak söyledim -Doğu Perinçek namaz kılmayı bile bilmiyor- e, artık ezanı da ona okutursunuz dedim. Bu, ortaya çıkmış olan bu iktidar blokuna bizim bir eleştirimizdir; hakaret kastımız kesinlikle yoktur. Öyle de anlaşılmışsa özür dileriz, hakaret yok burada.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

 

 

 

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 215) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi  okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/2875) esas numaralı Rekabetin Korunması Hakkında  Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin çerçeve 16’ncı maddesinde yer alan “Bu Kanun” ifadesinin “Bu Rekabet Kanunu” ifadesiyle yer değiştirmesini arz ve teklif ederiz.

 

Tahsin Tarhan                     Müzeyyen Şevkin                           Murat Emir

  Kocaeli                                     Adana                                      Ankara

 

 

Ali Haydar Hakverdi                                                              Özgür Karabat

      Ankara                                                                                İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur.

Buyurun Sayın Güzelmansur. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Değerli Başkan, sayın milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan kanun teklifinin 16’ncı maddesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu ve tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Medeniyetler şehri Hataylı hemşehrilerimin selamlarını ileterek sözlerime başlıyorum ama Hatay, bu aralar yurt dışında yaşayan hemşehrilerimden dolayı mutsuz ve umutsuz. Hatay, Dışişleri ve Sağlık Bakanlığı’nın yakın ilgisini bekliyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aradan dört ay geçmesine rağmen hâlâ ülkemize getirilmeyen, yurt dışında mahsur kalan gurbetçilerimiz mağduriyet yaşıyor. Hatay’da Samandağ’dan, Defne’den, Arsuz’dan, Antakya’dan sadece Suudi Arabistan’a çalışmak için giden 32.000 vatandaşımız var. Bu hemşehrilerim yıllardır gurbette çalışarak kazançlarını ülkemize getirdiler, Hatay ekonomisine ciddi katkılar sağladılar. Ancak, şimdi bu kardeşlerimize hak ettikleri vefa gösterilmiyor; pandemi nedeniyle, bulundukları yerde mahsur kaldılar, ülkemize dönmek için aylardır çırpınıyorlar. Bunlardan, Orta Doğu ülkelerinde Libya’da, Sudan’da, Umman’da, Kuveyt’te ve özellikle Suudi Arabistan’da olan hemşehrilerimin hâli her açıdan perişan; ekonomik, psikolojik ciddi problemleri oluştu, sağlıkları tehdit altında, can korkusu yaşıyorlar, aile ve vatan hasreti çekiyorlar. Ekonomik açıdan perişanlar çünkü 16 Marttan bu yana çalışamıyorlar, işyerlerini kapatmak zorunda kaldılar; aralarında berberler var, restoranlarda çalışanlar var, işçiler var; dört aya yakın bir süredir işsizler, hiçbir gelirleri yok, bir odada altı kişi yaşamak zorunda kalanlar var. Kendileri parasız kaldığı gibi ailesini geçindirmek için gurbet ellere gidenlerin aileleri de aylardır gelirsiz, paraları olmayan bu gurbetçilerimiz için gıdaya ulaşmak imkânsız hâle geldi, zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak artık mümkün olmuyor.

Bir yandan maddi imkânsızlıklar, diğer yandan salgın hastalık riski, bulundukları ülkenin sağlık sistemi yetersizliği psikolojilerini bozmuş durumda. Yalnızca Suudi Arabistan’da yüzlerce vatandaşımıza Covid-19 tanısı kondu, bunlardan sadece 10-15’i hastanelerde tedavi görüyor, geriye kalanlar “Hastaneler dolu.” denilerek evlerine gönderiliyor. Evlerinde bir başlarına coronayla mücadele ediyorlar. Maalesef ki Covid olduğu hâlde evine gönderilen, tedavi göremediği için hayatını kaybeden ve hayatını kaybettiği saatler sonra anlaşılan vatandaşlarımız var. Sadece Riyad’da coronadan hayatını kaybeden 10 vatandaşımız var şu anda. Cenazelerinin ülkemize getirilmesi haftalardır uğraşıyorum.

Diğer yandan, Suudi Arabistan’da test yetersizliği sorunu da var; tüm belirtileri gösterdiği hâlde test yapılmayan vatandaşlarımız var. Durum bu kadar vahim, bu kadar içler acısı.

Şimdi, 22 Haziran sonrasında uçuşların başlaması için planlamalar yapılıyor. Bu çalışmalar biran önce neticelendirilmeli, tarihler kesinleştirilmeli, geldiklerinde de bu vatandaşlarımız, karantinaya alınmalıdırlar. Gurbetçilerimizin, bir gün dahi dayanacak gücü kalmamıştır.

Diğer bir konu ise, fahiş bilet fiyatları. Havayolları sitesinde biletler, misli misli fiyatlarla satılıyor, biletler kesiliyor sonra da “Uçuşlar iptal edildi.” deniliyor, umutları da sönmüş oluyor. Gurbetçilerimiz “Yeter ki vatanımıza, ailemize biran önce kavuşalım.” diyerek, sağdan soldan, eşten dosttan borç almaya başladılar. Bilet satış fiyatı belirlenirken gurbetçilerimizin bu durumlarının göz ardı edilmemesini, insaflı hareket edilmesini talep ediyorum. Belirsizlik, çaresizlik içindeki bu vatandaşlarımız zaten uzun süredir zorlu bir süreç yaşıyorlar, aile hasreti, vatan hasreti çekiyorlar, o yüzden “Hasta olacaksak da öleceksek de gurbet ellerinde değil, vatanımızda hasta olalım, vatanımızda ölelim.” diyorlar. Can korkuları var, cepleri de bomboş. Gurbetçilerimizin Türkiye’ye getirilmesi, ailelerine, yuvalarına kavuşmaları için gerekli adımlar acilen atılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Güzelmansur.

MEHMET GÜZELMANSUR (Devamla) - Ayrıca bununla da kalmamalı, sadece Hatay’dan 32 bin vatandaşımızdan söz ediyorum. Aileleriyle birlikte 120-130 bin kişi gelirsiz kaldı. Dolayısıyla insanların maddi kayıplarını gidermek için de nakdî yardımlar planlanmalı ve bir an önce hayata geçirilmeli. Hiçbir yurttaşımızın yaban ellerde kaderine terk edilmesine izin vermeyeceğiz. Yıllardır gurbette çalışan, kazancını ülkesine getirerek ekonomiye girdi sağlayan bu insanlara minnet borcumuzu ödemeliyiz. Gurbetçilerimizin yaşadığı mağduriyetleri Hükûmetin, yetkililerin bilgi ve ilgisine sunuyor, gereğini bekliyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Yayman…

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Buradayım Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) – Değerli Başkanım, nezaketinize teşekkür ederim.

Sayın hatibin konuşmasını dinledim, bir açıklama yapma zarureti hissettim. Geçen hafta içerisinde Sayın Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu Bey’le bizzat bu konuyu görüştük. Sayın Vekilimiz müsterih olsun, konuyu takip ediyoruz. Bu noktada Dammam, Cidde, Riyad ve Abha’dan hem Türk Hava Yollarının tarifeli uçuşlarıyla hem de özel şirketlerin “charter” seferleriyle yurt dışında özellikle Suudi Arabistan’da olan vatandaşlarımızı memleketlerine getirmek için hem Dışişleri Bakanımızla hem Sayın Valimizle hem milletvekillerimizle konuyu takip ediyoruz. Bunu yüce heyetinizin takdirine arz etmek istedim.

Teşekkür ederim Başkanım.

 

 

1.- Malatya Milletvekili Bülent Tüfenkci ve 110 Milletvekilinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2875) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 215)  (Devam)

 

BAŞKAN – İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Teklifin tümünü oylamadan önce İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre lehte ve aleyhte birer milletvekiline söz vereceğim.

Lehte Denizli Milletvekili Sayın Şahin Tin.

Buyurun Sayın Tin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine lehte söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Bingöl depreminde vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyoruz ve geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum buradan.

Ayrıca bir yıl önce Denizli Acıpayam, Çardak ve Bozkurt’ta meydana gelen depremden sonra devletimiz afetzedelerimizin her zaman yanında yer almıştır ve onların hizmetinde olmuştur ve bugün de Allah’a şükür Acıpayam’da TOKİ konutları ve kendi yaptıkları, yapacak oldukları evlerle ilgili destekler sonuna kadar devam etmektedir. Allah’ın izniyle depremde zarar gören vatandaşlarımız şu anda evlerini kendileri yapıyorlar, devletimizin vermiş olduğu finans ve kredi desteğiyle.

Ayrıca değerli milletvekili arkadaşlarım, bugün, burada tartışmalar yaşıyoruz, sert tartışmalar yaşanıyor. Ben 81 milyon vatandaşımızın, halkımızın kardeş olduğunu, aynı bayrak altında ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde yaşadığımızı buradan belirtmek istiyorum. Biz, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Abaza hepimiz kardeşiz ve bunu bilerek burada yaşamımızı, bu ülke bayrağı altında yaşamımızı devam ettirmek mecburiyetindeyiz ve diyoruz ki: “Biz her türlü teröre, teröriste, efendim PKK’ya ve bunu dolaylı ya da direkt yurt içinden ve yurt dışından destek olan herkesi kınıyoruz ve lanetliyoruz buradan.”

Kanunumuza döndüğümüzde değerli kardeşlerim, değerli milletvekili arkadaşlarım, kartelleşmeyi ve tekelleşmeyi engellemek, tüketicinin faydasına önemli kararlar almak, piyasa mekanizmasının sağlıklı bir şekilde işlemesine katkı sunmak, yasa yapıcı olarak bizlerin asli görevidir. Özellikle, ticaretimizi güçlendirerek ekonomik özgürlüğün önündeki engelleri ortadan kaldıracak, serbest piyasanın tıkanan damarlarını açacak önemli düzenlemelere imza attık. Tüketicinin refahı için çalışan, piyasaların varlığını ayakta tutan ve ekonomimizi geleceğe daha güçlü taşıyan bir anlayışla çalışıyoruz. Ülkemiz ve milletimiz lehine her türlü adımı atıyor ve yasal düzenlemeleri yapmaya kararlılıkla devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, rekabet hukukuyla güvence altına alınan piyasalarda firmaların önceliği, tüketicilerin taleplerini en uygun şartlarda ve en uygun koşullarda daha kaliteli ve daha etkin biçimde karşılamak olmalıdır. Ülkemizdeki rekabet koşullarını, dünya ölçeğinde rekabet şartlarının üstüne taşımak mecburiyetindeyiz. Bu gayeyle hazırlanan Rekabetin Korunması Hakkında Kanun, öyle ümit ediyorum ki gerek Avrupa Birliği normlarında gerekse küresel normlar çerçevesinde ticaretimize önemli ölçüde ivme katacak ve güven derecesini daha da yükseklere taşıyacaktır.

Değerli milletvekilleri, hem sanayinin içinden gelen birisi olarak hem de sanayisi gelişmiş rekabet dengelerini ayakta tutmak için büyük gayret sarf eden ve aynı zamanda bir üretim üssü olan Denizli’mizin milletvekili olarak şunu da ifade etmek isterim ki Türkiye bu ve benzeri düzenlemelerle iç pazarda ve küresel pazarda kaliteli ürünlerle kendini daha net ifade edecektir. Aynı zamanda yasaların sağladığı güvenceyle pazar payını daha da büyütecektir.

Rekabet kültürünün yaygınlaşmasını birlikte sağlayacağız. Sürdürülebilir büyümeyi ve kalkınmayı desteklemekten, yeniliği, verimliliği ve üretimdeki kaliteyi en üst seviyeye taşımaktan asla geri durmayacağız. Yaygın rekabet kültürünü teşvik etmek işleyebilir rekabet ortamını oluşturmak ve uluslararası platformlarda bu manada etkin ve güçlü olmak bizim olmazsa olmazlarımızdandır.

Değerli milletvekilleri, üretim yapan, istihdam sağlayan, ekonomik alanda ülkemize katkı sunan ve Türkiye’nin güçlü yarınlarına omuz veren tüm sektörlerimizin her koşulda yanında olmaya Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde devam edeceğiz. Bu vesileyle, düzenlemenin hazırlanmasında emeği geçen milletvekili arkadaşlarımız başta olmak üzere değerli Komisyon üyelerimize ve katkıda bulunan herkese teşekkür ediyor, düzenlemenin hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte Kocaeli Milletvekili Sayın Tahsin Tarhan Bey.

Buyurun Sayın Tarhan. (CHP sıralarından alkışlar)

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rekabetin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bir kanunun sonuna geldik, emeği geçen herkese teşekkürler.

Rekabet Kanunu, AKP iktidarı döneminde 6 sefer değişti. 2018’te Kurulun özerkliği kaldırıldı, 2020’de ise Kurumun özerkliği kaldırılıyor. Kanunun değişikliklerden önceki hâli bugünkünden daha yeterliydi. Daha önce, Yargıtay, Danıştay, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Kalkınma Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı üye atanma sürecinde öneride bulunabiliyordu. “Başkanlık sistemi” denilen bu sistemde bütün üyeler tek adamın atamasına bırakıldı. 2018 itibarıyla, Kurum, fiilen işlevsiz hâle getirildi.

Sayın milletvekilleri, rekabeti desteklemeyen bir ekonomik tabloyla karşı karşıyayız. Hane halkı, şirketler ve devlet, herkes gırtlağına kadar borç batağında. 2002’de 129 milyar dolar olan kamu ve özel dış borcu 2019 sonu itibarıyla 437 milyar dolara yükseldi. TÜRK TELEKOM, TÜPRAŞ, PETKİM, TEKEL, SEKA, şeker ve çimento fabrikaları gibi pek çok sanayi tesisi ya kapatıldı ya da yok pahasına satıldı. Bu ülkenin en önemli kuruluşu Tank Palet yabancılara peşkeş çekildi. Ülke üretim ekonomisinden hızla uzaklaştı; sizin döneminizde üretimin yerini rant aldı, millî servet inşaata gömüldü. (CHP sıralarından alkışlar)

Vatandaşlar, geçmedikleri yol ve köprüye, yatmadıkları hastaneye, uçmadıkları havaalanlarına para ödüyor. Devlet ise israfa, gösterişe ve yolsuzluğa batmış durumda. Bu düzen, vergi borçlarını sildiğiniz, Hazine garantisiyle beslediğiniz üç beş haramiyi zengin etti. Sanayi üretimi ise çakıldı, sadece nisan ayında üretim yüzde 30’un üzerinde düştü. Onun için oyumun rengi “hayır”.

Milyonlarca genç evde oturuyor, her 4 gençten 1’i işsiz. İşsizlik yüzde 13’ün üzerinde, işsiz sayısı 4 milyon sınırına ulaştı. En büyük kaynağımız, geleceğimiz, yarınlarımız, işsizliğe, açlığa, yoksulluğa feda edildi. İşsizlik beraberinde yoksulluğu getirdi, 18 milyon kişi yoksul. Bu ülkede çocuklar yatağa aç giriyor. Araştırmalar gösteriyor ki gençlerin yüzde 63’ü yurt dışında yaşamak istiyor. Beyin göçü sizin iktidarınız döneminde yoğunlaştı. Atanamayan öğretmenler, 3600 ek gösterge bekleyen memurlar, emeklilikte yaşa takılanlar, emekli olmasına rağmen ikinci işte çalışanların sorunları çözülmüyor. İşsizlik ve yoksulluk elbet önlenebilir ama siz, kutusundan bile çıkarmadığınız S-400’lere 2,5 milyar dolar ödüyorsunuz, F-35’lere ödediğiniz 1,3 milyar dolar havada kaldı. Akkuyu’daki eski Rus teknolojisine 20 milyar dolar ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Benim oyumun rengi hayır çünkü ülkede hak, hukuk, adalet yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Parti Genel Başkanından talimat alan mahkemeler, mülkün değil iktidarınızın teminatı oldu. Muhalif siyasetçiler, haber yapan gazeteciler, “tweet” atan vatandaşlar bir bir cezaevine giriyor. Türkiye büyük bir cezaevine dönüştü. İnsanlar konuşmaya, yazmaya ve siyaset yapmaya korkar oldu. Onun için oyumun rengi hayır! Bu kürsüde Anayasa’ya bağlı tarafsız kalacağına yemin eden ama tarafsız olmayan Cumhurbaşkanının tüm üyelerini atadığı bir Rekabet Kurumuna hayır! (CHP sıralarından alkışlar)

Pek çok maddesi açıkça Anayasa’ya ve Avrupa Birliği Mevzuatına aykırı bu Kanun’a hayır! Böylesi yetkiler tek kişiye verilemez. Onun için oyumun rengi hayır, hayır, hayır! (CHP sıralarından alkışlar)

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 20.54

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2’nci sıraya alınan, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

 

 

2.- Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir ve Manisa Milletvekili Uğur Aydemir ile 63 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2945) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 217)(x)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Komisyon raporu 217 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerine İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan konuşacaktır.

 

Buyurun Sayın Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne ilişkin İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Yüce Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum.

Hep söylüyoruz ama bir kere daha söylüyorum: Torba, torba, torba, Meclisi çevirdiniz bir çorbaya, kanunlar zaten oldu çorba, torba kanun yerine bir temel kanun görüşemedik, kanun yapma tekniğini değiştirdiniz. Bu, hep o tek adam rejiminin getirdiği şey yani kanun yapma tekniğinin değişmesi bir zorunluluk da değil tek adam rejiminde birisi kalkıyor diyor ki “Şunu da ilave edin, bunu da yapalım, onu da yapalım.” Aslında bağlı olduğu kanunlara baktığınızda çok farklı kanunlarda, mesela bu kanun 12 ayrı kanuna ithafen yapılan bir kanun, 12 ayrı kanun var burada, yine bir çorba kanun var, o tek adam rejimi, biraz evvel izah ettim, bu ucube sistemin getirdiği sıkıntılardan bir tanesi, yerimden söyledim, burada da söylüyorum: Bu tek adam sisteminden gün gelecek en çok, en çok zararı siz göreceksiniz, iddia ediyorum, en çok zararı siz göreceksiniz “Yahu keşke öyle olmasaydı, bu adamlar bize söylediler, hep böyle muhalif gözüyle baktık, hatta şedit ifadeler kullandık.” diyeceksiniz ama son pişmanlık fayda etmeyecek. Günah ediyorsunuz hem ülkeye hem bize hem kendinize hem vatandaşa. Bir an önce inşallah aklıselim galip gelir, bu ucube sistemden kurtulursunuz, Türkiye’yi bu tek adam rejiminden kurtarırsınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm dünyayla birlikte ülkemizde de ekonomik açıdan oldukça etkileri olan bir pandemi sürecinden geçiyoruz. Bu pandemi sürecinin ne olacağı konusunda da çok değişik bilgiler geliyor, sanki virüs mutasyona uğramış, yeni bir şekil almış, farklı bir şekilde bir daha bir dalga daha geliyor ama ekonomide gelen dalga bu virüsten sanki biraz daha tehlikeli, ülkeye verdiği zarar açısından baktığınızda ciddi tehlikeler var. İlk vakanın çıktığı 11 Mart tarihini hatırlıyorum ben, ondan önce 30 Ocakta bu Mecliste konuştuk, dedik ki: “Bakın, arkadaşlar, önce Çin’de çıkan, sonra İran’da gelişen bu pandemi süreciyle ilgili gelin, burada bir araştırma komisyonu kuralım. Bu konuda alınacak önlemleri önceden alalım. Sonra zarar göreceğimiz konular var, onlardan daha az zarar görebiliriz.” Ama bu uyarılarımızı hiç dinlemediniz. Bu uyarılarımızdan günler sonra, ülkemizde vakalar görülmeye başladıktan sonra birtakım tedbirler almaya başladınız. Salgın başladıktan sonra bir panik havası oluşturuldu ve birçok vatandaşımız ücretsiz izin kullanmaya zorlandı veya işten çıkarıldı. Bunun üzerine bir de kapatılan dükkânlar ve bu yüzden gelir elde edemeyenler de eklenince ekonomik anlamda sıkıntı yaşayan hane sayısı çok korkunç rakamlara ulaştı. Buna karşın Hükûmet ne yaptı? “İşsiz mi kaldın kardeşim, al sana kredi.” “Kısa çalışma ödeneği ya da ücretsiz izin sebebiyle gelirin mi azaldı, al sana kredi.” Eyvallah! “Berber ya da kuaförsün, manavsın, tesisatçısın, camcısın; dükkanın mı kapandı, al sana da kredi.” “Lokanta, kafe, nargile kafe -hani çok gidiyorsunuz ya Çukurambar’da falan, oralarda- işletiyorsun; orası mı kapandı, al sana da kredi.” Kredi verilebilmesi için kamu bankalarına da kaynak aktardınız. “100-200 milyar destek verdik.” dediğiniz de işte bunlardan ibaret. Vatandaşı borçlandırdınız, kredi verdiniz yani. Esnafımız, vatandaşımız bu krediyi ne yaptı? Borcuna yatırdı. Adam borçlu; aldı, o borcuna yatırdı. Yine tığıteber şahımerdan, eve gittiğinde cebi delik, eli cebinde; çocuklarına mahzun mahzun baktı.

İnsanların borçları var arkadaşlar ya. Samimi söylüyorum, insanlar utancından, onurundan söyleyemiyor ama açlar; yürekten söylüyorum, açlar. Evlerinde tencereleri kaynamıyor bu insanların.

Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre, yalnızca Nisan ayında 920 bin kişi ihtiyaç kredisi kullanmış, 1 milyona yakın. “İhtiyaç kredisi” dediğin ne? 3 bin, 2 bin… İnsanlar artık günü güne filan eklemeye başlamış. Bireysel kredilerin miktarı 664 milyar lirayı geçmiş yani 100 milyar dolar civarında bireysel kredi kullanılıyor bu ülkede. 38 bin vatandaşımız da bu dönemde ilk defa kredi kartıyla tanışmış.

Peki, size sormak istiyorum: Borçlarını krediyle ödeyen, bir kısmıyla ihtiyaçlarını ancak karşılayan vatandaş, zamanı geldiğinde bu kredileri nasıl ödeyecek? Geliri artacak mı? Var mı öyle bir vizyonunuz, fokuslandığınız bir sistem var mı, gelir mi artacak? Yok. Öyle bir şey olmayacak çünkü. Kısaca iktidar, kredi dağıtarak toplamayı düşündüğü ekonomiyi toparladığını ve günü kurtardığını zannediyor.

Alınan tedbirler çerçevesinde, hatırlayın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu kırk beş gün kapalı kaldı ve 2 Haziran itibarıyla tekrar çalışmalara başladık. Sürecin başından beri doğru dürüst destek görmeyen vatandaş da 2 Haziranda Meclis açılınca, son umut, dedi ki: ”Herhâlde bunlar bize bir şeyler hazırlayacaklar, bizi de rahatlatacaklar.” Bir baktılar, karşılarında Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu. “Lan oğlum, bizim karnımız aç, bekçiyi ne yapacağız?” diyor ya. “Yahu, bizim bekçinin palaskasını yiyecek hâlimiz yok, bekçinin şapkasını yiyecek hâlimiz yok, bekçi parayı bizimle de paylaşmayacak. Yani bize bir çözüm var mı?” “Yok. Size bekçi lazım.” “Niye?” “Siz ne olur ne olmaz rahat durmazsınız, sizin başınıza bir de bekçi getireyim.” dediniz.

Hükûmet iki haftadır onun dışında ne getirdi? Rekabet. Yahu, neyle rekabet ediyoruz? Merak ediyorum, rekabet eden ne? İşletme mi kaldı rekabet edebilecek? Çevremizde bir sürü iş adamı, esnaf arkadaşımız vardır; birbiriyle rekabet etmekten vazgeçmiş adamlar, ayakta nasıl dururum, onun çaresini arıyor, rekabet filan hikâye.

Ya milleti oyalıyorsunuz. Millet bize baktı “Bunlar toplandı, tamam.” dediler. “Ya, ilk defa bu işin farkına vardılar, kırk beş gün Meclisi kapattılar, şimdi geldiler bize nefes aldıracak kanunları çıkaracaklar.” Bir baktılar: “Yetmez lan, sizin başınızda polis var, jandarma var, bir de bekçi dikelim.” dedik, bir de “rekabet” dedik. Ne olduğunu onlar da anlamadılar, biz de anlamadık; bir rekabet kanunu çıkardık.

Vatandaş televizyonunu açıyor, bir umut bizi izliyor “Bizim derdimize çare olacak bir şey var mı?” diye, yok. Şimdi görüştüğümüz teklife bakıyorum: Yüksek kademe kamu personelinin özlük haklarının düzenlenmesi, Vakıfbanka kamu ihale kanunundan muafiyet tanınması, Bankacılık Kanunu’nda düzenleme, Çek Kanunu’nda düzenleme vesaire. Yahu, millet aç diyorum, aç, neden bahsediyorsunuz ya! Millet bizden ne bekliyor, biz neler görüşüyoruz burada! Hiç alakamız yok gündemiyle, vatandaşın gündemi ile Meclisin gündeminin hiç alakası yok. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Zannetmeyin ki millet bize buradan bakarken “Ya, milletvekilleri de ne güzel çalışıyor, bakın, bizim için kanunlar çıkaracak…” Hiç öyle bir şey demiyor.

BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Ne yapacağız, para mı basacağız?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Vallahi bize hakaret ediyorlar, bakın hakaret ediyorlar. Bakın, hakaret ediyorlar. Sizden bahsetmiyorum, hepimizden bahsediyorum. Hakaret ediyorlar, diyorlar ki: “Bize çözüm bulun, biz oyalamayı bırakın, bizimle dalga geçmeyi bırakın.”

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bakmayıp ne yapayım, bakıyorum, tabii bakacağım. Ne yapayım yani?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Nereye bakıyorsunuz?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sizi dinliyorum ya. Bakacağız yani.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Millete bak ya.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Allah Allah!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bana bakmak bir şey değil, millet aç diyorum, millete bak. Ama millete bakacak yüzünüz de yok, sen de haklısın, bana bak. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir de vatandaşın çeşitli hizmetlere ulaşımının kolaylaştırılması için bazı işlemlerin elektronik ortamda sağlanması var bu teklifte. “Hizmet” dediğiniz de vatandaşın kredi çekmesi… O “hizmet” dediğiniz, kredi çekerken, kredi kartı alırken daha nasıl borçlandırırız, daha kolay nasıl borçlanır vatandaş, o kanuna yer vermişiz burada. Yine vatandaşı borca sokma kanunu var, onu kolaylaştırma; vatandaş zorlanmasın, biraz daha borçlandıralım onu.

Ya, bakın, vatandaş diyor ki: “Beni borçlandırma. Beni İŞKUR’un önünde, PTT’nin önünde kuyrukta beklemekten kurtar.” Ona bir çözümün var mı, onu getir. Ona ne çıkarttığın bu kanunlardan. Ona, yapacaksanız, İŞKUR’un önüne gitmeden iş bulun, PTT’nin önünde verdiğiniz o yardımı beklemek yerine ona iş bulun, iş kurun.

Parti olarak bir öneride bulunduk, dedik ki biz: Bu süreçte işini kaybeden ve ekonomik sorunlar yaşayan her vatandaşa aylık 500 lira karşılıksız olarak verilsin. Siz bunu dinlemediniz, yine kredi verdiniz. Ya, hani ben, bu Mecliste, geçmişlerini tanırım, arkadaşlarım var “Riba haram.” diye geldiler, ribaya taptılar, vallahi billahi ya. “Riba haram.” diye geldiler, “faiz haram” şimdi faizin efendisi oldular, o hâle geldiler. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) “Nasıl daha çok faiz alırız, vatandaşı nasıl borçlandırırız?” “Yüzüklerin Efendisi” gibi bu Hükûmetin ismi de “Faizlerin Efendisi”. İlave borçlanma hakkı getirmişler, 2020 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu yürütmeye 1 trilyon 95 milyar lira harcama yetkisi veriyor. Bunun 139 milyarlık kısmı için borçlanma yetkisi tanınıyor. Uğurcum sen bütçeyi iyi bildiğin için daha iyi takip edersin. Ayrıca bütçenin yüzde 3’ü kadar da ilave borçlanma hakkı sunuyor. Anlaşılan o ki bu ilave yetki de pandemi sürecinde kullanılmış ben öyle anladım. Bu yüzde 3 ne oldu peki, nerede kullanıldı? Ne yapıtınız arkadaşlar bunu? Mesela, vatandaşın elektrik faturasını mı ödediniz? Doğalgaz borcunu mu kapattınız? Vatandaş hâlâ aç, hâlâ borçlu.

Şimdi, bir de kanun teklifiyle ilave yüzde 2’lik bir borçlanma yetkisi daha talep ediyorsunuz. Gelin bari bunu gerçekten ihtiyacı olan vatandaşa karşılıksız olarak aktarın. İnanın aktaracağınız bu 22 milyar lira var ya vatandaş hiç bekletmeden tüketmek zorunda kalacak zaten. Borçlu adam sıkıntısı var. Tasarruf yapma ihtimali yok bu parayı alıp. Kaynağı aktardığınız anda piyasaya enjekte edilecek bu para. İnsanlar evlerine erzak alacak, işletmeler vadesi geçmiş borçlarını ödeyecekler, kısacası çark dönecek ve vatandaş ben bunu geri nasıl ödeyeceğim diye düşünmek zorunda kalmayacak.

Şöyle bir hesap yapın bugün Türkiye’de 500 liralık yardım aldığında bunu hemen harcamak zorunda olan en az 20 milyon vatandaşımız var. İki ay üst üste 500 lira karşılıksız destek versek 20 milyar maliyeti olur bunun tamamı 20 milyar lira. Bu 20 milyar anında piyasaya döner, el değiştirir. Her el değiştirdiğinde de KDV, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi olarak da devlete geri döner. Neredeyse zaten bu piyasaya enjekte ettiğiniz fakire, fukaraya 500’er lira verdiğiniz bu paraların yarsını da vergi olarak zaten anında geri alırsınız ya 10 milyarı anında hemen bunun geri döner. Ama vatandaşı bir rahatlatır. 10 milyar lira da kaynak aktarmış olursunuz. Bunun sonucunda ne olur biliyor musunuz? En az 40 milyon vatandaş nefes alır, milyonlarca insanını karnı doyar, milyonlarca çocuğun yüzü güler, esnafımız az da olsa para kazanır, kirasını öder, evine ekmek götürür, borçlarını öder, esnaftan alacağı olan da rahatlar. Çok değil 10 milyar lira ile ülkenin yarısından çoğuna nefes aldırırsınız. Bunun yerine dedim ya “Faizlerin efendisi” olan bu hûkümet kredi vererek parayı piyasada döndürmeye çalışıyor. Ama unutmayın kredi verdiğiniz hiç kimseyi mutlu edemezsiniz.  O kredinin ödemesi geldiği gün, çünkü adam parayı aldığı gün bir gülüyorsa, o kredinin ödemesi geldiğinde dört gün ah edecek size, emin olun ah edecek. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Salgın döneminde yandaşlarınız burnundan hiç kıl aldırmadı, yandaş doğal gaz ve elektrik dağıtım şirketlerinden bahsediyorum, hani var ya, sizin etrafınızda dönen, hepimizce malum dağıtım şirketlerinin sahipleri o iş adamları. Arkadaşlar, çok utanmanız gereken bir durum: Bu salgında 4 milyon kişinin elektriği kesildi. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Karanlıkta bıraktınız 4 milyon kişiyi. “Biz yapmadık.” Kim yaptı biliyor musunuz? İhale verdiğiniz, sizin siyasetinizi finanse eden ortaklarınız yaptı. 120 bin haneye de icra geldi. İnsanlar hastalıkla mı, açlıkla mı boğuşsun, kapısında kalan icra memuruyla mı uğraşsın? Çiftçilerin o 2 milyar lira borcunu da buna dâhil etmedim.

Allah’tan Millet İttifakı belediyeleri vardı da vatandaşa bir nebze nefes aldırdı. Bakın, birçok büyükşehirde kampanyalar yapıldı ve bu faturalarını ödeyemeyen vatandaşa yardım ettiler. Hiç gittiniz mi, baktınız mı o faturalara? Bakın, ben size bir rakam vereceğim, askıda fatura uygulaması vardı ya, fatura tutarları ne kadar biliyor musunuz? 35 lira, 37 lira faturalar vardı onların arasında; 50 lira bile değil, 35 lira, 37 lira. Vatandaş 35 liralık faturayı dahi ödeyememiş. Şimdi biz ne yapıyoruz burada? 35 liralık su faturasını ödeyemeyen vatandaşa daha kolay kredi çekebilmesi için kanun çıkarıyoruz. Adam 35 lirayı ödeyememiş ya.

İnanın, ben böyle bir zamanda bu konuları konuşmaktan utanıyorum, üzülüyorum ama siz vatandaşa ölümü gösterip sıtmaya razı etmekten çok çekinmiyorsunuz. “Utanmıyorsunuz” demek istemiyorum, “çekinmiyorsunuz” kelimesini kullandım burada. Vatandaş elektrik faturasını, su faturasını ödeyemiyor, siz, “Sana kredi veririm kardeşim, kredi.” diyorsunuz. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Ufak esnafın mahallesinde her mahallenin bir tefecisi vardır, gözüne kestirir böyle, “Ne zaman sıkışacak da ben buna piyasa faizinin üstünde bir faizle kredi vereceğim.” diye düşünür. O mahalledeki esnafın yolunu gözleyen tefecilere benzediniz, hükûmet etmiyorsunuz, o tefecilere döndünüz. O kredi taksitleri de ödenemeyecek çünkü vatandaş işini gücünü kaybetti zaten. Ödeyemeyeceğini bildiğiniz için insanların kredi taleplerinin çoğu da karşılanmıyor, yani talep ediyor, karşılanamıyor. Mesela bankalar üç ay sonraya kredi ötelemesi yaptılar. Şimdi, adam yeni kredi almaya gidiyor; diyor ki “Hayır, sen öteleme yapmışsın, sen makbul müşteri değilsin, sana artık kredi de yok.” Yani, o kredi imkânı da bir kere var, 10 milyon isteyene 3 milyon, 2 milyon verdiniz; onu da üç ay öteledi diye bir daha kredi verme yolunu da kestiniz, vatandaşın öyle bir hakkı da kalmadı. Bugün aynı vatandaş bankaya gittiğinde hiçbir krediye başvuramıyor çünkü sistemde “ödeme güçlüğü çeken vatandaş” olarak görünüyor. Yani, siz burada kanun çıkarıyorsunuz, “Bankaların zincirini temizledik.” diyorsunuz ama bankalar onu “back”inde tutuyor. Diyor ki: Senin sicilin temiz gözükmesine rağmen geçmişte böyle bir ödeme güçlüğü içindeymişsin, dolayısıyla sana kredi kullandırmıyoruz. İnsanları resmen fişlemişsiniz aslında, bu da ayrı bir skandal, ayrı bir trajedi.

 Ben bunları niye anlatıyorum? Yani neyi becermenizi bekliyorum ki? Siz şu maske var ya, maskeyi bile bir buçuk ayda dağıtamadınız. Vallahi şu maskeyi bir buçuk ayda dağıtamazsınız, millete ne dağıtacaksınız, karnını nasıl doyuracaksınız, yaşamına nasıl kolaylık getireceksiniz? Yani, isteseniz de bu kredileri veremeyeceksiniz çünkü TÜİK rakamları ne kadar oynanırsa oynansın, hızlı büyüyen bütçe açığı yıl sonunda millî gelirin yaklaşık yüzde 7’sine yaslanacak. Yani, bundan sonra kredi vermek isteseniz de kredi verme imkânınız kalmayacak çünkü kimse parasını alamayacağı bir ülkeye borç vermez. Doğal olarak içerideki bankalardan borçlanacaksınız, o bankalar bu sefer vatandaşa kredi veremeyecek hâle gelecek, gidişat belli.

Ekonomiyi Deli Dumrul rejimiyle yönetiyorsunuz. Bir sabah uyanıyoruz, 1.500 ürüne ek vergi gelmiş; ertesi sabah uyanıyoruz, dolar alım satımlarına ek vergi gelmiş. Bütçe hedefini tutturamayacağınız çok belli. Salgından önce 2020 bütçesini Mecliste görüşürken diyordunuz ya “Ekonomi yüzde 5 büyüyecek.” Salgın sonrası dünya resesyona girmiş, üretimin kralını yapan ülkeler bile daralmaya başlamış, biz hâlâ büyüyeceğiz diyoruz ve buna da bizim inanmamızı istiyorsunuz, dünyanın inanmasını istiyorsunuz. Yani, arkadaşlar, yalanın da bir de çetrefilli olanı var, böyle biraz sağından solundan kurcalarsınız. Siz yalanı şakkadak önümüze koyuyorsunuz. Bütün dünya “daralıyoruz.” diyor “Hayır, biz büyüyoruz. Bu ekonomiyle üstelik, herkesin rakamlarını bildiği bu ekonomiyle biz büyüyoruz.” diyorsunuz ve buna inanmamızı bekliyorsunuz. Anlaşılan o ki TÜİK verileriyle ekonomiyi otomatik pilota almışsınız ama uçağı indirecek pilot yok. Pilotun bazen aklına geliyor, kumandaya geçiyor ama bu sefer ineceği pist kalmamış. Uçak havada dolanıyor, o dokuz sene evvel vardı ya AK PARTİ’nin “Uçağımız göklerde dolaşıyor.” diye, dokuz senedir aşağı inmedi, ben hâlâ korkuyorum uçağın yakıtı biter de düşer diye. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Uçak, dokuz senedir havada dolaşıyor, bir türlü inemedi. Seçim dönemi vardır ya “Yerli uçağımız, havada uçuyor.” diye, yahu, dokuz senedir nasıl bitmedi bu yakıt ya? Hâlâ inemediniz bir türlü aşağıya. Ekonominin havalimanı, onu besleyen ona güvenli iniş ve kalkış imkânı sağlayan demokrasi ve hukuktur aslında. Bunlar olmadığı için bu uçağın yere çakılması da kaçınılmazdır. Pandemiyle beraber oluşacak kriz de eklendiğinde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle zaten rayından çıkan ekonomiyi kurtarmanız hiç mümkün değil. O yüzden acilen demokrasiyi yeniden kaim kılmak zorundasınız, hukuku yeniden tesis etmek zorundasınız. Ne yaparsanız yapın ne paketi açıklarsanız açıklayın demokrasi, hukuk, adalet olmadığı sürece hiçbir şekilde ekonomiyi düzeltemezsiniz. O yüzden bu sene pozitif büyüme bir yana maalesef yeninde küçülmeyle karşı karşıya kalacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; salgının etkisiyle ticaret hayatı ve hizmet sektörü de normale dönmedi hatta Sağlık Bakanlığının tüm gayretlerine rağmen, ekonomik gerekçelerle yarattığınız zamansız rehavet yüzünden salgında ikinci dalga da kapımızda. Ekonomimiz ise ikinci ve üçüncü dalgada dümdüz olur bunu hiç kaldıramaz emin olun. Üretimde sosyal mesafe kısıtlamalarının maliyet arttırıcı etkisi, gelmeyen turistten dolayı gelmeyecek olan turizm geliri, en önemlisi ithalat vergilerinin maliyete yansımasıyla artık Türkiye’de üretilen hizmet ve ürünlerin miktarında ciddi düşüşler yaşanacak. Bu yaz, bu sonbaharda kaçınılmaz olarak enflasyon daha da artacak, karşılıksız bastığınız parayı da düşünürsek yakında dolar kuru patlar, enflasyon daha da yükselir ve Türk milleti hızla yokluk ve fukaralığı doğru çekilir. Bu şartlar altında ekonomiyi yönetemezsiniz. Dışarıda yarattığınız tek adam algısı dünyaya güvende vermiyor ki para gelsin, gelmeyecektir de. İktidarın oyları giderek eriyor. Bu yüzden, iktidar hızla, ekonomiyi kendince normalleştirmeye ve zaman kazanmaya çalışıyor. Şu an, o yüzden, elinizdeki son kozu oynuyorsunuz. Bir yandan para basıyorsunuz, bir yandan, batan yandaş şirketleri kurtararak seçim kampanyasına hazırlanmaya çalışıyorsunuz. “Yazın her şey toparlanır.” hesabı yapıyorsunuz ama size o aklı kim verdiyse gidin hatırlatın, ekonomi üç ay sonra normale dönmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bu süre zarfında, pandemi esnasında kaybettiğimiz istihdamı geri getirmemiz de imkânsız. “İstanbul Ekonomi Araştırma” diye bir şirket var, onun anketi gelmiş. Ankette sorular sorulmuş, işte “Bu dönemde ne oldu?” diye, “Borcum arttı.” “Salgın bittikten sonra harcamalarım uzun süre normale dönmez.” “Salgın bittikten sonra harcamaları kısıtlamak zorunda kalacağım.” gibi cevaplar var; yüzde 25 “Kesinlikle katılmıyorum.” diyor. Yani size oy verenlerin bile neredeyse yarısı sizin ekonomiyi düzelteceğinize artık inanmıyor; ekonomi bu hâlde. Dolayısıyla boşuna yalana başvurmayın, millet gerçeği biliyor; haberiniz olsun, ben de uyarayım sizi.

Vaka sayıları çok artmış, salgın ciddi anlamda tekrar kapımızda. Vatandaşlarımızın hem sağlık açısından hem de ekonomik açıdan endişeleri yeniden arttı. Artık vatandaşlarımız bizden bir araya gelip çözüm bulmamızı istiyor. Bırakın bu yalandan dolandan, hikâye kanunları ya; diyor ki vatandaş: “Arkadaş, bana ne yapacaksın?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Başkanım, bitti, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Vatandaş diyor ki: “Gelin, bir araya toplanın, şu ülkede vatandaş için neler yapacaksınız, onu anlatın. Bizi refaha ulaştıracak, bizim aramızdaki bu husumeti bitirecek bir şeyler yapın. Ülkeyi bu kadar germeyin, ülkeyi bu kadar kutuplaştırmayın “şucu” “bucu” diye ayırmayın, bu ülkeye sarılın. Gelin, memleket masasının etrafına oturun.” Meral Akşener’in lafına o yüzden bir daha hatırlatıyorum size: Şu memleket masasına gelin, oturun; imtina etmeyin, kaçmayın bu masadan. Bu masa bu ülkenin kurtuluşu olacak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı. Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

 

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 217 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Kanun teklifi ile 14 ayrı kanun ve 3 ayrı kanun hükmünde kararnamenin çeşitli hükümlerinde değişiklikler yapılmaktadır. Bu şekilde torba düzenlemeye gidilmesi ve tekliflerin etki analizinin olmaması yıllardır hep eleştirdiğimiz konulardır. Yasama kalitesinin artırılması, yasama işlerinin sağlıklı ve düzenli bir şekilde yürütülmesi için Meclis İçtüzüğü’nün yep yeni bir anlayışla ele alınması konusunda tüm siyasi parti gruplarına sorumluluk düşmektedir. İç Tüzük yenilenmez ise Meclisin ve siyaset kurumunun itibarını da zedeleyen ve yıllardır yaşanan gereksiz tartışmalar ve zaman kayıplarının hâliyle aynen devam edeceği açıktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak iki yıla yakın bir süredir başarıyla uygulanan ve terörle mücadele, salgınla mücadele, ekonomik saldırılarla mücadele, deprem ve afet yaralarını hızla sarma ve dış politika gibi alanlar başta olmak üzere her alanda yönetime büyük katkı ve imkânlar sunan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine uyum sağlanması da dikkate alınarak Meclis İç Tüzüğü’nün mutlaka ve bir an önce gözden geçirilip yeniden yazılması gerektiği görüşümüzü buradan yineliyorum.

Kanun teklifinin 1’inci maddesiyle Vakıfbank Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Kamu İhale Kanunu’ndan istisna tutulmaktadır. Emsal kurumlar olan Ziraat ve Halk Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarının Kamu İhale Kanunu’ndan istisna olması gerekçe gösterilmektedir. Kamu İhale Kanunu’ndan sürekli istisnalar getirmek yerine bu kanunun kurumların ihtiyacına ve günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi ve hiçbir istisnaya yer verilmemesi suretiyle ihalelerde saydamlık, rekabet ve kamuoyu denetiminin dikkate alınması doğru olacaktır.

Teklifin 2’nci maddesiyle 2020 yılında Elazığ, Van ve Manisa illeri ile çevresinde meydana gelen depremlerden etkilenen afetzedelere zorunlu deprem sigortası yapmış olma ve imar planına uygun yapı olma şartları aranmaksızın destek verilmesi öngörülmektedir.

Teklifin 3’üncü maddesiyle yurt dışında kısa süreli çalışma niteliğindeki işler nedeniyle emekli aylıklarının kesilmemesi düzenlenmektedir.

Teklifin 4’üncü maddesinde kamu bankalarıyla kamu kurum ve kuruluşlarının finansman ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla ihraç edilebilecek ikrazen özel tertip Devlet iç borçlanma senetleri için 2020 Bütçe Kanunu’nda belirlenen limit 32,5 milyar liradan 54,1 milyar liraya yükseltilmektedir.

Teklifin 5’inci maddesiyle tarihî ve kültürel taşınmaz varlıklarla ilgili kamulaştırma konusunda idare adına kesin tesciline karar verilen ve tapuda tescil edilen kamulaştırma işlemlerinin, yargı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle idareye açılacak davalarda ödenen kamulaştırma bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi öngörülmektedir.

Teklifin 6,7,8,9,10,12,13,14,15 ve 16’ncı maddeleriyle finansal kuruluşlar, sermaye piyasası yatırım kuruluşları ve portföy yönetim şirketleri, ödeme hizmeti sağlayıcıları ve elektronik haberleşme kuruluşlarının müşterileriyle yaptıkları sözleşmelerin elektronik olarak düzenlenebilmesi; Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Kimlik Paylaşım Sisteminden aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri ve ödeme hizmeti sağlayıcılarının da yararlanabilmesi öngörülmektedir.

Teklifin 11’inci maddesiyle karşılıksız çekle ilgili adli para cezasını ödemediğinde mahkûm olan ve mart ayında çıkarılan kanunla 25 Mart 2020 tarihinde infazı durdurulanların, cezalarının kaldırılmasının ön şartı olan çek bedelinin 1/10’unu ödemesi için öngörülen 3 aylık süre 1 yıla uzatılmaktadır.

Teklifin 17’nci maddesiyle kaçak tütün ticareti yapanlar ile ticari amaçla makaron veya yaprak sigara kâğıdını içi doldurulmuş olarak satan, satışa sunan, bulunduran ve nakledenlere yönelik 1 Temmuz 2020 tarihinde yürürlüğe girecek hapis cezası hükmünün Tarım ve Orman Bakanlığından yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapanlar bakımından 1 Temmuz 2020 tarihinde yürürlüğe konulması düzenlenmektedir. Komisyon görüşmelerinde, bu düzenlemeyle küçük üreticilerin korunmasının amaçlandığı ve bu amaçla devam eden çalışmaların ve kooperatifleşme sürecinin tamamlanması açısından, yetki belgesi almadan veya bildirimde bulunmadan tütün ticareti yapanlara yönelik ceza hükmünün ertelenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu çalışmalar hızla tamamlanmalı, tütün üreticimiz mutlaka gözetilmelidir.

Değerli milletvekilleri, teklifin 22 ve 23’üncü maddeleriyle, KİT’lerde iç denetim müessesesi kurularak  iç denetçilerin atanma şartları ve özlük hakları belirlenmektedir. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu kamu idarelerinde  denetim konusunda ciddi bir dönüşüm öngörmüştür. Anılan kanunla, idarelerin üst yöneticilerinin hesap verme sorumluluğu kapsamında görev yürüten iç denetim ve Meclis adına görev yürüten dış denetim, yani Sayıştay denetimini düzenlemiştir. Aradan geçen uzun süreye rağmen iç denetim sistemi henüz müesseseleşememiştir. İç denetim birimleri 5018 sayılı Kanun’la teşkilat şemalarında yer bulmasına rağmen teşkilat kanunlarında ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde yer almamış, birim başkanlığı için ayrı bir kadro tanımlanmamıştır. Doğrudan üst yöneticiye bağlı olarak kurulan iç  denetim birimi başkanlıkları ilgili idarelerin teşkilat düzenlemelerinde gösterilmelidir. İç Denetim Koordinasyon Kurulu görev ve fonksiyonlarını yerine getirebilecek güçlü kurumsal yapıya kavuşturulmalıdır. Ayrıca dünya genelinde iç denetim en önemli kariyer mesleklerden sayılmakta olup ülkemizde de iç denetim mesleği kariyer meslek grubu olarak yapılandırılmalıdır. Kanun Teklifi’nin 18, 19, 20, 21, 24 ve 25’inci maddeleriyle, üst kademe kamu yöneticilerinin görevden alınmaları veya görevlerinin sona ermesi hâlinde atanabilecekleri kadrolar ve özlük hakları ile kapatılan Başbakanlık kadrolarında görev yapan ve diğer kurum ve kuruluşlara nakledilen yönetici personel ve müşavirlerin mali hakları düzenlenmektedir. Buna göre, ek göstergesi 6400 ve daha yukarı kadro ve pozisyon görevinden alınan veya görevi sona erenlerin müşavir veya danışman kadro veya pozisyonlarına atanmaları, en az iki yıl bu görevi yapmış olanların iki yıl süreyle önceki görevlerine ait maaşlarını almaları, daha sonra ise Bakanlık Müşaviri maaşı almaları ve bunların izleme, değerlendirme, araştırma, rehberlik, proje ve eğitim gibi hizmetlerde görevlendirilmeleri öngörülmektedir.

Cumhurbaşkanlığına bağlı ofislere başkan ve başkan yardımcısı olarak atananlardan görevden alınanlar hakkında da bu hükümlerin uygulanması düzenlenmektedir. İl valilerinden görevden alınanların vali, mülkiye müfettişi kadrolarına atanmaları öngörülmektedir. Diğer yönetici kadrolarında görevden alınan veya görevi sona erenlerin ise denetim elemanı, uzman, araştırmacı veya uygun görülecek diğer kadro ve pozisyonlara atanmaları düzenlenmektedir. Üst kademe yöneticiliği yapmış aynı durumda olanlar ile KİT Müşavirleri ve ek göstergesi 6400’ün altında olan yönetici kadrolarda belirli bir süre görev yapmış olanlar için benzer bir düzenleme mutlaka yapılmalıdır.

Ayrıca, coronavirüs salgınına karşı fedakârca mücadele ederek canlarını ortaya koyan sağlık çalışanlarımıza yönelik de bir an önce beklentileri karşılayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Bu süreçte sağlık çalışanları için performansa bakılmaksızın üç ay süreyle döner sermaye ek ödemelerinin tavandan yapılması konusunda uygulamada haksızlıklar oluşmuş, birçok sağlık çalışanı hayal kırıklığına uğramıştır. Döner sermayelerde kronikleşen sorunlar çözülmeli, sistem yenilenerek çalışan merkezli ve adaletli bir yapıya kavuşturulmalıdır. Döner sermayenin emekli aylığına yansıtılması için düzenleme yapılmalıdır. 3600 ek gösterge düzenlemesi bir an önce yapılmalıdır. Mevcut yıpranma payı düzenlemesi, sağlık çalışanları lehine revize edilmelidir. Salgınla mücadele sürecinde hayatını kaybeden sağlık çalışanları şehit kabul edilmelidir. Süresiz sözleşmelilere, 3+1 süreli sözleşmelilere, vekil ebe hemşireler ile kamu dışı aile sağlığı çalışanlarına kadro verilmelidir. Kamuda sözleşmeli personel uygulaması homojen bir yapı olmayıp kendi içinde ayrışmıştır. Hangi gerekçelerle ayrıştırıldığının mantıklı da bir izahı yoktur. Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlıkları ile Diyanet İşleri Başkanlığında başlangıçta 4+1 olarak belirlenen, sonradan 3+1 olarak güncellenen uygulamayla sözleşmeli personel olarak işe girip üç yıl sonunda kadroya geçme hakkı getirilmiştir. Bu durumda en son yedi yıl önce kadroya geçiş imkânı sunulan 4/B’liler mağdur edilmektedir. Başta bakanlıklar, üniversiteler ve belediyelerde olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarda çalışan sözleşmeli personel kadroya alınmayı beklemekte, kısa vadede süresiz sözleşmeli uygulaması yerine 3+1 sisteminin genel uygulama hâline getirilmesini istemektedir. Esasen, kamuda statü ve istihdam kargaşası giderilmeli, sözleşmeli, vekil, geçici, fahri, ücretli, kısmi zamanlı personel çalıştırılması son bulmalıdır. Yardımcı hizmetler sınıfı kaldırılmalı ve bu sınıfta çalışan personel genel idare hizmetleri kadrolarına alınmalıdır.

 Değerli milletvekilleri, corona virüsü nedeniyle dünya bugüne kadar benzerini yaşamadığı küresel bir salgınla karşı karşıya gelmiştir. Bütün ülkeler salgına karşı büyük uğraşlar vermektedir. Türkiye, salgına yönelik, sağlık, güvenlik ve ekonomi başta olmak üzere, her alanda etkili önlemler almıştır. Türkiye, tanı ve tedavi hizmetleriyle dünyayı kendisine hayran bırakmıştır. Covid-19 hastalarına ücretsiz tedavi hizmeti veren ve bu süreçte birçok ülkeden vatandaşlarını uçakla getiren ülke Türkiye’dir. Sağlık diplomasisi ve yumuşak güç kapsamında 125’ten fazla ülkeye tıbbi malzeme yardımıyla müşfik ve merhametli yüzümüz gösterilmiştir. Türkiye’nin, salgının başından itibaren gösterdiği kriz yönetimi bir başarı hikâyesi niteliğindedir. Vatan ve vicdan hassasiyetini kaybetmemiş her Türk vatandaşı bu gerçeği bihakkın teslim edecek ve onaylayacaktır, nitekim onaylamakta ve bununla iftihar etmektedir.

Ülkemiz 1 Haziran 2020 itibarıyla “yeni normal” ismiyle takdim edilen döneme geçmiştir ancak son günlerde açıklanan vaka ve yoğun bakım sayıları herkesi kaygılandırmıştır. Tüm vatandaşlarımızın maske takma, sosyal mesafeyi koruma ve hijyen konusuna özen göstermesi büyük önem arz etmektedir. Bu şekilde hastalığın yayılmasının önüne de inşallah geçilecek, salgın tümüyle bitirilecektir.

Türkiye deprem gerçeğiyle de sürekli yüzleşmektedir. Son olarak merkez üssü Bingöl’ün Karlıova ilçesi olan 5,7 şiddetindeki deprem hiç şüphesiz hepimizi endişelendirmiştir. Gerek deprem ve gerekse coronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, tedavi gören kardeşlerimize şifalar diliyorum. Rabb’im her türlü salgın, afet, felaket ve musibetten Türk milletini ve Türkiye’yi korusun diyorum.

Kanun teklifinde 2020 yılında Elâzığ, Van ve Manisa illeri ile çevresinde meydana gelen depremlerde konutları veya iş yerleri zarar görenlere konut, iş yeri, ahır inşası veya kredi desteği verilmesinde zorunlu deprem sigortası yapmış ve imar planına uygun yapı olma şartlarının geçmiş depremlerde de olduğu şekilde aranmaması öngörülmektedir. Son yaşanan Bingöl Karlıova depreminin de madde kapsamına alınması gerektiği açıktır. Esasen her depremde böyle bir düzenlemeye gitmek yerine bu konuda etraflıca çalışmalar yapılarak köklü tedbirler alınması gerekmektedir.

Çiftçimiz de doğal afetlere maruz kalmaktadır. Güney illerimizde yaşanan aşırı sıcak ve poyraz sebebiyle narenciye ağaçlarında yanma ve çiçek dökümü olmuştur. Yine, birçok ilimizde meydana gelen don, dolu ve sel afetlerinden çiftçimiz büyük zarar görmüştür. Yaşanan afetler karşısında devletimiz hızla harekete geçmekte, hasar tespitleri yapmaktadır. Aşırı sıcaklar TARSİM kapsamına alınmalı, TARSİM’le ilgili şikâyetler giderilmeli ve ürünleri hasar gören üreticimizin mağduriyeti mutlaka giderilmeli, çiftçimiz için her türlü imkân kullanılmalıdır.

Tarım ve hayvancılığın ekonomiler için ne derece kritik olduğunu, gıda güvenliği ve tarımın stratejik önemini, tüm dünyayı etkileyen coronavirüs salgını bir kez daha ortaya koymuştur. Ülkemiz, salgınla etkin mücadele yanında, tarımsal üretimde sürdürülebilirliğin sağlanması ve gıda arz güvenliğinin korunması amacıyla bazı tedbirleri uygulamaya koymuştur.

Tarımsal üretim ve gıda zincirindeki bütün unsurlar kritik sektörler olarak belirlenirken faaliyetlerini kesintisiz sürdürebilmelerine imkân sağlanmıştır. Ayrıca bu süreçte tarımsal destekler hızlı ödenmiş, hazineye ait tarım arazileri çiftçilerimizin kullanıma açılmış, üreticilere yüzde 75 hibe, tohum desteği sağlanmıştır. Tohum desteği kapsamı mutlaka genişletilmeli, yaygın hâle getirilmelidir.

Bu süreçte de başta gübre, yem, elektrik gibi tarımsal girdilerin fiyatları yüksek oranda artmıştır. Çiftçilerimiz bu artışlar karşısında çaresiz kalmıştır. Çiftçilerimizin mazot, gübre, ilaç, yem gibi girdileri uygun fiyatla alabilmesi sağlanmalıdır.

Elektrik faturaları önemli bir maliyet kalemi hâline gelmiştir. Tarımsal suluma da, enerji maliyetleri düşürülmezse sulu tarımdan hızlı bir kaçış olacaktır. Konya’da 10 dekar arazinin bir saat sulaması için 55 ila 75 lira eğer kooperatif kuyusu ise 83 ila 100 lira enerji maliyeti bulunmaktadır. Elektrik maliyeti altından kalkılamaz hâle gelmiştir. Tarımda kullanılan elektrik için mutlaka daha düşük tarife belirlenmelidir. Bazı illerde çiftçiye elektrikten sağlanan destek İç Anadolu çiftçisine de verilmelidir. Ayrıca on bir yıl öncesinden gelen ve tahsil kabiliyeti kalmayan TEDAŞ’a olan elektrik borçları tümüyle silinmelidir.

2018 yılında 7139 sayılı Kanunla düzenlenen yer altı suyu sulama kooperatiflerinden sulama tesisi mülkiyetinin devrinden feragat edenlerin, tesis bedelinin tahsilinden vazgeçilmesi hükmüne işlerlik kazandırılmalıdır.

Çiftçimizin bankalara olan tarımsal kredi borçları 115 milyar liraya, takipteki kredi tutarı ise 5,7 milyar liraya ulaşmıştır. Üreticinin biriken borcu belini bükmektedir. Buna bir çare üretilmelidir. Çiftçinin ve üreticilerin tarım kredi ve Ziraat Bankası tarımsal kredi borçları faizsiz ertelenerek uzun vadeli yapılandırılmalıdır.

Hayvancılık açısından yemleme maliyetlerinin azaltılması ve kaba yem açığının giderilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda meraların kalite ve verimliliğinin artırılmasına yönelik ıslah çalışmalarına hız vermeli, mera tespit ve tahdit çalışmaları hızla tamamlanmalı, meraların yetiştiriciler tarafından etkin kullanımı sağlanmalı, kapa yem üretimi ve işlemesine yönelik alt yapı genişletilmelidir.

 Konya’da hayvancılık yapan insanımız meralar için hayvan başına alınan otlakiye bedelinden dert yanmaktadır. Çiftçi Malları Koruma Birimine ödenen ücret karşılığında görünürde bir koruma hizmeti de yoktur. Üretici merayı kendi korumaktadır.

2014 yılında büyük şehirlerde köy tüzel kişiliği kaldırılıp mahalleye dönüşmesinden sonra Çifti Malları Koruma Birimleri de şehir merkezine alındığından kuruluş amacına uygun hizmet veremez hâle gelmiştir. 1941 yılında çıkarılan Çiftçi Mallarının Korunması hakkında Kanun güncellenmeli, mahalleye dönüştürülen köylerde tüzel kişilik oluşturularak muhtarların yetkisi artırılmalı, koruma masrafına göre bir ücretlendirmeye gidilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi çiftçilerimiz için acilen bir tedbir paketi açıklanması gerektiğini sürekli dile getirmektedir. Ülke olarak bizim ne yapıp ne edip çiftçimizi, üreticimizi gözeten köklü tedbirleri uygulamaya koymamız lazımdır. Tarım sektörü, üretim işleme ve pazarlama boyutlarıyla bütüncül bir yapıya kavuşturulmalı, yüksek verimlilikte ve kaliteli ürün üreten, teknoloji kullanabilen ülke insanını besleyebilen ve ihracat kapasitesi yüksek bir düzeye getirilmelidir.

Konuşmama son verirken Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek verirken kanun teklifinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

 

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın vekiller, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine, konuşmama başlarken bana göre solda yani 1’inci parti, iktidar partisinin sıralarının boş olduğunu görmek…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Buradayız Hocam.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Buradasınız da 63 imzalı bir…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hocam, anlaştık gruplarla yapmayın lütfen.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Vallahi onu ben anlamam, bilmiyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Siz de yoksunuz öyle bakarsak, doğru bir yaklaşım değil.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Nasıl?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konuştuk, anlaştık arkadaşlarla.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Turan, lütfen, müdahale etmeyin ya. Salon boşsa boştur yani.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Anladım da 63 kişinin imza attığı bir şey bu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ne demek “hayır” canım? Üzerinde 63…

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Hocam, sizde kaç kişi var?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Allah Allah…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hayır, salon boşsa boştur yani.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Sizde kaç kişi var?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Söyler misiniz, sizde kaç kişi var?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Biz iktidar partisi olsak hepimiz olurduk.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Siz, iktidar partisiniz ya, Allah Allah…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hayır, başkanlarla konuştuk biz.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ya, arkadaşlar, bu kanun teklifini getiren sizsiniz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Mecliste sistem değişti iktidar partisi diye bir şey yok, sistem değişti zaten, biz 1’inci partiyiz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Arkadaşlar, lütfen, insicamı bozuyorsunuz ama bu doğru bir şey değil.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ya, Uğur Bey, bu kanun teklifini getiren sizsiniz, yapmayın bunu işte.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hocam, yapmayın gözününüz seveyim ya.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ama siz bunu yapıyorsunuz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Buradayız zaten Hocam ya.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Erol Bey, siz boş verin ya.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ya yapmayın Allah aşkına. Ya, parlamentonun anlamını yiten bir davranıştır bu. Ne derseniz deyin, “anlaşma mı anlaşma” Laf mı yani bu?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hocam, sabaha kadar sen de otur o zaman.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Şunun üzerine 63 kişinin imza attığı bir kanun teklifi olduğu söyleniyor. E, ben bakıyorum 10 kişi varsınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “E, ilgi çekmiyor demek ki konuşmanız o zaman.” Öyle mi diyeyim yani?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Onu bilemem, o dinleyicilerin…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evet, öyle takdir etmişler demek ki.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – E peki, öyle olsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Erol Hoca, boş verin, siz konuşmanızı yapın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çünkü sabahtan beri yürüyüş anlatıyorlar.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ya, Bülent Bey, bırakın!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç yakışmadı Hocam.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Efendim?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hiç yakışmadı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, Grup Başkan Vekilinin yaptığı hiç yakışmıyor gerçekten.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ben de hiç yakıştıramıyorum size. Zaten geçen konuşmamda da aynı durumla karşılaştım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, laf atmayalım.

Buyurun Sayın Milletvekilim.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi arkadaşlar, bu kanun teklifinin geneli üzerine konuşmak, hemen hemen Adalet ve Kalkınma Partisinin getirdiği bütün bu torba kanunlar üzerine konuşmak kadar zor bir duruma karşılık düşüyor çünkü gerçekten de…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Dinliyoruz Hocam, sen konuş lütfen Hocam.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz boş verin Hocam, boş verin. Onların kanunla işi yok; getirdiler, gittiler.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Grup Başkan Vekilleri laf atmasın…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Milletvekili, siz Genel Kurula hitap edin.

Buyurun Sayın Milletvekili…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Her gün kanunla alakalı konuşuyorduk.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, vaktimiz sınırlı, laf atmanın bir anlamı yok.

Buyurun Sayın Milletvekili.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hocam, biz seni dinliyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, orada hakiki bir şekilde… Sayın Başkan orada insicam bozuyorlar, bilinçli bir şey yapıyorlar.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Özellikle kürsünün yanına oturuyorlar oradan laf atmak için Sayın Başkan, olmaz böyle şey.

(AK PARTİ sıraların “Polemik yapma!” sesleri)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Polemik yapmak istemiyorum zaten böyle bir niyetim yok ama bazı gerçekleri de söylemek zorundayım yani başka türlü olabilir mi? Bir kanun teklifi getiriyorsunuz, teklifin ismi bile tuhaf “bazı kanunlarda değişiklik” Ne demek bu Allah aşkınıza? Ne demek bu “bazı kanunlarda değişiklik”?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – 12 tane değişen kanun var, Allah Allah, hayret bir şeysin Hocam.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – İbrahim Bey, ben de aynı şeyi söylüyorum. Yani “bazı kanunlarda” dediğiniz zaman bunun geneli üzerinde nesini konuşacağım. 12 tane kanundaki değişikliği söylüyorsunuz ve ben geneli üzerinde konuşurken 12 kanundaki değişiklik üzerine her birine ait olmak üzere bir cümle kurmam gerekiyor.

AHMET TAN (Kütahya) – Herhangi bir kanunla ilgili…

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Herhangi bir kanun… Neyse…

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım sayın milletvekilleri.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Karşılıklı konuşulmuyor, orada müdahale ediliyor Başkan.

BAŞKAN – Evet, haklısınız, doğru.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Buyurun konuşun ya…

BAŞKAN – İbrahim Bey…

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Evet, bu kanun teklifinde bugüne kadar getirilmiş kanun tekliflerinin bir benzeri olmak üzere bir torba kanun teklifi ve benim anladığım kadarıyla -ben o zamanlar burada yoktum ama- 2014 yılında Cemil Çiçek’in, burada vaat ettiği biçimde torba kanunların yanlış olduğunu ve dolayısıyla bundan sonra gelmeyeceğini söylemiş olduğu hâlde, benim iki sene burada üyelik yaptığım süre içinde baktığımda, buraya getirilen kanun tekliflerinin hemen hemen hepsi ya da yüzde 95’i torba kanun niteliğindedir. Esasında, bunu uzun uzun konuşmak lazım belki ama derdim o değil ama bunu yaparak aslında bir şeyi gözden kaçırtıyorsunuz. Çünkü bu kanun teklifinin maddeleri içinde bazı maddeler var ki geçmişteki mevzuata atıfta bulunuyor ve dolayısıyla da burada önerilen kanun teklifindeki her maddeyi değerlendirmeye kalktığınız da geride koca bir mevzuatın içine girmeniz gerekiyor. Bu da bence bir tür açık gözlülük gibi gözüküyor ama bu biraz kendini kandırmaktan öte bir şey değil diye düşünüyorum.

Şimdi, neler getiriyor bu kanun teklifi? Geneli üzerinde konuşmak üzere söz aldığıma göre şöyle alt alta dizdiğim şeyleri söyleyeyim size. Bir kere, bir tane yine Vakıf Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Anonim Şirketinin Kamu İhale Kanunu’ndan istisna tutulmasına ilişkin bir madde var. Efendim, bir başka madde, vatandaşların bazı hizmetlere teknolojinin verdiği imkânlarla erişebilmesini sağlamak üzere maddeler var, birden fazla madde var. Efendime söyleyeyim, çek mevzuatında bazı düzenlemelerle ilgili teklifler var. KİT’lerin iç kontrol sistemiyle ilgili teklifler var. 7 ilimizde gerçekleşen depremlerden etkilenen vatandaşlarla ilgili yardım meseleleri var. Bir de kamu bankalarının finansal ihtiyaçlarıyla ilgili bir düzenleme var ki benim en çok dikkatimi çeken bu oldu ve dolayısıyla da biraz onun üzerinde konuşmak ihtiyacındayım.

Şimdi, değerli vekiller, hepiniz biliyorsunuz, hepimiz yaşıyoruz, “Covid-19” adlı bir virüsün bütün dünyada yaygınlaşması sonucunda, esasında, hemen hemen bütün ulus devletlerde büyük bir şaşkınlık yaşanmakta. Yani işin bir tarafı tıbbi tabii ki. “Bu virüsle nasıl mücadele edilmesi gerekir? Aşı bir çözüm olur mu? Aşı ne zaman bulunabilir?” gibi sorunlar var ve bu sorunlar etrafında tıpla uğraşan bilim adamlarının bir bakıma tartışmalarını izlemeye çalışıyoruz. Fakat öte yandan, bu “Covid-19 virüsü” dediğimiz virüs, esasında, yani genel olarak dünyada birçok insanın hastalanması ve ölmesine sebep oldu ama bunun yanında, hemen hemen bütün toplumlarda çok ciddi ekonomik sıkıntılara sebep oldu ve olmaya da devam ediyor. Dolayısıyla da ben biraz bunun üzerine konuşma ihtiyacındayım çünkü bu kanun tasarısında bence en önemli madde. Bir bakıma, kamu bankalarına duyulan finansman ihtiyacını gidermek üzere bir teklif maddesi var. Bu madde esasında bütçe kanununa ilişkin bir düzenlemeyle de ilişkili, dolayısıyla da oraya bağlamaya çalışacağım.

Şimdi, biliyorsunuz, 2008 krizi yaşanırken toplumlar çok hızlı davrandı özellikle “G20” diye anılan, daha çok büyük ekonomi yönetimleri bir araya geldiler ve “Krizden nasıl çıkılabilir?” konusuyla ilgili olarak görüşmeler yapıldı ve dolayısıyla bir koordinasyon gerçekleşti fakat değerli vekiller, bu virüsle ilgili olarak ortaya çıkan ekonomik krizle ilgili görebildiğimiz kadarıyla böyle bir kolektif, 2008 krizinde gördüğümüz türden bir koordinasyon gerçekleşmedi. Yani aslında dönemin ruhuna da uygun olmak üzere “Her koyun kendi bacağından asılır.” misali “Her toplum karşılaştığı ekonomik sorunları kendisi çözsün.” mantığına gelen bir anlayışla yaşamak zorunda kaldı. Şimdi, şöyle söyleyeyim, bu dönemin ruhuna uygun derken kastettiğim şey… Küreselleşme karşıtı bir gelişme var biliyorsunuz, özellikle ileri Batı ülkelerinde başta Amerika olmak üzere ve bunlar daha korumacı politikalar, daha içe kapanıcı modellere tekrar dönüşü ifade eden politikalar uyguluyorlar ve görebildiğim kadarıyla bu bütün dünyada da giderek yaygınlaşan bir anlayış hâline gelmiş durumda. Dolayısıyla da böyle bir çerçeveden baktığımızda, biz ne yapıyoruz diye baktığımızda biz de bu dalganın içinde sörf yapıyoruz aslında. Yani kendi bacağımızdan asılmak üzere olduğumuzun farkında olarak “Ne yapabiliriz?” sorusunun cevabını vermeye çalışıyor Hükûmet ve bulabildiği çözümler çok tartışmalı çözümler. Tartışmalı çözümler derken, bugüne kadar açıklanan ekonomik tedbirlerle ilgili olarak söylüyorum, gerçekten aslında ne yaşandığının yeteri kadar farkında olunmadığını gösteren birçok öge var. Ne demek istiyorum, biraz açayım bunu: Değerli arkadaşlar, yaşanan krizin en önemli tarafı sadece bir talep darlığından kaynaklanan bir üretim sıkıntısı değil; aynı zamanda arzdan kaynaklanan, arz şokundan da etkilenmiş olan bir kriz yani hem bir yandan talepten gelen bir problem var hem bir tarafıyla da arzdan gelen bir problem var ve dolayısıyla da bildiğimiz yöntemlerle -ki genellikle talep kontrollü yöntemlerdir- yaklaştığımız zaman sanıyoruz ki problemi çözeceğiz ama öyle olmuyor. Ve nitekim, Türkiye, olayın başından beri talep yönlü bir müdahalede bulunmaya çalıştı ve dolayısıyla üretimi de daha ziyade parasal genişleme diyebileceğimiz bir yöntemle ekonomiyi canlandırmaya yönelik bir tedbir paketi düşündü. Bu tedbir paketinin, genişleme paketinin esasında ne yapacağıyla ilgili olarak bence Hükûmet çok fazla net bir fikre sahip değil.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, son zamanlarda olan hadiseleri kabaca gözden geçirelim. Ne oluyor? Merkez Bankası özel sektörden tahviller alıyor, özel sektöre rezerv para veriyor, özel sektör de o rezerv parayla gidiyor, hazineden kâğıt alıyor. Şimdi, aslında beklenen o ki ya da bu politikadan murat edilen o ki özellikle özel bankaların aldıkları rezerv parayı krediye çevirmesi fakat gördüğümüz kadarıyla krediye çevirme konusunda sıkıntı var ve bu sıkıntı esasında özellikle bankalar ve Hükûmet arasındaki gerginliklere sebep oluyor ve biliyorsunuz, son olarak “aktif rasyosu” adı altında bir formülle bir anlamda bankaları özellikle KOBİ'lere yönelik olmak üzere kredi vermeye doğru cesaretlendirmek veya zorlamak biçiminde bir davranış gösteriyor. Fakat arkadaşlar, şöyle söyleyeyim: Kriz zamanında, iktisatçılar diyorlar ki bu tür tedbirler, özellikle parasal genişlemenin sonuçları 2008’dekinden biraz daha farklı çalışabilir. Yani kastettiğimi şey şu: 2008’de bu parasal genişlemenin enflasyonist bir etkisi olmadı bütün dünyada da hakikaten, olmadı çünkü o sırada Çin’den gelen ucuz mallar vardı, girdi malları vardı, petrol fiyatları düşüktü vesaire vesaire. Oradan giderek bir anlamda enflasyonist bir baskı yaşamadan ekonomiler krizi atlattılar. Fakat burada durum öyle değil bence. Çünkü burada, 2008 krizinin dünya ekonomisindeki enflasyonist baskıya ilişkin imkânları yok zaten; bir. İkincisi, alınan krediler görebildiğimiz kadarıyla, rakamlara yansıdığı kadarıyla konut alımına doğru yönelmiş durumda fakat tüketim ve yatırıma gitmemekte.

Hükûmet sanıyor ki biz bu kredileri verelim… Peki, ne oluyor bu kredileri verdiğinizde? İnsanlar daha çok konut alıyor, eyvallah, inşaat sektörü bu anlamıyla belki desteklenmiş oluyor. Ama arkadaşlar, görece olarak faizlerin düşmüş olduğu gerçeğinden giderseniz, esasında alınan krediler, daha önce alınmış daha yüksek faizli kredilerin ödenmesi için kullanılan bir araca dönmüş durumda. Dolayısıyla da beklemeyin, bu genişleme bir anlamda üretimi teşvik eden bir sonuca ulaşmayacak, aksine fiyatları yükselten bir sonuca ulaşacak; bu bir.

İkincisi de, biliyorsunuz “enflasyon” derken genellikle mal ve hizmet fiyatlarından söz ederiz ama asset fiyatlarından yani varlık fiyatlarından söz etmeyiz. Fakat arkadaşlar, burada, görebildiğim kadarıyla, Türkiye’de kriz başladığından bu yana hem enflasyon -yani mal ve hizmetleri fiyatları artıyor- hem de varlık fiyatları artıyor. Bakın, İstanbul Borsa 100 Endeksi’ne. Benim yaptığım hesaba göre aşağı yukarı mart ayının 15’inden bu yana yüzde 15 bir artış söz konusu oldu. Bu para nereden geliyor? Bu para, sözü ettiğimiz parasal genişlemenin borsaya giden yanı. Yani bir anlamıyla zenginlerin –kabaca söylüyorum ama- gelir dağılımında varlıklı kesimlerin değerleri artıyor fakat öte yandan mal ve hizmetleri kullanan geniş çalışan kesimlerin aldığı malların fiyatları artıyor ve dolayısıyla da onların aleyhine bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla da ben buradan giderek şunu söyleyeceğim: Bu politika, herhangi bir şekilde umulan sonuçları üretmeyecektir ve bunu yakın bir zamanda da göreceksiniz, enflasyon daha yukarılara gidecek ve dolayısıyla da üretim sorunu önümüzdeki günlerin en önemli sorunu olarak var olacaktır.

Şimdi, Vakıf Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı ile ilgili olarak da birkaç cümle söylemek istiyorum. Şimdi, neler var portföyümde diye baktığımızda; birinci olarak İstanbul Finans Merkezi var, Gaziantep Iconova Projesi var, Fikirtepe Projesi var, Bizimtepe Aydos Projesi var, Maltepe Konut Projesi var, Ankara’da Cubes diye bir proje var, Nidapark var vesaire.

Şimdi, arkadaşlar, benim anlamakta zorlandığım şey şu: Niçin Kamu İhale Kanunu’ndan ayrı tutmak durumundayız ki bunu? Yani, evet, daha önce birtakım  başka şirketlere -Ziraat Bankasına bağlı veya Halkbasına bağlı şirketlere- bu verilmiş belki ama buna niye veriyoruz? Yani onlara verildiği için mi veriyoruz? Ve Kamu İhale Kanunu’ndan bir anlamda -nasıl diyelim?- istisna olmanın kamusal anlamda yararı ne Allah aşkınıza? Ben bunu anlayamıyorum. Ha, bir tek cevabınız olabilir, o da “Efendim, hızlı olsun.” Yani, Kamu İhale Kanunu’nun ne de olsa süreyi yavaşlatan bir yanı olabilir ama dolayısıyla bu Kamu İhale Kanunu dışında kalmanın da açıkça arkadaşlar, rüşvet, irtikap vesaire gibi olumsuz sonuçlar üretmesi de kaçınılmazdır. Bunlar belki bugün konuşulmuyor olabilir ama yarın öbür gün göreceksiniz, bu ihaleler etrafında yapılan harcamaların hepsi -diyebilirim hepsi- mahkemelik olacaktır. Bütün o kamu-özel iş birliği ortaklıklarının hepsi mahkemelik olacaktır çünkü hemen hepsi, demin de söylediğim gibi Kamu İhale Kanunu’nu baypas ederek oluşturulmuş olan kararlardır.

Şimdi, arkadaşlar üç dakikam var. Bu üç dakikada da bu Meclisteki tartışmalarla ilgili olarak, özellikle Halkların Demokratik Partisiyle ilgili olarak izanı aşan ve gerçekten, sadece ve sadece üzüntü verecek olan konuşmaların şahidi oluyoruz. Yani bir siyasi ekip, kendine rakip olduğunu düşündüğü bir başka siyasi ekibe “terörist” diyebiliyor artı bunu en etkili bir şekilde yapma şansına sahip çünkü bu konuyu gündeme getiren bir Cumhurbaşkanı artı neredeyse bütün televizyonlara etki etme şansına sahip olan bir Cumhurbaşkanı. Şimdi, böyle bir sistem kurmuşsunuz arkadaşlar. Bu sistemin hiçbiri savunamazsınız ben size söyleyeyim. Ve bu sistemden giderek “Halkların Demokratik Partisi efendim, terörle iltisaklıdır.” diye laf edip duruyorsunuz.

Arkadaşlar, hakikaten ben mesela şöyle bir cümle söyleyeceğim size. “Ben iddia ediyorum, hepinizden daha fazla bu ülkeyi seviyorum.” Var mı?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Var.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Evet, ben sizden daha fazla seviyorum. Bana diyeceğiniz şu: “Hoca, iyi de yani nereden çıktı bu şimdi? Yani nasıl ölçeceğiz bunu?” Evet, ben de aynı şeyi söylüyorum. Nasıl ölçeceğiz sizin bizden daha fazla bu ülkeyi sevdiğinizi?

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tavırla.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Efendim… “Sabırla.” Biz de öyle diyoruz zaten.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tavırla, tavırla.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Sabırla anlatmaya çalışıyoruz, sabırla anlatmaya çalışıyoruz ki Halkların Demokratik Partisi gayet meşru ve hatta hatta daha iddialı söyleyeyim size…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tavırla ölçeceğiz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hiç kimse bizim tavrımızı ölçemez. Herkes, kendi tavrından sorumludur.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bugün itibarıyla, bizim gibi toplumlarda var olan, dünyada da bizim gibi toplumlarda var olan dünyanın ihtiyacı olan demokrasiyi savunan tek siyasi partiyiz. (HDP sıralarından alkışlar) Bu anlamıyla, ben size söyleyeyim: Tek Türkiyelileşmiş parti biziz çünkü Halkların Demokratik Partisi başından itibaren -kabul edin, etmeyin- bu ülkenin farklılıklarıyla birlikte oldu ve bütün o farklılıkların kendi taleplerini buraya taşımak üzere geldi. Ben bir Karadenizliyim, Kürt falan değilim.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Şaka yapıyorsun(!)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Evet, doğru söylüyorsunuz.

Ama şunu da söyleyeyim size, bir başka gerçeğimizi söyleyeyim: Şunu görüyorum: Bütün kimlikler aslında kendi içlerine konuşuyorlar ve dolayısıyla da diğerini dinlemiyorsunuz bile, dinlemiyorlar daha doğrusu, öyle söyleyeyim. Ben, bizi dışında tutuyorum çünkü biz zaten kuruluşumuzdan itibaren -gözümüz, kulaklarımız açık- herkesi dinlemeye, herkesin sorununu tartışmaya açık bir siyaset izlemeye çalışıyoruz. Ama ben şunu görüyorum: Bir arkadaş çıkıyor mesela Milliyetçi Hareket Partisinden veya başka herhangi bir partiden, bir şeyler söylüyor; evet, ona inandığını anlıyorum ben, ona da saygı gösteriyorum ama o, gerçek değil, bana göre gerçek değil; ne yapacağız şimdi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Arkadaşlar, yapabileceğimiz tek şey var: Birbirimizi dinlemeye ihtiyacımız var; birbirimize küfretmeye, birbirimizi ötekileştirmeye değil. Yani bunu nasıl anlayamıyoruz, anlamakta zorlanıyorum. Yani sizin gerçekleriniz size ait, eyvallah; sizin düşünceleriniz size ait, eyvallah ama bizim düşüncelerimiz de bize ait, bunu da siz kabul edin. Yani şimdi, dolayısıyla da yani bu Parlamento eğer anlamlı bir yer olacaksa… Ben açık söylüyorum: İki senedir ben buraya geliyorum ve müthiş bir hayal kırıklığı yaşıyorum burada ve zaman zaman soruyorum “Benim ne işim var burada?” diye. Çünkü buradaki tartışmaların gerçekten Türkiye’nin tartışmalarıyla çok yakından ilgisi yok. Türkiye insanları sorunlu, sorunları var ve çözülmesini istiyorlar sorunlarının ve biz ne yapıyoruz? “Sen şöyle söyledin, sen böyle söyledin.” tartışmasıyla saatlerimizi geçiriyoruz ve ondan sonra, gönlümüz rahat, işte “Biz politika yapıyoruz.” diyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Erol Hocam, Diyarbakır Anneleri gerçek değil mi?

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Nasıl?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Diyarbakır Anneleri gerçek değil mi? Onlara dair 1 tane sözünüz var mı?

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ya, arkadaşım, ben size söylüyorum: Her zaman bire bir tartışmaya hazırım ben ama siz kaçıyorsunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – 1 tane Diyarbakır Annelerine de sözünüz var mı? 1 tane oldu mu bugüne kadar?

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ben hazırım, hodri meydan!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – El insaf ya!

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Hodri meydan! Her konuyu tartışabiliriz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, şimdi, Milliyetçi Hareket Partisinin ismi geçtiği için… Burada “İnanmış olabilirler ama gerçeği söylemiyorlar, gerçek değil çünkü.” diye ifade etti hatip.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Hayır, “bize göre” dedim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yani, size göre olunca... “Gerçek değil.” dediniz.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Hayır efendim öyle bir şey demedim ya!

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Size göre olan gerçek aslında ama size göre değil, öyle mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Öyle bir şey demedik.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ya, Allah Allah!

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Size göre gerçek değil yani bu söylediklerimiz, size göre “Gerçek değil.” dediniz, değil mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hah tamam, böyle düzeltelim. Size göre gerçek bize göre gerçek... Gerçek tektir, bu gerçek üzerinden hareket edelim ve samimi olalım demekten başka bir sözümüz yok. Ben demin de konuştum, buradaki problemi ifade ettim. Bir ve beraber olmanın koşulu şudur: Tasada, kıvançta birliktelik meselesidir, millet olmanın koşulu da budur. Siz sosyolojik olarak millet gerçeğine inanırsınız inanmazsınız buna ben bir şey demem fakat bir ve beraber yaşama kültüründen bahsediyorsanız ve bu noktada da yüreklerinizin bu memlekette beraber çarptığını iddia ediyorsanız, bu memleketin derdiyle dertlenmeniz gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi, çok basit bir örnek veriyoruz -basit bir örnek derken tek bir örnek, basitleştirmeyelim, yanlış anlaşılmasın- bir Eren Bülbül kardeşimiz var. Kendisi Trabzon’da, alçak bir terör saldırısında şehit oldu. Sizin geçen hafta milletvekilliği düşürülen milletvekiliniz Farisoğulları; onu katleden hainin cenazesine katılıp o cenazede görüntü vermekten en ufak bir beis görmüyor, en ufak bir üzüntü duymuyor, en ufak bir mahsur görmüyor. Şimdi siz -bu memlekette bu çocuğu öldüren, bu çocuğu şehit eden insanlar bizim açımızdan katildir, bu milletin düşmanıdır- bu milletin düşmanına, cenazesine giderek sahip çıkıyorsanız, siz bu milletin hasmıyla berabersiniz demektir. Bu durum çözülmediği sürece Türkiye’de birtakım şeyleri halletmemizin imkân ve ihtimalî yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi bunlar sizin adınıza hayal kırıklığı olmayacak ama milletimizin adına, sizin için bir hayal kırıklığıdır. Siz Meclise gelip bir hayal kırıklığı yaşıyor olabilirsiniz ama biz de bu tavırlardan dolayı -Meclisin üyesi olarak değil sadece- bu milletin bir ferdî olarak, bu vatanın bir evladı olarak Türk milletine silah çeken, bu memleketin çoluğu çocuğu, kundaktaki bebeği ayırmaksızın, bu memleketin kanına girenlerle beraberliğinizden dolayı büyük bir hayal kırıklığı yaşıyoruz ve bunu asla ve asla kabul etmiyoruz. Bu da bizim son derece önemli ve büyük bir hakkımızdır.

Saygılar sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hatibimize sataşma var.

BAŞKAN – Tamam, yerinden cevap verebilir bu saatten sonra.

Buyurun.

 

 

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Bülbül, önce söylediğimi tam anlayamamış ya da ben anlatamadım belki derdimi ama galiba sonunda orada uzlaştık. Şimdi, ben size şunu söyleyeyim, bakın. Biz diyoruz ki: Uzlaşma dediğimiz şey, karşılıklı taviz vermekle ilgili bir şeydir. Yani siz uzlaşmaya, taviz vermek üzere kendinizi hazırlamanız lazım ki bunu konuşabilir hâle gelelim. Dolayısıyla da şunu da söylemek istiyorum: Kimse kendi iddiasından geri adım atmak istemiyor ve Sayın Bülbül’ün şimdi yine söylediği gibi “Şuna şunu deyin, ondan sonra konuşalım...”

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – “Şuna şunu” değil, çok açık.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bir dinleyin. Bakın, sizi dinledik demin.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Bir dakika, bir dakika müsaade edin.

Eğer gerçekten bu mesele bizim derdimizse, sahiden bu mesele bizim derdimizse, o zaman ben de diyorum ki: Hodri meydan, bu konuda Meclis araştırması mı yapalım, ne yaparsak yapalım, oturalım, konuşalım.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ben vicdanınıza sesleniyorum sizin.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Yani, burada açıkçası şunu söyleyelim, burada bizim konuşamayacağımız, tartışamayacağımız hiçbir şey yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Demin de söylediğim gibi, ülkeyi sevmenin bir ölçüsü yok arkadaşlar. Yani, biz de en az sizin kadar -ancak bunu diyebilirim- bu ülkeyi seviyoruz. Bu ülkenin derdi bizim de derdimiz, bu ülke insanlarının dertleri bizim de dertlerimiz. Benim 70 yaşında ne işim var burada Allah aşkınıza o zaman? Yani, dolayısıyla da, bütün arkadaşlarım için söylüyorum: Bizim derdimiz Türkiye’de gerçek anlamda bir demokrasiyi, palavra bir demokrasi değil, gerçek anlamda bir demokrasiyi oluşturmaktır. Halkların Demokratik Partisini de lütfen biraz böyle anlamaya çalışın.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Doğrusu, Sayın Grup Başkan Vekilinin tarzını, biraz önce de çok yadırgadığımı ve kabul edilemez bulduğumu ifade etmiştim. Bu Mecliste, hiçbir partinin, hiçbir partinin temsilcisinin diğer partilerden hiyerarşik olarak bir farkı yoktur, biz, burada yatay bir ilişki içindeyiz, Grup Başkan Vekillerinin de vekillerle dikey bir ilişkisi yoktur. Biz, şu dili gerçekten reddediyoruz ve asla kabul etmeyeceğiz: “Bu devlet, bu millet bizim devletimiz, bizim milletimiz.” Ya, bu dil, bizim açımızdan yok hükmündedir, bu hamasettir. Bizim hamasete karnımız tok. Biz, birlik ve beraberlik derken partilerle birliği, MHP’yle birliği falan kastetmiyoruz, katiyen. Biz, toplumsal birliği kastediyoruz, toplumsal barışı kastediyoruz. Bu ülkede hakikaten toplumsal bir barış içinde herkesin kardeş –sahte kardeş değil- gerçekten eşit olması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ya, bana bu Mecliste şunu söyletmeyin diyorum arkadaşlara. Israrla diyorlar ki: “Ya, Kürtlerin ne sorunu var?” Bu üçüncüdür, söyleyeceğim: Ya, ben bir Kürt kadınıyım, Kürdüm. Benim annem, Türkçe bilmiyor. Ben, Türkçeyi Kürtçeden önce, ikisini birlikte öğrendim. Ben, dilimle eğitim göremedim. Ben, Kürt olarak, Kürt yurttaş olarak şu ana kadar bile sayısız ihlal yaşadım. Ben, İstanbul’a gittiğimde hâlâ bana şu soru geliyor: “Meral Hanım, ne kadar güzel Türkçe konuşuyorsunuz, hiç Kürtlere benzemiyorsunuz.” diyorlar. Bu, bir ayrımcılıktır; bu, bir hakarettir. Bize, kardeşlik hikâyesi gerçekten anlatılmasın. Biz, tabii ki kardeş olmak istiyoruz. Şu anda Grubumuzda; Süryani’siyle, Ermeni’siyle, Hristiyan’ıyla, Müslüman’ıyla,  herkesle hakiki bir kardeşlik yaşıyoruz çünkü kimse, kimsenin diline, inancına, kimliğine göre davranmıyor. Bizim partimizin temel felsefesi budur. Bizim, “Aman ha, MHP’yle birleşelim.” diye bir derdimiz yok.

Ayrıca Erol Hoca –bizim hocamız- o kadar naif, yapıcı bir konuşma yaptı ki, buna bile itiraz ediliyorsa artık ne diyelim yani. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bülbül, buyurun.

 

 

 

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, konuşmalarda HDP bize birtakım itirazlarını veya cevaplarını sunarken, ifade ederken devamlı dile getiriyor, Milliyetçi Hareket Partisi “bizim devletimiz” ifadesini kullanıyorsa üstten bakma, sahiplenme veya hiyerarşik olarak toplumda veyahut da burada Mecliste başka bir durum oluşturma gibi bir şeyden bahsetmemiz mümkün değil burada. “Bizim devletimiz” demek bir ailenin ferdi gibi “benim ailem, bizim ailemiz” demek gibi bir şey. Bunu, “bizim ailemiz, bizim devletimiz, bizim milletimiz” ifadesini rahatça kullanamayanların düşünmesi lazım bence. Bu noktada    -demin de ifade edildi- sanki biz emredici, buyurucu bir pozisyondaymışız, sanki üstten bakıyormuşuz gibi birtakım tavırlardan bahsettiler. Ben bunları kesinlikle ve kesinlikle kabul etmiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - “Naif konuşma” dediğiniz konuşmanın içerisinde cevap vermemiz gerektiğini düşündüğümüz hususlara cevabımızı verdik ama Milliyetçi Hareket Partisinin de bu husustaki değerlendirmelerine sizler de tahammül etmek durumundasınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Tahammül ediyoruz canım.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Üstten seslenmemiz gibi bir durum söz konusu değildir. Biz de yüreğimizden, gönlümüzden, aklımızdan geçenleri partimizin görüş ve düşünceleri çerçevesinde ifade etmeye çalışıyoruz, memleketimize, milletimize fayda getirmeye çalışıyoruz. Bizim başka bir niyetimiz yoktur. Bunu çarpıtmanın da bunu farklı şekilde ifade etmenin de hiçbir şekilde doğru olmadığını burada ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Son cümle, sataşma yok, vekilimiz hakkında bir cümle kurdu da…

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şimdi, şöyle: “Herkes bulunduğu yerden değerlendirir.” sözünü çok kullanırım. Bence, bizce, HDP olarak bu ülkeyi en çok seven biziz çünkü biz bu ülkede bütün saldırılara rağmen barışın tesisi için en büyük bedeli ödeyerek burada oturuyoruz, en büyük bedeli ödüyoruz. Musa Farisoğulları’nın davasına ilişkin ben orada altı dakika bir konuşma yaptım, gönül isterdi ki gerçek bir tartışma ortamı olsun. O davanın iadeyimuhakeme yönünde bozulması gerektiği yönünde… Eminim özel konuşsam milletvekillerinin yüzde 90’ı “Evet.” diyecek ama siyaseten herkes karşı çıkıyor.

Cenazeye gitti suçlamasını da cevap vermeye değer bulmuyorum.

BAŞKAN – Peki.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Emine Gülizar Emecan.

Buyurun Sayın Emecan.

CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Bazı Kanunlarda ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin geneli üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Getirilen bu torba kanun teklifi 27 maddeden oluşmakta ve 17 ayrı kanun ve kanun hükmünde kararnamenin birçok maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Tabii, artık biz bu sürece alıştık, sürekli kanun teklifleri… Özellikle de Plan ve Bütçe Komisyonuna torba kanun teklifleri hâlinde ve palyatif çözümler sunacak şekilde yani o günün, o anın koşullarına göre hiçbir planlama içermeden getirilerek Komisyondan geçiriliyor ve Meclis Genel Kuruluna sunuluyor.

Tabii, bu yine her zamanki gibi, diğer kanun tekliflerinde olduğu gibi teklif maddelerinin görüşülmesi sırasında teklifteki 3’üncü, 4’üncü ve 5’inci maddelerin Anayasa’ya aykırı olduğu görüşünü dile getirmemize rağmen birçok kere olduğu gibi itirazımız Komisyon Başkanlık Divanınca yine dikkate alınmamıştır ve Anayasa’ya aykırılık iddiası karara bağlanmadan görüşmelere geçilmiştir, bu tutum aynı zamanda İç Tüzük’e de aykırıdır, bununda tekrar altına çizmemiz gerekir.

Şimdi, bu kanun teklifini neden ve hangi ortamda görüşüyoruz, biraz buna içeriğinden bağımsız olarak değinmek istiyorum açıkçası. Tüm dünyayı etkileyen yeni Covid-19 virüsü Türkiye’yi de ekonomik, sosyal, psikolojik yönlerden uzun süredir etkisi altına almış durumdadır. Salgına yakalandığımızda zaten bir ekonomik kriz içerisindeydik ve tüm dünyada, salgın sürecinin çalışma yaşamını olumsuz yönde etkilemesi sonucunda birtakım ekonomik önlemler alınmaya ve bir kriz yönetimi yapılmaya da başlanmıştı.

Ülkeler, öncelikle salgını kontrol etmeye, sonrasında bu sürece paralel olarak ellerindeki kaynakları, salgın krizinin bir finansal krize dönüşmemesi için kullanmaya odaklandılar. Bu süreçte, dünyada gelir ve rezerv fazlalığına sahip olan ülkeler, oluşabilecek finansal krizlere karşı elbette çok da rahat önlem paketleri açıklayabildiler. Örneğin, ABD 3 trilyon doları ve Avrupa Birliği 2 trilyon dolara yakın bir finansmanı ekonomilerine aktarmayı başarabilmiştir bu süreçte. Almanya 750 milyar euroyu, Fransa 345 milyar euroyu vatandaşları için kullanabilmiştir, hatta arkasından ek bütçeler de yapmıştır bu ülkeler. Ekonomisi güçlü, gelişmiş ülkelerin önümüzdeki dönemde yüksek oranda küçülmesinin beklenmesine rağmen    -örneğin IMF’nin bahar raporuna göre yüzde 9 büyüyen dünya bu dönemde yüzde eksi 3 daralacak; ABD’nin yüzde eksi 5,9, euro bölgesinin yüzde eksi 7,5, İngiltere’nin yüzde eksi 6,5 küçülmesi de beklenmektedir- bu ülkelerin kasalarındaki rezerv fazlalıkları, bütçe açıklarını finanse etmelerini de kolaylaştırmıştır çünkü kasaları doludur, rezerv fazlaları vardır, çok rahat bir şekilde bu bütçeleri açıklamışlardır ve kullanmışlardır.

Türkiye’ye baktığımızda ise gelir ve rezerv fazlalığımızın bulunmadığını, bu nedenle de bütçe açıklarının finanse edilemediğini görüyoruz. Değerli vekiller, değerli arkadaşlar; yanlışın da en büyüğü, rezerv fazlalarımızın olmamasının sebebi iktidarın bütçeyi harcama tercihlerinden kaynaklanmaktadır. Aslında hiç de az olmayan kaynaklarımızı harcama öncelikleriniz bugüne kadar hep müteahhitlerden, yandaş şirketlerden ve şatafattan yana olmuştur. Garanti ödemeleriyle, yollar, köprüler, hastanelerle devlet müthiş bir borç yükü altına girmiştir. Kamu kaynakları kamu yararına kullanılmamıştır, ziyan edilmiştir bu süreçte, yükü de hep vergiyi ödeyen vatandaşlarımız çekmiştir. Ekonomisi güçlü devletler, vatandaşlarına belli sürelerle aylık destekler verebilirken, kira yardımları yapabilirken, bu zor günlerde vatandaşının yanında olduğunu hissettirirken bizde ise kaynak kullanımında yanlış tercihler yapan iktidar, aylarca iş yerini kapatmış küçük esnafa “Borcunu erteleyeceğim.” “Vergini erteleyeceğim.” “Sosyal güvenlik primini üç ay erteleyeceğim.” “Kredi vereceğim.” diyerek tedbir alıyormuş gibi yapmış ve esnafa geçimlerini sağlayacak paraları vermek yerine borç ötelemeleriyle alamadıkları, alsalar da ödeyemeyecekleri kredilerle baş başa bırakmışlardır.

Şimdi, bir grubumuz daha var değerli vekiller, günlük çalışıp harcayan; simitçisinden ayakkabı boyacısına, temizliğe giden kadınlarımıza, kısaca, emeğiyle çalışanlara “Sen başının çaresine bak.” denilmiştir. Özellikle bu düşük ücretli işlerde çalışan, birikim yapma olanağı olmayan vatandaşlarımız da esnafımız gibi zorunlu olarak evlerine kapatıldıklarında ani gelir kayıplarının yıkıcı sonuçlarıyla baş başa bırakılmışlardır. TÜİK’in 2018 verilerine göre Türkiye’de aylık geliri 583 TL’nin altında olan 11 milyon vatandaşımız var değerli vekiller. Siz ise ne yaptınız? 5,5 milyon ihtiyaç sahibine, sadece 5,5 milyon ihtiyaç sahibine bir kereye mahsus biner TL yani 5,5 milyon TL ödediğinizi açıkladınız; gerisi başının çaresine baksın. Bir de üstüne, IBAN numarası verip para isteme çaresizliği gösterdiniz. Neyse ki Millet İttifakı’nın belediyeleri vardı da bu süreçte, işte, sizin bu sahip çıkmadığınız kesimlere onlar  sahip çıktılar, ellerindeki tüm kısıtlı imkânlara, tüm engellemelere rağmen bu vatandaşlarımızın yanında olmak için ellerinden geleni yaptılar; askıda fatura uygulamalarıyla faturalarını ödediler, yardım kampanyalarıyla mümkün olduğunca evlerine yardımlar götürmeye, en azından aç kalmamalarını sağlamaya çalıştılar. Hâlbuki, siz, bir avuç müteahhit yerine milyonlarca çalışanın cebine para koysaydınız o parayla ne yapacaklardı, birikim mi yapacaklardı? Hayır, harcayacaklardı o parayı, ekonominin çarkı da aslında bu şekilde dönecekti. Şimdi bu durumu yani pandemi sürecinde Türkiye ekonomisindeki daralma ve artan bütçe açıklarına karşı alınan bu yetersiz önlemleri “Bütün dünya küçüldü, daraldı; biz de küçüldük, daraldık.” tezinin arkasına sığınarak açıklayamazsınız. Siz ülkenin zenginliği har vurup harman savurduğunuz için biz bugün burada bu noktadayız. İşte bu garip kanun tekliflerini görüşüyoruz.

Peki, bugün ne hâldeyiz tekrar biraz da ona bakalım. Rezervler tabii boş olunca geriye iki tane yol kalıyor. Bir tanesi, kısa süreli ödünç para olan swap anlaşması yapmaya çalışmak; diğeri de borçlanmak. Ancak küresel sermaye ne swap anlaşmalarına ne de borç vermeye sıcak bakmıştır. Ülkeler bu süreçte hem kendi içlerine kapanmış hem de Türkiye’ye olan güvenin de az olmasından dolayı Türkiye’ye kapılarını, kredi muslukları açmamışlardır. Ocak-mayıs, sadece beş ayda bütçe açığı 90 milyar TL oldu değerli arkadaşlar. Kriz şimdi ülkemizde daha da derinleşmiş durumdadır.

Covid-19 döneminde işçiye, esnafa, çiftçiye verilmeyen yardımlar faiz lobilerine ödeniyor. Bu yıl beş aylık dönemde yani yine ocak-mayıs döneminde Türkiye sadece dış borçları için 65 milyar TL faiz ödemesi yaptı. Hâlbuki 2020 bütçesinde öngörülen bütçe açığı 139 milyar TL’ydi. Merkez Bankası rezervleri de bu arada eriyor. Sadece Katar’la yapabildiğimiz swap anlaşmasının 5 milyar dolardan 10 milyar dolara çıkması tabii bu rezervlerde oluşan erimenin bir kısmını kâğıt üzerinde bir süreliğine telafi etti, erteledi diyelim. Elimizde işçilerin zor günlerinde kullanılmak üzere bir İşsizlik Fonu’muz vardı, değil mi değerli arkadaşlar?

AKP’nin yıllardır aslında bütçe olanaklarıyla yapılması gereken ve doğrudan işverenlere verilen destekleri İşsizlik Sigortası Fonu’na ödetmeye yönelik politikaları yüzünden Fon’un birikimi son yıllarda neredeyse hiç artmıyor, reel olarak da azalıyor. Şimdi biraz bakalım rakamlara, Fon’un 2018 yılında 127,6 milyar olan ve menkul kıymet ve nakit olarak nemalandırılan toplam varlığı 2019 yılında ancak 131,5 milyar lira oldu. Mayıs 2020 sonunda ise 127,3 milyar liraya gerileyen fon varlığının 9 Haziran 2020 itibarıyla 119 milyar 960 milyon liraya indiği belirlendi. Yani İşsizlik Fonu 120 milyar liranın altına inmiş durumda şu anda ve maalesef işçilerimiz bu fondan yeterli miktarda yararlanamamaktadır.

Sanayici ne durumda? Bir de sanayicimize bakalım. Zor durumda sanayici değerli vekiller. Sanayi üretimi nisanda bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 31,4 bu yılın mart ayına göreyse yüzde 30,9 oranında daralmış durumdadır. İmalat sanayi sektörünün keskin bir düşüş yaşanan nisan ayında yüzde 61,9’a kadar gerileyen kapasite kullanım oranı, mayıs ayında yüzde 62,7 olarak gerçekleşti. Bu ne demektir? Sanayici üretemiyor, üretmekte zorlanıyor. Sonucunda ne olacak? Çalışanlarının bir kısmını işten çıkarmak zorunda kalacak, bir yere kadar direnebilecek. Yani işten çıkarmalar başlayacak. Zaten mevcut durumda bile Türkiye’deki en geniş anlamdaki işsizlik, yani başka bir ifadeyle toplam atıl iş gücü diyebileceğimiz sayısı 9 milyon 418 bine, işsizlik oranıysa yüzde 27,7’e kadar tırmanıyor. Türkiye’nin işsizlik sorununda en fazla olumsuz etkilenenler ise 15-24 yaş arasındaki gençlerimizdir. Bu grupta da işsizlik yüzde 24,6’a kadar yükseliyor.

Tarımda da yanlış politikaların bugün bedelini ödüyoruz bu pandemi sürecinde. Bu yanlış politikalar nedeniyle son yirmi yılda tarım alanlarımız yüzde 12 oranında, yine son on iki yılda çiftçi sayımız da yüzde 48 oranında azalmıştır. Ne oldu, topraklarımız bir yere mi gitti değerli arkadaşlar da bu rakamlar azalıyor? Hayır. Tarımdaki istihdam payı yüzde 35’lerden yüzde 19’lara gerilemiş, millî gelirdeki payı da yüzde 10’dan yüzde 6’ya düşmüştür. Her geçen gün tarımda dışa bağımlılığımız artmakta, iktidar da tarım ürünlerini ithal etmekte ısrar etmekte.

    Devletin çiftçiye 175 milyar TL borcu vardır ancak bu biriken borç bir türlü ödenmiyor. Bugün çiftçimiz sel, don, heyelan gibi afetler karşısında yalnız bırakılıyor, bir sürü prosedür çıkarılıyor karşısına ama köprü ve otoyollar için müteahhitlere yıl sonunda ödenmesi gereken garanti ödemeleri için bu yılın ilk üç ayında yıl sonunda ödenmesi gereken 3 milyar 185 milyon TL peşinen ödenebiliyor. Soruyorum: Böyle bir sosyal devlet mi olur?

Şimdi, Osmangazi Köprüsü’nden geçişler azaldı. Devletin müteahhide ödemesi gereken garanti ödemeleri de arttı. Kimin cebinden? Yine vatandaşın cebinden tabii. Bir de üstüne kurlardaki artış nedeniyle yılda bir yapılması gereken fiyat güncellemesi ikiye çıkarıldı. Evet, farkındasınız değil mi? Bu süreçte vatandaşlarımız geçim sıkıntısı çekerken, faturaları ödeyemez durumdayken hep müteahhide, kaynaklar hep müteahhide. Yirmi beş yıl boyunca soyulacak olduğumuz şehir hastanelerine ise ben burada girmeyeceğim.

İktidar mağdur etmeye devam ediyor değerli arkadaşlar. Çiftçilerimiz gibi hak ettikleri paraları alamayan başka kesimler de var. 15 Temmuz gazileri için toplanan 309 milyon lirayı gazilere ödememek için sürekli topu taca atıyorsunuz. Çok basit bir soru soruyoruz: “Para nerede?” Belli değil. Cevap yok, açıklayamıyorsunuz.

Yine, Beşiktaş’taki terör saldırısında yaşamını kaybedenler için toplanan 52 milyon lira da gazilere ve şehit yakınlarına ödenmiyor. Bu da nerede? Paralar belli değil. Bu paralar ödenmiyor. Ama iktidar yandaşlarına üç dört maaşlı kadrolara atamalar devam ediyor. En son, Bakan Yardımcısı maaşı, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı maaşı ve sporcu şeref aylığı alan yani üç tane maaş alan millî güreşçimiz Hamza Yerlikaya bir de Vakıfbank Yönetim Kuruluna atandı. RTÜK Başkanı maaşı ve Basın İlan Kurumundan huzur hakkı alan Ebubekir Şahin’e ise Halkbank Yönetim Kuruluna atanarak üçüncü maaş bağlanmıştır. Bunlara benzer sayılabilecek çok fazla yönetim kurulu üyesi, danışma kurulu üyesi gibi isimler de sayabiliriz.

Ben vekillere sormak istiyorum, özellikle iktidar vekillerine sormak istiyorum: Bu kadar işsizimiz varken bir kişiyi üçer dörder maaş alacak kurumlara atamak sizin vicdanlarınıza sığıyor mu, sizin vicdanlarınız bunu kabul ediyor mu? (CHP sıralarından alkışlar, “Bravo” sesleri) Lütfen bunun cevabını burada, bu Mecliste, bu halkın huzurunda bize verin ve tabii bunun yanında üzücü ve endişe verici olan ne, biliyor musunuz? Hâlâ yanlışlarınıza devam ediyorsunuz, çivi zaten yerinden çıkmış. “Her geçen gün daha fazla artan işsizlik ve yoksulluğu nasıl önleyebiliriz, geçim sıkıntısı çeken vatandaşlarımıza devlet olarak nasıl daha fazla destek olabiliriz?” gibi kanun tekliflerini burada görüşmemiz gerekirken şimdi yine klasik bir AKP yaklaşımıyla “Ülkeyi nasıl daha fazla borç batağına sürükler ve bu borçlarla da nasıl yandaş şirketleri kurtarırız.” derdine düşmüş bir kanun teklifini daha görüşüyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkı gasbedilerek Anayasanın 161 ve 87’nci maddelerine aykırı bir şekilde Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmesi gereken ek bütçe teklifi yerine milletvekilleri tarafından verilen kanun teklifiyle borçlanma limitlerini arttırıyoruz bu kanunla, değerli vekiller. Sürekli söyledik yani Meclise geçirdiğimiz 2020 bütçesinin bu pandemi sürecinde artık bir anlamı kalmadı, uygulanabilirliği kalmadı, yeni bir orta vadeli plan yapalım, yeni bir ek bütçe yapalım, bu süreci daha planlı yürütelim. Ah, ah! Eskiden bir Devlet Planlama Teşkilatı vardı, onu da kapattınız, planlamanın “p”si kalmadı artık sizin hafızanızda, “p”si kalmadı. (CHP sıralarından alkışlar)

Teklifin 4’üncü maddesiyle de 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 12’nci maddesinde yer alan ve Hazine ve Maliye Bakanlığına 2020 yılı içinde genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri başlangıç ödeneklerinin yüzde 3’üne kadar verilmiş olan ikrazen özel tertip devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebilme yetkisinin oranı yüzde 3’ten yüzde 5’e çıkarılmaktadır yani hazine tarafından virüs sürecinde aslında birçok kere borçlanmaya gidilmişken -bunun tercümesi- yeniden toplamda 54,1 milyar liralık bir borçlanmayla karşı karşıyayız. Bu süreçte kamu bankaları ne yaptı? Basını izliyor herkes, düşük faizli ucuz krediler verdi: Ev kredisi, araba kredisi, tatil kredisi. Bunun açıklaması da şu yani: Kamu bankalarının çıkardığı düşük faizli ucuz krediler hazine tarafından yeni borçlanmalarla karşılanacaktır. Bu düzenleme, kamunun zaten yüksek olan borç yükünü daha da artıracaktır. Yani ne yapıyoruz bu borçlarla, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın derdine mi çare oluyoruz? Hayır. Müteahhidin elinde kalmış olan konutları düşük kredilerle kurtarmaya çalışıyoruz. Kim çekiyor bu düşük kredileri? Ödeme gücü yerinde olan kişiler. Vatandaş ise 3 bin lira, 5 bin lira gibi kredileri çekebilmek için banka kapılarında sürünüyor ama bu kredileri alamıyor. Esnaf kredi alamıyor, çiftçi alamıyor ama biz bankalara para aktarıp vatandaşın parasıyla bu ödeme gücü olan kişilere sağladığımız kıyak kredilerle yandaş şirketleri, aslında müteahhitleri, inşaat şirketlerini kurtarıyoruz. 

17’nci maddeye de bir değinmek istiyorum. Bu, 2017 yılında Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tütün üreticileriyle ilgili yapılmış ama birkaç kez ertelenmiş bir düzenleme. Bu sefer, 2’ye bölünüyor ve ticari amaçla makaron veya yaprak sigara kâğıdını içine kıyılmış tütün, parçalanmış tütün ya da tütün haricî herhangi bir madde doldurulmuş olarak satanlara, satışa arz edenlere, bulunduran ve nakledenlere yönelik cezaya ilişkin uygulamanın 1/7/2020 tarihinde yürürlüğe girmesi bu kanun teklifiyle getiriliyor. Değerli vekiller, çıkarılan tütün yasası ve TEKEL Genel Müdürlüğünün tasfiye edilmesiyle birlikte, dünyaca ünlü Türk tütününün üretici sayısı 2018 yılı itibarıyla ne kadar azaldı biliyor musunuz? Yüzde 86. Üretim ise yüzde 50 azalmış durumda. Yani Türk tütüncüsü, Türk tütün üreticisi zaten bu durumda artık üretemiyor, zorlanıyor. Kooperatifleşme çabaları için tütün üreticilerine biraz zaman verilmesi gerekirken çıkarılan bu yasayla şimdi üreticilere hapis cezasının gelme durumu var.

11’inci maddeye de değinmek istiyorum. Karşılıksız çek uygulamasında verilen hapis cezasının uygulanması geçici maddelerle erteleniyor yani yine palyatif çözümler, yine günü kurtaran… Yani yarına erteliyorsunuz da parası nerede bu adamların, nasıl ödeyecekler? Kadrolarla ilgili düzenlemeler içeren bir çok madde son anda Komisyonda teklifin içerisine getirildi, eklendi. Yani kadrolardaki düzenlemenin, pandemi sürecindeki, salgın sürecindeki sıkıntılarla ne alakası var bunu da anlamak mümkün değil gerçekten. Kısaca bütün bu olanlara baktığımız zaman bu süreçte sürekli artan işsizliği ve yoksullaşmayı, yeniden artan vaka sayısı ve olası bir ikinci dalgada sağlık ve gıda tedarikinde alınacak önlemleri tartışmamız ve o yönde yasalar yapmamız gerekirken hâlâ vatandaşa dokunmayan yasalar yapma anlayışımız devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet buyurun, toplayın.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Gerek Anayasa’ya aykırılık yönünden, gerekse de ilgili ihtisas Komisyonlarında yeterince tartışılmadan, sadece Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen torba tekliflere, kanun yapma yönteminin yanlışlığı göz önünde bulundurularak teklifin tümüne karşı olduğumuzu bildirir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır. Teklifin tümü üzerinde şahsı adına İzmir Milletvekili Sayın Kamil Okyay Sındır konuşacaktır.

Buyurun Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda gündemimizde olan 217 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılması hakkında kanun teklifinin tümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, yine bir torba kanun, yine torba kanun üzerine eleştiriler. Ben önce, konuya biraz farklı bir pencereden bakarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, her konuşmacı mutlaka torba kanunun tümü üzerindeki konuşmalarda bazı şeyler söylüyor. Ben bunlardan ikisi üzerinde önemle durmak istiyorum değerli arkadaşlar.

Bir tanesi, bu torba kanun 18 maddeden oluşan bir teklif olarak Komisyonumuza geldi ancak 27 maddeden oluşan bir teklif olarak Komisyonumuzdan çıktı yani 9 madde ihdas edildi. 18 maddelik teklife 9 yeni madde ihdas edildi yani yarısı kadar yeni madde ihdası oldu. Yani değerli arkadaşlar, 8, 15, 16, 18, 19, 20, 21, 24 ve 25’inci maddeler Komisyon esnasında önergeyle ihdas edildi.

Şimdi, biliyorsunuz, Anayasa’ya göre, Meclis çalışmalarını belirleyen İç Tüzük’tür. İç Tüzük’ün 36’ncı maddesinde “Komisyonlara havale edilen işlerin görüşülmesine, havale tarihinden itibaren kırksekiz saat sonra başlanabilir.” deniyor. Yine İç Tüzük’ümüzün 35’inci maddesinde “Komisyonlar kendilerine havale edilen kanun tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul veya reddedebilirler.” deniyor. Burada, yeni ihdasla yeni maddeler ekleyebilirler denmiyor; aynen kabul eder veya gelen teklif üzerinde değişiklik  yapılabilir, değişiklik önergesi olabilir. Bu 35’inci maddenin devamında da şu ifade var: “Ancak, komisyonlar kanun teklif edemezler, kendilerine havale edilenler dışında kalan işlerle uğraşamazlar.”

Bakın, biz 9 yeni madde ihdas ettik. 9 yeni madde Başkanlıktan falan gelmedi, bir kanun teklifi olarak da gelmedi, önerge olarak geldi ve torba yasanın hiçbir maddesiyle hiçbir ilişkisi olmayan 9 yeni madde ihdas edildi. Yani dolayısıyla yasama faaliyeti daha Komisyon içerisinde sakat bir durum aldı değerli arkadaşlar, buna özellikle dikkatinizi çekmenizi istedim. İkincisi, tabii bu torba yasa uygulamada bir temel yasa olarak, aynı yöntemle görüşülüyor. Oysa, mesela İç Tüzük 91’inci maddeye göre “düzenlediği alan yönünden bütünlüğünün ve maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğunun bulunması” söz konusu temel yasada. Dolayısıyla, teknik olarak bu torba yasanın diğer tüm torba yasalarda da olduğu gibi son oylamasında farklı konuları içeren birçok düzenlemeyi bir arada oylayarak geçireceğiz. Bu maddelerden kimisine ben belki katılıyorum, belki “evet” oyu vereceğim, kimisini reddediyorum, çekimserim kimisinde belki ama son hâlindeki oylamayla tümünü kabul etmek veya tümünü reddetmek zorundayız, bir temel yasa niteliğinde görüşüldüğü için. Bu bir başka sakatlık. Yani biz burada Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Yüce Mecliste, Gazi Meclisimizde yasama kalitesine özen göstermemiz gerekirken, tamamen kanuna, Anayasa’ya ve İç Tüzüğe aykırı bir durum var.

Bakın, etki analizi… Bakın, değerli arkadaşlar, dikkatle dinlemenizi rica ediyorum. 5018 sayılı Kanun’un 14’üncü maddesi ne diyor, “Gelir ve giderleri etkileyecek kanun teklifleri” Başlıklı bir madde bu. Gelir ve giderleri etkileyecek kanun teklifleri… Madde 14: “Kamu gelirlerinin azalmasına veya kamu giderlerinin artmasına neden olacak ve kamu idarelerini yükümlülük altına sokacak kanun tekliflerinin getireceği malî yük, orta vadeli program ve malî plan çerçevesinde, en az üç yıllık dönem için hesaplanır ve tekliflere eklenir.” Bu kanun teklifinde şu ana kadar bu salondaki milletvekili arkadaşlarımdan bir kişi böyle bir ek gördü mü? Yani, bunun etkisinin ne olacağına dair böyle bir mali plan çerçevesinde ve Orta Vadeli Program çerçevesinde bunun bu teklifin getireceği mali yükün ne olduğunu biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Yani, karanlıkta yol alıyoruz, nereye gittiğimizi bilmiyoruz, ülkeyi nereye götürdüğümüzü bilmiyoruz. Yasa çıkarıyoruz ama nereye gidiyor bilmiyoruz. Bütçe nereye gidiyor bilmiyoruz. Hükûmet bu bütçeyi nasıl değerlendirecek bilmiyoruz.

Bakın, aynı maddenin bir sonraki cümlesini okuyorum: “Sosyal güvenliğe yönelik kanun tekliflerinde ise -sosyal güvenlikle ilgili bir konu varsa- en az yirmi yıllık aktüeryal hesaplara yer verilir.” Bu kanun teklifinde buna yönelik bir madde, birden fazla madde yok mu? Var mı yok mu değerli arkadaşlar, soruyorum? O yirmi yıllık aktüeryal hesapları yapıldı mı? Yapılmadı. Biz, burada, bir de torba kanun olarak tümünü oylayacağız. Değerli arkadaşlar, bunlar kabul edilebilir şeyler değil.

Bakın, kanunun 1’inci maddesine geçeyim. Kamu İhale Kanunu nasıl bir kanunmuş ki her kurum önünde onu en büyük engel görüyor, ondan nasıl kurtulurumun derdine düşüyor hemen. Ya, Kamu İhale Kanunu, devlet ve kurumları idare, bir ihale yaparken bunun esası, mevzuatı... Yani sadece Kamu İhale Kanunu’nun amacını sizinle paylaşacağım, sonra bu 1’inci  maddeyle Kamu İhale Kanunu’nu biz nasıl hariç tutuyoruz, dışarıda tutuyoruz, bunun muhasebesini hep beraber yapalım.

Bakın, Kamu İhale Kanunu’nun amacı: “Bu kanunun amacı, kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan veyahut kamu kaynağı kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usulleri belirlemektir.” Yani bundan kaçıyoruz. (a), (b), (c), (d), (z)’ye kadar gelmiş Kamu İhale Kanunu’nda istisnalar, trafik plakası gibi (aa)’ya geçmiş, (ab), (ac) gibi gidecek. Zaten bu 1’inci maddede getirilen değişiklik, Kamu İhale Kanunu’na istisna da getirmiyor, sadece bu 6219 sayılı Türkiye Vakıflar Bankası Türk Anonim Ortaklığı Kanunu’nun 18’inci maddesine ek yapıyor. Ne diyor ekte? “Sermaye Piyasası Kanunu’na göre faaliyette bulunan gayrimenkul yatırım ortaklıkları 4734 sayılı Kanun’a tabi değildir.” Bu kadar basit, bir anda devletin denetiminden, İhale Kanunu’ndan, ihale mevzuatından… Yani biz açık ihale usulü, efendim, pazarlık usulü ihale ya da doğrudan yapılan ihaleler, doğrudan temin yöntemi -22’inci madde vesaire- gibi ihaleler ortada dururken bir eklemeyle İhale Kanunu’nu komple dışarı çıkarıyoruz. Bir sürü istisna. Yani, bu ülkede artık ben şunu öneriyorum: Gelin, hep beraber bir düzenleme yapalım; Kamu İhale Kanunu’nu alalım önümüze, istisnaları yazmak yerine hangi kurumlar için geçerli olur, bunları yazalım; işimiz daha kolay olur. (CHP sıralarından alkışlar) On sekiz yılda Adalet ve Kalkınma Partisi -arkadaşlarımız burada- iktidarı döneminde 186 kez değişikliğe uğramış, istisnalar eklenmiş. Yap-İşlet-Devret modelleri istisna, şehir hastaneleri istisna, efendim, ne yaparsanız, hangi yatırımı yaparsınız istisna. İstisnalar o kadar artmış ki uygulanabildiği kurumlar aslında azınlığa düşmüş.

Değerli arkadaşlar, tütün konusu tabii ki hepimizin çok hassas olduğu bir konu ama tütünle ilgili madde, getirilen düzenleme, cezai birtakım uygulamalar aslında tütün üreticisini maalesef sıkıntıya sokacak, tütünle iştigal edenleri sıkıntıya sokacak bir sürece eviriliyor. Tabii, burada, aslında bir suç işlenmiş, bir kabahat işlenmiş, tütünle ilgili üreticinin içine düştüğü durumdan ülkenin tütün üretimi…

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Yani ülkenin tarım politikaları anlamında getirilen süreç bitme noktasında, dibe vurmuş. Şimdi, cezalarla, baskılarla tütün baskılanıyor. Aslında tütün değil, bu kanun maddesi üzerinden tarıma yapılan… Tarımın bütün ürünleri üzerinden geleceğine dair bir gösteri, işaret aslında bu değerli arkadaşlar. Siz doğru politikayla piyasayı düzenleyemezseniz –öğleden sonra da bir konuşmamda bundan bahsettim- Gıda ve Tarım Ürünleri Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi var, Rekabet Kanunu’nda ilgili düzenlemeler var neyse… Piyasayı siz, regüle edemezseniz, piyasadaki arz ve talebi dengeleyemezseniz, TEKEL’i zaten özelleştirdiniz arkasından tütün üreticisi zaten kıraçta, Anadolu’nun dört bir yanında çok sıkıntılı bir durumda. Bu hâlden kurtarmak için ceza getiriyorsunuz, bu kabul edilebilir bir şey değil.

Sürem bittiği için hepinizi saygıyla selamlıyorum değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:23.13

 

 

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 23.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

 

-----0-----

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 100’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

217 sıra sayılı Kanun Teklifinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ve komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 17 Haziran 2020 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

           Kapanma Saati: 23.15

 



(x) 7/4/2020 tarihli 78’inci Birleşimden itibaren coronavirüs salgını sebebiyle Genel Kurul Salonu’ndaki Başkanlık Divanı üyeleri, milletvekilleri ve görevli personel maske takarak çalışmalara katılmaktadır.

(x) 215 S. Sayılı Basmayazı 11/6/2020 tarihli 98’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.

(x) 217 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.