TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

9’uncu Birleşim

23 Ekim 2019 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, 18 Ekim Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Bağımsızlık Günü’nün 28’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Samsun ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Çorum Milletvekili Erol Kavuncu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye-Karadağ Parlamentolar Arası Dostluk Grubunun Karadağ’a yaptığı ziyarete ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, güvenlik korucularının mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, AKP’nin stratejik yatırım ve kurumları özelleştirmedeki ısrarının bedelini Kastamonu ili İnebolu ilçesinin ağır ödediğine ilişkin açıklaması

3.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Barış Pınarı Harekâtı’nda dirayetli liderliğinden ötürü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarını, başarılarından dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerine tebriklerini sunduğuna ilişkin açıklaması

4.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, bu topraklarda İslam dininin yaşanmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’ün isminin neden hutbelerde yer almadığını, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nün tesadüf ettiği haftalardaki cuma hutbelerinde Atatürk’ün adının anılıp anılmayacağını Diyanet İşleri Başkanlığından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

5.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, ülkemiz tarımının yegâne çıkış yolunun Türk çiftçisinin desteklenerek üretime dayalı verimliliği esas alan tarım politikalarının yürütülmesi olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, niçin çiftçimizin hak ettiği 2018 yılına ait buzağı desteklemeleri ile sertifikalı tohum kullanım desteğinin ödenmediğini Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hem askerî hem de siyasi alanda tarih yazıldığına, terörle mücadeleye kararlılıkla devam edileceğine ilişkin açıklaması

8.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, çiftçiye yapılacak desteklerin bir an evvel açıklanması ve hak edişlerin ödenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Saliha Sera Kadıgil Sütlü’nün, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının Haydarpaşa ve Sirkeci gar alanlarının ihalesine ilişkin açıklaması

10.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, kamu kurumlarındaki engelli kadro sayısının yasal zorunluluğun altında kaldığına, engelli öğretmen atamalarının gerçekleştirilerek mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, her 3 gençten 1’inin işsiz olduğuna, Hükûmetin ekonomiyi, işsizliği düzeltmeye dönük adımının olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Kahramanmaraş ilinin, ilçelerinin ve mahallelerinin daha yaşanılabilir hâle getirilebilmesi için çalışmalar yapıldığına, Kahramanmaraş ilinin ev sahipliğini yaptığı 6. Kitap ve Kültür Fuarı’nın kültür hayatına katkı yapmasını niyaz ettiğine ilişkin açıklaması

13.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Suriye’de akan Müslüman kanını durdurmak için çırpınan adam gibi adama, vatanını canı pahasına savunan yiğitlere selam yolladığına ilişkin açıklaması

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, elektronik sigara tuzağına dikkat çekmek istediğine ve ülkemizde obezitenin en önemli sağlık sorunu hâline geldiğine ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 19 Ekim Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

 

16.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Uşak ilinde evde çıkan yangın nedeniyle dumandan zehirlenerek hayatını kaybeden aynı aileden 3’ü çocuk, 4 kişiye Allah’tan rahmet dilediğine, Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik ABD’yle varılan mutabakat ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yapılan Soçi Mutabakatı’nın İYİ PARTİ olarak takipçisi olduklarına, harekâtın siyasi sonuçlarının da düşünülmesi, Suriye’deki iktidar gücüyle diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi gerektiğine, “Esad’sız bir Suriye” gerçekleştirilemediğine göre bu kadar paranın neden harcandığını, bu kadar şehidin niye verildiğini ve bu kadar mültecinin neden ülkemize alındığını öğrenmek istediğine, 23 Ekim Van Erciş depreminin meydana gelişinin 8’inci yıl dönümüne ve 23 Ekim Macar Millî Bayramı’nı kutladığına ilişkin açıklaması

17.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 23 Ekim Van-Erciş depremi ile 9 Kasım Van-Edremit depreminin 8’inci seneidevriyesinde hayatını kaybeden vatandaşlar ile İran sınırından yapılan roketatarlı saldırıda yaralanarak şehit olan er Zekeriya Altunok’a Allah’tan rahmet dilediğine, depremin değil binaların ölüme neden olduğu gerçeğinden hareketle tedbirlerin alınması gerektiğine, doğu sınırlarımızdan ülkemize yönelen saldırıların dikkat çekici olduğuna, Türkiye’nin terörle mücadelede başarısını sadece sahada teröristlerle mücadelede değil, terör örgütüne katılımı sağlayacak sosyal ortamların ve sebeplerin bertaraf edilmesinde de ortaya koyduğuna, Diyarbakır HPD il binası önünde zorla terör örgütü mensubu yapılan çocuklarının geri dönüşünü bekleyen annelerin sonuna kadar yanında olduklarına ilişkin açıklaması

18.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, ekonomik ve siyasi krizle birlikte bitme noktasına gelen besi yetiştiricilerimize çare üretilmesi, ithalata dayalı tarım politikalarının terk edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Mersinlilerin en büyük beklentisinin hem bölge ekonomisi hem de şehirler arası trafiğin rahatlamasını sağlayacak Çeşmeli-Taşucu Otoyolu’nun hizmete açılması olduğuna ilişkin açıklaması

20.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, İran sınırından yapılan roketatarlı saldırıda yaralanarak şehit olan er Zekeriya Altunok’a Allah’tan rahmet dilediğine ve KHK mağduru vatan evlatlarının mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İran sınırından yapılan roketatarlı saldırıda yaralanarak şehit olan er Zekeriya Altunok ile tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine, 23 Ekim Van-Erciş depreminin 8’inci yıl dönümüne, deprem kuşağında olmamıza rağmen alınacak önlemler konusunda yeterli olunamadığına, mücadele konusunda yerel yönetimler ile merkezî yönetimin koordinasyon içerisinde üzerine düşeni yapması gerektiğine, 2020 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin Meclise sevk edildiğine, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD Başkanı Donald Trump’ın mektubuyla ilgili sorularını Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yanıtlayıncaya kadar tekrar etmeye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

 

 

 

22.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 23 Ekim Van depreminin 8’inci yıl dönümü vesilesiyle hayatını yitiren vatandaşlara Cenab-ı Hak’tan rahmet dilediğine, Suriye’de yaşanılan sorunun tüm dünyanın sorunu olduğuna, Barış Pınarı Harekâtı’yla Suriye’nin kuzeyinde yuvalanan terör örgütünü bölgeden temizlemek isteyen Türkiye’nin güvenli bölge oluşturulabilmesi için ABD’den sonra Rusya’yla da mutabakata varılarak hem masada hem de diplomatik olarak zafer elde ettiğine, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 7 sorusuna değil 700 soruya cevap olabilecek nitelikte dokuz gün süren harekâtla cevap verildiğine, elde edilen başarının millet ile devletin ortak başarısı olduğuna ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in bağlamından kopuk değerlendirmelerinin cevaplandırılmasını gerek görmediğine ilişkin açıklaması

25.- Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral’ın, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Bitlis ilinde yaşanan fukaralıkla ilgili Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in konuşmasının tezat olduğuna, AK PARTİ’ye oy vermeyenlerin ötekileştirilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

27.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, Bitlis iline cumhuriyet kurulduğundan beri yapılan yatırımlardan bahsettiğine ve Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve doksan altı yıllık cumhuriyet döneminde kesintisiz olarak on yedi yıldır iktidarda kalmalarının millet iradesinin yansıması olduğuna ilişkin açıklaması

33.- Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in, İzmir Milletvekili Atila Sertel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararına göre Meclisin bütün iş ve işlemlerinde toplantı yeter sayısının sağlanması gerektiğine ve Meclisi çalıştırma sorumluluğunun iktidar partisinde olduğuna ilişkin açıklaması

35.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın 104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadeleri ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Meclis Genel Kurulunda iktidar partisinden en az 200 milletvekilinin olması gerektiğine ilişkin açıklaması

38.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, muhalefetin polemik üzerinden gündem oluşturmaya çalıştığına ve İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Lütfü Türkkan’ın üslubunu kendisine iade ettiğine ilişkin açıklaması

39.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, 23 Ekim Van depreminin 8’inci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, Burdur Devlet Hastanesinin kullanılamaz olduğu ispat edilmiş olmasına rağmen hâlâ yeni bir hastane yapılmadığını Sağlık Bakanının dikkatine sunmak istediğine ilişkin açıklaması

40.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, Ergene havzasının plansız yapılaşmalar uğruna yok edildiğine, Türkiye’nin Avrupa’ya uzanan tek bölgesi Trakya’nın heba edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

41.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ili Günyüzü ilçesindeki kamu kurumlarında ya vekâleten hizmet verildiğine ya da hiç hizmet verilmediğine ilişkin açıklaması

42.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, gazilerimizin sorunlarının çözümü konusunda duyarlılıkla hareket edilmesi, şehit ailelerimize sağlanan ÖTV muafiyeti hakkının malul gazilerimize de tanınması gerektiğine ilişkin açıklaması

43.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız’ın 104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız’ın 104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Uşak ili Elmalıdere Mahallesi’nde evde çıkan yangın nedeniyle vefat eden baba Bülent Yaşar, çocukları Muhammed Nurkan, Muhammed Furkan ile Aişe Nur’a ve MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

46.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, TÜİK’in 2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına ilişkin açıklaması

47.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Milliyetçi Hareket Partisinin Türkiye’nin dört bir yanındaki belediyelerde işten çıkarmalarla ilgili grup önerisini Meclis gündemine getirmesi hâlinde kayıtsız şartsız destekleyeceğine ilişkin açıklaması

 

48.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in 104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde dile getirdiği hususun Mersin Büyükşehir Belediyesinde yaşanan hadiselere yönelik olduğuna ilişkin açıklaması

49.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak ili Elmalıdere Mahallesi’nde evde çıkan yangın nedeniyle vefat eden baba Bülent Yaşar, çocukları Muhammed Nurkan, Muhammed Furkan ile Aişe Nur’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

50.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, Silahlı Kuvvetler Personel Kanunu’nun makam tazminatı cetvelinde binbaşıların da yer almasının Türk Silahlı Kuvvetleri personeli maaş hiyerarşisinin adil olması açısından gereklilik olduğuna ilişkin açıklaması

51.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, borcunu zamanında ödeyemediği için kara listeye alınan esnaf ve sanatkârlara sicil affı getirilmesi, prim borcuyla ilgili sorunlarının çözümü, hizmet süresinde geriye dönük borçlanma hakkı ile istirahat ettikleri süre için geçici iş göremezlik ödeneğinin verilmesi, 4/B’li sigortalıların prim ödeme gün sayısının 4/A’lı sigortalılarla eşitlenmesi yönünde çalışmanın yapılıp yapılmadığını Ticaret Bakanı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

52.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Suudi Arabistan’a gönderilen narenciye ürünlerinin analizleri Türkiye’de yapılırken şimdi analiz için Riyad’a gönderilerek üreticinin zor durumda bırakılmasının gerekçesini ve sorunun çözümü yönünde Hükûmetin planının olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

53.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesiyle gümrük çalışanlarına hâlihazırda var olan silah taşıma yetkilerini emeklilik hayatlarında da devam ettirebilme imkânı tanınmasının istismara yol açıp açmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

54.- Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın, Zonguldak ili Gökçebey ilçesi Bodaç Köyü mevkisinde biyokütle enerji santrali ve atık yakma tesisi yapılarak Gökçebey ilçesinin çöp cehennemine dönüştürülmesine izin vermeyeceklerine ilişkin açıklaması

55.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, kamuya alınacak ortaöğretim mezunu hemşireler ile atama bekleyen öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

56.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Meclis çatısı altında aynı işi yapan işçiler arasında maaş ve özlük hakları konusunda adaletsizlik yaşandığına, Meclis Başkanlığını eşit işe eşit ücret anlayışıyla işçilerin özlük haklarının ve çalışma şartlarının düzenlenmesi için göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Türk milletine ihanet edenin iflah olamayacağına ve 82 milyon vatandaşın birlik ve beraberlik içinde olduğuna ilişkin konuşması

 

 

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 23/10/2019 tarihinde Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral ve milletvekilleri tarafından, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nda ortalama yıllık eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirinin en düşük olduğu Bitlis, Van, Muş ve Hakkâri illerinin ekonomik sorunlarının araştırılması ve fert gelirinin artırılması için gerekli önlemlerin tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, 21/10/2019 tarihinde İzmir Milletvekili Atila Sertel ve arkadaşları tarafından, Basın Kartları Komisyonunun yapısı, işleyişi, kart almak için müracaat eden gazetecilerin reddedilme sebepleri, basın sektörünün içinde bulunduğu ekonomik koşullar, işsiz kalan gazeteciler ve gazetelerin yaşaması adına alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşmeye Türkiye Cumhuriyeti’nin Beyanlarla Birlikte Katılmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1801) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 88)

2.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104)

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk'ün, Cumhurbaşkanlığının Ankara'da hizmet veren bina sayısına ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/18770)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Basın İlan Kurumu Genel Kurulu temsilciliklerine yapılan atamalara ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/18910)

3.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel'in, 23 Eylül 2019 tarihinde Diyarbakır'ın Bağlar ilçesindeki bir yatılı erkek Kur'an kursunda yaşanan gıda zehirlenmesi vakasına ve çocukların vaka üzerine İl Emniyet Müdürlüğünde verdikleri ifadelere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün cevabı (7/19062)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, 2018-2019 yıllarında Ağrı ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                 2018-2019 yıllarında Şırnak ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

              2018-2019 yıllarında Diyarbakır ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

              2018 ve 2019 yıllarında İŞKUR'a başvuru yapan kişilere ve işe yerleştirmelere dair bazı verilere,

                 2018-2019 yıllarında Isparta ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                   2018-2019 yıllarında Iğdır ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                 2018-2019 yıllarında Bingöl ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                2018-2019 yıllarında Batman ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                  2018-2019 yıllarında Bitlis ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                2018-2019 yıllarında Aksaray ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

               2018-2019 yıllarında Ardahan ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

               2018-2019 yıllarında Erzincan ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                  2018-2019 yıllarında Bolu ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                2018-2019 yıllarında Bayburt ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                   2018-2019 yıllarında Siirt ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                2018-2019 yıllarında Çankırı ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                  2018-2019 yıllarında Niğde ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                 2018-2019 yıllarında Düzce ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                   2018-2019 yıllarında Van ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                   2018-2019 yıllarında Muş ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                   2018-2019 yıllarında Kars ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                2018-2019 yıllarında Hakkâri ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                   2018-2019 yıllarında Kilis ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                   2018-2019 yıllarında Rize ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

             2018-2019 yıllarında Gümüşhane ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

                 2018-2019 yıllarında Mardin ilinde İŞKUR'a başvuran kişilere ve yapılan işe yerleştirmelere,

İlişkin soruları ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un cevabı (7/19184), (7/19185), (7/19186), (7/19190), (7/19191), (7/19192), (7/19193), (7/19194), (7/19195), (7/19196), (7/19197), (7/19198), (7/19199), (7/19200), (7/19201), (7/19202), (7/19203), (7/19204), (7/19205), (7/19206), (7/19207), (7/19208), (7/19209), (7/19210), (7/19212), (7/19213)

23 Ekim 2019 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, kardeş Azerbaycan’ın 28’inci Bağımsızlık Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, 18 Ekim Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Bağımsızlık Günü’nün 28’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; selamlarımı sunarak sözlerime başlıyorum.

18 Ekim, kardeş ülke Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 28’inci bağımsızlık günüydü; kutlu olsun, bütün Türk dünyasına kutlu olsun.

Azerbaycan, bilindiği gibi, bölgenin coğrafi adıdır. Orada yaşayan halkın büyük çoğunluğu bizim gibi Oğuz boyu Türk’tür. Onun için Azerbaycan’ın merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in “Biz bir millet, iki devletiz.” sözü çok anlamlıdır ve kardeşliğin en güzel ifadesidir.

Çok değerli petrol ve doğal gaz yataklarının yanında, doğal ve kültürel zenginliği ve sanatın her dalındaki üstün başarılarıyla Kafkasların ve Hazar bölgesinin parlayan yıldızı olmaya namzet bir ülke olan Azerbaycan, bulunduğu bölgenin siyasi ve idari şekillenmesinde ağır bedeller ödemiştir. 1918 yılında şarkın ilk demokratik halk cumhuriyetini kuran ve bağımsızlığını ilan eden Mehmet Emin Resulzade’yi bu vesileyle rahmetle anıyorum. O cumhuriyetin kurulmasına esas teşkil eden ve Bakü’yü kurtaran Kafkas Orduları Komutanı Nuri Paşa’yı, Deli Halit Paşa’yı ve Bakü’de yatan 1.130 şehidimizi de rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kuruluş sürecinde işgal altına giren Azerbaycan, yetmiş yıl boyunca komünizmin baskı ve zulmüne rağmen Türklüğünden taviz vermemiş ve bağımsızlık ruhunu korumuştur. Bu bağımsızlık ruhuyla, 1988’de başlayan Rus-Ermeni iş birliğinin karşısına çıkarak direnmiş, şehitler vermiş, Hocalı soykırımına, kayıplara ve toplu sürgünlere maruz kalmış ama bağımsızlık savaşını kazanarak 18 Ekim 1991 yılında aynı yüzyıl içinde ikinci defa bağımsızlığını ilan etmiştir. İkinci bağımsızlık mücadelesini başarırken hayatlarını kaybeden bütün soydaşlarımızı rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

Özellikle 3 kişinin adını zikretmeyi de görev addediyorum. Birincisi, bağımsızlığın sembolü olan, Kasım 1992’de Anıtkabir ziyaretinde şeref defterine Atatürk’e hitaben “Senin askerin…” diye yazıp imza atan Ebulfez Elçibey’dir. İkincisi, Türkiye’den mücadele bölgesine maddi ve manevi her türlü destek için büyük gayret gösteren Alparslan Türkeş’tir. Üçüncüsü de Elçibey’in sırdaşı, Türk dünyasının son ak sakallısı Profesör Doktor Turan Yazgan’dır. Üçüne de minnet ve şükranlarımı sunuyor, rahmet diliyorum.

Bağımsızlığı kazanmak ne kadar önemliyse yürütmek de o kadar önemlidir. Bu açıdan bakıldığında, çok önemli görev üstlenerek bunu başaran Haydar Aliyev’i de minnetle, şükranla, rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, Azerbaycan’ın geleceği her yönden parlaktır ve hiç şüphe yok ki işgal altındaki toprakları da kurtulacak, Azerbaycan hür ve mutlu insanların yaşadığı bir ülke olacaktır. Böyle bir ülkede hukukun üstünlüğü ve demokrasi yerleşecek, zengin devletin halkı da zenginleşecektir. Buradan kardeş ülke Azerbaycan’ı yönetenlere seslenmek istiyorum: Geçim zorluğu çeken halkı anlamaya çalışmak gerekir. Bir de yöresel şekliyle söyleyeyim: Azerbaycan halkını başa düşün.

19 Ekim Cumartesi günü Bakü’de yapılmak istenen mitinge katılmak üzere evinden çıkarken gözaltına alınan, kelepçe takılan, darbedilen ve hastanede başına 8 dikiş atılan Halk Cephesi Genel Başkanı Ali Kerimli’ye yapılan muameleyi uygun görmediğimi ve kabul edilemez olduğunu ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Azerbaycan’ın şahlanacağına, bölgenin ve Türk dünyasının yükselen yıldızı olacağına inancımı tekrarlıyor, 28’inci Bağımsızlık Günü’nü en içten duygularla kutluyor, kardeş Azerbaycan halkına ve bütün Türk dünyasına selam ve saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Samsun’un sorunları hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’e aittir.

Buyurunuz Kemal Bey. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Samsun ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben, Samsun şehrinin Milletvekiliyim, 20’nci yüzyılın, asrın devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün güneş gibi doğduğu şehirden gelen insanım. Biz bugün bu topraklarda bugünkü mücadelemizi, bugünkü varlığımızı, yaşamımızı sürdürüyorsak bunu sebebi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün o günkü Samsun’a çıkışıdır.

Değerli arkadaşlarımız, cumhuriyet tarihinde Samsun’da çok yönlü yatırımlar yapıldı. Barajlar, göletler, fabrikalar, hepsi cumhuriyet döneminin eserleri diye düşünüyoruz. Altınkaya, Hasan Uğurlu Barajı gibi, Suat Uğurlu Barajı gibi, Çakmak Barajı gibi, Derbent Barajı gibi bu hidrolik barajlar tamamen cumhuriyet tarihinde yapıldı. Cumhuriyet tarihinde TEKEL fabrikası vardı, azot fabrikası vardı, bakır fabrikası vardı, limanı vardı, havaalanı vardı ama bunların hepsi tamamen bugünkü siyasal iktidar tarafından satıldı, yok edildi; bunların yerine de hiçbir varlık getirilmedi. Yani biz bunlar satıldığı zaman Samsun’a da bir yatırımın yapılmasını istiyorduk ama bir insanın dahi istihdam edilebileceği bir yer bugünkü Hükûmet tarafından yapılmamıştır.

Değerli arkadaşlarımız, bu da yetmiyormuş gibi, Samsun’umuzda Türkiye’de coğrafi olarak, tarım toprakları olarak çok verimli alanlar bulunmaktadır, Çarşamba Ovası, Bafra Ovası Türkiye’nin sayılı ovalarındandır ve bu ovalarda, son günlerde -Samsun Çarşamba’da- biyokütle enerji santrali yapılması için bugünkü siyasal iktidar izin vermiştir ÇED raporuyla. Bununla beraber bugünkü siyasal iktidarın yereldeki iktidarı tarafından büyükşehir belediyesindeki AK PARTİ’li ve Milliyetçi Hareket Partili belediye meclis üyelerinin oylarıyla da orada yeniden bu enerji santralinin yapılması, bu kirliliğin yapılması için, bir yatırım yapılması için imar verilmiştir, bunu doğru bulmuyoruz. Bugün Çarşamba’da bu enerji santraline karşı bir mücadele için halk topluluğu orada. Ümraniye’den sonra Tekkeköy, o Kirazlık bölgesi Türkiye’de hava kirliliğinin en yüksek olduğu yer. Bununla beraber bir kirlilik daha buna katacak sizlerin Çarşamba’yı, Bafra’yı, Terme’yi, Tekkeköy’ü, Samsun’u ve o bölgede yaşayan insanların yaşam haklarını ellerinden almak gibi hakkınız yoktur. Orada güya 260 bin ton biyokütle yakılacakmış, enerji elde edilecekmiş, günlük 630 ton ürün demektir bu, biyokütlenin yakılması demektir. Bu yakıldığı zaman bunun katı atığının veya oradaki hava kirliliğinin o bölgeyi ne hâle getireceğini ben Samsunlular ve buradaki değerli milletvekillerimizin takdirine sunuyorum.

Değerli arkadaşlarımız, Samsun’da –Türkiye’nin genelinde olduğu gibi- genç çiftçi projeleriyle çiftçilerimize 30 koyun, 2 koç verildi. Bunların her birinin fiyatı çiftçilerimize 1.000 TL’den imzalatılırken, hibe yapılırken oradaki genç çiftçilerimiz bu hayvanların 300-400 TL değerinde bile olmadığını bize ifade ettiler ve bu da yetmiyormuş gibi, veba hastalığı, kontrolsüz ve devletimize yakışmayan... Devletin hibe diye verdiği ve içinden de kâr sağladığı, finansman sağladığı şu andaki bu projeyi de reddediyoruz. Acaba bu veba hastalığını nereden getirdiniz, Türkiye’nin topraklarında mı doğurdunuz yoksa bir başka yerden ithal edip de mi getirdiniz? Yandaşlara çıkar sağlamak için böyle bir teşvikin verilmesi doğru değil diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım.

Diğer taraftan, Samsun’un genelinde çiftçilerin büyük sorunu var. Tarım Kredi Kooperatifleri kredi kullandırıyor Ziraat bankalarından. Ziraat Bankasının almış olduğu faiz kadar ve o faiz orantısında çiftçilerimizden “komisyon ve hizmet bedeli” adı altında gelir elde etmektedir Tarım Kredi Kooperatifleri. Bunun da son bulmasını istiyoruz.

Diğer taraftan, fındıkta, çeltikte ve arpada, buğdayda, ayçiçeğinde, tüm taban fiyatların açıklanmasına rağmen Samsun ve Türkiye’de taban fiyatı ölçeğinde hiçbir ürün bedeli alınmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Milletvekili.

KEMAL ZEYBEK (Devamla) – Bunun bir dahaki yılki tarım ürünlerinde daha iyi gerçekleştirilmesini diliyoruz. Çiftçimizi ezmek ve bir başka tekelcinin -onun sömürüsünü elde etmek için- kucağına atmak doğru değil diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım.

Arkadaşlar, diğer taraftan, Samsun’umuz şu anda Türkiye’nin 3’üncü derece kalkınma bölgesi içerisinde bulunmaktadır. Samsun hak ettiği yerde değildir. Samsun’un Havza’sı, Ladik’i, Kavak’ı, Vezirköprü’sü, Yakakent’i, Terme’si doğunun ilçelerinden daha kötüdür. O yüzdendir ki bu bölgelerin tamamen 4’üncü, 5’inci derece kalkınma bölgesine alınmasını talep ediyoruz ve en az 5’inci derece kalkınma bölgesine alınmasına destek verilmesini istiyoruz. Bu bölge, Samsun geçmişte, on beş yıl öncesinde Karadeniz’in ticaret merkeziydi, o merkez olma özelliğini kaybetti. Buradan bunu yapanları, Samsun’a zulmedenleri halkımıza şikâyet ediyor ve gerekenin yapılmasını istiyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye-Karadağ Parlamentolar Arası Dostluk Grubunun Karadağ’a yaptığı ziyaretle ilgili söz isteyen Çorum Milletvekili Erol Kavuncu’ya aittir.

Buyurun Sayın Kavuncu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Çorum Milletvekili Erol Kavuncu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye-Karadağ Parlamentolar Arası Dostluk Grubunun Karadağ’a yaptığı ziyarete ilişkin gündem dışı konuşması

EROL KAVUNCU (Çorum) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye-Karadağ Dostluk Grubu olarak Karadağ'a gerçekleştirdiğimiz ziyaret vesilesiyle Meclisimizi bilgilendirmek amacıyla söz almış bulunuyorum. Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Karadağ Büyükelçiliğimizin hazırladıkları program dâhilinde, Dostluk Grubumuz, Karadağ'ın başkenti Podgoritsa’da ziyaret kapsamında Karadağ Parlamento Başkanı, İnsan ve Azınlık Hakları Bakanı, Parlamento Başkan Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler ve Diaspora Komisyonu Başkanıyla görüşmeler gerçekleştirmiş, ayrıca Karadağ TİKA temsilciliğini, Yunus Emre Enstitüsü temsilciliğini, Karadağ İslam Birliği Başkanlığını ve Ulcinj Belediye Başkanını ziyaret etmiştir.

Dost, kardeş ve müttefik ülke Karadağ’da görüşmelerimiz son derece samimi ve dostane bir hava içinde gerçekleştirilmiştir. Karadağ'da görüştüğümüz resmî, özel tüm taraflar ülkemizi bölgedeki en önemli dost, müttefik ortaklarından biri olarak gördüklerini, Türk iş insanlarının Karadağ'a olan ilgisinden memnuniyet duyduklarını -ki Türkiye dünyada Karadağ'a yatırım yapan ülkeler arasında 5’inci sıradadır- iş adamlarımıza yatırımlarında her türlü kolaylığın sağlanacağını da ifade etmişlerdir.

Diğer taraftan, görüştüğümüz tüm kesimler TİKA'nın, hizmetleriyle Karadağ halkının gönlünü fethettiğini, katkılarından dolayı şükran duygularını ifade etmişlerdir. Ayrıca Karadağlı yetkililer, 90'lı yıllarda Balkanlarda savaşın çirkin yüzüne şahit olduklarını ve savaş sırasında ülke nüfusunun üçte 1’i kadar farklı etnik ve dinî gruplardaki mültecileri barındırdıklarını ve dolayısıyla Türkiye'nin teröre karşı verdiği haklı mücadelesini ve mülteciler konusunda sergilediği fedakârlığı takdirle karşıladıklarını ifade etmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle bu kürsüden, milletin kürsüsünden, Barış Pınarı Harekâtı’mız ve son gelişmeler hakkındaki düşüncelerimi Meclisimiz ve aziz milletimizle paylaşmak istiyorum. İstiklalimiz ve istikbalimiz için teröre karşı soylu mücadelemiz sınırlarımız içinde ve dışında kesintisiz ve tavizsiz şekilde sürdürülmektedir, sürdürülecektir. Bu mücadelenin asli unsuru terörü kaynağında kurutmaktır. Şantajlar ve tehditler Türkiye'yi haklı davasından asla vazgeçiremeyecektir. Bölgede birçok oyunu aynı anda bozan Barış Pınarı Harekâtı, Allah’ın yardımı, aziz milletimizin desteğiyle hem sahada hem masada inşallah zafere ulaşacaktır.

Türkiye, Orta Doğu'nun gözetleme kulesidir. Orta Doğu'da bütün yollar Türkiye'ye çıkar. Türkiye, sıradan, herhangi bir ülke değildir. Artık bu ülke örs değildir, çekiçtir. Türkiye, oyun kuran, oyunları bozan ve oyunları boşa çıkaran ülkenin adıdır.

Türkiye'nin, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde asil ve dik duruşu, teröre karşı mücadelesindeki kararlılığı ve millî menfaatlerini koruma konusundaki cesareti bütün dünya tarafından tescil edilmiştir.

Buradan, milletin kürsüsünden insan ve insanlık düşmanı PKK/PYD- YPG gibi bütün terör gruplarına, örgütlerine sesleniyoruz: Gittiğiniz bu yolun sonu yoktur, karanlıktır, bu cadde çıkmaz sokaktır. Zira ne sizin ne de sizin ağababalarınızın, hamuru vatan, millet, din, devlet sevgisiyle yoğrulmuş bölge halkını, Kürt kardeşlerimizi değerlerinden koparmaya asla gücü yetmeyecektir.

Değerli milletvekilleri, yıllar önce Diyarbakır'a gittiğimde ziyaret ettiğim Diyarbakır Ulu Cami kitabesinde okumuştum. Diyarbakır’ın, bölgenin, bölge halkının İslam’la tanışması İslam’la müşerref olması ne zamandı biliyor musunuz? Milattan sonra 638. Yani Peygamberimizin vefatından sadece 6 yıl sonra, Hz Ömer döneminde. 1.381 yıldır yani 14 asırdır, bölge halkı, Kürt kardeşlerimiz Müslümandır. Bölge halkı, Kürt kardeşlerimiz âdeta İslam’la, İslam’ın doğuşuyla yaşıttır. Böylesine bir şeref herkese nasip olmaz. Zira yeryüzünde Mekke, Medine'den sonra en çok sahabe kabri -541 tane- Diyarbakır'dadır, 7 Peygamber kabri Diyarbakır’dadır. Peki PKK, YPG, PYD, terör örgütleri kimdir? Bunlar yıllarca güya Marksist, Leninist, din düşmanı, Allah, peygamber düşmanı ideolojileriyle Amerikan emperyalizmine, sömürüye, Amerika'ya karşıydılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Vekilim.

EROL KAVUNCU (Devamla) - Sonra ne oldu? Sonra gittiler, Amerika'nın kuklası, maşası, paralı askerleri, çapulcuları oldular. O ne yaptı? O da sizi kullandı, buruşturup çöp sepetine attı. Olan budur. Zira bütün piyonların sonu böyledir.

Son olarak, devletimizin haklı ve meşru gerekçelerle başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’na siyaset üstü bir yaklaşımla ve millî mücadele anlayışıyla destek vermek her Türkiye vatandaşının ahlaki sorumluluğudur.

Bu duygu ve düşüncelerle Barış Pınarı Harekâtı’nın hayırla neticelenmesini, kahramanca mücadele vererek şehit düşen Mehmetçiklerimize ve sivil şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı dileklerimle Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim, bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Buyurun Sayın Çelebi.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, güvenlik korucularının mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

1.800 şehidi, 3 bin gazisi olan koruculuk camiası kaderine terk edilmiş durumdadır. Devletten en düşük maaşı alan camia güvenlik korucularımızdır ve 2.162 lira almaktadırlar. Emekli olunca toplu ikramiye alabilme şansları yok, aile yardımı alamıyorlar, şehit, gazi olanlara “Devlet Övünç Madalyası” verilmiyor. Yolluk ve görev paraları artırılmalı, operasyona gittiklerinde kazandan beslenmeleri sağlanmalıdır. Şehit yakını ve gazilerin hakları korucular için de sağlanmalıdır. Harp ve vazife malullerinin çocuklarının ücretsiz okutulması, yükseköğrenim gören çocuklara kontenjansız burs hakkı sağlanmalıdır. Korucularımızın acil isteği “bekçilik” benzeri bir statüye kavuşmalarıdır. Bu acilen çözülmelidir diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Baltacı…

2.- Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı’nın, AKP’nin stratejik yatırım ve kurumları özelleştirmedeki ısrarının bedelini Kastamonu ili İnebolu ilçesinin ağır ödediğine ilişkin açıklaması

HASAN BALTACI (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kastamonu’nun en büyük sahil ilçesi İnebolu AKP’nin stratejik yatırım ve kurumları özelleştirmedeki ısrarının bedelini ağır ödemektedir, tıpkı Eti Bakırı peşkeş çekilen Küre, tıpkı SEKA’sı satılan Taşköprü gibi. “Yatırım yapılacak, istihdam yaratacak.” yalanıyla tarihî İnebolu Limanı iki yıl kadar önce Cengiz İnşaata devredilmişti. Limanın işletmesini alır almaz limanı İnebolululara yasaklayan, Gümrük İskelesi mevkisinde balık tutulmasını yasaklayan Cengiz İnşaat şimdi de belediye tarafından işletilirken balıkçı teknelerinden alınmayan balık boşaltma ve barınak ücretlerini misliyle tahsil etmeye başlamıştır. Limana gelen tekne sayısında büyük düşüşe, teknelerin açıkta demir atmasına neden olan bu uygulama maalesef esnaflarımızı olumsuz etkiliyor, ilçe ekonomisini ağır ağır felç ediyor. Bir kez daha söylüyoruz: Özelleştirme yağma demektir, özelleştirme yoksulluk demektir. Bir kez daha hatırlatıyor ve uyarıyoruz: İnebolu Limanı ekmeğini denizden çıkaran balıkçıların, İnebolu Limanı İnebolulularındır, İnebolu Limanı İstiklal Yolu’nun başlangıcıdır.

BAŞKAN – Sayın İlyas Şeker…

3.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Barış Pınarı Harekâtı’nda dirayetli liderliğinden ötürü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarını, başarılarından dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerine tebriklerini sunduğuna ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

9 Ekim günü Cumhurbaşkanımızın “Amacımız güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzur getirmektir.” talimatıyla, PKK, YPG ve DEAŞ terör örgütlerine karşı başlattığı Barış Pınarı Harekâtı 17 Ekime kadar başarıyla devam etti. Mesele ülke olunca Mehmetçik’e “Ayağın taşa değmesin, Allah’ım sizi korusun.” duasıyla desteğini açıklayarak tek ses olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve İYİ PARTİ’yi kutluyorum. Dirayetli liderliğiyle terörle mücadelede hem arazide hem de masada başarılı olmamızı sağlayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum. Barış Pınarı Harekâtı’ndaki başarılarından dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerini tebrik ediyor, bu Gazi Meclisten selam gönderiyorum. Selam olsun sana ey Mehmetçik!

BAŞKAN – Sayın Şahin…

4.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, bu topraklarda İslam dininin yaşanmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’ün isminin neden hutbelerde yer almadığını, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü’nün tesadüf ettiği haftalardaki cuma hutbelerinde Atatürk’ün adının anılıp anılmayacağını Diyanet İşleri Başkanlığından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz 30 Ağustos Zafer Bayramı cuma gününe tesadüf etmiş, Diyanet İşleri Başkanlığının hazırladığı cuma hutbesinde Mustafa Kemal Atatürk’ün adının anılmaması cami cemaati ve toplumumuzun büyük kısmı tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Diyanet İşleri Başkanlığının 2015 yılından günümüze kadar yayınladığı 245 cuma hutbesinde, 2017 yılından bu yana yapmış olduğu 574 sosyal medya paylaşımında ve Diyanet İşleri Başkanlığının internet sitesinde yer alan “Kuruluş” bölümünde kurumun kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ün adı bir kez dahi anılmamıştır.

Buradan Diyanet İşleri Başkanlığına sormak istiyorum: Bu topraklarda Yüce İslam dininin yaşanmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’ün ismi neden hutbelerde yer almamaktadır? Ayrıca, önümüzde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı ve 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günleri bulunmakta olup bu günlerin tesadüf ettiği haftalardaki cuma hutbelerinde Atatürk’ün adı anılacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

5.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, ülkemiz tarımının yegâne çıkış yolunun Türk çiftçisinin desteklenerek üretime dayalı verimliliği esas alan tarım politikalarının yürütülmesi olduğuna ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizde tarıma yapılan desteklerin yetersizliği nedeniyle, Ziraat Mühendisleri Odası verilerine göre yılda en az 6-7 milyon ton buğday ve arpa ithal edilmekte, bedeli de 7,9 milyar TL tutmaktadır. Sadece buğday ve arpada verim ortalamamızı dekarda 280 kilogramdan 350 kilograma yükseltebilmek, ülkemiz üretiminde 8,4 milyon ton artış demektir; bu artışın dünya fiyatlarıyla bedeli ise 9,5 milyar TL etmektedir. Çiftçimize yapılacak sertifikalı tohum, gübre, ucuz mazot ve ucuz elektrik destekleriyle üretimde yaklaşık yüzde 25’lik bir artış sağlanarak Hans’a, John’a, Dimitri’ye giden paralar ülkemiz insanı Ahmet’e, Ali’ye, Hasan’a kalacak ve çiftçimizin yüzü bir parça gülecektir.

Ülkemiz tarımının yegâne çıkış yolu, Türk çiftçisinin desteklenmesi, üretime dayalı verimliliği esas alan bir tarım politikasının yürütülmesidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

6.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, niçin çiftçimizin hak ettiği 2018 yılına ait buzağı desteklemeleri ile sertifikalı tohum kullanım desteğinin ödenmediğini Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarım Bakanına soruyorum: Yaklaşık iki ay sonra 2020 yılına gireceğiz ama hâlen çiftçilerimizin hak ettiği 2018 yılına ait -2018 diyorum- buzağı destekleri ve sertifikalı tohumluk destekleri ödenmedi. Yandaşlara gelince para buluyorsunuz, konut kredisi faizlerini düşürüyorsunuz; çiftçiye gelince çiftçinin ne kadar borçlu olduğunu bildiğiniz hâlde desteğini bile ödemiyorsunuz. Bu nasıl ciddiyetsizlik? Ondan sonra “Türkiye tarımı çöküyor.” dediğimizde “Bizi çok acımasızca eleştiriyorsunuz.” diyorsunuz. Siz hiç hayvan baktınız mı, tarlada tohum ektiniz mi? Neden çiftçinin hak ettiği desteği ödemiyorsunuz? Çiftçiye gelince para mı bitiyor? Tabii, aklınız fikriniz ithalatçıya para kazandırmak. Tek bildiğiniz iş, gümrük vergilerini sıfırlamak ama artık siz sıfırlanacaksınız.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

7.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hem askerî hem de siyasi alanda tarih yazıldığına, terörle mücadeleye kararlılıkla devam edileceğine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hem askerî hem de siyasi bir tarih yazıyor. Beş gün içinde dünyanın en büyük 2 gücüyle anlaşmaya varan ülkemiz, haklılığımızı uluslararası toplumun önünde bir kez daha perçinlemiştir. ABD ve Rusya’yla yapılan mutabakatlar çerçevesinde mevcut harekât alanımız dışında bu aşamada yeni bir harekât icra edilmesine gerek kalmamış, teröristlerin kurmak istediği terör devletinin tamamen önüne geçilmiş ve engellenmiştir. Dünya gündemi Türkiye’nin hamleleriyle şekillenirken kahraman milletimiz de gücünü bir kez daha göstermiştir. Barış Pınarı Harekâtı’nın başladığı 9 Ekim tarihinden itibaren 130’u kadın 2.330 vatandaşımız gönüllü askerlik için başvurmuştur; bu, tüm dünyaya çok önemli bir mesajdır. Türkiye, sınırlarının güneyinde bir terör koridorunun oluşmasına asla müsaade etmeyecek, terörle mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir. Mutabakatlar sonunda gelinen noktanın milletimize ve umudunu Türkiye’ye bağlayan tüm mazlumlara hayırlı olması temennisiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

8.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, çiftçiye yapılacak desteklerin bir an evvel açıklanması ve hak edişlerin ödenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Kepenklerini indirmiş Tarım Bakanlığına ve yürütmenin başı Cumhurbaşkanına sesleniyorum: Yıl bitti, tarımsal desteklerden ses yok, çiftçi ürününü biçti, sattı, yeni ürününü ekiyor. 2020 bütçesi Gazi Meclise geldi ama hâlâ 2019 desteklemelerinden haber yok. Yoksa 2019 bütçesindeki destekler unutulmuş muydu? Uyanın, çiftçi borcundan dolayı hapishanelere düşüyor, hayatına son veriyor, üretim bitiyor ama biz çiftçinin hak etmiş olduğu tarımsal destekleri hâlâ ödemedik; yine, 2019 yılı içerisinde üretim destekleme miktarlarını da hâlâ belirlemedik. Yıl 2020’ye yaklaşıyor ama çiftçinin satmış olduğu ürünlere ait üretim destekleme miktarları daha belli olmadı. Bir an evvel desteklerin açıklanmasını ve hak edişlerin ödenmesini bekliyoruz. Nasıl Ali Ağaoğlu’nun borcunu ödediysek yine gelin, çiftçilerin de borçlarını ve hak edişlerini ödeyelim.

BAŞKAN – Sayın Kadıgil Sütlü.

9.- İstanbul Milletvekili Saliha Sera Kadıgil Sütlü’nün, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının Haydarpaşa ve Sirkeci gar alanlarının ihalesine ilişkin açıklaması

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Kendisini “bin ferli, çok hünerli” olarak tanıtan AKP’nin yarattığı şanslı azınlığın kusursuz örneklerinden birinden bahsedeceğim.

Biliyorsunuz, aslında kültürel bir miras olan ama bazılarının sadece rant iştahını kabartan Haydarpaşa ve Sirkeci Garı ihalesinden İBB bir şekilde elenir. Hüseyin Avni Önder isimli gencimizin şirketi İBB’yi eleyerek ihaleyi kapar, zira o “bin ferli, çok hünerlidir” yani o bizim bildiğimiz Türkiye gerçekliğindeki 3,5 milyon genç işsizden biri değildir. Önder, henüz üç yıl önce İBB’de 3 bin lira maaşla çalışan herhangi bir gençken Bilal Erdoğan’ın Yönetim Kurulu Üyesi olduğu Okçular Vakfının Genel Müdürü olur, sonra 10 bin lira sermayeyle bir şirket kurar, 2 yaşında olan Hezarfen adlı şirketiyle gar ihalesine katılır ve ihalede İBB’nin tam 3 katı teklif sunar, dahası şirketinin sermayesini on günde tam 100 katına çıkartıp 1 milyon liraya yükseltir.

Önder’in takdire şayan bu hikâyesini ve hülyalarını bir kenarda keselim ve “fersiz, hünersiz” 16 milyonun mesajıyla sözümüzü bitirelim: Haydarpaşa halkındır, saray eşrafına peşkeş çekilemez. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

10.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, kamu kurumlarındaki engelli kadro sayısının yasal zorunluluğun altında kaldığına, engelli öğretmen atamalarının gerçekleştirilerek mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kamu kurumlarında engelli kadroları yasal zorunluluk olan yüzde 3’ü bırakın yüzde 2’nin bile altındadır. Hâlbuki toplumda engelli oranı yüzde 6’dır.

Ben burada bana gelen bir iletiyi sizinle paylaşmak istiyorum: “Sayın vekilim, bizler uzun bir bekleyişin yorgunuyuz, bırakmayın elimizi. Ötelenmekten, ihmal edilmekten dolayı hastalıkları ilerleyen arkadaşlarımızın çığlığını duyun, bu yangına bir damla su olun. Başka da sığınacak bir vicdan, güvenecek bir kapımız yok. Gayri ümidimiz bir sizde, anlıyor musunuz? Sadece 1.200 engelli öğretmeni mi sığdıramadılar mı okullara? Gittiğimiz her kapıdan geri çevrildik. Kanser tedavisi gören arkadaşlarımız neden başkasına muhtaç olsun ya da tedavisiyle ilgileneceğine neden atama mücadelesi versin?

Engelli Öğretmen Atama Platformu Temsilcisi Eylül Güneş.”

Engelli memur atamalarında bütçe kısıtı yok, öğretmen ihtiyacı da var; bunu hemen gerçekleştirelim ve artık bu yarayı bir kapatalım istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmazkaya…

11.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, her 3 gençten 1’inin işsiz olduğuna, Hükûmetin ekonomiyi, işsizliği düzeltmeye dönük adımının olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genç işsizlik almış başını gidiyor, yüreğimiz kan ağlıyor. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2019 yılı Temmuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre 4 milyon 596 bin kişiye ulaşmıştır. Genelde işsizlik oranı yüzde 13,9 seviyesinde gerçekleşti. Genç nüfusta işsizlik oranının yüzde 27 olması 3 gençten 1’nin işsiz olduğunu gösteriyor. Özellikle Gaziantep ilinde iş olanağı azalmış, işsiz sayısı artmıştır; yanımıza gelen genç işsizlerimizi görünce yüreğimiz kan ağlıyor.

Hükûmet olarak bu kötü ekonomiyi, işsizliği düzeltmeye yönelik bir adımınız yok; yetmezmiş gibi 2018 yılından bugüne kadar elektriğe ve doğal gaza ardı ardına yapılan zamlarla yüzde 80’in üzerinde artış gerçekleşti. Yaşam şartları için 100 lira fatura ödeyen bir vatandaş, şimdi 182 lira ödüyor. Vatandaş işsizlik yüzünden evine ekmek götüremiyor, yaşayamıyor siz ise bütçe açığı için zamlar ile vergileri artırarak vatandaşı daha çok açlığa ve yokluğa mahkûm ediyorsunuz.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

12.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Kahramanmaraş ilinin, ilçelerinin ve mahallelerinin daha yaşanılabilir hâle getirilebilmesi için çalışmalar yapıldığına, Kahramanmaraş ilinin ev sahipliğini yaptığı 6. Kitap ve Kültür Fuarı’nın kültür hayatına katkı yapmasını niyaz ettiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dün, gün boyu Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanımız ve TOKİ Başkanımızla Kahramanmaraş’ımızdaydık. İlimizin, ilçelerimizin ve mahallelerimizin daha yaşanılır hâle getirilebilmesi, bir kısım sorun alanlarının yerinde görülmesi ve yapılması gereken çalışmalarla ilgili Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediye başkanlarımız, Ticaret ve Sanayi Odamızla, ilgili bütün tarafların katılımıyla toplantılar, incelemeler ve etkinlikler gerçekleştirdik. Faaliyetlerin ilimizin daha da gelişmesine vesile olmasını diliyorum.

Ayrıca, bugünlerde Kahramanmaraş’ımız 6. Kitap ve Kültür Fuarı’na ev sahipliği yapmaktadır. 250 yayınevi, bir o kadar yazar ve birçok kitapseverin katılımı ve hemşehrilerimizin yoğun ilgi ve alakasıyla fuarımız devam etmektedir.

Bu fuarımızın da daha öncekilerde olduğu gibi, şiir, kültür ve edebiyatın başkenti olarak bilinen Kahramanmaraş’ımızın kültür ve irfan hayatına katkı ve etki yapmasını niyaz ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

13.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Suriye’de akan Müslüman kanını durdurmak için çırpınan adam gibi adama, vatanını canı pahasına savunan yiğitlere selam yolladığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Selam olsun Suriye’de zulmü, göz yaşını, akan Müslüman kanını durdurmak için çırpınan adam adam gibi adama!

Selam olsun dişe diş, kana kan diyerek vatanını canı pahasına savunmak, siyonistlerin arzımevud hayaline son vermek için Suriye’ye giren yiğitlere!

Helal olsun “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” diyen Gazi Meclisimizin saygıdeğer milletvekillerine!

Selam olsun tanka karşı dimdik duranlara!

Selam olsun bu yiğitleri doğuran, eli öpülesi analara!

Yazıklar olsun vatan haini, kanı bozuklara!

Selam olsun Gazi Meclisin 4 değerli partisine!

Selam olsun Çanakkale ruhunu yaşatanlara!

Selam olsun ölüme meydan okuyan tüm yiğitlere!

Selam olsun darbeye karşı darbe yapan cengaverlere!

Yazıklar olsun özgürlüğümüze kasteden alçaklara!

Selam olsun kefenim sırtımda diyerek yola koyulanlara!

Selam olsun gövdesini kurşuna siper edenlere!

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan, buyurun.

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, elektronik sigara tuzağına dikkat çekmek istediğine ve ülkemizde obezitenin en önemli sağlık sorunu hâline geldiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, elektronik sigara tuzağına dikkat çekmek istiyorum.

Elektronik sigara, nikotin ve aromatik buhar vermektedir. Bağımlılık yapan ve zararlı olan madde nikotindir. 250 farklı elektronik sigara markası vardır ve internet üzerinden satış yapmaktadırlar. Elektronik sigaranın ithalatı ve kullanımı yasaklanmalıdır.

Diğer bir konu: Ülkemizde obezite en önemli sağlık sorunu hâline gelmiştir. Çocuklarımızda da obezite artmaktadır. Çocuklarımızı sağlıksız, yüksek kalorili, aşırı şekerli ve yağlı gıdalardan korumalıyız. Aileler ve okul bu konuda çok önemlidir. Okullarda bu amaçla başlatılması planlanan okul gıdası uygulaması ertelenmiştir, hemen uygulama başlatılmalıdır. Sağlık ticarete kurban edilmemelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

15.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 19 Ekim Bosna-Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz cumartesi günü yakın tarihin en önemli şahsiyetlerinden birinin, bilge lider, Bosna Hersek ilk Cumhurbaşkanı, büyük mücadele ve fikir adamı merhum Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüydü. Bu vesileyle, kardeş Bosna Hersek halkına yaptığı liderlik ve hizmetlerle gönüllerde ayrı bir yere sahip olan merhum Aliya’ya Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. 20’nci yüzyılın en önemli Müslüman liderlerinden biri olan Aliya İzzetbegoviç’in Bosna-Hersek’in bağımsızlığı için canını ortaya koyarak verdiği mücadelesi asla unutulmadı. Bilge lider Aliya’nın Bosnalı Müslümanların mücadelesine yaptığı liderlik Boşnakları maruz kaldıkları soykırıma rağmen mücadele için ayakta tutmuş, Avrupa’nın en önemli İslam toplumunun varlığını sürdürmesini sağlamıştır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, söz talep eden grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Türkkan...

16.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Uşak ilinde evde çıkan yangın nedeniyle dumandan zehirlenerek hayatını kaybeden aynı aileden 3’ü çocuk, 4 kişiye Allah’tan rahmet dilediğine, Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik ABD’yle varılan mutabakat ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yapılan Soçi Mutabakatı’nın İYİ PARTİ olarak takipçisi olduklarına, harekâtın siyasi sonuçlarının da düşünülmesi, Suriye’deki iktidar gücüyle diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi gerektiğine, “Esad’sız bir Suriye” gerçekleştirilemediğine göre bu kadar paranın neden harcandığını, bu kadar şehidin niye verildiğini ve bu kadar mültecinin neden ülkemize alındığını öğrenmek istediğine, 23 Ekim Van Erciş depreminin meydana gelişinin 8’inci yıl dönümüne ve 23 Ekim Macar Millî Bayramı’nı kutladığına ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün acı bir haber aldık. Uşak’ta bir evde çıkan yangında dumandan zehirlenen aynı aileden 3'ü çocuk, 4 kişi hayatını kaybetmiş; 1 kişi de hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmış. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı diliyorum, yaralı kardeşimize de acil şifalar diliyorum.

Daha önce Amerika Birleşik Devletleri’yle yapılan anlaşmayı, sonra da dün akşamki Soçi Mutabakatı’nı İYİ PARTİ olarak yakından takip ediyoruz. Soçi Mutabakatı’na göre, Türkiye, aslında Suriye sınırında Tel Abyad ile Rasulayn arasında 120 kilometre genişliğinde, 32 kilometre derinliğindeki güvenli bölge için dün Rusya Federasyonu Başkanı Putin’le de görüşüp bir anlaşma sağlamış. Rusya resmî pozisyon olarak sınırın tümünün Suriye rejimi tarafından korunmasını savunuyordu daha önce. Dünkü mutabakatla, Türkiye’nin kontrolündeki güvenli bölgenin belli bir süre için devamını kabul ederek bu tutumunda şimdilik geri adım atmış olarak görünüyor.

Daha önce Barış Pınarı Harekâtı bilgilendirmesi görüşülürken Bursa Milletvekilimiz Ahmet Kamil Erozan da açıklamıştı, İYİ PARTİ Grubu olarak bu görüşlerimizin arkasındayız. Her harekâtın siyasi sonuçlarının da düşünülmesi gerekiyor. Her operasyon sonunda maalesef kabullenmek durumunda olacağınız başka siyasi gerçekler de olacaktır. Suriye’de ihtiyaç olan hızlı, kapsamlı, kalıcı bir çözüm olmalıdır. Suriye’nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve siyasal birliğine saygı gösterilecek, Anayasa Komisyonundan çıkacak sonuçlar ve ardından yapılacak demokratik seçimler ve Suriye halkının özgür iradesiyle iktidara gelecek yönetimle samimi, yapıcı, iyi komşuluk ilişkileri geliştirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Bu ara dönemde Suriye’deki iktidar gücüyle her türlü hamaseti bırakarak herhangi bir ön şart ileri sürmeden diplomatik ilişkiler yeniden tesis edilmeli, gündemdeki acil konular için aralıksız bir diyalog kurulması imkânları yaratılmalıdır. Hiçbir ülkenin içişlerine karışılmayarak Suriye’nin özelinde her türlü terörist grupla mücadele konusunda hem Adana Mutabakatı hem de 21 Aralık 2011’de imzalanan Terör ve Terör Örgütlerine Karşı Ortak İşbirliği Anlaşması’nın ardından koşulsuz bir iş birliği geliştirilmelidir.

Suriye’yle ilgili operasyon başladığında, daha önce de belirtmiştik, Suriye meselesi ilk Türkiye’nin gündemine geldiğinde Hükûmetin, o dönemki Başbakan ve Dışişleri Bakanının bir kanaati vardı: Esad’sız bir Suriye. Bugün bütün başımıza gelenlerin tamamının temelinde yatan Esad’sız bir Suriye hedefiydi. O günden bugüne ne oldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Milyonlarca mülteciyi kabul etmek zorunda kaldık. 40 milyar doların üzerinde para harcadık. Yüzlerce şehit verdik. Geldiğimiz noktada Esad gitti mi? Hayır, Esad yerinde duruyor. Bir de güçlenerek yerinde duruyor. “Peki, biz bu kadar parayı niye harcadık? Bu kadar şehidi niye verdik? Bu kadar mülteciyi niye aldık?” sorusunu sormadan edemeyeceğim?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sekiz yıl önce bugün meydana gelen Van Erciş merkezli depremde ne yazık ki 644 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 1.966 vatandaşımız da yaralanmıştı. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Böyle acıların bir daha yaşanmaması için gerekli tedbirler ne kadar alındı, ne kadar alınıyor? Her zaman söylediğimiz gibi, Hükûmet bu konuya önemle eğilmelidir. Beklenen büyük İstanbul depremini hiç aklımızdan çıkarmadan, bir an önce tedbir almak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bitiyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hükûmet, Haydarpaşa ihalesine verdiği önem ve ciddiyeti deprem tedbirleri için de göstermeli, bir an evvel gerekli adımlar atılmalıdır.

23 Ekim Macaristan ulusal bayramını kutluyorum. Atilla’nın torunlarına Turan dolusu selam gönderiyorum buradan. Bu vesileyle, özellikle PKK/YPG’ye karşı başlattığımız Barış Pınarı Harekâtı’na verdiği destek için hem Macaristan Hükûmetine hem de Macar halkına tekrar teşekkürlerimizi sunuyoruz. Tarihten gelen Türk-Macar kardeşliği ve iş birliğinin ebediyen devam etmesini tüm kalbimle temenni ediyorum.

Bütün heyeti ve milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

17.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 23 Ekim Van-Erciş depremi ile 9 Kasım Van-Edremit depreminin 8’inci seneidevriyesinde hayatını kaybeden vatandaşlar ile İran sınırından yapılan roketatarlı saldırıda yaralanarak şehit olan er Zekeriya Altunok’a Allah’tan rahmet dilediğine, depremin değil binaların ölüme neden olduğu gerçeğinden hareketle tedbirlerin alınması gerektiğine, doğu sınırlarımızdan ülkemize yönelen saldırıların dikkat çekici olduğuna, Türkiye’nin terörle mücadelede başarısını sadece sahada teröristlerle mücadelede değil, terör örgütüne katılımı sağlayacak sosyal ortamların ve sebeplerin bertaraf edilmesinde de ortaya koyduğuna, Diyarbakır HPD il binası önünde zorla terör örgütü mensubu yapılan çocuklarının geri dönüşünü bekleyen annelerin sonuna kadar yanında olduklarına ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan tam sekiz yıl önce, 23 Ekim 2011 tarihinde Van Erciş merkezli, 9 Kasım 2011 tarihinde de Van Edremit merkezli depremler meydana gelmiştir. Arka arkaya gelen Van depremlerinde 644 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 1.966 vatandaşımız yaralanmış, 252 vatandaşımız ise enkazdan sağ kurtarılmıştır. Van depremlerinin seneidevriyesinde, hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza bir kez daha Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Depremin değil, binaların ölüme neden olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Özellikle olası İstanbul depremiyle ilgili olarak yapılan risk değerlendirmeleri, toplumda ve özellikle bölgede yaşayan vatandaşlarımızda ciddi tedirginlik uyandırmaktadır. Bugüne kadar deprem ve doğal afetlerle ilgili alınan tedbirleri önemsiyor ve değerli buluyoruz. Bununla birlikte, riskli yapılardan güvenli yapılara geçişle ilgili olarak kentsel dönüşüm faaliyetleri de dâhil olmak üzere, alınması gereken tedbirlerin hiç zaman kaybetmeden gerçekleşmesi ortak dileğimizdir.

Sayın Başkan, iki gün önce İran sınırından yapılan roketatarlı saldırıda yaralanan evli ve 2 çocuk babası er Zekeriya Altunok kardeşimiz şehit olmuştur. Aziz şehidimize Allah'tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize sabırlar niyaz ederken son dönemde özellikle İran sınırı üzerinden, doğu sınırlarımızdan ülkemize yönelen saldırıların çok manidar olduğunun, dikkat çekici olduğunun da altını çizmek istiyoruz.

Son dönemde terörle mücadelede çok ciddi neticeler elde edilmiştir. Terör örgütü PKK’yla, FET֒yle mücadelede devletimiz kararlı ve etkin bir mücadele içerisindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Terörle mücadelede artık “terörün bataklığına girme ve bataklığı kurutma” şeklinde ifade edilen ve savunmadan, direkt saldırarak terörü olduğu yerde bitirme noktasında ortaya konulan terörle mücadele konsepti başarılı olmuş ve çok ciddi neticeler vermiştir. Bu, sadece mevcut terör örgütü mensuplarına karşı yürütülen mücadelede değil, terör örgütüne yapılan katılımlarda da etkisini göstermiştir. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarına göre, yıllık 5 binli rakamlarla geçmişte ifade edilen terör örgütüne katılım sayısı, 2018 yılında 136 kişi, 2019 yılında bu tarihe kadar da 101 kişiyle sınırlı kalmıştır. Bu rakamlar, Türkiye’nin terörle mücadelesinde sadece sahada teröristle mücadele ederken değil, terör örgütüne katılımı sağlayacak sosyal ortamların ve ortaya çıkan sebeplerin bertaraf edilmesine yönelik olarak da başarısını ortaya koymaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu konuda, Diyarbakır’da HPD il binası önünde, kaçırılan ve dağa çıkarılan, zorla terör örgütüne mensup yapılan çocuklarının geri dönüşünü temin etmek için bekleyen Diyarbakır’daki annelere de burada atıfta bulunmak gerektiği kanaatindeyim. Onların bekleyişi, onların bu konudaki talepleri son derece haklıdır ve bu zamana kadar terörle mücadele sürecinde Türkiye adına ortaya konulan çok önemli bir tablodur. Bunu biz çok kıymetli görüyoruz ve orada bulunan annelerin sonuna kadar yanında olduğumuzu ve mücadelelerine destek olduğumuzu ifade etmek istiyor, saygılar sunuyoruz

BAŞKAN – Sayın Barut, bir mazeretiniz vardı galiba, buyurun.

18.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, ekonomik ve siyasi krizle birlikte bitme noktasına gelen besi yetiştiricilerimize çare üretilmesi, ithalata dayalı tarım politikalarının terk edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) - Sayın Başkan, iktidarın kabul etmediği ancak hepimizin canını çok yakan ekonomik ve siyasi kriz, her alanda olduğu gibi besicilerimizi de perişan etmiş durumda. Besicilerin en büyük girdileri arasındaki yem fiyatlarında fahiş artış besiciliği bitirme noktasına getirmiş durumda. 2016 yılında 1 kilogram karkas etle 1 torba yem alan üreticiler, bu sene 3 kilogram karkas etle 1 torba yem alabildiklerini, ahırda besledikleri 4 hayvandan 2’sinin sadece yem maliyetlerini karşılayabildiğini, üstelik diğer maliyetleri hesaba bile katmadıklarını söylüyor. Açıkça görüldüğü üzere et ve süt para etmezken, besiciliğe gereken destek verilmezken, artan maliyetler herkesi canından bezdirmişken, ithalata dayalı sistem sürerken yetiştiricilerimiz ne yapsın? Maalesef yanlış politikalar sonucu besicilik Türkiye’de can çekişir hâle geldi. Acilen besicilerin feryadına çözüm bulunmalı, artan maliyetler karşısında yetiştiricilerimize çare üretilmeli, ithalata dayalı tarım politikaları terk edilmelidir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

19.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Mersinlilerin en büyük beklentisinin hem bölge ekonomisi hem de şehirler arası trafiğin rahatlamasını sağlayacak Çeşmeli-Taşucu Otoyolu’nun hizmete açılması olduğuna ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çeşmeli-Taşucu otoyolu, bölge trafiğini rahatlatacak, sahil yolundaki aşırı trafik nedeniyle meydana gelen ölümlü kazaları engelleyecek ve bölge ekonomisine olumlu katkılar sunacak bir proje olması bakımından son derece hayati bir öneme sahiptir. Hem bölge ekonomisi açısından hem de şehirler arası trafiğin rahatlatılması bakımından bölgemiz için olmazsa olmaz bir proje olan Çeşmeli-Taşucu otoyolunun bir an önce yapılarak hizmete açılması Mersinlilerin en büyük beklentisidir.

Ne yazık ki bugüne kadar istenilen çalışmalar ortaya koyulamamıştır. Hükûmetimiz bölge için mühim olan bu projenin hayata geçirilmesi için gereken adımları atmalı ve Çeşmeli-Taşucu otoyolu bölge halkının hizmetine açılmalıdır.

Hemşehrilerimizin bu haklı beklentisi mutlak surette karşılanmalı, süreç geciktirilmemelidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Dursun Bey, buyurun.

20.- Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın, İran sınırından yapılan roketatarlı saldırıda yaralanarak şehit olan er Zekeriya Altunok’a Allah’tan rahmet dilediğine ve KHK mağduru vatan evlatlarının mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

20 Ekim 2019 tarihinde Ağrı Doğubayazıt’ta PKK’lı teröristler tarafından düzenlenen saldırıda ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede şehit olan er Zekeriya Altunok’u bugün Kayseri’de toprağa vermenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Bundan daha üzücü olansa 2 çocuk babası bu şehidimiz 24 Aralık 2017 tarihinde yayınlanan KHK’yle polis memurluğu görevinden, terörist olduğu gerekçesiyle ihraç edildi ve on altı ay cezaevinde kaldı. Bu evladımız gibi binlerce KHK mağduru vatan evladı var. Öncelikle şuna karar vermemiz lazım: KHK’liler terörist ise neden askere alınıyor, askere alınacak durumdalar ise neden hâlâ terörist muamelesi görüyorlar? Yaşarken terörist ilan edip KHK’li diye eşine İŞKUR’dan bile iş vermediğimiz bu şehidimizin, şimdi zorunlu olarak, eşine maaş bağlayıp 2 yakınına da iş vermek zorundayız. Bu çelişki nasıl ortadan kaldırılacak? Bu, Meclisin görevleri arasında değil mi diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, söz talepleriniz oluyor, onu karşılamak durumundayız tabii. Fakat grup başkan vekillerini bekleterek söz veriyorum, dolayısıyla talepleri de zamanlamayı yaparak değerlendirirseniz sevinirim.

Buyurun Sayın Özel.

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İran sınırından yapılan roketatarlı saldırıda yaralanarak şehit olan er Zekeriya Altunok ile tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine, 23 Ekim Van-Erciş depreminin 8’inci yıl dönümüne, deprem kuşağında olmamıza rağmen alınacak önlemler konusunda yeterli olunamadığına, mücadele konusunda yerel yönetimler ile merkezî yönetimin koordinasyon içerisinde üzerine düşeni yapması gerektiğine, 2020 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin Meclise sevk edildiğine, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD Başkanı Donald Trump’ın mektubuyla ilgili sorularını Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan yanıtlayıncaya kadar tekrar etmeye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kayseri’deki son şehidimizi ve onunla birlikte hem bu operasyonda hem de bugüne kadar verdiğimiz tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle bir kez daha anarak sözlerime başlamak isterim.

23 Ekim 2011… 2011 yılında meydana gelen Van depreminin yıl dönümü. 604 yurttaşımız o gün yaşamını yitirmişti, 4.152 yurttaşımız yaralanmıştı 7,2 büyüklüğündeki depremde. O dönemde tüm Türkiye yaraların bir an önce sarılması noktasında seferber oldu. Yaraları sarma noktasında tüm yurttaşlarımız, kamu kurumlarımız üzerine düşeni yerine getiriyorlar ama bir deprem kuşağında olmamız ve tarihimizde ciddi depremler atlatmış olmamıza rağmen deprem öncesinde alınacak önlemler noktasında yeterli olmadığımız da ortada. İstanbul gibi ülkemizin en büyük metropolünü büyük bir depremin beklediğini hepimiz biliyoruz. Bu noktada yerel yönetimlerin ve merkezî yönetimin üzerine düşenleri koordinasyon içinde ve birlikte yapmaları gerekiyor. Bu konuda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun aldığı inisiyatifi önemsiyoruz ve bu depreme karşı, Ekrem İmamoğlu’nun Ankara’ya uzattığı elin İstanbul’da yaşayan tüm yurttaşlarımızın geleceği ve canları düşünülerek bir an önce tutulması gerektiğini değerlendiriyoruz.

Bütçe Meclise sevk edildi ve dünyadaki demokrasilerde kendi maaşını belirleyen tek adam bizim ülkemizi yöneten tek adam ve kendisi 74.500 lira olan maaşını bu sene 81.250 lira olarak belirledi ve Meclise yolladı. Kendi maaşına zam yapabilen tek adam işçiye, “Ki ben de işçi olarak başlamıştım.” dediği süreçte 3 verdi. İtiraz edene “Allah’ın hakkı 3’tür, neye itiraz ediyorsun?” dediler ve memura 4 verdi, Rabia yaptı. Kendisi, kendi maaşına, ne Allah’ın hakkı 3’ü ne millî selamı Rabia’yı uygun görmedi, tam yüzde 9 zam yaptı. Zammın karşılığı 6.750 lira, 3 asgari ücret. Aldığı maaş 40 asgari ücret. Maaş ne memur maaş katsayısına tabi ne asgari ücrete endeksli. Kendisi yüzde 9 olarak belirledi ve buna karşı, emekli olanın aldığı maaştan ilk önce ev kirası verdiğini, doğal gaz, elektrik, su ödediğini ve mutfak giderlerini karşıladığını; oysaki Atatürk’ün vasiyetine rağmen, oraya yapılmış olan sarayda ne maaş ödendiğini ne yemek giderlerine katılındığını; elektrik, su, doğal gazın da maaşını eline alamadan vergisi kesilen gariban asgari ücretliden, memurdan kesilen vergilerle ödendiğinin de altını çizmek gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bu konuyu bir kez daha vatandaşlarımıza şikâyet ediyoruz.

Dün çeşitli vesilelerle gündeme geldi Trump’ın hadsiz mektubu. AK PARTİ Grubunca “Yırttık, attık.” dediler. Bütün diplomatlardan bütün gruplara telefon yağıyor. Mektubu yırtıp attığınızı muhatabınız bilmiyorsa mektubu kabul ettiniz demektir. İade edeceksiniz, kabul etmeyeceksiniz, dokuz gün susup yutup ortaya çıkınca “Atmıştık.” da “Sepetteydi.” de “Günü gelince sepetten alıp bir cevap veririz.” de demeyeceksiniz.

Sayın Genel Başkanımızın Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanına mektupla ilgili, yanıtlaması talebiyle soruları var.

“1) Hiçbir şekilde diplomatik teamüllere uymayan ve hakaret dolu ifadeler içeren bu mektubu ‘Bu üslup kabul edilemez.’ diyerek neden iade etmediniz?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “2) Okuduğunuzda bu ifadeleri nasıl hazmettiniz? Neden; hangi korku, endişe ve ruh hâliyle bu mektubu kabul ettiniz?

3) Hakaretler içeren mektubu anında iade etmediğiniz gibi, kamuoyundan gizlediniz. Neden?

4) Bu mektubu Amerikalılar kamuoyuna duyurmasaydı üstünü örtecek, sessiz mi kalacaktınız? Neden?

5) Hakaretler içeren mektubun üstünü artık örtemeyeceğinize göre milletin onurunu nasıl kurtaracak, bu yakışıksız üsluba Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arşivine girecek şekilde nasıl bir cevap vereceksiniz? Ne zaman?

6) Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlarının anayasal görevidir. 82 milyonun huzurunda ettiğiniz yemini hatırlıyor musunuz?

7) Ettiğiniz yeminde bahsi geçen ‘namus’ ve ‘şeref’ kavramları sizin için neyi ifade etmektedir?”

Genel Başkanımızın bu 7 sorusunu bu mektuba bir cevap verilene, bu 7 soruya bir cevap verilene kadar tekrar etmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

22.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 23 Ekim Van depreminin 8’inci yıl dönümü vesilesiyle hayatını yitiren vatandaşlara Cenab-ı Hak’tan rahmet dilediğine, Suriye’de yaşanılan sorunun tüm dünyanın sorunu olduğuna, Barış Pınarı Harekâtı’yla Suriye’nin kuzeyinde yuvalanan terör örgütünü bölgeden temizlemek isteyen Türkiye’nin güvenli bölge oluşturulabilmesi için ABD’den sonra Rusya’yla da mutabakata varılarak hem masada hem de diplomatik olarak zafer elde ettiğine, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 7 sorusuna değil 700 soruya cevap olabilecek nitelikte dokuz gün süren harekâtla cevap verildiğine, elde edilen başarının millet ile devletin ortak başarısı olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Malumunuz, bugün Van depreminin 8’inci yıl dönümü. Bu münasebetle, Van depreminde hayatını yitiren bütün vatandaşlarımıza Cenab-ı Hak’tan rahmet ve mağfiret diliyorum, yaralılara da geçmiş olsun deyip acil şifalar diliyorum. Cenab-ı Hak bu tür felaketlerden hem Van’ımızı hem 81 vilayetimizi, ülkemizi muhafaza buyursun diye dileklerimizi ifade ediyorum.

Tabii, şunu da belirtmek lazım ki: Hemen akabinde Hükûmetimiz Van’ı muazzam bir şekilde, çok kısa bir sürede ayağa kaldırmış, yeniden ihya ve inşa etmiştir. Türkiye’nin gücü vatandaşıyla buluşmuş ve o konuda insanlarımız da konutlarında huzurlu bir şekilde yaşamlarına devam etmişlerdir.

Evet, basitlik içindeki gündem saptırmalarına yol vermeden, ona tevessül etmeden bu harekâtla ilgili de birkaç hususa temasta bulunmak istiyorum. Harekât sonrası Amerika Birleşik Devletleri’yle yapılan anlaşmadan ve kazanımlardan sonra Soçi’de Rusya’yla yapılan görüşmeler neticesinde varılan anlaşmayla tüm terör unsurları kalıcı olarak bölgemizden uzaklaştırılarak Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bölgenin istikrarına kavuşması sağlanacak ve bu şekilde Suriyeli kardeşlerimiz inşallah Türkiye’nin tezi olan güvenli bölgeye yerleştirilecek.

Suriye’de yaşanan durum sadece Suriye’nin ya da sınır komşusu olarak Türkiye’nin sorunu değildir, bölgede bir terör sorunu vardır ve bu sorun tüm dünyanın da sorunudur. Süreç içerisinde uluslararası camiaya yaptığımız çağrılara karşılık vermeyenler bu sorunu çözmeyi bırakın, büyütmek için ellerinden geleni yaptılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ancak Türkiye kendisinin ve bölgesinin sorunlarını çözüme kavuşturma noktasında net ve kararlı bir tutum gösterdi ve etkili bir sonuç elde etti. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’nin gösterdiği net duruş aleyhimize yürütülen tüm fiziki oluşumları ve kara propagandaları yerle bir etmiştir. Kahraman Mehmetçik’imizle sahada elde edilen üstün başarı masada elde edilen diplomatik başarıyla taçlandırılmıştır. Âdeta Ziya Paşa’nın “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir./Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” beyitleri uluslararası diplomaside kanaviçe gibi örülmüş ve Yahya Kemal’in kahraman ordumuza ithafen yazdığı şiirde ifade ettiği gibi “Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi. / Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi/ Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyet namın/ Galip et, çünkü bu son ordusudur İslam’ın.” dizeleri hayata geçmiş ve hakikaten hem Amerika’yla hem Rusya’yla masada da diplomatik olarak bu zafer elde edilmiştir. Mektupla ilgili dün biz nasıl bir süreç izlendiğini görsel olarak da burada ifade ettik. Mektup keenlemyekûndur ve dürülüp çöp sepetine atılmıştır. Sahada, dokuz gün süren harekâtla, 7 soruya değil, 700 soruya cevap gelecek nitelikte etkili bir şekilde bombayla, İHA’yla, SİHA’yla cevap verilmiştir. Bundan daha güzel cevap olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum efendim.

Bununla beraber, işte, bu sahada ve masada elde edilen büyük başarı milletçe ve devletçe hepimizin ortak başarısıdır. Bu zaferden dolayı sevincimizi, gururumuzu hep beraber ortaya koymak durumundayız. Bu zafere etkili liderlik yapan Sayın Cumhurbaşkanımıza, bakanlarımıza, diplomatlarımıza, değerli komutanlarımıza, kahraman Mehmetçik’imize, yüce Meclisimize, aziz ve asil milletimize gerçekten gönülden teşekkür ediyorum ve her birine “Size selam olsun, size selam olsun, size selam olsun.” diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Meselede çok bariz iki sıkıntı var. Sıkıntının bir tanesi, partinizin Genel Başkanı dışında o makam ve mevkide bulunmuş hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti’ne kendi şahsı üzerinden yapılan böyle bir hakareti bugüne kadar hazmetmedi. Fahrettin Altun ile kendisinden başka şahitliğinin olmadığı diplomatik bir cevap verme yöntemi yoktur. O mektubun çöp sepetine atıldığını o gün “Böyle bir mektup geldi, yeri burasıdır.” diye İletişim Başkanınız paylaşsaydı başka bir Türkiye, başka bir dünya vardı. O mektubu ye, yut, dokuz gün sus, Amerika paylaşınca “Biz o mektubu böyle atmıştık…” Onu da Akbaşoğlu’ndan dün burada gördük.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Özgür Bey, Recep Akdağ’ın günahı ne, ona attı mektubu ya? Onun günahı ne?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu gerçekten, dış politikada nasıl bir acziyet içinde olunduğunun itirafından başka bir şey değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, 82 milyonun Anayasa’ya sadakatle bağlandığı ve vatandaşlık haklarının, yükümlülüklerinin olduğu ciddi bir ülkede yaşıyoruz. Oradaki askerin kendi inancı üzerinden motivasyonuna, bunu dile getirmesine kimsenin söyleyecek bir şeyi yok. Ama Türkiye Cumhuriyeti, 82 milyonun içinde asker yükümlülüğü olan, savaşa giden, Kıbrıs Barış Harekâtı’na katılan dünya kadar gayrimüslimin de vatandaşı olduğu bir ülkedir. O yüzden, oradaki asker inancı üzerinden kendi motivasyonunu dile getirir, buna kimsenin söyleyecek sözü olmaz. Orduyu o şekilde tanımlayan, gören insanlar olabilir, değerlendirmelerine saygı gösterilir ama Türkiye Cumhuriyeti devletinin Büyük Millet Meclisinde, dünya kadar gayrimüslim vatandaşın da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) –…vatandaşlığı varken ve onlar aslanlar gibi bugüne kadar zorunlu askerlikte de hepimiz gibi askerlik yükümlülüklerini yerine getirmiş, günü gelmiş gazi olmuş, günü gelmiş şehit düşmüşken bu tip tanımlamaların -“Millî birlik için yapıyoruz.” derken- millî birliği başka bir yerden de zedelemekte olduğuna dikkat çekmek ve dile dikkat edilmesini ifade etmek de benim görevim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cevap hakkı doğurmadan değerlendirme yaparsak iyi olur.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

24.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in bağlamından kopuk değerlendirmelerinin cevaplandırılmasını gerek görmediğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tamamen bağlamından kopuk bu değerlendirmenin herhangi bir cevapla cevaplandırılmasını gerekli görmüyorum.

Teşekkür ediyorum.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Türk milletine ihanet edenin iflah olamayacağına ve 82 milyon vatandaşın birlik ve beraberlik içinde olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bugün Türkiye’de bir süreçle karşı karşıyayız, hepimiz şahitlik ediyoruz. Uzun yıllardır ben de siyasetin içerisindeyim ve bölgeyi de tanıyan bir arkadaşınız olarak söyleyeyim: Türk milletine ihanet eden zaten iflah olmaz, o belli çünkü şefkati, merhameti adaleti bilen bu millete, adaletin insanlık ailesine intikaline öncülük yapmış bu büyük millete ihanet asla sonuç almaz.

Bize yönelik, Türkiye’yi bölme noktasında irade koyanların, bu milletin vergilerinden aylık alarak “Sırtımızı PYD’ye dayıyoruz.” ifadelerinin yapıldığı, “Türk Silahlı Kuvvetlerini PKK’nın tükürükleriyle boğarız.” ifadelerinin zaman zaman Meclisimizde de tekrarlandığı bir sürece hep birlikte şahitlik yaptık fakat bugün takip ediyoruz, bu iradeyi ön plana çıkaran PKK/PYD’nin yani bizim ülkemizi bölme noktasında irade koyup devlet kurma iddiasında olanların ne kadar kahpe olduğunu görüyoruz. Devletin Amerikalıların desteğiyle, Rusların desteğiyle, onlara şaklabanlık yapılarak kurulamayacağına, stabilize yolların altına bombalar koyarak Türk askerini şehit eden, arkasından sinsice yaklaşıp mermi sıkan, dünyanın en modern silahlarını bırakıp kaçanların kahpeliklerine şahitlik yapıyoruz. Milletimiz büyüktür, 82 milyon vatandaşımız birlik ve beraberlik içindedir. Bugün bu millete, gerçekten, milletimizin merhametine, sevgisine, kardeşliğine kurşun sıkan bu alçaklara, bir daha, Cenab-ı Allah, buralarda da konuşma fırsatı vermesin. (AK PARTİ, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 23/10/2019 tarihinde Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral ve milletvekilleri tarafından, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nda ortalama yıllık eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirinin en düşük olduğu Bitlis, Van, Muş ve Hakkâri illerinin ekonomik sorunlarının araştırılması ve fert gelirinin artırılması için gerekli önlemlerin tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

23/10/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 23/10/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Lütfü Türkkan

                                                                                           Kocaeli

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral ve milletvekilleri tarafından, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nda ortalama yıllık eş değer hane halkı kullanılabilir fert gelirinin en düşük olduğu Bitlis, Van, Muş ve Hakkâri illerinin ekonomik sorunlarının araştırılması ve fert gelirinin arttırılması için gerekli önlemlerin tespit edilmesi amacıyla 23/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 23/10/2019 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İbrahim Halil Oral’a söz veriyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; İYİ PARTİ grup önerisi olarak getirilen Bitlis, Van, Muş ve Hakkâri illerinin TÜİK verileri bağlamında son ortaya çıkan ekonomik sorunlarının çözümü üzerine verdiğimiz Meclis araştırması önergesinin gerekçesini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Öncelikle, bundan dokuz yıl önce gerçekleşen Van Erciş depreminde hayatını kaybeden 644 vatandaşımıza yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu kürsüden sizlere bir Ankara Milletvekili olmaktan öte Bitlis’in, Ahlat’ın, Muş’un bir evladı olarak hitap etmek istiyorum. Başta bölge milletvekilleri olmak üzere bütün milletvekillerimizin de sözlerime gönülden katılacağını ümit ediyor ve buna inanıyorum. 4 il saydım, bunlardan biri memleketim olan Bitlis, diğerleri ise Van, Muş ve Hakkâri’dir. Bu illerimizdeki vatandaşlar dertlidir, çaresizdir ve umutsuzdur. Dertlerinin başında güvenlik problemleri, terör ve etnik temelli sorunlar geliyor gibi görünse de aslında bölgenin Türkmen, Yörük, Kürt, Arap demeden ortak problemleri vardır. Bunlar: Fakirlik, geri kalmışlık, işsizlik ve geçinememektir. Pek çok Bitlisli, Muşlu, Vanlı hemşehrimizle hasbihâl ediyoruz. Bölgenin vatandaşı geldiğinde ya iş soruyor, yardım arıyor ya da var olan işlerini KHK’lerle, FETÖ iftiralarıyla nasıl kaybettiklerini anlatıyorlar.

Memleketim Ahlat’ta -hukuken tartışmalı olsa da- devletimizi temsilen bir saray yapılıyor ancak Ahlatlı sarayla birlikte fabrika istiyor, yatırım bekliyor, işsizlikten, yoksulluktan kurtulmak istiyor, istihdam bekliyor. Sadece saray yapmakla o şehre kıymet verdiğimizi gösteremeyiz, gösteremezsiniz. Ahlat, ecdadımızdan gördüğü değeri yeniden görmek istiyor.

Kıymetli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta, Genel Başkanım Sayın Merak Akşener Hanımefendi ve parti kadrolarımızla birlikte Muş’ta İYİ PARTİ’li olan belde belediyelerimizi ziyaret ettik. Muş halkı Genel Başkanımızı ve İYİ PARTİ heyetini bağrına bastı. Gördük ki Muş halkının derdi hiç bitmiyor. Yoksulluk almış başını gitmiş. Tarıma son derece elverişli ılıman bir iklimi olan, ortasından Murat Nehri’nin geçtiği o güzel ve verimli topraklarda neredeyse sadece karpuz yetişebiliyor. Şeker fabrikalarının satılması sonucunda pancar üretimi dibe vurmuş, tütüne getirilen kota sebebiyle hem Bitlis hem de Muş’ta tütün üreticisi âdeta zincire vurulmuş durumda. Bu cennet gibi topraklarda yoksulluk almış başını gitmişse iktidar şapkasını önüne koymalı ve düşünmelidir. Biz, İYİ PARTİ olarak belediyelerimizle birlikte üstümüze düşen ne varsa yapmaya hazırız.

Saygıdeğer milletvekilleri, TÜİK tarafından 2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nın sonuçlarına göre ortalama yıllık eş değer hane halkı kullanılabilir fert gelirinin en düşük olduğu bölge, 10.965 TL’yle Van, Muş, Bitlis, Hakkâri illerimizin içinde olduğu bölge olmuştur.

Yine TÜİK verilerine göre, Van, Bitlis, Muş ve Hakkâri illerimizi kapsayan bölgenin 2018 yılı işsizlik oranının en yüksek 2’nci sırada olduğu ve yüzde 21,5 oranında gerçekleştiği öğrenilmiştir. Eğer biz, bu bölgelerde terörü yok etmek, devletin varlığını güçlendirmek, insanımıza refah sağlamak istiyorsak Şeyh Edebali’nin dediği gibi, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” ilkesini bir slogan olmaktan çıkarıp hizmetle hayata geçirmeliyiz.

Sayın milletvekilleri, burada bir önemli sonuç da TÜİK’in aynı verilerinde geçmişe doğru gittiğimizde ortaya çıkmaktadır. Bitlis, Van, Muş ve Hakkâri bölgesinin 2018 yılı itibarıyla diğer üç yıla göre daha düşük bir konuma geldiği ve son sırada yer aldığı görülmüştür. Burada biraz düşüşün olduğu görülmektedir.

Kıymetli milletvekilleri, Anadolu Ajansının bir araştırma hakkında servis ettiği haber ve TÜİK’in basın bülteni ise ayrı bir komedidir. Araştırmadaki bütün olumlu yerler cımbızlanmış, haber hâline getirilmiş, olumsuz hiçbir hususa ise değinilmemiştir, bu bir sorumsuzluktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Çok teşekkür ederim.

“Yok.” demekle fakirlik yok olmuyor arkadaş, “Yok.” demekle işsizlik, fukaralık yok olmuyor. İktidar partisine mensup bir milletvekili arkadaşımız açıklama yapmış, demiş ki: “Türkiye'de kriz yok, işsizlik yok; iş beğenmeyenler var.” Ben, bu söylemi asla kabul edemiyorum, işsizlik verileri ortadadır, TÜİK’in bugün görüştüğümüz verileri ortadadır. Yine söylüyorum, “Yok.” demekle ne fakirlik ne de işsizlik yok olmuyor.

Bu düşüncelerle, araştırma önergemize olumlu oy vermenizi Bitlis, Van, Muş ve Hakkâri için oralardaki vatandaşlarımızın adına sizlerden istirham ediyor, saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Burhanettin Bulut’a söz veriyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ'nin araştırma önergesini önemli buluyoruz, kıymetli buluyoruz. Sebebi de şu: Bizleri millet, devleti asil yapan, asil kılan bazı değerler var. Bunların bir tanesi güvenlik, diğeri, sağlık konusunda devletin yaptıkları, barınma ama bunların dışında son dönemlerde özellikle Türkiye için eşitlikten de daha önemlisi adalet yani adalet duygusunun tüm vatandaşlar tarafından hissedilmesi. Buna hukuksal olarak da bakabiliriz, ekonomik olarak da bakabiliriz, sosyal adalet olarak da bakabiliriz. Tabii, bugünkü konu, bölgesel olarak bakıldığında, Bitlis, Van, Hakkâri, Muş’u ihtiva ediyor, özelde bu ama genele baktığınızda, Türkiye’de durum, adaletsizlik açısından hemen hemen her yerde aynı şekilde. Size birkaç rakam vereyim yine TÜİK verilerinin ışığında: Örneğin Türkiye’deki en zengin kesimin geliri yüzde 47’yi buluyor. Buna bir servet olarak baktığınızda yüzde 58’i buluyor yani 2002 yılında geliri en yüksek olan yüzde 1’lik kesimin yüzde 38’lik verisi 2018’de yüzde 56’ya yükselmiş durumda. Bu görüntüde ortaya çıkan tablo şudur: Eğer yüzde 40’lık bir kesimin geliri yüzde 17’ye düşmüş ise bu, nüfusun üçte 1’inin yoksulluk içinde olduğunun da temel göstergesidir.

Türkiye’de, son yıllarda rakamlara baktığınızda yükselen tüm değerler olumsuz tablonun içerisindedir. Örneğin işsizlik bugün 7 milyon 364 bini bulmuştur. Örneğin genç işsizlik, yakın zamanda açıklanan veriyle yüzde 27’yi bulmuştur. Örneğin kredi kartındaki borçlu sayısı 3 milyon 610 bini bulmuştur. Tüm bu verilerin hepsinde sizler bilgi sahibisiniz. Benim burada zamanımı da iyi kullanarak söylemeye çalışacağım asıl şey, bu Meclisin yeni döneminde Meclisin etkinliğini artırmak. O nedenle sözlerime başlarken İYİ PARTİ’nin araştırma önergesini kıymetli bulduğumu söyledim çünkü Türkiye’de artık bir Meclis hükûmeti yok, tek başına bir yönetim şekli var. Tayyip Erdoğan yönetim şeklinde bize bir görev veriliyor; milletvekillerine verilen bu görev de bölgesel farklılıkları, yoksullukları, toplumun yaşadığı sorunları açığa çıkartıp bunlara ilişkin bir çözüm bulmak. O anlamda, yoksullukla mücadele için, bölgesel farklılıkların ortadan kaldırılması için bu araştırma önergesine tüm milletvekillerinin onay vermesini diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kiler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; İYİ PARTİ Grubu önerisi hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bugüne bakarsak değerlendirmeyi sadece ekonomi üzerine yapabiliriz ama 2002 yılından öncesine bakarsak… Biz, özellikle AK PARTİ iktidarları göreve geldiğimiz zaman sadece ekonomik değil -adaletten bahsettik, Türkiye’de adaletsiz dağılımın olduğu bölgeler vardı; doğu ve güneydoğu- sağlıkta adaletsiz dağılımın olduğu, eğitimde adaletsiz dağılımın olduğu, ulaştırmada ve işsizlik anlamında adaletsizliğin had safhada olduğu bir yönetim vardı. Ama, elhamdülillah… Saydığım 4 sorun, bu adaletsiz dağılım sonucu 4 sorun olan bölgede, özellikle kendi şehrimden ben bahsetmek istiyorum. Biraz evvel değerli İYİ PARTİ milletvekili “Ahlat’a sadece saray yapılmasın, farklı işler de yapılsın.” dediler; eyvallah. Biz, on yedi yıldır bölgeye, doğu ve güneydoğuya her alanda yatırım da yapıyoruz. Sağlıkta olmayan yatırımlar yapıldı. Sadece Bitlis’ten örnek vereyim, değerli kardeşlerim, bakın: 2002 yılında göreve geldik. 350 bin nüfuslu Bitlis’te 4 ambulans vardı, bugün 41 ambulansla hizmet veriyoruz. 350 bin nüfusa layık görülen yatak sayısı toplamda 205; bugün 1.000 yatak sayısına ulaşan, sağlık ordusuyla hizmet veren bir Bitlis var, elhamdülillah. Yoğun bakım servisi sayısı sıfır, bakınız, 350 bin nüfus ve yoğun bakım servisi hiç yok, bugün 134 yataklı yoğun bakım servisiyle hizmet veren bir sağlık sistemimiz var. Aynı şekilde, uzman hekim sayısı 6 iken bugün 153, resmî rakamlarla veriyorum. 350 bin nüfusa layık görülen doktor, hekim sayısı toplam 25 iken -değerli kardeşlerim, bakınız, aramızda hekim kardeşlerimiz var- bugün 483 hekim ordusuyla Bitlis ilinde hizmet veren bir sağlık sistemimiz var.

Aynı şekilde, diş ünitesi 4 iken bugün 48; 12 misli.

Diyaliz cihazı, bir şehir düşünün ama ne yazık ki diyaliz hastası sadece diyaliz hizmetini almak için ya Diyarbakır’a gidiyor ya Van’a gidiyor ya da büyükşehir Ankara’ya geliyor. Ta Bitlis’ten 1.500 kilometre geliyor, Ankara’da diyalize giriyor. Bugün Bitlis, bütün ilçelerinin tamamında 54 diyaliz cihazıyla hizmet veriyor. Ahlat’a sadece Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin bir ofisi yapılmıyor, bu hizmetler de yapılıyor, bunları da görmek lazım.

Aynı şekilde, tabii, İbrahim Halil Bey bizim arkadaşımız, hemşehrimiz ama eğitimci olması hasebiyle, hele hele 1999-2002’ye kadar bir eğitimci milletvekili olarak, Bitlis Milletvekiliyken ben özellikle Bitlis’in eğitimdeki durumunu söyleyeyim.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) - Ne mutlu sana, Bitlis’in hiçbir sorunu yok!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VAHİT KİLER (Devamla) – Okul sayısı, bakınız, 408 iken bugün 720. 350 bin nüfuslu Bitlis’e layık görülen toplam derslik sayısı, değerli kardeşlerim, 1.822’ymiş, bugün 5.210 dersliğimiz var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bitlis, İstanbul olmuş!

VAHİT KİLER (Devamla) – Toplam öğretmen sayısı 2.500 iken bugün 5.950; 1’e 3 katlanmış. Bizim çocuklarımız 70 kişilik sınıflarda okurken bugün 18 kişilik, 20 kişilik sınıflarda okuyor.

Biz ulaşımdaki sorunları, eğitimdeki sorunları, sağlıktaki sorunları değerli hükûmetlerimiz ve Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla elhamdülillah bugün artık konuşmuyoruz. Evet, sorunu biliyoruz, ekonomide, istihdamda sorunumuz var. Sorunu biliyoruz, çözüm yine bizde, araştırma komisyonu kurarak değil... Biz on yedi yıldır, özellikle istihdam alanında getirdiğimiz her yatırımcıya PKK terör örgütünün nasıl engel olduğunu biliyoruz, sorun orada. Ama şimdi, elhamdülillah tek tek kafalarını eziyoruz. O gelen özel yatırımcıları, Bitlis’te istihdam sağlamak için yatırım getirmek isteyen iş adamlarını nasıl tehdit ettiklerini...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VAHİT KİLER (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Mesajınızı verdiniz Sayın Milletvekili.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bitlisliler izliyor değil mi seni?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Her şey iyi gidiyor, sen ceviz gönder, ceviz!

VAHİT KİLER (Devamla) – Bal da ceviz de inşallah vardır, göndeririz.

Biz, her yatırımcı geldiği zaman nasıl tehdit ettiklerini, niye tehdit ettiklerini, sadece gençler iş bulmasın, kendilerine kolay malzeme bulsunlar diye yapılacak fabrikalara nasıl engel olduklarını bilip… Şimdi, elhamdülillah, bütün güçlerimizle, gücümüzle oradaki terör örgütünün tek tek kafası eziliyor, son bir fert kalıncaya kadar kafası ezilecek ve inşallah, şimdiden sonra da oraya yatırım için insanlar seferber olacak. Özellikle İstanbul’daki, büyük şehirlerdeki hemşehrilerimiz olan yatırımcılar, şu anda doğuda, güneydoğuda teşvik paketleriyle beraber yer arıyor; istihdam alanı yaratmak için, tekstil atölyeleri kurmak için yerler arıyor. İnşallah, kalan tek sorun olan istihdam anlamındaki sorunu da yine biz çözeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VAHİT KİLER (Devamla) - Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetiyle ve talimatlarıyla inşallah fabrikalar kurulacak ve doğuda artık genç nüfusun yoğun olduğu, özellikle istihdam anlamında, emek yoğun olan işlerde de biz bu yatırımları yaptıracağız ve bu sorunu da çözeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halil Oral.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral’ın, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkanım, söz verdiğiniz için teşekkür ederim.

Sayın Vahit Bey’in TÜİK verilerinden herhâlde hiç haberi yok.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Var, olmaz mı...

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Biz, ilimsel, bilimsel verilere saygılıyız; bir eğitimci olarak saygılıyım, sizin de bir ticaret erbabı olarak saygılı olmanızı beklerim. İsterdik ki Bitlis’in nüfusu düşmesin. Milletvekili sayısı 4’ten 3’e düştü. Siz, Bitlis’te istihdamı çoğaltmak yerine azalttınız. Adilcevaz Onkoloji Hastanesi onkoloji hastanesiydi ama onu da maalesef iptal ettiniz.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Bihabersiniz ya, bihabersiniz.

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Kimin bihaber olduğu ortada.

İsterdim ki bu araştırmaya siz de “evet” oyu verin, üzüldüğüm nokta o. Siz, Bitlis’te değil, İstanbul’da oturuyorsunuz herhâlde, onun için bu konulardan haberiniz yok. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun.

26.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Bitlis ilinde yaşanan fukaralıkla ilgili Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in konuşmasının tezat olduğuna, AK PARTİ’ye oy vermeyenlerin ötekileştirilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, bu verdiğimiz grup önerisi Muş’taki, Bitlis’teki, Hakkâri’deki ve Van’daki fukaralık üzerineydi ama ne kadar büyük bir tezat ki Bitlis’in en zengin milletvekili kalktı, Bitlis’teki fukaralığı konuştu; bu bir tezat. Yani burada Bitlis’le alakalı fukaralıktan bahsederken Bitlis’in en zenginini konuşturmak bir tezat. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Onun dışında, ben geçtiğimiz hafta Sayın Akşener’le beraber Muş’taydım. Orada 3 tane belde belediyemiz var, belediye başkanlarımızla oturduk, sohbet ettik. Bakın, sıkıntı şu: Siz partizanlık yapıyorsunuz, hizmet etmiyorsunuz. Orada milletin sıkıntılarını kamu kurumlarına anlatmaya giden belediye başkanları tek bir şeyle karşılaşıyorlar: “Sen AK PARTİ’ye geçersen bu hizmetlerin tamamı gelir ama İYİ PARTİ’de olduğun sürece -zaten bunu göze almışsın- bizden herhangi bir yardım bekleme.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Grup Başkan Vekili.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Oradaki vatandaşların hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, ortak vatandaşlık paydasında buluşmuş, vergisini veren, askerliğini yapan insanlar; İYİ PARTİ’ye oy vermeleri devletten hizmet almalarına engel değil. O insanları ötekileştirmeyin, yabancılaştırmayın, Türkiye Cumhuriyeti’ne olan sadakatten uzak tutmayın, partizanlık yapmayı bırakın daha doğrusu. En az partizanlık yapmanız gereken yer doğu ve güneydoğu. Emin olun, oradaki insanlar bu konuda çok hassaslar. Bu konudaki partizanlığı terk etmeniz oradaki insanları mutlu etmeye yetecektir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Özel…

27.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Kiler’i dikkatle dinledim, iki şeyi terk etti, iki konuda özensiz. Birincisi: Türkiye’de iktidar partilerinin devrisabık yaratmamak gibi bir sorumluluğu vardır. İktidarı çok acz içinde gösterir bu, bir devrisabık yarattı. İkincisi: Yeni bir hassasiyeti terk etti, ittifak ruhunu terk etti. Sayın Kiler, iktidarı devraldınız ya, o, size o çok kötü sağlık yatırımlarını bıraktı ya; vallahi DSP ile ANAP’ın temsilcileri yok Mecliste, Milliyetçi Hareket Partisi burada. Osman Durmuş izliyordur ve “Partim benim hakkımı hukukumu savunacak herhâlde Vahit Kiler’e karşı.” diye bekliyordur.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, buyurun.

28.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederiz Sayın Özel’e.

Biz, tabii ki 57’nci Hükûmet olarak meselenin sadece 57’nci Hükûmet icraatlarına yönelik olduğu kanaatine varmadığımız için böyle değerlendirdik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ha gayret, hep birlikte İnönü’ye kadar gideceksiniz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yok, oradan başlıyorlar hep ama biliyorsunuz. O döneme atıflar çok oluyor.

Milliyetçi Hareket Partisi 57’nci Hükûmet döneminde gerçekten sağlık alanında, kendisine ait olan bakanlıklarda büyük bir samimiyetle, vatanseverlik duygusuyla memleketine, milletine hizmet etmiştir. 57’nci Hükûmet döneminde Türkiye’de yaşanan hadiseleri tekrar hatırlatmakta bir yarar görmüyorum.

Demin depremi andık. Tarihin en büyük depremlerinden bir tanesinin yaşandığı, birçok ekonomik sıkıntının yaşandığı ve uluslararası anlamda manipülasyonların da yaşandığı bir dönemde Türkiye'nin en uzun süreli koalisyonunu yaşatmak ve bunu büyük bir anlayış içerisinde, büyük bir kararlılıkla ve aynı zamanda, büyük bir asaletle yürütebilmek kabiliyetini göstermiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu konuda, Adalet ve Kalkınma Partisi kendi iktidarını anlatırken geçmiş dönem ile bugün arasında bir değerlendirme yapabilir ama biz, 57’nci Hükûmet dönemindeki icraatlarımızı her yerde, her ortamda ifade edebilecek imkâna sahibiz. Bu konuda herhangi bir şekilde utanacağımız veya sıkılacağımız bir şey yoktur. Bu noktada, sağlık alanında yapılan yatırımlar da devletin kayıtlarında mevcuttur, biz de yeri geldiği zaman bunları dile getiriyoruz.

Teşekkür ederim.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Vahit Bey, siz söyleyeceğinizi söylediniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Herhâlde bir düzeltme yapacak.

BAŞKAN - Buyurun.

29.- Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, Bitlis iline cumhuriyet kurulduğundan beri yapılan yatırımlardan bahsettiğine ve Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VAHİT KİLER (Bitlis) – Değerli Başkanım, teşekkür ederim.

Tabii, ben, özellikle, Bitlis’e yapılan yatırımlardan bahsederken seksen yıllık, 2002’ye kadar, cumhuriyet kurulduğundan beri toplam yapılan yatırımlardan bahsettim, bir dönem değil. Gelen 55 hükûmet… Bizden önce yapılan -layık görülen- toplam yatırım sayısını verdim ve son on yedi yılı da verdim ki burada en çok o dönemlerde iktidar olan Cumhuriyet Halk Partisidir, kendi üzerinize alının lütfen.

Özellikle ben İYİ PARTİ Grup Başkan Vekiline de seslenmek istiyorum. Tabii, kimin zengin olduğunu ben senin gibi bilmiyorum açıkçası. “Kocaeli’nin en zengini, yalılarda oturuyor.” diyorlar ama benim Bitlis’te garip bir evim var, benim gönlüm zengin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz on yedi yıldır Bitlis’te hiçbir zaman insan ayrımı yapmadık, sadece bir farkla; eğer vatana ihanet etmişse, PKK terör örgütüyle iş tutuyorsa her zaman onun karşısında olduk, her zaman ona karşı biz bir duvar ördük ama diğer taraftan ülkesinin yanında, bayrağının, devletinin yanında olan herkese eşit davrandık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Lütfü Bey, buyurun.

30.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben evlerden bahsetmeyeceğim ama bahsetmek istediğim bir konu var, o da şu: Bitlis’te ayrımcılık yaptığınız belediye başkanlarından biri şu anda “Sen AK PARTİ’ye geç, İYİ PARTİ’deyken bizden yardım bekleme.” dediğiniz belediye başkanlarından biri…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Kim söylüyorsa yalan söylüyor. Hiçbir partiden belediye başkanı almıyoruz, kabul etmiyoruz, geleni de kabul etmiyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Müsaade eder misiniz, bitireyim.

…geçtiğimiz dönem Adalet ve Kalkınma Partisinin belediye başkanıydı, bu dönem bizden aday olup seçilen arkadaş. Yani bahsettiğiniz terör örgütlerinin mensubu olmakla övünen belediye başkanlarının hiçbiri bizim kıyımızdan geçemez. Biz çünkü hiçbiriyle Dolmabahçe’de oturup bir mutabakat yapmadık, Oslo’da konuşmadık, Kandil’le de mesajlaşmadık, İmralı’da pazarlık yapmadık; meselemiz budur.

Teşekkür ediyorum nezaketinize, sağ olun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi iş daha vahim bir hâle geldi. Birincisi, hem haksızlık var hem bilgisizlik var. Nasıl haksızlık var? Şuna haksızlık var, dedi ki: “Bize kadar Bitlis’e layık görülen buydu, bütün hükûmetler sorumlu.” Yani 57’nci Hükûmetin MHP’sine de “Bitlis’e bunu layık gördünüz.” dedi –müştereken- aynı zamanda Demirel’e de Özal’a da Ecevit’e de İnönü’ye de Atatürk’e de “Bitlis’e bunu layık gördüler, biz daha iyisini layık gördük.” dedi. Bu, kötü bir dil ama daha beteri ne biliyor musunuz? Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi, cumhuriyetin kurtuluşu, kuruluşu ve demokrasiye geçişiyle övündüğünde, işinize geliyor, kötü bir şey varsa “tek parti dönemi” “tek parti dönemi” işinize geliyor “Hep birlikte yaptık.” diyorsunuz değil mi? 1946’da çok partili hayata geçtik, 1950’den 1960’a kadar Demokrat Parti yönetti, o günden bugüne kadar dört buçuk yıl CHP iktidarı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eğer partinizde bir tutarlılık varsa... Sizin söyleminiz yani “Yahu cumhuriyeti hep beraber kurduk, o kadar işi biz yaptık.” tabii, işinize geliyor, başka bir, cumhuriyet dönemi sıkıntısı olunca “tek parti” “iki ayyaş” yok odur, yok budur diye saldırıyorsunuz da eğer Cumhurbaşkanınızın ya da grup başkan vekillerinizin her polemikte dediği gibi bakarsanız meseleye, çok partili dönemde, ilk dört yılı hariç daha sonra dört buçuk yıl CHP. Diyorsunuz ya “Çoğunda sizsiniz.” Siz merkez sağın bütün liderlerine “Bitlis’e bu kadarı layık gördüler.” diyorsunuz; o süredeki, altmış yıl içindeki veya elli beş yıl içindeki dört buçuk yılı bize söylerken Devlet Bahçeli’ye, Özal’a, Demirel’e saldırıyorsunuz. Oy aldığınız kitleye, başta Bitlis olmak üzere bu dili şikâyet ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Son sözü veriyorum Sayın Akbaşoğlu.

Buyurun.

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve doksan altı yıllık cumhuriyet döneminde kesintisiz olarak on yedi yıldır iktidarda kalmalarının millet iradesinin yansıması olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Hakikaten söylenmeyen şeyleri kendince söylenmiş kabul ederek, oradan söz söylemeye altyapı hazırlamak için birtakım çıkarsamalarda bulunarak gerçekten gereksiz polemikler yaratılıyor ancak biz de bunlara mutlaka cevap vermek durumunda kalıyoruz.

Doksan altı yıllık cumhuriyetimizi inşallah bir hafta sonra hep beraber tekrar yaşayacağız. Biz bir mukayese yapıyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hâlâ yaşıyoruz, bugün de yaşıyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yıl dönümünü diyorum, 29 Ekimin yıl dönümünü, cumhuriyet…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Eyvallah, şimdi oldu, yoksa biz bugün de yaşıyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, yıl dönümünü… Doğru anlamak lazım önce işte.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Doğru söylerseniz doğru anlarız. İlave ederek düzelttiniz, doğru yaptınız.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yanlış anlaşılınca, yanlış anlamak isteyince 96’ncı yıl dönümünü… Bakın, bu çok önemli, şunun için üzerinde duruyorum: Söylediğim sözü kendi anlamak istediğiniz gibi değil, bizim söylediğimiz ve tutanaklara geçtiği gibi anlayın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Öyle bir fırsat verdim şu anda düzeltmek için.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok önemli, onun için üzerine tekrar basa basa söylüyorum. Tutanakları çıkaralım, 96’ncı yıl dönümünü diye geçirdim ve 29 Ekimin de cumhuriyetimizin yıl dönümü olduğunu biliyorsunuz herhâlde değil mi? Dolayısıyla bir hafta sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben bir tarih kitabı göndermiştim, sana da göndereyim. Benim işim bu, sizlere tarih kitabı hediye etmek.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz tarih öğretmiyor, tarih yazıyoruz. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, İYİ PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

Nasıl yazdığımızı görüyorsunuz zaten, izlemeye devam edin, bizi izlemeye, Cumhurbaşkanımızı izlemeye devam edin. [İYİ PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

Sonuç itibarıyla 29 Ekimde inşallah… Biz, doksan altı yıllık cumhuriyet döneminde on altı, on yedi yıldır iktidarız kesintisiz olarak. Bu, bir rekordur, millet iradesinin yansımasıdır. Seksen yılda yapılan havalimanlarına, hastanelere, dersliklere, spor salonlarına bakalım; on beş, on altı yılda yapılanlara bakalım; fevkinde yapmışız, bunu söylüyoruz. Biz milletimize hizmet için buradayız, hiçbir belediyemizi ayırmayız; hepsine İçişleri Bakanlığından, İller Bankasından tahsisatlar neyse yapılır. İnşallah önümüzdeki hafta, cumhuriyetimizin 96’ncı yıl dönümünde, Barış Pınarı Harekâtı’mızın zaferle taçlandırılması kıvancını hep beraber yaşayacağız ve dünyanın en büyük kütüphanelerinden bir tanesinin de kurdelesini hep beraber keserek açacağız inşallah. Biz gardırop cumhuriyetçisi değil, biz hakiki cumhuriyetçiler olarak inşallah milletimize hizmette sizleri yarışta geçme şuurumuzu her an göstereceğiz; olay bu. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, İYİ PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz Sayın Akbaşoğlu.

Değerli milletvekilleri, öncelikle yazın tatile falan çıktığınız bir dönemde ailecek Ahlat’a giderseniz çok büyük bir mutluluk duyarsınız ve bana teşekkür edersiniz. Türk milletinin kalbi orada yatmaktadır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hizan’ı da tavsiye ederim, Hizan da iyidir.

BAŞKAN - O bakımdan, Bitlis her türlü hizmete layıktır. İnanıyorum ki herkesin içine sinerek oraya hizmet etme talebi, heyecanı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 23/10/2019 tarihinde Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral ve milletvekilleri tarafından, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’nda ortalama yıllık eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirinin en düşük olduğu Bitlis, Van, Muş ve Hakkâri illerinin ekonomik sorunlarının araştırılması ve fert gelirinin artırılması için gerekli önlemlerin tespit edilmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- CHP Grubunun, 21/10/2019 tarihinde İzmir Milletvekili Atila Sertel ve arkadaşları tarafından, Basın Kartları Komisyonunun yapısı, işleyişi, kart almak için müracaat eden gazetecilerin reddedilme sebepleri, basın sektörünün içinde bulunduğu ekonomik koşullar, işsiz kalan gazeteciler ve gazetelerin yaşaması adına alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

23/10/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 23/10/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Atila Sertel ve arkadaşları tarafından, Basın Kartları Komisyonunun yapısı, işleyişi, kart almak için müracaat eden gazetecilerin reddedilme sebepleri, basın sektörünün içinde bulunduğu ekonomik koşullar, işsiz kalan gazeteciler, gazetelerin yaşaması adına alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 21/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1278 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 23/10/2019 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Atila Sertel’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Sertel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ATİLA SERTEL (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kıymetli arkadaşlarım, burada, tabii, bir kısmı bahçede olan AKP Grubuna meseleleri anlatmak, sorunları aktarmak mümkün değil çünkü dinlemiyorlar, dinleseler anlamıyorlar, anlasalar işlerine gelmiyor. Grup başkan vekilinin eline bakıyorlar, el nasıl kalkıyorsa öyle kalkıyor. Geçen dönem yanlışlıkla başını kaşımaya kalkmıştı Naci Bostancı, bütün grup birden “evet” verdi, şaşırıp kalmıştık, tekririmüzakere istediler.

Şimdi, Türkiye’de basının sorunlarını da dinlemeyeceklerine inanıyorum, öyle söyleyeyim ve Türk basını adına hiçbir sonuç alamayacağımı da biliyorum. Buna rağmen bu araştırma önergesini verdik. Niye verdik? Türkiye’de 32’si yaygın -geçmiş dönemde “ulusal” diye anılan- 10’u bölgesel, 622’si yerel, 422’si de valilik denetiminde toplam 1.106 gazete var. Bu 1.106 gazetenin -asgari- kadrosunda 7.593’ü fikir işçisi olmak üzere 15 binden fazla kişi istihdam ediliyor yani oradan ekmek yiyor. Basın sektöründeki işsizlik oranı AKP’nin çok övündüğü dönemde yüzde 30’ların üstüne çıktı ve son on yılda işsiz kalan gazeteci sayısı ne yazık ki 10 bini geçti.

Euro, dolar arttı ve kâğıt, kalıp arttı. Eskiden gazeteciler, o çocuklar ellerinde gazetelerle “Gazete yazıyor, yazıyor.” diye bağırıyordu, şimdi aynı çocuklar “Gazeteler batıyor, batıyor.” diye bağırıyorlar ve gerçekten gazeteler artık yazamıyor, batıyor. Yalnızca yandaş, besleme basın bu konudan memnun çünkü açıyorlar telefonu bankaların genel müdürlerine “Bize şu kadar milyon para gönderin.” ve anında para banka üzerinden havale oluyor ve okunmayan, devlet kuruluşları tarafından tomar tomar satın alınan gazetelere müthiş bir para akışı sağlanıyor. Bu, büyük haksızlık.

İşte bugün, bu medyanın sorunlarının çözümü için ve bu sorunların neler olduğunun tespiti için gelin bir ilke imza atalım ve ortak bir araştırma grubu kuralım; AK PARTİ’den, MHP’den, Büyük Birlik Partisindeki -tek kişi- arkadaştan, Cumhuriyet Halk Partisinden, HDP’den tutun, kim girmek istiyorsa bu komisyonda birlikte çalışalım ve bu sorunu gündeme taşıyalım.

Şimdi, arkadaşlar, bir de basın kartları sorunu var ki ben bunu Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a soruyorum, bana diyor ki: “Reddedilen bir basın kartı başvurusu yok.” Aynı kişi -Fuat Oktay- Ömer Fethi Gürer’in sorusuna da “Son beş yılda 3.804 gazeteci basın kartını kaybetti.” diyor. Nasıl oluyor da gazetecilerin basın kartına yönelik bu işlem yapılıyor? Ben Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanıyken, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanıyken o kurullarda yer alan bir arkadaşınız olarak söylüyorum, tam altı yıl boyunca Basın Kartları Komisyonunda görev aldım. Bir örnek vereceğim; Abdurrahman Dilipak, siyasi olarak bizden tamamen uzak, düşünce bazında uzak bir arkadaşımızdı fakat “sürekli basın kartı” gündeme geldiğinde Dilipak’a basın kartının verilmesini ve gazetecilik yaptığını savunan bir insan olarak söylüyorum. İçim yanıyor. Siz kimsiniz de gazetecilerin basın kartını iptal edebiliyorsunuz? İçim yanıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Sevgili arkadaşlar, İzmir’de “İlk Ses” diye bir gazete yayımlanıyor. Ondan önce bir gazete vardı -o gazete İzmir’de yayımlanan bir gazete, ismini vermeyeceğim onun- o gazeteyi “FET֒cü” diye ihbar ettiler ve “FET֒cü gazete” diye o gazetenin çalışanlarının tamamının basın kartını iptal ettiler. Şimdi o iptal eden komisyona bakıyorum, o komisyonun içinde kim var, biliyor musunuz arkadaşlar, sürekli basın kartını veren komisyonun başında kim var, biliyor musunuz? Bakın, bu FETÖ -Fetullah Gülen- bu da sürekli basın kartları komisyonunun hanımefendisi, el pençe divan duruyor. Nerede? Pensilvanya’da. Üstelik 1 kez değil, tam 2 kez. Bu hanımefendi 2 kez Pensilvanya’ya gidip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın Sayın Sertel.

ATİLA SERTEL (Devamla) – Toparlayacağım ama beş dakikada toparlamak mümkün değil basının sorunlarını Sayın Başkanım da yani biz toparlamaya çalışıyoruz, aslında toparlanacak bir şey de yok.

Bu hanımefendi şimdi o komisyonda, SETA’cılarla birlikte, kimin gazeteci olup olmadığına, kimin FET֒cü olup olmadığına karar veriyor. Kardeşim, sen gidip… “Hocam, biz seni çok geç tanımışız ya, sen büyük bir insanmışsın. Verin, elinizi öpeyim.” diyecek kadar FET֒nün önünde alçalmış bir insan; bu nasıl oluyor da “Sen FET֒cüsün.” diye basın kartını iptal ediyor?

Sonra, soruyorum AK PARTİ Grubuna: Siz Fetullah Gülen’le flört mü ediyorsunuz, mücadele mi ediyorsunuz? Bu kişiler ne arıyor bu kurumlarda? (CHP sıralarından alkışlar) Zengin oldun mu, arkanda siyasal dayın oldu mu hiçbir FET֒cü cezaevinde kalmadı ve kalmıyor.

İzmir’de en büyük kuruluşun sahibi, en zengin FET֒cü serbest bırakıldı, fabrikası iade edildi; insanın vicdanı sızlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLA SERTEL (Devamla) – Bir örnek daha vereceğim Sayın Başkanım, bitiriyorum, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Konu çok derin Atila Bey.

ATİLA SERTEL (Devamla) – Müsaade ederseniz, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika daha.

ATİLA SERTEL (Devamla) – Bir dakika daha, bitiriyorum.

Şimdi, bir gazeteci var, Bank Asyadan milyon dolar kredileri çekiyor, Boğaz’da villa alıyor; o gazeteci her gece her gece televizyonlarda AK PARTİ’nin savunuculuğunu yapıyor.

Bir gazeteci var, Fetullah Gülen’e bağlılık bildiriyor, el pençe divan duruyor, Basın Kartı Komisyonuna giriyor. Sonra, siz kalkıyorsunuz, gariban, iş bulmuş, bir gazeteye girmiş insanının basın kartını iptal ediyorsunuz. Gerçekten yazıklar olsun! Gerçekten ayıp, gerçekten insanın içi sızlıyor.

Gelin, araştıralım: “Kim, niye basın kartını kaybetti? Nedir Türkiye’de basının, gazetecilerin sorunları?” Gelin, araştıralım; her partiden, grubu olmayan partilerden arkadaşlar da gelsin. Ne olur, bir kere…

Grup başkan vekili çıktı dışarıya, grup başkan vekilinin eline bakmayın, yardımcısının da eline bakmayın, vicdanınıza bakın, vicdanınıza; vicdanınızı dinleyin bir kere, bir kere olsun dinleyin, bir kere. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Özgür olun.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına konuşmak üzere söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Sorunlarını çözmüş, güçlü bir yerel basın ülkemizdeki demokrasinin gelişmesi açısından çok önemlidir diyerek sözlerime başlamak istiyorum. Bugün ekonomik sıkıntı içerisinde olan yerel basının en önemli şikâyetleri arasında resmî ilanlardan yeterince pay alamamak, ticari ilan ve reklam yetersizliği, gazetenin ham maddesi olan kâğıdı temin etme zorluğu ve devletin yerel basını yeterince desteklememesi bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidara geldiği tarihte yani 2000’li yılların başında bir gazetenin fiyatı ortalama 25 kuruştu ama bir gazete satışından işletmeye ortalama 10 kuruş kalıyordu, 5 kuruşunu da dağıtım şirketi alıyordu. Yani gazete satışı bile yerel gazeteler için gelir hanesine yazılabiliyordu. Bir de şimdiki duruma bakalım: Bir gazetenin maliyeti ortalama 90 kuruş bugün, gazetenin fiyatı ise 100 kuruş yani 1 lira, 25 kuruş dağıtım şirketine gidiyor. Dolayısıyla bir yerel gazete sattığı her gazeteden 15 kuruş, satamadığı gazeteden ise 90 kuruş zarar ediyor. Bu, sadece gazetenin kâğıt ve matbaa baskısıyla alakalı bir durum, personel ve diğer giderleri bunun içinde değil.

Peki, buraya nasıl gelindi? AK PARTİ iktidarı ne yaptı? Bütün kâğıt fabrikalarını özelleştirdiler. Fabrikaları alan iş adamlarımız da yeni kâğıt fabrikası kurmak yerine yerlerine villa yaptılar. “Dışarıdan kâğıt getirmek içeride üretmekten daha ucuz.” denilerek ithalatın önü açıldı, gün geldi, dolar fırladı ve şimdi yerel basın can çekişiyor. 15 kişi çalıştıran gazete istihdam sayısını 10’a indirdi; 10 kişi çalıştıran 5’e indirdi.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarında yerel gazetecilik sadece istihdam açısından perişan duruma düşmedi, gazetecilik açısından da bitti. Hâlbuki ben çok iyi hatırlıyorum, AK PARTİ iktidara gelirken ulusal basın aleyhindeydi, yerel basın destek veriyordu. Ne yazık ki AK PARTİ kendini iktidara taşıyan yerel basını unuttu. Şimdi AK PARTİ’li arkadaşlar sağ olsunlar diyeceklerdir ki: “Resmî ilan fiyatını artırdık ve artırmaya devam ediyoruz arkadaşlar.” Tek başına resmî ilan fiyatını artırmak yerel basını kurtarmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Çok özür dilerim Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) - Asgari ücret her yıl artıyor; SGK primi vergi artıyor, artık gazetenin maliyetini bile kurtarmıyor. AK PARTİ’li arkadaşlar isterlerse Türkiye çapında bir komisyon kurup yerel basını dolaşabilirler. Bunlar zannediyorlar ki yerel basının da bir havuzu var. Yerel basının havuzu yerel reklamlardır. Sayenizde artık reklam da verilmiyor, firmalar çünkü can çekişiyor. Bütün sektörler çökmüş. Trabzon’daki gazeteler 16 sayfa ve bildiğimiz ulusal gazeteler gibidir. Her sayfasında eskiden reklam görürdüm, şimdi reklama rastlayamıyorum. Burada ne yapılabilir? Yerel basına özel bir kredi türü düşünülebilir, KOSGEB üzerinden olabilir, iki yıl ya da üç yıl faizsiz gazetelere can suyu olabilecek bir kredi düşünülebilir, yoksa bilin ki yerel basın can çekişiyor. Demokrasinin en önemli direği ya da beşiği yerel basındır diyor, o direğin ortadan kaldırmamasını diliyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Mustafa Canbey.

Buyurun Sayın Canbey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öneride, gazetecilere verilen sarı basın kartları ve yine resmî ilan alan gazetelerle ilgili bazı iddialar yer almaktadır. Bu iddialar gerçeği yansıtmamakla birlikte Sarı Basın Kartı Yönetmeliği’nde de belirtildiği üzere, basın kartının kimlere verileceği açıkça bellidir.

Bugün resmî ilan alan gazetelerde basın kartı taşıyanların sayısı 3.211 olmakla birlikte, bu sayı, sadece Kurumun resmî ilan ve reklam verdiği gazetelerde çalışan basın kartı taşıyanları kapsamaktadır. Bunun dışında, Basın İlan Kurumundan ilan ve reklam almadan yayınlanan gazetelerin sahipleri ve çalışanları, özel radyo ve televizyonlar ile fotoğraf ve haber ajansları bu rakamın içinde yer almamaktadır; bunları da dâhil edersek toplamda 15 binin üzerinde sarı basın kartı olduğu görülecektir. Yani ortada anormal bir durum olmadığı gibi, yıllarca Cemiyet Başkanlığı yapmış olan Sayın Sertel de bu gerçeği çok iyi bilmektedir.

Tabii, basın kartı almanın da belli kuralları vardır. Yönetmelikte yer alan şartları taşıyan ve başvuru değerlendirme işlemleri tamamlanan tüm basın mensuplarının çalıştıkları medya kuruluşlarının isimlerine ve siyasi görüşlerine bakılmaksızın basın kartları düzenlenmektedir. Öyle iddia edildiği gibi, Basın Kartı Yönetmeliği’nde İletişim Başkanlığı tarafından ambargo -listesi- falan uygulanması söz konusu değildir fakat değerli arkadaşlar, bir istisna vardır ki o istisna da ülkemizin güvenliğiyle ilgilidir, terörle mücadeleyle ilgilidir. Terörle mücadele noktasında da devletimiz gerekeni yapmaktadır.

Basın Kartı Komisyonu ve kartların değerlendirilme sürecine ilişkin iddialar da gerçeği yansıtmamaktadır. Basın Kartı Komisyonu, 14 Aralık 2018 tarih ve 30625 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Basın Kartı Yönetmeliği’nin 19’uncu maddesinde yer alan hükümlere göre İletişim Başkanlığınca oluşturulmuştur. Bu kapsamda Komisyonda İletişim Başkanlığı, çeşitli dernek, sendika gibi medya kuruluşlarının temsilcileri ve basın kartı sahipleri arasından seçilen 9 üye yer almaktadır. Dolayısıyla yeni Basın Kartı Yönetmeliği’nde sendika, dernek ve benzeri meslek kuruluşlarının basın kartı verme sürecinin dışına itildiği doğru değildir, gerçeği yansıtmamaktadır değerli arkadaşlar.

Komisyon üyelerinin keyfî tutumuyla basın kartlarının iptali söz konusu olmamakla birlikte, iptal işlemleri yönetmeliğin 29’uncu maddesi uyarınca yapılmaktadır. Basın kartı iptallerinde söz konusu maddede belirtilen koşullar dışında başka bir koşul da aranmamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Bir dakika daha Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Yeni sistemde İletişim Başkanlığı basın kartları konusunda önemli çalışmalar yapmış, eski kartlar yenilenerek hak sahiplerine dağıtılmıştır ve dağıtılmaya devam edilmektedir. Bunun yanı sıra herhangi bir nedenle işsiz kalan gazetecilerin de basın kartı taşımasının önü yine bu dönemde açılmış olup serbest basın kartı uygulamasıyla bu kişilere basın kartı taşıma imkânı tanınmıştır.

AK PARTİ iktidarı olarak ülkenin her alanında olduğu gibi basın sektörünün sorunlarına da kayıtsız kalmadık, gerekli müdahaleleri gerekli zamanlarda yaptık, milyonlarca liralık kaynağı gazetelerimize dağıttık ve dağıtmaya da devam ediyoruz. Yazılı basının temel girdileri, kâğıt başta olmak üzere, gerçekten son dönemlerde -döviz bazlı olduğu için- biraz arttı ama değerli arkadaşlar bunun sebebini sizler de biliyorsunuz, çok normal bir zamandan geçmiyoruz. Bizzat Trump’ın da söylediği gibi ülkemize ekonomik bir müdahale yapıldı ve döviz fiyatları yükseldi, ondan kaynaklı bir durum var. Onu da basınımıza gerekli destekleri sağlayarak toparlamaya çalışıyoruz.

Basın İlan Kurumu aracılığıyla 2018 yılında ülke genelinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Bir dakika daha alabilir miyim?

BAŞKAN – Derin bir konu Sayın Milletvekilim.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Bitti bitti.

BAŞKAN - Sen söylediğini söyledin arkadaşım.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Peki, teşekkür ederim, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Vekil, kürsüde konuşma yaparken grubumuz adına konuşan İzmir Milletvekili Atila Sertel’in adını anıp “Atila Sertel’in de dediği gibi” deyip demediği şeyleri sıraladı ve tamamen Atila Sertel’in eleştirdiği hususlarda eleştirilecek bir şey olmadığını ifade etti. Bu hâliyle bu düzeltmeye muhtaçtır.

BAŞKAN – Yerinden söz vereyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama Sayın Başkanım, hem kürsüden yaptı hatayı hem de İç Tüzük 69 kürsüden cevap hakkı vermiş.

BAŞKAN – Bak, Atila Bey kabul eder yerinden.

Buyurun Atila Bey, yerinizde söz vereyim.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Kürsüden olması lazım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, iki dakika kürsüden cevap vermesi lazım 69’a göre, İç Tüzük’ü ihlal etmeyelim Sayın Başkanım.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım, benim çarpıttığımı da iddia ettiği için yoksa…

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ATİLA SERTEL (İzmir) – Ben bu arkadaşın mesleğini bilmiyorum ama benim bu konuları çarpıttığımı söylemesi için herhâlde basın mesleğiyle ilgili bir bilgisi olduğunu zannediyorum ama değil.

Bakın, biz Fuat Oktay Bey’e yani Cumhurbaşkanı Yardımcısına soruyoruz, diyoruz ki: “Siz basın kartlarını iptal ettiniz mi?” Cevap: “Evet." diyor, açıkça rakam da veriyor, ayrıca “3.804 gazetecinin basın kartını iptal ettik.” diyor bize. Gerekçelerini araştıralım, niçin iptal ettiniz, kim iptal etti? Bu konuda görüş birliğine varalım. On üç ay boyunca toplanamadı Basın Kartları Komisyonu. Sonra SETA’dan, bu dediğim, biraz önce fotoğrafını gösterdiğim insanları doldurdular bir yere. SETA’yı da biliyorsunuz, gazetecileri fişleyen bir kuruluş, gazetecileri diğer kesimlere ihbar eden ve onları, öz geçmişleriyle beraber gazetecileri fişleyen bir kuruluş.

Sevgili arkadaşım, istersen sana veririm; Evrensel’den tut, Birgün’den, Yeşil Banaz gazetesinden Ege Telgraf gazetesine, Dokuz Eylül’den Ticaret Gazetesine kadar o kadar çok insan müracaat etmesine rağmen kartını alamadı ki. Bu noktada da bir insan bir insanı yargılarken kendi geçmişine bakar. “FET֒nün gazetesinde çalıştın.” diye, yerel bir gazetede çalışanı FET֒nün huzurunda el pençe divan duran biri yargılayıp ona kart vermiyorsa bu sizin sorununuz aslında. Buna bir bakın ya, bir değerlendirin o kuruluşu, nasıl kuruldu, kim kurdu? Niye kurdunuz o kuruluşu?

Bakın, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti var İstanbul’da, Türkiye’nin en büyük meslek kuruluşu. Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Türkiye’nin en büyük meslek kuruluşu. İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Ankara Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLA SERTEL (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım. Başkanım, bitireyim şunu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Veremez, veremez Atila ağabey.

Tutanağa geçsin Başkanım.

ATİLA SERTEL (Devamla) – Tutanağa geçsin.

Türkiye Gazeteciler Sendikası, basın meslek örgütlerinin kurduğu bir Basın Kartları Komisyonundan siz ihbarcıları, muhbirleri, geçmişte FET֒ye yardakçılık yapanları aldınız, kuruluş yaptınız. Bu, sizin ayıbınız diyorum ya; bu ayıbınızı kaldırın ortadan. Bunu kaldırın, ondan sonra konuşalım. (CHP sıralarından alkışlar)

Ama bu araştırma önergesine bir olumlu oy verin, bir kere verin oyu. Beraber toplanalım beraber, kim kimi ikna edecek? Yani bunun için…

AK PARTİ Grubunun bir kısmı bahçeden geriye dönmüş, çoğunluğu sağlamış. Öyle yapalım. (CHP sıralarından alkışlar)

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, 21/10/2019 tarihinde İzmir Milletvekili Atila Sertel ve arkadaşları tarafından, Basın Kartları Komisyonunun yapısı, işleyişi, kart almak için müracaat eden gazetecilerin reddedilme sebepleri, basın sektörünün içinde bulunduğu ekonomik koşullar, işsiz kalan gazeteciler ve gazetelerin yaşaması adına alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Oylamaya geçiyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir dakika Sayın Başkanım, yoklama talebimiz var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Sayın Başkanım, benim bir şey söylemem gerekiyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, bakın, bir cevap hakkı var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama yoklamaya başlandı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle, cevap haklarımız bakidir; önce kendisine sataşılan arkadaşımız, sonra da grubumuza sataştığı için ben cevap vermek istiyorum efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Usule göre zaten başlayan işler…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Gürer, Sayın Şevkin, Sayın Bülbül, Sayın Aydoğan, Sayın Özer, Sayın Bayır, Sayın Yıldız, Sayın Sertel, Sayın Hakverdi, Sayın Kılınç, Sayın Ünsal, Sayın Barut, Sayın Keven, Sayın İlhan, Sayın Ünlü, Sayın Yılmazkaya, Sayın Çakırözer, Sayın Budak, Sayın Kadıgil.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.06

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, 21/10/2019 tarihinde İzmir Milletvekili Atila Sertel ve arkadaşları tarafından, Basın Kartları Komisyonunun yapısı, işleyişi, kart almak için müracaat eden gazetecilerin reddedilme sebepleri, basın sektörünün içinde bulunduğu ekonomik koşullar, işsiz kalan gazeteciler ve gazetelerin yaşaması adına alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Canbey, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’in, İzmir Milletvekili Atila Sertel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Değerli arkadaşlar, az önce CHP adına konuşan hatip, şahsımı tanımadığını ifade etti. Tabii, ben kendisini tanıyorum, 9 Eylül gazetesini biliyorum, İzmir Gazeteciler Cemiyetini biliyorum, kendisinin İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı yaptığını da biliyorum ama o, mesleğin sorunlarıyla o kadar ilgili ki Basın İlan Kurumu Genel Müdür Yardımcısını tanımıyor. Kendisine sadece bunu hatırlatmak istiyorum. Ben üç yıl Basın İlan Kurumu Genel Müdür Yardımcılığı yaptım…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Meslekten değilsin.

MUSTAFA CANBEY(Balıkesir) - On beş yıl gazetecilik yaptım, on beş yıl. Şimdi, sadece konuşmakla gazetecilerin sorunlarıyla ilgilenilmiş olunmuyor.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Başkanla muhatap olduğumuz için seni tanımıyorum.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) - Bir de şunu söylemek isterim tabii: Hatip az önce gazetecilere sarı basın kartı verilmediğini söyledi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Değerli arkadaşlar, 24 Temmuzda yapılan toplantıda –kayda geçsin diye söyleyeyim- 671 basın mensubunun tamamına sarı basın kartı verildi. Verilmeyen 1 kişi bile yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ATİLA SERTEL (İzmir) – On üç ay sonra…

BAŞKAN – Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan 88 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşmeye Türkiye Cumhuriyeti’nin Beyanlarla Birlikte Katılmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1801) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 88)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 104 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’a aittir.

Buyurun Sayın Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında grubumuz adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hatırlanacağı gibi, Avrupa Birliğinin 2016’da yürürlüğe koyduğu Birlik Gümrük Kodu’yla uyumlu yeni bir gümrük kanunu taslağı bu yılın ilk çeyreğinde görüşe açılmıştı. Bu konuda görüşler iletilmiş, ancak o zamandan bu yana, anılan taslağa ilişkin bir gelişme yaşanmamıştı. Hatta gerek Avrupa Birliğiyle olan ilişkiler gerekse Gümrük Birliğinin güncellenmesi çalışmalarının zayıflaması sebebiyle, söz konusu yeni gümrük kanunu taslağının yakın bir vadede gündemden kalktığı değerlendirmeleri bile yapılmıştı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Hükûmet tarafından Gümrük Kanunu’nda değişiklik yapan teklif, Meclise sevk edildi, Komisyonda kabul edildi ve Genel Kurula geldi.

Gümrük Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören bu kanun teklifini genel olarak olumlu değerlendirsek de hemen hemen her kanun teklifinde söylediğimiz gibi, bu teklifin de daha geniş bir mutabakatla hazırlanmasının, muhalefet partilerinin ve konuyla ilgili STK’lerin de görüş, öneri ve desteklerini alarak hedeflenen sonuca ulaşmasının gerekli olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifine genel olarak baktığımızda, daha önce gündemde olan yeni gümrük kanunu taslağı gibi kapsamlı bir içeriğe sahip olmadığını, daha çok, cezalara ilişkin hükümlere yönelik dar kapsamlı bir kanun teklifi olduğunu görüyoruz. Bu teklifte bir taraftan cezai yaptırımlar artırılıyor diğer taraftan bazı cezalarda indirime gidiliyor. Cezalarda indirime gidilmesi ister istemez bizde ne düşüncesi oluşturuyor, biliyor musunuz: Kaçakçılığın artmasının önüne nasıl geçeceğiz? Gümrük kaçakçılığı bu ülkenin yıllardır en önemli problemlerinden biridir çünkü. Küçük şeyler büyük şeyler doğurur, unutmayın. Dükkân vitrinlerinde ya da sokaklarda hiç kaçak ürün görmediniz mi? Ya da piyasa fiyatının çok altında bir malı ya da ürünü aldığınızda “Nasıl bu fiyata satılıyor?” diye düşünmediniz mi?

Örneğin sigara; bütçe açığını tamamlamak için sigara tiryakilerine güvenen Hükûmet, her gün sigaraya zam yapıyor. Bu yapılan zamlar sigara içenleri hiç azaltmadığı gibi sigara kaçakçılarını zengin ediyor. Türkiye'de şu anda bakkallarda satılan fiyatın yarısına kaçak sigara satılıyor. Yani bu artırılan gümrük vergileri, sigara kaçakçılığının önünü açtı, tiryakileri sigara içmekten vazgeçirmedi, hele hele bu ekonomik zorlukta, bu ekonomik sıkıntıda insanlar sıkıntılarını unutmak için kendini sigaraya vurdu, daha da kötü oldu; artma sebebi de biraz o.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Sigara harammış.” diyorlar Başkanım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Meclisten çıkıp Kızılay’ın ara sokaklarına gidin bakın o manzara bütün Türkiye'ye yaygın.

Ülkemizde yapılan uluslararası taşımacılıktan bir örnek vermek istiyorum. Biliyorsunuz, uluslararası taşımacılık yapabilmek için B1 yetki belgesine sahip olmalısınız; işletmeniz en az 150 koltuk sayısına sahip olmalı; en az 100 bin liralık da sermaye yapısına sahip olmalısınız ama durum öyle değil. Adamlar, panelvan tipi, Uber tarzı araçlarla Bulgaristan’a, birbirini hiç tanımayan insanlarla birlikte sanki akraba gibi geçiriyorlar. Dönüşte o araç yine başka insanlarla, üstelik kaçak ürünlerle Türkiye’ye giriş yapıyor, hem de aynı plakayla. Kimse sormuyor bunlara “Kimsiniz siz, nereye gidiyorsunuz, yanınızda getirdikleriniz nedir?” diye. Bu kaçakçılığı organize şekilde 40-50 araçla yaptıkları yetmiyormuş gibi, B1 yetki belgesine sahip, vergisini ödeyen, koltukları boş olsa bile her gün sefer düzenlemek zorunda kalan vatandaşlarımız bu yüzden zarar ediyor. O küçük minibüslerle Türkiye’ye giren, ve sokaklarda gördüğünüz kaçak ürünleri bir düşünün. Sadece geçen sene gümrüklerde 3 milyar liranın üzerinde kaçakçılık olayı ortaya çıktı. Bir dolu bir boş yaptıklarını düşünün, en az 3 milyar liralık da kaçak olup Türkiye’ye geçen ürünler var; en iyi ihtimalle söylüyorum. Tespit edilmeyen kaçakçılık tutarını dışarıya çıkıp makam arabanızdan indiğinizde mutlaka görürsünüz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ticaret Bakanı Sayın Ruhsar Pekcan geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı. Sayın Bakan “Gümrüklerde kaçakçılığın önlenmesinde, kayıt dışılığın azaltılmasında etkinliği artırmak için yüksek teknoloji yatırımlarına ve projelerimize bir yenisini daha ekliyoruz.” dedi. Ticaret Bakanlığında, gümrük kontrollerini uluslararası ticaretin hızını kesmeyecek şekilde yürütmek, yasa dışı ticaretle en etkin biçimde mücadele etmek için yüksek teknolojiye dayalı bir teknik altyapı kurulduğunu vurguladı Sayın Bakan. Umarız bu yeni sistem kaçakçılığın önüne geçecek bir uygulama olur. Ama unutmayın ki kaçakçılığı ve kaçak ürünlere olan talebi, satışının ve ticaretinin önüne geçmeden azaltamazsınız; özellikle internet üzerinden yapılan satışlara ve sokaklara hâkim olamazsınız. Alınan her önlem çok geçmeden işlevsiz hâle geliyor.

Değerli arkadaşlar, hazır Gümrük Kanunu’nu görüşüyoruz, vergi gelirlerinden de bahsetmek yerinde olur diye düşünüyorum, daha doğrusu Hükûmetin gümrük vergisi gelirleri konusunda bir beklentisinden söz etmek istiyorum. Geçen gün basına da yansıdı, Hükûmet gümrük vergisi gelirlerinden önümüzdeki üç yılda 73,5 milyar lira tahsilat gerçekleştirilmesini bekliyormuş. 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’ne göre, gümrük vergilerinden tahsil edilecek tutar, ithalat beklentileri, döviz kurunda meydana gelecek değişimler göz önünde bulundurulduğunda, ret ve iadeler ile mahallî idare payları dâhil yapılan beklenti tahminlerine göre 2020’de 21 milyar lirayı aşıyor. Söz konusu gelirlerin 2021’de 24 milyar, 2022’de ise 27 milyar liraya ulaşması bekleniyor.

Bu beklentileri bırakalım da biraz gerçeklere dönelim, gerçeklerle yüzleşelim istiyorum. Bakın, bugün ülkemizde ekonomik kriz nedeniyle vergi borçları ödenemiyor, insanlarımız borçlarını ödeyemiyor. Bu yılın ilk dokuz ayında vergi dairesine beyanname verilerek tahakkuk edilen vergilerden ne kadarlık tahsilat yapılmış bir bakın. Dokuz ayda vergi gelirlerinde tahakkuk edilen miktar 680 milyon 635 bin lirayken tahsilat sadece ve sadece 485 milyon lira yani yaklaşık, yüzde 75’in biraz üstünde. Bunların kalem kalem detayına inmeyeceğim ama şunu söylemek istiyorum: Türkiye’de toplanan vergilerin yüzde 70’ten fazlası dolaylı vergilerden toplanıyor. Bugün Türkiye’de vergi toplanamıyor. Neden? Çünkü insanlarımız işsiz. İşsizlik çoğaldığı sürece insanların harcamaları azalıyor, harcamalar azalınca da devletin topladığı vergi azalıyor, dolayısıyla bütçe açığı da ciddi anlamda artıyor.

Genel Başkanımız Meral Akşener dünkü grup toplantısındaki konuşmasında değindi, ben de tekrarlamakta, vurgu yapmakta yarar görüyorum: “Bu ülkede insanlar işsizse, üretim yoksa, bankalar yabancıların eline geçmişse, devletin en stratejik kurumları bile başka ülkelere teslim edilmişse siyasette de diplomaside de beliniz bükülür.” Ülkemizdeki manzara bunun en büyük kanıtı. 1 milyon 100 bini üniversite mezunu olmak üzere 8 milyonu aşkın vatandaşımız işsiz bugün. Çalışma çağında olan nüfusumuzdaki işsizlik oranı 2 kat arttı, şehirlerimizdeki işsizlik üst üste on altı aydır artmaya devam ediyor. Sadece son iki ayda 2 milyon vatandaşımız daha işsiz kaldı. Genç işsizliği 2018 Temmuz ayında yüzde 19,90’ken 2019’un Temmuz ayında 7,2 puan artarak yüzde 27,1’e yükseldi. Bugün Meclis koridorlarında rastladığınız, sokaklarda rastladığınız, mahallede, pazarda rastladığınız her 100 gençten 27’si işsiz. Genç kadın işsizliği daha da vahim seyrediyor, her 100 genç kadından 33’ü işsizken kentsel alanlarda her 100 kadının 41’i de işsiz bugün. Gençlerin işsizliğinden bahsederken bunların size çok dokunmadığını biliyorum. Zira bakıyorum, hemen hemen birçok siyasetçinin yeni mezun çocukları Mecliste yüksek maaşlarla görevlendirilmişler. Bu, gençler arasındaki rekabeti haksız yere, onların lehine sokaktaki gençlerin aleyhine bozarken milletin de Parlamentoya olan öfkesini çoğaltıyor. Diyorlar ki: “Milletvekillerinin çocukları Mecliste, belediyelerde ballı maaşlarla işe yerleştirilirken biz asgari ücretle iş bulamıyoruz.”

Türkiye’de işsizlik en vahim sosyal yara olmaya devam ediyor. Şu anda da, gelecekte de Türkiye’nin en önemli sorunu işsizlik. Palyatif önlemlerle, geçici ve eğreti istihdam biçimleriyle, İŞKUR kaynaklarının istihdam yaratmayan teşviklere akıtılmasıyla Türkiye’nin, gençlerin ve kadınların gelecek sorunları çözülemez.

Değerli milletvekilleri, Türkiye üretmiyor. Fabrikaların bacaları bir bir sönüyor. Bir sanayici olarak üzülerek söylüyorum ki istihdam yok artık. Bunu daha önce de söylemiştim, ben Kocaeli Milletvekiliyim, Kocaeli Sanayi Odasından geldim, OSB’lerin yönetiminden geldim. 2011 yılında milletvekili olduğumda benim için en kolay iş, müracaat eden birisine iş bulmaktı. Zira herhangi bir fabrikaya telefon açtığımızda, iş arayanlar da vardı, işçi arayanlar da vardı, onları buluşturmak konusunda çok zorluk çekmiyordum. Ama şu anda, Kocaeli’de ve bütün Türkiye’de işletmelerin yüzde 70’i üretmiyor, üretmeyenler işçi çıkarıyor ve onların da hepsi sizleri arıyorlar. Sizler de naçar, bir şey yapamıyorsunuz. Zira bulunduğunuz bölgelerde hiçbir fabrika doğru dürüst üretim yapmıyor.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Seni de arıyoruz, almıyorsun bir tane işe ya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Evet, ben de Tahsin Bey’i arardım “Tahsin Bey, muhterem, bir işçi arkadaş var, müracaat ediyor.” derdim, eksik olmasın, o da işe alıyordu ama ne Tahsin Bey’in fabrikası ne de o bölgedeki diğer fabrikalar, kendi fabrikam da dâhil olmak üzere üretim yapmıyoruz. Üretim yapmamak iki türlü: Bir, kurlardaki artış nedeniyle maliyetlerdeki artış. İkincisi ne biliyor musunuz? Üretim yapacaksınız, sattığınız malın parasını almak çok zor. Fatura kesiyorsunuz, fatura kestiğiniz müşteriniz on beş gün sonra size ödeme yerine bir konkordato gönderiyor. Yani “Ben bu parayı ödemekte zorluk çekiyorum, biraz bekleyeceksiniz.” O biraz ne kadar? Beş sene. Böyle bir ortamda üretim yapmak mümkün değil.

Yatırımlara öncelik vererek, teşvik ederek Türkiye, vakit kaybetmeden, üretime dayalı ve verimliliği esas alan bir modele geçiş yapmalıdır; betonu değil, üretimi esas alan bir ekonomik model. Bu, sadece sanayi üretimi değil, tarım üretimi. Yerinde istihdamı çözmenin birinci ayağı tarım üretimidir. Geçtiğimiz hafta Muş’taydık. Muş’taki il başkanımızın çok güzel bir söylemi vardı: “Her tarla bir fabrika.” dedi, gerçekten öyle. Eğer tarıma gerçek anlamda bir teşvik verilirse, sübvansiyonlar çiftçinin lehinde ciddi, hakkaniyetli dağıtılırsa her tarla Anadolu’da bir fabrika. Hem işsizliği, istihdamı yerinde çözmüş oluruz hem de ülkenin üretimine katkı yapmış oluruz.

Tarım ürünlerinden elde edilecek gelir ülkenin kalkınmasında en önemli kaynak aslında. Tarımda sübvansiyon ciddi anlamda artırılmalı, ekilen biçilen arazilerden elde edilen ürüne ciddi anlamda devlet sübvansiyon uygulamalı ki insanlar ektiği, biçtiği, tarladan aldığı üründen o yılı geçirsin, o yıl yaşayabilsin, o yıl karnını doyursun. Hep söylüyorum, çiftçiye uygulayacağı sübvansiyondan bu devlet zarar etmez. Devletin çiftçiye vereceği sübvansiyonla, çiftçi aldığı o parayla gidip Las Vegas’ta kumar oynamaz, Miami’de daire almaz, gidip Bodrum’da tekne de almaz; çocuğunu evlendirir, mobilyasını değiştirir, evini yapar yani aldığı paranın hepsini bu ülkede harcar. Zaten harcadığı anda otomatikman yüzde 35, yüzde 40’ını çeşitli şekilde vergi olarak geri alıyorsunuz. Zaten verdiğiniz her 100 liranın 40 lirasını yani verdiğiniz sübvansiyonu geri alıyorsunuz vergi olarak. Peki, bunu yapmıyorsunuz, ne yapıyorsunuz? Buğday ithal ediyoruz, çekirdek ithal ediyoruz, soğan ithal ettik. Hazinede biriken, Merkez Bankasında biriken dövizleri tarım ürünleri ithalatına harcıyoruz. Türkiye'de petrolden sonra en çok ithalat tarım ürünlerinde yapılıyor. Eğer bu tarım ürünleri ithalatına ayrılan dövizin çok azını -bakın, tamamını demiyorum- çiftçilere sübvansiyon olarak dağıtsanız hem bu çiftçi rahat eder hem yerinde istihdam edersiniz hem de üretim yerli üretim olur. Yarın öbür gün herhangi bir diplomatik sıkıntıda birileri “Size buğday vermem, size yağ vermem." diye sıkıştırmaz. Ben hatırlarım 1978 senesini, yağ kuyruklarını. O yağ kuyruklarının esas sebebi Türkiye'nin yağ üretememesiydi. Yağ üretemeyince, döviz de olmayınca Türkiye'de yağ kuyruğu oluştu. Döviziniz olmazsa açlığa mahkûm olursunuz şu anda. Şu anda Türkiye'nin dövizi bitse insanlar birbirini yer, emin olun. Eti ithal ediyoruz, buğdayı ithal ediyoruz, soğanı ithal ediyoruz, yağı ithal ediyoruz. İthal etmediğimiz ne kaldı? Dövizin bittiği andan itibaren bütün memleket aç, herkes aç. Bunu göz önünde bulundurarak, bunu bir ticaret modeli, aslında bunu kalkınmanın bir modeli olarak geliştirmek iktidarların yapması gereken en önemli konulardan bir tanesi.

Türkiye gerekli kaynaklara sahip aslında, yeter ki ekonominin merkezine üretimi, üretimin merkezine de kaliteyi koyalım. Biz bütün bunların merkezine betonu koyduk, bütün bunların merkezine yolları koyduk. Yol yapmak çok güzel, tabii ki rahatlık ama bir şey söyleyeyim mi size? Bir özel bankanın genel müdürüyle bir sohbetim esnasında şunu söyledi: “En çok parayı yol müteahhitleri kazanıyor.” Niye dedim, “Yolun altı ölçülemiyor." dedi. “Çok büyük para kazanıyorlar. O yüzden onlara çok kredi veriyoruz." dedi. Beyler, yola, betona, araziye para yatırmak yerine üretim merkezli bir ekonomik model geliştirilseydi, hep savunduğunuz, özenerek anlattığınız on yedi senelik bu iktidarınızda Türkiye bir milim yol katederdi. Şu anda Türkiye, Merkez Bankası kaynaklarını betona gömen bir ülke olmaktan öteye geçemedi.

2019 bütçesinin tek düşen kaleminin yatırım harcamaları olması da tesadüf, değil mi? Yandaş kadrolarla doldurulmuş Varlık Fonu, yine yandaş iş adamlarının yaptığı, müşterisi olmayan inşaatları satın alıyor. Yani Türkiye’nin bütün meselesi bitti, Varlık Fonunu batan yandaş müteahhitlerin risklerini azaltmaya mı yönelttik yahu? Bu memleketin çocukları yarın öbür gün… Hep söylüyorsunuz ya “Hesap var.” diye, zannetmeyiniz ki hesap sadece öbür tarafta var, bu dünyada da hesap var. Şu anda çok fark edemeyebilirsiniz, yargı elinizde, istediğiniz hâkime telefon açıp istediğiniz kararları çıkartıyorsunuz ama yarın öbür gün bu imkân gittiğinde öbür taraftaki hesabın bu tarafta da görüleceğini size hatırlatmak istiyorum. Bir kere daha düşünmeye davet ediyorum sizi.

Parayı ticareti geliştirecek, KOBİ’lerimizi yeni pazarlara açacak altyapı projelerine, KOBİ destek programlarına harcamalısınız. Bakın, işte o zaman nasıl ticaret artıyor, göreceksiniz. Şirketlerin kazancı arttıkça bakın bakalım vatandaşlarımıza nasıl iş fırsatı doğuyor, görün.

Bu kanun teklifinin hayırlı olmasını diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, söz mü istiyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet, çok kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararına göre Meclisin bütün iş ve işlemlerinde toplantı yeter sayısının sağlanması gerektiğine ve Meclisi çalıştırma sorumluluğunun iktidar partisinde olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, önemli bir kanun teklifinin görüşmelerine geçtik. Dün de bahsetmiştik, Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Meclis, bütün iş ve işlemlerinde toplantı yeter sayısını sağlamak durumundadır.” Tabii, bunun denetim görevi muhalefette, bunu sağlama görevi iktidar partisinde. Ancak bunu yoklamalar sürecinde sağlayabiliyoruz, o da oylamadan önce oluyor ve müzakereler sırasında çil yavrusu gibi dağılanlar, oylama sırasında Çin ordusu gibi içeriye girip oy kullanıyorlar. Bu doğru bir yaklaşım değil. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Siz neredesiniz, siz neredesiniz, CHP nerede? CHP de yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Biz mümkün olduğu kadar Meclisi büyük bir dikkatle çalıştırma sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyoruz.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Altı üstü 18 kişisiniz yani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu oylamada 224 kişi olup müzakerede 18 kişiye düşünce olmaz.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Arkana bak, arkana, kaç kişi var? Özgür, arkaya bak, kaç kişisiniz, bak.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Beyefendi, Meclisi çalıştırma sorumluluğu iktidar partisinin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – “Beyefendi”si yok, bura Meclis; maaş alıyorsun, maaş; geleceksin, sen de geleceksin!

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Senden mi alıyoruz maaşı?

CAVİT ARI (Antalya) – Sen ne alıyorsun?

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sadece iktidar değil, sen de katılacaksın.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sus! Sus!

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, karşılıklı konuşmayalım; Grup Başkan Vekiliniz söz istiyor.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Efendim, onlar da vekil.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Vekilin haberi yok, iktidar 24 kişiyle Mecliste temsil edilir mi?

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sen de vekilsin, sen de; sen vekil değil misin? Gelmelisin, sen de gelmelisin, ben de gelmeliyim.

BAŞKAN – Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, demokrasiyi şeklî bir mesele olarak algılayan ve bunu böyle yaparak da Meclisi itibarsızlaştırmaya çalışan bir siyasi hareketin temsilcisinin de yaklaşımı bu. Bu Meclisin toplantı yeter sayısını sağlama sorumluluğu iktidar partisine aittir. Bizim denetim sorumluluğumuz var, onun ne şekilde yapılacağı ortadadır. Beceremiyorsanız gidersiniz, orayı dolduracaklara millet o koltukları doldurtur. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Arkana bak, bir arkaya bak; işte doldurmuş millet!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Millet size bu yüzden görev vermiyor. Kaldı ki ittifak ortağımız konuştu, büyük bir dikkatle hepimiz dinledik; ittifak ortağınız konuşacak, 16 kişisiniz salonda. Olacak şey değil! Birazcık bu işlere dikkat etmek lazım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

35.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın 104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadeleri ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Öncelikli olarak, kürsüden hitap eden Sayın Grup Başkan Vekilinin sözlerine istinaden şunları ifade etmek isterim: Türkiye 36 milyar dolar ihracattan 170 milyar dolar ihracata geldi; 36 milyar dolardan 170 milyar dolara ve tarımla ilgili de artık işlenmiş tarım ürünlerini biz ihraç ediyoruz, 10 mislinden daha fazla bir ihracatımız söz konusu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yok arkadaş, sen o işleri bilmezsin. Gözünü seveyim, o işleri bilmezsin sen; o öyle değil, emin ol; keşke dediğin gibi olsa.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Aynı zamanda Türkiye’nin 236 milyar dolar gayrisafi millî hasılası vardı, on altı yıl sonra biz bunu 800 milyar doların üstüne çıkardık.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İthalatın ihracatı karşılama oranı kaç, ona bir bak.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok açık, net. Bu örnekler yeterlidir zannediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – İşsiz sayısı kaç?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Duble yol yapın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İkinci olarak, biraz evvel Sayın CHP Grubu Başkan Vekilinin söylediği söze “Önce bir aynaya bak.” demek lazım. Aslında muhalefetin söz söyleyeceği yer Meclistir…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Buradayız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …ancak Mecliste sizin sayınıza bakın, oranınıza bakın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oranına sen bak!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Önce kendi oranınıza bakın. Bizim hepimizin burada olduğu ortada.

Değerli arkadaşlar, bakın, bütün arkadaşlarımız burada.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Nerede?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Seçmenleriyle çalışmalar içerisinde, bunu siz biliyorsunuz. Biraz evvel 200’ün üzerinde milletvekilimizin burada olduğu ortada. Peki sizin geri kalan kısmınız nerede?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hepsi burada.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli arkadaşlar, hepsi burada değil. Zumlayabilir kameralar. Siz 20 kişiyle yoklama istiyorsunuz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İsteyeceğiz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …arkanıza bakıyorsunuz, 3 kişi kalmış.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nerede 3 kişi kalmış?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dün öyleydi, 3 kişiydiniz. Dolayısıyla eleştiri getirenler önce kendilerini düzeltsinler.

Teşekkür ederim.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Tayyip Bey söylüyor size “İçeri girin.” diye; Cumhurbaşkanı söylüyor, Cumhurbaşkanını dinlemiyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

36.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili tarih konusunda yaptığı hatalara bir yenisini daha ekledi. Ekonomi konusundaki hatalarını hoş görebilirim çünkü ekonomiden daha az anlıyordur, normaldir; hukukçu kimliğiyle bu konuları çok bilmez. Ama bir şeyi söylemek istiyorum: Keşke söylediğiniz şeyler doğru olsa, ben de istiyorum. Ben bu ülkenin vatandaşıyım, ben Türk milliyetçisiyim. Türkiye’nin her zaman en iyi yerlerde olmasını en çok ben istiyorum ama gerçek öyle değil.

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim mi? 31 Martta sizi kim yendi biliyor musunuz? Soğan yendi, soğan. Emin olun, 31 Martta sizi yenen soğandı. Soğan bir karaborsaya düştü, bir marketlerde sırayla satılmaya başlandı, 31 Martta sizi soğan yendi. Türkiye’de soğan ekilmiyor, soğan ekilmiyor, problem burada.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Yanlış bilgilerinizle soğan üzerine bu insanları yönlendirdiniz. Vebaliniz çok büyük.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yahu Başkanım, 60 gram soğan… Onu da ağzımız kokuyor diye yiyemeyenler konuşuyor burada ya. Ya, soğanı bırakın ya! Bu sene de döküyorlar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türkiye’de ihracatın arttığı doğrudur ama ithalat da arttı. İhracatın ithalatı karşılama oranına bir bakarsanız benim söylediğimi daha iyi anlarsınız. O rakamlara iyice bir bakın.

Teşekkür ediyorum.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Niye o rakamlara bakıyorsunuz da bizim verdiğimiz rakamlara bakmıyorsunuz? Sizin rakamlarınız doğru, bizim rakamlarımız yanlış mı?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Yani muhalefetin bir soğan kadar ağırlığı yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen de ancak bu kadar anlarsın işte, ancak o kadar!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Muhalefetin soğan kadar ağırlığı yok yani.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen ancak götürmeyi biliyorsun! Sen ancak belediyeden götürmeyi biliyorsun, bırak ya!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Anlat, anlat, zevkli oluyor!

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Meclis Genel Kurulunda iktidar partisinden en az 200 milletvekilinin olması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir kez daha şunu hatırlatalım: Bu Meclise iktidar partisinin en az 200 milletvekili getirme sorumluluğu var. Muhalefet partisinin 5, 15, 20 milletvekiliyle yapacağı sorumluluklar ortada ama ben iktidar partisi grup başkan vekili olsam şu kanuna kaç milletvekilim imza koymuş diye bakarım. 86 vekilinizin kanunun altında imzası var, 86. Adamlar imza attıkları kanunu gelip takip etmiyorlar ya! Daha ben size ne diyeyim? Daha ne diyeyim ya? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – İki gündür ne oldu size ya? İki gündür on dakikada bir yoklama istiyorsunuz. HDP’nin yokluğunu dolduruyorsunuz değil mi, helal olsun yani! (CHP sıralarından gürültüler)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Ne alakası var ya!

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Terbiyesizlik yapma! Terbiyesizlik yapma!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, bir dakika…

Sayın milletvekilleri, zaten milletimiz Türkiye Büyük Millet Meclisini takip ediyor ve takdir ediyor yani bir değerlendirme yapıyor. Bu konuda çok şey söylemeye gerek yok. Zannediyorum genel başkanlar da takip ediyor. Listeler falan yapılırken onu mutlaka dikkate alıyorlardır. Bu konuyu fazla uzatmayalım isterseniz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Kendi Cumhurbaşkanlarını dinlemiyorlar ya, gelmiyorlar.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – O, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı; “kendi Cumhurbaşkanları” değil. “Kendi Cumhurbaşkanları” değil, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı. Saygısız herif!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

38.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, muhalefetin polemik üzerinden gündem oluşturmaya çalıştığına ve İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Lütfü Türkkan’ın üslubunu kendisine iade ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Hakikaten muhalefet söyleyecek ciddi eleştiriler bulamayınca sadece polemik üzerinden ve doğru olmayan birtakım bilgiler ve iftiralar üzerinden gündem oluşturmaya, gündem saptırmaya çalışıyor.

Biraz evvel İYİ PARTİ Grup Başkan Vekilinin üslubunu da kendisine artık iade ediyorum yani bilgisizlikle ilgili ve diğer hususlarla ilgili yaklaşımını ancak kendi seviyesi ve kendi bilgisi çerçevesindeki takdirine sunuyorum. Verdiğim rakamlar, bütün milletimizin yaşadığı, bildiği ve takdir ederek bizi iktidar yaptığı rakamlardır.

Millet sözünü söylüyor, gerisi laf, lakırdı ve boş bir hezeyandan ibarettir.

Teşekkür ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Vallahi bir soğana yenildiniz, haberiniz olsun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senin imza atmış 86 adamın nerede? İmza namustur ya; gelecek buraya, takip edecek.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hezeyana gerek yok.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Mehmet Göker.

39.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, 23 Ekim Van depreminin 8’inci yıl dönümü vesilesiyle hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediğine, Burdur Devlet Hastanesinin kullanılamaz olduğu ispat edilmiş olmasına rağmen hâlâ yeni bir hastane yapılmadığını Sağlık Bakanının dikkatine sunmak istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKER (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

6,7 şiddetindeki Van depreminin üzerinden sekiz yıl geçti. Kaybettiğimiz 644 canımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Bu vesileyle öğrenmiş olduk ki deprem ülkemizin acı bir gerçeği ve bu depremlerde en çok zarar gören de kamu kuruluşlarının binaları.

Ben de bölgemdeki Burdur Devlet Hastanesinin bilimsel olarak çürüklüğü, çürük olduğu ispat edilmiş olmasına rağmen hâlâ yeni bir hastane yapılmamış oluşunu Sayın Sağlık Bakanının dikkatine sunmak istiyorum. Zira yerel seçimlerden önce “Yaptık, yapacağız.” şeklinde tabelaları asılan bina ve işletmenin yerinde şu an herhangi bir işleyiş yok, ihale iptal olmuş durumda, tabelayı da kaldırdılar.

Buradan Sağlık Bakanına sesleniyorum: Bu bir can meselesi, lütfen konuya alaka gösterin, Burdur’un hastaneye acil ihtiyacı var.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

40.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, Ergene havzasının plansız yapılaşmalar uğruna yok edildiğine, Türkiye’nin Avrupa’ya uzanan tek bölgesi Trakya’nın heba edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Havası, suyu, toprağı ve insanıyla Avrupa’nın en değerli bölgelerinden Trakya. Ülke nüfusumuzun yaklaşık yüzde 20’si Trakya’da yaşamaktadır. 3 ili, 3 denizi, 3 dağı, 3 ormanı, 3 üniversitesi vardır. 3 ilin tek bir akarsuyu vardır, Ergene. Bu akarsuyun beslediği verimli topraklar Türkiye'nin, hatta Avrupa’nın en önemli çökeltme havzalarından biriydi. Ergene artık yok. Akarsu, akar sıvı hâline geldi, Ergene’nin akacak suyu kalmadı. Bir zamanlar su değirmeni olan, balıkçıların olduğu, Türkiye'nin pirinç ihtiyacını karşılayan Ergene havzası, plansız yapılaşmalar uğruna yok edildi. Ergene temizlenecek ise önce kaynaklarını korumak gerekiyor. Türkiye'nin Avrupa’ya uzanan tek bölgesi Trakya heba edilmemeli.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ne mutlu Türk’üm diyene.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104) (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Esin Kara.

Buyurun Sayın Kara. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ESİN KARA (Konya) – Sayın Başkan, büyük Türk milletinin değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 104 sıra sayılı Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz hafta elim bir kaza sonucu kaybettiğimiz Genel Başkan Yardımcımız Edip Semih Yalçın Beyefendi’nin kıymetli evladı Turan İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet dilerim. Belki bir anne, bir baba, bir eş, bir kardeş gibi değil ama bir ülküdaş gibi canımız yanmıştır. Rabbim ailesine sabırlar versin.

Sayın Başkan, büyük Türk milletinin değerli milletvekilleri:

“Al bayraktır ana yurdun gelini,

Bu canı Türklüğe adadım anne.

On iki yaşında ettim yemini,

Bu canı Türklüğe adadım anne.”

Büyük Türk milleti “783.562 kilometrekare olan vatan toprağının bir karışına bile göz dikenin kellesini alırım.” derken şaka yapmadığını, verecek bir karış bile toprağının olmadığını, vatan toprağına göz diken haine, her teröriste birer metrekare yer ayırdığını, onun da ancak toprağın altında olduğunu; kerametin binlerce tırlık askerî mühimmatta değil, kahraman Türk askerinin iman dolu yüreğinde olduğunu bir kez daha Barış Pınarı Harekâtı’yla tüm dünyaya ispatlamıştır. Yüce Allah büyük Türk devletini, büyük Türk milletini, büyük Türk ordusunu kıyamete kadar muzaffer kılsın. Türk ordusunun kılıcı keskin, toyu mübarek olsun. Buradan Barış Pınarı Harekâtı’nda görev yapmakta olan tüm kahraman Mehmetçiklerimizi selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Görüşülmekte olan kanun teklifimiz Gümrük Yasası’yla ilgili olduğu için, 27 Mayıs 1980 tarihinde Dev-Sol militanları tarafından haince şehit edilen, dürüstlüğü ve kaçakçılığa vurduğu darbelerle adını tarihe yazdıran Gümrük ve Tekel Bakanımız Gün Sazak ağabeyimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 1’inci maddesiyle, Türkiye gümrük bölgesindeki bir yerden diğer bir yere transit rejimi hükümleri uyarınca taşınan serbest dolaşımda olmayan eşyalara ek süre tanınması ve varış gümrük idaresindeki geçici depolama yerinde gümrükçe onaylanmış işlem veya kullanıma tabi tutulması için kalabileceği sürenin hesaplanmasına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.

Teklifin 2’nci maddesiyle, 4458 sayılı Kanun’un 86’ncı maddesine ek yapılarak transit rejimine tabi tutulan eşyayla ilgili olarak asıl sorumlunun gümrük idaresine karşı mali sorumluluğu ve aynı zamanda 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu çerçevesinde gümrük idaresince işlem tesis edildiğinde asıl sorumlunun sorumluluğunun belirlenmesinde fiilin işlenmesinde dahlinin olup olmadığının göz önüne alınarak işlem yapılması düzenlenmiştir.

Teklifin 3’üncü maddesiyle, 167’nci maddeye “Savunma Sanayii Başkanlığı” ibaresi eklenerek daha önce çıkarılan kararnameyle Savunma Sanayii Müsteşarlığının Cumhurbaşkanlığına bağlanması nedeniyle oluşabilecek tereddütler ortadan kaldırılmış ve ilgili Başkanlıkça serbest dolaşıma sokulacak eşyanın gümrük vergisinden muaf kılınması sağlanmıştır.

Teklifin 4’üncü maddesinde, tasfiye edilecek eşyaya ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.

Teklifin 5’inci maddesiyle, 179’uncu maddede düzenlenen, tasfiyelik hâle gelen eşyanın hak sahiplerince alınarak gümrük işlemlerine devam etmesini sağlayan düzenleme genişletilmiştir. Aynı zamanda mülkiyeti kamuya geçen eşya için bu kolaylıktan yararlanma hakkı verilmemiştir.

Teklifin 6’ncı maddesiyle, tasfiyelik hâle gelip emanete alınan tutarın iadesi için, sahibine iadesine ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği, diğerlerinde ise emanete alma tarihinden itibaren bir yıl içerisinde başvuru hakkı verilmesi öngörülmüştür.

Teklifin 7’nci maddesiyle, kanunun 202’nci maddesinde düzenleme yapılarak gümrük vergileri ve diğer amme alacaklarının ödenmesini sağlamak üzere teminat verilmesi gereken hâllerdeki yüzde 120 olan tutar yüzde 100’e indirilmiştir.

Teklifin 8’inci maddesiyle, gümrük vergileri ile bunların ödenmelerine bağlı olarak tahsil edilmiş gecikme faizinin ve gecikme zammının geri verilmesinde, fazla tahsilatın yükümlüden kaynaklanması durumunda ya da diğer durumlarda geçerli olan süreler hakkında düzenleme yapılmıştır. Gecikme tutarı için 6183 sayılı Yasa’ya göre belirlenen tecil faizi oranında faiz hesaplanması esas alınmıştır.

Teklifin 9’uncu maddesiyle, gümrük müşaviri yardımcısı olabilme şartları yeniden düzenlenmiş, 3713 sayılı Yasa çerçevesinde terörle mücadele kapsamındaki suçlardan hüküm giymiş olmamak şartı getirilmiştir.

Teklifin 10’uncu maddesiyle, mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilen eşyanın bulunamaması hâlinde kaim değer olarak eşyanın gümrüklenmiş değerinin kamuya geçirileceği kararı hükme bağlanmıştır. Yine maddede, idari yaptırımlara ilişkin düzenleme yapılmış, gümrük idaresi tarafından yükümlüye yazıyla yanlış izahat verilmiş olması durumunda idari para cezası ve faiz uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. İdarenin yazıyla yanlış izahat vermesi durumunda daha önceleri ceza uygulaması mağduriyetlere yol açmaktayken bu hükümle, rücuyla karşılaşmamak için gümrük çalışanlarının görevlerini yaparken daha titiz ve dikkatli olmalarının sağlanacağını düşünmekteyiz.

Teklifin 11’inci maddesiyle, 4458 sayılı Kanun’un 234’üncü maddesinin (2)’nci fıkrasında düzenleme yapılarak dâhilde işleme rejimi, gümrük kontrolü altında işleme rejimi ve tam muafiyet sebebiyle geçici ithalat rejimi hükümlerine tabi eşyaya ilişkin olarak yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya teslimden sonra kontrol sonucunda, 234’üncü maddenin (1)’inci fıkrasında belirtilen farklılıkların tespiti durumunda vergi farkının yarısı tutarında idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. Gümrük idaresinin tespitinden önce beyan sahibince beyanın düzeltilmesi hâlinde cezanın yüzde 10 olarak uygulanması hükme bağlanmıştır.

Teklifin 12’nci maddesiyle, vergi kaybına neden olan işlemlere ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Eşyanın genel düzenleyici idari işlemlerle ithalinin yasaklanmış olmasının tespiti hâlinde, varsa fark gümrük vergisinin yanında gümrüklenmiş değerinin 4 katı idari para cezası öngörülmüştür. Yine maddede, ithalde gümrük idarelerine ibraz edilmesi gereken belgeler ve bu belgelerin yerine geçen bilgiler düzenlenmiş, bunların eksikliği durumunda kesilecek idari para cezaları düzenlenmiştir. Eşyanın ithalinin, uygun bulunduğuna ilişkin belge veya bilginin düzenlenmesi veya ilgili kurum ve kuruluş tarafından gerçekleştirilen denetimin olumlu sonuçlandığının bildirilmesi hâlinde, 241’inci maddenin (1)’inci fıkrası uyarınca para cezası verileceği hükmü düzenlenmiştir. Eşyanın ihracı belli kuruluşların vereceği ve gümrük idaresine ibrazı veya beyanı zorunlu olan lisans, izin, uygunluk belgesi veya bu belgeler yerine geçen bilgiye bağlı olmasına rağmen, eşya belge veya bilgiye tabi değilmiş ya da belge veya bilgi alınmış gibi beyanda bulunulduğunun tespiti hâlinde gümrüklenmiş değerinin onda 1’i kadar idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. İhracatın artmasını teşvik için yapılan bu ceza indirimine yönelik bu tür uygulamaların suistimale dönüşmemesi için gerekli önlemlerin azami şekilde alınması gerekmektedir. Teklifte, belge veya bilgi olmadığından ithali mümkün olmayan eşyanın yükümlünün talebi doğrultusunda otuz gün içerisinde mahrece iade, ilgili kurum ya da kuruluşun uygun görüşüyle doğrudan üçüncü ülkeye transit edilmesi uygun görülmüştür. Bu süre içerisinde mahrece iade veya ihraç edilmeyen eşyanın ihraç kaydıyla satış ya da masrafları sahibinden alınarak imha edilmek suretiyle tasfiye edilmek üzere gümrük idarelerine terk edilmesi, teslimden sonra kontrol sonucu uygunsuzluğu tespit edilen ancak bulunamayan eşyanın gümrüklenmiş değerinin kamuya geçirileceği hükme bağlanmıştır.

Yine, maddede, Türkiye gümrük bölgesine getirilen ve varış gümrük idaresine kara yoluyla sevk edilmek üzere transit rejime konu olan, serbest dolaşımda olmayan eşyanın yapılan kontrol veya muayene sonucunda beyandan farklarının tespiti hâlinde uygulanacak para cezaları hükme bağlanmıştır. Bu farkların tespitinden önce beyan sahibinin pişmanlıkla kendisinin bildirmesi durumunda hesaplanan para cezalarının yüzde 10’u oranında uygulanacağı esas alınmıştır.

Teklifin 13’üncü maddesiyle, eşyanın gümrük, antrepo rejimine tabi tutulmasına ilişkin beyanının kontrolü ve muayenesi sonucunda antrepo beyannamesinden belirgin şekilde farklı cins eşya olduğunun tahlil, teknik inceleme ve araştırmaya gerek olmaksızın tespit edilmesi hâlinde, farklı çıkan eşyanın gümrük vergileri toplamının beyan edilen eşyanın gümrük vergileri toplamından fazla olması durumunda farklı çıkan eşyaya ilişkin gümrük vergilerinin 2 katı, farklı çıkan eşyanın beyan edilen eşyadan farklı şekilde ithalinin lisansa, şarta, izne, kısıntıya veya belli bir kuruluşun vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tabi olması durumunda farklı çıkan eşyanın gümrüklenmiş değerinin 2 katı kadar idari para cezasının verileceği hükme bağlanmıştır.

Teklifin 14’üncü maddesiyle, dâhilde işleme rejimi ve gümrük kontrolü altında işleme rejimi ile geçici ithalat rejimine ilişkin hükümlerin ihlali hâlinde eşyanın gümrüklenmiş değerinin 2 katı; tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus taşıtlara ilişkin rejim ihlallerinde, gümrük vergileri tutarının dörtte 1’i kadar idari para cezası uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Dâhilde işleme rejimi ve gümrük kontrolü altında işleme rejimine ilişkin hükümler ihlal edilmekle birlikte, rejim kapsamı ithal eşyanın -ilk hâli veya işlem görmüş hâli de dâhil olmak üzere- gümrük gözetiminden mevzuata aykırı olarak çıkarılmamış olduğunun tespiti hâlinde, ithal eşyanın gümrük vergileri ile rejime ilişkin beyannamenin tescil tarihinden tespitin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için 6183 sayılı Kanun’a göre tespit edilen gecikme zammı oranında faizin toplamı kadar idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.

Tam muafiyet suretiyle geçici olarak ithal edilen özel kullanıma mahsus araçlar hariç, geçici ithalat rejimi kapsamında ithal edilen eşyanın süresi içerisinde gümrükçe onaylanmış başka bir işlem veya kullanıma tabi tutulmaması durumunda gümrük vergileri ile rejime ilişkin beyannamenin tescil tarihinden tespitin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için 6183 sayılı Kanun’a göre tespit edilen gecikme zammı oranında faizin toplamı kadar idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.

(1)’inci fıkranın (c) ve (d) bentlerinde belirtilen eşyanın tebliğ tarihinden itibaren altmış gün içerisinde gümrükçe onaylanmış başka bir işleme ve kullanıma tabi tutulmaması hâlinde, ayrıca gümrük vergileri tutarında idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.

Teklifin 15’inci maddesiyle, 11’inci madde hükmüne göre yazılı olarak talep edilen bilgi ve belgeler ile 13’üncü madde hükmü gereğince beş yıl süreyle saklanması gereken belgelerin gümrük kontrolü sırasında ibraz edilmemesi hâlinde (1)’inci fıkradaki cezaların 8 katı olarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Teklifin 16’ncı maddesiyle, gümrük idarelerince düzenlenen ek tahakkuk ve ceza kararı muhteviyatı alacaklar için yükümlü veya ceza muhatabına uzlaşma hakkının verilmesi, itirazda bulunmuş ise itiraz sonuçlanana kadar itirazdan vazgeçerek uzlaşma talep etme hakları ve uzlaşma kapsamında hesaplanacak olan gecikme faizinin uygulanması esasları belirlenmiştir.

Teklifin 17’nci maddesinde, gümrük müşavirleri ve gümrük müşavir yardımcılarının izin belgelerinin Bakanlık müfettişleri ve Gümrük Ve Dış Ticaret Bölge Müdürleri tarafından gerek görülmesi hâlinde tedbir amaçlı olarak en fazla altı ay süreyle geçici olarak alınmasına ve iş takip etmelerinin yasaklanmasına, 3713 sayılı Yasa kapsamında haklarında kovuşturma başlatılanların kovuşturma sonuçlanıncaya kadar izin belgelerinin alınacağına dair hükümler bulunmaktadır.

Teklifin 18’inci ve 19’uncu maddeleriyle, Gümrük Muhafaza Müdürlüğünde “Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı, Daire Başkanı ile merkez ve taşra teşkilatında görevli Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürü, Bölge Amiri, Kısım Amiri ve Gümrük Muhafaza Memuru” unvanlı personelin uhdesindeki zati silahı -1 adetle sınırlı kalmak kaydıyla- emeklilikte de kullanabilmeleri ve bu silahların harçtan muaf olması hükme bağlanmıştır.

Teklifin 20 ve 21’inci maddeleri yürürlük ve yürütme maddeleridir.

İhracatın artırılmasına, kaçakçılığın önlenmesine yönelik yapılacak her adımı olumlu karşıladığımızı belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birçok kez serbest muhasebeci ve yeminli mali müşavirlerin sorunlarını yüce Meclisimizin kürsüsünden dile getirdim. 15 Ekim 2019 tarihinde, Hazine ve Maliye Bakanımız Vergi Usul Kanunu 118 No’lu Sirküleri yayımladılar. Öncelikle ben buradan, Sayın Bakanımıza bizlerin sesini duyduğu için teşekkür ediyorum. Bu sirküler meslek camiamızda çok olumlu karşılanmıştır, bizleri sevindirmiştir açıkçası. Ancak sirkülerde eksiklikler bulunmaktadır. Sirkülerde, meslek mensubunun kendisinin, eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin anne veya babasının ya da kardeşinin beyannamenin verilmesine yedi gün kala bir sürede vefat etmesi durumunda beyanname verme sürelerimize yedi günlük bir süre eklenmiştir. Evet, bu yedi günlük ek süre yeterli bir süredir ancak beyannamenin verilmesine sekiz gün kala ile yedi gün kala arasında bir fark yoktur. Bizim isteğimiz şudur: Beyanname vereceğimiz anda, evet, birinci derecede yakınlarımızın vefatının olması durumunda, sadece yedi gün kala olmayıp o ay içerisinde değerlendirilmesi çok önemlidir.

Yine sirkülerimizde eksiklikler bulunmaktadır. Bu sirkülerde mücbir sebep olarak sadece birinci derecede akrabalarımızın ya da yeminli mali müşavirin ölümü alınmıştır; ağır hastalık hâli ya da kadın meslek mensubunun doğum hâli mücbir sebep olarak alınmamıştır. Düşünün ki büronuzda beyanname yapıyorsunuz, bayan mali müşavirsiniz ve beyannamenin son günü doğuma gittiniz, beyannamelerinizi onaylayamadınız, yine mükellefleriniz cezayla karşılaşacak.

Bakın, sirkülerde bir eksiklik var. Şimdi, beyannamenin dolmasına beş gün kala büronuzda kalp krizi geçirdiğinizi düşünün ve yoğun bakıma alındınız, bu beş gün içerisinde ölürseniz mükellefleriniz ceza yemeyecek. Ama beyannamenin süresi dolduktan sonra gözünüzü hastanede açarsanız, geçmiş olsun, mükellefleriniz ceza yedi.

Burada, sirküler için Sayın Bakanımızdan meslektaşlarımız adına şunu rica ediyorum: Sayın Bakanım, lütfen, bu sirkülere ağır hastalık hâlinin de aynı zamanda kadın meslek mensubunun doğum hâlinin de mücbir sebep olarak alınmasını istiyoruz. Aynı zamanda, emin olun ki hiçbir meslek mensubu bunu suistimal etmeyecektir çünkü bizler de bir an önce bürolarımızda beyannamelerimizin onaylanmasını bekliyoruz.

Yine Sayın Bakanımızdan bir isteğimiz şudur: Nasıl bir yargı reformu yapılmışsa bir mali reform yapılarak, meslek mensubu olarak on beş yıl faaliyet yapmış olan tüm meslektaşlarımıza yeşil pasaport hakkı verilmesi; yine, ticaret ve vergi mahkemelerinde de bizlere ara buluculuk hakkı verilmesi; yine, yüksek olan katma değer vergisi oranının avukatlardaki gibi yüzde 8’e indirilmesi ya da serbest meslek erbabı mali müşavirlere tevkifat uygulamasının getirilmesi, katma değer vergisi ile gelir vergisi arasındaki bu uyuşmazlıktan dolayı olan, tahsil ve tahakkuktan dolayı olan sorunlarımızın bir an önce çözülmesi için bir uygulama, bir hareket bekliyoruz.

Ben konuşmamı bitirmeden önce, liderimiz Sayın Doktor Devlet Bahçeli’nin bir sözünü söylemek istiyorum: “Davamızda ileri hamlelere ayak uyduramayanların gözleri daima arkadadır ve bunlar ilk istasyonda inmişler, ilk hendekte düşmüşlerdir.”

Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Utku Bey, söz istemiştiniz siz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ili Günyüzü ilçesindeki kamu kurumlarında ya vekâleten hizmet verildiğine ya da hiç hizmet verilmediğine ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçtiğimiz hafta Eskişehir’imizin Günyüzü ilçesini ziyaret ettim. İlçede, Kaymakamlık dâhil çoğu kamu kurumunda ya “vekâleten hizmet” verilmekte ya da hiç hizmet verilmemekte. İlçede, Millî Eğitim Müdürlüğü dışında herkes görevini vekâleten yürütüyor. Kaymakam var, stajını yapıyor, vekil; Kaymakamın Yazı İşleri Müdürü vekil; Mal Müdürü yok, vekil; Tarım Müdürü yok, vekâletle yürüyor; Nüfus Müdürü yok, vekâletle yürüyor; Emniyet Müdürü yok, trafik polisi vekâleten bakıyor; Millî Emlak Müdürü yok, haftada bir gün Eskişehir’den bir memur gelip vekâleten işleri yürütüyor. İlimizin en büyük köylerinden olan Ayvalı ve Çardaközü’nde imam yok; daha yeni vekil imam atandı, gelecek görevini yapmaya. Hastane var, kadın doğumcu yok, doğumlar için Polatlı’ya gitmek zorunda kalınıyor.

Değerli arkadaşlarım, bahsettiğim ilçe…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Fendoğlu.

42.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, gazilerimizin sorunlarının çözümü konusunda duyarlılıkla hareket edilmesi, şehit ailelerimize sağlanan ÖTV muafiyeti hakkının malul gazilerimize de tanınması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Terörle mücadelede tarih yazan, destan destan büyüyen gazilerimiz, millî birlik ve beraberliğimizin korku nedir bilmeyen cengâverleridir. Gazilerimizin mevcut sorunlarının çözümü hususunda herkesin duyarlılıkla hareket etmesi, vicdan seferberliğiyle sorumluluk alması kaçınılmaz bir zarurettir. ÖTV’siz engelli araç alımından, ortopedik engelli olan malul gazilerimiz ile engellilik oranı yüzde 90 ve üzeri olan gazilerimiz istifade etmektedir. Ancak bu durum gazilerimiz arasında haksızlığa sebep olmaktadır. Şehit ailelerimize sağlanan ÖTV muafiyeti hakkı, yapılacak düzenlemeyle pozitif ayrımcılık kapsamında malul gazilerimize de tanınmalı, engellilik oranına bakılmaksızın tüm harp ve vazife malullerine araç alımında ÖTV muafiyeti uygulanmalıdır.

Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Tacettin Bayır.

Buyurun Sayın Bayır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TACETTİN BAYIR (İzmir) – 104 sıra sayılı Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Benden önceki değerli konuşmacılar söz konusu kanunla ilgili, özellikle benden önce konuşan hanım arkadaşım gayet iyi açıklamalarda bulundu yani madde madde özetledi. O yüzden ben Gümrük Kanunu’ndan ziyade son on yedi yıldır Türkiye’nin geldiği noktanın bir röntgeninin çekilmesinden yanayım.

“Ekonomi uçacaktı.” demişlerdi, ekonomiyi uçuramadılar ama enflasyonu uçurdular. Bizler, güzel ülkemizde, kimliklerimiz, dünya görüşümüz farklı olabilir ama bayrağımızın altında huzur içinde, birlikte yaşamak istiyoruz. Türkiye bugün iyi yönetilmiyor. On yedi yıldır tek başına Türkiye’yi yönetenler ülkeyi sorunlar yumağıyla karşı karşıya bıraktılar. Siyasal iktidar sorunlara çözüm üretemez hâle geldi. “Referandumda ‘evet’ çıkarsa ekonomi uçacak.” demişlerdi. Geldiğimiz noktada ekonomi yerlerde sürünüyor. AK PARTİ’nin 2002’de iktidara gelmesiyle birlikte Türkiye, uluslararası ölçekte birçok farklı alanda ne yazık ki gerilemeye başladı. Ekonomi, demokrasi, laiklik, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler, dış politika, insan hakları, cinsiyet eşitliği ve eğitim alanlarında ülkelerin sıralamalarını her yıl yayımlayan saygın endeksleri değerlendirdiğimizde, bu verilere göre AK PARTİ’nin ülkemizi dünyada nereye getirdiği gözler önünde.

Bu kaçıncı programdı sayamadım ama yeni bir ekonomi programı açıklandı. Her programdan sonra fiyatlar yükseliyor, her programdan sonra işsizlik artıyor, her programdan sonra yeni zamlar kapıya dayanıyor. AKP ekonomiyi iyi yönetemiyor ama şişirilmiş, çarpıtılmış rakamlarla övünmeyi marifet sayıyor. Ekonomi halkın sofrasıdır, ekonomi halkın huzurudur ama halkımız da ne sofraya koyacağı soğan ne de huzur ne yazık ki kalmamıştır. AKP, birilerini zengin edebilmek için halkın sırtına yük bindirmeye ne yazık ki devam ediyor. AKP’nin ekonomi politikaları sonucu zengin daha zengin, fakir daha fakir olmaya devam ediyor. AKP ekonomisi yalancı söylemlerle, yalancı baharlarla oluşturulmuş, şişirilmiş bir balondur ve bu balon çoktan patlamıştır aslında. Gerçek ekonomi, halkımızın cebine yansıyan zamlar, gençlerin yaşadığı işsizlik, vatandaşımızın hızla sürüklendiği yoksulluktur. Medyadan ekonomiye her yerde yandaşlarını yaratan AKP, onları ihya edip vergi yükü ve enflasyonla vatandaşın sırtına binmeye devam ederken akaryakıt istasyonlarını, otobanları, köprü geçişlerini âdeta vergi dairelerine çevirdi. Geçmediğimiz köprüye, geçmediğimiz tünele, gitmediğimiz havaalanına, gitmediğimiz hastaneye sırf AKP yandaşları zengin olsun diye vergi ödüyoruz. On yedi yılda ülkemizin geldiği durumu göz önünde bulundurduğumuzda, ülkemiz ekonomisine duyulması gereken güven yerini güvensizliğe bırakmış durumdadır. Çiftçi alın terinin karşılığını alamıyor, esnaf siftah yapamıyor, sanayici, ihracatçı ona keza ve ne acı ki gençlerimiz kendi geleceklerinin endişesiyle ne yapacaklarının, nasıl hayat kuracaklarının korkusunu yaşıyor. Halkın devleti yönetenlere olan güvensizliği ne yazık ki her geçen gün artmaktadır. Bugün sanayicisinden üreticisine, öğrencisinden işçisine, çiftçisinden gazetecisine, akademisyenine kadar herkes ama herkes gelecek endişesi yaşıyor. Anayasal özgürlüklerinin kısıtlandığı bir ülkede bırakın yatırım yapmayı, günü borçsuz harçsız kurtarmak, evine ekmek götürebilmek için, insanlar âdeta çaresizlik içinde çırpınıyor.

Bakın, 3 Temmuz 2019’da, kendi yandaş gazeteniz Akit’in “Köprülerden geçişe zam yok.” diye bir ilanı var; 15 Temmuz ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile o otoyollarda geçiş ücretlerine yıl sonuna kadar zam yapılmayacak. Peki, gerçek ne oldu? Devletin işlettiği bu otoyol ve köprü geçiş ücretlerine yıl sonuna kadar zam yapılmayacak denildikten sonra, dediler ki önce “Yeniden yollara düşme vakti.” Ertesi gün köprülere yüzde 20 oranında zam yaptılar. Benden vatandaşa “Oturun oturduğunuz yerde, lütfen, olduğunuz yerde kalın. Sakın düşmeyin yollara, inanmayın bunlara.” Üzerinden yüz on gün geçti ve köprü, otoyol geçişlerine zam geldi.

2023’te dünyanın en büyük ekonomisi olacağımıza inanmamızı istiyorsunuz. Peki, sahiden siz buna inanıyor musunuz? Enflasyonun yüzde 9 olduğu ülkede köprüye, otoyola, posta ücretlerine yüzde 20 zam yaptınız; ya söylediğiniz enflasyon doğru değil ya yaptığınız zamlarda gerçekten abarttınız.

Yandaş medyaya bakacak olursanız, ekonomimiz şahlanışa geçmiş, büyüme yaşanmış. Biz neden görmüyoruz bu büyümeyi? Bizim gördüğümüz tek büyüme, fiyatlarda ve zamlarda. Örneklemek gerekirse; elektriğe yüzde 60, doğal gaza yüzde 52, akaryakıta yüzde 25, İçki, sigaraya yüzde 60 -bu arada akşamcıların hepsini de kimyager yaptınız, onu da bilin- çaya yüzde 32, şekere yüzde 40, gıda ve temizlik ürünlerine ortalama yüzde 25 zam ve bu zamlar gerçekleşenler sadece, bir de yolda gelenler var, gelecek olanlar var; yılbaşından itibaren yüzde 22,5 zam gelecek motorlu taşıtlar vergisini söylemiyorum.

2018 Eylül ayında enflasyonu yüzde 24,56 olarak açıkladınız, 2019 Eylül ayındaysa yani bir yıl sonra 9,26 diye açıkladınız. Neymiş efendim, düşüş yaşanmış hem de enflasyonda yüzde 15 düşüş olmuş. Bu düşüşü TÜİK dışında hisseden bir tek vatandaş var mı arkadaşlar? Bir tek TÜİK rakamlarında bu düşüyor. Pardon, bir kişi var, karıştırmayayım; bu Ordu’nun AKP’li Belediye Başkanı Hilmi Bey, o fark etmiş düşüşü. Ne yapmış? Sözcü gazetesi araştırıp bulmuş: “Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler’in 250 bin liralık maaşı tartışma çıkardı. Ordu Belediyesindeki işçi kıyımına tepki gösteren Mehmet Öztürk adlı vatandaş, sosyal medyadan AKP’li Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler’in maaşlarının dökümünü yayınladı. Öztürk ‘6 ayrı yerden 250 bin liraya yakın maaş alan Başkan, 2.400 lira maaş alan işçileri işten attı.’ diye…” İşte, Başkanın aldığı maaşlar: Emekli vekil maaşı 14 bin lira, Başkanlık maaşı 15 bin lira, ORBEL Yönetim Kurulu üyeliği maaşı 10 bin lira, Turkcell Yönetim Kurulu üyeliği maaşı 20 bin euro, Superonline Yönetim Kurulu üyeliği maaşı 10 bin euro, Çin Bankası Yönetim Kurulu üyeliği maaşı 20 bin lira.” El insaf, bir belediye başkanı 250 bin lira alıyor!

Arkadaşlar, sizlere bir dost tavsiyesi: Yapmayın, aklımızla alay etmekten vazgeçin, vatandaşı saf yerine koymaktan vazgeçin, savurganlık ve lüks içinde yaşamaktan vazgeçin, her şeyi ithal etmekten vazgeçin, üreticiyi mağdur etmekten vazgeçin; aksi takdirde, son iki seçimde olduğu gibi, vatandaş sizden yani AKP’den vazgeçecek, benden söylemesi, kaçınılmaz sonununuz bu çünkü.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bakınız, vatandaş az sonra sayacağım zamlarla -pardon, siz buna zam demiyorsunuz, ne diyorsunuz, “düzenleme ve güncellemeler” diye ifade ediyorsunuz- geçen yıl 200 lira ödediği elektriğe bu yıl 320 lira ödüyor, geçen yıl 300 lira ödediği doğal gaza ise bu yıl 450 lira ödüyor, geçen yıl 100 lira ödediği benzine bu yıl 130 lira ödüyor.

Tüm bunlara rağmen, enflasyonun hâlâ yüzde 9 olduğu yalanına insanları inandırmaya çalışıyorsunuz. Tabii, dünya bizi kıskanıyor ya, aynaya bakınca çok farklı gözüküyor bazı şeyler. Vatandaşın bankalara ve finans kurumlarına olan borcu 540 milyar liraya çıktı, geçen aydan 22 milyar daha fazla arttı, bir ayda 22 milyar arttı. Aslında gerçek, ülkemiz borç batağında.

Her şeyi sattınız, dünyanın borcunu aldınız, borcun millî gelire oranı yüzde 62’ye çıktı, millî gelirin yüzde 62’si kadar bizim borcumuz var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, tam bir borç batağına sapladınız ülkeyi ve ne yazık ki bu batan gemide sadece siz yoksunuz, biz de varız, 82 milyon vatandaş da var! İşte, feryadımız, isyanımız bu yüzdendir; batıyoruz hep birlikte. Gemiyi batıran bu kaptanın değişim zamanı geldi de geçiyor bile. (CHP sıralarından alkışlar)

Geldiğimiz noktada yaşanan sorunu günlük pansuman tedbirlerle, halının altına süpürmekle çözemeyiz. Ortada büyük bir bataklık var, bataklığın üzerindeki sinekleri öldürerek çözüme ulaşamazsanız; bu bataklığı birlikte kurutmamız gerekiyor.

Ülkeye güveni yeniden tesis edecek kapsamlı bir ekonomik programın ivedilikle ortaya konulması gerekmektedir. Daha güçlü bir Türkiye için eğitimden hukuka, halkçı, sosyal kalkınma, sosyal adalet ve eşitliği ortaya koyabilecek yepyeni bir kalkınma programına ihtiyacımız var. Sadece, salt sorunu “Tek başıma çözerim.” anlayışıyla hareket etmek ülkeyi uçurumdan aşağıya fırlatmakla eş değer.

Her şeyi bilemeyebilirsiniz, bilenlere danışabilirsiniz, birlikte çözüm üretebiliriz. Yapılması gereken en önemli işlerden birisi, devlette liyakat sisteminin yeniden inşa edilmesidir.

Merkez Bankası bağımsız olmalıdır. Bugün siyasi otorite yüzünden bağımsız karar alınamıyor.

Üretim öncelikli bir planlama politikasına ihtiyacımız var. Ancak ve ancak üreterek güçlenebiliriz. Bugün Türkiye tam bir tüketim toplumu olmuştur. Bugün tarımda, sanayide ve her alanda üretmeyen bir Türkiye var.

Dış politikamızı mutlaka düzeltmeliyiz. “Sıfır sorun” diye çıkılan yolda “sıfır dost”la kaldık arkadaşlar. On yedi yıllık kara tabloda saldırgan bir dış politika oluştu. Kara bir tablo var ve bu kara tablonun arkası ne yazık ki başarısızlık. 2002 yılında komşularımızla sorunumuz yokken geldiğimiz süreçte sorun yaşamadığımız neredeyse tek bir ülke yok. Hamaseti bir yana bırakmalıyız. Sıfır sorundan sırf soruna geldik dış politikada.

Hak ve özgürlüklerin gasbedildiği bir ülkeye yabancı vatandaş niye gelsin? Yatırımcı niye gelsin? Niye yatırım yapsın?

İsraf ekonomisine derhâl son vermeliyiz. Hükûmet, tasarrufa önce kendisinden başlamalıdır. İlk önce kamudaki lüks araba saltanatına son verilmelidir. Ekonomiyi düzeltme konusunda eğer gerçekten kararlıysalar, saraydan başlayarak israfa son vermelidirler yoksa karanlık günler bizi beklemektedir. Özel uçaklar satılmalıdır. Devletin askeri, polisi yokmuş gibi onlara güvenmeyip… Özel korumaların görevlerine son verilmelidir.

Vergi topladılar, devletin çimento, şeker, tütün, sigara fabrikalarını, petrokimya tesislerinin tamamını özelleştirdiler ama ekonomiyi gene düzeltemediler; Türkiye’yi üretimden kopardılar çünkü. Canlı hayvanı, buğdayı, soğanı, patatesi, tohumu ithal eder hâle geldiler.

Asıl başımızın derdi olan işsizlik sorununa gelince AKP iktidarı işsizlikle mücadelede de ne yazık ki sınıfta kaldı, 82 milyonu kuru soğana muhtaç etti. İşsiz sayımız, geniş tanımıyla, 8 milyonu aştı. Sadece son bir yılda işsiz sayısı 1 milyon 21 bin arttı. Enflasyon patladı ve mutfaklarda yangın var. Yetmedi, Türkiye'yi yarı açık cezaevine dönüştürdüler; gazetecilerin, yazarların, avukatların, milletvekillerinin ve masum yurttaşların tutuklandığı bir ülkede demokrasiden, özgürlükten, düşünce ve ifade hürriyetinden söz edemeyiz. Eğitimden tarıma, üniversitelerden dış politikaya kadar pek çok alanda sorun yaşıyoruz.

Diğer en önemli konu işsizlik demiştim; evet, gençlerimiz işsiz. Yine, çalışmak isteyen her 4 gencimizden 1’i ne yazık ki Türkiye'de iş bulamıyor. TÜİK rakamlarına göre işsiz yurttaşlarımızın sayısı bir yılda 1 milyon 21 bin kişi artarak 4 milyon 157 bin kişiye ulaştı. Buna karşın, gerçek işsizlerimizin sayısı ise bir yılda 1 milyon 282 bin kişi artarak 7 milyon 622 bine ulaştı. Ancak asıl dikkat çekici olan, resmî işsiz sayısındaki yıllık artışın son altı aydır her ay 1 milyon kişi üzerinde gerçekleşmesidir; buna dikkatinizi çekerim. Türkiye, böyle bir durumu ekonominin yüzde 4,7 daraldığı 2009 küresel krizinde bile yaşamadı. Diğer taraftan, son bir yılda daha önce işi olup da işini kaybeden yurttaşlarımızın sayısı ise 870 bin kişi oldu. Son bir yılda tarımda işini kaybedenlerin sayısı 307 bin, sanayide işini kaybedenlerin sayısı 123 bin olurken aynı dönemde inşaat sektöründe işini kaybedenlerin sayısı 538 bin oldu. Tarımda son on altı aydır, inşaatta son on dört aydır, sanayide ise son altı aydır istihdam kaybı devam ediyor. On yedi yıl önce böyle bir işsizlik yoktu, on yedi yıl önce böyle bir vicdansızlık da yoktu. On yedi yılda ne yazık ki buraya geldik.

Şimdi gelelim dış politikadaki Amerika Başkanının küstah “tweet”ine ve sonraki mektubuna tabii ki. Malumunuz, Rahip Brunson olayında Cumhurbaşkanı Erdoğan çıktı, dedi ki: “Bu fakir bu görevde olduğu sürece bu teröristi alamaz.” Bu ifadeleri kullandı. Sonrasında dolar 7,20 TL’yi geçti, hemen sonrasında ise ne hikmetse Brunson apar topar tahliye edildi, paket edildi, Amerika’ya gitmesine o fakir de sessiz kaldı.

Trump geçtiğimiz günlerde “tweet” atarak “Türkiye benim büyük ve emsalsiz bilgeliğimle sınırları aşmak olarak değerlendirdiğim bir şey yapar ise Türk ekonomisini yıkıp yok edeceğim. Daha önce yaptım.” ifadelerini kullandı. Kabul edilemeyen bu “tweet”e ülkeyi yönetenler uzun süre sessiz kaldılar. Daha önce alıştığımız şekilde “Ey Amerika!” “Ey Rusya!” “Ey Almanya!” “Ey Avrupa Birliği!” diye naralar atan Cumhurbaşkanı niçin konuşmuyor? “Ey!” nidaları atanlar niçin bu tehdide karşı ses çıkarmıyorlar? İki hafta önce Amerikan Büyükelçiliğine ait resmî Twitter hesabındaki beğeni için dünyayı ayağa kaldırdınız, o tepkinin yarısını bile göstermediniz. Benden size bir öneri: İncirlik’i kapatın; elçiyi çağırın, nota verin; yolcu uçağı siparişini iptal edin, askerî anlaşmaları da askıya alın. Madem o kadar “Ey!” nidaları atıyorsun, o zaman ifade ettiklerini pratiğe dök de görelim! (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, yeri geldiği zaman eleştirdiğiniz rahmetli Bülent Ecevit 1974’teki Kıbrıs Harekâtı’nda bu baskının 10 katını gördü ve Amerikan üslerini kapattı. Ecevit, milliyetçiliği o zaman sokak duvarlarına değil, Kıbrıs’ın topraklarına, Ege’nin deniz yataklarına yazdı.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Fırat’ın doğusunda da var.

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayıştay, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin 2018 yılı giderlerine ilişkin denetim raporunu yayınladı. Başlangıç ödeneği 845 milyon lira olan Külliye, harcamalarını katlayarak kamu kaynaklarından bir yıl içerisinde 1 milyar 648 milyon 678 bin lira bütçe kullandı. Önümüzdeki yıl öngörülen günlük harcama ise 8 milyon 638 bin lira, aylık masraf 259 milyon 155 bin lira; Külliye’nin harcaması. Külliye’nin bir günlük harcaması 4.276 asgari ücrete denk gelmektedir yani 4.276 kişinin aylığına denk bir görüntüdür. Bunu çok önemsiyorum arkadaşlar.

Bir başka şey -konuşmamın sonuna yaklaştığım için pas geçerek- iktidar, 2020 sonunda enflasyonun yüzde 8,5 olacağı öngörüsünde bulunmuş; bu tahmin doğrultusunda da memur ve memur emeklilerine yüzde 4 + yüzde 4 olmak üzere yüzde 8 teklif etmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TACETTİN TAYIR (Devamla) – Bir dakika verebilir misiniz?

BAŞKAN – Peki, bir dakika buyurun.

TACETTİN BAYIR (Devamla) – Ama görüyoruz ki Sayın Cumhurbaşkanımızın maaşı 81.250 liraya yükseltilmiş yani aylık 7 bin lira zam almış. Daha kısaca ifade etmek gerekirse bunu ancak ve ancak Tevfik Fikret’in söylediği gibi anlatabilirim. “Yiyin efendiler yiyin, bu sofra sizin/ Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!”

Hepinize saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Teklifin tümü üzerinde şahsı adına ilk olarak Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar konuşacaktır.

Buyurun Sayın Akar. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nda yapılan değişikliklerle ilgili yasa teklifini görüşüyoruz.

Ona geçmeden evvel, biraz evvel Sayın AKP Grup Başkan Vekili -televizyondan izliyordum- bağırarak, sesini saraya duyurmak istercesine ihracat rakamlarını söyledi ama ithalat rakamlarını söylemedi. Ben de Ticaret Bakanlığının verilerini aldım geldim buraya. İsterseniz birlikte karşılıklı bağrışalım istersiniz birlikte karşılıklı söyleşelim, acaba ithalatımız ve ihracatımız ne durumda hep birlikte bir gözden geçirelim; ülkenin getirildiği hâli aslında bu tablodan çok rahatlıkla görebilirsiniz diyorum. Burada kesiyorum çünkü daha önemli konular var.

Şimdi, bu kanundan ne bekliyorduk, önce ona bakalım. Ben Sanayi Komisyonuna ilk kez katıldım, yeni üyesiyim; Komisyona gittiğimde herhâlde bu işin tarafları gelecek, ihracatçılar gelecek, ithalatçılar gelecek, gümrük müşavirleri gelecek bunu konuşacağız, ne amaçlıyorlar ne istiyorlar bunu gözden geçireceğiz diye düşünüyordum çünkü geçici maddeleri hariç 248 maddesi olan bir kanunda yapılacak değişiklikten bahsediyoruz. Fakat öğrendim ki bu kanun teklifi 3 kişi tarafından getirilmiş; 1’i Meclisteki bir milletvekili arkadaş ama diğer 2’si bu işi organize eden, pişiren, hazırlayan, sizlere verip imza altına aldıran ve Komisyona getiren kişiler; 3 kişi. Bu 3 kişiden 2’si sürekli, bu kanunla ilgili geçmişte de yapılan uygulamalarda adları geçen kişiler.

Yine, konuşuyoruz maddeler üzerinde, bir baktım, orada kim var? Eski Bakan var, Gümrük Bakanı var, eski Bakan var. Kim var? Bakan Yardımcısı var, şu andaki mevcut Bakan Yardımcısı var ve bürokratlar var. Sadece bir soru sordum onlara bir maddeyle ilgili. Maddenin bir önceki metiniyle şu andaki metni aynı aşağı yukarı, bir kelime değiştirmişler, sadece bir kelime değiştirmişler; “başvuru” yerine “işlemler” demişler. “Merak ettim, bu ‘başvuru’ kelimesinin yerine ‘işlemler’ kelimesini niye koydunuz?” diye bir soru sordum. Ama maalesef, Sayın Elitaş da burada olsaydı beni doğrulardı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Buradayım… Buradayım…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ha, buradaymış Sayın Elitaş.

On dakika, on beş dakika Elitaş da bu sorunun cevabını alamadı, ben de alamadım; hatta Komisyondaki bürokratları, eski Bakan da dâhil olmak üzere, Sayın Elitaş fırçaladı -yanlış söylüyorsam düzeltin- “Dersinize çalışmamışsınız.” dedi. Çalışmadıkları o kadar belliydi ki biraz evvel söylediğim şeyle örtüşüyordu çünkü birileri tarafından hazırlanmış, pişirilmiş ve Meclise getirilmişti.

Şimdi, aslında bu Gümrük Kanunu’nun temelinden değişmesi gerekiyor. Niye? 1 Mayıs 2016’da Avrupa Birliği -biz de Avrupa Birliğinin Gümrük Kanunu’na tabiyiz, gümrük anlaşması yapmışız- “gümrük kodu” adı altında bir değişiklik yapmış ve 31 Aralık 2020’ye kadar buna üye ülkelerin uymasını şart koşmuş. Aslında durmamış Bakanlık, bununla ilgili çalışmış; bu işin biraz evvel saydığım taraflarını toplamış, 30 kez revize etmişler ama bu Gümrük Kanunu’nu buraya getirememişler. Arada başka şeyler olmuş, o revize edilirken maalesef 20 maddelik -bunun 2’si yürütme maddesi, 18 maddelik- sadece cezaları kapsayan bir konuyu getirip bir kanun teklifi olarak Meclis komisyonuna sunmuşlar. Tabii, bu gümrük kodunda belirtilen taleplerin hiçbiri şu anda mevcut görüştüğümüz kanun teklifi içerisinde yok. Kimin talepleri var? TOBB’la, TİM’in talepleri var burada. Avrupa Birliğinin 2016’da “Değiştireceksiniz.” dediği taleplerin hiçbiri bunun içerisinde yok.

Yalnız bu senaryoyu ilk kez görmüyoruz arkadaşlar, bu senaryoyu ilk kez görmüyoruz; bu senaryo 2013’te de aynı gerçekleşmiş Gümrük Kanunu üzerinde. Daha önce gümrükte yapılan işlemlerde eğer bir fesat varsa, hile varsa, hurda varsa kaçakçılık varsa Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na göre hapis cezasına karşılık gelen cezalar verilirken 2013’te, biraz evvel saydığım kişilerin talebi üzerine “ekonomik suça ekonomik ceza” denilerek Gümrük Kanunu’nun içerisine para cezası olarak dercedilmiş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Metin Külünk de var mı?

HAYDAR AKAR (Devamla) – O da var, o da var.

Onun içine para cezası olarak dercedilmiş ama durmamışlar, bu sefer onu kurtarmışlar. Kurtulanlar belli, hapis cezası yatacaklar belli. Bunu bana sormayın, aslında araştırırsanız size çok yakın kişiler olduğunu, bunların liman ve gümrüklerde birtakım faaliyetlerde bulunan kişiler olduğunu, hatta sizde milletvekilliği yapmış arkadaşlar olduğunu; hatta kaçakçılık işine karışmış, meşhur altın kaçakçılığı işine karışmış gümrük müşavirlik şirketi olduğunu biz biliyoruz, tahmin ediyorum siz de biliyorsunuz ama merak ediyorsanız lütfen araştırınız.

Şimdi “ekonomik suça ekonomik ceza” derken şöyle bir şey söylüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Adam hapiste mi ödeyecek borçlarını, hapiste mi ödeyecek cezalarını?” Öbür taraftan bugün çek yazan binlerce insan hapis cezasıyla karşı karşıya, onlara “Ekonomik suça ekonomik ceza.” demiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, eğer kurtaracak bir iş adamınız varsa çekten bunu yaparsınız ben biliyorum ama kurtaracak daha çok kaçakçılar olduğu için onlara daha önem verdiğinizi düşünüyorum, para cezalarından kurtulma talebi olarak karşımıza getirildiğini düşünüyorum.

Şimdi, Avrupa Birliğinin gümrük müktesebatını incelediğinizde aslında ceza yok ama bizim gibi “beyan yanlışlığı” adı altında ya da bildirimdeki eksiklik gibi bazı nedenlerden dolayı affedilen insanların Avrupa Birliğinde çok büyük yaptırımlarla karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Orada beyan usulünü kabul ediyorlar ama yakaladıklarının da asla bir daha o işi yapmalarına izin vermiyorlar Avrupa Birliğinde.

Şimdi, eğer gerçekten Gümrük Kanunu’nda bir değişiklik yapacaksak işte 30 kez revize ettiğiniz kanunu getirin, hep birlikte Komisyonda bu işi ortak akılla halledelim ve bütün tarafların problemlerini çözelim diyorum.

Burada bir başka mesele daha var: Bu kanunu getirenler, geçmişte Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’yla ilgili yaptırımda bulunanlar gümrük müşavirleri odası kurulmasına karşı çıkıyorlar. Bu kanunun geçici 6’ncı maddesinde “Gümrük müşavirleri odası kurulabilir.” diyor fakat yirmi yıldır gümrük müşavirleri bir oda kuramıyorlar. Niye kuramıyorlar biliyor musunuz? İşte, bu kanun teklifini size, Meclise getiren insanların kişisel kaprisleri ve daha önceki kişisel çekişmelerinden dolayı bunu kuramıyorlar. Şimdi, dış ticaretin yüzde 90’ını gümrük müşavirleri yapıyor. Kamu-özel arasında köprü görevi yapıyor bu insanlar. Üç yıl staj ve 3 ayrı sınavdan geçerek gümrük müşaviri olabiliyorlar ama aynı doktorlar gibi, aynı avukatlar gibi, aynı kamu ile özel arasında ilişki kuran diğer odalar gibi bir oda talepleri var ama kanunda olmasına rağmen kanun uygulanmıyor ve oda talepleri yerine getirilmiyor.

Bir başka konu var: Yetkilendirilmiş yükümlü statüsü, “Güney Kore modeli” diyorlar buna. Türkiye’de 500’e yakın firma beyan usulüyle gümrük işlemlerini kendi sahalarında, fabrikaysa fabrika sahasında, depoysa depo sahalarında veya sanayi bölgesinde herhangi bir alana sahipse bu alanda yapıyor; ithalat ve ihracat da direkt kendi depolarına giriyor, ithal ve ihraç ettiği ürünleri direkt kendi depolarından sevk ediyor; hiçbir kontrole tabi değil. Daha önce bir kontrole tabiymiş, bir yönetmelik değişikliğiyle gümrük muhafaza memurlarının yapması gereken kontrolü firmaya bırakmışlar. Firma içeriden veya dışarıdan herhangi bir denetim elemanına -burada bir standart yok- “şu eğitimi almış olacak” “şu denetleme belgesi olacak” gibi hiçbir kriter olmaksızın yaptırabiliyor. Burada yüzde 20 koymuşlar, 100 beyanda 20 beyanı kontrol etme zorunluluğu getirmişler. Şimdi, düşünün, ben iş yeri sahibiyim, ithalat ve ihracatla uğraşıyorum, 100 ayrı beyan yaptım ve benim emrimde çalışan 3 bin liraya, 5 bin liraya çalıştırdığım mühendise, teknisyene, teknikere ya da düz memura, beyaz yakalıya “Git, benim 100 beyanımın içerisinden 20 tane beyanımı kontrol et.” diyorum. Şimdi, arkadaşlar, birilerinin aklıyla dalga mı geçiyorsunuz ya, bunu yapacak babayiğit var mı? Türkiye’de 82 milyonun içerisinde kendi işverenine karşı olumsuz beyan tanımı yapacak ya da olumsuz beyanı bildirecek bir babayiğit var mı? Sizlere soruyorum, ben olduğunu düşünmüyorum. Sizin içinizde böyle bir babayiğit varsa bu kanunları bu şekilde çıkarabilirsiniz, bu yönetmelikleri bu şekilde düzenleyebilirsiniz.

Temelinde, bu kanun teklifi yasalaşırsa Türkiye’deki kaçakçılığı, Türkiye’deki adaletsizliği, gümrük kapılarında olan, o her gün konuştuğumuz olumsuzlukları daha yüksek seviyede konuşacağız. Daha çok kaçakçılığı -biraz evvel bir arkadaşım yine sigaradan örnek verdi- ülkede daha çok kaçak sigara içilmesini -gümrük vergilerinden, dolaylı koyduğunuz vergilerden dolayı- Avrupa’nın ürettiği ürünlerin devlete hiçbir faydası olmadan ülkede satılmasını sağlayacaksınız diyorum ve gerçekten de doğru bulmadığımı ifade ediyor, hepinize sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Konya Milletvekili Sayın Ziya Altunyaldız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yüce milletimizi ve ekranları başında bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 85 arkadaşımızla birlikte Gümrük Kanunu’nda bir değişiklik teklifi sunduk. Teklifin içeriği, kapsamı, tamamıyla ihtiyaçlara cevap verecek nitelikte hazırlandı. Doğrusu, biraz önce konuşma yapan hatibin dediğini anlamakta zorluk çektim. Türkiye Cumhuriyeti’nde dış ticaret yapan insanlar, Türkiye Cumhuriyeti’nde ticari ve sınai faaliyette bulunan insanlardır, işletme sahipleridir. İşletme sahipleri de ya Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine ya da Türkiye İhracatçılar Meclisine… Aslında ikisine de üyedirler. Dedi ki: “Değişiklik talepleri TOBB’un ve TİM’in talepleri.” E kimin olsaydı acaba merak ediyorum? Kendi kafasında, iş dünyasının değil de kimin değişiklik taleplerini buraya getirmemizi istiyorsa onu da beyan ederse memnun oluruz. Çünkü biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin ihtiyaçlarına cevap vermek için buradayız; Türkiye Cumhuriyeti’nin, dün olduğu gibi bugün de üreten, ihraç eden, değer yaratan, refah yaratan ülke olarak gelişmesini sağlamak üzere buradayız. Onun için de işletmelerin ve ticaret erbabının ihtiyaçlarını karşılamak durumundasınız.

85 arkadaşımızla birlikte, evet, sizin dediğiniz gibi TOBB’un ve TİM’in temsilcileriyle toplandık, tek tek konuştuk.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 84’ünün teklifin bir maddesinden haberi yok.

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) – Kamu idarelerinin tamamıyla konuştuk ve bugün ihtiyaçlara cevap verecek nitelikte bir teklifi önce Komisyonumuza sonra da Genel Kurulun takdirine getirdik. Genel Kurulun takdirleriyle bu teklifin yasalaşmasını ümit ediyorum ve teklife destek veren tüm arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, gümrük idareleri 1980’lerde daha çok gelir toplama ve muhafaza birimi olarak öngörülürdü ya da böyle değerlendirilirdi. Bugün geldiğimiz noktada, özellikle 2000’li yılların sonunda arz zinciri güvenliğinin ana unsurlarından, ana profillerinden biri oldu. Zira dünya arz zincirlerinde önemli ölçüde başarıyı tayin eden bir noktaya gitti.

Size Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansının yaptığı bir çalışmayı aktarmak istiyorum. Niye arz zinciri bu kadar önemli? Bir ticari işlem 30 kadar taraf, 40-50 kadar belge, 200 kadar farklı veri ile tüm bilgi ve belgelerin yüzde 60-70’inin en az 1 kez teyidini gerektiren bir süreç anlamına geliyor. Ayrıca, OECD’nin yaptığı bir çalışmaya göre de dünya ticaretinde maliyetlerin yüzde 15’ini gümrük işlemleri oluşturuyor. İşte gümrük işlemleri, aslında sadece eşyanın giriş ve çıkış yaptığı alan olmanın ötesinde, insanların ekonomik faaliyetlerini, kararlarını ve ülkede yatırım yapma ya da yapmama konusunda, küresel anlamda ülkemizi bir ticaret merkezi olarak görüp görmeme konusunda tüm kararları doğrudan etkileyen unsurlardır. Hatta, sadece bu değil değerli arkadaşlar; Dünya Bankası verilerine baktığımız zaman küresel hasılanın yüzde 50’si ila yüzde 60’ı dış ticaretten geliyor, küresel hasılanın yüzde 50’si ila yüzde 60’ı. O zaman ticaret, zenginliğin de üretimin de kaynağı. Ticaret çekici güçtür. Hepinizin bildiği gibi, eğer pazarlayamıyorsanız, eğer satamıyorsanız üretmenizin çok bir değeri olmayabilir; o yüzden üretmeyle, tedarikle, pazarlamayla, ihracatla entegre olmak durumundasınız. İşte, bu yüzden gümrükleri modernize eden, gümrük işlemlerini en hızlı ve en kolay bir şekilde yürüten bir anlayışla çalışmalarımızı sürdürdük dünden bugüne, bugünkü anlayışımız da bunun tezahürüdür değerli arkadaşlar.

Yine, değerli arkadaşlar, ihracat ve ithalat rakamlarından bahsedildi. İhracat ve ithalat rakamları kamuoyuna açık rakamlar, o yüzden bunu burada zikretmenin ya da zikretmemenin getireceği çok fazla bir değişiklik olacağı kanaatinde değilim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Grup Başkan Vekilinize söyle, Grup Başkan Vekiliniz söyledi.

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) – Bakın, Türkiye, Değerli Başkanın da ifade ettiği gibi, 2000’li yıllarda 31 milyar dolar olan ihracatını geçen yıl itibarıyla 168 milyar dolara çıkardı. Evet, daha fazla yapmak istiyor muyuz? İstiyoruz. Yapabilir miyiz? Yaparız. Onun için işte gümrük rejimlerini modernize ediyoruz, onun için gümrüğü daha hızlı ve daha kolay işlem yapılacak idareler hâline getiriyoruz, onun için ticaret erbabını gümrükle çözüm ortağı hâline getiriyoruz değerli arkadaşlar.

İsterseniz dokuz aylık ithalat ve ihracat rakamlarını sizi kırmamak için söyleyeyim: İhracat rakamı 132,5 milyar dolar, ithalat rakamı da 153,9 milyar dolar yani ihracat artarken ithalat düşüyor. Önceki döneme göre ithalat yüzde 15,3 düşmüş, ihracatımız da yüzde 3 düzeyinde artmış; dolayısıyla buradan çıkarabileceğiniz bir ekmek yok maalesef. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, onu Grup Başkan Vekiline söyle sen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Üretim yok demektir, ortada bir üretim yok demektir. İthalat azaldığı zaman üretim yok Türkiye’de.

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, Ticaret Bakanlığı dünden bugüne yapmış olduğu çalışmalarla özellikle gümrük idaresini ve işlemlerini dijitalleşmeyle birlikte, bilişimle birlikte daha çok sistemin üzerine yıkmaya çalışan bir anlayışla hareket ediyor. Ne demek istiyorum? Eğer sistem oluşturursanız izleyebilirsiniz, sistem oluşturursanız takip edebilirsiniz, sistem oluşturursanız şeffaf olursunuz, sistem oluşturursanız sonuçları öngörürsünüz. Bu nedenle de dünden bugüne ortaya koyduğumuz sistemlerle bir taraftan kâğıtsız gümrük projelerini hayata geçirmişiz, diğer taraftan tüm dış ticaret işlemlerini elektronik ortama aktarmışız. Ayrıca, eleştirdiğiniz yetkilendirilmiş yükümlü ihracatçılarımızla da ihracatı yerinden yaparak yani vatandaşa yani işletmemize güveni getirmişiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Eleştirmiyorum ya, “Kontrolü yok.” diyorum, eleştirmiyorum.

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) – Siz işletmelerimize güvenmiyorsunuz ama biz işletmelerimize sonuna kadar güveniyoruz. Ancak güven, kontrol etmeyi; güven, denetlemeyi asla dışlamaz. O yüzden, hem güveniyoruz hem denetliyoruz. O yüzden sistemleri dijital hâle getiriyoruz ki kimin ne yaptığını sistem üzerinden tek tek görebilelim.

Değerli arkadaşlar, ayrıca konteyner ve liman takip sistemleriyle eşyanın nerede, ne kadar beklediğini ve hangi işlem noktasında ne kadar süre kaybettiğini ya da kazandığını görüyoruz.

Diğer taraftan, varış öncesi gümrüklemeyle birlikte, özellikle ihracat amaçlı ithal edilen ham madde ve yarı mamullerin tamamını, eşya çıkış yerinden çıktığı andan itibaren gümrük işlemlerini başlatmak ve geldiği andan itibaren de üretim yerlerine sevk edebilmek için bu Varış Öncesi Gümrükleme Projesi’ne başlamış ve hayata geçirmiş durumdayız.

Diğer taraftan, değerli arkadaşlar, yasa teklifiyle ihracatı daha çok gözeten ve önceleyen bir yaklaşımı getirdik ve daha hızlı hareket edebilmenin… Özellikle, ceza ile fiil arasındaki dengeyi kurmaya çalıştık. Cezanın amacı biliyorsunuz ıslah etmektir, cezanın amacı uygulamayı daha iyi yapabilmektir; o yüzden, ceza ile fiili orantılı hâle getirdik. O yüzden, özellikle kamusal gücün kullanılması sonucunda iş dünyasına dönük eksik alınan ya da fazla alınan vergilerin iadesinde faiz ödemesi zorunluluğu getirdik. O yüzden, vatandaşımızla mahkemeleşmek yerine uzlaşmayı, daha doğrusu uzlaştırmayı seçerek itiraz öncesi ya da sonrası işletmelerin uzlaşmaya gidebilmesi hakkını getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) – Değerli Başkanım, bitirmeme müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Milletvekili.

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) – Teşekkürler.

O yüzden değerli arkadaşlar, dün olduğu gibi bugün de Türkiye üreten, ihraç eden, istihdam oluşturan, ticaretle ve üretimle büyüyen eksenine devam ediyor.

Bu yasa teklifini de yasalaştırma konusunda vereceğiniz destekler nedeniyle şimdiden hepinize teşekkür ediyor, hazırlık sırasında katkı veren tüm arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum.

Meclisimizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz kürsüden devam edeyim.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim, geç oldu Haydar Bey.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız’ın 104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum.

AKP Grubu adına konuşan arkadaşımıza önce bir soruyla başlamak istiyorum: Bir yüzde 10’dan bahsediliyor, bundan kimin için bahsedildiğini çok merak ediyorum. Bu soruyu da cevaplarlarsa mutlu olurum.

Benim söylemediğim sözleri veya anlatmak istediğim şeyleri bağlamından kopararak sanki yetkilendirilmiş kişilere karşı, müesseselere karşı olduğum izlenimi yaratıyor. Benim orada söylemek istediğim, sadece kontrolden kaçırıldığıydı ve bu kontrolü yapabilmek için de hani oda tanımı vermediğiniz gümrük müşavirlerine yeminli mali müşavir gibi gümrük müşavirliği statüsü getirilmeli diyorum ve bu kontrol edilmeli. 500 tane firma, Türkiye’nin de en büyük ihracatçı ve ithalatçı firmalarından bahsediyoruz. Bunların kontrolünün gerektiğini söylüyorum. O zaman her şeyi serbest bırakalım, kimse bir şeyi kontrol etmesin. Bu, sadece ithalat veya ihracat veya gümrükte söz konusu değil, bütün alanlarda da bu olabilir. O zaman bu Meclise de ihtiyaç kalmayacaktır, herkes bildiği gibi yapsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfü Bey, söz talebiniz mi var Sayın Grup Başkan Vekili?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

44.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız’ın 104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, biraz evvel hatibin ithalat ve ihracat rakamlarıyla ilgili verdiği rakamları dinledim, kendisi de meslekten geldiği için bu konuları iyi bildiğini düşünüyorum. Orada ithalat rakamlarındaki düşüşü doğru irdelemek lazım. Türkiye’deki üretim, ithal girdi maddelerinin çok olduğu bir üretim. Yani bu ithalatın düşme rakamı bizi çok sevindirmedi o yüzden Sayın Milletvekilim. İthalatın girdi rakamlarının düşmesi Türkiye’de üretimin de düştüğünün işareti aslında. Türkiye’deki üretim rakamlarına baktığınızda bu sonucu elde etmeniz mümkün. Yani ekonominin iyi olduğunu savunmak için şu söyleyeceğim rakamları hiç bilmiyor olmanız lazım. İnsanların ekonomisi nerede başlıyor, biliyor musunuz? Ne sizin ithalatınızda ne de ihracatınızda başlıyor; tencerede başlıyor, tencerede bitiyor vatandaşın ekonomisi. 2018 ile 2019 arası soğan artış oranı ne kadar, biliyor musunuz? Yüzde 326.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Özür diliyorum Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Patlıcanda bu oran yüzde 403, domateste yüzde 120. Yani “Bizim ihracatımız atladı, öbürü patladı.” derken tencere boşalmış. Vatandaş bununla ilgileniyor, sizin bu rakamlarınızı asla ve kata kulağına bile takmıyor. Buna cevap verebiliyorsanız “Evet arkadaş, biz bu rakamları indirmek için şu, şu, şu işleri yaptık.” diyorsanız vatandaş bunu çok iyi dinleyecek. Ama orada rakamlara takla attırarak vatandaşın gözünü boyadığınızı zannediyorsanız yanılıyorsunuz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi teklifin tümü üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Bu sürenin on dakikası sorular için kullanılacaktır, kalan süreyse cevaplar için kullanılacaktır.

Ümit Yılmaz Bey…

Ayşe Sibel Ersoy, buyurun.

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçen hafta acımız büyüktü, kardeşimiz İlteber Turan Yalçın’ın bugün de duası vardı, mekânı cennet olsun.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından her yıl meme kanseri farkındalık ayı olarak anılan ekim ayı içerisinde meme kanserine karşı farkındalık oluşturmak ve birçok ölüme sebep olan bu kanser türüne dikkat çekmek gerekiyor. Farkındalık kampanyalarıyla hem dünyada hem de Türkiye’de meme kanseri vakaları artmasına rağmen erken tanı sayesinde hastalıktan ölüm oranlarının azaldığı görülüyor. Değiştirilemeyen risk faktörlerinin başında kadın olmak, yaş almak gibi sebepler geliyor.

Buradan tüm kadınlarımıza hastalığa karşı gerekli önlemleri almaları ve kontrollerini aksatmadan yaptırmalarını öneriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İktidar, ekonomi kötüye gittikçe kimden ne koparırım anlayışıyla alacakların tahsilinde sınır tanımamaktadır. Zam üstüne zam yetmez gibi kredi, vergi ve prim borcu nedeniyle 3 milyon 300 bin kişinin banka hesaplarının bloke edildiği ifade edilmektedir, e-haciz uygulamasıyla tebliğ ulaşmadan varlıklara el konulduğu belirtilmektedir. Niğde’den esnaf arıyor: “Borcumdan dolayı varlığımı bloke etmişler, varlığım borcumdan fazla ama elimi kolumu bağladılar.” diyor. Binlerce kişinin senedi, çeki için ayırdığı tutar bloke edildiğinden senedi protestoya uğramaktadır, çeki varsa ödeyemediği için kara listeye alınmaktadır. Bankalar mağdurlar için duvar durumundadır. Vergi, kredi, prim borcu nedeniyle oluşan sorunlara iktidar çözüm getirmelidir. Esnaf, çiftçi, kredi borcu olan öğrenci borç kıskacıyla icralıktır. Emekli, engelli, işçi, memur geçim sıkıntısı içindedir. Dar gelirliler yanında işsizler de perişandır. Bu konularla ilgili düzenlemeler yapılmalıdır.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkürler Başkan.

Ekonominin getirildiği durum yurttaşın belini, boynunu bükmeye devam ediyor. Cepler boş, dolaplar boş, kasalar boş ama vatandaşın. Mutfakta yangın var, her şey ateş pahası. Kışa giriyoruz ama doğal gaz ve elektrik faturalarıyla başa çıkılmıyor. Yurttaşlar geçinebilmek için mecburen her şeyden tasarruf ederken devlette savurganlık ve israf azalacağına rekor kırıyor hem de ne rekor.

Cumhurbaşkanlığının tasarrufuna geçen kurumlar arasında “yedek ödenek” diye bir yapı var arkadaşlar. 2018 yılı için 7,3 milyar olan bu yedek ödenek, Cumhurbaşkanının tasarrufunda 8 kat arttı ve 56,6 milyar liraya çıktı. Milyonlarca insan yoksullukla, geçim derdiyle boğuşurken kaynakların böyle harcanması vicdanları sızlatmıyorsa ortada büyük bir hastalık var demektir. On yedi yıldır “Yoksulluk bitecek.” diye çıkılan yolda ne yazık ki biten vatandaş mı olacak?

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkanım, bu sorum aslında Meclis Başkanlığına ama yani eğer vekâleten cevap verirseniz çok mutlu olurum. Parlamenter sistemden sonra Başbakanlık lağvedildi, kaldırıldı. Başbakanlığa bağlı 3 personelin -ismini sayacağım, bana gelen iddiaya göre, bu iddiaya göre- Başbakanlıktan Meclis kadrosuna geçtiği hâlde, bugüne kadar Meclise gelmedikleri, hatta 1’inin de fazla mesai aldığı iddia edilmektedir. Bu kişilerden, Salim Gürbüz, Ali Ataseven, Ayhan Köseömür… Hatta Ali Ataseven’in, iddia edildiğine göre, gelmediği hâlde fazla mesai ücreti olarak aylık 759 TL de düzenli bir şekilde hesabına para yatırıldığı söylenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Yazık, günahtır, bu konu araştırılsa mutlu oluruz, seviniriz.

Teşekkürler, saygılar.

BAŞKAN – Sayın Serter…

BEDRİ SERTER (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yine bir bütçe zamanı, getirdiğiniz her yasayla zaten halkın cebinden kırptığınız paralar yetmeyecek, biliyorsunuz; şimdi de bütçe kanunu geliyor, kim bilir nelerle karşılaşacağız. İzmir Milletvekili olarak İzmir’in sesini buradan duyurmaktır görevim. Geçen senelerde neredeyse unuttuğunuz, sesini duymadığınız İzmir’i unutmayın. İzmir’i unutan, Türkiye'yi unutmuş demektir, bu bilinsin. Üvey evlat gözüyle bakılan İzmir’in odaları, dernekleri, sanayicileri, esnafı, turizmcileri, çiftçileri seslerinin duyulmasını bekliyor. İzmir’de çocuklar taşımalı eğitim sisteminin dışında kalıyor. Sanayiciler ara eleman bulamıyor. İzmir Limanı’nın kapasitesinin yükseltilmesi bekleniyor. Antik kentler tarih ve turizme kazandırılmayı; turizm işletmecileri yabancı turistleri İzmir’de tutmayı istiyor ve bekliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünver…

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Karaman’da hasat boyunca mısırını Bakanlıkça açıklanan 1.150 lira fiyattan satamayıp serbest piyasada ortalama bin lira civarına satmak zorunda bırakılan çiftçimiz yeni bir zorlukla karşı karşıyadır. Kısa bir süre önce, TMO’nun gerekli hazırlıkları yaptığı ve üretilen mısırın tamamının alınacağı açıklanmıştı, şimdi ise depoların dolduğu, Karaman ve ilçelerinde, Ayrancı deposu hariç, TMO’ya ait depo veya lisanslı özel depo bulunmadığı ve bu nedenle mısır alımı yapılmadığı görülmektedir. Karaman Ziraat Odası, bir hafta önce, arazide 350-400 bin ton mısır olduğunu açıklamıştır. Alıma devam eden 45 kilometre uzaklıktaki Ayrancı deposu ve 60 kilometre uzaklıktaki Hotamış lisanslı deposunun kapasitesi 40 bin tondur. Bu kapasite çiftçimizin elindeki mısırın tümünü almaya yetecek midir? Dün, çiftçimize “Elinizdeki tüm mısırı alacağız.” diyenler bugün nerededir? Geçmişte çiftçinin kara gün dostu olan Ofis nerededir, dahası Tarım Bakanlığı nerededir?

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Şevkin...

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Sayın Başkan, geçen yıl kabul edilen 6663 ve 3269 sayılı -torba- Yasalara eklenen uzman erbaşların devlet memurluğuna direkt geçişi için yedi yıl şartının getirilmesi, yedi yılı doldurmadan ordudan istifa eden birçok gencimizi mağdur etmiştir. Özellikle uzman çavuşluktan ayrıldıkları tarihte iki yıl asker olarak çalışma koşuluyla devlet memurluğuna geçiş yapabilme hakkını elinde bulunduranların, kanunun yürürlük tarihinden öncesini de kapsamasıyla, uzman çavuşların bu haklarına tamamen tırpan vurmuştur. Yasa nedeniyle devlet memurluğu hakkını kaybeden uzman çavuşlar, özel sektörde de tecrübe şartı arandığı için işe kabul edilmemektedir. Kabinenin mağdur edilen uzman çavuşların sesine kulak vermesini bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Başevirgen…

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maden işçilerimizin Enerji Bakanlığıyla yaptıkları görüşmeden yine öteleme çıktı. Bakanlık, dilekçeyle bu yıl sonuna kadar başvuruda bulunan maden işçilerimizin tazminatlarını, 2020 yılının ilk altı ayında ödeyeceğini söyledi ancak işçilerimizin istediği çözüm bu değil. İşçilerimiz hak ettikleri ihbar ve kıdem tazminatlarının kendilerine 2019 yılı bitmeden ödenmesini istiyorlar, daha fazla oyalanmak ve bekletilmek istemiyorlar, taksitlendirme ve protokol istemiyorlar, işçilerimiz artık somut ve net bir adım bekliyor. Lütfen, madencilerimize hak ettikleri alın terlerinin ve emeklerinin karşılığını bir an önce ödeyin.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – 2018 yılı tohumluk ithalatı 178 milyon 853 bin lira, ihracatımız 151 milyon 691 bin lira ancak tohumluk ebeveyn ithalatından sonra ülkemizde üretimi yapılan çeşitler için ne kadar “royalty” yani ıslahatçı hakkı bedeli ödenmektedir yurt dışına? Yine, böyle bir kayıt sisteminiz var mıdır?

Ayrıca, engelli vatandaşlarımızın çalışma hakkı Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmıştır. Engelli gençlerimizde işsizlik oranı yüzde 80’lerdedir. Bu bağlamda, engelli vatandaşlarımız için 2019 yılında ayrılan kamu istihdam kontenjanı nedir? Kamu personeli alımlarını hangi sınav puanı üzerinden yapacaksınız? Engelli kamu personeli sınavını ne zaman yapacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özer…

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

DMD hastası olan 19 yaşındaki Şükrü Cengiz solunum şikâyetiyle Antalya Tıp Fakültesine kaldırılıyor. Boş yatak olmayınca Özel Antalya OFM Hastanesine sevk ediliyor, yoğun bakıma alınıyor. Annesi Saadet Hanım kas hastası olan oğlunun yatakta dönemediğini görevlilere defalarca söylüyor. Otuz gün geçiyor, Şükrü servise alınıyor, sonrası vahim. İddiaya göre, otuz gün boyunca dönemediği için sabit olarak sırtüstü yatan gencin ayak, bacak, kalça ve kafa arkasında yaralar oluşuyor. Bu yaralara lokal anestezi verilmeden müdahale ediliyor ve genç baygınlık geçiriyor. Sonrasında Antalya Atatürk Hastanesinde tedavi altına alınıyor. Annesi, yanlış uygulama yapıp engelli bir çocuğa işkence yaşatan özel hastaneyi savcılığa ve Sağlık Bakanlığına şikâyet ediyor. Engelli vatandaşımıza yönelik bu uygulamanın kabul edilmesi mümkün değildir. Bu iddia derhâl araştırılmalı ve gerekli soruşturma yapılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Enginyurt…

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkanım, 2019 yılı, Ordu ve Giresun için talihsiz bir yıl oldu. Doğal afetler, dolu ve sel nedeniyle çiftçilerimiz, arıcılarımız ve diğer tarım işleriyle uğraşan vatandaşlarımız ciddi anlamda bir mağduriyet yaşadı.

Sayın Maliye Bakanımıza buradan sesleniyorum: Türkiye Ziraat Bankasına ve Halk Bankasına olan çiftçi ve arıcı borçlarının bir yıl ertelenmesi bölgemiz için, 2 şehir için olumlu olacaktır diyor, size de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.

Daha önce fırsat bulamadım, öncelikle, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın Bey’in oğlunun rahmetli olduğunu öğrendik. Delikanlımıza Allah’tan rahmet diliyorum, Semih Yalçın’a başsağlığı dileklerimi iletiyorum, tüm Milliyetçi Hareket Partisi camiasının acılarını paylaştığımı ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan, 11 milletvekilimiz soru sordular. Bu sorular çerçevesinde teknik arkadaşlara sorduk “Bizim kanunumuzla ilgili bir soru var mı?” diye, henüz bir soruya rastlayamadık. Ama bazı soruları muhakkak ki Bakanlık yetkilileri, Hükûmet, Kabine yetkilileri, bürokratlar izlemişlerdir, onlarla ilgili cevapları ya bize gönderirler veya doğrudan doğruya sayın milletvekilleriyle bu konuyu paylaşırlar.

Esas itibarıyla, bu kanun teklifinin çıkarılması aşamasında siyasi parti gruplarına teşekkürlerimi iletmek istiyorum, siyasi parti grup başkan vekillerine teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Aynı zamanda, Komisyonumuzda üye olan değerli milletvekili arkadaşlarımız yapıcı eleştirileriyle çok büyük katkı sağladılar. Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra, yeni yasama yılına girdiğinde Komisyonumuzda “Çarşamba günü alt komisyon yapalım, perşembe günü de esas Komisyonda tarafları çağıralım.” diye Komisyon temsilcisi arkadaşlarımızla yaptığımız toplantı çerçevesinde böyle bir kanaate ulaşmıştık. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan siyasi partilerin grup başkan vekillerinin yaptığı anlaşma münasebetiyle çarşamba günü saat 14.00’te yapacağımız alt komisyon toplantısını aynı gün saat 16.00’da esas Komisyon toplantısı olarak gerçekleştirmek mecburiyetinde kaldık. Fakat görüyorum ki şu anda 10 milletvekili arkadaşımızın soruları kanun metniyle ilgili değil, eleştirilerini yaptılar. Bu, Komisyonumuzun iktidarıyla muhalefetiyle hakikaten bu kanun teklifi üzerinde önemli bir emek verdiklerinin, katkı verdiklerinin göstergesidir. Ben tekrar buradan, iktidarıyla muhalefetiyle 26 Komisyon üyesine, ben dâhil, teşekkürlerimi sunuyorum.

Bu kanun teklifinin en önemli özelliklerinden birinin 1’inci ve 2’nci sıradaki imza sahibi arkadaşlarımızın bu işin mutfağından gelmeleri olduğunu ifade etmek istiyorum.

1’inci imza sahibi, biraz önce konuşan Ziya Bey, müsteşarlık yapmış, bu konuyu en iyi bilen teknokrat arkadaşlarımızdan birisi; sivil toplum örgütlerinin ve kamuoyunun beklentilerini, ithalat rejiminde ortaya çıkacak, doğan aksaklıkların nasıl engellenebileceğini... İthalatın ve bu sayede ticaret yapan insanların önündeki engelleri aşabilmek için daha önceki deneyimleriyle yaptığı bir çalışmanın sonucunun ortaya çıktığını ifade etmek istiyorum. Ki şunu da ifade edeyim: Değerli Ziya Altunyaldız kardeşimiz yurt dışında bir toplantıdaydı. Biz “Perşembe günü Komisyonda bunu görüşeceğiz.” diye kendisine duyurduğumuzda, çarşamba günü Grup Başkan Vekillerimizin aldığı karar sonucunda çarşamba günü bu toplantıyı yapınca Ziya Bey de maalesef kanun teklifinin görüşmelerine yetişememe durumuyla karşı karşıya kaldı.

2’nci sıradaki imza sahibi arkadaşımız da Gümrük ve Ticaret Bakanlığı görevini yapmış Bülent Tüfenkci Bey. Onun da bu konuyu iradesiyle ortaya koyan, Bakanlık yapmış, 2’nci imza sahibi bir arkadaşımız olarak bulunması da bu kanun teklifinin üzerinde hassasiyetle çalışıldığını ifade ediyor.

Haydar Bey’in de buradaki muhalefet şerhini incelediğimizde konunun 86 milletvekili arkadaşımızın bilgisi dâhilinde olmadığını ifade ediyorlar ama biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mutfağı komisyonlardır. Komisyon üyesi arkadaşlarımız... Haydar Bey de yeni Komisyon üyemiz oldu, onu da tebrik ediyorum, başarılar diliyorum. Bu arada, yerine geldiği Denizli Milletvekilimiz Kazım Arslan Bey’i de tekrar burada rahmetle anmak istiyorum. Komisyonumuzun değerli bir üyesiydi, çalışmaktan zevk aldığımız, eleştirileriyle, katkılarıyla, yapıcı eleştirileriyle bize gerçekten çok büyük katkı sağladığını düşündüğümüz bir arkadaşımızdı, aramızdan ayrıldı. Ümit ediyoruz, diliyoruz ki uzun yıllar birlikte çalıştığımız dostumuz, arkadaşımız, değerli kardeşimiz Haydar Akar Bey de onun eksiğini teknik olarak muhakkak tamamlayacak ve geçecektir ama Kazım Arslan’ın yerini doldurabilmek mümkün değildir. Tekrar onu rahmetle anıyorum. Allah rahmet eylesin.

Değerli arkadaşlar, bakın, burada, Komisyon esas unsurdur. Komisyonda -diğer milletvekili arkadaşlarımız kanun teklifini okuyup- Türkiye Büyük Millet Meclisinde hazırlığını yapan değerli arkadaşlarımız buna destekçi milletvekilleri aramaktadırlar. Aslında bu sistemde, başkanlık sisteminde esas itibarıyla olması gereken nokta budur.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Başkan, sorulara gel.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nasıl?

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sorulara cevap verin, soru sorduk.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Mesela, sorulardan biri, İzmir Milletvekili arkadaşımız “İzmir’i unutmayın.” diye söyledi. İzmir’in unutulması mümkün değil, İzmir’i nasıl unutabiliriz? İzmir, düşmanı denize döktüğümüz yerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Mesela, bir arkadaşımız maden işiyle ilgili bir konuyu gündeme getirdi. Soma’yla ilgili konu mu bilmiyorum sizin bahsettiğiniz konu? Sayın Beko’nun yanındaki arkadaşımız… Soma’yla ilgili konu mu?

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Evet.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Soma’yla ilgili…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkanım, mevcut ithalat, ihracat rakamlarını söyledim. “Royalty” ıslahatçı hakkı bedeli ne kadar ödenmektedir, bilginiz var mı, kayıt sisteminiz var mı dedim.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Milletvekilim, siz, onu 9’uncu sırada konuşan milletvekilisiniz. Müsaade edin, diğer arkadaşlara “Konuyla ilgili konuşmuyorsunuz.” diye ne Başkan ne ben müdahale etme hakkını kendimde görmedim. İzin verin, ben de burada Komisyon Başkanı olarak duygularımı ifade edeyim, sırası gelince onlara da cevap vereyim. Bizim bu konuşmamızdan Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan ve diğer parti gruplarından rahatsız olan bir milletvekili arkadaşımızı görmedim, ne İYİ PARTİ’den ne Milliyetçi Hareket Partisinden. Arkadaşlarımız, teknik arkadaşlar sizin sorduğunuz “royalty”le ilgili soruyu, eğer bizim konumuzla ilgiliyse onu araştıracaklar. Zaten sizin şu andaki sorduğunuz soru Gümrük Kanunu’yla ilgili değil. Grup Başkan Vekilinizle konuşursanız -Haydar Bey de bu işi çok iyi bilir- İç Tüzük gereğince konulara ilişkin sorular sorulur, onunla ilgili de cevap verilir. Ben de bir eski Grup Başkan Vekili olarak bunu ifade etme hakkını kendimde görmüş oluyorum.

Soma madencileriyle ilgili bir konuysa Ahmet Bey burada değil herhâlde…

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) – Buradayım.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Vehbi Bey’i demiyorum, Ahmet Akın Bey’i söylüyorum.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) – O da burada.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Buradayım.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Buradaymış, evet.

Kendileriyle Antalya’da yaptığımız bir toplantı sırasında bu konu bize geldi, Ahmet Vehbi Bey beni telefonla aradı -kendisine teşekkür ediyorum- dedi ki: “Böyle böyle bir durum var, bu konuyla ilgili yardımcı olabilir misiniz?” O hafta, önceki hafta siyasi parti gruplarının Grup Başkan Vekilleri o konuyla ilgili görüşme yaptılar. 2 Manisa Milletvekilimiz var, biri Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay, biri Sayın Özgür Özel, ki bu süreçte onlar milletvekili, ben Grup Başkan Vekiliyken bu konuda da ihtimamla durmuştuk. Onlar bunu Genel Kurulda gündeme getirdiler. Bizim Grup Başkan Vekili arkadaşlarımız da o konuyu inceleyeceklerini, irdeleyeceklerini ifade ettiler.

Bakın, değerli arkadaşlar, konu şu: Bu bireysel bir hak olduğundan dolayı… İçinizde hukukçu arkadaşlarınız var, TKİ “Tazminatları ödemeyeyim.” demiyor fakat her biri bireysel başvuru olduğundan dolayı -ki bunu Vehbi Bey’le de paylaştım, Ahmet Akın Bey’le de paylaştım- bu bireysel başvuruyla ilgili kısmı hızlandıralım. Onların haklı olduklarına inanıyoruz. Bir an önce bu tazminatların ödenmesi gerektiğini, mahkeme sürecinde de -Bakanlık haklı olduklarına inandığı için- itiraz ve temyiz süresini hızlandırarak bunların hızlandırılması amacıyla niyetimizi beyan ettiğimizi ifade ettik. Tahmin ediyorum, Ahmet Akın Bey Sayın Genel Başkanla da konuştu bu konuyu, Sayın Genel Başkanıyla da paylaştı, kendisi beni tasdik ediyor. Ümit ediyorum, diliyorum ki bu süreç, yasal süreç hızlandırıldığı takdirde o kişiler, o kardeşlerimiz, iş akitleri fesholan madenci arkadaşlarımız bir an önce kıdem ve ihbar tazminatlarına kavuşacaklar. Bizler milletvekilleri olarak siyasi kimliklerimizle buna bakmamamız gerekir. Onların, işçi kardeşlerimizin hakkı olduğunu düşünüyoruz, hep birlikte önündeki yasal engel neyse onu kaldırmak için gayret etmemiz gerekiyor. TKİ daha önce bunlarla ilgili, bir kısım arkadaşlarımızın ödemelerini yapmış fakat Sayıştay denetimi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkanım, izin verir misiniz?

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başkanım, izin verir misiniz?

BAŞKAN – Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.23

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Sayın Güneş, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Uşak ili Elmalıdere Mahallesi’nde evde çıkan yangın nedeniyle vefat eden baba Bülent Yaşar, çocukları Muhammed Nurkan, Muhammed Furkan ile Aişe Nur’a ve MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Cenab-ı Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bu sabah Uşak ilimizin Elmalıdere Mahallesi’nde bir evde çıkan yangını büyük bir teessürle öğrenmiş bulunmaktayım. Hanede ikamet eden baba, 32 yaşında, Bülent Yaşar ve çocukları 9 yaşında Muhammed Nurkan, 6 yaşında Muhammed Furkan ve 3 yaşında Aişe Nur’un vefatı bizleri derinden üzmüştür. Vefat eden aile bireylerine Cenab-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm Uşaklı hemşehrilerimize başsağlığı diliyorum. Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi gören anne Yasemin Yaşar’a acil şifalar diliyorum. Rabb’im bu tür acılardan aziz milletimizi muhafaza eylesin.

Diğer taraftan, geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın evladını kaybettiğini üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Merhuma Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Beko…

46.- İzmir Milletvekili Kani Beko’nun, TÜİK’in 2018 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarına ilişkin açıklaması

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşın hâlini TÜİK’in makyajlı rakamları dahi saklayamaz oldu. 2018 gelir ve yaşam koşulları araştırmasına göre, 80 milyonluk ülkemizde 53 milyon yurttaşımız konut masraflarını, 48 milyon vatandaşımız borcunu ödemekte zorlanıyor. 47 milyon vatandaşımız evinden uzakta bir haftalık masrafını bile karşılayamıyor. 26 milyon yurttaşımız iki günde bir sofrasına bir kap et yemeği koyamıyor. 24 milyon vatandaşımız ucu ucuna geçiniyor, insan olmaktan kaynaklanan temel ihtiyaçlarını karşılayamaz oldular. 15 milyon vatandaşımız soğuk kış günlerinde evini ısıtmakta zorlanıyor, maalesef, kışı battaniye altında geçiriyorlar. 20 milyon insan açlık sınırının altında çalışıyorsa bu koşullarda 65 yaşında emekli olmalarına imkân yoktur. 1 milyonu üniversite mezunu olmak üzere 8,5 milyon vatandaşımız maalesef…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 10’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Teklifin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Ahmet Kamil Erozan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Erozan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AHMET KAMİL EROZAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benden beklenildiği üzere ben bu kanun teklifi üzerinde konuşmayacağım. Benden zaten başka bir şey bekleyemezsiniz, dolayısıyla ben geçmişte olduğu gibi bildiğimi okuyacağım yine.

Bir defa, söyleyeceğim her şeyin bu Suriye krizinin siyasi cephesiyle ilgili olduğunu not etmenizi isterim. Üç defa çiziyorum altını, siyasi cephesiyle ilgili olduğunu söylemek isterim. Askerî kısmının bir başarı olduğunu söyleyebilirsiniz tarif edilen alan içinde. Nitekim dün akşam Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamayla amaca ulaşıldığını, M4 Kara Yolu’na ulaşıldığını, operasyonun başarıyla bitirildiğini duyurdu. Biz bundan hepimiz memnuniyet duyduk ama hem bu operasyonda hem de bu krizin başından bu yana kaybettiğimiz evlatlarımızı, şehitlerimizi rahmetle anar ve gazilere de acil şifalar dilerim.

İzin verirseniz ben Trump’ın mektubuyla başlayacağım. Siz tabii “Trump’ın mektubunu yırttık attık çöpe.” dediniz. Belki öyledir, emin değilim ama benim merakım Trump’ın mektubuyla ilgili değil, mektubu çöpe attınız, mektubun ekini ne yaptınız? Bir ekini çıkarır mısınız mektubun ortaya? Siz çıkaramazsanız biz çıkaracağız sonunda belki. Dolayısıyla lütfen o çöpü iyice araştırın, orada başka bir kâğıt parçası daha var, onu bir bulun lütfen. Niye bunu söylüyorum? Bu durum maalesef sizin kurduğunuz düzenin ayıbıdır. Hâlbuki bu demokrasi ortamında her şeyin şeffaf olması gerekirdi ve sizin de bunu bizimle paylaşmış olmanızı biz beklerdik. Niye bunu söylüyorum? 14 Ekim tarihinde Sayın Hulusi Akar bizi ziyarete geldi, işin askerî cephesi hakkında bilgi verdi; hâlbuki bu mektup 9 Ekim tarihli, 14 Ekimde gelen Hulusi Akar, bize böyle bir mektuptan bahsetmedi. 16 Ekimde Sayın Çavuşoğlu milletin önüne çıktı -burası millet- her şeyi anlattı siyasi cephe hakkında, ne mektuptan bahsetti ne ekinden bahsetti. Madem çöpe attınız, niye Hulusi Akar veya Sayın Çavuşoğlu “Bize böyle edepsiz bir mektup geldi, yırttık attık.” diyemedi? Hâlbuki derse bizden bile puan alırdı belki. Dolayısıyla gizlediğiniz konular ister istemez sizin yürüttüğünüz siyasetin etkinliği konusunda ciddi sorgulamalara yol açmaktadır.

Ben Sayın Çavuşoğlu burada konuşmasını yaptıktan sonra birkaç hususa değindim. Tutanaklardan okuyacağım şimdi ben size bir paragrafı. Şöyle demişim: “M4 Kara Yolu'nun kuzey kaldırımına geldiğinizde ‘Operasyon başarıyla tamamlandı.’ diyecek olsanız bile, ben size ‘Kara yolunun güney kaldırımındaki 65 bin kişilik PYD/YPG ordusu ne olacak?’ diye sorarım. Her harekâtın siyasi sonuçlarının da düşünülmesi gerekir. Bugün söyleyemiyor olsanız dahi sonunda maalesef kabullenmek durumunda olacağınız başka siyasi gerçekler de olacak, bunun da hesabını vatandaş size sandıkta soracaktır.” Ne demişim? “Ben bunu sorarım.” demişim, bugün de soruyorum, arzu edenler cevap verebilirler. İkinci cümlem, aynı oturumdan: “Keşke, ismi ‘Özerk Suriye Ordusu’ veya ‘Suriye Millî Ordusu’ olarak adlandırılan birlikleri bu operasyonda hiç kullanmasaydınız.”

Dün Amerikan Savunma Bakanı ne dedi biliyor musunuz? “Türkiye’nin kullandığı Suriye Millî Ordusu savaş suçu işlemiştir.” dedi. Orada da bitirmedi cümleyi “Bu orduyu kullandığı için Türkiye Cumhuriyeti sorumludur.” dedi. Hak etmemiş olabilirsiniz ama ben size “Keşke kullanmasaydınız.” dedim. Yine İhsan Sabri Çağlayangil’i andım o gün, dedim ki: “Orta Doğu'da önemli bir yemeğe davetli olduğunuz hâlde davetliler listesinde adınız yoksa bir de menüye bakın, adınız menüde olabilir!" Ben bunu söylerken Pence ile Sayın Erdoğan arasındaki görüşmeye atıfta bulunuyordum ama aynı şeyi dün akşam yaşadık biz yani Putin ile Erdoğan toplantıdayken maalesef yine bir yemekteydi ve aynı durumu bir kere daha bize yaşattınız.

Yine, ne demişim? “Rusya fırsatı kaçırmadı, ne mi yaptı? YPG/PYD’yi ikna etti, güvenlik bölgesini bir güvenlik cebine dönüştürdü, Esad’ın kuvvetlerini üstümüze saldı, âdeta bizi bir cep içinde sıkıştırmak suretiyle bizi Esad’la görüşmeye itmeye çalıştı. Bunda da ne ölçüde başarılı olduğunu önümüzdeki günlerde göreceğiz.” demişim, ben bunu 16’sında söylemişim. Dün akşam bunu gördük; ben falcı da değilim, müneccim de değilim ama göz göre göre üzerimize geliyor meseleler, siz bunları fark etmiyorsunuz; sizleri suçlayamam tabii ki, siz burada yasama organındasınız, orada bir yürütme organı var bunların üstesinden gelmiş olması gereken.

İşin bir başka cephesine geçeceğim, yine, demişim ki 16’sında: “Döne döne başımız döndüğü için bugün iktidardan duyduklarımızdan yarın da dönüleceğinden kendimiz gibi eminiz.” Yine döndük. Nasıl döndük? Bir akşam Rusya’yla, bir akşam Amerika’yla… Ne oynuyoruz bilmiyorum, iskemle kapmaca mı nedir bu oyunun adı biz çözemedik. Devam ediyorum, yine, söylemişim: “Yapılması gereken, AK PARTİ’nin bugüne kadar yaptıklarının tersini yapsaydık bu iş çoktan çözülmüş olurdu.” Yani biraz evvel “Sandıkta hesabını soracaktır vatandaş.” dedim, sandığa kadar beklemeye gerek yok, affedersiniz ama sokaktaki vatandaş bize soruyor: “Biz bu haltları niye yedik?” Bunun cevabını biz değil, siz vereceksiniz çünkü iktidar sizsiniz.

Yine, bu dün akşamki mutabakatın içinde, “mutabakat” diyorum ama onun içinde başka bir mutabakat daha var; Adana Mutabakatı. Herkes bol keseden Adana Mutabakatı’na atıfta bulunuyor ve şunu unutuyor: Adana Mutabakatı dediğimiz metin PKK’yla ilgili; bir. İki; tek taraflı. Üç; bunu siz imzalamadınız, başka bir iktidar imzaladı, siz antlaşmayı imzaladınız 2010 senesinde. Ben size o zaman da söyledim, yine söylüyorum: Siz “Adana Mutabakatı” dedikçe esas şeyi sizin önünüze getirecek, başka bir kâğıt koyacak, diyecek ki: “Adana Mutabakatı başka bir âlemin, başka bir sorunun anahtarıydı, gelin sizinle, lütfen, Sayın Davutoğlu’nun ve Sayın Cumhurbaşkanınızın imzaladığı metin üzerinden gidelim.” Metne baktınız, değil mi? Herkes okudu metni dün akşam, çok ayrıntısına da girmeyeyim, birkaç noktasına değineyim. Onun açıklamasından evvel hem Putin hem Sayın Erdoğan konuştu. Putin’in ağzından hiç “YPG” lafı duymadınız, terörist olarak YPG lafı duymadınız, “Kürt silahlı gruplar” dedi, başka bir laf etmedi, “DAEŞ” dedi ama hiç öyle “YPG teröristtir.” demedi, üstelik onun ötesine de gitti, bir ayrılıkçı hareketten söz etti. Ayrılıkçı hareket nerede var? Bask bölgesinde var, Katalan bölgesinde var; terörizm yok orada. Bizi o duruma getirdi dün akşam. Kusura bakmayın, bazılarınız iddialı bir şekilde bir zaferden bahsediyorsunuz, askerî zaferi ben de kabul ediyorum, siyasi bir zaferden bahsediyorsunuz ama o, siyasi bir zafer değil. Siz, maalesef, bize “Biz oyunu bozduk.” diyorsunuz, bana sorarsanız siz oyuna getirildiniz; siyasi anlamda bugün bir deli gömleği giydirilmiş vaziyettesiniz ve eliniz kolunuz bağlı; farkında mısınız bilmiyorum. Ben gözlemlerimi sizinle paylaşıyorum.

Dün akşam hepimiz Soçi’deydik, Sayın Putin ile Sayın Erdoğan içeride bu sorunu çözmek için müzakere ederken aynı saatlerde Rusya Federasyonu Dışişleri Bakan Yardımcısı Moskova’da bir açıklama yaptı. Ne dedi beğenirsiniz? “Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’de başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’nın Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini düşünüyoruz.” dedi. Yani içeride bir adamla konuşuyorsunuz, o adamın maiyetindeki Moskova’da bambaşka bir şey söylüyor, bambaşka bir şey de söylemiyor, kendisine verilen görevi yapıyor. Yani bir tarafta elma şekeri, öbür tarafta bir sopa var ortada. Bunu hissetmenizi biz beklerdik.

Son bir şeye değinmek isterim. Bütün bunlar maalesef iktidarın dış politika alanında veya diplomasi alanındaki başarısızlık öyküsünün çeşitli unsurları.

Biz, tabii, muhalefet olarak bu kürsüde konuşurken bir yandan sizleri bilgilendirmeye çalışıyoruz -belki göremediğiniz, okuyamadığınız veçheleri itibarıyla- bir yandan da sokaktaki insanı bilgilendirmeye çalışıyoruz ve o bilgilendirme çerçevesinde biz parti olarak bir diplomasi okulu kurduk. Müjdeler olsun, buraya diploması olmayanları da alacağız.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Baki Şimşek konuşacak. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2019 yılı, Üçüncü Yasama Yılı… 104 sıra sayılı Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle aziz Türk milletini ve yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Teklif, Gümrük Kanunu’nun idari para cezalarına ilişkin usul hükümleri ve ceza miktarlarının günümüz ekonomik koşullarına göre değerlendirilmesi, ithalatçı ve ihracatçıların mali yükünü azaltacak şekilde idari para cezalarında gerekli güncellemelerin yapılması, gümrük mevzuatına aykırı hareketleri idare tarafından tespit edilmeden durumlarını beyan edenlere yönelik olan etkin pişmanlık mekanizması kapsamının genişletilmesi ve bu kapsamdaki kişilerin cezalarının indirimli şekilde uygulanması ve gümrük idarelerinin, gümrük işlemlerinden doğacak vergilerin alınmasını sağlamak ve söz konusu vergi tutarının yüzde 20 fazlasıyla teminat almasını düzenlemektedir. Yasanın bütününe Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu bakıyoruz.

Tabii, uygulamada karşılaşılan, özellikle ihracatla ve ithalatla ilgili olan bazı problemleri de buradan paylaşmak istiyorum.

1990’lı yıllarda Mersin, serbest bölge ilan edildi, Antalya turizm bölgesi ilan edildi. Ama serbest bölgede, normalde serbest ticaretin yapılabildiği bir bölgede istenilen manada bir gelişme olmadı. Mersin, serbest bölgeyle ilgili birçok sorunla karşı karşıya. Öncelikle, serbest bölgede ticaret yapan birçok firma, zamanında izin verilip binalar yapılmasına rağmen, daha sonradan kıyı şeridi içerisinde kalması, ruhsatlarında birçok sorunun yaşanması, buradaki işletmecilerin birçoğunun malları olmasına rağmen tapu alamaması ve bunları ipotekte, teminatta kullanamaması ve aynı zamanda da ticarette yaşanan birçok sıkıntıyla karşı karşıya kalıyor.

Geçtiğimiz yıllarda, bu kürsüden gündeme getirdiğimiz konu, özellikle akaryakıt sektörüyle ilgili, ana dağıtıcıların depolarında otomasyon sistemi ve kamera sisteminin kurulmasıyla ilgili çünkü bayilerde yıllar önce kurulmasına rağmen ana dağıtım firmalarında kurulmamıştı. Akaryakıtla ilgili kısmı çözüldü. Yalnız şu anda LPG’yle ilgili aynı sorun akaryakıt sektöründe devam etmektedir. Ana dağıtım firmalarında LPG’yle ilgili otomasyon sistemi ve kamera sistemi yoktur. Dağıtıcılarda olmasına rağmen ana dağıtım firmalarında olmaması da haksız kazanç sağlayan, bir şekilde kaçakçılık yapan veya vergisini düzgün ödemeyen, devlete zarar veren kişiler tarafından olumsuz olarak kullanılabilmektedir. Bunu seyahat ederken herhangi bir petrol istasyonuna girdiğinizde rahatlıkla görebiliyorsunuz. Petrol istasyonları arasında normalde çıkışın aynı yerde olması gerekiyor. Akaryakıtın ATAŞ’tan ya da İzmir’den, Aliağa’dan, değişik yerlerden aynı şartlarda çıkış yapması gerekiyor ama bir resmî kurum ihale yaptığı zaman, ATAŞ’taki akaryakıt çıkış fiyatının çok altında fiyatlara bazı dağıtım firmalarının teklif verebildiğini görmekteyiz. En büyük kaçakçılığın yapıldığı sektör akaryakıt sektörü ve burada da bunlar artık geçmişte olduğu gibi atlarla, eşeklerle yapılmıyor, bunlar gemilerle veya petrol boru hatlarından bir şekilde yapılan kaçakçılıkla yapılıyor. Bununla etkin mücadele edilmesi… Çünkü gerçekten en çok haksız kazanç sağlanan sektör akaryakıt sektörü.

Tabii, burada, verilen akaryakıt istasyonlarının ruhsatlarında da çok ciddi problemlerle karşı karşıyayız. Ankara’dan çıkın, Adana’ya kadar, giderken adım başı bir petrol istasyonuyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Normalde şehir içi 1 kilometre, şehirler arasında 10 kilometre aralıkla petrol istasyonu olması gerekiyor ama nasıl oluyor da ticaret il müdürlükleri 100 metre, 200 metre arayla petrol istasyonlarına ruhsat verebiliyorlar? Bir kısmı geçmişten, müktesep hak diyoruz ama hâlâ çok sayıda yeni petrol istasyonunun açıldığını görmekteyiz. Bununla ilgili denetimin mutlaka artırılması gerekmektedir.

Yine, ayrıca, özellikle Mersin’den, Antalya’dan Irak’a yapılan ihracatta ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Irak kafasına göre gümrük vergisi koymakta, kafasına göre yasak koymakta. Belli dönemlerde Türkiye’den yapılan özellikle yaş sebze, meyve ihracatında ton başına 300 dolara kadar gümrük vergisi koyuyor ama İran’dan aynı ürünün girmesi gümrüksüz olarak sağlanıyor ve dolaylı olarak İran üzerinden de diğer Türki Cumhuriyetlerden ya da başka ülkelerden gelen ürünler aynı şekilde Irak’a girebiliyor. Bakanlık, mutlaka, Irak’la yapılan ticaretle ilgili -çünkü bizim bölgemizdeki ihracatın büyük bir kısmı Irak üzerinden oluyor- gerekli görüşmeleri yaparak ithalatta ve ihracatta yaşanan bu sıkıntıları çözmek için gerekli mücadeleyi yapmalıdır.

İthalatta da belli dönemlerde kaldırılan gümrük vergileri… En son, sarımsak ithalatında olduğu gibi burada da bazen bazı firmalar uyanıklık yapıp, daha buradan bu gümrük vergisindeki indirim sağlanmadan gidip gerekli altyapıyı oluşturarak yasanın çıktığı gün sınırlarımıza tırları dayayabilmektedir. Mutlaka içeriden bilgi akışı oluyor, bilgi sızıyor ve bazı insanlar Türkiye’de yaşanan bu sıkıntıdan dolayı haksız kazanç sağlama yoluna gidebiliyor.

Önceki yıllarda yine bölgemizden yapılan ihracata verilen DFİF destekleri maalesef kaldırılmıştır. İhracatçıya ton başına 100 dolara kadar verilen, daha sonra 200 TL, sonra 100 TL, sonra 50 TL gibi rakamlara düşürülen DFİF desteklerinin şu anda ne olacağı belli değil, DFİF desteği yok. Dolayısıyla, özellikle narenciye sektöründe bu, gerçekten ihracatçının ve üreticinin çok lehine olan bir durumdu. Şu anda bu noktada ciddi bir beklenti var ve ciddi bir de sıkıntı yaşanıyor. Bununla ilgili de mutlaka belirli düzenlemelerin yapılması lazım.

Tabii, konuşmamın son kısmında da Mersin’de yaşanan büyük bir problemi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tabii, seçimlerde Mersin Büyükşehir Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi tarafından kazanıldı. Seçimlerden sonraki süreçte de… Milletin tercihi tabii, hepimizin bu sonuçlara saygı duyma mecburiyeti var ama artık Mersin’de Büyükşehir Belediyesi, Belediyede çalışan işçilerimize… “İşçinin hakkını hukukunu savunacağız; ekmeğinde, işinde aşında olan hiç kimseyi işinden etmeyeceğiz. Namus, şeref sözü veriyoruz.” diye milletten oy alan Belediye, maalesef yüzlerce -artık bu rakamlar yüzlerle ifade ediliyor- insanımızı bugün işten çıkarıyor, kapının önüne koyuyor. İşten çıkarma şekli de şu: İnsanlara önce diyorlar ki: “Performansınız düşük.” Yeni bir cihaz bulmuşlar, insanların performansını ölçüyor. Hayatında hiç tutanak yememiş, işine geç kalmamış, her gün mesaisine gitmiş insanlara önce soruşturma açıyorlar, bir gün sonra da bir cep telefonu mesajıyla “İş akdiniz feshedilmiştir. Tazminatsız olarak işten çıkarıldınız.” diye bir tebligat yapılıyor. Tabii, bu insanlar mahkemeye gidiyorlar, mahkeme süreci aylar alacak muhtemelen ama mahkeme süreci devam ettiği için başka bir işte çalışabilme şansları yok bunların, başka bir işe girebilme şansları yok. Yüzlerce insan, bazıları, Tarsus’taki Anamur’a, Anamur’daki Mut’a, Mut’taki başka bir ilçeye, mobbing, sürgün, bunlar da yoğun bir şekilde devam ediyor.

Ben buradan Sayın İçişleri Bakanına ve Çalışma Bakanına çağrıda bulunuyorum. Mersin’de yaşanan, Belediyede yaşanan bu işçi kıyımına son vermek için ivedi olarak Mersin’e müfettişler gönderilmesini ve bu işçilerin gerçekten performansları mı düşük, işe mi gelmediler, başka bir sıkıntıları mı var; bunların araştırılarak bir karar alınmasını ve -geç gelen adalet, adalet değil- bu hukuksuzluğa bir an önce son verilerek bu insanların işlerine iade edilmelerini bekliyoruz.

Tabii, aslında, taşeron yasasıyla, kanunla bu işçilerin haklarının korunması gerekiyordu ama maalesef şu anda yasadaki boşluktan da Belediye Başkanı faydalanıyor ve hiç kimseye hiçbir şey sorulmadan, bir cep telefonu mesajıyla insanların işine son veriliyor.

Ben buradan bütün siyasi partilerden -ekmeğin siyaseti olmaz- ekmek mücadelesi veren, Mersin’de yaşayan her bir işçinin yanında olmalarını talep ediyorum.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – KHK’yle son verilenler daha mı az?

BAKİ ŞİMŞEK (Devamla) – Bunu siyaset için söylemiyoruz. Başka CHP’li belediyeler de var, bunlarda aynı uygulamayı görmediğimiz yerler de var ama Mersin’de yaşanan bu dramı da hepiniz görün. Dün şöyle oldu, öbür gün böyle oldu, önceki belediye de böyle yaptı… Kim yaptıysa yanlış yapmıştır. 2 bin lira maaş alan bir insanın ekmeğiyle oynamayı hiç kimse izah edemez. Bunu Mersin halkına da Türk halkına da hiç kimsenin izah etmesi mümkün değil. Ben buradan yapılan yanlıştan bir an önce dönülmesini talep ediyorum, bu işçilerin hakkının hukukunun korunmasını talep ediyorum.

Bazen şu örneklerle de karşılaşabiliyoruz: MHP döneminde işe girmiş, bunlar siyasi olarak çıkarılıyor -başka bir gerekçesi yok- ondan sonra araştırılıyor, belki MHP’li değil işe giren MHP döneminde girmesine rağmen, daha sonra CHP’den hatırlı dostlar devreye konuluyor ve bu insanlar aynı Belediyede bir hafta önce çıkış aldıkları işe yeniden geri dönebiliyor arkadaşlar. Bunların hepsi de bizde belgeli. Fişleme var, mobbing var, baskı var, işçi kıyımı var.

Hepinizin desteğini bekliyor, saygılar sunuyorum (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

47.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Milliyetçi Hareket Partisinin Türkiye’nin dört bir yanındaki belediyelerde işten çıkarmalarla ilgili grup önerisini Meclis gündemine getirmesi hâlinde kayıtsız şartsız destekleyeceğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, konu hassas, konu şu kadar hassas: Örneğin, MHP’nin aldığı Silifke Belediyesinde haftada 15-20 kişinin rutin işten çıkarıldığı gerçeği kadar hassas. Manisa Büyükşehir Belediyesinde 1.400 kişiyi evlerinden iki-iki buçuk saat mesafeye sürüp, mobbing uygulayıp, istifaya zorlayıp ve bu kişilerin tamamını işten çıkaran MHP Belediyesinin yaptığı mesele kadar hassas. 2014’te MHP Mersin Büyükşehir Belediyesini aldığında tek kayıt “Bir önceki dönem işe alındınız.” diye işten atılan 2.600 işçinin durumu kadar hassas ve Mersin Büyükşehir Belediyesinin on binlerce çalışanından her partiden, siyasi görüşten, performans değerlendirmesi üzerinden ve geçmiş dönemden taşınan bankamatik memurları üzerinden işten çıkarmalar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Şimdi burada çok Değerli Vekilime -insani ilişkilerimiz de iyidir kendisiyle- açık bir teklifte bulunuyoruz, açık: Yarın bir grup önerisi indirsin Milliyetçi Hareket Partisi uygun görürlerse ve Türkiye'nin dört bir yanında belediyelerden işten çıkarmaları Meclis eliyle araştıralım. Manisa Büyükşehre de gidelim, orada “Mağdurum.” diye ağlayan 1.400 kişiyi de dinleyelim MHP’li Belediye Başkanının olduğu, Mersin’e de gidelim, çığlık nereden geliyorsa oraya gidelim. (CHP sıralarından alkışlar) Meclis bu işe el atsın. Yoksa pat pat pat yağıyor; Silifke’de 15 kişi, her hafta atıyorlar, Manisa Büyükşehri de sen söyle.

Bakın, “tencere dibin kara, seninki benden kara” siyasetiyle sonuç alınmaz. Biz ısrarla söylüyoruz: Gelin, siz getirin önergeyi -grup önerisi getirmiyorsunuz, grup önerilerinde konuşmuyorsunuz- sizin grup önerinizde ben konuşacağım, kayıtsız şartsız destek vereceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yarından tezi yok Meclis araştırsın bunu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bülbül, buyurun.

48.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in 104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde dile getirdiği hususun Mersin Büyükşehir Belediyesinde yaşanan hadiselere yönelik olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, 31 Mart belediye seçimlerinden sonra Türkiye’de işten çıkarılan işçiler… Her parti bununla alakalı olarak, kendi belediyesinde veya kaybettiği bir belediyeden sonra çıkarılan işçilerden dolayı bir sorumluluk duygusuyla, bununla alakalı birtakım yakınmalarda, şikâyetlerde bulunmuştur, bizler de bu noktada bu şikâyetlerimizi dile getirdik.

Sayın Mersin Milletvekilimiz Baki Şimşek Bey’in dile getirdiği de Mersin Büyükşehir Belediyesinde yaşanan hadiselere ilişkindir. Bu noktada herhangi bir siyasi parti ayrımı yapmaksızın bu meselenin önemli bir sıkıntı olduğunu ifade etmiştir; buna hiç kimsenin bir itirazı olacağı kanaatinde değilim.

Belediyelerin içine düştüğü ekonomik sıkıntılar herkesin malumudur. Bununla alakalı olarak, Türkiye’de hangi belediyede olursa olsun, içlerinde bankamatik memurluğu cinsinde veya bu şekilde çalışılan durumlar varsa bunların somut bir şekilde ortaya konulup ispatı hâlinde buna kalkıp da tek bir ses, kimsenin söz edebileceği gibi bir ihtimal söz konusu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sizler geçen Manisa ile alakalı birtakım değerlendirmeler yapmıştınız. Manisa’da da bununla alakalı, birtakım yer değişikliklerinin olduğunu öğrendik ama burada herhangi bir siyasi parti ayrımı yapmaksızın Manisa’da, belediye işçilerine yönelik, belediye çalışanlarının bu şekilde bir durumu söz konusu olabildiğini söylediniz. Ama burada herhangi bir siyasi parti ayrımı yapılmaksızın bunların olduğunu ifade ediyoruz, Sayın Milletvekilimiz de Mersin’le alakalı böyle bir yakınmada bulunmuştur. Bu hususta her bir siyasi parti kendi sorumluluk alanına giren noktada hangi belediyeyle alakalı böyle bir beyanda bulunuyorsa o araştırılmaya değerdir, ilgilenilmeye değerdir; alakadar olunup bununla alakalı olası birtakım haksızlıkların önüne geçilmesi sağlanmalıdır. Yoksa normal şartlarda hukukta, tabii ki bu haksız yere işten çıkartılan işçilerle alakalı olarak İş Kanunu’muzda zaten yeterli düzenlemeler mevcuttur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Başkan.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Buna göre işe iade süreçlerini hukuken de başlatmışlardır bütün çıkarılanlar; bununla alakalı, hukuk da mutlaka hükmünü verecektir. Yani söz konusu olan bu fesihlerin, geçerli bir fesih mi, haklı nedenle yapılmış bir fesih olup olmadığı değerlendirilecektir ama gönül istiyor ki siyaset mekanizması da hukuk yoluna gerek kalmadan erken dönemde bunlara birtakım imkânlar geliştirebilsin. Bunu dile getirmekten, talep etmekten, istemekten ibarettir söylediklerimiz. Belediyelerimizin bu noktada dikkatini çekmek de hepimizin görevidir diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yalım’ın, bizden Uşak Milletvekili olarak bir talebi var.

Buyurun Sayın Yalım.

49.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Uşak ili Elmalıdere Mahallesi’nde evde çıkan yangın nedeniyle vefat eden baba Bülent Yaşar, çocukları Muhammed Nurkan, Muhammed Furkan ile Aişe Nur’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, bugün maalesef Uşak merkez Elmalıdere Mahallesi 1. Çelikhan Sokak’ta acı bir olay gerçekleşti. Neredeyse bütün bir aile yanarak can verdi. 32 yaşındaki Bülent Yaşar, 9 yaşındaki Nurkan, 6 yaşındaki Furkan ve 3 yaşındaki Nur kızımız maalesef çok feci bir şekilde, henüz neden çıktığı belirlenemeyen yangında vefat ettiler. 27 yaşındaki anne Yasemin Yaşar şu anda devlet hastanemizde yoğun bakımda tedavi altında. Ben ilk önce anneye acil şifalar diliyorum. Ölenlere Allah rahmet eylesin, yakınlarına, bütün aileye başsağlığı diliyorum. Onların acılarını paylaşıyoruz, bir an önce annenin de sağlığına kavuşması dileğiyle tüm aileye geçmiş olsun diyorum.

Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Akın konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Gümrük Kanunu’nda değişiklikler öngören kanun teklifi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Ticaret Bakanı Sayın Ruhsar Pekcan eylül ayında ihracatımızın 15 milyar 220 milyon dolar olarak gerçekleştiğini ve cumhuriyet tarihinin en yüksek eylül ayı ihracat rekorunu kırdığımızı açıkladı.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu rekordur, müjdelerdir, artık bunlara alıştık fakat her zaman rekor veya müjdenin altında millete muhakkak ya yanlış bir bilgi çıkıyor ya da bir felaketle karşı karşıya kalıyoruz.

Şimdi, ben burada aslında Sayın Bakana sormak isterim ancak bu yeni sistemde bakanı burada göremiyoruz, bakana ulaşmamız çok zor, iktidar milletvekilleri ulaşamıyor ama şu anda buradan sesleneyim ki duyması gereken Meclisin, milletin sesini duyup bu sorulara bir cevap versin.

Şimdi, ihracat rakamları hesaplanırken hangi kriterler esas alınıyor? Bu, soru bir.

İkincisi: Antrepo beyannamesi ve transit ticaret beyannamesi ihracat kapsamında mı gösteriliyor?

Üçüncüsü: Yurt içi satış teslimleri ihracat rakamına mı ekleniyor?

Millî Savunma Bakanlığına teslim edilen mallar ihraç malı mı sayılıyor? İstatistik verilerinizde gümrük kodlarını nasıl ve hangi kriterlerde kullanıyorsunuz? Yaptığımız ihracatın ne kadarı ithalat kaynaklı? Örneğin, ithal ettiğiniz cıvata ve somunla montaj yapıp tekrar yurt dışına gönderiyorsanız, bu, ihracat rakamlarına nasıl ve ne şekilde yansıtılıyor?

Dikkat edilmesi gereken şey, bir ihracat işlemi için üretilen malın ham madde ve girdisinin ne kadarının yurt dışından ithal edildiğidir değerli arkadaşlar.

Ucuz işçiliğin girdisi ihracat rakamlarında etkili midir? Örneğin, enerjisini kendi üreten ülkelerde üretimde kullanılan enerji ile enerjide dışa bağımlı ülkelerdeki gider kalemleri aynı mıdır? Bu sorulara aldığımız yanıtlar açıklanan ihracat rakamlarının ne kadar doğru veya ne kadar -halk dilinde- atmasyon olduğunu bize gösterecektir. (CHP sıralarından alkışlar) Onun için bu cevapları Sayın Bakandan bekliyoruz.

Ayrıca, burada enerji demişken hemen birkaç konudan bahsetmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, biz enerjide müthiş derecede bağımlı bir ülkeyiz. 2002 yılında biz yüzde 67 bağımlıyken şu anda yüzde 77 bağımlıyız. Yani bütün dünya kendi bağımlılığını azaltmak için mücadele ederken biz de tam tersine bir revizyon var. “Ucuzlatacağız.” diyorsunuz, pahalanıyor. “Millîleştireceğiz.” diyorsunuz, yabancılaşıyor. Nükleeri bile millî ve yerli diye bu millete anlattınız.

Değerli arkadaşlar, nükleer enerji santrallerinin cıvatası bile yerli değil. Allah aşkına, onun için sizden ricam -ucuz da değil- 12,35 dolar sente satın alma garantisi veriyorsunuz, ardından da diyorsunuz ki: Bu elektrik ucuz olacak, millî olacak, yerli olacak. Yani resmen burada milletin aklıyla dalga geçmek bu.

Bize güzel Allah’ın verdiği lütuflar var; yenilenebilir enerjimiz var, rüzgârımız var, güneşimiz var. Allah bizden esirgememiş. Buna destek verelim. Evlerde, fabrikalarda insanlar tükettikleri enerjiyi kendileri karşılasın. Sayın Başkanımız, Komisyon Başkanımız bu konuya dikkat ve hassasiyet gösteriyor. Umuyorum ve bekliyorum ki bu, daha ilerideki dönemlerde daha da artırılır ve bu konu daha da yaygınlaştırılır.

Şimdi, dün burada doğal gaz için bir teklif verdik, özeti şuydu: 100 lira doğal gaz parası ödeyen, ayda 75 lira ödeyecekti. Ama burada maalesef hem Milliyetçi Hareket Partili hem de AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımız onay vermediler.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biz millet için mücadele ederken, o kadar vergileri düşürürken veya başkalarına kıyaklar yaparken sizler, burada milletin 100 liralık faturasını 25 lira indirmeyi çok gördünüz. Onun için buradan sizi milletimize şikâyet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İkinci olarak, şimdi, iki yılda hem sanayiye, tarımsal sulamaya, ticarethanelere, elektriğe yüzde 126 zam yaptınız; hem ayıp hem yazık hem de günah. Arkadaşlar, sanayicileri dolaşın, dolaşıyorsunuzdur ve size kesinlikle söylüyorlardır. Borçlarını ödeyemiyorlar, faturaları ödeyemiyorlar. Sayın Bakan çıkıyor, diyor ki “YEP yaptık.” Ne o? Yeni Ekonomi Planı. İşte bu da tamamen aldatmaca. Diyor ki: “Enflasyon tek haneye indi.” Allah aşkına, “Enflasyon düştü.” diyorsunuz, kendi kendinize rakamlar açıklıyorsunuz, sürekli zam yapıyorsunuz. Alın elinize çantayı, çıkın pazara, görün enflasyonu; bu kadar basit. O attığınız, tuttuğunuz enflasyon rakamları asla doğru değil. Sadece bir yılda elektrik yüzde 70’e yakın, doğal gaz yüzde 55, gıda ürünleri yüzde 50, akaryakıt yüzde 35 artmış. Sanayici üretemiyor ama diyorsunuz ki “Enflasyon düştü.”

Değerli arkadaşlar, biz hepimiz Türk devletinin vatandaşları olarak, evlatları olarak hep biliriz, esnaflarımızla beraberiz ama “Esnaf olmadan eşraf olmaz.” cümlesini de öğrendik, bize bu öğretildi. Şu anda esnaf perişan durumda. Esnaf birliklerimizi devamlı dolaşıyoruz. Ben kendim Balıkesir’de, sizler kendi illerinizde görüyorsunuz; gerçek anlamda, esnaf kepenk kapatıyor. Bakın, bu yıl içinde sadece ilk dokuz ayda 80.769 iş yeri kapandı.

Şimdi kendinizi bu esnafın yerine koyun. Siz çıkıyorsunuz televizyonlarda pembe pembe tablolar, yok efendim, YEP’ler, onlar bunlar ama benim Balıkesir’deki vatandaşım kan ağlıyor; o ne olacak? Sizin YEP’iniz veya sizin yanlış raporlarınız, enflasyonunuz, aldatmacanız benim hemşehrimin filesini doldurmuyor arkadaşlar. Onun için, sizin destek verip bu insanların, halkımızın yanında olmanız gerekiyor.

Her fırsatta çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz çiftçinin yanındayız.” Seçim zamanlarında yanındasınız. Biz gerçek anlamda her zaman çiftçimizin, esnafımızın yanındayız, net olarak. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, çiftçileri dolaşıyoruz değerli arkadaşlar. Balıkesir sadece bir örnek. Köylerimiz bomboş. Oradaki insanlar torunlarına hasret gidiyor, sadece yaşlı nüfus kalmış; üretemiyor, sütünü değerlendiremiyor, hiçbir şey para etmiyor. Tek yaptığı, gidip, kredi alıp borçlanmak. Onun için “Çiftçiye sahip çıktık.” mavalını okumayalım. Ama aslında birlik olalım, beraber olalım -bakın, burada bütün partiler birlikte- çiftçiyi köylünün, köylüyü milletin efendisi yapmak için aslanlar gibi mücadele edelim. Çiftçinin ekmeğiyle siyaset olmaz. Onlar kazanırsa ancak biz hep birlikte büyüyeceğiz.

Bakın, sadece şu, arkadaşlar: 2008 yılında 1 milyon 127 bin çiftçi varken 2018 yılında 697 bin çiftçi olmuş. Şimdi Allah aşkına bir düşünün, bu insanlar neden bıraktı? Üreten insan kazanandır, kazandırandır; topraktan kazanacak. Yüzde 40, çiftçiyi bitirdiniz. Şu anda çiftçilikle uğraşan yüzde 40 oranında düştü. Bu verilerin hepsi sizin kendi verileriniz, yayınlanan veriler. Oradan alıyoruz, bunu da üstüne basa basa söyleyeyim. En basiti, mazot. 2002 yılında benim Balıkesir’deki çiftçi kardeşim mazotu 1 lira 9 kuruşa alıyordu. Şimdi ne yapıyor? Bakın, 6 lira 50 kuruş. Hakikaten bu ülkede esnaflık yapmak, çiftçilik yapmak, sanayicilik yapmak, üretmek sihirbazlık, gerçek anlamda sihirbazlık. Her şey üstüne geliyor; çiftçimiz üretemiyor, üretse satamıyor, satsa para etmiyor, bir de çıkıyorlar ne yapıyorlar? İşte, efendim rekorlar, efendim müjdeler, efendim iyi ekonomiler, tek haneli enflasyonlar…

Değerli arkadaşlar, sizden ricam şu, açık, net söylüyorum: AK PARTİ milletten koptu, net, koptu. Bunu biz görüyoruz sahada. Onun için siz millete biraz ısının, gidin dolaşın. Bakın, hayvancılık öldü, çiftçilik bitti, esnaf bitti, besici kazanamıyor, süt üreticisi kazanamıyor, isyan ediyor. Ne yapıyor? Çiftçi üretemiyor, esnaf kepenk kapatıyor, sanayici üretemiyor; işçi, memur, emekli perişan durumda. “İşçiye, memura, emekliye yüzde 15 zam yaptık…” Hayal görüyorlar. Diyorlar ki: “Öyle bir şey olamaz.” Ama siz o kardeşlerimize yüzde 70 zamları yapıştırıyorsunuz. Ne olacak şimdi? Bu insanlar nasıl, sihirbazlık yapıp da mı bunları karşılayacaklar?

Ayrıca, size göre, AK PARTİ’ye göre şöyle bir durum var: Ekonomi her yıl yüzde 5 büyüyecek. Arkadaşlar, bu kadar perişanlık varken, bu kadar ekonomik olarak zorluk varken, Allah aşkına “mış”la “miş”le bu ülkeyi yönetemezsiniz. Açık, net söyleyeyim, sizin için söylenen şu; esnaf, sanatkâr bunu söylüyor: Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz!

Hepinize saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Teklifin birinci bölümü üzerinde şahsı adına ilk olarak Antalya Milletvekili Sayın Çetin Osman Budak konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün gümrüklerle ilgili uzun konuşmalar yaptık ama konuşmaların içinde gümrüğü çok ilgilendiren, yakından ilgilendiren çok da bir şey yoktu. Netice itibarıyla 31 Aralık 2020’de zaten şu anki mevzuat, şu anki kanun tamamen sıfırlanacak. Bugün bu kanunun gelmesinin niye olduğunu anlamak istiyorum, izah etmenizi bekliyorum, dikkatle dinliyorum ama hiçbir şey anlamadım. Sadece birkaç değişiklik ve bu değişiklikle neyi azaltıyoruz burada? Cezaları. Kimin cezasını azaltıyoruz, bunu da bilmiyoruz. Yani sanki adrese teslim gibi, bugün Meclisin bütün gündemini bu kapladı. Hâlbuki önümüzdeki aylarda biz bu gümrük mevzuatını konuşacağız. Bakanlıklara, özellikle de Ticaret Bakanlığına bu konuyla ilgili birçok çalışma geldiğini biliyoruz, detaylarını bilmiyoruz. 30 kere gelmiş, 30 kere gitmiş ve hazırlığın ne olduğunu bilen yok.

Şimdi, özellikle gümrükte öyle ciddi sorunlar var ki. Örneğin yaş meyve sebze ihracatında demir ihracatına benzer uygulamalar yapılıyor. O kadar yavaş ki gümrük, geçen ay Balıkesir’den -biraz önce milletvekilimiz değindi çiftçinin durumuna- 1 konteyner, 1 tır ürün -bamya- Edirne Gümrük Kapısı’nda dört beş gün boyunca bekletiliyor. Yandım Allah, bizi arıyor; biz birilerine, bir yetkiliye ulaşmaya çalışıyoruz; yetkiliye ulaşamıyoruz, bir hafta on gün orada bekledikten sonra ürün çöp. Seçim bölgem Antalya’dan da gelen bunun gibi o kadar çok şikâyet var ki mandalina, portakal, domates ihracatında gümrüklerde inanılmaz yavaş işlem yürütülmesinden dolayı çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bunları tartışmak gerekirken biz burada üç beş tane cezanın hafifletilmesi, cezanın düşürülmesiyle ilgili çalışma yapıyoruz; bunu anlamak mümkün değil.

Şimdi, tabii ki “gümrük” deyince dış ticaretle ilgili birtakım konuların altını çizmek gerekiyor. Dış ticaretle ilgili biraz önce konuşan Konya Milletvekilimiz önceki dönemde Müsteşardı, konuları yakından bilir, bürokrattır, ihracattaki artışın, şu anki artışın geçtiğimiz yıllara bakıldığı zaman ne kadar düşük olduğunu kendisi de gayet iyi biliyor; yüzde 3 civarında bir artış olmuş. Biraz önce Balıkesir Milletvekilimiz de bu ihracat artışlarıyla ilgili bir dizi soru sordu, bu soruların cevapları yok. İthalat yüzde 17 düşmüş. Dönüyoruz, bakıyoruz bütün sanayicilerin, her sektörden sanayicinin stoklarına, stoklar erimiş yani öyle bir duruma gelmiş ki sanayi kuruluşlarımız, ellerindeki stokları sıfıra indirene kadar satışlarını devam ettirmişler. Şimdi, önümüzdeki aydan itibaren, önümüzdeki aylardan itibaren ihracat yapmak için ithalat yapacak yani ara mal, makine, sermaye yatırımı, bunları ithal edecek ki ihracat yapabilsin çünkü ithalat bağımlısıyız. Özellikle de şunu ifade etmek isterim: Bizim ihracat rakamlarımız kilogram başına 1,6-1,7 dolar civarında yani yüksek teknoloji ihracatımız yok. Bunun tamamını neredeyse ithal ediyoruz ve oradaki, aradaki o küçücük farklar o kadar büyük bir meblağ tutuyor ki döviz fakiri bir ülkeyiz.

Şimdi, yabancı yatırımcı Türkiye'ye gelmiyor, yabancı yatırımcı doğrudan yatırım yapmaya Türkiye'ye gelmiyor, sıcak para gelmiyor; o yüzden faizler çok yüksek, bu faizlerle de yatırım yapılmaz. Öyle mi? İşin aslı öyle mi? Hayır, işin aslı şudur: İnsanlar kendini güvende hissetmiyor. Ekonomi öyle bir şeydir ki çok ürkektir, yatırımcı da öyledir, para da öyledir, çok ürkektir; dokunduğunuz zaman, elinizi çırptığınız zaman uçar gider.

Bakın, önümüzdeki günlerde IMF ve Dünya Bankasının her yıl tekrarlanan bir toplantısı var. Ekimin ikinci yarısında olur, ekimin ikinci yarısında dünyada üye olan bütün ülkeler ekonomi bakanı seviyesinde ve merkez bankası seviyesinde oraya katılırlar. Aşağı yukarı elli yıldır Türkiye de bu düzeyde kişilerle katılıyor. Bu yıl bizim ne Maliye Bakanımız Amerika’ya, Washington’a gidiyor ne de Merkez Bankası Başkanımız gidiyor. Merkez Bankası Başkanı, Halk Bankasının eski Genel Müdür Yardımcısı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – Şu anki Bakanımız Berat Albayrak da devlet bankalarından sorumlu Maliye Bakanı. Geçtiğimiz günlerde basından takip ettik, niye bu bakanlarımız acaba Washington’a gitmiyor diye. Yani bu kadar yatırıma ihtiyacımız olduğu bir dönemde neden Amerika Birleşik Devletleri’ne, neden Washington’a bizim Maliye Bakanımız ve Merkez Bankası Başkanımız gitmiyor? Bakın, elli yıldır bu düzeyde temsil ediliyor Türkiye.

Bunun önemi ne? Dünyadaki bütün yatırımcılar oraya gelirler, yatırım arayışı içindedirler, devletler de giderler, orada kendi ülkelerinin 2020 perspektifini, 2021 perspektifini, yatırımlarını söyler, oradan yatırımcı getirirler. Ama maalesef biz bu yıl, IMF ve Dünya Bankasının üyesi olmamıza rağmen, orada temsil edilmiyoruz. Bu ülkenin bu kadar yatırıma ihtiyacı varken, 8 milyon civarında işsizimiz varken şunu ben merak ediyorum: Niye katılmadık, neden katılmıyoruz, oraya hangi düzeyde bir katılım oldu? Bunların da sizden cevabını bekliyorum.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hakkımızı kullanmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Soru-cevap için talep bulunmamaktadır.

60’a göre söz talepleri var.

Sayın Gaytancıoğlu…

Sayın Çelebi…

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

50.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, Silahlı Kuvvetler Personel Kanunu’nun makam tazminatı cetvelinde binbaşıların da yer almasının Türk Silahlı Kuvvetleri personeli maaş hiyerarşisinin adil olması açısından gereklilik olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’na göre binbaşılar da diğer üst subaylar olan yarbay ve albaylarla aynı gruba ve aynı statüye tabidirler ancak makam tazminatı alamamaktalar, üstelik albay ve yarbay rütbesindeki subaylarla aynı görevi ifa ederler, makamları da tabur filo komutanlığıdır. Bu durum, aynı grup ve statüde yer alan binbaşılar arasında huzursuzluk yaratmış, maddi açıdan ciddi sorunlar yaşamalarına sebep olmuştur. Binbaşılarımızın Silahlı Kuvvetler Personel Kanunu’nun 5 sayılı makam tazminatı cetvelinde yer almaları Türk Silahlı Kuvvetleri personeli maaş hiyerarşisinin daha adil olması açısından bir gerekliliktir, çözülmelidir.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

51.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, borcunu zamanında ödeyemediği için kara listeye alınan esnaf ve sanatkârlara sicil affı getirilmesi, prim borcuyla ilgili sorunlarının çözümü, hizmet süresinde geriye dönük borçlanma hakkı ile istirahat ettikleri süre için geçici iş göremezlik ödeneğinin verilmesi, 4/B’li sigortalıların prim ödeme gün sayısının 4/A’lı sigortalılarla eşitlenmesi yönünde çalışmanın yapılıp yapılmadığını Ticaret Bakanı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ticaret Bakanı ve Çalışma Bakanına: Zamanında borcunu ödeyemeyen ve kara liste sorunu yüzünden krediye ulaşamayan esnaf ve sanatkârlarımız için sicil affı getirilmesi yönünde bir çalışmanız var mıdır?

Sağlık yardımından yararlanması için prim borcu, süresi sorununun çözülmesi için bir çalışmanız var mıdır?

Geriye dönük borçlanma hakkından haberdar olamayan ya da imkânları bulunmayan esnaflarımıza yönelik geriye dönük hizmet süresi borçlanma hakkı verilmesi için bir çalışmanız var mıdır?

Esnaf ve sanatkârların faaliyet sürelerinin kısalığı ve iflas etme oranlarının yüksekliği de göz önünde tutulduğunda, 4/B’li sigortalıların prim ödeme gün sayısının 4/A’lı sigortalılarla eşitlenmesi yönünde bir çalışmanız var mıdır?

Hastalıkları nedeniyle istirahat ettikleri günlerde iş yerini açamayan ve gelir kaybına uğrayan esnaf ve sanatkârlarımızın istirahat ettikleri süre için geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi yönünde bir çalışmanız var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Barut…

52.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Suudi Arabistan’a gönderilen narenciye ürünlerinin analizleri Türkiye’de yapılırken şimdi analiz için Riyad’a gönderilerek üreticinin zor durumda bırakılmasının gerekçesini ve sorunun çözümü yönünde Hükûmetin planının olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, Adana’da ziraat odaları başkanlarımız, Suudi Arabistan’ın, İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrasında Adana’dan gönderilen narenciye ürünlerini gümrük kapısında analiz nedeniyle on beş gün bekletmeye başladığını açıkladı. Oda başkanlarımız, normal şartlarda ithalat gümrüğündeki laboratuvarlarda yapılan analizlerde Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası Suudi Arabistan yönetiminin işi ağırdan aldığını, Türk ürünlerinin analiz için Riyad’a gönderildiğini… Suriye'deki iç savaş nedeniyle Hatay’ın İskenderun Limanı’ndan gemilerle gönderilen narenciye ürünleri on-on beş gün içerisinde Cidde Limanı’na ulaşıyor. O, on beş günlük analiz süresi de eklenince toplam bir aylık bekleme oluyor ve fire kaybı oluşuyor. Ürün dolu konteynerler de şu anda bekletilmektedir. Narenciye ürünlerinde analizler 2017 yılında Türkiye’de yapılarak Suudi Arabistan’a gönderiliyordu, şimdi ne değişti de üretici perişan ediliyor? Bu sorunun çözümü için Hükûmetin bir planı var mı, herhangi bir girişimde bulunacak mısınız?

BAŞKAN – Sayın Serter…

53.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesiyle gümrük çalışanlarına hâlihazırda var olan silah taşıma yetkilerini emeklilik hayatlarında da devam ettirebilme imkânı tanınmasının istismara yol açıp açmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BEDRİ SERTER (İzmir) – Teşekkür ederim Başkanım.

Şunu sormak istiyorum: Görüştüğümüz Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesi, gümrük muhafaza müdürleri başta olmak üzere tüm gümrük çalışanlarının hâlihazırda var olan silah taşıma yetkilerinin emeklilik hayatlarında da devam ettirilmesinin yolunu açıyor. Gümrük gibi bir yerde oluşabilecek durumlar için silah bulundurmak kimi durumlarda normal olsa da sivil hayata geçecek gümrük görevlileri için bu yetki ne derece doğru olacaktır diye sormak istiyorum. Zaten ülkemizde silahlanma ciddi bir sorunken, sizce, bu madde, devlet görevlerinden ayrılan ve sivil hayata dönen görevliler için istismara yol açmayacak mı?

BAŞKAN – Yavuzyılmaz…

54.- Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın, Zonguldak ili Gökçebey ilçesi Bodaç Köyü mevkisinde biyokütle enerji santrali ve atık yakma tesisi yapılarak Gökçebey ilçesinin çöp cehennemine dönüştürülmesine izin vermeyeceklerine ilişkin açıklaması

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – Sayın Başkan, Zonguldak ili Gökçebey ilçemizde bir doğa harikası olan Bodaç köyü mevkisinde ırmak kenarında biyokütle enerji santrali ve atık yakma tesisi yapılması planlanmaktadır. Bilindiği üzere, biyokütle enerji santrallerinde tavuk gübresi, kanalizasyon atıkları, hür türlü çöp, sanayi atığı, araba lastiği gibi her türlü atık yakılmakta, bu yakma sonrası açığa çıkan zehirli gazlar ve kirlilik toprağa, havaya ve suya karışmaktadır. Zonguldak halkı olarak Gökçebey ilçesi gibi bir doğa cennetinin ithal çöp cehennemine dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Erel…

55.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, kamuya alınacak ortaöğretim mezunu hemşireler ile atama bekleyen öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, kamuya alınacak personel hakkında, özellikle sayıları 120 bini aşan ortaöğretim mezunu hemşireler sabırsızlıkla atanacak sayısını beklemektedirler. Sağlık Bakanlığı bu konuda herhangi bir açıklama yapmamıştır.

Yine, 700 bine yakın heyecanla atama bekleyen öğretmenlerimizin de atanacakların sayısının en az 100 bin olması yönünde talep ve istekleri vardır.

Buradan ilgili bakanlara bu gençlerimizin dilek ve taleplerini iletiyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

56.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, Meclis çatısı altında aynı işi yapan işçiler arasında maaş ve özlük hakları konusunda adaletsizlik yaşandığına, Meclis Başkanlığını eşit işe eşit ücret anlayışıyla işçilerin özlük haklarının ve çalışma şartlarının düzenlenmesi için göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, Meclis çatısı altında aynı işi yapan işçiler arasında maaş ve özlük hakları konusunda büyük bir adaletsizlik yaşanıyor. Taşerondan sürekli işçi statüsüne geçirilen işçiler ile aynı işi yaptıkları kadrolu ve 4/B’li olan işçiler arasında ciddi bir maaş farkı var, yanı sıra yemek, ulaşım, kıyafet gibi konularda da eşitsizlik söz konusu.

Örneğin aynı işi yaptıkları mesai arkadaşlarından zaten daha az maaş alan sürekli işçiler, aynı yemeğe yaklaşık 2 katı para veriyor. Bütün gün mesaisini ayakta geçiren, hem Meclisin rutin işlerini hem de bizlerin tüm ricalarını güler yüzle yerine getiren tüm işçilerimizin iş kıyafetlerinin ve iş ayakkabılarının kalitesinin iyileştirilmesi de önem ve öncelik arz ediyor.

Meclis Başkanlığını, eşit işe eşit ücret anlayışıyla işçilerimizin özlük haklarının ve çalışma şartlarının düzeltilmesi için göreve davet ediyorum.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104) (Devam)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 1- 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanununun 52 nci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

‘MADDE 52- Türkiye Gümrük Bölgesinde bir yerden diğer bir yere transit rejimi kapsamında taşınarak varış gümrük idaresine sunulan serbest dolaşımda olmayan eşyaya 41 ila 50 nci madde hükümleri uygulanır.’”

         Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Ayhan Erel              Feridun Bahşi

                       Adana                               Aksaray                        Antalya

                  Yasin Öztürk                    İbrahim Halil Oral

                      Denizli                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral.

Buyurun Sayın Oral. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 104 sıra sayılı Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, uluslararası ilişkilerde başarı, meydanda kazanılan zaferleri masa başında da devam ettirmek demektir. ABD ve Rusya’yla varılan mutabakatlar, Barış Pınarı Harekâtı’nda ilk hedeflediğimiz bölgenin temizlenmesi yönünde bir kazanımdır ancak bu süreç, diplomatik olarak kabul edilemez olaylara sahne olmuştur.

Biz çocuklarımıza, torunlarımıza ecdadımızı överken Osmanlı sadrazamının Avusturya arşidüküne eşit kılınmasını anlatırdık. Bu diplomatik üstünlükle büyük devlet olma gururunu yaşardık, yaşatırdık. Şimdi biz çocuklarımıza ABD Başkan Yardımcısı ile Sayın Cumhurbaşkanımızın bir masanın başında eşit bir şekilde oturmasını nasıl açıklarız? Dün, İsrail’le alçak koltuk krizi iş işten geçtikten sonra özürle çözülmüştü. Şimdi nasıl çözülecek? Sayın Cumhurbaşkanımız o iğrenç mektupla alakalı “Sonra bakarız.” minvalinde sözler söyledi. Bu nasıl iştir? İç politikada Sayın Cumhurbaşkanımıza bunun zerresi kadar sözler söylense ne hainliği kalır ne de FET֒cülüğü. Bir tarafta başarı varsa da Trump’ın sözleri, mektubu ve mutabakat fotoğrafındaki eşitlik durumu diplomatik bir yenilginin resmidir. Lozan görüşmelerine girerken kendisine gösterilen alçak sandalyeye oturmayan ve bu hakareti düzelttirene kadar müzakerelere başlamayan İsmet Paşa’nın siyasi duruşunu okumalı ve ders almalısınız.

Kıymetli milletvekilleri, İstanbul’da milyonların gözü önünde, Haydarpaşa ve Sirkeci gibi milletimizin kültürel ve tarihî değerleri resmen peşkeş çekilmektedir. Garın kültür ve sanat faaliyetlerinde kullanılması için ihale açılmıştı. Önce, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ihaleye sokulmak istenmedi. Sayın İmamoğlu, ihaleye girilmesi için uğraştı ve başardı. Bu sefer de yapılacak pazarlığa İstanbul Büyükşehir Belediyesinin şirketleri davet edilmedi. Şimdi, Sayın İmamoğlu, 16 milyon İstanbullu adına konuyu mahkemeye taşıyor. Sormak istiyorum: İstanbul Büyükşehir Belediyesi bugün AK PARTİ’de olsaydı hiç böyle meselelere muhatap olacak mıydık?

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Bir daha mümkün değil, sormayın onu ya.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) - Ama biz millet adına sormak zorundayız.

Saygıdeğer milletvekilleri, İstanbul’da yaşanan bu hadisenin bir benzeri Ankara’da oldu. Ankara’da gar arazisinde tarihî binalarımız vardı. Bir sabah uyandık, binaların üstünde “Medipol Üniversitesi” afişleri asılmış durumdaydı. Buradan Sayın Fahrettin Koca’ya da seslenmek istiyorum: Kendi üniversitenize, hastanenize bina toplamaya çalışacağınıza Ankara’mızda her şeyiyle hazır, Gölbaşı ilçemizde kurulmuş olan LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesinin 400 yataklı olması için ruhsatı lütfen verin. Oradaki hizmetleri engelleyip kendinize bina kapatmaya çalışmanız, Türkiye Cumhuriyeti devleti adına utanç vericidir, inciticidir, vicdanlarımızı karalayıcıdır ve yaralayıcıdır.

Sayın milletvekilleri, Ankara Garı’nı milletimizin elinden almaya çalışanlar, şimdi de İstanbul’da Haydarpaşa ve Sirkeci Garlarını almaya çalışıyor. Bu kültürel ve tarihî değerler hiç kimseye peşkeş çekilemez. Bu işi planlayanları aklıselime ve hatadan dönmeye davet ediyorum, bütün milletvekillerimizi de vicdanlarının sesini dinlemeye ve milletimizin değerlerinin peşkeş çekilmesine “Dur!” demeye çağırıyorum.

Sayın milletvekilleri, hudut namustur. Ekonomik hudutlarımız gümrüklerimiz ve gümrük uygulamalarımızdır. Bu hudutları korumak namus borcumuzdur. Bu bağlamda, getirilen Gümrük Kanunu teklifi genel manada olumludur ancak görülmektedir ki kanun teklifi hazırlanırken çeşitli istişare mekanizmaları çalıştırılmış olsa da başta gümrüklerle iş yapan sektör temsilcilerinden yeterli görüş alınmamıştır. Teklif, beklenen geniş kapsamlı bir gümrük düzenlemesinden çok, bazı cezaları ve muğlaklıkları toparlayan dar kapsamlı bir kanun boyutundadır. Umarım kanun teklifindeki eksiklikler Genel Kurul süresince istişare edilir ve düzeltilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, gümrüklerimizle alakalı düzenlemeler yaparken gümrüklerimizin asayişini ve düzenini sağlayan gümrük muhafaza memurlarımızı unutmamamız gerekir.

Bu vesileyle 2016 yılında Atatürk Havaalanı’nda yaşanan korkunç terör saldırısı sırasında 1 teröristi kahramanca engelleyen ve şehit olan gümrük muhafaza memuru Umut Sakaroğlu ve bütün gümrük muhafaza şehitlerini rahmetle anıyorum.

Gümrük muhafaza memurlarımızın bir süredir özlük haklarıyla alakalı talepleri ve mücadeleleri var, bunlara kulak vermeliyiz. Yıpranma hakları, kadro statüleri, hizmet tazminatları ve tayin durumlarıyla alakalı iyileştirmeler yapılmalı ve gümrüklerde hudut namusumuzu koruyan bu kahraman personele haklarını teslim etmeliyiz.

Başkanım, teşekkür ederim.

Bu duygularla hepinizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde geçen “olmayan” ifadesinin “bulunmayan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Müzeyyen Şevkin                      Ahmet Akın             Tahsin Tarhan

                       Adana                               Balıkesir                       Kocaeli

          Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu               Turan Aydoğan          Tacettin Bayır

                      Manisa                               İstanbul                         İzmir

                 Hüseyin Yıldız                        Aydın Özer

                       Aydın                                Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 20 madde olarak Genel Kurula sunulan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geneline bakıldığında, ne yazık ki ilgili sektörlerin görüşü alınmadan, özenmeden hazırlanmış ve bürokratlar tarafından alelacele gündeme getirilmiş olduğu görülmektedir.

Yeni sistemde kanun tekliflerinin bakanlıklar eliyle değil, doğrudan milletvekilleri tarafından hazırlanacağı ve görüşüleceği “Vatandaşların ihtiyaçlarına daha net çözümler üretilecek.” denilmesine rağmen -Gümrük Kanunu’nda olduğu gibi- “yeni sistem” denilen ancak ne olduğu belli olmayan bir işleyişin sağlıklı sonuçlar doğurmadığı, vatandaşın sorunlarına çözüm bulmadığı gibi, çözümsüzlük yarattığı da görülmektedir.

Kanun teklifi hazırlanırken ithalat ve ihracat yapan firmaların, ilgili derneklerin, konulara ilişkin bileşenlerin görüşü alınması gerekirdi. Sektör temsilcileri kanun teklifini muhalefetten öğrenmiş olduklarını bizlere aktardılar.

Değerli milletvekilleri, Ticaret Bakanlığının verilerine göre 2018 yılı toplam ihracatı 168,1 milyar dolar, ithalatı ise 223,1 milyar dolardır. Bu kanun teklifinde ne yazık ki ihracatın ithalatı karşılamasına yönelik herhangi bir çalışmanın yer almadığını görüyoruz.

İkinci olarak, cezalardaki indirimlerde de kaçakçılığa âdeta davetiye çıkarma anlamı içeren cezaların az tutulması görülmektedir. Yine kanun teklifinde iyi niyet ile art niyet arasında kesin çizgiler belirtilmemiş, bir belirsizlik yaşanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 1’inci maddede yurt içi ve yurt dışı transitte güvenlik ve kaçakçılığın önlenmesine dair tedbirlerin yetersiz olduğu ve suistimallere açık olduğu alenidir. Örneğin, birinci sınıf olan Mersin Limanı’ndan yapılan oyuncak ithalatının neden Urfa’ya taşındığına ilişkin -basında yer almış olmasına rağmen- hâlâ bir netlik yoktur ne yazık ki.

Değerli milletvekilleri, tabii, gümrükle ilgili söylenecek çok şey var, değerli milletvekillerimiz aktardı ama ben burada Adana üzerinden birkaç örnek vermek istiyorum. Türkiye’de, tarımda, çiftçinin kamu ve özel bankalara borcu toplam 107 milyar Türk lirası değerli milletvekilleri; Adana özeline baktığımızda, bu borcun 4,4 milyar Türk lirası olduğunu görüyoruz. Değerli milletvekilleri, bu kredilerin geri dönüşlerinde, geçmiş dönemde yüzde 2 kayıp yaşanırken, şu anda bu oran yüzde 6; zorluk yaşamaktadır çiftçi.

Bilindiği gibi, Adana’da, geçen yıl meydana gelen yağışlar ve poyraz nedeniyle narenciyede yüzde 70-80 oranında kayıp yaşanmıştır, yine pamukta yüzde 30 oranında kayıp yaşanmıştır.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, çiftçilerimiz ne yazık ki borçlarını ödeyemedikleri için gelecek yılla ilgili de yeni kredilerin açılması, Ziraat Bankası tarafından çiftçilerimizin bu borçlarının en az iki yıl boyunca ertelenmesi, faiz oranlarının düşürülmesi ve gelecek yıl da yine çiftçinin önünün açılarak kredilerin temin edilmesi lazım. Bir atasözünden bahsetmek istiyorum: Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek yıl çıkmış yani biliyorsunuz, gelecek yılı düşünmek zorunda çiftçiler, değerli kardeşlerim.

Evet, yine, kamu bankaları yüzde 10 gösterge faizi üzerinden çiftçiyi sübvanse ederken ekonomik kriz nedeniyle bu, yüzde 16’ya çıkarılmıştır. Ticari kredilerde bir iyileştirme yapılarak bu oran yüzde 13’e çekilmiş ama çiftçiye hâlâ yüzde 16 üzerinden gösterge faizi uygulanmaktadır. Çiftçiler bu faizin de düşürülmesini beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, çiftçiye para bulamıyoruz ama kamuda ne yazık ki 115 bin araç yer almakta yani makam aracı sayısı 115 bin. Peki, Fransa’da ne kadar arkadaşlar? Yüz ölçümü bize benzeyen Fransa’da sadece 2 bin makam aracı var, İtalya’da 26 bin makam aracı var. Yani makam araçlarına para bulan bu Hükûmet ya da bu yönetim -yönetim diyelim, hükûmet yok çünkü artık- bu bakanlar çiftçiye, çiftçinin faizinin ertelenmesine de para bulabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Hemen bitireceğim efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, yine, Adana’nın Aladağ ilçesinden bahsetmek istiyorum. Maden potansiyeli olan bir ilçemizdir; 1,5 milyar ton krom rezervi olan bir ilçemizdir ve teşviklerden yeterince yararlanamadığı için, enerjide de son yapılan zamlardan sonra şu anda orada sektördeki madenciler ne yazık ki maaş ödeyemez duruma gelmişlerdir. Katma değeri yüksek olan bu ilçemizde hastanede uzman doktor bulunamamaktadır. Köy yolları bozuk olduğu için ve sizler köy okullarını kapatıp taşımalı eğitime geçtiğiniz için o köy okullarından gelen kızlarımız Aladağ’da yangında hayatını kaybetmiştir arkadaşlar. Değerli milletvekilleri, Aladağ ilçemizde mutlaka hem orman köylüsünün desteklenmesi hem de maden sektörünün desteklenmesi gerekiyor.

Emeklilikte yaşa takılan kardeşlerimize “Çift dikiş maaş alıyorsunuz.” “türedi” diyenler, “Üniversite mezunlarına iş bulmak zorunda değiliz.” diyenler, iş arayan kadına “Kocan çalışmıyor mu?” diyenler kaynak üretmek zorundadır arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Ben bütçe görüşmeleri çerçevesinde bu kaynakların doğru olarak değerlendirilmesini diliyorum. Emeklilikte yaşa takılanlara, atanamayan öğretmenlere ve çiftçiye bu kaynakların yaratılmasını diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 2- 4458 sayılı Kanunun 86 ncı maddesine 2 nci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“3. 183 ve 184 üncü maddeler kapsamında bir gümrük yükümlülüğü doğduğunda, asıl sorumlu transit rejimine tabi tutulan eşya ile ilgili olarak gümrük idaresine karşı mali olarak sorumludur. 5607 sayılı Kanun uyarınca gümrük idaresince işlem yapıldığı hallerde, asıl sorumlunun sorumluluğunun belirlenmesinde fiilin işlenmesinde dahlinin bulunup bulunmadığı hususu dikkate alınır.”

         Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Ayhan Erel              Feridun Bahşi

                       Adana                               Aksaray                        Antalya

                  Yasin Öztürk                      Fahrettin Yokuş

                      Denizli                                Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Gümrük Kanunu’nda değişiklik yapmak üzere getirilen yasa teklifi üzerinde görüşlerimi beyan etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, sizlere öncelikle, gümrüklerde görev yapmış, İnsan Kaynakları Başkanlığı yapmış bir çalışanın şu sözünü anlatarak başlamak istiyorum. Diyor ki bu İnsan Kaynakları Başkanlığı yapmış kardeşimiz: “Gümrük teşkilatındaki yönetim tarzı personelin kalbine ve ruhuna önem veren, üretici niteliğini gözeten ve bunu yükseltmeye çalışan nitelikte değildir.” Bu önemli tespit üzerinden konuşmamı sürdürmek istiyorum.

Mevcut yasa teklifi yasalaşıp yürürlüğe girdiğinde 20 bine yakın gümrük çalışanı bu mevzuatı uygulamaya başlayacak ama gelin görün ki gümrük çalışanlarına bu yasayla ilgili -derneklerine, sendikalarına, kurumlarına- bir soru sorulmamış, görüş alınmamış yani çalışanlara “Siz bu düzenlemeyle ilgili ne düşünüyorsunuz?” diyen olmamış ve gümrük çalışanlarının sorunlarıyla ilgili de maalesef, burada ciddi bir şey getirilmemiş.

Bilinmelidir ki gümrüklerde görev yapan çalışanlar huzursuz ve mutsuzdur, hak ettiklerini alamamaktadır. Çalışanları huzursuz ve mutsuz olan bir kurumun nitelikli hizmet vermesi mümkün değildir. Hepimiz biliyoruz ki gümrükler bir devletin dışa açılan yüzüdür. Gümrüklerde yaşanan her olumsuzluk ülkemizin imajını olumsuz etkiler.

Değerli milletvekilleri -burada da ifade edildi- dış ticaret hacmimizin yıllık 400 milyar dolara yaklaştığı bir süreçte bütün gümrükleme işlemleri bu 20 bin çalışanın sırtından geçmektedir. On yedi yıllık AK PARTİ iktidarında gümrük çalışanları maalesef mevcut haklarından geriye götürülmüştür. Düşünebiliyor musunuz, kendileri gümrüklemeye giderler ve gümrüklemeye gittikleri işlemi yaptıktan sonra ilgili firmalar gümrük adına para yatırırlar Gümrük Bakanlığına. Bu paralar normal şartlarda eskiden bütün personele dağıtılırdı, sonra AK PARTİ iktidarımız -sağ olsun- “Memurlara fazla gelir bu paralar.” dediler, bu gelirlerin yüzde 50’sini hazineye aktardılar ve böyle olunca gümrük çalışanları maalesef ekonomik olarak daha da geriye götürüldüler.

Şimdi, gümrük çalışanları dendiği zaman hiç kimse normal devlet memuru gibi düşünmesin. Bu kardeşlerimiz, haftalık altmış üç saat çalışanlarımız, 7/24 kapılarda görev yapanlarımızdır. Bu insanlar gece gündüz çalışmanın karşılığında da hakkını alamayanlardır.

Bugün gümrük kapılarımızın teknik donanım eksikliği vardır. Mobil x-ray cihazlarımızın bir kısmı yoktur. Bazı yerlerde yerleşik x-ray cihazlarının alternatifi de yoktur. Bunu niye söylüyorum? Bir gümrük kapısında bu x-ray cihazı arızalandığı zaman alternatifi, yedeği olmadığı için gümrük kapılarında yığılmalar oluyor hem vatandaşımızın hizmeti aksıyor hem çalışanlarımızın psikolojileri de böylelikle bozuluyor.

Değerli milletvekilleri, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizdeki gümrük kapılarında terör ve kaçakçı tacizleri geçtiğimiz yıllarda onlarca gümrük çalışanımızı perişan etmişti. PKK terör örgütü 2015 yılında -bildiğiniz gibi- gümrük çalışanlarımıza dadanmış, bu kardeşlerimizi kaçırmış ve Habur Gümrük Kapısı başta olmak üzere zaman zaman gümrük çalışanları toplu saldırılara uğramıştı. Birçok gümrük kapımızın olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da, ne yazıktır ki o gümrük kapılarının bulunduğu ilçelerde halk için gümrük kapıları bir gelir kapısı oluşturmuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Milletvekili.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Ancak bu gelir kapısı oluşma şeklini ortadan kaldıracak bir organizasyon Bakanlık tarafından yapılmamış. Özellikle nöbet değişim saatlerine denk getirilen girişler nedeniyle kaçakçılık almış başını gitmiş ve kaçakçıları yakalayan memurlar maalesef zaman zaman cezalandırılmışlardır. Sebebi ne? Bölgedeki etkin etnik yapının birileri tarafından olağanüstü kullanılmasından dolayı.

Gümrük kapılarında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da lojman eksikliğimiz vardır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya giden memurlarımızın büyük bölümü ailelerini götürememektedir ama Ticaret Bakanlığımız –yeni adıyla- bu bölgelerimizle ilgili, burada çalışanlara ne ekonomik katkı sağlıyor ne de 5 bölgeli sistemi 3’e indirip bu bölgelerde daha az sürelerde kalarak ya da çalışanları teşvik ederek huzurlu, güvenli bir hizmet sunmalarını sağlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Elbette diyeceğimiz çok söz var. İnşallah ikinci bölümde tekrar gümrük çalışanlarının sorunlarını buradan dile getireceğim.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde geçen “kapsamında” ifadesinin “çerçevesinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Müzeyyen Şevkin                      Ahmet Akın             Tahsin Tarhan

                       Adana                               Balıkesir                       Kocaeli

          Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu               Tacettin Bayır          Hüseyin Yıldız

                      Manisa                                 İzmir                           Aydın

                 Turan Aydoğan                                                       Aydın Özer

                     İstanbul                                                                Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu.

Buyurun Sayın Bakırlıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Gümrük Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Söz konusu madde, Gümrük Kanunu’nun 86’ncı maddesinde düzenlemeyi öngörmekte. Gümrükler, yerel ticaretin uluslararası ticaretle buluşmasını sağlayan kapılardır. Dolayısıyla gümrük uygulama politikaları birçok sektörü doğrudan etkilemektedir, bunların başında da tarım sektörü gelmektedir.

Geçtiğimiz sene bu kürsüden Afrin’den gelen zeytinyağının üreticimize verdiği zararları anlatmıştım. Hatırlayacağınız üzere, geçtiğimiz sene zeytin sezonunun en hareketli döneminde Tarım Kredi Kooperatiflerine ihraç kaydıyla Afrin bölgesinden zeytinyağı ithal etme yetkisi verilmiş ve bu olay, zeytinyağı ve zeytin fiyatlarında trajik bir düşüşe yol açmış, beraberinde tartışmaları getirmişti. Konunun muhatabı, karar verici Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, konuyla ilgili sadece 5 bin ton zeytinyağının geleceğini, bu kadar yağın piyasayı etkilemeyeceğini iddia etmişti. Biz ise tam tersi bu 5 bin ton yağın piyasayı olumsuz etkileyeceğinden bahsetmiştik.

Değerli milletvekilleri, özellikle zeytinin bol olduğu sezonlarda zeytin fiyatları zeytinyağı fiyatlarıyla doğrudan ilişkilidir. Yağın fiyatı yağlık zeytin fiyatlarını, yağlık zeytin fiyatları da zeytin fiyatlarını etkiler. Geçtiğimiz sezon yaşanan da tam olarak buydu. Afrin’den gelen yağ, zeytinyağı ve zeytin fiyatlarını etkilemiş, artan maliyetlerin altında ezilen çiftçimizin oldukça kötü bir sezon geçirmesine neden olmuştur. Süreç içerisinde Ticaret Bakanlığına, Tarım ve Orman Bakanlığına, Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğüne ve Tarım Kredi Kooperatiflerine çeşitli defalar soru önergesi verdik. Afrin’den ne kadar zeytinyağının geldiğini, maliyetinin ne olduğunu, daha ne kadar zeytinyağının geleceğini sorduk, emin olun sağlıklı bir bilgiye ulaşamadık. Önceleri “5 bin ton yağ getireceğiz.” diyen Tarım Bakanı “Ne kadar yağ getireceksiniz?” sorusuna cevap veremedi. Aynı soruya Tarım Kredi Kooperatifileri “Talep kadar.” yanıtını verdi, talep kadar. Yani olay Tarım Bakanının kamuoyuna bildirdiği gibi değildi, herhangi bir limit yok, kısıtlama yok, yeter ki Afrin’de yağ olsun, yeter ki biz de bu yağa müşteri bulalım. Hâl böyle olunca ve piyasada 5 bin tonun çok üzerinde yağ geldiği dile getirilmeye başlayınca biz bu kuruluşlara aynı soruları defalarca sormaya başladık. En sonunda, Tarım Kredi Kooperatifleri, geçtiğimiz sezon 26 bin ton zeytinyağını ihraç kaydıyla getirdiklerini kabul etti, 26 bin ton! 5 bin ton nerede, 26 bin ton nerede? 5 katından daha fazla.

“5 bin ton zeytinyağı piyasayı bozmaz.” diyen Tarım Bakanına sormak gerekir: 26 bin ton zeytinyağı ithalatı piyasayı etkilemez mi? İhraç kaydıyla da olsa “5 bin ton zeytinyağı ithal edeceğim.” demek iç piyasayı etkiler. İhraç kaydıyla da olsa 26 bin ton zeytinyağı ithal etmek piyasayı toz duman eder. Geçen sene yaşanan tam olarak budur.

Geçtiğimiz sezon başında düşürülen fiyatlar uzun süre kıpırdamadı, çiftçimiz ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kaldı. Bu sezon da aynı senaryo uygulanmaya başlandı çünkü kural yok, kota yok, limit yok. Tarım Kredi Kooperatiflerine “Bu sene Afrin’den yağ getirecek misiniz?” diye sorduk. “2019-2020 sezonunda aynı şartlarda zeytinyağı ithalatı planlanmaktadır.” cevabını aldık. İthal edilen 26 bin ton yağın 23 bin tonu ihraç edilmiş yani 3 bin ton yağ şu an depolarda durmakta ancak bu yağın depolarda olmadığı, iç piyasaya sokulduğu iddia edilmekte ki bu, çok ciddi bir iddiadır.

Değerli milletvekilleri, bu uygulama herhangi bir gümrük rejimine uymamaktadır. Bu yağ özel izinle getirilmekte. İşin kötüsü, Afrin zeytinyağının Türk menşeli yağ olarak satıldığı iddia edilmekte. Kota yok, limit yok, kural yok, denetleme yok. Ne kadar yağ getireceksin? Cevap: “Afrin’de ne kadar yağ varsa, ne kadar satabilirsem.” Böyle bir şey devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz, bu durum sürdürülebilir bir şey değildir. Bakın, sezon başında 20 lira olan yağ fiyatları gene düşmeye başladı. Orhangazi Ziraat Odası zeytinin maliyetini çıkartmış. Bu araştırmaya göre maliyetler geçen seneye göre yüzde 45 artmış. 1 kilogram zeytinin maliyeti 4 lira 35 kuruş. Üretici henüz ne kadar destekleme alacağını bilmiyor. Artan maliyetler, azalan fiyatlar üreticiyi perişan etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) – Tamamlayabilir miyim?

Tüm bu şartlar altında Afrin’den neden yağ gelmekte? Ve daha ne kadar yağ gelecek? Biz bu soruların cevaplarını bilmiyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu konuda yani Afrin’den gelen yağ konusunda çok ciddi iddia ve ithamlar bulunmaktadır.

Özetle, şu an içinde bulunduğumuz durum kabul edilemez ve biz bunu kabul etmiyoruz.

Bu duygularla Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri okutup aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederim.

“MADDE 3- 4458 sayılı Kanunun 167 nci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendine ‘Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı,’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘Savunma Sanayii Başkanlığı,’ ibaresi ilave edilmiştir.”

         Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Ayhan Erel Muhammet Naci Cinisli

                       Adana                               Aksaray                       Erzurum

                  Yasin Öztürk                       Feridun Bahşi

                      Denizli                               Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Yeterli çoğunluğumuz olmadığından katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Erzurum Milletvekili Muhammet Naci Cinisli. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Cinisli.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Gazi Meclisimizin kuruluşunun 100’üncü yılını kutlayacağımız bu yasama yılında, milletimizin sabırsızlıkla çözüm beklediği konularda samimi çalışmalarda bulunacağımıza inanıyorum.

Ayrıca, yurt içi ve yurt dışında görev başında olan kahraman askerlerimize kolaylıklar, başarılar dilerim, Allah yardımcıları olsun.

Değerli milletvekilleri, Gümrük Kanunu’nda yapılmak istenilen değişiklikle ilgili olarak 3’üncü madde üzerinde söz aldım. Değişiklikle, millî savunma ve iç güvenlik amacıyla ülkemize ithal edilen eşyalara gümrük vergilerinde muafiyetler tanınmakta. Peki, şimdiye kadar bu bağlamda ithal edilen eşyalar gümrük vergisinden muaf değil miydi? Bu maddeye neden ihtiyaç duyuldu?

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi öncesinde Millî Savunma Bakanlığına bağlı Savunma Sanayii Müsteşarlığı muafiyetten yararlanmaktayken, sistem değişikliği sonrası Müsteşarlığın Cumhurbaşkanlığına bağlanmasıyla oluşturulan Savunma Sanayii Başkanlığının aynı muafiyetten yararlanıp yararlanmadığına dair tereddütler oluşmuş. Bahse konu madde, Savunma Sanayii Başkanlığına da bu muafiyetlerin tanınarak tereddütlerin giderilmesiyle ilgili.

Aslına bakılırsa, yeni sistem bizlere çok daha farklı boyutlarda tereddütler yaşatmakta. Yeni hükûmet sistemi gereksiz karışıklıklara meydan vermekte. Bürokrasiyi azaltma vaadiyle sunulmuş bu sistem, açıkçası, yepyeni bürokratik bir bilmeceyle bizleri karşı karşıya bırakıyor. Bırakın bu yeni yapıyı, en ideal başkanlık sistemine bile sahip olsak hem kurumlarımızın hem de bürokratik yapının uyum sağlaması, milletimizin refleks göstermesi, en iyi ihtimalle azami yirmi yıllık bir sürecin sonunda mümkün olabilir. Teknolojinin zamanın akışından hızlı geliştiği günümüz dünyasında, yirmi yıllık bir zaman dilimi, gelişmiş ülkeler ile aramızdaki farkın daha da açılmasına neden olur. Hem yasama faaliyetlerimizin kalitesini artırarak Meclisimizin saygınlığını korumak hem de içinde bulunduğumuz hükûmet sisteminin Meclisimizi işlevsiz hâle getirmesini önlemek için yüz elli yıllık bir tecrübeye sahip olduğumuz iyileştirilmiş parlamenter sisteme geçişi bir an önce sağlamalıyız.

Ayrıca, kanun teklifleri hazırlamak ve denetim faaliyetlerinde bulunmak biz milletvekillerinin iki ana görevin oluştururken pratikte yeni uygulama, yürütmenin Meclis çalışmaların belirlemesi yönünde. Kanun yapım sürecinde prosedürel olarak izlenmesi gerekli adımlar olmasa hiçbir şekilde bilgimizin olmayacağı durumlarla karşı karşıya kalıyoruz. Komisyonlarda iktidar-muhalefet partileri bir arada, milletimizin menfaatine uygun olarak çalışamıyoruz. Gözlerimizin önünde âdeta bir meclisçilik oyunu oynanmakta.

Değerli milletvekilleri, millî savunmamızla ilgili olarak ithal edilen eşyaların gümrüksüz olarak ülkemize getirilmesi, gayet makul ve uzun yıllardır yürürlükte olan bir uygulama ancak hak verirsiniz ki bu türde eşyaların kendi sanayimiz tarafından üretilebilmesi, millî güvenliğimizin sağlanmasında daha zaruri, etkili ve önemlidir. Diğer yandan, bahse konu eşyaları ithal etme ihtiyacı duyan devlet kurumlarımızın, hangi ülkenin hangi ürünlerine ihtiyaç duyduklarını belli bir plan program çerçevesinde mi yoksa farklı yabancı şirketlerin farklı fiyatlardaki ürünlerini sunması ve ikna kabiliyetleriyle mi tercihlerini belirledikleri, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Bu bakımdan, tercih nedenlerinin şeffaflıkla kamuoyuyla paylaşılması ve standartların oluşturulması kurumlarımızın yıpratılmasının da önüne geçecektir.

Ayrıca, bahse konu ithalatın devlet eliyle mi yoksa özel sektör tarafından mı gerçekleştirileceği, ithalatı düşünülen eşyaların hangi kriterler çerçevesinde, kimler tarafından belirleneceği gibi teknik bilgilerin de Meclisimizde görüşülmesi sağlanmalıdır.

Bununla birlikte, yerli üretimle ihtiyacın karşılanması teşvik ve tercih edilmeli; bu yönde, rekabet edilebilir bir sanayinin oluşmasına kolaylaştırıcı tedbirlerle destek olunmalı. Bu fikirleri gerçekleştirebilecek sanayici ve girişimcilerimizin ihtiyaç duyabileceği fırsat eşitliğini yasama organı olarak bizler sağlamalıyız.

Öte yandan, savunma sanayimiz deyince ilk akla gelen, savunma sanayimizin can damarlarından biri olan Sakarya Tank Paletin gözlerden uzak, yirmi beş yıl süresince özelleştirme programına alındığını öğreniyoruz. Üstelik savunma sanayisinin en önemli işlerini gören bu fabrikanın işletmeci statüsünü, ebet müddet yaşayacağından şüphemiz olmayan devletimizin güvencesinden koparıp, yabancı bir ülkenin finanse ettiği, her türlü finansal riske açık özel bir şirkete maalesef devrediyoruz. Romantik düşüncelerle ülkemize dost olduğu farz edilen bu yabancı ülkenin, Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama ve sondaj hakkı elde etmek için ülkemizin karşısında blok olarak yer alan ülkelerle anlaşmalara vardığını görürsek tekrar ne kadar vahim bir hata içine kendimizi attığımızı daha iyi anlamış oluruz.

Sözlerimin sonunda, milletvekili olduğum memleketim Erzurum ve Erzurum gibi soğuk kış şartlarından etkilenen diğer şehirlerimizdeki kadirşinas halkımızın son zamlarla fahiş fiyatlara çıkan doğal gaz ve elektrik kullanımında büyük zorluklar çekeceklerini, belki de kullanamayacaklarını belirtmek isterim. Geçtiğimiz yasama yılında kıştan en çok etkilenen şehirlerimizin kullandığı doğal gazla ilgili verdiğim kanun teklifinin bu yıl yüce Meclisimizce değerlendirilmesini rica ederim. İnsanlarımızın soğuk kış günlerinde 21’inci yüzyıl şartları yerine daha iptidai şartlarda yaşamaya mecbur bırakılmasının zulüm olacağını ifade eder, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklifi’nin 3’üncü maddesinde geçen "ibaresinden” kelimesinin, "ifadesinden” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Müzeyyen Şevkin                      Ahmet Akın             Tahsin Tarhan

                       Adana                               Balıkesir                       Kocaeli

          Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu               Tacettin Bayır          Hüseyin Yıldız

                      Manisa                                 İzmir                           Aydın

                 Turan Aydoğan                       Aydın Özer                Mahir Polat

                     İstanbul                              Antalya                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yeterli çoğunluğumuz olmadığından katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekili Mahir Polat.

Buyurun Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan Gümrük Kanunu’ndaki değişiklikle ilgili söz almış bulunmaktayım. Efendim, Gümrük Kanunu değişikliği görüşülmeye başlayacağı zaman gümrük müşavirlerinde, gümrük memurlarında ve sektörde iş yapan dış ticaretçilerde çok ciddi bir heyecan uyandırmıştı fakat teklif önümüze, komisyonlara geldiği zaman teklifin içinde koca bir boşlukla karşı karşıya geldik, sadece cezayla ilgili birtakım madde düzenlemeleri vardı; oysaki gümrüğün beklediği, günden güne ağırlaşan mevzuat sorunlarını giderebilecek yeni bir kanun yapmak üzerineydi.

Sorunları üç başlık altında toplayabiliriz: Gümrük müşavirlerinin, gümrük memurlarının ve orada iş yapan dış ticaretçiler açısından sorunları ele almamız mümkün. Dış ticaretçiler ne isterler? Hızlı, seri bir şekilde malları gümrükte çok fazla beklemeden ihraç olsun, ithal olsun isterler fakat bugünkü mevzuatlar buna el vermez. Yolda malı gelen birisi, anında bir değişiklikle, bir tebliğle mallarıyla ilgili ciddi sorunlarla karşılaşabilir. Gümrükteki yasalar birçok kurum adına iş yapıldığı için ciddi çetrefil bir hâl almıştır yani aynı zamanda Türk Standardları Enstitüsü için, aynı zamanda Sağlık Bakanlığı adına gümrükler iş yapar, dolayısıyla mevzuat çok karışıktır.

Biz 4458 sayılı Kanun’u yaptık, arkasından yönetmelikler çıktı, arkasından tebliğler çıkmaya başladı ve bunlar sürekli özel tebliğlerle, genelgelerle genişletilmeye çalışıldı, açıklanır, izah edilir hâle geldi. Bir örnek verecek olursak, dahilde işleme rejimiyle ilgili 2016/12 sayılı Tebliğ’i çıkarıyoruz, arkasından yaklaşık 150 tane genelge, tasarruflu yazıyla gümrükleri yönetmeye çalışıyoruz. Burada da teklif içerisinde birçok çeşitlilik var ve hataya müsait hâldeler.

Yine, gümrük müşavirleriyle ilgili sorunlara bakacak olursak başta 3 defa Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından engellenen oda kanunları var. Bugüne kadar gümrük müşavirlerinin oda kanunlarının çıkarılmamış olması, iktidarın aslında sorumluluğunda ve bir an evvel çıkarmaları gerektiğini söylüyoruz ve bekliyoruz.

Yine, gümrük müşavirlerinin asgari ücretle ilgili sıkıntıları var. Yıldan yıla gümrük müşavirleri enflasyonun altında zamlar alarak eziliyorlar, buna karşılık yaptıkları işlemlerle ilgili cezai müeyyideleri buna paralel değil, çok daha ağır.

Yine, gümrük müşavirlerinin sınavla ilgili sıkıntıları var. İnsanlar dört yıllık fakülte okur, stajlarını yapar, sınava girer, gümrük müşaviri yardımcısı olurlar, hiçbir serbest meslek örgütünde olmadığı şekilde, hiçbir serbest meslek erbabının tabi olmadığı bir sınava tabi olurlar, bu sınava sadece ömürlerinde 3 kere girebilirler. Ne mali müşavirlerde ne avukatlarda böyle bir şey söz konusudur.

Yine, 1615 sayılı Yasa’dan 4458 sayılı Yasa’ya geçerken gümrüklerde çalışan memurlar açısından, üst düzey memurlar yani müdürler, müdür yardımcıları, başmüdür ve başmüdür yardımcıları gümrük müşavirliği belgeleri alabiliyorlardı, 4458 sayılı Yasa’da bunu daralttılar, Gümrük Müsteşarlığının, şimdiki Ticaret Bakanlığının üst düzey bürokratlarına kıyak bir emeklilik şeklinde getirdiler. Bunun da tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.

Yine, gümrük muayene memurlarının beklentileri vardır. Ne bunlar? Uzun zamandır vadedilen gümrük uzmanı olmak. Yine, gümrük muhafaza memurları ki bunlar, önemli 4 kolluk gücünden biridir; bunlar, silah taşırlar fakat silah tazminatları yoktur. Bu arkadaşlarımızın birçoğu lisans ve yüksek lisans mezunu olmalarına rağmen diğer devlet kurumlarındaki memurların ek göstergelerinden daha düşüktür, ortaokul ve lise seviyesindedir.

Başka bir eşitsizlik ise gümrük memurlarının aldığı maaşlardadır. Devletten en az maaş alan gümrük memurlarıdır; 2.600 TL civarında maaş alırlar ve bunların eğer yolluk ve mesaileri olmasa bu arkadaşların yaşama şansı yok.

Yine bu arkadaşların maaşlarının üzerinden gelir vergisi hesaplanırken, diğer memurlarda brüt olarak hesaplanırken bu arkadaşlardaki hesaplamada emeklerinin hakkı olan alacakları mesailerinden kesilir ve yine bu arkadaşlar 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’ndaki mazeret izni konusunda keyfî olarak uygulamalara tabi olur ve hastalık ve mazeret izinlerinden faydalanamazlar.

Başta da söyledik, 11’inci Kalkınma Planı’na da girmek üzereydi gümrük müşavirlerinin oda kanunu ama maalesef, yine buradan söylüyorum, TOBB’un baskısı sonucunda gelmedi; bunu bir an evvel getirmek zorundayız.

Sevgili milletvekilleri, bu yasama döneminde daha anlaşılır, daha sade, daha çağdaş bir gümrük kanunu yapmak zorundayız. Eğer yapamazsak gümrükleri yönetmekte günden güne zorluk çekeceğimizi söylüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde 2 önerge vardır; önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 4- 4458 sayılı Kanunun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (l) bendi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"l) 235 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri, üçüncü fıkrası ve beşinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen eşya ile 237 nci maddesinin üçüncü ve altıncı fıkralarında belirtilen eşya,””

         Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Ayhan Erel              Feridun Bahşi

                       Adana                               Aksaray                        Antalya

                  Yasin Öztürk                        Şenol Sunat

                      Denizli                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Şenol Sunat.

Buyurun Sayın Vekilim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum,.

Evet, Gümrük Kanunu yürürlüğe girdiği tarihten beri 31 kez, 2009’daki Bakanlar Kurulu kararıyla 16 kez değişikliğini de değerlendirdiğimizde 47 kez değişikliğe uğradı. Ayrıca, Gümrük Yönetmeliği de bugüne kadar 37 kez değişikliğe uğramış bulunmakta. Bunlar sayısal değişiklik adedi, değişen madde sayısı ve içeriğini, bu sorunları saymaya maalesef zaman yetmiyor. Bu arada tabii yüzlerce değişen tüzük, tebliğ, genelge, tasarruflu yazı mevcut. Çok basit bir örneklemle bile durumun vahameti maalesef ortada. Mesela dâhilde işleme rejimi kararı, bu kararın madde sayısı 29, karardaki geçici madde sayısı 22. Maalesef geçici madde uygulamaları bu işin yaklaşık on yedi yıllık modası. Bu karar bugüne kadar 18 kez değiştirildi. Geçici maddelerin tebliğ madde sayısını geçmesine çok az kaldı. Yani bu tebliğ -biraz önce de ifade ettiğim gibi- 26 kez değiştirildi. Gün geçmiyor ki mevzuat değişikliklerine yenisi eklenmesin, gün geçmiyor ki kanunlarda değişiklik yapılmasın. Artık durum o kadar olağan hâle geldi ki denetim, istişare, görüş, itiraz mekanizmaları da devre dışı kalınca istenen şey, istendiği zaman, istenilen kişiye ve istenildiği şekilde değiştiriliyor. İşte, bu tür uygulamalarla kantarın topuzunu kaçırdınız, içinde bulunulan durum içinden çıkılmaz hâle geldi.

Sayın milletvekilleri, devlet olarak çok sağlam bir gümrük politikamız olmalı. Gümrük kaçakçılığını önlemelisiniz, önlemeliyiz. Kaçakçılıkla mücadele etmek, günümüzde yalnızca devletin ekonomik giderlerini korumak için değil, ayrıca bundan yararlanan yasa dışı terör örgütlerinin maddi güçlerini ortadan kaldırmak açısından da çok önemli.

Yeri gelmişken, devlet adamı, dürüstlüğüyle temayüz etmiş, Gümrük Bakanlığı deyince akla ilk gelen, aynı zamanda çok kısa bir sürede kaçakçılığı büyük ölçüde önlemiş eski Bakan, büyük vatansever Gün Sazak Beyefendi’yi de buradan rahmetle ve minnetle anıyorum.

Kaçakçılıkla mücadele için yapılması gereken, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda veya benzer kanunlarda sadece suçların cezalarını ağırlaştırmak değil; gümrüklerde idari, mali, iktisadi ve hukuki tedbirler almaktır. Politikanız olmazsa ihtiyaca göre, ona göre, buna göre anlık, günlük keyfî uygulamalar yaparsınız ki bu durum, bu belirsiz durum var olan gücü erittiği gibi, o an için ihtiyacın ne olduğuna göre değişen işler, her kesim için sorun yaratır. Bugün ihtiyacınız olan sıcak para anında tahsil edilecek vergiyse buna göre önlem alarak işlem tesis edersiniz ki sonuç hayırlı olmamaktadır. Ülkenin ihtiyacı olmayan ürünlerin ithaline sonuna kadar izin verdiniz, veriyorsunuz, hatipler ifade ediyor, ülkemizin tüm değerleriyle birlikte üretimini, üretenini, tüketenini, tedarik zincirindeki herkesi zor duruma sokuyorsunuz. Bu durumda işsiz, aşsız, borçlu, dertli ve üretemeyen mahkûm bir ülke yaratıyorsunuz. Aynı zamanda uluslararası ticaret yaptığınız diğer ülkeler için her zaman avantajlı bir alan da oluşturmuş oluyorsunuz.

Bir de hatırlatayım, hem bu kanunu hazırlayan milletvekillerine hem de saray bürokratlarına: Evet, bu kanunun 3’üncü maddesinde -gözüme çarpan- şöyle diyor: “Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığından sonra…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Lütfen, rica ediyorum.

Madde 3’te -yani genellikle saray bürokratları tarafından kanunların, kanun tekliflerinin hazırlandığı göz önüne alındığında- şöyle diyor: “Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığından sonra gelmek üzere…” diye devam ediyor 3’üncü madde. Ya, lideriniz, dünya lideriniz 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile müsteşarlığı kaldırdı. Müsteşarlık bakanlık oldu. Düzeltin, sonra sizlere kızabilir, şimdiden uyarmış olayım. Biz nasıl olsa zamanı gelince bu ucube sistemi zaten değiştireceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanun’unda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde geçen “üçüncü fıkrası ve beşinci” ifadesinin, “üçüncü fıkrası ile beşinci” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Müzeyyen Şevkin                      Ahmet Akın             Tahsin Tarhan

                       Adana                               Balıkesir                       Kocaeli

                 Turan Aydoğan               Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu   Gökhan Zeybek

                     İstanbul                               Manisa                        İstanbul

                 Hüseyin Yıldız                      Tacettin Bayır               Aydın Özer

                       Aydın                                 İzmir                         Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gümrük kapılarımızın önemli bir kısmı da demir yolları ile denizin birleştiği noktalardadır. İstanbul’umuzda da demir yollarını denizle buluşturan 2 tane büyük tarihsel yapı vardır, bunlar Haydarpaşa Garı ve Sirkeci Garı binalarıdır. Bilindiği üzere, uzun zamandır bu 2 gar binası yeni yapılmış olan raylı sistemler dolayısıyla demir yolu ve raylı sistem hizmetlerinde kullanılmamaktaydı ve bunlarla ilgili de uzun zamandır İstanbul'da ve Türkiye kamuoyunda bu binaların nasıl değerlendirileceği konusunda da ciddi tartışmalar yapılıyordu.

Bugün burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin içinde görev yapan, geçmişte büyükşehir belediye başkanlığı, ilçe belediye başkanlığı da yapmış çok sayıda milletvekili var; Kayseri Belediye Başkanı şu anda milletvekili, Antalya’nın belediye başkanı, Konya’nın büyükşehir belediye başkanı, Ordu’nun belediye başkanı, Samsun’un belediye başkanı -hatta Samsun belediye başkanı Tarihî Kentler Birliğinin de başkanlığını yapmıştı- Gaziantep de keza öyle.

Belediye başkanlarının ortak bir görevi var: Kent içinde fonksiyonları ortadan kalkmış olan tarihî yapıları, kamuya ait olan yapıları, hatta üçüncü şahıslara ait olan özel mülkiyetleri bile kimi zaman kamulaştırarak “tarihsel ve toplumsal bellek” dediğimiz kentin geçmişten geleceğe aktaracağı belleği müzelerle, kent müzeleriyle, yaşayan kültür varlıklarıyla dönüştürmesi gerekir.

Ben, tabii, buradan Sevgili Hocam Metin Sözen’e sağlıklar diliyorum. Metin Sözen’in öğretisinden gelmiş, Adalet ve Kalkınma Partisinin içinde bulunan çok sayıdaki milletvekilinin onun öğretisinden zerre kadar bir ders almamasını da üzüntüyle izliyorum. Önemli bir kültür varlığı olan Haydarpaşa Garı -ki toplumsal bellek açısından İstanbul'a girişin sembolüdür arkadaşlar- bütün filmlerde İstanbul'a Anadolu’dan gelen kişinin Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerinden indiği görüntü İstanbul’a girişin belleğimize işlenmiş bir kanıtıdır.

Şimdi, bakın, Devlet Demiryolları burayı kullanım amacıyla ihaleye çıkarıyor. İhalede 4 tane firma dosya alıyor, 2 tanesi teklif veriyor. Teklif veren 2 şirketten bir tanesinin sahibi, daha iki yıl öncesine kadar İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 3 bin TL maaşla çalışan bir işçi. İki yıl içinde bir şirket kuruyor, 10 bin TL sermayeyle bir şirket oluşturuyor. Ancak ne zaman ki bu garların ihale edileceği ortaya çıkıyor, alelacele, ihaleye de fesat karıştıracak biçimiyle, önce Ulaştırma Bakanını makamında ziyaret ederek, bunu da sosyal medyadan paylaşarak ihaleye fesat karıştırılıyor, arkasından da şirketin sermayesini 10 bin liradan 1 milyon liraya çıkarıyor. Bunun karşısında -İstanbul’un aşağı yukarı otuz beş yıllık büyükşehir belediyesi geçmişini düşünürsek- İstanbul Büyükşehir Belediyesinin dev iştirakleri de bir konsorsiyum yaparak ihaleye giriyorlar.

Değerli arkadaşlar, İstanbul Belediyesinin bir iştiraki, şartnamede istenen 20 milyon TL tutarındaki teçhizata sahip olmasıyla ilgili, sadece yeterlilik ve iş bitirmeyi, geçen 2018 yılına ait tam 274 milyon liralık iş bitirme belgesini dosyaya koymasına rağmen -bugüne kadar içinizde belediye yönetmiş, kamuda görev yapmış, ihale mevzuatlarını bilenler açısından- bir konsorsiyuma iş birliği içinde girmiş olan şirketlerden birinin sahip olduğu yeterliliğin tümü açısından yeterli sayılması gerekirken burada sadece Kültür AŞ’nin koymuş olduğu yeterliliği diğer iştiraklerin koymaması gerekçe gösterilerek ve ihale şartnamesinde değil, sözleşmesindeki bir sözcük gerekçe gösterilerek ihaleden İstanbul Büyükşehir Belediyesi eleniyor.

Bakın, süreci size hatırlatmak istiyorum. Önce açıklama yaptı Bakanlık “Büyükşehir Belediyesinin bu ihaleye girmesi etik değildir. İhale koşullarına uygun değildir çünkü ihalenin eşit şartlarda gerçekleşmesine fırsat vermez.” dedi. Arkasından, dosyasını vermiş olan, ihale günü dosyası eksiksiz olarak kabul edilmiş ve zarfı açılmış olan İstanbul Büyükşehir Belediyesinin zarfından çıkan rakam ile Hezarfen şirketinin verdiği zarflar kabul görmüştür. Şimdi artık geçerli sayılmış olan bu tekliflerin sahiplerinin ihale mevzuatına göre…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÖKAN ZEYBEK (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

…on beş gün içinde çağrılarak, pazarlık usulüyle fiyatın kamu açısından en yüksek noktaya çıkması ve ihalenin şartlarının da gerçekleşmesi gerekir.

Değerli milletvekilleri, toplumsal belleği, şehrin hafızasını temsil eden bu 2 kültürel yapıyı, tıpkı bütün şehirlerde olduğu gibi, tıpkı Kayseri’de, Konya’da, Sivas’ta, Samsun’da, Gaziantep’te, Şanlıurfa’da olduğu gibi, İstanbul’da da hak eden yer İstanbul Büyükşehir Belediyesidir. Eğer içinizde bunun dışında, farklı düşünen bir eski belediye başkanı varsa “Biz geçmişte öyle düşünüyorduk ama şimdi milletvekili olduk ve bütün görüşlerimiz artık yukarıdan gelen talimatla değişti. Bugüne kadar anlattıklarımızın hiçbiri artık bundan sonra bizim açımızdan geçerli değil.” diyorsanız; o, sizin ile bugüne kadar yaşadıklarınız ve yaptıklarınız arasında tarihe vereceğiniz bir hesaptır. (CHP sıralarından alkışlar) Ama biz İstanbul’da belleğimizi oluşturan bu kültürel miraslarımızı ve bundan başka bütün mirasları gelecek kuşaklara aktarma konusunda kararlıyız diyorum, mızrak çuvala sığmayacak diyorum.

Sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde 2 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 5- 4458 sayılı Kanunun 179 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi ile ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

‘Ancak, yukarıdaki taleplerin kabulü, söz konusu eşyaya ait varsa cezalar ile ambarlama ve elleçleme giderleri ve diğer giderler ile eşyanın döviz cinsinden CIF değerinin %1'i, bu uygulamadan ikinci kez yararlanmak istenmesi halinde ise CIF değerinin %3'ü oranında bir tutarın ödenmesine bağlıdır. Başvurunun, eşyanın ihale ilanı yayımlandıktan veya perakende satış kararı alındıktan sonra ve satışın gerçekleşmesinden önce yapılması halinde bu taleplerin kabulü söz konusu eşyaya ait varsa cezalar ile ambarlama ve elleçleme giderleri ve diğer giderler ile eşyanın döviz cinsinden CIF değerinin %10'u oranında bir tutarın ödenmesine bağlıdır. Bunun dışındaki başvurular kabul edilmez.’

‘2. 177 nci maddenin birinci fıkrasının (c), (d), (ı), (l) ve (m) bentleri ile ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen eşya için birinci fıkra hükmü uygulanmaz.’”

         Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Ayhan Erel              Feridun Bahşi

                       Adana                               Aksaray                        Antalya

                  Yasin Öztürk                      Durmuş Yılmaz

                      Denizli                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ FAHRİ ÇAKIR (Düzce) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 104 sıra sayılı Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanunun geneli üzerinde ve birinci bölüm üzerinde grup başkanlarınca yapılan konuşmalarda, Türkiye gümrük mevzuatının ana omurgasını oluşturan, Türkiye'nin dış âlemle olan ilişkisini düzenleyen ithalat ve ihracat işlemleriyle ilgili olarak birtakım rakamlar telaffuz edildi, toplam ihracatla ilgili, ithalatla ilgili ve dolayısıyla da yapılan eleştirilere iktidar tarafından da yanıt verildi. İthalatla ilgili, ihracatla ilgili verilen rakamların tartışılması gerekmiyor, bunlar bir olgu, bir bildirim bu: Şu kadar milyar dolar ihracat yapıldı. Burada bilinmesi gereken şey, bu ihracat hangi noktadan hangi noktaya, hangi sürede, ne kadar maliyetle getirildi ve ne kadar kaynak kullanıldı? Bir mukayese yapılabilmesi için bu bilgilerin olması lazım. Bir şeyin ya doğrulanması ya da yanlışlanması ancak böyle olabilir. Bunun bir zaman boyutu var, maliyet boyutu var vesaire. Bunların hiçbirisine değinilmiyor, global bir rakam veriliyor ki bu rakam doğru. Fakat bu bir şey ifade etmiyor. 168 milyar dolar ihracat yaptık, doğru mu? Elbette doğru, devletin resmî rakamı. Fakat soru şu: Bu ihracatın içerisinde Türkiye’nin kazandığı katma değer ne? Biz neye talim ediyoruz? Bunu biz geçen yıl bütçede Sayın Ticaret Bakanına sorduk ama bugüne kadar cevap alamadık. Ben bu konuyu gündeme getiren ve muhalefete yanıt veren iktidar partisinin ve iktidar grubunun sayın Meclis sözcüsüne soruyorum: Sayın Milletvekilim, örneğin, siz gidip bu konuyu Bakan Hanım’a söyleseniz “Mecliste bize şöyle şöyle bir soru yöneltildi, 168 milyar dolarlık ihracatın katma değeri nedir, kaç milyar dolar katma değeri var bunun? Bunun cevabını bize bir söyler misiniz?” deseniz, gelseniz de burada bize bu bilgiyi verseniz, bu çok daha kıymetli bir bilgi. 2010 yılında zamanın Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından yapılan bir çalışmada ortaya konulan bulgu -bu, devletin resmî rakamı, buna itiraz edebilirsiniz- oradaki bulgu şu: 1 dolarlık ihracat yapabilmek için 0,82 sentlik ithalat yapmak zorundayız. Eğer bu rakam hâlâ doğruysa ve geçerliyse 168 milyar dolarlık ihracatta 10 milyar dolar gibi bir rakama talim ediyor bu 82 milyon insan. Bununla ilgili ne yapılacak? Bununla ilgili ne yapılması lazım? Bu konular üzerinde düşünülmesi lazım. Yani birbirimize laf yetiştirmenin bir anlamı yok.

Onun dışında, bir başka şey daha, dış ticaret hadlerindeki değişiklikle ilgili içinizde bilgi sahibi olan var mı veyahut da bu konuya ilgi duyup da -herkes duymayabilir- ilgilisine sorup da bize bilgi aktarabilecek birisi var mı? Burada ihracattan söz edilirken bize bu bilgi de verilseydi çok daha iyi olurdu.

Bugün, son dört yıldır dış ticaret haddi aleyhimize çalışıyor, bu kesin ve biz bu işin hamallığını yapıyoruz. Dış ticaret haddi dikkate alındığında, 100 dolarlık ihracat yapabilmek için, dört yıl önce bu ülkede örneğin, 150 kilogramlık ihracat yapılırken bugün 200 kilogramın üzerinde ihracat yapmak zorundayız. Bu neden ileri geliyor? Bu, ihracatın içerisindeki ithalattan kaynaklanıyor. Bunun üzerinde niye bir çalışma yapılıp da bize bunlar söylenilmiyor? “Yol yaptık.” diyorsunuz, elbette yaptınız; “Hastane yaptık.” diyorsunuz, yaptınız; “Köprü yaptık.” diyorsunuz, yaptınız. Bunları tartışmanın yeri değil, ayrıca tartışmak da abes. Yaptığınız yolun üzerinde yürüyoruz, hastaneye gidiyoruz, tünelden geçiyoruz fakat soru şu: Bu hastaneyi, yolu, köprüyü yaparken önceki dönemde ortalama maliyeti, verimliği neydi; bugün siz daha iyisini mi yaptınız, daha ucuza mı yaptınız, ne kadar kaynak kullandınız. Bunu bize söylemeniz lazım ki biz de bir mukayese yapabilelim.

Son on yedi yılda 2,2 trilyon dolar bütçe imkânı kullandınız. Daha önce de söyledim, 70 küsur milyar dolarlık özelleştirme geliri kullandınız. Onun üzerine, -130 milyar dolar devraldığınız dış borç- özel sektör ve kamu sektöründe 450 milyar dolarlık yabancı kaynak kullanıldı; bir de iç borcun artışı var. Bütün bunları dikkate alarak bir maliyet çıkarıp da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Bitiriyorum.

…“Evet, 1 kilometre yolu şu fiyata yaparken biz, bugün, bunu bu fiyata yapıyoruz.” diyebilmeniz lazım. Dolayısıyla, A noktasından B noktasına giderken elbette bir zaman geçecek, elbette bunun maliyeti var. Bu A noktasından B noktasına giderken -örneğin, 40 milyar doların altında devraldığınız ihracatı 168 milyar dolara getirirken- kaplumbağa hızıyla mı yürüdük biz, ışık hızıyla mı yürüdük ve ne kadar kaynak kullandık, bize bunun maliyeti nedir? Lütfen, bize bu şekilde gelin ve biz sizinle olan ilişkilerimizde ve eleştirilerimizde bu bilgileri kullanarak sizinle iletişim kuralım ve dolayısıyla da ülkenin toplam kaynaklarının daha verimli nasıl kullanılabileceği konusunda bir fikir ortaya çıksın. Böyle bir şey yok. “168 milyar dolar ihracat yaptık.” Elbet yaptınız. Ne anlamı var bunun? Bunun içinde hangi bilgi var? Hiçbir bilgi yok bunun içinde.

O nedenle, sözlerime son verirken şunu söylüyorum: Lütfen, tartışmalarımızın kalitesini düşürmeyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – İspat edilebilir, yanlışlanabilir, doğrulanabilir, bilgi içeren rakamlar verelim ve birbirimize de laf yetiştirmeyelim.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinde yer alan “CIF değerinin %3’ü oranında” ifadesinin “CIF değerinin %2’si oranında” olarak, “CIF değerinin %10’u oranında” olan ifadesinin “CIF değerinin %3’ü oranında” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Müzeyyen Şevkin                      Ahmet Akın             Tahsin Tarhan

                       Adana                               Balıkesir                       Kocaeli

Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                          Tacettin Bayır          Hüseyin Yıldız

                      Manisa                                 İzmir                           Aydın

                 Turan Aydoğan                       Aydın Özer               Murat Bakan

                     İstanbul                              Antalya                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, İzmir Milletvekili Murat Bakan.

Buyurun Sayın Bakan. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT BAKAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Barış Pınarı Harekâtı’nda görev yapan Mehmetçik’imize başarılar diliyorum; şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Arkadaşlar, Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde görüşüyoruz. Kanun teklifi içerisinde gümrük memurlarına, emeklilikte de zatî silah bulundurabilme ve harç muafiyetinden yararlanma hakkı getiriliyor. Buna neden gerek duyuldu, gümrük memurlarının nasıl bir güvenlik problemi var, kaç tane silahlı çatışma yaşandı, bunları bilemiyoruz ya da emeklilikte bu güvenlik sorunları devam ediyor mu, bilemiyoruz ancak böyle bir düzenlemeyi getirdik buraya. Bu düzenleme aklımıza başka bir soruyu getiriyor, daha doğrusu benim aklıma başka bir soruyu getiriyor. Ben, 2015 yılından bugüne kadar, jandarma astsubayların, uzman jandarmaların, uzman çavuşların, astsubayların özlük haklarıyla ilgili mücadele ediyorum, geçen dönem bu Parlamentoda olan arkadaşlarım da bilir bu konuda ne kadar konuşma yaptığımı, kanun teklifi verdiğimi.

Görev zorluğu bakımından tüm mesleklerin ötesinde bir meslekten bahsediyoruz, askerlik mesleğinden. Burada kürsüye çıkan her arkadaşımız istisnasız askerimize başarılar diliyor, şehitlerimize rahmet diliyor ama her ne hikmetse astsubayın, uzman erbaşın, uzman jandarmanın özlük haklarına gelince diller lal, bir arpa boyu yol alamıyoruz.

Arkadaşlar, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş kimseden sadaka, fitre istemiyor. Bu halkın evlatları olan bizim askerimizin, kardeşimizin suçu rütbesi olmasın. Gelin, burada bu sorunları birlikte çözelim. Uzman jandarma, kapısında “uzman jandarma okulu” yazan okuldan mezun. Biz, bu Mecliste subayların intibaklarını hallettik, astsubayların intibaklarını hallettik ama uzman jandarmanın intibak sorununu çözemedik, hizmetten sayılmıyor okulları hâlâ. Eğer yapabiliyorsak, uzman jandarmaların bir kereliğine mahsus bir üst rütbe olan astsubaylığa geçişlerini sağlayalım. Bunlar zaten astsubay olmak üzere alınmışlardı, daha sonra o yasal düzenleme değişti, astsubay alımına devam etti Jandarma Genel Komutanlığı ve bu arkadaşlarımızın statüsünde ciddi problem yaşandı. Eğer bunu yapamıyorsak, bunlara hak ettiği 3600 ek göstergeyi verelim.

Bununla ilgili, ben, daha önce İçişleri Komisyonundayken dönemin Jandarma Genel Komutanına sorunu söylemiştim, “Ben bu sorunu kucağımda buldum, çözeceğim.” demişti; o gitti, 2 Jandarma Genel Komutanı geldi, hâlâ sorun çözülemedi.

Bir de orduevi sorunu var. Adı üzerinde “orduevi” ama uzman erbaş bu orduevinden yararlanamıyor. Uzman erbaşı, birlikte görev yaptığı, omuz omuza mücadele ettiği, çatışmaya girdiği, savaşa girdiği silah arkadaşından orduevinde istirahat etmeye geldiğinde ayırıyoruz arkadaşlar. Bu orduevi sorunu da halledilmeli.

Astsubaylar Türk Silahlı Kuvvetlerinin belkemiği. O denizaltı yüzüyorsa, muhrip gemi yüzüyorsa, savaş uçağı uçuyorsa, o teknik astsubayların sayesinde. Bütün teknik sınıflarda astsubaylar var ama astsubaylarla ilgili sorunları da çözemedik.

Astsubayların göreve başlama derecesi 9’a 2 olmalı, lisans mezunu olanların göreve başlama derecesi 8 olmalı. Bir astsubay emekli olduğunda maaşının yüzde 50’sini, bir uzman erbaş emekli olduğunda yüzde 50’sini alabilirken, bir subay emekli olduğunda yüzde 70’ini alıyor arkadaşlar. Bu sorunu çözmek zorundayız. Astsubayların tazminat problemlerini çözmek zorundayız.

Uzman erbaşın iş güvencesi yok, sözleşmeyle çalışıyor. Uzman erbaşın üniformasıyla emekli olmasını biz bu Mecliste sağlayabilmeliyiz. Bir uzman erbaş hasta olduğunda hastaneye gidemiyor, gitmiyor. Niye? “Benim sözleşmemi feshederler mi?” diye korkuyor arkadaşlar. Bu problemi çözmeliyiz.

Sevgili arkadaşlar, her ortamda söylediğim gibi, üniforması kefeni olan Mehmetçik şehit olup bu kadim toprağa düştüğünde, naaşları ana baba ocağına getirildiğinde, sıvasız, boyasız evlerde, Yörük çadırında yaşayan ailelerini gördüğümüzde hamasi nutuklar atarken bir daha düşünmeliyiz. Mehmetçik’in hamasi nutuklara ihtiyacı yok arkadaşlar. Onların övgüsü, zaten yaptıkları asil görevde. Mehmetçik’in özlük haklarının iyileştirilmesine ihtiyacı var; sorunlarının çözülmesine ihtiyacı var; ailesiyle, çoluğuyla çocuğuyla ilgili endişe duymamaya ihtiyacı var.

Biz burada gümrük memurlarıyla ilgili silah hakkını verirken sizlere şu an Barış Pınarı Harekâtı’nda görev yapan Mehmetçik’in sorunlarını da hatırlatmak istedim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde 2 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 6 – 4458 sayılı Kanunun 180 inci maddesine aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

6. Bu madde kapsamında emanete alınan tutarların iadesi için, sahibine iadesine ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği, diğerlerinde ise emanete alındığı tarihten itibaren bir yıl içinde yapılan başvurular kabul edilir.”

         Mehmet Metanet Çulhaoğlu                Ayhan Erel                Dursun Ataş

                       Adana                               Aksaray                        Kayseri

                  Feridun Bahşi                                                     Yasin Öztürk

                      Antalya                                                                 Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yeterli çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Denizli Milletvekili Yasin Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Gündemimiz gümrük. Gümrüklerin ana konusunu da dış ticaret oluşturuyor. Ülkemiz, iyi bir politikayla dış ticarette dünyada ön sıralarda yer alabilecek bir potansiyele sahip. Girdi maliyetleri nedeniyle tarım yapılamaz hâle gelse de dünya ticaretinde birçok tarımsal üründe hâlâ üst sıralarda sayılan ülkeler arasındayız; bakınız pamuk, bakınız fındık. Dünya sıralamasında tarla veriminde Avustralya’dan sonra 2’nci, ürün kalitesinde ilk 5 içinde, üretimde ise ilk 10 içinde yer alan önemli bir pamuk ülkesiyiz. GDO’suz tohum kullanarak pamuk üreten ve bunu tescil ettirmiş olan yegâne dünya ülkesi olarak ayrıcalıklı bir konuma sahibiz. Ama ülkemiz buna rağmen pamuk ithal etmektedir. Bakış açımızı değiştirmemiz lazım.

Yine, Türkiye, fındık üretiminde ilk sırada olmakla birlikte, fiyatların belirlenmesinde etkili olamamaktadır. Fındık fiyatları, fındık üreticisi olmamasına rağmen çok düşük fiyatla satın aldığı fındığı işleyip ihraç eden Almanya’da Hamburg Fındık Borsasında belirlenmektedir. Bu örnekler, gümrük mevzuatını doğrudan ilgilendirmese de dış ticaretimize bakış açımızı göstermesi açısından önemlidir. Dış ticaret, bir bütün olarak ele alınması gereken bir konu, buna gümrükler de dâhil, gemiler de dâhil, tırlar da, sınır kapıları da, lojistik de dâhil ve bürokrasi de dâhil.

Biz İYİ PARTİ olarak konuya böyle bakıyoruz. Ülkemize girecek tek bir kuruş, vatandaşımızın cebine girecek ya da cebinden vergiler yoluyla çıkmayacak artı bir değerdir. Bu nedenledir ki gümrük işlemlerinde yaşanan eksikliklerin ve aksamaların giderilmesi için Gümrük Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören bu kanun teklifini genel olarak olumlu değerlendiriyoruz. Ancak teklif keşke Komisyona gelmeden önce geniş bir mutabakatla hazırlansaydı, muhalefet partilerinin, konuyla ilgili sivil toplum örgütlerinin görüş, öneri ve destekleri de alınsaydı. Mesela, odalaşmak isteyen gümrük müşavirleri de bu taleplerini ve gerekçelerini dile getirebilselerdi.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinde Komisyonda da dile getirdiğim maddeler çerçevesinde genel bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Teklifin 3’üncü maddesinde serbest dolaşıma sokulacak eşya ve gümrük vergilerinden Savunma Sanayii Başkanlığının muaf tutulması öngörülüyor. Millî savunma sanayimiz açısından kamu ihtiyaçlarına uygun olarak getirilen bu muafiyeti destekliyoruz. Ancak ülkemizde gerçekleşen yönetim sistemi değişikliğinin böylesi stratejik konularla ilgili karışıklığa sebep teşkil ettiğini de belirtmek istiyoruz. Millî güvenlik açısından oldukça önem arz eden Savunma Sanayii Başkanlığının sehven dahi olsa oluşan kanuni boşluk neticesinde bu muafiyetin dışında bırakılması devlet ciddiyetiyle örtüşmemektedir. Bu kanun maddesi dışında, benzer şekilde, başka kamu kurumlarının işlerliğini yavaşlatacak ve güvenlik zafiyeti doğurabilecek karışıklıklar varsa o kurumları ilgilendiren düzenlemelerin de ivedilikle çözüme kavuşturulması temennimizdir.

Teklifin 11’inci ve 12’nci maddelerinde ise idari para cezaları öngörülmüştür. Yukarıda da dile getirdiğimiz şekilde, otomasyon sisteminin olmaması sehven yapılan beyanlara da sebep olmaktadır. İdareye bildirilen beyanın ardından, muayene, denetleme ve kontrollerden önce beyan sahibi hatayı fark edebilir; bu, iyi niyetli bir girişimdir. Eğer firma, ithalat rejimi hükümleri çerçevesinde beyanını verdikten sonra, hatalı işlemi idare tespit etmeden önce on beş gün içinde bildirirse cezaya tabi tutulmamalıdır. Bu süre içinde yapılan beyan işlemi için herhangi bir ceza uygulanmaması hataların düzeltilmesini daha fazla teşvik edecektir.

Teklifin 17’nci maddesi, mevzuat hükümlerine aykırı hareketleri görülen gümrük müşavirleri ve yardımcılarını altı ay boyunca tedbiren iş yapamaz duruma getiriyor. Fakat “mevzuat hükümleri” ifadesi çok geniş bir alanı kapsıyor; usulsüzlük de bir mevzuat ihlalidir, kıymet bildirimlerini eksik doldurmak da bir mevzuat ihlalidir. O sebeple, izin belgelerinin hangi hâllerde geçici olarak alınabileceğinin çerçevesi net bir şekilde çizilmelidir ve “Mevzuat hükümlerine kasıtlı olarak menfaat sağlama amaçlı aykırı hareket etme” ibaresi eklenmelidir. Aksi takdirde, bu meslek yapılamaz hâle gelebilecektir. Bu durum şahsi anlaşmazlıklardan bile mağduriyet doğmasına sebebiyet verebilir.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başına tekrar dönersek, dedik ki: Mutabakat sağlanmadan, görüş alınmadan, teklif hızla Komisyona geldi. Antrepo boşaltmalarında yaşanan sorunlar da dikkate alınmadı. Sadece İstanbul gümrükleriyle sınırlı olan “kırk sekiz saat içinde antrepo beyannamesi verilmek şartıyla boşaltmalara izin verilmesi” uygulaması tüm ülke çapında yaygınlaştırılmalıdır. Mevcut durum antrepoların verimsiz kullanılmasına ve yetersiz kapasite sorunlarına yol açmaktadır. Elektronik ortamda antrepo beyanname bilgilerinin tüm idarelerce görüntülenmesi ve bir antrepoya birden fazla gümrük idaresince işlem gören eşyanın boşaltılabilmesiyle sorun kolaylıkla çözülebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Öztürk.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

Vakit dar, sorun çok ancak önerilerimiz şudur: Gümrük mevzuatının yalın, anlaşılabilir, adil, eşit, şeffaf ve tutarlı olması; ithalat ve ihracat yapılacak eşyalara uygulanacak mevzuatın hangi kamu kurum ve kuruluşu tarafından nasıl ve ne şekilde uygulanacağının açık, anlaşılır ve net ifadeler içerecek şekilde olması gümrük işlemlerinin en az hata ve maliyetle yapılmasını sağlayacaktır.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklifi’nin 6’ncı maddesinde geçen “bir yıl içinde” ifadesinin “bir sene içinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Müzeyyen Şevkin                      Ahmet Akın             Tahsin Tarhan

                       Adana                               Balıkesir                       Kocaeli

                 Tacettin Bayır                      Turan Aydoğan              Aydın Özer

                       İzmir                                İstanbul                        Antalya

          Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu           Mehmet Güzelmansur                   

                      Manisa                                Hatay

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Sana faydalı olayım mı Sayın Milletvekili? Şimdi, mandalinayı orada tutarsan millet onu takip eder, konuşman anlamını bulmaz. Sen onu yana koy, aşağı koy istersen.

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Ben şöyle yana koyayım da sonra göstereceğim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bak, İlhan Kesici’ye sor. Senin konuşmanı dinlemeleri için mandalinayı kaybetmen lazım.

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – En azından buraya biraz dikkat ederler Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sen bilirsin, peki.

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizi izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Ben, bugün, size bu kürsüden narenciye üreticisinin, özellikle mandalina üreticisinin sorunlarından bahsetmek istiyorum. Şimdiye kadar üreticinin sorunlarını görmezden, duymazdan gelen Hükûmetin, bu sefer, kan ağlayan üreticiyi dikkate almasını, gerekli adımları atmasını umarak bu konuşmayı yapacağım. Çiftçinin, üreticinin feryadını duyarak, etkili sonuç getirecek tedbirlerin alınmasını umarak bu konuşmayı yapacağım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Hatay ve Çukurova satsuma mandalina üretiminde Türkiye’de 1’inci sırada yer almaktadır. Ürettiği mandalina miktarıyla Türkiye üretiminin yarısını sadece Hatay karşılamaktadır. Ancak gelin görün ki Hatay’daki ve Çukurova’daki mandalina üreticisi dertli. Hatay’daki ve Çukurova’daki mandalina üreticisi borçlu. Hatay’daki ve Çukurova’daki mandalina üreticisi üretimden vazgeçme noktasına gelmiştir ve bu çiftçilerimiz bahçesini satıyor, evini satıyor. Hatay’daki ve Çukurova’daki mandalina üreticisinin mandalinası dalında kalıyor, toplanamıyor.

Değerli milletvekilleri, sizlere şimdi bunun nedenlerini, detaylarını anlatacağım. Mandalina üreticisinin mazot, gübre, ilaç, işçilik gibi girdi maliyetleri sadece geçen yıldan bu yana 2 kattan fazla arttı, gel gelelim ki mandalina bugün ne yazık ki on yıl önceki fiyattan satılıyor. Bunun izahını yapacak bir yetkili var mı acaba? Maliyetleri sürekli artan bir ürün nasıl oluyor da on yıl önceki fiyattan satılıyor? Bugün markette en az 3-5 lira arasında satılan mandalinayı, üretici, 70 kuruştan satmak zorunda kalıyor. Mandalinadaki bu kâr kimlere gidiyor? Üretici zarar ediyor da kimler kazanıyor? Bunu araştıran yok mu, denetleyen yok mu? Mandalina üreticisinin 1 kilogram mandalina için katlandığı maliyet 1 TL’yken mandalinayı 70 kuruştan satıyor, üretici kilo başına 30 kuruş zarar ediyor. Bu, üreticinin kaldırabileceği, sürdürebileceği bir durum değil. Zaten bu politikasızlık, bu aymazlık yüzünden Hatay’da diğer ürünler gibi mandalina da dalında kalıyor, dalında çürüyor. Hatay’daki mandalina üreticisinin yüzde 90’ı Ziraat Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine borçlu. Borç batağında hayatını idame ettirmeye, üretim yapmaya çalışıyor çiftçi; Hükûmetse üreticiyi kaderiyle baş başa bırakmış, âdeta “Ne hâliniz varsa görün.” diyor. Bu, adaletsizlik değil mi? Bu adaletsizliğe neden göz yumuluyor?

Mandalina üreticisinin durumu böyleyken mandalina ihracatçısı da aynı adaletsizlikle karşı karşıya. 2018 yılı için açıklanan Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu yani kısa adı “DFİF” olan ödemeler hâlâ yapılmadı. 2019 için DFİF desteği de açıklanmadı. Devlette para olmadığı için bu yıl da DFİF ödemesi olmayacağı söyleniyor. Bu iddia doğru mu? “İtibardan tasarruf olmaz.” diyenler, üreticinin, ihracatçının desteğinden mi tasarruf yapmaya çalışıyor?

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 2018 yılının özellikle Eylül ve Ekim aylarında, 2019 yılının da Ocak ayında Hatay’da meydana gelen şiddetli dolu yağışları ve yağmur dikili arazilerde çok ciddi zararlara yol açtı. Hatay’da tarım ve hayvancılık sürdürülemez boyuta ulaştı. Bu dolu ve şiddetli yağmur nedeniyle özellikle Erzin, Dörtyol, Defne, Samandağı ilçelerimizde 50 bin dönümlük bahçede ağaçlar ve meyveler mahvoldu. Şimdi, çiftçi, üretici hâliyle şu soruyu soruyor: “Hükûmet ne yapmak istiyor?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜZELMANSUR (Devamla) – “Ülkemizde narenciye dalında kalsın, üretici zarar etsin, mandalinayı toplamaktan vazgeçsin, ithalata yönelelim.” diye mi uğraşılıyor, merak ediyor herkes. Yerlilik, millîlik politikanız bu mu?

Değerli milletvekilleri, gelin, şu önerilerimize kulak verin: Çiftçinin borçları en az iki yıl süreyle faizsiz ertelensin, çiftçi rahatlasın. DFİF ödemeleri bir an önce açıklansın, ihracatçı rahatlasın. Ödenmeyen önceki yılın DFİF’i bir an önce ödensin ki ihracatçı rahatlasın. Mandalina fiyatlarını kim etkiliyor, kim düşürüyor, kâr kimin cebine giriyor? Bu konularla ilgili denetim ve yaptırım mekanizmaları acilen kurulsun ve ihracat yolları açılsın. Aksi takdirde, bu önümde gördüğünüz dalından toplanmış mandalinayı milletimiz yiyemeyecek, milletimiz A ve C vitaminlerinden eksik kalacak, ithal ve pahalı mandalinaya mahkûm bırakılacak.

Bu duygu ve düşüncelerle tüm Genel Kurulu selamlıyorum, hepinize sevgilerimi saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.03

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 9’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

104 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 24 Ekim 2019 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.05



(x) 104 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.