TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                            8’inci Birleşim

                                                                                        22 Ekim 2019 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm pusulaların şaştığı anlarda doğru yönü gösteren kutup yıldızı olduğuna ve şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Başkanlık Divanı olarak vefat eden MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, ezanı hür, bayrağı hür Türk devletini inşa etmiş büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’ü hiç kimsenin unutamayacağına ilişkin konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, Suriyeli sığınmacıların oluşturulan güvenli bölgeyle vatanlarına dönebileceklerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, kamu çalışanlarına uygulanan anket çalışmasına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız’ın, 19 Ekim Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, vatandaşların Aydın ili Kuyucak ilçesi Pamukören Mahallesi Değirmendere mevkisindeki JES’lere karşı yürüttükleri mücadeleye, Ankara’nın ve Türkiye'nin huzurunu bozmak için gerilim yaratmak isteyenlere izin verilmemesi konusunda Ankara Valisine çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, başta Suriye olmak üzere çeşitli bölgelerde zor şartlar altında görevlerini sürdüren basın mensuplarının gayretlerinin her türlü takdiri ziyadesiyle hak ettiğine ilişkin açıklaması

3.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, kredi kartı borcu olan vatandaşlara yönelik borç yapılandırması yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, uygulanan yanlış ekonomik politikaların memuru, esnafı, köylüyü, çiftçiyi perişan ettiğine, her türlü israfın durdurularak sanayi ve tarım üretiminin desteklenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, İzmir ili Aliağa ve Foça kıyılarında oluşan kirliliğin önüne geçebilmek için Çevre ve Şehircilik Bakanı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanının birlikte çalışması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü’ne ilişkin açıklaması

7.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ili sulama projelerinin hayata geçirilebilmesi için Hükûmete ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin özelleştirilmesiyle yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

9.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, yerel basının artan sorunlarına çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, 4857 sayılı Yasa’ya tabi sürekli işçi statüsünde kamu kurumlarında, belediyelerde ve KİT’lerde çalışan üniversite mezunu işçilerin diplomalarına uygun statüde çalışabilmelerinin sağlanması konusunda Hükûmeti göreve davet ettiklerine ilişkin açıklaması

11.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Göreme ve çevresinin millî park statüsünün kaldırıldığına ilişkin açıklaması

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, üniversitelerden farklı nedenlerle ilişiği kesilen öğrenciler için öğrenci affına ve gençlerin KYK kredi borçlarının ötelenmesine yönelik kanun tekliflerini Meclis Başkanlığına ilettiklerine, atanamayan öğretmenler ile sözleşmeli öğretmenlerin durumunu Millî Eğitim Bakanından öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 9 Ekim 2019 tarihinde başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’na ilişkin açıklaması

14.- Bursa Milletvekili Refik Özen’in, 19 Ekim Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

15.- Antalya Milletvekili Feridun Bahşi’nin, İYİ PARTİ Antalya İl Başkanı Yavuz Temizer’in, 9 Ekim Çarşamba günü Antalya Valisi Münir Karaloğlu’dan talep ettiği randevuya ilişkin açıklaması

 

16.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Antalya Valisi Münir Karaloğlu’nu devlet adabına davet ettiğine, şehit Uzman Çavuş Muhammed Önek, Piyade Uzman Onbaşı Mutlu Can Meşeci, Piyade Uzman Çavuş Umut Coşkun ve Piyade Sözleşmeli Er Caner Selimoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine, Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik ABD’yle varılan mutabakatta verilen sözlerin tutulup tutulmayacağını takip edeceklerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin görüşmesinin Türkiye’nin yol haritası açısından önemli olacağına, 21 Ekim Ahmet Taner Kışlalı'nın katledilişinin 20'nci yıl dönümü ile Dünya Gazeteciler Günü’ne, iş bulamayan gençlerin KYK kredi borçlarını ödeyemediklerine ve Kocaeli ili Gölcük ilçesi Samanlı Dağları’na kurulması planlanan rüzgâr enerjisi santrallerine yönelik davaya ilişkin açıklaması

17.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 9 Ekimde başlayan Barış Pınarı Harekâtı kapsamında şehit olan askerlerimiz ile vatandaşlara, vefat eden Erzincan ili Üzümlü İlçe Başkanı Yahya Demirbaş ile MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet dilediklerine, ABD’yle varılan mutabakata, Milliyetçi Hareket Partisi olarak devletin ve Hükûmetin sonuna kadar yanında yer aldıklarına, Kars ili Kağızman ilçesinde teröristlerin yola döşediği bombanın patlaması sonucu yaralanan 5 askerimiz ile 3 korucumuza şifa dilediklerine, 19 Ekim Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüne, 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü’ne ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Barış Pınarı Operasyonu’nda şehit olan askerlerimiz ile vatandaşlara, vefat eden MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet, rahatsızlığı nedeniyle İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’a şifa dilediklerine, 21 Ekim Ahmet Taner Kışlalı'nın katledilişinin 20'nci yıl dönümüne, Diyarbakır, Van, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarıyla başlayan ve ilçe belediyelerine sıçrayan kayyum operasyonlarının izahının mümkün olmadığına, TCDD’nin Haydarpaşa ve Sirkeci gar alanlarının ihalesine ilişkin açıklaması

19.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, vefat eden MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a, eski Bakanlarımızdan Ali Topuz ve Orhan Birgit’e, Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Nuri Pakdil’e, 16’ncı ölüm yıl dönümü olması nedeniyle Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’e, Barış Pınarı Operasyonu’nda şehit düşen Mehmetçiklerimize ve Suriye Millî Ordusu mensuplarına, roket ve havan topu saldırıları sonucu şehit düşen sivil vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet dilediğine, Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik ABD’yle varılan mutabakata, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yapacağı görüşmenin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ettiğine ilişkin açıklaması

20.- Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un, Kütahya Milletvekili Ahmet Tan’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, küresel güçlerin ve istihbarat örgütlerinin piyonu olan PKK’nın hayalinin kanlı bir Orta Doğu yaratmak olduğuna ilişkin açıklaması

22.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, “sigara haram” deniliyorsa Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı çalışanların maaşlarının neden sigaradan alınan vergilerle ödendiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

23.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, Tel Abyad’ın yanı başında bulunan Şanlıurfa ili Akçakale ilçesi sakinlerinin Barış Pınarı Harekâtı’na büyük destek olduğuna ve Akçakale Belediye Başkanı Mehmet Yalçınkaya’ya teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

 

 

24.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Dünya Askerî Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazanan millî güreşçi Taha Akgül’ü tebrik ettiğine, vefat eden MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

25.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, Trabzon ili Çarşıbaşı ilçesi Kadıköy, Pınarlı, Küçükköy, Kavaklı, Şahinli, Erenköy, Yavuzköy, Yeniköy, Çallı, Samsun, Taşlıtepe, Serpilköy ve Kovanlı Mahallelerinde yaşayan vatandaşların mağduriyete ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çeken grup önerilerinin oylamasının tarihî önemi olduğuna ilişkin açıklaması

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve her türlü şiddete, özellikle sağlık çalışanlarına yönelik şiddete karşı olduklarını kanuni düzenlemelerle ortaya koyan bir parti olduklarına ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle milletin vekillerinin ve Parlamentonun itibarsız hâle getirildiğine ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun ifadelerinde Başkanlık Divanına zımni bir hakaretin söz konusu olduğuna ve İç Tüzük hükümleri gereğince kınama cezası verilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

34.- Elâzığ Milletvekili Zülfü Demirbağ’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, AK PARTİ grup önerisi üzerinde Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki ifadeleri ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki ifadelerine katılmasının mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, her şeyin gözler önüne açıkça serilmiş olmasının telaşa sebebiyet verdiğine ilişkin açıklaması

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, herkesi millet iradesine saygıya davet ettiğine ilişkin açıklaması

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın (3/882) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki sözlerinin hakikati yansıtmadığına ilişkin açıklaması

40.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- İstanbul Milletvekili Ahmet Ünal Çeviköz’ün, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hiçbir emperyalist gücün Türkiye Cumhuriyeti devletini kınama, aşağılama hakkının olmadığına ilişkin açıklaması

44.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Giresun Milletvekili Necati Tığlı’nın, Giresun ili Eynesil ilçesinde meydana gelen taşkın ve heyelan sonucu hayatını kaybeden hemşehrisine Allah’tan rahmet dilediğine ve Balcılı, Kösemen, Kemerli köylerinde meydana gelen hasarın giderilmesi konusunda yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

46.- Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz’ın, Hükûmetin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında değerleme hesabında gerçekleşmemiş kârları da kâr ve zarar hesabıyla ilişkilendirmesinin yanlış olduğuna ve bu konuda Meclisin bilgilendirilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

47.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, İzmir ilinden başlayıp Van iline uzanan D-300 kara yolu üzerinde yer alan Pınarbaşı-Gürün-Darende yolunun Ziyaret ve Mazıkıran mevkilerinde yaşanan mağduriyete ilişkin açıklaması

48.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Meclisi işlevsiz hâle getiren sisteme hep birlikte müdahale edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

49.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin İstanbul halkına ait olduğuna ilişkin açıklaması

50.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki sözlerinin gerçeği yansıtmadığına ilişkin açıklaması

51.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

52.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Meclis Haber Dergisi’nin 243’üncü sayısında 30 Ağustos Zaferi, Erzurum Kongresi, Amasya Genelgesi ve Lozan Antlaşması’ndan bahsedilmesine karşın yer verilmeyen Mustafa Kemal Atatürk’ün resminin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı içeren sayısında yer almasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Adana Milletvekili İsmail Koncuk ve 21 milletvekilinin, e-haciz uygulamasının yol açtığı sorunların tespiti ve bu sorunlara karşı alınabilecek önlemlerin belirlenmesi amacıyla 9/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/1899) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Ekim 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi ve arkadaşları tarafından, hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılması amacıyla 22/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Ekim 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 104, 106, 53 ve 54 sıra sayılı kanun tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 3’üncü, 4’üncü, 5’inci ve 6’ncı sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 22 Ekim 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında yer alan 17/10/2019 tarihli ve (3/882) esas sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi’nin okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması ve Genel Kurulun bu birleşiminde 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına; 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa’nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/882)

B) Önergeler

1.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın (2/1095) esas numaralı Katma Değer Vergisi Kanununda ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/45)

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- (10/1058, 1071, 1108, 1220, 1288, 1369, 1464, 1559, 1560) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi

 

X.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Arasında OECD İstanbul Merkezi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1412) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 48)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşmeye Türkiye Cumhuriyeti’nin Beyanlarla Birlikte Katılmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1801) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 88)

3.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104)

 

 

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 48) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Arasında OECD İstanbul Merkezi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu'nun, Deniz Kuvvetleri Komutanlığından ihraç edilen bir kişiye OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun ret kararının gerekçesiz olarak gönderildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/17054)

2.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker'in, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bir rapora ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/17292)

3.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi'nin, yazılı soru önergeleri ile ilgili işlemlerin dijitalleştirilmesi çalışmalarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/18082)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, sarı basın kartı bulunan kişi sayısına ve son beş yılda iptal edilenlere ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/18254)

5.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık'ın, Kayseri'nin Hacılar ilçesinde gerçekleşen ölümlü kazaların önlenmesi için yapılan yol çalışmalarına ve kazaların meydana geliş nedenlerinin araştırılmasına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/18475)

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, TBMM'de istihdam edilen personel ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/18487)

7.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu'nun, Samsun'un Kavak ve Havza ilçeleri arasındaki bölgede bir şirketin maden arama faaliyeti kapsamında kesilen ve kesilecek ağaç miktarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in cevabı (7/18561)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

22 Ekim 2019 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm pusulaların şaştığı anlarda doğru yönü gösteren kutup yıldızı olduğuna ve şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bugün içinde bulunduğumuz şartlarla ilgili izin verirseniz düşüncelerimizi kısaca belirtmek istiyorum.

Milletin temsilcileri olarak altında yer alma şerefine eriştiğimiz bu kutlu çatı, bin yıllara meydan okuyan bir mirasın muhafızıdır. Büyük milletin büyük Meclisi en çetin fırtınalarda, en şiddetli felaketlerde Türk'ün yegâne sığınağı olmuştur. Bu Meclis en karanlık gecede parlayan ışık, tüm pusulaların şaştığı anlarda daima doğru yönü gösteren kutup yıldızıdır. Çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisini kuran kahramanlar kuşağı, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde yalnızca milletin iradesine dayanmış ve kendilerine kılavuz olarak milletin irfanını seçmiştir. İşgal ve talana uğramış bir vatan coğrafyasından bağımsız bir devlet inşa eden bu Meclis olmuştur.

İstiklal Harbi'nde olduğu gibi, 15 Temmuzda da işgalciye direnen yine bu Meclis olmuştur. Gazi Meclis o gece emperyalizmin maşalarına göğüs gererek 2’nci kez gazi olmuştur. Taştan, topraktan inşa edilen bir binayı milletin kalbi hâline getiren Meclisimizi bunca yıl ayakta tutan bu inançtır. Bu Meclisi Mehmetçik’e kardeş kılan, “gazi” unvanını kuşanmasına vesile olan bu ruhtur.

Meclisimiz, ayağını Anadolu'ya sabitleyip bütün insanlığı kucaklayan medeniyetin bugünkü temsilcisidir. Hacı Bayram Camisi’nde göklere kalkan eller boş kalmamış ve kurucu Meclisin kapısını aralayanların duası kabul olmuştur. Bağımsız Türk devleti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletimizin kabul olmuş duasıdır.

Dünyayı Ankara merkezli okuyanlar; acı çeken, ezilen ama içinde Türkiye'ye dair umut taşıyanlar, bakışlarını daima bu çatının sergileyeceği duruşa çevirmiştir. O yüzden de bu yapının sınırları, etrafını ören duvarlarla çevrili değildir. Meclisimizin hakiki sınırları, Türk milletinin hür olarak soluk alıp verdiği her bir karış toprağa kadar uzanabilmektedir. Bu Meclisin taşıdığı mana, kalbi Türkiye’yle birlikte atan herkesin sesi ve sözü olmasında saklıdır. Tarih boyunca adaletsizliğe imza atmamış, tarih boyunca esaret altında kalmamış, tarih boyunca zulme imza atmamış bu millete layık olmak asli amaçlarımızın başında yer almaktadır.

Bizlere vekillik mazbatasını veren milletimiz, esasen o mazbataları birer vatan tapusu olarak emanet etmiştir. Bu emanete sahip çıkmak ve emanetin asli sahiplerine yakışır davranmak her birimizin boynuna borçtur.

Bugün içinde bulunduğumuz şartlara baktığımızda, Orta Doğu'yu işgal edenlerin, yüz binlerce insanın ölümüne öncülük yapanların, yanı başımızda, Türkiye'yi bölmek isteyen terör örgütünü silahlandırdıklarını görüyoruz. Kendimizi korumak konusunda Cenab-ı Allah’a şükürler olsun ki 82 milyon birlik beraberlik içindedir. Bu birlik beraberlik devam ettikçe Türk milleti bir yıldız gibi parlayacaktır.

Bu vesileyle, şehitlerimize rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyor, Türkiye'nin istikbali, istiklali, istikrarı uğruna gayret sarf eden siz değerli milletvekillerimizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ, CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Suriyeli sığınmacıların güvenli bölgeye dönmeleri hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Taşdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, Suriyeli sığınmacıların oluşturulan güvenli bölgeyle vatanlarına dönebileceklerine ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın milletvekilleri, resmî kayıtlara göre Türkiye’deki geçici koruma kapsamındaki Suriyeli misafirlerin sayısı 3 milyon 674 bin 588 kişi olmuştur. Suriyeli misafirlerin oranı, Gaziantep’te toplam nüfusun yüzde 22’sine, Hatay’da yüzde 27’sine, Şanlıurfa’da yüzde 21’ine ve Kilis’te yüzde 81,83’üne ulaşmıştır. Kamplarda yaşayanların büyük çoğunluğu Gaziantep, Şanlıurfa ve Hatay’da yer alırken kamp dışında, şehirlere dağılmış olan Suriyeli sığınmacıların büyük çoğunluğu ise İstanbul, Gaziantep ve Hatay’da yaşamaktadır.

Demografik yapı olarak baktığımızda ise Türkiye’deki Suriyeli misafirlerin ağırlıklı olarak 4 şehirden geldiği görülmektedir. Bunlardan, yüzde 53,2 yani yaklaşık 2 milyon kişiyle Halep başta gelmektedir; diğer şehirler ise Humus, İdlib ve Hama’dır. En büyük sığınmacı akını Halep’ten gelmiştir.

Türkiye’nin, PYD-YPG/PKK terör örgütünden temizlemek istediği bölge ve güvenli bölge oluşturmayı planladığı alan, büyük ölçüde Halep’e bağlı ilçeler ve köylerden oluşmaktadır. Halep’in ilçeleri Afrin, Ayn el Arap, Cerablus, Azez, El Bab, Menbiç Türkiye’nin terör örgütlerinden temizlediği ve yeni operasyonla da temizlemeyi planladığı yerleşim alanlarıdır.

Türkiye’deki sığınmacıların yaklaşık 2 milyonu, PYD-YPG terör örgütünün baskısı sonucu, bu yerleşim alanlarından çıkarak Türkiye’ye kaçmak zorunda kalmıştır. Bu kaçıp gelenlere ne dini ne mezhebi ne de milleti sorulmuştur; her gelen mazluma Türkiye’nin gönlü ve kapısı açılmıştır. Zira 40 asırlık Türk tarihinin bütünü, mazlumlara hangi dinden ve hangi renkten olduğu, anasının dili sorulmadan gösterilen şefkat örnekleriyle doludur. Dolayısıyla, bu bölgeden gelene Türkmen mi, Ezidi mi, Arap mı, Kürt mü olduğu sorulmaksızın merhamet eli uzatılmıştır.

Devletimiz, demografik yapıyı değiştirmeye çalışan PYD-YPG terör örgütünü bu yerleşim alanlarından kovarak yaklaşık 2 milyon Suriyeli misafiri kendi yurtlarına, kendi vatanlarına geri döndürmeye çalışmaktadır. Gerek Fırat Kalkanı Operasyonu gerek Zeytin Dalı Operasyonu sonrası Suriyeli birçok misafir yurtlarına dönmeye başlamıştır. Kahraman Mehmetçik’in ve ordumuzun kararlı tutumu; bölgeye getirdiği barış, huzur ve istikrar ortamı beklenen neticeyi vermeye başlamıştır.

Sayın milletvekilleri, her meselede sürekli insanlıktan ve insan haklarından dem vuran Batılı ülkeler, söz konusu Müslümanlar olunca onların yaşadığı tarihî dram karşısında dillerini yutmuşlardır, âdeta coğrafyamızda yaşanan bu büyük göçe ve insanlık dramına arkalarını dönmüşlerdir. Oysa Müslüman milletimiz, Türkiye, tarihinde görebileceği en yüksek nüfustaki göçü kucağında bulmuş olması karşısında bile tarihin verdiği sorumluluk bilinciyle hareket etmiş, göçün başladığı günden bugüne kadar Suriye içerisinde de milyonlarca insanın gıda ve barınma ihtiyaçlarını -vatandaşlarımızın da yardımı ve katkılarıyla- karşılamaya çalışmış, Türk’ün şefkatli ellerini her mazluma nerede olursa olsun ayırt etmeden uzatmıştır.

Kıymetli milletvekilleri, Suriyeli misafirleri, sınırlarımızın terör örgütlerince çepeçevre sarıldığı bir ortamda ülkelerinde güvenlik ortamı sağlamadan Suriye’ye göndermenin ayrı ve büyük bir güvenlik sorunu daha doğurabileceği unutulmamalıdır. Muhalefetin ve birtakım sivil toplum kuruluşlarının sosyal medyada Suriyeli misafirlerle ilgili birtakım yanlış algılara sebep verecek sorumsuz paylaşımları siyasi bir hesaplaşmaya malzeme yapmak, bazı meseleleri yerli yersiz, ulu orta kullanmak ülkemizde iç barışı tehdit ettiği gibi toplumsal huzurumuzu da ortadan kaldırmaya yönelik bir sürece götürmektedir. Kahraman Mehmetçik’in Barış Pınarı Harekâtı da Allah’ın izniyle başarıyla sonuçlanacaktır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Akabinde, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonları sonrası olduğu gibi Suriyeli misafirlerimiz oluşturulan güvenli bölgeyle vatanlarına dönecekler ve böylece coğrafyamızda yaşanan bu tarihî insanlık dramı Türk’ün eliyle, Türk’ün devlet ferasetiyle çözüme ulaşacaktır.

Sayın milletvekilleri, anlamayanlar için vatan şairi Namık Kemal’in dediklerini hatırlatırım:

“Vatanın cevher-i namusunu biz mi satalım

Ya bün-i hâkte Haccâc ile bir mi yatalım

Hâlıka karşı durup Kâbe'ye taş mı atalım

Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini

Yoğ imiş kurtaracak bahtı kara mâderini,”

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk yüce Mecliste bu kürsüden Namık Kemal’e cevap olarak diyordu ki: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini. Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini.”

Bahtı kara maderini kurtaranlara selam olsun! (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, kamu çalışanları anketi hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’e aittir.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, kamu çalışanlarına uygulanan anket çalışmasına ilişkin gündem dışı konuşması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bundan beş ay önce Cumhurbaşkanlığı tarafından 5 milyon 300 bin kamu çalışanına yönelik bir anket çalışması başlatıldı; 11 Haziranda başladı, 26 Temmuzda sona erdi. Anketin e-devlet sisteminde yanıtlanması istendi yani anketi doldurmak için kimlik numarasının girilmesi şart koşuldu. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığından tüm kurumlara gönderilen talimatla statüsüne bakılmaksızın tüm personel tarafından doldurulması istendi yani yanıtlamak zorunluydu. Anketin amacı “kamu çalışanlarının insan kaynakları süreçleriyle ilgili düşüncelerinin alınması” diye açıklandı ama sorular güçler ayrılığını ortadan kaldırdığı için, bağımsız yargıyı ortadan kaldırdığı için, Parlamentomuzu etkisizleştirdiği için bizim “tek adam yönetimi” dediğimiz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ilgiliydi. Birkaç örnek vereyim: “Cumhurbaşkanlığı sistemini başarılı buluyor musunuz?” “Sistemle beraber kurumların yetki alanları net belirlenmiş midir?” Bir de tabii şu sorular vardı: “Çalıştığınız kurumun amaçlarına inanıyor musunuz?” “Çalıştığınız kuruma sadakat göstermenin göreviniz olduğunu düşünüyor musunuz?”

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı bir anket yapabilir mi? Evet, yapabilir; devlet sisteminin, bürokrasinin isleyişiyle ilgili sorular sorabilir, personelin iş ortamına ilişkin sorular sorabilir ama bu, yanıt veren kamu çalışanlarının kimliğini ortaya çıkaracak bir biçimde yapılamaz. Bu anketi e-devlet üzerinden yani TC kimlik numarası dâhil tüm kişisel bilgilerin yer aldığı bir platformdan yaparsanız, hele de bunu zorunlu tutarsanız bunun adı dünyanın neresinde olursa olsun “fişleme”dir.

Değerli milletvekilleri, böyle bir araştırmada yöntem bellidir, Amerika’yı yeniden keşfe gerek yok. Bu tür anket çalışmalarında sağlıklı bilgiye ulaşmak istiyorsak sorulara yanıt veren kişilerin kimlikleri gizlenir çünkü aslolan kişinin kimliği değil, soruya vereceği gerçek ve samimi yanıtlardır. Ayrıca, Anayasa'mızın 15’inci maddesi neyi emreder? “Kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.” der. Yani bu anket bu hâliyle her şeyden önce Anayasa'ya aykırıdır, açıkça fişlemedir.

Bu anketle ilgili kaygıları o dönem kamuoyunun gündemine getirdik hem de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’a yazılı olarak sorduk: Bu fişleme değil mi?” Yanıt geliyor: “Ankete katılan kamu çalışanlarının verileri otomatik yolla işlendi.” Yani 5,3 milyon memur ve diğer kamu çalışanı kişisel düşüncelerini hem de kimlik verileriyle birlikte açıklamaya zorlandı, daha sonra da bu veriler -onların deyimiyle- otomatik olarak işlendi. Cumhurbaşkanlığı diyor ki: “Verilerin otomatik olarak işlenmesi Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na uygun.” yani “Yasaya, Anayasa'ya aykırılık yok.” denmekte. Peki, bu anketi dolduranlar kişisel verilerinin kanuna uygun olarak tutulacağına ve işleneceğine güveniyor mu? Maalesef, hayır. Nereden biliyoruz? İşte, yanıtta yazıyor; 5,3 milyon kamu çalışanına Cumhurbaşkanlığı Forslu yazılarla zorunlu tutulan anketi 862 bin kişi yanıtlamış yani sadece yüzde 16’sı çünkü değerli arkadaşlarım, doldurduklarında başlarına bir şey gelebileceği kaygısını taşıyorlar. Bakın, ankette kişisel verilerin korunacağına yargı camiası bile inanmıyor; 20.717 hâkim ve savcıdan sadece 1.825’i dolduruyor bu anketi. Biliyorsunuz, çok sık kullandığımız bir rakam var, halkın yüzde 80’i Türkiye'de adalete güvenmiyor ancak işte bakın, yargının da yüzde 92’si saraya güvenmiyor. Üstelik, ankete katılımın az olduğu yönünde kurumlara saraydan yapılan sayısız uyarı var, buna rağmen kamu çalışanları güvenmiyorlar.

İşin bir diğer boyutu daha var: Kamu çalışanlarının yüzde 84’ü anketi doldurmadı ama doldurmadığında başına bir şey geleceğinden korkanlar ise doldurdu. Dolduran 800 bin kişinin ne kadarı gerçek ve samimi görüşlerini paylaştılar, soruyorum. Oraya yanıt verip de “Bu bir tek adam yönetimidir.” diye kaç memur yazabilir? “Güçler ayrılığı ortadan kalktı.” diye kaç bürokrat yazabilir? “Yargının bağımsızlığı ortadan kalktı.” diye kaç savcı, kaç yargıç yazabilir? Dolduranların ne kadarı gerçek bilgi verdi sizce? Bakın, ne diyor memurlar: “Korktum, gerçek düşüncemi sakladım. Aslında bu sistem çalışmıyor ama ben ankette ‘Fikrim yok.’ dedim.” Peki, neden kaygı duyuyorlar? Çünkü kimlik bilgileriyle girilmesini istiyorsunuz bu anketin. Bir de deniyor ki: “Bu anket her yıl düzenlenecek.” Bu ısrar niye? Bu veriler nerede kullanılacak? Gerçekten sistemin yenilenmesine yönelik çalışmalarda mı kullanılacak, yoksa sistemden sıkıntısı olduğunu açıkça yazan bir avuç kamu çalışanı fişlenerek -aynı TRT’de yaptığınız gibi- havuz kadrolara atanacak memurları, bürokratları belirlemek için mi kullanılacak?

Değerli arkadaşlarım, öyle bir korku toplumu yaratıldı ki Cumhurbaşkanlığı Forslu anketi dolduran da korkuyor, doldurmayan da korkuyor. İşte memleketin geldiği hâl bu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Sayın Başkanım, bitirmek üzereyim.

BAŞKAN – Toparlayınız.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – O yüzden öncelikle zorla toplanan 862.833 kişisel veri derhâl imha edilmelidir. İkinci olarak, gelecek yıllarda e-devlet üzerinden kimlik bilgileriyle girilen anket yapmaktan vazgeçilmelidir. Sonra da oturalım düşünelim, bu ülkenin içeride ve dışarıda yönetilemez duruma gelmesinin en önemli sebebini oluşturan tek adam yönetiminin revizyona ihtiyacı var ise bunu kime soralım? Memura, kamu çalışanına tabii ki soralım ama e-devlet üzerinden fişleyerek değil; toplum kesimlerinin temsilcisi barolara, odalara, sendikalara soralım. Aslında hem bilimsel olsun diyorsak hem görüşler açıkça, gizlenmeden, saklanmadan ortaya konsun diyorsak hem de anketin sonuçlarından millet yararlansın diyorsak, “Sistemde revizyon gerekiyor mu?” diye, gelin, hodri meydan, 82 milyona soralım ama korkutmadan, fişlemeden soralım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız’a aittir.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Zeynep Yıldız’ın, 19 Ekim Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

ZEYNEP YILDIZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz cumartesi günü, zarif mütefekkir, bilge devlet adamı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüydü. Ben de bu vesileyle, Türkiye-Bosna Hersek Parlamentolararası Dostluk Grubunun bir üyesi olarak söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aliya İzzetbegoviç, bir Rumelili zarafetiyle fikir dünyamızın sesi olmuştur aslında, bu yönüyle her birimizin belleğinde ve kalbinde müstesna bir yere sahiptir. Güçlü gözlem yeteneği, çok yönlü entelektüel okumaları, Müslüman toplumların ve Batı’nın ayrı ayrı fotoğrafını çekerken sorunlara karşı çözüm önerilerini akılcı bir biçimde ortaya koymuştur.

Ben, bugün, bir genç olarak, Aliya İzzetbegoviç’in liderliğinin, mütefekkirliğinin yanı sıra Aliya’nın yarına sağlam bir temel teşkil eden dününe, gençliğine değinmek istiyorum.

Aranızda mekânın ruhuna ve enerjisine inananlarınız varsa belki söyleyeceklerimi daha iyi anlayabileceklerdir.

Şimdi dilerseniz Saraybosna’ya gidelim. Başçarşı’nın sebiline sırtımızı verip Gazi Hüsrev Bey Camisi’ne giderken bizi karşılayan yapılardan biri aslında Morica Han’dır. Morica Han’ın kapısından girdiğiniz anda çınarlarla dolu bir avlu sizi karşılar ve o çınarların şahitliğini hissedersiniz. O çınarlar, bir grup gencin fikir teatilerinin, okumalarının, mülahazalarının, heyecanlarının, ülkeleri için kurdukları hayallerin aslında şahididir. Evet, Mladi Müslümaninin ruhu Morica Han’ın dokusuna sinmiş, mekânının bütününe sirayet etmiştir.

İzzetbegoviç gençlik yıllarında mensubu olduğu Mladi Müslümaniyi yani Genç Müslümanları “Tarihe Tanıklığım” adlı eserinde mekteplerde öğrendiklerinden, katıldığı konferanslardan ya da okuduğu makalelerden çok farklı olarak öz ve biçim arasında bir ilişki kurabildiği yer olarak tanımlamaktadır.

Avrupa’nın ortasında bir Müslüman genç olarak büyürken Aliya, Avrupa’nın fikrî temellerini derinlemesine tahlil edebilmiş, bunu yaparken bir gençlik hareketine dâhil olarak özüne, nüvesine uygun düşünce kodlarının neşet edeceği bir ortama ve yol arkadaşlarına kavuşmuştur.

Bugün Aliya’yı bir devlet adamı olmasının yanı sıra bir düşünür olarak hatırlıyorsak, bir uyanışın öncüsü olarak nitelendiriyorsak şayet ve dahası Aliya’yı sevdiğimizi her fırsatta dile getiriyorsak Aliya’nın mücadeleyle yoğurduğu gençliğini, aidiyetine atfettiği özünü keşfediş hikâyesini, mücadelesinin temellerini dikkatlice takip edip tahlil etmek, Aliya ve arkadaşlarının Morica Han’ın duvarlarına sinen heyecanının mücadelesinin izlerini sürmek biz gençlerin ödevidir.

Değerli milletvekilleri, Aliya İzzetbegoviç’i yalnızca bir lider değil aynı zamanda insanın insan oluşuna dair hakikatleri yalınca ifade edebilen bir feylesof olarak da tanıyoruz. Misal “İnsan dışında hiçbir canlı başını göğe kaldırıp derin düşüncelere, evrenin sırlarına, esrarına dalmaz.” ifadesi dahi o dönemde dünyanın en sert ve zorlu mücadelelerinden birini verirken insan ruhunun inceliklerini keşfetmekten geri durmadığının, kainata dair incelikli bir farkındalığının oluştuğunun göstergesidir.

Güzel bir insandır Aliya İzzetbegoviç. Tek dişi kalmış medeniyet Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında aldığı canlar yetmezmişçesine 20’nci yüzyılda Avrupa’nın ortasında Boşnakları sistematik savaş suçlarına ve katliamlara terk ederken Aliya’nın liderliği ve mücadelesindeki zarafeti, insanlığını yitirmeyişiyle bütün dünyaya mühim bir ders vermiştir. Mücadelesinin yöntemini düşmanlarının ahlakı değil, içinde yetiştiği prensipler bütününde sadakati belirlemiştir. Onun tutarlı, onurlu ve şahsiyetli mücadelesini, mücadelesindeki vakur öz güvenini şu cümleden de pekâlâ anlayabiliriz: “Bizler insan olmaya ve insan kalmaya çalıştık ve başarılı olduk. Ancak bunu onlardan dolayı yapmadığımızın altını çizmeliyim. Kendimizden dolayı insan kalmaya çalıştık, onlardan dolayı değil. Onlara hiçbir şey borçlu değiliz. İnsan olmak ve insan kalmak Allah’a ve kendimize karşı sorumluluğumuzdur, onlara karşı değil.”

Ve nihayet olgun bir Müslüman’dır Aliya. Saraybosna davasındaki savunmasının son sözü şudur: “Ben bir Müslüman’ım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü İslam, benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adıdır; dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vaadinin ya da ümidinin, onlar için onurlu ve özgür bir hayatın, kısacası benim inancıma göre, uğrunda yaşamaya değer olan her şeyin diğer adıdır.”

Son olarak, Aliya İzzetbegoviç’in vefatından bir gün önce Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a söylediği: “Siz evladıfatihansınız, bu emaneti koruyun.” cümlesine istinaden, Allah’ın izniyle Aliya’nın emanetini iki gözümüz gibi koruyacağımıza bir kere de buradan söz vermek istiyorum. Zarif mütefekkir, güçlü lider, bilge devlet adamı Aliye İzzetbegoviç’i rahmet, minnet ve tazimle anıyorum.

Güzel ve asil olan her şey adına Gazi Meclisimizi ve soylu milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Bu sözlerin ardından Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağız.

Sayın Süleyman Bülbül…

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, vatandaşların Aydın ili Kuyucak ilçesi Pamukören Mahallesi Değirmendere mevkisindeki JES’lere karşı yürüttükleri mücadeleye, Ankara’nın ve Türkiye'nin huzurunu bozmak için gerilim yaratmak isteyenlere izin verilmemesi konusunda Ankara Valisine çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Aydın Kuyucak ilçesi Pamukören Mahallesi Değirmendere mevkisinde JES yapım çalışmasına karşı, köylü vatandaşlarımız yürütmenin durdurulması istemli dava açtılar. Bugün ise köylüler toprağını, suyunu, zeytin ağaçlarını korumak için barış içinde anayasal haklarını kullanıyorlar ama yine karşılarında Jandarma ve Çevik Kuvvet var. Davadan herhangi bir karar çıkmadan şirketin burada çalışma yapması kabul edilemez. Ayrıca, zeytin ağaçlarının, evlerin olduğu bir yerde “ÇED Gerekli Değil” raporu alınması da ne akla ve ne de mantığı sığıyor. Bir an önce bu yanlıştan dönülmelidir.

Değerli milletvekilleri, Ankara Valisine çağrımdır: Yarın ODTÜ önüne Ankara’nın değişik üniversitelerinden ve sokaktan insan çağrılarak gerilim yaratmak istiyorlar. Sayın Vali, Ankara’nın ve Türkiye'nin huzurunun bozulmasına izin vermeyin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

2.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, başta Suriye olmak üzere çeşitli bölgelerde zor şartlar altında görevlerini sürdüren basın mensuplarının gayretlerinin her türlü takdiri ziyadesiyle hak ettiğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Milletimizin güvenlik ve huzuruna kasteden odakların terör faaliyetlerine hız vermeye gayret ettikleri bu hassas süreçte basın mensuplarımızın terörle mücadelenin yanı sıra demokrasimizin güçlenmesine, ülkemizin ilerlemesine, birlik ve beraberliğimizin korunmasına önemli katkı sağlayabileceklerine inanıyorum. Başta Suriye olmak üzere, dünyanın çeşitli bölgelerinde son derece zor şartlar içerisinde hayatları pahasına görevlerini yerine getiren basın mensuplarının gayretleri her türlü takdiri ziyadesiyle hak etmektedir.

Bu duygularla değerli basın mensuplarının 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü’nü tebrik ediyor, vefat edenleri rahmetle anıyor, tüm basın çalışanlarına meslek hayatlarında sağlık, mutluluk ve başarılar diliyor; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

3.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, kredi kartı borcu olan vatandaşlara yönelik borç yapılandırması yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Türkiye Bankalar Birliği, banka ve finansal kurumlara 25 milyon Türk lirası ve üzeri kredi borcu bulunan büyük ölçekli şirketler için finansal yeniden yapılandırma uygulaması yapılacağını açıkladı. Bugün bankalara kredi borcu bulunan 31 milyon vatandaşımız var. Asgari ücretli, işçi, çiftçi, esnaf, emekli geçinemiyor. Milyonlarca insan en temel ihtiyacı için bankalara borçlanmak zorunda kalmış. Tüm bu vatandaşlarımızın gözü yapılacak düzenlemedeyken iktidar sadece büyük şirketleri kurtaracak bir düzenleme yapıyor. Sormak istiyorum: Kredi kartı borcu olan vatandaşlara yapılandırma olacak mı?

BAŞKAN – Sayın Filiz…

4.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, uygulanan yanlış ekonomik politikaların memuru, esnafı, köylüyü, çiftçiyi perişan ettiğine, her türlü israfın durdurularak sanayi ve tarım üretiminin desteklenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İhracatımızın, sanayi ve tarım ürünleri de dâhil olmak üzere, büyük ölçüde ithal girdiye bağımlı olması ve son yıllarda döviz kurundaki artışlar, uygulanan yanlış ekonomik politikalar Türk milletinin çoğunluğunu teşkil eden ve toplumumuzu ayakta tutan memuru, esnafı, köylüyü, çiftçiyi, kısacası orta direği perişan etmiştir; değişik bir deyimle, orta direk artık bel vermiştir. Esnaf alışveriş olmadığından kepenk kapatmakta, vatandaşlarımızın önemli bir bölümü ciddi oranda geçim sıkıntısı çekmektedir. Öyle ki seçim bölgem Gaziantep merkez ve ilçelerinde su parasını ödeyememe durumuna gelen binlerce vatandaş icraya verilme durumuna düşmekte, su parasına ilaveten avukat parası da ödemek zorunda kalmaktadır.

Ülkeyi yönetenlere, bir defa daha, her türlü israfı durdurun ve sanayi ve tarım üretimini destekleyin diyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Serter…

5.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, İzmir ili Aliağa ve Foça kıyılarında oluşan kirliliğin önüne geçebilmek için Çevre ve Şehircilik Bakanı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanının birlikte çalışması gerektiğine ilişkin açıklaması

BEDRİ SERTER (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Son günlerde İzmir Aliağa ilçemizde bir tesisten sızdığı iddia edilen ve insanların hayatını riske atıp aynı zamanda ciddi bir kirlilik oluşturan petrol türevi atıkların kıyılarımızda olduğunu görüyoruz. Foça ve Aliağa ilçelerinin kıyılarında gün geçtikçe yaygınlaşan ve tedbirinin alınmadığı anlaşılan bu atıklar ve her geçen gün yaygınlaşan kirlilik vatandaşlarımızı ve bizleri tedirgin etmektedir.

Buradan hem Çevre Bakanına hem de Sanayi ve Teknoloji Bakanına sesleniyorum: Aliağa ve Foça kıyılarını tekrar sağlıklı hâle getirmek ve kirliliğin önüne geçmek için birlikte adım atın. Yarın bu doğayı mumla arar hâle geleceğiz.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

6.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü’ne ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kamuoyunu bilgilendirmek adına hızlı ve tarafsız, ilkeli ve doğru yayıncılık anlayışıyla ülkemizde ve dünyada neler olup bittiğini bizlere aktarmak için gece gündüz demeden çalışan tüm gazetecilerimizin 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü’nü kutluyorum.

Kamuoyunun eksiksiz, tarafsız, doğru bilgilendirilmesi ve vatandaşlarımızın haber alma hakkının korunması demokrasimizin işlerliği açısından hayati önemi haizdir. Türk basını 15 Temmuzda çok önemli bir imtihandan geçti; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın halkımızı meydanlara davet mesajını etkili bir şekilde milyonlara ulaştırmasıyla alçak darbe girişiminin püskürtülmesinde çok büyük ve tarihî bir iş başarmıştır. Medyamızın, meslek ilkelerini ve milletimizin hassasiyetlerini dikkate alarak doğru bilgilendirme görevini en güzel şekilde yapacağına ve demokrasimize katkıda bulunacağına yürekten inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

7.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ili sulama projelerinin hayata geçirilebilmesi için Hükûmete ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Verimli tarım topraklarına sahip, tarım kenti olan Adıyaman’ımızda tarım arazilerinin yüzde 80,1’inde kuru tarım, yüzde 19,9’unda da sulu tarım yapılmaktadır. Adıyaman’ımız GAP kapsamında olmasına ve aradan geçen uzunca süreye rağmen sulama projeleri bugüne kadar tamamlanamamıştır. İktidar tarafından yapımına başlanan ancak bir türlü bitirilemeyen barajlarda da çalışmalar durma noktasına gelmiştir.

Buradan Hükûmete ve Cumhurbaşkanına çağrıda bulunmak istiyorum: Adıyaman’ın sulama sorununu bir an evvel çözün, 2020 yılında yapımına başlanan ve henüz tamamlanamayan barajlar için gerekli ödeneği mutlaka ayırın, Fırat Nehri’nin kenarında, Kerbelâ gibi susuzluktan kavrulan Adıyaman’ımızın sulama projelerini bir an evvel hayata geçirin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztunç…

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin özelleştirilmesiyle yaşanılan mağduriyete ilişkin açıklaması

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Afşin-Elbistan Termik Santrali özelleştirilmişti. Afşin-Elbistan Termik Santrali Çelikler Holdinge verilirken, özelleştirilirken AK PARTİ’nin milletvekilleri, bakanları söz verdiler “Hiç kimse işinden olmayacak, ekmeğinden olmayacak.” dediler ama maalesef bu da bir yalan çıktı. En son iki ay önce 39 işçi işinden atıldı. 39 işçiye “Aman CHP’ye gitmeyin, biz çözeceğiz bu sorunu.” dedi AK PARTİ’li milletvekilleri; hâlâ çözmedi. Kış aylarına girerken bu işçilerin tekrar işe alınması gerekiyor. Bu konuda AK PARTİ’li milletvekillerine sesleniyorum: Verdiğiniz sözü tutun, işçileri mağdur etmekten artık vazgeçin, bir defa da olsa şu sözünüzü tutun artık.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın İlhan…

9.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, yerel basının artan sorunlarına çözüm bulunması gerektiğine ilişkin açıklaması

METİN İLHAN (Kırşehir) – Teşekkür edim Başkanım.

Ülkemizde yerel basının sorunları, özellikle son birkaç yılda, gerek ekonomik krizin olumsuz etkileri gerekse de ülkemizde oluşan baskıcı hava yüzünden günden güne artmaktadır. Yerel basını sadece gündelik haber yapan bir yapıdan ibaret görmek yanlıştır. Günümüz toplumunda her açıdan yerelleşmenin demokrasi standartlarını artıracağı düşünüldüğünde, yerel basının da bu anlamda demokratik toplum bilincinin gelişmesine kamuoyunun objektif bilgilendirilmesiyle bir nevi denetim mekanizması olarak katkı sağladığı da unutulmamalıdır. Yerel basınımızın; sigorta problemi, vergi oranlarının yüksekliği ve resmî ilanların yayımının kaldırılmasından tutun da lisans ücretlerinin aşırılığına varana kadar acilen çözülmesi gereken sorunları vardır. Sadece yürütmenin değil, Meclis olarak bizlerin de bu konuda gerekli duyarlılığı gösterip ivedi olarak yerel basınla ilgili yeni bir çalışma içinde olmamız gerekmektedir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Bakan…

10.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, 4857 sayılı Yasa’ya tabi sürekli işçi statüsünde kamu kurumlarında, belediyelerde ve KİT’lerde çalışan üniversite mezunu işçilerin diplomalarına uygun statüde çalışabilmelerinin sağlanması konusunda Hükûmeti göreve davet ettiklerine ilişkin açıklaması

MURAT BAKAN (İzmir) – Sosyoloji mezunu ve atanamamış öğretmen, manevi destek ve danışmanlık yüksek lisans mezunu, özel eğitim öğretmenliği, bilgisayar işletmenliği, pedagojik formasyon, aile psikolojisi, çalışma yaşamı alanlarında eğitim sertifikaları var fakat bir üniversitede güvenlik görevlisi olarak çalışıyor.

Karayolları Bölge Müdürlüğünde taşeron firmaya bağlı elektrik mühendisi olarak çalışırken sürekli işçi kadrosuna geçirildi. Söylenen, herkes önce düz işçi pozisyonuna alınacak, ardından pozisyonu geri verilecekti. Sonradan öğrendi ki elektrik mühendisliği diye bir pozisyon yok, şimdi elektrik ustası olarak önceki maaşından çok düşük bir ücretle çalışıyor. Kamu kurumlarında, belediyelerde, KİT’lerde 4857 sayılı Yasa’ya tabi sürekli işçi statüsünde çalışan üniversite mezunu işçiler, yasal düzenlemeyle diplomalarına, mesleki bilgi ve becerilerine uygun statüde çalışmak istiyor yani adalet ve liyakat bekliyorlar. Talepleri talebimizdir, Hükûmeti göreve davet ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Biçer Karaca…

11.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Göreme ve çevresinin millî park statüsünün kaldırıldığına ilişkin açıklaması

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz aylarda kaçak inşaatlarla gündeme gelip toplumun refleksleri nedeniyle inşaatların yıkılmasına karar verilen Göreme ve çevresi hakkında maalesef bugün millî park statüsünün kaldırılmasına ilişkin bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlanmıştır. Kararnamenin gerekçesi 2873 sayılı Millî Parklar Yasası’nın 3’üncü maddesi olarak ifade edilmektedir. Oysa ki bu kanunun 3’üncü maddesi millî park statüsünü kazanma koşullarını düzenlemekte olup hiçbir makama ve kişiye millî park statüsünü kaldırma yetkisi tanımamaktadır. Anlaşılmaktadır ki bu karar Anayasa’ya açıkça aykırıdır ve tek adam rejimi doğamıza, havamıza, suyumuza, kültürel ve tarihî mirasımıza ciddi şekilde göz dikmiş bulunmaktadır.

Göreme ve çevresi UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ndedir ve bu listede yer alan ve turizm anlamında da her gün yüzlerce turiste ev sahipliği yapan Göreme ve çevresinden elinizi çekin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Göreme bir dünya mirasıdır.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

12.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, üniversitelerden farklı nedenlerle ilişiği kesilen öğrenciler için öğrenci affına ve gençlerin KYK kredi borçlarının ötelenmesine yönelik kanun tekliflerini Meclis Başkanlığına ilettiklerine, atanamayan öğretmenler ile sözleşmeli öğretmenlerin durumunu Millî Eğitim Bakanından öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Üniversitelerimizden farklı nedenlerle ilişiği kesilen öğrenciler öğrenci affının çıkarılmasını istemektedir. Öğrenci affı için kanun teklifimiz de Meclis Başkanlığındadır. 2014 yılından beri öğrenci affı çıkarılmamaktadır. Disiplin cezası olanlar, pişmanlık duyanlar -ön lisans, lisans, lisans tamamlama- kendi isteğiyle ilişiği kesilenler dâhil bir an önce öğrenci affı çıkarılmalıdır. Ayrıca Kredi Yurtlar Kurumundan kredi alan üniversite mezunları asgari ücretle zor iş bulmaktadır. En az üç yıl kredi borçları ötelenmelidir. Bu konuda da kanun teklifi Meclis Başkanlığındadır.

Bugün Millî Eğitim Bakanı Meclisteymiş ama burada değil. Keşke o ucube Anayasa değişikliğini yapmasaydınız, bir odaya Bakanı oturtmak yerine Meclis Genel Kurulunda olsaydı; biz de atanamayan öğretmenleri, sözleşmeli öğretmenlerin durumunu yüzüne karşı sorsaydık. Atanamayan 400 bin öğretmenin durumunu, rehabilitasyon merkezi eğiticileri öğretmen olarak atanacak mı, onları sorsaydık. Bakan kapalı bir odada değil, halkın Meclisinde olabilseydi, keşke o ucube Anayasa değişikliği olmasaydı. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 9 Ekim 2019 tarihinde başlatılan Barış Pınarı Harekâtı’na ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye olarak başlattığımız Barış Pınarı Harekâtı’nda neredeyse bir hafta içinde 120 kilometre uzunluğunda, 32 kilometre derinliğinde Tel Abyad ve Resulayn ilçeleriyle birlikte birçok köy Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye Millî Ordusu tarafından ele geçirildi. 700’ün üzerinde PYD/PKK’lı terörist etkisiz hâle getirilerek terör örgütü kısa bir sürede perişan edildi. Perşembe günü ABD heyetinin Ankara’ya yaptığı çalışma gezisinden Barış Pınarı Harekâtı’na yüz yirmi saatlik ara verilmesi kararı çıktı. Kimse çamur atmaya, bahane bulmaya, hata aramaya kalkmasın, Türkiye hem sahada hem de masada kazanmıştır ve kazanmaya da devam edecektir. Cumhurbaşkanımız, Başkomutanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle, verilen sözler tutulmazsa harekâtımızı kaldığı yerden bu sefer çok daha büyük bir kararlılıkla devam ettireceğiz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özen…

14.- Bursa Milletvekili Refik Özen’in, 19 Ekim Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

REFİK ÖZEN (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

19 Ekim, son yüzyılın en önemli fikir insanı, mücadele ve kararlılığın simgesi merhum Aliya İzzetbegoviç’in vefatının yıl dönümüydü. Aliya “Ben Avrupa’ya giderken başım önümde eğik gitmiyorum çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptılar, hem de Batı’nın gözü önünde, Batı medeniyeti adına. Bugünkü dünya ve liderlerle adil bir barış yapmak mümkün değil.” diyordu. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen özellikle son olarak yaşadığımız bu süreçte, Batı dünyasıyla ilgili sözlerin ne kadar haklı ve geçerli olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz. “Ey teslimiyet, senin adın İslam’dır.” diyen Aliya’nın onurlu mücadelesini tarih hiçbir zaman unutmayacak ve unutturmayacaktır. Rabb’im rahmetini üzerinden ve onurlu Bosna halkından eksik etmesin. Bilge lider, ruhun şad, mekânın cennet olsun.

BAŞKAN – Sayın Bahşi…

15.- Antalya Milletvekili Feridun Bahşi’nin, İYİ PARTİ Antalya İl Başkanı Yavuz Temizer’in, 9 Ekim Çarşamba günü Antalya Valisi Münir Karaloğlu’dan talep ettiği randevuya ilişkin açıklaması

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İYİ PARTİ Antalya İl Başkanı Yavuz Temizer, Antalya Valisinden 9 Ekim Çarşamba günü randevu talep etmiş ancak Antalya Valisi Münir Karaloğlu bu talebe olumlu ya da olumsuz bir cevap vermemiştir. Antalya İl Başkanı, randevuyu Münir Karaloğlu’nun şahsından değil devleti temsilen valilikten yani devletten istemiştir. Vali Münir Karaloğlu’nu buradan uyarmak istiyorum: İşgal ettiğiniz makam keyfîliği ve ciddiyetsizliği kaldırmaz. Bilinmelidir ki İYİ PARTİ, Antalya’dan 250 bin oy almış, 3 milletvekili çıkarmış; Türkiye’deyse 5 milyon oy alarak Parlamentoda grup kurmuş bir siyasi partidir. İYİ PARTİ, milletin ta kendisidir ve Türk milleti hukukunu çiğnetmez.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Şimdi, söz talep eden Grup Başkan Vekillerine söz vereceğim.

Buyurun Sayın Türkkan.

16.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Antalya Valisi Münir Karaloğlu’nu devlet adabına davet ettiğine, şehit Uzman Çavuş Muhammed Önek, Piyade Uzman Onbaşı Mutlu Can Meşeci, Piyade Uzman Çavuş Umut Coşkun ve Piyade Sözleşmeli Er Caner Selimoğlu’na Allah’tan rahmet dilediğine, Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik ABD’yle varılan mutabakatta verilen sözlerin tutulup tutulmayacağını takip edeceklerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin görüşmesinin Türkiye’nin yol haritası açısından önemli olacağına, 21 Ekim Ahmet Taner Kışlalı'nın katledilişinin 20'nci yıl dönümü ile Dünya Gazeteciler Günü’ne, iş bulamayan gençlerin KYK kredi borçlarını ödeyemediklerine ve Kocaeli ili Gölcük ilçesi Samanlı Dağları’na kurulması planlanan rüzgâr enerjisi santrallerine yönelik davaya ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Antalya Valisini, kendisini AK PARTİ valisi gibi kabul eden bu zihniyetini bir an önce değiştirmeye davet ediyorum. Antalya Valisi Sayın Münir Karaloğlu, maaşını, içinde İYİ PARTİ’lilerin de bulunduğu milletin vergisinden almaktadır; Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerinden veya teşkilatlarından değil, milletimizden almaktadır. Milletimizin temsilcilerine, milletimizin siyasi organlarına randevu vermekten imtina eden bu valiyi öncelikle nezakete, sonra devlet edep ve adabına davet etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün şehit haberleri ardı ardına geldi. Mardin’in Derik ilçesi kırsalında terör örgütü PKK’ya yönelik düzenlenen operasyonda çıkan çatışmada Uzman Çavuşumuz Muhammet Önek maalesef şehit oldu. Zeytin Dalı Harekâtı bölgesindeki üs bölgesine 11 Ekimde PKK/YPG’li teröristlerce yapılan havan saldırısında yaralanan ve hastanede tedavi gören Uzman Onbaşı Mutlu Can Meşeci’nin de yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı ve ne yazık ki şehit olduğu haberini aldık. Barış Pınarı Harekâtı sırasında yaralanan Piyade Uzman Onbaşımız Umut Coşkun da tedavi gördüğü hastanede maalesef şehit oldu. Yine, Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde silahlı kazada yaralanan Piyade Sözleşmeli Er Caner Selimoğlu’nun hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olduğu açıklandı. Bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabrıcemil niyaz ediyorum; milletimizin başı sağ olsun. Dileğimiz o ki bundan sonra hiç şehit haberi almayalım, ocaklar sönmesin, yüreğimiz yanmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türkiye’nin 9 Ekimde başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’na, geçen hafta Amerika’yla varılan anlaşma uyarınca yüz yirmi saatlik ara verilmişti. PKK/YPG terör örgütüne tanınan süre bu gece saat 22.00’de doluyor. Sürenin dolacağı bugün, dünyanın gözü aynı zamanda Soçi’de. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in Soçi’deki görüşmelerinden çıkacak olan kararlar Türkiye’nin yol haritası açısından hayli önemli olacak. Herkes gibi biz de bu görüşmeden çıkacak sonucu ve bundan sonraki süreci yakından izlemeye devam ediyoruz. Yüz yirmi saatlik süre dolduktan sonra verilen sözlerin tutulup tutulmadığını, bölgede neler olacağını ve ülkemizin izleyeceği tutumu da dikkatle takip edeceğiz. Bu konuda ortaya konulan tavrın, siyasi ve diplomatik ilişkilerin büyük bir titizlikle sürdürülmesini beklemekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Dün, aziz cumhuriyetimizin ve değerlerinin yılmaz savunucusu, değerli bilim insanı, benim de Kabataş Erkek Lisesinden ağabeyim Profesör Doktor Ahmet Taner Kışlalı'nın katledilişinin 20'nci yıl dönümüydü. Merhum Kışlalı'ya saygı ve rahmet diliyorum; kızı Nilhan Kışlalı'ya da, hiç babasını tanımadan hayatını devam ettiren Nilhan Kışlalı'ya da uzun bir ömür diliyorum.

Dün aynı zamanda Dünya Gazeteciler Günü'ydü. Dünya Basın Özgürlüğü Raporu'nda Türkiye, 180 ülke arasında, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da 157'nci sırada yer aldı. Gazetecilerimiz böyle kötü bir tabloyla Dünya Gazeteciler Günü'nü idrak etti ne yazık ki. Biz de İYİ PARTİ Grubu olarak havuza girmeyen gazetecilerin Dünya Gazeteciler Günü'nü kutluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayın Sayın Grup Başkan Vekili.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Her koşulda taviz vermeden, kalemini satmadan doğruyu haykırmayı ilke edinmiş tüm gazeteci arkadaşlarımıza görevlerinde başarılar diliyoruz.

TÜİK'in geçtiğimiz hafta hazırladığı rapora göre, genç işsizlik oranı yüzde 27,1'e ulaşmış ülkemizde. Öğrenim kredisi borcunu ödeyemeyen üniversite mezunu sayısı ise 5 milyona dayanmış. Yani bu öğrenciler okulu bitirdi, siz bunlara iş verdiniz de mi bu öğrenciler işe başlamadılar? Öğrenciler borçlu olarak hayata başladılar ve hâlâ iş bulamadılar. Borç vadesi dolan yüz binlerce öğrenci için yasal işlem yapılması Hazine ve Maliye Bakanlığına bildirilmiştir. Asgari ücretle çalışanlar -öğrenim kredisi borçları da- maaşları kredi taksitlerine yetmeyince haciz tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre Kredi ve Yurtlar Kurumundan kredi alan ancak borç taksitlerini ödeyemeyen 217 bin öğrencinin maaşına e-haciz uygulandığı basında çıkan haberlerde de yer aldı. Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamayan gençlerimizin sorunları, okurken aldıkları geri ödemeli kredinin borcu nedeniyle daha da büyüyor. Öğrenim kredisi başvurusu sırasında 16 bin liraya borçlanan öğrenciler şu anda 30 bin lirayı bulmuş bir borçla karşı karşıyalar.

Biz, İYİ PARTİ olarak mağduriyet yaşayan her kesimin sorunlarını Meclis çatısı altında dile getirmeye devam edeceğiz. Hükümeti bu konuda da gençlerin haklı sesine kulak vermeye davet ediyoruz.

Kocaeli Gölcük’te geçtiğimiz yıl Samanlı Dağları’na kurulması planlanan ve Gölcüklülerin yoğun tepkisini çeken rüzgâr enerjisi santralleri davasında karar açıklandı, mahkeme Gölcük’e rüzgâr enerjisi santrali kurulmayacağına dair karar verdi. Daha önce ben bu soruyu Sayın Enerji Bakanına tevdi ettiğimde Enerji Bakanı cevap vermek yerine topu Çevre Bakanlığına atmıştı.

((Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Görülen şu ki mahkemeden çıkan karar orada yaşayan köylülerimizin ve bizim haklılığımızı ortaya koydu. Karar temyize açık olsa da bundan sonraki süreci de izlemeye devam edeceğiz. Gölcük’teki o bölgede güzel havanın, tabiatımızın bozulmasına dün karşı durduğumuz gibi yarınlarda da karşı durmaya devam edeceğiz.

Yüce heyetinizi ve Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

17.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 9 Ekimde başlayan Barış Pınarı Harekâtı kapsamında şehit olan askerlerimiz ile vatandaşlara, vefat eden Erzincan ili Üzümlü İlçe Başkanı Yahya Demirbaş ile MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet dilediklerine, ABD’yle varılan mutabakata, Milliyetçi Hareket Partisi olarak devletin ve Hükûmetin sonuna kadar yanında yer aldıklarına, Kars ili Kağızman ilçesinde teröristlerin yola döşediği bombanın patlaması sonucu yaralanan 5 askerimiz ile 3 korucumuza şifa dilediklerine, 19 Ekim Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’in vefatının 16’ncı yıl dönümüne, 21 Ekim Dünya Gazeteciler Günü’ne ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

9 Ekimde başlayan Barış Pınarı Harekâtı kapsamında bugüne kadar 7 askerimiz, 20 sivil vatandaşımız şehit olmuş, 90 askerimiz de yaralanmıştır. Şehit olan asker ve vatandaşlarımıza Yüce Allah’tan rahmet dilerken yaralı askerlerimize ve vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum. Harekâtta şu ana kadar 160 yerleşim yeri teröristlerden arındırılmış, 2.200 kilometrekarelik alan terörden temizlenmiş, 775 terörist ise etkisiz hâle getirilmiştir.

17 Ekim tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen heyetle varılan mutabakat neticesinde 13 maddelik bir ortak metin yayınlanmış, bu ortak metnin içerisinde bugün saat 22.00’de dolacak olan yüz yirmi saatlik bir ara söz konusu olmuştur. Bu arada da Amerika Birleşik Devletleri’nin taahhüdüyle PYD-YPG unsurlarının 20 millik güvenli bölgeyi terk edecekleri konusunda bir mutabakat söz konusu olmuş, bu taahhüt gerçekleşmiştir.

Aynı zamanda, Soçi’de Rus Devlet Başkanı Putin ile Cumhurbaşkanımız arasında gerçekleşecek olan görüşmeyi de bugün itibarıyla idrak edeceğiz. Türkiye açısından son derece kritik olan bu süreçte bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak devletimizin ve Hükûmetimizin sonuna kadar “ama”sız “fakat”sız yanında yer aldığımızı ifade etmek istiyoruz. Bu kritik günler inşallah Türkiye Cumhuriyeti devletinin arzu ettiği neticeleri almasıyla sonuçlanır. Biz bütün kalbî, samimi duygularımızla bu neticenin oluşması için dua ediyoruz, bu neticenin ortaya çıkmasını arzu ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, Kars’ın Kağızman ilçesinde askerî aracın geçişi sırasında yola döşenen el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucunda 5 kahraman askerimiz ve 3 güvenlik korucumuz yaralanmıştır. Yaralanan askerlerimize ve korucularımıza acil şifalar diliyoruz.

Bugün yine, Erzincan Üzümlü İlçe Başkanımız Sayın Yahya Demirbaş, geçirdiği kalp krizi sonucunda vefat etmiştir. Sayın Başkanımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve camiamıza da başsağlığı diliyorum.

Geçtiğimiz hafta, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Profesör Doktor Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın kardeşimiz geçirdiği elim bir kaza sonucu Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Merhuma Allah’tan rahmet diliyoruz. Başta Genel Başkan Yardımcımız Sayın Edip Semih Yalçın ve ailesi olmak üzere camiamıza başsağlığı ve sabırlar dilerken bu ana kadar acımızı paylaşan Türkiye Büyük Millet Meclisinin Sayın Başkanı Mustafa Şentop’a, değerli Divan üyelerine, kıymetli milletvekillerimize ve Meclis çalışanlarına teşekkürlerimizi sunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, üç gün önce, Bosna Hersek’in Devlet Başkanı, Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in 16’ncı vefat yıl dönümünü idrak etmiş bulunuyoruz. Hayatı büyük mücadelelerle geçen bu büyük devlet adamını Milliyetçi Hareket Partisi olarak saygıyla ve rahmetle andığımızı ifade etmek istiyorum.

Yine, Dünya Gazeteciler Günü’nün hem Türkiye’de hem dünyada basın, medya kuruluşlarında görev yapan bütün gazetecilere ve bu sektörde çalışan emektarlara, emekçilerimize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

18.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Barış Pınarı Operasyonu’nda şehit olan askerlerimiz ile vatandaşlara, vefat eden MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet, rahatsızlığı nedeniyle İstanbul Milletvekili Markar Eseyan’a şifa dilediklerine, 21 Ekim Ahmet Taner Kışlalı'nın katledilişinin 20'nci yıl dönümüne, Diyarbakır, Van, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarıyla başlayan ve ilçe belediyelerine sıçrayan kayyum operasyonlarının izahının mümkün olmadığına, TCDD’nin Haydarpaşa ve Sirkeci gar alanlarının ihalesine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Barış Pınarı Operasyonu’nda 9 Ekimden bugüne kadar 7 Türk Silahlı Kuvvetleri personelimiz şehit oldu, bunun yanında sivil şehitlerimiz de var. Hepsine Allah’tan rahmet diliyoruz ve bunların son şehitlerimiz olmasını, vatan evlatlarımızın annelerinin bundan sonra bu acı duruma gözyaşı dökmemesini temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2 mensubundan iki acı haber aldık. Bir tanesi, Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkan Yardımcısı Sayın Semih Yalçın’ın oğlunun vefatıydı. Bu vesileyle bir kez daha duyduğumuz üzüntüyü ifade ediyoruz. Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekili Markar Eseyan’ın da önemli bir sağlık sorunuyla meşgul olduğunu kendi açıklamasından da öğrendik; kendisine acil şifalar diliyoruz.

21 Ekim, Ahmet Taner Kışlalı’nın bir suikasta kurban gidişinin 20’nci yıl dönümüydü. 1990’larda Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşarken geçmişimize de kara bir leke olarak sürüldü bu cinayet. Bu cinayetin aydınlatılması sürecinde Parlamentonun faaliyetlerinin boşa çıkarıldığının ve dönemin Emniyet Müdürü Mehmet Ağar’ın Uğur Mumcu cinayetinden sonra Parlamentoda birlikte görev yaptığımız, Meclis Başkan Vekilliği görevinde de bulunmuş olan Sayın Güldal Mumcu’ya “Bir tuğla çekersem duvar yıkılır.” dediğinin ve o tuğlayı o günden bugüne kimsenin çekmeye cesaret edemediğinin altını bir kez daha çiziyor, Ahmet Taner Kışlalı’nın ölümü nedeniyle hem bu çağrımızı bir kez daha hatırlatıyor hem de tüm faili meçhul cinayetlerde hayatını kaybedenleri saygıyla ve minnetle bir kez daha anıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 22 Ekim, bu Parlamentoya İstanbul Milletvekili olarak hizmet etmiş olan Çetin Altan’ın ölüm yıl dönümüydü; Çetin Altan’ı rahmetle anıyoruz.

Yine 22 Ekim, Hüseyin Daniş Tunalıgil’in Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliğini yaptığı sırada ASALA militanları tarafından şehit edilişinin yıl dönümüdür. Onun şahsında, onun hatırasının önünde, benzer eylemlerde şehit edilen 31 diplomatımızı ve aile mensubu 58 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını bir kez daha rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkan, 31 Mart seçimlerinin hemen ardından, ertesi gün başlatılan ve seçimle gelenin seçimle gitmesini hazmedemeyenlerin yaptıkları bir düzenle büyükşehir belediye başkanları görevlerinden alınmışlardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu konuda Diyarbakır, Van ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarıyla başlayan kayyum operasyonlarının ilçe belediyelerine de yöneldiğini görüyoruz. Belediye başkanını halk seçiyor, görevden alınıyor, daha sonra kayyum atanıyor; yerine tekrar aday gösteriliyor, o kayyum kaybediyor ve halk yine belediye başkanını seçiyor ama ertesi gün bu belediye başkanlarıyla ilgili geçmişe dayalı bir suçtan değil, o günle ilgili bir işlem başlatılıyor. Arıza, sıkıntı buradadır. Bunun Türkiye’ye izahı, dünyaya izahı mümkün değildir. Bunun altını çizmek istiyoruz.

Sayın Başkanım, bir kısmını da bir grup önerisi vasıtasıyla gündeme getireceğiz ama son olarak… İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’un bağrında ve gönlünde yer alan tarihî ve son derece önemli iki mekâna sahip çıkmak istedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dedi ki: “Haydarpaşa ve Sirkeci ihalelerine öyle şirketler mirketler, onlar bunlar girip, bunları alıp bir şirketin lehine, menfaatine işletmesin de İstanbul’un menfaatine biz işletelim.” Belediye şirketi başvuru yaptı, uygunluk verildi; ihaleye girdi, ihale sırasında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştirakleri sudan sebeplerle ihaleden elendiler. Sebepleri ifade etmeye insan utanıyor. Mesela, “müştereken ve müteselsilen” ifadesinin “ortaklaşa ve birlikte” yazılmasını yani Arapça yerine kelimelerin Türkçesinin kullanılmasını ihalede yetersizlik gerekçesi görecek kadar akıldan ve vicdandan müstesna, buradan uzak tutan bir yaklaşım var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bitirelim.

Yine sonrasında diyor ki: “‘Müştereken ve müteselsilen’ yazmanız lazımdı, Türkçesini yazdınız ‘ortaklaşa ve birlikte.’ Bu olmaz, elendiniz.” Bir de diyor ki: “Sizin tecrübeniz yok.” İstanbul Büyükşehir Belediyesinin iştirakine “Sen bu ihaleye giremezsin, tecrüben yok.” diyor. Kimin tecrübesi varmış? Okçular Vakfının eski genel müdürünün varmış Sayın Başkan. Kimmiş o? O, ülkeyi yöneten birisinin oğlunun en yakınıymış. Peki, bu sermeye nereden varmış? Geçmişte İBB’de 3 bin lira maaşla çalışırmış. Peki, bu beyefendinin yeterliliği neredenmiş? Bir bakıyorsunuz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan’la makamında bu konuları görüşmüş arkadaş birkaç gün önce. Burnunuza eğer pis kokular gelmiyorsa, eğer bu rezaletten utanmıyorsanız, eğer bu aile kayırmacılığını “İstanbul’u kaybettik ama damadımız üzerinden, oğlumuz üzerinden…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “İstanbul’u kaybettik ama hazmedemedik, seçimi tekrarlattık, 13 binlik fark oldu 806 bin. Milletle didişmeden ders almadık, millete kafa tutmadan ders almadık. Oğlanın vakfının genel müdürü…” 3 bin lira maaş alan adama bu koca koca ihaleleri veriyorsunuz. Koca İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetersiz, Hüseyin Avni Önder yeterli çünkü o “müştereken ve müteselsilen” yazmış; bizimkiler onun Türkçesini yazmış diye eliyorsunuz. Bundan utanç duyulur. Eğer AK PARTİ Grubunun vicdanlı vekilleri bundan utanç duymuyorsa çok büyük bir yapısal sorun vardır. Tuz kokmuştur, bu vakitten sonra memlekete verilecek hiçbir şey yoktur. Gölge etmeyin, daha çok kirletmeyin, başka ihsan istemeyiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

19.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, vefat eden MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a, eski Bakanlarımızdan Ali Topuz ve Orhan Birgit’e, Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden Nuri Pakdil’e, 16’ncı ölüm yıl dönümü olması nedeniyle Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’e, Barış Pınarı Operasyonu’nda şehit düşen Mehmetçiklerimize ve Suriye Millî Ordusu mensuplarına, roket ve havan topu saldırıları sonucu şehit düşen sivil vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet dilediğine, Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik ABD’yle varılan mutabakata, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yapacağı görüşmenin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; malumunuz geçen hafta vefat eden Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Profesör Doktor Semih Yalçın Bey’in oğlu Turan İlteber Yalçın kardeşimize, eski Bakanlarımızdan Ali Topuz ve Orhan Birgit Beylere, özgür Kudüs davası için yaşayan, Türk edebiyatının önde gelen isimlerinden üstat Nuri Pakdil’e, Bosna Hersek’in ilk Cumhurbaşkanı Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in ölüm yıl dönümü olması münasebetiyle ve diğer vefat eden Meclis mensuplarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabrıcemil niyaz ediyorum.

Yüce Meclisimizin bilgisi dâhilinde sınırlarımızda hedeflediğimiz huzur, barış ve güvenliğin oluşması için başlattığımız Barış Pınarı Operasyonu’nda şehit düşen kahraman Mehmetçiklerimize ve Suriye Millî Ordusu mensuplarına, roket ve havan topu saldırıları sonucu şehit düşen sivil vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, tüm yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Yaklaşık dokuz gün süren Barış Pınarı Operasyonu öncesinde ve esnasında tek yürek olup operasyona açık destek veren ve tek yürek, tek bilek olan siyasi partilerimize, dua ve destekleriyle hakikaten Mehmetçik’imizi yalnız bırakmayan aziz ve asil milletimize yürekten teşekkür ediyorum. Şairimizin ifadesiyle: “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla bu günler, millî birlik ve beraberliğimizi, milletimizin, ülkemizin ve devletimizin selameti açısından pekiştirme günleridir. Dolayısıyla inşallah bu birlik ve beraberliğimiz bizi sahada da masada da daha güzel kazanımlara taşıyacaktır.

Operasyon öncesinde ve esnasında belirttiğimiz üzere, bu zamana kadar kimsenin toprağında gözümüz olmamıştır. Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde tek amacımız terör unsurlarının sınırımızı terk etmesi ve sığınmacıların güvenli bölgeye yerleştirilmesidir. Sayın Cumhurbaşkanımız operasyon devam ederken operasyonun ne şartlarda durdurulacağını net bir şekilde ifade etmiş, tek şartın terör unsurlarının sınırımızı, güvenli bölgeyi terk etmesi olduğunu söylemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Yaklaşık dokuz gün süren operasyonun ardından, ABD’yle yapılan görüşmeler neticesinde üzerinde mutabık kalınan 13 maddede terör unsurlarının bölgeden çekileceği taahhüt edilmiş, bu sebeple operasyona yüz yirmi saat ara verilmiştir. Bu süre zarfında verilen sözlerin yerine getirilmemesi, terör unsurlarının bölgeden çekilmemesi hâlinde Barış Pınarı Operasyonu kaldığı yerden kararlılıkla devam ettirilecektir. Sadece bu anlaşmaya bakmak bile, amacımızın bölgeyi terör unsurlarından arındırmak, Türkiye'nin ve bölgenin güvenliğini sağlamak ve Kürt, Arap, Türkmen, Yezidi, Hristiyan, yaklaşık 3 milyon 650 bin Suriyeli misafirimizin kendi vatanlarına ve yuvalarına salimen dönmelerini sağlamak olduğunu gösterecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu metnin altına Amerika Birleşik Devletleri imza atarak taahhütte ve yükümlülükte bulunmuştur. Dolayısıyla sahada da masada da Türkiye çok önemli kazanımlar elde etmiştir.

İsrail’in Jerusalem Post gazetesinin, en güzel, çarpıcı, Barış Harekâtı yorumu aslında işi özetlemektedir: “Altı yıllık çalışma altı günde çökmüştür.” İnşallah, bundan sonraki süreçlerde de başta bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın Suriye’nin geleceğiyle ilgili Sayın Putin’le görüşmelerinin ve inşallah, Mecliste de bu hafta gerçekleştireceğimiz çalışmalar ve kanun çalışmalarının hayırlara vesile olmasını, kahraman Mehmetçik’imizin en güzel neticelere ulaşmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyor, yüce Meclis adına selamlarımızı göndererek kendilerine selam, hürmet ve zafer dualarımızı ifade ediyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, Başkanlık Divanı olarak vefat eden MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Semih Yalçın Bey’in oğlunu kaybettik. Turan İlteber Yalçın’ı yakinen tanıma imkânı elde ettim. Turan İlteber Yalçın, gerçekten, milletimizin kabul ettiği değerlere hürmet ederek yaşayan bir gencimizdi.

Ben de bu vesileyle Divan olarak tekrar başsağlığı diliyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Adana Milletvekili İsmail Koncuk ve 21 milletvekilinin, e-haciz uygulamasının yol açtığı sorunların tespiti ve bu sorunlara karşı alınabilecek önlemlerin belirlenmesi amacıyla 9/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/1899) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Ekim 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/10/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/10/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Lütfü Türkkan

                                                                                           Kocaeli

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Adana Milletvekili İsmail Koncuk ve milletvekilleri tarafından KYK, vergi ve SGK prim borçları nedeniyle e-haciz uygulanan kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi, e-haciz uygulamasının yol açtığı sorunların tespiti ve bu sorunlara karşı alınabilecek önlemlerin belirlenmesi amacıyla 9/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 22/10/2019 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Adana Milletvekili Sayın İsmail Koncuk.

Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Müflis tüccar eski defterleri karıştırırmış “Acaba kimden alacağım var, kimde param kaldı.” filan düşüncesiyle; siz de tam öyle oldunuz maalesef. Para bulamadıkça, ekonomi kötüye gittikçe vatandaşın sırtına binmeye başladınız.

Adana’da da öyle, Abdullah Doğru kardeşim, gülüyorsun oradan da.

Şimdi, 3 milyon 300 bin kişiye e-haciz gönderildi, 3 milyon 300 bin kişiye. Aslında, haciz işleminin de mevzuatta yolu yöntemi var, insanlara bir hafta önceden tebligat göndermek zorunda kurumlar, Maliye teşkilatları. Bu tebligat da gönderilmeden, vatandaş bankaya ulaştığında hesaplarına bloke konulduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyor. Binlerce vatandaşımız, milyonlarca vatandaşımız şu anda bu durumda ve Maliye Bakanlığı bununla ilgili, bütün açıklamalarımıza rağmen, soru önergelerimize rağmen şu ana kadar herhangi bir cevap vermiş değil.

Buradan, Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak’a soruyorum: Bu haciz işlemi, ki mevzuata da uygun değil, devam edecek mi? Bunlardan 217 bini, 3 milyon 300 binin 217 bini öğrenciliği döneminde kredi borcu olan gençlerimiz; belki iş de bulamadı bunlar, belki işleri de yok, böyle bir durumdalar.

Şimdi, almadan vermek Allah’a mahsus. Siz sürekli vatandaştan istiyorsunuz, talep ediyorsunuz, sürekli alıyorsunuz ama iş, vermeye gelince, eliniz bir türlü cebinize gitmiyor. Şimdi, bu ne zamana kadar böyle devam edebilir? Yani 24 Haziran 2018 tarihinden bu yana vatandaşın sırtına âdeta bir karabasan gibi çöken bir ekonomik kriz var ve bu ekonomik krizin yarattığı tahribatı düzeltmek adına hiçbir adımı bugüne kadar atmadınız. Ne çiftçi adına bir adım attığınızı gördük ne esnaf adına ne memur adına ne de işsizliği çözmek adına bir adım attığınızı gördük. Bakın, Hazine ve Maliye Bakanlığının açıklamaları var, diyor ki: “Vergi ve prim borcu yapılandırma talepleri geliyor. Farklı dönemlerde, farklı ihtiyaçlara uygun adımlar atılabilir.” Yani vatandaşa diyorsunuz ki: “Biz bu borçlarınızı yeniden yapılandırabiliriz.” Vatandaş da -sizin bu sözünüzden hareketle- size güveniyor. Devletin Maliye Bakanlığı bir açıklama yapıyor, vatandaşın güvenmesinden daha tabii bir şey var mı? Ama siz o yapılandırmayı bugüne kadar yapmıyorsunuz ve 3 milyon 300 bin vatandaşın banka hesabına bloke koyuyorsunuz. Seçim yok, rahatsınız; 23 Haziran İstanbul seçimlerinden önceki yaklaşımlarınızı filan görüyorum, değerlendiriyorum, bu yaklaşımınıza bakıyorum, acaba 2020’de de seçim yok mu diye düşünmeye başladım ben bu hareketten sonra. Yani vatandaşı âdeta yok sayan bir hükûmet etme anlayışıyla, fütursuzca davranmaya başladınız. Zam, vergi; sürekli vatandaşın sırtına binmiş hâldesiniz.

Değerli milletvekilleri, bu vatandaşla, bu kadar ezdiğiniz bu vatandaşla Türkiye’yi geleceğe taşıyabilmemiz mümkün değil. 3 milyon 300 bin… Yahu, siz, müteahhitlerin borçlarını affediyorsunuz, banka borçlarını affediyorsunuz. Rant kesimine gelince var, her türlü fedakârlığı yapıyorsunuz ama söz konusu vatandaş olduğunda -eğer bir seçim döneminde değilsek bakın- seçim dönemlerinde vatandaşı hatırlıyorsunuz, aklınıza vatandaş geliyor, borçları yapılandırıyorsunuz ama seçim dönemi değilse vatandaş hiç aklınızda yok. Onun için, gelin, bu 3 milyon 300 bin e-haciz meselesini lütfen çözün, çözelim. Bu insanların omzuna binme alışkanlığından da kurtulalım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Çetin Osman Budak’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Budak. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu ifade etmek lazım, derin bir krizin içindeyiz ve bu krizi kabul etmeyen AK PARTİ var. Bu krizi tanımlamadan krizin çıkış yollarını bulmanız da imkânsızdır. Arkadaşlar, bakın, derinleşiyor, birkaç tane işareti ben sizlerle paylaşacağım.

Reel sektör yani finans sektörünün dışındaki tüm sektörlerde yani bunun içinde mikro ölçekli, küçük ölçekli, orta ölçekli, büyük ölçekli işletmelerin tamamında göstergeler inanılmaz bozulmuş durumda. Nasıl bozulmuş? Birincisi, ihracat rakamlarına bakmak lazım. Çok övündüğünüz ihracat rakamlarında büyüme oranları düşmüş. Peki, ithalat rakamları ne olmuş? İthalat rakamlarında da yüzde 17 daralma var. Yani Porsche, Ferrari falan değil; ara mal, sermaye malı ithalatında düşüş var. Güzel bir şey mi? Evet, güzel bir şey. İthalatı düşürürsünüz ama kendi iç kaynaklarınıza yönelirsiniz, yöneldiğiniz kaynaklarla da bütün refahı artırırsınız. Öyle bir durum söz konusu değil. İhracat önümüzdeki aylarda daralacak. Peki, bunun etkisi ne olacak? Kimse yatırım yapmıyor yani yatırımdan kaçıyor. Yatırımdan kaçmasının sebebi de can ve mal güvenliği. Can ve mal güvenliğinin olmadığı yerde yatırım olmaz, refah da olmaz. O yüzden, insanlar hızla yatırımdan uzaklaşırken yabancılar da… Mesela Volkswagen, Manisa’da bir yatırım yapacaktı, Türkiye'nin bugünkü bulunduğu ortamdan, demokrasiden uzaklaşılmasından dolayı bu yatırımı askıya aldıklarını beyan ettiler.

Peki, yatırım olmazsa işsizliği nasıl halledeceksiniz? Üniversite mezunlarının büyük bir kısmı şu anda işsiz. “Ya, bütün üniversite mezunlarına iş bulmak zorunda mıyız?” diyen bir Sayın Cumhurbaşkanımız var. Evet, bulmak zorundasınız çünkü siz iktidarsınız, iktidarın görevi iş sahası yaratmaktır. Ama maalesef böyle bir durum yok.

Hemen hemen her seçim öncesinde -ki her yıl seçim oluyordu geçtiğimiz dönemlerde- vergi affı yaptınız, milletin ödeme alışkanlıklarını yok ettiniz, e, insanlar da bir beklenti içinde vergilerini ödemiyor; ödeyemez durumda zaten, dükkânını döndüremiyor, oradaki vergiyle alakalı ödemediği rakamları kendi işini döndürmekte kullanıyor. Şimdi, bir de tebligat olmadan, bir uyarı yapmadan hesaplarına eğer haciz koyarsanız bu esnafın -ki beş sene içinde 500 bin esnaf kepenk kapatmış- o esnafları batağa sürüklersiniz, iflasa sürüklersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Onları düşünen iktidar yok ki!

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – Efendim, bir dakika daha olabilir mi?

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – Hazır, elde edeceğiniz belki vergi gelirlerini de oradan elde edemezsiniz. Şu anki durum maalesef bu. Biraz önce İYİ PARTİ’li Sayın Vekilimiz söyledi, 3 milyon 300 bin kişiye e-haciz yapılmış. 3 milyon 300 bin kişi, bugün senedi varsa senedini ödeyemedi, protesto oldu, bugün çeki varsa, çekini ödeyemedi, karşılıksız çekten dolayı kara listeye girdi. Kara listeye girildiği zaman da bankalara gidersiniz, bankaların kapısı duvardır ve bugünkü realite budur. Bir an önce bundan vazgeçin. Yani, tebligat yapmadan, birisine borç saldığınız zaman, o adamın haberi yok, belki de tedarik edip ödeyecekti tebliğ etseniz, şu anda ödeyemez durumda. O yüzden reel sektörün şu anda ülke ekonomisini kalkındırabilmesi için önünün açılması lazım ama sizin on yedi yıldır ekonomi politikalarınız betona yatırımdan başka bir şey değildir. Üretime yatırım yapacaksınız ki 8 milyona yaklaşmış işsizliği ortadan kaldıracaksınız. Maalesef bu irade sizde yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Esnafı batırdınız.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) – En azından, hiç olmazsa, esnafın üzerindeki elinizi çekin.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Esnafı bitirdiler, esnafı.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Ahmet Tan’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Tan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET TAN (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ Grubunun vergi ve sigorta primlerinin yapılandırılmaları hakkında vermiş olduğu grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Son günlerde kamuoyunda vergi ve sosyal güvenlik prim alacaklarıyla ilgili yapılandırma beklentisini artıran demeçler, yazılar ve benzeri haberler yer almaktadır. Ayrıca Maliye ve Sosyal Güvenlik Kurumunun haksız işlemlerle sürekli hacizler yaptığı, vatandaşın ekonomik açıdan zor durumda olduğu, bu hacizlerle daha da zor duruma düştüğü belirtilerek mali yapılandırmanın bir an önce gündeme alınması yönünde algı operasyonları yürütülmektedir. Bu tür haberler, vergi ve primlerin süresinde ödenmesini olumsuz etkilediği gibi vatandaşların uyumunu bozmakta ve ödemede gecikilen süreler için ilave faiz ödemelerine neden olmaktadır. Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Berat Albayrak Hükûmetimizin bu konudaki yaklaşımını birçok defa dile getirmiştir. En son, Yeni Ekonomi Programı’nda da bu konuya yer vermiş ve program süresince vergi alacaklarına ilişkin yapılandırmaya gidilmeyeceğini açıkça belirtmiştir. Hâlihazırda uygulaması devam eden 3 tane yapılandırma kanunu bulunmakla birlikte; 2011 yılında 6111; 2014 yılında 6552; 2016 yılında 6736; 2017 yılında 7020 ve son olarak 2018 yılında çıkarılan 7143 sayılı Kanun’la gerçekleştirilmiştir. Bununla beraber kurumlara olan borçlarını peşin ödeme imkânı olmayan ve ödeme güçlüğü içerisinde bulunan işverenler bu borçlarını 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48’inci maddesi kapsamında otuz altı aya kadar taksitlendirme imkânına sahiptirler. 7143 sayılı Kanun kapsamında da 5 milyon 931 bin 959 mükellef vergi dairelerine başvurmuş, bugün itibarıyla yaklaşık 4 milyonu kanun kapsamında ödemelerine devam etmektedir.

Değerli Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; ülkelerin en önemli gelir kaynakları vergilerdir. Süresinde ödenmeyen vergi alacaklarının tahsiliyle görevli vergi dairelerinin bu alacakların tahsili için üzerine düşen görevi yerine getirmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Kamu alacaklarının takibiyle ilgili yapılan işlemleri, sürekli haksız, mesnetsiz göstermek kamu idarelerini yıpratmaktan başka bir amaca hizmet etmez. Vergi İdaresi de Sosyal Güvenlik Kurumumuz da vatandaşlarla görüşmelerini sürdürmekte ve özellikle, iş yapan, işçi çalıştıran tüm vatandaşlara her türlü kolaylığı sağlamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Milletvekilim.

AHMET TAN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Bu çerçevede, yapılandırmayla ilgili kanunları çıkardığımız dönemlerde ne hikmetse muhalefet milletvekilleri “Borcunu zamanında ödeyenlerin suçu ne? Devlet alacağını tahsil etmeyecek misiniz? Kurumu batırıyorsunuz.” derken, borcun tahsiline ilişkin bir çalışma olduğunda ise -biraz önce de örneğini gördük- “İnsanları batıracak mısınız, niye zorluyorsunuz, eziyorsunuz?” diye tam tersi bir tavır alıyorlar.

Evet, yapılandırmalar zaman zaman ihtiyaç hâline gelebiliyor ama bu ihtiyaç, suistimal edilerek primini ve borcunu zamanında ödememe alışkanlığının oluşmasına sebebiyet vermemelidir. Onun için, yukarıda belirttiğim tarihlerdeki yapılandırmalar ihtiyacı karşılamakta ve ödeme kolaylığı sağlanmasına yönelik uygulamalar hâlen yürürlükte bulunmaktadır.

Bu vesileyle İYİ PARTİ grup önerisine aleyhte oy kullanacağımızı belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok özür dilerim sizden, tutanağa geçmesi açısından, vaktinizi almayacağım...

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Tanal, Özgür Bey orada, Özgür Bey ne diyor?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sırf tutanağa geçmesi açısından...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim Sayın Başkanım, sırf tutanağa geçmesi açısından...

Şimdi, İflas Edenler Derneği kurulmuş Türkiye’de. Dünyada, böyle, İflas Edenler Derneği yok. Sayın hatip biraz önce sanki her şey güllük gülistanlıkmış gibi anlattı. Peki, bu İflas Edenler Derneği niye kuruldu Sayın Hatip? Yani bunu hatibe sormak lazım. Bunu iktidar partisinin bir cevaplandırması lazım.

Ben teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın Koncuk, buyurun.

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, sataşma oldu şahsıma, yerimden bir dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un, Kütahya Milletvekili Ahmet Tan’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İSMAİL KONCUK (Adana) – Efendim, teşekkür ediyorum.

AK PARTİ adına konuşan kıymetli milletvekilimiz bir algı yarattığımızı iddia etti ama biz bir algı yaratmıyoruz. Türkiye’de şu anda bir uygulama var, o uygulama da 3 milyon 300 bin insanın banka hesaplarına bloke koyduğunuz gerçeği.

Şimdi siz, geçtiğimiz temmuz ayının sonu itibarıyla “Yeniden yapılandırma yapacağız.” diye açıklama yapıyorsunuz, âdeta vatandaşı ters köşeye yatırıyorsunuz, burada bizi algı oluşturmakla suçluyorsunuz. Burada suçlu, vatandaşımızın haklarını… Sizin yanlış açıklamalarınızdan dolayı oluşturduğunuz algı sebebiyle vatandaşımızın tavrı da buna uygun oluyor. Vatandaş diyor ki: “Borçlarım yeniden yapılanacak, ben bu yapılandırmayı bekleyeyim.” Sözünüze güvenip beklerken hesabına bloke koyuyorsunuz. Kim aldatıyor; muhalefet mi, iktidar mı?

BAŞKAN – Sayın Arkaz, buyurun.

21.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, küresel güçlerin ve istihbarat örgütlerinin piyonu olan PKK’nın hayalinin kanlı bir Orta Doğu yaratmak olduğuna ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1978’den bu yana, kırk yıldır, 7 bin polis ve askerimiz şehit düştü. Binlerce sivil vatandaşımızı şehit verdik. Terörle mücadelenin maliyeti ise 1,5 trilyon dolar.

Organize suç örgütü PKK, ABD’den ayda 400 dolar maaş alan taşeron bir örgüttür; Orta Doğu coğrafyasının başına beladır; uyuşturucu kaçakçısıdır, silah kaçakçısıdır, insan kaçakçısıdır, orman yakmaktadır; küresel güçlerin ve istihbarat örgütlerinin piyonudur. Bebek katili PKK’nın hayali, bölgede bir terör devleti kurmaktır, kanlı bir Orta Doğu yaratmaktır. Bu örgütü destekleyenler de en az bebek katili PKK kadar hain ve kalleştir. Bu şahıslardan mutlaka hesap sorulacaktır. Ne mutlu Türk’üm diyene!

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi ve arkadaşları tarafından, hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılması amacıyla 22/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Ekim 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

22/10/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/10/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi ve arkadaşları tarafından hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılması amacıyla 22/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 22/10/2019 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Gamze Akkuş İlgezdi’ye söz veriyorum.

Buyurun Sayın Akkuş İlgezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sağlık emekçilerine şiddetin araştırılması amacıyla söz aldım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“…olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” diyen Kanuni Sultan Süleyman’ın dizelerinin üzerinden altı yüz yıl geçti. Ben bir hekim olarak sağlığın en büyük servet olduğunu hatırlatan bu sözü kendime rehber edindim. Bilimi insanla, insanı yaşamla, yaşamı sağlıkla birleştiren, insanı sağlıklı yaşatmak için çabalayan hekimler başta olmak üzere, sağlık çalışanlarına özendik, onlar gibi olmak istedik. Hatırlarsınız, çocuk aklımızla, küçükken bizlere sorulduğunda, öncelikle doktor veya öğretmen olmak istediğimizi söylerdik çünkü onların insan yaşamına dokunduğunu çok iyi bilirdik. Sonra ülkemizde bir şeyler değişti, artık gazetelerde insanları yaşatmaya çalışmalarından, saygınlığından ve başarılarından çok hekimlerin şiddetine ait olaylara tanık olduk. Televizyonlarda her gün, hastanelerin güvenlik kameralarına takılan vahşetleri izliyoruz. Daha beş altı gün önce bir doktorun boğazının hastası tarafından kesildiğine şahit olduk. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet artık çağımızın vebasıdır. Biz biliyoruz ki açılan soruşturmalara, davalara ve verilen cezalara rağmen sağlıkta şiddet durmadı, arttı, yayıldı.

Peki, soruyorum: Ne oldu da saygınlık gitti, yerini şiddet aldı? Ne yazık ki son altı yılda sağlık emekçilerine yönelik toplam 76.157 şiddet vakası gerçekleşti yani haftada 244 sağlık çalışanı şiddet gördü. Şiddete uğrayan sağlık emekçilerinden tam 21 bini -deyim yerindeyse- tekme tokat dövüldü, kesici, delici ve ateşli silahlarla saldırıya uğradı.

Değerli vekiller, teşhisi doğru koymazsak tedaviyi sonuçlandıramayız. Bugün karşımızda duran tablo, ideolojik tercihlerle şekillenen ve sosyal gerçeklerle bağdaşmayan sağlık politikalarının acı sonucudur. Neden mi? Bakın, sağlıkta koruyucu, iyileştirici ve eşitlikçi hizmet sunan sosyalizasyon modeli terk edildi; sağlık alanı tümüyle özelleştirildi de ondan. Adına “Sağlıkta Dönüşüm Programı” denilen sistem, yurttaşları “paran kadar sağlık” anlayışına terk etti.

Hekimlik yaptığım yıllarda hastaların tek istediği kuyruk sıralarında, muayene sıralarında beklememekti. Evet, yeni sistemde o kuyruklar tarihe karıştı ama kuyrukları azaltmak isteyenler, literatüre “göz ucuyla muayene” kavramını eklediler. Hastalar artık hastane koridorlarında perişan olmuyor ama şifa da bulmuyor. Ne acıdır ki hastalar muayene sırası beklemiyor ama evlerinde tetkik ve ameliyat sırası bekliyor.

Günümüzde sağlık hizmetlerinde nitelik, yerini niceliğe bıraktı. Muayene başına beş dakika ayıran bir sistemde nitelikten bahsetmek mümkün olamaz. Bunların sonucunda hekimler, öfke ve şiddetin temel öznesi hâline geldiler çünkü hastalar karşılarında sistemi kuran bürokratları değil, uygulamak zorunda kalan hekimleri buluyorlar.

Performans sistemiyle, çalışanlar arasındaki iş barışı da bozuldu. Daha on gün önce İstanbul’da bir doktor, az çalıştığı iddiasıyla meslektaşını öldürdü. İki meslektaş bu noktaya geldiyse bu sorunları araştırmadan sağlıkta şiddeti önlemek mümkün değil.

Aslında bir ülkenin sağlık sistemini anlamak için en iyi yol acil servislere bakmaktır. Biliyor musunuz dünyada nüfusundan daha fazla sayıda acil servis başvurusu olan tek ülkeyiz. Son rakamlara göre acil servislere başvuran hasta sayısı 111 milyonu aştı. Bu rakam neyi gösteriyor bize biliyor musunuz? Ekonomik ve sosyal koşulların yurttaşlarımızı hasta ettiğini, poliklinik tedavilerinin hastaları iyileştirmediğini, sağlık hizmetlerinin iddia edildiği gibi parasız olmadığını, “katkı payı” adı altında ödeme yapmak istemeyen yurttaşların kaçış yolu olarak acil servislere akın ettiğini. Görüyorsunuz, neresinden tutsak elimizde kalan bir sağlık sistemi var.

Öte taraftan, 70’lerdeki tüp kuyruklarını eleştirenler şimdi rapor kuyrukları yarattılar. Bugün yakan top oynamak için bile aile hekiminden sağlık raporu almak gerekiyor. Tam da durum şiddeti besliyor. Şiddetin sebeplerini say say bitmiyor. Bakın, eczaneler de “muayene katkı payı” “reçete katılım payı” “ilaç katılım payı” adı altında tahsilat şubesine dönmüş durumda. “Kanser ilacının parasını ödüyoruz.” diyerek sağlıkta devrim yapıldığını iddia edenler, piyasada aylarca bulunmayan ilacın parasını hasta hayatını kaybettikten sonra ödese ne olur, ödemese ne olur?

Gelelim SABİM’e. Şiddeti tetikleyen bir sebep de Sağlık Bakanlığının iletişim merkezini sağlık çalışanlarını şikâyet merkezine dönüştürmesidir. Kısacası, artık mızrak çuvala sığmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Başkanım, bir dakika daha rica edebilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Peki, tüm bu tablo karşısında Sağlık Bakanlığı ne yaptı? Geçtiğimiz mayısta bir kitapçık çıkardı. Şiddete Karşı Eylem Planı olarak doktorlara “Mümkünse espri yapın.” tavsiyesinde bulundu. Bakın bu fotoğrafa, iyi bakın. Burada Bakanlık yetkililerine sesleniyorum: “Yazdığın ilaç ağrımı geçirmezse o zaman görürsün.” diyerek bir doktorun boynunu kesen hastayı hangi espri sakinleştirir lütfen gelip açıklasınlar; açıklasınlar ki bu şiddet artık son bulsun.

Aslında sözün bittiği yerdeyiz. Şantiye şefliğine dönen hastaneleri inşaat şirketlerine devredenler şiddeti besliyorlar. Çalışma koşullarını iyileştirmek yerine, otelcilik hizmetine çevirenler şiddeti besliyorlar. İnşaat karşılığında hastanelerin görüntüleme, laboratuvar ve ameliyathanelerini özel sektöre devredenler şiddeti besliyorlar. Şurası çok açık ki şiddet artık histeriye dönüştü, toplumsal maliyet dayanılmaz bir hâlde. Çaresi ise belli, tıbbın gereklerine göre yeni bir sağlık reformu yapmak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) – Gelin, ilk adımı hep birlikte atalım. Böylece, görevi başında katledilen Doktor Ersin Arslanlara, Kamil Furtunlara, Fikret Hocalara karşı sorumluluğumuzu yerine getirelim.

Genel Kurulu buradan saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Aylin Cesur’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sağlık çalışanlarına yönelik meydana gelen şiddet olayları her gün artıyor ve sağlık çalışanlarının huzurunu bozan ve güvenliğini tehdit eden bu durum çalışma koşullarını da güçleştirmekte. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Hastanesinde meslektaşım Doktor Kadir Songür 16 Ekim günü hastası tarafından jiletle boğazından yaralandı. Çok şükür ki sağlık durumu iyi ama çok ciddi bir tehlike atlattı. Kendisine geçmiş olsun diyorum.

Son altı yılda 80 bine yakın sağlıkta şiddet vakası yaşandı değerli arkadaşlar. Bu, saat başı 1 doktor şiddete maruz kalıyor demek.

Kanıksama, bugün en önemli sorunlarımızdan bir tanesi. Acayip olan ne varsa -medeni ülkelerde belki yüz yılda bir olabilecek olan- bizde oluyor ve sonra normal karşılanmaya başlıyor, kanıksıyoruz çünkü. Çünkü tedbirler alınmadıkça... Yoruldu insanlar artık tekrar, tekrar, tekrar aynı şeyleri yapın demekten. Aslında bugünkü Türkiye’de en büyük sorunumuz da bu. İnsanlar kaygılı ve güvensiz; insanlar aç, işsiz, öfkeli; insanlar aile içi ve toplumsal şiddete meyilli olacak ne varsa maruz maalesef. Teşhis: Huzur ve güven iklimi noksanlığı. Tedavi: İyi, adil, ehil yönetim.

Defalarca konuştuk bu konuyu. 2013’te komisyon kuruldu, komisyonun raporları var, şunlar yapılsın, bunlar yapılsın dendi. Biz burada araştırma önergeleri verdik. İşte benim burada geçen sene bu zamanlar Sayın Bakanımız Ahat Andican’la beraber verdiğim kanun teklifi var, indirmediniz hâlâ. Burada yapılacak tedbirler belli, söylüyoruz, sivil toplum örgütleri söylüyor ama herhangi bir şey yapılmıyor. Daha kaç kişinin canı yanacak ki “Tamam artık, hadi yapalım.” diyeceksiniz, artık biz bilmiyoruz. Kudretli Türkiye Cumhuriyeti devleti öyle bir hâle geldi ve getirildi ki iç savaş ve yoksullukla mücadele eden Afrika ülkelerinde dahi daha az sağlıkta şiddet olayı yaşanıyor.

Şimdi, ben “sağlıkta şiddet” demiyorum artık buna, bunun adı “sağlıkta terör”dür; sağlıkta terör ve toplumsal cinnettir yaşadığımız. Yapılacaklar belli, İngiltere örneği var, İsveç örneği var; devlet karşılıyor oradaki önlemlerin tüm masraflarını. Bütün bunları yapmak gerekiyor, yasal düzenleme yapacaksınız, Amerika’yı tekrar keşfetmeye gerek yok. “Amerika” deyince de korkmayın, oralara girmeyeceğim. Sağlık çalışanına şiddet uygulayanların hukuki olarak cezai yaptırımlarını artıracaksınız. Bakın, burada Türk Ceza Kanunu’na ek madde önerisi var, Türk Tabipleri Birliği öneriyor ama duymuyorsunuz; duyun arkadaşlar, duyun, dinleyin; dinleyin, işin ehli insanlar konuşuyor. Lüzumsuz harcamaları kısacaksınız, sağlığa yatıracaksınız. Sıkıntı büyük; evet, on yedi yıllık AK PARTİ hükûmetlerinde uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı, daha evvel de söyledik bu kürsüde, iflas etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika daha rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

AYLİN CESUR (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bir an önce geri dönmek lazım daha da çok geç kalmamak için.

Yüce Meclisimizin Genel Kurulunda 46 hekim var, sizlere sesleniyorum ve eminim aramızda daha geçen ay, daha geçenlerde yakınını kaybeden, kendisi doktora giden arkadaşlarımız var, sizlere sesleniyorum: Kırın artık sizi boğan -kaygının sel, umudun hayal olduğu memleketimizde, içinden çıkılmaz bir fasite soktuğunuz memleketimizde- zincirlerinizi ve vicdanlarınızı kalaylayın sözlerimle, alınmayın sözlerimden. Bırakın kutuplaştırıcı dil ve söylemleri artık, sağlık alanında değil, her alanda. Eğer bizim yapmamıza izin vermiyorsanız siz yapın kanun tekliflerini, biz oylayalım ama geçirin bunları. Yapamıyorsanız yine gelin, asıl sorunu çözelim, dertlerimizin hepsi çözüm yoluna girsin ve -asıl sorunumuz- parlamenter sisteme geçirelim sistemimizi ve doğru dürüst işleyen bir rejimle ve demokrasiyle işletelim bu Meclisi, yüce Meclisi işletelim; insanlar ölmesin, sağlık terörü ve diğer terör, ne varsa hepsi son bulsun.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bayram Yılmazkaya…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Gaziantep Milletvekili Bayram Yılmazkaya’nın, “sigara haram” deniliyorsa Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı çalışanların maaşlarının neden sigaradan alınan vergilerle ödendiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanımız haram olmayan bir şeye çıkıp “haram” diyor, Diyanet de hemen arkasından “haram” diye fetva çıkartıyor. Kur’an-ı Kerim’imizde sigaranın haram olduğuna dair tek bir kelime yok fakat faiz, kumar, hırsızlık, yetim malı yemek, rüşvet, israf; bunlar Kur’an’da haram olmasına rağmen Diyanetten ses yok. Kur’an kurslarında, tarikat yurtlarında çocuklara tecavüz ediliyor, Diyanetten ses yok ama sigara haram! Ordu Belediye Başkanımızın toplamda aldığı 250 bin liralık maaş helal ama sigara haram! Vatandaştan kuruşu kuruşuna vergi alıp Ali Ağaoğlu’nun 1 milyar 400 milyon, Mehmet Cengiz’in 425 milyon liralık vergi borcunu silmeniz haram değil, yaptığınız israflar, yediğiniz kul hakları haram değil ama sigara haram! Madem “Sigara haram.” diyorsunuz, Diyanet Başkanından cami imamlarına kadar tüm Diyanetin maaşlarını sigaradan topladığınız bu vergilerle neden bu vergilerle ödüyorsunuz?

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

23.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, Tel Abyad’ın yanı başında bulunan Şanlıurfa ili Akçakale ilçesi sakinlerinin Barış Pınarı Harekâtı’na büyük destek olduğuna ve Akçakale Belediye Başkanı Mehmet Yalçınkaya’ya teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; burası Akçakale, Şanlıurfa’nın serhat ilçesi -Türkiye’nin başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’nda- Tel Abyad’ın hemen yanı başında, kalabalıkları azalmış sokaklar, caddelerden sürekli geçen askerî konvoylar, ara ara gelen güçlü top atışı sesleri, birkaç kilometre uzaktan gelen dumanlar, sınır hattına sürekli gidip gelen ambulanslar… Sınırın diğer yanından bu tarafa düşen havan topları nedeniyle sivil vatandaşlarımız şehit oluyor, yaralanmalar ve maddi kayıplar oluyor. Bununla birlikte, Akçakale sakinleri arasında harekâta büyük bir destek olduğu görülüyor. İlçede birçok ev ve iş yerine Türk Bayrağı asılmış, billboardlar harekâtı destekleyen afişlerle donatılmış durumda.

Mecliste ziyaretimize gelerek Akçakale’deki ve sınır boylarındaki durum hakkında bilgi veren Belediye Başkanımız Mehmet Yalçınkaya’ya teşekkür ediyor, aziz Türk milletinin her zaman yanlarında olacağını ifade ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

24.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Dünya Askerî Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazanan millî güreşçi Taha Akgül’ü tebrik ettiğine, vefat eden MHP Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili Edip Semih Yalçın’ın oğlu Turan İlteber Yalçın’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî güreşçimiz Taha Akgül Çin’de düzenlenen Dünya Askerî Olimpiyat Oyunları’nda altın madalya kazanmıştır. Bayrağımızı dünyanın her yerinde gururla dalgalandıran Taha Akgül kardeşimi tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.

MHP Genel Başkan Yardımcımız Sayın Edip Semih Yalçın Bey’in kıymetli evladı Turan İlteber Yalçın geçtiğimiz perşembe gecesi elim bir kaza sonucu rahmetli olmuştur. Genç yaşta aramızdan ayrılan Turan İlteber Yalçın kardeşim daima sevgiyle, saygıyla, muhabbetle hatırlanacaktır. Edepli, ahlaklı, cesur, beyefendi ve samimi kişiliğiyle gönüllerde yer edinen yiğit kardeşim Turan İlteber Yalçın’ı rahmetle, minnetle yâd ediyorum; kıymetli hatırası daima kalbimizde yaşayacaktır. Genel Başkan Yardımcımız Sayın Edip Semih Yalçın Bey başta olmak üzere, muhterem ailesine ve camiamıza başsağlığı diliyorum; ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Örs…

25.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, Trabzon ili Çarşıbaşı ilçesi Kadıköy, Pınarlı, Küçükköy, Kavaklı, Şahinli, Erenköy, Yavuzköy, Yeniköy, Çallı, Samsun, Taşlıtepe, Serpilköy ve Kovanlı Mahallelerinde yaşayan vatandaşların mağduriyete ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Seçim bölgem Trabzon’un Çarşıbaşı ilçesinde yaşayan vatandaşlarımızın bir mağduriyetini dile getirmek için söz aldım.

Trabzon büyükşehir olmadan önce bağlanan ve aradan geçen yıllara rağmen arıtması birkaç ay evvel tamamlanan yayla suyuna yakın zamanda gelen geçmişe yönelik kabarık faturalar Çarşıbaşı ilçemiz Kadıköy, Pınarlı, Küçükköy, Kavaklı, Şahinli, Erenköy, Yavuzköy, Yeniköy, Çallı, Samsun, Taşlıtepe, Serpilköy ve Kovanlı Mahallelerinde yaşayan vatandaşlarımızı mağdur etmiştir. Suyun arıtmayla içilebilir hâle geleceği günü sabırla bekleyen vatandaşlarımız TİSKİ tarafından kendilerine gönderilen geçmişe dönük ve rakamları milyonları bulan faturalarla neye uğradıklarını şaşırmışlardır. Bu 13 mahalledeki vatandaşımızın mağduriyetinin giderilmesi hususunu yüce Meclisimizin takdirlerine arz ediyorum.

Ayrıca, söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi ve arkadaşları tarafından, hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılması amacıyla 22/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Ekim 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Esgin’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Esgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ESGİN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2002 yılında iktidara geldiğimiz ilk günden itibaren uygulamaya koyduğumuz Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla sağlıkta bir dünya modeli ortaya çıkardık. Bu modelin 3 parametresi bulunmaktadır. Evet, sağlığın hizmet sunumu ile finansmanını birbirinden ayırdık. Sağlığın hizmet sunumunda devlet hastaneleri, SSK hastaneleri, Devlet Demiryolları hastaneleri gibi farklı kurumlara bağlı bulunan hastaneleri Sağlık Bakanlığının şemsiyesi altında topladık. Sosyal güvenlik sistemimizde bir reform yaptık ve tüm toplum kesimlerini sosyal güvenlik şemsiyesi altına topladık. Aile hekimliği sistemiyle birinci basamak sağlık hizmetlerinde dünyanın gittiği yere gittik. Yapılan devrim niteliğindeki uygulamalarla TÜİK istatistiklerine göre yüzde 39 mesabesinde bulunan sağlıkta memnuniyet oranları yüzde 78’lere gelmiştir. Bebek ölüm hızı binde 40’lardan binde 8’lere kadar gerilemiştir, anne ölüm hızında da önemli azalmalar kaydedilmiştir. Hastanelerimizin ve sağlık kuruluşlarımızın fiziki ortam ve hizmet standartlarını da en üst standartlara çıkardığımızı söyleyebiliriz. Bu kapsamdaki çalışmalarımızı sağlık personelimizin çalışma şartlarından hastanelerimizdeki fiziki düzenlemelere kadar birçok başlık altında çok yönlü olarak sürdürmekteyiz.

Sağlık hizmeti verme ve sağlık hizmeti alma kültürünün geliştirilmesi de en önemli önceliklerimizdendir. Bu anlayışın tüm sağlık çalışanları ve hastalarımız tarafından da tüm yönleriyle paylaşılmasını arzu ediyoruz.

Kutsal saydığımız bu hizmeti yaparken amacı insanlara hizmet olan fedakâr sağlık çalışanlarımıza yönelik şiddet, sadece sağlıkçılara yönelik olarak değil bütün insanlar için hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği ve sonuna kadar mücadele edilmesi gereken bir sorundur. Konuya sadece bir asayiş sorunu olarak yaklaşmak ve çözümünü sadece bir noktada aramak netice vermemektedir. Bunun için, toplum olarak şiddete karşı bir tutum geliştirmek zorunda olduğumuza inanıyorum.

Hastanın güvenle hizmet alabileceği, hekimin de güvenle hizmet vereceği ortamı oluşturmak en öncelikli hedeflerimizdendir. Bu kapsamda Sağlıkta Şiddet Eylem Planı’nı hazırladık ve aşama aşama uyguluyoruz. Sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara karşı aldığımız tedbirleri, başlattığımız uygulamaları bütüncül bir sağlık çalışanını koruma programı hâline dönüştürdük. Bakanlığımız, sağlıkta şiddetle alakalı gereken adımları tereddüt göstermeden atmakta ve tedbirleri almaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ESGİN (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Ne yaptınız? Ne yaptınız?

MUSTAFA ESGİN (Devamla) – Özellikle 2002 yılından itibaren gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında gerekse Sağlık Bakanlığı nezdinde sağlıkta şiddetin önlenmesi amacıyla proaktif uygulamaları hayata geçirdik. Bu uygulamalar hassasiyetle takip edilmekte ve kapsamı hasta güvenliği ve sağlık çalışanları güvenliği açısından özellikle geliştirilmeye devam edilmektedir.

Sağlık Bakanlığı nezdinde yaklaşık on beş yıldır aktif şekilde hizmet veren hasta hakları birimi yanında, yaklaşık yedi yıldır da çalışan güvenliği birimleri ve Beyaz Kod uygulaması faaliyete geçirilmiştir, 2018 yılında yapılan 2 önemli yasal düzenleme de bu noktada atılan önemli adımlardır. Sağlık çalışanlarımıza yönelik şiddet hadsizliğini gösteren kişilerin CMK 100’üncü madde kapsamında tutuklu yargılanabilmesi olanağını tanıdık.

Bu vesileyle aziz milletimizin ihtiyaç duyduğu her yerde hizmete hazır olan sağlık ordumuzun şefkat kahramanlarını, fedakâr hekimlerimizi, hemşirelerimizi, sağlık memurlarımızı ve bütün sağlık çalışanlarımızı gönülden kutluyor, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim.

Buyurun Sayın Özel.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddete dikkat çeken grup önerilerinin oylamasının tarihî önemi olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir önceki dönemde ve ondan önceki dönemde toplam 9 kez, hekime karşı şiddetle ilgili konuya dikkat çeken grup önerileri reddedildikten sonra, Ersin kardeşimiz bütün Türkiye'nin önünde karnından bıçaklanıp hepimizi göz yaşlarına boğunca o komisyon kurulmuştu. Bugün yine görüyoruz ki Adalet ve Kalkınma Partisi böylesine hassas bir konuyu reddetme niyetindedir. Bu oylamanın tarihî önemi vardır, tarihe kayıt düşüyoruz. Bu açıdan, grubumuzu yoklama talebine ve ardından açık oylamaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Özel, Sayın Bingöl, Sayın Budak, Sayın Tığlı, Sayın Sümer, Sayın Aydoğan, Sayın Kılıç, Sayın Sarıaslan, Sayın Gürer, Sayın Şevkin, Sayın İlgezdi, Sayın Keven, Sayın Kılınç, Sayın Şahin, Sayın Aygun, Sayın Çelebi, Sayın Aksoy, Sayın İlhan, Sayın Ünsal, Sayın Yılmazkaya, Sayın Ünlü.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, sizden istirhamım, bahçeye bir anons koyalım, vekil arkadaşlar bahçede duymuyorlar, onun için Genel Kurula gelemiyorlar.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.49

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlıyorum.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi ve arkadaşları tarafından, hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının nedenlerinin araştırılması amacıyla 22/10/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Ekim 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, biraz evvelki konuyla ilgili bir söz talebim vardı, oylamadan sonra verilecekti. Bir açıklama getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve her türlü şiddete, özellikle sağlık çalışanlarına yönelik şiddete karşı olduklarını kanuni düzenlemelerle ortaya koyan bir parti olduklarına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Biraz evvel CHP Grup Başkan Vekilimiz söz alınca ben de o söze istinaden söz istemiştim zatıalinizden, yoklama istenildiği için yoklamaya geçilmişti. Ancak şunu ifade etmek isterim ki biraz evvel biz bu önergeye “hayır” oyu vermekle şiddete karşı olmadığımız anlamı çıkarılamaz. Bu bir çarpıtmadır. Biz her türlü şiddete ve özellikle sağlık çalışanlarına şiddete karşı olduğumuzu kanuni düzenlemelerle ortaya koymuş bir partiyiz.

İkinci olarak da şunu hakikaten ifade etmek isterim: Meclis İçtüzüğü’nün 57’nci maddesi “Tezkerelerin oylanması ile kanunların oylanması esnasında, işaretle oylamaya geçilirken en az yirmi milletvekili ayağa kalkmak veya önerge vermek suretiyle yoklama yapılmasını isteyebilir.” demektedir. Dolayısıyla önergelerde yoklama istenemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bunu bir fırsatçılık olarak kollamak ve yüce Meclisin kapatılmasına vesile olmaya çalışmak kabul edilemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, öncelikle şunu ifade edelim: Biraz önce biz “Şiddete ‘evet’ diyorsunuz, ‘hayır’ diyorsunuz.” demedik. Dediğimiz şudur: Bu tip önergeler tarihî önergeler. Kim salonda, kim salonda değil; yoklamayla belli olması lazım. Niye? Soma faciasından on beş gün önce “Bütün madenler güvenlidir.” diyen milletvekillerinin şimdi vicdanı rahat mı? Biz, herkes oy kullanırken vicdanıyla ve milletten aldığı vazifeyi yapmanın şuuruyla oy kullansın isteriz. Bizim tespitimiz bundan ibarettir. Yoksa “’Evet’ diyenler şunu diyor, ‘hayır’ diyenler…” Böyle bir cümlemiz olmadı.

Ancak Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili kendilerinin rejime kasteden Anayasa değişikliğine uyum yapma fırsatçılığıyla yaptıkları İç Tüzük’te dedikleri düzenlemeyi yapmışlardı. Anayasa Mahkemesine gittik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …Anayasa Mahkemesi verdiği gerekçeli kararında Meclisin her türlü işlemini her şart altında toplantı yeter sayısı olan 200’ün salonda olmasıyla yapacağını karara bağladı ve bu durumda hem sizin doğru bir kararınızla hem de tüm Meclis Başkan Vekillerinin kararıyla her oylamadan önce -eskiden olduğu gibi- Anayasa Mahkemesi kararına uygun şekilde tatbik ediliyor. O sizin gönlünüzden geçen, rejime kasteden Anayasa değişikliğinden sonra -aynı kelimeyle söylüyorum- fırsatçılıkla yaptığınız İç Tüzük’te vardı. Anayasa Mahkemesi bunu Anayasa’ya uygun şekilde yorumladı, bu Meclisi 80 kişiyle çalıştırmaya çalışmak millî iradeye saygısızlıktır. Kaldı ki Genel Başkanınız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Meclis gündemimizde çok önemli hazırlıklarımız bulunuyor. Milletvekili arkadaşlarımızın Meclise iştirak noktasında zayıf olduklarını Grup Başkanı ve Başkan Vekili arkadaşlarımızdan istihbar ettim. Üç günümüzü bu Meclis çalışmalarına örnek bir parti olarak veremezsek bize yazıklar olsun. Arkadaşların sizleri bahçelerden toplayıp gruba getirmemesi lazım.” diyor. Siz hâlen daha 30 kişiyle oylamayı savunuyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, bütün arkadaşlarımızın kimisi Komisyonda kimisi kendilerini ziyaret eden…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hangi komisyonda?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Plan ve Bütçe Komisyonunda.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kaç kişi var, kaç kişi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Plan ve Bütçe Komisyonunda şu anda çalışan arkadaşlarımız var. Aynı şekilde kendilerini ziyarete gelen vatandaşlarımızın sorunlarını dinlemeyle, onların problemlerine çözüm üretmeyle ilgili…

Bakınız, biraz evvel yoklama isteyen 20 milletvekili yoklama sonrasında burada yoktu, 7-8 CHP’li arkadaşımız vardı. Dolayısıyla siz kendi talebinize saygılı olun öncelikle değerli arkadaşlar.

Velhasıl, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu gerekçeli karar sonuç itibarıyla bizi bağlamaz. Anayasa Mahkemesinin kararı herkesi bağlar ama gerekçesinde ifade ettiği hususlar ayrı hususlardır, o başka maddeye mülhemdir. Her zaman zaten burada 200 kişinin var olduğu, Meclisin açılmasıyla beraber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …kabul edilmektedir yoksa zaten açılamaz. Açılıp…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Açılır, açılır!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sözlerimi bitiriyorum efendim.

Sonuç itibarıyla, 200 kişi olmadan da burada olduğu var kabul edilerek açıldığı hepimizin malumudur. Görüldüğü gibi de bizim 200 milletvekilimizin üstünde de burada olduğumuz açıktır. Zira, değerli arkadaşlar, bunu hep beraber biliyor ve uyguluyoruz. Dolayısıyla bu konuda fırsatçılığı kimin yaptığını da ekran başından sayın milletimizin kendisi takdir etmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkkan…

30.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle milletin vekillerinin ve Parlamentonun itibarsız hâle getirildiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, aslında, Sayın Grup Başkan Vekilini ve milletvekillerini anlamakta güçlük çekmiyorum, yaptıklarını da çok ayıplamıyorum, çok da yadırgamıyorum. Zira milletin vekilleri bulundukları Parlamentoyla beraber itibarsız hâle getirilmiştir mevcut “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” denilen o ucube sistem sayesinde. Milletvekilleri burada ne yapacak söyler misiniz bana? Sadece köşkten gelen emirleri hukuka uygun bir hâle getirip kanunlaştıracaklar; onun dışında, milletvekillerinin hiçbir işlevi kalmadı. Dolayısıyla arkadaşları da çok garipsemiyorum yani burada bulunmak artık onlar için zül hâline geldi; onları da anlayışla karşılıyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – İYİ PARTİ’den kaç kişi var bir bak bakalım arkana ya?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Biraz evvelki ifadeniz: “Biz vatandaşlarımızın dertlerini dinleyip bunların çözümü yönünde fikirler üretmeye çalışıyoruz.” Kiminle? Siz, bakanları görebiliyor musunuz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Arkana dön bak bakalım kaç kişi var?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Nerede, hiç bakan gördünüz mü şimdiye kadar? Açın fotoğraflara bakın, ben size iddia ediyorum, grubunuza getireyim, bakanların resimlerini göstereyim, isimlerini saymakta çoğu zorluk çekecek ve bunda da haksız değiller, zira o bakanları göremiyorsunuz. Bizim görmememiz normal, biz muhalefet partisiyiz, bakanlar bizi çok kale almayabilirler ama sizler bile göremiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bunun bütün kabahati mevcut sistemdir. Sizleri, Parlamentoyu itibarsız hâle getiren bu sisteme son vermezseniz bu milletvekillerinin bu Meclise katılımında her seferinde zorluk çekersiniz. Size bir iddiada bulunuyorum: Eğer Sayın Özgür Özel gibi her oturumda yoklama istersek sizin burada Meclisi çalıştırmanız mümkün değil, bu hâlinizle dökülürsünüz, tel tel dökülürsünüz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

Toparlayalım ayrıca gündemi.

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederiz.

Tabii, biraz önce duyduklarımız, bırakın bir Parlamentoda en çok sandalyeye sahip olan partinin Grup Başkan Vekilini normal şartlarda bu konulardan çok uzak bir vatandaş tarafından ifade edilse dahi kabul edilemez. Millete gideceksiniz, oy talep edeceksiniz “O sandık yürütmeye, bu sandık yasamaya.” diyeceksiniz, milletin oylarıyla burada en çok sandalyeyi alacaksınız, ondan sonra salonda 35 milletvekili olacak ve Grup Başkan Vekili diyecek ki: “Meclis Başkanı, olmasa bile bakıp da…” Yani siz başta yaptınız ya, müşahedeyle baktınız ve açtınız. Dediniz ki: “Benim kanaatime göre burada 200 kişi var.” Diyor ki: “35-40 kişi varken de var kabul edip bütün gün devam edebilir.” Ben bunu bırakın şahsınıza iktidar partisinin Meclis Başkan Vekillerine dahi kesinlikle yakıştıramam. Bu, Başkanlık Divanına alenen hakarettir. Görevi yapmıyorsunuz, 35 kişi olduğu hâlde 200 kişiymiş gibi yapıp Anayasa’ya karşı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Başkanlık Divanı diyor. Yani -şu anda 1 Adalet ve Kalkınma Partili, 1 Cumhuriyet Halk Partili, 1 Milliyetçi Hareket Partili üye- zatıalinizin riyasetinde Meclisi yöneten heyete diyor ki: Hepimiz biliyoruz ki 40 da olsa 200 gibi yapabiliyor. Ben bunu kabul etmiyorum ve bundan sonra herhangi bir Meclis Başkan Vekili Sayın Grup Başkan Vekilinin oturumunda müşahedeyle açarsa onun suizannı altında kalmış olur. Bunun için de şahsınızdan haddim olmayarak istirham ederim ki beyefendinin bulunduğu oturumları kesinlikle müşahedeyle açmayınız ve elektronik olarak o 200 kişinin burada olduğunu tescil ve tayin ediniz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, bunu devam ettirmeyelim isterseniz.

Buyurun.

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ancak beyefendinin söylediği büyük bir çarpıtmadır. Biraz evvel -tutanaklara bakılabilir- ben bu 200 sayısının aranmasıyla ilgili meseleyi Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararına istinaden “Bu her zaman aranması gereken bir sayıdır.” şeklindeki ifadelerine atıf yapmak suretiyle kullandım. Ancak, her zaman olduğu gibi, bir çarpıtmayla karşı karşıyayız. Ben Başkanlık Divanını tenzih ederim.

Bu sözleri de Meclisin mehabetinden tenzih ederek teşekkürlerimi sunarım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun.

33.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun ifadelerinde Başkanlık Divanına zımni bir hakaretin söz konusu olduğuna ve İç Tüzük hükümleri gereğince kınama cezası verilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekilinin ifadeleri tutanaklardan okunursa, zatıalinizin Başkan Vekilliği yürüttüğü heyete zımni bir hakaret söz konusudur. İç Tüzük hükümlerine göre, Sayın Grup Başkan Vekilinin bu konuda kınamayla cezalandırılmasını talep ediyoruz. Heyetinize bu hakareti biz normal görmüyoruz, reddediyoruz. Reddettiğimiz bu hakaretin karşısında Sayın Grup Başkan Vekiline ilgili hükümler gereği bir kınama cezası verilmesini talep etmekteyiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 104, 106, 53 ve 54 sıra sayılı kanun tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 3’üncü, 4’üncü, 5’inci ve 6’ncı sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 22 Ekim 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında yer alan 17/10/2019 tarihli ve (3/882) esas sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi’nin okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması ve Genel Kurulun bu birleşiminde 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına; 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/10/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                       Muhammet Emin Akbaşoğlu

                                                                                           Çankırı

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 104, 106, 53 ve 54 sıra sayılı kanun tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 3’üncü, 4’üncü, 5’inci ve 6’ncı sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

22 Ekim 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında yer alan 17/10/2019 tarihli ve (3/882) esas sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi’nin okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması ve Genel Kurulun bu birleşiminde 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

106 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin 22 Ekim 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde tamamlanamaması hâlinde 23 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

106 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin 23 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde 24 Ekim 2019 Perşembe günkü birleşiminde 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

30 Ekim 2019 Çarşamba günkü birleşiminde 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

31 Ekim 2019 Perşembe günkü birleşiminde 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

çalışmalarını sürdürmesi;

106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması;

önerilmiştir.

106 Sıra Sayılı Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel ile 40 Milletvekilinin Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

Bölüm

1 ila 10’uncu maddelerden

10

Bölüm

11 ila 19’uncu maddelerden

9

Toplam Madde Sayısı

19

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsında zatıalinize yöneltilen bu ifadeyi herhangi bir cezai yaptırıma uygun görmediğiniz için size de hayret ediyorum.

Hakaret etmek toplumda çok sıradanlaşmış bir iş ama…

BAŞKAN – Sayın Türkkan, Türkiye Büyük Millet Meclisine yani bizim temsil ettiğimiz Meclise, Türkiye Büyük Millet Meclisinin neye tekabül ettiğinin bilincinden yola çıkarak kimse hakaret edemez, Meclisi küçük düşüremez. Sizin gösterdiğiniz dikkate teşekkür ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Peki, ben bunu bir kınama olarak nitelendirebilirim. Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Hakaret etmek toplumda hoş karşılanmaz, doğru da değildir ama bazen doğruları dile getirdiğinizde bu bir hakaret olarak addedilebilir. Mesela ben -Sayın Zülfü Demirbağ burada mı? Şu anda çıkmış, bugün çok gördüm ortalıkta- Sayın Zülfü Demirbağ’a, bir dönem, yine böyle çok ortada dolaştığı bir dönem “Sen konuşma!” deyip kendisine geçmişte yargılandığı yolsuzluk, zimmet ve irtikap suçlarıyla ilgili hatırlatmada bulundum İstanbul Büyükşehir Belediyesinde çalıştığı dönemde.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 4. Ağır Cezada…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ağır cezada yargılandı.

Kendisi de gitmiş, bu konuda bir tazminat davası açmış.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ve kazanmış.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Tazminat davası dosyalarına da ben o gün bu dosyalarla ilgili gazete kupürlerinin hepsini de koydum, içinde Sabah gazetesi de olan yani şu anda havuz medyasında bulunan Sabah gazetesinin kupürlerini de koydum, mahkemeden de rica ettim, dedim ki bu dosyaları lütfen isteyin. Zira, bizim dosyaları görme imkânımız yok. Siz isteyin, o konuda değerlendirme yapın. Mahkeme ilk celsede tazminata hükmetmiş, 7.500 lira tazminat cezası, eyvallah… Şimdi, bakın, bir kişiye katilse katil demek hakaret değildir; bir kişiye yolsuzluk yapıyorsa “Yolsuzluk yapıyorsun.” demek hakaret değildir. Bunlar ispata değer şeylerdir.

Değerli arkadaşlar, bir kişi bu konuda kalkar birisini suçlarsa o da çıkar der ki: “Hayır, ben yolsuzluk yapmadım. Ben irtikap, zimmet suçu işlemedim.” Ama İstanbul’u takip eden bütün buradaki milletvekilleri bilir ki bu arkadaşımız bu suçlardan ciddi anlamda yargılandı, o dönemin en büyük faillerinden bir tanesiydi.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ne oldu? Sonra ne oldu?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Şimdi 7.500 lirayı ben ödedim. Bugünden sonra bir ceza davası veyahut da bir tazminat davası daha açmasını bekliyorum. Ödeye ödeye devam edeceğiz, bu sezonu da böyle bitireceğiz ama her seferinde kendisiyle bu dosyaları yüzleştireceğim.

Şimdi, gelelim bütçeye. Memleketin en önemli meselesi bütçe. Bütçe açık veriyor, bütçe açık verdikçe Hükûmet maaşları ödemekte zorlanıyor. Yeni bir yasa teklifi hazırlandığını duyuyoruz, ne kadar gerçek bilmiyorum. Tazminat hak eden kamu görevlilerinin ve işçilerin tazminat haklarına taksit yapmayla ilgili bir kanun teklifi hazırlanıyormuş. Yirmi sene, yirmi beş sene çalışan işçi, memurun en büyük beklentisi tazminatını alıp hayatının ondan sonraki bölümünü daha rahat, huzur içerisinde tamamlamaktır. Eğer siz bu tazminata vade yaparsanız bu insanlar hayatlarının geri kalan bölümlerinde rahat yüzü görmeyecekler. Eğer varsa böyle bir hazırlık bu hazırlığın geri çekilmesini öncelikle yüce Meclisinizin nezdinde iktidar partisi milletvekillerinden rica ediyorum.

Trafik cezaları konusu var. Bizi çevirdiğinde herkesin söylediği tek şey: “Çok ceza kesiyorlar, çok para cezası ödüyoruz.” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – “Her şeye ceza kesiyorlar, her harekete trafik cezası kesiyorlar.” diyorlar. Millet geçinmekte zorlanırken trafik cezaları gerçek anlamda milletin bütçesini sarsmakta.

Ecrimisil cezaları; ben biliyorum, Demirciler köyünde, Dilovası’nın Tepecik köyünde ahırda 2 tane ineği var, ufak bir taşması var hazine arazisine, ecrimisil gelmiş, diyor ki: “Ya ben 2 tane ineğimi satsam bu ecrimisili ödeyemem.” Ahır, yıkmış adam, gidiyor. Yani bütçe açığını trafik cezalarıyla, köylünün ineğini yaşattığı ahırlara ecrimisil cezası kesmekle halledemezsiniz. Bütçe açığını halletmenin esas yolu, üretmekten geçiyor.

Size bir rakam vereceğim. Lateks eldiven var bilir misiniz? Hekimlerin kullandığı, veterinerlerin kullandığı, hatta hanımların, güzellik uzmanlarının kullandığı lateks eldiven, en basit imalatlarından bir tanesi. Türkiye'de lateks eldiven imal edilmiyor ve 150 milyon dolar para ödüyoruz ona. Ne kadar günah, ne kadar ayıp bizim için değil mi? Üretmekten vazgeçmeden, üretmeye teşvik etmekten başka hiçbir çözümü yok bu işin. Yani kalkıp köylüye ceza kesmekle, arabaya trafik cezası kesmekle bütçe açığını kapatamayız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden söz vereyim, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Elâzığ Milletvekili Zülfü Demirbağ’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; demin kürsüde söz alan sözcü, benim geçmişte, İstanbul Belediyesinde hakkımda açılan bir davadan dolayı işte, hırsızlıkla, yolsuzlukla vesaire vesaire suçlandığımı ifade etti. O devirde Sayın Cumhurbaşkanımız Belediye Başkanı iken o zamanki Hükûmet tarafından -isminden bahsetmeyeyim- işini bitirmek üzere gönderilen müfettişler tarafından başta Başkanımız olmak üzere tüm belediye görevlileri hakkında, üst düzey görevliler hakkında davalar açıldı. Bana açılan davada; İSTAÇ Yönetim Kurulu üyesi olarak bir genel müdüre makineleri kullanma yetkisi vermişiz -sadece bu- bir iş makinesini vermiş kullandırmış ağaç dikiminde; dolayısıyla, usulsüzlükten açılmış ve hakkımda takipsizlik kararı verilmiş.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hayır, Rahşan affına takıldı o; takipsizlik değil.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Daha önceden sataştığı için… Davanın mahiyetine bakarsanız; takipsizlik kararı verildi ara dönemde.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Rahşan affına takılan bir ceza.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Milletvekili olmadığım dönemde takipsizlik kararı verildi benim hakkımda.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Rahşan affına takıldı. Milleti yanıltmayın; dosyayı ben biliyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bir dinlemesini bil ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Dosyayı ben biliyorum; belki utanırsınız diye söylemek istemedim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Takipsizlik kararı verildi. Sen kalktın buradan itham ettin, ben dava açtım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen değil, siz; siz diyeceksiniz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Hırsızlıkla itham ettin; 10 milyar kazandım; kesinleşmedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben bu parayı da… Haram bir para, bana göre haram. Neden? Çünkü kaynağı belli olmayan bir parayı çoluk çocuğuma ben yedirmem.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Belediyeden çalmadım, belediyeden çalmadım. Rahat ol! Belediyeden çalmadım; rahat ol!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Yok yok, yanlış anlama; bir müsaade edersen… Kaynağını bilmediğim, kaynağını bilmediğim bir parayı ben çoluk çocuğuma yedirmem.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yolsuzluk yapmadım belediyede; rahat ol! Rahat ol, çalmadım.

BAŞKAN – Evet, tamam.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Bütün İstanbul bilir senin ne olduğunu. Bak, bütün İstanbul bilir senin ne olduğunu.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Alacağım o parayı senin şahsiyetinle mütenasip bir tatlı alıp ikram edeceğim arkadaşlara.

LÜFTÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İstanbul’daki herkes tanır seni, herkes tanır; hangi yolsuzluklara alet olduğunu da bilir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Senin şahsiyetinle mütenasip bir tatlı alıp arkadaşlara ikram edeceğim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Bütün İstanbul bilir seni. Bütün İstanbul bilir seni, tanır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 104, 106, 53 ve 54 sıra sayılı kanun tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 3’üncü, 4’üncü, 5’inci ve 6’ncı sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 22 Ekim 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında yer alan 17/10/2019 tarihli ve (3/882) esas sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi’nin okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması ve Genel Kurulun bu birleşiminde 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına; 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, oturumu izleyen çok değerli genç arkadaşlar; 16 Nisan tarihinde rejime kasteden bir anayasa değişikliği yaptı Adalet ve Kalkınma Partisi; ardından, hepimizin çocukluğundan beri bayrak kırmızısı bildiğimiz Anayasa’yı turkuaz, sarayın renginde bastılar. Geçen bütün seneyi bunu eleştirmekle geçirip… Nihayet her ne kadar meri olsa da ama değişikliğinin öncesinde, sırasında ve sonrasındaki OHAL, haksızlıklar, baskılar ve eşitsizliklerle meşru olmasa da Anayasa, Meclis tarafından olması gereken renkte yani sarayın turkuaz renginde değil, al bayrak renginde basılmış. Bu mücadelemizin sonuç verdiğini memnuniyetle takip ettik. (CHP sıralarından alkışlar)

Gelelim grup önerisine, Meclis nasıl çalışacak? Biz rejime kasteden Anayasa değişikliği yapılırken dedik ki: “Bakanlar şimdi milletin bakanları, milletin seçtiği Parlamentodan çıkıyor, istisna olarak dışarıdan görevlendirilse de burada yemin ediyor, güvenoyu alıyor Kabineyle birlikte ve gerekirse güvensizlik oyu ve gensoru mekanizmalarıyla denetlenip düşürülebiliyor ama sarayın bakanı düzenine geçerseniz milletin işine bakanlardan yetkiyi aldığı yürütmenin başının ağzının içine bakanlara geçersiniz.” Geçtiğimiz on altı ayı bakan aramakla geçirdiniz. Anayasa değişikliğinde ne eleştirdiysek geçen yaz ve yaz sonrası kampınızın şikâyet konusu oldu. “Bakanlara erişemiyoruz, telefonlara çıkmıyorlar, çok kibirliler.” Ve buna grubunuz yürütmeyle beraber bir çözüm buldu. Nedir çözümleri? Nöbetçi bakan uygulaması. Dünya siyaset tarihinin en utanç verici uygulaması. Eğer rejime kasteden Anayasa değişikliğini yapmasaydınız o bakanlar burada oturuyorlardı, şimdi koltukları sökük. Sizler talebinizi, denetiminizi onlara ve yüzüne karşı “sözlü sorular”da salı günleri en önemli denetim imkânıyla sorabiliyor, notunuzu iletiyor, ulaşıyordunuz. Şimdi bakanlar yukarıda bir odada nöbetleşe tutuluyorlar ve milletin bakanı milletin Meclisine, milletin vekilinin ayağına gelirken şimdi sizler bakanlara ulaşmak için onların ayağına gidiyorsunuz. Onun için de size bir görüşme, bir temas odası kuruldu. Bunu kabul etmiyoruz, bunu son derece ayıplı bir durum olarak görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Nöbetçi bakan uygulaması ülkeyi getirdiğiniz acınası durumun fiiliyatta itirafı, kâğıt üzerinde kabulü ve Parlamentoya fiziken de bir ayıp olarak yaşatılmasıdır. Bakan dediğin Meclise karşı sorumlu olur. Bugün bakan dediğiniz kişi size karşı sorumlu değilse... Yazılı soru önergelerinin yüzde 7’sini cevaplamış kadın bakanlarımız ve erkek bakanlarımız, akıl alır gibi değil. Sözlü soru sorama, gensoru vereme ve bir tek şey bil, milletimiz beş yıllığına birisini seçti, o birisi hepsini yapacak ve biz de burada parmak kaldırma oyunu oynayacağız. Bakın, bu sistem milletvekillerinin vicdanına, kalbine ve aklına ihtiyaç duymuyor, sadece parmaklarınıza; şifreyi girsin, parmak izini okutsun ve hep birlikte aynı oyu kullansın diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bu, millete karşı yapılmış, Parlamentoya karşı yapılmış en büyük saygısızlıktır. Milletin vekilini parmak vekil durumuna düşürenlere yazıklar olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, sataşma nedeniyle açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, AK PARTİ grup önerisi üzerinde Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki ifadeleri ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki ifadelerine katılmasının mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tabii, biraz evvelki konuşmaların hiçbirine katılmak mümkün değil. Egemenlik kayıtsız şartsız millete aittir ve 16 Nisanda milletimiz bu egemenliğini referandumda verdiği kararla hayata geçirmiştir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi zembille inmemiştir, millet iradesiyle gerçekleşmiştir. Herkes millet iradesine saygı göstermek mecburiyetindedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Turkuaz rengine gelince: Turkuaz rengi bir Türk rengidir, Türk milletinin rengidir, sarayın veya başka bir yerin rengi değildir. Kırmızı renk de bizimdir, turkuaz rengi de bizimdir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bayrağı da turkuaz basarsınız siz!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Renkler arasında ayrım yapmayın. Ay yıldızlı al bayrağımızın şekli, şemaili, biçimi Anayasa’mızda yazılıdır; değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Karıştırınca çorba oluyor, maalesef hakikat ortadan kayboluyor.

Değerli arkadaşlar, dolayısıyla bu konuda rejime kasteden bir durum söz konusu değildir. Rejimimiz cumhuriyet rejimidir. Parlamenter Hükûmet sistemi yerine, millet iradesiyle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi caridir.

Nöbetçi bakan uygulamasını sizler de talep ediyordunuz. “Bakanları burada görmek istiyoruz, onlarla konuşmak istiyoruz.” diye muhalefet, siz de talep ediyordunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla talebiniz karşılandı, niçin hâlâ bas bas bağırıyorsunuz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Genel Kurulda, Genel Kurulda, yukarıda değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Meclis sert kuvvetler ayrılığı sistemi çerçevesinde yasama faaliyetini yürütmekte ve hem Cumhurbaşkanına hem de bakanlara karşı Yüce Divan sıfatıyla kendi denetim hakkını da ortaya koymaktadır. Bakanlar Meclise karşı hukuken de siyaseten de sorumludur. Bunun böyle kayda geçmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

36.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, her şeyin gözler önüne açıkça serilmiş olmasının telaşa sebebiyet verdiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu telaşın sebebi her şeyin gözler önüne açıkça serilmiş olmasıdır. Millete giderken dediniz ki “Güçlü Meclis olacak.” Oysa bir tane milletvekili geçen dönem yapılan yasama faaliyetlerinde gerçekten ve fiilen yer almadı. Bütün hepsini bakanlar müjdeledi. Dediler ki: “Şu kanunu hazırladık, yolluyoruz.” Altına imza atıp Anayasa’ya karşı muvazaa suçu işlediniz.

Yüzde 51’le geçmiş olan bir Anayasa değişikliğinde millet, kendilerine söylediğiniz, 45 televizyon kanalı, 35 gazete, 800 yerel gazete, devletin bütün imkânları, örtülü ödenek ve OHAL sopası altında yaptığınız ve tamamen yanıltarak, vatandaşı yanlış bilgilendirdiğiniz bir süreçte küçük bir farkla karar vermiş. Cesaretiniz varsa, sadece ve sadece Cumhurbaşkanının tarafsızlığı maddesini referanduma getirin, el mi yaman bey mi yaman millet size göstersin. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bu konu bana göre yeterince…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum efendim, bir cümleyle bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, herkesi millet iradesine saygıya davet ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 16 Nisan 2017’de bu konu referanduma sunuldu, milletimiz kararını verdi. Mevcut şartlar çerçevesinde 2018’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı, kararını verdi mevcut hâliyle. 31 Mart 2019’da yerel yönetim seçimleri yapıldı ve -Cumhur İttifakı’nın bu yeni sistemle ilgili kanaatleri ortada- Cumhur İttifakı yüzde 53,54’lere varan bir oy oranına ulaşırken bu yapılanın millet tarafından tasdik edildiği tekrar ortaya çıktı. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış. Tekrar tekrar bu meseleyi temcit pilavı gibi sistemin önüne getirmenin, milleti meşgul etmenin Meclisin çalışmasına sekte vurmaktan başka bir işe yaramadığını ifade etmek istiyor, milletin iradesine herkesi saygıya davet ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama yapılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklamaya geçiyoruz.

Sayın Özel, Sayın Kılıç, Sayın Emre, Sayın Tığlı, Sayın Sümer, Sayın Aydoğan, Sayın Tanal, Sayın Karabat, Sayın Keven, Sayın Şevkin, Sayın Kaya, Sayın Şahin, Sayın Kılınç, Sayın Zeybek, Sayın İlhan, Sayın Ünsal, Sayın Çelebi, Sayın Kadıgil, Sayın Bülbül, Sayın Yılmazkaya.

Yoklamayı başlatıyorum, üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.46

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.55

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlıyorum.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 104, 106, 53 ve 54 sıra sayılı kanun tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 3’üncü, 4’üncü, 5’inci ve 6’ncı sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 22 Ekim 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında yer alan 17/10/2019 tarihli ve (3/882) esas sayılı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi’nin okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılması ve Genel Kurulun bu birleşiminde 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına; 106 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 92’nci maddesine göre verilen bir Cumhurbaşkanlığı tezkeresi vardır, okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa’nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/882)

17 Ekim 2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11.8.2006 tarihinde kabul ettiği 1701 (2006) sayılı Karar ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 05.9.2006 tarihli ve 880 sayılı Kararıyla bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türkiye, Lübnan'da konuşlu Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücüne (UNIFIL) Silahlı Kuvvetleri unsurlarıyla katkı sağlamıştır. Söz konusu iznin süresi son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin 16/10/2018 tarihli ve 1201 sayılı Kararı’yla 31/10/2018 tarihinden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

Türkiye UNIFIL'e yaptığı katkılarla barışı koruma harekâtının etkin biçimde icrasında önemli bir işlev üstlenmiştir. Bu çerçevede, Türkiye'nin katkısı gerek Birleşmiş Milletler sistemi içinde gerek bölgesel ve küresel ölçekte gerekse kapsamlı sivil-asker iş birliği faaliyetleri vasıtasıyla Lübnan toplumunun her kesimi nezdinde görünürlüğünün artmasına, ayrıca barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikasının sürdürülmesine hizmet etmiştir. Bu itibarla, UNIFIL'e katkımızın sürdürülmesinin önem arz ettiği değerlendirilmektedir.

UNIFIL'in görev süresi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 29/8/2019 tarihli ve 2485 (2019) sayılı Kararı’yla 31/8/2020 tarihine kadar uzatılmıştır.

Bu hususlar ışığında ve Lübnan’la ikili ilişkilerimiz ve bölgedeki güvenlik şartları da göz önünde tutularak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL'in görev süresinin uzatılması yönündeki 2485 (2019) sayılı Kararı uyarınca; hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL'e iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için gereğini Anayasa'nın 92’nci maddesi uyarınca bilgilerinize sunarım.

                                                                             Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                      Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Şimdi, alınan karar gereğince Cumhurbaşkanlığı tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım. Gruplara ve şahsı adına 2 üyeye söz vereceğim. Konuşma süreleri gruplar için yirmişer dakika ve şahıslar için onar dakikadır.

Tezkere üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okutuyorum.

Gruplar adına:

1) İYİ PARTİ Grubu adına Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin.

2) Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

3) Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ahmet Ünal Çeviköz.

4) Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Fikri Işık.

Şahıslar adına:

1) İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel.

2) İstanbul Milletvekili İffet Polat.

(Uğultular)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konuşurken sesleriniz bir uğultu oluşturuyor. Dolayısıyla, konuşmak isteyenler kulise çıksınlar sayın milletvekilleri.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, kahveye çevirdiler burayı ya, vallahi billahi.

BAŞKAN – Şimdi, İYİ PARTİ Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Aydın Adnan Sezgin’e söz veriyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan’da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına dayanan Barışı Koruma Harekâtı’na katkı sağlayan Silahlı Kuvvetlerimizin görev süresinin Kasım 2019 itibarıyla bir yıl daha uzatılmasını İYİ PARTİ olarak destekliyoruz.

UNIFIL kapsamında görev yapan uluslararası misyon ülkemize çok yakın bir bölgede önemli bir vazife icra etmekte, barış gayretlerine katkıda bulunmaktadır.

Lübnan, tarihsel açıdan büyük bir yakınlık içinde bulunduğumuz, toplumsal hafızamızda önemli yer tutan ve soydaşlarımızı barındıran bir ülkedir. Türkiye’nin uluslararası meşruiyet zemininde bölgesel ve küresel barış ve istikrar çabalarına katkıda bulunması cumhuriyetin geleneksel dış politikasına uygun bir tutumdur. Dolayısıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu görevinin süresinin uzatılmasını desteklememiz de normaldir.

Bugün, Lübnan, tıpkı başka bazı Arap ülkeleri gibi ciddi bir toplumsal gerginlik sürecinden geçiyor. Arap dünyasında yeniden ortaya çıkmaya başlayan ve esas olarak ilgili ülkelerin rejiminden, kötü yönetiminden, sosyolojisinden, iç dinamiklerinden kaynaklanan bu son gelişmeleri iktidarın 2010’da başlayan olaylarda olduğu gibi yanlış okumamasını ve hatalı politikalara yönelmemesini temenni ediyorum.

(Uğultular)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) - Sayın Başkan, epey uğultu var galiba.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önemli bir konuyu değerlendiriyoruz. Hatibi dinleme fırsatı vermiyorsunuz, konuşmak isteyenler kulise geçsin arkadaşlar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, şu arkaya bir bakar mısınız Allah aşkına.

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, size söylüyorum arkadaşlar.

Buyurun Sayın Sezgin.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye ile Lübnan arasında, bizler için büyük bir tehdit, tehlike sahası hâline gelen, getirilen Suriye var. Suriye’nin bu hâle gelmesinde maalesef, on yedi yıllık iktidar çok büyük bir sorumluluk taşıyor. Malum, bugün Soçi’de -hâlâ devam ediyor toplantı- Sayın Cumhurbaşkanı ile Rusya Devlet Başkanı Putin görüşüyorlar. Neyi müzakere ediyor Sayın Cumhurbaşkanı? “Kendi kendimize yarattığımız devasa bir tehdidi ve bugüne kadar katlandığımız maliyetleri bundan sonrası için nasıl sınırlayabiliriz? Milyonlarca Suriyeli sığınmacı yükünü nasıl azaltabiliriz?” Esas meselemiz bunlar. Yani bugün çok uzağında bulunduğumuz ve büyük ihtimal, uzun bir dönem boyunca uzağında kalacağımız 2011 Ağustos koşullarına doğru hangi adımları atabiliriz? Derdimiz bu. 911 kilometre sınırımız bulunan Suriye’den ulusal güvenliğimize yönelik tehlikeleri nasıl bertaraf edebiliriz? Bunu ABD ve Rusya’yla bu her iki ülkeye de tabi bir konumda müzakere etmeye mecbur kaldık. Bu gerçekten çok hazin bir tablo. Türkiye Cumhuriyeti devleti hiçbir zaman böyle bir duruma düşmemişti.

Biraz hafızamızı tazeleyelim, Suriye krizinin başlangıcına gidelim. İktidar krizin başında siyasi yöntemlerle, 2011 Ağustosundan itibaren de sahaya doğrudan methaldar olarak Suriye’de rejim değişikliğini hedeflemiştir. Açıkça söyleyelim, Suriye’de Müslüman Kardeşler’in, İhvan’ın hâkimiyet kurmasını istemiştir; 1982’deki Hama-Humus katliamının intikamının peşine düşmüştür, Suriye’yi bir İhvan rejimi vasıtasıyla kontrolü altına alabileceğini düşünmüştür. Evet, bazı hayallere kapılmıştır.

Buyurun, 2012 Temmuz ayının gazetelerine bakın, iktidarın bazı sözcüleri Türkiye’nin Suriye’de aldığı pozisyonun bir gerekçesi olarak bu ülkedeki petrol kaynaklarına da atıfta bulunmuşlardır. Aslında, millî çıkarlarımız, ulusal güvenliğimize yönelik muhtemel tehditler tamamen göz ardı edilmiştir, Suriye’de olmadık silahlı gruplarla iş birliği yapılmıştır. Şam rejimi ise 2012’de güç dengelerini göz önünde bulundurarak taktik mülahazalarla Ayn el Arap, namıdiğer Kobani’den Kamışlı’ya kadar olan bölgeden çekilmiş ve bölgeyi PKK’yla özdeş terörist gruplara terk etmiştir.

2012 yazından itibaren oralarda kanton denilen oluşumlar ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, diğer bir önemli gelişme yine 2012’de ABD’nin Irak’tan çekilmesi sonrasında yaşanmıştır. Baskı altındaki Sünni Arap nüfusun bir kısmı tepki olarak ismiyle tamamen gayrimütenasip şekilde canavar bir terörist örgüt olan Irak İslam Devleti’ne yönelmiştir. Bu örgüt Suriye zeminine de kayarak “Irak Şam İslam Devleti” adını almıştır. Örgüt hem Irak’ta hem Suriye’de otorite boşluğundan yararlanarak palazlanmıştır. Maalesef Türkiye o dönemde yabancı savaşçılar, yabancı cihatçılar akınına uğramıştır; bunlar lojistik destek bulmuşlardır, topraklarımızdan rahatlıkla Suriye’ye sızabilmişlerdir. IŞİD hem Suriye’de geniş bir coğrafyaya yayılmış hem Irak’ta, Musul dâhil, Bağdat yakınlarına kadar geniş bir alanı kontrol altına almıştır. Musul Başkonsolosluğumuza yaptıkları müessif baskın hatırlanacaktır.

2014 sonbaharında IŞİD’in Ayn El Arap/Kobani’ye saldırısı sırasında ABD, PYD-YPG/PKK’ya IŞİD’e karşı destek çıkmıştır. Bu desteği PYD-YPG/PKK’nın terörist niteliğini bile bile yapmıştır. ABD’yle bu terörist yapı arasında açık ve topyekûn temas, melun ittifak maalesef böyle başlamıştır. Yine burada iktidarın yanlışlarının da payı büyüktür.

2015 Ocak ayında Şam’a muhalif güçler Türkiye'nin, Katar’ın ve o dönemde iş birliği içinde olduğumuz Suudi Arabistan’ın yardımıyla İdlib’i ele geçirmişlerdir. Bu gelişme ise rejimin yıkılmasını önlemek isteyen Rusya’nın savaşa doğrudan müdahalesini tetiklemiştir. Yani Ankara 2014 Mart ayında Kırım’ı ilhak etmiş olan Rusya’nın Suriye’de savaşa girebileceğini öngörememiş, hesaplayamamıştır. O akıl tutulması ve kargaşa içinde Rus uçağı düşürüldü. İktidar kendi içinde “Talimatı ben verdim, sen verdin.” kavgasına tutuştu, koşup soluğu NATO’da aldı, ne yapacağını şaşırdı. Ve bir buçuk yıl boyunca Türkiye Suriye’de hiçbir inisiyatif alamadı. Sonrasında, Moskova’dan özür dilendi, diyet ödendi ve Suriye’de tam anlamıyla tabi bir ülke durumuna düştük.

İktidara sesleniyorum: Suriye politikanızı başlangıçtan itibaren yanlış kurdunuz, hesaplarınızı ve okumanızı hatalı yaptınız. Bu hataları savrulmalarla sürdürdünüz, yanlışları düzeltmek adına yeni yanlışlara düştünüz. Suriye politikanız kimseye güven vermedi. Birkaç yanlış, Mehmetçik sayesinde, kısmen telafi edildi, temel hatalarsa maalesef onarılamadı. Bu hatalar yüzünden, uzaklardan gelen dış güçler, hasım çevreler Suriye’de yer edindi, palazlandı. Tehlike zaman içinde büyüdükçe büyüdü, riskler arttıkça arttı.

Suriye’den Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bu tehditler fırtınası karşısında biz İYİ PARTİ olarak Barış Pınarı Harekâtı’nı elbette destekleyecektik; tıpkı Cerablus’ta, tıpkı Afrin’de olduğu gibi, tıpkı Kuzey Irak’taki mücadelede olduğu gibi ordumuzun yanında yer alıyoruz. Gelinen noktada ulusal güvenliğimizi tehdit eden gelişmelere karşı Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerekli görevi üstlenmesinin önemini vurgulayarak “Bu koşullarda şu ya da bu parti yoktur; tek bir parti vardır, o da al bayrak partisidir.” dedik.

Bugün yeni bir aşamadayız. Net olan şu ki: Siyaset görevini yaptı, milletimiz görevini yaptı, Mehmetçik de görevini başarıyla yerine getirdi, getiriyor; şimdi, iş masada ve Hükûmettedir. Ortada ABD’yle bir mutabakat vardır. Türkiye ve ABD heyetleri arasında yapılan görüşmenin ardından yayınlanan ortak bildiri metni ve resmî açıklamalar, birçok belirsizlikle beraber bazı olumlu ilerlemelere de işaret ediyor. Önümüzde bizi oldukça hassas bir süreç beklemekte. Bu süreçte, iktidarın hatasız bir çizgi izlemesi gerekir. Temennimiz, yeni bir hatalar zincirinin başlamaması, yanlış hesaplardan dönülmesi, akla ve “ulusal çıkar” kavramına uygun bir tutum izlenmesidir. Gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.

Ortak bildirideki ifadeler, bugün denetimimiz altındaki bölgeyle sınırlı tutulmuştur. Oysa, Suriye’de Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar söz sahibi olacağımız güvenli bölge hedefinden söz ediliyordu. Bu hedef muallakta kalmıştır. Şu an, denetimimiz altındaki bölgelerin dışından millî güvenliğimize yönelebilecek tehditleri bertaraf edebilmek için Rusya’yla müzakeredeyiz. Önünde sonunda, Suriye yönetimiyle de müzakere etmemiz gerekecek, yakındır bu. Türkiye, operasyonu başlatırken kontrol sağlamayı hedeflediği bölgelerden Ayn el Arap’ın tamamından ve Tel Abyad’a çok yakın sınır bölgelerinden vazgeçmiştir, keza Menbiç de aynı durumdadır. Bu bölgeler Suriye yönetiminin eline geçmektedir. Irak sınırına yakın bölgelerde, Kamışlı’da da benzer gelişmeler yaşanmaktadır. 911 kilometrelik sınır boyunca 12 gözetleme kulesi yerleştirilmesi önerisi Tahran tarafından olumsuz karşılanmıştır. Moskova’nın bu konudaki düşüncesini henüz bilmiyoruz.

Öte yandan, ABD’nin hava operasyonlarında kullandıkları dâhil bazı tesislerini Rus kuvvetlerine teslim ettiğine dair duyumlar alınmaktadır. Rusya’nın ve rejimin Fırat’ın batısındaki hâkimiyeti malumdur. Rusya’nın ve Suriye yönetimi güçlerinin İdlib’e taarruzları artmaktadır, yakın bir süre içinde İdlib’e nihai bir harekât düzenlenmesi mukadder gözükmektedir. Böyle bir harekât ülkemiz açısından birinci derecede risklidir. Bu operasyonun gerçekleşmesiyle birlikte, sayısı milyonlara varan sivilin Türkiye'ye doğru değil de Tel Abyad ile Rasulayn arasındaki bölgeye yönelmesi açısından Ayn el Arap, Kobani kritik önemdedir ancak bu bölge denetimimiz altında olamayacaktır. Karkamış’tan Irak sınırına kadarki bölgenin güvenli bölge ilan edilmesi ve bu bölgenin derinliğinin 30 kilometre olarak belirlenmesi hâlinde dahi, bu derinliğin hemen gerisinde yine ilave zorluklar, istemediğimiz gelişmeler ortaya çıkabilecektir.

Rusya’nın, 30 Ekimde Cenevre’de yapılacak Anayasa görüşmeleri için hazırlamış olduğu taslak metni biliyoruz. Ne Moskova’nın ne Şam’ın PYD-YPG/PKK’ya bizimle özdeş şekilde bakacağını sanmayın, iki taraf da terörist örgüte farklı paradigmalarla yaklaşacaktır. İlişkilerinin tarihi, kumaşı farklıdır, gelecek perspektifleri ayrıdır. Kaldı ki Moskova’nın PYD-YPG/PKK’ya bakışı Şam’ın bakışına göre de başkadır. Ayrıca, bu ülkelerin örgüte yaklaşımlarında kısa, orta ve uzun vadeli ulusal çıkar değerlendirmeleri de ağırlık taşıyacaktır. Bir de İran faktörü vardır.

8 Ekim günü bu kürsüden yaptığım konuşmada iktidara şu soruyu sormuştum: “ABD askerlerinin çekilmesi durumunda Rusya ve İran’la nasıl bir yöntem içinde uzlaşabileceğinizi değerlendirdiniz mi?“ Umarım böyle bir değerlendirme daha önceden yapılmıştır ve Soçi’den milletimizi tatmin edici bir sonuçla dönülür. Açıkça söyleyeyim: Bunun böyle olmasını en samimi şekilde temenni etmekle birlikte, bu aşamada bunun gerçekleşme şansını çok yüksek göremiyorum ve yeni bazı sorunlara muhatap olmamız, farklı, ağır bir al-ver ilişkisine girmeye zorlanmamızdan endişe ediyorum.

Bu çerçevede ilk akla gelen sorunlardan biri, HTŞ’lisiyle, El Kaidelisiyle, her an her yöne kaçmaya hazır sivil halkı ve bilhassa orada görevli Mehmetçik’imizle birlikte biraz önce de değindiğim İdlib’dir. Bunları söylerken de Rus dostlarımızın 2012’de, 2013’te, 2014’te Suriye’yle ilgili tüm bu riskler konusunda bizlere telkinlerde bulunduklarını hatırlıyorum.

Evet, konuşmamın başına dönersek 2011 koşulları maalesef çok uzakta, âdeta bir rüya gibi gözüküyor. Bunca risk, tehlike, bunca maliyet, bunca acı, bunca sığınmacı Suriye politikamızda başlangıçtan bugüne yaptığınız hataların bir sonucu. Bari bundan sonra yanlışa düşmeyin, sakın kandırılmayın. Yanlış yaklaşımlarınızı düzeltmeye de ABD Başkanının milletimizi derin şekilde inciten, hakaret ve tehdit dolu mektubuna ve bu mahiyetteki diğer ifadelerine, geçiştirmeden ve geciktirmeden gerekli karşılığı vermekle başlayabilirsiniz.

İktidar, özellikle son on yıl içinde, uluslararası sistemin Türkiye'nin kendisine layık şekilde çıkarlarını ve konumunu nasıl güçlendirebileceğini düşünmek yerine uluslararası sistemi nasıl değiştirebileceğini düşünmüştür. Uluslararası dengeler, evet, büyük bir transformasyondan geçiyor. Türkiye'nin buna uyum sağlaması elbette gerekli ama bunu uluslararası sistemin yapısını, işleyişini değiştirmek iddiasıyla yapamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Uzun vadeli bir strateji geliştirmek yerine sürekli savrulan bir yaklaşım izleyerek ve her savrulmada bölge ülkeleriyle ilişkilerimizde yeni ve tamir edilmesi zor tahribatlar yaratarak oyun kurucu ve değiştirici bir aktör hâline gelemezsiniz. Bunun için öncelikle, itibarı ve işleyişi tahrip edilmiş olan, devletimizin hafızası niteliğindeki Dışişleri Bakanlığına ve mensuplarına itibarlarını iade etmek gerekmektedir. Diplomatsız ve diplomasız diplomasi yapılamaz.

Ayrıca, güçlendirilmiş bir demokratik parlamenter sistemin tesisi mutlaka ve mutlaka dış politikamızda azami verimin sağlanabilmesi için çok yerinde olacaktır, hatta elzemdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Sözlerimi bitirirken; son günlerde gerek Barış Pınarı Harekâtı sırasında gerek diğer çatışmalarda şehit düşen askerlerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyor; gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Genel Kurula saygılarımı sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan’da konuşlanan Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü’ne Türk Silahlı Kuvvetlerinin sunduğu katkının bir yıl uzatılması için verilen Cumhurbaşkanlığı tezkeresi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

UNIFIL, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2006 yılındaki 1701 sayılı Kararı’yla oluşturuldu. Lübnan’da barışın tesisi ve idamesi amacıyla oluşturulan Güvenlik Gücüne, Türkiye, başlangıçtan itibaren en yüksek katkıyı veren ülkelerden olmuştur. Türkiye, uluslararası barış güçlerine katkıyı hiçbir zaman sadece askerî bir vaka olarak görmemiştir. Türkiye, bulunduğu bölgelerde insani ve bayındırlık faaliyetleriyle insani ve sosyal gelişime de katkıda bulunmuştur; UNIFIL kapsamında, özellikle 2006-2013 yılları arasında, çevre yolu inşaatı, elektrik hatları inşası, atık su şebekesi, bakım onarım tesislerinin inşası gibi faaliyetlerin yanı sıra eğitim ve sağlık alanlarındaki çalışmalarıyla bölgesel gelişmişliğe de önemli katkılar vermiştir.

UNIFIL Görev Gücü’müzün Lübnan halkından gördüğü destek, Türkiye'nin ne kadar doğru ve güvenilir işlere imza attığını da göstermektedir. Türkiye, bölgenin asli ve aktif bir ülkesidir ve bölge genelinde yapılması öngörülen tasarımların hemen tümünde temel aktörlerden biri olarak yer almaktadır ve alacaktır. Ülkemizin UNIFIL kapsamında görev yapan tek bölge ülkesi olması bu ihtiyacın da bir yansımasıdır. Türkiye, Lübnan’ın istikrarını hedef alan her türlü teşebbüs karşısında ülkenin toprak bütünlüğünü, siyasi bağımsızlığını desteklemeye devam edecektir çünkü Lübnan’da olanlar sadece bu ülkeyi değil, tüm bölgeyi ve dolayısıyla Türkiye’yi de etkiler niteliktedir.

Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya coğrafyalarının tam ortasında bulunmaktadır. İşte bu 5 deniz havzasında, Türkiye'nin gerek güvenlik gerekse de kültürel sınırları siyasi sınırlarının ötesindedir. Daha açık bir ifadeyle, Türkiye'nin Orta Doğu sınırı Irak-Suriye sınırının ötesinde bir güvenliği zorunlu kılmaktadır. Buralarda barış ve istikrarın tesisi ve korunması Ankara’nın, İstanbul’un, Diyarbakır’ın, Urfa’nın, Hatay’ın ve Edirne’nin de güvenliğine katkı sunar.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğe katkısının yetmiş yıla varan bir geçmişi vardır. Bu yetmiş yılda barış gücü operasyonlarına sunduğu katkıyla Türkiye beklenen, özlenen ve güvenilen bir ülkedir. Elinde ay yıldızlı al bayrağımızı taşıyan her Türk bulunduğu barış gücünde istikrar ve huzurun güvencesidir.

Türkiye hâlihazırda 10’un üzerinde Birleşmiş Milletler barış gücü ve barışın inşası harekâtına katkı sunmaktadır, bu harekâtlara en fazla katkı sunan ülkelerden biri Türkiye’dir. Uluslararası barış, güvenlik ve istikrara katkı uluslararası hukukun temel öznesidir. Türkiye Cumhuriyeti olarak bulunduğumuz coğrafyanın üzerimize yüklediği sorumluluğu uluslararası hukuktan kaynaklı bir bilinçle birleştiriyor, bölgesel ve uluslararası faaliyetlere katkı sunuyoruz. Uluslararası kuruluşlar aracılığıyla barış ve güvenlik alanında en kuvvetli katkıyı sunan Türkiye'nin, yine uluslararası hukuk bağlamında kendi güvenliğini korumak için sınır ötesi harekâtlar gerçekleştirmesinin hiçbir yanlış ya da gayrihukuki bir yanı yoktur. Türkiye haklı, hukuki ve meşru bir zeminde faaliyet yürütmektedir.

Daha on dört gün önce bu çatı altında, Türk Silahlı Kuvvetlerine sınır ötesi operasyon yetkisi veren bir tezkereyi kabul ettik. 9 Ekim 2019 tarihinde Barış Pınarı Harekâtı’yla Suriye’nin kuzeyinin, özellikle Fırat’ın doğusunun terör örgütlerinden temizlenerek bölgede barış ve istikrarın temini için yola çıktık. Başlangıcından itibaren, bu harekâtın uluslararası hukuk ve özellikle Birleşmiş Milletler kararlarından kaynaklanan bir hak ve sorumluluk olduğunu vurguladık. Bu harekât bir terörle mücadeledir, Türkiye'nin güney sınırlarında güvenliği tesis etme faaliyetidir. Bu harekâtla Türkiye uluslararası barış ve güvenliğe karşı yükümlülüğünü de yerine getirmektedir. Harekâta başlarken uluslararası hukuk dayanak noktamızdır. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51’inci maddesinde gösterildiği şekliyle, anlaşmanın hiçbir hükmü, bir devlete, planlı bir saldırıya maruz kalması hâlinde ona mukabele etme hakkına halel getirmez. Birisi size saldırdığında kendinizi korumak için müdahale edersiniz. Bölgeden ülkemize beka tehdidi yönelmiş, yüzlerce terör saldırısı gerçekleşmiştir.

PYD-YPG ve PKK aynı örgüttür. Terörist envanterinden teröristlerin sevk ve yönetiminin Kandil’den idare edilmesine kadar bu iki örgüt birdir. Bu ilişki yargı kararlarına da yansımıştır. Örneğin, 17 Şubat 2016’da Ankara Merasim Sokak’ta askerî personeli taşıyan servise yapılan ve 29 vatandaşımızın şehit olduğu saldırıya ilişkin gerekçeli mahkeme kararında eylemi yapan teröristlerin PYD-YPG kamplarında eğitim aldığı tespit edilmiştir. Yine Suriye’nin kuzeyinde yakalanan bir teröriste ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesinin verdiği kararda, PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olan bir terör örgütü olduğu ifade edilmiş, Ankara Merasim Sokak ve Güvenpark, İstanbul Beşiktaş saldırılarının bu örgüt tarafından gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Ayrıca, Barış Pınarı Harekâtı süresince de terör örgütleri sivil vatandaşlarımıza havan mermisiyle yüzlerce saldırıda bulunmuş, 20 vatandaşımız şehit olmuş, 187 vatandaşımız yaralanmıştır. Öte yandan meşru müdafaa, sadece silahlı saldırı gerçekleştiğinde başvurulan bir hak değildir. Eğer büyük, yakın ve öngörülebilir bir nitelikte bir tehditle karşı karşıyaysanız, bu tehdidi bertaraf etmeye yönelik önleyici meşru müdafaa önlemleri alma hakkınız vardır. Karşımızda, sınırımızın hemen öte yakasında bir terör örgütü var ve bu örgütün Türkiye’ye tehdidi her geçen gün artmıştır. Sınırlarımızda neredeyse son aşamaya gelmiş bir terör kuşağı vardı, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarıyla bu kuşağa bir darbe indirdik ancak Fırat’ın doğusundan kaynaklı tehdit devam etmektedir. Sınırımızın hemen ötesinde Amerika Birleşik Devletleri tarafından silahlandırılmış on binlerce terör örgütü mensubu Türkiye için büyük, yakın ve öngörülebilir bir tehdittir.

Uluslararası hukuktan doğan meşruiyet bakımından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 4 kararı öne çıkmaktadır. 2014 yılında 2170 sayılı ve 2178 sayılı, 2015 yılında 2249 sayılı ve 2254 sayılı Kararlar mevcuttur. Örneğin 2170 sayılı Karar, terörizmin her tür tezahürünün uluslararası barış ve güvenliğe yönelik en önemli tehditlerden birini teşkil ettiğini ve ne zaman ve kim tarafından gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin gerekçesine bakılmaksızın her tür terörist eylemin suç oluşturduğunu ve haklı görülemez olduğunu belirtiyor. 2178 sayılı Karar, terörün yayılmasına sebep olan koşulların üzerine gidilmesine duyulan ihtiyaca vurgu yapıyor. 2249 sayılı Karar’la DEAŞ’ın uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturduğu vurgusuyla DEAŞ’la mücadele uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler şartı altına alındı.

Türkiye’nin bu harekâta başlarken ortaya koyduğu bütün tezler, belirttiğim uluslararası hukuk karar ve kurallarıyla tam bir uyum hâlindedir. Nitekim dünyada hiçbir ülke bu harekât gayrimeşrudur, hukuk dışıdır diyemiyor, diyemez de. Özetle, bu harekât uluslararası hukuk bağlamında tamamen haklı ve meşrudur.

Değerli milletvekilleri, olası sonuçları itibarıyla bölge tarihinin en önemli günlerinden birini yaşıyoruz. Sadece Türkiye'nin terörle mücadeledeki etkinliği değil, Suriye ve hatta Irak başta olmak üzere tüm Orta Doğu bugünkü görüşme ve gelişmelerden etkilenecektir.

Bir taraftan ABD’yle varılan yüz yirmi saatlik mutabakatın sona ermesi, diğer taraftan Sayın Cumhurbaşkanımızın Soçi’de Rusya Devlet Başkanıyla görüşmesi bugüne takvimdeki herhangi bir günden ayrı bir önem yüklemektedir. Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisinden yükselecek sesin, Türkiye'nin millî politikalarına, terörle mücadelesine, sınır güvenliğine, komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne ve istikrarına uygun olması temennimizdir. Bu yeni dönemde Türkiye, hem sahada hem masada bu sürecin kurucu unsurudur.

Bugün ortaya çıkabilecek iki önemli sonuç bölgesel ve uluslararası gelişmeleri derinden etkileyebilecektir. Birincisi, sadece Resulayn ile Tel Abyad arasındaki 120 kilometre değil YPG kontrolündeki 444 kilometrenin mutlaka terörden temizlenmesi; ikincisi, Suriye’nin toprak bütünlüğü, bölgesel güvenlik ve istikrarın inşası için Fırat’ın doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi fark etmeksizin adı ne olursa olsun tüm terör örgütleriyle mücadele kararlılığı.

Bugünün önemli gelişmelerinden biri, ABD’yle varılan mutabakattı. Buna göre, Suriye’nin kuzeyindeki terör unsurlarının yüz yirmi saat içinde bölgeden çıkması ve bölgede güvenliğin tesis edilmesi amaçlanmıştı. Bu haklı ve meşru amacın gerçekleşmesi için söz konusu mutabakatı, Türkiye olarak kıymetli gördük. Bu mutabakat, Türkiye'nin uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne ve daha önemlisi, insanlık vicdanına bağlı ve saygılı tavrını sonuna kadar muhafaza ettiğinin ispatıdır. Bugün saat 22.00 itibarıyla yüz yirmi saatlik süre dolmaktadır. Süre dolarken bir kez daha dikkat çekmek istiyorum: Barış Pınarı Harekâtı’nın iki önemli amacı vardır: Birincisi Suriye’nin kuzeyinde kurulmak istenen terör koridorunu kırarak Türkiye için güvenli bir bölge inşa etmek; ikincisiyse sadece ülkemizin değil, Suriye’nin de toprak bütünlüğünü tehdit eden terör örgütleriyle mücadele etmek. ABD’yle varılan yüz yirmi saatlik mutabakatta YPG, güvenli bölgenin dışına, 32 kilometre güneye ötelenecek olsa da bu örgüt, Suriye’nin bütünlüğünü tehdit etmeye devam edecektir.

Suriye’nin toprak bütünlüğü tehdidine karşı mücadele etmek bu saatten sonra sadece Türkiye’nin değil, tüm uluslararası camianın sorumluluğudur. ABD, Rusya ve İran başta olmak üzere, bugün Suriye hakkında bir çift söz söylemeyi dahi kendisine hak gören ülkeler, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve terör örgütlerini yok etmeye yönelik tutumlar almak zorundadırlar. İlk adım ise en büyük tehdidi yani terör örgütlerini yok etmektir. Türkiye’nin sınır ötesi harekâtlarını bu çerçevede görmeleri ve desteklemeleri gerekir. Suriye’deki güçler, terör örgütlerini kullanmak yerine onlarla mücadele etseydi zaten ne Fırat Kalkanı ne Zeytin Dalı Harekâtı olurdu ne de Barış Pınarı Harekâtı’na gerek duyulurdu.

Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, terörle mücadeledeki kararlılığımızı, ülkemizin haklı duruşunu, meşru pozisyonunu dünyaya defalarca haykıran Sayın Cumhurbaşkanımızı ve Hükûmetimizi yürekten kutluyoruz. Bu akşam saat 22.00’den itibaren bölgenin terörden tamamen temizlenmemesi hâlinde, uluslararası meşruiyetle perçinlenen irademiz sahaya yansıyacaktır. Her türlü gelişmeye karşı uyanık olacağız; su uyur, düşman uyumaz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, uluslararası barış ve güvenliğe en fazla katkı sunan ülkelerden birisidir. Bununla birlikte, kendi güvenliği ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğü için de sınır ötesi harekâtlar düzenlemiştir ve düzenlemeye de devam etmektedir. Kore’de, Kosova’da, Somali’de, Lübnan’da, Liberya’da, Haiti’de yaptığımız neyse, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı’nda da odur. Esas olan, ismindeki harflere bakmadan terörle mücadeledir; coğrafyalardaki barış, huzur ve güvenliğin tesisi ve korunmasıdır. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye'nin tüm bu faaliyetlerini destekledik ve desteklemeye devam ediyoruz.

Bu vesileyle, Cenab-ı Allah’tan bütün şehitlerimize rahmet, yaralı gazilerimize acil şifalar ve kahraman askerlerimize üstün muvaffakiyetler diliyoruz. Görüşmekte olduğumuz tezkereye de olumlu oy vereceğimizi bildirir, yüce heyetinizi bir kez daha saygıyla selamlarım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Ünal Çeviköz’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Çeviköz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lübnan’da konuşlanmış bulunan Birleşmiş Milletler Gücü UNIFIL’in görev yönergesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 2485 sayılı Kararı’na dayanarak uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tezkereyle ilgili görüşlerimizi gündemimizi asıl meşgul eden konuya değindikten sonra belirtmek istiyorum.

Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasında 17 Ekimde mutabakata varılan ve bugün itibarıyla tamamlanması gereken yüz yirmi saatlik sürenin son saatlerine girmiş bulunuyoruz. Kamuoyuna yansıyan bazı haberler var; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Halkbank hakkında dava açılmaması için ABD Başkanı Donald Trump’la görüştüğü, Trump’ın dava açılmasını engelleyecek bir anlaşma sağlanması için Adalet Bakanı William Barr ve Hazine Bakanı Steven Mnuchin’i görevlendirdiği ancak bu girişimin sonuçsuz kaldığı, Halkbankın lobi şirketi Ballard Partners'a Kasım 2018 ile Mart 2019 arasındaki dönemde kendi adına lobi faaliyetlerinde bulunması için 780 bin dolar ödeme yaptığı gibi haberler.

Barış Pınarı Harekâtı’nın başlamasını müteakip New York Güney Bölgesi Savcılığı da Halkbankın İran’a uygulanan yaptırımları delmesine yardımcı olduğu iddiasıyla bir iddianame hazırladı. İddianamede Halkbanka aralarında kara para aklama ve dolandırıcılığın da bulunduğu 6 suçlama yöneltiliyor. Eş zamanlı olarak Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve ailesinin mal varlığının araştırılması tehdidi geldi ve ardından “Ben Trump’tan başka biriyle konuşmam.” diyen Sayın Erdoğan Trump’un yardımcısıyla bir saat on dakika konuştu. Heyetler arası görüşmelerle birlikte görüşme süresi dört buçuk saati buldu. Uluslararası haber ajansları da bu görüşmeler esnasında YPG’nin ABD’yle temasta olduğunu belirtti. Bu görüşmeler için ABD yetkililerine bir telefon ve oda tahsis edildiği dahi ortaya çıktı. Yani bu ne demek oluyor? Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile “terör örgütü” denilen YPG arasında telefon bağlantısı kuruldu demek oluyor.

Değerli milletvekilleri, Suriye politikası bizi batağa sokmaya devam ediyor. Tek bir partinin çıkarları üzerine kurulan iç politika ve dış politika gibi şimdi ulusal güvenliğimiz de kişi odaklı olarak kurgulanıyor. Ne demiştik? Demiştik ki: 17 Ekim tarihinde Suriye’deki durumla ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasında bir mutabakat metni imzalandı ve bu mutabakatta öngörülen bir süre üzerinde anlaşıldı. Elimizde 13 maddelik bir mutabakat metni var. Ona baktığımızda aslında birtakım gelişmeler olduğu anlaşılıyor. Örneğin, YPG’nin bölgeden çıkışıyla ilgili bir söz verildiği anlaşılıyor ama ne kadar bir derinlik içinde çekilecek, hangi bölgeye çekilecek? Bunlar pek anlaşılmıyor çünkü belgede yazılı değil. Bu bölgeyle ilgili olarak daha önce tarif edilen genişlik orada hiçbir şekilde kilometre belirtilerek gösterilmiyor.

Mutabakatın 5’inci maddesi şöyle diyor: “Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri Suriye’nin kuzeydoğusunda IŞİD’le mücadele faaliyetlerinin devamında kararlıdır. Bu, önceden IŞİD kontrolünde olan alanlarda yaşayıp yerinden edilen şahıslar ile alıkoyma merkezleri hususlarında uygun şekilde gerçekleşecek eşgüdümü de içerir.” Bu “alıkoyma merkezleri” ifadelerinden kasıt, değerli milletvekilleri, IŞİD militanlarının tutulduğu hapishanelerdir. Savunma Bakanı, kontrol altına aldıkları bölgedeki bir hapishaneye Türk Silahlı Kuvvetleri ulaştığında bu hapishanenin boşaldığını tespit ettiklerini söyledi. Bu nasıl bir eşgüdüm? 700-800 IŞİD militanının kaçtığı söyleniyor. Bunları yakalamak için kimle nasıl eşgüdüm yapılacağı merak konusu. Zira Türk Silahlı Kuvvetleri M4 Karayolu’nun kuzeyinde, Amerika Birleşik Devletleri askerleri ise güneyinde. IŞİD militanlarının tutulduğu hapishanelerin birçoğunun da Türkiye’nin sınırlarına 32 kilometreden çok daha uzakta olduğu belirtiliyor. Nasıl olacak bu eşgüdüm?

İster istemez akla Türkiye’nin İdlib’te aldığı ve yerine getiremediği için mahcup olduğu, sürekli eleştirildiği yükümlülükler geliyor. Hatırlanacaktır, Türkiye İdlib’teki terör örgütlerinin bölgeden çekilmesini sağlayacaktı ama yapamadı, ağır silahların bölgeden çekilmesini sağlayacaktı ama yapamadı. Peki, şimdi, İdlib’te yapamadığını kuzeydoğu Suriye’de nasıl yapacak? Hem de IŞİD militanlarına gardiyanlık yaparak, öyle mi?

Değerli milletvekilleri, yerine getiremeyeceğimiz sözleri vermemek gerekir zira böyle sözler verip de yerine getiremezseniz mahcup olursunuz. Sahadaki duruma baktığımızda biz bundan bir süre önce Suriye yönetimiyle bu kadar yakın ve bu kadar karşı karşıya gelmemiştik. Tel Abyad ve Resulayn’da Türk Silahlı Kuvvetlerinin bulunması ancak Menbiç, Kobani ve Kamışlı’da Suriye yönetimi ordusunun bulunması artık bu bölgede birbirimizle muhatap olmaya çok yaklaştığımızı gösteriyor.

“Cumhuriyet Halk Partisinin Suriye Politikası” isimli bir belgeyi 7 Ekim tarihinde paylaştığımızda, orada göreceksiniz, en kısa zamanda iktidarın Suriye’ye bir heyet göndermesini, bu heyetin ön temaslarda bulunmasını, Suriye tarafından da bu temasların kalıcı olacağına dair bir işaret alındığı takdirde resmî ve daha teşekküllü bir heyet gönderilmesinin gerekli olduğunu düşündüğümüzü anlatmıştık.

Türkiye, Adana Mutabakatı’ndan kaynaklanan haklarından hareket ederek Suriye yönetiminin Türkiye-Suriye sınırının güvenliğini ve Türkiye'nin güvenlik tehdidi algılarının ortadan kaldırılmasını sağlamasını istemelidir. Buna şimdiye kadar hep “Suriye Hükûmeti muktedir değil çünkü o bölgede yok, o bölgede kontrolü elinde tutamıyor.” diye itiraz ediliyordu ve böyle bir imkân olmayacağı söyleniyordu. Şimdi, Suriye ordusu Fırat’ın doğusuna geçmiş durumda. Bu imkân ortaya çıktığına göre Suriye’yle yapılacak diyalogda ve görüşmede birinci öncelik iki ülkenin terörle ortak mücadelesini sağlamak, terörle mücadele ortak olmakla birlikte Türkiye'nin Suriye’deki tehdit algılarını ortadan kaldıracak şekilde Suriye tarafından güvence verilmesini istemek ve ileriye dönük olarak Türkiye’de geçici koruma altında bulunan aşağı yukarı 4 milyon Suriyelinin geleceğini konuşmak. Bunlar önemli çünkü böyle bir tasavvurumuz var, bu insanların koşullar düzeldiği zaman kendi ülkelerine dönmelerini arzu ettiğimizi söylüyoruz. Söylüyoruz da şunu unutuyoruz: Bu dönüşün uluslararası hukuk açısından gönüllü olması gerekir. Böyle bir gönüllülük esasının sağlanması için Suriye Hükûmetinin güvence vermesi gerekir. Bütün bunlar için de doğrudan doğruya Suriye’yle görüşülmesi gerekir. Gerektiğini herkes biliyor, bizim tercihimiz bunun egemen bir kararla hayata geçirilmesidir, Rusya istedi diye değil.

Değerli milletvekilleri, Türkiye bir yalnızlık içinde. Bunu “değerli yalnızlık” diye tarif etme çabaları da oldu geçmişte. Uluslararası ortamda yalnızlık değerli bir şey değildir. Türkiye 2008’in sonundan başlayarak 2009’dan itibaren dış politikada çok ciddi yanlış adımlar atmış ve çok ciddi hatalar yapmıştır. Bu hataların sonucudur ki Türkiye hem kendi müttefiklerinin gözünde hem de bölge ülkelerinin gözünde ciddi bir şekilde yalnızlaşmıştır. Yalnızlık, tecrit edilmek demektir. Türkiye gibi ülkeyi de uluslararası toplumdan tecrit etmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu yalnızlık hiçbir şekilde savunulacak, kabul edilebilecek bir durum değildir.

Sayın Dışişleri Bakanı ilkelerden söz etti iki gün önce. Bu “ilke” kavramı üzerinde biraz durmak isterim. Örneğin, dış politikada taraf tutmamak bir ilkedir, hem de çok önemli bir ilkedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasında da önemle uygulanan bir ilkeydi, hele konu Orta Doğu olunca, hele konu bu bölgedeki ülkelerin kendi aralarındaki sorunlar olunca. Ama bu taraf tutmama ilkesi artık dış politikamıza ışık tutan ilkelerden biri olmaktan çıktı. Her fırsatta taraf tutan, taraflar arasında ayrım yapan, bu nedenle de çözüm üretme kapasite ve yeteneğini kaybeden bir dış politika uygulamasıyla karşı karşıyayız.

Dış politikada taraf tutmak bir ilkesizliktir. Örneğin, komşuların iç işlerine karışmamak, bu da önemli bir dış politika ilkesidir. Suriye’nin bir yönetimi varken, bu yönetimin bir ordusu varken kalkıp etraftan toplanmış, düzensiz ve uluslararası kamuoyu tarafından “Türkiye’nin başı bozuk grubu” diye adlandırılan bir grubu “Suriye Millî Ordusu” diye adlandırmak iyi komşuluk ilişkileri ve ilkesiyle bağdaşmaz. İyi komşulukla bağdaşmayan bir davranış da “iç işlerine karışmama” ilkesiyle bağdaşmaz, bu da ayrı bir ilkesizliktir. Örneğin, “toprak bütünlüğü ve egemenliğe saygı” “sınırların dokunulmazlığı” bir başka ilkeler dizisidir. Bu ilkeleri sözde destekliyormuş gibi görünüp, özde ihlal eden davranışlar başka bir ilkesizlik örneğidir.

İşte değerli milletvekilleri, bu ilkesizlikleri dış politikaya yansıtanların Cumhuriyet Halk Partisine ilkeler konusunda söz söylemeye hakkı yoktur. Türkiye, tarafsız bir ülke olmayacak şekilde ve bölgesindeki ülkelerin kendi kendilerine sorunlarına çözüm bulmalarını yok edecek bir biçimde taraf tutan ve bu bölgeye belli bir ideolojik bakışla bakan, düzen kurmaya girip tamamen karmaşa ve düzensizlik yaratan bir dış politika uygulamıştır Orta Doğu’da. Bu da bugün Türkiye’yi dünyada çok ciddi bir şekilde yalnız bırakmıştır. “Orta Doğu’da bizden habersiz yaprak kımıldamaz.” politikası çöken, Neoosmanlıcılıkla Suriye’de batağa saplananların bizleri eleştireceği son alan dış politika anlayışımızdır.

Şu, neresi millî olduğu bir türlü anlaşılamayan, sözde Suriye Millî Ordusu’yla ilgili olarak uyarılarımızı yinelemek istiyorum. Sahada Türk Silahlı Kuvvetlerinin kontrol edemeyeceği sayıda mensupları var ve bugün Türkiye aleyhine çıkan haberlerin çoğunu bu grupların eylemleri oluşturuyor. İktidar, Kuvayımilliye’yle benzeştirme gafletine düştüğü bu grupların ülkemizi uluslararası hukukun ihlali gibi bir ithamla karşı karşıya bırakmasına karşı gereken tedbiri almalıdır. Türkiye’nin güvenli bölgeye girerken bu grupları bölgeden uzak tutmak konusunda Amerika Birleşik Devletleri’ne herhangi bir güvence verip vermediğini buradan sormak isteriz.

Değerli milletvekilleri, UNIFIL, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 6’ncı bölümü uyarınca görev yapan bir barışı koruma misyonudur. Görevleri kapsamında güç kullanabilir. 29 Ağustos 2019 tarihli ve 2485 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’yla UNIFIL’in görev süresi 31 Ağustos 2020’ye kadar uzatılmıştır. 2485 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’nda düşmanlıkların durdurulmasının ihlaline dikkat çekilerek yeni bir çatışmayı bölgenin kaldıramayacağına işaret edilmesi önemlidir. Yine aynı kararda, Lübnan Hükûmetini donanmasının yeteneklerini artırarak UNIFIL Deniz Görev Gücü’nün yükünü azaltmaya çağıran ifadeler de önemle not edilmelidir. Neden önemle not edilmelidir? Çünkü Türkiye 2006 yılından bu yana UNIFIL Deniz Görev Gücü’ne katkı vermektedir. Demek ki 2485 sayılı Karar artık Türkiye’nin bu katkısının Lübnan tarafından üstlenilmesini öneriyor.

Merkezi Nakura şehrinde bulunan ve 55 noktada konuşlu UNIFIL Lübnan’ın güneyinde görev yapmakta ve Lübnan kıyıları boyunca uzanan bir deniz gücüyle de desteklenmektedir. UNIFIL yani Lübnan’daki Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü, ilk olarak 1978 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 425 ve 426 sayılı Kararları uyarınca İsrail kuvvetlerinin Lübnan topraklarından çekilmesini ve İsrail-Lübnan sınırının güvenliğini sağlamak ve Lübnan devlet otoritesinin Lübnan’ın güneyinde hâkim olmasına yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur.

Şimdi sorarım size: 2485 sayılı Karar, Lübnan Hükûmeti donanmasının yeteneklerini artırarak UNIFIL Deniz Görev Gücünün yükünü azaltmaya çağırıyorsa Türkiye neden UNIFIL’e katılmak yerine Lübnan donanmasının güçlendirilmesine katkı sağlayıp da yardımcı olmuyor?

Değerli milletvekilleri, bugün geldiğimiz noktada, UNIFIL’in İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmaları yatıştırmada kısmen başarılı olduğunu, bölgedeki gerilimin hâlâ çok yüksek ve gidişatın kırılgan olduğunu maalesef söylemek durumundayız. Askerlerimizi Birleşmiş Milletler misyonuna katkı sağlamak için Lübnan’a göndereceksek şu hususları da akılda tutmak gerekiyor.

1) Güney Lübnan’da Lübnan ordusu dışında bir silahlı güç olmamasını beklemek bugünkü koşullar altında gerçekçi değildir.

2) Birleşmiş Milletler raporlarına ve Birleşmiş Milletler güvenlik kararlarına göre mavi hat etrafındaki ihlaller devam etmektedir.

3) Birleşmiş Milletler raporlarına göre mavi hattın ortadan ayırdığı Ghajar köyündeki İsrail işgali devam etmektedir.

4) Hizbullah ve İsrail arasındaki gerilim sürmektedir. Son olarak, Hizbullah güçleri 1 Eylül 2019’da İsrail’in bir askerî aracını imha etmiştir.

5) Lübnan halkı kötü yönetim, yolsuzluk ve hayat pahalılığını protesto etmek için günlerdir sokaklardadır. Ülke tarihinin en büyük gösterileri yaşanmakta ve insanlar ilk defa etnik, dinsel ve mezhepsel farkların ötesine geçerek hükûmeti protesto etmektedirler.

Dolayısıyla, Lübnan iç siyaseti kırılgan bir dönemden geçmektedir. Hâl böyleyken Lübnan’daki Birleşmiş Milletler misyonuna asker gönderme yetkisi isteyen iktidara şu uyarıları yapmak durumundayız: Başta Suriye olmak üzere Orta Doğu'ya yönelik politikanızın hâkim tonu olan mezhepçi bakış açısını Lübnan’la ilişkilerimizde de uygulamayı aklınızdan bile geçirmeyin. Lübnan’ın iç işlerine karışmayın. Lübnan’daki bütün kesimlere eşit mesafede durmaya özen gösterin. Askerlerimizin Lübnan’daki mevcudiyetinin bütün Lübnan halkının menfaatine olduğunu ve tek amacımızın Lübnan’ın barış ve istikrarını korumak olduğunu sürekli olarak vurgulayın. Yani özetle, ilkeli bir Lübnan politikası izleyin. İlkeli dış politika uygulamasına bari artık Lübnan’dan başlayın.

Bölgedeki güvenlik şartları göz önünde bulundurulursa UNIFIL önemli bir görev üstlenmektedir. Lübnan’la ikili ilişkilerimiz de göz önünde bulundurulursa, Anayasa’nın 92’nci maddesi gereği, tezkerenin uzatılması gerekmektedir. Türkiye’nin, UNIFIL’e yaptığı katkılarla barışı koruma harekâtının etkin biçimde icrasında önemli bir işlev üstlendiğini düşünüyoruz. Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler sistemi içinde, gerek bölgesel ve küresel ölçekte gerekse kapsamlı sivil-asker iş birliği faaliyetleri vasıtasıyla Lübnan toplumunun her kesimi nezdinde görünürlüğünün artmasına önem veriyoruz. Barışa ve istikrarın korunmasına yönelik politikaların sürdürülmesine hizmet etmek için UNIFIL’e katkımızın sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in görev süresinin uzatılması yönündeki 2485 sayılı Kararı uyarınca, Türkiye’nin Lübnan’da konuşlu Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücüne Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarıyla verdiği desteğin süresinin uzatılması bu çerçevede olumlu bir gelişme olacaktır. Yalnız, şuna da dikkatinizi çekmek isterim: 2485 sayılı Karar UNIFIL’in görev süresini 31 Ağustos 2020 tarihine kadar uzatıyor, önümüzdeki tezkereyse bir yıllık süre istiyor yani UNIFIL’in görevi bizim tezkerenin süresi bitmeden sona erebilir. Hani, biz uyaralım dedik: İktidar yurt dışına asker göndermeye o kadar hevesliyken Lübnan’daki askerlerimizin oradaki varlıkları sonra birdenbire hukuksuzlukla karşılaşmasın. Zira, uluslararası hukuka saygı da önemli bir dış politika ilkesidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Fikri Işık’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in görev süresinin uzatılması yönündeki 2485 sayılı Kararı uyarınca, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında 31 Ekim 2019 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL’e iştirak etmesiyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinden yetki talep eden Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılında yaşanan İsrail-Lübnan savaşı sonrasında Lübnan’da barışın tesisi ve idamesi amacıyla oluşturulan ve ülkemizin de kuvvet katkısında bulunduğu Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün varlığı sayesinde Lübnan-İsrail sınırında göreceli bir sakinlik oluşturulmuştur ve devam etmektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11 Ağustos 2006 tarihinde kabul ettiği 1701 sayılı Karar’la kurulan UNIFIL’in görev süresi geçici olarak bir yıl olarak belirlenmiş ve bu sürenin gerekli görülmesi hâlinde her yıl uzatılması öngörülmüştür. UNIFIL’in görev süresi, bu çerçevede, bugüne kadar tam 12 kez uzatılmıştır.

Ülkemiz geniş bir bölgeye yayılma riski olan ve otuz dört gün süren İsrail-Lübnan savaşına son verilmesi amacıyla o dönemde yoğun diplomatik çaba sarf etmiştir. 1701 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’nın kabul edilmesinden üç gün sonra 14 Ağustos 2016 tarihinde ateşkes sağlanmıştır. Bölgesel barış ve istikrara büyük önem atfeden ülkemiz, UNIFIL’e katkıda bulunma iradesini süratle ortaya koymuş, bu çerçevede, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının UNIFIL’e iştirak etmeleri yolunda Hükûmete yetki veren tezkere yüce Meclisimizin 5 Eylül 2006 tarihli kararıyla onaylanmıştır. Bu karar sonrasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin unsurları Ekim 2006’dan itibaren bölgeye konuşlandırılarak görevlerine başlamışlardır. UNIFIL’e iştirak eden askerî unsurlarımızın görev süreleri UNIFIL’in görev süresi uzadıkça yenilenmiştir. Bu kapsamda yüce Meclisimizin son olarak geçen yıl verdiği yetkilendirmenin süresi 31 Ekim 2019 tarihinde dolacaktır. Diğer taraftan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin geçtiğimiz ağustos ayında aldığı kararla UNIFIL’in görev süresi 31 Ağustos 2020 tarihine kadar uzatılmıştır.

Tabii, yeni bir uzatma ihtimalini de göz önünde bulundurarak, Meclisimizin de tatilde olma durumu göz önünde bulundurularak bir yıllık bir yetki istenmiştir. Bir yıllık yetki verilmesinin bizce hiçbir mahzuru yoktur.

Bölgemizdeki gelişmeler, ülkemizin istikrar ve güvenliğinin bölge ülkelerinden ayrı düşünülmeyeceğini göstermektedir. Millî çıkarlarımızı yakından ilgilendiren bölgesel konular karşısında kayıtsız kalmamız kesinlikle düşünülemez.

Lübnan, coğrafi açıdan küçük olmakla birlikte bölge istikrarı bakımından anahtar öneme sahip bir ülkedir. Orta Doğu'da yaşanan ayrışmaların küçük modelde tezahür ettiği Lübnan’da siyasi ve toplumsal yapı, dinî ve etnik topluluklar arasındaki hassas denge çok ama çok önemlidir. Bu denge komşu ülke Suriye'de yaşanan ihtilafın Lübnan’a yansımasıyla sürekli sınanmaktadır. Lübnan’daki dinî ve etnik gruplar arasında yaşanan dönemsel gerginlikler endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Böyle bir dönemde Lübnan’da toplumsal uyumun korunması her zamankinden daha da fazla önem kazanmıştır. Bu bakımdan Lübnan’la tüm temaslarımızda bu ülkenin Suriye ihtilafına taraf olmama yolunda belirlediği politikaya bağlı kalınmasının son derece önemli olduğunu vurguluyoruz. Ayrıca Türkiye olarak hiçbir şekilde Lübnan’ın iç siyasetine müdahil olmadığımızı bir kez de buradan bu vesileyle ifade etmiş olalım.

Çatışma ortamından kaçarak komşu ülkelere sığınmak durumunda kalan milyonlarca Suriyelinin yarattığı yoğun mülteci baskısı ciddi toplumsal sınamalarla baş başa bırakmıştır Lübnan’ı. Bugün tahminen 6 milyon nüfusa sahip Lübnan, yaklaşık 1,5 milyon Suriyeli ve Filistinli mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. Bu bağlamda, mülteci meselesi Lübnan’ın önündeki en temel istikrarsızlık konularından biri olarak önümüzde durmaktadır.

Diğer taraftan, Irak ve Suriye’deki istikrarsız ortamın, Yemen ve Libya’da yaşanan gelişmeler ile bölgesel planda etkisi hissedilen mezhepsel gerilimlerin diğer bölge ülkelerine kıyasla sosyopolitik açıdan çok daha hassas dengeler üzerine kurulu Lübnan’ın barış, huzur ve istikrarına olumsuz yansımaları olabilecektir. Şüphesiz, bu etkiler asgari düzeyde tutulamadığı takdirde ülkede yaşanabilecek mezhep temelli bir iç çatışma komşu ülkeler başta olmak üzere bölgesel ve küresel düzeyde barış ve istikrara yönelik ciddi risk ve tehditler oluşturacak, telafisi güç derin hasarlar açılabilecektir. Bu noktada Suriye kaynaklı güvenlik tehdidi ve bölgesel çatışma riski bağlamında Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin desteklenmesi ve güçlendirilmesi önem taşımaktadır. Ülkemiz, UNIFIL kapsamında sağlamakta olduğu desteğe ilave olarak Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin güçlendirilmesi için önümüzdeki dönemde başta eğitim ve iş birliği olmak üzere hayata geçirilebilecek adımlara ilişkin önerilerini Lübnan tarafıyla paylaşmıştır. UNIFIL komutasında görevlendirilmek ve İsrail’le sınır bölgesine konuşlandırılmak üzere bir Lübnan model alayı kurulması söz konusudur. Bu kapsamda, Birleşmiş Milletler himayesinde 15 Mart 2018 tarihinde Lübnan Silahlı Kuvvetlerinin desteklenmesine matuf düzenlenen Roma II Konferansı’nda ülkemizce model alaya yönelik destek taahhütlerimiz ilan edilmiştir. Bu kapsamda, iki ülke arasındaki karşılıklı koordinasyon faaliyetlerinin devam etmesini memnuniyetle karşılıyoruz.

Lübnan’la aramızdaki derin tarihî bağların ve ikili ilişkilerin yanı sıra, Lübnan’daki gelişmeleri de bizler, Türkiye olarak yakından izlemekteyiz. Mevcut konjonktürde Lübnan’da huzur ve sükûnetin korunması hepimizin en önemli önceliği olmayı sürdürmektedir. En son 2009 yılında gerçekleştirilen Lübnan genel seçimleri, uzun tartışmalar sonucunda kabul edilen yeni seçim anayasası uyarınca 6 Mayıs 2018 tarihinde yapılmış ve hükûmet, seçimlerden yaklaşık sekiz ay sonra, 31 Ocak 2019 tarihinde kurulmuştur.

Lübnan’ın istikrar ve refahına atfettiğimiz önem çerçevesinde, bu ülkede barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik Türkiye olarak ortaya koyduğumuz somut katkılar, ikili ilişkilerimizin her veçhesine olumlu etki yapmaktadır. UNIFIL’de görev alan birliklerimizin sergilediği üstün performans, diğer katılımcı ülkeler tarafından olduğu kadar Lübnan halkı tarafından da dikkatle karşılanmaktadır.

Bu noktada, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin tarihinden gelen, gerçekten, gittiği bölgelerdeki insani hizmetleri, insani faaliyetleri Lübnan’da da ortaya koymuş olması, bu milletin bir ferdi olarak hepimizin göğsünü kabartan gelişmelerdir, göğsünü kabartan iftihar vesileleridir.

Nitekim, UNIFIL’e kuvvet katkısında bulunduğumuz 2006 yılından bu yana, UNIFIL’in icra ettiği görevler kapsamında Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları tarafından hayata geçirilen birçok önemli proje, Lübnan halkının hafızalarında yer etmiştir. Bunlar arasında köy okullarının elektrik ihtiyacının karşılanması, köy okullarına oyun sahaları, köylere sağlık ocakları, su deposu inşa edilmesi, yol inşaatı gibi pek çok hayırlı hizmeti saymamız mümkündür.

Ülkemiz, UNIFIL’e 2006-2013 döneminde bir istihkâm bölüğü ve deniz gücüyle iştirak etmiştir. 2013 yılından bu yana ise 2 karargâh personeli ve deniz unsurlarımızla katılımını sürdürmektedir. Bu bağlamda, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda Nakura’daki karargâhta bulunan 2 personelle birlikte denizdeki görevler için 1 korvet, takriben 85 personelle UNIFIL’e bağlı Deniz Görev Gücü dahilinde denetim harekâtını icra etmektedir.

UNIFIL’e deniz unsurlarımızla katkımız, Suriye’de yaşanan kriz ve Doğu Akdeniz’de gelişen güvenlik ortamı bakımından gerçekten önem arz etmektedir. Bu katkı UNIFIL’in Barışı Koruma Harekâtı’nın etkin biçimde icrasında önemli bir bileşendir. Şüphesiz Türk Silahlı Kuvvetlerinin üstlendiği bu misyon bölgemizde barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikalarımızın önemli bir yapı taşıdır. Biz AK PARTİ Grubu olarak uluslararası meşruiyeti haiz olan ve uluslararası toplumun ortak iradesini yansıtan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1701 sayılı Kararı’nda öngörülen amaçlar doğrultusunda Lübnan’da görev yapan UNIFIL’e kuvvet katkımızın sürdürülmesinin uygun olacağı görüşümüzü muhafaza ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bölgemizde istikrarsızlığın bu kadar yoğunlaştığı dönemde bugünkü tezkerenin gerçekten Türkiye açısından da bölgenin en kilit ülkelerinden biri konumunda olan Lübnan’ın istikrarı açısından da son derece önemli olduğunu bir kez daha ifade ediyorum.

Bakınız, bölgede artık vekâlet savaşları yürütülmektedir. Bazı güçler doğrudan kendileri sahada olmasalar bile terör örgütlerini kullanarak vekâlet savaşı ortaya koymaktadırlar. Bunlara karşı dikkatli olmak, küresel barışı korumak, bölgenin en önemli, en güçlü ülkelerinden biri olarak Türkiye’nin görevidir. Bu noktada Parlamentomuz 2006 yılından beri bu iradeyi net olarak ortaya koymuştur. Bu noktada tüm destek veren partilerimize, milletvekillerimize teşekkürü bir borç biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, “vekâlet savaşları” dediğimiz savaşlar maalesef günümüzde terör örgütleri üzerinden yürütülmektedir. Bu noktada ilkeli bir güvenlik politikası maalesef ortaya konmuyor. Özellikle dünyada “etkili” “güçlü” dediğimiz ülkeler “senin terör örgütün, benim terör örgütüm” ayrımını çok net olarak -sözlü olarak ifade etmeseler bile, yazılı olarak, daha doğrusu fiilî olarak- ortaya koyuyorlar. İşte, “PKK terör örgütüdür ama YPG terör örgütü değildir.” Yani PKK’nın YPG’yi kontrol ettiğini dünyada bilmeyen acaba bir tek istihbarat örgütü var mıdır veya diğer bir ifadeyle YPG’nin PKK’nın Suriye kolu olduğuna yönelik, başta CIA olmak üzere, eski adıyla KGB olmak üzere acaba bu gerçeği bilmeyen bir tek istihbarat örgütü var mıdır? Herkes çok çok iyi biliyor ki YPG PKK’nın Suriye koludur, emirleri doğrudan PKK’nın sözde üst yöneticilerinden almaktadır. Organik bağları artık gizlenemez noktadadır ama buna rağmen terör örgütünü “özgürlük savaşçıları” diye sunmak aslında dünyada bugün borusu öten, sözü geçen ülkelerin terör konusunda samimi olmadığının en net işaretidir.

Bu noktada belki şunun özellikle altını çizmemizde fayda var: Değerli arkadaşlar, bu konuda dünyada en ilkeli duruşu gösteren ülkelerden birisi Türkiye’dir. Türkiye hiçbir terör örgütü arasında ayrım yapmamıştır ve yapmamaktadır ve Türkiye hiçbir terör örgütünü karşısına muhatap olarak alıp onunla konuşmamıştır, konuşmamaktadır. “Efendim, sarayda gizli oda kuruldu, YPG’yle görüşüldü.” iddiaları tamamen gerçek dışı, vahim iddialardır. Sarayda, Külliye’de, Beştepe’de Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen heyetle müzakere yapılmıştır. Onlar da Amerika Birleşik Devletleri’yle elbette ki müzakerelerin gidişine göre müzakereler, görüşmeler yapmıştır. Bunun nereyle yapıldığını bizim bilmemiz mümkün değil. Amerikan Başkanıyla da görüşülmüş olabilir, başkalarıyla da görüşülmüş olabilir ama Türkiye'nin buradaki muhatabı Amerika Birleşik Devletleri’dir. İşte, bugün akşam saatlerinde dolacak süre de bu noktada Amerika Birleşik Devletleri’nin taahhütlerini yerine getirip getirmediği noktasında kritik bir süredir.

Biz doğru olduğuna inandığımız, haklı olduğuna yüzde 100 emin olduğumuz bir noktada yani bölgemizde bir terör yapılanmasının devletleşmesine müsaade etmemek için bu harekâtı başlattık. Hiçbir tehdide de boyun eğmedi Türkiye. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, özellikle Barış Pınarı Operasyonu her türlü engellemeye, her türlü tehdide rağmen başladı. Şimdi, bu noktada, bu tehdit bertaraf edilene kadar kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz ama bunu yaparken Türkiye’ye haksız eleştiride bulunmak, değerli arkadaşlar, doğru değil. Türkiye bugüne kadar DEAŞ ile PKK’yı hiçbir zaman ayırmadı, PYD-YPG ile DEAŞ’ı da ayırmadı.

Ben, Fırat Kalkanı Harekâtı döneminde Millî Savunma Bakanı olarak çok çok iyi biliyorum, olayların içerisindeyim ki dünyada DEAŞ’a yönelik en güçlü operasyonları yapan ülke Türkiye’dir. 3 binin üzerinde DEAŞ militanını Türkiye etkisiz hâle getirmiştir. Aynı şekilde, PKK’yla kırk yılı aşkın şekilde mücadele eden, PKK terör örgütünü ortadan kaldırmak için gece gündüz mücadele eden de Türkiye’dir. “DEAŞ’a tamam, PKK’ya tamam ama YPG’ye dokunmayın.” anlayışı dürüst bir anlayış değildir, ilkeli bir anlayış değildir. Terör örgütü terör örgütüdür. Senin terör örgütün, benim terör örgütüm kesinlikle kabul edilemez. Bu noktada, Türkiye bugüne kadar ilkeli duruşunu muhafaza etmiştir. Türkiye bundan sonra da ilkeli duruşunu muhafaza edecektir. Türkiye'nin en önemli önceliği kendi güvenliğidir, bölgenin güvenliğidir. Bölgenin huzuru ve güvenliği olmadan bu bölgede ne Türkler ne Kürtler ne Araplar ne diğer unsurlar huzur içerisinde yaşayamaz. Bu noktada da Türkiye'nin bu harekâtına Türk milletinin verdiği büyük destek, gerçekten, aslında Türkiye'nin, millî meselelerde her türlü tartışmayı bir kenara bırakıp nasıl bir araya geldiğinin de güzel bir göstergesidir.

Değerli arkadaşlarım, bu tezkere hayırlı bir tezkeredir. Ümit ederiz ki bölgemizde barış olur, huzur olur ve bölgemizdeki çatışmalar, savaşlar son bulur. Ümit ederiz ki İsrail bu saldırgan tavrından vazgeçer, kendi sınırlarına -1967 anlaşmasıyla belirlenen sınırlara- çekilir ve Lübnan gibi bir ülkeye saldırma riski ortadan kalkar, bölgede barış olur ve biz de bir daha Silahlı Kuvvetlerimizi Lübnan’a göndermek durumunda kalmayız. Ama bugün bu ihtiyacın olduğunu bütün parti gruplarımız özellikle ifade ettiler. Bundan dolayı biz AK PARTİ Grubu olarak bu tezkerenin lehinde oy kullanacağız.

Şimdiden, tezkeremizin Silahlı Kuvvetlerimiz için, ülkemiz için, Lübnan için ve bütün bölge için, küresel barış için hayırlı olmasını diliyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın (3/882) esas numaralı Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Bakan -bir ihtiyaç duydu herhâlde- dönüyor dönüyor “Türkiye Cumhuriyeti asla teröristlerle oturmaz, teröristlerle anlaşmaz, ateşkes yapmaz, tehdide boyun eğmez.” diyor.

EROL KAVUNCU (Çorum) – Sizin hatibiniz söyledi az önce.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, onu ifade edeyim. Sayın Bakan bir ihtiyaçtan bunu cevaplıyor, bütün dünya, Türkiye bunu konuşuyor da Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle davrandığına ilişkin, Atatürk’ten başlayan yani “Geldikleri gibi gidecekler.” dediği günden İsmet İnönü’nün hem Johnson mektubuna verdiği cevabı hem Lozan’daki tavrını hem de Bülent Ecevit’in Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başlatma ve sürdürmedeki kararlılığını kastediyorsa doğrudur.

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) - Allah Allah!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama Rus uçağını düşürünce önce devrin Başbakanıyla yarışa girip sen düşürttün, ben düşürttüm…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – … sonra “Efendim, FETÖ düşürdü, bu kadar yaptırım yapmayın...” Sonra, bugün birlikte oturulduğu, aradan su sızmadığının ima edildiği Putin “Efendim, Kürt petrolünü kaçak taşıdınız, görüntüler elimizde. Bunun bir kısmıyla IŞİD’i finanse ettiniz. Biz bunu Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyinde sunum yapacağız.“ deyince Rusya’ya özür mektubu. Harekâta burada verilen, kamuoyunda verilen destek, tutum ortada; bin tane tehdit, utanç verici bir mektubun yalanıp yutulması, susulması ama sonradan, efendim “Ailenizin bütün dünyadaki mal varlığını araştırırız.” deyince benimle görüşemez diyen Pence gelecek... Daha doğrusu “Benimle görüşemez Amerikan Başkan Yardımcısı, ben Trump’la muhatap olurum.” deyip şurada meydan okuyup burada tükürdüğünü yalayacaksın bir saat sonra, bu Mecliste.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaadenizle bitiriyorum Başkan.

“Burada Trump gelirse benimle görüşür, onlar muhatabıyla oturur.” diyeceksin, Fahrettin Altun toplayacak “Yeni açıklama var.” diye. Efendim “Yarın görüşeceğim Başkan Yardımcısıyla.” diyeceksin.

Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir Cumhurbaşkanı bir başka ülkenin cumhurbaşkanı yardımcısıyla eş pozisyonda oturmadı bugüne kadar, hiçbir başkan yardımcısıyla oturmadı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin boyun eğmediği, tehditten yılmadığı doğrudur. Kendi ailesinin de içinde olduğu karmaşık ilişkiler gündeme getirilince Rusya’ya özür mektubu yazanların, Amerika’yla eş durumda oturup onların buyurdukları şeyin karşısında susanların ve bu mektuba karşı cevap vermeyenlerin bu cümleleri söylemeye hakkı yoktur. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

39.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki sözlerinin hakikati yansıtmadığına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; biraz evvel CHP Grup Başkan Vekilinin söylemiş olduğu hiçbir söz hakikati yansıtmıyor, hepsi baştan aşağıya iftiradır ve yalandır. (CHP sıralarından gürültüler) Doğru olan şudur: Türkiye Cumhuriyeti devleti, evet, her zaman Türk milletinin itibarını korumak için gereğini yapmıştır ve yapacaktır; bu konuda hiçbir tereddüt olmasın.

Sayın Cumhurbaşkanımız, hakikaten dirayetli liderliğiyle zaferleri taçlandırarak Türk milletine armağan etmektedir ve edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şunu ifade ediyorum: İnönü’nün söylemiş olduğu söz, evet, Johnson’un mektubu sonrasında belki Kıbrıs’a harekâtı yapamadık ama daha sonra 1974’te...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - ...rahmetli Erbakan-Ecevit Hükûmeti döneminde gerekli Barış Harekâtı yapılmış ve 1699 Karlofça Anlaşması’ndan bugüne, Cumhuriyet Dönemi’mizde ilk defa ileri bir harekâtla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasına kaynak teşkil edecek Barış Harekâtı başarıyla gerçekleştirilmiştir.

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Ya, bu ne diyor? Kurtuluş Savaşı’nı yok sayıyor ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Emeği geçen bütün devlet adamlarımızı rahmetle, saygıyla, minnetle yâd ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kurtuluş Savaşı ne oldu?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İkinci olarak: 1699 Karlofça Anlaşması’ndan bugüne, 15 Temmuz uluslararası darbe ve işgal girişiminin hemen akabinde…

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Kurtuluş Savaşı ne olacak? Çanakkale Savaşı ne olacak?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Muhammet Bey, Kurtuluş Savaşı’nı da söylesen iyi olur ya.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …evet, El Bab, El Azez, Cerablus ve Afrin harekâtıyla ikinci büyük harekât Başkumandanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yapılmıştır! [AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; İYİ PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)]

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Toparlıyorum.

Evet, bu hakikatleri tarih not etmiştir ancak biraz evvel CHP’nin değerli diplomatı, Genel Başkan Yardımcısı Sayın Ünal Çeviköz, bizzat Amerika’nın talebiyle ve onların mecbur kalması suretiyle…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mektubu tercüme et.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …imzalamış oldukları 13 maddelik mutabakatla ilgili, canlı yayında taze taze demiştir ki: “İstenilen bütün unsurlar elde edilmiş görünüyor, kazanımlarımız güçlü. Türkiye istediğini aldı.” [İYİ PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

ATİLA SERTEL (İzmir) – Fazla bağırınca haklı olmuyorsun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Evet, sonuç itibarıyla bu hakikatler ortadayken ve İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de burada yerini alır.” cümlesini bizzat hayata geçiren şu anda Tayyip Erdoğan’ın, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti devletidir! [İYİ PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri alkışlar(!)]

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Padişahım çok yaşa (!) Padişahım çok yaşa (!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Dolayısıyla hepimizin övünmesi gereken bir hususu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Son olarak… toparlıyorum Sayın Başkanım.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Külliyede Amerikalılara onu verdiniz mi?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkan, mikrofonu açın, duyamıyorum, önemli bir görüş sarf ediyor

BAŞKAN – Bana göre amacınıza kavuştunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Son olarak toparlıyorum, evet.

BAŞKAN – Peki…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Tarihî bir konuşmaya tanıklık ediyoruz.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Suriye’yi de Amerikalılar mı idare ediyor, onu cevapla.

LÜFTÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, bu tarihî konuşmaya tanıklık etmek istiyoruz, mikrofonunu açar mısınız hatibin, rica ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla, Türk milleti olarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak gerçekten övünmemiz gereken bir hususu karalamaya yönelik kara propaganda ve iftiraları Meclisin mehabetine yapılmış saygısızlık olarak nitelendiriyorum.

Ve Trump’ın mektubuyla ilgili de yapılan şudur: Evet, Trump bir mektup göndermiştir ama Johnson’un mektubu gibi geri dönülmemiş, bu iyi bir şekilde dürülüp tarihin çöp sepetine atılmak suretiyle sahada büyük bir zafer elde edilmiştir. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, İYİ PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

Bunun herkes tarafından bilinmesini özellikle rica ediyor, Meclisi saygıyla selamlıyorum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, İYİ PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar(!)]

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Padişahım, çok yaşa(!)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Muhammet Paşa’m, sağ olun(!)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet.

40.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Allah hiçbir siyasi parti grubunu, içerik açısından tartışamayıp hamasete alkış tutmak zorunda bırakmasın. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok, hiç alakası yok!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Trump’ın mektubunun yırtılıp atılması için… Bütün diplomasi geleneğinden gelenler bilir ki -sizin “monşer” diyerek aşağılayıp yok saydıklarınız- o mektubun Amerika Birleşik Devletleri’ne “Bu mektubunuz kabul edilmemiştir ve iade edilmiştir.” diye yollanması gerekirdi. (CHP sıralarından alkışlar) Mektubu alıp da devletin arşivine sokmak, Beyaz Sarayın size şantaj hâline dönüştürmesine, şantaj aygıtına dönüştürmesine sebebiyet verecek bir basiretsizliği Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten bırakın devlet başkanını, hiçbir devlet adamı yapmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, yedi dakika konuştu.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burada bir tek şeye katılıyoruz: Amerika’nın Başkan Yardımcısını kendisine denk kabul edip yanında oturan kişi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı değil, olsa olsa Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı sıfatıyla oturmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bu hiç hamaset olmadı değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Ünal Çeviköz’ün canlı yayında söylediği son derece yapıcı, partimizin tutumuyla çelişmeyen sözlerini kendisinin eksikliğine, basiretsizliğine ve teslimiyetine bir kurtuluş olarak, çarpıtarak sonuna üç kelime ekleyenlerin acziyetini Cumhuriyet Halk Partisi olarak sadece Türkiye adına üzülerek sizin adınıza da utanarak takip ediyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Kendinizden utanın!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir dakika…

Değerli milletvekilleri, bana göre Grup Başkan Vekillerimiz düşüncelerini ifade ettiler, söylemek istediklerini anlattılar. Sayın Akbaşoğlu, siz de gayet güzel anlattınız, Özgür Bey de.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir cümlelik, kısaca bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Bir polemiğe fırsat vermeyelim.

Buyurun.

41.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şu bilgiyi paylaşmak isterim: Sayın Cumhurbaşkanımız, Pence’den daha önce gelen bir heyetle ilgili, bir televizyoncunun kendisine soru sormasıyla ilgili onlarla görüşmeyeceğini ifade etmiştir ve aynı gün İletişim Başkanı Fahrettin Altun Bey, o kimselerle görüşülmeyeceğini, ertesi gün -yarın- Pence’le görüşülmesiyle ilgili planlamanın yapıldığını zaten anında ifade etmiştir. Bir kere, bunu çarpıtan, bu doğru bilgiyi doğru şekilde nakletmeyenlerdir. Lütfen, bu bilgiyi tekrarlayınız; bir.

ARSLAN KABUKÇUOĞLU (Eskişehir) – Pes vallahi!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İkinci olarak: Baştan aşağı hakikatleri çarpıtma ve gerçekten, Türkiye'nin kazanımlarını maalesef görmezden gelme yaklaşımını ben başındaki tutum ile sonundaki tutum arasındaki bu gereksiz polemiklerin yansıması olarak görüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla biz, hatırlarsanız, bugün ilk başta bu harekâta destek veren bütün partilerimize teşekkürlerimizi ifade ederek başladık.

ARSLAN KABUKÇUOĞLU (Eskişehir) – Yazık, bu kadar yıpratmayın kendinizi(!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ancak bunun dışında başka alanlara, başka doğru olmayan hususları ortaya, gündeme getirmek maalesef, böyle polemiklere cevap vermeyi zorunlu kılıyor.

Teşekkür ediyorum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, İYİ PARTİ sıralarından alkışlar(!)]

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Padişahım çok yaşa(!)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, tartışmanın bu tarafıyla…

BAŞKAN – Yerinizden söz vereyim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, yok.

Ben usulen ayaktayım şu anda çünkü tartışmanın bu tarafıyla ilgili hem tutanaklar hem milletimiz önünde, artık sizin de yüz ifadenizde de hissettirdiğiniz gibi bir kifayetimüzakere teklif ediliyor. Herkes meselenin bütün açıklığıyla somutluğunu da gördü. Karşısındaki hamasetin… Bir muhalefet partisinin artık kendisini ne niyetle tebrik ettiği, alkışları hepimizce malum olan ama kendi grubundan destek almayan son konuşmasını da hep birlikte dinledik.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Bu hamaset olmuyor değil mi, Özgür Bey?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ancak İç Tüzük’ün 69’uncu maddesi açıklama hakkı üzerine düzenlenmiştir. Kendisinin sözleri çarpıtılan veya bir başka anlama çekilen milletvekili bunu düzeltmek üzere kürsüden açıklama hakkına sahiptir. Sayın Ünal Çeviköz -tutanaklara geçtiği şekliyle- Cumhuriyet Halk Partisi adına ve şahsı adına bu hakkı kullanmak istemektedir.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süreniz var.

42.- İstanbul Milletvekili Ahmet Ünal Çeviköz’ün, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

17 Ekim akşamı Habertürk’te bir canlı yayında olduğum ve o sırada Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye arasında imzalanan mutabakatın hem Amerika Başkan Yardımcısı Pence tarafından yapılan basın toplantısında hem Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu tarafından yapılan basın toplantısında açıklandığını ve onun bazı unsurlarının sayıldığını, sıralandığını bizzat dinledim. O programda aynen şunları söyledim: “İstediklerimizin elde edildiği görünüyor. Kazanımlarımız güçlü.” Ondan sonraki cümleler, Türkiye’de basın özgürlüğü olmayan bir durumda bir havuz medyası tarafından eklenmiş cümlelerdir. Benim ağzımdan böyle bir şey çıkmamıştır. En son söylediğiniz 3 kelimelik cümle bana ait değildir.

Ancak bu vesileyle Adalet ve Kalkınma Partisinin başarı olarak göstermek istediği bir şeyi bir Cumhuriyet Halk Partili milletvekilini referans göstererek güçlendirmek istemesi hakikaten benim için bir sevinç vesilesi mi olmalı, üzüntü vesilesi mi olmalı, onu da takdirlerinize bırakıyorum.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi için şu açıklamayı yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Başkan, bir şey söyleyeyim ben size: Özellikle Grup Başkan Vekilleri kendi siyasi partilerinin genel başkanlarını temsil eden konumdalar. Dolayısıyla ben bu dikkatle Grup Başkan Vekillerimizle diyalog kuruyorum. O bakımdan siz gayet güzel ifade ettiniz düşüncelerinizi, sayın milletvekili de. Şimdi ne söyleyeceksiniz merak ediyorum yani. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ben hiçbir ilavede bulunmadan…

BAŞKAN – Onu söylediniz siz Sayın Akbaşoğlu, 13 maddeye katıldığını söylediniz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tamam.

“İstenilen bütün unsurlar elde edilmiş görünüyor, kazanımlarımız güçlü. Türkiye istediğini aldı.” şeklindeki beyanına atıf yaptım, bunun dışında başka bir atfım yoktur.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, madem tutanağa geçtik, şunu da tutanağa geçirelim: Bütün bu tartışmanın sonunda, ısrarla, illa son sözü söylemek için söyleyip de sizin kullandığınız “Ne söyleyeceksiniz ben de merak ediyorum.” ifadesi, o meşhur hikâyedeki bütün suçu ortada olan birinin avukat istemesi üzerine, bunu niçin istediğini sorana dönüp “Beni nasıl savunacak, ben de onu merak ediyorum.” demesi gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Aynaya bakın, aynaya!

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

1.- Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa’nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/882) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahsı adına ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Onursal Adıgüzel’e söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Barış Pınarı Harekâtı kapsamında hayatını kaybeden şehitlerimize ve sivil vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza, gazilerimize acil şifalar, ailelerine ve tüm milletimize de başsağlığı diliyorum.

Ek olarak, seçilmiş belediye başkanlarının şafak operasyonlarıyla gözaltına alınmasının da kabul edilemez olduğunu görüyorum. Seçim kurullarının onayıyla aday olmuş, milyonlarca seçmenin oyunu almış belediye başkanları, atamalarla, kayyumlarla görevden alınıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi olarak her fırsatta, bu kürsüden, sandık, millet iradesi üzerinden konuşurdunuz, bugün geldiğiniz noktada şunu yapıyorsunuz: Milletin iradesini gözden çıkarmışsınız. Ama şunu unutmayın: Biz her fırsatta milletin iradesine ve demokrasiye sahip çıkmaya devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ekonomi, sağlık, eğitim derken ülkemiz ne yazık ki dış politikada da bir çöküş içindedir ve Adalet ve Kalkınma Partisinin dış politikadaki uygulamaları uluslararası arenada ülkemizi itibarsız hâle getirmiştir. “Dünya 5’ten büyüktür.” diyerek yola çıkanlar bugün uygulamış oldukları istikrarsız politikalarla, söylemlerle, eylemlerle dünyada 5 müttefik bulamaz hâle gelmişlerdir. Görüyoruz ki AKP, dış politikada da liyakati bir kenara bırakıp dış politikayı iş bilmezlere emanet etmiştir.

Değerli milletvekilleri, tüm kurullarda olduğu gibi dış politikada da ve diğer noktalarda da ne liyakat kalmıştır ne de istikrar kalmıştır. Her defasında söylüyoruz, her defasında diyoruz ki: Dış politika devlet adamlığı gerektirir, dış politika istikrar gerektirir. Peki, Adalet ve Kalkınma Partisi ne yapıyor, on yedi yılda ne yaptı? On yedi yıllık dış politika icraatlarınıza baktığımızda olmayan tek şey istikrar. Dediniz ki: “Emevi Camisi’nde Suriye’de namaz kılarız.” Geldiğimiz noktada Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırarak sonuçlandırdınız. Döndünüz dediniz ki: “İstesek Suriye’yi birkaç saatte yok ederiz.” Biz bunu hiç kabul etmedik, bu söylemi de kabul etmedik. Peki ne oldu? ABD Başkanının küstah mektubuyla, Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef alan mektubuyla bu harekâtınızı da sonuçlandırdınız. Görüyoruz ki saray eşrafında Trump sevdası en üst seviyede.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Amerika’nın mektubu küstahsa sizin ifadeniz bundan daha ağır, küstah.

ONURSAL ADIGÜZEL (Devamla) – Diyor ki Sayın Cumhurbaşkanı ABD Başkan Yardımcısı için: “Benim muhatabım değil.” Sonra sarayda başköşede ağırlıyor. Ağırlamadıysa söyleyin biz de öğrenelim.

Ben de buradan, Genel Başkanımızın bugün grupta sorduğu soruları tekrar size sormak istiyorum. Hakaret dolu ifadeler içeren bu mektubu neden iade etmediniz? Bu ifadeleri nasıl hazmettiniz? Hangi korku, endişe ve ruh hâliyle bu mektubu kabul ettiniz? O da yetmedi, kamuoyundan neden gizlediniz?

Siz cevap vermeyeceksiniz ama ben size söyleyeyim. O kadar büyük açıklarınız var ki anlata anlata bitiremediğiniz Suriye politikasını Trump’ın çizdiği çizgilere hapsettiniz.

Değerli milletvekilleri, âciz dış politika, basiretsiz iç politika ülkeyi ekonomide de birçok konuda da yaşanamaz hâle getirdi. Peki, bu faturanın bedelini kim ödüyor? Bu ülkedeki yoksul vatandaşlar ödüyor ve onların çocukları ödüyor. Yandaşlara icat edilen üyelikler, unvanlar, maaş üstüne maaşlar; yandaş çocukları atandıkları görev yerlerinde bir saat bile görev yapmadan jet hızıyla terfi ettiriliyorlar, mevki, makam sahibi oluyorlar. Peki, bu milletin çocukları ne oluyor? Yoksullukla, işsizlikle, açlıkla baş başa bırakılıyorlar.

Danıştay Başkanının kızını mı anlatayım, yoksa bugün gündeme düşen İBB’de mezbahada çalışırken açıktan atamayla Devlet Demiryollarında memur olan AKP’li yandaştan mı bahsedeyim? Kırk gün geçmemiş şimdi de daire başkanı olmuş arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, TÜİK’in rakamları -her fırsatta inanmadığımızı söylüyoruz- ne diyor? Diyor ki: Türkiye’de genç işsizlik yüzde 7,2 arttı. Ne kadar manipüle etmeye çalışsanız da bunu söylüyorlar ve yüzde 27,3 oldu diyorlar.

Ben size daha çarpıcı bir örnek vereyim. Ne eğitimde ne istihdamda olan genç oranı kaç biliyor musunuz Türkiye’de? Yüzde 29,3 yani her 3 gençten 1’i ne işe gidiyor ne eğitim görüyor ne staj görüyor ne de gençliğini yaşıyor. Milyonlarca üniversite mezunu işsiz. Bu çocuklar şu hayaller içindeydi üniversiteye giderken: Eğitim alıp anama babama destek olacağım. Peki, geldiğimiz noktada ne oldu? Anasının babasının emekli maaşıyla öğrenim kredisi borcunu ödemek zorunda bırakıldı bu çocuklar.

Bakın, arkadaşlar, şunu söyleyeyim: On yedi yıl bir ülkeyi yönetmek kimseye nasip olmaz. Size böyle bir fırsat verdi bu millet. Geldiğimiz noktada siz birçok şeyi unuttunuz. Neyi unuttunuz biliyor musunuz? Atanamadığı için intihar eden öğretmenleri unuttunuz. İşsizlik ya da ihraç sebebiyle inşaatta çalışmak zorunda kalan ve iş cinayetine kurban giden işçileri unuttunuz. Kadınları saç kurutma makinesiyle çocuklarını ısıtacağı bir noktaya getiren politikalarınızla onları intihara ittiğinizi unuttunuz. Bununla birlikte, daha birçok konu var, yarattığınız kaos ve özellikle de kargaşa atmosferiyle ardı ardına katliamlarla bu ülkenin çocuklarının heba olmasına sebep olduğunuzu unuttunuz. Bu çocukların tek suçu, Okçular Vakfına üye olmamak mıdır? Bu çocukların tek suçu, sarayda bir yakınlarının oturmaması mıdır? Bunu buradan size sormak istiyorum ve diyorum ki: Bugün Türkiye bir kişiyi konuşuyor, Hüseyin Avni Önder. Tanıyor musunuz bilmiyorum ama tanıyanlar var; Sirkeci ve Haydarpaşa Garı ihalesine katıldı ve İBB’nin elinden hukuksuzca alınan bu ihalede de kazanan oldu. Bugün burada bunu konuşmamın en temel sebebi Bakanın tutumudur. Sayın Bakan çıktı, sanki Hüseyin Avni Önder’in firmasının avukatıymış gibi süreci sahiplendi.

Bakın arkadaşlar, sizin vicdanınıza sesleniyorum tekrar: Bir ihale yapılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ne olduğu belli olmayan bir genç bu ihaleye katılıyor. Biraz önce bahsettim, bu ülkede gençler işsiz, gençlerin birçok sorunu var ama 33 yaşındaki bir genç, neye güveniyorsa bu ihaleye katılıyor. 2 kamu kurumunun kamu zararı olmadan çıkacağı bir işe, Bakan diyor ki: “Bu ihale hukuka uygun bir şekilde iptal edildi.” “Peki, gerekçeleri ne?” diye baktığımızda, iş bitirme belgesi yokmuş. İş bitirme belgesi var, hem de sadece Kültür AŞ’nin 250 milyon TL’den fazla. Siz de yönettiniz Kültür AŞ’yi geçen dönem, şimdi de Ekrem İmamoğlu’nun Başkanlığında Cumhuriyet Halk Partisi belediyesi olarak yönetiliyor ve ihale dosyasında açık açık “Bütün kurumlar için geçerli olmasına gerek yok, iştirak eden bütün konsorsiyum şirketleri için geçerli olmasına gerek yok.” dendiği hâlde bunu keyfî bir komisyon kararıyla gündeme getirdiniz. Üzerine özellikle basarak söylemek istiyorum: Sonra “müştereken ve müteselsilen” yazmadığı için yani “ortaklaşa ve birlikte” yazdığı için iptal etmeye niyetlendiniz. Çıktı Bakan, şunu söylüyor, gülerek -gerçekten kargalar güler bu anlattıklarına- izliyorum: “100 bin lira vermişti İstanbul Büyükşehir Belediyesi, karşısındaki firma da 300 bin lira vermişti.” Pardon, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir kamu kuruluşu değil mi? Bu iştirakler kamu ortaklığıyla kurulmuş şirketler değil mi? Ayrıca, kapalı teklif usulü olan ihalede şu madde de çok net bir şekilde yazıyordu, diyordu ki: “Kapalı teklifler, zarflar açıldıktan sonra pazarlık usulüne geçilir.” 4 Ekimde olan bu ihalede kimse pazarlık usulü için İBB’yi çağırmadı. Hâlbuki eğer bir eksiklik varsa zarflar açılmadan önce İBB iştirakleri bu ihaleden menedilebilirdi. Kapalı kapılar ardında, basına da duyurmadan 18 Ekim günü Hüseyin Avni Önder bu ihaleye çağrılıyor ve komik bir şekilde -beni ekranları başında izleyen bütün vatandaşlarımız anlayacaktır ki- “Ya, şu 300’ü 350 yap da hadi sana verelim.” deniyor. Bu ne biliyor musunuz? Bakan bunu çağırıyorsa ve bunu söylüyorsa bu şu: Bilal oğlan Sirkeci Garı’nda ve Haydarpaşa Garı’nda cirit atsın diye milletimizin, 16 milyon İstanbullunun mağdur edildiğini görüyoruz. Hakkı yeniyor 16 milyon İstanbullunun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ONURSAL ADIGÜZEL (Devamla) – Bir dakika daha alabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Buyurun.

ONURSAL ADIGÜZEL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak 16 milyon İstanbullunun hakkını size yedirmeyiz. İstanbul halkı sahipsiz değildir. Bırakın artık bu rövanşist politikaları. Bugün ihaleyi verdiğiniz şirket yarın kime satılır belli olmaz ama İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı her dönem bir yarışla belirlenir ve İstanbul halkını temsil eder. Sırf birinin arkadaşı, bilmem ne vakfının genel müdürlüğünü yapmış diye, hiçbir iş deneyimi olmayan, üç yıl önce İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 3 bin liraya çalışan, sonra Okçular Vakfında Genel Müdürlük yapan birine bu mekânları peşkeş çekmeyin. Bakanlarınızla da bu meseleye sahip çıkmayın çünkü biz şunu istiyoruz: Türkiye’de bu devletin kapıları, tüm devlet kapıları sadece yandaş gençlere değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkeyi emanet ettiği Türkiye gençliğine, Türkiye’de yaşayan milyonlarca gence sonuna kadar açık olsun. Bu yandaşlık, kayırmacılık anlayışı da Türkiye’de son bulsun istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tanal, bir mazeretinizin olduğunu söylediniz.

Buyurun, size söz vereyim.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hiçbir emperyalist gücün Türkiye Cumhuriyeti devletini kınama, aşağılama hakkının olmadığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir öğrenci dahi Sayın Cumhurbaşkanımıza ağır, eleştiri sınırları içerisinde kalacak bir "tweet" attığı zaman AK PARTİ Grubu gerekirse cumhuriyet savcılığına şikâyet ediyor, eleştiriyor, ağır şekilde öğrencilerin üzerine gidiyor ama Trump, Sayın Cumhurbaşkanına gönderdiği mektupta hem Cumhurbaşkanına hakaret ettiği hem Türkiye Cumhuriyeti devletini aşağıladığı hem Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini aşağıladığı zaman hiç kimseden ses çıkmıyor. Ben sizin bu sessiz yapınızı kınıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ülkemizin aşağılanmasını, Hükûmetimizin aşağılanmasını, devletimizin aşağılanmasını içimize sindiremiyoruz. Cumhuriyet savcılığına Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak şikâyet ettim. Neden siz şikâyet etmiyorsunuz? Sizi bu sessizliğinizden dolayı kınıyorum. Harekete geçin, korkmayın. Türkiye Cumhuriyeti devletini hiçbir emperyalist gücün kınama, aşağılama hakkı yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

44.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, kendi kurgularıyla kendi hayal dünyasında gölge boksu yapanları kendileriyle baş başa bırakıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ortak bildiri yazalım, ortak bildiri!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla biz, bize gelen mektubu dürüp çöp sepetine attık ve ondan sonra da dokuz günlük bir harekâtla cevabımızı sahada verdik; tıpış tıpış herkes bizim masamıza gelmek zorunda kaldı. Bunu lütfen görünüz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

1.- Cumhurbaşkanlığının, hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, 1701 (2006) sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında; Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde UNIFIL'e, 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılması için Anayasa’nın 92'nci maddesi uyarınca izin verilmesine dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/882) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahsı adına ikinci olarak İstanbul Milletvekili Sayın İffet Polat’a söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İFFET POLAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’ne (UNIFIL) sağladığı kuvvet katkısının 31 Ekim 2020’ye kadar uzatılması hakkında, Gazi Meclisimizin onayına sunulan tezkere üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletimizin geleneğinde şu asil davranışı görürüz ki: Sadece kendi ailesinin tokluğu, kendi evinin güvenliği değil komşusu, akrabası ve dostlarının da huzur ve esenliğini her zaman dert edinmiştir. Bunun birçok örneğini tarihte görüyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, şanlı ordumuz Kore’den Kıbrıs’a kadar geniş bir coğrafyada, daima mazlum ve mağdurun yanında olmuştur. Her zaman dost ve müttefiklerinin yanında olan Türkiye, yakın tarihte Bosna’dan Kosova’ya, Somali’den Afganistan’a kadar bu ülke halklarının yanında olmuş, şefkat, merhamet elini her zaman uzatmıştır.

2006 yılında yaşanan İsrail-Lübnan Savaşı sonrasında Lübnan’da barışın tesisi ve idamesi amacıyla Birleşmiş Milletler, Lübnan Geçici Görev Gücü’nü (UNIFIL) oluşturmuştur. Ülkemizin de kuvvet katkısında bulunduğu UNIFIL’in başarıyla icra ettiği görevler sonucunda Lübnan-İsrail sınırında sağlanan güvenlik ve istikrar ortamı hâlâ sürmektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 11 Ağustos 2006 tarihinde kabul ettiği 1701 sayılı Karar’la kurulan UNIFIL’in görev süresi geçici olarak bir yıl olarak belirlenmiştir. Aynı kararda, bu sürenin gerekli görülmesi hâlinde her yıl yeniden uzatılması da öngörülmüştür. UNIFIL’in görev süresi, bu çerçevede, bugüne kadar 12 kez uzatılmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin yakın zamanda almış olduğu karar neticesinde UNIFIL’in görev süresi Ağustos 2019 sonu itibarıyla yeniden bir yıl uzatılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yakın coğrafyamızda barış ve istikrarın tesisi öncelikli dış politikamızın hedeflerinden biridir. Bölgesel barış, istikrar ve güvenliği ilgilendiren tüm gelişmelerin dış politikamız üzerinde şüphesiz önemli yansımaları olmaktadır. Son dönemde bölgemizde yaşanan gelişmeler, ülkemizin istikrar ve esenliğinin bölge ülkelerinden ayrı düşünülemeyeceğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu itibarla, millî menfaat ve çıkarlarımızı yakından ilgilendiren bölgesel gelişmeler karşısında kayıtsız kalmamız da beklenemez. Bu anlayıştan hareketle, Hükûmetimizin dış politikası ülkemizin etrafında bir barış, güvenlik, istikrar ve refah kuşağı oluşturulmasını hedeflemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye rejiminin ve terör örgütlerinin halka karşı uyguladığı kanlı şiddet ve baskı politikalarının bölge istikrarına yönelik tehdidini artırdığı bir ortamda tüm bölgenin istikrarı bakımından kilit önemi haiz Lübnan’da barış ve istikrarın muhafazası bölgemizin içinden geçmekte olduğu bu hassas süreçte hiç şüphesiz daha da önem kazanmıştır.

Türkiye UNIFIL’e yaptığı katkılarla barışı koruma harekâtının etkin biçimde icrasında önemli bir görev üstlenmiştir. Bu çerçevede, Türkiye’nin katkısı gerek Birleşmiş Milletler sistemi içinde gerek bölgesel ve küresel ölçekte gerekse kapsamlı sivil-asker iş birliği faaliyetleri vasıtasıyla Lübnan toplumunun her kesimi nezdinde görünürlüğünün artmasına, ayrıca barış ve istikrarın korunmasına yönelik politikasının sürdürülmesine önemli katkıda bulunmuştur. UNIFIL’in ülkemizin askerî kuvvet katkısında bulunduğu tek Birleşmiş Milletler barış gücü operasyonu olması dikkate alınarak UNIFIL Deniz Görev Gücü’ne katkımızın sürdürülmesinin önem arz ettiği değerlendirilmelidir.

Türkiye her zaman olduğu gibi, Lübnan’ın istikrarını hedef alan her türlü teşebbüsün karşısında durmaya devam edecektir. Bu bağlamda, Türkiye dost ve kardeş Lübnan halkının birliği ile iç barışın muhafazasına atfettiği önem doğrultusunda katkılarını sürdürmelidir. Bu hususlar ışığında Lübnan’la ikili ilişkilerimiz ile bölgedeki güvenlik koşulları da göz önünde tutularak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin UNIFIL’in görev süresinin uzatılması yönündeki 2433/2018 sayılı Karar’ı uyarınca hudut, şümul ve miktarı Cumhurbaşkanınca belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının 1701/2006 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı, 882 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla tespit edilen ilkeler kapsamında 31/10/2019 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL’e iştirak etmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanınca yapılmasının uygun görüleceğini belirtiyor, sözlerime son verirken UNIFIL’e askerî katkıda bulunmaya devam etmemize ilişkin tezkereyi olumlu bulduğumu ve desteklediğimi beyan ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı tezkeresi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Tığlı, söz istiyordunuz.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Giresun Milletvekili Necati Tığlı’nın, Giresun ili Eynesil ilçesinde meydana gelen taşkın ve heyelan sonucu hayatını kaybeden hemşehrisine Allah’tan rahmet dilediğine ve Balcılı, Kösemen, Kemerli köylerinde meydana gelen hasarın giderilmesi konusunda yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

NECATİ TIĞLI (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Seçim bölgem Giresun’un Eynesil ilçesinde geçtiğimiz akşam saatlerinde etkili olan şiddetli yağışın meydana getirdiği taşkın ve heyelanlar sonucu 1 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, maddi kayıplar meydana gelmiş ve kimi grup ve köy yolu ulaşıma kapanmıştır. Afetten zarar gören Eynesilli hemşehrilerimize geçmiş olsun diyorum. Hayatını kaybeden vatandaşımıza rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Zıva Deresi’nin taşmasıyla Eynesil ilçemizin Balcılı, Kösemen ve Kemerli köylerinde meydana gelen taşkın ve toprak kayması sebebiyle oluşan zararın giderilmesi için Eynesil Belediyesi araçlarıyla ve personeliyle üstün gayret göstererek çalışmalara büyük destek sunmuştur. Hasar tespit çalışmalarının hızlıca yapılması ve afetin yarattığı zararın giderilmesi konusunda yetkilileri göreve davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NECATİ TIĞLI (Giresun) – Ayrıca buradan, afet yardımlarının dağıtımında siyasi ayrım gözetilmemesini tüm Giresunlular adına istirham ediyorum.

BAŞKAN – Durmuş Bey, buyurunuz.

46.- Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz’ın, Hükûmetin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında değerleme hesabında gerçekleşmemiş kârları da kâr ve zarar hesabıyla ilişkilendirmesinin yanlış olduğuna ve bu konuda Meclisin bilgilendirilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere, Merkez Bankası, mülkiyetindeki döviz ve altınlar üzerinden oluşan kârları kâr-zarar hesabıyla ilişkilendiriyor ve yıl sonunda oluşan kârın üzerinden önce Maliye Bakanlığına kurumlar vergisi, arkasından gelen kârı da Türkiye Cumhuriyeti hazinesine devrediyor. Üzerinde işlem yapılmayan altın ve dövizler üzerinden oluşan fiyat oluşumu farkları ise kâr-zarar hesabıyla ilişkilendirilmiyor, değerleme hesabında takip ediliyor. Biraz önce aldığım bir habere göre, Hükûmet, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasında değerleme hesabında gerçekleşmemiş bu kârları da kâr ve zarar hesabıyla ilişkilendirip 2020 yılında 2019 yılı kârından pay almak istemektedir. Bu son derece yanlış bir şeydir. Bu konuda bilgi sahibi olan AK PARTİ milletvekili arkadaşımız varsa Meclisi bilgilendirmesini arz ederim.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

47.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, İzmir ilinden başlayıp Van iline uzanan D-300 kara yolu üzerinde yer alan Pınarbaşı-Gürün-Darende yolunun Ziyaret ve Mazıkıran mevkilerinde yaşanan mağduriyete ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Vasıtanızla Ulaştırma Bakanımıza iletilmek üzere; ülkemizin önemli doğu batı akslarından biri olan D300 Kara Yolu toplam 1.925 kilometre uzunluğunda olup İzmir’den başlayıp Van’a uzanmaktadır. D300 Kara Yolu üzerinde, doğunun batıya açılan önemli bir noktasında yer alan Pınarbaşı-Gürün-Darende yolu 134 kilometre uzunluğundadır. Yolun fizikî standardı düşük olup kış aylarındaki mücadelede özellikle Ziyaret ve Mazıkıran mevkilerinde yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle ulaşımda aksamalar meydana gelmekte, can ve mal güvenliği tehlikeye düşmektedir. Pınarbaşı-Malatya yolunun 2020 Yılı Yatırım Programı’na alınması, Karayolları 6’ncı Bölge Müdürlüğümüz tarafından 5 Temmuz 2019 tarihiyle teklif edilmiştir. Proje çalışmaları tamamlanan yolun yatırım programına alınması ve yapım çalışmalarına başlanması, doğu batı arasındaki ulaşımın aksamaması, sürekli geçit verilebilir hâle gelmesi için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel…

48.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Meclisi işlevsiz hâle getiren sisteme hep birlikte müdahale edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce yurt dışına asker göndermeyle ilgili olan bir yetkiyi bir yıl daha uzattık. Bunu eskiden Bakanlar Kurulu talep ediyordu ve gelip burada bir sayın bakan oturup gerekçesini anlatıyordu, hatta gerekirse kapalı oturuma geçebiliyorduk ve kapalı oturumda devlet sırrı niteliğinde bilgileri de Mecliste paylaşıyordu. Soru sorabiliyorduk, kendilerinden merak ettiğimiz her konuda detayı alabiliyorduk. Biraz önce orada Sayın İsmet Yılmaz, bir eski Millî Savunma Bakanı oturdu; kürsüde AK PARTİ adına Fikri Işık, bir eski Millî Savunma Bakanı konuşma yaptı. Bu ihtiyaç nereden?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu açıklama yapma ihtiyacı yetkiyi talep edenin, millet adına yetkiyi verecek kişilere gerekçelerini söylemesiyle olur. Kuvvetler ayrılığı var, yürütme yerine yasamadan birileri çıkıyor, savunuyor; yürütme yerine yasamanın komisyon başkanı orada oturuyor. Olacak iş değil. Sistem kör yumak oldu, çözülemez bir hâle geldi. Her doğan için değil, Erdoğan için yapılan Anayasa, devleti işlemez, Meclisi işlevsiz hâle getirdi. Düşünsenize, yetki istiyorlar, birbirimizi ağırlıyoruz. Bir de Bakanın eksikliğini eski bakanlarla gideriyoruz. Böyle bir şey var mı? Akıl almaz bir iş. Allah aşkına, bu çarpık sisteme daha fazla katlanmayın. Hep birlikte buna müdahale etme mecburiyetimiz vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın (2/1095) esas numaralı Katma Değer Vergisi Kanununda ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/45)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1095) esas numaralı Katma Değer Vergisi Kanununda ve Özel Tüketim Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’m esas komisyon tarafından kırk beş günde sonuçlandırılmadığından kanun teklifimin İç Tüzük 37 hükümlerine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                        Ahmet Akın

                                                                                          Balıkesir

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak Balıkesir Milletvekili Sayın Ahmet Akın’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Akın. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Çok sevgili, değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, önümüz kış. Şimdi havalar soğumaya başladı, evlerde doğal gaz büyük ihtiyaç, elektrik büyük ihtiyaç ama maalesef milletimiz şu anda kara kara düşünüyor “Biz nasıl bu faturaların altından kalkacağız?” diye.

Hatırlarsanız, dolar 7 liraya çıktığı zaman dediniz ki: “Dolar yükseldi, biz elektriğe zam yapacağız.” Hemen zammı yaptınız. Ardından dolar 5 liraya indi, dedik ki: “Tamam, dolar indi, şimdi artık zammı indirin.” Çok göstermelik bir indirim yaptınız ama gerçek anlamda indirim yapmadınız. Sonra ne oldu? Sayın Cumhurbaşkanı çıktı dedi ki: “Bakın, bu konularda fırsatçılık yapanları uyarın.” Ama en büyük fırsatçılığı maalesef AK PARTİ Hükûmeti yaptı. Ne yaptı? Oradaki zammı, artımı indirmeden yine milletin sırtına yükledi.

Geçen yıldan bu yana da doğal gaz ve elektriğe tam 5 kere zam yapıldı değerli arkadaşlar. Bakın, evlerde elektrikler kesik, doğal gazlar kesik, 2017-2018 yıllarında tam 14 milyon 314 bin 375 abonenin elektriği kesildi. Ayrıca, 2014 ile 2018 arasında da 5 milyon 386 bin 338 abonenin doğal gazı kesildi. Şimdi bu son zamlar, patır patır gelen zamlar daha da milleti sıkıntıya soktu ve bu rakam daha da fazla arttı. 2019 bütçesinde, 2 Kasım 2018’de Sayın Bakan bir açıklama yaptı, dedi ki: “Biz paydaşlarımızı önemsiyoruz, en büyük paydaşımız vatandaşımız, 54 milyon abonemiz var.” Soru şu değerli arkadaşlar: 54 milyon aboneye -bu son bir yılda yapılan zamlar toplamı yüzde 70’e varıyor- bu abonelere yani bu paydaşa yüzde 70 zammı sordunuz mu, yoksa kafanıza göre mi yaptınız? Bu milletin nasıl ne yakacağını; doğal gazını, elektriğini nasıl ödeyeceğini düşündünüz mü? Yoksa 60 milyar dolar borçla bir enkaz devreden damat bakanın enkazını ödemesini millete mi bıraktınız? Bakın değerli arkadaşlar, sektörü 60 milyar dolar borçla bırakan damat bakanı ödüllendirir gibi Hazinenin, Maliyenin başına getirdiniz. Ne yaptınız? Şimdi, orayı da batırıyor. Allah aşkına, onu bir zahmet oradan alın da millet biraz refah görsün. Ekonomi nasıl olur, bilenleri, uzmanları anlatsın.

Ayrıca, AK PARTİ iktidara geldi, ne dedi? “Biz elektrik dağıtımını özelleştiriyoruz.” Hatırlayın değerli arkadaşlar, 2013 yılına kadar olan süreçte 18 şirketten tam 12,7 milyar dolar para aldı. Bu para ne ediyor bugünün kuruyla? 72 milyar 390 milyon TL, bugünün parasıyla. Şimdi, o zamanın Bakanı Sayın Şimşek dedi ki: “Artık elektrik ucuzlayacak. Kayıp kaçak azalacak, iyice bitecek. Şirketler kâr edecek.” Geldiğimiz durum ne? Buna siz kendiniz bakın, etrafınıza sorun, çok rahat görürsünüz: Yine bir enkaz, yine bir enkaz. Faturaları kararttınız, neden? Çünkü millet görsün istemiyorsunuz, milletin ödediği vergileri karartıyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? Millete karşı bir oyun oynuyorsunuz değerli arkadaşlarım. Bu çok yanlış. 50 liralık enerji bedeli var, 100 lira fatura ödüyor, aradaki vergilerin ne olduğunu millet göremiyor.

Şimdi, düşünün, işçi, emekli, memur yüzde 15 zam almayı hayal dahi edemiyor ama diyorsunuz ki: “Sen yüzde 15 zam bile alamıyorsun ama biz sana yüzde 70 zammı yapıştırıyoruz.” Bu ne demek? Bu bir vicdansızlık. Bu hem ayıptır hem yazıktır hem de günahtır.

Enerji Bakanı 27 Mart 2019’da, seçimden önce çıktı, dedi ki seçim yatırımı olarak: “Doğal gaza, elektriğe zam yok.” 24 Haziran bitti, ne yaptınız? Patır patır zamları yaptınız.

Değerli arkadaşlar, bu getirdiğiniz sistemle siz bu milletin yoksulluğuna bir de enerji yoksulluğu eklemiş oldunuz. Bu da çok yanlış. Bu da, yine, vatandaşın sırtı üzerinden, yandaş olan bu şirketlerin borçlarını ödemeye gidiyor, başka hiçbir şey değil. Hesap yapın, kendinizi bu milletin yerine koyun. Asgari ücretli doğal gaza ayda 154 lira ödüyor, elektriğe 164 lira ödüyor, ne etti? 318 lira. E, kış aylarında asgari ücretli, maaşının yüzde 20’den fazlasını enerjiye veriyor. Düşünün, geri kalanını nereye ödeyecek, nasıl geçinecek, nasıl yaşayacak? Ben bunu her zaman söylüyorum: Bir ay bu maaşla geçinmeyi deneyin, bu milletin ne çektiğini çok rahat anlarsınız. Enerjide vergiler vicdanları acıtıyor değerli arkadaşlarım, vicdanları sızlatıyor. Şimdi, bizlerin vicdanları büyük oranda sızlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET AKIN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Türk milletinin bir ferdi olarak, bir vatandaşı olarak benim ricam: Onların, bu vatandaşların yerine kendinizi koyun, vicdanınızı sorgulayın.

Bakın, dedik ki: Biz konutlarda ısınmada kullanılan doğal gazda KDV’nin yüzde 1’e indirilmesini ve ÖTV’nin sıfıra indirilmesini istiyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ahmet Başkan, 100 liralık fatura “evet” dersek kaç liraya inecek?

AHMET AKIN (Devamla) – Onu söyledim Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir daha söyle.

AHMET AKIN (Devamla) – Söyledim, 50 liralık enerji bedeline 100 lira para ödüyorlar yani bu akılla mantıkla örtüşmüyor. Bir de bunu kapatıyorsunuz, diyorsunuz ki: Aman ha, vatandaş görmesin, nasılsa biz ne desek onlar ödüyor, biz kendi yandaşlarımızla devam edelim, o Enerji Bakanlığının bıraktığı enkazı bu millete ödetelim, rahat edelim.

Arkadaşlar, alın size bir fırsat, gelin, bu milletin üzerindeki doğal gaz fiyatlarındaki bu vicdansızlığı bitirelim. Bu bir temel ihtiyaçtır, bu temel bir haktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AKIN (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Güzel, sesin güzel, sen devam et.

AHMET AKIN (Devamla) - Evlerde ısınmada kullanılan doğal gazda ödenen KDV’yi yüzde 1’e indirelim ve doğal gazdaki ÖTV’yi de kaldıralım. Bu, bir temel ihtiyaçtır.

Bu konuyla ilgili hepinizin vicdanına sesleniyorum. Bunun partisi olmaz, bunun siyaseti olmaz. Karşı tarafta olan kişiler emekli insanlar, işçi insanlar, maaşının yüzde 15 yükselmesini hayal dahi edemezken geliyorsunuz, diyorsunuz ki: Kardeşim, biz yüzde 70 zammı yapıyoruz, sen de bunu ödeyeceksin, ödemezsen elektriğini keseriz. Evde nasıl okur, nasıl ısınır, düşünen yok.

Onun için, vicdanlarınıza sesleniyor ve bu kanun teklifimizin gündeme alınmasını sizden milletimiz adına rica ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.04

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Nurhayat ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- (10/1058, 1071, 1108, 1220, 1288, 1369, 1464, 1559, 1560) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonuna üye seçimi

BAŞKAN - Rabia Naz Vatan Başta Olmak Üzere Şüpheli Çocuk Ölümlerinin Araştırılması Ve Bu Konuda Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu için üye seçimi yapılacaktır.

Komisyon üyelikleri için siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesini okutup oylarınıza sunacağım.

Rabia Naz Vatan Başta Olmak Üzere Şüpheli Çocuk Ölümlerinin Araştırılması ve Bu Konuda Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

(10 /1058, 1071, 1108, 1220, 1288, 1369, 1464, 1559, 1560)

          Adı Soyadı                          Seçim Çevresi

                              AK PARTİ (6)

          Cengiz Aydoğdu                                        Aksaray

          Pakize Mutlu Aydemir                                Balıkesir

          Osman Mesten                     Bursa

          Ahmet Özdemir                                         Kahramanmaraş

          Cengiz Demirkaya                                     Mardin

          Zeynep Gül Yılmaz                                    Mersin

                              CHP (3)

          Jale Nur Süllü                      Eskişehir

          Necati Tığlı                                             Giresun

          Sevda Erdan Kılıç                                     İzmir

                              HDP (1)

          Filiz Kerestecioğlu Demir       Ankara

                              MHP (1)

          Cemal Enginyurt                                       Ordu

                              İYİ PARTİ (1)

          Hayrettin Nuhoğlu                                     İstanbul

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, 23 Ekim 2019 Çarşamba günü yani yarın saat 16.00'da Halkla İlişkiler Binası Komisyonlar Bloku 3’üncü kat 6 numaralı toplantı salonunda toplanarak başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimini yapmalarını rica ediyorum.

Komisyonun toplantı gün ve saati ayrıca elektronik ilan panosunda yayınlanmıştır.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sıraya alınan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Arasında OECD İstanbul Merkezi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

X.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Arasında OECD İstanbul Merkezi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1412) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 48) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 48 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde ilk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Adana Milletvekili İsmail Koncuk’a aittir.

Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 48 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün saat 22.00 itibarıyla PYD/PKK’nın çekilmesi için verilen beş günlük süre doluyor.

Tabii, bu süreçte tarihî günler yaşadık aslında yani görenler bakımından, değerlendirebilenler bakımından tarihî olaylara şahitlik yaptık. Mesela tarihimizde hiç duymadığımız hakaretlere maruz kaldık. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Amerika Başkanı Trump tarafından gönderilen mektup, gerçekten Türk tarihinde en zayıf dönemlerimizde dahi devlet başkanlarımıza yapılabilen bir hakaret değildi.

Tabii, bu bizim kanımıza dokundu. O çuval geçirilmesi hadisesinden sonra… Aslında milletimizi doğrudan ilgilendiren bir durumla karşı karşıyayız çünkü Türk milleti şerefine düşkün bir millettir, gururuna düşkün bir millettir, dolayısıyla böyle şeyleri hazmedemez.

Bir cevap verilebildi mi? Bir cevap verilmedi. Az önce, Akbaşoğlu kâğıdı dürdü, büktü, attı ama iş öyle değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Öyle öyle!

İSMAİL KONCUK (Devamla) – İş öyle değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tam da öyle oldu!

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Hiç öyle değil. Anlatacağım. Sabret, anlatacağım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Recep Akdağ’ın günahı neydi, ona attın ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tam da öyle oldu ve fiilî olarak cevap verdik.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı şöyle dedi…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hazmedin ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çöp bidonu mu adam ya! Adama niye attın, onun günahı ne?

İSMAİL KONCUK (Devamla) – “Bunlara günü geldiğinde cevabını veririz ama sevgi ve saygımız vardır.”

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bundan gururlanın arkadaş ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Recep Akdağ’ın günahı neydi? Çöp kutusu mu o ya!

BAŞKAN – Hatibi dinleyelim arkadaşlar.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı “Efendim, biz bunlara cevap veririz günü geldiğinde ama sevgimiz, saygımız var.” dedi.

Şimdi, hangi sevgi saygı ya? Yani size ağır hakaretler edecek bir ülkenin yöneticisi, başkanı, siz saygımız, sevgimiz… Adamın sana saygısı, sevgisi olsa böyle bir hakareti yapmaz. Yani siz Cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Cumhurbaşkanları milleti temsil eder, şahsını değil ve Türk milleti adına, millî olduğunu söyleyen bir Cumhurbaşkanının bu sözleri Türk milleti adına hazmedebilmesi, bizim millî şuurumuzla da milliyetçilik anlayışımızla da vatanseverlik anlayışımızla da bağdaşmaz. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Bunu buradan ifade ediyorum.

Şimdi, Barış Pınarı Harekâtı’nı değerlendirirken aslında biz sizin koyduğunuz hedefler üzerinden değerlendiriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanının defalarca tekrar ettiği bir cümle var: “Mücadelemiz tek bir terörist kalmayıncaya kadar sürecektir.” Hedef bu, çok açık bir hedef.

Peki, Pence’le yapılan görüşmelerden sonra biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Meclisinin ittifakla karar verdiği -1 parti hariç- bu operasyondan sonra şunu diyebilir miyiz? “Biz tek bir terörist kalmayıncaya kadar mücadele edeceğiz.” diyebilir miyiz? Hayır. Şimdi ne diyoruz, biliyor musunuz? “Belli bir bölgeyi, 1.500 kilometrekarelik bir bölgeyi kontrolümüz altına aldık.” Hedef bu muydu? Şimdi, hedefi koyan sizsiniz. “Tek bir terörist kalmayıncaya kadar mücadele edeceğiz.” hedefini koyan AKP hükûmeti. Şimdi, bu hedefiniz ortadayken bugün “ABD’ye diz çöktürdük.” gibi A Haber klasiği bir yaklaşımla bu olayı değerlendiremezsiniz, buna hakkınız yok. Bu, milleti aldatmaktır. O zaman şöyle diyeceksiniz: “Hedefimiz buydu ama bu hedefimizi gerçekleştiremiyoruz.” Açıkça, milletin huzurunda, hedefinizden saptığınızı, neden saptığınızı millete açık yüreklilikle izah etmeniz lazım.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı harekât başladığında siyasi parti genel başkanlarını aradı, bilgi verdi. Sayın Genel Başkanımız Meral Hanım’ı da aradı, harekâtla ilgili bilgi verdi, son derece güzel bir yaklaşım ama Pence’le görüşmeden sonra -Sayın Grup Başkan Vekilimiz burada- böyle bir arama, siyasi parti liderlerini bilgilendirme, onların görüşlerini alma gereği duydu mu? Bir millî davadan bahsediyoruz ki Türk milleti ittifakla size destek verdi çünkü bu siyasetüstü bir konudur. AK PARTİ’nin dış politikadaki, terörle mücadeledeki onca kırılmalarına rağmen, bir iç siyaset malzemesi yapmayı 1 siyasi parti hariç hiçbir siyasi parti doğru bulmadı ve destek verdi. O hâlde, böylesine millî bir mutabakatla kararlaştırılan Barış Pınarı Harekâtı’ndan taviz verilirken de bu tavizin sebeplerinin, beş günlük aranın sebepleri hakkında millete, önce siyasi parti genel başkanlarına bilgi verilmesi bir nezaket gereğiydi. Yani bu millî mutabakatı da siz, bilerek ya da bilmeyerek örselemiş oldunuz, yok etmiş oldunuz. Elbette destek vereceğiz çünkü Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapmış olduğu, şehit verdiğimiz bir hareket mevzubahis.

Şuna inanıyoruz: Sınırımızda bir bölücü devlet, bir PKKistan istemiyoruz; bunu çok net olarak, her zaman ifade ettik. Bu konuda yapılacak her türlü harekâtın yanında olacağımızı… Hatta Genel Başkanımız Meral Akşener, bir al bayrak partisi mensubu olarak hepimizin bu olayı değerlendirmesi gerektiğini net olarak, tüm Türkiye’ye ilan etti, dünyaya ilan etti aslında. Dolayısıyla böyle bir harekâtın geldiği noktanın ne olduğunu doğru düzgün anlatmak yerine “Efendim, Amerika’ya diz çöktürdük.” “Mektubu yırtık attık.” “Tıpış tıpış geldiler.” gibi aslında durumumuzu hiç de doğru tanımlamayan, harekâtın kaderini hiç de doğru anlatmayan, millete yani iç siyasete oynamak adına bu cümleleri kurmak bu millî mutabakata da zarar verir diye düşünüyoruz.

Onun için, biz, tabii, yine Türk Silahlı Kuvvetlerine, askerlerimize başarılar diliyoruz ama şunu tekrar söyleyeyim, İYİ PARTİ olarak şunu söylüyoruz: Millî meselelerde yanınızdayız ama hata yapmayın, ne bizi aldatın ne milleti aldatın. Eksikleri, kusurları, yanlışları bu millî davada istismar etmeden doğru düzgün anlatın ki bundan sonra o millî konularda yanınızda durabilelim.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu konuda çok şey söylenebilir ama inşallah 22.00’den sonra göreceğiz. Bugün Rusya’yla yapılan görüşmeden ne çıktığını da çok fazla bilmiyoruz, o da yakında açığa çıkar.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Yüz elli saate çıktı, yüz elli saate uzadı.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Uzadı mı?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Evet.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Uzadı.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – 22.00’yi bekleme yani bir otuz saat daha var.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Otuz saat…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Menbiç’le ilgili o.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Olsun canım, neresi olursa olsun yani.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Evet, neyse bir durdurma var yine yani bir durdurma var.

Değerli milletvekilleri, tabii, ülkemizin içinde bulunduğu bu millî meselelerden dolayı, Türkiye'nin, insanlarımızın yaşadığı problemleri gündeme getirmekten biraz imtina eder hâle geldik. “Acaba yanlış mı anlaşılırız?” kaygısı yaşıyoruz ama ciddi problemler var ülkemizde. Yani Türkiye gündemini de unutmadan değerlendirmemiz gerekir.

Şimdi, tabii, bir seçim yok. Az önceki konuşmamda da ifade ettim. Yakında bir seçim görünmüyor, erken seçim olur mu, olmaz mı, bilmiyorum. Ama herhangi bir seçim olmadığı için iktidarın milleti tamamen unutan bir anlayışla eylemler yaptığını, faaliyetler yaptığını müşahede ediyoruz. Millet tok, Türkiye’de işsizlik yok, Türkiye’de aşsızlık yok, gelir dağılımı adaletini sağlamış, sanki Türk insanının bir eli yağda, bir eli balda gibi davranan bir siyasal iktidar var Türkiye’de şu anda. Milleti hiç hesaba katmayan bir siyasal iktidar var. İşsizlik problemini çözmek adına hangi radikal adımı attığınızı ben size soruyorum. Türkiye’de ciddi bir işsizlik oranı var. Genç işsizlik yüzde 26’ları, 27’leri buldu. Hangi radikal adımı attınız? Şimdi, bütçe kanun teklifine bakıyoruz, 60 bin istihdam, kamuda öngördüğünüz rakam, 60 bin istihdam. Bu 60 bin istihdam şubat ayında atama bekleyen 500 bin öğretmene yeter mi? 500 bin öğretmen var atama bekleyen, 60 bin istihdam bunlara yetmez. 500 bin iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunu var bu ülkede. Yıllardır unuttuğunuz, çaresiz bıraktığınız, umutsuz bıraktığınız 500 bin İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunu var, bunları görmezden geliyorsunuz. Bakın bunların bir itirazı var: Bir 4001 kodu var, 4001 kodu. Bu 4001 kodu nedir bilen var mı? Nedir biliyor musunuz? 4001 kodu, umut satmaktır, umut. AKP iktidarı umut satıyor.

4001 kodu şu: Mesela Maliye Bakanlığına eleman alacaksınız, Maliye Bakanlığına eleman alınırken İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunu olması lazım ama siz öğretmeni de alıyorsunuz, kimya bölümü mezununu da, Fen Fakültesi mezununu da alıyorsunuz yani bütün fakültelere o alanı açıyorsunuz. Hâlbuki o alanın mensupları belli. Gümrük kapılarına eleman alıyorsunuz, hiç alakası olmayan branşlara 4001 koduyla o kapıyı açıyorsunuz. Yani bu 4001 kodundan vazgeçmediğiniz sürece bu 500 bin İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezununa çare olamayacağız.

500 bin öğretmen, hatta 500 binden de fazla, 700 binleri filan buldu bu sayı. Yani öğretmenliğe başvurma hakkı olanların tamamını dâhil ettiğimizde 700 binleri de aşan bir sayıyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla buna bir çare bulmamız lazım, buna bir çare bulmanız lazım. Hiç düşünüyor musunuz? Hiç düşünmüyorsunuz. Yani bu 500 bin öğretmen, 700 bin öğretmen adayı ne olacak, hiç düşünmüyorsunuz.

Efendim, yüz binlerce sağlık çalışanı var, işsiz, bunlara umut yok. 60 bin kadro ya, 2020 yılında 60 bin kadro. Bu, gençlerimizi yokluğa terk etmek demektir, umutsuzluğa terk etmek demektir. Yani hayatının en verimli çağında yok etmek demektir bu gençleri. Dolayısıyla böyle bir anlayışın ortaya çıkıp da ben bu devleti iyi yönetiyorum deme hakkı dahi ortadan kalkar. Onun için bu Bütçe Kanunu’ndaki 60 bin rakamının Türkiye gerçeklerine uygun olarak revize edilmesi lazım. Hani Şeyh Edebali’nin meşhur sözünü Sayın Cumhurbaşkanı çok sık söyler: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” İnsanı yaşatmak bu değil; insanı yaşatmak gençlerimize, gençlerimizin geleceğine sahip çıkmak demektir. Siz neye sahip çıkıyorsunuz ya, bir anlatın. On yedi yıldır genç işsizlik problemini çözemeyen bir siyasal iktidarın Türkiye'nin hangi problemini çözebildiğini iddia edebiliriz? “Barut bitti.” mesabesinde bir iştir bu yani genç işsizlik problemini çözememek savaşta “Barut bitti.” anlamına gelir. Onun için daha ciddi problemlerle Türkiye'nin karşı karşıya kalmaması adına genç işsizlik problemini evvelemirde çözmeniz gerekir diye düşünüyorum.

Taşeronlara kadro verdiniz, dediniz ki: “Biz 1 milyon taşerona kadro vereceğiz.” Hayır, böyle bir sayı yok, yanlış. Bakın, 2002 yılında kamuda sadece 20 bin civarında taşeron vardı; 2002 yılında yani iktidara geldiğiniz yıl, sadece 20 bin. Kaç oldu, biliyor musunuz? Kamuda bu sayı 700-800 binlere çıktı, belediyeleri de dâhil ettiğimizde 1 milyonu aşan bir sayıyla karşı karşıyayız, özel sektörü dâhil ettiğimizde 2 milyon taşeron çalışanla karşı karşıya kaldık. Sebep? Sizin beceriksiz devlet yönetimi anlayışınız. Taşeronluk bir sömürü sistemidir, evlatlarımızın geleceğini sömürmektir, iliğinin, kemiğinin, kanının sömürülmesine müsaade etmektir; yıllarca bunu yaptınız. “Kadro verdik.” dediniz, vermediniz. Hâlâ problemler yaşanıyor, KİT’lerde problem var. İnsanları aldatıyorsunuz. Hastanelerde çalışan bir sürü taşeron vardı, sadece bir kısmını kadroya aldınız, yüzde 70 kotası koydunuz, yüzde 30’u bugün işsiz kaldı. Bugün yirmi yıldır taşeron olarak çalışan bir vatandaş yanıma geldi, yirmi yıldır, Ankara Numune Hastanesinde; tazminatı bile ödenmemiş ya, dava açmış. Allah’tan korkun ya, bu, sizin devriiktidarınızda oluyor. Adam yirmi yıldır çalışacak, işten atacaksınız, tazminatını da ödemeyeceksiniz ve adam dava açarak bu hakkını elde etmeye çalışacak. Bu, devlet yönetmek midir? Bu, adil olmak mıdır? Onun için, bu taşeron konusunda milleti aldatmayın. O kadroya geçirdiğinizi söylediğiniz taşeronlara 2020 yılı sonuna kadar sadece 4+4 zam yaptınız, sabit zam, yani enflasyon yüzde 50 de olsa, taşerondan kadroya geçenin zammı yüzde 4 olacak. Böyle bir anlayış olabilir mi? Bu nasıl bir hesaptır, bunu birileri izah etsin, “Sebebi şu.” desin. Yani enflasyon yüzde 50, taşerona yapılan zam yüzde 4. Bu hesap nasıl bir hesaptır, bunun millete izah edilmesi lazım.

Şimdi, çiftçiler perişan -birçok madde var elimde, zamanım da daralıyor ama- çiftçiler perişan. Değerli milletvekilleri, çiftçiye sahip çıkmak zorundayız. Bakın, teknolojide istediğimiz atılımları sağlayamadık. Ya, elimizde bir tarım vardı, o tarımı da yok ediyorsunuz, o tarımı da bitiriyorsunuz. Geçen burada yine anlattım, pamuk üreticilerinin durumu çok kötü. Yani elde ettiği pamuğu sattığında, o 1 dönüme yaptığı masrafı dahi karşılayamaz durumda. Bu matematiksel bir hesap, kime sorarsanız sorun. Bunu çözmek, iktidarın görevi değil mi? Dedik ki: Kilo başına 1,5 lira destekleme verin, o 500 kilo sınırını da kaldırın, kilo başına 1,5 lira destekleme verin; adamlar yok olacak sonra.

Şimdi, efendim, biz çaya sahip çıkmazsak, fındığa sahip çıkmazsak, pamuğa, buğdaya, ayçiçeğine sahip çıkmazsak, yer fıstığına sahip çıkmazsak tarıma ve çiftçiye nasıl sahip çıkmış olacağız? Onun için, Tarım Bakanlığının, Hükûmetin tarım politikalarını bizzat paydaşlarla görüşerek düzenlemesi lazım.

Bakın, 2019 yılının Mayıs ayına kadarki geçmiş borçları yeniden yapılandırdınız ama 2019 yılının Mayıs ayından bu yana zarar eden çiftçinin borçlarını yapılandırmak adına bir adım -bakın, şu anda ekim ayındayız- atılmadı. Neden? Neden atılmıyor? Mayıs ayından bu yana çiftçinin yeni borçlarına da yeni bir borç ödeme programı, uzun vadeli bir program yapılmadığı sürece emin olun, yarın limon diken bahçesini kesecek, üzüm diken bağını budayacak, kiraz diken kirazını kesecek. AK PARTİ Hükûmeti olarak teknolojik bir atılım yapmanız söz konusu değil, her ne kadar “Uçak yapacağız.” “Araba yapacağız.” deseniz de onları göremedik dolayısıyla, en azından tarım konusuna şöyle sımsıkı sarıldığınızı görmek hakkımızdır diye düşünüyorum.

Esnaflarımız çok kötü durumda. Esnaflarımızın BAĞ-KUR’a olan borçlarını ödeyemediğiyle ilgili ha bire mesaj geliyor, sizlere de geliyordur “BAĞ-KUR’a olan borcumuzu ödeyemiyoruz.” diye. Az önce e-hacizle ilgili konuşmamı cevaplayan AK PARTİ’nin değerli milletvekili bir algı yaratmak olarak ifade etti; hâlbuki bir gerçeği ifade ettik biz, bir algı yaratmak değil. Bunlar Türkiye'nin, Türk insanının ekonomik gerçeği.

Zamanım daralıyor, çok notum var ama onlara zaman kalmadı, şunu söyleyeceğim: Bu millî meseleler olduğu sürece millet cebini de midesini de düşünemiyor, bizim milletimiz böyle vatansever, milliyetçi bir millettir ama ilanihaye devam edemezsiniz. Yarın midesini hatırlayacak, yarın çocuğunun işsiz olduğunu hatırlayacak, yarın adaletsizliği, hukuksuzluğu hatırlayacak ve bunun altında kalacaksınız. Milleti unutmanın bedelini en ağır şekilde ödeyeceksiniz diyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özdemir. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL ÖZDEMİR (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Arasında OECD İstanbul Merkezi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulanmaktayım.

İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı İstanbul Merkezi kurulmasına ilişkin mutabakat zaptı 31 Mayıs 2018 tarihinde Paris’te imzalanmıştır. Söz konusu mutabakat zaptıyla ilk etapta OECD İstanbul Merkezi için beş yıllık bir sürenin öngörüldüğü ancak yine tarafların mutabakatı kapsamında faaliyet süresinin gerektiğinde uzatılmasının da mümkün olabileceği ifade edilmektedir.

OECD İstanbul Merkezinin çalışma ve faaliyetlerini Türkiye tarafından sağlanacak olan yıllık 1 milyon avro tutarındaki gönüllü katkıyla yürüteceği kararlaştırılmıştır.

Yine, bu Merkezin çalışmaları çerçevesinde rekabetçilik, girişimcilik, ticaret, yönetişim, inovasyon, beşerî sermayenin harekete geçmesi, altyapının geliştirilmesi ve yeşil büyüme gibi alanlara odaklanarak paydaşlar arasında diyalog ortamı sağlanması ve bu alanlarda yine politikaların geliştirilmesinin amaçlandığı da mutabakatta belirtilmektedir.

Türkiye'nin kurucularından olduğu OECD’yle ilişkilerini daha ileriye taşıyacak olan OECD İstanbul Merkezinin sadece Türkiye ve yakın coğrafyasının kalkınma yolundaki adımlarını desteklemekle kalmayacağı, aynı zamanda ülkemizin bölgesel ve uluslararası saygınlığına da katkıda bulunacağı ve Merkezin çalışmalarından başta Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika olmak üzere yakın coğrafya ülkelerinin de faydalanmasının beklendiği ifade edilmektedir. Dolayısıyla bu Merkezin İstanbul’da kurulacak olması ve Türkiye'nin ev sahipliğinde bu manada faaliyet gösterecek olması ülkemizin saygınlığına uluslararası arenada da katkı sağlayacaktır.

Şimdiye kadar ülkemizde çok sayıda uluslararası kuruluşun -başta Birleşmiş Milletler olmak üzere- temsilciliğinin de açıldığını yeri gelmişken ifade etmek isterim ki zaten bizler de Dışişleri Komisyonunda bu anlaşma görüşülürken yine bu anlaşmayla ilgili olarak bu kuruluşların hangileri olduğuyla alakalı Dışişleri Bakanlığına yönelttiğimiz soruda Bakanlığımız bu uluslararası kuruluşların hangileri olduğu ve ülkemizde hangi illerde faaliyet gösterdiğine dair bilgileri bizle paylaşmıştır. Çok sayıda uluslararası kuruluş var ancak ben Genel Kurula şu kadarını ifade etmek isterim: Toplamda 44 uluslararası kuruluşun ülkemizin çeşitli yerlerinde faaliyet gösterdiği anlaşılmakta ve bu kuruluşların 27 tanesinin merkezi Ankara’da bulunurken, İstanbul’da 24, Gaziantep’te 9, İzmir’de 3, Hatay’da 2, Mersin, Van ve Gebze’de de 1’er ofisi bulunmaktadır. Dolayısıyla, ülkemizde 44 uluslararası kuruluşun temsilciliği varken, bu temsilciliklerin illerimize yayılmış ofis sayısının da 71 olduğunu görmekteyiz. Temennimiz, bu anlamda ülkemizin yumuşak gücünün ve diplomasideki ağırlığının artırılmasına yönelik faaliyetlerin de artması ve geliştirilmesidir ve Türkiye'nin hakikaten bu anlamda yine uluslararası çabalarda yürütülen faaliyetlerde öncü bir rol oynaması ve bu öncü rolü diğer politikalarla desteklemesidir. İnşallah bu anlaşmanın hayırlara vesile olmasını diliyor dolayısıyla desteğimizi de yeri gelmişken bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 9 Ekim 2019 günü Türkiye Cumhuriyeti devleti Suriye'de bulunan Tel Abyad ve Resulayn arasındaki 120 kilometrelik alanı kapsayan bir sahaya yönelik “Barış Pınarı” adını verdiği askerî harekâtı başlatmıştır ve bu harekâtla birlikte esasta Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasıyla beraber yine Fırat Nehri’nin doğu yakasında yer alan, Türkiye sınırı boyunca uzanan 30-35 kilometre derinlikteki alanın terör örgütü PKK/PYD’den temizlenmesi hedeflenmektedir. İlave olarak, iç savaş sebebiyle, bu amaçlar başarıya ulaştıktan sonra, Suriyeli sığınmacıların, ülkemizde yer alan misafirlerin güvenli bir şekilde kendi topraklarına dönmesi de hiç şüphe yok ki hedefler arasındadır ve böylelikle bölgenin barış ve istikrarının tesis edilmesi arzu edilmektedir. Bu kapsamda başlayan harekât başarılı bir şekilde ilerlemiş ve Türkiye’nin yine hem saha koşullarını hem de diplomasi noktasındaki ağırlığını koymasıyla hakikaten uluslararası camiada da ses getirmiştir. Bu gelen ses, memnuniyet verdiği kadar hiç şüphe yok ki bölgemizde ve aynı zamanda yüz yıllık hesapları bulunan bu bölgede sınırları değiştirip yeniden harita çizmeye koyulanlar nezdinde de rahatsızlık uyandırmıştır çünkü nasıl ki 19 Mayıs 1919’da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla beraber küresel emperyal projelerin, Anadolu topraklarında, Türk milletinin bağrından çıkardığı o kutlu iradeyle amacına ulaşamayacağı tescil edilmişse yine aynı senaryolar bugün yüz yıl sonra karşımıza getirilmişken bu milletin iradesinin bir kez daha tecelli ederek Suriye merkezli olsun veyahut başka bir yer olsun, ancak Türkiye’yi içerisine alan karanlık hesaplarda da bu amaçları boşa çıkaracağımızın tescil edilmesi bakımından da hakikaten önemli olmuştur.

Tabii harekât ilerlerken Amerika Birleşik Devletleri’yle varılan bir mutabakat oldu. Bu mutabakatın da son saatlerine geldiğimiz süre içerisindeyiz. Millî Savunma Bakanlığımızdan yapılan açıklamaya göre, bugün yapılan basınla alakalı bilgilendirme toplantısında verilen ifadelere göre şimdiye kadar harekât alanı içerisinde 160 yerleşim birimi kontrol altına alınmış ve yine 2.200 kilometrekarelik alan da terör unsurlarından tamamıyla arındırılmıştır. Bununla beraber 7 kahraman askerimiz de bu harekât sırasında şehit düşmüştür. Bu vesileyle de kahramanlarımıza, şehitlerimize yeri gelmişken Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Tabii, Türkiye’nin sadece takip edilen sahadaki gayretleri ve çabaları olmadı bu süreç içerisinde, bu yakın süreç içerisinde. 9 Ekimden itibaren sürekli görüyoruz, uluslararası medya kuruluşları olsun veyahut diğer ikinci ya da üçüncü taraflar olsun her birinin gündemi Türkiye’ydi. Türkiye'nin kendi iradesiyle ve kendi kararıyla beraber meşru gerekçesini dayandırdığı Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51’inci maddesi uyarınca ve yine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin terörle mücadeleye ilişkin almış olduğu diğer kararlar uyarınca ortaya koymuş olduğu bu iradenin rahatsızlık yaratması kadar bahse konu olan çevrelerde hiçbir şey herhâlde doğal karşılanamazdı. Ancak millî iradenin tesisi ve birlik ve beraberlik şuurunun ortaya konulması anlamında hakikaten hem Hükûmetimizin hem de Meclisimizin sergilemiş olduğu duruşun da önemli olduğunu, tarihe önemli bir kayıt düşüldüğünü de ifade etmemiz lazım.

Ve Suriye’de millî bekamıza yönelen böylesine önemli bir terör tehdidi karşısında Millî Savunma Bakanımızın siyasi partileri ziyaretiyle beraber Dışişleri Bakanımızın da Mecliste yapmış olduğu bilgilendirme son derece yerindedir ve böylesine önemli bir çabanın sergilendiğini burada da ifade etmek gerekir.

Harekâtın meşruluğu ve haklılığımız ortadayken kimi ülkelerin Türkiye karşıtlığında buluşmaları ve son derece temelsiz gerekçeler öne sürmeleri dikkatlerimizden kaçmamıştır. Yeter ki millî konularda bir ve beraber olalım, Türkiye kaygısı ve sevgisiyle omuz omuza duralım, Allah’ın izniyle bileğimizi bu şartlar altında kimse bükemeyecek, kimse elbette Türkiye’ye diz çöktüremeyecektir.

Bu yüce Meclis, en zor şartlarda, Türk milleti tarihin en ağır imtihanlarından geçerken bir ve beraber olma erdemini göstermiş, yürekler toplu vurmuştur. Bugün aynı tarihî sorumluluğu bir kez daha gösterebilmenin vaktidir. Gerekirse tüm zorluklara göğüs gereriz, gerekirse ve icap ederse, bizden önceki cumhuriyetimizi kuran kadrolar da dâhil olmak üzere, ecdadımızın yaptığı gibi hayatımızı ortaya koyarız ancak bağımsızlığımızdan, millî birlik ve bütünlüğümüzden de asla taviz vermeyiz, veremeyiz. Ve bu şartlar altında zaten Türkiye'nin sergilemiş olduğu duruşun da netice vermeye başlamış olduğunu hep beraber gözlemliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’de hiç kuşku yok ki Türkiye’nin 2011 yılından bu yana sergilemiş olduğu çabalar, iç savaşın sonlandırılması ve krizin aşılmasıyla alakalı, uluslararası camianın da yetersiz kaldığı noktalarda, yine bölgemize huzur, barış ve istikrarın getirilmesi anlamında kayda değer gelişmelere sebebiyet vermiştir. Defalarca ifade olundu, özellikle Astana sürecinin başlatılması, Rusya ve İran’la beraber girişmiş olduğumuz bu süreç Halep’te başlamak üzere pek çok alanda netice vermiştir. Bugün de yine bu çabaların Birleşmiş Milletler nezdinde, özellikle Cenevre’de başlayacak olan siyasi müzakerelerde başarılı bir netice vermesi en öncelikli temennilerimiz arasındadır. Çünkü giderek bu sürecin de zaten nihayete varmaya başladığı veya varması noktasında ilk defa bu derecede önemli gelişmelerin olduğunu hep beraber gözlemliyoruz.

Birleşmiş Milletlerden yapılan açıklamaya göre, 30 Ekimde Cenevre’de toplanacak olan Anayasa Komitesinin kimlerden oluşacağı, hatta bunların mevcudiyeti ve gündemleriyle alakalı konu başlıkları zaten uluslararası kamuoyuyla paylaşılmıştı. Ancak, bu gündemle toplanacak olan Suriye Anayasa Komitesinin çalışmalarında kararı elbette ki Suriyeliler kendi ülkeleriyle beraber verecektir. Fakat uluslararası toplumun da üzerinde hassasiyetle durması gereken 3 temel başlığının olduğunu Genel Kurula arz etmek isterim. Bunlardan ilki Suriye’nin, herkesin ifade ettiği gibi, toprak bütünlüğünün korunmasıdır. İnşallah her çevre, sözle ifade edildiği kadar kolay olduğu gibi eylem anlamında da Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik faaliyetlerde samimi bir yaklaşımı sergilerler.

İkinci husussa, yine iç savaşın başladığı günden beri sürekli, Suriye’de sorunlara sebebiyet veren ve pek çok krizin de deşilmesine sebep olan ana başlıklardan bir tanesi demografik yapının değiştirilmesi faaliyetleridir. Başta PKK/PYD terör örgütü olmak üzere, Suriye’de var olan çok sayıda diğer silahlı grup yahut terör örgütü de yine bu anlamda bazı faaliyetlere ne yazık ki girişmiştir. Özellikle Türkmen yerleşim yerleri ve Arap yerleşim yerlerinin giderek farklı nüfuslarla takviye edilmesi ve hatta Irak’tan yani Suriye’den, Suriyelilerden oluşmayan bir kitleden bu alanlara nüfusun taşınması son derece olumsuz bir etki doğurmuştur. İşte, şimdi, bu siyasi sürece geçiş çabalarında bütün bunların elzem ve öncelikli bir şekilde dikkate alınması da gerekiyor.

Üçüncü ve en önemli husussa hiç kuşku yok ki terör örgütlerinin meşruiyet bulma çabasının önüne geçilmesi ve engel olunmasıdır. İşte, bakınız, bugün bizler Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51’inci maddesi uyarınca gerek Suriye’de gerekse Irak’ta bazı askerî harekâtlar düzenleyerek kendi topraklarımıza yönelmiş bulunan, kendi vatandaşımıza yönelmiş bulunan terör tehdidi ve diğer tehditlerin bertaraf edilmesine yönelik kendi uluslararası hakkımızı kullanıyoruz. Ancak 30 kilometre derinliğin altında da, başta PKK/PYD terör örgütü olmak üzere, Türkiye'nin millî birlik ve bütünlüğüne yönelik tehdit oluşturabilecek diğer terör örgütlerinin ve gruplarının varlığına da şimdiden kanaat getirmemiz lazım. 30 kilometrenin üzerinde bizim açımızdan problem olan bu terör grupları hiç kuşku yok ki 30 kilometrenin altında da problemdir. Bu anlamda da zaten… İşte, bugün, son dakika bilgileri düştü, Sayın Cumhurbaşkanımızın Rusya’da Rusya Devlet Başkanı Putin’le yapmış olduğu görüşmede de Suriye’deki ayrılıkçı grupların faaliyetlerine engel olunmasıyla alakalı tarihe düşülen, mutabakata geçirilen konu başlığını da önemsediğimizi ifade etmek istiyorum. İnşallah Suriye’de var olan, birilerine göre fiilî durumu hukuki boyuta taşıma çabalarının önüne geçilmiş olur. İşte, bu şartlar altında zamanlama itibarıyla da ülkemizin Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatmış olmasının anlamı bir kez daha karşımıza çıkıyor.

Temennimiz, Suriye’ye bir an evvel barışın ve istikrarın gelmesidir. Elbette bunun olabilmesi için Suriye’de öncelikli olarak koşulların yerli yerine oturabilmesi lazım. Zannederim bugünden sonra daha sık konuşulacaktır, özellikle Esad rejimiyle alakalı olan konu başlıkları ki zaten yavaş yavaş uluslararası kamuoyunun da gündemine geliyor. Ancak, unutulmaması gereken bir konu var: Yaklaşık 4 milyon Suriyeli bizde yaşıyor. Yine, milyonlarca Suriyeli Suriye topraklarının dışında yaşıyor ki bunların hemen hemen hepsi Esad zulmünden kaçmış olan Suriyelilerdir. Dolayısıyla bu insanlara bir noktadan sonra rejimin güvence vereceği veyahut vermesi hususuyla alakalı ortaya çıkabilecek sorunlarla alakalı da şimdiden kafa yormak gerekiyor.

İşte, biz Suriye’de 30 kilometre derinlikte bir güvenli bölge, güvenli hat oluşturduk. Fırat Kalkanı Harekâtı’yla, Zeytin Dalı Harekâtı’yla önemli girişimlerimiz oldu ki buraya, ülkemizde yaşayarak o bölgeye tekrar yerleşim sağlayan 350 bin civarında Suriyeli kardeşimiz gitti. Açık bir gerçeklik: Şartlar sadece bu anlamda, Esad’ın kontrol ettiği bir alan olmuş olsaydı, bu Suriyeliler oraya gider miydi? Elbette ki bu soruya makul bir cevap verebilmek mümkün gözükmüyor, mevcut durum için söylüyorum. İlerleyen aşamalarda da anayasa yapım sürecinde de ve özellikle Türkiye’de de Türkiye gündeminde de rejimle olan ilişkilerin geliştirilmesiyle alakalı konularda hassasiyet arz eden ve dikkatli olunması gereken bir gündemin içerisine girdiğimizi ifade etmek isterim. Çünkü bu alanda hesapların da örtülü hesapların da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı gerçeğini düşünmemiz lazım.

Bir örnek vermek isterim: Suriye’de bir yerleşim yerinden PKK/PYD terör örgütü çıkıyor, çekiliyor; onu orada destekleyen bir başka ülkenin askerî unsurları, güçleri o terör örgütüyle beraber çekiliyor, ancak ne yazık ki normal şartlar altında hem uluslararası sistem içerisinde hem de Suriye sahasında birbiriyle karşıt saflarda bulunan ülkelerden bir başkası işte o yerleşim yerine kolayca girebiliyor. O zaman, Türkiye olarak üzerinde dikkatle durmamız gereken husus, bizim bilgimiz dâhilinde olmadan diğer ülkelerin de Suriye kriziyle alakalı yürütmüş olduğu veyahut yürütebileceği örtülü bazı gündemlerinin olabileceği gerçekliğidir. İşte bunun için Milliyetçi Hareket Partisi ve Sayın Genel Başkanımız uzun süreden bu yana Türkiye’nin dış politikası ve dış siyasetiyle alakalı bir tavır ortaya koyarken mutlak suretle Ankara merkezli bakış açısını geliştirmemiz gerektiğini ifade etmiştir. Bizler diğer başkentlerde ne olup bitiyorsa ona bakarak pozisyon alabilecek seviyede artık değiliz, olamayız. Türkiye, önemli hedefleri olan, kendi bünyesindeki istikrarını tesis etmek isterken bölgesine de istikrar vadeden bir anlayışı getirmeye çalışan ve inşallah da bunda muktedir olacak olan bir ülkedir. Bu anlamdaki çabaların da yerine ulaşmasını, başarılı olmasını her şeyden evvel temenni ettiğimizi ifade etmek isterim ki zaten Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına Milliyetçi Hareket Partisinin gerek terörle mücadelede gerekse dış politikamız anlamında vermiş olduğu destek de ortadadır.

Yine, 2012 yılında Sayın Genel Başkanımızın ifade buyurdukları gibi, batı ucu Afrin’i, doğu ucu Kandil’i içerisine alacak şekilde hilal biçimindeki güvenlik kuşağının, adım adım da olsa bugün gelinen aşamada tesis edilmeye başlanmasını görmek de hem bizi mutlu etmektedir hem de bunun hakikaten zaten Türkiye'ye yönelmiş bulunan tehdidin azaldığını ifade etme anlamında da son derece önemli olduğu karşımızda durmaktadır.

Terörle mücadele anlamında Türkiye başarılı bir evrede. Allah’a çok şükür, inşallah tekrarını yaşamayız, yenilerini görmeyiz ancak bir zamanlar bizler kendi sınırlarımız içerisindeki terör belasını konuşurken bugün yerinde izlenen siyaset, politikalar ve alınan tedbirlerle artık Türkiye terörü kaynağında kurutacak bir iradeyi ve kararlılığı ortaya koymuştur. İnşallah bu kararlılık, ülkemizi, 21’inci yüzyılda hem bölgesinde hem de küresel siyaset sahnesinde daha fazla söz sahibi olabilecek, ağırlığını daha fazla ortaya koyabilecek, tarihimize yakışır, güçlü geleceğimizle bizleri buluşturacak bir anlayışla birleştirir diyorum.

Gazi Meclisimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan.

Buyurun Sayın Aydoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

48 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili bizim muhalefet şerhimiz yok, bu kanuna ilişkin olumlu oy kullanacağımızı buradan açıklayayım, buna ilişkin bir eleştirimiz söz konusu olmayacak ama o kadar çok eleştiri söz konusu ki onları burada paylaşmak durumundayız.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bir sinema filminden bahsedeceğim ben size; 1983 yılında vizyona girmiş, yönetmeni Atıf Yılmaz, senaristi Yavuz Turgul: Şekerpare. Hemen hemen hepimiz sürekli izliyoruz, gülüyoruz; trajikomik. Acıklı mı, komik mi, çok trajik mi, anlamakta, dönem dönem de anlamlandırmakta zorlandığımız bir film bu. Filmin özeti şu: Büyük sanatçı Şener Şen Galata’da bir karakolun zaptiye amiri. Kokuşmuşluk, her türlü rezalet, Osmanlı’nın son döneminde dönen tüm dolaplar bu film içerisinde trajikomik bir şekilde anlatılıyor.

Yavuz Turgul bunu görseydi bugünleri nasıl anlatırdı acaba, hiç düşündünüz mü? Eminim, bu filmdeki gözlüğü taktığında bu filmden çok daha büyük bir eseri hayata sürerdi.

Şimdi önümüzde öyle bir Türkiye yarattınız ki birisi çıkıyor diyor ki: “Hane halkı geliri 3 katına çıktı.” Ayıptır ya, ayıptır. Atmanın da bir sınırı vardır, tutacağımız şeyleri atın ya. Millet açlıktan ölüyor, siz görmüyor musunuz? Görüşmediğiniz insanlar Meclisin çatısına çıkıyor, “AK PARTİ’nin bilmem ne milletvekiliyle görüşmeye geldim, görüşemedim.” diye çatıdan kendisini atmaya kalkıyor. Açlık, sefalet, her türlü huzursuzluk, bölgede inisiyatif kaybı…

10 bin kilometre öteden ulusal onurumuzla oynanıyor, görmüyor musunuz, vicdanlarınız sızlamıyor mu, aynı onuru taşımıyor muyuz? 10 bin kilometre öteden bir devletin başındaki ilginç şahıs çıkıyor Cumhurbaşkanımıza hakaret ediyor. Çöpe attık, öyle mi? Devlet arşivinden hiçbir şey çöpe atılmaz beyler. Devlet arşivinde mukabeleyibilmisil olarak verdiğiniz refleksler yerini alır, öyle “Çöpe attık falan filan.” gibi yeni moda ifadelerle izah edemezsiniz. Biz Kuvayımilliye ruhuyla gelen bir neslin torunlarıyız, ulusal onuruna düşkün insanlarız. Bu olay olduğu gün Cumhuriyet Halk Partisi çıktı çağrı yaptı, dedi ki Sayın Cumhurbaşkanına: “Ne yaparsan yap arkandayız, karşılığını ver, muhatap alma. ABD’ye gitme, gelenlerle oturma. Ulusal onurumuzu koru, yanındayız.” Siz ne anlatıyorsunuz burada ya! Oturdunuz, sustunuz, ağzınızı açmadınız. Bu Mecliste hemen hemen bütün grupların ilgilileri bu işi eleştirdi, siz buraya geldiniz, ABD’nin başındaki bir garip şahsın ağır hakaret içeren eylemlerini bize savunuyorsunuz ya. Burası Gazi Meclis ya, burası milletin Meclisi. Burada bu kadar vurdumduymazlık olur mu! Olur, her yerde biz sahip çıkalım ulusal onura, Sayın Cumhurbaşkanına da biz sahip çıkalım. Siz “AKP Genel Başkanı” olarak alın, biz “Sayın Cumhurbaşkanı” olarak alalım, ne yapalım.

Şimdi, böyle bir ortamda işsizlik had safhada, adaletsizlikler had safhada. 125 binden fazla insanı kanun hükmünde kararnameyle işinden ettiniz. Bu haksızlıkları gidermek için çıktınız milletin ağzına bir parmak bal çaldınız, dağ fare doğurdu. Aylarca size çağrı yaptık ya: Bu ülkede adaletsizlik nedeniyle ciddi sosyolojik sorunlar oluşmaya başladı dedik, gelin bunları düzeltelim dedik, çıtınız çıkmadı. Adaletsizliği gelenek hâline getirdiniz.

Son adaletsizliğiniz ne biliyor musunuz? Elinizi eteğinizi çektiğiniz İstanbul’un yakasını bırakmıyorsunuz. Talancılar, talancılar! (CHP sıralarından alkışlar) Bırakın İstanbul’un yakasını! İstanbul sizi gönderdi! İstanbul’la ilgili Sayın Cumhurbaşkanı çıktı dedi ki: “Allah bizi affetsin, İstanbul’a ihanet ettik.” Bırakın ihaneti ya, bırakın yakasını! İstanbul halkı sizi uzaklaştırdı kardeşim, sizi cezalandırdı. Bir elinizi Hamidiye suyundan sokuyorsunuz, öbür elinizi Haydarpaşa ve Sirkeci Garı’na sokuyorsunuz.

HALİL ETYEMEZ (Konya) – İlçelere bak, ilçelere!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Biz söz verdik, Sayın İmamoğlu’yla sokaklarda söz verdik: İstanbul’a sizi dokundurtmayacağız! (CHP sıralarından alkışlar)

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Hadi oradan be!

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – İstanbul’a dokunamayacaksınız, haddinizi bileceksiniz! 1 milyon oyla yenildiğiniz yere oradan buradan sızmaya kalkmayın. Kapıdan gidiyorsunuz, bacadan girmeye çalışıyorsunuz.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Hadi oradan! Hadi oradan!

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Dinle, dinle!

TURAN AYDOĞDU (Devamla) – İstanbul’un şehremini var, İstanbul’un sevgilisi Ekrem İmamoğlu’dur. Kabul edeceksiniz! Kabul edeceksiniz! Demokrasiyi sindireceksiniz, rahat bırakacaksınız İstanbul’u! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İstanbul’da Haydarpaşa ve Sirkeci dünya mirası iki nokta. Hangi hakla, daha düne kadar 3 bin lira maaşla o belediyenin kapısında çalışan bir adama, üstelik 20 milyonluk envanteri kısacık sürede nereden oluşturduğunu sormadan İstanbul’u hukuksuz bir şekilde teslim etmeye kalkıyorsunuz. Size verir miyiz sanıyorsunuz? Özür dileyeceksiniz İstanbul halkından bu yaptıklarınızdan dolayı, özür dileyeceksiniz! (CHP sıralarından alkışlar)

Öyle, Sayın Bakan çıkacak, İstanbul’un sevgilisine, Ekrem İmamoğlu’na “Sen Belediye Başkanı olarak şu şu yetkilere sahipsin, bu ihale bu şekilde etki altında.” diyecek. Etkiyi yapan sensin kardeşim. Okçuluk Federasyonunun Başkanıyla sabah akşam boy boy fotoğrafların var. Sonra çıkacaksın bu Federasyonla alakalı avukatlık yapacaksın. Ben seni inşaatçı biliyordum, meslektaş olduğumuzu bilmiyordum. Adliyelerde bugüne kadar görmedim Sayın Bakan Turhan’ı. Okçuluk Federasyonunun Genel Başkanının Hezarfen Şirketinin avukatı olmuş, öyle görüyoruz. Ne yaparsanız yapın bu işin altından kalkamazsınız.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Türkçe ifadelerini, daha düne kadar “yerli ve millî” diye ortalıkta gezen sizler 2 Arapça kelimeyi –kökeni burada, Arap seviciliğiniz varsa bilelim, “müşterek” de “müteselsil” de Arapça iki kelimedir- 2 Türkçe kelimeye yeğlediniz, buradan ihaleye sokmuyorsunuz öyle mi? O da usulsüz. İdare hukukunun bütün kurallarına aykırı bir şekilde önce alıyorsunuz ihaleye, safha geçiyor, yönetmeliğe göre… Okuyun, Devlet Demiryolları Yönetmeliği’nin 40’ıncı maddesini okuyun, hepiniz okuyun, sonra konuşacağız. O maddeye göre, eleme geçtikten sonra pazarlık usulüne çağırmanız gerekirken alengirli malengirli işlerle beraber tek başına bir firma bırakıyorsunuz. Size İstanbul’u yedireceğiz, öyle mi? Hadi bakalım oradan, hadi bakalım oradan, hadi anca gidersiniz. İstanbul sizi boşadı. İstanbul’dan uzak durun, elinizi çekin, dünya mirasına dokunmayın. Bundan sonra özür dileyecek vaktiniz de olmaz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Dinle, dinle, anlarsın.

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Gaza gelme, gaza gelme.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Gel istersen.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Bağır bağır, yakışıyor sana.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Büyükşehir Belediyesinin dört iştirakini ihaleye alacaksınız, ön incelemesini yapıp geçireceksiniz, teklif alacaksınız. Sonra iki firma baş başa kaldı, diyeceksiniz ki: “Yok, biziz, çağırmıyoruz.” Siz kimsiniz ya, kimi çağırmıyorsunuz? Oradaki bürokratlar da sizden rahatsız, haberiniz olsun. Korkuyorlar kardeşim, korkuyorlar. “Devran döner, hesap sorulursa altında kalırız.” diye korkuyorlar, haberiniz olsun, haberiniz olsun, daha fazla baskı yapmayın, olmayacak bu iş. “İstanbul’u bırakmayız.” diyorum, anlayın. Bu kürsüden size dedim ki: “İstanbul’u bir daha size vermeyeceğiz.” Dinlemediniz, 1 milyon oy fark yediniz. Düşeyim, 800 bin oy farkı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – İstanbul pişman, pişman.

YAVUZ SUBAŞI (Balıkesir) – HDP ne diyor?

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Kardeşim, sevgili kardeşim, PYD’nin generaliyle ben anlaşma yapmıyorum. Bir ABD’yle, bir Rusya’yla PYD generalini koruyan anlaşmayı ben yapmıyorum. Sen bir haddini bil, önce onu açıkla, önce onu açıkla, HDP ne diyor bakarız. (CHP sıralarından alkışlar) HDP yasal bir parti, ne derse desin, PYD yasal mı? Muhatap oldunuz, oturdunuz. Size dedik ki: “Bölgede dört devlet var, onlarla konuşun, barış yapın, diplomasiyi işletin.” “Hayır, savaşacağız.” dediniz. Gittiniz, kös kös geldiniz. İyi oldu ama, bunu değerlendirelim. Taraftarız, taraftarız barışa, haberiniz olsun. Taraftarız, daha fazla sağa sola iç siyaset için sataşmayın. İç siyasette hesabınızı biz görürüz sizin, ne yaparsanız yapın, o önemli değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İstanbul’dan elinizi çekeceksiniz. İstanbul kırmızı kart gösterdi size. Haydarpaşa’ya, Sirkeci’ye ancak yolcu olarak girersiniz, yolcu olarak girersiniz. (CHP sıralarından alkışlar) İsterseniz turist olarak da girersiniz ama asla talancı zihniyeti İstanbul’a bir daha sokmayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Ekrem İmamoğlu’yla sokaklarda söz verdik, İstanbul halkıyla beraber İstanbul’u koruyacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sadece tutanaklara geçmesi için ifade etmek istiyorum ki baştan aşağı yanlış, baştan aşağı hakikaten yalan, iftira dolu konuşmaya cevap vermeye lüzum hissetmiyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sataşmadan söz istiyorum. “Yalancı” dedi bana. Öyle yok!

BAŞKAN – Grup Başkan Vekili söz istiyor.

Sayın Özel, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

49.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin İstanbul halkına ait olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, hatip kürsüde gerçek dışı bir kelime, bir cümle söylemedi. Üslubunu sert bulabilirsiniz. Hatibin söylediği şu: İstanbul’un ve dünyanın göz bebeği iki meydanı İstanbullu kullansın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi talip oldu. Başvurdu. Başvurusunun sonucunda “İhaleye girebilirsin." dendi. Sonra Okçular Vakfının Genel Müdürlüğünü yapan, İstanbul Büyükşehir Belediyesinden üç yıl önce 3 bin lira maaş alan birisinin bakanla fotoğrafları yayınlanarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi ihaleye davet edilmeden ve siz ihale şartnamesine “müteselsilen ve müştereken” yerine “ortaklaşa” yani “Kelimelerin Türkçesini yazdınız diye elendi." dendi. Bu yapılan iş İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi kamu hizmeti gören bir kurumu hukuksuz şekilde eleyip bir aileyle irtibatı olan bir göstermelik kukla taşeron kişinin şirketine tarihî meydanları, alanları, mekânları peşkeş çekmektir. Bu olduğunda Allah hiçbir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Mahkemeye gidin. Ne konuşuyorsunuz!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, müsaadenizle…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunu bütün açıklığıyla görüyoruz, suçüstü yakalanıldı. Biri çıkıp demiyor ki: “Efendim, bu doğru değil, şu yetersizlikten, bu yetersizlikten…” İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbullularındır, İstanbul halkınındır; ne CHP’nindir ne AKP’nindir ne bir başkasınındır. Ama siz, bir Okçuluk Vakfı ki aileyle özdeştir, onun kuklasına, piyonuna, taşeronuna, 3 bin lira maaşa muhtaç bir adama 20 trilyon liralık envanterli şirket, bilmem ne hüllesi yaparsanız bu en hafif deyimle, en hafif deyimle vicdansızlıktır, insafsızlıktır, kanun tanımazlıktır, kul hakkı yemektir. Bu utanca sahip çıkamazsınız. Allah hiçbir grubu bu duruma düşürmesin.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

50.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki sözlerinin gerçeği yansıtmadığına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, biraz evvel kürsüdeki hatibin grubumuza yönelik sözlerinin hiçbirisinin gerçeği yansıtmadığını, bunların doğru olmadığını ifade ettim ve cevap vermeye de gerek görmedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hadi, ver cevap.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bununla ilgili Ulaştırma Bakanı da gerekli açıklamaları yapmıştır, iş mahkemeye intikal etmiştir ve mahkeme de kararını mutlaka verecektir. Bu konuda fazla söze lüzum hissetmiyorum. Ancak Sayın Grup Başkan Vekilinin söylemiş olduğu sözler de gerçekten işin mehabetine uygun değildir, Meclisin mehabetine uygun değildir çünkü gerçeği ortaya koymamaktadır. Aslına bakarsak, Büyükşehir Belediye Başkanının kendisinin ihalelerle besleyip Kültür AŞ’ye Genel Müdür yaptığı bir kimsenin uhdesine verilmek istenen bu ihaleyle ilgili süreçlerde yaşananları daha sonra da inşallah konuşuruz, görüşürüz hep beraber.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ancak şu anda sözleşmeyle ilgili hiçbir ilintisi olmayan bir hususta temcit pilavı gibi bugünün mehabetine yakışmayan şekilde iç siyasete yönelik bir gündem oluşturmak, aslında, gündem değiştirmeye ve Türkiye'nin kazanımlarını, Türkiye'nin diplomatik zaferlerini gölgelemeye yönelik bir hareket olarak milletimiz tarafından değerIendirilecektir.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan…

BAŞKAN — Sayın Özel, toparlayalım.

Buyurun.

51.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, toparlayalım.

Sayın Akbaşoğlu çıksa kürsüden konuşsa kürsüden de cevap vermek icap edecek noktalar var ama sizin de hassasiyetinizi göz önünde bulundurarak şunu söyleyelim: Kültür AŞ, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir iştiraki. Kültür AŞ, denetime tabi. Kültür AŞ, bir ailenin, bir hanedanın, bir şahsın değil İstanbullunun, milletin ama sizin yaptığınız o şirket bir ailenin, bir hanedanın irtibat ve iltisaklısı, onun beslemesi, onun koruduğu bir şahıs. Devletin bakanı, koskoca İstanbul Büyükşehir Belediyesine "Sen -sudan sebepten, kelimenin Arapçasından, Türkçesinden- elendin.” deyip, bir piyonu muhatap alıp da birine peşkeş çekiyorsa bu ayıp savunulmaz.

Şimdi şunu hepimiz biliyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu işlerle irtibatı olmayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …bu işlerle ilgisi olmayan, yalandan korkan, haramdan korkan, oy verirken iyi olsun diye oy veren ama bunları

görünce hazmetmeyen çok ciddi ve çok rahatsız bir tabanı var. O tabanın yüzü suyu hürmetine size söylüyoruz ki burada milleti temsil ediyorsunuz. Okçuluk Vakfının, Bilal Bey'in piyonuna yapılan bu yolsuzluğu, bu usulsüzlüğü savunmak milletin vekillerine yakışmaz. Asla bu hatayı yapmayın, arkasında durmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

X.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Arasında OECD İstanbul Merkezi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1412) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 48) (Devam)

BAŞKAN — Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler. Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANI İZMİR MİLLETVEKİLİ BİNALİ YILDIRIM'IN TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ VE İKTİSADİ İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA TEŞKİLATI ARASINDA OECD İSTANBUL MERKEZİ KURULMASINA İLİŞKİN MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1 - (l) 31 Mayıs 2018 tarihinde Paris'te imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Arasında OECD İstanbul Merkezi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Servet Ünsal konuşacaklardır.

Buyurun Sayın Ünsal. (CHP sıralarından alkışlar)

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Değerli Başkan, sevgili arkadaşlarım; hepinize merhabalar.

Değerli arkadaşlar, geçen hafta Almanya’daydım. Tabii, Almanya acı vatan, orada da yaklaşık 5 milyona yakın vatandaşımız var. 2 oğlum var, Nürnberg’de mühendis, yanlarına gittim 13 Ekimde. Tabii, kötü bir olayla karşılaştım arkadaşlar. “Mert Çokluk” isminde, ODTܒyü başarıyla bitirmiş, dereceyle bitirmiş bir kardeşimiz, bir çocuğumuz tren istasyonunda ölü bulunuyor.

Arkadaşlar, Mert, üniversite sınavında ilk 400’e girerek ODTܒyü kazanan başarılı bir çocuğumuz. Bu çocuğumuz ODTܒde hem elektrik-elektroniği bitiriyor hem matematik bölümünü bitiriyor, oraya da master yapmaya gidiyor.

Tabii, olayla ilgili… 2 oğlum da elektrik-elektronik mühendisi ve Mert’in arkadaşı, bunu söyleyince mecburen sahip çıktık ve aileyi de rahatlatacak birtakım işlemler için orada hemen girişimlerde bulundum. Başkonsolosumuz Serdar Deniz ve Konsolos Selçuk Eke’yi -gözlerinden öpüyorum her ikisinin de- hemen ziyaret ettim. Çünkü şüphe uyandıran noktalar var, bilgi kirliliği var. Ben olayın ardından hayatını kaybeden gencimiz Mert’in tanışıklıkları olduğu için arkadaş çevresinden bilgi edinmeye çalıştım fakat Alman polisinin son derece ketum davrandığını gördüm. Kısaca, elçiliğimize, konsolosluğumuza bile cevap verilmediğini söylediler konsoloslukta kardeşlerimiz. Bunun üzerine hemen yetkili emniyet müdürüne gittim, intihar olduğunu söylediler. Bunun üzerine tekrar Nürnberg imamını buldum, Nürnberg imamının cesedi otopsi yapılacak diye yıkamadığını öğrendim. Daha sonra, cenazeleri gömmek için bir şirket kurulmuş, o şirket yetkililerini gördüm değerli arkadaşlar. Onlar da cenazeyi hiç ellemediklerini söylediler ve altı gün sonra bizim yetkililerimize, Konsolosumuza “Cenazeniz var, gelip alın.” diye haber verdiler arkadaşlar. Daha sonra, bu çocuk Bursalı olduğundan dolayı bölge milletvekilimiz Erkan Aydın’ı aradım, ailesine başsağlığı dilenmesini söyledim. Sevgili Erkan gereğini yaptı, hatta bu olayı televizyonlara bile taşıdı.

Yaşanan bu olaylar tabii ki aydınlatılmalı çünkü çocuklarımız bizim her şeyimiz, geleceğimiz. Çok ciddi bir şekilde beyin göçünün olduğunu hepimiz biliyoruz arkadaşlar, yaklaşık 250 binin üzerinde üniversite mezunu çocuğumuzun yurt dışında olduğunu biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, ortada sıkıntılı ve cevaplanması gereken durumlar var. Bu anlamda, Konsolosa daha sonradan bir cevap geliyor, bir mektup bulunduğunu söylüyor yetkili Alman arkadaş ve 2 de görgü şahidi var deniliyor ama ben oradayken Konsolosumuza ne mektup geldi ne de görgü şahitlerinin ifadesi. Bu anlamda, ben, hemen oradaki yetkililerden ölüm raporunu aldım değerli arkadaşlar. Ölüm raporunda “Doğal ölüm değil.” yazıyor Almanca, şüphelerin olduğu söyleniliyor. Mert’in üzerinde bir mektup var ancak kimse bu mektuba da ulaşamıyor. Tabii, olay intihar şekline dönüştü. Mert’in cenazesi 12 Ekimde Türkiye'ye getirildi, İstanbul Adli Tıpta acilen otopsi yapılıp gömüldüğünü biliyoruz fakat Mert’le ilgili soru işaretleri çok. Orada oturan bir sürü de çocuğumuz var okuyan, çalışan, bunların hepsinin çok gergin olduğunu görüyorum arkadaşlar.

Evet, bu çocukların hakkını korumak tabii ki doğal olarak bizlerin görevi, yükümlülüğü. Bu anlamda, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ne yurt içinde ne yurt dışında yalnız değildir, kimsesiz değildir. Evet, kimsenin hakkının yenmesine, haksızlığa, adaletsizliğe maruz kalmasına da hepimiz, burada yetkililer olarak müsaade etmemeliyiz arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bu olaya duyarlı olacağınıza yürekten inanıyorum. Dün İstanbul Adli Tıptan raporla ilgili görüşmelerimi yaptım, doktor arkadaşlarımız şüpheli ölüm olduğu için raporun daha çıkmadığını söylediler.

Sevgili arkadaşlarım, tabii, ülkenin sorunu çok. Bugün bizim bir soru önergemiz ve çalışmamız da vardı, sevgili Genel Başkan Yardımcımız sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarıyla ilgili bir konuşma yaptı.

Tabii, bir tıp doktoru olarak, bir hekim kardeşiniz olarak bu sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti kınıyorum arkadaşlar. Değerli arkadaşlar, daha geçen hafta bir hastaya ilaç yazmadı diye bir doktora jilet atılıyor. Görüyor musunuz, doktorun durumu bu.

Arkadaşlar, hepinizin ailesinde doktor var. Bu anlamda, doktorlara mutlak sahip çıkmanız lazım çünkü doktorları sorunlu olan ülkenin kendisi sorunludur. Bu sorunların sonu da gelmez.

Bakın, size Avustralya’dan bir örnek veriyorum değerli arkadaşlarım. “Bir hemşire, bir doktor ya da bir ambulansa, bir sağlık görevlisine birisi saldırıyorsa sakınca olmadığını düşünüyor demektir.” diyor Avustralya yasaları. “O hâlde size tekrar düşünebilmeniz için -sakınca olmadığını düşündüğünüz için- on dört yıl süre veriyoruz.” diyor Avustralya yasaları.

Arkadaşlar, son on yıl içinde 11 tane doktorun öldürüldüğünü burada daha önce size açıkladım. Bu değerlerimiz, doktorumuz, mühendislerimiz kolay kolay yetişmiyor arkadaşlar. Bu anlamda Sağlık ve Adalet Bakanları mutlak ve mutlak bir araya gelmeli ve doktora, sağlık memuruna, sağlık personeline ya da hemşireye şiddetle ilgili mutlak ve mutlak yasa çıkarılmalı.

Tekrar ediyorum: Adalet Bakanı Sayın Gül ve Sağlık Bakanı Sayın Koca, lütfen görevinizi yapın. Hatta Sağlık Bakanı da bir hekim. Bu anlamda sizleri görevinizi yapmaya davet ediyorum bir an evvel.

Sevgili arkadaşlar, bu değerlerimiz tabii kolay yetişmiyor. Bu anlamda sizlere ölen bu çocuğumuz ve sorunları hiç bitmeyen doktorlar için bir arkadaşımızın yazdığı küçük bir şiiri dile getirmek istiyorum, özellikle dikkatle de dinlerseniz sevinirim.

“Dedim tabip bana bir derman söyle,

Bana senin derdin çaresiz dedi.

Dedim çeke çeke ölem mi böyle,

Hiç âşık gördün mü yarasız dedi.

 

Bu dünyaya cefa için gelmedim,

Eller gibi sefa sürüp gülmedim,

Ben bu derdi para ile almadım,

Haktan gelen çile parasız dedi.

 

Hüdai’yim bu mu benim yazım,

Gücüm yetse bu takdiri bozarım,

Gam yükünü yüklenmişim gezerim,

Ne kadar gezdirsen kirasız dedi.”

Değerli arkadaşlarım, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Bu çocuğumuza ve doktorlarımıza tekrar sahip çıkmanız dileğiyle hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

Sağ olun. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gürer, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Meclis Haber Dergisi’nin 243’üncü sayısında 30 Ağustos Zaferi, Erzurum Kongresi, Amasya Genelgesi ve Lozan Antlaşması’ndan bahsedilmesine karşın yer verilmeyen Mustafa Kemal Atatürk’ün resminin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı içeren sayısında yer almasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının yayın sahibi olduğu Meclis Haber Dergisi yayımlanıyor. Bu derginin haziran, temmuz, ağustos sayısında 30 Ağustos Zaferi var, Erzurum Kongresi var, Amasya Genelgesi var, Lozan Antlaşması var ama Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi unutulmuş. Önümüzdeki günlerde 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı geliyor. O dergide olsun Atatürk’ün resminin yer almasını sizin şahsınızda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından talep ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın, ezanı hür, bayrağı hür Türk devletini inşa etmiş büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’ü hiç kimsenin unutamayacağına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lidere sahip olmanın onurunu taşıyoruz hep birlikte. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk’ü hiç kimse unutamaz. Devletimizi kurmuş, ezanı hür, bayrağı hür Türk devletini inşa etmiş büyük bir lider. (CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

X.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Arasında OECD İstanbul Merkezi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1412) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 48) (Devam)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Arasında OECD İstanbul Merkezi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

"Kullanılan oy sayısı : 260

 Kabul:                     259

 Çekimser :                                   1(x)

     Kâtip Üye                                                 Kâtip Üye

Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                 Mustafa Açıkgöz

       Bursa                                                     Nevşehir”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

2’nci sıraya alınan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşmeye Türkiye Cumhuriyeti’nin Beyanlarla Birlikte Katılmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Kullanılmış Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik Sözleşmeye Türkiye Cumhuriyeti’nin Beyanlarla Birlikte Katılmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1801) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 88)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan, Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 85 Milletvekilinin Gümrük Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2213) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 104)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 23 Ekim 2019 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.35



(x) 48 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.