TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

94’üncü Birleşim

26 Haziran 2019 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Niğde Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul ili Çatalca ve Silivri ilçelerinde yaşanan mülkiyet sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, İzmir ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun gündem dışı yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, 26-30 Haziran Özel Güvenlik Görevlileri Haftası’na ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, barış, refah ve istikrardan taviz verilmeden 2023 hedeflerine ulaşılacağına ilişkin açıklaması

5.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, uyuşturucu tüketiminin dünyada hızla yayılmaya başladığına ve bağımlılık yapan ürünlere karşı verilen her türlü mücadelenin terörün kaynaklarını kurutmaya yönelik mücadele olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü’ne ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, temel hak ve özgürlükler, adil yargılanma ve ifade özgürlüğü alanındaki mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü’ne ilişkin açıklaması

9.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, İŞKUR’un üniversite öğrencilerine yönelik Sosyal Çalışma Programı’na ilişkin açıklaması

10.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, üniversite mezunu gençlerin KYK borçlarından kurtarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, 25 Haziran Kazım Koyuncu’nun ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

12.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, bilişim teknolojileri bağımlılığının etkilerinin incelenerek olası zararlarının bertaraf edilmesi amacıyla kurulan Meclis araştırma komisyonunun önemli çalışmalara imza attığına ilişkin açıklaması

13.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, idealsizliğin ruhu öldüreceğine ve ruhsuz eğitimden medeniyet yarışçılarının çıkamayacağına ilişkin açıklaması

14.- Hatay Milletvekili Sabahat Özgürsoy Çelik’in, Zeytin Dalı Herekâtı bölgesinde şehit olan Uzman Onbaşı Mikail Candan’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

15.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Murat Dağı’nda altın madeninin çevre katliamına neden olacağına ilişkin açıklaması

16.- Antalya Milletvekili Rafet Zeybek’in, Antalya Lisesinin tarihî binalarının Dışişleri Bakanlığına tahsis edileceği söylentilerine ilişkin açıklaması

17.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ili Kâhta ilçesi Narince köyünde yaşanan içme suyu sorununun giderilebilmesi için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili kurumları göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

18.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, Millî Eğitim Bakanlığında 2012-2019 yılları arasında EKPSS sınavıyla atanan engelli öğretmen sayısını ve açıklanan 750 engelli öğretmen atamasının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

19.- Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’ın, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

20.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, özel rehabilitasyon merkezlerinde çalışan öğretmenlerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 25 Haziran Denizciler Günü vesilesiyle denizcilere yıpranma paylarının geri verilerek mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine, iktidar grubunu “Toplumsal alandaki farklılıkların siyasi alanda kendilerini dile getirmeleri ancak siyasi alanın uzlaşma temelinde kurulmasıyla mümkündür.” ifadesinin yer aldığı AK PARTİ Grubunun 2023 vizyonunun politik çerçevesine sadakatle bağlılığa davet ettiğine ilişkin açıklaması

22.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Zeytin Dalı Herekâtı bölgesinde şehit olan Uzman Onbaşı Mikail Candan’a ve Edirne ili Meriç ilçesinde göçmenleri taşıyan aracın kaza yapması sonucu yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet dilediğine, 26 Haziran Özel Güvenlik Görevlileri Günü vesilesiyle özel güvenlikçilerin yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, 26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü ile Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü’ne, Anayasa’da işkenceyi yasaklayan hükümler olmasına rağmen işkence ve kötü muamele uygulamalarının kamuoyuna yansıdığına, Edirne ili Meriç ilçesinde mültecileri taşıyan aracın kaza yapması sonucu yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 26 Haziran Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın imzalanmasının 74’üncü yıl dönümüne ve Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü’ne, 7 Hazirandan 1 Kasım 2015 tarihine kadar olan dönemin Türkiye Cumhuriyeti tarihinin aydınlatılmaya muhtaç süreçlerinden olduğuna, Zeytin Dalı Herekâtı bölgesinde şehit olan Uzman Onbaşı Mikail Candan’a Allah’tan rahmet dilediklerine ve Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Zeytin Dalı Herekâtı bölgesinde şehit olan Uzman Onbaşı Mikail Candan’a ve Edirne ili Meriç ilçesinde mültecileri taşıyan aracın kaza yapması sonucu yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet dilediklerine, yargı reformu çalışmalarına başlanıldığına, işkenceye sıfır toleranstan yana olduklarına, 31 Mart seçimleri olmamış gibi bir anlayışla İstanbul’un yönetilemeyeceğine ve gerçek yolsuzlukların unutulmayacağına ilişkin açıklaması

26.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, işkencenin insanlık suçu olduğuna ve zaman aşımının olmadığına ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, KONDA’nın yaptığı araştırmanın seçmenin mesajını almak için başvurulması gereken kaynak olduğuna, Gezi direnişi davasında çıkan ara karara ve Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, grup başkan vekillerine söz verme konusunda sınırlama yapmadığı için Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’a teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, binalaşmayı artırınca millî eğitimin düzeleceğine dair anlayışa ve Millî Eğitim bürokrasisinin Türk millî eğitimine mihmandarlık edecek müktesebata sahip olduğuna ilişkin açıklaması

36.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına konuşan Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un temas ettiği konulardaki yanlışlıklara ilişkin açıklamada bulunduklarına ilişkin açıklaması

37.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, Ezilenlerin Sosyalist Partisi Genel Başkanı Çiçek Otlu’nun tutukluluğunun devam ettiğine ve siyasi soykırım operasyonlarına son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

41.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, milletlerin hayatı gibi eğitim hayatının da inişli çıkışlı olduğuna ilişkin açıklaması

42.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın, Kırşehir ili Dulkadirli köyünün ilkokul sorununun çözüme kavuşturulmasından dolayı teşekkür ettiğine, cemaat ve tarikatlara bağlı yurtlarda yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

43.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya ili Doğanyol ilçesi çiftçilerinin sulama probleminin çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

44.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, İstanbul ili Fatih ilçesindeki İstanbul Erkek Lisesinin öğrenci pansiyonunun yapılarak mağduriyetin sonlandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

45.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, halk eğitim kurslarında hizmet veren ücretli öğretmenlerin sözleşmeli veya kadrolu olarak çalıştırılmasının düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

46.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, gelişmiş ülkelerin çocuk işçilik konusunu önemsediğine ve çocuk işçiliğiyle mücadele ettiğine ilişkin açıklaması

47.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, depremde yıkılma riski bulunan Malatya ili Kemal Özalper İlköğretim Okulunun taşınmasının elzem olduğuna ilişkin açıklaması

48.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

49.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

50.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Giresun ili Eynesil ilçesinde hayatını kaybeden Rabia Naz başta olmak üzere çocuk ölümlerinde etkili ve yeterli soruşturma yapılması için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdikleri Meclis araştırma önergesinin reddedildiğine ilişkin açıklaması

51.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın ağır ithamlarda bulunduğuna ilişkin açıklaması

52.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

53.- İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam’ın, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda yeniden kazanan Ekrem İmamoğlu’nu kutladığına, Gezi direnişi davasına ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu üzerinden siyasilere yapılan baskıyı kınadığına, özel sektörde de çalışma imkânı bulunmayan KHK’yle ihraç edilen öğretmenlerin ne yapması gerektiğini AK PARTİ Grubu ile AK PARTİ’ye destek verenlerden öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

54.- Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in, Iğdır ili Hasanhan köyünde vatandaşlara vadedilen çorak toprakların ıslah edileceği sözünün yerine getirilmediğine ve Iğdırlıların yayla sorununun çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 4+4+4 eğitim sistemiyle çocukların eğitimiyle ve zekâ gelişimiyle oynandığına ilişkin açıklaması

56.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

57.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

58.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

59.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

60.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

61.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yasama olarak yürütme üzerinde denetleme görevlerinin var olduğuna ilişkin açıklaması

62.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Ayten Öztürk vakası ile Ankara Emniyet Müdürlüğünde yaşanan işkence vakasına ve Urfa topraklarında özel bir uygulama olduğuna ilişkin açıklaması

63.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve sürecin yürüyebilmesi için yürütme ile yasamanın birlikte hareket etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

64.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, Cargill fabrikasında işten atılan işçilerin direnişine duyarlılık gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

65.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, fındık üreticisinin devlet tarafından zarara uğratıldığına ve fındık taban fiyatının açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

66.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, Eskişehir ili Emek Mahallesi’nde öğrencilerin eğitim ve öğretim görebileceği lise bulunmadığına ilişkin açıklaması

67.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Anıtpark Forum’un Ankara’nın sorunlarını konuşmak için oturma hakkının engellendiğine ilişkin açıklaması

68.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, 31 Mart yerel seçimlerinden sonra Balıkesir Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının baskılara maruz kaldığına ilişkin açıklaması

69.- Konya Milletvekili Esin Kara’nın, Konyalı çiftçilerin Toprak Mahsulleri Ofisinin buğday ve arpa alım fiyatlarını açıklamasını beklediğine ilişkin açıklaması

70.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş’in 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, milletvekilinin gündem dışı söz talep ettiği konu dışında konuşma yapması hâlinde müdahalesinin söz konusu olmadığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, sorunların konuşulacağı yer olan Parlamentoda grup başkan vekillerinin söz hakkını kısıtlamamaya önem verdiğine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, yönetim tarzında tutarsızlık olmadığına ve grup başkan vekillerinin söz talebini karşılama teamülünün Meclisin en eski teamüllerinden biri olduğuna ilişkin konuşması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 21/6/2019 tarihinde Hakkâri Milletvekili Sait Dede ve arkadaşları tarafından, Yüksekova Belediyesine atanan kayyum döneminde yapılan iş ve işlemlerin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 26 Haziran 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90)

 

 

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, araç kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/12141)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, TBMM’ye silah veya benzeri maddelerle giriş yapmaya çalışan kişilere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/12598)

3.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, Kurum personelinin denetim ve yönetim kurulu üyeliklerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in cevabı (7/13169)

26 Haziran 2019 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Niğde Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yatırımlar hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Selim Gültekin’e aittir.

Buyurun Sayın Gültekin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Niğde Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Niğde Organize Sanayi Bölgemizdeki yatırımlar hakkında gündem dışı konuşma için söz almış bulunmaktayım. Ekranları başında bizleri izleyen vatandaşlarımızı ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Marka kent olma yolunda hızla ilerleyen Niğde'miz, zengin tarihe, kültürel değerlere ve doğal zenginliklere sahip, İç Anadolu'nun gözde şehirlerindendir. Geçmişte birçok medeniyete ev sahipliği yapan Niğde'miz, sanayi kenti olma yolunda da hızla ilerlemektedir.

1994 yılından bu yana hizmet veren Niğde Organize Sanayi Bölgemizin bazı avantajlarından sizlere bahsetmek istiyorum. Öncelikle, kesintisiz ulaşım ağına sahip olması, altyapısının ve üstyapısının eksiksiz tamamlanmış olması, bölge içerisinde mesleki teknik okulların bulunması, Avrupa Birliği standartlarında çıkış suyu elde edilebilen atık su arıtma tesisine sahip olması, yine elektrik enerjisi maliyetini azaltmak ve gelir elde etmek için 6,5 megavat üretim kapasiteli güneş enerjisi santralinin bulunması; yani Türkiye'de en ucuz elektrik kullanan 3 organize sanayi bölgesinden biri olması nedeniyle enerji giderleri yönünden de ön plana çıkmaktadır. 2013 yılından bu yana, yapılan anlaşmalarla, ortalama yüzde 12 elektrik indirimi de sağlanmıştır.

Yine, Niğde Organize Sanayi Bölgemizin, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı başta olmak üzere hiçbir kamu kuruluşuna ve özel kuruluşa veya bankalara kredi borcu olmadığı için girişimcilere ipoteksiz ve şerhsiz arsa tahsis edilebilmektedir.

Ayrıca bölgesel ve sektörel teşvik programında 5’inci bölge olarak yer alan Niğde OSB'mizde yatırım yapan yatırımcılar, bu programda yer alan KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti, vergi indirimi, sigorta primi işveren hissesi desteği, yatırım yeri tahsisi ve faiz desteğinden de yararlanabilmektedir.

Niğde Organize Sanayi Bölgemizde 6’ncı bölge teşvikleri kapsamında büyük ölçekli ve stratejik yatırımlar da desteklenmekte olup aynı program çerçevesinde vergi indirimi ve sigorta primi işveren hissesi desteği de uygulanmaktadır. Ayrıca, yasal muafiyet ve indirimler yanında, yönetim kurulu ve bölge müdürlüğü tarafından hazırlanan resmî yazı ve belgeler, izin, ruhsat işlemleri ve diğer hizmetler için sanayicilerimizden Niğde OSB olarak hiçbir harç ve bedel alınmamaktadır.

Niğde Organize Sanayi Bölgemiz bugün, 420 hektarlık alanda 91 firma, direkt 3.200, dolaylı olarak da 5 bine yakın çalışan istihdamıyla hizmetine devam etmektedir. Ayrıca 7 firmamıza ait inşaat devam etmekte olup 2 firmamız da proje aşamasındadır. Türkiye ekonomisinin direkt yüzde 17’sini, dolaylı olarak da yüzde 25’ini oluşturan tekstil sektörü organize sanayi bölgemizde yüzde 90 istihdam ve yüzde 95 elektrik tüketimiyle ilk sırada yer almaktadır. Bölgemizde faaliyet gösteren başlıca tekstil firmalarımıza Kozalı Tekstil, Işıl Tekstil ve Orteks Tekstili örnek olarak verebiliriz. OSB'mizdeki diğer tekstil firmalarımızla birlikte alanlarında gruplaşmaya gitmeleri sayesinde bölgemiz tekstil merkezi olma yolunda da hızla ilerlemektedir.

Yine, yurt içinde ve yurt dışında marka değerini fazlasıyla ispat eden, şehrimizin ve ülkemizin vazgeçilmez damak tadı Niğde Gazozu’muz saatte 10 bin şişe üretim yapan tam otomatik entegre bir tesiste üretimlerine devam etmektedir. Yurt içi ve yurt dışı pazarında önemli rol oynayan, atık su boruları, sulama sistemleri, doğal gaz boruları, tesisat boru ve ek parçaları, altyapı boruları, yerden ısıtma sistemi ve tesisat boruları, cam elyaf takviyeli kompozit boru, ip ve halat üretiminde sektörün öncülerinden olan Arılı Plastik, 110 bin metrekare sanayi parseli üzerinde yakın zamanda faaliyete geçireceği minimum 8 milyon euro yatırım maliyetli fabrikasıyla da Niğde'mize hem istihdam anlamında hem de ekonomik olarak -ülkemize de üretim anlamında- önemli katkı sağlayacaktır.

Buradan Niğdeli hemşehrilerimize de bir müjde vermek istiyorum. İstihdamımıza ve şehir ekonomimize katkı sağlayacak, ihracata yönelik üretim yapacak olan büyük bir mobilya ve karo fabrikası kurulması amacıyla Niğde Organize Sanayi Bölgemizde yapılan fizibilite çalışmaları tamamlanmış olup yıl sonunda da görüşmelerin olumlu sonuçlanması beklenmektedir.

Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeks’nde ilk 50 arasına giren Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesimizle de iş birliği içerisinde olan Niğde OSB'mize her türlü imkân ve kolaylıktan yararlanarak yatırım yapmak isteyen girişimcilerimizi, Niğde’mizi ve Niğde Organize Sanayi Bölgemizi tanımaları için şehrimize davet ediyorum. AK PARTİ döneminde birçok hizmetle tanışan Niğde’mize fayda sağlayacak her bir projenin destekçisi ve takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Bu vesileyle, ilimizde faaliyet gösteren iş adamlarımıza işlerinde başarılar ve hayırlı kazançlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Gültekin.

SELİM GÜLTEKİN (Devamla) – …işçi kardeşlerimize de işlerinde kolaylıklar diliyorum.

Yine Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mustafa Varank’a, başta şehrimiz olmak üzere organize sanayi bölgelerimize vermiş oldukları desteklerden dolayı teşekkür ediyorum. Niğde OSB Başkanımız Sayın Mustafa Altunbaş’a ve yönetimine çalışmalarında başarılar diliyor; Niğdeli hemşehrilerimizi, aziz milletimizi, Gazi Meclisimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gültekin.

Gündem dışı ikinci konuşma, İstanbul’un Çatalca ve Silivri ilçelerinin bazı mahallelerinde yaşanan mülkiyet sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’ye aittir.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul ili Çatalca ve Silivri ilçelerinde yaşanan mülkiyet sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başkanın da açıklamasında belirttiği gibi, Silivri ve Çatalca ilçelerinin bazı köylerinde -şimdi mahalle oldu- ve mahallelerinde yaşanan mülkiyet sorunlarıyla ilgili konuşmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime, konuşmama konu olacak olan köyler, mahalleler, Silivri’nin Sayalar, Çayırdere, Danamandıra köyleri; Çatalca’nın Aydınlar, Hallaçlı, Gümüşpınar, Karamandere, Yaylacık köyleri ile yine Çatalca’nın eski Binkılıç Mahallesi, yeni Fatih ve Atatürk Mahalleleri. Burada yaşayan vatandaşlarımızın çok uzun yıllardır tapu problemi var. Türkiye’nin genelinde bir tapu ve mülkiyet problemi vardır ancak saydığım bu mahallelerdeki tapu probleminin Türkiye’nin diğer yerlerinde yaşanan problemlerden çok büyük farkı var. O nedenle, bu saydığım mahallerdeki tapu problemini çok ayrı bir düzenlemeyle çözmek gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, seçimden önce Genel Başkanımız bu köylere gitti; daha sonra bana görev verdi, ben de bu köylere gittim, Çatalca’nın köylerine, oraları dolaştım, sorunu yerinde tespit ettim.

Tarihimizde “93 Harbi” denen bir harp vardır. Rumi takvimde 1293 yılına denk gelmesi nedeniyle “93 Harbi” olarak adlandırılan 1877-1878 tarihindeki Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlarda büyük ölçüde toprak kaybıyla sonuçlanmıştır. Balkanlardan, özellikle de Tuna bölgesinden bugünkü Anadolu coğrafyasına, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan coğrafyaya büyük göçler meydana gelmiştir. Dönemin padişahı II. Abdülhamit. II. Abdülhamit o dönemde bu göçü yönetmek üzere İdare-i Umumiye-i Muhacirin Komisyonu kurmuştur. Komisyonun amacı, göç edenleri İstanbul’da karşılamak ve Anadolu coğrafyasının neresine yerleştirileceğini tespit etmek.

Başlangıçta amaç, bu iskânın geçici amaçlı olmasıdır çünkü Balkanlardaki Müslüman Türk nüfusun diğer nüfusla olan oranının değişmesini arzu etmiyor doğal olarak II. Abdülhamit. Ama şartlar izin vermiyor, daha sonra bu geçici iskân kalıcı iskâna dönüşüyor, hatta II. Abdülhamit o komisyonla yetinmeyerek Yıldız Sarayı’nda bizzat kendi başkanlığı altında Umum Muhacirin Komisyonu da kuruyor. Amaç, bu göçü iyi bir şekilde yönetmek ve bu insanları bu topraklara, bu coğrafyaya yerleştirmek ve bundan hareketle de tarımsal üretimi artırmak. Yani, bu insanlar, bir kısmı Çatalca ve Silivri’ye yerleştirilen, bir kısmı Anadolu’da Eskişehir’e yerleştirilen, Türkiye’nin muhtelif illerine yerleştirilen bu insanlar, yüz kırk bir yıldır bu topraklarda yaşıyor. Çatalca ve Silivri ilçelerinin bu köylerindeki vatandaşlarımız, atalarından, dedelerinden bu yana bu toprakları kullanıyor.

Sorunun çözümü amacıyla bir kanun çıkarıldı 2017 yılında, 7020 sayılı Kanun; 18 Mayıs 2017’ydi. Şu kürsüde Meclis Başkan Vekili olarak oturuyordum, önüme geldi, kabul edildi, bütün partilerin oylarıyla kabul edildi. Evet, ben bütün önergeleri okurum; şimdi olduğu gibi, okurum. Fakat, değerli arkadaşlar, bu önergede, kabul edilen bu önergede, yasalaşan bu maddede büyük bir eksiklik var. Neden? Diyor ki: “Değerli kardeşlerim, vatandaşlarımız, sizin sorununuzu çözeceğiz. Piyasa fiyatı neyse bu arazilerin -bu araziler değil, köy yerleşik sınırları içerisinde 7 bin metrekareye kadar olan kısmının tapusunu- size veririz rayiç bedelle, piyasadaki alım satım fiyatıyla.” Bu vatandaş alamaz ki bunu, alamaz. Başka kanunlar da var, 2/B kanunu olarak isimlendirdiğimiz ve 12’nci maddesiyle de hazineye ait tarım arazilerinin satışını düzenleyen 6292 sayılı Kanun. Bu kanunda, sözünü ettiğim maddede, hazineye ait tarım arazilerinin satışı düzenleniyor. Burada “rayiç bedel” diyerek o kanundan daha farklı bir kolaylık getirmiş olmuyorsunuz. Üstelik, oradaki düzenlemede üç yıldır o tarım arazisini kullanan vatandaşlar tapuyu alabiliyor, üç yıldır. Bu insanlar ne kadar zamandır oturuyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, sözlerinizi tamamlayın.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu köylülerimiz ne kadar zamandır oturuyor burada? Yüz kırk bir yıldır oturuyorlar, yüz kırk bir yıldır. Yetmiyormuş gibi, 2016’nın sonlarında, 2017’nin başında bu vatandaşlarımıza idare ecrimisil ihbarnameleri göndermiş. Ecrimisil neden dolayı alınır? Bir araziyi, hazine arazisini işgal eden vatandaştan alınır. Bunlar işgalci değil; padişah iradesiyle, Osmanlı İmparatorluğu yönetiminin iradesiyle buraya yerleştirilmiş. İşgal, sahibinin izni dışında bir araziyi kullanmaktır. Böyle büyük bir hata olamaz. Bir de bunlardan ecrimisil isteniyor.

Vatandaşlarımıza söz verdim ben Ankara’ya döndüğümde hemen kanun teklifini vereceğim diye. İstanbul’da hazırladığım kanun teklifimi geçen hafta grup başkanlığımıza verdim ve Meclis Başkanlığına intikal etti, şu anda Bayındırlık ve İmar Komisyonunda; yarın bir teklif görüşülecek orada, onunla birleştirilerek görüşülmesini de Komisyon Başkanından talep ettim bugün.

Şimdi, belki bazı arkadaşlar cevap verecektir “Bu yanlışlığı düzeltiyoruz, o kanun teklifinde bu düzeltmeleri yapıyoruz.” diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen Sayın Hamzaçebi.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Toparlıyorum.

Ben o köylülere şunu söylemiştim: Bana soracaksınız, ya Sayın Akif Hamzaçebi, sen kanun teklifini vereceğim, bunu düzelteceğim diyorsun da sen muhalefet milletvekilisin, nasıl düzelteceksin? Hiç merak etmeyin dedim, biz hangi konuda, bu mülkiyet konularında özellikle hangi adımı atarsak iktidar bizi takip eder. (CHP sıralarından alkışlar) Evet, bizi takip ettiniz ama eksik takip ettiniz arkadaşlar. Bu insanlar yüz kırk bir yıldır orada oturuyor, üç yıldır herhangi bir hazine arazisini kullananlarla onları eşit konuma getiriyorsunuz. Bu insanların bir farklılığı olmalı.

Ben şu kanun teklifini verdim, milletvekili arkadaşlarımla birlikte imzaladım, verdim ve diyorum ki bu vatandaşlarımıza emlak vergi değeri üzerinden devredelim. Siz ne diyorsunuz? “Rayiç bedeli kaldırıyoruz, rayiç bedelin yarısı oranında bir bedelle vereceğiz.” Rayiç bedelin yarısı oranında bir bedelle herkese veriyorsanız Çatalca, Silivri köylülerinin farklılığı nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, bir dakika daha süre veriyorum. Sizin sözünüzü kesemem Sayın Hamzaçebi. Burada oturmuş bir başkan vekili olarak takdiri size bırakıyorum ne zaman bitireceğinizle ilgili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Çok naziksiniz. Son cümlelerimi söylüyorum.

Değerli arkadaşlar, vermiş olduğunuz teklif de doğru değildir. Zaman var. Yarın komisyon toplantısına katılacağım, bu vatandaşlarımızın sorunlarını orada dile getireceğim. Hakkaniyete uygun olan düzenleme, bu vatandaşlarımıza bu arazilerin mülkiyetini emlak vergi değeriyle vermektir. İkili bir düzenleme yapıyorsunuz. 7 bin metrekareye kadar, bu yasada -şimdi düzelttiğiniz bu maddede- bir satış düzenliyorsunuz. E üstü, üstündeki tarım arazisi? “Onu öbür yasada yapacağız.” Niye kulağı böyle gösteriyorsunuz? Her ikisi de rayiç bedel. Bırakın onu, gelin, emlak vergi değerinden bu düzenlemeyi yapalım, yüz kırk bir yıllık mağduriyeti giderelim, vatandaşın ödemiş olduğu ecrimisili de satış bedelinden mahsup edelim.

Ben bunları söylerken, bugün burada konuşacağımı ifade ettim, çok da “tweet”ler, “mail”ler aldım. Çatalca’nın başka mahallelerinden “mail”ler aldım. “Bizim köyümüzde de benzer sorunlar var.” deniyor ama benzer değil. 2/B arazisi olan köylüler var, başvurularını yapmışlar, kadastro müdürlüğü gelip ölçüm yapacak ama kadastro müdürlüğünün ödeneği yok, ödenek gelmesini bekliyorlar. İnşallah o ödenek de gelir.

Çok teşekkür ederim. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, toleransınıza çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Rica ederim.

Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Gündem dışı üçüncü konuşma, İzmir’in sorunları hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Osmanağaoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

3.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, İzmir ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; seçim bölgem İzmir’in sorunlarını dile getirmek amacıyla gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, muhterem heyetinizi ve yüce Türk milletini saygı ve muhabbetlerimle selamlıyorum.

Tarihî dokusuyla, güzellikleriyle, bir ticaret merkezi olması hasebiyle ve sosyal canlılığıyla birçok ilimize ilham kaynağı olan güzel İzmir’imiz, maalesef, çözüm bekleyen onlarca sorunla boğuşmaktadır. Her ne kadar konuşmamın tamamını İzmir’imize ayırma niyetinde olsam da Türk milletinin temiz duygularını ve beklentilerini istismar eden algı üstatlarının, siyasi partileri ümit ve geçim kapısı hâline getiren tükenmişlerin, pervasızların siyaset anlayışları maalesef buna müsaade etmemiştir.

Bir parçası olma şerefine nail olduğumuz bu Meclis, millî iradenin tecelligâhı, Millî Mücadele’nin karargâhı olmuş kutlu bir yapıdır. Bu anlayış çerçevesinde, üzerime yüreğimden başka muska takmadan konuşmak istiyorum.

Milletvekili yani seçilmiş kişi, milletin ruh hedefidir. Millî kimliği oluşturan değerlerle mücehhez, mümtaz bir şahsiyettir. Bu çatı altında, bunun bilincinde olan herkes, bu anlamda bir vasfı ihbar etmekle mükelleftir. Bu mükellefiyet, Türk milletinin, Türk vatanının, Türk tarihinin, Türk kültürünün teminatı olma mükellefiyetidir. Bu sorumluluğu her sahada hesapsız, sıfatsız ve perdesiz ifa etmiş bir ülkücü olarak ihbar ediyorum: Bir oluncaya dek hepimiz bir dava için seferberiz. Bu dava, bu vatanı bize emanet edenlerin davasıdır. Bu dava, bedenini toprak yapıp toprağa katan ve bu toprakları vatan yapanların davasıdır. Bu dava “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.” diyen, bayrakla ağlayıp bayrakla gülen, bayrakla var olup bayrakla ölenlerin davasıdır. Bu dava, çocuğunu 3 yaşında, yavuklusunu pınar başında bırakıp vatan için ölüme gidenlerin davasıdır. Bu dava, siyasi patırtılara feda edilemeyecek kadar aziz ve ulvi bir davadır. Onun için herkesi ve her kesimi “Mevzu vatan olunca gerisi teferruattır.” şuuruna ve sorumluluğuna davet ediyorum.

Biz bu davanın remzi olan hilali gösteriyoruz, hiç kimse parmağımızın ucuna bakıp “Parmağım gözüne.” dercesine bir polemik anlayışına girmesin. İstanbul seçimleri sonrası özellikle sosyal medyaya servis edilen Mehter ve İzmir Marşı polemiği üzerinden mevzi almak isteyenler bilsin ve bilmeliler ki millete mal olmuş, bu milletin ortak dili ve değeri hâline gelmiş hiçbir marş, türkü veya şiir, şu ya da bu grubun ya da ideolojinin tekeline verilerek ötekileştirmenin dili hâline getirilemez. Bu tavır, millî kültür, millî tarih ve toplum karşısında zerre kadar sorumluluk hissetmeyen bir aymazlığın açık tezahürüdür.

İkincisi: Bu milleti karşılıksız sevmiş, zaferi urganlarda arayıp sehpalarda bulmuş bir hareketin mensuplarına sandık meraklısı, ihtiras kumkuması, eski gelinler gibi sandığından çıkardığı ile zorbalık etme gayreti ise absürt bir komedidir. Sandıktan çıkan sonucu kendi ideolojisi adına zafer olarak tanımlayanlar, milletten aldıkları yetkiyi de kendi ideolojileri adına kullanacaklarını bilvesile ilan ve ifşa etmiş olurlar ki bu millet, buna asla müsaade etmez ve müsamaha göstermez. Bu noktada herkesi kavramlara ve mevhumlara karşı sorumluluk almaya davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Osmanağaoğlu, toparlayın lütfen.

TAMER OSMANAĞAOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bir daha tekrar ediyorum: Biz, millet sevdasıyla, zindan kiracılığı yaptık; karşılık beklemedik. Biz, bu milleti karşılıksız sevdik ve bu sevdanın şarkısını zindanlarda hıçkırıklarla bestelerken karşılığını da hep Allah’tan bekledik. Millet için sandıklara, sandukalara konulmuş şehit naaşıydık çünkü biz; millet sevdasıyla ateşe, urgana yürüyenlerin yol başçısıydık. Bu anlamda, bir hareketin mensuplarıyla seçim sandığı üzerinden polemik yapmaya kalkmak, en hafif ifadeyle basitliktir. Biz, karşılıksız sevdik, Ferhat gibi dağları deldik; ne yevmiye istedik bu milletten ne de bahşiş. Çöllerde gezdik Mecnun gibi, bilmesin istedik sevgili, mihnet hissetmesin hâlimizden.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Osmanağaoğlu.

TAMER OSMANAĞAOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Çünkü biz, milletine hizmeti mihnet değil, cana minnet biliriz. Çünkü biz, hizmeti nispetince şerefli ve belalı bir millet davasının davacılarıyız.

Değerli milletvekilleri, Gandhi kendisine “Senin gibi bilge bir adam bilgeliği siyasete alet etmemeli.” diyenlere “Ben bilgeliği siyasete alet etmiyorum, siyasete bilge bir vasıf kazandırmaya çalışıyorum.” derken bizim hakikatimize ait bir gerçeği de esas kalıbına döküyordu. Evet, biz ülkücüler olarak siyasete dava şuuru kazandırmaya çalışıyoruz. Onun için hiç kimse bizi kendi basit ve sığ anlayışıyla polemiğe davet etmesin çünkü bu anlamda bir basitliğe icazet edecek seviyede ülkücü yoktur. Bilenler bilir bizi, bilmeyenlere selam olsun.

Bu arada, 1’inci yılını kutladığımız Meclis çalışmalarında Sayın Genel Başkanımızın bize gönderdiği mesajdan dolayı kendilerine teşekkür ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Osmanağaoğlu.

Değerli milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gündem dışıları…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitti efendim.

BAŞKAN – Bitti, tamam, doğru.

Size söz vereyim, sonra diğer milletvekillerine birer dakika süreyle söz vereceğim.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun gündem dışı yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, İstanbul seçimleri yapıldı, kazanıldı. Tabii, seçimden önce kullanılan, iftira eden, hakaret eden dil ve o dildeki öz güven yüksekliği, kibir; kendisine oy verenlere, hiç değilse geçmiş dönemde oy aldığı ve birlikte yol yürüdüğü, belki partisine mensup olanlara karşı kullanılan küfre varan dil; Türkiye’nin en köklü siyasi geleneğine karşı kullanılan küfre varan hakaretler falan ve iddialı sözler; arkasının boşaltılması, düşülen hakikaten ibretlik durumlar; bunları, biz çıksak, burada gündem etsek hakikaten bu, belki siyaseten basitlik olur. Ama biz bunları söylemiyorken o durumlara düşenler, onları yapanlar; bir öz eleştiri yapmadan, bir özür dilemeden, o kullandığı sözleri yapmadan; sonra da “Efendim, işte, biz gelirken böyle olmuştu da giderken böyle olmuştu.” falan deyip, böyle, oradan da bir şey anlatıp hâlen, böyle, öz güven patlamaları falan; gerçekten ibretle izledik.

Biz, kazanmış olmanın, 800 bin fark atmış olmanın, yapılan bütün ötekileştirmelere karşı kendi mensuplarının bize, adayımıza sahip çıkmış olmasının -bugün araştırma sonuçları ortada özellikle son üç günde yaşananlardan sonra- koşa koşa sandığa gidip bizim adayımıza oy vermiş olanların… Belki biraz susmasını, öz eleştiri yapmasını bekleriz. Verecek çok ciddi cevaplarım var ama yine kazananların bulunması gereken çizgi içinde kalmaya çalışalım. Ben İzmir’in sorunları üzerine bir gündem dışı konuşma dinleyeceğimizi bekliyordum, herhâlde İzmir’in en büyük sorunu odur ki muhalefet partisi milletvekilinin İzmir’in sorunu olarak biraz önceki konuşmayı yapmış olmasıdır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bülbül, size söz vereceğim ancak aslında Sayın Özel’e çok kısa bir açıklama yapmasını bekleyerek söz verdim. Biraz sonra grup başkan vekillerine zaten söz vereceğim Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ama yapacak bir şey yok efendim.

BAŞKAN – Size söz vereceğim. Nasıl olsa grup başkan vekillerine söz verecektim. Eğer aralarda söz alınır ve bu karşılıklı konuşma uzarsa galiba düzeni sağlamakta zorlanırız.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Nasip efendim.

BAŞKAN - Özgür Özel’e söz verdiğim için size de söz vereceğim Sayın Bülbül fakat uzatmayacağım bu konuşmaları, biraz sonra zaten grup başkan vekilleri söz alacaklar ve konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bülbül.

2.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın grup başkan vekilinin bu kadar alınganlık göstermesine mana veremediğimizi ifade etmek istiyorum ve “millete hakaret edenler” derken kimi kastettiğini de açıkça belirtmesi gerektiğini ifade ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim üstüne alındıysa onu kastediyorum.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sizin üstünüze alındığınız gibi…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Siz de alınmışsınız.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi, millete hakaret etmeyi Milliyetçi Hareket Partisi kendisine zül addeder, öyle bir şeyin içerisinde olması asla ve asla söz konusu olamaz. “Milliyetçi Hareket Partisinin hakaret ettiği” demeyelim de Milliyetçi Hareket Partisinin sert bir şekilde eleştirdiği kişiler kimdir diye baktığınız zaman arızalar kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Burada, Türk milletiyle problemi olan, Türk milletinin değerleriyle problemi olan, maneviyatıyla, mukaddesatıyla problemi olan kim varsa Milliyetçi Hareket Partisinin onlarla problemi vardır. Bunu illa bir siyasi parti kapsamında daraltmaya gerek yok. Bu noktada biz görüşlerimizi, düşüncelerimizi gayet medeni bir şekilde, sayın konuşmacımızın da yaptığı gibi dile getiririz.

Şimdi, “Öz güven patlaması…” derken Milliyetçi Hareket Partisi gibi bir partinin, Türkiye’de hiçbir baskıya, hiçbir zulme eyvallah etmemiş bir partinin kendine öz güven duyması kadar normal bir şey yoktur. Allah’a şükürler olsun bugüne kadar hep hakkı ve hakikati savunmaya çalıştık. Bundan başka yaptığımız iş söz konusu değildir. “Kendi mensuplarının sahip çıkmadığı…” falan gibi ifadelerse büyük bir iftiradır. O iftirayı, o iddiayı ispat etmeye davet ediyorum. Hangi sandıktan, hangi oyda “Ben aslında Milliyetçi Hareket Partiliydim de ben şuna oy verdim.” diye bir oy çıktığını, bir seçmen oy pusulasını bir gösterin de bu iddianızı bir ispat etmiş olun bize.

Şimdi, “Koşa koşa oy vermeye çalışıyor.” gibi ifadelerle, işte “Kendi mensuplarınız bile şöyle yaptı, böyle yaptı.” ifadeleriyle Milliyetçi Hareket Partisine iftira etmeyin, bühtanda bulunmayın. Bu sözlerinizi, bu iddialarınızı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhur İttifakı’nın bir parçası olarak seçim sürecinde namusuyla, şerefiyle büyük bir gayret içerisinde bu seçimlerde Cumhur İttifakı’nın başarısı için mücadele etmiştir. Fakat bunun dışında, içeriğinde neyin olduğu daha henüz belli olmayan büyük bir birliktelikle -adına ne tür bir ittifak dediğiniz de belli değil- şu an ortaya bir netice çıkmış durumda. Bu çıkan netice, sizin her zaman eleştirilerinizde dile getirdiğiniz gibi, “Sandıktan çıkmış olmak, meşru olmak, haklı olmak, ahlaki olmak demek değildir.” dediğiniz gibi her zaman, onu siz her zaman dersiniz ya…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle bir şey demedik, demedik abi öyle bir şey.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi, “Bizim önümüze sandığı koymayın, demokrasi sandıktan ibaret değildir.” dersiniz ya hep…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bülbül, bağlayın ve dediğim gibi, biraz sonra zaten söz hakkı vereceğim size, orada tamamlarsınız.

Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi biz de diyoruz ki: Sandıktan çıkmış olmak ahlaki olmak, doğru olmak, bu milletin yararına hakkın hukukun yanında olmak anlamını taşımaz her zaman. Bu süreç bitmiştir, sandıkta bir irade ortaya çıkmıştır ve bu iradeye biz saygılı olduğumuzu ifade ediyoruz ancak bunun neticelerini hep birlikte göreceğiz diyoruz, hep birlikte izleyeceğiz diyoruz.

Bu aynı pota içerisinde, aynı çuval içerisinde olanlar bakalım ne şekilde bu çuvalın içinde duracak hep beraber müşahede edeceğiz, hep beraber göreceğiz. İnşallah hiçbir şey Türk milletinin ve İstanbullunun aleyhine bir netice doğurmaz diye temenni ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sonra Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, özür dilerim de…

BAŞKAN – Hayır, Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakın, birincisi, burada istismar var, şöyle istismar var: Şimdi, bir kez kendimi ifade etmeme imkân verin. Beyefendi, Sayın Grup Başkan Vekili siz verirken “Burada vereceğim, daha sonra vermeyeceğim.” dediğiniz için dört dakikayı aşan bir konuşma yaptı ve orada İç Tüzük 69’a göre bırakın yerinden 60’a göre cevap vermeyi, doğrudan kürsüden cevap vermeyi gerektirecek iftiralarda, hakaretlerde bulundu ve doğrudan sözlerimizi çarpıttı.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Hangi söz iftira ve hakaret, merak ettim.

BAŞKAN – Bir dinleyin lütfen, ben karar vereceğim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Merak ettim efendim.

BAŞKAN – Dinleyelim Sayın Bülbül.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İç Tüzük’ümüzdeki uygulama yöntemleriyle ilgili, sizin yöntemlerinize karşı diğer Meclis başkan vekillerinde olduğu gibi, her yiğidin yoğurt yiyişine her zaman saygılı bir şekilde davranıyoruz. Bazen diyorsunuz ki “Bütün sözler bittikten sonra vereyim.” O zamana kadar bekliyoruz ama şimdi burada kişi söylemediğimiz bir sözü söyleyip daha sonra da “Bunu ispat etmezseniz, işte, şusunuz, busunuz.” gibi sözler söyledikten sonra artık o dakikada usul yönünden İç Tüzük’ün emrettiği gibi bu konuya derhâl cevap verme gereği var. Neden? Zira televizyonları başında grup başkan vekilini izleyen birisi buradan sonra bizim sustuğumuzu ve Meclisin normal seyrine döndüğünü izlediği anda sanki bu mesnetsiz, yersiz, tabansız ifadeler grubumuz tarafından kabul edilmiş ve/veya cevaplanamamış gibi algılanır ki böyle bir dönemde bunu kabul etmemiz mümkün değil.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Sayın Özel, süre kullandırma konusunda her türlü itirazı çok dikkatli yapmanızı öneririm.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eyvallah.

BAŞKAN – Çünkü grup başkan vekillerinin söz kullanımında mümkün ölçüde parti ayırmadan, kendilerinin sınırı tayin etmelerine imkân tanırım. Yani 4 kere uzar, 5 kere uzar, kimsenin sözünü mümkün ölçüde kesmemeye çalışırım, buna elbette siz de dâhilsiniz.

Şimdi, normal şartlarda gündem dışı konuşmalardan sonra gündem dışı konuşmalara cevap vermek üzere söz hakkı tanımamıştım bugüne kadar, ilk oldu. Siz birden söz istediniz ve ben de size söz verdim çünkü genel akış benim bütün yönettiğim oturumlar, birleşimlerde böyle olmuştur. Gündem dışılar gündem dışıdır, konuşulur, kapanır, sonra birer dakika süreyle milletvekilleri söz alır, ardından grup başkan vekillerinin söz sırası gelir. Orada sınır koymamaya çalışırım, dün olduğu gibi. Beşer kere söz istenip konuşulduğu da olmuştur. O nedenle bu tartışmayı burada şimdi virgülle durdurmanızı, biraz sonra devam ettirmenizi istiyorum. Ben yine aynı uygulamaya devam edeceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, zaten maksat hasıl oldu, itirazımızı dile getirdik. Süre sınırlaması da olmayacağını söylüyorsunuz, söyleriz ama şunu söyleyelim çünkü her şey tutanağa geçiyor ve bir sonraki uygulamaya temel teşkil ediyor: Gündem dışı konuşmalarda cevap verilmediği meselesi belki sizin yönettiğiniz oturumlarla sınırla olarak doğru olabilir ama daha önce onlarca, yüzlerce bu konularda cevap verildiği, hatta ilk gündem dışı yüzünden ikinci gündem dışına elli beş dakika sonra geçildiği vakidir. Ama buradaki sorun ne? Gündem dışında çoğunlukla milletvekillerimiz gündemde olmayan, illeriyle ilgili sorunlar, bir mesleğin mensuplarının sorunları gibi konuları ele aldığı için zaten tartışmaya yer verecek bir sataşma olmuyor ama Sayın İzmir Milletvekili Osmanağaoğlu sözü “İzmir’in sorunları” diye alıp konuşmasının tamamını bir başka çerçeveye ve doğrudan grubumuzu kastederek bazı ifadeleri kullandığı için cevap verme ihtiyacı doğdu. Bu ihtiyacın doğduğu her aşamada grup başkan vekillerinin görev tanımı gereği bunu yapması gerekir, bu itirazı yapması gerekir. O yüzden söz aldım. Yarın herhangi bir milletvekili İzmir’in sorunlarını konuştuğunda gündem dışılar sırasında böyle bir şeye ihtiyaç tabii ki olmayacak.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, milletvekilinin gündem dışı söz talep ettiği konu dışında konuşma yapması hâlinde müdahalesinin söz konusu olmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bir tek konuda bir açıklama yapacağım ve sonra birer dakika söz taleplerini karşılamaya geçeceğim.

Milletvekilleri çeşitli konularda gündem dışı söz talep ederler, biz de onu gündeme yazarız ve okuruz. Böylece milletvekilleri ve bizleri izleyenler haberdar olurlar ama o anda, kürsüye geldikleri anda ne konuştuklarına karışmayız ve sadece Osmanağaoğlu değil, bugüne kadar pek çok milletvekili belirtilen konunun dışında konuşma yapmıştır. Benim yönetme tarzımı da biliyorsunuz, içeriğe müdahale söz konusu olmaz, itirazları karşılamak ve grup başkan vekillerinin kendilerine yönelik “sataşma” olarak gördükleri iddialara cevap verme hakkını her zaman gözettim.

Biraz sonra, dediğim gibi, yeniden söz verdiğimizde bu iddialara cevap verirsiniz. Sanırım bu kadar çabuk hafıza unutmaz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Özel bizden fazla konuşmuştur yalnız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şu eksik kalmasın…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Kaç dakika oldu Sayın Özel?

BAŞKAN – Sayın Bülbül, lütfen bekleyin, ne dediğini dinleyelim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yok, yok. Kaç dakika oldu, saydınız mı?

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burada yaptığımız iş Parlamento hukuku açısından o kadar kıymetli bir iştir ki…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Doğru mu? Bizimkisi de çok önemliydi.

BAŞKAN – Tamam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …umuyorum belirli seneler sonra bu noktaya geldiğinizde bunun kıymetini anlayacaksınız.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Belki seni almayabilir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çünkü muhalefetten iktidara reyle değil başka bir şeyle taşındığınızda muhalefet etmekten böyle vazgeçiyorsunuz da ondan oturduğunuz yerden.

HASAN KALYONCU (İzmir) – Hâlâ konuşuyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Benim söyleyeceğim şu: Gündem dışına içerik denetimi yapılamaması ve yapılmaması çok doğrudur. Zaten bir hayal kırıklığı varsa bende, sizde değil, İzmirli seçmende vardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – İzmirli seçmenin hayal kırıklığının nereden kaynaklandığını iyi biliyorsunuz.

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – İzmirli seçmenin hayal kırıklığı Tunç Soyer.

BAŞKAN – Şimdi, sisteme ilk giren 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Çelebi…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, 26-30 Haziran Özel Güvenlik Görevlileri Haftası’na ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Güvenlik Haftası’ndayız. Sayısı 52 bine varan köy korucularından bahsetmek istiyorum. Bunlar yeni adıyla güvenlik korucularıdır. Aktif çalıştıklarında 2.040 lira almaktalar, emekli olduklarında ise 1.200-1.380 arasında değişen bir maaş bağlanmaktadır. Emekli olduklarında tazminat alamıyorlar. Operasyonlara kendi imkânlarıyla gidiyorlar. Operasyon ücreti adı altında günlük 30 lira veriliyor ve bu -yol, yemek, ulaşım dâhil- yetmiyor. Ayrıca gönüllü güvenlik korucuları var. Bunların sayısı da 20 bine yakın. Sadece silah veriliyor, köy hudutları içerisinde görev yapıyorlar, hiçbir hakları yok. Bunlara da en azından güvenlik korucularının maaşının yarısı kadar maaş bağlanabilir, özlük haklarında düzenleme yapılabilir diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

4.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, barış, refah ve istikrardan taviz verilmeden 2023 hedeflerine ulaşılacağına ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye’nin üretimdeki ve insan gücündeki potansiyelini bilenler, ülkemiz ekonomisine yönelik saldırıları aralıksız bir şekilde istikrar noktasında yoğunlaştırıyor. Hükûmetimiz bu konuda almış olduğu tedbirlerle bu saldırıları bertaraf etmektedir. Dolar kuru bir süredir 6 liranın altında seyrediyor. Merkez Bankası döviz rezervlerimiz 100 milyar seviyesine yaklaştı. Tahvil faizleri yüzde 19’un altına indi. Ekonominin nabzını tutan güven endekslerinin hepsinde de haziran ayında olumlu yönde gelişmeler gözleniyor. İhracatımızdaki ve turizm sektöründeki olumlu yükseliş sürüyor. Bu yıl turist sayımızın 50 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.

Demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, ülkemizin barış, refah ve istikrarından taviz vermeden; birlik ve beraberlik, kardeşlik içerisinde 2023 hedeflerine ulaşacağımıza inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

5.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, uyuşturucu tüketiminin dünyada hızla yayılmaya başladığına ve bağımlılık yapan ürünlere karşı verilen her türlü mücadelenin terörün kaynaklarını kurutmaya yönelik mücadele olduğuna ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Uyuşturucu tüketimi dünyada hızla yayılmaya başlamıştır. Birleşmiş Milletler raporuna göre, hayatında bir kere uyuşturucu kullananların sayısı her yıl 1 milyon kişi artmaktadır. Uyuşturucu kullanımının 11-12 yaşlara inmesi, tüm toplumların ortak meselesidir. Terör örgütlerinin de en önemli finansman kaynağı uyuşturucu ticaretidir. Bağımlılık yapan ürünlere karşı verilen her türlü çalışma, aynı zamanda terörün kaynaklarını kurutmaya yönelik bir mücadeledir.

On yedi yıllık iktidar dönemimizde uyuşturucuyla mücadele konusunda önemli adımlar atılmıştır. Bunun en son örneği, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 14 Şubat 2019 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan genelgeyle uyuşturucu, alkol, tütün gibi madde bağımlılıkları ile kumar, teknoloji bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılıklarla mücadele çalışmalarının kararlılıkla sürdürülmesi amacıyla Bağımlılıkla Mücadele Yüksek Kurulu kurulması olmuştur.

Sözlerime son verirken, çocuklarımıza hayatlarının her alanında ihtiyaç duydukları hizmetleri sağladığımızda bağımlılık tehlikesinin kendiliğinden ortadan kalkacağını hatırlatarak Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

6.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü’ne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü. Uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı, uyuşturucu kullanan kişiyle beraber, başta yakın çevresi olmak üzere toplumun bütün kesimlerine zarar veren, toplumların hem bugününü hem de geleceğini tehdit eden en önemli bir sağlık sorunudur. Bu sebeple, özellikle gençlerimizi ve çocuklarımızı sigarayla başlayan daha sonra da uyuşturucunun değişik varyasyonlarıyla etkisi altına alan madde bağımlılığı konusunun çok daha ileri boyutlara gelmesini önlemek adına devletimizin tüm birimleri ve ilgili sivil toplum kuruluşları tarafından güvenlik, sağlık ve eğitim yoluyla önleyici, koruyucu ve tedavi edici süreçleri kapsayan etkin bir mücadele yürütülmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

7.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, temel hak ve özgürlükler, adil yargılanma ve ifade özgürlüğü alanındaki mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

30 Mayısta kamuoyuyla paylaşılan Yargıda Reform Strateji Belgesi yirmi altı gün sonra kitap olarak Adalet Bakanın imzasıyla bir mektupla birlikte milletvekillerinin ofislerine geldi. Ocak 2019’da açıklanacağı ilan edilmesine rağmen altı ay sonra açıklanan belgenin kitap olarak 26 Haziranda milletvekillerine gönderilmesi yargı reformu konusunda işleyişin yavaşlığını da göstermektedir. Gerekli acil yasal düzenlemelerin ne zaman yapılacağı konusundaki belirsizlik bir an önce son bulmalıdır.

Avrupa Birliği Komisyonu üyesi olarak takip ettiğim son yılların tüm ilerleme raporlarında ısrarla vurgulanan yargının bağımsızlığı, temel hakların güvence altına alınmasını içeren 23’üncü fasıl ve adalet, özgürlük ve güvenliği içeren 24’üncü fasılla ilgili yasal düzenlemeleri de içeren Yargıda Reform Paketi Meclis gündemine bir an evvel getirilmelidir.

Yasal sürecin de ötesinde temel hak ve özgürlükler, adil yargılanma ve ifade özgürlüğü alanlarındaki mağduriyetlerin giderilmesi için beklenen somut adımlar hemen atılmalıdır.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

8.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü’ne ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü’dür. Ülkemizde ne yazık ki AKP iktidarları döneminde uyuşturucu kullanımında ciddi bir artışın varlığı dikkat çekmektedir. Yapılan çalışmalar vardır ancak yetersiz kalmaktadır. Her kurum bu bağlamda, sorunun aşılabilmesi için daha çok katkı vermelidir. Yasa dışı yollardan ülkemize giren ve toplumu zehirleyen uyuşturucuya karşı daha etkin önlemler alınmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisine Türkiye uyuşturucuyla mücadele kurumu kurulması için kanun teklifi de verdim. 10 yaşındaki çocuklara kadar düşen uyuşturucu kullanım yaşı herkesi kaygılandırmalı, çözüm için tek merkezli bir çalışma anlayışı yaratılmalıdır. Yüzde 600’lere Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde ulaşan uyuşturucu kullanım artışı toplum için önemli bir sorundur ve çözümü için eğitim başta her alanda -kanunlar da taranarak- mutlaka düzenlemeler yapılmalı ve sorunun aşılması için bu konuda dünyadaki gelişmelerle birlikte uluslararası çalışmalara da yönelinmelidir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

9.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, İŞKUR’un üniversite öğrencilerine yönelik Sosyal Çalışma Programı’na ilişkin açıklaması

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, üniversiteli gençler bu yaz toplum yararına çalışıp cep harçlığı elde edebileceklerdir. İŞKUR’un yeni programına göre, üniversite öğrencilerimiz haziran, temmuz, ağustos ve eylül aylarında kamu kurum ve kuruluşlarında çalışabilecekler, bunun karşılığında da 2.425 liralık harçlık kazanabileceklerdir. Lisans ve ön lisans öğrencilerinin katılabileceği bu programlar; doğanın korunması, kültürel mirasın restorasyonu, korunması ve tanıtılması, kütüphanelerin bakımı ve düzeni ile kamu kurumlarının kültürel ve sosyal hizmetlerinin desteklenmesi gibi toplumsal faydanın yüksek olduğu alanlarda olacaktır.

Kurulduğu günden itibaren gençlerimizin yanında ve destek olan AK PARTİ’mize ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

10.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, üniversite mezunu gençlerin KYK borçlarından kurtarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hükûmetin ekonomi politikaları vatandaşın belini bükmeye devam ediyor. Bu politikalardan nasibini alan son kesim de üniversite mezunu gençlerimiz. Gençler daha iş sahibi olmadan borç sahibi oluyor. Binlerce gencimiz KYK borçlarının yükü altında eziliyor. 10 milyona yakın öğrencinin 33 milyar TL kredi borcu var. 18 bin TL yapılandırma 25 bin TL’ye çıkıyor. Bu çocukların işi yok ki nasıl ödesin? Bu çocuklara istihdam sağlayıp kendisini geçindirmeye imkân tanıdınız da sıra kredi borcuna mı geldi? Ama biz biliyoruz ki kamu bankalarından futbol kulüplerine, yandaş iş adamına, yandaş medyaya milyonlarca dolar kredi verildi. Milletin anasına söven iş adamının 425 milyon TL vergi borcu silindi. Cep telefonu şirketlerinin 5 milyar TL’lik borcu bir anda silindi. Bunlara para var ama gençlere gelince para yok. Gençlerin omzunda kambur olan bu yükün bir an önce kaldırılmasını talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

11.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, 25 Haziran Kazım Koyuncu’nun ölümünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, müzisyen, söz yazarı, oyuncu sevgili Kazım Koyuncu’nun aramızdan ayrılışının 14’üncü yılındayız. Kazım Koyuncu yakalandığı akciğer kanserine 25 Haziran 2005 tarihinde yenik düşmüştü, hastalığının kaynağı ise tüm Karadeniz halkını tehdit eden Çernobil’di. Maalesef, Koyuncu’nun babası da kanserden hayatını kaybetmişti. Aile üyelerinden bazıları ise hâlâ kanserle mücadele etmektedirler.

Hopa’nın asi çocuğu Kazım Koyuncu, Zuğaşi Berepe Grubu ve solo çalışmalarıyla, Laz müziği başta olmak üzere tüm Karadeniz müziğinde önemli işlere imza atmış ve müziğiyle tüm Türkiye'nin dikkatini üzerine çekmişti.

Müziğin yanı sıra Kazım Koyuncu toplumsal meselelere olan hassasiyetiyle, HES’lere ve doğa talanına karşı yürüttüğü mücadelesi ve verdiği sesle de Türkiye halklarının hatırasında en güzel yerlerden birini edinmiştir.

Kendisini sevgi ve özlemle anıyoruz. İyi ki şarkılar söyledin bize şair ceketli çocuk.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

12.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, bilişim teknolojileri bağımlılığının etkilerinin incelenerek olası zararlarının bertaraf edilmesi amacıyla kurulan Meclis araştırma komisyonunun önemli çalışmalara imza attığına ilişkin açıklaması

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Hayatımıza giren teknolojinin getirdiği kolaylıklar ve sayısız faydalar bulunmaktadır ancak kişinin teknoloji kullanımı üzerindeki kontrolünü kaybetmesiyle, teknolojiyi ölçüsüz ve sınırsız bir şekilde kullanması çok ciddi zararlara sebep olmaktadır. Teknolojilere bağımlı olan bireylerde bedensel, sosyal ve psikolojik sorunlarla karşılaşılmaktadır. Tabiri caizse dijital obezliğe dikkat çekmek, dengeli ve amacına uygun teknoloji kullanımını sağlamak için dijital diyet reçetemizi oluşturmamız gerekmektedir.

Tam bu noktada, üyesi olduğum Bilişim Teknolojileri Bağımlılığının Etkilerinin İncelenerek Olası Zararlarının Bertaraf Edilmesi Amacıyla Kurulan Araştırma Komisyonumuz sayesinde çok önemli çalışmalara imza atılmaktadır. Komisyonumuzun çalışmalarını tamamlamasıyla elde edilen verilerin bir rapor hâlinde kamuoyuyla paylaşılacağını ifade ederek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

13.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, idealsizliğin ruhu öldüreceğine ve ruhsuz eğitimden medeniyet yarışçılarının çıkamayacağına ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Thomas Friedman Batılı iş adamlarına, Batı’nın gelecekte de hâkimiyetini sürdürebilmesi için üç farkı dile getirir: Bunlar sayısal fark, eğitim farkı ve hırs farkıdır. Batı’da ve Doğu’da medeniyetler yarışının galipleri, ideolojik, siyasi, ticari, askerî ve bilimsel farklılıkta lehlerine arayı açan toplumlar ve bu aralığı kapamaya çaba gösterecek şuura sahip milletler olacaktır.

Eğitimden maksat, bireysel ve toplumsal bağlamda fark oluşturmaktır. Bugün eğitim meselesinin bir derdinin de bu olması gereği apaçık ortadadır.

Necip Fazıl’ın dediği gibi “Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.” İdealsizlik ruhu öldürür, ruhsuz eğitimden medeniyet yarışçısı adamlar çıkmaz.

BAŞKAN – Sayın Çelik…

14.- Hatay Milletvekili Sabahat Özgürsoy Çelik’in, Zeytin Dalı Herekâtı bölgesinde şehit olan Uzman Onbaşı Mikail Candan’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

SABAHAT ÖZGÜRSOY ÇELİK (Hatay) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Suriye’nin Halep kentine bağlı Zeytin Dalı Harekâtı’yla temizlenen Afrin ilçesi Kimar üs bölgesi mevkisinde güvenlik güçlerimizle PKK’lı teröristlerin çatışması sonucu uzman onbaşı Mikail Candan kardeşimizin şehit olduğunu üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. Şehidimize Cenab-ı Allah’tan rahmet niyaz ediyor, ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetlerimize ve aziz milletimize başsağlığı, sabır ve metanet diliyorum.

Kahraman Mehmetçiklerimizi ülke ve millet olarak asla unutmayacağımızı belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Kasap…

15.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Murat Dağı’nda altın madeninin çevre katliamına neden olacağına ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Gediz Murat Dağı; Manisa, Uşak, İzmir, Kütahya ve Eskişehir illerini etkileyen akarsuların kaynağı konumunda olan bir dağımızdır. Bu dağ, kış turizmi, tarım, içme suyu kaynağı olarak kullanılmaktadır. Endemik bitki örtüsü vardır, endemik binlerce hayvan türü vardır. Murat Dağı’nın altın aramasına açılması çevre katliamıdır. Trikopis’in yakalandığı Murat Dağı, Gediz’in Kurtuluş Savaşı’ndaki önemli parçalarından biridir. Eteklerinde Başkomutanlık Meydan Muharebesi gerçekleştirilmiştir. Gediz, Murat Dağı ve dolayısıyla Dumlupınar tarihî alanı yok edilmek isteniyor, bitki florası yok edilmek isteniyor, çevre katliamı yapılıyor. Bu katliamın durdurulmasını talep ediyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

16.- Antalya Milletvekili Rafet Zeybek’in, Antalya Lisesinin tarihî binalarının Dışişleri Bakanlığına tahsis edileceği söylentilerine ilişkin açıklaması

RAFET ZEYBEK (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Antalya Lisesinin tarihî binalarına Dışişleri Bakanlığı tarafından lojman ve konukevi olarak kullanılmak üzere el konulacağı haberleri yerel basında yer almaktadır. 1898 yılında Antalya İdadisi olarak eğitim hayatına başlayan Antalya Lisesi şehrin kültürel mirasıdır. Antalya Lisesinin tarihî binalarının Dışişleri Bakanlığına tahsis söylentileri kabul edilemez. Şehirlerin merkezinde bulunan tarihî binaları rant uğruna yıkan iktidar geriye kalan az sayıda tarihî binayı amacı dışında sahiplenmeye çalışmaktadır. Tarihî binaları yıkmaz ve usulünce restore ederseniz her kuruma yetecek kadar binaya sahip olabilirsiniz. Antalyalı olan Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu’nun Antalya Lisesinin tarihî binalarına sahip çıkacağına yürekten inanıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

17.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ili Kâhta ilçesi Narince köyünde yaşanan içme suyu sorununun giderilebilmesi için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili kurumları göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

330 hanelik Kâhta ilçemizin Narince köyünde sular akmıyor, köylüler içme suyu sorunu yaşıyor. Şu an, yazın kavurucu sıcaklığında, bu köyümüzde günde sadece bir saat sular akıyor. Narince köyünün idari sınırları içerisinde bulunan ve köy merkezine sadece 2 kilometre mesafede olan su kaynağından 37 köyün içme suyu ihtiyacı karşılanıyorken bu köyümüzde su yok. 1 saat akan su için köylüler çok yüksek oranda elektrik faturaları ödemek zorunda kalmaktadır. En temel insan hakkı olan temiz suya erişim hakkından Narince köyünde yaşayan kadınlarımız, çocuklarımız, gençlerimiz ve köylülerimiz yararlanamamaktadır. Bu sorunun giderilmesi için, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili tüm kurumları göreve davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ünlü…

18.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, Millî Eğitim Bakanlığında 2012-2019 yılları arasında EKPSS sınavıyla atanan engelli öğretmen sayısını ve açıklanan 750 engelli öğretmen atamasının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanlığı internet sitesinde yapılan duyuruda, 2019 yılında engelli öğretmen ataması kapsamında 500 öğretmen ataması yapılacağı bildirilmiş ve daha sonra bu sayı 750’ye çıkarılmıştır. Öğretmen açığı ve ihtiyacının çok fazla olduğu bu dönemde pozitif ayrımcılık yapılması gereken ve sayıları bir avuç olan engelli öğretmenlerimiz yıllardır atama beklemektedir. Toplumda iş bulmaları zor olan ve ekonomik yönden sıkıntı çeken bu yurttaşlarımız sadece hakları olan atamaları beklemektedir. Bu hususta, 2012-2019 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığında engelli KPSS sınavıyla atanan engelli öğretmen sayısı nedir? Açıklanan 750 engelli öğretmen ataması ne zaman yapılacaktır? Atama bekleyen 950 engelli öğretmenin tamamı ne zaman atanacaktır? Ayrıca, mülakatları yapılıp da atanamayan 1.200 ücretli öğretmenin ataması ne zaman yapılacaktır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erdinç… Yok.

Sayın Aydın, buyurun.

19.- Bursa Milletvekili Muhammet Müfit Aydın’ın, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET MÜFİT AYDIN (Bursa) – İstanbul seçimlerini hiçbir olay, hiçbir şaibe, hiçbir sıkıntı olmadan hamdolsun atlattık. Öncelikle sayın yeni başkanımıza hayırlı olsun diyorum. Demokrasimizin gelmiş olduğu çıtanın durumunu da doğrusu dünyaya çok güzel bir şekilde gösterdik. Hiçbir olay yaşanmadı, bundan dolayı son derece rahatız ve ülkemizin demokraside gelmiş olduğu bu çıtayı inşallah muhafaza eder ve bundan sonraki seçimlerimize de bunun yansımasını sağlarız. Kardeşlik bağlarımızı bu şekilde devam ettirirsek… Biz bu ülkeye her türlü hizmeti, hizmetkârlığı yapmaya aday olduğumuzu ve bundan sonra da yapacağımızın göstergesini İstanbul’da gösterdik. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızı tekrar tebrik ediyorum, inşallah İstanbul’umuza ve ülkemize hayırlara vesile olur. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu…

20.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, özel rehabilitasyon merkezlerinde çalışan öğretmenlerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Özel rehabilitasyon merkezlerinde çalışan 30 bin öğretmen zor şartlarda evlerine ekmek götürmeye çalışıyor. Devlette çalışan meslektaşlarıyla aynı işi yapmalarına rağmen kendilerine ayrımcılık uygulanıyor. Özlük haklarını kullanamayan, her yıl işe girdi çıktı yapılarak sözleşmeleri yenilenen, sendika hakkı kazanamayan öğretmenlere öğretmen kimlikleri verilmiyor, rapor alma şansları neredeyse yok, cenazelerine bile zor izin alıyorlar, sonuçta da ne yazık ki bu şartlarda çalışmaya mecbur bırakılıyorlar. Bu öğretmenlerimiz seslerini duyurmak için her gün sosyal medyada çırpınıyor, ne yazık ki hiç kimse seslerini duymuyor. Bana da ulaştılar “Lütfen sesimizi duyurun, artık bizler için bir adım atılsın. Uzun zamandır çalışıyoruz, on-on beş yıldır çalışan arkadaşlarımız var. Dershane ve ücretli öğretmenler prim gün sayısına göre devlete atandı. Bize emsal olan bu karar neden bize de uygulanmıyor?” diyorlar. Ben de bu arkadaşlarımızın Mecliste sesi oluyor, onlara yalnız olmadıklarını söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Kabukcuoğlu… Sayın Kabukcuoğlu da yok galiba.

Değerli milletvekilleri, şimdi grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Yavuz Ağıralioğlu’na ait.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu.

21.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 25 Haziran Denizciler Günü vesilesiyle denizcilere yıpranma paylarının geri verilerek mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğine, iktidar grubunu “Toplumsal alandaki farklılıkların siyasi alanda kendilerini dile getirmeleri ancak siyasi alanın uzlaşma temelinde kurulmasıyla mümkündür.” ifadesinin yer aldığı AK PARTİ Grubunun 2023 vizyonunun politik çerçevesine sadakatle bağlılığa davet ettiğine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar grubumuz burada yok ama onlara söyleyeceğiz; denizcilikle ilgili bir talep, denizcilik çalışanlarımızın özlük haklarıyla ilgili bir talep. Çoktandır dillendiriyorlardı, biz de ihmal ettik ama dün Denizcilik ve Kabotaj Bayramı idi, vesilesiyle hatırlatayım, notlarınıza alabilirseniz çok memnun olacağız. Deniz çalışanlarımızın yıpranma paylarıyla alakalı 2008’de yapılan bir düzenlemeyle denizde çalışanlarımız yıpranma paylarını alamaz hâle gelmişler. En son düzenlemelerle 45 iş kolunda yıpranma payından istifade etme imkânı var. Deniz mesaisi yapan, denizde çalışan insanlarımızın yıpranma paylarını düzenlememiz bir mecburiyet hâline geldi.

Uzun soluklu seyahatlerin, uzun soluklu çalışmaların, ağır iş koşullarının bütün şartlarını haiz bir meslek grubudur. Bu meslek grubunda çalışanların, meslek hastalıkları dâhil, maruz kaldıkları devamlı vibrasyon dâhil, çoluklarından çocuklarından ayrı geçirdikleri onca güne rağmen katılamadıkları cenazeler ve hastalıklar dâhil, meslek kolunu ağır bir iş kolu hâline getirmektedir. Ona rağmen 2008’de yapılan düzenlemeyle yıpranma paylarından vareste tutulmuşlar. Bu anlamda ciddi bir mağduriyet yaşadıklarını söylüyorlar, haklılar. Biz bir yarımada ülkesiyiz. Denizcilik sektöründe özlük haklarını düzenleyerek bu meslek kolunu da cazip hâle getirmemiz devletimizin gücü anlamında da esaslı bir hizmet olacaktır. Yıpranma paylarına bir defa iki yılda bir muayene zorunluluğu getirerek aslında ağır bir iş kolu olduğunu kabul ettikten sonra yıpranma paylarını elden almak, aslında bu anlamda meslek kolunu cezalandırmak gibidir. İki yılda bir “Senin yaptığın iş çok ağır bir iştir, mutlaka muayene olman lazım.” mecburiyeti getirdiğimiz bir meslek kolunun yıpranma payından azade tutulması doğru değildir. Bu anlamda bir düzenleme talebi vardır, ben bu talebi iktidar grubuna ileteceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Ağıralioğlu.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Bununla ilgili, zannediyorum, çok rahat bir düzenlemeyle bu mağduriyeti giderebiliriz.

“Muhafazakâr demokratlığa göre siyaset alanı uzlaşma kültürüne dayanır.” şekilde başlayan bir not var önümde Başkanım: “Toplumsal alandaki farklılıkların siyasi alanda kendilerini dile getirmeleri ancak siyasi alanın uzlaşma temelinde kurulmasıyla mümkündür. Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler demokratik çoğulculuğun üreteceği tolerans ve hoşgörü zemininde siyasete bir renklilik olarak katılmalıdır. Katılımcı demokrasi de kendisini bu farklılıklara temsil imkânı sağlayarak ve siyasi sürece katarak geliştirir. Sınırlandırılmış ve tanımlanmış bir siyasi iktidardan yana olan muhafazakâr demokratlık, totaliter ve otoriter anlayışları demokratik siyasetin düşmanı olarak görür. Muhafazakâr demokratlık, millet iradesine dayanan siyasi meşruiyet ile insanlığın ortak değerlerine dayalı hukuki meşruiyeti önemser. Hukuk devletinin gereği, siyasi iktidarı ve tüm kurumları evrensel değerlere dayanan objektif kurallar ve yasalar için sınırlamaktadır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Ağıralioğlu.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – “Ayrıca, devletin ideolojik bir tercihle kendisini tabulaştırılmış bir alana hapsetmesi, halka ideolojik dayatmada bulunması söz konusu olmamalıdır. Devlet, asli fonksiyonlarına çekilmiş küçük ama dinamik ve etkili bir devlet olmalı, vatandaşını tanımlayan, biçimlendiren, ona tercihler dayatan değil, vatandaşın tanımladığı, denetlediği ve şekillendirdiği bir devlet olarak hizmet etmelidir.” Bu, AK PARTİ Grubumuzun 2023 vizyonunun politik çerçevesinin bir veçhesidir, bu veçheye sadakatle bağlılığa davet ediyorum iktidar grubunu. Bilhassa, Türkiye'nin siyasi olarak seçim sathında örselenmiş siyasal iklimini düzenleyecek olan çerçevenin bir tarafıdır bu. Bu vizyonu beğendik, bu vizyona uymaya davet ediyoruz AK PARTİ’nin, iktidar grubunun sözcülerini.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağıralioğlu.

İkinci söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkan Vekili Muhammed Levent Bülbül’de.

Buyurun Sayın Bülbül.

22.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Zeytin Dalı Herekâtı bölgesinde şehit olan Uzman Onbaşı Mikail Candan’a ve Edirne ili Meriç ilçesinde göçmenleri taşıyan aracın kaza yapması sonucu yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet dilediğine, 26 Haziran Özel Güvenlik Görevlileri Günü vesilesiyle özel güvenlikçilerin yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gündem dışı konuşmalarla alakalı olan kısımda yaşanan polemikle ilgili cevap hakkımızın mevcut olduğunu sizler de dile getirdiniz efendim, bunlar saklı kalmak kaydıyla, bugün Zeytin Dalı Harekâtı bölgesinde teröristlerle çıkan çatışmada Uzman Onbaşı Mikail Candan şehit olmuş, 5 askerimiz de yaralanmıştır. Şehidimize Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı, yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum.

Yine, Edirne’nin Meriç ilçesinde düzensiz göçmenleri taşıyan panelvanın kaza yapması sonucunda 10 kişi yaşamını yitirmiştir, 30 kişi de yaralanmıştır. Bu elim kazada ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyoruz.

Bugün 26 Haziran Özel Güvenlik Günü ve Haftası’dır. Türkiye’de çok önemli bir görevi ifa eden özel güvenlikçi kardeşlerimizin gününü, haftasını tebrik etmek istiyoruz. Onların özlük haklarıyla alakalı, hukuki olarak yaşadıkları mağduriyetlerle alakalı olarak Milliyetçi Hareket Partisi özel güvenlikçi kardeşlerimizin her zaman yanındadır, ihtiyaç duyulan bütün düzenlemelerde olumlu katkısını sunacaktır diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

Şimdi söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç’ta.

Buyurun.

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, 26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü ile Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü’ne, Anayasa’da işkenceyi yasaklayan hükümler olmasına rağmen işkence ve kötü muamele uygulamalarının kamuoyuna yansıdığına, Edirne ili Meriç ilçesinde mültecileri taşıyan aracın kaza yapması sonucu yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, bugün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü ilan edilmiştir. Türkiye 1988 yılında İşkenceye Karşı Uluslararası Sözleşme’yi imzalamış bir ülkedir. Ayrıca, Türkiye'nin Anayasası’nda da işkenceyi yasaklayan net hükümler olsa da ne yazık ki hâlâ işkence ve kötü muamele uygulamaları sık sık kamuoyuna yansımakta, bizler tarafından da Mecliste dile getirilmektedir. Anayasa’nın 17’nci maddesi oldukça açık bir ifadeyle “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” der ama Türkiye’de hâlen işkence suçu işlenmektedir, işkence vakasıyla karşılaştığımız yerlerde ise ne yazık ki yetkililer bunların üstünü kapatmakta ve suçlular yargılanmamaktadır.

Geçtiğimiz haftalarda dile getirmiştik burada birkaç kez, Urfa’nın Halfeti ilçesinde gözaltına alınan yurttaşlara uygulanan insanlık dışı işkenceleri anlatmıştık. Kötü muamele, elektrik verilmesi, cinsel şiddetle tehdit gibi uygulamalarla karşı karşıya kalmıştır yurttaşlarımız. Gerek kişilerin beyanları gerek Urfa Barosunun gerekse insan hakları örgütlerinin yayımladığı raporlar ortadadır ve bugün tekrar hatırlatmak isteriz ki adalet mekanizması işkenceye karışan kolluk kuvvetlerini mutlaka yargılamalı, emri verenler ve uygulayanlar hakkında işlem yapmalıdır.

Biz, Türkiye’de yaşanmış olan ve yaşanmakta olan işkence vakalarının yakinen takibini yapmaya Halkların Demokratik Partisi olarak devam edeceğiz. İşkencesiz bir geleceğe olan umudumuzu ve azmimizi yitirmeden insan hakları mücadelemizi sürdüreceğiz. Bir kez daha vurgulayalım ki işkence insanlık suçudur, zaman aşımı yoktur…

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – ...ve bu suça ortak olanlar, talimat verenler, kolluk güçleri ve tüm sorumlular bunu bilmelidir; Anayasa’yı ve bağlı oldukları, Türkiye’nin de imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmeleri unutmamalıdırlar.

Bugün Edirne’nin Meriç ilçesinde mültecileri taşıyan bir minibüs sabaha karşı bir kaza yaptı ve Yunanistan’a ulaşmak isteyen mültecilerin bulunduğu araçta şu ana kadar belirlenen rakamlara göre 11 kişi yaşamını yitirdi, 30 kişi de yaralandı. Bunu üzülerek öğrendik. Yaralılara acil şifalar diliyoruz, yaşamını yitirenlere de rahmet diliyoruz. Bu insanlık dramları maalesef ülkemizde, topraklarımızda her gün yaşanır hâle gelmiştir, her gün bu tür haberleri duyuyoruz. Geçtiğimiz haftalarda da yine mültecileri taşıyan bir tekne batmış ve 12 kişi yaşamını yitirmişti. Türkiye’de denizler ve topraklar maalesef savaş mağduru mülteciler için bir ölüm sahası hâline gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Türkiye aynı zamanda insan kaçakçılığının da bir merkezi hâline gelmiş durumdadır. Bu şebekelere karşı etkili bir mücadele yürütülmemektedir ne yazık ki. Ciddi ve caydırıcı önlemler alınmadığı için, insanların canı üzerinden para kazanan suç örgütleri ortalıkta cirit atmaktadır. Daha önemlisi, mültecilere ülke içerisinde, insan haklarına yakışan bir şekilde yaşama ve çalışma imkânı sunulmadığı için bu ölümler her geçen gün artmaktadır. Çeşitli sebeplerle ülkelerini terk etmek zorunda kalan tüm insanların, temel haklarının güvence altına alındığı bir yaşamı hak ettiklerini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Son olarak Uyuşturucuyla Mücadele Günü’ne değinmek istiyorum. Bugün aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin 1987 yılında ilan ettiği Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü biliyorsunuz. Uyuşturucu kullanımıyla ilgili içinde bulunduğumuz vahim tabloya kısaca değinmek istiyorum. Türkiye’de 1,5 milyonu aşkın uyuşturucu bağımlısı bulunduğu raporlara yansımıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Evet, bağlıyorum.

Uyuşturucu kullanımı ne yazık ki yaygınlaşmaktadır. Kullanım yaşı hızla düşmektedir. Madde kullanan çocukların yüzde 50’sinin 11 yaşından küçük olduğu çeşitli araştırmalarda iddia edilmektedir. Maalesef birçok ilde, özellikle okul çevrelerinde, gençlerin sık sık zaman geçirdiği bölgelerde uyuşturucunun ayan beyan bir şekilde satıldığını biliyoruz. Gençlerin gerek fiziksel gerekse ruhsal sağlıklarını korumak ve kollamak hepimizin sorumluluğundadır. Bağımlılık onları toplumdan ve toplumsal sorunlardan hızla uzaklaştırmaktadır. Uyuşturucuyla mücadele konusunda iktidarın gerekli adımları atması ve etkin bir şekilde buna karşı savaş yürütmesi de gereklidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.

Şimdi de söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Özgür Özel’de.

Buyurun Sayın Özel.

24.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 26 Haziran Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın imzalanmasının 74’üncü yıl dönümüne ve Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü’ne, 7 Hazirandan 1 Kasım 2015 tarihine kadar olan dönemin Türkiye Cumhuriyeti tarihinin aydınlatılmaya muhtaç süreçlerinden olduğuna, Zeytin Dalı Herekâtı bölgesinde şehit olan Uzman Onbaşı Mikail Candan’a Allah’tan rahmet dilediklerine ve Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

26 Haziran, Türkiye’nin 50 kurucu ülkeden biri olarak Birleşmiş Milletler Antlaşması’nı imzaladığı gün olması nedeniyle önemli bir gün. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yeni dünya düzeninin inşa edilmesinde önemli rol oynayan, günümüzde de bütün ülkelerin üye olduğu saygın bir kurum Birleşmiş Milletler.

Aynı şekilde bugün, Birleşmiş Milletler İşkence Kurbanlarına Destek Günü olarak da anılıyor. 1997’de alınan bir BM Genel Kurul kararıyla yirmi iki yıldır işkence mağdurlarını bugün anıyoruz. İşkence suçu sistematik bir şekilde insanlık onuruyla bağdaşmayan, aşağılayıcı bir suç, asla tasvip etmediğimiz, asla hiçbir insanın maruz kalmaması gerektiğini düşündüğümüz bir suç. “İşkenceye sıfır tolerans” söylemiyle göreve gelen Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde insan hakları alanında ciddi geriye gidişler yaşandı. Son olarak, Ankara Barosu tarafından geçtiğimiz hafta açıklanan, Ankara Emniyetinin işkence izlerine rastlandığı açıkça belirtilen raporunun ardından Hükûmet yetkililerinden, iktidar partisi grubundan bu iddiaların üzerine gidildiğine dair etkili bir ses çıkmadı. Böylesi önemli bir kurumun raporuna dahi sessiz kalınması kabul edilebilir gibi değildir. Bu konuda Meclisteki tüm grupları dayanışmaya davet ediyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belki de aydınlatılmaya en muhtaç süreçlerinden bir tanesi 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 arasında yaşanan dönemdi. 2015-2016 yıllarında hendek operasyonları olarak kamuoyunda da bilinen ve başta Diyarbakır, Mardin, Şırnak olmak üzere ülkenin belli bölgelerinde istenmeyen olaylar yaşandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sokağa çıkma yasakları ve ordumuzun verdiği şehitlerimiz, sivil ölümleri ve operasyonların ardından, bazı ilçelerde rant gören bir siyasi yaklaşımla, meseleye “Merak etmeyin, biz Sur'u Toledo yapacağız.” söylemiyle girdiğimiz süreç. O günden bugüne kadar TOKİ kanalıyla yeni konutların inşa edilmesi bekleniyor ancak bu konuda çok sayıda şikâyet ulaşıyor. Toplam 25 bin konutun yapılacağı ifade edilmişti, Mardin Nusaybin’de 5.053 konut yapılacaktı. Aradan geçen üç yıla karşın Nusaybin’deki konut tesliminin sürekli ertelenmesiyle vatandaşlarımızın mağdur olduğu, kiralarını ödemekte zorlandıkları belirtilmekte. Bu konuda verilen sözlerin bir an önce tutulmasını bekliyoruz, konunun takipçisi olacağımızı ifade ediyoruz.

Sayın Başkan, biraz önce Suriye’nin Kimar bölgesinden gelen bir acı haberle Uzman Onbaşı Mikail Candan kardeşimizin şehit düştüğünü ve yaralıların olduğunu öğrendik. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz ve şehit sayısının artmamasını, bununla da Mikail’in annesinin son ağlayan ana olmasını temenni ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce bu bölüme siz atfetmiştiniz. Tabii, o tartışmanın artık bütün detaylarına girmeye olanak yok ancak sayın grup başkan vekili ifadelerinde şöyle bir şey söyledi: “Siz Cumhuriyet Halk Partisi olarak sandıktan çıkmayı meşru görmüyorsunuz.” Bunu kesinlikle reddediyoruz. Onlarca tutanak örneği getirebiliriz, hatta bu konuda bir araştırma komisyonu getirin, ben ve siz görev alalım.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yahu, yeterli görmüyoruz manasında.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynen şunu söylüyoruz: Sandıktan çıkmak meşruiyetinin iki tane temel ayağı vardır.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yeterli görmüyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Şimdi ben burada Habermas’ı falan anlatmamayım ama iki temel ayağı vardır; bir tanesi halk desteğidir, öbürü kanuna, kurala, vicdana uygun adil yönetimdir. Siz bunlardan birini kaybederseniz meşruiyetiniz tartışılır, ikisini kaybederseniz meşruiyetiniz tamamen ortadan kalkar. Biz OHAL’de yapılan bir seçimin ve çok küçük farkla kazanılan bir seçimin halk desteği konusunda şüphe yarattığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun sözlerinizi bağlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biraz daha zamana ihtiyacım var Sayın Başkanım.

…eşitsiz propaganda, öncesinde, sırasında ve sonrasındaki eşitsizliklerin hem referandumda hem seçimde meşruiyet tartışmalarını getirdiğini söyleriz. Daha sonra hukuk dışına çıkıldığında, hukuk ayaklar altına alındığında; yasama, yürütme, yargı bir kişi tarafından kontrol edilip talimatlandırıldığı noktada bir meşruiyet tartışması açılır. Dün bir bugün iki, mazbata yarın, 18.30’da hepinizi davet edelim, yirmi beş yıl sonra bir kez daha ama sayenizde altmış gün sonra İstanbul Büyükşehirde ikinci bir kez devir teslim yapacağız. Halk desteği 806 bin fark. Sayın Bahçeli “1 oy da olsa olur.” demişti.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Biz takip edeceğiz diyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Aday Binali Yıldırım 3 bin oyla galibiyetini ilan etmişti, 13 bin oyla mazbatamıza çöktünüz, 806 bin oyla İstanbullu geri verdi.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Biz çökmedik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burada çok açık ve net bir şekilde anlaşılıyor ki halk desteği vardır, meşruiyetin ilk ayağı tamam mı? İkinci ayağını göreceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın Sayın Özel.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Göreceğiz diyorum. Ben de takip edeceğiz diyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İkinci ayağı hukuka uygun adil yönetim. Yaparsa ne âlâ, meşruiyetini kimse tartışamaz; yapmazsa… Elbette ya, muhalefet görevi kutsal bir görev, Milliyetçi Hareket Partisi ve AK PARTİ İstanbul’da muhalefet yapacak ve bu tartışmaları yapacak. (CHP sıralarından alkışlar) Ama kardeşim, ortağınız siyasi tarihin en büyük yolsuzlukları için üç ay sonra girdiği yerel seçimdeki başarısıyla “sandıkta aklandık, sandıkta aklandık.” diyecek, şimdi, siz burada diyeceksiniz ki: “Sandık yetmez, sandık yetmez.”

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Siz de söylüyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ondan bu “sandık yetmez”i, uluslararası siyaset bilimi ölçütlerinde ve uluslararası demokratik kriterlerde sizinle her zeminde tartışmaya ve İstanbul üzerinden gerektiği gün hesabını vermeye de hazırım, meşruiyet meselesinin.

Sayın Başkan, son kısım, bu kısım aslında önceden aktarmaydı. Sayın Başkan, bir de bu sözleri söyleyenler ve ittifak ortakları, kendileri aldığında “millî irade”, İmamoğlu aldığında “kirli irade” deyip de o süreçte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir kez daha açalım mikrofonu ve toparlayalım Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Toparlayacağım Sayın Başkan.

…gerçekten, İstanbul’a altmış gün ama Türkiye'ye siyasi çok ciddi bir uluslararası itibar kaybettirenler şimdi, bu seçim sonuçlarını sayısal olarak kabul ediyorlar ama bakın, ne yapıyorlar? Yirmi beş yıldır yönettikleri İstanbul’da -on yedi yıldır bizzat partileri- Ankara’da çok sayıda belediye şirketi var… Ya hizmet edeceksin, nereden edeceksin? Halk Ekmek… Pideyi 1 lira yapacağım deyince Halk Ekmekte yapacaksın. Efendim, bugüne kadar belediye başkanı görevlendiriyor, şimdi bir mütalaa almışlar Şehircilik Bakanlığından -zaten o bağlantıyı da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yaptı, baştan sona Anayasa’ya aykırı; idareyle ilgili düzenlemeler Anayasa’ya göre burada yapılması lazım, Cumhurbaşkanlığı 1 ve 2 no.lu Kararnamelerle yaptı- şimdi oradan mütalaa almışlar şirketin başındaki kişileri seçilmiş belediye başkanı belirlemeyecekmiş. Kardeşim, kendinizde misiniz, ne yapıyorsunuz ya! Düşünsenize yani İstanbul’daki İSPARK, yolsuzluğuyla, peşkeşiyle anılan İSPARK, Binali Yıldırım’ı bile zararıyla şaşırtan İSPARK’ta mesela “Biz şu kadar süre ücretsiz kullandıracağız.” diyoruz, o vadini yerine getiremeyesin diye İSPARK’ın yönetimine çöküyor; tırnaklarını geçirmiş, bırakmam da bırakmam.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, nasıl bırakmazsın? Millet bırakacaksın dedi. Senden memnun olsaydı sana yönettirirdi. Bu gidişatı sevseydi -Halk Ekmekte yaptığını, İSPARK’ta yaptığını, KİPTAŞ’ta yaptığını, BELTUR’da yaptığını- sana yönettirirdi, sen yönetiyordun zaten. Millî irade dur dedi ama kafa sallıyorsunuz da ittifak ortağınız karar yazmış, efendim oralarda bunu yönettirmeyeceğiz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Onaylamak için kafa sallamıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ee, bu ne demek? Ekrem İmamoğlu’nu 23 Nisan başkanı gibi oraya oturtacak ama vaatlerini yerine getirmemesi için oralara… Bu, sivil darbedir, yerel sivil darbe. Buna bütün Türkiye'yi direnmeye çağıracağız. Buna karşı etkin hukuki, etkin demokratik, etkin siyasi mücadele yapacağız. Böyle bir rezalete boyun eğeceğimizi kimse düşünmesin. Seçileceksin ve sana pidede indirim yaptırtmayacak. Suyu ucuzlatacağım… Ucuzlatmayacaksın diyecek. Parkla ilgili… Yaptırmayacak. Hepsi AK PARTİ’li olacakmış, oturacaklarmış. Kime rağmen? 5 milyon İstanbulluya rağmen.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son sözüm…

BAŞKAN – Son söz olsun.

Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Var ya, bakın, yaptığınız iş… 31 Marttan sonra o konuşmayı, hani şimdi takdir gören o konuşmayı Binali Yıldırım o gece yapsaydı başka bir sürecin içindeydiniz. Demokrasi, meşruiyet ve hukuk sınırlarının dışına taştınız, 10 milyon İstanbullu demokrasi minderine sizi belinizden tuttu, geri çekti, sırtınızı vurdu ama kaybederken kazandınız, sizi hukukun içinde tuttu, sizi meşruiyet çizgisine davet etti ve şimdi siz o minderin dışına çıkmaya hatta başka oyunlarla başka salonlardan o mindere müdahale ettirmeye çalışıyorsunuz. Demokrasi minderinin dışına çıkmayın. 806 bin kişi belinizden tutup içeri çekti, sırtınızı vurdu, yendi ama sistemde tuttu. Bunu yapmaya kimsenin hakkı yok. Buna aklınızın almayacağı şekilde adalet yürüyüşünde nasıl kararlıysak bu demokrasi yürüyüşünde de öyle kararlıyız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz vereceğim, Sayın Zengin sırada.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Efendim ama lütfen…

BAŞKAN – Biraz önce de aynı tartışma oldu Sayın Bülbül, Sayın Özel aynı itirazı ileri sürdü.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ama biz de sataşmaya mahal vermedik.

BAŞKAN – Şimdi bitirecek, tekrar döneceğim, söz isteyen bütün grup başkan vekillerine yeniden söz vereceğim.

Sayın Zengin, buyurun.

25.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Zeytin Dalı Herekâtı bölgesinde şehit olan Uzman Onbaşı Mikail Candan’a ve Edirne ili Meriç ilçesinde mültecileri taşıyan aracın kaza yapması sonucu yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet dilediklerine, yargı reformu çalışmalarına başlanıldığına, işkenceye sıfır toleranstan yana olduklarına, 31 Mart seçimleri olmamış gibi bir anlayışla İstanbul’un yönetilemeyeceğine ve gerçek yolsuzlukların unutulmayacağına ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Şimdi en son konuşmacı olmak çok büyük bir handikap, size gelene kadar bir milyon tane taş var. Bu taşlardan seç, hangisini atarsan at, cevap ver. Sayın Özel, tabii, grup başkan vekillerine verilen konuşma süresinde başka bir usul geliştiriyor yani hacminden çok fazla. Eğer böyle bir şey olacaksa biz de bundan sonra teamülü böyle yapalım, üç dakika, dört dakikayı on beş dakika diye kullanacaksak bunun başında, fiilî bir işgalle, kelimelerle kullanacaksak böyle planlayalım diye düşünüyorum.

Şimdi, önce kendi gündemimdeki birkaç şeyi söyleyeyim, sonra hepsine değil çünkü anlıyorum ki her gün bunu konuşacağız yani her gün. Artık, İstanbul meselesi bir amentü gibi yani başlıyoruz, amentü, besmele, aynı laf, aynı laf. Şimdi onların hepsine…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Bakara makara”dan iyidir amentü.

HASAN KALYONCU (İzmir) – Daha hâlâ konuşuyor!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz onu geçiniz, ben şimdi cevaplayacağım bunları. Zaten çok dinî bir terminoloji kullanıyorsunuz, geldiniz yani gelmeniz gereken yere geldiniz.

Şimdi, önce tabii ki başsağlığı dilemek istiyorum, rahmet dilemek istiyorum. Zeytin Dalı Harekâtı çerçevesinde PKK ve YPG’nin saldırısıyla hayatını kaybeden, şehit olan Mikail Candan’a, 23 yaşındaki evladımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesine, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve elbette milletimize başsağlığı diliyorum.

Yine, 10 insan… İnsanımız diyeceğim. Buradan geçiyorlar, aslında göçmenler, tamamen Türkiye’yi bir geçiş hattı olarak kullanarak geçmek istiyorlar. Dünyanın problemi göç. 10 insan hayatını kaybetti. Onlara da Allah’tan rahmet diliyoruz. 30 yaralı var, onlarla alakalı da tedavileri devam ediyor. Elbette Hükûmetimiz elinden geleni yapıyor onların tedavisi için. Göç meselesini belki ayrıca bir gündem yapmamız lazım. Yani göç konusu dünyanın çok önemli meselelerinden bir tanesi. Bunu belki de burada daha geniş konuşmamız lazım diye düşünüyorum.

Şimdi yargı reformuyla alakalı birkaç şey ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun, devam edin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teşekkür ederim.

Yargı reformuyla alakalı çalışmalarımız başladı. Adalet Bakanlığı tarafından, bu konuyla alakalı her bir milletvekilimize bir bilgilendirmenin yapılmış olması çok önemli. Bu konu hassas bir konu, hepimizin beraber yapması gereken bir konu. Muhakkak tek tek vekillerimizin, ayrıca siyasi parti gruplarının bu konuya dair önerileri, eleştirileri olacaktır. Bunu birlikte müzakere etmek çok anlamlı. Dün zaten buna dair geniş bir toplantı yaptığımızı ifade ettim. Devam edecek bu süreç. Ümit ediyorum, bu paketin en azından bir bölümünü Meclis tatile girmeden yapma imkânımız olur, paylaşarak birlikte yapma imkânımız olur. Bu, Türkiye’deki hukuk ve adalet algısının gelişmesi için çok önemli. Bunun hayata geçmesi çok önemli. Hukuk, fakülte öğrencilerinin belki ilk günlerde öğrendiği gibi, varlığında değil yokluğunda aslında hissedilen bir şey. O sebeple bu konuya dair en ufak bir daralma her birimizi aslında rahatsız eder. Bu manada Türkiye’de biz başından itibaren, hem şahsım hem arkadaşlarım… AK PARTİ’nin kuruluş hikâyesi aslında bir hukuk mücadelesidir, bir adalet arayışıdır. Kendi hayatlarımız buna şahitlik etmiştir. Bu manada her yaptığımız işte aslında Türkiye’de hukuk algısının, icrasının gelişmesi konusunda fevkalade bir gayret gösterdik. Buna “işkenceye sıfır tolerans” da dahildir. Bu slogan bize ait bir slogandır. Hatırlıyoruz yani Filistin askılarını, Ziverbey Köşkü’nde yapılanları, Diyarbakır Cezaevinde yapılanları. Buna herhâlde kalbi, vicdanı olan herkes muhalefet eder ve bunun eğer bireysel manada olanı varsa ona bugün de muhalefet ederiz. Ama şu bilinmelidir ki: Hükûmet olarak, devlet olarak, parti olarak her zaman işkenceye sıfır toleranstan yanayız; yanayız değil, hem fikren yanayız hem de fiilen eylemlerimizle buna karşı çıkan bir partiyiz.

Şimdi, birkaç şey, tabii, seçimlerle ilgili… Doğrusu ben bu konuda bir şey söylemeyi düşünmüyordum, Levent Bey de ifade ettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun devam edin Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Şunu ifade etmek istiyorum ki: Bu seçimleri daha uzunca bir süre konuşacağız. Bu seçimlerin matematiğine baktığımız zaman şöyle bir tablo karşımıza çıkıyor: Seçilen bir başkan var ama başkanın partisi belediye meclisinde çoğunlukta değil. Yani aslında insanımız bize diyor ki: Oturun, konuşun, anlaşın; uzlaşarak yönetin bu şehri. Bir taraftan belediye başkanının seçilmesinde yenilenen seçimlerde, hakkıyla hukukuyla yenilenen seçimlerde bir irade ortaya koyuyor ama diğer taraftan da mecliste başka bir çoğunluk ortaya koyuyor.

Siz, son yapılan seçimin sonuçlarını göz önüne alarak İstanbul’a dair daha evvelki seçim, 31 Mart seçimleri yokmuş gibi bir algıyla, anlayışla İstanbul’u yönetemezsiniz. Bu yönetimin, her iki seçimin birbirini tamamlayan seçimler olduğunu bilerek ifade edilmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin, toparlayalım lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Devamında da, Türkiye'nin her yerinde seçimler oluyor. İstanbul’u kazanmak önemli bir başarıdır. Hiçbir başarının hiçbir bahaneyle küçültülmesini asla istemeyen bir insanım. Kazanmışsanız kazandığınızı söylemek ne kadar haksa, kaybettiğinizde de bunu söyleyebilirsiniz. Burada başkanlıkla alakalı durumdan bahsediyorum. Ama diğer taraftan da siz AK PARTİ’nin ve MHP’nin, Cumhur İttifakı’nın 31 Mart seçimlerinde çok aleni olan başarısını buradan yola çıkarak küçültemezsiniz, değersizleştiremezsiniz ve ortada tek bir seçim varmış gibi davranamazsınız.

O sebeple, bu konuyu çok uzunca bir süre konuşacağız. Devamında, hem Sayın Binali Yıldırım o akşam yaptığı konuşmada hem Sayın Cumhurbaşkanımız yürütmenin başı olarak, defaatle, İstanbul’la alakalı her meselede, İstanbul’un kendisi için bir sevda, bir gönül ve bu anlamda İstanbullunun taleplerinin bir emir olduğunu ifade ederek İstanbul’da her tür hizmetin yapılmasıyla alakalı elinden gelen bütün kolaylığı yapacağını deklare etti kamuoyuna.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın lütfen Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Son bir cümle…

O sebeple, buradan bakıldığında bize düşen şey, bu seçimleri doğru okumak ve buradan yola çıkarak da hiçbir başarıyı değersizleştirmeden konuşmaktır diye düşünüyorum. Kaldı ki geriye dönüp baktığınızda gerçek yolsuzluklar asla unutulmuyor, bunlardan bir tanesi İSKİ skandalıdır; bunlar zaten ortada. Aradan zaman da geçse işte siz bile tebessüm ediyorsunuz hatırladığınızda. O yüzden, buradaki mesele hiçbir şeyin üzerine çökmek falan filan değil, herkes hacmi kadar yer alsın, hacmi kadar, hak ettiği kadar yönetmeye devam etsin. Kimse bunu da sadece kendi galibiyeti olarak almasın. Biz bu kadar seçim kazandık, bu kadar hava, cıva yapmadık yani. Seçimse seçim yani.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bülbül, söz vereceğim, bir kısa açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, sorunların konuşulacağı yer olan Parlamentoda grup başkan vekillerinin söz hakkını kısıtlamamaya önem verdiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, burada özellikle grup başkan vekillerinin söz hakkını kısıtlamamaya, sözlerini kesmemeye çok önem veriyorum çünkü Parlamento sorunların karşılıklı konuşulacağı yerdir ve bu konuda en önemli sözcüler de grup başkan vekilleridir. O nedenle, elimden geldiğince süreleri kısmamaya, sözleri kesmemeye çalışıyorum. Ayrıca bütün milletvekillerinin ama en başta grup başkan vekillerinin demokratik hassasiyetine ve adalet duygusuna güveniyorum yani on beş dakikaya uzatacak bir konuşmaya grup başkan vekillerimizin kendilerinin de girmeyeceğine inanıyorum. Yine takdiri sizlere bırakıyorum, adalet duygunuza ve demokrasi hassasiyetinize bırakıyorum. Karşılıklı söz taleplerini karşılamaya devam edeceğim ama eğer görüşme düzenini sağlamayı zorlaştıracak bir noktaya gelirsek mecburen İç Tüzük’ün bana verdiği yetkileri kullanırım ve söz hakkını o zaman belli bir noktada kesmek zorunda kalabilirim. Böyle bir durumun doğmayacağına inancım tamdır.

Şimdi Sayın Bülbül buyurun, söz talebiniz vardı.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Şimdi, yeniden bir sataşmaya mahal vermeden konuşmaya gayret edeceğim, çok uzun tutmayacağım. “İstanbul seçimlerine çöküldü.” ifadesini, “Çöktünüz.” ifadesini şiddetle reddediyorum öncelikle. Verilen karar Yüksek Seçim Kurulu tarafından verilmiş bir karardır, o karar gereğince seçimler yenilenmiştir. Bu ifadeler doğru ifadeler değildir, Türkiye’de Türk demokrasisine katkı sağlayan ifadeler değildir; bunlardan uzak durulması gerekir ve özellikle Milliyetçi Hareket Partisine karşı, hiç ilişkisi olmadığı bir şeyden dolayı bu şekilde bir suçlamayı kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum.

Şimdi “meşruiyet” diye ifade edilen konu… Benim demin sözlerim çok açıktı aslında, benim sözlerimi de tekrar etti sayın başkan vekili. Evet, sandık tek başına meşruiyetin kaynağı değildir, bir parçasıdır; adil, haklı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …hukuka uygun ve ahlaki bir yönetim tarzıyla birlikte, yönetimle birlikte meşru hâle gelir yönetiminiz. Bunu söyledim zaten. Yani biz de dedik ki: Bundan sonrasını biz de takip ediyoruz. Biz de bundan sonrasına ilişkin olarak eğer haksız, adaletten uzak olan, ahlaki olmayan, doğru olmayan ne varsa bunların hepsini gözler önüne sermeye hazırız.

Sandıktan çıkmış olmak tek başına yeterli değildir, sizler de hep söylersiniz ya diyorum. Bu gayet normal, siyaset biliminin de bütün kitaplarında, şurada burada, her yerde geçer. Sandıktan çıkıldı, sandık neticelerine saygı duyuyoruz dedim. Netice itibarıyla İstanbul seçimi bitmiştir, bunun sonrasında ileriye bakacağımızı dile getiriyoruz. Sandığı, efendime söyleyeyim, bunu gayrimeşru sayan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak yapılan seçimi yok saymış gibi bir ifademiz, beyanımız gerek Genel Başkanımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın lütfen Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – …gerekse partimizin herhangi bir organı tarafından böyle bir açıklama söz konusu değildir. Fakat bu hususları da tartışmak son derece haklıdır. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisine yönelttiğimiz bir isnat, bir iftira gibi bir durum söz konusu değildir. Bu süreçte de yapılan yanlışlar veya sıkıntılı birtakım adımlar atıldığı takdirde bunun karşısında her şekilde duracağımızı ifade ettik, ifade etmeye devam edeceğiz.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Oluç, söz talebiniz var.

Buyurun.

27.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, işkencenin insanlık suçu olduğuna ve zaman aşımının olmadığına ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az evvel Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekili konuşmasında işkenceye sıfır toleranstan bahsetti. Bu yani işkenceye sıfır tolerans konusunda söz söylemek elbette ki sevindirici ama bu doğrultuda da kararlı bir davranışın gelişmesi gerekiyor.

Bakın, biz, Urfa’da yaşanmış olan işkence olayını günlerdir bu Mecliste, hem Meclis kürsüsünde hem oturduğumuz yerde, yaptığımız basın açıklamalarında dile getirdik. İşkenceyi yaşamış olanlar, bu yaşadıkları işkenceyi mahkemede anlattılar, mahkeme kayıtlarına girdi bu, işkence gördüklerine dair rapor aldılar devlet hastanesinden ve bölgenin on beş barosu ortak açıklama yaptı. Ama nedir durum? Suç duyuruları sonuçsuz kaldı, herhangi bir yaptırım yok, işkenceyi yapmış olanlar yargı önüne çıkarılmadılar.

Dolayısıyla, durum budur yani “işkenceyle sıfır tolerans” dendiğinde uygulamada nasıl bir durumla karşı karşıya kalındığını mutlaka değerlendirmek gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Urfa meselesindeki sorumlular hâlen yargı önüne çıkarılmamışlardır ve haklarında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Bunun bir kez daha tespitini yapmak istiyorum ve bu Türkiye aslında işkenceden çok çekmiştir, işkence hadiselerinden çok çekmiştir. Sadece bu dönem değil yani darbe dönemlerini hatırlarsak, 12 Eylül sonrasını hatırlarsak bu konuda yaşananlar ve sonuçları ortadadır.

Bir kez daha hatırlatmak istiyorum ki işkenceyi yapanlar bunun bir insanlık suçu olduğunu ve zaman aşımı olmadığını mutlaka bilmelidirler ve bu konudan, özellikle bu tür uygulamalardan uzak durmalıdırlar diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.

Sayın Özel, buyurun.

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, KONDA’nın yaptığı araştırmanın seçmenin mesajını almak için başvurulması gereken kaynak olduğuna, Gezi direnişi davasında çıkan ara karara ve Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ben de anlayışınıza teşekkür ederek ve mümkün olduğu kadar yeni bir tartışma açmadan sözlerimi tamamlayacağım.

Benim, bir öncekinde “İspat edilsin.” denilen şey… Bugün seçim sonuçlarını milimi milimine bilen KONDA araştırma şirketi “Seçmen pazar günü nasıl davrandı?” dedi. O okunursa; hangi partinin seçmeni son dört güne kadar yüzde 22 oranında İmamoğlu’nu desteklerken hangi gelişmelerden sonra yüzde 50 oranında hem sandığa gidip -beklenenden fazla- hem de yüzde 50 oy vermiş, sandığa gitmeyen de hangi partiymiş; bunlar o araştırmada var. Seçim sonucunu da milimi milimine bilince; bence, kendi siyasetini tasarlamak ve seçmenin mesajını almak için başvurulması gereken bir kaynaktır diyorum, başka da bir şey söylemiyorum o konuda.

Dün Gezi davasında ara karar çıktı. Türkiye demokrasi tarihinin en barışçıl eylemi olan Gezi davasındaki ara kararda Yiğit Aksakoğlu iki yüz yirmi gün sonra 10 metrekarelik tecrit odasından serbest bırakıldı. Oysa ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor. Ben kendisini savunurken salondaydım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Diyor ki: “Osman Kavala’yla hiç tanışmadık.” 2 tane ağırlaştırılmış müebbet var ya, 2 ayrı hücrede; bunlar birlikte… “Hiç tanışmadık. İspatlayın, bütün suçu kabul ediyorum.” diyor. Biraz da yaklaşan seçimler sırasında öyle bir iddianame yazmışlar ki algıya yönelik; vallaha, hâkimler baktılar, bu kadar iddiaya karşı… İddianamede de diyor ki… “Bir kez telefonla görüşmedim, bir mailim yok, el sıkışmadım.” diyor. Yiğit Aksakoğlu’nu serbest bıraktılar. Ama bu algı operasyonunu bir ana direğin üzerine kurdu ya, ne yapacak ana direği? Osman Kavala’yı içeride tutmaya devam ediyor, ağırlaştırılmış müebbet… Osman Kavala’nın savunmasını herkesin okuması lazım; orada ne isimler var, neler söylüyor, neyle suçlanıyor. Ama şöyle bir söyleyelim: Bu yapılan, Osman Kavala üzerinden kurulmaya çalışılan ve Gezi’den öç almaya çalışan, aslında demokratik olarak, zihnen, mizahen bükemediği bileği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …ele geçirdiği yargı üzerinden büktürmeye çalışan ve infaz koruma memurları üzerinden orada yapılan infaz sırasında Gezi’yi bir ön infaza tabi tutanların gelecekte verecek çok hesapları var. Gerçekten Türkiye’ye çok büyük bir acıyı yaşatıyorlar. Elbette Gezi yargılanmalı. Nasıl yargılanmalı? Berkin Elvan’ın, Ethem Sarısülük’ün, Ahmet Atakan’ın, Mehmet Ayvalıtaş’ın, Abdullah Cömert’in yaşamını yitirmesine sebebiyet verenler, emri verenler, “Ben verdim.” diyenler ve o ölümlere sebebiyet verenler yargılandığı gün gerçek Gezi davası olacak. CHP olarak o davayı da takip edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Son sözüm: Tabii, çok klişe bir saldırı ama bizim İSKİ yolsuzluğunda dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen İSKİ Genel Müdürünü –tabiri caizse- kulağından, kolundan tuttu, savcıya verdi. Şimdi, siz, daha 2014’te “Bu şehirleri en iyi onlar yönetecek.” dediğiniz çok sayıda belediye başkanınızı kamuoyu önünde “Bu ya terörist, terör örgütü üyesi ya da hırsız.” diye teşhir edip, “İstifa etmezsen gereğini yaparım.” diye tehdit edip, şantajla istifa ettirip sonra da hiçbir gereğini yapmadınız. Şimdi, İSKİ’de hukuka gönderen Nurettin Sözen, burada hukukla tehdit edip, istifa ettirip suçu, pisliği örten bir anlayış; edep yahu demekten başka bir şey gelmiyor elden. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, bu böyle sonsuza kadar devam edebilir, bu böyle olmaz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Efendim, tutanağa geçsin diye sadece bir cümle…

Ben sadece tutanağa geçireceğim Özlem Hanım, bir tutanağa geçireceğim.

BAŞKAN – Özlem Hanım’ın söz talebi daha önceydi ama izin veriyorsa buyurun Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Söz almıyorum, tutanağa geçsin.

Efendim, demin iftira olarak dile getirdiğimiz meseleyle ilgili “Ben söylemedim, KONDA söyledi.” diyerek bunun ispatı söz konusu olamaz. Bu seçimde KONDA’nın tespitinin doğru çıkmış olmasını göz önüne alıp bundan önceki seçimlerdeki yanılgılarını göze almayan bir anlayışın buna ispat olarak oraya atıfta bulunmasını kabul etmiyoruz. Bu bizim açımızdan kıymeti olmayan bir beyandır.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, ben de aynı yöntemle tutanağa geçireyim bu itirazı.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – KONDA değil, bugün MYK’de toplam 4 bağımsız araştırma vardı.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – KONDA’yı söylediğiniz için söylüyorum ya, Allah Allah.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ben özen gösterdim ama açın, bakın, seçimi de tam tutturmuşlar, zaten onlar ciddiye alınır.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – KONDA dediğiniz için söylüyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Diyor ki: “Seçime beş gün kala Milliyetçi Hareket Partisinin 100 seçmeninden 22’si İmamoğlu’na veriyordu, seçim günü yüzde 54’ü, yüzde 55’i verdi.” Bunu söyleyen 4-5 araştırma var.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ya, bu araştırma; isimlerini ver, bu araştırma.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, sandık başında görüşmüş adam.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Kabine girmiş mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir şey söyleyeyim: Siz bir başkasına inanın, nasıl 80’den 40’a düşerseniz, 20’ye, 10’a düşersiniz, hâlâ başkasına inanın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan kabine girmiş mi? İftira!

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun Sayın Zengin.

29.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Şöyle bir usul hatası var diye düşünüyorum; elbette teşekkür ederiz, grup başkan vekillerine süre konusunda serbest bir imkân vermenize fakat ben şöyle anlıyorum: Bir tur konuşuyoruz, konuşurken bir sataşma varsa bu sataşmaya binaen cevap veriyoruz. Fakat bakıyorum, Sayın Özel yeni başlık açıyor. Şimdi yeni başlık açtığınızda olay daha büyüyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim açtı İSKİ’yi?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – İSKİ’yi siz açtınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben açmadım İSKİ’yi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şöyle açtınız: Siz söz aldığınızda, konuşurken inanılmaz bir saldırı içerisinde davranıyorsunuz ve insanlara hakaretamiz şeyler söylüyorsunuz. Şimdi bir daha aynı şey oluyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim hakaret etti?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, aynı şey. Diyorsunuz ki partimize: Biz AK PARTİ olarak kendi belediye başkanlarımıza, yok efendim “terörist” demişiz, yok efendim “hırsız” demişiz. Böyle bir şey zinhar yalandır, yalan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ee, dediniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Böyle bir şey olamaz. Yok “Baskı yaptınız.” yok “Şöyle yaptınız.” bu zinhar yalandır, lütfen.

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Savcıya dilekçe vereni herkes biliyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yani bunu yaparken artık kendi partinizi yönetmek az geldi AK PARTİ’yi yönetiyorsunuz, MHP’yi yönetiyorsunuz. Yani böyle bir şey mümkün değil, kabul edilemez. Burada eğer konuşacaksak bir tur konuşuruz, sataşma varsa cevabımızı veririz ama her seferinde yeni başlık açmayı Mecliste şov yapmak olarak değerlendiriyorum.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Öyle yani. Yani burası sadece Sayın Özel’in sözünü söyleme mecrası değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyle demeyeceksiniz.

BAŞKAN – Yerinizden buyurun Sayın Özel.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Başkanım, biz çıkalım grup başkan vekilleri konuşsun o zaman!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Olamaz böyle bir şey ya, olamaz. Her seferinde aynı şey! Sayın Özel her grupta olduğunda aynı şey oluyor.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, yönetim tarzında tutarsızlık olmadığına ve grup başkan vekillerinin söz talebini karşılama teamülünün Meclisin en eski teamüllerinden biri olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN - Bir izin verin, tekrar bir açıklama yapayım lütfen.

Değerli milletvekilleri, lütfen, size bazı şeyleri hatırlatmam gerekiyor. bundan önceki pek çok oturumda ve benim yönettiğim birçok birleşimde esas itibarıyla iktidar grubu başkan vekilleri sürekli söz isteyerek cevap verme ihtiyacı duyduklarını söylerlerdi ve ben hiçbir seferinde bu söz taleplerini geri çevirmedim, tutanaklar buradadır, incelenebilir; kimlere, ne kadar süreyle söz hakkı tanındığı ortaya konabilir. Dolayısıyla, benim yönetim tarzımda bir tutarsızlık yok.

İkincisi…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sizde değil, sizde değil.

BAŞKAN – Sayın Zengin, bir dinleyin. Bakın, ben konuşuyorum şu anda, size söz vereceğim. Meclisi yöneten başkan vekili konuşurken dinlememiz gerekiyor.

İkincisi: Kime, ne zaman söz vereceğimiz şüphesiz İç Tüzük’te yazar. İç Tüzük kurallarına bir de gelenek kuralları destek olur. Grup başkan vekillerinin söz talebini karşılama teamülü bu Meclisin en eski teamüllerinden biridir. Bazı başkan vekilleri belli bir sınır koyabilir “Üç kere uzatırım.” diyebilir ama buna uymak her zaman mümkün değil, daha doğrusu bunu düzenli, aynı şekilde uygulamak mümkün olmuyor.

Grup başkan vekillerinin birbirlerine cevap vermesi gerekiyor, bunu ben de gayet demokratik ve parlamenter sistemin ruhuna uygun bir talep olarak görüp bu talepleri karşılıyorum. Bunun ötesini, sözlerinizin içeriğini, nerede duracağınızı sizin demokrasi anlayışınıza, adalet duygunuza bırakıyorum. Bundan önce de böyle yaptım, şimdi de böyle yapıyorum, bundan sonra da öyle yapmaya devam edeceğim.

Birimizin daha önce iyi bulduğu bir uygulama şartlar değiştiğinde bu sefer “Yanlıştır.” diye eleştirilirse ben bunu demokrasi hassasiyetine uygun bir yaklaşım olarak görmem. Tutanakları açar bakarsınız, benim yönettiğim bütün birleşimleri incelersiniz, eğer şimdi yaptığım şey o gün yaptıklarımla çelişiyorsa ben burada özür dilerim ve uygulamamı düzeltirim. Bunun dışında, söz taleplerini karşılama konusunda tek yetki Meclisi yöneten başkan vekilinindir.

Konuşmaların içeriğine müdahale edip etmeme konusu da başkan vekilinin takdirindedir. Ben konuşmaların içeriğine müdahale etmeyeceğimi daha önce de söyledim. İçinde hakaret yoksa, içinde sövme yoksa ben müdahale etmem, sataşma varsa söz veririm 69’uncu maddeye göre, sataşmaya cevap verilir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, söz verecektiniz ama…

BAŞKAN – Sizlere tekrar söz vereceğim.

Sayın Bülbül, söz mü istemiştiniz, bilmiyorum.

Sayın Zengin, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Zengin’in zaten son cümlesinde hakaret olunca ben ayağa kalktım, siz de “Vereyim.” dediniz.

BAŞKAN – Tamam, size de vereceğim, karıştırdım sırayı, kim önce istedi göremedim. O nedenle Sayın Zengin konuşsun, size de vereceğim Sayın Özel.

Sayın Zengin, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, grup başkan vekillerine söz verme konusunda sınırlama yapmadığı için Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’a teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yani istiyorlarsa Sayın Özel’e de verebiliriz, benim için fark etmez.

Sayın Başkanım, bence bir yanlış anlaşılma var çünkü ben sizin şahsınıza bir şey söylemiyorum. Tam tersine, ben size teşekkür ediyorum konuşma konusunda sınırlama yapmadığınız için.

Benim söylediğim şey usulle alakalı, kendimize bir şeydir, grup başkan vekillerine bir söz söylüyorum, o da şu: Biz konuşurken bir sırası var bunun, bu sıralama içerisinde konuşuyoruz. Bu işin içerisinde birbirimize elbette ki dokunan kelimeler söylüyoruz, elbette ki ithamlarda bulunuyoruz, bu işin doğasında var. Bu birinci turdan sonra söylediğimiz sözlere binaen cevap hakkı doğuyor. Buna elbette hiçbir itirazım yok, ne olabilir ki, asla yok ama tekrar sıfır yeni bir başlık… Mesela Sayın Özel konuştu, bitti, bir tur dolaştık, cevap verdik, örneğin Gezi’yle alakalı yeni bir başlık açtı, Gezi meselesi. Bu davayı ben de takip ediyorum fakat bununla alakalı yeni bir başlık açtığınızda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Benim kastım budur yani başlığı da ifade ederek söylüyorum. Baştan yaptığımız konuşmalar içerisinde, konuştuklarımızdan tamamen alakasız, yeni bir başlık açtığımızda, Sayın Özel, bütün alan bize kalmış oluyor. Bakın, daha hâlâ çalışmaya başlayamadık. Yoksa ben sizin yönetiminize ya da söz vermenize asla bir itirazda bulunmuyorum. Lütfen, yanlış anlaşılmak istemem.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir rahatsızlığım yok, tam tersine, teşekkür ederim. Bunu önemsiyorum, insanların kelimeleri tüketmesini önemsiyorum çünkü bu, zaman meselesinden öte bir şey; karşılıklı olarak kelimelerimizi tüketmemiz, birbirimizi ikna etmemiz, ikna olmasak bile dinlememiz önemli bir şey. Ama bunu yaparken benim bahsettiğim, birinci turun dışında sıfır yeni başlıklar açmayı bu manada bir şov yapmak olarak görüyorum, bunu da ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zengin.

Sayın Özel, buyurun.

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, zaten ilk turdan sonra yeni bir başlık açılması gibi bir şey normalde olmuyor ama bugüne özel olarak ne oldu? Hazırlığımda Gezi olduğu hâlde daha önceden aktarılan bir tartışmaya cevap sürem burada olduğu için ikinci turda, Gezi başlığında kısa bir şey söyledim. Ama aynı şeyi kendi ikinci turunda bu sefer İSKİ’yle ilgili bir başlık açıp benim cevap vermeme ihtiyaç doğuracak şekilde yaptı bunu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben size cevap verirken söylüyorum, yeni başlık açmıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ve bu şekilde, bakın, zaten ikinci turda şunu söyleme…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Size cevap veriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özlem Hanım, dinleme şeyiniz var mı? Yoksa, pazar gününden beri bir gerginsiniz, onu anlıyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç gergin değilim, hiç gergin değilim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok özür dilerim, son cümlem şu.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Özel.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ya, Sayın Başkanım, lütfen, yani bence edep sınırları zorlanıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne yapıyorsunuz ya?

BAŞKAN – Sayın Zengin, size söz vereceğim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ne alakası var! Olmaz böyle bir şey!

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Ne alakası var!

OSMAN AŞKIN BAK (Rize) – Grup başkan vekiline öyle konuşulur mu ya!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen ne diyorsun ya?

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ne gergini, bu ne biçim bir üslup?

BAŞKAN – Sayın Zengin…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yeter artık ya!

BAŞKAN – Sayın Zengin…

MURAT BAKAN (İzmir) – Bağırarak susturamazsınız.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Grup başkan vekiline verilen yetkinin de sınırı olması lazım, kötüye de kullanılamaz.

MURAT BAKAN (İzmir) – Bak, orada Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkan orada oturuyor.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.46

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Değerli milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 21/6/2019 tarihinde Hakkâri Milletvekili Sait Dede ve arkadaşları tarafından, Yüksekova Belediyesine atanan kayyum döneminde yapılan iş ve işlemlerin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 26 Haziran 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

26/6/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 26/6/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Fatma Kurtulan

                                                                                           Mersin

                                                                        HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

21 Haziran 2019 tarihinde Hakkâri Milletvekili Sayın Sait Dede ve arkadaşları tarafından, Yüksekova Belediyesine atanan kayyum döneminde yapılan iş ve işlemlerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 2806 sıra numaralı Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 26/6/2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sait Dede konuşacaktır.

Buyurun Sayın Dede. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA SAİT DEDE (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüksekova Belediyesinde kayyum döneminde yapılan yolsuzlukları ve usulsüzleri Genel Kurul ve tüm kamuoyuyla paylaşmak, siz değerli milletvekillerini yapılan yolsuzluğun, kamuya verilen zararın korkunç boyutu konusunda bilgilendirmek ve önergemize destek sağlamak için söz almış bulunmaktayım.

Sizlerin de bildiği gibi 2016 yılında birçok belediyeye kayyum atandı. Seçmenlerin iradesi ve anayasal haklar hiçe sayılarak bu kayyumlar atandı. Atanan kayyumların yaptıkları harcamalardan tutun da yedikleri kadayıfa, yaptıkları hamamlara kadar birçok konuda hepiniz bilgi sahibisiniz. Şimdi sizlere 19 Aralık 2016 tarihinde kayyumun göreve gelmesiyle Yüksekova Belediyesinde yaşanan yolsuzlukları, yapılan hırsızlıkları, kamuya verilen zararı ve bir ilçenin ve yurttaşlarının nasıl mağdur edildiğini kısaca anlatacağım.

Kayyum, gasbettiği belediyenin içini boşaltmayı ve alabildiğince borçlandırmayı 27 Ocak 2017’de aldığı sözde belediye meclis kararıyla uygulamaya koyuyor. “Sözde belediye meclis kararı” diyorum çünkü kayyumun kendisi ve kendisine bağlı memur 2 kişiden oluşan bir garip belediye meclisi. Dönemin kayyumu, aynı zamanda Yüksekova Kaymakamı şöyle bir karar alıyor: 7 sayılı meclis kararıyla, 190 milyon TL’lik krediyi bizzat kullanma ve belediyenin tüm taşınmazlarını ve gelirlerini ipotek etme yetkisini kendisine veriyor. Bununla da yetinmeyen kayyum, meclis kararına, mevzuata bağlı kalmaksızın, belediyenin İller Bankasından gelen payının tamamına kredi taksitleri için banka tarafından el konulacağı hükmünü ekliyor. Bakın, yasada açıkça “Yüzde 40’dan fazlası kesilemez.” denildiği hâlde böyle bir karar çıkarıyor. Devamında, benzer mahiyette birçok meclis kararı çıkartarak Yüksekova Belediyesini 608 milyon TL borçlandırıyor. Atanan kayyum Kaymakamın hukuk tanımadığı, ne amaçla davrandığı ortadayken İller Bankası bu yapılanlara nasıl ortak olabiliyor? İller Bankası ile kayyum arasında yapılan sözleşmelere şöyle bir madde eklenmiş: Mevzuatta kısıtlama getirilse dahi kredi kullanma ve borcun tahsili konularında mevzuata aykırı davranılabileceği yönünde bir madde eklemişler. Kaymakam kayyum ve İller Bankası, yaptıkları sözleşmelerde “Yasaları tanımıyoruz, yasal çerçevede hareket etmeyeceğiz.” diyorlar, aleni bir şekilde suç işliyorlar. İller Bankası, Belediye Kanunu’nun 68’inci maddesinde yer alan belediyeler borçlandırılırken borçlandırılacak belediyenin gelir durumunun dikkate alınması gerektiği yönündeki maddeyi bilmiyor mı? Yüksekova gibi bir ilçe belediyesi nasıl olur da 608 milyon TL’lik bir krediyle borçlandırılır? Bir büyükşehir belediyesinin dahi altından kalkamayacağı bir borçlandırmadır bu. Gelinen nokta itibarıyla, sözde altyapı çalışmaları için çekilen krediler ve bunların haricinde ödenmeyen SGK, kurum borçlanmaları, esnaf borçlanmalarıyla Yüksekova Belediyesi 680 milyon TL borçlandırılmıştır. Şimdi, diyeceksiniz ki: “Krediler altyapı çalışmaları için harcanmış.” Hayır, alınan milyonlar buhar olup uçmuş. Göstermelik olarak caddeler, sokaklar kazılmış, tüm ilçe bir inşaat alanına dönüştürülmüş ve iki buçuk yıl boyunca sadece birkaç sokağın altyapı ve üstyapı çalışmaları bitirilebilmiş. Yani kısaca, kredi kullanılarak yapılan çalışmaların tamamı bırakın yarıda kalmayı, çoğu daha başlangıç noktasındadır. Yapılan ve biten tek şey, KDV ve İller Bankasından çekilen kredinin faizi hariç olmak üzere, tanesi 18.750 liradan 216 aydınlatma direği. Normal şartlarda 5 bin TL civarında olan bir aydınlatma direğinin belediyeye maliyeti KDV ve faizlerle beraber 40 bin TL’yi bulmaktadır.

Bugün itibarıyla, Yüksekova Belediyesi bırakın kamu hizmeti vermeyi, son üç aydır çalışanların maaş ve ücretlerini dahi ödeyememektedir.

31 Mart 2019 tarihinden sonra İller Bankası 2017 yılında imzalanan sözleşmelere dayanarak belediyenin genel bütçeden gelen payının tamamına hukuka aykırı olarak el koymaktadır. İki buçuk yıl bu hukuka aykırı sözleşme görmezden geliniyor, ne hikmetse, seçimlerden hemen sonra fiiliyata geçiyor.

Yüksekova Belediyesinin İller Bankasından aktarılan pay dışında ciddi bir öz geliri yoktur. Su, emlak gibi elde ettiği gelirlerle bırakın kamu hizmeti vermeyi 10 çalışanının dahi ücretini ödeyemez. 301 personeli bulunan belediyenin 83 çalışanına, ödenmeyen kredi borçlarından dolayı bankalar tarafından haciz işlemi başlatılmış durumdadır.

Yine, belediyenin elektrik işletmesine olan borcundan dolayı dün itibarıyla belediyenin elektrikleri kesilmiş ve bu elektrik kesintisinden dolayı ilçeye su da verilemez duruma gelmiştir.

Hâl böyleyken seçim yenilgisinin faturası hukuksuz işlemlere dayanarak tüm Yüksekova’ya ödetilmek isteniyor. Gelin, buna bir dur diyelim. İnsanlar tüm tercihlerinde özgür oldukları gibi siyasal tercihlerinde de özgürdürler ve tercihlerinden dolayı cezalandırılamazlar.

Yaşanan yolsuzluklar, hukuksuzluklar sonucu Yüksekova yaşanmaz hâle gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Dede, sözlerinizi tamamlayın lütfen.

SAİT DEDE (Devamla) – Bugün itibarıyla, artık, tozdan nefes almak, kazılan çukurlardan dolayı yürüyebilmek dahi imkânsız hâle gelmiştir.

Bakın, sadece Yüksekova’da yaşayanlar mağdur edilmemiş, aynı zamanda kamu da zarara uğratılmıştır. O zaman, şöyle mi düşünüyorsunuz: “Yüksekovalılar zarar görsün de kim bu zararı verirken ne kadar çalabiliyorsa helalî hoş olsun.” Çünkü ne yazık ki bu sessizlik bize bunu düşündürtüyor. Aylardır hiçbir yetkiliye ulaşılmıyor. Başta İller Bankası olmak üzere randevu taleplerimiz geri çevriliyor, durumun aciliyeti görmezden geliniyor. Kayyum döneminde gelen payın tamamının nereye ve nasıl harcandığı belli değildir.

Gelin, verdiğimiz önergeye destek olun, yapılan bu hukuksuzluk ve yolsuzluk kimsenin yanına kâr kalmasın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dede.

Öneri üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Özgür Özel konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hakkâri Milletvekilimiz Sayın Sait Dede’nin önergesi üzerinde grubumuz adına söz aldık. Önergenin içeriğini ve burada bir araştırmaya konu olmasını destekliyoruz, şundan dolayı destekliyoruz: Bu kayyum döneminin bir millet iradesi tarafından bir denetlenmesi lazım, zaten çok yanlış ve çok şüpheli bir şekilde başladı. 15 Temmuzdan sonra yaklaşık 90’ın üzerinde belediyeye kayyum atandı. O sebepten atandı, bu sebepten atandı ama bir gerçek var, Adalet ve Kalkınma Partisinin keyfine göre atandı. Baktınız, belediye meclisinde çoğunluk varsa belediye meclisine seçtirdiniz, oradan birine işaret ettiniz, o kişiyi belediye başkanı yaptınız ama belediye meclisinde sizin çoğunluğunuz yoksa, örneğin, Halkların Demokratik Partisi yönetiyorsa -Diyarbakır’ı, Mardin’i, Ağrı’yı, Hakkâri’yi- oraya bürokrasiden kayyum atadınız. Bu, resmen, bir partinin çıkarlarına, bir devletin kurum ve kuruluşlarını, hâkimlerini, savcılarını, İçişleri denetçilerini, bürokratlarını ve elde tutulan kamu gücünü bir partinin hizmetine sunmaktır. Bu, akıl alır gibi bir davranış değil. Devlet, suç örgütü yönetir gibi yönetilmez.

Sadece bu değil, Tuşba, Edremit, Çaldıran, Bağlar, Lice. Ya, başvuruyor, “Aday olabilir miyim?” diyor, “Aday olabilirsin.” diye belge veriyorsun, seçilince, efendim, şu sebepten, bu sebepten 2’nciye mazbata verdirtiyorsun. Neden? Keyfinize öyle geldiği için.

Bir an için düşünelim, bu, 28 Şubat sürecinde, mensubu olduğunuz partinin bir belediyesine yapılsa ne hissederdiniz? Hangi gerekçeyle? Yani demokrasi sizin partinize hizmet etmek için var da partinizin aleyhine tecelli ettiğinde rafa kaldırılabilecek bir şey mi?

Bakın, bu ufak, ufak, ufak denemelerin sonunda bir siyasi obezite ve bir siyasi gözü dönmüşlükle en son İstanbul İstanbul seçimini iptal ettirdiniz. “Hakem hakem” diyoruz, hakeme gittik, hakem farkı 13 binden 806 bine çıkardı ya. Demek ki neymiş? Vicdanın gereğini yapmıyormuşsunuz, doğrusu bu değilmiş, bir partinin çıkarlarına göre hukuk esaret altına alınamazmış, kamu yönetimi devletin, milletin ve halkın çıkarları içinmiş; bunun dünya kadar örneği var. O yüzden, bir iktidar partisinin, kendi siyasi çıkarları için, devleti suç örgütü gibi, bürokratını suça iterek, denetçisini suça iterek, hâkimini hukuk alanının dışına iterek yaptırdığı bütün iş ve işlemler bu ülkenin demokrasisini de geri götürüyor. Belki siyasi partinizin, yıllar önce “erdemliler hareketi” diye kurulmuş siyasi partinizin, kendinizin övünebileceği birçok anekdotu varken, iyi sayfaların aralarına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Özel.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Sizin için söylüyorum, hani meşhur deyişle, yarın torunlara anlatacak bir hikâyeniz var ya, mesela dersiniz, efendim… O da yanlıştı, Recep Tayyip Erdoğan’ın görevdeyken görevden alınması, seçilme hakkının elinden alınması; o da yanlıştı, ona da karşı çıktık, onu da ortadan kaldırırken burada demokratik bir duruş sergiledik. “Böyle bir mağduriyetten yola çıktık evladım.” “Anlat dede.” “Sonra Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları olarak ‘erdemliler hareketi’ diye bir parti kurduk evladım.” “Anlat dede.” “İktidara geldik bir seneyi biraz geçe…” “Anlat dede.” Sonra ne anlatacaksın dedesi, neyi anlatacaksın? Mazbataya çöküşünü mü anlatacaksın, 1’inci gelene değil, 2’nci gelene mazbata verişini mi anlatacaksın dedesi, ne anlatacaksın? İşine gelirse kayyumu belediye meclisinden seçtirip işine gelmeyince kayyumu atattırdığını, o kayyumun da acayip yolsuzluklar yaptığını mı anlatacaksın? Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanının makam odasının videosunu izletsene dedesi.

Torunların gurur duyacağı işler yapın, öyle işleriniz de vardı, bunlar rezil ediyor sizi, mahvediyor hepinizi.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Öneri üzerinde söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’a ait.

Buyurun Sayın Eronat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayyumlarla ilgili, geçmiş günlerde bu Meclis kürsüsünden çok fazla konuşma yapıldığını biliyoruz.

Genelde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin bazı il ve ilçeleri neden kayyumlar tarafından yönetildi, önce bir ona bakmamız gerekiyor.

Öncelikle, Diyarbakır’da, 6-7-8 Ekim 2014 tarihlerinde, belediyenin toplamadığı, barikat yaptığı çöpler, lastikler olaylara engel olarak kullanılmak istendi. Ayrıca, Diyarbakır Büyükşehir Belediye binasından güvenlik güçlerimizin üzerine ateşler açıldı. 6-7 Ekim olaylarında 52 vatandaşımız hayatını kaybetti. Daha sonraki aylarda, Sur ilçemizde, yine güneydoğuda, Cizre, Nusaybin ve Silvan ilçelerinde çukur hareketleri başladı.

Özellikle kendi ilim olan ve kendi doğduğum ilçe olan Sur ilçesinde, belediye eş başkanları, sanki halk için yol yapılıyormuş gibi, çukurlara iş makinelerini gönderdi ve bu çukurlar belediyeye ait kepçeler, iş makineleri tarafından kazıldı. Bu çukurlara el yapımı patlayıcılar yerleştirildi ve bu çukurlar güvenlik güçlerimizle çatışmalarda siper olarak kullanıldı. Bu çatışmalarda 73 güvenlik görevlimiz şehit oldu.

Ben bir anımı paylaşmak istiyorum sizinle. Bundan beş yıl önce Almanya’nın Köln kentine gitmiştim, kaldığım otel de Dom Kilisesi’ne karşı bir oteldi. Bilirsiniz, Dom Kilisesi Vatikan’dan sonra en görkemli kiliselerden biridir. Kilisenin yanında minik minik evler vardı. Merak ettim, sordum: “Köln’de bu evler başka hiçbir yerde yok, neden burada?” Dediler ki: “Bunlar İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan tek Alman evleridir ve hepsi artık müze olarak kullanılıyor.” Ben de “Neden sadece bu evler?” diye sordum. Dediler ki: “Müttefikler İkinci Dünya Savaşı sırasında Köln’ü yerle bir etmiş ama Dom Kilisesi zarar görmesin diye bu bölgeye bomba atmamışlar.”

Arkadaşlar, Sur olayları sırasında beş yüz yıllık “Bıyıklı Mehmet Paşa” dediğimiz Kurşunlu Camisi yakıldı, yıkıldı. Başka bir ülkenin Hristiyan olan vatandaşı, Hristiyan bir ülkenin kilisesi zarar görmesin diye düşmanına bomba atmazken benim şehrimin vatandaşı, benim ülkemin vatandaşı ve Müslüman olduğunu iddia eden vatandaşlar benim kutsalım olan Kurşunlu Camisini yerle bir ettiler ve benim kutsalım olan Kur’an-ı Kerim’i yaktılar, yıktılar, hiçbir şekilde saygı duymadılar ve bunlar, belediye başkanlarının bu teröristlere yaptığı hizmetler sonucu oluştu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Eronat.

OYA ERONAT (Devamla) – Arkadaşlar, Sur’daki vatandaşlarımız evlerini kaybettiler; beş altı ailenin bir evde yaşadığını biliyorum. O insanlara TOKİ olarak ev verildi, isteyene evi yeniden yapıldı ve üstelik bunlar yapılırken de bu insanların evinin tapulu tapusuz olduğuna da bakılmadı, yeter ki mağdur vatandaşımız kalmasın dendi, isteyene de para verildi. Evet, belki maddi olarak bunlar karşılandı ama her şey maddiyat değil, maddiyat yerine gelir, eşyalar da alınır ama bizim Sur’daki vatandaşımızın duyguları perişan oldu; onlar komşularını kaybettiler, dostlarını kaybettiler, arkadaşlarını kaybettiler, aşklarını kaybettiler, sevdalarını kaybettiler. İnsanların duygularına saygı duyulmadı, bizim insanımıza saygı duyulmadı. Onun için kalkıp da “Acaba güneydoğuda kayyumlar niye atandı o ya da bu şekilde?” demekle kayyumların niye atandığını unutturamayız arkadaşlar.

Bu düşüncelerle tüm vekillerimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Öncelikle, son konuşan sayın hatibin konuşması önergemizle alakalı olan bir konuşma değil, onu belirtmek isterim. Söylediği şeyler de, belediyelerle ilgili hiçbir iddianamede böyle iddialar yer almıyor. Alsaydı ve bunları belgeleriyle sunsaydı… Ama gerçekten, belediyelerin iş makinelerini herhangi bir olaya gönderdiğine dair, hiçbir iddianamede böyle bir iddia yok ve bu, sadece bu siyasetin algı yaratma düşüncesiyle defalarca burada, bu Mecliste bu şekilde ifade edildi, yeter ki çamur at, izi kalsın diye.

Biz Sur’la ilgili onca araştırma önergesi verdik orada neler olduğuna dair, yine iktidar partisinin oylarıyla bu önergeler reddedildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Orada yüzlerce sivil öldü o olayların yaşandığı dönemde, bunların hiçbiri doğru dürüst soruşturulmadı, araştırılmadı. Asıl olarak söylediğimiz şey, vekilimizin ifade ettiği şeylerse hiçbir şekilde yine cevaplanmıyor. 150 milyon borçlandırıldığından, SGK borçlarından, esnaf borçlarından, 5 bin liralık tek bir aydınlatma direğinin, aslında 5 bin liraya yapılabilecekken 40 bin liraya mal edilmesinden ve yüz binlerce borç bırakarak giden bir kayyum yönetiminden bahsediliyor ve bugün de aynı şekilde, sadece kayyumların gönderilmesi de yetmiyor, tıpkı İstanbul’da yapmaya çalıştıkları gibi halkın iradesine “fasa fiso” diyerek aslında bu iradeyi de gasbetmeye çalışıp başka kurumlara bağlamaya çalışıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Yani yerel yönetimleri yönetemez hâle getirmeye çalışıyorlar. Her şeyi siz yönetemezsiniz arkadaşlar. “Halk iradesi” diye bir şey var. “Seçim” diye bir şeyi kabul etmek zorundasınız. Kayyum ise seçilerek değil atanarak gelen bir kişidir ve söz konusu olan milyonlarca borç bırakarak giden kayyumlardır, bunların soruşturulması gerekir, bizim sorduğumuz da budur. Aradan beş yıl geçer, siz gelirsiniz, yine burada, bu sefer bunu anlatmaya başlarsınız, biz de deriz ki -tıpkı Ceylânpınar’da öldürülen polisler gibi- siz reddettiniz önergelerimizi. Yine reddedeceksiniz, bunu biliyoruz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 21/6/2019 tarihinde Hakkâri Milletvekili Sait Dede ve arkadaşları tarafından, Yüksekova Belediyesine atanan kayyum döneminde yapılan iş ve işlemlerin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun 26 Haziran 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Kerestecioğlu’na, tabii, hatibimizin konuşmasının içeriğine elbette kendisinin karar vereceğini hatırlatmak isterim; kendisi karar verir, ne konuşacak, ne söyleyecek. Bu manada ama şunu söylemek isterim; ben o sebeple söz aldım: Milletin iradesine biz asla “fasa fiso” demeyiz. Galiba bir yanlış anlaşılma var veya gözden kaçırdığı bir şey var. Defaatle söylediğimiz şey, milletin iradesi bizim başımızın tacıdır, hiçbir zaman ve hiçbir yerde de milletin iradesine dair “fasa fiso” ifadesi kullanılmamıştır, bunu reddediyoruz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zengin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, tutanağa geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ben konuşmacının ne konuşacağına karar vermekten bahsetmedim, sadece, önergemizle ilgili konuşmadı dedim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştı.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 10’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen milletvekillerinin isimlerini okuyorum: İYİ PARTİ Grubu adına Balıkesir Milletvekili İsmail Ok, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Serkan Topal; şahıslar adına İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Samsun Milletvekili Bedri Yaşar.

İlk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’a ait.

Buyurun Sayın Ok. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL OK (Balıkesir) – Sözlerime başlamadan önce, hain terör örgütü tarafından şehit edilen askerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum; kederli ailesine, Silahlı Kuvvelerimize ve büyük Türk milletine de başsağlığı dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşülmekte olan millî eğitimle ilgili kanun teklifi hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Sözlerime başlamadan önce, eğer bir sataşma kabul etmezlerse, acı bir gerçeği, Meclisin içerisinde bulunduğu durumu bir kez daha hatırlatmak istiyorum: “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” diye ucube bir sistemle Meclisin itibarı düşürülmüştür. Bugün Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili bir kanun görüşülüyor ama diğer kanunlarda olduğu gibi, Hükûmet adına -zaten Hükûmet de yok- bir bakan Meclisimize lütfedip gelmiyor. Şimdi Sayın Bakan burada olsaydı, ona sorular yöneltmek isterdim. Burada, maalesef, bu ucube sistemle Meclisin itibarı yerle bir edilmiştir. Milletvekili sayısını 550’den 600’e çıkarmakla Meclisin itibarı artırılmaz.

Yine, özellikle bir şeyi ifade etmek istiyorum. Kimseye sataşmak adına değil; memleketimiz için, milletimiz için, Allah için, Türk millî eğitiminin içinde bulunduğu durumu ve çıkış yollarını zamanımın yettiği sürede izah etmeye çalışacağım. Tabii, millî eğitimin içinde bulunduğu durumu bırakın dakikalar içinde, günlerce anlatmak kâfi gelmez. Maalesef, 2002’den bu yana onlarca millî eğitim bakanı değiştirildi. İktidar partisinin milletvekillerine sorsam millî eğitim bakanlarının isimlerini sayamazlar ve yine, milletvekillerimiz beyaz A4 kâğıdı alıp bir çetele tutmaya kalksa millî eğitimde yapılan “reform” ya da “devrim” adındaki sözde düzenlemelerle millî eğitimin 2002’den bu yana kaç defa değişikliğe uğradığını gerçekten A4 kâğıtlarına sığdırmaları mümkün değildir.

Şimdi, özellikle, esas konuya geçmeden önce, her seçim vakti geldiğinde ülkeyi yöneten siyasi iktidar, öğretmenler başta olmak üzere, eğitim çalışanlarının, polislerimizin, sağlık çalışanlarının 3600 ek göstergelerinin üzerinde çalışıldığını ve en kısa zamanda çıkarılacağını ifade ediyorlar. Bu sözler verileli maalesef aylar değil yıllar geçmeye başladı, kaç seçim geçirdik. Her seçim döneminde dillendirildiği hâlde Hükûmet verdiği sözü maalesef tutmamaktadır. Özellikle millî eğitim çalışanları adına ve diğer kamu çalışanları adına bu 3600 ek göstergenin bir an önce çıkarılmasını talep ediyorum.

Biraz önce 2002 yılından bu yana onlarca bakanın gelip geçtiğini söyledim; her bir bakan kendinden önceki bakanın “devrim” ya da “reform” diye millî eğitimde yaptıkları değişiklikleri tekrar, “devrim” veya “reform” diye cilalı sözlerle kaldırdı, yeni uygulamalar getirdi. Bir zamanlar özellikle Sayın Başbakan –o zaman Başbakandı- “Türkiye’de millî eğitimde devrim oluyor. Çağ açılacak, çağ kapatılacak.” bir proje başlattı. Bu projenin adı neydi? FATİH Projesi. Peki, bu kadar şatafatlı, günlerce, FATİH Projesi ve 2023 hedefi… Böyle tabletler dağıtıldı, milyonlarca tablet dağıtıldı, milyonlarca. Sözde, öğrencilerimiz bunları kullanacak, çağı yakalayacak, üstüne geçecekti. Ne oldu biliyor musunuz? En az 2 milyar Türk lirası, yapılan şaibeli ihalelerle, yandaşlara gitti. Hedeflenen noktaya ulaşmak bir yana yüzde 20’sine ulaşılamadı. Bu tabletler şimdi çöpe atıldı, çöpe. Yazık! Bunlar, fakir milletimizin vermiş olduğu vergiler çarçur edildi.

Yine Anadolu liselerinin kalitesini artırmak yerine “Bütün liseler Anadolu lisesi olacak.” denildi ve yapıldı ve başta öğrencilerimiz olmak üzere onların ailelerine en büyük kötülük yapıldı. Evinin önündeki okula kaydolamadı, 100 kilometre, 50 kilometre uzaktaki yerlere kaydedildi. Şimdi, bütün liseleri Anadolu lisesi yaparak öğrencilere ve ailelerine madden, manen zulmedenler yine “devrim” adı altında bir dönüş yapmaya çalışıyorlar. Kısacası, Millî Eğitim Bakanlığı yazboz tahtasına döndü. “Ali yazar, Veli bozar.” türkülerde değil gerçekten Millî Eğitim Bakanlığında gerçek oldu.

Liseler dört yıla çıkarılacaktı, çocuklarımız üzülmeyecekti, daha çok sosyal, kültürel faaliyetlere vakit bulacaklardı. Ne oldu? Sadece bir yıllarını çalmak ve ailelere maddi külfet yüklemekle içinde bulunduğumuz durumu daha da çıkılmaz hâle getirdiniz. Fen liseleri ne hâle geldi? Fen liseleri, Türkiye’nin ufkunu açacak gençlerimizin yetiştiği yerler ama maalesef kurumsallaşmış olan bu okullarımız ve bazı Anadolu liseleri sırf kadrolaşmak adına, sadece ve sadece kadrolaşmak adına proje okulu hâline getirilerek oralarda kendini yetiştirmiş öğretmenlerimiz sürgün edildi. Ve bugün fen liselerinin birinci sınıfındaki bir öğrenciyle, Türkiye’de derece yapmış bir öğrenciyle mesleki eğitim alan öğrenci 10’uncu sınıfta aynı müfredatı görüyor. Allah aşkına siz zeki öğrencilerin önünü açmak yerine onlara fren yaptırarak ne yaptığınızı zannediyorsunuz? Fen lisesi, adı üzerinde, mesleki okullardaki müfredatla aynı müfredat. Lütfen bundan dönün, lütfen, Allah için söylüyorum. Veliler özel okullara kaçmak durumunda kalıyor. Bunu bir eğitimci, aynı zamanda bir veli olarak söylüyorum. Binlerce veli sizin bu uygulamalarınız yüzünden ekstra güçlükle bu hayat pahalılığında evini geçindiremezken eğitime daha fazla katkı payı ayırarak özel okullara çocuklarını göndermeye başladılar. Bunlardan birisi de benim. Büyük oğlum Türkiye’de derece yaptı, özel okullar asgari ücretten daha fazla para teklif etti “Devlet okulunda okusun.” dedim ama ikinci oğlumu 10’uncu sınıfta -dönemin ortasında müfredatı değiştirdiniz- devlet okulundan alıp özel okula vermek zorunda kaldım. Binlerce aile aynı durumda. Siz gerçekten muhalefetin sesine kulak vermeyerek eğitime ve Türkiye’ye yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmış oluyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ok, devam edin.

İSMAİL OK (Devamla) – Mesleki eğitimi bitirdiniz “4+4+4” diyerek herkesi tek tip yetiştirmeye kalktınız. Seçim sürecinde Balıkesir’de sivil toplum örgütlerini ziyaret ettiğimizde, özellikle ticaret odası, sanayi odası gibi kuruluşlar -ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünde söyleyeceğime Balıkesir Ticaret Odası Başkanına söz verdim, Sayın Rahmi Başkanın şahsında yönetimine de teşekkür ediyorum- “Yetişmiş teknik eleman, vasıflı eleman bulamıyoruz.” diyor. Öbür taraftan, binlerce üniversite mezunu iş arıyor, iş bulamıyor. Bu ne büyük bir başarı, vallahi helal olsun! Bir yanda yetişmiş nitelikli, vasıflı eleman aranıyor, yok; öbür tarafta yüz binlerce üniversite mezunu gencimiz iş arıyor, iş bulamıyor. İnşallah vaktimiz müsaade ettiği müddetçe bu konulara değineceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi Sayın Ok.

Buyurun.

İSMAİL OK (Devamla) - Ben, özellikle bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum ki bu Cumhurbaşkanlığı ucube sistemiyle Meclisi getirdiğiniz durum ortada. Bunları ben Millî Eğitim Bakanımıza söylemek isterdim. Dün hatip arkadaşımız çıktı burada “İşte, uluslararası kuruluşların yaptığı yarışmalarda Türkiye şöyledir…” Yapmayın arkadaşlar, yapmayın! Rakamların dili yalan söylemez; bırakın fiziği, kimyayı, matematiği, feni, okuduğunu anlamada dünyanın en gerisindeyiz. Bunlar, işte, sizin her bir iki yılda “devrim” diye “reform” diye yaptığınız uygulamalarla bu hâle geldi. Artık gelin şu inatlaşmadan vazgeçin; muhalefetin önerilerini gerçekten sağlıklı bir şekilde değerlendirip şu Türk millî eğitimini içerisinde bulunduğu durumdan çıkaralım.

Atatürk’ün çok güzel bir sözü var: “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, şanlı, itibarlı yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL OK (Devamla) – Evet, mikrofon kesildi. Daha fazla suistimal istemiyorum.

BAŞKAN – Hayır, selamlamak için açıyorum sadece. Selamlayın Genel Kurulu lütfen.

İSMAİL OK (Devamla) – Evet, Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma bakalım eğitim ne hâlde anlarız ya da eğitime bakalım Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun resmini hemen çekmiş oluruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

İSMAİL OK (Devamla) - Sayın Başkan, özellikle AK PARTİ grup başkan vekili... Hiç sataşmadım yani bizde yaralı aslana vurulmaz; malum, İstanbul seçimleri dolayısıyla özellikle sataşmamaya dikkat ettim, onun için anlamadım. Hiç sataşmadım yani.

Evet, ben bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. İnşallah önümüzdeki süreçte millî eğitimin içinde bulunduğu durumları aktarmaya çalışacağım. Özellikle de Sayın Başkana anlayışı dolayısıyla teşekkür ediyorum. Divana da saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ok.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Biraz evvel sayın hatip her ne kadar “Sataşmadım.” dese de…

İSMAİL OK (Balıkesir) - Yapma Başkanım, benim tarzım o değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …baştan aşağı bütün konuşmaya baktığımızda, hakikaten açıklamayı gerektirecek çok şey söylediniz. Bir kere “ucube sistem” diyerek millî iradeyi ucube hâline getirdiniz. 16 Nisanda bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini millet ortaya koydu, millet. Bir kere milletin iradesine saygı göstermek lazım; en başında oradan millete bir sataşma var, milletin iradesine sataşma var. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi anayasal değişiklikle milletin iradesidir arkadaşlar, bir.

İSMAİL KONCUK (Adana) - Millette hata yok; millete böyle anlatmadınız, yanlış anlattınız. Hata millette değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İkinci olarak, on yedi yıldır, evet, 6-7 bakan değişmiş olabilir. Sonuç itibarıyla, değerli arkadaşlar, biz eğitim sisteminde hakikaten millî eğitimi en fazla bütçesi olan bir noktaya getirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Başarı sıralamasında dünya markası oldu millî eğitim hakikaten ha!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum, cevap olsun diye…

Öğretmenleri 2 misline çıkardık. Derslikleri, Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan derslikler bir tarafa, oradan bu noktaya taşıyan AK PARTİ iktidarıdır.

Dolayısıyla, yasama, yürütme ve yargıyla ilgili de kuvvetler ayrılığı sistemini tam olarak benimsemiş bir hükûmet sistemine geçtiğimizin hepimiz bilincinde olmalıyız. Sayın Bakan Yardımcımız da bakın orada, sonuç itibarıyla sıralardadır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – PISA’da 1’inci olduk vallahi bu sene!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Millî Eğitim Komisyonunda da gerekli katkılar, gerekli çalışmalar yapılmıştır.

3600 ek göstergeyle ilgili de… Biz bir şeyle ilgili ya söz vermeyiz “olmaz” deriz veya vermişsek de mutlaka yaparız, onu da milletimiz gayet iyi bilir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne zaman? Ne zaman?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ne söz vermişsek yaptık ve mutlaka yapacağız, bundan da kimsenin endişesi olmasın.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hadi bakalım 3600’ü getir o zaman, hadi bakalım.

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – 2023 FATİH Projesi’ne akıttığınız parayı açıklayın.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ok, Grup Başkan Vekiliniz söz istedi, kendisine söz vereceğim, size daha sonra söz veririm 60’a göre.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Açıklama yaptım ben, sizin sözlerinize açıklama yaptım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Millî eğitimi de dünya markası yaptı hakikaten ha! Dünya bizi kıskanıyor millî eğitimde!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ağıralioğlu.

35.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, binalaşmayı artırınca millî eğitimin düzeleceğine dair anlayışa ve Millî Eğitim bürokrasisinin Türk millî eğitimine mihmandarlık edecek müktesebata sahip olduğuna ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Cumhurbaşkanı kabul ettiği için rahatlıkla konuşabiliyoruz biz bu konuda. “Millî eğitimde binalaşma sürecini çok iyi yönettik, teknik altyapı kısmına iyi finansman desteği sağladık ama muhtevayı kaybettik.” diyebildiği için en azından bizi değil de Sayın Cumhurbaşkanını biraz daha dikkatli dinlemenizi istirham ederiz. Millî eğitimin binalaşma sürecinde hatırı sayılır paralar harcadığınızı biliyoruz. Zaten Hükûmetin karnesinin bu para harcama kısmının çok iyi olduğuna biz de şahidiz. Hatta, biraz mübalağalı para harcadınız diye size kızıyor “Devletin imkânlarını israf ediyorsunuz.” diye cümle kuruyoruz. FATİH Projesi dâhil, yaptığınız diğer altyapı yatırımları dâhil, bunlarla ilgili verimli gördüğümüz her yatırımı alkışlıyoruz zaten. Orada mübalağalı bulduğumuz şey şudur: Binalaşmayı artırınca millî eğitimin düzeleceğine dair bir anlayışın millî eğitimi yönetemeyeceğine dair hassasiyeti taşıyorduk, endişelerimiz böyleydi. Bugün, okuduğunu anlama kabiliyeti ölçüldüğünde arka sıralara düşmüş bir başarı grafiğimiz var. Bugün üniversitelerimizin yayınlanmış bilimsel makaleler sıralamasında dünya klasmanında düştüğü yere bakın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın sözlerinizi Sayın Ağıralioğlu.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – …üniversiteye giriş sınavlarında cevap anahtarlarında işaretlenmiş, işaretlenmemiş sorularla ilgili bir analiz yapın, Millî Eğitim, Hükûmetin belki de en zayıf karne alacağı, karne notu alacağı bakanlıktır. Yani Millî Eğitim, Hükûmetin en rahat tenkit edilebileceği, kendinizin de en rahat kabul edebileceğiniz -çocuklarınız var olduğu için söylüyorum- bu dediklerimizi anlayabileceğiniz bir bakanlıktır. Bu meselede on yedi yıllık iktidarınızın iddialarıyla gayri mütenasip bir sicile sahip olduğu en ciddi örnek Millî Eğitim Bakanlığıdır.

Defalarca, çok ciddi projelerle Millî Eğitimi ayağa kaldıracağız iddialarınızın sonu, başladığınız yere bizi döndürecek bu değişikliklerdir. Bu meselede Millî Eğitim bürokrasisine daha fazla itimat etmek belki siyasi deneme-yanılma-tecrübe etme sürecinden sizi kurtarabilir çünkü Millî Eğitimimizin eskiden yakaladığı başarıyı on yedi yıllık güçlü kudretli iktidarınıza rağmen yakalayamıyor olmasını siyasetin asabiyesine bağlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Millî Eğitim bürokrasisi, Türk millî eğitimine mihmandarlık edecek kadar müktesebatı, muhtevası olan bir kadroya sahiptir. Siyasi asabiye yüzünden tecrübesinden istifade edemediğiniz Millî Eğitim bürokrasisinin “Biz daha iyisini biliriz, millî bir eğitim inşa edeceğiz” heveslerinizin bizi getirdiği yere cümle kuruyoruz biz. Biz bu işlerden çocuklarımız deneme-yanılma tahtasına döndüğü için de muzdaribiz. On yedi yıllık karnenizin en berbat yerindeyiz şu anda biz. Çocuklarımızın, üniversitelerimizin işsizliği gizleme organizasyonu hâline geldiği bir sürecin içindeyiz biz. Bayburt’un insanların artık yaşamaktan imtina ettiği yerlerinde yüksekokullar açarak sadece işsizliği gizlemek gibi bir organizasyona döndü bu heveslerimizin sonu. Biz o yüzden bu Millî Eğitimi, siyasi asabiyenin dışında, mutabakat zemininde görüşmek, burayla ilgili ortaya konulan perspektifi Hükûmetin siyasi vizyonundan daha çok bir millet vizyonuyla bağlı hâle getirmek idealine cümle kuruyoruz. Bu meselede Hükûmetin en azından hassasiyet göstererek hem bu anlamda birikmiş tecrübeye hem de bu anlamda birikmiş tecrübesiyle şu anda Parlamentoda bulunan eski eğitimcilerin sözüne, sesine, tenkitlerine daha çok kulak vermesini istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Artık tamamlayın Sayın Ağıralioğlu.

Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Her eleştirimizi “Şu kadar derslik yaptık, bu kadar bilgisayar dağıttık. Daha ne istiyorsunuz?” falan gibi savuşturmayın lütfen. Sadece bu mevzudaki tenkitlerimiz sonuçları itibarıyla çok rahat ölçülebilecek, istatistiklerde görülebilecek, sonuçları üzerinde ciddi tedbirler alınabilecek imkânı bize veriyor. Bunu bir siyasi çatışma alanı hâline getirmeye çalışmıyoruz. Yani Hükûmetiniz mahvetti, biz de sizi taşlıyoruz demiyoruz. Ama çocuklarımız mahvoldu. Millî eğitimi ayağa kaldırmanın yeni bir usulünü bulmak zorundayız.

Teşekkür ederim Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

36.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına konuşan Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un temas ettiği konulardaki yanlışlıklara ilişkin açıklamada bulunduklarına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Şimdi konuşmacı hangi konulara temas ettiyse o konudaki yanlışlıklarına ilişkin bir açıklamada bulunduk. Muhtevaya hiç girmedi.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Bunlar ne oldu?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Birtakım hamasetle ucube sistemle ve pilot olarak uygulanan birtakım FATİH Projesi çerçevesinde iddialarınızı ispat etmek durumundasınız, aksi hâlde iftira etmiş olursunuz.

Pilot bölgelerle başlanıldı ve onlar fonksiyonel olarak dağıtılan yerlerde işlev gördü ve görüyor. Akıllı tahtayla ilgili de… Akıllı tahta bütün eğitim müfredat sisteminde cari kılındı.

Ve değerli arkadaşlar, biz Millî Savunma bütçesinin en fazla olduğu bir bütçelemeden Millî Eğitimin en fazla bütçeye sahip olduğu bir sisteme geçtik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konuda ortak akılla 28 Şubat zulmünün, 28 Şubat döneminin mahvettiği imam hatipleri kapatmak uğruna bütün mesleki bir eğitimi yok eden, mahveden, ara eğitimde kalifiye insanı ortadan kaldıran bu sistemin tahribatını, büyük tahribatını ortadan kaldırmanın girişimi, ortak akılla, bütün herkesin tecrübelerinden istifade etmek suretiyle millî eğitimin muhtevasını, müfredatını da daha iyi noktalara çekme, çıkarma hususunda bir gayretin içerisindeyiz. Bu manada, herkesin olumlu katkılarına zaten açığız ve bu konuda buna aykırı bir durum asla ve kata söz konusu olmamıştır. Ama birtakım hamasi cümlelerle yapılan o kadar güzel işleri bir çırpıda silmeye matuf girişimlerin asla ve kata gerçeği ortaya koymadığını da ifade etmek isteriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın lütfen Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz bu konuda “İdeolojiler müşterek bir aldanış olmaksızın ayakta duramazlar, düşünce, tefekkür ise müşterek bir aydınlanmayı gözetir.” sözünden hareketle hakikaten doğru, isabetli, faydalı her fikri değerlendirebilecek demokratik bir olgunluğa, ortak aklı devreye koymaya yönelik bir yaklaşımla bugünlere geldik ve bundan sonra da herkesin ortak yaklaşımlarından, marufun, doğru, güzel, iyinin ortaya konmasından her zaman istifade edegelen bir yaklaşımı bugün de, yarın da devam ettireceğimizi ifade etmek isterim.

Ancak, haksız, yersiz ve gerçek dışı eleştirilere biz de tabii ki açıklamalarla, doğru bilgilendirilme hakkına sahip olması gereken kamuoyuna, gerçekle yanlışın, doğruyla yalanın, “Nedir?”in, ne değildir?”in açıklanması hususunda üzerimize düşeni her zaman yerine getirme ameliyesinde olacağımızı da ifade etmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz burada art niyetli olmadığı müddetçe her sözün hakikaten makes bulacağını, kıymetli olacağını ifade etmek isteriz ama öyle vurkaçla, birtakım doğru olmayan beyanlarla “Yandaşlara şunu yaptınız, bunu yaptınız.” gibi öyle ezbere sözlerle, hiçbir hakikati taşımayan cümlelerle, “Şunlara, yandaşlara şöyle bir kıyak geçtiniz.”… Bunu ispatlayınız, hangi yandaşa hangi kıyak çekilmiş? İspatlamazsanız o zaman iftira etmiş olursunuz, müfteri olmuş olursunuz.

Bakın, bizim burada hep beraber ortak çabamız, milletin geleceğine dönük, 28 Şubatın tahribatını da ortadan kaldıracak nitelikte, ara elemanıyla, lise mezunuyla, yüksekokul mezunuyla, üniversite mezunuyla daha iyi imkânlara sahip bir geleceği oluşturmaktır. Çabamızın temeli de buna aittir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konudaki girişimlerimizin de doğru takdir edilmesi gerekir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bağışlayın, kayıtlara geçsin diye söyleyeceğim.

BAŞKAN – Lütfen kısa, bir dakika…

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Kısa söyleyeceğim.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ok, size de söz vereceğim.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu ama lütfen kısa olsun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Değerli grup başkan vekilimiz, bizim evimizde, benim kendi evimde 3 tane, kız kardeşimin evinde 3 tane, erkek kardeşimin evinde 3 tane tablet var, duruyor şu anda onlar yani onları dizip ev yapıyorlar, kâğıtları dizip ev yapıyor gibi onlarla ev yapıyorlar şu anda. TEOG Sınavının kaldırılacağını bizim sayın bakanımız televizyondan öğrendi. Yani bu memlekette Millî Eğitimin uygulaması, işleyişi içerisindeki aksaklıklara alamet olsun diye söylüyorum, TEOG Sınavının kaldırılacağını bakanımız televizyondan öğrendi. Dolayısıyla, Millî Eğitimi inşa etmek, ihya etmek mesuliyeti altında olan bakanların, ne olacağını televizyondan öğrendiği bir süreci eleştiriyoruz biz Beyefendi, yani bunun önü, arkası, bir şeyi yok, bu sadece kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Ok, size de bir dakika süreyle yerinizden söz veriyorum.

Buyurun.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Gerçekten çok ağır ithamlar vardı, en azından kürsüde iki dakika kullanmak isterim.

BAŞKAN – Sayın Ok, şöyle: 69’a göre sataşma değil, 60’a göre yerinizden açıklama hakkı veririm.

İSMAİL OK (Balıkesir) – “Yalancı” dedi.

BAŞKAN – Siz yine de açıklamayla derdinizi anlatın lütfen.

Buyurun.

37.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İSMAİL OK (Balıkesir) – Bütün samimiyetimle, kalbimle söylüyorum, gerçekten sataşmak için söylemedim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Açıklamada bulunduk biz zaten. Yani sizin…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

İSMAİL OK (Balıkesir) – “Yalancı” dediniz, bunu size yakıştıramadım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Yalancı” demedim canım, “yalancı” demedim “yalancı” başka bir şey.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Bakın, kayıtlara bakarsanız görürsünüz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yok yok, bakın, siz bakın “yalancı” diye bir kelimem olmadı yani.

İSMAİL OK (Balıkesir) – “Müfteri” dediniz. Sayın Akbaşoğlu, kayıtlara bakarsanız görürsünüz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın kayıtlara, yok, çıkarın, siz çıkarın.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Ben gerçekten saygı duyuyorum, insan olarak saygı duyuyorum öncelikle ama…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yok, öyle bir cümlem yok. “Yalancı” lafı yok.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Kayıtlarda görürsünüz “müfteri” var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakın, siz bakın o zaman.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Tamam. “Müfteri” var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “İspatlamazsanız müfterisiniz.” dedim bakın.

BAŞKAN – Karşılıklı olmasın Sayın Akbaşoğlu.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Şimdi, Sayın Akbaşoğlu, tutanaklara bakarız. Lütfen sözümü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Açıklama yapmış olduk evet, kayıtlara geçsin diye.

Buyurun.

BAŞKAN – Sonra yaparsınız Sayın Akbaşoğlu.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Ben hiç konuşamadım.

BAŞKAN – Size bir dakika daha süre veriyorum Sayın Ok, siz doğrudan Genel Kurula hitap edin lütfen.

İSMAİL OK (Balıkesir) – “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine ‘ucube sistem’ demekle millî iradeye hakaret etmiştir.” dedi, bunu reddediyorum. Kanuna rağmen yaklaşık 2,5 milyon mühürsüz oyu Yüksek Seçim Kurulunun kabul ederek yüzde 50’nin geçilmesi millî irade değil, Sadi Güven’in millî iradeyi gasbetmesidir; bunun adını önce bir koyalım.

Esas konumuza geçiyorum: Bakın, sataşmak niyetinde olsam o kadar, böyle, gerçekten sizi rahatsız edecek, yaptığınız icraatlar var ki onları orada tek tek söylerim. Benim tarzım bu şekilde suhuletle, sükûnetle bu işi götürmeye çalışmak ama sizler -“yalancı, müfteri” gibi- işi kişiselliğe dönüştürerek gerçeklerin üzerini örtmeye çalıştınız.

Bakın, kaç milyon tablet…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 1,5 milyon. Bakanın bana cevabı var.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Biraz önce grup başkan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ok, teşekkürler. Daha sonra tekrar… Ama daha fazla zorlamayalım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 1,5 milyon tablet çöpe gitti.

BAŞKAN – 60’a göre bir dakika süreyle söz tanıdım size.

Lütfen Sayın Akbaşoğlu, sadece bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun, bir dakikada derdinizi anlatın lütfen.

38.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: 2,5 milyon mühürsüz oyun geçerli sayılması gibi gerçek dışı bir ifadede bulunuldu.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Yalan mı? Yalan mı? YSK’nin kararında var Akbaşoğlu.

BAŞKAN – Sayın Ok, lütfen…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli arkadaşlar, Değerli Başkanım; Yüksek Seçim Kurulu bu seçimlerde de 23 Haziran seçimlerinde de bir karar aldı biliyorsunuz. Sonuç itibarıyla, bütün partilerle ilgili, hangi partiye oy atıldığı belli olmayan bir şekilde, sandıklar kapanmadan önce Yüksek Seçim Kurulu birtakım usuli eksikliklerin bulunduğu durumlarda partilerin talepleri üzerine millî iradenin üstünlüğü prensibi ve iradenin geçerliliği noktasında böyle bir karar almıştır. Dolayısıyla o konuda en ufak bir sıkıntı söz konusu değildir. Dolayısıyla o ifade gerçeği yansıtmamaktadır. Bunu açıklamak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu’ya ait.

Buyurun Sayın Kalyoncu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA HASAN KALYONCU (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temelde millî eğitimle ilgili olmak üzere bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin birinci bölümü üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Bu vesileyle Afrin’de şehit olan askerimize Allah’tan rahmet, yaralı askerlerimize de acil şifalar diliyorum.

Eğitimin en önemli işlevlerinden birisi bireysel yeteneğe işlerlik kazandırmak, kazanılan bu yeteneklerin etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamaktır. Bireysel farklılıklar dikkate alınarak düzenlenen bir eğitim öğretim programı bireylerin toplum içerisinde faydalı, mutlu ve uyumlu bireyler olarak yaşamalarını sağlar. Özellikle üstün yeteneğe sahip olarak nitelendirilmiş bireylerin topluma sağladıkları katkılar önemli bir yer tuttuğundan bireysel farklılıkların göz ardı edilmemesi gerekmektedir.

Türk tarihinde cumhuriyet öncesi dönemde üstün yetenekli bireylerin eğitiminin kökleri Osmanlı Devleti dönemindeki enderun mekteplerine dayanmaktadır. Dünyanın ilk sistemli ve uzun süreli üstün zekâlı ve yetenekliler eğitimini enderun okuluyla Osmanlı İmparatorluğu gerçekleştirmiştir. Enderun mektepleri II. Murat tarafından kurulmuş ancak asıl gelişimini Fatih Sultan Mehmet döneminde göstermiştir. Bu mektep Topkapı Sarayı içerisinde bulunan saray için yetiştirilecek olan asker ve yönetici ihtiyacını karşılayan çok önemli bir eğitim kurumuydu.

Türkiye’de üstün yetenekli çocukların eğitimi ağırlıklı olarak Millî Eğitim Bakanlığı tarafından açılan bilim ve sanat merkezleridir. Bu merkezler okul öncesi ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarına devam eden üstün veya özel yetenekli öğrencilerin örgün eğitim kurumlarındaki eğitimlerini aksatmayacak şekilde bireysel yeteneklerinin farkında olmaları ve kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak amacıyla açılan bağımsız, özel eğitim kurumlarıdır. BİLSEM’lerde uygulanan eğitim, örgün eğitim kurumlarında uygulanan eğitimlerden oldukça farklıdır. BİLSEM’lerde proje tabanlı öğretim modeliyle eğitim sağlanmakta ve öğrencilerden yeteneklerini yansıtacak proje üretmeleri beklenmektedir. Olması gereken de budur, ancak çoğunda bu uygulanmamaktadır. Öğrencilerin, okullardan çıkıp tamamen yaratıcılık ve yeteneklerini geliştirebilecekleri bir kuruma gitmesi gerekirken gerek materyal ve eğitim ortamı yetersizliğinden gerekse de eğitimcinin yanlış uygulamalarından kaynaklı olarak, okul saatlerinde gittiği örgün eğitim kurumundan farksız bir kurumla karşı karşıya kalmaktadır. Bunun yanı sıra, adından da anlaşılacağı gibi, bilim ve sanatın birlikte yürütülmesi gereken bu kurumlarda sanata gereken önem verilmemektedir. Tamamen fen ve matematik eğitimine ağırlık verilen üstün zekâlı öğrenciler için sanat eğitimi büyük bir gerekliliktir. Bilim ve sanat merkezi öğrencilerinden bir çocuğun “Ben piyano çalmadığım gün matematik sorusu çözemiyorum.” sözü bunun açık bir göstergesidir. Bunlardan dolayı bu kurumlar işlevlerini yerine getirememektedir.

Bir diğer büyük sorunsa bu öğrencilerin tanılanması ve bu kurumlara kabul sürecinde karşımıza çıkmaktadır. İllerde bulunan rehberlik ve araştırma merkezlerince bu işlemler hakkıyla yürütülmekte midir? Bu kurumlardaki öğrenci profillerine bakıldığında genellikle bürokrat ve iş insanlarının çocukları olduğu görülmektedir. Dünyaya bizden yayılmış olan bu kadar köklü ve özel kurumlara gerekli hassasiyet ve önem verilmelidir. Geleceğin dahi çocukları için tanılama sürecinden eğitim programları ve eğitim ortamlarının tasarlanmasına, hatta eğitimcilerinin seçilmesine kadar büyük bir titizlikle davranılmalıdır.

Kıymetli arkadaşlar, bu gerçeğin ışığında Türk millî eğitiminin artık millî bir politika çerçevesinde yürütülmesi ve her yıl bir deney yapılmaktan vazgeçilmesi asli beklentimizdir. Kaybedilen zaman millî servettir, zira denek yapılan çocuklar cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının mimarları olacaktır. Bu minvalde, önümüzdeki teklif, 66 ay ısrarından vazgeçtiği için isabetlidir. 66 ile 69’uncu aylar arasındaki çocukların bedensel, bilişsel ve sosyal gelişim durumları arasındaki önemli farkı da bu tartışmaların yapıldığı yıllar içerisinde hepimiz öğrendik.

Sayın milletvekilleri, ilme, sanata ve ahlaka son derece önem verilen Ahilikte, kadının da sosyal ve ekonomik hayatta önemli bir yeri vardı. Kadınların teşkilatlanıp gelişmesi için Ahî Evran’ın eşi Fatma Bacı, dünyanın ilk kadın teşkilatı olan Bâcıyân-ı Rûm Teşkilatı’nı yani Anadolu Kadınlar Birliği’ni kurmuştur. Bu örgütlenmede yer alan kadınlar Ahilik teşkilatıyla birlikte eğitim almışlardır; bu eğitimle hem mesleki anlamda devam etmiş hem de din ve felsefe okumuşlardır.

Günümüzde yanlış tutum sergileyen bazı cinsiyetçi oluşumların aksine, tüm cinsiyetçi tutum ve yaklaşımlardan uzak durarak her bir ferdin katkısıyla toplumsal kalkınma için çalışmalarını sürdürmüşlerdir. “Türk” ve “İslam” kavramlarını öncelik alarak bunların ışığında günümüze kadar ulaşan kültürel ve ahlaki miraslar bırakmışlardır. Çıraklık eğitimine, mesleki ve teknik eğitime de Bâcıyân-ı Rûm ruhu aktarılarak yaşatılmalıdır.

Kalkınmış ve refah düzeyini yakalamış bir Türkiye’nin geleceği eğitimden geçer. Bunda da mesleki eğitimin payı oldukça büyüktür. Nitelikli iş gücünün ekonomiye kazandırılması için gençlerin mesleki teknik eğitime yönlendirilmesi gerekmektedir.

Türkiye’de gençlerin mesleki eğitime ilgisi beklenenin çok altındadır. Oysaki sanayi, nitelikli ara eleman bulamamaktan şikâyetçidir. Bu durum da mesleki eğitime ilginin artması için bir şeyler yapılması gerektiğinin açık göstergesidir.

Peki, meslek yüksekokullarında durum nedir? Meslek yüksekokullarında yeterli eğitim verip nitelikli ara eleman yetiştirebiliyor muyuz? Bu öğrenciler, eğitimlerini aldıkları alanlarda sanayiyi nerede görüyorlar? Bir eğitim fakültesi öğrencisi bir yıl öğretmenlik stajı yaparken, hukuk mezununun bir yıl stajyer avukatlık yapması zorunluyken meslek yüksekokulu öğrencisi için otuz iş günü zorunlu kılınan staj yeterli midir? Mesleki eğitimde bu kadar köklü bir geçmişimiz varken Avrupa ülkeleri, mesleki eğitimin önemini yıllar önce haiz olmuştur.

Biz kendi tarihimize yakışanı yaparak mesleki eğitimde Türk toplumunu hak ettiği seviyeye yükseltecek eğitim politikaları, programları sunmalıyız. İki yıl üniversite eğitiminin ardından bir yıl sanayi-üniversite iş birliğiyle uygulamalı ve yerinde eğitimle öğrenciye eğitim vererek diploma almaya hak kazandırıp nitelikli ara elemana sahip olmalıyız. Türkiye Cumhuriyeti’nin üreten ve geliştiren gençlere ihtiyacı vardır.

Teklifte yer alan bir diğer düzenleme ise 6764 sayılı Kanun’la çıraklık, kalfalık ve ustalık eğitiminin Mesleki Eğitim Programı adı altında zorunlu hâle getirilmesidir. Bu sayede eğitim ile istihdamın bağlantısının güçlendirilmesini ve ülkemizin ara eleman ihtiyacının karşılanabilmesini temenni ediyoruz çünkü Türkiye’de okul ve sanayi arasındaki ilişkinin zayıflığı ve mevcut iş birliklerinin daha çok geleneksel yöntemlere dayanması, özellikle mesleki eğitim alanında nitelikli ara eleman açığı doğurmaktadır. Mesleki eğitim sisteminden umduğunu bulamayan çok sayıda firma, kendi çözümünü geliştirip kendi mesleki eğitimini vermeye yönelmektedir. Çocuklarımızın nitelikli meslek sahipleri olarak yetişmelerine hizmet etmeyi amaçlayan bu değişikliği destekliyoruz.

Bunun yanında, çırak, kalfa ve stajyer olacak çocuklarımızı hem çocuk istismarı hem de çocuk emeğinin istismarına karşı korumak zorundayız. Burada Millî Eğitim Bakanlığının denetim faaliyetleri, kritik önem taşımaktadır. Dolayısıyla Bakanlığın, denetim kapasitesini geliştirmesi önemlidir. Bu amaçla, Bakanlık teftiş sisteminin yeniden kurulması, illerde teftiş yetkileri olmayan maarif müfettişlerinin Bakanlık maarif müfettişleriyle denkleştirilmeleri ve Bakanlığın müfettiş kadrosunun genişletilmesi gerekmektedir.

Bakanlığın teftiş kapasitesi ve etkinliği, elimizdeki kanun teklifinde yer alan, özel yurtların düzeni açısından da oldukça önemlidir. Malumunuz, bu konuda kamuoyuna mal olmuş gayrihukuki ve gayriinsani olaylar yaşandığı da olmuştur. Bunların tekrarı ve üstünün kapatılması kabul edilemez. Bu nedenle, teftiş ve denetleme sorumluluğunu üstlenen bakanlığın, gereken her türlü tedbiri alması gereklidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kalyoncu, bağlayın sözlerinizi.

HASAN KALYONCU (Devamla) – Kaldı ki Millî Eğitim Bakanlığının, özel yükseköğretim öğrenci yurtlarının denetlenmesi konusunda Gençlik ve Spor Bakanlığına da rehberlik etmesi doğru olacaktır. Bu anlamıyla özel yurtların teftiş edilmesi bakımından iki bakanlık arasında görev ayrımını gerçekçi ve anlamlı buluyoruz. Ancak, bu iki kurumun iş birliği ve Türk gençlerinin sağlıklı şartlarda uygun fiziksel mekânlar ve sosyal ortamlarda barınmalarına hizmet etmek için ortak çalışmalarını da gerekli görüyoruz.

Genel Kurulunuzu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kalyoncu.

Şimdi, konuşma sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’dadır.

Buyurun Sayın Ersoy. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA OYA ERSOY (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifine geçmeden önce, bir sosyalist olarak, 23 Haziran İstanbul seçimlerine dair söz söylemek istiyorum.

Bu seçim, İstanbul seçimi partiler arası bir seçim değildi. İstanbul seçimi, sadece 2 adayın yarıştığı bir seçim de değildi; çok net, İstanbul seçimi, bu ülkede “Kaybettiğim seçimi de hukuku da tanımam.” diyenler ile adalet isteyenler arasında bir seçimdi ve adalet isteyenler kazandı. Ve İstanbul bizimle; İstanbul kadınlarla, gençlerle, işçilerle; İstanbul, kentine ve memleketine sahip çıkanlarla kazandı. İstanbul Türklerle, Kürtlerle, Lazlarla, bütün Türkiye halklarıyla kazandı çünkü biz birlikte güzeliz.

İstanbul seçimi, herhangi bir seçim değildir. İki gündür burada da tartışılıyor, özellikle “İstanbul, herhangi bir seçim değildir.”i anlatmak istiyorum. 806 bin oy farkı atıldı. Sadece bu değil, iktidar partisi, sadece iki ay içerisinde İstanbul’un 12 ilçesini kaybetti. İstanbul seçimi, çok net ki İstanbul halkının, YSK hâkimleri eliyle iradesinin gasbedilmesine karşı çok güçlü bir şekilde cevap verdiği bir seçim olmuştur. Bu cevap, sadece İstanbul seçimine dair bir cevap değildir. Bu cevap, aynı zamanda talimatlı yargıya bir cevaptır. Barış akademisyenlerinden gazetecilere, bu ülkede eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve adalet isteyenlere karşı açılan Gezi davasına altı yıl sonra bir cevaptır. Bu cevap, “KHK’li” denilerek Halkların Demokratik Partisinin 6 belediye başkanının mazbatalarının gasbedilerek YSK eliyle atanan kayyumlara bir cevaptır. Sizin de dediğiniz gibi, herkesin de bildiği gibi İstanbul’u kaybeden, Türkiye’yi de kaybeder.

Madem konumuz eğitim, İstanbul seçimlerini değerlendirirken, yıllar önce şifre skandalına karşı sokakları dolduran liselileri unutmayın; 4+4+4 eğitim sistemine karşı meydanları dolduran öğrencileri, velileri, akademisyenleri, öğretmenleri unutmayın.

Değerli milletvekilleri, eğitim bir ülkenin geleceğidir. İktidar partisine sesleniyorum, gerçi sıraları boş ama: On yedi yılda eğitimi yapboz tahtasına çevirdiniz. 7 bakan değişti. Her gelen bakan bir değişiklik yaptı. Birinin yaptığını diğeri bozdu ve çok net ki eğitim sistemini çökerttiniz. Bir ülkenin mutlaka bir eğitim politikasının olması lazım ve bu politikanın ilerici yani ülkeyi ileriye taşıyan hedeflerinin olması lazım. Oysa AKP iktidarının tek hedefi, 2002 yılından bu yana eğitimi neoliberal politikalar doğrultusunda dönüştürmek ve piyasalaştırmak oldu. Bilim ve laiklik, yerini “seçmeli” adı altında zorunlu din derslerine ve ezberci müfredata bıraktı. 4+4+4 sistemiyle düz liseler kapandı. Sadece, liselere giriş sınavları, sadece, liselere giriş sınavları 5 defa değişti. Bu sınavlar sonucunda Anadolu ya da fen liselerine giremediği takdirde öğrencilerin önlerinde tek bir seçenek kaldı: “Ya imam-hatiplere veya meslek liselerine mahkûm kalacaksınız ya da özel okullara gideceksiniz.”

Teşviklerle ayakta tutmaya, geliştirmeye, yaymaya çalıştığınız özel okullarımızın durumları da belli. Yine, burada gündeme getirdim. Daha geçtiğimiz sene, Keçiören’de bulunan Mektebim Koleji, eğitim sezonunun ortasında “Daha fazla kâr edemiyorum.” diye eğitim faaliyetine son verdi ve öğretmenler ortada kaldı, çocuklar ortada kaldı. Şimdi diğer yerlerde devam ediyor eğitim faaliyetine. Peki, Keçiören’deki öğrencilerin, ailelerin durumu ne olacak? Bunların mağduriyetinin hesabı soruldu mu?

Yapılması gereken bellidir: Palyatif çözümler değil, tek tek, madde madde değil, bu ülkede çökerttiğiniz eğitim sisteminin hep birlikte yeniden yapılmasına, yeniden inşa edilmesine ihtiyaç vardır ve 4+4+4 sisteminden derhâl vazgeçilmelidir, tamamen vazgeçilmelidir. İsteyen her öğrencinin gidebileceği parasız, sınavsız düz liseler derhâl açılmalıdır.

Teklifteki maddelere gelirsek, 1’inci maddeyle, öğrenci yurtlarının da hepsi, Kredi ve Yurtlar Kurumu yurtlarının hepsi, sonuçta, bakanlık değiştiriliyor ve Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlanıyor. Hiç kuşku yok ki üniversite öğrencilerinin en önemli sorunu, barınma sorunudur. Yıllardır bu sorun var ve yükseköğretimde okuyan 12 öğrencinin yalnızca 1’i, KYK yurtlarından faydalanabilmektedir. Yıllardır öğrencilerden fazlasıyla katkı alındığı hâlde yurtlarda sayısal olarak herhangi bir artış olmadığı gibi, nitelik olarak da bir artış yoktur ve öğrenciler, maalesef özel yurtlara ve özelde de cemaat yurtlarına mahkûm bırakılmıştır ki cemaat yurtlarına mahkûm bırakılan öğrencilerin başına gelenleri yıllardır hep birlikte yaşadık, sonuçlarını gördük. Barınma bir haktır ve devlet, üniversite öğrencilerine parasız ve nitelikli barınma hakkı sağlamakla yükümlüdür.

2’nci maddede 4+4+4 eğitim sistemiyle 60 aya indirdiğiniz okula başlama yaşını artırıyorsunuz. Hatırlatalım: O zaman, bütün bilim insanları, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, veliler bu yasaya karşı çıktı ve öğretmenler yerlerde sürüklendi, veliler yerlerde sürüklendi ve burada, bu Meclis çatısı altında kavga dövüş bu yasa çıkarıldı. Bilim insanlarını da sokağın sesini de dinlemediniz. Bu yasayı, o zaman neredeyse “devrim” diye çıkardınız. Dönemin Başbakanı Erdoğan “72 ay öncesi çocuğunu okula göndermeyenler ‘Benim çocuğum geri zekâlıdır.’ diyorlar.” diyerek velileri suçladı. Peki, şimdi ne oldu? Bugünkü öneriniz, aslında kendi hatanızın kabulüdür. Peki, yedi yıldır zorla okula alınan milyonlarca öğrenci ne olacak? Bunların sayısı en az 9 milyon. Bu çocukların şu ana kadarki mağduriyeti, okuldan soğumaları, okuma yazma öğrenememeleri, bunların hesabını kim verecek?

Bu önerideyse iş, daha karmaşık hâle geliyor ve içinden çıkılmaz bir vaziyet alıyor. Gelin, okula başlama yaşını açık açık 72 aya çekerek bu tartışmaların hepsini bitirelim artık.

Sayın milletvekilleri, bir diğer düzenleme ise organize sanayi bölgesi yönetimlerine ve özel sektöre mesleki eğitim merkezleri açma yetkisinin verilmesi. İddianız, eğitim ve istihdam bağlantısını güçlendirmek. Peki “Meslek lisesi, memleket meselesidir.” diyerek çıktığınız yolda bugüne kadar ne kazanıldı? Yetiştirdiğiniz ara elemanlar gerçekten nitelikli iş gücü oldu mu yoksa binlerce çocuğu, vasıfsız bir iş gücüne mi dönüştürdünüz? Yapılması gereken açıktır, eğitim-öğretim yalnızca Millî Eğitim tarafından ve okullarda verilmelidir. Bir ülkenin eğitim sistemi, ülkenin her alanında yaptığı planlamalara göre şekillendirilir, sermayenin anlık ihtiyaçlarına göre eğitimde düzenleme yapılmaz.

Organize sanayi bölgelerine kurulan okullara vergi muafiyeti uygulanıyor, aldıkları tüm öğrenciler için de teşvik veriliyor. Onlara da “Kendiniz için bedava iş gücü, yetişmiş iş gücü buyurun, yaratın.” deniyor.

Her panoda, Ankara’da, bakın, iş garantili meslek liselerinin reklamlarını görüyoruz. Uzağa gitmeye de gerek yok. Sincan Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Millî Eğitime bağlı meslek lisesine ve özel meslek lisesine gidin, bakın. Millî Eğitime bağlı meslek lisesi çökerken, dökülürken, 400 öğrencisi de devlet teşviki almış özel meslek lisesi, oradaki fabrikalara kendi istedikleri niteliklere sahip işçi yetiştiriyor.

Sayın milletvekilleri, son olarak, ucuz iş gücünün yasallaştırıldığı bir madde. Çıraklık, kalfalık, ustalık eğitimlerinin “mesleki eğitim programı” adı altında zorunlu eğitim kapsamına alınmasına ilişkin uyum düzenlemeleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ersoy, tamamlayın lütfen.

OYA ERSOY (Devamla) - Bu öneriyle on iki yıllık zorunlu eğitim süresini fiilen sekiz yıla indiren bir öneridir.

Ben şunu söylemek istiyorum: Buradaki tartışmalarda “ucuz iş gücü” olarak nitelendirilmesine de karşı çıkıldı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 12 Haziran Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü sebebiyle bir rapor açıkladı. Burada 2019’un ilk beş ayında en az 26 çocuk işçi, yaşamını yitirmiş; bu, tespit edildi ve yine İSİG Raporu’na göre 2013 yılından bu yana her yıl ortalama 50-60 çocuk işçi, iş kazalarında yaşamını yitirmektedir. Bu Meclisin görevi, çocuk işçiliğini teşvik etmek değil, bunu önlemeye dönük önlemler almak, bunun yasalarını çıkarmaktır.

Sayın vekiller, sürem bitti, son olarak şunu söylemek istiyorum: Özellikle öğretmenlerin kadro alımına dair: “Mülakat” adı altında AKP’li olmayan ya da onun gibi düşünmeyenlerin elendiği bir sisteme son vermediğimiz sürece öğretmenlerin kadro sorununu çözemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERSOY (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın sözlerinizi.

OYA ERSOY (Devamla) – Öğretmenleri ücretli, kadrolu, sözleşmeli olarak ayırmaktan vazgeçelim ve mülakat sistemini kaldıralım diyorum.

Eğitim, sonuç olarak, herkesin en temel hakkıdır. Eşit, parasız, ana dilinde, bilimsel ve kamusal şekilde sağlanması devletin görevidir.

İyi çalışmalar diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, söz vereceğim ama bundan sonra, neden söz istediğinizi de açıklamanızı rica ediyorum; sadece sizin değil, bütün grup başkanvekillerinin; bu, bir.

İki: Birer dakika süreyle söz vereceğim, en fazla bir kere uzatacağım, sonra sözü kesmek zorunda kalacağım. Aksi takdirde, görüşmeleri bir düzen içinde sürdürmemiz mümkün olmayacak. Bütün grup başkan vekillerine yönelik olarak söylüyorum.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hatip, biraz evvel konuşmasında, hukuku tanımayan iktidar ile adaleti isteyenler arasında İstanbul seçimlerinin yenilendiği şeklinde haksız, doğru olmayan bir ibare kullandı. Bununla ilgili bir açıklama yapacağım; bu, sataşma aslında, kürsüden konuşulması gereken bir durum ama ben yerimden açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Buyurun yerinizden.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi, iktidarın talebi veya muhalefetin reddi, yargısal nitelikte, sadece talep ve itiraz olarak bir anlam ifade eder ama 6’sı Yargıtayın, 5’i Danıştayın kendi üyeleri arasından seçilip gelen tarafsız ve bağımsız Yüksek Seçim Kurulu karar verir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika daha süre veriyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla, tıpkı Cumhuriyet Halk Partisinin talebi üzerine Artvin Yusufeli’de 2 Haziranda seçimlerin 298 sayılı Kanun’un 130’uncu maddesine talebine istinaden ortaya çıkan karara uygun bir şekilde, AK PARTİ’nin de talebi üzerine Yüksek Seçim Kurulu değerlendirmesini yapmış ve kararını vermiş. Dolayısıyla, bu şekilde bir yenileme söz konusu olmuştur.

Biz, eğitim alanında da 28 Şubatın ortaya koyduğu bütün eşitsizlikleri fırsat eşitliğine, katsayı adaletsizliğini bütün insanlarımızın lehine eşit bir noktaya getirmek suretiyle ve hakikaten, bu konuda, mesleki eğitimle sanayinin, istihdamın genişlemesine, daha büyümesine ilişkin Türkiye'nin gücüne güç katacak, öğrencilerimizin de teknik becerilerini, eğitimlerini daha üst seviyeye çıkaracak bir düzenleme yapıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sağ olun, teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – Evet, şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Serkan Topal’dadır.

Buyurun Sayın Topal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinize saygılarımı sunuyorum. Burada, özellikle şehit öğretmenlerimizi bir kez daha saygı ve rahmetle anıyorum. Hepinize teşekkür ediyorum. Bütün öğretmen arkadaşlarıma, meslektaşlarıma buradan selamlarımı, saygılarımı bir kez daha iletiyorum.

Tabii, şimdi her muhalefet milletvekili, bu kürsüde konuştuğunda, Sayın Akbaşoğlu orada hazır bir refleksle cevap verme yani mevcut olan hükûmeti ya da Cumhurbaşkanlığı sistemini ya da getirilen teklifi bir şekilde savunmak adına bir reaksiyon gösteriyor. Bu, onlar için doğal ama ben bunu doğal karşılamıyorum. Tabii, Sayın Akbaşoğlu bundan sonra da muhtemelen cevap verecektir ama ondan talebimiz, beklentimiz şu arkadaşlar: Biz muhalefet olarak bütün sorunları burada dile getireceğiz, kendilerinin de gerçekten mevcut olan sorunların çözülmesi noktasında hassasiyet göstermeleridir ama bunun yerine sadece orada cevap verme reaksiyonunu gösteriyor. Bunun doğru bir tutum olmadığını… Daha önce, yedi yıl önce bir yasa tasarısı geldi, burada kavga çıktı ama aynı milletvekilleri yani AK PARTİ Grubu, değerli milletvekili arkadaşlarımız o gün savundukları bir olayı maalesef dün Komisyona getirdiler, 60 ay okula başlama yaşını önce 66’ya, bugün 69’a… Yani bazen körü körüne savunma yapılıyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, ben cevap verme yerine Sayın Akbaşoğlu’ndan şunu bekliyorum. Bugün Serkan Topal’ın söylediklerini, bugün eğitimci olan bir insanın söylediklerini not alıp… Gerçekten bundan sonraki Komisyon toplantılarına, evet, değerli arkadaşlar, her partiden ikişer üçer eğitimci arkadaşlarımız gelsin, sendikalar da gelsin. Hep birlikte bütün eğitim bileşenlerinin toplanması ve eğitim sorunlarının çözülmesi noktasında bir irade göstermelerini bekliyoruz.

Şimdi, tabii, ben bunu her zaman söylüyorum: Her gelen Millî Eğitim Bakanı, bir önceki Millî Eğitim Bakanının sistemini değiştirmeye çalışıyor. Çünkü doğru olmadığını kendisi de biliyor. Zaten on yedi yıl içerisinde kaç Millî Eğitim Bakanının değiştirildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ben şunu söylüyorum: Köklü bir reform yapmamız gerekiyor. Köklü bir reform yapmadığımız sürece yani açıkçası yaralara sadece pansuman yaparak eğitimdeki sorunları çözemeyeceğimizi ben burada defalarca dile getirdim ama nafile, ama nafile.

Bakın, burada, hani geleceğimiz olan çocuklarımızın FETÖ okullarına nasıl teslim edildiğini anlatmayacağım. Yani Fatih Projesi’nden Ermenek’teki o olaya kadar birçok olayı ben burada anlatmayacağım ama öğretmen arkadaşlarımızın yani eğitimin de sorunlarını kısa süre de olsa, on dakika mümkün değil, zaten anlatamayız ama birkaç madde hâlinde anlatmaya çalışacağım. Sayın Akbaşoğlu’ndan da not alıp bundan sonraki süreçte çözüm üretmesini bekleyeceğiz.

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, bir öğretmen mutsuz ise, huzursuz ise, aile birliğinden yoksun ise öğrencilere nasıl yararlı olabilir? Bu, mümkün mü? Mümkün değil. Az önce diğer milletvekili arkadaşlarımız da dile getirdiler. Milletvekilleri arasında ayrım yok ama öğretmenler arasında maalesef ayrım var. Nasıl mı? Sözleşmeli, ücretli ve kadrolu… İnanın, öğretmenler odasında bile bunların tartışması yaşanıyor, kimileri rencide oluyor. Bunun önüne geçilmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor. Bunun için Komisyonda tartıştık, evet, bizim bazı önergelerimiz şu ana kadar kabul edilmese bile şifahen dışarıda konuşmalarımız sonucunda bazı şeyler düzeltildi. Ama, bu, yeterli mi? Yeterli değil.

Kadrolu öğretmenlerin ders ücretleri, eğitim ödenekleri, ek gösterge gibi sorunları var. Sözleşmeli öğretmen arkadaşlarımızın yer değiştirme, aile birliğini sağlama ve ücrette eşitlik gibi temel sorunları var. Ücretli öğretmenlerin en temel sorunlarından bir tanesi de on iki ay çalışamama ve maalesef sözleşmeye tabi olmama sorunu.

Tabii, yönetici arkadaşlarımızın da ayrıca sorunları var. Bunu daha önce defalarca dile getirdik, liyakatin öneminden bahsetmememize rağmen bir türlü bunu aşamadık. Maalesef mülakatların sarı listelerle yapıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Sayın Akbaşoğlu, ya bu konuda siz adım atın, gerçekten bu ülkeye faydalı olacak, gerçekten bu konuda uzman olan, bilgili olan, donanımlı olan insanların yönetici olması noktasında bir çalışma yapın. Yani sadece orada olup muhalefet milletvekillerine cevap vermekten öte, bununla ilgili bir çalışma yapmanızı bekliyoruz.

Değerli arkadaşlar, temel sorunlardan bir diğeri ise mesleki ve teknik eğitim öğretmenlerinin sorunları. Tabii, daha önceki milletvekili arkadaşlarımız da dile getirdiler, tekrara da düşmek istemiyorum ama şimdi, özellikle Türkiye'nin kalkınma anahtarının mesleki ve teknik eğitimden geçtiğini söyleyenlerin bu söylemine karşın son on sekiz yılda atanan mesleki ve teknik öğretmen sayısının sadece 997 olduğunu ve özellikle 87 bin kişinin açıkta olduğunu burada ifade etmek istiyorum. Bir yanda 87 bin, bir yanda 997. Biz nasıl başarılı olacağız?

Şimdi, OECD ülkeleri arasında ülkemiz kaçıncı sırada, bunu hiç düşünebildik mi?

Bakın, öğrencilerimiz…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – PISA’da sonuncu.

SERKAN TOPAL (Devamla) – PISA sonuçlarına göre, evet, PISA sonuçlarına göre OECD ülkeleri arasında…

Şimdi, tabii, öğretmenlerimiz çok şey istemiyor değerli arkadaşlar; öğretmenlerimiz mevcut olan sorunları dile getiriyor ve bizden, iktidardan, Hükûmetten, milletvekillerinden, hepimizden çözüm bekliyor. Ben burada birkaçını sıraladım, süre de yetmeyecek ama…

Değerli arkadaşlar, 120 bin öğretmen açığı var mı? Var. Peki, biz, hadi 100 bini atayamıyoruz, neden 80 bini atayamıyoruz? Sürekli medyaya çıkıyor, televizyonlara çıkıyor Hazine ve Maliye Bakanı: “Ekonomi iyi, maliye iyi, bilmem ne iyi…” O zaman niye atamıyorsunuz? Sizin elinizden tutan mı var? Gelin, destek verelim. Yani “yalan” kelimesini söylemek istemiyorum ama insan bu kadar yalan söylemez ya. Halkı bu kadar kandırmak da olmaz arkadaşlar, yapmayın.

Sözleşmeli öğretmenlerin aile birliğinin sağlanması noktasında Komisyonda da mücadele ettik, düşüncelerimizi ifade ettik. Evet, “3+1”e şu anda düşürülüyor. Bu yeterli mi? Yeterli değil. Bunun yeterli olmadığını defalarca dile getirdik.

Şimdi, sözleşmeli öğretmen, mülakata tabi tutuluyor. “Değerli öğretmen arkadaşım, 60 puana takıldın, sen kadrolu olamıyorsun.” diyor. Mülakatı yapan kim, onları atayan kim, nasıl sorular soruyorlar; bunları bir araştıralım. Sayın Grup Başkan Vekili, bunları araştıralım. Gerçekten kimsenin hakkını yemeyelim, hakkının yenmemesi noktasında bir irade gösterelim.

Bakın, bunu da söylüyoruz: Orta vadede ücretli sözleşmeli öğretmen uygulamasından vazgeçilmesi gerektiğini defalarca dile getirdik çünkü eğitimin kalitesinin artması gerekiyor. Eğitimin kalitesinin artması gerektiğini söylerken bir bakıyorsunuz “nitelikli okul-niteliksiz okul.” Allah aşkına ya, AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlara sesleniyorum: Bunu siz kabul ediyor musunuz? Ya, siz çocuklarınızı nereye gönderiyorsunuz; nitelikli okula mı, niteliksiz okula mı? 1.300 nitelikli okul var, geri kalan 9 bin, 10 bin okul…

Yine, eğitim emekçilerinin ek göstergelerinin 3600 olması gerektiği sadece Cumhuriyet Halk Partisinin değil bütün partilerin seçim vaatlerinde vardı. E, diyoruz ki: Tamam, getirin; biz getirmeyelim, siz getirin, biz de destek verelim. “Yok.” diyorlar. Neden? Ekonomi iyi ama 3600 ek gösterge yok, ekonomi iyi ama sözleşmeliye kadro yok, ücretliye kadro yok, atama yok ama ekonomi iyi! Ekonomi iyi, Türk lirası dolar karşısında değer kaybediyor!

Buradan, bir de artan oranlı vergi dilimine son verilmesi gerektiğini, maaşlarda sabit vergi oranına geçilmesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.

Eğitime hazırlık ödeneği yılda en az bir maaş tutarında olmalı ve tüm eğitim çalışanlarını kapsamalı.

Atamalarda özellikle kadın öğretmenlere karşı yapılan ayrımcılığa son verilmeli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Topal, bağlayın sözlerinizi.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ve özellikle, haklarında herhangi bir mahkeme kararı olmadan, haksız hukuksuz bir şekilde ihraç edilen öğretmen arkadaşlarımızın derhâl görevlerine iade edilmeleri gerekiyor.

Özellikle, sendikal baskılara son verilmesi gerektiğini söylüyoruz burada. Öğretmenler bir sendikaya üye olmaya zorlanmamalı. Şimdi, tabii, AK PARTİ’li grup başkan vekiliniz genelde diyor ki “Yok öyle bir şey.” Var ama. Bunu araştıralım, gelin, bir komisyon kuralım. Gerçekten, öğretmenler odasında ya da dışarıda belli bir sendikaya mutlaka üye olması gerekiyor, malum sendikaya üye olmazsa kadroya geçirilmeyeceği baskısı var mı, yok mu? Eğer “Yok.” diyorsanız -ben burada olduğunu iddia ediyorum- o zaman, gelin, bir komisyon kuralım.

Gerçekten birçok öğretmenimiz geçim derdinde, kredini kartını ödeyemiyor. Hatta, şunu düşünüyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN TOPAL (Devamla) – Çok özür diliyorum Sayın Başkanım, bir dakika daha…

BAŞKAN – Ama lütfen, bağlayın Sayın Topal.

Buyurun, bir dakika daha süre veriyorum.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Öğretmenler artık gerçekten geçim derdini de bir kenara bırakıyor “Acaba, attığım ‘tweet’ yüzünden açığa alınır mıyım, soruşturma geçirir miyim?” bunun endişesi içerisinde derse giriyor. Peki, böyle, bunu düşünen bir öğretmenden biz nasıl başarı bekleyebiliriz değerli arkadaşlar?

Değerli arkadaşlar, ülkemiz Birleşmiş Milletlere üye 193 ülkenin 129’undan nüfus olarak daha fazladır, biliyorsunuz. Ama biz kaçıncıyız eğitimde, biz kaçıncıyız değerli arkadaşlar?

Değerli arkadaşlar, ben son olarak şunu söylüyorum: Gelin, eğitim sistemini hükûmet politikası olmaktan çıkaralım, bir devlet politikası hâline getirelim ve her yeni gelen bakan bu sistemle oynamasın, kim olursa olsun çünkü bu bizim geleceğimiz. Geleceğimizle oynamayalım.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Topal.

Değerli milletvekilleri, sisteme giren milletvekillerine yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim şimdi.

Sayın Çepni…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, Ezilenlerin Sosyalist Partisi Genel Başkanı Çiçek Otlu’nun tutukluluğunun devam ettiğine ve siyasi soykırım operasyonlarına son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

AKP’nin ilk seçim yenilgisi 7 Hazirandan beri HDP ve bileşenlerine gözaltı ve tutuklama terörü sürüyor. Partimizin bileşeni Ezilenlerin Sosyalist Partisi Başkanı Çiçek Otlu iki yıldır tutuklu. İki yıldır kurmaca gerekçelerle rehin siyaseti sürüyor. İktidar “Adli reform yapacağım.” derken öncelikle tutuklu siyasetçileri serbest bırakmalıdır. Çiçek Otlu’nun bugün mahkemesi oluyor. Tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı, siyasi soykırım operasyonlarına son verilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Kılıç.

41.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, milletlerin hayatı gibi eğitim hayatının da inişli çıkışlı olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Milletlerin hayatı gibi, ona bağlı olarak eğitim hayatı da inişli çıkışlıdır. Medeniyette öncü olduğumuz dönemde eğitim ve bilimde de ve fikirde de öncüydük. Sonra, Mehmet Akif’i dinleyelim:

“Bir alay mekteb-i âlî denilen yerler var;

Sorunuz bunlara millet ne verir? Milyonlar.

Çok güzel, hiçbiri hakkında sözüm yok; yalnız,

Ne yetiştirdi ki şunlar acaba? Anlatınız.

İşimiz düştü mü tersâneye, yâhud denize,

Mutlaka âdetimizdir, koşarız İngiliz’e.

Bir yıkık köprü için Belçika’dan kalfa gelir;

Hekimin hâzıkı bilmem nereden celbedilir.

Meselâ bütçe hesâbâtını yoktur çıkaran...

Hadi mâliyyeye gelsin bakalım Mösyö Loran.

Hani tezgâhlarınız nerde? Sanâyi nerde?

Ya Brüksel’de, ya Berlin’de, ya Mançester’de!

Siz gidin bunları ıslâha bakın peyderpey.”

Boş sözler sarf etmeyin bol keseden Âli Bey. Şimdi eskisinden çok iyiyiz, kendimize yetiyor, işlerimizi kendimiz yapıyoruz bazıları görmek istemeseler de.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaya…

42.- Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’nın, Kırşehir ili Dulkadirli köyünün ilkokul sorununun çözüme kavuşturulmasından dolayı teşekkür ettiğine, cemaat ve tarikatlara bağlı yurtlarda yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, öncelikle Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerine teşekkür etmek istiyorum. Dün kürsüden yapmış olduğum konuşmada Dulkadirli İlkokulunun kapatılma sorununu çözeceklerini beyan ettiler. Bu, bizim için sevindirici. Bu kadar hızlı hareket etmelerinden dolayı kendilerini kutluyorum. Ancak dün yaşadığımız ciddi bir sorun var. Millî Eğitim Bakanlığının protokol imzaladığı cemaat ve tarikatlara bağlı yurtlarda sorun yaşanmaya devam ediyor. Çocuklarımız gerçekten bu yurtlarda taciz ve tecavüze uğruyorlar. Gaziantep’te vicdanlarımızı sızlatan bir olay daha yaşadık. İlkokul 2’nci sınıfta 9 yaşındaki çocuğumuza Kadiri tarikatına bağlı Hasan Hoca İlim Yayma Vakfı Yatılı Kur'an Kursunda vakıf öğrenci sorumlusu tarafından taciz ve tecavüz edildiği çocuğun dedesine anlatımıyla ortaya çıkıyor.

Buradan Millî Eğitim Bakanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

43.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya ili Doğanyol ilçesi çiftçilerinin sulama probleminin çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Doğanyol ilçemizde çiftçilerimizin sulama problemi mevcuttur. Bu sulama probleminin giderilmesi için hâlihazırda Koldere, Damlı, Burç ve Doğanyol ilçe merkez mahalleleri için Tarımsal Sulama Projesi ve Gökçe Göleti Projesi bulunmaktadır. Koldere Köyü Sulama Suyu Projesi’nde (GES) güneş enerji sistemiyle, 200 kilovatlık bir enerji kaynağıyla tarım alanlarına sulama sağlanacaktır. Diğer proje Gökçe Göleti’nin ise etüt ve sondaj çalışmaları tamamlanmıştır fakat yapımına henüz başlanmamıştır. Çiftçilerimizin sulama problemini giderecek olan bu projelerin tamamlanmamış olması sulama sıkıntısı içinde olan çiftçilerimizi zor durumda bırakmaktadır. Çiftçilerimizin sulama imkânına kavuşması için bir an önce ödenek tahsis edilerek projelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

44.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, İstanbul ili Fatih ilçesindeki İstanbul Erkek Lisesinin öğrenci pansiyonunun yapılarak mağduriyetin sonlandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinin de Meclisimizde bulunması sebebiyle velilerimizin bir isteğini ben dile getirmek istiyorum: İstanbul Fatih ilçesinde bulunan İstanbul Erkek Lisesi yatılı olarak öğrenci kabul etmektedir. 2016 yılı Ağustos ayında öğrenci pansiyonu yıkılmış ve bir yıl içinde yenilenmesi taahhüt edilmiş olmasına rağmen hâlen yenilenmemiş ve yaklaşık 200’e yakın öğrenci civardaki özel yurtlarda kalarak sıkıntı yaşamaktadırlar, mağdur olmaktadırlar. Velilerimiz Millî Eğitim Bakanlığından bir an önce İstanbul Erkek Lisesi öğrenci pansiyonunun yapılarak bu mağduriyetin sonlandırılmasını istemektedirler.

Teşekkür ederim efendim, sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Enginyurt…

45.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, halk eğitim kurslarında hizmet veren ücretli öğretmenlerin sözleşmeli veya kadrolu olarak çalıştırılmasının düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Millî Eğitim Bakanlığının bürokratlarına şunu söylemek istiyorum: Halk eğitim kurslarında ücretli öğretmen olarak binlerce insan istihdam ediliyor, güzel bir proje. Yalnız altı ay çalıştıktan sonra bu insanlar bir kenarda beklemeye itiliyor. Halk eğitim projeleri Türkiye için faydalı, gençlerimiz için, insanımız için faydalı. Öyleyse bu faydalı hizmeti yapan ücretli öğretmenleri sözleşmeli veya kadrolu yapmayı düşünüyor muyuz? Düşünürsek hayırlı bir iş yapmış olunur diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

46.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, gelişmiş ülkelerin çocuk işçilik konusunu önemsediğine ve çocuk işçiliğiyle mücadele ettiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dünyada, gelişmiş ülkeler çocuk işçilik konusunu önemsemekte ve çocuk işçiliğiyle mücadele edilmektedir. Ülkemizde AKP iktidarları döneminde sanki çocuk işçilik bilerek farklı düzenlemelerle yaygınlaştırılmaktadır. Çıraklığın ve stajyer öğrenciliğin sistemde ucuz işçi olarak değerlendirilmesinin önlenmesi beklenirken bu kanun teklifi önünü açmaktadır. Çırak ve stajyerlerin işe başladığı gün yaşlılık sigortası kapsamına alınması sağlanarak en azından mağduriyetleri önlenmelidir. Kanun teklifinde çırak stajyerler için bu düzenlemenin yer almaması büyük eksikliktir. Konuyla ilgili kanun teklifimiz vardır. Neden bu tekliflerimiz Genel Kurula getirilmemektedir? Asıl düzenleme bu alanda sağlanmalıdır. Çırak ve stajyerlerin, geriye dönük olarak da işletilerek yaşlılık sigortası kapsamında ilk işe başladığı günden itibaren sigortalı olmaları sağlanmalıdır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba...

47.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, depremde yıkılma riski bulunan Malatya ili Kemal Özalper İlköğretim Okulunun taşınmasının elzem olduğuna ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Malatya Kemal Özalper İlkokulu, 6 mahalleye hizmet eden bir okul ve eski bir ilkokul. Okulda maalesef, standartların üzerinde öğrenci var, sınıflarda 50’ye yakın öğrenci eğitim görmekte ve okulda toplam 2 bin kişi eğitim görmekte.

Ayrıca, bu okul depreme dayanıklı değil, daha önceden raporları var. Bu okulun Cemal Gürsel Mahallesi’nde bir başka okula taşınması elzem, zorunlu. Maalesef çok yoğun bir okul hem depreme dayanıksız ve hem de okulun eski olması nedeniyle öğrenciler doğru eğitim göremiyor.

Bu konuyu Millî Eğitim Bakanlığımızın değerlendirerek Kemal Özalper’i bir başka okula taşımasını rica ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – Evet, değerli milletvekilleri, şimdi, bölüm üzerinde şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

İlk söz İstanbul Milletvekili Erkan Baş’a ait.

Buyurun Sayın Baş.

Süreniz beş dakikadır.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu, başta öğretmenlerimiz, eğitim emekçileri olmak üzere ülkemizin alın teriyle yaşayan tüm insanlarını sevgiyle selamlıyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, eğitim gibi önemli bir konu üzerine konuşuyoruz. Tabii, eğitim dediğimizde gençlerimiz var, eğitim emekçileri öğretmenlerimiz var, ülkemizin geleceği var. Ancak tabloyu paylaşmam gerekiyor; televizyonlardan pek görülmüyor, ben gelirken saydım, iktidar partisinden 17 milletvekili var. Yani memleketin eğitimine dair bir tartışma yapıyoruz, buna verdiğimiz önemi bu açıdan gösteriyor. Gerçekten çok merak ediyorum yani biz eğitim sorunlarını tartışmayacaksak neyi tartışacağız bu Genel Kurulda? Bunun da takdirini halka bırakıyorum.

Tabii, Meclis böyle önem verince, ee, basın iktidarın borazanı olunca basında da bu tartışmalar yer bulmuyor. Dolayısıyla açık söyleyeyim, bazı öğretmen arkadaşlarımızın bile ne tartıştığımızdan haberi olmuyor. Ben bu kısa süre içerisinde nasıl yapacağım bilmiyorum ama şu bize gönderilen kanun teklifinde ne amaçlanıyor buna ilişkin bir iki çift laf edeceğim.

Sanıyorum şunu söylemek lazım en başta: Ortada bütünlüklü bir eğitime bakış sorunu var. Yani hepimiz biliyoruz ki daha önce söylendiği gibi, tek amacı kindar ve dindar nesil yetiştirmek olan bir eğitim felsefesiyle iktidar bu meseleye yaklaşıyor. Böyle yaklaştığında ve benim söylediğimden başka hiç kimse doğruyu bilmez dediğinde, işte bunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Gerçekten yüreğimiz yanıyor. Yani şurada beş, altı yıl önce biz “60 aya indirdiğinizde bu çocuklar neler çekecek, biliyor musunuz?” diye bağırdığımızda, sokaklarda eğitim emekçileri, veliler “Bu yaptığınız şey yanlış.” dediğinde hiç kimsenin sözünü dinlemediniz, insanları gazladınız, copladınız, dövdünüz, döve döve o yasayı çıkardınız 60 ay diye, şimdi geldiniz, diyorsunuz ki biz bunu düzeltelim. İşte itiraz ettiğimiz şey bu yani bütünlüklü bir bakış yok; bütünlüklü bakış, iktidarın sadece o anlık ihtiyaçlarıyla örtülmüş oluyor. Ben şunu sormak istiyorum: Yedi yılda bu ülkenin 8 milyon evladı sizin verdiğiniz o karar yüzünden deneme tahtasında acılar çekti, hiç mi vicdanınız sızlamıyor diye sormak gerekiyor.

Başka ne var bu elimizdeki kanun teklifinde? İşte yazmışız 5’inci madde, 8’inci madde, 9’uncu madde… Esas olarak şunu yapıyorsunuz: Çıraklık eğitimini on iki yıllık eğitimin içerisine alıyorsunuz. Ya, arkadaşlar, biz burada isyan ediyoruz, diyoruz ki: Bu memlekette çocuk işçiliği diye bir sorun var, çocuk işçiler ölüyorlar. Bakın, önümde rakamlar var; 2012’de 32 çocuk, 2013’te 59 çocuk, 2014’te 54, 63, 56, 60, 67, 2019’un ilk altı ayında 26 çocuk ölmüş. Siz şimdi patronlar, organize sanayi bölgesi yönetimleri daha kolay para kazansın diye ne yapıyorsunuz? Bu çıraklık meselesini de genel eğitimin içerisine alıyorsunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, sanıyorum pek ilgilenen yok ama şu belgeye dikkatinizi çekiyorum. Bu nedir, elimde tuttuğum? Millî Eğitim Bakanlığının geçtiğimiz günlerde yapılan sınavdan sonra ortaya çıkarttığı bir sınav değerlendirmesi. Şimdi, kusura bakmayın, bir hatırlatmada bulunacağım, hepimiz izlemişizdir -en azından izlemişizdir, kitabını okumadıysak bile- “Hababam Sınıfı”nda bir sahne var, bütün sınıf sınıfta kalıyor, Mahmut Hoca karneleri vermek için velileri çağırıyor, diyor ki: “Veliler gelsin çünkü bu karne aynı zamanda sizin velilik karnenizdir.” Ben de diyorum ki: Arkadaşlar, AKP’li tüm vekiller şu Millî Eğitim Bakanlığının sınav değerlendirmesini bir okusunlar. Bu, aynı zamanda sizin on yedi yıldır nasıl bir ülke yönettiğinizin karnesi. Bakın, niye önemli biliyor musunuz? Bu sınavda değerlendirilen çocuklar aşağı yukarı 10-11 yaşında çocuklar ve siz iktidara geldiğinizde daha doğmamışlardı. Sizin iktidarınızın 4’ncü, 5’inci yılında bu çocuklar eğitime başladılar ve tamamen siz yetiştirdiniz. Millî Eğitim Bakanlığı diyor ki: 1 milyon 29 bin 555 öğrenci bu sınava girmiş arkadaşlar. Bakın, bu öğrencilerin yaklaşık 72 bini bir tek matematik sorusunu bile çözememiş; sizin yetiştirdiğiniz çocuklar, 72 bin çocuk bir tek matematik sorusu çözememiş. Ha, diyeceksiniz ki: “Matematik zor.” Arkadaşlar, gerçekten yüreğim sızlıyor okurken, sekiz yıl okutuyorsunuz bu çocukları, sınava sokuyorsunuz, 1.338’i tek bir Türkçe sorusunu doğru yapamıyor yani ortaya çıkan sonuç bu. Yalnız daha acısı, daha önemlisi var. Bakın, ben not alırken şöyle yazdım: Millî Eğitim Bakanlığı sonuçlardan utanıyor, verileri gizliyor. Ne söylüyorum burada? Şimdi, bu raporun aynısını Millî Eğitim Bakanlığı geçen sene de çıkarmış, o sınavda şöyle bir değerlendirme yapmış: Özel okullar ile devlet okullarını mukayese etmiş geçen sene. Bu sene yüzü kızarmış, bunu mukayese edemiyor. Dolayısıyla biz bu seneki durumu bilmiyoruz, sadece tahminlerde bulunabiliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN BAŞ (Devamla) – İzin verirseniz devam edeyim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baş.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, bu çok önemli yani parası olanın çocuğunun gittiği özel okul ile parası olmayanın çocuğunun gittiği devlet okulları arasındaki farka bakın: Özel okuldaki çocuklar sınavda 130 puan önde başlıyorlar. Vicdan mı arkadaşlar bu ya? Bir insanın sadece annesi babası onu özel okula gönderemiyor diye ortalamada 130 puan geriden başlamasını vicdanımız kaldırabiliyor mu? Yani bu rakamlara baktığımızda, örneğin, değerli arkadaşlar, bakın, özel okullar ile yatılı bölge okulları arasındaki fark 103 puan yani yatılı bölge okulları -durumu yok ailenin çocuğu okutabilmek için, mecbur oraya gönderiyor- 103 puan daha önde başlıyor. Şimdi, bu eşitsizlikle, bu adaletsizlikle gerçekten eğitim sistemini çözmek mümkün değil. Onun için, doğrusu, önce bunu tartışmaktır, önce bu memleketin tüm evlatlarının, işçi çocuklarının da eğitim alabilme hakkını sağlamamız gerekiyor; ondan sonra eğitimde hangi yamayı yapacağımız üzerine konuşabiliriz.

Değerli arkadaşlar, tabii çok konu var ama söz almışken mutlaka değinmem gereken bir konu var, çok hızlı biçimde toparlamaya çalışacağım. Eğitimi tartışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum Sayın Baş, bağlayın sözlerinizi.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Bu eğitimi tartışırken, burada, bir buçuk yıldır adalet arayışı içerisinde olan bir babanın sesini Genel Kurula taşımazsam eksik bir şey bırakmış olurum

Değerli AKP milletvekilleri, bakın size sesleniyorum, özel olarak size sesleniyorum: Çok ama çok kötü bir şey yaptınız. Kabul edilemez, hiçbir vicdanın adalet anlayışına sığmayan bir vebaliniz var. Tahmin edeceğiniz üzere Rabia Naz cinayetinden söz ediyorum. Üzerini örtmeye çalıştığınız ama şu anda bütün Türkiye’nin konuştuğu bu cinayetten söz ediyorum. Üzerini kapatmak istiyordunuz ama mücadeleci, inatçı bir baba çıktı, üstelik -altını çiziyorum- bu baba yıllarca sizin partiniz için emek vermiş, sizin partinizin üyesi bir babaydı. Sadece yüksek mevkilerde tanıdığı olan birileri araya girdi diye bu örtüldü. Bu vicdansızlığa karşı ses çıkartın istiyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, üç gün önce, gazeteci olduğunu iddia eden ama hep iktidarı savunan Cem Küçük şöyle bir şey söylemiş: “Rabia Naz olayı örtülmüştür. Bunu biz söyledik. Bu örtülmüştür. Bu tür eleştirilere konu gelince AK PARTİ’liler hemen telefon açıyor, beni arıyor, patronumu arıyor.”

Değerli arkadaşlar, soruyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN BAŞ (Devamla) – Üç sorum var.

BAŞKAN – Sayın Baş, lütfen bağlayın.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Cem Küçük diyor ki: “Ben bu konuyu konuştuğum zaman AK PARTİ’liler beni arıyor.” Ben de buradan soruyorum: Cem Küçük’ü arayıp “Rabia Naz olayını konuşma” diyen AKP’liler kimlerdir? Bu konunun üzeri neden örtülmektedir? Neden bu konunun konuşulması istenmemektedir. AKP milletvekili Canikli, Rabia’nın babası Şaban Vatan hakkında neden 5 kez suç duyurusunda bulunmuştur? Ve en önemlisi arkadaşlar, Rabia Naz evladımız neden öldürülmüştür, kim öldürmüştür, bunu kim örtmektedir? Lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baş.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

İki dakikayla sınırlı tutacağımı söylemiştim grup başkan vekillerinin konuşmalarını, size hatırlatayım, yoktunuz o ara.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

48.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teşekkür ederim, çok sağ olunuz.

Sayın hatip konuşmasında Rabia Naz’la alakalı konuya geldi. Rabia Naz tabii hepimizin yüreğini sızlatan bir konudur.

Şimdi, geçtiğimiz haftalarda zaten bir soru önergesine konu oldu. Giresun Milletvekilimiz Sabri Öztürk bir konuşma yaptılar ve konuşmasında zaten bu konuya dair nasıl bir yaklaşım içerisinde olduğumuzun altını çizdiler.

Hatırlayacaksınız, olay basına mevzu olduktan sonra Adalet Bakanımız bu konuda gerekli girişimleri yaptı. Bu konuyla alakalı hukuki süreç çok yakın bir şekilde takip ediliyor. Hiç kimse bir şeyin üzerini örtmüyor. Bir çocuğun cinayete kurban gitme şüphesinin üzerini hiç kimse örtemez, olamaz böyle bir şey. Bu manada, hiçbir siyasi parti, hiçbir milletvekili bu konuya dair en ufak bir şey yapamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bu, önemli bir mevzu. Grubumuz olarak bu konunun sonuna kadar biz takipçisiyiz çünkü sonunda baktığımız şey, hayatını kaybeden bir çocuğumuz var. Bu manada, gerçeğin bilinmesi önce ailesi, sonra da milletimiz açısından çok önemli. Biz de grup olarak bunun takipçisiyiz.

Yalnız ben sayın hatipten rica ediyorum, bir ima yaratmak yerine, kimdir arayan milletvekili? Eğer biliyorsa da biz öğrenmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zengin.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baş, soruya cevap vermek üzere yerinizden size söz veriyorum.

49.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkan.

Değerli arkadaşlar, konuyu gündeme getirme nedenim bellidir. Yani bir baba bir buçuk yıldır sesini duyurabilmek için elinden gelen her şeyi yapıyor ve maalesef, konu bir biçimde açıklığa kavuşmuyor ve üzerindeki şaibe devam ediyor.

Şimdi, ben, tabii, AKP Grubunun iç ilişkilerini, parti işleyişini bilmek durumunda değilim. Dolayısıyla şöyle bir töhmet altında da bırakmak istemem: Bütün grup oturup karar veriyor ve bu cinayeti örtmeye çalışıyor demiyorum. Fakat somut bir bilgiden söz ediyorum, diyorum ki iktidara yakınlığını hepimizin bildiği gazeteci Cem Küçük seçim yenilgisi üzerine bir muhasebe yaparken diyor ki: “Bizim içimizden birtakım insanlar bizim yaptığımız birtakım hataları dile getirdiğimizde bunun üzerini örtüyor. Örneğin, Rabia Naz cinayetinin üzeri örtülüyor.” Cem Küçük diyor ki: “Ben, Rabia Naz cinayetinden ne zaman söz etsem AK PARTİ’liler beni arıyor, patronumu arıyor, bu konunun konuşulmasını istemiyor.” Dolayısıyla benim önerim, sorunun muhatabı olan Cem Küçük’e arkadaşların ulaşması ve bu sorunun yanıtını alıp Genel Kurulu da bilgilendirmesi. Takdir edersiniz ki ben Cem Küçük’e sorsam, bu konuda bana yanıt vermeyecek.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz vereceğim ama Sayın Oluç’un söz talebi var Sayın Zengin.

Buyurun Sayın Oluç.

50.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Giresun ili Eynesil ilçesinde hayatını kaybeden Rabia Naz başta olmak üzere çocuk ölümlerinde etkili ve yeterli soruşturma yapılması için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdikleri Meclis araştırma önergesinin reddedildiğine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Zengin’e bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Biz geçtiğimiz hafta burada bir araştırma önergesi verdik Rabia Naz’la ilgili ve bu önerge sizlerin oylarıyla reddedildi. Gerekçede “Şimdi askerlik yasasını konuşuyoruz, önümüzdeki günlerde tekrar bu konuyu biz gündeme getireceğiz.” dediniz. Şimdi, bu konuda Mecliste grubu olan bütün partilerin ve grubu olamayan partilerin de çok hassas olduğunu biliyoruz, bu konuda çeşitli açıklamalar da yapıldı fakat ne hikmetse Rabia Naz konusunda ortak bir araştırma komisyonu kurmamız mümkün olmadı bugüne kadar, sadece konuşmalarda kaldı her şey. Ben o nedenle bir kez daha bunu hatırlatmak istedim. Bizim araştırma önergemiz sizin oylarınızla reddedildi. Şimdi, eğer hakikaten bu konuda, hep birlikte -samimiysek- adım atma zamanıdır, askerlik yasası da geçmiş oldu diye söylüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

51.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın ağır ithamlarda bulunduğuna ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Saruhan, hatırlatmaya gerek yok, ben zaten biliyorum mevzuyu, kendilerinin bu konuda grup olarak bir öneride bulunduklarının farkındayız fakat bu, tabii, bir tercih meselesi bir tarafıyla; bir tarafıyla zaten Adalet Bakanlığımız soruşturmayla alakalı bütün takipleri yapıyor, devam eden bir yargı süreci var. Bu konuya dair, ben ileriki günlerde de arkadaşlarımızdan rica edeceğim, özellikle Giresun Milletvekilimiz Sabri Öztürk Bey tekrar bu konuyu burada daha detaylı anlatsın. Biz kendisiyle daha çok yeni, yaklaşık dört ya da beş gün evvel uzunca bir konuşma yaptık: Olay nedir, nasıl cereyan etti, Adli Tıptan gelen ilk raporlar nedir? Bu konuyla alakalı süreç zaten yargıda. Şu anda ihmal edilen, atlanan bir durum yok. Kaldı ki biz medya üzerinden eğer burada… Sayın Erkan Baş şimdi konuşmasında ifade etti, televizyonda duyduğumuz bir meseleden yola çıkarak “Söyleyin kim bu AK PARTİ’liler?” Bunun cevabını, eğer burada söylüyorsanız, siz öğreneceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın sözlerinizi Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ben hayatımda Cem Küçük’ü ne gördüm ne tanıştım ne konuştum ne de ararım açıkçası. Benim işim bu değil ama siz burada bunu Meclise taşıyarak oradan, televizyonda duyduğunuz bir cümleden bize ithamda bulunuyorsanız o ismi öğrenerek buraya gelmeniz lazım. Kimdir arayanlar, kim? Bunu ben araştırmak durumunda değilim. Çok ağır bir ithamda bulunuyorsunuz. O yüzden, lütfen Sayın Baş arasın, kimse -çünkü ben şahısla tanışmıyorum- öğrensin ve ona göre biz de bilelim kimdir bu. Böyle yuvarlak laflarla itham edilmek istemiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Baş, yerinizden söz vereceğim, sadece açıklama isteniyor sizden.

Buyurun.

52.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Ya, tabii ki böyle bir uzatma niyetim yok ama takdir edersiniz ki konu çok önemli, bir buçuk yıldır isyan eden bir babanın çığlığını nihayet Genel Kurul tartışıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ortada birtakım iddialar var. Biz tabii ki bu iddiaların yüzde yüz doğru olduğunu söyleyemeyiz fakat evladını kaybetmiş bir ailenin acısı var ve ikna olmak istiyorlar, bu konunun araştırılmasını istiyorlar. Bir kaygıları var, diyorlar ki: “Biz daha önce AK PARTİ’nin Giresun il örgütü içerisindeydik.” Buradan yola çıkarak bir kaygı ifade ediyorlar; bu, kıymetini artırıyor: “Bu tarz olayların üzeri örtülebilir kaygısı taşıyoruz.” diyorlar ve gittikçe bu artık onlar açısından inanılır bir vakıa hâline gelmiş.

Konu defalarca gündeme gelmiş. Şimdi ben niye gündeme getiriyorum? Normalde, bizim partimizle ilgili herhangi bir basın mensubu böyle önemli bir konuda bir iddiada bulunsa ben doğrudan o basın mensubunu arar, “Bizim partimizden bunu yapan kimdir?” derim. Belki de gerçekten birileri AKP’nin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum Sayın Baş.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Yani ben Cem Küçük’ün kişiliğini, kimliğini, gazetecilik duruşunu vesaire bilen birisi olarak, AK PARTİ’den birisi aramadan böyle bir şey söyleyecek olmasına ihtimal vermiyorum. Ama eğer arkadaşlar “Yok, biz aramayız.” diyorlarsa ben seve seve ararım eğer takipçisi olacaklarsa, Cem Küçük’e AKP grup başkan vekilinin kendisinden, kendisini arayan AK PARTİ’lilerin kim olduğunu, bu olayı örtmek isteyen AK PARTİ’lilerin kim olduğunu öğrenmek istediğini söylerim. Yeter ki bu gencecik çocuğumuzun, kardeşimizin cinayeti aydınlansın; başka bir amacımız yok.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baş.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahıslar adına ikinci konuşmacıya söz vereceğim.

Samsun Milletvekili Bedri Yaşar…

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Zeytin Dalı Harekâtı şehidimiz Mikail Candan’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yüce Türk milletine başsağlığı diliyorum.

Hiçbir itiraza mahal vermeyecek şekilde İstanbul seçimlerini kazanan Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ediyorum, yeni görevinde de başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ben, Samsun Terme ilçesinde yaşadığımız sel felaketiyle ilgili sizlere bilgi vermek istiyorum. Dün, partimizin görevlendirdiği Antalya Milletvekilimiz Feridun Bahşi’yle beraber Samsun Terme ilçesinde selden hasar gören vatandaşlarımızla sohbet ettik.

Değerli milletvekilleri, size önce şunu söylemek isterim ki: “Sel” kelimesi, duyduğumuz anda hepimizin tüylerini diken diken ediyor çünkü ülkemiz son dönemlerde selle ilgili çok ciddi felaketler yaşadı. İşte, Lüleburgaz tren faciası, Pamukova tren faciası… Geçtiğimiz günlerde Araklı’da 7 vatandaşımızı kaybettik. Yine devamında da Terme’de gerçekten çok ciddi oranda felaketlere muhatap olmuş hemşehrilerimizle görüştük.

Önce, Terme ilçemizdeki Bazlamaç Mahallemizde 2 tane köprü yıkılmış, büyükbaş hayvanlar toprak altında kalmış, düz alanlarda tüm tarım alanları zarar görmüştü. Devamında, Sakarlı Mahallesi’nde yine binlerce dönüm tarım arazisi tamamen tahrip olmuş, 50 ev su ve çamur nedeniyle hasar görmüş, 3 köprü yıkılmış, yollar da tahrip olmuştu. Ayrıca, bir tavuk çiftliğinde 100 binin üzerinde kümes hayvanı zarar görürken 850 bin yumurta da telef olmuş. Vatandaşlarımıza ait kümes hayvanlarında da yine zayiatlar var. Kozluk Mahallemizdeki mahalle camisinin zemin katında bulunan Kur’an kursunun bütün mobilyaları, halıları, halı altı ısıtmaları, klimaları, bütün beyaz eşyaları, mutfak eşyaları dahi kullanılamaz hâle geldi. Çok sayıda evde su baskını yaşanmış, tarım arazileri ise tamamen diyebileceğimiz düzeyde hasara uğramıştır. Aynı şekilde, bu ziyaretlerin arkasından Ticaret Odası Başkanımızla görüştük, o da Sanayi Mahallesi’ndeki iş yerlerinin belli kesimlerini su bastığını, vatandaşımızın iş faaliyetlerini yürütemez durumda olduğunu söyledi. Devamında ziraat odası başkanımızla görüştük, o da özellikle ziraat alanlarında soya fasulyesi başta olmak üzere, mısır ve pirinç tarlalarında çok ciddi kayıplar olduğunu söyledi; çoğunda tarım sigortasının olmadığı, devletin tespitlerinin devam ettiği konusunda bize bilgiler verdi. Kaymakam beyle görüşmemizde de… O da sel felaketinin olduğu bölgede belediye başkanıyla tespitlerde bulunuyordu. Tabii, selden kaynaklanan salgın hastalıklar olabileceği yönündeki ihtimale karşı sağlık çalışanlarımız da ilgili çalışmalarını yürütüyorlardı. Tabii, bütün bunları söylerken aynı zamanda Terme, Karadeniz acil eylem planı içerisinde bir sürü de yatırım bekliyordu. Şimdi, bizlerin sel felaketlerinin arkasından, bu tür felaketlerde hep söylediğimiz bir şey var: “Devlet büyüktür, yaraları saracaktır. Hiç merak etmeyin, bunun da altından kalkacağız.”

Değerli arkadaşlar, müteaddit defalar bu kürsüden hitap ettiğim, söylediğim gibi, bakın, bunlar önlenebilir hadiselerdir yani sizler yağmur yağdığı zaman suyun denize ulaşacağı alanlar üzerindeki yolları açarsanız bu felaketler olmaz. Terme’de de böyle oldu, dere yataklarının denizle buluştuğu yerlerde yığılmalar oluştu, su geriye doğru geldi, tarlaları bastı, devamında -köprüler var- 3-4 tane köprü uçtu. Peki, ne oldu? “Köprülerin yüksekliği hesap edilirken mühendislik hatası yapıldı.” mı diyelim, bilemiyorum ama biz mühendisler -ben de bir inşaat mühendisiyim- bu hesapları yaparken ülkemizdeki elli yıllık, yetmiş yıllık feyezanlara bakarız, yağan yağış oranlarına bakarız, derelerin debilerine bakarız, bu debilere göre köprü yüksekliklerini tayin ederiz. Ama görülen o ki benim gezdiğim köprülerin tamamında köprü yükseklikleri düşük. Dolayısıyla bir taş gelme anında veyahut kütük, ağaç geldiği anda köprüler tümüyle tıkandı, su da geriye doğru gitti, arazinin tamamını bastı. Özeti şu: Bunlar hesap edilebilir problemler, bunlar daha önceden öngörülebilir problemler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Yaşar.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) - Biz bu hesabı kitabı yaptığımız zaman, dere yataklarını temizlediğimiz zaman, köprü yüksekliklerini standartlara göre yaptığımız takdirde siz de göreceksiniz ki… Çünkü orada yapılan kısımlar da var; mesela Kozluk bölgesinde dere ıslahı yapılmış, nispeten Kozluk bölgesinde zarar daha az ama diğer taraflarda bu dere ıslahları yapılmamış, derelerde temizlikler yapılmamış. Gerekli tedbirler alınmadığı için… Aynı şekilde sanayi bölgesinde de altyapıyla ilgili çalışmalar yapılırken yine elli yıllık, altmış yıllık o bölgeye yağan yağış oranları tespit edilir, altyapıdaki beton boruların çapları da buna göre tayin edilir. Ne hikmetse, işte, bu sağlıksız yapılaşma… Ne bileyim, biz 1.000 metrekare alanda 100 kişi yaşayacak diye hesap ederken işte bu çarpık yapılaşmayı, çarpık nüfus yoğunluğunu altyapı taşımıyor; taşımadığı zaman da sanayi siteleri hepimiz gördüğü gibi sular altında.

Sonuç olarak esnafımız diyor ki: “Borçlarımız ertelensin. Sadece borçlarımızın ertelenmesi yetmez, iş kayıplarımız var. İş kayıplarımızın giderilmesine yönelik de devlet yanımızda olsun.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yaşar.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Bugün müsamahalı bir gününüz, inşallah biz de ondan istifade edelim.

BAŞKAN – Her zaman öyle olmaya çalışıyorum.

Buyurun.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) - Teşekkür ederim, sağ olun.

Çiftçilerimiz de diyor ki: “Zararlarımız bir an önce tespit edilsin. İlk on günde, on beş günde arazide bol miktarda devleti görüyoruz ama on beş gün sonra hâlimizi hatırımızı çok fazla soran da çıkmıyor. Şu tespitler bir an önce yapılsın, zararlarımız bir an önce karşılansın.” Devamında “Selden dolayı arazide çok ciddi ‘lığ’ dediğimiz, ‘mil’ dediğimiz yığılmalar var. Bunlar da sivrisineğin çoğalmasını sağlayan ortamlar. Herhangi bir salgın hastalığa fırsat vermemek için bir an önce sağlık tedbirleri de alınsın.” diyorlar.

Aynı şekilde, burası Karadeniz acil eylem planı içerisinde. Her şeyden tasarruf olur ama felaketler “Biz geliyoruz.” diyor. Bu bölgeyle ilgili yatırımlar… Özellikle Salıpazarı Baraj Projesi zaten acil eylem planı içerisinde var, dere ıslahları var, saha çalışmaları var. “Buralarla ilgili ödenekler bir an önce açılsın, yaralar bir an önce sarılsın.” diyorlar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ümit ediyorum ki devlet bir an önce bu yaraları sarar.

Teşekkürler Sayın Başkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yaşar.

Sayın Zengin söz talebiniz devam ediyor mu geçti mi?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki.

Sisteme giren Sayın İslam, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

53.- İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam’ın, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda yeniden kazanan Ekrem İmamoğlu’nu kutladığına, Gezi direnişi davasına ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu üzerinden siyasilere yapılan baskıyı kınadığına, özel sektörde de çalışma imkânı bulunmayan KHK’yle ihraç edilen öğretmenlerin ne yapması gerektiğini AK PARTİ Grubu ile AK PARTİ’ye destek verenlerden öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle, yenilenen İstanbul seçiminde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanan Sayın İmamoğlu’nu ve Cumhuriyet Halk Partisini ve Türkiye’deki demokrasi ittifakını içtenlikle kutluyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Gezi davasını ve CHP İstanbul İl Başkanı Sayın Kaftancıoğlu üzerinden siyasilere yapılan her türlü baskıyı, halka yapılan her türlü baskıyı protesto ediyorum, kınıyorum.

Çok değerli arkadaşlar, referandumda başlayan “hayır” cephesi, aslında hayra hizmet eden “hayır” cephesi son yapılan bir ölçümle yüzde 58’e ulaştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum Sayın İslam.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

O referandumu bugün yapsaydık Türkiye bu rejimi yaşamayacaktı. Her neyse bu konulara daha ileride geleceğim.

Bugün, üzerinde konuştuğumuz kanun teklifinin, sıra sayısının kapağını okuduğumda “Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik…” ibaresi beni biraz heyecanlandırdı ama içine baktım; içinde, 41.397 öğretmenden yani KHK’yle atılan 41.397 öğretmenden herhangi bir haber yok; açlığa terk edilmiş durumdalar, özel sektörde de çalışma imkânı bulamıyorlar tıpkı diğer KHK’liler gibi. Bu konuda sizi düşünceye davet ediyorum arkadaşlar. Bu insanların ne yapmasını istiyorsunuz, ne öneriyorsunuz? AK PARTİ Grubu ve AK PARTİ’ye destek verenler bunu bize açıklamalı.

Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Eksik…

54.- Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in, Iğdır ili Hasanhan köyünde vatandaşlara vadedilen çorak toprakların ıslah edileceği sözünün yerine getirilmediğine ve Iğdırlıların yayla sorununun çözüme kavuşturulması gerektiğine ilişkin açıklaması

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Iğdır Hasanhan köyünde daha önce yapılan toprak reformunda vatandaşlarımıza çorak topraklarının ıslah edileceği sözü verilmiş fakat bu söz yerine getirilmemiş. Bu vatandaşlarımızın toprakları ıslah edilmediği için, bu reformdan dolayı yapılan taksitlerini ödeyemiyorlar. Bu konuya ilgililer el atmalıdır ve Hasanhan köylüsünün bu ödeyemedikleri taksitleri ertelenmelidir.

Bir de Ardahan ve Artvin Valiliği, Iğdırlı insanımızın koyunlarını günlerce kamyonlar üzerinde bekletti ve yaylalara girmesine izin vermedi. 100’e yakın hayvan telef oldu. Vatandaşlarımızın bu yayla sorunları derhâl halledilmeli ve zararları karşılanmalıdır.

Sayın Başkanım, teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özel, söz talebiniz var, değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 4+4+4 eğitim sistemiyle çocukların eğitimiyle ve zekâ gelişimiyle oynandığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, görüşmekte olduğumuz yasa aslında altı yıl önce burada “4+4+4” diye herkesin gözünün önünde büyük bir vahşetle, milletvekilleri darp edilerek ve ilk 7 maddesi müzakere edilip kalan 20 maddesi Komisyonda hızlı hızlı okunup üzerindeki söz talepleri karşılanmadan ve “Söz talebi var.” ifadeleri hâlâ tutanaklarda yer alırken “Söz talebi olmadığına göre oylarınıza sunuyorum.” denilerek bir kaba kuvvetle geçirilmiş ve alkışlar arasında çok önemli bir iş yapılmış gibi düşünülmüştür.

Eylül 2012’de FET֒nün yayın organı Kanaltürk’e çıkan Recep Tayyip Erdoğan bizim 66 ay-69 ay itirazlarımıza şu cevabı vermiştir: “Şimdi, şunu bir defa açık net ortaya koymak lazım: Biliyorsunuz, bu işe şu anda karşı bir kampanya var. Bakın, bu 66 ay meselesinde gidip doktor raporu alanları evlatlarına ihanetle vasıflandırıyorum.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Niye ‘Benim evladım geri zekâlı.’ diyor? Yani, iki ay mı senin evladını iyi noktaya getirecek? Ne demek ya? Ben de babayım, biz de çocuklarımızı yaşları daha gelmeden okula başlattık.”

O gün bizim itiraz ettiğimiz 66 ay şimdi 69 ay yapılıyor; o gün 69’u 66 yapmışlardı ve ancak çocuğuna doktor raporu alırsan 69 aydı. “Kendi çocuğunuza geri zekâlı diyorsunuz.” diyen zihniyet bugün hatasını gördü. Maalesef yine haklı çıktık, maalesef yine kandırıldılar, maalesef yine yanıldılar ama maalesef çocuklarımızın eğitimiyle ve zekâ gelişimiyle de oynadılar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Sisteme giren milletvekili bulunmadığından soru-cevap işlemini geçiyoruz.

Şimdi bölümde yer alan maddeler üzerindeki önergeleri görüşmeye başlıyoruz.

1’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Abdullah Koç                        Dersim Dağ                Ali Kenanoğlu

                    Ağrı                               Diyarbakır                         İstanbul

               Ömer Öcalan                      Nusrettin Maçin Dirayet Dilan Taşdemir

                 Şanlıurfa                             Şanlıurfa                             Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ konuşacaktır.

Buyurun Sayın Dağ. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

DERSİM DAĞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP iktidarı on yedi yıl boyunca toplumu ve özellikle de gençleri kendi siyasi ideolojisine kanalize etmek için çaba göstermiştir. Bunu, devletin tüm imkân ve olanaklarıyla ve çoğu zaman da şiddet ve korku politikalarına başvurarak hayata geçirmiştir. Gençler üzerindeki tüm politikalar, daha çok eğitim sistemi üzerinde sürekli yapılan değişikliklerle uygulanmaya çalışılmıştır. On yedi yılın sonunda dönüp bugünkü mevcut eğitim sistemine baktığımızda özgürlükçü, demokratik, kamusal ve bilimsel değerlerden uzak, ana dilinde eğitim hakkını yok sayan; niteliği değil, niceliği esas alan; cemaatlere peşkeş çekilmiş, içeriği boşaltılmış bir eğitim sistemi görmekteyiz. Her tür ve düzeyde devlet okullarının bilinçli politikalarla niteliğinin geriletildiği; eğitimi özelleştirme, piyasalaştırma uygulamalarının bir sonucu olarak da ne yazık ki toplumun kamu okullarından umudunu kestiği bir dönemle karşı karşıyayız.

Yükseköğretime devam eden öğrenciler için barınma hizmeti; KYK’nin yurtları, üniversite yurtları, özel yurtlar, vakıf-cemaat yurtları, kiralık evler ve aile yanı olarak karşılanmaya çalışılmaktadır. Hâlihazırdaki durum, aile yanı dışarıda bırakıldığında, yükseköğretim öğrencileri için barınma meselesinin ticaret konusu hâline geldiğini açıkça göstermektedir. Cemaat ve KYK yurtları harcama giderlerini fazlasıyla öğrencilerden çıkarmaktadır. Siyasi iktidarın icra birimi olarak KYK, maliyetlerini kısa sürede çıkarabildiği hâlde, yurt yapımını yeterince gerçekleştirmeyerek öğrencileri cemaatlere ve özel sektöre mahkûm bırakmaktadır. Özellikle yeni açılan üniversitelerde KYK yurtları bulunmadığı gibi özel yurtların da olmaması ve konut yapısının da öğrencilerin ev bulmasına müsait olmaması, öğrencilerin kayıtlarını sildirip evlerine dönmelerine neden olmaktadır; kalabilecek yer bulanlar ise çoğunlukla kötü koşullarda barınmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; KYK’nin 2017 Yılı Faaliyet Raporu verilerine göre, devlet yurtlarında barınmak için 2017-2018 öğretim yılında KYK’ye başvuran 394 bin öğrenciden 333 bin öğrenci yurtlara yerleştirilmiştir. Yine aynı rapora göre, 766 devlet yurdundaki toplam yatak kapasitesi 629.762’dir. Ancak, Yükseköğretim Kurumunun aynı zaman dilimiyle ilgili ortaya koyduğu veriler Türkiye'de toplam 7 milyon 560 bin yükseköğretim öğrencisi olduğunu göstermektedir. Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse ülkemizde sadece 4,2 milyonu lisans öğrencisi olmak üzere, 7,5 milyondan fazla yükseköğretim öğrencisi için 629.762 kişilik yurt kapasitesi bulunmakta ve her 12 öğrenciye sadece 1 yatak düşmektedir. Sınırlı kapasiteye rağmen devlet yurtlarına yerleşebilen öğrenciler, zaman zaman 6 ve 8 kişiyi bulan odalar, rutubetli ve temizliğe özen gösterilmeyen yaşam alanları, yetersiz etüt salonları, yeterince hijyenik olmayan lavabo ve tuvalet sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Farklı ücrete tabi devlet yurtlarında ise hem ücret hem de hizmet farklılaşmaktadır. Ancak burada bahsedilen hizmet, bireylerin en doğal hakkı olan barınmayı bir hak olmaktan çıkarıp olanaklarına göre fiyatı farklılaşan bir metaya çevirmektedir. Bu, aynı zamanda “Paran kadar iyi yaşa.” mantığıdır. Bu olgu, yükseköğretim içindeki eşitsizlikleri yeniden üretmektedir.

Diğer taraftan, önemli bir sorun da yurtlara kabul edilme aşamasında yaşanmaktadır. KYK’ye başvuran öğrenciler güvenlik soruşturmasından geçirilmekte, temel hakları olan gösteri ve yürüyüşlere katılma ya da etnik kimlik vesaire gibi nedenlerle yurt ve burs haklarından mahrum bırakılmaktadırlar. Bunun yanı sıra, yurtlara yerleşebilmiş, şanslı olarak ifade edebileceğimiz öğrencilerin yurt girişlerinde ve yemekhanelerdeki parmak izi uygulamasıyla kişisel bilgileri elektronik olarak depolanarak anayasal kişilik hakları çiğnenmekte ve bu bilgiler öğrenciler aleyhine kullanılabilmektedir.

Barınma ve beslenme hizmeti, üniversitelerde sunulan eğitim öğretim hizmetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Kamusal kaynaklardan bedelsiz olarak ve nitelikli bir şekilde, ihtiyacı olan öğrencilere bu hizmetler sunulmalıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dağ.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Milli Eğitim Bakanlığı bu yurt ve kurumları tespit edeceği esaslara göre denetler.”

           Sevda Erdan Kılıç                    Alpay Antmen                  Ahmet Kaya

                    İzmir                                 Mersin                           Trabzon

           Neslihan Hancıoğlu               İlhami Özcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Samsun                              Tekirdağ                           Ankara

               Veli Ağbaba

                  Malatya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Malatya Milletvekili Veli Ağbaba konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ağbaba. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malum, 31 Martta bir seçim oldu, her türlü tehdide, her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa rağmen İstanbul ittifakının adayı Ekrem İmamoğlu seçimi kazandı. Ancak bunu içinize sindiremediniz, Anadolu Ajansının yaptığı rezillikler yetmedi, en son 6 Mayıs YSK darbesiyle seçimin iptal edilmesine karar verildi; yeniden yapılan seçimlerde Ekrem İmamoğlu 806 bin oy farkıyla seçimi kazandı. Şimdi, yeni bir darbeyle karşı karşıyayız; daha önce hiçbir darbecinin aklına gelmeyen, Kenan Evren’in, Pinochet’in aklına gelmeyen bir darbeyi yapmaya çalışıyorsunuz.

AKP grubuna seslenmek istiyorum: Arkadaşlar, sizde hiç vicdan yok mu, bunu yapanlara karşı hiç “Bu, doğru değildir.” demiyor musunuz? Bunun adı “yerel darbe”dir. Bakın arkadaşlar, daha önce Van’ın Tuşpa’sında darbe yaptınız, kayyum atadınız tekrar; yine, Diyarbakır’ın Bağlar’ında aynı şeyi yaptınız. Şimdi, İstanbullular bir yetki vermiş, demişler ki: “Ekrem İmamoğlu, al bu belediyeyi, beş yıl boyunca yönet.” Siz diyorsunuz ki: “Olmaz. Belediyenin bir kısmını yönet, bir kısmını yönetme.” Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bütçesinin neredeyse yüzde 75’i şirketlere ait. “Bunu yapamazsın.” diyorsunuz. Ya, böyle vicdansızlık, böyle haksızlık olur mu? İnsan bunu getirirken biraz yüzü kızarır, biraz utanır yani. İnanamıyorum, hakikaten inanamıyorum; siz Kenan Evren’e, Pinochet’e rahmet okutuyorsunuz. 15 Temmuz darbecileri ne yapmak istiyordu? Seçilenlerin yetkisini almak istiyordu. E, bununla ne farkı var? Arkadaşlar, böyle bir şey olmaz! Bakın, 12 Eylülde darbeye direndik, 15 Temmuzda darbeye direndik; bugün de darbeye direneceğiz. Anlamıyorum, bu şirketlerde ne var acaba, bu şirketlerde doyamadığınız ne var? Ne diyor? “Savurganlığa son vereceğim. Hiçbir vakfa, hiçbir kişiye, hiçbir müteahhide İstanbul’u peşkeş çektirmeyeceğim.” diyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ama maalesef gözünüz doymamış. Bu, kabul edilemez bir şey arkadaşlar, demokrasi tarihine geçecek bir şey; lütfen biraz yüzünüz kızarsın.

Değerli arkadaşlar, tabii “Cumhurbaşkanlığı sistemi” dediğiniz ama bizim ismine “tek adamlık sistemi” dediğimiz sistem birinci yılını doldurdu. Şimdi size eğer bu mikrofondan duyulursa bir konuşma dinleteceğim. Bakın bakalım ne demiş? Alkışlayan sizsiniz.

(Hatibin cep telefonundan bir ses kaydı dinletmesi)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, ne diyor? Faiz ne olmuş? 24’ünden sonra faiz yüzde 30’u bulmuş, dolar 6 TL’ye dayanmış, işsizlik yüzde 14 olmuş.

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Çok seviniyorsun herhâlde, yüzünden gülücük eksik olmuyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Patates, soğan, patlıcan -bugün gazeteler yazıyor- terör örgütü olmuş, “bostan” diye bir terör örgütü icat etmişsiniz; tanzim satışlarda kuyruklar oluşmuş; tarım, hayvancılık batmış; gençler iş bulamıyor yani uçacaktık, sayenizde çakıldık. Tek adamlığın dış politikada, ekonomide, hukuk düzeninde yaptığı tahribatları biliyoruz. Tek adamlığın çalışma yaşamına getirdiklerini görseniz tam bir açlık değerli arkadaşlar.

Bakın, Türkiye tarihinin en yüksek işsizliğini yaşıyoruz. Kayıtlı işsiz sayımız 4 milyon 500 bine dayandı, geniş tanımlı işsiz sayımız 8,5 milyon. 8,5 milyonun ne anlama geldiğini anlatmak için size bir çarpıcı örnek vereyim: Sizin çok sevdiğiniz Katar nüfusunun tam 3 katı kayıtsız işsizimiz var.

Değerli arkadaşlar, bir başka deyimle geçen yıldan bu yana, tam bir yılda, tek adamlık sisteminde Kayseri nüfusu kadar işsizimiz oluşmuş, Kayseri nüfusu kadar.

Söz verilip de unutulan diğer bir mesele var, o da 3600. Onu da sizin reisten dinleteyim yine, bakın orada ne diyor, bir dinleyin. Ben demiyorum.

(Hatibin cep telefonundan bir ses kaydı dinletmesi)

(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ya, alkışlayın, alkışlayın. Şimdi alkışlıyorsanız hodri meydan!

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Biz gereğini yaparız ama ya.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Yiğitseniz hep beraber önergeyi verelim; yiğitseniz, sözünüzün eriyseniz, reise biraz saygınız varsa hodri meydan, gelin 3600’ü çıkaralım!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İcap ediyorsa biz gereğini yaparız.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, öğretmeni, hemşiresini, memurunu, polisini seçim meydanlarında kandırmak kolay, onları kullanmak kolay ama bu yaptığınız ne vicdana sığar ne siyasi ahlaka sığar.

Bizim gündeme getirdiğimiz bir başka mesele de -bayramda 30 cezaevini milletvekili arkadaşlarımız ziyaret etti- infaz koruma memurları. Bu infaz koruma memurları âdeta üvey evlat, deyim yerindeyse köle gibi çalıştırılıyor. Bu insanlara da mutlaka 3600 ek gösterge verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hani diyor ya “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.” Eğer birazcık sözünüzün eriyseniz, eğer reise biraz saygınız varsa, eğer seçmene biraz saygınız varsa hodri meydan, 3600’ü getirin! Polise, öğretmene, infaz koruma memurlarına, din görevlilerine, hemşirelere, idare memurlarına gelin 3600 verelim. İnsanların duygusuyla oynamaktan vazgeçin; eğer yetkiniz varsa, eğer gücünüz varsa, eğer biraz yiğitseniz hodri meydan diyoruz! (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İcap ettiği zaman yaparız.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağbaba.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1963) esas numaralı Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde yer alan “eklenmiş” ibaresinin “ilave edilmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Mehmet Metanet Çulhaoğlu           Yavuz Ağıralioğlu             Hasan Subaşı

                   Adana                               İstanbul                           Antalya

            Tuba Vural Çokal                      Bedri Yaşar                 Feridun Bahşi

                  Antalya                               Samsun                           Antalya

           İbrahim Halil Oral

                   Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral.

Buyurun Sayın Oral. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İBRAHİM HALİL ORAL (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önergemiz üzerinde İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, 23 Haziranda İstanbul, Yahya Kemal’in dizelerindeki gibi azizliğini göstermiş, gönül tahtımıza keyfince kurulmuştur, millî irade tecelli etmiş, milletimiz hakkı, hak sahibine hem de çok güçlü bir şekilde teslim etmiştir. Bu vesileyle, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak yeniden seçilen Ekrem İmamoğlu’nu ve aziz İstanbulluları tebrik ediyorum. Şimdi hizmet zamanıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Ankara’mızda Sayın Mansur Yavaş’ın ve Millet İttifakı’nın başarısının da 23 Haziran için bir itici güç olduğunu söyleyerek hakkı teslim etmek istiyorum.

Asıl tebrik ve teşekkür tabii ki Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi’yedir. Sayın Genel Başkanımız 39 ilçeyi tek tek gezerek bütün teşkilatlarını seferber etmiş, İstanbul’daki millî irade başarısının da en büyük mimarlarından biri olmuştur. Sayın Akşener liderliğindeki İYİ PARTİ kurulduğundan beri Türk siyasetinde hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır ve asla olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, eğitim meselelerini basit düzenlemeler olarak görmemek gerekir. Büyük fikir adamı Nurettin Topçu “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı eserinde “Bir neslin kurtuluşunu ancak maarifin yükselmesinde aramak lazımdır.” ifadesini kullanmıştır. Millî eğitim, nesillerin yükselmesinin anahtarıdır. Bu noktada AK PARTİ iktidarlarının karnesi zayıftır. AK PARTİ, öğrenci deyimiyle, millî eğitim dersinden FF’le kalmış, bütünlemede de başarısız olmuş bir partidir. Değiştirilen 7 bakan, her yıl yapboz gibi oynanan 7 ayrı eğitim sistemi bunun en bariz örnekleridir. Bu aymaz politikalar, öğrenciliği bir ilim yolculuğu olmaktan çıkarıp diploma avcılığına çevirmiştir. Yanlış eğitim politikaları gençlerimizin geleceğini, çocuklarımızın umutlarını karartmaktadır. Millî eğitim politikalarımızı, millî eğitim şûralarında istişare etmeli; siyaset, bürokrasi, sivil toplum, eğitimci, vatandaş birlikteliğinde topyekûn ele almalı ve uzun vadeli sonuçlar alacak şekle getirmeliyiz. Örneğin, acilen bir öğretmenlik meslek kanunu çıkarılmalıdır, öğretmenlerin meslek örgütleri kurulmalıdır.

Kıymetli milletvekilleri, teklifin 1’inci maddesi öğrenci yurtlarıyla alakalıdır. Yurt meselesinde iktidarın uzun yıllar gösterdiği gaflet “özel yurt” adı altında FET֒nün örgüt kamplarının kurulmasına sebebiyet vermiş ya da masum vatandaşlarımızın dinî duygularının istismar edilmesine yol açmıştır. Bir örnek olarak ifade edeyim: Bugün aldığım bir bilgiye göre, Tatvan’da FET֒ye ait bir yurt önce kaymakamlık bünyesine geçmiş, devletimiz içine yüklü bir para harcamış, akabinde ise Bilal Erdoğan’ın vakfı TÜRGEV’e devredilmiştir. Bu uygulamanın ülkemizde pek çok çarpıcı örneğini görebiliriz. Bu yurda devletin hazinesinden yüklü masraf yapılmasına rağmen neden devletimiz işletmiyor da TÜRGEV’e devrediliyor? 450 kapasiteli olan bu yurtta bugün 150 civarında öğrenci olduğunu öğrendim. Geriye kalan 300 fakir Anadolu çocuğu öğrenciyi terörün kucağına mı atacaksınız? Burada kimi koruyor, kimi kayırıyorsunuz? Bu, nasıl bir akıl tutulmasıdır ve nasıl bir gaflettir?

Değerli milletvekilleri, öğrenci yurtları sadece barınma alanları olarak değil, eğitim kurumları olarak görülmektedir. Yurt denetimlerinin Millî Eğitimde kalması hem bu muhteva hem de Millî Eğitimin tecrübeli ve doğru yetişmiş denetim kadroları sebebiyle daha doğru olacaktır. İYİ PARTİ olarak bizim önceliğimize göre, yurtlar, siyasetten ve ranttan uzak bir şekilde öğrencilerimizin barınma ihtiyaçlarının karşılandığı ve eğitim aldığı sıcak bir yuva olmalıdır.

Sayın milletvekilleri, KYK’ye yurt için başvuran her öğrencimizin yerleşemediği bilinen bir gerçektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun devam edin Sayın Oral, bağlayın sözlerinizi.

İBRAHİM HALİL ORAL (Devamla) – Mağduriyetin göstergesi olan yedek işlemleri ise yıl boyu devam etmektedir. Görülmektedir ki devletimiz yurt ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Öğrencilerimiz, yüksek ücretli özel yurtlara ya da denetimsiz, eğitim standartlarından uzak yurtlara mahkûm edilmemelidir.

İktidarın önceliği, öğrencilerimizin başlarını sokacakları, devlet güvencesinde, devlet eliyle yapılmış yurtların sayısını artırmak olmalıdır. Yurt ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayan özel işletmeler de desteklenmelidir. Vakıf yurtlarına verilen beslenme ve barınma yardımı özel yurtlara da verilmelidir. Ayrıca, KYK, özel yurtlardan yatak kiralama yoluyla yerleştirme oranlarını artırabilir. Sosyal adaletin sağlanmasında devlet-özel sektör iş birliği çok önemlidir.

Bu düşüncelerle teşekkür ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oral.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.32

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: İsmail OK (Balıkesir), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

2’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin birinci fıkrasındaki “31 Aralık” ibaresinin “30 Eylül” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ahmet Kaya                     Sevda Erdan Kılıç            Alpay Antmen

                  Trabzon                                İzmir                              Mersin

           Neslihan Hancıoğlu               İlhami Özcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Samsun                              Tekirdağ                           Ankara

                   Özgür Karabat

                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ORHAN ERDEM (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Özgür Karabat konuşacaktır.

Buyurun Sayın Karabat. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Sayın milletvekilleri, Sayın Başkan; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin 2’nci maddesinde, 69 ayını dolduran çocukların ilkokula başlaması öngörülüyor. Şimdi sormak istediğimiz 1’inci soru şu: 2012’den bu zamana kadar ne değişti? O gün konunun uzmanları, uluslararası standartları gözetenler bugün niye başka bir şeyi dayatır hâle geldiler?

Bir başka şeyi daha sormak isterim: O gün uzmanlara sormadınız, o gün sendikalara, konunun muhataplarına sormadınız, bugün kime sordunuz, bunu merak ediyoruz. Hatırlarsanız, az önce de grup başkan vekilimizin dediği gibi, Sayın Cumhurbaşkanı o günlerde bizleri ve velileri evlatlarına ihanet etmekle suçlamıştı, peki şu anda kim ihanet etmekte o zaman? Bunu sormak da mantık gereği hakkımız değil midir değerli arkadaşlar?

Ben aynı kanunla ilgili bir başka konuya daha dikkat çekmek istiyorum, o da şu: Bu kanunla çıraklık da zorunlu hâle getiriliyor, Çıraklık Kanunu. Ama burada özellikle çocuk işsizlerle ilgili durumu göz önüne getirmek isterim. Çocuk emeğiyle birlikte sömürünün daha da yaygınlaşacağı bir tehlikeye dikkat çekmek isterim değerli arkadaşlar ve tırnağı annesi tarafından kesilemeyen ama kolu makineler tarafından kesilen çocuklara dikkatinizi çekmek isterim. Üstelik bu çocukların staja başlama sürelerinin başlangıç tarihi emekliliğine sayılmıyor; buna da dikkat çekmek isterim. Türkiye’de yaklaşık 2 milyon çocuk çalışıyor ama bunların 1,5 milyonu, ne yazık ki, kayıt dışı hâlinde.

Ve ülkemizin gündemi… Ne yazık ki seçim yorgunu hâline geldik. İftiralarla, hakaretlerle, yalanla giden seçim sürecinden sonra sonuç tecelli etti. Sayın Ekrem İmamoğlu’nu buradan bir kez daha tebrik ediyorum. Ama değerli arkadaşlar, bir şeyi de sormak isterim… Ortaya çıkan bir durum var: Ne yazık ki algı kazanmıyor, olgu kazanıyor, gerçeklik kazanıyor. O gerçekliği hepimizin çok iyi irdelemesi lazım ve bundan dersler çıkartmamız lazım. “Tebrik ediyorum.” demekle gerçeği yansıtamayız. “Tebrik ediyorum. Millet iradesine saygı duyuyorum.” diyorsak eğer, bu seçim sonucunu iyi okuyacağız. Bu millet iradesinin içinde kayyumlara karşı olmak da var; eğer milletin iradesine saygı duyuyorsanız, o zaman Tuşba, Edremit, Bağlar, Lice Belediyeleriyle ilgili, kayyum atadığınız belediyelerle ilgili hakları yeniden teslim edin. Bakın, ben basit bir yöntem önereyim size. Bir şekilde kendi belediye başkanlarınızı görevden alabiliyorsunuz, diyorsunuz ki: “Görevi bırakın.” Şimdi, o kayyumlara da “Görevi bırakın, oradaki meclisler kendi başkanını seçsin.” diyeceksiniz ve milletin iradesi yansıyacak. Buna var mısınız? İşte, o zaman millet iradesine saygı duymuş olursunuz.

Bu seçim sonucunu herkes iyi okumalı. Elbette bizler de bundan ders çıkartacağız, bu mesajı bizler alacağız ama en çok iktidar buradan ders almalı; kullandığı ikincil dilden, “diğerleri” dilinden vazgeçmeli. Bakın, ben seçime yaklaştığımız anlarda Sayın Cumhurbaşkanının ağzından şu cümleyi duyduğumda şok oldum: Cumhurbaşkanımız “Kürt de olsa benim kardeşim, o da insandır.” dedi. Böyle bir dil olabilir mi? İşte, bu seçim sonucu aynı zamanda bu dili terk etmemiz gerektiğini söylüyor değerli arkadaşlar. Ben size soruyorum: Hem “kardeşim” deyip hem “de” hem “da” eki kullanmak nedir? Ben kardeşime “Seni de seviyorum.” mu derim yoksa “Seni çok seviyorum.” mu derim? İşte, buraya gelmeliyiz. Bu seçim sonucunu doğru yorumlamalıyız.

Başka bir şey şudur: Bu seçim sonucu aynı zamanda sizin “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” dediğiniz, bizimse “tek adam rejimi” olarak gördüğümüz sistemin sorgulanması ve vatandaşın buna verdiği nottur. Yüzde 54’ün içinde böyle bir millet iradesi de vardır; bunu görmemiz gerekir. Hızlı bir şekilde, tek adam rejiminden vazgeçmenin yolunu beraberce aramalıyız, yolunu bulmalıyız. Ve şunu bilmeyiz ki bu ülkede yaşayan birilerine öteki muamelesi yapmamalıyız. Şunu bilmeliyiz ki bu ülkede öteki yoktur, bu ülkede azınlık yoktur, bu ülkenin bütün yurttaşları, herkes asil ve asıldır; bunu bilmemiz lazım, herkes asil ve asıldır. Bu seçimin en önemli sonuçlarından bir tanesi de budur. Bunu hep beraber sorgulamalıyız.

Ben, Sayın Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ediyorum. Niye tebrik ediyorum? Seçimi kazandığı için değil, kin ve nefreti karıştırmayıp sevgi dilinde ısrar ettiği için, yalan ve iftiralara karşı boyun eğmeyip mücadele etmekten asla vazgeçmediği için, mazbatası elinden alınmasına rağmen bu toprağın insanına ayrımsız güvenip inandığı için ve bizlere demokrasinin vazgeçilmez olduğunu bir kez daha hatırlattığı için kendisine teşekkür ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Karabat, lütfen bağlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) - Sonuç olarak şunu vurgulamak isterim ki bu seçim sonucu aynı zamanda bizlere demokrasiye sahip çıkan gerçek iradenin yurttaş, vatandaş iradesi olduğunu öğretti. Bu zamana kadar bürokratlar eliyle, devlet kadroları eliyle demokrasinin kalıcı kılınmasını öngörenlere karşı aslında demokrasinin gerçek bekçilerinin yurttaşlar ve vatandaşlar olduğunu da gösterdi.

Hepinize çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karabat.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1963) esas numaralı Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 2’nci maddesinde yer alan “o yılın” ibaresinin “aynı yılın” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Mehmet Metanet Çulhaoğlu              Hasan Subaşı           Tuba Vural Çokal

                   Adana                                Antalya                           Antalya

           Yavuz Ağıralioğlu                     Bedri Yaşar                İsmail Koncuk

                  İstanbul                               Samsun                            Adana

              Feridun Bahşi

                  Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Hasan Subaşı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

90 sıra sayılı Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum.

Ben de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan Sayın Ekrem İmamoğlu’nu içtenlikle kutluyorum, başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 31 Mart ile 23 Haziran arasındaki bu açık fark Sayın İmamoğlu’nun ve ona destek veren demokrasi güçlerinin önemli bir başarısı olduğu kadar bugünkü Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine ve taraflı Cumhurbaşkanına karşı halkın kaygısını da ifade etmektedir. Bir nevi referandum sayılmaktadır. Bunun üzerinde düşünmek ve ders çıkarmak gerekir diye fikrimi bildirmek istiyorum.

Bugün tartıştığımız millî eğitimle ilgili konular da, maalesef, on yedi yıllık iktidar, bugün geldiği noktada, 8 kanun ve 1 kanun hükmünde kararnameyle, yine bir mini torba yasaya güvenerek, dayanarak, umudunu -gerekçesinde belirttiği gibi- nitelikli eğitim ve insan kaynağı gerekçesine bağlamış bulunmaktadır. Oysa bu mini torba yasanın millî eğitim adına kazandırabileceği hiçbir şey olmadığını gayet iyi biliyoruz.

İnsan kaynağı ve nitelikli eğitim söz konusu olduğunda aklıma Güney Kore ile Türkiye’yi mukayese etmek geliyor ama doğrusu ülkeme de kıyamıyorum. 1950’li yıllarda büyük bir bölünmeden, harpten ve 2,5 milyonluk bir insan katliamından çıkmış ve bölünmüş Güney Kore, 1980 yılında bizim yarımız kadar kişi başı millî gelire sahipken bugün 30 bin dolarla 3 katımıza çıkmıştır, bizde işsizlik yüzde 15’e varmışken onlarda yüzde 3’ler seviyesinde seyretmektedir. Maalesef, Güney Kore bizi kat kat geçmiştir ama işin temelinde millî eğitime verdiği ve ayırdığı bütçe yatmaktadır, nitelikli eğitime ve insan kaynaklarına verdiği, atfettiği önem bulunmaktadır ki 80 yılından sonra, savaştan çıkmış, bölünmüş, parçalanmış bir ülke, bugün dünyanın 10’uncu büyük ekonomisi olmuştur.

Biz bu torba yasaya göz attığımız zaman -zaman daraldığı için sadece 2’nci maddesinden bahsedersem- 2012 yılında 72 ay olan okula başlama yaşı 60 aya düşürülmüş, sonra 66 aya, bu yasayla da 69 aya tekrar yükseltilmiştir. 2012’deki 72 ay doğrusudur, ona artık dönüş yapamamışlardır çünkü mahcup olmaları söz konusudur, o tarihlerde çok tartışıldığını biliyoruz bu konunun.

Yine, 9’uncu maddeye geldiğimizde, baktığımızda, mesleki eğitim merkezlerinin -çıraklık, kalfalık, ustalık- organize sanayi bölgelerinin yönetimlerine verilmek istenildiğinden, bir nevi özelleştirilmesinin düşünüldüğünden söz edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Subaşı, bağlayın sözlerinizi.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Antalya Organize Sanayi Bölgesi Başkanımız Ali Bahar’ı aradığımda, Antalya Organize Sanayisi Bölgesi’nin böyle bir şeye ihtiyacı olmadığını ama yıllar önce yapıp Millî Eğitim Bakanlığına teslim ettikleri meslek lisesinin, 2 bin kişilik, laboratuvarları olan, 14 branşa sahip modern okulun -Millî Eğitim Bakanlığının elinde- geçen sene ancak 45 öğrenci alabildiğinden; 2 bin kişilik okulun da 500-600 öğrencisi olduğundan söz ederek, Bakanlığa başvurup uhdelerine almak istediklerinden bahsetmişlerdir. Çünkü teknoparkla da birleştirerek önemli bir hizmet aracı, eğitim aracı hâline getirmek istediklerinden söz ettiler. Ben bunu buradan duyurmak istiyorum. Sayın bakan vekilimize de bakan yardımcımıza da bunu ilettiğimde kendileri inceleyip bu konuda bilgi vereceğinden bahsetmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Subaşı, bağlayın sözlerinizi lütfen.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Sayın milletvekilleri, yasaları yaparken uzmanları dinlemek, birlikte katılım sağlamak, tartışmak, bu Meclisi işlevine kavuşturmak ve sağlıklı kanunlar çıkarmak hedefimiz olmalıdır diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Subaşı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ömer Öcalan                       Ali Kenanoğlu               Abdullah Koç

                 Şanlıurfa                             İstanbul                             Ağrı

             Nusrettin Maçin               Dirayet Dilan Taşdemir

                 Şanlıurfa                                Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Öcalan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖMER ÖCALAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Urfa’mızda bugün de bir olay yaşandı maalesef. Bozava ilçesinin Yaslıca Mahallesi’nde 8 insanımız -tekrar- yaralandı, 1’i ağır; onlara geçmiş olsun diliyorum. Bilindiği gibi, Urfa’da bu tür olaylar çok fazla yaşanıyor. Şanlıurfa Valiliği de geçenlerde bir açıklama yapmış, bu açıklamanın bir kısmını burada belirtip girilmesi gereken konuya da burada gireceğiz.

“Şanlıurfa her gün cinayetlerle, kan davalarıyla, arazi anlaşmazlıklarından dolayı çekişmelerle anılmayı hak etmeyen şanlı ve kahraman bir şehirdir.” diyor. Daha sonra “Ama verdiğimiz her bir silahın toplumda yarattığı huzursuzluğu, o silahın kullanılması suretiyle insanlarımızın üzerinde baskı unsuru olarak tatbik edilmesini artık hazmedemez, kabul edemeyiz. Silah verilecek, şartları uygun olan kardeşlerimize veriyoruz. Bunlara hiçbir şey söylenmeden, teklif edilmeden bunun gereğini zaten yerine getiriyoruz.” diyor.

Biz burada belirtmek isteriz, Urfa da eğitimiyle, verilen hizmetle maalesef Türkiye ortalamasının çok gerisindedir ama otomatik ve yarı otomatik silahların dağıtılmasına bakınca maalesef Urfa’da peynir ekmek gibi yarı otomatik diye tabir edilen AK-47 Kaleşnikof silahlar dağıtılıyor. Seçimden önce de kamuoyuna yansıdı, Siverek’te aynı aileden amca çocukları birbirini öldürdü; 4 kişi orada, o silahlı çatışmada öldü ve yaralıları taşırken de yolda geçirdikleri trafik kazası 2 kişinin ölümüne sebebiyet verdi.

Biz buradan Hükûmete, yetkililere, Meclise, İnsan Hakları Komisyonuna sesleniyoruz: Urfa’da neden bu kadar silah dağıtılıyor? Bilindiği gibi 14 Haziran 2018’de de Şenyaşar ailesinin 3 ferdi yaşamını yitirdi, toplamda 4 kişi o olayda yaşamını yitirdi ve hastanede kimi durumlar yaşandı.

Biz, burada yetkilileri göreve çağırıyoruz. Artık yaşama ve yaşatma siyasetini esas almalıyız. Bu kadar silah devlet eliyle dağıtılıyor ve bu kişiler önce kendi çevresindeki, aile içindeki, daha sonra kendi karşıtından insanları katlediyor. Bu noktada herkesin rol ve misyonunu oynaması lazım. Biz buradan tekrar belirtiyoruz: Şenyaşar ailesi de bizi arıyor, toplumun diğer kesimleri de arıyor. Biz 14 Haziran 2018’de yaşanan katliamı unutturmayacağız. Belki yasalar, hukuk önünde hesap vermiyorlar ama toplum vicdanında, bu olaya karışanlar mahkûm olmuştur, itibarları kalmamıştır. Biz hem Siverek’te yaşanan olayı hem Suruç’taki olayı birbiriyle bağlantılı buluyoruz. Aradan bir yıl geçmiş, biri 14 Haziran 2018’de yaşanıyor, biri de 15 Haziran 2019’da bu olaylar yaşanıyor.

Bakın, Adil ve Celal Şenyaşar olay esnasında yaralanıyor arkadaşlar. Bu yaralılar hastaneye öyle veya böyle götürülüyor. Babaları bu olayı duyup hastaneye gidiyor. Maalesef, bir partinin milletvekilinin kardeşleri de orada bu insanın, darbederek, şiddet uygulayarak yaşamını yitirmesine sebep oluyor. Burada sorumluluk iktidardadır, burada sorumluluk Hükûmettedir.

Bu olayla ilgili soruşturmada herhangi bir gelişme yok. Bu 3 kişinin yaşamını yitirmesi olayında aynı aileden 1 kişi tutuklanmış ama bu 3 kişiyi katleden, öldüren insanlar hakkında ne bir tutuklama ne bir gözaltı durumu vardır. Unutturulmaya çalışılıyor.

Bu noktada, biz, Valiliği, Urfa Cumhuriyet Başsavcılığını ve soruşturma savcısını göreve çağırıyoruz. Bu işin peşini de bırakmayacağız. Doğrudur, kimi noktada belki gücümüz yetmiyor ama biz her platformda, her kürsüde bu haksızlığı belirteceğiz.

Hükûmete sesleniyoruz, Urfa Valiliğine sesleniyoruz: Dağıttığınız silahları bir an önce toplayın. Kendileri de söylüyor zaten, kanaat önderlerine, din adamlarına çağrı yapıyorlar bu olayların yaşanmaması için ama yarı otomatik silahları, otomatik silahları Urfa’da peynir ekmek gibi dağıtmaktadırlar.

Aşiretçiliği, kabileciliği, aileciliği Urfa’ya koymuşlar, belli bir kesimi yanlarına alıp Urfa halkı üzerinde baskı kurma ve toplumun diğer kesimleri üzerinde şiddet uygulama yetkisini vermişler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Öcalan.

Buyurun.

ÖMER ÖCALAN (Devamla) – Siverek’te yaşanan olayı biz biliyoruz, hangi partinin mensuplarıdır. Ondan önceki olayları da biliyoruz.

Bu noktada, bizim, Hükûmete ve iktidara çağrımızdır: En azından Urfa’yı bir pilot bölge olarak ele almaları gerekiyor. Bu dağıtılan silahlar… Valilik kendisi belirtiyor “Dağıttığımız silahları toplayacağız.” diyor. Bu noktada rol ve misyonlarını oynasınlar, yaşama ve yaşatma siyasetini esas alsınlar, sulhu ve barışı esas alsınlar. Siz silahları dağıtırsanız insanlar birbirini öldürür. Bizim bahsettiğimiz -yanlış anlaşılmasın, kolluk kuvvetleri ve diğer yetkili insanlar üzerine söylemiyoruz- gönüllü köy korucularına dağıtılan binlerce silah vardır, bunların toplatılması gerekiyor. Bir an önce Urfa’nın normal bir yaşama dönmesi gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öcalan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ahmet Kaya                     Sevda Erdan Kılıç            Alpay Antmen

                  Trabzon                                İzmir                              Mersin

           Neslihan Hancıoğlu               İlhami Özcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Samsun                              Tekirdağ                           Ankara

            Mustafa Adıgüzel

                    Ordu

"MADDE 3- 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 10/A maddesi, kanun metninden çıkarılmıştır. Bu madde kapsamında sözleşmeli olarak çalışmakta olup maddenin üçüncü fıkrasında yer alan dört yıllık bekleme süresini doldurmamış olan sözleşmeli personel bakımından bu sürenin doldurulması beklenilmeden söz konusu üçüncü fıkra kapsamında işlem tesis edilir ve bu kişiler bakımından maddenin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları uygulanmaya devam edilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel konuşacaktır.

Buyurun Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Getirilen kanun teklifinin 3’üncü maddesinde, sözleşmeli öğretmen ve Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanlarına mevcutta kadroya geçmeden önceki 4 yıl süre, artı 2 yıl yerleşik hizmetle toplam 6 yıllık mecburi hizmet süresinin 3+1 şeklinde düzenlenmesi teklif edilmişti. Biz Komisyonda aslında kamuda tüm sözleşmeli statüsünün tamamen kaldırılmasını teklif ettik, maalesef iktidar üyeleri tarafından kabul görmedi. Daha sonra, bu 3+1 ile ilgili, bütün kamudaki sözleşmelileri buraya dâhil edelim istedik ama maalesef o da kabul görmedi. Biraz da hekim olmanın hassasiyetiyle benim ve arkadaşlarımın en azından çok ağır çalışma yükü altında olduğunu düşündüğümüz sağlık çalışanlarını buraya dâhil etmekle ilgili teklifimize anlayış gösterip, katkı yapıp onlar da bu öneriyi desteklediler ve bu şekilde sağlık çalışanları da bizim de talebimizle, desteğimizle birlikte bu maddeye eklenmiş oldu. Bundan dolayı da ben iktidar kanadı milletvekillerine teşekkür ediyorum.

Ancak burada bir eksikliği de vurgulamak lazım. Bu Komisyondan geçtikten sonra, özellikle sağlık çalışanları içerisinde farklı statüde, 4/B gibi diğer statülerde çalışanlardan da yoğun talep geldi. Dolayısıyla bir yeri tamir ederken bir başka yerde yara açmamak lazım. Aslında bunlarda yeni bir düzenlemeye, tüm kamu personeli üzerinde bir düzenlemeye ihtiyaç var, bunu da burada söylemek istiyorum çünkü iş barışı, performans ve verimlilik açısından çok önemli buluyoruz bunu.

Tabii, atanamayan öğretmenleri burada vurgulamak lazım. İş başına geldiğiniz 2002 yılında sadece 70 bin olan atanamayan öğretmenlerin sayısının şu anda 460 bine ulaştığını söylemek istiyorum. Bizzat Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un ağzından bu yıl için 117 bin öğretmene ihtiyaç olduğu söylendiği hâlde hâlen daha ataması yapılan sadece 20 bindir, bunu da burada belirtmek istiyorum.

Yine, Komisyonda konuştuğumuz konulardan biri aile birliğiydi, bununla ilgili söz almıştık. Aile birliği çok önemli. Özellikle sözleşmeli öğretmenler, diğer sözleşmeli memur statülerinde bu çok büyük sıkıntı oluşturuyor. Dolayısıyla aile birliğini önemsiyoruz, buna bir çözüm bulmamız lazım hep birlikte. Gerekirse ihtiyacın daha fazla olduğu bölgede bu aile birliği sağlanabilir diye düşünüyorum.

Burada bir örnek vereceğim, yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Bir Devlet Demiryolları çalışanının Samsun’dan Ankara’ya tayini yapılıyor bundan üç dört yıl kadar önce. Ailede şiddetli geçimsizlik var ve 2 çocuğuyla anne onu terk ediyor. Daha sonra, Ordulu olduğu için bu anne ve 2 çocuğu Ordu’ya dönüyorlar. Kızların bir tanesi 17 yaşında, diğeri 10 yaşında. Arkadaşlar, 17 yaşındaki liseyi 2’nci sınıftan terk ediyor; 10 yaşındaki, ailedeki bu sıkıntılar nedeniyle daha henüz ilköğretime başlayamamış bile. Bir miktar yumuşama oluyor ve baba Samsun’a geri dönüp, Ordu’daki ailesine sahip çıkıp tekrar o aileyi ayağa kaldırmak istiyor ve çocuğunu eğitime başlatmak istiyor. Tenzilirütbe olduğu hâlde yani -burada, Ankara’da büro şefi- hem bölge olarak daha geri bir bölge hem de tenzilirütbe yapmak istediği hâlde ve Devlet Demiryollarının Genel Müdürlüğünden okeylenmesine rağmen, bizim bir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilinin aracı olmasına rağmen, oradaki personel daire başkanı tarafından tekrar daha büyük yerlerden referans isteniyor ve belge isteniyor. O da diyor ki: “Yani şiddetli geçimsizliğin belgesi nasıl olur?” Arkadaşlar, yani aile birliği konusunda özel hassasiyet gösteren… Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim: Buradan Ulaştırma Bakanına ve Devlet Demiryollarındaki bu ilgili arkadaşlara bu vatandaşın sorununun giderilmesi konusunda özellikle istirham ediyorum. İsmini de tabii, burada zikretmeyeceğim ama ben o ilgililere onu söyleyeceğim.

Yine, Komisyondaki konulardan biri atamalarda mülakat meselesiydi. Şimdi, KPSS’de 90 puan alıyor, sonra siz buna mülakatta 50 puan vererek ortalamasını 70’e düşürüyorsunuz, sonra 50 almış adama da mülakatta yüksek verip önüne geçiriyorsunuz. Bununla ilgili verdiğiniz sözleri de yerine getirmeye davet ediyorum.

3600 ek gösterge: Şu cumhuriyet tarihinde acaba parlamenter sistemde Mecliste grubu bulunan 5 tane siyasi partinin tamamının seçim vaadi olarak öne sürdüğü ve arkasında durduğu bir konunun kanun teklifi olarak getirildiği hâlde reddedildiği ya da gündeme alınmadığı başka bir örnek var mı? Bunu özellikle araştıracağım. O yüzden 3600’le ilgili, şu Kuruldaki herkesin verdiği sözün arkasında durmasını istiyorum çünkü halk, siyasilerin verdikleri sözün arkasında durmamasından, bu güvensizlikten artık bıktı. O yüzden 3600’le ilgili verdiğiniz sözleri tutun istiyorum.

Bir de tabii, engelli öğretmenler var; bunlarla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi tamamlayın Sayın Adıgüzel.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Daha önce bir kısmı atandı, sadece bin engelli öğretmen kaldı. Artık bu konuyu da kapatalım diyorum çünkü burada bütçe kısıtı yok değerli arkadaşlarım ve Millî Eğitim Bakanlığında engelli kadrosu henüz dolmuş değil. Bunları da bir an önce tamamlayalım diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Adıgüzel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Komisyonun söz talebi var.

Buyurun Sayın İşler.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

56.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Adıgüzel’e yapmış olduğu konuşmadan dolayı teşekkür ediyorum çünkü teklifin içeriğiyle ilgili burada Genel Kurulu bilgilendirdi. Dolayısıyla kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Görüşmekte olduğumuz teklifin, malumunuz olduğu üzere 3’üncü maddesi, 17 ve 18’inci maddesi devlet kurumlarındaki 4+2 dediğimiz süreyi 3+1’e indirmekle ilgili maddeler. Bu maddelerle birlikte tabii ki bize de çeşitli talepler geldi. Biz de personel rejimine ilişkin farklı taleplerin olduğunu biliyoruz. Bu talepleri AK PARTİ olarak yeni yasama yılında farklı paydaşlar ve ilgili kurumların görüşünü alarak değerlendireceğimizi Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İşler.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1963) esas numaralı Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 3- Bu madde uyarınca atanan sözleşmeli personel üç yıl süreyle başka bir yere atanamaz. Aile birliği mazeretine bağlı yer değiştirmelerde bu madde uyarınca istihdam edilenlerin eşi bu personele tabidir. Sözleşme gereği üç yıllık çalışma süresini dolduranlar talepleri hâlinde bulundukları yerde din hizmetleri sınıfına ait kadrolarına atanır. Bu şekilde atananlar, aynı yerde en az bir yıl daha çalışır.”

      Mehmet Metanet Çulhaoğlu               Bedri Yaşar                 Feridun Bahşi

                   Adana                                Samsun                           Antalya

            Tuba Vural Çokal                   Fahrettin Yokuş             İsmail Koncuk

                  Antalya                                Konya                             Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İSMAİL KONCUK (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

4+2’nin 3+1’e düşürülmesi sevindirici. Kanun teklifinde öğretmenler vardı, Diyanet İşleri Başkanlığı çalışanları vardı, daha sonra sağlık çalışanları eklendi. Sağlık çalışanlarının eklenmesi de önemlidir, aynen destekliyoruz. Ancak siz önce çalışanlar arasında ayrımcılık yaptınız; kadrolu, sözleşmeli diye çalışanları ayırdınız. Şimdi sözleşmelileri de kendi arasında ayırıyorsunuz; 4+2’ye tabi olanlar vardı, şimdi 3+1’e tabi olanlar, bir de ne kadar çalışacağı belli olmayan sözleşmeliler var; Adalet Bakanlığında var, Tarım Bakanlığında var, Spor Bakanlığında var, belediyelerde var, var da var; 5393 sayılı Yasa’ya tabi olanlar var, vekil ebeler var, vekil hemşireler var, vekil imamlar var. Yani çalışma hayatını öylesine hercümerç ettiniz ki siz dahi toparlayamıyorsunuz. Yani nedir bu? 4+2 yaptınız, şimdi 3+1’e düşüyor. Mesela öğretmenlerin neden 3+1 olduğunun gerekçesinde işte “4+4’e de uygun hâle getiriyoruz.” diyorsunuz. Diyanet İşleri Başkanlığında çalışanları da 4+4’ten 3+1’e düşürürken “Efendim bunlar köylerde, mezralarda yeteri kadar çalışmış.” filan gibi gerekçeler öne sürüyorsunuz; doğrudur, destekliyoruz.

Şimdi, 4+2 lazımdı, niye 3+1’e düşürüyorsunuz? Niye? Bunun bir cevabının olması lazım, cevabı yok. Elbette doğru ama en doğrusu tamamen kaldırmak, en doğrusu bütün sözleşmelilere bu hakkı vermek. Şimdi, Komisyon Başkanı Emrullah İşler Bey geçen itiraz etti. 3+1’e düşmesi şu anlama geliyor: 3 yıl sözleşmeli çalışacak, 1 yıl kadrolu çalışacak; ondan sonra tayin isteme, yer değiştirme hakkına sahip olacak. Bu 3+1 iki taraflı bir madde yani bir tarafı sözleşmeli, bir tarafı kadrolu. Bu yönüyle, kadroya geçme süresinin 4 yıldan 3 yıla düşmesi yani 1 yıl kısalması desteklenecek bir durum ama diğer 4/B’lilere ne diyeceğiz? Onlara bir yol bulmamız lazım. Vekil ebelere, hemşirelere ne diyeceğiz? Vekil imama ne diyeceğiz? Çalışma hayatını böylesine çok başlı hâle getirerek aslında başınıza bela alıyorsunuz. Ne yaptığınızı bildiğinizi düşünmüyorum. Bir ara 4+2 lazımdı, şimdi 3+1. “Efendim, orada eleman tutamıyoruz; öğretmen tutamıyoruz, imam tutamıyoruz, hemşire tutamıyoruz.” Kendi çocuklarınız olduğunu düşünün değerli milletvekilleri. Sağlık Bakanlığında çalışan, 4+2’ye tabi olmayan insanlar var, ülkenin çeşitli yerlerinde görev yapıyor bunlar.

Şimdi, siz Sağlık Bakanlığında çalışan, 4+2’ye tabi olan insanları, çalışanları 3+1’e tabi hâle getirdiğinizde bu insanlar “Ben de bir sağlık çalışanı olarak aynı haklara sahip olmak istiyorum.” diyor. Bundan daha tabii, insani bir istek olabilir mi? Ama tabi değil.

Onlarla ilgili mutlaka bir düzenleme yapmamız lazım. Bu vicdan gereği de böyledir, aslında Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesi gereği de bunu yapmanız lazım. Devleti yönetmek keyfî davranabilme hakkına sahip olmak demek değildir. Bunun izah edilmesi lazım, çalışanlara anlatılması lazım, onların gönüllerinin mutmain olmasını, tatmin olmasını sağlamanız lazım.

Şu anda bir sürü sözleşmeli bizleri dinliyor, buradan çıkacak kararı bekliyor. Burada bir ek madde yapabiliriz bütün sözleşmelilerle ilgili. Şimdi Emrullah İşler Bey diyecek ki: “Bu, kişiye bağlı kadro falan değil.” Geçen dedi, bir yanlışlık yaptı orada. Sayın Başkanım, bir yanlış oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha.

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum Sayın Koncuk, buyurun.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Sözleşmeliler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesi dayanak yapılarak atanan çalışanlardır. Efendim, bunun 4+2’si yok, 3+1’i yok, süresizi yok; hepsi 4/B’lidir ve hepsinin aynı haklara sahip olmasını sağlamak bu Meclisteki her bir milletvekilinin, her bir siyasi partinin görevidir. Onların haklarına saygımız varsa, çalışanlar arasında ayrım yapmıyorsak, diğer 4/B’lilere de 3+1 hakkını vermemiz lazım.

Bu Mecliste bu düzenleme yapılmadığı sürece İYİ PARTİ Grubu olarak bu konuyu, bu tezadı, bu tenakuzu dile getirmeye devam edeceğiz, ta ki çözülene kadar. Mutlaka ve mutlaka çözülecektir diyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Koncuk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Komisyonun söz talebi var.

Buyurun Sayın İşler.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

57.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Koncuk ismimi de anarak Komisyona atıfta bulundu, hatta “Yanlış yaptı.” gibi bir ifade de kullandı. Ben Komisyonda bir yanlış yapmadım, sadece görüştüğümüz teklifin veya maddenin neyle ilgili olduğunu söyledim. Bunu söylemem, benim diğerlerine karşı geldiğim anlamına gelmez. Kaldı ki az önce, sizinle konuşmadan önce de ben burada bir açıklama yaptım, demek ki dinlememişsiniz. Hâlbuki o açıklamada da önümüzdeki dönemde bu konunun kapsamlı bir şekilde, ilgili paydaşlarla ve ilgili kurumlarla görüşülerek ele alınacağını Genel Kurulun ve kamuoyunun bilgisine sundum.

İSMAİL KONCUK (Adana) – “Önümüzdeki dönem” ne kadar bir dönem yani? 3600 gibi olmasın bu da.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İşler.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 4’üncü madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin birinci fıkrasındaki “31 Aralık” ibaresinin “30 Eylül” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Sevda Erdan Kılıç                    Alpay Antmen                  Ahmet Kaya

                    İzmir                                 Mersin                           Trabzon

           Neslihan Hancıoğlu               İlhami Ozcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Samsun                              Tekirdağ                           Ankara

            Mustafa Adıgüzel

                    Ordu

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

              Abdullah Koç                     Nusrettin Maçin Filiz Kerestecioğlu Demir              

                    Ağrı                                Şanlıurfa                           Ankara

               Ömer Öcalan                 Dirayet Dilan Taşdemir

                 Şanlıurfa                                Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Gerekçeyi okutun efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyorum:

Gerekçe:

Okula başlamada birkaç ayın bile etkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle 30 Eylül itibarıyla 72 ayını dolduran çocukların ilkokula başlaması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’na ait.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatırlayacaksınız, 2012 yılında eğitimde Dünya Bankasının özelleştirme planlarına uygun, eğitimi tamamen ticarileştiren bir tasarı, toplumsal ve siyasi muhalefetin tüm itirazlarına rağmen Meclisten jet hızıyla geçti. Adı “4+4+4”. Eğitimciler, veliler, EĞİTİM SEN gibi önemli meslek kuruluşları, herkes ama herkes bu yasaya yekten karşı çıkmışlardı. Ne var ki okula başlama yaşını 5’e düşüren, eğitimi ticarileştiren ve 5 yaşındaki çocuklara dinî eğitim vermeyi hedefleyen bu sisteme kim karşı çıktıysa iktidarın şiddetine muhatap oldu. Veliler çocuklarını okula uygun bir yaşta başlatmak için rapor almak zorunda kaldılar fakat rapor alan veliler bile dönemin Başbakanı tarafından çocuklara ihanetle suçlandılar. Uzman eğitimcilerin tüm itirazlarına rağmen 60 aylık çocukların okula başlamalarının bilimsel olduğu öne sürüldü. Sonuç ne oldu? “Seçmeli” denilen din dersleri seçmeli ders açılmadığından zorunlu hâle geldi. 8’inci sınıfın ardından açık öğretim zorunlu eğitim kapsamına alındığından binlerce kız çocuğu daha 13-14 yaşında okulu bırakıp evde okumaya başladı, 10 yaşında çocuklar imam-hatip okullarına gittiler. Özel okullar ve imam-hatip okullarının sayısındaki olağanüstü artışın da etkisiyle yüz binlerce çocuğun eşit ve parasız eğitim hakkı açıkça ihlal edildi. Devlet okullarının başarısındaki düşüşten bahsetmiyorum bile.

Değerli milletvekilleri, 5 yaşında çocuklardan bahsediyoruz. Bu çocuklar kaliteli, yaşlarına uygun bir okul öncesi eğitim almalıdır, yaşıtlarıyla birlikte ve oyunla öğrenmelidir. Bu kadar erken yaşta okula başladıkları için çocuklarımız öğrenme zorluklarıyla karşılaştı. Çocuklar okul öncesi eğitim yerine gelişimlerine uygun olmayan bir eğitime itildiler. Şimdi bu sistemin eğitimde yarattığı tahribat ortaya çıkınca bir kez daha okula başlama yaşı değiştiriliyor. Tartışmasız, açık ve net; ne 5 yaş ne 5,5 yaş, uzmanlar okula başlama yaşının 72 ay olması gerektiğini söylüyorlar ama şu anda 69 ay öngörüyorsunuz. Neden? Çünkü 72 ay yapılırsa 2012 yılındaki sistemle aynı olacak ve hatanızı kabul etmiş olacaksınız. Yedi yıl boyunca öğrencilere, velilere, öğretmenlere boşu boşuna hatalı bir sistemin dayatıldığı, çocukların boşuna örselendiği ortaya çıkacak. Ve yine aynı nedenle, çocukların gelişimlerine göre okula başlama yaşının 72 aya uzatılabileceği ifadesi, sorunu daha da karışık hâle getiriyor. Hatada ısrarla sorunu çözemeyiz. 72 ay olarak düzenlenmesi gerektiğini ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, duruşması yeni sonuçlanmış Gezi davası münasebetiyle, öncelikle sevgili Osman Kavala’ya bir kez daha geçmiş olsun diyorum ve değerli dostum Sırrı Süreyya’yı, ağaçları canı gibi koruyan, orada bulunan sevgili dostumu selamlıyorum ve kızının paylaşımını size aktarmak istiyorum. “Ben babama yazlık gömlek, ince çorap götüreceğim. Kara kış günü girdiği Kandıra’da yazı karşılayan, dün yaşadığımız hisleri daha önce yaşayalım diye denemediği çözüm, gitmediği yol, çalmadığı kapı, duymadığı küfür, almadığı tehdit kalmayan, haftada bir saatten fazla göremediğim, kendimi bildim bileli bir tatile çıkmamış, bir mülk almamış, kendinden başka her yere koşan, yedi aydır Kandıra’da tek başına hapis yatan babama. Neden orada, biliyorsunuz. 12 Eylülde tüm gençliğini neden yıllarca hapiste tükettiyse ondan.

Niyetim keyif kaçırmak değil. Hepimiz umutla doluyuz, ne güzel. Gülistanı kabristana çeviren, okunan mektupları istediği zaman suç, istediği zaman oy unsuru yapan ve hepimizin çok alıştığı o zifirî karanlıkla savaşını da aynı umutla verdi babam, ömrü yettikçe de verecektir; gururluyuz. Dediğim gibi, borcumuz var, bizim hep borcumuz var. Babamdan en çok duyduğum cümle ‘Mutlunun mutsuza borcu var.’ oldu hayatım boyunca.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – “Biz yıllardır bu mutsuz, sevmek nedir, hiç tanımadığı birinin hakkı için mücadele etmek nedir bilmeyen, hiç çıkar yokken verilen emeği anlamayan, zalim, sağır, kör karanlığa umudumuzla, mutluluğumuzla, beraberliğimizle borcumuzu ödüyoruz. Şu özlem olmasa…”

Sırrı Süreyya’yı selamlıyorum. Kendisinin de hoşuna gidecektir, armut dibine düşermiş diyorum, kızının kalemi de gerçekten çok güçlü.

Değerli milletvekilleri, ben son olarak biraz da halkımıza seslenmek istiyorum. İstanbul seçimlerini kazanan Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Ama halkımıza şöyle seslenmek istiyorum: Lütfen, lütfen tekçiliğe prim vermeyin, kimse için “Bu iyi çocuktur.” demeyin, “Ben hakkımı herkese karşı savunmak zorundayım, benim hakkımı da kurumlar gözetmek zorunda.” deyin. Biz parmağında tek yüzük gelip sonra dolarları kutulara, odalara sığdıramayanları, halka yoksulluk, kendisine altın tahtları layık görenleri gördük.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bunlardan yenilerini yaratmayın çünkü bu, sadece o kişinin karakterine, iyiliğine, kötülüğüne bağlı bir şey değil; iktidar ve güç zehirler, siz tekçiliğe prim verdikçe, siz kendi gücünüze inanmayıp hep kurtarıcılar aradıkça daha da zehirler. Oysa en büyük güç, halkın gücü; en gerekli denetim, halkın ve bağımsız kurumların denetimi. Derim ki sevgili halkımız: Hep birlikte buna inanalım ve çoğulculuktan hiç ama hiçbir birey için vazgeçmeyelim. İstanbul seçimlerini biz kazandık, hep birlikte; daha demokratik ve barış içinde yaşadığımız bir ülkeyi de sevgili halkımız, hep birlikte kuracağız.

Saygılar sunarım. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1963) esas numaralı Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan “o yılın” ibaresinin “aynı yılın” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Mehmet Metanet Çulhaoğlu          Arslan Kabukcuoğlu           Feridun Bahşi

                   Adana                               Eskişehir                          Antalya

               Hasan Subaşı                     Tuba Vural Çokal                Bedri Yaşar

                  Antalya                               Antalya                            Samsun

                 İsmail Ok

                 Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim insanların topluma kazandırılması, topluma yararlı ve faydalı bireyler yetiştirmek için yapılan bir kamusal faaliyettir. Ben de dâhil olmak üzere yüce Mecliste bulunan milletvekillerinin en az yüzde 90’ı, buraya geldilerse eğitimleri sayesinde geldiler, çalışmaları sayesinde geldiler, gayretleri sayesinde geldiler.

Peki bu milletvekilleri Türkiye Cumhuriyeti’nin öğrencileri için ne düşünüyorlar, ne yapıyorlar? 7,5 milyon gencimiz yükseköğretimde, 18 milyon ilk ve ortaöğretimde çocuğumuz var. Dünyanın 17’nci büyük ekonomisiyiz. 2002 yılında da öyleyiz, şu anda da böyleyiz. Girdiler böyle de peki eğitimimiz ne durumda? Elimizde öyle eğitimi kalitatif olarak değerlendirecek bazı veriler var. Şimdi bunları anlatırken diyeceksiniz “Biz şu kadar derslik yaptık, bu kadar okul yaptık, şu kadar öğretmen yetiştirdik.” Bunların sonuçları ne oldu, çıktıları ne oldu?

Allah’tan ki dünyada bunlarla ilgili rijit kriterler var. Bunların en meşhuru PISA sınavları. 2002 yılında Türkiye’deki çocuklar PISA sınavlarında 32’nci sırada yer alıyorlardı, şimdi ise 50’nci sıraya düştüler yani eğitim 2002’den 2015’e kadar PISA sınavları bazında 18 sıra kaybetti. Dünyada okul öncesi öğrenim yüzde 90 seviyelerine ulaşmışken bizde yüzde 60 seviyesinde. Yine artık bilimsel olarak şu bilinmektedir ki çocuklar 3 yaşına kadar beyin gelişmelerini yüzde 90 oranında tamamlamaktadırlar. Bunun anlamı şu: Biz 3 yaşına kadar ya da okul öncesi döneme kadar çocuklara bu eğitimi vermeyerek en büyük kötülüğü yapmış oluyoruz; diğer dünya çocukları gibi, diğer gelişmiş ülke çocukları gibi beyinlerinin yeterince gelişmesini sağlayamıyoruz.

Ülkemizde her meslekten insana ihtiyaç vardır. Türkiye’de 90 bine yakın cami varken imam-hatip liselerinde 1 milyon 300 bin çocuk öğrenim görmektedir. Bizim din görevlilerine, Arapça bilen din görevlilerine, yabancı dil bilen din görevlilerine, felsefe bilen din görevlilerine, aydın, pozitif ilimlerden haberdar din görevlilerine ihtiyacımız var. Her yerde olduğu gibi imam-hatip liselerinde de eğitim yarım yamalaktır, ihtiyacın çok üzerindedir ve niye bu kadar imam-hatip okulu açıldığı, niye bu kadar öğrenci alındığı da ayrıca bir muammadır. İnşaat sektöründe, sanayi sektöründe ara elemanlara ihtiyacımız var. Bunlar kumpas kullanmayı bilen, şakül kullanmayı bilen insanlar olmalıdır, yarım yamalak eğitim almış gençler olmamalıdır.

AR-GE, inovasyon, marka tescil desem hep karşı çıkacaksınız ama dünyada ilk 200’de üniversitemiz yok, ilk 400’de atıf almış yayınımız yok, bunun yanında dünyaca kabul edilen aşırmalar var ve olmadığı hâlde gösterilen ya da sürekli gösterilen kongreler var. Bizde üniversite demek gençleri zapturapt altına almak demektir. Anayasa hazırlarken bir tane hukuk fakültesi çıkıp Anayasa’yla ilgili görüş bildirmez. Büyük kazalar olur, bir üniversite fikir belirtmez. Sadece övgüde ve yüceltmede vardırlar; görevlerini yerine getirmekte, bilimlerini yerine getirmekte eksiktirler.

Geçen hafta, bir üniversite daha açılması için yasa çıktı. Üniversiteye çok mu ihtiyacımız var? Katiyen ihtiyacımız yok. Olması gereken, ara insan güçleridir, gerekiyorsa meslek liseleridir; Millî Eğitim Bakanının görüşü de budur ve oradaki yetkililerin görüşü de budur. İllaki parası varsa birisinin ve bir şey yapmak istiyorsa... Rockefeller, Şikago Üniversitesine yapmış olduğu 20 milyar dolar civarındaki bir yardıma karşılık ne isminin verilmesini istemiştir ne de başka bir paye beklemiştir. Vatana hizmet, memlekete hizmet budur. Kendi adına ya da öncüsü olduğu bir üniversite açmak diğer üniversitelerin durumu içler acısıyken yerinde bir davranış değildir, gereksiz bir davranıştır. Bizdeki üniversiteler, gençlerin dört yıl oyalanıp hayatla yüzleşmeden uzak, tuttuğu hükûmetçe oyalanma makamı olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika daha süre veriyorum Sayın Kabukcuoğlu.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Hükûmet, her yeri arka bahçesi yapma, kendine seçmen yetiştirme eğilimindedir. Yapılan işleri bu şablonda değerlendirirseniz her şeyi açıklayabilirsiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kabukcuoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Ömer Faruk Gergerlioğlu                Abdullah Koç                  Murat Çepni

                  Kocaeli                                 Ağrı                               İzmir

              Ali Kenanoğlu                Dirayet Dilan Taşdemir           Ömer Öcalan

                  İstanbul                                 Ağrı                           Şanlıurfa

             Nusrettin Maçin

                 Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, anlatacaklarımı AK PARTİ grup başkan vekillerinin ve AK PARTİ vekillerinin çok dikkatli dinlemesini ve mutlak surette cevaplamasını istiyorum. Çok önemli konuları gündem edeceğim. Evet, bugün 26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele Günü, fakat Türkiye’de işkence var. İktidarınız “işkenceye sıfır tolerans” deyip duruyor fakat biraz sonra açıklayacağım belgelerle Türkiye’de artan, yaygın, sistematik bir işkence var.

Evet, bakın, OHAL döneminde yoğun bir şekilde gözaltı merkezlerinden işkence haberleri aldık. Ardından, bu bitmedi, devam etti, Halfeti’den çok ciddi işkence iddiaları geldi, 40’a yakın kişi -13 ila 75 yaş arası, kadınların ve erkeklerin olduğu kişiler- gözaltı merkezlerinde işkence görüyordu, ters kelepçeyle yerlere yatırılıyordu, erkek ve kadınların cinsel organlarına elektrik veriliyordu ve hiçbir açıklama yapılmıyordu. Partimiz bunu araştırma önergesi olarak getirdi, kabul görmedi, oylarınızla reddedildi ama işkence var. 18 Mayısta Halfeti’de bu olay oldu, reddettiniz. 26 Mayısta bu sefer Türkiye’nin başkentinde, Ankara’da, en emniyetli yer olarak bilinen Ankara Emniyet Müdürlüğü Mali Şube bölümünde yaşanan çok ciddi işkence iddiaları geldi. Bunu kamuoyuna ben duyurdum, duyurduktan sonra ulusal ve uluslararası basından çok kişi beni aradı, insan hakları kuruluşları aradı, çok ciddi iddialar vardı ve mevzubahis olan yer Ankara Emniyetiydi. Bunun üzerine ertesi gün Ankara Barosu Ankara Emniyetine önceden haber vermeksizin 8 avukatıyla âdeta bir çıkarma yaptı, izin verilmek istenmedi ama gözaltındaki 111 kişiden 6 kişiyle görüştüler ve işkenceyi ispatladılar. Çok ciddi iddialar vardı, insanlar karanlık bir odaya götürülerek çırılçıplak soyuluyor, vücutlarında cop dolaştırılıyor ve makatlarına kayganlaştırıcı bir sıvı sürülmek suretiyle makatlarında cop dolaştırılıyordu, tehdit ediliyordu, ağır işkenceler olduğu iddiası kayıtlara geçirildi, rapora geçirildi. Bunu söyleyen ben değilim, Ankara Barosu. Çok ciddi bir kurumun raporundan bahsediyorum ve Ankara Barosu, idari, adli soruşturma istedi; olayı örtbas etmek isteyen, İstanbul Protokolü’ne aykırı bir şekilde muayene yapılan yer ve doktor, sulh ceza hâkimliğinde işkence ifadelerini zapta geçirmeyen hâkim ve herkes hakkında idari ve adli soruşturma istedi ve ardından Ankara Emniyeti bir açıklama yaptı “Hiçbir usulsüzlük yok.” dedi. Ancak Emniyette olmasına rağmen insanlar bunları net bir şekilde söylüyordu, orada kalmaya devam etmelerine rağmen bunu söylüyorlardı.

Hâlen İçişleri Bakanlığından bir açıklama yok. Sayın Süleyman Soylu’yu açıklamaya davet ediyorum, bir aydır davet ediyorum. 26 Mayısta oldu, 26 Haziran bugün, İşkenceyi Önleme Günü, herkes beylik laflar ediyor ancak seçim çalışmaları peşinde koşturan İçişleri Bakanı açıklama yapması gereken konuda tek bir açıklama yapmadı.

Bakın, ayrıca Sayın Şentop’u da buradan itham ediyorum çünkü çok yanlış bir iş yapıldı. Zabit Kişi, yüz sekiz gün boyunca kaçırılan bir kişiydi, ağır işkenceler gördü Ayten Öztürk gibi. O yüz elli güne yakın kaçırılmıştı ve biz bunları sorduk. Türkiye’de OHAL döneminde 27 kişi kaçırıldı, 25’i konuşmadı, ağır işkence gördükleri iddiaları vardı, konuşmadılar, 2’si konuştu, 2’sinden birisi bana mektup yazdı. Zabit Kişi, şu anda Kandıra Cezaevinde. Yüz sekiz gün boyunca kaçırıldığını ve bilinmeyen bir yerde işkenceye uğradığını söylüyordu bu kişi. İfadelerinde diyor ki: “3 metrekarelik güneş ışığının girmediği mezar gibi yerde yüz sekiz gün sistematik bir şekilde fiziki ve psikolojik işkence gördüm. İşkence yapmadıkları zamanlarda konteynerin diğer hücrelerinde işkence gören, sakat olan insanların sesini duyuyordum.” Ve devam ediyor, işkence esnasında “Burada hâkim de savcı da biziz, burada avukat, polis yok, buradan çıkışın söylediklerimizi, her şeyi kabul etmekle olur, dediklerimizi yap, ölmediğin sürece işkence yaparız, ölürsen de gömeriz, faili meçhul olursun.” demişler bu insana ve ben tek yorum yapmadan bunu araştırma önergesi olarak Meclis Başkanlığına sordum, bana gelen cevap, çok açık bir Türkiye gerçeğini gösteriyordu ve bunun da peşini bırakmayacağım.

Şu 8 sayfalık mektup işkenceyi anlatıyor. Sayın Şentop’a da buradan tekrar soruyorum. Bakın, bana gelen cevapta diyordu ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi lütfen Sayın Gergerlioğlu.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – “Araştırma önergenizde kaba ve yaralayıcı ifadeler var, o yüzden kabul etmedik.”

Değerli arkadaşlar, bir insan 8 sayfa dehşet veren işkenceyi anlatıyor. Ayten Öztürk dehşet veren işkenceleri anlatıyor ve ben tek kelime katmıyorum, “Araştırma önergeniz kaba ve yaralayıcı.” deniyor. Yorum yok. Ardından bakın ne var? Türkiye’de son dört aydır 6 kişi kaçırıldı ve bu insanların da yoğun bir şekilde şu anda işkence gördüğü düşünülüyor: Gökhan Türkmen, Özgür Kaya, Yasin Ugan, Erkan Irmak, Salim Zeybek, Mustafa Yılmaz. Bu kişileri kaçıranlar -dört aydır kaçırdılar- “Biz devletiz kimseye gitme, savcıya, emniyete gitme yoksa daha fena olur.” dediler. Ve Ankara’nın göbeğinde, binlerce MOBESE kamerasının olduğu yerde dört aydır kaçırılan bu insanlar hakkında İçişleri Bakanlığına defalarca soru önergesi veriyorum, tek bir açıklama yapılmıyor. Aklınıza ne geliyor? Defalarca soru önergesi veriyoruz, basın toplantılarında gündem ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, son kez bir dakika süre veriyorum. Bağlayın Sayın Gergerlioğlu.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Evet, bakın, bunun için niye cevap verilmez? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşam hakkı en önemli hak değil mi? Dört aydır 6 kişi kaçırılmış, yakından takip ediyorum, Zabit Kişi ve Ayten Öztürk gibi yoğun işkence gördükleri iddiası var ve tek kelime ses yok. Ayrıca, cezaevlerinde de bu devam ediyor. Bakın, geçen gün mektup aldım, Grup Yorum üyesi Helin Bölek ve 3 arkadaşı açlık grevindeler. Neden? Türkiye cezaevlerinde yüzlerce kişi şu anda tek kişilik hücrelerde, Helin Bölek de öyle. Tuvaletinin kapısı olmayan, içeride elektriği olmayan bir hücrede kalıyor Helin Bölek değerli arkadaşlar. Türkiye’nin gerçekleri maalesef bu. İşkence bir insanlık suçudur. AK PARTİ yetkililerini şu iddiaları cevaplamaya davet ediyorum: İşkence örtbas edilemez, işkence zaman aşımına uğrayamaz değerli arkadaşlar, bunlar son derece ciddi vakalardır ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu iddiaların üstü örtülüyor. Açıklamaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum değerli arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gergerlioğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

58.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; sayın hatibi dinledim, dışarıdaydım ama dinleme imkânım oldu dışarıda. Şimdi şöyle bir şey var: Ankara Barosu yaptığı çalışmayı burada bırakmamalı. Yani, baronun yaptığı çalışma herhâlde siyasi partilere malzeme olsun, gelelim burada konuşalım diye yapılmıyor. Baro bu konuda yaptığı çalışmayı, hemen arkalarında adliye var, orada bir suç duyurusunda bulunabilirler.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Bulundu Özlem Hanım, bulundu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Herhâlde avukatlar ne yapacaklarını bu konuda biliyorlardır, suç duyurusunda bulunacaklar, bu yargısal süreç devam edecek. Bu konuyla alakalı olarak şu anda ezbere bir şey söylemek istemiyorum. Ben de İçişleri Bakanlığımız şu ana kadar neler yaptı, ne yaptı, bilgi alıp muhakkak paylaşacağım. Ama buradan yola çıkarak, yani işkence hepimizin meselesi, işkenceyle ilgili ne diyeceğimizi bekliyorsunuz? Aman ne iyi olmuş denebilir mi böyle bir şey için? Nihayetinde önemli olan, böyle bir şey var mı, yok mu? Bu konuya dair her birimiz -gün içerisinde ifade ettik- işkenceye sıfır tolerans diyoruz, bunun karşısındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Velhasılıkelam, yani bu konuya dair ben bütün siyasi partilerin aynı ortak hassasiyet içerisinde olduğu kanaatindeyim. O sebeple bizim burada yapacağımız yegâne şey… Baronun yaptığı şey… Baro mahkeme midir yani? Meclisimizde İnsan Hakları Komisyonumuz var. Eğer bu konuya dair bir şey varsa ellerinde lütfen somut olarak bizlere sunsunlar, biz de gerekli çalışmayı yapalım bununla alakalı. İlla önergeyi kabul ederek mi yapacağız? Bunu nasıl yapacağımıza herhâlde parti olarak biz kendimiz karar vereceğiz? Velhasılıkelam, ama yargıyla alakalı bir konuda da lütfen, Türkiye’de özgür yargı var, baro başvursun, bu konuya dair bir şikâyeti olan gitsin şikâyetini yapsın. Ama 90’lı yıllarda işlenmiş bir cinayeti, bir meseleyi bugün olmuş gibi anlatmayı biraz da tuhaf buluyorum yani. Karmakarışık bir şeye dönüşüyor. Ayten Öztürk olayından bahsediyorum.

Teşekkür ederim.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zengin.

Sayın Kurtulan...

59.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Zengin’e ben şunu söylemek isterim: Siz ikide bir bütün sunumlarınızda “İşkenceye sıfır tolerans.” derseniz, işkenceyi bizzat gidip yerinde inceleyen, işkence görenleri gören, beyanlarını alan, bunu belgeleyenler sürekli de işkencenin Türkiye’de var olduğunu, sistematik bir hâl aldığını söyler; söylemek durumundayız. “Bir siyasi partiye malzeme olsun.” demek doğrusu çok ayıplanacak bir durumdur, bir hukukçuya hiç yakışacak bir durum değildir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç ayıplanacak bir şey değil.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Biz, işkence görenlerin durumunu partimize malzeme yapmıyoruz. Halfeti’de çok bariz -gittik, inceledik- işkence görenleri gördük arkadaşlar. Bizzat kadınlar… Mesela bir polis şunu diyor Özlem Hanım, ben size bir kadın olarak söyleyeyim bunu: “4 çocuğun var, 5’incisi benden olsun ister misin?” Bir kadın olarak gerçekten bunu kabul etmek mümkün mü? Bırakın kadını, bunu kim kabul eder? Orada işkence görüldü, ülkemizde işkence var arkadaşlar, işkence var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Kurtulan, buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Ankara Emniyetinde de işkence var. Baronun beyanı var, suç duyurusu var. Yapılacak şey… Şununla bağlayalım, şu dediği kabul edilebilir: “Bunu araştıracağız, inceleyeceğiz, geleceğiz, gerekeni yapacağız.” dedikten sonra bitirebilir, diğerleri çok uygun olmamıştır. AKP kendisinin hükûmeti döneminde insanlara işkence yapıldığını kabul etmek du-ru-mun-da-dır. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Zengin…

60.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, şimdi, doğrusu “bir hukukçuya yakışır, yakışmaz” bu tarz şeylere girmek istemiyorum yani bütün gün artık bunlarla uğraştık. Ben iyi bir hukukçuyum, kendime neyin yakıştığını da gayet iyi biliyorum, o yüzden böyle laflardan hoşlanmıyorum.

Biraz evvel bir kadına söylenebilecek… Kimse bunu söyleyemez, söyleyemez; kim söylerse karşısında ben de dururum. Bak, Özlem olarak söylüyorum; partiyi, her şeyi bir kenara koyarak söylüyorum: Bir kadına kimse bunu söyleyemez.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) - Söylemiş.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Söylemişse de beraber mücadele ederiz. Ben Özlem olarak bunun karşısındayım.

Biraz evvel Fatma Hanım diyorlar ki: “‘Takip edeceğiz.’ densin.” Zaten söyledim Fatma Hanım, zaten ifade ettim biraz evvel. Biz AK PARTİ olarak, grubumuz olarak bu konuya dair bir iddia varsa bunun takipçisiyiz. Siz sistematikten bahsediyorsunuz. Ben “Türkiye’de hiç olmamıştır.” diyemem, insanın olduğu yerde hata vardır ama siz “sistematik” dediğiniz zaman, o zaman sanki biz sistematik olarak olsun diye uğraşıyoruz havası yaratıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Daha ötesi, hatibiniz gözümüzün içine bakarak sanki ben yapmışım, biz yapmışız gibi bizi itham ediyor. Böyle bir şey olamaz.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Olayı örtbas eden ben değilim, olayı örtbas eden sizsiniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Burada yapacağımız şey -sayın hatip herhâlde konuştular- bu konuya dair ben diyorum ki: İçişleri Bakanımızla hassaten konuşacağım, ezbere bir şey söylemek istemiyorum. Sonuç olarak daha detaylı ben Genel Kurulumuzu bu konuda bilgilendireceğim ama nihayetinde burada bunlar konuşulurken bu mesele hukuken takip edilmelidir diye ifade ediyorum, hukuken ama her seferinde sanki işkencenin tek bir yere münhasırmış gibi bir malzemeye dönüştürülmesini de problemli görüyorum diye ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özel, buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gördüm, önce Sayın Özel’e söz vereceğim, sonra size Sayın Kurtulan.

61.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yasama olarak yürütme üzerinde denetleme görevlerinin var olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bu tartışmaya yapıcı bir katkı sağlayalım ana muhalefet partisi olarak. Bu Meclisin -biraz önce Sayın Zengin’in de söylediği gibi- İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu var. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun Cezaevleri İnceleme Alt Komisyonu var, çeşitli alt komisyonları var. Bu kararlılık önemli. Gerçi şey de önemli, hani ben şeyi beklerim: “AK PARTİ Grup Başkan Vekili olarak söylüyorum.” demek daha iyi, Özlem Hanım’ın kendi kişisel teminatı da kıymetlidir ama Ankara Barosunun giremediği o yere, milletvekili kilit milit tanımaz. Yarın sabahtan tezi yok tüm partilerden İnsan Haklarını İnceleme Komisyonundaki milletvekillerimizden oluşturulan heyet gider, Türkiye'yi bu ayıpla yüzleşmeye, var mı yok mu, varsa engelleme konusunda… Belki bugün gösterilecek bu kararlılık Türkiye'nin dört bir yanında hakikaten de artan bu söylentilerin, her yerden gelen duyumların, artık bir kanaat hâlini oluşturan bu duyumların hem önünü keser hem de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin bağlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …işkenceye, kötü muameleye yeltenmeye kalkanlar der ki: “İktidarıyla muhalefetiyle bütün partiler bu konuda geliyor. Eğer burada böyle bir şey olursa -belki baroyu sokmazlar ama- pat diye gelir milletvekilleri içeri girer.” Zaten işkenceyle mücadele edilecekse böyle edilecek. İtirazım şudur: Yasama olarak yürütme üzerinde denetleme görevimiz var her ne kadar yetkilerimiz budanmış olsa da. “Bakanımıza soralım, erken bir şey söylemeyeyim.” Bu, yok. Süleyman Soylu’ya bağlı olan Emniyette işkence şüphesi varsa bu Süleyman Soylu’ya sorulmaz; gidilir, denetlenir, bakılır. Süleyman Soylu’yla iş birliği elbette kolaylaştırıcı yönden yapacaksa yapsın ama yarın sabahki adımı duymak isteriz. Gidiyor muyuz yarın sabah? Hazırlıyor muyuz Komisyonumuzu? Olağanüstü toplantıya çağırıyor musunuz işkence konusunu araştırmak üzere İnsan Hakları Komisyonunu? Somut adıma biz varız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Sayın Kurtulan.

62.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Ayten Öztürk vakası ile Ankara Emniyet Müdürlüğünde yaşanan işkence vakasına ve Urfa topraklarında özel bir uygulama olduğuna ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Zengin’in konuşmasını, beyanını ben de önemsiyorum, önemli buluyoruz. El atmışken madem, duyarlılık göstereceğini, bununla ilgileneceğini söylüyorsa; Ayten Öztürk vakası önemli. Aylardır getirildiğini, kaçırıldığını veya işkence gördüğünü iddia etmiş.

Yine, Ankara Barosunun raporları önemli. Ankara Emniyetinde yaşanan işkence vakasını bizzat incelemek bizim temel görevimiz olmalı, bu Meclisin.

Aynı zamanda da Urfa topraklarında arkadaşlar, özel bir uygulama var. Tüm AKP’li… Bak, ön yargıdan bağımsız bunu söylüyorum. Urfa topraklarında özel bir uygulama var. 2 polisin öldürülme durumunda da bu söylenmişti. Gözaltına alınan, tutuklanan herkesin -bizzat cop kullanıldığına dair- erkeğine kadınına cinsel şiddet uygulandığına dair uzun zamandır o topraklarda her zaman bu söylenir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın sözlerinizi Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Bunun da, özellikle Urfa’nın da özel bir incelemeye alınması gerektiğini belirtiyorum.

Teşekkürler Başkanım, sabrınıza da.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kurtulan.

Buyurun Sayın Zengin.

Lütfen artık bu konuyu noktalayalım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sadece bir cümle ifade edeceğim.

BAŞKAN- Buyurun.

63.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve sürecin yürüyebilmesi için yürütme ile yasamanın birlikte hareket etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, burada oturduğum her dakika bir grup başkan vekili olarak burada oturuyorum fakat insan burada konuşurken verdiği her sözün, yaptığı her konuşmanın ne anlama geldiğini bilerek söylüyor. Burada bu konuya dair yapacağımız işlerde, bugüne kadar, şu ana kadar yaptığımız işlerde bir istişare mekanizmamız var. Ben grubum adına bir şey söylediğimde bu bağlayıcıdır, Özlem adına söylediğimde bu sadece beni bağlar. Diğeri, biraz evvel de ifade ettim, grubumuzla bunu konuşuruz, müzakere ederiz, neyi nasıl yapacağımıza karar veririz; onu da elbette burada ifade ederim yoksa bunu söylemeye yetkim olmadığı için değil ama söze ehemmiyet veren bir insanım. Eğer söz vermişsek sonuna kadar yapmak lazım. O sebeple bunu böyle ifade etmek gereği duydum ve devamında da Sayın Bakana bunu sormak… Burada bunu defaatle yaptık. İçişleri Bakanlığı olunca mı farklı oluyor? Defaatle… Millî Eğitim Bakanımızın bir işi oluyor, Bakana soralım… Gün içinde ben bunu kaç kez yapıyorum, dün de yaptım. İşte, Yıldırım Bey, buradalar, gerektiği zaman bakanlarımızdan bilgi almaktan daha tabii bir şey olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Zengin, lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Bakanlardan bilgi almanın bir mahzuru olamaz. Unutmayalım, bu sürecin yürüyebilmesi için hem yürütmenin hem yasamanın aynı senkron içerisinde, birlikte hareket etmesi lazım. Biz birbirimizden ayrı yapılar değiliz, o yüzden bakanlıklardan bilgi almaktan daha doğal bir şey olamaz. Biz kendi grubumuzda da bu konuyu muhakkak müzakere edeceğiz ve -burada tekrar gündem olacağını da biliyorum- buraya da ben kendim getireceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zengin.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesindeki “mesleki eğitim merkezi programına çıraklık kayıt şartları” ibaresinin “mesleki eğitim merkezi programına kayıt şartları” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Ahmet Kaya                     Sevda Erdan Kılıç            Alpay Antmen

                  Trabzon                                İzmir                              Mersin

           Neslihan Hancıoğlu               İlhami Özcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Samsun                              Tekirdağ                           Ankara

                Özcan Özel

                   Yalova

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Yalova Milletvekili Özcan Özel’in söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖZCAN ÖZEL (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi için verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Dünya yeni bir döneme giriyor. Yapay zekâ alanında, enerji ve sağlık alanında, uzay alanında çalışmalarda önemli değişimler gerçekleşiyor. Bu dört alandaki gelişmeler gösteriyor ki önümüzdeki yedi, sekiz yıl içinde dünyanın bazı bölgelerinde üretim sıfır iş gücü, sıfır enerji maliyetiyle gerçekleşecek. Böyle bir dünyanın yaratacağı değişimlerin, neler olacağını tahmin etmek zor değil. Sanayi devrimini kaçırdık; ulaşım, iletişim, bilişim devrimindeyse üreten değil, tüketen olduk ve maalesef üzülerek görüyoruz ki dünyadaki değişimi bir kez daha kaçıracağız. Türkiye, bu hukuk sistemiyle, yönetim anlayışıyla, eğitimiyle geleceğin dünyasında yer alamaz. Bir an evvel devlet aklıyla hareket eden, bilimden, hukuktan, evrensel değerlerden yararlanan, bir arada yaşama arzusu güçlü, yurt dışını her türlü değerin üstünde gören bir Türkiye Cumhuriyeti olmak durumundayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on yedi yıldır iktidar olanlar kendilerine şu soruyu soracak: Benden önce eğitimde hangi sorunlar vardı, ben hangilerini nasıl çözdüm? Bu soruyu biz kendimize sorduğumuzda aldığımız cevap, tüm temel sorunların yerinde durduğu, hatta içinden çıkılmaz bir hâl aldığıdır, hiçbirinin çözülmediğidir.

Eğitimde en kolay çözülecek sorunlardan biri, kalabalık sınıflar ve öğretmen istihdamı sorunudur çünkü bu sorunların çözümü daha fazla para kaynağı aktarmaktan geçmektedir. Bu da tamamen bir tercih sorunudur. Bir başka yere ayıracağınız kaynağı, eğitim yatırımlarına yatırmanız yeterli olacaktır.

Okullarımızda çalışan öğretmen sayısı 1 milyona yaklaşırken Bakanın açıklamasına göre hâlâ 117 bin öğretmen açığımız var. Öğretmen açığını emek sömürüsüyle, ücretli öğretmen istihdamıyla kapatmaya çalışıyoruz.

Seçimden önce öğretmenlere 3600 sözü verdiniz, Komisyonda bu sözü yerine getirin diyerek önerge verdik, önergeyi reddettiniz. İstanbul’da 2 defa seçim kaybeden adayınız “Siyasetçinin kalitesini, yerine getirdiği vaatler belirler.” dedi. 3600 sözündeki tavrınız, siyasetinizin kalitesini ortaya koyuyor.

Bir diğer konu, sözleşmeli öğretmenler. Bu kanun teklifinde 4+2 olan süreyi 3+1’e düşürüyorsunuz. Süreyi azaltmak değil, sözleşmeli öğretmenliği ortadan kaldırmak zorundayız.

Bugün aldığım bilgiler doğrultusunda ilimden, seçim bölgemden yazan bir öğretmen arkadaşım, atanamayan bir öğretmen arkadaşım şunu talep ediyor: “Biz 5 bin kişi olarak atanacaktık, 4 bin küsuru atandı, 900 civarı öğretmen atanamadı. Ben de bu atanamayanlardan birisiyim. Şu talebimizi Mecliste dile getirmenizi istiyorum: Bugüne kadar atanamadık, bekledik, yaşım 36 oldu ancak ağustosta atanacak öğretmenlerin arasına biz de katılmak istiyoruz.” Buradan Değerli Millî Eğitim Bakanımıza bu kardeşimizin teklifini iletiyorum. Üstelik bir de mülakat yapıyorsunuz, mülakat varsa liyakat yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002’de iktidara geldiğinizde eğitimin temel sorunu ders müfredatları görüldü. Ders içerikleri çağ dışıydı, ilkeldi, davranışçıydı, öğrencinin kendisini ifade etmesine imkân vermiyordu. Eğer değiştirilirse Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu girişimci, çağdaş, piyasanın talep ettiği insan tipi, okullarımızdan yetişecekti. Bugünün Bakanı, dönemin Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Ziya Selçuk önderliğinde dünyada hiçbir ülkenin yapamayacağı bir işe kalkışıldı. Dönemin Bakanıyla birlikte müfredatları tümüyle değiştirdiler. Eğitimciler iyi bilir ki bir ülkede büyük bir altüst oluş olmamışsa, toplum büyük bir değişim geçirmemişse müfredat değiştirilmez, müfredat geliştirilir. Ne oldu o günden bugüne, müfredatları değiştirip duruyoruz? On yedi yılda tüm müfredatlar 4 kez baştan aşağı değiştirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın sözlerinizi Sayın Özel.

ÖZCAN ÖZEL (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

2002’den önce liselere giriş bir sorundu, on yedi yılda daha büyük sorun hâline geldi. Defalarca adı ve sınavın sayısı değiştirildi. Hayatında eğitimle ilgisi ve öğrenci ve öğrenci velisi olmanın dışında hiçbir birikimi, bilgisi olmayan birinin talimatıyla liselere giriş sınavını kaldırıyoruz dendi, TEOG çöpe atıldı; yerine getirilen sistemle nitelikli lise statüsündeki okullara başarılı öğrencilerin sınavla girmesi planlandı. Buna karşılık 1 milyon öğrenci bu sene bu sınava girdi. Sınav kalkmadı, daha stresli, içinden çıkılmaz bir nitelik kazandı.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Sevda Erdan Kılıç                    Alpay Antmen        Neslihan Hancıoğlu

                    İzmir                                 Mersin                            Samsun

               Ahmet Kaya                    İlhami Özcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Trabzon                              Tekirdağ                           Ankara

                Özcan Özel

                   Yalova

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişikliklere uygun olarak yeniden düzenlenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1963) esas numaralı Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

      Mehmet Metanet Çulhaoğlu              Feridun Bahşi                Hasan Subaşı

                   Adana                                Antalya                           Antalya

            Tuba Vural Çokal                      Bedri Yaşar                    Ayhan Erel

                  Antalya                               Samsun                           Aksaray

               Hüseyin Örs

                  Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs konuşacaktır.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ilgili kanun teklifinin 6’ncı maddesi üzerine konuşma yapmak üzere İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi en iyi ve en güzel dileklerimle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlarken, 23 Haziran Pazar günü yapılan tekrar seçimde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanan Trabzonlu hemşehrim Sayın Ekrem İmamoğlu’nu kutluyor ve başarılar diliyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in ifadesiyle bu seçimin kazananı millî iradedir, Türk milletidir, İstanbulludur. 23 Haziran demokrasi tarihimizin altın sayfalarından biri olmuştur. İki seçim arasındaki süreçte kullanılan dili, söylemleri, karalamaları, iftiraları, ötekileştirmeleri tekrar gündem yapmak niyetinde değilim ama bir hususu da söylemeden geçemeyeceğim.

Sayın İmamoğlu’nun Trabzonlu olması nedeniyle onu karalamak adına yapılan mesnetsiz iddialar ve iftiralarla tüm Trabzonlular rencide edilmişti. Şimdi bu mesnetsiz iddia sahiplerine son bir hatırlatmada bulunmak isterim. 31 Mart seçimlerinde her iki aday, Sayın Binali Yıldırım ve Sayın İmamoğlu arasındaki fark 13 bin civarındaydı; 23 Hazirandaki fark ise 31 Marttaki farkın tam 61 katı olmuştur. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Onun için, bundan sonra Trabzon ve Trabzonlulara kara çalmak niyetinde olanlara bir değil 61 kez düşünüp ondan sonra konuşmalarını da tavsiye ederim. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, mesleki eğitim, kişilere belirli bir meslekle ilgili olarak güncel bilgi ve becerileri kazandırma, kişinin iş alışkanlıklarını ve tutumlarını olgunlaştırma ve kişilerin fiziksel, düşünsel ve davranışsal yeteneklerini geliştirme yani genel anlamda iş ile birey arasındaki bir uyum sürecidir. Örgün eğitim dışında kalan kişileri işe hazırlamak, eğitimleri sırasında aynı zamanda kendilerini sosyal güvenceye almak, bunun yanında çalışanların mesleklerinde gelişmelerini ve iş hayatında çalışma disiplini edinmelerini sağlamak amacıyla kurulan, eski adı “çıraklık eğitim merkezi”, yeni adı ise “mesleki eğitim merkezi” olan bu kurumlar kalifiye meslek elemanı yetiştirme açısından son derece önemlidir.

Genç nüfusun yoğun olduğu ülkemizde gençlerimizin okul ve çalışma hayatında aktif olamaması ve genç işsizlik oranının yüksek olması uzun vadede ciddi bir toplumsal tehdidin habercisi niteliğindedir. Otuz yılı aşkın süredir mevzuat düzenlemeleri ve uygulamalarından kaynaklanan şartlar nedeniyle günümüzde çıraklık sistemine, dolayısıyla meslek eğitim merkezlerine ve meslek liselerine gençlerimizin maalesef ki ilgisi azalmıştır. Mesleki eğitimin, özellikle mesleki okulların ikinci sınıf okul olduğu yönünde bir toplumsal algı mevcuttur. Bu algıyı düzeltmek hepimizin ortak amacı olmalıdır. Unutmamalıyız ki iyi bir mesleki beceri sadece el becerisi ve pratikle değil, aynı zamanda akademik bilgi ve başarıyla desteklenerek sağlanabilir.

Unutmayalım ki nitelikli iş gücü verimli bir ekonomi için vazgeçilmez unsurdur. Nitelikli iş gücüne sahip olmanın yolu ise planlanmış mesleki eğitimle mümkündür. Ekonomik gelişmelerin tetiklediği istihdam talebi ve nitelikli iş gücü ihtiyacının mesleki eğitime olan ilgiyi artırması beklenirken Türkiye’de tam tersi bir durum yaşandığı aşikârdır. Bunun yanında, mesleklerin kamuoyunda rağbet derecesi, iş imkânları, iş yeri açmak için gereken sermaye konusunda kamuoyu ve sevgili öğrencilerimiz, gençlerimiz yeterince bilgilendirilmemektedir. Bu mesleklerin çok yönlü medya araçlarıyla kamuoyuna tanıtılmasına olan ihtiyacı takdirlerinize arz ediyor, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Örs.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır. Bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ahmet Kaya                     Sevda Erdan Kılıç            Alpay Antmen

                  Trabzon                                İzmir                              Mersin

           Neslihan Hancıoğlu               İlhami Özcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Samsun                              Tekirdağ                           Ankara

            Süleyman Girgin

                   Muğla

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

               Ömer Öcalan                       Ali Kenanoğlu Abdullah Koç                      

                 Şanlıurfa                             İstanbul                             Ağrı

             Nusrettin Maçin               Dirayet Dilan Taşdemir        Züleyha Gülüm

                 Şanlıurfa                                Ağrı                             İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’e ait.

Buyurun Sayın Girgin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, İstanbul’da, demokrasi tarihimizde, sandığa giderek güzel bir sonuç alan İstanbullulara buradan teşekkür etmek istiyorum.

İstanbul seçimlerini şu Afrika sözüyle belki tek cümleyle özetleyebiliriz: Bir ormanda aslan, ceylan, sırtlan ve zebra yan yana koşuyorsa orman yanıyor demektir. Bu seçimde seçmen “Ben geçim derdindeyim, sen seçim derdindesin.” demiştir. Ekonomi alev alev yanarken ısrarla “İstanbul seçimlerinde şaibe vardır.” diyerek YSK’ye seçim yenileme kararı aldıranlara seçmen “Seçimi gündemden düşür, yüzünü ekonomiye dön.” mesajı vermiştir. Yandaşların akıl almaz yalan ve iftira kampanyalarına inanmadığını, kendi aklıyla dalga geçirtmeyeceğini göstermiştir. Rayından çıkan demokrasiye, siyasallaşan hukuka, tek adama, parti devletine, israfa, şatafata, adam kayırmacılığa, devletin kesesinden AKP siyasetinin fonlanmasına duyduğu tepkiyi sandığa yansıtarak böylesine açık bir farkla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını Sayın Ekrem İmamoğlu’na vermiştir. Bölücü, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı dilden artık usanmış olduğunu birleştirici, kucaklayıcı dili tercih ederek göstermiştir. Sonuçta İstanbul seçmeni çok net bir mesaj vermiştir: Sen benim kararıma saygı göstermek zorundasın, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Değerli milletvekilleri, bir istihdam biçimi olan çıraklığın zorunlu eğitim kapsamına alınması göründüğü kadar masum bir uygulama olmayıp çocuk işçiliği teşvik eden ve bu yolla çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılmasına yol açabilecek bir uygulamadır. Bugün sayıları 1,5 milyona yaklaşan stajyer, kursiyer ve çırakların sömürüsü giderek artmakta, çırakların “çırak” “stajyer” kimliğiyle çalıştırılması ise çocuk emeği sömürüsünü perçinlemektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin yayınladığı rapora göre AKP iktidarı tarafından Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı ilan edilen 2018 yılı içesinde çocukların iş gücüne katılma oranı yüzde 21 olmuştur. 60 çocuk işçi de iş kazaları nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Bakınız, Adana Yüreğir’de narenciye posalarının altında kalan atık kâğıt toplayıcısı çocuk işçi 15 yaşındaki Halil Yeloğlu hayatını kaybetti. Bu kardeşime Allah’tan rahmet diliyorum ama bilinmelidir ki bu kardeşimizin altında kaldığı şey portakal posası değil, AKP’nin vahşi kapitalist politikaları ve çocuk işçiliğinin önünü açan uygulamalarıdır.

Değerli milletvekilleri, teklifte özel sektör tarafından mesleki eğitim merkezlerinin organize sanayi bölgesi yönetimlerince ve özel sektör tarafından açılabilmesi amaçlanmaktadır. Tasarının çocuk işçilik açısından belkemiği bu ifadelerdir. Organize sanayi bölgesi yönetimleri tarafından açılabilecek mesleki eğitim merkezleri özel eğitim kurumu sayılacağından devlet desteği de alacaklardır. Eğitim-istihdam bağlantısını güçlendirmek adı altında gösterilen bu değişiklik çocuk işçiliğinin önünü açmakla kalmayıp çocuk emeğinin sömürülmesini, İş Kanunu’nun 71’inci maddesinin zıddına çocuk işçiliğini arka kapıdan yasallaştırmaya çalışmaktadır.

Resmî okullarda bile denetimi sağlayamayan Millî Eğitim Bakanlığının, özel sektör tarafından açılacak bu kurumların denetimini yapamayacağı aşikârdır. Bu açıklık çocukların her türlü istismara maruz bırakılmasının ve ağır şartlarda çalıştırılmasının önünü açacaktır. Bu maddeyle çocuk işçiliğinin önüne geçilmesi gerekirken sermayenin ihtiyaçları düzleminde değişiklikler yapılmak istenmektedir. Bunlarla birlikte, mesleki eğitim merkezleri aracılığıyla iş yerlerinde çalışacak çırak ve stajyerlerin mevcut çalışan sayısına dâhil edilmemesi iş güvenliğinin ve işçi sağlığının önemsenmemesi demektir. Özellikle 2014 yılında çırakların ve stajyerlerin iş yerinin ve çalışan sayısının saptanmasında kapsam dışında bırakılmasından sonra çırak sayısı artmıştır çünkü işverenler açısından bu uygulama birçok yükümlülükten kurtulma yolu olarak görülmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Girgin, tamamlayın lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Peki, ne yapmalıyız? Mevzubahis teklifte yer alan çıraklığın zorunlu eğitim kapsamına alınması ve “eğitim-istihdam bütünleşmesi” ifadesiyle ne yazık ki çocuk emeğinin daha fazla sömürülmesine, çocuklarımızın bedeninin piyasalaştırılmasına yol açılmaktadır. Bu ifadeler tamamen çıkartılmalı, çocuk işçiliğiyle mücadelede net sınırlar çizilerek 18 yaşın altındaki çocukların çalışmasının önüne geçilmelidir. Acilen çocuk işçiliğini önleme birimleri kurulmalı, bu birimlere bütün sendikaların ve her türlü demokratik kitle örgütünün katkı sağlamasının önü açılmalıdır. Çıraklık ve stajyerlik eğitimleri okulun içinde çocukların yaratıcılığını destekleyecek ortamlarda yapılmalıdır. İstihdam politikalarımız baştan aşağı yenilenmelidir. Hem işsizlik tavan durumda hem de bazı işler “çıraklık, stajyerlik eğitimi” adı altında gencecik bedenlere emanet edilmektedir. Unutmamalıyız ki öğrenciler iş yapsın diye değil, iş öğrensin diye staj ve çıraklık eğitimi almaktadır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Girgin.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde bir konuşma daha vardı, onu da yaptıralım.

Ağrı Milletvekili Sayın Abdullah Koç, buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çıraklık, kalfalık, ustalık eğitimlerinin “mesleki eğitim programı” adı altında zorunlu eğitim kapsamına alınmasına dair teklifin 7’nci maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Önceki düzenlemeye göre, ustalık eğitimi veren kurslar sadece çalışma saatleri dışında açılmaktadır. Amaç hem iş yerindeki düzen ve işleyişi eğitimle kesintiye uğratmamak hem de ustalık eğitimine ihtiyaç duyan genç usta adaylarının ucuz veya ücretsiz iş gücü olarak kullanılıp sömürülmelerine engel olmaktı. Teklif edilen düzenleme bu güvenceyi ne yazık ki ortadan kaldırmaktadır. Bu kanun teklifiyle ne getirilmek isteniyor? Çocuk işçiliğin önü açılmaktadır. Bu kanun teklifiyle, çocuk emeğiyle beslenen ancak sosyal güvenceden yoksun bir alan yaratılmaktadır. Bu teklifle, zorunlu hâle getirilen on iki yıllık eğitim sürecinin dışına çıkılmakta ve yoksul çocuklar âdeta işçiliğe zorlanmaktadır.

Öncelikle, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni burada hatırlatmak isterim. Buna uygun düzenlemeler yapılmasının bir zorunluluk olduğunu belirtmek isteriz. Bu kapsamda, bu kanun teklifinin, çocuğun kişiliğinin, yeteneklerinin zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesi, insan haklarına ve temel özgürlüklere, evrensel hukuk ilkelerine saygının geliştirilmesi, çocuğun kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, farklı uygarlıklara saygının geliştirilmesi, çocuğun barış, hoşgörü, cinsler arası eşitlik ve tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla özgür bir toplumda yaşantıyı sorumlulukla üstlenecek şekilde kazandırılması ve özellikle doğa ve çevreye saygının geliştirilmesi amaçlarına yönelmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Ayrıca, Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek veya sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişmesi için zararı olabilecek nitelikteki işlerde çalıştırılmasına karşı korunması gerekmektedir. Ancak teklif edilen kanunla, uluslararası norm ve ilkeler dışına çıkılarak çocuk işçiliğinin önü açılmakta ve emek sömürüsü yaşını da daha aşağılara çekmektedir.

“Çocuk işçiliğine son verin” adlı uluslararası bir STK’nin verilerine göre değerli arkadaşlar Türkiye’de çocuk emeği hâlen yaygın bir durumdadır. 2012 yılında Türkiye’de yaklaşık olarak 900 bin çocuk işçi çalıştırılmaktadır. Bu rakam kimi kaynaklarda şu anda 2 milyon çocuğu aşmaktadır.

Çocuk işçilerin çoğunluğu tarım sektöründe çalıştırılmaktadır. Tarım işçiliğinin en yakıcı yüzü ise mevsimlik tarım işçiliğidir. Bu işçilerin çoğu sosyal ve ekonomik ihmal sonucu daha yoksul olan Kürt illerinden gelen çocuklardan oluşmaktadır. Tüm bu devasa sorunlar dururken teklif edilen kanunla özel sektörün ucuz iş gücü ve çocuk emeği sömürüsüyle beslenmeye çalışılmasında çocuğun yararının bulunmadığı kuşku olmayan bir gerçektir.

Değerli arkadaşlar, şimdi başka bir konuyu da gündeme getirmek istiyorum. Şimdi, tüm bu hususların toplum için oksijen kadar yaşamsal olan adalet duygusunun ve adil mekanizmaların kurulması ihtiyacından bağımsız olmadığını düşünmekteyiz. Adalet duygusu bugün ayaklar altındadır. Buna rağmen acilen reforma gidilmemesi toplumun adalet duygularını derinden yaralamaktadır.

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimleri adalet duygusunu zedeleyen iktidar politikalarının hiçbirinin toplum nezdinde kabul görmediğini tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Bu nedenle, başta Sayın Selahattin Demirtaş ve diğer partili arkadaşlarımız olmak üzere, zindanlarda tutsak edilen siyasetçi, bilim insanı, gazeteci ve insan hakları savunucularının derhâl serbest bırakılması gerektiğini burada haykırmak istiyoruz.

Ayrıca, seçim sürecinde oluşan demokratik uzlaşmanın yeni, demokratik bir anayasa yapılması için de uygun bir zemin olduğunu burada belirtmek istiyoruz. Herkesi kapsayan ve kucaklayan bir toplum sözleşmesi niteliğinde yeni bir anayasanın yapılması için derhâl çalışmalara başlanılmalı ve bu bir seçenek olmamalı, zorunluluk hâline getirilmelidir.

Değerli arkadaşlar, öte taraftan önümüzde çok ciddi bir sorun hâlinde duran ve yüz yılları da aşan Kürt sorunu Türkiye’nin önemli bir sorunudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Koç.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Kürt sorununun demokratik ölçülerde tanınması ve çözüme kavuşturulması için de bize göre çok önemli bir ortam yaratılmış ve bu yönde bir çalışma yapılması gerektiğini burada belirtmek istiyoruz. Bu zeminin yarattığı olanaklar kullanılarak oluşan iyimser hava ve demokratik uzlaşı kültürü işletilerek yeni bir anayasa yapma çalışmalarına acilen başlanması gerektiğine dair çağrımızı tüm siyasi partilere buradan iletmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir de benim seçim bölgem olan Ağrı’nın Diyadin ilçesinde yakın bir zamanda bir kaza meydana geldi. 17 Haziran 2019 tarihinde Ağrı’nın Diyadin ilçesinde meydana gelen yağmur ve sonradan oluşan sel sonucunda 4 canımızı yitirdik. Bu kanal Devlet Su İşlerinin denetiminde ve şehrin içinden geçen bir kanaldır. Devlet Su İşlerinin buradaki büyük bir ihmali söz konusu ve hâlen de bu yönde herhangi bir önlem alınmış değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Koç, tamamlayın lütfen.

Buyurun.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Bu nedenle bu konuyu da özellikle dikkatinize sunmak istiyorum.

Öte yandan, değerli arkadaşlar, yine Ağrı’nın Diyadin ilçesine bağlı olan bütün iş makineleri ruhsatları olmaması nedeniyle Kaymakamlık ve emniyet amirleri tarafından bağlanmış ve çalıştırılamaz duruma getirilmiştir. Bu kazanın meydana geldiği süreçte de bu makineler ne yazık ki çalıştırılamamış ve bu nedenle biraz daha fazla mal zararına neden olmuştur. Bu nedenle bu hususu da ayrıca dikkatinize sunmak istiyorum.

Değerli Meclisi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Koç.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sisteme girip söz isteyen milletvekillerine şimdi yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Çepni…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

64.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, Cargill fabrikasında işten atılan işçilerin direnişine duyarlılık gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Bursa’da Cargill fabrikasında işten atılan 14 işçi 434 gündür direnişte. İşçilerin işe dönmek için açtıkları mahkeme ise sürüyor. Normalde mahkeme ortalama beş ile altı ay arasında sonuçlanırken yeni çıkan Arabuluculuk Kanunu yüzünden mahkemeler iki yılı bulabilmektedir. Bu uygulamanın amacı işçileri bıktırmak ve hak arayışından vazgeçirmektir. İşçi hak ve mücadelesinin önündeki en büyük engellerden birisi sermayeden yana yargı süreçleridir. 10 Temmuz tarihinde Cargill işçilerinin işe dönmek için açtıkları mahkemenin karar duruşması olacaktır. Bu vesileyle kamuoyunu Cargill işçilerinin direnişine duyarlılık göstermeye çağırıyoruz. İşçi arkadaşlarımızın direnişini selamlıyoruz ve zafere kadar yanlarında olacağımızı bir kez daha buradan belirtiyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

65.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, fındık üreticisinin devlet tarafından zarara uğratıldığına ve fındık taban fiyatının açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçen yıl fındık üreticisi resmen devlet tarafından soyulmuştur. Bizim 24 Haziranda 15 lira diye beklediğimiz fiyatın o gün verilemeyeceği ifade edilmiş ancak kasım ayında tüm üretici fındığı sattıktan sonra tüccarın deposundaki fındığa 15 lira fiyat verilmiş, TMO o aldığı fındığı da bugünlerde 17-18 liradan piyasaya sürmektedir yani vatandaş kilo başına 5 lira zarara uğratılmıştır. Artık vatandaş her şeyin farkındadır ve sezon gelmeden, vatandaş fındığın dalından tutmadan buradan uyarıyorum iktidarı: Sezon öncesi taban fiyat açıklamak zorundadır. Tıpkı çayda, buğdayda olduğu gibi, bütün bölge halkı bunu sabırsızlıkla beklemektedir. Rekolte çok yakında açıklanacak. Lütfen duyarlılık gösterilmesini rica ediyorum ve vatandaşın talebinin, beklentisinin karşılanmasını rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kabukcuoğlu…

66.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, Eskişehir ili Emek Mahallesi’nde öğrencilerin eğitim ve öğretim görebileceği lise bulunmadığına ilişkin açıklaması

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Eskişehir’imizin 60 bin nüfusuyla en büyük mahallesi olan Emek Mahallesi’nde öğrencilerimizin eğitim ve öğretim görebileceği bir lise bulunmamaktadır. Eğitim ve öğretim için yatırım yapmak devletin nasıl bir göreviyse bu yatırımların dengeli dağılması da bu görevi yerine getirirken özen gösterilmesi gereken bir meseledir. Bu denge göz ardı edilirse devlet vatandaşların cebine ulaşım, servis gibi masraflarla bir külfet yüklemiş olur. Millî Eğitim Bakanlığından Emek Mahallesi’ne bir lise yaparak çocukları gitme gelme külfetinden, orada beslenmelerinin sağlanmasından ve ailelerin azıcık da olsa, mütevazı da olsa bütçelerine bir katkı yapılmasından Emekliler memnun olacaktır, mutlu olacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

67.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Anıtpark Forum’un Ankara’nın sorunlarını konuşmak için oturma hakkının engellendiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün Ankara’da yaşadığımız bir olayı aktarmak istiyorum. Altı yıldır toplanan Anıtpark Forum kışın kapalı yerde, yazın da Anıtpark’ta toplanıp Ankara’nın sorunlarını konuşan bir ekip. Dün aynı şekilde, 6’ncı yılında bir araya geldi ve çocuklar, bisiklete binenler, çoğu kadınlardan oluşan en fazla 20 kişilik bir grup, ben de oradaydım ve karşımızda yüzlerce polis ve bir TOMA duruyordu. Toplantı, gösteri hakkı demiyorum, oturma hakkı engellendi. Sayın AKP Grup Başkan Vekilini aradım, Özlem Hanım da bu duruma tanık oldu. İsimlerini vermediler oradaki emniyet görevlileri, kimseyi tanımaz bir hâldeler.

Değerli milletvekilleri, bu, gerçekten Ankara için bir ayıp ve sonuçta onların sıkıntısı size de gelecek. Ben eğer Ankara’da savcı varsa bu emniyet amirleriyle ilgili açık bir suç duyurusunda bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Ok…

68.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, 31 Mart yerel seçimlerinden sonra Balıkesir Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının baskılara maruz kaldığına ilişkin açıklaması

İSMAİL OK (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce aldığım duyuma göre, daha doğrusu Balıkesir Büyükşehir Belediyesinde çalışan bir kamu çalışanının ifadesine göre Balıkesir Büyükşehir Belediyesinde 31 Mart yerel seçimlerinden sonra kamu çalışanlarının, yapılan baskı, mobbing gibi uygulamalarla işten el çektirme ve hatta başka yerlere sürülme, tehdit gibi baskılara maruz kaldıklarını üzülerek haber almış bulunuyorum. Maalesef 31 Mart yerel seçimlerinden hemen sonra Balıkesir Büyükşehir Belediyesinde mübarek ramazan arifesinde 480’den fazla işçi çıkarılmıştır. Bu işçilerimiz ramazanı maalesef işsiz, bayramı çocuklarına herhangi bir hediye almayı bırak, karınlarını doyurmakta zorluk çekecek hâlde karşılamışlardır. “Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ PARTİ’li belediyelerde kıyım yapılıyor.” diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kara…

69.- Konya Milletvekili Esin Kara’nın, Konyalı çiftçilerin Toprak Mahsulleri Ofisinin buğday ve arpa alım fiyatlarını açıklamasını beklediğine ilişkin açıklaması

ESİN KARA (Konya) – Sayın Başkan, Türk milletinin değerli milletvekilleri; seçim bölgem olan Konya’nın Akşehir, Ilgın, Çeltik, Tuzlukçu, Yunak ve birçok ilçesinde buğday ve arpa hasadı başlamıştır. Ancak Toprak Mahsulleri Ofisi henüz bir fiyat açıklamadığı için çiftçilerimiz mağdur olup serbest piyasada devletin açıklayacağı fiyatın altında mahsulünü satıp zarar etmek istememektedirler. Tarlasından kalkan mahsulünden başka geliri olmayan Konyalı çiftçilerimiz, Toprak Mahsulleri Ofisinin fiyat açıklamasını sabırsızlıkla beklemektedirler. Buradan yetkililere seslenmek istiyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – 8’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Ömer Öcalan                  Ali Kenanoğlu                      Abdullah Koç

                Şanlıurfa                        İstanbul                                    Ağrı

           Nusrettin Maçin          Dirayet Dilan Taşdemir Tulay Hatımoğlulları Oruç

                Şanlıurfa                           Ağrı                                     Adana

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç konuşacaktır.

Buyurun Sayın Hatımoğulları Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

TÜLAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, bugün İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü. Doğallığında, bugün işkence üzerine burada çok söz söylendi ve söylenmesi de gerekiyor ama sadece bugün özel bir gün olduğu için değil, bu ülkede özellikle son birkaç senedir sistematik bir biçimde artan işkenceleri bizim her daim Meclisin gündemine taşıma sorumluluğumuz vardır. Evet, bu ülkede sistematik işkence var, sabaha kadar konuşsak bununla ilgili örnekleri anlatarak bitiremeyiz. Şu an elimde Antakyalı Ayten Öztürk’ün, işkencesini anlattığı 12 sayfalık bir mektup var. Değerli arkadaşlar, Ayten Öztürk gençlik dönemimizde birlikte mücadele ettiğimiz bir arkadaşımızdı, yurt dışına çıkmaya çalışırken yakalanıyor, Lübnan’dan başına çuval geçirilerek Türkiye’ye getiriliyor, altı ay boyunca da ne ailesi ne avukatlar ondan haber alamıyor; altı ay kendisi bile nerede olduğunu bilmeden sistematik bir şekilde işkence görüyor.

Bugün bununla ilgili çok sayıda örnek verildi. Bir örneği daha eklemek istiyorum: 20 Haziranda Adana Adliyesi sorgu hâkimliği önünde HDP’li gençler ters kelepçe takılarak yere yatırılıp darbedildiler ve araya girmeye çalışan Avukat Özgür Yakut darbedildi. Bununla ilgili zaten raporlar mevcut. Adli tıptan alınmış raporlar ve suç duyuruları var. Bu konuda biz bu Meclise duyarlılık ve işkenceyle etkin mücadele konusunda gerekli olan her şeyi yapmak üzere çağrımızı bir kez daha yenilemek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, şu an görüşülmekte olan kanun teklifinde 5’inci, 6’ncı, 7’nci ve 8’inci maddeler benzer mahiyettedir ve bununla ilgili konuşmalar yapıldı. Ben söz alan arkadaşların yaptığı konuşmaların bir bölümüne fazlasıyla katılıyorum: 4+4+4 bu ülkede eğitim sistemini bitiren uygulamalardan bir tanesidir. İktidar kendini sağlama almak için eğitimle uğraştı ama yine her konuda olduğu gibi ne yazık ki eğitim politikası bu iktidarın ayağına dolandı ve defaatle yenilemelerine rağmen bir türlü dikiş tutturamadılar. Bugün çıraklık eğitim merkezlerinde geçen süreyi on iki yıllık zorunlu eğitimin bir parçası olarak kabul etmek demek, on iki yıllık zorunlu eğitimi fiilen sekiz yıla indirmek demektir, bunu da açıkça ifade etmek lazım.

Evet, Türkiye çocuklar için, çocuk işçiler için -üzülerek ifade ediyorum- bir cehennem. Bununla ilgili birkaç örnek vermek isterim. Tarım işçisi, stajyer, çırak gibi alanlarda 2 milyon çocuk çalıştırılıyor. Toplamda çalışan çocukların 1999’dan 2018’e kadarki zaman diliminde yüzde 41’den yüzde 56’ya artan bir oran söz konusu. Yine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çocuk işçilikle mücadele etme ve çocuk işçiliğini durdurmak üzerine Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı ilan etti 2018’i. Ama bu sene zarfına baktığımızda, değerlendirmelere ve raporlara baktığımızda çocuk işçiliğiyle değil mücadele etmek, artmasının önü açılmış durumdadır. Şu an yine gelen bu kanun teklifiyle özel sektöre, organize sanayi bölge yönetimlerinin eline resmen çocuklara deniliyor ki: “Alın, eti de sizin, kemiği de sizin, bu çocukların iş gücünden istediğiniz gibi faydalanın.” O nedenle bizler bu kanun teklifine net bir biçimde hayır diyoruz.

Bir devletin, ortalama bir devletin en önemli görevi başta çocuklar olmak üzere eğitim ve sağlık hakkını parasız ve en iyi bir biçimde karşılamaktır. Ama gelin görün ki bizler çocuklarımızı eğitim adı altında özel sektörün eline verip işçileştirmenin önünü açıyoruz. Bu nedenle bizler diyoruz ki kalıcı çözümlere yoğunlaşmalıyız. Kalıcı çözüm eşit, parasız, bilimsel ve ana dilde eğitimden geçmektedir.

Değerli milletvekilleri, “Adalet çoktur diyarımızda.” diyor bu iktidar ve Sevgili Nazım aslında bu adaletsizliği bizlerin gözü önüne apaçık bir biçimde şöyle sermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen Sayın Oruç.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – “Bir yanda ışıltılı bir dünya, öte yanda açlık ve zindan / Kayış koparır kolunu çocuğun / Kemiği kırılır işten eve sapsarı bir iskelet olarak gelir.” Elbette Sevgili Nazım bir umudu da işaret eder ve der ki: “İnanın, güzel günler göreceğiz çocuklar/ Güneşli günler göreceğiz / Motorları maviliklere süreceğiz / Işıklı maviliklere.” Çocuk işçilere ve tüm çocuklara sözümüz olsun ki çocukça ve insanca yaşanacak bir düzen kurulana dek yani motoru maviliklere ulaştırana dek bizler mücadelemizi bu Meclis kürsüsünde sürdürdüğümüz gibi yaşamın her alanında sürdürmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hatımoğulları Oruç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesindeki “ustalık eğitimini” ibaresinin “ustalık eğitim süresini” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Abdurrahman Tutdere                 Alpay Antmen        Neslihan Hancıoğlu

                 Adıyaman                              Mersin                            Samsun

               Ahmet Kaya                    İlhami Özcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Trabzon                              Tekirdağ                           Ankara

           Sevda Erdan Kılıç

                    İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere konuşacaktır.

Buyurun Sayın Tutdere. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce İstanbul seçimleriyle ilgili birkaç hususu ben de belirtmek istiyorum.

Öncelikle, 23 Haziranda sandık başına giderek anayasal hakkını kullanan, demokrasiden, hukuktan yana tavır koyan bütün İstanbullulara teşekkür ediyorum. Görevli bulunduğum Sultangazi ilçesinde birlikte çalıştığım, başta Cumhuriyet Halk Partisi ilçe örgütü, kadın kolları ve gençlik kolları olmak üzere bütün İstanbul ittifakının bileşenlerine de seçimde göstermiş oldukları çaba ve gayret için yürekten teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Sultangazi’de ve İstanbul’un değişik ilçelerinde evlerini bize açan, sofralarını bize açan, yüreklerini bize açan bütün Adıyamanlı hemşehrilerime ve İstanbul halkına yürekten teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) İstanbul’da, İstanbul seçimlerinde nefret dili, ötekileştiren dil kaybetmiştir; sevgi, barış ve kardeşlik eksenli siyaset sandıktan zaferle çıkmıştır. İstanbul’da bütün farklılıkları birleştiren, farklı siyasi düşüncedeki bütün insanları demokrasi, kardeşlik paydası altında bir araya getiren Sayın Ekrem İmamoğlu’na teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’na görevinde üstün başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, şu an millî eğitimle ilgili bir kanunu tartışıyoruz. Tabii, söz konusu millî eğitim olunca, seçim bölgem olan Adıyaman’da, özellikle Gölbaşı ilçemizin Hamzalar köyünün Hasanlar mezrasındaki 13 öğrencimizin yaşamış olduğu dramı da buradan ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu mezramızda henüz elektrik enerjisi yok. Defalarca dile getirmiş olmamıza rağmen bugüne kadar bu konuda Hükûmet tarafından atılmış herhangi bir adım da yok. Ben bu sorunu yerimden söyledim, cevap alamadım; bütçe görüşmelerinde, burada Sayın Bakana sözlü ve yazılı verdim, henüz cevap alamadım, bu sefer milletin kürsüsünde milletin adına bu sorunu tekrar ediyorum. Şu an Gölbaşı ilçesinin Hamzalar köyünün Hasanlar mezrasında henüz elektrik enerjisi yok; buradaki öğrenciler henüz televizyonla tanışmadı, bilgisayarla tanışmadı, buradaki kadınlarımız henüz çamaşır makinesi nedir bilmiyor, buzdolabı nedir bilmiyor. Atatürk Barajı gibi Türkiye’nin büyük enerji ihtiyacını karşılayan, Atatürk Barajı’na ev sahipliği yapan bir kentte, bir mezrada elektriğin bulunmuyor olması, 2019 yılında henüz buraya daha elektrik enerjisinin verilmemiş olması hepimizin ayıbıdır, Türkiye’nin ayıbıdır. Hükûmeti bir an evvel Türkiye’yi bu ayıptan kurtarmaya davet ediyorum. Buradaki öğrencilerimiz de, buradaki insanlarımız da, kadınlarımız da artık elektrikle tanışsınlar, artık bu zulüm son bulsun. Buradan Hükûmet olarak yıllardır, her gün bu kürsüden yaptıklarınızı anlatıyorsunuz ancak bu soruna henüz çözüm bulunamamıştır. Bundan sonraki süreçte de bu sorunun çözülmesini ben Adıyaman Milletvekili olarak Adıyaman halkı adına talep ediyorum.

Seçimlerde partinize Adıyamanlılar en yüksek oyu verirler. Bakınız, 31 Mart seçimlerinden sonra 3 tane ödülü Adıyaman’a verdiniz. Oy almayı biliyorsunuz, hizmet etmeyi bilmiyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Adıyamanlılar sizden ödül istemiyor, Adıyamanlılar sizden verdikleri oyun hakkını istiyor, kamu hizmeti istiyor, karşılığını istiyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tutdere.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ahmet Kaya                     Sevda Erdan Kılıç            Alpay Antmen

                  Trabzon                                İzmir                              Mersin

           Neslihan Hancıoğlu               İlhami Özcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Samsun                              Tekirdağ                           Ankara

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

               Ömer Öcalan                       Ali Kenanoğlu               Abdullah Koç

                 Şanlıurfa                             İstanbul                             Ağrı

             Nusrettin Maçin               Dirayet Dilan Taşdemir        Hasan Özgüneş

                 Şanlıurfa                                Ağrı                              Şırnak

 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Mersin Milletvekili Alpay Antmen’e ait.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23 Haziran İstanbul seçimlerinde ciddi bir farkla yeniden belediye başkanı seçilen Sayın Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ederek sözlerime başlamak istiyorum. Bütün iftira kampanyalarına, hukuksuzluklara, kutuplaşmalara, karalamalara, devlet olanaklarının kendisine karşı kullanılmasına karşın toparlayıcı, bütünleştirici ve İstanbul’a hizmette birleştirici olmuş ve her kesimden insanımızın desteğini almıştır. Bu başarının mimarı Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi, Türkiye’nin artık kutuplaştırılmaması, Parlamentonun güçlendirilmesi ve tek adam rejiminden uzaklaşılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesine gelmeden önce, Dünya Uyuşturucuyla Mücadele Günü vesilesiyle birkaç şey söylemek isterim çünkü uyuşturucu bağımlılığı Türkiye’de kanayan bir yaradır. Sağlık Bakanlığına konuyla ilgili vermiş olduğum önergenin yanıtlarını sizinle paylaşmak istiyorum: Türkiye’de uyuşturucu tedavisi için 2004’te yapılan başvuru sayısı 11.239 iken bu rakam 2017’de -dikkat buyurun- 257.429, 2018’in ilk altı ayında ise 137.455 olmuştur. Son on üç yılda madde bağımlılığı nedeniyle tedavi görenlerin oranında yüzde 2.200’lük bir artış yaşandı. 2004 yılında madde bağımlılığı nedeniyle yatan hasta sayısı 1.417’yken bu sayı 2017’de 15.885’e yükseldi. Son on üç yılda yatan hasta sayısındaki artış oranı ise yüzde 1.200.

Değerli milletvekilleri, rakamlar son derece ürkütücü ve gün geçtikçe bu sayılar artıyor. Bu insanlar hepimizin insanı, bu çocuklar hepimizin evladı. Bu Meclisin en önemli görevlerinden birisi de -ki Anayasa da bize bu görevi veriyor- çocuklarımızı uyuşturucu belasından korumaktır. Konuyla ilgili, çocuklarımızı uyuşturucu belasından korumakla ilgili atılacak her adımı Cumhuriyet Halk Partisi olarak destekleriz, alkışlarız, yanında oluruz.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 9’uncu maddesiyle, yine bir iktidar anlayışı olan neoliberal eğitim politikası sonucunu görüyoruz. Yani doğuştan ve anayasal bir hak olan eğitim hakkı özel kurumlara devrediliyor ve ulusal eğitim politikasına aykırı değişiklikler içeriyor. Özel Eğitim Kurumları Kanunu’nda yapılacak değişiklikle mesleki eğitim merkezleri özel eğitim kurumu statüsüne alınıyor. Organize sanayi bölgesi yönetimleri tarafından açılacak olan mesleki eğitim merkezleri “meslek eğitimi” adı altında çocuk emeği sömürüsünün önünü açacaktır. Çocukları eğitime, okula teşvik etmek gerekirken bunu yapması gereken Millî Eğitim Bakanlığı çocuklarımızı sömürüye itmektedir.

Bakınız, değerli milletvekilleri, Türkiye’de çocuk işçi sayısı 2 milyonu aştı. Her 5 çocuktan birisi çalışıyor. AKP döneminde Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre 18 yaşından küçük 37.445 çocuk iş kazasında yaralanırken, iş kazası geçiren çocuk sayısı yüzde 2.747 artmış. 120’den fazla çocuk iş cinayetine kurban gitmiş. Ölen çocukların 3’ü 14 yaşından küçük. Hayatını kaybeden çocuk işçilerin 116’sı 15-17 yaş arasında. Değerli milletvekilleri, hangimizin bu yaşta çocukları yok? Yani çocuklar bizim geleceğimizken iktidar onları ucuz iş gücü olarak görüyor. İşte bu vahşi neoliberal anlayış çocuklarımızı devlet ve hukuk güvenliği alanında serbest piyasanın vicdanına terk ediyor.

Değişiklik istediğimiz maddede ayrıca çıraklık, kalfalık, ustalık eğitimlerinin zorunlu eğitim kapsamına alınmasına ilişkin uyum düzenlemeleri var. Çıraklık eğitim merkezlerinde geçen sürenin on iki yıllık zorunlu eğitim içerisinde sayılması zorunlu eğitim süresini fiilen sekiz yıla indirmektedir. Hani, “Çıraklık, kalfalık, ustalık…” dediniz ya hep, har vurup harman savurmakta; saraylar, köşkler yapmakta, yandaşa ihale dağıtmakta ustalaştınız, doğru ama halka ve çocuklarımıza hizmet etmeye sıra geldiğinde çırak bile olamadınız.

Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Antmen.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşma Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş tarafından yapılacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Özgüneş.

Süreniz beş dakikadır.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bir seçim sürecini yaşadık. Şırnak ve ilçelerini birçok, Kürt halkının yoğunlukta yaşadığı illerde AKP Hükûmeti asker, polis taşıyarak -özellikle Şırnak’a- en küçük ilçelere bile 2 bin, 3 bin kişi taşıyarak zorla, hileişeriyeyle aldılar ama biz de İstanbul’u aldık. Şırnak’ı kaybetmemiz bize bir dert oldu ama Antalya’yı, Mersin’i, Adana’yı, Yalova’yı, Ardahan’ı, İzmir’i, İstanbul’u da size kaybettirerek size büyük bir ders ve büyük bir dert bıraktık.

Değerli arkadaşlar, şimdi millî eğitim sisteminin kanunlarını tartışıyoruz. Şu an çıraklık, çocuk işçiliğini özel sektöre devretme konusu üzerinde bir şeyler söylemek istiyorum. Ayrıca, Türk millî eğitim sistemi deve misali gibi. Ben kendim öğretmenim, EĞİTİM SEN’in kurucusu idim, öğretmenlikten gelmeyim. Biz hep şunu savunurduk: Bilimsel, demokratik, laik, ana dilde eğitim.

Eğitim, bireyin zihninde ve davranışında değişiklik yaratma felsefesidir, etkinliğidir. Bugün Türkiye’deki eğitim sistemi aslında bu söylediğimiz temel özelliklerden uzak; toplumu âdeta bir avuç egemen, devlet hayranı, devleti kutsayan bürokratlara ayak yapma projesi hâline dönüştürmüştür. Hani, bir zamanlar “başlar ve ayaklar” deniliyordu ya; işte bir avuç baş, toplumu kendisine ayak yapıyor. Yetişkinler yetmedi, öyle anlaşılıyor ki çocuklara da el atmak gerekiyor çünkü ekonomi çökmüş, bizim beyefendiler, egemenler artık yeterince üretemiyorlar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti aslında Millî Eğitim Bakanlığını milleti ilerletme, çağdaşlaştırma, ileriye götürme bakanlığından ziyade toplumu geriye götürme bakanlığına dönüştürdü. İşte, toplumların başına gelebilecek en büyük felaket budur. Bugün okullardaki tecavüzleri görüyoruz, Kur’an kurslarındaki tecavüzleri. Bu kadar hırsızlık, bu kadar eğitimsizlik, ahlaksızlık bunun ürünü işte.

Şimdi “bilimsel, demokratik, özgürlükçü eğitim” dedik arkadaşlar. Türkiye’de bilim üreten üniversiteler var mı gerçekten? Sizin aklınızda, üretilmiş bir şey var mı? Avrupalılar üretiyor, biz kullanmasını bilmiyoruz. “Demokrasi” diyoruz; Türkiye’de demokrasi öldürülmüştür, Fatiha’yı okudunuz. “Özgürlük” diyoruz, zaten özgürlük yok. Laiklikten bahsediyoruz, Türkiye'de laikliği Sünni mezhebe, camilere sıkıştırdınız, onun dışında yok, devletin güdümüne alınmış, diğer bütün inançlar reddedilmiştir.

Ana dilde eğitim… Cumhurbaşkanımız Almanya’da ne dedi? “Ana dilde eğitim yapmamak suçtur, insanlık suçudur.” dedi. Şimdi, değerli AKP’liler, siz niçin insanlık suçu işliyorsunuz bu ülkede? Sizin başkanınız söyledi yani. Şimdi, bu suçtan vazgeçin. Türkiye, bir mozaiktir, halkların bahçesidir; Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Arap’ıyla şuyuyla buyuyla var. Şu an Suriye’den gelen göçmen kardeşlerimizin bütün dükkânları Arapça levhalarla dolu, saygı duyuyoruz, helal olsun diyoruz, bütün halkların kimlikleriyle yaşamasını saygı ve sevinçle karşılıyoruz ama Kürt halkı, bu ülkenin kurucusu, beş bin yıldır kimliğiyle bu ülkede, bu topraklarda yaşıyor, siz çocukların kendi ismini kullanmasını kabul etmiyorsunuz. Levhaların peşine düşmüşsünüz, düşürüyorsunuz. Ayıp değil mi? Gerçekten ayıp değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen Sayın Özgüneş, buyurun.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dolayısıyla biz Türk millî eğitim sisteminin kökten değişmesini istiyoruz. Buradaki tarih tezi, yazılan tarih tezleri, bilgiler, yetiştirilen silik kişilikler, bilinçsiz toplum… Bakınız, soruyorlar “Türkiye'yi kim kurdu?” diye. Menderes’ten Özal’a kadar, Cemal Gürsel’e kadar isim söyleniyor. “Türkiye'nin başkenti neresidir?” diye… Antep’ten İzmir’e kadar götürülüyor. İşte, yetiştirdiğiniz toplum bu. Bir de diyorsunuz ki: “Halk iradesi.” Halkı alabildiğince geri götürdünüz, çağın dışına ittiniz, ondan sonra “Bize itaat edin…” Sizin istediğiniz halk, egemenlere itaat eden, onun için çalışan, karın tokluğuyla… Toplumun gelirinin yüzde 80’ini egemenlere, bürokratlara yedirirsiniz, geri kalan 20’sine de “Çalışın, Allah size verir.” dersiniz, aldatırsınız.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Ne alakası var? Hiç alakası yok.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Dolayısıyla bu millî eğitim sistemi devenin kamburları gibidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özgüneş.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Deveye sormuşlar…

BAŞKAN – Özgüneş, lütfen bitirin; 2’nci kere söz veriyorum.

Buyurun, bağlayın.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Pardon, bitiriyorum.

BAŞKAN – Lütfen…

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Deveye sormuşlar: “Boynun niye eğri?” “Neresi düzgün?” demiş. Dolayısıyla, bu maddenin teklif metninden çıkarılmasını talep ediyoruz; bilimsel, ana dille eğitim Kürt halkına ve diğer halkların kendi dilleriyle ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim görmesini talep ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özgüneş.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Bülbül.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

70.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş’in 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Efendim, hatip her ne kadar Adalet ve Kalkınma Partisine yönelik eleştiri yapıyormuş gibi kendisini ifade etse de Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin var olduğu günden bugüne kadar millî eğitim sistemi adına ne varsa onlarla, bu sistemle, Türkiye’nin Türk millî eğitimiyle ciddi bir hesaplaşma duygusu içerisinde olduğunu hissettik, konuşmasından bunu gayet açık bir şekilde anladık.

Türk millî eğitim sisteminde her ne kadar birtakım aksaklıklar, yanlışlıklar ve halledilmesi gereken problemler olsa da bunun bu şekilde, sistematik ve toptancı bir şekilde reddedilmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Türk millî eğitiminin… Türkiye’de eğitim bakanlığı değil Millî Eğitim Bakanlığı vardır. Onun adının Millî…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, cumhuriyetin kurucu iradesinin sonuna kadar arkasındayız. Dün olduğu gibi bugün de Türkiye’de gençliğin, nesillerin 1900’lerin başında İngiliz’in lejyoneri, maşası değil, bugün de Amerika’nın lejyoneri ve maşası olmaması için memleketinin, milletinin menfaatlerini tanıyan, bilen ve bundan daha öncelikli başka hiçbir menfaati tanımayan nesiller olarak yetişmesi için çaba sarf etmekten başka gayemiz olmayacaktır, olmamalıdır. Bu sebeple, hatibin konuşmasında buna hilafen ifade ettiği bütün hususları kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – 10’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ahmet Kaya                     Sevda Erdan Kılıç            Alpay Antmen

                  Trabzon                                İzmir                              Mersin

           Neslihan Hancıoğlu               İlhami Özcan Aygun           Yıldırım Kaya

                  Samsun                              Tekirdağ                           Ankara

            Ömer Fethi Gürer

                   Niğde

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğitim bir bütündür. Esas olan sistemde olanların durumlarıdır. Bu bağlamda millî eğitimi değerlendirdiğimizde ne yazık ki öğretmenlerin mutlu olduğunu söyleyemeyiz. Ek gösterge 3600’le ilgili her gelen konuşmacı burada düşüncelerini ifade etti ama onun dışında -sizlerin de gittiğini düşünüyorum- okula gittiğiniz zaman, öğretmen odasına giriyorsunuz, öğretmenlere baktığınızda birisi sözleşmeli, birisi vekil, birisi kısmi zamanlı çalışan, ücretli, yüzlerine dahi yansıyor. Ayrı ayrı ücretlerle, ayrı ayrı özlük haklarıyla öğretmenlik yaptırmaya çalışıyoruz. Öğretmenler bu konuda gerçekten mağdur. Ucuz iş gücünü öğretmenlik mesleğine de getirerek onların mağduriyeti üzerinden eğitimin yürüyeceğini sanıyoruz. Kendi sorunu olan bir insanın, öğrencilerine iyi eğitim verebileceğini düşünmek büyük bir yanılgı. Önce öğretmenler arasındaki bu ayrımı ortadan kaldırmamız gerekiyor. 100 bin öğretmen açığı, 400 bin de atama bekleyen öğretmen var. Bu öğretmen açığının da öğretmenlerin kadroları verilerek bir an önce giderilmesi gerekir. Ama arkadaşlar, düşündürücü olan şu ki sınırlı sayıda engelli öğretmenimiz var, o engeli öğretmenlerin dahi ataması yapılmıyor, bunu anlayabilmek mümkün değil. Öğretmen açığı var, ataması yapılabilecek durumda öğretmenlerimiz var, bu açığın giderilmesi eğitim için büyük bir ihtiyaç; boşluk olduğunu düşünüyorum.

Keza, okula gittiğimiz zaman gözlediğimiz bir durum daha var, okulda çalışanlar. “Hizmetli” adı altında geçmişte her okulda görevli vardı ve onlar çocuklarımızla öğretmen kadar ilgilenen kişilerdi. Ama şimdi, Toplum Yararına Programlar projesi kapsamında on ay çalıştırıp iki ay işsiz bıraktığımız, iş sürekliliği olmayanlar var. Onların yanında, okul-aile birliği tarafından işe alınan, ücreti ödenenler var. Bunlar, sürekliliği olmadığı için kendi sorunlarıyla baş başa olan ve hakları ne yazık ki göz göre göre yenen kesimler. Toplum Yararına Programlar projesi kapsamında çalışan, okul-aile birliği kapsamında çalışanların da mutlak surette hizmetli kadrolarına alınması ve okullarda öğretmenlerin yalnız kadrolu olmasının yanında, hizmetlilerin de kadrolu olarak çalıştırılması gerekir. Bu da yetmez. Okula gidiyorsunuz, okulun ihtiyacı var, okul-aile birliği yardım topluyor, “Okulu badana yaptıralım, okulun diğer ihtiyaçlarını karşılayalım.” diye, o da yetmeyince belediyelere gidiyor. Sanırsınız ki Millî Eğitimi devlet yönetiyor. Hayırseverler okul yaptıracak, belediyeler, ki CHP’li belediyeler çoğu yerde örnektir, onlar okul yaptıracak; öğretmenler kadrolu, ücretli, sözleşmeli ayrımına tabi olacak, sonra da bu millî eğitimden başarı bekleyeceksiniz.

Ayrıca, bir şey daha söyleyeyim size: Özel rehabilitasyon merkezleri var, oraya gidiyorsunuz, orada da çok ağır koşullarda çalışan öğretmenlerimiz var. Millî Eğitim Bakanlığı bu arkadaşları kadroya alıp neden bunların kadrolu öğretmen olarak çalışmasını sağlamıyor? Keza, halk eğitimdeki öğretici statüsündekilerin de Millî Eğitimin kadrosuna alınarak bunların da öğretmen olarak kadrolarının verilmesi gerekiyor. Kadrolu, sözleşmeli, vekil, kısmi zamanlı çalışan, ücretli gibi ayrışımları bitirerek öğretmenlerin daha başarılı olmalarının yolu açılmalı.

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin her bakanı değiştiğinde uygulamaları değişir. Millî eğitim bu anlamda bir yazboz tahtasına döndü. Millî eğitim dediğimiz, çocuklarımızın, gençlerimizin geleceği demek. Bu anlamda yapılan düzenlemelerde “Bugün bunu geçirelim de yarın başkasını da hazırlayalım.” mantığı doğru bir mantık değil. Biraz evvel başkanın, arkadaşların haklı önerileri konusunda söylediği sözü de bu konuda biraz garipsedim “Bugün bunları geçirelim, bir dahaki sefere de diğerini geçiririz.” Öyle bir şey olmaz. Bütüncül olarak millî eğitim ele alınmadığı için sorunlarımız giderek derinleşiyor, artıyor. Bugün OECD ülkeleri içinde, PISA değerlendirmelerinde eğer son sıralarda yer alıyorsak bu ayıbı hepimiz oturup düşünmek zorundayız. Öğretmeni, hizmetlisi, eğitimi, kalitesi bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde sorunlar daha açık ortaya çıkar.

Ayrıca, endüstri meslek liselerinde görev yapan teknik öğretmenlerin sorunları var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Gürer, bir dakika daha süre vereyim, bitirelim lütfen.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Teşekkürler Başkanım.

Bunun dışında, bir de taşımalı eğitim ucubesi var. Biliyorsunuz, köylerdeki okullar kapandı, o okullar harap oluyor, 1 milyon 300 bin çocuk servislerle eğitim için taşınıyor. Bu taşımalıda özellikle kız çocuklarımız mağduriyet yaşıyor. Köylerde okullar kalmıyor. Bu taşımalı mantığından vazgeçip köylerde yeniden okulların varlığını sağlayacak düzenlemeler konusunda daha önceki bakanların da birkaç kez açıklamaları vardı ama taşımalı eğitime yönelik de görebildiğim kadarıyla bu aşamada bir çalışma yok. Taşımalı eğitimin kendi içinde sorunları var. Çocukların öğle yemeği yemekten tutun da sabah erken saatte okula gidiş geliş yaptıklarında yaşadıkları sorunların ötesinde, ailelerin çocukları ile okul arasındaki birlikteliği sağlamada sorun yaşadıkları bir gerçek. Eğitimi yeniden şekillendireceksek ve doğru anlamda çocuklarımızın iyi eğitim almasını sağlayacaksak önce eğitimde görev alanların sorunlarını çözmeliyiz ve bu anlamda eğitimin kalitesini yükseltmeliyiz diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gürer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Birleşime üç dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.13

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 27 Haziran 2019 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.15



(x) 90 S. Sayılı Basmayazı 25/6/2019 tarihli 93’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.