TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          93’üncü Birleşim

                                                                                     25 Haziran 2019 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Zonguldak Milletvekili Hamdi Uçar’ın, 21 Haziran Zonguldak ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir’in, Bingöl ilinde kentsel dönüşümde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, çalışanların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunun hayırlı olmasını dilediğine ve seçim ortamı belirsizliği sarmalından çıkılarak iç ve dış dünyaya güven veren adımların atılması gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Kuzey Irak’ta yürütülen Pençe Harekâtı’na planlandığı şekilde devam edildiğine, vatan için canlarını feda eden şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

3.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesinin başarılarına ilişkin açıklaması

4.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın atadığı Halk Ekmek Yönetim Kurulunun onaylanmamasına ilişkin açıklaması

5.- Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucuna ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Türkiye’nin gıda ve içecekler dâhilinde 2018 yılı satın alma gücü paritesine göre en ucuz 4’üncü ülke olduğuna ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Mersin ilinde yaşanan tren kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Çukurovalıların narenciye ürünlerini işleme konusunda yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, OHAL dönemindeki hukuksuzlukların toplumu olumsuz etkilemeye devam ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Antalya Milletvekili Rafet Zeybek’in, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucuna ilişkin açıklaması

10.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Amasya ilinin barışın, huzurun ve refahın öncüsü olmaya aday potansiyele sahip olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda adaletin yerini bulduğuna, gençlerin işsizlik sorununa çözüm bulunması gerektiğine ve emeklilikte yaşa takılanlar ile 3600 ek gösterge sözü verilenlerin düzenleme beklediğine ilişkin açıklaması

12.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri üzerinden geçen bir yıllık süre içinde millî iradenin, demokrasinin tesis edildiğine ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda demokrasinin kazandığına ve İŞKUR Genel Müdürü Cafer Uzunkaya’nın açıklamalarına ilişkin açıklaması

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Kahramanmaraş ilinde eğitim kademelerinde iyileştirmeye ihtiyaç olduğuna ilişkin açıklaması

15.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya kayısısının kötüye kullanım, taklit ve çağrıştırmaya karşı korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Samsun ili Terme ilçesi ve köylerinde yaşanan sel felaketi nedeniyle oluşan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin ilinde yaşanan tren kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Adana-Mersin ve Ankara-Adana istikametindeki demir yolunun yerleşim alanı içerisinden geçen geçitlerine bariyer konulması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, eğitimin bireyin toplumla uyuşabilmek, öğretimin bireye bilgi ve beceri sağlayabilmek demek olduğuna ilişkin açıklaması

19.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, askerlik sisteminde Askeralma Kanunu Teklifi’yle 1927 yılından beri ilk köklü değişikliğe gidildiğine ve başta Millî Savunma Komisyonu Başkanı İsmet Yılmaz olmak üzere emeği geçen milletvekillerine teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

20.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” mesajının verildiğine, Suudi Arabistan’ın Tebük kentine çalışmaya giden inşaat işçilerinin ve ailelerinin mağduriyetinin giderilmesi için Dışişleri ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını göreve çağırdıklarına ilişkin açıklaması

21.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucuna ilişkin açıklaması

22.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın atadığı Halk Ekmek Yönetim Kurulunun onaylanmamasına ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunun hayırlara vesile olmasını dilediğine, gündemlerinde erken seçim olmadığına ve farklılıkları zenginlik kabul edecek yeni bir siyasal iklimin oluşması için alın teri dökeceklerine ilişkin açıklaması

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 24 Haziran Azerbaycan’ın 2’nci Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’in ad günü vesilesiyle Ebulfez Elçibey’e ve 25 Haziran 1950 tarihinde yaşanan Kore Savaşı’nda hayatını kaybeden Mehmetçiklere Allah’tan rahmet dilediklerine, Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerinin Lozan Barış Antlaşması’yla teminat altına alınan dinî özgürlükleri ile dinî kurumlarına hukuka aykırı müdahalesine, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunun hayırlı olmasını dilediklerine ilişkin açıklaması

25.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan Ekrem İmamoğlu’na başarılar dilediğine ve İstanbul ilinin çoklu dokusuna hizmet edecek demokratik belediyeciliğin inşa edilmesi gerektiğine, Gezi’yi yargılayan yaklaşımı reddettiklerine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda İstanbul seçmeninin Ekrem İmamoğlu’nu bir kez daha görevlendirdiğine, 14 Haziran 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasıyla başlatılan Adalet Yürüyüşü’ne ilişkin açıklaması

27.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 25 Haziran Denizciler Günü’nü kutladığına ve Kore Savaşı’nın başlangıcının 69’uncu yıl dönümünde şehitlerimizi rahmetle andığına, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda kazanan Başkanı tebrik ettiğine ve herkesin alacağı dersler olduğuna ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, kâğıt üzerinde dört başı mamur hâle getirmeye çalıştıkları Askeralma Kanun Teklifi’ni desteklediklerine ve hayırlı olmasını dilediklerine ilişkin açıklaması

32.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Afrin ve Pençe Harekâtı’yla gücünü dünyaya bir kez daha gösterdiğine, Askerlik Kanunu’nda önemli düzenlemeleri içeren Askeralma Kanunu Teklifi’nin hayırlı olmasını dilediklerine ilişkin açıklaması

33.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Askeralma Kanunu Teklifi’yle askerlik süresinin altı aya indirilmesini ve bedelli askerlik uygulamasını önemli bulduklarına ancak zorunlu olma durumunu reddettiklerine ilişkin açıklaması

34.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Askeralma Kanunu Teklifi’nin hayırlı olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Genel Kurulda görüşülme şekliyle ilgili düşüncelerine ilişkin açıklaması

36.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve bakanların “teknokrat” denilerek değersizleştirilmesini haksızlık olarak gördüğüne ilişkin açıklaması

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin tıkandığına ve her doğana göre anayasa yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

40.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Türkiye’nin geleceği için her şeyin milletin rızasının ve onayının alınarak yapıldığına ilişkin açıklaması

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, dünyanın hiçbir yerinde OHAL’de anayasanın değiştirilmeyeceğine ilişkin açıklaması

42.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve yapılan her şeyin yapıldığı şartlar içerisinde anlam ifade ettiğine ilişkin açıklaması

43.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, iyi yaşamak için iyi öğrenip iyi eğitilmek gerektiğine ilişkin açıklaması

44.- Ankara Milletvekili Servet Ünsal’ın, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine ve yöneticilerin yurttaşların ekonomik bataktan kurtarılabilmesi için harekete geçmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

45.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar ilinin Liseye Geçiş Sınavı sonuçlarında başarı sıralamasında 60’ıncı olmasının nedenlerine ilişkin açıklaması

46.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

47.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, Tokat Milletvekili Özlem Zengin ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

49.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

50.- Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’ün, 25 Haziran Kazım Koyuncu’nun Hakk’a yürüyüşünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

51.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, 23 Haziranda Türk milletinin tarih yazdığına ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

52.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Gezi direnişi davasına, 23 Haziranda gerçekleştirilen seçimin sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi olarak değerlendirilemeyeceğine ve Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine, Türkiye İşçi Partisi ile üyelerinin töhmet altında bırakılıp tehdit edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

53.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonuçlarının Türk milletine hayırlı olmasını dilediğine ve Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine, Türk millî eğitimine reform niteliğinde neşter vurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

54.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunun 6 Mayıs YSK darbesine karşı demokrasi zaferi olduğuna ve Ekrem İmamoğlu’na başarılar dilediğine, Meclisin Anayasa’ya aykırı olan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine karşı izleme komitesi kurmasının zorunluluk olduğuna ilişkin açıklaması

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

56.- Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un, “Atanamayan öğretmen” ifadesinin yanlış olduğuna ve Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

57.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, bakanlıklarda adalet için, hukuk için mülakat sınavlarının kaldırılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

58.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, üniversiteleşme oranının artması neticesinde öğretmenlik yapabilecek üniversite mezunu sayısının yüz binlerle ifade edildiğine ilişkin açıklaması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmında bulunan 90 ve 47 sıra sayılı kanun tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 2’nci ve 50’nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla özel bir görüşme yapılması için 15 Temmuz 2019 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmasına ve bu toplantıda yapılacak görüşmelerdeki söz sürelerine ilişkin önerisi

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in (2/974) esas numaralı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/35)

 

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

 

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 49 Milletvekilinin Askeralma Kanunu Teklifi (2/1940) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 69)

2.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90)

 

IX.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 69) İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 49 Milletvekilinin Askeralma Kanunu Teklifi’nin oylaması

 

X.- KOMİSYONLAR BÜLTENİ

1.- 01/07/2018-31/12/2018 tarihleri arasında komisyonlara gelen, komisyonlardan çıkan ve 31/12/2018 tarihinde komisyonlarda bulunan kanun hükmünde kararnameler, Cumhurbaşkanı teklifleri, milletvekili teklifleri ve tezkereler

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Ahmet Ünal Çeviköz’ün, yabancı bir diplomat tarafından Türkiye ile Suriye Demokratik Güçleri arasında yapıldığı iddia edilen görüşmelere ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun cevabı (7/11127)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık çalışanlarının çocukları için kreş hizmeti verilmesine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/11599)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda boş bulunan engelli kadrolarına,

Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından satın alınan bilişim ekipmanlarına,

İlişkin soruları ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/12377), (7/12585)

25 Haziran 2019 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Zonguldak’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Zonguldak Milletvekili Hamdi Uçar’a ait.

Buyurunuz Sayın Uçar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Zonguldak Milletvekili Hamdi Uçar’ın, 21 Haziran Zonguldak ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HAMDİ UÇAR (Zonguldak) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekillerim; Zonguldak ilimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 98’inci yıl dönümünü geçtiğimiz hafta, 21 Haziran 2019 tarihinde kutladık. Yoğun çalışmalar nedeniyle gündem dışı konuşma sıram bugüne planlandı. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Pazar günü gerçekleşen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin demokrasi açısından ülkemize ve dünya kenti İstanbul’umuza hayırlı olmasını diliyorum.

Millî Mücadele’de bağımsızlık ve özgürlük meşalesinin yakılmasıyla birlikte 21 Haziran 1921 tarihinde Zonguldak Fransız işgalinden kurtarılmıştır. Ülkemizin sanayileşmesinde, ekonomik ve toplumsal gelişiminde lokomotif şehirlerden biri olan Zonguldak, cumhuriyetimizin kuruluşunun ardından 1 Nisan 1924’te il olmuş ve cumhuriyet sonrası kurulan ilk il olma unvanına kavuşmuştur.

Bu günün diğer bir özelliği ise Uzun Mehmet’i anma günü olmasıdır. Bilindiği üzere bahriye erlerinden Uzun Mehmet’in 8 Kasım 1829 yılında Ereğli’nin Köseağzı köyünde dere kenarında taş kömürünü bulmasıyla başlayan kara elmas macerası, hem ülkemizin hem de bölgemizin kaderini etkilemiştir. Ülkenin kalkınmasında ve sanayileşmesinde Zonguldak havzası yıllarca önemli bir rol üstlenmiştir.

Zonguldak’ta 10 Haziran 1919 yılında başlayan Fransız işgali 21 Haziran 1921’de sona erer. İşgalin sebebi ise günümüzde petrol kadar önemli olan taş kömürüdür. Zonguldak, Birinci Dünya Savaşı’nda Sarıkamış’a gidecek mühimmatlara ev sahipliği yapmış limanıyla, 1919 yılında kurtuluş döneminde Fransızlara karşı göstermiş olduğu cesur mücadeleyle tarihe geçmiştir. Toplam 3.310 kilometrekare yüz ölçümüne sahip Zonguldak yaklaşık 600 bin nüfusa sahiptir. Taş kömürü madenciliği ve civarında oluşturulan demir çelik endüstrisi, termik santral gibi ağır sanayi tesisleriyle ülkemizin can damarı durumunda olan Zonguldak, yakın dönemde orta ve büyük ölçekli imalat iş yerleri ve buralarda çalışanların ekonomik faaliyet kollarına katılımlarıyla önemli bir sanayi kenti kimliği taşımaktadır. Zonguldak’ın Çaycuma ilçesi Filyos beldesinde yapımı süren -Sultan Abdülhamit döneminde hayata geçirilmesi planlanan- ve yüzde 90’ı tamamlanan limanımız Batı Karadeniz illerimizin ve başkent Ankara’nın Karadeniz’de yer alan ülkelere ve dünya ülkelerine açılan kapısı olacak ve ticaret yapmasına imkân tanıyacaktır. Türkiye'nin en büyük 5 yatırımından biri olan Filyos Limanı, ilimize, bölgemize ve ülkemize büyük fayda sağlayacaktır.

Tipik Karadeniz iklim koşullarına sahip olan Zonguldak’ta ilin tamamına hâkim orman dokusu, çok sayıda doğal mağara, yaylalar ve özellikle su-yeşil kombinasyonunun oluşturduğu doğa harikaları Zonguldak’ı, doğaseverlerin ve turistlerin gözünde önemli bir çekim odağı kılmaktadır.

Zonguldak’ta taş kömüründen başka kalker, kuvars yatakları bulunmaktadır.

Eğitim alanında da önemli bir yere sahip olan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi bünyesinde 34.500 öğrenci eğitim görmektedir. Zonguldak ili ve çevresinde çeşitli fakülte, enstitü, yüksekokul, meslek yüksekokulu, konservatuarla oluşan yapısıyla hizmet etmektedir.

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk “Tam bağımsızlık için ekonomik bağımsızlık şarttır.” anlayışıyla Zonguldak’a sahip çıkmış ve ülkemizin sanayisinin gelişmesi hamlesini Zonguldak’ta başlatmıştır.

Kömürün yeryüzüne çıkarılmasıyla birlikte Zonguldak, Türk ekonomisine ve sanayisine çok değer katmıştır. Atatürk’ün Zonguldak ziyaretinde söylediği sözü hatırlatmakta fayda görüyorum, “Zonguldak’ın derin toprakları altındaki serveti madeniye ne kadar kıymetliyse bizim nazarımızda Zonguldak da o kadar kıymetli bir vilayetimizdir.” demiştir.

Zonguldaklı hemşehrilerim daima şerefiyle bu vatana hizmet etmiş, yer üstünde ve yer altında kanıyla, canıyla, emeğiyle çalışmış, can vermiş; bu hizmetleri yaparken canlarını kaybetmiş aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum. Ruhları şâd olsun diyorum.

Yüce milletimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uçar.

Gündem dışı ikinci söz, Bingöl’ün kentsel dönüşüm sorunları hakkında söz isteyen Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir’e aittir.

Buyurun Sayın Aydemir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

2.- Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir’in, Bingöl ilinde kentsel dönüşümde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

ERDAL AYDEMİR (Bingöl) – Sayın Başkanım, sizinle bu Genel Kurula katılmak onur verdi; çok mutlu oldum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydemir.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Sayın Başkan, değerli Genel Kurul; Bingöl merkez Kültür Mahallesi’nde iki ve üç katlılar olarak bilinen mevkide, 2016 itibarıyla, Çevre Bakanlığı ve Bingöl Belediyesi tarafından kentsel dönüşüm ve gelişim projesi ilan edildi. Ancak, Bingöl merkezde Kültür Mahallesi’ne gelinceye kadar, gerçek anlamda hiçbir şekilde altyapısı olmayan, yolu, kaldırımı, hatta ve hatta kanalizasyon ve içme suyu tesisatı bulunmayan Yeşilyurt, Yeni Mahalle ve Mirzan Mahallelerinden kentsel dönüşüme başlanması gerekirken Kültür Mahallesi’nin seçilmesi tamamen dönemin yerel iktidarının yöneticileri tarafından kendi bireysel rantları üzerine kurulu bir tasarruf olmuştur.

Bingöl’de yaklaşık 1.500 hane yıkılmış ve bu hane sahiplerine on sekiz ay içerisinde Bingöl Belediyesi tarafından konutları yapılıp teslim edileceği taahhüdünde bulunulmuş ve bu kapsamda da sözleşmeler imzalanmıştır. Ancak üçüncü yıla girilmesine rağmen henüz Kültür Mahallesi’nde bahsedilen kentsel dönüşüm alanına bir kazma bile vurulmamıştır, sadece 31 Mart yerel seçimleri öncesinde göstermelik olarak iki temel kazılmış, seçim akabinde, seçimin bitmesiyle birlikte de hiçbir şekilde söz konusu yerde herhangi bir inşaat girişimine başlanmamıştır. Bunun yanında, yapılan projeler toplu konut kapsamında olmasına rağmen, Bingöl ili deprem bölgesinin tam odağında bir yer, 14 ve 8 kat olarak düşünülmüş olan binaların, deprem de göz önünde bulundurulduğunda, Bingöl’ün coğrafi konumuna uymadığı çok açık bir şekilde görülecektir. Yine, 2019’un Eylül ayı itibarıyla yapılan kira yardımları da son bulacaktır. Bundan dolayı 1.500 hane yıkılmıştır. Eşleriyle birlikte 3 bin, birer çocuğu olması hâlinde 4.500, iki çocuk düşünülmesi hâlinde 6 bin kişi mağdur edilmiştir. Tüm bu mağduriyetlerin bir an önce son bulması ve evleri yıkılanların bir an önce konutlarına kavuşturulması buradan, başta TOKİ Başkanlığına, yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığına çağrımızdır, çağrımız elzemdir.

İkinci bir konuysa -sayın milletvekilleri, bütün partilerin gruplarının bu konuya dikkatini istiyorum, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisinin- Bingöl ilinde Alevi toplumu “Karer” olarak bilinen bir bölgede yaşamaktadır. Cumhuriyetin kurulduğu tarihten bu yana Karer bölgesinde bulunan köyler toplam 9 adettir. Şirnan (Altınevler), Yekmal (Dolutekne), Pircan (Kabaçalı), Pörçük (Çamlıca), Darebi (Sütlüce), Sağyan (Doluçay), Maskan (Elmaağaç), Korkan (Sarıdibek), Cafran (Dallıtepe). Bu saydığım bütün köylerde yüzde 100 yoğunlukta Alevi kesim, Alevi halkımız yaşamaktadır. Arkadaşlar, cumhuriyetin kurulduğu tarihten itibaren söz konusu yerlere hiçbir hizmet götürülmemiştir. 2019’da, 2020 yılına girerken söz konusu köylerin yolları hâlâ stabilizedir, hiçbir şekilde asfaltlama yapılmamıştır. Yapılan çalışmalar, özellikle yol çalışmaları, asfaltlama çalışmaları Sünni kesimin yaşamış olduğu köylerden sonra âdeta bıçak sırtı gibi kesilmektedir. Bu, yüz yıldır devam etmektedir. Özellikle “Karer bölgesi” olarak bilinen bu bölgemizin yollarında asfaltlama yapılmamasının yanında -çok ciddi- normal telefon hattı bulunmamaktadır. Su sorunu mevcuttur. Okul yoktur. Sağlık hizmetlerinden yararlanılamamaktadır.

Yine, bu bölgede yaşayan köylülerimiz, hemşehrilerimiz yol olmadığı için oraya götürmüş oldukları eşyalarını 2019 yılı itibarıyla sırtlarında taşıyarak evlerine götürmektedirler. İşte, bölge, yaklaşık yüz yıldan beridir gerek sistem tarafından gerek devlet tarafından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Aydemir.

Buyurun.

ERDAL AYDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

…gerekse yerel yönetimler tarafından bilinçli bir şekilde geri bırakılmıştır, hizmetlerden mahrum bırakılmıştır. Buradan da tüm ilgili bakanlıklara ve yetkililere çağrımız şudur ki: Bir an önce, Bingöl merkez Karer bölgesinin, demin saydığımız bütün köylerin, özellikle yollarının asfaltlanmasını ve burada yaşayan Alevi halkımızın sorunlarının giderilmesini talep ediyoruz.

Saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydemir.

Gündem dışı üçüncü söz, çalışanların sorunları hakkında söz isteyen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’e aittir.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, çalışanların sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak İstanbul’da yapılan, 800 bin oy farkıyla Ekrem İmamoğlu’nun seçilmesiyle sonuçlanan seçim artık geride kaldı. Bundan sonra hizmet dönemi olduğunu düşünüyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisine de bu bağlamda büyük sorumluluklar düşüyor.

Ülkemizde açlık sınırı asgari ücreti geçmiş durumda. İşsizler kendini yakıyor, mağduriyetler artmış. Bunun yanında, polise, hemşireye, öğretmene, din görevlilerine 3600 ek gösterge konusunda verilen sözler var. Bunların gerçekleşmesi gerekiyor. Ayrıca, biz, 3600 ek göstergenin devlet memurlarının tümüne verilmesi yönünde kanun teklifi de verdik çünkü geçim sıkıntısı had safhada.

Bu arada, EYT’lilerin durumu var. EYT’liler İstanbul seçimlerinde kendi varlıklarını oylarıyla ispat ettiler. Bunlara “Türedi.” demek sorunu çözmüyor. EYT sorunu bu ülkenin gerçeğidir ve bir an önce bu Meclis eliyle bu sorun çözümlenmelidir.

Taşeronda olanların, taşeronda kalanların sorunlarına Meclis eliyle çözüm getirmeliyiz. Kanun hükmünde kararnameyle, taşeronda olan çok sayıda arkadaşımız yine taşeronda kaldı. Kamudaki kiralık araç şoförlerinin yanı sıra, Sağlık Bakanlığında, Millî Eğitim Bakanlığında, farklı bakanlıklarda çalışan çok sayıda taşeron kardeşimiz var. Bunların bir an önce kadroya alınması gerekiyor. Biliyorsunuz, kamuda şu anda toplu sözleşme görüşmeleri devam ediyor. Ne yazık ki kamuda taşerondan kadroya geçenler bu toplu sözleşme görüşmelerinde yoklar. Onların bu mağduriyetinin de mutlak suretle giderilmesi gerekiyor.

Toplum Yararına Program kapsamında 30 bin güvenlik görevlisi de bu ayın sonunda işsiz kalacak. Bu kölelik düzeninin sona erdirilmesi gerekiyor. Toplum Yararına Program kapsamında, iş yerlerinde olan -Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere- tüm çalışanlara kadro verilmeli. “Geçici işçi” “mevsimlik işçi” “kampanyalı işçi” tanımları ortadan kaldırılmalı. 5 ay 29 gün, 9 ay 29 gün İşsizlik Fonu’na para kesip, daha sonra bu insanları işten çıkarıp İşsizlik Fonu’ndan da yararlandırmamayı hiçbir vicdanın kabul edeceğini sanmıyorum. İşsizliğin var olduğu yerde işi olanların da mağduriyeti artıyor. Esnek çalışmanın yanı sıra, fazla mesai yaptırılarak işçilere daha düşük ücretler veriliyor. Onların varlığında sorunlara çözüm üretilmesi gerekiyor.

Çocuk işçilik almış başını gidiyor. 10 yaşındaki bedenlere, büyük yaştaki çalışanlara yüklenen yükler yükleniyor. Bunlar bu ülkenin gerçeği, bunlarla ilgili çözüm üretmek Türkiye Büyük Millet Meclisinin asli görevlerinden olmalı diye düşünüyorum. Düşük ücretle çalışanların yanı sıra, üniversiteli işçilerin devlet memuru statüsüne alınması yönünde geçmişte verilen sözler var. Onların özlük haklarıyla ilgili yapılması gereken düzenlemeler de ne yazık ki yapılmadı.

Çırak ve stajyerlerin çalışmaya başladıkları andan itibaren yaşlılık sigortasına dâhil edilmesi için kanun teklifleri de verdik. Onların da bu bağlamda mağduriyetlerine çözüm getirilmesi gerekiyor. Keza, kadınların çalışmadan önceki doğum süreçleriyle ilgili borçlanmalarına yönelik kanun teklifimiz de Mecliste bekliyor. Çalışanların sorunlarına çözüm üretmeye yönelik bu bağlamda verdiğimiz kanun tekliflerinin ele alınmasının ülkede adaleti, paylaşımı, hakça yaşamı daha güçlendireceğine inanıyorum. Eğer çalışanların hakkını vermezsek onların sıkıntıları katlanır. Bugün, işsizliğin geniş tanımının 8 milyona eriştiği ülkemizde kadın ve genç işsizliği de ne yazık ki daha yüksek rakamlarda. Genç işsizliği yüzde 26’ya vurmuş, üniversite mezunu olup da iş bulamayanların sayısı 1,5-2 milyon aralığına çıkmış durumda. Bunlar, bu ülkenin gerçekleri. O anlamda, seçimleri tamamladığımıza göre bunlarla ilgili çözüm üretme döneminin başlaması gerektiğine inanıyorum.

“Esnek çalışma” adı altında modern kölelik düzeninin Türkiye’de çalışanlara huzur getirmediğini bir kez daha ifade etmekte yarar var. Çalışanların kadrolu olarak çalışmaları, haklarının hukuklarının korunması, örgütlü olarak sendikalarında görev almaları ve sendikaların da varlığının güçlendirilmesi bu ülkenin çalışma barışı adına önemli olacaktır.

İşçisiyle, çiftçisiyle, esnafıyla, köylüsüyle her kesim mağduriyetler yaşamaktadır. Emekliler bu ülkede 3 ayrı maaş almaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Gürer, buyurun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Teşekkür ederim.

2000 yılından önce emekli olanlar, 2000-2008 aralığında emekli olanlar, 2008’den sonra emekli olanlar olmak üzere 3 ayrı emekli maaşının varlığı emeklilerin mağduriyetini artırmaktadır. Bu konuda da intibak yasasıyla ilgili bir kanun teklifi verdim. Bunun da önümüzdeki günlerde Meclisimize geldiğinde değerlendirileceğini düşünüyorum.

Aylık bağlama oranlarıyla ilgili yapılan yanlıştan dönülmelidir. Emekli olanların ne yazık ki aylık bağlama oranlarıyla maaşları emekli oluncaya kadar geriye doğru işlemekte, bu konuda da büyük mağduriyetler yaşanmaktadır.

Çalışan her kesimin sorunlarına kulak tıkayarak ülke yönetilmez. Onların mağduriyetini gidermek de başta iktidarın görevidir. İktidar buraya bunlarla ilgili kanun teklifleri getirmiyor. Adalet ve Kalkınma Partisi on yedi yıllık iktidarı boyunca çalışanların lehinde bir düzenleme de yapmadı ama bizim getirdiğimiz kanun tekliflerinin Mecliste karşılık bulmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gürer.

Değerli milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Özdemir…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunun hayırlı olmasını dilediğine ve seçim ortamı belirsizliği sarmalından çıkılarak iç ve dış dünyaya güven veren adımların atılması gerektiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

31 Mart İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin Yüksek Seçim Kurulunun hukuksuz kararıyla iptali sonrasında 23 Haziranda tekrarlanan seçim sonucunun İstanbul’a, 16 milyon İstanbulluya ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Hangi siyasi partiden olursa olsun, vicdanlarının sesini dinleyerek sandığa gidip oy kullanan, millî iradenin tecelli etmesini sağlayan; demokrasimize, adalete sahip çıkan tüm İstanbullulara bir İstanbul Milletvekili olarak teşekkür ediyorum. İkinci kez seçilerek Belediye Başkanı olan Sayın Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ediyor, görevinde çok çok başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, seçim ortamı belirsizliği sarmalından ülkemiz bir an evvel çıkmalıdır. Meclisimizin gündemi halkımızın çözüm bekleyen ekonomi, işsizlik, enflasyon, üretim, adalet, hukuk devleti ve yatırım ortamının iyileştirilmesi olmalı, zaman kaybetmeden iç ve dış dünyaya güven veren adımlar atılmalıdır.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

2.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Kuzey Irak’ta yürütülen Pençe Harekâtı’na planlandığı şekilde devam edildiğine, vatan için canlarını feda eden şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

27 Mayıs tarihinde Irak kuzeyindeki Hakurk bölgesinde başlatılan Pençe Harekâtı planlandığı gibi, başarılı şekilde devam ediyor. PKK’lı teröristler başta olmak üzere, kullandıkları sığınak, barınak, mağara, mühimmatları ve yaşam malzemeleri de arama tarama faaliyetleriyle tespit edilerek teker teker imha ediliyor. Terör örgütü PKK’nın Hakurk bölgesinde, içerisinde yaşam malzemeleri bulunan mağara ve sığınaklar operasyon kapsamında imha edilirken Pençe Harekâtı’nın başladığı 27 Mayıstan bugüne kadar Irak’ın kuzeyinde Hakurk bölgesinde etkisiz hâle getirilen terörist sayısı da her geçen gün artarak devam etmektedir. Bu vesileyle, vatan için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle anarken fedakârca görev yapan kahraman Mehmetçiklerimize Cenab-ı Hak’tan yardım ve inayet niyaz ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

3.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesinin başarılarına ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Osmaniye Korkut Ata Üniversitemiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde “Her İle Bir Üniversite” projesi kapsamında Çukurova Üniversitesi ve Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinden ayrılarak 27 Mayıs 2007 tarihinde kurulmuştur. 84 doktora öğrencisi, 496 tezli ve 91 tezsiz yüksek lisans öğrencisi ve diğer lisans, ön lisans olmak üzere yaklaşık 14 bin öğrencisi, 469 akademik personeli, 529 çalışanı ve 12 doktora mezunuyla kendi eğitim öğretim üyesini yetiştirmenin haklı gururunu ve kıvancını yaşamaktadır. Genç ve enerjik üniversitemiz 17 akademik birimiyle, 172 programındaki öğrencileriyle akademik eğitim öğretimde kalıcı olan yerleşkesiyle birlikte Bahçe, Düziçi ve Kadirli yerleşkesinde devletimizin üniversitemize sunduğu imkânları en iyi şekilde kullanarak kaliteli bir eğitim sunmakta ve ülkemizin 2023, 2053 ve 2071 vizyonuna ulaşmasına katkı sağlayacak ve üstlendiği sorumluluğu layıkıyla yerine getirecektir.

Tüm öğrencilerimize eğitim hayatında başarılar diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Erel…

4.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın atadığı Halk Ekmek Yönetim Kurulunun onaylanmamasına ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın belediye bünyesindeki Halk Ekmeke atadığı yönetim kurulunu Ticaret Sicil Müdürlüğü onaylamamıştır. Yirmi beş yıldır Ankara Büyükşehir Belediye başkanlarının iradesiyle yönetimler değişirken Sayın Mansur Yavaş’ın Ankaralının ve hukukun kendisine verdiği yetkiyi kullanmasının önüne engeller koymaya çalışanlar kendi menfaatlerini koruma çabası içine girerken kötülüğü hukuka, millet iradesine ve Ankaralıya yapmış olacaklardır. Hassasiyetimiz Ankaralının bir mağduriyet yaşamaması, eski yönetimin egoları, kişisel hırsları, siyasi hesapları, maddi menfaatleri için halkın ekmeğiyle oynanmamasıdır. Ticaret Sicil Müdürlüğü haddini ve hukukunu bilmeli, Ankaralının ekmeğinden elini çekmelidir. Kimsenin Ankaralı vatandaşlarımızın ekmeğiyle oynamasına müsaade edilmemelidir.

BAŞKAN – Sayın Bankoğlu…

5.- Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucuna ilişkin açıklaması

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Biz Türkiye kazansın diye mücadele veriyoruz. Biz bu vatanı seven, burada hak, hukuk ve adaletle iyi yaşamak isteyenler için çalışıyoruz. Biz bölmeye ve ötekileştirilmeye değil, tüm yurttaşlarımız için çalışıp hizmet etmeye talibiz. Bunun için “hukuk” diyoruz, bunun için “şeffaflık” diyoruz. Sadece İstanbul’un ve Türkiye'nin değil, dünyanın dikkat kesildiği bir sürecin sonunda toplumun adalet duygusu tecelli etmiştir. 23 Haziranda İstanbullular Sayın Ekrem İmamoğlu’na bir kez daha ama bu sefer daha yüksek sesle hakkını teslim etmişlerdir ve demokrasi kazanmıştır. Sadece İstanbullular değil, vicdan, sağduyu ve Türkiye kazanmıştır. Artık tüm yurttaşlar kendine verilen değeri hissetmekle kalmayacak, sevgi ve barış diliyle huzura da kavuşacak. Değersizleştirilip örselenen kimse kalmayacaktır. En önemlisi de bu iyi niyeti kısa zamanda tüm Türkiye görecek.

İnşallah her şey çok güzel olacak. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Türkiye’nin gıda ve içecekler dâhilinde 2018 yılı satın alma gücü paritesine göre en ucuz 4’üncü ülke olduğuna ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2018 yılı gıda ve içecekler satın alma gücü paritesinde Türkiye alım gücü açısından en ucuz 4’üncü ülke olmuştur. Avrupa İstatistik Ofisinin, 28 Avrupa Birliği ülkesi, 3 Avrupa Serbest Ticaret Birliği ülkesi, 5 aday ülke ve 1 potansiyel aday ülkeyi kapsayan toplam 37 ülkede 2018 yılı karşılaştırmalı sonuçlarına göre fiyat düzeyi endeksi en yüksek, diğer bir ifadeyle en pahalı ülke 163’le Norveç; en düşük, diğer bir ifadeyle en ucuz ülke ise 62’yle Kuzey Makedonya olmuştur. Türkiye’nin gıda ve içecekler ana grubuna ilişkin fiyat düzeyi endeksi ise 70 olup 37 ülke arasında 4’üncü en ucuz ülke konumuna gelmişti.

Halkın alım gücünü artıran, Türkiye ekonomisini sağlam temellere oturtan başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

7.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Mersin ilinde yaşanan tren kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Çukurovalıların narenciye ürünlerini işleme konusunda yaşadığı mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Mersin’de yaşanan tren kazasında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Türkiye’nin en verimli topraklarına sahip olan Çukurova’da çok iyi derecede narenciye ürünleri yetiştirilmektedir. Ancak bu ürünleri işleyecek tesislere veya fabrikalara sahip olmayan Çukurovalılar, ürünlerini işlemek üzere çeşitli bölgelere bu ürünleri göndermektedir. Bu mağduriyetin giderilmesi için Tarsus Tarımsal Ürün İşleme İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nin bir an önce kurulması, yalnızca Mersinlilerin değil, bölge insanının da elini güçlendirecektir. Ülke ve bölge ekonomisine büyük katkılar sunacak bu sanayi bölgesinin bir an önce faaliyete geçmesi, tüm Çukurovalı vatandaşlarımızın haklı beklentisidir.

Diğer taraftan, meyve suyu fabrikalarının kurulmasını bütün vatandaşlarımız beklemektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu…

8.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, OHAL dönemindeki hukuksuzlukların toplumu olumsuz etkilemeye devam ettiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

OHAL dönemi hukuksuzlukları toplumu olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Neredeyse herkesin soruşturulduğu, herkese -tırnak içinde- “terörist” yaftası yapıştırıldığı bir dönemde hakkında soruşturma olan, yargılanan ama hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmayan veya yakınlarından birinin yargılaması devam eden eczacılarımızın SGK’yle olan anlaşmaları feshediliyor, MEDULA sistemi karartılıyor. Bana ulaşan yüzlerce eczacımız bu sorunla karşılaştıklarını ve SGK’yle anlaşmaları olmadığı için evlerine ekmek götüremediklerini belirtiyorlar. SGK’nin anlaşma fesih yetkisini 2017 yılında Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Danıştaya götürmüş, Danıştay da bu maddeyi iptal etmiştir. Ancak bu karara rağmen SGK, kararı hukuksuzca uygulamakta ısrar etmektedir. Ben iktidarı insanların ekmekleriyle oynamaktan vazgeçmeye ve hukuk düzenine tekrar dönmeye davet ediyorum. Yine, çok değerli meslek örgütümüz Türk Eczacıları Birliğini de meslektaşlarına sahip çıkmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

9.- Antalya Milletvekili Rafet Zeybek’in, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucuna ilişkin açıklaması

RAFET ZEYBEK (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde milletimiz iktidara ve Yüksek Seçim Kuruluna demokrasi ve adalet dersi vermiştir. Herkes bu derse iyi çalışmalıdır. Bu ülke hepimizin. Yolumuz Orta Doğu’nun antidemokratik ve baskıcı yöntemleri değil, çağdaş uygarlık yolu olmalıdır. Bunun için el ele, omuz omuza verip hep birlikte daha çok çalışacağız ve bu ülkede kardeşçe yaşayacağız ve her şey çok güzel olacak. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

10.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Amasya ilinin barışın, huzurun ve refahın öncüsü olmaya aday potansiyele sahip olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Yedi bin beş yüz yıllık tarihe sahip, şehzadeler şehri Amasya, tüm renklilikleriyle, benzerlikleri ve farklılıklarıyla, kısaca, eşsiz zenginlikleriyle kendi içinde, bölgesinde kalkınmanın, barışın, huzur ve refahın öncüsü olmaya aday bir potansiyele sahiptir. Kararlılık sahibi siyasi irade yönetimi ele aldığından beri Amasya’mızın sorunları tek tek çözülmüştür. Genç ve dinamik nüfusa, zengin yer üstü ve yer altı kaynaklara, zengin tarihî ve kültürel mirasa sahip Amasya’mızın kalan sorunlarının çözümü devam etmektedir. Emsalsiz tabii güzellikleriyle ve tarihî dokusuyla turistik bir cazibe merkezi Amasya’mız açık müze görüntüsüyle tüm milletimizden tam not almaya devam ediyor. Amasya’yı görmediyseniz en güzelini görmediniz. 12-22 Haziran Amasya Uluslararası Atatürk Kültür ve Sanat Festivali’nde bizleri yalnız bırakmayan Meclis Başkanımız Mustafa Şentop…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aygun…

11.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda adaletin yerini bulduğuna, gençlerin işsizlik sorununa çözüm bulunması gerektiğine ve emeklilikte yaşa takılanlar ile 3600 ek gösterge sözü verilenlerin düzenleme beklediğine ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – “Her şey güzel olacak.” dedik ve her şey çok güzel oldu, geç de olsa İstanbul’da adalet yerini buldu; katkı koyan herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

Bakın, gençlerimiz umutsuz, gençlerimiz üniversite bitiriyor ama ne özelde ne de kamuda iş bulabiliyor. 15-24 yaş grubunda yüzde 25,2 işsizliğimiz var. Bu demektir ki 4 gençten 1’i işsiz ama bir bakıyorsunuz, siyasi görevi sona eren eski AKP’liler kamu bankalarından kaymak görevler alıyorlar. Eski İçişleri Bakanı Aksu Vakıfbankta, eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Uysal Halkbank yönetim kurulu üyesi ama gençlerimize gelince kadro yok. 3 bin ön lisans sosyal güvenlik bölümü mezunu atama bekliyor. 10.551 ziraat mühendisi, gıda mühendisi, veteriner atama bekliyor. Orman mühendisleri KPSS engeline artık “Dur!” diyorlar.

Yine, emeklilikte yaşa takılanlar, herkese imkân tanınırken, bazı gruplara, cemaatlere oluk oluk kaynak akarken kendileri için düzenleme bekliyorlar.

Yine, 3600 ek gösterge sözü verdiğimiz polislerimiz, hemşirelerimiz, din görevlilerimiz, öğretmenlerimiz sizlerden gelecek sözü bekliyorlar.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

12.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri üzerinden geçen bir yıllık süre içinde millî iradenin, demokrasinin tesis edildiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri üzerinden tam bir yıl geçti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ilk turda, yeni hükûmet sisteminin ilk Cumhurbaşkanı olarak halk tarafından seçildi. Bir yıllık süre içerisinde millî irade, demokrasi, milletin kararına saygı ve tam hâkimiyet tesis edilmiştir. Milletimiz, her seçimde, ülkemizi büyütme, güçlendirme, muasır medeniyetler seviyesine çıkarma hedefimize destek vermiştir. AK PARTİ’miz on yedi yıldır milyonların teveccühüyle büyük yürüyüşünü azim ve kararlılıkla sürdürmektedir. Seçim olmadan geçireceğimiz dört yılın motivasyonuyla 2023 hedeflerimize odaklanacağız.

Bu vesileyle, birinci yılımızda çok değerli Osmaniyeli hemşehrilerimize ve tüm milletimize teşekkürü bir borç bilerek durmadan, yorulmadan aziz milletimize hizmet yolunda çalışmaya devam edeceğiz diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Antmen…

13.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda demokrasinin kazandığına ve İŞKUR Genel Müdürü Cafer Uzunkaya’nın açıklamalarına ilişkin açıklaması

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yenilenen İstanbul seçimleri bitti, demokrasi ve sevgi dili kazandı fakat kendisi de bir kamu görevlisi olan, maaşını halkımızın ödediği, işi de 5 milyon işsizimize iş bulmak olan İŞKUR Genel Müdürü Cafer Uzunkaya, sosyal medya hesabından “İçimizdeki beyinsizler yüzünden sen bizleri helak etme Allah’ım!” diyerek halka ve millî iradeye alenen hakaret etmiştir. Bu şahsın artık kamu görevlisi olmaması ve halkın parasından maaş almaması gerekir.

Demokrasimiz için, ülkemiz için, halkımız için her şey daha güzel olacak.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aycan…

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Kahramanmaraş ilinde eğitim kademelerinde iyileştirmeye ihtiyaç olduğuna ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Değerli milletvekilleri, Kahramanmaraş’a bir yıl önce kurulan İstiklal Üniversitesinin hâlâ binası yoktur. Kamu üniversitesi kurulur iken altyapısı olmadan kurma yanlışlığı burada da devam etmektedir. Yeni eğitim dönemine girmeden acilen uygun bir kamu binasının tahsis edilmesi gerekmektedir ya da Kahramanmaraş’ta FETÖ örgütünün şimdi el konmuş, üniversite yapmaya uygun binalarının İstiklal Üniversitesine tahsis edilmesi uygun olacaktır.

Kahramanmaraş’ta eğitim altyapısı genel olarak yetersizdir. Bu da liseye giriş sınavında ve yükseköğrenim sınavlarında başarısını etkilemektedir. Her iki sınav sonuçlarına göre şehrimiz 60’ıncı sıralardadır. Bir an önce tüm eğitim kademelerinde iyileştirmeye ihtiyaç vardır. Millî Eğitim Bakanlığını ve YÖK’ü Kahramanmaraş için göreve ve yatırım yapmaya çağırıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

15.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya kayısısının kötüye kullanım, taklit ve çağrıştırmaya karşı korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bilindiği üzere, Malatya kayısısı iki gün önce piyasaya yeni mahsul olarak çıkmıştır. Malatya’mıza, ülkemize hayırlı uğurlu olsun, bol kazançlar olsun.

Tabii, bu mahsul tezgâha düştükten sonra piyasada “Malatya kayısısı” adı altında çeşitli kayısılar satılmaktadır. Malatya kayısısı Avrupa Birliği coğrafi işareti olarak Türkiye'de tescillenen 3’üncü ürünümüzdür. Antep baklavası, Aydın inciri ve Malatya kayısısı olarak Avrupa Birliğinde de koruma altına alınmıştır. Yani bu Malatya kayısımızı, her türlü kötüye kullanım, taklit ve çağrıştırmaya karşı -Avrupa Birliğinde korumaya alınmış kayısımızı- biz de ülkemizde koruyalım, tezgâhlardan satın alacak vatandaşlarımız Malatya kayısısının tescil belgesini sorsunlar. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

16.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Samsun ili Terme ilçesi ve köylerinde yaşanan sel felaketi nedeniyle oluşan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Samsun ilimiz Terme merkez ve köylerinde, aşırı yağıştan, başta Sakarlı, Evci, Sivaslılar, Çangallar olmak üzere 38 köyümüzü etkileyen sel felaketi olmuştur. Altyapı drenaj kanallarının yeterli olmamasından dolayı tarım arazilerinde soya, mısır, sebze tarlaları ve seralar büyük ölçüde zarar görmüştür, fındık bahçeleri yağıştan olumsuz bir şekilde etkilenmiştir; büyükbaş, küçükbaş hayvanlar telef olmuştur, iş yerleri ve konutlar zarar görmüştür. Sel felaketi olan Terme’nin doğal afet bölgesi ilan edilerek mağdur olan vatandaşlarımızın zararlarının karşılanmasını diliyor ve sel felaketine uğrayan Terme ilçemizin tüm insanlarına geçmiş olsun diyorum. Ekonomik olarak zarar görenlerin zararlarının karşılanmasının takipçisi olacağız. Bundan sonra da yeniden sel felaketlerine yer vermemek için drenaj kanallarının devlet tarafından bir an önce yapılmasını talep ediyor ve Terme halkına geçmiş olsun diyorum.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

17.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin ilinde yaşanan tren kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine, Adana-Mersin ve Ankara-Adana istikametindeki demir yolunun yerleşim alanı içerisinden geçen geçitlerine bariyer konulması gerektiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, dün Mersin Tarsus Yenice bölgesinde yük treni ve işçileri taşıyan servis aracının çarpışması sonucu 1 vatandaşımız ölmüş, 2’si ağır olmak üzere 7 vatandaşımız yaralanmıştır. Olaydan sonra hemen olay yerine giderek yaptığımız incelemede maalesef, işçi minibüsünün demir yolunun üzerinde istop ettiği ve olay yerinde bariyer olmadığı tespit edilmiştir. Yetkililerle yaptığımız görüşmede, bariyer konulması için buradan geçen araç sayısının yeterli olmadığı, yazışmalar yapılmasına rağmen bariyer konulmadığı belirtilmiştir. Adana-Mersin arasındaki demir yolunun tamamı yerleşim alanlarının içerisinden geçmektedir. Ben buradan Ulaştırma Bakanımıza çağrı yapıyorum: Adana-Mersin arasındaki ve yine Ankara-Adana istikametindeki demir yolunun yerleşim alanı içerisinden geçen bütün geçitlerine bariyer konsun diyorum. Kazalar olmasın, insanlar ölmesin diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

18.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, eğitimin bireyin toplumla uyuşabilmek, öğretimin bireye bilgi ve beceri sağlayabilmek demek olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Eğitim, bireyin toplumla uyuşabilmesi; öğretim ise, bireye bilgi ve beceri sağlayabilmek demektir. Nurettin Topçu’ya göre maarif üç yüz yıldır buhrandadır, bu buhranın kaynağında taklide dayalı, kendi sosyolojik gerçeğine dayanmayan, şuradan buradan kopyalanmış müfredat programları ve benzer pedagojik verilere dayandırılmış sistem, çocuklara ve gençlere ilmin bilgileri ezberletilip ilim sevgisi aşılanmayışı ve saygı duygusu verilmeyişi, ilme inançsızlık vardır ki bu, kimi zaman ideolojik kimi zaman dindar görüntülü bihaberlerin kimi zaman siyasi grupların istismarına uğrayan bir arena, menfaat ve çıkarlarının paravanı olarak kullanılması, tekniğin putlaştırılması ve teknolojik gelişmelerin insanın huzuru için bir araç olması gerekirken gaye ve amaç hâline getirilmesi, taklitçiliğin bir akım olarak sürdürülmesine devam edilmesi, öyküsü olanın değil öykünüşü olan maarif sisteminde ısrar edilmesi yatmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ödünç…

19.- Bursa Milletvekili Atilla Ödünç’ün, askerlik sisteminde Askeralma Kanunu Teklifi’yle 1927 yılından beri ilk köklü değişikliğe gidildiğine ve başta Millî Savunma Komisyonu Başkanı İsmet Yılmaz olmak üzere emeği geçen milletvekillerine teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, askerlik sisteminde 1927 yılından beri ilk kez böyle köklü bir değişikliğe gidildi. Yeni düzenleme neticesinde yoklama kaçaklarından bakayalara, tek tip askerlik süresinden bedelli askerliğe kadar geniş ve kapsamlı değişikliklere imza atıldı.

Tasarının şekillenmesinde, maddelerin düzenlenmesinde emeği geçen başta Millî Savunma Komisyonu Başkanımız ve kıymetli üyelerine ve Genel Kurulda birlikte görev aldığımız milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Yeni askerlik sisteminde askerlik hizmeti yedek subay, yedek astsubay, erbaş ve er olarak yerine getirilecek, hizmet süresi erbaş ve erler için altı ay, yedek subay ve yedek astsubaylar için on iki ay olacaktır.

Görevi başındaki yüz binlerce askerimizi ilgilendiren ve heyecanlandıran yeni askerlik sistemimizin ülkemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, terhis olacak askerlerimize hayırlı tezkereler diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

20.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” mesajının verildiğine, Suudi Arabistan’ın Tebük kentine çalışmaya giden inşaat işçilerinin ve ailelerinin mağduriyetinin giderilmesi için Dışişleri ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını göreve çağırdıklarına ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, İstanbul seçmeni en üst perdeden net, tartışmasız bir mesaj vermiştir: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” İstanbul’da emek, barış, sevgi ve kardeşlik kazanmıştır, demokrasi kazanmıştır, Türkiye kazanmıştır; her şey çok güzel olacak.

Sayın Başkan, Suudi Arabistan’ın Tebük kentindeki bir inşaat firmasının otel ve villa şantiyesine Türkiye'den çalışmaya giden yüzlerce işçi, beş aylık birikmiş ücretleri ödenmediği için sekiz gündür iş bırakma eylemi yapmaktadırlar.

Turist vizesiyle yurt dışına çalışmaya götürülen inşaat işçilerinin, en temel beslenme ve barınma ihtiyaçları insanlık dışı koşullarda karşılanmaktadır. Memleketini ve ailesini ekmek parası kazanmak için geride bırakıp gurbete inşaata çalışmaya giden işçilerin ve ailelerinin mağduriyetlerinin giderilmesi için Dışişleri ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını acilen göreve çağırıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Torun…

21.- Ordu Milletvekili Seyit Torun’un, 23 Haziranda tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucuna ilişkin açıklaması

SEYİT TORUN (Ordu) – Teşekkürler Sayın Başkan.

23 Haziranda İstanbul’da hak yerini buldu, sevgi kazandı, İstanbul kazandı. Sandığa giderek demokrasi tarihimizde güzel bir sayfa yazan tüm hemşehri ve vatandaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Halkımız demokrasinin “Seçimle gelen seçimle gider.” altın kuralına da bağlı olduğunu herkese göstermiştir. Bunu yüce Meclisimizin çatısı altında bir kez daha vurgulamak isterim. Demokrasi ve huzurumuz için atılan bu büyük adımda emeği geçen herkes ülkemizin geleceğine yönelik umutları artırmıştır. Evet, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve milletimiz son seçimde doğrudan demokrasiyi, özgürlükleri ve umudu tercih etmiştir. İstanbul’da her şey güzel oldu. Bundan sonra tüm ülkemizde her şey çok daha güzel olacaktır. Yüce milletimize minnet ve teşekkürlerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

22.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın atadığı Halk Ekmek Yönetim Kurulunun onaylanmamasına ilişkin açıklaması

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Teşekkür ederim.

Cumhuriyetimizin başkenti Ankara’mızda halkın kararı ve iradesiyle 31 Mart tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Bu yeni dönem halktan alınan yetkinin Ankara Belediyesinin bütün kurum ve iştiraklerine şeffaflık, hukuka uygunluk, üretkenlik, çalışkanlık ve dürüstlük gibi ilkelerin yansımasıyla tecelli edecektir.

Yirmi beş yıldır belediye iştiraklerinin yönetimi belediye başkanlarının inisiyatifiyle belirlenmiştir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Mansur Yavaş’ın belediye bünyesindeki Halk Ekmeke atadığı Yönetim Kurulu, Ticaret Sicil Müdürlüğü tarafından onaylanmamıştır. Hâl böyleyken belediye şirketlerinde yönetimleri devretmemek için direnmek, hele hele adı reklam panoları ve ballı maaş tartışmalarıyla gündeme gelen Halk Ekmek gibi önemli bir iştirakin yönetimine engel olmak, hukuksuz olduğu kadar halkın iradesine de saygısızlıktır. Geçmiş dönemdeki kirli işlerini gizleme çabası, ballı maaşlarını bir süre daha alabilme çabası, yetkisini Ankaralılardan alan bir belediye başkanını çalıştırmama, elini kolunu bağlama girişimleri gayrihukuki ve gayriahlakidir. (CHP sıralarından alkışlar) Ankaralılara bu mağduriyeti yaşatmaya çalışmayın, Ankaralıların ekmeğiyle oynamayın. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Değerli milletvekilleri, şimdi, grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım. İlk sözü İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Yavuz Ağıralioğlu’na veriyorum.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu.

23.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunun hayırlara vesile olmasını dilediğine, gündemlerinde erken seçim olmadığına ve farklılıkları zenginlik kabul edecek yeni bir siyasal iklimin oluşması için alın teri dökeceklerine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23 Haziran seçimleri hayırlara vesile olsun. Millet iradesi galip geldi. Bu seçim sonuçları üzerinde herkesin bir değerlendirme yapma mecburiyeti oluştu, oluşacaktır. Bundan sonra siyasi sonuçları üzerinde pek çok cümle Mecliste kurulacaktır. Memleketin ağırlaşan şartları içerisinde bu millet iradesinin 23 Haziranda tecelli eden sonucu üzerinden bir erken seçim cümlesini makul bulmadığımızı, memleketin esas gündemine dönmesi gerektiğini, iktisadi zorluklarla boğuşan Türk milletinin bu darboğazdan çıkarılması için Meclisin çok daha etkin ve ciddi çalışmalara imza atmasını doğru buluyoruz. İYİ PARTİ olarak, İYİ PARTİ Grubu olarak bir erken seçim gündemimizin olmadığını, memleketin esas gündemine dönmesi gerektiğini bu vesileyle hem Genel Kurula hem milletimize ifade etmiş olalım.

İYİ PARTİ olarak biz, Parlamentoda birinci yılımızı doldurduk. Türk siyasetinin bugün 40 katır 40 satır arasında sıkıştırılmaya çalışıldığı cenderede, kendi siyasi mesuliyetini millet iradesi lehine gerçekleştirme kabiliyetimizi, bir yıl boyunca, elimizden geldiği kadar milletimiz lehine kullanmaya çalıştık. Bu siyasi çeşitliliğin içerisinde hatırı sayılır bir irade, hatırı sayılır bir inisiyatifimizin olduğunu kamuoyuyla paylaşmak isteriz. Biz, Türkiye’de yeni bir siyasal dilin inşa sürecinde bize düşen her türlü katkıyı, desteği gösterme iradesiyle kurulduk. İrademizin arkasında bütün bir kuvvetimizle, seçmenlerimizle duracağız. Türkiye’de farklılıkları zenginlik kabul edecek yeni bir siyasal iklimin oluşması için alın teri dökeceğiz. Seçim sathında kullanılan siyasal asabiyenin bundan sonra memleket yönetiminde bir siyasi uzlaşma kültürüne dönüşmesi için gayret edeceğiz. Bu mevzuda biz hassasiyetlerimizi muhafaza edeceğiz.

Seçim sathındaki yaralayıcı dilin hiç değilse bundan sonraki süreçte daha özenli bir şekilde kullanılmasına dair hassasiyetimizi Genel Kurulun takdirine arz ediyorum.

Saygılar sunuyorum efendim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağıralioğlu.

İkinci olarak, MHP Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül’e söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bülbül.

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 24 Haziran Azerbaycan’ın 2’nci Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey’in ad günü vesilesiyle Ebulfez Elçibey’e ve 25 Haziran 1950 tarihinde yaşanan Kore Savaşı’nda hayatını kaybeden Mehmetçiklere Allah’tan rahmet dilediklerine, Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerinin Lozan Barış Antlaşması’yla teminat altına alınan dinî özgürlükleri ile dinî kurumlarına hukuka aykırı müdahalesine, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunun hayırlı olmasını dilediklerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Haziran, Türk milliyetçiliği fikrine ömrünü adamış, azatlığın yılmaz savunucusu, Azerbaycan devletinin 2’nci Cumhurbaşkanı Sayın Ebulfeyz Elçibey’in ad günüdür. Bu vesileyle, Sayın Elçibey’e ve yakın zamanda Rahmetirahman’a kavuşan değerli eşine tekrar rahmet dileyerek, kendilerini saygıyla ve minnetle andığımızı dile getirerek sözlerime başlamak istiyorum.

25 Haziran 1950’de Çin ve Sovyetler Birliği desteğindeki Kuzey Kore ile ABD desteğindeki Güney Kore arasında bir savaş patlak vermiş, Birleşmiş Milletlere bağlı 21 ülke bu savaşta fiilen yer almış, Türkiye de bu 21 ülkeden biri olarak askerî birlikleriyle Kore Savaşı’na katılmıştır. Mehmetçik, bu savaşta da kahramanca üstlenmiş olduğu görevi yerine getirmiştir. Dünyanın bir ucunda yaşanan bu savaşta hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimizin hayatta olanlarına sağlık diliyoruz, vefat edenlerine de rahmet ve minnet duygularımızı dile getirmek istiyoruz.

Sayın Başkan, Yunanistan, 2018 ve 2019 yılında yürürlüğe giren iki ayrı kararnameyle Batı Trakya Türklerinin Lozan Barış Anlaşması’yla teminat altına alınmış dinî özgürlüklerine ve dinî kurumlarına haksız ve hukuka aykırı müdahalelerini bir üst seviyeye taşımıştır. Yunanistan devleti, 2018 yılındaki kararnameyle, Batı Trakya’daki camilerde imam-hatip gibi görevlilerin atanması ve vakıfların yönetimi ile denetimini Yunanistan Eğitim Bakanlığının inisiyatifine geçirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Son olarak 11 Haziran 2019’da yürürlüğe giren kararnameyle de müftülüklerde ve vakıf idarelerindeki personelin, kâtiplerin ve arşiv memurlarının devlet tarafından atanmasını öngörmüştür. Zikretmiş olduğumuz bu kararnameler, 1923 Lozan Barış Anlaşması’na açıkça aykırıdır. Kararnamelerin bu şekilde uygulamaya konması hâlinde, Yunanistan’da bulunan Batı Trakya’daki Türk azınlığın Lozan Barış Anlaşması’ndan kaynaklanan ve mütekabiliyet esasına dayanan haklarının yok sayılacağı, müftülük kurumunun özerkliğinin ortadan kalkacağı muhakkaktır. Bu hususta Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulunun ve son olarak Dışişleri Bakanlığımızın ortaya koyduğu tepkiyi önemli ve yerinde bulmaktayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Yunanistan, Türklere düşmanlık esasına dayanan bu politikalarından ve uygulamalarından acilen vazgeçmeli, Batı Trakya Türklerinin haklarını yok sayarak bir yere varamayacağını iyi bilmelidir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, Batı Trakya Türklüğünün haklarının ve menfaatlerinin her zaman takipçisi olduğumuzu dile getiriyor, devletimizin bu hususta atacağı adımların yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.

Sayın Başkan, son olarak, dile getirildiği gibi, 23 Haziran Pazar günü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi gerçekleştirilmiştir. Önemli bir katılımla gerçekleşen ve şu ana kadar herhangi bir usulsüzlüğün gündeme gelmemiş olduğu İstanbul seçiminin öncelikle İstanbul’a, ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi, bu seçim sürecinde bütün imkânlarıyla Cumhur İttifakı’nın Başkan adayı Sayın Binali Yıldırım’ın seçimi kazanması için ciddi bir mücadele ortaya koymuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın lütfen Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tabii.

Halkın, seçmenin iradesi başımızın tacıdır. Netice itibarıyla Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, ortaya koymuş olduğu düşünceleri ve iddialarından bugün itibarıyla herhangi bir şekilde vazgeçmiş değildir. Bunlar, Türkiye gündemine oturmuş, milletimizin dağarcığında varlığını her zaman sürdürecek olan ifadelerdir. Bu konuda sandıktan çıkan neticeye tabii ki saygı duymakla, hayırlı olsun dileklerini dile getirmekle kalmıyoruz; gelecek süreçte Milliyetçi Hareket Partisinin, Cumhur İttifakı’nın ortaya koymuş olduğu hususların da ne kadar haklı olduğu konusunda vatandaşımızın yeniden önemli değerlendirmeler yapacağına inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

Evet, şimdi de Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Fatma Kurtulan’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kurtulan.

25.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan Ekrem İmamoğlu’na başarılar dilediğine ve İstanbul ilinin çoklu dokusuna hizmet edecek demokratik belediyeciliğin inşa edilmesi gerektiğine, Gezi’yi yargılayan yaklaşımı reddettiklerine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de yeniden İstanbul seçiminde seçimi kazanan Belediye Başkanı Sayın İmamoğlu’na başarılar diliyorum. Aynı zamanda, Sayın Binali Yıldırım’ın, özlemini duyduğumuz, seçim sonucunu kabul eden, rakibine teşekkür eden tutumundan dolayı da teşekkürü hak ettiğini düşünüyorum.

Elbette ki bu sonucu yaratan etkenler vardır. Mesela, 31 Mart seçimindeki usulsüzlükler, hem Kürt halkının hem bütün İstanbul halkının iradesinin gasbedilmesi, üstenci, kibirli, dayatmacı, aile, akraba, yandaş kayırmacılığı, Cizre’de buzdolabında muhafaza edilen Cemile’nin cenazesi, Silopi’de bir hafta boyunca gömülmesine müsaade edilmeyen Taybet ananın cenazesi, Berkin Elvanlar, çözülmeyen, şiddetle bastırılmaya çalışılan ya da daha çok güvenlik sorunu olarak ele alınan Kürt sorunu, işkenceler, ihraçlar, yargılanan akademisyenler, İstanbul’da bu sonucu açığa çıkarmıştır.

Bundan sonra yapılması gereken, İstanbul’un çoklu dokusuna hizmet eden demokratik bir belediyeciliği inşa etmek. Buraya katkı sunan herkesin bundan sonraki süreçte bunun takipçisi olması, bunun için desteklerini devam ettirmesi gerekiyor. Bundan sonra biraz önümüze bakmak lazım. Demokratik uzlaşıyla, evrensel hukukla demokratik bir anayasa için Meclis rol almalı, bu konuda misyonunu yerine getirmeli diyoruz.

Aynı zamanda dile getirmek istediğim ikinci bir konu şu: İki gündür aralarında yirmi aydır tutuklu olan Osman Kavala’nın da olduğu Gezi davası görülüyor. 12 milletvekilimizin de takip ettiği bu duruşmayı önemsiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Gezi, çoğulcu, katılımcı bir demokrasi için sözü olanların platformuydu aslında. Tekçiliğe, antidemokratik uygulamalara itirazı olanların, insanın doğaya tahakkümünü reddederek insanın insan üzerinden korumak istediği tahakküme karşı mücadele birliğini yaratanların ortak refleksiydi Gezi. Gezi’nin mesajının ülkemiz demokrasisine katkı olarak ele alınması gerekirken kriminalize eden, yargılayan yaklaşımı reddediyoruz. Gezi yargılanamaz, yargılanmamalı, bu dava düşmeli diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurtulan.

CHP Grubu adına, Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel, buyurun.

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda İstanbul seçmeninin Ekrem İmamoğlu’nu bir kez daha görevlendirdiğine, 14 Haziran 2017 tarihinde İstanbul Milletvekili Kadri Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasıyla başlatılan Adalet Yürüyüşü’ne ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri; 23 Haziran Pazar günü İstanbul’da, Anayasa’da yeri olmayan, yasalarda yeri olmayan, vicdanlara sığmayan, hukukun zorlanarak, YSK üyeleri baskı altına alınarak verilmiş bir yenileme kararı sonrası İstanbul seçmeni, bir kez daha Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Ekrem İmamoğlu’nu görevlendirdi. Ortaya çıkan sonuç kararın vicdanlara neden sığmadığını zaten rakamlarla anlatıyor. İptal edilen 31 Mart seçimlerinde 13.729 olan farkın, hemen arkasından, bu kadar kısa sürede ve aynı adaylarla yapılan bir seçimde 806 bine tırmanmış olması İstanbullunun bu hukuksuz, bu haksız, bu vicdansız karara nasıl tepki verdiğini gösteriyor. (CHP sıralarından alkışlar)

14 Haziran 2017 günü, halkın seçtiği bir milletvekili Enis Berberoğlu, dokunulmazlığı olmasına rağmen, yargı bağımsızlığının ortadan kalktığı ve yargının yürütmenin başından talimat aldığı bir dönemde cezaevine atıldı. O gün haberi alır almaz CHP Grubu olarak ayağa kalktık ve “Yarından itibaren faşizmle, yerleştirilmeye çalışılan bu faşizmle nasıl mücadele edeceğimizi göreceksiniz.” dedik. Bunu tehdit gibi algılayanlar oldu ama arkasından, Türkiye siyaset tarihinin en barışçıl, en demokratik eylemi 432 kilometre sürecek “adalet yürüyüşü” başladı. “Adalet yürüyüşü”nü “Akılsız başın cezasını ayaklar çeker.” diye alaya alanlar ya da sonradan “Ya karşıdan da başkaları yürürse” diye tehdit edenler oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önce “Yürütmem.” diyenler, daha sonra yürüyüşün aldığı büyük kamuoyu desteği karşısında “Bizim sayemizde yürüdünüz, korumasak yürüyemezdiniz.” demişti. Yürüyüşün başında Cumhuriyet Halk Partisinin lideri vardı ama bu bir parti yürüyüşü değildi; hak, hukuk, adalet arayan herkesin yürüyüşüydü. Birlikte yol yürüdüğümüz insanlar suçlandı; milliyetçiler, muhafazakârlar ihanetle, Kürtler teröristlikle, garibanlar FET֒cülükle, biz hepsiyle suçlandık. Ancak yol boyunca bize saldıranlara, önümüze tezek dökenlere, önümüze engel koyanlara, bize taş atanlara karşı sadece ve sadece “Hak, hukuk, adalet!” sloganını attık ve milletvekilimizin uyarladığı Adalet Marşı’nı hep bir ağızdan söyledik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Dinlenirken hep birlikte bir şarkıyı hep bir ağızdan tekrar ettik: “Boşuna çekilmedi bunca acılar/Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle/Parklarınla, köprülerinle, meydanlarınla/Bekle bizi İstanbul/ Tophane’nin karanlık sokaklarında/Koyun koyuna yatan çocuklarınla bekle/Bekle zafer şarkılarıyla gelişimizi İstanbul/ Haramilerin saltanatını yıkacağız/Bekle, o günler gelsin, gelsin İstanbul/Sen bize layıksın, biz de sana İstanbul” diyerek 432 kilometre yol yürüdük biz. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O gün ayağa kalkıp başladığımız adalet yürüyüşünün 740’ncı gününde, bugün burada adalet yürüyüşçüleri, İstanbul ittifakını oluşturan herkes adalet yürüyüşü boyunca duydukları bütün hakaretlere, ötekileştirmeye ve şeytanlaştırmaya karşı nasıl pozitif bir dille ve kol kola, gönül gönüle yürüdülerse İstanbul seçimlerinde de bunu başardık. (CHP sıralarından alkışlar) Ve İstanbul seçmeni bir zehirli dili, bir ötekileştiren dili, bir iftira eden dili cezalandırırken; ötekileştirmek yerine, öteki gibi düşünebilenleri, onun hakkını savunanları; şeytanlaştıranlar yerine, kardeşleştirenleri ve neticesinde, korku yerine, umut vadedenleri seçti.

Teşekkürler İstanbul, sen bize layıksın, biz de sana. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Söz sırası, AK PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Bülent Turan’da.

Buyurun.

27.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 25 Haziran Denizciler Günü’nü kutladığına ve Kore Savaşı’nın başlangıcının 69’uncu yıl dönümünde şehitlerimizi rahmetle andığına, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunda kazanan Başkanı tebrik ettiğine ve herkesin alacağı dersler olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Uluslararası Denizcilik Örgütü tarafından ilan edilen 25 Haziran Denizciler Günü. Başta üç tarafı denizlerle çevrili güzel ülkemizin tüm denizcilerinin özel gününü kutluyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

Rahatsız mı oldunuz arkadaşlar?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, yok, Başkanım, yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İşte, kaybeden bu CHP, Sayın Başkan. Gündemimde seçim de var, oraya geleceğim. Herkesi dinledik ama biz Denizciler Günü’nü kutlarken tarzı gördünüz. İşte, bu anlayış, kaybetmeye mahkûm. İstanbul’u CHP almadı, biz verdik Sayın Başkan. Şunu söylemek istiyorum: Efendice, siyasi ahlaka, adaba uygun, tüm grupları dinleyip İstanbul seçimi dâhil tüm gündemi değerlendirme irademize kahkahayla, gırgırla, siyaset ahlakının çok dışında bir yaklaşımla yaklaşıyor olmalarını tüm kamuoyunun dikkatine sunuyorum.

Tabii, yirmi beş yıl kazanılamamış, ilk defa bir kampanya başarılı olmuş, bu psikolojiyi de anlıyorum fakat her şeye rağmen, şunu beklerdim ki: Kazansalar da bunun saygın bir kutlamasını, kazansalar da konuşana saygı göstermelerini beklerdim ama karakter değişmiyormuş Sayın Başkan, bunu bir daha görmüş olduk.

Özgür Bey, sahip olun gruba, birkaç konum var onu söyleyeceğim izin verirseniz.

BAŞKAN – Devam edin Sayın Turan, lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir diğer konu, bugün aynı zamanda altmış dokuz yıl önce üç yıl süren Kore Savaşı’nın başladığı gün. Birleşmiş Milletler Türkiye’ye bu konuda davette bulunduğunda ordumuz hiç düşünmeden bir tugaylık muharip askerle beraber o uzak diyarlara gitti, büyük kahramanlıklar yaptı, gazilerimiz, şehitlerimiz oldu. Ben bu yıl dönümü vesilesiyle aynı şekilde tüm gazilerimizi ve şehitlerimizi anmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pazar günü hepimizin yakından takip ettiği İstanbul seçimlerini demokratik bir olgunlukla nihayete erdirdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Turan, buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Öncelikle ben tüm katılan vatandaşlarımızı, kampanyaya destek olan partilerimizi ve kazanan Sayın Başkanı tebrik ediyorum. Türkiye demokrasisi adına güzel bir örnekti, güzel bir kampanyaydı. Zaman zaman gerginlikler oldu, ithamlar oldu, ancak yasal süreç işledi ve itiraz süreçlerinin sonunda kurumların verdiği karara bağlı olarak seçim yenilendi. Çıkan tablodan herkesin alacağı dersler var; kazanan da kaybeden de mutlaka aynaya bakacak, daha iyi nasıl olabilir, nerede hata yaptık, gelecek seçimlerde neler yaparız diye bunu değerlendirecekler. Biz milletle beraber yürümekten keyif alan, onur duyan, on yedi yıldan beri tüm siyasal teorileri yerle bir ederek başarıdan başarıya koşan bir ekibiz.

İstanbul seçimlerinde bir şeyi bir daha gördük Değerli Başkanım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu kürsüye çıkıp sürekli “tek adam, saray rejimi, diktatörlük geldi” gibi çok sığ, hiçbir siyasal dili, karşılığı olmayan ithamların ne kadar yersiz olduğunu; çalışınca, milletle diyalog kurunca seçimlerden başka değişme imkânı olmayan demokratik yolu bir daha görmüş olduk. Demek ki kazanınca bizim iktidarımız da, belediye başkanlarımız da, adayımız da aynı dakikada tebrik etmeyi biliyoruz, bileceğiz tabii ki. Türkiye tüm ithamlara rağmen demokratik olgunluğunu, kültürünü bir daha gösterdi. İyi ki demokrasi var, iyi ki seçimler var, iyi ki bu millet sandıktan başka bir yol bulmadan, aramadan, değişik eylemlerle meydanlarda, sokaklarda değil, tam aksine sandıkta yarışıp sandıktan çıkan karara saygı duymayı bilen bir kültüre sahip.

Ben tekrar bu demokratik olgunluğu gösteren tüm partilerimizi kutluyorum, tekrar Sayın Başkanı kutluyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Turan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, son kutlama için teşekkür ederiz. Gerçekten de bir şeyi gözlemliyoruz. Tek kişinin tüm söz sahibi olduğu bir partide o tek kişi kutlama yaparsa bütün parti de kutlamayı öğreniyor, bu da çok önemli bir şey tabii. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, saygın kutlama ve Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili, birtakım, tekrar etmekten üzüntü duyacağım ifadeler oldu. Demokrasi, kazandığın seçimin tadını çıkarma, onun sonucunu kabul etme olduğu kadar, kaybettiğin seçimi de kabul etmedir. 31 Martta bunu yapamayanlara İstanbul seçmeni bundan iki gün önce nasıl olacağını gösterdi. 31 Marttan bugüne kadar adayımızın ismini söylemeyenler, 806 bin tane farkı yiyince adayın ismini öğrendiler, tebrik etmeyi öğrendiler. (CHP sıralarından alkışlar)

Diğer taraftan, seçimlerin sonuçları açıklandığında çıktığım ilk canlı yayında, Süleyman Seba’nın “Bir kazanan takımsınız ama yan odada kaybeden...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – ...bir takım var ve onları üzerseniz bu sevincin hiçbir kıymeti olmaz.” öğüdünü, çokça izlendiğimiz, bizim partimizin çokça takip edildiği bir televizyon kanalından herkese çağrı yaptık, dedik ki: “Sevinin ama sakın karşı tarafı rencide etmeyin.” Bugün bazı köşe yazarları hakkı teslim etmiş. Bir tek kurşun sıkılmadı İstanbul’da, bir tek taciz olayı olmadı, bir tek kötü slogan, bir tek incitici olay ve bir tek saldırgan davranış olmadı. İhtimali doğduğunda müdahale edildi ve mümkün olduğu kadar ortam yumuşatıldı. Biz, sabahlara kadar silah seslerinin durmadığı seçim kutlamalarını, çocuklarımızın uyuyamadığı evimizin önünde çalınan davullardan o davulu çalmamayı öğrendik, üzmemeyi öğrendik sevinirken.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın lütfen Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaadenizle.

Ve bu seçim ne ilktir ne sondur ama iktidarınızın on yedinci yılında bir seçim tekrarından sonra, bu ülkede, artık seçimle gelen seçimle gitmez şüphelerini yerleştirecek işler yapmaya başladıysanız artık oturup öz eleştiri zamanıdır. CHP sırasından gelen 0,7 desibellik bir sesi duyup da oradan partinize mağduriyet üretmeye çalışırsanız… Bu yöntemlerin hepsini denediniz, tutmadı Sayın Bülent Turan. (CHP sıralarından alkışlar)

Son sözüm: Sayın Bülent Turan’ın ve şahsınızın sağladığı bu imkânla biz 23 Haziran seçimlerinde elbette ki sadece Cumhuriyet Halk Partisinin kazanmadığını söyledik. İttifak ortağımız İYİ PARTİ’ye, aday çıkarmayan ve adayımızı destekleyen Halkların Demokratik Partisine, Türkiye İşçi Partisine, 31 Mart sonrası adaylarını çekerek demokrasiye olanak tanıyan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …başta Demokrat Parti olmak üzere tüm siyasi partilere; aday çıkarmasına karşın bir siyasi parti ve ortağına egemen olan ve kibirli, küçümseyen, rencide eden dili kullanmayarak normalleşmeye, olağanlaşmaya azami katkı sağlayan Saadet Partisine teşekkür ediyoruz.

23 Haziran seçim sonuçları oylar kendilerine verilince “millî irade”, rakibine verilince “kirli irade” diyenlerin ya da kendi aldığı oyları muteber, rakibinin aldığı oyları murdar görenlerin ders alması gereken bir seçimdir. Biz, eksikliklerimizle, yaptıklarımız ve yapamadıklarımızla bu seçimden öğrenerek ayrılıyoruz. Biz, bu seçime emek veren, katkı sağlayan, gönül koyan herkese gönülden teşekkür ediyoruz.

Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, haftaya böyle bir polemikle başlamak istemezdim. Fakat her grup başkan vekilinin konuşmasından sonra AK PARTİ Grubu da konuşurken, Başkanın ifadesiyle 0,7 bilmem ne desibel ses güya az ithamıyla grubun tebessüm ve alkışlamasından dolayı bu açıklamayı yapmaya ihtiyaç duydum. Ben yakıştıramadığımı ifade ettim, Sayın Başkan sorun olmadığını ifade ettiler; eyvallah. Ama şunu söyleyeyim: Mesela, bir sene önce bugün, 24 Haziranın bitiminde Sayın Cumhurbaşkanımız büyük bir oy farkıyla Türkiye’de Başkan seçildi, biz aynı tebriki Sayın Özgür Bey’in Genel Başkanından göremedik. Eğer böyle bir yarışa gireceksek bunun sonu yok. Ama ben Çanakkale Milletvekiliyim, seçimler bittikten hemen sonra tüm CHP’li belediye başkanlarını arayıp “Benim telefonum bu, bana düşen bir şey varsa şehirle ilgili baş tacı.” deyip hepsini tebrik ettim, bu, Genel Başkanımızın bilgisi dâhilinde.

Söylemek istediğim şu: Demokrasinin içerisinde seçimleri kazanmak da var kaybetmek de var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Olgunlukla karşılamak bizim de beklediğimiz bir haktır diye düşünüyorum yani burada Denizciler Günü’nü kutladığımızda kahkaha atan bir anlayışın kimseye katkı sağlamadığını düşünüyorum.

Tekrar teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Turan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok ağır bir itham var.

BAŞKAN – Buyurun.

30.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin tekraren açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok uzatmadan şunu söyleyelim: Bülent Turan’ın ve Sayın Genel Başkanlarının tebrik ettiği seçim, kendilerinin normal şartlarda yarıştıkları 31 Mart seçimi değil, hukuksuzca, haksızca, vicdansızca iptal ettirdikleri ve kendi seçmenlerinden dahi tepki görüp propaganda yapamadıkları ve en ağır şekilde cezalandırıldıkları seçimden sonradır.

Benim Genel Başkanımın tebrik etmediği seçim ise olağanüstü hâl altında, OHAL altında Anayasa değişikliğiyle, rejime kasteden Anayasa değişikliğiyle Anayasa’yı değiştirenlerin, burada kendi partisine açık oy attıran ya da pulları arkada toplatanların millî iradeye burada baskı kurarak Meclisten geçirdiklerini, seçimin öncesinde, sırasında ve sonrasındaki sayısız eşitsizlik ve hukuksuzlukla 50+1’le geçirdikleri Anayasa’ya, milleti kandırarak “güçlü Meclis” söylemleriyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, lütfen tamamlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ki bugünlerde görüyoruz nasıl da takiye yapıldığını, nasıl muvazaa yapıldığını ve bu yeni rejimin nasıl kendi yaptıkları Anayasa’ya karşı muvazaa suçu işlediğini, bakanlıklardan gelen önergelerin altına imza atan kalem efendilerini. Sayın Genel Başkanım o Anayasa değişikliğinden sonra yapılan ve yine OHAL’de yapılan… “Üç ayı bulmaz, bir buçuk ayda kaldıracağız.” dediğiniz OHAL’i seçime kadar sürdürdüğünüz için, Anadolu Ajansı manipülasyon yaptığı için, devletin bütün imkânları kullanıldığı için ve tarafsız olması gereken valiler il başkanlığı, kaymakamlar ilçe başkanlığı yaptığı için ve meşru görmediğimiz için, bunu da açıklayarak tebrik etmedik. Öyle bir seçim yapan olursa yine tebrik etmeyiz ancak normal şartlarda kaybettiğimiz her seçimden sonra tebrik telefonunu da açmışızdır, açıklamamızı da yapmışızdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiyor efendim.

Bizim demokrasi anlayışımız budur, kimse kusura bakmasın. Biz 14 Mayıs 1950 akşamı “Paşam, herhâlde bunlara yönetimi teslim etmeyeceksiniz.” diyene “Ne münasebet, benim şüphesiz en büyük yenilgim ama Türkiye demokrasisinin zaferidir.” diyen, daha on gün varken resmî sonuçların açıklanmasına, yaveriyle, Demokrat Partiye “Devir teslim için Paşa hazırdır.” mesajını yollayan İsmet İnönü’nün partisiyiz. (CHP sıralarından alkışlar) Kendisi “muhtar bile seçilemez” tehdidi altında Parlamentoya giremeyip daha sonra Anayasa değişikliğiyle bu olanağın kendisine sağlandığı birisinin seçimlere üç gün kala “Seçilse de görevini yapamaz, ceza alacaktır.” dediği bir parti hiçbir zaman olmadık, olmayacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zabıtlara geçsin diye söylüyorum.

24 Haziran seçimleri en az bu seçimler kadar meşru, halkın kabul ettiği, oy verdiği seçimlerdir. Biz seçimleri beğendiğimiz, beğenmediğimiz sandıklar diye ayırmıyoruz; tüm sandıklara, tüm sonuçlara saygılıyız Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Turan.

Değerli milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmında bulunan 90 ve 47 sıra sayılı kanun tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 2’nci ve 50’nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

25/6/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 25/6/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından İçtüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                                             Bülent Turan

                                                                                                                                                               Çanakkale

                                                                                                                                        AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 90 ve 47 sıra sayılı kanun tekliflerinin bu kısmın sırasıyla 2’nci ve 50’nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

25 Haziran 2019 Salı günkü (bugün) Birleşiminde 90 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

25 Haziran 2019 Salı günkü (bugün) Birleşiminde 90 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 26 Haziran 2019 Çarşamba günkü Birleşiminde 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

26 Haziran 2019 Çarşamba günkü Birleşiminde 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 27 Haziran 2019 Perşembe günkü Birleşiminde 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

90 sıra sayılı

Sinop Milletvekili Nazım Maviş ve 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/1963)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1.Bölüm

1 ila 10’uncu maddeler arası

10

2. Bölüm

11 ila 20’nci maddeler arası

10

Toplam Madde Sayısı

20

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz talebi? Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla özel bir görüşme yapılması için 15 Temmuz 2019 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanmasına ve bu toplantıda yapılacak görüşmelerdeki söz sürelerine ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

No:                                                                       Tarih:25/6/2019

Danışma Kurulunun 25/6/2019 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                                                           Mustafa Şentop

                                                                                                                                            Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                                                 Başkanı

                        Bülent Turan                                                                      Özgür Özel

                                Adalet ve Kalkınma Partisi                                                 Cumhuriyet Halk Partisi

                                     Grubu Başkanvekili                                                         Grubu Başkanvekili

 

                                     Hakkı Saruhan Oluç                                                    Muhammed Levent Bülbül

                              Halkların Demokratik Partisi                                               Milliyetçi Hareket Partisi

                                     Grubu Başkanvekili                                                         Grubu Başkanvekili

 

                                      Yavuz Ağıralioğlu

                                              İYİ Parti

                                     Grubu Başkanvekili

Öneri:

Genel Kurulun;

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün anlam ve öneminin belirtilmesi amacıyla özel bir görüşme yapılması için 15 Temmuz 2019 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanması, bu toplantıda yapılacak görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen siyasi parti grubu başkanlarına 10’ar dakika süreyle; ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunmayan siyasi parti temsilcilerinden 1’er kişiye 3’er dakikayı geçmemek üzere söz verilmesi ve bu birleşimde başka konuların görüşülmemesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in (2/974) esas numaralı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/35)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İç Tüzük 37’ye göre, (2/974) esas numaralı Kanun Teklifimin doğrudan gündeme alınması hususunu bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                                            Mehmet Göker

                                                                                                                                                                  Burdur

BAŞKAN – Öneri üzerinde Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Göker. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ağustos 2018 tarihinde vermiş olduğum; “maganda kurşunu” olarak bilinen, silahla ateş etmek suretiyle genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu işleyen kişilere verilecek hapis cezalarının artırılması ve bu cezaların adli para cezasına çevrilmemesi konusundaki kanun teklifim üzerine söz almış bulunmaktayım.

Tam yerine gelmiş bir yasa teklifi olmuş oldu. Biliyorsunuz, iki gün önceki İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinden sonra, az önce grup başkan vekilimizin de arz ettiği gibi, yapılan kutlamalarda tek bir kurşunun atılmamış olması kutlamayı yapan kesimin ne denli bilinçli olduğunun ve işin ne denli tarafı olduğunun temel göstergesi olmuştur.

Hukuken haklı bir gerekçeye dayandırılmayan ve yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde kazanan Sayın Ekrem İmamoğlu’na ve bu başarının mimarı olan başta Sayın Genel Başkanım Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere tüm demokrasi paydaşlarına teşekkürü borç biliyorum. Bu başarı bir zafer değildir; bu başarı umuda, adalete, sevgiye, barışa ve demokrasiye karşı atılmış ilk adımdır. “Her şey çok güzel olacak.” dedik, olmaya da devam edecek.

Vermiş olduğum kanun teklifi, Burdur’umuzun Bucak ilçesinde bir düğünde havaya ateş edilmek suretiyle hayatını kaybeden 17 yaşındaki Furkan Toprak için verilmişti. Kardeşimize buradan Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve taziyemi iletiyorum.

Ülkemizde “maganda kurşunu” olarak bilinen kurşunla yaralanan insanlarımızın sayısı maalesef her geçen gün ciddi oranda artış göstermektedir. Havaya rastgele ateş açılmasının önlenmesi için söz konusu cezaların adli para cezasına çevrilmesinin önüne geçilmesi ve cezaların artırılması gerekmektedir. Kişilerin yaşam hakkına müdahil olan ve yaşam hakkını elinden alan bu davranışın cezasının parayla geçiştirilmesi kabul edilemez bir hükümdür. Kanunda verilen cezanın alt sınırı olan altı ayın iki yıla, üst sınırı olan üç yılın beş yıla çıkarılması ve cezanın hiçbir hafifletici sebep gösterilmeksizin paraya çevrilmemesini amaçlamaktayız.

Türkiye'de yaklaşık 596.495 kişide silah taşıma ruhsatı, yine 475.542 kişi… Yani 1 milyonu geçen bir sayıda -resmî olarak kayıtlarda- silah taşıyan insanımız vardır. Yine, Emniyet Genel Müdürlüğünün 2017 yılı Bireysel Silahlanma Raporu’na göre bu sayı iki buçuk yılda 250 bin artış göstermiştir. Silah kullanmak ve sebebi her ne olursa olsun havaya ateş açarak bir canlının hayatına kasteden kişide önemli olanın eğitimsizlik olduğunu bizatihi olarak kendim de düşünmekteyim. Eğitimsizlik bu suçun oluşmasında bana göre en büyük etmen. Niye mi? Bunu kendi ilimden örnek vererek göstermek istiyorum.

Burdur ilinde bir il millî eğitim müdürü vardı, vekâleten görev yapıyordu ve bu arkadaş uydurma bir hadisi gerçek bir hadismiş gibi sizlere, bizlere, kadınlara, erkeklere, kardeşlerimize bir hakaret olarak kendi sayfasında yayınladı ve dedi ki: “Hangi kadın evden süslenerek yola çıkarsa evine dönünceye kadar dikkatini celbettiği erkeklerle zina yapmış sayılır.” Biz bunu Meclis gündemine taşıdık, yüksek sesle söyledik, siz ne yaptınız? Bu arkadaşın vekâleten görevini asaletle onaylayıp görevine devam ettirdiniz.

Şimdi, benim ilin olan Burdur LGS giriş sınavlarında bu müdür göreve başlamadan önce ilk 3’e giren bir ildi. Oysa dün açıklanan LGS yerleştirme sınavlarında ilim Burdur 25’inci sıraya gerilemiştir. Bu nedenle de diyorum ki: Eğitim her şeyden önce şart ve bu yasaya destek verip insanlar ölmesin. Her şey çok güzel olacak. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Göker.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Kocaeli Milletvekili Haydar Akar aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 49 Milletvekilinin Askeralma Kanunu Teklifi ve Millî Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 49 Milletvekilinin Askeralma Kanunu Teklifi (2/1940) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 69) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

20/6/2019 tarihli 92’nci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 69 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümünde yer alan geçici 1’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 64’üncü maddeden devam ediyoruz.

64’üncü madde üzerinde değişiklik önergesi yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

65’inci madde üzerinde de değişiklik önergesi bulunmamaktadır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Üçüncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümünü oylamadan önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere 2 milletvekiline söz vereceğim ancak ondan önce grup başkan vekillerinin söz talepleri vardı, onları karşılayacağım.

İlk olarak İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Yavuz Ağıralioğlu’na söz veriyorum.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, kâğıt üzerinde dört başı mamur hâle getirmeye çalıştıkları Askeralma Kanun Teklifi’ni desteklediklerine ve hayırlı olmasını dilediklerine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askeralma Kanun Teklifi’yle ilgili sürecin içerisinde bulunduk. Hükûmetin, bu mevzuda, getirdiği kanun üzerinde gruplarımızın, parti grubumuzun endişelerini izole etmek anlamında gösterdiği nezakete teşekkür ederiz. Askerlik Kanunu tam mutabakatla çıkarılınca devletin, milletin kuvveti hâline gelebilir, bir sembolik temsiliyeti de sağladığımız için ayrıca teşekkür ederiz.

Etrafımızın ateş çemberi hâline gelmeye, getirilmeye çalışıldığı bir süreç içerisindeyiz. Kâğıt üzerinde, devletin ihtiyacını görecek, milletimizin kuvveti olacak düzenlemeleri yaptık elimizden geldiği kadar. Menfiliklerini gördük, izole edebilme kabiliyetimizi muhafaza etmek kaydıyla endişelerimizi ilettik. Kanunun yapım süreci içerisinde uyguladığımız nezaketli sürece, konunun da ehemmiyetine binaen, iktidar grubuna teşekkür ederiz. Kanuna destek vereceğiz. Sadece endişelerimiz var. Endişelerimize kanunun yapım sürecinde gösterdiğiniz nezakete; yarın devletin, milletin aleyhine doğabilecek birtakım komplikasyonları engellemek için de yapacağımıza olan ümidimizle, çıkan kanuna destek veriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Ağıralioğlu, buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Süresiyle ilgili endişemiz vardı, “İzole edeceğiz, zaafiyetlerini gördük, toparlayacağız.” dendi. Kâğıt üstünde yaparken dört başı mamur hâline getirmeye çalıştığımız bu kanunun, uygulamada ortaya çıkacak menfiliklerini de telafi edebilme irademizle bu kanuna parti grubumuz olarak destek veriyoruz. Devletimize, milletimize hayırlı uğurlu olsun.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağıralioğlu.

Sayın Akçay, buyurun.

32.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Afrin ve Pençe Harekâtı’yla gücünü dünyaya bir kez daha gösterdiğine, Askerlik Kanunu’nda önemli düzenlemeleri içeren Askeralma Kanunu Teklifi’nin hayırlı olmasını dilediklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uzun bir hazırlık döneminden sonra Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçları doğrultusunda getirilen standart, öngörülebilir ve sürekliliği sağlayan bu temel kanunu Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulduğu tarihten bu yana destekledik ve bir an önce çıkması için tutum aldık, katkı verdik.

Askerî teknolojideki gelişmeler, ülkemizde ve bölgemizde yaşanan hadiseler, Türk Silahlı Kuvvetlerinin dinamik ve uzman personel sayısını artırmasını ve güçlendirmesini zorunlu kılmaktadır. Ülkemizin jeopolitik ve jeostratejik konumu her zaman güçlü bir orduya sahip olmamızı gerektirmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kapasitesi ve askerî mevcudu, ülkemizin güvenliğini sağlamanın yanında, gerek bölgede gerekse dünyanın her tarafında barışa katkı verme açısından yeterli güce ve donanıma sahiptir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk milletinin varlığı, birliği ve güvenliği için ülkemizin güneyindeki terör oluşumlarına karşı gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Afrin ve Pençe Harekâtı’yla gücünü tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir.

Ülkemizin güvenliği, birliği ve bütünlüğü için gözünü kırpmadan şehadet şerbetini içen şehitlerimizi, gazilerimizi, sınır boylarında ve ötesinde nöbet tutan kahramanlarımızı ve tüm askerlerimizi buradan selamlıyor ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Temel Askerlik Kanunu’nda çok önemli düzenlemeleri içeren bu kanunun hazırlanmasında emeği geçen başta Sayın Millî Savunma Bakanımız olmak üzere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına teşekkür ediyor; ülkemize, milletimize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz.

Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Kurtulan…

33.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Askeralma Kanunu Teklifi’yle askerlik süresinin altı aya indirilmesini ve bedelli askerlik uygulamasını önemli bulduklarına ancak zorunlu olma durumunu reddettiklerine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kanunun hazırlanış sürecine itirazımız, eleştirilerimiz olduğunu paylaşmıştık. Komisyon aşamasında da eleştirilerimizi sunduk. Komisyona alelacele geliş biçimi ve Komisyonda kanunun, teklifin hızla geçme usulüne ilişkin eleştirilerimizi HDP olarak sunduk. Komisyon tartışmaları boyunca da muhalefet ettiğimiz bölümlerine dair önergelerimizi verdik. Genel Kurul aşamasında da bu tavrımız devam etti. Maddelere geçildiği sürede Savunma Bakanının grupları ziyaret durumu gerçekleşti. Ancak tüm gruplarla bir konsensüs arayışı içinde bulunulurken HDP’liler sanki askere gitmiyormuş gibi, HDP’liler sanki askerlikten muaf tutuluyormuş gibi HDP’yi dışlayan tutumunu sürdürdü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bu tasarı içerisinde askerliğin altı aya inmesini elbette ki HDP olarak olumlu görüyoruz. Bedelli askerlik uygulamasını önemli buluyoruz ancak zorunlu olma durumunu reddettik; muhalefet ettik, değişiklik önergeleri verdik, askerliğin gönüllü olmasını talep ettik, zorunlu olması durumunda da vicdani ret hakkının tanınması gerektiğini savunduk ancak bu önergelerimiz de dikkate alınmadı, çoğunluk oylarıyla reddedildi. Herkesin faydalanabilmesi için bedellinin genç işsizlik, yoksulluk sınırını ele aldığımızda, asgari ücret üzerinden miktarının belirlenmesini istedik yani 31 binin büyük bir meblağ olduğu, bu uygulamayla birlikte askerliğin aslında daha çok yoksula reva görüldüğü görülüyor, buna itirazımızı sürdürdük ancak bu da reddedildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Bir aylık zorunlu eğitim şartına da muhalefet ettik, bu da reddedildi. Dolayısıyla, bunun bütününde; hazırlık, Komisyon ve Genel Kurul aşamasında, hiçbir aşamasında partimizin görüşünün, dikkate alınmadığı bu teklife ret oyu vereceğimizi paylaşmak isterim.

Saygılar, teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kurtulan.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, birazdan kanunun tümü üzerinde oyumuzun rengini belli etmek üzere konuşmayı Sayın Grup Başkan Vekilimiz Engin Özkoç yapacağından usul ekonomisi açısından kendisine bırakıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Sayın Turan, buyurun.

34.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Askeralma Kanunu Teklifi’nin hayırlı olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de yüz yıllık bir kanunu büyük bir çalışmayla, tüm paydaşların katkısıyla, tüm gruplarımızın ortaya koyduğu kanaatlerle beraber yasalaştıran Meclisimize teşekkür etmek istiyorum, tüm gruplara teşekkür etmek istiyorum.

Tabii, kanunun hazırlanmasında emeği geçen Komisyon Başkanımıza ve tüm Komisyon üyelerimize, Bakanımıza ve ekibine, Genelkurmay Başkanımıza ve ekibine, tüm vekillerime teşekkür etmek istiyorum.

Bu kanun, biliyorsunuz, yüz yıllık bir kanunu revize eden bir kanun; her sene bedelli olacak mı, olmayacak mı tartışmasını yok eden bir kanun; milletimizin eğitim düzeyiyle beraber, çalışma düzeyiyle beraber yeni beklentileri karşılayan bir kanun.

Dolayısıyla ben bu kanunun öncelikle ordumuza hayırlı olmasını temenni ediyorum, silah altında bizleri takip eden tüm askerlerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum, tüm milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Turan.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 49 Milletvekilinin Askeralma Kanunu Teklifi (2/1940) ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 69) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince ilk sözü, lehte olmak üzere, Bursa Milletvekili Refik Özen’e veriyorum.

Buyurun Sayın Özen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

REFİK ÖZEN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 69 sıra sayılı Askeralma Kanunu Teklifi’nin tümü üzerinde, oyumun rengini belli etmek üzere şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, vatan uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anarken gazilerimize acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada ve Türkiye'de asker alma teknolojisinin süratle gelişmesi, tehdit algısının değişmesi, yeni silah sistemleri ile araç ve gereçlerin çeşitlenmesi, muhabere sahasında yaşanan konsept değişiklikleri, bölgesel ve küresel güç dengelerinin değişkenliği Türk Silahlı Kuvvetlerinin dünyadaki gelişmelere hızla ayak uydurmasını ve yeni donanımlarla etkin personel kullanımını zorunlu hâle getirmiştir. Bu kapsamda, yeniden yapılanma süreci içinde bir yandan zorunlu askerlik sisteminin geniş tabanını muhafaza etmek, diğer yandan da ihtiyaçlar doğrultusunda etkin, dinamik, yetenekli ve verimli personel sayısını artırarak profesyonel yapıyı güçlendirmek zorunlu hâle gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde görüştüğümüz kanun teklifiyle 1111 sayılı Askerlik Kanunu ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu mülga edilip asker alma ve seferberlik faaliyetlerinin tek bir kanunda toplanarak modern, öngörülebilir, eğitimli insan gücü kaynağının etkin ve verimli kullanılması, askerlik hizmetine tabi hükümlerden azami derecede istifade edilmesi, gençlerimizin bir yandan ordumuzun ihtiyacını karşılayarak ülkemizin ve milletimizin savunmasına katkı sağlarken diğer taraftan da kendi eğitim öğretim ve mesleki gelişmelerini sağlamaları amaçlanmış olup uzun yıllar asker alma süreçlerinde yaşanan değişikliğin ortadan kaldırılması, modern ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarına uygun personel seçiminin önünün açılması, ülkenin sahip olduğu nüfus gücünün daha da verimli hâle getirilmesi hedeflenmiştir. Böylece askerlik yükümlülüğünü iş hayatını bölen, aile kurulmasını engelleyen veya geciktiren, iş verimini ortadan kaldıran, işsizlik süresini uzatan ve iş bulmayı zorlaştıran bir süreçten çıkartıp ekonomiye ciddi katkı getirmesi, diğer yandan da sisteme dâhil olan yetenekli personelin sistem içerisinde kalması ve Türk Silahlı Kuvvetlerine profesyonel katkı sağlanması hedeflenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bu yasa teklifiyle askerlik hizmetinin yedek subay, yedek astsubay, erbaş ve er olarak yerine getirileceği; erbaş ve erlerden terhise hak kazananlardan istekli olanların sıralı sicil amirlerinin olumlu değerlendirmesi ve bu konuda belirtilen nitelikleri taşımaları koşuluyla Bakanlıkça uygun görülecek sayıda ve altı ay süreyle görevine devam edebilecekleri; bu süre zarfında erlere net asgari ücret tutarından az olmamak üzere harçlık ödeneceği; istekli olanlardan Bakanlıkça belirlenecek sayıda yükümlünün, 240 bin gösterge rakamının memur katsayısıyla çarpımı sonucu bulunacak bedel miktarını silahaltına alınmadan önce, Bakanlıkça belirlenecek sürede ödemeleri ve temel askerlik eğitimini tamamlamaları hâlinde muvazzaflık hizmetini yerine getirmiş sayılacağı; kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yoklama kaçağı, bakaya veya saklı olanlardan istekli olanların, 1 Kasım 2019 tarihine kadar başvurmaları hâlinde ve öngörülen bedeli peşin ödemeleri şartıyla kuraya tabi tutulmaksızın bedelli askerlik hizmetinden yararlanabileceği; bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte askerlik hizmetine erbaş ve er olarak devam edenlerden altı aylık hizmet süresini tamamlayanların istekli olmaları hâlinde ikinci altı aylık askerlik hizmetine devam edebilecekleri ve bunlara sunulan haklardan faydalanabilecekleri düzenlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime burada son verirken üzerinde görüştüğümüz kanun teklifinin lehinde oy kullanacağımı beyan eder, kanun teklifinin ülkemize hayırlar getirmesini temenni ederim.

Bu vesileyle, Genel Kurulu ve aziz milletimizi en kalbî duygularımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özen.

Şimdi de aleyhte olmak üzere, Sayın Engin Özkoç…

Buyurun Sayın Özkoç. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin sevgiyle izlediği futbol takımları var. Herkesin gönlünde bir takım yatıyor. Onlar maç yaparken çok ciddi rekabet içerisinde oluyorlar, biz de taraftarlar olarak bir rekabeti destekliyoruz. Ancak iş Millî Takıma geldiği zaman bütün takımlardan, o güne kadar rakip olan bütün takımlardan futbolcular Millî Takıma seçiliyor Türkiye’yi temsil etmek için; daha onurlu, daha gururlu bir ülke olduğumuzu tüm dünyaya duyurmak için herkes, Millî Takımı yürekten destekliyor.

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan bütün siyasi partiler seçimlerde elbette birbirleriyle rakip olacaklar, yarışacaklar. Ancak seçimler bittikten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında artık toplanan Türkiye'nin millî ruhudur, birlik ve beraberliğidir ve bunu tüm dünyaya göstermesi gerekir.

Bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan Cumhuriyet Halk Partisi olarak, İstanbul seçimlerinde kazananın Cumhuriyet Halk Partisi değil, aslında kazananın demokrasi olduğunu söylüyoruz. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Kazananın milletimiz olduğunu söylüyoruz, kazananın güçlü bir Türkiye olduğunu söylüyoruz.

Birlikte görüştük ordunun tekrar yapılandırılmasını ve birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde ayrıntılara girdik. Girdiğimiz bu ayrıntılarda aslında “Güçlü bir ordu nasıl olur?” beraber karar vermeye çalıştık. “Yükümlülük oranının yüzde 70’ten yüzde 30’a indirilmesi doğru değildir, düzeltelim.” dedik. Nispeten düzeltildi ama buradan söylüyoruz: Daha eksik olan yönü var, orada buna el atmak gerekir diye kürsüden bir kere daha kayıtlara geçiriyoruz. “Cumhurbaşkanının askerlik süresini altı aydan üç aya çekmesi doğru değildir.” dedik, düzelttik. İhtiyaç fazlası yükümlüleri, bedellilerin sivil savunmada, AFAD’da eğitimini, Cumhurbaşkanına izin yetkisini, muhtaç askerlere yardım miktarını, askerlik hizmetini tamamlayanların profesyonel askerliğe başvurudaki ilave puanlarını, TOKİ’den öncelikli ev hakkını, şehit ailelere ev tahsisini, Cumhurbaşkanının “askerlikten muafiyet yetkisi”nin düzenlenmesini, mevcut terhislerde ikinci altı aya kalacak oranın belirlenmesini, 460 bin yükümlünün bedelli askerlikten yararlanmasını, terörle mücadele sırasında yaralanan, gazi sayılmayan vatandaşlarımızın sorunlarını görüştük, düzelttik ve güçlü bir ordunun altyapısına katkı sağlamaya çalıştık. Eksiği var mıdır? Eksiği vardır. Düzeltilir mi? Düzeltilir. Gerekirse Türkiye Büyük Millet Meclisi bir gecede toplanıp ordusu için, milleti için, ülkesi için ne gerekiyorsa yapar, gerekli kararı çıkartır. Bu azim içindedir, bu kudret içindedir; bunu tüm dünyanın görmesi gerekir.

Bunun dahi seçimlere alet edildiği, ayrıştırıldığı, birbirimize karşı kışkırtıldığımız bir Türkiye’den artık kopmak istiyoruz. Birlikte mücadele edeceğimiz, birlikte savunacağımız bir Türkiye istiyoruz. Ayrıştırılan ve karşı karşıya getirilen bir Türkiye’yi artık elimizin tersiyle itiyoruz. Kardeşlik türkülerinin söylendiği bir Türkiye’yi istiyoruz. Milletimiz için ortak kararların alındığı bir Türkiye’nin özlemini yaşıyoruz. Bağımsız, tarafsız bir Cumhurbaşkanı özlemi içinde yaşıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Herkesi kucaklayan, herkesle birlikte olan bir Cumhurbaşkanı istiyoruz. Onun için, daha güçlü bir Türkiye’ye daha güçlü bir Meclisin; ayrışmayan, birbirini kucaklayan, yasaları milletin iradesi için çıkaran, Türkiye’nin onurlu geleceği için çıkaran bir Meclisin özlemini yaşıyoruz. Bunu yapacak gücümüz var mı? Var. Başarabilir miyiz? Başarabiliriz. Burada, Mecliste olanlar bunun için yeterli midir? Yeterlidir. Yeter ki biz milletimize güvenelim, milletimiz bize güvensin.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 49 Milletvekilinin Askeralma Kanunu Teklifi’nin açık oylama sonucunu okuyorum:

“Kullanılan oy sayısı                          :     354

Kabul                                                  :     335

Ret                                                      :       17

Çekimser                                            :         2   (x)

                      Kâtip Üye                                                       Kâtip Üye

                 Rümeysa Kadak                                               Burcu Köksal

                       İstanbul                                                    Afyonkarahisar”

Böylece teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmış olmaktadır.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.47

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.09

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2’nci sıraya alınan, Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 90 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen milletvekillerinin adlarını okuyorum: İYİ PARTİ Grubu adına Şenol Sunat, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Yaşar Karadağ, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mehmet Ruştu Tiryaki, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yıldırım Kaya.

İlk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Şenol Sunat’a aittir.

Buyurun Sayın Sunat, süreniz yirmi dakikadır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL SUNAT (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, 23 Haziran tarihinde yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçim sonucu aziz Türk milletine hayırlı ve uğurlu olsun diyorum. Sayın İmamoğlu’na başarılar diliyoruz, Allah yâr ve yardımcısı olsun. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Bu seçim sonuçları, milletin iradesine ipotek koymanın, yok saymanın, hak gasbının bedelinin ne olduğunu göstermiştir. Tüm siyasetçiler olarak hepimizin ders çıkarması gerekir. Bu seçim Türk milletinin ferasetini ortaya koymuştur; adalet kazanmıştır, demokrasi kazanmıştır, iyilik kazanmıştır, tevazu kazanmıştır, vicdan kazanmıştır. Velhasıl muhalefet ve iktidara destek olan büyük Türk milleti kazanmıştır.

Evet, bugün 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin genel değerlendirmesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bir kez daha Millî Eğitim Bakanlığı mevzuatında yapılan bazı değişiklikleri bu kanun teklifi getiriyor.

Değerli milletvekilleri, eğitim millî bir meseledir. Eğitim, bir istikbal meselesidir. Eğitim, siyaset üstü bir meseledir. Gelin, birlikte yere düşen sistemi ayağa kaldıralım ve Türk milletine yakışır bir millî eğitim sistemini el birliğiyle oluşturalım. Bu, bizim ecdadımıza ve evlatlarımıza olan borcumuzdur.

Bilindiği üzere, on yedi yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde karnesi çok bozuk olan bakanlıklardan birisi Millî Eğitim Bakanlığıdır. Tam 7 kez bakan ve 17 kez sistem değişmiştir. Her gelen bakan kendi sistemini getirmiş, muhalefet hiçbir zaman dinlenmemiş ve eğitim kalitesi her yeni bakanla daha da gerilere düşmüştür.

Evet, bu kanun teklifinin 2’nci maddesiyle ilkokula başlama yaşı altmış dokuz aya çıkarılarak yaklaşık yedi yıldır yapılan yanlıştan geri dönülmüştür. Geri dönülmüştür ancak yedi yıldır öğrencilerimiz bir kobay olarak kullanılmış, aileler sıkıntı yaşamıştır. Buradan hareketle, eğitim gibi son derece önemli bir alanda yanlış yapmamak için işin muhataplarına, uzmanlara sormanın ne kadar önemli olduğu bir defa daha görülmüştür. Her sene değişen müfredat ve her sene değişen sistem sonucunda evlatlarımız yıllardır deneme tahtası gibi görülüyor ve maalesef kobay gibi kullanılıyor sayın milletvekilleri.

Evet, öğrencilerimizin durumu ortada, peki öğretmenlerimiz ne hâlde, biraz da bunu değerlendirelim. Evlatlarımızı ellerine teslim ettiğimiz, gelecek nesillerimizi yetiştiren öğretmenlerimizin sorunları saymakla bitmiyor. On binlerce atanamayan öğretmen var. Doğru dürüst bir planlama yapılmadığı için her yıl bu rakam artıyor ve yığılmalar devam edip geliyor. Öğretmenlerimizin maaşları ortada. 3600 gösterge ne oldu, hâlen ses seda yok, verilen sözler de maalesef tutulmuyor. Öğretmenlik kadrolu, sözleşmeli, ücretli diye sınıflandırılır mı sayın milletvekilleri? Ben bir eğitimciyim, yıllardır yüzlerce öğretmen yetiştirdim. Bir eğitimci olarak böyle bir sınıflandırmayı asla kabul etmiyorum. Bunu öğretmenlik mesleğine bir hakaret olarak görüyorum. Öğretmenlik kutsaldır, bir kısım kabul etmese de öğretmenlik kutsaldır çünkü insan eğitir ve insan yetiştirir. Aynı okulu okuyan, aynı eğitimi alan, aynı işi yapan insanları nasıl farklı kategorilere sokabiliriz? Bu yanlış uygulamadan bir an önce vazgeçilmelidir.

Teklifte yer alan düzenlemeye dönecek olursak, Komisyona gelen teklifte, sadece sözleşmeli öğretmenlerimizin ve Diyanet İşleri Başkanlığında çalışan sözleşmeli personelin zorunlu çalışma ve kadroya geçme süresi 3+1 yani 4 yıla düşürülüyor. Daha sonra Komisyonda muhalefet partilerinin de teklifleri, iktidar partisinin de katılmasıyla Sağlık Bakanlığında çalışan sözleşmeli personel de bu kapsama alındı ve teklife dâhil edildi. Peki, sözleşmeli öğretmenlerin, Diyanet görevlilerinin, sağlık personelinin bu şekilde dört yıla indirilmekle bütün dertleri bitiyor mu? Kadro alana kadar aile birliği ya da sağlık durumları nedeniyle tayin isteyemiyorlar. Bunun sonucunda pek çok sözleşmeli personelin ailesinin dağıldığını ve sağlık sorunları yaşadıklarını biliyoruz. Bize gelen bu mağdur kardeşlerimizin hikâyeleri gerçekten çok acıklı. İnsanlar yeni doğmuş çocuğunu, eşini ayda bir veya bazen iki ayda, bazen de altı ayda görmek durumunda kalıyorlar. Kendi çocuğuna hasret olan insan başka çocukları nasıl yetiştirecektir diye de sizlere sormak istiyorum.

Evet, değerli milletvekilleri, bu sorunun tek çözümü tüm öğretmenlere kadro verilmesi ve aralarında hiçbir ayrım yapmadan yeni bir planlama yapılmasıdır. Kalkınmada öncelikli bölgelerde öğretmen tutmanın yolu sözleşmeli öğretmenlik, sözleşmeli personel değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu sorunu adil ve rasyonel bir biçimde çözebilecek feraseti haizdir. Biz İYİ PARTİ olarak Adalet Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ve tüm kurumlarda çalışanlar, tüm 4/B ve 5393 sayılı Kanun kapsamında çalışanlar ile vekil ebe ve hemşirelere de kadro verilmesi eşitlik ilkesi gereğidir diyoruz. Aslolan ise tüm sözleşmeli personelin 4/A kadrosuna alınarak hukuk kurallarına uygun hâle getirilmesi, izin, tayin, terfi gibi özlük hakları ve farklı çalışma grupları oluşmasına son verilmesidir. Şu anda tüm kamu kurumlarında yaklaşık 300 bin sözleşmeli, 657-4/B’li sözleşmeli memur çalışmaktadır. 300 bin sözleşmeli memurun kadroya alınmasında devletimize herhangi bir ek yük gelmemektedir.

Değerli milletvekilleri, yine bu kanun teklifiyle, yükseköğretimdeki öğrencilere yönelik açılacak yurtların işletmesi ve denetimi Gençlik ve Spor Bakanlığına devrediliyor. Evet, devredilebilir ama öğrenci yurtları konusu çok önemli bir konu. Sorumluluk hangi bakanlıkta, hangi kurumda olursa olsun bu işi dikkatli yapmalı, denetiminden taviz vermemeli ve politikadan uzak tutmalıdır.

Biliyorsunuz ki hain FETÖ örgütünün, öğrenci yurtları kisvesi altında ve ayrıca özel evler tutarak gencecik evlatlarımızın beyinlerini nasıl yıkadığını, Anadolu’nun gariban gençlerini nasıl tuzaklarına düşürdüklerini asla unutmadık. Aladağ’da hiçbir denetimi olmayan bir yurtta yanarak can veren evlatlarımızı da unutmadık. Ensar Vakfının yurtlarında meydana gelen o utanç verici olayları da unutmadık. Belediyelerin katkılarıyla hazine arazilerine el konularak iktidar partisinin arka bahçesi hâline getirilen; oğul, kız, akraba, eş dost ve yandaşların vakıf ve derneklerine ait yurtlara verilen devlet desteğini de unutmadık. Bu yurtlarda dönen dolaplar da takibimizde sayın milletvekilleri.

Kredi ve Yurtlar Kurumu kendi binalarının yanında özel sektör ve şahıslardan kiralama modeliyle on beş yıllığına yüksek denilebilecek fiyatlarla -ki özellikle yandaşlardan- binalar kiralayarak yatak kapasitesini artırıyor. Ben sormak istiyorum sayın milletvekilleri: Millî Eğitim Bakanlığının izniyle kurulmuş özel öğrenci yurtlarından hizmet satın alma yolunu niye denemiyorsunuz? Devlet hazinesine fazladan bir mali külfet de yüklemiyor ve üstelik her kesimden, her görüşten insanın kalabileceği farklı yurtların olmasında da fayda var. Devlet işletmeci değil, kanun koyucu ve denetleyici rolüne dönmelidir diyoruz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletinde dünyaya gözlerini açan her birey devletin himayesindedir ve Anayasa’da ifade edildiği gibi, her türlü imkâna erişim hakkına sahiptir. Aynı zamanda, dünyaya gözlerini açan her birey ülke kalkınmasında ve gelecek umutlarımızın yaşatılmasında en büyük değerdir. Bu bakımdan, her bir bireyi ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda farklı eğitimlerle ve adalet çerçevesinde, iş piyasasında çalışır, üretir hâle getirmek Türkiye Cumhuriyeti devleti ve yönetenlerinin birincil görevidir. Mesleki ve teknik eğitim işte bu açıdan hayati öneme sahiptir. Bundan dolayı, içinde bulunduğumuz bu yüce Meclis çatısı altında yapılan eleştirilerin dikkate alınması, mesleki ve teknik eğitim konusunda ortak bir irade sergilenmesi ülkemiz geleceği açısından her birimizin boynunun borcudur. Mevzuat, bugün görüştüğümüz düzenleme gibi, sürekli değiştirilerek yamalı bohçaya dönmüştür. Özellikle, mesleki ve teknik eğitimler yoluyla bireylere kazandırılan yetkinliklerin belgelendirilmesi, bu yetkinlikler doğrultusunda bireyin iş yeri açmasına veya çalışmasına dönük mevzuat karmaşası, farklı kurumların çıkardığı mevzuatların birbiriyle çelişkisi eğitimin politik, ekonomik ve hukuki anlamda koordinasyonsuzluğunu ortaya koymaktadır. Bir bakanlığın verdiği bir belge diğer bir bakanlık tarafından tanınmamaktadır, bir genel müdürlüğün verdiği belge diğer bir genel müdürlük tarafından tanınmamaktadır. Değişen hem de çok hızlı değişen bir dünyada yaşıyoruz. Örneğin, teknolojik gelişmeler üretimi ve üretim ilişkilerini de değiştiriyor. Öte yandan, insanların ihtiyaçları ve tercihleri değişiyor. Böyle bir ortamda üretim ve ticaretin olmazsa olmazı insan yaratıcılığı ve gelişmiş teknoloji. Sadece teknolojiyi üretmek ve kullanmak da çözüm olmuyor artık, yaratacağı ekonomik, toplumsal ve sosyal yaşamı da bugünden tasarlamak gerekiyor. Ekonomide istediğimiz değişimin temelini ancak kaliteli eğitimle sağlamlaştırabiliriz. Nitelikli insan kaynağına yatırım yapmazsak teknolojik altyapıyı sağlayarak dijitalleşmenin yaratacağı faydadan da yararlanamayız. Yapmamız gereken mesleki eğitime sözde değil özde gereken önem ve önceliğin verilmesidir.

Genç işsizliği önlemenin yolu da çıraklık eğitiminden geçmektedir. Mesleki eğitim merkezlerine gençlerimizin ilgisini artırmak zorundayız. Kalfalık, ustalık belgesine sahip olanların toplum içindeki statülerini yükseltmek zorundayız. Çırak öğrencilerimizin çalışma ortamından kaynaklanan olumsuz faktörleri en asgari düzeye indirmek zorundayız. Ebeveynlerin mesleki eğitimi başarısızlık ve yeteneksizlik olarak görme anlayışını ortadan kaldırmak zorundayız. Bu ülkenin sadece beyni çalışan değil elleri de beyniyle ortak çalışan zanaatkârlara ihtiyacı olduğunu her platformda dile getirmeliyiz. Bütün bunları yaparken iş birliği, güç birliğiyle ilgili paydaşlarla ortak hareket etmek zorundayız. “Biz böyle uygun gördük.” anlayışını bir kenara bırakarak, siyasetin gereklerini değil eğitimin gereklerini ön plana çıkararak, ortak akıl ve ortak iradeyle sorumluluklarımızın farkındalığıyla bunları gerçekleştirmeliyiz.

Kanun teklifinin 5, 6, 7 ve 8’inci maddelerine yönelik uygulamalar Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle iki yıldır uygulanıyordu zaten çünkü maalesef “Hukuk devletiyiz.” diyoruz ama kanuni bir düzenleme yapmadan önce yönetmelik ve esaslarında değişikliğe gidiyoruz. Bundan vazgeçmeliyiz değerli milletvekilleri.

Millî Eğitim Bakanlığında çıraklık ve mesleki eğitim uygulamalarında yetki ve sorumluluğun hangi genel müdürlükte olduğu da belli değil maalesef. Aynı Bakanlık içerisinde iki farklı genel müdürlükten biri, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü iş yeri açmada ustalık belgesi veya en az ön lisans diploması isterken, diğer genel müdürlük, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü kurs belgesini yeterli görmektedir. Asıl önemli olan ve gözden kaçırılmaması gereken husus da genel müdürlükler arasındaki farklı uygulamalar neticesinde mesleki eğitimde uygulanan programlar arasında birliktelik ve bütünlüğün de kaybolmasıdır. Millî Eğitim Bakanlığı bu yapısı ve uygulamalarıyla mesleki eğitime öğrenci bulmakta zorluk çekmeye devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, devletimizin kaynaklarının daha etkin ve verimli şekilde kullanılması amaçlandığından -güzellik uzmanlığı örneğini vereceğim size- meslek dalında iş yeri açmak için dördüncü seviye üç yüz, üç yüz on saat teorik eğitim yeterliyse üç yıl kalfalık eğitimi artı bir yıl daha ustalık eğitimi olmak üzere dört yıl mesleki eğitim almak için mesleki eğitim merkezlerine devam etmeye öğrenci için ne gerek kalmaktadır? Bu nedenle, gerçekçi olmak gerekirse -kimse kimseyi kandırmasın- 7141 sayılı Kanun’un 12’nci maddesi uygulamada kaldığı sürece çıraklık mesleki eğitimine olan ilgi de her geçen gün azalmaya devam edecektir.

Mesleki eğitimde bir diğer önemli problem ise alışkanlıklarla yönetimden verilerle yönetime geçilmemesidir. Bunun için de, mesleki eğitimin istihdam boyutu da dikkate alınarak gününde ve gerçek verilere ulaşmak günümüzde mühimden öte elzemdir. Yani Bakanlık çırak öğrenci verilerinde bile bir birliktelik sağlayamamaktadır. Bunun yanı sıra, verileri eğitim yılları itibarıyla analiz etmek isteğimizde meslek alanı, meslek dalı bazlı verilere ulaşmak da çok zordur. Bilindiği üzere, eğitimin zorunlu eğitim kapsamına alınarak her meslek için sürenin dört yıl olarak belirlenmesi ki her mesleğin öğrenme zorluğu ve öğrenme süresi farklı olacağından mesleklere göre çıraklık süresi meslek kuruluşlarıyla iş birliğiyle yeniden belirlenmelidir.

Yine, söylemek istediğim: Günümüzde teknolojide çok büyük değişikliklerin yaşandığı da göz önüne alındığında, iki yılda bir 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun ilgili maddelerinde değişiklik yapmak yerine meslekî eğitimde taraf olan tüm paydaşların katılımıyla yeni bir meslekî eğitimi geliştirme kanununun hazırlanıp uygulamaya geçirilmesinde büyük faydalar vardır.

Sayın milletvekilleri, yine son olarak söylemek istediğim: Her kanun teklifinde, olur olmaz her yerde “Cumhurbaşkanınca karar verilir.” veya “…belirlenir.” diye yazmak zorunda mısınız? Kanun teklifi veren arkadaşlarımıza sormak istiyorum. Bu kanun teklifinin de 14’üncü maddesine ÖSYM’de soru hazırlamak için görevlendirilen öğretim elemanları ve öğretmenlerin ek ödeme uygulaması için ki gösterge katsayısı kanunda açık açık yazılmış olmasına rağmen “Ek ödemenin tutarı ile usul ve esasları Cumhurbaşkanınca belirlenir” diye yazıyorsunuz. Yazıktır ya, sayısı belli personel için aşağı yukarı belli olan rakamı niye Bakanlık belirlemiyor da Sayın Cumhurbaşkanının bu kadar görevi varken önüne koyuyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Sunat.

ŞENOL SUNAT (Devamla) - Bunu söylemiş olmamıza rağmen, “Bunu dikkate almanız gerekir.” “Buna ‘Bakanlıkça’ demeniz daha uygundur.” dememize rağmen maalesef kabul görmemiştir. Söylemek istediğim şudur: Evet, bir Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmiş olsa da -kanun teklifi veren arkadaşlarımıza da seslenmek istiyorum- Sayın Cumhurbaşkanı bu kadar yoğunken, memleketin bu kadar meselesi varken bunlarla uğraştırmayın Sayın Cumhurbaşkanını; boğmayın, boğmayın diyorum, söylemek istediğim bu. Yanlış yapıyorsunuz…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bunlar mali hükümler, ya yasayla ya da kararnameyle olur.

ŞENOL SUNAT (Devamla) – Kararnameyle olmaz çünkü yazmışsınız şeyi, “Bakanlıkça belirlenir.” dersiniz, olur biter.

Evet, şerh maddelerimiz vardı ama genel anlamda biz bu teklife destek verdik, memleketimize hayırlı ve uğurlu olsun diyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sunat.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Yaşar Karadağ konuşacaktır.

Buyurun Sayın Karadağ. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine, Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, malumunuz konuştuğumuz alan eğitim. Bu alan, insan gelişiminin biyolojik yapısından psikolojik yapısına, psikolojik yapısından sosyoekonomik yapısına, hatta ruh gelişimine dahi katkıda bulunan bir alandır. Zaman zaman “Beşikten mezara.” dediğimiz bir süreçten bahsediyoruz.

Eğitim, bir toplumun gelişmesi ve uygar seviyelere ulaşması için gerekli en önemli yapı taşıdır. Eğitim politikası çökmüş bir millet, yok olmaya mahkûmdur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlimin ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız, ilmin ve fennin, yaşadığımız her dakikadaki safhalarının sonuçlarını idrak etmek ve gelişimini zamanında takip etmek şarttır. Binlerce yıl önceki kuralları bugün aynen uygulamaya kalkışmak, elbette ki ilmin ve fennin içinde olmak değildir.”

En önemli, en esaslı nokta, eğitim meselesidir. Eğitim politikamızın temel amacı, Türk milletine mensubiyetin gurur ve şuuruna sahip, manevi ve kültürel değerlerimizi özümsemiş, düşünme, algılama ve problem çözme yeteneği gelişmiş, sorumluluk duygusu ve toplumsal duyarlılığı yüksek, yeni gelişmelere açık, bilim ve teknoloji üretimine yatkın, girişimci, demokrat, kültürlü, erdemli ve inançlı nesillerin yetiştirilmesi olmalıdır.

Şimdi de komisyondan geçirilip Genel Kurula sunduğumuz kanun maddelerindeki değişiklikler hakkında bilgi vermek istiyorum. Getirilen kanunla birlikte yurtlarla ilgili bir düzenleme yapıldı. Gerçek ve tüzel kişiler tarafından yükseköğrenim öğrencilerine yemekli ve yemeksiz özel barınma hizmeti veren kurumların açılmasının, işletilmesinin, denetlenmesinin daha etkin yürütülmesinin sağlanması için Gençlik ve Spor Bakanlığının iznine bağlanması sağlanmıştır. Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğünün bu konudaki iş ve işlemlerinin yürütülmesine ilişkin tecrübelerine istinaden bu Genel Müdürlüğün bağlı olduğu Gençlik ve Spor Bakanlığınca yapılması uygun görülmüştür. Gerçek ve tüzel kişiler tarafından yemekli ve yemeksiz öğrenci yurtları ve buna benzer kurumların açılması ve işletilmesi, ortaokul ve ortaöğretim düzeyinde Millî Eğitim Bakanlığına, yükseköğretim düzeyinde ise Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlanmıştır. Yurtlarda ortaöğretim ve yükseköğretim arasında bir yetki kargaşası, bir ikilem söz konusuydu, şimdi ona belli bir nitelik geldiğine kanaat getiriyoruz. Yalnızca, yurtların açılmasının, işletilmesinin yanı sıra, özellikle denetlenmesi konusunda bu, çok önemlidir; gerekli hassasiyetin gösterilmesini beklemekteyiz.

Ayrıca, kanun teklifindeki diğer bir husus ise ilkokula başlama yaşıyla ilgili yeni bir düzenlemenin yapılmış olmasıdır. Bu düzenlemeyle, mecburi ilköğretim çağı, 6-14 yaş grupları arasındaki çocukları kapsayacaktır. İlkokula başlama yaşı, eylül sonu itibarıyla 69 aya çıkarılmıştır. Buradaki temel amaç, çocukların bilişsel, duygusal, sosyal ve psikomotor olgunluğa eriştikten sonra okula başlamasıdır.

Öncesinde Sayın Bakanımız Ziya Selçuk’un dediği gibi, 6, 7 yaş çağ nüfusu iç içe girdi. Okula erken yaşta giden çocukların duygusal ve sosyal gelişiminde ciddi problemler oluştu. Bu yüzden, bu düzenleme, çocukların yeterli olgunluğa eriştikten sonra okula başlamalarını sağlayacaktır.

Bir diğer husus ise çıraklık eğitiminin zorunlu eğitim kapsamına alınarak kalfalık ve ustalık eğitimlerinin dört yıllık “Mesleki Eğitim Merkezi Programı” adı altında birleştirilmesidir. Bu dört yıllık programı bitirenlere meslekî diploma verilecektir. Eğitim-istihdam bağlantılarının güçlendirilmesi, özel sektörün mesleki eğitime doğrudan katkı sağlaması ve nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi amacıyla, meslekî eğitim merkezlerinin organize sanayi bölgeleri yönetimlerince ve özel sektör tarafından açılabilmesine olanak sağlanacaktır. Özel sektör, kendi iş gücünü kendi yetiştirebilecektir.

Ülkelerin gelişmesinde ve kalkınmasında sanayileşmenin temel unsuru olan bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarına sahip, yüksek verimi gerçekleştirecek kalifiye insan gücünün yetiştirilmesi gerekmektedir. Kalifiye elemanların bilgi ve becerisi, ekonomik başarının temelidir. Ülke gelişiminde ara eleman faktörünün önemli bir role sahip olduğunu düşünürsek bu uygulamanın, ülkenin gelişimi noktasındaki geleceğine çok büyük katkı sağlayacağını görmek kaçınılmazdır.

Değerli milletvekilleri, ayrıca getirilen teklifle birlikte… Dershanelerin kapatılma süreciyle başlayan dönüşüm sürecinde temel liseler dört yıl süreyle taahhüt vermişlerdi. Bu dönüşüm süreci… 5580 sayılı Kanun’un ek 1’inci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “eğitim ve öğretim desteği” ibaresi, bu teklifle madde metninden çıkarılmıştır. Buna göre bu madde kapsamındaki öğrenciler için verilen eğitim ve öğretim desteğinin gereken şartları karşılayamayan kurumlardan tahsil edilmemesi sağlanmıştır. Şimdi, özellikle dershanelerin kapatılma sürecinde KHK’yle o malum yapıya ait veya suç işleyen kurumlar tespit edildi ve bu temel liseler, onlar ayrıştırıldıktan sonra açılan liselerdi, dört yıllık da eğitim öğretim hakkı tanınmıştı. Şimdi, bunun özellikle devamına yönelik bayağı bir talep olmasına rağmen de şu anda bu dört yıllık süre doldu. Bunların devam etmesiyle ilgili sanırım bir şey yok, eğitim öğretim desteği verilmişti, o eğitim öğretim desteği dört yıl sonunda dönüşümünü sağlamayan okullardan geri alınacaktı ama bu teklifle birlikte bundan vazgeçilmiş oldu.

Getirilen teklifle Diyanet İşleri Başkanlığında ve Sağlık Bakanlığında görev yapan sözleşmeli personelin kadroya atanabilmesi için gerekli zorunlu hizmet süresi dört yıla düşürülmüştür. Aynı Millî Eğitimdeki sözleşmeli öğretmenlerde olduğu gibi “3+1” kuralı esas alınmıştır.

Diğer ve önemli meselemiz, tabii ki öğretmenlik konusu. Şunu bir öğretmen olarak öncelikle belirtmek istiyorum: Öğretmenlik mesleği, özel bir ihtisas mesleğidir. Öğretmen, çocuklarımız için yeri gelmiş anne-baba olmuş, yeri gelmiş ağabey-abla olmuş, yeri gelmiş çocuklarımıza sığınacak kapı, onlara gelecek kötülüklere karşı duvar olmuş ama her şeyden önce bu vatanın geleceği evlatlarımız için gözünü kırpmamış “vatan” deyip şehit olmuş.

Diyarbakır’ın Çavuşlu köyünde babasıyla birlikte şehit edilen Neşe Alten’i, memleketi Maraş’ta okulu bırakıp gitmesi için, hain PKK terör örgütü üyelerine karşı direndiği için şehit edilen Hanifi öğretmenimizi, 29 yaşında Tunceli’de şehit edilen Rüstem Şen’i, Bitlis’in Düzyazı mezrasında okulları basılarak 1 yaşındaki kızlarıyla birlikte şehit edilen Yasemin ve Bayram Tekin çiftini, henüz sekiz aylık öğretmenken Batman’ın Kozluk ilçesinde PKK’lı hainlerin saldırısı sonucu şehit düşen Şenay Aybüke Yalçın’ı ve burada ismini sayamadığım, bölücü katillere karşı Türkiye'nin dört bir yanında vatan ve bayrak için destanlar yazarak şehadet şerbetini içen tüm öğretmenlerimizi saygı ve minnetle anıyorum, ruhları şad olsun.

Değerli milletvekilleri, bizler her zaman söylüyoruz, öğretmen, öğretmen, öğretmen. Daha önce de defalarca dile getirdiğimiz gibi, öğretmenliğin sözleşmelisi, ücretlisi olmaz fakat zorunluluklar bizleri birtakım yapılanmalara sürüklemiş olsa da öğretmenlerimiz açısından kolaylıkların, esnekliklerin getirilmesi ve şartların iyileştirilmesi esas olmalıdır.

Bilindiği üzere, “4+2” şeklinde çakılı atanan sözleşmeli öğretmenlerimiz vardı, bunların sıkıntıları da hepimiz tarafından malumdu; eş, sağlık mazeretleri, mazeret durumunda tayin hakları yoktu. Gazi Meclisimize getirilen bu kanun teklifiyle birlikte, sözleşmeli öğretmenlerimizin kadroya atanabilmeleri için zorunlu hizmet sürelerinin “3+1” şeklinde düzenlenmesi, o vefakâr öğretmenlerimiz açısından alınan önemli bir karardır ve tarafımızca da sonuna kadar desteklenmektedir.

Eğitim, bir ülkenin olmazsa olmazıdır. Eğitim ve eğitimci için atılan bu adımlar sonuna kadar desteklenen uygulamalar olsa da eğitimde hem sistem hem de öğrenci açısından mevcut başka sıkıntıların olduğunu da bilmekteyiz. Bu sıkıntıların giderilmesi, eğitimimizin ve eğitimcilerimizin refaha kavuşabilmeleri için bundan sonraki süreçlerde de gerekli adımların atılarak uygulamaya geçirilmesi, en asli görevimizdir çünkü bilmeliyiz ki eğitimden yoksun bir milletin bağımsız olması ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşması imkânsızdır. Geleceğimizin yeni yetişen nesillerimize, bu nesillerimizin de fedakâr, cefakâr öğretmenlerimize emanet olduğu unutulmamalıdır.

Bu konudaki sözlerimi, yine Ulu Önder’imiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Milletleri kurtaranlar, yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğitimciden yoksun bir millet henüz ‘millet’ adını almak kabiliyetini kazanmamıştır. Ona ‘basit bir kitle’ denir, ‘millet’ denmez. Bir kitle ‘millet’ olabilmek için mutlaka eğitimcilere ve öğretmenlere muhtaçtır.”

Saygıdeğer milletvekillerimiz, öğretmenler konusuna değinirken, bir de ayrıca, özellikle gerek sosyal medyada olsun gerekse Meclisteki büromuza gelerek sözlerini ileten, sıkıntılarını dile getiren onlarca, yüzlerce meslektaşımızı görüyoruz. Bu meslektaşlarımızın bir grubu ise bu 1.200 sözleşmeli öğretmenden, ücretli öğretmenden atanmayanlar. Öğretmenlerimizle ilgili, bir de bu 1.200 öğretmen hakkında konuşmak istiyorum. Fedakârca ve biraz da çaresiz, zor şartlarda ücretli öğretmenlik yapan arkadaşlarımıza, dönemin Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz tarafından, yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için çalışma başlatılmış ve diğer kurumlarda olduğu gibi tecrübelerinden istifade etmek üzere, kanun hükmünde kararnameyle 5 bin kadro tahsis edilmiştir; toplamda beş yüz kırk gün SGK primi yatırmış olması, 2017-2018 yılında aktif çalışıyor olması ve KPSS üstünlüğü gibi şartlar aranmıştır. Hâlihazırda mülakata katılan 1.200 kadar öğretmen, bu şartları taşımasına rağmen açıkta kalmıştır. Bu öğretmenlerimizin iddiası -şu anda sayılarının 900-920 olduğu söyleniyor- o açılan 5 bin kadro da dolmamış. Bunlar, mülakata girmelerine rağmen, o hakkı hak etmelerine rağmen şu anda atanamamışlar ve bunun mücadelesini veriyor bu öğretmenlerimiz. Bunların da burada sesi olmak istedik. Bu öğretmenlerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi için gerekli çalışmanın yapılmasını bekliyor, saygılarımı sunuyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, çıkacak, ilgili kanuna değindikten sonra, kalan sürem içerisinde de doğup büyüdüğüm memleketim olan Iğdır’a değinmek istiyorum. Iğdır, Türkiye’de başka bir örneği olmayan, dört ülkenin kesişim noktası. Türkiye'nin Orta Asya’ya, Türk dünyasına açılan kapısı. Kuzeyinde Ermenistan, doğusunda Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ve yine, güneydoğusunda İran’la sınırı olan ve Dilucu dediğimiz kesimle Türkiye'nin doğudaki en son, uç noktasında bulunan şehrimiz.

Iğdır’ımızın ciddi anlamda çok büyük problemleri var. Tabii ki bu problemlerin başında işsizlik geliyor. Bunun dışında, bu kadar jeopolitik, jeostratejik bir öneme sahip olmasına rağmen -dediğim gibi- dört ülkenin kesişim noktasında olmasına rağmen ticaretimizin çok önemli sorunları var. Ermenistan’la ilişkilerimiz malum, sınır kapımız kapalı. Kapalı olmasını da hem Iğdır halkı hem de Türkiye olarak sonuna kadar destekliyoruz çünkü işgal etmiş oldukları Dağlık Karabağ’ı, Azerbaycan’ın yüzde 20’lik toprağını boşaltmadıkları müddetçe o kapının kapalı kalması en doğal hakkımızdır. Ama Nahçıvan’la ilgili sınır kapımız açık olmasına rağmen, Azerbaycan ve Nahçıvan’la uygulanan vize uygulamasından ve gümrükteki çalışmalardan dolayı, maalesef, sınır ticaretimiz sekteye uğramaktadır. Bu vize uygulaması, en son, Bakü’de yapılan bir platformda dile getirildi, Meclis başkan vekilimizle birlikte hem Meclis başkanlarına hem de Dışişleri Bakanlığına dile getirildi ve onlar, gerekli çalışmayı yapacaklarını söyledi. Buradan, bu kürsüden ben hem Dışişleri Bakanlığımıza tekrar seslenmek istiyorum bunun takibinin yapılması açısından hem de Iğdırlı hemşehrilerime sesleniyorum; inşallah, vize uygulaması kalktığında daha uygun şartlarda ticaret imkânlarına kavuşacaklar.

Iğdır’ın problemleri arasında bir de Boralan Sınır Kapısı var; İran’la sınır kapımız olmasına rağmen, kapalıdır. Bununla ilgili de çalışmaları Iğdır halkı özellikle, şiddetle beklemektedir.

Ayrıca, Iğdır’da en önemli problemlerden bir tanesi, tarım ve hayvancılıkla ilgili sıkıntılardır. Tarımdaki sulama probleminin hemen kuzeyimizdeki Aras Nehri üzerine kurulacak, ülkemiz sınırları içerisinde doğup Ermenistan’la sınırımızı çizerek ta Hazar Denizi’ne kadar ulaşan Aras Nehri üzerine kurulacak, kendi sınırlarımız içerisinde kurulacak barajlarla birlikte Iğdır’ın en önemli problemi olan sulama probleminin çözüleceği kanısındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Karadağ.

YAŞAR KARADAĞ (Devamla) – Bu konuda hem Ünlendi Barajı çalışmaları devam ediyor; maalesef, biraz yarım yamalak, ağır aksak devam ettiğini gözlemliyoruz. Bir de özellikle, kurulacak olan Tuzluca Barajı, Iğdır’daki sulama problemini çok büyük oranda ortadan kaldıracak ve tarıma çok büyük bir katkı sağlayacaktır. Hem ikliminin hem de toprağının bu kadar verimli, değerli olduğu bir ovada bugünkü vahşi sulama sistemiyle yapılan sulama yerine kurulacak barajlarla birlikte bugünkü verimin belki de en az 8-10 kat daha artırılacağı kanısındayız. Bu barajlarla ilgili çalışmalarla ilgili de özellikle buradan Tarım Bakanlığımıza ve DSİ Genel Müdürlüğümüze seslenmek istiyorum: Iğdırlı, sulama probleminin artık çözülmesini istiyor.

Galiba zamanım doldu.

Hepinize çok çok teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karadağ.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Genel Kurulda görüşülme şekliyle ilgili düşüncelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Görüşülmekte olan kanun teklifiyle ve görüşme şekliyle ilgili bir olumlu, bir olumsuz yaklaşımımız var. Uygun tarafı şudur: Hiç değilse ihtisas komisyonu çalıştırılmıştır. Plan ve Bütçe Komisyonu, Meclis alt komisyonu gibi, alt meclis gibi, ön meclis gibi çalıştırılıp ilgili, ilgisiz her konu, torba kanunlar hâlinde görüşülüyor. Bir torbanın içine atılmak yerine bir konuyla ilgili maddelerin birlikte ve bir torba kanun olmadan ihtisas komisyonuna gitmesi ve 5 siyasi partinin değerli Komisyon üyelerinin katkısını alması ve orada takip ettiğimiz kadarıyla kayda değer değişiklikler yapılması bir yılını doldurmuş olan Parlamentomuzda bu bir yıl içinde -benzer bir örneğini hatırlamıyoruz- ilk olumlu örnektir, bunu teyit etmek lazım. Eleştiriyoruz her zaman torba yasaları, ilk kez torba yasa olmadan böyle bir şey yapılıyor. Ama yanlış tarafı şu, buradaki sıkıntı şu: Yine kanunun Parlamento dışı merciler tarafından hazırlandığı ve milletvekillerimiz tarafından imza atılarak yürütme ile yasamanın bir kısmı arasında Anayasa’ya karşı muvazaa suçu işlendiği açıkça Komisyon görüşmelerinde de belli olmuştur.

Ayrıca bunun temel bir kanun olarak getirilmesi, hızlı bir şekilde yasa yapmak için temel kanunla ilgili İç Tüzük’ümüzün 91’inci maddesinin istismarının tekrarı niteliğindedir. İstisna, kural hâline dönüşmüş, normal müzakere istisna olmuş durumdadır. 20 maddelik bir kanun, temel kanun getirilince ne olacak? Üzerinde her maddenin değil, 10 maddeye sadece bir konuşma verilmektedir. Böyle olunca muhalefet partileri kaçınılmaz olarak değişiklik önergeleri vermek suretiyle kendilerine maddelerde konuşma icat etme mecburiyetindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Oysaki madde üzerinde normal İç Tüzük 81’e göre müzakereye imkân tanınsa desteklediğimiz maddelerde değişiklik önergesi vermek yerine “Madde güzeldir, doğrudur.” der maddeye evet oyu verir, ardından değişiklik önergesi vermeyiz, zaten yasa böyle yapılıyor bütün dünyada. Ama burada 900 maddelik örneğin Vergi Usul Kanunu için tanınmış otuzarlı bölümler hâlinde görüşülme kolaylığını istismar eden anlayış, bizi mecburen desteklediğimiz maddede de değişiklik önergesi verip, anlamı, sonucu değiştirmeyen değişiklik önergesi verip kendimize oradan beş dakikalık olsun bir konuşma hakkı çıkarmaya itmektedir ki bu, Parlamento ciddiyetiyle bağdaşmayan bir durumdur ancak bizim grubumuzun ya da diğer muhalefet partisi gruplarının değil, iktidarın iş görüş biçimine karşı geliştirilen bir savunmadır. Bu yüzden, torba kanun içine atmak yerine ihtisas komisyonunu çalıştırmayı doğru bulduğumuzu, Komisyon Başkanının şahsında bütün üyelerin değerli katkılarını kıymetli bulduğumuzu ifade ediyoruz ama temel kanun çelişkisine itirazımızı kayda geçirmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Buyurun Sayın Zengin.

36.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Sayın Özel ifade ettiler, ben üzerine birkaç şey söylemek istiyorum, cevaba binaen.

Bunun ilk defa olduğunu ifade ettiniz, ilk defa değil. Ben çok iyi hatırlıyorum, Meclis ilk açıldığında, Adalet Komisyonunda ilk savunmamızı, kanunla alakalı görüşmelerimizi yaparken ben de bizzat oradaydım, Sağlık Bakanlığında hakeza oldu; bu, ilk defa olan bir şey değil. Zaten olması gerekeni yapıyoruz. Olması gerektiği hâliyle ihtisas komisyonlarımız çalıştı; orada muhalefet partileri, iktidar partisi kanun tekliflerini veren milletvekillerimiz, her bir vekilimiz konuya dair itirazlarını ya da olması gerekenleri ifade ettiler.

Şimdi, muvazaa, tabii, iddialı bir ifade, bir suç. Biz muvazaalı bir iş yapmaktan imtina ederiz. Niçin muvazaalı iş yapalım? Muvazaaya gerek yok. Hepimiz buradayız ve Mecliste yaptığımız işlerde, her ne kadar teklifi iktidar partisi vermiş olsa da günün sonunda aslında, bu işi bitirdiğimizde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – ...kanunu yapma sürecinin tamamı ortak çalışmamız yani yapılan çalışma aslında eğrisiyle doğrusuyla her birimize ait; iktidara, muhalefete ait ortak bir çalışma, böyle görmek lazım. Burada bir muvazaa değil, gruplarla da görüşerek daha süratli, bu manada daha hızlı bir netice almaya dair bir mesele var ama nihayetinde, hiç dolanmaya gerek yok, hangi konuya dair hangi itiraz varsa bunları burada açık yüreklilikle konuşacak bir ortama sahibiz diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi şöyle bir şey tabii: Usule yönelik bir itiraz bu ama yasa yapma tekniği açısından son derece kritik bir konu ve kaliteli yasama, hepimizin bizi görevlendiren seçmenlerimize, halkımıza karşı sorumluluğumuz. Muvazaa iddiasını reddetmek güzel ama başvuracağım kanıt, argüman o kadar kuvvetli ki Berat Albayrak 2018 Ağustos ayında “Kalkınma Bankasının kuruluşuyla ilgili kanun teklifimizi hazırladık, Meclise yollayacağız, inşallah, açılmasıyla beraber ilk kanunlaşacak da bu olacak.” diyor ve dediği oluyor. Oysa o tarihte Bakanlar Kurulunun tasarı yollaması mümkün değil ve buradaki arkadaşları imzalıyor onu.

Bir de gelecekten bir örnek vereyim: Nafaka, önemli bir tartışma; okuyoruz 2 bakanlık arasında bir tartışma var, Aile Bakanlığı -benim de doğru bulduğum şekilde- kendi pozisyonu gereğince meseleye daha itidalli yaklaşıyor ve diyor ki: “Ömür boyu nafaka da bir seçenek olarak durmalıdır.”, Adalet Bakanlığıyla aralarında tartışma var, o da diyor ki: “Evlilik süresiyle sınırlı olsun.” Meselenin özünü sonra tartışırız. Ama onlar kim oluyor da milletvekilinin tekelinde olan kanun teklifi verme varken ve bunu burada, bizim Adalet Komisyonumuz tartışacak, aile komisyonumuz tartışacakken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …seçilmemiş, atanmış birer teknisyen pozisyonundaki bakanlar… Hem de bütün kampanyanızda “Bakanlar artık kanun teklifi, tasarısı veremeyecek, yürütmeyle ilgili kısımlar yürütmede yapılacak, Parlamentoda kanunları milletvekilleri yapacak.” deyip şimdi orada, sarayda hazırlanan kanun buraya gelip buradan 5, 7, 9, 17 milletvekili imza atınca bu Anayasa’ya karşı muvazaa suçu değildir de nedir? Benim söylemeye çalıştığım bu Sayın Başkanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

38.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve bakanların “teknokrat” denilerek değersizleştirilmesini haksızlık olarak gördüğüne ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, şimdi çok dikkatle arkadaşımı dinledim. Yani öyle bir tablo var ki sanki biz milletvekilleri bakanları, Cumhurbaşkanını, onları gördüğümüzde selam bile vermeyeceğiz, hiç temas etmeyeceğiz. Normal şartlarda, bugün ben Grup Başkan Vekili olarak nöbetçiydim. Fakat yargı reformuyla alakalı, içinde her 2 bakanlıkta da bu konuda çalışan arkadaşlarımızın da olduğu… Şu anda komisyonlarda biz kanun teklifini görüşürken de altlığını oluşturmak için çalışan arkadaşlarımız nasıl ihtisas komisyonlarına geliyorlarsa bir müzakere safhası var bu kanun teklifinin buraya gelmeden evvel. Bir defa, kanunları biz yaptığımız zaman Meclis mi bu kanunları uyguluyor, hayata geçiriyor? Herhâlde Meclis hayata geçirmiyor, değil mi? Bunun bir uygulayıcısı var; uygulayacaklar bakanlıklar. Hâl böyle olunca belli bir bakanlığın, örneğin nafaka veya çocukların icrayla teslimi konusunda… Mesela ben de kendim bir avukat olarak çocukların bir yargı ekibi tarafından icrayla teslimini sıkıntılı görenlerdenim. Aile Bakanlığımızın bunu yapmasını çok daha anlamlı buluyorum fakat Aile Bakanlığımız bunu yaparken çok tabii olarak diyecektir ki: “Benim şartlarım şu, ben bu şartlarda bunu yapabilirim.” Karşılıklı olarak fikir alıp vermek başka bir şey, hangi bakanlık hangi işi hangi safhada ne kadar yapacak, neyi öngörüyor, planlamasında ne var, yargı reformuyla alakalı yapılan işlerde bir bakanlığın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Zengin, buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - …kendine dair bir planlama yapması başka bir şey, burada kanunu bizim yapmamız, bu kanunları milletvekillerinin teklif etmesi başka bir şey ve bunların birlikte, koordineli olması gerekiyor.

Biraz evvel ifade ettim, şurada kanun yaparken bile sadece iktidarla olacak bir iş midir? İktidar, muhalefet beraber yapıyoruz. Aynı şekilde, bir kanun teklifinin hayat bulmasına kadar geçen safhada elbette ki bakanlıkların konuya dair ihtiyaçları olur -çünkü onların ihtiyacı da çok önemli, hangi şeye ihtiyacı var- sadece onların ihtiyacı değil, zaman zaman toplumun ihtiyacı, zaman zaman milletvekilinin. Biz burada bölgesel kanunlar da yaptık. İşte, çok yeni, Nevşehir’le alakalı hep beraber bir kanun teklifini hayata geçirdik. Bunu yaparken bazen bireylerin, bazen bir ilin, bazen bir bakanlığın ihtiyacına binaen bizler çalışmalar yapıyoruz. Bir ekip çalışmasıyla ancak gerçek bir çalışmaya ulaşabiliriz.

Daha evvel birkaç defa söylemiştim ama Sayın Özel bu ifadeyi tekrar tekrar kullanıyor. Bakanlara “teknokrat” diyerek değersizleştirmeyi Türkiye’de çok büyük bir haksızlık olarak görüyorum. Bakan bakandır, vekil vekildir, Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanıdır; herkesin de bunu öğrenmesi lazım.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özel, artık tamamlayalım, bağlayalım bu tartışmayı.

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin tıkandığına ve her doğana göre anayasa yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bakanlara “teknokrat, teknisyen” diyen ben değilim, Mehmet Uçum’un kitabının 121’inci sayfasını -bu sistemle ilgili- okursanız o tanımı Mehmet Uçum’un yaptığını ve o kitabı hepimizin dikkatle okuduğunu hatırlayalım.

İkincisi, şimdi bir pişmanlık ifadesine dönüşmüş bir durum var. Yaptıkları Anayasa’nın uygulanamaz olduğunu söylüyorlar, biz de bunu söylüyoruz ama biz bunu siz yaparken söyledik. Siz kuvvetler ayrılığını temel alan parlamenter sistemi güçlendirecek bir şeyler yapsaydınız hep beraber olacaktık. Siz kuvvetler birliğine varan Türk tipi başkanlık sistemi getirdiniz, adına da “Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi” dediniz. Getirdiğiniz işte tarafsızlığını da yitirmiş bir Cumhurbaşkanı olduğu için, hem partisinin başkanı hem devletin başkanı hem yargının başkanı; akıl almaz, çarpık bir işe dönüştü. Şimdi öyle bir noktaya geliyorsunuz ki “Efendim, bakanlarımıza selam mı vermeyeceğiz?” Veriyordunuz, biz de veriyorduk, şuraya geliyordu, oturuyordu, yapılan kanunla ilgili soruları cevaplıyordu, bize karşı sorumluydu, kürsümüzü yemin etmek için emaneten kullanmıyordu, biz gensoru verirsek gelip hesap veriyordu, siyasi denetimimiz altındaydı, güvenoyu alamazsa göreve başlayamıyor, bütün kabine gensoruyla da düşürülebiliyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu yüzden ulaşılabilir ve sorgulanabilirdi. Daha iyi denetlenmesi üzerinde çalışmalıydık, siyasi denetimimizin dışına çıkardınız ve hukuki denetim konusunda da zorlaştırdınız. Yaptığımız bütün eleştirilerde, bu bir yıl önce buraya geçecek sistemde katı kuvvetler ayrılığından bahsettiniz, yasama tekelinden bahsettiniz. Benim kitapçığımda yazmıyor bunlar, sizin kitapçığınızda yazıyor. Oysaki böyle olmayacağı belliydi. Muvazaaya muhtaç hâldesiniz devleti yürütebilmek, yasamayı ve yürütmeyi sürdürebilmek için; aksi durumda koca danışmanlara, koca binalara ihtiyacımız var. Hiç kimse birbirini kandırmasın -siz hukukçusunuz- “Yemin kanıtına başvuralım.” desem, altına imza attırdığınız milletvekili “Evet, ben bu teklifi kendim hazırladım, şu yasama uzmanımla, şöyle çalışarak yaptım.” deyip bana notunu gösterebilir mi? Birkaç arkadaşın saraydaki çalışmalara davetli gitmesini söylemiyor. O yüzden “Yemin kanıtına başvuralım.” derim şurada -siz hukukçusunuz- herhâlde sizin siyasetiniz açısından da en tatsız anlar yaşanır o arkadaşlar açısından. O yüzden birbirimizi kandırmayalım. Bu sistem yürümüyor, bu sistem tıkanık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son cümlelerim.

BAŞKAN – Bağlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …bu sistem bitik çünkü bu sistem Erdoğan’a göre bir anayasa yapıldığı için oldu oysaki demokrasilerde her doğana göre bir anayasa yapılır. Erdoğan’a göre yaptığınız için, son provada bile, bugün ihtiyaçları farklılaşmış, bir kolu uzun, bir tarafı kısa, ona bile uymuyor, o yüzden kendi anayasasını kendi çiğniyor. Oysaki her doğana anayasa yapsaydık bugün bu sıkıntılar olmazdı.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, son bir kez size söz vereyim çünkü bu tartışma farklı vesilelerle uzun devam edebilir, şimdilik noktayı koyalım. Siz de sözlerinizi söyleyin Sayın Zengin.

Buyurun.

40.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Türkiye’nin geleceği için her şeyin milletin rızasının ve onayının alınarak yapıldığına ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, ben de son olmasını diliyorum çünkü artık bitirelim. Bu konu, bu tartışma burada defaatle yapıldı. Ben bir yıldır buradayım. Sayın Özel ne zaman nöbetçi olsa hep aynı noktaya geliyoruz. Daha evvelki arkadaşlarım bunu yaptılar, bu Anayasa’nın kabul edildiği süreçte yapıldı. Şimdi, biz millet iradesinden bahsediyoruz. E, artık bir nokta koymak lazım, sonsuza kadar bunu tartışacak değiliz. Türkiye’de yapılan her şey milletin iradesiyle birlikte, onun rızasını alarak, onayını alarak yapılıyor, bir şahıs için de yapılmıyor. Bu, Türkiye’nin geleceği için, bu ülke için, millet adına yapılıyor, burada zaten verilen kararlar da millet adına veriliyor. Bu sebeple yani bunları kullanırken artık tekrar tekrar aynı şeyler… Yani her bir kelimeye cevap da vermek istemiyorum.

Yemin teklifinden bahsettiler. Yani doğrusu, böyle bir şey için… Bir defa, böyle bir usul yok yani nereden çıkıyor bu, usulden bahsediyorsunuz? Biz burada bu işi yaparken arkadaşlarımızın yani faraziyeler üzerinden burada bir konuşma yapmıyoruz… Velhasılıkelam, burada milletvekili arkadaşlarımın bazısının kendi kanaatleri... Biz görüyoruz grupta her gün gelen teklifleri, arkadaşlarımızın konuya dair önerileri, çalışmaları… Biraz evvel ifade ettim, bazısı vardır, bir milletvekilimiz gelir, anlatır, ihtiyaca binaen olur. Mesela, bir kadın cinayeti üzerinden bu ülkede bir kanun yapıldı, bir kadın cinayeti üzerinden; pek çok vardı, bir tanesi ama öyle bir noktaya geldi ki “Artık yeter!” dedi insanlar. Devamında bakıyorsunuz, bakanlığın ihtiyacı vardır, şehrin ihtiyacı vardır… Velhasılıkelam, bütün buradaki mesele, bizim toplumda gördüğümüz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – …ihtiyaca binaen, içerisinde bulunduğumuz yeni sistem içerisinde bunu yapmaktır ve muvazaaya falan da ihtiyacımız yok. Biz yaptığımız her şeyi milletin gözünün önünde, aleni olarak yapıyoruz. Muvazaadan çok bahsedenlerin herhâlde kendileri muvazaalı işler yapıyorlar.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sadece bir dakika… Kusuruma bakmayın. Bir dakika…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ama sonu gelmeyecek yani hakikaten sonu gelmeyecek bunun.

BAŞKAN – Ama hakikaten, bir noktalı virgül koymamız gerekiyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yeni bir bahis açıldı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ne münasebet ya?

BAŞKAN – Buyurun, buyurun Sayın Özel. Son kez söz veriyorum ama.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Aynı şekilde ben de söz istiyorum.

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, dünyanın hiçbir yerinde OHAL’de anayasanın değiştirilmeyeceğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın grup başkan vekili yeni bir bahis açtı, o da şudur: “Madem ‘millî irade’ diyoruz...” diyor ya, benim orada söylediğim şu: Dünyanın hiçbir yerinde, öyle olağanüstü hâl altında size anayasa değiştirtmezler. OHAL’de anayasa değiştireceksiniz, “propaganda eşitliği” maddesini bile OHAL KHK’siyle giderip yayın yapan kuruluşlara “Eşitsiz davran.” diyeceksiniz, ona rağmen 50+1’le yapacaksınız; propagandadaki bütün argümanlarınızın altı boş, yarısı yalan çıkacak, sonra da “Millî irade o gün karar verdi…” Bugün referandum yapılsa yüzde 65-70’le “hayır” alacak bir teklifle karşı karşıyayız hatta belki öyle bir şey olsa sizin de işinize gelecek, bu ucubeden kurtulacaksınız.

Yemin kanıtı olmadığını biliyorum da bir milletvekili arkadaşı kulise çağırır, üçümüz oturur konuşuruz, o zaman anlarsınız yemin kanıtıyla neden bahsettiğimi. Yoksa Parlamento usulünde elbette “Çık, yemin et bakalım.” demek yok ama hukukta var.

Sağ olun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, ben de bir söz istiyorum, bitirmemiz lazım bunu. Bir söz istiyorum artık Başkanım, başka çare yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, tabii, haklısınız!

BAŞKAN – Sayın Zengin, artık lütfen, yeni bir tartışmaya yol açmayalım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet.

BAŞKAN - Tartışmayı şimdilik, bu oturum için noktalayacak şekilde konuşalım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben öyle yapıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

42.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve yapılan her şeyin yapıldığı şartlar içerisinde anlam ifade ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, ben bir iki, bir iki yani sonuçta, cevaba cevapla…

BAŞKAN – Bir tür masa tenisine dönüştü, onun için…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, bitirmemiz lazım yani bu son olacaksa…

BAŞKAN – Sisteme giren milletvekilleri var, sırada bekleyen konular var.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yani Sayın Özel devam ettiği müddetçe ben de devam edeceğim çünkü böyle olmaz yani.

BAŞKAN – Ama ben keseceğim bir yerde zaten.

Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Tek bir cümle ifade ediyorum: Şu anda içinde bulunduğumuz sistem içerisindeki Anayasa’ya “ucube” demeye hiç kimsenin hakkı yok, hakikaten kimsenin hakkı yok yani bunlar çok ağır laflar. Ne münasebet? Ne demek “ucube”?

Bir defa, yapılan şeyler yapıldığı şartlar içerisinde anlam ifade eder. O gün seçime girildi mi? Girildi. Referandum yapıldı mı? Yapıldı. Referandumdan geçti mi? Geçti. Bir oy, değil mi? Bir oy. O zaman tamam artık yani. Anayasa’ya uyan bir şeyin Anayasa’ya uymadığını, “Seçim bugün değil yarın olsa, öbür gün olsa…” falan gibi bir konuşmayı Anayasa’ya saygısızlık olarak addediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Evet, sisteme giren milletvekilleri var. Sırayla, birer dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Kılıç…

43.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, iyi yaşamak için iyi öğrenip iyi eğitilmek gerektiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İyi yaşamak için iyi öğrenip iyi eğitilmek gerekir. Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonundan gelen, hazırlanan kanun teklifiyle ilgili genel gerekçelere katılıyoruz.

Aramızda eğitim, ortak bağlar oluşturmalıdır. Kemal Karpat “Modern manada bir milletin ortaya çıkabilmesi için tüm fertlerin kendi aralarında ortak bağları paylaştıklarını bilmeleri ve bu bağların üstün değer taşıdıklarına inanmaları gerekir.” der. Sorun, bu üstünlüğüne inanmamız gereken bağların beslendiği tarihten kopuk, milletinden uzak, öz kimliğine yabancı yarı aydınlarla ve yine kendisini halkın tarihine bağlı, millete yakın, halkın değerlerini özümsemiş gibi gösteren yarı aydınların çatışmalarından çıkan profesyonel toz dumandır. Eğitimi bu toz dumandan kurtarmalıyız.

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

44.- Ankara Milletvekili Servet Ünsal’ın, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine ve yöneticilerin yurttaşların ekonomik bataktan kurtarılabilmesi için harekete geçmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Teşekkür ederim Sevgili Başkan.

Konuşmamın başında, İstanbul Büyükşehir Belediyesini kazanarak demokrasinin, dayanışmanın ve bir arada yaşamın zaferini hepimize yaşatan Sevgili Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ediyorum.

Hem yurttaşlarımız hem de bizler uzun bir süredir seçim gündemiyle uğraşırken seçimin ardından asıl sorunlar yine açığa çıktı. Her seçim dönemi sonrası gelenek hâline gelen zamlar yine kabus gibi insanların üzerine çöktü. Herhâlde, İstanbul’da dağıtılan paralar bugün karşımıza motorine 23 kuruş, çaya yüzde 15, şekere yüzde 16 zam olarak çıkıyor. Başka zamların da geleceğini görüyoruz. Bu durum, ekonomik olarak zaten zor günler geçiren yurttaşları iyice zora soktu. Yöneticilere diğer işlerini bırakıp bir an önce asıl görevlerine odaklanmaları ve yurttaşları bu ekonomik bataktan kurtarmak için harekete geçmeleri gerektiğini hatırlatıyorum ve mutfakta yangın var diyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Köksal…

45.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar ilinin Liseye Geçiş Sınavı sonuçlarında başarı sıralamasında 60’ıncı olmasının nedenlerine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Afyonkarahisar, LGS sonuçlarında başarı sıralamasında 60’ncı olmuştur. Bu sonuç hem Ege Bölgesi’ndeki hem de komşu illerimiz arasındaki en kötü skordur. Afyonlu çocuklarımızın bu sonucu hak etmediği ortadadır. Eğitimin siyasallaşması, Millî Eğitim camiasında okul müdürleri ve şube müdürleri başta olmak üzere, birçok yöneticinin liyakatle değil, siyasetle atanması, özellikle AKP’li yönetici ve vekillerin okul arkadaşı, tanıdık, eş dost, akrabalarının liyakate bakılmaksızın önemli makamlara getirilmesi, yönetici atamalarında iktidar tandanslı sendikal aidiyetin baz alınması, başarılı öğretmenlerin sendikaları yüzünden âdeta sürgün edilir gibi görevlendirilmeleri bu başarısızlığın sebepleri arasındadır.

Buradan Millî Eğitim Bakanına sesleniyorum: Bu devran böyle mi devam edecek yoksa artık bu gidişata bir “dur” diyecek misiniz?

BAŞKAN – Teşekkürler.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, teklifin tümü üzerindeki konuşmalara devam ediyoruz.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’ye ait.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanunlarda ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geneli üzerine partim adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifin ayrıntıları üzerine konuşmaya başlamadan önce iki şeyi söylemek isterim; birincisi şu: 23 Haziran tarihinde çok önemli bir seçim yaşadık. Bu seçimin galibi olan Sayın Ekrem İmamoğlu’na bu beş yıllık süre içerisinde candan başarı dileklerimi iletmek isterim. (CHP sıralarından alkışlar) Ama en az onun kadar Sayın Binali Yıldırım’ın da teşekkürü hak ettiğini düşünüyorum; çok nazik, naif ve saygılı bir seçim süreci yönetti. Ben gelecek açısından bunun umut verici olduğunu da belirtmek isterim.

Yine, ikinci olarak özellikle bir konuya dikkatinizi çekmek isterim: Şimdi, değiştirilmesi önerilen -teklif içerisinde önemli bir yer tutuyor- 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname. Bu 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname. Bunu niye söylüyorum? Şu anda hiçbir bakanlık -tırnak içerisinde söylüyorum- kanunla yönetilmiyor. Türkiye’deki bütün bakanlıklar kanun hükmünde kararnamelerle yönetiliyor. Sağlık Bakanlığı da bir kanun hükmünde kararnameyle yönetiliyor, Millî Eğitim Bakanlığı da kanun hükmünde kararnameyle yönetiliyor, diğer bakanlıklar da birer kanun hükmünde kararnameyle yönetiliyor. Evet, bu kanun hükmünde kararnameler daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunuluyor ve kanunlaşıyor. Hatta bunlar hakkında iptal istemiyle Anayasa Mahkemesine de başvuruldu ve bir biçimde Anayasa Mahkemesinin denetiminden de geçti ama sorun şu: Bir kanun hükmünde kararnameyle bakanlığı yönettiğiniz zaman, esasen o kanun hükmünde kararnamenin yapılış surecine Türkiye Büyük Millet Meclisini, milletin iradesini de yansıtmamış oluyorsunuz. Bu uygulamadan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Teklifin içeriğine gelince, birkaç önemli düzenleme içeriyor. Bir tanesi, çocuklarımızın ilkokula başlama yaşıyla ilgili bir düzenleme yapılıyor. Yine yükseköğretim öğrencilerine verilen yemek ve özel barınma hizmetlerine izin yetkisi Millî Eğitim Bakanlığından alınarak Gençlik ve Spor Bakanlığına veriliyor. Engelli vatandaşlara verilen özel eğitim desteğinin kapsamı yeniden düzenleniyor. Mesleki eğitime ilişkin birtakım düzenlemeler yapılıyor ve sözleşmeli öğretmenler ve sözleşmeli personelin görev süresine ilişkin birkaç değişiklik ile özel öğretim kurumlarına yapılacak yardımlara ilişkin düzenlemeler içeriyor.

Bunların her birisiyle ilgili partimizin genel olarak yaklaşımını sizinle paylaşmak isterim. Bunlardan ilki ilkokula başlama yaşı. Teklifle 66 ay olan ilkokula başlama yaşı 69 ay olarak yeniden düzenlenmektedir. Ayrıca, öğrencilerin gelişim düzeyine göre okula erken başlama veya geç başlamalarına olanak tanınıyor, bu konuda düzenleme yapma yetkisi de bir yönetmelikle Millî Eğitim Bakanlığına veriliyor. Şunu söylemekte yarar var, öncelikle şunu söyleyelim: Bu yasa, çocuklarımızın okula başlama yaşını

-tıpkı 6287 sayılı Yasa’da düzenleme yapılırken olduğu gibi- muallaklaştırmaktadır. Neden muallaklaştırmaktadır? Çocukların okula başlama yaşı esasen 66 aydan 69 aya çıkarılmakta fakat Millî Eğitim Bakanlığına çocukların gelişim düzeyine göre farklı ay ve yaşlarda da okula başlamaları için olanak verilmektedir. Bu ne demek? Bu şu demek: Diyelim ki çocuğunuz 69 aylık veya 66 aylık veya 72 aylık. Çocuğunuzun gelişim yaşının aslında okula elverişli olduğunu kanıtlamak için gidip bir yerlerden rapor almak zorunda kalacaksınız. Okula devam etme iradesi tam olarak sizde değil. Bir yönetmelikle bu düzenlemeyi yapma yetkisi Millî Eğitim Bakanlığına veriliyor. 66 aylık çocuğunuzun okula başlamasını istiyorsanız gidip rapor almak zorunda kalıyorsunuz veya 72 aylık çocuğunuzun okula başlamasını istemiyorsanız yine “Çocuğun gelişim düzeyi yeterli değil.” diye gidip izin almak zorunda kalacaksınız. Bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Çocukların okula başlama yaşının net olarak belirlenmesi gerekir. Ayrıca bu, şöyle bir soruna da yol açacaktır: Çocuklarımız henüz eğitim yaşının başında damgalanmış olacaklardır, “gelişme yetersizi” olarak damgalanmış olacaklardır. Bu yüzden yasadaki bu ifadenin mutlaka çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, bu meselenin, bu hikâyenin başını yani okula başlama yaşıyla ilgili meselenin, hikâyenin başını anlatmakta yarar var. Şimdi, anımsanacağı gibi, kamuoyunda “4+4+4 yasası” olarak tarif ediliyordu, 6287 sayılı Yasa’yla kesintisiz eğitim uygulamasına son verilerek eğitim 3 ayrı kademeye bölündü. O zaman çocukların eğitime başlama yaşı 60 aya çekilmişti, 60 ay yani 5 yaşındaki çocuklar eğitime başlayabilecekti. 60 ay 66 ay olarak düzenlendi, şimdi de yasa bunu 69’a çıkarıyor. Bizler o zaman bu düzenlemeye karşı çıktık. Ben bir sendika avukatı olarak bu yasanın kendisine değil ama bu yasa uyarınca çıkarılan yönetmeliklerin iptali için dava açmıştım, buna karşı çıkmıştık. Bunun doğru olmadığını, bu eğitim yaşının düşürülmesinin doğru olmadığını; ülkemizin seçkin üniversiteleri, eğitim fakülteleri, önemli akademik kurumları bu konuyla ilgili görüşlerini açıklamışlardı. Ben şimdi sizlerle o görüşleri paylaşacağım, burada herhangi bir değişiklik olmadığı kanısındayım. Asıl sorun şu: Biz çocuklarımıza okul öncesi eğitimi veremediğimiz için, bu ülkedeki her çocuk okul öncesi eğitimden yararlanamadığı için, biz çocukların eğitime başlama yaşını düşürerek hem okul öncesi eğitim hem temel eğitim gibi bir hâle sokuyoruz; bu, büyük bir hata, büyük bir yanlış.

Türkiye'nin akademik ve bilimsel yeterliliği ile yetkinliğinden kuşku duyulmayan köklü üniversitelerinin görüşleri: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Fakülte Kurulu tarafından yapılan açıklama, 6287 sayılı Yasa tartışmalarının olduğu dönemde diyor ki Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi: “Zorunlu ilköğretime başlama yaşının bir yıl erkene alınması ve bunun sonucu olarak okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim dışına çıkarılması çocuğun gelişim ve eğitimine ilişkin bilimsel verilere uygun değildir. Bu yaş çocuklarının çoğu öz bakım gereksinimlerini bile kendileri karşılayabilecek temel eğitime hazır olmalarını sağlayan fiziksel ve zihinsel gelişimi gösterecek düzeyde olmayabilir. Daha önce denenmiş ve sakıncaları nedeniyle vazgeçilmiş olan bu yaklaşımın yeniden gündeme getirilmesi uygun değildir. Okul öncesi eğitime verilen önem ve sağlanan gelişmeler göz ardı edilmeyerek okul öncesi eğitim 60-72 ay zorunlu temel eğitim kapsamında ele alınmalı ancak 72 ayını tamamlamış çocuklar ilköğretime başlamalıdır.”

Yine Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesinin bu konudaki görüşünü paylaşacağım sizinle: “Okul öncesi eğitimin tüm çağ nüfusuna zorunlu olarak iletilmemesi, okullaşma sürecine hazırlık açısından alt sosyoekonomik düzeyden gelen çocuklar aleyhine onarılması güç eşitsizlikler oluşturacaktır. Yeni taslakta 1’inci sınıf yaşı bir yıl öne alınmaktadır. Böylece 60-72 ay çocukları okul öncesi eğitime değil, 1’inci sınıfa alınacaktır. Bu uygulama pedagojik açıdan sakıncalıdır. Bu yaş çocukları, daha somut işlemler dönemine geçmediği için 1’inci sınıf becerileri arasında bulunan okuma yazma, basit sayısal değerlendirme ve işlemleri yapabilecek bilişsel düzeyde değildir. Müfredatı değiştirmek ise 1’inci sınıfta etkinlik ve verebileceğimiz bu becerileri bir yıl erteleme durumunu yaratacak ve ilköğretim 1’inci sınıfına ait olmayan becerileri bu sınıfa taşıyacaktır. O zaman, içerik açısından model 1+3+4+4 hâline gelecektir. Böyle bir sistem oluşumu bilimsel açıdan sakıncalı olduğu gibi, aynı zamanda hiçbir ülkede bulunmayan, anlaşılmaz bir bölünmeyi oluşturacaktır. Önerilen 4+4+4 modelinin ilk kademesi olan dört yıllık eğitim kavramı hiçbir bilimsel temele dayanmamaktadır. Bilimsel araştırmalara göre çağ nüfusu bilişsel gelişim açısından ayrıştırıldığında 7-11 yaş somut işlemler, 12 yaş üstü ise soyut işlemler dönemi olarak belirlenmiştir.”

Hacettepe Üniversitesinin de ODTÜ Eğitim Fakültesinin de benzer görüşleri var. Dolayısıyla 60 aydan 66 aya, 66 aydan 69 aya çıkarmak yerine, eski, uygulanmış, herhangi bir sakınca doğurmamış 72 ayda çocukların okula başlama yaşını belirlemeliyiz. Bu tartışmayı nihai olarak sona erdirebiliriz.

Bir diğer başlık: “Yükseköğrenim öğrencilerine verilen yemek ve barınma hizmetlerine izin verme yetkisinin Millî Eğitim Bakanlığından Gençlik ve Spor Bakanlığına verilmesi.” Şimdi, bu yetkinin bir bakanlıktan alınarak bir başka bakanlığa verilmesiyle yükseköğretim öğrencilerinin esasen hiçbir sorunu çözülmemiş olacaktır. Bence sadece rakamlara bakmak bile buradaki esas sorunu hepimize gösterir.

Yükseköğretim öğrenci sayısı -2017-2018 rakamları bunlar- 7 milyon 560 bin, Kredi ve Yurtlar Kurumunun kapasitesi 629.762. Bu ne demek? Her 12 yükseköğretim öğrencisinden yalnızca 1’i devletin sunduğu barınma hizmetini, yemek hizmetini alabiliyor anlamına gelmektedir. Dolayısıyla esas sorun, buradaki yetkinin, özel barınma hizmeti veren, özel yemek hizmeti veren kuruluşları denetleme yetkisinin Millî Eğitim Bakanlığından alınıp Gençlik ve Spor Bakanlığına verilmesi değildir, çok daha önemli tartışmalar var. Bizim bu rakamı, 600 binlerde olan bu rakamı 7 milyon seviyesine bir anda çıkaramasak bile özellikle bütçenin buna göre düzenlenmesi konusunda adım atmamız gerekir kanısındayım. Kaldı ki bu 600 bin civarında yükseköğretim öğrencisine verilen hizmetin kalitesi de tartışmalıdır. Öğrencilerin büyük bir bölümü 6-8 kişilik odası olan yurtlarda kalmaktadır, barınma hizmeti alınan yerlerde nitelikli temizlik hizmeti verilmemektedir, etüt sorunları başlı başına bir sorundur, yaşam alanları da yeterli değildir. Dolayısıyla esas tartışmamız gereken konuların bunlar olduğunu düşünüyorum.

Yine, bu teklifle getirilen önerilerden bir tanesi de sözleşmeli öğretmenlerin -ve daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı personeli de eklendi- 4+2 olan çalışma süresinin 3+1’e çekilmesi. Bu iyi bir şey yani kötü bir şey değil ama sorunu ortadan kaldırmıyor. 2 tane temel sorun var, bir: Sözleşmeli personel uygulaması sadece Diyanet İşleri Başkanlığında ve Millî Eğitim Bakanlığında yok, neredeyse bütün bakanlıklar sözleşmeli personel çalıştırıyorlar. Dolayısıyla bunların içerisinden yalnız 2 tane kurumu çıkarmak ciddi bir eşitsizlik yaratmaktadır. İkinci sorun da şu: Bakın, sözleşmeli öğretmenlik uygulamasının kendisi başlı başına tartışmalıdır. Neden? Anayasa’nın 128’inci maddesi diyor ki: “Devletin asli ve sürekli hizmetleri memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle verilecek.” “…asli ve sürekli görevler…” Şimdi, bu Meclis çatısı altında, eğitim hizmetinin devletin asli ve sürekli hizmeti olmadığını söyleyecek biri var mı? Yok. Eğitim hizmeti devletin asli ve sürekli hizmeti dolayısıyla dışarıdan sözleşmeyle personel alıp verebileceğiniz bir hizmet değil. Çünkü geçici bir hizmet sunmuyorsunuz, kalıcı ve sürekli bir hizmet sunuyorsunuz, bu hizmetin de memurlar eliyle verilmesi gerekir, kadrolu memurlar eliyle verilmesi gerekir.

Ayrıca, bu hizmeti verenlerin nitelikleri arasında da hiçbir fark yok. Aynı üniversitenin aynı bölümünün belki de aynı sınıfından mezun olanlar bugün Millî Eğitim Bakanlığında kadrolu, sözleşmeli ve ücretli olarak görev yapıyorlar. Yani bir okulda, bir sınıfta, aynı üniversiteden, aynı bölümden mezun olmuş biri kadrolu olarak görev yaparken diğer sınıfta sözleşmeli olarak, bir başka sınıfta da ücretli olarak görev yapılıyor. Bunun hukukla, eğitim sisteminin özüyle bağdaştırılmasına olanak yok. Bunun gerekçelerini biliyoruz, bunun da yerinde olmadığını şimdi size söyleyeceğim. Temeli şu: “Belirli bir ihtiyaç var.” diyor Millî Eğitim Bakanlığı, “Özellikle kalkınmada öncelikli iller başta olmak üzere, ben öğretmen istihdamı konusunda sorun yaşıyorum, bu yüzden buralara sözleşmeli personel atıyorum.” diyor. Ama bu, istisna olmaktan çıktı, yıllardır tek istihdam biçimi sözleşmeli öğretmenlik, yalnızca sözleşmeli öğretmenler atanıyor, yalnızca sözleşmeli öğretmenler; kadrolu öğretmen de atanmıyor. Bu sözleşmeli öğretmenler atanırken -bazı yerlerde ihtiyacınız varsa- ek ücret verebilirsiniz, lojman tahsis edebilirsiniz, hizmet puanıyla veya başka bir şekilde öğretmenlerin bu bölgede görev yapmasını teşvik edebilirsiniz ama bunun çözümü ücretli öğretmenlik değildir, bunun çözümü kesinlikle “ücretli-sözleşmeli-kadrolu” diye öğretmenleri ayrıştırmak değildir.

Başta da söyledim, yalnız Millî Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı personeline bu hakkın tanınması da sorunlu. Eğer bir düzenleme yapılacaksa biz bu konuda uzlaşabiliriz, diğer bakanlıklarda görev yapan sözleşmeli personelin de bundan yararlanmasını sağlayabiliriz.

Şimdi, yine bu yasa teklifi içerisinde bir başlık olarak mesleki eğitime ilişkin düzenlemeler var. Hep söyledim, yine söylüyorum: Eğitim kamusal bir hizmettir, bu hizmeti kamunun sunması esastır; özel eğitim ise olsa olsa istisna olabilir. Oysa bugün getirilen bu düzenlemeyle mesleki eğitim âdeta organize sanayi bölgesi yönetimlerine devredilmektedir. Bu ne anlama gelecek? Belirli mesleklere ait nitelikli eğitimin verildiği ve bu eğitimi almak isteyenlerin başvurduğu eğitim kurumları olması gereken meslek liseleri, sermayenin ara eleman ihtiyacını karşılayacak eğitim kurumları hâline getirilmektedir. Ayrıca, bu, mesleki eğitimin de çıraklık ve ustalık eğitiminin de en büyük sorunu olan çocuk işçiliğinin devlet eliyle teşvik edilmesidir. Mesleki eğitimin yönetimini OSB’ye devretmek çocuk işçiliğini çok daha fazla yaygınlaştıracaktır, dolayısıyla bu uygulamadan bir an önce vazgeçilmelidir.

Bir diğer başlık, özel eğitim kurumlarına destek meselesi. Şimdi, kamunun kaynaklarının hiçbir şekilde özel kurumlara verilmesini desteklemiyoruz, buna karşıyız. Birileri özel eğitim kurumu açmak isteyebilir, bunda bir sakınca yok ama başta da söyledim, kural, eğitim hizmetinin niteliği gereği kamusal olmasından dolayı devlet eliyle sunulmasıdır. Birileri özel eğitim kurumu açacaksa kendi olanaklarıyla açabilir. Bu ülkenin yoksul çocuklarının hakkı olan bütçenin özel eğitim kurumlarına “teşvik” adı altında verilmesini doğru bulmuyoruz. Hüseyin Çelik’in Millî Eğitim Bakanı olduğu dönemde ilk adımı atmıştınız “30 bin başarılı öğrenciyi özel eğitim kurumuna göndereceğiz.” demiştiniz. O zaman bu düzenlemenin iptali için dava açılmıştı, Danıştay bu uygulamayı iptal etmişti. Hiçbir düzenleme olmadan Hüseyin Çelik “Ben hafta sonu sınav yapacağım.” dedi. Bu açıklamadan -Danıştay o zaman yürütmesini durdurmuştu- daha sonra 1739 sayılı Yasa’da değişiklik yaparak buna bir yasal kılıf buldunuz. Bu uygulamadan da derhâl vazgeçilmelidir çünkü bu bütçe, bu ülkede yaşayan nüfusun tamamına aittir. İktidar olmak bu bütçenin bir kısmını özel kurum, kuruluşlara devretme hakkı tanımaz, bundan derhâl vazgeçilmelidir.

Şimdi, son olarak, bir konuya özellikle değinmek istiyorum. Sorun şu: Önümüzde dört yıllık seçimsiz bir dönemin olabileceği anlaşılıyor, dört yıl yani dört yıl boyunca bir şansımız olabilir ve seçimsiz bir dönem geçirebiliriz. Biz bu dönem içerisinde pek çok konuyu tartışabiliriz, eğitim başta olmak üzere bu ülkenin temel sorunlarını tartışabiliriz. Biz demokratik Anayasa tartışmasını bu dört yıllık süre içerisinde yürütebiliriz. Bu konuda Parlamentoyu oluşturan siyasi partilerin söyleyecekleri var, seçim baskısı olmadan tartışma şansımız var. Bizim açımızdan önemli başlıklardan bir tanesi, ana dilde eğitim sorunudur. Seçim baskısı olmadan, gerçekten, bölünme fobisi olmadan, azınlık tartışmalarına girmeden ana dilde eğitimi her yönüyle tartışma şansımız var. Bizim temel önerilerimizden bir tanesi de bu olacak.

Bakın, size uluslararası katılımlı Ana Dilde Eğitim Sempozyumu’ndan birkaç şey sunacağım. Bu, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası tarafından 2003 yılında, on altı yıl önce yapılmış bir uluslararası sempozyumun kitap hâline getirilmiş metni. On altı yıl önce bu sempozyum gerçekleştirildiğinde dinleyicileri arasında yer almıştım. On altı yıl önce umut doluydum; bu konuda ülkemizin önemli adımlar atabileceğine, yakın gelecekte bu sorunun çözülebileceğine inanıyordum. Aradan on altı yıl geçti ve bunun tamamında Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına bu ülkeyi yönetti ama bu on altı, on yedi yıllık süreç içerisinde ana dilde eğitim konusunda sorun çözülemedi, seçmeli ders olarak tanınma dışında önemli bir adım atılmadı. Oysa, bu konuda yapabileceklerimiz var. Ben size birkaç öneride bulunacağım -ortaklaşılabilecek şeyler- bir tanesi şu: Millî Eğitim Temel Kanunu ve eğitim yasaları çok dilli, çok kültürlü toplum gerçeği dikkate alınarak yeniden düzenlenebilir.

Ana dilde eğitim talepleri, bölünme ve azınlık sorunu olarak nitelendirilmeden kültürel ve siyasal çoğunluğun gerekleri olarak algılanıp insan hakları ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayınız Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – …demokrasi kapsamında tanımlanabilir, bunun kurumlarını sağlayacak çözüm yöntemleri geliştirilebilir, bu alanda uluslararası sözleşmelere konan çekincelerin tamamı geri çekilebilir.

Yine, emperyalist yayılmacılık, kültür emperyalizminin yayılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır; bu durum, dünya halklarının kültür ve dillerini tehdit etmektedir. Bu anlamda, İngilizce dünya dili olarak dayatılmaktadır. Yabancı dillerde eğitim yapan okullar ana dilde eğitim yapan kurumlara dönüştürülebilir, yabancı diller ikinci, üçüncü eğitim dili olarak düşünülebilir.

Az veya çok konuşulmasına bakılmaksızın her dilde eğitim ve öğretim programları hazırlanabilir. Cerablus’a, Afrin’e Arapça kitaplar gönderen Millî Eğitim Bakanlığı bu ülkenin çocuklarına, Kürt çocuklarına da kendi dillerinde eğitim kitapları basıp bunun eğitiminin verilmesini sağlayabilir.

İyi bir dil eğitimi için öğrencilere iyi bir ana dili eğitimi verilmelidir. Bireyin kendi kültürünü özümseyip kendini ifade edebilmesi ve kişisel gelişiminin yanında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi lütfen, buyurun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – …toplumsal uyumunun daha kolay olabilmesi için, ortak dil Türkçe başta olmak üzere, herkesin kendi ana dilinde eğitim alması sağlanabilir. Bu amaçla Millî Eğitim Bakanlığında özerk bir çalışma grubu oluşturulabilir.

Biraz önce de söyledim, önümüzde seçimsiz bir dört yıl görünüyor; biz bunu bir fırsata çevirebiliriz, bu ülkenin temel sorunlarını tartışma şansımız var diyorum. Bu konudaki ümidimi, umudumu korumak istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tiryaki.

Sayın Zengin…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; kısa bir açıklama yapmak istiyorum kanun hükmünde kararnameyle alakalı. Sayın Tiryaki konuşmasına başlarken şık bir giriş yaptı sağ olsun, devamında kanun hükmünde kararnameden bahsetti.

Şimdi, bahsettiği 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname 2011 yılında çıkarılmış bir kanun hükmünde kararname. Bugünkü sistemde zaten kanun hükmünde kararname yok artık, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri var. Fakat daha evvelki sistemin kendi içerisindeki boşluk nedeniyle bütün kanun hükmünde kararnamelerin kanunlaşmadığını görüyoruz; Meclise sevkleri yapıldı, zaman içerisinde yapılmış ama kanunlaşmamış. O sebeple, bir devamlılık içerisinde olduğumuzu düşünüyorum -parlamenter sistem, devamında Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi- çok tabiidir ki Anayasa değişikliğinden evvel hayat bulmuş olan kanun hükmünde kararnameler var olmaya devam edecekler. Ve onlar da bakanlıkların yönetilmesinde bir suç, bir yanlışlık, bir kanunsuzluk anlamına gelmiyor; çok tabii bir şey. Bunun ben tekrar altını çizmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zengin.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Cevap verebilir miyim?

BAŞKAN - Komisyon Başkanı Sayın İşler’in söz talebi vardı.

Buyurun.

47.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin görüşülmekte olan 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Tiryaki’ye yapmış olduğu konuşmadan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

Yalnız bir iki maddi hata gözlemlediğim için müsaadeniz olursa Genel Kurulu bilgilendirmek istiyorum: Kanunun 2’nci maddesinde bu işin uygulamasının yönetmelikle yapılacağı bildiriliyor. Biz de Komisyon olarak Millî Eğitim Bakanlığıyla görüşerek, bu hususun yönetmelikte nasıl kayda geçirileceğini, uygulamaya geçirileceğini sorduğumuzda bize iletilen bilgiyi Genel Kurulun takdirlerine sunuyorum: Malumunuz olduğu üzere, 66 ay uygulaması var. 66 aydan küçük, 60 ayını dolduran çocukların velileri genelde çocuklarını okula vermiyor, vermemek için de rapor vesaire getiriyordu. Yani şu anki uygulamayı söylüyorum. Bu raporları bu yeni yönetmelikle kaldırıyoruz; gelecek uygulamayla, tamamen velinin izni ve talebine bağlı olarak 66, 67, 68 aylık çocukların -velisinin yazılı isteğine göre- gelişimi göz önünde bulundurularak kaydı yapılabilecek. Aynı şekilde, yine 69, 70 ve 71 aylık olanlarda da velisinin yazılı talebi üzerine uygulama bu şekilde gerçekleşecek.

Şimdi, bir diğer husus ise şu: Okul öncesi eğitime değindi ve buraya çok önem verilmediğini söyledi Sayın Tiryaki. Bizim elimizdeki son rakam, 2017-2018 eğitim öğretim yılında 5 yaşındaki çocukların yaklaşık yüzde 84’ünün okul öncesi eğitimde olduğunu şu an ortaya koymakta. Kaldı ki biliyorsunuz Bakanlığımız da 2023 vizyonunu açıkladı, 2023 vizyonunda okul öncesi eğitimin zorunlu hâle getirileceğini duyurduk, bu konuda da önümüzdeki aylarda muhtemelen gerekli kanuni düzenleme yapılacaktır.

Bir diğer husus: Sayın Tiryaki anladığım kadarıyla kanun teklifinin ilk hâli üzerinden konuşmasını yaptı. Hâlbuki kendisi Komisyon toplantısına gelemedi, her zaman katılırdı ama belli ki bir mazereti vardı. Fakat elimizdeki kanun teklifi metninin 18’inci maddesine baktığımızda, sağlık çalışanları için de bunun buraya dercedildiğini görüyoruz. Dolayısıyla, şu an kamuda süreli çalışan 4+2’lerin tamamını bu kanuna dercetmiş olduk, onu da Genel Kurulun bilgilerine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İşler.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Tiryaki, buyurun.

48.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, Tokat Milletvekili Özlem Zengin ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, sayın grup başkan vekili 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle ilgili benim açıklamama bir yanıt verdi ama benim söylediğime bir yanıt değil bu. Ben, bunun Anayasa’da yeri olmadığını söylemedim, Anayasa’da yeri var yani bunda sorun yok, kanun hükmünde kararname çıkarılmasının önünde anayasal bir engel yok.

Söylediğim şey şu: Türkiye’deki bütün bakanlıklar, bütün teşkilat yasaları bir yıl içerisinde, 2012 yılında çıkarılan KHK’lerle düzenlendi. Üstelik, tam rakamını yanlış söylemek istemem ama sanırım 21 tane teşkilat yasası bir hafta içerisinde çıkarıldı, 21 tane teşkilat yasası. Bütün bakanlıklar bir kanun hükmünde kararnameyle yönetiliyor. Kanun hükmünde kararnamenin çıkarılma süreci ile bir yasanın çıkarılma süreci birbirinden farklılık gösteriyor. Yani bir kanun hükmünde kararname çıkarılırken Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin görüşü alınmıyor, burada tartışılmıyor; nasıl çıkarıldığı belli, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılıyor; söylediğim şey buydu. KHK’ler çıkarılırken Türkiye Büyük Millet Meclisinin katkısı alınmadı, burada tartışılmadı, daha sonra yasalaştı; söylediğim şey bu.

Ben, umarım bir yasayla bütün bakanlıklar yönetilebilir demiştim. Ben bunun olumlu bir eleştiri olduğunu düşünüyorum. Bence hepimizin sorumluluğu bu, umarım öyle olur dedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Doğru, Sayın Komisyon Başkanı da söyledi, Komisyon çalışmalarına olabildiğince… Yani bütün planlarımı ona göre yapmak istiyorum. İlk kez bir Komisyon çalışmasına katılmadım fakat tartışmaları yakından izledim. Yanlış biliyor olabilirim, umarım bütün kamu kurum ve kuruluşları buna dâhildir; şimdi tekrar bakacağım Sayın Başkanın uyarısı üzerine.

Fakat şöyle bir cümle benim ağzımdan çıkmadı, ben “Okul öncesi eğitime önem verilmiyor.” demedim “Okul öncesi eğitim gibi görülüyor.” dedim. Yani özellikle 6287 sayılı Yasa çıkarılırken o zamanki veriler ile şimdiki verilerin aynı olmadığını söylüyorum. O zaman, 6287 sayılı Yasa çıkarılırken yüzde 80’lerde değildi okul öncesi eğitimden yararlanma oranı, çok düşüktü. Ayrıca, bu oranın yükseltilmesi için okul öncesi eğitim kurumları ikiye bölündü yani tam gün hizmet sunan kurumlar olmaktan çıkarıldı; bu oranın artırılması için sabah bir gruba, öğleden sonra da bir gruba hizmet verildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Tiryaki, buyurun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Böylece aynı kurumda, aynı öğretmen sayısıyla bir anda verilen hizmet 2 katına çıkarılmış oldu. Bunun hikâyesi uzundur, ben daha fazla Meclisin zamanını almak istemem. Söylemek istediğim şey buydu.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tiryaki.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, tek bir cümle ifade edebilir miyim müsaadenizle?

BAŞKAN – Sayın Zengin, cevap vermenizi gerektiren bir şey mi var şimdi? Sürekli, her…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır çünkü buna binaen…

BAŞKAN - Buyurun söz veriyorum ama bu, yeniden bir masa tenisi biçimine bürünmesin lütfen.

49.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Özel yok, artık masa tenisi olmayacak merak etmeyin.

Şimdi, önce bir düzeltme yapalım: Artık kanun hükmünde kararname yok. Terminolojide lütfen bunu kullanmayalım artık. Bir şeyi kanun hükmünde kararnameyle yapmış olmak bir suç olmuyor, daha evvel zaten kanun hükmünde kararnamenin hukuki altlığı vardı. Bugün Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılacak işler Anayasa’da belli, bunun böyle yapılıyor olması hukuka aykırı bir iş değil. Yani bunu böyle göstermenin problemli olduğunu söylemek için Sayın Tiryaki’den sonra söz almıştım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zengin.

Sisteme giren değerli milletvekillerine şimdi yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim, sadece İstanbul Milletvekili Erkan Baş’a Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı olması nedeniyle bir dakikadan daha fazla süre vereceğim görüşlerini paylaşabilmesi için.

Buyurun Sayın Bülbül.

50.- Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’ün, 25 Haziran Kazım Koyuncu’nun Hakk’a yürüyüşünün 14’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün, sanatçı arkadaşları tarafından “Şair Ceketli Çocuk” olarak adlandırılan Laz halkının sanatçı evladı, Laz müziğine farklı bir yorum getiren, Türkçede ve Türkiye’de konuşulan farklı dillerde de müzik yapan ve bunu dünyaya duyuran, ne yazık ki 33 yaşında çevre kirliliği ve benzeri sebeplerden kaynaklı olarak kanser hastalığına yakalanıp aramızdan ayrılan Sevgili Kazım Koyuncu’nun Hakk’a yürümesinin yıl dönümü; kendisini sevgiyle saygıyla anıyor, sanatının önünde saygıyla eğiliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

Sayın Şahin…

51.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, 23 Haziranda Türk milletinin tarih yazdığına ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hafta sonu büyük Türk milleti olarak bir tarih daha yazdık. 23 Haziran, bu yazılan tarihin imza günüydü. Cumhuriyetimize sahip çıkan, demokrasimizin taçlanmasında emeği olan, yüreğini ortaya koyan herkese şükranlarımı sunuyorum. Her şeye rağmen sevgi kazandı, dürüstlük kazandı, adalet kazandı, Mustafa Kemal Atatürk kazandı. Bu topraklarda Mustafa Kemallerin yenilmez, yenilemez olduğunu dünyaya hep birlikte bir kez daha gösterdik. Her şey çok güzel oldu, bundan sonra da güzel olmaya devam edecek.

Bu vesileyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ediyor, görevinde başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Baş...

52.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Gezi direnişi davasına, 23 Haziranda gerçekleştirilen seçimin sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi olarak değerlendirilemeyeceğine ve Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine, Türkiye İşçi Partisi ile üyelerinin töhmet altında bırakılıp tehdit edilemeyeceğine ilişkin açıklaması

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, dün ilk duruşmasına katıldığım Gezi direnişi davası bugün devam ediyor, burada bulunmak zorunda olduğumuz için arkadaşlarımızın yanında olamadık ama dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz.

Bu vesileyle de bir kez daha ifade etmiş olayım: Gezi, bu ülke tarihinin en önemli, en kıymetli halk hareketlerinden bir tanesiydi. “Ben her istediğimi gerekirse hukuk da tanımadan yaparım.” diyen bir iktidara karşı, bütün farklılıklarına rağmen hep birlikte “hayır” diyen; eşitlik, özgürlük, kardeşlik, barış, adalet isteyen milyonların ortak hareketiydi Gezi ve Türkiye'nin her yerinde, her ilinde, her ilçesinde ayağa kalkan, direnen halkların yarattığı bir umuttu. Dolayısıyla sadece iktidar böyle istiyor diye bu umuttan bir suç çıkarmanın mümkün olmadığını düşünüyoruz.

Ayrıca, yargılanması gerekenler Taksim Dayanışması ya da Geziciler değil, tam tersine o dönemde ellerindeki devlet olanaklarını kullanarak halka, gençlere, hatta çocuklara karşı bu kuvveti kullananlardır.

Bir hatırlatma yapayım, Gezi’den sonra çok tartışılmıştı ve biz o dönem bir söz üretmiştik, demiştik ki: Biz Geziciyiz, doğru; biz Geziciyiz ve siz gidicisiniz. Şimdi, tesadüf oldu, tam Gezi direnişçilerinin yargılandığı günlerde İstanbul’da yenilenen bir seçimi yaşadık. Sabah tartışıldı, ben de partimizin görüşlerinin hem kayıtlara geçmesi hem bilinmesi açısından buradan söyleyeyim: 23 Haziranda gerçekleşen seçimler, sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi olarak değerlendirilemez. Bizzat iktidar tarafından 31 Martta halkın verdiği mesaj alınmamış, aksine halk iradesinin karşısına bir YSK darbesiyle geçilmişti fakat halkın yanıtı çok daha ağır oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum size Sayın Baş, buyurun.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Vurgulamak gerekiyor: Tam bir yıldır Türkiye'nin her sorununu çözeceği iddiasıyla yeni yönetim sistemiyle ülkeyi yöneten, on yedi yıldır ülkeyi tek başına iktidarla yöneten ve yirmi beş yıldır İstanbul’u yöneten bir parti yenilmiştir. Basının yüzde 98’i, devletin bütün olanakları tek taraflı kullanılmasına rağmen, İstanbul halkı büyük bir irade sergilemiştir.

Ben, bu vesileyle tüm İstanbullu emekçilere, halkımıza teşekkür ediyorum; seçimi kazanan İmamoğlu’nu ve arkadaşlarını tebrik ediyorum, AKP’ye de geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, son olarak özel bir durum var: Çanakkale’de -altını çizmek istiyorum bu durumun- Emniyet Müdürlüğü, Türkiye İşçi Partisine üye olan genç arkadaşlarımızın, üniversite öğrencilerinin, genç kardeşlerimizin ailelerini, doğrudan Emniyet Müdürlüğü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Çanakkale Emniyet Müdürlüğü tarafından, partimize üye olan gençlerin isimleri bulundukları illerdeki emniyet müdürlüklerine bildiriliyor, aileler aranıyor ve çocuklarının terör örgütleriyle irtibatlı oldukları, başlarına her an her şeyin gelebileceği, mümkünse çocuklarını okullarından almaları gerektiği yönünde telkinlerde bulunuluyor, aileler bu vesileyle korkutuluyor.

Bakın, buradan, açıkça Çanakkale Emniyetini, Çanakkale Valiliğini ve İçişleri Bakanını uyarıyorum: Bu çocukların üzerinden ellerinizi çekin, partimizin üzerinden ellerinizi çekin.

Herkese şu soruyu soruyorum: Herhangi bir emniyet müdürü, AKP’ye üye olmuş bir gencin ailesini arayıp “Çocuklarınızın IŞİD’le, FET֒yle bağlantıları var, terör örgütleriyle bağlantıları olabilir, çocuklarınızı alın.” deseler, ne yaparsınız?

Hiç kimse partimizi, parti üyelerimizi böylesi bir töhmet altında bırakamaz, tehdit edemez. Bunun da kayıtlara geçmesini istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baş.

Sayın Ok, buyurun.

53.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonuçlarının Türk milletine hayırlı olmasını dilediğine ve Ekrem İmamoğlu’nu tebrik ettiğine, Türk millî eğitimine reform niteliğinde neşter vurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL OK (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonuçlarının yüce Türk milletine hayırlı uğurlu olmasını diliyorum ve Sayın İmamoğlu’nu canıgönülden tebrik ediyorum, kendisine başarılar diliyorum. Türkiye’de demokrasi kazandı, adalet yerini buldu. (CHP sıralarından alkışlar)

Esas, gündemle ilgili konuya geliyorum. Dün LGS yani lise giriş sınavı sonuçları açıklandı. Gerçekten, eğitimin durumu içler acısı. Bir eğitimci olarak, eğitim ordusunun içerisinde görev yapmış bir öğretmen olarak bu ortalamaları söylemekten utanıyorum ve söylemeyeceğim. Eğitimin içinde bulunduğu durumun en çarpıcı yönü 500 1’nci var; bazı derslerde, özellikle matematikte ortalama sıfıra yakın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL OK (Balıkesir) – Bir dakika daha müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Bir dakika daha süre vereyim, tamam; buyurun.

İSMAİL OK (Balıkesir) – Burada bir vekilden ziyade bir eğitimci olarak konuşuyorum. Bazı branşlarda ortalama sıfıra yakın, bir tarafta 500 1’inci, öbür tarafta ortalama sıfıra yakın; bu, eğitimin bittiğini gösteriyor. Bu, Türk milletinin geleceği adına son derece tehlikeli bir durumdur. Bina yapmakla eğitimin sorunları halledilmiyor. Öğretmenlerin ve liyakat sahibi yöneticilerin iş başına getirilmesiyle bu sorunlar halledilir. Maalesef, geçen on yedi yıllık süreçte, Türk öğrencilerin dünyadaki çeşitli ölçüm metotlarında, girmiş olduğu sınavlarda aldığı puanlar ortada. Ben buradan yüce Türk milleti adına, acilen, Türk millî eğitimine, günü kurtarmak adına değil gerçekten reform niteliğinde bir neşter vurulmasını bir öğretmen olarak talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ok.

Sayın Kaboğlu…

54.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sonucunun 6 Mayıs YSK darbesine karşı demokrasi zaferi olduğuna ve Ekrem İmamoğlu’na başarılar dilediğine, Meclisin Anayasa’ya aykırı olan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine karşı izleme komitesi kurmasının zorunluluk olduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, 23 Haziran İstanbul seçimlerinin 6 Mayıs darbesine karşı bir demokrasi zaferi olduğunu belirtmek isterim ve İmamoğlu’na başarılar dilerim.

İkinci olarak: Kanun hükmünde kararnameler Anayasa değişikliğiyle yürürlükten kalkmış olsa da aslında onlar şu anda yürürlüktedir ve bu kararnameleri yasalaştırmak bu Meclisin görevidir, tıpkı Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde olduğu gibi. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri bakanlıkları düzenlese de Meclis kanun çıkardığı takdirde onlar yürürlükten kalkmaktadırlar. Nitekim, büyük kısmı Anayasa’ya aykırı olan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine karşı bu Meclisin bir izleme komitesi kurmasında ve ivedi olarak bu kararnameleri gündeme almasında yarar ve zorunluluk var.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.56

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Teklifin tümü üzerinde söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YILDIRIM KAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bir saat gecikmeyle kürsüye çıktım, tahminlerimin çok üzerine çıktı. Buna hak veriyorum çünkü 23 Haziran, Türkiye’de olduğu gibi dünyada da birçok şeyi altüst etti. Parlamentonun da İstanbul sevdası varmış, bir kez daha Parlamentoda İstanbul’u konuşmak İstanbul düşlemek gibi bir şeymiş.

Gözünüz aydın çocuklar, gözünüz aydın öğrenciler, gözünüz aydın öğretmenler, gözünüz aydın veliler, gözünüz aydın İstanbul, yeni bir hayat başlıyor. Yeni bir hayatı, sizin çocuklarınıza eğitimi… 0-4 yaş arasındaki çocukların anneleri ve babaları çocuklarıyla birlikte İstanbul’un dört bir yanını dolaşabilecek artık, özgürce dolaşabilecek, hangi parka gitmek istiyorsa, hangi ilçeye gitmek istiyorsa oraya gidecek çünkü İstanbul’da yeni bir başlangıç var. (CHP sıralarından alkışlar) Tıpkı Gezi’nin çocukları gibi, Karadeniz’in hırçın delikanlısının bugün aramızdan ayrılışının yıl dönümü ama Karadeniz’in hırçın delikanlılarından birisi de şu anda Türkiye'nin umudu olarak İstanbul’da bir başlangıç yaptı. Bu başlangıcın gerçekleşmesinde, 31 Martta Adalet ve Kalkınma Partisinin adayına oy verip şimdi vermeyen seçmenlere, 31 Martta sandığa gitmeyip şimdi sandığa giden seçmenlere bir kez daha huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Ama en büyük teşekkürü kendisi, kendini düşünmeden, kendi haklarını düşünmeden toplumun özgürlüğünü düşünerek cezaevinden “Türkiye’nin barışa ihtiyacı var, demokrasiye ihtiyacı var.” diye mesaj yollayan Selahattin Demirtaş’a, burada Parlamentoda milletvekilliği yapmış Selahattin Demirtaş’a da teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Çünkü eğer biz toplumu birleştiren, toplumu barıştıran, demokrasi ve özgürlükler noktasında bir arada duruşu gerçekleştiren bir adım atamazsak, Türkiye’de eğitimin üzerinde hangi politikaları egemen kılarsak kılalım toplum birbiriyle konuşamaz hâldeyse eğitim yapılamaz. Bunun için eğitim tüm ulusların en önemli noktasıdır. Eğitime önem vermeyen, öğretmeni görmezden gelen, çocuğun eğitimini görmezden gelen hiçbir ulus başarıya ulaşamamıştır. Ne ekonomik kalkınmasını başarıya ulaştırabilmiştir ne de 21’inci yüzyılın dünyasına bakabilmiştir. Şimdi, eğitimde eğer öğretmene değer vermezseniz, okula önem vermezseniz, öğrenciye gerekli hassasiyeti göstermezseniz ne mi olur? Çok şey olur. Bakın, geçen hafta birçoğunuzun da belki çocukları ya da yeğenleri LGS’ye girdi. Şimdi, LGS’ye girip bazı derslerden sıfır çektiğimiz dersleri sizinle paylaşmak istiyorum. Türkçede 1.338 öğrenci hiçbir soruya yanıt verememiş. Fen bilgisinde 4.837 öğrenci hiçbir soruya yanıt verememiş. Matematikte 72 bin öğrencimizden hiçbiri hiçbir soruya yanıt verememiştir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yanıt vermiş de doğru mu değil?

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Sıfır yanıt, 72 bin öğrenci. Tabii, Kırşehir matematikte 1’inci olmuş, onu da parantez içinde söyleyeyim. Yabancı dilde 100.175 öğrenci sıfır çekmiş. Şimdi, eğitimde, eğer gerçekten el birliğiyle, parti ayrımı gözetmeksizin, birlikte üzerinde tartışıp, birlikte üzerinde konuşup ciddi bir hat çizemezsek çok şeyi kaybederiz. Ben bir eğitim emekçisiyim, “4+4+4” tartışılırken yani “60 ayda çocuklar okula gidebilir.” tartışması yapılırken, Parlamentoda, komisyonda muhalefet partilerinin milletvekilleri dövüldü, Kızılay Meydanı’nda benim meslektaşlarım coplandı, benim meslektaşlarıma biber gazı sıkıldı, benim meslektaşlarıma tazyikli su sıkıldı. Ne istiyordu bu öğretmenler? Biz eğitimciyiz, eğitimciler pedagojik formasyon almıştır. “Çocuk psikolojisinde ve pedagojisinde 60 ayı dolduran çocuğun eğitim öğretime başlaması mümkün değildir.” dedik. Bunu siyaseten söylemedik, bunu bilimsel bir bakış açısıyla söyledik ama dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan hem bize hem de 60 ayını dolduran çocuğunu okula göndermeyen velilere bakın ne diyor: “Bu işe karşı bir kampanya var, 66 ay ve ‘4+4+4’e karşı bir kampanya. Bu 66 ay meselesinde gidip rapor alanları ben evlatlarına ihanetle vasıflandırıyorum. Niye? ‘Benim evladım geri zekâlıdır.’ diyor. Yani iki ay mı senin evladını iyi noktaya getirecek?” Şimdi, bu sözü yedi yıl önce söyleyeceksiniz, yedi yıl önce sizinle bu konuyu bilimsel olarak tartışanları yok sayacaksınız, susturacaksınız ama yedi yıl sonra yaklaşık 8 milyon çocuk kayıp kuşak hâline gelecek. Bunun hesabını kim verecek? Şimdi bu çocuklardan, bu çocukların ailelerinden kim özür dileyecek? Elbette insanlar, siyasetçiler hatalarından döndüklerinde büyük bir erdem göstermiş olurlar, biz bunu takdirle karşılıyoruz. “Biz yedi yıl önce söyledik, siz yapmadınız, şimdi niye bunu getiriyorsunuz?” demiyoruz, demeyeceğiz. Ama bugün de şunu söylüyoruz, diyoruz ki: Eğitimin temel sorunları var. Eğitimin temel sorunları palyatif çözüm önerileriyle çözülemez. Eğitimin sorununu çözmek istiyorsak eğer ilk önce yapacağımız iş şu, bir: Kreş çağına gelmiş çocuklarımıza kreş olanaklarını yaratacağız. İki: Ana sınıflarının hızla yaygınlaştırılmasını sağlayacağız. Çünkü o dönem 60 ay deyip daha sonra 66 aya çıkarma gerekçesi, çocukların kreş ihtiyacına yanıt veremedi, ana sınıflarına yanıt veremedi, derslikler yetmiyordu, öğretmen kadrosu yetmiyordu, bekleyen 460 bin öğretmeni de atamıyorlar dolayısıyla “Biz ne yapalım?” “Çocuğu annenin kucağından alalım, okula gönderelim, anne ve babanın sesini burada kesebilir miyiz?” Olmaz, tutmaz, “Biz çocuğumuzu, evimizden, başımızdan savmak istemiyoruz, öğretmene çocuğumuzu gönderdiğimizde öğretmenle çocuğumuzun sınıfta birlikte ortak bir hayat kurmasını istiyoruz.” Bunun için meseleye buradan baktılar.

Sayın Millî Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk göreve başladığı ilk gün 1 milyon öğretmene bir mektup gönderdi, dedi ki: “Ben bir öğretmenim, sizden biriyim, sizin sorunlarınızı biliyorum ve çözüm üreteceğim.” Çok iyi. Ben de bir öğretmendim, mektubu aldım, bir mektup yazdım. 7 temel noktada öğretmenlerin sorunlarını, yaşadığım sorunları anlattım. Bir: Ücretli öğretmen diye bir uygulama olamaz, sözleşmeli öğretmen diye bir uygulama olamaz. Anayasa’ya ve yasaya dayalı olarak her kurum yüzde 5’ini engelli çalıştırmak zorunda. Şu anda çalışamayan, engelli olan ve mezun olmuş 1.200 öğretmen var, bunların atamasını yapmıyorsun, eğer öğretmensen, öğretmenleri de seviyorsan bunu yapacaksın. İki: Açlık sınırının altında hizmet gören ücretli öğretmenlerin ızdırabını bitireceksin yani onları kadroya alacaksın. Üç: Devlet memurunun 657’den doğan haklarını yok etmeyeceksin, kadrolu çalışma haklarını ellerinden almayacaksın. “Sözleşmeli öğretmen” diye bir uygulama olmaz, eğer olsaydı sizden önceki iktidarlar da bunu yapardı. Siz, 460 bin öğretmen birikmiş, öğretmeni göreve başlatmıyorsunuz. Sayıştay bir rapor yayınladı. Hoş, Sayıştay raporlarını bazen yok sayıyorsunuz, görmezden geliyorsunuz ama Sayıştay Başkanını da Cumhurbaşkanı atıyor. Sayıştayın raporunda “153 bin öğretmen açığı var.” deniliyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, bu rapordan sonra 20 bin öğretmen ataması yaptı, önümüzdeki günlerde 20 bin öğretmen ataması daha yapacak. Varsayalım ki Sayıştayın söylediği rakam doğru -bize göre öğretmen açığı 280 bin- Sayıştayın raporuna göre bile 111 bin öğretmen daha atamak zorundasınız. Sayıştayın raporunu yok sayarak bu işleri yapma şansınız yok. Eğer bunları yapmazsak yani ücretli öğretmeni ortadan kaldırmazsak, sözleşmeli öğretmeni kadroya geçirmezsek bunların eşleriyle, çocuklarıyla buluşmasını da sağlayamayız.

Komisyonda çok tartıştık “Sözleşmeli öğretmenler meselesini 4+2’den 3+1’e getirelim.” denildi, bu tartışma yapıldı. Bu tartışma yapılırken sadece Millî Eğitim çalışanları değil, Diyanet İşlerindeki çalışanlar da getirildi, Komisyonda hemfikir olduğumuz sağlık çalışanları da benzer durumda olduğu için birlikte tartıştık ve sağlık çalışanlarını da bu işe dâhil ettik. Orada 3+1’de Komisyon çoğunluğu ısrar etti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi 3+1... Orada söyledik, burada kayıtlara geçsin ve bizi izleyen öğretmenler de duysun diye bir kez daha söylüyorum: 3+1’i dolduramamış olup -üç ayla, beş ayla, altı ayla- eş durumundan dolayı ayrı devam edenler konusunda Komisyonda konuştuğumuz çerçevede eşlerin birleştirilmesi konusunda bir adım atmalıyız. Bu adımı öğretmenlerimiz için, çocuklarımız için, ülkemizin geleceği için yapmalıyız. Eşleri birbirinden ayırmak gerçekten hem onlara hem de çocuklarına çok büyük haksızlık olur diye düşünüyorum.

Şimdi, yurtlar meselesi var. Yurtlar meselesi de Millî Eğitim Bakanlığının denetiminden çıkıyor. Deneyimli bir Bakanlık ama arkadaşlarımızla karşılıklı tartıştık, ikna edemedik. Şimdi altyapı yetersiz olduğu için bir yıl sonra uygulamaya geçeceği söyleniyor. Yani belli ki karşılıklı tartıştığımızda birbirimizi anlıyor ve sorunun çözümüne katkı sunuyoruz. Ama mülakatı kaldırma konusunda Millî Eğitim Bakanı ne yapacak? Mülakat ne demek? KPSS’de 95 puan almış, siz daha önceki atamada 50 puan vererek eliyorsunuz. Allah’tan reva mı bu? KPSS’de 95 puan almışa açılan bir mahkeme kararı var. Hukuku bu kadar yok saymayalım, bir gün hepimize lazım olacak. Danıştay diyor ki: “Mülakatta 3 puan aşağı 3 puan yukarı verebilirsin, daha farklı veremezsin.” Ama bu uygulama bugüne kadar yapılmadı. Komisyonda Millî Eğitim Bakanlığı temsilcileri bize “KPSS’de aldıkları puanın aynısını mülakatta da vereceğiz.” diyorlar. Bu güzel, o zaman mülakat işlevsiz oluyor. Mülakatı ne yapacağız, kaşına gözüne mi bakacağız? O zaman gelin, mülakatı tümden kaldıralım. Bu sorunun köklü çözümü bu olur. Buradan size bir zarar gelmez, artı gelir. Dört yıl sonra bir seçim var, bugünden eğer bu adımları atarsanız öğretmenler ve öğrencileri ve de velileri yeniden sizi seçebilirler. Ama bugünden bu adımı atmazsanız öğretmenler belalıdır, hangi partiden olduğuna bakmaz, kendi partisinden de olsa kesinlikle dersini verir. Öğretmenin görevi ders vermek. İstanbul’da 130 bin öğretmen -ataması yapılmayan öğretmen hariç, sözleşmeli, ücretli öğretmenler hariç- çok ciddi olarak bizim karşımıza çıktılar. Ben sandık başkanı olan öğretmenlerle görüştüm sandıkları gezerken. Söyledikleri şu: “Vekil vekil, burada geziyorsun, hani 3600 ek gösterge, buna söz vermediniz mi?” Evet verdik. Kim verdi? Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı meydanlarda söz verdi, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı meydanlarda söz verdi, İYİ PARTİ Genel Başkanı meydanlarda söz verdi, Halkların Demokratik Partisi Genel Başkanı meydanlarda söz verdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı meydanlarda söz verdi. Peki, biz bu partilerin temsilcileri değil miyiz? Gelin, 3600 ek göstergeyi çıkartalım tüm kamu çalışanlarına. Niye çıkartmıyoruz? Biz teklif ettik. Eğer bizim teklifimizle çıktığında bize yazacağını düşünüyorsanız, Komisyonda da söyledim, biz teklifimizi geri çekiyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisinin ve Milliyetçi Hareket Partisinin teklifine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tam destek vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Emeklilikte yaşa takılanlarda yaşadığımızı yaşamayalım. Onların da sorununu çözmek bizim boynumuzun borcu, söz verdik. Siyasetçi verdiği sözün arkasında durandır. Eğer siyasetçi verdiği sözün arkasında duramıyorsa, biz o zaman -Sayın Komisyon Başkanımız “2023 vizyonunda açıkladıklarımız var.” dedi. Biz iki 100 günlük program açıklamasını da izledik. Birinci 100 günde yapılmadı, ikinci 100 günde yapılmadı- şimdi 2023’te zaten biz iktidar olacağız, dolayısıyla sizin söylediklerinizin gerisi kalmayacak, bunu yapacağız zaten. (CHP sıralarından alkışlar)

Sözleşmeli öğretmenler meselesi ortadan kalkacak.

Mülakatla atamayı hep birlikte ortadan kaldıralım.

Atanmayan öğretmenler Türkiye’nin kanayan bir yarasıdır, bu yarayı derhâl iyileştirelim.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz hain darbesi kim tarafından organize edildi? FETÖ tarafından değil mi? FET֒nün örgütü içerisinde olanları ihraç ettiniz, peki, EĞİTİM SEN, EĞİTİM-İŞ, BİRLEŞİK KAMU-İŞ, KESK ve bunlara bağlı olan kamu çalışanlarını niye ihraç ettiniz? Bunlardan FET֒cü çıkmaz, bunlardan FET֒cü bulamazsınız. Dolayısıyla o ihraçların tamamı sendikal mücadeleye darbe vurmaktır. Bakın, ben size söyleyeyim: 12 Mart, öğretmen hareketinin en önemli örgütü olan Türkiye Öğretmenler Sendikasını kapattı, Fakir Baykurt’u yurt dışına sürgüne gönderdi; öğretmen hareketi durmadı. Daha sonra, 12 Eylül askerî darbesi gerçekleşti, TÖB-DER’in kapısına kilit vurdunuz ama öğretmen hareketi yine durmadı. Daha sonra, EĞİTİM SEN’in kapısına kilit vurmaya çalışıyorsunuz, 28 Şubat süreci de bunu denedi, 12 Eylül denedi, 12 Mart denedi; hiçbir darbenin aydınlanmanın önünde durma şansı yok. Biz karanlığa karşı özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelesi veren gelenekten geliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, eğer bu süreçleri birlikte yöneteceksek, birlikte bu yasaları tartışacaksak yapılması gereken şu…

Daha Kurtuluş Savaşı bitmemiş, cumhuriyet ilan edilmemiş, Sakarya Meydan Savaşı devam ederken Ankara’da öğretmenler toplanıyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk öğretmenler şûrasına katılıyor. Cumhuriyeti ilan edeceğini kafasına koymuş ama bir koşulla: “Savaşı kazanacağım, cumhuriyeti ilan edeceğim.” diyor. Savaşı kazandı, cumhuriyeti ilan etti ama eğitim sistemini öğretmenlerle tartışarak gerçekleştirdi. Şimdi, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete ve Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisine düşen görev, öğretmenlerin sözünü dinlemektir, onlarla birlikte bu süreci ortaklaştırmaktır. Bunlar yapılabilir mi? Elbette yapılabilir. Mutlaka, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında öğretmenler arasında ayrıma son vereceğiz, birinci öncelik bu; atanmayan öğretmen kalmayacak.

Grubumuz olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine öğretmenler kanunu teklifini verdik, bu kanun teklifinin bir an önce gündeme gelmesini istiyoruz; komisyona getirme çoğunluğumuz yok. Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine sesleniyorum: Lütfen, gelin -Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk da döne döne bu konularda söz verdi- Millî Eğitim Bakanının verdiği şu sözleri hayata geçirelim.

İkinci bir söz verdi, dedi ki: “Özel okullara artık kaynak aktarmayacağız.” Bir yılda ne kadar kaynak aktarılıyor, biliyor musunuz? 1 milyar 200 milyon lira kaynak aktarılıyor. Özel okulu kurmuş muyum ben? Param yoksa kurmayayım kardeşim. Devletin okuluna sahip çık. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler devletin okulunun badanasını yapmak zorunda değil. Yapacağız, kreşi açacağız, etüt merkezlerini açacağız, ana sınıflarını açacağız. İşte, İstanbul’un o zaman 60 kişilik, 70 kişilik sınıflarda eğitimde yaşadığı drama son vereceğiz çünkü iktidar olduğumuz alanlarda bu söylediklerimizi yapmazsak bizim kalbimiz kurusun. Biz, iktidar olduğumuz belediyelerin tümünde bunları yapacağız. Mutlaka, öğretmenler de diğer kamu çalışanları gibi 3600 ek gösterge hakkına kavuşacaklar. Ücretli öğretmenlerin dramına son vereceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Kaya, buyurun.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Öğretmen yetiştiren kurumları yeniden ayağa kaldıracağız. Öğretmen atamalarında, idareci atamalarında liyakate önem vereceğiz, siyasete değil, liyakate. Bunu, Cumhuriyet Halk Partili ve Millet İttifakı’nın kazandığı belediyelerde göreceksiniz. Kadro atamalarımızın tamamı liyakate göre olacak, siyasete göre olmayacak. Bunu takip edin. (CHP sıralarından alkışlar)

Biz, ihraç edilen öğretmenleri, tıpkı benim gibi… Ben de 12 Eylül darbesinde ihraç edildim, cezaevinde yattım ama daha sonra döndüm, hem mesleğimi yaptım hem de kaybedilen haklarımın tamamını faiziyle birlikte aldım. Devlete faiz ödetmeyin, faiz haramdır, devlete faiz ödetmeyin. Gelin, bu ihraç ettiğiniz öğretmenleri ve kamu çalışanlarını göreve başlatın. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, sevgili dostlar, değerli arkadaşlarım; İstanbul’da İsmail Tarman Ortaokulu bir yasayla kapatıldı, imam-hatibe dönüştürüldü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun sözlerinizi bağlayın Sayın Kaya.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – Bağlıyorum.

Yaklaşık olarak bin iki yüz gündür veliler direnişte. 3 mahkeme kararı var. Ben soru önergesi verdim, Sayın Millî Eğitim Bakanı bana verdiği yanıtta “Mahkeme kararı uygulandı.” diyor. Sayın Ziya Selçuk, mahkeme kararı uygulanmadı, hâlâ orası öğrencisi olmayan bir imam-hatip olarak devam ediyor. Mahkeme kararını uygulayın; hukuka isyan bayrağı açmayın. Bu, devlete isyan bayrağı sayılır. Devlet hukukla vardır, hukuka isyan bayrağı açılmaz.

Bir de taşımalı eğitime son verin. Kırşehir’in bir kasabası vardı, beş yüz yıllık bir yerdi; Dulkadirli kasabası. Beldeydi, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde beldelikten köye dönüştürüldü. Şimdi, bu köyün okulu kapatılıyor, 17 köyün eğitim gören çocukları bir başka yere taşınıyor. Beş yüz yıllık tarihi geçmişi olan ve Adalet ve Kalkınma Partisinin en yüksek oy aldığı bu beldeye bu zulümden de vazgeçin çünkü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlamanız için son bir kez bir dakika daha süre veriyorum Sayın Kaya.

YILDIRIM KAYA (Devamla) – …eğer o okulu kapatırsanız beş yüz yıllık tarihin kapısına kilit vurursunuz. Bunu size oy veren seçmenler hak etmiyor, bunu eğitimde her dönem birinci noktada olan Kırşehir’in bir köyü hak etmiyor. Lütfen, hakkını teslim edelim.

Önümüzdeki yasama yılında da eğitime dair çok yasa teklifiyle gelineceğe benziyor. Birlikte tartışarak eğitimin sorunlarını birlikte çözebiliriz. Buradan Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine sesleniyorum: Gelin, birlikte bir eğitim çalıştayı düzenleyelim; paydaşlarıyla birlikte tartışalım, onların önümüze koyacağı kararların altına hep birlikte imza atalım. Hepimizin yolu açık olsun.

İnsan beyni vatan toprağı kadar kutsaldır. Vatan toprağı işgal edildiğinde nasıl mücadele etmişsek insan beyni işgal edildiğinde de öyle mücadele edeceğiz.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaya.

Böylece, teklifin tümü üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlanmış oldu.

Şimdi, şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

İlk söz Muğla Milletvekili Suat Özcan’a ait.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

SUAT ÖZCAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Ben de Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle ilgili değerlendirmelerde bulunacağım.

31 Martta yapılan İstanbul seçimi sonrasında hukuksuz olarak mazbatası elinden alınan Sayın Ekrem İmamoğlu’nun 23 Haziranda -İstanbul halkımızın iradesiyle- yeniden hakkının teslim edilmesinin güzelliğini yaşıyoruz. Bu, bize, hepimize, bütün siyasi partilere, ülkemize iyilikler getirecektir ve ülke siyasetini her açıdan yeniden gözden geçirme fırsatı verecektir. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü bu, burada hoşgörü, sevgi, saygı, ötekileştirmeme, ayrıştırmama ve iş birliği kültürünün bir sonucu gibi görünmektedir. Bunu, bu kültürü geliştirebiliriz -bu kültürü ülkemizin yararına- her kanun çıkarılırken iş birliğini artırabiliriz. Bu kanun teklifi Komisyonda görüşülürken bunu bir anlamda gerçekleştirdik. Görüş ve önerilerimizi orada tartıştık, olumlu bulduk ama şimdilik bu kadar sonuç alabildik. Umarım önümüzdeki süreçte, kanun tekliflerinin görüşülmesinde bu, hem komisyonlara hem de Genel Kurula yansır beklentisi içindeyim.

Bu kanun teklifi Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu tarafından Genel Kurula getirildi ve görüşlerimi de şöyle ifade ediyorum: Eğitim, bireyin doğumundan ölümüne süregelen bir olgu olduğundan ve politik, sosyal, kültürel ve bireysel boyutları aynı anda içinde bulundurduğundan çok önemli ve ciddiye alınması gereken en temel alandır.

Eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla değişimi meydana getirme sürecidir ve 3 tane temel öğesi vardır. Bunlar öğrenci, öğretmen ve program. Bunlar aynı zamanda uyumlu bir süreci yaşamalıdır. Eğer uyumsuzluk olursa ve yanlış adımlar, eksik adımlar atılırsa eğitim, kısa süreli, orta süreli ve uzun süreli yansımalarıyla bazen de telafisi olmayan bir süreci getirir.

Atatürk’ün “Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.” sözüyle eğitimin gücünü ve önemini, Atatürk’ün eğitime verdiği önemi bir kez daha anlamış oluyoruz.

Tabii, 24 Haziran İsmail Hakkı Tonguç’un ölüm yıl dönümü. Ülkemizde karma eğitimi; yaparak, yaşayarak eğitimi; köyden gelişimin gerekliliğini gösteren ve eğitimi oradan başlatan bir anlayışı bize sağlaması dolayısıyla İsmail Hakkı Tonguç’u da saygıyla anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, 1’inci maddede “Gerçek ve tüzel kişiler tarafından yemekli ve yemeksiz öğrenci yurtları ve buna benzer kurumlar açılması ve işletilmesi ortaokul ve ortaöğrenim düzeyinde Millî Eğitim Bakanlığının, yükseköğrenim düzeyinde Gençlik ve Spor Bakanlığının iznine bağlıdır. İlgili Bakanlıklar bu yurt ve kurumları tespit edecekleri esaslara göre denetler.” denilmektedir. Tabii, burada, uzun yıllardan beri Millî Eğitim Bakanlığı bu konuda deneyim sahibi olmuştur; Millî Eğitim Bakanlığı personelinin ve bu konudaki eğitimcilerin Spor Bakanlığına verilmesi bazı tereddütleri ortaya koymaktadır; çünkü denetim önemli bir iş, denetimle beraber rehberlik de önemli bir iş. Çocuklarımızın, ortaokul ve lise düzeyindeki çocuklarımızın rehberlik anlamında çok önemli desteklere ihtiyaçları vardır, bu konuda da bu rehberliği yapacak Millî Eğitim Bakanlığıdır.

Ayrıca, öğrenim yaşı konusunda ben de bir şeyler söylemek istiyorum çünkü bir öğretmen olarak, emekli bir öğretmen olarak bu konuda benim de deneyim ve tecrübelerim var. 72 ay Türk millî eğitim sisteminin uzun yıllardan sonra belirlediği bir sınırdır, süreçtir. 72 aya gelindiğinde, çocuğun bilişsel, duyusal, motor gibi becerilerinin gelişmesi nedeniyle… 1’inci sınıfa gelen çocuk okuma yazmayla karşı karşıya geldiği anda eğer yaşı küçük ise hem kendi baskı altında kalıyor hem öğretmen baskı altında kalıyor hem de anne baba baskı altında kalıyor. Hele hele şimdi velinin isteğiyle bir sene önce, bir sene sonraya bırakılması da ayrı bir sakınca getirecektir diyorum. Ben önümüzdeki süreçlerde bunun da değişeceğine inanıyorum çünkü eğitim paydaşlarıyla değerlendirildiğinde yanlışları arındırırız. Öğretmen, veli, uzmanlar ve hatta öğrencilerle birlikte eğitim değerlendirilmelidir. O nedenle o bir sene önce, bir sene sonraki tercihlerin de değiştirilmesinde yarar vardır diyorum. Çünkü küçük yaşlarda okula başlatılan çocukların kazandığı olumsuz davranışlar o çocukla beraber ölene kadar devam edecektir, etmektedir. Temel beceriler 14 yaşına kadar, 14 yaşından önce edinilen beceriler ömür boyu sürmektedir. 14 yaşından sonraki beceriler, deneyimlerle geliştirilmedir sadece. Bu anlamda -öğretmenlerimizden de görüş ne kadar alındı, tam bilemiyoruz- öğretmenlerimizi mutlaka bu sürece dâhil etmemiz gerekiyor. Sağlıklı kararlar, sağlıklı yeni bir süreç oluşturulması için onların da görüşlerine ihtiyacımız var.

Öğretmenler arasında ayrıştırma durumu söz konusu “sözleşmeli” “ücretli” gibi. Gönül ister ki -biz tabii bunu Komisyonda da istedik- hepsi kadrolu olsun, böylelikle öğretmenler arasındaki ayrıma son verilsin.

Atama bekleyen bir sürü öğretmen var; sözleşmeli öğretmenlerden anne baba ayrı yerlerde olanlar var, en çok da çocuklar mağdur olmakta. Bu mağduriyetin en kısa zamanda giderilmesi gerekir.

Ve yine, Meclisimize, bütün milletvekillerimize gelen öğretmen arkadaşlarımız var. Hatta usta öğreticisinden, fizyoterapistinden psikoloğuna, daha birçok alanda öğretmenler atanmayı bekliyor, görev bekliyor. Zaten bu da -öğretmen eksiklikleri- Sayıştay denetim raporlarında görülüyor. Eksiğimiz var, bu eksiğin en kısa zamanda tamamlanması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın sözlerinizi Sayın Özcan.

SUAT ÖZCAN (Devamla) – Demokrasi, ideolojik ve düşünsel açıdan bütün kimlikleri eşit gören bir rejim olmalıdır ki beklentimiz de odur. Demokrasi, bireysel açıdan eğitim ve bilinç işidir diyorum. Bu nedenle eğitime çok önem vermemiz gerekir, eğitimi ciddiye almamız gerekir, eğitimle ilgili her kararı hep birlikte vermemiz gerekir diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özcan.

Şahıslar adına ikinci söz Sinop Milletvekili Nazım Maviş’e ait.

Buyurun Sayın Maviş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan kanun teklifiyle ilgili şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle bir kere daha Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, hemen, birkaç teşekkürü borç bildiğim için onları sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle, bu teklifi Komisyonumuza getirdiğimizde değerli görüşleriyle katkı veren Komisyonumuzun çok kıymetli üyelerine teşekkür ediyorum. Genel Kurulda da değerli görüşleriyle bu teklifimize katkı sunacak, oylarıyla destek verecek olan bütün arkadaşlarımıza da şimdiden teşekkür ediyorum. Ayrıca teklifin oluşum sürecinde bizlerle kanaatlerini paylaşan çok değerli paydaşlara, hem eğitimci paydaşlarımıza hem de diğer paydaşlarımıza da huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Tabii, milletlerin istiklal ve istikbali eğitimle çok yakından ilgili. Eğitim sadece bir politika meselesi değil, aynı zamanda -birçok mütefekkirin de bizlerle paylaştığı gibi- bir dava meselesi. Nurettin Topçu’nun meşhur “Türkiye’nin Maarif Davası” kitabı bu anlamda eğitimin ülke açısından, millet açısından taşıdığı kıymet ve değeri bize çok iyi ifade eden önemli metinlerden bir tanesidir.

Bugüne kadar, on yedi yıllık iktidarımız döneminde eğitimle ilgili çok iyi işler yaptık. Bir kere, okullarımızın fiziki koşullarını iyileştirdik, derslik sayısında çok önemli artışlar sağladık. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısında çok önemli gelişmeler sağladık, iktidara geldiğimizde 400 bin civarında olan öğretmen sayısını 1 milyonlara çıkardık. Eğitime erişimi herkes için eşit ve kolay hâle getirdik; velilerimizin ve öğrencilerimizin üzerindeki mali yükleri, eğitimin oluşturduğu mali yükleri, ücretsiz ders kitabı, dershane düzenlemesi ve sağladığımız burs imkânlarıyla azalttık ve hepsinden önemlisi de eğitimin müfredatında çok ciddi bir demokratikleşmeye imza attık, eğitimdeki, insan haklarına, demokrasiye ve vatandaşlık haklarına aykırı olan içerikleri temizledik.

Şimdi, önümüzde yeni bir vizyon var, 2023 Eğitim Vizyonu kamuoyuyla paylaşıldı. Eğitim, hepimizin, bütün eğitimci arkadaşlarımızın bildiği gibi çok dinamik bir süreç. Ayrıca, içinde yaşadığımız çağ bütün değişimlerin çok süratli ve hızlı yaşandığı bir çağ. Dolayısıyla toplumun dinamikleri, yaşanan değişim süreci ve yaşanan değişimin dinamikleri dikkate almadan, eğitimi statik bir yaklaşım olarak değerlendirmek çok yanlış olur. Eğitim, her zaman, ihtiyaç duyulduğunda birtakım değişikliklerin yapılması gereken bir alan, bunu da hepimizin bilmesi gerekir. Dünyanın en önemli eğitim uygulamalarına sahip ülkelerinde bile, Finlandiya başta olmak üzere, eğitimin standartları, eğitimin kalitesi, eğitimle ilgili yaşanan sorunlar her gün tartışılmaktadır. Dolayısıyla ülkemizde de eğitimle ilgili meselelerin tartışılması, eğitimle ilgili ciddi bir sorun yaşadığımız anlamı taşımamaktadır. Eğitimle ilgili meselelerin tartışılması “Ülkemizde eğitimin niteliğini daha çok nasıl artırabiliriz? Eğitimi daha nitelikli bir noktaya nasıl taşıyabiliriz?” ihtiyacının bir karşılığı olarak ortaya konulmaktadır.

Şunu ifade etmek istiyorum: Elbette ki öğretmenlerimiz eğitimin temel taşlarından bir tanesidir, hatta temelidir; dolayısıyla eğitimin ana omurgasını öğretmenlerimiz oluşturmaktadır. Eğitimde yapılacak bütün iyileştirme çalışmalarında, öğretmen yetiştirme kuramlarında ve öğretmenlerin meslek içi eğitimlerinde, meslek içi süreçlerinde de öğretmenlerin niteliklerinin artırılması çok önem taşımaktadır. Ancak şunu da hep birlikte paylaşmamız lazım: Arkadaşlar, eğitim bir taraftan da popülist politikalara kurban edilemeyecek kadar -en başta söylediğim gibi- kıymetli bir süreçtir. Burada, son aldığımız veriler itibarıyla baktığımızda, şu anda kamunun öğretmen ihtiyacı, öğretmen açığı 92 bin civarındadır. Ancak eğitim fakültelerinden mezun olmuş olan eğitim fakültesi mezunu sayısı da 400-500 bin civarındadır. Mesleki kabiliyetlerine çok saygı duyduğum ve Komisyonda da eş güdüm içerisinde çalıştığımız Yıldırım Kaya Bey biraz önce bütün atanamayan öğretmen arkadaşlarımızın kendilerinin iktidarında atanacağına dair çok umut verici, pozitif bir şey söyledi ama bir taraftan da hayatın gerçekleriyle bunları örtüştürerek planlamamız lazım. Dolayısıyla bu açıdan, öğretmen arkadaşlarımızın da taşıdıkları eğitim standardı, niteliği ve taşıdıkları bilinçle popülist politikalara karşı mesafeli olacağını da zaten biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, öbür taraftan, PISA, TIMSS ve LGS sınav sonuçları, üniversite sınav sonuçları gibi hususlar her zaman Türkiye’de tartışılmış hususlardır. Ancak bunları geçmiş yılların verileriyle kıyasladığımızda, burada da önemli bir başarı grafiğinin olduğu görülmektedir.

Şimdi, bu kanun neler getiriyor, bir de ona bakalım isterseniz. Arkadaşlar, bu kanun içerisindeki 1’inci ve 5’inci maddelerde yükseköğrenim öğrenci yurtlarıyla ilgili iş ve işlemler Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinden Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü bünyesine kaydırılıyor.

Şimdi, yine, burada bazı arkadaşlarımız ifade ettiler; 7,5 milyon üniversite öğrencisi var, dolayısıyla 7,5 milyon üniversite öğrencisinin tamamına Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünü barınma imkânı sağlaması gerektiğini ifade ettiler. Bakın, arkadaşlar, evet, 7,5 milyon öğrencimiz var bizim, üniversite öğrencimiz var ancak bunun 4 milyonu açık öğretim fakültelerinde yani yaygın eğitimde okumaktadır. Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün başarısını ya da yerleştirmede barınma ihtiyaçlarını karşılamadaki başarısını kıyaslayacağımız yer kendisine başvuran öğrencilerin ne kadarına barınma imkânı sağladığıyla ilgilidir. Buradan baktığımızda, Kredi ve Yurtlar Kurumuna son yılda yapılan başvuru 427.148’ken 381.837’si yurtlara kabul edilmiş, böylelikle, başvuran öğrencilerin yüzde 89’una barınma imkânı sağlanmıştır. Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün bugüne kadar elde etmiş olduğu, uzun yıllar boyunca elde etmiş olduğu başarı, elde etmiş olduğu tecrübeyle birlikte zaten Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeyken… Biliyorsunuz, yükseköğrenim öğrenci yurtları YURTKUR adı altında Millî Eğitim Bakanlığına bağlıyken Millî Eğitim Bakanlığından çıkarılmak suretiyle Başbakanlığa geçmiş, sonra da müstakil bir başkanlığa dönüştürülmüştü. Zaten, o zaman da yükseköğrenim öğrencilerinin yurtlarıyla ilgili bütün iş ve işlemler YURTKUR üzerinden yapılıyordu. Dolayısıyla, burada bir yeni düzenlemeden ziyade “YURTKUR” diye başlayan o süreçteki yetki ve sorumlulukları yeniden Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne, asli kurumuna geri çeviriyoruz.

Okula başlama yaşıyla ilgili de şunu ifade etmem lazım: Burada aslında bir taraftan da bir zorunlulukla karşı karşıyayız, o zorunluluk da şu arkadaşlar: 2023 Eğitim Vizyonu’nda, biliyorsunuz, okul öncesi eğitimin zorunlu eğitime dönüştürülme hedefi ortaya konuldu ve şu anda da 5 yaş öğrencilerinin yüzde 84’ü okul öncesi eğitime devam ediyor. Dolayısıyla, buradan kaynaklanan bir zorunluluk, uygulamada karşılaşılan birtakım problemler ve sınıf içerisinde okula başlama yaşı açısından doğan yaş farklılıklarının oluşturduğu muhtemel akran zorbalığı gibi uygulamalar da dikkate alınarak 69 aya çıkarılmış ancak burada da öğrencilerin kendi kişisel öğrenme kabiliyetlerini de hesaba katarak bir esneklik oluşturulmuş bulunuyor.

Sözleşmeli öğretmenlerimizle ilgili hususu yine Millî Eğitim Komisyonumuz olarak birlikte tartışmıştık, o zaman 4+2 olarak kararlaştırmıştık. Arkadaşlar, bizim bu konudaki ihtiyacımız belli. Türkiye'nin dezavantajlı bazı bölgelerinde ortalama on bir ayı aşmayan öğretmen süresi var yani bir öğretmeni gönderiyoruz, on bir ayı aşmadan, maksimum on bir ay içerisinde yer değişikliği söz konusu oluyor.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Lojman yapın, ek ücret verin, başka yolları var.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Dolayısıyla, ülkemizin bazı bölgelerindeki eğitimin niteliğini stabil hâle getirebilmek, kalıcı hâle getirebilmek ve bazı dezavantajlı bölgelerde öğretmen hareketliliğini engelleyebilmek için bu kanun teklifi hep birlikte tartışılarak getirilmişti. Şimdi, 4+4+4 kademe sistemi de hesaba katılmak suretiyle 4+2 yerine 3+1 getirilmiş oldu. Bununla birlikte, 4+2’de dördüncü yılın sonunda kadro, altıncı yılın sonunda da tayin hakkı kazanan aynı statüdeki personelimize, Diyanet İşleri Başkanlığındaki ve Sağlık Bakanlığındaki personelimize de bu vesileyle aynı hak sağlanmış oldu.

Mesleki eğitimle ilgili burada düzenlemeler var. Tabii, mesleki eğitim bizim en çok tartışmamız gereken, üzerine en çok kafa yormamız gereken alanlardan bir tanesi. Ülkemizin ekonomisiyle ilgili, ülkemizin temel ihtiyaçlarıyla ilgili temel alanlardan bir tanesi. Bu konuda da 2016 yılında hep birlikte bir yasa çıkardık -yine Komisyonumuzda tartıştığımız bir yasaydı- ve çıkardığımız yasa ile başka kanunlarda ilgili maddeleri uyumlu hâle getirmek, burada bir uyumlaştırma çalışması yapmak üzere bir düzenleme yapılıyor.

Burada şunu ifade edeyim, yanlış bazı bilgiler paylaşıldı. Birinci paylaşmam gereken husus şu: Mesleki eğitim merkezleri, arkadaşlar, şu anda çıraklık eğitimiyle ilgili çok önemli bir fonksiyon icra ediyor. Ancak mesleki eğitimle ilgili, özellikle organize sanayi bölgelerinin ve özel sektörün ihtiyaçları da dikkate alınarak, başka eğitim kademelerinde olduğu gibi mesleki eğitim merkezlerinde de hem OSB’lerimizin hem de özel sektörün bu alanda da okullaşmasına imkân tanıyan bir düzenleme var.

Şimdi, bunu çocuk işçiliğiyle ve buralara yapılacak özel öğretim teşvikleriyle ilişkilendirerek eleştiren arkadaşlarımız oldu. Şunu ifade etmem gerekiyor: Bir kere, zaten, bunlar öğrenci vasfını taşıyan arkadaşlarımız olduğu için çocuk işçiliğiyle bunu ilişkilendirmek doğru değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Maviş.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) - Kaldı ki ILO sözleşmeleriyle de kendimizi bağladığımız için böyle bir durum hiçbir biçimde söz konusu olamaz.

Ayrıca, mesleki eğitim merkezlerine özel eğitim, özel öğretim desteğinden söz edildi. Arkadaşlar, 2019-2020 eğitim öğretim sezonunda, belki dikkatli takip edememiş olabilirsiniz, özel öğretim desteği Millî Eğitim Bakanlığımız tarafından hiçbir özel kuruma verilmeyecek. Kaldı ki mesleki eğitim merkezleri de özel öğretim desteğinin kapsamı dışında olan kuruluşlardı, bu bilgileri tashih etme ihtiyacı duydum.

Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü aracılığıyla bütün özel öğretim kurumlarımız hangi standartlarda, hangi sıklıkta ve hangi titizlikte denetime tabi tutuluyor ise mesleki eğitim merkezleri de aynı sıklıkta aynı titizlikte denetime tabi tutuluyor.

Aynı şekilde özel mesleki eğitim kursları da hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki aynı titizlik, disiplin ve kararlılıkla denetime tabi tutulacak.

İSMAİL KONCUK (Adana) – Kaç tane müfettişiniz kaldı elinizde Nazım Bey? Müfettiş bırakmadınız. Müfettiş kaldı mı bakanlıkta?

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Ben, Komisyonda teklifimize destek veren bütün milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum, İsmail Koncuk da dâhil olmak üzere. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi Sayın Maviş, buyurun.

NAZIM MAVİŞ (Devamla) – Genel Kurulda da teklifimize destek verecek olan bütün milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Şunu da ifade etmek istiyorum müsaadenizle Sayın Başkan.

Arkadaşlar, çok güzel bir müzakere yöntemiyle Komisyonda bunları tartıştık. Tabii ki kanunların oluşum süreçlerini hepimiz biliyoruz. Teklifler ilk geldiği hâliyle Genel Kuruldan çıkmıyor. Teklifler, teklif sahibi olan arkadaşın paydaşlarla yaptığı müzakereler de, teklif veren diğer arkadaşlarıyla birlikte yaptığı müzakerelerde bir şekil alıyor. Komisyona geliyor, muhalefetimizin çok değerli katkıları, verdikleri önergelerle yeni bir şekil alıyor, Genel Kurula geliyor, başka bir şekil alıyor. İşte demokrasinin gücü budur, işte müzakerenin gücü budur, işte tekliflerde müzakere, uzlaşma ve birlikte oydaşmanın gücü budur.

Ben, bu anlamda, bu müzakere sürecine katkısı olan bütün milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, teklifin kabul edilmesi durumunda hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Maviş.

ŞENOL SUNAT (Ankara) – Önergeler kabul ediliyor mu Sayın Başkan? Bir söyle Allah aşkına!

BAŞKAN – Sayın Özel…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Maviş’in, tabii, Komisyon çalışmalarına teşekkür eden nazik üslubu bir yana -ona biz de teşekkür ederiz- ama çok kabul edemeyeceğimiz ifadeler var konuşmasının içinde.

Atanamayan öğretmenlerle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin vaadine “popülist bir yaklaşım” diyor. Çocuklarımız okuyorlar, büyüyorlar, meslek seçiyorlar. “Öğretmenlik en kutsal meslek.” diye hep bir ağızdan söyleyeceksiniz, onların okuyacağı okulları ihtiyaç gözetimiyle bir denge kurmadan açacaksınız, çocuklarımız öğretmen olacak, sonra onları atamayacaksınız, “atarız” diyene de “popülist yaklaşım” diyeceksiniz, bu kabul edilebilir bir durum değil. Bir kere, bu söylemin derhâl düzeltilmesi gerekiyor.

İkincisi, bu Meclis adına denetim yapan Sayıştay var. Biz de denetim görevimizi halk adına yapıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayıştay diyor ki “153 bin öğretmen ihtiyacı var.” 40 bin öğretmen atanacağı söyleniyor. En basit çıkarma hesabıyla 113 bin ama sayın hatip diyor ki: “90 bin kaldı.” O 23 bini nasıl ortadan kaldırıyorsunuz? 23 bin öğretmen bu. Kaldı ki bugün Türkiye’de atanamayan 400 bin öğretmen varken… Bunu yaratan da iktidarınızın yanlış politikalarıdır. Atanamayan öğretmen sorununu yaratan sizlersiniz. Şimdi çıkmış bir de burada, zaten Sayıştayın bile 153 bin ihtiyaç olduğunu söylediği yerde 40 bin atamayı bir marifet gibi göstermek kabul edilebilir bir yaklaşım değil.

“Popülizm” demenize biz çok alışkınız. Ekrem İmamoğlu “200 bin istihdam” dediğinde “İş bulmak senin işin mi?” diyenler, “Biz 500 bin istihdam yaratacağız.” deme noktasına gelmişlerdi seçimi kaybettiklerini görünce.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın sözlerinizi Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ekrem İmamoğlu’nun yüzde 40 su indirimine “Kimin parasını kime veriyorsun?”, 85 liralık abonman indirimini 40 liraya düşürme vaadine “Kimin parasından yapacaksın?” diyenler, daha sonra “Efendim, biz de vadettik, bizim önergede o oldu.” noktasına gelmişlerdi. İstanbul’da geçen ay 80 lira gelen su faturası bugün 48 lira geliyorsa bunu İstanbullu görüyor da, biliyor da, orada son derece de memnun. Kaynak nasıl bulundu? Atanamayan öğretmeni nasıl atayacaksın? İstanbul’un başına Ekrem İmamoğlu’nu getirdik, on altı günde 85 liralık paso nasıl 40 liraya düştüyse, pide 1 liradan satıldıysa, 100 liralık su faturası 60 lira olduysa, israfın ve peşkeşin önüne geçerek nasıl kaynak yaratıldıysa Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda da son derece vaadinin arkasındadır, ayakları yere basmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – En geç 2023 yılında da bu öğretmenleri atamak Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında mümkün olacaktır, bunu milletimiz görmüştür. Öğretmenlere bunu müjdeliyoruz. Bundan rahatsızlık duymak, buna “popülizm” demek, mensubu olduğu bir meslek dalına karşı hiç doğru bir ifade olmamıştır.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - İç Tüzük 60’a göre söz talebi var, onu karşılayacağım.

Sayın Koncuk, buyurun.

56.- Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un, “Atanamayan öğretmen” ifadesinin yanlış olduğuna ve Sinop Milletvekili Nazım Maviş’in 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İSMAİL KONCUK (Adana) – Efendim, teşekkür ediyorum.

Öncelikle bir yanlış ifadeyi düzelteyim: “Atanamayan öğretmen” değil “ataması yapılmayan öğretmenler.” Zaman zaman bazı milletvekillerimiz bu tabiri yanlış kullanıyorlar. “Ataması yapılmayan öğretmenler” çünkü bunlar atanabilecek her türlü şartı haiz öğretmenler, atanamamak gibi bir durum söz konusu değil.

Şimdi, Sayın Maviş dedi ki: “Biz, diğer kurumlarda nasıl yapıyorsak bu okullarda derinlemesine denetimi yapacağız.” Sayın Vekilim Halil Etyemez de alkışladı. Hâlbuki kendisi müfettiş kökenli bir milletvekilimizdir, yıllarca da birlikte sendikacılık yaptık. Millî Eğitim Bakanlığında şu anda 450 civarında Bakanlık müfettişi kaldı. Yani denetimi böyle, bu sayıyla yapabilmek mümkün değil ve diğer müfettişlerimizin de soruşturma, denetleme yapma yetkisi kanunen ellerinde kaldı ve bir köşede atıl vaziyette duruyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KONCUK (Adana) – Bir dakika daha…

BAŞKAN – Usulden değil ama bir dakika daha süre vereyim ama son kez.

Buyurun.

İSMAİL KONCUK (Adana) – Onun için bu müfettişlerimiz de atıl vaziyette duruyorlar. Gerçi bazı görevler veriliyor ama kanuna uygun değil, aykırı olarak veriliyor. Sayın Bakan Yardımcım da bunu teyit edecektir çünkü kanunda bunlara soruşturma görevi verilmeyeceği ifade ediliyor.

Bir de 460 bin öğretmen ataması “tribünlere oynamak” olarak lanse edildi. Sayın Cumhurbaşkanımızın 2002’de, muhalefet partisi genel başkanı olduğu dönemde “72 bin öğretmeni bunlar atamayı beceremedi.” diye bir ifadesi var, “Biz iktidarımızda hepsini atayacağız.” demişti. Kulakları çınlasın, 72 binden 460 bine çıktı ataması yapılmayan öğretmen sayısı. Demek ki popülizm o tarihte yapılmış. E, şimdi yapılana da “popülizm” demeyeceğiz. 460 bin öğretmeni atama iradesinin Türkiye Cumhuriyeti devletinde olduğuna inanıyorum, yeter ki gençlerimize yönelik öncelikli projeler yapabilme…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Koncuk.

Sayın Ok, sizin de 60’a göre söz talebiniz var ama bir dakika lütfen…

Buyurun.

57.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, bakanlıklarda adalet için, hukuk için mülakat sınavlarının kaldırılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL OK (Balıkesir) – Öncelikle, gerçekten yürekleri dağlayan bir konuya değinmek istiyorum. Dün FETÖ soruları çalarak gençlerimizin geleceğini karartıyordu, bugün de “sözlü mülakat” adı altında maalesef hak ettiği hâlde atanamayan... Bir başka ifadeyle, kendisinden çok düşük puan alanların, mülakatlarda çok yüksek puanlarla atandığının onlarca şahidi var. Dolayısıyla, bu mülakatların sadece Millî Eğitim Bakanlığında değil, bütün bakanlıklarda, kurumlarda kaldırılmasını gençlerimiz ve onların aileleri adına adalet için, hukuk için talep ediyorum; vicdan sahibi olan herkese sesleniyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, sisteme giren milletvekili bulunmadığından soru-cevap işlemi yapılmayacaktır.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki görüşmeleri tamamladık ama Sayın İşler’in söz talebi var.

Buyurun Sayın İşler.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

58.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Emrullah İşler’in, üniversiteleşme oranının artması neticesinde öğretmenlik yapabilecek üniversite mezunu sayısının yüz binlerle ifade edildiğine ilişkin açıklaması

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Burada katkı veren bütün vekillere teşekkürlerimi sunuyorum yalnız bir iki hususun açıklanması gerekiyor. Sayın Maviş kürsüden rakam verdi, bu rakam Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerinden alınan resmî rakam; 92 bin öğretmen ihtiyacı var, bunun 20 bininin de bu yıl ataması yapılacak biliyorsunuz.

Malumunuz, üniversiteleşme oranı son yıllarda çok arttı Türkiye’de. Bunun neticesinde öğretmenlik yapabilecek üniversite mezunu sayısı yüz binlerle ifade ediliyor. Sayın Maviş de Sayın Kaya’nın “Bütün hepsini atayacağız.” sözüne binaen o konuşmasını yaptı. Gönül ister ki üniversite mezunu bütün vatandaşlarımızı -ziraatçilerimizi, mühendislerimizi, öğretmenlerimizi- hepsini devlette öyle bir imkân olsa da kadroya geçirsek ama böyle bir imkân olmadığını sizler de biliyorsunuz.

Sayıştayın görevi, benim bildiğim, mali denetleme yapmaktır. Sayıştay herhangi bir kurumda kaç kişi istihdam edileceğini belirlemez. Eğer öyle bir rakam ifade ettiyse o da geçmiş yıllara ait olabilir diye düşünüyorum. O konunun da Genel Kurula bilgisini sunuyorum.

Bugüne kadar da 2002 yılından itibaren, değerli milletvekilleri, 631.650 öğretmenin ataması yapılmıştır. Bu rakama bu yıl yapacağımız atamayı da eklediğimiz zaman 20 bin ilave etmemiz gerekiyor.

Bir husus da şu var: Bu görüştüğümüz kanun teklifiyle “4+2”yi “3+1”e indirerek aslında bir yerde sözleşmeli öğretmenlik meselesini zaten gündemden çıkarıyoruz. Ülkenin ihtiyacına binaen, ülkenin doğusunda, güneydoğusunda öğretmensiz okul kalmasın, öğrenci kalmasın diye, velilerin şikâyetlerine bir cevap olarak, Bakanlık ihtiyaca binaen bu kadro karşılığı sözleşmeli uygulamasını başlattı. Dolayısıyla şu an “4+2”, bu yasayı geçirdiğimiz zaman “3+1” neticesinde, aslında öğretmenlerimiz zaten kadroya geçecek. Bunu da bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum.

Tekrar katkılarınızdan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İşler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sadece tutanağa geçsin: Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Burada bir rakamda çelişki varsa kendi adına, Meclis adına denetim yapan Sayıştayın rakamına bakılır; Bakanın dediğine, teknisyen bakanın söylediğine, oradan verilen bilgi notuna bakılmaz. Sayıştay, bu yüce Meclis adına denetlemiş, verdiği rakam 153 bin; 40 bini düştüğünüzde kalıyor 113 bin; 90 bin rakamıyla arasında 23 bin fark var. Biz Sayıştaya inanırız kardeşim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özel.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 93’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Sinop Milletvekili Nazım Maviş ile 52 Milletvekilinin Bazı Kanunlarda ve 652 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1963) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 90) (Devam)

BAŞKAN – 90 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 26 Haziran Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.09

X.- KOMİSYONLAR BÜLTENİ

1.- 01/07/2018-31/12/2018 tarihleri arasında komisyonlara gelen, komisyonlardan çıkan ve 31/12/2018 tarihinde komisyonlarda bulunan kanun hükmünde kararnameler, Cumhurbaşkanı teklifleri, milletvekili teklifleri ve tezkereler (x)



(X) 69 S. Sayılı Basmayazı 11/6/2019 tarihli 87’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 90 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Komisyonlar Bülteni tutanağa eklidir.