TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

84’üncü Birleşim

28 Mayıs 2019 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- YOKLAMALAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un, dış politikada yaşanan güncel gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Ordu ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya’nın, Avusturya’da ilkokul çocuklarına getirilen başörtüsü yasağına ve Avrupa’da artan İslamofobiye ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 2019 yılının Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı olarak ilan edildiğine ilişkin açıklaması

2.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Çorlu Havalimanı’nın adının “Tekirdağ Çorlu Atatürk Havalimanı” olarak değiştirildiğine ancak işlerliğinin artırılmadığına ilişkin açıklaması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

 

4.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Kuzey Irak’ta yürütülen Pençe Operasyonu’na, Çin’in asimilasyona maruz bıraktığı soydaşlara karşı devletimizi, Meclisi hassas olmaya davet ettiğine ve 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 29 Mayıs Sayıştayın kuruluşunun 157’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

6.- Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun, Antalya ilinin turizm açısından olduğu kadar tarım açısından da Türkiye’nin başkenti olduğuna ilişkin açıklaması

7.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, CHP’nin tarihine bakıldığında düzenbazlıkların görüldüğüne ve CHP demenin ne demek olduğuna ilişkin açıklaması

8.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 25-31 Mayıs Etik Haftası’na ilişkin açıklaması

9.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Gazi Meclisin çatısı altında yapılan eleştirilerin Meclisin mehabetine yakışır şekilde olması gerektiğine ve Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerinin maksadını aştığına ilişkin açıklaması

10.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in yaptığı açıklamasında sarf ettiği sözlerine karşı Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın tutumunun kıymetli olduğuna ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 27 Mayıs darbesinin 59’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

12.- Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman’ın, Turistik Doğu Ekspresi’nin 29 Mayıs 2019 tarihi itibarıyla ilk seferine başlayacağına ilişkin açıklaması

13.- Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu’nun, AK PARTİ iktidarları döneminde yerli kömür üretimine önem verildiğine ve Türkiye Taşkömürü Kurumuna yapılan işçi alımlarından dolayı Zonguldak, Karabük ve Bartın halkı adına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

14.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, Genel Kurulu ziyaret eden Akdeniz Roman Dernekleri Federasyonu temsilcileri ile Trakya ve İzmir Romanlarını saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

15.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Genel Kurulu ziyaret eden Roman derneklerine “Hoş geldiniz.” dediğine ve yaş meyve sebze üreticilerinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

16.- Kocaeli Milletvekili Emine Zeybek’in, İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in evine ekmek götürmekten başka derdi olmayan emekçileri bayram öncesi neden kapının önüne koyduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, Kuzey Irak’ta yürütülen Pençe Operasyonu’na ilişkin açıklaması

18.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Başbuğ Alparslan Türkeş’in Hakk’a yürüyen Genel Sekreter Yardımcısı Naci Memiş ile 28 Mayıs 1953 tarihinde Kore’de savaşarak şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet dilediğine, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümüne, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun mağduriyetleri bir an önce gidermesi gerektiğine ve Ramazan Bayramı’nı ülkesinde geçirmek isteyen Suriyelilerin ülkesinde yaşamayıp Türkiye’ye neden tekrar dönmek istediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

19.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Kuzey Irak’ta yürütülen Pençe Operasyonu’na, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümü vesilesiyle kurucu lideri Mehmet Emin Resulzade’yi, Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’yı, millî istiklal şairi Ahmed Cevad’ı, merhum devlet başkanları Ebulfez Elçibey ile Haydar Aliyev’i rahmetle andıklarına ve Dağlık Karabağ’ın Ermeni işgalinden kurtulması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, 28 Mayıs Gezi direnişinin 6’ncı yıl dönümü vesilesiyle Berkin Elvan, Ethem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz’ın şahsında o dönem yaşamını yitirenleri saygıyla andığına, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın “Geçmişi karıştırmaya çalışanların sonu geçmişte dedelerinin başına gelenlerden çok farklı olmayacaktır.” söyleminin ne anlama geldiğini, Meclisin bu söylemi kabul edip etmediğini ve Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın tutumunun ne olacağını öğrenmek istediğine, halkın iradesiyle seçilen bir belediye başkanına “şarlatan” denilmesini reddettiklerine ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci, Millî Mücadele Dönemi’nin ilk ulusal belgesi olan Havza Genelgesi’nin yayımlanmasının 100’üncü ve ünlü şair Edip Cansever’in ölümünün 33’üncü yıl dönümüne, 28 Mayıs Gezi direnişinin 6’ncı yıl dönümü vesilesiyle yaşamını yitiren Berkin Elvan, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Medeni Yıldırım, Mustafa Sarı, İrfan Tuna, Selim Önder, Zeynep Eryaşar ve Serdar Kadakal’ı saygıyla andıklarına, bayram ikramiyesinden faydalanamayan emeklilerin mağduriyetinin giderilmesi ve ikramiyelerin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, korunması gereken en önemli değerin demokrasi ve hukuk devleti kuralları olduğuna, 27 Mayıs darbesinin 1980 yılına kadar özgürlük ve demokrasi bayramı olarak kutlandığına, Gezi’nin zaman içerisinde bu ülkenin millî iradesine karşı bir kalkışma olduğunun anlaşılacağına, Gazi Meclisin bugüne kadar millî irade istikametinde verdiği mücadeleyi kutladığına, millî birlik ve beraberlikle geleceğe yürüneceğine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve dünya siyaset tarihinin en önemli sivil itaatsizlik ve sivil direniş eylemlerinden olan Gezi direnişinin önünde saygıyla eğildiklerine ilişkin açıklaması

24.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Amasya Milletvekili Hasan Çilez’in, Amasya ilinde yaşanan dolu sonrası hasar tespit çalışmalarının yapıldığına ve zarar gören vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, 29 Mayıs Şair Dilâver Cebeci’yi ölümünün 11’inci yıl dönümünde rahmetle andığına, Ampute Futbol Şampiyonlar Ligi’nde şampiyon olan Ortotek Gaziler’in sporcularını, yöneticilerini ve Kulüp Başkanı Mustafa Döğer’i kutladığına ilişkin açıklaması

27.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Ramazan Bayramı’ndan önce ödenecek olan pamuk desteklemesi verilecek iller listesinde neden Adanalı pamuk üreticilerinin yer almadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

28.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, yeni eğitim programında tarih dersinin zorunlu olması gerektiğine ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım’ın, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümünü kutladığına, Karabağ başta olmak üzere işgal edilen Azerbaycan topraklarının Azerbaycan’a iade edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

30.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, 27 Mayıs 1980 tarihinde şehadete erişen dönemin Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak ve ülkücü şehitler ile 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümünü vesilesiyle kurucu lideri Mehmet Emin Resulzade’yi rahmetle andığına ilişkin açıklaması

31.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, 25-31 Mayıs Etik Haftası’na ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, fındığın stratejik ürün olduğuna ve fiyatının piyasaya emanet edilemeyeceğine, fındık üreticisinin 2006 yılında don afetinden kaynaklanan alacağını Hükûmetin ödeyip ödemediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

33.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, 2018 genel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisinin fındık üreticilerine ve Trabzon iline verdiği sözlere ilişkin açıklaması

34.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk’ün, fındık üzerinden spekülasyon yapılmaması gerektiğine, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Hükûmetin fındığı takip ettiğine ilişkin açıklaması

36.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve yargının görevine giren meseleleri Genel Kurul gündemine getirerek hukuki olarak verilmiş olan kararları yok saymanın kabulünün mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

38.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, AKP iktidarı olarak işkenceye sıfır toleranstan işkenceye tam destek verme noktasına gelindiğine ilişkin açıklaması

40.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, işkenceyi kabul etmenin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

41.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili Emine Zeybek’in İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’le ilgili iddialarına ilişkin açıklaması

42.- Iğdır Milletvekili Yaşar Karadağ’ın, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

43.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Adana ve Mersin çiftçisine de yağlı tohum prim desteğinin ödenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

46.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, çitfçi desteklerinin ödenmediğine ve Ecmel Ercan’ın Cumhurbaşkanlığı kararnamesine aykırı olarak Tarım ve Orman Bakanlığı Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığına atamasının nasıl yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

47.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yasama görevinin yanında denetim görevlerinin de bulunduğuna, Parlamentoyu çalıştırma yükümlülüğünün iktidar partisinde olduğuna ve Anayasa’ya sadakat yemini edenlerin Anayasa’ya karşı muvazaa suçu işleyemeyeceğine ilişkin açıklaması

48.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, TBMM İçtüzüğü’nde değişikliğe ihtiyaç olduğuna, yeni sistemde Parlamento olarak evrensel anlamda ihtiyaçları karşılayacak ve konjonktüre göre değişmeyen yasaların hayata geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

49.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

50.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

51.- Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün, Kırıkkale ilindeki işsizlik sorununa ve Kırıkkale Silah Sanayi İhtisas OSB’ye teşvik ve destek beklediklerine ilişkin açıklaması

52.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, basın kartı konusunda yaşanan mağduriyetin Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından bir an önce sonlandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

53.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle sözleşmeli kadroya alınan Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çalışan eski taşeron işçilerin sözleşmelerinin iki ay süreyle askıya alınmasıyla oluşan mağduriyetin önlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

54.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan’ın ifade ettiği Kocaeli ilindeki 2002 yılına ait firma sayısının doğru olmadığına ve Kocaeli ilindeki işsizlik sorununa ilişkin açıklaması

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Türkiye’deki tüm işçileri temsil eden HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ve DİSK’in imzalarına saygılı olunması ve bir atanmış bakanın Parlamento üzerinde vesayet kurma çabalarına “dur” denilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

56.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in ve Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

57.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’e, yaptığı açıklaması sırasında sarf ettiği sözleri İç Tüzük’ün 157’nci maddesi uyarınca sükûneti, çalışma düzenini bozduğundan uyarma cezası verilmesi

 

 

 

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 22/2/2019 tarihinde Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 20 milletvekili tarafından, Trabzon’da temel geçim kaynaklarını oluşturan sektörlerin sorunlarının incelenerek bu sorunlara çözümler üretilmesi amacıyla verilmiş olan (10/1015) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 23/5/2019 tarihinde Şanlıurfa Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ve Halfeti ilçesinde yaşanan kötü muamele iddialarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 27/5/2019 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, gazetecilere yönelik artan saldırıların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 68 ve 69 sıra sayılı Kanun Teklifilerinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının sırasıyla 1’inci ve 2’nci sıralarına; 17 ve 57 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin ise yine bu kısmın sırasıyla 3’üncü ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 68 ve 69 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın (2/1381) esas numaralı Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/31)

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 61 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1908) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 68)

28 Mayıs 2019 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, dış politikada yaşanan güncel gelişmeler hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’a aittir.

Buyurun Sayın Özsoy. (HDP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un, dış politikada yaşanan güncel gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

HİŞYAR ÖZSOY (Diyarbakır) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün kısaca dış politikada birkaç güncel gelişmeye değinmek istiyorum. Malumunuz, bayağı bir zamandır Türkiye’de hem içte hem de dışta kutuplaştıran, çatıştıran bir söylemle politika yapılıyor. İçte kutuplaştırıcı, çatışmacı söylemin sonuçlarını İstanbul seçimlerinde gördük. Bu kutuplaştıran, çatıştıran söylemin ne topluma ne de iktidara herhangi bir şey kazandırmadığı ortada.

Diğer taraftan, dış politikada yine uzun zamandır gözlemlediğimiz yani kaba bir tabirle “Ver mehteri!” diye tarifleyebileceğimiz bir politik söylem söz konusu. Bundan kastım, sürekli olarak dış politikayı bir halkla ilişkiler enstrümanı gibi düşünüp popülist, seçim meydanlarında bizim, hani “Ey Trump!” “Ey Obama!” “Ey Merkel!” “Ey Putin!” gibi birtakım efelenmelerle gözlemlediğimiz ama nihayetinde yaptırımlar da gelince “Dostum Trump” “Dostum Obama” ne bileyim işte “Dostum İsrail” gibi dış politikada çark edildiğini de biz gözlemledik.

Şimdi, Türkiye, dış politika itibarıyla son derece dar bir konjonktüre giriyor. Dikkat ederseniz hem Rusya’yla hem Amerika’yla… Yani Rusya’yla yakınlaşmanın, Amerika’yla uzaklaşmanın temelinde Türkiye’nin Suriye ve Rojava politikası söz konusu. Kürt karşıtlığı üzerinden uzun zamandır devam ettirilen bu politikalar, en nihayetinde bir yol ayrımına gelmiş durumda. İdlib’de Rusya’yla olan ilişkiler iyice geriliyor. Yine Rojava hattında Amerika’yla bir dizi müzakereler falan yapılıyor ama söylemeye çalıştığım temel nokta şudur: Türkiye’nin hem Rusya’yla hem Amerika’yla hem Avrupa’yla, Avrupa Birliğiyle, Avrupa Konseyiyle ilişkilerini dolayımlayan, ilişkilerini yeniden şekillendiren meselenin ortasına baktığımız zaman, Ora Doğu’da koskocamanlaşmış, uluslararası bir karakter almış ve Suriye’de, Rojava’da şu an somutlaşmış bir Kürt meselesi söz konusu. Maalesef, bu Kürt meselesine demokratik diyalog, uzlaşı temelinde çözüm bulamadığınız zaman ne oluyor? Güvenlik ve askerî politikalara hız veriliyor. Bugün, malumunuz, “Pençe Operasyonu” diyorlar sanırım, yine başlıklar atıldı, sınır ötesi operasyon… Sanırım ilki 1980’lerde filan yapılmış, otuz beş yıldır aynı hikâyeleri tekrar tekrar dinliyoruz.

Sınır ötesi operasyonlardan bir taraftan medet umuluyor, diğer taraftan -uluslararası basına da çok yakın bir zamanda düştü- Türkiye’de çok gündem olmadı ama İdlib’deki gerilim yüzünden Türkiye’nin, Türkiye adına vesayet savaşları yürüten gruplara tekrar silah gönderdiğine dair birtakım bilgiler uluslararası medyada yer buldu. Şu ana kadar Hükûmetten herhangi bir doğrulama veyahut da yalanlama gelmedi. Orada da mesele şöyle bir noktaya doğru seyrediyor arkadaşlar: Rusya’yla yani “Dostum Putin” siyasetinin de artık bir yol ayrımına geldiğini görüyoruz. Tabii, Türkiye'deki Suriye’ye yönelik politikayı özetlemeye çalışırsak bir iki kelimeyle “Kürt, anasını görmesin.” siyasetidir herhâlde. Bunun şu ana kadar bu ülkeye de bu iktidara da doğru düzgün bir faydası olmadığını biz görüyoruz. Rusya’ya verilen tavizler, Amerika’ya verilen tavizler -ekonomik tavizler, diplomatik tavizler- sonunda gelinen nokta, kangrenleşmiş ve hâlâ çözülememiş Orta Doğu’nun orta yerinde kocaman bir Kürt meselesi var. Bizim, dünyayla -Avrupa özellikle- Avrupa, Amerika, Rusya’yla ilişkilerimizin başka bir seyir alabileceğini düşünüyoruz ama bunun merkezinde de Kürt meselesine dair ciddi bir değişikliğin olması gerekiyor. Yani şöyle bir düşünün: Türkiye, Orta Doğu’daki Kürtlerle, Suriye’dekilerle, Türkiye'dekilerle ilişkilerini tekrardan daha dostane bir şekilde, demokratik diyalog çerçevesinde yeniden şekillendirme gibi bir yola girerse biz inanıyoruz ki hem Türkiye'de yaşayan halklar için hem de Orta Doğu halkları için ciddi bir istikrar vesilesi, bir barış vesilesi olur. O açıdan da Hükûmete tekrar rasyonel, demokrasiye dayalı, barışı önceleyen politikalara öncelik vermesini ve savaş tamtamlarını bir an önce susturmasını salık veriyoruz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Ordu ilinin sorunları hakkında söz isteyen Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’e aittir.

Buyurun Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Ordu ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ordu ilimizin sorunları hakkında söz aldım.

Yakın dönemde dolu ve heyelan afeti oldu. Ancak fındık sezonunun yaklaşması ve taban fiyatı beklentisi nedeniyle -vakit kalırsa onlara değineceğim- öncelikle fındık konusuna değinmek istiyorum.

Biliyorsunuz, fındık, tarım ihracatımızın yüzde 10’unu, 15’ini oluşturan, 1’inci sırada olan ve Türkiye'nin dünyada 1’inci olduğu -dünya fındık üretiminin yüzde 70’i- bir ürünümüz ve millî bir ürün. Fındık öyle bir millî ürün ki tıpkı Tank Palet Fabrikası kadar millî, fındık bahçesi de aynı kozmik oda kadar millî; öyle bakıyoruz. Bu hassasiyetle, genç Türkiye Cumhuriyeti 1924 yılında fındık fidanlarının yurt dışına çıkarılması yasağı koymuş. Keza 1937’de Mustafa Kemal Atatürk Mecliste, açılış konuşmasında birlik kurulmasını önermiş ve FİSKOBİRLİK’i kurmuşuz bu şekilde. Sizler ne yaptınız? O FİSKOBİRLİK’i aradan çıkardınız ve bir İtalyan firmasına bu fındığı peşkeş çektiniz, sadece fındığı da değil, şimdi çiftçimizin tarlasında o çiftçiye üretim yaptırıyor; âdeta bahçeyi de o çiftçiyi de onlara mecbur bıraktınız. Bizim Türk köylümüz sizin sayenizde kendi toprağında maraba olmuştur.

Başka ne yapıyor bu İtalyan firması Ferrero? Daha sezon gelmeden önce bir rekolte oyunu yapıyor; daha fındık filiz vermeden, karanfil görünmeden rekolte açıklıyor. Biz bakıyoruz böyle fındığa yandan, daha karanfili göremiyoruz ama onlar İtalya’dan, ta Amerika’dan o karanfili görüyorlar. Nasıl görüyorlar? Anasının gözü de ondan görüyorlar ve bu şekilde fiyatı düşürmeye çalışıyorlar. Zaten fındıkta bu 3R’ye dikkat etmek lazım: Biri rekolte oyunu, bunu Ferrero ve saz arkadaşları yapıyor; diğeri randıman oyunu, bunu da TMO ve saz arkadaşları yapıyor. Randıman oyununda, üreticinin 50 randıman fındığını 46 randımana alarak devlet resmen soyguna, kendi vatandaşının soygununa müsaade ediyor; daha sonra da o 50 randıman fındığı yandaş tüccarla beraber pay ediyor, iç ediyor sevgili arkadaşlar.

Bu topraklarda 1403’ten beri fındık ihracatı yapılıyor fakat fındık altı yüz yılda görmediği zulmü, sizin on yedi yıllık iktidarınızda gördü.

Kardeşim, milletin fındığına fiyatı bahçesine girmeden verin, daldan tutmadan verin. Bakın, arpa ve buğday için 2 Mayısta, çay için 16 Mayısta taban fiyatı verdiniz. Fındıkçı bu ülkenin insanı değil mi? O yüzden fındıkta da taban fiyatı bekliyoruz.

Hep şu söylendi: “Fındığı devlet alırsa zarar eder, fındık depolarda çürür.” Öyle olmadığı geçen yıl görüldü. Görüldüğü üzere, TMO 14 liradan aldığı fındığı 18 liradan sattı, milletin sırtından bir de para kazandı. Hatta şu anda TMO depolarında sanayici fındık bulamıyor çünkü o TMO, bazı yandaş, torpilli sanayiciye o fındığı toptan ihale ediyor, veriyor ve diğer sanayicilerimiz maalesef, fındık bulamıyorlar. Parasını yatıran sanayici bile fındık alamıyor. Ömer Aydın kardeşimizin ifadesiyle söylüyorum: Pavyon kapatır gibi TMO’da depo kapatılıyor. Bu hâliyle TMO, üretici ofisi değil, bazı tüccarlar için depoculuk yapmaktadır. Fındığın yüzde 20’si hasattan hemen sonra pazara iner çünkü köylü borç harç içinde, fakirdir. İşte, bu dönemde fındık düşük olarak fiyatlanır; hem fakir bırak hem de elindeki malını ucuza kapat. Sosyal devlet isek bu dönem gelmeden fındık fiyatını belirleyip bu dönemde alım yapmamız gerekiyor.

Peki, fındık fiyatı ne olmalı? TMO, zaten geçen yılın fındığını şu anda 18 liraya satıyor sayın milletvekilleri. Bunun üzerine refah payı koyarak yaklaşık 20 lira düzeyinde -hem de yeni sezon fındığını- satması gerekiyor. Yani 20 liradan aşağı bu yıl fındık fiyatı olmamalıdır ve bunun altındaki fiyatlar taban fiyatı değil, tavan fiyatı olur, fındık fiyatının önünü keser. Geçen yıl Ferrero’nun İtalya’da fındığı 2,9 eurodan aldığını da burada özellikle söylemek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’de olduğu gibi bölgemizde de ekonomik sıkıntılar oldukça had safhadadır. Bu fedakâr ve cefakâr Karadeniz insanlarının emekleri ve gururlarıyla daha fazla oynanmamalıdır. Haritaya bir bakın. İktidar olarak sadece Karadeniz kıyılarında kaldınız. Her an düşme ihtimaline karşı bu dik, yamaçlı, zorlu coğrafyada yürürken fındığın dallarına iyi tutunun derim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Avusturya’da ilkokullarda getirilen başörtüsü yasağı ve Avrupa’da artan İslamofobi hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Sırakaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya’nın, Avusturya’da ilkokul çocuklarına getirilen başörtüsü yasağına ve Avrupa’da artan İslamofobiye ilişkin gündem dışı konuşması

ZAFER SIRAKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubu adına gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz pazar günü Avrupa Birliği seçimleri sonuçlandı. Bu sonuçlardan aşırı sağ partilerin güçlenerek çıktığını görüyoruz. Başta İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya olmak üzere birçok Avrupa Birliği ülkesinde göç ve göçmen karşıtı, kısmen de İslam ve Müslüman düşmanı siyasi partiler oylarını artırmış gözükmekte. Tam da bu seçim sürecinde yani son gün ve haftalarda Avrupa’da insan hak ve özgürlükleri adına kaygı verici bazı gelişmeleri gözlemlemekteyiz.

Medeniyetlerin merkezi olduğunu iddia eden bazı Avrupa ülke ve toplumlarının, söz konusu İslam ve o dinin mensupları -yani Müslümanlar- olduğu zaman ayrımcılık, ırkçılık hatta hak ihlali ve insan düşmanlığıyla ilgili sınırları zorlamakta olduğunu görüyoruz. Avusturya’da ilkokullarda başörtüsünün yasaklanmasına dair kanun tasarısı, geçtiğimiz günlerde, aşırı sağın da desteğiyle, Avusturya Meclisinde kabul edildi. Koalisyon partilerinin oylarıyla kabul edilen yasa tasarısında Yahudilerin kipası ve Sihlerin patkasının yasaktan muaf tutulduğuna dair bir maddenin yer alması ise burada Müslümanlara karşı çifte standart uygulandığının çok açık, net, bariz bir göstergesidir. Müslümanları sürekli dışlayan, ötekileştiren ve onlar üzerinden kimlik üreten hastalıklı bir yapı türemiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, entegrasyonu asimilasyonla karıştırma sorunu söz konusu ülkelerde artık kronik bir hâl almıştır. “Entegrasyon” deyip “asimilasyon” talep etmenin bir insanlık suçu olduğunu bundan tam on bir yıl önce 2008 yılında ülkemizin Cumhurbaşkanı, Almanya’daki muhataplarına çok net bir şekilde ifade etmiştir. Maalesef, bundan ders almayan Avrupa, gün geçtikçe sağa doğru kaymaktadır, bir barış ve medeniyet projesi olan Avrupa Birliği projesini de tehdit etmektedir.

Avusturya, başörtüsünü yasaklayan bu yasanın kabulüyle birlikte diğer Avrupa ülkelerini, örneğin Almanya’yı da cesaretlendirmiş ve bu ülkede bu yönde tartışmalar başlamıştır. Din özgürlüğünü hiçe sayan bu tartışmanın Alman okullarında Müslüman öğrenciler ile öğretmenler arasında sorun yaratacağını tahmin etmek için herhâlde kâhin olmaya gerek yoktur. Açıkçası, ben bu konuşmayı bundan yirmi sene önce, yine bu Meclis çatısı altında yapıyor olsaydım, belki masalara vurulmak suretiyle protesto ediliyor hatta konuşturulmuyor olacaktım ama Türkiye artık, eski Türkiye değil. İşte, şimdi, aynı ayrımcı, ırkçı, insan hak ve özgürlüklerine aykırı olan bu yasakçı zihniyet Avrupa’nın göbeğinde, Avusturya’da hortlamış durumdadır.

Kıymetli milletvekilleri, son günlerde Almanya’da bir de oruçla ilgili bir tartışma olduğunu görüyoruz. Siyasilerin yanı sıra, öğretim ve eğitim uzmanlarının da katıldığı tartışmalarda, bazı Alman siyasilerinin ve medya temsilcilerinin de destek verdiği, çocuklarına zorla oruç tutturduğu iddia edilen ailelerin cezalandırılmasını isteyen haberler çıkmaya başlamıştır. Yine, Fransa’da, okul gezilerinde öğrencilere refakat edecek annelerin başörtüsü takmasını yasaklayan yasa onaylanmıştır. Az önce de ifade ettiğim üzere, pazar günü sonuçlanan AB seçimlerinde, Avrupa’nın sağa doğru kaydığını, ana akım partilerin oy ve seçmen kaybettiğini gözlemliyoruz. Sağ ve ırkçı partileri sağdan sollayarak çözüm bulacağını zanneden ana akım merkez partileri, kendi bindikleri dalı kesmeye devam etmektedirler. Irkçılığın, insan ve İslam düşmanlığının artık marjinal köşeden çıkıp toplumun merkezine yerleştiği bir Avrupa dikkatimizi çekmektedir. İnsanı bir bütün olarak kabul etmeyen bu zihin, ötekileştirici mantığın bir ürünüdür. “Emeğinizi, alın terinizi, fedakârlığınızı, vefanızı kabul ederim ama dininizi, kültürünüzü, dilinizi asla.” demek demokrasi kültürünün içselleştirilememiş olduğunun göstergesidir. Medeniyetler insanları dışlamayla değil, kazanmayla inşa edilir. Barış, huzur ve refah ayrımcılıkla değil; dayanışma, kardeşlik ve birliktelikle başarılabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Milletvekili.

ZAFER SIRAKAYA (Devamla) – Sözlerime son verirken Müslüman kız çocuklarımız üzerinden siyaset yapmayı hedefleyen bu ırkçı kararı bu kürsüden bir kez daha protesto ediyorum. Demokrasi ve özgürlükten yana olan tüm kesimleri, amacı başörtüsü yasağının tüm kesimlere yayılması olan bu ayrımcı zihniyete karşı net bir duruş sergilemeye davet ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Buyurun Sayın Durmuşoğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 2019 yılının Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı olarak ilan edildiğine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçtiğimiz yılın eylül ayında Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 2019 yılı “Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı” olarak ilan edildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Diyanet İşleri Başkanlığı ve TRT’nin de yer aldığı 20 devlet kurumu ve 61 üniversite 2019 yılı boyunca 666 etkinlik düzenleyecek. Ömrünü tarihin tozlu arşivlerinde saklanmış kendine ait değerleri bulmaya adayan, azim ve irade insanı Profesör Doktor Fuat Sezgin, ilim adamlığı konusundaki kararlılığı, aynı zamanda ülkesine ve milletine derin bir sevgiyle bağlı duruşuyla eserlerini, kitaplarını, tüm birikimini ülkemize kazandırmanın, milletimizin istifadesine sunmanın gayreti içinde olmuştur. İslam bilimleri üzerinde ciddi çalışmaları ve ezber bozarak çığır açan bilim tarihine yaptığı katkılarla adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır.

1 Temmuz 2018’de ebediyete uğurladığımız Profesör Doktor Fuat Sezgin Hocamızı bir kez daha rahmetle ve saygıyla yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

2.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Çorlu Havalimanı’nın adının “Tekirdağ Çorlu Atatürk Havalimanı” olarak değiştirildiğine ancak işlerliğinin artırılmadığına ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Cumhurbaşkanı 31 Mart yerel seçimleri öncesinde, Tekirdağ’da yapmış olduğu seçim çalışmasında, Çorlu Havalimanı’nın adının “Çorlu Atatürk Havalimanı” olarak değiştirileceğini ve uçuşların artacağını söylemişti. Bu arada İstanbul Havalimanı açıldı “Atatürk” adı gitti, Atatürk Havalimanı kapatılınca, İstanbul’a verilmeyen Ata’mızın ismi Çorlu’ya hızlı bir şekilde verildi. Biz bundan gurur duyduk ama megakent İstanbul’daki havalimanından “Atatürk” isminin esirgenmesi iktidarın büyük ayıbı olmuştur.

Çorlu Havalimanı “Atatürk” ismiyle aktivasyon artışı alması gerekirken tam tersi gelişmeler oldu. Geçmişte haftanın her günü uçuşların olduğu Çorlu Atatürk Havalimanı artık sessizliğe büründü. Örneğin, haftanın her günü Ankara-Çorlu uçuşları varken artık, haftada üç gün uçuş yapılmaktadır. Gelişen olaylarla iktidarın müjdesinin yine boş çıktığını gördük. Meğer Çorlu Havalimanı, sorunu bitmeyen İstanbul Havalimanı’nın yedeği yapılmak isteniyormuş. Aktif havaalanı hayalleri suya düştü, kaderde yedek havalimanı olmak varmış.

Peki, Çorlu’nun fiziki imkânı bu yönlendirmelere müsait miydi? 17 Mayısta 8 uçak aşırı rüzgârdan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aycan…

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 25-30 Mayıs Uluslararası Lösemili Çocuklar Haftası’dır. “Kan kanseri” olarak bilinen lösemi tüm vücudu etkilemektedir. Lösemi her yaşta görülebilen bir kanserdir fakat özellikle çocukluk döneminde görülmektedir. Çocukluk dönemi kanserlerinin yüzde 35’ini lösemi oluşturmaktadır ve çocukluk döneminin en sık görülen kanseridir. Türkiye'de her yıl 1.500 çocuğumuza lösemi tanısı konmaktadır. Löseminin nedeni çok net değildir; genetik yatkınlık, benzen ve türevleri, böcek ilaçları, radyasyon nedensel faktörler olarak sayılmaktadır.

Lösemi, aslında yüzde 90 tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle, lösemili çocuklar destek ve ilgi beklemektedir. Özellikle de kemik iliği nakli için tüm vatandaşlardan duyarlılık beklenmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

4.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, Kuzey Irak’ta yürütülen Pençe Operasyonu’na, Çin’in asimilasyona maruz bıraktığı soydaşlara karşı devletimizi, Meclisi hassas olmaya davet ettiğine ve 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkan, dün akşam itibarıyla kahraman Mehmetçiklerimiz Irak’ın kuzeyinde yer alan Hakurk bölgesine bir operasyon başlatmışlardır. Yiğit askerlerimizin gazası mübarek olsun, Cenab-ı Allah ordumuzu mansur ve muzaffer eylesin. Son teröriste varıncaya kadar, hepsinin kökünün kazınması en büyük temennimizdir. Türkiye’ye göz diken hainlerin akıbeti her zaman kahredici bir azap olmuştur. İnşallah, teröristler bulundukları topraklara gömülecektir.

Bu mübarek ramazan ayında Doğu Türkistan’da Çin toplama kamplarında kanları dökülen, gözyaşları akıtılan, asimilasyona maruz kalan soydaşlarımız için yüce milletimizi, yüce Meclisimizi, yüce devletimizi daha hassas olmaya davet ediyorum. Kardeşlerimizin sahipsiz olmadığını göstermek bir kardeşlik görevidir.

Ayrıca, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yılını tebrik ediyor, “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez.” diyen Mehmet Emin Resulzade’yi, Azerbaycan’ımızın bağımsızlığının mimarı Ebulfez Elçibey’i rahmetle, minnetle anıyorum.

Bir bedende iki can, Türkiye-Azerbaycan.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

5.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 29 Mayıs Sayıştayın kuruluşunun 157’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 28 Mayıs, Sayıştayın, eski adıyla Divan-ı Muhasebatın kuruluşunun 157’nci yıl dönümü. Sayıştay, kısaca, 6805 sayılı Yasa’da ifade edilen kurum ve kuruluşların her türlü gelir, gider ve mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir. Sayıştaya benzer görev yapan kuruluşlar, devletle birlikte varlık kazanmışlardır. Devletin, görevlerini yerine getirirken büyük harcamalar yapması, onu, yapılan harcamaları denetlemeye mecbur etmiştir.

Osmanlı Devleti’nde bu işe çok önem verilmiştir. Harcamaların, gelir ve giderlerin sıkıca takibi ve kontrolü sayesindedir ki dünyanın en muazzam devleti ve ordusu asırlarca ayakta durmuştur. Fakat bugün geldiğimiz noktada Sayıştayın raporları işleme alınmamakta, Sayıştay raporlarındaki usulsüzlükler ve yolsuzluklar maalesef, kamuoyundan gizlenmektedir. Kamuda denetlenebilirlik, hesap verilebilirlik ve şeffaflık ilkelerinin devletin vazgeçilmez prensipleri olduğunu hatırlatmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Uslu…

6.- Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun, Antalya ilinin turizm açısından olduğu kadar tarım açısından da Türkiye’nin başkenti olduğuna ilişkin açıklaması

ATAY USLU (Antalya) – Antalya, turizm açısından olduğu kadar tarım açısından da Türkiye’nin başkentidir. Türkiye’nin tarımsal hasılası en yüksek ili Antalya’mızdır. Türkiye’nin kışlık sebze ve meyve ihtiyacının yüzde 60’ını Antalyalı çiftçilerimiz karşılamaktadır. Örtü altı seralarımızın yüzde 40’ı Antalya’dadır. Antalya’da 138 bin tarımsal işletme yani çiftçi ailesi vardır. Örtü altı domates ve patlıcan üretiminin yüzde 65’ini Antalya karşılıyor. Yine, Antalya, kivi ve avokado gibi tropikal meyvelerin en fazla üretildiği ildir. Nar ve portakal üretiminde, kültür mantarında Antalya, Türkiye 1’incisidir. Çiftçimiz, Antalya’da ve Türkiye’de artık organik ve bilinçli bir şekilde üretim yapmaktadır.

Çiftçilerimize teşekkür ediyoruz, kutluyoruz. Her zaman çiftçimizin yanındayız. Çiftçilik emek yoğun ve zahmetli bir sektördür. Çiftçimizin hem üretimini artırma hem de girdi maliyetlerini sübvanse etme hususunda çalışmalar yapıyoruz. Her zaman çiftçimizin yanındayız, destek miktarını son yıllarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karahocagil…

7.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, CHP’nin tarihine bakıldığında düzenbazlıkların görüldüğüne ve CHP demenin ne demek olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Yıl 1963, Türkiye’de yerel seçimler yapılıyor. Yer, İstanbul. Adalet Partisi adayı Nuri Eroğan ve CHP adayı Haşim İşcan. Seçim yapılır, Adalet Partisi seçimi büyük bir farkla kazanır. Bugüne kadar demokratik yolla hiçbir seçimi kazanamayan CHP, hemen oyunlarına başlar. Seçimden önce başlayan hilebazlık seçimden sonra da devam eder. Halkın büyük bir teveccühüne bakılmaz, türlü desise ve numaralarla Adalet Partisi adayı Nuri Eroğan’dan başkanlık alınır, CHP’nin seçilemeyen adayı Haşim İşcan’a verilir.

CHP’nin geçmiş tarihine baktığımız zaman, bu türlü düzenbazlıkları görüyoruz. CHP demek çöp, çamur, çukur demek. CHP demek, demokrasi dışı oyunlar demek. CHP demek, bileğini bükemediği başbakanı, bakanları idam etmek demek.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Yuh be, yuh!

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – CHP demek, Gezi olayları demek, vandalların yanında yer almak demek. CHP demek, PKK’nın…(CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hepsini geri iade ediyoruz! Hepsini geri iade ediyoruz!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bravo!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ne diyorsun sen! Yazıklar olsun! Yazıklar olsun size!

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Hepsini size iade ediyorum! Yazıklar olsun size! Esas sizsiniz çöplük! Çöplüksünüz siz, çöplük!

BAŞKAN – Sayın Kılıç, buyurun.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Etik Haftası’nı idrak ediyoruz…

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Terbiyesizlik yapmayın ya!

SERKAN TOPAL (Hatay) – Böyle bir şey olamaz! (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkanım, bir ara verelim. Bir ara Başkanım, bir tutanak gelsin. Bir ara verelim müsaadenizle.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri… Sayın milletvekili…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Siz FET֒cüsünüz, FET֒cü!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir ara verelim, bir tutanak gelsin. Ya o, ya grup başkan vekili özür dileyecek. Başkanım, bir ara müsaade edin.

BAŞKAN – Şöyle yapalım Özgür Bey: Bir sataşma oldu…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, tutanağı görmeden devam edemeyiz. Kim oluyor da CHP’ye “çöplük” diyor?

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.28

 İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

V.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’e, yaptığı açıklaması sırasında sarf ettiği sözleri İç Tüzük’ün 157’nci maddesi uyarınca sükûneti, çalışma düzenini bozduğundan uyarma cezası verilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Amasya Milletvekili Sayın Mustafa Levent Karahocagil’in az önceki oturumda yaptığı konuşması, İç Tüzük’ün 157’nci maddesinin (2)’nci bendi uyarınca sükûneti, çalışma düzenini bozduğundan uyarma cezasını gerektirmektedir. Kendisine İç Tüzük’ün 158’inci maddesine göre uyarma cezası veriyorum.

Kendileri isterlerse savunma yapabileceklerdir, şayet isterlerse oturumun sonunda da kendilerine savunma için de imkân verebiliriz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın Kılıç…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

8.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 25-31 Mayıs Etik Haftası’na ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Etik Haftası’nı idrak ediyoruz. Etik değerlerin kök salmasında en müessir etmen eğitim düzeyidir. Eğitimde kendi medeniyet değerlerimizi öncelemeli ve yadırgamamalıyız. İnsanlık, varoluşundan beri ahlakilik kaygısını ve iyi ile kötünün ne olduğu sorgusunu özünde taşıyagelmiştir. Bu alanda insanlara öncülük edenler filozoflar ile peygamberlerdir. Filozoflar felsefenin tabiatı gereği somut davranış biçimleri vermemişler, peygamberler insanlara davranış modelleri sunmuşlardır. Bir hadisişerifte “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyrulmuştur. Hayatın her alanında etik kodlara uygun davranmaya bugün daha da muhtacız, aksi hâlde Mevlâna’nın dediği gibi: “Fare huylulara kedi bey olur.” Kötü huylulardan sağlam bir millet ve örnek bir medeniyet oluşmaz.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

9.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Gazi Meclisin çatısı altında yapılan eleştirilerin Meclisin mehabetine yakışır şekilde olması gerektiğine ve Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerinin maksadını aştığına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Gazi Meclisimizin çatısı altında yasama faaliyetini ve denetim faaliyetini yaparken tabii farklı farklı siyasi parti grupları olarak faaliyet gösteriyoruz. Hepimizin tek bir ortak arzusu var; o da milletimizin, bayrağımızın, devletimizin ve vatanımızın çok daha güzel istikamette yoluna devam etmesi. Farklılıklarımız, zenginliklerimizdir. Bu bağlamda, birbirimizi eleştirebiliriz ancak bunun da demokratik kültür içerisinde, Meclisin mehabetine yakışır bir şekilde yapılması zarureti ortadadır.

Bu bağlamda, biraz önce Sayın Milletvekilimiz Karahocagil’in konuşmasının tabii ki maksadını aşmış olduğu ortadadır. Bu bağlamda, konuşmanın içerisinde milletvekilimizin ifade etmek istediği amaç, hedef de asla bir siyasi partinin siyasi duruşunu muhatap almamak olmalıdır. Bu hususta biz, tabii ki demokratik olarak, Cumhuriyet Halk Partisi dâhil her partinin, bu ülkede millî birlik ve beraberlik için, demokrasimizin gelişmesi ve ülkemizin muasır medeniyetler seviyesi hedefinin üzerine çıkma arzusuyla Meclis çatısı altında olduğunu biliyoruz. Ancak eleştirilerimizi de yine bu anlayış esasına uygun bir şekilde yapmamız, farklılıklarımızı ifade ederken demokratik zenginliğimizi de korumamız gerektiğini ifade ediyor; Genel Kurulu yeniden saygıyla selamlıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

10.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in yaptığı açıklamasında sarf ettiği sözlerine karşı Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın tutumunun kıymetli olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce, şu anda hepimizin önünde olan ama tekrarından utanç duyacağımız ifadeler kullanıldı burada. İçeride de ifade ettim, aslında Meclisten geçici çıkarma cezasına kadar varabilecek bir durumla karşı karşıyayız. Ancak milletvekillerini Meclisten geçici çıkarmayı ve dolayısıyla gelen para cezasını ilkesel olarak doğru bulmadığımız için, bizim de talebimiz uyarma cezası yönünde olmuştu.

Sizin de zaten ilk andan beri tavrınız öyleydi, İç Tüzük 158’e göre kendi yetkinizi kullanarak gerekli uyarma cezasını verdiniz. Bu tutumunuz bizim açımızdan son derece önemlidir, kıymetlidir.

Sayın grup başkan vekilinin de bu sözlerin kullanılmaması gereken sözler olduğunu grupları adına ifade etmesinden de memnuniyet duyuyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

11.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 27 Mayıs darbesinin 59’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

27 Mayıs 1960 darbesinin 59’uncu yıl dönümündeyiz. Bu darbe, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk darbesi olarak tarihe geçti. 1960 darbesiyle halkın iradesi yok sayıldı. Milletin desteğiyle iktidara gelen Adnan Menderes’e darbe yaptılar, yetmedi, darağacına gönderdiler. Ege’nin yiğit adamı Menderes “Yeter!” diyerek aldığı iktidarla millete çok hizmet verdi; Türkçe ezan garabetine onun döneminde son verildi, imam-hatipler onun döneminde açıldı, bu milleti özünden koparmak için atılan yabancılaştırma adımlarına bu dönemde son verildi.

Milletimizin gözünde şehadet mertebesine eren Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ı bu vesileyle rahmetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Karaman…

12.- Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman’ın, Turistik Doğu Ekspresi’nin 29 Mayıs 2019 tarihi itibarıyla ilk seferine başlayacağına ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 29 Mayıs Çarşamba günü saat 20.00’de yeni bir tren sefere koyuyoruz; Turistik Doğu Ekspresi, Erzincan başta olmak üzere Doğu Anadolu’nun güzelliklerini yaşamak isteyenler için yola çıkıyor. Turistik Doğu Ekspresi’nin hattı, Ankara-Kayseri-Sivas-Erzincan-Erzurum ve Kars illerimizin bulunduğu, Türkiye’nin en manzaralı hattıdır. Bu tren, yüksek dağlarına rağmen vahalarla dolu Fırat Nehri ve kolları boyunca devam eden bir seyir keyfi sunacak ziyaretçilerine. 2.800 kilometre boyunca akan Fırat’ın kıvrımlarında farklı bir coğrafyayla karşılaşacak ve trenden seyrine doyamayacaksınız.

Öncelikle demir yollarını devlet politikası hâline getirerek gelişmesini sağlayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine, ülkemizde en uzun süre Ulaştırma Bakanlığı yapan son Başbakanımız, şimdi de İstanbul Belediye Başkan adayımız Sayın Binali Yıldırım’a teşekkür ediyor, İstanbul’da başarılar diliyorum. Böyle bir turizm treninin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çolakoğlu…

13.- Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu’nun, AK PARTİ iktidarları döneminde yerli kömür üretimine önem verildiğine ve Türkiye Taşkömürü Kurumuna yapılan işçi alımlarından dolayı Zonguldak, Karabük ve Bartın halkı adına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ iktidarı döneminde Enerji Bakanlığımız yerli kömür üretiminde 102 milyon tona ulaşarak yerli kömür üretimine verilen önemi ortaya koymuştur. Enerji üretiminde kömür önemli bir yakıt kaynağıdır. Ülkemizde üretilen enerjinin yüzde 38’i kömür madeninden elde edilmektedir. Taş kömürü sadece Zonguldak havzasındaki maden ocaklarımızdan çıkarılmaktadır. Üretimimizi artırarak ülke ekonomisine katkı sağlamayı hedefleyen Hükûmetimizce Türkiye Taşkömürü Kurumuna 2 Mart 2019 tarihinde 1.000 işçi, 23 Mayıs 2019 tarihinde 500 işçi alımı kurayla gerçekleştirilmiştir. Böylece üretime 1.500 iş gücü kazandırılmıştır. Türkiye Taşkömürü Kurumuna 1.500 işçi alımında katkısı olan başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımıza ve bu süreçteki işlemleri gerçekleştiren Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğümüze Zonguldak, Karabük ve Bartın halkı adına teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Sayın Antmen…

14.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, Genel Kurulu ziyaret eden Akdeniz Roman Dernekleri Federasyonu temsilcileri ile Trakya ve İzmir Romanlarını saygıyla selamladığına ilişkin açıklaması

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Meclisimizi konuk sıralarından takip eden, bizleri izleyen Mersinli hemşehrilerimiz Akdeniz Roman Dernekleri Federasyonu burada, Trakya Romanları burada, İzmir Romanları burada. Kendilerini Mersin milletvekili olarak saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

15.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Genel Kurulu ziyaret eden Roman derneklerine “Hoş geldiniz.” dediğine ve yaş meyve sebze üreticilerinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de Mersin ve Trakya’dan gelen Roman derneklerinin hepsine hoş geldiniz diyorum.

Sayın Başkan, Mersin, tabii, yaş sebze meyve ihracatında Türkiye’de 1’inci sıradadır, Antalya’nın da önündedir. Meyve sezonu başlamış ve kayısı, erik, şeftali ve üzüm hasadına başlanmıştır. Ben, sezonun hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyorum.

Çiftçilerimiz gerçekten sıkıntılı günler geçiriyor. Meyve suyu ve suma fabrikalarından, taban fiyatları erken ve maliyetleri göz önünde bulundurarak açıklamasını, çiftçinin alın terini vermesini; Tarım Bakanımız Sayın Pakdemirli’den, buğdayda olduğu gibi, meyve suyu ve suma fabrikalarında da taban fiyatın mutlaka mayıs ayı çıkmadan açıklamasını bekliyoruz. Çünkü bölgede çok yoğun dolu yağışı yaşanmıştır, ürünlerin çoğu ihracata ve iç piyasaya gidemeyecek düzeydedir. Bunların mutlaka meyve suyu fabrikaları tarafından alımının yapılması gerekmektedir. Haziran, temmuz beklenmeden acilen fiyatın açıklanmasını ve çiftçinin alın terinin karşılığının verilmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

16.- Kocaeli Milletvekili Emine Zeybek’in, İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in evine ekmek götürmekten başka derdi olmayan emekçileri bayram öncesi neden kapının önüne koyduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

EMİNE ZEYBEK (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

31 Martta İzmit Belediye Başkanı seçilen eski CHP Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet tarafından iki gündür işçi ve memur kıyımı yapılmaktadır. Başkan yardımcılarından müdür ve amirlere kadar büyük bir kesim ilçenin en ücra köşelerine sürgün edilmiştir. Bugün aldığımız habere göre 10 işçi, hiçbir yasal gerekçe gösterilmeden, tamamen kanunsuz bir şekilde işten atılmıştır. Oysa Fatma Hanım 31 Mart seçimleri öncesi miting alanlarında ve basın-yayın kuruluşlarında “Herkesin Başkanı olacağım, kimsenin ekmeğiyle oynamayacağım, işçiler bana güvensin. Kul ve yetim hakkından korkarız, vicdansız değiliz.” diyordu.

Ne oldu Fatma Hanım, verdiğin sözleri ne çabuk unuttun da evine ekmek götürmekten başka bir derdi olmayan emekçi insanları bayram öncesi kapı önüne koydun?

Bu vicdansızlığı Genel Kurulun ve İzmit halkının takdirlerine arz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öçal…

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, Kuzey Irak’ta yürütülen Pençe Operasyonu’na ilişkin açıklaması

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Pençe Operasyonu dâhilinde Irak’ın kuzeyinde, Hakurk’ta PKK teröristlerinin yuvalandıkları bölge savaş uçaklarınca ateş altına alınmıştır. Harekât SİHA ve İHA’larla da desteklenmektedir. PKK’ya göz açtırmayan kahraman Mehmetçiklerimize bu zorlu operasyonda başarılar diliyor, Allah yâr ve yardımcıları olsun diyoruz. Vatanımızın güvenliği, sürdürülebilir demokrasi ve istikrar için terörle mücadelemiz topyekûn devam edecektir.

Terörle arasına mesafe koymayanların milletle arasına mesafe koyacağını burada belirtir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Şimdi, söz talep eden grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Türkkan…

18.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Başbuğ Alparslan Türkeş’in Hakk’a yürüyen Genel Sekreter Yardımcısı Naci Memiş ile 28 Mayıs 1953 tarihinde Kore’de savaşarak şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet dilediğine, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümüne, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun mağduriyetleri bir an önce gidermesi gerektiğine ve Ramazan Bayramı’nı ülkesinde geçirmek isteyen Suriyelilerin ülkesinde yaşamayıp Türkiye’ye neden tekrar dönmek istediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef bugün çok değerli bir dostumuzu daha kaybettik. Dava adamı, mütefekkir, Başbuğ Alparslan Türkeş’in Genel Sekreter Yardımcısı Naci Memiş Hakk’a yürüdü. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum; ailesine, sevenlerine ve tüm dava arkadaşlarımıza başsağlığı diliyorum.

Bugün Azerbaycan’ın bağımsızlık günü. Dost ve kardeş ülke Azerbaycan’ın bağımsızlık günü kutlu olsun. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı yüz bir yıl önce bugün, 28 Mayıs 1918’de, Mehmet Emin Resulzade Başkanlığındaki Azerbaycan Millî Şûrası tarafından ilan edildi. Azerbaycan’ın bağımsızlığına uzanan yol uzadıkça meşakkatli ve kanlı geçmiştir. Bağımsızlık uğruna şehit düşen askerleri ve tüm Azerbaycanlı kardeşlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum. “İki devlet tek millet” anlayışımız ebediyen devam edecektir; soysa soy, cansa can, ırksa ırk. Azerbaycan Türkiye’dir, Türkiye de Azerbaycan’dır.

Kore’de savaşan Türk tugayımız, altmış altı yıl önce bugün yapılan bombalı saldırı sonucu 155 şehit verdi. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Kim ki -dünyanın neresinde olursa olsun- Türk devleti için şehit düşmüşse saygı ve rahmetle anılmayı hak ediyor demektir. Vatan size minnettardır, ruhunuz şad olsun.

Terör örgütü üyesi suçlamasıyla görevlerine son verildiği hâlde, yargılaması bittikten sonra mahkeme tarafından suçsuzluğu kararlaştırılan KHK’lilerin görevlerine iadesi OHAL Komisyonu tarafından bir önce yapılmalıdır. Hem vatandaşlarımız hem de aileleri gerçekten çok mağdur durumdadır. Bu ailelerden her gün başka bir trajik hikâye çıkmaktadır. Bu mağduriyeti gidermek devletin vazifesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışıyla üç bin yıldır varlığını devam ettiren Türk devletini yönetenler, artık daha fazla vatandaşını mağdur etmemelidirler.

Savaş sebebiyle Suriye’den ülkemize gelenler, ne ilginçtir ki bayram tatili için ülkemizden Suriye’ye gidiyorlar. İl Göç İdaresi Müdürlüğüne yapılan resmî başvurulara göre 22 bin Suriyeli Ramazan Bayramı’nı Suriye’de geçirmek için başvuru yaptı. Dönüş için ise yine İl Göç İdaresi Müdürlüğü şu duyuruyu yaptı: “Ülkelerine giden Suriyelilerin dönüş işlemleri 10 Haziran Pazartesi günü saat sekizde başlayıp 1 Kasım Cuma günü son bulacaktır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Sayın İçişleri Bakanı, değerli AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarım; bir şeyi merak ediyoruz, bunun cevabını verirseniz de çok seviniriz: Bayramda ülkesine dönebilen bir Suriyeli, neden ülkesinde yaşamaz da tekrardan Türkiye’ye dönmek ister?

Teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

19.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Kuzey Irak’ta yürütülen Pençe Operasyonu’na, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümü vesilesiyle kurucu lideri Mehmet Emin Resulzade’yi, Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’yı, millî istiklal şairi Ahmed Cevad’ı, merhum devlet başkanları Ebulfez Elçibey ile Haydar Aliyev’i rahmetle andıklarına ve Dağlık Karabağ’ın Ermeni işgalinden kurtulması gerektiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kahraman ordumuz, bu sabah itibarıyla Pençe Operasyon Planı dâhilinde Kuzey Irak Hakurk bölgesinde bulunan teröristleri etkisiz hâle getirmek, teröristlere lojistik destek sağlayan sığınak ve depoları imha etmek için operasyon başlatmıştır. Şu ana kadar almış olduğumuz bilgilere göre terör hedefleri tam isabetle vurulmuş ve imha edilmiştir. Allah’a şükürler olsun ki Mehmetçik’imiz sağ salim görevlerini ifa etmekte, eli kanlı terör örgütünün can damarlarını bir bir kesmektedir. Dualarımız Türk ordusuyla ve Mehmetçik’imizle beraberdir. Allah yâr ve yardımcıları olsun.

Sayın Başkan, istiklal mücadelelerinde birbirini desteklemiş, aynı siperlerde beraber savaşmış, bu uğurda canlar vermiş iki devletin kardeşliği daim olsun. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin 101’inci kuruluş yıl dönümü kutlu olsun. 28 Mayıs 1918’de ilan edilen Azerbaycan Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk devlet başkanı Mehmet Emin Resulzade’yi, Azerbaycan’ın kurtuluşunda kanıyla, canıyla var olan ve mücadele eden Kafkas İslam Ordusunu ve Komutanı Nuri Paşa’yı, millî istiklal şairi Ahmed Cevad’ı, büyük Türk milliyetçisi merhum Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey’i, yine merhum Devlet Başkanı Haydar Aliyev’i saygı ve rahmetle anıyoruz.

Belirtmek isteriz ki Azerbaycan’ın acısı acımızdır, sevinci sevincimizdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Grup Başkanı.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Bu vesileyle işgal altındaki Azerbaycan toprağı Dağlık Karabağ’ın en kısa zamanda Ermeni işgalinden kurtulmasını diliyor, Genel Kurula saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kurtulan...

20.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, 28 Mayıs Gezi direnişinin 6’ncı yıl dönümü vesilesiyle Berkin Elvan, Ethem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz’ın şahsında o dönem yaşamını yitirenleri saygıyla andığına, Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın “Geçmişi karıştırmaya çalışanların sonu geçmişte dedelerinin başına gelenlerden çok farklı olmayacaktır.” söyleminin ne anlama geldiğini, Meclisin bu söylemi kabul edip etmediğini ve Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Celal Adan’ın tutumunun ne olacağını öğrenmek istediğine, halkın iradesiyle seçilen bir belediye başkanına “şarlatan” denilmesini reddettiklerine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Gezi direnişinin başlangıcının yıl dönümüdür. Gezi, bu ülkedeki her etnik kökenden, her inançtan, her yaştan insanın demokrasi arayışıyla bir araya geldiği bir refleks olmuştur. O dönem hâlâ muhalefet kulvarlarında olan bir siyasi parti lideri “Çevre hassasiyetinin tetiklediği, yeşili ve doğayı koruma kararlılığının uyandırdığı kişisel özgürlük arayışları, kimlik ve kişilik izharları elbette değerli, elbette muteber bir insani tutumdur.” demişlerdir. Ancak ilerleyen zamanlarda Gezi direnişi, terörize edilerek, kriminalize edilerek, hatta kimi o dönem içinde yer aldığı bu direnişte bir katkısı olan kişiler, örneğin Osman Kavala gibi bir iş adamı hâlâ yargılanıyor... Bu vesileyle ben Berkin Elvan, Ethem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz şahsında o dönem yaşamını yitirenleri saygıyla anmak istiyorum.

Değerli Başkan, ayrıca şunu dile getirmek istiyorum: Bir süredir kamuoyunda tartışılan Dersim meselesinde, dün burada yapılan bir konuşmada âdeta partimizi tehdit eden yaklaşımlara tanıklık ettik. Bir dönem Sayın Erdoğan’ın da “Eğer Dersim’le ilgili özür dilemesi gerekirse bu devletin, ben özür dilerim.” dediği, aslında Dersim’in varlığını kabul ettiği ve orada bir katliamın olduğunu, bir haksızlığın olduğunu kabul eden beyanlarından sonra, şimdi bu söylemlerin, mesela “Geçmişi karıştırmaya çalışanların sonu, geçmişte dedelerinin başına gelenlerden çok farklı olmayacaktır.” söyleminin anlamı nedir? Meclis buna nasıl tahammül etti ya da nasıl bunu izledi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan, özellikle sizin bizzat bu konudaki söyleminizi yani bizi, dedelerimizin başına gelen idamla, ölümle tehdit eden bu yaklaşımı bu Meclis kabul ediyor mu? Muhalefetteki partiler de dâhil, AKP bu söyleme ne diyor? Siz Başkan olarak buna ne dersiniz? En ufak bir şeyde bir kınamayı hemen Meclis gündemine alırken HDP olunca her türlü tehdit, hakaret neden bu Meclise hak olarak görülüyor? Ben bunu duymak isterim tüm partilerden.

Aynı zamanda, şunu kabul etmiyoruz: Halkın iradesiyle seçilen bir belediye başkanına defalarca “şarlatan” denilmesini de reddediyoruz. Orada bu halkın iradesinin de tanınması gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci, Millî Mücadele Dönemi’nin ilk ulusal belgesi olan Havza Genelgesi’nin yayımlanmasının 100’üncü ve ünlü şair Edip Cansever’in ölümünün 33’üncü yıl dönümüne, 28 Mayıs Gezi direnişinin 6’ncı yıl dönümü vesilesiyle yaşamını yitiren Berkin Elvan, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Medeni Yıldırım, Mustafa Sarı, İrfan Tuna, Selim Önder, Zeynep Eryaşar ve Serdar Kadakal’ı saygıyla andıklarına, bayram ikramiyesinden faydalanamayan emeklilerin mağduriyetinin giderilmesi ve ikramiyelerin günün şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 101’inci yıl dönümü olan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunu bir kez daha kutluyoruz. Azerbaycan halkıyla olan dayanışma duygularımızı ve haklı davalarını desteklediğimizi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bir kez daha ifade ediyoruz.

Bugün 28 Mayıs, Gezi direnişinin 6’ncı yıl dönümü. Cumhuriyet tarihinin, Türkiye demokrasi tarihinin en barışçıl, sivil inisiyatif kullanılarak yapılan bir sivil itaatsizlik eyleminde hep birlikteydik. Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihi açısından ve demokrasi tarihimiz açısından bizler için birer altın sayfaydı. Çevre duyarlılığından dolayı, Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesine karşı çıkmak için orada çadır kuran, oturma eylemi yapan gençlere, çadırları yakılarak, biber gazı sıkılarak sabaha karşı başlatılan müdahale, Gezi direnişini ve ardından yaşanılanların tamamını tetiklemişti. O günlerde “Talimatı ben verdim.” diyenler, bunu yıllar sonra da tekrar edecekler mi, işin içinde özellikle dönemin güvenlik bürokrasisinin bir terör örgütüyle bağlantısı çıktıktan sonra?

Ama kolluk güçlerinin şiddete başvurması ve yoğun gaz kullanımı nedeniyle yaşamını yitirenler oldu. Berkin Elvan’ı, Ethem Sarısülük’ü, Ali İsmail Korkmaz’ı, Ahmet Atakan’ı, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Abdullah Cömert’i, Medeni Yıldırım’ı, Mustafa Sarı’yı, İrfan Tuna’yı, Selim Önder’i, Zeynep Eryaşar’ı ve Serdar Kadakal’ı bir kez daha saygıyla anıyoruz. O olaylar sırasında gözlerini kaybeden yurttaşlarımıza, yaralanan, uzuvlarını kaybeden tüm vatandaşlarımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O olaylardan ve Gezi direnişinden dolayı hâlen tutuklu yargılan Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu dosyaları başta olmak üzere, Gezi sürecine ilişkin dosyaların içinin tamamen boş olduğunun, Gezi sürecinin karalanamayacak kadar ak olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Sayın Başkan, daha önceki seçimlerde partimizin bir vaadi seçimlere damgasını vurmuştu; daha sonra iktidar partisi tarafından hem tutar olarak hem de kapsam olarak eksikliklerle kısmen kopyalanan bayram öncesi emekli ikramiyesinde, -yine bir bayram öncesi- yine bir beklenti var. O da yapılan hukuki düzenlemede banka, vakıf, sandık emeklileri bu ödemelerden yararlanamıyor. Önümüzde görüşülmekte olan torba yasa bunun için bir fırsat sunuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Partilerin görüş birliğiyle, fikir birliğiyle bu mağduriyet ortadan kaldırılabilir. Biz “1 maaş ikramiye” demiştik, iktidar partisi bin lira yaptı ama yaptığı günden, düzenlemenin olduğu günden bugüne Türk lirası yüzde 31,8 değer kaybetti. Yani o bin lira da artık bin lira değil 690 lira o gün için. Bugün, hiç değilse o günkü vaadinizi yerine getirmek için 1.400 lira gibi bir ödeme yapılması gerekiyor. Bu konuda da başta -çoğunluk partisi değil ama- birinci, en çok sandalyesi bulunan partinin grubunun sorumluluğunu hatırlatıyoruz.

28 Mayıs aynı zamanda Havza Genelgesi’nin, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Havza’da yayınladığı ve Anadolu’daki işgale karşı, Mondros Mütarekesi’ne karşı, ordunun dağıtılmasına karşı protesto eylemlerine, direnişe ve hep birlikte örgütlenmeye davet edilen Havza Genelgesi’nin yıl dönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onunla birlikte Samsun’dan çıkıp dünya siyasi tarihinin en büyük antiemperyalist mücadelesini örgütleyen silah arkadaşlarını bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, son olarak, bugün Edip Cansever’in ölüm yıl dönümü. Ünlü şairimizdir, İkinci Yeni akımının öncülerindendir, otuz üç yıl önce hayatını kaybetmiştir ve Türk şiirinin en özgün örneklerini veren bir şairimizdir. Edip Cansever’i “İnsan yaşadığı yere benzer/O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer/Suyunda yüzen balığa, toprağını iten çiçeğe/ Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine/Gülemiyorsun ya, gülmek, bir halk gülüyorsa gülmektir/Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi…” dizeleriyle bir kez daha saygıyla anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun.

22.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, korunması gereken en önemli değerin demokrasi ve hukuk devleti kuralları olduğuna, 27 Mayıs darbesinin 1980 yılına kadar özgürlük ve demokrasi bayramı olarak kutlandığına, Gezi’nin zaman içerisinde bu ülkenin millî iradesine karşı bir kalkışma olduğunun anlaşılacağına, Gazi Meclisin bugüne kadar millî irade istikametinde verdiği mücadeleyi kutladığına, millî birlik ve beraberlikle geleceğe yürüneceğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, tartışmalarımız olur, farklı bakış açılarımız olur ancak korumamız gereken en önemli değer demokrasimiz ve hukuk devleti kurallarımızdır. Bunu da Anayasa’mızın ve yasal düzenlemelerimizin çizdiği sınırlar içerisinde Parlamentomuzun, yasama, yürütme ve yargı erklerimizin ve tüm bürokratik ve sivil toplum teşkilatlarımızın çalışmasının bu pozitif düzenlemeler çerçevesinde yerine getirilmesine borçluyuz. Bu bağlamda, gerek ülkemiz içerisinde yaşanan olaylara gerekse dünya genelinde yapılan tartışmalara baktığımızda, eğer bir yerde hukuk devleti varsa, hukukun üstünlüğü söz konusuysa işte burada barışın egemen olduğunu görüyoruz. Batı kültüründe, Batı geleneğinde biliyorsunuz, Themis heykeli vardır. Orada elde ne vardır? Bir yasa, bir de kılıç vardır. Tek başına yasa hiçbir anlam ifade etmez. Yasanın tek başına olduğu yerde hukukun üstünlüğünden bahsetmemiz de söz konusu değil. Aynı zamanda kılıç, orada, cebrî yolla olsa da hukukun emrettiği kuralların bir şekilde yerine getirilmesini emreder. Bu anlamda, hukukun üstünlüğü söz konusu olduktan sonra bütün hukuk düzeni, demokratik barışımız da egemen olacaktır.

İşte diyoruz ki: Dünden bugüne tartışmalar söz konusu oldu ülkemizde. Bugün de işte bizim “Gezi kalkışması” diye ifade ettiğimiz olayların yıl dönümü. Şimdi, bakıyoruz, buna “özgürlük” denilebilir, “demokrasi” denilebilir birileri tarafından ancak dün -seneidevriyesini maalesef acı bir şekilde idrak etmiştik, Adnan Menderes’in, Fatin Rüştü Zorlu’nun ve Hasan Polatkan’ın idamının nedeni olan- 27 Mayıs darbesinin yıl dönümüydü. 27 Mayıs darbesi maalesef, bir darbe olmasına rağmen ve bu ülkeye sosyal, siyasi, ekonomik, toplumsal barış açısından acı bedeller ödetmiş olmasına rağmen tam 1980 tarihine kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 1961 darbesinin yıl dönümü olan 27 Mayıs darbesi 1980’e kadar devrim bayramı olarak kutlanmıştı. Yani bir darbeyi dahi bu millete, darbeciler bir bayram olarak maalesef kutlatmışlardı hem de özgürlük ve demokrasi bayramı olarak. Onun için, biz şunu çok iyi biliyoruz ki hukuk devleti kurallarını işlettikten sonra, demokrasiye inandıktan sonra bu ülkenin barış içerisinde yaşamasının bütün kuralları hayata geçmiştir.

Gezi’yle ilgili meseleye gelince: İşte, devrim bayramı yirmi yıl kutlandı. Gezi, bir şekilde âdeta “özgürlük bayramı” olarak altı yıldır kutlanıyor ancak göreceksiniz ki zamanın yargısından geçtikçe Gezi’nin bu ülkeye, millî iradeye karşı bir kalkışma olduğunu. İşte, Ukrayna’da yaşadığımız Turuncu Devrim’e, bugünlerde Venezuela’da cereyan eden olaylara, yine o 7 Haziranda Gezi’yle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - … âdeta eş zamanlı bir şekilde Sisi darbesinin, Arap Baharı’nın yaşandığı dönemlere bakılacak olursa işte o Gezi kalkışması sürecinde Türkiye âdeta uçurumun kenarından dönmüştür.

Bu vesileyle yine ne gariptir ki bir taraftan kurtuluş ve kuruluş mücadelesini verdiğimiz, 15 Mayıstan sonra 19 Mayısta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, daha sonra Havza, Amasya, Erzurum kongreleri ve tamimleriyle başlayan ve yine Gazi Meclisimizin bizzat yürüttüğü kurtuluş mücadelesi döneminde maalesef yine millî iradeye saldırıların yıl dönümünün de yaşandığını görüyoruz. İşte Gezi’nin bu ülkenin millî iradesine karşı nasıl bir kalkışma olduğu zaman içerisinde anlaşılacak ve millî irademize de nereden gelirse gelsin nasıl sahip çıkmamız gerektiğini ifade eden anlamlı bir süreçten geçiyoruz.

Bu vesileyle Gazi Meclisin bugüne kadar millî irade istikametinde verdiği mücadeleyi yeniden kutluyor ve yine Meclisimizle, millî birlik ve beraberliğimizle, barışımızla geleceğe yürüyeceğimizi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, pek kısa bir söz alabilir miyim.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve dünya siyaset tarihinin en önemli sivil itaatsizlik ve sivil direniş eylemlerinden olan Gezi direnişinin önünde saygıyla eğildiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Özkan’ı dikkatle dinledim. Tabii, adalet tanrıçasının heykelinden bahsederken bir yasadan ve bir kılıçtan bahsetti, doğrudur ama AKP’nin de sorunu budur. Yasa ve onu uygulayan kılıcın dışında oradaki teraziyi unuttu Sayın Özkan.

Şimdi, güvenlik-özgürlük dengesi için bir terazi lazım. Kanun koyucunun muradını yürütme hayata geçirirken yargının denetiminde olması lazım; yargının elindeki terazi odur. Yani yasaya ne yazmışlar, yürütme ne yapmış, bu arada mağdur var mı, haksızlık var mı; terazi odur. O teraziyi unutursanız ki, Sayın Özkan ifade ederken unutmuş olabilir ama Adalet ve Kalkınma Partisi icra ederken unutuyor bunu ve aslında yapılan iş, soyut durumun Sayın Özkan’ın belki de sürçülisanıyla somutlaşmasıdır. Bu, son derece önemlidir; kayda geçirmek istedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ayrıca, Sayın Başkan, elbette Gezi’yle ilgili en önemli yargıyı zaman verecek ama bütün hepimiz biliyoruz ki otoriter rejimler en çok meydanlardan korkar, demokrasi de en çok dolu meydanları sever. Meydanlar kendi kendine dolup boşalabiliyorsa, bu iktidar partisinin kendi taraftarlarıyla buluştuğu meydanlar değil kasıt, o da kıymetli ama muhalifler meydanları doldurup boşaltabiliyorsa o ülkede demokrasi vardır. Bu, hepimizin ama aslında iktidarın şerefi olur. Dolacak meydanları kapatmak, gazla, copla baskı altına almak, heykelleri ve meydanları tutuklamak; o, hepimizin ama en çok da iktidar partisinin utancı olur.

Bir an için Gezi olaylarında “Yüzde 50’yi evde zor tutmak”tan “İleride göstereceğim.” deyip hiçbir zaman gösterilemeyen “Cumaya göstereceğim.” deyip üç yüz altı cumadır gösterilemeyen “Başörtülü kadına saldırdılar.” deyip “Başörtülü bacımıza saldırdılar.” deyip daha sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Toparlamama müsaade edin.

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …mobese görüntüleriyle yalanlanan ya da “Camide içki içtiler.” deyip bir fotoğraf karesini çekip, bir kutu birayla servis edip daha sonra din görevlilerince yalanlanan bu şey yerine, anlamaya çalışılıp, o gençlerle sohbete gidilip, bırakın yüzde 50’yi kendini bile evde tutmayıp, yurt dışından gelince gidip “Nedir muradınız? Bu ağaçlar da olsun, bir ağaç da benim için buraya dikelim.” deseydi o günün ve bugünün muktediri bambaşka bir Türkiye olurdu.

Biz, meydanlar dolsun boşalsın, hepimizin ama en çok sizin şerefiniz olsun isteriz ve bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha dünya siyaset tarihinin en önemli sivil itaatsizlik ve sivil direniş eylemlerinden bir tanesinin önünde saygıyla eğiliyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun.

24.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Meclisimizde gerçekten uzlaşı adına güzel şeyler oluyor; onun için, ben özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekiline de teşekkür ediyorum çünkü biraz önce konuşmalarında da ifade ettikleri şekliyle, yasa ve kılıç birbirinden ayrılmaz bir şekilde hukuk devletinin garantileridir. Bu bağlamda, farklı bakış açılarımız olabilir ancak bu ikisi de olmazsa olmaz, bütünleyici parçalardır. Tabii, hukuk devletinin ve demokrasinin en güzel örneklerinden, en güzel gerekçelerinden birisi de her bir meseleye farklı farklı bakış açılarıyla bakılabiliyor olmasıdır. Zaten siz bizi eleştiriyor, biz de sizi eleştiriyor olmasaydık o zaman demokrasiden de bahsedilemezdi; işte, bu, bizim zenginliğimiz, demokrasimizin olmazsa olmazıdır. Demokratik teamülü ve kalkınması bu noktaya gelememiş ülkelere baktığımızda, tek tip bir bakış açısının varlığını görüyoruz. İşte, diyoruz ki: Gezi, netice itibarıyla, bir yeşil duyarlılığıysa elbette saygı duymak lazım ancak bu, toplumun genelini tedhiş eden, meydanları işgal eden ve kamu düzenini yaygın bir şekilde bozan bir hâle bürünmüşse orada da hukuk devletini işletmek gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Şimdi, evet, Gezi duyarlılığıysa bu hassasiyeti hakikaten hakkıyla taşıdığımıza da inanıyorum.

Sadece, sayın grup başkan vekili konuşurken cebimi karıştırdım, bir baktım ki elimde bir belge… Bakın, 2002-2019 seneleri içerisinde, son on beş yılda, yeşil ve çevre adına, 5 milyon hektar alanda çalışma yapılarak 5 milyar fidan toprakla buluşmuştur. Hangi ilde, hangi şehirde yaşıyorsanız dağlarına, şehirlerine, sokaklarına baktığınızda bu yeşili ve çevre hassasiyetini görüyorsunuz. Yine, 2019 yılı içerisinde, bu yıl içerisinde 254 bin hektar alanda çalışma yapılmış ve 258 milyon fidan toprakla buluşmuştur. Evet, çevre hassasiyeti olacak ancak çevreyle ilgili yapılmış çalışmalar da yine milletimiz adına yapılmış çalışmalardır, bunu da yine aziz milletimizin dikkatine sunuyorum.

Genel Kurulu yeniden saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çilez…

25.- Amasya Milletvekili Hasan Çilez’in, Amasya ilinde yaşanan dolu sonrası hasar tespit çalışmalarının yapıldığına ve zarar gören vatandaşlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

24-25 Mayıs 2019 tarihlerinde Amasya ilimizde büyük bir dolu felaketi yaşanmıştır. Amasya ilimizin merkezinde 6 köy, 560 çiftçi ve 3.200 dönüm alanda kiraz, elma ve şeftali bitkilerinde yüzde 50-90 arasında, Suluova’mızda 16 köy, 550 çiftçi ve 46.600 dönüm arazide yüzde 10 ile yüzde 100 arasında hasar, yine Merzifon ilçemizde 31 köyümüzde 2 bin çiftçimizin etkilendiği 150 bin dönüm arazide yüzde 70-80 oranında buğday, arpa, ayçiçeği, şekerpancarı, elit, haşhaş, mısır, patates, nohut ve domates bitkilerinde çok büyük bir hasar meydana gelmiştir. Hasarın meydana gelmesinden itibaren Tarım ve Orman İl Müdürlüğümüz gerekli hasar tespit çalışmalarını yapmış, bakanlığımız ve AFAD Daire Başkanlığımız konuyla ilgilenmeye başlamıştır. Bu konuda zarar gören halkımıza geçmiş olsun diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu…

26.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, 29 Mayıs Şair Dilâver Cebeci’yi ölümünün 11’inci yıl dönümünde rahmetle andığına, Ampute Futbol Şampiyonlar Ligi’nde şampiyon olan Ortotek Gaziler’in sporcularını, yöneticilerini ve Kulüp Başkanı Mustafa Döğer’i kutladığına ilişkin açıklaması

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün, “Türkiyem”in şairi Dilaver Cebeci’yi on bir yıl önce kaybettiğimiz günün anısına rahmetle, şükranla anmak istiyorum.

Ayrıca, bugün Avrupa Ampute Futbol Şampiyon Kulüpler Kupası’nın Gürcistan’da yapılan finallerinde şampiyon olan Ortotek Gaziler Ampute Futbol Spor Kulübü’müzü de kutlamak istiyorum. Gürcistan’daki bu şampiyonada Polonya, İngiltere, İrlanda takımlarının şampiyonlarını yendikten sonra, finalde Rus takımı Dinamo Altai’yi 7-0 yenerek Avrupa Şampiyonu olmuştur. Kulüp Başkanı Mustafa Düger ve sporcusundan yöneticisine kadar emeği geçen herkesi kutluyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

27.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Ramazan Bayramı’ndan önce ödenecek olan pamuk desteklemesi verilecek iller listesinde neden Adanalı pamuk üreticilerinin yer almadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Sayın Başkan, bakanlık tarafından bayram öncesi haziran ayı içerisinde yapılacak pamuk desteklemeleri için ödeme yapılacak iller listesi yayınlandı. Listede Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa, Antalya, İzmir, Manisa, Aydın gibi pek çok pamuk üretimi yapılan iller yer alırken Adana ilimize yer verilmemiştir. Bunun nedenini yetkililerden soruyoruz: Neden listede Adana pamuk üreticisi yok? Bu listeyi kim yapmıştır ve neden Adana, ödeme dışı tutulmuştur? Bölge ve illerimiz arasında ayrım yapan bu tutumu kabul etmiyoruz. Elbette bu illere de verilsin ancak Adanalı çiftçilerimize de destekleme verilsin. Bilinmelidir ki ülkemiz çiftçisi ve Adanalı üreticilerimiz yalnız değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

28.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, yeni eğitim programında tarih dersinin zorunlu olması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Benim önerim, Millî Eğitim Bakanımıza.

İbni Haldun, tarihi mülküdevlet olarak, yani tarihin devletin mülkü olduğunu savunur. Yeni eğitim programında tarih dersinin tercihli ders olarak bulunması bir eksiklik ve yanlışlıktır. Tarih dersi, tek başına bir alandır ve zorunlu olmalıdır.

Bu yeni program uygulamaya başladığından itibaren seçmeli olarak verilecek diğer derslerle birlikte üç yıl içinde 64 bin öğretmen norm fazlası hâline gelecek.

9’uncu sınıfta Osmanlı tarihi çok yüzeysel verilerek, 10’uncu sınıf ve 11’inci sınıflarda okutulan kültür tarihi ve Osmanlı tarihi seçmeli ders olacak, sayısal ağırlıklı eğitim veren okullarda tarih dersini seçen öğrenci azalacak. Bu sistem, tarih dersinin etkisizleştirilmesine ve merkezî sınavlardaki tercihin azalmasına sebep olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Şamil Ayrım Bey, buyurun.

29.- İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım’ın, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümünü kutladığına, Karabağ başta olmak üzere işgal edilen Azerbaycan topraklarının Azerbaycan’a iade edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ŞAMİL AYRIM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi bundan yüz bir yıl önce 28 Mayıs 1918’de, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beş yıl önce ilan edilen Azerbaycan Cumhuriyeti yeryüzünde kurulan ilk Müslüman ve Türk cumhuriyetidir.

Azerbaycan’ın 1991 yılında ikinci bağımsızlığını ilan etmesinden bu yana her alanda büyük başarılara imza atılmış, Kafkasya’nın parlayan yıldızı Azerbaycan, geleceğe emin adımlarla yürüyor. Bir milletin iki devleti olan Azerbaycan-Türkiye ilişkileri kardeşlik anlayışı içinde varlığını sürdürmektedir. Kardeş Azerbaycan’ımızın cumhuriyetinin 101’inci yıl dönümünü kutluyorum.

Karabağ başta olmak üzere işgal edilmiş Azerbaycan topraklarının tekrar Azerbaycan’a iade edilmesini, uluslararası kuruluşlarda alınmış olan, özellikle Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda alınmış olan karara dünya kamuoyunun dikkatini çekmek istiyorum.

BAŞKAN – 60’a göre söz taleplerinin sonuncusunu veriyorum.

Buyurun Sayın Osmanağaoğlu.

30.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, 27 Mayıs 1980 tarihinde şehadete erişen dönemin Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak ve ülkücü şehitler ile 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümünü vesilesiyle kurucu lideri Mehmet Emin Resulzade’yi rahmetle andığına ilişkin açıklaması

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dün, 27 Mayıs 1980’de hain bir pusuyla şehadete erişen eski Gümrük ve Tekel Bakanımız Gün Sazak’ı ve ülkücü şehitlerimizi rahmet ve minnetle andık. Bu vesileyle, fedakârlıklarıyla, cesaretleriyle her zaman minnetle anacağımız ve emanetlerine ne pahasına olursa olsun sahip çıkacağımız ülkücü şehitlerimizi bir kez daha rahmetle, minnetle anıyorum, ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Ayrıca, bugün, Türk dünyasının vazgeçilmez bir parçası ve değeri olan, kahraman ve mübâriz evlatlarının şanlı vatanı Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümünü kutluyoruz.

“Sen bizimsin, bizimsin durdukça vücutta can,

Yaşa, yaşa, çok yaşa, ey şanlı Azerbaycan!” diyerek, Azerbaycan sevdasını dile getiren Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade’yi de rahmet ve minnetle anıyorum.

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 22/2/2019 tarihinde Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 20 milletvekili tarafından, Trabzon’da temel geçim kaynaklarını oluşturan sektörlerin sorunlarının incelenerek bu sorunlara çözümler üretilmesi amacıyla verilmiş olan (10/1015) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

28/5/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/5/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Lütfü Türkkan

                                                                                           Kocaeli

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs tarafından, Trabzon'un geçim kaynağı olan, ekonomik ve sosyal yapı açısından hayati önemdeki fındık, çay, mısır, balıkçılık gibi ürün ve sektörlerdeki sıkıntıların bir an önce giderilmesi amacıyla 22/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 28/5/2019 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Hüseyin Örs’e söz veriyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ grup önerisi olarak bugün gündeme gelen Trabzon’un geçim kaynağı çay, fındık, mısır ve balıkçılık sektörlerindeki sıkıntıların araştırılması hakkında vermiş olduğumuz önergeyle ilgili konuşma yapmak üzere huzurunuzdayım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin tarım politikaları ve çiftçiye karşı duyarsızlığı yüzünden stratejik ürünlerin üretiminde yaşanan kan kayıpları hem genel ekonomimizi hem de yerel ekonomileri olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Bu olumsuz etkiyi yaşayan illerden bir tanesi de seçim çevrem olan Trabzon şehridir. Ekonomik kriz, Trabzon’da halkı yoksulluk, işsizlik ve umutsuzluğa mahkûm etmiştir. Bölgede yaşam koşulları her gün daha da kötüleşmektedir. İşsizlik, pahalılık, geçim sıkıntısı, gelecek kaygısı yöre insanımızı sarmış durumdadır. Trabzon’da tarım, hayvancılık ve balıkçılık âdeta can çekişmektedir. Geniş bir alanda 2 milyona yakın kişinin temel geçim kaynağı olan fındıkta geçen yıl yaşananlar hepimizin hafızasındadır. Hiçbir yabancı girdiye ihtiyaç duymadan ürettiğimiz ve bu yüzden de “millî ürün” dediğimiz fındıkta bu yıl da benzer sorunların yaşanmaması için şimdiden tedbirlerin alınması, üreticinin endişesinin giderilmesi, belirsizliklerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Geçtiğimiz aylarda düzenlenen Fındık Çalıştayının sonuçlarına baktığımızda alınan kararların üreticinin talep ve beklentilerini karşılamaktan, belirsizlikleri ortadan kaldırmaktan uzak olduğu apaçık ortadadır. Karadenizli fındık üreticisi kafasındaki soru işaretlerinin giderilmesini istemektedir. Süslü cümlelerle, tablolarla, grafiklerle, yansılarla sorun çözülmüyor. Benim Trabzonlu hemşehrim, Karadenizli fındık üreticim şunu merak ediyor: Toprak Mahsulleri Ofisi fındık alacak mıdır? Eğer alacaksa hangi ayda alıma başlanacaktır? Çünkü üreticinin geçen yıl sütten ağzı yanmıştır. Bildiğiniz gibi ağustosta hasadı yapılan fındığın fiyatı ekim sonunda açıklanmış, alımlara da kasım ayında başlanılmıştı. Ekonomik olarak sıkıntıda olan üretici fındığını eylül ayında yok pahasına çoktan satmıştı çünkü fındığı toplayan üretici elinde uzun süre tutamıyor. En geç okullar açılana kadar satmak zorunda kalıyor. O yüzden 2019’da üretici sütten ağzı yanmış, yoğurdu üfleyerek yer misali şimdiden ne olacağını merak ediyor. 2018 yılındaki gibi kasım ayında mı alım yapılacak endişesi üreticimizde var.

Değerli milletvekilleri, üreticinin beklentisi ağustos ayının başında fiyatın belirlenmesi ve ay ortalarında da Toprak Mahsulleri Ofisinin devreye girerek alımlara başlamasıdır. Aksi durumda yerli ürünümüz fındığı üreten binlerce vatandaşımız ne yazık ki yine yabancı bir şirketin insafına bırakılmış olacaktır.

Değerli milletvekilleri, burada bir hususu daha dile getirmek istiyorum. Birkaç gün önce Amerika Birleşik Devletleri’nde, Türkiye’den Tarım Bakanlığı yetkilileri ve Ulusal Fındık Konseyi yetkililerinin de katıldığı bir toplantı düzenlenmiştir. Bu toplantıda 2019 tahminî fındık rekoltesi 815 bin ton olarak ilan edilmiştir. Son beş yılda Türkiye’de rekoltenin 600-650 bin ton olarak gerçekleştiğini dikkate alırsak, ABD’deki bu toplantıda 815 bin ton açıklamasıyla acaba “fındık çok” denilerek üreticinin fındığı ucuza mı kapatılmak istenmektedir demekten de kendimi alamıyorum.

Değerli milletvekilleri, Trabzon konuşulup da futboldan konuşmamak olmaz. O yüzden, konuşmamın son bölümünde bir hususu size arz etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Milletvekili.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Bildiğiniz gibi, son yıllarda Türkiye Futbol Federasyonu, Süper Lig sezonunun adına Türk futbolunun önemli isimlerini vermiştir. Bu çerçevede, daha önce Süleyman Seba, Metin Oktay, İlhan Cavcav ve Lefter Küçükandonyadis isimlerinin futbol sezonlarına verilmesi doğru ve güzel bir uygulamadır.

Türkiye’de hâlen futbolun beşiği olan Trabzon bu uygulamanın dışında tutulamaz diyoruz. 2019-2020 Süper Lig sezonuna da Trabzonspor’umuzun efsane kaptanı, aynı zamanda millî futbolcumuz Cemil Usta’nın -namıdiğer Dozer Cemil- adının verilmesi talebimizi buradan Türkiye Futbol Federasyonuna iletiyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

2019-2020 Süper Lig sezonu “Ben Trabzonspor’un kaptanlığını yaptım, başka kulüplere gidip başka kaptanların arkasında maçlara çıkmak bana yakışmaz.” diyerek aidiyet duygusuyla Türk futboluna örnek olan Cemil Usta’ya atfedilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Milletvekili.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) - Cemil Usta ya da namıdiğer Dozer Cemil sezonunda Trabzonspor’umuza şampiyonluk başka yakışır diyor, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.(İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ersoy, buyurun, söz talebiniz var.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, 25-31 Mayıs Etik Haftası’na ilişkin açıklaması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – 25 Mayısı kapsayan hafta tüm dünyada Etik Haftası olarak kabul edilmiştir. Gündelik yaşamda en sık kullanılan kelimelerden biridir “etik”; “meslek etiği” “toplumsal etik” derken kapsamı giderek daha da genişleyen bir kavram hâline gelmiştir. Peki, doğru kullanımı nasıldır? Ahlak ve etik arasında ne fark vardır. Etik, insanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan değerlendiren bir yaklaşımdır. Birey, çocukluğundan itibaren etik değer bilgisiyle eğitilebilir ve yaşamında bu değerleri kullanmaya alıştırılabilir. Eğer yaşamı etik değerlerle sürdürmeye karar verdiyseniz gerekli olan bu bilgidir. Normlara göre hareket etmenin ötesinde, değerler bilinciyle hareket edilebilecek bir eğitim verilmelidir.

Teşekkürler.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 22/2/2019 tarihinde Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 20 milletvekili tarafından, Trabzon’da temel geçim kaynaklarını oluşturan sektörlerin sorunlarının incelenerek bu sorunlara çözümler üretilmesi amacıyla verilmiş olan (10/1015) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu’na söz veriyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum. İYİ PARTİ’nin Trabzon bağlamında verdiği önergeyle ilgili olarak Halkların Demokratik Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşacağım.

Şimdi, efendim, öncelikle şunu belirtmek lazım: Trabzon’da yaşanan, arkadaşımızın da altını çizdiği sorunlar sadece Trabzon’a ait sorunlar değil. Yani bugün, özellikle ürün çeşitliliği az olan bölgelerde farklı etkiler ortaya çıkıyor kriz koşulları altında. Bakın, şimdi ekonomide bir kriz var ve kriz, sanıldığı gibi herkesi, her şeyi ve her yeri eşit bir şekilde etkilemiyor. Kriz koşullarında bazı insanlar daha fazla etkileniyor bazı insanlar daha az etkileniyor veya bölgelerle ilgili olarak söyleyecek olursak bazı bölgeler daha fazla etkileniyor bazı bölgeler daha az etkileniyor. Trabzon gibi az sayıda ürün çeşitliliğine sahip olan bir bölgede doğal olarak krizin etkileri çok daha fazla olacaktır ki öyledir gerçekten. Ve bugün Trabzon, ülkenin çok çeşitli yerlerinde de yaşanan benzer durumlara yani bir anlamda geçim sıkıntısı içinde yaşanan bir duruma gelmiş vaziyette.

Şimdi, bunun sebeplerinin tabii ki uzunca konuşulması gerekir ve bu araştırma önergesi kabul edilirse -herhâlde- konuşmamız gereken konular var, ben birkaç tanesini dikkatinize sunmak istiyorum. Bunlardan bir tanesi şu: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra tarım politikalarıyla ilgili olarak kendisine önerilen ve daha çok “liberal politikalar” dediğimiz politikaları uygulamayı tercih etti. Bakın, özellikle tarım, iklim koşulları sebebiyle veya ürün nitelikleri gereğiyle devlet tarafından desteklenmesi gereken bir üretim alanıdır ki bütün dünyada da bu böyledir. Fakat bizde, bir anlamda özelleştirmelerle, bu bölgeleri yani tarım bölgelerini serbest piyasa koşullarına açmaya yönelik olmak üzere bir politika benimsendi. Bunun sonucunda olanlar çok ilginçtir bence, mesela fındıkta fındık alım politikalarını belirlemek üzere FİSKOBİRLİK’in görevlendirildiğini biliyoruz fakat aynı zamanda piyasaya bu alım imkânları sunulduğu için de -yine hepinizin de bildiği gibi, daha önce de tartıştığımız gibi- bir İtalyan firması Ferrero fındık alımında birinci derecede etkili olabiliyor ve dolayısıyla da fındık fiyatının belirlenmesinde büyük bir yetki almış gibi oluyor.

İkinci olarak, mesela tütünde de aynı şey geçerli. Tütünde, biliyorsunuz, TEKEL bu işleri yapardı fakat TEKEL özelleştirildikten sonra esasında piyasa büyük ölçüde kurulmuş olan kurul tarafından denetlenir hâle geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Katırcıoğlu.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Fakat hepimiz de biliyoruz ki bu kurul tütün piyasasını kontrol edemiyor, tütün piyasasını düzenleyemiyor.

Dolayısıyla özetle şunu söylemek istiyorum arkadaşlar: Tarım sektörüyle ilgili olarak Adalet ve Kalkınma Partisinin uyguladığı politikalar yanlıştır ve yanlışlıkları da böylelikle ortaya çıkmaktadır. Neden yanlıştır? Çünkü devleti bir kenara çekerek eğer tarımı serbest piyasa ekonomisine devretmeye kalkarsanız bu öyle kolay olmaz ve olmamıştır. Öyle görülüyor ki önümüzdeki dönemde de bu politikalarla devam edilmesi mümkün değildir.

O sebeple, özellikle Trabzon özelinde söyleyecek olursam, Trabzon’da tütün alımından fındık alımına kadar politikaların yeniden gözden geçirilmesi gerektiği çok açıktır. Dolayısıyla bizim önerimiz de bu doğrultuda İYİ PARTİ’nin önergesini desteklemektir ve bir araştırma komisyonu kurulursa bunların da tekrar konuşulması mümkün hâle gelecektir.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Mustafa Adıgüzel’e söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle, Trabzon Milletvekilimiz Sayın Ahmet Kaya İstanbul’da demokrasi nöbetinde, onun da bu konuyla ilgili bir araştırma önergesi vardı. Tabii, o burada bulunamadığı için hem selamlarını iletiyorum hem de onun yerine bölge milletvekili olarak ben söz almış bulunmaktayım.

Maalesef son yıllarda, bu son ekonomik sorunlardan da bağımsız olarak daha önceden de bölge ekonomisi sürekli kan kaybediyordu, Trabzon da bunun içindeydi. Bölge ekonomisi zaten Ankara’ya tamamen bağımlı, Ankara öksürse âdeta Karadeniz zatürre oluyor. Bu da kendine yeterli bir ekonomik döngüsünün olmayışından kaynaklanıyor. Bu yüzden eldeki imkânların yani tarım ürünlerinin, başta fındık olmak üzere balıkçılığın desteklenmesi ve turizm gibi yeni alanların da araştırma yapılıp ekonomiye kazandırılması çok önemli.

Tabii “Karadeniz” dendiğinde fındık konu olmak zorunda çünkü başka bir şey yok Karadeniz’de, vermemişsiniz, olanı da alıp götürmüşsünüz; dağlarını almışsınız, ormanlarını almışsınız, derelerini almışsınız. Tabii, tek geçim kaynağını konuşmak zorundayız. Zaten herkes fındıktan nasibini alıyor; bahçedeki zararlı yeşil kokarcaya, kahverengi kokarcaya, fındık kurduna kadar, keza bahçe dışındaki, ofisteki fındık kurtlarına kadar herkes nasipleniyor. TMO bile devlet kuruluşu olduğu hâlde 14 liradan aldığı fındığı 18 liraya satıp âdeta üretici üzerinden kâr yapıyor. Herkes bu işten sebepleniyor, nasipleniyor ama bir tek, maalesef, alın teri döken, emek veren kesimler bundan faydalanamıyor ki en büyük payı da zaten -hep söylüyoruz- İtalyan firması Ferrero alıyor. Bütün fındığı aldığı gibi bahçeleri de kiraladı, insanlarımızı da onun üzerinde şu anda çalıştırıyor; tek seçici durumda ve tekel olmuş durumda. İhracat izni de verdiniz ona ve biz bu konuyla ilgili Rekabet Kurulu Başkanlığına 24/10/2018 tarihinde başvuru yaptık, hâlen bir sonuç çıkmadı. Çünkü Anayasa’mızın 167’nci maddesi ve 4054 sayılı Rekabet Kanunu’na göre de aslında bunun olmaması gerekiyor fakat bunu bir türlü çözemedik.

Fındık sezonu geliyor, önümüzde ve fındık hasadından önce muhakkak taban fiyatı belirlenmek ve verilmek zorunda. Sizin yakınlarda yaptığınız oradaki fındık çalıştayında da Sayın Bakan bunu söyledi. Yapacaklar mı, göreceğiz hep beraber. Çünkü bu ülkedeki en büyük sorunlardan birisi de siyasi riyakârlık, verilen sözlerin tutulmaması. Bir örnek vermek istiyorum: 18 Haziran 2018’de, 24 Haziran seçimlerinden önce Sayın Erdoğan Ordu’ya geldi, miting yaptı. Bu mitingde dedi ki: “Biz 15 TL fındık fiyatı önermiştik, onlar sadece konuşur.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – İzin verir misiniz?

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Milletvekili.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Evet, “Bunlar atıp tutuyor. Üreticiyi mağdur etmeyeceğiz.” dedi.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Etmedik.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Arkasından fındık sezonu başladı, 11-12 liraya üreticiye fındığı sattırdınız. Kasım ayı geldi, nihayet o bizim dediğimiz fiyata, yaklaşık olarak 14,5 liraya üreticiye değil -altını çiziyorum- tüccarın deposundaki fındığa fındık fiyatı verdiniz ve üreticiyi mağdur ettiniz. Bu yine bu sene bu şekilde olmasın. İnsanlar daldan tutmadan fındığın hakkını vermenizi bekliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Muhammet Balta’ya söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Trabzon bir tarih, sanat, kültür şehridir, Trabzon aynı zamanda da ticaret şehridir. Ticaretin temel dayanaklarından bir tanesi de elbette ki tarım ürünleridir. Trabzon Türkiye'nin en küçük yüz ölçümüne sahip, 4.600 kilometrekare yüz ölçümü olan, aynı zamanda da coğrafyası çok zor olan, dağlık olan... Makineyle tarıma elverişli coğrafi alanları çok azdır. Yani Trabzon yüz ölçümünün özellikle yüzde 21’inde tarım yapılabilmektedir. Burada da yüzde 21’de de fındık üretimi ve çay üretimi yapılmaktadır. Fındık ve çay üretimine, tarım ürünlerine AK PARTİ’nin kuruluşundan bugüne kadar destek verilmektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, çok erken unutuyoruz, 1 doların altında olan fındığın şu anda dünya ekonomisinin en zor şartlarında bile 3 doların üzerinde olduğunu unutmamamız lazım.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – 5 dolar…

MUHAMMET BALTA (Devamla) – Diğer taraftan, biz hem fındık üreticisine hem çay üreticisine, tarım alanlarında hangi üretici olursa olsun 2002’den beri desteklemeler veriyoruz. Bir örnek vermek istiyorum özellikle fındıkla alakalı: Trabzon’da fındığa 1 milyar 140 milyon biz destek verdik. 2002’den 2018’e kadar toplam 1 milyar 382 milyon, fındık üreticisine alan bazlı destek verdik. Çay üreticisine de aynı destekler devam ediyor.

Burada, Trabzon’a hiç gitmeyen arkadaşlarımız da Trabzon’dan bahsediyor. Trabzon milletvekili arkadaşımız Trabzon’dan bahsederken sanki Trabzon böyle, hiç güvenilmeyen, huzursuz, işsizliğin had safhada olduğu, göçün olduğu bir şehir…

Değerli milletvekili arkadaşlarım, size bir örnek vermek istiyorum: Huzursuz şehre, ekonomisi zorda olan bir şehre 2002’de dışarıdan gelen turist sayısı 25 bin, 2018’in rakamlarını veriyorum, 400 bin Körfez ülkelerinden turist geliyor Trabzon’a. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Yaylaları sattınız ya!

MUHAMMET BALTA (Devamla) - 2002’de 300 bin yerli turist, 2018’de 1 milyon 200 bin kişi Trabzon’u gezmeye geliyor. Huzursuz olan, ekonomisi zor olan ve yatırım yapılmayan, zor şartlarda bırakılan bir ile, güvensiz bir ile insanlar gelir mi? Gelmez. Cazibe merkezine insanlar gelir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

MUHAMMET BALTA (Devamla) - Arkadaşlarıma, Trabzon’a hiç gitmeyen arkadaşlarıma da buradan seslenmek istiyorum, fındığın ne olduğunu bilmeyen arkadaşıma da seslenmek istiyorum: Buyurun Trabzon’a gelin, Trabzon’da on yedi yılda yapılan yatırımları görün, yolları görün, havaalanlarını görün, üniversiteleri görün, tünelleri görün, kırsal alandaki köy yollarını, mahalle yollarını görün, oradaki insanların mutluluğunu görün ve dışarıdan gelen insanların nasıl bir büyük şehirde mutlu olduklarını görün, o zaman bu kürsüde çok daha farklı konuşursunuz. Yumurta küfesi sırtında olmayan burada çok rahat konuşur.

Trabzon milletvekili arkadaşım her buraya çıkışta “Biz çiftçinin yanındayız, biz üreticinin yanındayız, biz sanayicinin yanındayız.” diyor. Doğru, teşekkür ediyoruz kendisine, kendisini de severim ama sözle olmuyor, lafla peynir gemisi yürümez! Çiftçinin yanında olmak, sanayicinin yanında olmak… 4 organize sanayi bölgesini Trabzon’a kurup 58 ülkeye eğer ihracat yapan sanayici varsa, onun yanında duruyorsan, onun önünde, onun emrinde Ankara’da her sıkıştığı noktada yanında oluyorsan o da emrinde olmaktır.

Ben bu duygu ve düşünceler içerisinde tekrar arkadaşıma da teşekkür ediyorum, bize de burada cevap verme hakkı oldu. Ramazanınızı tebrik ediyor, bayramınızı da şimdiden tebrik ediyorum. Selamlar, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akif Hamzaçebi Bey, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, fındığın stratejik ürün olduğuna ve fiyatının piyasaya emanet edilemeyeceğine, fındık üreticisinin 2006 yılında don afetinden kaynaklanan alacağını Hükûmetin ödeyip ödemediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, konu fındık, Trabzon, Karadeniz olunca Trabzonlu bir milletvekili olarak ben de çok kısaca konuya bir katkı yapmak istedim. Bütün konuşmacıları dinledim, hepsinden yararlandım, kendilerine çok teşekkür ediyorum.

Fındık herhangi bir tarım ürünü değildir, stratejik bir üründür. Fındığa domates muamelesi yapamazsınız yani fındığın fiyatını piyasaya emanet edemezsiniz. Şu nedenle: Türkiye dünyanın en büyük fındık üreticisidir, dünya üretiminin yaklaşık dörtte 3’ünü Türkiye üretir ve Türkiye ürettiği fındığın da yine yaklaşık olarak dörtte 3’ünü ihraç eder. İhracatla ilgili birkaç rakam vermek istiyorum: 2014-2015 sezonunda Türkiye 434 bin ton kabuklu fındık satmış ve 2,8 milyar dolar gelir elde etmiştir ihracattan. İhracattaki kilo fiyatı 6,5 dolardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aradaki yılları söylüyorum: 2017-2018 yılı ihracat rakamı 572 bin ton kabuklu fındıktır, toplam 1 milyar 782 milyon dolarlık ihracat geliri elde edilmiştir, kilo fiyatı 3,1 dolardır. Yani, kilo fiyatı 6,5 dolardan 3,1 dolara inmiştir. 2014-2015’ten 2017-2018’e yaklaşık 1 milyar dolarlık ihracat gelirinde kaybımız var. Bunun anlamı, Avrupa’daki çikolata üreticilerini hatta çikolata tüketicisini biz Türkiye Cumhuriyeti olarak finanse etmişiz. Buna müsaade etmemek lazım.

Bir de soru sormak istiyorum: 2006 yılında fındık üreticisinin Hükûmetten 169 milyon liralık don afetinden kaynaklanan alacağı vardı. Ödenmediğini biliyorum bugüne kadar. Acaba ödendi mi, grup başkan vekili arkadaşımız veya yetkili bir arkadaşımız bilgi verirse çok memnun olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Örs…

33.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, 2018 genel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisinin fındık üreticilerine ve Trabzon iline verdiği sözlere ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Biraz evvel konuşan Trabzon Milletvekili, benim de değerli arkadaşımın ifadeleri üzerine söz aldım. Şimdi buradan sormak isterim: Bugün burada konuştuğumuz konu fındık konusu ve 2018’de yaşananları hatırlatarak 2019’da da üreticimiz mağdur olmasın çerçevesinde aslında çok da yapıcı bir konuşma yaptığımı düşünüyorum.

2018’de seçim meydanlarında “Fındıkta TMO devreye girecek, sizin fındığınızı alacak, size şu kadar para verecek.” diyen siz değil miydiniz? Fındığın hasadı ağustosta yapıldı. Peki, siz TMO’yu devreye sokmayarak, erteleyerek, seçim meydanlarında verdiğiniz sözleri tutmayarak fındık üreticimizi perişan ettiniz, niye bunu kabul etmiyorsunuz? (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Sizin fındık üreticisi için TMO’yu devreye soktuğunuz tarih ekim, alımlar ne zaman başladı? Kasım. Bizim Trabzon’daki fındık üreticisi fındıktan elde ettiği gelirle çoluğunun çocuğunun nafakasını, okul masrafını karşılıyor. Eylül ayında Trabzon’daki fındık üreticisi çocuğuna defter, kalem, önlük alabilmek için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Çok özür diliyorum…

BAŞKAN – Toparlayın.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Geçen yıl siz fındık üreticimizi, fındığını tüccara 8-12 lira arasında teslim etmek zorunda bıraktınız. Fiyatı açıkladıktan sonra fındık üreticimizin büyük çoğunluğu yok pahasına zaten fındığı elinden çıkarmıştı.

“Trabzon’a yatırım yaptık.” diyorsunuz. “Trabzon’da istihdama yönelik bir tane yatırımınız var mıdır?” diye soruyorum. Trabzon’da bir tane işçi servisi göremezsiniz. Sanayi yok, fabrika yok. Niçin bunları dile getirmiyorsunuz? Bir “raylı sistem” dediniz, tutturdunuz gittiniz, o yok. Şimdi de bir tren projeniz var. Hikâyeye döndü bu iş, her seçim dönemi pişirip pişirip önümüze getiriyorsunuz. Hadi o zaman, siz getirin, Trabzon için elzem olan demir yolu projesini ortaya koyun, gerçekleştirin, Hüseyin Örs kardeşiniz de alkışlasın.

Çok teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Enginyurt…

34.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Fındık konusunda İYİ PARTİ, Hüseyin kardeşim konuyu gündeme taşıyarak hayırlı bir iş yapmıştır, teşekkür ederim. Lakin fazla acımasız davranmak hakikaten haksızlık olur. Hüseyin Örs heyecanlı bir kardeşimiz. Fındık geçen sene belki ekim ayında açıklandı ama üretici fındığını 12 liranın altında satmadı. Ben Sayın Cumhurbaşkanımıza o konuda verdiği destekten dolayı teşekkür ediyorum. TMO 200 bin tona yakın fındık alarak piyasayı sübvanse etmiştir. İnşallah bu sene de Sayın Cumhurbaşkanımızdan, Sayın Tarım Bakanımızdan haziran ayı veya en geç temmuzun 10’u itibarıyla fındık taban fiyatlarının açıklanmasını bekliyoruz, fındığa destek verilmesini bekliyoruz ve olacağına inanıyoruz. Dolayısıyla fındığın en önemli problemi şudur: Tüccar Amerika’da 815 bin ton rekolte açıklıyorsa esas bunun önüne geçilmesi gerekir. Tüccar fındığı ucuza kapatmak istiyor devlet ve Cumhurbaşkanımız ve Tarım Bakanımız fındığa sahip çıkıyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyun.

35.- Giresun Milletvekili Cemal Öztürk’ün, fındık üzerinden spekülasyon yapılmaması gerektiğine, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Hükûmetin fındığı takip ettiğine ilişkin açıklaması

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Konu döndü dolaştı fındığa geldi. Fındık aslında cisim olarak küçük ama etki olarak Türkiye ekonomisinde özellikle de Karadeniz ekonomisinde önemli yer tutan bir ürünümüz. Ben de FİSKOBİRLİK eski Genel Müdürü ve fındığa emek vermiş bir kardeşiniz olarak düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.

Konuyu Trabzon Milletvekilimiz Hüseyin Bey -benim de dostum- gündeme getirdi, teşekkür ediyorum. Cemal Bey de katkı yaptı, Muhammet Bey katkı yaptı.

Ben dün geldim Amerika’dan. Amerika’da INC’nin yani bu Sert Kabuklu Meyveler Birliğinin toplantısı vardı. Beni de davet ettiler. Orada fındık da değerlendirildi. Sayın Tarım Bakanımız da oradaydı. Dolayısıyla, Sayın Hamzaçebi’nin dediği gibi fındık günlük politikaya alet edilemeyecek bir üründür, domates değildir, elbette hassas bir ürün. Türkiye ekonomisine her hâlükârda 3 milyar doların üzerinde ihracat geliri getirebilecek bir ürünümüz. Onun için ben bütün gruplardan şunu rica ediyorum: Fındık üzerinde spekülasyon yapmayalım, günlük politikaya alet etmeyelim. Fındıkla ilgili varsa fikri ki vardır mutlaka grupların.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Grupların fikirleri vardır, bir araya gelelim. Fındık Çalışma Grubunu biz kurmuştuk. Önümüzdeki günlerde, muhtemelen bayramdan sonra tekrar yetkili arkadaşları toplayarak değerlendirme yapacağız. Tarım Bakanlığımız işi takip ediyor, Hükûmet takip ediyor. Dolayısıyla, müstahsilimiz ve bütün gruplar rahat olsunlar, fındığı takip ediyoruz.

Teşekkür ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 22/2/2019 tarihinde Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 20 milletvekili tarafından, Trabzon’da temel geçim kaynaklarını oluşturan sektörlerin sorunlarının incelenerek bu sorunlara çözümler üretilmesi amacıyla verilmiş olan (10/1015) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza…

II.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Adıgüzel, Sayın Hamzaçebi, Sayın Sarıaslan, Sayın Şevkin, Sayın Taşcıer, Sayın Tuncer, Sayın Bülbül, Sayın Topal, Sayın Antmen, Sayın Süllü, Sayın Kuşoğlu, Sayın Ünsal, Sayın Serter, Sayın Sındır, Sayın Keven, Sayın Yalım, Sayın Bingöl, Sayın Öztunç, Sayın Yılmazkaya, Sayın Gökçel.

Üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.01

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

II.- YOKLAMA

BAŞKAN - İYİ PARTİ Grubu önerisinin oylamasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştır.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 22/2/2019 tarihinde Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs ve 20 milletvekili tarafından, Trabzon’da temel geçim kaynaklarını oluşturan sektörlerin sorunlarının incelenerek bu sorunlara çözümler üretilmesi amacıyla verilmiş olan (10/1015) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, 23/5/2019 tarihinde Şanlıurfa Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ve Halfeti ilçesinde yaşanan kötü muamele iddialarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 28/5/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Fatma Kurtulan

                                                                                           Mersin

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

23 Mayıs 2019 tarihinde, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş ve arkadaşları tarafından (2510 sıra numaralı) Şanlıurfa ve Halfeti ilçesinde yaşanan kötü muamele iddialarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 28/5/2019 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş’a söz veriyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli vekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün sizlerle bir haksızlığı paylaşmak istiyorum. Bu haksızlığı paylaşırken sorumluluk gereği de iki hususa riayet edeceğim. Birincisi, haksızlık ifade edilirken, dile getirilirken her şeyden önce çarpıtılmamalı. Ben çarpıtmadan bunu anlatmaya çalışacağım. İkinci sorumluluk da haksızlık karşısında görmezlikten gelmemektir ki o sorumluluk da bu yüce Genel Kurula aittir.

(Uğultular)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Başkan, çok uğultu var.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çok büyük bir uğultu var. Hatibi dinleyelim, konuşmak isteyen arkadaşlarımız kulise geçsinler arkadaşlar.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Yaklaşık on gündür Urfa Halfeti ve Bozova’da gözaltına alınan hemşehrilerimize kelimenin tam anlamıyla işkence yapılmış ve kötü muamele sergilenmiştir. Olayın olduğu gece -sahur vaktiyle beraber- yaklaşık 60 kişi değişik yerlerden toplanarak gözaltına alındı ve hâlen 30’un üzerinde gözaltı süresi uzatılmış vatandaşlarımız var.

Biz, parti olarak, 2 avukat ve 2 milletvekili arkadaşımızla birlikte, başta valilik ve adalet dağıtıcısı başsavcılık olmak üzere Urfa’da muhatap aradık ancak ne yazık ki bizzat sekretaryaya gitmemize rağmen, özel kalem aracılığıyla görüşme talebinde bulunmamıza rağmen müşerref olamadık sayın başsavcıyla ve sorumlu savcıyı da ziyaret etmek istememize rağmen onun da kapısından heyet olarak geri döndük. Sayın vali ve ilgili vali yardımcısı da bize döneceklerini belirttiler, hâlen dönüşlerini bekliyoruz. Bu olayın kaynağını ortaya çıkarmamız gerekiyor.

Bakınız, aynı gece sabaha doğru, tarım işçilerinin olduğu bir minibüs Urfa’dan Nizip’e seyir hâlindeyken Suruç kavşağında Aligör dediğimiz mıntıkada durduruluyor. Vasıta şoförü trafik kurallarına riayet ederek aracını durduruyor, dörtlülerini yakıyor. Hastanede kendim de ziyaret ettim yaralıları; ifadelerine göre eğer orada polis memuru olmasaydı, trafik polisi olmasaydı, o sabah erkenden, bu mübarek ramazan ayında tarım işçilerinin, günlük işçilerin hepsinin -Allah korusun- belki de cenazeleri kalkmış olacaktı.

Bir tarafta taranan bir minibüs var ve resmî erkânın açıklaması: “Moralleri bozuktu, ondan dolayı da ateş açtılar.” Eğer psikolojileri, moralleri bozuksa hemen o arkadaşlarımızın elinden o silahlar alınır ve tedaviye gönderilir. Âdeta teşvik edercesine, onaylarcasına bu şekilde açıklamalar hiç de yakışmadı diyorum.

Değerli arkadaşlar, daha fazlası var; işkencenin, hakaretin, tahkirin envaitürlüsü gözaltında uygulandı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Erdoğmuş.

NİMETULLAH ERDOĞMUŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bunlar iddia değil, bunlar bizzat gözaltına alınanların ifadesi. Baronun açıklaması var, avukatların bu konuda görüşmeleri var. Ben çarpıtmadan anlatmaya çalıştım, siz de lütfen görmezlikten gelmeyin. Bu mübarek ramazan ayında, bu işin kaynağı nedir, bu şiddetin kaynağı kimlerdir, hangi birim bu şiddeti keyfî olarak uyguluyor, buyurunuz, geliniz, bunu ortaya çıkaralım diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, konuşan milletvekilleri, değerli arkadaşlar; özellikle milletvekillerini buradan sessizliğe davet etmeyi milletimiz adına, sizin adınıza, emin olun, şahsen ben uygun görmüyorum. Konuşmak isteyen arkadaşlarımız hâlen konuşuyorlar; buyurun, kuliste konuşun. Biraz evvel hatip Hükûmeti sorgulayan bir açıklama yapıyordu, bunu dinlemek mecburiyetindesiniz yani en azından.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Tekin Bingöl’e söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konumuz, işkence. İşkencenin birçok türü var; fiziki işkence var, mobbing uygulamaları var ve manevi işkenceler var. Bakın, bir örnek vereceğim size: Muş’ta meyve fidesi dağıtılıyor. Vatandaşlar gidip resmî başvurularını yapıyorlar, çok doğal ama başvuranların bir kısmına meyve fidesi verilmiyor. “Zamanını mı geçirdi?” diyeceksiniz, hayır. Yeterli sayıda meyve fidesi mi yok? Hayır, bir şey engelliyor. Meyve fidesi talebinde bulunan vatandaşları güvenlik soruşturmasına tabi tutuyorlar, güvenlik soruşturması olumsuz gelenlere meyve fidesi vermiyorlar. Düşünün, bir mahallede, bir sokakta komşular gidip başvuruyorlar, bazı vatandaşlara meyve fidesi verilmiyor. Meyve fidesi alan vatandaşlar gidip evinin bahçesine o fideleri diktiğinde diğerlerinin ailesi, çocukları babasını sorguluyor “Baba, bize niçin meyve fidesi verilmiyor?” diye. Anlaşılan o ki o meyve fidesini güvenlik soruşturması nedeniyle alamayanlar, herhâlde, o meyve fidelerini büyütüp, büyük bir umutla yeşerterek ekip onun altında, gölgesinde onun meyvesini yeme umudunu taşıyorken o umudu yok sayıyorlar. Herhâlde, bu kararı verenler, bunu uygulayanlar o meyve fidelerinde yetişecek olan meyvelerin terör unsuru olacaklarını düşünmüşler ki böyle bir işkenceye o vatandaşlarımızı maruz bırakıyorlar. Alın size manevi işkence.

Değerli milletvekilleri, işkence bir insanlık suçudur. İnsanlığını, vicdanını, ruhunu kaybedenler işkence talimatını verir ve işkence yaparlar. Bunun başka bir adı yok. Geçmişte çok karanlık süreçlerden geçildi. Faili meçhul cinayetler, gözaltındaki kayıplar, sakatlıklar hep bu anlayışla bu ülkede yaşandı. Peki ne oldu? 21’inci yüzyıla geldik, işkenceyle, kaba kuvvetle ifade alan ya da buna vatandaşlarını maruz bırakan çok az sayıda ülke var ve maalesef bunlardan bir tanesi de Türkiye. Son on altı yılda 20 binden fazla vatandaş kaba muameleye ve işkenceye maruz kaldı. Bunları sonlandırmak gerekiyor değerli milletvekilleri. Biz bu çağın gereği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Milletvekili.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Elbette bir güvenlik gerekçesiyle soruşturma yapılmalı, elbette kolluk kuvvetleri kendi görevlerini ifa etmeli ama bunu Anayasa’ya uygun bir şekilde yapmalı, ama bunu insani yöntemlerle yapmalı, ama bunu vicdanlarını öne çıkararak yapmalı. Anayasa diyoruz, yeri geldiğinde Anayasa’dan dem vuruyoruz; Anayasa’nın 17’nci maddesi der ki: “Hiç kimseye şiddet ve eziyet yapılamaz. Kimseye insan haysiyetine aykırı tutum ve davranışta bulunulamaz.”

Bugün Gezi’nin 6’ncı yılı. Ali İsmailler, Ethemler, ekmek almaya giderken katledilen Berkinler yattıkları yerlerden hâlâ büyük bir umut taşıyorlar “Ülkemde bir daha işkence olmasın, bir daha insan hakkı ihlalleri olmasın…” Gelin, bu tür araştırmaları yapmaktan çekinmeyelim.

Araştırma, işkenceye yeltenecek olanların önünü kesecektir diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Zeynep Gül Yılmaz’a söz veriyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

HDP’nin grup önerisi olan, Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesine bağlı Dergili köyünde meydana gelen olayla ilgili olarak grubum adına söz almış bulunmaktayım.

18 Mayıs 2019 günü saat iki sularında Şanlıurfa ilimizin Halfeti ilçesine bağlı Dergili Mahallesi’nde PKK terör örgütü mensuplarına yönelik olarak yapılan operasyonda “Teslim olun.” çağrısına ateşle karşılık verilmesi neticesinde 2 terörist etkisiz hâle getirilmiş, 1 komiser yardımcımız şehit olmuş, 2 polis memurumuz da yaralanmıştır. Olayla ilgili olarak yürütülen soruşturma kapsamında terör örgütü üyeliği ve örgüte bilerek, isteyerek yardım etmek suçundan bugüne kadar 47 kişi gözaltına alınmıştır. Şüphelilerin yakalanması ve gözaltına alınmalarıyla birlikte, adli süreç usul ve yasalara uygun olarak seyretmektedir. İşkence iddialarında kullanılan görüntülerin bu olayla ilgisi olmamakla birlikte, cumhuriyet savcılığımız olayı titizlikle takip etmektedir.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Yazıyı nereden hazırlayıp verdiler?

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Devamla) - İktidarımız döneminde, özellikle “toplu suçlar” denilen, 3 ve daha fazla sanık tarafından işlenen suçlarda gözaltı süresinin makul süreyi aşmasını önlemek amacıyla gözaltı süreleri kısaltılmış ve sanığa bazı güvenceler getirilmiştir. Yine, işkence ve kötü muamele iddiasına dayanan suç duyurularında, cumhuriyet savcıları, memurun bağlı olduğu amirinden izin almaksızın kovuşturma başlatabilmektedir. Mülakatlarda avukat bulundurma hakkı getirilmiş ve sanıklara yine istedikleri zaman avukatlarıyla görüşme hakkı sağlanmıştır. Aynı zamanda, en önemlisi de işkence iddialarında zaman aşımı kaldırılmıştır.

HABİP EKSİK (Iğdır) – 14 yaşındaki çocuğa işkence yapılmış, 14 yaşındaki çocuğa.

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Devamla) - Kişi hak ve hürriyetlerinin kutsallığına inanan, şüpheliler ve sanıklar lehine birçok düzenlemeler yapan bir iktidar olarak şiddeti hiçbir zaman tasvip etmedik, etmeyeceğiz.

Bu vesileyle, öncelikle dün Hakk’a uğurladığımız Afrin şehidimiz, hemşehrim Yaşar Yıldırım’a, bu olayda şehit düşen komiser yardımcımız Şükrü Can Kayadibi’ne, bugüne kadar her yaştan şehit düşen binlerce vatandaşımız, askerimiz ve polisimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyor, terörü lanetliyorum.

Ayrıca, terör örgütü PKK’ya yönelik olarak başlatılan sınır ötesi operasyonda kahraman Mehmetçik’imizi Yüce Rabb’imin muhafaza etmesini ve muzaffer kılmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz’ın HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bir konuşmayı... Bilmiyorum hukukçu muydu sayın vekil ama işkence, gerçekten kimse için kabul edilemez bir şeydir. Bir çatışma ve o çatışmada “terör örgütü mensubu” diyerek birilerinin öldürülmesi başka bir şeydir.

Bir kere burada, her konuyu birbirine karıştırarak, hemen arkasından “şehitlerimiz” diyerek aslında ana konu olan şeyi gözden kaçıramazsınız.

“İşkence vardır.” diye arkadaşlarımız, avukatlar, milletvekilleri, günlerdir bunun fotoğraflarını buraya getiriyorlar. Yalana başvurmak ya da bundan kaçınmak kimseye bir fayda sağlamaz çünkü bu ülkede işkenceden hepimiz zarar gördük.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Bu yaşımıza geldik, 12 Eylülde bu zararı gördük, 90’larda bu zararı gördük, daha sonraki yıllarda gördük, Hizbullah’ın işkencelerini gördük ki daha yeni serbest bırakıldılar. İnkâr, kimseye bir şey sağlamaz. Lütfen...

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – PKK’nın...

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – PKK’nın da işkencesi varsa, getirin araştırma önergesi araştırılsın.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ama söyleyin, konuşun. “Varsa.” diyorsun hanımefendi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Yıllardır diyorsunuz ki: “Dağa kaçırılan kız çocukları...”

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – PKK’nın yok mu işkencesi?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Bir tane araştırma önergesi getirmediniz, biz getirsek o araştırma önergesini eminim ki ellerinizi kaldırarak reddedersiniz.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – PKK’nın nesini araştıracaksınız! Terör örgütünün nesi araştırılacak!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Hangi konuyu konuşuyorsak o konuyla ilgili konuşun.

Urfa’da işkence oldu mu, olmadı mı?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Olmadı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Biz oldu diyoruz, siz sürekli buraya getirilen her şeyi sadece inkâr etmekle yetiniyorsunuz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Güvenlik güçleri gereğini yaptı diyorum.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - İşkenceyi bari savunma ya, işkenceyi bari savunma!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Onu alıp buna, bunu alıp buna karıştırmayın. İşkence vardır diyoruz, bunu önlemek elimizde diyoruz ve önlemiyorsunuz diyoruz.

Teşekkür ederiz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki, teşekkürler.

Buyurun Sayın Özkan.

37.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve yargının görevine giren meseleleri Genel Kurul gündemine getirerek hukuki olarak verilmiş olan kararları yok saymanın kabulünün mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, ülkemizde anayasal bir hukuk düzeni var. Bu hukuk düzenini her kim, nerede, nasıl ihlal ederse ona ilişkin oluşturulmuş bir yargı mekanizması var. Yargı mekanizması bununla ilgili çalışmaları yapmış, yapıyor.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Tamam, araştırma komisyonuna “evet” deyin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Şimdi, ortada bir iddia var. Bu iddiayla ilgili eğer bir grup önerisi varsa bunu bütün grup temsilcileri konuşur ve ondan sonra Meclis de kararını verir. Ancak yargının görevine giren bütün meseleleri buraya getirip de hukuki olarak yargısal makamların vermiş olduğu kararı yok saymanın da kabulü mümkün değil.

Bakınız, sayın milletvekilimiz hukukçu. Zannediyorum, siz de hukukçusunuz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Zannediyorsunuz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Zannediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Öyle zaten.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Siz, bir sayın milletvekiline bu şekilde…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Bilmiyordum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O zaman açın, bakın, başka yöntemi varsa…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Bilmediğim için “hukukçu herhâlde” diyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın milletvekilimiz, mesleki başarılarıyla dolu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın meslektaşımız, sayın milletvekilimiz hukuk mesleğini icra ederken başarılarla dolu mesleki hayatından sonra, şimdi de Parlamentoda yasama faaliyetini yapıyor. Âdeta tezyif ve tahkir eden bu şekilde ifadelerle Meclisin mehabetine uygun olmayan, milletin bir temsilcisi olan sayın milletvekilimize bu türlü yaklaşımı asla kabul etmediğimizi ifade ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu, yargısal mekanizmanın gereği olarak soruşturulmuş ve ortada bir polisimizin şehadetiyle son bulmuş bir süreç var. Şimdi, polisimizle ilgili ortada bir şehadet varken, bir yargısal mekanizma görevini yapmışken illa ki “Biz ne diyorsak o, bunun dışında hiçbir şeyi kabul etmeyiz.” anlayışı demokratik düzenle asla bağdaşmaz. Kabul etmediğimizi yeniden ifade ediyorum.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Beştaş da…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben 60’a göre söz istemiştim.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Yani orada tarama hakkı var mı böyle olduğu için?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Öyle bir şey mi diyoruz? Nerenden çıkarıyorsun?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Grup Başkan Vekili.

HABİP EKSİK (Iğdır) – Tarama hakkı var mı?

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, grup başkan vekiliniz söz istiyor, birbirinize laf atıyorsunuz.

Buyurun Sayın Grup Başkan Vekili.

38.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, ben kimseyi tezyif vesaire ederek konuşmam. Bu Mecliste nasıl konuştuğum da gayet iyi bilinir. Ben, gerçekten, hukukçu olup olmadığını bilmediğim için “Hukukçu herhâlde” diyerek konuştum çünkü gerçekten…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Basit bir araştırmayla ortaya çıkabilir ama basit bir araştırma.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ben, çıkmadan araştırma yapmak zorunda değilim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hani bizler üslubu biliyoruz ya, lütfen ya!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Siz, benim hukukçu olduğumu gayet iyi biliyorsunuz ama asıl bunu yapan sizsiniz ama mesele bu değil.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İlk defa olmadı bu, her defasında.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ben, hukukçu olmayan birisinin de –burada zaten herkes hukukçu değil- sözlerine saygı duyarım ve konuşmalarına saygı duyarım; bu başka bir şey.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bunu ilk kez yapmıyorsunuz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Biz burada insanların ölmesinden, askerlerin, polislerin ölmesinden büyük bir üzüntü duyuyoruz, bu başka bir şey ama askerler, polisler öldü diye kalkıp da onunla alakası olmayan insanların alınıp işkence görmesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Şehit oldu, ölmedi.

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Vekil.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Benim şehit kavramım yok, sizin olabilir. Sizin kavramlarınızla konuşmak zorunda değilim, kimse için bu kavramı kullanmıyorum, bu farklı bir referans ama ben sonuçta insanların yaşam hakkına ve işkence görmeme hakkına saygı duyarak konuşuyorum.

Yargı, bugün artık geldiği hâl gerçekten belli olan bir mercidir ve insanlar, bu Mecliste de sadece şu sözü bekliyorlar ya: “İşkenceye hepimiz karşıyız. İşkence, yapılmaması gereken bir şeydir.”

HASAN TURAN (İstanbul) – İşkenceyi biz kaldırdık ya!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sadece bu sözü bekliyorlar.

Teşekkür ederim.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Askerlerin öldürülmesine de karşıyız, polislerin öldürülmesine de karşıyız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tutanaklara geçmesi açısından, yeniden, bunu ifade etmek istiyorum: Bakınız, biz, bugün Türkiye’de anayasal düzende ve yasal düzen içerisinde reformlar yaparak bu ülkede işkence olmasın, hiç kimse mağdur edilmesin diye defaatle yasa yaptık. Biraz önce yetkin ve etkin hukukçu milletvekilimizin söylediği reformlar da bu amaca matuftur.

İşkenceyle ilgili… Bakınız, ben, on yedi yıllık avukatım. Benim meslek hayatımda, mesleğe ilk girdiğim zamanda maalesef emniyette ve organize şubede her zaman işkence standart olan bir hadiseydi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Yeniden geri geldi.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Hâlâ devam ediyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O günden bugüne geldiğimizde, hamdolsun, bugün, yapılan reformlarla nereden nereye geldiğimiz bir vakıadır. Ancak şehadetle ilgili de şunun altını çizelim: Şehadet ve gazilik unvanı bugün bizi bir arada tutan tutkaldır. Gazi Meclisin çatısı altında, al bayrağın altında yapmış olduğumuz bu vazifeyle, doğrudan bu ülke için verdiğimiz şehitlerin bize bıraktığı vatan üzerinde yasal düzenleme, yasama faaliyeti yapıyoruz. Bu hususta, yanında, içerisinde bulunduğunuz siyasi yaklaşımın kanaatinin o şekilde olmadığını varsayıyorum ama eğer siz bu ülkede, benim görüşüme saygı duyuyorsanız, burada parlamenter olarak yaptığınız yasama faaliyetine değer veriyorsanız bunların ortak noktası, ülkemizin, milletimizin birliği ve bu birlik üzerine verilen mücadele neticesinde verdiğimiz şehitlerimizdir. Yeniden, şehitlerimize ve gazilerimize herkesin saygı duyması… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – İşkenceye cevap verin ya, işkenceye! İşkenceyi soruyoruz ya!

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 23/5/2019 tarihinde Şanlıurfa Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş ve arkadaşları tarafından, Şanlıurfa ve Halfeti ilçesinde yaşanan kötü muamele iddialarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, benim 60’a göre söz talebim vardı.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

HABİP EKSİK (Iğdır) – İşte, işkencecileri koruyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Hadi be! Neyi koruyoruz?

HABİP EKSİK (Iğdır) – Koruyorsunuz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sen kimi koruyorsun?

HASAN TURAN (İstanbul) – Yargı mekanizmaları yok burada. İç hukuk tükendi mi? Meclis mi araştıracak? Her adli meseleyi Meclise getirelim o zaman.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Bunun adı korumaktır.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sen de teröristleri koruyorsun.

HASAN TURAN (İstanbul) – Örgütün propagandasını yapmak için burada görev yapıyorsun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, AKP iktidarı olarak işkenceye sıfır toleranstan işkenceye tam destek verme noktasına gelindiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şu sorulara yanıt alamadık: Halfeti’de işkence yapılıyor. Size sadece isim vereceğim, bir isim, Ruken Deniz, annesiyle beraber ağır işkenceler görüyor ve siz işkenceye yanıt veremediğiniz için başka bir edebiyatla işin üstünü kapatmaya çalışıyorsunuz. Halfeti’de sulh ceza hâkimi, TEM’de işkence yapılıyor diye başka bir şubede şüphelilerin tutulması için ara kararı vermiştir. Siz AKP iktidarı olarak işkenceye sıfır toleranstan işkenceye tam destek verme noktasına gelmiş durumdasınız. Hukukçu olmak, işkenceye karşı durmayı gerektirir, işkencecilerin yargılanmasının sağlanmasını savunmayı gerektirir. Siz bu konuşmalarınızla işkenceye ve işkencecilere destek veriyorsunuz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Ah, ah; bu ülke hep bu boş sözlerle geçti.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – “İşkence vardır.” diyemediğiniz boş sözlerle geçti.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

40.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, işkenceyi kabul etmenin mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; olmayan şeyleri, yanlışı tekrar ederek gerçeğe tahvil edemezsiniz. Bakınız, yaptığımız anayasal reformlar, öncelikle, bu işin sistematik olarak tamamen ortadan kaldırılmasını hedeflemiştir. Ne diyoruz? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden önce yine Anayasa Mahkemesine bir mekanizma olarak insan hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesi durumunda bir başvuru yolu olarak bizler getirdik, Meclisimizin çatısı altında getirildi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Soruşturma var mı, yok mu?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Şimdi, öncelikle, sistematik olarak bunu ortadan kaldırmak lazım. Bunun altyapısını kurmuş muyuz? Hamdolsun, bu kuruldu ve işliyor. Ha, burada işkenceyi bir Allah’ın kulunun, bir milletvekilinin, herhangi bir insan evladının kabul etmesi mümkün müdür? Elbette mümkün değildir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Bunu bekliyoruz.

HASAN TURAN (İstanbul) – Buna kim itiraz eder? Mahkemeler var.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1’inci maddesi yaşam hakkıyla başlar. Yaşam hakkı varsa siyasi, sosyal ve modern hakların tamamı vardır. Onun için, yaşam hakkının güvencesi de -biraz önce bahsettiğim gibi- yasayı ve kılıcı baş üstünde tutmakla, teraziyi denk tutmakla olur. Varsa bir yanlış, bu mekanizma içerisinde çözülür. Bunu da sistematik olarak ortadan kaldırmak hepimizin görevidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkan.

Haydar Bey, buyurun, söz istemiştiniz.

41.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili Emine Zeybek’in İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’le ilgili iddialarına ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Emine Zeybek Hanımefendi, AKP Kocaeli Milletvekili, Kocaeli İzmit Belediyesinde bir işçi kıyımından söz etmiş “İki gündür işçi ve memur kıyımı yapılmaktadır. Başkan yardımcılarından müdür ve amirlere kadar büyük bir kesim, ilçenin en ücra köşelerine sürgün edilmiştir.” diyor. Bir tane başkan yardımcısı sürgün edilmedi. Emine Hanım bunu ispatlasın ben her şeyi söylemeye hazırım.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Akmeşe’ye sürgün edildi. Hemen yazıyı vereyim sana.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bitireyim lütfen.

10 tane işçi çıkarıldı. O 10 işçinin 4 tanesinin deneme süresi sona erdi, 4’ünün 2’si seçimden önce, 29 Martta işe alınmış, 2’si de 1 ve 6 Nisanlarda işe alınmış –Fatma Hanım henüz mazbatasını almadan işe alınmış- 1’i de AKP meclis üyesinin kızı. Birimleri tarafından da uygun görülmemiş ve iş akitleri feshedilmiş deneme sürelerinin sonunda, son gününde feshedilmiş. Diğer 6 işçinin de istifası, Belediye Başkanımız Fatma Kaplan Hürriyet’in masasında duruyor. Fatma Hanım verdiği sözü yerine getiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karadağ…

42.- Iğdır Milletvekili Yaşar Karadağ’ın, 28 Mayıs Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün 28 Mayıs 2019 ve gardaş Azerbaycan’ın 101’inci ad günü. Dünyanın birçok yerinde “cumhuriyet” kelimesi bilinmez ve telaffuz dahi edilmezken Azerbaycan halkı, 28 Mayıs 1918’de cumhuriyetle tanışmıştır. Cumhuriyetin ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez.” veciz sözüyle halkının hislerine tercüman olmuştur. Tarihi zengin, edebiyatı zengin, kültürü, müziği zengin esin kaynağımız Azerbaycan. Baskılarla yılmayan, direnen, başkaldıran, kolundaki zincirleri parçalayan mert yanımız Azerbaycan. Vatan toprağımız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun, okuyun.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 27/5/2019 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, gazetecilere yönelik artan saldırıların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 28/5/12019 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                                 Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

Manisa Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Özgür Özel tarafından, “gazetecilere yönelik artan saldırıların araştırılması” amacıyla 27/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (948 sıra no.lu), diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 28/5/2019 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Özgür Özel’e söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Dün Meclis, iktidar partisi grubunun 200 milletvekiliyle Mecliste bulunma ve Meclisi çalıştırma sorumluluğunu yerine getirmediği için kapandı, kapandığı için de grup önerimiz dünden bugüne kaldı. Öneri dün görüşülebilseydi eğer Genel Başkan Yardımcımız Tuncay Özkan tarafından bu gerekçe açıklanacaktı. Zira grubumuzda Tuncay Özkan dışında Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Utku Çakırözer ve İzmir Milletvekilimiz Sayın Atila Sertel de var. Üçü de aktif gazetecilik yapmış olan, gazetecilik meslek örgütlerinde görev almış ve Gazeteciler Federasyonu Başkanlığı görevini yapmış Atila Sertel bugün demokrasi nöbetinde İstanbul’da olmasalardı kürsüde ben olmayacaktım. Tüm milletvekillerimiz gibi, grubumuzdaki 110 milletvekili gibi gazeteci arkadaşlarımız da dünya siyaset tarihinin en büyük mağduriyetini yaratan ve Türkiye demokrasisi açısından en kara lekelerden bir tanesi olan 6 Mayıs yerel siyaset darbesinin izlerini ortadan kaldırmak, Ekrem İmamoğlu’nun, İstanbullunun hakkını savunmak, Türkiye’nin yitip giden itibarının daha da kötüye gitmemesi için İstanbul’da gayret gösteriyorlar.

Bugün Türkiye’de gazeteciler, tarihimizin en kötü günlerini yaşıyor. Anadolu Ajansının dahi üzerinde bir vesayet odağı var. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve bizzat İletişim Başkanı, şu anda basın kartlarının kime verileceğini, gazetelerin hangi manşetlerle çıkacağını, hangi siyasi parti temsilcisinin hangi gazetede, hangi televizyonda kaç dakika kalacağına bizzat karar veriyor. Ben şunu duymak isterim: “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına gazetelerin baskıya girmeden önce -3, 5 tane buna direnen muhalif gazete hariç- manşetlerini İletişim Başkanı görüp onay vermiyor; bu, doğru değildir.” denmesini isterim burada. Ama bu yalanlamayı yapabilecek durumda değilsiniz. Hepimiz biliyoruz ki bir merkezden üretilen manşetler, bir merkezden yaratılan algı operasyonları ve mutlaka ve mutlaka “1’inci sayfayı bir görsün bakalım bizim başkan, ondan sonra baskıya girersiniz.” diye gece yarılarına kadar baskı makinelerinin başında bekletilen basın emekçileri ve Türkiye’nin savrulduğu durum yani ön sansür pozisyonuna gelmiş durumdayız.

4’üncü güç, demokrasinin 4’üncü gücü ne durumda? Dünyada Basın Özgürlüğü Endeksi var. Bununla AK PARTİ dönem dönem övündü, geldiğinde 180 ülkede 99’daydık, 90’lara doğru yaklaştıkça övünüyordu, aynı endekste 157’nci sıradayız, 157, bunun içinde her şey var ama Türkiye, 180 ülke içinde siz geldiğinizde 99’uncu sıradayken bugün 157’nci sırada. Bunun savunulacak, kenarından dolaşılacak, bir bahane bulunacak tarafı da yok.

68 gazeteci şu an tutuklu durumda Türkiye’de ve 10 Mayıs günü Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ, 25 Mayıs günü de Odatv yazarı Sabahattin Önkibar evlerinin önünde -birisi televizyondaki yayından çıktıktan sonra- sopalı birden çok kişi tarafından darbedildiler, öldüresiye dövüldüler, çok uzun iş göremezlik raporları var ve bunlar, 2019 Türkiyesi’nde bu gazeteciler muhalif söylemlere sahip diye oluyor. Sadece onlar değil, Antalya’da İdris Özyol ve Engin Çevik, Adana’da da Hakan Denizli isimli yerel gazeteciler aynı şiddetin kurbanı olmuş durumdalar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu çıkıp şunu söyleyebiliyor “prompter”cuğundan konuşarak ve dönüyor diyor ki: “Tayyip Erdoğan Türkiyesi, bugün herkesin kendini ifade ettiği, kimsenin korkmadığı, kimsenin çekinmediği bir ülkedir.”

Arkadaşlar, okudukları gazetenin yazarının elinde beyzbol sopaları olan Vandallar tarafından dövüldüğünü, kan içinde kaldığını, kaburgalarının, kemiklerinin kırıldığını görünce bu ülkede insanlar korkmaz mı? Gazeteciler o kalemi tekrar tutuyorsa sizin yarattığınız özgürlük ortamından değil, yüksek ahlakları ve baskıya karşı üstün dirençleri ve mesleklerine bağlılıklarından dolayı tutuyorlar. Ya tutamayanlar, ya yazarken kendiliğinden kendini sansürleyenler? Bunu yapmaya mı geldiniz erdemliler hareketi olarak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – On yedi yıl önce “Yoksullukla, yasaklarla mücadele edeceğiz.” diye gelip de bugün Türkiye’de gazetecilerin kanlar içinde yerde yattığı görüntülerinin üstüne trollerin “Öyle konuşursan böyle olur.” paylaşımlarını maruz gören bir iktidar anlayışı olabilir mi? Ve bu dil, birileri tarafından teşvik ediliyor. “İllet” diyen “zillet” diyen “terörist” diyen… Adamın kardeşine diyorsunuz ya, damadına diyorsunuz, gelinine diyorsunuz. Kendisi MHP’lidir, gelini İYİ PARTİ’lidir, illet denir mi? Kendisi CHP’lidir, kardeşi AK PARTİ’lidir, zillet denir mi? Biri HDP’lidir, bir diğeri AK PARTİ’lidir, yok mu? Dünya kadar var. Adamın kardeşine, çocuğuna, arkadaşına “illet, zillet, terörist” diyen, hedef gösteren ve gösterilen hedef kanlar içine boğulduğunda mahcup, üzüntü mesajları atmak yerine burada bir tavır göstereceğiz.

Hekime karşı şiddetle ilgili mücadeleyi 16 kere reddettiniz 16 kere. Ne zaman Ersin kardeşimin böğrüne Gaziantep’te bıçağı sonuna kadar sokup çevirdiler, önergeyi kabul ettiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Başkanım, toparlayayım müsaadenizle.

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Hekime karşı, sağlık çalışanlarına karşı şiddet için oturuldu, toplanıldı, gereği yapıldı mı? Önerilerin büyük bir kısmı duruyor. Ama ne çıktı ortaya? Dendi ki: “Caydırıcı olması için: Bir, tutuksuz yargılamayı neredeyse imkânsız kılacak düzenlemeler yapmalıyız; iki, cezayı ağırlaştırmalıyız.” Şimdi, sağlık çalışanlarının böyle bir özel düzenlemeyi çoktan hak ettiği konusunda hemfikiriz, peki gazeteciler hak etmiyor mu?

Gazeteciye sağlayacağınız özgürlük ortamı ve ona sağlayacağınız güvence, toplumun haber alma hakkına sağlanmış güvencedir, toplumun özgür düşünce ve özgür düşünceye özgürce ulaşma hakkına sağlanmış güvencedir, demokrasiye sağlanmış güvencedir. Bunu yaparsanız hepimiz seviniriz ama gururu iktidara kalır. Neden bundan çekiniyorsunuz? Neden burada gerekli adımları atmıyorsunuz? O zaman sustuğunuzda şiddetin ortağı olursunuz. Susmayın, hep beraber çözelim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in CHP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, normalde grubumuza açıkça bir sataşma yaptı ancak ben sadece sayın hatibin konuşmasındaki bir gazeteciyle ilgili meseleyi konuşurken buradan bir taraftan 6 Mayıstaki Yüksek Seçim Kurulunun vermiş olduğu kararı, Türkiye’deki bütün siyasi tartışmaları aynı çuvalın içine koyup ağzını bağlamasını kabul etmediğimizi ifade etmek isterim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Torba yapanlar, muhalefete laf ediyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biraz önce Türkiye’de özgür, hür, demokratik bir ortamın oluşunu, nasıl gerçekleştiğini gördük. Sayın Özgür Özel, adı gibi özgür ve gür sesiyle, Meclis kürsüsünden hitabetini gerçekleştirdi. İşte, bu, Türkiye’nin demokrasisinin gelmiş olduğu özgürlük ortamıdır. Yapılan siyasi propagandaların tamamı Türkiye’deki demokratik seçimlere güvencenin varlığının ispatıdır. Evet, Cumhurbaşkanlığı İletişim Dairesi Başkanlığıyla ilgili de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bugün Türkiye’de farklı yelpazelerde bir dünya yayın organı var. Bu yayın organlarının net bir şekilde muhalifi de var, destekçisi de var, yandaşı da var, bizi ilgilendirmez. Gazeteler neye göre bakar? Ben bir gazeteci değilim. Gazeteler bugün gündemde ne var, milletin merak ettiği en önemli mesele ne, onu manşete çıkarır, ona göre sürmanşet ve aşağıya doğru, 3’üncü sayfaya doğru akar gider. Şimdi, sizler diyorsanız ki eğer “Bu ülkede gazetelerin 1’inci sayfasında benim istediğim konu yer alacak…” Veya -ismini ifade etmek istemiyorum sataşma söz konusu olmasın diye- “Biz iktidara geldiğimiz zaman o gazeteler hesabını verecek.” ifadesini de yine kullanan başka bir siyasiydi. Bunu da milletimizin takdirine sunuyorum. Bizim yaptığımız bütün reformların tek bir hedefi var; Türkiye, hür, demokratik hukuk devleti kurallarını bütün kurum ve kurallarıyla, Menderes’in ifadesiyle, bütün cihazlarıyla hayata geçirsin. Biz bunun mücadelesini veriyoruz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

44.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, Sayın Özkan’ın konuşmasına iki temel itirazım var, bir tanesi şu: Hem koskoca Meclisi, dünya kadar uzmanlık komisyonları varken o komisyonları baypas edip, Plan Bütçeyi bir alt Meclis gibi çalıştırıp, 8 bakanlığın görev alanlarına giren konuları torba yasa yapıp, bu torba yasaları burada gelip savunup bir maddede tüp bebeğin katılım payını, öbür maddede askerliği, öbür maddede kar lastiğini düzenlemeye itiraz etmeyenler, muhalefetin konuşmasının girizgâhında, burada olmayan milletvekillerinin nerede olduğunu tanımlarkenki duruma torba muhalefet eleştirisi getiriyorlar. Gerçekten ibretlik bir yaklaşım.

Bir de, Sayın Grup Başkan Vekili, bir ülkedeki özgürlük ve demokrasi, çok iyi korunan bir Mecliste, dokunulmazlığı olan, sesi gür bir grup başkan vekilinin istediği sözü söyleyebilmesiyle değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …ülkenin coğrafyasında herhangi bir yerde çok korumasız bir kişinin, sesi kısık bile olsa, kendini ifade etmedeki bütün güçlüklerine rağmen en şok edici fikirleri en özgürce söyleyebilmesi üzerinden ölçülür. Siz kantarı Mecliste ana muhalefetin grup başkan vekilinin konuşmasına getirirseniz bu, steril ortamda demokrasicilik tanımıdır. Demokrasinin bu ülkenin her bir metrekaresine sirayet etmesi hepimizin sorumluluğudur. İfadeleriniz malumun ilamı, kabulü niteliğindedir. Biz bu ülkede herkes için tam demokrasiyi savunuyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım, kayıtlara geçmesi açısından… Çok uzatmak istemiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Zaten bu kürsüde yapılan özgür ve gür konuşmalar… Ülkemizin 81 vilayetinde, Edirne’den Kars’a bu konuşmalar yapılsın diye biz anayasal reformlar gerçekleştirdik diyoruz.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Hangi reformlar ya?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu reformlar, ülkemizde herkesin barış, huzur içerisinde ifadesini özgür, gür bir şekilde ortaya koyabilmesi içindir. Bugün buna engel bir durum olduğu kanaatinde değilim. Varsa bir arızi durum, arızi durum niye ortaya çıkar… Çıktığı takdirde yargısal makamlar gerekli yargılamayı yapsın ve hesabını sorsun diye… Onun için, yargısal makamlar da bu ülkede arızi durumlarla ortaya çıkan hataları, yanlışları sistematik bir şekilde inşallah ortadan kaldıracaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Varlı, buyurun, 60’a göre…

45.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Adana ve Mersin çiftçisine de yağlı tohum prim desteğinin ödenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Her yıl mayıs ayının sonuna, 30’una kadar yağlı tohumların prim desteği ödeniyordu. Çevre illerde ödenmesine rağmen Adana, Mersin gibi illerimizde hâlâ yağlı tohumların prim desteği ödenmedi. Adanalı hemşehrilerimizin, Mersinli hemşehrilerimizin ve çiftçilerimizin bayram öncesinde böyle bir beklentileri var çünkü gübre almışlar, mazot almışlar ve “Bayramdan önce mutlaka öderiz.” diye söz vermişler ama karşılığında prim desteğini alamadıkları için de mahcup ve yalancı pozisyonuna düşüyorlar. Onun için, Adana’nın ve Mersin’in bir an önce ödeme planı içerisine alınıp yağlı tohumların prim desteğinin ödenmesini hemşehrilerimiz beklemektedir. Tarım Bakanlığını ve yetkilileri buradan uyarmak istiyorum. Bir an önce, Adana’yı ve Mersin’i lütfen bu ödemelerin içerisine dâhil edelim.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Aygun, siz söz istemiştiniz.

46.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, çitfçi desteklerinin ödenmediğine ve Ecmel Ercan’ın Cumhurbaşkanlığı kararnamesine aykırı olarak Tarım ve Orman Bakanlığı Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığına atamasının nasıl yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben de çiftçi desteklerinin hâlâ ödenmediğini bir defa daha AK PARTİ grup başkan vekiline hatırlatmak istiyorum.

Yine, Tarım Bakanlığında tam kanunsuzluk… Tarım ve Orman Bakanlığı Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığına geçtiğimiz yıl ağustos ayında Ecmel Ercan adında bir hanımefendinin kanuni yetersizliği olmasına rağmen ataması yapıldı. Kamuya atamaları düzenleyen 3 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin (II) sayılı cetvelinde yer alan daire başkanlığı ve genel müdür yardımcılarının atamasında kamuda en az beş yıllık hizmet süresi aranmasına rağmen atamanın nasıl yapıldığı… Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığının, Bakanlığın en stratejik birimlerinin başına gelirken yapılan skandal atama… On aydır, Bakanlıktaki döner sermaye başta olmak üzere, Türkiye genelinde yapılan ihaleler ve satın almalar hukuk karşısında yok hükmündedir. Cumhurbaşkanının kararnamesine nasıl aykırı olarak atama yapıldığını ben merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, 27/5/2019 tarihinde Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel tarafından, gazetecilere yönelik artan saldırıların araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 28 Mayıs 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray’a söz veriyorum.

Süreniz üç dakikadır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bulunan siyasi partilerin fikir ayrılıkları olması kadar doğal bir şey olamaz ancak her ülkenin, her siyasi partinin müşterekleri vardır. Demokrasi, özgürlükler, basın özgürlüğü bu müştereklerimizden, ortak noktalarımızdan biri olmak zorundadır. Burada görüş ayrılığına kapılamayız ve gazetecilere yapılan saldırıları da hoş göremeyiz hangi siyasi görüşten olursak olalım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de -biraz önce sayın konuşmacı da söyledi- basın özgürlüğü konusundaki temel göstergeler çağ dışı bir noktaya gelmiştir. Ne yazık ki Türkiye'de prangalı bir medyaya sahibiz şu anda ve bu çoğunluğu prangaya vurulmuş medya yüzünden âdeta Türk medyasının önemli bir kısmı bir basın-yayın organı olmaktan çıkıp bir propaganda aracına dönüşmüştür.

Şimdi değerli arkadaşlar, basın özgürlüğü sadece muhalefete lazım olan bir şey değildir, muhalefet ile iktidar yer de değiştirir günü geldiği zaman. Bu basın özgürlüğü esasen basına da lazım değildir. Basın özgürlüğü, halkın haber alma özgürlüğünün diğer adıdır. Milletin doğru karar verebilmesi için milletin haber alma özgürlüğünün olması gerekir.

Bakın, Vietnam Savaşı sırasında The Post gazetesi Amerika’daki siyasilerin savaş hakkındaki yanlış bilgilerini tekzip etmek için ele geçirdiği Pentagon bilgilerini yayınlamaya başlamıştır. Bunun üzerine, dönemin başkanı, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı tarafından bu yayın durdurulmak istenmiştir ve sonuçta, bütün mahkemeler aşama aşama geçildikten sonra Nixon’ın bu engellemesi Amerikan Yüksek Mahkemesine gelmiştir ve Nixon, savunmasında millî bir mesele olduğunu, bu yüzden gizlenmesi gerektiğini söylemiştir ama Amerikan Yüksek Mahkemesinin verdiği karar şudur: Demokrasiyi korumak basın özgürlüğünü korumaktan geçer. Basın özgürlüğü yönetenlere değil, yönetilenlere lazımdır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin bugünkü şartlarında “Fırat’ın doğusuna ne zaman çıkacaktık?” diye bir manşet atacak, cesaretli bir gazete biliyor musunuz? Ya da “Trump’tan 11 milyar dolara uçak aldık, bunu niçin iptal etmiyoruz?” diye sorabilecek bir gazete biliyor musunuz? O yüzden, Türkiye’de bu 157’nci sıraya geldiğimiz ve bizi küçük düşüren durumdan çıkmalıyız ve basın emekçilerine yapılan saldırıyı iktidar muhalefet ayrımı yapmadan kınamalıyız.

Onun için değerli arkadaşlar, bir hekim olarak da üzüntüyle söyleyeyim, daha hayati tehlikesi geçmeden, bazı basın emekçilerine yapılan saldırılardaki suçlular serbest bırakılmıştır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç’a söz veriyorum.

Süreniz üç dakikadır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Gezi direnişini selamlıyorum ve Gezi’de yitirdiğimiz canlarımızı, fidanlarımızı saygıyla anıyorum.

Değerli Aziz Nesin’in hepimizin bildiği bir sözü vardı, yeniden hatırlatmak isterim: “Basın hürriyeti olmayan ülkede demokrasi olmaz.”

Bir ülkede demokrasinin ayaklar altına alınıp alınmadığına o ülkenin basın özgürlüğüne bakılarak karar verilebilir. İşte, biz Türkiye'de, bu ülke kurulduğundan beri yeterince basın özgürlüğü olmadığını bilen bir yerden konuşuyoruz ama bazı dönemler vardır ki basın, basın özgürlüğü âdeta toplu katliama maruz bırakılmıştır. Bu dönemlerden birisi 15 Temmuz askerî darbe girişimini Allah’ın lütfu gibi görerek, basının özgürlüğünü ortadan kaldıran, bununla da yetinmeyip onlarca basın kuruluşuna, yayın organına, hatta ve hatta matbaasına kilit vuran, tıpkı Kenan Evren dönemindeki gibi “Ya televizyonlar, gazeteler Paşam.” dediklerinde “Kilit vurun, gazeteler makas makas olsun.” dediği dönemin aynısını şu an yaşamaktayız.

Evet, son beş ayda 8 gazeteci saldırıya maruz kalmıştır. Bununla da yetinilmemiş bugün özgür basına, özgürce basın görevini yerine getirmek isteyen, başta Birgün gazetesi, Yeni Yaşam, Evrensel, Jin haber ve burada sayamadığım birçok yayın organının muhabirinin habere ulaşması ve haberi ulaştırmasına resmen operasyonlar yapılmış, gözaltılar düzenlenmiş ve tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde, 180 ülke içinde Türkiye şu an 157’nci sıradadır. Bu, bizim övünç kaynağımız olsun.

Bir diğeri, çok sayıda tutuklu gazeteci var bu ülkede. Yine ülkeler sıralamasında Türkiye sondan 3’üncü olarak yerini bulmaktadır.

Yine buradan, Özgür Gündem’le dayanışma gösterdiği için şu anda cezaevinde bulunan Sevgili Ayşe Düzkan’a ve cezaevindeki bütün gazetecilere selam ve sevgilerimi iletmek istiyorum.

Aynı zamanda Azadiya Welat gazetesinin Adana dağıtımcısı Kadri Bağdu’nun katilleri hâlâ bulunabilmiş değildir ve bu konuyla ilgili gerekli adımların atılması için buradan bir kez daha çağrımızı yinelemekteyiz.

Ana akım medyayı elinde bulunduran iktidar, ana akım medyayı da dizayn etmeye çalışıyor, beğenmediği basın emekçisinin görevinin değiştirilmesini ya da işten atılmasını sağlıyor. Arka bahçeniz yaptığınız TRT’ye aynı biçimde operasyonel yaklaşımınız devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Devamla) – Anlayacağınız, bu alanda 2023 vizyonunuz tam da şöyledir: İşsiz gazeteciler, habersiz gazeteler. Böylece Türkiye’yi karanlık bir çağa mahkûm eden bir iktidar olarak tarihe geçeceğiniz için kendinizle büyük gurur duyabilirsiniz.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca’ya söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi hakkında söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün 27 Mayıstı, 27 Mayıs darbesi Türk demokrasisinin bir kara lekesidir ve demokrasi şehitlerimiz Adnan Menderes ve yol arkadaşlarını rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyorum buradan. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.

CHP grup önerisinin konu başlığı, gazetecilere saldırıyla ilgili. Ben de gazetecilik mesleğinde yirmi beş yılı geride bırakmış bir meslektaşları olarak saldırıyı yapanları kınıyorum. Sadece gazetecilere değil, sağlık sektöründekilere, öğretmenlere, her meslektekilere karşı hangi gerekçeyle olursa olsun şiddete başvurmak âcizliktir, kınıyoruz elbette, tartışılmaz. Ancak CHP önerisindeki sakat nokta şu, benim bireysel düşüncem: Bunu iktidarla ilişkilendirme gayretini asla doğru bulmam. Az önce saygıdeğer grup başkan vekilimiz reformlara işaret etti. Evet, biz iktidar olduğumuzda iktidar olduktan sonra erdemliler hareketiyle ilgili Sayın Özel’in ifade ettiği… Evet, erdemliler hareketi, özgürlüklere, demokrasiye, hakka ve hakikate ulaşma yolculuğunun adıdır; bununla ilgili, mesleğimizle, gazetecilikle ilgili de reformlara imza atmıştır.

Özellikle yargı paketlerine işaret etmek isterim, yargı paketlerinde, uyum yasalarında, 4 ayrı uyum yasasında da ifade özgürlükleri ilk başlıktır ve bu çok önemlidir. Uyum paketindeki ifade özgürlüğü Terörle Mücadele Kanunu’nun 7’nci ve 8’inci maddelerini değiştirmiştir.

Bir diğer uyum paketiyle, Basın Kanunu’nda değişiklik yapılmış ve bu kanuna istinaden de basılmış eserlerin dağıtımının önlenmesi, toplatılması hâkim güvencesine bağlanmıştır.

Buna benzer çok maddeler var tüm paketlerde. Bu, şu demek: Bu iradenin, gazeteciliğin, basının özgürlüğünün ülke demokrasimiz adına ne kadar önemli olduğunun göstergesidir ve buna hep birlikte imza attık bu Mecliste.

Diğer bir konu başlığı da, ben, bu Mecliste bugün itibarıyla 22 maddeden oluşan… Kamuoyunun dikkatle, özenle beklediği askerlik teklifinin de içinde yer aldığı, yine Boğaz Köprüsü’nden geçiş cezalarının affını içeren, üniversite kurulmasını, Galata üniversitesinin kuruluşunu içeren 22 maddelik kanun teklifini bu Mecliste bu hafta görüşmeyi öngörüyoruz.

Bu gerekçe ve düşüncelerle de CHP grup önerisi aleyhine görüş belirttiğimi ifade eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun okuyun:

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 68 ve 69 sıra sayılı Kanun Teklifilerinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının sırasıyla 1’inci ve 2’nci sıralarına; 17 ve 57 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin ise yine bu kısmın sırasıyla 3’üncü ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 68 ve 69 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 28/05/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                        Cahit Özkan

                                                                                           Denizli

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 68 ve 69 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının sırasıyla 1’inci ve 2’nci sıralarına; 17 ve 57 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin ise yine bu kısmın sırasıyla 3'üncü ve 4'üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

28       Mayıs 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde 68 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

29       Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde 69 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

30       Mayıs 2019 Perşembe günkü birleşiminde 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

31       Mayıs 2019 Cuma günkü Birleşiminde 29 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

çalışmalarını sürdürmesi;

68 ve 69 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

68 sıra sayılı

İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 61 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/1908)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 12’nci maddeler arası

12

2. Bölüm

13 ila 22’nci maddeler arası

10

Toplam Madde Sayısı

22

 

69 sıra sayılı

İstanbul Milletvekili Şirin Ünal ve Adalet ve Kalkınma

Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 49 Milletvekilinin Askeralma Kanunu Teklifi

(2/1940)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 30’uncu maddeler arası

30

2. Bölüm

31 ila 60’ıncı maddeler arası

30

3. Bölüm

61 ila 65 inci maddeler arası (62’nci maddenin 1 ila 19’uncu fıkraları ve Geçici 1’inci madde dâhil)

24

Toplam Madde Sayısı

84

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alma önergesi vardır, okutup işleme alacığım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın (2/1381) esas numaralı Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/31)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İç Tüzük 37’ye göre (2/1381) esas numaralı Kanun Teklifi’min değerlendirilmek üzere gündeme alınması hususunu bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                       Özkan Yalım

                                                                                             Uşak

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak Uşak Milletvekili Sayın Özkan Yalım’a söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarıma ve de bizi izleyen tüm vatandaşlarımıza sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, özellikle son birkaç yıl ama geçtiğimiz yılın sonlarından itibaren milletimizin, ülkemizde bulunan 81 il, 970 ilçe ve de tüm köylerimizde, mahallelerimizde yaşayan vatandaşlarımızın, özellikle doğal gaz ve elektrik kullanan -doğal gazı tabii ki her yer kullanmıyor ama doğal gaz kullanan- vatandaşlarımızın 2018 yılında ödedikleri faturalar ve de 2019 yılındaki faturalarıyla ilgili sizlere bir kanun teklifi getirdim.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir kere şunu söylüyorum: Doğal gazın yüzde 97’sini ülke dışından satın alıyoruz yani KDV ödemiyoruz ülke dışından aldığımızdan dolayı. KDV ödemediğimiz, ülke dışından, ağırlığını Rusya’dan aldığımız doğal gazı üzerine yüzde 18 ekleyip vatandaşımıza satıyoruz. Ben de diyorum ki: Ülkemizde yaşayan vatandaşlarımız, ekonomik sıkıntıyı çeken birçok vatandaşımız ve birçok iş yerindeki işverenimiz hem doğal gaz hem de elektrik faturasını ödemekte zorluk çekiyor. Şu anda birçok vatandaş -bu ister Uşak’tan, ister Diyarbakır’dan, ister Urfa’dan, ister Antep’ten, ister Aydın’dan, hangi ili alırsanız alın- elektrik ve doğal gaz faturasını ödeyemediğinden dolayı evlerinde elektrikleri ve de doğal gazları kesik. Ben bu sebepten dolayı bir kanun teklifi getirdim. Bakın, bu kanun teklifi (2/1381) no.lu Kanun Teklifi, şu anda Meclisimizde, sizlere geldi. Sizlerin onayıyla ya onaylanacak yani özellikle AK PARTİ’li vekil arkadaşlarımızın biraz sonra oylamasıyla ya onaylanacak veya siz diyeceksiniz ki vatandaşa: “Hayır, siz faturalarınızı ödeyemiyorsunuz, umurumda değil.” Bu kanun teklifini reddedeceksiniz veya vatandaşımıza en azından faturalarını ödemekte destek olmak adına KDV’yi yüzde 18’den yüzde 8’e düşürerek yüzde 10’luk bir destek vereceğiz.

Bakın, ben size birkaç tane örnek vermek istiyorum. Aynı evden bahsediyorum, aynı kişinin doğal gaz faturasından bahsediyorum: 2018 Aralık ayında 193,50 TL doğal gaz faturası öderken 2019 Mart ayında 225,40 TL yani yüzde 16,5’lik bir zamla doğal gaz faturasını ödemekte. Bunun yanında, bakın, aynı şekilde elektrikten bahsedeceğim, çok vahim. Burada işveren arkadaşlarımız, özellikle işverenler bu faturaları gördüklerinde doğru söylediğimi gerçekten tasdikleyeceklerdir. Bakın, 2018 Mart ayında bir iş yeri 3.041,80 TL elektrik faturası öderken 2019’da Mart ayında yani tam bir yıl sonra 5.719,50 TL ödemekte; bakın, tam tamına yüzde 50’nin üzerinde bir zam var.

Onun için, gelin, işverenimize, özellikle de ailelerimize destek verelim, KDV’nin yüzde 10’unu biz karşılayalım. Özellikle doğal gazı dışarıdan aldığımızdan dolayı ödemediğimiz KDV’yi milletimize yüklemeyelim diyorum. Onun için, gelin, buna siz de destek verin. Yani elektrik ve doğal gazda KDV’nin yüzde 18’den yüzde 8’e düşürülmesi teklifimizi sizlerle paylaşıyorum. Bu sebepten dolayı, gelin, benim teklifime destek verin diyorum.

Değerli arkadaşlarımız, bunun yanında, biliyorsunuz, elektrik faturalarında TRT payı var. Bugün TRT payı artık gerekmiyor. Belki bu kanun çıkarıldığında ülkede sadece TRT vardı, TRT’ye destek gerekiyordu ama şu anda TRT yeterince kendi reklamını alıyor, gerekli ihtiyaçlarını karşılıyor. Bu sebepten dolayı elektrik faturalarında kesilen yüzde 2’lik TRT payının da kaldırılmasıyla ilgili gerekli kanun teklifini verdim, o da burada. Aynı şekilde, gelin, elektrik faturalarından ve doğal gaz faturalarından yüzde 10’luk bir indirime gidelim ve de elektrik faturalarındaki yüzde 2’lik TRT payını kaldıralım. Tüm ülkemizde yaşayan vatandaşlarımız için elektrikte toplamda yüzde 12’lik, doğal gazda da yüzde 10’luk bir indirime gidilmesiyle ilgili bu kanunla ilgili desteğinizi bekliyorum diyorum.

Şimdi, ilimle ilgili bir sorun var, bunu oylamaya geçmeden önce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakikaya ihtiyacım var.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Uşak’la ilgili önemli bir sıkıntımız var. Özellikle Uşak ve Kütahya ilimizi kapsıyor. Uşak’ta bir tarafı Uşak’a dayanan, bir tarafı Kütahya’ya dayanan Murat Dağı’mız var. Bundan birkaç yıl önce bu gündeme gelmişti, bir firma –firmanın da ismini özellikle belirteceğim, Anadolu Export Maden Sanayi ve Ticaret Şirketi- burada altın madeni açmak istiyor. Buradan Uşak’taki tüm vatandaşlarımıza ve de Kütahya’da yaşayan vatandaşlarımıza, Menderes havzasındaki Murat Dağı’ndan gelen suyu kullanan Ege Bölgesi’ndeki tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum: Buradan Murat Dağı’nda bu firmanın altın madeni açmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü Kütahya Valiliği 8 Mayısta ÇED raporunu onayladı. Firma sahiplerine sesleniyorum: Siz burada en ufak bir harekete geçtiğinizde tüm Uşak halkı olarak biz Murat Dağı’na yürüyeceğiz ve de orada bu madenin açılmasına izin vermeyeceğiz ve de Murat Dağı’nın suyunu sizlere zehirlettirmeyeceğiz diyorum. Uşak’ın üstü altından daha kıymetlidir diyorum.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza…

II.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Özel, Sayın Akar, Sayın Adıgüzel, Sayın Hamzaçebi, Sayın Sarıaslan, Sayın Şevkin, Sayın Taşcıer, Sayın Tuncer, Sayın Bülbül, Sayın Topal, Sayın Yeşil, Sayın Aygun, Sayın Kuşoğlu, Sayın Zeybek, Sayın Ünsal, Sayın Serter, Sayın Çelebi, Sayın Keven, Sayın Yalım, Sayın Yılmazkaya, Sayın Yıldız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum değerli arkadaşlar.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Meclisi tıkamaya utanmıyorsunuz değil mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oğlum “utanma” falan deme ya, dün de sen burada dedin. Allah aşkına, bir şey söyleyin ya. “Meclisi tıkamaya utanmıyor musunuz?” diyor ya. Ya, sen nasıl bir adamsın ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tamam, tamam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu anayasal hak, hak. Terbiyesizlik yapma oğlum! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey var mı efendim ya? Anayasal hak bu, anayasal hak. 200 kişi geleceksin buraya.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tamam, tamam.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak, dün de aynısını yaptı o, dün de aynısını yaptı.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN ( Tekirdağ) – Aynı şeyi yapıyor her gün.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Anayasal görevimiz bu bizim. Bu Meclis 200 kişiyle çalışıyor. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN ( Tekirdağ) – Ne işin var?

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

1.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın (2/1381) esas numaralı Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/31) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor, gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 61 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 61 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1908) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 68) (x)

BAŞKAN - Komisyon yerinde.

Komisyon Raporu 68 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük'ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, söz talebim var, ayaktan da olabilir, buradan da.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

47.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yasama görevinin yanında denetim görevlerinin de bulunduğuna, Parlamentoyu çalıştırma yükümlülüğünün iktidar partisinde olduğuna ve Anayasa’ya sadakat yemini edenlerin Anayasa’ya karşı muvazaa suçu işleyemeyeceğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, tabii, öncelikle, görüşmelerine başlamak üzere olduğumuz kanun teklifiyle ilgili birkaç şey söyleyeceğim ama, hemen öncesinde, Cumhuriyet Halk Partisi grubu olarak Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün bize verdiği bir yükümlülük var. Bizim yasama görevimizin yanında denetim görevimiz var; denetim görevimizde de bir öze yönelik denetim görevimiz var, bir de şekle yönelik denetim görevimiz var.

Zaten son Anayasa Mahkemesi kararı da diyor ki: “600 milletvekili varsa, ne iş yaparsan yap 200 milletvekilinin olması, 151’in de verilen karar yönünde oy kullanması lazım.” Biz kendi varlığımızı inkâr etmiş oluruz bu sayının varlığını aratmazsak.

Yeni arkadaşlar açısından söylüyorum, biraz önce üslupsuz ve yanlış bir söz kullanan arkadaşa değil, ona bizim katkımız olabilecek bir şey yok ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Grup Başkan Vekili.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …bütün dünya parlamentolarında, parlamentoyu çalıştırma yükümlülüğü iktidar partisinindir. Bunun için muhalefetin sayısal bir katkısına ihtiyaç duymazlar, duyarlarsa varlıkları, meşruiyetleri tartışılır. Hele hele muhalefete “Anayasal görevinizi terk edin.” böyle bir yaklaşım kimsede olmasın.

Gelelim kanuna Sayın Başkanım. Anayasa değişikliği yapıldığında, rejime kasteden Anayasa değişikliğinde biz itirazlarımızı söylerken “Güçlü Meclis” diye bu değişikliği savunanlar, Mecliste milletvekillerinin kanun teklifi sunacağını, bakanların ve yürütmenin artık kanun için yasa tasarısı yollayamayacağını söylemişlerdi ve bununla övünmüşlerdi.

Bugün açık bir muvazaayla tekrar karşı karşıyayız. 7 farklı bakanlığı ilgilendiren…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, aslında usul tartışmasına gidebilecek bir konu ama usul ekonomisi açısından böyle bir hakkı kullanıyoruz. Yoksa, burada usul tartışması açıp, bu teklifi de Anayasa’ya ve İç Tüzük’e göre Komisyona, hatta teklif sahiplerine iade etmek lazım çünkü bu teklifteki bazı düzenlemeleri bakanlar, bazı düzenlemeleri Cumhurbaşkanı, bazı düzenlemeleri bakan yardımcıları müjdeledi. Sağır sultan biliyor ki teklifin altına imza atan arkadaşlar şeklî bir gerekliliği yerine getiriyorlar. Bakanların müjdelediği kanun teklifi olmaz, bunun adı yasama ile yürütmenin Anayasa’ya karşı muvazaası olur.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hadi oradan!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya yapılan Anayasa değişikliğinden vazgeçeceksiniz ya da ettiğiniz yemine sadık kalacaksınız.

Yine şu anda gündemde olan ne varsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Örneğin, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ayın 31’inde yargı paketi açıklayacak, tamamı yasamaya muhtaç değişiklikler. Onunla ilgili, efendim, açıklama yapıyor danışmanlarından bir tanesi: “Dokuz aydır çalışıyoruz, tüm paydaşlardan görüş alıyoruz.” Ya, ne haddine, senin ne haddine? Sen kanun tasarısı sunamazsın ki. Onu, teklifi sayın milletvekilleri sunacak. Mutfak çalışmasını övüyor. Bu, Anayasa’ya karşı muvazaadır. Bunu yapamazlar, yapmamalılar.

Askerlik Kanunu… Millî Savuma Bakanı müjde veriyor, anlatıyor. Bir kanun çıkarsa artısıyla, eksisiyle bizimdir ama bu kanunu teklif etme hakkı olmayanların kanunu sahiplenen bir dil kullanmaları… Bu konuda katkı vermek başka bir şey; Meclis ihtiyaç duyar, sayın vekiller ihtiyaç duyar, bakanlıktan katkı alır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama “Hazırladık, şu tarihte gönderiyoruz inşallah, şu sürede yasalaşacak inşallah.” Bunun inşallahı maşallahı yok. Biz yemin ettik. Bu Anayasa’ya sadakat yemini edenler bu Anayasa’ya karşı muvazaa suçu işleyemezler. Ya olduğumuz gibi davranacağız ya davrandığımız gibi olacağız. Ya yasadığımız gibi Anayasa’mız olacak ya Anayasa’da yazdığı gibi yasa yapacağız. Buna dikkat edelim.

Şimdi, böyle özel bir günde de isim isim verip rencide etmek istemem. Kaç tane milletvekili gelmiş, 7 farklı bakanlığın farklı tarihlerde müjdeledikleri kanun değişikliklerini torba yapmış. Kaldı ki temel kanun hukuk alanındaki bütünleşik bir düzenlemedir. Yani Vergi Usul Kanunu’nda temel kanun olur, torba yasada temel kanun olmaz. Yapıldığı takdirde kendimizi inkâr etmek olur.

Bu konuyu yüce Meclisin itibarı açısından da, sayın vekillerin Anayasa’ya karşı sorumlulukları açısından da bu yüce çatı altında kayda geçirmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Özkan.

48.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, TBMM İçtüzüğü’nde değişikliğe ihtiyaç olduğuna, yeni sistemde Parlamento olarak evrensel anlamda ihtiyaçları karşılayacak ve konjonktüre göre değişmeyen yasaların hayata geçirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tabii, 2017 yılında bir hükûmet modeli değişikliği yaptık ve Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini hayata geçirdik. Tabii eski dönemde, parlamenter sistemde güvenoyu müessesesi olduğu için iktidar-muhalefet ayrımı vardı, yeni sistemde ise birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci parti diye gruplara ayrılmış vaziyette. Onun için, yeni sistemde esaslı bir İç Tüzük değişikliği ihtiyacı ortadadır. Zaten bu 24 Haziran seçimlerinden sonra diğer bütün siyasi parti gruplarıyla bir araya gelerek, aslında yeni bir İç Tüzük konusunda iyi niyetimizi karşılıklı olarak ifade etmiştik. Bunda bu noktada ciddi bir ihtiyaç var.

Şöyle ki, örnek vereyim: Biraz önce İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre bir gündeme alma önergesi Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilmiş iken yine burada toplantı yeter sayısını bizler aramak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Diğer açıdan da bizler yasama faaliyetinde arzu ediyoruz ki yeni sistemde, ortak akılla, âdeta bir fizik kanunu nasıl evrensel, genelgeçer, layetegayyer değişmez ise Parlamento olarak da öyle yasalar yapalım ki senin, benim, onun yasası olmasın, evrensel anlamda, biz hukukçuların Latince “de lege ferenda” diye ifade ettiğimiz, olması gereken ideal hukuk hayata geçsin. Yani siyasi tartışmalardan uzak, olabildiğince uzun süre yürürlükte kalacak, konjonktüre göre değişmeyen yasaları hayata geçirelim.

Onun için, bizim yeni sistem içerisinde elbette söylem ve eylem açısından da yeni sistemin ruhunu yakalamamız gerektiğine inanıyorum. Bu noktada, sayın grup başkan vekilinin ifadelerinde bir noktada haklılık payının olabileceğini de düşünüyorum.

Ancak, diyoruz ki: Gelin, bu İç Tüzük’ü yeniden, beraber bir şekilde planlayalım. Bu, bir ihtiyaç değil zorunluluktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Yine yasalarımızı siz, biz, onlar teklif etti diye değil, Mecliste görüşmekte olduğumuz yasaları teklif eden siyasi partinin grubuna ve siyasi düşüncesine göre değil ülkemizin ihtiyaçlarına, vatandaşlarımızın beklentisine, genelgeçer, uzun süreli, evrensel anlamda ihtiyaçlarımızı karşılayacak yasal düzenlemeler olarak hayata geçirelim diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, kısaca bir şey ifade edeyim.

BAŞKAN – Buyurun.

49.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şimdi, aslında dışarıdan bir gözle bakınca yapıcı bir konuşma muhalefete karşı ama hukuki temeli yok. Neden yok? Çünkü bugün biz İç Tüzük için oturduk, birlikte çalıştık, çok da zorladık, oldu oldu, bu kadar oldu, hatta uluslararası anlaşmalarda birazcık Anayasa’yı hep beraber zorladık hep ülkenin menfaati için. Bugün dar gelen İç Tüzük değildir, dar gelen Anayasa’dır ve 16 Nisanda -madem hukukçusunuz- Latince bir hukuk terimiyle, ihlal ettiğiniz temel kavram Anayasa’ya el sürdüğünüzde “Primum non nocere.” yani “Önce zarar verme”dir. Siz, el sürdüğünüz bu toplum sözleşmesinde “Önce zarar verme.” ilkesini ihlal ettiniz. Öyle bir hâle getirdiniz ki iki yüz elli yıllık kuralı, kuvvetler ayrılığı kuralını tartıştınız, kuvvetler birliğine dönüştürdünüz. Arşimet’in kuralına uygun gemilerle seyahat edenler, Montesquieu’nun kuvvetler ayrılığını tartışınca demokrasi gemisini de kayaya oturttunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaadenizle…

Şimdi “Gel, kaldıralım.” diyorsunuz ama o kaldıraç İç Tüzük değil, yaptığınız hatayı kabul edip Anayasa’da rejime kasteden, kuvvetler ayrılığına kasteden, Parlamentoyu hiçleştiren bu Anayasa’nın düzelmesi gerekiyor, bu da büyük bir toplumsal mutabakatla olur, o konuda zaten herhâlde itirazı olan hiç kimse olmaz, otururuz, konuşuruz ama verdiğiniz hasarı ortadan kaldırmak için 16 Nisandaki “her doğan için değil, Erdoğan için Anayasa yapma” anlayışından uzaklaşmanız lazım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

50.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Burada Anayasa ve İç Tüzük… Anayasa’yı ve İç Tüzük’ü teorik olarak lafzen okuduğunuz zaman, elbette, hiç kimsenin itirazı olmaz. Ancak bu, pratiğe döküldüğünde bu pratik ister istemez bazı bağlantıları gerektiriyor. Evet, yeni sistemde bir taraftan siyasi partilerimiz var, aslında demokrasimizin temel kurumları, diğer taraftan Parlamentomuz var, yasama organı, diğer taraftan da Hükûmet var. Şimdi, bunların kendi arasında bazı noktalarda aynı görevi ifa edenlerin olması... Her birimiz bir siyasi partinin mensubuyuz, aynı zamanda parlamenteriz. Ha, eski sistemde burada Hükûmet mensupları da vardı, aslında kuvvetler bir araya gelmişti.

Şimdi, düşünebiliyor musunuz Amerika Birleşik Devletleri’nde cumhuriyetçiler var, demokratlar var, kongre var. Kongre üyeleri içerisinde cumhuriyetçilerden var, demokratlardan var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bu konuları çok konuştuk.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Cumhuriyetçi üyelerin kongrede fazla sayıya sahip olması, diğer taraftan da cumhuriyetçi bir başkanın görevde olması orada bir diktatörlük ve güçlerin tek elde toplanması olarak ifade edilemiyor. Bunun da ötesinde, bazı eyaletlerde hukukçuların bildiği bazı mekanizmalar vardır, adalet komisyon başkanlıkları veya başsavcıları, partilerin girmiş olduğu seçimlerle belirleniyor. Biz böyle belirleyelim demiyoruz; Amerika, kendi siyasi tartışması, kendi demokratik teamülleri ve gelişmişlik süreci içerisinde bu şekilde bir noktaya gelmiş.

Onun için, bir yasama faaliyeti yapılırken katılımcı demokrasinin ilkeleri çerçevesinde, evet, bakanlıkların ihtiyaçları da değerlendirilebilir -ki komisyonlarda bakanlar gelip bu noktadaki ihtiyaçlarını ifade ediyorlar- sivil toplum örgütleri, konuya duyarlı, konunun tarafı olan herkes gelir, görüşünü ifade eder ve Parlamentoda en sonunda tartışmaları bizler yapar ve kararı bizler veririz.

Genel kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Peki.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 61 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1908) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı konuşacaktır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin geneli üzerine görüşlerimizi açıklamak için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi hürmetle selamlıyorum.

28 Mayıs 1918’de Mehmet Emin Resulzade’nin “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez.” diyerek kaldırdığı bayrak her zaman dalgalanacaktır. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 101’inci yıl dönümü kutlu olsun.

Konya’nın Doğanhisar ilçesinde Milliyetçi Hareket Partili Belediye Başkanımız İhsan Öztoklu geçen perşembe gecesi uğradığı bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Olaya ilişkin adli makamlarca yürütülen soruşturma ve kovuşturma hâlen devam etmektedir. Saldırıyla ilgili olarak 31 Mart seçimlerinde İYİ PARTİ’nin belediye başkanı adayı olan kişi ile oğlu ve yeğeni tutuklanmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak konuyu yakından takip ediyoruz. Katillerin hak ettikleri cezaya çarptırılmaları tek isteğimizdir.

İhsan Öztoklu Başkanım mühendisti; genç, dinamik ve girişken bir ruha sahipti; mert ve yiğit bir insandı; Doğanhisar sevdalısıydı; ilçenin ekonomik ve sosyal yönden geri kalmışlığına çok üzülüyordu; Doğanhisar için hedefleri vardı, projeleri vardı, hayalleri vardı, ülküleri vardı, Doğanhisar’ın hızla gelişmesi ve kalkınması konusunda fikirleri vardı. O, Doğanhisarlının gönlüne girmiş ve belediye başkanlığını kazanmıştı. Mazbatasını alır almaz “haydi bismillah” diyerek işe koyulmuştu. Ancak katiller, caniler, alçaklar Belediye Başkanımız İhsan Öztoklu’ya hem de mübarek ramazan gününde kıydılar; kahpece, kalleşçe bir saldırıyla şehit ettiler. Merhum İhsan Başkanım dört bıçak darbesi almış, bunlardan ikisi tam kalbine girmiş. Bu nasıl düşmanlıktır? Bu nasıl vicdansızlıktır?

Değerli arkadaşlarım, bir konuya daha dikkat çekmek istiyorum: Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü şiddete karşıyız ve şiddeti asla tasvip etmeyiz ancak son günlerde bazı gazeteciler ve siyasilere yapılan saldırılar üzerinden kıyamet koparanların, bu saldırıları sürekli dillerine dolayanların belediye başkanımıza yönelik menfur saldırıya ve hunharca öldürülmesine ağızlarını açmamaları, suskun kalmaları ya da öylesine geçiştirmeleri onların gerçek yüzlerini, çarpık fikirlerini, kirli emellerini ve ikiyüzlülüklerini göstermesi bakımından ibret verici bir durumdur.

Doğanhisar Belediye Başkanımız İhsan Öztoklu kardeşime, bir kez daha Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve camiamıza sabır ve başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifi kamu kurum ve kuruluşlarımızın bazı ihtiyaçlarını ve vatandaşlarımızdan gelen bazı taleplerin karşılanmasına yönelik düzenlemeler içermektedir. Kanun teklifinin ilk metninde yer alan iki madde komisyon görüşmelerinde tekliften çıkarılmıştır. Kariyer uzman, müfettiş, denetmen, denetçi gibi kamu hizmetine özel yarışma sınavıyla kabul edilen personelin kurumlar arasında naklen atanmasına imkân veren madde, kariyer sistemini ortadan kaldıracağı eleştirilerimiz üzerine, verilen önergeyle tekliften çıkarılmıştır.

Yine, tarımsal üretime yönelik ihtiyaç duyulan mallar ile tarımsal üretimle elde edilen ürünler için kooperatif ve birlikler ile üretici örgütlerinden gerçekleştirilen alımları Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında tutan madde verilen önergeyle tekliften çıkarılmıştır.

Komisyonda kabul edilen teklifte, konu itibarıyla aralarında bağlantı bulunmayan 12 ayrı kanun ve 1 kanun hükmünde kararnamenin çeşitli maddelerinde değişiklikler yapılmaktadır. Teklifin düzenleyici etki analizi bulunmamaktadır. Kanun tekliflerinde torba düzenlemeye gidilmesi, etki analizi olmaması yıllardır hep eleştirdiğimiz konulardır. Zira, bu uygulama yasama kalitesini ve kanunlar için aranan öngörülebilir, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olma özelliklerini, kısacası hukuki güvenlik ilkesini olumsuz etkilemekte, yasama işlerinin düzensiz bir şekilde yürütülmesine, düzenlemelerin eksik yapılmasına, uygulamada sorunlarla karşılaşılmasına ve kısa süre sonra tekrar kanun değişikliği yapma ihtiyacı doğmasına neden olmaktadır. Nitekim, görüştüğümüz kanun teklifinin birçok maddesi daha yakın zamanda yapılan düzenlemelerde yeniden değişiklikler içermektedir. Bu itibarla, kanun tekliflerinin hazırlanması, verilmesi ve görüşülmesiyle ilgili usul ve esasların yeniden belirlenmesi ihtiyacı bulunmaktadır.

Geçen yıl Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine uyum düzenlemeleri kapsamında 5018 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle, kanun tekliflerinin getireceği mali yükün en az üç yıllık dönem için hesaplanması ve tekliflere eklenmesi hüküm altına alınmıştır ancak bu hükme riayet edilmemektedir. Meclis İçtüzüğü’nde buna ilişkin bir düzenleme yapılmalıdır. Milletvekillerinin kanun teklifleriyle ilgili sağlıklı bir etki analizi sunabilmeleri için Meclisin idari kapasitesinin buna uygun olarak geliştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Meclis İçtüzüğü’nde yürütmenin ihtiyacı olan düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine intikali ve kanun teklifine dönüştürülmesi konusunda bir mekanizma oluşturulması önem taşımaktadır.

Hülasa, Meclis İçtüzüğü’nün yepyeni bir anlayışla ele alınması gerektiği ve Meclis çalışmalarında hem kurumsal hem de işlevsel yeniliklere ihtiyaç olduğu açıktır. Öteden beri yasama sürecinin istenilen kaliteye ulaşamaması, komisyonların etkin çalışamaması, çalışmaların planlı ve programlı olmayışı gibi konular hep dile getirilmiştir. Yeni bir iç tüzük hazırlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisinde 2009 ve 2013 yıllarında uzlaşma komisyonları kurulmuş ve bazı çalışmalar ortaya konulmuştur. Bu çerçevede, uzlaşma komisyonlarınca ortaya konulan çalışmaların dikkate alınması, hatta bir uzlaşı ürünü olan 2009 tarihli metnin esas alınması hâlinde kısa sürede yeni bir iç tüzüğün çıkarılması mümkündür. Buradan tüm siyasi parti gruplarımıza çağrıda bulunuyorum: Gelin, hep beraber ihtiyaçlar doğrultusunda ve yenilikçi bir anlayışla Meclis İçtüzüğü’nü yeniden düzenleyelim. Böylelikle, her kanun teklifinin görüşmelerinde yapılan tartışmalara ve zaman kayıplarına artık son verelim, yasama kalitesini sağlayalım. Milliyetçi Hareket Partisi daha demokratik, hızlı, etkin, şeffaf, katılımcı ve kaliteli bir yasama sürecinin ortaya çıkarılmasını sağlayacak yeni bir iç tüzüğün hazırlanması konusunda katkı ve destek vermeye hazırdır. Yasama kalitesinin artırılması, yasama ve denetim sürecinin odağını komisyonların teşkil etmesi, kanun tekliflerinin etki analizini yaparak tarafsız ve teknik rapor sunacak altyapının oluşturulması, denetimin etkinleştirilmesi kapsamında kesin hesap ve denetim raporlarının görüşüleceği ayrı bir daimî ihtisas komisyonu kurulması Milliyetçi Hareket Partisi olarak yeni iç tüzük çalışmasında önemli gördüğümüz ve önerdiğimiz bazı konulardır.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 1’inci maddesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi yürüttüğü görevler nedeniyle kurumlar vergisinden muaf tutulmaktadır. Bu muafiyet, Gelir Vergisi Kanunu ile Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yapılacak kesintileri kapsamamaktadır.

Teklifin 2’nci maddesinde İstanbul’da Bulut Eğitim Vakfı tarafından “İstanbul Galata Üniversitesi” adıyla yeni bir vakıf üniversitesi kurulması öngörülmektedir. Üniversite, diş hekimliği, sanat ve sosyal bilimler, spor bilimleri fakülteleri, meslek yüksekokulu ve lisansüstü eğitim enstitüsünden oluşmaktadır.

Teklifin 3, 4, 5 ve 6’ncı maddelerinde TRT çalışanlarına yönelik disiplin hükümlerine dair düzenlemeler yapılmaktadır. 11/11/1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 56’ncı maddesinde yer alan ve TRT personeline uygulanacak olan disiplin cezalarının yönetmelikle belirlenmesini öngören hüküm, Anayasa Mahkemesinin 29/6/2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 14/6/2016 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Bu nedenle kanuni düzenleme yapılmaktadır. Bu kapsamda, kurumda görev yapan memur ve kadro karşılığı sözleşmeli personele verilecek disiplin cezaları ile hangi fiil ve hâller dolayısıyla disiplin cezası verileceği ve bu cezaları verecek disiplin amirleriyle ilgili hususlar düzenlenmektedir.

Teklifin 7, 8, 9 ve 10’uncu maddeleriyle 3213 sayılı Maden Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmaktadır. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün uhdesindeki ruhsatları bölerek aynı alan için birden fazla yeni ruhsat talep edebilmesine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Diğer yandan kamu kurum ve kuruluşlarının yer altındaki maden işlerine ilişkin sözleşmeleri de mevzuat değişikliği sebebiyle meydana gelen maliyet artışlarının karşılanmasına ilişkin destek verilebilmesi ve destek tutarlarının belirlenmesinde kömür fiyatlarının değişiminin de dikkate alınması düzenlenmektedir. Ayrıca 14 Şubat 2019 tarihli ve 7164 sayılı Kanun’la yapılan devlet hakkı oranlarına ilişkin değişiklerin, 2018 yılı devlet hakkı beyan, tahakkuk ve tahsilatlarında uygulanmaması düzenlenmektedir. 7164 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerde işletme izni alan maden ruhsatlarından her yıl en az ruhsat taban bedeli kadar devlet hakkı alınırken en az ruhsat bedeli kadar devlet hakkı alınması hüküm altına alınmış olup maddeyle yapılan düzenleme bunu kapsamamaktadır. Sektörden gelen talepler, 2018 yılı için bu bedelin ruhsat taban bedeli üzerinden alınması gerektiği yönündedir. Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanımız bu durumun Genel Kurul görüşmelerinde dikkate alınacağı sözünü vermiştir. Yine, 7164 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle kaynak veya rezerv olarak bildirilen alanlara buluculuk hakkı verileceğine dair düzenlemeden MTA Genel Müdürlüğünün uhdesinde olan ve hâlihazırda üzerinde çalışma yaptığı sahaların muaf olması ve altı ay içerisinde başvurması hâlinde MTA’ya bu sahalar için buluculuk hakkı verilmesi öngörülmektedir.

Teklifin 11’inci maddesiyle Emniyet Genel Müdürlüğünün istihbarat ve güvenliğe ilişkin tüm ihtiyaçlarının daha hızlı ve etkin tedarikinin sağlanması ayrıca Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığıyla eşit imkânlara sahip olması amacıyla düzenleme yapılmaktadır.

Teklifin 12’nci maddesiyle Kırıkkale’nin Bahşili ilçesinin isminin Bahşılı olarak değiştirilmesi düzenlenmektedir. İlçe Bahşili adıyla 9/5/1990 tarihli ve 3644 sayılı Kanun’la kurulmuştur. 27/3/1992 tarihli ve 92/2893 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla ise Bahşili ilçesi merkez belediyesinin adı Bahşılı olarak değiştirilmiştir. Bahşili isminin vatandaşlar arasında Bahşılı olarak kullanıldığı da dikkate alınarak belediye ve ilçe isimlerinin kullanımında birlik sağlanması amacıyla Bahşili ilçesinin adı Bahşılı olarak değiştirilmektedir.

Teklifin 13’üncü ve 14’üncü maddeleriyle 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmaktadır. 7164 sayılı Kanun’la Maden Kanunu’ndaki yatırım çakışması hâlinde kurulan kurul kaldırılmış ve buna ilişkin diğer düzenlemeler yapılmıştır. Uygulamada yeknesaklığın sağlanması adına 5686 sayılı Kanun’da da aynı yönde düzenleme yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, teklifin 15’inci maddesiyle 1 Ocak 2019 tarihinden bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar araç sınıfları itibarıyla geçmesi yasak olmasına rağmen 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden kaçak geçiş yapanlara kesilen idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilmektedir. Bu kapsamda idari para cezası verilmemesi, verilmiş idari para cezalarının tebliğ edilmemesi, tebliğ edilenlerden tahsilat yapılmaması, varsa yapılmış itirazlar veya açılmış davalar hakkında resen karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi düzenlenmektedir. Aynı zamanda, bu cezalar kapsamında tahsil edilen para cezalarının ilgililere maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 2’nci ayın sonuna kadar başvurulması hâlinde maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden 3’üncü ayın sonuna kadar ret ve iade edilmesi öngörülmektedir. Komisyonda verilen bilgilere göre, bu şekilde geçiş yapan yaklaşık 275 bin araca kesilen 310 milyon liralık idari para cezasından vazgeçilecek, ödenen 3,9 milyon lira ise iade edilecektir.

Teklifin 16’ncı maddesiyle, Dışişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu hâline getirilen Avrupa Birliği Başkanlığındaki Avrupa Birliği İşleri uzman ve uzman yardımcılarına bir kereye mahsus olmak üzere sınavla Dışişleri Bakanlığı meslek memurluğu veya konsolosluk ve ihtisas memurluğuna geçiş hakkı tanınmaktadır.

Teklifin 17’nci maddesiyle, Temmuz 2009 istatistiğine göre, toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi alan sendikalar ile bu istatistiğin yayımından sonra 15 Eylül 2012 tarihine kadar kurulan işçi sendikalarının bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde yapacakları yetki tespit başvurusunun süresi bir yıla indirilmektedir. Yetki tespit başvuruları iş yeri veya işletme çoğunluğu şartına göre Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca sonuçlandırılacaktır.

Teklifin 18’inci maddesiyle, ticari amaçla, makaron veya yaprak sigara kâğıdı içine kıyılmış tütün, parçalanmış tütün, tütün harici herhangi bir madde doldurmak, bu şekilde üretilen ürünleri satışa arz etmek, satmak, bulundurmak veya nakletmek yasağına aykırı hareket edenlere üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası verileceğine yönelik hükmün yürürlük süresi 1 Temmuz 2020 tarihine kadar ertelenmektedir. Böylelikle, tütün üreticileri açısından oluşabilecek muhtemel mağduriyetlerinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

Teklifin 19’uncu maddesinde, hurda araçlarda uygulanan ÖTV indirimi 10 bin liradan 15 bin liraya çıkarılmaktadır. Yapılan değişiklikle, 16 ve daha büyük yaştaki otomobil, panelvan, otobüs, minibüs, kamyon, kamyonet, tır çekicisi cinsi araçların ihraç edilmesi veya hurdaya çıkartılmasına bağlı olarak aynı cins yeni bir aracın ilk iktisabında tahakkuk eden özel tüketim vergisinin, Cumhurbaşkanınca araçların cinsleri ve özelliklerine göre tespit edilmek suretiyle terkin edilebilecek üst sınırının 10 bin Türk lirasından 15 bin Türk lirasına yükseltilmesi amaçlanmaktadır.

Teklifin 20’nci maddesinde, 635 sayılı Yükseköğretim Kurumlarının Araştırma ve Geliştirme Projelerinin Karşılanması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin adı “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Araştırma, Geliştirme, Yenilikçilik ve Girişimcilik Faaliyetlerinin Karşılanması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” şeklinde değiştirilmekte ve uygulamada çıkabilecek tereddütlerin giderilmesi amacıyla 8’inci maddesi yeniden düzenlenmektedir. Buna göre, sanayi alanındaki araştırma, geliştirme, yenilikçilik ve girişimcilik faaliyetleri ile teknolojik gelişmeleri takip etmek, desteklemek ve teşvik etmek amacıyla sanayi kuruluşları, üniversiteler, araştırma merkezleri ve enstitülerle iş birliği yaparak bu kurumların teknolojik araştırma ve geliştirmeye aktif katılımını sağlamak amacıyla hazırlanan programlara öğretim elemanları ve diğer kamu görevlileri ile kamu görevlisi olmayan alanında uzman kişiler görevlendirilebilecektir. Görevlendirilen öğretim elemanları ile kamu görevlisi olmayan uzmanlara Yükseköğretim Kanunu’nda öngörülen aylık tutarın 5 katını aşmamak şartıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenecek tutar üzerinden doğrudan ödeme yapılacak ve bu kişilere ayrıca harcırah ödenmeyecektir. Yükseköğretim kurumlarına araştırma ve geliştirme projeleri karşılığı aktarılan hibe niteliğindeki tutarlar proje adına açılacak özel hesaplarda incelenecektir.

Değerli milletvekilleri, konuşmama son verirken Milliyetçi Hareket Partisi olarak kanun teklifini desteklediğimizi ve kabul oyu vereceğimizi belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. Hayırlı iftarlar diliyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan konuşacaktır.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında söz aldım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bayramdan önce yine bir torba yasayla karşılaştık. Yine, aklınıza ne geldiyse bu torbanın içine koymuşsunuz, bayram torbası gibi olmuş maşallah. Bu torbanın içinde Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu var, TRT Kanunu var. Ben hep TRT’yle alakalı söylüyorum, orası İbrahim Eren’in çiftliği gibi olmuş. İbrahim Eren “Kadro fazla.” diyor, adamları dışarı koyuyor; bir bakıyorsunuz, belediyelerden gelen adamları bu sefer yine oraya alıyor. Ya, kadro fazlaysa bu adamları niye aldın? Kadro azsa bu adamları niye çıkarttın? Enteresan bir yer orası. Yani İbrahim Eren’in babası da benim iyi dostum; Halit Eren’in oğlu İbrahim’in çiftliği gibi olmuş burası, İbrahim istediği gibi at koşturuyor. Ama o arada, elektrik faturası ödeyen her vatandaş da İbrahim’in çiftliğine vergi veriyor. Zaten vatandaş elektrik parasını ödemekte zorlanıyor, vatandaşın gelen elektrik faturası karşısında yüzü mahzun, bir de İbrahim dizi film çevirecek diye oraya biz TRT katkı payı ödüyoruz. Ne kadar hazin bir durumumuz var, değil mi? Yani evinde çorba pişiremeyen adam İbrahim Eren dizi film çevirsin diye İbrahim Eren’e TRT katkı payı veriyor o elektrik faturasının içinde. Önce bu garabeti ortadan kaldırmak lazım bir an önce. Yani, TRT’ye katkı payı veren adama da hiçbir hizmet etmiyor bu TRT ama ona rağmen, o vergiyi de oradan alıyor.

Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkında Kanun var, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu var.

Hep bu kürsüden söylüyoruz: Bu kanunda da olumlu bulduğumuz, milletin yararına olduğunu düşündüğümüz düzenlemeler var. Ama kanun yapma mantığı, yolunuz, yordamınız yanlış, hep bunu eleştiriyoruz. Yani bu kanun yapma tekniğiyle ilgili eleştirilerimiz devam ediyor. Kanun yapma tekniği bilimsel bir çalışma. Toplumun bütün hassasiyetlerini, dengelerini ve gerçeklerini dikkate alarak kapsamlı ve özenli bir çalışmayı gerektiriyor kanun yapmak. Ama sizin yaptığınız torba yasalar, âdeta aceleye getirilen yasalar. Yani biraz evvel Sayın Özgür Özel güzel ifade etti: Bu yeni sistemle beraber Millet Meclisinde milletvekillerine yeni kanun yapma imkânı verildi dediler. Bu kanunu yapan milletvekillerinin hiçbirisinin haberi yok, farkında değiller, hatta bakanların da haberi yok. Bakanlar kendileriyle ilgili kanunları buraya devrediyorlar, milletvekili bir arkadaşımız imza atıyor, hizmet ediyor.

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Hayır…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Milletvekilim, bunları benimle beraber dört sene evvel siz de söylüyordunuz. Şu anda orada oturmanız farklı söylemeyi gerektirir ama dört sene evvel benden fazlasını söylüyordunuz siz.

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Hayır…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Şu anda bulunduğunuz yerde itiraz edebilirsiniz, saygıyla karşılıyorum. Hatta daha ağırlarını söylüyordunuz. Ama şu anda bulunduğunuz mevcut, itiraz etmeyi gerektirebilir, buna saygı gösteriyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şahidiz, şahit. Şahidiz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Efendime söyleyeyim…

KEMAL ÇELİK (Antalya) - Sen CHP’nin peşinden git.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Adalet ve Kalkınma Partisiyle ilgili ben hiç hakaret ve küfür etmedim ama sizden çok duydum, emin olun. Ben eleştirebilirim, çok da eleştireceğim, devam edeceğim eleştirmeye ama hiç hakaret ve küfür etmedim, etmeyeceğim de.

“Torba kanun” denilen, kesinlikle yasa yapma tekniğine aykırı bu kanundan bahsetmiştim. Torba kanunlarda adalet değil karmaşa ve adaletsizlik çıkıyor yani torba kanunla getirilen bir düzenleme yok. Bir gecede güne, kişiye ve olaylara göre kanun çıkartılıyor, “demokratik hukuk devleti” ilkesiyle de bu hiç bağdaşmıyor.

Tarih, yararlanmak isteyenlere karşı çok değerli tecrübeler sunar aslında. Türk hukukunun kaynağını oluşturan Roma hukukunda torba kanun uygulamasının yasaklandığını bilmek bu açıdan çok öğreticidir, daha önceki bir konuşmamda da bahsetmiştim. Romalı hukukçular halkın benimsemediği konuların çok istenilen düzenlemelerin arasına yerleştirilerek kanunlaştırılmaya çalışılmasının bir siyasi rüşvet olduğunu belirlediler ve ne yaptılar, biliyor musunuz? Roma devletinin özellikle cumhuriyetten imparatorluğa evrildiği dönemde yoğunlaşan ve gerek hukuk gerek siyaset kurumunu fevkalade yozlaştıran torba kanun uygulamasını yasakladılar. Romalı hukukçuların yasakladığı torba kanun uygulaması bizde kanun koyucunun daimî olarak yararlandığı bir usule, bir kanun yapma tekniğine kavuştu.

Milattan önce yaşamış olan Yunanlı politikacı Dimosthenis o zamanki yasaların önemli bir kısmını nasıl anlatıyor? “İster büyük ister küçük bir kentte otursun, insanların bütün yaşamı doğa ve yasalar tarafından düzenlenir.” diyor. Doğaya ve yaşama aykırı kanunlar düzenlemek, sonradan geriye dönüyor, “Biz bundan pişman olmuştuk.” dediğiniz noktalara geliyor. Ben bu kürsüde çıkarılan kanunların bu memleketin başına neler açacağını söylediğimde bana itiraz edenler o çıkarttıkları kanunların mağduru oldular daha sonra, bunu hep beraber gördük. “Doğa kuralsızken ve bireylere göre değişirken yasalar ortak bir servettir, düzenlidir ve herkes için aynıdır. Yasalar, doğruluğu, güzelliği ve yararlılığı amaçlarlar, aradıkları şey de budur. Yasa bir kez bulundu mu, herkes için eşit ve değişmeyen bir kural hâline gelir.” diyor.

Bugün Hükûmetin esas yasama yöntemi hâline gelmiş olan torba kanunların ne yeni sistemin verimli çalışmasına ne de Parlamentodaki müzakere kültürüne herhangi bir katkısı bulunmaktadır. Bugünkü yapılarıyla torba kanunlar, bürokrasi ve Meclis arasında doğan boşluk ve uyuşmazlık, demokratik usul ve esasların çağdaş standartlarda uygulanmasının önüne geçmektedir. Meclisin kanun yapma kalitesi düşmüştür. İşler bir demokratik yapı, verimli bir yasama torba kanunlar vasıtasıyla da yürümez. Bu sebeple, artık bir yıla yaklaşmakta olan yeni sistemin daha sağlıklı ve verimli çalışmasını sağlamaya yönelik bir yapının yeniden inşa edilmesi elzemdir. Bu konuda, en son torba kanun geldiğinde arkada, kürsü arkasında yaptığımız görüşmede Sayın Grup Başkan Vekili Mehmet Muş Beyefendi bu torba kanunlardan kendilerinin de rahatsız olduğunu, bunlara da bir an önce son verilmesi için gerekli düzenlemeleri yapacaklarına dair bir şeyler söylemişti. Anladım ki gördüm ki Sayın Meclis Grup Başkan Vekilimizin de gücü bu işe yetmemiş. Öyle farklı bakanlardan öyle farklı kanunlar geliyor ki temel kanun yapma imkânımız yok. Bu sefer, torba kanunu temel kanun yapmak gibi uygulaması hiç mümkün olmayan bir ucube sistem geliştirdik. Torba kanundan temel kanun olmaz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ama çok hız kazandırıyor Başkanım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Olmaz, emin olun olmaz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Kazandırıyor, çok vakit kaybederiz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bakın, iş kazandırmak için size farklı bir yol söyleyeyim: Allah’ın bir vahyi gibi Cumhurbaşkanının sözlerini yapalım, hiç bize bile gerek yok; evimize, çoluğumuzun çocuğumuzun başına gidelim. O çok daha kolay bir sistem, size tavsiye ederim.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Öyle bir talep yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Gittiğiniz yolda orada bitiyor gibi, öyle görünüyor zaten. Yani bu kanunu yapacaksak tekniğine uygun yapmak doğrudur. Bu değil, siz ısrarla “o” diyebilirsiniz; çokluğunuz, varlığınız buna yetebilir ama bu doğru bir iş yaptığınız anlamına gelmez. Türkiye'de Meclisin bu yöndeki eksikliklerini giderecek düzenlemelerin hem yasal hem de Parlamentoda grubu olan siyasi partilerin üzerinde mutabık kalacağı teamüller üzerinden gerçekleştirilmesi gerekliliğine inanmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz kanun teklifinin maddeleri üzerinde milletvekili arkadaşlarımız konuşacak olsa da ben bazı maddeler üzerinde düşüncelerimi buradan size ifade etmek istiyorum.

Kanun teklifinin 2’nci maddesinde, İstanbul’da Bulut Eğitim Vakfı tarafından İstanbul Galata Üniversitesi adıyla yeni bir vakıf üniversitesi kurulması öngörülüyor.

Bir üniversite kurulmasına ilişkin düzenlemenin, Meclis İçtüzüğü’nde görevleri açık bir şekilde sayılmış olan Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesini yanlış bulduğumuzu ifade etmek istiyorum yani üniversitenin kuruluş kanununun Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmemesi lazım. Plan ve Bütçe Komisyonuna ait vazifeler Meclis İçtüzüğü’nde belirtiliyor. Kurulacak yeni üniversitenin nitelikli olması ve çağın gereklerine uygun bir şekilde eğitim verebilmesi için Millî Eğitim Komisyonunda haricen ve detaylı bir şekilde görüşülmesi gerekir diye düşünüyorum. Kusura bakmayın, iftara yaklaşırken bazen dil sürçmeleri oluyor; affınıza sığınıyorum.

3’üncü maddeye geçmek istiyorum. 3’üncü maddede, TRT personeline ilişkin disiplin cezaları ile uygulama esaslarının belirlenmesiyle ilgili bazı düzenlemeler var.

Bu maddede öngörülen disiplin suçlarının derecesi artıkça cezai yaptırımlar daha da müphem bir hâle geliyor. Özellikle işten çıkartma, amirlerin keyfî uygulamalarına zemin hazırlayabilecek şekilde belirsizlik arz ediyor. Hiç kuşkusuz TRT, bir kamu kuruluşudur ve kuruma bağlı çalışan personele ilişkin disiplin cezaları da yasaya dayanmalıdır. Ancak son birkaç yıldır yürütme tarafından kuruma atanmış yöneticiler eliyle, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu bir kamu kuruluşundan çok iktidara ait -iktidarı savunan demiyorum- bir medya kuruluşu hâline gelmiştir yani bugün bir a Haberden, bir Kanal 24’ten TRT’nin hiçbir farkı yoktur. Hiçbir muhalif milletvekilinin sesine yer vermediği gibi muhalif görüşe yer verenleri de hemen o programdan tardediyorlar. Son dönemde Türkiye Cumhuriyeti kurumları geneline yayıldığı gözlenen bu durumun kabul edilmesi asla ve kata mümkün değildir.

Anayasa’da ve kendi yasasında özerk ve tarafsız bir kamu hizmeti yayıncısı olarak tanınan TRT, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve sonrasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle özerk ve kamu yararına yayın yapan bir kurum olmaktan çıkarılmıştır.

Kamu hizmeti yayıncılığı yapmakla görevli olmasına karşın iktidarın propaganda aygıtına dönüşen TRT, siyasi kadrolaşmayı artıracak yeni bir uygulamaya daha imza atmıştır. Bu uygulamayla 169 TRT çalışanı istihdam fazlası personel olarak Devlet Personel Başkanlığına bildirilmiş, bu uygulama âdeta deneyimli kadroların tasfiyesine dönüşmüştür. Kamu televizyonu TRT’yi çiftliğe çeviren -iktidar demeyeyim- aslında Genel Müdür, sizden daha fazla çiftliğe çevirdi, kendi adamlarına daha çok yer açmak için yılların emekçilerini kurumdan uzaklaştırıyor.

Biraz evvel ifade ettim, onu bir daha tekrarlıyorum. Recep Özel, yüzüme bakma. Elektrik faturası ödüyorsun, ödediğin faturada TRT payı var ve senin hiç seyretmediğin bir dizi sanatçısına o para veriliyor. Senin belki maaşın buna yeter ama 2.020 lira asgari ücret alan bir vatandaş, kendisinin ödediği elektrik faturasındaki o TRT payına ahediyor, emin olun. Zaten o elektrik faturasını ödemekte zorlanıyor, diyor ki: Benim bu faturamın içerisinde aldığınız TRT payı şu dizideki bu kız sanatçıya verilmiş. O kızın sosyal yaşantısını da gördüğü zaman rahat, huzurlu; kendisi ay sonunu getiremeyen bir vatandaş, üzülüyor haklı olarak, zoruna gidiyor ve ahediyor. Haberiniz olsun, ben bir daha tekrarlayayım size, belki bu konuda, TRT payıyla ilgili bir düzenleme yaparsınız. Bence yok edin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Payı indirmiştik, o zaman karşı çıkmıştınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Hayır, hiç karşı çıkmadık. TRT payına karşı çıkmadık. Recep Özel, recep, şaban, ramazan hepsi seni vurmuş, haberin olsun! Biz karşı çıkmadık. Başından beri, ben Meclise geldiğim günden beri, TRT payının elektrik faturalarından kaldırılması gerektiğini çeşitli defalar dile getirdik. Kamu hizmeti yayıncılığından yana, yetişmiş, deneyimli, üretmekten yana olan çalışanların tasfiyesinden de bir an önce vazgeçin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz bu torba kanunun 4’üncü maddesiyle maden arama ruhsatlarıyla ilgili yeni düzenlemeler getirilmek isteniyor. Bu madde, maden arama çalışması yapılan bir arazinin bir kısmı içinde maden bulunduğu takdirde, arama ruhsat süresinin sonu beklenmeden madenin bulunduğu kısmın bütünden ayrılarak işletmeye açılmasına olanak sağlıyor. Bu düzenleme, bütün olarak arama faaliyeti yürütülen arazilerin rant amacıyla parçalanıp özel işletmelere devrine sebep olabilir görüşündeyiz.

Birkaç ay önce görüştüğümüz Maden Kanunu görüşmelerinde de ifade ettiğim gibi, yasama faaliyetlerimiz ve çıkardığımız yasalar, birilerinin madenlerimizden ve tüm yer altı zenginliklerimizden rant elde etsin diye milletin yüce makamından, Meclisinden geçmemeli değerli arkadaşlar. Yağmalanmasına izin verdiğiniz madenlerimiz için, maden sahası içindeki ve dışındaki çevrenin, doğanın, orada yaşayan vatandaşlarımızın canına okuduğunu, sağlığının, toprağının, anılarının ellerinden alındığını defalarca burada vurguladık.

Bakın, seçim bölgem Kocaeli’de yine bir ağaç katliamıyla karşı karşıyayız. Daha önce bir söyledim, itiraz edildi; bir tane daha söylüyorum: Kandıra’ya bağlı Babaköy’de yaklaşık 13 hektarlık yani 130 dekarlık bir alanda taş ocağı yapılması için ağaçlar numaralandırıldı. Taş ocağından beton çıkıyor. Beton bizim hayatımızı yok ederken bize hayat katan ağaçları da kesiyoruz yani kendi ölümümüzü kendimiz hazırlıyoruz ama yavaş yavaş. Bu ağaçlar niye numaralandı? Kesilmek için. Kaç ağaç kesilecek biliyor musunuz? 5 bin ağaç. Bunun adı olsa olsa doğa katliamıdır, başka da bir şey demek mümkün değil. Taş ocağı açtık, taş çıkarılacak bu 13 hektarlık alanda ormanımız, ağaçlarımız katledilerek. Biraz hava almaya kalksanız ağaçlık bir bölge arıyorsunuz, bulamayacaksınız, gittiğiniz yerde taş ocaklarını bulacaksınız. Taş ocaklarınızda o çocuklarla nasıl nefes alacaksınız bilmiyorum. Bunun önüne geçmek için, ben Kocaeli’deki bu ağaç katliamının önüne geçmek için bölgenin milletvekili olarak üzerime ne düşerse yapacağım. Orada, gerekiyorsa bu ağaç katliamının önüne geçmek için, vatandaşlarımızla beraber oturup o ağaç katliamını yapanların karşısına dikileceğim.

Necmettin Erbakan’ın rahleitedrisinden geçen arkadaşların sayısı azalsa da var burada; onunla ilgili, bir anısından bahsetmek istiyorum size. Gazeteciler vaktizamanında rahmetli Necmettin Erbakan’a sorar: “Hocam, sizi ramazanda vatandaşın sofrasında hiç göremedik.” derler. Hocanın cevabı çok güzel, diyor ki: “Bir Başbakan göreve geldiğinde vatandaş sofrasına birkaç çeşit daha koyabiliyorsa o Başbakan her akşam vatandaşın sofrasındadır.” Yani vatandaşın yokluk içerisinde olan sofrasına bir gece oturmak o vatandaşa bir onur getirebilir ama “Gerçek Başbakan o vatandaşın sofrasına birkaç kap daha yemek koyabiliyorsa, o Başbakan gerçek anlamda o vatandaşın sofrasına oturmuş demektir.” diyor.

Ben şimdi size sormak istiyorum: Siz her akşam vatandaşın sofrasında mısınız? Hayır. Yaptığınız bu zamlarla her akşam vatandaşın sofrasından bir kap yemeği daha alıyorsunuz. Her akşam iftara oturduğunda vatandaş bakıyor, bir kap daha eksilmiş. Vatandaşın sofrasına bir şey katmak bir yana, iftar açarken oturduğu sofradan bir kap daha eksilmiş. “Ya, biz gidip kimsenin sofrasından bir şey almıyoruz.” deseniz de yaptığınız zamlarla o sofradaki kaplar birer birer eksiliyor. Yani vatandaşı suyla oruç tutup suyla sahur yapmaya mahkûm ediyorsunuz. Orada yaptığınız doğa katliamlarıyla o suyu da bulmakta zorlanacak, nasıl oruç açacak, onu da bilmiyorum, onu da ayrıca ifade etmek istiyorum.

Siz bunları devamlı yaparken bir taraftan da bize hep diyorsunuz ki “Biz hepimiz aynı gemideyiz.” İyi de baba, siz kaptan köşkündesiniz, biz tayfa. Aynı gemide olduğumuz doğru, biz tayfa. Siz kaptan köşkünde, sizin dışınızdaki herkes tayfa. Ama siz ne bekliyorsunuz biliyor musunuz? Vatandaş karnı doyuyor diye size dua etsin. Bir de denize atmadığınız için size şükran duysun istiyorsunuz. “Yani karnınız doyuyor, bize dua edin. Bakın, sizi de denize atmıyoruz. Tayfalar olarak siz burada gemide duruyorsunuz, karnınız da doyuyor, biz kaptan köşkünde sizi seyredeceğiz, merak etmeyin.” Bir de onlardan dua bekliyorsunuz.

Gemide ne erzak kaldı ne de yakıt, sıra filikaları satmaya geldi. Ne zaman gemileri kayalıklara çarpsanız, duyulmasın diye müziğin sesini de sonuna kadar açıyorsunuz. O arada toplumda bir infial çıkıyor; filika satıldı, gemi karaya oturdu, ses çıkmasın diye müzik açılıyor, bizim seslerimiz duyulmasın diye.

Size söylüyorum şimdi: Halkın iradesinin yansıdığı meşru sandık sonucunu beğenmeyip seçimi yeniletirken ekonomiye ve Türk lirasına güvenin yasaklarla ve kısıtlamalarla korunacağını sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Korumayla Türk parasını değerli hâle getiremezsiniz, ekonomiyi düzeltemezsiniz. Hiçbir soruna çare olmayan ama atılan taşla ürkütülen kuşa değmeyen, daha da ötesi, bu ürkütmenin bedelinin ağır olduğu bir ekonomi yönetimiyle ülkeyi krizden asla ama asla çıkaramazsınız, vatandaşın sofrasından her iftarda bir kap daha eksiltirsiniz. Yani PowerPoint sunumlarıyla “Enflasyonu saldım çayıra, Mevla’m Türk lirayı kayıra.” diye ekonomiyi yönetmek mümkün değil. Keşke öyle bir şey olsa Sayın Berat Albayrak en başarılı Ekonomi Bakanı olurdu zira PowerPoint sunumları hakikaten başarılı. Artık yolun sonuna gelindiğinin farkına varılmasını istiyoruz. İnşaata, betona, ranta dayalı ekonomi modeli battı. Kaç fabrika açtınız? Kaç istihdam sağladınız? Tüm bunları bırakın, yatırım diye sunduğunuz projeler bitmesine rağmen, hâlâ devletin kasasından para çıkmaya devam ediyor. Köprü yaptık diyorsunuz, yap-işlet-devret diyorsunuz, verdiğiniz garantiler karşılamıyor, devletin kasasından para çıkmaya devam ediyor. Ben on altı senedir Kocaeli’den Milletvekilliği yapıyorum -bir arkadaşım daha var Kocaeli’den burada- bir tek fabrika açıldı; Ford fabrikasının ilave tesisleri. O dönemde Koç ailesi ile Sayın Erdoğan’ın arası çok açıktı ama ona rağmen, on altı senede ilk defa bir tesis açıldığı için Sayın Erdoğan o açılışa gelmek zorunda hissetti kendisini. Bakın, bir ek tesisten bahsediyorum, sanayici arkadaşlar bilir, ek tesis, bu bir yatırım değil, ilave bir tesis. On altı senedir tek bir fabrika açılmadı, bundan sonra da açmak çok zor. Yüzde 30 faizle kim alacak, kim yatırım yapacak, nasıl işletecek, nasıl para kazanacak? Mümkün değil. Açıkları, açık kalmaya devam ettirebilirsek çok şanslıyız ama her gün, her fabrikadan çıkarılan işçilerin sesini duyuyoruz.

Yani burada keyifle oturup bunların yanlış olduğunu söylemekle ekonomi düzeliyor olsa vallahi billahi, hiç sesimi çıkarmadan bütün bu sataşmalarınızı, yerinizden bütün konuşmalarınızın hepsini dinler, derim ki: Nihayetinde ekonomi selamete kavuşacak, ülke refaha kavuşacak, problem yok; bu arkadaşlarımız da konuşsunlar, konuşarak bir şeyler yapmış oldular belki. O da olmuyor gördüğünüz gibi.

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

51.- Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün, Kırıkkale ilindeki işsizlik sorununa ve Kırıkkale Silah Sanayi İhtisas OSB’ye teşvik ve destek beklediklerine ilişkin açıklaması

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, Meclis dışında kalan zamanımın önemli bir kısmını seçim bölgem Kırıkkale’de geçirmekteyim. Sahur vaktine kadar devam eden Kırıkkale temaslarımızda ortak talep, iş ve bunu sağlayacak yeni yatırımlardır. Kırıkkale’miz, uzun zamandır iş ve yeni yatırım konusunda herhangi bir gelişmenin olmamasından yakınmaktadır. Nüfusa oranla işsizliğin yüksek olduğunu dile getiren genç Kırıkkaleli kardeşlerimiz, işsizlik nedeniyle gelecek planları yapamadıklarını ifade etmektedirler. Bu bakımdan, Hükûmet yetkililerinden Kırıkkale’ye gerek kamu gerekse özel yatırımlar konusunda özen ve önem göstermelerini talep ediyoruz. Kırıkkale Silah Sanayi İhtisas OSB’ye avantaj yaratacak ve ön plana çıkaracak özel teşvik ve destekleri ilgili bakanlıklarımızdan özellikle bekliyoruz.

Yine, Kırıkkale’deki ticaret erbapları da vergi, prim affı ve özel teşviklerle destek beklemektedir diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 61 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1908) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan konuşacaktır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben dört yıldır milletvekiliyim ve dört yıldır da Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim. Hayalim, memleketimi hem demokratik bir ülke yapmak hem de toplumumuzu refaha kavuşturmaktı. Bu yönde de demokratik reformlar ve ekonomik reformlar yapılacağı düşüncesiyle bu Meclise geldim. Ancak utanarak söylüyorum arkadaşlar, dört yıldır torba dışında Plan ve Bütçe Komisyonunda hiçbir şey yapmadık. Dört yıldır Plan ve Bütçe Komisyonundan tek bir reform geçmedi arkadaşlar. Oysa yapmamız gereken reformlardı, hem demokratik hem de ekonomik reformları hayata geçirmekti ama torba da torba, torba da torba dedikçe baş aşağı gittik arkadaşlar. O torbalar vatandaşlarımızın, maalesef, o pazar torbalarındaki ekmeğini, etini, buğdayını azalttı arkadaşlar. Yapmamız gereken, tekrar söyleyeyim, bir an önce bu torba mantığından çıkıp demokratik ve ekonomik reformları yapmaktır. AKP de aslında, bu rüyayı vatandaşlarımıza anlatarak iktidara geldi 2002 yılında. Yine bir ekonomik kriz vardı, derin bir ekonomik kriz yaşamıştık, dedi ki vatandaşlarımıza: “Siyasi kriz, ekonomik krizi getirdi. Ben gelirsem hem demokratik reformlar yapacağım hem de ekonomik reformlar yapacağım.” Kısmen, kendi meşrebince bir şeyler de yaptı ama özellikle, arkadaşlar, son dört yılda çözüm yolundan, demokrasi yolundan çıktığından beri maalesef, hem huzurumuzu kaybettik hem de refahımızı kaybediyoruz arkadaşlar. Yalnızca bir rakamla söyleyeyim. Hani AKP’nin 2023 yılı hedefleri vardı, hatırlayanınız var mı? AKP’li tek bir kişi çıkıp da “2023 hedeflerimizin arkasındayız.” diyebiliyor mu? Diyemiyorsunuz. Bir rakam vereyim: Neydi 2023 yılı hedefiniz? Kişi başı millî gelir 25 bin dolar olacaktı arkadaşlar, 25 bin dolar olacaktı. Bugün kaç? 8 bin dolar, bugün 8 bin dolardayız. Yani 2008 yılında 10-12 bin doları yakalamışken bugün 8 bin dolara düştük ve 2023 yılında 25 bin dolar olacakken bugün 8 bin dolardayız arkadaşlar. Gelin, şapkayı önümüze koyup düşünelim.

Başka bir rakamdan bahsedelim: Asgari ücret kaç para? Hani müjde diye vatandaşımıza dediniz ya: “2.020 lira yaptık.” Arkadaşlar, TÜİK açlık sınırını açıkladı, TÜİK birkaç gün önce açlık sınırını açıkladı. Bakın, açlık sınırı nedir? 4 kişilik bir ailenin yalnızca tenceresini kaynatma maliyeti yani çocuklarını ve 4 kişilik bir aileyi yeterli yani aç kalmayacak kadar besleyebileceği rakamdır. Ne kadar bu? 2.124 TL, açlık sınırı 2.124 TL. Asgari ücret ne kadar? 2.020 TL. Yani vatandaşımız, milyonlarca asgari ücretli açlık sınırının altında maaş alıyor. Yani vatandaşımız aç, tenceresini kaynatamıyor.

Bakın, demokratik yoldan çıktığınızdan beri ciddi bir demokrasi krizi yaşıyoruz ve siyasi kriz yaşıyoruz, bunun sonucunda da bir ekonomik krize doğru yuvarlanıyoruz, hem demokrasi liginde hem de ekonomi liginde nal topluyoruz arkadaşlar.

Bakın, Meclis aylardır çalışmıyor, aslında -demin dediğim gibi- yıllardır çalışmıyor. Denge ve denetim görevimizi görmüyoruz arkadaşlar. Biz denge ve denetlemek için maaş alıyoruz, vatandaşlarımız bize onun için maaş veriyor ama bu Meclis denge, denetleme görevini yapıyor mu? Hayır; ferman ne geliyorsa, maalesef, sarayın bir noteri olarak fermana mühür basma görevi bize verilmiş durumda ve maalesef AK PARTİ Grubu da yalnızca bunu yapıyor arkadaşlar, üzülerek söylüyorum. Bakın “Reform yapmalıyız.” dedik ama torba yasalarla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, bir rakam daha söyleyeyim, TÜİK gene bir rakam açıkladı; yoksulluk sınırı 6.918 lira arkadaşlar, evine 6.918 lira girmeyen vatandaşımız yoksul. Gezin bakalım esnafları, çiftçileri, emeklileri, kaç kişinin evine 6.918 TL giriyor? Çok az vatandaşımızın evine bu rakam girebiliyor yani vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu yoksul arkadaşlar. Biz bunu beka meselesi yapmalıyız, vatandaşlarımızın refahını ve huzurunu konuşmalıyız ama maalesef bunlardan uzaktayız arkadaşlar.

Bakın, ne dedi Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini vatandaşlarımıza anlatırken? “Verin bana yetkiyi, Türkiye'yi uçuracağım.” dedi, öyle değil mi? “Verin bana yetkiyi Türkiye'yi uçuracağım.” dedi. Az sonra size Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtiğimizden beri rakamlar ne oldu, söyleyeceğim. Ne dedi Sayın Tayyip Erdoğan? “Verin bana yetkiyi, faizle, dövizle nasıl mücadele ediliyor sizlere göstereyim.” dedi. Vallahi şahane mücadele ediliyormuş arkadaşlar!

Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı “Ben bir şirket gibi yöneteceğim.” dedi ama nasıl bir şirket olduğunu da anlatmadı. Meğer aile şirketi gibi yönetecekmiş; Sayın Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı olduktan sonra ekonominin başına da damadını koydu. Damat bey dedi ki: “Her şey çok güzel olacak.” Ama arkadaşlar, bakın, ben size söyleyeyim, ben de hasbelkader bir ekonomistim; hani bana deseniz ki: “Garo, kriz çıkarmak için ne yaparsın?” Ben derdim ki mesela: “Hani bir cumhurbaşkanı olur ülkede, hani paraları götürürseniz ‘Benim B planım var, C planım var.’ derim.” derdim. “B planım var, C planım var.” derse bir Cumhurbaşkanı, vatandaş korkar, yerli ve yabancı yatırımcı korkar, bankada parası olanlar korkar ve o paralarını çekerler, götürürler arkadaşlar, evlerinde tutarlar, yabancılar da alıp yurt dışına götürürler. Cumhurbaşkanı bunu dedi, damadı Ekonomi Bakanıyken bunu dedirtti. Ne oldu? Dolar 4 liradan 7 liraya fırladı.

Veya ben Maliye Bakanı olsaydım, sorsalardı ki: “Kriz çıkarmak için ne dersin?” Derdim ki mesela: “Döviz alana vergi getiririm.” Tam da dövizin ateşi yükseldiği sırada “Döviz alana vergi koyarım.” derdim. Maliye Bakanı bunu yaptı.

Veya “Kriz çıkarmak için ne yaparsın?” diye sorsalardı “Döviz alanın dövizini bir gün sonra vereceğim.” derdim. Hani, bugün döviz alıyor vatandaşımız, ne yapacakmış? Bugün vermeyecekmiş dövizini. “Yarın vereceğim.” derdim. Ne algılar vatandaş? “Demek ki döviz bitiyor, demek ki kriz derinleşiyor, bir an önce gidip döviz alayım.” der.

Veya kriz çıkarmak için ne yapardım? Bankalara baskı yapardım “Faizleri düşürün.” diye. Kamu bankalarına derdim ki: “24 değil de 16’yla bağlayacaksın mevduatı.” Baskı yapardım, hazine ihalelerini iptal ettirirdim, yüksek faiz çıkarsa “Düşük faiz çıkaracaksın.” diye bankalara baskı yapardım. Maliye Bakanı bunu yaptı arkadaşlar. Kayınbaba-damat şirketi maalesef bu hataları yaptı.

Arkadaşlar, bakın, size rakamlar vereceğim: Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçerken enflasyonumuz yüzde 14’tü, bugün yüzde 20 arkadaşlar; dört yıl önce, hani, demokrasiyi nispeten daha çok konuştuğumuz günlerde, çözüm iradesinin olduğu günlerde yüzde 7’ydi. Faizimiz dört yıl önce yüzde 9’du; damat bey ekonominin başına geçince, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilince 17 oldu, bugün yüzde 24 arkadaşlar. Barış iradesinin, çözüm iradesinin olduğu zaman işsizliğimiz yüzde 8’di, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçerken yüzde 10’du, arkadaşlar, bir yıl içinde yüzde 15’e çıktı ve yükseliyor; geniş tanımlı işsizlik 8 milyona çıktı, son bir yılda 1 milyon 400 bin yeni işsizimiz var.

Peki, arkadaşlar, büyüme rakamları? Arkadaşlar, resesyona girmiş durumdayız, hatta stagflasyona, hatta slumpflasyona girme riskimiz var; büyük bir buhranın içindeyiz. Yani “En kötüyü geride bıraktık.” doğru değil arkadaşlar. En kötüyü geride bırakmadık, her gün daha kötüye gidiyoruz; ekonomi kırılgan, rakamlar kötü.

Peki, bu durumlarda ne yaparsınız? Önce gemiyi bir tamir edersiniz. Hani, gemi metaforu var ya; biz bu muhalefet şerhinde “Titanic sendromu” olarak anlattık. Kaptan köşkünde kayınbaba-damat var, gemiyi sürerken buz dağına çarptılar, bakın buz dağına çarptılar. Titanic’te şöyleydi: Alt kamaralarda yoksullar vardı, binlerce yoksul vardı; üst kamaradaysa, lüks kamarada yandaşlar vardı, zenginler vardı; kayınbaba-damat yukarıda kaptan köşkünde.

Arkadaşlar, gemi buz dağına çarptı ve yaralı. Bu şartlarda ne yaparsınız? Önce gemiyi tamir edersiniz ve alt kamaralarda olan yoksulların sesine kulak verirsiniz. Ama ne yapıyorlar tam bu şartlarda? Diyorlar ki: “Biz S400 alacağız.” 2,5 milyar dolar maliyeti olan bir silah sistemi. Ki ülkemizde Patriot’lar var arkadaşlar, 2011 yılında talep ettik, tam sekiz yıldır ülkemizde Patriot’lar var NATO’nun tahsis ettiği. Bunu hiç söylemiyorlar, ne diyorlar? “S400 alacağız.” 2,5 milyar dolar.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Patriot kalmadı, doğruları söyle.

GARO PAYLAN (Devamla) – Arkadaşlar, bu hem ekonomik krizi derinleştirir, yaralı olan gemiye daha büyük yara açar hem de siyasi anlamda büyük bir buhran yaşayabiliriz. Ve şunu söyleyeyim: Yalnızca S400 almaktan vazgeçsek -gemimizi tamire, yoksulların refahını artırmaya- neler yapabiliriz diye rakamlar vereyim size: Yalnızca S400’ü almaktan vazgeçsek emeklilikte yaşa takılanların bütün sorunlarını çözebiliriz.

Bütün emeklilikte yaşa takılanlara sesleniyorum: Hepinizin sorununu çözmemiz yalnızca barışçıl politikalara, hem içeride hem bölgesel olarak barışçıl politikalara yani silaha daha fazla para yatırmamaya bağlı arkadaşlar. Yalnızca S400’den vazgeçmek sizin sorununuzu çözüyor arkadaşlar.

Bakın, bazı memurların ve emeklilerin 3600 ek gösterge sorunu var, milyonlarca memur sesleniyor, “Bunu çözün.” diyor. Maliye Bakanı ne diyor? “Kaynak yok.” Ne olacak, kaynak nereye gidecek? Rusya’ya gidecek, Rusya’ya S400 füzesi için gidecek.

Arkadaşlar, işte, bu adımları atıyorlar maalesef, o yüzden sorunlar çözülmüyor. Tarımın sorunlarını çözemiyoruz; tarım, çiftçi destek bekliyor, destek verilemiyor. Niye? Kaynak yok, kaynaklar S400’e gidecek.

Bütün bu adımlardan önce, arkadaşlar, madem aynı gemideyiz, ben derim ki: Gelin, önce gemiyi tamir edelim, gemiyi güçlendirelim, demokrasimizi kurumsallaştıralım, sonra güvenlikle ilgili gereken ne varsa yapalım.

Bakın, dört yıl önce, barış sürecinde -Plan ve Bütçe Komisyonunda rakamlar var- bütün güvenlik harcamalarımıza toplam 50 milyar lira gidiyordu; yalnızca dört yıl önce, bütün güvenlik harcamalarımızın toplamı. Çünkü barış süreci vardı, hem içerde hem de dışarda barış konuşuluyordu. 2019 yılında 150 veya 160 milyar lira güvenlik harcamalarına harcayacağız arkadaşlar, 110 milyar lira artmış yani 110 katrilyon lira. Bu da nereden çıkıyor? İşte, vatandaşımızın yoksulluğundan çıkıyor, tenceresini kaynatamamaktan çıkıyor arkadaşlar.

Bütün bu şartlarda yapısal reformlar yapmıyoruz, demokratik reformlar yapmıyoruz; torba da torba… Peki, bu torbada ne var, biraz da onlardan bahsedeyim.

Değerli arkadaşlar, bakın, torbayla üniversite kuruyoruz, bu torbada o var. Torbayla üniversite kurulur mu ya; arkadaşlar, torbayla üniversite kurulur mu ya? Torbayla üniversite kurulursa o üniversite nasıl bir üniversite olur? Bakın, Plan ve Bütçe Komisyonunda bir madde. Nasıl görüşüyoruz? Millî Eğitim Bakanlığından üst düzey bir yetkili yok ve bu vakfın, kuracak vakfın mütevelli heyetinden kimse yok. Öyle değil mi? Bulut Vakfı üniversite kuracakmış. Bu, müstakil bir yasa olarak Millî Eğitim Komisyonunda görüşülse, bu vakfın mütevelli heyeti başkanı gelse, milletvekillerine “Benim şöyle bir hayalim var, ben şöyle bir üniversite kuracağım, şöyle çocuklar yetiştireceğim.” diye hayalini anlatsa olmaz mıydı arkadaşlar? Ne yaptık? Eğer siz de onay verirseniz, maalesef, işte torbayla ne idiği belirsiz bir üniversite kurulacak. Olmaz!

Bakın, Emine Erdoğan’ın Nilüfer Bulut’la dostluğu var; fotoğrafları var, düğününe gitmiş, arkadaştır; olabilir ama bu dostluğa binaen Meclise böyle bir talimat verilmez. “Hadi, yalapşap, siz Plan ve Bütçe Komisyonunda bunu -torba içinde- kurun.” denilmez arkadaşlar. Bakın, bu, yol olur. Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesinde de bu yol yapılmak istendi, geri adım atıldı; Millî Eğitim Komisyonunda görüşüldü ve oradan geldi buraya. Şimdi de onu yapmalıyız.

Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesini Plan ve Bütçe Komisyonunda kurduk dört ay önce. Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin başına kimi getirdiler torba yasada geçtiği için? Nihat Hatipoğlu’nu getirdiler. Ya, bir din adamı bilim ve teknoloji üniversitesinin başına getirilir mi? İşte torba yasada kurulursa getirilir arkadaşlar. Gelin, bu yoldan vazgeçelim.

TRT’nin disiplin yönetmeliği var bu torbada arkadaşlar. Bakın, önce TRT’nin alt düzey bir yetkilisi gelmişti, dedim ki: Buraya Genel Müdür gelecek. Genel müdür yardımcısı geldi. Dedik ki: Bakın, siz çalışanlarınıza mobbing uyguluyorsunuz, mobbing. Mobbing, kanunlarımıza göre suçtur. 169 kişiyi, efendim, kadro fazlası diye emekliye ayırmaya çalışıyorsunuz, başka kurumlara göndermeye çalışıyorsunuz ama bunun yerine yeni kadrolar alıyorsunuz, yeni kişileri işe alıyorsunuz, yandaş gördüklerinizi işe alıyorsunuz; gelin, bunu yapmayın dedik. Çünkü TRT, kamu yayıncılığı yapıyor, kamu yayıncılığı yapıyorsa her görüşten insana hizmet vermesi lazım, her görüşten insanın orada çalışabilmesi lazım ama maalesef TRT, birkaç yıldır, artan oranda, sarayın borazanlığını yapıyor arkadaşlar. Bakın, bunu yapmayın dedik. Neden? Ya, TRT’nin gelirlerini hepimiz veriyoruz. Bugün, Diyarbakır’da, Muş’ta, İstanbul’da, İzmir’de, Trabzon’da her görüşten insanımız elektrik faturasından ve aldığı elektronik cihazların bandrolünden TRT’ye para ödüyor arkadaşlar ama TRT, HDP’yi göstermiyor -HDP sıfır saniye zaten- İYİ PARTİ’yi son derece sınırlı gösteriyor, CHP’yi son derece sınırlı gösteriyor. Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli; başka da kimse yok arkadaşlar. Peki, mademki hepimiz bu vergileri veriyoruz ve TRT’yi ayakta tutuyoruz ve kamu yayıncılığı yapmasını bekliyoruz; arkadaşlar, TRT neden böyle bir yandaş yayıncılık yapıyor? Buna dur demeyecek miyiz? Maalesef, TRT Genel Müdür Yardımcısı dedi ki: “Millî yayıncılık yapıyoruz biz.” Arkadaşlar “millî yayıncılık” ne demek? Bakın “millî” dediğimiz şey burada; 600 kişi, bu milletin temsilcileriyiz. Farklı görüşleri yayınlayacak ki TRT, vatandaşımız o muhakemeyi yapabilsin; “HDP doğru söylüyor, İYİ PARTİ yanlış söylüyor.” veya tersi “AK PARTİ doğru söylüyor da CHP yanlış söylüyor.” diyebilsin ama siz sekiz yüz saat Tayyip Erdoğan’ı gösterip de bir saniye bile HDP’yi göstermezseniz vatandaşımız o muhakemeyi yapamaz. Ama aleyhte ne kadar yayın varsa da HDP aleyhine yapılıyor. Bu, kamu yayıncılığı değildir. Madem öyle, şöyle bir madde ekleyelim bu teklife: “HDP’liler elektrik faturalarında TRT payı ödemekten muaftır.” diye bir madde koyalım o zaman. Hadi, gelin, buyurun, yapalım; var mısınız? Bunu yapmadığınız sürece arkadaşlar, hakkımızı helal etmiyoruz; size de etmiyoruz, o TRT’nin Genel Müdürüne de etmiyoruz. Çünkü hep beraber o elektrik bedellerini ödüyoruz, hep beraber bu hizmeti almamız gerekir.

Torbada başka ne var? Köprü ceza affı var. Kim söyledi köprü ceza affını arkadaşlar? Sayın Binali Yıldırım’ın şu andaki sıfatı nedir arkadaşlar, nedir sıfatı? Eski Meclis Başkanı, eski Başbakan.

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) - İzmir Milletvekili.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Milletvekili.

GARO PAYLAN (Devamla) – Başka bir sıfatı var mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eski Bakan.

GARO PAYLAN (Devamla) – Eski Bakan. Başka bir sıfatı var mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İzmir’i kaybetmiş son belediye başkanı adayı.

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Aynı sen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İstanbul’u kaybetmiş son belediye başkanı adayı.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu anlamda, Sayın Binali Yıldırım ne yapıyor? Diyor ki: “Ben köprü cezalarını affediyorum arkadaşlar; ey vatandaşlarım, affediyorum!” Size ne düşüyor? İşte, o gelen fermana mühür basmak arkadaşlar. Bu olabilir mi? Bakın, vatandaşlarımızın geçebileceği köprüler yapmadığınız için vatandaşımız o köprülerden geçmek zorunda kalıyor. Üçüncü köprüde bir kamyonun geçme bedeli o insanın yevmiyesinden fazla ya. Bir kamyon çalışanının günlük yevmiyesi o köprüden geçme ücretinden daha az arkadaşlar. O yüzden kamyonlar ikinci köprüden geçiyor, o ticari araçlar birinci köprüden geçiyor. Vatandaş yalnızca bilmediğinden değil, o paraları ödeyemediği için köprü ihlalleri yapıyor. Yapmamız gereken, bütün vatandaşlarımızın geçebileceği köprüler yapmak, o fiyatlarla vatandaşlarımıza hizmet verebilmek. Ama maalesef özel sektöre dolarla köprüleri verirseniz Osman Gazi’den kimse geçemez, Yavuz Sultan Selim’den kimse geçemez. Yapmamız gereken bu konuda da yapısal bir tedbir almak.

Diğer bir konu: Bakın “Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan Emniyetin yalnızca acil ihtiyaçlarını değil bütün ihtiyaçlarını karşılamamız gerekir.” diyor bu teklif.

Değerli arkadaşlar, söyledik, savunma harcamalarını artırıyorsunuz, 50 katrilyonlardan 150 katrilyonlara çıkarmışsınız ama şunu unutmayın: Saddam, bütçesinin ciddi bölümünü savunma harcamalarına ayırıyordu; tanklara, uçaklara, füzelere harcıyordu; abat olamadı. Kaddafi, bütçesinin çok ciddi bölümünü füzelere, tanklara harcıyordu; silah lobilerini, büyük devletleri zengin etti ama ülkesi abat olmadı, kendisi de abat olamadı. Bu ülke de silaha yatırım yaparak ne güvenliğini sağlayabilir ne de huzurunu sağlayabilir. Elbette güvenlik harcamaları belli boyutta yapılabilir ama bütçemizin bütününü de silaha harcarsak bu ülke güvenli bir yer olamaz.

Yapmamız gereken, demokratik adımları atmaktır, demokrasi konusundaki reformları yapmaktır. Bu anlamda da vatandaşımızın temel sorunlarını çözmek için hep beraber mücadele etmeliyiz arkadaşlar.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkan...

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkanım, bu, iftar öncesi zor olacak benim için ama dinleyenler açısından da epey zor olacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sıra sayısı 68 olan torba kanunla ilgili grubum adına söz aldım. Hepinize saygılar sunuyorum tekrar.

Değerli arkadaşlar, 2017 Anayasa referandumu öncesinde Anayasa’nın 88’inci maddesinde bir hüküm vardı, kanun iki şekilde yapılabilirdi: Bir, hükûmet tasarısıyla yani Bakanlar Kurulundan gelmekle; iki, milletvekilleri tarafından teklif verilmesiyle. İki şekilde yapılıyordu, bunu kaldırdık yani yeni düzenlemede sadece milletvekilleri tarafından teklif verilebiliyor, kanun düzenlemeleri sadece milletvekilleri tarafından yapılabiliyor; Bakanlar Kurulundan gelmesini, Hükûmetten tasarı gelmesini kaldırdık. Ama bu yeni dönemde, Anayasa referandumu sonrası Bakanlar Kurulu yok artık ama iktidardan gelmeyen, kabineden gelmeyen tek bir kanun da geçirmedik; tek bir milletvekili tarafından verilmiş, kanunlaşmış teklif yok benim bildiğim kadarıyla, en azından benim Komisyonumda yok; hepsi Bakanlar Kurulundan geldi -Bakanlar Kurulu da yok artık da- iktidardan geldi. Şimdi, durup dururken böyle bir değişiklik yaptık, Anayasa’yı değiştirdik, kulağımızı anormal bir şekilde gösterir oldu; bütün kanunlar muvazaalı. Bunu neden yaptık? Bu da muvazaalı, bu da iktidardan gelen, bakanlıklardan gelen bir kanun teklifi. Değerli arkadaşlarımız imzalamışlar ama bunun bir anlamı var mıdır, bunun bir izahı var mıdır, bunu anlatabilecek birisi var mıdır, bilmiyorum.

Şimdi, kanunla ilgili, bir kanun yapılmasıyla ilgili ihtiyacı bütün dünyada iktidar belirler, yürütme erki belirler, “Bizim şöyle bir kanuna ihtiyacımız var. Yürütme görevini yaparken şöyle bir kanun eksikliği hissediyoruz, görüyoruz; istatistikler, rakamlar, uygulamamız böyle bir kanuna ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.” denir; ona göre gelinir, yasama erkinde yani mecliste buna göre kanun düzenlemesi yapılır; teklif bakanlardan gelir. Daha önceki dönemde de Bakanlar Kurulundan geliyordu yüzde 90’ından fazlası, Bakanlar Kurulundan gelen tasarıların kanunlaşması suretiyle bir yasama şeklimiz vardı. Şimdi bunu değiştirdik, sadece muvazaa yapıyoruz, kendimizi kandırıyoruz. Bugün de böyle bir şeyi getirdik.

Bir ikinci tarafı da var bu işin: Daha önce Bakanlar Kurulundan gelen tasarılar görüşülürken ilgili bakanların siyasi kişilikleri de vardı; şimdiki bakanlar gibi seçilmemiş bakanlar değillerdi, atanmış bakanlar değillerdi, siyasi sorumlulukları vardı, kendi bakanlıklarıyla ilgili de iş ve işlemlerden sorumluydular Anayasa’ya göre; bu yeni dönemde o sorumluluk da yok. Bakanlar sadece atanmış, Meclise karşı sorumlu değiller, halka karşı, seçmene karşı sorumlu değiller; sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlular ve bakanlıklarıyla ilgili sorumlulukları da yok, siyasi bir sorumlulukları da yok; Meclise gelseler de bir anlamı yok ama eski dönemde geliyorlardı, hesap veriyorlardı. Eğer bir yasa teklifi gelmişse, bir tasarı gelmişse biz, o tasarıyla ilgili olan kamu kurumlarına ilişkin denetim de yapıyorduk, soruyorduk: “Bu yasaya ihtiyacın var, tamam ama neden uygulamada şöyle şöyle oldu? Rakamlar nedir? Aksama nerededir? Kanun böyle çıkarsa ya da bu şekilde çıkarsa neler olabilir?” Bütün bunları görüşüyorduk, denetim görevini yerine getiriyorduk; çok doğruydu. Doğru olan bir yolu terk ettik ama şimdi mecburen o şekilde yapıyoruz.

Bakın, bütçeyi bile çıkardık. Plan ve Bütçe Komisyonu anayasal bir komisyondu; bütçenin nasıl getirileceği, nasıl yasalaşacağıyla ilgili hükümler vardı, onları da çıkardık. Geçen yıl bütçeyi daha önceki dönemlere bakarak aynı şekilde çıkardık, sadece geçen dönemlerdeki bütçeye benzer bütçe yaptık. Şimdi, kalkınma planımız yok, kalkınma planı gelecek ama kalkınma planını bir milletvekilinin teklif etmesi mümkün değil, yine iktidardan gelmesi gerekiyor. Nasıl gelecek, bilmiyorum ben; nasıl geleceğini hiç kimse bilmiyor daha doğrusu. Şimdi, burada, grup başkan vekillerimiz, arkadaşlarımız diyorlar ki: “Efendim, İç Tüzük değişikliğiyle bunu yaparız.” Böyle bir Anayasa değişikliğinden sonra İç Tüzük değişikliğiyle doğru dürüst bir şey yapmak mümkün değil. Burada görüyorum, Hüseyin Yayman Bey var, anayasacı arkadaşlarımız var, bu konularla ilgili çalışmalar yapmış arkadaşlar var. Böyle bir değişiklik İç Tüzük’le yapılamaz. Anayasa’yı değiştirdik, berbat ettik her şeyi. Şimdi, sadece muvazaa kanun yapıyoruz, bunun altından çıkmaya çalışıyoruz; kendimizi kandırıyoruz. İç Tüzük değişikliğiyle de bu düzelmez, gerçekten düzelmez; anormal bir şekle soktuk. İç Tüzük değişikliğiyle belki bir şeyler yaparız ama sonuçta, verimli olması da mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, diğer gruplar adına konuşan değerli arkadaşlarım da ifade etti; bu torba kanunun çok eksiği var, etki analizi yok en başta. Buraya geldiğinde 20 maddeydi, 13 ayrı kanunda değişiklik yapıyordu ama bu değişikliklerin ne getirdiği, maliyetlerinin ne olduğuyla ilgili en ufak bir bilgi verilmedi bize yine. İlgili komisyonlarında görüşülmesi gerekiyordu, ilgili komisyonlara sorulması gerekiyordu, o da yapılmadı. Bunları her zaman eleştiriyoruz. Bize süre verilmedi, yeterince bir süre verilip konuyla ilgili çalışma yapmamız sağlanmadı maalesef, bir günde Komisyondan geçirilip buraya getirildi ve bunların birçoğu yakın zamanda görüşülen kanunlarla ilgili.

Enteresan maddeler var. Kültür Bakanlığının “DÖSİM” diye bir döner sermaye işletmesi var. Kültür Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesini kurumlar vergisinden muaf tutuyoruz burada. Kültür Bakanlığı var, Kültür Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi var. Neden var, döner sermaye işletmeleri neden var? Kamu kurumunun yapmasında sakınca olan işlerin döner sermaye işletmesi mantığında yapılması, işletme mantığında yapılması ve vergilendirilmesi, özel sektör gibi koşullarda çalışması esas olduğu için var; yoksa kamu tarafından, bakanlık tarafından da aynı işler yapılır. Şimdi, tutuyoruz, kurumlar vergisinden muafiyet getiriyoruz. Peki, kurumlar vergisinden muafiyet getirince Kültür Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesinin Kültür Bakanlığından ne farkı kalır? O zaman, niye döner sermaye işletmeleri var? Mantığa aykırı yani devlet düzenini bozuyoruz. İftar saatinden önce, şu mübarek günde, şu mübarek saatte yaptığımız işlere bakın; alelacele ve bir de kavga ediyoruz birbirimizle, niye yaptığımız belli değil.

Getirdiklerimize bakın: Galata Üniversitesi kuruyoruz, Galata Üniversitesi. Doğru dürüst incelenmedi. Bir Galatasaray Üniversitesi var, bu da Galata Üniversitesi; en azından, isim konusunda bir saygımız olması lazımdı, isminin Galata Üniversitesi olmaması lazımdı.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – İstanbul Galata Üniversitesi.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Öbürü de İstanbul Galatasaray Üniversitesi.

Daha önce Medipol Üniversitesi burada, ilgili komisyonda görüşülürken biliyorum “İstanbul Medipol Üniversitesi var, Ankara Medipol Üniversitesi olmaz.” diye bir yığın sorun çıkarmıştı YÖK, burada da aynı şekilde problemler olmuştu; şimdi bu konuyla ilgili hiçbir sorun çıkarılmadı.

TRT disiplin mevzuatını değiştiriyoruz, daha önce yönetmelik olanı şimdi kanuna çeviriyoruz, alelacele bunun için uğraşıyoruz bu saatte.

Kırıkkale’nin “Bahşili” kasabasının adını “Bahşılı” yapıyoruz, çok önemli, “Bahşili”yi “Bahşılı” yapıyoruz. Nedir bu acelemiz yani bilmiyorum.

Maden Kanunu’nda daha önce yaptığımız birçok değişikliği şimdi düzeltmeye çalışıyoruz, onları da alelacele yapmıştık.

Karayolları Kanunu’nda bir değişiklik yapıyoruz, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde 1/1/2019’dan yani yıl başından beri bütün geçişlerle ilgili verilen cezaların -310 milyon lira ceza verilmiş, 9 milyon lirası tahsil edilmiş- hepsini affediyoruz. Fakat enteresan bir şey var, çok enteresan, şimdiye kadar olmamış bir şey, dikkatinizi çekmek istiyorum: 15’inci maddede “1/1/2019 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar…” deniliyor. Bu maddeyle yani bugün dâhil, yarın dâhil, Resmî Gazete’de yayımlanıp bu kanun yürürlüğe girinceye kadar verilecek bütün cezalar bu kapsama girecek. Yani “Bugün, yarın, önümüzdeki hafta, istediğiniz gibi köprüden bedava geçin, kaçak geçin, ceza ödemeyeceksiniz.” diyor bu kanun. Böyle bir kanun olur mu Allah aşkına? Böyle bir kanun duydunuz mu? Hukukçu olanlar zaten duymamıştır ama hukukçu olmayanlar da herhâlde buna itiraz edeceklerdir. Böyle bir mantalite olur mu Allah aşkına? Yani ne yaptığımızı biliyor muyuz, şaşırıyorum hakikaten.

Personel konuları var, birçok personel konusu. Bunlar yönetmelikle halledilmesi gereken konular.

Uzatmalar var; kaçıncı defa uzattığımız birçok kanunun yürürlüğünü bir daha, bir daha uzatıyoruz; bir daha, bir daha uzatıyoruz. Niye yaptığımızı ben bilmiyorum, gerçekten anlamıyorum, anlatabilen de yoktur herhâlde.

Cemal Bey, siz anlatabilecek misiniz bari?

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sıra bana gelince anlatacağım inşallah.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Evet, buna benzer sorunlar, sıkıntılar…

Şimdi bunları gündeme getiriyoruz. Hâlbuki kanuna göre, mevzuata göre yılda 2 kez bizim, Plan ve Bütçe Komisyonunun Merkez Bankasından brifing alması gerekiyor; almadık, bu dönem alınmadı, geçen dönemlerde de aksamıştı. Bununla ilgili olarak toplanmıyoruz, Merkez Bankasından brifing almıyoruz, ekonomik krizin olduğu bir dönemde acil olarak yapılması gereken bir işi -bu bilgilendirmenin yapılması lazım- yapmıyoruz.

Türkiye Varlık Fonu kuruldu, ilk dönemi, altı aylık döneminde doğru düzgün bir faaliyeti yok. Geçen sene ekim ayında toplandık, kanuna göre Plan ve Bütçe Komisyonuna bu konuyla ilgili bilgi verilmesi lazım; bilgi verilmedi, usulle ilgili “Efendim gizlilik vardır.” denildi, bilgi verilmedi; bütçenin sonuna ertelendi, hâlâ toplanamadık.

Şimdi, bu biraz önce saydığım saçma sapan şeylerle “Bahşili” adının “Bahşılı” olarak değişmesiyle ilgili bu saatte toplanıyoruz ama kanunun öngördüğü, bize görev olarak verdiği konularla ilgili toplantı yapmıyoruz. Allah aşkına biz ne yapıyoruz ya? Onun haricinde Komisyon olarak oturduk, dedik ki : TÜİK, Sayıştay gibi kurumlar da bilgi versinler çünkü bunların faaliyetleriyle ilgili sıkıntı var, Sayıştayın denetimiyle ilgili sorunlar oluyor, bu konularla ilgili de bize bilgi verilsin dedik Komisyon olarak. Daha toplanmış değil ne TÜİK ne Sayıştayla ilgili olarak.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan geçenlerde dedi ki: “Hepimiz aynı gemideyiz.” Gerçekten öyle, hepimiz aynı gemideyiz, dolayısıyla hepimizin bu konularla ilgili olarak sorumlu davranmamız lazım. Fakat hepimiz aynı gemideyiz ama bazılarımız kaptan ve mürettebat, bazılarımız yolcu; farklı katlarda seyahat ediyoruz aynı gemide. Şimdi, kaptan ve mürettebatın sorumluluğu farklıdır; kaptan ve mürettebat o gemiyi sağ salim, karaya oturtmadan hedefine ulaştırmak zorundadır, rotasında seyrettirmek zorundadır. Peki, bu sorumluluk yerine geliyor mu? Şimdi, o tarafına bakalım.

Değerli arkadaşlarım, ilk dört aydaki, 2019’un ilk dört ayındaki vergilerle ilgili tahakkuk tahsilat oranı nedir biliyor musunuz? Bakanlığın açıklaması -bu şişirilmiş bir rakam- yüzde 51. Yani “Ben vergi ödeyeceğim.” diyen vatandaşlarımız, şirketlerimiz “Ben vergi ödeyeceğim.” diye beyanda bulunmuş, tahakkuk edenin yüzde 51’ini alabilmişiz devlet olarak, Maliye olarak, yüzde 49’unu alamamışız yani yarı yarıya. Tahakkuk-tahsilat oranı ilk defa bu kadar yerlerde sürünüyor, bu kadar düştü ilk defa.

Şimdi, ülke bu vaziyette, vergi toplayamıyor devlet, Bahşili kasabasıyla uğraşıyoruz. Türk lirasından daha fazla döviz mevduatı var, artık insanlar Türk lirasına güvenmiyor, döviz mevduatı hesabı açtırıyor, dolarizasyona uğradık. Bizim gibi ülkeler çift para kullanırlar. Çift para kullanan ülkelerde en büyük tehlike dolarizasyondur, doların yerli paranın önüne geçmesidir. Dolarizasyona uğramış vaziyetteyiz, bununla ilgili hiçbir teklif gelmiyor ama Bahşili kasabasıyla uğraşıyoruz.

İlk dört ayda bütçe 54,5 milyar lira açık verdi. Bu, 2019 yılında öngörülen açığın yüzde 65’ine tekabül ediyor. 80 küsur milyar açık verecekti, şimdiden 54,5 milyar açık verdi;. ki Merkez Bankası kârı ilave edildi, her sene olmaz böyle bir şey; ki bedelli askerlikten gelen gelir ilave edildi, her sene olmaz; ki bina affı, imar affından gelen paralar konuldu, öyle bu hâle geldi, yoksa 100 milyar lirayı geçecekti açık şimdiden ilk dört ayda. İşsizliğin de rekor seviyede olduğunu biliyorsunuz. 8,5 milyon işsizimiz var, 8,5 milyon. Yunanistan’ın nüfusu 10 küsur milyon. Bu hâle gelmiş bir ülkede biz kanun diye bekliyoruz şurada Meclis olarak, şu mübarek saatte, iftar öncesi, ramazan günü, getirile getirile Bahşili kasabasının adının değişmesi geliyor ya da köprüden geçenler bedava geçebilir diye kanun geliyor ama bununla ilgili, Türkiye’nin bu sorunlarıyla ilgili kanun gelmiyor. Bunları görüşmüyoruz, neyle uğraşıyoruz.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Torba kanun olduğu için öyle oluyor, adı torba işte.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) - Yani baştan onu da anlattım, torba gelmemesi lazım. Denildi ki burada: “Bu Anayasa değişikliğinden sonra bir daha torba kanun gelmeyecek, olmayacak.” Öyle değil miydi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, Binali Yıldırım bizzat dedi, bizzat.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Torbadan başka bir kanun gelmiyor bu dönemde.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – İç Tüzük’ü değiştirelim efendim hep beraber.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – İç Tüzük’le düzelecek gibi değil Cemal Bey, İç Tüzük’le bu konu düzelmez, İç Tüzük’le düzelmez. İç Tüzük’le bazı şeyleri… Ya, durup dururken ne diye Bakanlar Kurulundan tasarı gelmesini Anayasa’dan kaldırdık? Her yerde, bütün dünyada esas olan yürütme erkinden gelmesidir, ihtiyacın onlar tarafından belirlenmesidir. Niye kaldırdık? Burada, bakanlık yapmış tecrübeli, birikimli insanlar var; soralım bir.

Bakanlıktan kanun gelmesin mi Sayın Bakanım, siz bilmez misiniz Enerji Bakanlığının ihtiyacını? Ben mi bileceğim, siz bileceksiniz, sizden gelecek teklif. Ha, burası yasama organı olarak nasıl bir kanun olacağına karar verecek ama ihtiyacı belirlemesi gereken yer bakanlıktır. Böyle saçma bir şey olmaz. “Anayasa değişikliği yaptık, şimdi İç Tüzük’le düzelteceğiz.” Yok öyle bir şey, İç Tüzük’le düzeltemezsiniz. Ayrıca denetim yapılıyordu, denetim görevini yapıyordu Meclis, onu da kaldırmış oluyoruz.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Deneyelim, belki olur. Nereden biliyorsunuz?

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Ekonomiye güven kalmamış. Bakın, birkaç şekli vardır. Ekonomik Güven Endeksi nisan ayında 84,7 iken mayıs ayında yüzde 8,5 oranında azalarak 77,5 oldu, 77,5. Bu, Ekonomik Güven Endeksi. Tüketici Güven Endeksi de 55,3, mayıs ayında 55,3’e düşmüş. Reel Kesim Güven Endeksi 94,7, Hizmet Sektörü Güven Endeksi 79,4, Perakende Ticaret Sektörü Güven Endeksi 89,9, İnşaat Sektörü Güven Endeksi 49,8. Bunlar 100 olması gereken rakamlar, en azından bu değerlere düşmüş vaziyette ve biz geliyoruz burada “Bahşili” kasabasını “Bahşılı” yapıyoruz.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sen de taktın Bahşılı’ya ya.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Ya, yapalım tabii ki yapalım ama…

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Belediye Bahşili…

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Memleketin aciliyeti bu mudur, vatandaşın ihtiyacı bu mudur, halkın ihtiyacı bu mudur, ülkenin ihtiyacı bu mudur? Allah’tan korkmak lazım ya. Tabii ki yapalım onları ama “Bu memleketin ihtiyacı bu, 600 milletvekili bunun için var.” diyorsanız bir şey demiyorum, başka sorum yok o zaman. Yani bu söylenebilecek bir şey mi? Biraz önce saydım, burada hangi kanunları görüştüğümüzü biraz sonra göreceksiniz. Bunlar mıdır Türkiye’nin ihtiyacı? Vatandaş, 8,5 milyon gencimiz işsiz, aç vaziyette, her gün pahalılıktan inim inim inliyor, biz neyle uğraşıyoruz?

NİHAT YEŞİL (Ankara) - Başkanım, onlar YSK’yi düzeltiyorlar, bunu da düzeltirler.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Türkiye’nin 450 milyar borcu var değerli milletvekilleri, 450 milyar borcun 300 milyarı bankalar ve özel sektöre ait; aşağı yukarı, yuvarlak rakamlarla konuşuyorum. Bugün bize borç verenler şunu istiyorlar: “Özel sektörün borcunu da devlet üstlensin.” diyorlar. Bugün sorun budur. Geliyor mu bununla ilgili bir şey? “Nasıl olacak, nasıl yapılacak?” diye böyle bir sıkıştırma var. “Türkiye bununla ilgili ne yapsın?” diye düşünen var mı? Böyle bir sorun geliyor mu bu Meclisin önüne? Bunu konuşabiliyor muyuz? Konuşulması gerekenler bunlar. Bunun kuralı nasıl olacak? Bu borçlar nasıl ödenecek? Türkiye tekrar borç alabilir vaziyete nasıl gelecek?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım, iftar saati geliyor Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, toparlayacağız ama toparlamakta zorlanıyoruz hakikaten.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Bahşili toparlatmadı.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Ekonomideki durumumuz maalesef çok kötü, dış politikada çok zorlanıyoruz, çok sıkıntımız var, toplumsal barış bozulmuş vaziyette, büyük bir sıkıntı içerisindeyiz ve böyle bir dönemde hepimiz aynı gemideyiz, hepimiz bu ülkeyi düşünmek zorundayız; bu ülkenin ihtiyacı olan kanunları bu yasama organının, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bu yüce Meclisin çıkarması lazım, vazifemiz budur. Vazifemizi müdrik olmamız lazım, sorumluluk sahibi olmamız lazım, böyle uydurma maddelerle uğraşmamamız lazım. Benim söylemek istediğim budur.

Çok teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.07

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

68 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Teklifin tümü üzerinde şahsı adına yapılacak konuşmalarda kalınmıştı.

Şahsı adına ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Nevzat Şatıroğlu.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, tutanaklara geçmesi açısından…

Kırıkkale ili Bahşili ilçesi 1987’de ilçe oldu, 1989’da Kırıkkale vilayet olduktan sonra kanuni düzenlemede ismi zuhulen yanlış geçmiş. Uygulamada, yazışmalarda problem olduğu için, vatandaş mağdur olduğu için, dava açmak yoluyla bu yanlışlığı giderdiği için torba yasaya böyle bir ekleme oldu.

Arz ederim.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Şatıroğlu.

Süreniz on dakika.

NEVZAT ŞATIROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 68 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi, gazi milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Hazırladığımız kanun teklifiyle, son dönemlerde vatandaşlarımızdan gelen talepler ile kamu kurumlarımızın ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, çeşitli konularda kanuni düzenlemelerin hayata geçirilmesini amaçlamaktayız. Bu kapsamda toplam 13 farklı kanun ve kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngörüyoruz.

Hazırladığımız kanun teklifiyle, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı döner sermaye işletmesinin ekonomik anlamda daha güçlü kılınması adına kurumlar vergisinden muaf tutulmasını amaçlamaktayız.

Türkiye’nin genç nüfusunun yükseköğretim talebinin karşılanması amacıyla İstanbul’da İstanbul Galata Üniversitesi adıyla yeni bir vakıf üniversitesi kuruyoruz. Anayasa Mahkemesince -14 Haziran 2017 tarihli Kararı’yla- TRT personelinin disiplin suçları ile cezalarının Anayasa’nın ilgili hükümleri uyarınca kanunla düzenlenmesi gerektiği ve “kanuni düzenleme” ilkesine aykırılık nedeniyle bozma kararı verilmesi neticesinde disiplin işlemlerinin kanun yoluyla yapılması zorunlu hâle getirilmiştir. Bu amaçla hazırlanan kanun teklifiyle TRT kurumunun personelinin disiplin hükümlerini Anayasa Mahkemesi kararına uygun hâle getiriyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün sahip olduğu büyük ölçekli ruhsat alanlarında, arama ve sondaj çalışmaları tamamlanan bölümünde rezervi belirlenmiş ve işletmeye açılabilecek sahalar bulunmaktadır ancak mevcut uygulamalarda ruhsat bölme imkânı olmadığından, bu durumda tüm sahanın arama çalışmalarının tamamlanmasını beklemek gerekmektedir. Oysa yapılan bu düzenlemeyle, rezervi belirlenmiş alanı, ruhsatın bütününden ayırmak suretiyle ruhsatlandırarak ekonomiye kazandırma imkânı doğmaktadır.

6552 sayılı Kanun ile 4857 sayılı İş Kanunu’nda yapılan değişiklikler neticesinde, maden sektöründe faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarımızın ihale veya redevans sözleşmesi yoluyla redevanscıların maliyetlerinde meydana gelen artışların MAPEG bütçesine konulacak ödenekten destek olarak ödenebilmesine ve söz konusu destek ödemesinin kömür fiyatlarının değişimi de dikkate alınarak belirlenmesine, ayrıca maliyet artışlarını karşılamasına ilişkin olarak Kamu İhale Kurumunun teklif usulünün kaldırılmasına imkân tanıyoruz.

Bilindiği üzere, Maden Kanunu’nda yer alan devlet hakkı oranları 28 Şubat 2019 tarihinde 7164 sayılı Kanun’la değiştirilmişti. Bu değişimin, 2018 yılı devlet hakkı ödemeleri için uygulanmamasını öngörüyoruz.

Ayrıca, aynı kanunla getirilen UMREK’e göre rezerv ve kaynak raporu hazırlama yükümlülüğünün MTA’nın hâlihazırda üzerinde çalışma yaptığı sahalar için aranmamasına ve bu sahalara ilişkin buluculuk hakkının önceki mevzuata göre verilebilmesine imkân tanıyoruz.

Emniyet Genel Müdürlüğümüzün istihbarat ve güvenliğe ilişkin tüm ihtiyaçlarının daha hızlı ve etkin bir şekilde tedarik edilmesini sağlamak, ayrıca Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığıyla aynı imkânlara sahip kılmak amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğünün istihbarat ve güvenliğine ilişkin olarak sadece acil olanlar değil, tüm ihtiyaçlarının Savunma Sanayi Destekleme Fonu’ndan karşılanmasına imkân sağlıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Kırıkkale iline bağlı “Bahşili” ilçe isminin kullanımında birlik sağlanması amacıyla “Bahşılı” olarak değiştirilmesini öngörüyoruz.

Diğer bir düzenlemeyse, jeotermal kaynaklar kapsamında yapılan yatırımlar ile diğer yatırımların çakışması durumunda yatırım önceliğinin ilgili bakanlıkların uygunluk görüşü alınarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca belirlenmesini düzenliyoruz. Bu yöntem aynı zamanda bürokrasiyi azaltarak daha hızlı sonuç alınmasını sağlayacaktır. Yatırım çakışmasında alınan karar aynı zamanda kamu yararı kararı yerine geçebilecektir.

Araç sınıfları itibarıyla geçmesi yasak olmasına rağmen İstanbul 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden geçen araçlara verilen idari para cezalarının tahsilatından, varsa yapılmış itirazlardan ve açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla vazgeçilmesini öngörüyoruz. 1 Ocak 2019 tarihi itibarıyla 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden geçişi yasak olan araçlar hakkındaki cezaların affedilmesi ve iki ay içerisinde başvurması hâlinde tahsil edilen tutarın iadesini öngörüyoruz.

Avrupa Birliği Başkanlığındaki mevcut insan kaynaklarının ihtiyaçlara uygun, verimli ve etkin şekilde kullanılabilmesi amacıyla Avrupa Birliği işleri uzman ve uzman yardımcılarına 1 defaya mahsus olmak üzere Dışişleri Bakanlığınca yapılacak sınavla meslek memuru ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğuna geçiş hakkı veriyoruz.

Diğer bir husus, toplu sözleşme yapma yetkisi başvurularında sendikalar için kurulu bulunduğu iş kolunda çalışan işçilerin en az yüzde 1’inin üyesi olma şartının önümüzdeki bir yıl süreyle aranmamasına yönelik düzenleme yapıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılında yaprak sigara kâğıdı içine kıyılmış tütün doldurmak, bu şekilde üretilen ürünleri satışa arz etmek yasaklanmış ve buna üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörülmüştü, getirilmişti. Oluşabilecek mağduriyetlerin önüne geçilmesi amacıyla bu hükmün yürürlüğünü 1 Temmuz 2021 tarihine kadar erteliyoruz.

Hurda teşviki uygulamasında ÖTV’de indirim yapılabilecek üst sınırı 10 bin Türk lirasından 15 bin TL’ye çıkarmak suretiyle araç alımında teşvik öngörüyoruz.

AR-GE desteklerinin dayanak maddesinin uygulanmasına ilişkin tereddütlerin önüne geçmek amacıyla düzenleme yapıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken kanun teklifimizin hazırlanmasında emeği geçen imza sahibi milletvekillerimize, kıymetli bürokratlarımıza, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun Kıymetli Başkan ve üyelerine teşekkür ediyor, kanun teklifimizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Şimdiden Ramazan Bayramı’nızı tebrik ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin tümü üzerinde şahsım adına söz aldım. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamda teklif metninin Komisyondan geçen hâliyle 16’ncı maddesinde yer alan düzenleme vesilesiyle, Türkiye’deki kamu personel rejimi üzerinde kısa bir değerlendirme yapacağım.

Teklifin 16’ncı maddesi, Dışişleri Bakanlığının bağlı kuruluşu olan Avrupa Birliği Başkanlığında çalışmakta olan uzman ve uzman yardımcılarının Dışişleri Bakanlığı meslek memurluğuna ya da konsolosluk ve ihtisas memurluğuna geçişini düzenliyor; maddenin esası budur. Bu, doğrudan doğruya kariyer ilkesine aykırı bir düzenlemedir; biraz sonra onun ayrıntılarına zamanın izin verdiği ölçüde gireceğim. Ama ona girmeden önce, Avrupa Birliği Başkanlığının Türkiye’deki serüveni hakkında çok kısaca bilgi vermek istiyorum; bu, aynı zamanda AK PARTİ iktidarlarının Avrupa Birliğine bakışını gösteren bir özet olacak.

Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihinde Helsinki Zirvesi’nde -Avrupa Konseyi devlet ve hükûmet başkanlarının katıldığı bir zirvedir bu- AB’nin tam üye adayı ilan edilmiştir; zamanın Başbakanı Sayın Bülent Ecevit’ti. Sonrasında 27/6/2000 tarihinde 4587 sayılı Kanun’la Avrupa Birliği Genel Sekreterliği oluşturuldu. 2000’de AB Genel Sekreterliği oluşturulduktan sonra 2001 yılında –hatırlanacaktır- Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan tüm siyasi partilerin uzlaşmasıyla, AB’ye hazırlık sürecini hızlandırmak amacıyla kapsamlı bir Anayasa değişikliği yapıldı. Çok özgürlükçü bir paketti, şu an AK PARTİ’nin içinde olan birçok milletvekili, kurucu da o pakete o zaman destek oyu vermişti, gerçekten güzel bir adımdı. 2004 yılında iki partili Mecliste, Cumhuriyet Halk Partisi ve AK PARTİ'nin bulunduğu Mecliste yine kapsamlı bir Anayasa değişikliği, AB’ye uyum düzenlemeleri çerçevesinde yapıldı. 2009 yılında 5916 sayılı Kanun’la AB Genel Sekreterliği güçlendirildi, 5 olan daire başkanı sayısı 15’e çıkarıldı. 2010 yılında Avrupa Birliği Bakanlığı kuruldu, Genel Sekreterlik AB Bakanlığına dönüştü. 9 Temmuz 2018’de 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle AB Bakanlığı lağvedildi ve Avrupa Birliği Başkanlığı olarak Dışişleri Bakanlığı bünyesinde bir birim oluşturuldu, oraya bağlandı. Şimdi, bu maddeyle AB Bakanlığında şimdi Avrupa Birliği Başkanlığında yetişmiş olan uzman ve uzman yardımcıları bir sınavla -basit bir sınav olacağını düşünüyorum- Dışişleri Bakanlığı meslek memurluğuna aktarılacaktır.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine tam üyelik süreci Türkiye'nin tam üyeliğiyle sonuçlanması gereken ve bugüne kadar Türkiye'nin yönünün Batı olması nedeniyle bütün siyasal partiler tarafından da -belki istisnalar olabilir- desteklenen bir süreçtir. Sayın Tayyip Erdoğan, şimdi Cumhurbaşkanımız o zaman Başbakan, 13/7/2011 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 61’inci Hükûmet Programı’nı bu kürsüde okurken şöyle bir cümle kurdu, tarihî bir cümle, bu cümlenin altına sanıyorum hepimiz imzamızı atarız. Bakın, şöyle diyor: “Cumhuriyetin kuruluşundan sonra en büyük modernleşme hamlesi olan Avrupa Birliğine katılım sürecini kararlılıkla yürüttük.” En büyük modernleşme bizim tarihimizde, cumhuriyet tarihinde birincisi cumhuriyettir, ikincisi de gerçekten AB’ye katılım sürecidir. Devam ediyor: “Yaklaşık yarım asırlık bir süre sonrasında sonuç alıcı adımlarla AB’yle tam üyelik müzakerelerini başlatan Hükûmet olduk.” Güzel, gerçekten, 17 Aralık 2004 tarihinde AB’den tam üyelik veya imtiyazlı üyelik -her neyse, o tartışmayı bir kenara bırakalım, önemli değil, imtiyazlı da olsa bunlar aşılabilir- takvime alındı ve tarama süreci başladı. AB Genel Sekreterliği daha sonra Avrupa Birliği Bakanlığı bünyesinde ciddi bir hafıza oluştu, birikim oluştu. Şimdi, bunu ters yüz ediyoruz, burayı yok ediyoruz. AB’ye tam üyelik, bir zamanlar toplumda büyük bir heyecan yaratırken şimdi potansiyel bir kırılma, gerginlik alanına dönüşmüş durumda. S400 ve F35 arasına sıkışmış kalmış bir AB tam üyelik sürecinin Türkiye’ye yarar getirmesi mümkün değil, böyle bir süreç işlemiyor zaten, Avrupa Birliğiyle ilişkiler işlemiyor, yürümüyor. Bir ara iktidar, ilgili bakanlar açıklama yaptılar, yeniden bu sürece ivme kazandırmak amacıyla sayın bakanların açıklamaları oldu, mutlulukla karşıladık ama ilerleyen bir şey yok. Bu tersine giden bir süreç, doğru bulmuyoruz. Türkiye yeniden AB’ye tam üyelik sürecini büyük bir kararlılıkla yürütmek zorundadır. Türkiye elbette ki onurundan, duruşundan tabii ki taviz vermeyecektir, ulusal politikalarımız vardır ama unutmayalım ki AB tam üyelik süreci, AB tam üyeliği bir ekonomik iş birliğinden önce bir siyasal özgürlükler, bir demokrasi iş birliğidir. Türkiye bu konularda mutlaka ve mutlaka adım atmalıdır.

Değerli arkadaşlar, kamu personel rejimine ilişkin bir değerlendirme yapacağımı ifade etmiştim. Dünyada iki tür kamu personel rejimi vardır: Birincisi, kariyer rejimi ya da kariyer sistemi. İkincisi, kadro sınıflandırma sistemidir. Kariyer rejimi ya da kariyer sistemi Kıta Avrupası’nda, İngiltere’de uygulanan bir sistemdir. Burada görevler yasalarla tanımlanmıştır ve kişi meslek hayatına başlarken bütün çalışma hayatı boyunca çalışmasını geçireceği bir sürecin içinde yer almaya hazırlanır; mesleğe giriş ve sonrasındaki bütün yükselmeler sınavladır. Çok güzel bir sistemdir.

Bir de kadro sınıflandırma sistemi vardır. Amerika Birleşik Devletleri, Yeni Zelanda, Avustralya gibi ülkelerde uygulanan sistemdir. Özel sektör esaslı bir tasniftir bu. İş tanımlanır, bu iş tanımına uygun olarak özel sektörden kişiler alınır.

Bizim hukukumuz, bizim sistemimiz bugüne kadar -bugüne kadar diyorum, tabii, AK PARTİ döneminde bunda çok büyük sapmalar oldu- kariyer sistemini benimsemiştir. Ama bu sistem kabul edin, biraz üzerinde durun, bozuldu, yıkıldı arkadaşlar.

Rakamlar vereceğim size, Türkiye İstatistik Kurumunun rakamlarıdır bunlar. Devlet Personel Başkanlığının da rakamları var ama TÜİK’in rakamlarını daha güvenilir buldum. Bir kere devlet büyüdü sizin döneminizde, “Küçülttük.” falan diyordunuz ya, o iddialarla yola çıkılmıştı, devlet büyüdü. 2007 yılı rakamı, daha öncesini TÜİK vermiyor, tüm kamu personelinin sayısı 2 milyon 925 bin. 2019 birinci çeyrek 4 milyon 517 bin. 2007’den 2015’e yüzde 65 oranında artmış. Devlet daha iyi hizmet sunacaksa kamu personelinin sayısal olarak artışında hiçbir sakınca yok. Devlet ulaşamadığı yerlere gidecektir ama kamu hizmetlerinin daha iyi yürütüldüğünü söyleyemeyiz diye düşünüyorum.

Bunun dağılımına gireceğim şimdi, bu dağılım son derece çarpıcı. Dağlımda, sözleşmeli personel sayısında 2007 yılında sayı 224 bin iken 2013’e geldiğimizde bu sayının 105 bine indiğini görüyoruz. Sözleşmeli personelin zaman içerisinde iki yasal düzenlemeyle kadroya geçirilmesinden kaynaklanıyor. Olabilir, iktidar bu yönde bir tercihte bulunabilir ama 2013’te 105 bine inen bu sayı şimdi 2019’un birinci çeyreğinde tekrar 370 bine çıkmış. Sevgili arkadaşlar, kariyer sistemi altüst olmuş durumda, sınavlar yok. Bu, sözleşmeli personel istihdamından memuriyete geçiş artık sınavsız bir şekilde insanların kamuda istihdamının yolunu açmaya dönüşmüştür, bu bir örnek. “Teftiş kurullarını kaldırıyoruz.” dedi iktidar -o zaman AK PARTİ hükûmetleri vardı- rehberlik ve denetim hizmetleri başkanlığı kuruldu bakanlıklarda. Şimdi bakıyorum -daha yeni- Sağlık Bakanlığında ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında yeniden teftiş kurulu başkanlıkları oluşturuldu. Kültür ve Turizm Bakanlığında da denetçinin adı, denetmenin adı “müfettiş” olarak değiştirildi. Hani bundan vazgeçmiştiniz, tekrar eskiye niye dönüyorsunuz? Adalet Akademisi bir örnek. Adalet Akademisi vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, kürsüden uzak kalınca konuşma sürelerini ayarlayamadık, kusura bakmayın. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Estağfurullah.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bravo Başkan. Bu bir özlemin ifadesi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sağ olun.

Şimdi, Adalet Akademisi güzel bir kurumdu, kaldırıldı bu. Ne kuruldu? Hâkim ve Savcı Eğitim Merkezi oldu yeni sistemle beraber. Sonra, “Ya, bu olmadı.” denildi, yeniden Türkiye Adalet Akademisi oluşturuldu, adı yine Türkiye Adalet Akademisi. Arkadaşlar, yapbozla bunlar olmuyor, bunlar doğru şeyler değil.

Bakın, Nizamülmülk, biliyorsunuz, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun muhteşem veziri, Alparslan ve oğlu Melikşah’ın veziri. Yirmi dokuz yıl vezirlik yapar, çok güçlü bir vezirdir. Siyasetname’si muhteşem bir eserdir. Melikşah görev verir vezirlerine “Bu devlet nasıl daha iyi işler, bir araştırın. Devlet niye bozuluyor?” diye. Nizamülmülk yazar -bakın, bütün eserin ana teması adalettir, onun devlet teorisi adalet üzerine oturur- ve şöyle bir cümle kullanır: “Küfr ile belki amma zulm ile payidar kalmaz memleket.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Son cümlelerim Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Yine tarihten bir örnek daha vereceğim: 1912 Balkan Savaşlarında bizim askerimiz erzakını, mühimmatını, elindeki silahını bırakıp kaçar. 500 bin metrekarelik Rumeli topraklarını terk ederiz, 5 milyon nüfus göç eder Türkiye'ye. Bunun nedeni nedir biliyor musunuz arkadaşlar? İki nedeni vardır: Bir, 1908’de ittihatçı genç subayların belki baş kaldırması olabilir ama asıl ana neden, II. Abdülhamit’in orduda liyakat yerine sadakati esas alan bir anlayışla subaylara rütbe vermesidir, terfi sistemini buna göre kurmasıdır. Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinin gerekçelerini, nedenlerini iyi bilen, ordunun yaptığı o darbeyi iyi bilen Abdülhamit, liyakati bir kenara atmış, sadakati öne çıkarmış ve Balkan bozgununu bu nedenle yaşamışızdır. Bizim liyakate ihtiyacımız var arkadaşlar, sadakate değil.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Soru-cevap talebi yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, soru-cevaptan önce İç Tüzük 72’ye göre görüşmelere devam önergem olacak. Soru-cevaba geçilmeden yapılması gerekiyor İç Tüzük’e göre.

BAŞKAN – Bir iki arkadaşımız 60’a göre söz talep etmiş.

SERKAN TOPAL (Hatay) – 60’a göre istemiştim ben de.

BAŞKAN – Sayın Şevkin, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, basın kartı konusunda yaşanan mağduriyetin Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından bir an önce sonlandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Sayın Başkan, gazetecilerin hak ve hukukuyla ilgili görevin Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına devredilmesiyle birlikte bugüne kadar sürekli sorun yaşanan basın kartı konusunun adil bir çözüme kavuşturulması beklenmekteydi. Ne var ki Basın Kartı Komisyonunun lağvedilmesinden sonra yeni komisyonun henüz oluşturulamaması, bunun sonucunda da gerek mevcut basın kartlı gazetecilerin kartlarının değiştirilememesi gerekse ilk defa basın kartı alacak basın mensuplarının kartlarının verilmemesi büyük bir mağduriyet yaratmaktadır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının bu mağduriyetin sonlandırılması için gerekli çabayı bir an önce göstermesi beklenmektedir. Konunun acilen gündeme alınmasını diler, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Topal…

53.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle sözleşmeli kadroya alınan Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde çalışan eski taşeron işçilerin sözleşmelerinin iki ay süreyle askıya alınmasıyla oluşan mağduriyetin önlenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Millî Eğitim Bakanlığı 14 Mayıs 2019 tarihinde valiliklere bir yazı göndererek 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle sözleşmeli kadroya alınan ve Millî Eğitimde çalışan eski taşeron işçilerin sözleşmelerinin 15 Haziran-14 Ağustos arasında askıya alınmasını istedi. Yani bu işçilere iki ay maaş ödenmeyecek. Şimdi Hükûmete soruyorum: İki ay süreyle bu çalışanlar ne yapacak, evlerine ekmeği nereden götürecek? Okullarda çalışan bu arkadaşların yasal izin süreleri yok mudur? İzinli sayılmak yerine işten çıkarılmaları ne kadar insanidir? Süre dolmadan idari bir kararla işlerine devam etmeleri bir an önce sağlanmalıdır, mağduriyetleri önlenmelidir.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 61 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1908) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin görüşmelerine İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca devam olunmasını arz ve teklif ederiz.

         Özgür Özel                           Serkan Topal                Müzeyyen Şevkin

            Manisa                                  Hatay                                   Adana

         Nihat Yeşil                        Mustafa Adıgüzel

            Ankara                                   Ordu

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep edelim efendim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, karar yeter sayısı yok, “Arayacağım.” dediniz ya.

BAŞKAN – Var mı bakalım, arkadaşlar bir şey yapsın da…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Var.” diyen yoktur herhâlde efendim.

BAŞKAN – Hayır, hayır, bizim arkadaşlar sayacak.

Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.37

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Manisa Milletvekili Özgür Özel ve arkadaşlarının verdiği, İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşmelere devam önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın İsmail Tatlıoğlu konuşacaktır.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli mensupları; hepinizi İYİ PARTİ adına saygıyla selamlarım.

Mayıs ayı bizim tarihimiz için önemli anlarla dolu bir ay. Yarın, 29 Mayıs 1453’ün 566’ncı yıl dönümü. Sultan Fatih’i ve onun yol arkadaşlarını onurla ve rahmetle anıyoruz. “Zaman kendi ruhunda olanı doğurur.” diye bir kavram var. O zamanın yüksek adaleti ve yüksek bilimsel seviyesi Fatih’e İstanbul’un kapılarını açan temel unsurdur.

İkinci olarak, 18 Mayıs 1918, Azerbaycan Türk Cumhuriyeti’nin kurulması. Mehmet Emin Resulzade ve arkadaşlarını kuruluşunun 101’inci yıl dönümünde tekrar onur ve rahmetle anıyoruz.

Üçüncüsü de 27 Mayıs 1960, millî iradeye yönelik bir darbe tarihi. Bu kara dönemi, aynı şekilde, 1961 Yassıada davalarıyla, Salim Başol’la anılan yargı süreciyle de anıyoruz.

Yine -devam etmiş- 28 Şubatta Vural Savaş’la anılan yargı sürecini, yine, maalesef 6 Mayıs YSK kararlarıyla devam eden yargı sürecini birlikte gözlemlemekteyiz ve bir ilerlemenin olmadığını görmekteyiz.

Parti olarak her türlü şiddeti kınıyoruz, her türlü cinayetin cezalandırılmasını istiyoruz çünkü cezalandırılmayan suçlar kazanılmış hak sayılır diyoruz.

Bugün, Sayın Nevzat Şatıroğlu ve Sayın Özlem Zengin ile 61 arkadaşının hazırladığı 68 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni görüşüyoruz. Bu, normal olarak, 22 maddeden müteşekkil bir torba kanun şeklinde Komisyona geldi ve de şimdi Genel Kurulda.

Öncelikle, birçok arkadaşımız bahsetti, biz de üzerinde kısaca durmak istiyoruz. Maalesef, Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Millet Meclisinin yasa yapma kalitesi düşük. Bu, bu torba kanun süreciyle daha da düşüyor. Özellikle 24 Haziranda Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle bir çatı oluşturuldu. Ama bu çatıya uygun bir altyapı olmadığı için altı boş, zayıf bir süreç ortada. İnanın, bunu komisyonlarda çok net görüyoruz. Arkadaşlarımız bu kanun teklifini getiriyorlar. Komisyon Başkanı ve Komisyondaki AK PARTİ’li ve MHP'li arkadaşlarımızın bütün iyi niyetleriyle bu maddeleri görüşmeye çalışıyoruz. İnanın, bir bulmaca çözer gibiyiz hepimiz. Bu kanun tekliflerinin arkasındaki amacı “kanun yapanın maksadı” denilen o büyük kavramı hepimiz anlamak için zor bir bulmaca çözer gibi uğraşıyoruz. Ve giderek komisyona gelenlerin -kalitesi demiyorum ama- seviyesi de düşüyor. Bakan yok, genel müdür geliyordu, genel müdür de yok. Genel müdür yardımcıları, giderek şube müdürleri ve giderek hizmetlilerle baş başa kalacağımızı düşünüyorum. Ve mesela, bu kanunlarda, bürokrasi artık bazı sorunları kendi çözeceğine Meclise göndererek yasa üzerinden çözümlenmesini istiyor. Mesela 1’inci madde, Kültür Bakanlığının döner sermayesinin kurumlar vergisi muafiyetine tabi tutulması. Çok samimi söylüyorum, sayın bakan yardımcısıyla görüştüğümüzde o da aynı görüşteydi. Bu sorun, Maliye Bakanlığı bürokratları tarafından çözülebilecek bir sorun ama ciddi bir zaman gerekiyor ve ciddi bir gayret gerekiyor. Bunun yerine, Meclise gönderilerek, bir kanunla muafiyet tanınarak çıkarılması çok daha kolay hâle gelmiş ve bunu tercih etmişler.

Bakın vergi kanunlarına. Biliyorsunuz vergilerimiz artık kanunlara sığmıyor ve muafiyetleri, istisnaları anlamak için yeni uzmanlık alanları oluştu. Biz parti olarak bu muafiyete olumlu oy kullandık. Evet, yararlıdır ama bunun süreci bu olmamalı. Doğru bir kanun çıkarma süreci olursa bürokrasi de doğru çalışır.

Bir başka husus, İstanbul’da bir üniversite, İstanbul Galata Üniversitesi kurulması. Bu bir vakıf üniversitesi. Bunun niçin Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldüğünü ne ben anladım ne de Komisyon mensupları anladı çünkü bu bir vakıf üniversitesi, bunun bütçesi bizimle alakalı değil; bu, Millî Eğitim Komisyonunda görüşülmesi, orada irdelenmesi gereken bir kurum. Ha, devlet üniversitesi olsa tabii ki burada, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülsün.

Bunun gibi, mesela Maden Kanunu’nun da Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi, TRT çalışanlarının özlük hakları ve disiplinle ilgili işlemlerin de Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi, herhâlde bu Plan ve Bütçe Komisyonundan işlerin çok daha kolay geçeceğine olan inançtan kaynaklanıyor.

Biz Galata Üniversitesinin kurulmasına da olumlu oy verdik, 202’nci üniversite oluyor yanılmıyorsam, hayırlı olsun. Üniversiteye karşı olmak mümkün değil, tabii ki üniversitede kalite arayışımız ve bu talebimiz daha yükselerek devam ediyor.

Üçüncü olarak 3, 4, 5 ve 6’ncı maddelere bölünmüş, TRT’nin disiplin işlemleri ve disiplin amirleriyle ilgili hükümler. Doğrusu TRT’ye artık bir yer bulmamız lazım. Mesela ben bunu Komisyonda da söyledim, tekrar söylüyorum: Bizim veya milletin a Haberle bir sorunu yok, geliri gideri özel. Ulusal Kanalla, Halk TV’yle de bir sorunu yok ama bu TRT’yi özelleştirme üzerinden AK PARTİ’ye vermek millet için daha hayırlı bir iş olacaktır diye düşünüyorum. Neden? Çünkü en azından bundan sonraki finansmanı milletimizin vergileriyle ve elektrik faturaları üzerinden kesintilerle olmaz. Çünkü TRT’nin, özellikle televizyonun faaliyetlerine baktığımızda, artık devletin televizyonu olmaktan çıkmış. Ben başımdan geçen bir olayı tekrar söyleyeyim. İstanbul’da, VIP salonunda bir sabah, televizyonun başında bir Katarlı benden yardım istedi, uluslararası bir kanal bulmamı istedi ve ben gittim, baktım ki kumandada ya a Haber var ya kapanıyor televizyon. Bunu Dışişleri Bakanıyla da Cumhurbaşkanı yardımcısıyla da paylaştım. Bana dedi ki: “Bu, devletin kanalı mı?” Ben biraz utandım, öyle sayılır dedim. Dışişleri Bakanımıza da rica ettim, dedim ki: Hiç olmazsa TRT yapın da devlet kanalımız olsun, biz öyle takdim edelim. Bunları, bu kurumları -siyasallaştırmamak demiyorum- partilileştirmemek lazım çünkü nihayetinde bunun altında hepimiz bir maliyetle karşı karşıya kalırız.

Teklifin 8’inci ve 9’uncu maddeleri, Maden Tetkik ve Arama uhdesindeki ruhsatların bölünmesi. Sayın Başkan çağırdı, Sayın Genel Müdür Yardımcımız geldi ama samimiyetle söylüyorum, bunun temel maksadını anlamış değiliz. Evet, 100 birimlik bir alanın 10 birimi belli bir yere getirilmiş ve bu ihale edilmek isteniyor ama buradaki temel amacı ve uygulamadaki durumun nasıl bir sonuç doğuracağını biz anlamış değiliz. Eğer maksadı varsa ya bize anlatan bürokratlar bu işi bize anlattıkları kadar biliyorlar ya da onlar da bizim gibi bu işi yazıldıktan sonra görmüş durumdalar.

Bir başka konu olan -daha sonraki maddelerde ama- köprü geçişlerine de olumlu oy verdik.

Bakın, bu teklifin maddeleri, bu torba kanun teklifi ve kanun yapma kalitemiz o kadar düşük ki şu teklife baktığınızda göreceksiniz, Üç dört tane konuda, özellikle Maden Tetkik ve Aramayla ilgili şubat ayında yapılmış düzenlemeleri tekrar düzenlemek için bir teklif getirildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Ya, şubat ayında yani -mart, nisan, mayıs- üç ay önce kanun çıkarmışız, düzenleme yapmışız, bunu düzeltmek için tekrar bütün Meclisin enerjisini harcıyoruz.

Sözlerime son vermeden önce benim sizden bir ricam, teklifi getiriyorsunuz, lütfen bunun peşinden Genel Kurula gelin. Ben Bursa’daki arkadaşlara teşekkür ederim, hiç olmazsa onlar kalabalık hâlde geliyorlar ve Meclisteki bu sorunu aşağı yukarı çözme gayretinde oluyorlar.

Sonsuz teşekkür ederim.

Saygılar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Esin Kara konuşacaklardır.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA ESİN KARA (Konya) – Sayın Başkan, büyük Türk milletinin değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

23 Mayıs 2019 gecesi, Milliyetçi Hareket Partisi Doğanhisar İlçe Belediye Başkanımız İhsan Öztoklu, haince, alçakça, şerefsizce tezgâhlanan bir pusu sonucu kalbinden bıçaklanarak şehit edilmiştir. İhsan Öztoklu ne ilk ülkücü şehittir ne de son olacaktır, biliyoruz. Bildiğimiz bir şey daha vardır ki o da ülkücülerin kıyamete kadar davalarına, devletlerine sahip çıkacağıdır. Başkanımıza Yüce Allah’tan rahmet, ailesine ve camiamıza başsağlığı diliyorum.

“Yer, gök, deniz tükenir, Oğuz’da er tükenmez. Oğuz’da er tükense âlemde şer tükenmez.”

27 Mayıs ülkücü şehitleri anma günüdür. 27 Mayıs 1980’de şehit edilen Gümrük ve Tekel Bakanımız Sayın Gün Sazak’ı rahmet ve minnetle anıyorum. 4 Ocak 1968’de Ankara Site Yurdunda orucunu açtıktan birkaç dakika sonra şehit edilen Ruhi Kılıçkıran’dan, 23 Mayıs 2019’da katıldığı bir iftar programı sonrası siyasetin Kabilleri tarafından haince pusuya düşürülerek şehit edilen İhsan Öztoklu’ya varıncaya kadar bütün ülkücü şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum, mekânları cennet olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 1’inci maddesiyle 2252 sayılı Kültür Bakanlığı Döner Sermaye Kanunu’nun 7’nci maddesine yapılan ekle döner sermaye hizmet ve faaliyetleri, kurumlar vergisinden muaf bırakılmaktadır. Ancak bu muafiyetin Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nca yapılacak kesintilere etkisinin şümulünün olmaması öngörülmektedir. Kültür Bakanlığımızın ülkemizin tanıtımına ve turizm gelirinin artırılmasına yönelik bu tür faaliyetlerinin kurumlar vergisinden muaf kılınarak desteklenmesini olumlu karşılamaktayız.

Kanun teklifinin 2’nci maddesinde Bulut Eğitim Vakfı tarafından kamu tüzel kişiliğine sahip “İstanbul Galata Üniversitesi” adıyla bir vakıf üniversitesi kurulması öngörülmektedir. Ülkemizde daha önce de birçok başarılı örneği olan vakıf üniversitelerinin burslu olarak okuma imkânı sağlayarak birçok dargelirli ailenin evlatlarına eğitim sunmasını olumlu karşılamaktayız.

Kanun teklifinin 3’üncü, 4’üncü, 5’inci ve 6’ncı maddeleri, 11 Kasım 1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 56’ncı maddesine ek A, B, C, D maddeleriyle disiplin cezalarıyla ilgili hükümleri düzenlemektedir. 56/A maddesinde disiplin cezasının disiplin amirinin, 56/B maddesinde disiplin cezaları, uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, işten çıkarma hükümleri 657 sayılı Kanun’un 125’inci maddesinde yer alan hükümler çerçevesinde atıfta bulunularak düzenlenmiştir. 56/C maddesinde disiplin cezalarının uygulama esasları hükme bağlanmıştır. 56/D maddesi’yle görevden uzaklaştırma hükümleri düzenlenmiştir.

Ülkemizin resmî yayın kurumu olan Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumuna önemli görevler düşmektedir. Toplumumuzun ahlak yapısına, millî değerlerine, manevi ve tarihî değerlere uygun programlar yapılmasına ülke olarak ihtiyacımız bulunmaktadır. Türk milletinin aile yapısını bozmaya yönelik dizi ve programlar, televizyon kanallarında birbirleriyle yarış hâlindeyken, millî ve manevi değerlerimizi ön plana çıkaran programların artması temennimizdir.

Kanun teklifinin 7’nci maddesiyle Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün uhdesindeki ruhsatları bölerek aynı alan için birden fazla ruhsat verebilme hakkı tanınmaktadır.

Kanun teklifinin 8’inci maddesiyle yer altındaki maden işletmelerinde faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarının yer altındaki işlerine ilişkin sözleşmelerde mevzuat değişikliği nedeniyle oluşan fiyat farklarının ödenmesi yerine, bu fark için kömür fiyatlarındaki artışın da dikkate alınarak, destek tutarının belirlenmesine ilişkin usuller düzenlenmiştir.

Kanun teklifinin 9’uncu maddesiyle 2018 yılı devlet hakkı beyan, tahakkuk ve tahsilatının yapılmaması öngörülmüştür.

Kanun teklifinin 10’uncu maddesiyle Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan kaynak veya rezerv raporları olan madenler için bu kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde Genel Müdürlüğe başvurulması hâlinde, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne bu sahalar için buluculuk hakkı verilmesi öngörülmektedir.

Kanun teklifinin 11’inci maddesiyle 3238 sayılı Savunma Sanayii ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’un 10’uncu maddesindeki “acil” kelimesi çıkarılarak Emniyet Genel Müdürlüğünün istihbarat ve güvenliğe ilişkin tüm ihtiyaçlarının Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan karşılanması sağlanmaktadır.

Kanun teklifinin 12’nci maddesiyle Kırıkkale Merkez ili Bahşili ilçesinin adının “Bahşılı” olarak değiştirilmesi öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 28 Mayıs 1918 tarihinde bağımsızlığına kavuşan tek millet-iki devlet, kardeş ülke, can Azerbaycan’ın kuruluşunun 101’inci yılını kutluyorum. Buradan Azerbaycan’daki soydaşlarımıza saygı ve selamlarımı iletiyorum.

Kalan süremde seçim bölgem olan Konya’mızın bazı sorunlarına değinmek istiyorum. Tarım kenti olan -verimli Konya Ovası- Konya, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından açıklanan kenevir ekilen iller içerisinde maalesef bulunmamaktadır. Cumhurbaşkanımıza ve sayın bakanımıza buradan seslenmek istiyorum: Kenevir ekilen iller içerisinde Konya’nın da yer alması hem ekonomimize katkı sağlayacaktır hem de hava kirliliğinin temizlenmesinde çok önem arz ettiği için, bu ürünün Konya’da da üretilmesini istiyoruz.

Maalesef, Konya’mızda bir sivil havaalanı bulunmamaktadır. Biz, 3’üncü Ana Jet Üssü’ne ait askerî havaalanını kullanmaktayız ve sadece İstanbul-Konya arası seferlerimiz bulunmakta. Biz diyoruz ki haftada bir bile olsa Konya’ya diğer illerle bağlantı sağlayacak uçak seferleri düzenlensin, böylelikle Konya turizmine de bir katkı sağlansın.

Her milletvekilimiz buraya geldiği zaman kendi şehrinin yemeklerini övüyor. Ben de diyorum ki gastronomi şehri olarak bilinmesek bile, Konya’da yaprak sarması küçük ve böyle kalın sarılır ve Konya’dakinin lezzetini hiçbir yerde bulamazsınız. Su böreğinin yufkaları tek tek elde açılmayıp suda haşlanmadığı müddetçe ve odun ateşinde pişmezse Konyalı ona “su böreği” demez. “Bamya çorbası” denince Konya akla gelir ve diyorum ki birçok şehir ve muadilleri sahip çıkmaya kalksa da “etli ekmek” denince akla Konya gelir ve bu lezzetleri tatmak için ben hepinizi inşallah Konya’ya bekliyorum.

Yine, konuşmamı ülkücü şehitlerimiz için Sayın Liderimiz Doktor Devlet Bahçeli’nin söylemiş olduğu bir sözle kapatmak istiyorum: “Asırların derinliklerinden dalga dalga yükselen ‘Ey Türk, titre ve kendine dön.’ çağrısına kulak veren onlardı. Zamanın dar kalıplarına sığmayıp taşan, hıyanete meydan okuyup bozkurt gibi ileri atılan onlardı. Ülkemizi yabancı ve gayrimillî akımların tasallutuna almak isteyenlere engel olan, Türk milletinin bekası için muazzam bir duruş ve tavır gösteren gene onlardı.”

Tüm ülkücü şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Gazi Meclisimizi ve bizi izleyen büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu konuşacaktır.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki torba kanundaki tekliflerden biri, yeni bir vakıf üniversitesi açılması. Bir üniversitenin açılması, normalde çok önemli bir adımdır aslında. Bu ülkenin köklü üniversitelerinin -işte, Ankara, İstanbul üniversiteleri ve bazı köklü üniversiteler gibi- bu ülke için yetiştirdiği akademisyenlere ve öğrencilere baktığımızda, gerçekten, yeni bir akademik kurumun açılmasını heyecanla karşılamamız gerekir ama maalesef, bu mümkün olmuyor. Çünkü siz, değerli arkadaşlar, en nitelikli binlerce akademisyeni üniversitelerden ihraç ettiniz. Üniversiteler özerkliğini yitirmiş; özgür, bağımsız, bilim üretmesi gereken bütün kurumlar da baskı altında.

Son dört yılda kurulan 21 devlet üniversitesinin öğretim elemanı başına düşen makale sayısı toplam 0,10 arkadaşlar; 0,10 akademik makale sayısı. Önemli uluslararası akademik dergilerde yayımlanan makale ise yok denilecek kadar az. “Her şehre bir üniversite” projesi bitti, 2’nci üniversiteler ve sayısız vakıf üniversiteleri kuruldu. Söylemekten üzüntü duyuyorum ama “Artan genç işsizliği karşısında nasıl vakit kazanırız?” demekten başka bir şey değil bu yeni üniversiteler. 14-24 yaş grubundaki genç nüfustaki işsizlik oranı 23,6. Sorarlarsa “Onlar işsiz değiller, öğrenciler.” mi diyeceksiniz?

Gençleri en verimli çağlarında, yeni kurulmuş üniversitelerde diploma umuduyla oyalıyoruz. Mezun olunca ise yine işsizlik. Bugün 4 işsizden 1’i üniversite mezunu. Sonra da “Her üniversite mezunu, iş bulacak diye bir şey yok.” deriz ve hiçbir sorumluluk almayız, ne olacak. Böyle olmaz arkadaşlar. İşsizlik, iş bulamayan yurttaşların yetersizliği veya beceriksizliği değil, ekonomi yönetiminde söz sahibi olanların beceriksizliği ve yeteneksizliğidir ki bu beceriksizlik de en fazla gençleri etkiliyor maalesef.

Teklifte yer alan bir başka konuyla ilgili bir soru sormak istiyorum, cevabı çoktandır unutulmuş bir soru bu. “Tarafsız kamu yayıncılığı” ne demektir? Halk tarafından finanse edilen bir yayın organının halka, doğru, bağımsız, tarafsız bilgi vermeyi hedefleyen bir yayın politikasının, halk tarafından denetlenmeye açık, şeffaf ve hesap verebilir bir yapısının olması; tarafsız kamu yayıncılığı bu demek. Mesela, seçim döneminde tüm siyasi partilere, tüm adaylara dengeli bir şekilde yer verilmesi yani TRT’nin yaptığının tam tersi. AKP’ye 146 saat -bunu iyi dinleyin arkadaşlar- MHP’ye 18 saat lehte yer verirken CHP’ye 21 saat lehte, 17 saat aleyhte; İYİ PARTİ’ye 4 saat lehte, 3 saat aleyhte ve şok şok şok, HDP’ye ise 36 saniye lehte, 3 saat aleyhte yer verdiğinde buna, tarafsız kamu yayıncılığı değil, yandaş yayıncılık diyoruz.

Burada TRT’nin yanlı yayıncılık anlayışına son vermek üzere aslında bir araya gelmemiz gerekirdi. Oysa bir buçuk yıldır, bir disiplin yönetmeliği olmaksızın, her şeyin genel müdürün iki dudağının arasında olduğu bir düzen sürüyor TRT’de ve şimdi, bu yeni düzenlemeyle de işler kılıfına uyduruluyor. Bu teklif, Temmuz 2018’de çıkarılan 703 no.lu KHK’yle TRT’de başlayan siyasi kadrolaşma sürecinin bir parçasıdır; sürgün, disiplin cezaları, soruşturmalar ve istihdam fazlası personel uygulaması. Yıllardır TRT’de tecrübe kazanmış, birikimli ve üretken personelin “istihdam fazlası personel” uygulamasıyla mesleğini icra etme hakkı yok sayılıyor, nitelikli personel niteliksizleştiriliyor. Soruyoruz: Bunun nesi kamu yararına?

Yine bir şok haber daha: Bakın, TRT’de Çince masasına bakan kişi istihdam fazlası listesine alınınca yerine atanan kişi Çince bilmiyor. Nece konuşturmayı düşünüyorsunuz Çince bilmeyen bu arkadaşı, bilmiyoruz ama Çince bilen personel “istihdam fazlası” diye açığa alınmış.

Arkadaşlar, kendi personelini fazlalık olarak gözden çıkarırken şirketler aracılığıyla yüzlerce kişiyi işe alarak, güvencesiz çalışmayı dayatarak sadece TRT’de değil, tüm kamu kurumlarında tek adam rejimi, siyasi kadrolaşma ve biat kültürü işte böyle inşa ediliyor. Al gülüm, ver gülüm göründüğünüz ekranlarda size oy veren insanlar bile artık sadece sizi görmekten bıkmış durumdalar -inanın böyle bu durum- ve sizin yandaş politikalarınızdan da usanmış durumdalar.

Teklifteki bir başka facia, madenle ilgili maddeler. Madenlerde bunca facia, bunca cinayet yaşadık, Soma’da 301 insanımızı kaybettik bu katliamda. Defalarca dile getirdik hem ülke kaynakları açısından kritik hem de çok fazla iş cinayetinin yaşandığı maden iş kolu, kamu tarafından işletilmelidir. Madenlerin küçük parçalar hâlinde özelleştirilmesi, redevans ve taşeron sistemi daha fazla yaygınlaştırılırsa bu ancak iş cinayetlerini artırır. Daha geçen yıl 3 bine yakın maden işçisi, redevansa karşı maden ocağından çıkmama eylemi yaptılar ama siz yine bu teklifte aynı yanlışta ısrarcısınız maalesef.

Bu ülkede hiçbir para, hiçbir fon, amacı için kullanılmıyor arkadaşlar. Savunma Sanayii Fonu, savunma teknolojisi denilen savaş teknolojisi araştırmaları için oluşturulmuş bir fon. Bu fon şimdi zorunlu olmayan hâllerde de Emniyet Genel Müdürlüğüne aktarılabilecek. Sözüm ona toplumsal düzeni korumak için var Emniyet Genel Müdürlüğü. Peki, neden savaş yatırımları için ayrılan bütçeyi Emniyet Genel Müdürlüğüne aktarıyorsunuz? Toplumla, yurttaşla mı savaşıyorsunuz? Emniyet Genel Müdürlüğü bir zahmet her gün öldürülen kadınlara şiddeti önlemek için uğraş versin mesela, asıl uğraşı bu olmalı.

Ayrıca Türkiye’nin her yerinden kadınlar savaş travmasıyla eve dönen erkeklerden de şiddet gördüler arkadaşlar. Savaşla kışkırtılan erkeklikle de yaşamak zorunda kaldılar ve bu yüzden de ölüyorlar. Artık savaşın değil, barışın sözünü etmek istiyoruz, bunu duymak istiyoruz. Bugün “barış” üzerine konuşurken bir müjdeden, Türkiye’de yaşayan herkese umut olacak bir değişimden değil de sanki kötü bir haberden bahsediliyormuş gibi. “Barış” dediğiniz zaman böyle oluyor. Oysa 1980’den bugüne 6.904 sivil faili meçhul cinayetler, işkence ve zorla kaybedilerek öldü. Meclisin resmî rakamları bile 1984-2012 yılları arasında toplam can kaybının bu ülkede 35.576 kişi olduğunu söylüyor. Bu savaş hâli, yalnızca Kürtleri yoksul bırakmadı, Türkiye’nin eğitime, sağlığa, yatırıma aktaracağı parayı acımasızca heba etti.

Barış, elbet devletle olur ama o barış topluma yayılmadan da hakiki bir barış tesis edilemez. Barış açık kapılarla yapılır, sonuna kadar açık kapılarla yapılır ki akademisyenler çıkıp “Bu suça ortak olmayacağız.” diyebilsinler. Ardından örneğin bir AK PARTİ seçmeni çıkıp “Ben artık ne savaşa para harcansın ne canlar yitirilsin istiyorum.” diyebilir. Bir öğretmen “Çocuklar ölmesin.” diyebilsin ve sağduyudan yana eller de korkmadan onu alkışlayabilsinler.

Artık kim kiminle anlaştı, hangi pazarlıktı, bunları duymak istemiyoruz arkadaşlar.

Sayın Başkan, bitireceğim müsaade ederseniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Topluma yayılacak vesayetsiz, kapsayıcı, adil, şeffaf ve kadınların eşit yer bulduğu bir barışı istiyoruz. Daha demokratik, daha huzurlu, daha barışçıl bir toplum için yani gelecek için artık bir adım atmalıyız hem de kapıları sonuna kadar açarak. Bunu tüm partiler, tüm toplum birlikte yapmalıyız. Artık “Sen şununla görüştün, sen bununla anlaştın.” lafları bitmeli ve son bulmalı bu Mecliste. Herkesin aynı noktada durup geçmişe ve geleceğe aynı gözlerle bakması gerekmez belki ama eğer birlikte yaşıyoruz diyorsak, hâlen bizi toplum yapan ortaklıklarımız varsa acıları birlikte iyileştirip barış için birlikte sevinebilmeliyiz. Artık bayramlarda birbirimizin yaralarını sarıp derman olabilmeliyiz.

Konuşmama son verirken teklifin 12’nci maddesinde Bahşili ilçesinin adı “Bahşılı” olarak değiştiriliyor, gerekçesi de çok güzel.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – “Vatandaşlar arasında öyle kullanılıyor.” deniyor gerekçesinde tıpkı Dersim’in adının Dersim olduğu gibi. Herkes için demokrasi, herkes için adalet diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Bülent Kuşoğlu konuşacaklardır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 68 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde grubum adına söz aldım.

Değerli arkadaşlar, tümü üzerindeki konuşmamda da belirttim, ekonominin bu kadar sıkıntılı olduğu, vatandaşımızın, halkın bu kadar sıkıntılı olduğu bir dönemde, kriz içerisinde olduğumuz bir dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu tür kanunların görüşülmesi gerçekten üzüntü verici. Halkın beklediği, bizden umduğu kanunlar bunlar değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bizim yapmamız gereken çalışmalar bunlar değil. Halkın dertlerine derman olmamız lazım, bu sorumluluğumuzu yerine getirmemiz lazım.

Hem “Dünyada ekonomi değişiyor, bir değişim içerisinde, dünya düzeninde sancılar var, sıkıntılar var.” diyoruz hem de bu sancılar, sıkıntılar karşısında hiçbir şey yapmıyor, seyrediyoruz. Hâlbuki dünyadaki bu değişimi çok iyi okumamız, Batı’dan Doğu’ya kayan güç dengesini çok iyi gözlemlememiz, bizim de ona göre Türkiye olarak bu değişim içerisinde yer almamız lazım, değişimi okumamız lazım, ekonomideki değişime göre hareket etmemiz lazım, yeni politikalar geliştirmemiz lazım ve bu konularla ilgili olarak bu Meclisin yapabileceği çok şey var. Maalesef, bunlarla ilgili olarak seyirci durumundayız.

Türkiye’den önemli ölçüde para kaçıyor yurt dışına. Deminki konuşmamda güvenle ilgili birçok endeksten bahsetmiştim. Özellikle 2016 ve 2017 yıllarında 6 bin dolar milyoneri hesabı yurt dışına çıkmış yani 1 milyon dolar ve üzerindeki hesaplar yurt dışına çıkıyor, 2016’da 6 bin, 2017’de 6 bin. Bu konuda dünyada 3’üncüyüz ama Çin ve Hindistan bizden önce geliyor. Çin ve Hindistan’ın nüfusu 1 milyar ve üzeri. Onların nüfusuna bakınca, nüfusa göre kıyaslayınca dışarıya giden milyoner sayısında, döviz hesabı sayısında, dolar hesabı tutarında biz 1’inciyiz dünyada, anormal ölçüde para yurt dışına çıkıyor, kaçıyor. Şimdi, bunlara çözüm bulmak varken biz bu konularla uğraşıyoruz maalesef. Halbuki bunlar çok önemli. Neden kendi vatandaşımız parasını yurt dışına kaçırır, ülke bu durumdayken, bu kadar sıkıntılıyken? Bunlarla uğraşmamız gerekirken maalesef nelerle uğraşıyoruz.

Şimdi, bu birinci bölümde Kültür Bakanlığı DÖSİMM (Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü) kurumlar vergisinden muaf kılınıyor. Tam olarak öğrenemedik, ilk defa mı bir döner sermaye işletmesi kurumlar vergisinden muaf kılınıyor? Biraz önce anlattım, döner sermaye işletmesi bir kuruma bağlı, bakanlığa bağlı; bakanlık, kamu kurumu olarak faaliyet gösteriyor zaten, bir kamu kurumu olarak vergilenmiyor, vergilenmemesi de gerekiyor. Döner sermaye işletmesi, adı üzerinde işletme, vergilenmesi gerekiyor. Eğer vergilenmeyecekse, piyasadaki koşullara uygun çalışmayacaksa, rekabet etmeyecekse o zaman kamu kurumu olması lazım, döner sermaye işletmesine gerek yok. Niye döner sermaye işletmesini kurumlar vergisinden muaf kılıyoruz ki, böyle bir anlayış olamaz ki.

Ayrıca üşenmedim değerli arkadaşlarım, bakın, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sayıştay denetim raporu bu, 2017’nin. Döner sermaye işletmesinin raporu da var burada. İşte burada tabloları var, döner sermaye işletmesinin gelir gider tablosu, 74 milyar lira zararlı. Kurumlar vergisi yok ki -arkadaşlar da ifade ederler- son üç yılda da zaten kâr etmemiş. Nereden kurumlar vergisi çıkıyor da biz gecenin bu saatinde, ramazanın şu gününde bununla uğraşıyoruz, ne anlamı var bu işin? Bakın burada eğer döner sermaye işletmesiyle uğraşacaksak daha önemli şeyler var. Sayıştay anlatmış “Müze ve ören yerleri gişelerinin kiraya verilmesi işiyle ilgili olarak muhammen bedelin yanlış hesaplanması.” Bunları yapamıyor da… Bulgu 2 “Yeteri kadar avukat bulunmasına rağmen kurum davalarının takibi için avukatlık hizmeti dışarıdan alınıyor.” diyor, yeteri kadar avukat varken. 7 tane bulgusu var, 7 eleştirisi var döner sermaye işletmesiyle ilgili 2017’de. Yani bunları görmeyeceğiz, düzeni bozan, döner sermaye işletmesi mantığına aykırı, kamu mantığına aykırı getirip bir iş yapacağız burada. Bunu açıklamak bile mümkün değil, hakikaten mümkün değil. Ben de utanıyorum bunları söylemeye ama getirilmiş, ne yapalım, bunları eleştirmek zorundayız. Ama bunun doğru olduğunu hiç kimse de iddia edemez, gerçekten iddia edemez. Yani Allah’tan biraz korkmak lazım ya bunları getirirken.

Şimdi Galata Üniversitesiyle ilgili…

Bir şey daha söyleyeceğim: 1’inci madde daha, şöyle: Döner Sermaye Kanunu 7’nci maddesinde bir değişiklik yapılıyor, bununla kurumlar vergisinden muaf kılınıyor. Kanun yazımında, bir kere Kurumlar Vergisi Kanunu’nda bu muafiyetin olması lazım, muhakkak olacaksa. Kanun yazımında böyledir yazım tekniği açısından. Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yer alması lazım bunun. Ayrıca, değişiklik yapılan madde şöyle: Döner sermaye işletmeleriyle ilgili 7’nci madde. Maddeye bir ilavede bulunuluyor. Fakat maddenin üstü şu şekilde değerli arkadaşlarım, özellikle hukukçular baksın: “Kültür Bakanlığı Döner Sermayesi 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu, 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İhale Kanunu ile bu kanunların ek ve değişiklikleri hükümlerine bağlı değildir.” deyip bir fıkra ilave ediyoruz. 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu yok ki artık. 2490 sayılı Artırma Eksiltme Kanunu’nun zaten ilgili maddeleri değişti, bunu niye koyuyoruz? Ben bunu Komisyonda söyledim, “Efendim, başka yerlerde de var. Sadece bu maddede değişiklik yaptığımız için 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu’yla ilgili değişikliği, Artırma Eksiltme Kanunu’yla ilgili değişikliği dercetmedik.” dediler. Baktım sonra, üşenmedim, yokmuş, başka hiçbir maddesinde yokmuş böyle bir değişiklik. Döner Sermaye Kanunu’nun 2252 sayılı Kültür Bakanlığı Döner Sermaye Kanunu’nda başka bir şekilde Muhasebei Umumiye Kanunu ve 2490 sayılı Artırma Eksiltme Kanunu’nda değişiklik yok. Bunun da değişmesi şart. Olmayan kanunlar burada zikrediliyor, biz kanun değişikliği yapıyoruz, o maddeye ilavede bulunuyoruz, bunu da değiştirmiyoruz. Böyle bir saçmalık olamaz. Bunu da buraya getiren, bu Meclisle dalga geçenlerle ilgili olarak da gereği yapılmıyorsa ben ne diyeyim artık? Yani, bakın, başında da buraları yöneten insanların olması lazım, dalga geçilmemesi lazım; bilmiyorsa yapmaması lazım bu işi.

Galata Üniversitesi konusu… Şimdi, üniversiteler, bu konular gündeme geldiği zaman, bir kanun değişikliği gündeme geldiği zaman konuyu da, ilgili kurumları da oturup tartışmak, konuşmak lazım. Galata üniversitesi konusu geliyor; YÖK’ü konuşmamız lazım, üniversitelerimizin durumunu konuşmamız lazım, üniversitelerimizin içinde bulunduğu sıkıntıları konuşmamız lazım. 200 küsur olmuş. Plan ve Bütçe Komisyonunda bunu görüşüyoruz, ilgili komisyonda görüşmüyoruz. İsmi ayrıca, belirttiğim gibi, sorun; Galatasaray Üniversitesi varken bir Galata Üniversitesi daha kuruyoruz. Birbirine karıştırıyor insanlar, karıştırılabilir. Anlamak mümkün değil.

3, 4, 5 ve 6’ncı maddeler TRT’yle ilgili. TRT’nin masaya yatırılması gerekiyor. TRT 150 civarında çalışanını başka kurumlara sürdü. Niçin bunlar yapılıyor? Bunların bir gerekçesi olması lazım. Eğer bu konuları görüşüyorsak TRT’yi de oturup masaya yatırması lazım bu yüce Meclisin, TRT’yi de konuşması lazım; biraz önce arkadaşlarımız bahsetti, TRT’nin birçok yanlışı var, bunların burada görüşülüp konuşulması lazım, burada TRT’yle ilgili yöneticilerin hesap vermesi lazım.

Maden Kanunu’nda değişiklik yapıyoruz. Devlet hakkı bedellerinde gerçekleştirilen artışları 2018 yılı için uygulamıyoruz, 2018’deki bu artışları uygulamıyoruz. Devlet desteği veriyoruz. Neden yapıyoruz? Bunun ne getirdiğini, ne götürdüğünü, kaç kuruş faydası olacağını hiçbir şekilde hesaplamamışız, etki analizi yok, kanun değişikliği yapıyoruz. Gerçekten dalga geçilir gibi yani bu yüce Meclisle dalga geçirilir gibi. Bunların kabul edilmemesi lazım; Meclis Başkanının, özellikle iktidar milletvekillerinin, sorumlu olanların bunları bu yüce Mecliste kabul etmemesi lazım bu şekilde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kuşoğlu.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

3238 sayılı Savunma Sanayii ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun’da değişiklikler yapıyoruz.

12’nci olarak da en önemli değişiklik, Sayın Vekilim, sizin memleketle ilgili “Bahşili”yi “Bahşılı” yapıyoruz, memleketi kurtarıyoruz bu şekilde.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Tamam.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, gerçekten memleketin durumu bu kadar sıkıntılıyken, hem ekonomiyle ilgili hem dış politikayla ilgili hem toplumsal birlik, beraberliğimizle ilgili, barışla ilgili bu kadar sorun varken bu ramazan günü, bayram öncesi bunlarla uğraşmamız yazık günahtır. Tekrar üzüntülerimi bildiriyorum. Belki konuşma fırsatım olamaz, herkese iyi bayramlar diliyorum.

Saygılar sunuyorum efendim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Milletvekili.

Gruplar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştır.

Teklifin birinci bölümü üzerinde şahsı adına ilk olarak İstanbul Milletvekili Sayın Erkan Baş konuşacaktır.

Buyurun.

Süreniz beş dakika. (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bizleri izleme fırsatı bulan tüm işçileri, emekçileri yürekten selamlıyorum.

Bugün -bazı milletvekili arkadaşlarımız değindi- Türkiye tarihinin en önemli özgürlük direnişlerinden bir tanesi olan Gezi direnişinin yıl dönümündeyiz. Bu vesileyle Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Berkin Elvan ve Hasan Ferit Gedik arkadaşlarımızı saygıyla anarak başlamak istiyorum.

Tabii, biz, konjonktüre göre pozisyon alan siyasetçiler değiliz. Burada, sadece Gezi günlerinde, büyük Gezi direnişi sırasında “Bundan sonra otobüs durağının yerini değiştirsek onu bile halka soracağız.” diyen AKP’li yetkililere hatırlatmak istiyorum. Tabii, o gün büyüyen halk hareketi karşısında ayakları titreyerek yaptıkları açıklamalardı bunlar; bugün konjonktür değişip güç yeniden ellerindeymiş gibi düşündükleri zaman tüm Gezicileri tehdit etme, onları davalarla, baskıyla sindirme yaklaşımı devreye girdi. Ben bu vesileyle Genel Kurulda da ifade edeyim. İlk gününden bu yana Gezi direnişinde bulunma şansı olan bir arkadaşınız olarak bundan gurur duyuyorum. O gün de Geziciydim, bugün de Geziciyim ve Gezi direnişinin, baskıcı bir iktidara karşı bu halkın en haklı direnişi olarak Türkiye tarihinde altın harflerle yerini bulacağını düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, yine bir iktidar alışkanlığıyla getirilen bir torba kanunla karşı karşıyayız; üstelik bunu bir temel kanun olarak görüşüyoruz. Tabii, insanın sorası geliyor yani bu 7 bakanlığı, onlarca komisyonu niye kuruyoruz, madem bizim böyle, antik Yunan filozofları gibi her konuda fikri olan milletvekillerimiz var? Gerek yok; o zaman bu bakanlıkları, komisyonları lağvedip bütün çalışmaları buradan yürütmek mümkündür gibi gözüküyor. Fakat maalesef, bu torba yasalar halkın gerçek sorunlarına değinmiyor, halkın gerçek sorunlarının yanından bile geçmiyor. Örneğin, sevgili arkadaşlar, asgari ücretin 2.020 lira olduğunu hatırlayarak başlamamız gerekiyor ve 4 kişilik bir aile için açıklanan açlık sınırının, bakın “yoksulluk” demiyorum, açlık sınırının 2.124 lira olduğunu da hatırlamamız gerekiyor. Bu tablo karşısında, herhâlde Millet Meclisine düşen görev, halkın açlık sınırının altında yaşama koşullarını değiştirmek olmalı ama biz bunlarla uğraşmıyoruz.

Mesela, değerli arkadaşlar, hiç aklınızdan geçiyor mu; acaba biz, bu ülkede örneğin iş saatlerini azaltsak, asgari ücreti de yükseltsek ve insanlar daha az çalışıp daha rahat yaşasa. Örneğin, insanca yaşayacak ücretler versek. Örneğin, çalışma hakkını güvence altına alsak; mesela, işsizliği yasaklasak. Hani bunları tartışabilsek, bunları konuşabilsek ya da büyük bir hak gasbı olarak gördüğümüz “EYT” olarak anılan mağduriyete son versek de memlekette insanlar için yeni çalışma alanları yaratırken insanların emekliliklerini insanca biçimde yaşamalarının olanaklarını yaratsak. Ama bunlar gündeme gelmiyor. Ne gündeme geliyor? Örneğin, bir tane torba yasanın içerisinde üniversite kurmayı tartışıyoruz. Çok açık olarak ifade etmek gerekiyor ki, torba yasayla üniversite kurmak aslında eğitime gayriciddi yaklaşımın en tipik göstergelerinden bir tanesidir. Türkiye’de üniversitelerin ne hâlde olduğunu biliyoruz. Dünyada ilk 500 üniversite sıralanıyor, Türkiye’den ya 1 üniversite girebiliyor ya hiç giremiyor. Onlarca, yüzlerce akademisyen işinden edilmiş durumda ama biz eğitimi kurtarmak adına bula bula çare olarak vakıf üniversitelerini artırmayı bulmuşuz. Açıkça soruyorum: Değerli arkadaşlar, bu ülkede açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm ettiğiniz insanların çocukları bu vakıf üniversitelerinde okuyabilecek mi mesela? O açlık sınırının altında yaşamak durumunda kalan genç kardeşlerimin eğitimi için ne düşünüyorsunuz? Mesela, hiçbirinizin aklına devletin, eğitimi herkes için eşit, parasız ve bilimsel olarak sağlamak gibi bir yükümlülüğü olduğu geliyor mu? Biraz bunlar üzerine düşünmemiz gerekiyor, öneriyorum.

Değerli arkadaşlar, mesela, köprü affını tartışıyoruz. Tamam, affedilsin, insanlarımız o paraları ödemekten kurtulursa biz mutlu oluruz açık söylemek gerekirse ama mesela, hiç şunu tartışıyor musunuz: Üzerinden hiç geçmediği köprü için milyarlarca lira para veren vatandaşın durumu ne olacak? Burada size bire bir yaşadığım bir şeyi aktarmak istiyorum. Şoför bir arkadaşım var, büyük bir şirket yöneticisinin, patronunun yanında şoförlük yapıyor. Osman Gazi Köprüsü’nden geçerken -hiç geçtiniz mi bilmiyorum, köprü genelde bomboş oluyor- patronu dönüyor, bizim şoför arkadaşa diyor ki: “Burası var ya burası, senin gibiler parasını veriyor, benim gibiler geçiyor işte.” Yarattığınız düzen bu arkadaşlar. Şimdi, bunları tartışmak varken biz torba yasalarla uğraşmak durumunda kalıyoruz.

Tabii, memleketin gerçek gündemlerine davet etmek dışında, memleketin gerçek acılarıyla uğraşmaya çağırmak dışında yapabileceğim bir şey yok. Tabii, beş dakikada 12 madde üzerine konuşmak da pek mümkün olmuyor. Değerli Başkan izin verirse sözlerimi toparlayayım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Bu yaptıklarınızın yanınıza kâr kalacağını sanıyorsunuz. Ben kısa dönemli milletvekilliğim boyunca bir şeyi açıkça itiraf edeyim. AKP’nin en büyük meziyeti işi kılıfına uydurmak oluyor, en son YSK darbesinde de gördük. Aslında, halkın size verdiği mesajları, halkın size göstermeye çalıştığı yolu görmemekte ısrar ediyorsunuz ama ortada bir zihniyet sorunu olduğunu burada ifade etmem gerekiyor. Çok basit bir örnek vereceğim. İzmir Milletvekili Binali Yıldırım katıldığı bir televizyon programında diyor ki: “70 bin sokağı aydınlatıp gündüz gibi yapacağız, kadınlarımız rahatça gezsin.” Arkadaşlar, bakın, burada ciddi bir zihniyet problemi var. Bir: Kadınlar kimsenin değildir. Öyle “kadınlarımız” denmez, denmemelidir. İki: Sokakları aydınlatalım ama önce kadınlara dönük cinayetleri aydınlatalım. Şule Çet cinayetini aydınlatalım, Rabia Naz cinayetini aydınlatalım, yolsuzlukları ve hırsızlıkları aydınlatalım ama zihniyet başka olunca böyle sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Milletvekili.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Ben son olarak şunu söyleyeyim: Küçücük bir kardeşimiz İstanbul seçimleri sırasında güzel bir laf etti ve halkın çok geniş kesimlerinin duygusuna tercüman oldu. Masalda “Kral çıplak!” diye bağıran çocuğu hepimiz severiz. O küçük kardeşimiz de “Her şey çok güzel olacak." dedi, bir anda memlekette umut tohumları yayıldı, herkes birbirine “Her şey çok güzel olacak, her şey çok güzel olacak." diyor. Ben de inanıyorum ki her şey çok güzel olacak, işçilerle çok güzel olacak, kadınlarla çok güzel olacak, gençlerle çok güzel olacak. (CHP sıralarından alkışlar) Sadece İstanbul kazanmayacak, İstanbul kazanınca Türkiye de kazanacak. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Giresun Milletvekili Sayın Cemal Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

Süreniz beş dakikadır.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 68 sıra sayılı, (2/1908) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde -635 sayılı Kararname’de- Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yürürlük ve yürütme maddeleriyle birlikte 22 maddeden ibaret olan bu kanun teklifi, 17/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmuş ve 20/5/2019 tarihinde komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilmiştir. Başlangıçta, 14 kanunda, 1 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapması öngörülen teklif 22 değil, 20 maddeydi. Daha sonra, Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmeler neticesinde -ki bütün parti grup temsilcilerinin katıldığı bir toplantıda- 2 madde tekliften çıkarılmış, 3’üncü madde de 4 maddeye bölünmüş ve yine 6’ncı madde de 2 madde hâlinde düzenlenerek 22 madde olarak Genel Kurulun gündemine gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, çok sayıda arkadaşımız konuştu ve kanun teklifiyle ilgili aslında bir bütünün parçaları ifade edildi ama ben şöyle bir özetlemek istiyorum: Teklifin 1’inci maddesinde Kültür ve Turizm Bakanlığımızın Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünün kurumlar vergisinden muafiyeti getiriliyor.

2’nci maddede, İstanbul’da “İstanbul Galata Üniversitesi” adıyla yeni bir üniversite kuruluyor.

3’üncü maddeyle, TRT kurumunda görev yapan memurların ve kadro karşılığı sözleşmeli personelin tabi olduğu disiplin hükümlerinin yönetmelikle düzenlenmesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hukuki boşluğun giderilmesini teminen, disiplin hükümlerinin 2954 sayılı Kanun’da belirlenmesine gidiliyor. Burada, önce “Disiplin” başlığında yer alan hükümler uygulanacak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki. İşten çıkarma hâllerinde, yine 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “devlet memurluğundan çıkarma” cezası uygulanacak vesair, 3’üncü madde de bu.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün uhdesinde bulunan maden arama ruhsatlarının bölünerek aynı alan için Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünden birden fazla ruhsat talep edilmesine de imkân getiriliyor 7’nci maddede.

Yine, maden sektöründe faaliyet gösteren kamu kurum ve kuruluşlarının redevansçılarının maliyetlerinde meydana gelen artışların MAPEG bütçesine konulacak ödenekten destek olarak ödenebilmesine de imkân getiriliyor.

Yine bir diğer maddede ki 11’inci madde, Emniyet Genel Müdürlüğünün Savunma Sanayii Destekleme Fonu’ndan karşılanmakta olan istihbarat ve güvenliğe ilişkin ihtiyaçlarında aranan “acil olma” şartı ortadan kaldırılıyor.

Biraz önce çok konu edildi, Kırıkkale’nin “Bahşili” ilçesinin ismi “Bahşılı” olarak değiştiriliyor. Bu, önemli Kırıkkale’deki arkadaşlarımız için.

Ve en önemli maddelerden biri 15’inci madde, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden bazı araç sınıflarına geçme yasağı olmasına rağmen, bu yasağı çiğneyenlere verilen idari para cezalarının tahsilinden vazgeçiliyor; verilen ve henüz tebliğ edilmemiş cezaların tebliğ edilmemesine, tebliğ edilenlerin tahsil edilmemesine ve tahsil edilenlerin ise başvuru hâlinde iade edilmesine ilişkin düzenleme yapılıyor.

Bir diğer önemli madde, Dışişleri Bakanlığına bağlı Avrupa Birliği Başkanlığındaki Avrupa Birliği İşleri uzmanı ve uzman yardımcılarına Dışişleri Bakanlığı kadrolarına diplomat olarak geçmesi için bir sınav hakkı veriliyor.

Yine, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 41’inci maddesinde bir değişiklik yapılarak işçi sendikalarının temsil ettiği iş kolunda en az yüzde 1’lik üye bulundurma şartına takılmadan bir yıllık sürede yapılacak yetki tespit başvurularının iş yeri ve işletme çoğunluğu şartına göre sonuçlandırılmasına imkân getiriliyor.

Makaronla ilgili düzenleme bir yıl erteleniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Vekilim.

CEMAL ÖZTÜRK (Devamla) – Bir diğer madde, 16 veya daha büyük yaştaki taşıtların doğrudan veya ihracatçılar vasıtasıyla ihraç edilmesi veya hurdaya çıkarılmasına bağlı olarak aynı cins yeni bir aracın ilk iktisabında tahakkuk eden özel tüketim vergisinin terkin edilebilmesinin üst sınırı 10 bin liradan 15 bin liraya yükseltiliyor.

Yine 20’nci maddeyle “Yükseköğretim Kurumlarının Araştırma ve Geliştirme Projelerinin Karşılanması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”nin adı “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Araştırma, Geliştirme, Yenilikçilik ve Girişimcilik Faaliyetlerinin Karşılanması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” şeklinde değiştiriliyor.

Netice olarak, biliyorsunuz 21’inci ve 22’nci madde zaten yürürlük ve yürütme maddesi.

Son dönemlerde vatandaşlarımızdan gelen haklı talepler ve ortaya çıkan ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak hazırlanan bu teklifin kanunlaşması yönünde olumlu oy kullanacağımı belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tümü değil efendim, birinci bölüm üzerinde, teklifin birinci bölümü, tümünü yapmıştık.

BAŞKAN – Teklifin birinci bölümü üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 68 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerinin İç Tüzük'ün 72’nci maddesi uyarınca devamını teklif ederiz.

         Özgür Özel                       Mehmet Ali Çelebi                Hüseyin Yıldız

            Manisa                                  İzmir                                   Aydın

     Müzeyyen Şevkin                      Rafet Zeybek

            Adana                                 Antalya

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

II.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Yoklama talebi vardır.

Sayın Özel, Sayın Çelebi, Sayın Hamzaçebi, Sayın Sarıaslan, Sayın Şevkin, Sayın Yıldız, Sayın Ünlü, Sayın Keven, Sayın Ünsal, Sayın Zeybek, Sayın Topal, Sayın Süllü, Sayın Özel, Sayın İlhan, Sayın Aksoy, Sayın Aygun, Sayın Tuncel, Sayın Adıgüzel, Sayın Kuşoğlu, Sayın Akar.

Yoklama işlemini başlatıyorum, üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 61 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1908) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır, bu sürenin yarısı cevaplara ayrılacaktır.

Buyurun Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Geçen hafta Uluslararası Basket Federasyonu (FIBA) seçimleri vardı. Bu seçimde, mevcut Başkan Turgay Demirel’le birlikte Sırp ve Belçikalı olmak üzere 3 aday yarıştı. Sırp ve Belçikalı adayı kendi ülkeleri önerirken Turgay Demirel’i 8 ülke önermiştir ancak maalesef bu ülkelerin içinde Türkiye ve Türkiye Basketbol Federasyonu yer almamıştır. Bu da yetmezmiş gibi, atanmış Federasyon Başkanı, Recep Erdoğan’ın Başdanışmanı Hidayet efendi diğer ülke federasyon başkanlarına e-mail göndererek Sırp adayın desteklenmesini istemiştir. Bizler, gönül verdiğimiz takımlara bakmaksızın uluslararası müsabakalarda Türk takımlarımızı desteklerken, sürekli yerli ve millîlikten bahseden Recep Erdoğan’ın Başdanışmanının bir Sırp adayı desteklemesi kabul edilemez. Buradan Hidayet Türkoğlu ve yönetimine sesleniyorum: Derhâl istifa edin. Yine buradan Recep Erdoğan’a sesleniyorum: Sırp adayı destekleyen Hidayet Türkoğlu’nu derhâl görevden alın.

BAŞKAN – Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu teklifin 2’nci maddesinde “İstanbul Galata” adıyla bir üniversite kuruluyor. Değerli arkadaşlar, ben Millî Eğitim Komisyonundayım ama Millî Eğitim Komisyonuna bu getirilmedi, bizim haberimiz yok. Haber verilmesi gerekmiyor muydu? Millî Eğitim Komisyonunda tartışılması gerekmiyor muydu?

Bakın, biz, üniversitelerin uluslararası alanda eğitime ve bilime katkı sunmasını istiyoruz ama daha önce maalesef, vakıf üniversitelerini gördük. Şu ana kadar kanun hükmünde kararnameyle kaç vakıf üniversitesi kapatıldı? Değerli arkadaşlar, sürekli “Kandırıldık.” diyorsunuz. “Kandırıldık. Kandırıldık.” Yarın olumsuz bir şey olduğunda yine “Kandırıldık.” diyeceksiniz, bunu yapmayalım değerli arkadaşlar.

Ayrıca, sözleşmeli öğretmen arkadaşlarımızın aile birliği sağlanacak mı, bu yasada gelecek mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – TÜİK rakamlarına göre, Türkiye’de 4 milyon 730 bin kişi işsiz ancak bilinen rakamların aksine, resmî rakamların dışında, bu işsizliğin 8,5 milyon kişiye ulaştığı bilinmektedir. Üniversite mezunu gençlerimiz, pırıl pırıl gençlerimiz geleceğini başka ülkelerde arıyorlar. İnsanlar çaresizlikten kendini yakıyor. İnsanların yüzde 22’si açlık sınırında yaşıyor. Ecrin bebek gibi bebekler tecavüze ve katle uğruyor.

Ben buradan iktidar milletvekillerine sormak istiyorum: Sizin gündeminizde şu anda ekonomi neden yok? Sizin gündeminizde bu sosyal olayları çözmeyle ilgili sorunlar neden yok? Bu torba kanunlarla uğraşmak yerine milletin gerçek gündemi olan ekonomiyle, işsizlikle ne zaman uğraşacaksınız, ne zaman çözüm üreteceksiniz diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Keven…

ALİ KEVEN (Yozgat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yozgat ilimiz birçok konuda olduğu gibi sporda da ilgi gösterilmeyi bekliyor. Yozgatspor 3. Lig’e yükseldi. 3. Lig’e yükselen Yozgatspor Başkanını, teknik heyetini ve futbolcuları kutluyor, başarılar diliyorum.

Yozgat fiziki şartları yeterli bir stadyuma maalesef sahip değil Sayın Başkan. Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Mehmet Kasapoğlu yerel seçim öncesi Yozgat’ta bu stadyumla ilgili sözler verdi. Sayın Bakandan şehir stadyumunun yapımına bir an önce başlanılmasını talep ediyorum. Yine bir seçim vaadi olarak kalmasın, verilen sözler tutulsun istiyoruz.

Ayrıca, Yozgat, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından ikinci kez söz verilen askerî birliğini bekliyor. Göç vermeyen bir Yozgat için bu askerî birliğin gelmesi şart. Yozgatlılar artık, seçim öncesi hatırlanıp sonra unutulmak istemiyor. Lütfen, vaatlerinize sahip çıkın ve takipçisi olun.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Tuncer…

MUSTAFA TUNCER (Amasya) – Sayın Başkan, 24 ve 25 Mayıs günlerinde Amasya merkez, Merzifon ve Suluova ilçelerinde çok büyük bir dolu afeti yaşanmıştır. 200 bin dönüm arazi çok büyük oranda zarar görmüştür, çiftçilerin zararı büyüktür ve talepleri vardır: Bu bağlamda, afet olan bölgelerin afet bölgesi ilan edilmesini talep etmektedirler; kamu kuruluşlarına ve özel bankalara olan borçlarının faizlerinin silinip ana paranın taksitler hâlinde ödenmesini talep etmektedirler. Tohum, gübre, mazot desteği verilmesi ve zarar gören her eve bir yıl süreyle asgari ücret tutarında aylık ödeme yapılması talepleri vardır. Bu taleplerle ilgili bir düzenleme yapılması düşünceniz var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aygun….

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – 31 Mart seçimleri öncesinde, Tekirdağ’da yapılması planlanan termik santral mahkeme kararıyla durdurulmuştu. Tekrar, yargı kararlarını yok sayarak termik santral yapmayı düşünüyor musunuz?

Yine, Tekirdağ Kapaklı ve Saray bölgelerinde kömür madenlerinin bulunduğu son günlerde basınla paylaşılmaktadır. Bu da termik santrallerin tekrar gündeme gelmesi konusunda acaba ışık mıdır?

Yine, ziraat mühendisi, veteriner ve gıda mühendisi 10.551 kardeşimiz atama beklemektedir. Geçmiş dönemden beri verilen sözler yerine getirilecek midir?

Ayrıca, yine bizim tüm vekil arkadaşlarımızın telefonlarına gelen… 1.200 ücretli öğretmene atama yapılması bekleniyor. Acaba, bu atamayı yapmayı düşünüyor musunuz diye soruyorum?

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Sarıaslan…

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – İlgili bakana soruyorum: Kapadokya bölgesinde Kaya Balon eğitime açılmış, eğitim bedeli olarak da her bir öğrenciden 60 bin TL alınmıştır. Buradan eğitim alanlar 20 kişidir. Sivil Havacılığın onayı dâhilinde tüm sınavlardan başarıyla geçmelerine karşın “Balon pilot eğitiminde yeni, mevzuatta değişiklik yapıldı.” diyerek arkadaşlarımızın ruhsatı verilmemektedir. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Yeni bir çözüm bekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, kentim Kocaeli, 3.626 kilometrekare yüz ölçümüyle Türkiye'deki 81 il içerisinde 75’inci sırada olan en küçük kentlerden biridir. Aynı zamanda, Kocaeli, 14 OSB’si olan, irili ufaklı 5 bine yakın sanayi tesisiyle ülkemizin sanayi başkentidir. Tarım alanları ilimizin yüzde 21’ini kapsamaktadır. Son on yılda, Kocaeli’de tarım alanlarının yüzde 10 azaldığını görüyoruz ancak hâlâ, tarım alanlarına göz diken bir anlayış bu tarım arazilerini de talan etmek için yeni projeler ortaya koymaktadır. Büyükşehir Belediyesi, 2017 yılında Durhasan Köyü’nde 660 dönümlük tarım arazisini imar değişikliği yaparak sanayi arazisine çevirmek istemektedir. İzmit sınırları içinde bulunan ve 660 dönümü kapsayan bu tarım arazilerinin değeri bu hâliyle 66 milyon TL’dir, imar değişikliği hayata geçirildiğinde değeri yaklaşık 400 milyon TL olacaktır. Konu gündeme gelmeden Durhasan Köyü’nde sadece bir kişinin 167 dönüm arsa aldığını öğrendik.

Buradan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve iktidar milletvekillerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet.

Cevaplamak üzere Komisyon Başkanına söz veriyorum.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Kanun teklifiyle ilgili soruları cevaplandırmaya çalışacağım.

Birincisi, Galata Üniversitesinin neden Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldüğü, Millî Eğitim Komisyonunda görüşülmediğine yönelik bir soru yöneltildi. Biz, bu hususa yönelik olarak Millî Eğitim Komisyonuna, esas komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonunda bunun görüşüleceğini bildirdik ancak Millî Eğitim Komisyonumuz bunun görüşülmeyeceğini bizlere ifade etti. Dolayısıyla esas komisyon olarak Galata Üniversitesinin kurulmasını Plan ve Bütçe Komisyonumuzda görüştük.

Üniversitelerin kurulmasıyla ilgili olarak, aslında geçmişe şöyle bir baktığımızda, zaman zaman Millî Eğitim Komisyonunda, zaman zaman da Plan ve Bütçe Komisyonunda üniversitelerin kurulduğunu görüyoruz. Özellikle kurumların kurulması noktasında da Plan ve Bütçe Komisyonunun önemli bir işlevi var. Yine, geçmişe bakacak olursak, kurumların kuruluşlarının temel olarak Plan ve Bütçe Komisyonunda gerçekleştirildiğini görüyoruz.

Diğer taraftan, yine gündeme getirilen bazı hususlar var, onlara yönelik de müsaade ederseniz bazı cevaplar vermek istiyorum.

Birincisi, bu Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesine vergi muafiyeti tanınması noktasında bazı eleştiriler geldi. Biliyorsunuz, döner sermaye işletmesi bütçesinden kültür ve turizm altyapısı için harcamalar yapılmakta ve bu harcamalar, döner sermayenin gelir getirici faaliyetleriyle ilgili olmayan giderleri kapsamında değerlendirildiği için, kurumlar vergisi matrahından düşülememektedir. Bu nedenle, döner sermaye işletmesi ticari olarak bazı yıllarda zarar ettiği hâlde, mali açıdan kârlı görünerek kurumlar vergisi tahakkuk ettirilmektedir. Bu uygulamanın önüne geçilmesi ve döner sermayenin ekonomik anlamda daha güçlü kılınması adına bazı faaliyetlerin kurumlar vergisinden muaf tutulması amaçlanmıştır.

Yine gündeme getirilen bir başka husus, Avrupa Birliği Başkanlığındaki uzmanların Dışişleri Bakanlığına geçişine yönelikti. Biliyorsunuz, Avrupa Birliği Başkanlığı yeni yapılanma çerçevesinde Dışişleri Bakanlığı bünyesine dâhil edilmiştir. Dışişleri Bakanlığında da mesleki kariyerlik söz konusudur. Burada özellikle uzman olan, Avrupa Birliği Başkanlığında uzman olan kişiler belirli bir sınava tabi tutulacak, eğer sınav sonunda başarılı olurlarsa konsolosluk görevi üstlenebileceklerdir yani bunlar bir sınava tabi tutulacaklardır.

Diğer bir husus, vergi gelirlerine yönelik gündeme getirilen bir husus idi. 2019 Ocak-Nisan döneminde tahsilat/tahakkuk oranının yüzde 51 olduğu ifade edildi. Aslında, evet, bu doğru bir oran ama kümülatif bir oran yani geçmiş yıllardan gelen borçları da kapsayan bir oran. Ancak biz sadece 2019 yılı Ocak-Nisan dönemi tahsilat/tahakkuk oranına baktığımızda bunun yüzde 88 olduğunu görüyoruz. Tahakkuk 230 milyar lira, tahsilat ise 203 milyar lira olmuştur.

Diğer taraftan, genel görüşmeler esnasında yine Kocaeli’yle ilgili gündeme getirilen bir husus var idi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Size sormadım ben o soruyu.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Kocaeli’ye bir fabrika dışında yatırım yapılmadığı ifade edildi hatırlarsanız. Kocaeli Valiliğinden 2002-2019 dönemindeki firma sayılarını, SSK’li çalışanların sayısını istediğimizde, çok çarpıcı bir verinin ortaya çıktığını görüyoruz. Kocaeli ilinde 2002 yılındaki firma sayısı sadece 214, 2019 yılındaki firma sayısı ise 3.363. Yani 2002-2019 yılları arasında firma sayılarında inanılmaz bir artış olduğu apaçık ortada. Peki, sigortalı çalışanların sayısına baktığımızda ise 2002 yılında 183.838 kişi çalışırken 2018 yılında 544.194 kişinin çalıştığını görüyoruz. Burada da önemli bir artış olduğunu görüyoruz; burada yeni fabrikalar kuruldu ki, yeni iş alanları ortaya çıktı ki hem firma sayısında hem de istihdam oranlarında ciddi bir artış söz konusu oldu.

Yine, Kocaeli Sanayi ve Ticaret Odaları üye sayılarına baktığımızda, 2003 yılında sadece 1.319 iken 2018 yılında bunun 2.450’ye ulaştığını görüyoruz.

Evet, kanun teklifiyle ilgili sorulara yanıtlarım bunlar.

BAŞKAN – Sayın Çulhaoğlu…

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarım ve Orman Bakanlığı, haziran ayı içerisinde yapılacak pamuk destekleme ödemelerinin yapılacağı illeri açıkladı ama listede Adana ilimiz yok. Ramazan Bayramı’ndan önce, haziran ayının başlarında Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa, Antalya, İzmir, Manisa, Aydın gibi illerimize ödenecek olan pamuk destekleme ücretleri listesine Adana ilimizin de ilave edilerek bir an önce bu mağduriyetin giderilmesi için, Türkiye Büyük Millet Meclisine 28 Mayıs 2018 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığına gönderilmek üzere yazılı soru önergesi verdim. Bu mağduriyetin giderilmesi kısa zamanda acaba mümkün olacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, yine kanunla ilgili olarak ifade etmek istiyorum. Özellikle torba yasaya yönelik, daha doğrusu bu gelen teklife yönelik olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Soru-cevap işlemi bitti Sayın Başkan. Sayın grup başkan vekiline söz verdim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Süreniz bitti Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Türkkan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

54.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan’ın ifade ettiği Kocaeli ilindeki 2002 yılına ait firma sayısının doğru olmadığına ve Kocaeli ilindeki işsizlik sorununa ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Öncelikle, Sayın Başkanımıza şunu ifade etmek istiyorum: Verdiği rakamları, şu anda valilikte nöbetçi kim var, kimden almış bilmiyorum ama 2002 yılında 214 dediği firma sayısı… Kocaeli’de sadece ilk 500 arasında 37 firma vardı o zaman. Yani o 214 rakamı biraz mihsâb hesabı gibi bir şey olmuş, doğru değil.

İkincisi, bir şey daha söyleyeceğim Sayın Bakan: Ben Kocaeli’de yaşıyorum, hâlâ oradayım. Buradan siz İstanbul’a gidiyor musunuz kara yoluyla? Kocaeli’de hava kirliliği kalmadı, sevinmeniz lazım çünkü fabrikalar çalışmıyor. En son geçtiğimiz hafta Yıldız Sunta 675 işçisini kapının önüne koymak zorunda kaldı. Fabrikaların çok önemli bir kısmı Sosyal Güvenlik Kurumundan veya İŞKUR’dan aldıkları yardımlarla yarım mesaiyle devam ediyorlar. Şu ana kadar… Ben sanayi odasında yöneticilik yaptım uzun bir süre, buraya milletvekili olarak geldiğimde de sanayi odasında yöneticiydim. Çok uzun bir süredir… Bana bir tek isim sayamazsınız. Bakın, orada rakamlarla söylemiyorum, ben firma firma söylüyorum size. Sadece Ford’a…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ford fabrikasının Gölcük’teki tesislerinde ilave bir tesis yapıldı, bir yatırım değildi o. Bunun dışında, açılan firma sayısına bakıp da herhangi bir söz söylemek mümkün değil. Siz de bilirsiniz ki firmalar açılır, işlevsiz kapanır, hele hele limanları çok olan bir kentte bazı maksada matuf bir adamın 55 firma açtığını da bilirsiniz siz. Onları da zaman zaman gümrük ekipleri yakalar, hepsi beraber ertesi ay kapanır, bir daha bir 55 firma daha açarlar. Kocaeli’nin böyle bir talihsizliği de var, firma sayısı çoğaldığı zaman anlayınız ki Kocaeli’de gümrüksüz mal girişi ve çıkışı vardır, bir şey vardır orada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ama açılan fabrika keşke olsa, ben çok sevinirim, ben Türk milliyetçisi bir adamım; burada fabrikalar ne kadar çok çoğalırsa ben gelir bu kürsüde hepinize teşekkür ederim ama maalesef, bu rakamlar gerçekleri ifade etmiyor. İnsanlar, Kocaeli’de şu anda işsizlikten kahvelere gidiyor, kahveler gündüz dolu, bizler gündüz kahvede adam bulamazdık, kahveler dolu, iş yok. Kocaeli’de bizim için en kolay iş, bir adama iş bulmaktı. Şu anda hiçbir adama iş bulamadığımız gibi, kendi işçilerimize de iş arıyoruz çıkarmak için; böyle bir noktadayız. Ama söylüyorum ya hepimiz aynı gemideyiz, sizler kaptan köşkünde, bizler tayfa; o yüzden farklı açılardan bakıyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Özel...

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Türkiye’deki tüm işçileri temsil eden HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ve DİSK’in imzalarına saygılı olunması ve bir atanmış bakanın Parlamento üzerinde vesayet kurma çabalarına “dur” denilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Komisyon Başkanının, Sayın Bakanın da burada olduğu bir ortamda dile getirilmesi gereken bir husus var. Tabii, gönül isterdi ki “Sayın Bakan” dediğimizde Parlamentodan güvenoyu almış, Parlamentoya karşı sorumlu bir bakanın bu konuda irade kullanmasını.

Kanun teklifinin 17’nci maddesi, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 41’inci maddesinde yer alan toplu iş sözleşmesini akdetmek için sendikalara ülke genelinde getirilen yüzde 1 üyeye sahip olma yükümlülüğünü düzenliyor. Bu, ilk çıktığında bunun uygulanabilir olmadığını söylemiştik. İlk çıktığında ilk ertelemede üç ay, 2’ncisinde bir yıl, 3’üncüsünde iki yıl olmak üzere 3 kez uzatıldı; şimdi, 4’üncü uzatmayla karşı karşıyayız. Bu konuda 3 konfederasyonun, işçi konfederasyonunun ne dediğinin önemli olduğu söylenmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Elimizde, TÜRK-İŞ’in 28 Mayıs’ta yazdığı yazı, HAK-İŞ Konfederasyonunun 27 Mayıs tarihli yazısı ve DİSK’in 23 Mayıs tarihli yazısı var, üç yıllık bir uzatmayı 3 konfederasyon da istiyor. Komisyon Başkanının, Komisyon tutanaklarından gördüğüm kadarıyla “Konfederasyonlar ‘evet’ derse bunu Genel Kurulda hallederiz arkadaşlar.” taahhüdü var. Herkes bundan yana ama sadece Çalışma Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk bunda ısrar ediyor. Kimdir Çalışma Bakanı? Çalışma Bakanı, bu Meclisten güvenoyu almış, bu Meclisin siyasi denetimine tabi birisi değil; bir seçilmiş tarafından atanmış birisidir. Millî iradenin temsilcileri, bu Parlamentonun seçtiği Komisyon, o Komisyonun Başkanı ve bütün işçilerin konfederasyonları üç yıllık uzatmayı doğru bulurken atanmış Bakan karşı çıkmaktadır. Bir atanmışın, seçilmişler ve özellikle Parlamento üzerinde vesayet kurmaya çalışmasını geçmişte bürokratik oligarşiden şikâyet edenlerin şikâyet konusu yapması gerektiğini, kendi iradesine, kendi Komisyonuna, Komisyon Başkanına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …ve seçilmiş olan, Türkiye’deki tüm işçileri temsil eden 3 konfederasyonun, HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ve DİSK’in daha mürekkebi kurumamış imzalarına saygılı olmasını ve bir atanmış Bakanın Parlamento üzerine vesayet kurma çabalarına Parlamentonun “dur” demesi gerektiğini düşünüyor, Sayın Komisyon Başkanına da hem Komisyon tutanaklarını hem de bu imzalı belgeleri hatırlatıyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

56.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in ve Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle, tabii, şu düzeltmeyi yapmamız gerekiyor: Benim, Komisyonda “Konfederasyonlar ‘evet’ derse bunu Genel Kurulda geçireceğiz.” şeklinde bir ifadem olmadı. Nasıl bir ifadem oldu? Benim ifadem şudur: Taraflarla görüşeceğimi -Bakan dâhil, Bakan Hanım’ı da zikrettim ben orada- ve bir mutabakat konusunda da gayret sarf edeceğimizi ifade etmişimdir ancak bir mutabakat sağlanamamış ve bir yıllık sürenin uygun olacağı düşünülmüştür. Birincisi bu.

İkinci konuya gelince, Kocaeli konusuna: Firma sayısı üzerinden gitmeyelim; tamam, siz haklı olabilirsiniz, bazı firmaların -dediğiniz gibi- diyelim ki fason olduğunu düşünüyorsunuz, öyle değil ama öyle olduğunu varsayalım ama çalışan sayısına…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Öyle değil.” derseniz o firmalarla ben organik bağ kurarım o zaman.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkan, şöyle: Neye bakarsınız peki? Çalışan sayısına bakarsınız, çok basit.

Peki, 2002 yılında Kocaeli’de SSK’li çalışan kaç kişi varmış? Bakalım: Resmî kayıtlarda 183.838, 183.838. Peki, 2018 yılında kaç kişi varmış? 544.194 yani istihdam sayısında neredeyse 3 katından fazla bir artış var. Bunlar nerelerde istihdam ediliyor? Bunlar istihdam edilmiyor mu? Bunlar nerelerde çalışıyor? Fabrikalarda çalışmıyor mu? Elbette buralarda çalışıyorlar. Dolayısıyla, evet, bazı firmalarımız sıkıntı yaşayabilir ama şu kullandığınız ifade “2002 yılından beri 1 fabrika dışında fabrika açılmamıştır.” ifadesi doğru bir ifade değil.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Büyük yatırım yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bana firma ismi veremezsiniz. Yok öyle firma, keşke olsa, yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Evet, çok teşekkür ediyorum efendim.

Sağ olun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir tane firma ismi sayamazsınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

Sayın Başkanım, müsaade ederseniz bir dakikayla…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

57.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, anlatmaya çalıştığımız tam da budur: Mutabakat aranacak, milyonlarca işçinin temsilcisi konfederasyonlar “tamam” diyor, bu işi bilen tüm siyasi partilerde emek dünyasından gelmiş temsilciler “tamam” diyor, gruplar prensipte “tamam” diyor, taraflar içinde sayılan bir atanmış bakan direniyor. Hangi odaklardan etkileniyor, bilinmiyor ama emek dünyasından, alın terinden etkilenmediği belli. Biz de bir atanmışın Parlamento üzerinde vesayet kurmaya çalıştığı bu duruma karşı çıkıyoruz, dediğimiz budur. Ben de biliyorum Zehra Zümrüt Selçuk Hanımefendi mutabık değildir ama kendisi tek başına atanmış birisidir, kendisinin etki altında olduğu da sermaye grubudur. Alın terinin arkasında mı duracağız? 5 partideki emek dünyasından gelen sayın milletvekillerinin taleplerinin arkasında mı duracağız? “Mutabakat sağlanamadı.” Türkiye demokrasisinde Sayın Bakan altın hisseye mi sahip, yüzde 51 mi o? Altın hisseye sahip olan millettir, halktır; bu çatı vesayet kabul etmez.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Mersin) – Sayın Başkanım, çok kısa bir cevap verebilir miyim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Tokat Milletvekili Özlem Zengin ile 61 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1908) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 68) (Devam)

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.15

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 23.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Celal ADAN

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

68 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 29 Mayıs 2019 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.27



(x)  68 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.