TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

                                                                                           81’inci Birleşim

                                                                                  22 Mayıs 2019 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Balıkesir Milletvekili Yavuz Subaşı’nın, Balıkesir iline ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ili Yusufeli ilçesinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, ülkemizin demir yolu taşımacılığında Eskişehir ilinin önemine ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Adalet ve Kalkınma Partisinin emekli olabilme şartlarını ağırlaştırdığına ilişkin açıklaması

2.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, 20-26 Mayıs İstihdam Haftası’nı kutladığına ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla başlatılan istihdam seferberliğine ilişkin açıklaması

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, ÇAYKUR’un kota ve kontenjan uygulamasının Doğu Karadeniz’de yarattığı soruna ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 21 Mayıs Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün kuruluşunun 172’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, vefatı nedeniyle hemşehrisi Gazeteci Taki Doğan’a Allah’tan rahmet dilediğine ve İstanbul Havalimanı’nda yaşanan kazaya ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Dünya Yetimler Günü’ne ilişkin açıklaması

7.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 22 Mayıs Dünya Obezite Günü’ne ilişkin açıklaması

8.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Ordu ili Aybastı ilçesinde meydana gelen heyalan nedeniyle yaşanan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine, Ordu ili Aybastı, Gölköy, Kabataş, İkizce ve Kumru ilçeleriyle ilgili verdiği soru önergelerine cevap verilmediğine ilişkin açıklaması

9.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Türkiye muharip gazileri ve aileleriyle ilgili mağduriyetin giderilmesini Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanından talep ettiklerine ilişkin açıklaması

10.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, kadim şehir İstanbul’un 1994 yılından bu yana verilen hizmet ve gerçekleştirilen devasa projelerle dünyanın sayılı şehirleri arasında yer aldığına ilişkin açıklaması

11.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, ülkemizde işsizliğin yarattığı huzursuzluk ortamının arttığına ve diplomalı işsizler ordusu oluştuğuna ilişkin açıklaması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, 22 Mayıs Dünya Obezite Günü ile Nene Hatun’un ölümünün 64’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

13.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, arazi toplulaştırmalarının önemine ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, Bitlis ili Tatvan ilçesinde seçilmiş HDP’li belediye meclis üyelerinin görevden uzaklaştırıldığına ilişkin açıklaması

15.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, 22 Mayıs Nene Hatun’un ölümünün 64’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

16.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, Düzce ilinde trafik kazalarının artması nedeniyle yürüyen merdivenli üst geçitlerin yapılmasının hayati önem taşıdığına ilişkin açıklaması

17.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in, üretimin olmadığı, enflasyonun arttığı, çiftçinin desteklenmediği, gençlerin istihdam edilmediği bir ülkede ilerlemenin nasıl sağlanacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

18.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, 2010-2011 sezonunda şampiyon olması gereken Trabzonspor’un hakkının yendiği gibi bir haksızlığın da Trabzon’un evladı Ekrem İmamoğlu’na yapıldığına ilişkin açıklaması

19.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, askerlik hizmetini yaparken sorun olmayan hastalıkların polis yahut askerî sınavlar söz konusu olduğunda neden problem hâline geldiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, 22 Mayıs Uğur Kurt’un İstanbul Okmeydanı Cemevi avlusunda polis kurşunuyla katledilişinin 5'inci yılında katilini ve adaletsiz yargıyı lanetlediğine ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, tarih dersinin seçmeli ders olmasına itiraz ettiklerine, geçim darlığının her geçen gün intiharları beslediğine ve ciddi bir iradeye ihtiyaç olduğuna, tasfiye mekanizması sağlıklı çalıştırılamadığı için oluşan mağduriyetlere müdahale edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, zengin enerji kaynaklarının bulunduğu Doğu Akdeniz’de bölge ve dünya siyasetini yakinen ilgilendiren önemli gelişmeler yaşandığına, Denizkurdu 2019 Tatbikatı’na, Türkiye'nin güvenlik önlemlerinin faaliyete geçirilmesinin önem arz ettiğine, Gediz Ovası’nın jeotermal enerji kaynaklarının tehdidi altında olduğuna ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Şanlıurfa ili Halfeti ilçesinde gerçekleştirilen gözaltılarda ağır insanlık suçu işlendiğine, Bitlis ili Tatvan ilçesinde seçilmiş HDP’li belediye meclis üyelerinin görevden uzaklaştırılmasının hukuksuz olduğuna ilişkin açıklaması

24.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, CHP’nin Ankara ili Çubuk ilçesinde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişiminin ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında yaptığı suç duyurusunu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymadığına ve gerekçesine ilişkin açıklaması

25.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un talihsiz bir açıklama yaptığına, Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuk devleti olduğuna ve neyin eleştiri, neyin hakaret olduğuyla ilgili kararı yargının ortaya koyacağına, TBMM Genel Kurul gündemine ilişkin açıklaması

26.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve temiz bir dilin siyasetin olmazsa olmazı olduğuna, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na söylediği sözlere ilişkin açıklaması

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelere ve disiplin hukukunun başka, ceza hukukunun başka, siyasetle ilgili alanın çok daha başka olduğuna ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, “Seçim sathında bazen muradımızın ötesinde cümleler de kurduk.”diyebilmenin siyasete nezaket katacağına ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Parlamentonun grubu olmayan siyasi partilere mensup milletvekillerinin söz hakkının güvence altına alınması konusundaki eksikliğine, TRT bünyesindeki istihdam fazlası personele, Demirören medya grubundaki güvenlik şirketi çalışanlarının mağduriyetine, İstanbul Silivri’deki Kale Kayışları fabrikasında direnişlerini sürdüren işçilerin her alanda yanında duracaklarına ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Dünya Yetimler Günü’ne ilişkin açıklaması

31.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, zirai atık ve insan sağlığına zararlı kalıntılar içerdiği gerekçesiyle Rusya ve Ukrayna’nın iade ettiği ürünlerin denetiminin yapılıp yapılmadığını ve hangi koşullarda iç piyasaya verildiğini Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine, bitki sağlığı sertifikası verilmesi sürecinde usulsüzlük olup olmadığının araştırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

32.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Amasya’nın tarihî kimliği ve coğrafi konumuyla sıra dışı bir şehir olduğuna ilişkin açıklaması

33.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, TÜPRAŞ’ta 2019-2020 dönemi toplu sözleşme sürecinin tıkandığına ve işçilerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

34.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, Diyarbakır ilinde 19 Mayıs Pazar günü doktor kocası tarafından öldürülen Müzeyyen Boylu’ya Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

35.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ili Defne ilçesi ile Arsuz ilçesinin hastane ihtiyacına ilişkin açıklaması

36.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, 22 Mayıs Uğur Kurt’un İstanbul Okmeydanı Cemevi avlusunda polis kurşunuyla katledilişinin 5'inci yılında katledenleri de affedenleri de unutmayacaklarına, Alevilerin inanç merkezi Hacıbektaş’a parayla girilebildiği hâlde hangi camiye para verilerek girildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Meclis Başkan Vekili Mithat Sancar’ın Şanlıurfa ili Halfeti ilçesinde gözaltına alınanlarla ilgili Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığından bilgi alarak Meclisi bilgilendirmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

39.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, hiçbir zaman dini siyasete alet etmediklerine ilişkin açıklaması

40.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, turizm sektörünü geliştirmek için hangi tedbirlerin alınacağını, Pamukkale ören yeri giriş ücretinde Denizlililere özel bir uygulama yapılıp yapılamayacağı ile işletilmesinin özel sektörden alınıp alınmayacağını Kültür ve Turizm Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

41.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Kahramanmaraş’ın gezmeye ve görmeye değer bir il olduğuna ilişkin açıklaması

42.- Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in, Iğdırlıların yayla sorununun çözülmesi ve bölgenin yaylalarının hayvancılığa, turizme açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

43.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, emeklilerin, engelli ve bakıma muhtaç vatandaşların ekonomik durumlarını yükseltecek çalışmalara hız verilmesi ile engelli maaşı alan vatandaşların da bayram ikramiyesinden yararlandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

44.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun konuk olduğu Tarafsız Bölge programına ilişkin açıklaması

47.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, Trabzon’un Yunanla beraber zikrediliyor olmasından rencide olduklarına, İstanbul ilinde Belediye Başkanlığı seçimini Cumhur İttifakı kazanınca “Müslümanlık kazandı.” Millet İttifakı kazanınca “Olimpos’un çocukları kazandı.” şeklinde konuşulmasına refleks verildiğine ilişkin açıklaması

49.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Yunan basınında CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu’yla ilgili yer alan ifadelere ve tepkinin Yunan basınına gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

50.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

51.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Türkiye'nin menfaatleriyle ilgili birlikte hareket edilmesi gerektiğine ve Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu’yla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu ve 20 milletvekili tarafından, ekonomideki yapısal tıkanmaya sebep olan sorunların tespit edilerek gerekli tedbirlerin alınması amacıyla 24/4/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/1101) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

 

2.- HDP Grubunun, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, kadın cinayetlerine karşı alınacak önlemlerin saptanması amacıyla 22/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, TRT'nin maddi kaynaklarını kullanım biçiminin ve personel politikasının incelenerek tüm iş ve işlemlerde şeffaflığı sağlayıcı tedbirlerin saptanması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/218) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 2'nci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİGER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Nevşehir Milletvekili Mustafa Açıkgöz ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 65 Milletvekilinin Kapadokya Alanı Hakkında Kanun Teklifi (2/1811) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 56)

2.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 57 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1907) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 58)

 

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Kani Beko'nun, otomotiv sektöründe faaliyet gösteren esnaf ve sanatkârların sigorta şirketleri ile yaşadığı bazı sorunlara ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/10409)

 

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2017-2019 yıllarında çocuk sağlığına zararlı içerik tespit edilen ithal oyuncaklar ile ithalatı yapanlar hakkında başlatılan işlemlere ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/10412)

 

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2017-2019 yıllarında ithal edilen elektronik ürünlere ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/10437)

 

4.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Avrasya Tüneli'nden araç geçiş sayısına, taahhüt edilen araç geçiş garantisine ve bu kapsamda şirkete yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/10639)

22 Mayıs 2019 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Balıkesir ve özel endüstri bölgesi hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili Yavuz Subaşı’na aittir.

Buyurun Sayın Subaşı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Balıkesir Milletvekili Yavuz Subaşı’nın, Balıkesir iline ilişkin gündem dışı konuşması

YAVUZ SUBAŞI (Balıkesir) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; bugün sizlere Balıkesir’den bahsetmek istiyorum.

Yıl boyunca aralıksız turizm imkânı bulabileceğimiz bir şehirdir Balıkesir. 22 mavi bayraklı plajıyla deniz sevdalıları şehri, termal turizmin merkezi, mutlu ve huzurlu bir şehirdir Balıkesir; Kuvayımilliye’nin şehridir. Zengin tarihî ve kültürel mirası, muhteşem doğası, yaban hayat gözlemciliği, av turizmi, kuş gözlemciliği… Samanyolu’nu, gökyüzünde binlerce yıldızın muhteşem görsel şölenini Balıkesir’den izlediniz mi? Sındırgı, Dursunbey, Bigadiç, İvrindi, Savaştepe, Balya’dan gökyüzünü seyretmek bir başka güzel.

İleri yaş turizmi geriatri merkeziyle, şifalı termal kaynaklarıyla Balıkesir’imiz ön plana çıkmaktadır.

Gastronomi turizminde zengin mutfağı ve organik tarımsal ürün çeşitliliğiyle önce bir ildir Balıkesir. Mübarek ramazan ayındayız, oruç ayındayız ama bahsetmeden geçemeyeceğim; Balıkesir kaymaklısı, Gönen baldo pirinci, çok çeşitli deniz ürünleri, siyah, yeşil zeytin çeşitleri, kırmızı et, zeytinyağları, Ayvalık tostu, Susurluk’un çiğ börek ve ayranı, sebze yemekleri, süt ürünleri, höşmerim tatlısı, Manyas’ın kelle peyniri ve her türlü peynirin en çok olduğu bir il Balıkesir.

Dalış sporu mu yapacaksınız? Doğru tercihiniz Ayvalık. Çok sayıda balık ve su altı canlısını renkli mercanlarıyla Ayvalık’ta görebilirsiniz. Doğal cennet ve millî parklarda doğayla iç içe olma imkânını yaşamanızı tavsiye ediyorum. Manyas Kuş Cenneti, Kazdağı Milli Parkı, flora ve fauna zenginliği; Ayvalık Adaları Milli Parkı’nda denizaltı topoğrafyası, Edremit Kazdağı Göknarı Tabiatı Koruma Alanı… Yaban hayatı geliştirme sahasında geyiklerle hoşça vakit geçirmeyi düşünebiliyor musunuz? Edremit Darıdere, Ayvalık Sarımsaklı, Karesi Değirmen Boğazı, Edremit Ayazma Pınarı tabiat parklarında doğayla iç içe yaşamak.

Adını kurtuluş tarihi olan günden alan Altıeylül ilçemiz, limanı, bor tesisleri ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıktığı geminin adı olan Bandırma, adını ait olduğu beylikten alan tarihî Karesi, tarım ve hayvancılık fuarlarıyla Kepsut, Marmara Denizi’nde adaları ve mermeriyle isim yapmış bir Marmara, turizm merkezi Erdek, Atatürk siluetini izleyebileceğiniz Gömeç, körfezin incisi Burhaniye ve Çanakkale kahramanı Seyit Onbaşı’nın memleketi Havran. Birbirinden güzel 20 ilçemizle Balıkesir sahip olduğu ziyaretçi sayısıyla turist yoğunluğunun en çok sayıda olduğu iller arasındadır. 2018 yılında yaklaşık 3,5 milyon kişiyi Balıkesir’imizde misafir ettik. Üç farklı iklim türü ile on iki ay turizm imkânı bulabileceğiniz bir şehirdir Balıkesir. Ulaşım imkânı olarak Balıkesir merkez bir şehirdir.

İstanbul-İzmir Otoyol Projesi, Tekirdağ-Çanakkale-Balıkesir-İzmir Otoyol Projesi Balıkesir’den geçmektedir. İlimizin öncelikli olarak gelişmesine katkı sağlayan, bu güzel hizmetleri gerçekleştiren, emeği geçen herkese, başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere teşekkürlerimi sunuyorum. Ekranları başında bizleri izleyen saygıdeğer vatandaşlarımızı ve kıymetli milletvekili arkadaşlarımızı bu yaz tatilinde Balıkesir’de misafir etmek istiyoruz, Balıkesir’e davet ediyoruz.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 6 Şubat 1923 ve 24 Haziran 1934 tarihleri arasında tam 7 kere Balıkesir’e gelerek ilimizi onurlandıran, cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 7 Şubat 1923 tarihinde Zağnos Paşa Camisi’nde yaptığı konuşmasından bir alıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur'ân-ı Azimüşşan'daki açık ve kesin hükümlerdir.”

Ben sözlerimi bitirirken -bu Parlamentoda konuştuğumuz her türlü konuşmalar kayıt altındadır- burada Balıkesir’imizi temsil eden milletvekili arkadaşlarımıza seslenmek istiyorum: Burada dile getirildi, Balıkesir Büyükşehir Belediyesinde bildiğiniz gibi Yücel Yılmaz’la 31 Marttan sonra yeni bir görev değişikliği oldu, hiçbir şekilde Büyükşehir Belediye Başkanlığı 400 işçiyi çıkarmamıştır. Bu bir bilgi yanlışlığıdır. Bunu burada düzeltiyorum.

Sevgilerimi saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Subaşı.

Gündem dışı ikinci söz Artvin’de yaşanan sorunlar hakkında söz isteyen Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’a aittir.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin ili Yusufeli ilçesinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle Yusufeli’de kıraathanelerde, kahvelerde, iş yerlerinde, evlerinde televizyonları başında bizleri, bu konuşmayı merakla izleyen bütün Yusufelili hemşehrilerimi, Yusufeli’nin güzel insanlarını saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, “Artvin” deyince Yusufeli’de ciddi anlamda sorunlarımız var. Bu Parlamentoda birçok konuşma yaptım Yusufeli’ye ilişkin. Ne yazık ki bu sorunlar devam ediyor.

Bakın, Yusufeli sular altında kalacak, Artvin’in en güzel ilçelerinden bir tanesi değerli arkadaşlarım. Ve bu işlem bitmeden hâlen ne yazık ki bir heyulayla, bir tehditle karşı karşıya Yusufeli. Nedir? Yusufeli’nin ilçe merkezinin üzerinde 200 metre yükseklikte bir viyadük çalışmasıyla alakalı bir belirsizlik devam ediyor değerli arkadaşlarım. Bir çalışma yapılmak isteniyor. Hemen bu viyadüğün altında 700 kişinin okuduğu Halitpaşa Ortaokulu var, kamu kurumları var, en yakınında etkilenecek 20 civarında esnaf var, 100’e yakın konut var değerli arkadaşlarım. Büyük bir çalışma.

Yusufelili şunu merak ediyor: Bu çalışma ne zaman başlayacak? Buna ilişkin ihale yapıldı. Bu çalışma Yusufeli halkını, Yusufeli’nin ekonomik durumunu tehdit ediyor. Bu Parlamentodan birçok kere konuştum değerli arkadaşlarım. Bakın, dedim ki: “Yukarıdaki yeni yerleşim yeri bitmeden aşağıda yapılacak olan bir viyadük çalışması bir kenti canlı canlı toprağa gömmektir, bir kenti canlı canlı öldürmektir.” Ne yazık ki bugüne kadar herhangi bir ilerleme kaydedilemedi. 31 Mart seçimlerinden önce bir duraksama yaşandı. Burada eğer böyle bir çalışmayı başlatırsak Yusufeli’den tehdit alırız, seçimde bir yenilgiye uğrarız kaygısı taşındı. Şimdi, 2 Haziran baz alınarak ötelenmeye çalışılıyor sorunlar. Ben buradan, yüce Parlamentodan bütün Türkiye’ye, bizi dinleyen yetkililere haykırmak istiyorum: Yusufeli Türkiye’nin en güzel ilçelerinden bir tanesi. Olması gereken şu değerli arkadaşlarım: Öncelikle yeni yerleşim yerinin bir an önce tamamlanması gerekiyor. Yeni yerleşim yerinde 2.500 tane bina yapılması gerekiyor. Şu anda tamamlanmış bina sayısı 330. 3 tane kamu binası tamamlanmış değerli arkadaşlarım. Hep tersinden yapıyoruz bu işleri. Niye bunları tersinden yapıyoruz anlayamıyorum.

Bakın, o yere getirilmek istenen bir su çalışması var, Tekkale köyünden, Yusufeli’den. Yusufeli’de, Tekkale köyünde bir müteahhide teslim ettiniz, müteahhit beş ay sonra yeni yerleşim yerine gelen su çalışmasını terk etti. Şimdi, yeni yerle alakalı, bu suyla alakalı yeni bir ihale yapılmak isteniyor. Bu ihalede, şartnamede diyorlar ki: “İki buçuk seneye ancak bunu teslim edersin.” Bunu neden anlatıyorum değerli arkadaşlarım? Bu şu demek: Diyoruz ki, eğer bugün teslim edilmiş olsa, suyu bugün getirmiş olsalar yeni yerleşim yerine, iki buçuk yıldan önce yeni yerleşim yerine oturmak mümkün değil ki. 2.500 binanın ancak 330’unu teslim etmiş devlet, en aşağı beş yıldan önce insanları oraya taşımak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, özelikle Adalet ve Kalkınma Partisindeki arkadaşlarım; bakın, burada yaptığım konuşmalarda size hep şunu diyordum: Çuvalla size oy veriyor Yusufelili. Haksızlık etmişim, artık size oy da vermiyorlar değerli arkadaşlarım. Neden vermiyorlar? Bakın, 2009 yerel seçimlerinde yüzde 49 oy aldınız yerel yönetimde, çok güçlüydünüz. 2014 seçimlerinde aynı şekilde yüzde 49 oy aldınız değerli arkadaşlarım. Şimdi yüzde 43’e düştü, 6 puan düştünüz. Bizim bundan önceki her iki seçimde de oyumuz yüzde 6’ydı, şimdi biz de yüzde 43, yüzde 44 oy alıyoruz değerli arkadaşlarım. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum değerli arkadaşlarım: Yusufelili “Benim sorunuma çare bulacak, benim sorunumu Parlamentoya getirecek kim olursa olsun, hangi siyasal düşünceden gelirse gelsin ben ona destek veririm.” diyor. O nedenle ben Yusufelilileri, Yusufeli halkını buradan şükranla, saygıyla bir kere daha selamlıyorum ve sizlere, Hükûmete, yetkililere şunu iletiyorum: Bakın, bu sorunu göz ardı etmeyin değerli arkadaşlarım. Yusufeli’de kamulaştırmayla alakalı sorunlar var. Kamulaştırma ciddi bir problem. Herhangi bir yerde böyle bir toprak parçası yok. Toprak parçası her tarafta gayrimenkul, Yusufeli’de menkul. “Toprak çalındı.” diye savcılığa başvuran bir vatandaşımız var. Kamulaştırma Kanunu’nun dar kalıpları içerisinde insanları mağdur ederek bir yere varamazsınız değerli arkadaşlarım. Bir ilçeyi yok ediyorsunuz, bir ilçedeki yaşayanlara diyorsunuz ki: “Ben senin toprağını elinden aldım.” Siz değerli arkadaşlarım, toprak altında kalan, su altında kalan bir beldenin sakinleri olarak hiç annenizin, babanızın, amcanızın, dayınızın mezarını açıp onu bir çuvala koyarak kalkıp başka yere gidip toprağa gömdünüz mü değerli arkadaşlarım? Gömdünüz değil mi? İşte Yusufelili bunu yaşıyor. Buna rağmen Yusufelili diyor ki: “Devletimize bir zeval gelmesin, başımın tacıdır.” diyor ama bir şey istiyor, diyor ki: “Bu toprakların gerçek değeri verilsin.”

Ben Yusufeliliyi şöyle tarif ederim: Yusufeli toprakları verimlidir, sağcı çıkar, solcu çıkar, devrimci çıkar, ülkücü çıkar, dindar çıkar, sosyal demokrat çıkar ama bu topraklardan bir tek vatan haini çıkmamıştır değerli arkadaşlarım.

O nedenle, Yusufeli’ye, Yusufeliliye hak ettiği değeri verin diye yüce Parlamentodan bir kere daha sesleniyorum: Sözlerimi bitirirken diyorum ki: Hak yerini bulacak, Yusufeli kazanacak; barışla kazanacağız ve her şey daha güzel olacak.

Bu duygularla, bizleri televizyonları başında izleyen bütün Yusufelili hemşerilerimi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bayraktutan.

Gündem dışı üçüncü konuşma Eskişehir ilinin sorunları hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’na aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kabukcuoğlu.

Süreniz beş dakikadır.

3.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, ülkemizin demir yolu taşımacılığında Eskişehir ilinin önemine ilişkin gündem dışı konuşması

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizden de geçecek olan 12 bin kilometrelik Demir İpek Yolu ülkemize yeni fırsatlar getirmektedir. Ayrıca bizim demir yolu taşımacılığında yolcu ve yükteki demir yollarının payı yüzde 4 civarında olup hem gelişmiş ülkelerin altındadır hem de ülkemizin ihtiyacının çok çok altındadır. Demir yolu taşımacılığı hem maliyet olarak hem ekonomik olarak hem güven olarak kara yolu taşımacılığına göre pek çok avantajlar taşımaktadır. Bu avantajlardan faydalanmak için ülkemizin demir yolu taşımacılığına önem vermesi gerekmektedir.

Demir yolu taşımacılığı yapmak için bir ülkeden ray, bir ülkeden tren almakla bu iş olmuyor; illaki bunun üretiminin ülkemizde gerçekleşmesi gerekmektedir. Ülkemizin demir yolu taşımacılığı için üretimde faaliyet göstermesi şarttır. Üretimin ilk aşaması ise test imkânlarıdır. Eskişehir’in yıllardır devam eden, cumhuriyetin kuruluşundan beri devam eden, hatta ondan da önceye dayanan bir demir yolu tarihi vardır ve Türkiye’nin demir yolu tarihinde Eskişehir’in çok büyük bir yeri vardır.

Eskişehir’de yapımı devam etmekte olan Ulusal Raylı Sistemler Araştırma ve Test Merkezi demir yolu sanayisi için bize önemli fırsatlar temin etmektedir. URAYSİM’in yapılmasıyla hem demir yolu üretiminde hem de bununla ilgili lokomotif ve vagon üretiminde bir fırsat açılacaktır. Ayrıca, yine ülkemizden geçecek olan, biraz önce bahsetmiş olduğum Demir İpek Yolu Projesi de ülkemiz için bir fırsattır. Buranın ihtiyacı olan rayların gerçekleşmesi ve makinelerin gerçekleşmesi ülkemizin önünde önemli bir ihracat fırsatı olarak durmaktadır. Ne yazık ki Eskişehir’de yapılmakta olan URAYSİM tamamlanamamıştır, eksikleri devam etmektedir. URAYSİM’de yapılacak olan düzenlemeler ve bunun hizmete girmesi hem ülkemizin iç ihtiyacını karşılayacak olan demir yolu sanayisine hem de önümüzde çok büyük bir fırsat yaratacak olan Demir İpek Yolu Projesi’ne hazırlık olacaktır. Bunun için Ulaştırma Bakanlığının, gerekli yatırımları yapması ve URAYSİM’in yapılmasıyla birlikte hem Demir İpek Yolu ihtiyacının karşılanmasında hem de ülkemizin ihtiyacının karşılanmasında ve müreffeh bir ulaşım sisteminin sağlanmasında hizmeti olacaktır.

Hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kabukcuoğlu.

Değerli milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Gürer…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Adalet ve Kalkınma Partisinin emekli olabilme şartlarını ağırlaştırdığına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Adalet ve Kalkınma Partisi emekli olabilmenin şartlarını ağırlaştırmıştır; emeklilik yaş sınırı 65’e çıkarılmış, aylık bağlama oranlarıyla emekli maaşları düşürülmüştür. Emeklilikte yaşa takılanlarla binlerce mağdur yaratılmıştır. Primini ödemiş, hakkını isteyen “Hak ettiğim verilsin.” diyen emeklilikte yaşa takılanların sesini iktidar duymazdan gelmektedir.

Ayrıca, BAĞ-KUR prim borçlarından dolayı emekli olamayanlar vardır. Prim borçlarını ödemek için bankalara başvuranlara ağır şartlar ileri sürülmekte, kredi almaları engellenmektedir. Prim ödemek isteyen BAĞ-KUR’lular için kredi temin kolaylığı sağlanmalı, prim borcu nedeniyle işsiz olan, sağlık hizmetinden dahi yararlanamayan BAĞ-KUR’lulara bu destek verilmelidir.

Emeklilikte yaşa takılanların emekli olabilmelerini sağlayacak yasal düzenlemeler de bir an önce Meclisimizden geçirilerek bu konudaki beklentileri karşılanmalıdır. Emekliler geçim sıkıntısı içindedir. Ayrıca, emekli olmayla ilgili getirilen düzenlemelerdeki olumsuzluklar da emeklilerin emekli olmalarının önündeki en büyük engeldir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

2.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, 20-26 Mayıs İstihdam Haftası’nı kutladığına ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla başlatılan istihdam seferberliğine ilişkin açıklaması

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Üretim yapan bir nüfus güçlü bir ekonomi ortaya çıkarır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla başlatılan istihdam seferberliğiyle bölgemizde var gücümüzle çalışmaktayız. Yerli ve millî üretime daha fazla yatırım yaparak, ekonomide dışa bağımlılığı azaltarak yeni istihdam alanları açmaya devam ediyoruz. Coğrafyamız, sahip olduğu ekonomik zenginlikler ve fırsatlar bakımından bize birçok imkân sunmaktadır. Bunları hep birlikte değerlendirerek imkân ve fırsatları birlikte oluşturacağız. İstihdam kampanyasına katılmak, bu tarihî desteklerden faydalanmak, en az 1 işsiz vatandaşımızı işe almak hem işimizi geliştirir hem de ekonomimizin büyümesine katkı sağlar.

Ülkemiz olarak, övündüğümüz gençlerimiz için, nüfusumuzu verimli kullanmak için istihdam seferberliğine hepimiz destek vermeliyiz diyorum. Bu vesileyle İstihdam Haftası’nı kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, ÇAYKUR’un kota ve kontenjan uygulamasının Doğu Karadeniz’de yarattığı soruna ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Benim yöremde ÇAYKUR’un kota ve kontenjan uygulamasından doğan bir sorun var. ÇAYKUR ilk önce yaş çayı alıyorken bunu uygulamamasına rağmen ilk günlerde, ne yazık ki şu an itibarıyla kota ve kontenjan uygulamak zorunda kalmış. Haklı bir nedeni var kendisine göre, onu bilemiyoruz ama çay üreticisi bu durumda özel çay fabrikalarıyla veya özel alıcılarla muhatap olmakta. Her ne kadar taban fiyatı 3 TL olmasına rağmen çay üreticisi yaş çayı 1,80 TL’den özel alıcılara vermek zorunda kalmaktadır. Bu konuda Hükûmet gerekli yasal düzenlemeleri yaparak taban fiyatı konusunda, onun altında bir fiyattan alımın yasaklanması konusunda bir yasal düzenleme yaparsa çay üreticisinin yaşamış olduğu bu sorun bir an evvel ortadan kalkar. Şu anda Doğu Karadeniz’de çay üreticisi bu konuda perişan durumdadır. Gerekenin yapılması ve ilgili yasal düzenlemenin yapılması için yetkili makamlar nezdinde bu talebi iletiyor, çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

4.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 21 Mayıs Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün kuruluşunun 172’nci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yılda yaklaşık 25 milyon vatandaşımıza hizmet sunan ve mülkiyetin teminatı olan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 21 Mayıs 1847 tarihinde kurulmuş olup bugün 172’nci yaş gününü kutlayan köklü bir kurumdur. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü AK PARTİ hükûmetlerinin desteğiyle taşınmaza ilişkin teknik hizmetleri uydu aracılığıyla hızlı ve güvenilir bir şekilde veren, “webtapu” uygulamasıyla tescil edildiği yere bağlı kalmaksızın yurt içinde ve yurt dışında hizmeti vatandaşın ayağına götüren, taşınmazın konumu dâhil tüm bilgileri içeren karekodlu tapu uygulamasıyla 7/24 hizmet veren, geçmişte Osmanlı toprağı olan onlarca ülkeye ait arşiv kayıtlarını güncelleyip kullanıma sunan, konusunda uzman ve dünyada izlenen bir kurumdur.

Seçim bölgem Kocaeli’de 13 müdürlükle hizmet veren Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 172’nci kuruluş yıl dönümünü kutluyor, tüm çalışanları tebrik ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztunç…

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, vefatı nedeniyle hemşehrisi Gazeteci Taki Doğan’a Allah’tan rahmet dilediğine ve İstanbul Havalimanı’nda yaşanan kazaya ilişkin açıklaması

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Farklı tarzıyla tanıdığımız gazeteci, Elbistanlı hemşehrim Taki Doğan bugün yaşamını yitirdi, kendisini az önce Hakk’a uğurladık. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum.

Bugün İstanbul Havalimanı’nda, yeni havalimanında bir kaza meydana geldi. Ankara uçağı gitti, direğe çarptı. Dünyanın hiçbir havaalanında böyle komik bir kaza yaşanmamıştır, yaşanmıyordur. Niye? Siz burayı “dünyanın en büyük havalimanı” olarak adlandırıyorsunuz. Oysa burayı AVM mantığıyla yaptığınız için burası dünyanın en büyük havalimanı değil, dünyanın en büyük AVM’sidir. Aklınız fikriniz rantta, AVM’de olduğu için AVM mantığıyla yaptınız. Pilotları ikaz edecek olan hava durumu radarı yok. “Dünyanın en büyük havaalanı” diyorsunuz, Sofya Havaalanı’nda var, burada yok. Yerde yaklaşma sistemleri çalışmıyor. Maalesef, rüzgâr nedeniyle sıkıntı yaşanıyor, 17 Mayısta 8 uçak Çorlu’ya inmek zorunda kaldı. Havalimanı yaparsınız, uçak direğe çarpar; kara yolu yaparsınız, yol çöker; hızlı tren dersiniz, kaza olur, onlarca insan ölür. Bir işi beceremiyorsunuz. Burada büyük bir facia yaşanmadan bir an evvel İstanbul Havalimanı’nın bir kez daha gözden geçirilmesi gerekiyor. Gerekiyorsa Atatürk Havalimanı geçici olarak yeniden açın.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

6.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Dünya Yetimler Günü’ne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dünya Yetimler Günü, Müslüman ülkelerde her ramazan ayının 15’inci günü kutlanan, kamuoyunun dikkatini yetimlik gerçeğine çekmek ve yetim çocuklarımızı biraz olsun mutlu etmeyi amaçlayan özel bir gündür. Dünya nüfusunun 400 milyonu yetim çocuklardan oluşuyor. 100 milyon yetim herhangi bir korumadan uzak yaşıyor. Her gün 10 bin çocuk savaş, afet, hastalık, kaza gibi sebeplerle yetim kalıyor. Her 24 saatte 6 bin çocuk suç örgütleri tarafından kaçırılıyor. Yılda 2,5 milyon çocuk satılıyor. Her yıl 300 bin çocuk savaşmaya zorlanıyor.

Bizler yetim bir peygamberin ümmeti olarak yetimin yüzündeki tebessümün dünyayı güzelleştireceğine inanıyoruz. Bir yetimi sevindirip yüzünü güldürene ne mutlu diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

7.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 22 Mayıs Dünya Obezite Günü’ne ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

22 Mayıs Dünya Obezite Günü. Obezite, insan ömrünü kısaltması ve ortaya çıkardığı yan etkilerle de yaşam kalitesini bozması nedeniyle bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Ev dışı beslenmenin artması, besin çeşitliliği, enerji ve yağ sorunu yüksek yiyeceklerin kolay ulaşılabilir olması bu sorunu tetiklemektedir. Günümüzde önlenebilir ölümlerin sigaradan sonra gelen ikinci nedeni obezitedir. AK PARTİ olarak obeziteyle mücadele kapsamında ciddi tedbirler almaya devam ediyoruz. Kişilerin beslenme alışkanlıklarının bebek daha anne karnındayken verilmesine ilişkin programlar yapılıyor. Cumhurbaşkanlığımız tarafından açıklanan birinci 100 Günlük Eylem Planı çerçevesinde 21 ilde açılan 34 obezite merkezinin çalışmalarına başlanmıştır. İkinci 100 Günlük Eylem Planı kapsamında 30 obezite merkezinin daha hizmete girecek olmasıyla, obezite merkezi sayısı 64’e çıkartılmış olacaktır. Obeziteyle mücadele için sağlıklı beslenip harekete geçelim diyerek sözlerime son veriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

8.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Ordu ili Aybastı ilçesinde meydana gelen heyalan nedeniyle yaşanan mağduriyetin giderilmesi gerektiğine, Ordu ili Aybastı, Gölköy, Kabataş, İkizce ve Kumru ilçeleriyle ilgili verdiği soru önergelerine cevap verilmediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ordu ili Aybastı ilçemizde çok büyük bir heyelan oldu. Sağlık Mahallesi’nin üçte 2’si toprak kayması nedeniyle kullanılamaz hâle geldi. Şehircilik Bakanlığı burada vatandaşın zararının karşılanacağını söyledi ama bunun hibe yoluyla mı, kredi yoluyla mı olduğunu net bir şekilde ifade etmedi. Hem yeni kurulacak köyün arazi istimlakı hem de evlerin hibe yoluyla olmasını istiyoruz.

Bir de bu heyelan bölgesiyle ilgili ben 18 Mart 2019 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığına soru önergesi vermiştim. İki ay önceden uyarmış olmama rağmen bu konuyla ilgili hâlâ bir cevap verilmemiş olması da ilginçtir. Ordu ilimiz Gölköy ilçesinde 3 tane mahalle, Kabataş, İkizce ilçelerimizde ve Kumru ilçemizde de benzer heyelan alanları var. Burayla ilgili verdiğim soru önergelerine de dört aydır cevap verilmedi. Bunu da takdirlerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

9.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Türkiye muharip gazileri ve aileleriyle ilgili mağduriyetin giderilmesini Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanından talep ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Zehra Zümrüt Selçuk’a sesleniyorum:

Türkiye Muharip Savaş Gazileri, aileleri ve evlatlarıyla ilgili eksikliklerin ve mağdurlukların giderilmesi için taleplerimiz:

1- Faizsiz ev kredileri, bu vesileyle 260 bin TL’ye kadar faizsiz ev kredisi,

2- Maaşların 15 Temmuz gazileri gibi olması,

3- Kamuda 2 kişiye iş hakkı verilmesi,

4- Evlatlarının da kamu araçlarından ve kamu hastanelerinden yararlanması,

5- Ülkemizde askerî kamplar ve sosyal tesisler, orduevleri gibi yerlerden yararlanması,

6- Tüm kamu ve özel sektör tarafından desteklenmesi,

7 - Ailelerinin çeşitli sosyal haklarıyla ilgili kanunun çıkarılması.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

10.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, kadim şehir İstanbul’un 1994 yılından bu yana verilen hizmet ve gerçekleştirilen devasa projelerle dünyanın sayılı şehirleri arasında yer aldığına ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Kadim şehir İstanbul, 1994 yılından bu yana verilen hizmet ve gerçekleştirilen devasa projelerle dünyanın sayılı şehirleri arasında yer almaktadır.

Hızlı trenden Marmaray’a, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden 3’üncü havalimanı yapılmasına, İzmit Körfez Köprüsü’nden Avrasya Tüneli’ne kadar pek çok projenin hayata geçirilmesi veya temellerinin atılmasında alın teri bulunan ve yirmi beş yıldır devletimizin farklı kademelerinde hizmet vermiş, bugün de tüm birikimiyle İstanbul’a hizmet etmeye talip olmuş Sayın Binali Yıldırım’a aziz İstanbulluların yalnız bırakmayarak güçlü destek vereceklerine inanıyorum.

Ferasetine ve basiretine güvendiğim hemşehrilerimizin İstanbul’un kaderini belirleyecek seçimlerde tarihî vebal bilinciyle hareket ederek 23 Haziranda doğru karar vereceğine inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

11.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, ülkemizde işsizliğin yarattığı huzursuzluk ortamının arttığına ve diplomalı işsizler ordusu oluştuğuna ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Son zamanlarda işsizliğin yarattığı huzursuzluk ortamı gittikçe artmaktadır. Ülkemizde her 3 gencimizden 1’isi işsizdir. İnsanlarımızın ruh sağlığı giderek bozulmakta ve ölümlerle sonuçlanan olaylara sebep olmaktadır. İşsizlik, yüksekokul ve fakülte mezunu gençlerimizi de vurmuş, işsiz sayısı 1 milyonun üzerine çıkmıştır. Mühendislik, mimarlık, inşaat, imalat ve işleme alanlarında mezun işsiz sayısı toplamda 150 bin civarındadır. Bu rakam üzerinde düşünülmesi gerekir. Diplomalı işsizler ordusu oluşmuştur. Bu gruptan birçok genç bizleri aramakta ve çaresizliklerini anlatmaktadırlar. Yükseköğretim Kurulu ve Millî Eğitim Bakanlığı bu konunun üzerinde ciddiyetle durmalı, kontenjanlar doğru tespit edilmeli, nitelikli mesleki ve teknik eğitimi destekleyerek gençlerimize istihdam edilecek yeni alanlar yaratılmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, 22 Mayıs Dünya Obezite Günü ile Nene Hatun’un ölümünün 64’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bugün Dünya Obezite Günü’dür. Obezite, Türkiye’nin ve tüm dünyanın en yaygın sorunudur. Obezite kalp, şeker hastalığı, hipertansiyon, kanser gibi birçok hastalığa zemin hazırlamaktadır. Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları obeziteye neden olmaktadır. Türkiye, yetişkinlerde yüzde 32 görülme sıklığıyla Avrupa’da maalesef 1’inci durumdadır. Daha kötüsü, çocuklarımızda yüzde 10 obezite görülmektedir; bu, daha vahim bir durumu ifade etmektedir. Bir an önce tüm tarafların koordine bir şekilde obeziteyle mücadele etmesi gerekir. Sorun gittikçe büyümektedir ve etkin bir mücadele yapılamamaktadır.

Ayrıca, bugün Osmanlı-Rus Savaşı’nda Erzurum savunmasına “Bebem anasız büyür, vatansız büyümez.” diyerek katılan, Türk kadınını temsilen en kahraman Türk kadınlarından biri olan Nene Hatun’un ölüm yıl dönümüdür. Nene Hatun’u ve tüm kahramanlarımızı rahmetle anıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

13.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, arazi toplulaştırmalarının önemine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Artan nüfusun yeterli beslenmesinde gıda, gıdaların üretimi için de tarım alanları çok önemlidir. Bu alanların daha verimli kullanılabilmesi için en geçerli yöntemlerden biri de arazi toplulaştırılması ve kullanılmayan alanların tarıma kazandırılmasıdır. Arazi toplulaştırması, sulama, tarla içi geliştirme ve bunun gibi altyapı hizmetleriyle de beraber yapılmaktadır. Ülke geneliyle beraber bu çalışmalar Kahramanmaraş ovalarında da devam etmektedir. İlimizde şu ana kadar 10.843 hektar alanda çalışmalar tamamlanarak tapu tescil işlemleri gerçekleştirilmiştir, devam eden çalışmalarla 190.535 hektar alanın 2021 yılı sonuna kadar toplulaştırılması hedeflenmektedir. Kahramanmaraş’ımıza hayırlı olsun.

BAŞKAN – Sayın Çepni…

14.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, Bitlis ili Tatvan ilçesinde seçilmiş HDP’li belediye meclis üyelerinin görevden uzaklaştırıldığına ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Bitlis’in Tatvan ilçesinde seçilmiş 14 HDP’li belediye meclis üyemizin 9’u 20 Mayısta görevlerinden uzaklaştırıldılar. Tüm arkadaşlarımız hakkında 11 Nisan günü soruşturmalar başlatılmış fakat bu arkadaşlarımız mazbatalarını 12 Nisanda almışlardır. Göreve gelmeden haklarında 5393 sayılı Belediye Kanunu’na göre soruşturma başlatılması işin organize ve talimatla yapıldığını göstermektedir. HDP belediyelerinde darbe dinamiği işlemektedir. AKP’nin deyimiyle “Hiçbir şey olmasa bile bir şeyler oluyor.” AKP’nin 11 belediye meclis üyesiyle azınlıkta olduğu, bu azınlığı siyasi oyunlarla çoğunluğa çevirmeye çalıştığı aşikârdır. Halk iradesine karşı bu faşist ablukaya, kirli oyunlara karşı direneceğimizi ve takipçisi olacağımızı belirtiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Erel…

15.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, 22 Mayıs Nene Hatun’un ölümünün 64’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Ağabeyi kollarında şehit olunca, üç aylık bebeğini emzirip “Seni bana Allah verdi, ben de seni ona emanet ediyorum.” deyip ağabeyinin tüfeğini alıp sokağa fırlayan “Bebem anasız büyür de vatansız büyümez.” deyip cepheye koşan, cesareti ve fedakârlığıyla Türk kadınının kahramanlığını gözler önüne seren, vatan topraklarını namus kabul eden Nene Hatun’u ölüm yıl dönümünde şükranla, rahmetle anıyorum. Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun. Günümüzün Nene Hatun ruhlu, dik duruşlu İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral Akşener’e selam olsun.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

16.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, Düzce ilinde trafik kazalarının artması nedeniyle yürüyen merdivenli üst geçitlerin yapılmasının hayati önem taşıdığına ilişkin açıklaması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yaz aylarının başlamasıyla seçim bölgem olan Düzce’de trafik kazalarında artış yaşanmaktadır. Özellikle çevre bağlantı yollarının tamamlanmamış olması, tarım, bisiklet ve motosiklet yollarının yapılmaması bu kazaların artmasında en büyük etkenlerin başında gelmektedir. Kazaların fazla olmasının diğer bir sebebi de yerleşim yerlerindeki yaya geçişlerinin doğru düzgün planlanmadan yapılması, alt ve üst geçitlerin ya yapılmaması ya da yapılan üst geçitlerin kullanıma uygun yapılmamasından kaynaklanmaktadır. Özellikle üniversite kavşağı, eski FİSKOBİRLİK kavşağı, Sancaklar kavşağı ve Azmimilli geçişi gibi yaya geçişlerinin çok fazla yaşandığı bölgelerde gün geçmiyor ki bir kaza yaşanmasın, bir veya birkaç vatandaşımızın canı yanmasın.

Buradan Karayolları 4. Bölge Müdürlüğüne sesleniyorum: Adı geçen kavşaklar başta olmak üzere derhâl yürüyen merdivenli üst geçitlerin yapılması Düzce için hayati önem taşımaktadır.

BAŞKAN – Sayın Yeşil…

17.- Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in, üretimin olmadığı, enflasyonun arttığı, çiftçinin desteklenmediği, gençlerin istihdam edilmediği bir ülkede ilerlemenin nasıl sağlanacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BDDK’nin bankalara gönderdiği yazılı metinde, gerçek kişilerin günlük 100 bin dolar ve üzeri döviz alım işlemlerinin bir iş günü valörlü olarak gerçekleştirilmesi talimatı verilmiştir. Geçen hafta döviz alım işlemlerinde binde 1 oranda vergi getirilmişti. TL karşılığı “swap”larda aşırı artışlarla birlikte siyasi iktidar dövizin yükselişini durdurmak için havanda su dövüyor. Bir yandan sıcak para için yurt dışındaki fonlarda arka kapı diplomasisi yürütüyorsunuz, bir yandan serbest piyasada kısıtlayıcı işlemlere gidiyorsunuz. Üretimin olmadığı, enflasyonun arttığı, çiftçinin desteklenmediği, gençlerin istihdam edilmediği bir ülkede ilerlemeyi nasıl sağlayacaksınız?

Siz de biliyorsunuz ki en son Merkez Bankasının “kefen parası” niteliğindeki ihtiyat akçesine göz diktiniz. Bu ülkeyi nereye sürüklüyorsunuz? İşin içinden nasıl çıkacaksınız? Hiçbir fikriniz yok. Tarih önünde sorumluluğunuz gereği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaya…

18.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, 2010-2011 sezonunda şampiyon olması gereken Trabzonspor’un hakkının yendiği gibi bir haksızlığın da Trabzon’un evladı Ekrem İmamoğlu’na yapıldığına ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bundan tam sekiz yıl önce bugün 22 Mayıs 2011’de Trabzonspor’umuz emeği, yüreği ve alın teriyle Türk futbolunda Anadolu devrimini bir kez daha gerçekleştirerek tertemiz bir şampiyonluk kazanmıştır. Ancak Türk futbolundaki kirli eller Trabzonspor’umuzun umutlarını, gurur duyduğumuz genç yeteneklerimizin emeklerini göz göre göre çalmıştır. Hakkı olan kupası Trabzonspor’umuza verilmemiştir.

Bugün bir haksızlık da Trabzon’un evladı Ekrem İmamoğlu’na yapılmaktadır. İmamoğlu’nun alnının akıyla kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı mazbatası, hukuk tanımayan kirli eller tarafından âdeta çalınmıştır. Şunu herkes bilmelidir ki Trabzonluların ekmeği yenir ama hakkı asla. Buradan bir kez daha ilan ediyorum: 2010-2011 sezonunun şampiyonu Trabzonspor’umuzdur, Ekrem İmamoğlu da İstanbul’un seçilmiş belediye başkanıdır. 23 Haziranda da hak yerini bulacaktır ve İstanbulluların desteğiyle Ekrem İmamoğlu yeniden 16 milyon İstanbullunun başkanı olacaktır.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kılavuz…

19.- Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz’un, askerlik hizmetini yaparken sorun olmayan hastalıkların polis yahut askerî sınavlar söz konusu olduğunda neden problem hâline geldiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin bütünlüğü, milletimizin selameti için, bayrağımızın dalgalanması için mücadeleye atılmaktan, canlarını feda etmekten çekinmeyen on binlerce gencimiz basit sağlık sorunları sebebiyle askerlik ve polislik sınavlarından elenmektedir. Bu tip teşhislerle mülakatlarda elenen, kazanılmış haklarını kaybeden gençlerimiz hayata küsmekte, bunalıma sürüklenmektedir. Bu durum hepimizi derinden yaralamaktadır. Askerlik hizmetini yaparken sorun olmayan hastalıklar polislik sınavı yahut askerî sınavlar söz konusu olduğunda neden problem hâline gelmektedir? Böylesi küçük rahatsızlıklardan dolayı sınavlarda elenen on binlerce gencimizin mağduriyetlerinin giderilmesi ve toplumsal yaşama katkılarının sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını Sayın İçişleri Bakanımızın dikkatlerine sunmak istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu…

20.- İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun, 22 Mayıs Uğur Kurt’un İstanbul Okmeydanı Cemevi avlusunda polis kurşunuyla katledilişinin 5'inci yılında katilini ve adaletsiz yargıyı lanetlediğine ilişkin açıklaması

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Uğur Kurt beş yıl önce bugün bir yakınının cenazesine katılmak için gittiği Okmeydanı Cemevi avlusunda polis kurşunuyla katledildi. Uğur’u katleden polis hakkında “olası kasıtla öldürme” suçundan iddianame düzenlenerek dava açıldı. Yargılama sonrası savcı yirmi ila yirmi beş yıl arası hapis istedi ancak bütün bunlara rağmen,, Uğur’u katleden polis memuru bir yıl sekiz ay hapis cezası aldı ve bu ceza paraya çevrildi yani cemevi avlusunda bir canı katletmenin bedeli 12 bin lira olarak belirlendi. Babası ve annesi tek oğullarının katline dayanamadı ve ikisi de üzüntüden kansere yakalandı. Babası Kemal amca geçen yıl kansere yenik düştü ama anne tüm acılarıyla yaşamaya devam ediyor. Babası katledildiğinde 2 yaşında olan Uğur’un oğlu ise bütün bu acılar içerisinde annesiyle büyüyor. Ne yazık ki Aleviler açısından bin yıllık yazgı yine değişmemiştir. Uğur’a rahmet, aileye tekrardan sabır diliyorum. Katili ve adaletsiz yargıyı da lanetliyorum.

BAŞKAN – Evet sayın milletvekilleri, şimdi de grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk olarak İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Yavuz Ağıralioğlu’na söz veriyorum.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu.

21.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, tarih dersinin seçmeli ders olmasına itiraz ettiklerine, geçim darlığının her geçen gün intiharları beslediğine ve ciddi bir iradeye ihtiyaç olduğuna, tasfiye mekanizması sağlıklı çalıştırılamadığı için oluşan mağduriyetlere müdahale edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarih derslerinin seçmeli olmasıyla alakalı bir itirazımız var. 9’uncu ve 10’uncu sınıflarda iki saat okutulan tarih dersleri 2017-2018 öğretim yılında 11’inci sınıflarda da haftada iki saat okutulmaya başlanmıştı, şimdi tamamen seçmeli ders hâline getiriliyor.

On yedi yıllık siyasi iktidarınızın, “gönül coğrafyamız” gibi cümlelerle mesuliyet alanını vicdanlara ihbar eden bir siyasi hareketin tarih dersini seçmeli yapıyor olması, taşımaya çalıştığınızı söylediğiniz mesuliyetlere uygun bir hamle değildir. Bu topraklarda millî duruşumuzun, millî mukavemetimizin, millî bir inşa sürecinin olmazsa olmaz azığı tarih dersleridir. Tarih derslerinden gençliğini koparmış bir milletin geleceğini muhkem inşa edebilmesi mümkün değildir. Şayet, tarih derslerini seçmeli yaparak “Diriliş” ve “Payitaht Abdülhamid” dizileriyle açığı kapatmayı düşünüyorsanız, Bayburtluların dediği gibi, buradan randıman almanız mümkün değildir.

Tarih dersleri “soykırım ayinleri” şeklinde Türk devletinin, Türk milletinin buradaki varlığına kastedilmiş teşebbüsleri engellemenin de yoludur. Bu memlekette, bu vatanda varlığımızın, millî mukavemetimizin beslendiği havza, hangi şuurla, hangi iradeyle ve hangi bedeli ödeyerek bu topraklarda durduğumuzun yazıldığı tarihî sicilimizin çocuklarımızın hafızasına gergef gergef dokunmasıdır. Dolayısıyla bu işi seçmeli yapmış olmak bu topraklardaki mukavemet alanımızı gevşetir diye düşünüyorum. Bu mevzuda çok ciddiyetle yeniden düşünülmesi ve karar alınması gerektiğine dair irademizi beyan etmiş oluyorum.

Geçim darlığının her geçen gün intiharları beslediğini hepiniz fark ediyorsunuz. Milletvekillerimize gelen iş taleplerindeki artışın, Türkiye’deki geçim darlığının sebep olacağı büyük travmaların alameti sayıldığını hepimiz biliyoruz. Çok acil, etkin bir sosyal politikaya ihtiyacımız var. Bu mevzuda eğer hatırı sayılır bir irade ortaya koyamazsak önümüzdeki dönemde artacak intiharların toplumsal, siyasal bir krize dönme ihtimalini de hepiniz görüyorsunuzdur, bu mevzuda ciddi bir iradeye ihtiyacımız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Başkanım, tamamlayacağım.

BAŞKAN – Devam edin Sayın Ağıralioğlu, buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Tasfiye süreciyle alakalı geçen dönem bir düzenleme yapıldı. Bu tasfiye sürecinin düzgün işlemediğini, bu mevzuda ciddi mağduriyetler oluştuğunu ifade etmek zorundayım. Biliyorsunuz, 19 Mart 2019 tasfiye süreciyle ilgili son başvuru tarihidir. 19 Martta biten tasfiye başvuru taleplerinin nihayetinde, mekanizma sağlıklı çalışmadığı için teminat mektupları gelir kaydedilen bir sürü müteahhit arkadaşımız var. Yani tasfiye mekanizması sağlıklı çalıştırılamadığı için ceza kapsamına girmiş bir sürü müteahhit arkadaşımız var. Devlet marifetiyle müteahhitlere tuzak kurulmuş, teminatları gelir kaydedilmiş bir alan oluştu, bir zafiyet alanı, acilen müdahale edilmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Tamamlayayım Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın lütfen Sayın Ağıralioğlu.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Çünkü idarelerin tasarrufuna bırakılınca bu mevzuda gecikmiş tasfiye kararları idarelere, ilgili idarelere “Tasfiye kararınız gelmediği için teminat mektuplarınızı gelir kaydetmek zorundayız.” ya da “Size gecikmiş işlerinizden dolayı ceza yazmak zorundayız.” gibi bir idari tasarrufa alan açıyor. Bununla ilgili ciddi bir mağduriyet oluştu, derhâl bu mevzuyu düzeltmemiz lazım. Oluşan maddi kayıpların Türkiye’de yeni sektör krizlerine sebep olma ihtimali çok yüksektir.

Genel Kurulumuza saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağıralioğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurun Sayın Akçay.

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, zengin enerji kaynaklarının bulunduğu Doğu Akdeniz’de bölge ve dünya siyasetini yakinen ilgilendiren önemli gelişmeler yaşandığına, Denizkurdu 2019 Tatbikatı’na, Türkiye'nin güvenlik önlemlerinin faaliyete geçirilmesinin önem arz ettiğine, Gediz Ovası’nın jeotermal enerji kaynaklarının tehdidi altında olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Zengin enerji kaynaklarının bulunduğu Doğu Akdeniz’de bölge ve dünya siyasetini yakinen ilgilendiren önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bölgede Yunanistan, İsrail ve Mısır üçgeninden Türkiye karşıtı bir blok ve oldubitti girişimlerini dikkatle takip ediyoruz. Yaklaşık 3 trilyon dolar olarak tahmin edilen doğal gaz rezervlerinin paylaşımı konusunda Türkiye'nin gerek siyasi gerekse uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve yetkileri bulunmaktadır. S400, F35, Suriye gelişmeleri ve terör saldırılarıyla kıskaca alınmak istenen ülkemizin ilgi ve enerjisini Doğu Akdeniz’den uzaklaştırmaması önem arz etmektedir.

Öte yandan, bölgede Türkiye dışında da sıcak gelişmeler var. 12 ülkeden 60’a yakın savaş gemisi Doğu Akdeniz’de konuşlanmış durumdadır. Bu ortam içinde 131 gemi, 57 uçak, 33 helikopterle ve yaklaşık 26 bin personelin iştirakiyle 13 Mayısta başlayan Denizkurdu 2019 Tatbikatı’nın önemi daha da artmaktadır. Bu başarılı tatbikat nedeniyle Deniz Kuvvetleri Komutanlığını tebrik ve takdir ediyoruz.

Öte yandan, Türkiye'nin başta hava savunma sistemi olmak üzere güvenlik önlemlerini hızlı bir şekilde faaliyete geçirmesi önem ve aciliyet arz etmektedir. Bu hamleler sadece ülkemizin sınırlarını korumakla kalmayacak, sınır ötesinde ve denizlerde de hak ve menfaatlerimizi koruyacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, Manisa’da evlerde, tarlalarda, kahvelerde konuşulan bir meseleyi dikkatinize sunmak istiyorum. Manisa ve daha geniş kapsamda Gediz Ovası, Türkiye'nin tarım ve gıda deposudur. Bölgede on iki ay tarım yapılabilmektedir. İl Tarım Müdürlüğünün 2017 raporuna göre, sadece Manisa’nın yıllık tarım geliri yaklaşık 3 milyar doları bulmaktadır. Hâlihazırda büyük bir kirlilikle mücadele edilen Gediz Ovası, bugünlerde jeotermal enerji kaynaklarının tehdidi altındadır. Sadece Manisa’da 300 civarında olan jeotermal kuyusunun önümüzdeki dönemde 3.500’e ulaşacağı tahmin edilmektedir. Çevreye, tarım alanlarına, insan yaşamına, yer altı sularına etkisi bilinen bu kuyuların yirmi beş yılın sonunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın lütfen Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılama oranının sadece yüzde 2-2,5 civarında olacağı tahmin edilmektedir. Her ne kadar jeotermal enerji temiz ve yenilenebilir bir enerji kaynağı olarak bilinse de jeotermal kuyular, birinci derece tarım bölgelerine, yerleşim yerlerine yakındır ve özellikle tarım deposu Gediz havzasında verimli tarım arazilerini ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Bu kapsamda acil önlemlerin alınması gerekmektedir. İlk aşamada Gediz Ovası’nın tarımsal sit alanı olarak ilan edilmesinin uygun olacağını düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç.

23.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Şanlıurfa ili Halfeti ilçesinde gerçekleştirilen gözaltılarda ağır insanlık suçu işlendiğine, Bitlis ili Tatvan ilçesinde seçilmiş HDP’li belediye meclis üyelerinin görevden uzaklaştırılmasının hukuksuz olduğuna ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün de değinmiştim ancak bir kez daha değinme ihtiyacı ortaya çıktı. Urfa Halfeti’de dün 38 kişi gözaltına alınmıştı. İşkence iddialarını buraya taşıdım, fotoğraflarla gösterdik; bu iddialara karşı Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı “Adli süreç, usul ve yasalara uygun bir şekilde yürütülmektedir.” açıklaması yaptı. Maalesef, Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı açıkça yalan söylemektedir ve gerçekleri gizlemektedir. Çok açık bir şekilde, ters kelepçeli hâlde karakol bahçesinde yere yatırılmış olanların fotoğraflarını buraya getirdik, taşıdık. Gözaltına alınanlara elektrik verildiğine dair çok ciddi iddialar var. Urfa Barosunun beyanları ortada ve vatandaşlarımız yara bere içerisinde, bariz işkence emareleriyle görüntülenmiş vaziyette. Çeşitli ajanslardan yayınlanmış görüntüler var. Yürümekte zorluk çeken insanlar var.

Halfeti’ye bir vekil heyetimiz gitti, işkence vakasıyla karşı karşıya olunduğunu çok net olarak tespit etti ancak konunun muhatapları görüşmekten kaçınıyor. Hem soruşturma savcısı hem başsavcılık görüşme taleplerine cevap vermemiş durumda, vali ve vali yardımcıları da cevap vermemiş durumda.

Buradan bir kez daha söylüyoruz, Mecliste dile getiriyoruz: Urfa Halfeti’de çok ağır insanlık suçu işleniyor, işkence yapılıyor ve bir an evvel buna müdahale edilmezse, bunu yapanlar, emri verenler, yaptıranlar en tepeden -İçişleri Bakanlığından- aşağıya kadar kimlerse, haklarında soruşturma yapılmazsa Türkiye'nin “İşkenceye sıfır tolerans.” lafının bir kez daha sahte bir laf olduğu ortaya çıkmış olacaktır. Avrupa Birliğiyle görüşmeler yapmaya çalışıp fasıllar -yargı faslını- açtırmaya çalışan Türkiye’de iktidarın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - …bu işkenceye göz yumması kesinlikle kabul edilebilir bir şey değildir, insanlık dışıdır. Bir kez daha buradan dile getirmek istiyorum.

İkincisi, Tatvan’daki seçimlerle ilgili. Biliyorsunuz, Tatvan’da itirazda bulunmuştuk. Tatvan’da ortaya çıkan sonuç, 295 oy farkla Adalet ve Kalkınma Partisinin kazandığı bir sonuç olmuştu. Çok sayıda geçersiz oy vardı. Bizim itirazlarımız o zaman reddedildi ve Tatvan Belediye Başkanlığı Adalet ve Kalkınma Partisinde kaldı ancak belediye meclisinin çoğunluğu Halkların Demokratik Partisindeydi. Bizim aldığımız oylara göre, 25 üyeden oluşan belediye meclisinin çoğunluğu, 14 üyesi Halkların Demokratik Partisindendi. Şimdi ilginç bir uygulamayla karşı karşıya kaldık. Bitlis İl Özel İdaresi ve Bitlis Valiliğinin İçişleri Bakanlığına gönderdiği ve İçişleri Bakanlığının da hukuksuz bir şekilde “olur” verdiği bir yazıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum.

…Tatvan ilçesinde HDP’li 9 belediye meclisi üyesi geçici olarak görevden uzaklaştırıldı bir tedbirle ve bu da Anayasa’nın 17’nci maddesinin dördüncü fıkrasına ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesine dayanılarak yapıldı. Kesinlikle hukuksuzdur çünkü ortada herhangi bir hüküm yoktur. Bu kişiler hakkında herhangi bir mahkeme kararı yoktur. Biz araştırdık, belediye meclisi üyelerimizden 1 kişi hakkında bir dava dosyası vardır, sürmekte olan bir davadır, geri kalan 8 belediye meclisi üyemizin tamamına Nisan 2019 tarihli soruşturma başlatılmıştır yani ortada bir mahkeme kararı yoktur. İçişleri Bakanlığının “olur” vermesi de Valiliğin bu yazıyı göndermesi de hukuksuzdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Oluç.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Son cümlem.

Aslında belediye meclisinde çoğunluğu sağlayamamış olmayı böyle, bu şekilde bertaraf edip belediye meclisi üyelerini görevden aldırarak belediye meclisinde çoğunluğu sağlama girişimi bir kez daha kayyum pratiklerinin devamıdır ve biz biliyoruz ki, İçişleri Bakanlığının niyeti, en başında olan kişiden başlamak üzere, kayyumlar sürecini devam ettirmektir. Biliyorsunuz, bu konuda da bir cümle sarf etmiştir “Bugüne kadar uyguladığımız politikaları -yani kayyum politikalarını kastederek- beş yıl daha uygularsak ortada HDP’li belediye kalmaz.” demiştir. Tekrar onu söylüyoruz: Bunun kalıp kalmayacağını göreceğiz elbette ama bu hukuksuzluğa, bu demokrasi düşmanı tavra asla boyun eğilmeyeceğini bir kez daha söylemek istiyoruz. Lütfen, bu konuda demokrasiden ve hukuktan yana olan bütün siyasi partiler de tutum alsınlar ve bu konudaki fikirlerini açıklasınlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Engin Özkoç.

Buyurun Sayın Özkoç.

24.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, CHP’nin Ankara ili Çubuk ilçesinde Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişiminin ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında yaptığı suç duyurusunu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymadığına ve gerekçesine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, Çubuk’ta şehit cenazesinde Sayın Genel Başkanımızı öldürmek kastıyla yapılan linç girişiminde, öncesinde ve o esnada İçişleri Bakanı tarafından kamuoyunda paylaştığı sözlerle ilgili, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçundan kendisi hakkında dava açmıştık. Dava dilekçemiz Cumhuriyet Başsavcılığına verildi, 8/5/2019’da Cumhuriyet Başsavcı Vekili tarafından imzalanarak reddedildi. Reddedilme gerekçesini şimdi hem Türkiye Büyük Millet Meclisimize hem de tüm kamuoyuna açıklıyorum: “Valilere müsteşarım üzerinden talimat gönderdim -İçişleri Bakanı diyor- Cumhuriyet Halk Partisi il başkanlarını bundan sonra şehit cenazeleri protokolüne kabul etmeyin.” Bu kadar basit. Hangi sıfatla, ne hakla? İnsanları karşı karşıya getiren, alenen tahrik eden bu tavrı… Hangi yasaya dayanarak, hangi kanuna dayanarak, hangi vicdana dayanarak böyle bir emri veriyorsunuz? Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Bir, bu.

İki: “Bir çirkefle karşı karşıyayız. Bir düzenbaz. Boğazına ne takacağız o görecek, hangi çıngırakları takacağız? Yaptığı pislikler… Hangi pisliklerin üzerinde oturuyor? Soysuz!”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Ana Muhalefet Partisi Liderine bu kelimelerle saldırmıştır, bu kelimelerle.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Utanın!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Şimdi, bu kelimelerle ilgili hakaret davası açtık. “Hayır, bu hakaret değildir, siyasetin içerisindeki eleştiriye girer.” diye hüküm çıktı. Şimdi, burada bulunan herhangi bir siyasi partinin genel başkanına, başta Cumhurbaşkanına eğer ben “çirkef” dersem, “düzenbaz” dersem, “Onun boğazına ne takacağız?” dersem, “O görecek, çıngırakları takacağız.” dersem, “yaptığı pislikler” dersem, “Hangi pisliklerin üzerinde oturuyor?” dersem, “soysuz” dersem bu hararet değildir. Bu hakaret değildir; bu, bir mahkeme kararıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Deme, deme.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Şimdi, mahkeme başka bir karar yani savcılık başka bir karar veriyor, diyor ki: “Bu ifadeleri söylemek İçişleri Bakanının görevleri arasındadır.”

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - “Bu ifadeleri söylemek İçişleri Bakanının görevleri arasındadır. Onun için reddediyoruz.” diyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu sıfatların tamamına layık olan bu İçişleri Bakanı, halkı kin ve nefret duygusuyla karşı karşıya getiren aslında bir suçludur. Türkiye’nin itibarını yok eden, itibarını zedeleyen, söylediği sözlerin nereye gittiğini bilmeyen “Süleyman soysuz” denilen kişi bu sözlerin hepsinin muhatabıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın lütfen Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kendisiyle hukuk yoluyla sonuna kadar mücadele edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Hangi sıfatları milletimize, genel başkanlara, herhangi bir milletvekiline kullanıyorsa aynı sıfatlara kendisinin layık olduğunu kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu, buyurun.

25.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un talihsiz bir açıklama yaptığına, Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuk devleti olduğuna ve neyin eleştiri, neyin hakaret olduğuyla ilgili kararı yargının ortaya koyacağına, TBMM Genel Kurul gündemine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, benden önce konuşan grup başkan vekilimiz birtakım beyanatlarda bulundu ancak neye istinaden beyanatlarda bulunduğuyla ilgili herhangi bir bilgi söz konusu değil.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Mahkeme kararı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Şöyle: Savcılık bir karar vermez. Bu konuyla ilgili “mahkeme kararı” diye nitelendirdiğiniz şey nedir, ne değildir? Savcılığın reddettiğiyle ilgili bir beyanda bulundunuz, sonra mahkeme kararından bahsettiniz ve orada zikredilen kelimeleri tersinden hareketle bir hakarete dönüştürerek herkese şamil kılmak suretiyle talihsiz bir konuşma yaptınız. Doğrusu, bunu Meclisin de mehabetine uygun görmediğimi ve bunların hepsini reddettiğimizi ifade etmek isterim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – İade ediyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunları aynen söyleyen kendisine söylemiş olarak kabul ediyorum ve kendilerine söylenmiş olarak kabul ediyorum.

Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Neyin eleştiri, neyin hakaret olduğuyla ilgili kararı yargı ortaya koyar bağımsız ve tarafsız bir şekilde.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kararı okumadan konuşuyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla her bir olay öznel bir olaydır ve bu konuyla ilgili…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kişiye göre değişir diyor yani.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …eğer temel hak ve özgürlüklerle ilgili yanlış yapan, yanlış söz söyleyen bir kimse varsa bunun hukukta karşılığı yargı tarafından verilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Siyasi eleştirilere gelince, burada siyasi eleştiriler çok daha farklı bir şekilde, daha ağır nitelikleri ihtiva eder şekilde kendilerince de ortaya konulmaktadır. Bunlar siyaset zemininde gerekli cevabı bulur, hukuk zemininde ise mahkeme kararları hepimiz için bağlayıcı bir nitelik arz etmektedir.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; bu konuyla ilgili biz, kendi üslubumuzu, dilimizi hep beraber İç Tüzük hükümleri çerçevesinde ortaya koymakla mükellefiz. Temiz bir dil kullanmak, eleştirilerimizi de hakaret etmeden siyasi eleştiriye dönüştürmek durumundayız.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Bakanın sözleri bunlar Başkanım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla Bakanının sözleri olarak nitelendirdiğiniz hususların mahkeme kararında nasıl ortaya konulduğuyla ilgili, bunu net bir şekilde açıklığa kavuşturmanız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Akbaşoğlu.

Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Tamamen afaki bir şekilde, siz, bir temel teşkil etmesi bakımından, yalan yanlış başka cümleleri başkalarına hakaret etmek için zemin olarak kullanamazsınız çünkü hukuk art niyeti ve kötü niyeti kesinlikle korumaz. Siyasette de iyi niyetli, temiz bir dil kullanmak suretiyle fikirlerin ortaya konulması gerekir.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, “soysuz” demek hakaret değilmiş!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla aynı cümlelerle ilgili birçok hakaretamiz kelimeleriniz, suçlamalarınız nedeniyle, aynı mahkeme kararlarının burada hakaretin oluşmadığıyla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Akbaşoğlu.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Görmeden konuşma, gör de konuş ya! Okumadığın karar hakkında yorum yapıyorsun ya!

BAŞKAN – Sayın Gürer...

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Okumadan konuşuyor, burada karar var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakınız, mahkeme kararları, hukuk iki hususu, hem kasıt unsurunu arar hem siyasi polemik boyutu itibarıyla ayrı bir değerlendirme yapılır siyaseten ama hukukta -tipe uygun fiil, hakaret vesaire- mahkemenin yaklaşımı daha farklı, siyasetin yaklaşımı daha farklı neticeler doğurur. Dolayısıyla önce dönüp aynaya, kendinize bakıp; kendi eleştirilerinize ve kendinizin koruması gereken değerlere, makamlara neler söylediğinize, lütfen geçmişinize dönüp bakıp ondan sonra bu sözlerin nasıl değerlendirileceğiyle ilgili bir görüş teatisinde bulunalım.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Konuyu anlamamışsınız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bununla beraber şunu ifade etmek istiyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Artık bağlayın lütfen Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bağlıyorum.

Ben tabii ki bu cümlelere cevap vermek babında mecburen ifade ettim.

BAŞKAN – Bizim de sürelere dikkat etme mecburiyetimiz var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Mutlaka, mutlaka ama diğer grup başkan vekillerimizin süresi kadar biz de süreyi kullanmış olalım.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, bir izin verin bana; izin verin, biraz nefes alın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Yok, ondan değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum, tamamen bitiriyorum.

BAŞKAN – Söz vereceğim, vereceğim size söz, devam edin.

Lütfen, onu söylemeden önce ne kadar konuştuğunuza baksaydınız. Size 4 kere uzatma verdim, en uzun uzatmayı size verdim, hâlâ yakınıyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yakınma yok.

BAŞKAN – Hayır, hayır, lütfen...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Diğerleriyle ilgili, aynı şekilde...

BAŞKAN – Ben gene sonsuz süre veririm ama tutanaklara bakmanızı tavsiye ederim. Şu turda en uzun konuşmayı kimin yaptığını tespit edin, sonra bu itirazı dile getirin.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bir de görmediği konuda konuşuyor, okumadığı konuda konuşuyor.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Meseleyi anlamamış.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; sonuçta, inşallah, biz bugün kaldığımız yerden Kapadokya’yla ilgili kanunu tamamlayıp, Turizmi Teşvik Kanunu’nu hep beraber Genel Kurulun iradesiyle gündemimize alıp, bunu da bu hafta bitirip... İnşallah -diğer grup başkan vekillerimizle de görüşmüştük- hem kahraman Mehmetçiklerimizin hem de gençlerimizin beklemiş olduğu askerlikle ilgili düzenlemeyi ve köprü geçişleriyle ilgili düzenlemeyi de ihtiva eden, Plan ve Bütçede şu anda konuşulan bir yasa teklifini de önümüzdeki hafta, bayramdan önce hep beraber geçirmek suretiyle -Genel Kurulun takdiri ve idaresiyle- bu konudaki yasama çalışmalarımızı da milletimizin lehine değerlendirmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Bu konuda yardımlarınızı bekliyorum tabii. Söz sürelerine biraz daha fazla dikkat etmeniz gerekiyor eğer bugünkü programı tamamlama isteğimiz varsa.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, 60’a göre...

BAŞKAN – Lütfen, kısa ve öz, yeni bir tartışmaya yol açmadan, buyurun, yerinizden.

26.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve temiz bir dilin siyasetin olmazsa olmazı olduğuna, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na söylediği sözlere ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili az önce ifade ettiğim sözleri herhangi bir belgeye dayandırmadığımı söyledi. Efendim, belge elimde. Altında “Hamza Yokuş, Cumhuriyet Başsavcı Vekili” ve diğer imzalar var; 8/5/2019’da yaptığımız başvurunun reddiyle ilgili. Baştan söyledim. Ayrıca, daha önceden de mahkemeye başvurmuşuz, mahkeme bu konuda karar vermiş.

Anlaması açısından, kendisiyle hemfikir olduğum bir konu var: Temiz bir dil, siyaset için olmazsa olmazdır. İçişleri Bakanının şu söylediği sözler temiz bir dil midir? “Soysuz” diyor bir genel başkana, “Çirkef” diyor, “Düzenbaz” diyor, “Çıngırak takacağız” diyor, “Pislik” diyor. Bunu söyleyen, kendi İçişleri Bakanı. Hangi tarihte? 5 Aralık 2017 tarihinde a Haberde söylüyor. 28 Haziran 2018 tarihinde yaptığı bir açıklamada söylüyor. Şimdi, hayatım boyunca -otuz beş yıldan beri siyaset yapıyorum- bir gün belgesi olmayan bir şey ifade etmedim. Bu kadar net belgesi olan bir şeyi böyle çarpıtırsak işte, siyaset için vahim olan noktaya o zaman geliriz. Bu bir.

İkincisi, bize bunu söyleyenlerden asla korkmadık, başımızı önümüze eğmedik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, toparlayın Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Devletin polisini, jandarmasını, kanunlarını, yasalarını arkasına alıp da bu şekilde konuşmak devletini itibarsızlaştırmak demektir ama kendisiyle ilgili itibar konusunda, zaten herhangi bir düşüncemiz yok itibarıyla ilgili. Onun itibarının ne olduğu sözleriyle bağlantılıdır. Bu sözlerin muhatabı da bu sözlerin layığı da kendisidir. Bunu söylemeye devam edeceğiz.

Kirli söz sahibine aittir. Bu sözlerin karşılığı olan sözleri Engin Özkoç’un ağzından Grup Başkan Vekili olarak Sayın Başkan duyduğu zaman, benimle ilgili bu konularda açıklama hakkını başımın üstüne koyar, kabul ederim ama herkes haddini bilecek, bir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, tamamlayın artık Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok özür dilerim.

İki, bu devlet ve bu millet, bu Türkiye Cumhuriyeti birilerinin babasının malı değildir, istediği gibi yıpratamazlar. Bunu da herkes öğrenecek. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, kısa olmasını…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kısa bir açıklama…

BAŞKAN – Buyurun.

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelere ve disiplin hukukunun başka, ceza hukukunun başka, siyasetle ilgili alanın çok daha başka olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben söze şöyle girmiştim sayın mevkidaşımızın açıklamaları neticesinde, ibare şuydu, kullanılan ibare: “Dilekçeyi reddetti. Savcı dilekçeyi reddetti.” Dilekçeyi reddetme hakkı yok, dava açarsınız, kovuşturmaya gerek olmadığına karar verir; başka bir şeydir bu. Dilekçeyi reddetmek başka bir şeydir. Ondan sonra da iki sene önce televizyon programındaki bir mesele, farklı bir mesele. İki sene önceki başka bir konuşmaya atıf yapıldı vesaire.

Kafa karışıklığına gerek yok. Olay şudur: Disiplin hukuku başkadır, ceza hukuku başkadır, siyasetle ilgili alan çok daha farklı bir alandır. Dolayısıyla bunları, her bir alanı kendi çerçevesinde, kompartımanında değerlendirmek lazım gelir, bir.

İkinci olarak, sözün özü, biz şunu ifade ediyoruz: Eğer bir hakaret varsa herkes mahkemelere gidebilir, davasını açıp neticesini görür ve herkes de bunun neticesine katlanır, bir hakaret iddiası varsa. Ama başka birtakım siyasi polemiklerden, bunun mahkeme hükmünü ortaya koyduğundan hareketle, madem öyle, bu hakaret değildir deyip de bunu oradan, devletin tepesinden aşağıya kadar ilgili makamlara hakarete zemin hazırlayacak bir noktaya getirmek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …bunu başkalarına hakaret etmenin bir malzemesi hâline getirmek şık değil. Burası Meclis, buranın mehabetini hep beraber koruyalım, birbirimizle ilgili sözlere her zaman dikkat edelim, söylediğimiz husus budur. Benim söylediğim, teknik anlamda yargıya intikal eden bir şey dilekçeyle intikal etmişse bununla ilgili itirazınızı üst mahkemeye yaparsınız yani kovuşturmaya gerek olmadığına dair bir karar verilirse bunu üst mahkemeye dava edersiniz, mahkemenin kararını sonuçta temyiz edersiniz. Bu noktada bu hususlara dikkat etmek gerekir, birbirine karıştırmamamız lazım meseleleri.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

Sayın Özkoç, bir dakika bekleyin lütfen. Sayın Ağıralioğlu’na söz vereyim, sonra tekrar…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ben sadece kayıtlara geçsin diye…

BAŞKAN – Buyurun, oturun, yerinizden bir dakika söz vereyim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yok, yok, gerek yok. Daha fazla uzatmamak gerekiyor, Meclisi meşgul ediyoruz.

BAŞKAN – Olur.

Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Cumhuriyet Başsavcı Vekili “Cumhuriyet Başsavcılığımızda yürütülen soruşturmalar neticesinde yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan açıklamalarda kovuşturmaya yer olmadığı, Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkındaki iddiaların görevinden kaynaklandığı, bu sözleri görevinden kaynaklı söylediği…” diyor. Ayrıca, “Şikâyet edilen, Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızın soruşturma ve kovuşturma yetkisinin olmaması kaydıyla dilekçenin işleme konulmaması.” Yani dilekçeyi reddediyor. Şimdi, önce, bir grup başkan vekili hamasetten çok bilgiye dayalı konuşmalı efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bilgiye dayalı konuşuyoruz.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Bir daha anlatsın mı? Anlayamadı, bir daha anlatsın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bilgiye dayalı konuşuyoruz, evet.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, lütfen…

Buyurun Sayın Ağıralioğlu.

28.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, “Seçim sathında bazen muradımızın ötesinde cümleler de kurduk.”diyebilmenin siyasete nezaket katacağına ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Muhammet Başkan, ilgili evrakı talep etmek, ilgili evrak üzerindeki mevzu üzerinde “Bazen seçim sathında murat ettiğimizden fazlası söyleniyor.” diyebilmek; bu denilen cümleler aslında siyasetin duymak istemediği cümlelerdir ama bazen “Kantarın topuzu kaçıyor.” diyebilmek; bizim tarafımızdan birisi bile söylemiş olsa, siyasi olarak rakibimize bile denmiş olsa “Ha, bunu siyasetin tolere etmesini çok makul bulmuyoruz.” diyebilmek, siyasete gerçekten nezaket katar. Yani işin aleyhine, lehine cümle kurmaktan çok ortalama vicdana nezaret edecek bir dil.

Dün, Sayın Cumhurbaşkanının seçim sathında söylediği onca sert söze rağmen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) - …bir iftar yemeğinde, iftar ruhuna hürmeten “Seçim sathında bazen muradımızın ötesinde cümleler de kurduk. Hata yaptık mı? Hata da yaptık ama esas olan Türkiye’dir.” diyebilmiş olması, onca hakareti yemiş bir siyasal partinin grup başkan vekili olmama rağmen benim kalbime iyi geldi. Arkadaşlarımızın da kalbine iyi gelir. Lütfen, bu mevzuda ne ağzınızı ne kalbinizi korkak alıştırmayın. “Tamam, murat ettiğinin fazlası olmuş, yanlış olmuş, yakışmamış, bu nezaketi biz de taşımak zorundayız.” demek, iki saattir demeye çalıştığınız şeylerden çok daha zariftir Muhammet Başkan. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

O yüzden, böyle şeyler söylemekten imtina etmeyelim. Bizim de siyaseten en itibarlı cümlelerimiz, kendimizi de katarak eleştirdiğimiz cümlelerimizdir. Yani ben kendi parti grubum adına da bazen murat ettiğimizden fazlası söylenince “Bu, kastettiğimizden daha fazla oldu özür dilerim.” diyebiliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın lütfen Sayın Ağıralioğlu.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) - O cümleler bizim sözümüzü daha itibarlı hâle getirdiği gibi Meclisin itibarını da daha kuvvetli hâle getiriyor.

Lütfen, kalbinizi korkak alıştırmayın, deyin ki: “Yanlış.” Bir şey kaybetmezsiniz, inanın. Mevkisi yüksek olana tevazu yakışır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Kalbimiz gayet cesur. Herkes kendi hatasını görürse isabet olur. Teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Evet, değerli milletvekilleri, şimdi, İstanbul Milletvekili Sayın Erkan Baş’ın söz talebi vardı…

Buyurun Sayın Baş.

29.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Parlamentonun grubu olmayan siyasi partilere mensup milletvekillerinin söz hakkının güvence altına alınması konusundaki eksikliğine, TRT bünyesindeki istihdam fazlası personele, Demirören medya grubundaki güvenlik şirketi çalışanlarının mağduriyetine, İstanbul Silivri’deki Kale Kayışları fabrikasında direnişlerini sürdüren işçilerin her alanda yanında duracaklarına ilişkin açıklaması

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle, biraz evvel söz hakkı üzerine bir tartışma yürüdü. Sizin başkanlığını yaptığınız oturumda olması ilginç tabii ama bu vesileyle Parlamentomuzun, hâlâ, grubu olmayan siyasi partilere mensup milletvekillerinin söz haklarının güvence altına alınması konusundaki eksikliğine işaret etmek istiyorum. Bu sorun sadece Türkiye İşçi Partisinin ya da burada grubu bulunmayan diğer partilerin değil, tüm milletvekili arkadaşlarımızın halkın temsiliyetiyle ilgili görevlerini yerine getirmeleri için sağlanması gereken bir düzenleme.

Tabii, mesele sadece milletvekillerinin susturulması değil, aslında bir bütün olarak Türkiye’de toplumun susturulmaya çalışıldığını gözlemliyoruz. Bunun en önemli göstergelerinden bir tanesi de herhâlde basın ve medya üzerinde iktidarın ablukası ve tek yanlı yayıncılığı. Şimdi, her ne kadar bizim sesimiz kısılmaya çalışılsa da bir biçimde Türkiye’nin dört bir yanından işçiler, emekçiler, yoksullar haksızlığa uğradıklarında bize ulaşıyorlar ve bugün, sadece bugün 2 ayrı işçi topluluğunu Mecliste misafir ettik. Bu kardeşlerimizin, bu arkadaşlarımızın bize taşıdıkları gündemi de milletvekili arkadaşlarımızla ve Türkiye kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

Şimdi “basını susturmak” dedik, “yandaş medya, havuz medya yaratmak” dedik, bunun en önemli ayaklarından bir tanesi aslında bir kamu yayıncılığı görevi üstlenen TRT’deki kadrolaşma faaliyetleri. Bugün HABER-SEN yetkililerinden aldığımız bilgiye göre, 169 TRT emekçisi, nitelikli TRT emekçisi -özel görevi olan sanatçılar, rejisörler dâhil olmak üzere- Devlet Personel Başkanlığına fazla personel olarak duyurulmuş, ilan edilmiş gözüküyor. Bu, açık bir haksızlıktır. Bu, TRT’nin; halkın haber alma hakkı adına, halk adına, kamu adına yayıncılık yapmakla görevli TRT’nin iktidar tarafından denetim altına alınması sürecinin bir parçasıdır ve emekçilerin hayatıyla oynanarak yapılıyor olmasını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açalım, bir dakika daha süre tanıyalım lütfen.

Buyurun Sayın Baş.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – …TRT emekçilerinin hedef tahtasına oturtuluyor olmasını kabul etmediğimizi burada ifade etmek istiyoruz. Biz TRT’nin halkın olduğunu, halka hizmet eden bir kurum olarak faaliyetine devam etmesi gerektiğini, iktidarın babasının çiftliği gibi kullanılmasına izin vermeyeceğimizi paylaşmak istiyoruz.

Yine, basın alanında, basında çalışan emekçilere dönük, çok ilginç olduğunu düşündüğüm ziyaretçileri bugün misafir ettik. Demirören Holdinge bağlı güvenlik işçisi arkadaşlarımız bizi ziyaret ettiler. Sanırım “Buket Aydın” ismini tüm vekil arkadaşlarımız ve kamuoyu, esas olarak seçim öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla yaptığı programdan hatırlayacaktır. Orada Kılıçdaroğlu’na karşı bir basın emekçisine yakışmayan davranışı nedeniyle gündem olmuştu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, tamamlayın, son bir kez daha açalım mikrofonu.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Buket Hanım’ın bu davranışından sonra şirkette yaşadığı sıkıntılar nedeniyle güvenlik görevlisi arkadaşlarımıza amirlerinden bir talimat geliyor “Buket Hanım’ın işine son verilmiştir, içeri girişi engellensin.” deniyor ve güvenlik işçileri sadece kendilerine gelen bu talimatı uyguluyorlar. Daha sonra, tekrar, büyük ihtimalle Ankara üzerinden Buket Hanım işe iade edilince, bu kez -değerli arkadaşlar, bakın, çok ilginç bir durum- sadece kendilerine verilen görevi yerine getirdikleri için bütün güvenlik şirketi çalışanları, İstanbul ve Ankara’daki 60 güvenlik işçisi bir günde işinden çıkarılıyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil yani aralarında yirmi yıldır orada çalışan işçi arkadaşlarımızın olduğu bir topluluk, bir günde, iktidar istedi diye işsiz kalmış durumda. Bunu takdirlerinize sunuyorum.

Son olarak, Silivri’deki Kale Kayış Fabrikasında bir direniş devam ediyor. Maalesef işçi ölümlerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Başkan, tamamlayayım.

BAŞKAN – Tamamlayın artık lütfen Sayın Baş.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Kale Kayışta iş kazaları gerçekleşiyor, ciddi iş kazaları gerçekleşiyor ve 3 işçi de hayatını kaybediyor. Buna karşı işçi kardeşlerimiz en doğal olanı yapıyorlar, örgütleniyorlar, sendikalaşıyorlar ve direnişe geçiyorlar ve fakat yine iktidarın gücünü arkasına alan patron, dün bu işçi temsilcilerini bir odaya çağırıp dövüyor arkadaşlar. Böyle bir şey kabul edilemez. Birilerinin bu işçilerin patronlar tarafından uğradığı haksızlığı dile getirmesi, bu işçilerin, ister iktidarın gücünü arkasına alsın ister polisin gücünü arkasına alsın ister paranın gücünü arkasına alsın patronlar tarafından ezilmesine engel olması gerekiyor. Biz, her alanda bu işçi kardeşlerimizin yanında duracağımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Size de teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baş.

Değerli milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi var, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu ve 20 milletvekili tarafından, ekonomideki yapısal tıkanmaya sebep olan sorunların tespit edilerek gerekli tedbirlerin alınması amacıyla 24/4/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/1101) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/5/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/5/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                  Yavuz Ağıralioğlu

                                                                                          İstanbul

                                                                İYİ PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

24 Haziran’dan 31 Mart’a açıklanan her yeni veri ekonomideki yapısal tıkanmanın derinleştiğine işaret etmektedir. Türk ekonomisi 2018’in son çeyreğiyle, yüksek enflasyon ve ekonomik daralmanın birlikte gözlendiği “slumpflasyon” içine girmiştir. İçeride ve dışarıda yapılan tüm analizler ekonomideki “slumpflasyon” sürecinin Hükûmetin beklentilerinden uzun süreceğine işaret etmektedir. Ekonomiyi etkisi altına alan yaygın işsizlikle beraber cumhuriyet tarihinin en yüksek genç işsizlik oranına ulaşılmıştır. Konu üzerinde çalışan akademik çevreler ve sivil toplum kuruluşları toplumsal düzeyde yaşanması muhtemel tahribatlara dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, sorunların doğru tespiti, uygun çözüm yollarının saptanması ve sağlıklı politikaların oluşturulması, vatandaşlarımızı sosyoekonomik açıdan etkileyen hususların araştırılması, yaşanabilecek olası mağduriyetlerin önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu tarafından 24/4/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 22/5/2019 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi İYİ PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Tatlıoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Parlamentomuzun saygıdeğer mensupları, yaklaşık seçimler nedeniyle uzun bir tatilin yapıldığı bu dönem, bazı çalışmalara göre de ihtilaller dönemi hariç en uzun aranın verildiği bir Parlamento dönemi Nedense siyaset de son birkaç yıldır veya belki de yaklaşık beş yılı aşkın süredir Türkiye’nin sorunlarını konuşmuyor. Konuştuklarımız da Türk milletinin üzerine ayrıca bir sorun şeklinde ekleniyor.

Parlamentoda baktığımızda, aslında bu sorunları çok konuşmuyoruz. Hatta yargıyla ilgili bugünkü tartışmaya baktığımızda, buna 6 Mayısı da eklediğimizde maalesef, üzülerek söylüyorum ki 60’daki Salim Başol yargısının, 28 Şubattaki Vural Savaş yargısının bir başka şekilde devamı içerisindeyiz diye düşünüyorum.

Şimdi, çok kısa, gazeteleri böyle bir tarasak onlarca aile faciası var ekonomiyle ilgili. İşte, pazarda para yüzünden eşini bıçaklayandan Meclis önünde kendini yakana, odun alacak parası olmadığı için çocuklarına saç kurutma makinesini verip intihar edene, zatürreden ölen bebeklere kadar birçok üçüncü sayfa haberi var. Neydi? Geçim zorluğu yüzünden 233 kişi intihar etmiş.

Akademik bir çalışma var elimde, diyor ki: “Türkiye’de 7 milyon 600 bin çocuk maddi yoksunluk içinde büyüyor, bu çocuklar yeterince ısınamıyor ve yeterince beslenemiyor.” Ama biz bunları konuşmuyoruz. Biz konuşmazsak o zaman bunlarla ilgili çözümü kim üretecek?

Şimdi, bakın, gerekçede de belirttim, öyle bir ekonomik dönemde yaşıyoruz ki ekonomiyi yönetenlerin bir tane tespitinin doğru çıktığına bir senedir şahit olunmadı. 2018 rakamları, büyüme rakamları, üç aylık tahminler bile olumsuz çıktı. Yüzde 5 büyüme beklediğimiz, sonra 3’e düşürdüğümüz büyüme 2,3 civarında gerçekleşti. 2019 yılıyla ilgili 3’e yakın bir büyüme bekliyorduk, 2019’la ilgili yapılan bütün tahminler eksi. 2018’in son çeyreğini küçülmeyle tamamladık, 2019’un ilk çeyreğine de küçülmeyle devam ediyoruz ve bu, kitabi tabirle birlikte bir kriz demek. Bu bize ne getiriyor? Bu, bize bütün alanlarda daralma getiriyor. Aslında, Türkiye’de bir ekonomik kriz yok, Türkiye’de bir yapısal tıkanma var, ekonomik kriz bunun bir alt başlığı. Bakın, Türkiye’nin geniş anlamda işsizliği, işsiz sayısı 7 milyonu aşkın. Bu, 350 milyonluk Amerika’daki 5 milyon 800 bin olan işsiz sayısından daha fazla. Bununla ilgili ne yapıyoruz? Hiçbir şey yapmıyoruz. Kampanyayla istihdam artırmaya çalışıyoruz ve tabii ki artmıyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük işsizliğindeyiz. Üstüne üstlük, çok önemli bir şey daha var; 2001 krizinden itibaren bedelini çok ağır ödeyerek gerçekleştirdiğimiz kamu dengesinde de büyük bozulma var. Geçen yılın tamamında verdiğimiz açıktan daha fazla bu dönemin ilk dört ayında açık verdik. Yani şuna geliyoruz: Kamuda da sosyal amaçlı harcama kaynakları tükeniyor, işsizlik ve ekonomideki daralma nedeniyle özel sektörde de tükeniyor. Bunun sosyal yansımasını çok iyi düşünmek ve çözümler bulmak zorundayız. Bu, meclisin görevdir. Bunun tek çaresi 41 tane cezaevi yapmak olamaz ve olmamalıdır. Başka projelerle bunların önüne geçmek ve milletin sıkıntısını en azından telafi edici mekanizmalar yaratmak zorundayız. Bu nedenle, biz İYİ PARTİ olarak fakirleşmekte olan bir yapı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Tatlıoğlu.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – 2008’de Türkiye’de 10.500 dolar fert başına millî gelirden, 2019 sonunda 8.500 dolara düşüyoruz. Türkiye, 2008’e göre, bugünkü nüfusla, 160 milyar dolar fakirleşmiş demek. Bunun sosyal yansımalarını Meclis olarak araştıracak bir kurul oluşturup gerekli politikaların üretilmesini talep ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tatlıoğlu.

Öneri üzerinde söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu Adına İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’na aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Katırcıoğlu.

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Doğrusunu isterseniz, İYİ PARTİ’nin gündeme getirdiği bu önerge gerçekten tartışılması gereken bir önerge. Yani bu önergeye de “Hayır.” demek ki muhtemelen, çoğunluk sizde olduğu için denecektir ama gerçekten, Türkiye ekonomisinin içine girdiği bu durumu Meclis olarak bizim araştırmamız lazım, nedenlerini bulmamız lazım ve yürütmeye böylelikle yardımcı olmamız lazım. Çünkü görünen o ki yürütme ekonominin gidişine hâkim olamıyor. Bu çok açık. Bunun tabii çeşitli sebepleri var, bunlar üzerinde konuşulabilir ama bu kısa süre içinde -zaten iki dakikamız var- ben gördüğüm yanlışlıkların altını çizmeye çalışayım.

Şimdi, bakın, bütün kapitalist ekonomilerde iniş ve çıkışlar vardır. Yani kimi zaman işler iyi gider üretim artar, kimi zaman düşer ve dolayısıyla da bu bir anlamda, içinde bulunduğumuz kapitalizmin doğasına uygun bir durumdur. Fakat bazen de ülke yönetimleri yanlış kararlar verirler ve dünya konjonktürünün gidişine ters bazı olumsuz sonuçları üretebilirler o ülke için. Bizim gördüğümüz kadarıyla, Adalet ve Kalkınma Partisi -benim anladığım kadarıyla- bir yandan 2002 krizi sonrasında uygulanan ekonomik politikaların bir sonucu olarak, bir yandan da o dönemde Avrupa Birliğiyle ilgili reformları yapma cesaretini kendisinde bulabildiğinden dolayı, 2009’a kadar ekonominin bir anlamda, yüzde 5 -ki ortalamadır- ortalamanın üzerinde büyümesini sağlamıştır fakat ne olduysa, 2008 krizi, biliyorsunuz, teğet geçti, geçmedi tartışmalarıyla yürüdü ama işin ilginç tarafı, 2008’de belki teğet geçmiş olabilir ama 2009 da tam aksine, bizi öylesine vurdu ki yüzde eksi 4,7 gibi bir küçülmeyle sonuçlandı.

Ondan sonra, zaten 2009’la birlikte Hükûmetin ülkeyi yönetme tarzında bir değişiklik oldu. Bu değişikliğin esası, ayrıntısına girmeyeyim amaç şuydu: Kararları daha çok merkeze çeken bir anlayışla ekonomi yürütülmeye çalışıldı. Böylelikle “Ekonomide iyi şeyler yapayım.” derken esasında, ekonominin dünya konjonktüründen farklılaşmasına neden olundu, ayrışmasına sebep olundu ve mesela, büyüme oranları nasıl gitti diye 2009 sonrasına bakarsanız, iniş çıkışlarla gitti; bir sene iyi gitti, ertesi sene kötü gitti vesaire. Sonunda, 2017’de bildiğiniz gibi, bir kredi fonundan…

Sürem bitti galiba?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bir dakika daha verebilir misiniz?

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi.

Buyurun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – 2009’dan sonraki yönetim anlayışında var olan sorunlar, ülke ekonomisinde daha önce yapılamamış olan yapısal reformlar sonucunda, ülkenin ulaştığı yer kontrol edilemez bir yere geldi. Dolayısıyla da bu ekonomiyi kontrol etmeye çalışırken benim gördüğüm kadarıyla, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçildi ve bu sistem, aslında yapısal kilitlenme ya da yapısal sorun olarak gördüğümüz sorunların esasını teşkil etmektedir yani ekonomide bugün gördüğümüz karar alamama veya etkili karar alamamanın sebebi Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemidir çünkü bu sistemle birlikte -biz de görüyoruz- alınacak kararlar üzerinde ne Parlamentonun bir etkisi kaldı ne de bakanların esasında, ilginç bir şekilde. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı katında bir grup insanın belirlediği tümüyle merkezileşmiş kararlarla ülke ekonomisini yönetmeye çalışıyorlar. Bu, olmaz arkadaşlar. Dolayısıyla bu araştırma önergesine olumlu oy verelim ve gerçekten bunu tartışalım derim.

Teşekkür ederim, saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırşehir Milletvekili Metin İlhan söz almıştır.

Buyurun Sayın İlhan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA METİN İLHAN (Kırşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ'nin yapısal tıkanmayla ilgili grup önerisi sebebiyle parti grubum adına söz almış bulunmaktayım, tüm Meclisi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ’nin iktidarda olduğu on yedi yıllık sürece bakıldığında, sürekli olarak ekonomik paketlerin açıklandığı ve kötü giden ekonomi yönetimini kamuoyunda örtbas etmek için daima dış güçler ve dünya ekonomisindeki sıkıntıların yansıması, buna bağlı olarak ticaretin daralması ve benzeri tutarsız gerekçeler öne sürülerek sorunun sebebini iktidar dışında başkaca sebeplere bağlamayla ilgili algı yaratılmaya çalışıldığı görülmektedir. Ancak maalesef, her yeni ekonomik paketin ardından işsizlik, ekonomik daralma, ticaret açıklarındaki artış ve Türk lirasının değer kaybı giderek çoğalmıştır. Bu durum da toplumsal tüm alanlarda ve toplumun tüm kesimlerinde etkisini hissettirmiş ve devlette yapısal bir tıkanma süreci başlamasına sebep olmuştur. Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerinde olan genç işsiz oranındaki artış, bu karamsar tablonun ne kadar kötü olduğunu ortaya koymaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu kötü ekonomi yönetiminin ve bunun doğurduğu tahribatın tüm olası kötü sonuçları üzerinde toplumun tüm kesimleri, başta sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, iş dünyası ve benzeri diğer çevrelerce bu durumla ilgili kaygılar sürekli olarak dile getirilmekte ancak buna rağmen, iktidarın hâl⠓Ben bilirim, bildiğimi yaparım ve kimseye de hesap vermem.” anlayışı sürmektedir. Mevcut ekonomik durum ile buna bağlı oluşan sosyal tahribat, iktidarın bu yapısal tıkanma sürecinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tüm bileşenleri başta olmak üzere toplumun her kesiminin de çözüme ilişkin öneri, destek, katkıları ve sürece dâhil edilmesiyle aşılabileceğinin unutulmaması gerekmektedir.

İktidar tarafından bir an önce, güçler ayrılığı başta olmak üzere yargının bağımsızlığı, yargıç güvencesi, kamuda liyakatin önünün açılması; ekonomi yönetiminin en belirleyici kurumu olan Merkez Bankasının bağımsızlığının sağlanması, halkın temsilcileri olan milletvekillerinin yasamaya yönelik işlevlerinin artırılması ve halkın sesi olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin aktif çalışması önündeki engellerin kaldırılması gerekir.

Değerli milletvekilleri, hiçbir siyasi parti ayrımı gözetmeksizin hepimizin, seçim bölgelerimiz başta olmak üzere, bu yapısal tıkanma sürecinin aşılabilmesi için planlı bir iş birliği yapmamız, Meclisimiz ile tüm kamu kurum, kuruluşları ve toplumumuzla eş güdümlü olarak çalışmamız ve istişare hâlinde olmamız önem arz etmektedir. Bu sorunun çözümüyle ilgili farkındalık oluşturmak zorundayız çünkü sorunun, sadece, iktidarın makroekonomik yöntemleriyle de aşılamayacağı aşikârdır. Bu duruma sebep olan en temel sorun ise iktidarın, sorun çözmekten öte kendi varlığını korumak için yoğunlaşması, tüm ülke kaynaklarını ve siyasal enerjisini bu yönde kullanmasıdır. Bu da yapısal tıkanmayla ilgili Meclis araştırmasını elzem kılmaktadır.

Tüm Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İlhan.

Söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Fatma Aksal’dadır.

Buyurun Sayın Aksal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA AKSAL (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ’nin grup önerisi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım.

Türkiye ekonomisi, ekonomiyi canlandırma amacıyla uygulamaya konulan mali teşvikler, destekleyici makroihtiyati politikalar, Kredi Garanti Fonu aracılığıyla sağlanan krediler ve olumlu dış konjonktürün etkisiyle 2017 yılında yüzde 7,4’le güçlü bir büyüme performansı göstermiştir. Bu büyüme performansıyla Türkiye, G20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ülke olmuştur. 2018 yılının ilk yarısında da Türkiye ekonomisi yüzde 6,2 büyüyerek küresel ve yerel ölçekteki birçok belirsizliğe rağmen güçlü seyrini sürdürmüştür. Yılın ilk yarısında büyüme tarafındaki güçlü görünümün devam etmesinde iç talep ve yatırım kanalından gelen güçlü katkılar belirleyici olmuştur. Yılın ikinci yarısında ise kur ve faiz tarafında yaşanan şok finansmana rağmen, dış talep, mal ihracatı ve turizmdeki güçlü performans büyümeye pozitif katkı sağlamıştır.

2019-2021 Ekonomi Programı’na göre, sıkı para ve maliye politikaları uygulanarak ekonomide dengelenme sürecine katkı veren, enflasyon, cari işlemler ve dış finansman ihtiyacı kaynaklı riskleri minimize eden sürdürülebilir bir büyüme politikası izlenmektedir.

2018 yılının ilk yarısında iç talep ekonomik büyümenin ana kaynağı olmuştur. Yılın ilk yarısında toplam tüketim büyümeye 5,6 puan katkı sağlarken bunun 4,7 puanı özel tüketimden, 0,8 puanı da kamu tüketiminden gelmiştir.

Ekonomik ve sosyal yapıyı dikkate alarak iş gücü piyasasını koruyan yasal düzenlemeler 2018 yılında etkinliğini devam ettirmiştir. Bu kapsamda, ilave istihdam yaratan işverenlere sosyal güvenlik primi, gelir ve damga vergisi ile asgari ücret desteği sağlanmıştır; yeni iş kuran gençlerin BAĞ-KUR primleri ödenmiştir.

İşsizliğin azaltılması ve iş gücü piyasasındaki gerekli uyumun sağlanması için çalışma sürelerinin yeniden yapılandırılması önemlidir. Bu kapsamda, haftalık normal çalışma süresi kırk beş saat olarak düzenlenmiştir.

Ekonomik büyümenin sosyal refaha yansımaları adına bazı önemli düzenlemeler uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda, aktif iş gücü piyasası ve işbaşı eğitim programlarıyla iş arayanlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Aksal, buyurun.

FATMA AKSAL (Devamla) – …nitelik ve beceri kazandırılırken işverenlerin nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılanmasına destek sağlanmaktadır.

İmalat sektöründe çalışan küçük işletmelerimize ve esnafımıza, 18 yaşından büyük ve 25 yaşından küçük en fazla 2 kişiye istihdam sağlamaları hâlinde gelir vergisi stopajı, damga vergisi, sosyal güvenlik primi ve asgari ücret desteği sağlanmaktadır.

Sayın Başkan, sevgili milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aksal.

İYİ PARTİ Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

60’a göre sisteme giren ve söz talebinde bulunan milletvekillerinin bu talebini imkânlar ölçüsünde aralarda karşılamaya çalışacağım.

Şimdi, ilk olarak Sayın Yaşar, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- İstanbul Milletvekili Serap Yaşar’ın, Dünya Yetimler Günü’ne ilişkin açıklaması

SERAP YAŞAR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben tam da kalbimize iyi gelecek bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Yetim çocuklardan birine “Türkiye’yle ilgili ne düşünüyorsun?” diye sorulduğunda çocuğun cevabı çok çarpıcı olmuş; “annem gibi” demiş.

İHH’nin teklifiyle İslam İşbirliği Teşkilatı, her yıl ramazan ayının 15’inci gününün Dünya Yetimler Günü olarak kutlanmasını karara bağladı, 2014 yılından beri İslam dünyası ramazanın ortasını yetimlere ayırdı.

Gözümüzden sakındığımız, üzerine titrediğimiz çocuklarımız özellikle savaş ve çatışma bölgelerinde tek başlarına, korunaksız, kötülüklerle baş etmeye ve hayata tutunmaya çalışıyorlar. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada 153 milyon yetimin olduğu belirtiliyor. Gayriresmî verilere göre bu rakam 400 milyon. 100 milyon yetim herhangi bir korumadan uzak yaşıyor. Her gün 10 bin çocuk savaş, afet, hastalık, kaza gibi sebeplerle yetim kalıyor. Bu çocuklar bizlere, bizim insanlığımıza, bizim vicdanımıza emanet. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de 20 yerde yetimlere özel ilgi ve koruma gösterilmesi istenmiş, yetim hakları ayetlerle güvence altına alınmıştır.

Yetim gülerse dünya güler. Bizler de dünyaya bir gülücük hediye edebiliriz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Aygun…

31.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, zirai atık ve insan sağlığına zararlı kalıntılar içerdiği gerekçesiyle Rusya ve Ukrayna’nın iade ettiği ürünlerin denetiminin yapılıp yapılmadığını ve hangi koşullarda iç piyasaya verildiğini Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine, bitki sağlığı sertifikası verilmesi sürecinde usulsüzlük olup olmadığının araştırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkürler Başkanım.

Türkiye’nin son dönemde Rusya ve Ukrayna’ya ihraç ettiği tonlarca domates ve çileğin tehlikeli tarım haşeresi, güve barındırdığı ya da zirai atık ve insan sağlığına zararlı kalıntılar içerdiği gerekçesiyle iade edilmesi ülkemiz açısından prestij kaybıdır, dünya pazarlarındaki rekabet gücümüzü olumsuz yönde etkilemektedir. Rusya Tarım Ürünleri Denetim Ajansı, Türkiye’den gelen meyve ve sebzelerin bitki sağlığı kalitesinin düşmesinden dolayı duydukları endişeyi binlerce kez ifade etmişlerdir. Bu durumda Tarım Bakanlığının verdiği bitki sağlık sertifikasını sorgulamak zorundayız çünkü sebze, meyve ve bitki ihraç eden firmaların ihraç edeceği ürünlerin hastalık ve zararlı maddelerden arındırılmış olduğunu gösteren bitki sağlık sertifikasını Tarım Bakanlığımız vermektedir. O hâlde, denetimde sıkıntı olduğu aşikâr olup bitki sağlığı sertifikası verilmesi sürecinde usulsüzlükler mi vardır diye soruyorum. Bunu araştırmamız gerekiyor.

Yine önemli başka bir konuyu ise Tarım Bakanına soruyorum: Rusya ve Ukrayna’dan dönen ürünlerin denetimi yapıldı mı? Hangi koşullarda iç piyasaya verildi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Bu konuda arkadaşlarımızla birlikte araştırma önergesi verdik. Bu konunun acilen araştırılmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Karahocagil…

32.- Amasya Milletvekili Mustafa Levent Karahocagil’in, Amasya’nın tarihî kimliği ve coğrafi konumuyla sıra dışı bir şehir olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Değerli milletvekillerim, Amasya sıradan değil, sıra dışı bir şehirdir. Amasya’mızı sıra dışı kılan, tarihî kimliği ve coğrafi konumudur. Amasya, bünyesinde derin hatıraları ve yüksek düşleri barındırmaktadır. Osmanlı’ya ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşılıksız hizmet sunan ender şehirlerimizdendir. Toplumsal birikimi yüksek, sosyal ve kültürel formasyonu itibarıyla sayısız erdemi bünyesinde barındıran insan varlığıyla sadece bu topraklar adına değil, tüm komşu illeri de içine alan, büyük potansiyel vadeden tarih, kültür, turizm şehridir. Bu şehri özlemlerine kavuşturmak, bu şehri hak ettiği konuma yükseltmek biz Amasya milletvekillerinin boynuna borçtur. On yedi yıldır bazen yürüyerek bazen koşarak geldiğimiz nokta yolun sonu değil, başıdır.

Değerli milletvekillerim, Amasya’yı görmediyseniz en güzel ili görmediniz. Türkiye Cumhuriyeti’nin doğum belgesinin imzalandığı il Amasya’ya tüm ülke insanlarımı davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çepni…

33.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, TÜPRAŞ’ta 2019-2020 dönemi toplu sözleşme sürecinin tıkandığına ve işçilerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkana.

TÜPRAŞ’ta 2019-2020 dönemi toplu sözleşme süreci tıkanmış durumda; bir aydır İzmir, Kırıkkale, Kocaeli ve Batman TÜPRAŞ işçileri eylemdeler. İşveren üç yıllık sözleşme, mazeret izinleri ve vardiya sistemi konusunda dayatmalarda bulunmaktadır. İşçiler ise söz konusu kazanılmış haklarını korumak konusunda kararlılar.

TÜPRAŞ Genel Müdürünün yalan beyanında olduğu gibi, işçilerin talebi yüzde 75 zam değildir. İşçilerin en temel sosyal ve ekonomik hakları pazarlık konusu yapılamaz, krizin faturası işçilere çıkarılamaz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, kadın cinayetlerine karşı alınacak önlemlerin saptanması amacıyla 22/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

22/5/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/5/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

22 Mayıs 2019 tarihinde, Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu ve arkadaşları tarafından, kadın cinayetlerine karşı alınacak önlemlerin saptanması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 2490 sıra numaralı Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 22/5/2019 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sözlerime bir fotoğrafla başlamak istiyorum. Aslında hepinizin gördüğü ve üzerinde epeyce konuşulan bir fotoğraf bu. Bu fotoğrafta, bu dünyada kadın yok, kadınsız bir dünya yaşıyorsunuz ve Mecliste birçok kez ifade ettiğiniz gibi, er meydanı burası. Bunu söylemeyi erkek vekiller büyük bir maharet sayıyorlar, “Er meydanı, hadi çıkın er meydanı.” diye konuşmayı seviyorlar.

Evet, biz bunun tezahürünü, bu dünyanın tezahürünü aslında her yerde görüyoruz. Tüm dizilerde maço ve nasıl oluyorsa, neden oluyorsa kadınların hepsinin kendilerini kaçıran, sert davranan, aşağılayan erkeklere âşık olduğu bir dünya var ve bu dünya her yerde pompalanıyor. Dizi adlarına bir bakıyoruz: “Savaşçı” “Söz” “Çukur” “Çarpışma” bunlar dizi adları. “Savaş var.” deyince “Ne savaşı?” diyorsunuz ama ortalık savaşçılardan geçilmiyor. Hepsi kolu bacağı ayrı oynayan, kendinden menkul, yan yan yengeç gibi yürüyen, kabadayı, silahlı birtakım erkeklerle dolu bir dizi furyası ve medya var. Her dizide de mutlaka ağır entrikacı bir kadın; insan sevgisi ve bir canlı varlık sevgisi olmayan, sert, kaba, dramatik hayatlar; büyüyen, büyütülen, abartılan bir kötülük ve herkesin elinde silah var. Ne bekliyoruz? Bu önergenin yerine gelmesini mi, şiddetin önlenmesini mi? Daha çok bekleriz arkadaşlar, şiddetin önlenmesini daha çok bekleriz.

Yoksula saygısız bir yargı, kadına saygısız bir yargı, nüfuz kullanarak cinayetlerin üzerini örtme, Şule Çet davasında olduğu gibi “Kızınıza sahip çıksaydınız.” demeye cüret eden sanıklar; evet, bunlarla dolu etrafımız ve bu dünyada bir kısım erkek de işte kadınları öldürerek yaşamlarını yok ediyorlar maalesef. Bu kadınlardan üstelik de… Ben aslında size sayı da vermek istiyorum, sayı vermeyi çok sevmiyorum ama çok çarpıcı, nisan ayında 36 kadın öldürüldü arkadaşlar, 36 kadın öldürüldü ve bunlardan 7’si koruma tedbiri uygulanan kadınlardı. Bu kadınlardan sonuncusu da Diyarbakır’da öldürülen meslektaşım, avukat Müzeyyen Boylu’ydu. O uluslararası sözleşmeleri biliyordu, koruma tedbirlerini biliyordu, yasaları biliyordu ve bütün bunlara rağmen, devlet, onu koruma görevini yerine getiremedi ve Müzeyyen Boylu hayatını kaybetti. Doktor Mesut Issı’nın boşanma sürecinde kendini rahatsız etmesi üzerine 6284 sayılı Kanun’daki tedbirlerden de faydalanmıştı Müzeyyen ancak çocuklarını babalarıyla görüştürdüğü gün katledildi. Ve dediğim gibi, devlet şiddeti önleme, bu tehdidi önleme yükümlülüğünü yerine getiremedi.

Evet, korumaya rağmen kadınlar öldürülüyor ve koruma polislerinin yemek ve yol masraflarını kadınların karşılamak zorunda olduğunu biliyor musunuz arkadaşlar? Böyle bir dünya var mı? Kadın yoksulluğu bu kadar aşikârken koruma polislerinin yol ve yemek masraflarını kadınlar karşılayabilir mi?

Bir de seçim muhabbetinin bu kadar yapıldığı bir ülkede, 7 kez mi, 8 kez mi seçime gittiğimiz bir ülkede şiddete maruz kalan kadınlar, gizlilik kararı olan ya da can güvenliği tehdit altında olan kadınlar oy kullanamıyorlar, bunu biliyor musunuz? Oy kullanmalarını sağlamak bu Meclisin görevidir, bu kadınlar oy kullanamıyorlar arkadaşlar.

Bütün bunlara karşı yapılabilecek şeyler var, kısaca bunları söylemek istiyorum, gerçeklik bu ama yapılacak şeyler var.

Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nin kadın mücadelesinin yıllardır şiddete ilişkin söylediği en temel şey, şiddetin nedeninin erkek egemenliği, eşitsizlik ve ayrımcılık olduğudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın sözlerinizi Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Öncelikle bunu ortadan kaldıracak politikaları geliştirmeliyiz.

Cezasızlık erkek şiddetini besler, sürdürür; iyi hâl indirimlerinden vazgeçmeliyiz, yeni cezalara gerek yok ama iyi hâl indirimlerinden vazgeçmeliyiz arkadaşlar.

Kadınlara yönelik şiddet konusunda duyarlı davranmayan devlet görevlileri sorumlu tutulmalı ve cezalandırılmalı.

7/24 hizmet veren, ücretsiz, çok dilli, kadına yönelik şiddet konusunda özelleşmiş bir acil destek hattı hâlâ yok; yapılmalı, olmalı.

Psikolojik şiddet, ısrarlı takip, 15-18 yaş aralığındaki kız çocuklarına karşı cinsel şiddet ve zorla evlilik, ayrı ve kendi başına bir suç olarak düzenlenmeli.

Kadınların yaşam biçimlerine karışılmamalı, ne şekilde yaşıyorlarsa yaşasınlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Başkan, toparlıyorum. Önemli bir konu diye… Kusura bakmayın.

BAŞKAN – Buyurun, son bir kez daha uzatıyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Kadınların bedenleri, cinsellikleri, üreme ya da ürememe hakları üzerinde belirleyici olma çabalarına son verilmeli.

Evli bekâr, çoluklu çocuksuz diye ayıran politikalara son verilmeli.

Cinsiyetçi ögelerle dolu eğitim müfredatı ve ders kitapları bir an önce elden geçirilmeli.

Alanda çalışan tüm personelin, hâkimlerin, savcıların, emniyet görevlilerinin, sosyal çalışmacıların, doktorların, kadının insan hakları ve kadın-erkek eşitliğiyle ilgili güncelleme eğitimleri alması gerekli; tabii ki siyasetçilerin de aynı şekilde.

Bakanlık, belediyeler yasal sorumlulukları çerçevesinde sığınak ve danışma merkezleri, kreşler açmalı. Evet, Bakanlığın görevi, bir cinayet olduktan sonra o davaya gidip müdahil olmak değildir; önlemektir, kadın cinayetlerini önlemektir.

Kadınlar yeterince mücadele ediyor, devletin artık görevini yerine getirme zamanıdır.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer konuşacaktır.

Buyurun Sayın Taşcıer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA GAMZE TAŞCIER (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

24 Haziran seçimlerinin hemen ardından, Mecliste göreve başladığım ilk günlerde odama bir kadın geldi. Bu kadın, haberlere konu olmuş korkunç bir şiddet vakasının mağduruydu; çocuğunun gözü önünde, üstelik koruma kararı varken eşi tarafından onlarca yerinden bıçaklanmış ve mucize eseri hayatta kalan bir kadın. Milletvekili olarak benden yardım istemeye gelmişti. Düşünün, kim bilir bana gelmeden önce kaç kapıyı çalmıştı. Bu kadın çaresiz olabilir ama devlet çaresiz olamaz. Devletin görevi, bu kadını bana gelmeye mecbur bırakmamaktır. Sığınmaevine gitmiş fakat koşullar o kadar sağlıksızmış ki yaşadığı korkuya rağmen çocuğunu bu sağlıksız ortamda daha fazla tutamamış. Eşine verilen cezanın bitmek üzere olduğunu, eninde sonunda oradan çıkacağını ve hâlihazırda çocukları üzerinden kendisine tehditler savurduğunu anlattı ve korktuğunu söyledi; kadın anlattıkça ben dehşete düştüm.

Devlet kadınları koruyamıyor arkadaşlar. Bakın, Bianet verilerine göre sadece 2018 yılında erkekler, en az 255 kadını katletti; bu sayı Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na göre 440. Bu iki rakam arasında evet, bir çelişki var çünkü devletin elinde, kaç kadının katledildiğine dair herhangi bir envanter yok, dolayısıyla kadın dernekleri bu rakamlara kendi imkânlarıyla ulaşabiliyor. Dolayısıyla maalesef bu sayı bu rakamlardan çok daha fazla.

Kadına yönelik şiddeti durdurmak için mevcut kanunlarımız var, imzacısı olduğumuz uluslararası sözleşmeler var. Peki, burada olmayan ne? Burada olmayan toplumsal cinsiyet eşitliğine bakış açısı. Bunun içselleştirilmediği, geleneklerin kanunların üzerinde görüldüğü bir anlayış olduğu sürece en iyi yasaları da yapsanız onu uygulayacak bir zihniyetiniz yoksa bir adım bile atamazsınız.

Kadına yönelik şiddet farklı parametrelerin bir araya gelerek oluşturduğu toplumsal bir sorundur. Konuyu bireylere indirgemek bizleri sorunun çözümünden uzaklaştırmaktan başka işe yaramaz. Bu anlamda devletin görevi şiddet uygulayan tarafa yalnızca ceza vermek değildir, şiddet ortamının oluşmasını ve tekrarını da önlemektir. Kaldı ki maalesef verilen cezalar da iyi hâl indirimiyle caydırıcılığını yitiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın sözlerinizi Sayın Taşcıer.

GAMZE TAŞCIER (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Burada asıl yapılması gereken, sorunla topyekûn bir mücadele hattı geliştirmektir yani özetle, devlet, tüm kurumlarıyla yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır. Benim odama gelip çaresizce yardım isteyen kadın sadece bir örnek; görüştüğümüz, destek olmaya çalıştığımız onlarca kadın ve daha ulaşamadığımız binlerce kadın... O kadınlara çare olacak şey yasalardır ve devlet bu yasaları uygulamakla yükümlüdür.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taşcıer.

Öneri üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Teşekkürler Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şiddet, tarihin ilk günlerinden beri bir insanlık sorunu. Şiddet, cinsiyetten öte bir insana bakış meselesi, insana verilen değer meselesidir. Bu meselenin sadece ülkemizin değil, gelişmiş ülkelerin de sorunu olduğunun altını çizmek isterim. Yapılan araştırmalar, maalesef, şiddeti uygulayanların eğitim düzeyiyle, maddi geliriyle, makamıyla, mevkisiyle ilişkisinin olmadığını ortaya koyuyor. Çok iyi eğitimli insanların bile sistematik olarak şiddet uyguladığını ne yazık ki üzülerek görüyoruz.

Bizler AK PARTİ olarak Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, kadınla ilgili problemleri siyasetüstü, ideolojiüstü, vicdani bir mesele olarak ele aldık. Aslında, buradan neler yaptığımıza değinmek istemiyordum ama hafızamızı biraz tazelemek, biraz hatırlatma yapmak istiyorum.

Öncelikle Anayasa’da pozitif ayrımcılık ilkesini getirdik ki birçok Avrupa ülkesinde olmayan bir düzenlemeydi.

Başka ne yaptık? Ki çok önemsiyorum, Türk Ceza Kanunu’nda tecavüzcüsüyle evlendiğinde yapılan indirimi ortadan kaldırdık, cezayı beş yıldan on altı yıla çıkarttık. Töre cinayetlerine son verdik.

Aynı zamanda İstanbul Sözleşmesi, 6284 no.lu Kanunu’muz, ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesiyle ilgili kanuni düzenleme, ŞÖNİM’lerimiz, konukevlerimiz, ALO 183 Sosyal Destek Hattı’mız, İçişleri Bakanlığımızın Kadın Acil Destek İhbar Sistemi (KADES), Bakanlığımızın müdahil olduğu davalar, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kurulan Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu -ki devrim niteliğindedir- aynı zamanda on altı on yedi yıldır toplumumuzda güçlenen, büyüyen sivil toplum örgütleri…

Bugün geldiğimiz noktada hâlâ kadına yönelik şiddeti konuşuyorsak bir şeyler yanlış, bir şeyler eksik gidiyor demektir değerli arkadaşlar. Siyaset felsefesinde hepinizin bildiği bir anlayış vardır; “Toplumsal meselelerde sadece kanuni düzenlemeler yaparak ilerleyemeyiz, beraberinde topyekûn bir toplumsal inanış, zihinsel dönüşüm, zihinsel bir devrime ihtiyaç vardır.” derler. İşte uzun lafı kısası, bizler de toplumsal meselelerimizde kadınlarımızla, çocuklarımızla, yaşlılarımızla, engellilerimizle, her bireyimizle ilgili meseleleri biraz daha topyekûn ele almalıyız; almazsak bugün geldiğimiz noktada bir arpa boyu bile yol izleyemediğimizi görürüz.

Ben üç hususa dikkati çekmek istiyorum. Ben bir anneyim ve anneanneyim ve bir anne ve bir anneanne olarak buradan öncelikle ailelerimize, annelerimize, babalarımıza seslenmek istiyorum: Masum çocuklarımızın ellerine tutuşturduğumuz telefonlar, iPad’ler vesaireyle onların maruz kaldığı ya da oynadığı, masum diye düşündüğümüz çizgi filmlerin, oyunların neler içerdiğine dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Katırcıoğlu.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkürler.

Hemen ufak hatırlatma. Basit bir oyunda level atlayabilmesi için ufak bir canlının başına vurması gerekiyor çocuğumuzun, şiddeti daha buralardan öğreniyor.

İkinci husus ise buradan medyaya seslenmek istiyorum, diğer konuşmacılar da kısmen değindi. KEFEK komisyonumuzun altında medyayla ilgili bir alt komisyon var; çok güzel bir rapor hazırladılar, incelemenizi tavsiye ederim. Orada şiddetin haberleştirilme diliyle ilgili, şiddeti haber vermeyle ilgili detaylar anlatılıyor. Oraya baktığımızda, şiddetin öğretildiğini, özendirildiğini, şiddet gören çocukların da öz güven eksiğiyle büyüdüğünü görüyoruz.

Bir üçüncü husus -zaman kısa olduğu için detaylara girmeden geçiyorum- ortak meselelerimizde ortak paydada buluşamamamız meselesi. Ben bunu çok önemsiyorum. Ülkemiz, milletimiz, vatandaşımız bizim en önemli değerimiz, gücümüz, varlığımız; bunlar bizim en kıymetli değerlerimiz; bu konuda eksiksiz, yanlışsız, “ama”sız, “fakat”sız, “lakin”siz yaklaşmamız gereken değerler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Devamla) – Değerli Başkanım, bir paragrafla bitireceğim.

BAŞKAN – Buyurun, tamam, bağlayın lütfen Sayın Katırcıoğlu.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bizler, az önce değindiğim, bahsettiğim hususlardaki gibi, şiddeti doğuran, büyüten, yaygınlaştıran, güçlendiren her hususu, yapıyı objektif olarak, siyasetten uzak, her birimimizle, her kurumumuzla topyekûn, bir millî seferberlik zihniyetiyle ele almalıyız, bunu böyle gerçekleştirmeliyiz. Kadınlarımız için, çocuklarımız için, engellilerimiz için, yaşlılarımız için bu hususu hayata geçirmemiz lazım.

Toparlamak gerekirse ben buradan, kürsüden, öncelikle medya patronlarının, ailelerimizin, bütün siyasi partilerin tüm birimlerinin, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, üniversitelerin, toplumu oluşturan her unsurun, kısaca hepimizin bu meselede bütüncül bir yaklaşımla, samimiyetle, inançla, faydalı olmayı düşünecek şekilde bir araya gelip bir an önce çözüm üretmemiz gerektiğine inanıyorum ve tüm toplumsal meselelerde olduğu gibi ülke menfaatlerimizde de birleşelim diyorum çünkü hepimiz 82 milyonluk Türkiye gemisinin yolcularıyız diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Değerli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.59

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, TRT'nin maddi kaynaklarını kullanım biçiminin ve personel politikasının incelenerek tüm iş ve işlemlerde şeffaflığı sağlayıcı tedbirlerin saptanması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/218) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 22 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/5/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Özkoç

                                                                                           Sakarya

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan TRT'nin maddi kaynaklarını kullanım biçiminin ve personel politikasının incelenerek tüm iş ve işlemlerde şeffaflığı sağlayıcı tedbirlerin saptanması amacıyla verilmiş olan (10/218) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 22/5/2019 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Haşim Teoman Sancar konuşacaktır.

Buyurun Sayın Sancar. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TRT’yle ilgili gündeme başlamadan önce, Denizli’mizde şampiyon olarak Süper Lig’e çıkan Denizlispor’umuza buradan teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum. Kulüp Başkanımızdan, kulüp yöneticilerimizden futbolcu kardeşlerimize yıllar sonra bize bu heyecanı yaşattıkları için yürekten teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, devletimizin önemli bir kurumu olan ve milletimizin vergileriyle ayakta kalan, maalesef ve maalesef son dönemlerde iktidarın bir borazanı hâline gelen TRT’yle ilgili artık herkesin önemle bir üzerinde durması gerektiği gün gelmiştir. Özellikle seçim zamanlarında siyasi partilere verilen süreler, şaibeli personel atamaları ve bütçeleri artık ülkemizde hep gündem olmuştur. Yayıncılık ilkesi olarak tarafsızlığı ve doğruluğu kendisine prensip edinmesi gereken TRT, şu anda, sadece AK PARTİ’ye hizmet eden, AK PARTİ’nin borazanı hâline gelen bir kuruluş hâline gelmiştir. 7 binden fazla çalışanı, 14 kanal ve 16 radyoyu bünyesinde barındıran bu kurum, artık siyasetin âdeta oyuncağı ve çiftliği olmuştur. Öyle ki TRT’de, daha önce hiçbir deneyimi bulunmayan, 1980 doğumlu İbrahim Eren önce TRT Genel Müdür Yardımcısı yapılmış, ardından da TRT Genel Müdürlüğüne atanmıştır. Hani nerede on iki yıllık devlet memurluğu gereği ve yasası? Hani nerede liyakat? Hani nerede sadakat? Ama burada İbrahim Eren’in TRT’de görev alması ile acaba Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın Kartal İmam-Hatip Lisesinden arkadaşı olması da tesadüf müdür; bunu da sizlere arz ediyorum.

Şimdi ise çeşitli bahanelerle kurumun deneyimli yayıncı, spiker, teknisyen, sanatçı kadrolarını, maalesef, personel şişkinliğini sebep göstererek 169 çalışanını ihtiyaç fazlası personel olarak kurumdan uzaklaştırmaya çalışıyorsunuz. Ayıptır, günahtır, sizin Allah’tan korkunuz olması lazım. El altından TRT’ye personel alındığını biliyoruz, el altından kadro yaratıldığını biliyoruz ama kadro şişkinliğini bahane ederek bunu çıkarmak aynı zamanda bir hakkaniyetsizliktir.

Sayın Genel Başkanımız bu konuyu gündeme getirdiğinde TRT’nin verdiği cevap oldukça gayriciddidir. Diyor ki: “169 kişi, atanacakları kurumlarda, TRT’deyken almış oldukları maaş, ek gösterge, ikramiye, zam ve tazminatını alacaktır.” Önemli olan, bu insanların uzaklaştırılarak başka bir yerde maaş almaları değil; önemli olan, bu insanların TRT’de liyakat sahibi olarak, TRT’de çalışarak emeklerini ve liyakatlerini TRT’de harcamalarıdır. Yani burada amaç, TRT’ye hizmet vermektir. Her şeyi para üzerine kuran ve düşünen bu zihniyet tabii ki insanların hâlini anlamıyor ama siz değerli milletvekillerine hakkın, hukukun ve adaletin önemsenmesini ben de önemle arz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, TRT tüm vatandaşlarımızın vergileriyle çalışan bir devlet kurumudur yani anayasası, sadakati tarafsızlıktır ve eşit yayın ilkeleridir. Ama maalesef, sadece şubat ayına baktığınızda TRT’nin AK PARTİ’ye elli saat, Milliyetçi Hareket Partisine üç saat, Cumhuriyet Halk Partisine beş saat, İYİ PARTİ’ye de elli beş dakika verdiğini görüyoruz. Allah aşkına, Cumhur İttifakı’na elli dört saat yayın veren bir kurum, maalesef, Millet İttifakı’na altı saat yayın vermiştir. Ben el insaf diyorum, artık vicdanımızı göz önüne getirmemiz gerektiğine inanıyorum. TRT Türkiye’nin devlet kurumudur. Bu sebeple diyoruz ki: Eğer bu televizyonda yandaşlara yaptırılan çakma dizilerle trilyonlar akıtılacaksa bu TRT, devletin televizyonu olmaktan çıkar, AKP’nin televizyonu olur. Bunu da bizim kabul etme şansımız asla mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önerge eşitliğin ve adaletin önergesidir ve her zaman diyoruz ki: TRT kurulduğundan beri devletin televizyonu olmuştur, bundan sonra da devletin televizyonu olacaktır ve siz ne yaparsanız yapın, ne kadar eşitsizlik yaparsanız yapın 23 Hazirandan sonra her şey çok güzel olacaktır.

Saygılarımla sevgilerimle… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sancar.

Öneri üzerinde söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’a ait.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TRT sürekli skandallarla gündeme gelen, skandal üreten bir yapıya dönüştü. Bilindiği üzere kamu adına ve kamu kaynaklarıyla kamu hizmeti yayıncılığı yapması gereken bu kurum iktidarın propaganda aygıtına dönüştü yıllardan beri. Ancak kurumla ilgili hukuksuzluk, hak bilmezlik ve yolsuzluklar tabii ki bununla sınırlı değil. Kurum, kadrolaşmadan tutun, yandaş kişi ve şirketlere kaynak ve iş aktarımına; bir kısım çalışanın haksız şekilde işlerinden edilmesinden tutun, başka bir kısım çalışana astronomik ücretler ödenmesine varan geniş yelpazede bir yolsuzluk ve hukuksuzluklar silsilesiyle tekrar gündeme gelmiştir.

TRT’nin şirket kurması ve şirketlere ortak olmasının yolu açılarak halkın vergileriyle kamu servetinin birilerine aktarılmasına zemin hazırlanıyor. Yakın zamanda 170’e yakın kurum emekçisi siyasi kadrolaşmaya zemin hazırlamak üzere istihdam fazlası personel olarak Devlet Personel Başkanlığına bildirilmiştir. 1.786 kişi daha önce kurumdan türlü yollarla emekli edilmiştir. Kurumda ikna odaları kurulmuş, çalışanlar mobbinge tabi tutulmuştur. İş güvencesini ortadan kaldıran, evrensel hukuka dayalı iş ve istihdam anlayışını ve hatta iş hukukunu hiçe sayan bu keyfî işlemler, diğer kamu kurumlarında olduğu gibi, artık TRT’de de istihdama yön vermektedir.

Öte yandan, şirketler üzerinden yüzlerce kişi işe alınmaktadır. Anadolu Ajansı vasıtasıyla 280 kişinin işe alındığı bilinmektedir. Dahası, bir kısım TRT World çalışanının 20 bin dolar veya 22 bin avroluk ücretlerle çalıştığına dair bilgiler araştırma önergelerine konu olmuştur. Kamu istihdamı böylece birkaç kişinin ortak olduğu bir limitet şirket istihdamına indirgenmiştir. Bu anlayış, kamu hizmetlerinde iktidara biatin kural hâline geldiğinin en somut kanıtlarındandır.

Biliyoruz, esasen TRT hiçbir zaman halkların TRT’si olmamıştır. Zira kaç dil veya kaç kanalla yayın yapılıyorsa yapılsın TRT hep tekliğin, tekçiliğin, ayrımcılığın, dışlamanın ve de iktidarın -biraz önceki konuşmacının dediği gibi- borazanı hâline gelmiştir. Bu kurum radikal bir şekilde reforma tabi tutulup siyaset, ideoloji ve iktidarlardan azade kılınmalıdır.

Bizim önerimiz, TRT bu hâliyle derhal kapatılmalıdır. TRT’nin mevcut olan mal varlığı ve mevcut olan gelirleri yoksul bırakılmış olan bütün halka eşit bir şekilde dağıtılmalıdır. Devasa bir arazisi olan TRT Genel Müdürlüğünün arazisi çocukların eğlenip koşabileceği çocuk parkı hâline getirilmelidir. TRT eliyle kamusal kaynakların iktidara ve yandaşlarına aktarılmasına, kamu kaynaklarıyla iktidar propagandası yapılmasına son verilmelidir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Koç.

Öneri üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Mustafa Canbey’e aittir.

Buyurun Sayın Canbey. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubu tarafından verilen önerge üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

TRT, Türkiye'nin en büyük medya grubu, ayrıca Avrupa Yayın Birliğinin de en büyük kamu yayıncılarından biridir. Köklü gelenekleri olan TRT, son dönemde yapılan atılımlarla her alanda daha vizyoner bir yapıya kavuşmuş, yaptığı çalışmalarla marka değerini de sürekli artırmıştır.

TRT, 13 televizyon kanalı, 16 radyo istasyonuyla 41 dilde tüm dünyadaki izleyen ve dinleyenlerine ulaşmakta, âdeta Türkiye'nin dünyaya açılan penceresi olmaktadır. Bir zamanlar kumanda listelerinden çıkarılan TRT, bugün yaptığı yayınlarla uluslararası reyting ölçüm sistemine göre Türkiye'nin en fazla izlenen kanalı hâline gelmiştir.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yok öyle bir şey, vallahi yok.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Öyledir, öyledir.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – İlk 100’de yok. İlk 100’de gerçekten yok Hocam; Vekilim, gerçekten yok.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Bunu uluslararası reyting ölçüm sistemleri söylüyor. Ya, siz söylediniz diye öyle olmuyor.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Bakın, yok, gerçekten yok.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Eyvallah.

Özellikle tematik kanallarla da önemli bir başarıyı yakalamıştır. TRT Haber, TRT Çocuk, TRT Müzik kendi alanlarında en çok izlenen kanallardır, bunun içerisinde TRT Kürdi de vardır, TRT Arapça da vardır.

CHP Grubunun önerisinin aksine TRT personelinin kendi istekleri dışında özel hukuk hükümlerine tabi olarak istihdam edilmelerine yönelik herhangi bir çalışma da yoktur. TRT’de TÜBİTAK ve benzeri bağımsız ve bilimsel kurumlar tarafından yapılan analizler doğrultusunda kamu menfaati dikkate alınarak gerekli tedbirler alınmaktadır. Liyakat ve ehliyet esastır.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Ne liyakati?

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Öyledir, öyledir.

İSMAİL KONCUK (Adana) – Burada doğru bir ifade yok. Kamuoyuna yanlış bilgi veriyorsunuz.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Anlatırız size, anlatırız.

Bu bağlamda, kanunlar çerçevesinde emekli olmak isteyen personele teşvik edici imkân da tanınmıştır. Bu doğrultuda 1.774 personel emeklilik teşvik düzenlemesinden yararlanmış olup bundan 279 personel de faydalanmamıştır. İFP olarak adlandırılan istihdam fazlası personel ise CHP’nin söylediğinin aksine 3 bin değil, 169’dur; yani iddia ettiğiniz şey doğru değildir.

Grup önerisinde bahsi geçen bir diğer konu da TRT World’le ilgilidir. TRT World 2015 yılında ülkemizde, bölgemizde ve dünyada yaşanan olayları ve gerçekleri anlatmak için kurulmuştur. Kurulduğu andan itibaren de büyük başarılara imza atmış ve bu başarılarının en önemlilerinden biri de 15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında ve hemen sonrasında yaptığı yayınlardır. O sıkıntılı günlerde millî iradenin sesini tüm dünyaya duyurmuş, demokrasiye sahip çıkmış ve özgürlüğün sesi olmuştur.

Bugün dünyada yükselen değerlerden biri “yumuşak güç” olarak adlandırılan kamu diplomasisi faaliyetleridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın lütfen.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Bunu yapabilmek için de bizim sesimizi dünyaya duyuracak medya kuruluşlarına ihtiyaç vardır, TRT World bunlardan biridir. CNN ve BBC gibi kanallar yıllardır dünya genelinde kendi bakış açıları üzerinden yayınlar yapmaktadır, TRT World de bugün benzer bir bakış açısıyla bizim bakış açımızı dünyaya anlatmaktadır.

Değerli arkadaşlar, TRT World’de maaşlar ne dolar üzerinden ne euro üzerinden ödenmektedir ne de başka bir para birimi cinsi üzerinden ödenmektedir; TRT World’de maaşlar Türk lirası üzerinden ödenmektedir.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Dolar.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Hayır, Türk lirası.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Efendim, dolar.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Türk lirası.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yahu Sayın Vekilim, dolar, dolar.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Açıklamaya bakarsınız, Türk lirası üzerinden ödeniyor, bütün paralar Türk lirası üzerinden ödeniyor.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yurt dışındaki, Dubai’deki adama nasıl TL verecek, dolar veriyor.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Bak, söylediklerinizin, iddia ettiklerinizin hiçbiri doğru değil. Yine, CHP’li Mahmut Tanal’ın söylediği de doğru değil.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Onun ne söylediğini bilmiyoruz da…

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – A Haber’in TRT’nin vericilerinden ücretsiz yararlandığı yönündeki iddia da doğru değildir, sözleşme kapsamında yapılmaktadır.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Amerika’daki adama TL mi verecek, dolar mı verecek? Amerika’daki adama, çalışan personele dolar veriyor, yapma ne olur ya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dolar, dolar.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Arkadaşlar, sözleşme var, sözleşme ve bunun açıklaması da TRT tarafından yapılmıştır.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Dolar, dolar, yanlış biliyorsun, dolar olarak veriliyor; doğrusu da dolar olarak vermektir.

BAŞKAN – Sayın Hatip, siz Genel Kurula hitap edin, süreniz tamamlanıyor.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi, son kez bir dakika veriyorum.

Lütfen, karşılıklı konuşmayalım.

Buyurun.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Arkadaşlar, Mahmut Tanal’ın iddia ettiği gibi, TRT vericilerinin ücretsiz kullanılması iddiası doğru değildir. Bu konuda TRT’nin süreci son derece şeffaftır, sözleşmelerle özel kanallara tanınan haklar doğrultusunda bu yapılmaktadır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tahsilatta problem var.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Yani bugün CHP’nin TRT önergesinde olan, iddia edilen CHP grup önerisinin hiçbiri doğru değildir arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yandaş kanallarınız ödemiyor, tahsilatta problem var.

MUSTAFA CANBEY (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Canbey.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Para ödemiyorlar, para.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Ödüyorlar, ödüyorlar, sana faturayı ben göstereyim, gel, ödediği faturayı ben sana göstereyim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok, Sayıştay raporlarını oku.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Bende var, bende var, gel göstereyim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam, sen Sayıştay raporlarını oku. Sende var, bende var; git, Sayıştay raporlarında, orada oku, ödüyorlar mı, ödemiyorlar mı, gör.

BAŞKAN – Biraz önce “son konuşmacı” diye çağırmıştım kürsüye ama İYİ PARTİ Grubu adına da bir konuşmacı var, Adana Milletvekili İsmail Koncuk.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben hayatım boyunca bordrolu çalıştım, çalmadım, hiç çalmadım. Bana yakışmaz, sana yakışır o. Kim olduğunu bilmiyorum ama sana yakışır.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, TRT’nin ne kadar seyredildiğini bilmiyorum, ben de onu seyretmez oldum, haberlerine filan bakan da var mı, inanan da var mı; o da ayrı bir mesele. Yalnız, burada, az önce AK PARTİ adına konuşan kıymetli hatip liyakat esasıyla personel istihdamından bahsetti. Bu külliyen yanlış bir ifade ve aslında, TRT çalışanlarına hakaret ihtiva eden bir cümle bu. Neden biliyor musunuz? 1.800 çalışan emekli edildi, zorla emekli edildi, zorla, tehdit edildiler. Yaş haddine beş yıl kalanlara yüzde 50 emekli ikramiyesi fazla verildi, on yıldan fazla kalanlara yüzde 30 fazla verildi. “Emekli olmazsanız başınıza türlü işler gelecek.” dendi.

2.100 civarında personel vardı, 300’ü kaldı, emekli olmadı, direndi ve bunların 150’si Devlet Personel Başkanlığının havuzuna atıldı. 300’den 150’si havuza atıldı şu anda ve bu 300’den 150’sinin hangi kriterlere göre havuza atıldığını bilmiyoruz. Şimdi, havuza atılan, içinde Türk sanat müziği söyleyen sanatçı, Türk halk müziği söyleyen sanatçı, ışıkçı, kameraman, muhabir, yönetmen, program yapımcısını TRT dışında hangi devlet kurumunda istihdam edeceğini Devlet Personel Başkanlığı kara kara düşünüyor ve “istihdam fazlası” diye emekli edilen, havuza atılan bu insanların yerine eleman alınıyor. Ya, bunlar istihdam fazlasıysa niye eleman alıyorsunuz?

İşin garibi de şu: Elemanların yani bunların yerine alınan insanların maaşlarını açıklaması da sözleşmelerinin feshedilme sebebi. Özel hukuk hükümlerine tabi olarak bunlar alınıyor, kaç lira maaş aldığını kimse bilmiyor. Burada da bir yandaş yapılanma oluşturulduğu belli.

Şimdi, “liyakat” dedi. Bu insanlar liyakatsiz miydi sayın vekilim, liyakatsiz miydi? Ömrünü TRT’ye vermiş, TRT’nin bugünlere kadar gelmesi için büyük gayret sarf etmiş bu insanları siz burada “Efendim, biz liyakati esas alıyoruz...”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Koncuk.

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Bu anlamı çıkarma.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Bu anlam çıkar buradan. Eğer liyakati esas alıyorsanız…

MUSTAFA CANBEY (Balıkesir) – Evet, esas alıyoruz.

İSMAİL KONCUK (Devamla) - …bunları değerlendirecektiniz, emek vermiş insanları bir kalemde harcamayacaktınız.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Bahçıvanı muhabir yaptılar.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Dolayısıyla bu karar vefasızca alınmış olan bir karardır. Aslında AK PARTİ’nin bugüne kadar ortaya koyduğu yaklaşımlara da uyuyor. Yani millete, devlete hizmet etmek mi esas, millete, gerçekten bulunduğun yerde hakkını vererek hizmet etmek mi esas, yoksa AKP’ye hizmet etmek mi esas, burada bunun farkını görüyoruz, burada bunun farkını görüyoruz. Bu insanları neden attınız, neden zorla emekli ettiniz, neden havuza attınız, istihdam fazlasıysa yerine neden maaşının kaç lira olduğunu bilmediğimiz insanları istihdam ediyorsunuz? Bu anlayışınızı, bu emek vermiş emekçiler adına, çalışanlar adına İYİ PARTİ Grubu olarak kınadığımızı ifade ediyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Koncuk.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük'’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 2'nci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 22/5/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                       Muhammet Emin Akbaşoğlu

                                                                                           Çankırı

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 2'nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 27 ve 31 Mayıs 2019 Pazartesi ve Cuma günleri saat 14:00'te toplanması ve bu birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

22 Mayıs 2019 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

23 Mayıs 2019 Perşembe günkü birleşiminde 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

23 Mayıs 2019 Perşembe günkü birleşiminde 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde, haftalık çalışma günlerinin dışında 24 Mayıs 2019 Cuma günü saat 14:00'te toplanması ve bu birleşiminde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

27 Mayıs 2019 Pazartesi günkü birleşiminde 23 sıra sayılı Kanun Teklifi'ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

58 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

58 sıra sayılı

Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Konya Milletvekili  Ziya Altunyaldız ile 58 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında

Kanun Teklifi

(2/1907)

 

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ

MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 6’ncı maddeler arası

6

2. BÖLÜM

7 ila 12’inci maddeler arası (10’uncu maddeye bağlı Ek Madde 5, Ek Madde 6 dâhil)

7

TOPLAM MADDE SAYISI

13

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Nevşehir Milletvekili Mustafa Açıkgöz ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 65 Milletvekilinin Kapadokya Alanı Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİGER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Nevşehir Milletvekili Mustafa Açıkgöz ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ile 65 Milletvekilinin Kapadokya Alanı Hakkında Kanun Teklifi (2/1811) ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 56) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 56 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan 9’uncu maddenin önerge işleminde kalınmıştı.

Şimdi, 9’uncu madde üzerinde önerge işlemine geçeceğiz.

9’uncu madde üzerinde önerge yoktur.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 9’uncu madde kabul edilmiştir.

Geçici madde 1 üzerinde önerge yoktur.

Geçici madde 1’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde de önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 10’uncu madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde önerge yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, teklifin ikinci bölümünde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, teklifin tümünü oylamadan önce İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere, lehte Nevşehir Milletvekili Yücel Menekşe konuşacaktır.

Buyurun Sayın Menekşe. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

YÜCEL MENEKŞE (Nevşehir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Gazi Meclisimizin değerli milletvekilleri; Kapadokya Alanı Hakkında Kanun Teklifi’yle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle sizlerin ve tüm İslam âleminin ramazanışeriflerini kutluyor, hep birlikte daha nice ramazanlar görmeyi, Cenab-ı Allah’ın lütfuyla kavuşmayı bizlere nasip etmesini diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben Nevşehir’den kısaca bahsetmek istiyorum. Nevşehir 1954 yılında il olarak kurulan, 290.330 nüfusa sahip, 7 ilçeden, 9 beldeden ve 153 köyden ibaret, tarihi, doğası ve turizmiyle güzellik katan, Anadolu’nun merkezinde yer alan bir vilayettir.

Bu 7 ilçemizin her birinin değişik özellikte güzellikleri vardır.

Kozaklı ilçemiz, fizik tedavi hastaları için tam bir rehabilitasyon merkezi olup termal kaplıcalarıyla, 7 bin adet yatak kapasitesiyle Türkiye’de hizmet vermekte olan bir ilçemizdir.

Acıgöl ilçemiz milattan önce 8 bin yıllarına kadar uzanan, tarihî güzellikleriyle yine, artı tarımıyla, sanayisiyle ilimize özellik katan ilçelerimizden biridir.

Hacıbektaş’a gelince; biliyorsunuz ki Hacıbektaş sadece Nevşehir için değil Türkiye’miz için, Balkanlar için, Orta Doğu için çok önemli ilçelerimizden biridir. Sebebi, burada Hacı Bektaş Veli gibi bir mutasavvıf, şair, seyit hayat bulmuştur. “İncinsen de incitme.” felsefesinin hayat bulduğu bu ilçede, Hacı Bektaş Veli’nin 12’nci yüzyılda yaşamış Ahmet Yesevi’den, Mevlâna’dan, Ahi Evran’dan hiçbir farkının olmadığını 82 milyonun huzurunda ve sizlerin huzurunda buradan zikretmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, günümüze baktığımızda… Dün de yine aynı şekilde bir ithamla Nevşehir Hacıbektaş farklı bir söylemle yer aldı. Geçen hafta hatiplerimizin yaptığı konuşmalarda da sanki AK PARTİ iktidarı bu bölgeye hizmet vermiyor, destek vermiyor, ötekileştiriliyor diye bir algı oluşturulmaya başlandı.

Şunu samimiyetle söylüyorum: 2002’den itibaren, Hacıbektaş ilçesine -sadece Nevşehir için değil, gerçekten Türkiye için bir değer olarak- biz sürekli hizmet götürmek istememize rağmen -bunu dikkatlice dinlemenizi istiyorum özellikle- yerel yönetim hiçbir zaman bu hizmetin karşılığını bizlere vermedi, karşılık bulamadık.

Ben yaşadığım bir olayı anekdot olarak anlatmak istiyorum kısaca. On yıl önce Hacı Bektaş şenliklerinin olduğu bir programda, bir ay öncesinde asfalt çalışması yapılacak. İl özel idare genel sekreterimiz beni aradı, dedi ki: “Biz oraya asfalt dökeceğiz ama belediye başkanı bunu kabul etmiyor.” Dolayısıyla biz ne kadar hizmet etmek istesek de oraya hizmetin verilmesine hep engel olunmuştur.

Değerli milletvekilleri, zamanım çok daraldı aslında, daha fazla bir şeyler konuşmak istiyordum, konuşacağım inşallah.

Başkanım, bir iki dakika daha söz verebilir misiniz?

BAŞKAN – Bir dakika daha söz verebilirim size.

Sayın Menekşe, buyurun.

YÜCEL MENEKŞE (Devamla) – Ben Hacıbektaş’ı bu şekilde kapatmak istiyorum.

Bu değerler bizim millî, manevi değerlerimiz, tarihî değerlerimiz dolayısıyla belli bir zümrenin siyasallaşmış olarak topluma göstermesine bizler müsaade etmeyeceğiz. İdeolojik olarak kimse bu değerlere sahip çıkmasın. Bu zatlar -dediğim gibi- sadece Türkiye'nin değil, Müslümanlığı Balkanlarda, Anadolu’da yayan hepimizin ortak değerleridir diyorum.

Değerli milletvekilleri, alan yönetimine gelince, alan yönetiminde yıllardır Nevşehir’de, bilhassa turizm alanı kapsamındaki bölgede kurumlar arasında plan ve projelerde, imarlaşmada, yatırımlarda değişik sıkıntılar oluşmaktadır. Dolayısıyla alan yönetimiyle birlikte Türkiye'nin en önemli kültür turizmine katkı sağlayan bu bölgenin bir an önce yeni bir özel yapıya kavuşmasını on yıldan beri biz bekliyorduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi lütfen Sayın Menekşe, buyurun.

YÜCEL MENEKŞE (Devamla) – Ben şunu sizlerden talep ediyorum: Burası sadece Nevşehir’imizin bir ortak değeri değil, hepimizin bir ortak değeri. Yarın sizlerin çocukları, sizlerin torunları bizim bölgemize geldiğinde, o bölgeyi olumsuz gördüğünde “İşte bizim dedelerimiz Mecliste buraya sahip çıkmamış.” diyecek, sizleri suçlayacak. Dolayısıyla sizlerden özellikle rica ediyorum -inşallah oy birliğiyle Kapadokya Alan Başkanlığını geçirmek suretiyle- gelin hep birlikte bu bölgeye sahip çıkalım diyorum. Alan yönetimi, alan başkanlığı konusunda bize destek veren Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Fuat Oktay’a, Sayın Turizm Bakanımız Mehmet Ersoy’a, Bakan Yardımcımız Alparslan Bey’e, Sayın Komisyon Başkanımız Emrullah Bey’e ve Komisyon üyelerine, siz değerli milletvekillerimize, artı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür sözünüzü lütfen…

Buyurun.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Meclis Başkanına da yap, üç dakika verdi sana.

YÜCEL MENEKŞE (Devamla) – Tamam, tamamlıyorum.

…bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan tüm Nevşehirli hemşehrilerime, herkese teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Menekşe.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümünün oylanması açık oylamaya tabidir. İç Tüzük’ün 145’inci maddesinin ikinci fıkrasında “Başkanın gerekli görmesi halinde açık oylama oturumun sonuna veya haftanın belli bir gününe bırakılabilir.” denmektedir. Bu hüküm çerçevesinde teklifin tümünün açık oylaması 23 Mayıs 2019 Perşembe gününe bırakılmıştır. Belirtilen gündeki birleşimde gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında teklifin tümünün açık oylaması yapılacaktır.

Bilgilerinize sunulur.

Değerli milletvekilleri, sisteme İç Tüzük 60’a göre söz talebiyle giren milletvekillerinin söz talebini şimdi karşılayacağım. Birer dakika süreyle kendilerine söz vereceğim.

Sayın Eronat…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat’ın, Diyarbakır ilinde 19 Mayıs Pazar günü doktor kocası tarafından öldürülen Müzeyyen Boylu’ya Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 19 Mayıs Pazar günü Diyarbakır’da doktor kocası tarafından öldürülen Müzeyyen Boylu’ya Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyorum.

Sevgili Müzeyyen’le AK PARTİ Yenişehir ilçe teşkilatında beraber çalışmıştık. Rahmetli, bir müddet ilçemizin kadın kolları başkanlığında bulunmuştu. Boşanma aşamasında olduğu kocasından korunma talebi kabul edilmesine rağmen, çocukları babalarını görsün diye bir araya gelmişlerdi. Bu olay eğitimin üniversite bitirmekle olamayacağını bizlere göstermiştir. Bu menfur olaydan duyduğum derin üzüntüyü paylaşır, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Sayın Topal…

35.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ili Defne ilçesi ile Arsuz ilçesinin hastane ihtiyacına ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, şu anda burada AK PARTİ Hatay Milletvekili arkadaşlarımız var, kendileriyle daha önce görüştüm, bir daha sesleniyorum: Hatay Defne ilçemizde maalesef, hastane yok; 150 bin nüfus, biliyorsunuz değerli arkadaşlarım. Arsuz’da da hastane yok. Sizlerden bir kez daha, Arsuz ve Defne halkı adına talep ediyoruz. Hem AK PARTİ’ye hem de iktidar ortağı Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerine de sesleniyorum: 150 bin nüfuslu Defne’de hastane yok, Arsuz’da hastane yok. Bir kez daha sizlerden destek bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ve son olarak, Sayın Özen, buyurun.

36.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, 22 Mayıs Uğur Kurt’un İstanbul Okmeydanı Cemevi avlusunda polis kurşunuyla katledilişinin 5'inci yılında katledenleri de affedenleri de unutmayacaklarına, Alevilerin inanç merkezi Hacıbektaş’a parayla girilebildiği hâlde hangi camiye para verilerek girildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Değerli Başkan, Uğur Kurt beş yıl önce bugün, Okmeydanı Cemevi’nin bahçesinde cenaze erkânında hiçbir olay yokken bir polis kurşunuyla katledildi. Kendisini katleden polis, devletin gücünü arkasına alarak sadece 12 bin lira para cezasıyla serbest bırakıldı. Katledenleri de affedenleri de asla unutmayacağız.

Ayrıca, AKP sözcüsü dedi ki: “Hacıbektaş’ta ayrımcılık yapmıyoruz.” Hacıbektaş Alevilerin inanç merkezidir ve Aleviler, müze statüsünde olduğu için o inanç merkezine parayla giriyorlar. Soruyorum vicdanlı insanlara: Hangi camiye para ödenerek giriliyor?

Bu adaletsizliğin bir an önce sonlandırılmasını istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.52

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2’nci sıraya alınan, Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 57 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1907) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİGER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 57 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1907) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 58) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 58 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz alan milletvekillerinin adlarını okuyorum: İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Ahmet Erbaş, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız; şahıslar adına da Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan ve Antalya Milletvekili Atay Uslu konuşacaklardır.

İlk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz’a ait.

Buyurun Sayın Yılmaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan, önce, Birinci Dünya Savaşı’nın muzaffer emperyal güçleri karşısında verdiğimiz istiklal mücadelesinin başlangıcını temsil eden ve geçtiğimiz pazar günü 100’üncü yılını kutladığımız 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak özgürlüğü elinden alınıp umutları yok edilmiş bir millete umut olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını bir kez daha minnet ve şükranla anıyorum. Onların vatanseverliği, cesareti ve azmi, Türk milletinin bu coğrafyada hür ve bağımsız yaşama konusundaki kararlılığının en güçlü dayanağı olmaya devam etmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, ülkemizin ekonomisinin içinde bulunduğu durum ve Hükûmetin uyguladığı politikalar hakkında görüşlerimi paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum.

Bildiğiniz gibi, ülkemize âdeta çağ atlatacağı iddiasıyla getirilen Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi yürürlüğe gireli yaklaşık on bir ay oldu. Bu süre zarfında bırakın çağ atlamayı, temel ekonomik göstergelerimizin neredeyse tamamı kötüye gitti. Bundan daha vahimi ise yakın gelecekte herhangi bir iyileşme olacağına dair de hiçbir sinyal ortada görünmüyor, yok. Sayın Cumhurbaşkanı ve Bakan Sayın Albayrak’ın söylemleri ve eylemleri ne yazık ki krizin sebeplerini ortadan kaldırmaya değil, sadece günü kurtarmaya yönelik. Bu da gayet normal çünkü tüm dertlere deva olacağı vaadiyle getirilen Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin bizatihi kendisi ekonomideki kötü gidişin temel sebebidir. İşte tam bu yüzden de bu kötü gidişi durdurmasına imkânı yok. Sorun, artık şu veya bu bakanın sorunu olmaktan çıkmıştır; sorun, sistem sorunu hâline gelmiştir. Gerek şahsım gerekse diğer muhalefet partilerindeki milletvekili arkadaşlarım bu kürsüden birçok defa uyarılarda bulunduk. Özetle, Türkiye'nin yıllar boyu uygulanan yanlış politikalar yüzünden özel sektör ağırlıklı bir borç kriziyle karşı karşıya kaldığını ve bu borç krizi çözülmeden ülkemizin tekrar büyüme patikasına girmesinin mümkün olmadığını defalarca ifade ettik. Hükûmetin uyguladığı inkâr ve kibir politikalarından derhâl vazgeçerek bozulan güven ortamını yeniden tesis etmesi gerektiğini söyledik. Bunun için, ilk önce, ekonomi yönetiminde işin ehline teslim edilmesi ve Merkez Bankası, Hazine, Maliye ve BDDK gibi hayati öneme sahip kurumlarımızda yok edilen liyakat sisteminin acilen geri getirilmesi ve Devlet Planlama Teşkilatının varlığının sürdürülmesi gerektiğini belirttik. Tüm bunları söyledik fakat uygulanan yeni Hükûmet sisteminde Meclisin tamamen işlevsiz hâle getirilmiş olması ve iktidar partisinin medyayı neredeyse tamamen kontrol altında tutmasından dolayı sesimizi duyuramadık, hâlâ daha duyuramıyoruz.

Ekonomi yönetimi, bilgi ve tecrübe bakımından böyle ciddi bir krizle baş etmesi mümkün olmayan Sayın Berat Albayrak’a teslim edilmiş durumda. Ekonomiyle ilgili hayati öneme sahip kurumlarımız ise Sayın Albayrak ve Sayın Cumhurbaşkanının etrafındaki bir avuç “Evet efendim.”ci -üzülerek söylüyorum, belki de dalkavukluğa varan- eş, dost ve ahbaplarına teslim edilmiş vaziyette. Bu kişilerin çoğu bulundukları makamlara bilgi ve tecrübeleriyle değil, Sayın Erdoğan ve Sayın Albayrak’a olan bağlılıkları sayesinde geldikleri için yukarıdan aldıkları talimatlar dışında bir irade göstermeleri söz konusu değil, bilseler bile doğru politikaları uygulama şansları yok.

İşte krizden çıkmamızı engelleyen ve durumun giderek daha da kötüleşmesine neden olan şey, Türkiye ekonomisinde yaşanan bu kurumsal çöküştür. Bu çöküşü gören yerli ve yabancı sermaye sahipleri ekonomimize olan güvenlerini kaybettikleri için yaklaşık bir yıldır yoğun bir sermaye çıkışıyla karşı karşıya kaldık ve yaşıyoruz. Son dönemde uygulanan serbest piyasa ilkelerine aykırı bazı uygulamalar da gerek yerli gerekse yabancı sermaye sahiplerini iyice ürkütmüş ve sermaye kaçışını hızlandırmıştır. Yapısal bir zafiyet olarak, büyümek için ihtiyaç duyduğu tasarrufları yurt dışından çekmek zorunda olan ülkemizin karşılaştığı bu sermaye kaçışı âdeta ekonomimizin can damarlarını kesmektedir.

Değerli milletvekilleri, ben bugün burada sebze, meyve şu kadar oldu, hayat pahalılaştı, işsizlik arttı, milletimizin refahı düştü gibi yüzeysel bir söylemde bulunmak istemiyorum. Evet, bunların hepsi doğru ve birazdan bunlarla ilgili bazı rakamları da vereceğim. Ancak benim asıl amacım, Hükûmete bir kez daha uyarıda bulunmak ve içinde bulunduğumuz durumun ciddiyeti hakkında tarihe not düşmek. Her ne kadar Hükûmet bizi dinlemese de ve sesimizi milletimize duyurmakta sıkıntı çeksek de bu uyarıları yapmak mecburiyetindeyiz. Çünkü söz konusu olan, hangi partiye oy vermiş olursa olsun tüm vatandaşlarımızın, özellikle de önlerinde uzun bir hayat olan gençlerimizin ve çocuklarımızın geleceği. Üzülerek ifade etmek istiyorum ki Hükûmetin uyguladığı politikalar eğer böyle devam ederse ülkemiz ekonomisi yıllar sürecek bir düşük büyüme patikasına girecek ve medeni dünyayla aramızdaki refah farkı çok daha fazla açılacaktır. Her yıl yüz binlerce gencin iş gücüne katıldığı ülkemizde düşük büyüme olması demek, geleceğe umutla bakması gereken gençlerimizin ve çocuklarımızın hayallerinin çalınması, umutlarının yok olması demektir. Bunun ileride sebep olacağı sosyal problemlerin bedeli ise çok ağır olacaktır.

Dahası, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin tek sorunu ekonominin büyümesi veya az büyümesi olmayacaktır. Geçmişte olduğu gibi, büyüse bile kalkınamayan yani üretimini artıramayan, sanayileşemeyen, sanayisi için gerekli ham maddeleri ve hatta gıdasını bile dışarıdan tedarik etmek zorunda kalan bir Türkiye için geleceğin dünyasında varlığını sürdürmek kolay olmayacaktır. Dolayısıyla Türkiye ekonomisinin mevcut iktidar tarafından getirildiği durum aynı zamanda büyük bir millî güvenlik riskidir. Diğer bir deyişle, şayet koltuğunu kaybetmek istemeyen bazı kişilerin iddia ettikleri gibi, Türkiye’nin bir beka sorunu varsa bu, ekonominin kötü yönetilmesinden kaynaklı bir beka sorunudur. İktidarın bir darılıp bir barıştığı ve hiç dilinden düşürmediği ama kim olduğunu bir türlü açıklayamadığı dış güçlerin karanlık planları olsa bile ekonomisi güçlü bir Türkiye’nin beka sorunu olmaz, olamaz. İnanıyorum ki milletimiz, karşı karşıya olduğumuz asıl beka tehdidinin ekonomik alanda olduğunu ve bunun sorumlusunun da mevcut iktidar olduğunu anlamaya başlamış ve 31 Mart mahallî idareler seçiminde iktidara ciddi bir uyarıda bulunmuştur. Fakat iktidar, bırakın bu uyarıyı dikkate almayı, kaybettiği İstanbul seçimini hukuka aykırı şekilde yenileterek millet iradesini açık biçimde çiğnemiştir. Bu, sadece demokrasiye ve meşru anayasal düzene değil, aynı zamanda Türk ekonomisine vurulmuş çok ağır bir darbedir, sonuçlarını yaşayarak görüyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde son zamanlarda hafifliyormuş gibi gösterilen ekonomik sorunların aslında neden ve nasıl derinleşmekte olduğunu izah etmeye çalışacağım. Bunun için kısaca ekonomideki bozulmanın başladığı geçen yılın mart ayından bu yana olanları özetlemek istiyorum fakat ondan önce biraz daha geriye gidip hafızalarımızı tazelemek gerekiyor.

Yıllar boyunca borçlanarak inşaat ve tüketim ağırlıklı büyüyen ekonomimizin nefesi, küresel likidite bolluğunun azalmaya başlamasının da etkisiyle 2016 yılı ortalarına gelindiğinde artık kesilmeye başlamıştı. Ardından 15 Temmuz hain darbe girişiminin sebep olduğu güven kaybıyla ekonomimiz daralma eğilimine girdi. Ancak tam bu noktada ne pahasına olursa olsun tek adam yönetimine geçmeye kararlı olan Sayın Erdoğan bir hamle yaptı, 2017 yılı Nisan ayında yapılacak başkanlık sistemi referandumunu kazanabilmek için Kredi Garanti Fonu vasıtasıyla ekonomiyi tekrar canlandırmayı denedi. Nefesi kesilmiş bir ekonomiye 250 milyar TL gibi muazzam bir kaynak enjekte edilerek bir doping etkisi yaratıldı. Böylece ekonomide referandumun kazanılmasını sağlayan bir ivmelenme oldu ancak bu adım sorunları ertelemekle kalmadı, aynı zamanda derinleştirdi. Şu anda o iyi denilen 7,4’lük büyümenin sorunlarını yaşıyoruz ve bizi batıracak olan da o 7,4’lük büyümedir çünkü suniydi çünkü KGF’yle verilen krediler ya batmak üzere olan firmaları bir süre daha yüzdürmek için ya da yine üretken olmayan yatırımların finansmanı için kullanıldı. Tabii, bunun da etkisi geçici oldu. Bu şekilde 2018 Mart ayına kadar geldik.

Bu tarihte Amerikan Merkez Bankasının faiz artırımlarını hızlandıracağı ve küresel likiditenin beklenenden hızlı daralacağı anlaşılınca gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları başladı. Doğal olarak, Türkiye gibi derin yapısal sorunları olan ekonomiler bu süreçten olumsuz etkilendi.

Sayın Erdoğan, ekonomide sıkıntıların tekrar başlayacağını anlayınca referandumda kabul edilen ama henüz yürürlüğe girmeyen Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine bir an önce geçebilmek için Sayın Bahçeli’nin de yardımıyla seçimleri öne çekti çünkü biliyordu ki artık suni teneffüsle yaşayan ekonominin kalbi, seçimlerin normal tarihi olan 2019 Kasımına kadar dayanamayacaktı. Bu yüzden seçim tarihi 24 Haziran 2018 olarak belirlendi.

Sayın Erdoğan, seçim kararının yarattığı tedirginliği gidermek ve sermayeyi tekrar Türkiye’ye çekebilmek için geçen yıl mayıs ayında uluslararası yatırımcılarla görüşmek üzere Londra’ya gitti. Ve Londra’da o meşhur Bloomberg TV röportajını verdi. Sayın Erdoğan bu röportajda tabiri caizse kaş yapayım derken göz çıkarttı; kullandığı söylemler, özellikle Merkez Bankası ve faizlerle ilgili sözleri yabancı yatırımcılarda paniğe yol açtı, kur ve faizlerde ani yükselişler oldu, sonrasında piyasalar biraz sakinleştiyse de güven bir kere kaybolmuştu artık.

Bu şekilde seçimlere kadar gelindi. Seçim kazanan Sayın Erdoğan, 80 milyonluk ülkede sanki bilgi ve tecrübe bakımından o makama daha uygun biri yokmuş gibi damadı Sayın Albayrak’ı bakan yaptı, ekonomiyle ilgili tüm yetkileri de onda topladı. Bu atama piyasaları tekrar panikletti. Daha önce zaten yara almış olan güven, ekonomi yönetiminde öngörülebilirliğin azaldığı düşüncesiyle iyice kayboldu ve piyasa göstergeleri hızla bozulmaya başladı. Oluşan güven kaybının üstüne bir de Amerika’yla yaşanan gerginlikler eklendi. ABD Başkanı Trump’ın casusluk suçlamasıyla hapiste tutulan Rahip Brunson hakkında attığı “tweet” Türk lirasında şiddetli bir atak olmasına ve literatürde “ani duruş” tabir edilen durumun yaşanarak Türkiye’ye sermaye girişlerinin durmasına yol açtı. Bu esnada 7,23 seviyelerine kadar yükselen dolar kuru daha sonra düşse de 6 TL’nin üzerinde kalmaya devam etti. Türk lirasındaki büyük değer kaybı ancak eylül ayında yapılan radikal faiz artırımı ve alınan diğer bazı olağanüstü tedbirlerle durdurulabildi. Fakat takip eden süreçte ekonomide güven tesis edilemediği için sermaye girişleri hiçbir zaman istikrar kazanamadı, aksine çıkış eğilimi devam etti.

Tabii, yaşanan kur ve faiz artışı ekonomimize büyük hasarlar verdi. Enflasyon yüzde 25’lere, kredi faizleri yüzde 40’lara kadar yükseldi. Hem arz hem talep tarafında büyük belirsizlikler meydana geldi. Bunların neticesinde ekonomi yılın üçüncü çeyreğinde sert bir şekilde yavaşladı, son çeyrekte ise yüzde 3 küçüldü. Böylece 2018 yılı büyümesi yüzde 2,6’da kaldı.

Arz tarafına baktığımızda, sanayi üretiminin geçen yılın ağustos ayından bu yana yıllık bazda sürekli düştüğünü görüyoruz. Son açıklanan 2019 Mart ayı verisi önceki yıla göre yüzde 2,2 düşüşe işaret ediyor. Önceki yıllarda ekonominin lokomotifi olan inşaat sektörü geçen yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 5,3; son çeyreğinde ise yüzde 8,7 daraldı. Zira yükselen faizler nedeniyle ipotekli konut satışları neredeyse durmuş vaziyette.

Talep tarafına baktığımızda, yapılan vergi indirimlerine rağmen otomotiv ve beyaz eşya satışlarında da büyük düşüşler görüyoruz. Bu yılın ilk dört ayında, binek ve hafif ticari araç satışları önceki yıla göre yüzde 48 azaldı. Yılın ilk çeyreğinde beyaz eşya satışları geçen yıla göre yüzde 7 düştü. Perakende satışlara baktığımızda ise geçen yılın eylül ayından beri satış hacminin yıllık bazda sürekli düştüğünü görüyoruz. Ciro endekslerindeki yıllık artış da geçen yılın ekim ayından beri enflasyonun altında seyrediyor.

Tüketici talebindeki bu çöküş normal çünkü insanlar işlerini kaybediyor, krediye erişemiyor ve dolayısıyla para harcayamıyor. Geçen hafta yayımlanan TÜİK İşgücü İstatistikleri’ne göre, Şubat 2019 itibarıyla son bir yılda iş gücü 560 bin kişi artmış olmasına rağmen istihdam 810 bin kişi azalmış. Yani son bir yılda işsizler ordusuna 1 milyon 370 bin kişi eklenmiş durumda. Resmî işsiz sayısı 4,7 milyona ulaşmış durumda ve bu rakama, umudunu kaybettiği için iş aramayanlar dâhil değil maalesef. Resmî işsizlik oranı yüzde 14,7. Genç işsizlik oranı ise geçen yıla göre 7,1 puanlık artışla yüzde 26,1’e ulaşmış durumda. Kısacası işsizlikte durum oldukça vahim ve maalesef önümüzdeki aylarda daha da kötüleşmesi kuvvetle muhtemel.

Finansman tarafına bakarsak “Düştü.” denilen faizler bile hâlâ çok yüksek; şu anda tüketici kredilerinde yüzde 28, ticari kredilerde yüzde 27 civarında. Bu belirsizlik ortamında bu faizlerle kimse kredi kullanmak istemiyor, isteyenler de borcu borçla çevirmeye çalışan riskli müşteriler olduğundan bankalar kredi vermeye yanaşmıyor. Zaten bankaların kredi verecek hâli yok; bir yandan vadesi dolan kredilerini konkordatolar ve yeniden yapılandırma baskıları nedeniyle tahsil etmekte zorlanıyorlar, bir yandan da vadesi gelen dış borçlarını ödemeye çalışıyorlar. Artık dışarıdan eskisi gibi ucuz ve kolay borç bulamadıklarından net dış borçlanmada ödeyici durumundalar, ülkeden kaynak transferi yapılıyor. Dolayısıyla, ülkemizdeki kredi mekanizması neredeyse durmuş vaziyette. Mayıs başı itibarıyla son on iki ayda toplam kredi artışı sadece yüzde 11,7; bunun neredeyse tamamı yabancı para kredilerden kaynaklanıyor. Enflasyonun hâlâ yüzde 20 civarında olduğu ve yabancı para kredilerdeki artışın tamamen kurdaki yüzde 30’a varan değer kaybına dayandığı dikkate alınırsa ülkedeki reel kredi daralmasının ne kadar derin olduğu anlaşılabilir. Bu da son derece normal çünkü özel bankalar neredeyse hiç kredi vermiyor, veremiyor. Kamu bankaları ise yukardan gelen talimatla ve kimi zaman zarar edeceklerini bile bile kredi veriyorlar. Şu anda kamu bankalarının döviz açığının 3,5 milyar dolar olduğu kesin bilgi; tahmin değil, kesin bilgi. Bu, 2001 krizindeki durumun aşağı yukarı bir benzeri.

Sayın Erdoğan ve damadı, bankaları faizleri düşürmeleri ve kredi vermeleri konusunda tehditkâr bir dille uyarmakta sakınca görmüyor. Kredi faizlerini düşüren bankalar bir süre sonra zarar etmemek için mevduat faizlerini de indirmek zorunda kalıyor, bu da dövize olan talebi canlandırıyor. Bu nedenle, özellikle son aylarda vatandaşlarımızın döviz mevduatlarında gözle görülür bir artış söz konusu, bu durum kurların aşağı gitmesini engelliyor.

2002’de sizi iktidara getiren ekonomik koşullarda bankacılık sistemindeki -dolarizasyon- toplam mevduatın yüzde 65-70’e yakını dolardı. 2007 ve 2008’de yüzde 30’lara kadar düşen bu rakamı siz bugün yüzde 56’ya çıkardınız, aynı süreci tekrar yaşıyorsunuz.

Kamu maliyesinde gelinen noktayı anlamak için ise 2019 yılının ilk dört aylık bütçe gerçekleşmelerine bakmamız yeterli. Harcamalar, çoğu faiz dışı harcamalar olmak üzere yaklaşık yüzde 30 artış kaydederken vergi gelirleri sadece yüzde 6 artmış. Bütçe açığı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 135 artarak 54,5 milyar TL’ye ulaşırken faiz ödemeleri, ilk dört ayda yüzde 51 artış göstermiştir. Demek oluyor ki 80,6 milyar TL’lik 2019 yılı bütçe açığı hedefinin üçte 2’si, yılın ilk dört ayında gerçekleşmiş. Bu, çok vahim bir durum.

Önümüzdeki günlerde emeklilere 12 milyar TL ikramiye ödenecek. Geçen hafta itibarıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdindeki hazine hesabındaki TL hesabının bakiyesi 3,6 milyar, 24,2 milyar TL de döviz hesabı bakiyesi var, bu da 4 milyar dolar. Dolaysıyla şu anda eğer ilave bir borçlanmaya gidilmezse emeklinin parasını ödeyebilmeniz için bu dövizlerin mutlaka satılması gerekiyor. Eğer satmayacaksanız o zaman ilave borçlanacaksınız. Borçlandığınız zaman da faizler yükselecek. 2013’te yüzde 6 civarında olan ortalama hazine borçlanma maliyeti, bugün sayenizde yüzde 26’ya çıkmış durumda, belki bundan sonra da yüzde 30’ları bulacak çünkü 12 milyar ödeyeceksiniz, ayın 15’inde de, haziranda da memur maaşları geliyor. Merkez Bankasındaki bilançonuz da varlıklarınız da bunlar.

Dolayısıyla geldiğimiz noktada Türkiye ekonomisinin kalan tek dayanak noktası olan mali disiplin de artık kaybolmaya başlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz, tamamlayın sözlerinizi.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) - Bu gidiş, bizi 1990’lı yıllarda yaşadığımız krizlerin temel sebebi olan ikiz açığın yani yüksek bütçe açığı ile yüksek cari açığın bir arada olduğu günlere geri döndürecektir. Bu bakımdan çok tehlikeli bir gidiştir.

Hızlı düşmüş olması sanki çok iyi bir şeymiş gibi anlatılan cari açık konusuna gelelim. Şu anda cari açığımız, ihracatımız arttığı için değil, üretim ve tüketim için ihtiyaç duyduğumuz malları artık ithal edemediğimiz için düşüyor. Ekonomi daralıyor yani cari açıktaki bu azalış, aslında ekonomideki daralmanın bir sonucu. Bundan daha vahimi ise azaldığı için sevindiğimiz cari açığın nasıl finanse edildiği. 2018 yılının tamamında 27,6 milyar dolar cari açık vermişiz ancak garip olan şu ki, geçen yıl cari açığı finanse etmek üzere ülkemize hiç sermaye girmediği gibi, 4 milyar dolar da çıkış olmuş. Yani hem cari açığımızı finanse etmek için 27,6 milyar dolar hem de sermaye çıkışını karşılamak için 4 milyar dolar bulmak zorunda kalmışız. Peki, toplamı 31,6 milyar dolar eden bu parayı nereden bulmuşuz? Şoke edici gerçek şu ki, bunun 21,2 milyar dolarlık kısmı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, sözlerinizi bağlayın lütfen.

Buyurun.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Eğer izin verirseniz şu kalan 4 sayfayı da okuyayım, lütfen.

BAŞKAN – 4 sayfayı okumanız hâlinde süreyi çok zorlarız Sayın Yılmaz.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Mademki sürem doldu, sonuç itibarıyla şunu söylüyorum: Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla ne kadar teziniz varsa 2002’de siz iktidarı devralırken aldığınız bütün makroekonomik verilerin gerisine düştünüz. Lütfen, grubunuzda bunları sorun sorgulayın.

Merkez Bankasındaki şu anda net döviz rezervi bitmiş tükenmiş durumda. Dış güçlerle, şununla, bununla bunları açıklamak mümkün değil. Yanlış politika uyguluyorsunuz, şeffaf değilsiniz, hesap verebilir değilsiniz ve bunun bedelini sadece siz ödemeyeceksiniz, bize de ödettireceksiniz.

Dolayısıyla, sözümü şöyle bitiriyorum: Tüm kalbimle bu öngörülerimin yanlış çıkmasını diliyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.

Tecrübenizle 4 sayfayı gayet güzel özetlediniz.

Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Ahmet Erbaş’a aittir.

Süreniz on beş dakikadır Sayın Erbaş.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET ERBAŞ (Kütahya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 58 sıra sayılı Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yaz turizmi mevsiminin yaklaşıyor olması, dünya ve ülkemiz turizminde yeni gelişmelerin yaşanması ve 1983 yılında hazırlanan çeşitli güncellemelerle günümüze erişen ve çağa daha fazla ayak uydurması gerektiğini düşündüğümüz Turizmi Teşvik Kanunu’nda değişiklik yapılması planlanmaktadır bu teklifle. Bize göre, biraz aceleye gelmiş bu düzenlemelerin sonbaharda tekrar bir daha gündeme geleceğini tahmin ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, turizmde partiler ve siyasetüstünü görmek gerekir. “Turizm” dediğimiz zaman, hepimizin örnek verdiği ülkeden bahsetmek istiyorum: Gerek insani yapısı gerek doğası gerek Akdeniz ülkesi olması sebebiyle “turizm” dediğimiz zaman örnek olarak hep İspanya’yı anlatırız. İspanya, ülke içerisinde siyasi krizlerin, hükûmetsiz geçen dönemlerin, ekonomik çalkantıların, ayrılıkçı hareketlerin, bütçe reddedilmelerinin sık sık yaşandığı bir ülkedir ama turizmi hiç gerilememektedir. Örneğin, İspanya 2017 yılında tüm zamanların rekorunu kırarak 81 milyon, 2018 yılında 83 milyon turistle kapatmış, bu yılı da yaklaşık 90 milyonla kapatmayı hedeflemektedir.

Bu veriler bize neyi göstermektedir? Siyasi çalkantılar, ekonomik krizler turizmin önüne engel değildir. Şayet turizmi doğru hamlelerle herkesin kabul edeceği bir devlet politikası hâline getirip millî bir dava olarak benimsersek bu durumda ülkemizin en önemli ekonomik gücü olabilir.

Ayrıca mesele, sadece ekonomik mesele değil, ülkemizin tanıtımı ve kültürel ihraç aracı olarak da kabul edilir. Türkiye turizmi, dünyada ilk üç hâline gelebilir. Turizmi sadece kum, deniz ve güneş ölçülerinden kurtarmamız lazım. Türkiye’mizi sadece yaz turizmiyle sınırlandırır isek ülkemize büyük haksızlık yapmış oluruz. Çok basit bir örnek vermek istiyorum. Türkiye’ye bu yılın ilk ayında gelen Çinli turist sayısı, geçen yıla göre yüzde 91 artarak 191 bine çıkmıştır. Çinli turist sayısındaki bu artışta tabii ki son zamanlardaki Turizm Bakanlığının tanıtım faaliyetleri büyük rol oynamıştır. Ayrıca Çinli bir sanatçı var -eğer telaffuzu yanlış olursa kendisinden özür dilerim- Xiao Zhang isminde. “Seni romantik Türkiye’ye götürmek istiyorum.” diye bir klip yaptı bu arkadaş, milyonlarca kez izlendi Çin’de. Türkiye’yle ilgili gösterdiği görüntü Kapadokya arkadaşlar. Deniz yok, kum yok, güneş yok, güneş var, doğan güneş yalnızca. Yalnızca Kapadokya’yla binlerce Çinli ülkemizi ziyaret etmektedir ve bu insanlar yaz kış demeden geliyor.

Turizmin sürdürülebilirliğinin sağlanması, ülkemizdeki turizm aktivitelerini tüm yıla yayarak mümkün olmalıdır. Kış turizmi de bu anlamda önemli bir rol oynamaktadır. Alplerde kardan ve ormandan başka ne vardır ya da bizim dağlarımızın, yaylalarımızın, Karadeniz kıyılarımızın, İsviçre’den, Fransa’dan, Almanya’dan ne farkı vardır? Nüfus olarak, yüz ölçümü olarak bizdeki bir vilayetten dahi küçük olan İsviçre’ye yalnızca kar turizmi için 9 milyon turist gelmektedir. Planlamaları yapar iken bunları mutlaka göz önüne almamız lazım.

Kanunu biraz daha geliştirebilseydik, öyle düzenlemeler yapsaydık yaz turizmi, kış turizmi, yayla turizmi, su sporları ve pek çok alanda ülkemizi yaz-kış turizm cenneti hâline getirebiliriz. Ekonomik daralmadan kurtulmanın en önemli yollarından biri budur.

Gelelim kanun teklifimize. Zaman içerisinde Turizmi Teşvik Kanunu’nun yetmeyen hususlarında değişiklikler öngörülmüştür ve sık sık da bu değişiklikler yapılmıştır.

Hedef nedir? Bürokrasinin azaltılması, karar süreçlerinin hızlandırılması, turizm yatırımlarının hızlandırılması, turizme daha bütüncül bir yaklaşım sağlanması. Özellikle su altı korumasının gerektiği yerlerde Kültür ve Tabiat Varlıklarının sakıncalı görmediği, askerî alanların sakıncalı görmediği yerlerde su altı sporlarının genişletilmesi bunlardan en önemlilerinden biridir, maddede geçen.

Ayrıca, yat turizmiyle ilgili gelen madde, çok önemli ve yerinde bir maddedir. Yalnız, buradan Sayın Turizm Bakanımıza ve yetkililerine seslenmek istiyorum: Yurt dışından gelen yat sahipleri, kanun gereği yatlarını ülkemizde altı ay tutabiliyor, daha sonra girdi-çıktı yapmak zorundadırlar. Bence bu, bir yıla kadar çıkabilir. Bunu da değerlendirirlerse sevinirim.

Şimdi, turizm için daha iyi olabileceğini düşündüğümüz bazı teklifleri de sunmak istiyorum. Turizmdeki en önemli problem, aranan eleman problemidir. Maalesef, turizm liselerinden ve meslek yüksekokullarından yeterli ve kalifiye derecede öğrenciyi yetiştirip bu sektöre alamıyoruz. Bunun çeşitli sebepleri olabilir ama en önemli sebeplerinden bir tanesi: Hayatında turizm sektöründe çalışmamış, bu alanda hiçbir faaliyeti olmamış, sektör bilgisi bilmeyen hocaların yetiştirdiği öğrencilerden turizmi kurtarmasını bekliyoruz. Millî Eğitim Bakanlığının hazırlamış olduğu “Genel Turizm Dersi MEGEP Modülleri”ni eğer incelerseniz ne demek istediğimi çok daha rahatlıkla anlayabilirsiniz. Dört yataklı turizm belgeli bir oteli ya da küçük bir işletmeyi bizim bu broşürlerimiz şöyle tarif etmektedir: “Double double oda” Biz bu derslerle öğrenci yetiştireceğiz, sonra da sektöre ilave edeceğiz.

Bir başka sıkıntımız, dört yıllık üniversiteler: Bu arkadaşlar ne hikmet ise mezun oldukları gün sektörde müdür olacaklarını zannediyorlar. Fakat turizm sektörü, mezun olduğun gün müdür olunacak bir sektör değil, temelden yetişerek, kademe kademe gelinecek bir sektör. Özellikle bizler, ne kadar güzel tatil siteleri, tatil evleri, oteller, konaklama tesisleri yaparsak yapalım eğer bunun için “aranan eleman” diye kastettiğimiz vasıflı elemanları yetiştiremez isek yaptıklarımızın hiçbir anlamı kalmıyor.

Değerli milletvekilleri, bu yasayla cezaları artırıyoruz ve saygı duyuyoruz ama ceza konusunda bir esneklik getirmenin daha iyi olacağını düşünüyorum. O da şudur: 5 yıldızlı bir otele verdiğimiz 8.500 liralık ceza ile 5 odalı küçük bir otele verdiğimiz 8.500 liralık ceza, ikisi için aynı etkiyi göstermez; birisi için çok büyük bir meblağdır, 5 yıldızlı otel için de belki aşçısına verdiği maaşın yarısı kadardır. O yüzden bu konuda biraz daha adaletli davranmamız gerektiğine inanıyorum.

Ayrıca, Türkiye enteresan bir ülke; Turizm Bakanlığına bağlı ve Turizm Bakanlığından ruhsatlı oteller, belediyeden ruhsatlı işletmeler, her ikisinden izni olmadığı hâlde çalışan yüzlerce tesis var. Bunların hepsini de Turizm Bakanlığının altında artık toplamamız gerekmektedir.

Yine, verilen cezalarda altı ay gibi bir süre koyuyoruz. Türkiye'de on iki ay açık birçok tesisimiz var. Bu tesislerimize bu altı aylık süre az gelebilir, bu konuda da biraz esnek davranabilirsek en azından sektör adına sevinirim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; “turizm” dediğimiz zaman yalnızca dışarıdan gelen dış turistleri düşünmemek lazım, ülkemizin nadide ve güzel birçok yerini gezerek, dolaşarak tanımak isteyen “iç turist” dediğimiz kendi vatandaşlarımız da var ve aslında biz ülkemizin bu güzelliklerini dışarıya tanıtalım derken birçoğunu kendi vatandaşlarımıza tanıtamıyoruz. Mesela ben kendi seçim bölgem olan Kütahya’dan bahsetmek istiyorum. Şimdi, birazdan okuyacağım birçok şeyi muhtemelen ilk defa benden duymuş olabilirsiniz.

Yedi bin yıllık tarihi olan bir ilden bahsediyorum; yüz otuz yıl Germiyanoğulları Beyliği’ne ev sahipliği yapmış, dört yüz yıl Osmanlı’ya ev sahipliği yapmış; Frigya Vadisi, Aizanoi Antik Kenti, kalesi, camileri, minareleri, Germiyanoğulları’ndan kalan eserleri, Mevlevî türbeleri; Evliya Çelebi’nin memleketi, yüzde 56’sı ormanlarla kaplı, doğal güzellikleri olan bir vilayetimizden bahsediyorum, Kütahya’dan. Geleneksel el sanatları, çinicilikte UNESCO’ya girmiş 37 şehir arasında tek olan şehir, kendisine ait bir çini müzesi olan tek şehir. Bilmem, görme imkânınız oldu mu Şaphane ilçemizdeki Koca Seyfullah Camisi’ni, içine girdiğiniz zaman o mimarisini veya Simav Gölcük’ü ya da Emet’teki termal tesisleri veya Tavşanlı’daki Göbel Kaplıcalarını? Mutlaka bunların birçoğunu görmemiş milyonlarca vatandaşımız vardır.

Ben buradan bu vesileyle gelin, Murat Dağı’nı görün diyorum. Simav kestanesini görün. Gelin, kızılcık çorbası için.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Misafir et bizi, misafir et.

AHMET ERBAŞ (Devamla) – Etmemiz lazım Başkanım, etmemiz lazım.

Aizonai’yi görün, dünyanın ilk borsasının yapıldığı yerleri. Ulu Cami’mizi görün.

Ama biz Kütahya’yı anlatırken, değerli vekillerim, “kuruluşun ve kurtuluşun şehri” deriz. “Kuruluş” diye kastımız, Osmanlı’nın kurulduğu yer diye biliriz ve Haymana, Ertuğrul Gazi’nin annesinin yattığı yerdir. 3 Eylülde güzel şenlikler yapılıyor ama maalesef orada bir Osmanlı müzemiz yok, gelen insanların gezip de Osmanlı kültürünü görebileceği bir müzemiz yok.

“Kurtuluş” diyoruz, kastımız nedir? Dumlupınar. “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz. İleri!” diyen Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün seslendirdiği Kocatepe. Binlerce şehidimizin yattığı yerde bir müzemiz yok.

30 Ağustosta bir sembolik kutlama yapıyoruz. Son zamanlarda, hakkını yemeyelim, sayın bakanlarımız katılıyorlar. Biraz daha genişlettik bu katılımı. Yeterli mi? Değil.

Türkiye’de okuyan, ilköğretimde okuyan bütün çocuklarımızın Çanakkale’yi ve Kocatepe’yi görmesi lazım, Dumlupınar’ı görmesi lazım. Eğer biz bu gençlerimize, bu yeni nesle tarih bilinci veremezsek kendimizi yalnızca kandırmış oluruz. Bunları da yapabileceğimiz en güzel yerler, işte, memleketimizin güzel, güzide yerleri.

Ben kendi memleketim Kütahya’yı sizlere böyle tanıtmaktan büyük mutluluk duyuyorum ve hepinizi Kütahya’ya bekliyorum. Tavşanlı’da leblebi yemek için bekliyorum, Gediz’de güveç ikram etmek için bekliyorum; yeter ki gelin Kütahya’ya.

Turizmi Teşvik Kanunu önemlidir, düzenlemeler yapılması önemlidir fakat daha çok kapsamlı düzenlemelere ihtiyaç vardır. Turizm, dünya ekonomisinin en önemli 3’üncü endüstrisi konumundadır. Ülkemiz, turizm cennetidir. Yaz-kış turizm için muhteşem doğası vardır. Yayla, yürüyüş, kamp, kanyon, sualtı dalış turizmleri için harika bir coğrafyası vardır. Türkiye’de 4 mevsim yaşanmaktadır. Şehirlerimizin tamamında tarih yatmaktadır.

Turizmi daha fazla teşvik edelim, daha fazla canlandıralım, daha profesyonel bir yapıyla ülkemizin kültürel ihtiyacının, tanıtımının ve ekonomisinin lokomotifi hâline getirelim.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erbaş.

Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’ye ait.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, teklifin genel gerekçesi üzerine birkaç şey söyleyeceğim, birkaç başlık hakkında söz almak istiyorum. Şimdi, gerekçede şöyle bir bölüm var, teklifin amacıyla ilgili olarak kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde yer alan taşınmazların bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilebilmesi, işlemlerin önündeki bürokratik engellerin kaldırılarak yatırımların hızla hayata geçirilmesi ve sektöre ivme kazandırılmasının amaçlandığı söyleniyor. Yani ne demek? Bürokratik engeller kaldırılacak ve her şey düzelecek.

Şimdi, bu ifadenin kendisinin tehlikeli bir ifade olduğunu düşünüyorum. Neden? Evet, bürokrasi zaman zaman kamu hizmetlerinin sunulmasında bir dizi sorun yaratabilir ancak idarenin keyfî uygulamalarının önüne geçilebilmesinin en etkili yollarından bir tanesi de yasal güvenceye kavuşturulmuş bürokratik işlemlerdir. Yani bürokratik işlemlerin bir bütün olarak kaldırılması, kamu hizmetini nitelikli hâle getirmez. Özellikle kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde bulunan taşınmazların satılmasında bürokrasinin azaltılması, kaş yapayım derken göz çıkarılması anlamına gelebilecektir. Kuşkusuz, bu durumda yapılacak her türlü satış kuşkulara yol açacaktır.

Yine, teklifin genel gerekçesinde şöyle bir şey daha var: Turizmin gelişimine katkı sağlamak amacıyla, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezleri sınırları içinde ve bu bölge ve merkezlere hizmet verecek alanlarda altyapı yatırımlarının Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılabilmesinin amaçlandığı belirtiliyor. Hangi yatırımları Turizm Bakanlığı yapacak? Altyapı yatırımlarını. Yatırımcı bakanlıklar değil, belediyeler değil, Kültür ve Turizm Bakanlığı altyapı yatırımlarını yapacak. Gerçekten, turizmin gelişimine katkı sunmak istiyorsanız Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerini sınırları içinde barındıran belediyelerin bütçesini hesaplarken kış nüfusunu değil, yaz nüfusunu hesaplayın, buraya yapacağınız en büyük katkı bu olacaktır.

Yine genel gerekçede, Türk Bayraklı yatların rekabet gücünün artırılması ve yabancı bayraklı yatların ticari faaliyetlerinden dolayı devletimizin vergi kaybının önlenmesi için ülkemiz kara sularında yabancı bayraklı yatların ticari faaliyetlerine izin verilmemesinin amaçlandığı belirtiliyor. Şimdi, bir an için okuyunca millî duygularınızı kabartan bir ifade, değil mi? Oysa mevcut ekonomik düzen içinde bunu anlamlandırmak mümkün değil. Her gün yabancı sermaye çekme, yabancı yatırımcı çekme propagandası yapan Hükûmet, neden üç tane yabancı yatın ticari faaliyetlerini engeller? Ayrıca, rekabet gücünün gelişmesine bu, nasıl katkı sunacak? Dünyayla rekabet mi edecek üç tane yabancı yatın Türkiye'de turizm faaliyetlerine katkı sunmasını engellemek? Üstelik yabancı yatların ticari faaliyetleri yasaklanırken uluslararası hukuk ve ticaretin temel ilkelerinden birisi olan mütekabiliyete ilişkin en ufak bir istisna da konulmamış.

Yine, genel gerekçede Orman Genel Müdürlüğüne ait konaklamaya uygun tesisler ve mesire yerleri içerisindeki konaklama tesislerinin Kültür ve Turizm Bakanlığına verilmesinin amaçlandığı söyleniyor. Yani Orman Bakanlığına ait bir kısım gayrimenkul, Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilecek. Yani şu: Şimdi, turizmi geliştirmek mi istiyorsunuz? Yatırımcı bakanlıkların zaten yaptığını, belediyelerin zaten yaptığını, yapma yetkisini Kültür ve Turizm Bakanlığına vereceksiniz, Orman Genel Müdürlüğünün konaklama tesislerini yine Kültür ve Turizm Bakanlığına vereceksiniz, böylece ülkenin turizmi uçacak. Yani yeni hiçbir şey yapmayacaksınız. Bayındırlık Bakanlığının yapacağı şeyi, Kültür ve Turizm Bakanlığına vereceksiniz; belediyenin yapacağı şeyi, Kültür ve Turizm Bakanlığına vereceksiniz. Zaten bu ülkeye ait, Orman Genel Müdürlüğüne ait gayrimenkulleri, Kültür ve Turizm Bakanlığına vereceksiniz ve böylece turizmin sorunlarını aşacaksınız. Yani yapılan yeni hiçbir şey yok, birinden al, öbürüne ver, böylece sorunlar çözülsün.

Ayrıca bir örneğini yine Kapadokya Kanunu’nda, bugün görüşmesini tamamladığımız Kapadokya Alan Kanunu’nda da yaptık. Ne dedik? Bürokrasi zor, belediyeler ayrı bir iş yapıyorlar, şu ayrı bir iş yapıyor, o ayrı bir iş yapıyor; biz bunların hepsinin yetkisini alalım, Kapadokya alanının yönetimine verelim, böylece bütün sorunlarımız çözülsün. Böyle bir sorun çözme biçiminin doğru olmadığını düşünüyorum.

Şimdi, milletvekili arkadaşlarımız, muhalefet şerhlerinde de ayrıntılı bir şekilde belirtmişlerdi: Turizm sektörü, dış politikadan da iç politikadan da doğrudan ve ayrıntılı bir şekilde etkileniyor, en fazla hissedildiği alanlardan biri. Özellikle, bir ülkede hak ihlalleri çoğalmışsa, özgürlükler azalmışsa, çatışmalar yoğunlaşmışsa o ülkedeki turizm doğrudan etkileniyor. Dünyanın her yerinde insanlar tatillerini daha güvenli ve daha istikrarlı ülkelerde yapmak istiyorlar. Ülkemizin sadece son dört yılını düşünelim: Çözüm süreci sona erdi, çatışmalı süreçler başladı, Suriye savaşı yaşandı, göçlerde büyük bir tırmanış, 15 Temmuz darbe girişimi, yaklaşık iki yıl OHAL ilan edildi, sözde, OHAL uzatılmadı ama OHAL kalıcı hâle getirildi. Demokratik protesto hakkı neredeyse yasak, düşünce, ifade özgürlüğü yok. Her gün, düşüncesini açıklayan bir insan içeri giriyor, her gün bir akademisyen yalnızca barış istediği için cezaevine giriyor.

Bakın, çözüm süreci ve demokratikleşme adımlarının atıldığı 2012 yılında turizm gelirleri 29 milyar dolarken 2013 yılında 32 milyar dolara, 2014 yılında da 34 milyar dolara yükselmiş. Peki, Rusya’yla uçak krizinin yaşanmasından, 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL’den sonra ne olmuş? Turizm geliri, bir anda 22 milyar dolara gerilemiş. Bunun dışında, doğrudan Suriye savaşının bir yansıması olarak Diyarbakır, Antep, Suruç ve Ankara gar katliamları, bunların takipsizlikle sonuçlanması, cezasız bırakılması, ülkemizi güvensizliğe sürüklemiş hem iç hem de dışarıdan gelen turistler açısından Türkiye’yi -tırnak içerisinde- “tehlikeli” hâle getirmiştir. Özetle, demokratikleşme, ülkemizin pek çok derdine olduğu gibi turizmine de deva olacaktır.

Oscar Wilde’ın bir sözü var, diyor ki: “Kimse, geçmişini geri satın alabilecek kadar zengin değildir.” Hiçbirimiz, geçmişimizi satın alamayız. 2014’te, 2015’te, 2016’da yaşananları geri getiremeyiz ama geleceğimize hep birlikte karar verebiliriz, daha demokratik bir ülkede yaşamak şansına sahibiz, yeter ki bu konuda ortak bir karar alalım.

Konuşmamın son bölümünde ülkenin demokratik düzenden uzaklaştığını gösteren birkaç konuyla ilgili fikirlerimi sizinle paylaşmak isterim, Grup Başkan Vekilimiz de paylaştı: 18 Mayıs günü Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinde bir tane çatışma yaşandıktan sonra 54 yurttaş gözaltına alınıyor, 54 yurttaş; içinde 18 yaşından küçük çocuklar da var, 70 yaşında ihtiyarlar da var, kadınlar da var, gençler de var, 54 yurttaş. Bu 54 yurttaş gözaltına alındıktan sonra avukatlar, müvekkillerinin işkenceye uğradığını söylediler ancak işkenceye uğradıklarına dair elimize somut bir veri sunamadılar. Şanlıurfa Barosu ve avukatlar, gözaltındaki müvekkilleriyle görüşmek istediler fakat görüşemediler. Daha sonra iki tane görüntü yansıdı. Birincisinde, bu gözaltına alınan yurttaşlar, gözaltı merkezinde ters kelepçeli olarak betona yatırılmış hâlde görüntülendiler. İkinci görüntü de muayene için götürüldükleri hastanedeydi. Darp içerisinde oldukları çok açıktı, üstleri başları yırtılmıştı, bir kısmı sadece atletle duruyordu.

Bunu niye söylüyorum: Bu gözaltında işkence meselesi, gerçekten çok önemli bir mesele. Neden? Ben, size iki tane düzenleme söyleyeceğim, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi: “Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işleme tabi tutulamaz.” İşkenceye Karşı 1984 Tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1’inci maddesi, işkenceyi bakın şöyle tarif ediyor, tam Halfeti’de yaşananlar, diyor ki: “Bir şahsa veya üçüncü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen bir fiil sebebiyle cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için…”

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – “…veya ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya onayıyla uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren fiildir.”

Halfeti’de tam olarak -işkenceye karşı- 1984 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1’inci maddesinde tarif edilen işkence uygulamıştır, Hükûmet bu işkenceci uygulamalardan bir an önce vazgeçmelidir. Evet, şöyle söyleyebiliriz: Bizim Anayasa'mızda, Türk Ceza Kanunu’nda işkenceye karşı cezalandırmaya ilişkin hükümler var ama asıl sorun şu: Bakın, bir kez daha söyleyeyim: İşkence cezasız kalıyor. Ya soruşturma başlatılmıyor, soruşturma başlatılırsa eğer idare tarafından soruşturma izni verilmiyor, soruşturma izni verilirse takipsizlik kararı veriliyor, takipsizlik kararı verilmez de ceza davası açılırsa daha sonra beraat kararı veriliyor. Vatandaşın, işkenceye uğrayan vatandaşın yapabileceği tek şey Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de on yıl, on beş yıl sonra diyor ki: “Türkiye Cumhuriyeti’nin bu vatandaşı Türkiye Cumhuriyeti’nin kamu görevlileri tarafından işkenceye tabi tutulmuştur.” Garip bir şekilde biz buna “hukuk” diyoruz, olmayan şeye “hukuk” diyoruz.

Son olarak bir şeyin altını çizmek istiyorum: Bakın, Tatvan’da 9 belediye meclis üyemiz görevden uzaklaştırıldı. Neden? Haklarında terör örgütü üyeliği nedeniyle soruşturma varmış. 6 tane belediyemizi gasbettiniz, 6 belediyemizi: Edremit’i, Tuşba’yı, Çaldıran’ı, Dağpınar’ı, Bağlar’ı gasbettiniz, çok açık söyleyeyim, gasbettiniz.

Toparlıyorum, son cümlem Sayın Başkan, çok özür dilerim.

BAŞKAN – Tamam, bir dakika daha süre veriyorum Sayın Tiryaki.

Buyurun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Yetmedi, 57 meclis üyemizin meclis üyeliğini düşürdünüz. Yetmedi, İstanbul seçimlerini iptal ettirdiniz. Yetmedi, itirazlarımıza rağmen geçersizleri bile saydıramadığımız Tatvan’da -14 belediye Meclis üyeliğiyle çoğunluktaydık, sizin 11 belediye meclis üyeliğiniz vardı, ona da bir yol buldunuz- soruşturma açtırdınız savcılara ve şimdi de “Haklarında örgüt üyeliğinden soruşturma var.” diye görevden uzaklaştırıyorsunuz. Bunun ismi “hukuk” değil, bunun ismi “seçim sonuçlarına saygı duymak” değil. Herkes, hepimiz seçim sonuçlarına saygı duymak zorundayız, bunun gereğini yerine getirmek zorundayız. Kaybettiğiniz belediyelere göz dikmeyin, bir dahaki seçimlere hazırlanın çünkü bizler öyle yapıyoruz, muhalefet öyle yapıyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tiryaki.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel hatibin konuşmasında geçen konuyla ilgili Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının kamuoyuna bir açıklaması söz konusu. Burada, PKK terör örgütü mensuplarına yönelik yapılan operasyonda 2 teröristin etkisiz hâle getirildiği, 1 komiser yardımcımızın şehit olduğu, 2 polis memurunun yaralandığı olayla ilgili bir soruşturma yürütüldüğü, şüphelilerin yakalanması ve gözaltına alınmalarıyla ilgili birlikte yürütülen adli sürecin usul ve yasalara uygun bir şekilde devam ettirilmekte olduğu…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Demek ki işkence usul ve yasalara uygunmuş!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …bazı internet haber sitelerinde, sosyal medya hesaplarında şüphelilerin işkence gördüklerine ilişkin iddiaların yer aldığı haber ve paylaşımlar nedeniyle de Cumhuriyet Başsavcılığınca usulü dairesinde titizlikle inceleme başlatıldığı ve bunun titizlikle takip edildiği hususu kamuoyuyla paylaşılmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Aynı zamanda, Tatvan’daki durumla ilgili İçişleri Bakanlığından aldığımız bilgi çerçevesinde, belediye meclis üyeleriyle ilgili, bunlar kamu görevlisi olduğu için, bütün kamu görevlileriyle ilgili adli tahkikat başlatıldığında soruşturmanın selameti açısından açığa alınma durumu gibi bir uygulamanın söz konusu olduğu…

HABİP EKSİK (Iğdır) – Kamu görevlisi değil, seçilmiş; bunlar seçilmiş.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …eğer adli soruşturma sonucunda herhangi bir problem olmadığında zaten göreve iade edilecekleri; yok, eğer adli tahkikat neticesinde bir problem varsa da gereğinin ortaya konulacağı hususu bilgisini paylaşmış oldum yüce Meclisle.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

38.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Meclis Başkan Vekili Mithat Sancar’ın Şanlıurfa ili Halfeti ilçesinde gözaltına alınanlarla ilgili Adalet Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığından bilgi alarak Meclisi bilgilendirmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, her iki konuda da konuşma yapmıştım, bir kez daha bir şeye işaret etmek istiyorum.

Bakın, İçişleri Bakanı çok açık ve net bir şekilde, Türkiye’de ne hukuku ne demokrasiyi ne Türkiye'nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmeleri, hiçbirini takmamaktadır. Bu sizin İçişleri Bakanınızdır, bizim değil, sizin İçişleri Bakanınızdır. Her gün, her yaptığı konuşmada, her eyleminde, aldığı her kararda hukuku ve demokrasiyi açıkça çiğnemektedir ve bundan hiçbir beis duymamaktadır. Siz onun hukuku ve demokrasiyi çiğnediği her kararının arkasında durarak aynı şekilde bu suça ortak olmaktasınız.

Şimdi, İçişleri Bakanı bir usul buldu “Kazanılamayan belediyeleri ve belediye meclislerini nasıl ele geçirebilirim acaba?” diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Çünkü bu niyetini beyan etti, dedi ki: “Bugüne kadar yaptıklarımızı uygularsak beş yıl sonra HDP’li belediye diye bir şey kalmaz.” Niyetini beyan etti açıkça.

Şimdi ne yapıyor? “Belediye meclis üyeleri hakkında soruşturma var.” diyerek hiçbir hüküm olmamasına rağmen görevden almaya başladı. Bu şekilde belediye meclis üyelerini görevden alacak, belediye başkanlarına musallat olacak yani bu şekilde kayyum atamadan kayyumlaştıracak ortalığı. İçişleri Bakanının niyeti budur, çok açık bir şekilde budur. Bu adamı eğer hukuka ve demokrasiye çekmezseniz, hukuk ve demokrasi çerçevesinde çalışmasını sağlamazsanız emin olun bu adam sizin de başınıza çok büyük dertler açacaktır. Buradan Mecliste bunu bir kez daha dile getirmek istiyorum.

Bakın, Urfa Halfeti Savcılığının açıklaması: İşkence yapıldığı çok açık, ortada görüntüler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı toparlayın lütfen.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Toparlıyorum efendim.

Görüntüler çok açık, ortada. Urfa Halfeti’de işkence yapıldığına dair insanların görüntüleri var, yürüyemez hâle getirilmişler, elektrik verilmiş. 2019 yılında, Türkiye’de, gözaltındaki insanlara elektrik veriliyor, işkence yapılıyor, bu açıkça ortada ve Urfa Başsavcılığınca “Her şey usulüne uygun yürütülmektedir.” deniyor. Bu kabul edilebilir bir şey değil sayın vekiller. Meclis bu işe sahip çıkmalıdır.

Bakın, Meclis Başkan Vekilinden talebimiz vardır; Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığından bu durumla ilgili bilgi alsın, Meclisi bilgilendirsin, Meclis bu konuya dâhil olduğuna dair çok açık bir mesaj versin. Bu kabul edilebilir bir durum değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİGER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 57 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1907) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 58) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Hüseyin Yıldız’a ait.

Buyurun Sayın Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN YILDIZ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 2015’ten beri ben Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili olarak burada defalarca AKP sıralarına seslendim, “Türkiye'nin geleceği turizmden geçer.” dedim ve her dönem buraya çıktığımda turizmin ne kadar önemli olduğunu anlattım.

Değerli arkadaşlar, son dönemlerde Türkiye’de özelleştirmeler yapılarak fabrikalar satıldı, yerlerine AVM’ler kuruldu, tarımı bitirdik, işsizlik oranı resmiyette 5 milyon, gerçekte şu an 8 milyon. Bizim petrolümüz yok, bizim doğal gazımız yok; bizim geleceğimiz sadece turizmden geçer.

2004 ve 2005’te ülkemiz turizm gelirlerinde dünyada ilk 8’deyken, 2018’de, üzülerek söylüyorum, bunu ben söylemiyorum, AKP Antalya Milletvekili Atay Uslu söyledi, dünyada 2 trilyon dolarlık bir turist pastası olduğunu Komisyonda kendisi itiraf etti, ben 2 trilyon dolar demiyorum, 1,5 trilyon dolar bir bütçe varken, bir pasta varken... Dünyanın en güzel memleketine sahibiz, üç tarafı denizlerle çevrili, bir tarafta denize giriyorsun, bir tarafta kayak yapıyorsun. Diğer taraftan da bütün tarihî eserler var, Osmanlı üç kıtaya hükmetmiş, korkunç bir tarihimiz var ama gel gelelim bu pastadan sadece 22 milyar dolar bir pay alıyoruz arkadaşlar. Demek ki AKP iktidarı 2002’den beri bir turizm planlaması yapmamıştır; yapsaydı, bugün… O dönemde İspanya’yla beraber yarışırken… Bugün İspanya’nın 2018 kapanışı yıllık 70 milyar dolardır.

Değerli arkadaşlar, sizler bu memleketi satarken gerçekten bu memleketi seven iş adamları 200 milyar dolar turizm yatırımı yaptılar, oteller kurdular, İspanya’dan daha iyi oteller kurduk. Baktığınız zaman, en güzel sahiller bizde. Yani kısacası, un var, şeker var, yağ var ama onu pişiren bir usta yok; problem burada. AKP ilk defa doğru bir şey yaptı. Doğruya da doğru diyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Genel Başkanın bize talimatıdır, Türkiye'nin geleceği için ne gerekiyorsa her türlü desteği veririz. Burada da itiraf ediyorum: İlk defa doğru bir şey yaptınız, gerçekten bu işin içinde pişen birisini Turizm Bakanı yaptınız, ilk defa. İnşallah -sayın bakan yardımcım burada- bu bakanı bürokrasi çalıştırır, önümüzdeki 2020, 2021, 2022, 2023’ü bari kaybetmeyelim. Aksi takdirde, göreceksiniz, 20 milyar doları geçemeyeceğiz.

Değerli arkadaşlar -sayın bakan yardımcım burada- ben size bir olay anlatacağım: 2006’da İngiltere’ye gittim bir turizmci olarak. Fuarlara katıldık, yerimizi, otelimizi satmak istiyoruz yani yatağımızı. Gelen bütün müşteri İspanya’ya gidiyor, İtalya’ya gidiyor, Fransa’ya gidiyor ama bizim, maalesef, Türkiye’de kurduğumuz yere gelmiyor. Düşündüm akşam giderken ya neden, sebep ne? Şöyle bir araştırma yaptıktan sonra, o gün, 2006’da -Londra’da 4 tane havaalanı var arkadaşlar, 4 tane- bütün havaalanlarını dolaştım Türkiye’ye ne zaman uçak var diye. Her havaalanından her gün İspanya’ya giden 4 tane uçak kalkıyor yani 16 tane uçak ama Türkiye’ye gelen uçak haftada bir gün; üzülerek söylüyorum, o da çarşamba günü. İspanya’ya giden uçağın fiyatı 20 paunddu, Türkiye’ye gelen uçağın fiyatı 385 paunt arkadaşlar.

Şimdi, biz eğer doğru bir strateji belirlemezsek… Dünyanın en büyük hava yollarından Türk Hava Yolları bizde. Güçlü bir hava yolu, değil mi? Bir bakın, bakayım, yazın ek seferleri Avrupa’ya yapıyorsunuz. Bu Türk Hava Yolları turizmle, Turizm Bakanlığıyla iş birliği yapması gerekirken maalesef yapmıyor, başka ülkelere uçuyor yani Almanya’ya ya da İspanya’ya; diğer ülkelere uçuyor ama kendi memleketimize uçuşlar yapmıyor.

Şimdi, ben burada özellikle Sayın Bakan Yardımcısına sesleniyorum: Çok güçlü bir komisyonumuz var arkadaşlar, çok güçlü. Komisyonda AKP’den de, CHP’den de, MHP’den de, HDP’den de, İYİ PARTİ’den de bu konuda uzman olan arkadaşlarımız var. On aydır, bakan atanmış, 1 sefer gördük, 1 sefer toplantıda, bir kahvaltıda görüştük. Bir de geçen cuma günü komisyon toplandı. Değerli arkadaşlar, eğer siz o komisyonları çalıştırmadığınız takdirde, orada üretemezseniz topluma yayamazsınız; mümkün değil.

Bugün, turizm sektöründe 1 milyon 200 bin insan çalışıyor, burada devlet desteği yok; iş adamı orada yatırım yapmış ve bu yatırımıyla Türkiye'nin dış açığını kapatıyor. Eğer biz gerçekten, imam-hatiplere yaptığımız yatırımların yüzde 10’unu turizm okullarına yapsaydık bugün turizm bu hâle gelmezdi.

Sayın Bakan her çıktığında konuşuyor, doğru söylüyor, “Nitelikli turist getireceğim.” diyor yani “Ekonomik durumu iyi olan turist getireceğim.” Peki, Sayın Bakana şu soruyu soruyorum: Nitelikli turisti getirmek için, ona hizmet edecek nitelikli elemanın var mı? Yetiştirdin mi? On yedi yıldan beri kaç tane turizm meslek lisesi yaptınız? Ben bir Aydın Milletvekili olarak… Didim’de, Altınkum’un göbeğinde iki tane imam-hatip varken üçüncü büyük bir imam-hatip okulu açtılar ve şu an doluluk oranı yüzde 30 arkadaşlar, yüzde 30, diğer iki tane imam-hatip okulunun da doluluk oranı yüzde 40. O zaman önerdik, il millî eğitim müdürüne dedim ki “Arkadaşlar, burası Altınkum, burası turizm bölgesi, 20 tane beş yıldızlı otel var, 50 tane, 100 tane üç yıldızlı otel var, biz buraya turizm lisesi açalım, en azından, buradaki turizm okulunda okuyanlar sabahları okuluna gitsin, öğleden sonra gitsin, stajını yapsın, çalışmasını yapsın.” ama dinlemediler.

Ben özellikle AKP’ye buradan seslenmek istiyorum: 8 milyon işsiz var, bütün fabrikaları sattınız, üreten bir Türkiye değil, tüketen bir ülke yarattınız. Eğer çocuklarımıza bırakacak şu kadarcık vicdanınız varsa bir an önce turizm üzerinde çok önemle çalışılması lazım. Turizmden sadece turizm yapan insanlar para kazanmıyor, üreticisi kazanıyor, tarımcısı kazanıyor, çekirdekçisi kazanıyor, gümüşçüsü kazanıyor yani binlerce sanayiye destek veren bir hizmet sektörüdür. Eğer biz 2019’da iyi bir analiz, iyi bir program yapmadığımız takdirde yine 2018’de olduğu gibi -2019’u geçirdik, tren kaçtı- 2020’de de göreceksiniz, 22 milyar doları geçemeyeceğiz.

Değerli arkadaşlar, demin dedim, bir turistin bir ülkeye gidip seyahat etmesi için ilk önce can ve mal güvenliği olması gerekiyor; bir. Can ve mal güvenliğini bir turiste sağlamadığın takdirde o turist buraya gelip de tatil yapmaz. Avrupa’dan baktığın zaman şu an Türkiye’de mal ve can güvenliği olmadığı kanıtlıdır. Neden kanıtlıdır? Net söylüyorum arkadaşlar, Türkiye’de eğer bir ana muhalefetin genel başkanı saldırıya uğruyorsa, linç ediliyorsa, linç eden o inek hırsızı Osmanı da diğer kapıdan bırakılıyorsa kimse Türkiye’ye güvenmez.

İki: Türkiye’de bağımsız yargı yoktur arkadaşlar. Eğer sizler yatırımcıyı buraya getirmek istiyorsanız ilk önce demokrasi ve bağımsız yargı yaratmak zorundasınız; aksi takdirde, burada konuştuklarımız burada kalır değerli arkadaşlar. Onun için, tekrar ediyorum, Türkiye'nin geleceği uçurumun kenarında, hazine bomboş. Böyle giderseniz altı ay sonra emeklilerin, işçilerin parasını ödeyemeyeceksiniz, onu biliyoruz ama en azından bu dönemde 2020’yi kurtarmak amacıyla planı, analizi doğru bir şekilde yapıp doğru şekilde yürütmemiz lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, iki dakika daha ek süre veriyorum, sözlerinizi bağlayın lütfen.

HÜSEYİN YILDIZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Arkadaşlar, bu ülke hepimizin. Eğer bu gemi batarsa hepimiz batarız, hepimiz batarız.

Değerli arkadaşlar, biz milletvekiliyiz. Kurtuluş Savaşı Türkiye Büyük Millet Meclisinden yönetilmiştir. Liderlerimiz yanlış yapabilir. Bizim görevimiz, kapalı gruplarda yüreklice kalkıp yanlışlara da “Yanlış.” dememiz gerekiyor. Cumhurbaşkanı 82 milyonu doyurmuyor, bizler 82 milyonu doyurmuyoruz; 82 milyon, Cumhurbaşkanını, milletvekillerini ve bakanları doyuruyor. Herkesin bunu bilmesi lazım. Bu halk yoksa, ülke yoksa ne o Cumhurbaşkanı orada kalabilir ne de biz burada kalabiliriz. Bizim geleceğimiz, çocuklarımızın geleceği için doğruları savunmak zorundayız; aksi takdirde, göreceksiniz, bizim evlatlarımız, torunlarımız bu dönemin milletvekillerini lanetleyecekler. Onun için, burada, şu çatının altında hepimizin yürekli olması gerekiyor. Doğruya “Doğru.” diyeceğiz, yanlışa “Yanlış.” demek zorunluluğumuz var; aksi takdirde, ben, Türkiye'nin geleceğini çok iyi görmüyorum, net söylüyorum, görmüyorum ve AKP iktidarını uyarıyorum, uyarıyorum, uyarıyorum.

Bu vesileyle hepinizi sevgi, saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldız.

Şimdi şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

İlk söz, Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan’a aittir.

Buyurun Sayın Sarıaslan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yarın Kocaeli’de oynanacak maçta Nevşehirspor’umuza başarılar diliyorum, yarın kendileriyle beraber olacağım.

Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Ülkemizde uygulanan serbest pazar ekonomisi sonucunda ilgili kurumun istediği hususları yerine getirene teşvik sağlanmaktadır. Teşvik verilirken kâr zarar veya rekabeti engelleyici yönüne bakılmamaktadır. Ülkemizde son zamanlarda yapılan otel yatırımları talebin üzerindedir. Her yeni yapılan işletme, pazarı zorlamakta ve haksız rekabete yol açmaktadır. Otel yatırımlarında geriye dönüş on üç yıldan yirmi yıla çıkarılmıştır. Bu yeni yapılan tesislerin pazarlanması da bu işi zorlamaktadır. Her 30 bin yatağa yeni 1 milyon turist bulmak artık olanaklı görülmemektedir. Bugünkü sıkıntıların altında yatan nedenlerden bir tanesi de budur. Bu nedenle işletmelerde el değiştirme hızlanmaktadır.

Ekonomi Bakanlığı tarafından verilen turizm yatırım teşvik belgeleri, bölgelere ve türlere göre, sektörün ilgili kuruluşlarının da görüşleri alınarak üç yılda bir verilmelidir. Bu şekilde yatırımlar kontrol altına alınarak yatak enflasyonunun engellenmesi gerekmektedir.

Konaklama sektörü olarak genelde satışların büyük bölümü yabancılara yapılmaktadır. Bu oran Kapadokya’da yüzde 90’lara ulaşmıştır. Bu yolla da yurt içinde teslimatı yapılmış ihracat yapılmaktadır.

23/12/1999 tarih ve 99/13812 sayılı İhracat, Transit Ticaret, İhracat Sayılan Satış ve Teslimler ile Döviz Kazandırıcı Hizmet ve Faaliyetlerde Vergi, Resim ve Harç İstisnası Hakkında Tebliğ’den Kültür ve Turizm Bakanlığından belgeli otellerimiz de yararlanmalıdır. Bu konuda Bakanlığımızın desteğini bekliyoruz.

Turizm sektörü daha çok sezonluk olarak çalışan işletmeler olduğu için, işletmeler sezon sonunda -kasım, aralık- işçilerini işten çıkarmak zorunda kalmaktadır. İşçiler yaklaşık beş ay işsiz, işletmeler de bu sürede atıl kalmaktadır. Bunun önlenmesi amacıyla, kasım-mart döneminde ödenmesi gereken SGK primlerinin devletçe karşılanması hem tesislerin açık kalmasını sağlayacak hem de çalışanların belirli dönem işsiz kalmasını önleyecektir. Böylelikle sosyal barışa da hizmet edilmiş olup eğitilmiş iş gücü de bu yönde kaybedilmeyecektir. İşletmelerin yıl boyu açık kalması sağlanacak ve on iki ay turizm yapması kolaylaştırılacaktır. Kasım döneminde kısa süreli olarak işten çıkartılmak zorunda kalan çalışanlarımız, hizmet akitleri askıya alınarak mevsim sonu olarak bildirimde bulunulduğunda, hizmet akdinin tam olarak sona ermemesi sebep gösterildiğinden işsizlik maaşı alamamaktadır. Bu durumda hizmet akdinin tamamen sona erdirilmesi gerekmektedir. Turizm sektöründe yoğun olarak uygulanan sezon sonu çıkışlarda işçilerin hizmet akitlerinin tam olarak sona erdirilmeden işsizlik maaşını alabilmesi için yapılacak düzenleme işçilerin hak kaybına uğraması sorununu çözmüş olacaktır.

Bilindiği gibi Türk Hava Yolları büyüme ve havacılıkta uluslararası güç olma stratejisi kapsamında İstanbul’u aktarma merkezi (hub) olarak belirlemiş, yurt dışından getirdiği yolcuları İstanbul’dan gidecekleri yerlere yönlendirmektedir. Bu kapsamda Kapadokya Havaalanı’na doğrudan uçuş olmaması turisti İstanbul üzerinden aktarma yapmaya zorlamaktadır. Özellikle alım gücü yüksek turist olarak kabul edilen AB yolcu kategorisi Kapadokya’ya doğrudan uçmak istemektedir. Türk Hava Yolları Kapadokya’ya kaynak pazar konumundaki Çin, Brezilya, Almanya gibi ülkelerden doğrudan uçuşlar yaparak Kapadokya “destinasyon” olabilme yolunda desteklenmelidir.

Alman Kaplıcalar Birliği sınıflandırmasına göre, Kozaklı kaplıca suyu sodyum, kalsiyum ve klor içermekte olup A ve C grubu şifalı sular sınıfında yer almaktadır. Burada yapılacak hastane ve özellikle fizik tedavi merkezinin kurulması, beraberinde de yurt dışından da hastaların gelmesine olanak sağlayacak, Kozaklı ilçemiz de yurt dışı turizmine açılacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun sözlerinizi bağlayın Sayın Sarıaslan.

FARUK SARIASLAN (Devamla) – Gelen hasta yakınları Kapadokya bölgesini gezecek Türkiye’nin döviz gelirine ciddi katkı sağlayacaktır. Nevşehir’imizin merkezinin turizmden yeterli payı alabilmesinin önü mutlaka açılmadır, bunun için de olanaklarımız vardır. Nevşehir Belediye Başkanı hiç vakit kaybeden giden gitmiştir deyip kale ve etrafındaki yer altı şehrini, kilise evlerini bir an önce turizme açmalıdır. Sayın Başkan, başka işlerle uğraşacağınıza bu işlerle uğraşmanızı Meclisten de tavsiye ediyorum. Memleketim için muhalefet milletvekili olarak da yapacağınız her olumlu işte size destek vermeye hazırım.

Nevşehir’in hemen bitişiği olan Nar kasabamız turizmden hiç nasibini alamamıştır, oysaki kilise mezarlığı gibi kalıntılara bakıldığında Orta Doğu’dan kaçan Hristiyanların ilk yerleşim merkezidir. Nar kasabamızda bulunan kayadan oyma evler paha biçilmez durumdadır, ne yazık ki bunlar değerlendirilememiştir.

Kapadokya bölgesinin hâlâ bir tarihî filmi yoktur.

Başkanım, hemen bitirmek üzereyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun devam edin.

FARUK SARIASLAN (Devamla) – Oysaki böyle bir film turizm fuarlarında, hava yollarında gösterilerek Kapadokya’nın tanıtımı yapılabilir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sarıaslan.

Şahıslar adına ikinci söz Antalya Milletvekili Atay Uslu’ya ait.

Buyurun Sayın Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ATAY USLU (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Turizm, dünyada hem gelişen hem de gelişmekte olan ülkelerin çok ilgi gösterdiği bir sektör. Biraz önce CHP Milletvekili Hüseyin Bey söyledi, “Dünyada 2 trilyon doların üzerinde bir turizm geliri var. Bunu itiraf etti.” dedi ama bu bir gerçek, bunu ben Komisyonda ifade etmiştim ve dünyada 1 milyar 2 milyon insan yabancı ülkelere gidiyor.

Turizm, ekonomiyi besliyor, istihdam oluşuyor, tanıtıma katkı sağlıyor. Bunun yanında, turizmin insani diplomasi özelliği de var; sınırları kaldırdığı ve kültürleri birleştirdiği için turizm bugün dünya barışına önemli katkılar sunuyor. “Dünyanın en büyük barış politikası nedir?” derseniz, bence turizmdir.

Turizmle, dünyanın ihtiyacı olan, kültürümüzün çekirdeklerinde, medeniyetimizin kodlarında olan sevgiyi, merhameti, hoşgörüyü dünyaya ihraç edebiliriz diye düşünüyorum. Yunus Emre’nin şu mesajı turizm anlayışımızın manifestosudur bizim: “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim, sevilelim.”

Sayın milletvekilleri, Türkiye, turizm anlamında çok büyük bir potansiyele sahiptir. Denizlerin en güzeli, dağların en güzeli, ırmakların en güzeli, toprakların en güzeli, ağaçların en güzeli, gülümsemenin en güzeli Türkiye’dedir. Türkiye, Olimpos’tan Patara’ya, Efes’ten Kapadokya’ya, Hacı Bektaş Veli’den Mevlâna’ya, Selimiye’den İshak Paşa’ya, Göbeklitepe’den Perge’ye, Likya Yolu’ndan Sufi Yolu’na dünyanın en büyük açık hava müzesidir.

Türkiye, doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi, otantik ile moderni, geçmiş ile geleceği, deniz ile dağı, mozaik ile çiniyi, ney ile kemençeyi, kaplıca ile kayağı, daha nice rengi ve ahengi bir arada bulunduran bir coğrafyadır. İşte, biz, bu coğrafyanın potansiyelini son yıllarda çok iyi şekilde kullanıyoruz. Teşvik politikalarıyla, altyapıya koyduğumuz desteklerle, dünyanın en büyük havalimanlarıyla ve yaptığımız diğer havalimanlarıyla, yatak artışlarıyla, kaliteli hizmet anlayışıyla, yeşil yıldızlı ve mavi bayraklı projelerle turizmde dünyanın önde gelen ülkelerinden birisi hâline geldik. Bu anlamda her türlü altyapı çalışmasını yapıyoruz.

Yine CHP Milletvekili Hüseyin Bey biraz önce “İmam-hatipleri açmayalım.” gibi bir şey söyledi.

Değerli vekiller, imam-hatipler, turizm liselerinin ikamesi değildir. Vatandaş istiyorsa öğrencisini imam-hatibe göndersin, istiyorsa turizm liselerine göndersin. Turizm liselerinin niteliğinin artırılması konusunda çalışma yapılması söz konusu olacaksa gelin beraber yapalım, zaten Sayın Bakanımız da bu dönemde yapıyor. Sanki birbirinin yerine ikame edilecek okullar gibi kullanmamak gerektiğini düşünüyorum. Evet, doğru turizm liselerinin kalitesini gelin hep beraber artıralım diyorum.

Bugün turizmde dünyanın en büyük 6’ncı ülkesi durumundayız, turizm sayısı bakımından, gelir bakımından da 13’üncü ülkesiyiz. 2023 için 50 milyon turist hedefimiz vardı, bu rakama 2019 yılı içerisinde inşallah ulaşacağız. Şimdiki rakamları revize ediyoruz, hedefimiz 2023 için 70 milyon turist 70 milyar dolar turizm geliridir. Bakın 2003’te iktidara geldiğimizde 16 milyon turist geliyordu Türkiye’ye, bugün 46 milyona ulaştık. Bakın, yine 2003’te 13 milyar dolar turizm gelirimiz vardı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bırak bu işleri, yemiyor artık millet.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Daha fazla para bırakıyordu.

ATAY USLU (Devamla) - Onu da anlatacağım.

Bugün 30 milyar dolara ulaştı. İnşallah bu, 2019’da daha da artacak. Biz hem yatak sayısını artırıyoruz hem mavi bayraklı plaj sayısını artırıyoruz. Bakın 2002’de 127 tane mavi bayraklı plaj vardı, bugün bu sayı 470 oldu. 306 bin yeşil yıldızlı yani çevreci tesisimiz var.

Değerli arkadaşlarım, biz, turizmde Türkiye’yi devler ligine taşıdık, inşallah bunu devam ettireceğiz. Bu sektörde çalışan taksiciden otelciye, turizmin tüm paydaşlarına, kamu kurumlarına ortaya çıkan Türkiye başarı hikâyesi için teşekkür ediyorum. Şimdi hem turizmin ülkeye yaygınlaştırılması hem uzun mevsimlere doğru genişletilmesi anlamıyla çalışmalarımıza devam ediyoruz. Hem turist sayısını artıracağız hem de turist başına geliri artıracağız inşallah. Hem pazarı çeşitlendiriyoruz hem de ürünü çeşitlendiriyoruz. Bugün yaptığımız yasa değişikliği de bunlardan bir tanesidir.

Türkiye’de turizm anlamında önemli atılım yılları vardır, bir tanesi Atatürk döneminde 1923’te kurulan Seyyahin Cemiyeti’dir arkadaşlar, bu sonra Turing ve Otomobil Kurumu olarak değiştirilmiş, Türkiye’nin ilk haritası yapılmıştır, 1923’te. Sonra 1953’te rahmetli Menderes döneminde hem turizmi teşvikle ilgili düzenleme yapılmış hem de Turizm Bakanlığı ilk defa bir bakanlık olarak kurulmuştur, Basın Yayın ve Turizm Vekaleti. Üçüncü büyük atılımsa 1982’de Rahmetli Özal döneminde olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Uslu, sözlerinizi bağlayın lütfen.

ATAY USLU (Devamla) – Diğer bir konu, Turizmi Teşvik Kanunu’dur. Hakikaten bu kanun ciddi dönüşüm ortaya çıkarmıştır. Bu vesileyle, rahmetli Turgut Özal’ı da rahmetle anıyorum. Şimdi bunun üzerine değişiklikler yapıyoruz. Yapılması gerekiyor, sürecin içerisinde turizmdeki bu dinamik sektör, yatırımcıların dinamizmi bunu gerektiriyor. Neler yapıyoruz? 6 başlık altında düzenlemeler yapıyoruz. Bir tanesi personel ihtiyaçlarıyla ilgili, personel lojmanları alanlarının tahsis edilmesini sağlıyoruz; turizmcilerin büyük bir talebi, turizm sektöründe çalışanların büyük bir talebi. Bunu sağladığımız andan itibaren derme çatma yapılarda veya otellerin bodrum katlarında çalışanlar kalmayacak, personel daha nitelikli ortamlarda kalacak, beraberinde de müşteri memnuniyeti ve hizmet kalitesi artacaktır.

İkinci değişiklik: Bu alanların Turizm Bakanlığına tahsis sürecinin iki ay içerisinde tamamlanmasını öngörüyoruz ki bu yatırımcının önünü görebilmesi açısından önemlidir diye düşünüyoruz.

Üçüncüsü: Bütüncül anlamda, Turizm Bakanlığının belli alanlarda altyapı hizmetlerine destek vermesini sağlıyoruz.

Dördüncüsü: Deniz turizmi araçlarıyla ilgili düzenlemeler yapıyoruz. Böylece Türk Bayraklı yatların, deniz turizmi araçlarının rekabet gücünü artırıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın, buyurun bir dakika daha süre veriyorum.

ATAY USLU (Devamla) – Beşincisi: Konaklama amaçlı farklı bakanlıkların yetkileri vardır, bu yetkileri Turizm Bakanlığının bünyesinde tamamlıyoruz.

Son olarak da turizmi çeşitlendirelim dedik, su altı dalış turizmine destek veriyoruz. Askerî yasak bölgelerde ve güvenlikli bölgelerde artık belli şartlarda ve izin alındıktan sonra dalış yapılabilecek.

Değerli milletvekilleri, bugün dünyada Mısır’a 10 milyon turist gidiyor dalış turizmi için. Bunun 7 milyonu da Avrupa’da. Bizim de büyük bir potansiyelimiz var. Floramız var, faunamız var denizaltında, arkeolojik değerlerimiz var, muazzam batıklarımız var. Bakın, Antalya’da, milletvekili olduğum Antalya’da geçen bir batık bulundu, milattan önce 1600 yılına ait, yani 3600 yaşında bir batık, dünyanın en eski batığı. Buralarda dalış turizmini geliştirmeye çalışıyoruz. Yine Türkiye’de, Kaş, dünyanın en iyi 20 dalış merkezinden biri. Geçen yıl 100 bin dalış yapıldı. Bunu milyonlara çıkarmak istiyoruz. Kaş bölgesinde güvenlik bölgesi, askerî bölge adı altında Üçağız Kekova bölgesi var. Bu bölgede yıllar önce, binlerce yıl önce deprem olmuş ve batık şehir var. Tüm dünyadaki dalgıçlar, denizaltı sporuyla ilgilenen herkes…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATAY USLU (Devamla) – Yarım dakika daha Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, bağlayın ama lütfen, son…

ATAY USLU (Devamla) – …tüm dünyadaki su altı meraklıları burayı keşfetmek istiyor. Şimdi, biz burayı, inşallah, izin alınarak dalış turizmine açıyoruz; 100 bin dalışı 1 milyona çıkaracağımıza inanıyorum.

Turizm için yapmamız gereken önemli adımlar var, bunları hep beraber yaparız. PR, tanıtım ve pazarlama çalışmalarında da yeni bir yapıya ihtiyaç olduğu ortada; inşallah bunlara da Meclis olarak çalışırız ve turizmimizi, beraberinde de ekonomimizi çok iyi noktalara götürürüz diyorum. Turizm, ekonomiyi besleyen en önemli noktalardan bir tanesi. Türkiye’nin hedefleri var ekonomide; turizm hedefleriyle beraber bunları da gerçekleştireceğiz diyorum.

Kanun teklifinin sektöre, millete hayırlı olmasını diliyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – İnanç turizmini unuttunuz Atay Bey, Ashabı Kehf’i, inanç turizmini.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, kayıtlara geçmesi açısından ifade edeceğim, müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın hatip önceki hatip Hüseyin Yıldız’ın konuşmasına atfen “İmam-hatiplerin yeteri kadar açılmamasını istiyor.” gibi bir söylemde bulundu.

Şimdi, ilk önce bizim birbirimizle samimiyetle konuşmamız lazım. Hüseyin Yıldız çok net bir şekilde dedi ki: “İhtiyaç neyi gerektiriyorsa onun karşılığını yapalım; bu, düz liseyse düz lise, turizm lisesiyse turizm lisesi, imam hatipse imam-hatip.” İmam-hatipler üzerinden siyaset yapmak artık eskidi. Onun için, eğer imam-hatipler üzerinden bir şey söyleyecek olursanız, imam-hatipleri de açan Cumhuriyet Halk Partisidir, ilahiyatı da açan Cumhuriyet Halk Partisidir, Diyaneti de açan Cumhuriyet Halk Partisidir; bunları siyasete alet eden Adalet ve Kalkınma Partisidir.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, bir tek cümleyle…

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, hiçbir zaman dini siyasete alet etmediklerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz kesinlikle hiçbir zaman dini siyasete alet etmeyiz. [CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar(!)]

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Alkış(!) Bravo(!)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz ancak samimi bir şekilde dini yaşarız ve gereğini yaparız, bunun herkes tarafından böylece bilinmesini isterim. Ancak kimin samimi olduğunu, kimin istismar ettiğini milletimiz her zaman maşeri vicdanında, vicdan terazisinde en güzel şekilde karara bağlayacaktır, bunun da bilinmesini isterim.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Bağladı zaten; İstanbul seçiminde, Ankara seçiminde, son seçimde bağladı.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİGER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 57 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1907) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 58) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi İç Tüzük 60 gereği söz talebi için sisteme giren milletvekillerine, burada kayıtlı olanlara, sırasıyla yerlerinden söz vereceğim. Burada ilk kayıtlı olan 6 kişi dışındakilere daha sonra söz vereceğim. Şimdi sisteme girilmesi aynı anda söz hakkı doğdu anlamına gelmiyor. Mesaj yerine ulaşmıştır.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Aldık mesajı Başkanım.

BAŞKAN – Çünkü böyle yaptığımız anda pek çok milletvekili arkadaşımız hemen sisteme giriyorlar, hepsini aynı anda karşılamanın imkânı yok. Şimdi ilk 6 milletvekiline söz veriyorum yerlerinden.

Sayın Enginyurt? Yok galiba.

Sayın Süllü? Yok.

Sayın Arslan…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, turizm sektörünü geliştirmek için hangi tedbirlerin alınacağını, Pamukkale ören yeri giriş ücretinde Denizlililere özel bir uygulama yapılıp yapılamayacağı ile işletilmesinin özel sektörden alınıp alınmayacağını Kültür ve Turizm Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Kültür ve Turizm Bakanlığına soruyorum:

1) Turizm sektörünü geliştirmek için yeni hangi tür tedbirleri almayı ve hangi yatırımları yapmayı düşünüyorsunuz?

2) Kültür turizmini geliştirmek için hangi tür çalışmaları ve tanıtımları yapmak istiyorsunuz?

3) Denizli Pamukkale Ören Yeri işletimini özel bir şirkete verdiniz. Denizli ilimiz gelirlerinden mahrum edildi. Yeni bir düzenleme yapılarak Pamukkale Ören Yeri işletimini Denizli Büyükşehir işletimine devretmeyi ne zaman yapacaksınız?

4) Pamukkale Ören Yeri giriş ücreti kişi başı 50 Türk lirasına yükseltilmiştir. Denizlili hemşehrilerimizin birçoğunun kendi ören yerine girme imkânı kalmamıştır. Bu nedenle Denizlili olan, kimliğinde Denizli doğumlu olduğu yazan her bir hemşehrimin 5 Türk lirasına giriş yapması için, ören yerini gezmesi için gerekli indirimi ne zaman yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

41.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Kahramanmaraş’ın gezmeye ve görmeye değer bir il olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kültür ve turizm en önemli değerlerimizdir. Bu değerlerimizin korunup geliştirilmesi için elimizden geleni yapıyoruz, yapmalıyız. Ülkemizin her yerinde olduğu gibi Kahramanmaraş’ımızda da sayısız tarihî ve turistik değerlerimiz vardır. Coğrafi konumu nedeniyle farklı iklim özelliklerini barındıran ilimiz, kadim tarihinde birçok medeniyet ve devlete ev sahipliği yapmıştır.

İstiklal Madalyalı, “kahraman” unvanlı şehrimiz, binlerce yıllık tarihi, muhteşem doğası, zengin kültür varlıkları, sayısız tarihî değerleri, nadide el sanatları, eşsiz mutfağı ve endemik bitkileri, milyonlarca böcekten oluşan uğur böceği kolonileri, zengin su kaynakları ve elbette birçok değerleriyle beraber güler yüzlü insanlarıyla, gönül insanlarıyla gelmeye, gezmeye ve görmeye değer bir ilimizdir.

BAŞKAN – Sayın Eksik…

42.- Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in, Iğdırlıların yayla sorununun çözülmesi ve bölgenin yaylalarının hayvancılığa, turizme açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

HABİP EKSİK (Iğdır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ardahan Valiliği ve Tarım Bakanlığı skandal bir kararla Ardahan yaylalarını Iğdırlı vatandaşlarımıza yasaklamış durumdadır. Bu karar hukuki değildir, keyfîdir. Bu yasak, bölge insanın ekonomisine, ülke ekonomisine büyük zarar verecektir. Hayvancılıkla geçimini sağlayan Iğdırlı vatandaşlarımızın hayvanları yayla bulamadığı için Iğdır sıcağında hastalanıp telef olacaktır, insanımız mağdur olacaktır. Bu kabul edilemez bir durumdur.

AKP iktidarı bölgenin insanına, ekonomisine, doğasına, hayvanına küçük birer monark hâline getirdiği valiler eliyle âdeta tecrit uygulamaktadır. Bakanlık, derhâl Iğdır insanının bu yayla sorununu çözmelidir. Valilerin elindeki bu sınırsız yetkiler alınmalı, hukukun işlediği bir zemin sağlanmalıdır. Bölgenin yaylaları hayvancılığa, turizme açılmalıdır, bu yasaklara son verilmelidir.

Sayın Başkan, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Keven…

43.- Yozgat Milletvekili Ali Keven’in, emeklilerin, engelli ve bakıma muhtaç vatandaşların ekonomik durumlarını yükseltecek çalışmalara hız verilmesi ile engelli maaşı alan vatandaşların da bayram ikramiyesinden yararlandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ KEVEN (Yozgat) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Hepinizin bildiği üzere, 2018 yılında gerçekleştirilen bir düzenlemeyle emekli maaşı alanlara bayramlarda bin lira ikramiye verilmesi kararlaştırılmıştır.

Sosyal devletin bir gereği olarak, emeklilerimizin hayatını güçlendirecek, ekonomik durumlarını iyileştirecek çalışmalara daha hız verilmelidir. Engelli ve bakıma muhtaç vatandaşlarımızın da ekonomik ve sosyal durumlarını yükseltecek çalışmalara acil hız verilmelidir. Engelli bireylerimiz bizlerin öz kardeşleridir. Herkes bir engelli adayı olarak bu konuda hassas olmalıdır. Yapılacak bir yasal düzenlemeyle, engelli maaşı alan vatandaşlarımızın da bayram ikramiyesinden yararlanmaları sağlanmalıdır. 480 lira gibi bir engelli aylığıyla geçinmeye çalışan vatandaşlarımıza Ramazan Bayramı öncesi verilecek bu müjde büyük bir umutla beklenmektedir.

İlgili bakanlığa gerekli çalışmanın yapılmasını arz ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİGER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 57 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1907) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 58) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 6’ncı maddeleri kapsamaktadır.

Bölüm üzerinde söz isteyen milletvekillerinin adlarını okuyorum: İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin.

İlk söz İYİ PARTİ Grubu adına Hayrettin Nuhoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; selamlarımı sunarak sözlerime başlıyorum.

Torba kanunlardan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle özel amaçlı ve tek konu üzerine düzenlenmiş bir kanun geldi, biraz önce de benzer bir kanun geçti, Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, böyle bir kanun geldiği için memnuniyetimi öncelikle belirtmek istiyorum.

Turizmin ülkeler için çok önemli olması 2 trilyon dolardan fazla bir sektör olmasından kaynaklanmaktadır. Türkiye, bulunduğu coğrafya, tarihî ve kültürel mirasların zenginliği, doğal güzellikleri ve geleneksel Türk konukseverliği bakımından çok önemli bir ülke olmasına rağmen hak ettiği payı alamamaktadır. Turist sayısının ve turizm gelirinin artmasından sürekli bahsediliyor ama turist başına gelirin düştüğü nedense pek söylenmiyor. Turist başına düşen geliri artırmanın yanında ülkemizin hak ettiği payı alması da çok önemlidir. Bana göre yüzde 5 pay gibi bir hedef belirleyerek o hedefe ilk beş yılda varmak için her türlü düzenleme ve çalışma yapılmalıdır. Turizm nazlı bir sektördür, çok kırılgandır, herhangi bir sebepte kriz yaşanabiliyor ve yeniden toparlanmak için de çok büyük çaba göstermek gerekiyor. Onun için ülkedeki güvenlik durumu, hukukun üstünlüğü ve saygınlığı demokrasinin işlerliği yanında kaliteli hizmet sunulması hem turistler için hem de turizm yatırımcıları için önemli görülmelidir.

Bu arada turizm işletmecilerinin bazı taleplerini de buradan dile getirerek Turizm Bakanlığı yetkililerine duyurmak istiyorum. Kesintisiz ve ucuz enerji kaynağı bütün turizm bölgelerine sağlanmalıdır. Her şey dâhil sistemi turist için avantajlıyken ülkemiz ve işletmeler için dezavantajlı bir duruma doğru gitmektedir. Ucuz ülke olma imajı yerleşirse bu imajı değiştirmek çok zorlaşabilir. Bu sistemde KDV ve ÖTV oranları gözden geçirilmeli ve düzeltilmelidir. Kaliteyi düşürmemek ve haksız rekabeti önlemek için lüks otellere alt fiyat sınırı getirilmelidir. Kıyı ve plajların işgali önlenmelidir. Yedi ay çalışıp beş ay kapalı olan tesislerin personeli için teşvik edici çözümler üretilmelidir. Bu aynı zamanda işsizliği azaltacak bir yol olarak da görülmelidir.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu kanunla getirilen değişikliklerin tümünü incelediğimiz zaman bir husus öne çıkmaktadır, o da hazine ve orman arazilerinin yağmalanması ve peşkeş çekilmesinin kolaylaştırılıyor olmasıdır. Bu konularda Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri bizim nazarımızda şaibelidir. Sayıştaydan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimlerinden kaçmak bunun bir göstergesidir. Yol, köprü, tünel, havaalanı gibi büyük yatırımlarda yapılan soygun ve yolsuzluklardan sonra belediyelerde ortaya çıkan büyük yolsuzluklarla da aile yakınlarına ve yandaşlara sağlanan haksız kazançlar şüphelerimizi haklı çıkarmaktadır. Tek adam yönetimi olan partili Cumhurbaşkanlığı sistemi vurgun düzenini daha da kolaylaştırmıştır. O bakımdan bu kanunla getirilmek istenen bu değişikliklere destek vermemiz söz konusu olamaz.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta bu Mecliste iki birleşime katılmama cezası almış olan bir milletvekili olarak konuyla ilgili söyleyeceklerim var. Her ne kadar dün bu konuda tartışmalar yapıldıysa da bir de ben değerlendirmek istiyorum: Sayın Meclis Başkanının bir televizyon kanalında yapmış olduğu söyleşide ifade ettiği sözlerden dolayı tepki gösterdim fakat söylediklerime açıklık getirme fırsatı bulamadım. Diyor ki Sayın Başkan: “Hoca efendinin yeni değil, 70’li yıllardan beri kasetlerini dinleyip yazdıklarını okuyarak yetişmiş insanlarız biz.” Kendisi söylüyor. Söyleşinin diğer bir bölümünde de cemaati anlatırken “Bunların zaten çok büyük bir kısmı AK PARTİ’li. Bizim teşkilatımızda görev alan insanlar. AK PARTİ’ye oy veren insanlar.” Yine Başkana ait geçmişteki bir “tweet”te “Fetullah Gülen hoca efendiye Allah’tan acil şifa diliyorum, geçmiş olsun.” ifadelerini görüyoruz.

Görüştüğüm pek çok kimse, bu ifadelerden ben ne anladıysam onlar da aynı şeyi anladıklarını ifade ettiler. Bu normal bir şey. Bunları ifade ederken hakaret etme gibi bir niyetimiz ve kastımız da yoktu. Sayın Meclis Başkanı bu kürsüden yaptığı konuşmasında bunları söylediğini de inkâr etmedi.

Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı Sayın Erdoğan 3 Ağustos 2016 günü yaptığı bir konuşmada “Bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökmemiş olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Bundan dolayı hem Rabb’imize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabb’im de milletim de bizi affetsin.” demedi mi? Ben şahsen Sayın Meclis Başkanından da beni kınamadan ve ceza verilmesini talep etmeden önce aynı tavrı göstermesini ve pişmanlık duyduğunu ifade etmesini beklerdim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Beni suçladığı konuşmasında diyor ki Sayın Başkan: “Ben şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Gerek siyasette gerek milletvekillerinde FET֒yle itham edilebilecekler arasında en sonda yer alacak bir arkadaşınızım.” O hâlde sormak gerekmez mi? FET֒yle itham edilebilecekler arasında en sonda yer alacak bir arkadaş iseniz sizden önde yer alanlar kimlerdir? İşte bunların kim olduğunun araştırılması için verdiğimiz araştırma önergelerini niçin reddediyorsunuz? Çekindiğiniz ne var? Gelin, bu siyasi ayağı araştıralım ve bu konu açığa çıksın.

Değerli milletvekilleri, diğer taraftan 6 Mayısta İstanbul’da bir cenaze vardı. Keşke Yunan kazansaydı” diyen kişinin cenazesi. “Keşke Yunan kazansaydı.” Bu kişi, hâlen kolayca herkesin, bu tarafta oturan milletvekillerinin de ulaşabileceği, kendi sesinden yayınlanan konuşmasında “Mustafa Kemal’e zerre muhabbeti olan cenazeme gelmesin. Vasiyetimdir. Ona zerre muhabbeti olanla benim dünyada ve ahirette bir alakam olamaz.” ifadelerinde bulunmuştu. Şimdi, Sayın Başkan bu cenazeye katıldığına göre, Mustafa Kemal’in koltuğuna otururken ona zerre kadar muhabbet duymayanlardan olmayacağına göre vasiyete mi uymamıştır yoksa vasiyetten haberi yok mudur? Bunları sormak benim hakkım değil mi? Yanındaki diğer meşhur kişiler bu cenazeye katılmış olsalar da “Kendisi keşke gitmeseydi” deme hakkımız yok mudur? Bu konuya açıklık getirmesini istemek hakkım değil midir? Hakkım değil diye düşünenler olabilir ama Türk milletinin hakkıdır! Türk milletinin hakkıdır! (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Bir hususu da bu vesileyle kayda geçirmekte fayda görüyorum. İstanbul’un Esenler İlçe Belediye Başkanı hem “Keşke Yunan kazansaydı.” diyen kişinin cenazesine gidiyor hem de Ekrem İmamoğlu üzerinden bütün Trabzonluları Yunan olmakla suçlayacak anlamda sözler sarf ediyor.

CEMİL YAMAN (Kocaeli) – Yok öyle bir şey ya.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Şu ana kadar da özür dilemiyor.

Hükûmette yer alan 4 Trabzonlu bakanın ve Adalet ve Kalkınma Partili Trabzonlu milletvekillerinin tepkilerini de şu ana kadar duymak mümkün olmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Nuhoğlu.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Bu nasıl bir iştir? Bunları takip etmeyelim mi? Türk milletinin birliğini bozabilecek söz ve davranışlara tepki göstermeyelim mi? Elbette tepkimizi göstereceğiz ve Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran iradeye ve o felsefeye sonuna kadar sahip çıkacağız. Bu böyle bilinmelidir.

Saygılar sunarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Nuhoğlu.

Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun 58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel, hakikaten, aslında baktığımız zaman bir hezeyanı gördük. Bir hezeyan… Her şey birbirine tamamen karışmış, bağlamından kopartılmış, şahsiyatla uğraşmayı kendisine hedef edinmiş ve bağlamından her şeyi kopartarak kendi düşüncelerini haklı çıkarmaya yönelik maalesef talihsiz bir konuşma.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Talihli, talihli… Talihsiz sensin orada oturan. Meclisin en talihsiz adamı sensin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bu konuda şunu ifade etmek lazım ki: İç Tüzük herkesi bağlayıcı hükümler ihtiva etmektedir. İç Tüzük 161’inci maddeye göre Meclis Başkanına hakaret ettiği tespitine istinaden o gün Levent Gök Bey’in başkanlığında bu tespit yapılmak suretiyle Sayın Meclis Başkan Vekilimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …bu konuda bir ila üç birleşim uzaklaştırma, çıkarma teklifi noktasında kendi takdiriyle…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kendi takdiri değil ya.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …iki birleşim -bir ila üç birleşim takdir edebiliyor- uzaklaştırma takdirini Genel Kurulun bilgisine sunmuş ve Genel Kurul da kabul etmiş ve bir kanuni uygulamayı, İç Tüzük uygulamasını hayata geçirmiştir.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – AK PARTİ’nin başvurusu üzerine Sayın Başkanım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sonuç itibarıyla, en son Sayın Tevfik Göksu’nun konuşmasından mütevellit, hiçbir şekilde Trabzon’la ilgili bir imada bulunmadığı hâlde maalesef başkalarının ağzıyla konuşarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın lütfen Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …belki bir farklı dayanışma içerisine girerek burada açık ve net bir şekilde “Kendisi Trabzonlu olduğu hâlde, kendisine ‘İstanbul’u Yunanlı fethetti.’ diyen Yunanlı gazetecilere ‘Niçin sen gerekli açıklamayı yapmıyorsun?’” dediği hâlde, sözün özü ve tamamı bu kadar olduğu hâlde kesinlikle bir iftiraya maruz kalan Tevfik Göksu’ya hâlâ iftira etmeye maalesef devam ediyor.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Gazetenin sahibi Çavuşoğlu’nun arkadaşı çıktı, fotoğrafları var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Dolayısıyla, bu konuda, bu hususun tashih edilmesi lazım, düzeltilmesi lazım ve asıl hem Sayın Meclis Başkanımızdan hem de Tevfik Göksu’dan kendisinin özür dilemesi lazım. Hakikat budur. Evet, değerli arkadaşlar, hakikat bu iken birtakım yalana, dolana, başka noktalara işin çekilmesi kimseye yakışmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı).

BAŞKAN – Tamamlayın artık Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkürler.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sen git simit hesabı yap!

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri…

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

45.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilinin işi tahrik etmek ama ben tahriklere kapılmayacağım. Ben doğrudan doğruya yazılı olan kâğıttan okudum çünkü hem televizyon söyleşilerinden aldım hem Sayın Cumhurbaşkanının sözünü aldım ve sadece onları okudum. Bunlara itiraz mı ediyorlar, yalan mı diyorlar, iftira mı ettiğimi söylüyorlar? Ben ne varsa onları söyledim ve Türk milletinin huzuruna bunları getirdim. Gerisi Türk milletinin takdirine kalmıştır. Onun için, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekilinin ne söylediğini fazla kale almıyorum. Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Nuhoğlu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

Mikrofonunuzu açsam…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yok, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

Levent Bey Meclis Başkan Vekilliği yaparken Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konuyla ilgili başvurusu üzerine oylamayı gerçekleştirmişti. Bu konudaki kendi düşüncesini de kürsüden zaten ifade etmiştir. Bunun kayıtlara geçmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, bir tek cümleyle şu cevabı vermek durumundayım.

BAŞKAN – Buyurun, tek cümle alıyoruz Akbaşoğlu.

46.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun konuk olduğu Tarafsız Bölge programına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Tek cümle, evet.

Şöyle: Birkaç gün önce biliyorsunuz bu konuyla ilgili iddiayı dile getiren CHP’nin Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Ahmet Hakan Bey’in programındaydı. Bütün milletin huzurunda Tevfik Göksu Bey’le ilgili husus orada enine boyuna görüşüldü, tartışıldı ve Ahmet Hakan Bey’in de “O videoyu defaatle ben izledim, 80 defa izledim, sizin ima ettiğiniz en ufak bir şey yok.” dediği de bütün milletimiz tarafından duyuldu ve görüldü.

Teşekkür ederim.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Trabzonlulara “Yunanlı” dediler bunlar, kayıtlara geçsin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

47.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet efendim, Adalet ve Kalkınma Partisinin yeni sözcüsü herhâlde Ahmet Hakan, onun sözünün itibarı geçiyor onlar açısından.

Efendim, o orada program yapan bir arkadaşımız. Kaldı ki Ekrem İmamoğlu gerçekten orada kendisine samimi bir şekilde “Eğer bu kişiyi savunmak istiyorsan sen onun yerine geçme, o gelsin, kendisini savunsun benim yanımda.” demiştir. İstanbul’la ilgili soygun düzenini anlatırken, aynı Ahmet Hakan programın bitmesine daha tam kırk beş dakika vakit varken programı bitirmek durumunda kalmıştır.

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Talimat var.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bunun kendi kararıyla mı yoksa yukarıdan bir talimatla olup olmadığını da kendisinin Türk kamuoyuna açıklaması gerekir.

Gelelim, bu şahsın Ekrem İmamoğlu’yla ilgili “Yunan’dır.” bilmem nedir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu arkadaşlar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, insanın Yunan olmasında, Rum olmasında, Ermeni olmasında, Çerkez, Abaza, Laz, Kürt… İnsan olacak, hepimizi Allah yarattı, biz bundan hiçbir şekilde gocunmuyoruz ama gocunduğumuz bir şey var: Şimdi, bu konuşmayı yaptıktan sonra “Peki, Ekrem İmamoğlu nerelidir?” diyorsun, “Trabzonludur.” diyorlar oradakiler, “Ee, bunda bir hesap var.” diyorsun. O hesabı sana yuttururlar, buradaki arkadaşların da yaptığı odur. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Efendim…

BAŞKAN – Artık tamamlayalım, bitirelim çünkü…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Son olarak şunu kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum…

BAŞKAN – Tamam, mikrofonu açmıyorum o zaman.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kayıtlara geçmesi açısından şunu söylüyorum: Bakın, çok açık ve seçik bir şekilde dün, iki gün önceki programa atıf yapmamızın sebebi, orada bizzat bu işin muhatabı olan CHP adayının kendisiyle ilgili sözleri, Tevfik Göksu Bey’in sözlerini gündeme getirmesiyle ilgili bir programı bütün Türkiye izledi. Bu konuyla ilgili böyle bir şey söylenmediği orada açıklığa kavuştu. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok öyle bir şey!

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yok öyle bir şey ya! Sen izlememişsin, belli!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen seyretmemişsin!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konu da açıklığa kavuştu.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Kayıtlar var, video kayıtları var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu konuyu hep beraber tekrar konuşabiliriz. Bununla ilgili olarak, bakınız, herkesin bir vicdan terazisi var, herkes doğru ve dürüst bir şekilde, olanı olduğu gibi tespit etmek, onu yamultmamak vazifesinde. Herkesin farklı yorumu olabilir ama söylenmemiş bir sözü söylendi gibi farz ettirmeye çalışmak hakikaten insan onuruna yakışmaz. “Söylenmeyen bir söz var, söylenmiş gibi farz edelim, sen de bunu söyledin kabul et, biz onun üzerinden sana siyasi eleştiri getirelim, oradan da Trabzonlular üzerinden bir siyaset yapalım.” Trabzonlular bu konuyla ilgili cevabını verdi ve Tevfik Göksu Bey’e “Adamsın, adam!” dedi. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından gülüşmeler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim dedi “Adamsın.” diye?

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, söz talebiniz var galiba değil mi?

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Rüyasını anlatıyor yahu!

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Cenazeye niye gitti o zaman, cenazeye?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ağıralioğlu.

48.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, Trabzon’un Yunanla beraber zikrediliyor olmasından rencide olduklarına, İstanbul ilinde Belediye Başkanlığı seçimini Cumhur İttifakı kazanınca “Müslümanlık kazandı.” Millet İttifakı kazanınca “Olimpos’un çocukları kazandı.” şeklinde konuşulmasına refleks verildiğine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – İstanbul Milletvekiliyim ama Trabzonluyum. Trabzon mevzu edilince, Kurtuluş Savaşı’nın hemen başından itibaren bu topraklarda -evveli de var- yaşadığımız derin acıların millet hafızasındaki karşılığının -Engin Özkoç Bey’in söylediğini de şerh etmek için söylüyorum- evet, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevenlerin yurdudur, evet, ekalliyeti ne olursa olsun insanların kavmiyetinden dolayı tahkir edilmedikleri, insanca yaşadıkları bir coğrafyanın adıdır bu Anadolu. Lakin millet hafızamızda öyle derin acılar vardır ki belli coğrafyalarda bu acıların o kadar büyük izleri vardır ki bazı cümleler –tırnak içinde söylüyorum bunları- hakaret telakki edilir. Yani biz Ermeni vatandaşlarımızla bin yıl bu topraklarda ekalliyet unsurları içerisinde, en fazla onlarla rahat anlaşabildiğimiz hâlde, yaşadığımız büyük acılar, bu topraklarda “Ermeni” cümlesini hakaret telakki edecek hâle getirmiştir. Yani bin yıldır en rahat anlaşabildiğimiz komşularımızla ilgili yaşadığımız derin acı bu cümleyi hakaret telakki edecek bir şuur zafiyeti hâline dönüştürmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Başkanım, tamamlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Trabzon mevzu olunca da aynı hassasiyeti izhar ediyoruz biz. Trabzon’u Pontusçuluğun merkezi hâline getirmeye çalışan bir algının içerisinde “Trabzon” zikredilince, “Yunan” “Rum” zikredilince “Trabzon” cümlelerinin tamamını hakaret telakki eder Trabzonlular; münhasıran Karadeniz ama hususiyetle Trabzon bunu hakaret telakki eder.

Bir de konuşmanın içerisinde, dediğinden daha çok ima ettiği, tonladığı şeyi bir daha dinlesin arkadaşlarımız lütfen. “Fotoğraf büyük.” cümlelerinden nefret ettiğimiz kadar bu son dönemde başka bir cümleden nefret etmedik. “Büyük fotoğrafa bakmak lazım, büyük resme bakmak lazım.” imalarının içerisinde “Biz aslında büyük resmi görüyoruz, siz bu ağaca takılmayın, ormana bakmak lazım.” derken kastedilen şeyin Trabzon’un Yunanla beraber zikrediliyor olmasından rencide olduk biz. Yoksa Trabzon zaten memleket, millet mukavemetinin merkezidir. O anlamda, bu hakarete sadece biz değil, Cumhurbaşkanının da cevap vermesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Ağıralioğlu.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Rize de Trabzon’a bağlı bir yerdi, ilçesiydi. Yani Sayın Cumhurbaşkanına da aslında zımnen hakaret etmiş oldu; Kabinede 4 Bakan var, onlar da Trabzonlu, onlar da cevap versinler buna ama cümlelere dikkatsizce imalar karıştırırsanız böyle mukabele görürsünüz.

Yani Trabzon’la ilgili “Kaseti bir daha izledik, bir daha dinledik.” Lütfen bir daha dinleyin yani ben normal bir siyasi taassupla falan dinlemedim, o ima ettiği şeyin içerisinde kastettiğinden fazlası var Muhammet Bey. Bak, şu var: “Niçin cevap vermiyorsun?” beklentisi başka bir şeydir ama “Fotoğraf büyük, dert başka, oyun büyük.” falan cümleleriyle kastedilen şey, gazetede köşe yazarlarımızın da yazmaktan hiç utanmadıkları bir şeydir. İstanbul’daki seçim yarışı için “Hira Dağı’nın çocukları ile Olimpos’un çocukları arasında geçen bir yarış” şeklinde cümle kuracak, kurduracak bir siyasal iklim oluşturursanız, böyle cümleler duyarsınız.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – İstanbul’daki yarışı “Hira Dağı’nın çocukları ile Olimpos’un çocukları arasında geçen bir yarış” olarak zikretmezseniz, bu, İstanbul’u daha iyi yönetmeye teşebbüs etmiş Müslüman Türk milletinin çocukları arasında geçen bir yarıştır gibi algılarsanız; kazananı, kaybedeni “Biz kazanırsak Müslümanlık, mukaddesatçılık kazandı, mağlup olursak memleketi şerre bulaşmış bir cinnet kazandı.”dan çıkarırsanız rahat edersiniz.

Dolayısıyla Türkiye’deki siyasal dilin bu kadar bozulmuş olmasının tezahürleridir bunlar, çok basittir bu, ben öyle yazılar okudum. Şimdi, aslında, AK PARTİ’deki arkadaşlarımızın da dillerine biraz dikkat etmeleri lazım. Nihayetinde yüzde yüz mutabakatla yapılan işler olmayabilir bunlar. Yani Milliyetçi Hareket Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisinin her adayından yüzde yüz mutabakatla memnun olmayabilir. Cumhuriyet Halk Partisi bizim her adayımızdan yüzde yüz mutabakatla memnun olmayabilir. Biz her adayın dilinden, her adayın sözünden yüzde yüz memnun olmayabiliriz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Bitireceğim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, tamamlayın lütfen.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Bazen mutabakat alanlarımızı böyle yönetmek zorunda kalabiliriz. Daha önce zikrettim, bir daha zikrediyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Suriye’de Esad’dan nefret ediyor olduğuna dair bir kaville mücadele ediyor olabilir, ben de inanıyorum. Yani Beşşar Esad’dan nefret ediyordur ama bizim bir PKK belasıyla, bir PKK devletiyle karşı karşıya kalmış olmamız Sayın Cumhurbaşkanını Putin’le beraber olmak zorunda bıraktı, Amerika’nın bizi çektiği tuzaktan kurtulmak için Putin’le beraber olmak zorunda kaldı. Esad’ı orada kim tutuyor? Putin. Siz niye Putin’le beraber oluyorsunuz? Mecburiyetiniz var. Sizin mecburiyetiniz olan şey, bizim mahkûmiyetimiz falan değil. Dolayısıyla “Efradını cami, ağyarını mâni.” derlermiş eskiler. Hepsini bir arada söylemek zorunda değiliz bunların ama göz önüne aldığınız şey şudur: İstanbul’da Belediye Başkanlığı seçimini siz kazanınca Müslümanlık, mukaddesatçılık, rakipleriniz kazanınca “Olimpos’un çocukları kazandı.” gibi bir literatürle konuşmanızdan oluyor bunlar, o yüzden refleks veriyoruz Başkanım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağıralioğlu.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Yani sadece seçim sathına girdiğimiz andan itibaren kullandığımız siyasal dilin zehirlediği alanlardır bunlar. O yüzden böyle konuşuluyor, o yüzden refleks veriliyor.

Başkanım, tamamlayacağım, beni bağışlayın lütfen. Bana biraz daha müsaade eder misiniz, bitiriyorum.

BAŞKAN – Ama biraz fazla zorladık süreyi galiba Yavuz Bey.

Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Hayrettin Bey Meclis Başkanımızla alakalı hatırlatmada bulundu, birtakım imalarda bulundu. Siz de aslında haklı olarak dediniz ki: “Meclis Başkanımız buraya geldi, bu mevzuyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamasını ciddiye alın yani beyan ettiği şeyin esas olduğunu kabul edin.” Ben Türk yurdunun parolasının bu olması gerektiğine inananlardanım. Yani sorarsınız… Bu Türk yurdunun en kerih günahı yalan söylemek olmalıdır. Sordunuz mu? Sordunuz. Nedir efendim? “Siz FET֒cü müsünüz?” “Değilim efendim.” Kabul edeceğiz.

Şimdi, siz aslında, şu empatiyi yapma imkânıyla karşı karşıyasınız: İftiraya uğrayınca insanın hissiyatı ne oluyor, onu göresiniz; itham edilince insanların beyanının ciddiye alınmamasının insanları ne hâle getirdiğini göresiniz aslında çünkü diyorsunuz ki bize: “Siz böyle misiniz?” Sual ediyorsunuz hatta sualden daha fazlasını ediyorsunuz, diyorsunuz ki: “Siz öyle cümlelerinizi kuruyorsunuz ama biz sizi ciddiye almıyoruz, inanmıyoruz size.” Beyan ediyoruz, diyoruz ki: Değiliz. İnanmıyorsunuz bize. Biz size inanmayınca kızıyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – …ama sizin ithamlarınıza karşı bizim cevaplarımıza, bizim kızmamıza mukabele ederken bizi anlayışla karşılamıyorsunuz.

BAŞKAN – Derdiniz anlaşılmıştır Sayın Ağıralioğlu.

Teşekkürler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, söz talebiniz var.

Buyurun.

49.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Yunan basınında CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu’yla ilgili yer alan ifadelere ve tepkinin Yunan basınına gösterilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bu polemiğe girmemek için iki haftadır ciddi manada zorluyorum kendimi ve yine de girmek niyetinde değilim. Fakat akıl, insaf ve muhakeme ve biraz da vicdanla, bir de polemikleri, kamuoyunda tartışılanları da görünce söylemeden de edemiyoruz.

Şimdi, bu iddialar nereden çıktı? Malumunuz, bir Yunan basının manşete taşıması söz konusu bu söz konusu adayı ve ismi; bir defa da değil, çeşitli internet siteleri, gazeteleri manşetler atarak bu tür ifadelerde bulunmuş. Ne demiş? “İstanbul’u fetheden Yunan” demiş, “Ayasofya’nın intikamı." demiş. Bunun gibi benzeri göndermeler var. Ve bu sayın adaydan, bu kişiden hiçbir tepki çıkmadığı gibi, aday gösteren partinin de mutlaka buna bir tepki göstermesi gerekirdi veya bir karşılık vermesi gerekirdi. Fakat bu iddialara sessiz kalınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım arkadaşlar mikrofonu.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu Yunan basının bu manşetlerine, bu haberlerine sessiz kalınmış, tepki kime gösteriliyor? İşte Esenler Belediye Başkanı bunu hatırlatınca ona tepki gösteriliyor. Oysa ilk tepki Yunan basınına gösterilseydi bu tartışmaları da hiç yapmamış olur idik. Yani insanın ister istemez aklına bu Gezi olaylarında “Zulüm 1453’te başladı.” diyenler de var İstanbul’da, onlar geliyor, hatırlıyoruz. Yani birtakım…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yok öyle bir şey. Hiç öyle bir şey olmadı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Var, o manşetler var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir tane dandik bir internet sitesinde manşet oldu. Mevlüt Çavuşoğlu’nun arkadaşının internet sitesi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ayrıca, bu adayın seçim kampanyasının Patrikhane ziyaretiyle başladığını da biliyoruz. Ama bu tür polemikleri, tartışmaları da gereksiz ve yersiz bulduğumu tekrar ifade ediyorum. Öyle “Lütfen, başka konuya geçelim.” diyerek Ahmet Hakan’ın programında da olmaz. İki şey söyler, insan bir tepki gösterir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayalım lütfen Sayın Akçay, toparlayalım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Esenler Belediye Başkanına gösterdiğiniz tepkinin onda 1’ini de Yunan basınına göstermeniz gerekir yani. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, artık bu konu kapanmıştır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kapanmadı yahu!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Direkt bizimle ilgili…

BAŞKAN – İkinizin de söz talebini karşılayacağım ama bölüm üzerindeki konuşmaları tamamlama imkânımız olmayacak.

Lütfen, konuyu daha fazla yeniden gündeme getirecek bir tartışma değil, son sözlerimizi, bu konuyla ilgili şimdilik son sözlerimizi söyleyelim, tartışmayı başka zaman genişleterek sürdürebilirsiniz.

Buyurun Sayın Özkoç.

50.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın grup başkan vekilimiz yanılıyor. Yunan basınında, bir gazetede falan çıkmış bir manşet değil; bir internet haber sitesinde çıkmış bir haber, Sayın Çavuşoğlu’yla defalarca resimleri olan bir internet sitesinde çıkmış olan bir haber.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sahibiyle.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu haber sitesinin hiçbir anlamı yok, deli saçması. Yani biz onları kendimize muhatap almayız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O zaman Esenler Belediye Başkanını da muhatap almayın canım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Şimdi, Esenler Belediye Başkanını…

Söylüyorum, birincisi bu, bunda hemfikir olalım. Hani “Yunan basınında bir haber çıktı da…” falan, yok öyle bir şey.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Var, olur mu?

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yok öyle bir şey.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yok, internet haber sitesinde çıkan bir haber; birincisi bu.

FETANİ BATTAL (Bayburt) – Yalanlayın o zaman.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İkincisi, yahu, adam diyor ki durduk yerde… Biz onu muhatap almıyoruz ama birisi bizim belediye başkanımız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu arkadaşlar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kalkıyor, diyor ki: “Ya, Yunan basınında yani bir Yunan internet sitesinde birisi böyle dedi.” “Ee?” “Ekrem İmamoğlu ona cevap vermedi.” Soruyor, diyor ki: “Peki, Ekrem İmamoğlu nereli?” Ne gerek var? “Nereli?” diyor. “Trabzonlu.” diyor. Şimdi, niye bunu bu kadar savunuyorsunuz ya, niye savunuyorsunuz bu kadar ya? Adam açık ve aleni şekilde “Bunda bir hesap vardır, bunda bir oyun vardır.” diyor. Yani Trabzonlu olmayı bununla eşleştiriyor. Yani ses çıkartmayacağız mı?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Alakası yok.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aynı videoyu seyretmiyor muyuz ya? Bu soruyu sormayalım o zaman.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Akbaşoğlu, kısa, lütfen.

Buyurun.

51.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Türkiye'nin menfaatleriyle ilgili birlikte hareket edilmesi gerektiğine ve Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Ekrem İmamoğlu’yla ilgili ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Beraber seyredelim videoyu, gel beraber seyredelim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Değerli arkadaşlar… Değerli arkadaşlar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aynen bunu söylüyor, sonra da arkadan diyor ki: “Bir oyun var.”

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi, şu hususu bir toparlayalım hep beraber, uhuletle ve suhuletle beraberce toparlayalım, o da nedir: Şimdi, bir kere dış politikayla ilgili, kişisel nefretlerle ilgili değil; Türkiye'nin menfaatiyle ilgili hep beraber hareket ederiz ve etmek durumundayız. Türkiye'nin menfaatleri neyi gerektiriyorsa biz onu her zaman yaptık ve yaparız.

Değerli arkadaşlar, konuştuğumuz husus Tevfik Göksu’nun bir konuşması. Niye konuşuyor Tevfik Göksu, neyi hatırlatıyor? Yunanistan’da birtakım gazeteler…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İnternet sitesi, gazete değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İnternet gazetesi olabilir.

Bakın, başka gazeteler… “Yunanlı, Yunanlı, Yunanlı…”

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Çavuşoğlu’nun arkadaşının, fotoğrafları var Çavuşoğlu’yla.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çavuşoğlu’nun arkadaşı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli arkadaşlar, bakın, biraz evvel kaç grup başkan vekilimiz… (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakanın arkadaşı, Mevlüt Çavuşoğlu’nun arkadaşı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Burada üç grup başkan vekilimiz konuştu, bizim arkadaşlarımızdan, grubumuzdan…

BAŞKAN – Lütfen, konuşmaya izin verelim arkadaşlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

Açalım mikrofonu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …bir tek çıt çıkmadı arkadaşlar, doğru mu?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, biz de çıkartmıyoruz. Bakın, kim olduğunu söyleyin, bu şahsın kim olduğunu söyleyin.

BAŞKAN – Lütfen…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Grup başkan vekiliniz söyler. Bakın, söz alın, grup başkan vekiliniz söyler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır, siz söyleyin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Siz devam edin.

Sayın Akar, lütfen, izin verin, grup başkan vekili konuşsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu internet sitesinin sahibi kimdir?

BAŞKAN – Anladım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Merak ediyoruz Başkan. Konuşuyorlar, bir internet sitesinden bahsediyorlar; bunun sahibinin kim olduğunu biliyorlar, bir söylesinler.

BAŞKAN – Sayın Akar, mesele şu ki…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz de öğrenmek istiyoruz.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) - Ya, sadece “Yunan” değil…

BAŞKAN – Grup başkan vekiliniz söz ister, anlatır ama birisi konuşurken sürekli sözüne müdahale etmeniz doğru değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, biz de milletvekiliyiz, biz de merak ediyoruz.

BAŞKAN – Milletvekillerinin hangi usulle konuşacağını elbette biliyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan ama deminden beri grup başkan vekillerini dinliyoruz, biz de konuşma hakkına sahibiz bu Mecliste.

BAŞKAN – Sisteme girin, söz isteyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben merak ediyorum, kimin arkadaşı, kiminle görüşmüş Türkiye'de bu vatandaş?

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

Sayın Akar, sisteme girin; 60’tan söz isteyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki.

BAŞKAN – Söz söyleme hakkına sahipsiniz, doğru.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ederim Başkan, sağ olun.

BAŞKAN - Ben size sadece usulü hatırlatıyorum, hepsi bu kadar.

Sayın Akbaşoğlu, lütfen…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, “İstanbul elbette bir gün fetholunacaktır, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun askeri ne güzel askerdir.” buyurdu Efendimiz (AS). Bu kutlu fetih 1453’te Fatih Sultan Mehmet’e ve aziz ve asil milletimize müyesser oldu, elhamdülillah. 29 Mayısta yıl dönümünü hep beraber kutlayacağız.

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Türk milleti!

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Türk milletine! “Türk” de, “Türk!” Adam “Türk” diyemiyor ya, Türk milleti!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi, Yunanlılar bu fethi tabii ki hazmedemediler bir türlü. “İstanbul Konstantinapol olacak, Ayasofya tekrar kilise olacak.” diye, her zaman kendi çocuklarını bu şekilde yetiştirirler, malumunuz. Bu konuda “Bir Yunanlı İstanbul’u fethetti.” diye başlıklar atılıyor Yunanistan’da, “Bir Yunanlı İstanbul’u fethetti.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Artık bağlayın lütfen, tamamlayalım bu konuyu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bağlıyorum.

Ne alakası var bununla? Hiçbir alakası yok. diyor ki Tevfik Göksu da Yunanistan’daki gazetenin haberini ortaya koyarak: “‘Bir Yunanlı İstanbul’u fethetti.’ Arkadaşlar, ya, bu arkadaş Yunanlı mı? Hayır, bu arkadaş Yunanlı değil.” Başkaları diyor zaten, “Nereli?” sorusuna cevabı başkaları veriyor. “Yunanlı olmadığına göre, niçin Yunanistan’da böyle bir başlık atılıyor? Bunu yalanlasana, bunu yalanlasana!” diyor. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Tamamen yanlış anlatıyor, baştan sona yanlış anlatıyor Başkan. Ya okuduğunu anlamıyorsun…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Meselenin özü ve özeti budur. Hiç kimse gerçeği çarpıtmasın.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Baştan sona yanlış anlatıyorsun, baştan sona.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İşte, her işiniz böyle, her işi maalesef çarpıtarak yalan, yanlış ve iftirayla maalesef, suyun üstüne çıkmaya çalışıyorsunuz. Arkadaşlar, gerçek balçıkla sıvanmaz.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Aynen öyle, aynen öyle! Trabzonlulara hakaret ettiniz!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerçek budur, iş budur.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Trabzonlulara AK PARTİ hakaret etmiştir, bitti.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Şuuraltını ifade ediyor!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Arkadaşlar, biz hepimiz aynı zamanda Trabzonluyuz, o kadar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Değilsin! Hem hakaret et hem de Trabzonluyuz de, yok öyle bir şey!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz 81 vilayetiz, biz Türkiye’yiz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, buyurun.

Lütfen kısa…

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – “Yunan” deyince aklına Trabzon gelecek, ondan sonra “Hepimiz Trabzonluyuz.” diyeceksiniz; yok ya!

BAŞKAN – Kısa bir sürede…

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Hayır efendim, adam bilinçaltındakileri söylüyor! Yazık ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu Trabzon’a hakaret! Bu Türkiye'ye hakaret! Bu dinimize, tarihimize hakaret!

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, buyurun… (Gürültüler)

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.21

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

58 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİGER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

2.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ile 57 Milletvekilinin Turizmi Teşvik Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1907) ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 58) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu kalmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 23 Mayıs 2019 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.28



(x) 56 S. Sayılı Basmayazı 14/5/2019 tarihli 77’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) 58 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.