TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           75’inci Birleşim

                                                                                   8 Mayıs 2019 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, ramazan ayına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararı ile Tokat ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’ın, Anneler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir Büyükşehir Belediyesinde işten çıkarılan işçilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararı sonrası dilden dile dolaşan fıkra ile mâniye ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Türkiye ekonomisinin üretim ve ihracata dayalı büyümesine rekorlar kırarak devam ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önal’ın, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunda çalışan işçilerin mağduriyetine ve TÜPRAŞ işçilerini desteklediklerine ilişkin açıklaması

5.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine ve 9 Mayıs Avrupa Günü’ne ilişkin açıklaması

7.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ilinin İskenderun ilçesinde şiddete maruz kalan Berfin Özek’in tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılanabilmesi için Sağlık Bakanı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanının gerekli talimatları vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, İsrail ordusunun Gazze’deki Anadolu Ajansı ofisini roketlerle hedef almasını kınadığına ve ramazan ayını tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararını objektif değerlendirenlerin anlayamadığına ilişkin açıklaması

10.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararının şüphelerin ortadan kalkması açısından önemli olduğuna, ramazanışerifi tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararı sonrasında Ekrem İmamoğlu'na sosyal medyadan destek veren sanatçıların Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı Muhammet Safi tarafından fişlendiğine ilişkin açıklaması

12.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Adana, Ankara, Eskişehir, Kayseri, Manisa, Mersin, Isparta, Yozgat ve Elâzığ illerinde şehir hastanelerinin hizmete başlamasıyla kapatılan ve taşınan devlet hastanelerinin arazileri üzerindeki tasarrufun ne olacağını, devlet hastanesi olarak işlev gören kaç arazinin bağış olduğunu, hangi illerde ve hangi büyüklükte araziler bulunduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, 5-13 Mayıs Trafik Haftası vesilesiyle vatandaşları trafikte duyarlı olmaya, saygılı olmaya, sabırlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

14.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararına ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in Meclis başkan vekilliği görevinin hayırlı olmasını dilediğine, Türkiye geneli demokrasi nöbetlerini diktatörlüğe geçmek için mi tuttuklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya'nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olarak atanmasına ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, memnun olması beklenen demokrasi havarilerinin YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararını en fazla tartışma konusu yapmasının dikkat çekici olduğuna ilişkin açıklaması

18.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Şırnak ili Cizre Belediyesinde polisler tarafından alınan güvenlik önlemlerine, diğer parti belediyelerinde de benzer uygulamaların yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine, belediye sınırları içindeki güvenliğin nasıl sağlanacağının kanun ve yönetmeliklerle belirlendiğine ilişkin açıklaması

19.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararıyla hukuksuzluğa karışmasının ve emirleri uygulayan kurum hâline gelmesinin ciddi anlamda beka sorunu olduğuna ilişkin açıklaması

 

20.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Meclis çatısı altında milletten aldıkları yetkiyle görevlerini yerine getirdiklerine, Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, FETÖ terör örgütünün bu ülkede oluşturmak istediği vesayet rejimine asla müsaade etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

21.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, yaptığı açıklamasında Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun açık ve net olarak YSK darbesinden bahsettiğine ilişkin açıklaması

22.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, sandık başkanlarının isimlerinin Cumhuriyet Halk Partisiyle nasıl paylaşıldığını ve bir belediye başkanının sandık başkanına mesaj göndererek yönlendirmede bulunup bulunmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

23.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, YSK’nin 139 sayılı Genelgesi’ne ve 6 Mayısta alınan kararın hukuka karşı darbe olduğuna ilişkin açıklaması

24.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptğı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, Muğla Barosuna kayıtlı avukat Sertuğ Sürenoğlu’nun İstanbul ilinde bir düğün için alınan önlemlere tepki göstermesi nedeniyle ev hapsine mahkûm edilmesinin kabul edilebilir olmadığına ve avukatlara yönelik şiddet olaylarını kınadığına ilişkin açıklaması

30.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, görevinin kendi otelleri için imar açtırmak ve turizme zarar vermek mi olduğunu, yapılaşmaların önüne geçmeyi düşünüp düşünmediğini, bakanlık gücünü kullanarak kendi şirketlerinin işini takip ettiği iddialarının doğru olup olmadığını Kültür ve Turizm Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

31.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, Aydın ilinde artan intihar vakalarının nedenlerinin araştırılması konusunda Sağlık Bakanlığının çalışma yapıp yapmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

32.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, Mersin ilinde yaşanan dolu afeti nedeniyle zarar gören çiftçilerin tarım kredi kooperatifleri ile Ziraat Bankasına olan borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi, üreticiye ilaç ve gübre yardımıyla birlikte nakit desteğinin sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

 

33.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, yoğun sağanak yağış nedeniyle Karaman ili Ayrancı ilçesindeki çiftçilerin mağduriyetinin giderilebilmesi için bölgenin afet kapsamına alınmasını, bölgedeki dere ve kanal ıslahı çalışmalarının yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

34.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in Meclis başkan vekilliği görevinin hayırlı olmasını dilediğine, Artvin ili Arhavi ilçesinde ekonomik kriz nedeniyle üretimini durduran Lipton çay fabrikası çalışanlarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

35.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 19 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, milletimizi zalim ülkelerle bir arada gösterme gayretlerini kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

37.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’a en güzel cevabı Abdullah Gül’ün verdiğine, kamu vicdanını yaralayan Rabia Naz olayının açığa kavuşturulabilmesi için araştırma önergesi verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

38.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Rabia Naz’la ilgili komisyonun bir an önce kurularak kamu vicdanının rahatlatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

39.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 19 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, devletin kurumlarının saygınlığının devletin saygınlığı olduğuna ilişkin açıklaması

42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin 19 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu tarafından, ihracattan geri dönen tarım ürünlerimizin geri gönderilmesinin nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılarak aynı sorunların tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin alınması ve iade edilen tarım ürünlerimizin ne yapıldığının kamuoyu ile paylaşılması amacıyla 7/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, YSK'nin 31 Mart İstanbul seçimlerine dair 6 Mayıs 2019 tarihli iptal kararına gerekçe olan iddiaların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 8/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri

3.- CHP Grubunun, Kayseri milletvekili Çetin Arık ve arkadaşları tarafından, demokrasimizin ve sandık güvenliğinin zarar görmemesi amacıyla 8/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri

 

VI.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Çevre Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

 

B) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- Hayvanların haklarının korunması ile hayvanlara eziyet ve kötü muamelelerin önlenmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla kurulan (10/102, 461, 682, 977, 981, 982) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

2.- Bilişim teknolojileri bağımlılığının etkilerinin incelenerek olası zararlarını bertaraf etmek ve bu teknolojilerin kontrollü kullanımını sağlamak için yapılması gerekenleri saptamak amacıyla kurulan (10/38, 466, 494, 536, 978, 983, 984) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

3.- Tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin korunmasında, bunların üretiminde ve pazarlanmasında karşılaşılan sorunlar ile alınması gereken tedbirleri belirlenmek amacıyla kurulan (10/361, 405, 406, 407, 410) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

4.- ALS, SMA, DMD, MS hastalıklarında ve kesin tedavisi bilinmeyen diğer hastalıklarda uygulanan tedavi ve bakım yöntemleri ile bu hastalıklara sahip kişiler ve yakınlarının yaşadıkları sorunları ve çözümlerini belirlenmek amacıyla kurulan (10/184, 185, 281, 403, 585, 604, 734, 914, 915, 917, 920, 921) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

5.- Down Sendromu, Otizm ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ile ilgili bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla kurulan (10/242, 349, 392, 394, 397, 401) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Duyurular

1.- Başkanlıkça (10/102, 461, 682, 977, 981, 982; 10/38, 466, 494, 536, 978, 983, 984; 10/361, 405, 406, 407, 410; 10/184, 185, 281, 403, 585, 604, 734, 914, 915, 917, 920, 921 ve 10/242, 349, 392, 394, 397, 401) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonlarının başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmak üzere toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin duyuru

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması'nın ‘Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemleri Hakkında Protokol II'sini Değiştiren 1/2016 Sayılı Kararınının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/1364) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Serbest Ticaret Anlaşması'nın `Menşeli Ürünler' Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II'sini Değiştiren 1/2017 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına İlişkin Yetki Verilmesine Dair Kanun Teklifi (2/1362) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti, Gürcistan Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Alanında İşbirliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1187) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 17)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1189) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 19)

5.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 23 Haziran 1994 Tarihinde Akdedilen Hava Taşımacılığı Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1190) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 20)

6.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik Alanında Eğitim ve Öğretime İlişkin İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1191) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 21)

7.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1192) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 22)

8.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1193) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 23)

9.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Transit ve Ulaştırma İşbirliği Anlaşması (Lapis Lazuli Güzergâh Anlaşması)’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1195) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun 19 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 19) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

2.- (S. Sayısı: 20) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 23 Haziran 1994 Tarihinde Akdedilen Hava Taşımacılığı Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

3.- (S.Sayısı: 22) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Giresun Milletvekili Necati Tığlı'nın, Bulancak İskelesi'nin onarılması önerisine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/10232)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 4 Mart 2019 tarihi itibarıyla Türkiye'de kaç kilometrelik bisiklet yolu bulunduğuna ve bisiklet yolu yapılması planlanan illere ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/10234)

8 Mayıs 2019 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 75’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, ramazan ayı münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, ramazan ayına ilişkin gündem dışı konuşması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok büyük ve bereketli bir ay olan ramazanışerifi idrak ediyoruz. Ramazan evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azat olan bir aydır. Ramazan oruç, ibadet, teravih, mukabele, dua, yardımlaşma, dayanışma; oruç içinde oruç vardır, aynı zamanda “Oruç kendini tutmaktır.” bilinciyle olumsuz tavır ve davranışlardan uzaklaşma ayıdır. Orucu bilinçle ve bütün benliğimizle tutamıyorsak ondan bize kalacak olan sadece açlık ve susuzluktur. Bu ay bütünüyle kendini tezkiye ve ahdini yenileme ayıdır. Mazlum, mağdur ve muhtaç insanlığı hatırlama, acıma, onlara teselli verme, destek olma ayıdır. Nefsi tezkiye, ruhu tasfiye, aklı durultma, ihtirasların bastırılması ile kendini idare ve disipline etme ayıdır. Sahur ve iftar arası, bir düzen ve disiplin tekerrürüdür. Sayın milletvekilleri, ramazan, kendimizi hesaba çekmemizi, ahlaki ve ruhi sorumluluklarımızı yeniden kuşanmamızı temin eden bir aydır.

Ramazan bütün bunların ötesinde, içinde Kur’an’ın indirildiği Kadir Gecesi’nin (leyletülkadr) bulunduğu bir Kur’an ayıdır. Kur’an’ı sadece okumakla kalmamalı, anlamalı, yaşamalı ve öğütlerine uymalıyız çünkü Müslümanlar olarak bütün sıkıntılarımız buradan kaynaklanmaktadır; çünkü Müslümanlar bugün her zamankinden daha fazla sorunlar yumağıyla iç içe ve karşı karşıya kalmışlardır. Cehalet, ihtilaf, ayrımcılık, fakirlik, işsizlik, geri kalmışlık, terörün her türlüsü, darbeler, İslamofobi ve ırkçılığa maruz kalma, katliama uğrama, çevreye duyarsızlık, istila ve işgal altında kalma, mülteci konumuna düşme; hor, hakir, paryalar durumunda yaşıyor olma, hep Müslümanların payına düşen, daha sadece bir kısmını sayabildiğimiz olumsuzluklardır. Elbette bütün bu olumsuzluklarda dışımızdakilerle beraber bizden kaynaklanan sıkıntılar da vardır. İşte ramazan ayında bir daha kendimizi muhasebe etmekle beraber İslam dünyasının içine düştüğü bütün bu olumsuzlukları da muhasebe etme fırsatını bulmuş durumdayız.

Sahurla başlayan, imsakle başlayan bir günün iftarla sona ermesi gibi o anlamda ramazan ayı da bayramla sona erer ve Müslümanlar bir ay süreyle tuttukları orucun neticesinde Ramazan Bayramı’nı ayrı bir coşku, ayrı bir birlik, beraberlik ve kardeşlik bilinci içerisinde yaşarlar, yaşamaya devam ederler.

Ramazan ayınızı tebrik ediyor, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Gündem dışı ikinci söz, Tokat’ta seracılık faaliyeti ve meyve sebze üretimi hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’ın, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararı ile Tokat ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, yüce Meclisin değerli üyeleri; az önce Sevgili İmran Kılıç ramazan ayının kutsiyetini, İslam âlemi için önemini ne de güzel ifade etti. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Tabii, bu ayda insanların özünü dara çekip haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve bu ülkenin teamüllerine aykırı yanlışlara karşı ortak bir duruş sergilemenin de çok önemli olduğunu vurguladı. Ben de inanıyorum.

İşte değerli yurttaşlarım, yüce Meclisin değerli üyeleri; tam da bu ayda ve ramazan ayının 1’inci gününde, İstanbul’da 16 milyon yurttaşımızın verdiği karar Yüksek Seçim Kurulunun saçma sapan, teamüllere uymayan bir anlayışıyla reddedildi. Tabii, iktidar ve yanındaki ittifak ortağı ayrıştırmaktan, Sayın Ekrem İmamoğlu da insanları sevgiyle kucaklamaktan bahsediyor. Elbette bu anlayışlar birbiriyle ters düşecek ama gün geliyor -bir atasözü vardır- bu ayarını bozduğunuz terazi, kantar neyse insanların ettiği ayağına dolaşıyor. Ben inanıyorum o hakkaniyet terazisinin, o ayarını bozduğunuz hukuk terazisinin sizlere de bir gün lazım olacağına ama elinizi attığınızda biz elinizin boşa çıkmamasını diliyoruz çünkü Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak dün de hukuktan, haktan ve adaletten yanaydık, bundan sonra da olmaya, o mücadeleyi sürdürmeye kararlıyız.

Tabii, ben Tokat’taki sorunlardan yola çıktım ama iktidarın on yedi yıldır tarım politikasızlığı, insanları üretimden uzaklaştırması, çarpık özelleştirmeleri sonucu Tokat çok kan kaybetti. Yani en çok göç veren 3 il arasında ve İstanbul’da yaşayan Tokatlı sayısı Tokat’ta yaşayanların sayısını da geçti. Bu anlamda İstanbul, Tokatlılar için ayrıca da bir önem arz etmektedir.

Tabii, bütün bunlar olurken Yüksek Seçim Kurulunun verdiği bu saçma sapan kararı çok doğru bulmuyoruz. Ta yıllar önce bu topraklarda yaşayan Sümmani bakın şöyle güzel bir dörtlük söylemiş: “Sümmani’yem ben bu derdi niderim/ Başım alır diyar diyar giderim/ Yarın mahşer günü dava ederim/ Siz mahşer yerine gelmez misiniz?” ya da “Siz mahşer yerini bilmez misiniz?” diyor. İşte, bu anlamda da çok önem arz eden tarihî bir karar verildi.

Değerli arkadaşlar, tabii, Hükûmet, bir yandan kendi doğrultusunda koyduğu ama ülkemizi dünyada sürekli lig düşüren utanç verici kararları yaşatırken makamlarını, mevkilerini koruma adına yanlışları bir bir devam ettirmektedir. Ama arkadaşlar, bu ülkede 81 milyon insan yaşıyor. Bu ülkede siz ürettirmek, bu insanları doyurmak durumundasınız.

Tam da bu anlamda, Sayın Tarım Bakanı, geçtiğimiz 15 Nisanda ülkemizin 9 tane ilinde “Sera AŞ” diye yeni bir yapılandırma, üretime destek, mevcut tarım potansiyelini geliştirme noktasında bir karar aldı ama 3 önemli ovası Hükûmetçe korumaya alınmış, termal su kaynakları olan, yaklaşık Türkiye ortalamasının üzerinde sulu tarıma geçmiş Tokat ne yazık ki bu kapsamın dışında bırakılarak bir kez daha AK PARTİ iktidarı tarafından cezalandırılmıştır ve Tokat’ın gerek jeotermal kaynakları gerekse devlet desteği olmaksızın kendi olanaklarıyla kurulmuş 1.650 dönüm serası varken buna yeni imkânların tanınması noktasında Hükûmet Tokat’a yüzünü dönmemiştir.

Ben buradan ilgililere ve yetkililere sesleniyorum: Bakın, 926 bin dönüm sulu tarım alanının, 124 bin dönüm sebze ekim alanının ve 143 bin dönüm meyve alanının olduğu herkesçe bilinmekte. Ayrıca, Tokat, bir ilçemizin ticaret ve sanayi odası öncülüğünde organize sanayi bölgesinde bir sera üretimine projeyle çaba sarf etmektedir; bunun görülmesini, dikkate alınmasını istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen, buyurun.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Ben öğretmen kökenliyim, iktidarın on yedi yıllık icraatlarını böyle milimetrik, haksızlık etmeden, o hak terazisinde tartarcasına değerlendiriyorum ama Tokat’a bakıyorum, bölünmüş yollardan sadece uluslararası yolların geçtiğinden öte nasibini almamış. Tokat-Niksar yolu bölünmüş olarak ihale edilmişti kıymetli arkadaşlar, referandumda 11 kilometre yolun açılışına AK PARTİ iktidarı 2 bakanını gönderdi ama bundan ötesi, ilimiz ve ilçemiz bağlanmadı. Tokat- Almus yolu öyle, kuzey çevre yolumuz öyle, Turhal çevre yolu öyle. Yine Tokat-Turhal-Zile-Alaca yolu… Arkadaşlar, fotoğrafını yetiştiremedim ama bir sonraki konuşmamda göstereceğim gibi parayla yaptığı şantiyesinin binalarını dahi sökmüş durumda. Doğru, ülkemizi şantiye ve harap hâle çevirdiniz ama bunlar bitmedikçe bildiğiniz gibi, tüyü bitmemiş yetim hakkı olan bu ülkenin kaynakları oralarda gömülü duruyor.

Teşekkür ediyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Anneler Günü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’a aittir.

Buyurun Sayın Taşlıçay. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’ın, Anneler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; pazar günü kutlayacağımız Anneler Günü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

Türkiye’de anne olmanın ciddi sorumlulukları ve ne yazık ki ciddi sorunları vardır. Anne ölüm oranında çok önemli ölçüde başarı sağlanmış olsa da ilk annelik yaşı ilerlemekte, sezaryenle doğum oranı artmakta ve il bazında tam doğurganlık hızı 1,31’lere kadar düşmektedir. Kadın hastalıklarındaki çeşitlilik artış göstermekte ve anne olma oranında düşüş yaşanmaktadır. Çalışan annelerin sorunları her geçen gün daha da artmaktadır.

Sadece bir asır önce temel görevi kendisine yüklenen ev içi sorumluluklarını yerine getiren kadın, Türkiye’de sanayi atılımıyla sosyal dönüşümün başat aktörü olarak ekonomik hayatta önemli görevler üstlenmiştir. Oysaki kadının evdeki sorumluluğu azalmamış, aksine, yükü daha da artış göstermiştir. Çocukların bakımı ve evin sorumluluğu kadının üstündeyken bir de buna kadının evin ekonomisine katkı sağlamak için uzun saatler çalışması eklenmiştir. Sosyal dönüşüm çok sert olmuş ve en çok kadınımızı hırpalamıştır. Bunun üzerine kurulan cümle sayısı ise üzülerek belirtmek isterim ki çok azdır. Kadının hem anne olması hem de ekonomideki payının artmasının çeşitli sorunları yanında getirdiği kabul edilmiş ancak bu sorunların üzerine yeterince gidilmemiştir. Bize düşen ise tam da bu soruna parmak basmak ve akılcı çözümler üretmektir. Türkiye ekonomisinin hedeflerine ulaşması için kadın iş gücünün ekonomiye katılımının en az 2 katına çıkması bir zorunluluk olarak önümüzdedir ancak medeniyetimizin temel taşı olan ailenin bu ekonomik atılıma kurban edilme tehlikesi de varlığını sürdürmektedir. Bir yandan ailenin temel direği olan kadın ekonomik hayatta yer alsın derken diğer yandan kadının anne olma hakkının elinden alınması problemi önemli bir sosyal gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadının iş gücüne katılımının artmasını savunurken pratikte, çeşitli mesleklerde görüldüğü gibi, onları olağan mesai sürelerinin çok üzerinde çalışmaya mahkûm edersek kadınları modern köleliğe bizzat sevk etmiş oluruz. Anlaşılacağı üzere, bu da bizleri çok daha büyük sorunların bekleyeceğinin habercisidir.

Özel sektörde devam eden eşit işe eşit ücret alınmasının en önemli sebeplerinden biri hâlâ, gebelik, anne olmak veya evlilik olarak gösteriliyorsa burada kangren olmuş bir yaranın varlığı söz konusudur. Annelik ya da hamilelik iş hayatında elverişsiz durum ya da engel olarak görülüyorsa bu aşamada sadece yasalarla ön almak mümkün değildir. Nitekim, bu konuda Meclisimiz elzem yasaları çıkarmış olsa da kimi zaman özel sektörde bir yöneticinin kimi zamansa kamuda üst düzey bir bürokratın kadınlarımızın önüne kolayca set çektiğini de açıkça görebilmekteyiz.

Türkiye’de çalışan anne olmak birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Doğum sonrası işe dönüş süreci bebeğin bakım sorumluluklarını üstlenecek bir kişinin aranması sürecini ortaya çıkarmaktadır. Seçeneklerse, genel itibarıyla, varsa aile büyükleriniz, bir bakıcı veya kreş olmaktadır. Arayış sürecini anne ve babanın birlikte ilerlettiği durumlarda dahi psikolojik açıdan en çok baskıya ve yıpranmaya maruz kalan taraf yine anne yani kadın olmaktadır. Bakıcının pedagoji eğitimi, yan yeterlilik gibi niteliklere sahip olması gerekliliği parasal kaygılar sebebiyle göz ardı edilebiliyor. Niteliğinin yanı sıra, bakıcının güvenirliliği sorunsalı da psikolojik yıpranmanın ayrı bir cephesini oluşturuyor. Kreş konusunda da aynı arayış ve problemlerin var olmasına ek olarak, kreşlerin gündeme geldiği haberler ve kreş ücretlerinin yüksekliği yaşanan huzursuzluğun boyutunu bir üst seviyeye taşımaktadır. Çocukların okula başlamasıysa yeni sorunların aile hayatına dâhil olması anlamına geliyor. Okul bulmak, tercih edilen bir sınıf öğretmenine çocuğunuzu emanet etmek en büyük hedef oluyor bu dönemde ancak problemler bunlarla da sınırlı kalmıyor. İlkokullarda hijyen sorunu kabul edilemeyecek seviyede varlığını sürdürüyor; suçiçeği, kızamık gibi hastalıklar yeniden gündemdeler; okul tuvaletlerinin kirliliği çocuklar için kâbus hâline dönüşmüş durumda, akran zorbalığı sıradanlaşmış ama adı konulmayan, işaret edilmeyen, üzerine gerektiği kadar gidilmeyen bir kavram olarak güncelliğini koruyor; siber zorbalık evimizin içinde ve tüm bunlar annelerin sorumlulukları ve maalesef sorunlarıdır. Biz bu sorunları aşmadan huzurlu bir aile ortamı sağlayamayız, dolayısıyla huzurlu bir gelecek tesis edemeyiz. Çocuğun yaşı ilerledikçe sorunlarınız da nispeten azalmakla birlikte devam ediyor. Değişen sınav sistemleri, dünkü adıyla dershaneler, bugünkü adıyla etüt merkezleri ve özel ders dünyası aynı sorunlar olarak önümüzde duruyor.

Dile getirdiğimiz tüm bu zorlukları engelli annelerimiz ve çocuğu engelli annelerimiz çok daha üst seviyelerde yaşamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NEVİN TAŞLIÇAY (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen, buyurun.

NEVİN TAŞLIÇAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, biz Türkiye’deki tüm sorunlarımızı çözmek için kadını merkeze almamızın doğru bir başlangıç olacağını düşünüyoruz. Kadın güçlenirse Türkiye büyür. Kadının üstlendiği sorumlulukları azaltırsak, işlerini kolaylaştırırsak Türkiye’de pek çok sorunu geride bırakmış oluruz.

Kadının anne olma hakkını koruyup ekonomiye katkısını idealize edebilirsek Türkiye için büyük bir atılımın ilk hamlesini gerçekleştirmiş oluruz. Yapısal reformları uzakta aramayalım; kadınlarımızı, annelerimizi odağa almamız, onların hayatın her alanında aktif hâle kavuşmasına, aktif bir yapıya kavuşmasına vesile olmamız hem yaşanan sorunların çözümü noktasında hem de farklı birçok alanda ülkemize katkı sağlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hıdırellez’imizi geride bıraktık. Türk dünyası tarafından sevinçle karşılanan ve dilekler tutularak geçirilen bu Hıdırellez’de ben de dileğimi buradan ifade etmek istiyorum: Kadınlarımızın gelecek, geçim ve zarar görme kaygısı gütmeden anne olabileceği bir Türkiye diliyor, başta şehit anneleri olmak üzere tüm annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, Sayın Ahmet Akın’ın.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Balıkesir Büyükşehir Belediyesinde işten çıkarılan işçilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, iktidarın 31 Mart seçimi öncesi “gönül belediyeciliği” söyleminin koca bir yalan olduğu, 400 işçinin işine son verilmesiyle ortaya çıktı. Balıkesir Büyükşehir Belediyesinin ilk icraatlarından biri, ramazan ayının hemen öncesinde, ekmeğinin peşinde olan işçilerin işine son vermek oldu. Eylül ayına kadar ilaçlama şirketiyle sözleşmesi olan Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, yönetimi değişir değişmez sözleşmeyi feshederek işçi kıyımına neden oldu. Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimizi işçi kıyımı yapmakla suçlayan iktidar partisinin kurmaylarının dönüp bir aynaya bakmalarını tavsiye ediyorum. 400 işçimizin ekmeğiyle oynamayın. Kutsal ramazanda kul hakkı yemek vicdana sığmaz. Bu işçilerimizin mağduriyetinin giderilmesi için derhâl ama derhâl talimat verilmelidir.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

2.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararı sonrası dilden dile dolaşan fıkra ile mâniye ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Bugünlerde dilden dile bir fıkra, bir de mâni dolaşıyor; diyorlar ki: “Demokrasiyi trene benzetene sormuşlar ‘Millî irade nedir?’ demişler, cevap vermiş ‘Seçimi kazanınca mı, kaybedince mi?’ demiş.”

Yine, mâni sever biri için halkımız bir mâni uydurmuş; diyorlar ki: “Kaynayan kazan taşmaz mı? / Sandıkları aşmaz mı? / Seçmenin oyunu yok sayan, / Darbeyle buluşmaz mı?” (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

3.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Türkiye ekonomisinin üretim ve ihracata dayalı büyümesine rekorlar kırarak devam ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Açıklanan nisan ayı ihracat rakamları, Türkiye’nin 2023 hedeflerine emin adımlarla ilerlediğinin açık bir göstergesidir. Geçtiğimiz ay itibarıyla ihracatımız bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5,4 artarak 15 milyar 273 milyon dolara ulaşırken ithalatımız yüzde 14,6 azalarak 18,1 milyar dolara geriledi. Böylece, dış ticaret açığımız yüzde 57,8 azalarak 2 milyar 831 milyon dolar olarak gerçekleşti. İhracatımızın ithalatımızı karşılama oranı geçen yılın nisan ayında yüzde 68,3 iken bu yıl aynı oran yüzde 84,4’e yükseldi. Burada, çok önemli bir gösterge olan ihracatın ithalatı karşılama oranı da dış finansman ihtiyacımızı azaltmaktadır. Her zaman söylediğimiz gibi, Türkiye ekonomisi üretim ve ihracata dayalı büyümesine rekorlar kırarak devam etmektedir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Önal…

Arkadaşlar, yer değiştiriyorsunuz sistemi bozuyorsunuz, yerinizde oturun lütfen.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sistem bozuk. YSK konuşmayı iptal etmiş(!)

BAŞKAN – Sayın Önal, açıldı, buyurun.

4.- Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önal’ın, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunda çalışan işçilerin mağduriyetine ve TÜPRAŞ işçilerini desteklediklerine ilişkin açıklaması

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) – Tamam Başkanım, teşekkür ediyorum.

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunda çalışan işçi kardeşlerimizin toplu iş sözleşmeleri şu günlerde masaya yatırılmış durumda. Alın teriyle çalışan tüm MKE işçilerinin gözü kulağı bu gelişmelerde. Canları pahasına görev yapan, bomba ve mermi üreten, millî savunma sanayisini ayakta tutan Makina Kimya işçilerinin asgari ücretin biraz üzerinde bir maaşla çalıştığını tüm kamuoyu bilmektedir. Bu kapsamda, 2019 yılı için MK işçilerine hak ettikleri zammı verecek misiniz; yüksek vergi dilimi altında ezilen, her defasında görmezden gelinen MK işçilerini yine yok mu sayacaksınız?

Buradan sesleniyoruz: MK işçilerini artık görmezden gelmeyi bırakın ve analarının ak sütü gibi helal olan ücret zamlarını verin.

Bununla birlikte, Kırıkkale TÜPRAŞ rafinerisinde vardiya sistemi ve sözleşme sürelerinin uzatılması konusunda işveren tarafından getirilen dayatmalara karşı yaklaşık bir aydır direnen TÜPRAŞ işçilerini destekliyor, haklı mücadelelerinde yanlarında olduğumuzu bildiriyoruz, emeğiyle geçinen tüm yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

5.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararına ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

YSK’nin demokrasiye darbesi bir yandan adaleti öldürdü, diğer yandan vicdanları kanattı, siyasetin fay hatlarını kırdı, her şeye yol açtı ama bu kez halk suskun değil, korkular aşıldı. Şimdi sanatçı konuşuyor, iş adamları konuşuyor, kurumlar konuşuyor, esnaf konuşuyor, vatandaş konuşuyor. Cumhurbaşkanlığı sarayı baktı ki halk konuşuyor, şimdi insanlarımızı, sanatçılarımızı fişlemeye başlamış ve yine aynı baskı yöntemiyle halkımıza gözdağı vermeye çalışıyorlar. Ne yapalım? Anayasa’ya “Erdoğan dışında seçimleri kimse kazanamaz.” diye mi yazdıralım? Bunu mu istiyorsunuz? Ama hayır, kimse susmayacak, bu kez bütün millet korkmadan konuşacak.

BAŞKAN – Arkadaşlar, söz talebi yapmış olduğunuz koltuktan kalkıp yer değiştirdiğinizde teknik ekibimiz Genel Kurul içerisinde sizi bulmakta zorlanıyor. Lütfen söz talebinde bulunduğumuz koltuklardan konuşmaları yapalım.

Sayın Özdemir, buyurun.

6.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine ve 9 Mayıs Avrupa Günü’ne ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, öncelikle yeni göreviniz nedeniyle başarılar dilerim size.

İnsanlık tarihinin en önemli barış projelerinden biri olan Avrupa Birliği bütünleşmesi fikrinin temellerini oluşturan 9 Mayıs 1950 tarihli Schuman Deklarasyonu’nun yarın yıl dönümü ve her 9 Mayıs, Avrupa Günü olarak kutlanmaktadır.

9 Mayıs, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa coğrafyasında “Bir daha asla.” diyenlerin, toplumları öngörüsüz siyasetçilerin ihtiraslarına kurban etmemeye kararlı olanların iradesidir; demokrasinin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün, barışın Avrupasını kurmaya kararlı insanların haykırışıdır. Oysa resmî aday ülkesi olduğumuz Avrupa Birliği ilişkilerimizi on yedi yıldır tek başına yürüten AKP iktidarı döneminde Türkiye, evrensel Avrupa Birliği değerlerinden hızla uzaklaşmıştır. İşte, siyasi iktidarın baskısıyla YSK’nin vermiş olduğu hukuktan yoksun kararla demokrasimize büyük bir darbe indirilmiştir.

Evrensel Avrupa değerleri olan demokrasi, hukuk, adalet mücadelemize devam edeceğimiz inancıyla tüm vatandaşlarımızın ve Avrupa vatandaşlarının 9 Mayıs Avrupa Günü’nü kutluyoruz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Topal…

7.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ilinin İskenderun ilçesinde şiddete maruz kalan Berfin Özek’in tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılanabilmesi için Sağlık Bakanı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanının gerekli talimatları vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ocak ayında Hatay’ın İskenderun ilçesinde yaşanan elim bir olay neticesinde şiddete maruz kalan Berfin Özek adlı 19 yaşındaki bir kardeşimizin yüzünde meydana gelen yaralanmaların tedavisi, SGK tarafından, estetik kategorisinde değerlendirildiği gerekçesiyle maalesef karşılanmıyor.

Şiddete maruz kalmak hiç kimsenin istediği bir durum olamaz. Şiddeti önlemek devletin görevidir. Şiddet mağdurunun tedavisini estetik operasyon olarak görmek haksızlıktır, Anayasa’mıza aykırıdır.

Sağlık Bakanımıza, Sosyal Hizmetler Bakanımıza sesleniyorum: Berfin Özek kardeşiminiz tedavisi için gerekli talimatları verin, mağdur olan bu kardeşimiz hiç olmazsa tedavi olabilsin. Berfin Özek sizlerden müjdeli haber bekliyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şeker…

8.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, İsrail ordusunun Gazze’deki Anadolu Ajansı ofisini roketlerle hedef almasını kınadığına ve ramazan ayını tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan; yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Üzerine mazlum kanı bulaşmış olan ırkçı İsrail’in Gazze’de Anadolu Ajansına yaptığı saldırıyı şiddetle kınıyorum. Bu saldırılar Anadolu Ajansının Filistin’deki İsrail zulmünü dünyaya duyurmasına engel olamayacaktır.

Bugün ramazanın 3’üncü günü. Nefis terbiyesinin ve paylaşmanın manevi hazzını yaşadığımız, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan ve rehberimiz Kur'an’ın indirildiği ramazan ayının ülkemize ve İslam âlemine hayırlar getirerek insanlığın hidayete ermesine ve barışa vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Bir kutsi hadis “Oruç kalkandır. Biriniz oruçlu olunca kötü söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, ‘Ben oruçluyum.’ desin.” der.

Birlik ve beraberlik içerisinde, kardeşlik duygusunu en sıcak şekilde hissettiğimiz orucun sonu Ramazan Bayramı’na da kavuşmak dileğiyle, tüm vatandaşlarımızın ramazanını tebrik ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gürer, buyurun.

9.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararını objektif değerlendirenlerin anlayamadığına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İstanbul’da bir kısım sandık kurulunun kanuna aykırı oluşturulduğu gerekçesiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararını, objektif değerlendiren hiç kimse algılayamadı, anlayamadı. Bir zarfa 4 oy konulup atıldı ve sandık kurulu oluşumu gerekçesiyle içinden bir tek büyükşehir seçimi için iptal kararı verilmesi açıkça şapkadan kuş çıkarılmasıdır. Bu kararla milyonlarca yurttaşın oyu yok sayıldı. Tıpkı AKP’li Yavuz’un söyleyip de “Söylemedim.” dediği “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu ama fark edemedik.” şeklindeki açıklamasına uyacak bir karar verildi. Neymiş? Büyükşehirde 2 partinin oyları birbirine yakınmış. Belediye meclis üyeliklerinde oylar birbirine daha yakın ama bu konuda bir karar verilmedi.

23 Haziranda yapılacak olan seçimlerde İstanbul halkı oylarına sahip çıkacak, bu kere daha güçlü bir destekle oylarını Ekrem İmamoğlu’nda birleştirerek demokrasiye sürülen bu lekeyi temizleyecektir.

Teşekkür ediyorum Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

10.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararının şüphelerin ortadan kalkması açısından önemli olduğuna, ramazanışerifi tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkanım; yeni görevinizde başarılar diliyorum.

İstanbul seçimlerinin yenilenmesi konusunda YSK’nin hukuk temelinde ortaya koyduğu karar ve netice olarak millet iradesine başvurmak üzere seçime girilecek olunması, oluşan şüphelerin ve usulsüzlüklerin ortadan kalkması ve toplumsal vicdanı rahatlatması açısından önemli bir karardır. Türkiye'nin hukuk gücü, demokrasi gücü bu süreçleri olgunlukla ve sakinlikle yürütmeye muktedirdir.

Sevgi, paylaşma ve kardeşlik duygularını hep birlikte idrak ettiğimiz, manevi güzellikleriyle tüm insanlığı kuşatan mübarek ramazanışerifinizi tebrik ediyor, huzur ve bereketiyle bizleri bayrama ulaştırmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Yaşadığımız bu manevi günlerin birliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirmesini, paylaşma ve sevgi duygularımızın çoğalmasını diliyor, bu duygularla Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Biçer Karaca…

11.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararı sonrasında Ekrem İmamoğlu'na sosyal medyadan destek veren sanatçıların Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı Muhammet Safi tarafından fişlendiğine ilişkin açıklaması

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

6 Mayısta YSK aracılığıyla demokrasimize gerçekleştirilen darbe sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu tarafından “Artık sanatçılar konuşacak, iş insanları konuşacak, toplumun her kesimi konuşacak.” açıklaması yapılmıştı. Yapılan açıklama, anayasal güvence altındaki düşünceyi ifade özgürlüğünün bir hatırlatmasıydı çünkü toplum maalesef uzun süredir yarattığınız korku imparatorluğuyla bu hürriyetinden yoksun bırakılmıştı. Ancak sosyal medya üzerinden bu açıklama sonrasında düşüncelerini ifade eden sanatçılarımızın Cumhurbaşkanlığı Arşiv Daire Başkanı Muhammet Safi tarafından fişlendiği ve “kayıt” adı altında bu listenin de paylaşıldığı bilinmektedir. Anlaşılıyor ki YSK aracılığıyla milletin iradesine vurduğunuz darbeyle demokrasi treninden indiniz. Demokrasi ayıbını içine sindiremeyen sanatçılarımızın sanatçı olmanın özgürlüğünden aldıkları güçle demokrasi darbesine karşı seslerini yükseltmeleri ve bu sanatçılarımızla beraber bu darbeye karşı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Barut…

12.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Adana, Ankara, Eskişehir, Kayseri, Manisa, Mersin, Isparta, Yozgat ve Elâzığ illerinde şehir hastanelerinin hizmete başlamasıyla kapatılan ve taşınan devlet hastanelerinin arazileri üzerindeki tasarrufun ne olacağını, devlet hastanesi olarak işlev gören kaç arazinin bağış olduğunu, hangi illerde ve hangi büyüklükte araziler bulunduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sağlık Bakanlığı, bir süredir kamu özel iş birliği modeliyle öncelikle bazı büyükşehirlerden başlayarak şehir hastaneleri kurdu. Bu kapsamda, Adana, Ankara, Eskişehir, Kayseri, Manisa, Mersin, Isparta, Yozgat ve Elâzığ’da şehir hastanelerini hizmete açtı. Ancak bu illerde kapatılan hastanelerle ilgili bazı duyumlar almaktayız. Kapatılan, taşınan devlet hastanelerinin arazilerinin bazılarının zamanın hayırsever vatandaşları tarafından devlete bağışlandığı ifade edilmektedir. Bu bağlamda koşullu satış yaptıkları söylenmektedir. Koşullarının ise arazinin hastane dışında bir amaç için kullanılmayacak olduğu, eğer kullanılırsa vârislerine devrini istedikleri şeklindedir. Bakanlıktan bu duyumumuza ilişkin bir açıklama bekliyoruz. Örneğin, Ankara Numune Hastanesinde böyle bir durumun yaşandığı doğru mudur? Şehir hastanesi açılan hangi ilimizde böyle olaylar yaşanmaktadır? Ülkemizde devlet hastanesi olarak işlev gören kaç arazi bağıştır? Hangi illerde ve hangi büyüklükte arazilerdir? Taşınan hastane arazileri üzerindeki tasarrufunuz ne olacaktır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aycan...

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, 5-13 Mayıs Trafik Haftası vesilesiyle vatandaşları trafikte duyarlı olmaya, saygılı olmaya, sabırlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 5-13 Mayıs Trafik Haftası’dır. Maalesef, şehrim Kahramanmaraş’ta ve tüm ülkemizde trafik kazaları ve trafik kazalarına bağlı ölüm sorunu devam etmektedir. 2018 yılında ölümlü ve yaralanmalı kaza sayısı 216 bindir, ölüm sayısı ise 3.373’tür. Kaza sebeplerine baktığımızda, yüzde 90 sürücü kusuru, yüzde 7 yaya kusuru vardır, yol ve araç kusuru ise yüzde 3’tür. Yani kaza sebebi insan faktörüdür ve bu kazaların yüzde 95’i önlenebilir sebeplerden oluşmaktadır. Diğer ülkeler önlemişse biz de önleyebiliriz diye düşünüyorum, el birliğiyle kazaları önleyelim. Bu nedenle herkesi trafikte duyarlı olmaya, saygılı olmaya, sabırlı olmaya davet ediyorum; kazasız trafik diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ceylan...

14.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – YSK’nin 6 Mayısta açıkladığı İstanbul Büyükşehir seçimlerinin yenilenmesi kararı, 16 Nisan referandumundan sonra bir seçimin daha yüksek yargı eliyle çalınmasından başka bir şey değildir. Hukukun, adaletin, temiz siyaset ve ekonomik istikrarın tek bir kişinin şahsi korku ve hırsına bu şekilde feda edildiği başka bir örnek tarihimizde yoktur. Ülkemizde artık tuz da kokmuştur! Bu YSK darbesiyle Türk demokrasisi temelinden dinamitlenmiştir. Artık hukuk fakültelerinde öğrencilere hukuk yerine masal okutursunuz. Seçim sürecinin kontrolü ve denetimi kendisine ait olan YSK, bu kararıyla seçimleri güvenli bir şekilde yürütemediğini itiraf etmiş, Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı seçimi 82 milyonun gözünün önünde çalmıştır. Bu tezgâhı İstanbul halkı bozacak ve her şey çok güzel olacak.

BAŞKAN – Sayın Şeker...

15.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in Meclis başkan vekilliği görevinin hayırlı olmasını dilediğine, Türkiye geneli demokrasi nöbetlerini diktatörlüğe geçmek için mi tuttuklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER ( İstanbul) – Sayın Başkan, göreviniz hayırlı olsun.

Demokrasi nöbetlerini diktatörlüğe geçmek için mi tuttuk Türkiye çapında? 6 Mayıs YSK darbesiyle demokrasi katledildi. Gezi’de döviz üç kuruş arttı diye kıyameti koparanlar, bugün, bu İstanbul Büyükşehir Belediyesini kazanan muhalefete vermemek için, İmamoğlu’na vermemek için yaptıkları operasyonla 27 Martta 5,40 olan doları bugün 6,20’ye çıkardılar. Bu 80 kuruşluk artış -Türkiye’ye maliyeti- 500 milyar dolar borcun 400 milyar lira daha artmasına yol açtı yani bir yıllık bütçesi 42 milyar olan İstanbul Büyükşehir Belediyesini vermemek için on yıllık Büyükşehir Belediyesi bütçesini bu milletin kesesinden heba ettiniz. Katlettiniz Türkiye'nin geleceğini, demokrasisini. Yüzde 70 alan dururken yüzde 20 alana mazbata verdiniz. “KHK’li seçime girer, kazanamaz.” dediniz. “Muhalefet seçime girer, kazanamaz. İstediğimiz kadar kazanırız.” diyorsunuz. Bunun adı “diktatörlük”tür. Demokrasiyi katletmeyin.

Her şey çok güzel olacak.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Sayın Ağıralioğlu, buyurunuz.

16.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya'nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Vekili olarak atanmasına ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ramazana hürmeten söyleyeceklerimi birazcık yumuşak hâle getirmeye çalıştım.

Ali Yerlikaya’nın atanmasıyla ilgili birkaç şey söyleyeyim. Bürokrasiden siyasete bulaşanların başına gelen ilk şey, maalesef, eskiden ne söylediği ve ne söylemediğidir. Beyefendinin daha önce söyleyemediği bir Üsküdar videosu düştü, ben de yeni gördüm, onu kaçırmışım. Siyasetçilerin de başına gelir böyle talihsizlikler. Bazen söylemek istediklerinizi söyleyemezsiniz, diliniz sürçer. Onda çok bizar olmadım, izledim videoyu. Söyleyememesi problem değil, söyleyememesinden mahcup olmaması biraz problem. Bir de mahcubiyet duymuyor olmasına rağmen kendisini alkışlattırmasını yadırgadım. Bunu nereye bağladım? İstanbul seçimlerinde beyefendinin atandığı sürecin hissiyatına uygun bir tercih olmuş bu. Yani hem söyleyememiş, becerememiş hem mahcup olmamış hem de kendisini alkışlattırmış videoda. İstanbul’daki yaşadığımız sürece uygun olmasının sebebi şu: Hem mağlup etmeyi becerememişsiniz hem mahcup olmamışsınız hem de aldığınız yanlış kararı alkışlattırmışsınız. İstanbul’daki sürece uygun bir aday bulup oraya atadığınız için hepinize teşekkür ederim; onun için, bunu böyle izah ettim.

Teşekkür ederim.

Genel Kurula saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın grup başkan vekillerimiz, az önce de zaten, 15 milletvekilinin söz talebi karşılandıktan sonra, söz talebi olan grup başkan vekillerimizin söz taleplerinin karşılanacağını ifade etmiştim. Sisteme giriş yapmazsanız hangi grup başkan vekilimizin söz istediğini tespit edebilmem mümkün olmuyor. O yüzden bundan sonra mutlaka sisteme giriş yapmanızı rica ediyorum.

Sayın Akçay, buyurun lütfen.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, memnun olması beklenen demokrasi havarilerinin YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararını en fazla tartışma konusu yapmasının dikkat çekici olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüksek Seçim Kurulunun İstanbul seçimlerini yenileme kararı üzerinden sürdürülen tartışmalar ve açıklamalar devam ediyor; yurt dışından ve yurt içinden bir kısım çevrelerde açıklamalar hakaret, tehdit, iftira ve ajitasyon, hatta provokasyon çizgisinde yürütülüyor.

Sorunu doğru tanımlayalım: İstanbul gibi, 8,5 milyon vatandaşımızın seçmen olduğu bir şehirde bir usulsüzlük ve hukuksuzluk olduğu açıktır. 31.124 sandığın sadece yüzde 4’ünün yeniden sayıldığı bir durumda 2 aday arasındaki farkın bu denli büyük azalış göstermesi İstanbul seçiminin üzerine kara bir gölge düşürmüştür. Bu tablonun mağduru ve mazlumu ise Sayın Binali Yıldırım ve İstanbul seçmenidir.

Elbette, demokrasilerde 1 oy farkı dahi millî iradeyi inşa eder ancak 1 oyun bile vicdana, hukuka, kurallara ve ahlaka aykırı olmaması şartıyla. Şaibe, şüphe ve usulsüzlükle alınacak bir seçim sonucu hiç kimsenin kabul etmemesi gereken bir tablodur. Hukuksuz bir demokrasi inşa edilemez. Haksız bir seçimin kazananı olamaz. Bu nedenle YSK kararından en çok memnun olması beklenen demokrasi havarilerinin, bu kararı en fazla tartışma, hakaret konusu yapması dikkat çekicidir.

Türkiye bir hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır. Hukukun esası Anayasa’dır, kanundur, mevzuattır. Kurumlar bu kuralları uygular, düzeni, adaleti tesis eder. Hâl böyleyken kurumlara saldırmak ve yıpratmaya çalışmak doğrudan demokratik hukuk devletini hedef almaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay, tamamlayın sözlerinizi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kurumları yıpratmaya çalışmak, adaletin tesis edilmesini engelleme çabasıdır.

Öte yandan, YSK kararında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının kim olacağı yazmıyor, mazbata birinden alınıp diğerine de verilmiyor. YSK kararı, millet iradesine yapılan müdahaleyi durdurarak demokrasinin tam manasıyla ve tereddütsüz tesis edilmesinin önünü açmıştır. Sözün sahibi Türk milletidir ve İstanbul seçmenidir. Mesele bu kadar basit, bu kadar açık ve nettir.

Son olarak, YSK kararı sonrası ekonomik gelişmelere de dikkat etmek gerekiyor. Türkiye’yi ekonomik darboğaza çekmek isteyen fırsatçılar, döviz kuru üzerinden yürüttüğü ekonomik operasyonlarla siyasi kumpasa eşlik etmektedirler. Türkiye ekonomisini hedef alanlara karşı üç maymunu oynayıp “Batıyoruz.” çığırtkanlığı yapanlara karşı duruşumuz net ve tavizsizdir. Millî irade ve ekonomik istikrar birlik olacak, Türkiye büyüyecek ve güçlenecektir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Oluç, buyurun.

18.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Şırnak ili Cizre Belediyesinde polisler tarafından alınan güvenlik önlemlerine, diğer parti belediyelerinde de benzer uygulamaların yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine, belediye sınırları içindeki güvenliğin nasıl sağlanacağının kanun ve yönetmeliklerle belirlendiğine ilişkin açıklaması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; dün akşam saatlerinde Cizre ilçemizde, belediyede ilginç bir şey yaşandı. Polisler tarafından Cizre Belediyesi önüne x-ray cihazı, polis bariyerleri ve kulübeler konulmak istendi. Belediye eş başkanlarımız oraya gittiler ve kendilerine yazılı bir talimat gelmediğini bildirdiler. Oradaki polis yetkilisiyse gerekçeli bir kararın olduğunu ve bunu açıklamak zorunda olmadığını ifade etti. Epey uzun bir zaman sürdü gerginlik, tartışma. Sonunda, belediye eş başkanı “Kaymakam buraya talimat veremez, kanuna aykırı mı davranıyorsunuz?” sorusunu sorduğunda ise ilçe emniyet müdürü eş başkanımıza “Evet, kanuna aykırı davranıyoruz.” dedi ve orada bu durumu protesto eden halka da copla saldırı yapıldı. Öncelikle, emniyet müdürünün bu tutumunu ve saldırı yapılmasını elbette ki kınıyoruz. Daha sonra öğrendik ki bu uygulama Silopi, İdil ve Mardin’de de benzer şekilde tekrarlandı. Yetkililerle gereken görüşmeleri yaptık.

Şimdi, öncelikle şunu sormak istiyoruz, birincisi: Adalet ve Kalkınma Partisi, MHP, İYİ PARTİ, CHP belediyelerinde de benzer uygulamalar yapılıyor mu? Bunun konuşulması ve düşünülmesi gerekiyor.

İkincisi: Belediyeler Kanunu’nun 3’üncü maddesi ve Belediye Zabıta Yönetmeliği çok açık bir şekilde belediye sınırları içindeki güvenliğin nasıl sağlanacağını yazar ve bu, kanunla ve yönetmelikle belirlenmiş bir durumdur. Buna uygun davranılmıyor.

Kimi, kimden koruyorlar, anlaşılır bir şey değil. Bizim anlayışımıza göre, belediyeler halkındır ve halka karşı beton bariyerler, büyük duvarlar, x-ray cihazları gerekli değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Dolayısıyla bu konunun diğer siyasi partiler tarafından da dikkate alınması gerektiğini ve hukukun çiğnenmemesi gerektiğini bir kez daha söylüyoruz. Bu, beton bariyerlerle halkın belediyelerden uzak kalması anlayışı bizim yerel demokrasi ve belediyecilik anlayışımızda yoktur ve bunun uygulanmasını doğru bulmuyoruz. Endişemiz şudur: İçişleri Bakanlığı bu gidişle, alınacak S400 ya da Patriot’lardan bazılarını da bizim belediyelerin önüne dikmeye kalkışacaktır. Bu yakışık alan bir durum değildir. Bu konunun özellikle incelenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

19.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali ve yenilenmesi kararıyla hukuksuzluğa karışmasının ve emirleri uygulayan kurum hâline gelmesinin ciddi anlamda beka sorunu olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, YSK’nin yaptığı tam kanunsuzluktur. YSK açık açık kendi içtihatlarına karşı çıkmıştır. Olağanüstü iptal başvurusuyla ilgili YSK’nin kendisinin YSK seçim takvimi buradadır. YSK seçim takvimi diyor ki: “2 Mart 2019 Cumartesi günü, sandık kurullarının teşkiline dair ilçe seçim kurulu kararlarına karşı yapılan itirazın il seçim kurulunca kesin olarak karara bağlanmasının son günüdür.” Bununla ilgili verdiği bir karar var mı? Var. Hangi karar? Bursa Mustafakemalpaşa ilçesiyle ilgili tam da bu gerekçeyle bunu reddediyor. Konu bu kadar açıkken, YSK hukuksuzluğa karışmışken, YSK kendisini başka yerden gelen emirleri uygulayan bir kurum hâline getirmişken bunu görmemezlikten gelmek, işte bu ciddi anlamda beka sorunudur. (CHP sıralarından alkışlar)

Beka sorunu nedir, bir kere daha söyleyeyim. Şehitlerin vebalini ve kanını taşıyan kişilerle oturup ittifak yapmak beka sorunudur. Hukuka saldıran, adaletten kaçan, rüşvetçilere ve hırsızlara kol kanat geren kişilerle oturup ittifak yapmak beka sorunudur. Villalara balya balya dolar yığanlar, kamu arazilerini zimmetine geçirenler ile evdeki paraları sıfırlayanlarla bir araya gelmek beka sorunudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Türklüğü reddeden, “TC”yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alanlarla birlikte olmak beka sorunudur. (CHP sıralarından alkışlar) Ülkeyi ve milletini düşünüyorsan burada bunlara dikkat edeceksin, kime omuz verdiğine dikkat edeceksin.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Özkan…

Buyurun Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milliyetçilik ayaklar altında değildir, milliyetçilik baş tacıdır Sayın Başkan, kayıtlara geçsin.

BAŞKAN – Kayıtlara geçti.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, milliyetçilikle ilgili savunmayı yapan Cumhuriyet Halk Partisidir…

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Milliyetçi Hareket Partisidir. Sen otur yerine!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - …üzerine alınanlara buradan bildiririz. Milliyetçiliği ayaklar altına alanlar ile onların yanında duranlar milliyetçiliği savunamazlar.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sen hiç savunamazsın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet savunamazlar. Tank Palet Fabrikasına baksınlar.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hiç kimse bize milliyetçilik satmaya kalkmasın. Programlarına baksınlar. Programlarında milliyetçiliğin ne olduğu değil de ne olmadığı sayılıyor. Hiç uzaktan yakından alakaları yok. Kompleksleri de bundan kaynaklanmaktadır. Zırva tevil götürmez efendim. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Evet arkadaşlar, müsaade ederseniz...

Sayın Özkan...

20.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Meclis çatısı altında milletten aldıkları yetkiyle görevlerini yerine getirdiklerine, Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, FETÖ terör örgütünün bu ülkede oluşturmak istediği vesayet rejimine asla müsaade etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün bu kutsal Meclis çatısı altında görevimizi yaparken sadece ve sadece millete dayanıyoruz ve milletten aldığımız yetkiyle bu görevi yerine getirmeye çalışıyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)

ATİLA SERTEL (İzmir) – YSK’ye dayanıyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biraz önce Genel Kurulda, gündem dışı, 60’ıncı maddeye göre yapılan konuşmalar çerçevesinde, bir hezeyan olarak ifade ettiğini düşündüğüm, Sayın Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun bir ifadesini dinledik ve maalesef, bu ifadenin Genel Kurulda bir kısım milletvekili tarafından da alkışlandığını gördük. Bakınız, burada espriyle karışık, maalesef “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” anlayışına yakışmayacak, bu kutsal Meclis çatısı altında yaptığımız görevle tevili kabil olmayacak bir ifade kullanıldı, dedi ki sayın milletvekili: “Yine mâni sever biri için halkımızın bir mânisi var, diyorlar ki: ‘Kaynayan kazan taşmaz mı? / Sandıkları aşmaz mı? / Seçmenin oyunu yok sayan,/ Darbeyle buluşmaz mı?’” E şimdi soruyorum: Burada “milletin oyunu yok sayan” derken bu ülkenin hukuk düzenini... Ve bundan sonra da bir darbe çığırtkanlığını yapmak nasıl kabul edilebilir, nasıl bu kutsal Meclis çatısı altında alkışlanabilir. (CHP sıralarından gürültüler)

ERKAN AYDIN (Bursa) – Buradan ekmek çıkmaz!

BAŞKAN – Arkadaşlar, sabır lütfen, sabır.

ATİLA SERTEL (İzmir) – YSK darbesi!

BAŞKAN – Arkadaşlar, bakın, hepimiz arkadaşlarımızın, birbirimizin, grup başkan vekillerinin görüşlerine saygı göstermek ve dinlemek zorundayız, beğenin ya da beğenmeyin.

Sayın Özkan, buyurun lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Evet, tevil yollu veya doğrudan hiçbir milletvekilimizin bir darbe çığırtkanlığı içerisinde olmayacağını düşünüyoruz ve sayın milletvekilinden de bu konuda açıklama bekliyoruz.

Tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekilinin aynı şekilde millî iradeye, milletten başka hiçbir güce dayanmayan bir anlayışla bu kutsal Meclis çatısı altında siyaset yaptıklarının ve bütün milletvekillerimizin de aynı amaçla bu Mecliste görev yaptığının bilincindeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Özkan.

Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tabii, konumuz seçimler. Seçimlerle ilgili çok konuşuluyor ancak bu Meclis çatısı altında hiçbir kimsenin daha evvel darbelerle ilgili bir referansı kullanmasını da asla kabul etmeyiz. Bugün, 17-25 Aralık darbe süreciyle, çukur terörüyle, 15 Temmuz darbe girişimiyle subliminal mesajlar vererek FETÖ terör örgütünün bu ülkede oluşturmak istediği vesayet rejimine de asla müsaade etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum. Tabii, bu konuşmamda bunları tamamen anlatacak değiliz, buna vaktimiz de yetmiyor.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – FET֒yü sen savundun, sen!

ATİLA SERTEL (İzmir) – Avukatıydın sen, sen FET֒yü savundun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ama bizim verdiğimiz mücadele vesayetle, terör örgütleriyle mücadeledir. Vesayetle mücadele dediğimizde bunun iş dünyasındaki uzantıları ve bunun yine maalesef odalar içerisindeki uzantıları dâhildir. Bu ülkede hukuk ve demokrasiye inanıyorsak hukuku ve demokrasiyi de inşa eden yine Meclis çatısıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Yeter, kaç dakika daha konuşacak?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Müsaade etmiş olsaydınız zaten tamamlamış olacaktık.

Kutsal Meclis çatısı altında yapılan yasal düzenlemelerle Yüksek Seçim Kurulu -ister beğenelim ister beğenmeyelim- bir karar verdi. Bu karardan sonra tevil yollu bir darbe çığırtkanlığı millî iradeye, yaptığımız yasama faaliyetine ve demokrasiye hakarettir, demokrasiyle tevili mümkün değildir; bunun için Cumhuriyet Halk Partisini bu ifadelerinden dolayı açıklamaya davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekillerimiz, grup başkan vekilleri zaten parti grupları adına açıklamalarını yaptıklarında birbirlerine cevap veriyorlar. Ama bize düşen, mutlak surette yani milletvekillerimizin yapması gereken, grup başkan vekillerimizin ya da bir diğer milletvekilimizin söylediği sözleri sakince dinlemek, sonrasında itiraz etmesi gereken noktalar varsa itirazlarını ortaya koymaktır. Rica ediyorum, lütfen müdahalelerden vazgeçelim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

21.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, yaptığı açıklamasında Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun açık ve net olarak YSK darbesinden bahsettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, teşekkür ediyorum.

Grup başkan vekillerinin kendi aralarında oluşturdukları bazı centilmenlik anlaşmaları vardır. Birbirimizi eleştiririz. Burada çok değerli, benden de tecrübeli grup başkan vekillerimiz var. Bazen bunlar gerçekten belli bir noktada yükselebilir de ama biz birbirimize olan saygımızı asla kaybetmeyiz. Birbirimizden öğreneceğimiz çok şey var, öğrenmeye devam edeceğiz. Her gün buna yeni bir şeyi katıyoruz. Kişiselleştirmek gibi hiçbir gayretimiz de olmaz. Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ülkemizin yasalarının en adil şekilde çıkarılmasıyla ilgili bize verilen görevleri yerine getiriyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkan vekilinden bana bu konuda bir sıkıntı olduğu duyumu gelir gelmez bu konuşmayı yapan milletvekili arkadaşımı yanıma çağırdım. O da bana çok açık ve net olarak dedi ki: “Burada bahsettiğim, Cumhuriyet Halk Partisinin bildirgesinde de bahsi geçen YSK darbesidir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – …burada bahsettiğim YSK darbesidir.” Biz, dün benim açıkladığım metin dâhil olmak üzere, YSK’nin bu yaptığı şeyin hukuka karşı bir darbe olduğunu açık olarak ifade ettik. Ben bunun bana açıklanmasının yeterli olmayacağını, kendisinden Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkan vekiline de bu açıklamayı yapmasını rica ettim, gönderdim ama arkadaşımız, bizim yapacağımız centilmenlik anlaşmasının dışında, bu konuyu başka bir yere çekerek Cumhuriyet Halk Partisinin darbelere karşı dimdik duran tavrına ve tarzına bir çamur atma, bir leke sürme anlayışı içerisinde hareket etmiştir. Öncelikle bunu kınıyorum. Bu, doğru bir davranış değildir. Biz birbirimizi arkamızdan vurmaya çalışmıyoruz, biz birbirimizin eksiklerini tamamlamaya, millet huzurunda da saygın bir anlayışla bu görevi yerine getirmeye çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Arkadaşımızın kastı çok açık ve netti, YSK darbesinden bahsetmişti.

Bir ikincisi, benim tavrım da açık ve nettir. Bir kere daha Türkiye Büyük Millet Meclisinin huzurunda söylüyorum: Darbecilerin ve darbecilere destek verenlerin peşini asla bırakmayacağız. Genelkurmay Başkanımızı hapse atıp darbeci generalleri getirenlerin millet karşısında, hukuk karşısında yargılanmasını sağlayıp gerekli cezalara çarptırılana kadar mücadelemize devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

22.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, sandık başkanlarının isimlerinin Cumhuriyet Halk Partisiyle nasıl paylaşıldığını ve bir belediye başkanının sandık başkanına mesaj göndererek yönlendirmede bulunup bulunmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tabii, bu Meclis çatısı altında söz ve eylemlerimizle demokrasimizin tekâmülünü gerçekleştiriyoruz. Daha iyi demokrasi ve hukuk devleti istikametinde aldığımız yolu burada yaptığımız müzakerelere borçluyuz. Tabii burada stenograflar söylenen bir ifadenin ruhunu ayrı lafzını ayrı yazmıyorlar, lafzan ne ifade ediliyorsa onu kayıtlara geçiriyorlar ve tarihe düşülen not da burada sözlü olarak ifade edilen beyanlardır. Bakınız, sayın milletvekili konuşmasını yaparken Millet Meclisinin dışında -milletvekili olmayan- pek çok yerden bana mesajlar geldi. Burada açıkça bir darbe çığırtkanlığı olduğunu ifade ettiler. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Bırak Allah aşkına ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Demek ki vatandaşlarımız da burada yapılan müzakereleri net bir şekilde takip ediyor ve bu ifadenin demokrasiyle tevilini makul görmüyorlar. Biz de bu noktada ifadelerimizi kullandık. Evet, Yüksek Seçim Kurulu da bir yargısal makamdır. Biraz önce sayın grup başkan vekili de tarih belirterek sandık başkanlarıyla ilgili itiraz sürecinin de tamamlandığını ifade etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Evet, tamamlanacak. Biliniyor ki bu sandık başkanlarının isimleri o bölgede seçime giren partilerle paylaşılmıyor. Ancak şurada bir mesaj var. Bizimle paylaşılmayan sandık başkanlarının isimleri acaba Cumhuriyet Halk Partisiyle nasıl paylaşılmış? 28 Martta gönderilen bir mesaj var. Sandık başkanına doğrudan Cumhuriyet Halk Partisinin bir ilçe başkanı tarafından gönderiliyor. Ne diyor bakın: “Değerli sandık başkanım, âdeta bir demokrasi şöleni havasında yaşanmasını temenni ettiğimiz 31 Mart seçimlerinde aldığınız görev hepimizin geleceği için son derece önemli. Sağlam bir irade, yüksek adalet bilinci gerektiren bu görevi hakkıyla yerine getireceğinizden en ufak bir şüphem yoktur. Sizlere her zaman olduğu gibi güveniyor, görevinizde başarılar diliyorum.

Saygılarımla.

Mehmet Salih Usta” (CHP sıralarından gürültüler)

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Ne var bunda?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, ne diyorlar? “Ne var bunda?” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen toparlayın.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri ne dedi? “Ne var bu mesajın içinde?” dedi. Yani bir belediye başkanına sandık başkanının isimlerinin gönderildiğini kabul ediyorlar, mesajı da kabul ediyorlar.

ATİLA SERTEL (İzmir) – İstanbul halkı cevabını verecek.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Soruyorum: Acaba bir belediye başkanı sandık başkanının ismini alarak, ona mesaj göndererek gerçekten orada bir yönlendirmede bulunmuş mudur, bulunmamış mıdır? (CHP sıralarından gürültüler)

ATİLA SERTEL (İzmir) – İstanbul halkı cevabını verecek.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Arkadaşlar, müsaade eder misiniz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bize gelmeyen mesaj, listeler eğer Cumhuriyet Halk Partisine gidiyorsa, burada apaçık, maalesef, sandık başkanlarının farklı bir amaçla dizayn edildiği ve bunların da seçime gölge düşürdüğü açıktır.

ATİLA SERTEL (İzmir) – İstanbul halkı cevabını verecek.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Genel Kurulun dikkatine sunuyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – İstanbul halkı gerekli cevabı verecek.

BAŞKAN – Arkadaşlar, sayın milletvekilleri; bakın, dinleyici sıralarında küçük çocuklarımız var, sizleri izlemeye geldiler.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – İstanbul halkının da çocukları var.

BAŞKAN – Yani, rica ediyorum sizlerden, lütfen bir grup başkan vekili ya da bir milletvekili arkadaşımız konuşurken dinleme sabrını gösterin.

Çocuklar, sizlere de hoş geldiniz diyorum.

Buyurun Sayın Özkoç.

23.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, YSK’nin 139 sayılı Genelgesi’ne ve 6 Mayısta alınan kararın hukuka karşı darbe olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, öncelikle teşekkür ediyorum.

Burada Meclisimizi izlemekte olan çocuklarımıza da sevgiler, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – İyi izlenimlerle gitsinler buradan.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet.

Sayın Başkanım, çok açık olan ifadeler var. Bakın, Türk Ceza Kanunu’nun 6’ncı maddesinin (c) fıkrasında “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi”ye kamu görevlisi deniliyor. Bunu belirtecek olan kişi kimdir? Yüksek Seçim Kurulunun o sandıkta görevlendirdiği hâkimdir. Hâkim ne yapar? Hâkim, kamu görevlisi konumunda olan kişiler varsa ilk önce onların görevli sayısının 2 katı kadarını seçer ve çağırır; onların arasından kurayla seçilir, kurayla bu kişiler görevlendirilir. Peki, hâkim… Türkiye Cumhuriyeti’nin hâkimi ve Yüksek Seçim Kuruluna bağlı. Bu hâkim eğer bunu yaptıktan sonra yeterli derecede görevli bulamıyorsa, Yüksek Seçim Kurulunun 139 sayılı Genelgesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Onun da bu konuyla ilgili madde 10’daki paragrafında -buna herkesin dikkat etmesini rica ediyorum- “Üyeliklerin bu şekilde doldurulması mümkün olmazsa, eksiklikler, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından, o çevrede bulunan ve sandık kurulunda görev verilmesinde sakınca olmayan kimseler arasından tamamlanır.” deniyor yani kamu görevlisi olması da gerekmiyor. Bunu ben söylemiyorum; bunu, işte, bu genelge söylüyor, Yüksek Seçim Kurulunun genelgesi söylüyor. Şimdi, bunu bilmeyeceksiniz ya da bildiğiniz hâlde üstünü örteceksiniz ve farklı konuşacaksınız. Açık ve net; Yüksek Seçim Kurulu hukuka aykırı bir karar almıştır. Bunun üzerine ne kadar, ne söylerseniz söyleyin, 6 Mayısta Yüksek Seçim Kurulunun aldığı bu kararın hukuka karşı bir darbe olduğu gerçeğini gizleyemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Bizim şimdi yapmak istediğimiz şu: Arkadaşlar, kimse başka bir şeyden bahsetmiyor; haktan, hukuktan ve adaletten bahsediyoruz. Hepimiz eğer bu 3 şiarın önünde ve arkasında dimdik durursak Türkiye güçlü bir ülke olur.

Onun için, burada milletvekilimizin açık ve net ifadesini çarpıtmaya kalkmak ancak bugüne kadar kendi yaptıklarınızın üstünü örtmek anlamına gelir ki buna da kimseyi inandıramazsınız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu tarafından, ihracattan geri dönen tarım ürünlerimizin geri gönderilmesinin nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılarak aynı sorunların tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin alınması ve iade edilen tarım ürünlerimizin ne yapıldığının kamuoyu ile paylaşılması amacıyla 7/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri

8/5/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/5/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                  Yavuz Ağıralioğlu

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu tarafından ihracattan geri dönen tarım ürünlerimizin geri gönderilmesinin nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılarak aynı sorunların tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin alınması ve iade edilen tarım ürünlerimizin ne yapıldığının kamuoyuyla paylaşılması amacıyla 7/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 8/5/2019 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, öncelikle, sözlerime başlamadan evvel yeni göreviniz nedeniyle zatıalinizi tebrik ediyor, size başarılı bir çalışma dönemi diliyorum.

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği olan, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bizleri izleyen sevgili çocuklarımızı da saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ihraç ettiğimiz tarım ürünlerinin tekrar ülkemize iade edilmesinin nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılması, sonuç itibarıyla yine aynı sorunlarla karşılaşmamak için alınacak önlemlere ilişkin olarak tedbirlerin alınması amacıyla İYİ PARTİ Grubu adına verilen Meclis araştırması açılması hususunda söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on yedi yıllık AK PARTİ iktidarında 82 milyon vatandaşımız, özellikle tarım sektöründeki çiftçilerimiz için sürdürülebilir bir millî tarım politikası ortaya konulmadığı için hâlâ ithalata devam etmekteyiz; samanı bile ithal ettik. Çay, patates, soğan, pirinç, pamuk ithal ettik. Müslüman Türk milletinin yemesi için Sırbistan’dan, Bulgaristan’dan, Fransa’dan, Ukrayna’dan ve birçok ülkeden canlı hayvan ve hazır et ithal ettik. Kanada’ya tohumunu sattığımız mercimeği bu ülkeden ithal ettik. Azerbaycan’dan, Suriye’den, İran’dan, Özbekistan’dan, Mısır’dan, Kazakistan’dan, Rusya’dan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, Bulgaristan’dan ve Irak’tan soğan ithal ettik arkadaşlar, soğan.

Yerli tohumu yasaklayarak güzel ülkemize İsrail’den aldığınız ne idiği belirsiz tohumları sizler ektirmediniz mi? “Buğday ambarı” diye tabir ettiğimiz ülkemizde buğday ithal edecek duruma düştük. “Topraklarımızı koruyoruz ve gıdada GDO’ya geçit yok.” denildi, 2002-2018 yılları arasında 3,4 milyon hektar alan tarım dışı kaldı, ekilmekten vazgeçildi.

Neredeyse tarım sektöründeki her şeyi ithal ederken ihraç ettiğimiz tarım ürünlerimizde, özellikle de meyve, sebze ihracatında hayal kırıklığı yaşamaktayız. Daha yeni, 2019 Martta Ukrayna’ya yaptığımız 38 ton domates ihracatı ülkemize geri iade edilmiş; gerekçesi, Güney Afrika güvesine rastlanmış. Rusya’ya 20,8 ton çilek ihraç etmişiz, ülkemize geri iade edilmiş; gerekçesi hep aynı, hep aynı. Yok çiçek “trips”i, yok domates güvesi, yok “klorpirifos” zehri, kükürtdioksit gibi zararlı kimyasallara rastlandı denilerek ihraç edilen meyve ve sebzeler geri iade ediliyor.

Peki, bu ürünler ülkemize iade edildikten sonra neler oluyor? İşte burası çok önemli değerli milletvekilleri. Yurt dışındaki insanların yemeyip insan sağlığına zararlı olduğu için iade edilen meyve ve sebzelerin imha edilmesi ve tutanaklarla bunların tespiti gerekmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığının bunu resmî web sitesinden duyurması gerekiyor. Yoksa iç piyasada satışa çıkarılarak vatandaşlarımıza yediriliyor mu? Bunların çok iyi araştırılması gerekiyor.

Bu nedenle İYİ PARTİ olarak, ihracattan geri dönen tarım ürünlerinin geri gönderilmesinin nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılması ve sorunların tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin alınması ve iade edilen ürünlerimizin ne yapıldığının kamuoyuyla paylaşılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; ağırlıklı olarak Çukurova, Harran ve Menderes Ovalarında pamuk üretimi yapılmaktadır. Pamuk eken çiftçilerimiz, bölge ve illere göre dekar başına 600-700 kilogram verim alan yerlerde Bakanlığın tarım teşkilatlarının belirlediği rakamlara göre müstahsil makbuzu keserek dosyasını teslim ediyor ve prim alıyordu. Bu yıl dekar başına 500-550 kilogramdan fazlasına ürün primi verilmeyeceği yönünde karar alındığını, bunun üreticinin yüzde 30 civarında gelir kaybına neden olacağını ve bu konunun ivedi olarak ele alınarak mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğini ifade ediyorum.

Adana ve çevre illerde aşırı yağış ve dolu, sebze ekilen tarlalarda, seralarda, portakal bahçelerinde, buğdayda büyük zararlara neden olmuştur. TARSİM sigortası olmayan çiftçilerimiz mağdur olmuş. Tarım Bakanlığı yetkililerinin hızlı bir şekilde hasar tespiti yaparak çiftçilerimizin mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesini arz ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Rıdvan Turan konuşacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili çocuklar, sizleri de sevgiyle kucaklıyorum, yanaklarınızdan öpüyorum, hoş geldiniz.

Bu tarımsal ihracatın geri, dönmesi meselesi, bizim kadim meselelerimizden bir tanesi. Fi tarihinden beri, özellikle Rusya başta olmak üzere oraya gönderilen tarım ürünleri, içerisindeki toksik kimyasallar sebebiyle geri gönderiliyor. Şimdiye kadar herhâlde hiç kimse şunu söyleyemez: “Ya, falanca gazetede bir haber çıktı, dışarıdan gelen ve tüketilmesi insan sağlığına zararlı olan bu nevi tarım ürünleri Konya Ovası’nda toplandı, ateşe verilip yakıldı.” Arkadaşlar, gerçeği konuşmakta fayda var. Bu tarım ürünleri iç pazarda tüketiliyor. Yani uluslararası alandan çeşitli sebeplerle -başta insan sağlığına zararlı olmak üzere- geri dönmüş olan ve şu anda gündemimiz olan çilek ve domates gibi tarım ürünleri ne yazık ki sessiz sedasız iç pazara sunuluyor ve iç pazarda bunlar tüketiliyor.

Peki, bu tüketim sonucunda nelerle karşı karşıya kalıyoruz? Tarımsal kimyasalların insan vücuduna çok farklı etkileri var. Kimi toksik özellik gösterir, örneğin kanser gibi hastalıklara yol açar, kimi de yetişme çağında olan çocukların hormonlarını taklit eder, hormonları yerine geçer ve bu sayede, örneğin kız çocuklarında çok erken yaşlarda ergenliğe ulaşmak gibi problemli durumlar ortaya çıkarır. Dünyanın pek çok yerinde devletler bu sebeple çok ciddi denetim mekanizmaları oluşturmuşlardır ama bizim memlekette, yalnızca dışarıya gönderdiğimiz için söylemiyorum, aynı zamanda kendi içimizde de bu denetim mekanizmaları oldukça zayıf.

Bakın, Sağlık Bakanlığının çok iyi yaptığı bir şey vardı geçtiğimiz dönemlerde. Bir araştırma planlandı, bu araştırma içerisinde çok sayıda bilim insanı Türkiye’de tarımsal ürünlerdeki toksik kimyasalları analiz etti. Bunların içerisinde çalışanlardan biri de Sevgili Bülent Şık’tı. Fakat tarım ürünlerinde çok yüksek miktarda toksik madde bulunmuş olmasına rağmen Sağlık Bakanlığı bunları açıklamadı. Kim açıkladı? Bülent Şık açıkladı. Bülent Şık’ın bu açıklaması sonucunda da Sağlık Bakanlığı tarafından “Sen bunu nasıl açıklarsın?” diye on iki yıla kadar hapsini isteyen biçimde ceza isteminde bulunuldu.

Şimdi, Türkiye’de tarım alanında pek çok problem var, bunlar problemlerin satır başları. Bunlar yokmuş gibi yine üstten, yine üreticiyi görmeden, yine temel sorunun örgütlenme sorunu olduğunu görmeden, yine uluslararası tarım tekellerinin Türkiye’deki tarımı kendi ihtiyaçları ve çıkarları doğrultusunda yönlendirdiğini görmeden şimdi de “Tarımda Millî Birlik Projesi” diye bir şey ortaya çıkardılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Arkadaşlar, ne yerli bir tarafı var ne Türkiye tarımını kurtaracak bir tarafı var. Eskiden Bakanlığa bağlı olan tarım, ne yazık ki uluslararası alanla ilişki içerisinde olan üç beş tane tarım tekeli tarafından yönetilecek. Deyim yerindeyse bir çeşit Tarım Bakanlığının şirketleşmesine doğru adım adım gidiyoruz. Bu sebeple bu konuda ivedi adımların, ciddi adımların atılması gerekli. Toksik maddeleri içeren besinlerin yalnızca ihracatı meselesi değil, aynı zamanda iç pazarda da tüketilmesinin artık engellenmesi gerekir.

Son olarak da şunu söyleyeyim, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Oluç bahsetti: Cizre ve Silopi başta olmak üzere belediyelerimize yönelik iki günden beri anlam veremediğimiz bir saldırı dalgası var. Gecenin kör saatinde polis, inzibat gelmiş, her tarafı bariyerlerle kapatmış, polisleri dizmiş. Neymiş? Bizi koruyacaklarmış. Bizim kimseden bir koruma talebimiz falan yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIDVAN TURAN (Devamla) – Eğer belediye faaliyetlerine tasallut etmekse, yeni bir kayyum zihniyetini buraya kaim kılmaksa, bununla kimse uğraşmasın, belediyelerimizi sonuna kadar savunacağımızı buradan ilan etmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Ayhan Barut. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ’nin ihraç edilen tarım ürünlerimizin ilaç kalıntısı, haşere ve çeşitli siyasi sebeplerle iade edilmesi nedeniyle verdiği Meclis araştırması önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Konuma geçmeden önce, İstanbul’da sandığa yansıyan halk iradesine YSK eliyle darbe vurulmasını, demokrasi ve hukukun ayaklar altına alınmasını kınıyoruz. 23 Haziranda halkımız bu hak gaspına tekrar dur diyecektir. İnanıyoruz ki memleketimizde her şey çok güzel olacak.

Ekonomik ve siyasi krizle birlikle tarımsal üretim maliyetleri sürekli yükseliyor ama ne hikmetse çiftçinin ürünü para etmiyor, ürettiğinden kazanamıyor; tüketicilerimiz ise ne yazık ki ucuz ürün bulamıyor. Sorunların çözümü için acilen maliyetlerin düşürülmesi, üretim ve üretenin desteklenmesi gerekiyor.

Üretimin artması ve üreticinin kazanması için en önemli yollardan biri de tarımsal ürünlerde ihracata ağırlık verilmesidir. Ancak, ne yazık ki son yıllarda Rusya, Ukrayna ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerine ihraç ettiğimiz domates, narenciye, çilek gibi tarım ürünlerimiz gerek zirai ilaç kalıntısı gerek tarım haşeresi ve gerekse de siyasi sebeplerle geri çevriliyor. Zirai ilaç kullanılırsa “Kalıntı çıktı.” deniliyor, kullanılmadığında da “Yok edemediğiniz tehlikeli tarım haşereleri var.” deniliyor. Geçen yıl, narenciyede Akdeniz meyve sineği zararlısı, domateste güve, çilekte “trips” gerekçe gösterilerek laboratuvar incelemelerinde ilaç kalıntısı bulunarak ülkemizin siyasi ilişkileriyle bağlantılı siyasal gerekçelerle ürünlerimiz geri gönderildi ama burada olan çiftçimize oluyor ve ihracatçıya oluyor. Çiftçimiz mağdur olurken ülke ekonomisi de büyük zarar görüyor. Avrupa Birliğinin zirai mücadelede yasaklama listesine koyduğu ilaçları hemen yasaklıyoruz. Onların kullandığı ilaçları kullanamıyoruz ya da yerine yenisini, çözüm getirecek öneriyi sunamıyoruz. Örneğin, aynı iklim koşullarına sahip olduğumuz İspanya’nın kullandığı ilaçları kullanamıyoruz. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve güvenliği açısından gerek biyolojik gerekse de zirai mücadele yöntemlerinin etkin bir biçimde kullanılması gerekiyor. Her ilaç ve gübre bayisinde mutlak suretle işin ehli olan bir ziraat mühendisinin istihdam edilmesi gerekiyor. Tarım alanlarımızı ve çevreyi koruyup gözetirken diğer yandan da tarımsal üretim ve üreticinin zarar görmemesi ve bu uygulamaların hızla yaşama geçirilmesi gerekiyor. Bu görev Tarım ve Orman Bakanlığına düşüyor. Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün çevre, tarım ve insan sağlığını gözeterek güvenli alternatif çözümler üreterek bütün yeni uygulamalara girişmesi, zirai ilaçların ruhsatlarının ve dozlarının da güncellenmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

AYHAN BARUT (Devamla) – Öte yandan, tarımsal üretimi, çiftçiyi ve ihracatçıyı desteklemek yerine, soğandan patatese, ayçiçeğinden domatese; buğdaydan mısıra, pamuğa, samana; etten süte kadar sıfır gümrük vergileriyle tarımsal ürünler ithalat ediliyor. Türkiye ne yazık ki tarımda net ithalatçı ve ithalat cenneti hâline gelmiştir. Çiftçimiz ve zarar gören ekonomimiz ithal edilen ürünler nedeniyle, ithalata dayalı tarım politikaları nedeniyle mağdurdur. Özellikle geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle 30 Hazirana kadar sıfır gümrükle 100 bin ton ayçiçeği ithalatı yapılabilecektir. Özellikle hasat zamanına denk gelen bu ithalat bizleri düşündürmektedir ve üreticimizi tarımdan uzaklaştırmaktadır. Unutulmasın ki Türkiye ancak üretim odaklı bir ekonomi modeliyle kalkınabilir. İnsanımızın huzur ve refaha erişmesi, üreticimizin yüzünün gülmesi için el birliğiyle çalışmamız gerekir diyorum.

Saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Yunus Kılıç, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkanım, öncelikle yeni görevinizi tebrik ediyorum, başarılar diliyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlar; Türkiye yılda 50-60 milyon tonun üzerinde sebze ve meyve üretiyor ve bunun yaklaşık olarak 4 milyon 500 bin tonunu, 5 milyon tonunu da ihraç ediyor ve bu arada da Türkiye'de yine bütün dünyada olduğu gibi yaklaşık 500 etken maddede 2.500’ün üzerinde tarımsal mücadelede kimyasal ilaç kullanılıyor. Dolayısıyla bu kadar büyük bir alanda yurt dışına giden ürünlerimizden de elbette geri dönenler oluyor. Bunların ne kadar olduğuna, hangi oranlarda kabul edilip edilemeyeceğine bakmamız lazım öncelikle. Bu 4,5 milyon ton ihracat içerisinde arkadaşlar, geriye dönen oran sadece dört yüzde 1, dört yüz ellide 1 yani yüzde 0,20’nin daha altında bir ürün dönüşü oluyor. Konuşmacıların özellikle kaygı duydukları, haklı olarak kaygı duydukları bir alana da cevap vermek lazım: “Dönen ürünler ne oluyor?”

Arkadaşlar, bazen ürünlerde “random” rastgele muayene yöntemleri vardır. Bütün ürünlerde, bütün partilerde denetim yapmak mümkün müdür? Yapılabilir ama maliyetlidir. Her ürünün, her numunenin aşağı yukarı ihracatçı firmaya 700 euroluk bir maliyeti yani bugünkü Türk parasıyla 5 bin liralık bir maliyeti var. Dolayısıyla bazı ürünlerde dünyanın da kabul ettiği ve dünyada da uygulanan şekliyle rastgele numune alınır. Yaklaşık olarak bu yüzde 20 civarındadır. Dolayısıyla yüzde 80’ine, dünyanın da kabul ettiği bir sistem içerisinde her zaman bakamayabiliyorsunuz. Siz üreticinizi, ilaç kullananınızı, kimyasal mücadele yapanınızı ne kadar eğitirseniz eğitin, bunların içerisinden bu bilgiye, donanıma, tecrübeye, hatta hassasiyete uymayacak insanlar çıkacaktır, 80 milyonluk bir ülkede yaşıyoruz biz.

Türkiye’de bütün prosedürler yönetmeliklere uygun bir şekilde yapılıyor. Ruhsatlandırmaları Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü yapıyor. İhracattan geri dönen ürünlerin -ülkemize daha girmeden- ihraç edildiği ülkede birtakım analizleri yeniden yapılıyor karantina etmenleri yönünden ve ilaç kalıntıları yönünden. Eğer sıkıntılı bir hâl varsa gümrük anlaşmalarımız itibarıyla oralarda imha ediliyor veyahut da bazı ürünler, dünyada daha yüksek kriterleri kabul eden başka ülkelere ihraç ediliyor.

O yüzden, bizim ülkemizin de kendi kriterleri var ve bu ürünlerden bizim ülkemizdeki kriterlere uygun olmayanlar asla toplumun tüketimine sunulmuyor. Bu konuda bütün milletvekillerinin duyarlılığı önemli ama bilmeleri gereken, bunların tamamı dikkatli bir şekilde yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

YUNUS KILIÇ ( Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İYİ PARTİ’li bir konuşmacımız “buğday ithalatı” dedi. Arkadaşlar, Türkiye buğday konusunda, özellikle tohum konusunda ithalatçı değil ihracatçı bir ülkedir. Aldığından fazlasını un olarak, irmik olarak ve bisküvi olarak katma değerleri yüksek çeşitli ürünler şeklinde satmaktadır.

Yıl sonunda şuna bakmamız lazım hepimizin: İhracatımız nedir, ithalatımız nedir? Bizim yıllık cari dengeye katkı olsun diye tarım ürünlerinde 5 milyar dolarlık bir fazlamız vardır yani ihracatı ithalatından fazla olan bir ülkeyiz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – İthalat var mı yok mu, ithalat?

BAŞKAN – Sayın Gürer, lütfen…

YUNUS KILIÇ (Devamla) – O yüzden, sayın milletvekillerinin her çıktıklarında bu gerçeği bilmeden konuşmalarına da bir anlam veremediğimi ifade etmek isterim.

Tohumda da böyledir. Türkiye bugün 1 milyon ton sertifikalı tohum üretmektedir. AK PARTİ’nin hükûmet olduğu 2002 yılında bunun toplam miktarı sadece 65 bin tondu arkadaşlar. Bugün 1 milyon ton ve ihracatımızın ithalatı karşılama oranı yüzde 80’lere ulaşmıştır ekonomik açıdan. O yüzden, bu manada da milletvekillerimizin bu bilgiyi tekrar alıp kullanmalarını, doğru olarak kullanmalarını istirham ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Gümrüğü niye sıfırlıyorsunuz, onu anlat.

BAŞKAN – Sayın Gürer, lütfen, konuşacak bir şeyiniz varsa söz isteyin, vermeyeyim ben de (!)

İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, YSK'nin 31 Mart İstanbul seçimlerine dair 6 Mayıs 2019 tarihli iptal kararına gerekçe olan iddiaların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 8/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri

8/5/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 8/5/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                Hakkı Saruhan Oluç

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

8 Mayıs 2019 tarihinde Mersin Milletvekili Grup Başkan Vekili Fatma Kurtulan ve İstanbul Milletvekili Grup Başkan Vekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından verilen 2281 grup numaralı YSK'nin 31 Mart İstanbul seçimlerine dair 6 Mayıs 2019 tarihli iptal kararına gerekçe olan iddiaların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/5/2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Gülüstan Kılıç Koçyiğit.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YSK’nin 31 Martta yapılan İstanbul yerel seçimlerini 6 Mayıs tarihindeki iptal gerekçesinin bütün yönleriyle araştırılmasını istiyoruz. Ben bunları biraz detaylandırmaya çalışayım.

En son söyleyeceğimi en baştan söylemek istiyorum: Bu 6 Mayıstaki YSK kararının aslında 15 Temmuz darbe kalkışmasından bir farkı olmadığını, bu 15 Temmuz darbe kalkışmasının askerî yöntemlerle, askerler tarafından yapıldığını ama 6 Mayıstaki darbeninse araçsallaştırılmış YSK eliyle yapıldığını ifade etmemiz gerekiyor.

Fakat 6 Mayıs darbesine gelmeden önce yine başka bir darbe yapıldı ki bizce aslında Türkiye kamuoyunun oradaki sessizliği, orada feveran çıkarmaması 6 Mayıs darbesinin de taşlarını döşedi. Neydi o? O da HDP’li seçilmiş belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine, il genel meclis üyelerine KHK’li oldukları için mazbatalarının verilmemesi ve mazbataların seçimi kaybedene -ve bunların hepsi AKP’lidir- verilmesiydi. Evet, bizce bu, seçmen iradesine; sürekli vurgulanan, sürekli bir şemsiye, bir örtü görevi gören millî iradeye kastetmekti, millî iradenin baltalanmasıydı ve bu anlamda da AKP ne yazık ki bütün bu sürecin taşlarını kendisi bizatihi örmüştür. Örneğin ne yapmıştır? AKP’nin adayları YSK’ye, il ve ilçe seçim kurullarına başvurarak bizim adaylarımızın KHK’li olduklarını ve bu nedenle de seçilme ehliyetine sahip olmadıklarını ifade ederek aslında YSK’nin bu kararı almasının önünü açmıştır ve ne yazık ki hukuk tarihine, demokrasi tarihine bir kara leke yine AKP eliyle, YSK aracılığıyla düşürülmüştür değerli arkadaşlar.

Bakın, 31 Mart tarihi ile 6 Mayıs tarihleri arasında yaşadığımız sürecin bütünü hukuksuzluklarla doludur ve bu hukuksuzluklar sadece seçim gününü ve seçim sonrasını değil aslında seçim öncesini de kapsamıştır. Tabii burada, beş dakikalık süre içerisinde bunların hepsini söylemek mümkün değil ama birkaçını hatırlatmak gerekiyor.

YSK üyelerinin görevlerinin uzatılması, özellikle bölge illerinde seçmen taşınması, birleştirilmesi, olmayan hayalî adreslerde seçmenlerin gösterilmesi, KHK’li seçilmişlere pusulada adı yazılmasına rağmen, daha öncesinde “Siz seçme yeterliliğine, seçilme yeterliliğine sahip değilsiniz.” denmemesine rağmen, 24 Haziran kararı YSK’nin kendi kararı olmasına rağmen bunların seçilemeyeceklerine dair kararı, yine YSK’nin 2 üyesinin AKP’nin başvurusuyla KHK’lilerin seçme hakkının dahi olmayacağına dair beyanları, görüşleri; bunların her biri demokrasi tarihine bir kara leke olarak düşmüştür.

Sadece bununla da sınırlı değil değerli arkadaşlar. Bakın, HDP’nin yaptığı hiçbir itiraz kabul edilmemiştir ama AKP’nin neredeyse bütün itirazları kabul edilmiştir. Birkaç istisna kabul edilmeyenleri YSK’nin tarafsızlığının göstergesi olarak da burada kimse sunmasın çünkü öyle gerekçeler sunmuşsunuz ki ne yazık ki sizin bir siyasi aparatınıza, seçim işleri müdürlüğünüze dönmüş olan YSK bile bazı taleplerinize cevap olamamıştır ya da onları onaylayamamıştır.

Değerli arkadaşlar, henüz itiraz süreci bitmeden mülki idare amirlerinin AKP’li belediye başkanlarını tebriğe gitmesi ve bunu kendi resmî sitelerinde yani valilik sitelerinde duyurmuş olması yine bir hukuksuzluğun, seçim kurullarının baskı altına alındığının genel göstergesidir.

Tabii bunlar saymakla bitmez. Örneğin Malazgirt’te sadece 3 oy farkla seçimi almanıza rağmen yüzlerce başvurumuzu niye reddettiğinizin tek bir hukuki karşılığı var mıdır? Yoktur. Aynı ilçe seçim kurulu, aynı il seçim kurulu bizim itirazımızı reddederken AKP’nin Kızılağaç beldesine yönelik yaptığı itirazı da kabul etmiştir değerli arkadaşlar.

Şimdi, buradan söyleyelim: Demokrasiye kastedilmiştir. Sürekli atıfta bulunduğunuz kamu vicdanı yaralanmamıştır, parçalanmıştır, dağlanmıştır. Ortada bir kamu vicdanı neredeyse yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Ve bu anlamda bütün bu kötülüklerin mimarı olarak, bütün bu hukuksuz sürecin yürütücüleri olarak sizden en azından biraz da olsa utanmanızı ve gerçekten bu ülke adına biraz da olsa hicap duymanızı istiyoruz.

Biz, yeni bir 7 Haziran ve 1 Kasım süreci arasına tanıklık etmekteyiz. 7 Haziranda sizi iktidardan, AKP’yi iktidardan düşüren Kürtler ve HDP, o günkü iktidarın hedefiydiler. Bugün bu hedef genişlemiştir ve yeni karşıtlıklar oluşmuştur değerli arkadaşlar. Onun için buradan bir kez daha uyarıyoruz: 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki süreçte yaşanan bütün hukuksuzlukların tekrar yenilenmesinin müsebbibi AKP olacaktır. Bu saatten sonra kimin tırnağı taşa değse bunun sorumlusu AKP’dir, olabilecek her türlü toplumsal olayın müsebbibi AKP’dir ve buna karşı da toplumsal muhalefetin, toplumsal güçlerin yan yana gelerek, birlikte mücadele ederek tutum alması gerekiyor. Son olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Bitirin lütfen.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) – Bu anlamda, dünden beri, dün geceden beri belediyelerimize dönük, yapmaya çalıştığınız provokatif bütün girişimleri kınadığımızı buradan bir kez daha ifade etmeye çalışıyoruz. Hiçbir yetkiniz olmadan sürekli toplumu tahrik eden, Kürt halkının ve HDP’nin iradesini yok saymaya çalışan tutumlardan da geri durmanızı bir kez daha ifade etmemiz gerekiyor.

Sürekli bizim belediyelerin Kandil’e para gönderdiğini söyleyip manipülasyon yapıyordunuz. Kayyum raporları çıktı, görüyoruz ki sabah akşam yemişsiniz de yemişsiniz. Baklava yemişsiniz, yetmemiş; çerez yemişsiniz, yetmemiş; kadayıf yemişsiniz, yemek yemişsiniz. Biz de söylüyoruz: Yiyin efendiler, yiyin; aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yiyin. Halkın ekmeğini yediğiniz her lokması zehir zıkkım olsun. Haksız yere kursağınızdan geçen, o kursaktan geçmeye tanıklık edenlere, yol verenlere zehir zıkkım olsun diyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’in HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptğı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, ağır sataşmalarla grubumuza hakaretler yağdırdı, bunlara cevap vermek istemiyorum, tamamını reddediyoruz. Grubumuz adına yapılacak konuşmada sayın milletvekilimiz ifade edecekler ancak ortada demokratik hukuk düzenine ilişkin bir saldırı varsa bunu bir kenara bırakamayız. Zira bugün burada bizi bir arada tutan tek bir değer vardır, o da demokratik hukuk düzenimizdir.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – Hangi hukuk?

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Hangisi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yüksek Seçim Kurulunun verdiği kararı 15 Temmuz darbesiyle eşleştirmek, apaçık bir hezeyandır ve maalesef, bu ülkenin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine hakarettir. Bugün ikincisi oldu, ilkine hadi dedik ki “Hezeyandır.” Ancak bu üst üste oluyorsa millî iradeye, demokratik hukuk düzenimize ilişkin saldırılarla, 250 vatandaşımızın şehit olduğu darbe teşebbüsüyle eğer eşleştirmeye yelteniliyorsa burada bu, milletin istiklaline ve istikbaline bir müdahaledir, “beka mücadelesi” dediğimiz tam da budur.

Reddettiğimizi ifade ediyor, yeniden Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Oluç, buyurun, bir şey mi…

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – “Hezeyan” demiştir Sayın Grup Başkan Vekili, konuşmacımızın söylediği hakkında. Sataşma vardır, cevap vermek istiyoruz.

BAŞKAN – Bu “hezeyan” bir sataşma değildir.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Çok açık sataşmadır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sataşma değildir ama grup başkan vekili olarak söyleyecek bir şeyiniz varsa buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Efendim, bakın, bir siyasi tespit yapılmaktadır. Bu siyasi tespiti beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz fakat…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ya, eleştiri yok Sayın Başkan.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Müsaade ederseniz açıklayacağım.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ama yok, bakın, burada bir sürü iftira var ya. Yani bir hanımefendiye yakışıyor mu böyle konuşmak ya, bilip bilmeden? Ama yakışmıyor hakikaten, yapmayın böyle. Terbiye sınırlarında kalalım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bir siyasi tespiti yani Yüksek Seçim Kurulunun almış olduğu kararın hukuka ve demokrasiye çok açık bir darbe olduğunu söylemek bir hezeyan değil, bir tespittir. Sadece tespit de değildir, onun ötesinde, partilerin…

BAŞKAN – Sataşma neresinde bunun Sayın Oluç?

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Bir siyasi tespite “hezeyan” demek sataşmadır Sayın Başkan.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Ama hangi siyasi tespit beyefendi? Siz dinlemediniz mi ya?

BAŞKAN – Ama efendim, Sayın Oluç, siz hiç sataşma görmemişsiniz burada.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Ama yani bir hezeyan görünmüyor, bir siyasi tespit yapılıyor. Bakın, Türkiye’nin geleceği açısından son derece önemli bir karar veriliyor ve bu, İstanbul; Türkiye’nin bir köyü değil, 16 milyon insanın yaşadığı bir metropolden bahsediyoruz, Türkiye’nin ekonomisinin döndüğü bir yerden bahsediyoruz. Burası hakkında Yüksek Seçim Kurulu böyle bir karar veriyor ve biz bunu hukuka ve demokrasiye yönelik bir siyasi darbe olarak nitelendiriyoruz. Buna “hezeyan” demek doğru bir davranış değildir. Bu bir siyasi tespittir, beğenmeyebilirsiniz.

BAŞKAN – Kayıtlara geçti.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Kayıtlara geçsin diye söyledim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, YSK'nin 31 Mart İstanbul seçimlerine dair 6 Mayıs 2019 tarihli iptal kararına gerekçe olan iddiaların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 8/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Hasan Subaşı.

Sayın Subaşı, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Konuşmacıların günlerdir belirttiği gibi, Türkiye’nin gündemine tabii ki bu YSK kararı oturmuştur. Hak vermemek mümkün değil. Gerçekten, adalet, hürriyet, demokrasi yok sayılarak bugüne kadar YSK verdiği kararlarını, yanlış kararlarını, adaletsiz kararlarını neredeyse taçlandırmıştır, tüy dikmiştir ve de bütün Türkiye’de, hatta dünyada bir şok yaratmıştır. Bunu tam kanunsuzluk nedeniyle iptal etmediği şüphesiz. Çünkü tam kanunsuzluk nedeniyle bu kararı vermiş olsa bütün belediyelerin, meclis üyeliklerinin seçimlerini ve muhtar seçimlerini de iptal etmesi gerekirdi. Bunda belli ki, kısa karardan da anladığımız kadarıyla… 27 Mart tarihli YSK’nin genelgesinde “Seçim iş ve işlemlerinde usulsüzlük nedeniyle iptal” hükmü bulunmakta, bu da yedi günlük süre içinde geçerli olmakta. 298 sayılı Kanun’un 130’uncu maddesine göre sandıklardaki usulsüzlüğe de dayandırılarak yedi günlük süre kabul edilmek şartıyla “212 sandıkta usulsüzlük var ve her bir sandığı da 350 seçmen olarak hesap edersek 70 binin üzerinde bir seçmen sayısına ulaşılır, 70 bin de seçimlerin sonucunu etkileyebilir.” denmekte.

Önergeye baktığımız zaman “Sebebine girilsin.” deniyor. Bunun nedeni araştırılsa o 70 bin seçmenin çoğunun zaten AK PARTİ’ye verdiği orta yerdedir yani araştırılsa bunlar da ortaya çıkar ama tabii ki araştırılmayacak, sadece karar verilmiştir ve Türkiye'nin adaletine ve seçim sistemine çok büyük bir darbe vurulmuştur. Seçimlerin sorumlusu olan YSK işin kolayını bulmuştur, ilçe seçim kurullarına da “Yanlış yaptınız.” diye suç duyurusuyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız lütfen.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - …ilçe seçim kurulu başkanlarının, çalışanlarının, müdürlerinin de hakkında soruşturma açılmasını sağlayarak kendileri de bu işten kurtulmaya çalışmışlardır. Oysa, bu seçimlerin baş sorumlusu YSK’dir. “Böyle bir usulsüzlük var.” diyorsa da YSK’nin, artık tahammülleri zorladığını da biliyoruz, istifa etmesi en doğru gerçektir. Ben, buradan, kürsüden istifaya davet ediyorum YSK üyelerini.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Özgür Karabat.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Parlamentoyu en içten dileklerimle selamlıyorum.

31 Mart seçimlerinde neler yaşandığı hepimizin malumu. Öncesinde, iktidar partisinin yasa, hukuk, ahlak tanımadan kamunun bütün imkânlarını kendi çıkarına kullandığı bir seçim süreci yaşadık. Daha sonra ise bu devam etti. İstanbul seçimleri açıklandığında, sonuçlar ortaya çıktığında büyük bir şok yaşadınız, anlayamadınız bu sonucun neden böyle olduğunu, aynen Türkiye’nin hâlini anlayamadığınız gibi ve sizin hâlinizi gösteren bir sözle cevap verdiniz, dediniz ki: “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu.” “Hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu.” demek, aslında ne kadar büyük bir akıl tutulması yaşadığınızın göstergesiydi değerli arkadaşlar ve aslında neyin ne olduğunu tüm Türkiye biliyor.

31 Martın bir sonucu var, 31 Martın sonucu: Sayın Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanıdır. Bunu açık bir şekilde belirtmek gerekir. Peki, siz bu sonucu neden kabullenmiyorsunuz? Ben size Ekrem İmamoğlu’nun sözleriyle cevap vermek istiyorum: “Ben niye kabul görmedim, söyleyeyim size: ‘Ben bir kişiden talimat almayacağım, 16 milyon insandan talimat alacağım.’ dedim. ‘Bana hizmet etmeyin, 16 milyon insana hizmet edeceksiniz.’ dedim. ‘Artık İstanbul Büyükşehirde israf yok.’ dedim, ‘İsrafa izin yok.’ dedim. Onun için beğenmediler. ‘Artık kişilere, gruplara, derneklere, cemaatlere yardım yok.’ dedim. ‘Millet var, millet var!’ dedim.” İşte bu yüzden bunu kabullenemiyorsunuz değerli arkadaşlar. Ve seçimin hemen ertesinde kaybettiğiniz belediyelerin kapılarına asılan borç yazıları aslında “gönül belediyeciliği” dediğiniz şeyin ne olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Şimdi size bir şey soracağım: Sandık görevlileri sebebiyle bu seçimin iptalini istiyorsunuz. Bu sandık görevlilerini kim yazdı? Çok açık bir şekilde, ilçe seçim kurullarının yazılarında kaymakamlıklar tarafından geldiği belli oluyor. Bir kez daha soruyorum: Bu sandık görevlilerini kim yazdı? Bana derseniz ki: “CHP’nin sandık görevlilerini kim önerdi?” Hepsini biliyorum. Siz de biliyorsunuz o sandık görevlilerini kim önerdi. Dolayısıyla bunu sormak hakkımızdır değerli arkadaşlar.

Ben şimdi size bir şey daha soracağım, bir şey daha sormak istiyorum. Aslında bu seçimin iptalinin ilk işareti Sayın Cumhurbaşkanı “13-14 bin oyla seçim kazandım diye hava attınız.” dediğinde ortadaydı. Şimdi bize söyleyin, deyin ki: “Şu kadar oyla kazanırsanız kabul edeceğiz.” Biz de ona göre yola çıkalım. Söyleyin bize, YSK’ye ferman gönderin, deyin ki: “Bu kadar oyla seçim kazanılıyor.” Biz ona göre yola çıkalım. (CHP sıralarından alkışlar) Çok net bir şekilde soruyorum: 13-14 bin oyla seçim kazanılmıyorsa, Giresun’da 280 oyla, Bartın’da 179 oyla, Muş’ta 538 oyla, Karabük’te 555 oyla kazanılıyorsa o zaman da kesin bir şeyler olmuştur derim ben size. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Geçen seçimde 600 bin fark…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) – Şunu net bir şekilde söylemek isterim ki değerli arkadaşlar, şimdi YSK kararı verdiğine göre, araştırılması gereken aynı zamanda YSK üyelerinin kendisidir. Bu YSK üyeleri karar vermeden önce kiminle, ne kadar, hangi telefonlarla görüşmüşlerdir? Bu Meclisin huzurunda bunun açıklanması gerekir değerli arkadaşlar. AKP’li üyeler, heyetler hâlinde YSK’ye nasıl baskı kurmuştur, bunun açıklanması gerekir.

Net bir şekilde söylemek isterim ki YSK eğer bir vicdan arıyorsa, AKP eğer bir vicdan arıyorsa önce, daha önce Cumhurbaşkanı yaptığı kişinin vicdanında aklanmalıdır; önce, daha önceki kendi genel başkanı ve başbakanının vicdanında aklanmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Ondan sonra “kamuoyu vicdanı”, ondan sonra “millet iradesi” demelidir. Önce kendi cumhurbaşkanınızın önünde, hatta şimdi görev yapan belediye meclisi üyelerinizin önünde, hatta şimdi seçilmiş ve istifa eden belediye başkanlarınızın vicdanında aklanın, ondan sonra “millet iradesi”, ondan sonra “kamu vicdanı” deyin değerli arkadaşlar.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın İbrahim Yurdunuseven.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP Grubunun Meclis İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddelerine göre vermiş olduğu önerisi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, yeni görevinizde de sizlere başarılar diliyorum.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz üzere, seçim hukuku şeklî bir hukuktur. 31 Mart seçimlerinden sonra, kanuni süreç içerisinde, ilçe, il ve Yüksek Seçim Kuruluna yapılan itirazlar neticesinde verilen kesin kararlar sonucunda belediye başkanları görevlerine başlamışlardır. Ancak 6 Mayıs 2019 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu, İstanbul için seçimin yenilenmesine karar vermiştir. Verilen bu karara göre, Yüksek Seçim Kurulu, 6.644 sandık kurulu başkanının ve 13.098 sandık görevlisinin kamu görevlisi olmadığını tespit etmiştir.

Mart 2018 tarihli düzenlemeyle 298 sayılı Seçim Kanunu’nun 22’nci maddesine göre sandık kurulu başkan ve üyelerinin kamu görevlisi olması zorunluluğu getirilmiştir. Sandık kurulu başkan ve üyelerinin oluşturulmasında siyasi partilere bilgi verilmediği için o süreçte itiraz edilememiş ve seçim tamamlandıktan sonra belirlenen olağanüstü itiraz sürecinde bu husus dile getirilmiş, gerekli itirazlar sonucu, bağımsız ve tarafsız yargıçlar tarafından Yüksek Seçim Kurulunun verdiği kararla bunun sonuca etkili olacağı görülmüş ve 23 Haziranda seçim tekrarlanmak üzere iptal edilmiştir.

İstanbul seçimlerinde sandık kurulunun hazırlamış olduğu 31.280 sandık oy sayım döküm cetveline baktığımızda, 5.388 tanesinin mühürsüz, 694 tanesinin imzasız, 214 tanesinin boş, 498 tanesinin eksik, 919 tanesinde rakam belirtilmemiş, 1.135 tanesinde ise sayı eksikliği olduğu tespit edilmiştir. Bunun sebebi, kanuna aykırı olarak özel okul ve özel banka gibi içerisinde kamu görevlisi bulundurmayan yerlerden sandık kurulu başkan ve üyelerinin atanmış olmasıdır.

İstanbul genelinde sandıkların yüzde 10’unun tekrar sayılmasında fark neredeyse yarı yarıya inmiş olup tamamının sayılmasında farkın ne olacağını milletimizin ve İstanbullu hemşehrilerimizin takdirine bırakıyorum.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Giresun’da da indi.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) - Önce dinleyin Sayın Milletvekili.

Daha önce de söylediğim gibi, Yüksek Seçim Kurulu, kararını verirken tam hukuksuzluk durumuna ve bunun da sonuca etkili olup olmayacağına bakmaktadır. Maltepe ve Büyükçekmece’de yapılan itirazlar sonucu, bu durum tespit edilmiş ancak sonuca etkili olmadığı için itirazlarımız reddedilmiştir.

İstanbul Büyükşehre bakarsak sonuçlarda farkın yüzde 0,16 yani binde 16 olduğunu göreceksiniz. Bu durumda, usulsüz atanan başkan ve üyelerin sonuca etki ettiği de açıktır. Anayasa’nın 79’uncu maddesi gereği seçimlerin yönetim ve denetimi yargı organlarınca yapılır ve seçimlerin başlangıcından bitimine kadar bir düzen içinde yapılması, sonuçlandırılması, açıklanması ve yapılan itirazların değerlendirilmesi Yüksek Seçim Kuruluna aittir. Yüksek Seçim Kurulu, kanunsuzluğu tespit edip sonuca etkili olacağı kanaatine geldiğinden seçimi iptal etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Saraydan gelen talimatla iptal etti!

BAŞKAN – Tamamlar mısınız lütfen.

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) - AK PARTİ olarak, Yüksek Seçim Kurulunun 6 Mayıstaki seçim yenileme kararından önce de söylediğimiz gibi, Yüksek Seçim Kurulunun kararını her ne olursa olsun kabul edeceğimizi ve yolumuza devam edeceğimizi tekrarlamıştık. AK PARTİ olarak, her zaman ve her platformda hukukun üstünlüğünü savunduk ve savunmaya devam edeceğiz. Ve buradan da söylüyoruz, seçimi şaibesiz, usulüne uygun, bir oy farkla alan kazanacaktır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şaibeyi siz yaptınız!

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Devamla) - Sonuç olarak, Yüksek Seçim Kurulunun yerinde ve adaletli olarak bu kararı verdiğini düşünüyor, seçimlerin iptalinin doğru olduğunu düşünüyor, HDP Grubunun önerisine karşı oy kullanacağımızı belirtiyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Buyurun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Rica ediyorum, lütfen yani... Geldiniz, itiraza başladınız, lütfen...

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Konuşmak için sizden izin mi almamız gerekiyor?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, yanlış bir ifadeyi düzeltmek için söz aldım. Konuşmacı “Kamu görevlisi değilse bu, son çıkan yasaya göre yasal bir işlem olmaktan çıkar, hukuka uygun değildir.” diye ifadede bulundu. Bakın efendim, Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığının 139 sayılı Genelge’si, 31 Mart 2019 Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçimlerinde il, ilçe ve geçici ilçe seçim kurullarının görev ve yetkilerini tanımlıyor. Ben burada müsaade ederseniz sadece ilgili paragrafı okuyorum: “Üyeliklerin bu şekilde doldurulması mümkün değilse -yani kamu görevlileriyle de ilgili- eksiklikler, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından...”

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – “Kurul” bile değil.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kurul değil.

“...o çevrede bulunan ve sandık kurulunda görev verilmesinde sakınca olmayan kimseler tarafından oluşturulur.” diyor. Bunu, sizin ve kamuoyunun dikkatine sunuyorum.

Saygılar.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Koskoca İstanbul’da mı bulamadınız?

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Şimdi mi aklınıza geldi?

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Bu sefer de bulamayacaksınız, bu sefer. Kimse memur olmak istemeyecek.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Kaybedince mi aklınıza geldi? 24 Haziranda niye gelmedi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

26.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekili tarafından 2’nci kez tekrar edildiği için bu konu, bu konuda açıklama yapmak istiyorum.

Bakınız, 2018 yılında yapılan bir yasal düzenlemeyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesi’ne giderek 298 sayılı Seçim Kanunu’nda yer alan sandık başkan ve üyelerinin kamu görevlisi olmasına dair yapılan düzenlemenin iptalini talep etmiştir. Bu davada Anayasa Mahkemesi bir karar vermiştir, o karar net bir şekilde sandık başkan ve üyelerinin kamu görevlisi olma gereğini ifade etmektedir.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Bulamazsa?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bakınız, anılan kararın 16’ncı sayfasında, 47’nci paragrafında Anayasa Mahkemesi ne ifade ediyor, diyor ki: “Sandık kurulu başkanının kamu görevlileri arasından belirlenmesi, sandık kurulu başkanı gelmediği takdirde öncelikle kamu görevlisi olan sandık kurulu üyesinin kurula başkanlık etmesi esasını getirmektedir.” Yine, kamu görevlilerine ilişkin temel düzenlemenin gerekçesini anlatırken de diyor ki Anayasa Mahkemesi: “Bu düzenlemenin gerekçesi, devlet memurlarının tarafsız davranma yükümlülüklerinin bulunduğunu, siyasi düşünce ve benzeri sebeplerle ayrım yapamayacaklarını, görevlerini kanunlara uygun olarak yapacaklarını, aksine davranışlarının anılan kanunun 127’nci maddesi çerçevesinde disiplin cezasını havi olduğunu ifade etmiştir.”

Yani burada, Anayasa Mahkemesinin daha evvel vermiş olduğu bir karar var. Yine, Yüksek Seçim Kurulu, farklı zamanlarda verdiği kararlarda sandık başkan ve üyelerinin kamu görevlisi olmaları gerektiğini, bunun gerekçesinin de tarafsız davranma yani Anayasa’nın 67’nci maddesinde yer alan seçimlerin hür, serbest, demokratik, adil bir şekilde yapılmasının olmazsa olmaz unsuru olduğunu ifade ederek bu kararı vermiştir.

Genel Kurulun bilgisine arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

27.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, çok açık aslında. Birbirimizle çelişen ifadeler değil ama herhâlde anlayamadığı bir kısım var, orayı açıklayayım: Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa’nın bu hükmüne dayalı olarak beyanda bulunduktan sonra bütün il ve ilçelere az önce size gösterdiğim genelgeyi göndermiştir. Cumhuriyet Halk Partisi göndermedi, İYİ PARTİ göndermedi, MHP göndermedi, HDP göndermedi; Yüksek Seçim Kurulu, bu genelgeyi göndermiştir ve bu genelgedeki beyan bize değil, Yüksek Seçim Kuruluna aittir. O yüzden…

BAŞKAN – Anladım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siz anlıyorsunuz ama anlamayanlar var, o yüzden anlatıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Yok, ben şunu anladım yani…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ben anladığınızı biliyorum.

BAŞKAN – Anayasa Mahkemesinin sizin müracaatınız üzerine vermiş olduğu karara uygun bir davranışta bulunmadığını söylüyorsunuz YSK’nin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siz anladınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yüksek Seçim Kurulu bu genelgeyi verdikten sonra oradaki başkanın yapacağı bir şey yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Anlayışınızdan dolayı bir kere daha teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben size teşekkür ederim, sağ olun.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç tarafından, YSK'nin 31 Mart İstanbul seçimlerine dair 6 Mayıs 2019 tarihli iptal kararına gerekçe olan iddiaların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 8/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım, oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Kayseri milletvekili Çetin Arık ve arkadaşları tarafından, demokrasimizin ve sandık güvenliğinin zarar görmemesi amacıyla 8/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 8 Mayıs 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerileri

8/5/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 8/5/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.        

                                                                                        Engin Özkoç

                                                                                           Sakarya

                                                                         CHP Grubu Başkan Vekili

 

Öneri:

Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve arkadaşları tarafından, demokrasimizin ve sandık güvenliğinin zarar görmemesi amacıyla 8/5/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan 904 sıra no.lu Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 8/5/2019 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Çetin Arık.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, ramazan ayının tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında bugün, Meclis Başkanlığına sunduğum, çocuklarımıza yönelik cinsel istismar konusunda bir konuşma yapacaktım çünkü ülkemizde, çocuklarımıza yönelik cinsel istismar vakaları gün geçtikçe hızla artıyor ve son on yılda çocuklarımıza yönelik cinsel istismar vakası yüzde 700 artmış. İşte, Türkiye’de böyle acı bir tabloyla karşı karşıyayız, Sayın Cumhurbaşkanı ise “İçimize sinmedi.” diyor.

Peki, Sayın Cumhurbaşkanının içine sinmeyen şey ne? Küçükçekmece’de henüz 4 yaşındaki bir yavrunun cinsel saldırıya maruz kalması mı? Yoksa Karaman’da onlarca çocuğa tecavüz edilmesi mi? Yoksa Aladağ’da diri diri yanan kız çocuklarımız mı? Yoksa Kayseri’de iki çocuğunu yetim bırakıp işsizlik yüzünden canına kıyan ameliyathane teknikeri, 37 yaşındaki Fatih Nergiz kardeşimin ölümü mü? Yoksa atama bekleyen yüz binlerce öğretmen, yüz binlerce sağlıkçı, yüz binlerce veteriner, yüz binlerce üniversite mezunu işsiz kardeşlerim mi? Yoksa her gün gelen şehit haberleri mi? Bunların hiçbirisi değil sayın milletvekilleri. Maalesef ki Sayın Cumhurbaşkanı bunların hepsini içine sindirebildi, üzülerek söylüyorum, bunların hepsini içine sindirebildi.

Peki, içine sinmeyen şey neydi? İstanbul seçimleri. Niçin İstanbul seçimleri içine sinmiyor? Çünkü orada rant var, çünkü orada para var. İstanbul’daki musluklar Bilal oğlana ve Ensar Vakfı gibi vakıflara akıyor. Bakınız değerli milletvekilleri, musluklar kesilince Bilal oğlan ve Ensar Vakfının yöneticileri Kayseri’de. Ne işiniz var Kayseri’de kardeşim? Kayseri’nin parasına mı göz diktiniz?

Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylemişti: “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder.” demişti.

Bakın, sayın milletvekilleri, kaybettiniz, üzülerek söylüyorum ki kaybettiniz ve demokrasiyi içinize sindiremiyorsunuz, içinize sindiremediğiniz şey maalesef ki demokrasi.

Bakınız, sayın milletvekilleri, aynı zarfa atılan 4 oy pusulasından 3’ünü geçerli sayıp 1’ini geçersiz saymanın akla, hukuka, vicdana sığmayacağını sizler de çok iyi biliyorsunuz. Sizlerin de içinde vicdanlarının seslerini dinleyen, bu mübarek ramazan ayında kul hakkıyla oruç açılmayacağını söyleyen arkadaşlarımız var.

Değerli milletvekilleri, ben bir kadın doğum uzmanıyım. YSK’nin bu kararını şuna benzetiyorum: Adamın birinin dördüz çocuğu olmuş, “3’ü bana benziyor, 1’i de bana benzemiyor.” diye dördüncü çocuğunu reddediyor, “Bana benzemeyen şaibeli.” diyor. İşte tam da bu, kabul etmediğiniz tam da bu.

Sayın Cumhurbaşkanı, çocuklar birbirlerine benzemeyebilirler ama bu ülkenin çocuğu, herkes bu ülkenin çocuğu, bu ülkenin menfaatleri için çalışacak. Sizin kabul etmediğiniz çocuk da bu ülkenin menfaatleri için çalışacak hem de çalmayacak, çırpmayacak, kul hakkı, yetim hakkı yemeyecek. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu ülkede vicdanı olan, demokrasiye inanan herkes YSK’nin bu kararının demokrasiye vurulan bir darbe olduğunu çok ama çok iyi biliyor. Şu çok iyi biline ki Türkiye asla ve asla demokrasiden vazgeçmeyecek ve biliyoruz ki bu yolda biz yalnız da değiliz, biliyoruz ki haklıyız, biliyoruz ki kazanacağız.

Bakınız, 11’inci Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YSK’nin bu kararı için ne diyor: “Anayasa Mahkemesinin 2007 yılındaki haksız 367 kararı karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan YSK’nin dün aldığı kararı duyunca da aynı duyguları yaşadım. Yazık! Bir arpa boyu yol alamamışız.” Sayın Gül, çok daha gerilere gittik, inanın ki çok daha gerilere gittik.

Sayın milletvekilleri, ne acı tesadüftür ki bu davalardan biri de yine 6 Mayısta, bundan kırk yedi yıl önce idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının davası.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız lütfen.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Deniz Gezmiş kendisine “Niye gülüyorsun?” diyen sözde yargıca “Duvarda ‘adalet’ yazıyor, ona gülüyorum.” demiş. Yüce Meclisin çatısı altında da “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazıyor. Egemenlik her zaman kayıtsız şartsız milletin olacak, bir kişinin olmayacak.

Buradan bir kez daha tüm devrim ve demokrasi şehitlerini saygıyla anıyorum.

Fatih Sultan Mehmet diyor ki: “Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün kadı ölür. Adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür.” Ama yağma yok, demokrasiye de adalete de Türkiye Cumhuriyeti’ne de sonuna kadar sahip çıkacağız. Biz, demokrasiyi savunmaya, bu ülkenin işçilerinin, köylülerinin, emeklilerinin, işsizinin, işvereninin, esnafın, askerin, polisin, emeklinin, yaşa takılanın, atanamayan öğretmenin, atanamayan sağlıkçının ve bu ülkenin gül yüzlü çocuklarının haklarını savunmaya devam edeceğiz ve biliyoruz ki her şey çok güzel olacak.

Aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Feridun Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Konuşmama başlamadan önce, geçtiğimiz haftalarda şehit olan vatan evlatlarına rahmet, ailelerine sabır, yüce Türk milletine başsağlığı ve gazilerimize de sağlık diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, her zaman olduğu gibi bugün yine hak, hukuk, adalet üzerine konuşacağım. Buna ilaveten, seçim adaleti, YSK, YSK adaleti ve İstanbul seçimlerine ilişkin de birkaç söz edeceğim. Ancak üç dakikalık sürede en kısa şekliyle bile meramımı anlatamayacağımdan birazdan yapılacak uluslararası yasaların kabulü görüşmelerinde de konuşmanın devamını sunacağım.

Hukuk, hepimizin bildiği gibi öngörülebilirliktir. Nedir öngörülebilirlik? İnsanın makul ve olağan durumlarda hangi olaylar karşısında ne gibi sonuçların doğacağını orta bir bilgiyle ve tecrübeyle bilmesi, tahmin edebilmesidir, hukuki bir olay karşısında hukukçunun da o olayı yorumlayıp sonucu tahmin edebilmesidir; normal hukuk düzenlerinde durum budur.

Yine, normal hukuk düzeninde seçimler Anayasa, yasalar ve YSK içtihatları çerçevesinde, saydamlık içerisinde ve bir takvime bağlı olarak yapılır. Süreç seçime girmeden önce kesinleştirilir ve sonrasında seçim yapılır. Nitekim YSK seçim takvimini yayınlamış ve 2 Martta sandık kurullarının kesinleşeceğini belirtmiştir.

Şimdi, bugüne gelişteki sürece kısaca göz atmak istiyorum. 2010 yılında yapılan referandumla birlikte ülkemizde devletin tüm kurumları yargı dâhil önce FETÖ denilen dinci terör örgütüne, 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra da AK PARTİ militanlarına teslim edilince hukukta en önemli ilke olan öngörülebilirlik ilkesi tamamen ortadan kalkmıştır. Bu durum idarenin her alanında böyle olduğu gibi hukukun her alanında da böyledir. Hukuk profesörlerinin bile bilgisinin işe yaramadığı, hiçe indiği bir hukuk düzeni yaşıyoruz. Son 31 Mart seçimlerinden sonra yaşanan süreçte de bilinen seçim hukuku aynı duruma gelmiştir. Hoş, YSK uzun zamandır muktedirlerin talimatıyla muktedirlere bağlı olarak hareket eder hâle zaten gelmişti, son seçimlerde de bunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız lütfen.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Türkiye’nin demokrasiden uzaklaşıp totaliter bir rejime doğru evrilmeye başlamasının ilk adımı, okyanus ötesinde bulunan teröristbaşı sümüklünün “Ölülere bile oy kullandırın.” talimatı verdiği 2010 Anayasa referandumuyla başlamıştır.

Devamını sonraki aşamada söyleyeceğim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Kemal Peköz…

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği araştırma önergesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum.

Konuşmama, değerlendirmelerime geçmeden önce; 4 Mayıs, seksen iki yıl önceki Dersim Tertelesi’nin yıl dönümüdür. 6 Mayıs da, idam cezasını aldıklarında idam sehpasına bile giderken Türkiye’de halkların kardeşliğinden ve tam bağımsız Türkiye’den söz eden Deniz Gezmişlerin idam yıl dönümüdür. Kendilerini saygıyla anıyorum.

Biraz önce arkadaşlarımız anlattı. Dün akşam itibarıyla yaşanan bu kadar sıkıntıdan sonra, bu kadar seçim ihlalinden sonra, Silopi, Cizre ve İdil belediyelerimize, kapılarına gece saat on birde x-ray cihazları konmak üzere, emniyet güçleri bir baskın düzenlemişlerdir. Belediye başkanı arkadaşımız “Hukuksuzluk yapıyorsunuz.” dediğinde “Evet, hukuksuzluk yapıyoruz.” diyebilmiştir bir emniyet müdürü; bunun kınanması gereken bir şey olduğunu bir kez daha tekrarlamak istiyorum.

Bugüne kadar seçim ihlalleri -ocak ayı itibarıyla- sürekli tekrarlandı. Biz bunları burada zaman zaman dile getirmeye çalıştık zamanımız olduğu sürece ama doğuya baktıkları zaman gözlerini kapattıkları için buradaki insanlar bunları görmediler ve oradaki ışığın kararmasına sebep olmaya çalıştılar.

Yerel seçimler, küçük oy farklarıyla kazanılabilen ya da kaybedilebilen seçimlerdir. Bu nedenle halkın iradesinin sandığa yansıması çok daha fazla dikkat, çok daha fazla özen gerektirmektedir. Usulsüz seçmen kaydırmaları yapıldı, oy farkları kapatılmaya çalışıldı. Örneğin, Ağrı, Bitlis, Hakkâri, Iğdır, Muş, Siirt, Urfa, Şırnak, Dersim, Van illerine 184 adrese 19.700 seçmen kaydırıldı, oysaki 24 Haziran seçimlerinde burada 5.406 seçmen vardı. Sadece bu merkezlere kaydırılan seçmen sayısı 14.294. Bu oy kaydırma işlemlerinde genellikle ya başka illerden kaydırmalar yapıldı ya da köylerde, kasabalarda, değişik yerlerde görev yapan kolluk kuvvetleri kaydırılarak burada küçük oy farklarının kapatılması ve belediyelerin –tabiri caizse- gasbedilmesi sağlanmaya çalışıldı.

Sandıklar taşınarak da ayrımcılıklar yapıldı. Bir tane örnek vermek istiyorum. Karlıova ilçesinde bir köyün sandıkları başka bir köye taşındı, seçmenleri başka bir köye taşındı. Bir gerekçe gösterildi, trajikomik bir gerekçe, deniyor ki: “Köyde at kovalama nedeniyle bir tartışma yaşandı. O nedenle güvenlik zaafı oluşmuştur. Bu sandıkların taşınması gerekir.” Bu kadar da komik şeyler yapılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlar mısınız lütfen.

KEMAL PEKÖZ (Devamla) – İstanbul seçimlerine gelince; İstanbul’da Yüksek Seçim Kurulu, neredeyse yandaş seçim kurulu hâline dönüşmüş ve bir seçim darbesi gerçekleşmiştir. Bunu burada ifade etmekte hiçbir mahzur yok çünkü bunu başka darbelerle karıştırmak gibi bir niyetimizin olmadığını da ifade etmek istiyorum. Ancak İstanbul’un kabul edilmemesi… Neden kabul edilmediğini bugün günlerdir insanlar tartışıyorlar ve söylenen şey: Daha çok, İstanbul’da çok ciddi bir ekonomik kaynağın olması, belediyenin buradaki kendi yandaş çevrelerine çok ciddi aktarımlarda bulunması, vakıflar, dernekler, yandaş kuruluşların buralardan besleniyor olmasıdır. Bu nedenle İstanbul seçimleri Türkiye'nin seçimlerinde önemli bir yer tutmaktadır ve şu anda mevcut bulunan iktidar ve ortağı bu nedenle İstanbul’u kaybetmeyi göze alamamakta, hazmedememektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL PEKÖZ (Devamla) - Bugüne kadar Türkiye’nin ekonomik sorunlarının aşılması için yapılan hiçbir şey olmadığı gibi, bu seçim sonucu dolardaki kur artışı nedeniyle de Türkiye, ekonomik olarak da bir kayba uğramış, dışarıda itibarını bir hayli kaybetmiş ve Türkiye ekonomisi çok daha kırılgan bir hâle gelmiştir. Bu nedenle de İstanbul seçimleri, yenilendiğinde çok daha önemli sonuçlara gebe olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Serkan Bayram…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SERKAN BAYRAM (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepinizin ramazanışerifini tebrik ediyorum.

10 ve 16 Mayıs arası Engelliler Haftamız. Engelli kardeşlerimizin de bu haftasını kutluyorum ve onlara da muhabbetlerimi iletiyorum. Onlara ne kadar hizmet etsek azdır; bugüne kadar güzel hizmetlerimiz oldu, inşallah bundan sonra da daha iyi hizmetler olacaktır.

CHP grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Maalesef, üzülerek izliyorum… 31 Mart seçimleri İstanbul’umuzda ve Türkiye’mizde yapıldı ve suhulet ortamında bitti.

İstanbul seçimlerinde yaptığımız itirazlar sonucunda YSK, 6 Mayıs Pazartesi günü kararını verdi. Kısa kararında, 225 sandık başkanı işsiz, -hiçbir kaydı yok- 3.500 sandık üyesi kamu görevlisi değil.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kim yaptı, kim?

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Ve bunların sonuca etkili olup olmadığı noktasında sandıklardaki değerlendirmeleri yaptı ve akabinde oy çokluğuyla seçimin yenilenmesine karar verdi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Darbeciler!

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Ve olanda hayır var. Mağdurum edebiyatı yapmaya kimsenin hakkı yok, asıl mağdur Binali Yıldırım’dır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo! Bravo!

SERKAN BAYRAM (Devamla) - Asıl mağdur Binali Yıldırım’dır. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar(!)] Bizler, sayımlar yapılırken geçersiz oylar ve daha sonra bütün oyların tamamı sayılsın derken saydırmayanlar Binali Bey’i mağdur etmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo!

SERKAN BAYRAM (Devamla) - Tamamen sayım olmuş olsaydı bugün Binali Bey belediye başkanıydı, hayırlı uğurlu olsun. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Olanda hayır var. Er ya da geç bu aziz milletin vereceği kararla 23 Haziranda Allah’ın izniyle de bu sonuç gerçekleşecek.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Allah’ı karıştırmayın.

SERKAN BAYRAM (Devamla) - Bundan da emin olun, rahat olun. Ne kadar ittifak yaparsanız da yapın, kimlerle iş tutarsanız da tutun nafile. Allah nurunu tamamlayacaktır, bu kadar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Evet tamamlayacak, tamamlayacak. O yalanlarınız çıkacak ortaya.

SERKAN BAYRAM (Devamla) - Şimdi, bugün CHP bir itiraz yaptı, yapabilir. 6 Mayısta verilen karar kesindir. Arkadaşlar, geç kaldınız. O itirazlarınızı görüşmeler esnasında talep hâlinde yapacaksınız, talep olmadan YSK resen inceleyemez. Bir kez YSK’nin mevzuatını inceleyin, bir hukukçu olarak söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bayram, toparlayın lütfen.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Saraydan gelen talimatı tekrarla, tekrarla.

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Başkanım, engellilere 2010 Anayasa referandumuyla pozitif ayrımcılık verdik biliyorsunuz, iki dakika yaparsak sevinirim.

BAŞKAN – Siz başlayın da.

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Bugün başvuru yapıyor, “39 ilçe yenilensin.” diyor. Kardeşim, geçti Bor’un pazarı, onu talebinde yapacaktın. Neymiş? “24 Haziran 2018 seçimlerinde, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de aynı şeyler var, yenilensin.” Bizim Erzincan’da, Anadolu’da bir söz var arkadaşlar: Evli evlendi, güllü güllendi. Bu iş bitmiştir.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Bitmedi, bitmedi, bitmeyecek.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Millî iradeyi gasbettiniz.

SERKAN BAYRAM (Devamla) - Cumhurbaşkanımız, Sayın Muharrem Bey’in 11 milyon önünde oy almıştır ve sandıklardaki geçersizleri dahi kabul saysan bile böyle bir rakam çıkmaz. Burada biz binde 1’i konuştuk arkadaşlar, niye zorunuza gidiyor?

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Adalet, adalet!

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Binde 1’i konuştuk, binde 1’i; 10 bin oyu konuştuk ya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Bakın, ben Sancaktepe’de çalıştım seçim döneminde.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – 10 bin oy, oy değil mi?

TÜRABİ KAYAN (Kırklareli) – 14 bin oyu gasbettiniz!

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Bir saniye, dinleyelim arkadaşlar.

Sancaktepe’de 7.500 oyla aldık, seçime CHP itiraz etti.

BAŞKAN – Evet, Sayın Bayram, teşekkür ediyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tamamlasın lütfen.

BAŞKAN – Peki, buyurun, tamamlayın lütfen.

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özkoç, centilmenliğinden dolayı teşekkür ederim. Biz teşekkür de ederiz.

Sancaktepe’yi 7.500 oyla AK PARTİ aldı, CHP itiraz etti, sandık başkanı “Sayılsın." dedi. Biz de “İtiraz edelim Büyükşehrin oylarına." dedik, “Yok." dedi, talebimizi reddetti ve sizin oylar sayıldı. Akabinde, bakın arkadaşlar, 7.500 oyda 250 bin oy sayıldı. Ya, 10 bin oyda, bizim 8 milyon oyun sayılmasını talep etmemiz kadar daha doğal bir şey ne olabilir? Doğaldır yani.

BEDRİ SERTER (İzmir) – Bütün çuvallar açıldı.

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Arkadaşlar, yüzde 10’u sayıldı.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Sağdan da saysan, soldan da saysan İmamoğlu kazandı.

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Şimdi, bu seçimlerin yenilenmesi... 23 Haziranda sandık vatandaşımızın önüne gelecek, vatandaşımız kim mağdur, kim değil, kim bu ülkeye hizmet etmiştir, kim etmemiştir, kimin İstanbul’a büyük projeleri vardır, kimin yoktur, İmamoğlu ile Binali Yıldırım’ın yarışması sonucunda kararını verecektir. Karar başımızın üzerinedir.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Millet verdi kararını, millet verdi!

SERKAN BAYRAM (Devamla) – Biz sandığın güvenliğini sağlayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN BAYRAM (Devamla) – YSK de seçim sürecini yönetecektir ve hayırlı bir neticeyi de alacağız.

Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Özkoç, çok memnundunuz Sayın Bayram’ın konuşmasından.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, İstanbul Milletvekili Serkan Bayram’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gerçekten çok memnunum. Söylediği sözlerde doğru olanlar çoğunlukta. Hatta şöyle ifade etti, dedi ki: “Bir zaman söz konusuysa, hukukun, kanunun verdiği bir zaman söz konusuysa o zamandan sonra yapılan itirazların hükmü yoktur.” Hatta buna bir evlilikle ilgili de bir şeyler söyledi ama orasını ben pek anlamadım.

Şimdi, burada Yüksek Seçim Kurulunun takviminde diyor ki: “Bu itirazlarla ilgili süre 2 Mart 2019’dur.” Yani, kendi dediği eğer doğruysa, bu zamandan sonra yapılan itirazların yapılması hukuken doğru değildir. Bu bir.

İki: Siyaset konuşuyoruz. Her türlü günahı işliyorsunuz, şaibenin arkasından her türlü konuşmalar yapılıyor ama sizden rica ediyorum, yaptığınız bu günahların arkasına Allah’ın adını vererek sığınmayın, bu mübarek ramazan gününde hiç olmazsa bunu yapmayın. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

İç Tüzük 60’a göre 4 milletvekilimize söz vereceğim.

Sayın Gökçel… Sayın Gökçel yok.

Sayın Erbay, buyurun.

29.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, Muğla Barosuna kayıtlı avukat Sertuğ Sürenoğlu’nun İstanbul ilinde bir düğün için alınan önlemlere tepki göstermesi nedeniyle ev hapsine mahkûm edilmesinin kabul edilebilir olmadığına ve avukatlara yönelik şiddet olaylarını kınadığına ilişkin açıklaması

BURAK ERBAY (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Muğla Barosuna kayıtlı avukat meslektaşımız Sertuğ Sürenoğlu, İstanbul’da bir düğün için alınan aşırı önlemlere karşı “Bir düğün için bu olur mu!” diyerek tepki göstermesi üzerine Cumhurbaşkanlığı korumaları tarafından yol ortasında âdeta linç edilmiştir. Ters kelepçe takılarak gözaltına alınan avukat meslektaşımız Çırağan Sarayı’nda bir buçuk saat darbedilmiş, zorla tutanak imzalatılarak karakola götürülmüş ve işkence burada da devam etmiştir. İşkenceye maruz kalan meslektaşımız çıkarıldığı mahkemede trajikomik bir şekilde suçlu bulunmuş ve ev hapsine mahkûm edilmiştir. Bu karar, kabul edilebilir bir karar değildir. Bu olayla birlikte Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişimi sonrasında faillerin serbest bırakılması, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararıyla millet iradesine YSK eliyle yapılan darbeyle ülkemizde hukuka olan inanç dibe vurmuştur. Avukat meslektaşıma yapılan bu saldırıyı ve son dönemlerde avukatlara yönelik artan şiddet olaylarını kınıyorum. Meslektaşımıza yapılan bu şiddet eylemini gerçekleştiren sorumluların bir an önce bulunması gerekmektedir. Sorumluların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Girgin…

30.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, görevinin kendi otelleri için imar açtırmak ve turizme zarar vermek mi olduğunu, yapılaşmaların önüne geçmeyi düşünüp düşünmediğini, bakanlık gücünü kullanarak kendi şirketlerinin işini takip ettiği iddialarının doğru olup olmadığını Kültür ve Turizm Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Teşekkürler Başkan.

Sorum Kültür ve Turizm Bakanına.

Uzmanların mutlaka doğal hâliyle korunması gerektiğini vurguladığı Bodrum Kissebükü Adalıyalı Koyu’nda şirketinize ait otel projeniz için bugün gözlerden uzak bir nokta olan Bodrum Mazı Mahallesi’nde ÇED toplantısı yapıldı. Kissebükü ve Adalalıyalı Bodrum’un Gökova’ya açılan kapısıdır, mavi yolculuğun başlangıç ve bitiş noktasıdır.

Birinci sorum: Turizm Bakanının görevi ülke turizmini geliştirmek için planlamalar yapmak ve çözümler üretmek yerine kendi otelleri için imar açtırmak ve turizme zarar vermek midir?

İki: Bakan olmadan önce “Çok da içimize sinmiyor bu güzel doğa parçasına yatırım yapmak ama 5 milyon dolar para yatırdık, bakanlık geri verirse vazgeçeriz.” ifadelerini kullandığınız yer almıştır. Şimdi bakanlık görevi konumundaki bir kişi olarak otel yatırımlarından vazgeçmeyi düşünüyor musunuz?

Üç: Bodrumluların sürdürülebilir turizm için ve turizmi gelecek kuşaklara aktarmak için amiyane tabirle “yastık altına koyduğumuz altınlarımız” diye tabir ettikleri koylara ve mavi yolculuğa zarar vermemek için bu tarz yapılaşmaların önüne geçmeyi düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Dört: Bakanlık gücünü kullanarak kendi şirketlerinizin işini takip ettiğiniz iddiaları doğru mudur?

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

31.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, Aydın ilinde artan intihar vakalarının nedenlerinin araştırılması konusunda Sağlık Bakanlığının çalışma yapıp yapmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, son aylarda Aydın ilinde neredeyse her gün bir intihar vakası yaşanmaktadır. Yapılan araştırmalarda Türkiye ortalamasının üzerinde vakalardır. 15 ile 40 arasında değişen yaşlarda farklı sosyal, ekonomik yapıya sahip kişilerin ekonomik sıkıntılar, aile içi bunalımlar yaşaması nedeniyle son bir ayda intihar ve intihara teşebbüs sayısı 30’a ulaşmıştır. Bu sayılarla ifade edilen bu konunun insan canı olduğu unutulmamalı ve bir kişinin bile intihara teşebbüs etmesi son derece önemli olmalıdır. Bireyleri bu çaresizliğe iten tüm psikososyal, ekonomik ve toplumsal davranışları inceleyerek nedeni ne olursa olsun bu durumdan çıkış yolları mutlaka bulunmalıdır.

Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca’ya sormak istiyorum: Aydın ilinde son aylarda yaşanan intihar vakalarının nedenlerinin araştırılması konusunda Bakanlığın bir çalışması ve eylem planı var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.22

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Süreyya Sadi BİLGİÇ

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 75’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

İç Tüzük 60’a göre söz taleplerini karşılıyordum.

Sayın Gökçel, buyurun.

32.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, Mersin ilinde yaşanan dolu afeti nedeniyle zarar gören çiftçilerin tarım kredi kooperatifleri ile Ziraat Bankasına olan borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi, üreticiye ilaç ve gübre yardımıyla birlikte nakit desteğinin sağlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) - Sayın Başkan, yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin’de 9 ve 16 Nisanda dolu afeti meydana gelmiştir. İlk belirlemelerimize göre 40 kırsal mahallemizde en az 2.664 çiftçimize ait 19 bin dekar tarımsal arazide 60 milyon lira civarında zarar oluşmuştur. Ürünleri zarar gören çiftçimizin çok az bir kısmının tarım sigortası vardır. Ancak küçük ve henüz intikali gerçekleşmemiş olan arazilerde ürettiği için ÇKS kaydı ve sigortası olmayan çok sayıda üretici de zarar görmüştür. Zarar gören tüm çiftçilerin tarım kredi kooperatifleri ve Ziraat Bankasına olan borçları faizsiz olarak ertelenmeli, çiftçilerimizi üretimde tutmak için ilaç ve gübre yardımıyla birlikte nakit desteği de sağlanmalıdır ki çiftçilerimiz üretime devam etsinler.

Ben bu vesileyle, tekrardan, zarar gören bütün çiftçilerimize -Mersin’de de, ülkemizde de- geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Ünver…

33.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’e Meclis başkan vekilliği görevinde başarılar dilediğine, yoğun sağanak yağış nedeniyle Karaman ili Ayrancı ilçesindeki çiftçilerin mağduriyetinin giderilebilmesi için bölgenin afet kapsamına alınmasını, bölgedeki dere ve kanal ıslahı çalışmalarının yapılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Karaman’ın da içinde bulunduğu Konya Ovası’nda kuruyan göllerden birisi olan Akgöl’ü Ayrancı ve Ereğli barajları beslemektedir. Bu yıl bölgede yağışların bol olması nedeniyle Ayrancı Barajı dolmuş ve birçok yılda olduğu gibi su salınmaya başlanmıştır. Ne var ki bu yıl suyun fazla olması ve Akgöl’e su taşıyan kanalların ve derenin yıllardır ıslah edilmemesi sebebiyle başta Ambar ve Kaleköy köylerimiz olmak üzere Ayrancı bölgemizdeki arazileri su basmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı, DSİ Genel Müdürlüğü ve Karaman Valiliği başta olmak üzere ilgili ve yetkililerden bölge insanımızın uğradığı zararlara duyarsız kalınmayarak bölgenin afet kapsamına alınmasını, köylerimizin ve çiftçimizin zararlarının karşılanmasını, ayrıca, bugüne kadar yapılmayan, bölgedeki dere ve kanal ıslahı çalışmalarının programa alınarak yapılmasını ve önümüzdeki yıllarda da aynı şekilde taşkın ve zararların yaşanmasının önüne geçilmesini talep ediyorum.

Sayın Başkan, görevinizde başarılar diliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aygün? Yok.

Sayın Bayraktutan, buyurun.

34.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç’in Meclis başkan vekilliği görevinin hayırlı olmasını dilediğine, Artvin ili Arhavi ilçesinde ekonomik kriz nedeniyle üretimini durduran Lipton çay fabrikası çalışanlarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de göreviniz hayırlı olsun diyorum.

Artvin Arhavi ilçemizdeki Lipton Çay Fabrikası ekonomik sebeplerden ötürü Arhavi’de üretimi durdurmuştur. Arhavi fabrikasının 83 çalışanı endişelidir. Mevsimlik işçiler ise işsizlik maaşı dahi alamayacaklardır. 2019 yılını bu şekilde geçirmeyi hedefleyen fabrika yönetimi, duruma karşılık 2020 yılında da ne olacağını bilememektedir.

Arhavi’de 83 ailenin mağduriyeti toplumsal bir faciaya yol açmıştır. Şimdi fabrika çalışanları Arhavi’de sabahlara kadar nöbet tutmakta, aileler büyük endişe yaşamaktadır. Evine ekmek götürme endişesi yaşayan Arhavi Lipton çalışanlarının mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi, hayatın normale dönmesi gerekmektedir.

Arhavi ilçesinde büyüme olması gerekirken fabrikalar artık kapanma noktasına gelmiştir. İşçi ve işveren yanlış politikalar neticesinde karşı karşıya gelmiştir. Ülkeyi yönetenler şimdi şapkasını önüne alıp yarattıkları mağduriyeti gidermek adına çare bulmalıdırlar.

Ekonomik krizden dolayı üretimi durduran Arhavi Lipton Fabrikasında çalışanların yaşadığı bu mağduriyetin bir an önce giderilmesini talep ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VI.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Çevre Komisyonunda boş bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN – Çevre Komisyonunda boş bulunan ve İYİ PARTİ Grubuna düşen üyelik için seçim yapacağız.

Çevre Komisyonunda boş bulunan 1 üyelik için Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

B) Komisyonlara Üye Seçimi

1.- Hayvanların haklarının korunması ile hayvanlara eziyet ve kötü muamelelerin önlenmesi için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla kurulan (10/102, 461, 682, 977, 981, 982) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

BAŞKAN - Meclis araştırması komisyonları için üye seçimi yapılacaktır.

Komisyon üyelikleri için siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesini her bir komisyon için de ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi (10/102, 461, 682, 977, 981, 982)

Adı Soyadı                                                         Seçim Çevresi

AK PARTİ (6)

Zeynep Yıldız                                                     Ankara

Jülide İskenderoğlu                         Çanakkale

Nevzat Ceylan                                                    Ankara

Serap Yaşar                                                       İstanbul

Yunus Kılıç                                                        Kars

Mustafa Yel                                                       Tekirdağ

CHP (3)

Gülizar Biçer Karaca                       Denizli

Saliha Sera Kadıgil Sütlü                                      İstanbul

Deniz Yavuzyılmaz                          Zonguldak

HDP (1)

Oya Ersoy                                                         İstanbul

MHP (1)

Hasan Kalyoncu                                                  İzmir

İYİ PARTİ (1)

Zeki Hakan Sıdalı                                               Mersin

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Müteakip komisyon aday listesini okutuyorum:

2.- Bilişim teknolojileri bağımlılığının etkilerinin incelenerek olası zararlarını bertaraf etmek ve bu teknolojilerin kontrollü kullanımını sağlamak için yapılması gerekenleri saptamak amacıyla kurulan (10/38, 466, 494, 536, 978, 983, 984) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

Bilişim Teknolojileri Bağımlılığının Etkilerinin İncelenerek Olası Zararlarının Bertaraf Edilmesi ve Bu Teknolojilerin Kontrollü Kullanımının Sağlanması İçin Yapılması Gerekenlerin Saptanması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

(10/38, 466, 494, 536, 978, 983, 984)

Adı Soyadı                                                         Seçim Çevresi

AK PARTİ (6)

Ahmet Zenbilci                                                   Adana

Erol Kavuncu                                                     Çorum

Nabi Avcı                                                          Eskişehir

Müşerref Pervin Tuba Durgut                                İstanbul

Ahmet Sorgun                                                    Konya

İsmail Kaya                                                       Osmaniye

CHP (3)

Aysu Bankoğlu                                                Bartın

Onursal Adıgüzel                                             İstanbul

Kamil Okyay Sındır                                          İzmir

HDP (1)

Ali Kenanoğlu                                                 İstanbul

MHP (1)

Arzu Erdem                                                    İstanbul

İYİ PARTİ (1)

Muhammet Naci Cinisli                                     Erzurum

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Müteakip komisyon aday listesini okutuyorum:

3.- Tıbbi ve aromatik bitki çeşitliliğinin korunmasında, bunların üretiminde ve pazarlanmasında karşılaşılan sorunlar ile alınması gereken tedbirleri belirlenmek amacıyla kurulan (10/361, 405, 406, 407, 410) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

Tıbbi ve Aromatik Bitki Çeşitliliğinin Korunmasında, Bunların Üretiminde ve Pazarlanmasında Karşılaşılan Sorunlar ile Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

(10/361, 405, 406, 407, 410)

Adı Soyadı                                                         Seçim Çevresi

AK PARTİ (6)

İbrahim Aydın                                                     Antalya

Ertunç Erkan Balta                                              Artvin

Refik Özen                                                        Bursa

Recep Şeker                                                      Karaman

Ali Cumhur Taşkın                                               Mersin

Zemzem Gülender Açanal                                     Şanlıurfa

CHP (3)

Servet Ünsal                                                      Ankara

Erkan Aydın                                                       Bursa

Okan Gaytancıoğlu                                              Edirne

HDP (1)

Rıdvan Turan                                                     Mersin

MHP (1)

Nevin Taşlıçay                                                   Ankara          

İYİ PARTİ (1)

Arslan Kabukcuoğlu                                             Eskişehir

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Müteakip komisyon aday listesini okutuyorum:

4.- ALS, SMA, DMD, MS hastalıklarında ve kesin tedavisi bilinmeyen diğer hastalıklarda uygulanan tedavi ve bakım yöntemleri ile bu hastalıklara sahip kişiler ve yakınlarının yaşadıkları sorunları ve çözümlerini belirlenmek amacıyla kurulan (10/184, 185, 281, 403, 585, 604, 734, 914, 915, 917, 920, 921) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

ALS, SMA, DMD, MS Hastalıklarında ve Kesin Tedavisi Bilinmeyen Diğer Hastalıklarda Uygulanan Tedavi ve Bakım Yöntemleri ile Bu Hastalıklara Sahip Kişiler ve Yakınlarının Yaşadıkları Sorunların ve Çözümlerinin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

(10/184, 185, 281, 403, 585, 604, 734, 914, 915, 917, 920, 921)

Adı Soyadı                                                         Seçim Çevresi

AK PARTİ (6)

Arife Polat Düzgün                          Ankara

Hacı Bayram Türkoğlu                     Hatay

Ceyda Çetin Erenler                        Kütahya

Selim Gültekin                                                   Niğde

Ahmet Demircan                                                 Samsun

İsmail Güneş                                                      Uşak

CHP (3)

Gamze Taşcıer                                                   Ankara

Ali Fazıl Kasap                                                   Kütahya

Mustafa Adıgüzel                                                Ordu

HDP (1)

Semra Güzel                                                      Diyarbakır

MHP (1)

Ali Muhittin Taşdoğan                      Gaziantep

İYİ PARTİ (1)

Tuba Vural Çokal                                                Antalya

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Müteakip komisyon aday listesini okutuyorum:

5.- Down Sendromu, Otizm ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ile ilgili bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirleri belirlemek amacıyla kurulan (10/242, 349, 392, 394, 397, 401) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu’na üye seçimi

Down Sendromu, Otizm ve Diğer Gelişim Bozukluklarının Yaygınlığının Tespiti ile İlgili Bireylerin ve Ailelerinin Sorunlarının Çözümü İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

(10/242, 349, 392, 394, 397, 401)

Adı Soyadı                                                         Seçim Çevresi

AK PARTİ (6)

Radiye Sezer Katırcıoğlu                                      Kocaeli

Kemal Çelik                                                       Antalya

Vildan Yılmaz Gürel                        Bursa

Hülya Nergis                                                      Kayseri

Mehmet Ali Cevheri                         Şanlıurfa

Bahar Ayvazoğlu                                                 Trabzon

CHP (3)

Hüseyin Avni Aksoy                        Karabük

Çetin Arık                                                          Kayseri

Metin İlhan                                                        Kırşehir

HDP (1)

Necdet İpekyüz                                                  Batman

MHP (1)

Sefer Aycan                                                       Kahramanmaraş

İYİ PARTİ (1)

Aylin Cesur                                                        Isparta

 

BAŞKAN – Okunan listeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Duyurular

1.- Başkanlıkça (10/102, 461, 682, 977, 981, 982; 10/38, 466, 494, 536, 978, 983, 984; 10/361, 405, 406, 407, 410; 10/184, 185, 281, 403, 585, 604, 734, 914, 915, 917, 920, 921 ve 10/242, 349, 392, 394, 397, 401) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonlarının başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yapmak üzere toplanacakları gün, saat ve yere ilişkin duyuru

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelelerin Önlenmesi İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, bugün saat 17.30’da Halkla İlişkiler Binası Komisyonlar Bloku alt zemin 1 numaralı toplantı salonunda; Bilişim Teknolojileri Bağımlılığının Etkilerinin İncelenerek Olası Zararlarının Bertaraf Edilmesi ve Bu Teknolojilerin Kontrollü Kullanımının Sağlanması İçin Yapılması Gerekenlerin Saptanması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, bugün saat 17.30’da Halkla İlişkiler Binası Komisyonlar Bloku alt zemin 2 numaralı toplantı salonunda; Tıbbi ve Aromatik Bitki Çeşitliliğinin Korunmasında, Bunların Üretiminde ve Pazarlanmasında Karşılaşılan Sorunlar ile Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, bugün saat 18.30’da Halkla İlişkiler Binası Komisyonlar Bloku alt zemin 1 numaralı toplantı salonunda; ALS, SMA, DMD, MS Hastalıklarında ve Kesin Tedavisi Bilinmeyen Diğer Hastalıklarda Uygulanan Tedavi ve Bakım Yöntemleri ile Bu Hastalıklara Sahip Kişiler ve Yakınlarının Yaşadıkları Sorunların ve Çözümlerinin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, bugün saat 18.30’da Hakla İlişkiler Binası Komisyonlar Bloku alt zemin 2 numaralı toplantı salonunda; Down Sendromu, Otizm ve Diğer Gelişim Bozukluklarının Yaygınlığının Tespiti ile İlgili Bireylerin ve Ailelerinin Sorunlarının Çözümü İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, 14 Mayıs Salı günü saat 16.00’da Halkla İlişkiler Binası Komisyonlar Bloku alt zemin 1 numaralı toplantı salonunda toplanarak Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimini yapmalarını rica ediyorum.

Komisyonların toplantı gün ve saatleri ayrıca elektronik ilan panosunda yayınlanmıştır.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan 33 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması'nın ‘Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemleri Hakkında Protokol II'sini Değiştiren 1/2016 Sayılı Kararınının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/1364) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan 29 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Serbest Ticaret Anlaşması'nın `Menşeli Ürünler' Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II'sini Değiştiren 1/2017 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına İlişkin Yetki Verilmesine Dair Kanun Teklifi (2/1362) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan 17 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti, Gürcistan Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Alanında İşbirliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1187) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 17)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan 19 sıra sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1189) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 19) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon raporu 19 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Sayın İbrahim Özden Kaboğlu, İstanbul Milletvekili, buyurunuz.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli üyeler; evet, teklifin tümü üzerinde söz almış bulunuyorum ama öyle anlaşılıyor ki bugün hep güncel konulardan, özellikle seçimlerden söz etmek hem yerinde hem de gereklidir.

Öncelikle, Sayın Başkan, görevinizi kutluyorum.

Ben siyaset konuşmayacağım. Evet, 31 Mart öncesi, esnası ve sonrasında birçok sorun yaşandı, Anayasa’ya ve hukuka aykırılıklar yaşandı fakat ben Yüksek Seçim Kurulunun 6 Mayıs günü vermiş olduğu kararla sözlerime başlayacağım. Bu karar ne ifade ediyor? Sayın Başkan Sadi Güven 6 Mayıs akşamı “Yargı süreci bitti.” dedi. Bu, doğrudur bir yönüyle çünkü bu bir yargı kararıdır ama yanlıştır çünkü bu bitmemiştir. Zira, bu karar gerekçesiz verilmiştir, oysa yargı kararları Anayasa’mızın amir hükmüne göre gerekçeli olarak verilir ve Anayasa madde 79’a göre seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları kesin olarak karara bağlama görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Dolayısıyla burada Yüksek Seçim Kurulu anayasal çerçevede karar vermek durumundadır.

Yüksek Seçim Kurulunun verdiği karar başlıca olarak iki bölümden oluşmaktadır. Birincisi, bir kısım sandık kurullarının ilçe seçim kurullarınca kanuna aykırı oluşturulması ve bu hususun da seçim sonucuna müessir olması nedeniyle 31 Mart 2019 tarihinde yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaliyle yenilenmesine 4’e karşı 7 oyla karar verilmiştir ve “Gerekçesi bilahare gönderilecek.” kaydı düşülerek şu ikili itirafta bulunulmuştur: Doğrudan itiraf “Kararımı gerekçesiz verdim.” Örtülü itiraf ise “Kararım Anayasa’ya aykırıdır.” Çünkü yargısal nitelikteki bütün kararlar gerekçeli olarak yazılır ve Anayasa madde 138’e göre hâkimler Anayasa’ya uygun olarak karar verirler, Anayasa’nın emri bu.

Bu açıdan, birincisi, Yüksek Seçim Kurulu, kanuna aykırı oluşturulan sandık kurullarının kaç tane ve hangileri olduğunu, kanuna aykırı olarak nasıl oluşturulduğunu bu kararında belirtmeliydi.

İkinci olarak, bu hususun seçim sonucuna nasıl müessir olduğunu ortaya koymak durumundaydı. Nihayet, sandık kurullarının oluşum tarzı sonucuna etkiliyse bu etki, aynı zarf içine konulan diğer pusula için de geçerliği olduğuna ve Yüksek Seçim Kurulu, seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları kesin karara bağlama yetkisine sahip olduğuna göre İstanbul yerel seçimlerini bütünüyle iptal etmeliydi. Bu açıdan, bu karar Anayasa’ya aykırıdır, çünkü gerekçesi bulunmamaktadır.

Üçüncü olarak, mazbatayı iptal etmiştir. Oysa İstanbul Büyükşehir Belediye mazbatasının iptaline karar veren kurul, bunu hangi yasaya göre yaptığını belirtmemiştir. Oysa 2972 sayılı Kanun’un seçimlerin iptalini düzenleyen 25’inci maddesinin ikinci fıkrasına göre “Bir seçim çevresinde yapılan seçimin, seçim işlemleri sebebiyle iptaline karar verildiği takdirde, o seçim çevresinde yeniden seçim yapılır.” Ne bu fıkra ne de başka bir madde veya kanunun başka hükmü, seçim işlemleri nedeniyle iptal kararıyla birlikte seçilen kişinin tutanağının iptal edilebileceğine dair bir düzenleme yapmamaktadır.

Seçim hukukunda, seçilen kişinin tutanağı, ancak seçilme yeterliliğini kaybetmesi durumunda iptal edilir. Seçim işlemleri nedeniyle seçimin iptalinde, seçilen kişinin, yenileme seçimi yapılana kadar cari görevlerini sürdürmesini engelleyen bir düzenleme bulunmamaktadır, bu konuda herhangi bir Yüksek Seçim Kurulu kararı da yoktur. Hatta, 5393 sayılı Belediye Kanunu madde 44, belediye başkanlığında ölüm, istifa dışında boşalma hâllerini belirliyor. Görev terki, seçilme yeterliliğini kaybetme, görevin sürdürülmesine engel sağlık durumu, meclisin feshine neden olan eylem ve işlemlere katılma gibi sınırlı sayıda nedenlerin ortaya çıkması dahi doğrudan etki doğurmamakta, bunlardan birinin meydana gelmesi durumunda İçişleri Bakanlığının başvurusu üzerine Danıştay kararıyla başkanlık sona ermektedir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinde bu hâller veya seçilme yeterliliği sorunu bulunmadığına göre, 1 Nisan günü seçilen ve 17 Nisan günü mazbatasını alan İmamoğlu’nun, 23 Haziran seçimlerine kadar görevinde devam etmesinin önünde hukuken bir engel bulunmamakta idi.

İçişleri Bakanlığı tarafından anılan kanunun 46’ncı maddesindeki görevlendirme, sadece herhangi bir boşalmanın gerçekleşmesi ve belediye meclisinin de seçimle yeni bir başkan belirleyememesi durumuna özel olarak getirilmiş bir düzenleme olduğuna göre, 23 Haziran 2019’a kadar valiye bu görevin verilmesi açıkça hukuka aykırı bulunmaktadır. Hâliyle, İstanbul Valisinin kayyum olarak atanmış olması tamamen yerel yönetimlere ve yerel demokrasiye aykırılık teşkil etmektedir. Bu bakımdan, Yüksek Seçim Kurulu kararı -Başkanının da belirttiği üzere- Anayasa’ya aykırıdır.

Bu aykırılıklar aslında birinci partinin 1 Nisandan itibaren yapmış olduğu itirazlar zinciriyle ortaya çıkmıştır. Şöyle ki: 1 Nisan günü verilen birleştirme tutanağına göre İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiştir. Olağan itirazlar tüketilmiştir, dolayısıyla olağanüstü itiraz için süre 8 Nisanda dolmuştur. Eğer ikinci birleştirme tutanağı dikkate alınırsa 18 Nisanda başlayacaktı ama birinci parti başvurusunu 16 Nisanda yapmıştır. “Hayır, süre dolmuştur.” biçimindeki itirazlar üzerine, 20 ve 22 Nisan’da yeniden başvurularda bulunmuştur. Oysa süre açıktır, süre hak düşürücüdür ve kanunda açıkça belirtilmiştir. Peki, nasıl olmuştur bu? Tıpkı önce “Kısıtlı seçmenler vardır.” gerekçesiyle yapılan başvurular… “40 bin akıl hastası vardır.” dendi İstanbul’da ve toplu hakaret edildi İstanbul seçmenlerine fakat bunlar kanıtlanmayınca “Kanun hükmünde kararnamelerin ek listelerinde adları yer alan kişiler seçmen olamazlar.” dendi. Ve hangi kanun hükmünde kararnameler? Sayın adayın “Kurunun yanında yaş da yanıyor olabilir, biz de o listelerden basın yoluyla haberdar oluyoruz.” dediği kanun hükmünde kararnameler ve sayın yardımcısının da “Onlar bizim tarafımızdan hazırlanmıyor, MİT tarafından hazırlanan belgelerdir.” dediği bu kararnameler. Ve burada Yüksek Seçim Kurulu bunu reddettiği hâlde, kabul etmediği hâlde birinci parti yeniden “Kanun hükmünde kararnamede adları yer alan kişiler seçmen olamazlar.” biçiminde başvuruda bulunmuştur. Dolayısıyla burada, yüce dediğimiz “Bu Mecliste bulunan 10 vekil de seçme hakkını kullanamazlar.” demişlerdir, demiş bulunuyorsunuz, sol tarafım demiş bulunuyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onlar solcu değil.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Benim sol tarafımda yer alanlar bunu söylemiş bulunuyor.

Ve tabii ki bununla yurttaşlık tanımının nasıl değiştirilmek istendiği ortaya konmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, yurttaşlık tanımını yeniden yapma eşiğine gelmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla o kararnamelerde, OHAL ortam ve koşullarında, gece yarılarında acımasız bir biçimde “toplu katliam”, “toplu hukuk katliamı” olarak ifade edilebilecek o kararnamelerde adları yer alan kişiler için o denli uzun yasaklar listesi getirilmiştir ki hukuken “Burada yer almayan, sayılmayan yasaklar serbesttir.” sonucuna bizi götürdüğü hâlde -ki vekiller bu şekilde seçildi aday listesinde- kesinleşen listelerde adları yer alan meclis üyeleri ve belediye başkanları “Hayır, seçilemez.” denmiştir. Onlarla yetinilmedi “Seçmen bile olamazsınız.” denmiştir ve bir tür seçim sonrası kayyum mekanizması işletilmiştir. İşte bu kayyum mekanizması aslında yasal bir dayanağı olmadığı hâlde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlayayım izninizle.

BAŞKAN – Bir dakika daha mı süre talebiniz var?

Buyurun.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu mekanizma anayasal çerçeveye sahip olmadığı hâlde, biraz önce belirttiğim üzere, gerekçesiz karar hukuken geçerli değildir. Eğer gerçekten iptal nedeni varsa Yüksek Seçim Kurulu birkaç gün daha bekleyemez miydi? Yoksa Yüksek Seçim Kurulu şunu mu yapacak: Birinci partinin yaptığı gibi, bir neden öne sürdü olmadı, ikincisini sürdü olmadı, sonuçta bu nedenlerden vazgeçti, “Ben, sandık kurulları geçersiz olduğundan iptalini istiyorum.” dedi, yoksa Yüksek Seçim Kurulu da tıpkı birinci partinin bir ay süreyle aradığı gerekçeleri önümüzdeki günlerde, mayıs ayında arayıp 23 Hazirandan sonra mı açıklayacak? İşte ben Yüksek Seçim Kurulunun verdiği bu karardan bir hukukçu olarak utanç duyuyorum, utanç duyuyorum ve bu kararın hukuken yok hükmünde olduğu görüşümü sizlerle paylaşıyorum.

Saygılarımla. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ ARASINDA SUÇLULARIN İADESİ ANDLAŞMASININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 30 Nisan 2018 tarihinde Taşkent’te imzalanan ‘‘Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Gruplar adına ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kerestecioğlu…

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yeni görevinizde başarılar dilerim.

Değerli milletvekilleri, ülke belirsizlik ve seçim sarmalı içinde çözülmeyi bekleyen onlarca sorunla yüz yüze. Evet, bekliyoruz, gerçek bir beklemedeyiz. Örneğin Rabia Naz’ın ailesi kurulacak Meclis araştırma komisyonunu bekliyor. Küçükçekmece Kanarya’da cinsel saldırıya uğrayan çocuk ve binlercesi, çocuk hakları daimi komisyonunun kurulmasını bekliyor. Ücretleri kuşa dönen yurttaşlar emeklerinin karşılığını bekliyorlar. Mahpus yakınları cezaevleri önlerinde açlık grevlerindeki çocuklarının çağrısının duyulmasını bekliyor. Kadınlar ayrımcılığa, şiddete karşı alınacak önlemleri, gençler gelecek umudunu taşıyabilecekleri bir demokratik ülkeyi bekliyor . Yani dağlar taşlar hep birlikte bekliyoruz. O yüzden benden Özbekistan’la ilgili konuşmamı beklemeyin siz de.

Değerli arkadaşlar, sıkıyönetim mahkemelerinin son döneminde başladığım avukatlık mesleği bana her duruşmada ayrı bir heyecanı yaşatmıştı ama ayrı bir hakkaniyet duygusu zedelenmesi, ayrı bir çaresizlik ve kızgınlık da hep o mücadelenin ve heyecanın beraberinde yaşanıyordu. Çünkü Türkiye’de benim gibi birçok nesil olağan mahkemeleri, tabii hâkim ilkesine uyan yargılamaları, hukukun özgürlüklerden yana yorumlanmasını hiçbir zaman yaşayamadı diyebilirim. Hayatımız bir türlü normalleşmeyen özel durumların özel yetkili mahkemelerinin yargılamalarıyla geçti. Türkiye’de her şey özeldi, her zaman iç ve dış tehlikelerle çevriliydik. Çünkü aslında bir ülkeyi böyle yönetmek kolaydı. Çoğulcu, demokratik, evrensel hukuk ilkelerine uyan ve yurttaşları böyle olan bir ülkeyi yönetmekse çok zor. İşte yargı da ne yazık ki bu kıskacın araçlarından birisi olarak görevini her daim başarıyla icra etti. Yine de o dönemlerde eğer bir ayak aksıyorsa doğru giden bir başka taraf da olabilirdi, örneğin Danıştay, idare mahkemeleri gibi; hatta hâkimlerin ayrı örgütlenmeleri ve lal olmamış dilleriyle söyleyecek sözleri olanları da vardı. Bugün ise YSK hâkimleri koca bir ülkenin insanlarını hiçe sayarak düğmelerini ilikledi, ülkede kalan son demokrasi kırıntısı olan seçme ve seçilme hakkını, 31 Mart seçimlerindeki tüm haksız uygulamalarıyla -Muş’la, Varto’yla, Silvan’la, İstanbul’la- elimizden almak istedi. Biz buna razı değiliz arkadaşlar. Çünkü her ülkenin olduğu gibi bu ülkenin de bir demokrasi tarihi var ve bu haksızlıkların üstesinden gelebilecek güce bizler sahibiz.

Değerli arkadaşlar, egemen olan ya da bir savaş hâlinde güçlü olan uluslar aynı zamanda hep bir faillikle yüz yüze yaşarlar. Faillikle yüz yüze yaşamaktan kolayına kurtuluş yoktur. Almanya hâlâ Yahudilerin, Romanların, komünistlerin, eş cinsellerin faili olarak yaşar ve ırkçılık tamamen silinmedikçe de yaşamaya devam edecektir. Peki, Almanya bunu yapmış, böyle yaşarken sonra “nakba”ya yani İsrail’in kuruluşu, Filistinlilerin sürgün edilmesine baktığımızda ne görürüz? Acı ve yıllardır süren bir ağıt. Şöyle diyor İsrailli muhalif akademisyen Ariella: “Mülteci olmak Filistinlilerin felaketiydi ancak fail olmak ya da faillerin mirasçısı olmak İsrailli bir Yahudi olarak benim, bizim felaketimiz oldu.” Tarih tamamlanmadan kaldığı sürece her birimiz evrensel bir hak olan fail olmama hakkını talep etmeyi sürdürebiliriz. Evet, “fail olmama hakkı” diye bir hak var.

Fail olan uluslar saymakla bitmez dünyada arkadaşlar. Örneğin Amerika Kızılderililerin, Vietnamlıların ve daha nicelerinin failidir.

Peki, biz, bizler masum muyuz? Bakın, Batman Vekilimiz Ayşe Acar’ın babası, 90’lı yıllarda, Batman’da şehir meydanında, bir Ramazan Bayramı’nda, sokak ortasında herkesin gözü önünde öldürülmüşken, Pero Vekilimizin bir esnaf olan babası aynı şekilde dükkânında öldürülmüşken acaba kimdi failler ve ne beklendi onlardan mesela?

Pervin Başkan çocuğunu doğururken eşi öldürüldüğünde devlet ona ne söyledi acaba, ona ve onun gibi haftalarca nöbet tutan Cumartesi Annelerine, cumartesi insanlarına? Failleri mi buldu, yoksa sokakları, oturdukları meydanları onlara dar mı etti?

Ya da üç gün önce askerî bölgeden gelen ateşle genç bir çoban öldürüldü mesela ve babası sordu: “Bir çoban ölmüş kimin umurunda?” O çobanın adı Sertip Şen imiş. Sertip Hakkâriliymiş, kimin umurunda?

34 yurttaşımızı kaybettiğimiz Roboski katliamından sonra, katledilen onca “Encü” soyadlı genç insandan sonra Ferhat Vekilimiz buraya geldi, seçildi ve geldi buraya. Hiç unutmam, bir konuşmasına bile katlanılamadı burada, bu salonda. Şimdi hapiste, kimin umurunda?

Ben, babaannesi Yunanistan’ın Meis Adası’ndan bir sandala binerek gece vakti göçmek zorunda kalmış bir ailenin çocuğuyum, tıpkı “Dedemin İnsanları” filmindeki gibi. Peki, Yunanistan’ın ırkçılarının umurunda mı bu ya da 6-7 Eylül kırımından sonra göç etmek zorunda kalan Rumlar Türkiyeli ırkçıların umurunda mı?

Küçük bir çocuk cinsel saldırıya uğradığında ya da ekonomi kötüye gittiğinde, hemen, derhâl suçlu olarak isimleri ortaya atılan, muktedirlerin savaşı yüzünden göç etmiş, doğru dürüst hiçbir hakkı hukuku olmayan Suriyeliler kimin umurunda? Onların faili kim diye sorarsak biz masum çıkar mıyız sadece misafir ediyoruz onları diye?

İşte ben bu ülkede yaşayan ve aslında kimliklere hiç de takılmak istemeyen bir Türkiyeli olarak sadece ve sadece fail olmama hakkımı kullanmak istiyorum, barışmak istiyorum. Kürt anneleri yerlerde sürüklenmesin istiyorum, Hakkâri’de de askerler ölmesin istiyorum. Kürt anneleri de bunu istiyor. Onlar çocukları cezaevlerinde ölmesin isterken bir yandan da yıllardır “barış, barış” diyorlar. Bu sözün sadece kendi çocuklarının hayatı için olmadığını da çok iyi biliyorlar.

Evet, değerli arkadaşlar, fail olmama hakkımızı kullanalım, kimsenin faili olmayalım. Her şeyden önemlisi, fail bir ulus olmayalım. Tarih tamamlanacaksa da böyle tamamlansın.

İşte, dün cezaevine uğurladığımız barış akademisyenlerinden siyaset bilimci Değerli Hocamız Füsun Üstel ve diğer barış akademisyenleri de aslında bu ülke yurttaşlarının fail olmama hakkı için söz söylediler; söz söylediler arkadaşlar, sadece söz söylediler. Ateş etmediler, kimseyi öldürmediler. Artık sözleri kurşunlamaktan vazgeçin; söz söyleyen insanları cezaevlerine atmaktan, yeni cezaevleri inşa etmekten vazgeçin. Tarihi rövanşlarla, intikamlarla, savaşlarla yazmaktan, fail olmaktan vazgeçin ve umut edin arkadaşlar, umut edin. Turgut Uyar’ın dediği gibi:

“…çünkü umut kaçınılmaz gelecektir

bütün gümbürtüsüyle

umut kaçınılmaz gerçektir çünkü

biri Asya’da biterken sözgelişi, Şili’de öbürkü başlar.”

Biz de ekleyelim: Belki bir umut Sudan’da başlar, bir gün de Türkiye’de başlar.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci konuşmacı İYİ PARTİ Grubu adına Feridun Bahşi, buyurun…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Levent Bey, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 19 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, hatibin konuşmasını dinledik. Hatip konuşmasında, son derece alçak bir ses tonuyla, çok büyük bir rahatlıkla, tırnak içinde, fail olmama hakkını ifade ederken, Türkiye Cumhuriyeti devletini İsrail gibi katliamı kendine meşru gören, Nazi Almanyası gibi soykırımı kendine meşru gören ve dünyada buna benzer ülkelerle bir tutmaya çalıştığına şahit olduk. Bunu bu memleketin bir evladı olarak, Milliyetçi Hareket Partili bir Meclis üyesi olarak ve grubumuz adına kabul etmemiz kesinlikle ve kesinlikle mümkün değildir. Buna vicdan sahibi hiçbir Türk evladı asla ve asla rıza gösteremez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Burada benim olduğum gibi, Milliyetçi Hareket Partili bir Meclis grup başkan vekilinin olduğu gibi diğer bütün grupların aynı şekilde tepki göstermesi gerekir. Siz devleti katil ve soykırım yapan diğer devletlerle, bu konuda müseccel, tescil edilmiş devletlerle bir tutmak yerine, bu iftirayı atmak yerine, bu devlete silah çeken, masum canlara kıyan, bebeklerin canına, kanına giren PKK’yla beraber fail olmama hakkını kullanın da hayatınızda bir sefer kendi adınıza da doğru bir şey yapmış olun.

Saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bahşi, buyurun…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan, görüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Bahşi konuşsun ondan sonra size söz vereyim, Sayın Özkan’a da.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Neden ama yani?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Ama öyle olmaz ki Başkan, şu an bu konuşmaya cevap vermek istedi.

BAŞKAN – Ama hatibi çağırdım kürsüye. Yani sisteme girmenizi rica ediyorum, yoksa göremiyorum.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Ama diğer gruplara yaptığınızda hatibi durduruyordunuz, bize de bunu yapmanız gerekir.

BAŞKAN – Sayın Kurtulan, benim sürekli takip etme şansım yok. Söz talebiniz olduğunda lütfen sisteme girin.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Ben sisteme girmiştim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşmada sisteme girilmiyor Başkan.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Sataşmada sistem yok ki, öyle bir şey yok.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1189) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 19) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Bahşi, buyurun.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce CHP Grubu önerisi üzerine yapmış olduğum konuşmama kaldığım yerden devam ediyorum. O konuşmamda 2010 Anayasa referandum sürecinden bahsetmiş ve son olarak Türkiye'nin demokrasiden uzaklaşıp totaliter bir rejime doğru evrilmeye başlamasının ilk adımı okyanus ötesinde bulunan teröristbaşı sümüklünün “Ölülere bile oy kullandırın.” talimatı verdiği 2010 Anayasa referandumu idi demiştim. Bu süreçte tüm gücümüzle, gelen tehlikeyi, o zamanki adıyla cemaatin ülkeyi ele geçirip demokrasiyi, hukuku ve en önemlisi cumhuriyet rejimini ortadan kaldıracağını anlatmaya çalışsak da başarılı olamamış, AK PARTİ iktidarının tam teslim ve desteğiyle örgüt Anayasa referandumunda oylamada yaptığı hilelerle “evet” oyu çıkarmış, yargı dâhil tüm devlet kurumlarını teslim almıştı. 2014 yılına kadar tüm devletin kurumlarında atama dâhil her türlü tasarrufu keyfince yapmış, istemediği insanı kurduğu kumpaslarla cezaevine atmış, kendi tebaası olan istediği kişiyi de istediği kurumun başına getirmişti. FET֒nün istemediği hiçbir kimse hak etse dahi hiçbir kurumun başına gelmemişti, hatta AK PARTİ istese bile gelememişti. Sadi Güven de işte bu süreçte, örgütün muktedirliğinin zirvede olduğu bir dönemde yani Ocak 2013 tarihinde YSK’nin teamüllerine aykırı olarak YSK’ye seçilip Başkan olmuştu. Normalde YSK Başkanlığına Başkanlık boşaldıysa kuruldaki en kıdemli üye başkan seçilirken FETÖ en kıdemli üyeye güvenmemiş, onu istifa ettirerek Yargıtaya döndürmüş ve en kıdemsiz üye olan Sadi Güven’i YSK Başkanlığına seçmişti. Sadi Güven, işte o günden bu yana YSK Başkanlığını yürütmektedir. Başkanlık görevini sürdürdüğü dönemde birçok hukuksuz, kanunsuz karara imza atmıştır. Daha önce verdiği içtihat niteliğindeki birçok kararın tam aksi kararlar vermiştir, hatta aynı seçim dönemi içinde, daha bir ay geçmeden, birbirine zıt, tam tersi kararlara imza atabilmiştir.

Bugün Küçükçekmece itirazlarıyla ilgili inceleme yapılırken 1/7/2014 gün ve 3119 sayılı Karar’da “İtiraza konu sandık seçmen listelerinin itiraz üzerine yeniden ele alınması ve incelenmesi mümkün değildir. Kesinleşmiş seçmen kütüklerindeki yolsuzluklara dayanarak mazbatanın veya seçimin iptali istenemez. Dilekçede belirtilen kişi, kişisel haklara ilişkin olan tam kanunsuzluk hallerinden değildir. Bu nedenle Kurulumuzca doğrudan el konulması olanağı bulunmamaktadır. Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerinden yolsuzluk yapan şahıslar aleyhine ilgili mercilerce tahkikat yapılması, dava açılması, suçların takibi yönünde doğal bir olay olup bu bağlamda yürütülen ceza davaları ile verilen ceza mahkûmiyetleri, seçimin iptalini gerektirmeyeceği gibi, geriye doğru bir değerlendirme yapma olanağı da sağlamadığından istemin reddine karar vermek gerekmiştir.” diyebilmiştir.

Yine, 26 Nisan 2017 referandumunda yasanın açık hükmüne aykırı olarak mühürsüz zarf ve pusulaların geçerli olmasını sağlamıştır.

Tüm bu hukuksuz ve AK PARTİ yanlısı kararlardan sonra, YSK’nin Başkanı dâhil, 6 üyesinin görev süresinin 2019 Ocak ayında dolacak olmasından dolayı TBMM’de Aralık 2018 tarihinde kabul edilen 7159 sayılı Yasa’yla 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri Hakkında Yasa’da değişiklik yapılarak görev süreleri bir yıl uzatılmıştır.

Arkadaşlar, burası çok önemli, diyorlar ya “Burası çok önemli.” gerçekten burası çok önemli: Yapılan görev süresi uzatımı, 298 sayılı Seçim Kanunu’nda değişiklik suretiyle yapılmıştır. Anayasa’nın son maddesi açıkça “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” hükmünü içermektedir. Yerlerine herhangi bir seçim de yapılmadığından dolayı, başkan dâhil 6 üyenin görev süresi 2019 Ocak ayı itibarıyla düştüğünden YSK toplantı ve karar yeter sayısını yitirmiştir. YSK’nin 31 Mart seçimleri çerçevesinde vermiş olduğu tüm kararlar keenlemyekündür yani yok hükmündedir. Bu çerçevede İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptali kararı da yok hükmündedir.

Değerli milletvekilleri, YSK 20 Nisan günü İYİ PARTİ’nin verdiği Bursa Mustafakemalpaşa’daki sandık kurullarının belediye çalışanlarından oluştuğu, bunun tam kanunsuzluk hâli oluşturduğuna ilişkin başvuruyu, oturuma katılan 10 üyenin tamamının oyuyla reddetmiştir. Bu kararında “Sandık kurullarına ilişkin itirazların YSK’nin 13/12/2018 tarih ve 2018/1105 Kararı’yla kabul edilen seçim takvimine göre 2 Mart 2019 tarihinde kesin olarak karara bağlanması nedeniyle tam kanunsuzluk iddiasına ilişkin talebin reddine” diyebilmiştir yani demiştir ki: “Bir aksilik görüyorsan 2 Mart 2019 tarihine kadar sandık kurullarına itiraz edebilirsin. 2 Mart 2019 tarihinde yaptığın her türlü itiraz geçersizdir.” Aynı kurul, on altı gün önce aldığı kararını İstanbul için tersine döndürmüş ve 7 üye, sandık kurullarına 2 Mart 2019’a kadar başvurunun yapılması gerektiğine ilişkin kararı tanımayarak “Bir kısım sandık kurullarının ilçe seçim kurullarınca kanuna aykırı olarak oluşturulması ve bu hususun da seçim sonucuna müessir olması nedeniyle, 31 Mart 2019 tarihinde yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaliyle yenilenmesine” diye karar verebilmiştir. Madem 2 Mart tarihine kadar başvuruda bulunulması gerekiyordu, o zaman, İstanbul itirazını niye kabul ediyorsun? Yok, gerekmiyordu, Mustafakemalpaşa itirazını niye reddediyorsun?

Ayrıca, YSK’nin iptal gerekçesi olan, kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkanlarının olması durumu Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 23’üncü maddesinde açıklanmıştır. Bu madde “Sandık kurulları için yeterli sayıda kamu görevlisi bulunmadığı takdirde ilçe seçim kurulu başkanı olan hâkim, o çevrede bulunan ve sandık kurulunda görev verilmesinde sakınca olmayan kimseleri görevlendirir.” demektedir. YSK burada da taraflı davranmış, hukuku katletmiş, muktedirlerin talimatıyla onların lehine karar vermiştir.

Biraz önce bir hatip burada söz etmişti, ben yeniden söz edeceğim. Fatih Sultan Mehmet’in dediği gibi “Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Akıl ve ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadıyı satın aldığın gün adalet ölür, adaleti öldürdüğün gün devlet de ölür.” Ey Yüksek Seçim Kurulu, sen aldığın talimatla bu ülkede adaleti öldürdün, adaleti yani devleti öldürdün.

Değerli milletvekilleri, birinci parti üyelerine sesleniyorum: Aylardır Meclis çalışmıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisini neden çalıştırmıyorsunuz? Meclisi etkisiz hâle getirmeye, atıl vaziyete sokmaya mı çalışıyorsunuz? Aylardır Meclis toplanamıyor, toplandığında da esasa ilişkin, önemli hiçbir görüşme yapılmıyor, milletlerarası anlaşmaları onaylıyoruz. Bu arada, milletin her kesiminin acil sorunları çözüm beklemektedir. Emeklilikte yaşa takılanlar, sigortalılık öncesi doğum ve hamilelik sürelerinin sigortalı sayılması, 3600 ek gösterge, tek tip askerlik ve 21 günlük bedelli kanunu, sözde kadroya geçirdiğiniz belediye taşeron işçilerinin sorunları, icra kanalıyla haczedilen çocuklar konusu; hepsi çözüm bekliyor. Vatandaşlar sorunlarının ne zaman çözüleceğini merak ediyor ve bu konuda çözüm bekliyor. TBMM’yi aç kapa yapmayı bırakıp aktif hâle getirelim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, bir dakika, lütfen… Söz vereceğim, dinleyeceğim sizi.

Sayın Özkan, buyurun, söz talebiniz vardı.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, milletimizi zalim ülkelerle bir arada gösterme gayretlerini kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tabii, bireylerin genleri olduğu gibi milletlerin de genleri vardır. Aziz milletimiz tarih boyunca dünyada adaletin, barışın ve güvenin teminatı olmuştur. Düşünün, gönül coğrafyamızda, Balkanlarda, Orta Doğu’da, Afrika’da beş yüz yıl boyunca hiçbir masumun burnunun kanı dahi akmamış, kimseye zulmedilmemiş, adalet ve barış içerisinde bütün farklılıklar bir arada yaşayabilmiştir. Demek oluyor ki bu milletin genlerinde adalet, barış, güven var, huzur var, farklılıklara saygı var.

İşte, ülkemizin içerisinde, dünden bugüne, maalesef, Trablus’tan Orta Doğu’ya, Balkanlara kadar coğrafyamızı paramparça edenler bugün içimizde de fitne tohumlarını ekmeye devam ediyorlar.

DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Sayenizde.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Acılarımız var mı? Elbette olabilir, vardır ancak biz bize yeteriz. Bu acıları kullanarak duygusallık bağlamında maalesef şanlı ecdadımızın bize bıraktığı bu kutlu mirası yok sayarak, ülkemizi, tarih boyunca…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …dünyada zulüm dağıtan bütün o zalim ülkelere Türkiye’yi örnek göstermek asla kabul edilebilir bir durum değildir. 1492’de İspanya dağıldığında mazlum Yahudilere yine bu millet kucak açmıştır. 18’inci ve 19’uncu yüzyılda Kırım Kafkas Türkmenleri yine bir sığınacak liman ararken bu millete sığınmıştır. Bugün yine gönül coğrafyamızda yanan ateş…

AYHAN EREL (Aksaray) – Bu millet hangisi?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Suriyeli vatandaşların sığınacağı liman da yine Türkiye olmuştur. Biz bu milletin genlerinde olan değerlere inanıyoruz. Bu milleti farklı kasıt ve gayretle zalim ülkelerle bir arada gösterme gayretlerini de kabul etmediğimizi ifade ediyor, biz bize yeter olduğumuzu yeniden deklare ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – “Birtakım katillerle bir arada olup fail olmama hakkını siz kullanın.” diyerek şiddet yanlısı olduğum gibi bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurunuz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – “Şiddet” değil terör, daha net ifade edeyim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Kavramları isterseniz herkes istediği gibi kullansın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tabii tabii, ben terör olarak kullandım.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Şimdi, değerli arkadaşlar, gerçekten hani üstünüze hiçbir şey almamak, hani biz her şeyin en mükemmeliyiz demek kolay bir şey yani bunu başka ülkelerde de yapıyorlar yani zannetmeyin sadece Türkiye’de oluyor. Ben mesela Yunanistan’dan göçen ailemden -göçmek zorunda olan- bahsettim ve Yunanistan’a katil, katliamcı falan demedim, Türkiye için de böyle bir şey kullanmadım. 6-7 Eylül olayları ama Türkiye’de oldu aynı zamanda, 1915’de Türkiye’de oldu. Struma gemisi -bir yandan Yahudilere kucak açarken- İstanbul’un açıklarında sesleri duyulmayarak, batarak yüzlerce Yahudi orada öldü. Şimdi, bunları şeffaf olarak açarsınız, şeffaf olarak tartışırız, konuşuruz. Ben felsefi bir tartışma açmak istedim, bunun anlaşılmasını illa beklemedim ama halkımıza da seslendim ve onu anlayanlar anlamıştır diye düşünüyorum.

Ayrıca ben alçak sesle konuşurum; yüksek sesle, bağıra bağıra, avaz avaz ya da şiddet içeren bir şekilde konuştuğumda doğru olduğunu düşünmem sözlerimin. O yüzden sözlerimi alçak sesle söyledim, en sinirli olduğum zamanda da alçak sesle söylerim, size de bunu tavsiye ederim çünkü halkın bu Meclisten beklediği zaten bu.

MURAT EMİR (Ankara) – İnsanın kendisi alçak olmasın yeter.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Alçak sesle sadece düşüncelerini düzgün bir şekilde ifade etmek ve karşılıklı diyalog kurabilmek… Diyalog yüksek kurulmaz, yüksek sesle ancak bağırılır, kavga edilir, benim tarzım da bu değil.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1189) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 19) (Devam)

BAŞKAN – Evet, gruplar adına son söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Yaşar Karadağ’ın.

Sayın Yaşar Bey, sizin şahsınız adına da sözünüz olduğu için toplam on beş dakika süre veriyorum.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YAŞAR KARADAĞ (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası anlaşmalar kapsamında, 19 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında parti grubum adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, Sayın Başkanım, yeni görevinizde başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğimiz gibi, Özbekistan Orta Asya coğrafyasının tam ortasında yer almaktadır; Orta Asya devletlerini oluşturan Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Tacikistan’la sınırı olan ve onların tam ortasında önemli bir coğrafyayı kapsayan konuma sahiptir. Orta Asya’nın en kalabalık ülkesi olan Özbekistan’ın Orta Asya’da tüm ülkelerle ortak sınırı bulunmasının yanı sıra bu ülkelerde de Özbek uyruklu vatandaşların yaşaması bölgede Özbekistan’ın etkili olmasını sağlıyor. Özbekistan, Orta Asya’nın kalbinde, kuzeyden Rusya, güneyden İslam dünyası, doğudan Çin, batıdan ise Avrupa’nın kesiştiği noktada bulunmasından dolayı önemli jeopolitik ve jeostratejik konuma sahiptir. Yüzyıllar boyu, Orta Asya’da kurulan Timurlular, Harzemşahlar, Şeybaniler, Babürlüler devletleri ile 19’uncu yüzyılda Çar Rusya’sı tarafından devrilen Buhara Emirliği, Kokand ve Hive Hanlıklarına ev sahipliği yapan Özbekistan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 31 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Orta Asya Türk devletleri çeşitli coğrafi, ekonomik, kültürel ve tarihî kalkınmışlıklarının yanı sıra yer altı kaynakları ve dinsel özelliklerinden dolayı birbirleriyle ve dünyayla olan münasebetlerinde farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda Özbekistan’ın özelliklerine bakacak olursak, Özbekistan Orta Asya’nın kalbinde, kuzeyden Rusya, güneyden İslam dünyası, doğuda Çin, batıda ise Avrupa’nın kesiştiği noktada bulunmasından dolayı önemli bir jeopolitiğe sahiptir. Ülkenin doğrudan doğruya açık denizlerle sınırlı bulunmamasından dolayı bu ülkenin de diğer Orta Asya devletleri gibi yalnızca güney komşuları aracılığıyla açık denizlere açılma şansı bulunmaktadır. Özbekistan’da önemli miktarda gaz ve petrol, altın ve taş kömürü madenleri bulunmaktadır. Ayrıca ülke toprakları en kaliteli pamuğun yetişmesine, yine diğer tarım ürünlerinin yetişmesine müsaittir. Ülke toprakları su ve iklim bakımından her türlü tarım ürününün yetişmesine elverişlidir. Özbekistan, dünyanın 3’üncü en önemli pamuk üreticisi ve yine 7’nci en önemli altın üreticisidir. Bütün bu nedenlerden dolayı Özbekistan’ın önemi ortaya çıkmaktadır. Genç iş gücüne ve zengin doğal kaynaklara sahip Özbekistan’ın son on yılda yüzde 7 büyümesi dikkat çeken bir durumdur.

Türkiye, 16 Aralık 1991 tarihinde Özbekistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmuştur. 4 Mart 1992 tarihinde ise iki ülke arasında diplomatik ilişkiler tesis edilmiştir. Bu tarihten sonra da iki ülke arasındaki ilişkiler hızla gelişmiştir. Özbekistan’da hâlihazırda başta tekstil, gıda, otelcilik, inşaat malzemeleri, plastik, ilaç ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren 100’ü temsilcilik olmak üzere toplam 500 kadar Türk sermayeli firma bulunmaktadır. Özbekistan’a gönderilen Türkiye yatırımlarının hacmi 1 milyar doların üzerindedir. İki ülkenin ortak özellikleri tarih, kültür, sanat, Türk boylarından olmaları ve dillerindeki benzerliklerden kaynaklanmaktadır.

22-24 Aralık 1991 tarihleri arasında Özbekistan’ın ilk Cumhurbaşkanı İslam Kerimov Türkiye’yi ziyaret ettiğinde yaptığı açıklamalarında Özbekistan’ın izleyeceği yol hakkında bazı açıklamalarda bulunurken “Eğer Türkiye bize destek olursa Özbekleri bundan sonra kimse boyunduruk altına alamaz.” demişti. Bu, çeşitli alanlarda ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik söylemdir.

İki ülke arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde Türkiye ve Özbekistan arasında sadece ticari ve ekonomik ilişkilerden başka aynı zamanda kültürel ve sanatsal ilişkiler de gelişmektedir. Türkiye’nin de ortak kültürü olan Özbekistan’ın Mamun Akademisinin 1’inci yılı, Semerkant’ın 2750’nci, Margilan’ın 2000’inci kuruluş yıl dönümleri, İmam Maturidî, Emir Timur, Ali Şir Nevaî gibi Türk ve İslam büyükleri Türkiye’de çeşitli etkinliklerle anılmış, özellikle Özbekistan’ın bağımsızlığından sonra Türkiye’de yüzlerce Özbekistan konulu etkinliklere ev sahipliği yapılmıştır.

Kültürel, sanat ve insani alanda karşılıklı yarar sağlayan ikili ilişkilerin, özellikle ticari, ekonomik, kültürel ve insani yardım ilişkilerinin geliştirilmesi için tüm çabaları göstermek gerekmektedir. İlişkilerin daha da sıcak bir şekilde gelişmesini sağlayacak iki ülke de gereken kaynaklara ve büyük potansiyele sahip ülkelerdir. Tarihsel bağımız olarak toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan maddi ve manevi değerler ile sonraki nesillere iletimde bağımsızlığın ve egemenliğin ölçüsünü gösteren bu soyut araçların bütünü olan kültür ve sanat ilişkilerimiz ülkelerimiz arasında bir köprü olmaya devam edecektir.

Türkiye, kardeş Özbekistan’la arasındaki iş birliğinin her alanda gelişmesine büyük önem vermektedir ve Türk ve Özbek vatandaşları arasındaki yakın bağlardan güç alan ilişkilerin ilerletilmesi yönünde adımları kararlılıkla atacaktır. Bu kapsamda, ilişkilerin hukuki temelini oluşturmak amacıyla bu iki ülke arasında 2017 yılına kadar 90’ın üzerinde ikili anlaşma ve protokol imzalanmıştır, karşılıklı çok sayıda üst düzey ziyaret gerçekleşmiştir. Söz konusu anlaşmayla Özbekistan’ın kendi iç tehditleriyle mücadele edebilmesi ve Jandarma Teşkilatının, Özbekistan Muhafızlar Komutanlığının eğitilmesi ve ülkemizdekine benzer bir jandarma teşkilatı oluşturulmasına yardımcı olması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, çıkacak bu yasayı grubumuz adına desteklemekteyiz.

Saygıdeğer milletvekilleri, Özbekistan’ı konuşurken ayrıca bir de 19 Nisan 2019 Cuma Berat Kandili günü Hakkâri Çukurca’da şehit olan 4 askerimiz ve yaralanan 6 kahraman askerimizle ilgili bir konuşma yapmak istiyorum. Nitekim bu kahramanlarımızdan şehit piyade sözleşmeli er Erhan Çiyapul’un -Iğdırlı olması hasebiyle benim de hemşehrimdir- sosyal medyadaki bir paylaşımını okumak istiyorum. “Yıllarca doğuda ömür tüketiyorsun, sonunda tayinin batıya çıkıyor, sonra birlik kaydırması ya da geçici görevle kendini yine başladığın yerde buluyorsun. Aileni sadece birkaç kez görerek geçen yıllar. Bazen de yeni doğan bebeğini daha göremeden şehadete yürüyorsun. Çatışmada, operasyonda ön safta olmana rağmen bir kadron bile yok. Adın sözleşmeli. Bir şey olduğunda ilk gözden çıkarılan adam oluyorsun, yine de vatan sağ olsun, millet sağ olsun diyorsun. Herkes oturduğu yerden ahkâm keserken sen olayın içinde olmana rağmen susuyorsun çünkü uzaktan davulun sesi hoş gelenlere laf anlatmaktan bıkıyorsun. Hâlinden, hatırından çok, maaşını, tazminatını merak edenlere vatan savunmasını, kelle koltukta hainlere karşı yapılan mücadeleyi anlatamazsın, anlayamazlar. Sadece yaşayanlar bilir, yaşayıp da kara toprağa giren, bayrağa rengini verenler bilir.”

Saygıdeğer milletvekilleri, 20 Nisan günü sabah saat dokuz civarı memleketimizde, evimizde uyurken bir haber aldık, Berat Kandili gecesi hain bir terör saldırısı. Bunlar tesadüf değil. Kudüs’e saldırdıklarında da kutsal günlerimizde saldırıyorlar, Irak bombalandığında da öyle yapılıyordu. Bu hain terörün kökünün, zihniyetinin nereden geldiği belli, kime uşaklık ettiği de belli ve nitekim Berat Kandili günü şehit edilen o 4 şehidimizin ateşinin 1’isi Giresun’a, 1’isi Kırıkkale’ye, 1’isi Ankara’ya ve 1’isi de Iğdır’daki Ahmet Çiyapul’un ocağına düştü. Haberi aldıktan sonra direkt şehit ailesinin evine, taziye çadırına gittiğimizde, bir Kürt kökenli vatandaşımız olan Ahmet Çiyapul -yirmi yıl koruculuk yapmış bir korucu emeklisi- ilk gördüğümde, elini tuttuğumda, elini öpmeye çalıştığımda, “Vatan sağ olsun Sayın Vekilim, ben yirmi yıl mücadele ettim, bu şehitlik bana nasip olmadı ama çok şükür ki oğluma nasip oldu.” dedi. İşte, bu ruhtur, bu şehitlik ruhu, bu memleketi ayakta tutan da budur. Emin olun, şehidin cenazesinin defnedileceği saate gelene kadar üç dört saat boyunca şehit babasının elinden tuttuğumuzda tir tir titriyordu; bir insanın bu kadar uzun süre titreyip ayakta kalabilmesi imkânsız gibi bir şey. Ve anlattı, şehit babası Ahmet Çiyapul diyordu ki: “Ben gece oğlumla konuştuktan sonra uyuyamadım, sabaha kadar uyuyamadım, içim daralıyordu. Ve nitekim, sabah namazını kıldıktan sonra da koltukta oturup üstüm elbiseli bir şekilde bekledim ve sabah haber geldiğinde, zil çaldığında ben oğlumun şehit olacağını biliyordum.” İşte, bu ruhtur; Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle Çanakkale’deki ruhtur; o Güneydoğu’da yapılan mücadele ruhu da odur. Bunu başka boyutlara çekip başka başka adlandıranlar, emin olun, hezimet içerisindedir ve zaman içerisinde bu şanlı tarihimiz, bu milletin, bu devletin şanlı tarihi bu hezimetin sonunu er ya da geç bu yanılgı içerisinde olanlara gösterecektir. Bizim anmamız gereken bu şehitlerimizdir, bizim değer vermemiz gereken bu şehitlerimizdir çünkü bunlar bu Gazi Meclisin de ruhudur, bunlar bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin de tapusudur.

Ben buradan Iğdırlı aziz şehidimi ve bu ülke için, bu vatan için, bu millet için canını siper edip kanını döken tüm şehitlerimizi minnetle anıyor ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde son konuşmacı, şahsı adına Sayın Veli Ağbaba…

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkana da hayırlı olmasını diliyorum.

Tabii, değerli arkadaşlar, malum, gündemimiz yerel seçimler. Tarihimizin en uzun seçimleri 31 Martta başladı, 6 Mayısta sona erdi. Sözümün başında söyleyeyim: Bu bir darbedir, bu darbenin ismi de 6 Mayıs darbesidir. Bu darbenin Türkiye'de yaşadığımız diğer darbelerden de hiçbir farkı yoktur, sadece darbe yapılırken kullanılan araçlar farklıdır. Bu ülkede 12 Eylül darbesi faşist generallerle, postallarla, tanklarla yapıldı. 12 Mart darbesi muhtırayla yapıldı. 15 Temmuz darbesi de silahlarla, uçaklarla yapıldı. 6 Mayıs darbesi ise önce kurulan kumpaslarla ve YSK eliyle yapıldı. 12 Eylül-15 Temmuz darbecileri silahlarını kullanarak seçilmiş kurumlara darbe yaptı. 6 Mayısta saray ve yandaşları YSK eliyle seçilen Ekrem İmamoğlu’na açık bir darbe yaptı. 12 Eylül darbesi sonuçları ile 6 Mayıs darbesi sonuçları arasında hiçbir fark yoktur, her ikisinde de seçilmişlere darbe yapılmıştır. Bu darbe bildirisine imza atanları, bu darbeyle ilgili destek verenleri tarih asla unutmayacak. Kenan Evren’in ve darbecilerin isimlerinin yanında, tarihin kara sayfalarında yerlerini alacaklardır. 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmişleri asanlar ile 6 Mayıs 2019’da adaleti katledenler arasında hiçbir fark yoktur.

Değerli arkadaşlar, diğer hiçbir dönemde olmadığı kadar bu dönemde, AKP döneminde darbeler olmuştur. Hatırlayınız, önünde ayağa kalktığınız, alkışladığınız, yüzde 49 ve 317 milletvekiliyle seçilen Ahmet Davutoğlu’na 5 Mayısta darbe yaptığınız. Yine, 2014’te halkın oylarıyla seçilen kendi belediye başkanlarınıza darbe yaptınız. 16 Nisanda saat beşte mühürsüz oyları kullanarak millî iradeye âdeta hırsızlık yapıldı. 6 Mayısta ise kurulan kumpasla milletin iradesine, İstanbulluların iradesine darbe yapıldı. “Kumpas”ı bilerek söylüyorum çünkü siz geçmişte tecrübelisiniz kumpas kurmakta.

Bakın, 15 Temmuz alçak darbe girişimine nasıl geldik, kısaca hatırlayalım: Orada da buradaki gibi kumpaslar kuruldu. O zaman işveren AKP idi, taşeron Fetullah Gülen’di. Balyoz, Ergenekon, Oda TV, askerî casusluk kumpaslarıyla ordudaki yurtsever subaylar Silivri’ye, Mamak’a atıldı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurtsever subayları, başta Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere cezaevlerine atıldı ve tarihimizde ilk kez Türk Silahlı Kuvvetleri sizin tarafınızdan terör örgütü, onun başı da terör örgütü lideri olarak cezalandırıldı.

“Kumpas” diyoruz, sizin yaptığınız bu dönemki kumpasları hatırlayalım. 31 Mart gecesi demokrasiye ihanet edenler, utanmadan -hâlâ yüzleri kızarmıyor- 3.800 oyla “Biz kazandık.” diye açıklama yaptılar. 31 Mart gecesi Anadolu Ajansıyla -ki o da ayrı bir tartışma konusu olacak- sonuçları manipüle etmeye kalktınız, beceremediniz; “Geçersiz oylar sayılsın.” dediniz, olmadı; “Taşıma seçmen sayılsın.” dediniz, olmadı; “41.132 kısıtlı seçmen var.” dediniz, yine olmadı; “Büyükçekmece, Maltepe sayılsın.” dediniz, yine olmadı; utanmadan “Kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilenler oy kullanamaz.” dediniz, yine olmadı; “Kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilenler, FETÖ örgütüne yakın sandık görevlileri vardır.” dediniz, olmadı. Burada bir parantez açalım, eğer FET֒yle ilişkili bir araştırma yapılsa AKP diye bir parti kalmaz, sizin grubunuzda kimse kalmaz; bunu da belirtelim. (CHP sıralarından alkışlar) Bu arada değerli arkadaşlar, içimizde kalmasın, içimizde de kalmasın, FET֒cülük ve FET֒cülerin beslenmesinin tek sorumlusu da sizsiniz.

“Hiçbir şey olmasa da bir şeyler oldu.” diyecek kadar komik duruma düştünüz. “Sandık”, “sandık” dediniz, “millî irade” dediniz ama bunların hiçbirine inanmadınız. 6 Mayısta, 6 Mayıs darbesinde kumpas kuranlar darbecidir ve bundan sonra bu kumpası kuranlar, bu darbeyi yapanlar da darbeci diye anılacaktır. Bunu bir kez daha söylüyorum, AKP’nin tarihi darbecilerin tarihidir. Keşke bizim tarihimizi biraz okumuş olsaydınız.

Değerli arkadaşlar, unutmayın ki insanlık tarihi aynı zamanda iyiler ile kötülerin, zalimler ile mazlumların tarihidir. Tarih, darbecilerin ve diktatörlerin karşısında demokrasi için direnenleri hiçbir zaman unutmadı, unutmayacak. Hatırlayın, Şili’de Pinochet’in karşısında direnen Salvador Allende, Franco’ya boyun eğmeyen büyük şair Garcia Lorca, Hitler’e karşı sesini yükselten Bertolt Brecht, 12 Eylülde Kenan Evren’e sesini yükselten Tarık Akan ve hiç kuşkusuz Şili’de 1973 darbesinde stadyumda “Venceremos”u okurken önce elleri kırılan sonra da askerler tarafından kurşuna dizilen Victor Jara.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Victor Jara o şarkıda diyordu ki:

“Kazanacağız

Fırtına yırtıyor sessizliği

Ufuktan bir güneş doğuyor

Gecekondulardan geliyor halk

Tüm Şili şarkılar söylüyor.”

23 Haziranda bütün İstanbullular güzel şarkılar söyleyecek, her şey güzel olacak. Baskıya, korkuya, zulme karşı İstanbullular ayakta, teslim olmayacak. Sevgiyle, gülerek, kucaklaşarak bütün 16 milyon İstanbul’u yöneteceğiz. Siz her türlü baskıyı, her türlü kumpası da kurmanıza rağmen bu kumpaslar da sizin elinizde patlayacak, bu darbeyle 23 Haziran günü hesaplaşacağız. Bu ülkeyi sizlere, sizlerin karanlığına teslim etmeyeceğiz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkanım, sadece tutanaklara geçmesi için ifade ediyorum. Bugüne kadar AK PARTİ on yedi yıldan beri sadece milletin oylarıyla, milletimize hizmetkâr olma mücadelesi vermektedir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Davutoğlu nasıl gitti?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - AK PARTİ’yi, bugüne kadar bu ülkeye acı bedeller ödeten darbelerle özdeşleştirmeyi asla kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum. 12 Eylül darbesinde 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 650 bin kişi fişlenmiş ve 185 kişi cezaevlerinde hayatını kaybetmiş, 50 kişi de idam edilmiştir. Şimdi, böyle bir süreci milletin seçmiş olduğu sessiz yığınların çığlığı olan AK PARTİ’yle özdeşleştirmek apaçık hezeyandır, kabul etmediğimizi ifade ediyorum ve diğer, Yüksek Seçim Kuruluyla ilgili ifadeleri de daha önce açıklamıştık, reddediyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Darbecisiniz darbeci.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Tulay Hatımoğulları Oruç’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan’ı saygıyla ve minnetle anarak başlamak istiyorum.

Onlar emperyalizme karşı işçinin, emekçinin, köylünün ve bütün ezilenlerin haklarını savundular. Onlar Türkiye’ye, bölgeye ve bütün dünyaya sosyalizmin en insancıl çözüm olduğunu ifade ettiler ve bunun için darağacından da korkmadılar, burada emperyalizmle iş birliği kuran ve Mecliste bu kararı onaylayanlara rağmen, kalemi kıranlara rağmen ve darağaçlarına rağmen onlar cesurca bu mücadeleyi verdiler. Onların önünde saygıyla eğiliyorum, ruhları şâd olsun diyorum.

Değerli arkadaşlar, elbette, söz alan her hatibin ifade ettiği gibi, seçimlerden ben de bahsetmek istiyorum. Evet, bu seçimde hem İstanbul’da yapılan hem de HDP’nin kazandığı belediyelerde KHK’li oldukları iddiasıyla başkanlara mazbatalarının verilmemesi ve hukukta yeri olmadığı hâlde ikinciye yani AKP’ye, AKP’nin adaylarına mazbataların verilmesi asla kabul edilebilir bir şey değildir. Bunlar modern dönemin sözüm ona siyaset eliyle gerçekleşen darbenin ta kendisidir. Nitelik olarak 1980 darbesinden farkı yoktur, gerçekleşen, gerçekleştiren araçlar farklıdır. Buradan şunu ifade etmemiz gerekir ki: Sizler ayağınıza kurşun sıktınız çünkü AKP iktidara geldiği günden bugüne bütün hukuksuzluğunu bir zemine dayandırdı, seçime ama seçimleri de kendi ellerinizle ortadan kaldırdınız. Bu sizler için de ciddi bir tartışmadır. Tartıştığınızı da bununla ilgili yürüyen tartışmaları da kulis bilgilerinden alıyoruz.

Değerli arkadaşlar, yine açlık grevlerinden kısaca bahsetmek istiyorum. Türkiye’de hâlâ devam etmekte olan açlık grevi var ama yine iktidar sağır, kulağını çevirmiş, yüzünü dönmüyor bu tarafa. Bakın, annelerimiz, analarımız beyaz tülbentleriyle çıkıp “barış” diye haykırırken kolluk kuvvetleri tarafından yerlerde sürükleniyor.

Özdemir Asaf şiirinde şöyle demişti: “Bütün renkler aynı hızla kirleniyor ama önceliği beyaza verdiler kirletme konusunda.” Evet, beyaz barışın simgesidir. Analarımız bütün bu şiddete rağmen, çocuklarının an an eriyen bedenlerine rağmen beyaz tülbentleriyle sokağa çıkıp “barış” diyorlar, “yaşam hakkı” diyorlar, “Çocuklarımız hayata tutunsun.” diyorlar. Bu sese kulak verilmelidir.

Değerli arkadaşlar, sözlerime dış siyasetle ilgili devam edeceğim. Dış siyasette yine bu iktidar kahramanlık öyküleriyle çıktı karşımıza. Parmak sallayarak siyaset yapmalar, “Ey Amerika!”, “Ey Avrupa!”, “Ey o ülke, ey bu ülke!” diye kahramanlık yapanların geliştirdikleri dış siyasetteki yanlışların bedelini şimdi bugün Türkiye’deki bütün halklar, işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, hep beraber bizler ödüyoruz.

Bunlardan, sadece bu son süreçte karşımıza çıkan sıkışmışlıklardan, birkaç başlıktan bahsetmek istiyorum. Birincisi, S400 füzeleriyle ilgili yaşanan problem. S400 ve F35 arasında yani aslında NATO ve Avrasya Paktı arasında gidip gelen bu iktidar kararsız kaldığı için, bu iktidar özgün bir siyaset üretemediği için şu an bu sıkışmışlığın faturasını hepimize ödetiyor.

Bakın, ABD demişti ki: “2 Mayıs itibarıyla İran’a uygulanan ambargoyu 8 ülke için de -Türkiye dâhildir- uygulayacak.” Önce Türkiye yetkililerinin yaptığı, Hükûmet yetkililerinin yaptığı açıklamaya baktığımızda, buna karşı, “Biz ABD’yi dinlemeyiz.” dediler. Fakat şu an çıkan karar nedir? TÜPRAŞ İran’dan petrol alımını durdurmuş durumda. Ve şunu da iyi biliyoruz ki İran’dan petrol daha uygun bir fiyata temin ediliyor ve aynı zamanda TÜPRAŞ rafinerisinin teknik özelliklerine uygundur. Şimdi biz daha pahalı petrol almaya muhtaç bir ülke konumundayız ve bu konuda ne yazık ki kararlı durulamadı.

Aynı şekilde S400’ler… “Her şeye rağmen alınacak.” denildi, şimdi almamanın ya da ara formül bulmanın yollarına gitmektedir bu iktidar fakat ABD sert bir dille asla hiçbir ara formülü kabul etmeyeceğini ifade etti ve bununla ilgili değişik yaptırımların devreye girdiğini biliyoruz. Bakın, burada biz şunu açıkça eleştiriyoruz: S400’lere, F35’lere yaptığınız yatırımlara, kullanılıp kullanılmayacağı bile belli olmayan bu askerî yatırımlara başından beri bizler karşıydık, halkın parasını S400’lere yatırmanıza baştan beri karşıydık; şimdi alınıp alınmayacağı bile belli değil.

Bunun karşısında, bu ülkenin gerçekten yüz karası olarak niteleyebileceğimiz Rıza Zarrab ve şürekâsının… Şimdi o kart masaya gelebilir ve Halk Bankasıyla ilgili çıkacak zimmetler karşımıza gelebilir. Yine bunların faturasını bu ülkenin işçisinden, emekçisinden, yoksulundan yani bu ülkenin en yoksul kesiminin hakkı olanı alıp oralara ödemek durumunda kalacaksınız, yanlış politikalar nedeniyle.

“Sıfır sorun politikası” denildi ama Körfez ülkeleri dâhil, barışık olduğumuz bir ülke dahi kalmadı, herkesle kavgalı durumdayız. Bakın, şimdi kapıda bir Kıbrıs sorunumuz var. Kıbrıs sorunu bu ülkenin en yakıcı problemlerinden biri hâline gelmektedir hızlıca çünkü, Doğu Akdeniz’de özellikle bu hidrokarbon aramasıyla ilgili bütün ülkelerin iştahının kabardığı bir yer. Evet, yine Türkiye burada doğru bir siyaset ne yazık ki izleyemiyor. Burada, ABD, AB, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan’ın yaptığı açıklamalara baktığımızda Türkiye'ye dair bazı ithamlar mevcuttur. Bizler burada şunu ifade etmek isteriz ki doğal kaynaklar sınıflı toplumlarda her daim şiddet ve savaş üretmiştir ama biz şuna inanıyoruz ki doğa ve insan merkezli yeni bir dünya düzeni kurulabilir. Biz böyle bir şeyi eksenimize koysaydık, böyle bir yaklaşımı merkezimize koysaydık bugün ne bu ülkede ne bu bölgede bu kadar ciddi sorunlar yaşanmazdı.

Aynı şekilde Filistin’den bahsetmek istiyorum. Filistin’de bugün Gazze ateş altında, bugün İsrail füzelerle saldırmaktadır ve bugün İsrail’in zulmü karşısında Filistinli tutsaklar cezaevlerinde açlık grevi yürütmektedir. Evet, bizler Müslüman Filistin halkını yalnız bırakıyoruz ülke olarak. Sözlü bir biçimde desteklemek yetmez. İsrail’e hiçbir şekilde resmî bir mesaj, İsrail’le yürütülmekte olan ne askerî ne ticari anlaşmalara hiçbir şekilde değmeyen bir yerden konacak bir tavrın bir önemi yoktur. Müslüman Filistin halkı bir dayanışma beklemektedir. Bunu unutmayalım.

Evet, değerli arkadaşlar, Suriye'de bir siyasal geçiş süreci yaşanmak üzere, bir süredir bu konu tartışılıyor bu şekilde ama yine Türkiye'nin takındığı tutuma baktığımızda “Tel Rıfat’ta, Cerablus’ta ve başka merkezlerde nasıl konumlanabilirim?”in hâlâ hesabını yapıyor. Oysa biz defaatle bu kürsüden şunu ifade ettik: Suriye halkları kendi kaderini tayin edebilecek yeterlilikte ve bilinçte. Bugün IŞİD başta olmak üzere, Suriye'deki bütün gerici örgütlenmelere ve terör örgütlerine karşı halklar ortak bir biçimde mücadele ettiler. Kürtler, Araplar, Ezidiler, Süryaniler, Müslümanlar, Hristiyanlar, Alevi’si Sünni’si fark etmez, hepsi ortak bir şekilde mücadele etti. O zaman bu ortak mücadeleyi yürütme yeteneği gösteren halklar elbette ki demokratik bir anayasanın birlikte yazılması yeteneğini de gösterebilir, yeter ki buna müdahale edilmesin dış ülkeler tarafından.

Değerli arkadaşlar, Deniz Gezmişlerin dediği gibi, bizler tam bağımsız ve gerçek demokratik bir Türkiye için mücadele etmeye devam edeceğiz. Orta Doğu'da dengelerin her an değiştiğini bilerek, kartların her an yeniden karıldığını bilerek buna devam edeceğiz. Dengeler ne olursa olsun, kartlar nasıl karılırsa karılsın bu coğrafyanın kaderini değiştirecek bir tek güç vardır, o da halkların kendi kaderini tayin etme gücüdür, iradesidir ve örgütlülüğüdür.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Hayrettin Nuhoğlu, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; selamlarımı sunarak sözlerime başlıyorum.

Konuşacağım konu, bir yıl önce Giresun Eynesil’de meydana gelen bir olayda hayatını kaybeden minik yavrumuz Rabia Naz Vatan’la ilgilidir. Adaletle ilgili bir konu olduğu için elbette ki YSK ve İstanbul seçimlerine değinmeden geçmek olmaz.

Değerli milletvekilleri, ben İstanbul milletvekiliyim ve çocuk yaşlardan beri siyasetin içerisindeyim. İstanbul’da nelerin olup bittiğini en incesine kadar çok iyi bilmekteyim.

Şimdi, sizlere 28 Ocak 2019 günü saat 22.43’te bir ilçemizin mahallesindeki AKP başkanı, mahalle başkanının WhatsApp’tan gönderdiği bir mesajı okumak istiyorum; demiş ki: “Arkadaşlar, ‘Seçmen burada oturuyor mu?’ diye soran olursa ‘Burada oturuyor.’ desinler. Polis gelir, bir sorun olursa, bizi arasınlar.” Tekrar okumama gerek yok değil mi?

Ben çok açık iddia ediyorum: Bavullarla YSK’ye götürdükleri ne kadar usulsüzlük, yolsuzluk varsa, tamamını AKP örgütleri yapmıştır. Bu kadar kesin konuşmamın sebebi o teşkilatların içerisinde, örgütlerde görev yapan tanıdığım AKP’lilerden aldığım bilgilerdir. İsimler mevcuttur bende. Mahallesi, ilçesi, isimleri mevcuttur bende.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İsimlerini ver…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Suç duyurusunda bulunun o zaman.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Ve değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Genel Başkanı dün dedi ki: “Millî irade hırsızlarından hesap sormazsak millet bizden hesap sormazsak millet bizden hesap sorar.” Çok doğru, yerinde bir laf ama, işte, o millî irade hırsızları kim? Bu hırsızların tespit edilmesi önemli. Bu hırsızlar… Bildiğim için söylüyorum, hayatım boyunca asla yalan söylemedim, isimler mevcuttur gene söylerim. Doğrudan doğruya seçmen kaydırılmışsa, yer söyleyerek bunu belirteyim, Maltepe’den Ataşehir’e, Üsküdar’a, Adalar’a seçmen kaydırılmışsa kim kaydırdı? Maltepe’den niye vazgeçtiler? Biz, Üsküdar’da tespit ettiğimiz bütün bu seçmen listelerini itirazla bildirdik, kimse dikkate almadı. Bunun Türkiye’nin genelinde birçok örneği var. Ama ne yazık ki Yüksek Seçim Kurulu adil zaten davranamazdı, hukuk zaten yoktu, emir vardı, talimat vardı. Bu doğrultuda karar verilmiştir. İstanbul seçmeni buna tepkisini gösterecektir, hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli arkadaşlar, gelelim minik yavrumuza. Aslında bu olay, son günlerde yeniden çok konuşulmaya başlandı ama 11 yaşındaki Rabia Naz’ın 12 Nisan 2018’de evinin önünde yaralı olarak bulunması ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmesiyle ilgilidir. Birçok iddia ortaya atıldı ve bu iddiaların vicdanlarımızı yaralaması, sızlatması sonucu iki aya yakındır bu olayla yakından ilgilenmekteyim. Eynesil’de, Giresun’da ve İstanbul’da bu konuyla ilgili bildiğim bütün herkesle konuştum, bilgileri almaya çalıştım. Çocuğun intihar etmediği, bir trafik kazasında yaralandıktan sonra evinin önüne getirilerek intihar süsü verildiği iddiası babası ve bazı yakınları tarafından ileri sürülmektedir. Anayasa’mızın ilgili maddeleri, ceza kanunlarımızdaki çocuklarımızın korunmasına yönelik hükümler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun kabul ettiği Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ortaya koyduğu hükümlerin hepsi yetişkinlere çocukları koruma görevi yüklemektedir. Ama bütün bu görevleri ve hükümleri anlamak ve yerine getirmek bir yana, her gün çocuk istismarları, çocuklara tecavüzler, kaybolan veya kaçırılan çocukların haberleri içimizi sızlatmaya devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bizim amacımız birilerinin suçlanması değildir, bir babanın mücadelesinin ve ona yapılan uygulamaların haklı olup olmadığının anlaşılmasıdır, sonunda şüpheli ve karanlık hiçbir nokta kalmayacağına dair beklentilerin karşılanmasıdır. Olay meydana geldiğinde işin içine hatırı sayılır kişilerin girdiği doğru mudur? Olay yeri inceleme polislerinin, hastane doktorlarının, Adli Tıp kurumlarının, savcılığın ve siyasetçilerin bu olayda rolü var mıdır? Bu soruların cevapları mutlaka verilmelidir. Olayda adı geçen eski bakanın yargıya başvurarak soruşturmanın her yönüyle araştırılmasını istemesi, eğer doğruysa bunu memnuniyetle karşılarız. Ayrıca Meclis araştırma önergesi verildiği iddia edildi, bu da doğruysa bunu da yerinde buluruz. Önergenin görüşülerek kabul edilmesi ve komisyonun kurularak çalışmaların kısa sürede bitirilmesi elbette çok önemli olacaktır. Böyle bir ortamda gerçeklerin aydınlatılması siyasetçileri de siyaset kurumunu da rahatlatacaktır. Temennimiz ve en büyük arzumuz, işin içinde gerçekten siyasetçilerin, adı geçen o siyasetçinin olmadığının anlaşılmasıdır.

Değerli milletvekilleri, olayla ilgili bütün şüphelerin ortadan kalkması şarttır. Toplumda zedelenen adalet duygusunun hiç olmazsa bu konuda yeniden tesis edilmesi için, kamuoyunun beklentileri doğrultusunda şu soruların cevaplarını en kısa zamanda almak istiyoruz.

1) Adı geçen siyah Doblo’nun olayda rolü var mıdır? Olay günü oto yıkamacısında neler olmuştur?

2) Çocuğun üzerinde bulunan talaşların yer aldığı metruk bina neden yıkılmıştır? Savcılığın bu binayla ilgili kararı var mıdır?

3) Trafik kazasını yaptığı iddia edilen kişi ya da kişilerin o günkü belediye başkanının yakınları olduğuna ilişkin, baba Şaban Vatan suç duyurusunda bulunduğu hâlde haklarında soruşturma açılmadığı doğru mudur?

4) Şaban Vatan, adı geçen bakanın korumaları tarafından taciz edildiğini iddia etmektedir, bu durum araştırıldı mı?

5) Çocuğun babası hakkında, öz kardeşi tarafından “Akli dengesi yerinde değil.” denmesi gibi önemli bir iddianın arkasında maddi bir çıkarın olup olmadığı araştırılmış mıdır?

6) İlçedeki kamera kayıtlarının incelenmesinin sonucu nedir? Olaydan hemen sonra yerinden sökülen kameralar var mıdır?

7) Çocuk hastaneye götürüldüğü anda ilk gören doktorun muayene bilgileri kayıt altına alınmış mıdır, saklanmakta mıdır ve tıbben bu kayıtlar ne söylemektedir?

8) Binanın çatısından koşarak atladığı iddia edilen Rabia’nın 4.30 metre genişliğinde olan sundurmayı aşarak ayakları üzerine düşmesi fiziken mümkün müdür? Şayet düşmüş ise kafasından darbe almaması nasıl izah edilebilir?

9) İstanbul Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun mezarı açtırmadan, cumhuriyet savcılığının talebi üzerine evrakları inceleyerek mütalaa verdiği anlaşılmaktadır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı ve Karadeniz Teknik Üniversitesi fizik profesörlerinden birisinin trafik kazası olduğu sonucuna vardıklarını açıklayan, raporlarla ortaya çıkan bu çelişkinin giderilmesi gerekmiyor mu?

Ülkemin bütün çocuklarına güvenli, huzurlu ve mutlu bir gelecek temennisiyle yüce Meclise saygılar sunarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Efendim, açık bir sataşma söz konusuydu. Ben, müsaadenizle, kürsüden…

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun 19 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî iradenin üzerinde her türlü şüpheyi, hegemonyayı kaldırmak Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak hepimizin üzerinde vazifedir. Hiç kimsenin bu ülkede yapılan seçimlere gölge düşürme gayreti içerisine girmesini ister sandık üzerinden ister vesayet odakları üzerinden ister dâhilî ve harici güç odakları üzerinden… Bu noktada, grubumuza yöneltilen ağır sataşma ve itham hakkında cevap vermek için kürsüye gelmiş bulunmaktayım.

Bakınız, bu ülkede seçimler dün, bugün değil yüz kırk beş yıldan beri var olagelen mevzuatımız çerçevesinde yerine getirilmektedir. Evet, sistemimiz iyi bir sistemdir, ileridir ancak doğru işletilirse.

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 14’üncü maddesine göre Yüksek Seçim Kurulu hem seçimlerden önce hem de seçimlerden sonra aşama aşama gerçekleştirilen seçim usulsüzlükleriyle ilgili itiraz müessesesi öngörülmüştür. Bu müessese seçimden önce sürece ilişkin, seçimden sonra da yine seçimin usulüne uygun olarak yerine getirilip getirilmediğine ilişkin itirazları değerlendirir ve bu çerçevede karar verir.

TUFAN KÖSE (Çorum) – 119’uncu madde ne diyor, 119’uncu madde?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Eğer, biraz önce hatibin ifade ettiği gibi, bir usulsüzlük vardı da bunu sizler gerekli kurumlara bildirmemişseniz o zaman sizler bu Parlamentoda neyin görevini yerine getiriyorsunuz?

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Bildirdik, bildirdik hepsini, hepsinin itirazını yaptık.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bu ülkede bizler ister sandık içerisinde, sandıkta ister sandık öncesinde ve sonrasında, nerede bir usulsüzlük varsa bunun araştırılmasının mücadelesini veriyoruz.

Bakınız, vesayet kurumları, dün, 367 kararı veren vesayetçi yargı anlayışı milletin ve milletin seçtiği vekillerin önünden sandığı alıp kaçırarak vesayet kurumları üzerinden Cumhurbaşkanı seçilmesi usulünü hayata geçirmeye çalışırken, bugün, demokratikleşen yargımız sayesinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - … sandığı milletin huzuruna getiren Yüksek Seçim Kurulunun aldığı karara saygı duymak zorundayız.

Demokratik hukuk düzeninde sadece sandıkta değil, o sandıkta kullanılan oyların hukuk düzenine uygun olarak yerine getirilip getirilmediğini de araştırmak icap eder.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Nuhoğlu, sıranızı bekleyin lütfen.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’a en güzel cevabı Abdullah Gül’ün verdiğine, kamu vicdanını yaralayan Rabia Naz olayının açığa kavuşturulabilmesi için araştırma önergesi verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın grup başkan vekiline en güzel cevabı önceki Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül vermiştir, başka cevap vermeye gerek yok.

Sizden bir ricam var efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Az önce İYİ PARTİ’li sayın hatibin bahsettiği Rabia Naz’la ilgili olay gerçekten kamu vicdanını yaralayan bir olaydır. Bir evladımızın orada nedeni belli olmadan evinin bahçesinin önünde ölüme terk edilişi hukuk tarafından yeteri kadar sorgulanmamıştır. Bir baba feryat etmiştir. Feryat eden baba “Delidir.” diye akıl hastanesine yatırılmıştır. Anne feryat etmektedir.

Bir konuda, hiç olmazsa rahmetli Rabia Naz’ın anısına Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan bütün siyasi partiler… Adalet ve Kalkınma Partisi de daha önceden bu konuda beyanlar verdi, onlar da eğer bu konuda araştırma önergesi verirlerse hep beraber bu konuyu araştıralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Verdik, verdik.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Verildiğini biliyorum.

Araştıralım ve bu konuda vicdanen ortak bir karar alınsın ve bu gerçekten ortaya çıksın.

Size arz ediyorum efendim.

BAŞKAN – Gruplarla, grup başkan vekillerimizle birlikte değerlendirelim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Peki, efendim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Efendim, kayıtlara geçmesi açısından ifade ediyorum.

Tabii, bu olay hepimizi derinden üzmüştür ve bunun araştırılması da insanlık olarak, Parlamento olarak bizim vazifemizdir. Bu hususta İstanbul Milletvekilimiz Nurettin Canikli ve 43 milletvekili arkadaşımızın vermiş olduğu bir araştırma önergesi var, bu hususun araştırılmasını bizler de istiyoruz; inşallah, diğer başkan vekilleriyle, gruplarla oturarak bu hususta Mecliste bir araştırma önergesinin önünü açmak isteriz.

İyi günler diliyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kurtulan, buyurun.

38.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Rabia Naz’la ilgili komisyonun bir an önce kurularak kamu vicdanının rahatlatılması gerektiğine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de bu konuya değinmek istiyordum. Hatibe teşekkür ediyoruz aslında tekrar bu konuyu Meclisin gündemine taşıdığı için. Konuşmasının dört beş dakikasını Rabia Naz olayına ayırdı, çok sağ olsun.

AKP Grup Başkan Vekili sataşmadan söz alırken keşke seçim derdine düşme yerine biraz da bu konuda… Kadın ölümleri, cinayetleri ve çocuk ölümleri olunca genellikle ötelenir, görmez olunur. Burada bunu yapmayalım, birçok grubun -diğer bazı grupları bilmiyorum ama- AKP’nin, CHP’nin, bizim de var, hazır herkes bu konuda araştırma önergesi vermişken bir an önce bu komisyonun kurulması, bunun araştırılması, kamu vicdanının rahatlaması ihtiyacı vardır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Nuhoğlu, buyurun, bir şey söyleyeceksiniz galiba.

39.- İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu’nun, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, grup başkan vekilinin ifade ettiği gibi, benim bir gruba karşı öyle bir saldırım, iftiram, hakaretim söz konusu değildir. Biz zamanında bütün itirazları yaptık, elimizde belgeler, bilgiler var. İYİ PARTİ grup önerisi olarak dün de Meclis araştırması talebinde bulunduk. Bütün isimleri, tespitlerimizi zamanında, yerinde araştırmaya da hazırız.

İstanbul seçimleriyle ilgili söylediğim her şeyin arkasındayım ben, hiçbiri iftira değildir; eğer öyle bir araştırma -biz yeniden gündeme de getirebiliriz- verilirse yeriyle, ismiyle bunların hepsini orada değerlendirebiliriz.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1189) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 19) (Devam)

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Arzu Erdem.

Şahsı adına da süreniz vardı, birleştirdik; süreniz on beş dakikadır.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, uluslararası sözleşmeler kapsamında Türkiye ve Özbekistan arasında akdedilen sözleşmeye ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi Grubum ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle Özbekistan’la yapılan sözleşmeye değinip ardından da Kırgızistan konusundaki kanun teklifine geçmek istiyorum.

Özbekistan, 30 milyona yaklaşan nüfusu, jeostratejik konumu, köklü tarihi, zengin kültürel değerleri ve ekonomik potansiyeliyle bölgesel barış ve istikrar için önemli bir konumda bulunmaktadır. Özbekistan bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye’yle sıkı diplomatik ilişkilere girmiştir. İki ülke arasında ekonomi, ticaret, kredi, turizm ve kültür anlaşmaları imzalanmıştır. Türkiye, kardeş Özbekistan’la arasındaki iş birliğinin her alanda gelişmesine büyük önem vermekte ve Türkler ile Özbekler arasındaki yakın bağlardan güç alan ilişkilerin ilerletilmesi yönündeki iradesini korumaktadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi’yle ilgili yine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumun ve şahsımın görüşlerini paylaşmak istiyorum sizlerle.

Değerli milletvekilleri, yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşmalarının amacı, sermaye yatırımlarının artırılmasının yanı sıra, ileri teknolojinin ülkemize girmesine, uluslararası pazarlara giriş imkânı sağlanmasına ve dünya ekonomisi içerisinde etkin bir şekilde yer almasına sebep olması şeklinde belirtilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi, ekonomik iş birliği için uygun koşulların sağlanması, iki ülke arasında yabancı yatırımların kamulaştırılması, çıkabilecek ihtilafların çözüm yollarının tespit edilmesi ve sahip olunan haklara açıklık getirilmesi hususlarına önemle açıklık getirmektedir.

Kırgızistan Cumhuriyeti günümüzde bağımsız 7 Türk devletinden bir tanesidir. Kırgızistan, atalarımızın toprakları, Orta Asya’nın kalbidir. İki devlet, iki millet dost ve kardeştir. Manas Destanı’nın doğduğu, güler yüzlü insanların yaşadığı, Tanrı Dağları’nın nefes verdiği ülke, dağlık bölgeleri ve gölleri sayesinde turistlere, doğa sporlarına imkân sunmaktadır. Nüfusu 6 milyon civarında olan Kırgızistan ekonomisi genellikle hayvancılık ve tarıma dayanmaktadır.

16 Aralık 1991 tarihinde Kırgız Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını tanıyan ilk ülke bizim ülkemiz olmuştur. İki ülke arasında 29 Ocak 1992 tarihinde diplomatik ilişkiler tesis edilmiş, 1992 yılı içerisinde karşılıklı olarak Bişkek ve Ankara’da büyükelçilikler açılmıştır. Kırgız Cumhuriyeti’nin Türkiye’yle tarihî, etnik ve kültürel bağlarının bulunması ilişkilerde kolaylık sağlamaktadır. İki ülke arasında ticari ilişkiler büyük önem taşımaktadır. Türk şirketleri Kırgızistan topraklarında önemli yatırımlara girişmişlerdir. Ülkede çeşitli sektörlerde 300 civarında Türk sermayeli firmanın olmasının net bir açıklığı da oraya olan ilgiyi göstermektedir. Bugün Türk firmalarının yatırımları 350 milyon doları bulmaktadır. Yine aynı şekilde, toplam yabancı yatırımların yaklaşık yüzde 30’unu oluşturmaktadır. Kırgızistan’la ikili ticaret hacmimizin geçtiğimiz sene 500 milyon dolar düzeyinde olduğunu belirtmek gerekir. Söz konusu anlaşmayla bu oranın gerçek potansiyeli yansıtacağı ve daha da yükseleceği öngörülmektedir.

Türkiye-Kırgızistan ilişkilerimizin mihenk taşlarından bir tanesi de Kırgızistan’da yaşayan Ahıska Türklerimizdir. Bunlar kardeşlerimizdir. Kırgızistan’ın refahına, güvenliğine, birliğine, yükselmesine, kanlarını, canlarını, ruhlarını katan kardeşlerimiz Ahıska Türklerini destekleyerek yapmış olduğumuz anlaşma da net bir şekilde bu desteği ortaya koymaktadır.

Ülkemiz, Orta Asya coğrafyasında demokratik dönüşümünü gerçekleştirmekte olan Kırgızistan’ın istikrarını, kalkınmasını devam ettirmesi yönünde önem atfetmektedir.

Söz konusu anlaşmayla her iki ülkenin yatırımcılarına da eşit hakların tanınması, kamulaştırma durumunda yatırımcıya etkin bir şekilde tazminat ödenmesi, kâr ve diğer gelirlerin transferlerinin serbestçe yapılabilmesi ve ev sahibi devlet ve yatırımcı arasında bir uyuşmazlık durumunda yatırımcıların uluslararası tahkime başvurmaları hakkının garanti altına alınması amaçlanmakta ve böylelikle ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi hedeflenmektir.

Türkiye, Türk Cumhuriyetleriyle ilişki kurmak isteyen diğer ülkelere göre ortak değerlerden dolayı ileridedir. Bütün Türk devlet ve topluluklarının bulundukları coğrafyada hür, bağımsız, gelişmiş ve mutlu olarak yaşamalarını sağlayacak dayanışma ve iş birliğini tesis etmemiz gerekmektedir. Bu, aziz Türk milletimizin hem tarihi hem kardeşliği hem menfaati gereği son derece önemlidir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri bu konuda yol gösterici olmuştur. “Bizim dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak hazırlanırlar. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Dış Türklerin bize yaklaşmasını bekleyemeyiz, bizim onlara yaklaşmamız gerekli.”

Bu sebeple, Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma’nın ne kadar önemli olduğunu hepimiz eminim ki biliyoruz ve bu hususta gerekli destekleri de vereceğiz.

Değerli milletvekilleri, 12 Mayıs Pazar günü Anneler Günü. Anneler Günü hepimiz için çok büyük önem arz ediyor. Hepimizin bir anası var ve evlatlarımız var, onların anneleri var. Sabrın, merhametin, adaletin, sevginin vücut bulmuş hâli annelerimizdir. Bizi biz yapan değerlerimizin hayat bulması ve yaşatılması şüphesiz ki annelerimizle mevcuttur ve en çok burada annelerimizin payı vardır; vatana ve millete hayırlı evlat yetiştirmede. Ülkemizde ve dünyada başarıyı yakalamış pek çok insan bulunduğu konumu kıymetli annelerinin emekleri ve duaları sayesinde yakalamışlardır. En büyük derdi evlatlarının geleceği olan kıymetli annelerimizi mutlu etmek, yüreklerini sevgiyle doyurmak, onların şefkatine ve ilgisine layık olmaya çalışmak hepimizin bir gün değil, her gün görevi durumundadır.

Anneler Günü vesilesiyle evlatlarını vatan uğruna şehit veren, acılarını yürekten paylaştığımız annelerimize bir kez daha minnet ve şükranlarımı sunarken cennetle müjdelenen annelerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sadece anne olan değil, yüreği annelik hisleriyle dolu olan tüm kadınlarımızın Anneler Günü’nü kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, bir anne için çocuk dünyadır, dünyanın devamıdır, annenin dünyasının ta kendisidir. Evlatlarımız korunmaya muhtaçtır, fiziksel, ruhsal, duygusal ve cinsel anlamda korumamız gerekir. Ve ne yazık ki şiddet ve çocuklarımıza karşı işlenen suçlar gün geçtikçe artmaktadır. Evde, okulda, sokakta, televizyonda, internet gibi kitle iletişim araçlarında çocuklarımızın şiddete maruz kaldığına hemen her gün şahit olmaktayız. Bunu önlemek için bir milletvekili olarak, bir kadın olarak, bir anne olarak her şeyden önce caydırıcı cezaların uygulanması gerektiğini buradan tekrar vurgulamak istiyorum ve bu hususta Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında bulunan her bir milletvekili arkadaşımızla el ele vererek mutlak ve mutlak bu konuya bir çözüm getirilmesi noktasında uzlaşma dili içerisinde bir çözüm üretileceğine inanıyorum.

Ne yazık ki kadına yönelik şiddeti de durdurmak noktasında, çocuklara yönelmiş saldırıları engellemek için yapılmış yasal düzenlemeler, hepimizin de bildiği gibi yeterli değildir. Şiddet devam etmektedir, istismar ve tecavüz vakaları devam etmektedir. Bu durumun önüne hep birlikte geçeceğiz; bu, hepimizin vebali. Makamlarda oturduğumuz vakit bizler sadece bizlere oy verenlerin değil, herkesin vebalinden sorumluyuz. İstismarın bahanesi olmaz, yapılan her bir istismar, iyi hâl indirimi gibi herhangi bir bahaneye sığınılmadan mutlak ve mutlak cezalandırılmalı.

Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin de dediği gibi, çocuğa sahip çıkamazsak medeniyetimizle övünmeye hakkımız, insanlığımızla gururlanmaya yüzümüz kalmayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizler bu hususta yapılacak her tür hukuki ve yasal düzenlemeye sonuna kadar destek verdik ve vermeye devam edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, 3 yaşında da olsa, 13 yaşında da olsa, 23 yaşında da olsa çocuklarımıza, kızlarımıza, erkek evlatlarımıza, kadınlarımıza sahip çıkmamız gerekmektedir. Vatana ve millete ihanetin affı olmaz, çocuğa ve kadına istismarın yine affı olmaz, vahşice işlenen cinayetlerin de affı olmaz. Yasal düzenlemelerin yanı sıra, çocuklarımıza ve kadınlarımıza bu hususlarda eğitimler verilmeli. Özellikle aile içerisinde kadınlara yönelik, erkeklere yönelik mutlak ve mutlak ayrı ayrı eğitimler verilmeli ve aile eğitimleri verilmeli. Bu aile eğitimlerinde okul öncesinde çocuğumuza neler yapması gerektiğini, tehlikeyi hissettiği an nasıl tepki vermesi gerektiğini mutlaka hep birlikte değerlendirmemiz gerekiyor. Buna da en fazla aslında emek veren yine annelerimiz. Hafta sonu Anneler Günü’nü hep birlikte anacağız tekrar ve hepimiz annelerimizin ellerini öpeceğiz. Annelerimizin ellerini öperken de hepimiz yine şu duaları edeceğiz: Evet, sizler bizleri hayırlı birer evlat olarak yetiştirdiniz, bizlere de Rabb’im evlatlarımızı hayırlı evlat olarak yetiştirmeyi nasip etsin. Bu yüzden annelerimiz toplumun temel yapı taşıdır ve bu yüzden neslimizin temin ve taliminin kaynağı annelerimizdir ve bu yüzden cennet annelerimizin ayağının altındadır.

Yine aynı şekilde -hani “Engelliler Haftası” deniyor ya, aslında “Engelliler Haftası” demememiz gerekiyor- bizler burada dezavantajlı, bedensel olarak dezavantajı olan bir gruptan bahsederken aslında bizim için çok kıymetli olan, yüreği belki hepimizden çok daha büyük olan insanlardan bahsediyoruz. Evet, 10-16 Mayıs arası Dünya Engelliler Haftası olarak kabul edilmektedir. Bugün tüm dünyada engelli haklarına dikkat çekilmektedir ve çok anlamlı günlerdir. Nüfusumuzun önemli bir kısmı, 10 milyonun üzerinde… Aslında bedensel az engelden tutun çok engele, zihinsel engele kadar, hakikaten toplum hayatına katılımı bizim için çok önemli olan birçok birey -bunlar bizim akrabalarımızda da var tabii ki- 10 milyonun üzerinde engellimiz bulunmaktadır. Bu hususta da özellikle birçok düzenleme yapılması gerekiyor. Engellilerimizin neden sokaklarda olmadığını ya da toplum hayatında yeteri kadar olmadığını değerlendirdiğimizde de aslında birçok engellimizin toplumda yine eğitimlerinin yapılması gerektiğini aslında buradan anlıyoruz. Özellikle insanların engelli bir insana karşı tutum ve davranışları noktasında mutlak ve mutlak yönlendirilmeye ihtiyacı var. Bu anlamda da engelli vatandaşlarımızın önünde, varsa engellerin mutlaka kaldırılması gerekmektedir.

Engelli kardeşlerimizin en büyük sorunu aslında işsizlik. Bu hususta bir öncelik tanınmalı, istihdamla ilgili yapılması gereken çalışmalar engelli kardeşlerimize uygun hâle getirilmeli ve engelli kardeşlerimizin topluma kazandırılması için de gerekli çalışmalar yapılmalı. Meslek sahibi engellilerimize atamalarda mutlak ve mutlak öncelik verilmeli, atamalar yeterli oranda yapılmalıdır. Engelli olmak sorun değildir aslında, bunu hepimiz söylüyoruz; engel, aslında kendimizde.

Genel anlamda baktığımızda, toplumumuzda hem kadınlarımız hem annelerimiz hem çocuklarımız hem engellilerimizle ilgili aslında çok manidar bir hafta önümüzde ve ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde, her birimizin maneviyatla, belki de daha fazla maneviyatla bütünleştiği şu günlerde hepimizin kalbini tekrar yoklayıp bu alanda yapılabilecek çalışmalara özel olarak, hakikaten bir kafa yormamız gerekiyor.

Kurulmuş olan bir komisyonumuz var, biliyorsunuz, bilişimle alakalı, bilişimin zararlarıyla alakalı. Orada, bugün başkanlık seçimi yapıldı ama yapılacak olan çalışmalarla ilgili ben özellikle şuna dikkat çekmek istiyorum: Çok güzel bir komisyon kuruldu ve bilişim çağında, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin bugün dünyayı sanal dünyayla yönetmeye çalıştığı bir ortamda, bizim evimizden içeri sokmadığımız insanlar o sanal medya üzerinden çocuğumuzun ruhuna kadar sızıyor. İşte buna dikkat etmemiz gerekiyor. Biz kapımızdan bir tacizciyi alır mıyız? Asla almayız ama o sanal ortamda o tacizci o çocuğun gönlüne kadar girebiliyor. Biz kapımızdan bir çeteyi, bir uyuşturucu çetesini alır mıyız? Asla almayız ama biz evimizin içerisinde, çocuğumuz odasındayken, bilgisayardayken o uyuşturucu çetesi maalesef o çocuğu ele geçirebiliyor.

Yine, oyunlar vardı, bunlara da dikkat çekmiştik. Bunlarla ilgili de üzerimize düşen çalışmaları eminim ki önümüzdeki dönemde huzur ve refah içerisinde, özellikle vatanımızın ve milletimizin geleceği için, vatanımızı ve milletimizi emanet edeceğimiz toplumun yarısından fazlasının genç olduğu, dörtte 1’inin çocuk olduğu bir ülkede yaşadığımızı varsayarak özellikle bu alanda yeteri kadar hassasiyet gösterip hep birlikte yapalım.

Ben hepinizi Milliyetçi Hareket Partisi Grubum ve şahsım adına tekrar saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahsı adına Sayın Serkan Topal.

Buyurun lütfen.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yüce Mecliste kalın puntolarla bir ilke var “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.” ilkesi. Şimdi, ben burada özellikle, bu ilkeyi sürekli dillendiren, millî iradeden bahseden Milliyetçi Hareket Partisi ve AK PARTİ milletvekili arkadaşlarımın vicdanlarına sesleniyorum. 31 Mart seçimleri… Neydi sorun? Arkadaşlar, sorun neydi? 300 bin geçersiz oy. Birlikte saydık arkadaşlar, orada biz birlikteydik, milletvekili arkadaşlarınız vardı orada ve baktık, sonuç değişmedi.

SALİH CORA (Trabzon) – Fark kapandı.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Arkadaşlar, vicdanlarınıza sesleniyorum.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Oyların yüzde 10’u sayıldı.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Gelin, bu kürsüden az sonra cevap verirsiniz değerli arkadaşım.

Sonuç değişmedi arkadaşlar.

SALİH CORA (Trabzon) – Tamamı sayılsaydı değişirdi.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Tamamı sayılsaydı 100 bin fark olurdu.

BAŞKAN – Sayın Demirbağ, Sayın Cora, lütfen…

SERKAN TOPAL (Devamla) – Sonra “22 ilçede 57 sandık sondaj yöntemiyle açılsın.” dediniz, o da oldu, sonuç yine değişmedi. Sonra dediniz ki “ölü seçmenler” yine değişmedi, “kısıtlı seçmenler” yine değişmedi, Büyükçekmece… Yahu, zaten o senaryoyu yazan maalesef, maalesef YSK! Başka yok arkadaşlar. Ben vicdanlarınıza sesleniyorum.

Bakın, oradan laf atmayın, gelip bu kürsüden cevap verebilirsiniz, az sonra çıkıp verebilirsiniz. Size herhâlde sataşmadan dolayı orada görev verilmiş değerli milletvekili arkadaşım.

Maltepe olayı… KHK, KHK’lilerden bahsediyorum. Ne oldu? Ya, arkadaşlar, siz bir insanın seçme hakkını nasıl elinden alabilirsiniz?

En son sandık görevlileri… Arkadaşınız zaten kanunu çok iyi biliyor. Değerli grup başkan vekili az önce bahsetti. 5237 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasının (c) bendinde zaten kamu görevlisinin nasıl tanımlandığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Kaldı ki en son YSK buna karar veriyor. Sizler de adınız gibi biliyorsunuz.

Sayın Grup Başkan Vekili, çıkıp az sonra burada -elinizi vicdanınıza koyun- bütün bildiğiniz kanun maddelerine göre -gerçekten elinizi vicdanınıza koyun- “Evet, bu böyledir.” diyebilir misiniz?

BAŞKAN – Sayın Topal, lütfen Genel Kurula hitaben konuşun.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Yok, ben soru soruyorum Sayın Başkanım, ben soru soruyorum, vicdanlarına soruyorum ben.

BAŞKAN – Genel Kurula hitaben, lütfen…

SERKAN TOPAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, gerçekten millî iradeyi hâkim kılmak mı istiyorsunuz; hakkı, hukuku, adaleti gerçekten teslim etmek mi istiyorsunuz; o zaman haksızlığın karşısında siz de sesinizi çıkaracaksınız.

SALİH CORA (Trabzon) – Sandık…

SERKAN TOPAL (Devamla) – Sandık… Biz sandıktan korkmuyoruz zaten. Biz sandıkta da -iddia ediyorum- yine de en az 100 bin, 200 bin oy farkla alacağız. Bunu da bilmenizi istiyoruz. Göreceğiz, Sayın Ekrem İmamoğlu yine kazanacak. Sorun, o değil; sorun, adaleti öldürmenizde; sorun, devleti öldürmenizde. Az önce birileri bahsetti zaten Fatih Sultan Mehmet’in o cümlesinden.

Değerli arkadaşlar, bakın, üç hukuksuzluktan bahsetmek istiyorum. Birincisi: Sayın Genel Başkanımıza, biri çıkıyor, yumruk atıyor. Ya, bu nasıl bir vicdan, bu nasıl bir vicdan? Yumruk atan dışarıda, “Çocuklar ölmesin.” diyen içeride. “Bu evi yakın.” diyen dışarıda ama maalesef, devlet eliyle, bakan eliyle, Başbakan eliyle kurulan bankaya para yatıran vatandaş içeride. Bu nasıl bir hukuk sistemi arkadaşlar, bu nasıl bir vicdan? Gece eve gittiğimizde biz bunu düşünmüyor muyuz?

EROL KAVUNCU (Çorum) – FET֒nün avukatlığını yapıyorsunuz ya!

SERKAN TOPAL (Devamla) – Arkadaşlar, ikinci hukuksuzluk, Eren Erdem; 25’inci, 26’ncı Dönem milletvekili arkadaşımız, Parti Meclisi üyemiz Eren Erdem. Gizli tanık çıkıyor “İftira attım.” diyor arkadaşlar, gizli tanık “İftira attım.” diyor. Ondan sonra, bakıyoruz, mahkeme serbest bırakıyor, üst mahkeme tutuklanmasına karar veriyor. Bu nasıl trajikomik bir hukuk sistemi arkadaşlar, bu nasıl bir vicdansızlık? Gün gelecek, o hukuk, o adalet size de lazım olacak. Değerli arkadaşım, laf atan, gelin burada konuşun.

Üçüncü hukuksuzluk -arkadaşlar, gerçekten çok üzülüyorum, bir eğitimci olarak utanç duyuyorum- Ayşe öğretmen, Ayşe Çelik, canlı yayınlanan bir programa katıldı ve programda “Çocuklar ölmesin.” dedi -o ses tonunu hepimiz çok iyi biliyoruz- orada olan bütün insanlar alkışladı. Ne dedi? “Çocuklar ölmesin.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım lütfen.

SERKAN TOPAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

SALİH CORA (Trabzon) – Necmettin Öğretmeni kim katletti Sayın Topal?

BAŞKAN – Sayın Cora, lütfen…

SERKAN TOPAL (Devamla) – Ertesi gün onun hakkında soruşturma açılıyor ve terörizmle bağdaştırılıyor. O zaman, değerli arkadaşlar, orada alkış tutan bütün seyircileri içeri alacak mısınız? Böyle bir hukuk sistemi var mı?

Bakın, orada, geçen ziyaret ettiğimde şunu söylüyor: “Çocuklar ölmesin demeye devam edeceğim! Nazım Hikmet’in dediği gibi: “Eğer hak haksızlıktan yüce, sevgi nefretten üstün, aydınlık karanlıktan güçlüyse / Çaresi yok usta / Biz kazanacağız.” Biz kazanacağız, “Çocuklar ölmesin.” diyenler kazanacak.” Biz de buradan sesleniyoruz, söylüyoruz: “Çocuklar ölmesin.” diyoruz arkadaşlar.

Bakın, adalet güneşe benzer, güneşe sırtını dayayanlar sadece gölgelerinin görür, gölgelerin uzadığını görenler de yanılır.

SALİH CORA (Trabzon) Necmettin Öğretmeni kim öldürdü, Necmettin Öğretmeni kim öldürdü Serkan Bey?

SERKAN TOPAL (Devamla) – Ben size şunu söylüyorum, laf atan arkadaşlara sesleniyorum, hepinize sesleniyorum: Bakın, yüzünüzü güneşe dönün, kandırıldığınızı göreceksiniz, gerçekliği göreceksiniz, gerçekliği göreceksiniz arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERKAN TOPAL (Devamla) – Hukuk sistemi diye bir şey yok, adalet yok.

BAŞKAN – Evet, Sayın Topal, teşekkür ediyorum…

SERKAN TOPAL (Devamla) – Gelin birlikte adaleti tesis edelim, gelin bütün dünyada güçlü Türkiye’yi birlikte kuralım.

Hepinize teşekkür ediyorum, Sayın Başkanım, size de teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Topal, teşekkür ediyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Evet, madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Meral Danış Beşta’ın.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, 12 Mayıs Anneler Günü, ilk başta onu kutlamak istiyorum. Bir anne olarak tüm annelerin –ayrımsız- Anneler Günü’nü kutlamak istiyorum ve anneler arasında ayrım yapan zihniyeti de burada kınıyorum, en basit deyimiyle kınıyorum.

Belki görmüşsünüzdür, Gebze’de anneler, evlatları açlık grevinde diye, yaşamlarını yitirmesin diye ses vermek istediler ama onur kırıcı, insanlık dışı bir uygulamayla orada sürüklendiler. Ne oldu? Göstermelik bir şekilde, Kocaeli Valiliği soruşturma başlatıldığını söyledi. Araştırdık, soruşturma neymiş biliyor musunuz? Kocaeli’nin merkezinden başka bir ilçeye görev vermişler, haklarında başka bir işlem yok. O polisler hâlâ görevdeler. Annelere onur kırıcı, insanlık dışı davranışta bulunanlar, annelere bunu yapanlar görevdeler.

Evet, o görüntüler Filistin’de olabilirdi, her yerde olduğu gibi karşı çıkardık, Filistin’de olsa iktidar grubu başta olmak üzere hepimiz kıyameti koparırdık, yer yerinden oynardı ama mesele Kürt anneleri olunca, mesele HDP’ye yakın olan insanlar olunca ayrımcılık diz boyu, vicdanlar ölü ve ses vermiyorlar. Aslında fotoğraf vardı, getirmedim çünkü gösteremeyeceğim kadar korkunç bir fotoğraf. Onun resmi çizilmiş, lütfen hepiniz o resme bakın ve utanacağınıza söz veriyorum ama neden utanacaksınız biliyor musunuz? İnsanlığınızdan, annenizden. Onlar annelerini bile sevmiyorlar.

Evet değerli arkadaşlar, İstanbul seçimine ilişkin önergeler konuşuldu. Şu anda uluslararası sözleşme konuşuyoruz ama gündem tabii ki iki aydır yaşananlar, bunun başında seçim var. Size birkaç fotoğraf göstereceğim vekili olduğum ilden. Çünkü sahte seçmenlerin olduğunu söyledim onlarca yerde, burada reddedildi ama sahte seçmenleri ispatladık biliyor musunuz. Bu fotoğrafları ben çektim, seçim günü Siirt’te dolaştım. Üstünde ne yazıyor biliyor musunuz? Kırıkkale ve Kırşehir grubu. Başka bir fotoğraf göstereyim: Şu, Şırnak’tan. Askerî araçlarla seçim günü gelip oy kullandılar ve “Şırnak’ı kazandık.” diyorlar; kazanmadınız. Bunlar otobüsler, sadece birer fotoğraf; en az 100 otobüsü ben tespit ettim, Siirt’e giriş yapan ve camilerde kalan seçmenler… Köylere gittim biliyor musunuz -köyler bende- dışarıdan, batıdan, bütün illerden taşınan seçmenler gelip oy kullandılar. Bir de AKP grup başkan vekili diyor ki: “Seçimlere gölge düşürmeyin.” Ya, seçim mi var, ortada bir seçim mi var gerçekten? Bunlar benim saat yediye beş kala Siirt’te sandık başında çektiğim fotoğraflar. Yüzlerce insan sıradaydı ve tanıyorum kendi ilimi, küçük bir il, hiçbiri Siirtli değildi. “Hoş geldiniz, ya nerelerden geldiniz? Günaydın.” dedim hani biraz ironiyle, hepsi arkasını döndü.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sen Adana’dan gitmedin mi Siirt’e? Sen Siirt nüfusuna mı kayıtlısın?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ve seçmen listelerinde Siirt nüfusuna kayıtlı tek bir kişi yoktu. İşte siz Şırnak’ı, “Kazandık.” dediğiniz diğer illeri böyle sahtecilikle kazandınız. Şimdi “Efendim, İstanbul seçimlerine gölge düşürmeyelim, halk iradesine sahip çıkmak zorundayız.” diyorsunuz. Ya, buna kargalar güler, gerçekten buna inanmamızı beklemeyin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Senin ne işin vardı Siirt’te?

SALİH CORA (Trabzon) – Sandık başında resim çekilmez.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Diğer mesele, bizim 6 belediyemize el konuldu, AKP el koydu, 2’nciye mazbata verdi; Bağlar, Tuşba, Edremit, Çaldıran, Dağpınar ve Digor.

Size 298 sayılı Kanun’un iki maddesini sadece hatırlatıyorum. Adaylık kesinleştikten sonra hangi hâllerde değişir, ne olur? Yani bu, yeni birine verilme değil, iptali anlamında. “Adayın Türk olmaması, yaşının küçük olması, okuryazar olmaması, seçilme yeterliliğini ortadan kaldıran bir mahkûmiyet kararı olması hâlinde buna itiraz edilebilir.” Bu, kanun maddesi; ben söylemiyorum.

Diğeri 16’ncı madde: “Adaylık kesinleştikten sonra, 20 gün önce ilan eder…” Onu geçiyorum. “Adayların ilanından sonra, adaylıktan istifa, seçim sonuna kadar nazarı itibara alınmaz. Ancak, bu gibiler seçilmiş bulunurlarsa, istifaları hüküm ifade eder ve –sonrakini söylüyor- ikinciye verilir.”

Bizim adaylarımız istifa etmedi, bizim adaylarımız kazandı, yüzde 70’le kazandı, yüzde 60’la kazandı ve YSK kesinleştirdi adaylıklarını, biz değil. Bize, partimize yazı yazılabilirdi “Sizin adaylık koşullarınız yoktur, çekin adayınızı.” denilebilirdi, biz onların yerine yeni adaylar gösterirdik. Tabii, bu, engel olduğu anlamına gelmesin, kabul edilmesin.

Şimdi, ben bir çağrı yapmak istiyorum. Dün MHP grup başkan vekili değer verdiğimiz bir şey söyledi, dedi ki: “Biz, 2’nciye mazbata verilmesini doğru bulmuyoruz.” Yani biz, parti ayrımı yapmadan, kim hukuktan yana bir şey söylerse altını imzalarız. Biz, ilke olarak söylüyoruz. Biz de şu çağrıyı yapıyoruz: Yol yakınken ve telafisi mümkünken yüz binlerce insanın iradesinin gasbına son verelim. Yüzde 20’yle, yüzde 30’la seçilmeyen belediye başkanlarının başları önlerine eğik olmasın; başkan gibi davranamazlar. Bağlar Belediye Başkanı yüzde 20 oyla Bağlar’a başkanlık yapamaz çünkü halk onu tanımaz, halk ona oy vermedi. Bu bir gasptır ve bunun yolu Seçim Kanunu’nda açıktır. Mevcut 2’nciler istifa etsinler. Hani İstanbul’da diyorsunuz ya “Halka gidelim.” Gelin, tekrar halka gidelim. 6 belediye basit değil arkadaşlar, rakam çok ciddidir. Bağlar onlarca ilden daha büyüktür, 1 milyon 700 bini aşkın nüfusu olan Diyarbakır’ın en büyük ilçesidir ve şu anda yüzde 20’yle o koltukta oturuyor, belediye meclisinin yüzde 90’ı bizde, o belediyeye ya da halka hizmet edemez. Gelin, bu hukuksuzluğu birlikte giderelim. Gelin, doğru yolu bulalım. Eğer “Gölge düşmedi.” diyorsanız, işte en büyük gölge. En büyük gölgelerden birini, bu resimlere rağmen, bütün gaspa rağmen gelin ortadan kaldıralım.

Değerli arkadaşlar, diğer bir mesele şu: Dünden beri bazı il ve ilçelerimizde belediyelerimiz abluka altına alındı. Garip değil mi? Türkiye’nin herhangi bir ilinde değil, İzmir’de, Yozgat’ta, Kırıkkale’de, Tekirdağ’da, Ankara’da değil; Cizre’de, Silopi’de, İdil’de, Mardin’de ve Diyarbakır’da “Sizi zorla koruyacağız.” diyorlar. Böyle bir şey duydunuz mu? Zorla koruma veriyorlar. Koruma dediğiniz şu: Belediyenin etrafı zırhlı araçlarla donatılmış ve halkın belediyeye girişi engelleniyor. Yani lütfen, merak ediyorsanız resimlere bakın. Belediye başkanımız, eş başkanlarımızdan biri “Kanuna aykırı davranıyorsunuz.” diyor, orada Emniyet yetkilisi “Evet, kanuna aykırı davranıyorum.” diyor. Böyle bir hak görüyor kendinde. Ee, balık baştan kokar. Yani İstanbul seçimlerini iptal ettirdikten sonra, 2’nciye mazbata verdikten sonra, orada da hukuk hak getire, hiç kimse bunu dinlemiyor.

Şimdi, bu konuda ilgili mevzuat elimde ama zamanım yok açamıyorum. Mevzuata göre, vali, seçilmiş belediye başkanına sormadan, ortaklaşmadan, birlikte karar vermeden asla böyle bir yönteme başvuramaz. Hem de sadece bizim belediyelerden bir kısmına bu uygulamayı yapmaları kabul edilemez. Kayyum dönemlerinde belediyeler yoktu; güzel banyolara, fındık fıstıkları ve kadayıfları yemek için karakollara dönüşmüştü. Belediye başkanlarımız ve meclisimiz ilk elden o karakolları kaldırdı ve halkın belediyeye girişini sağladı. Şimdi bununla engellemeye çalışıyorlar, bunu durdurun. Orası halkın evidir, orası belediye başkanlarının, meclis üyelerinin ve herkesin özgürce girip çıkabileceği bir yerdir. Gerçekten yol yakınken… Belediyelerin karakollara dönüşmesine izin vermeyeceğimizi ve o belediyelerin halkın büyük bedellerle elde ettiği kendi evleri olduğunu bir an olsun aklınızdan çıkarmayın.

Son olarak şunu da söylemek istiyorum; evet, seçimlere ilişkin çok şey söylendi ama şunu söyleyeyim: Bu seçimler asla bir seçim değildi. Bu seçimler iktidar partisinin “Ben, o sandıktan çıkmak için her şeyi yaparım.” dediği bir seçimdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Tam tersine!

BAŞKAN – Sayın Beştaş, tamamlayın lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Üç ay öncesinden başladı, seçmen kütüklerinden başlayarak bugüne kadar geldik. YSK zaten iktidar partisinin bir kurulu olarak çalışıyor, birlikte çalışıyorlar.

SALİH CORA (Trabzon) – Diyarbakır’da nasıl kazandı HDP?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bunun yasayla, hukukla bir alakası yok. Burada bir değer görmüyoruz. İktidarın bir değeri yok ya, bir davası yok. İnsanın bir davası olur. Bu inanç olur, bu din olur, bu bir solculuk olur, sağcılık olur, bir değer olur. Bir davanız yok. Her şeyi yapabiliyorsunuz. Haramdır bu, haram! İstanbul Belediyesi seçimlerinin iptal kararı da, Bağlar Belediyesi seçimlerinin iptal kararı da haram yemektir. Haram yemek günahtır. En basitinden günahtır demek istiyorum ve bu konuda Hayyam’ın, biliyorsunuz, çok güzel şiirleri var, oradan bir dörtlük okumak istiyorum:

“Kim demiş haram nedir bilmez Hayyam,

Ben helali, haramı karıştırmam,

Sensiz içtiğim su bile haram.

Adil davranmadıktan sonra,

Hacı, hoca olmuşsun kaç para?

Hırka, tesbih, post, seccade güzel ama;

Tanrı kanar mı bunlara?”

Kanmaz değerli arkadaşlar, kanmaz! (HDP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Diyarbakır’da nasıl kazandınız o zaman?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kayıtlara geçmesi için efendim sadece bir hususu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Tekrar, seçimlerin milletin önünde, demokratik hukuk düzeninde ve Yüksek Seçim Kurulunun denetiminde yapıldığını ifade etmek istiyorum. Belediyeleri birileri kazanırsa eyvallah; ancak, üzerinde usulsüzlüklerin olduğu iddiasıyla Yüksek Seçim Kurulu denetim yapar, bir karar verirse, buna hayır.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Bağlar’ı kazanmadınız ki siz! Siz kazanmadınız ki 6 yerde. Kazanmışsınız gibi konuşmayın. Gasbettiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kazanmadınız!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, Halkların Demokratik Partisi 3 büyük şehirde, 5 ilde ve 30 ilçede, 11 beldede belediye başkanlığını kazanmış.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şunlara bakın ya! Siz mi kazandınız?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Şimdi buna baktığımız zaman, demek ki Yüksek Seçim Kurulu…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Tuşba’yı gasbettiniz! Bağlar’ı gasbettiniz!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – O fotoğraflardan biz size akşama bir dünya getirelim, nereden istiyorsanız. O fotoğraflar neyi ispat eder?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben çektim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Mahkemede verilmiş kararı yok sayıyorsunuz; bizim, çekilmiş, herhangi bir yerdeki, herhangi bir saatteki fotoğrafa inanarak kanaat sahibi olmamızı istiyorsunuz. Biz bunları kabul etmiyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Size karar getirelim, karar, YSK’nin kararı. YSK 760 kişinin bir evde oluşuna “Evet.” dedi, siz burada ikrar ettiniz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Ne kadar itiraz etseniz de, ne kadar Türkiye’yi çukur terörü üzerinden yapılan kaos girişimlerine sokmaya çalışsanız da buna müsaade edilmeyecek, demokratik hukuk devleti emin ve kararlı adımlarla yoluna devam edecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ettim.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Hangi demokrasi “Bağlar’ı almamız gerek.” diyor, hangi demokrasi ya? Bağlar’ı gasbettiniz, demokrasi mi bu? Tuşba’yı gasbettiniz. Tuşba’yı nasıl aldınız? Tuşba’yı nasıl aldınız? Gasbettiniz ya! Ne zamandan beri gasbetmek demokrasi oldu? Ayıp ya!

BAŞKAN - Sayın Akçay, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 19 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri, polisi nerede görev yapıyorsa ve ikametgâhı da neresiyse, nereye kayıtlıysa görev yaptığı yer itibarıyla, oyu da orada kullanır; bu, Edirne’den Kars’a kadar da değişmez.

Şimdi, Sayın Beştaş’ın dünkü konuşmama atfen ifade ettiği hususu tekrar edecek olursak, Kozan’da bizim adayımızın kazandığı seçimi, bu yeterlilik şartlarını taşımadığı gerekçesiyle, bizim itirazlarımızı da reddetmek suretiyle, sonraki gelen, 2’nci adaya verdi. Demek ki YSK Milliyetçi Hareket Partisinin de, AK PARTİ’nin de, CHP’nin de, İYİ PARTİ’nin de, HDP’nin de taleplerini reddedebiliyor, kabul edebiliyor.

İSMET YILMAZ (Sivas) – Bugün seçim olsa aynı adam yeniden kazanacak.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ayrıca, işte “AKP-MHP-YSK seçim iş birliği” ifadeleri kullanılıyor, hatta “suç örgütü” gibi ifadeler de kullanıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani, bu, akıllara zarar bir ifadedir. Bütün partiler bütün seçim sonuçları itibarıyla değişik yerlerde kendilerince uygun gördükleri itirazları gerçekleştirmişlerdir. Olumlu sonuçlananlar vardır, olumsuz sonuçlananlar vardır. Mesela Kars ve Iğdır’da Milliyetçi Hareket Partisinin itirazları oldu. Kars ve Iğdır’da HDP adayları mazbatalarını aldılar, şimdi belediye başkanlığı yapıyorlar; Milliyetçi Hareket Partisinin itirazlarını YSK reddetti. Aynı mantıkla şöyle mi demem lazım benim: Yani HDP-YSK iş birliği mi demem lazım?

MENSUR IŞIK (Muş) – Saydınız Başkan, saydınız. Saydırdınız onları, saydırdınız. Yanlış bilgi vermeyin Başkan. Saydırdınız onları Başkan, yanlış bilgi vermeyin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Lütfen müdahale etmeyin arkadaşlar.

MENSUR IŞIK (Muş) – Niye?

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Dinle, dinle.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Dinleyin, orada cevap verirsiniz.

BAŞKAN – Sayın Akçay, siz devam edin lütfen, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani belli bir mantık çerçevesinde bu değerlendirmeleri, tartışmaları yapmamız gerekir.

Şunu söylemek istiyorum: Dünden beri yapılan tartışmalar itibarıyla söylüyorum yani sadece Sayın Beştaş’ın konuşmasına atfen ifade etmiyorum, genel olarak ifade ediyorum. Bu seçim tartışmalarını ve YSK kararlarını mugalatadan kurtarmak lazım. Mugalata, kafa karıştırmak için laf kalabalığı yapmaktır. Artık bundan kurtaralım ve 23 Haziran itibarıyla İstanbul’daki seçimlerin yenilenmesine odaklansın, çalışmalarını yapsın herkes. Şaibesiz, şüphesiz, tereddütsüz, herkesin rıza gösterebileceği, gölgeden arınmış bir seçimi gerçekleştireceğiz. Hedefimiz bu olmalı, buna odaklanalım. Kurumları yıpratmakla demokrasiye de hukuka da zarar veriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kurumları yıpratmak hukuka ve demokrasiye zarar verir ve halkın da yanlış kanaatler edinmesine neden olur. Hiçbir milletvekilinin de buna hakkı yoktur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ağıralioğlu…

41.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, devletin kurumlarının saygınlığının devletin saygınlığı olduğuna ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, konuyla alakalı birkaç şeyi ilave etmem lazım.

Biz, seçim sathında, seçimin finaline doğru artan zehirli bir siyasal dilin mağduru olmuş bir partiyiz. İçişleri Bakanları, Adalet Bakanları, Ulaştırma Bakanları eskiden, sürecin nezaretine, hassasiyetine uyarak bağımsız bakanlardan teşekkül ederdi. Süreç içerisinde ittifakların birbirlerini karalama yarışında Hükûmet kimyasal kullandı, dün bunu da söyledim, “İYİ PARTİ listelerinde 29 PKK’lı.” falan gibi bir haber. İçişleri Bakanı avazı çıktığı kadar bağırdı. Bu, yandaş medyada haberleştirildi benim ve hanımefendinin, Meral Hanım’ın ismi ve resmiyle, arkada Kandil’deki PKK’lı alçakların resimleri, “Devleti, milleti, bayrağı Kandil’e peşkeş çekeceklerini pişkince inkâr ettiler.” başlıklarını bizim isimlerimizle birleştirerek haber yaptılar. O zaman da söyledim, şimdi de tekrarlıyorum: Devlet, bürokrasisiyle varlığını ihsas ettirir, gösterir; yani devletin gürleyen, görünen ihtişamını bürokrasi oluşturur. Devletin kurumlarının saygınlığını sağlayan şey, kurumların verdiği kararların, vesikaların, belgelerin, izinlerin muteber olmasıdır.

Birkaç sefer üstüne basa basa söyledim, seçim sathında avazım çıktığı kadar söyledim ama avazımız duyulmadı çünkü sesimizin duyulabilme imkânı pek yoktu. Yüksek Seçim Kurulunun adaylarımızla ilgili vermiş olduğu “Aday olabilirler.” iznini, muvafakatinin sonradan “Listelerinde PKK’lılar var.” propagandasına dönüştürülüyor olmasını devlet ciddiyetiyle bir araya getiremedik. Denilebilirdi ki “Biz iyi hâl kâğıdı verdik, adaylıklarında bir mahzur yoktur iznini verdik.” Mutabıkız bu mevzuda ama yine şifahen, devlet terbiyemiz bize bu tonlamada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Tamamlayacağım Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) - …devlet terbiyemiz bize hassasiyet izhar edecek bir tonlamada “Adaylarınızla ilgili, belli başlı şu şu şu isimlerle ilgili sakınca var.” haberini ciddiye almamızı gerektirecek düzeydedir. Yani 29 adayımızın PKK’lı olduğu propagandasına maalesef şöyle cevap vermek zorunda kaldım: Seçim sathında izinli 29 kişiye, “Aday olmalarında mahzur yoktur.” iznini devletin kurumlarından almış 29 kişiye video çektirip, tek tek “tweet” atıp onların hepsini vicdanen müsterih olabilecekleri bir siyasal iklime taşımaya çalıştım. Bunların içerisinde devletin, milletin hizmetini gören adamlar da vardı; güvenlik bürokrasisi bilir bunu, İçişleri Bakanımızın da biliyor olması lazımdı. İsmi “PKK’lı” diye deşifre edilen bu insanların içerisinde devlet hizmetini görenler de vardı.

Bunu şunun için söylüyorum: Kurumların itibarını sarsmamak lazım. Verdiyse devlet “Aday olmasında mahzur yoktur.” iznini, sonra “Biz size bu izni yanlışlıkla verdik.” gibi bir hezeyanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, toparlayalım lütfen.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) - … “Biz size bu izni yanlışlıkla verdik.” kabilinden, böyle anlaşılacak bir hezeyanı devlet iradesiyle buluşturmamak lazımdır, ayıptır. Devletin kurumlarının saygınlığı devletin saygınlığıdır. İşi baştan doğru yapmak lazım. “Aday olmanız mahzurludur.” dersiniz, başka adaylar bulunabilir. Aday olmuş, “Adaylığında mahzur yoktur.” iradesini gösterdiğiniz adamları sonra “PKK’lı” diye seçim malzemesi yapamazsınız. Bizim partimizden aday olmuş bir sürü insanı, bizi bu ithamlarla seçim sathında karşı karşıya bıraktınız. Dolayısıyla, devleti yönetirken devlete ait bir ciddiyet dili vardır, bu ciddiyet dilini bu seçimde AK PARTİ Hükûmeti kaybetti. Biz bunun mağduruyuz.

Kayıtlara geçsin diye söylüyorum, resmi yanımda getirmedim -arkadaşlarımızın bazılarına göndermiştim onu Sayın Başkan- AK PARTİ’den gönderdiğim arkadaşlarımın hiçbirisi o resmi, bunu meşru, makbul bulmadılar ama biz o ithamlar altında seçime girdik ve çıktık.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1189) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 19) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Aydın Adnan Sezgin.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında konumuz uluslararası anlaşmalar. Anlaşma kavramı, akittir, taahhüttür, güven demektir, öngörülebilirlik demektir. Güven ve istikrarı yansıttığınız ve yaydığınız ölçüde uluslararası planda saygın olursunuz, taahhütlerinize uyduğunuz nispette itibarınız olur. Öngörülebilirliğiniz sizin dengeli, ciddi ülke olma referansınızdır. Maalesef Türkiye'nin dış âlemde, bu vasıfları, bu iktidarla aşınmaktadır. Cumhuriyeti Dönemi boyunca biriktirdiği ve büyüklüğüne yakışır şekilde inşa ettiği saygınlık ve itibara gölge düşmektedir. Bu sadece iktidarın dış ilişkilerimizdeki -dış politika ifadesini kullanmıyorum çünkü yok- hatalarından, sakarlıklarından, hoyratlıklarından, acemiliklerinden, diklenip dik duramama alışkanlığından gerçekleştiremeyeceği, gerçekleştirmeyeceği iddiaları öne sürme yanlışlığından kaynaklanmıyor; demokrasiden, hukuktan uzaklaşmamız, tek adam iktidarını perçinlemek için tutarsız hamleler bizi itibarlı ülkeler âleminin dışına çıkarmıştır. Çıkıyoruz demiyorum, çıkarmıştır diyorum. İstanbul yerel seçimleriyle ilgili olarak iktidarın açık dayatmasıyla alınan karar -buna “karar” demeye aslında dilim varmıyor, aleni millî irade gasbı- bu itibar kaybına maalesef daha güçlü bir ivme vermektedir. Artık, Yüksek Seçim Kurulunun ne yüksekliği ne de mahkemeliği kalmıştır, aldığı kararın hukukiliğine kimse inanmamaktadır; kararı savunmak, savrulmaktır.

Değerli arkadaşlar, yaklaşık iki yüz yıllık süreç içinde millî iradeyi ve demokrasiyi yaşayan, yaşatan, biriktiren, geliştiren büyük bir tecrübemiz oluşmuştur. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü, iktidar istese de istemese de ulusal kültürümüzün ve siyasal birikimimizin bir parçası hâline gelmiştir. Türkiye 1949 yılında Avrupa’nın hukuk ve demokrasi normlarının belirleyicisi ve bekçisi olan Avrupa Konseyinin kurucu üyesi olmuş, bu siyasi iradeyi şekillendirmiş ve uygulamıştır. Biz bugün samimi ve sevdalı demokratlar olarak, Avrupa Konseyi normlarını, iktidarın ihlal ettiği kıstasları güçlü şekilde vurgulamayı sürdüreceğiz.

Dünkü konuşmamda da dikkat çektiğim gibi, Çin diktatörü Xi Jinping 4 Mayıs günü yaptığı konuşmada vatanseverliğin erdemlerinden söz ederken vatanseverliğin Çin Komünist Partisi aşkından bağımsız olamayacağını ifade etmiştir. Bu, iktidara mutlak itaatin şart koşulması demektir. Türkiye’de de iktidar, farklı düşüneni, farklı hissedeni, kendisini eleştireni “hain” “taklitçi” “illet” “zillet” ilan etmektedir. Bu suçlamalara rağmen, biz vatanseverliği ve demokratlığı bir arada yaşamaya ve yaşatmaya devam edeceğiz. Millî siyaset tecrübemizin, ulusal demokrasi ahlakımızın bir uzantısı, bir manzumesi olan Avrupa Konseyi değerlerine ve kıstaslarına bağlılığımızı da Türkiye’nin egemenlik normlarına sadakat içinde sürdüreceğiz. İktidarın hatalarıyla mücadele edeceğiz.

Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliğine yanlışları için yüklenelim ama Kopenhag Kriterlerinin çok ama çok gerisine düştüğümüzü de unutmayalım. Evet, Avrupa Birliği Türkiye’ye karşı hata yapmıştır, kendi içinde de yanlışları çoktur; bunları ifade edelim, birlikte söyleyelim ama kendi durumumuza da bakalım. Ne oldu Ankara sürecine? Bunu dürüstçe soralım, iktidarı sorgulayalım.

Sayın Millî Savunma Bakanı Plan ve Bütçe Komisyonu toplantıları sırasında sorduğum bir suale cevaben, NATO’nun Türkiye’nin uluslararası kimliğinin bir parçası olduğunu bildirmişti, Dışişleri Bakanı da Dışişleri Komisyonunda sorduğum suale cevaben bu hususu teyit etmişti.

Türkiye’nin NATO’ya ve NATO operasyonlarına katkısını biliyoruz. Peki, nasıl oluyor da birkaç yıldan beri, kendi uluslararası kimliğinin bir parçasıyla bu denli didişme içinde olabiliyor ülkemiz? Genel Sekreter Stoltenberg’in son ziyareti sırasında dile getirilen kadife formülleri bir tarafa bırakalım. S400 öncesi de vardı bu içten içe didişme, S400 olayıyla da sürüyor. Bu, acaba iktidarın kendi içinde yaşıyor olabileceği kimlik sarsıntılarından mı kaynaklanıyor? Kurucusu olduğumuz Avrupa Konseyinde denetim altındayız. Sayın Dışişleri Bakanı yakın zamanda yeniden, bir defa daha, Avrupa Birliğinin bir cumhuriyet projesi olduğunu, stratejik hedef olduğunu söylemişti. Yarın, Avrupa Günü vesilesiyle eminim, içi boş, büyük laflar edilecektir ama gerçek odur ki iktidar, ülkemizin, cumhuriyetimizin hedefleri, dokusu, taşıyıcı sütunları hakkında sürekli kararsızlıklar ve git geller yaşamaktadır. Bunlar uluslararası ilişkilerimize de yansımaktadır. Acaba bu kimlik buhranı, millî çıkarlardan bizi uzaklaştıran İhvan, Müslüman Kardeşler politikası ile NATO üyeliğini, Avrupa kurumlarındaki mevcudiyetimizi bağdaştırmaktaki güçlüklerden mi neşet ediyor?

Geçtiğimiz aralık ayında bu kürsüden yaptığım bir konuşmada S400’lerle ilgili sorunlara değinmiş, bu sistemin satın alınıp atıl tutulma ihtimalinden söz etmiştim; soruna bir an önce diplomatik, siyasi çözüm bulma gereğini belirtmiştim. S400 olayının Türkiye üzerindeki maliyeti her geçen gün artmaktadır. Bu proje, kamuoyumuzda da başından itibaren iyi hesaplanmamış, gerektiği gibi planlanmamış, her yönüyle öngörülememiş bir proje olarak algılanmaktadır. Rusya, en iyi ilişkilere sahip olmamız gereken ve saygıyı hak eden bir ülkedir. Evet, ikili ilişkilerimize azami özen gösterilmelidir ama Rusya dışında hiçbir partnerimiz bize “S400 projesinde çok başarılı bir hamle yapıyorsunuz.” dememektedir. Projenin gerçekleştirilmesinin nihai maliyetinin iktidarın afaki tahmininin çok ötesine geçme ihtimali varittir. Böyle bir olası maliyetin getiri götürü tablosunun hesabını sormak da hakkımız ve vazifemiz olacaktır.

Dün, ABD’nin Orta Doğu planıyla ilgili bazı bilgiler basına sızdı. Bu plan kardeş Filistin halkının koşullarını daha da zorlaştıracak hususlar ima etmekte, kabullenilmesi çok zor dayatmalar içermektedir. Umarım, basına sızan 10 nokta nabız yoklamak için öne çıkarılmış yanlış bilgilerdir. Her hâlükârda Filistinlileri zorlu günlerin beklediği bir gerçektir. Biz bu kürsüden de defalarca söyledik, defalarca tekrarladık, son on yedi yıl boyunca Filistinlilerin koşulları ve hukuku, Türkiye'de iktidarın bu meseleye dair ve uluslararası ilişkiler alanındaki hatalarını artırdığı ölçüde gerilemiştir, kötüleşmiştir. Özellikle 2010 tarihinden bugüne kadar geldiğimiz yere bakın, çok hazindir. Ülkemiz de uluslararası ilişkilerinde daha da derin krizlerin arifesinde gözükmektedir. Son dönemde Ege Denizi’nden Hürmüz Boğazı’na kadar tüm fay hatları hareketlenmiş, dış politika gündemi ısınmıştır. Doğu Akdeniz’de çok ciddi sorunlar bizi beklemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım.

Buyurun.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Suriye ve iktidarın Suriye'yle ilgili hataları, meselelerimizin ana merkezi konumundadır. İdlib çok büyük bir sorundur. Bugün Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde karşı karşıya kaldığı devasa sorunlar sadece rakip güçlerin stratejileriyle açıklanamaz, komplo teorileriyle izah edilemez. İktidarın yanlış bakışı, yanlış yaklaşımı, yanlış uygulamaları Türkiye'nin başına bu belaları sarmıştır; alametifarikası vizyonsuzluk ve günü kurtarmaktır. Birileri Dışişleri Bakanlığının ve Bakanlığın yapısının, çok iyi yetişmiş personelinin itilip kakılmasına, tahrip edilmesine imkân sağlamış, ona öncülük etmiş ve bununla bir yerlere varmak istemiştir. Sonuç, bugünkü sorunlar yumağı olmuştur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde şahıslar adına ilk söz Sayın Tufan Köse’ye aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vallahi, 10 defa konuşma değiştirdim. Aslında hiç karışmayayım diyordum ama yüreğime söz geçiremiyorum.

“Mugalata” diye bir terim duydum, hukukçuyum ama ilk defa duyuyorum. Yahu, adamlar ne diyor? “YSK seçime soktu, sonra kazanınca mazbatayı vermedi.” diyor. Mugalata bunun neresinde, AKP’nin grup başkan vekili ile Sayın Erkan Akçay bir izah ederse biz de anlayacağız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Lügate bak, sözlüğe bak, mugalatanın ne olduğunu öğrenirsin. Cahilsen ne yapalım!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Baktım ben sözlüğe, Ekşi Sözlük’e de baktım, Ekşi Sözlük’e de baktım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ekşi Sözlük’e bakma, Türk Dil Kurumunun sözlüğüne bak.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Yani yanıltıcı söz söyleyen, boş, içi safsata dolu söz söyleyen vallahi sizsiniz, milleti kandırmayın lütfen, yapmayın.

Burada KHK’yle işine son verilip milletvekili seçilen arkadaşlarımız var, anayasa profesörü var, neyi konuşuyorsunuz siz, neyi anlatıyorsunuz? Bu insanları niye kandırmaya çalışıyorsunuz? Yapmayın lütfen arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, şimdi…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Gene mugalata yapıyorsun ha!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Hiç mugalata filan yapmıyorum.

Değerli arkadaşlarım, iktidarın olağanüstü baskısına…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Öğrendin mi mugalatanın ne olduğunu?

TUFAN KÖSE (Devamla) – …olağanüstü adaletsiz koşullara rağmen yapılan 31 Mart seçimini, hiç kimseyi dışlamayan, kendi yankı odalarının dışına da seslenen, seslenebilen, vatandaşa giden, yüz yüze ilişkiler kuran, onlara dokunan, onların gönüllerine dokunan, nefret değil sevgi yayan bir dil kullanan Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu kazanmıştır. Maalesef, bu defa kediler trafoya girememiş, atı alan Üsküdar’ı geçememiştir. Maalesef, bu defa ıslak imzalı tutanakların tamamı toplanmış ve Millet İttifakı’nın seçim bürolarında değerlendirilmiştir.

Şimdi, kazanmış da ne olmuş? Arkadaşlar, kazandı da ne oldu? Demin Sayın Ağbaba çok güzel bir şey söyledi, YSK eliyle gerçekten ülkemizin yüz elli yıllık, yüz kırk beş yıllık seçim müktesebatına -yazık, yüz kırk beş yıllık seçim müktesebatı bir günde oluşmuyor- ve yetmiş yıllık çok partili yaşamına ihanet edilmiştir. Yani mesele İmamoğlu meselesi ya da Binali Yıldırım meselesi değil, yüz elli yıllık seçim müktesebatına ihanet edilmiştir YSK eliyle. Yazık olan budur değerli arkadaşlar, böyle, beka sorunu falan boş laftır, mugalatadır. Yani İmamoğlu belediye başkanlığı yapınca beka sorunu oluyor da Binali Yıldırım belediye başkanlığı yapınca beka sorunu olmuyor mu? Şimdi, buna ihanet edildiği gibi Türkiye maalesef, göstermelik seçimler yapılan, aynı Suriye gibi, aynı Libya gibi, aynı Irak gibi, Baasçı rejimler gibi, totaliter sistemlerin hâkim olduğu ülkelerin ligine düşürülmüştür. Yani yazık ettiniz, gerçekten yazık ettiniz. Hukuki boyutu çok, çok şeyler konuşuldu burada, her şeyler konuşuldu.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – 367’de aynısını…

TUFAN KÖSE (Devamla) – “Bir şeyler var ama ne olduğunu bilemiyoruz, kesin bir şeyler var.” Ali İhsan Bey diye bir Genel Başkan Yardımcısı söylüyor. “Mahkûm” dediler, araştırdık; on yedi gün boyunca “kısıtlı” dediniz baktık “deli” dediniz 40 bin seçmene, baktık; en son hiçbir şey bulamadınız, ne buldunuz biliyor musunuz? FETÖ, FET֒cü… Zaten YSK’yi FET֒yle tehdit ediyordunuz, 40 seçim kurulu üyesine de FETÖ soruşturması açtınız falan filan “Sonu cezaevi.” dediniz. Yahu resmen tehditle, hileyle seçimleri iptal ettirdiniz, ne mugalatasından bahsediyorsun Sayın Akçay? Neyin mugalatası bu? Siz, Bank Asyaya para yatıran, havale yapan adamları FET֒den attınız; Bank Asyayı açan, 17-25’ten sonra bile Bank Asyadan kredi alan iş adamlarını uçaklarda gezdiren iktidarla yan yanasınız. Neyin mugalatasından bahsediyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O ayrı bir bahis yahu, seçimlerden bahsediyoruz seçimlerden.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, benim bir önerim var, samimi önerim. Sayın Cumhurbaşkanı YSK’nin o 7 üyesiyle toplansın -4’ünü de almasın yanlarına ki bir tevatür falan olmasın- biz 23 Haziranda yapılacak seçimde kaç oy fark atarsak bu seçimi alacağız, bunu söylesinler bize bilelim, ona göre çalışalım. Yani bin oy mu, 10 bin oy mu, 20 bin oy mu?

İSMET YILMAZ (Sivas) – 1 oy, 1 oy!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Çünkü 10 bin oyu, 16 bin oyu kabul etmiyorlar. Hâlbuki akşamında “3 bin oyla biz seçimi kazandık.” diye açıklama yapan bir il başkanı vardı, hatırlayın. Yok muydu “3 bin oyla” diye açıklama yapan? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, ben rica ediyorum özellikle Sayın Cumhurbaşkanı bu işe el atsın ve YSK’nin 7 üyesiyle toplansın, Millet İttifakı kaç oyla kazanacaksa onu açıklasınlar, biz de ona göre yapalım. Samimiyetle soruyorum hepinize, bakın laf atanlara da soruyorum, yüce milletime de soruyorum, onlara da soruyorum. Eğer Cumhur İttifakı’nın adayı bu seçimi kazansaydı -ki “3 bin oyla kazandık.” dediler, mugalata yaptılar o gün- YSK seçimi bu gerekçelerle iptal edebilir miydi? Gelin buraya, bunun cevabını verin.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – İtiraz eder miydiniz? İtiraz eder miydiniz?

TUFAN KÖSE (Devamla) – YSK bunu, bu seçimi iptal edebilir miydi? Mümkün müdür böyle bir şey? İnanabiliyor musunuz?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – İtiraz edecek miydiniz?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Seçim iptal edildi, sonrasında trajikomik açıklamalar, trajikomik açıklamalar.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Bu kadar da olmaz ki ya, farazalarla olmaz ki ama ya!

TUFAN KÖSE (Devamla) - Türkiye’nin tamamında 3 milyon 394 bin oy almış bir partinin genel başkanı, yalnızca İstanbul’da 4 milyon 170 bin oy almış bir partinin genel başkanını “sözde genel başkan” falan diyerek güya küçümsüyor ve “Mazbata almadan Anıtkabir’e gidersen karşılığı bu olur.” diyor. Yahu, yazık bu yüz kırk beş yıla arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son cümlelerinizi alayım Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Kolay olmadı, bunu, yüz kırk beş yılı siz yapmadınız; burada, Osmanlı paşalarının, padişahlarının, meşrutiyetin, cumhuriyetin, 1921 Anayasası’nın, 1924 Anayasası’nın, 1961 Anayasası’nın emeği var. 12 Eylülden ne farkı var bu işin? 12 Eylülün verdiği zarardan çok daha ağır sonuçlar doğuracak zarar verdiniz YSK’ye yaptığınız bu baskıyla. Yani yazık ettiniz Türkiye’ye, yazık ettiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu ülke öyle sizin dediğiniz gibi kolay kurulmadı, savaş meydanlarında kuruldu, öyle ufak tefek şeylerle de beka sorunu falan yaşamaz. Bir beka sorunu varsa zannediyorum, Sayın Bahçeli’nin, Sayın Cumhurbaşkanının falan bir koltuk beka sorunu var gibi görünüyor. Onu da anlaşılan, artık, seçimlerle çözme şansınız da kalmamış. E, ne yapacaksınız? “FET֔ diyeceksiniz, “cezaevi” diyeceksiniz, tehdit edeceksiniz ve “Hiçbir şey olmasa da kesinlikle bir şey oldu.” diyen adama “mugalata” demeyeceksiniz; seçime sokulan, kandırılan, aldatılan, yüzde 70-80’le kazandığı seçimde de mazbatayı yüzde 20’lik adama veren adama “mugalata” diyeceksiniz, kim inanır buna, kim inanır?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Siz önce kürsüden milletin ramazan ayına saygı gösterin. Burası Müslüman Türkiye’nin kürsüsü.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Müslüman Türkiye değil, laik Türkiye burası, ben Müslüman değilim.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Din sömürüsü yapma, din sömürüsü. Yetim hakkı yiyorsun, haram yiyorsun ama orada su içiliyor diye bana bağırıyorsun, kul hakkı yiyorsun.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Yahu, sen ne anlarsın ki kul hakkından.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade eder misiniz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin 19 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Tufan Köse 4 dönemdir Meclisimizde milletvekili arkadaşımız, hukuk fakültesi mezunu ve avukat bildiğimiz kadarıyla. Bazı kavramlara bakarken -benim kendisine tavsiyem- Ekşi Sözlük’e falan bakmasın, bu konuda otorite sözlükler var, Türk Dil Kurumu sözlükleri de onlardan biridir, onun dışında başka sözlükler de vardır.

Şimdi, konuşması da baştan sona mugalataydı, onu da tekraren hatırlatayım yani kafa karıştırmak için laf kalabalığından başka bir şey değil. Üzücü olan şu: İktidarın veya Sayın Cumhurbaşkanının veya Milliyetçi Hareket Partisinin ve Sayın Genel Başkanımızın tezlerine yönelik kavramlarda illa bir karşı çıkma refleksi hissetmelerini de doğrusu çok anlamlı da bulmuyorum ve yanlış buluyorum.

Beka dediğimiz hadise bir ülkenin varlığı, istiklali, istikbaliyle ilgili hadise. Bugün yaşadığımız tehdit ve tehlikeleri görmezden gelmek gaflet ve dalalete kadar götürür insanları. Bunları, lütfen, sırf biz dedik diye görmezden gelerek, alay ederek, küçümseyerek veya birtakım mugalataya başvurarak yok farz edemesiniz. Bugün vardır, Akdeniz Bölgesi’nde yaşanan hadiseler Türkiye’ye yönelik tehdit ve tehlikelerdir. Buna ilişkin hep birlikte, bir ve beraber olarak gerekli tepkiyi gösterebilmeliyiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Onun dışında, diğer hususlarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Fazla da uzatmak istemiyorum, zaman da ilerledi ama çok ısrarcı olunursa elbette söylemeye de devam ederiz.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, çok kısa bir cevap vereceğim.

BAŞKAN – Sataşma yok size.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Yok, sataşma var efendim. Olmaz mı?

Yani “Alay etti.” dedi, “Küçümsüyor.” diyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - O zaman yerinden versin Sayın Başkan. Şimdi, kürsüyle işi uzatırsınız.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Çok kısa, iki dakikada bitireceğim.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz… Ben ne dediğinizi bile duyamıyorum ki, kendi kendinize konuşuyorsunuz.

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Ezan okunacak, ezan!

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkanım, ismim de zikredilerek sataşıldı. Buna ilişkin iki dakika söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Ne dediler de sataştılar?

TUFAN KÖSE (Çorum) – Efendim, Sayın Genel Başkanlarının reflekslerini küçümsediğimi…

BAŞKAN – Burada bir sataşma yok.

Teşekkür ediyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Tamam o zaman, bari tutanaklara geçsin. Lütfen… Tutanaklara geçsin o zaman Sayın Başkan.

Bakın, Binali Yıldırım’ın topu tüfeği mi var da beka sorunu, o gelince bitecek?

Lütfen… Dinlesenize… Haksızlık yapıyorsunuz, görevinize başladığınız ikinci günde böyle yaparsanız bu işi götüremezsiniz. Haksızlık yapıyorsunuz. Zulümle abat olunmaz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1189) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 19) (Devam)

BAŞKAN – Şahısları adına son söz Sayın Emine Gülizar Emecan.

Buyurun.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Sayın Başkan, öncelikle size yeni görevinizde başarılar dileyerek başlamak istiyorum, Sayın Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; YSK’nin almış olduğu akla ziyan karar dururken, uluslararası itibarımızı da tamamen kaybetmişken, biz, bugün, burada uluslararası anlaşmaları yasalaştırmaya çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, 31 Mart seçimleri sonrasında yaşanan süreci çok yakından gözlemleyen, yaşayan bir İstanbul Milletvekiliyim. Halkın özgür iradesiyle vermiş olduğu oylara halel gelmemesi için zor koşullarda ilçe seçim kurullarında, seçimlerden hemen sonraki süreçte, milletvekillerimizle, örgütümüzle ve halkımızla inanılmaz bir demokrasi mücadelesi verdik ve anamızın ak sütü gibi helal İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandık.

Peki, gelinen sonuç ne, şöyle bir bakalım: 6 Mayısta, 7 hâkim dünya tarihine kara bir leke olarak geçecek bir karar almıştır; yok edilen demokrasi, yok edilen halkın iradesi olmuştur.

Gerekçe ne? 2 Martta itiraz süresi sona eren 225 sandık kurulu başkanı ile 3.500 sandık kurulu üyesinin kamu görevlisi olmaması gibi, ne oy kullanan vatandaşlarımızla ne de partimizle ilgisi olan, hukuki dayanağı olmayan, şundan bundan sebeplerle iptal edilmesidir.

YSK’ye göre, aynı zarfa giren, aynı sandık kurulu başkanları tarafından sayılan 4 pusuladan 3’ü tertemiz 1 tanesi ise şaibelidir. Bu karar hangi hukuki gerekçeye dayandırılıyor, bilemiyoruz. Biz gerekli başvurularımızı tam kanunsuzluk gerekçesiyle yaptık, ilçe seçimleri de yenilenmelidir diyoruz. Demokrasimize sivil darbe yapan bu karara yazıklar olsun diyor ve o kararı verenleri de kınadığımızı buradan bir kez daha paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, ama bir şey unutuluyor. Burada, bu kararı aldıranlara seslenmek istiyorum: Milletimiz, hakkını yiyenlerden daha sonra ağır bir şekilde bunun hesabını sormuştur. Göreceksiniz, 23 Haziranda da bu hesabı çok ağır bir şekilde soracaktır. Sizlerin fırlattığınız, attığınız bumerang geri dönecek ve sizleri vuracaktır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu seçimleri Ekrem İmamoğlu hakkıyla kazanmıştır ve 23 Haziranda da yeniden kazanacak, her şey çok güzel olacak. (AK PARTİ sıralarından “Çok beklersiniz, çok.” sesleri)

Fakat bizi asıl düşündüren şey ne biliyor musunuz? Bugün ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik krizin daha da derinleşmesi, yüzde 15’e dayanan resmî işsizlik, mübarek ramazan ayında yokluk çeken halkımızın yoksullaşmasının artık daha da artmasıdır. Alınan karar sonrası bütün frenleme çalışmalarınıza rağmen döviz artmış, ekonomik göstergeler daha da kötüleşmiştir. Ülkemizin dış borcu 450 milyar dolara gelmiş, Merkez Bankası net rezervi 26 milyar dolara gerilemiştir.

İkincisi; YSK kararı sonrası, tüm dünyada zaten yerlerde olan itibarımız iyice yerlere serilmiş, ülkemize duyulan güven daha da azalmıştır. Dış basında yapılan seçimlerin eşit, adil ve özgür olmadığı, alınan kararın emsali görülmemiş bir karar olduğu ve demokrasimizi yaraladığı, sonuç kendi istediğiniz gibi çıkıncaya kadar seçim yapılmasının demokrasiyle bağdaşmadığı gibi birçok yorum ülkemiz adına bizleri üzmektedir.

Biliyorum ki hemen, bu yorumları ülkemizin iç işlerine yapılan müdahale olarak değerlendireceksiniz ve “Ey!” diyerek belki de bu ülkelere saldıracaksınız fakat diğer taraftan, Hazine ve Maliye Bakanı da bu ekonomik krizi engellemek ve 450 milyar dış borcu bulmak için işte, bu ülkelere turlar düzenliyor, görüşmeler yapıyor ve görüşmeler yapmaya da devam edecek. Bu bir çelişki değil midir? Hem aldığınız kararla demokrasimizi yok edeceksiniz hem de yabancıların ülkemize yatırım yapmasını, boş vermesini bekleyeceksiniz.

Bu nasıl bir hırstır ki ya da İstanbul’da yirmi beş yılda açığa çıkmasından korktuğunuz neler yaptınız ki bütün bu ekonomik duruma rağmen böyle bir karar aldırtabildiniz. Neredeyse bir buçuk aydan beri ülke yönetilmiyor, İstanbul halkı seçimle oyalanıyor. Meclis belki çalışacak, belki çalışıyor gibi yapacak, belki de kapatılacak, tatile sokulacak ve vekillerin çoğu İstanbul’a çalışma yapmaya gidecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Başkanım, müsaadenizle…

BAŞKAN – Buyurun.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Evet, milletvekillerinin belki çoğu İstanbul’a çalışma yapmaya gidecek. Yazık değil midir bu ülkeye? Ülkeyi kaosa sürüklüyorsunuz.

“İktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.” diye devam eden Gençliğe Hitabe’sinde Atatürk nasıl da ileriyi görmüştür. Bugün yaşadığımız da aynen budur.

Genel Kurulu sayıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım almalarını, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için verilen süre içinde Başkanlığımıza teslim etmelerini rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Andlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı : 274

 Kabul  : 269

 Çekimser                 : 5(x)

          Kâtip Üye                               Kâtip Üye

        Burcu Köksal                         Şeyhmus Dinçel

       Afyonkarahisar                             Mardin”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

5’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 23 Haziran 1994 Tarihinde Akdedilen Hava Taşımacılığı Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 23 Haziran 1994 Tarihinde Akdedilen Hava Taşımacılığı Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1190) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 20) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 20 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE ÖZBEKİSTAN CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA 23 HAZİRAN 1994 TARİHİNDE AKDEDİLEN HAVA TAŞIMACILIĞI ANLAŞMASI’NI TADİL EDEN PROTOKOLÜN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 30 Nisan 2018 tarihinde Taşkent’te imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 23 Haziran 1994 Tarihinde Akdedilen Hava Taşımacılığı Anlaşması’nı Tadil Eden Protokol”ün onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında 23 Haziran 1994 Tarihinde Akdedilen Hava Taşımacılığı Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:                           270

Kabul:                                                264

Ret:                                                    4

Çekimser:                                           2 (x)

          Kâtip Üye                               Kâtip Üye

        Burcu Köksal                         Şeyhmus Dinçel

       Afyonkarahisar                             Mardin”

Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

6’ncı sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik Alanında Eğitim ve Öğretime İlişkin İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Özbekistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik Alanında Eğitim ve Öğretime İlişkin İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1191) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 21)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

7’nci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1192) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 22) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 22 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Teklifin geneli üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum.

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE KIRGIZ CUMHURİYETİ ARASINDA YATIRIMLARIN KARŞILIKLI TEŞVİKİ VE KORUNMASINA İLİŞKİN ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- (1) 9 Nisan 2018 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için bir dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:                           252

Kabul:                                                250

Ret:                                                   2(x)

          Kâtip Üye                               Kâtip Üye

        Burcu Köksal                         Şeyhmus Dinçel

       Afyonkarahisar                             Mardin”

Kanun teklifi kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

8’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1193) ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu, İşleyişi ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1193) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 23)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

9’uncu sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Transit ve Ulaştırma İşbirliği Anlaşması (Lapis Lazuli Güzergâh Anlaşması)’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

9.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Transit ve Ulaştırma İşbirliği Anlaşması (Lapis Lazuli Güzergâh Anlaşması)’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi (2/1195) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 24)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 9 Mayıs 2019 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.37



(x) 19 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 20 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x)  22 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.