TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          54’üncü Birleşim

                                                                                        19 Şubat 2019 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, vefatı nedeniyle 22’nci Dönem İstanbul Milletvekili Halil Akyüz’e ve 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ı TBMM Başkanı olarak göstermiş olduğu çalışmalardan dolayı kutladığına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 19 milletvekilinin belediye başkanlıkları için aday olduğuna ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün; Muğla ili Milas ilçesinde meydana gelen göçükte hayatını kaybeden yurttaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’den Rusya’ya götürülen tarihî eserlerin ülkemize iadesi konusunda yapılan girişimlere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz’ın, Şırnak ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yerli ve millî tarıma ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, İçişleri Bakanının seçim meydanlarında oy istemek yerine asli sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Türkiye’de ilaç krizi yaşandığına ve yapılan zamlar, artan katkı payıyla hastaların ilacı nasıl alacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, İzmit Körfezi’nin bircok canlı türünün yaşadığı akvaryuma dönüştürüldüğüne ilişkin açıklaması

4.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla Niğde ilinden patates alımına başlanılmasının Niğdeli çiftçilere hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

5.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Millî Eğitim Bakanlığının ardından YÖK’ün Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi’ni sonlandırdığı duyurusuna ilişkin açıklaması

6.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanı, Başbakan ve TBMM Başkanı olarak önemli projeler gerçekleştirdiğine ilişkin açıklaması

7.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, Muğla ili Milas ilçesinde maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, iktidarın gerekli tedbirleri alması için daha kaç işçinin hayatını kaybetmesi gerektiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, 112 Acil Çağrı Merkezi çağrı alıcı kadrolarına Çağrı Merkezi Hizmetleri bölümü mezunlarının atanması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından ülkemizin silahlı ve silahsız İHA filosunu güçlendirmek için yapılan çalışmaların devam ettiğine ilişkin açıklaması 

10.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, kamuda çalışan sözleşmeli personelin mağduriyetinin giderilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya ili Hekimhan ilçesine spor salonu ve gençlik merkezi yapılmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

12.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, krizin faturasını çiftçiye, pazarcıya, esnafa kesmenin milleti birbirine düşman etmek olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, kolluk kuvvetlerinin keyfî, şiddete dayalı uygulamalarının polis devletinde yaşanıldığını düşündürdüğüne ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, Kadroya geçirilmeyen ücretli öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, Kadroya geçirilmeyen ücretli öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

16.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, Aksaray ilinde Salı Pazarı olarak bilinen JESTPA Şirketler Grubu işçilerinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, insanlık dramı olarak bilinen Hocalı katliamını kınadığına ve Karabağ işgalinin sona ermesini arzu ettiğine ilişkin açıklaması

18.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya ilinin devlet hastanesi olmayan tek şehir olduğuna ve yaşanılan sorunlara ilişkin açıklaması

19.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, firik buğdayı üreticilerinin mağduriyetinin giderilmesi için çiftçilerin başına daha hangi olayın gelmesinin beklendiğini ve ne zaman tedbir alınacağını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

20.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, Antalya ili Kaş ilçesinde tüccarlık yapan Vahit ve Ali Uçak kardeşlerin bağış yaptığı ürünlerin tanzim satış mağazalarında neden satışa sunulduğunu ve bunun karşılığı olan paranın nerede kullanıldığını, tanzim satış mağazalarına bağış yapan başka şirket, kurum veya kişilerin olup olmadığını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

21.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Rumkale’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alması hâlinde turizmin Yavuzelililer için  gelir ve istihdam kaynağı olacağına ilişkin açıklaması

22.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, vefatı nedeniyle 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye ve Muğla ili Milas ilçesinde meydana gelen göçükte hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, büyükbaş hayvan varlığı bakımından Avrupa’da 2’nci sırada olduğumuz açıklandığına göre neden Sırbistan’dan büyükbaş hayvan ithal edildiğini Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine, Honda’nın Çayırova ilçesindeki fabrikasını kapatma kararına, WTE Başkanlık Kupası Turnuvası'nda altın madalya kazanan Selen Gündüz’ü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

23.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, vefatı nedeniyle 22’nci Dönem İstanbul Milletvekili Halil Akyüz ile 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye ve Muğla ili Milas ilçesinde meydana gelen göçükte hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, iş güvenliği ve iş sağlığı açısından düzenlemeler yapıldığına ancak denetimlerin yapılmasının önem arz ettiğine, Binali Yıldırım’a Cumhur İttifakı’nın İstanbul adayı olarak başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

24.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, vefatı nedeniyle 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet gazetesi davasında verilen cezaların onanmasını kınadıklarına, Van’da gözaltına alınan çocukların işkenceye maruz kaldığına, Ankara Emniyet Müdürlüğünün polis tacizine uğrayan Merve Demirel’e yönelik yaptığı açıklamaya, Cizrespor kulübüne ve Haymana HDP ilçe binasına yapılan saldırılara, 31 Martta demokrasinin kazanacağına, Leyla Güven’in sesine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, vefatı nedeniyle 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye ve 22’nci Dönem İstanbul Milletvekili Halil Akyüz’e Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet gazetesi davasında verilen cezaların onanmasını ve belediye başkan adayı Mehmet Şahin’in camide seçim çalışması yapmasını kınadıklarına, seçim yarışına eşit koşullarda girilmediğine, Cumhurbaşkanının tanzim satış mağazaları için “Bu, varlık kuyruğudur.” ifadesine ilişkin açıklaması

26.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Hakk’ın rahmetine kavuşan Fikret Ünlü ile Halil Akyüz’e ve Muğla Milas’ta göçük altında kalan işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, Binali Yıldırım’a seçim yarışında başarı temenni ettiğine, Merve Demirel olayıyla ilgili olarak Emniyet teşkilatına yapılan ithamları reddettiklerine ilişkin açıklaması

27.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, kadınlarla ilgili mağduriyete müsaade etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

29.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, vefatı nedeniyle 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye ve 22’nci Dönem İstanbul Milletvekili Halil Akyüz’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

30.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

32.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın, Muğla ili Milas ilçesinde maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine ve kazayla ilgili soruşturmanın devam ettiğine ilişkin açıklaması

34.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, Hemşehrisi ve 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

35.- Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in, Türk Hava Yolları ve  Pagasus’un Sivas-Ankara, Sivas-İstanbul, Sivas-Antalya uçuşlarına devam etmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

36.- Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’ın, yüksekokul mezunu olmayan polis memurlarına  bir defaya mahsus derece ve kademe verilerek ek göstergelerinin 3600’e yükseltilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhuriyet gazetesi davasında verilen cezaların onanmasının kamu vicdanını sarstığına ve kararın siyasi olduğuna ilişkin açıklaması

38.- Karaman Milletvekili Recep Şeker’in, hemşehrisi ve 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

39.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma ile Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün şahıslar adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- Ankara Milletvekili Servet Ünsal’ın, yurttaşların ilaç firmalarının kâr hırsına ve vicdanına teslim mi edileceğini, ilaçların tanzim satışta mı satılacağını ya da ilaç mağduriyetini yaşatanlara engel mi olunacağını yetkililerden öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

44.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahıslar adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili  Binali Yıldırım’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/21)

2.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un (2/992) esas numaralı 7/9/2018 tarih ve 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/22)

B) Duyurular

1.- TBMM Başkanı adaylarının 19 Şubat 2019 Salı gününden itibaren 23 Şubat 2019 Cumartesi günü saat 24.00’e kadar Başkanlık Divanına bildirilmesi gerektiğine ilişkin duyuru

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu tarafından 18-19 Şubat 2019 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de 2019 Avrupa Parlamenter Haftası kapsamında “İstikrar, Ekonomik Koordinasyon ve Yönetişim” konulu parlamentolar arası konferansa katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/538)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Mersin Milletvekili Behiç Çelik ve 20 milletvekilinin, narenciye üreticilerinin yaşadığı sorunların incelenerek bu sorunların çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 17/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/891) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de kadınların siyasette eşit temsilinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 19/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Tokat Milletvekili Kadim Durmaz ve arkadaşları tarafından, bankaların sicil affından yararlanamayan esnaf ve çiftçilerimizin tespiti amacıyla 19/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 19, 20 ve 21 Şubat 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 24 Şubat 2019 Pazar günü saat 12.00'de toplanarak Anayasanın 94'üncü ve İç Tüzük’ün 10'uncu maddeleri uyarınca yapılacak TBMM Başkanı seçiminin bu birleşimde yapılması ve TBMM Başkanı seçilinceye kadar çalışmalarına devam etmesi ve bu birleşimde başka bir işin görüşülmemesine; Genel Kurulun 26, 27, 28 Şubat ile 5, 6, 7 Mart 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına; TBMM'nin çalışmalarına 12 Mart 2019 tarihinden başlamak üzere on beş gün ara verilmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel ve 45 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1578) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 42)

 

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in, OHAL Komisyonunun işlemlerine ve OHAL süresince kapatılan kurumlar ile ihraç edilen kamu personeline ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/7469)

2.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, KHK ile ihraç edilen ve iş bulmakta zorlanan bir vatandaşın talebine ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/7483)

3.- Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral’ın, dinî referanslı bazı radikal örgütler tarafından oluşturulan internet sitelerinin içeriklerine ve denetimlerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/7622)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, son 5 yılda ithal edilen temizlik malzemeleri, elektrikli eşyalar, tıp ve eczacılık ürünleri, araba lastikleri, güneş panelleri, suni gübre ve kimyasal yağ miktarına ve ödenen tutara ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/7741)

 

19 Şubat 2019 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, vefatı nedeniyle 22’nci Dönem İstanbul Milletvekili Halil Akyüz’e ve 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Öncelikle eski dönemlerde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilliğinde bulunmuş Sayın Halil Akyüz’ün ve Sayın Fikret Ünlü’nün vefatlarını büyük bir üzüntüyle öğrendik. Her iki milletvekilimizin ailesine, Cumhuriyet Halk Partisi camiasına ve sevenlerine başsağlığı diliyor, merhumlara Allah’tan rahmet diliyorum.

Değerli milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Trabzon’dan Rusya’ya götürülen kültür varlıkları hakkında söz isteyen Trabzon Milletvekilimiz Sayın Bahar Ayvazoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Ayvazoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’den Rusya’ya götürülen tarihî eserlerin ülkemize iadesi konusunda yapılan girişimlere ilişkin gündem dışı konuşması

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Birinci Dünya Savaşı sırasında ülkemizden Rusya’ya götürülen kültürel ve tarihî değerlerimizin mirası olarak kabul ettiğimiz birtakım tarihî eserlerin tekrar ülkemize iadesi konusunda yapılan girişimlerle ilgili olarak sizleri bilgilendirmek üzere gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

1916 yılında Trabzon işgalinde ve daha sonra 1918’de işgal sonrası Trabzon’dan ve diğer vilayetlerden Rusya’ya götürülen ve iadesiyle ilgili uzun yıllar sonra tekrar hatırlanarak gündeme getirdiğimiz tarihî eserlerin, ait oldukları yere geri getirilmesiyle ilgili olarak 2009 yılından beri partimiz ve ilgili bakanlarımız nezdinde bir çalışma ve araştırma yürütülmektedir. Rusya’ya götürüldüğü her iki ülke araştırmacıları ve tarih yazarları tarafından araştırılan ve tespit edilen eserler arasında 1700 ve 1800’lü yıllara ait çok sayıda Kur’an-ı Kerim; Yenicuma, Ortahisar ve Ayasofya’da yapılan kazılarda çıkan mozaik ve freskler; Trabzon matbuatına ait gazete ve kitap koleksiyonu; camilerimize ait sancaklar ve kıymetli eşyalar; padişah fermanları; 497 parça el yazması eser ve çeşitli ölçü ve özelliklerde tarihî eser bulunmaktadır. Tespit edilen eserlerin bir kısmı da Petersburg Hermitage Müzesi’nde sergilenmektedir.

Trabzon’daki Rus Bilimler Akademisi Heyetinin Başkanı olan Profesör Uspenski, Trabzon’dan Rusya’ya götürülen eserlerin gerekçesinin İstanbul’daki Rus Asar-ı Atika Mektebinde bulunan 30 bin civarındaki kitaba savaş nedeniyle Osmanlı Devleti’nin el koyması olduğunu belirterek, Trabzon’dan götürülen bu eserlerin İstanbul’da el konulan eserlere karşılık olduğunu, bir nevi rehin olarak alındığını vurgulamaktadır. Ancak, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin denetimine geçen İstanbul Rus Asar-ı Atika Mektebindeki yaklaşık 30 bin cilt kitap, 1930 yılına kadar İstanbul Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesinde muhafaza edilmiş ve 1930’da her iki devlet arasında varılan bir anlaşmayla İstanbul’daki, Ruslara ait kitaplar Rusya’ya nakledilmiş olmasına rağmen Trabzon’dan götürülen eserler ne yazık ki bugüne kadar iade edilmemiştir. Rus işgali sırasında Trabzon’da işgal kuvvetleri tarafından el konularak Rusya’ya götürülen eserlerin geri alınması için Osmanlı Devleti tarafından yapılan ilk girişim, İstanbul Hükûmeti Maarif Nezareti tarafından Sadrazamlığa yazılan 3 Ağustos 1920 tarihli yazıdır. Daha sonra, dönemin şartlarında Ankara-Moskova arasında yapılan yazışmalardan herhangi bir sonuç alınamamış olacak ki Türk Hariciye Vekâletinden Sovyet Hükûmetine iletilmek üzere Moskova Sefaretine yazılan 11 Şubat 1924 tarihli yazıyla eserler tekrar listelenmiş fakat maalesef yine sonuç alınamamıştır.

Fakat Hükûmetimizin gerek Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde başlattığı gerekse Dışişleri ve Kültür Bakanlarımızın da yakından takip ettiği bu girişimlerle ilgili olarak Rusya Büyükelçimiz de devrededir. Konuyla ilgili olarak her 2 ülke devlet arşivlerinden gerekli araştırmalar üniversitelerin konuyla ilgili akademisyenleri aracılığıyla yapılmış olup gerekli yazışmalar hâlen devam etmekte ve artık çok şükür ki eserlerin iadesiyle ilgili olarak çok yol katedilerek Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde konu takip edilmektedir.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Rus işgaline uğrayan Osmanlı vilayetlerinde, özellikle Trabzon ve Van illerinden Rus bilim adamlarınca seçilerek Rusya’ya götürülen kültür varlıklarının ait olduğu yere iadesi ecdadımızın mirasına sahip çıkma açısından bizlere düşen önemli bir görev ve sorumluluktur ve bu görevi yerine getirmek de yine bize nasip olacaktır inşallah.

Bu vesileyle, Birinci Dünya Savaşı’nın en ağır darbelerinden birini yaşayan Trabzon’umuzun düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yılında yaklaşık iki yıl işgal altında kalan şehrimizde kahramanca savunma yapan başta milletimiz, ordumuz ve silahlı kuvvetlerimiz olmak üzere, kurtuluş mücadelemizde canını, malını, sevdiklerini feda eden ecdadımızı rahmet ve minnetle anıyorum.

İki yıla yaklaşan esaret ve muhacirlik çilesi sonrasında 24 Şubat 1918’de kurtuluş mücadelesini zaferle sonlandıran tarih, sanat, kültür, medeniyet, eğitim ve spor şehri Trabzon’umuzu, vatanın bölünmez bütünlüğünü tüm değerlerin üzerinde tutarak mücadeleci ve kararlı kimliğini şehrimizi ilgilendiren her alanda gösteren hemşehrilerimi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) - …millet iradesinin tecelligâhı olan Gazi Meclisimizin çatısı altında hürmetle selamlıyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bahar Hanım, o, Trabzon’la ilgili cümlenizi baştan alın, o duyulmadı çünkü. Trabzonlu hemşehrilerimiz duysun.

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Tekrar mı söyleyeyim?

BAŞKAN – Lütfen, buyurun.

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – Son paragraftan başlayayım mı?

BAŞKAN – Son, Trabzon’un kurtuluşunu kutladığınız bölümü Trabzon’dan başlayarak devam edin.

BAHAR AYVAZOĞLU (Devamla) – İki yıla yaklaşan esaret ve muhacirlik çilesi sonrasında 24 Şubat 1918’de kurtuluş mücadelesini zaferle sonlandıran tarih, sanat, kültür, medeniyet, eğitim ve spor şehri Trabzon’umuzu, vatanın bölünmez bütünlüğünü tüm değerlerin üzerinde tutarak mücadeleci ve kararlı kimliğini şehrimizi ilgilendiren her alanda gösteren hemşehrilerimi millet iradesinin tecelligâhı olan Gazi Meclisimizin çatısı altında hürmetle selamlıyorum, saygılarımı iletiyorum. (AK PARTİ, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, gündem dışı ikinci söz, Şırnak’ın sorunları hakkında söz isteyen Şırnak Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Kaçmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Kaçmaz. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

2.- Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz’ın, Şırnak ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

Konuşmamda seçim bölgem olan Şırnak ilimizin bir türlü çözülemeyen başat sorunlarının bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.

2016 yılında Şırnak merkezinin ablukaya alınması sonrası yaşanılan çatışmalar bitmesine rağmen merkez ilçenin yüzde 65’i yerle bir edildi. Abluka sonrası evine dönmek isteyen yurttaşlar bırakın evlerini bulmayı, oturdukları sokakları ve mahalleleri bile bulamadılar. Bu yıkımların yaşattığı maddi ve manevi sorunlar hâlen devam etmektedir. Yıkımlar sonrası TOKİ’nin yapmış olduğu konutların büyük bir kısmı uzun zamandır bitmesine rağmen hak sahiplerine teslim edilmemiş ve sürekli olarak kura çekimi ertelenmektedir. Son olarak 28 Ocak 2019 tarihinde kura çekimi olacağı ilan edilmiş, ancak hâlihazırda herhangi bir teslimat yapılmamış, kura çekimi de yapılmamıştır.

Tüm bunlarla birlikte neredeyse günde 2 bakanın gidip geldiği ve TOKİ binaları için birçok sözde müjde haberi verdiği Şırnak halkı büyük bir sürprizle karşılaşmış bulunmakta. “Ortak kullanım ücreti” adı altında daire sakinlerinden, evi yıkılan, mağdur olan vatandaşlardan 30 bin ile 40 bin lira arası bir ücret talep edilmektedir. Halk zaten mağdur. Maddi ve manevi olarak mağdur olan bir halka ekstra bir külfet yükleyerek tekrardan bir mağduriyet yaşatılmaması gerektiğini düşünmekteyiz. Bu şekliyle, AKP iktidarı maalesef ki Şırnak halkını cezalandırmaya çalışmaktadır.

Yine bununla birlikte, bahse konu binaların yapıldığı zeminin eğimli olması ve yine deprem riski barındıran bir alan olması sebebiyle, herhangi bir felaketin önlenmesi için çakılması gereken 60’ın üstünde fore kazığın çakılmamış olması bir riske sebebiyet vermektedir. Aksi bir durumda bunun hesabını AKP iktidarı verecektir.

Sayın milletvekillerim, şu an Şırnak merkezde yapılan TOKİ binalarının görüntüsü bu, daha şimdiden istinat duvarları çökmüş durumda. Bununla birlikte yapılan altyapı şurada gözükmekte. Bu borulara milyonlarca lira para harcandı. Milyonlarca lira para harcanan boruların akıbeti şu an bu durumda ve bu fore kazıkların çakılmaması sebebiyle, deprem bölgesi olan Şırnak’ta yarın öbür gün bir deprem olması hâlinde maalesef ki büyük bir felaketle karşı karşıya kalabiliriz ve bunun sorumlusu olarak da AKP iktidarından bunun hesabını soracağız.

Yine, diğer bir sorunumuz yollarla ilgili. Cizre-Silopi ve Cizre-Şırnak arasındaki yolların durumu -size görsellerde de şimdi göstereceğim- kamyon ve gelin arabalarının arkasına konu olmuş durumda; şöyle göstereyim: “Aşkımız Cizre-Silopi arasındaki yol çalışması gibi hiç bitmesin.” şeklinde yazıların olduğu gelin arabaları var, kamyon arkası yazıları var artık. Yaklaşık on yıldır bu yol yapılamadı, 29 kilometrelik bir yol. AKP iktidarı sürekli yaptığı yollarla övünüyor ancak yolların durumu şu: Köstebek yuvası gibi. Yol yapın, evet, yapmayın demiyoruz ancak malzemeden çalınmasına müsaade etmeyin. Malzemeden çalındığı için bu yollar bu şekilde. Daha geçen sene yapılan Şırnak ve Cizre arasındaki yolun durumu bu. Bu yollar vatandaşlarımızın günlük hayatında birçok mağduriyete ve kazaların yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Onun için bu yolları yapın artık. Burada, Şırnak halkının bu sitemini dile getirmek istiyorum.

Başka bir sorunumuz daha var: Ne mutlu ki DEAŞ zulmü bitti ama maalesef ki Şırnak’ta DEDAŞ zulmü baş göstermiş durumda. “Hayatı aydınlatıyor.” sloganıyla hizmet vermek yerine yurttaşları karanlığa mahkûm edip zulüm eden bir şirket var: Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi. Dicle Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi, masa başından takribî faturalar keserek, gerçek dışı faturalar keserek vatandaşı mağdur etmekte. Bununla birlikte, yine, gerçek dışı cezalar keserek vatandaşı mağdur etmiş durumda. Masa başından kesilen bu faturalar ve gerçek dışı cezalar sebebiyle vatandaşın sabrı taşmak üzeredir. Bu konunun araştırılması için ilgili mercilerin hemen araştırmayı yapıp müdahale etmesi gerekmektedir. Ocaklarını söndürdüğünüz yurttaşların ışığını da DEDAŞ’ın söndürmesine izin vermeyeceğiz.

İki gün önce Cizre Spora Antalya’da ırkçı bir saldırı yapıldı. Bu saldırı Hükûmetin uyguladığı ırkçı ve ayrımcı politikaların bir sonucudur. İnsanları ne kadar kutuplaştırıp birbirinden uzaklaştırırsanız ülke olarak barıştan o kadar uzaklaşmış olacağız. Hakkâri Milletvekilimiz Sayın Leyla Güven’e destek vermek için milletvekilleri olarak yapmak istediğimiz yürüyüşe yüzlerce, hatta binlerce kolluk gücü müdahale ederken her ne hikmetse Serik Belediyesporla yapılan futbol müsabakasında Cizre Sporlu futbolcuların saldırıya uğramasına hiç kimse müdahale etmemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Kaçmaz, bir dakikada toparlayalım.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu sebeple, Cizre Sporlu futbolcu arkadaşlarımız ve teknik heyet saldırıya uğramış ve yaralanmış durumda. Hukuka o kadar güven azalmış ki bu arkadaşlarımız gidip şikâyetçi bile olamamış, “Kimi kime şikâyet edeceğiz?” diyorlar. Çünkü insanların artık hukuka inancı kalmadı. Nusaybin’de -Nusaybin’de ilçe emniyet müdürü olduğunu iddia eden- hukuk dışı faaliyetlerde bulunan, tarafıma ve diğer vekil arkadaşlarıma karşı cop kullanacak kadar pervasızlaşan bir ilçe emniyet müdürü var. Bu emniyet müdürünün bu gücü nereden aldığı belli: AKP Nusaybin Seçim Koordinasyon Merkezinden, hemen birkaç gün öncesinde. Bize saldırı yapıldıktan birkaç gün sonra da yine aynı seçim bürosunda ziyaretlerine devam etmekte. Bu ilçe emniyet müdürü bu halkın emniyet müdürü değil, AKP’nin kolluk gücüdür sadece.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, gündem dışı üçüncü söz, yerli ve millî tarım hakkında söz isteyen Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer’e aittir.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

3.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, yerli ve millî tarıma ilişkin gündem dışı konuşması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hafta sonunda Aksaray’da, Konya Ereğli’de ve Niğde’de çiftçilerimizle, üreticilerimizle görüştüm, gerçek anlamda büyük bir mağduriyet yaşıyorlar. İthal tohum, ithal gübre, ithal ilacın yanı sıra pahalı elektrik ve mazotla gelecek yıl nasıl üretim yapacaklarının kaygısına düşmüş durumdalar ama ben, bugün, sizlere millî ve yerli tarımla ilgili konuşmak istiyorum.

1923 yılında, Mustafa Kemal Atatürk, ülkemizde tarımın nasıl yapılması gerektiğini ders niteliğinde uygulamalarla göstermiş; yerli tohumu, yerli üretimi artırmak için yaptığı çalışmalarla bilim ve bilgiyle çiftçilerimizin buluşmasını sağlamış. Sonraki süreçlerde farklı uygulamalarda bunlara benzer değerlendirme ve çalışmalar olsa da 1990’larda başlayan ve tamamı yurt dışına bağlı tarım anlayışı ve yaklaşımlarıyla ülkemizde ne yazık ki çiftçilerimizin mağduriyeti artmış. Besicilerimizin de durumu farksız.

Bakınız, gezdiğim yerlerde hayvanların isimlerinin ne olduğunu merak ettim, onun için çiftçilerimizle, besicilerimizle konuştum. Anadolu’muzda, Orta Anadolu Yerli Karası, az ot ve samanla beslenir ve etiyle sütüyle isteğimizi sağlardı. Trakya’da “Boz Irk”, Toroslarda “Güney Anadolu Kırmızısı” ve Doğu’da “Doğu Anadolu Kırmızısı” diye anılan büyükbaş hayvanlarımız vardı. Şimdi, Anadolu’daki büyükbaş hayvanların isimlerini sordum: Hollanda’nın “Holstein”i, Belçika’nın “Belçika Mavisi”, İskoçya’nın “Angus”u, Hindistan’ın “Brahman”ı, Amerika’nın “Brangus”u, Fransa’nın “Şarole”si ve Montofon, Limuzin, Simental adıyla büyükbaş hayvanlarımız var. Doğal olarak, bu hayvanlarımızı daha çok süt almak için, daha çok et almak için ülkemize ithal etmişiz ama bunların yerine yerli ırkları geliştirip… Bu kadar üniversitesi olan, tarımla uğraşan, bilgi ve bilimsellikle buluşmuş kişisi bulunan ülkemizde ne yazık ki dışarıyı, ithali kendimiz için çözüm gibi görüyoruz.

Bakan Pakdemirli diyor ki: “Tüm sığır varlığında Avrupa 1’inciliğine sahibiz.” Avrupa Birliği ülkeleri içinde biz 1’inci sıradaymışız. Yazılı soru sordum, verdiği yanıtta Bakan diyor ki… Son iki yılda 1 milyon 790 bin 223 büyükbaş hayvan ithal etmişiz yani ithal havyan rakamıyla kendimizi büyütmüşüz. Keza, Bakan, 1 Ocak 2015 tarihi ile 31 Ağustos 2017 tarihi arasında 27 milyon 197 bin 660 kilogram et ithal ettiğimizi, 156 milyar 669 milyon 724 bin doların yurt dışına ödendiğini yine bize yanıt olarak veriyor. Etin geldiği yerler Bosna-Hersek, Gürcistan, Irak, Polonya yani bizim bazı illerimizden küçük yerlerden et almak durumunda kalıyoruz.

Değerli arkadaşlar, 1937’de buğday tohumunu geliştiriyoruz, adı “akyayla sert”. 2018 yılında Tarım Kredi Kooperatiflerinin “çılgın tohum” diye tanıttığı buğday tohumunun adı da “glosa”, bunun yanında esperia ekiyoruz. Çiftçi sayımız giderek azalıyor, üreticimizin sorunları artıyor. Bunun yanında dışarıdan ithal ettiğimiz ilaçla, gübreyle, tohumla hastalıkların geldiği yönünde çiftçilerimizin inancı da yükselmiş. Çünkü bugün farklı illerde, 25 tane ilde patates ekim alanlarında, belli yerlerde hastalık çıktığı için yasaklama getirilmiş. Patatesin tohumlarının ismi ne diye baktım: Belmanda, madeleine, agata, jelly, agria, marabel, melody, estrella. İyi ki Niğde Patates Enstitüsü şimdi bir denemeye başladı, onunla ilgili bir çalışma yürütülüyor, onun dışında yerli patates tohumumuz dahi yok.

Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar olduğunda ülkemizde yerli büyükbaş hayvan oranı yüzde 40’ken bugün yüzde 15’lere yuvarlanmış. Adına “millî ve yerli” diyoruz, ithal hayvandan, ithalden elde ettiğimiz ürünlerle varlığımızın olduğunu sanıyoruz. Bunun sonucunda oluşan sıkıntı da her tarafta kendini açıkça gösteriyor.

Anadolu illerinde baş gösteren sıkıntılar: Ürettiği ürünü değerine satamama çünkü ülkeye ithal ürün girdiği zaman bizim çiftçimiz değerine ürün satamıyor. Bugün nohut bile 2-2,5 liradan satılamadığı için depoda duruyor, ayçiçeği de Çin ayçiçeğinin karşısında ne yazık ki bitmiş durumda. Bununla ilgili, yarın ayrıca bir açıklama daha yapacağım. Bakanlık verilerine baktım, Çiftçi Kayıt Sistemi’nin başladığı 2018 yılında 2 milyon 588 bin 660…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer, bir dakika daha veriyorum.

Toparlayın lütfen.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Bakanlık verilerine baktım, Çiftçi Kayıt Sistemi’ndeki çiftçi sayımız da giderek azalıyor.

Değerli arkadaşlar, bir konuyu daha paylaşmak istiyorum: İstanbul ve Ankara’da açılan tanzimler Anadolu’da açılmadığı için Anadolu’daki pazarcı ile tüketici sorun yaşamaya başlamış. Vatandaş gidiyor, haklı olarak “Domates niye Niğde’de, Aksaray’da aynı fiyat değil?” diyor. Tanzim açılmadığı için satıcı, pazarcı da diyor ki: “Benim alış fiyatımı dahi kurtarmıyor.” Dün sordum, Ulukışla’da biber 16 liraya satılıyor ama Türkiye genelinde bütün ürünlerin ucuzladığı gibi bir algı yaratılıyor, topluma seçime dönük bir pompalama yapılıyor. İşin gerçeği şu: Anadolu’nun çoğu ilinde pazarlarda İstanbul tanzim fiyatının 2 katına ürünler satılıyor. Onlar da diyorlar ki: “İktidar bizlere de indirimli fiyattan ürün satsın.”

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gürer.

Değerli milletvekilleri, sisteme giren ilk 20 milletvekili arkadaşımıza yerlerinden birer dakika söz vereceğim, daha sonra sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Şimdi sisteme giren milletvekillerimize söz veriyorum sırayla.

Sayın Özdemir…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, İçişleri Bakanının seçim meydanlarında oy istemek yerine asli sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, asli sorumluluklarını yerine getirmesi gereken İçişleri Bakanı son günlerde kendi asli işlerini bir kenara bırakıp Ankara’da mahalle mahalle gezerek toplumu ayrıştıran, kutuplaştıran ve hatta yurttaşlar arasında nefret söylemine varan ifadeleriyle gündeme gelmektedir. Devlet yönetiminde bulunduğu konumu ve asli sorumluluklarıyla hiç de bağdaşmayan söylem ve eylemlerde bulunmak yerine her geçen gün yozlaşan ülkenin toplumsal yapısıyla ilgili, kadın cinayetlerinin engellenmesi, cinsel istismar vakaları, suç, hırsızlıkla mücadele ve huzurlu, güvenli bir toplum için mücadele etse, 82 milyon yurttaşımız için çok daha faydalı bir iş yapmış olacaktır.

Sayın İçişleri Bakanı seçim meydanlarında seçmene âdeta yalvararak oy isteyeceğine, farklı partilerde siyaset yapan kişilere yönelik nefret söylemine başvuracağına, siyasi iktidarın mağdur ettiği yurttaşlarımızın sorunlarıyla ilgilenmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaya yerine Sayın Gamze Akkuş İlgezdi…

2.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, Türkiye’de ilaç krizi yaşandığına ve yapılan zamlar, artan katkı payıyla hastaların ilacı nasıl alacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye ciddi anlamda bir ilaç krizinin içinde; depolar firmaları, eczacılar depoları, halkımız ise eczacıları ilaç vermemekle suçluyor.

Bugün itibarıyla Sağlık Bakanının deyimiyle ilaç fiyatlarına yüzde 20 güncelleme, halkın deyimiyle de zam yapıldı. Yapılan bu zamlarla sorunun çözüleceği dile getirilse de çözülecek gibi görünmüyor. Zamlarla ilaç sanayisi rahatlıyor ama ne yazık ki hastaların ve eczacıların sorunları devam ediyor. Görünen o ki vatandaşın cebinden çıkacak sağlık harcamaları artacak ve vatandaş en temel hakkı olan sağlık hakkına ulaşmakta sıkıntı yaşamaya devam edecek. Bırakın kronik bir rahatsızlığı, yılda birkaç kere eczaneye gidecek olanlar bile hiç azımsanamayacak bu zamlarla karşılaşacaklar.

Buradan soruyorum: Hem zamlar hem de artan katkı payıyla hastalar ilacını nasıl alacak? Olan yine hastalara olacak. Raflar dolacak, bulunmayan bütün ilaçlar bulunup satılacak, zam yükü ağır olmasına rağmen, vatandaş da hiç değilse ilacımızı bulduk diye teselli bulacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

3.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, İzmit Körfezi’nin bircok canlı türünün yaşadığı akvaryuma dönüştürüldüğüne ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta İzmit Körfezi’nin sulak alanındaki kuş cennetinden bahsetmiştim, bugün İzmit Körfezi’nin bir akvaryuma nasıl dönüştüğünü anlatmak isterim.

AK PARTİ iktidarı öncesi, İzmit Körfezi kirliliğiyle, pis kokusuyla, canlıların yaşamamasıyla ulusal ve yerel ölçekte sık sık gündeme gelirdi. 2004’te AK PARTİ belediyeleri göreve gelir gelmez körfezin yeniden Kocaelililere gülmesi, canlılara analık ve ev sahipliği yapması için çalışmalara başlandı. Körfezi kuşaklayan 22 adet aktif evsel atık arıtma tesisleriyle, dere ıslah çalışmalarıyla, havadan ve karadan sürekli etkin kontrol denetimleriyle İzmit Körfezi yeniden hayata döndü, mavi bayraklı plajıyla birlikte, 70’in üzerinde canlı türünün yaşadığı, yunusların oynaştığı bir akvaryuma dönüştü. Emeği geçen, başta Büyükşehir Belediye Başkanımız İbrahim Karaosmanoğlu olmak üzere, ekibine teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gültekin, buyurun.

4.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla Niğde ilinden patates alımına başlanılmasının Niğdeli çiftçilere hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sebze ve meyve fiyatlarındaki olağan dışı fiyat artışına karşılık enflasyonla topyekûn mücadele kapsamında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı doğrultusunda bazı illerimizde tanzim satış noktaları açılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız sebze ve meyveyi en uygun fiyatla vatandaşımıza ulaştırma konusundaki kararlılığını da defalarca dile getirmiştir.

Tarım Kredi Kooperatifleri, komisyoncu ve aracıları devre dışı bırakıp yalnızca nakliye fiyatını dâhil ederek tanzim satış noktaları aracılığıyla vatandaşlarımızın daha uygun fiyatlara sebze ve meyve alışverişi yapmalarını sağlamaktadır. Niğde’mizden de Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla patates alımı başlamıştır. En son pazar günü 6 tır yani yaklaşık 100 ton Niğde patatesi tanzim satış yerlerine gönderilmiş olup günlük olarak da Niğde patatesimizin tanzim satış noktalarına sevkiyatı devam edecektir. Niğdeli çiftçilerimize hayırlı olmasını diliyorum. Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürümüz Sayın Fahrettin Poyraz’a Niğde’mizde patates alımı konusunda göstermiş olduğu destekten dolayı teşekkür ediyor, Gazi Meclisimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu yerine Sayın Yüceer…

5.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, Millî Eğitim Bakanlığının ardından YÖK’ün Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi’ni sonlandırdığı duyurusuna ilişkin açıklaması

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Önce Millî Eğitim Bakanlığı, sonrasında YÖK toplumsal cinsiyet eşitliği projesini sonlandırdığını duyurdu. Proje toplumsal değerlerimize uygun olmadığı ve toplumca kabul görmediği gerekçesiyle durduruldu ama böyle bir kılıf uyduruldu. Aslında YÖK “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramından ve buna ilişkin yapılan çalışmalardan rahatsızlığını dile getirdi, “Toplumsal cinsiyet eşitliğine ve eşitlik kavramına karşı alerjimiz var.” dedi. “Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum, eşitlik fıtrata aykırıdır.” diyen birilerinin sesi YÖK’ten ve Millî Eğitim Bakanlığından âdeta yankılanıyor, kadın-erkek eşitlik ilkesi, “eş değer” ve “adalet” gibi kavramlar kullanılarak ortadan kaldırılmak isteniyor. Oysaki adaletin olmadığı yerde eşitliğin olmadığı hepimizin malumu. Bu söylemler imzamız olan uluslararası sözleşmelere, Anayasa’mıza aykırıdır. Siz “Eşit değilsiniz.” dedikçe, “fıtrat” dedikçe kadınlar daha çok şiddete uğruyor, daha çok öldürülüyor, daha çok ayrımcılığa uğruyor ve bu söylemler, maalesef, katilleri cesaretlendiriyor. Kadınları şiddete karşı boyun eğmeye...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

6.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanı, Başbakan ve TBMM Başkanı olarak önemli projeler gerçekleştirdiğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Sayın Başkan, AK PARTİ hükûmetleri dönemlerinde Ulaştırma Bakanı, 65’inci Hükûmetimizin Başbakanı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız olarak görev yapan Sayın Binali Yıldırım, bakanlığı dönemlerinde gerçekleştirdiği önemli projelerle örnek ve model olacak hizmetler gerçekleştirmiştir.

Bölünmüş yollar, havalimanlarımız, yüksek hızlı tren projeleri, Marmaray projesiyle İstanbul’un Asya ve Avrupa yakalarının deniz altından demir yoluyla birbirlerine bağlanması, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, dünyanın en uzun asma köprülerinden biri olan İzmit Körfez Geçişi Köprüsü, Avrupa’nın en büyük konteyner limanlarından biri olan Çandarlı Limanı, dünyanın en büyük havalimanlarından biri olan İstanbul Havalimanı projelerinde alın teri vardır.

Ülkemize vermiş olduğu hizmetlerden dolayı Başkanımız Sayın Binali Yıldırım Bey’e şükranlarımı sunuyor, İstanbullu hemşehrilerimizin onu bağrına basacağına inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Erbay…

7.- Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın, Muğla ili Milas ilçesinde maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, iktidarın gerekli tedbirleri alması için daha kaç işçinin hayatını kaybetmesi gerektiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BURAK ERBAY (Muğla) – Muğla Milas Sarıkaya Mahallesi Yumrutaş mevkisinde, feldispat madeni çıkarılan ocakta, dün meydana gelen göçükte kayanın altında kalan 3 işçimiz hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve Muğla halkımıza başsağlığı diliyorum.

Ne yazık ki bu acı olay on altı yılda 14 kez değiştirilen Maden Kanunu’nun kabul edilmesinden birkaç gün sonra yaşanmıştır. İş ve işçi güvenliğine yönelik önlemlerin alınması için daha geçen hafta defalarca uyardık. Maalesef, 14 kez değiştirilen Maden Kanunu’nda, çalışan binlerce maden işçisinin iş güvenliği için gerekli önlemlerin alınması yönünde düzenlemeler yapılmadı, şirketlerin kârı düşünülerek güvenlik tedbirleri hiçe sayıldı. Ülkemizde, maalesef, şirketlerin kârı işçilerin canından daha değerli görülmektedir. Son dönemde madenlerde meydana gelen iş cinayetlerinde yüzlerce işçimiz hayatını kaybetti. Biz, iktidarın madencilere yönelik sicilini Soma’dan, Ermenek’ten biliyoruz. Şimdi buradan sormak istiyorum: Gerekli tedbirleri almanız için daha kaç işçimizin hayatını kaybetmesi gerekiyor?

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

8.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, 112 Acil Çağrı Merkezi çağrı alıcı kadrolarına Çağrı Merkezi Hizmetleri bölümü mezunlarının atanması gerektiğine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Çağrı merkezi hizmetleri bölümünden mezun yaklaşık 17 bin öğrenci KPSS puanıyla sadece 3499 kodlu 112 Acil Çağrı Merkezlerine yerleştirilebiliyor. Ön lisans eğitimini almış öğrenciler 2016 yılında çeşitli bölümlerin ortak kadroları nedeniyle çağrı merkezlerine yerleşememiştir. 37 ilde faaliyette olan 112 Acil Çağrı Merkezlerinin personel açığı bulunduğu bilinmektedir. İçişleri Bakanlığı 112 Acil Çağrı Merkezi çağrı alıcı kadrolarına 2015 yılındaki atamalarda olduğu gibi bu işin eğitimini almış çağrı merkezi bölümü mezunlarını atamalıdır. Düzenleme bu şekliyle hayata geçerse hem kamu yararı gözetilmiş olacak hem de çağrı merkezi bölümleri sektöre personel yetiştirmeye devam edecektir.

Yanlışlığın önüne geçilmesini, 17 bin mezunun sesine kulak verilmesini; aksi hâlde, bu okulların kapatılmasını dilerim.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

9.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından ülkemizin silahlı ve silahsız İHA filosunu güçlendirmek için yapılan çalışmaların devam ettiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Savunma Sanayii Başkanlığımız tarafından ülkemizin silahlı ve silahsız İHA filosunu güçlendirmek için yapılan çalışmalar hızla devam ediyor. Bunların arasında en gözde çalışmamız yüksek irtifa uzun havada kalış sınıfında Akıncı Taarruzi İHA Projemizdir.

“Akıncı” isimli İHA’mız 40 bin fitte 24 saat havada kalış süresi, 4,5 ton kalkış ağırlığı, 900 kilogramlık mühimmatla donatılabilecek ve 450 kilogramlık dâhilî faydalı yük taşıyabilecek. Kanat açıklığı 20 metre olan, Millî Elektronik Destek Podu, Millî Aktif Elektronik Taramalı Dizi Radarı, Millî Görüş Hattı ve Uydu Haberleşme Sistemi’yle donatılacak olan Akıncı’nın, TUSAŞ Motor Sanayii AŞ tarafından geliştirilen PD220 motoruyla havalanması hedefleniyor.

Dünyada bu sınıfta İHA geliştiren 3 ülkeden 1’i olmanın gururunu hep birlikte yaşamalıyız diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

10.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, kamuda çalışan sözleşmeli personelin mağduriyetinin giderilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, son dönemde devlette yaygın olarak kullanılan sözleşmeli personel istihdamı, çalışanlar açısından tam anlamıyla ücretli kölelik düzenine dönüşmüştür. Çalışanları mağdur eden, ailelerin parçalanmasına sebep olan, eş durumu tayinlerini engelleyen hizmet sözleşmeleri çalışma barışını bozmakta kamuda çalışan sözleşmeli personelin motivasyonunu düşürmektedir. Kamu görevlisi kapsamı içinde yer alan sözleşmeli personelin tayin hakkı bakımından diğer personelden farklı bir uygulamaya tabi tutulmasının Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine ve 41’inci maddesinde yer alan aile bütünlüğünün korunması ilkesine açıkça aykırılık teşkil ettiği ortadadır. Çözümü ise ücretli kölelik düzenine son verilmesi, aynı unvan ve branşta görev yapan personel arasında statü farklılığının giderilmesi ve sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesidir. Bu konuda gerekli düzenlemelerin acilen yapılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

11.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya ili Hekimhan ilçesine spor salonu ve gençlik merkezi yapılmasını talep ettiklerine ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Gençlik ve Spor Bakanlığı Yatırım İşletmeleri Genel Müdürlüğüne: İlimiz Malatya Hekimhan İlçe Kaymakamlığının 17 Ocak 2019/66375982-3 sayılı yazılarıyla ilçeye 500 kişilik seyirci kapasiteli bir spor salonu ve gençlik merkezi talep edilmiştir. Hekimhan ilçemiz ilimizin büyük ilçelerinden biridir. Gençlerin spor yapabilecekleri bir tesis bulunmamakla birlikte, il merkezine 90 kilometre uzaklıkta olduğu için il merkezindeki spor tesislerinden faydalanma imkânları da yoktur. Bu nedenle Hekimhan ilçemize 500 kişilik seyirci kapasiteli bir spor salonu ve gençlik merkezinin yapılması önemle arz olunur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hancıoğlu, buyurun.

12.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, krizin faturasını çiftçiye, pazarcıya, esnafa kesmenin milleti birbirine düşman etmek olduğuna ilişkin açıklaması

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Etiket oyunları, tanzim satış tiyatrolarıyla vatandaşı ancak seçime kadar kandırabilirsiniz, sonrasında neler yaşanacak bu iktidarın umurunda bile değil. Çiftçiyi, pazarcıyı, esnafı günah keçisi ilan edip krizin faturasını onlara kesmek bu milleti birbirine düşman etmektir. İktidarınız madem vatandaşını, çiftçisini seviyor, onun alım gücünü yükseltmek istiyor, o hâlde şunu yapsın, biz de inanalım: Açın mazot tanzim satış mağazası, çiftçi ucuz mazot bulsun; açın gübre tanzim satış mağazası, üretici gübreye ucuz ulaşabilsin; açın elektrik tanzim satışı, tarımsal elektrik ucuzlasın ama bunu yapamazsınız çünkü bunların hepsi yandaş patronlarınızın para muslukları çünkü sizin gözünüzde o yandaş patronlarınızın servetleri ve bekası, vatandaşın bekasından çok daha değerli.

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu...

13.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, kolluk kuvvetlerinin keyfî, şiddete dayalı uygulamalarının polis devletinde yaşanıldığını düşündürdüğüne ilişkin açıklaması

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidarın emrindeki kolluk kuvvetlerinin keyfî, şiddete, tacize dayalı uygulamaları bir polis devletinde yaşadığımızı düşündürmektedir. Ankara’da TAYAD’ın düzenlediği bir gösteride Merve Demirel isimli bir kadın öğrenciye yönelik taciz apaçık ortadayken Ankara Emniyetinin olayı örtbas edici açıklaması hepimizi hayretlere düşürmüştür.

Ayrıca, Van’da 3 çocuk şiddete uğramıştır. Başlarına tekmelerle, dipçiklerle vurulmuş; vücutlarına, yüzlerine darbeler, yumruklar almışlardır. Van Barosu bunu tespit etmiş, hastane raporuyla tespit edilmiş ve suç duyurusunda bulunulmuştur.

Yine, Ankara’da, ülkenin başkentinde, Çamlık Mahallesi’nde bir hafta önce 2 kişi -Yasin Ugan ve Özgür Kaya isimli kişiler- kendisini polis olarak tanıtan kişilerce kaçırılmıştır ve kendilerini polis olarak tanıttıktan sonra mahkeme dosya numarasını da ev sahibine göstererek oradan uzaklaşmışlardır. Bir haftadır Ankara Emniyeti konu hakkında açıklama yapmamaktadır.

BAŞKAN – Sayın Osmanağaoğlu...

14.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, Kadroya geçirilmeyen ücretli öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

23/11/2018 tarihinde 5.000 ücretli öğretmenimiz kadroya geçirilmiştir ancak 1.200 civarında ücretli öğretmenimiz şartları tutmasına rağmen kontenjan eksikliği sebebiyle kadro dışı kalmıştır. Sayın Millî Eğitim Bakanlığımız şartları tutan 1.200 ücretli öğretmenimizin de kadroya geçirilmesi noktasında bir çalışma yaparlarsa çok zor şartlar altında eğitim neferi olarak görev yapan bu kardeşlerimizin mağduriyeti de giderilecektir çünkü hayatın standart zorluklarını aşacak maddi gelirleri dahi olmayan bu kardeşlerimizin alabilecekleri maaş 1.200 TL civarındadır. 5.000 ücretli öğretmenin kadroya alındığı süreçte her türlü yeterliliğe sahip 1.200 kardeşimizin de kadroya geçirilmesi sağlanmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Ersoy…

15.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, Kadroya geçirilmeyen ücretli öğretmenlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ben de Tamer Bey’le aynı sorunu dile getireceğim şu anda. 5.000 ücretli öğretmen atamasından geriye kalan 1.200 kontenjan mağdurunun taleplerini yine dile getirmek istiyorum. 23/11/2018 tarihinde 5.000 ücretli öğretmenin sözleşmeli öğretmenliğe ataması gerçekleştirildi, geriye tüm şartları sağladığı hâlde kontenjan dışı kalan 1.000 civarı eğitim neferi kaldı. Dershane öğretmenlerinin kadroya alınması sürecinde ilk etapta 3.200 kontenjan verilmiş, başvuru sayısı 6.000 civarı olduğu için kontenjan artırılmış ve 6.000 yapılmıştır. Böylelikle, dershanelerde çalışan ve belli şartları sağlayan bütün dershane öğretmenleri kadrolu öğretmen olarak göreve başlamışlardır ancak 1.200 civarı ücretli eğitim neferinin devlet kadrosuna alınması henüz gerçekleşmemiştir. Güveniyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Sayın Erel…

16.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, Aksaray ilinde Salı Pazarı olarak bilinen JESTPA Şirketler Grubu işçilerinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Başkanım, Aksaray’ımızda “Salı Pazarı” olarak bilinen Jestpa Limitet Şirketinin sahibi aleyhine FETÖ suçlamasıyla Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmış, açılan davayla birlikte şirkete kayyum atanmıştır. Kayyumlar, şirket çalışanlarıyla sözleşme yaparak alacaklarını 10 eşit taksitte, yüzde 10 eksik ödemek üzere anlaşmışlar. Bir yıl geçmesine rağmen bu ödeme yapılmamış, alacağını tahsil edemeyen 200’e yakın işçimiz alacağını tahsil etmek amacıyla icraya başvurmuş, icralar kesinleşmiştir. Ancak TMSF II.Tahsilat Dairesi şirket hakkında ticari, iktisadi bütünlük kararı almış ve hacizleri durdurmuştur. 200’e yakın çalışan insanımız tüm çabalarına rağmen alacaklarına kavuşamamıştır, kendileri perişan durumdadır.

Durumu arz ederim.

BAŞKAN - Sayın Arkaz…

17.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, insanlık dramı olarak bilinen Hocalı katliamını kınadığına ve Karabağ işgalinin sona ermesini arzu ettiğine ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İnsanlık dramı olarak bilinen Hocalı katliamı, yakın yüzyılın en büyük zulmü, vahşeti ve soykırımıdır, 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ Bölgesi’ndeki Hocalı kasabasında sivil halkın Ermenistan’a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmî açıklamasına göre saldırıda 106’sı kadın, 83’ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycanlı hayatını kaybetmiştir. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde birçoğunun yakılmış olduğu, gözlerinin oyulduğu tespit edilmiş ve hamile kadınların, çocukların da bu vahşete maruz kaldığı belirlenmiştir. Katliam sonrası yaşanan sürgün nedeniyle binlerce insan evsiz, yurtsuz, işsiz kalmıştır. Katliamı şiddetle kınıyorum.

Karabağ işgalinin sona ermesini arzuluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Kasap…

18.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya ilinin devlet hastanesi olmayan tek şehir olduğuna ve yaşanılan sorunlara ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) - Teşekkürler Sayın Başkanım.

Kütahya, devlet hastanesi olmayan tek şehrimiz. İl ve ilçelerde birçok branş yok, onkoloji hekimi yok, kanser hastaları civar illere gitmek zorunda kalıyor, temeli atılan şehir hastanesinin inşaatı durdu, MR cihazı bozuk, tomografi cihazları yok, birçok branşta doktor yok, nitelikli ameliyatlar yapılamıyor; yüzlerce hasta civar şehirlere, Eskişehir, Bursa, Afyon’a gidiyor, günde 200-300 hasta ambulanslarla sevk ediliyor. Ege’nin en yaşlı ili, en mağdur ili Kütahya ölüyor, Kütahya hasta; kuyruklar 182’de, on beş güne bile randevu alınamıyor, yüzlerce hasta ekonomik krizden dolayı ameliyat olamıyor. 700 binlik şehirde 700 yataklı hastane olması çok vahim, yıl 2019, en yakın hastane 100 kilometre uzakta; Emet, Tavşanlı, Gediz hastanelerinde doktor yok, sadece pratisyen hekimlerle döndürülmeye çalışılıyor. Bu sağlık hizmeti, tekrar söylüyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

19.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, firik buğdayı üreticilerinin mağduriyetinin giderilmesi için çiftçilerin başına daha hangi olayın gelmesinin beklendiğini ve ne zaman tedbir alınacağını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Adıyaman’ımızın Gölbaşı ilçesinin Belören beldesi ile Gaziantep’in Araban ilçesi Türkiye’de firik buğday üretiminin en önemli merkezlerindendir. Özellikle Hükûmet tarafından hububat ürünlerinde sıfırlanan gümrük vergileriyle birlikte yurt dışından artık Türkiye’ye yoğun miktarda tarım ürünleri gelmiş bulunmaktadır. Bu yurt dışından ithal edilen tarım ürünleri firik üreticilerini de mağdur etmiştir. Bu dönem firik üreticilerinin ürünleri ellerinde kalmış, şu anda alıcı bulamamaktadırlar. Ekonomik krizle boğuşan çiftçilerimiz ürünlerini pazarlayamamaktan dolayı mağdur durumdadırlar. Buradan Tarım Bakanına açıkça çağrıda bulunuyorum: Türkiye’de Bakanlığınız bünyesindeki bütün alanlarda sıkıntılar almış başını gidiyor, bu mağduriyetlerin giderilmesi için daha bu çiftçinin başına hangi olayın gelmesini bekliyorsunuz, ne zaman tedbir alacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir? Yok.

Sayın Enginyurt? Yok.

Sayın Özer…

20.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, Antalya ili Kaş ilçesinde tüccarlık yapan Vahit ve Ali Uçak kardeşlerin bağış yaptığı ürünlerin tanzim satış mağazalarında neden satışa sunulduğunu ve bunun karşılığı olan paranın nerede kullanıldığını, tanzim satış mağazalarına bağış yapan başka şirket, kurum veya kişilerin olup olmadığını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

12 Şubat 2019 tarihinde Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli resmî Twitter hesabından Kaş, Kınık’ta tüccarlık yapan Vahit ve Ali Uçak isimli kardeşlere teşekkür ederek “Halkımızın cebine ve mutfağına göz dikenleri boşa çıkarmak için 2 tır ürünü bedelsiz olarak tanzim mağazalarına teslim ettiler.” paylaşımında bulunmuştur. Buradan sormak istiyorum: Bu 2 tır malın karşılığı irsaliyelerle tespit 36.526 kilogram yapmaktadır. Bu bağış yapılan ürünler halkımıza bedava verilmesi gerekirken tanzim satış mağazalarında niye satışa sunulmuştur? Bunun karşılığı da 109 bin lira civarında para yapmaktadır. Bu para nerede kullanılmıştır? Bu arkadaşlarımız gibi tanzim satış mağazalarına ürün bağışlayan başka şirketler, kurumlar ve kişiler var mıdır? Bunlar etik midir, değil midir, bunu Sayın Bakanımıza soruyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Enginyurt yok değil mi değerli arkadaşlarım?

Sayın Filiz, buyurun.

21.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Rumkale’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alması hâlinde turizmin Yavuzelililer için gelir ve istihdam kaynağı olacağına ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yavuz Sultan Selim konakladığı için “Yavuzeli” adını alan Gaziantep ilinin bu şirin ilçesinde Dolmen Mezarları, Dülük Antik Şehri ve Rumkale gezilip görülmesi gereken yerlerdir. Asurlar zamanında inşa edilen Rumkale, ilçe merkezinden 25 kilometre uzaklıkta, Fırat Nehri üzerindedir ve Şair Aziz Nerses Kilisesi ve Barşavma Manastırı’yla bir kültür merkezi konumundadır.

Takip edilen tarım ve hayvancılık politikalarının yanlışlığı nedeniyle, ilçenin temel geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık âdeta durmuş ve sanayinin de olmaması nedeniyle işsizlik sorunu hat safhaya gelmiştir. Eğitim ve sağlık konularında da gerekli hizmeti alamayan bu ilçede hastalar 40 kilometre yol giderek Gaziantep’te şifa aramaktadır.

Kültür ve Turizm Bakanlığından talebimdir: Rumkale, UNESCO Kültürel Miras Listesi’nde yer alması hâlinde, turizm ve ayrıca su sporları alanında Yavuzelililer için bir gelir ve istihdam kaynağı olacaktır.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Peki, değerli milletvekilleri, teşekkür ederiz.

Şimdi, grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Türkkan, buyurun.

22.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, vefatı nedeniyle 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye ve Muğla ili Milas ilçesinde meydana gelen göçükte hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, büyükbaş hayvan varlığı bakımından Avrupa’da 2’nci sırada olduğumuz açıklandığına göre neden Sırbistan’dan büyükbaş hayvan ithal edildiğini Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine, Honda’nın Çayırova ilçesindeki fabrikasını kapatma kararına, WTE Başkanlık Kupası Turnuvası'nda altın madalya kazanan Selen Gündüz’ü tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu sabah acı bir haber aldık Sayın Başkan, uzun zamandır hastalıkla mücadele eden eski Devlet ve Spor Bakanlarımızdan Sayın Fikret Ünlü ne yazık ki Hakk’ın rahmetine kavuştu. Merhum Ünlü’ye Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabrıcemil niyaz ediyorum, Türk milletinin başı sağ olsun diyorum.

Dün Muğla Milas’ta maden ocağında heyelan sebebiyle göçük oluştu, 4 işçimiz göçük altında kalarak hayatını kaybetti. İşçilerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Türkiye, maalesef, ucuz ölümler ülkesi olmaya devam ediyor. Avrupa’da işçi kazalarında 1’inci sıradayız yani hukukta, adalette, eğitimde son sıraları paylaşırken işçi kazalarında 1’inciliği kimseye bırakmıyoruz. İş Güvenliği Meclisinin yayınladığı rapora göre, Türkiye'de 2018 yılında 1.903 işçi iş kazalarında yaşamını yitirdi. İnsan yaşamına verilmeyen değer ve bir türlü alınmayan tedbirler yüzünden 2019’da bu rakam azalmayacak gibi gözüküyor. Hükûmeti iş ve işçi güvenliği için ciddi tedbirler almaya ve konuya önemle eğilmeye davet ediyoruz.

Bir diğer 1’inci olduğumuz konuyu ise dün Tarım ve Orman Bakanı Sayın Pakdemirli açıkladı: Türkiye'nin, sığır varlığında Avrupa Birliğinde 1’inci, büyükbaş hayvanda ise 2’nci olduğunu ifade etti. Sayın Bakana sormak istiyorum: Madem hayvancılıkta bu kadar varlıklıysak neden kısa bir süre önce Sırbistan’dan 5 bin ton büyükbaş hayvan ithal ettik? Brezilya’dan ithal ettiğimiz hani şu şarbon çıkan büyükbaş hayvanları da unuttuk mu sanıyorsunuz? Unutmadık Sayın Bakan, unutmadık. Kendi kendine yeten ülkemizin tarımını on altı yılda bitirme noktasına getirdiniz. Bunu da hiç unutmadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Pakdemirli bir yandan “Sığırda 1’inciyiz.” diyor ama diğer yandan da et ithalatına devam ediyor. Rusya Tarım Bakanlığı bu yılın ilk yarısında Türkiye'ye et satışının başlayacağını açıkladı. Böylece Rusya, et ithal ettiğimiz 7’nci ülke olacak. Tarım Bakanlığı depolarında ise fazla ithalat sebebiyle 20 bin tonu aşkın et stoku birikmiş durumda. Hayvancılık yapan köylü Et ve Balık Kurumundan üç aydan önceye kesinlikle gün alamıyor. Bakanlık, stokunda olan bu etleri Orta Doğu ülkelerine satmak için çabalarken Rusya’yla neden yeni bir ithalat anlaşması yapıldı, anlamak mümkün değil. Bu konuda da Türk milleti adına Sayın Bakandan devlet ciddiyetine yakışır, tatmin edici bir açıklama bekliyoruz.

Bugün kendi seçim bölgem Kocaeli’den bir haber vardı, Çayırova’da bulunan Honda fabrikası kapatma kararı almış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Türkkan, tamamlayalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Honda’nın Avrupa’da 2’nci üretim üssüydü bu fabrika, 700’den fazla işçi çalıştırıyordu. Şu anda işsizler ordusuna yeni işsizler katılacak. Bir taraftan Jet Fadıl gibi hayalî otomobil üreten iktidarımız vatandaşı kandırırken diğer taraftan gerçek üretim yapan fabrikaların kapanmasını gerçekten ülkenin geldiği noktayı açıklamak için çok önemli bir örnek olarak görüyorum.

Son olarak, dün sosyal medyada çok paylaşılan bir konuya değinmek istiyorum, göğsümüzü kabartan bir konu bu. Antalya’da düzenlenen ve 66 ülkenin katıldığı turnuvada altın madalya kazanan millî tekvandocumuz Selen Gündüz kızımızı tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum. Kızımızın damarlarındaki asil kandan gelen bir reaksiyonla bayrağımızı arkada bırakmaması, Türk milleti tarafından takdirle karşılanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, tamamlayın Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türk öndedir, Türk ileridir. O ay yıldızlı bayrak ki tarihinin hiçbir döneminde geride kalmamıştır, son Türk yaşayana kadar da daima önde dalgalanacaktır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Bülbül.

Buyurun Sayın Bülbül.

23.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, vefatı nedeniyle 22’nci Dönem İstanbul Milletvekili Halil Akyüz ile 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye ve Muğla ili Milas ilçesinde meydana gelen göçükte hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, iş güvenliği ve iş sağlığı açısından düzenlemeler yapıldığına ancak denetimlerin yapılmasının önem arz ettiğine, Binali Yıldırım’a Cumhur İttifakı’nın İstanbul adayı olarak başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, biz de 20, 21 ve 22’nci Dönem Karaman Milletvekili, 56 ve 57’nci Hükûmetin gençlik ve spordan sorumlu Devlet Bakanı Sayın Fikret Ünlü’nün vefatını teessürle öğrenmiş bulunmaktayız. Bu vesileyle, Sayın Bakana Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyoruz.

Yine 22’nci Dönem Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Sayın Halil Akyüz’ün vefatını da aynı şekilde teessürle öğrenmiş bulunmaktayız. Vefat eden vekilimize Allah’tan rahmet, ailesine ve Cumhuriyet Halk Partisi camiasına da başsağlığı dileklerimizi bu vesileyle iletmek istiyorum.

Sayın Başkan, Muğla’nın Milas ilçesinde bulunan maden ocağında meydana gelen göçük ve nihayetinde orada hayatını kaybeden işçilerimiz, her iş kazasında yaşadığımız, hissettiğimiz gibi burada da hepimizi üzüntüye boğmuştur. İş kazalarından, meslek hastalıklarından sakınmanın yolları bellidir; modern dünya bunun kurallarını, kaidelerini koymuştur. Türkiye’de de mevzuatımız açısından değerlendirildiğinde iş güvenliği ve işçi sağlığı açısından çok ciddi düzenlemelerin yapıldığı hepimizin malumudur. Problem, herhâlde bunların uygulamasında veyahut da işletmelerin bunlara uyum konusundaki iradelerinde düğümlenmekte. Gereken denetimlerin layıkıyla yapılması kuşkusuz çok büyük önem arz etmekte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Özellikle ruhsat sahibi olmayan, ruhsatları bulunmayan, hukuki açıdan yeterliliği bulunmayan maden sahalarının yeniden büyük bir ciddiyetle denetim altına alınması, bu konularda gereken tetkiklerin yapılması ve hukuka aykırı şekilde çalışan işletmelerin bu manadaki faaliyetlerinin engellenmesi çok önemlidir. Ruhsat sahibi olsa da iş güvenliği ve işçi sağlığı açısından mahzurlu şekilde faaliyet gösteren işletmelerde de neticeleri konusunda bu gördüğümüz acı sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda bunlarla alakalı da şiddetli tedbirlerin alınmasını talep etmekteyiz.

İşletmelerimiz açısından söylememiz gereken bir şey daha var: İş sağlığı ve işçi güvenliği tedbirleri, işletmelerin kârlılık veya ayakta kalabilmesi için feda edebilecekleri girdilerden değildir. Bunlar insan odaklı, orada çalışan, faaliyet gösteren, alın teri döken insanların emekleri üzerinde, hayatları üzerinde bir hadisedir. Dolayısıyla bu konuda alınabilecek olan tedbirlerden geri durmak, herhâlde bu memlekete yapılacak en büyük kötülük olmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, toparlayalım.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak hem toplumumuzun hem işveren kesimimizin gerekli şekilde bilinçlendirilmesi ve bu konuda devletimizce gereken tedbirlerin alınmasını bir defa daha talep ediyoruz, saygılar sunuyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Efendim, çok affedersiniz, eksik kaldı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bülbül, tamamlayın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim, önümüzdeki notumuzdaydı ama konuşmamız sırasında eksik kaldı.

Dün akşam itibarıyla Meclis Başkanımız Sayın Binali Yıldırım görevden ayrılma dilekçesini Meclisimize sunmuş ve bugün itibarıyla da devir teslim töreniyle görevini yeni Meclis Başkanı seçilinceye kadar İstanbul Milletvekilimiz Sayın Celal Adan’a tevdi etmiştir.

Biz, Sayın Binali Yıldırım’ın Meclis Başkanlığı sürecinde göstermiş olduğu hassasiyet, iyi niyet ve hiçbir şekilde siyasi ayrım gözetmeksizin ortaya koymuş olduğu tavır ve duruş dolayısıyla kendisine tekrar teşekkürlerimizi iletmek istiyoruz. Cumhur İttifakı’nın İstanbul adayı olarak da kendisine çıkmış olduğu bu siyasi yarışta başarılar diliyoruz, sonuna kadar kendisinin destekçisi olduğumuzu Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Kurtulan’da.

24.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, vefatı nedeniyle 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet gazetesi davasında verilen cezaların onanmasını kınadıklarına, Van’da gözaltına alınan çocukların işkenceye maruz kaldığına, Ankara Emniyet Müdürlüğünün polis tacizine uğrayan Merve Demirel’e yönelik yaptığı açıklamaya, Cizrespor kulübüne ve Haymana HDP ilçe binasına yapılan saldırılara, 31 Martta demokrasinin kazanacağına, Leyla Güven’in sesine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de eski Bakanlarımızdan Sayın Fikret Ünlü’nün hayatını kaybetmesinden dolayı ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum, kendisine rahmet diliyorum.

Bugün Cumhuriyet gazetesi davası kararları onandı biliyorsunuz, hukuk adına bir kez daha hukuksuzluğun yaşandığına tanıklık ettik. Hâlen 138 gazeteci cezaevindeyken kamuoyunda “Cumhuriyet Davası” olarak bilinen ve milletvekillerimizden Ahmet Şık’ın da yargılandığı davayla ilgili bugün ne yazık ki onama kararı çıktı. Bu onama kararı, bir kez daha, gazeteciliğin suç sayıldığını gösteriyor bizlere ve bunu kınadığımızı paylaşmak istiyorum.

Az önce yine bir milletvekilimiz de ifade etti; Van’da 14, 16 ve 17 yaşlarında 3 çocuk üç gün önce gözaltına alındılar. Çocuklar hem gözaltına alınma esnasında hem de götürüldükleri karakolda ağır işkencelere maruz kaldı. İşkence gördükleri, doktor raporlarıyla da belgelenen çocukların anlattıkları dehşet verici. 17 yaşındaki O.D., 16 yaşındaki Ş.Y., 14 yaşındaki Ö.S. kafalarına ayak ve silah dipçikleriyle vurulduğunu, yüzlerinin ve vücutlarının yumruklandığını söylüyor. Çocuklar ayrıca kafalarının klozete sokulduğunu söylüyorlar. Çocukların yüzlerinde ve vücutlarının çeşitli yerlerinde kırıklar, morluklar ve eziklikler var. Bazılarının sol gözünde işkenceden ötürü görme kaybı var ve daha bir sürü kötü muamele ve işkenceyle bu çocuklar karşılaştı.

Elbette ki kolluğun marifetleri bununla sınırlı değil. Yine az önce de dile geldiği gibi, Ankara’nın göbeğinde bir polis bir genç kadını gözaltına alırken cinsel saldırıda bulunuyor. Günlerdir kamuoyuna yansıyan fotoğraflarda da açık ve net bir şekilde cinsel saldırı, maalesef, görülüyor. Günlerdir kamuoyu bu iğrenç olaya tepki gösterirken, bahsi geçen polisle ilgili harekete geçilmesini beklerken Ankara Emniyet Müdürlüğü “Babası FET֒cü.” diye açıklama yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) – “Özrü kabahatinden büyük.” dedikleri bu olsa gerek. Hukukun işlediği bir ülke olsaydık öncelikle o polis, sonra da bu açıklamayı yapan Emniyet müdürü görevden alınırdı. Tam da iktidarın kolluğuna yakışır bir açıklama. Polis o anda babasının FET֒cü olduğunu anladığı için mi acaba cinsel saldırıda bulundu? Bunu da yetkililere sormak istiyorum. Bundan daha iğrenç bir savunma olamazdı. Babasını bırakın, kendisi de FET֒cü olsa bile yine bu şahsa polis cinsel saldırıda bu-lu-na-maz, bunu özellikle belirtmek istiyorum. Hiçbir koşul böylesi iğrenç bir saldırıyı meşru gösteremez, göstermemeli.

O sırada, bu işkenceleri, cinsel saldırıları yapanların başı olan İçişleri Bakanı mesaisini HDP’ye saldırarak doldurmaya çalışıyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, toparlayalım.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Yine, Cizrespor Kulübü Antalya’da ırkçı saldırıya uğruyor. Saldırganlar hakkında şu ana kadar yapılmış bir işlem yok.

Yine, üç gün önce Haymana ilçe binamıza saldırı gerçekleşti, camları kırıldı.

Tüm bunlar, ırkçılığa, tekçiliğe, eril zihniyete dayalı yönetim mantığından kaynaklanıyor. Seçim yaklaşırken dozaj daha da artırılıyor. Bağırıp çağırarak seçim sürecini yönetmek isteyenlere bir kez daha söylüyoruz: 31 Martta demokrasi kazanacak.

Yine bir kez daha tekrarlamak istediğimiz mevzu Leyla Güven’in açlık grevi. Bugün açlık grevinin 104’üncü günü; Sebahat Tuncel ve Selma Irmak’ın açlık grevlerinin 36’ncı günü; cezaevlerindeki 31 tutuklu ve hükümlünün açlık grevlerinin 66’ncı günü bugün ve bunların sesine, taleplerine kulak verilmesini bir kez daha tekrarlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Özkoç…

25.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, vefatı nedeniyle 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye ve 22’nci Dönem İstanbul Milletvekili Halil Akyüz’e Allah’tan rahmet dilediğine, Cumhuriyet gazetesi davasında verilen cezaların onanmasını ve belediye başkan adayı Mehmet Şahin’in camide seçim çalışması yapmasını kınadıklarına, seçim yarışına eşit koşullarda girilmediğine, Cumhurbaşkanının tanzim satış mağazaları için “Bu, varlık kuyruğudur.” ifadesine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Fikret Ünlü’nün -eski gençlik ve spordan sorumlu Devlet Bakanımız- Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu bugün üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Halil Akyüz’ün -büyüğümüz, 22’nci Dönem Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekilimiz- Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu öğrenmiş bulunduk. Kendisine rahmet, ailesine ve Cumhuriyet Halk Partisi örgütüne başsağlığı diliyor, üzüntülerimizi ifade ediyoruz.

Cumhuriyet gazetesi yazarlarının tekrar tutuklanmasına ilişkin istinaf mahkemesinde alınan kararı kınıyoruz. Gazetecileri, yazarları, öğrencileri, hukuk insanlarını cezaevine koyarak eşitlik, özgürlük ilkelerini Türkiye'de büyütebilmek mümkün değildir. Cezaevlerine gerçek suçluları koymak, hırsızları koymak, iftiracıları koymak, bakanlık yaparken halkın malını kendi evinde saklayanları koymak doğrudur, yoksa onları yazanları cezaevine koymak doğru değildir diye düşünüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir seçime gidiyoruz, yerel seçimlere gidiyoruz. Yerel seçimlere giderken ilgili yasa, seçim zamanında genel yollar üzerinde ve mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesisler ile seçim kurullarınca gösterilen başka meydanlarda toplu olarak sözlü propaganda yapılmasının yasak olduğunu söylüyor. Peki, yasaksa Yalova’da bir belediye başkanımızın camide verdiği bu kahvaltı bir mabette siyasi çalışma olmanın dışında nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yalova Kadıköy Belediye Başkanı ve adayı Mehmet Şahin “Özden Mahallesi’ndeki Yeşil Cami’de seçim çalışması yaptım.” diyerek kendisi duyurmuştur bu çalışmayı, daha sonra da inkâr etmiştir. Caminin, içerisinde herkesin eşit koşullarda ibadetini yapacağı yerin, bir mabedin, yerlere -bir siyasi partinin kendi temsilcisini oraya getirterek- kahvaltı malzemeleri serilip bir propagandaya alet edilmesini kınıyoruz. Bunu doğru bulmuyoruz. Bu kadar vahşice bir yaklaşımın doğru olmadığını, her şeyin kullanılmasını, dinin istismar edilmesini doğru bulmuyoruz.

Sayın Başkan, Cumhurbaşkanımız, defalarca “Yerel seçimlerde gürültü ve görüntü kirliliğine izin vermeyeceğiz.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, toparlayalım Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Eski tarz kampanya yöntemleri şehrimizi kirleten, tepkiye yol açan bir hâle geldi. Gürültü kirliliği oluşturan kampanya yöntemini tamamen terk ediyoruz. Parti teşkilatı ve seçim koordinasyon merkezlerinin olduğu yerlere bayraklar asılabilir. Bunun dışında görüntü kirliliğine müsaade edilmeyecektir.” diyor.

Sayın Başkan, Ankara’da yaşayan bütün milletvekillerimiz görecektir ki aydınlatmaların üzerine “yapılamaz” denilen bütün siyasi amblemli afişler asılmıştır. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve belediye başkan adayının bütün resimleri her direkte, her direkte asılıdır ve korkunç bir görüntü kirliliği göstermektedir. Cumhurbaşkanını yalancı durumuna düşüren kimdir? Bir Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını, böyle bir emri verdiği hâlde, kendisini de kullanarak, kendi resmini de kullanarak yalancı duruma getiren zihniyet kimse, bu, onun hesabını vermelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ayrıca şunu ifade etmek isterim ki bugün Genel Başkanımızın grup toplantısında kırk dört dakika süren bir konuşması mevcuttur. Kırk dört dakikalık konuşmayı bütün televizyon kanalları bire bir verirken TRT sadece on dakika canlı yayını vermiş, on dakika sonra da yirmi dört saat açık millet kıraathanelerinin nasıl hizmet verdiğini anlatmaya başlamıştır.

Değerli arkadaşlar, eğer eşit koşullarda bir yarışa girecekseniz beraber girelim, yarışalım. Siz ne yaparsanız yapın, milletimizi soğana muhtaç eden, domatese muhtaç eden, her türlü gıdaya muhtaç eden, evinde yiyecek malzemesi bulunamayacak noktaya getiren, esnafımızı mağdur eden, işçiyi mağdur eden bu anlayış er ya da geç sandığa gömülecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özkoç, bitirelim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Ancak bu son çırpınmalarınız, hiçbir kural tanımadan, hiçbir hukuk kuralı tanımadan hatta kendi sözlerinizi de çiğneyerek sizin ne kadar vahşice bir seçim kampanyasını yürüttüğünüzü göstermektedir. Biz bunun her zaman karşısında olacağız.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu da ifade ediyoruz: Tanzim satış mağazaları için Sayın Cumhurbaşkanımız “Bu, varlık kuyruğudur.” diyor. Varlık kuyruğuysa neden burada öve öve anlatan milletvekillerimiz o varlık kuyruğunda değiller? Neden Sayın Cumhurbaşkanımızın yakınlarından, ailesinden, kendisinden hiçbirisi bu varlık kuyruğuna girmiyor? Yoksul halkımız saatlerce orada kuyruk beklerken saraylarda yaşayan insanların bunu “varlık kuyruğu” diye adlandırması herhâlde bu toplumun acı hatırasında bir kez daha yerini alacaktır.

BAŞKAN – Söz sırası AK PARTİ Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Zengin’de.

Buyurun Sayın Zengin.

26.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Hakk’ın rahmetine kavuşan Fikret Ünlü ile Halil Akyüz’e ve Muğla Milas’ta göçük altında kalan işçilere Allah’tan rahmet dilediğine, Binali Yıldırım’a seçim yarışında başarı temenni ettiğine, Merve Demirel olayıyla ilgili olarak Emniyet teşkilatına yapılan ithamları reddettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben de tüm arkadaşlarım gibi, Hakk’ın rahmetine kavuşan eski bakanlarımızdan Fikret Ünlü’ye, eski milletvekillerimizden Halil Akyüz’e Allah’tan rahmet diliyorum; ailelerine, siyasi ailelerine, her birine taziyelerimizi iletiyorum grubumuz adına.

Elbette, Muğla Milas’ta hayatını kaybeden işçi arkadaşlarımıza, kardeşlerimize de rahmet diliyoruz, üzüntülerimizi ifade ediyoruz ve devamında da dün, yedi ayı aşkın bir dönemdir Meclisimizi hakkıyla idare eden Meclis Başkanımız Binali Yıldırım görevinden ayrıldı, kendisine çıktığı yolda başarılar diliyoruz ve devamında da Sayın Celal Adan’a bir haftalığına görevi devretti ve bu hafta sonu da yeni Meclis Başkanımızı seçeceğiz. Ben her bir sürecin, seçim süreçlerinin hem partilerimize hem de milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Tabii ki konuşmalarda pek çok mesele var ama bunlar içerisinden en önemsediğim konuyu seçerek o konu üzerine birkaç kelam etmek istiyorum.

Bunlardan, şahsımda gördüğüm en önemlisi, Merve Demirel’le alakalı, ayın 16’sında yaşanan olaydır. Böyle bir meseleyi konuşurken tabii çok dengeli bir muhakemeyle götürmemiz gerektiği kanaatindeyim. Bunlardan bir tanesi, olayı yaşayan kadının içinde bulunduğu durum, devamında da bu eylemi yapanın ve itham edilenin –hacmini, ne olduğunu göreceğiz hep beraber- hakkı hukuku ve devamında da buradan yola çıkılarak Emniyet teşkilatımıza yapılan ithamlar.

Bir süredir zaten Genel Kurulda da özellikle Emniyet teşkilatımıza ilişkin çok nahoş ifadeler kullanılıyor. Bugün de oldu, hatiplerden birisi bir ilçe emniyet müdürümüz için “sözde emniyet müdürü” ifadesini kullandı. Bunu tabii şiddetle reddediyoruz çünkü devletimizin görev verdiği, görevlendirdiği bir ilçe emniyet müdürüne hiç kimsenin “sözde emniyet müdürü” demeye hakkı yoktur. Ha, görevini yaparken bir hatası varsa, eğer böyle bir işkence iddiası varsa, bunun somutlaşması hâlinde biz sonuna kadar bunun takipçisiyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiçbir çocuğun, insanın işkence görmesine, bizler hukuk insanları ve milletvekilleri olarak tahammül edemeyiz.

Şimdi, burada şunu ifade etmek istiyorum: Olağan yollarla hak aramaya hepimiz varız ama olağan olmayan yollarla hak aranırken normalini aşan tablolar karşımıza çıkıyor. Ben o görüntüleri izledim, hem emniyet müdürlüğünün çektiği görüntüleri izledim hem de olay esnasında çekilen görüntüleri izledim. Bu görüntüler kamuoyuna dağıtılırken, bence kastı aşan bir şekilde, olaydan öte Emniyet teşkilatını tahkir etmek üzere bir üslup kullanılıyor. Bizim, burada yapmamız gereken, her ikisini aynı anda görmek.

Bir defa şunu belirtmemiz lazım: Prensip olarak, bir insan suç işlerken yakalandığı an ve devamında devam eden süreçler de dâhil olmak üzere asla bir cezalandırmaya tabi tutulamaz -bunu reddediyoruz- itibarsızlaştırılamaz. Yani bu hareketin, hangi sebeple olursa olsun -kastı aşarak olduğuna inanıyorum ama öyle bile olsa- bu görüntünün bir kadını itibarsızlaştırmasına biz müsaade etmeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, toparlayın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ama aynı şekilde, bu görüntüden yola çıkarak Emniyet teşkilatını “tacizci” diye itham etmeye de asla tahammülümüz olamaz.

Benim şahsi görüşüm, bir avukatım, yıllardır bu işlerin içerisindeyim; bu görüntüleri izlerken, ben, özensizlik içerisinde bir tavır görüyorum yani bir telaş içerisinde bir kişiyi arabaya yerleştirmeyle alakalı telaşın verdiği bir yanlış hareket var ama bunun da yanlış olduğunu söylüyorum, olmamalıydı. Keşke orada bir kadın polis olsaydı, onlar müdahil olsalardı ama buradan yola çıkarak da… Kaldı ki saatleri de takip ettim Sayın Başkan. Olay 15.00’te gerçekleşiyor, Merve Demirel saat 18.00’de tekrar bir eyleme katılıyor, şu ana kadar hâlâ da bir şikâyeti olmuyor. Ümit ederim, gider, şikâyetçi olur, biz de takip ederiz, nedir mesele, daha detaylı görme imkânımız olur ve bir gün sonra da sosyal medya üzerinden bu olayı aşan bir şekilde Emniyetimiz aleyhine bir kampanya yürütülüyor. Biz hepsinin hakla, adaletle takibinden yanayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Son bir cümle rica ediyorum.

Yani hem Merve Demirel’in yaşadığı mağduriyet neyse bunu takip edelim ama sonuçta da itham edilen, orada görevini yapan polis memuruna kendini savunmak için bir imkân verelim ama günün sonunda da asla ve kata Emniyet teşkilatımızı tahkir edecek, onları tacizle itham edecek bir tabloya da müsaade etmeyelim. Bu teşkilat hepimizin teşkilatı.

Teşekkür ediyorum.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan, birkaç cümle söylemek isterim.

BAŞKAN – Sayın Kurtulan, buyurun.

27.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’e şunu söylemek isterim yani biz şunu yapalım: Biz kadınlar, bu çatı altında bulunan tüm gruplardaki kadınlar, bu gibi durumları siyasetüstü görelim, hiç kimseyi savunmayalım. Biz toptan bir suçlama içerisine girmiyoruz, tüm polisler tacizcidir demedik, demiyoruz, olamaz böyle bir şey ancak bu teşkilatta böyle bir durum var, yaşanmış. Üstelik, emniyet müdürünün “Babası FET֒cüdür.” demesi tıpkı her gün takip ettiğimiz kadın cinayetlerinde “Yemeğin tuzunu fazla koydun. Komşuya niye gittin? Anneni niye ziyaret ettin? Şuraya niye gittin? Kapının eşiğine niye gittin? Seni çok seviyorum.” diyerek kadın cinayetlerini gerekçelendirme mantığının bir benzeridir, eril zihniyetin bir yaklaşımıdır. Biz kadınlar, bu çatı altında olanlar, hepimiz böyle görelim, bunu kabul etmeyelim.

Aynı zamanda arkadaşlar, biz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın artık bu tartışmayı.

FATMA KURTULAN (Mersin) - Tamam, teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Peki, teşekkürler.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Benim ilavem olabilir mi Sayın Başkan, bir cümleyle?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin, siz de toparlayın, herhâlde ortak bir irade belirdi zaten, siz de ona katkı sağlayın lütfen.

28.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, kadınlarla ilgili mağduriyete müsaade etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Elbette ortak irademizdir, kadınlarla ilgili mağduriyete asla müsaade etmeyiz. Ben Valiliğin yaptığı açıklamayı çok dikkatli okudum. Bu olay ile babasının FET֒den atılması arasında bir irtibat kurmuyor aslında. Fakat böyle bir ifadenin orada olmasına da gerek yok, onu belirtmek isterim. Onunla ikisi arasında da bir bağlantı kurmuyor, meşrulaştırmıyor, isteyen her bir arkadaşım -kamuoyuna açıktır- bunu zaten okuyabilir. Kaldı ki öyle olsa bile bunu yapamazsınız, hiçbir alakası yok, hiçbir arkadaşım da bunun olmasına asla müsaade etmez. Bunlar arasında –mantıken baktığınızda- hiçbir bağlantı yok zaten. Burada mesele, mağdur olduğunu iddia eden ile yaptığını iddia eden kişinin hukuka uygun olarak bu süreçlerini tamamlaması.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Binali Yıldırım’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından istifasına ilişkin yazısı vardır, okutuyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/21)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

31 Mart 2019 Mahallî İdare Seçimleri’nde aday olarak gösterilmem nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığından çekiliyorum.

Başkanlığım döneminde katkı ve destekleri nedeniyle Başkanlık Divanı üyelerine ve değerli milletvekillerine teşekkürlerimi sunarım.

Yüce Meclisin bilgilerine saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Binali Yıldırım

                                                                                                                                          İzmir

                                                                                                                                      18/2/2019

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, bilgilerinize sunulmuştur.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ı TBMM Başkanı olarak göstermiş olduğu çalışmalardan dolayı kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın Binali Yıldırım’la beraber yaklaşık yedi aylık bir süre içerisinde Meclis Başkan Vekilliği görevini sürdürürken son derece saygılı, nazik ve uygar bir ilişkiyi beraber sürdürdük. Meclisimizin güçlenmesi adına yaptığımız kişisel görüşmeler dışında her ortak platformda yapıcı ve uzlaşıcı bir anlayışı benimsemeye karşılıklı olarak özen gösterdik. Sonuçta bir siyasi karar verdi Sayın Binali Yıldırım, kendi takdiridir. Sayın Binali Yıldırım’ın bugüne değin Meclis Başkanı olarak göstermiş olduğu çalışmalardan dolayı kendisini kutluyor ve yaşantısında başarılar diliyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Duyurular

1.- TBMM Başkanı adaylarının 19 Şubat 2019 Salı gününden itibaren 23 Şubat 2019 Cumartesi günü saat 24.00’e kadar Başkanlık Divanına bildirilmesi gerektiğine ilişkin duyuru

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu duruma göre Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı boşalmış bulunmaktadır. Bugünden itibaren beş gün içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı için aday gösterilebilecektir. Başkan adayları, 23 Şubat 2019 Cumartesi günü saat 24.00’e kadar bildirilebilecektir. Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren beş gün içerisinde tamamlanacaktır.

Sürecin Meclisimize hayırlı olmasını dilerim.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu tarafından 18-19 Şubat 2019 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de 2019 Avrupa Parlamenter Haftası kapsamında “İstikrar, Ekonomik Koordinasyon ve Yönetişim” konulu parlamentolar arası konferansa katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/538)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından 18-19 Şubat 2019 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de 2019 Avrupa Parlamenter Haftası kapsamında “İstikrar, Ekonomik Koordinasyon ve Yönetişim” konulu parlamentolar arası konferans düzenlenecektir.

Söz konusu konferansa katılım sağlanması hususu 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                     Celal Adan

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                  Geçici Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Enginyurt, sizi çok aradım ama şimdi gördüm, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, vefatı nedeniyle 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye ve 22’nci Dönem İstanbul Milletvekili Halil Akyüz’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, 21’inci Dönemde 57’nci Hükûmette Devlet Bakanı olarak görev yapan, hakikaten beyefendi kişiliğiyle takdir ettiğim Sayın Fikret Ünlü’nün -ki Türk sporuna da büyük katkısı olmuş, Türkiye’yi dünya 3’üncüsü yapan bir takımın o dönem bakanlığını yapmıştır- vefatını derin üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım. Merhuma Allah’tan rahmet diliyorum.

22’nci Dönem CHP Trabzon Milletvekilimiz Sayın Halil Akyüz Beyefendi’ye Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına başsağlığı dileklerimi temenni ediyorum.

Size de çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Mersin Milletvekili Behiç Çelik ve 20 milletvekilinin, narenciye üreticilerinin yaşadığı sorunların incelenerek bu sorunların çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla 17/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/891) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

19/2/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/2/2019 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Lütfü Türkkan

                                                                                                                                        Kocaeli

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Mersin Milletvekili Behiç Çelik ve arkadaşları tarafından, narenciye üreticiliğinde üreticiler, girdi sağlayıcılar, nakliyeciler dâhil tüm kesimlerin sorunlarının araştırılarak narenciye üretimi ve ticaretindeki kapasitenin geliştirilmesi, ürünlerin ekonomik değerinin artırılmasına yönelik çözüm yolları bulunması amacıyla 17/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 19/2/2019 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi İYİ PARTİ grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere Mersin Milletvekilimiz Sayın Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; narenciye, turunçgil üretimi, pazarlaması, piyasası ve tüketimine kadar katedilen süreçte yaşanılan sorunların araştırılması, çözüm yolu bulunması için 17 Ocak 2019 tarihinde verdiğimiz Meclis araştırması talebimize istinaden söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulumuzu saygılarımla selamlıyorum.

Bu arada, on binlerin ebediyete uğurladığı Ozan Arif’i rahmetle anıyorum.

Yine aynı şekilde, Sayın Bakanımız Fikret Ünlü Bey’e, Milas’ta maden kazasında hayatını kaybeden 3 işçimize ve Afrin şehidimiz Umut Öznütepe’ye de Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Arkadaşlar, son günlerde gıda fiyatlarında, yaş sebze ve meyvede meydana gelen aşırı fiyat artışları toplumda infiale yol açmıştır. İktidarın vizyonsuzluğunu ve toplum gerçeklerinden uzak olduğunu gösteren baştan savma, palyatif icraatlarla infial geçiştirilmeye çalışılmaktadır. Yaş sebze ve meyvede görülen fiyat artışlarına çözüm bulmak bir zaman gerektirir, bir planlamaya ihtiyaç olduğu açıktır. Ne yapılabilir? Tarım arazisi yani toprak mülkiyetini tanzim etmek. Girdi maliyetlerini düşürmek. Üreticilerin eğitilerek üretme kapasitelerini artırmak. Sel, fırtına, hortum gibi afetlerle karşı karşıya kalan tarımsal tesis sahipleri ve bahçecilerin daha korunaklı olmalarını sağlamak, buraları koruma altına almak. Zirai kredilerin üretici lehine düzenlenmesi. TARSİM havuzunun güçlendirilerek üreticilere kolaylıklar sağlanması. Üreticiye nakliye desteği. Hallerin hızlı ve etkin hâle getirilmesi. Tüketici hallerinin güçlendirilerek mahallerine mal transferinin en düşük maliyetle ulaştırılması. Yaş sebze ve meyvede üreticilerin tüccarın insafına terk edilmemesi. Bu hususta, tekelleşmenin karşısında yer alınması. Narenciye ve yaş sebze ve meyve ithalatında kota uygulamasıyla yerli üreticinin korunması. Soğuk zincir uygulamasının gerçek anlamda oturtulması. Bakınız, bu yapılmadığı için geçen yıl ülkemizde üretilen toplam -kabaca- 40 milyon ton yaş sebze ve meyvenin 15 milyon tonu ıskartaya yani çöpe gitmiştir. Millî servetin bu şekilde heba edilmesi içler acısıdır. Devam edersek, köprü ve otoyol geçişlerinde kamyoncu esnafına kolaylıklar sağlayabiliriz. Mazot fiyatını indirebiliriz. Dağınık olan üreticileri üretici kooperatifleri şeklinde örgütleyebiliriz. Tarım Kanunu hükümleri uygulanmıyor, bunu uygulayabiliriz. Verilen hibe ve destekler farklı mahfillere gidiyor, bunu gerçek üreticilere ulaştırabiliriz. Vatandaşın üzerindeki aşırı vergi yükünü azaltabiliriz. Bunlar yapılıyor mu? Tabii ki yapılmıyor ama “Sera ürünlerini mevsiminde yiyin, o zaman yüksek fiyat olmaz.” diyen bir Tarım Bakanı, “Gıda işi olmasa enflasyon artmaz.” diyen bir Hazine ve Maliye Bakanının idaresinde milyonlarca müstahsil nasıl hayatını idame ettirecek?

Değerli arkadaşlar, ülkemizde yaklaşık 1,4 milyon dekar alanda narenciye üretimi yapılmaktadır, toplam üretimin ise yüzde 70’i Çukurova bölgesinde gerçekleştirilmektedir. Limonun sadece yüzde 60’ı Mersin ili Erdemli ilçesinde üretilmektedir.

Turunçgil üretiminde ülkemiz en ön sıralarda gözükmekte, bu da Türkiye'nin büyük bir gücü olduğunu kanıtlamaktadır. Turunçgil sektörünün mağduriyetinin giderilmesi hayati önem taşımaktadır. Eğer üretici ürününü hâlâ on yıl önceki fiyattan satmaya zorlanırsa -ki gerçekler bunu ispat etmektedir- bahçeler bir bir kesilerek ileride narenciye ithalatçısı bir ülke konumuna düşebiliriz. Geçmişte aynı oyun zeytinde de oynanmıştı ama narenciyeye musallat olan vurguncu ve fırsatçılara iktidar artık aman vermemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Ama bugüne kadar verildi mi? Verildi. Çiftçi lehine, üretici lehine politikalar üretmek, hayata geçirmek temel gaye olmalıdır.

Değerli arkadaşlar, narenciye üreticisinin sorunları katbekat artmış durumdadır. On yıl önceki fiyattan ürünlerini satıyorlar. Ancak iyi bir gelişme var, o da 2020 yılında 14’üncü Uluslararası Turunçgil Kongresi Mersin’de toplanacak. Bu konuda, Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Kocamaz da Turunçgil Koleksiyon Parkı’nı 2020 yılında hayata geçirmek için protokolü imzalamıştır.

Dolayısıyla, turunçgil üreticisinin sorunlarına, önergemizle parmak basmış oluyoruz, işaret etmiş oluyoruz. Meclis araştırması önergemiz umarım bütün grupların nezdinde yankı bulur.

Önergemizin kabulünü diler, saygılar sunarım.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekilimiz Sayın Meral Danış Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Beştaş.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, söz konusu önerge üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Bereketli topraklar üzerinde binbir emekle yetişen narenciye üretimi de maalesef başarısız ve öngörüsüz tarım politikalarının kurbanı olmaya adaydır ve şu anda da ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Özellikle son yıllarda Hükûmetin tarım politikalarındaki istikrarsızlığı verimli toprakların heba olmasına yol açarken diğer yandan da üretilen narenciyenin zarar görmesine -paralel olarak- yol açıyor. Çukurova illerinin ve hatta Türkiye’nin tarımda söz sahibi olması ve rekabet edebilir düzeye erişebilmesi amacıyla tarımın devam edegelen yapısal sorunlarının çözülmesi, tarımsal üretim ve ticaret politikalarının güçlendirilmesi, üretici eğitim ve refah düzeyinin yükseltilmesi, tarımsal desteklemelerin amacına uygun olarak sürdürülmesi ve etkilerinin değerlendirilmesi gerekir. Aynı şekilde, üreticinin örgütlenmesi, sorunlarının çözülmesi, tarım işçilerinin sosyal güvenlik ve İş Yasası kapsamlı sorunlarının giderilmesi, gıda güvenliğinin sağlanması, tarımsal danışmanlık sisteminin etkin kullanılması da büyük bir önem arz ediyor. Ancak bu çalışmaların hiçbiri yapılmamakta, mevcut durum her geçen gün daha da geriye düşmektedir.

Küreselleşmenin tarımda yansımalarıyla birlikte bu alanda ücretli çalışanların sorunları da hızla artmaktadır. Bugün yüz binlerce tarım işçisi çalışma sürelerini düzenleyen kurallardan, hafta tatili ve yıllık ücretli izin haklarından, işten çıkartılmaya karşı koruyucu düzenlemelerden, ihbar ve kıdem tazminatlarından yoksun olarak çalışmaya devam ediyor. Tabii ki mevsimlik tarım işçilerinin sorunları da her geçen gün çözülmeden büyüyor. Bu vesileyle, mevsimlik tarım işçisi Berivan Karakeçeli’nin bu zalimane koşulların kurbanı olduğunu da ifade etmek istiyorum.

Evet, Berivan Karakeçili’nin “Taş da yağsa çalışacaksınız.” diyen patronların emirlerine uymak zorunda olması kendi canına mal olmuştur.

Evet, diğer bir husus, narenciyenin uygun koşullarda saklanmamasına dairdir. Üretim aşamasından tüketime değin pek çok sorun narenciye üretimini ve üreticilerini sıkıntıya sokarken, mevcut ekonomik kriz yurttaşların narenciyeye erişim imkânlarını da zora sokmuş durumdadır.

Hâl böyleyken, ekolojik, demokratik, doğaya ve topluma zarar vermeyen, emekçinin haklarını koruyan, tarımsal üretimde kadın-erkek eşitliğini gözeten ve yurttaşlar için gıda sorununu çözen bir tarım politikası ihtiyacı zorunlu olarak önümüzde duruyor ancak mevcut iktidar, bu sorunlara çözüm üretme öngörü ve vizyonuna sahip değildir. Üzerinde bulunduğumuz bu bereketli topraklar iktidarın beceriksiz ve hırslı müteahhitlerine peşkeş çekilmişken halklara açlık ve yoksulluk dayatılmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bitiriyorum, çok az kaldı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Bu gidişata “dur” demek için önümüzde bir fırsat var, çok az bir süre kalan yerel seçimlerden söz ediyorum.

Evet, yerel seçimlerde irademize sahip çıkarak bu oyuna son verecek ve yerellerden öreceğimiz politikalarla narenciye üretimine dair sorunları da, makro anlamda tarım politikasızlığı sonucu ortaya çıkan vahameti de halkla birlikte tersine çevireceğiz.

Bu bağlamda, gerçekten bu önerge ve tarım politikalarına dair çok güçlü sorunlar önümüzde duruyor ve yerel seçimlerde bunu tersine çevirmek için halkımıza güveniyoruz; tarım üreticilerinin, işçilerin bu konuda gereken cevabı vereceğine de inanıyoruz diyorum ve teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekilimiz Sayın Cengiz Gökçel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Gökçel.

CHP GRUBU ADINA CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Narenciye dünyada en yaygın tüketilen meyve grubudur. Hem faydalı hem lezzetli olan bu ürün ülkemizde hak ettiği değeri göremiyor. Narenciye bahçeleri günden güne daralıyor, alnının terini tarlada bırakan çiftçi üretimden uzaklaşıyor. Herhangi bir alandan bahsetmiyoruz arkadaşlar, 1 milyon 600 bin tonluk bir ihracat büyüklüğünden ve yüzde 70’inden fazlası Çukurova bölgesinde yetişen narenciyeden söz ediyoruz. Dolayısıyla narenciye üretiminin her aşamasındaki sorunları etraflıca araştırıp çözüm üretmek zorundayız.

Değerli arkadaşlar, çiftçi ne ekip dikmiş olursa olsun zor günlerden geçiyor, üretim maliyetleri ve piyasa arasına sıkışmış durumda. Narenciye üreticisi belki daha da zor günler geçiriyor. Gübreden ilaca, sulamadan işçiliğe kadar tüm maliyet kalemleri aşırı arttı. Üretim yapan çiftçiden toplayan işçiye, paketlemesinden nakliyesine milyonlarca kişi geçimini narenciyeden sağlıyor ama narenciye fiyatları on beş yılda 20 kuruş artmış. Mersin’de 2004’te 40 kuruşa satılan portakal bugün 60 kuruş. Burada bir sorun yok mu sizce? Bence var. Üstelik narenciye üreticisi çok maliyetli bir şekilde üretim yapıyor ve narenciye üreticisi küçük ölçekli çiftçi. Üretim alanı küçüldükçe üretim maliyetleri daha da artıyor. Türkiye’deki narenciye üretiminin dörtte 1’ini yapan Mersin’de Erdemlili çiftçi limon bahçesini 1.100 liraya suluyor arkadaşlar. Bundan daha büyük ayıp olur mu, daha büyük zulüm olur mu?

Değerli arkadaşlar, narenciye iç piyasada kendi tüketicimize pazarladığımız bir ürün. Aynı zamanda narenciyeyi ihraç da ediyoruz. TÜİK verilerine göre 4 milyon tonun üzerinde üretim yapıyoruz, bunun 1 milyon 600 bin tonunu ihraç ediyoruz. Üretim rakamlarımız ÇKS’ye kayıtlı çiftçileri kapsıyor. Gerçek üretim bana göre 6 milyon ton dolayındadır. İhracatımızdan çok daha fazlasını üretiyoruz. Dolayısıyla ihracata verilen teşvik hem ekonomiyi kayıt altına almaya yarıyor hem de çiftçinin nefes almasını sağlıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ekliyorum Sayın Gökçel.

Buyurun.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – 125 dolara kadar çıkan ihracat teşvikleri geçen sene 50 liraya düştü, bu sene de maalesef narenciye çiftçisine, ihracatçısına hiçbir ihracat desteği verilmedi.

Değerli arkadaşlar, burada gerçekten bir narenciye üreticisi olarak konuşuyorum, köyde yaşayan bir çiftçi olarak konuşuyorum. Eğer bu ülkede yaşayan milyonlarca çiftçiye, köylüye, narenciye üreticisine, tarımdan geçimini sağlayan insanlara Parlamentoda sorumlukla görev yapan milletvekilleri olarak ve yürütmenin başı olarak, iktidarda olan partinin mensupları olarak bir katkımız olsun, bu sorunlar yaşanmasın, insanlar yaptıkları işlerden zarar etmesin, tüketici ucuza ürün tüketsin diyorsanız, sorumluluğunuzun gereği, gelin, bu öneriye, bu araştırma önergesine “evet” deyin. Ben sonuna kadar neler yaşandığını biliyorum, çözüm önerisi de Cumhuriyet Halk Partisinin 24 Haziran seçimlerindeki tarıma dair seçim bildirgesinde var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Bir saniye efendim…

BAŞKAN – Selamlamak için kısa bir süre veriyorum.

Buyurun.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Peki.

İsterseniz bu programı uygularsınız, isterseniz bu araştırma önergesine “evet” dersiniz, araştırma neticesinde ortaya çıkan sonucu uygulamaya sokarsınız, bu sorunları bir daha bu kürsülerden konuşmak zorunda kalmayız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, sağ olun, var olun. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen Mersin Milletvekilimiz Sayın Ali Cumhur Taşkın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Taşkın.

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin turunçgiller sektörü, son yıllarda yıllık ortalama 4,5 milyon ton üretimi, 2 milyar doları aşan ekonomik değeriyle özellikle Akdeniz ve Ege Bölgelerinde doğrudan ya da dolaylı olarak 5 milyon kişinin geçimini sağladığı önemli bir sektördür. Ülkemizin 2017 yılı toplam turunçgiller üretimi 4 milyon 769 bin 726 ton iken 2018 yılında ise yüzde 2,8 artışla 4 milyon 902 bin 52 ton olarak gerçekleşmiştir.

2018 yılında iklimsel faktörlere bağlı olarak meydana gelen değişimler hastalık ve zararlı etmenlerin etkinliğini artırmış ve rekolte üzerinde baskı oluşturmuştur. Ülkemizin turunçgiller pazarındaki payı yaklaşık yüzde 8 seviyelerindedir. 2018 yılında turunçgillerin toplam ihracatı 2 milyon ton olmuştur. Portakalda 162 milyon dolar, mandalinada 311 milyon dolar, limonda 330 milyon dolar, greyfurtta ise 88 milyon dolar olmak üzere, toplam 890 milyon dolar ülkemize döviz getirisi sağlanmıştır.

Bakanlığımızca 2018 yılı için üreticilerimize standart fidan kullanarak turunçgiller grubu ürünü için bahçe kurulumunda dekar başına 100 TL verilmiştir. Yine, sertifikalı fidan kullanarak bahçe tesisine ise 280 TL verilmiştir. Yine, mazot ve gübre desteği toplam 15,35 TL, organik tarım desteği 100 TL, iyi tarım uygulama desteği 50 TL, biyolojik mücadele desteği 50 TL, biyoteknik mücadele desteği 80 TL, küçük aile işletmesi desteğiyse 100 TL olarak verilmiştir. Bu destek uygulamalarına ilave olarak, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünce, tarımsal ürünlerin işlenmesi, depolanması ve paketlenmesine yönelik yeni tesislerin yapımı, mevcut faal olan veya olmayan tesislerin kapasite artırımı ve teknoloji yenilemesi ile kısmen yapılmış yatırımların tamamlanması için ise üst sınır 2 milyon TL olmak üzere, proje tutarının yüzde 50’si hibe olarak verilmektedir.

2018 yılında iklimsel faktörlere bağlı olarak Akdeniz meyve sineği yoğun olarak görülmüş ve Bakanlığımızca anında müdahale edilmiştir. Tarım ve Orman Bakanlığımızca, bu doğrultuda, Akdeniz meyve sineğiyle mücadele için ilçe müdürlüklerinde 27 ekip kurulmuştur ve bu zararlıyı takip etmektedir. Yine, zararlıyla mücadele için yoğun olarak çiftçi eğitim programları düzenlenmiştir. Üreticilerimize pilot proje kapsamında ücretsiz tuzaklar dağıtılmıştır. Yine, artıkların toplanması için ücretsiz poşet dağıtılmıştır. Yine, aynı zamanda, 158 üreticiye 515 bin TL destek ödemesi yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taşkın, bir dakika ekliyorum.

Buyurun.

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Devamla) - Bu çalışmalar sonunda zararlı kontrol altına alınarak başarılı bir mücadele çalışması yapılmıştır. Belirlenmiş olan bu program 2019 yılında da artarak devam edecektir.

Tarım ve Orman Bakanlığımızca turunçgillerle ilgili uluslararası çalışmalar takip edilmektedir. Bu kapsamda, 2020 yılında, 14. Uluslararası Turunçgil Kongresi ilk kez ülkemizde ve seçim bölgem Mersin’de yapılacaktır. Bu bakımdan, Mersin’imiz için ve ülkemiz için bu Turunçgil Kongresi’ni önemli görüyoruz.

Tüm çiftçilerimizi, aziz milletimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de kadınların siyasette eşit temsilinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 19/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

19/2/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/2/2019 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Fatma Kurtulan

                                                                                                                                         Mersin

                                                                                                                         HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

19 Şubat 2019 tarihinde Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de kadınların siyasette eşit temsilinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan (1535 sıra numaralı) Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 19/2/2019 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi önerinin gerekçesini açıklamak üzere Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Filiz Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Kerestecioğlu.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, siyasete kadınların katılımından söz edeceğim. “Siyasete katılım nedir?” diye aslında sormak istiyorum. Makam araçları, patronaj ilişkileri, kaba bir oy hesabı mıdır siyaset? Mevki, unvan peşinde koşarken “Nasıl yaşamalı, ne yapmalı?” diye sormaktan vazgeç midir?

Biz kadınların bir sloganı var: “Kişisel olan, özel alan politiktir.” diyoruz. Ne demektir bu? Hayatımıza, yapmak istediklerimize sınır koymaya çalışan her şey siyasetle ilgilidir. Bizi eve, ev işine, aslında makbul kadınlık görevlerine, rollerine hapsetmeye çalışan her şey bizim için siyasetin konusudur. Bu yüzden Meclis kürsüsünde de sokakta da ısrarla varız diyoruz.

Evet, siyaset yalnızca makam, mevki sahibi olmak değildir. Temsil alanlarında eşitçe var olma, bu alanları, mesela Meclisi dönüştürme mücadelesi siyasettir. Sokağa çıkmak, eyleme gitmek, açıklama yapmak siyaset yapmak demektir.

Geçtiğimiz gün polisin herkesin gözü önünde taciz ettiği, şiddet uyguladığı genç kadın Merve orada ne yapmaktadır sizce? Basbayağı siyaset yapmaktadır. Siyaset budur. Eylem yaptı diye, topu topu 3 kişiyi gözaltına almak, taciz etmek, bir de üstüne “Babası FET֒cü.” gibi tuhaf açıklamalarla yaptığını meşrulaştırmaya çalışmak ise fütursuzluktur.

Soruyorum size: İktidarın en ufak bir açıklamaya dahi şiddetle karşılık verdiği bir ortamda kadınların siyasete katılması nasıl mümkün olacak? Sadece emniyet değil tabii, başka kurumlar da var. YÖK Başkanının açıklamalarına bakalım örneğin, diyor ki Yekta Saraç: “Kadına yönelik her türlü şiddet, eşitsizlik ve adaletsizliği önlemeye yönelik hazırlanan Tutum Belgesi’nden ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ kavramını çıkaracağız.” Niye, niye çıkaracakmış? Bu kavrama, murat edilenin dışında farklı anlamlar yüklendiği, bu anlamların toplumsal değerlerimiz ve kabullerimizle mütenasip olmadığı ve toplumca kabul görmediği, aslolanın aile değerlerimiz olduğu için. Bu ne demektir biliyor musunuz? “Biz en doğrusunu düşünürüz, kadınlar bizim çizdiğimiz çizginin, sınırın dışına çıkamazlar. Anayasa’yı, uluslararası sözleşmeleri çiğnemekten çekinmeyiz, kadınların taleplerini ve eşitlik mücadelelerini görmezden gelmekte de beis görmeyiz.” Bu yetmiyor, örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı ne diyor kadınların yoksulluk nafakasıyla ilgili? Sesleniyor kadınlara, diyor ki: “Siz, erkeklerin seksen yıllık kazanılmış hakkını elinden aldınız.” Bu kişi hâlen Yargıtay Başkanı olarak aile hukukuyla ilgili davalarda artık bir karar verebilecek makamda durabilir mi? Erkeklerin seksen yıllık kazanılmış hakkını elinden mi almaktadır yoksulluk nafakası? Erkek egemenliğini, yüzlerce yıllık erkek egemenliğini o küçücük küçücük paralarla verilen yoksulluk nafakası mı ortadan kaldıracak? Böyle bir şey mümkün mü? Ama siyasetin üst mevkilerini tutanlar, üst düzey bürokratlar bu hâldeyken kadınların Meclise, yerel yönetimlere, siyasi karar mekanizmalarına katılmaları gerçekten zor oluyor.

Bu sorunun yanıtını en iyi Meclisten görüyoruz aslında, durum ortada. 595 vekilin sadece 104’ü kadın, oranları siz biliyorsunuz. Yaklaşan yerel seçimlere baktığımız zaman, siyasete katılımda kadınların oranını yine aynı şekilde görüyoruz. AK PARTİ’nin açıkladığı 1.297 adaydan sadece 24’ü kadın. Tüzüğünde kadınlara yüzde 33 oranında temsil hakkı tanıyan Cumhuriyet Halk Partisinin açıkladığı kadın aday sayısı 44 ve bu rakam, açıklanan aday sayısının yalnızca yüzde 5,23’ü. Milliyetçi Hareket Partisinin açıkladığı 750 adaydan sadece 14’ü kadın. Bugüne kadar 122 aday açıklayan İYİ PARTİ’nin sadece 5 kadın adayı bulunuyor. Saadet Partisi de 2 kadın aday açıkladı. Kadınların seçilecek yerlerden aday gösterilip gösterilmediği de tabii ayrı bir sorun. Evet, partimiz HDP’de ise daha önceki seçimlerde olduğu gibi adaylarımızın yarısı kadın olarak gösterildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Erkek polis, erkek bürokrasi, erkek yargı, erkek partiler, işte kadınların siyasete katılımı önündeki en büyük esaslı engel budur.

Bugün size ben bu fırsatla aslında bir açıklama yapmak istiyorum, biraz sürpriz aslında. Bu şehrin merkezindeki bu ayrımcılığa karşı çıkmak için, özellikle belediye meclis üyeliklerinde kadınların varlığının önemine dikkat çekmek için, erkek siyaset değil gerçek siyaset demek için, başkanlık odaklı siyaset değil belediye meclisleri, mahalle meclisleri odaklı siyaset için, rant ve beton odaklı değil yaya ve insan odaklı, yeşil alanlar, tarım odaklı bir siyaset için, kadınlara her alanda söz ve karar hakkı için, tüm canlıların şehirde yaşam hakkı için, başta Gülten Kışanak olmak üzere hukuksuzca rehin alınmış tüm kadın belediye eş başkan adaylarımızın sesine ses katmak için, tekçilik değil özgürlükler için Ankara Çankaya Belediye Başkanlığına aday olduğumu sizlere ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Zengin, kısa bir açıklamanız olacak herhâlde.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in HDP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Ben Filiz Hanım’a bir meslektaşım da olarak aynı zamanda başarılar diliyorum, çıktığı yolda kolaylıklar diliyorum.

Tabii, şunu ifade etmek isterim: Ben çok uzun yıllar İstanbul Kadın Kolları Başkanlığı yaptım. Kadın olarak siyasette var olmanın zorluğunu yaşadım, gördüm, arkadaşlarım için mücadele ettim, özellikle meclis üyeliği ve belediye başkan adaylıklarıyla ilgili olarak masalarda çok kavga ettim açıkçası, çok mücadele ettim, bunun zorluğunu bilen birisiyim. Tabii, bu ithamları duyduğumuz zaman -ben, bütün arkadaşlarım şu günlerde de o mücadeleden geçiyoruz zaten- bu işler kolay olmuyor ve her bir siyasi parti de bence eminim büyük gayret sarf ediyor, biz de öyle yapıyoruz, diğer kadın arkadaşlarımız da bunu yapıyorlar. Yani burada birbirimizi itham etmeden bu konuda güç birliği yapmaktan yanayım. Zaten çok zor bir iş yapıyoruz. Ama şunu görüyorum: Bakın, Meclis üyesi olabiliyoruz, milletvekili olabiliyoruz ama ekip başı olmayla alakalı bir sıkıntı var, bütün siyasi partilerde var. Yani tek kişi seçileceği zaman, belediye başkanı olacağı zaman bir sorun yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Zengin, buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O yüzden, bunu aşmanın yolu da bu konuda birlik ve beraberlik içinde olmamızdan geçer.

Biraz evvelki konuşmamda zaten çok uzunca, Ankara’da yaşanan olayla alakalı kanaatlerimi ifade ettim, tekrar söylemeye o sebeple gerek duymuyorum yani çok net anlattığım kanaatindeyim. O yüzden, taciz vesaire bunları bence dengeli kullanalım. Neyi kastettiğim de çok net anlaşılıyor. Ve nihayetinde de biz, yoksulluk nafakasında da kadınların hakkının, hukukunun yanındayız ama erkeklerin hakkını koruyarak onların yanındayız.

Teşekkür ederim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu, sizin de mikrofonunuzu açalım. Bir adaylık kampanyanızı Meclisten başlattınız.

31.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Yok, biz makam, mevki peşinde değiliz; gerçekten siyasetin her alanda yapılması gerekliliği için adayım, onu o şekilde ifade ettim.

Özlem Hanım “itham” dedi, ben itham etmedim kimseyi, bir gerçeklikten söz ettim. Bunu, bu gerçekliği, tabii ki ben orada, her partide kadınların nasıl mücadele verdiğini bilerek söylüyorum zaten. Bu gerçekliği bilelim ve dayanışma içinde olalım ki bu rakamları değiştirelim. 1.297 adaydan 24’ü kadınsa burada itham değil, bir gerçeklik vardır, ifade etmek istediğim buydu.

Taciz de tacizdir, bunun başka bir adı yoktur. “Hayır demek, hayır demektir” diye kadınların bir sloganı vardır. Polis, özellikle kendi gücünü, makam, mevki gücünü elinde bulunduranlar, sadece polis değil, öğretmen olabilir, Meclis Başkanı olabilir, işte...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Kerestecioğlu, diğer konuşmacıyı davet edeceğim, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – ...başka makamlarda olan birisi olabilir; nüfuzunu kullanan herhangi birinin, hele de güç elinde olan, silah elinde olan birinin yaptığına karşı çıkma gücü olmayan bir kadının o anda uğradığı muamele tacizden başka bir şey değildir. Biz bunları Türkiye literatürüne geçirene kadar aynı şekilde yıllarca ömrümüzü verdik.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Dün Sayın Meclis Başkanının veda yemeğinde Sayın Meclis Başkanı 20’ye yakın milletvekilimizin belediye başkanlıkları için aday olduğunu ifade etti; bugün sayıyı 21 olarak düzeltiyoruz. Bakalım 31 Marttan sonra Meclisimizin yapılanması nasıl olacak.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de kadınların siyasette eşit temsilinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 19/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, İYİ PARTİ Grubu adına söz isteyen Erzurum Milletvekilimiz Muhammet Naci Cinisli.

Buyurun Sayın Cinisli. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süremiz üç dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de kadınların siyasette eşit temsilinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla Meclis araştırması açılması önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım.

Dün Afrin’de şehit düşen Erzurumlu hemşehrim Uzman Onbaşı Umut Öznütepe kardeşime Allah’tan rahmet, ailesine ve aziz Türk milletine başsağlığı dilerim. Bizleri de mübarek şehitlerimize layık kılmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.

Değerli milletvekilleri, gündemimizdeki önergeyi ilk duyduğumda içimde bir sızı oluştuğunu belirterek sözlerime başlamak isterim. Düşünün ki gerek millî gerekse manevi hassasiyetlerimize rağmen bugün kadınlarımızın siyasette önlerinin açılmasını haklı sebeplerle konu ediyoruz. Peygamber Efendimiz’in kadınların önemi ve hür irade sergilemeleriyle ilgili sözlerine ve millî tarihimizdeki tecrübelere rağmen bu konuda konuşma ihtiyacı hissediliyor.

Tarihimizde Millî Mücadele’mizin büyük aktörü Halide Edib Adıvar var, en çetin siyasi ve savaş şartlarında inisiyatif almış bir abide kadın. Memleketim Erzurum’un millî kahramanları deyince akla ilk iki kadın gelir: Kara Fatma ve Nene Hatun; savaş şartlarında büyük fedakârlıklarla millete öncülük etmişler. Belki de bu ruh yüzünden Erzurum’da ailelerin büyük hanımlarına “paşa” unvanı verilmiştir; erkek dadaştır, kadın paşadır.

Günümüze gelirsek en çetin, zor şartlar altında, çok ağır ve korku salan siyasi ortamımızda ortaya bir cesur kadın çıktı ve kendini tek otorite gören yönetici güce “Yeter.” diyerek mensubu olduğum İYİ PARTİ’yi kurdu, siyasetin başaktörlerinden biri oldu. Buradan, millî ruhu layığıyla temsil eden, bir kadın siyasetçi olan Sayın Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi’ye şükranlarımı sunarım.

Değerli milletvekilleri, gerek sosyal hayat gerek iş hayatında gerekse siyasi platformlarda kadınların olmamasını düşünemeyiz. Günümüzde bu alanlardaki yavanlık da kadınlara yeteri kadar önem verilmemesinden kaynaklanıyor. Hayatın her alanında ama özellikle siyasette kaliteyi artıracağını düşündüğümüz rekabeti, zaman zaman rezalete çevirebiliyoruz. Bunun da olmaması için kadınların katılımı şart.

Sözlerimin sonunda, bir vatan hizmeti olarak gördüğüm milletvekilliği görevimi Türkiye Büyük Millet Meclisindeki değerli milletvekili hanımefendilerle birlikte yapmaktan onur duyduğumu belirtirim.

Parlamentomuzda görev yapmış kadın milletvekillerimizden vefat etmiş olanlara Allah’tan rahmet, hayatta bulunanlara esenlikler diliyorum.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 19 milletvekilinin belediye başkanlıkları için aday olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, Kanunlar Dairesinden listeyi getirttirdim, 19 milletvekili arkadaşımız aday.

Sayın Kerestecioğlu, sizinle beraber 19 milletvekilimiz aday.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de kadınların siyasette eşit temsilinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 19/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, öneri üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sezgin Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süremiz üç dakika Sayın Tanrıkulu.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Öncelikle, Türkiye’de kadın-erkek eşitliği mücadelesini hayatın her alanında geçirmeye çalışan tüm kadınları kutlayarak ve selamlayarak konuşmama başlamak istiyorum.

Maalesef, kadınların siyasette ve kamuda olmamasının nedeni, bana göre, öncelikli olarak mevzuat değil, öncelikli olarak erkek zihniyetidir. Bu zihniyet, kadınların hayatın her alanında ve siyasette olmasının önüne geçmektedir. Bu eleştiriyi aynı zamanda kendi partime de yapıyorum. Kadın-erkek eşitliğini veya cinsiyet eşitliğini Anayasa’yla sağlayamazsanız, yasalarla sağlayamazsanız veya tüzükle sağlayamazsanız ancak zihniyetle, bir zihniyet dönüşümüyle sağlayabilirsiniz. Maalesef, Türkiye’de henüz, erkeklerde, erkek egemen zihniyette o zihniyet dönüşümü olmamıştır. Nitekim bugün aslında kadınların yani yerel yönetimlerde olması gereken kadınların, yerel yönetimlerdeki listelere baktığımızda neredeyse kadının adının hiç olmadığını görüyoruz. Zihniyet şudur: Kadının adı yok ama oyu var. Bu yaklaşımın değişmesi lazım ve eşitlikçi bir anlayışın hayatın her alanına ve siyasete hâkim olması lazım. Ama Adalet ve Kalkınma Partisinin yaklaşımları ve egemen erkek zihniyet bunun önüne geçiyor. Geçenlerde Anayasa Mahkemesine bir üye atandı, ismini ilk duyduğumda sevindim ve “Aman ne güzel, bir kadın atanmış.” dedim ama maalesef yani Yıldız hanım değil de Yıldız Bey atanmış. Yani o, bir fırsattı ama o fırsat bile değerlendirilemedi.

Bu vesileyle iki gün önce Yüksel Caddesi’nde gerçekleşen cinsel saldırıyla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. İlk gün bu kadına ulaştım, kendisiyle konuştum ve biraz önce de Kocaeli Milletvekili Gergerlioğlu’yla beraber, kadının kendisiyle beraber Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk. Yani bu, çok açık bir cinsel saldırıdır. Ankara Emniyet Müdürlüğünün açıklaması da burada, birkaç kere okudum, açıklamanın kendisi sorunlu ve maalesef ama maalesef söylenenin aksine, hiç gereği yokken ve yeri yokken babasının ve ailesinin sıfatlarından ve işlediği suçlardan bahsediliyor. Bu, açıkça bu cinsel saldırıyı meşrulaştırma ve saldırıyı yapanı koruma biçimidir. Bu, yeni bir koruma yöntemi değil, öteden beri yani sonuçta, cinsel saldırı, işkence suçlarına bir vesileyle karışan görevliler idarenin korumasından faydalanmaktadırlar. Ben bu açıklamadan “Bir idari soruşturma da başlatılmıştır, her şeye rağmen.” ibaresini beklerdim. Ama maalesef olmadı. Dolayısıyla saldırganı koruyan bu açıklama reddedilmelidir ve Ankara Emniyet Müdürlüğü de bu vesileyle toplumun tümünden özür dilemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bir konuya daha değinmem gerekiyor Sayın Başkan, bu vesileyle Meclis kürsüsünden ifade etmeliyim: 13 Şubat tarihinde Ankara’nın Altındağ semtinde Özgür Kaya ve Yasin Ugan isimli, 41 ve 43 yaşlarında, arandıkları ifade edilen 2 yurttaşımız, Çamlık Mahallesi’ndeki kaldıkları evlerden silahlı bir ekip tarafından alınmışlardır başlarına poşet geçirilerek ve bu ekip kendilerini polis olarak tanıtmıştır. Eşinin, yakınlarının ve avukatlarının tüm başvurularına rağmen bu saate kadar nerede oldukları konusunda Ankara Emniyet Müdürlüğünden, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından bir bilgi alınamamıştır. Zorla kaybedilme vakası insanlığa karşı suçtur ve bu zorla kaybedilme vakası son iki buçuk yıldır Ankara’nın merkezinde birçok kez tekrarlanmıştır. Buradan İçişleri Bakanına ve Ankara Emniyet Müdürüne çağrıda bulunuyorum. Bu iki yurttaşımızın akıbeti konusunda kamuoyunu bilgilendirsinler.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekilimiz Sayın Jülide İskenderoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın İskenderoğlu.

AK PARTİ GRUBU ADINA JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle kadınlarla ilgili sorunları aşacaksak bu konuyu partilerüstü bir mesele olarak görmemiz gerektiğini ifade etmek istiyorum. Son on yedi yılda kadınların siyaset sahnesinde daha etkin rol oynadığını görmeyi, kadın belediye başkanlarının ve kadın milletvekillerinin sayısının artış göstermesini demokrasimiz adına son derece mutluluk ve umut verici görüyoruz. Kadınlarımızın siyasetteki temsil oranları ile bürokrasideki, sivil toplum kuruluşlarındaki, akademi dünyasındaki ve iş dünyasındaki sayılarının birlikte artış göstermesi geleceğe daha güvenle bakmamızı sağlıyor. Kadınlarımızın üstlendiği bu sorumlulukla birlikte karar mekanizmalarında daha aktif yer almalarını önceliyoruz. Temel kanunlarımızda yapılan düzenlemelerle kadın-erkek fırsat eşitliğini gözeten, cinsiyete dayalı ayrımcılığı ortadan kaldıran düzenlemelerden bazılarını sizlerle paylaşmak istiyorum ki yaptıklarımızın hepsini saymaya kalksam süremiz yetmeyecektir. Eğitimden sağlığa, istihdamdan siyasal hayata katılıma kadar kadınımız için pozitif ayrımcılık içeren pek çok çalışmayı hayata geçirdik.

2004 yılında Anayasa’nın 10’uncu maddesine “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” hükmü eklenmiş olup 2010 yılında yapılan son değişiklikle, “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.” hükmüyle söz konusu madde “pozitif ayrımcılık” hususunu da içinde barındıran oldukça güçlü bir yapıya kavuşturulmuştur.

2009 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisimizde Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonumuzu kurduk.

Ülkemizde kadınların çalışma hayatına bakıldığında, 2005 yılında ülkemizde istihdam edilen 5 milyon 108 bin kadın bulunurken, 2018 Ağustos itibarıyla bu rakamın 8 milyon 763 bine çıktığını ve önemli ilerlemelerin olduğunu görmekteyiz.

Karar alma mekanizmalarında ve siyasal hayata katılımda, 2002 genel seçimlerinde Parlamentoda kadın milletvekili sayısı 24, kadın temsil oranı yüzde 4,4 iken 24 Haziran 2018 genel seçimlerinde ise kadın milletvekili oranı yüzde 17,4’e yükselmiştir, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kadın milletvekili sayısı 600 milletvekili içerisinde 104 olmuştur. Ayrıca, siyasete seçilmek üzere değil, toplumun en önemli mimarlarından kadınlarımıza çeşitli makam ve görevlerde yer veriyoruz.

24 Haziran 2018 seçimiyle uygulamaya konulan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde kabinede 2 bakan görev yapmaktadır. Ayrıca, Bakanlıkta görev yapan bakan yardımcılarımızın 4’ü kadındır. Gazi Meclisimizde 2 kâtip üyemiz var.

Bu örnekleri aslında çoğaltmak mümkün.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

JÜLİDE İSKENDEROĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

2019 yerel seçimlerinde kadın belediye başkanlarımızın sayısının artacağı inancımızla, AK PARTİ olarak 25 kadın belediye başkan adayımızla “gönül belediyeciliği”ne talip olduğumuzu belirtiyorum.

Verilen grup önerisinde, kadın milletvekili olarak bizlerin katıldığı ve katılmadığı noktaların olduğunu vurguluyorum. Yıllardır partimizin kadın teşkilatlarından gelen ve milletvekili olan bir siyasetçi olarak, son olarak bizler kadınlarımıza sağladığımız her türlü eşitlik ve pozitif imkânlarla beraber günün şartlarını dünya standartlarını göz önüne alarak düzelteceğimizi belirtmek isterim. Kadınların her alanda eşitliğinin siyasi partilerin yanı sıra, geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğine inanıyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir cümle söyleyeceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, Sayın Milletvekili Sezgin Tanrıkulu Bey’in konuşmaları başlangıç açısından bizim için çok önemli, hemfikiriz; Yıldız Bey de arkadaşımız, orada güzel görevler yapacağını düşünüyoruz ama bir kadının olmasını biz de her hâlükârda çok arzu ediyoruz bu tarz görevlerde.

Ben Merve Demirel Hanımefendi’nin yapmış olduğu suç duyurusunu anlamlı buluyorum. Parti olarak sonuna kadar bunun takipçisi olacağız. Bu noktada baktığımız zaman durduğumuz yer aynı yer. Kim neyi yapmışsa… Biz mağdurun da yanındayız ama suçu ispatlanmadan bir tacizci olarak tanımlanmasını da doğru bulmuyoruz bu eylemi yapan, Emniyette çalışan beyefendinin. Bunun takipçisi olacağız.

Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de kadınların siyasette eşit temsilinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla 19/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Gökcan, Milas’taki maden kazasıyla ilgili bir bilgi vereceğinizi ifade ettiniz. Ben 60’a göre size bir dakika söz veriyorum.

Sonra Karaman Milletvekili olarak Sayın Ünver size söz vereceğim, Karamanlı bir hemşehriniz Fikret Ünlü’nün vefatı nedeniyle.

Buyurun Sayın Gökcan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın, Muğla ili Milas ilçesinde maden ocağında meydana gelen göçükte hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine ve kazayla ilgili soruşturmanın devam ettiğine ilişkin açıklaması

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün Milas ilçemizde özel sektör tarafından işletilen maden sahasında maalesef bir göçük meydana gelmiştir. Göçüğü haber alır almaz devletimiz teyakkuza geçmiş, başta AFAD olmak üzere, sağlık ekiplerimiz, itfaiye, UMKE’yle ilgili tüm birimlerimiz kaza bölgesine intikal etmiştir. İvedilikle arama kurtarma çalışmaları başlamıştır. Muğla Valimiz Esengül Civelek ve milletvekili arkadaşım Mehmet Yavuz Demir’le birlikte biz de hızlıca kaza bölgesine giderek arama kurtarma çalışmalarını yakından takip ettik. Çalışmalar sonucu göçük altından maalesef 3 vatandaşımızın cansız bedeni çıkartılmıştır. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

Kazanın en başından itibaren Milas Cumhuriyet Başsavcısının koordinesinde 3 cumhuriyet başsavcısı görevlendirilmiştir. Soruşturma kapsamında ilk anda maden mühendisi, inşaat mühendisi ve iş güvenliği uzmanından müteşekkil bilirkişi ekibi oluşturulmuş ve olay yerinde hazır tutulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Gökcan.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Kazayla ilgili soruşturma tüm yönleriyle devam etmektedir.

Bu bilgiler ışığında yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün; Muğla ili Milas ilçesinde meydana gelen göçükte hayatını kaybeden yurttaşlara Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Ben de ölen yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, tüm Milaslı yurttaşlarımızın hepsine ve tüm Türkiye'ye de başsağlığı diliyorum.

Sayın Ünver, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, Hemşehrisi ve 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün acımız büyük, hemşehrimiz 20, 21 ve 22’nci Dönem Karaman Milletvekilimiz, 56’ncı ve 57’nci cumhuriyet hükûmetlerinin gençlik ve spordan sorumlu Devlet Bakanı, saygın siyasetçi ve devlet adamı Fikret Ünlü ağabeyimizi kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. 2001 yılında A Millî Basketbol Takımı’mızın Avrupa 2’ncisi, 2002 yılında A Millî Futbol Takımı’mızın dünya 3’üncüsü olduğu dönemin Spor Bakanı, Türkiye’ye ve Karaman’a sayısız sporcu, spor ve eğitim tesisi kazandıran, Karaman’ımızın gurur kaynağı Fikret ağabeyimize Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına, Ermenekli hemşehrilerime, Karaman’ımıza, Türkiye’ye, tüm sevenlerine ve Cumhuriyet Halk Partisi örgütümüze başsağlığı ve sabırlar diliyor, şahsımdan önceki son Karaman Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili olması hasebiyle kendisinden bayrağı devralmış bir siyasetçi olarak hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Allah mekânını cennet eylesin.

BAŞKAN – Sayın Fikret Ünlü’nün vefatından dolayı ben de kendisine tekrar Allah’tan rahmet diliyorum, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Yine konuşmamın başında ifade etmiştim, İstanbul Milletvekili Trabzonlu Sayın Halil Akyüz’ün de vefatı hepimizi sarstı, kendisine tekrar Allah’tan rahmet diliyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Tokat Milletvekili Kadim Durmaz ve arkadaşları tarafından, bankaların sicil affından yararlanamayan esnaf ve çiftçilerimizin tespiti amacıyla 19/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

19/2/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/2/2019 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                    Engin Özkoç

                                                                                                                                        Sakarya

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Tokat Milletvekili Kadim Durmaz ve arkadaşları tarafından bankaların sicil affından yararlanamayan esnaf ve çiftçilerimizin tespiti amacıyla 19/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (769 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 19/2/2019 Salı günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tokat Milletvekilimiz Sayın Kadim Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Durmaz.

CHP GRUBU ADINA KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, yüce Meclisin değerli üyeleri, bizi izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, AK PARTİ iktidarlarının on yedi yıl sonunda getirdiği sorunlar ve bunlara torba yasayla çözüm arama alışkanlıkları devam ediyor. Tabii, 27 Ocak 2017’de Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüp daha sonra da Mecliste kabul edilerek yayınlanmış bir sicil affı var arkadaşlar. Bu, komisyonda görüşüldüğünde gerçekten üreticiden, çiftçiden, küçük esnaftan, KOBİ’den, sanatkârdan yana bir tasarı hâlindeydi ama Bankalar Birliği temsilcileri o zamanki Gümrük ve Ticaret Bakanı Tüfenkci’yi ikna edip bu konuda sonuna bir iki cümle ve kelime ekleyerek bu yasa toplum kesiminin umudu olmaktan çıkarıldı.

Bakın değerli arkadaşlar, “19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun ek 1 inci maddesi hükmü uyarınca kurulan Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi nezdinde tutulan kayıtları, söz konusu borçların ödenmesi geciken kısmının bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde tamamının ödenmesi veya yeniden yapılandırılması halinde, bu kişilerle yapılan finansal işlemlerde kredi kuruluşları ve finansal kuruluşlar tarafından dikkate alınmayabilir.” diyor. Yani o bankaları bağlayan… Vatandaşın, KOBİ’nin, sanatkârın, emeklinin, kredi kartı borçlusunun umutla beklediği şey bankaların inisiyatifine bırakılmış yani canı isterse dikkate alıyor, isterse almayabiliyor. Böyle olunca da cüzi bir para da lazım olsa, yeteri kadar ipotek ve teminat, kefil, kefalet vermiş olsa da değerli arkadaşlar, kimse bunu aşıp o krediyi alamıyor. Öyleyse, yüce Meclisin iyi niyetle çıkarmış olduğu yasaları dikkatle gözden geçirip bu ülkede yaşayan insanların dertlerine, sorunlarına çözüm merkezli olmasını diliyorum.

Birçoğumuz esnaf kökenliyiz, memur kökenliyiz, çiftçi çocuğuyuz; küçük esnaf, sanatkâr çocuğuyuz; bazılarımız hâlâ mahalledeki bakkal amcanın çocuklarıyız. Arkadaşlar, küçük bir ödeme ihmaliniz oldu, çaresizlikten o duruma düştüyseniz, işte bu sistem sizi acımasızca bir daha o bankalardan kredi -teminat evinizi de verseniz, iş yerinizi de verseniz- almamayı önünüze getirdi. Hepimizin yapacağı, hepimizin yapması gereken, bunu yeniden görüşüp, işte, görüşülmekte olan torba yasanın içerisine koyup ve hatta bunun içerisine Türkiye’deki emekli olmuş yüz binleri ilgilendiren intibak yasasına takılmış memurları da katarak bunlara da bir çözüm bulmamız mümkündür.

Değerli arkadaşlar, bireysel kredi kartı borcunu ödemeyen kişi sayısı ekim itibarıyla 2 milyon 485 bin. On ayda takibe düşen kredi kartı borçlu sayısı 684.360 kişi. Yine takipte olan 684.360 kişinin getirilen bu imkândan yararlanmadığını görüyoruz. 2018 yılında da ülkemize -arkadaşlar, ilk defa bu bilgiyi de sizlerle paylaşayım- 21,2 milyar dolara ulaşan, nereden geldiği belli olmayan bir para girmiş. İşte, teamüllere uygun, kuruluş amacına uygun yönetilmeyen ülkede bunlar da yaşanabiliyor.

2017 yılı sonunda 25,2 milyar TL civarında olan takipteki KOBİ kredilerinin miktarı 2018’in on bir aylık döneminde yüzde 60 artışla 40,1 milyar düzeyine çıkmıştır. Bankaların KOBİ niteliğindeki müşteri sayısı 2018 yılında bir önceki yıla göre 159.604 kişi artmıştır değerli arkadaşlar. KOBİ’lerin kullandığı kredi miktarı 2018’in on bir ayında 2017’nin sonuna göre yüzde 21 artışla 621 milyar liraya çıkmıştır. 2018 yılı başında KOBİ’ler toplamda 512 milyar 760 bin TL kredi kullanırken takipteki kredi miktarı 25 milyarı aşmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum, buyurun.

KADİM DURMAZ (Devamla) - O dönemde kredi kullanan KOBİ sayısı 4 milyon 223 bin 163’tü, aradan geçen on bir aydan sonra kredi kullanan KOBİ sayısı düşerken hem kullanılan kredi hem de batık oranı tehlikeli bir safhaya çıkmıştır.

Arkadaşlar, Çiftçi Kayıt Sistemi’nde 2 milyon 765 bin olan sayı bir yılda 2 milyon 132 bin kişiye düşmüştür. Yine, 2 milyon çiftçinin yüzde 90’ı da borçludur değerli arkadaşlar. Aldıkları krediler için tarlasını, evini ipotek eden, bankalara borçlarını ödeyemeyen çok sayıda çiftçinin tarlasına el konulmaktadır. Çiftçinin borcu sadece bankalara değil; mazota, ilaççıya, gübreciye, tohumcuya, esnafa, piyasaya olan borçları da var. Şu anda üretim maliyeti ile devletin verdiği fiyatlar arasında bir uçurum var. Örneğin, 1 kilo buğdayın maliyeti 1 lira, verilen fiyat ise 1 lira 5 kuruştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) - Sayın Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Tabii, tabii, buyurun.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Yine, fındıkta, sütte, incirde, üzümde, zeytinde, narenciyede bu ülkede benzeri durumda olan çiftçileri ifade etmekte, onların çektiği sıkıntıları anlatmakta zorlanıyoruz.

Bu borcu bu şartlarda bu ülkenin köylüsünün, çiftçisinin, küçük esnafının, KOBİ’sinin ödemesi mümkün değil. Yapılacak tek şey, işte, bu Gazi Meclisteki her siyasi parti grubunun ortak bir anlayışla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına vermiş olduğum bu araştırma önergesine destek verip yeniden bunların yani o çiftçinin sicilini düzeltecek bir kapı aralayıp, hatta bileşenlerle görüşüp şöyle bir yol da izleyebiliriz: Küçük esnaf ve sanatkâr için belli bir rakam, KOBİ’ler için belli bir rakam, TÜSİAD üyeleri için belli bir rakam belirlenip buna göre sicil affının çerçevesini belirleyebiliriz diyorum.

Bu anlamda araştırma önergesine desteklerinizi bekliyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmaz.

Öneri üzerinde söz isteyen, İYİ PARTİ Grubu adına Konya Milletvekilimiz Sayın Fahrettin Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Yokuş.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'de esnaf ve sanatkârlarımızın durumunun iyileştirilmesi, işçinin, memurun, çiftçinin gelirlerinin de iyi olmasına bağlıdır. Hâlen en büyük sorun, piyasalardaki talep daralmasına bağlı azalma, iş hacmi ve bunun yansımalarındaki sorunlardır. Öncelikle ülkemizde grosmarket, hipermarket ve süpermarketlerin kontrolsüz bir şekilde mantar gibi çoğalmasıyla birlikte oluşan haksız rekabet, uygulanan bölgesel teşvikler, hızla artan ithalat girdileri ve kendi kontrolleri dışında gelişen piyasa koşulları… Bütün bu olumsuzlukların yanında, esnaflarımızın önemli sorunları şunlardır: Uygun koşullu finansman sorunu, yetersiz mevzuatlar, yetersiz pazarlama ve mesleki bilgi eksikliği, planlama, adaletsiz vergi ve sosyal güvenlik sistemi, ihracat ve danışmanlık hizmetlerinin yetersizliği ve eksikliği ana başlıklar olarak esnaf ve sanatkârlarımızın başlıca sorunlarıdır. Çözüm olarak, ülke ekonomisinin canlandırılması ve esnaf ve sanatkârlarımızın hak ettiği AB ülkelerindeki meslektaşlarının seviyesine ulaştırılması için acilen yasal düzenlemelerin yanında özel teşvik ve destek paketleri hazırlanmalıdır.

Kısaca sıralamak gerekirse; yeni iş yeri açacak esnafımızın beş yıl süreyle vergi indirimi, diğer meslek gruplarında uygulanan akaryakıt indiriminin şoför esnafına da sağlanması, şoför esnafının araçlarının yenilenmesi için bir kereye mahsus olmak üzere ÖTV ve KDV alınmaması, SGK prim teşvikinin genişletilerek esnafların istihdam ettiği işçiler için de uygulanması, çırak ve kalfaların SGK primlerinin devletçe karşılanması, esnaf ve sanatkârların kullandığı enerjide indirim sağlanması, düşük faizli kredi finansman desteğinin artırılması ve faiz oranlarının düşürülmesi, sanayinin altyapısında istihdam edilecek kalifiye eleman yetiştirecek kurumların ihdas edilerek yaygınlaştırılması, esnaf ve sanatkârların prim borçlarının yeniden yapılandırılarak uzun vadeye yayılması, prim borçlarına uygulanan gecikme faizlerinin yıllık enflasyon oranında olması, emekli esnaflarımızdan kesilen sosyal güvenlik destek primlerinin kaldırılması, AVM’lerin ilçe ve il dışına çıkarılması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bir dakika...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Kısaca, Ahi kültürünün üstün vasıflarına mensup, devletine, milletine bağlı, ülkesine hizmeti vazife ve şiar edinmiş, bilgi ve becerilerini alın terine katarak ülkesine hizmet eden esnaf ve sanatkârlarımız ülkemiz ekonomisi için sosyal ve siyasal yaşamlarında hak ettikleri yere mutlaka getirilmelidir diyor; özellikle patlıcan, domates, biberde 1-2 liralık indirimlerle uğraşan Hükûmetimize bir teşekkür etmek istiyorum! Allah sizden razı olsun, ne kadar iyi bir Hükûmetsiniz ki benzine 27 kuruş zam yaptınız, depo başına vatandaşa 15 lira ek yük getirdiniz, hızınızı alamadınız ilaçlara yüzde 26 zam yaptınız, emekliye, fakir fukaraya “Hastalanmayın, ölün.” dediniz, o bakımdan sizi kutluyorum, sizi desteklemeye devam ediyoruz!

Bu önergeye de İYİ PARTİ olarak destek vermeye devam edeceğiz.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Öneri üzerine söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Katırcıoğlu.

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, şimdi, konu olan önerge doğrudan doğruya KOBİ’lerin, esnafın sicil affıyla ilgili olan bir önerge fakat bu önerge vesilesiyle birkaç cümle de etmek istiyorum, Türkiye’deki ekonomik sorunların yapısallığıyla ilgili olarak birkaç şey söylemek istiyorum. Bunlardan bir tanesi şu: “Sicil affı” dediğimiz mesele, KOBİ ve esnaflarla ilgili bir mesele ama aslında, aynı zamanda bankacılıkla da ilgili bir mesele. Yani bir anlamda bu konu iki ayağı olan bir konu yani “sicil affı” dediğimiz mesele, KOBİ’lerin finansmana ulaşma sorununun hâlâ devam ettiğini söyleyen bir mesele ama öte yandan da bankacılık sektörünün de hâlâ eskisi gibi gayrimenkul ipoteğiyle kredi verme anlayışını devam ettiren bir anlayışla yönetiliyor olmasıyla ilgili gerçeği işaret eden bir mesele. Yani kısaca şunu demek istiyorum arkadaşlar: Evet, KOBİ’ler geçmişte çok daha fazla öyleydi, yatırılabilir fonlar içinden çok az pay alıyordu, yüzde 3 civarındaydı hatta rakam olarak söyleyecek olursam, şimdi belki biraz daha artmış olabilir. Hâlâ KOBİ’lerin yani yeteneği olan, belki yeni bir fikri olan, küçük olan şirketlerin finansmana ulaşımı çok daha kolay olabilmelidir arkadaşlar ama bunun olabilmesi için de sizin rekabetçi bir bankacılık sistemine sahip olmanız gerekir ama öyle değil. Yani bizdeki bankacılık sistemi hem kendi içinde rekabetçi değil hem de demin ifade ettiğim gibi zihniyet dünyası itibarıyla bankacılık hâlâ gayrimenkul ipoteğini kredi karşılığı olarak alan bir anlayışla yönetilmektedir.

Oysa arkadaşlar, tanzim satışlarıyla enflasyonu önlemek gibi parlak fikirlerle yola devam ediyor Hükûmet ama açıkçası, ülke ekonomisinin yapısal sorunları denilen sorunları eğer dikkate almadan devam edecek olursa -ki almadığı kanaatindeyim- gerçekten bu işi yürütemez gibi geliyor bana. Eğer bir şey yapılacaksa -bakın söylüyorum- bankacılık sektörü daha rekabetçi hâle getirilmelidir ve aynı zamanda KOBİ‘lerin krediye ulaşabilme imkânlarının artırılması lazımdır. Bu, sadece devletin kredileriyle yürütülemez, yönetilemez arkadaşlar. Nitekim 2017 yılında çok yüksek -7,4 civarında- bir büyüme elde etmiş olmamız güzel bir şey fakat geri plana baktığımızda bunun Kredi Garanti Fonu’ndan, üstelik de her kim istediyse ona verilen kredilerden oluştuğunu görüyoruz. Hâlbuki arkadaşlar, kredilerin KOBİ’lere, KOBİ’lerin yaratıcılıkları dikkate alınarak yani proje bazlı verilmesi gerekir. Ama ne Hükûmetimizin böyle bir yaklaşımı var ne mevcut ekonomideki yapısallaşma buna müsait değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Katırcıoğlu.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - Dolayısıyla da böyle bir kısır döngü içinde devam edip gidiyoruz.

O bakımdan, sicil affı geçici olsa bile gerçekten de bir beyaz sayfa açmak için gereken bir adımdır diye düşünüyorum. Kredi alıp da kredilerini ödeyemeyen, gerçekten iyi niyetli olduğu hâlde ödeyemeyen birçok küçük esnaf ve zanaatkâr olduğunu da biliyoruz.

Dolayısıyla da Cumhuriyet Halk Partisinin getirdiği önergeye Halkların Demokratik Partisi olarak olumlu oy vereceğimizi söylüyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Edirne Milletvekilimiz Sayın Fatma Aksal.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Aksal.

AK PARTİ GRUBU ADINA FATMA AKSAL (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde, bugün, Esnaf ve Sanatkâr Bilgi Sistemi’ne kayıtlı 1 milyon 766 bin 950 esnaf bulunmaktadır. Ekonomimizin belkemiğini oluşturan esnaf ve sanatkârlarımızın sayısı her geçen gün artmaktadır. Esnaf ve sanatkârlarımıza yönelik olan faaliyetlerimiz hız kesmeden devam etmektedir. Bu çalışmalar çerçevesinde, 9 Şubat 2019 tarihinde gerçekleştirilen Türkiye Esnaf Buluşması’nda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın belirttiği üzere, esnafın kullandığı kredi faizleri yüzde 47’den yüzde 4,5 seviyesine düşürülmüştür. Kredi üst limitleri yeniden düzenlenmiştir. Esnaf ve sanatkârlara ham madde ve döner sermaye ihtiyaçlarına yönelik olarak kullandırılacak işletme kredisi şahıs üst limiti esnafın risk grubuna bağlı olarak azami 200 bin TL, iş yeri ve sıfır kilometre araç alımlarına yönelik olarak kullandırılacak yatırım kredisi şahıs üst limiti 500 bin TL olarak 23 Ekim 2017 tarihinden itibaren uygulanmaya başlamıştır.

Esnaf ve sanatkârlarımızın kredi borçları 2011, 2014, 2016 ve 2017 yıllarında yeniden yapılandırıldı. İhtiyaç duyulan zamanlarda esnaf ve sanatkârların ticari hayatlarına sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için yapılandırma tedbirleri alınmaktadır. Esnaf ve sanatkârlara 2002 yılında Halkbank tarafından kullandırılan kredi miktarı sadece 153 milyon TL idi. Bu tutar 2018 yılı sonu itibarıyla 31,1 milyar TL’ye ulaşmıştır. 2019 yılı için 22 milyar TL yeni kredi kullandırılması öngörülmektedir. 11 Ocak 2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesine göre, esnaf ve sanatkârların finansman ihtiyacını uygun koşullarda karşılamak üzere Halk Bankasınca kooperatif kefaletiyle veya doğrudan esnaf ve sanatkârlara kullandırılan bakiyesi 2019’a devretmiş ve 2019 yılı sonuna kadar bankalardan yeni kullandırılacak kredilerde yüzde 50 faiz indirimi uygulamasına başlanmıştır. Esnafımızın KOSGEB desteklerinden faydalanmasının önü açılmıştır. Esnafımızın finansman kaynaklarının artırılmasına yönelik bu çalışmalar devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Aksal.

FATMA AKSAL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımın içinde doğdum ve geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlayan bir ailenin evladıyım. Hükûmetimiz döneminde, tarım sektörünün büyümesi ve gelişmesi için daima çiftçimizin yanında yer aldık, devletimizin her türlü imkânını bu doğrultuda seferber ettik. 2002 yılından bugüne kadar üreticimize toplam 123,1 milyar TL nakit hibe desteği sağlamış olduk. Gübre ve yemden KDV’yi tamamen kaldırdık. Çiftçimize “Mazotun yarısı sizden, yarısı bizden.” dedik. Hayvancılık destekleri kapsamında 2003 yılından bugüne kadar toplam 29,5 milyar TL destek verdik.

Sayın Başkan ve değerli üyeler; sözlerime burada son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aksal.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Arkadaşlar, 60’a göre söz isteyenler -birleşim içerisinde ben onları değerlendiriyorum- salonda bulunurlarsa bu olanaktan da yararlanırlar.

Sayın Özyürek, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in, Türk Hava Yolları ve Pagasus’un Sivas-Ankara, Sivas-İstanbul, Sivas-Antalya uçuşlarına devam etmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

AHMET ÖZYÜREK (Sivas) – Sayın Başkanım, Sivas-Ankara, Sivas-İstanbul, Sivas-Antalya Türk Hava Yolları uçuşlarının devam etmesini istiyoruz. Aynı zamanda, Pegasus Hava Yollarının da uçuşlarının devamını istiyoruz çünkü Sivas’ta çok değerli yatırımlarımız var, iş adamlarımız gelmek istiyor ama bu güzergâhtaki uçuşların kalkmasından dolayı bir mağduriyet yaşanıyor. Bununla ilgili gereğinin yapılmasını arz ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Altıntaş…

36.- Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’ın, yüksekokul mezunu olmayan polis memurlarına bir defaya mahsus derece ve kademe verilerek ek göstergelerinin 3600’e yükseltilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Huzur ve güvenliğimizi sağlayan, vatanı için canını vermekten çekinmeyen, 300 bin çalışanı, 148 bin emeklisi olan iç güvenlik ordusu polislerimizin ve emeklilerimizin en büyük sorunu, ek gösterge sorunudur. Aynı nitelikte iş yapan, İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk kuvvetlerine mensup iki iç güvenlik kurum personelinden Jandarma Genel Komutanlığına bağlı personelin emekliliğe esas göstergesinin 3600, Emniyet teşkilatına bağlı personelin emekliliğe esas göstergesinin 800, 1100, 1500 ve 3000 olması sebebiyle emeklilik aylığında maaş farkı ve dolayısıyla ücret yönünden mağduriyet yaşanması, ek göstergelerdeki bu farklılıktan kaynaklanmaktadır. Polis memurlarının talebi, askerî personele yapılan intibak yasasında, bir defaya mahsus olmak üzere, yüksekokullu olmayanlara da derece ve kademe verilerek ek göstergelerinin 3600’e yükseltilmesidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal’dan sonra Karaman Milletvekilimiz Sayın Şeker’e de söz vereceğim.

Sayın Tanal, buyurun.

37.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Cumhuriyet gazetesi davasında verilen cezaların onanmasının kamu vicdanını sarstığına ve kararın siyasi olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Cumhuriyet gazetesi yazarlarıyla ilgili ceza, istinaf mahkemesi tarafından onanmış durumda. Ancak verilen bu karar, kamunun vicdanını sarsmakta; bu karar siyasidir, bu karar hukuki değil. Siyasi olarak verilen bu karar, seçim öncesi, muhalefet yapan televizyonlara, basın mensuplarına verilen bir gözdağıdır; seçim öncesinde iktidarın yapacağı yanlışlıkları eleştirebilecek veyahut da kamuoyunu doğru bilgilendirme açısından muhalif olan tüm yazarlara, tüm çizerlere, tüm basın mensuplarına verilen bir gözdağıdır. Bundan demokrasimiz zarar görmektedir. Lütfen, bu yanlışlıktan iktidarın, birinci partinin vazgeçmesi lazım. Demokrasimizin daha gelişmesi için, basına daha özgür, radikal bir şekilde yazı yazma imkânı tanımak lazım.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

38.- Karaman Milletvekili Recep Şeker’in, hemşehrisi ve 20, 21, 22’nci Dönem Karaman Milletvekili Fikret Ünlü’ye Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

RECEP ŞEKER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

20’nci, 21’inci Dönem DSP’den, 22’nci Dönem Cumhuriyet Halk Partisinden Karaman Milletvekilliği yapan, 56’ncı ve 57’nci Hükûmette gençlik ve spordan sorumlu Devlet Bakanlığı görevini yürüten Ermenek ve Karaman sevdalısı, ilimizin gelişmesinde emeği olan Sayın Fikret Ünlü hemşehrimizin vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına, sevdiklerine ve hemşehrilerime başsağlığı diliyorum, saygılar sunuyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şeker.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun 19, 20 ve 21 Şubat 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/02/2019 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                   Özlem Zengin

                                                                                                                                         Tokat

                                                                                                                    AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1'inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun; 19, 20 ve 21 Şubat 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

19 Şubat 2019 Salı günkü (bugün) birleşiminde 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

20 Şubat 2019 Çarşamba günkü birleşiminde 29 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

21 Şubat 2019 Perşembe günkü birleşiminde 17 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

42 sıra sayılı

Kütahya Milletvekili İshak Gazel ve 45 milletvekilinin Ceza

Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1578)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 5 inci maddeler arası

5

2. BÖLÜM

6 ila 13 üncü maddeler arası

8

TOPLAM MADDE SAYISI

13

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Öneri üzerinde söz isteyen yoktur.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, öneriyi okutup oylarınıza sunacağım.

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 24 Şubat 2019 Pazar günü saat 12.00'de toplanarak Anayasanın 94'üncü ve İç Tüzük’ün 10'uncu maddeleri uyarınca yapılacak TBMM Başkanı seçiminin bu birleşimde yapılması ve TBMM Başkanı seçilinceye kadar çalışmalarına devam etmesi ve bu birleşimde başka bir işin görüşülmemesine; Genel Kurulun 26, 27, 28 Şubat ile 5, 6, 7 Mart 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına; TBMM'nin çalışmalarına 12 Mart 2019 tarihinden başlamak üzere on beş gün ara verilmesine ilişkin önerisi

19/2/2019

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 19/2/2019 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                                                     Celal Adan

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                  Geçici Başkanı

                   Özlem Zengin                                                              Engin Özkoç

                                        Tokat                                                                        Sakarya

                        Adalet ve Kalkınma Partisi                                           Cumhuriyet Halk Partisi

                            Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

 

                                Fatma Kurtulan                                                  Muhammed Levent Bülbül

                                       Mersin                                                                       Sakarya

                      Halkların Demokratik Partisi                                         Milliyetçi Hareket Partisi

                            Grubu Başkan Vekili                                                  Grubu Başkan Vekili

 

                                 Lütfü Türkkan

                                      Kocaeli

                                    İYİ PARTİ

                            Grubu Başkan Vekili

Öneriler:

1) Genel Kurulun 24 Şubat 2019 Pazar günü saat 12.00'de toplanarak Anayasa’nın 94'üncü ve İç Tüzük’ün 10'uncu maddeleri uyarınca yapılacak TBMM Başkanı seçiminin bu birleşimde yapılması ve TBMM Başkanı seçilinceye kadar çalışmalarına devam etmesi ve bu birleşimde başka bir işin görüşülmemesi,

2) Genel Kurulun 26, 27, 28 Şubat ile 5, 6, 7 Mart 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmaması,

3) TBMM'nin çalışmalarına 12 Mart 2019 tarihinden başlamak üzere on beş gün ara verilmesi,

önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Danışma Kurulu önerisi kabul edilmiştir.

Şimdi, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

2.- Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un (2/992) esas numaralı 7/9/2018 tarih ve 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/22)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

TBMM İçtüzüğü’nün 37’nci maddesi uyarınca TBMM Başkanlığına vermiş olduğum ancak kırk beş gün içerisinde komisyonlarda görüşülmeyen (2/992) esas numaralı 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’min doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

                                                                                                                                Burhanettin Bulut

                                                                                                                                         Adana

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, öneri üzerinde teklif sahibi Adana Milletvekilimiz Sayın Burhanettin Bulut’u kürsüye davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Bulut.

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 27’nci Dönemin, yeni dönemin ruhuna, anlamına uygun bir yasa teklifiyle karşınızdayım. Bir ek maddeyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nda bir değişiklik yapılmasını teklif ediyorum.

Buradaki temel anlayış, temel bakış, basit usulde vergilendirilen esnaflara bir can simidi vermek, özellikle de kazancı bugünkü asgari ücretin altında olanlardan bu verginin kaldırılması. Tabii, burada bahse konu olan, küçük esnaf yani esnaflarımız. Esnaflara ilişkin son dönemde sıkça tartışmalar yapılıyor; bugün burada, kürsüde yapıldığı gibi. Örneğin, pazarcı esnafına ilişkin sözler sarf ediliyor farkına varılmadan, örneğin halci esnafa ilişkin sözler ediliyor yine farkına varılmadan, gizli, bilinçaltından vurgularla. Ne diyor? Biraz önce bir dakikalık söz alan AK PARTİ’li bir milletvekili arkadaşımız dedi ki: “Artık biz çiftçiden yani tarladan ürünü sadece bir nakliyeyle getirip vatandaşa veriyoruz.” Ne oldu aradakiler? Aradakiler de yine bu Hükûmetin genel tanımının içerisinde ya “tefeci” ya “ülkeye sıkıntı getiren kaosçu”, aklınıza ne gelirse, her türlü tanımın içerisine alınan insanlar.

Tabii, burada, bu mevzuların gerçekten var olup olmadığını anlamak için rakamlara bakmak lazım. Türkiye’de 1,7 milyon esnaf var. Bu esnafın dörtte 1’i, yani 500 bine yakın esnaf, kredi çekiyor ve bu kredi, geçen yılla bu yıl arasında yüzde 44 oranında artmış durumda, geriye dönüşü olmayanların oranı da aynı şekilde artmış durumda.

Diğer bir vaka da geçtiğimiz yıl 106 bin esnaf kepenk kapattı. Bir önceki yıla bakıldığında, 90 küsur bin ile 106 bine bakıldığında yüzde 15’lere yakın bir oranda esnafların iş yeri kapatma sayısı arttı. İşsizlik oranları da ortada. Tabii, böyle bakılınca, madem bu ürünler, çiftçinin ürünleri, pazarcının ürünleri, markette satılanlar, bakkalda satılanlar pahalıysa ve buradan da bu kazancı alanlar da esnaflarsa bu rakamlar nereden çıktı o zaman? O zaman bir yanılgı var burada. Bunu, gördüğümüz kadarıyla iktidar yine bir seçim malzemesi adına kullanıyor ama bu seçim malzemesinde kullanılan esnaflar Türkiye'nin bir kültürü, kadim kültürümüzün en önemlisi olan, Ahilik sürdürücüsü olan esnaflarımız bunlar. Bu esnaflarımız yardımlaşmanın, hoşgörünün, dayanışmanın da sembolüdür. Hemen hemen herkes mahallesindeki bakkalını bilir, terzisini tanır, onunla konuşur. Ya da bir eczacı olarak ben semtimdeki vatandaşımın sorunlarını bilirim, çocukların dertlerini bilirim, bir kültür yaratmışız, o kültüre karşı bir müdahale yaşanıyor. Bunun, ekonomik rakamların dışında böyle bir zarar verici yanı da var. Bu kültürü, atalarımızdan kalan bu kültürü devam ettirmemiz lazım, seçim malzemesi olarak kullanmamız gerekiyor.

Burada temel konu şudur: Eğer ekmek fiyatı artmış ise, eğer sebze fiyatı artmış ise buna akılcı bir çözüm bulmak gerekiyor. Eğer elektriğe siz 2 kat zam yapıyorsanız, doğal gaza 2 kat zam yapıyorsanız doğal olarak ekmekçi de, fırıncı da ekmeğine zam yapacaktır. Eğer şu anda zirai anlamda bir politikanız yoksa, bir tarım politikanız yoksa doğal olarak yoka girersiniz ve yurt dışından et ithal eder hâle gelirsiniz. Bu, esnafın sorunu değil, bu ülkeyi yöneten iktidarın öngörüden yoksun olmasından kaynaklı bir durumdur. Burada bizlerin ve yani bu Meclisin yapması gereken bu yeni dönemin ruhuna, anlamına uygun olarak bu vatandaşlarımızı, bu esnafımızı rahatlatmamız.

Bir devlet eğer esnafını kendine rakip görüyorsa orada ciddi bir sıkıntı vardır. Eskiden bakkallar marketlerle savaşırdı, şimdi pazarcı esnafı devletle yarışır hâle geldi. Böyle bir gelişme, bizi sadece ekonomik anlamda geliştirmediği gibi, toplumda yeni düşmanlıklar yaratır. Bunun bize hiçbir faydası da yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHANETTİN BULUT (Devamla) - Son birkaç cümleyle bitireyim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Burada bizim teklifimiz çok açık, net; asgari ücretin altında geliri olan esnaftan vergiyi çekiniz, hazineye de herhangi bir yük getirmez ama sizlerden, iktidar partisinden, 1’inci partiden de beklentimiz, sarayın 5 müteahhidine yaptığınız o destekleri, o kredi yardımlarını bir tarafa bırakın, gelin, bari, bu esnafın, bu bizim verdiğimiz teklifin yanında kira stopajını kaldırın ve esnafın yanında çalışan bir işçiden de sigorta vergisini kaldırın.

Hepinize çok teşekkür ediyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.43

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54'üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, 1’inci sıraya alınan, Kütahya Milletvekili İshak Gazel ve 45 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel ve 45 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1578) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 42) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 42 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, mevcut olan yani şu anda Meclis Genel Kuruluna gelen bu kanun teklifinde Ceza Muhakemesi Kanunu’nda değişiklik yapan maddeler var. Aynı Ceza Muhakemesi Kanunu’yla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş olduğumuz (2/1013), (2/671), (2/589), (2/543), (2/537), (2/535), (2/526), (2/450) esas numaralı Kanun Tekliflerimizde biz daha önce bunları yenilemiştik ve şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinin Adalet Komisyonunda bekliyor. Biz bu dilekçemizi Adalet Komisyonu Başkanlığına, bu kanun teklifi görüşülürken, 13 Şubat 2019 tarihinde verdik. Sayın Adalet Komisyonu Başkanlığı bizim bu dilekçelerimizi Komisyonda işleme almadı ancak evrak kayıtta var. Aralarında bağlantı olması nedeniyle, İç Tüzük’ün emredici hükümleri uyarınca, bu kanun tekliflerimizin de bunlarla birleştirilerek birlikte görüşülmesini arz ediyorum.

Selam ve saygılarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Şimdi teklifin tümü üzerinde görüşmelere başlıyoruz.

Teklifin tümü üzerinde ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Halil Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyenlerin tümünü saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun teklifi, özünde 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 5235 sayılı mahkemelerin teşkilatına ilişkin kanun ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda değişiklikler öngörmektedir.

Teklifte yer alan düzenlemeler uygulayıcılar tarafından talep edilse de esasen adalet sistemimize daha kapsamlı ve daha bütüncül yaklaşımı bir an önce kazandırabilmeliyiz. 2019 Yılı Programı’nda her 100 bin kişiye 11 hâkim düştüğü ifade edilmektedir. Hâkim sayısı ile mahkemelere bağlı olarak çalışan adalet personeli sayısı Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki ortalamaların altında kalmaktadır. Hâkim, savcı ve yardımcı personel ihtiyacının hızla giderilmesi gerekmektedir. Resmî istatistiklere bakıldığında, hâlen, yargıdaki iş yükü, çalışanların ihtiyaç duyduğu maddi ve manevi iyileştirmelerin yanı sıra, fiziksel yatırımlara duyulan ihtiyaçlar da had safhaya ulaşmış bulunmaktadır. Kamuoyuyla paylaşılan son verilere göre, son on yılda gelen dosya sayısı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında yüzde 12,5; Ceza Genel Kurulu ve ceza dairelerinde yüzde 40,9; Hukuk Genel Kurulu ve hukuk dairelerinde ise yüzde 51,1 oranında artmış bulunmaktadır. İstinaf mahkemeleri kurulmasına rağmen Yargıtaya 2017’de gelen dosya sayısı 300 bin civarındadır. Dünyada bizden sonra gelen Fransa’da ise Yargıtay kurumuna yılda sadece 27 bin dosya gelmektedir. Her ne kadar mahkeme, hâkim, savcı, adalet personeli sayısı artırılmaya çalışılsa da açıklanan istatistikler yargıda iş yükünün her yıl yüzde 15 oranında artığına işaret etmektedir.

Bu çerçevede, yargıda, öncelikle, sadece sayısal artış değil, kalite ihtiyacı da ön plana çıkmaktadır. Bu sebeple, öncelikle mevcut yargı kalitesinin artırılması, sonrasında da bunun korunması önem arz etmektedir.

OECD teşkilatının 2018 yılı verileri bakımından, aranan niteliğe göre eleman bulma zorluğu yüzde 66’lık orana sahiptir. Bu oran, bizi üye ülkeler arasında en kötü 2’nci sıraya yükseltmiştir. Yapılması gereken, her meslek dalında eğitim kalitesinin artırılarak uygulamalı eğitime ağırlık verilmesini zorunlu kılmaktır. Zira aranan özelliğe göre personel bulma zorluğu, az önce de ifade ettiğim üzere, nitelikten ödün verme problemini de beraberinde getirmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, yargıdaki nitelik problemine önümüzdeki teklifle sınırlı bir düzenleme getirilse de, hâkim ve savcıların seçilmesi, meslek içi ve meslek öncesi eğitimle de ilintilidir. Bu anlamda, mesleğe alım, sadece çoktan seçmeli bir sınav ve objektifliği tartışma konusu olan bir mülakat sistemiyle yapılmamalıdır. Genel kültürü ölçecek KPSS puanı sonrasında mesleki bilgi sınavı yapılması, mülakat aşamasında uzmanların desteğiyle psikoteknik testlerin uygulanması da yararlı olacaktır.

Mevcut meslek öncesi staj dönemi, beklenen verimi sağlamamaktadır. Hâkim ve Savcı Eğitim Merkezi veya yerine tekrar kurulacak olan Adalet Akademisi vasıtasıyla verilecek oryantasyon, iş uyum eğitimi sonrası adayların hâkim ve savcı yardımcısı olarak adliyelerde görevlendirilmesi ciddi manada fayda sağlayacaktır. Meslek sırasında yabancı dil eğitimi yerine, hâkim, savcı yardımcılarının, mülki idare amirlerinde olduğu gibi, eğitim döneminde altı ay süreyle yurt dışına götürülmeleri ve orada eğitimlerine devam etmeleri daha faydalı olacaktır.

Diğer taraftan, yargıda iş yükünü hafifletmek adına uygulamaya konulan ara buluculuğu ve alternatif uyuşmazlık çözüm yollarını daha etkin hâle getirebilmeliyiz. Zira, ihtiyari ara buluculuk istatistiklerine baktığımızda, dava şartı ara buluculuk uygulamalarında anlaşma oranı yüzde 65’lerde kalmıştır. Bu rakamı daha yukarı çekebilecek çalışmalar önem arz etmektedir. Açılan dava sayısına oranla sulh ve feragat sayısının düşük olduğu bir yerde Arabuluculuk Kanunu’nun tek başına işlevsel olacağını düşünmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde hukukun sağlıklı işlemesi, adaletin doğru tecelli etmesi şüphesiz ki hepimiz açısından hayati derecede önemlidir. 15 Temmuz hain kalkışmasıyla da çok net anlaşılmıştır ki FETÖ yargıyı da olumsuz etkilemiş, aklını ve vicdanını teröristlere kiralayanlar birçok vatandaşımızın yargı eliyle mağdur edilmesine sebep olmuştur. Toplumda oluşan adalet sistemimize yönelik güven tahribatının onarılması adına Adalet Bakanlığımız önemli mesafeler almış olsa da tam olarak onarım kuşkusuz zaman alacaktır. Bu onarım sürecinde Milliyetçi Hareket Partisi, görüş ve önerileriyle, tıpkı diğer bakanlıklarda olduğu gibi Adalet Bakanlığının da yanında olmuş ve gerekli destekleri sunmuştur, bundan sonra da sunmaya devam edecektir. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi, vatandaşlarımızın adaletli ve hakkaniyetli bir düzen içerisinde yaşamasının, hukukun üstünlüğü prensibinin hâkim kılınmasına, hak ve özgürlüklerin uygulamada da güvence altına alınmasına bağlı olduğuna inanmaktadır. Bu bakımdan, çeşitli güç unsurlarının hukuk devleti kurallarına göre sınırlandırılması suretiyle güçlünün değil haklının korunmasının, toplumsal ahengin ve huzurun tesisi adına önemli olduğunu düşünmekteyiz. Vatandaşlarımızın hukukun üstünlüğüne ve hak arama özgürlüğünün bütün kurum ve kurallarıyla uygulanmasına inandığı bir adalet anlayışının hâkim kılınması adına bundan sonra da Milliyetçi Hareket Partisi olarak desteğimizi sunacağız.

Saygıdeğer milletvekilleri, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlıkları son aşamasına getirilen yargı reformu çalışmalarının içerisinde yer almasını düşündüğümüz bazı önemli konu başlıkları bulunmaktadır. Bunlar şunlardır: Hâkim ve savcıların mesleki gelişmeleri takip edebilmeleri ve niteliklerinin artırılması için hizmet içi eğitim faaliyetlerinde devamlılık sağlanmalıdır. Hâkim ve savcıların örgütlü suçlar, haksız rekabet, döviz işlemleri, kara para aklama, sigortacılık, sermaye piyasası suçları gibi bazı özel alanlarda uzmanlaşması adına adımlar atılabilmelidir. Mağdur haklarını korumaya yönelik bir düzenleme bu reformun içinde yer bulmalıdır. Koruyucu ve önleyici hukuk yaklaşımı yaygınlaştırılmalıdır. Reform kapsamında, yıllardır çıkarılamayan İdari Yargılama Usulü Kanunu, bir an önce, ihtiyaçlara ve beklentilere cevap verecek şekilde çıkarılmalıdır. Mahkemelerin iş yükünü azaltacak kurumlar güçlendirilmelidir.

Kıymetli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, tüm vatandaşlarımızı kapsayacak bir aile avukatlığı sistemi oluşturulmasını uzun zamandır dile getirmekteyiz. Bu şekilde, vatandaşlarımızın muhatap olduğu hukuki sorunlar karşısında destek almasını, hukuki problemlerin ortaya çıkmadan evvel önlenmesini ve uyuşmazlıkların azaltılarak yargının yükünün hafifletilmesini, ayrıca, hukuki koruma sigortasının yaygınlaştırılmasını doğru buluyoruz. Kadınlara, çocuklara, engellilere, yaşlılara yönelik şiddet olaylarında dava zaman aşımının kaldırılması ve mahkeme harçlarının ve sair giderlerin alınmaması gerektiği kanaatindeyiz. Adalet hizmetlerinin yürütülmesinde önemli sorumluluk üstlenen zabıt kâtiplerinin, infaz koruma memurlarının, hizmetlilerin, şoförlerin, emanet memurlarının, veznedarların, icra memurlarının, icra ve yazı işleri müdürlerinin, bilgi işlem memurlarının ve teknik personelin özlük haklarının bir an önce iyileştirilmesi artık zaruri bir hâl almıştır. Bu beklentiler karşılanabilmelidir. Öncelikli olarak da Devlet Memurları Kanunu’nda adalet hizmetleri sınıfını oluşturabilmeliyiz.

Diğer yandan, konuşmamda ceza infaz koruma memurlarımız için de bir başlık açmak istiyorum. Ceza infaz kurumlarında görev yapan yönetici ve personelin çalışma şartlarının ağırlığının yanı sıra, tehdit alma, hakarete uğrama, yaralanma ve hayatlarını kaybetme gibi riskler altında çalıştıklarını bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Hizmet sürelerinin büyük bir bölümünü hükümlülerle ve tutuklularla aynı ortamda geçirdikleri, işe geliş ve gidişlerinde her gün üst aramasına tabi tutuldukları gerçeğini unutmamamız gerekir. Bu bakımdan, cezaevlerinde görev yapan personele yıpranma hakkı tanınmalı, maaş artışı veya mesai ücreti gibi ek mali haklar tanınarak motivasyonları güçlendirilmelidir. Ayrıca, güvenlikleri açısından gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik tedbirler geliştirilerek Avrupa ülkelerinde uygulanan modeller araştırılmalıdır.

Yeri gelmişken, uzun süredir dile getirdiğimiz, mübaşirlerimizin yardımcı hizmetler sınıfından genel idare hizmetleri sınıfına geçme talepleri Bakanlık tarafından olumlu karşılanmış ve Sayın Cumhurbaşkanımızın imzasıyla bu haklı talep yerine getirilmiştir. Mübaşirlerimiz adına emeği geçenlere teşekkür ederken diğer meslek gruplarındaki adalet çalışanlarımızın da taleplerinin tıpkı mübaşirlerde olduğu gibi bir an önce çözüme kavuşturulmasını talep ediyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, içtihat mahkemesi olarak hedeflenen ve Yargıtay ile Danıştayın iş yükünün azaltılması amacıyla kurulan istinaf mahkemeleri henüz beklenen ve istenen düzeye gelememiştir. Adli yargıda 2004’te bölge adliye, idari yargıda ise 2014’te bölge idare mahkemelerinin kurulması yasalaşmış, 20 Temmuz 2016 tarihinde bölge adliye ve idare mahkemeleri faaliyete geçmiştir. Hâlen sayıları 11 olan bölge idare mahkemelerine Temmuz 2016’dan bu yana 1 milyon 364 bin dosya gelmiştir, bunlardan 925 bini karara bağlanmıştır. Oran olarak baktığımızda ise gelen dosyaların yüzde 67’si sonuçlanmıştır. Bu bakımdan, teklifte yer alan bölge idare mahkemelerinin uygulamada yaşadıkları sorunları telafi edici düzenlemeleri önemli ve gerekli görmekteyiz.

Saygıdeğer milletvekilleri, Adalet Bakanlığına bağlı olan Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün son açıkladığı 2017 verilerine göre, Türkiye genelinde toplam 7 milyon 857 bin kişiye şüpheli sıfatıyla işlem yapılmıştır. Son yedi yılın rakamlarına bakıldığında ilk kez kadın şüpheli sayısı 1 milyonu geçmiştir. Savcı başına 1.963, hâkim başına ise 929 dosya düşmüştür. Yine, verilere göre Türkiye genelinde mal varlığına karşı işlenen suçlar listenin başında olup bunu hırsızlık, dolandırıcılık ve mala zarar verme izlemektedir.

Evet, biliyoruz ki suçtan arındırılmış bir toplum bulmak veya oluşturmak imkânsızdır. Bu bakımdan, suç işlenmeden önce suçu önleyici politikaları akademisyenlerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla, kamu ve ilgili diğer kuruluşlarla masaya yatırmalıyız. Günümüzde etkin suç önleme ve topluma yeniden katılım programlarının geliştirilebilmesi, kişilerin suça karışma ya da cezaevinden çıktıktan sonra tekrar suç işleme ihtimalini ortadan kaldıran etkenlerin doğru bir şekilde belirlenebilmesine bağlıdır.

Dolayısıyla daha ağır cezalandırıcı uygulamaların kişiler üzerinde özel bir caydırıcı etkisi olup olmayacağı veya uygulanan bir toplumsal katılım programının tekrar suçluluk ve suçlulukla ilişkili diğer değişkenler üzerinde istenen etkiyi yaratıp yaratmayacağı gibi soruların birey düzeyinde yapılan bilimsel araştırma bulgularına dayanması önemlidir. Bu da etkin bir istatistik çalışmasıyla mümkün olabilecektir. Bu yüzden, hayata geçirilen politika ve programların sonuçlarının uygulama sonrasında yine bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi gerekmektedir.

Türkiye’de suçluluğun boyutunun ve nedenlerinin araştırılıp önleyici programların hayata geçirilmesi noktasında Türkiye Büyük Millet Meclisine de görev düşmektedir. Bu çatı altında kuracağımız bir araştırma komisyonuyla suçu önleyici tedbirleri gün ışığına çıkarabilir ve uygulanması için öncü olabiliriz. Bizce, yargıda iş yükünü hafifletmek adına atılacak en önemli adım da budur. Bu bakımdan önerimizin değerlendirilmesi ve Meclis Başkanlığımızın bu yönde girişimci bir adım atması yerinde olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hukuktan söz edilen hemen her metinde devlet ile bireyin ilişkisinden de söz edilmektedir. Devlet, bir yandan suç işleyenlerin temel hak ve özgürlüklerini sınırlayarak onları cezalandırmakta, diğer yandan da başka bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumaktadır. Öte yandan, hukuk alanındaki gelişmelerle birlikte, cezanın tek başına bu amaca ulaşmaktan uzak olduğu görülmüştür. Özellikle cezası sona eren bireylerin toplum içinde yer bulamamaları ve bu durumun yeniden suç işlemeye uygun, hatta bazen zorunlu bir ortam yaratması hâlen gündemde olan bir konudur.

Bize göre, suç işlemek elbette doğru değildir. Ancak, herkese ikinci bir şans tanınması gerektiğine inanıyoruz. Topluma kazandıracağımız her bir birey yeni bir hayatın başlangıcını yapacaktır, bu başlangıçta da devletin onları her yönden desteklemesi bizi ülke olarak daha gelişmiş ülkeler kategorisine getirecektir. Belki maliyetli, uğraş isteyici bir çalışma olabilecektir ancak sonunda yeni bir hayata başlayan eski bir suçlunun kendisi, ailesi ve ülkesi adına yeni umutları daha büyük bir anlam taşıyacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, konuşmama son verirken seçim bölgem Kırıkkale’nin de çözüm bekleyen bazı sorunlarına değinmek istiyorum.

Kırıkkaleli çiftçilerimiz girdi fiyatlarında indirim sağlayacak tanzim satış beklerken, diğer taraftan Tarım ve Orman Bakanlığının da Kırıkkale’ye kenevir ekim izni vermesini istemektedir. Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş olduğumuz yazılı soru önergesinin ve Sayın Bakanımıza yazdığımız samimi mektubumuzun öncelikle cevabını beklemekteyiz.

Geçtiğimiz günlerde, Savunma Sanayii Başkanının “Savunma sanayisinde Kırıkkale’yi etkin kullanacağız.” yönündeki açıklamasını değerli bulduğumu ve öncelikli olarak hemşehrilerimiz adına bu süreci yakından takip edeceğimi, şahsımın da bu amaçla atılacak her adımda yanlarında olduğumun bilinmesini istiyorum çünkü iddiamız ve önceliğimiz, yeni savunma sanayisi yatırımlarının Kırıkkale’ye kazandırılmasıdır. Beraberinde ise, yine, Kırıkkale’ye petrol ve petrol ürünleri sanayisi yatırımlarının yönlendirilmesini Sayın Sanayi ve Teknoloji Bakanımızdan beklemekteyiz.

Yine, Kırıkkale’nin yüksek işsizliği, İŞKUR vasıtasıyla toplum yararına gerçekleştirilen altışar aylık geçici istihdamla düşmeyecektir. Geçici, palyatif çözümler yerine, kalıcı yeni istihdam kapılarının Kırıkkale’ye kazandırılması yerinde olacaktır.

Ayrıca, Kırıkkaleli esnaf ve sanatkârlarımızın vergi ve prim yükü hafifletilmeli, mevcut gecikmiş borçlarının faizi bir defalığına da olsa affedilmelidir. Böylelikle, az da olsa nefes alacak esnafımızın yüzünü güldürebilmeliyiz.

Kırıkkale denilince akıllara gelen Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu ile çalışanlarının mevcut sorunlarına artık çözüm sunarak gerek maddi gerekse özlük haklarında beklenen iyileştirmeler ve gerekse de modernizasyon konusunda gerekli adımlar atılmalıdır. Yine, Makina ve Kimya Endüstrisi fabrikalarında çalışanların tamamı daimî kadroya geçirilmelidir.

Buradan, Sayın Genel Kurulun huzurunda Hükûmetimize, bakanlarımıza seslenmek istiyorum: Şimdi, Kırıkkale milliyetçi ve muhafazakâr yönüyle bilinen bir il olmasına rağmen kamu kaynaklarından yeterli ve verimli bir şekilde faydalanamayan bir ildir. Kırıkkale, Cumhur İttifakı’na yüzde 60’ın üzerinde, yüzde 70’e yakın bir destek vermiş, millî ve manevi hassasiyetleri çok yüksek, devletin ve milletin bekasını temel alan, Ankara merkezli yerli bir siyaseti temel alan bir ildir. Böyle bir il olması hasebiyle Kırıkkale’nin yatırımlar noktasında desteklenmesini özellikle, hassaten, buradan Genel Kurul marifetiyle rica ediyorum.

Kırıkkaleli garip ve öksüz kalmamalı. Kırıkkale’nin makûs talihini değiştirecek yatırımlardan faydalanması lazım. Ankara’nın hemen dibinde yer alan, yarım saatlik mesafedeki Kırıkkale, 43 şehri birbirine bağlayan kavşak noktasında olmasına rağmen arzu ettiği yatırımları alamamaktadır. O bakımdan, Hükûmetin Kırıkkale’ye yatırım yapması noktasında beklentilerimizi Kırıkkaleliler adına dile getiriyorum.

Yine, Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vermiş olduğumuz kanun teklifinin amacına ve hedefine ulaşmasını temenni ediyor, Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Söz sırası İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekilimiz, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Lütfü Türkkan’a ait. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Türkkan.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

12 maddelik bu teklif, Ceza Muhakemesi Kanunu, İcra ve İflas Kanunu, Hâkimler ve Savcılar Kanunu, Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemeleri Kanunu’nda bazı değişiklikler getiriyor. Getiriyor getirmesine de adalet sistemimizle ilgili bir kanun görüşülürken öncelikle şu iki soruyu kendimize sormamız gerekiyor: Birincisi, Türkiye’de hukuk tam anlamıyla uygulanıyor mu? Merak ediyorum yani bunu cevaplayacak arkadaşımız var mı AK PARTİ sıralarında?

Örneğin, yerel seçimler sırasında, şu anda adaylar sahada çalışıyorlar. Geçtiğimiz günlerde Afyon’da AK PARTİ mitingi vardı. Afyon Belediyesi İYİ PARTİ’nin adayı Mahmut Koçak’ın bütün duvar afişlerinin üzerini bir bezle kapattı, tamamını. Yani arkadaşlar, bu ne biliyor musunuz? Totaliter rejim dediğimiz aslında budur. Kendinden olmayan kimseye hayat hakkı tanımaz totaliter ve diktatör rejimler. Evrilip savrulduğumuz nokta bu maalesef, üzülerek beyan ediyorum.

İkincisi, yargı bağımsız mı? Adalet Bakanının Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Başkanı olduğu, kurul kararlarının yargı denetimi dışında tutulduğu, kurul kararlarına karşı etkili bir itiraz yönteminin bulunmadığı bir ortamda hangi yargı bağımsızlığından bahsedebiliriz? Türkiye’de artık yargı sisteminin çokça tartışılır hâle geldiği, hukuka güvenin iyice azaldığı hatta hiç kalmadığı bir dönemdeyiz arkadaşlar; bunu ne yazık ki üzülerek söylüyorum. Barolar Birliğinin yaptığı açıklamaya göre ülkemizde yargıya olan güven yüzde 20’lere düşmüş. Yani insanlarımız her 10 yargı kararından sadece 2’sinin adil olduğunu düşünüyor. Bunları sadece biz değil hukukçular, her gün duruşmadan duruşmaya giren avukatlar da söylüyorlar. Hukuk sisteminin her daim delindiği ve göz ardı edildiği bir ortamda hukukçu olmak gerçekten çok zor. Çünkü hukuk fakültelerinde öğrendiklerimizin gerçek hayatta karşılık bulmadığı ve açık açık yasaların çiğnendiği bir ortamda mücadele ettiğimizi görüyorsunuz. Hukuk sisteminin aslında en önemli sorunu bu, hukuku tanımamak. Türkiye’nin de en önemli sorunu, bilerek ve isteyerek hukuku tanımamak. Bunun en yakın örneğini Andımız meselesinde yaşadık. Danıştayın Andımız’ın okullarda okutulmasıyla ilgili verdiği karar ısrarla uygulanmıyor hâlâ. Hatta AK PARTİ’de siyaset yapan arkadaşlar, bunun uygulanmayacağını da her fırsatta dile getiriyorlar. İşte, hukukun tanınmadığına dair en önemli örnek bu.

Değerli arkadaşlar, İsviçre’nin Bern şehrinde bir heykel var, bu heykelin adı Adalet Heykeli. Bir elinde kılıç olan, diğerinde adalet terazisi tutan bu Adalet Heykeli’nin ayaklarını bastığı kaidede 4 tane büst yer alıyor. Bu büstlerden 1 tanesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun kırk yıl padişahlığını yapan Kanuni Sultan Süleyman’a ait. Yani Kanuni, İsviçre’de adaletin 4 sembolünden biri olarak yaklaşık beş asırdır halkını selamlıyor. Bunu niye söyledim biliyor musunuz? Bizim ta Osmanlı’dan bu yana sahip olduğumuz adalet anlayışımız, bugün Avrupa’nın bazı ülkelerinde hâlâ örnek gösterilirken ülkemizdeki adalet anlayışının, adalet sisteminin geldiği noktaya bakın diye anlattım, on altı yılda Adalet ve Kalkınma Partisinin ülkemizi getirdiği adalet anlayışına bakın diye anlattım.

Siz, iktidarınızda 5 şeyi meşrulaştırdınız: Düşman hukuku ve düşmana her şey mübahtır anlayışını meşrulaştırdınız, suçun şahsiliği ilkesine son verdiniz, koşul ne olursa olsun “bizden” ve “bizden olmayan” ayrımının tanımlanmasına gayret ettiniz, istismarın kurumsallaştığını itiraf ettiniz, taciz, tecavüz ve işkenceye, mafyaya hoşgörüyle bakan bir toplum hâline getirdiniz. Tek kelimeyle korkunç! Ama şu da bir gerçek ki bugün hukuku çiğneyenler de zamanı gelince mutlaka hukukla yüzleşeceklerdir, hukuka ihtiyaç duyacaklardır. İşte o zaman hukuk sistemini delik deşik etmenin ne kadar kötü olduğunu görecekler.

Ömer Hayyam’ın bir sözü var, diyor ki: “Adalet evrenin ruhudur.” Ama önce o ruhun olması lazım. Sizde adalet de yok, maalesef o ruh da yok. Siz adaleti sevmiyorsunuz, isminizde “adalet” var ama adaleti sevmiyorsunuz. Liyakati seviyorsunuz ama kendi yandaşlarınıza, yakınlarınıza olan liyakati seviyorsunuz.

Geçtiğimiz günlerde anlaştık, oturduk, konuştuk; büyükelçi, milletvekili, danışman yani bir aileden 4-5 fert birden bir yerlerde görev alabiliyor. TRT Genel Müdürünün soyadı Eren, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının başında bulunan arkadaşın soyadı da Eren. Bugün, Kredi ve Yurtlar Kurumuna Sayın Cumhurbaşkanımızın teyzesinin oğlu atanmış.

Bunlar toplumda iyi karşılanıyor mu zannediyorsunuz? Kendi seçmenleriniz arasında değer görüyor mu zannediyorsunuz? Emin olun görmüyor. Size şu anda menfaatleri karşılığı ses çıkarmayanlar, evlerine gidince bunları çok daha fazla eleştiriyorlar.

Yargıya müdahale ettiğiniz yetmiyormuş gibi, yargı organlarına yaptığınız keyfî atamalarla da yargıçları baskı altına alıyorsunuz. En yakın örnek, Elâzığ hâkimliğine atanan Danıştay Başkanı Sayın Zerrin Güngör’ün kızı Gonca Hatinoğlu, bir Hâkimler ve Savcılar Kurulu kararnamesiyle Yargıtay tetkik hâkimliğine atanıyor bir günde. Şimdi soruyorum, bu gibi atamalar yargıyı siyasi iktidarın arkabahçesi konumuna sokmak değil de ne?

Geçen yıl hem de sarayda kurayla atanan 1.236 hâkim ve savcıdan 113’ünün bir şekilde Adalet ve Kalkınma Partisiyle bağı çıktı. Olaya bakar mısınız? Bir hâkim ve savcı ya ilçe başkanı ya il başkanı ya kadın kollarında ya gençlik kollarında ya milletvekili adayı yani yolu bir şekilde Adalet ve Kalkınma Partisinin içinden geçmiş. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmiş dönemde Adalet Bakanlığı yapan Sayın Mehmet Moğultay’ı seçim meydanlarında “Yargıda kadrolaştı.” diye eleştirmişti ve doğru bir eleştiriydi bence ama kadere bakın ki her eleştirdiğinizi de siz yapar oldunuz; aynı ambargo döneminde oluşan yağ, tüp kuyrukları üzerinden siyaset üretip milletimizi domates, biber kuyruğuna mecbur ettiğiniz gibi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; getirdiğiniz düzenlemede, hâkim ve savcı seçimi yapılırken sınav ve 70 baraj puanı uygulaması geri geliyor tekrar, bu olumlu bir hadise. Fakat her işte yaptığınız gibi yine bir açık kapı bırakıyorsunuz. Bu açık kapının ismi de “mülakat”; yüzde 60 yazılı sınav, yüzde 40 mülakat getiriyorsunuz. Yani “Biz istediğimize sınavı kazandırırız, istediğimizi eleriz.” mantığıyla hareket ediyorsunuz. Yüzde 40 mülakatın olduğu bir elemede adil bir sınav sisteminden bahsetmek mümkün değildir.

Türk yargısı, sayenizde dışarıya karşı da itibar kaybetti. Türkiye-Amerika ilişkilerinde krize neden olan Rahip Brunson serbest bırakıldı ve hemen Amerika’ya gitti örneğin. Yargıcın Rahip hakkındaki kararı da uluslararası alanda Türk yargısının unutulmayan davası olarak yerini aldı.

Fetulahçı terör örgütünün lideri Fetullah Gülen’i Amerika’nın iade etmesini isterken Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ver papazı, al papazı.” diyordu. Biz papazı verdik de ne aldık? Brunson’ın gitmesinden başka elimize geçen ne?

Sayın Cumhurbaşkanı “Bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsın.” diye Amerika’ya meydan okuyordu, Türk yargısının bağımsız olduğunu bütün dünyaya haykırıyordu. Gelin görün ki bağımsız yargımız birdenbire papazı suçsuz buluverdi. Papaz Brunson’ın serbest kaldığı 12 Ekimden günler önce Amerika’da hazırlıklar yapıldı, duruşma başlamadan uçağı pist başına çekildi; papazı verdiniz, gitti. Papazı verdiniz de ne aldınız, kimi aldınız, hiç belli değil. Bu olay hukuk devletine, yargı bağımsızlığına leke düşüren bir olaydır. Delillerin toplanmasından davanın açılmasına, gizli tanıklar vasıtasıyla iddialar ortaya konulup bunların ifade değiştirmesine, bir büyük devlet başkanının da araya girmesiyle beraber hukuk devletine, yargı bağımsızlığına ters düşen, yargının itibarını sıfırlayan bir hadisedir bu.

Bu davadan alınacak ders şudur: Önce hukuk devleti olmanız lazım. Hukuk devleti için de yargı bağımsızlığı esas. Bunlar yoksa orada devlet yok demektir. Bir zamanlar insanlar davalar sırasında FET֒cü avukatlar arıyorlardı, kendi deyimleriyle “cemaate yakın” avukatlar arıyorlardı. Şu anda insanlar davalarında Adalet ve Kalkınma Partili avukat arıyorlar. Zira adalete inanmıyorlar, yargının vereceği kararın doğru olacağına inanmıyorlar ancak partili bir avukatla adaletin tecelli edeceğine -adaletin tecelli edeceğini doğru söylemiyorum- kendi lehine tecelli edeceğine inanıyorlar. Bu, 220 volt cereyanda yağmurun altında o kabloyu tutmak gibi bir şey, emin olun. Bir kişiyi tuttuğu zaman bütün toplumu arka arkaya sürükler, bütün toplum o elektriğe kapılır ve zebil olur, ziyan olur. Umuyorum, içinizde bunları düşünecek aklıselim insanlar hâlâ vardır. Yoksa gerçekten, öyle bir yere savruluyoruz ki kendi ailenizden dahi hukukun gadrine uğramışlara hukuk aramak zorunda kaldığınızda benim bu söylediklerimi daha iyi anlayacaksınız.

Demokrasi istiyorsak her şeyden önce hukuk devleti ilkelerine uymamız lazım. Alman uyruklu Türk gazetecinin, Amerikalı rahibin Türk yargısını ne hâle düşürdüğünü hepimiz gördük. Eğer yargının bağımsız olmadığı yönünde algı varsa ne yaparsanız yapın, verilen her karar bu tür algılara maruz kalmaya açık kalacaktır. Casusluktan –örgütten- otuz beş yıl hapis cezası istenen rahip nasıl oldu da yirmi iki ay tutuklu kaldı, sonra tahliye edildi ve ardından serbest bırakıldı, işte, bunun cevabını hiçbir zaman veremeyeceksiniz.

Bu kanun görüşüldüğü sırada yıllardır sıkıntısı yaşanan bazı konulardan da bahsetmek gerek diye düşünüyorum. Başkentimizde adliye binalarının şehrin birbirinden uzak noktalarında konumlanması nedeniyle, gün içinde bir avukatın bir mahkemeden diğer mahkemeye yetişmesi oldukça zorlaşıyor; aynı şey İstanbul için de geçerli, birisi Kartal’da, birisi Çağlayan’da, bir avukatın iki ayrı yerde duruşması varsa yolda iki saat, iki buçuk saate ihtiyacı var. Adalet Bakanlığı ise sürekli olarak adliyelerin birleştirileceğini, yer bakıldığını, gerekli çalışmaların yürütüldüğünü söylüyor. Ancak Bakanlık birleştirme çalışmalarının ne zaman başlayacağını dahi söyleyemiyor, bu konuda gerekli adımın bir an önce atılmasını istiyoruz.

Bu kanun teklifinde Yargıtayın iş yükünü azaltmak, bölge adliye mahkemelerinin daha etkin ve verimli çalışması da amaçlanmış. Ama bunu amaçlarken nasıl hareket edeceksiniz gerçekten merak ediyorum. Bakın, şimdi, size bazı rakamlar vereceğim, benden önce de bir arkadaşımız bazı rakamları sundu, benzerlikler de olabilir. Ceza, hukuk mahkemeleri ve idari yargı dosyalarına bir bakın, ceza mahkemelerine gelen günlük dosya sayısı 7.392, her gün ortalama 7.392 dosya geliyor ceza mahkemelerine. Günlük karara çıkan dosya sayısı kaç? 2.463 yani her gün yaklaşık 5 bin dosya birikmeye devam ediyor. Hukuk mahkemelerine günlük gelen dosya sayısı 5.372, karar verilen dosya sayısı 2.243, bir 5 bin de hukuk mahkemelerinden dosya birikmeye devam ediyor. İdari yargıya günlük gelen dosya sayısı 1.862, günlük karar verilen dosya sayısı 589.

Kocaeli’de, benim milletvekilliğini yaptığım Kocaeli’de durum nasıl biliyor musunuz? Kocaeli Adliyesinde ve Gebze, Gölcük, Karamürsel ve Körfez ilçelerindeki adliyelerde faaliyet gösteren icra dairelerindeki dosya sayısı 500 bini aşmış yani 2 milyon nüfuslu Kocaeli’de her 4 vatandaştan 1’isi icralık. Artık, icra giden eve kimse acıyarak bakmıyor çünkü onun da evinde bir icra var. Memleketin geldiği nokta bu. Artık, dosyalar raflara sığmıyor, raflardan taşan dosyalar koridorlarda diziliyor yani koridorlarda dosyalardan heykelcikler var, ciddi anlamda birikmiş dosyalar. Bir avukatsanız -Sayın Özlem Zengin daha iyi bilir- bir dosya aramaya kalktığınızda bir hafta, on gün sadece dosya arayacaksınız.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Eski hâlini bir bilseniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Nerede? Koridorlarda. Türkiye’nin hukuk noktasında, adalet noktasında geldiği hazin nokta bu, on yedi senede getirdiğiniz nokta bu. Hâlâ avukatlar koridorlarda dosya arıyor.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Adliyeye gitmemiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Orada eğer bir de tanıdık memurunuz yoksa o dosyaya ulaşmanız bazen ayları da bulabilir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Onlar eskidendi ya, şimdi UYAP var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Gidin dosyaya bakın, UYAP’ta sadece neticeyi alırsınız; içinden bir evrak bakmanız gerekirse, mutlaka dosyaya ulaşmanız gerekir; o evraka ulaşmanız için dosyaya ulaşmanız gerekir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Evraklar tarandı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Hiçbirinde öyle değil maalesef, gidin görün; keşke dediğiniz gibi olsa. Sizin avukat arkadaşlarınız hiç şikâyet etmiyorlar mı size, etmiyorlar mı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ediyorlar, haklısın Başkan, haklısın. Onlar ayrı yerde yaşıyorlar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Korkuyorlar mı sizden yoksa? Belki de korkuyorlardır, ondandır. Onlar da başımıza bir iş gelir diye korkuyorlardır. Hele havalar çok soğuk, Silivri soğuk deyip size şikâyetten korkuyor olabilirler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi sıcakmış Silivri, öyle diyorlar!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ama siz neyle uğraşıyorsunuz, biliyor musunuz? Biber, patlıcan, domates; geldiğimiz nokta bu. Vallahi üzülüyorum ya yani ne hayallerle… Ben Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda görev yaptım, ilk milletvekili olduğumda da çok heyecanlandım Avrupa Birliği hayalimiz var filan diye. Gittim bir iki toplantıya, üçüncü toplantıdan sonra bu işten bir şey olmayacağını anladım ama bu serüvenin soğan depolarında sayım yaparken biteceğini hiç aklıma getirmemiştim, maalesef öyle oldu.

Evet “Adaletin safında yer alanlar daima hayırla, minnetle yâd edilirken zalimler, zulüm uygulayanlar lanetle, nefretle anılmaya devam edecekler.” Bu sözü Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan söylemişti. Peki, Sayın Cumhurbaşkanı kendisini hangi safta görüyor bunu söyledikten sonra? Nasıl anılacağını, nasıl düşünüleceğini merak ediyor olmalı. Unutmayınız, adalet mülkün temelidir. Bu mülkü sadece gayrimenkul olarak alanlara söylüyorum: Mülk varoluş sebebidir, bunun temeli de adalettir; eğer oradan ayrılırsak varoluş sebebimiz de ortadan kalkıyor.

Ben birkaç konuya daha değineceğim. Sayın Süleyman Soylu geçenlerde meydanlarda HDP milletvekilleri için “Ben onları milletvekili olarak kabul etmiyorum.” demiş. Hayhay, başım üstüne. Yalnız bakın, bir şey söyleyeceğim: 7 Haziranda 2 HDP Milletvekilini, Müslüm Doğan ve Ali Haydar Konca’yı bakan yaptı aynı iktidar. Yani “Milletvekilliğini kabul etmiyorum.” dediğiniz, şu anda seçim meydanlarında seçim için haykırdığınız bu şeye, 2 milletvekilini de bakan yaptınız, Müslüm Doğan ve Ali Haydar Konca’yı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O anayasal zorunluluk.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Kabul etmek de anayasal zorunluluk.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Seçime gitmek varken… Seçime gidebilirdiniz, o da anayasal bir haktı.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bu da anayasal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Anayasa’ya göre seçilmişler.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Gidemediniz ama bir şey söyleyeceğim: Sizin için terörist, sizinle beraber olduğu zaman terörist değil.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Halk oy veriyor ve seçiliyoruz yani. Size kim oy veriyor?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sizin için terörist, karşınıza geçtiği zaman terörist. Bu iki noktayı ayırt edemediğiniz için her hâlükârda devamlı yalancı konumuna düşüyorsunuz.

Bir şey daha anlatacağım size. Mart ayında üçüncü havalimanından uçmak için “Bilet alın.” diye söylemiştim. “Mart ayında üçüncü havalimanında uçuş gözükmüyor.” dediler. “Allah Allah, olur mu öyle bir şey?” dedim. “Yani mart ayında uçulmuyor mu?” “Hayır.” dediler, “Mart ayında uçuş gözükmüyor.” 31 Ekimde açılacaktı üçüncü havalimanı, 31 Aralığa ertelediler. 31 Aralıktan sonra 3 Mart 2019’a ertelediler. Müteahhit 5 firmadan 1’i kaçtı, diğer 4’ünün akıbeti meçhul, bilemiyoruz şu an biz ama 1’i kaçtı. Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürü aniden emekli oldu, hiç sebep yokken emekli oldu. Şimdi, merak ediyorum, bilgisi olan varsa, cevaplarsa çok sevinirim. Şimdi, marttaki bu uçuş niye kalktı? Neler oluyor üçüncü havalimanında? Bilen varsa, cevaplarsa sevinirim.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Bakıma girecek.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, yerimden 60’a göre kısa bir söz rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tabii yirmi dakikalık bir konuşmanın içerisinde çok fazla mevzu var ama birkaç tanesini ifade etmek istiyorum, Sayın Türkkan ismimi de zikretti.

Adaletle alakalı mekanizmada pek çok arkadaşım var Mecliste avukatlık yapan, hukukun farklı alanlarında çalışmış olan. Her birimizin bu meslekte yapmış olduğu fedakârlıklar var, çalışmalar var. Adliyelerin eski hâlini, yeni hâlini, dağınık olduğu zamanları, şimdi bir araya gelmiş hâllerini, her birini biliyoruz. Dosya aramak, evet, zor bir iştir ama UYAP sistemiyle beraber artık dosya aramak başka bir formata geçti. O yüzden en azından UYAP üzerinden bizler -Adalet Bakanlığının yaptığı en iyi işlerden bir tanesi, ödül aldı Türkiye’de ve dünyada- dosyalarımızı çok net görme imkânına sahibiz ama bir mükemmellik iddiasında da değiliz. Yani özellikle 15 Temmuzla beraber gördük ki çok ağır bir darbe aldı yargı camiası, yaklaşık 5 bine yakın hâkimini kaybetti ve geçmişte de Türkiye, adalet üzerinden çok imtihan oldu.

CHP sıralarından arkadaşlarım bana laf attılar, dediler ki: “Ne zaman gitti duruşmaya, ne zaman gitti adliyeye?” Almıyorlardı ki duruşmaya gireyim. Benim hayatım, icra dairelerinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yani alınmadığınız bir yerle ilgili...

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Son zamanlarda dedim, son zamanlarda Özlem Hanım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz önce, eskisi, yenisi...

BAŞKAN – Sayın Zengin, siz konuşmanıza devam edin lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, zaten son zamanlarda olamayışımın sebebi aktif olarak avukatlık yapmıyorum, ben yıllardır milletvekilliği, Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı yaptım. Bunlar kamu görevidir, zaten avukatlık yapmaya engeldir. Avukatlık yaptığım zamanları gayet iyi bilen birisiyim.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Silivri’ye çok gelen oldu, Özlem Hanım, Silivri’ye AKP’li milletvekili çok geldi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Laf atmazsa arkadaşlarım sözümü tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Siz devam edin, onlar zaten duyulmuyor, sizinkisi duyuluyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ama ben onları duyuyorum, Sayın Başkan, ben duyduğum için... Müsaade ederlerse efendice süremi tamamlamak istiyorum. Siz müsaade edersiniz, ben size itimat ediyorum.

BAŞKAN – Süreniz bitiyor. Sizin nezaketinizi biz biliyoruz.

Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şöyle bağlayacağım: Bu yaptığımız çalışmaların hepsi adalet sisteminin çok daha iyi çalışması içindir. Yani bizler bu işleri yaparken arkadaşlarım diyorlar ki: “Açık açık yasaları çiğniyorsunuz.” Zinhar yani AK PARTİ hükûmetleri hiçbir zaman… Açık açık yasaları çiğnemek ne mümkün ya? Olabilir mi böyle bir şey ya? Buna biz müsaade etmeyiz, siz müsaade etmezsiniz; yok böyle bir şey.

Andımız örneğini veriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir cümle söyleyeceğim.

BAŞKAN – Peki, son cümle...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Andımız’la ilgili karardan bahsettiniz Sayın Türkkan. Bu kararı tekrar okumak lazım. Zaten Danıştayın verdiği kararlar “Siz bunu okuyacaksınız.” diye verilemez.

Burada yönetmelikle alakalı bir maddede diyor ki: “Millî eğitimin ilkeleri doğrultusunda araştırılarak bunun kaldırılması daha iyi olurdu.” Geriye dönüp baktığımızda, zaten bu maddenin içinde olduğu yönetmeliği 2014’te kaldırmışız, böyle bir yönetmelik yok zaten. Böyle bakıldığı zaman “Okumak zorundasınız.” diye bir ibare yok, bir tabir yok; Danıştay da böyle bir karar veremez zaten. Bu kararı tekrar okumanızı âcizane ben tavsiye etmiş oluyorum.

Böyle tamamlamış olayım. Bizim yapmaya çalıştığımız şey aslında yargı sistematiğini her şeyiyle daha işleyen, daha herkesin içine sinen bir hâle getirmek için bir gayrettir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, sizinle ilgili bir durum yok, oturun. Ben daha sonra size söz veririm.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, efendim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel ve 45 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1578) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 42) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ahmet Şık’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Şık.

HDP GRUBU ADINA AHMET ŞIK (İstanbul) – Sayın Başkan, size ve herkese merhaba.

Aslında konuşma planında yok ama şimdi Lütfü Bey de konuyu açınca iki çift kelam etmek istiyorum yani.

Sözü baştan kuralım. Şuradan HDP’yi çıkardığımızda, bu Mecliste sanırım geri kalanların konuşacak hiçbir şeyi olmayacak. Sizi asgari saygı sınırına davet ediyorum, olanları ve olmayanları. Çeşitli sıfatlarla hakarete uğruyoruz. Ben bunların hepsine ilişkin, Murathan Mungan’ın bir dizesiyle yanıt vermek istiyorum: “Büyük konuşmasın hiç kimse, hayat kelimelerden daha büyük.”

Yargıya ilişkin yapmak istediğiniz değişikliklerin geneline baktığımızda, teknik bazı düzenlemelerle tarafınızdan bozulanı iyileştirmeye yönelik adımlar atılıyor gibi görünüyor ama takdir edersiniz ki sizden önümüze gelen her metne, her teklife “Arkasında ne tür bir çapanoğlu var?” diye bakıyoruz. Hakikati eğip bükmekte pek mahir olduğunuz için sizden de bu tekliften de kuşkulanmamak elde değil çünkü iktidarınızın yasa yapma süreçlerini kısaca tanımlamak gerekirse uzlaşma aramayan, müzakereye ve istişareye kapalı, belli çıkar ortamlarına ve ortaklarına, lokal hedeflere dönük ısmarlama ve adrese teslim çalışmalar oldukları şeklinde bir tarif yanlış olmaz. Bunun yanı sıra, birbiriyle herhangi bir illiyet rabıtası içinde olmayan farklı düzenlemelerin zamanlaması bazen anlaşılır olmadığı gibi, kullanışlı gündemler yarattıkları şeklinde de yorumlara mahal veren bir takvim içinde, toptancı bir anlayışla şekillendirilen torba teklifler bu dönemin en belirgin karakteristiği hâline geldi. Bu da aynı şekilde bir torba kanun teklifi. Nitekim, 12 maddelik teklif, İcra ve İflas Kanunu, Hâkimler ve Savcılar Kanunu, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ile Ceza Muhakemesi Kanunu’na ilişkin değişiklikler içeriyor.

Teklifin geneline ilişkin itirazlarımızı Komisyonda dile getirdik. Hukukçu arkadaşlarımız, hukuk bağlamındaki itirazlarını burada yineliyor ve yineleyecekler. O yüzden, işi ehillerine bırakıp teklif maddelerinden ziyade, artık hukuktan bağımsız hâle gelen yargının hâlipürmelaline dair iki çift söz etmek daha yerinde olacak.

Eğer yargıyı konuşacaksak sonda söyleyeceğimizi baştan da ifade edebiliriz: Kapısına kilit vurup Anayasa ve yasaları çağdaş, evrensel hukuk normlarına uygun bir yargı inşa etmek, mensuplarını ise biat edenlerden değil, liyakat sahibi olanlardan seçmek. Çünkü hukuktan hak, adalet, vicdan ve liyakati çıkardığınızda geriye kalan neyse Türkiye yargısı şu an odur. Yargının sorunlu hâli bugüne ait bir problem değil ama bugünkü kadar eleştiri konusu edilip güven duyulmayan bir aygıta dönüşmesi ise tamamıyla sizin eseriniz. Buna ilişkin çok sayıda örnek vermek mümkün ama bir çırpıda aklıma gelenleri sıralamak gerekirse: İddianamesi bile olmadan hapishanede 475’inci gününü tamamlayan Osman Kavala’nın yaşadığı hukuksuzluktan başlayabilirim.

Devletin, egemenlerin sevmediği bir avukatlık faaliyeti içinde oldukları için bir kez daha hapiste olan Halkın Hukuk Bürosu avukatlarını konuşabiliriz. Aynı nedenlerle ve aynı sözde delillerle beş yıl önce de Fetullahçı çete tarafından hedef alındıklarını, yine hapsedildiklerini ve bu konuyla ilgili davanın da hâlen sürdüğünü konuşabiliriz.

Bu son hapislikle ilgili bir yıl sonra mahkemeye çıkarılıp her biri tahliye edildikten sonra, aynı mahkeme tarafından iktidardan gelen talimat üzerine tekrar tutuklama kararı verildiğini ve bu çelişkili karara imza atan mahkeme üyelerinin ilk kararları nedeniyle sürgün edildiğini de konuşabiliriz.

Selahattin Demirtaş hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararı verip salıverilmesine ilişkin hüküm açıklamasından sonra, “Karar bizi bağlamaz, karşı hamlemizi yapar işi bitiririz.” diyen Cumhurbaşkanının bu konuşmasından altı gün sonra bölge adliye mahkemesinin gerçekten işi bitirdiğinden söz edebiliriz.

Cumhurbaşkanının sözünü kısa sürede mahkeme kararı şekline getiren yargının Türkiye’de kendisi dâhil hiç kimsenin hukukla bağlı olmadığını ilan etmesini yani hukukun işinin bittiğini konuşabiliriz.

Yazdıkları haberler ve sosyal medya paylaşımları nedeniyle hapsedildikten yedi ay sonra mahkemenin serbest bıraktığı gazetecileri konuşabiliriz. Elbette serbest bırakılmalarını değil, adliyeden tahliye edilmek üzere hapishaneye götürülene dek suç vasıflarının değiştirilip ağırlaştırılarak aynı delillerle yeni bir soruşturmanın sanıkları hâline getirilmelerini ve hapiste tutulmaya devam edilmelerini ama hükmün ilk yargılandıkları dosyadan verildiğini de konuşabiliriz.

İşkence yapılarak hapsedilen ve tutuklanmasına gerekçe olan aleyhte ifade veren tüm tanıkların mahkemede kendilerine işkenceyle zorla ifade imzalattırıldığını söylemesine rağmen hapiste tutulmaya devam edilen gazeteci meslektaşım Nedim Türfent’i de hapisteki diğer gazetecilerle birlikte anlatabilirim isterseniz.

Polis ve yargı içindeki Fetullahçı çetenin kotardığı, ucu iktidarınıza dokunan tüm soruşturma ve davaların yargı faaliyeti değil terör faaliyeti olduklarından hareketle çoktan kapatılıp o polis, savcı ve yargıçlar kaçmış ya da tutuklanmışken aynı çete tarafından “KCK” adıyla açılan soruşturma ve davalara sahip çıktığınızı da konuşabiliriz.

Dahası da var ama hepsini konuşmak için de yıllara ihtiyaç var. Muhtemel ki bu dönem sona erip de umudum o ki evrensel hukuk normlarına uyan bir yargı tarafından bu suçlar soruşturulduğunda her şey konuşulacak. Ama kayda geçmesi açısından, İstanbul’dan bilinmeyen bir başka örnekle devam edeceğim. Eşi hakkında yürütülen soruşturma sebebiyle, kocası yakalandığı sırada yanında olması sebebiyle hukuka aykırı olarak gözaltına alınıp sonra tutuklanan, yargının mağdur hâline getirdiği bu kadın hakkında size isim veremeyeceğim çünkü isminin bilinmesi ve kamuoyunun önüne çıkması konusunda büyük endişeler taşıyor, yaşayacağı sorunların büyüyeceğini düşünüyor. Öyle ki insanlar, yaşadıkları haksızlıkların, hukuksuzlukların bilinmesinden dahi korktukları bir yargı sisteminin eline düşmüş durumda şu an.

Mağdur “FETÖ üyeliği” suçlamasıyla tutuklanmış ve ilk derece mahkemesince silahlı örgüt üyeliğinden yedi buçuk yıl cezaya hükmedilmiş, istinaf da başvurusunu reddettiği için karar onanarak Yargıtaya taşınmış. Mağdur kocasıyla birlikte evinin yakınlarındaki pazar yerine alışveriş için gittiği sırada polis kendilerini durdurmuş ve eşi hakkında yakalama kararı olduğu kendilerine söylenmiş. Mağdur hakkında hiçbir soruşturma, yakalama veya gözaltına alma kararı yok. Ancak polisin yoğun telefon trafiğinden sonra kendisi hakkında da gözaltı kararı verildiği söylenmiş ve on günlük gözaltının sonunda da sulh ceza hâkimliği tarafından tutuklanmış.

Dava dosyasına göre, gözaltı gerekçesi, aynı gün Emniyete e-posta yoluyla gelen isimsiz bir ihbardan ibaret. İstanbul polisine sabah 07.30’da gelen ihbarda isimler ve kullandıkları aracın plakası verilerek “Firari baş FET֒cü, avukat karısı tarafından kaçırılacak. Şu adreste şu plakalı kırmızı araba içinde gördüm. Yetişin, yakalayın.” yazmakta. Polis de bu ihbar üzerine akşam saatlerinde belirtilen adrese gitmiş ve gözaltı işlemini gerçekleştirmiş.

O gün için polisin mağdurla ilgili elindeki tek veri, e-posta yoluyla gelen isimsiz bir ihbardan ibaret. İhbarda “FET֒cü” denilen karı kocanın görüldüğü söylenen yer, evlerinin yakını; gözaltının yapıldığı yer de semt pazarı; “suç” diye nitelenen, gerçekleştirilen fiil de pazar alışverişi yapmak ama ihbara bakarsanız, kadın kocasını kaçırıyor. Buradan yola çıkarak “Suçüstü yapılmış.” diyebilirsiniz. Peki, suç nedir, FET֒cü olduğu iddia edilen eşiyle birlikte semt pazarından alışveriş yapmak mı? Hakkında hiçbir adli soruşturma yok, suçüstü hâli yok ama iki yıldır süren bir hapislik var.

Bir an için ihbarın bir soruşturma açılmasına yeterli bir veri olacağı kabul edilse dahi savcıların temel görevi gerçeği araştırmak değil mi? Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160/1’inci maddesi bunun için var, değil mi? Aynı maddenin (2)’nci fıkrası da savcıların şüphelilerin haklarını korumakla yükümlü olduğundan bahsediyor. Yasal mevzuat, düzenleme var ama masumiyet karinesi liyakatsiz yargı mensuplarının elinde hukuktan mahrumiyet karinesine dönüştüğü için, değil hukuka kanunlara bile bağlı bir savcı yok maalesef.

“Kadın kocasını kaçırıyor.” denmiş ama araçlarında herhangi bir suç unsuruna rastlanmamış. Evde 1 dizüstü bilgisayar, 2 tane telefon bulunmuş ama dava dosyasında bu dijital delillerle ilgili herhangi bir inceleme, çözüm tutanağı, rapor yok ama iddianamede şu var: “Dijital materyaller üzerinde yapılan inceleme işlemleri Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğündeki iş yoğunluğu nedeniyle henüz tamamlanmamış olup inceleme sonuçları geldiğinde dosyasına gönderilecektir.” Ama dijital inceleme sonucunu beklemeden dosya karara bağlanmış. Nasıl mı? Sulh ceza hâkimlerinin ezber gerekçelerle tutukladığı şüpheliye yaklaşık bir ay sonra iddianame düzenlenmiş, âdet olduğu üzere silahlı örgüt üyeliği suçlaması yöneltilmiş. İddianameyi kabul eden mahkeme, tensip tutanağında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna yazı yazarak şüphelinin byLock kullanıcısı olup olmadığına dair bilgi ve içerik tespiti yapılmasını istemiş. Ancak davanın ilk celsesinde mahkeme, byLock’la ilgili bu delillerin dosyaya bir katkı sağlamayacağı kanaatine vararak toplanmaktan vazgeçilmesine karar vermiş; delil toplanmasından vazgeçmekle kalmadığı gibi, daha ilk celsede esas hakkında mütalaa için de dosyanın savcılığa verilmesine ve bir hafta sonraya da duruşma günü verilmesine karar vermiş. Neyse ki bir hafta sonraki duruşmada savcı bey ya da savcı hanım mütalaayı hazırlayamadığı için bu sefer aceleden vazgeçmişler, iki ay sonraya gün vermişler.

Mahkemenin toplanmasından vazgeçtiği delillerden olan BTK’ye yazılan yazının cevabı da her nasılsa bir sonraki celsede dosyaya girmiş. Mağdurun byLock kullanıcısı olduğuna ilişkin BTK kaydı, adli yargıda delil olarak kullanılması yasak olan MİT verilerine dayandırılmış. Kamuoyunda “Mor Beyin” olarak bilinen vakayla MİT’in byLock’la ilgili iddialarının ne kadar güvenilir olduğu da ayrı bir tartışma konusu ki sanığın da buna dair bir iddiası var.

Mahkemenin mahkûmiyet hükmünün de temelini oluşturan BTK kaydına göre, sanığın 2015 yılının son altı ayında toplamda 472 kez byLock denilen programa giriş yaptığı iddia edilmiş. Ancak byLock bağlantısı olduğu iddia edilen kayıtlar ile HTS kayıtları arasında tutarsızlık var yani byLock kaydı kendisini Ümraniye’de gösterirken HTS kaydı Başakşehir’de olduğunu söylüyor. Tam Mor Beyin meselesinde karşınıza çıkan bir iş bu yani. ByLock içerik kaydı ise dosyada hiçbir zaman bulunmamış.

Karar duruşmasını SEGBİS bağlantısı dahi olmadan ve sanıksız gerçekleştiren mahkeme, daha önce, dosyaya katkı sağlamayacağı kanaatiyle toplanmasından vazgeçtiği BTK’den gelen ve çelişkiler barındıran kayıtları bu kez de mahkûmiyet hükmünde delil olarak değerlendirmiş. Şüphelinin ikametinde hukuka aykırı olarak el konulan dijital materyallere ilişkin olan ve iddianamede iş yoğunluğu sebebiyle yetişemediği söylenen rapor ise hüküm verildiği sırada dosyaya dahi girmemiş.

İddianamesi fezlekeden, ilk derece mahkemesinin kararı iddianameden, istinaf mahkemesinin kararı da ilk derece mahkemesinin kararından kopyalanarak hüküm kurulan bu davada, sanığın atılı suçu işlediğine dair delil teşkil ettiği söylenen diğer şeyler ise Bank Asya hesap hareketleri ve SGK kayıtları. Bank Asya hesabında 31 Aralık 2013 ile 24 Aralık 2014 tarihleri arasında gözlemlendiği iddia edilen, “olağandışı” denilen kayda değer hesap artışı toplamda 17 bin lira ve örgüt lideri Fetullah Gülen’in çağrısından neredeyse bir yıl sonra bu hesap hareketi gerçekleşmiş. SGK kayıtlarında örgütle bağlantılı olduğu söylenen bir kısım kurumlardan prim ödemesi yapılması işi ise yaygın bir Türkiye hikâyesi. Sanığın kendi iddiasına göre, SGK kayıtlarında görünen çalışmaları emeklilik hakkı kazanabilmek için kâğıt üzerinde ve düzenli olarak gerçekleştirilmemiş. Yirmi üç yıl önce üniversiteden mezun olmasına rağmen prim ödeme toplam süresi sekiz yılı geçmiyor.

Bu savunma yalan dahi olsa, bu iddianın örgüt üyeliği suçlamasına delil teşkil edebilmesi hukuken söz konusu olabilir mi? Öyle ise Bank Asyayla maaş ödemesi anlaşması yapan ya da çeşitli kredi ilişkilerine giren kamu kurumlarının sorumlularını ve onlara talimat verenleri tutuklatacak mıyız?

Günümüzün muktedirleri olan sizler “AKP” adıyla yola çıktığınızda kendinizden olmayanların desteğini de almıştınız. Onlar, o dönemin berbat hukukunun düzeltilerek çağdaşlarıyla eşit düzeye getirilip hukukun üstün olacağına olan inançla, hak etmediğiniz hâlde, ülkenin demokratikleşmesi umudunun taşıyıcısı olarak sizleri görmek istediler. Sizlerden değillerdi ama sizleri de kendileri gibi, değişmesi gereken sistemin karşıtı olarak kodlayan bir liberal iyimserlik nedeniyle kandırılmaları zor olmadı. Bu kandırılma ilişkisinde, kısa süre sonra iktidar ortağınız hâline dönüşecek olan ve şimdi “FET֔ diye kodladığınız, bir dizi hukuksuzluğa birlikte imza attığınız suç ortağınız Gülen cemaatinin katkısı da yadsınamaz. Cemaat sizi hedef alana dek uyarı ve eleştirileri dinlemeyip devleti tüm kurumlarıyla birlikte bu çeteye teslim eden, suçlarına ortaklık yapan sizler, şimdi ise kandırıldığınıza inanmamızı istiyorsunuz; hâlbuki birlikte kandırmaya çalıştınız.

Tarihsel geçmişinizdeki husumetlere bakarak “zoraki nikâh” diye tanımlayacağımız cemaatle olan birlikteliğiniz, mal paylaşımı nedeniyle 15 Temmuz kalkışmasına kadar uzanan çirkin bir boşanma süreciyle sona erdi. 15 Temmuz sonrasında kadrolarının üçte 1’ini ihraç edip bir çoğunu tutukladığınız yargıda cemaatten doğan boşluğu kendi kadrolarınızla doldurdunuz. Aslolan liyakat değil biat; geçmişte Hocaefendi’ye secde edilirdi, şimdi “reis” dediğiniz liderinize ediliyor. Bu yüzdendir ki liyakatle sahip olunamayan makam ve mevkilerde oturanlar var güçleriyle adaletsizliğe tutunuyor, hukuksuzluğa göz yumuyor, hukuksuzluk üzerine kurulu bir düzenin suç ortağına dönüşüyor. Geçmişte cemaat yargısı aracı kılınarak yapılan hukuksuzluklar, şimdi AKP yargısı olduğu iddia edilenler tarafından gerçekleştirilmekte.

Bir cemaat soruşturmasının unsurlarını sayarak cemaat yargısı nedir, nasıl işler, hangi yöntemleri kullanırdı bir hatırlayalım: İsimsiz ihbar; gizli tanık; sahte, uydurma delil; delilden suçluya gidilmesi yerine önce suçlu yaratılarak sonradan delil toplanması ve kanıt yerine kanılarla yetinilmesi; kısıtlılık kararı ve bunun savunmanın dosyadan bir çöp dahi alamayacağı şekilde uygulanması; soruşturmanın gizliliği ihlal edilerek dosyanın yandaş medyaya sızdırılması; kamuoyunun tutuklamalara inandırılması için bu sızdırılan belgelere bire bin katıp yalan haber yapılması, masumiyet karinesine yandaş medya saldırısı; terör örgütü üyeliği suçlaması; ne yasaya ne de uluslararası sözleşmelere ve kararlara bakılmaksızın gerçekleştirilen hukuka bariz aykırılıklarla sakat tutuklama; tutuklamaya ilişkin hükümler başta olmak üzere ceza usul hukukunun devre dışı bırakılması; tutuklamanın önlem olmaktan çıkarılarak cezaya dönüştürülmesi; tutuklamanın siyasal iktidarca yani sizler tarafından sahiplenilmesi; polis fezlekesinin iddianameye dönüştürülmesi; ilgili ilgisiz sayısız evrakı, içindeki özel hayata ilişkin verileri de gözetmeden dosyaya boca edip içinde çok delil varmış algısı yaratmak ve nihayet tüm bunları yürüten cemaatçi bir savcı.

Aranızdan bir tekiniz dahi, cemaatin yargı içindeki çetesinin bu yöntemlerinin şimdinin yargı mensuplarınca hem de daha pespaye biçimde yapıldığına itiraz edemez. Ama bunu dile getiremeyeceğinizi düşünüyorum çünkü kendinizden olmayanlar için geçerli olan hukuki güvencesizlik eğer hakikati örtbas etmekten cayarsanız sizler için de geçerli. İster iktidar yanlısı isterse muhalif olunsun aslolanın, neye karşı geldiğimizden ziyade neyi savunamadığımız olduğunu düşünüyorum. Doğrunun yanında duramıyor olabilirsiniz, bir doğru da görmüyor olabilirsiniz fakat yanlışın, yalanın, riyanın yanında durulmaz. Bilmelisiniz ki hakikati söylemenin gücü iktidara tapınmanın gücünden daha uzun sürer.

Siyasal tarih, hukuku, nefretinin aracı hâline getirerek yargı eliyle intikam almaya kalkışmayı diktatörlerin yöntemi olarak tarif ediyor. Güçlülerin hukukunun geçerli olduğu dikta rejimlerinde de adliyeler, adaleti yutan kara deliklere dönüşürler. Hâl böyleyken güce sahip olan ile o güce biat edenlerin menfaatleri arasındaki dengenin toplamından da adalet çıkmaz. Toplumun imkânsız bütünlüğünü sağlayacak tek şey, sıklıkla yaptığınız üzere sahte birlik beraberlik söylemleri değil; eşitlik, demokrasi ve barışla tesis edilmiş bir adaleti kalıcı ve yaygın kılmaktır. Bu da ancak hukukun üstünlüğüne inanan ve bu hâliyle toplumun ona duyduğu inançtan beslenen en önemli güvence olan bir yargıyla gerçekleşebilir.

Böyle gelmiş olabilir ama bilin ki böyle gitmez, gitmemeli. Ancak, mevcut tabloya bakarak ve bugün zulmedenlerin yarın nelerle karşılaşacağını öngörebilecek kadar deneyimimiz ve tarih bilgimize dayanarak söylüyoruz ki her türlü hukuksuzluğunuzun örtüsü olan çoğunlukçuluğun verdiği yetkiyle böyle gitmesine karar verirseniz, bilin ki hiç kimsenin garantisi yoktur, reisiniz dâhil sizin de.

Beni daha önce cemaatle birlikte “Ergenekoncu” olarak tutuklatmıştınız, yakın geçmişte de bu sefer cemaatin tutukladığı birisi olmama rağmen “FET֒cü” diyerek tutuklattınız. Bunun çelişkisini siz açıklarsanız uygun bir fırsatta... İstinaf mahkemesi, bugün, benimle birlikte diğer Cumhuriyet gazetesi çalışanları ve yöneticileriyle ilgili davamızda ilk derece mahkemesinin kararını onadı. İlk derece mahkemesi ile istinat mahkemesinin tetikçiliği arasında hiçbir fark yok. Bu karara diyeceğimi de zaten mahkemede söylemiştim, tekrara gerek yok ama yargının hâlini bir kez daha ortaya koyan bu karara ilişkin söyleyeceğimi, değişiklik yaparak Shakespeare’den bir alıntıyla bitirmek istiyorum: “İn cin top oynuyor cehennemde, tekmili birden yargıya doluşmuş iblislerin.”

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Zengin…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Cevap vermek istiyorum 60’a göre izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; çok ağır ithamlarla dolu bir konuşma. Tabii, bunların içerisinde en önemsediğim mesele, secde etme meselesi. Biz kimseye secde etmiyoruz, siz ediyorsanız bilemiyorum, siz başkalarının sözünden çıkamıyorsanız bilemiyorum ama biz, arkadaşlarımız sadece Allah’a secde ediyoruz, kimseye secde eden durumda değiliz. O sebeple, bunu şiddetle kınayarak reddediyoruz. “Reise secde etme” ifadesinin bizim için inanılmaz bir ağırlığı var. Hiç kimseye secde etmiyoruz, zaten Sayın Cumhurbaşkanımız bu lafı duyduğu anda kendisi de şiddetle reddeder yani bu nasıl bir ifadedir?

Biz burada bir kanun düzenlemesi yapmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken hukuk içerisinde olanlarla ilgili olarak… Hukuk bir mücadele -tek tek inşa edilerek- yani bir adalet mücadelesi. Bu konuya dair FET֒nün bu ülkeye verdiği zararı hep beraber defaatle burada konuştuk.

Şimdi, ben temel bir çelişki görüyorum: Bir taraftan, buradan doğan bir mağduriyet anlatılıyor, bir taraftan da o ekiplerle beraber yola devam edilmeye çalışılıyor. Eğer hukukla alakalı bir iyileşme yapacaksak bunu hep beraber yapacağız, beraber yapmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Zengin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Nereden vardınız bu kanıya?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hakikatin gücünden bahsediyorsunuz. Bu ülkede hakikat niye sadece sizin tekelinizde, anlayamıyorum. Çoğulculuk dediğiniz şeyde, evet, tartışacağız ama günün sonunda bir karar verirken daha fazla sayısı olanın dediği oluyor, bütün demokrasilerde böyle eğer doğrudan, bire bir demokrasiniz yoksa, temsilî demokrasiniz varsa, bu. Demokrasiyle, bu yöntemle kazanmış olmayı nasıl haksız addedersiniz, bunu anlamakta zorlanıyorum.

Hakikat -sizi bilmiyorum ama- bizim, her birimizin bir arayışı, hayatın kendisi bir hakikat arayışı. Bir cümleyi Shakespeare’den söylediğinizde daha kıymetli olmuyor, kendi hayatlarımız zaten buna şahit diye düşünüyorum.

Nihayetinde de biz hayatımız boyunca, siyaset yaparken de hiç kimseye, hiçbir hocaya, hiçbir şahsa asla ve kata secde etmedik ve etmeyeceğiz. Lütfen, bu kelimeleri kullanırken dönüp kendinize bir sorun; hangi kararları nerede alıyorsunuz, nasıl uyguluyorsunuz, dönüp lütfen kendinize bir sorun.

Günün sonunda verdiğiniz örnekle -ben de böyle pek çok örnek anlatabilirim, geçmişte yaşanmış olan pek çok şey anlatabilirim ama- bu vakalar üzerinden yola çıkarak Türk yargısını yerin dibine batırmaya da hiç kimsenin hakkı yok. Bu ülkede işini gayet iyi yapmaya çalışan hâkimler, savcılar, yargıçlar, icrada avukatlar, her yerde pek çok yargı personeli var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir cümleyle bitirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun toparlayın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bu manada baktığımızda toptancı bir yaklaşımla insanları böyle katletmeyi, hukuku katletmeyi de şiddetle kınıyoruz ve reddediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben de yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Beştaş.

Toparlayalım, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sözcüsüne…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Henüz başlamadan toparlayamam, bir başlayayım, sonra toparlayacağım.

BAŞKAN – Yerinden söz olunca böyle oluyor.

Buyurun.

41.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, doğrusu, hatibimizin konuşması, maalesef, çarpıtıldı. Çok değerli bir konuşma yaptı, aslında hukuk ve yargı adına neler yaşandığını somut örnekleriyle gayet yalın bir şekilde ifade etti.

Şunu ifade etmek istiyorum…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Neresi yalın ya? “Secde etmek” nasıl bir laf?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben sizi dinledim Sayın Zengin, müsaade ederseniz ben de bitireyim.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, Genel Kurula hitap edin siz.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Secde meselesini tuttu ama o arada bize de çok ağır bir söz söyledi, sözde biz yürüyormuşuz Fetullahçılarla. Şunu ifade etmek istiyorum…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, yürüyorsunuz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Hâl⠓evet” diyor. Fetullahçılarla kimlerin yürüdüğünü…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Fetullahçıların en çok oy verdiği parti sizsiniz, en çok şu anda size veriyorlar. HDP, 1 numaralı parti, FET֒cülerin en sevdiği parti.

BAŞKAN – Sayın Zengin, lütfen…

Buyurun, devam edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, “Fetullahçı” denilen cemaatle bu ülkeyi ne hâle getirdiklerini bütün Türkiye biliyor ve “Fetullahçılık” adı altında…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Kapı kapı gezip size oy istediler FET֒cüler.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Duyamıyoruz ama yani!

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu, lütfen…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Evet, ben konuşamıyorum ki, nasıl konuşayım?

BAŞKAN – Sayın Beştaş, siz deneyimli bir siyasetçisiniz. Lütfen, cümlenizi toparlayın, ben diğer konuşmacıyı davet edeceğim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Burada da söyledim, kapı kapı HDP’ye oy istediler.

BAŞKAN – Sayın Zengin, lütfen, rica ediyorum, Sayın Beştaş siz konuşurken hiç müdahale etmedi.

Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, lütfen, müsaade etsin, ben de ifade edeyim.

Bir kere Fetullah Gülen’in “Mezardakiler de kalksın, referandumda oy kullansın.” sözleri hâlâ hafızalarımızda canlı ve bugün de Fetullahçıların hâlâ kendilerinin korumasıyla tahliye edildiğini ve işe iade edildiklerini de duyuyoruz. Onlar en büyük ortaktılar ve ortaklıklarını, yıllarca bu ülkeyi çalarak çırparak, hukuksuzluklarla, haksızlıklarla bugüne getirdiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bitmedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama 60’a göre bu kadar veriyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ama ben…

BAŞKAN – Son, toparlamanız için veriyorum.

Buyurun, uzatmayalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ve bugüne kadar onların önünde secde edenler de başlarını bağlayanlar da orada kuyruğa girenler de, hiçbir AKP’li yargılanmadı ama AKP’ye muhalefet eden herkes maalesef çeşitli yaftalarla yargılandı ve bugün de devam ediyor. Ve Fetullah’la en büyük ortaklıkları, bugün tutuklu olan savcıların, ihraç edilen savcı ve hâkimlerin kararlarına sahip çıkmalarıdır. Hâlâ Fetullahçı heyetlerin verdikleri mahkûmiyet kararları infaz ediliyor ve o iddianamelerle yargılamalar devam ediyor. Hiç, böyle, kimseyi kandıramazlar; ortaklıkları hâlâ devam ediyor.

BAŞKAN – Peki.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, bir cümle cevap vermem lazım.

BAŞKAN – Sayın Zengin, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu davet edeyim, siz onları da bir dinleyin.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel ve 45 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1578) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 42) (Devam)

BAŞKAN –Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mersin Milletvekilimiz Sayın Alpay Antmen.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Antmen.

CHP GRUBU ADINA ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aristo “Hukuk ve adalet, devlet yönetiminin egemen unsurlarıdır.” derken ünlü Roma hukukçusu Ulpian adaleti “Herkese kendi payına düşeni verme konusunda sonsuz ve sürekli çaba.” olarak tanımlamıştı.

Değerli milletvekilleri, binlerce yıldır adaletin sayısız tanımı yapıldı ve binlerce yıldan bu yana bu tanımlamaların sürmesinin nedeni, adalete olan sonsuz ihtiyaçtır. Şehirleşmenin başlangıcından bu yana üretim ilişkileri üzerinden gelen sınıflaşma ve sömüren ile sömürülen arasındaki kavga, net bir şekilde hak ve hukuk mücadelesini de beraberinde getirdi. Ancak açık olan şu ki sistemin yarattığı mağduriyetleri koruyacak hak tanımları ve koruyucu yasalardan daha önemli bir konu var, o da yasaların eksiksiz ve herkese eşit olarak uygulanmasıdır.

Biliyorsunuz Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde son sıralarda ve maalesef bazı Afrika ülkelerinin bile gerisine düştü. Aynı listeye baktığımızda, endeksin üst sıralarında olan ülkelerde adaletin sağlanması ekonomiye, sosyal hayata ve siyasal alana etki etmiş ve o ülkeler refah seviyelerinde en üst sıralarda yerlerini almışlardır. Peki, bu, tesadüf müdür? Elbette değil değerli milletvekilleri. Bir ülkede adalet demek, ekonomide ve siyasette de adalet demektir. Bugün “adalet” kavramından bahsetmemize neden olan yakıcı ihtiyaç, beraberinde en basit tarihsel gerçekleri yeniden konuşma ve irdeleme ihtiyacı da getiriyor önümüze. Zira, güzel ülkemizde bugün karşı karşıya kaldığımız, her biri birbirinden büyük sorunun temelinde tamamlanmamış yani gelecek kuşaklara aktarılamamış, kazanımları tüketen, aklı ve bilimi reddeden, adaleti yok sayan bir anlayış var; temel hak ve özgürlüklerden tutun da ekonomiye, işsizliğe, yoksulluğa kadar hep böyle. Biz dâhil birçok ülkede eşitlik anlayışı aynı yasaların zengin ve fakire aynı şekilde uygulanması olarak tanımlanırken uygulamanın iktidarın kontrolünde farklılaşması tüm ülkelerin üzerinde büyük bir baskı yaratıyor.

Değerli milletvekilleri, dünya tarihi adaletsizliğin ve yargı bağımsızlığının kaybedilmesinin çok acı örnekleriyle dolu. Örnek mi? Yıl 1933, dünya tarihinde en kanlı diktatör olan Adolf Hitler’in beyin takımında yer alan bir SS lideri Himmler var. Alman yargıçlarını topluyor ve şöyle sesleniyor: “Vereceğiniz kararlar Hitler’in hoşuna gidecek kararlar olsun.” O esnada Nazi Partisi bir karar alıyor ve Yahudi dükkânlarından alışveriş yapılmasını yasaklıyor ve fakat Alman halkı bu kurala uymuyor. Bunu gören Himmler bu defa şiddet uygulamaya başlıyor ve işkence odalarıyla dolu gizli cezaevleri kuruyor. Evet, yüz binlerce insanın yakıldığı, esir edildiği ve öldürüldüğü kampların temeli orada atılıyor. Bu esnada göstermelik mahkemeler var, yargıçlar var ve yargıçlar Hitler’in hoşuna gidecek kararlar vermeye başlıyor. Yargı bağımsızlığını savunan hukuk insanları ise ya sürülüyor ya öldürülüyor. O noktadan sonra ne oluyor? İşte, bir avuç ırkçının elinde kalıyor ülke ve denetim olmadığı için, demokrasi olmadığı için, “Dur.” diyecek bir mekanizma da olmayınca tarihin en büyük katliamları ve İkinci Dünya Savaşı yaşanıyor.

Peki, size bahsettiğim Himmler’in yıllar önce darbe girişiminde yer aldığını ve tutuklanmadan bırakıldığını biliyor musunuz? Almanya’da bağımsız, demokratik bir ortam olsa, bu kişi hak ettiği cezayı alsa tarih acaba başka türlü olur muydu?

Değerli milletvekilleri, yargı bağımsızlığı oldukça hukukun üstünlüğünden söz edilebilecektir. Sorarım size: Yargı bağımsız ve tarafsız değilse hukuk sistemi neye göre karar verecek, siz kendinizi güvende hissedebilecek misiniz, halk huzurlu olacak mı, ekonomi düzelecek mi? 2002’de AK PARTİ iş başına geldiğinde yargıya müdahil değildi çünkü zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer atamalarda titiz davranıyordu, Danıştay kamu yararını gözeten kararlar veriyor, Sayıştay raporları sümen altı edilmiyor, üniversiteler daha bağımsız davranabiliyor, yargıçlar verecekleri kararları çekinmeden hukuka göre verebiliyordu; yasama, yürütme ve yargı ayrı ayrı güçler olarak çalışıyorlardı. Peki, sonra ne oldu? Ortaya bir ittifak çıktı. Kiminle? O sorunun da yanıtı 12 Eylül 2010 tarihinde değişen Anayasa’da saklıdır.

2010 Anayasa değişikliğini hep beraber yaşadık, yargı yürütmenin eline teslim edildi. Zira, HSYK iktidara doğrudan bağlı bir organ hâline geldi. Ardından, çok iyi organize olan FETÖ mensupları HSYK’deki çoğunluğu eline geçirdi, bir hafta içinde 81 ilin başsavcısının 74’ü değiştirildi, özel yetkili mahkemeler tümüyle cemaatçi kadrolardan oluşturuldu; bir gün içinde cemaat kadrosundan 5 bin dolayında hâkim ve savcı içinden yaklaşık 160 kişi Yargıtay, 60 kişi Danıştay üyesi yapılarak yüksek yargı kurumlarında kontrol FETÖ tarafından ele geçirildi. Sonra iktidar ve cemaat arasında kaçınılmaz son; güç savaşı ve birbirinden rahatsızlıklar gün yüzüne çıkmaya başladı. Zira, cemaat mensupları kamuda her alanı ele geçiriyor, özel sektöre ne isterlerse yapıyorlardı. Göreve yeni atananların neredeyse tümü cemaat kadrolarındandı, eğer hâkim ve savcılar bu kadrolardan değilse cemaatin müfettişleri çalıştığı adliyelere denetime giriyor, onlarla ilgili olumsuz siciller veriyordu. Bu durumda olan yargı mensupları ya emekliliğe zorlanıyor veya sürülüyordu. Kendilerine yapılan haksızlığa karşı çıkanlar ise kurgulu kanıtlarla haklarında açılan davalarla uğraşmak zorunda bırakılıyordu. Peki, ardından ne oldu? Tarihi şan ve şerefle dolu olan millî ordumuza tarihte görülmemiş, eşi, emsali olmayan bir kumpas kuruldu ve davalar açıldı. Aydınlarımız uydurma iddialarla hapsedildi, Türkiye kaosa sürüklendi. En son da yargıda açılan bu büyük gedik yüzünden 15 Temmuz hain, alçak ve onursuz darbe girişimi gerçekleşti. Tarih tekerrür etmemeli değerli vekiller.

Yargının bağımsız olmasına en çok hepimizin, sizlerin, bizlerin, herkesin ihtiyaç duyduğunu, ihtiyacı olduğunu ne zaman anlayacağız? Çıkarılacak hiçbir kanunun insana aykırı olmayacağını ne zaman idrak edeceğiz? Bir yasa kadar onun yapılış şeklinin de önemli olduğunu ne zaman fark edeceğiz? AK PARTİ döneminde 2002-2007 arasında sadece 2 torba yasa çıkarken Kasım 2015’ten Kasım 2017’ye kadar 23 tane torba kanun çıkmıştır. Bu dönemde çıkarılan 53 kanundan 23’ü maalesef torba kanun. Torba yasalar yürütmenin etkisi ve güdümü altındaki yasama meclisinin özensiz bir çalışma biçimi benimsemesidir. Torba kanunların amacı iktidarın tasarladığı konuları çok kısa sürede kanunlaştırmak olunca Meclis komisyonları işlevsiz hâle gelebilmekte ve İç Tüzük kuralları da ihmal edilebilmektedir. Hele, bugün bile biraz sonra tartışacağımız yasa teklifi hükümlerini içeren teknik hususlarda uzlaşma aranmaması son derece kötü bir kanunlaştırma tekniğidir. Burada yapılması gereken, tüm değişiklikleri Meclis çatısı altında temsil edilen parti grubu temsilcileriyle istişare ederek Meclise getirmektir; böylece şimdikinden daha hızlı ve daha doğru kanunlar yapabilirsiniz.

Değerli milletvekilleri, hukuk devleti ilkesi çağdaş bir demokrasinin en olmazsa olmaz koşuludur. Hukuk devleti; hukukun üstünlüğünün yaşama geçirildiği, yönetimde keyfîliğin önlendiği, devletin hukuka bağlı olduğu, yargının bağımsız niteliğiyle siyasal baskı ve karışmalardan etkilenmeden çalıştığı, hukuk kurallarının herkese eşit şekilde uygulandığı, özgürlüklerin güvenceye alındığı, vatandaşlara hukuk güvenliğinin sağlandığı bir sistem demektir. Tam anlamıyla demokrasiden ve hukuk devletinden söz edebilmek için hukuk kurallarının üstün olduğu ve herkese eşit şekilde uygulandığına bakmak gerekmektedir. Hukuk kuralları halka uygulandığı kadar, aslında siyasi iktidarı kullanan devlet organlarını ve yöneticilerini de bağlamaktadır yani aslında, değerli vekiller, hukuk sistemi, vatandaşın devletten ve hükûmetten değil, devletin ve hükûmetin vatandaşından korktuğu, çekindiği ve hesap verdiği sistemin adıdır.

Şimdi, işin teknik kısmında önümüze 13 maddeyle gelen bir kanun teklifi var. Bu kanun teklifinde gerçekten teknik düzenlemeler, belki de yargıda işe yarayacak, istinafta, Yargıtayda ve yargının işleyişinde önümüzü açacak hükümler de var ama böyle maddeler gelirken, böyle bir teklif gelirken bu teklif Adalet Bakanlığı koridorlarında hazırlanıp sadece AKP’li, AK PARTİ’li değerli milletvekilleri tarafından Meclise getirileceğine bir uzlaşma aransaydı, çok daha iyi maddeler çok daha iyi şekilde, çok daha hızlı ve belki de aksaklığı olan daha çok madde de içine konularak daha iyi bir kanun yapılabilirdi.

Torba kanunları bir yana bırakarak, torba kanunların kötülüğünü bir yana bırakarak, Roma’da bile bundan binlerce yıl önce yasaklandığını bir yana bırakarak önümüzdeki 13 maddelik kanun teklifine baktığımız zaman; ilk 3 madde, İcra ve İflas Kanunu ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki istinaf ve temyiz sınırlarını birbirine eşleştirmeye çalışıyor ama değerli milletvekilleri, adalete etkin bir şekilde erişim hakkı, adil yargılanma hakkı, savunma hakkının kutsallığı… Bizim, esasında, bu şekilde istinafı ve temyizi yani yargı yollarını kapamamamız gerekiyor. Bizim teklifimiz, bütün sınırları kaldırarak kesinleşmenin yerel mahkemede değil, istinafta ya da daha da üstte, Yargıtayda olması gerekliliğidir. Bu nedenle esasında teklifin ilk 3 maddesinin teklif metninden çıkarılması gerektiği kanısındayız. Maddeler üzerinde konuşma yapacak arkadaşlarımız, hukukçu meslektaşlarımız, hukukçu milletvekilleri bunları daha iyi ve daha ayrıntılı olarak anlatacaklar ama bu teklifin can alıcı, çok önemli bir hükmü var.

Değerli milletvekilleri, dikkat buyurursanız madde 4’e bakalım. 2010 yılında yargıyı ele geçiren Fetullahçı terör örgütü, 2014 yılında Yargıda Birlik Platformuyla her siyasi görüşten olan hâkim ve savcılar tarafından en azından biraz geriye püskürtüldü ama 2014’ten sonra, belli bir dönemden sonra, AK PARTİ’de görevli olan, çalışan, il ve ilçede yöneticilik yapan, adayları olan avukat arkadaşlarımız da dâhil olmak üzere, pek çok yeni hâkim alımında sadece ve sadece yandaşlığa bakıldı.

FETÖ darbe girişimi 15 Temmuzda olduğunda yaklaşık 14-15 bin hâkim görevdeyken 6 binin üzerinde hâkim stajyeri vardı. 15 Temmuzdan sonra Fetullahçı terör örgütüyle iltisaklı olan 4 bin civarında hâkim görevden alındıktan sonra, iki yıllık süreçte ayrıca 4.000-4.500 hâkim ve savcı daha göreve başladı yani yaklaşık şu an 20 bin hâkim ve savcı var. Yani 2014’ten sonra beş yıllık süreçte 10 bin civarında hâkim ve savcı alındı. Ve bu teklife verilen muhalefet şerhine baktığımız zaman neredeyse isim isim hangi AK PARTİ il ve ilçe teşkilatı mensubunun hâkim olduğunu da görüyoruz.

Tabii ki herkesin, tabii ki hâkim ve savcıların da siyasi görüşü olacak ama adalet öyle bir idedir ki siz adalete siyasi görüşlerinizi, kişisel görüşlerinizi, hiçbir görüşünüzü karıştıramazsınız. Adaletin sembolü olan heykelin bu nedenle gözü kapalıdır değerli milletvekilleri.

Bu konuya nereden geldim? İşte, teklifin en can alıcı hükümleri 4’üncü ve 5’inci maddelerde yer alıyor değerli milletvekilleri. Hâkim açığı bahanesiyle sınavlardaki 70 barajı kaldırılarak herkes -çok amiyane tabirle- her önüne gelen hâkim ve savcılık mesleğine intisap etti. Bundan yedi sekiz ay önceye kadar fiilen avukatlık görevi yapan ve özel hukukta çalışan, baro başkanlığı yapan bir avukat olarak şunu söyleyebilirim ki şu an -avukat meslektaşlarımız biliyorlardır- inanın bir davada ne karar verileceğini artık en tecrübeli avukat bile bilemiyor. Kesinlikle ve kesinlikle ne Yargıtay kararları inceleniyor ne ilmî içtihatlar inceleniyor; göz çıkara çıkara, kafa yara yara, sayın milletvekilleri, kararlar veriliyor.

Değerli milletvekilleri, yasama faaliyeti yapıyoruz. Bu belki de bir devletin en önemli gücü çünkü sizin, burada şu an dinleyeceğiniz ve daha sonra hüküm vererek el kaldıracağınız kanunlara Türkiye Cumhuriyeti’ndeki herkes uymak zorunda.

Bakın, 70 barajı kaldırılmıştı hâkim ve savcılık sınavında, tekrar getiriliyor. Bu barajın daha da artırılması gerekiyor. Türkiye'nin en nitelikli hukukçularının hâkim ve savcı olması gerekiyor.

Size bir örnek vereyim değerli milletvekilleri: İngiltere’de hâkim olmak istiyorsanız on beş yıl avukatlık yapmak zorundasınız. On beş yıl avukatlık yaptıktan sonra, çok iyi avukatsanız size hâkimlik teklif ediliyor. Beş yıl sulh hâkimliklerinde görev yaptıktan sonra, bir sonraki beş yıl ağır cezaya da üye olabiliyorsunuz. Eğer ağır ceza mahkemesi başkanı olmak istiyorsanız, on beş yıl hâkimlik yapmak zorundasınız. Yani otuz yıl hukukçuluk yapmayan, on beş yıl avukatlık, on beş yıl hâkimlik yapmayan bir kişi ağır ceza reisi olamıyor. Biz de dün mesleğe başlayanı yarın belki de birinci kurasında veya ikinci tayininde ağır ceza reisi yapıyoruz, insanların kaderlerini ellerine veriyoruz. O yüzden, en nitelikli hukukçuları seçip onları da en iyi şekilde yetiştirmemiz gerekiyor, meslek içi eğitime de önem vermemiz gerekiyor değerli milletvekilleri.

Ama bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin bu teklifte en çok önem verdiği hüküm 5’inci madde. Bu 5’inci madde hâkim ve savcı adaylarının eğitimiyle başlıyor ve özellikle yazılı sınavın değerini azaltarak -teklif metnine bakın lütfen- burada, yazılı sınavın yüzde 60, sözlü sınavın değeri yüzde 40 olarak alınarak hâkimlik mesleğine kabul olmasını gerektiriyor bir adayın. Hâkimlik stajına girişte bir sınav yazılı sınav -çok doğru- bir mülakat olmalı; bunun dışında, mesleğe kabulde de bir yazılı sınav ve bir sözlü sınav olmalı. Ama burada iki önemli şey var: Sözlü sınavların değerinin azaltılması, yazılı sınavların gücünün artırılması gerekiyor, artı -zaten burada bir madde eklenmesiyle ilgili teklifimiz de olacak- hâkim ve savcı sınavlarının mülakatlarının mutlaka sözlü ve yazılı olarak kayda alınması gerektiğine inanıyoruz. Hiçbir şaibe olmasın, objektif olsun, ondan sonra hiç kimse de “Benim hakkım yendi.” demesin. Bu arada değerli milletvekilleri, önemli olan hukukun üstünlüğüdür.

Ha, bu arada Komisyonda çok doğru bir şey yapıldı, Anayasa Mahkemesinin sabah yayımladığı bir kararı gereğince istinafta hükümlerin sanık aleyhine kesinleşmesinin önü alındı. İşte uzlaşma yapılacak bir şeye örnek, uzlaşalım. Biz burada kanun yapıyoruz, kanun yapmanın da önemi mutabakattır. Anayasa metinlerinden tutun da tüm kanun metinleri aslında toplumsal uzlaşıya dayanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, fakat şöyle hükümler de geldi bu kanun teklifiyle: Bakın, özellikle istinafta bir kararın sanık aleyhine kesinleşmesi vardı. Eğer yerel mahkemede sanık beraat eder, bu da istinafa götürülürse istinaf iki yıldan az bir ceza verdiği zaman, hürriyeti bağlayıcı ceza da olsa bu kesin hüküm oluyordu. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti, komisyon bu konuda -birazdan önümüze gelecek- yeni bir madde ihdas etti. Bunun bütün hükümlere teşmil edilmesi gerekiyor yani hürriyeti bağlayıcı cezalarda, istinafta hükümlerin kesinleşmesi adil yargılanma hakkını ihlal ediyor kanısındayız.

Komisyonda tartıştığımız çok önemli bir husus var: İstinaf mahkemelerinde yargılamada sanık talep etmese de sanık delili olan hükümlerin uygulanıp uygulanmayacağı, beraat olup olmayacağı konusunda. Biz bu konuda da bir değişiklik önergesi verdik. Ceza hukukunun temeli nedir değerli milletvekilleri? Sanık lehine hüküm kurması, sanık lehine yorum ilkesi ve resen araştırma ilkesi. Komisyonda da bunları arz ettik, muhtemelen, belki de burada uzlaşıyla bunları da düzelteceğiz ama bu kanunu yaparken gelin, biraz sonra göreceğiniz, biraz sonra kanun maddeleri, metinler görüşülürken arz edeceğimiz kanun teklifi değişikliklerini beraber yapalım, uzlaşıyla daha iyi hükümler kuralım.

Bakın, HMK’de ciddi sıkıntılar var, CMK’de ciddi sıkıntılar var. HMK’deki ön inceleme yargının hızlanmasına sebep olmadı. Hâkimlerin iyi yetiştirilmesi gerekiyor. Benim bu kürsüden arz ettiğim, mesela, mübaşirlerin genel hizmetler sınıfına alınması, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bir kararnameyle sağlandı. İşte böyle şeyler yapalım. Halk için, adalet için ne gerekiyorsa bunu birlikte yapalım ama “Yok, hayır. Biz yaptık, oldu.” derseniz, ondan sonra yine bir gün gelir, tekrar bunu düzeltmeniz gerekir.

Adaletin aslında en yılmaz savaşçıları olan avukatlar. Değerli milletvekilleri, avukatlar yargının birincil aktörleridir ama yargı içinde ikincil olarak görülmesi, ceza hukuku anlamında yargı görevlisi iken kendisine karşı suç işlendiğinde, belki de sanığın bile alkışlanacak hâle gelmesi avukatlık mesleğini öldürmektedir. Avukatların işlerinin kolaylaştırılması yargının da hızlandırılması anlamına gelecek. Yargının hızlandırılması sadece bize değil, sadece avukatlara değil, sadece adliyeye değil, tüm vatandaşlarımıza huzur getirecektir.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Zengin, iki konuşmacımız kaldı. Bence notlarınızı alın, ben ondan sonra sizlere birer söz vereceğim, toparlayarak…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, şöyle Sayın Başkan: Anlamı kalmıyor. Mesela, Sayın Meral Danış’a bir şey söylemeyeceğim artık, anlamı kalmıyor.

BAŞKAN – Söyleyeceksiniz, ben söz vereceğim. Yani insicamı bozmamaya çalışıyorum, sonra vereceğim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ama bu sefer de bir anlamı kalmıyor.

BAŞKAN - Notlarınızı alın çünkü diğer arkadaşlar da konuşmalarını bitirsinler. Ben yeterli söz de vereceğim size.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben de anlamı kalmıyor diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

Şahıslar adına ilk söz, Aydın Milletvekilimiz Sayın Süleyman Bülbül’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; yargının en önemli hükümlerinden birisi, Türkiye’de yargının en büyük sorunlarından birisi siyasetin yargıya müdahalesidir. Biraz önce, anayasa profesörümüz, İstanbul Milletvekilimiz hocama sordum: “‘Siyasetin yargıya müdahalesi’ diye bir bölüm açılsa üniversitelerde hangi konuya girer?” “Anayasa yargısına girer.” dedi. “Hukuk fakülteleri böyle bir, ‘siyasetin yargıya müdahalesi’ diye bir bölüm açabilir mi?” “Vallaha, Türkiye'nin bu durumunda açamaz; açanlar ya rektörlükten gider ya dekanlıktan gider." dedi. Çok doğru söyledi arkadaşlar, çok doğru. Arkadaşlar, sorun bu; siyasetin yargıya müdahalesi. Siyaset yargıya müdahale ettiği sürece Türkiye’de demokrasi olamaz, yargı bağımsızlığı olamaz, hâkimlerin tarafsızlığı olamaz, bağımsızlığı olamaz, hak arama hürriyeti olamaz; Türkiye’de savunma hakkı ihlalleri had safhaya varır.

Bakınız arkadaşlar, Türkiye’de geçmiş dönemde birçok davalardan geçtik, kumpas davalarından geçtik; Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarından geçtik. Bu süreç nerede evrildi? Şurada evrildi: On yedi yıllık AKP iktidarının hukuk devletine yönelik en büyük müdahalesi, yargıya yönelik en büyük müdahalesi yani siyasetin yargıya en büyük müdahalesi ise 12 Eylül 2010 tarihindeki referandumda oldu, Anayasa düzenlemesinde oldu. O günlerde, AKP’li arkadaşlar -yeni milletvekillerimiz pek hatırlamaz ama bayağı tecrübeli arkadaşlar hatırlar- 12 Eylül 2010’da “Hukukun üstünlüğü mü, üstünlerin hukuku mu?” diye diye “Yargıdan vesayeti kaldıracağız.” diye siz gittiniz AKP olarak yargıyı FET֒cülere teslim ettiniz. Bu bir tespit. Bu tespitin karşısında olacak arkadaşla her mecrada, her televizyonda –tabii televizyona çıkmamıza izin verirlerse- her yerde tartışmaya hazırız. Burada da tartışmaya her zaman hazırız. 12 Eylül 2010’da, yargıyı “üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü, yargı vesayet altında” diyerek FET֒cülere teslim ettiniz.

Daha sonra yargıda bir evrilme oldu, geldik 15 Temmuza. 15 Temmuzda 4 bine yakın, 5 bine yakın FET֒cü iddiasıyla yargıçlar ve savcılar gözaltına alındı ve yargıda bir deprem oldu. Bu depremden sonra ben Adalet Komisyonundaki, Adalet Bakanlığındaki sorumlulara sordum: 15 Temmuz depreminden sonra, FET֒cü darbe girişiminden sonra 1/2/2017 tarihli Kanun Hükmünde Kararname’yle siz 70 olan hâkimlik, savcılık sınavındaki barajı neden kaldırdınız? Yoğunlukla AKP’li olan 6.728 yargıç ve savcıyı kadrolu olarak almak için kaldırdınız. (CHP sıralarından alkışlar) İkinci müdahale bu oldu arkadaşlar. Birinci müdahale 12 Eylül 2010’da oldu, ikinci müdahale ise 2017’de 70 puanlık sınırı kaldırmakla oldu. Adalet Bakanlığının sorumlusu arkadaşımız dedi ki: “Biz bugüne kadar 6.728 yargıç ve savcı atadık.” Neye göre atadınız? “70 barajını kaldırdık.” 40-50 alan, yeterliliğe sahip olmayan, yazılı sınavı başaramayan kişileri yargıç olarak atadınız.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – 65’e düştü.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Savcı olarak atadınız, sonra ne oldu? Sonra şu oldu: Üç gün önce Adalet Komisyonunda -hukukçu olarak kendisine büyük saygı duyarım- Adalet Komisyonu Sözcümüze sorduğumuz bir soru karşısında, Sözcümüz Hakkı Köylü Milletvekilim…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Başkan…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkan…

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – …70 puan şartının kaldırılması sonrasında mesleğe alınan hâkim ve savcıların durumundan bahisle “Bence, dediğimiz gibi, yani hâkimlerimiz maalesef yeterli eğitimi almadan kura çekip gittiler. Burada söylemek doğru değil ama kafasına gözüne vurarak da gidiyor bazı şeyler. İnşallah, yukarılarda, üst mahkemelerde düzeltilir diye ümit ediyoruz şimdilik.” diye beyanda bulundu. İşte yargıya siz bu darbede bulundunuz.

Şimdi ne olacak? Kadrolaştınız, 20 bine yakın yargıç oluştu, yargıç kadrolaşması bitti, 70’e çıkarıyorsunuz ama yetmiyor, ne yapıyorsunuz? Olağanüstü hâlin, kanun hükmünde kararnamenin öncesine getiriyorsunuz yetmiyor, 4’üncü maddeyle yazılı sınavın yüzde 70’ini, mülakatın yüzde 30’unu alıyorsunuz ama adaylık ve eğitimle ilgili son sınavda ise yazılı sınavın yüzde 60’ını, mülakatın yüzde 40’ını alıyorsunuz. Bu ne anlama geliyor? Demek ki kadrolaşmanız daha bitmemiş, daha “mülakat” adı altında alacağınız, AKP’li, teşkilatlarda çalışmış, tarafsızlığını yitirmiş, objektifliğini yitirmiş birçok yargıç ve savcı adayını da almaya hazırlanıyorsunuz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Bu işi Moğultay başlattı.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Arkadaşlar, yargı bağımsızlığı… Siyasetin yargıya müdahalesini ortadan kaldırmadığımız sürece biz burada çıkarız, devamlı bunlardan bahsederiz. Türkiye zor bir ülke. Türkiye'nin zor bir ülke hâline gelmesindeki sebep bizler değiliz, bizler muhalifiz. Muhaliflerin konuşturulmadığı, muhaliflerin her konuşmasında tutuklama iddiasıyla, tutuklamayla birlikte gönderildiği, üniversitelerde hocaların gözaltına alındığı, avukatların -Ömer Kavili’den tutun, Çağdaş Hukukçular Derneğindeki avukatların- babaları öldüğü hâlde bile ellerinde kelepçelerle mezarlığa götürüldüğü bir ortamda siz çıkıp da yargı bağımsızlığından söz edemezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız arkadaşlar, adliye binaları yaptınız, çok güzel binalar yaptınız. Cemil Çiçek Bakanıma buradan sesleniyorum: Sağ olsun, var olsun, adliyeleri saray hâline getirdiniz ama içini dolduramadınız; adliyeleri saray hâline getirdiniz ama saray talimatıyla, saray yargısıyla yargıyı, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırdınız; adliyeleri saray hâline getirdiniz ama içinde çalışacak hâkimlerin, savcıların, savunma yapacak avukatların korkularını, karar vermek korkularını, savunma yapacak arkadaşların “Savunma yaparsam, şunu söylersem tutuklanabilir miyim acaba?” korkularını bir kenara koyamadınız. Yargıyı bu hâle getirdiniz.

Bakınız arkadaşlar, talimat yargısı, açık ve net. Talimat yargısı neden net? Biraz önce, benden önce konuşan arkadaşlar Papazı söyledi, anlatmama gerek var mı? Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanının çay toplamasından önünü iliklemesine kadar, Danıştay Başkanının en yakınının tayinine kadar, birinci sınıfa hâkim ayırmalara kadar her şeyi biliyorsunuz ama AİHM’de verilen kararlara dahi “Karar bizi bağlamaz.” diyen AKP Genel Başkanı Sayın Cumhurbaşkanının da açıklamalarını biliyorsunuz. Genel Başkanımız hakkında verilen kararlarda, açılan davalarda verilen doğal hâkime karşı yapılan haksızlıkları, hâkim tayinlerini, karar verecek hâkimlerin yer değiştirmelerini biliyoruz. Türkiye’de hukuk hepimize lazım, Türkiye’de yargı hepimize lazım. Eğer yargıyı siyasallaştırırsanız, eğer yargıyı bu hâle getirirseniz, yarın bu yargının altında sizler de kalırsınız arkadaşlar. Bunu açıklıkla söylüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız arkadaşlar, size bir rakam vermek istiyorum, on yedi yıllık AKP iktidarındaki yargının son hâli; Türkiye Ekonomik Özgürlük Endeksi’nin 2019 rakamını söylemek istiyorum. Ülkelerin yargı bağımsızlığı, yargılama prosedürlerinin kalitesi ve hükûmetlerin kararlardaki etkileri değerlendirildiğinde yargı etkinliği bölümünde 2018’de 54,5 olan puanımız şu anda, 2019’da yüzde 49,8’e gerilemiş. Kamuoyunda yüzde 30,8 vatandaşımız “Yargı Türkiye’de siyasallaştırılmıştır.” kanaatinde ve yargıya güven tabana inmiş, yargıya güven düşmüş. Vatandaş yargıya güvenemezse, vatandaş hâkimin, savcının tarafsız olduğuna inanamazsa, vatandaş çıktığı mahkemede adil karar verileceğine inanamazsa bu memlekete demokrasi de gelmez, bu memlekette ekonomi de düzelmez, bu memlekette Orta Çağ’ın engizisyon mahkemelerinin durumuna düşeriz.

Bakınız arkadaşlar, o kadar çok şey var ki neyi anlatacağımı şaşırdım. Grup başkan vekilim dedi ki: “Yirmi dakika mı konuşacaksın, on dakika mı konuşacaksın?” “Hepsine hazırız.” dedik. Sorun şu: Yargıda o kadar çok konuşacak şey bıraktınız ki artık burada sabaha kadar konuşmaya kalksak, yargı bağımsızlığını da anlatsak acaba anlayacak, dinleyecek misiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, bakınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Toparlayın, bir dakika ilave ediyorum.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Yargıçların korktuğu, “Vereceğim kararda acaba benim başıma bir iş gelir mi?” diye düşündüğü, avukatların “Yapacağım savunmadan sonra tutuklanabilir miyim? Tutuklandıktan sonra başıma bir iş gelir mi?” diye savunma hakkının ihlal edildiği, kanunların uygulanmasında “Şu kararı verirsem başka mahkemeye gider miyim? Şu kararı şimdi vereyim, daha sonra değiştireyim.” diyecek korkular içinde bulunan yargıçların bulunduğu bir ortamda, Parti Meclisi üyemiz Eren Erdem’e ilk başta tahliye, daha sonra tutuklamanın devamı kararını veren yapılar devam ettiği sürece bu memlekette adalet de olmaz, bu memlekette adalet çığlıkları olur.

Değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanı AKP Genel Başkanı bir yerde söylemişti, her zaman söylüyorum, “Bir memlekette adalet çığlıkları varsa o memlekette sorun vardır.” demişti. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, sorun var. Bu sorunu çözecek yer yüce Meclistir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) - Neyi öteleseniz, neyi örtseniz dahi Türkiye’de yargının bağımsız olduğunu, adaletin olduğunu söyleyemezsiniz.

Arkadaşlar, teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sağ olun. Şahıslar adına son söz Kütahya Milletvekilimiz Sayın İshak Gazel’e aittir.

Buyurun Sayın Gazel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, bugün Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni görüşmek için bir araya gelmiş bulunmaktayız.

Teklifle, farklı kanunlarda düzenleme altına alınan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun istinafa ilişkin hükümleri revize edilmekte, Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun hâkim ve savcı adaylığı yazılı sınav ile eğitim ve staj sürecine ilişkin hükümlerinde değişiklik yapılmakta, İcra ve İflas Kanunu’nun istinaf ve temyizde parasal sınıra ilişkin hükümlerinde düzenlemeler yapılmaktadır. Teklif 13 maddeden oluşmaktadır.

Değerli milletvekilleri, teklifin esasını ceza istinaf kanun yoluna ilişkin düzenlemeler oluşturmaktadır. Bu kapsamda kısaca istinaf kanun yoluna ilişkin biraz bilgi vermek istiyorum.

Son on beş yılda yargıda etkinliğin ve verimliliğin artırılması, yargılamaların makul sürelerde sonuçlandırılması ve adaletin eksiksiz gerçekleştirilmesinin temin edilmesi amacıyla mevzuat düzenlemeleri ve idari ve fiziki yapılarda çeşitli düzenlemeler ve güçlendirmeler yapılarak bir rekora imza atılmıştır. Bu reform sürecinin önemli bir parçası da 20 Temmuz 2016 tarihinde bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin faaliyete geçmesidir. Mahkemelerce verilen isabetli kararlar ve makul süren yargılama, vatandaşların hukuki tatmini yanında bir ülkedeki adil yargılanma hakkı ve hukuki güvence varlığının da aynı zamanda en önemli göstergelerindendir. Bu hususların gerçekleştirilmesinde istinaf mahkemeleri çok önemli bir işlev üstlenmişlerdir. İstinaf kanun yolu, yargı sistemimizde var olan hukuki başvuru yollarını kuvvetlendirerek adil yargılanma hakkını da daha koruyucu bir hâle getirmektedir.

Kuşkusuz, şu anda mevcut yargı sistemimizin en önemli sorunlarından birisi de yüksek mahkemeler ile ilk derece mahkemelerindeki iş yükünün fazlalığıdır. Bu sorun, yargılama süresinin uzamasına yol açmakta ve adil yargılanma hakkının ihlaliyle sonuçlanmaktadır. Ayrıca, uzun yargılama süreleri, yargıya güveni de azaltmaktadır. İstinafın hayata geçirilmesi, yargı teşkilatında bugüne değin gerçekleştirilen en kapsamlı yapısal değişikliklerden birisidir. Zira, yargının iş yükünün yönetilmesi ve kaliteli bir adalet hizmeti sunulması, en önemli önceliktir.

İstinaf mahkemeleri şöyle bir fonksiyon da ifa etmektedir: Temyiz mahkemesi olarak aynı Yargıtay ve Danıştay gibi bir pozisyon üstlenirken, bir hukuki denetim yaparken aynı zamanda maddi anlamda bir vaka denetimi de yapmaktadır. Bu sebeple, istinaf, bazen doktrinde birinci derece mahkeme olarak nitelendirilebilmektedir de. İstinaf mahkemesi, yerel mahkeme kararını kaldırmak suretiyle kendisi ilk derece mahkemesi gibi yeniden yargılama yaparak işin esası hakkında karar verebilmektedir. Bu nedenle, istinaf kanun yolu, vatandaşımızın temel hak ve hürriyetlerinin korunması bakımından daha büyük bir koruma sağlayacaktır.

İstinaf yargılamasında birinci sınıf hâkimlerden oluşan istinaf mahkemelerinde yargılama yeniden yapıldığı için yargılama süresinde oluşan hatalar da en aza indirilmekte ve adaletin tam olarak tesisi sağlanmaya çalışılmaktadır. Dosyalar, ilk derece mahkemesinin sahip olduğu tüm yetkilerle makul sürede yeniden gözden geçirilmekte, gerekli görülen hâllerde delil toplanmakta, keşfe gidilmekte, bilirkişi incelemesi yapılmakta ve tanık dinletilmektedir. İstinaf mahkemeleri maddi ve hukuki gerçeklere ulaşmak ve adli hataları gidermek bakımından yargı sistemimize yeni ve etkili bir yargısal mekanizma olarak önemli bir katkı da sağlamaktadır. Uzmanlaşmayı ve daha iyi bir denetimi sağlamaktadır.

İstinaf kanun yolunun faaliyete geçmesi Yargıtaya giden dosya sayısını da önemli ölçüde azaltmıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20 Temmuz 2016’dan 31 Aralık 2018 tarihine kadar ceza davalarında verilen kararların yüzde 8’i, hukuk davalarında ise verilen kararların yüzde 14’ü temyiz edilmiştir.

Yıllardır hazırlığı yapılan bu köklü değişikliğin Türk hukuk sistemine hem yargılama süresinin azaltılması hem de yargılamamızı daha da kaliteli hâle getirmesi noktasında katkı sağladığına inancımız tamdır.

Değerli milletvekilleri, istinafla yaptığımız değişiklikleri de genel hatlarıyla şu şekilde ifade edebiliriz: Yargıtayda sonuçlanan dosyaların gönderileceği mercilere ilişkin yeni bir düzenleme söz konusu bu teklifte. Mevcut uygulamada, Yargıtay incelemesinden geçen dosyaların tamamı ilgili bölge idare mahkemesine gönderilmekteydi. Onama ve düzeltme, düzelterek onama niteliğindeki kararlar bölge idare mahkemesi tarafından yedi gün içerisinde ilgili ilk derece mahkemesine aktarılmaktaydı. Bozma kararları ise temyiz öncesi kararı veren bölge adliye mahkemesi tarafından yeniden incelenmekte ve bozmaya karşı yeniden değerlendirilmekteydi.

Teklifle, Yargıtay tarafından verilen onama veya düzelterek onama kararının bölge adliye mahkemesine uğramaksızın doğrudan ilk derece mahkemesine gönderilmesi öngörülmektedir. Böylelikle bölge adliye mahkemesinde herhangi bir işlem yapılması gerekmeyen ve ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı kesinleştiren bu kararlar bakımından bir an önce infaz aşamasına geçilmesi, diğer taraftan, bölge adliye mahkemesindeki kalem işleri azaltılmak suretiyle, zaman ve emek kaybının da önüne geçilmesi sağlanmaktadır.

Teklifle, bölge adliye mahkemesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararlar Yargıtay tarafından bozulduğunda dosyanın bölge adliye mahkemesi yerine ilk derece mahkemesine gönderilmesi sağlanmaktadır. Bölge adliye mahkemesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddi dışında verdiği kararlarla ilgili olarak da Yargıtayca verilecek bozma kararları bölge adliye mahkemesine gönderilmeye devam edilecektir. Böylelikle, ilk derece mahkemesi kararında herhangi bir değişiklik yapmayan bölge adliye mahkemesi kanun yolu incelemesi sonunda sistem dışı bırakılarak delilleri toplayan ve kararı veren ilk derece mahkemesinin Yargıtay bozma kararı üzerine doğrudan işlem yapması sağlanmakta ve yargılama süreci bu anlamda hızlandırılmaktadır.

Ayrıca teklifte istinaf kanun yoluyla ilgili yapılan değişikliklerle bağlantılı olarak bölge adliye mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın Yargıtay tarafından bozulması ve ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması hâlinde verilen yeni karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmaksızın doğrudan temyiz kanuni yoluna başvurulabilmesine imkân sağlanmaktadır. Böylelikle yargılama süresinin de hızlandırılması öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, istinaf dairelerinin daha seri bir şekilde çalışabilmesi ve eldeki kaynakların daha verimli kullanılması adına istinaf mahkemelerinin dairelerinde birden fazla heyet oluşturabileceği de ve oluşturulan bu heyetlerin başına Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından başkan belirleneceği de bu teklifle hüküm altına alınmaktadır.

Ayrıca, hâkim ve savcı adaylığı mülakatına katılabilmek için yazılı sınavdan en az 70 puan şartı getirilmektedir. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan hain darbe girişiminin ardından ortaya çıkan acil hâkim ve savcı ihtiyacı nazara alınarak 2/1/2017 tarihli ve 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6’ncı maddesiyle “en az 70 puan almak kaydıyla” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştı. Böylece bundan sonraki hâkim alımlarında bu puan kalkmıştı ama şunu özellikle belirtmek gerekiyor: Bu değişiklikten önce 2013, 2014, 2015 ve 2016 yıllarında yapılan bazı sınavlarda mülakata çağırılabilecek kişi sayısının altında aday yazılı yarışma sınavında başarılı olmuştu. 2017 yılında yapılan bu değişiklikte bu söz konusu fiilî durum da dikkate alınmıştır. Şimdi, bu kapsamda 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 9/A maddesinde değişiklik yapılarak adli ve idari yargı hâkim adaylığı mülakatına katılabilmek için yazılı yarışma sınavından en az 70 puan alma şartı tekrar getiriliyor. Başarılı olanların sayısının, ilan edilen kadronun 2 katı fazlasının altında kalması hâlinde, sadece başarılı olanlar, bir başka ifadeyle 70 ve üzeri puan alanlar mülakata çağırılacaklardır.

Yine, bu teklifle, hâkimlik ve savcılık adaylık süresinin iki yıl, avukatlık mesleğinden geçenler için bir yıl olduğu, bu sürenin eğitim ve staj dönemlerini kapsadığı hüküm altına alınmakta, adayların eğitimlerinin sonunda yazılı ve sözlü sınava tabi tutulacakları, yazılı sınavdan en az 70 puan alanların sözlü sınava girmeye hak kazanacakları düzenlenmektedir. Önceden olduğu gibi, yazılı sınav puanının yüzde 60’ı ile sözlü sınav puanının yüzde 40’ının toplamının en az 70 olması da öngörülmektedir.

Ayrıca, yine önceki düzenleme doğrultusunda, sınavlarda başarılı olamayanların durumuyla ilgili de düzenleme yapılmakta, bu durumda olanların talepleri hâlinde Bakanlıkça…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gazel, buyurun.

İSHAK GAZEL (Devamla) – …merkez veya taşra teşkilatında genel idare hizmetleri sınıfında kadroya atanabilecekleri, aksi hâlde bunların adaylığına Bakanlıkça son verileceği hüküm altına alınıyor.

Değerli milletvekilleri, bir de icra hukuk mahkemelerinde verilen kararlarla ilgili temyiz sınırı 40 bin liradan 58.800 liraya çıkarılıyor. Bu miktar, asliye hukuk ve iş mahkemelerindeki temyize ilişkin parasal sınırla eşit hâle getiriliyor ve 58.800 liralık parasal sınırın her yıl yeniden değerleme oranında artırılması öngörülüyor. Tabii, bu da hukuk mahkemelerinde yapılan yargılamada bir uygulama birliğinin sağlanması yönünde bir adım oluyor.

Teklifimizin hukuk sistemimiz ve yargı camiamıza hayırlı olmasını diliyor ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gazel.

Değerli milletvekilleri, soru-cevap işlemi yok.

Sayın Zengin, bir talebiniz vardı.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşma ile Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün şahıslar adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tabii, torba cevap olmuyor Sayın Başkan yani cevap dediğiniz şey, takıldığınız bir mevzu var, kafanız canlı, ruhunuz canlı... Üzerinden bir sürü zaman geçti. Şimdi söylesem yeniden bir tartışma açılacak, belki de bu yüzden, bu tartışmayı sonlandırmak için böyle yaptınız, bilmiyorum ama bence Meclisin doğası torba cevaba müsait değil. Yani burada biz canlı canlı iki laf konuşalım karşılıklı ve anlaşalım. Yani sadece kayda geçsin diye bir şey söylemeyi ben buradaki arkadaşlarıma da bir saygısızlık olarak addediyorum. O yüzden, şu anın ilham ettiği şeyleri söyleyeceğim, diğerlerini yeri geldiğinde artık tekrar ifade ederim diye düşünüyorum.

Bununla ilgili olarak, şu 70 puan meselesini, puanın 70’e gelmesini ben çok anlamlı buluyorum. Aslında dönüp baktığımız zaman, 70 barajını getiren de AK PARTİ, 2007 yılında gelmiş durumda. 1983 yılına, ilk sınavların yapıldığı dönemlere bakıyoruz, hiçbir sınırlama yok, 50 de yok, 60 da yok, 70 de yok. 2007’de 70 puanı getiren AK PARTİ. Daha sonrasında, 15 Temmuzun öncesinde -arkadaşlarımız söyledi, İshak Bey ifade ettiler- bu sınavlara girenlerde -maalesef diyeceğim- mülakata çağrılması gereken sayıda muvaffak olan öğrenci yok, mezun arkadaş yok. Böyle bakıldığı zaman, hakikaten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Toparlayacağım hızlıca.

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – 2013 yılına bakıyoruz, 600 kişi alınacak, 1.800 kişinin davet edilmesi lazım, 517 kişi ancak bu barajı geçebilmiş. 1.500 kişi alınacak, 4.500 kişinin çağrılması lazım, 2.050 kişi ancak bu puanı alabilmiş ve aslında 15 Temmuzdan evvel gündeme gelmiş bir mevzu ama 15 Temmuzun hemen sonrasında da yaklaşık 4 bin hâkim ve savcının ihraç edilmesi sebebiyle -maalesef diyeceğim- 50 puana çekildi. Yani, doğrusu, ben hiçbir zaman 50 puanı içime sindiremedim, arkadaşlarım da öyle -defaatle, şartlar bunu getirdiği için- ve şu anda da 70 puana gelmesi çok anlamlı. Kaldı ki, Sayın Alpay Antmen de ifade etmişlerdi, yani dünyanın gelişmiş hukuk sistemlerinde özellikle avukatlık yaptıktan sonra hâkimlik mesleğine geçmek çok anlamlı. Şimdi, beş yıl avukatlık yapan avukatlarımızın hâkimlik yapması önemli. Hayatları boyunca hiç avukatlık yapmayan insanların kolay bir şekilde hâkim ve savcı olmaları mesleğin icrasında başka problemleri beraberinde getiriyor. En azından, her ikisinin de aynı anda var olmasının Türk hukuk sistemi için bir anlamı olduğu kanaatindeyim.

Yani çok şey var belki söylenebilecek, ben de cevap olarak çok şey söyleyebilirim ama son bir şeyle bağlayacağım. Arkadaşlarımın pek çoğu ifade etti, biz de aynı kanaatteyiz: Siyaset yargıya müdahil olmasın. Amenna, biz de aynı kanaatteyiz, zaten müdahil de olmuyoruz. Burada yazılmış bazı şeyler var, Türkiye'de insanların yüzde 50’sinin oyunu almış bir siyasi aklın hayatta insanlara değmemiş olması mümkün değil, mesele siyasi fikirlerimize rağmen adil olabilmek, bu olmalı. Hiç siyasete temas etmeyen insan olduğuna inanmıyorum ben, siyasi fikirlerimize rağmen adil olmayı başarmamız lazım, ben şahsen bunu önemsiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Son bir cümle…

BAŞKAN – Toparlayın.

Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Diğer taraftan da bu ülkede maalesef yargı siyasete çok ama çok müdahil oldu. Önümüzde bunun bir sürü örneği var, 367 krizi böyle, bugün geldiğimiz yere gelirken yargının bütün bu müdahaleleriyle bizler bu noktaya geldik. Yargının yetmediği yerde bu ülkeye darbe yapıldı. Zaten eğer biz -bu HSYK’yle alakalı yaptığımız çalışmalar- FETÖ'yle alakalı hâkim ve savcılarla ilgili meseleyi halletmemiş olsaydık, onlar yargı üzerinden operasyonlarını tamamlayabilselerdi darbeye gerek kalmayacaktı. Biz bu mücadeleyi yaparken pek çok arkadaşımız sadece karşıtlık anlamında karşı cenahta durmayı tercih ettiler. Yani bazı meselelerde, Türkiye'nin geleceğine dair bazı meselelerde, yargı gibi, emniyet gibi hepimizi etkileyen, geleceğimizi çok yakından etkileyen meselelerde siyasi fikirlerimize rağmen ortak bir noktada buluşmak temennisiyle teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Ünsal, siz de 60’a göre sisteme girmişsiniz, ondan sonra birinci bölüme geçeceğim.

Buyurun Sayın Ünsal.

43.- Ankara Milletvekili Servet Ünsal’ın, yurttaşların ilaç firmalarının kâr hırsına ve vicdanına teslim mi edileceğini, ilaçların tanzim satışta mı satılacağını ya da ilaç mağduriyetini yaşatanlara engel mi olunacağını yetkililerden öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Sevgili Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sağlık Bakanlığı yetkililerine: Maalesef bugün gelinen noktada yurttaşlarımız artık zorunlu ihtiyaç ürünlerine rahat bir şekilde ulaşamamaktadır. Gıda ürünlerinde yaşanan sıkıntılar ortadayken uzun bir süredir sağlık alanında da ilaç krizleri yurttaşlarımızı mağdur ediyor. İlk başta, zam oranı açıklanmadığı için bulunmayan çok sayıda ilaç olduğuna ve bu durumun bazı ilaç firmalarının zamlı fiyat beklemelerinden kaynaklandığına dair açıklamalarımızı yaptık. Bu kez yüzde 26,4’lük zam oranı açıklandı ancak yurttaşlarımız yine ilaca ulaşamıyor çünkü şimdi elindeki ilacı zamlı fiyattan satmak isteyen firmalar var. Ve Hükûmet yetkilileri bu mağduriyeti sadece izliyor.

Yetkililere soruyorum: Yurttaşlarımızı firmaların kâr hırsına ve vicdanına teslim edecek misiniz, yoksa sebze meyvede yaptığınız gibi işin içinden çıkamayıp ilaçları da tanzim satışta mı satacaksınız ya da her hükûmetin normal olarak yapması gerektiği gibi olağan bir şekilde sorumluluğu üstlenip ilaç mağduriyetini yaşatanlara engel olabilecek misiniz?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel ve 45 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1578) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 42) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 5’inci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen değerli milletvekillerimize söz vereceğim.

İlk söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Batman Milletvekilimiz Sayın Ayşe Acar Başaran’a aittir.

Buyurun Sayın Başaran. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Başaran.

HDP GRUBU ADINA AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de herkesi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz bu kürsüden yargıyla ilgili çokça konuştuk, çokça da konuşmaya devam edeceğiz çünkü maalesef buraya yine bir torba kanun geldi Adalet Komisyonundan. Ben bir üye olarak Komisyona katılamadım çünkü o anda İçişleri Bakanının talimatıyla bize oluşturulan çemberin içerisinde yürümeye çalışıyordum. Çünkü İçişleri Bakanı bir talimat vermişti, bizi yürütmeyecekti, Leyla Güven’in açlık grevinin gündem olmasını istemiyordu, talebine gözlerini, kulaklarını kapatmıştı ve gerçekten -bunu mecazi anlamda söylemiyorum- bir grup polisle her durduğumuz yerde bize oluşturulan açık hava hapishanesiyle beraber biz bir günümüzü, hatta iki günümüzü geçirdik, bazı arkadaşlarımız üç, dört gününü geçirdi. Katılamadık ancak bu kanun Komisyona ilk geldiğinde ben “Nasıl bir önemi var?” diye düşündüm, hani Meclis kapanmaya yakın, birkaç gün sonra seçime gidiyoruz, Meclis kapanacak, bir tatile girecek, “Acaba ne kadar önemli bir kanun?” diye düşündüm; açtım, baktım. Ya, gerçekten bu Meclis bu halkın hangi derdine deva olacak ya da ne zaman gerçekten bu halkın derdine deva olmaya çalışacak? Ben kanunu gördüğümde yine aynı şeyi düşündüm ve Sayın Milletvekilimiz Ahmet Şık’ın dediği gibi “Acaba bunun altından ne çıkacak?” diye bir hukukçu gözüyle de baktım, başka arkadaşlara danıştık, yok yani Türkiye’deki bu hukuk sistemini, yargıyı, şu anda insanların adalete olan bakış açısını değiştirmek için zerreyimiskal katkıda bulunmayacak, zaman öldürecek bir kanunla karşı karşıyayız.

Tabii, yine, dediğim gibi, altında, böyle biraz deşince, AKP iktidarının yine önümüzdeki süreç içerisinde belli planları olduğunu da gördük, özellikle bu hâkimlerin tekrar, işte, 70 puan ve mülakat meselesiyle ilgili. Yine, istinafta her nasılsa, işte, ayrı ayrı heyetlerle bazı dosyaları inceleme yetkisi vesaire verilmiş.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biz yargının tarafsız, bağımsız olduğunu söylerken nedense bu sıralardan, böyle, sesler yükseliyor. Burası yargı temsilcisi mi? Bu kadar net, aslında yargı ile iktidarın eşit olduğu, aslında nasıl bir tahakkümleri olduğu burada yaptıkları konuşmalardan da açığa çıkıyor. Yani bu yargı eğer bağımsız ve tarafsızsa niye bu yargıyı savunmak bu sıralara düşüyor? Bir eleştiri varsa hepimiz yapalım, bir yanlış varsa hepimiz görelim ve bu yanlışı düzeltmek için elden geldiğince çaba sarf edelim ama böyle yerimizden zıplayarak bir çözüm bulamıyoruz arkadaşlar. Şimdi, insanlar niye bunu sürekli söylüyorlar ve insanlar niye yargıya güvenmiyor? Biraz bunu açıklayalım.

Şimdi, yargıya güvenin en esaslı şeylerinden biri adil yargılanma hakkı değil mi? Şimdi, adil yargılanma hakkı için ne gerekiyor ya da hangi esaslar gerekiyor, onları biraz açıklayalım. Kendisine yöneltilen suçlamaların niteliği, sebebi hakkında en kısa zamanda, anladığı bir dilde, ayrıntılı bir şekilde haberdar edilmek; bu, adil yargılanmanın bir gereği. Şimdi biz nasıl öğreniyoruz ya da toplum yargılandığı ya da suçlandığı konuyu nasıl öğreniyor? Basın üzerinden. Anadolu Ajansı bir tebliğ biçimi olarak, özellikle muhaliflerle ilgili başlatılan soruşturmalarda, açılan davalarda ilk elden bir linç kampanyası şeklinde haber geçiyor.

Bakın, bugün, birkaç saat önce Eş Genel Başkanımız Sayın Sezai Temelli ile ilgili iki ayrı soruşturmanın başlatıldığını biz Anadolu Ajansı üzerinden öğrendik ama değerli arkadaşlar, hepimiz biliyoruz, burada hukukçu arkadaşlarımız da var, soruşturmanın gizliliği var. Peki, neden muhatap daha öğrenmeden basına bu soruşturmalar bir şekilde ulaştırılıyor? Tebliğ yeri basın mı? Hayır ama bu süreçte yargı, muhalefeti baskılamanın bir aracı olarak karşımızda duruyor. Muhalefet bir şey yapacak, en tepeden “Biz gereğini yaparız.” tehditleri savrulacak ve akabinde yargı da sopalık görevini görüp bu şekilde müdahalelerde bulunacak.

Biz, Sayın Eş Genel Başkanımızla ilgili başlatılan soruşturmanın içeriğinden hâlâ haberdar değiliz. Eğer varsa -buradan seslenelim, basın da var burada- Anadolu Ajansı bize bir de içeriği konusunda bilgi verirse gerçekten mutlu olacağız. Bu duruma gelen bir ülke hâline geldik. Muhaliflerin yaptığı herhangi bir konuşmanın, iktidarın hoşuna gitmeyen herhangi bir eylemin karşılığı olarak bir soruşturmayla karşı karşıya kalıyoruz. Şu anda yargının en hızlı davrandığı alan muhalefetle ilgili olanlar. Bunun örneğini daha önce defaatle burada da söyledik.

Değerli arkadaşlar, eski Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş ve yine Ankara Milletvekilimiz Sırrı Süreyya Önder’le ilgili… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Sayın Demirtaş’la ilgili bir karar verdi. “Gereği yapılacak.” denildikten hemen sonra istinaf mahkemesi, her nasılsa, önünde bekleyen dosyayı hiç inceleme zahmetine bile girmeden, “HDK”nin orada “PKK” olarak yazıldığı gerçekliğini göz ardı ederek, “gülistan”ın “kabristan” olduğu gerçekliğini göz ardı ederek jet hızıyla onama verdi. Şimdi nasıl biz bunun adil bir yargılanma biçimi olduğunu söyleyeceğiz?

Yine bir örnek daha vereyim arkadaşlar ya da adil yargılanmanın başka neler gerektirdiğini anlatayım. Adil yargılanmanın bir gereği de kişilerin suçsuzluk karinesi esasıyla bu yargılamalarının yürütülmesi. Peki, burada böyle mi oluyor? Biri çıkıp bana gerçekten Türkiye’de insanların suçsuzluk karinesinden yararlandığını söylesin. İçişleri Bakanı her gün çıkıp birilerini terörist ilan ediyor; milletvekillerini, akademisyenleri, gazetecileri, herkesi. Daha sonra soruşturmalar başlatılıyor. Bakın, bir örnek var. Peki, bunu yargı nasıl düzeltecek, beraat verse bile nasıl düzeltecek? Nusaybin’de bir köyde sokağa çıkma yasağı ilan edildi, köylüler gözaltına alındı -yaklaşık 39 kişi- feci bir işkenceye maruz kaldılar, feci ve İçişleri Bakanı çıkıp dedi ki: “Bunlar teröristleri barındırıyorlardı.” O insanlar beraat etti. Peki yaşadıkları, bunun bir telafisi var mı? Hayır çünkü baştan suçlu başlamışlardı, işkenceyi hak ediyorlardı, darbı hak ediyorlardı, her türlü kötü muameleyi hak ediyorlardı. Bu tazminat bunu çözüyor mu? Bu da bunu çözmüyor. Bir defa, Türkiye’de herkes baştan suçlu, önce suçlu, sonra kendini temize çıkarmaya çalışıyor. Böyle bir hukuk anlayışı, böyle bir adalet anlayışı olamaz; en fazla iktidarın buna karşı çıkması lazım.

Bir tane daha söyleyelim, insanlar müdafi avukat hakkından yararlanabiliyor değil mi? Evet yararlanabiliyor ama birkaç gün önce Ankara’da yürütülen bir operasyonda avukat arkadaşlarımız da gözaltına alınmıştı. Kendilerine yöneltilen bir soru neydi? “Figen Yüksekdağ’ın duruşmasına katıldınız mı?” Yani bir avukat herhangi birinin duruşmasına katıldığı için eğer yargı tehdidiyle, eğer gözaltı tehdidiyle karşı karşıyaysa aslında bu hakkını da kullanmıyor demektir ve bu, ilk yaşadığımız olay değil. Bu ülkede avukatlar, avukatlık yaptıkları için mahkeme salonlarında hakarete uğruyor, mahkeme salonlarından çıkarılıyor, darbediliyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor.

Bir tane daha, Cumhuriyet davası... Şimdi, değerli arkadaşlar, bu dosyaların hepsinin geçmişini hepimiz burada daha öncesinde de çokça ifade ettik, bizden önceki arkadaşlarımızın da hakkını yemeyelim onlar da çok şey ifade ettiler. Bunların cemaat operasyonu olduğunu söylediğimizde iktidar sıralarında yine bugüne benzer tepkilerle karşı karşıya kalıyordu arkadaşlarımız, benzer hatta bire bir tepkiler. O dönem, tabii, aynı yolda yürünüyordu, belli bir hedefe, muhalefete kilitlenilmişti ve yine HDP dövülüyordu. Bugün, bakın o cemaatçilerle araları bozulanlar, bir tek konuda aralarını bozmuyorlar, bir tek konuda hâlâ cemaatin yaptığı her şeyi doğru kabul edip bunun üzerine cezalar yağdırıyorlar, HDP’lilere ya da muhaliflere karşı yürütülen soruşturmalar. KCK operasyonları, tıpkı Ergenekon, tıpkı Balyoz gibi cemaatin kumpasıyken şu anda içerisinde milletvekili arkadaşlarımızın da olduğu arkadaşlarımız bu dosyalardan hâlâ yargılanıyor, istinafta bu dosyalar onanıyor, Yargıtaya gönderiliyor. Yani mesele muhalifler olunca cemaatle bir probleminiz yok sizin, mesele size dokunduğu anda sorun, size dokunduğu anda adaletten söz ediyorsunuz ve çok şaşırtıcı bir şey değerli arkadaşlar: Bir ülkede iktidarın, kendini, bütün güç elindeyken bu kadar mağdur, mazlum gösterdiği bir ülke daha yok. Eğer bizim bu söylediklerimizin gerçekliği konusunda da şüpheniz varsa bir komisyon kuralım, kuralım ve adaletteki sorunları araştıralım. İşte o zaman bu toplumun derdine derman oluruz.

Son bir örnek vereceğim: Bakın, Diyarbakır’da beş altı ay önce başlatılan bir soruşturmada -gizli bir tanık üzerinden soruşturma başlatılmış- onlarca kişi gözaltına alınmış, hatta 1’isi kadın 6 kişi tutuklu. Gizli tanıklık için yazı yazılıyor; bugün, böyle bir gizli tanığın olmadığı ortaya çıkıyor. Olmayan gizli tanıkla bir operasyon, insanlar tutuklanıyor ve en nihayetinde gizli tanığın olmadığı ortaya çıkıyor. İşte, Türkiye’deki böyle bir adalet sisteminden, bir yargı sisteminden söz ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Devamla) – Eğer gerçekten bu halkın derdine derman olmak istiyorsak gelin, bunlarla ilgili çabalayalım.

Ha, en son bir de hâkim güvencesini de söyleyeyim arkadaşlar. Bu ülkede doğal hâkim güvencesi falan yok. Bir defa, hâkim, bir karar verirken nereye sürüleceğini, başına ne geleceğini 10 defa, 20 defa düşünerek karar veriyor. Bunun örneklerini de yaşadık. Bakın, Leyla Güven tahliye edildi, daha cezaevindeyken tekrar hakkında tahliyesine itiraz edildi, daha cezaevinden salıverilmeden heyet değiştirilip hakkında tutuklama kararı verildi. Ya, böyle bir ülkeden söz ediyoruz. Ama son olarak buradan Sayın Leyla Güven’e selamlarımı iletmek istiyorum. Leyla Güven bu Meclisin bir üyesi, tekrar hatırlatalım ve şu anda, yüz dört gündür bir taleple sesini yükseltmeye çalışıyor. Bence eğer gerçekten öncelikli bir işimiz varsa, bu Meclis tatil olmayacaksa Leyla Güven’in talebiyle ilgili konuşmamızın daha yerinde olacağını düşünüyorum.

Teşekkür ederim arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası İYİ PARTİ Grubu adına söz isteyen Aksaray Milletvekilimiz Sayın Ayhan Erel’e aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süremiz on dakika Sayın Erel.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, çok kıymetli Komisyon üyeleri, büyük Türk milleti; Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Adaleti gözetmek varken ekonomiyi, siyaseti, hukuku, sivil toplumu ve dinî kurumları, kamu otoritesini kontrol altına almakla devleti güçlendirmiş olamazsınız. Tam aksine, bu yolla sadece Türk milletinin ortak beşerî enerjisinden mahrum olur, hukuki ve demokratik meşruiyetinizi kaybetmekle kalmaz, insanımızın Türk devletine yönelik aidiyet bağlarının zayıflamasına sebep olursunuz. Türk milletinin demokratik esaslarla gönüllü rızası ve enerjisini sistemin mekanizmalarına yansıtmadan gerçek anlamda bir çıkış yolu bulamayacağımızı unutmayalım. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve adaleti savunmak aynı zamanda devletin bekasının savunulması demektir. Adalet duygusu, kendisi haksızlığa uğramadan da insanda var olması gereken erdemdir. Bu anlamıyla bir insanın sahip olacağı en büyük erdem adalet duygusuna sahip olmaktır.

Sayın vekiller, insanlığın yegâne erdemi olan bu duyguyu hep beraber çoktan kaybettik. Etrafımızda her gün şahit olduğumuz ağır haksızlıklar karşısında adalet telakkimiz kişinin inancına, etnik kökenine, şahsi yakınlığımıza ve siyasi görüşüne bakmaksızın başkalarının haksızlığa uğraması hâlinde de karşı çıkmamızı kapsamıyorsa hiç kimse kusura bakmasın, affedilmez bir ilkesizlik ve vicdansızlık girdabı içine düşmüş bu tavrımızla geleceğimizi, millî birliğimizi, sosyal barışı ve insanlık ölçülerimizi acımasızca tahrip ediyoruz demektir. Unutmayalım ki bir toplumun geleceği için adaletsizlik algısından daha yıkıcı, daha tehlikeli bir duygu mevcut değildir. Hâlihazırda sosyal, siyasal ve ekonomik alanda yoğun olarak yaşadığımız adaletsizlik gerçeği ve oluşan adaletsizlik algısından bir an önce kurtulamazsak millî birliğimizi ve devletin bekasını da tehdit altına sokmuş oluruz. İddia edildiği gibi, yapılacak yerel seçimlerin Türk devletinin bekasıyla hiçbir bağlantısı yoktur. Bir şehirde “A” şahsının yerine “B” şahsının belediye başkanı seçilmesiyle koskoca Türkiye Cumhuriyeti devleti beka sorunu yaşayacaksa –ki buna kimse inanmıyor- devleti bu hâle düşüren iktidardaki siyasi iradeyi sorgulamak lazım. Hem “Cumhuriyet döneminin en güçlü idaresiyiz, cumhuriyet döneminin en kuvvetli iktidarıyız.” diyorsunuz, ondan sonra da tutuyorsunuz “Beka sorunu var.” diyorsunuz. Bu nasıl bir yaman çelişkidir, anlamak mümkün değil.

Yine günümüzde en çok kullanılan kelimelerden iki tanesi, biri “beka”, biri de “zillet.” Her iki kelimenin de asla bir araya gelmemesi gerekirken maalesef, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere… Bakınız, “Cumhurbaşkanımız” diyorum. Oy vermesek de Sayın Cumhurbaşkanı 82 milyonun Cumhurbaşkanıdır. Dolayısıyla “zillet” dediği insanlar arasında şu anda Çanakkale’de kefensiz, koyun koyuna yatan şehitlerimizin, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Yemen’de bu vatan için canını, kanını seve seve veren şehitlerimizin, Kore şehitlerimizin, yine İstiklal Savaşı’nda mücadele veren insanlarımızın torunlarının ve Kıbrıs gazilerinin bulunduğu bir gruba, yaklaşık 55 milyon insana “zillet” demek ne kadar yakışıklı oluyor, bunu açıklamaya, açıkçası, bir eğitimci olarak, bir hukukçu olarak benim terbiyem müsaade etmiyor. “Zillet” dediğiniz bu insanlar arasında beş vakit namazını kılan, geçmiş seçimlerde AK PARTİ’ye oy veren ve Cumhurbaşkanı için gerekirse seve seve canını vereceğini beyan eden insanlar var. Gene bu insanlar arasında analarımız var, bacılarımız var, dayılarımız var, halalarımız var. Yani bu insanlara diliniz, vicdanınız nasıl el veriyor da “zillet” diyebiliyorsunuz? Açtım baktım “zillet” neyi ifade ediyor diye Türk Dil Kurumunun sözlüğüne ama bir kez daha diyorum ki: Kusura bakmayın, ben bu “zillet”in karşılığını 80 milyonun huzurunda söylemek istemiyorum. Ve Cumhurbaşkanımız 55 milyona yakın insana “zillet” diyerek Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekasını nasıl sağlayacak? Biz Kurtuluş Savaşı’nda kuzeylisi, güneylisi, batılısı, doğulusu hep birlikte “Bu vatan bize mezar olmadan düşmana gülzâr olmaz.” diyerek mücadele etmedik mi? Yediden yetmişe, bu bayrak dalgalansın, ezanlar dinmesin diye hep birlikte savaşmadık mı? Ya o zaman da biz milleti şu veya bu sıfatlarla ayırmış olsaydık Türk kurtuluş mücadelesi destanımsı bir başarıya nasıl ulaşacaktı acaba? Eğer memlekette bir beka sorunu var diyorsanız, bu beka sorununun sebebi sizlerin söylemleri ve Türk milletini bir elmanın yarısı gibi ikiye ayırma eylemlerinizden kaynaklanmaktadır. Eğer sizce beka sorunu varsa ve bu beka sorununu ortadan kaldırmak istiyorsanız yapılacak tek şey sevgi dilini kullanmak, ikiye ayırdığınız bu milleti bir an önce tekrar kardeşlik hukuku içerisinde bir araya getirip aynı duygularla, aynı düşüncelerle, sevgide sevinen, kaygıda tasalanan bir Türk milletini yeniden onarmak, inşa etmek zorundayız. Yoksa, arz ettiğim gibi, 55 milyona yakın insana “zillet” diyerek beka sorununu ortadan kaldıramayız.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türk milletinde, İslam inancı ve kültür dairesine dâhil olmamıza kadar, genel manada, milleti idare eden hakan ve hükümdarların adil olması gerektiğine dair soyut ve genel temenniler ve bireysel uygulamaları gösteren örnek olaylar adalet fikrinin dayanağını oluşturmuştur. Millette, adalet ihtiyacını karşılamak için “töre” adını verdiğimiz sözlü kurallar adalet fikrinin hayata geçirilmesinde yegâne kavram ve kurum olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; adaletsizlik bir toplum için en yıkıcı duygudur. Bir ülkede devletin bekası ve millî güvenliğin tehdit altında olduğu dönemlerde güvenlik endişesi her şeyin önüne geçer. Böylesi dönemlerde toplumu kolayca idare edebilmek için muktedirler tarafından oluşturulan psikolojik atmosferle hak, hukuk ve adalet sözleri ve arayışları genellikle ve geniş kesimler tarafından fantastik talepler olarak karşılanır. Oysaki bir toplum ve devletin en güçlü olduğu zamanlar, karar ve uygulamalarında toplumsal bünyeyi sağlamlaştıracak şekilde hukuka uygun davrandığı ve adaletin tecelli ettiği dönemlerdir. Aksine, karşılaştığımız müşkül meselelerde bile adaletsizlik duygusunu uyandıracak her karar ve icraat, vatandaşlar nezdinde devlete aidiyetin çözülmesine, kurumlara güvenin azalmasına ve genelde sisteme yabancılaşma duygusuna atılmaktan başka bir işe yaramaz.

Hepimiz hatırlayalım, hayatımızda muhatap olduğumuz en küçük adaletsizlik karşısında bile bir infiale kapılırız. Toplumların yaşadığı yoksulluk, işsizlik gibi hâller bile adaletsizlikle iç içe geçmemişse katlanılabilir, tahammül edilebilir hâle gelebilirken toplumda haksızlık, adaletsizlik algısının artması kadar katlanılmaz, tahammül edilemez, yıkıcı bir başka etki ve duygu söz konusu bile değildir. Bir fikrin etkisinin geçici olarak kalmaması ve millî birlik düşüncesinin kolayca tüketilmemesi için devletin uygulamaları kapsamında hukuk ilkeleri doğrultusunda adalet fikrini zaafa uğratmamalı, aksine, toplumsal dayanışmayı artıracak şekilde sonuna kadar hak ve adalet duygusunu güçlendirmeliyiz. Adalet duygusunun güçlendirilebilmesi için bağımsız ve tarafsız yargının iyi çalışması kadar devletin uygulamalarında ayrımcılığı, taraf tutmayı önleyecek şekilde liyakat, ehliyet ve eşit işlem ölçülerini sonuna kadar gözetmeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

AYHAN EREL (Devamla) – Aksi durumda, ne kadar kuvvetli bir şekilde millî birlik ve bütünlük lafları edersek edelim, ülkenin bütünlüğünü ve milletin birliğini kendi ellerimizle tehdit ve tehlike altına sokmuş oluruz. Soruları çaldırılmış bir KPSS sınavına girmiş ve istikbaliyle oynanma haksızlığına uğramış veya iş başvuruları için “Nasılsa kimin alınacağı bellidir.” diye düşünen bir gencin yaşadığı ülkeye yeteri kadar bağlılığını millî ve hamasi sloganlarla sağlayamazsınız. Evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda adil yargılanma hakkı ihlal edilecek şekilde, suçsuz insanları suçlulardan ayıramıyor ve haksızlığa yol açıyor iseniz bu yıkıcı adaletsizlik duygusunu hiçbir şekilde telafi edemezsiniz.

Devletin bekası ve milletin birliğinin yegâne teminatı, toplumsal mutabakatla üretilmiş, demokratik ve meşru hukuk içinde kalarak yönetme yetkisini kullanmaktan ve her alanda adalet üretmekten geçmektedir.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erel.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özden Kaboğlu’na aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Kaboğlu.

CHP GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; 42 sıra sayılı Yasa Teklifi üzerine grubum, CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Bu teklif metni kitapçığı 45 sayfadan oluşuyor, bunun üçte 2’sinden fazlası muhalefet şerhlerine özgülenmiş bulunuyor, yaklaşık 10 sayfa ana metinlerden oluşmakta. Esasen, bu hacim ve dağılım da bu teklifin Komisyonda ne kadar görüşüldüğü, ne kadar değiştirildiğini göstermesi bakımından anlamlıdır çünkü Komisyon mutfak olma görevini yerine getirmek yerine, daha çok, bir tür, yasanın kendi tekniğinden de anlaşıldığı gibi torba olarak geliyor ve torba olarak çıkıyor yani açılmadan geçiyor Komisyondan diyebiliriz.

Bu itibarla, bu metni 3 açıdan, 3 başlık altında ele alacağım: Birincisi, Komisyonda tartıştığımız üzere -gerçi çok kısa bir süreyle ancak tartışabildik ama- esasen 4 temel yasada yapılan düzenleme, adil yargılanma hakkını esas alarak, temel alarak bir düzenlemeyi beraberinde getirmeliydi ama bu olmadı. Evet, olumlu kimi açılımlar yok mu? Var ama çok ciddi temel sorunlar var, onlara değineceğim.

Onlara değinmeden önce, adil yargılanma hakkı açısından bazı temel ilkeleri hatırlatmak istiyorum. Tabii ki yargı ve demokrasi ilişkisine girmeyeceğim. Yargıç, demokrasi faktörü işlevini, aktörü ve antrenörü işlevini nasıl yerine getirir, bu konuya girmeyeceğim. Fakat burada, adil yargılanma hakkının asgari standartları diyebileceğimiz ilkelere değineceğim. Bir: Mahkeme giriş hakkı. İki: Silahların eşitliği. Üç: Bağımsız ve tarafsız bir mahkeme hakkı. Dört: Aleniyet ilkesi ve çabukluk ilkesi. Beş: Yargı kararlarını uygulama yükümlülüğü. Altı: Suçsuzluk karinesi. Yedi: Savunma hakları. Bunları teker teker ele almaya gerek yok. Keşke zamanımız olsaydı, ele alsaydık. Fakat sayın vekillere şu soruyu yöneltsem: Acaba bu 7 ilkenin kaçı saygı görüyor? Herhâlde buna “Şu saygı görüyor.” biçiminde bir olumlu yanıt vermek çok zor olsa gerek. Birkaç örnekle bunu somutlaştırmak istiyorum ama esasen burada bizim, Türkiye’de adil yargılanmadan ya da adil yargı hakkından söz ederken bunu sadece ulusal mahkemelerle sınırlı tutmamamız gerekir; Avrupa Mahkemesi, Avrupa Mahkemesinin kararları, gerekçeli karar hakkı ve Avrupa Mahkemesinin ikincillik ilkesi çerçevesinde görev yaptığı ama kararlarının tıpkı iç hukukta verilen kararlar gibi, Yargıtayın, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar gibi, uygulama mecburiyetinde bulunduğumuza değinmekle yetiniyorum.

Şimdi, burada adil yargılanma açısından çok önemli bir sorun OHAL ve sonrası dönem. Esasen Komisyonda da buna değindik 7145 sayılı Yasa’yı görüşürken, üç yıl daha uzatılmasına dair kanunu konuşurken. Çünkü olağanüstü dönemde üç yıl daha uzatıldı fakat bunun yanı sıra, olağanüstü dönemde yürürlüğe konulmuş olan kararnamelerin hemen hemen tümü yasalaştırıldı. Şimdi, olağan dönemde olağanüstü hâl kanunu geçerli olmadığına göre, acaba olağanüstü kanun hükmünde kararnameler, “yasa” adı verilse de olağan dönemde geçerli olur mu? Bu durumu tartışmak lazım, konuşmak lazım. Esasen bu tür yasal düzenlemelerde, zannediyorum, bunun temel alınması gerekiyordu.

Tam iki yıl önce, dün gece kerhen de olsa istifa eden Başkanımız -o zaman Başbakandı- “Biz, altında imzamızın bulunduğu kararnamelerin ek listelerinde kimlerin yer aldığını bilemeyiz, basından öğreniyoruz. Kurunun yanında yaş da yanıyor.” dedi. Ama hukukta kuru da yakılmaz, hukukta “yakmak” fiili yok. Tam bir ay sonra yardımcısı “Biz bilemeyiz onu çünkü o listeleri MİT hazırlıyor.” dedi. Ve tabii, şöyle dedi yardımcısı: “Hele bir Anayasa oylansın, 16 Nisandan sonra biz bu haksızlıkları düzelteceğiz.” Fakat 16 Nisandan sonra yapılan, o kararnamelerin teker teker yasalaştırılması oldu, hâlâ Sayın Yıldırım’ın “Yanıyor.” dediği yakmak fiili şu anda da devam ediyor. Evet, OHAL İİK, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kuruldu ama o mahkeme kapısını kapatmak için kuruldu. 7145 sayılı Yasa’nın aslında içerdikleri, getirdikleri ve götürdükleri de zaten uygulamada biliniyor.

Burada bu adil yargılanma hakkı ihlallerine girmeyeceğim, sayın vekiller somutlaştırdılar bunları; avukatlara yönelik, seçilmişlere yönelik, öğretim üyelerine yönelik, gazetecilere yönelik. Bunları ne yürürlükteki hukukla açıklamak mümkündür ne de insanlıkla, insanlığın en asgari eşiğiyle açıklamak mümkündür.

Şimdi, torba özelliğine gelince, bu, esasen bizim görüşmekte olduğumuz kanun o denli torba ki, evet, 4 temel kanun var fakat birbirinden dağınık biçimde. Biz yapmamışız, Meclis yapmamış, altında imza sayısı çok çok fazla ama hiçbir vekil bu metni dikkatli okumamış. Zannediyorum bu kitapçıklar milletvekillerince pek okunmuyor, bunlar da okunmuyor ama bu metin de okunmamış çünkü yapılan değişikliklerde mülakat komisyonunda hâlâ Adalet Bakanlığı müsteşarı, Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcısı gibi… 6771 sayılı Kanun’la tamamen hükûmet kaldırıldığı hâlde, Sayın Erdoğan burada 1 Ekimde “Yürütme yok, benim, sadece tek kişi yürütme.” dediği hâlde, yanlış olarak “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”ni kullanıyor olmakla birlikte bunun maske olarak kullanılmaması tabii ki temenni edilirdi. Bu bakımdan, torba yasanın ne denli sorunlu olduğunu, bu kadar sınırlı sayıda maddeyi içeren bu metin bile açıkça ortaya koymuş bulunuyor, ortaya koymaktadır.

Şimdi, burada esasen üçüncü başlık altında değinmem gereken husus sınavlardır; biraz önce belirtildi, puanların neden düşürüldüğü belirtildi. Kaç bin kişi atıldı, kaç bin kişi alındı, bunlar hakkında fikirler verildi ama atılanların ne kadarı suçlu, ne kadarı suçsuz, bu söylenmedi. Ve tabii ki bu yeni getirilen sınav sistemiyle, üç kategori yargıç ve savcının ortaya çıkacağı, oluşacağı açıktır, bilinmektedir. Şöyle ki: Bizim esasen Komisyonda ısrarla belirttiğimiz, 15 Temmuz gecesine gelinmesinde rol oynayan süreç yani jürilerin tarafsız davranamaması. Bunun önüne geçilmesi için; bir, sözlü sınavın değil esasen yazılı sınavın etkili olması ama sözlü sınavın saydam yapılması, kamerayla kayıt altına alınması; iki, bu jürinin yargı mensuplarından değil aynı zamanda üniversite öğretim üyelerinin katılımıyla oluşması; üç, stajdan sonra yapılacak sınavın sadece hukuki muhakemeyle sınırlı tutulması yani artık sözlü yapılmaması. Bu tür somut, açık önerilerimiz kabul görmedi, umarım burada kabul edilir, kabul görür. Şimdi, bunlar, bu bizim dile getirdiğimiz hususlar neden önemlidir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu, bir dakika ilave ediyorum.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Lütfen.

Şu bakımdan önemli: 15 Temmuza kadar alınan yargıçlar birinci kategoriyi oluşturuyor. Ara dönemde alınan yargıç ve savcıları mutlaka sınavdan geçirmemiz gerekiyor. Eğer bundan böyle 15 Temmuz sürecinin bir daha yaşanmasını istemiyorsak o zaman bizim dile getirdiğimiz önerilerin, saydam yapılması, objektif yapılması gibi önerilerin kabul edilmesi gerekiyor. Eğer bunlar kabul edilmezse o zaman yeniden daha büyük felaketlere sürüklenme riskimiz vardır.

Benim buradan sıkça değinilen hukukun iki yüzüne girmek için zamanım yok. Örneğin, Sayın Cumhurbaşkanının 299’uncu maddeyi işletme tarzı. Pekâlâ AK PARTİ Genel Başkanı olarak yaptığı konuşma nedeniyle Cumhurbaşkanlığı sıfatını kullanarak 299’u işletebiliyor. Bir Adalet Komisyonu bunu adil yargılanma hakkı temelinde ele alabilirdi, almalıdır ama olmamıştır.

Şimdi, bu itibarla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, sözlerimi toparlıyorum.

BAŞKAN – Lütfen, toparlayıp selamlayalım.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum.

Şimdi, bakın, Anayasa madde 83: “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” Anayasa’nın hükmü çok açık. Acaba buna rağmen, Anayasa’nın bu açık hükmüne rağmen, bu madde, bu hüküm kapsamına giren ve davaları devam eden vekillerin durma kararı yerine 694 sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi’yle davaları sürdüren yargıçlar ara dönemde alınan yargıçlar mıdır, hukuku bilmedikleri için Anayasa’nın madde 11’ini, Anayasa’nın 138’inci maddesini ve bu maddesini okumadıkları için mi böyle yapıyorlar yoksa bunlar üzerinde bir siyasal etki söz konusu olduğu için mi bunu yapıyorlar? İşte, bunları sorgulamadığımız sürece bu tür torba kanunların adil yargılanma hakkını sağlaması mümkün değildir.

Saygılarımla. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Sermet Atay’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Atay’ın şahsı adına da söz talebi bulunmaktadır. Konuşmalarını birleştiriyoruz.

Süreniz on beş dakika Sayın Atay.

MHP GRUBU ADINA SERMET ATAY (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 42 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşeceğimiz kanun teklifi aslında bir gerekliliktir. Hâkim ve savcıların adaylık süresi ve meslek öncesi eğitimleri daha önce 4954 sayılı Adalet Akademisi Kanunu’nca düzenlenmekteyken Adalet Akademisi Kanunu’nun yürürlükten kaldırılmasıyla mevzuatta bir boşluk meydana gelmiştir. Bu boşluğun giderilmesi amacıyla yasal düzenleme yapılmış olup ilgili kanun teklifinin 5’inci maddesiyle hâkim ve savcıların adaylık süresinin iki yıl olarak düzenlenmesini olumlu bir gelişme olarak görüyoruz. Adaylık süresi sonunda hâkim ve savcı adaylarının yazılı ve sözlü sınavlara tabi tutulması ve başarılı sayılma koşullarının yazılı sınavda en az 70 puan alarak tespit edilmesi, yazılı sınavın yüzde 60’ının, sözlü sınavın yüzde 40’ının başarı puanında değerlendirilmesiyle yazılı sınava ağırlık verilmiş olup sözlü sınavın etkisi azaltılmış ve bu düzenlemeyle daha hakkaniyetli bir hâkim, savcı alımı yapılmış olacaktır.

Kanunla getirilen en önemli düzenlemelerden biri de hâkim, savcı adaylarının mesleki güvence altına alınması olup adaylar stajda hâkim ve savcı olarak birbirinden ayrılarak eğitime tabi tutulacaktır. Hâkim ve savcıların adaylık sürecinde ayrı eğitime tabi tutulmaları mesleki anlamda kendilerini daha rahat geliştirmelerine olanak sağlayacak, hâkim ve savcılar çalışmış oldukları alanlarda uzmanlaşabileceklerdir.

Değerli milletvekilleri, yargının hâkim ve savcıyla ilgili kısımlarının ötesinde, hukuk eğitimi ve avukatlarla ilgili yasal düzenleme yapılması da bir zorunluluktur. Ülkemizde adalet sisteminin temellerini atan hukuk eğitimine bir an önce müdahalede bulunulmalıdır. Artan hukuk fakültesi sayısı hukuk eğitimini nitelik bakımından olumsuz etkilemektedir. Sadece 1 profesörle eğitim hayatına devam eden birçok hukuk fakültesi mevcuttur. Birçok hukuk fakültesinde öğretim üyeleri kendi uzmanlık alanında olmayan alanlarda eğitim vermektedir. Örneğin bir medeni hukuk hocası ceza hukuku dersi verebildiği gibi hukuka başlangıç hocası bir usul dersi de verebilmektedir. Bu şekilde verilen eğitim sonucu başarılı bir hukukçu yetiştirilmesi mümkün görülmemektedir. Bu sorunun çözümü adına hukuk fakültelerindeki eğitim belirli kıstaslara tabi tutulmalı ve her üniversitede hukuk fakültesi yer almamalıdır. Hukuk fakülteleri birleştirme yoluyla azaltılmalı, birleştirilen fakültedeki öğrenci kontenjanları kademeli olarak azaltılmalıdır. Böylelikle daha fazla öğretim üyesinin hukuk fakültesi öğrencilerine daha nitelikli bir eğitim vermesinin önü açılacaktır.

Türkiye’de 35 devlet, 44 vakıf üniversitesinde ve Kıbrıs’ta 5 adet vakıf üniversitesinde hukuk eğitimi verilmektedir. Hukuk fakültesi öğrenci kontenjanları, hukuk fakültelerinin eğitim koşulları göz önüne alınarak tespit edilmeli, gerekli koşulları sağlamayan hukuk fakültelerine gerekirse öğrenci kontenjanı açılmamalıdır. 2018-2019 döneminde yaklaşık 72 bin hukuk öğrenimi görecek öğrenci bulunmaktadır.

Hukuk fakültelerinde toplam 383 profesör mevcuttur yani tüm Türkiye’de hukuk eğitimi veren 383 hukuk profesörü vardır. Bunlardan İstanbul, Ankara, İzmir’de bulunanların sayısı oldukça fazladır. Yaklaşık yüzde 85’i İstanbul, Ankara, İzmir’de birikmiş olup Anadolu’da sadece 47 hukuk fakültesi profesörü ders vermektedir. Anadolu’da yer alan hukuk fakültelerinde öğretim üyesi sayısı yetersizdir. Örneğin, Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1 profesöre 1.896 öğrenci, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1 profesöre 1.188 öğrenci, Karadeniz Teknik Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1 profesöre 1.086 öğrenci, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1 profesöre 1.044 öğrenci düşmektedir. Bunun en büyük nedeni, akademisyenlerin Anadolu’da bir hukuk fakültesinde ders yükü altına girmemek için buralara tayin istememesi ve burada bulunmamasıdır. Bu sebeple, hukuk fakültesine öğretim üyesi alımlarında akademisyenleri teşvik edici düzenlemelerin getirilmesi şarttır.

Yargının etkin ve adil çalışması için en önemli unsur avukatlık mesleğidir. Avukat sayısı katlanarak artmaktadır. Avukat sayısının bu hızla artması, avukatlık mesleğinin niteliğini düşürmektedir. Avukatlık mesleğinin kalitesinin artırılması için bir an önce harekete geçilmeli; hâkim, savcıların adaylık döneminde olduğu gibi avukatlık mesleğinde de adaylık dönemi sonunda avukatlık sınavı getirilmelidir. Seçici ve kapsayıcı bir avukatlık sınavı bir an önce uygulamaya konulmalı, avukatlık stajına kabul ve avukatlık sıfatını kazanma sınava bağlı olmalıdır. Şu anda 25-30 bin stajyer avukatımız vardır. Hukuk fakültelerinde 70 bin öğrencimiz vardır. Türkiye genelinde çalışan avukat sayısı 120 bin civarına ulaşmıştır. Bu sayı artışıyla avukatlık mesleğinin sürdürülebilir olması olanak dışıdır. “Hiçbir şey olmayacaksam hukuk fakültesine gidip avukat olayım.” anlayışıyla bir şekilde hukuk fakültesini bitiren gençlerimiz avukatlık mesleğinin niteliğini sadece ve sadece düşürmektedir. Avukatlık sınavı avukatlık mesleğinin belli bir nitelikte tutulmasına yardımcı olacak ve avukatlık mesleğinin itibar kaybını durduracaktır. Avukatlık Kanunu’nda değişiklik yapılarak “uzman avukatlık” unvanı getirilmeli ve unvan, keskin ve seçici sınırlandırmalara tabi tutulmalıdır. Barolarıyla uyumlu bir şekilde, avukatların mesleki sorunları tespit edilmeli, avukatların da hâkim ve savcılar gibi yargının önemli bir unsuru olduğu gözetilerek yeşil pasaport ve kamusal olanaklardan faydalanmasının önü açılmalıdır. Ayrıca, avukat stajyerlerinin de avukatlık stajı döneminde -mevzuatta ve idari uygulamalarda- tüm ekonomik ve sosyal haklardan yararlandırılması gerektiği düşüncesindeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, hukuk eğitimi, avukatlık mesleği gibi adaletin olmazsa olmaz önemli konularında atılan her olumlu adımda Hükûmetle beraber olduğumuzu açıkça deklare ediyoruz. Hukuk fakültesini bitirip avukatlığa, hâkimliğe, savcılığa, noterliğe müracaat edecek tüm hukuk mezunlarının gireceği bir sınavdan geçirilerek tüm hukuk fakültelerinin asgari bir kaliteye ulaştırılması gerektiği düşüncesindeyiz.

Değerli milletvekilleri, bölge adliye mahkemelerinin 20 Temmuz 2006 yılında faaliyet geçmesiyle Türkiye uzun yıllardan beri beklediği önemli bir yargılama aşamasına kavuşmuştur. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte yargılamalar bariz bir şekilde hızlandırılmıştır. Geçen bir buçuk yıllık süre zarfında dosyaların birikmeye başlamasıyla birlikte istinaf yargılamasının ivmesinde bir düşüş görülmeye başlanmıştır. İşbu kanun teklifinde getirilen düzenlemeler istinaf yargılamasındaki bu yavaşlamayı tekrardan hızlandırmaya yönelik olumlu düzenlemelerdir. Bu açıdan yapılan düzenlemeleri yargıdaki hızı artıracak olması bakımından yararlı ve olumlu buluyoruz. Mevcut düzenlemeyle, bölge adliye mahkemelerinde bulunan her daire karar vermek için 1 başkan ve 2 üyenin katılımıyla toplanmaktadır. Getirilen düzenlemeyle, dairelerde birden fazla heyet oluşturulmasına imkân tanınmaktadır; böylelikle bölge adliye mahkemesi, ceza ve hukuk dairelerindeki iş yükü azaltılacak, yargılama hızlanacaktır. Bu düzenlemeyi etkin ve hızlı yargılama için olumlu buluyoruz.

Mevcut düzenlemeyle, cezada indirim gerektiren şahsi sebeplerin mevcudiyeti hâlinde bölge adliye mahkemesi önünde bulunan dosyalarda yeniden yargılama yapılmaktadır. Getirilen düzenlemeyle, cezada indirim gerektiren şahsi sebeplerin mevcudiyeti hâlinde bölge adliye mahkemeleri duruşma açarak yargılama yapmaksızın bu hukuka aykırılığı düzelterek istinaf başvurusunu esastan reddedebilecektir. Bu düzenleme, eski kanun sistemindeki Yargıtay aşamasında düzelterek onamaya benzemektedir. Böylelikle yargılamanın uzaması engellenmiş olacak, adalet daha hızlı bir şekilde tecelli edecektir.

Mevcut düzenlemede Yargıtay, bölge adliye mahkemesinin esastan reddine ilişkin kararında hukuka aykırılık görmesi hâlinde bozma ilamını bölge adliye mahkemesine göndermektedir. Ancak bölge adliye mahkemesinin esastan reddine ilişkin kararlarının bozulması hâlinde bozmadan sonra yapılacak incelemenin ilk derece mahkemesi tarafından yapılacak olması sebebiyle bozma kararını içeren dosyanın doğrudan ilk derece mahkemesine gönderilmesi daha yerinde bir tercih olacaktır. Getirilen düzenlemeyle, Yargıtayın bozma kararından sonra izlenecek süreç değiştirilmektedir. Bu düzenlemeyle, ilk derece mahkemesinin Yargıtay aşamasından sonra daha hızlı bir şekilde yargılamaya başlamasının önü açılmaktadır. Bu sebeple, getirilen düzenleme yargılamanın hızlandırılması bakımından olumludur.

Mevcut düzenlemede Yargıtayın verilen kararı bozması üzerine karara uyulması hâlinde ilk derece mahkemesinde yargılamaya devam edilmekte ve ilk derece mahkemesinin tekrar verdiği karar üzerine yeniden bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaya başvurulmaktadır. Getirilen düzenlemeyle, Yargıtayın bozma kararı vermesinden sonra karara uyulmasına karar veren ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda ancak Yargıtaya başvurulabilecektir. Diğer bir ifadeyle, bozma kararından sonra karara uyulduğu takdirde bölge adliye mahkemesine kanun yolu mercisi olarak başvurulamayacaktır. Yargıtayın vermiş olduğu bozma kararına uyulması neticesinde verilen kararı yeniden kendisinin incelemesi makul olanıdır. Bu sebeple, bozmaya uyma kararından sonra bu kararların doğrudan Yargıtay denetimine tabi olmasını olumlu buluyoruz. Böylelikle adliye mahkemesindeki istinaf aşaması atlanarak yargılama etkin bir şekilde hızlandırılmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanun teklifini olumlu buluyor ve destekliyoruz, devamının gelmesini diliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Atay.

Şahıslar adına son söz, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erkan Baş’a aittir.

Buyurun Sayın Baş. (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; burada yasaları değiştirmek için teklifler veriyor ve üzerine konuşuyoruz ancak elbette konu adaletse, hukuksa hatırlatmamız gereken bazı şeyler var. Açık konuşmak gerekirse -cumhuriyet tarihinin tümü için söyleyebiliriz- adaletin tecelli ettiği duygu ve düşüncesinin emekçilerde, yoksul halkımızda ya da tarih önünde pek yaşandığı bir ülke değiliz. Bakın, bu ülkenin bir devrimcisi, bir komünist siyasetçi olarak söylüyorum: Bu ülkenin devrimcileri, komünistleri tarihin her döneminde siyasi olarak söyledikleri her sözün karşısında yargıyı bir sopa olarak kullanan iktidarları gördüler, her dönem bu oldu. Hani hepimizin bildiği, herhâlde hepimizin ortaklaşacağı, en bilinen örneği Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının haksız, hukuksuz, adice katledilmesi ve sayısız örneği yaşamış bir devrimci olarak konuşuyorum; her dönemde yargı belli ölçülerde iktidarın sopası olarak kullanıldı ama hiçbir dönem, bu son dönemde olduğu kadar yargı sadece ve sadece iktidarı ve iktidarın yandaşlarını korumak için kullanılan basit bir sopaya dönüştürülmedi.

Değerli arkadaşlar, burada muhalefet sözcüleri konuştuğunda AKP sıralarında bir hareketlenme oluyor, oturuyorlar, kalkıyorlar. Ne yapalım değerli arkadaşlar, Türkiye’de yargı üzerine konuşurken Fetullah Gülen hakkında konuşmadan değerlendirme yapmak mümkün mü? Peki, Fetullah Gülen’in yargı üzerindeki tahakkümü üzerine konuşurken AKP’yle ortaklığı üzerine söz söylemeden konuyu bütünlüklü değerlendirmek mümkün mü? Bakın, size yaşadığım bir örneği anlatacağım.

Biz, bu ülkenin devrimcileri sokaklarda bildiri dağıtıyorduk, sokaklarda halka Fetullah Gülen çetesinin Türkiye'yi nasıl bir karanlığa sürüklediğini anlatmaya çalışıyorduk. Neyle karşılaşıyorduk, biliyor musunuz? O çeteler bize saldırıyorlardı, yetmiyordu; polisler devreye giriyordu, gözaltı yapıyorlardı, yetmiyordu; mahkemeler devreye giriyordu, bizleri yargılıyordu.

Peki, o arada ne oluyordu? O arada ben televizyondan Meclis Genel Kurulunu izliyordum, Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi Adalet Bakanı çıkıyordu bu kürsüye, diyordu ki: “Fetullah Gülen bu ülkenin bir kıymetidir, ne yapıyorsa bilgimiz dâhilinde yapıyor.” Biz bunun bedellerini sokakta ödüyorduk.

Değerli arkadaşlar, çok açık bir soru soracağım: “Ben Ergenekon’un savcısıyım.” diyen bir Cumhurbaşkanının olduğu ülkede adaletten söz edebilir miyiz, hukuktan söz edebilir miyiz?

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Hangi Hükûmetin Adalet Bakanı?

ERKAN BAŞ (Devamla) – AKP Hükûmetinin tabii ki.

Şimdi, biraz evvel sevgili Ahmet “Secde ediyorsunuz.” dedi, hemen itirazlar geldi. Sanıyorum Ahmet bir mecaz kullandı, “Secde ediyorsunuz.” derken gözüyle gördüğü maddi bir secdeden tabii ki söz etmiyor, bir mecazda bulunuyor ve bunun anlaşılabileceğini düşünüyor, hemen itiraz geliyor. Tamam, ben izin verirse Ahmet adına düzeltiyorum; secde etmediniz ama kaç AKP’li onun dizinin dibinde oturdu, ben gözlerimle gördüm, sayısını bilmiyorum.

Değerli arkadaşlar, kaç AKP’li Pensilvanya’ya gitti, geldi, sayısını bilmiyoruz. Tamam, secde etmediniz de “Ne istediniz de vermedik?” diyen kimdi arkadaşlar? Ee, şimdi, bunları konuşmadan Türkiye'de yargı üzerine, adalet üzerine konuşamayız.

Ben gerçekten anlayabileceğiniz dilden söyleyeyim; hani beş yıl, altı yıl önceye gittiğimizde, “Kimler kimlerle berabermiş!” diye sorasımız gelmiyor mu? Beş yıl, altı yıl önceye gittiğimizde “Hepiniz oradaydınız be!” dediğimizde haksız mı oluyoruz arkadaşlar? Şimdi, bunları hatırlattığımızda kızmayacaksınız. Bunları hatırlatıyorsak, bu ülkenin, bu ülke halklarının çıkarlarını korumak için anlatıyoruz. Bundan on sene önce de yargı birileri tarafından sopa olarak kullanılıyordu, şimdi de aynı biçimde kullanılıyor. Koskoca adalet sarayları yaptınız, sadece sarayın adaleti tecelli ediyor memlekette, bunun dışında hiçbir işe yaramayan, beton yığınlarıyla dolu bir memlekete çevirdiniz.

Değerli arkadaşlar, nasıl bir adaletten söz edeceğiz ki? Bakın, dünyada basın emekçilerinin en fazla tutuklandığı ülkelerden bir tanesiyiz. Galiba rekoru kaybediyoruz diye paniğe kapıldınız, hemen seçim öncesinde bu rekor elimizden gitmesin diye bugün 6 Cumhuriyet emekçisini daha yeniden cezaevine yollayacak kararlar alınıyor.

Değerli arkadaşlarım, hepiniz elinizi vicdanınıza koyarak bir soruya yanıt verin istiyorum. Bu ülkede 301 maden işçisi gerekli önlemler alınmadığı için, bu ülkede 301 maden işçisi sadece patronlar daha fazla para kazansın diye açıkça bir cinayetle öldürüldüler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen, ben bir dakika ilave edeyim, tamamlayın.

Buyurun.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Şimdi soruyorum size: Bu işçilerin öldürülmesine neden olan insanlara ne ceza verdiniz? Peki, bu işçileri savunan Avukat Selçuk Kozağaçlı şimdi Silivri Cezaevinde açlık grevi yapıyor arkadaşlar, biliyor musunuz? Hangi adaletten, hangi hukuktan bahsediyoruz?

Değerli arkadaşlar, söylenecek çok fazla şey var. Gerçekten utanıyoruz; hakkını arayan bir kadının Ankara’da, Türkiye Cumhuriyeti devletinin başkentinde uğradığı muameleyi anlatmaktan biz utanıyoruz, savunmaktan utanmayanları da kınıyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Kim savundu bunu? Savunan bir kişi çıkmadı, bir kişi çıkmadı.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bitiriyorum.

Çok net şu: Türkiye öyle bir noktaya geldi ki iktidar suç işliyor. İktidar yandaşlarını koruyan, suçluları koruyan bir mekanizma oluşturmuş durumda ve maalesef, ülkemiz halkı adaleti kendisi sağlamaya çalışıyor. O yüzden bu yasa maddeleriyle, bu yamalarla uğraşmanın anlamı yok diyorum. Halkın, emekçilerin sağlayacağı gerçek adalette herkes işlediği suçların cezasını çekecek diyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun, sıcağı sıcağına verelim şimdi.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın 42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahıslar adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Çok teşekkür ederim -taze, fırında- sağ olun.

Sayın Başkanım, çok değerli arkadaşlar; sayın hatip son derece hararetli bir konuşma yaptı.

Şimdi, şunu ifade etmek istiyorum: “Secde” kelimesi bizim için önemli bir kelime. Muhakkak ki hitap ederken kelimeler bizim için önemli ama muhatap olduğumuz, hitap ettiğimiz insanların zihin dünyasında nerede yer tuttuğunu düşünerek konuşmak lazım. Secde etmek, bizim için, kendi inanç sistemi olan bir insan için dinden çıkmakla eş değer bir şey. Yani bu kadar ağır bir şeyle itham ederken bunu bir mecaz olarak kullanamazsınız, olamaz yani böyle bir şey. Varsa başka kelimeleriniz bunu anlatacak, onları kullanın ama bize “Secde ettiniz.” vesair, lütfen bunu söylemeyin, söylediğiniz zaman cevap vermek durumundayız, reddetmek durumundayız. Amacınız neyse amacınızla doğru orantılı, onu anlatan kelimelerle hitap edin ki doğru anlaşılabilesiniz.

Devamında burada bağırılıyor: “Ne yaptınız? Ne yaptınız? Ne yaptınız?” Bir taraftan, diyorsunuz ki: “Yargıya karışmayın, karışmayın, karışmayın.” Yargı verecek kararı, ben mi vereceğim? Biz mi vereceğiz, Meclis mi karar verecek? Yargı karar verecek.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Siz veriyorsunuz, yargı değil.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Nihayetinde biz bütün haklılıkları savunan insanlarız.

Bugün bu Mecliste Ankara’da olan olayla alakalı hiç kimseyi savunan bir cümle kullanmadım. Bakın, çok sakin geçti, bütün kadın arkadaşlarımız söz aldı, konuştuk. Herhâlde arkadaşımızın kendisi burada değildi, dinlemedi. Hatta biz böyle bir şeyin yargıya taşınmasından memnuniyet duyduğumuzu söyledik. Takip edelim, nedir, ne olmuş, kim yapmış ama tek bir fotoğraf karesinden yola çıkarak da bir polis memurunu “tacizci” addetmeyelim, görelim olayı. Eğer yargıya itimat ediyorsak karar verin, yargıya taşınmış bir konu, kararını versin yargı hep beraber… Ama bu arada da biz savunalım, gidelim, arkadaşlarımıza görevler dağıtalım, bunu yapıyoruz zaman zaman, bu yargılamaları takip edelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Biz hassaten kadınlarla alakalı bütün mevzuları, kadınlara dair mağduriyet içeren bütün davaları elimizden geldiği kadarıyla takip etmeye gayret ediyoruz, bunu da yapalım, hep beraber yapalım ve hiçbir kişi de sadece avukat olduğu için, avukatlık mesleğini icra ettiği için bu meseleden dolayı yargılanmıyor. Yani insanlar gazeteci “Elleyemezsin.” Milletvekili “Zinhar elleyemezsin.” Yok efendim, işte bakıyorsunuz, hâkim… Herkese dokunulabilir, bunun sınırları var. Çünkü suç işlemek… Her insan, maalesef ve maalesef mesleğinden bağımsız olarak dünyada ve Türkiye’de suç işleyebilir, bütün mesele hukuka uygun şekilde bu süreçlerin takip edilmesidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Baş, buyurun.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Kayıtlara geçsin diye söylüyorum. “Secde ettiniz.” demedim, “Secde ettiğinizi görmedim.” dedim, dolayısıyla bir düzeltmede bulundum. Buna cevap vermesi anlaşılmaz bir şey ama tabii, bu, aynı zamanda bir de ikrarı bence barındırıyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Niçin anlaşılmıyor, niçin anlaşılmıyor?

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Çünkü ben “Secde etmediniz, biat ettiniz, dizinin dibinde oturdunuz.” dedim, bu iddiamda da ısrarcıyım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz bence söylediklerinizi hatırlamıyorsunuz, kayıtlardan çıkarın ve bakın Sayın Baş. Hatırlamıyorsunuz cümlelerinizi.

BAŞKAN – Sayın Zengin, bir saniye…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, sanıyorum, Grup Başkan Vekili, kendi milletvekilleriyle beni karıştırıyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hatırlamıyorsunuz cümlelerinizi.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Ben Genel Kurulun her açık olduğu dönemde başından sonuna, halkın verdiği görevi en iyi biçimde yerine getirmek üzere buradayım. Bütün konuşmaları da dinliyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Cümlelerinizi hatırlamıyorsunuz.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Bazı arkadaşların, özellikle iktidar grubundan, birinci parti grubundan arkadaşların genelde kuliste geçirdikleri vakti, bana yakıştırmasını doğru bulmuyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç alakası yok. Ben kendimle ilgili şeyden bahsediyorum. Ben hep buradaydım, hiçbir yere ayrılmadım.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Üçüncüsü, tek bir fotoğraftan sonuç çıkartmama doğrudur. Kendilerinin tek bir fotoğraftan ne kadar sonuçlar çıkarttıklarını söylüyorum.

Ve son olarak, gerçekten, arkadaşlar, bu ülkede herkes suç işleyebilir, size göre.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, herkes işleyebilir.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – …milletvekili suç işleyebilir, gazeteci suç işleyebilir, avukat suç işleyebilir, sadece AKP’ye üye olanlar ve yandaşları suç işleyemez! Ben de bunu kabul etmiyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, hiç öyle söylemiyorum, zinhar. Herkes…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, şimdi…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Çok net söylüyorum, herkes suç işleyebilir. İşliyorsa da bu ülkede bunun cezasını çeker. Herkes çeker.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – AKP’liler hariç!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Laflarımızı alıp çevirip başka bir yere çekmeyiniz. Ben her kelimesini -buradaydım altı saattir, bir yere gitmiyorum- tek tek dinledim yani onu da ifade edeyim. Siz konuşmalarınıza tekrar bakın.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan…

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel ve 45 Milletvekilinin Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1578) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 42) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi konuşmalar tamamlanmıştır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Soru-cevap işlemi yok.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, duymuyor musunuz? Bir şey....

BAŞKAN – Ben sizi duyuyorum Sayın Kerestecioğlu ama ben bir işlem yapıyorum.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ben siz başlamadan zaten “Sayın Başkan” dedim.

BAŞKAN – Buyurun, bir oturun ama.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Hayır, söz istemeyeceğim, sadece…

BAŞKAN – Ama ben cümlemi tamamlayayım, ondan sonra söz vereceğim ben size. Ben duyuyorum sizi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – O zaman bir duyduğunuzu ifade edin.

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Buyurun, şimdi siz de bir kayıtlara geçirin sözünüzü.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ben özellikle meslektaşım Selçuk Kozağaçlı’yla ilgili söz almak istedim. “Avukatlık nedeniyle tutuklu değildir.” Bu da bir yargıdır aslında. Daha devam eden bir yargılama için böyle bir ifade kullanılamaz bir hukukçu tarafından.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bizzat kendisi için söylemiyorum Sayın Başkan.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ayrıca şunu belirtmek isterim: Selçuk Kozağaçlı, iki kez kendisi gitmiştir mahkemeye. Birinde yurt dışından gelerek gitmiş ifade vermiştir ve tutuklanma nedeni, kaçma şüphesidir. Bu da kayıtlara geçsin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum arkadaşlar.

Kapanma Saati: 21.05

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54'üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

42 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 20 Şubat 2019 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.09



(x) 42 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.