TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           52’nci Birleşim

                                                                                  13 Şubat 2019 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman’ın, 13 Şubat Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Muş Milletvekili Şevin Coşkun’un, Muş ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa ilinin elektrik sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’ın, Türkiye’de kayıp kaçak oranları azaldıkça arızi durumların ortadan kalkacağına ilişkin açıklaması

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, hükûmetin parlamenter sistemde gündem dışı konuşmaya cevap verebildiğine ve bunun önemli bir ihtiyaç olduğuna, 16 Nisanda rejime kasteden Anayasa değişikliğinden geri dönülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Hazine ve Maliye Bakanının seracılık yapan üreticilere verdiği müjdelere ilişkin açıklaması

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Ulukışla Meslek Yüksekokulunda raylı sistemler teknolojisi ve raylı sistemler işletmeciliği bölümünün neden hâlâ açılmadığını, kapasitesi müsait olduğu hâlde neden öğrenci alınmadığını ve neden öğretim görevlisi gönderilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli’nin 2018 yılında en yüksek ihracat yapan il konumunda olduğuna, ülkemizin büyümesi, kalkınması ve marka değerinin yükselmesi için Kocaeli’de üretim yapan firmalara teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

6.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, kitapta KDV’nin sıfırlanması kararının yayınevi aşamasıyla sınırlı kalmamasını ve kitap fiyatlarının düşürülmesi için gereğinin yapılmasını Hazine ve Maliye Bakanından talep ettiklerine ilişkin açıklaması 

7.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehit olan Pilot Yüzbaşı Ümit Özerli, Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kaya ve hemşehrisi Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

8.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, Gaziantep ili Şehitkâmil ilçesi Çıksorut Mahallesi’nde soba zehirlenmesinden anne ile oğulun hayatını kaybettiğine, ucuz ve kalitesiz kömür kullanımının her yıl yüzlerce vatandaşın canına mal olduğuna  ve Hükûmetin bu konuda gerekli tedbirleri alıp almayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Suçıktı Mahallesi’ndeki içme suyunun boru hattıyla Gönen’e taşınmasının tarihî dokuya, doğal güzelliklere zarar vereceğine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın, Silivri'de iki sahada bulunan rezervin yaklaşık 300 bin konutun on yıllık doğal gaz tüketimini karşılayacağı müjdesini paylaşmak istediğine ilişkin açıklaması

11.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Halkların Demokratik Partisine yönelik hukuksuz baskıların devam ettiğine, Damla Savcı, Leyla Aygün, Sinan Odabaş ve birçok parti üyesinin gözaltına alındığına ilişkin açıklaması

12.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Mara, Musalla ve Altınşehir Mahallesi’nde kentsel dönüşüm projelerinin hayata geçirilerek mağduriyetin giderilmesi konusunda Adıyaman Belediye Başkanı ile Çevre ve Şehircilik Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

13.- Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı’nın, Hatay ili Yayladağı ilçesinin kenevir ekim alanı kapsamına alınarak mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

14.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Manisa’nın Alaşehir, Salihli ve Sarıgöl ilçesinde jeotermal enerji santralleri ile madencilik faaliyetleri nedeniyle doğa katliamı yaşandığına ilişkin açıklaması

15.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesinde kentsel dönüşüme başlanılması gerektiğine ve Kapaklı ilçesinde doğal gaz bulunduğu müjdesi verildiği hâlde doğal gazın çıkarılmadığına ilişkin açıklaması

16.- Konya Milletvekili Esin Kara’nın, uluslararası taşımacılık yapan tır şoförlerinin yurt dışına çıkış yaparken kaçakların gizlice araçlarına binmesi nedeniyle yaşadığı mağduriyeti Ulaştırma ve Altyapı Bakanına iletmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Mersin Şehir Hastanesi hasta memnuniyet oranının yüksek olduğuna, şehir hastanelerinin modern cihazlar ve güçlendirilmiş kadroyla insana hizmetin en iyi şekilde sunulduğu merkezler hâline geldiğine ilişkin açıklaması

18.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, 13 Şubat Bahtiyar Vahapzade’yi vefatının 10’uncu yıl dönümünde rahmetle andıklarına, Spor Toto Teşkilat Başkanlığının İddaa ihalesine, iktidarın artan işsiz sayısının önüne geçecek önlemlerin alınmasını beklediklerine, yaşamını yitiren Ozan Arif’e Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 13 Şubat Bahtiyar Vahapzade’yi vefatının 10’uncu yıl dönümünde rahmetle andıklarına, 13 Şubat Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşunun 44’üncü yıl dönümüne ve FET֒yle mücadeleye devam edildiğine ilişkin açıklaması

20.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Leyla Güven, Selma Irmak ve Sebahat Tuncel için yürüyüş yapmak isteyen HDP milletvekillerinin engellendiklerine, gözaltıların devam ettiğine, Türkiye’de demokrasinin kazanacağına ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 13 Şubat DİSK’in kuruluşunun 52’nci yıl dönümüne, memurlara verilen 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi ve sözleşmeli erlerin sorunlarının çözülmesi gerektiğine, Eren Erdem’e uygulanan tecridin son bulmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

22.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, yaşamını yitiren Ozan Arif’e Allah’tan rahmet dilediklerine, 13 Şubat Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümüne, “Troya Hazineleri Asırlık Hasret” belgeselinin hayata geçirildiğine ve AK PARTİ’nin en büyük özelliğinin vadettiğini yerine getirmek olduğuna ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Samsun Milletvekili Bedri Yaşar’ın, yaşamını yitiren Ozan Arif’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, faciaların yaşanmaması için havza madenciliği sistemine geçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

27.- Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Elitaş’ın, Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç ile Muğla Milletveki  Süleyman Girgin’in 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadeleri ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, iktidar milletvekillerinin çoğunun teklifin maddeleri görüşülürken Genel Kurulda bulunmayıp oylamaya katıldığına ilişkin açıklaması

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili  Erol Katırcıoğlu’nun 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, kendilerinden sonra bu koltuklarda oturanların Kürt sorununu tartışacağına ve Meclisin bu sorunu çözeceğine, 31 Martta tekrar demokrasinin  kazanacağına ilişkin açıklaması

 

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, komisyonlara havale edilen işlerin görüşülmesine havale tarihinden itibaren kırksekiz saat sonra başlanabileceği kuralı gözardı edilerek Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilen torba kanunun görüşülemeyeceğini, aksi takdirde Genel Kurulda her türlü engelleme hakkını kullanacaklarına ilişkin açıklaması

34.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, kimin ne yaptığını, nasıl yaptığını ve hangi siyasi partinin icraatta var olduğunu herkesin gördüğüne ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, ideolojilerinin,  partilerinin, yol arkadaşlarının, kurucularının ve önderlerinin belli olduğuna, umut siyasetinde hedefi kalmayıp korku siyasetine sığınanların Meclisteki tükenmişliğini kamuoyuna arz ettiklerine ilişkin açıklaması

40.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Atatürk ve cumhuriyetin siyasi partilerin ve milletin değeri olduğuna ilişkin açıklaması

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2018 gübre ve mazot desteği ödendi.” ifadesine ilişkin açıklaması

42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, İzmir ili Gaziemir ilçesindeki akü fabrikasında tespit edilen nükleer atığın neden olduğu sorunların giderilmesi ve halk sağlığının korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

47.- Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın, Özgür Özel’in Millî Eğitim Bakanlığının 8 Şubattaki sözleşmeli öğretmen atamasına yönelik basın açıklamasına ilişkin açıklaması

48.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana ilinde ferrokrom tesisi kurularak istihdam ve ihracat yönünden ülke ekonomisine katkıda bulunulmasının, termik, nükleer ve madencilik projeleri başta olmak üzere kirletici tesisler için ÇED raporunun yanı sıra SED raporunun da istenmesinin düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

49.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ili Şahinbey ilçesi İstiklal Mahallesi’nde yaşanan doğal gaz kaynaklı patlamada hayatını kaybeden Ayşe Bilici’ye Allah’tan rahmet, yaralananlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

50.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün, ahirete intikal eden Ozan Arif’in yattığı yerin nur, mekânının cennet olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

51.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya iline kimya organize sanayi bölgesinin kurulmasının şart olduğuna ilişkin açıklaması

52.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

53.- Ankara Milletvekili Servet Ünsal’ın, yargıya olan güvenin toplum nezdinde kaybedildiği bu dönemde bir siyasi partiyi hedef alarak hakaret ve karalama yapan bir yargı mensubunun görevine devam etmesinin yargıyı yaraladığına ilişkin açıklaması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ve arkadaşları tarafından, Türkiye'de üretilen temel gıda ürünlerinin fiyatlarının sürekli artması ve dünya gıda fiyatlarına oranla neden yüksek olduğunun anlaşılması, üretim ve tüketim dengesinin kapsamlı şekilde incelenmesi, yerli üreticilerin korunması ve yerli üretimin artırılması için hangi adımların atılması gerektiği, ithalata duyulan ihtiyacın azaltılması için hangi politikaların hayata geçirilmesinin doğru olduğu, üretim planlamasının yapılarak fiyat istikrarının sağlanması için hangi önlemlerin alınması gerektiği konularında detaylı bir araştırma yapılması amacıyla 12/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Şubat 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve arkadaşları tarafından, kamu personeli alımlarında uygulanan mülakatlarda yapıldığı iddia edilen usulsüzlüklerin araştırılması amacıyla 6/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Şubat 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, FETÖ, Beyaz TV ve Melih Gökçek ilişkisinin araştırılması amacıyla 12/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Şubat 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması'nın ‘Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemleri Hakkında Protokol II'sini Değiştiren 1/2016 Sayılı Kararınının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/1364) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33)

 

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Serbest Ticaret Anlaşması'nın ‘Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II'sini Değiştiren 1/2017 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına İlişkin Yetki Verilmesine Dair Kanun Teklifi (2/1362) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29)

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Adana Milletvekili İsmail Koncuk'un, otoyol geçiş ücretlerine yapılan zamma ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/7619)

 

2.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan'ın, Ankara-Batum uçak seferlerinin yeniden başlatılması önerisine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/7623)

 

3.- Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç'un, Adana'nın trafik sorununun çözümüne ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/7626)

13 Şubat 2019 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52'nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman’a aittir.

Buyurun Sayın Karaman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman’ın, 13 Şubat Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Sayın Başkanım, Gazi Meclisimizin değerli milletvekilleri; kardeşlik ve hoşgörünün şehri can Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yılı şerefine gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

13 Şubat, can Erzincan’ımızın kurtuluşunun yıl dönümüdür. 13 Şubat, Anadolu’nun birçok şehri gibi Erzincan’ın da tarihin sayfalarına şanını yazdırdığı ve mührünü vurduğu kutlu bir gündür. 13 Şubat, Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar destanlarını yazan aziz milletimizin kurtuluş mücadelesinde doğu cephesinin gösterdiği başarılardan biridir. Sadece Erzincan’da değil tüm vatan sathında ezelden ebede canlarını dişlerine takarak bu necip milleti yere baktırmayan ecdadımızı Gazi Meclisimizin kürsüsünden bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

Ayrıca, geçtiğimiz hafta Kartal’da çöken binada ölen vatandaşlarımız ile Çekmeköy’de meydana gelen elim helikopter kazasında şehit olan 4 kahraman vatan evladımıza da Allah’tan rahmet diler, ailelerine sabrıcemil ve ecricezil niyaz ederim. Milletimizin başı sağ olsun.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Erzincanlılar memleketlerine ve hemşehrilerine düşkün insanlardır. Her vesileyle memleketleri için, hemşehrileri için bir araya gelen Erzincanlılar meftun, münevver ve vefalı insanlardır.

Geçtiğimiz pazar günü de Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşu dolayısıyla İstanbul’da Erzincan şehitlerini ve tüm şehitlerimizi anma programı tertip edilmiş, Erzincan Kültür ve Eğitim Vakfı ile Erzincanlı Sanayici ve İşadamları Derneğinin başını çektiği bu programa Erzincanlı sivil toplum kuruluşları ve İstanbul’da yaşayan hemşehrilerimiz iştirak etmişlerdir ve Erzincan geçmişte olduğu gibi bugün de yekvücut olabilme özelliğini bir kez daha örnekleştirmiştir. Ayrıca, tertip edilen bu programı teşrif eden yüce Meclisin muhterem Başkanı Sayın Binali Yıldırım’a, her zaman her fırsatta Erzincanlı hemşehrilerinin ve Erzincan’ın yanında oldukları için, şahsım ve hemşehrilerim adına bir kez daha şükranlarımı arz ediyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yukarı Fırat havzasındaki dört bin yıllık kadim şehir Erzincan’ın Müslümanlıkla tanışması Hazreti Osman zamanında, ecdadımızla kalıcı olarak tanışması ise Malazgirt Zaferi’nden sonradır. Çaldıran Savaşı sonunda Osmanlı hâkimiyetine giren Erzincan, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu topraklarına saldırıların genişlediği 1916-1918 döneminde düşman işgaline maruz kalmıştır. Erzincan halkı işgalcilere karşı kenetlenmiş ve dayanışma hâlinde düşmana karşı zorlu bir mücadele vermiştir. Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa ile Batı Dersim Komutanı Binbaşı Halit Bey’in komuta ettiği kahraman ecdadımız 13 Şubat 1918’de Erzincan’a ulaşmış, işgalciler ve düşman defedilmiştir. Bu kutlu günde Erzincan işgal ve mezalimden kurtarılmış, Erzincan halkının verdiği kahramanca mücadele şanlı bir sayfa olarak tarihimizde yerini almıştır.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Anadolu topraklarındaki egemenliğimiz boyunca topraklarımıza yönelen tehditler eninde sonunda bertaraf edilmiştir. Bundan sonra da, bağımsızlığın ve hür yaşamın karakterimiz olduğunu, her türlü tehdidi yine kendi birlik, cesaret ve ferasetimiz içinde çözeceğimizi hiç kimse aklından çıkarmasın. Nitekim, 15 Temmuzda ekranları başında hain bir kalkışma yaşandığını son Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’dan duyan milletimiz, dünya lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yapmış olduğu tarihî çağrıya kulak vererek sokaklara inmiş, vatanını ve sancağını canı pahasına korumuştur. Bu şuur ve vefayla gelecek nesillere daha güçlü, müreffeh bir Türkiye bırakmak için bizlere düşen, birlik ve beraberlik içinde var gücümüzle çalışmaktır.

Sözlerime son verirken Türkiye Cumhuriyeti devletine yönelen her türlü hain girişimi bertaraf eden necip milletimize, devletimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk ve silah arkadaşlarına ve bundan yüz bir yıl önce tıpkı Erzincan’ımızda olduğu gibi bugün de hür ve bağımsız yaşama ülküsüyle canlarından, bedenlerinden olan kahraman şehitlerimize ve gazilerimize bizlere bu onur ve gururu yaşattıkları için şükranlarımı sunuyor, ebediyete irtihal edenlere Allah’tan rahmet diliyor, yaşayanlara da hayırlı, sağlıklı ömürler niyaz ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Muş’un sorunları hakkında söz isteyen Muş Milletvekili Şevin Coşkun’a aittir.

Buyurun Sayın Coşkun. (HDP sıralarından alkışlar)

2.- Muş Milletvekili Şevin Coşkun’un, Muş ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ŞEVİN COŞKUN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, tecride karşı doksan sekiz gündür açlık grevinde olan Sayın Leyla Güven’in talebi bir an önce karşılansın, Sayın Leyla Güven yaşasın diyorum.

Değerli arkadaşlar, gündem dışı söz almış bulunmaktayım, seçim bölgem Muş’un sorunlarından bahsedeceğim. Muş, kendine has değerleriyle sadece kendine değil, birçok şehre yetecek ekonomik potansiyele sahip ancak AKP döneminde ülkenin en yoksul kentlerinden birine dönüştürüldü. Muş’un doğal lalesinin kıymeti bilinmezken yurt dışından lale alınır; büyük süt tekelleri Muş’a gidip tulum peyniri alır, kendi markasını üstüne yapıştırır ve kaymağını yer fakat Muş’a bir şey düşmez; turizm desenimiz telli turnası, dağ göletleri, Murat Köprüsü, yaylalarıyla bir doğa harikasıdır ama siyasi iktidar tüm bunları görmezden gelmektedir. Muş, bu ülkenin ender büyüklükteki ovalarından birine sahipken, tarım bitme noktasına getirilmiştir. İşsizlik ve göç Muş’un en büyük sorunudur. Bir anlamıyla, Muş, AKP tarafından bilinçli olarak geri bırakılmaya çalışılmış bir şehirdir.

Muş’ta bulunan şeker fabrikası, Muş ilinin en büyük geçim ve üretim kaynağı durumundayken, birçok şeker fabrikası gibi özelleştirildi. Yüzlerce kişi hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkarıldı. 64 bin dönüm üzerine kurulu devlet üretme çiftliği TİGEM 2011 yılında özelleştirildi. Bunlar Muş’ta işsizlikten kaynaklı göçe neden oldu.

21’inci yüzyılda, Muş ilinde altyapı ve su sorunu hâlâ devam etmektedir. Seyidanlı bölgesi olarak bilinen birçok köyde hâlâ yollar yapılmamıştır. İki ay içerisinde tamamlanacağı söylenen merkeze bağlı İstasyon Caddesi’ndeki yol çalışmaları üç yıldır tamamlanamamıştır. Halk ve esnaf mağdur durumdadır. Merkeze bağlı Dereyurt köyü, Gümüşali köyüne bağlı Yamaçlı mezrasında köyün ulaşım sıkıntısı devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, Muş ili eğitim sıralamasında ve yaşam endeksinde en son sıradadır. Eğitim ve öğretim alanında ciddi sorunlar bulunmaktadır. Muş ili ve ilçe okullarının tümünde okul ve derslikler ihtiyaca cevap vermemektedir, fiziki yapı ve donanım açısından yetersizdir. Gümüşali köyüne bağlı Gurgali ve Yamaçlı mezralarında okul bulunmamaktadır. Köy yolu uygun olmadığı için öğrenciler taşımalı eğitim sisteminden de yararlanamamaktadır. Yine Aligedik köyüne bağlı Yukarı Fındıklı mezrasında öğrenci sayısı yeterlidir ve okul vardır ancak öğretmen ataması yapılamadığı için öğrenciler, taşımalı eğitim sistemi nedeniyle 7 kilometre uzaklıkta Aligedik köyü okuluna gitmek zorunda kalıyor. Kış şartlarından dolayı yollar kapandığı için öğrenciler bu kez de okuldan geri kalmaktadır.

Yine, Muş Alparslan Üniversitesinde 10 binin üzerinde öğrenci olmasına rağmen, üniversitede ulaşım araçları ihtiyaca cevap vermemektedir, bu da öğrencilerin ulaşım sıkıntısı yaşamasına neden olmaktadır.

Muş’ta öğretmen eksiği çok fazla. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 42 öğretmen ihraç, 65 öğretmen sürgün edilmiş, 195 ücretli öğretmenin ise görevine son verilmiştir. Eğitimin en önemli bileşeni olan öğretmen eksiği de eğitim ve öğretimi olumsuz etkilemiştir. Muş genelinde proje okulları dâhil olmak üzere ortaokul ve liseler imam-hatip okullarına dönüştürülmüştür.

Değerli milletvekilleri, Muş’un Malazgirt ve Varto ilçelerinde devlet hastanelerinde sağlık hizmetleri yetersizdir. Malazgirt Devlet Hastanesinde kardiyoloji, anestezi ve ortopedi birimlerinde uzman hekim eksik, diğer birimlerde de var olan hekim sayısı olması gerekenin çok altında. Ayrıca tomografi gibi pek çok tıbbi cihaz da eksiktir.

2016 yılında ihalesi yapılmış olan ve dönemin Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Fethi Dölek tarafından dört yüz elli gün sonra faaliyete geçeceği belirtilen Malazgirt Devlet Hastanesi ek binası kaba inşaatı bitmiş bir şekilde beklemektedir. Varto Devlet Hastanesinde de yatak sayısı yetersiz. Hastanede kardiyoloji, anestezi uzmanları, göz ve üroloji birimlerinde doktor bulunmamakta. Hastanede laborant, personel ve tomografi gibi pek çok tıbbi cihaza ihtiyaç vardır. İlçelerde sağlık ihtiyaçları için il merkezine veya komşu illere gitmek zorunda kalan hasta ve yakınları maddi ve manevi olarak mağdur olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, İHD’nin açıkladığı 2018 raporuna göre Muş’ta 17 hak ihlali yaşanmıştır. Rapora göre 63 vatandaşımız mağdur olmuştur. 85 yaşındaki hasta tutuklu Sise Bingöl bunlardan yalnızca biri. İki yılı aşkın süredir cezaevinde tutulan Sise Bingöl ciddi sağlık sorunu yaşamaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ŞEVİN COŞKUN (Devamla) – Yaşını dahi bilmiyor, dün ne yediğini dahi hatırlamıyor. Sise ana için Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi sağlığının cezaevinde kalmaya elverişli olmadığı yönünde rapor vermesine rağmen İstanbul Adli Tıp Kurumunun verdiği rapor aksi yönde. Bu da Sise ananın cezaevinde haksız yere tutulmasına neden olmaktadır.

Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz. Sise ana ve tüm hasta tutuklular bir an önce serbest bırakılsın.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz, Şanlıurfa’nın elektrik sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurun Sayın Tanal.

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa ilinin elektrik sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Dün elektrik sorununu gündeme getirdik; bugün şanslıyız bir yönden, Sayın Taner Yıldız Bey de burada, eski Enerji Bakanı. Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Siirt, Şırnak gibi 6 ilimizde bu elektrik firmalarının yaptığı bu yolsuzluğun vesairenin tamamını Sayın Taner Yıldız Bey biliyor. Mümkünse kendisinin gelmesini ve burada halka bu bilgiyi vermesini istirham ediyorum. Güneydoğuda yapılan bu yolsuzlukların vesairenin ayrıntısı nedir?

Bakın, arkadaşlar, pırasa gibi kesilen şu faturalar var ya, nerelerde kesilmiş Sayın Taner Bey? Bunlar, konutlarda ve yoksul kesimin bulunduğu kırsal kesimde kesilmiş pırasa gibi.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Taner Bey burada, dikkatli konuş, sonra mahcup olursun bak.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi bu faturalarda da şu “(+/-) kwh” karşılığında ek bedel ücreti alınmış durumda. Gerek Elektrik Piyasası Kanunu’nda gerek yönetmelikte “Bunu kesemezsiniz.” diyor ama istisnası var “Faturayı okumamışsan ancak bunu yapabilirsin.” diyor. Nereye kadar diyor bunu? Yani gelişigüzel kesemezsin. Şu anda elimdeki listede 2 milyon 300 bin fatura böyle kesilmiş yani bunu bir nevi kazanç kapısı hâline getirmiş. Şimdi, pırasa gibi kesilen bu faturalarda kesilen miktarlarda “1 kilovat” diyor. Şimdi, bakın, şunda 1 kilovatta 444 lira ilave yapılmış; şundaki kilovatta 67 TL yapılmış ve bunlara baktığınız zaman, keyfî olarak vatandaş bu faturalarla soyulmuş.

Şimdi, yine Sayın Taner Bey zamanında akıllı saat sistemine geçildi, “Ekonomik tarifnameler uygulanıyor.” denildi; T1, T2, T3. Bu T1 en pahalı olandır. Şimdi, vatandaşımız o elektriği kullansa da dilekçeyi idareye vermemiş ise en pahalısını yazıyorlar. Onun için gerek milletvekili arkadaşlarımıza gerek 82 milyon insanımıza sesleniyorum. Şurada, bulunduğunuz ilin… Ben İstanbul Milletvekili olduğum için Boğaziçi’ni yazmışım. Zaten 22 tane elektrik dağıtım firması var. O elektrik firmasının dağıtımını başa yazarak şu şekilde örnek dilekçeler yazmanızı istirham ediyorum. Eğer siz bu dilekçeyi vermezseniz, normal koşullarda, işte geceleyin o T1, T2, T3 zamanlı süreçten, en ekonomik tarifnameden sizi yararlandırmıyorlar, en pahalı olan elektrik fiyatı tarifnamesi neyse onu uyguluyorlar. Onun için tüm vatandaşlarımızın, bugünden itibaren, bulunmuş oldukları yerlerdeki elektrik idarelerine dilekçe vermelerini istirham ediyorum. Eğer dilekçe yazmasını bilmiyorsanız, halkın vekili olarak, halkın milletvekili olarak 0 532 314 91 49 numaralı cep telefonumu, 0 312 420 55 60 numaralı Meclis telefonumu ararsanız ücretsiz olarak bu danışmanlık hizmetini size vereceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, şimdi, tabii, Şanlıurfa’daki bu elektrik faturaları 40 kuruş, 50 kuruştan tam 24 bin aboneye kesilmiş. Burada 24 bin aboneden tahsil edilen para 12 bin TL. Ancak faturalarda “ek tüketim vergisi” adı altında, 2016, 2017 için, her yıl için kesilen 100 milyon TL fazla para tahsilatı var. Bu 100 milyon para tahsilatıyla halkı soymuşlar, halkı soğana çevirmişler. Yani vatandaşa “hırsız” diyenler, “kaçakçı” diyenler fatura üzerinden hırsızlığa devam ediyorlar. İşte hırsızları faturayla meşrulaştıran soyguncuların, vurguncuların gerçek yüzü hayalî olarak kesilen bu faturalardan anlaşılıyor.

Şimdi bu faturalardan bir tanesi Suruç’ta, bir tanesi Viranşehir’de, bir tanesi Siverek’te; 50 tane faturayı beş dakika içinde yazıyorlar. Ve burada o kadar güzel bir sistem var ki sistemde, kaç dakika içerisinde bunun okunduğuna ilişkin de bilgiler var. Şimdi, okuma faturalarına burada bakıyorsunuz, 13.29, 13.30, 13.31 yani bu şekilde 50 tane faturayı birer saniye içerisinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, burada bildiğim kadarıyla yazıcılar var, bir yazıcıya bir şey verin, yazıcıdan mümkün değil iki üç dakika...

BAŞKAN – Sayın Tanal, bir dakika ekliyorum. Bitirelim lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Şimdi, şu anda burada yazıcılar var, gayet rahat, yazıcıya bir şey verin veya fotokopisini çekin, bir saniye içerisinde çıkmıyor değerli arkadaşlarım. 50 tane faturayı yazan kişi de aynı yani kamu görevlisi aynı kamu görevlisi, farklı köylerde, farklı ilçelerde 50 tane faturayı beş dakika içerisinde yazıyor. Ve burada vatandaşın biri, namuslu vatandaşın biri cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunuyor. Cumhuriyet başsavcısı takipsizlik kararı veriyor. Bu hukuki bir iştir -AK PARTİ’nin 2 değerli hukukçu milletvekili karşımda, onlar grubu temsilen oturuyorlar, sizler deneyimli hukukçularsınız- bu şekilde hayalî kesilen faturalar için kamunun, şikâyet edilmesi gerekmiyor ki, resen hareket etmesi lazım. Ben dün bunu anlattım, bugün tekrar anlatıyorum. Bu bir ihbardır, bir suç duyurusudur, cumhuriyet savcılarının Şanlıurfa’da, Diyarbakır’da, Batman’da vatandaşın nasıl soyulduğuna ilişkin bu firmaya kayyum atanmasına karar vermesi lazım, soruşturmaya el konulması lazım, yoksa delilleri kaçırırlar, delilleri değiştirirler.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

TANER YILDIZ (Kayseri) – Faturalar orada kalsın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Faturalar kalsın mı? Evet, şimdi Sayın Bakanım “Faturalar kalsın.” diyor. Ben faturaları da bırakıyorum, tüm dosyayı burada bırakıyorum, eksik olursa ben de gelirim, buradan, yanınızdan birlikte açıklarız.

Buyurunuz, hodri meydan diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Yıldız...

TANER YILDIZ (Kayseri) - Sataşmadan değil ama bilgi vermek üzere, müsaade ederseniz...

BAŞKAN – Buyurun, sataşmadan...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, Başkanım, Sayın Bakanımıza o bilgilerin hepsini bıraktım, yalnız özür dilerim, ben de oraya geleyim ki birlikte orada izah edelim, Türkiye aydınlansın.

BAŞKAN – Bir dinle de sonra konuşalım.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben Sayın Tanal’a teşekkür ediyorum.

Burada herhangi bir sataşmadan dolayı değil ama yanlış bilgilendirmeden dolayı... Eğer gerek milletvekillerimize gerekse vatandaşlarımıza bir şey aktarılıyorsa bunu düzeltmemiz lazım.

Âcizane şunu söylemek isterim: Böyle bir şirketin yaklaşık yirmi-yirmi iki yıl önce genel müdürlüğünü yapmıştım yani otuz üç yıllık mühendislik hayatımda bunların bütün detaylarını bilerek söylüyorum. Vatandaş bizim, elektrik şirketleri bizim, devlet bizim, iletim hatları bizim, dağıtım hatları bizim; biz, birbirimizin hukukunu gözeteceğiz.

Konu nedir? Yüzde 94 kayıp ve kaçağın olduğu bölgelerde -kaçakçılar adına veya o kaybı oluşturanlar adına- Sayın Tanal’la aynı hassasiyeti taşıyarak, onun taşıdığına inanarak bunları, bu cümleleri kullanacağım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de ulusal tarife sistemi uygulanıyor.

Sayın Başkanım, bu konu çok sık dile getirildiği için zamanı biraz daha geniş kullanmak açısından hoşgörünüze sığınarak…

BAŞKAN – O mümkün değil de ilave bir dakika olacak. Kısaca özetleyelim hemen.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bence çok önemli. Verelim Sayın Başkan.

TANER YILDIZ (Devamla) – Çünkü sistemi anlamamız lazım.

Bölgesel tarife sistemi demek, 21 tane dağıtım şirketi içerisinde, bulunduğu bölge içerisinde kayıp kaçakları aynı havuza atıp, küçük havuzlara atıp, çıkan fiyatı vatandaşa uygulamak demek. Edirne’den Kars’a, Sinop’tan Hatay’a varıncaya kadar bu tarife sistemi şu anda yekpare olarak uygulanıyor. Bu, şu demek: İstanbul Kadıköy’de veya Urfa Viranşehir’deki herhangi bir fiyatın tek tarife üzerinden değerlendirilmesini söylüyor. 13 milyar dolara Türkiye’de bu dağıtım hizmetleri özelleştikten sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ekliyorum, çok kısa özetleyelim lütfen.

TANER YILDIZ (Devamla) – Sayın Başkanım, bu konuyu genişçe ortaya koymamız lazım, çok sık gündeme getiriliyor.

BAŞKAN – Ama o ayrı bir şey üzerinden olabilir.

TANER YILDIZ (Devamla) – Sistemin genelini bir anlamamız lazım, neyin üzerine oturtuyoruz biz bunu.

Yirmi yıl önce, yüzde 7,25 kayıp kaçağı olan bir şirketin genel müdürü olarak da bunları anlatıyorum.

Eğer bir yerde fatura kesilemiyorsa, o sayacın okunmasına müsaade edilemiyorsa -zamanında ödeyen ve devlete, vatana, millete karşı yükümlülüklerini temiz bir şekilde getirmiş vatandaşlarımızı tenzihen söylüyorum- eğer orada fatura okunamıyorsa onun tahakkuk ettirilmesiyle alakalı, bu faturaların kesilmesiyle alakalı bir çare arıyor özel şirket. Ben özel şirketin avukatı falan değilim, ben bu devletin, bu ülkenin bakanlığını yapmış birisi olarak söylüyorum ama siz o faturayı kesemiyorsanız onu Edirne’deki vatandaşımız ödüyor. Şimdi, aynı havuza atılan bir paradan bahsediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANER YILDIZ (Devamla) – O zaman muhasebe sistemi ayrıştırılmış, BTV’si, ÖTV’si, KDV’si, her türlü iletim hattı, dağıtım hattı, bütün bedelleriyle beraber yapılmış bir sistemde bunun çaresini söyleyebilmemiz lazım. Bunun çaresi şudur: Artı-eksi tekrar tahakkuk edilmiş –artı-eksiyi savunmuyorum- bir faturadan bahsediyoruz. Siz bu faturayı dahi oluşturamadığınız bir sistemde hangi tahsilattan bahsedeceksiniz? O yüzden öncelikle bunların resmîleşmesi gerekiyor.

Kademe kademe verilmiş bir yapı var, bir hedef var; yüzde 95’leri yüzde 75’lere, yüzde 60’lara, yüzde 55’lere, nihayetinde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ortalamasından daha düşük olan kayıp kaçak oranlarına düşürmemiz gerekiyor.

BAŞKAN - Sayın Yıldız, tamamlayalım lütfen.

Başka bir münasebetle, mesela gündem dışı falan size söz verebiliriz.

TANER YILDIZ (Devamla) – Hayhay Sayın Başkanım.

Türkiye’de üç bölgeyi çıkardığınız anda Türkiye’deki kayıp kaçak oranları Avrupa Birliği üyesi ülkelerin altında, biliyor musunuz? Bakın, üç bölgeyi çıkardığımızda… Bunun siyasi sebepleri var, sosyal sebepleri var, idari sebepleri var. Bu faturaların normalleşmesi, Türkiye’yi kimlik problemlerinden tamamen arındırmak isteyen AK PARTİ hükûmetlerimizin yaptığı icraatların sonunda bu hedeflerine ulaşmasıyla mümkün olacaktır. Zaman zaman siyasetin teknik üzerinde, zaman zaman elektriğin siyaset üzerinde yükleri vardır, aynen bir kısım kazalarda yaşadığımız gibi. O yüzden bakın, ben size sataşarak değil bu konunun aydınlanmasıyla alakalı, sizin de o iyi niyetinizi, vatandaş lehine kullandığınız iyi niyetinizi sistem adına da kullanmanızla alakalı bahsediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

TANER YILDIZ (Devamla) – Sayın Başkanım, eğer grubumuz da uygun görürse bu konuyla alakalı bir genel görüşme açalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok efendim, çok eskide kaldı onlar, Anayasa’da yok, Anayasa’da; ah, keşke olsa, ah, olsa ah. 16 Nisanda kaldırdınız Sayın Bakan.

TANER YILDIZ (Devamla) – Hayır, anlatırız da ama bakın, bunların her birinin muhasebesinin ayrıştırılmasıyla alakalı konular o faturadaki 100 TL’yi 101 TL yapmasını gerektirmiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, bu işi muhalefetten birisi yapsa “kürsü işgali” deyip idare amiriyle kürsüden uzaklaştırılır.

TANER YILDIZ (Devamla) – O yüzden, Sayın Başkanım, ben söz hakkımı genelinde kullanmak kaydıyla, cümlelerin tamamının anlaşılmadığı gerekçesiyle tekrar bu konuyu bu manada arz ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli hatip “Sayın Tanal, tüketicilerle ilgili, halkla ilgili gösterdiği bu hassasiyeti keşke kaçak elektrik kullananlar için de gösterseydi.” diyerek bana imalı yoldan sataşmada bulundu.

BAŞKAN – “Keşke” demedi, ben çok iyi dinledim orasını. Sayın Tanal, orayı çok iyi dinledim, dedi ki: “Onlar için de aynı hassasiyeti gösterdiğini düşünüyorum.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizden istirhamım, fazla uzatmadan, çok kısa bir süre verirseniz, evraklarım da orada…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, artık buna ihtiyaç var Sayın Başkan. Beş dakika kürsü işgali oldu orada, beş dakika.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çok fazla uzatmayacağım, iyi niyetinizi istismar etmeyeceğim.

BAŞKAN – İyi de Sayın Özel, Bakanın adını, Sayın Taner Yıldız’ın adını durup dururken kim zikretti?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben ettim, bilerek ettim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, hayır, ben sizin adaletinize sığınıyorum, şöyle bir durum var Sayın Başkan: Siz doğru bir şekilde… Aslında, normalde -Sayın Bakanın Genel Kurul tecrübesinin azlığına veriyoruz- bir sataşma olmamasına rağmen bir konuya açıklık getirmek, o, İç Tüzük 60’tır, o burada.

BAŞKAN – Ama sataşmadan istedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ama siz yine de ismi doğrudan zikredildiği için ifadedeki eksikliği riyaset makamı olarak kendiniz kabul ettiniz ve hallettiniz, hiç itiraz etmedik. İki dakika süre -normalde sataşmaya artı bir vermiyorsunuz, Sayın Bakana o konuda bir iltimas geçildi, bir şey yok- Sayın Bakan üstüne, dört dakika mikrofon kapalı olduğu hâlde konuştu, sizin uyarılarınıza rağmen. Normalde, bunu herhangi bir vekil yaptığında neredeyse idare amiri çağrılıyor, o sınırlarda yani, kürsü işgaline döner. Şimdi, burada bir hakkaniyet varsa Mahmut Tanal’a ilave süre de vermeksizin, yeni bir sataşmaya da mahal vermemek üzere iki dakika kürsüden söz hakkı verirseniz bu hakkaniyet olur; aksi durum, Riyaset makamının bir bakana siyasi aidiyeti üzerinden fazladan yapmış olduğu bir müsamahaya dönüşür. Bunu size yüklemek istemeyiz efendim.

BAŞKAN – Tabii, onu yüklemezseniz iyi olur çünkü öyle bir şey yapmıyorum zaten. Hangi partiden olduğuna bakmaksızın… Bir milletvekilimizin ismi zikredildi burada gündem dışı konuşma yapılırken, ona atfen bir şeyler söylendi, onun için söz verdik.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Toplam yedi dakika, üç artı dört dakika… Hakkaniyet ölçüsünde ve bir daha bir sataşma yapmayacağına söz vererek kürsü talep ediyoruz efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yok, sataşmayacağım, rahat olun.

BAŞKAN – Sataşma yapmayacağına söz veriyor, değil mi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kesinlikle, rahat olun.

BAŞKAN – Peki, burada zaten evrakı da var Sayın Tanal’ın.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, tekrar çok teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kim suç işliyorsa, kim elektrikte -kayıp kaçak vesaire- hırsızlık yapıyorsa biz sonuna kadar üstüne gidilmesinden yanayız; hırsızı, yolsuzluğu, arsızı savunacak konumda değiliz.

Şimdi, burada Sayın Bakan diyor ki: “Biz ulusal tarife uyguluyoruz.” Sayın Bakan, niye bölgesel tarifeye geçmiyorsunuz? Yoksul olan kesimden az, zengin olandan çok, gelirine göre; niye bunu yapmadınız, yapmıyorsunuz?

TANER YILDIZ (Kayseri) – 90 kuruşa çıkar o zaman.

MAHMUT TANAL (Devamla) – İki: Güneydoğuda böyle bir kayıp kaçak varsa Edirne’den niye alıyorsunuz? Yazık günah değil mi? Hangi vicdanla bunu alıyorsunuz? Bölgesel tarifeye gidin, o bölgedeki sorunu orada halledin.

Üçüncüsü: Bakın, burada, siz bana yönetmelikte, kanunda bu paranın alınabileceğine ilişkin, bu kalemin alınabileceğine ilişkin, 2 milyon 300 bin faturanın şu şekilde, bunun karşılığında tahsil edilebileceğine ilişkin bir tane mevzuat gösterin, ben “Pes!” diyeyim. Yok. Sizin bahsettiğiniz, kapalı olması vesaire bu 5 bin fatura olabilir, 10 bin fatura olabilir, hadi 100 bin fatura olsun; 2 milyon 300 bin fatura olur mu Sayın Bakan? Yani siz şu anda tabii bakan değilsiniz, şu anda siz Cumhurbaşkanının enerji konusundaki danışmanısınız bildiğim kadarıyla.

TANER YILDIZ (Kayseri) – Yok.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yanılıyorum belki ama bu anlamda vatandaş gerçekten kuruş kuruş soyuluyor, kilovat kilovat soyuluyor. 1 kilovat tüketim bir yerde 200 lira yazılıyor, bir yerde 400 lira, bir yerde 50 kuruş yazılıyor. Bunun kriteri, ölçütü nedir, bunu söylemeye çalıştım.

“Faturaları buraya bırakın.” dediniz, bıraktım ama keşke bu pırasa gibi kesilen faturalara bir baksaydınız daha rahat olurdu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Son söz şu: T1 06.00 ile 17.00 arası, T2 17.00 ile 20.00 arası, T3 22.00 ile 06.00 arası; en ucuzu T3 22.00 ile 06.00 arasıdır. Bu dilekçeyi vermeyi unutmasın hiç kimse, aksi takdirde en pahalı elektrik tarifnamesi uygulanıyor. Sayın Bakan keşke bu konuda da bilgi verseydi.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Vatandaş biliyor Sayın Tanal, bilinen bir şey.

TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz yerimden bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, çok kısa.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’ın, Türkiye’de kayıp kaçak oranları azaldıkça arızi durumların ortadan kalkacağına ilişkin açıklaması

TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; ülkenin kestiği resmî fatura üzerinden bunun adını “yolsuzluk” olarak tanımlamak baştan usul açısından da aykırıdır, esas açısından da aykırıdır. Resmî bir işlemi ister hukuka esas olacak şekilde isterse mütalaaya esas olacak şekilde böyle yorumlamak, olmayan bir şeyi direkt veya zımni olarak iddia etmek anlamına gelir. Bu, yanlış bir şey. Eğer bölgesel tarife olsaydı, o savunduğunuz yapı olsaydı bizim hizmet götürdüğümüz Urfa’daki elektrik fiyatları 90 kuruşun, 100 kuruşun daha üzerine çıkardı. Bunun Türkiye’nin genel siyasi yapısıyla da çok alakası var. Türkiye kayıp kaçak oranlarını azalttıkça o dediğiniz bütün arızi durumlar da ortadan kalkacaktır.

Arz ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, burada tutanaklara geçmesi açısından söyleyeceğim sadece, meşgul etmeyeceğim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, tamam…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir cümle, bir cümle; bitiyor.

Şimdi, Sayın Bakan dedi ki: “Fatura kesmek usulsüzlük olmaz.” Bakın, Sayın Bakan, tabii, mesleğiniz…

TANER YILDIZ (Kayseri) – Yolsuzluk olmaz, fatura kesilince yolsuzluk...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, yolsuzluk, öyle kabul edelim, sizin dediğinizi öyle kabul edelim.

TANER YILDIZ (Kayseri) – Öyle dedim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Öyle dediniz zaten.

Şimdi, tabii, sizin mesleğiniz olmadığı için saygı duyuyorum ben, hukukçu arkadaşlarımız var burada, Sayın Başkan da hukukçu. Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesi var; bu şekilde kesilen faturalar yolsuzluk olduğu için o şirket hakkında resen incelemenin başlatılması gerekir. Yani her resmî fatura, resmîdir diyemeyiz; yolsuz fatura olabilir, sahte fatura olabilir. Bunun böyle kayıtlara geçmesi için söz aldım.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Peki.

Değerli arkadaşlar, şimdi...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, şimdi, bu tartışmanın dışında bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel, grup başkan vekillerine söz vereceğim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, onun dışında; bu, usule yönelik olarak bir şey söylemek gerekiyor.

BAŞKAN – Buyurun.

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, hükûmetin parlamenter sistemde gündem dışı konuşmaya cevap verebildiğine ve bunun önemli bir ihtiyaç olduğuna, 16 Nisanda rejime kasteden Anayasa değişikliğinden geri dönülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan biraz önce kürsüye çıktı ve gündem dışı yapılan bir konuşmaya sataşma gerekçesiyle söz istedi ve iki dakikanın sonunda yetmedi, bir dakika daha istedi, daha sonra da hatta size döndü “Gerekirse bir görüşme açalım.” falan dedi, hatta ben yok öyle bir şey dedim. Tabii, Sayın Bakan İç Tüzük 101’deki genel görüşmeyi kastediyorsa o, 20 milletvekili ya da grupların önerisiyle yapılan ve mevcut bakanların falan da katılabileceği başka bir şey ama -Sayın Bakanın- esas, her birlikte yaşadığımız sıkıntı şu: Eskiden olsa gündem dışı konuşmaya hükûmet, burada bulundurduğu temsilcisiyle yirmi dakikaya kadar cevap verebiliyor. Bu, önemli bir ihtiyaç. Bakın, halkın vekili halkın bir sorununu dile getiriyor, bir eski Bakan da geçmişte yaptığı görev dolayısıyla buna cevap verme isteği doğuyor; demek ki böyle bir ihtiyaç var bu çatı altında çünkü yeni Bakan yok; o, senede 1 kere geliyor buraya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum efendim.

BAŞKAN – Açalım arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah’tan, eski Bakan salonda -bu da tesadüfi bir şey- çıkıyor cevap verecek, iki dakika yetmiyor tabii. Bu, kaliteli yasama yapılacaksa, kaliteli denetim yapılacaksa geçmişte, 16 Nisanda kaldırılan bakanın Meclise gelmesi, bakanın atanması, atandıktan sonra Meclise karşı sorumlu olması, gensoru verilebilmesi, sözlü soruların cevaplanması, bunların hepsi parlamenter sistemin güzellikleriydi. “Güçlü Meclis” “Güçlü Meclis”, kendi kendimize birbirimizi ağırlıyoruz burada; 1’inci parti, 2’nci parti oturuyoruz, birbirimizi ağırlıyoruz. Tesadüfen bir eski Bakan var da Bakanmışçasına cevap veriyor, süre yetmiyor; onu da kaldıran, vallahi “evet” oyu veren sizsiniz Sayın Bakan, ben vermedim. Ben dedim ki: Burada bakan olsun, gelsin, cevap versin. Siz “Olmasın.” dediniz. Ne oldu Meclis, ne oldu? Müsamere sahnesine döndü, birbirimizi kandırıyoruz; olmaz böyle şey.

Bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir, 16 Nisanda rejime kasteden Anayasa değişikliğinden geri dönülmelidir.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Özkan, buyurun.

3.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Hazine ve Maliye Bakanının seracılık yapan üreticilere verdiği müjdelere ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye’nin sebze üretiminin büyük bir kısmını karşılayan seçim bölgem Mersin’de seracılık önemli bir yer tutmaktadır. Sektörü yakından ilgilendiren Hazine destekli Ziraat Bankası kredi paketinin, seracılık altyapısının güçlenmesine ve verimliliğin artırılmasına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz. Paket kapsamında, 10 milyon liraya kadar olan yatırımlar için yüzde 8,25 faizle yapılan yatırımın yüzde 75’i kadar, toplam yedi yıla kadar vadeli, iki yıla kadar ödemesiz Hazine desteği verilecek.

Bunun yanında yatırım kredisinden faydalananların ayrıca on dört ay vadeli piyasa koşullarıyla uyumlu işletme kredisinden de faydalanabileceği müjdesini üreticilerimizle paylaşan Bakanımız Sayın Berat Albayrak’a teşekkür ediyor, seracı üreticilerimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Ulukışla Meslek Yüksekokulunda raylı sistemler teknolojisi ve raylı sistemler işletmeciliği bölümünün neden hâlâ açılmadığını, kapasitesi müsait olduğu hâlde neden öğrenci alınmadığını ve neden öğretim görevlisi gönderilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde Üniversitesine bağlı Ulukışla Meslek Yüksekokulu 1994 yılında açıldı. 800 öğrenci kapasiteli okulda kayıtlı 299 öğrencinin 158’i eğitime devam etmektedir. Okulun organik tarım, arıcılık, bahçe ziraatı, turizm, su ürünleri bölümleri ne yazık ki farklı nedenlerle kapatılmıştır. YÖK okulda raylı sistem teknolojisi ve raylı sistem işletmeciliği bölümü açılacağını duyurmuşsa da hâlen açılmamıştır. Neden açılmamaktadır? Ulukışla İlçe Başkanımız Hüseyin Toker ve Belediye Başkan Adayımız Mustafa Önen’le Ulukışla esnafımızı ziyaretlerde ekonomik sorunlar, işsizlik yanında meslek yüksekokulunun tam kapasiteyle neden çalıştırılmadığını vatandaşlar bize sordu, ben de iktidara soruyorum: Neden Ulukışla ilçemizdeki meslek yüksekokulunun kapasitesi müsait olduğu hâlde öğrenci alınmamakta, öğretim görevlisi gönderilmemektedir?

Ayrıca Ulukışla ilçemizin bekleyen sorunlarını da iktidarın görmesi ve çözüm üretmesini diliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

5.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli’nin 2018 yılında en yüksek ihracat yapan il konumunda olduğuna, ülkemizin büyümesi, kalkınması ve marka değerinin yükselmesi için Kocaeli’de üretim yapan firmalara teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün, seçim bölgem Kocaeli’nin ticaretteki performansından söz ederken 2018 yılında ülkemizde yüksek ihracat yapan 2’nci il olduğunu ifade etmiştim.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem Kocaeli’nin dış ticaret hacmi dünyadaki 60 ülkeden daha fazla olup 200’e yakın ülkeye ihracat yapılmaktadır. Kocaeli ihracatının yarısını yani 14,1 milyar dolarını otomotiv sektörü oluşturmaktadır. Türkiye’deki otomotiv üretiminin yüzde 35,84’ü, kimyasal sanayisinin yüzde 27’si, metal sanayisinin yüzde 19’u, imalat sanayisinin yüzde 13’ü, ilk 500 firmanın 82 tanesi Kocaeli’de bulunmaktadır. Kocaeli Sanayi Odasına 274’ü yabancı sermayeli olmak üzere toplam 2.800 firma kayıtlıdır.

Ülkemizin büyümesi, gelişmesi, kalkınması ve marka değerinin yükselmesi için ülkemizde ve özellikle seçim bölgem Kocaeli’de üretim yapan tüm firmalara teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN - Sayın Arslan…

6.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, kitapta KDV’nin sıfırlanması kararının yayınevi aşamasıyla sınırlı kalmamasını ve kitap fiyatlarının düşürülmesi için gereğinin yapılmasını Hazine ve Maliye Bakanından talep ettiklerine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) - Hazine ve Maliye Bakanlığına soruyorum: Kitap dağıtımcıları, kitabevleri ve okur, yeni KDV düzenlemesindeki belirsizlikten dolayı şikâyetçidir. KDV’nin sıfırlanması kararının sadece yayınevi aşamasıyla sınırlı kalması, dağıtımcı, kitapçı ve okura bu KDV indiriminin yansıtılmaması son derece hatalıdır. Sadece yayınevleri için tanınan KDV sıfırlanması uygulamasının tüm dağıtımcı ve kitabevi satışlarında da sıfırlanması gerekmektedir. Şu an KDV oranındaki belirsizlik nedeniyle Türkiye genelinde dağıtımcılar kitap sipariş etmeyi neredeyse bırakmış durumda, kitabevleri de elindeki stokla idare etmek durumunda kalmışlardır. Okur haklı olarak KDV’nin sıfırlandığını düşünerek indirim talep ederken yayınevleri dışında hiçbir aşamada KDV düşürülmedi.

Hazine ve Maliye Bakanından, Kültür ve Turizm Bakanıyla iş birliği sağlayarak kitapta KDV’nin sıfırlanması kararının her aşamada uygulanması ve kitap fiyatının düşürülmesi için gereğinin yapılmasını istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Gültekin…

7.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehit olan Pilot Yüzbaşı Ümit Özerli, Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kaya ve hemşehrisi Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 11 Şubat Pazartesi akşam saatlerinde İstanbul 4’üncü Kara Havacılık Alayına ait askerî helikopterimiz uçuş esnasında yaşadığı teknik bir arıza nedeniyle kaza kırıma uğramıştır. Yaşanan kaza sonrası, içinde bulunan Pilot Yüzbaşı Ümit Özerli, Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kaya ve Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatlarını kaybetmişlerdir. Kahraman şehitlerimizin kıymetli ailelerinin, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, sevenlerinin ve aziz milletimizin başı sağ olsun; mekânları cennet, ruhları şad olsun.

Niğdeli hemşehrimiz Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar şehidimizi Niğde olarak bağrımıza bastık ve dün yapılan tören sonrası koca bir şehir olarak dualarla ebediyete uğurladık. Vatanı, milleti, bayrağı ve devletinin bekası için şehadet mertebesine ulaşan hiçbir yiğidimizi unutmadık, bundan sonra da unutturmayacağız

Mehmet Akif’in “Vatan için ölmekse kaderim, böyle kaderin ellerinden öperim.” dediği gibi vatanı ve milleti için Hakk’a koşarak giden bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, Gazi Meclisimizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Kaplan…

8.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, Gaziantep ili Şehitkâmil ilçesi Çıksorut Mahallesi’nde soba zehirlenmesinden anne ile oğulun hayatını kaybettiğine, ucuz ve kalitesiz kömür kullanımının her yıl yüzlerce vatandaşın canına mal olduğuna ve Hükûmetin bu konuda gerekli tedbirleri alıp almayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Yoksulluğun ve açlık sınırının giderek arttığı bir dönemde kaliteli kömür alma olanağı bulamayan, ucuz ve kalitesiz kömür kullanmak zorunda kalan vatandaşlarımız göz göre göre ölüme mahkûm edilmektedir. Ülkemize her yıl tonlarca kaçak kömür girişi oluyor. Daha kaliteli kömür alma olanağı bulamayan, geçim sıkıntısı çeken, yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan dar gelirli vatandaşlarımız bu tehlikeyle her gün karşı karşıya kalıyor. Geçtiğimiz günlerde Gaziantep Çıksorut Mahallesi’nde anne ve oğlu soba gazı zehirlenmesinden dolayı hayatlarını kaybetti. Bilinçsiz soba kullanımı, ucuz ve kalitesiz kömür kullanımı sonucunda her yıl yüzlerce vatandaşımız soba gazı zehirlenmesi sonucunda can veriyor. Hükûmet olarak bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yitirilen bu canlar için “kader” “fıtrat” mı diyeceksiniz, yoksa görevinizi yapıp gerekli tedbirleri alacak mısınız?

Teşekkürler

BAŞKAN - Sayın Akın…

9.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, Suçıktı Mahallesi’ndeki içme suyunun boru hattıyla Gönen’e taşınmasının tarihî dokuya, doğal güzelliklere zarar vereceğine ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) - Balıkesir Büyükşehir Belediyesi BASKİ Gönen’de kaş yapayım derken göz çıkartıyor. Suçıktı Mahallemiz şelalesiyle, doğal güzellikleriyle âdeta cennetten bir köşedir. Burada akan su yıllardır öyle güzellikler oluşturdu ki insan, doğal güzelliklerine âşık oluyor, yıl içerisinde yüzlerce turist buraya akın ediyor. BASKİ burada içme suyu hattı çekmek için mücadele ediyor, çalışıyor ancak tarihî doku, doğal güzellikler zarar görüyor. Kimse yapılan yatırıma karşı değil ancak insanlarımızın isteği nefes alabildikleri bir yer. Suçıktı Mahallemiz sakinleri isyan ediyor, seslerini duyurmak istiyorlar. Buradan BASKİ yöneticilerine sesleniyorum: “BASKİ suyuma dokunma.” diye size ulaşan çığlıkları duyun, Gönen’e ihanet etmeyin ve bu şekilde diyen vatandaşlarımızın seslerine kulak verin.

BAŞKAN – Sayın Kaynarca…

10.- İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın, Silivri'de iki sahada bulunan rezervin yaklaşık 300 bin konutun on yıllık doğal gaz tüketimini karşılayacağı müjdesini paylaşmak istediğine ilişkin açıklaması

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bu hafta başında Silivri’de Enerji Bakanımızla birlikte Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının Trakya’daki Çeltik-1 ve Değirmenköy 4-5 Kuyularından çıkan doğal gazı ateşleme törenine katıldık. Bu kuyularda üretilecek yıllık 300 milyon metreküplük doğal gaz yaklaşık 300 bin konutun on yıllık tüketimine eş değer. Bir başka ifadeyle, keşfedilen gaz sahalarında yapacağımız üretim, cari açığımızın 5 milyar lira azalmasını da sağlayabilecek. Yılların emeği var. Yıl 2003; o kuyularda, Değirmenköy-1 Kuyusu’nda, Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın Genel Başkanlığı döneminde ilk açılış yapılmıştı; çok ciddi bir emek olduğunu düşünüyorum.

Bu müjdeli yatırımı Genel Kurulla paylaşmak istedim. Ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu…

11.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Halkların Demokratik Partisine yönelik hukuksuz baskıların devam ettiğine, Damla Savcı, Leyla Aygün, Sinan Odabaş ve birçok parti üyesinin gözaltına alındığına ilişkin açıklaması

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Partimiz Halkların Demokratik Partisine yönelik hukuksuz, yasa dışı baskılar devam etmektedir. Bugün yine İstanbul’da Ümraniye İlçe Eş Başkanımız Damla Savcı ve Kocaeli’de birçok arkadaşımız gözaltına alınmıştır. Kocaeli’de İl Eş Başkanımız Leyla Aygün, Yönetim Kurulu üyemiz Sinan Odabaş ve parti üyesi birçok arkadaşımız gözaltına alınmıştır ve hem de hukuksuz bir şekilde, sabahın çok erken saatlerinde evlerine onlarca polisle baskın yapılarak gözaltına alınmışlardır. Bu denli hukukun ayaklar altına alındığı bir Türkiye’de yaşamaktan utanç duyuyoruz, yasaların iktidarın eliyle bu denli partizanca kullanılmasından dolayı son derece şikâyetçiyiz. Arkadaşlarımızın yanındayız. Suçlamalar, sosyal medya paylaşımları ve açlık grevlerine destek suçlamalarıdır. Böyle suçlamalarla insanlar Emniyete çağırılabilirdi ancak sabahın erken saatlerinde, insanlarımıza zulmetmek amacıyla bu uygulama yapılmıştır.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

12.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Mara, Musalla ve Altınşehir Mahallesi’nde kentsel dönüşüm projelerinin hayata geçirilerek mağduriyetin giderilmesi konusunda Adıyaman Belediye Başkanı ile Çevre ve Şehircilik Bakanına çağrıda bulunduğuna ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Çevre ve Şehircilik Başkanlığı ile Hükûmet, sürekli, kentsel dönüşüm projeleriyle övünmektedir. 1’inci derecede deprem bölgesinde olan Adıyaman kentsel dönüşümde de unutuldu, kentsel dönüşümde Adıyaman hak ettiği yerde değil.

Daha önceleri kentsel dönüşüm kapsamında bu projelerden hayata geçirileceği açıklanan Musalla, Mara Mahalleleri ile Altınşehir Kooperatifinin bulunduğu alanlarda kentsel dönüşüm projeleri henüz hayata geçirilemedi. Bu bölgelerde özellikle “Oturulamaz.” raporu bulunan, çürük olarak tespit edilen yüzlerce konut bulunmaktadır. Bugünlerde acısını yaşadığımız bu Kartal olayının da acıları hafızalarda tazeyken benzer olayların yaşanmaması adına, ben buradan Adıyaman Belediye Başkanına ve Çevre ve Şehircilik Bakanına çağrıda bulunuyorum: Özellikle Mara ve Musalla Mahalleleri ile Altınşehir Kooperatifinin bulunduğu bölgede kentsel dönüşüm projelerinin acilen hayata geçirilmesini ve buradaki insanların mağduriyetinin giderilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaşıkçı…

13.- Hatay Milletvekili Lütfi Kaşıkçı’nın, Hatay ili Yayladağı ilçesinin kenevir ekim alanı kapsamına alınarak mağduriyetin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

LÜTFİ KAŞIKÇI (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanımız 13 Ocak 2019 günü kenevir ekimiyle ilgili birtakım paylaşımlarda bulundu. Kenevir ekimi için bakanlara talimat verildiğini, afyon ve kenevirle ilgili bize kısıtlamalar getirildiğini, bize bu kısıtlamaları getirenlerin ise cayır cayır afyon ektiğini ve bu kapsamda, bu konunun tekrar ele alınıp değerlendirilmesi için Tarım Bakanlığının bir çalışma başlattığını ifade etti.

Yeniden kenevir ekimi sürecinin başlatılacağı bu yeni dönemde, bizler de yeni ekim alanları içerisine Hatay Yayladağı ilçemizin de alınmasını bekliyoruz. Uzun yıllar tütün ekimiyle hayatlarını idame ettiren Yayladağılıların bu hakları bir kısıtlamayla ellerinden alınmıştır. Tüm geçim kaynağı tütün olan ve bu hakkı da elinden alınan, vatan millet sevdalısı Yayladağı’nın, kenevir ekim alanı kapsamına alınıp bu mağduriyeti giderilmedir.

BAŞKAN – Sayın Başevirgen…

14.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Manisa’nın Alaşehir, Salihli ve Sarıgöl ilçesinde jeotermal enerji santralleri ile madencilik faaliyetleri nedeniyle doğa katliamı yaşandığına ilişkin açıklaması

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Manisa’da Alaşehir, Salihli ve Sarıgöl’de doğa katliamı yaşanmaya devam ediyor. Burada defalarca dile getirdiğimiz jeotermal enerji santralleri sorunumuz hâlâ görmezden geliniyor. Manisa Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı yeni bir ihale düzenliyor. Manisa’da birçok ilçede yüz binlerce dönüm arazide jeotermal kuyu açılacak. Su Yönetimi Genel Müdürlüğünün hazırlamış olduğu rapora göre, jeotermal faaliyetlerin yoğun olarak gerçekleştirildiği alanlarda arsenik başta olmak üzere birçok zararlı metale rastlandı, yer altı suları zehir saçar hâle geldi, bölge halkında kanser başta olmak üzere birçok hastalığın görülme sıklığı arttı. Rapora göre tüm bunların nedeni, jeotermal santraller ile madencilik faaliyetleri. Buradan Manisa Valiliğine sesleniyorum: Bakanlık tarafından valiliğinize gönderilen ve yeni ruhsat verilmemesi gerektiğini belirten bu yazıyı dikkate alın ve bu ihaleden vazgeçin.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

15.- Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un, Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesinde kentsel dönüşüme başlanılması gerektiğine ve Kapaklı ilçesinde doğal gaz bulunduğu müjdesi verildiği hâlde doğal gazın çıkarılmadığına ilişkin açıklaması

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çevre ve Şehircilik Bakanına soruyorum: İstanbul Kartal’da 21 vatandaşımızın hayatını kaybettiği facia başka kentlerde yaşanmamalıdır. Sizin de seçim bölgeniz olan Tekirdağ Süleymanpaşa ilçemizde bataklık alanda yapılan ve 12 katlı depreme dayanıksız binalar bir an önce yıkılmalı ve kentsel dönüşüme başlanmalıdır. Altınova girişindeki depreme dayanıksız 2 siteden 1’i boşaltılmışken diğer siteye ait 2 binada vatandaşlarımızın hâlâ yaşaması büyük bir risktir. Bu, Kartal’daki faciadan çok daha büyük bir katliama sebep olabilir. Şimdiden uyarıyorum, kayıtlara geçiriyorum: Aksi takdirde vebali sizin iktidarınızın sırtında olacak ve yeni sahte teröristler yaratarak böyle bir faciayı engelleyemeyeceksiniz.

14,5 dönümlük kentsel dönüşüm projesinin Mayıs 2018’den bu yana bakanlıkta niye bekletildiğini size soruyorum.

Yine seçim bölgemiz Tekirdağ Kapaklı’da Enerji Bakanlığınca doğal gaz bulunduğu müjdesi geçtiğimiz günlerde kamuoyuyla paylaşılmıştır. Ama sizin de bildiğiniz gibi uzun süreden beri Tekirdağ’da doğal gaz çıkarılıyor.

Bilgilerinize sunarım.

BAŞKAN – Sayın Kara…

16.- Konya Milletvekili Esin Kara’nın, uluslararası taşımacılık yapan tır şoförlerinin yurt dışına çıkış yaparken kaçakların gizlice araçlarına binmesi nedeniyle yaşadığı mağduriyeti Ulaştırma ve Altyapı Bakanına iletmek istediğine ilişkin açıklaması

ESİN KARA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası taşımacılık yapan birçok firmamıza ait tırlar, Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan ve Hırvatistan gümrük sınır kapılarında dinlenme hâlindeyken araçlarının kasasına habersiz binen kaçak insanlar nedeniyle sınırı geçtikten kısa süre sonra durdurulmakta ve ağır cezalar ödemektedirler. Bu durumu engelleyip kaçakların araçlarına nasıl bindiğinin tespiti için araçlarına kamera taktıran firmaların araç kameralarına ilgili ülkelerin polisi tarafından el konulmakta, ispat yapmaları engellenmektedir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Mehmet Cahit Turhan’a partimize gelen bu sorunları buradan iletmek isterim.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

17.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Mersin Şehir Hastanesi hasta memnuniyet oranının yüksek olduğuna, şehir hastanelerinin modern cihazlar ve güçlendirilmiş kadroyla insana hizmetin en iyi şekilde sunulduğu merkezler hâline geldiğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 3 Şubat 2017’de açılışı yapılan 1.300 yatak kapasiteli seçim bölgem Mersin Şehir Hastanesi hizmette iki yılı geride bıraktı. İki yıl içerisinde 700 bini yatan hasta olmak üzere toplam 5,5 milyon vatandaşımız hizmet aldı. Sağlıkla ilgili her türlü ihtiyaçların karşılanabildiği şehir hastanemizde yatan hastaların memnuniyet oranı yüzde 98, ayakta tedavi gören hastaların memnuniyet oranı da yüzde 96,5 ve acil servis hastalarının memnuniyet oranı ise yüzde 95,5’tur. Yüzde 96,6 memnuniyet ortalaması, şehir hastanesinde verilen sağlık hizmetlerinin vatandaşlarımız tarafından tescilinin bir göstergesidir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “rüya projem” dediği şehir hastanelerimiz geniş hizmet alanları, modern cihazlarla ve güçlendirilmiş kadrolarıyla insana hizmetin en iyi şekilde sunulduğu merkezler hâline gelmiştir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Evet, değerli arkadaşlar, şimdi grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grubu adına Sayın Yavuz Ağıralioğlu’nun talebi üzerine Sayın Ayhan Erel konuşacak.

Buyurun Sayın Erel.

18.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, 13 Şubat Bahtiyar Vahapzade’yi vefatının 10’uncu yıl dönümünde rahmetle andıklarına, Spor Toto Teşkilat Başkanlığının İddaa ihalesine, iktidarın artan işsiz sayısının önüne geçecek önlemlerin alınmasını beklediklerine, yaşamını yitiren Ozan Arif’e Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bugün Türk dünyasının en büyük şairlerinden biri olan Bahtiyar Vahapzade’nin vefatının 10’uncu yıl dönümü; kendisini rahmet ve şükranla anıyoruz.

Vahapzade, Türk dünyasının önde gelen şairlerinden olup hayattayken 1980-2000 yılları arasında 5 defa milletvekili seçilmiş, 1995 yılındaki Azerbaycan’ın özgürlük mücadelesinde göstermiş olduğu üstün kahramanlıklardan dolayı da kendisine İstiklal Nişanı verilmiştir. Eserleri 8’den fazla dile çevrilmiş ve eserlerinde genellikle hürriyet, yurt sevgisi, din gibi temaları işlemiştir.

Sayın Başkanım, çok önemli iddialardan bir tanesi de İddaa’yla ilgili. İddaa yeniden ihaleye çıkarılmış, yapılan ihale neticesinde 2 firma finale kalmıştır. Bu firmalardan bir tanesi bugün Türk Futbol Federasyonu Başkanı olan Yıldırım Demirören’in firmasıdır, büyük bir ihtimalle de ihaleyi bu firma kazanacaktır. Dolayısıyla Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in sahibi olduğu bir firma ihaleyi kazanacak ve Türk futbolunda İddaa, Türk Futbol Federasyonu Başkanının sahip olduğu firma tarafından idare edilecek. Ne kadar dürüst davranılırsa davranılsın bu durum büyük şaibeleri beraberinde getirecektir diye düşünüyoruz.

Ülkemizde işsiz sayısı, yalnızca son bir ayda 266 bin, son bir yılda da 1 milyon 300 bin kişi artmıştır. Buna göre, ülkemizde ortalama her gün 8.500 kişi işsiz kalmıştır. Bu orana kayıt dışı işsizler dâhil değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AYHAN EREL (Aksaray) – İktidarın bir an önce işsizliğin önüne geçecek önlemleri almasını bekliyoruz.

“Öyle özledim ki Başbuğ’um seni/ Bazen var ya canım ölmek istiyor/ Hiçbir şey teselli etmiyor beni/ Bu Arif yanına gelmek istiyor.” Türk dünyasının büyük ozanı Ozan Arif bugün Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Ülkücü Hareket’in ruhunda ve şuurunda önemli katkısı olan Ozan Arif’i rahmetle anıyoruz; ruhu şad, mekânı cennet olsun diyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay konuşacaktır.

Buyurun Sayın Akçay.

19.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 13 Şubat Bahtiyar Vahapzade’yi vefatının 10’uncu yıl dönümünde rahmetle andıklarına, 13 Şubat Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşunun 44’üncü yıl dönümüne ve FET֒yle mücadeleye devam edildiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Azerbaycan’ın hürriyet sevdalısı şairi Bahtiyar Vahapzade’yi rahmet ve şükranla anıyoruz. “Geçmişine taş atanların, geleceğine gülle atarlar.” sözüyle millî tarih şuurunun önemini vurgulayan Vahapzade, Azerbaycan için tüm ömrünü harcadı. O, Azerbaycan millî azatlık mücadelesinin en önemli isimlerindendir. Millî duruşu ve tavrıyla Altaylardan Tuna’ya, Türk-İslam coğrafyasının dirliği için çabaladı. Vefatının yıl dönümünde millî şair ve bayrak isimlerden Vahapzade’yi Azerbaycan-Türkiye ülküsünü anlattığı mısralarıyla yâd ediyorum: “Dinimiz bir, dilimiz bir/ Ayımız bir, ilimiz bir/ Eşqimiz bir, yolumuz bir/ Azerbaycan-Türkiye/ Bir milletik, iki dövlet/ Eyni arzu, eyni niyyet/ Her ikisi cumhuriyet/ Azerbaycan-Türkiye.”

Sayın Başkan, bugün ayrıca Kıbrıs Türklüğünün var olma mücadelesinin önemli aşamalarından biri olan ve 1975 yılında ilan edilen Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşunun da yıl dönümüdür. Kuruluş bildirisini Rauf Denktaş’ın okuduğu Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanına kadar hürriyet mücadelesinin en önemli aşamasıdır. Kıbrıs Türklüğü büyük mücadeleler ve fedakârlıklarla devletsiz kalmamış, var olma mücadelesi devletli bir şekilde süregelmiştir. Kıbrıs’ta yıllar süren ve âdeta tek taraflı bir oyuna dönen müzakereler göstermiştir ki çözüm iki devletli, iki toplumlu bir yapıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Aksi bir çözüm arayışı Türkiye için bir beka meselesi olan Kıbrıs davasına zarar verecektir. Bu vesileyle Kıbrıs davasını şerefle taşıyarak bugünlere getiren başta Rauf Denktaş ve Fazıl Küçük olmak üzere tüm mücadele insanlarını ve tüm şehit ve gazilerimizi minnet ve şükranla anıyorum.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında devletimizi habis bir ur gibi saran FET֒yle mücadelede önemli adımlar atıldı. Başta Silahlı Kuvvetler bünyesindeki darbeciler olmak üzere, ahtapotun 8 ayağında FET֒yle mücadele devam etmektedir.

Dün de 2010 yılındaki polis memurluğundan komiser yardımcılığına geçiş sınavı usulsüzlüğüyle ilgili olarak 76 ilde 1.112 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu operasyonda gözaltına alınan 641 Emniyet personelinin 130’unun hâlihazırda görevi başında olduğu kamuoyuna yansımıştır. Bütün bu rakamlar FET֒yle mücadelede kararlılığın ve devlet aklının önemini gözler önüne sermektedir. Unutulmamalıdır ki FET֒yle mücadele bir millî güvenlik ve altını çizerek söylüyorum, bir beka meselesidir. Bu mücadelede elde edilecek başarılar devletimizin dirliğini, milletimizin birliğini, ülkemizin bütünlüğünü yakından ilgilendirmektedir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan…

Buyurun Sayın Kurtulan.

20.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Leyla Güven, Selma Irmak ve Sebahat Tuncel için yürüyüş yapmak isteyen HDP milletvekillerinin engellendiklerine, gözaltıların devam ettiğine, Türkiye’de demokrasinin kazanacağına ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Biz burada ne yazık ki diğer arkadaşlarımız gibi Türkiye'nin daha farklı gündemlerine dair bir beyanda bulunamıyoruz. Genellikle hak ihlallerinden başımızı kaldıramadığımız için ister istemez öncelikli olarak AKP Hükûmetinin uygulamalarına maruz kaldığımız durumları burada dile getirmek durumundayız.

Şu an tüm bölge milletvekillerimiz, açlık grevinin 98’inci gününde olan Leyla Güven için, yine 301 kişinin 60’ıncı günde olması ve Selma Irmak ve Sebahat Tuncel’in 30’uncu günde olması sebebiyle bulundukları illerde yürüyüşler yapmak istediler ancak hepsinin de yürüyüşleri engelleniyor; şu an milletvekillerimizin etrafı çevrilmiş, bulundukları yerde adım atamaz duruma getirilmişler.

Biraz önce bir milletvekilimiz de söyledi, değerli arkadaşlar, bunlarla sınırlı değil tabii ki, yine, İstanbul Ümraniye’de ilçe eş başkanımızla birlikte 6 kişi şu an gözaltına alındı. Malatya’da ev baskınlarında 9 kişi gözaltında bulunuyor. Kocaeli Vekilimiz de söyledi, il eş başkanımız ve 10 kişi evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. Yine, Siirt’te seçime dair yaptıkları çalışmalar, yani bilgi işlem sorumlumuz Cemal Turhan ve yerel yönetimler proje sorumlusu olan Eşref Tekin, yaptığı çalışmalar sonucu 6.488 seçmen kaydının silindiğini ortaya çıkarmışlardı, şimdi bu arkadaşlarımız da gözaltında. Mardin’de İl Eş Başkanımız Ali Sincar ve 10 yöneticimizin gözaltı süresi bir kez daha uzatıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Van’da milletvekilimiz ve belediye eş başkan adaylarımız il binası bahçesinde polisin müdahalesine maruz kaldı; polis, gaz ve plastik mermilerle saldırdı; Servet Aktaş kafasından, Halit Karalar sırtından yara almış durumda. Ağrı il binamızı yine ablukaya alıyor polis. Ağrı Belediyesi eş başkanı adayımız Yeliz Karaarslan da şu an gözaltında. Bingöl’de, bize ulaşan bilgilere göre, şu an en az 7 kişi de gözaltında bulunuyor. Iğdır ve Antep il binalarımız polis ablukasında. Batman’da da kurulan seçim lokalimiz kaldırılmış durumda. Yani genel olarak her gün hemen hemen rutin olarak bu Hükûmetin baskısına bu şekilde maruz kalıyoruz, Hükûmet seçim çalışmalarını bu şekilde sürdürüyor.

Sonuç olarak şunu söylemek isteriz ki: Ne yaparlarsa yapsınlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – …Türkiye'de demokrasi kazanacaktır, demokrasiyi isteyenler, çabasını verenler kazanacaktır diyorum, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Özgür Özel…

Buyurun Sayın Özel.

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 13 Şubat DİSK’in kuruluşunun 52’nci yıl dönümüne, memurlara verilen 3600 ek gösterge sözünün yerine getirilmesi ve sözleşmeli erlerin sorunlarının çözülmesi gerektiğine, Eren Erdem’e uygulanan tecridin son bulmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bundan elli iki yıl önce DİSK kuruldu, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu. DİSK’in kuruluş bildirgesi şöyle başlar: “Büyük Atatürk’ün daha 1921’de ilan ettiği, bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı savaşmaya ant içmiş sendikacılarız.” der DİSK’liler. İşte, o gün başlayan ve kurulduğu günden bugüne kadar işçi sınıfının, emekçinin hakkını, hukukunu savunan; ülkemizde sendikal hakların gelişmesi, işçi sınıfının ekonomik, demokratik kazanımlar elde etmesi için her türlü bedeli ödeyen; tarihinde nice büyük direnişler yatan; yöneticilerinin tutuklandığı, işkencelere maruz kaldığı, hatta katledildiği hâlde en yüce değer olan emeğin onurunu savunmaktan asla vazgeçmeyen DİSK’in kuruluş yıl dönümünü ve DİSK altında örgütlü mücadele veren emekçileri saygıyla selamlıyor, başta Genel Başkanları Kemal Türkler olmak üzere, özgür, bağımsız ve demokratik bir Türkiye yaratma mücadelesinde hayatını kaybeden tüm emekçileri saygı ve rahmetle anıyoruz.

Sayın Başkan, bu ülkede farklı meslek gruplarının, kamu personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için bir çalışma yürütüyoruz. İktidarın 24 Haziran Seçim Beyannamesi’nde yer almasına, ilk 100 Günlük İcraat Programı’nda olmasına rağmen, kimi ikinci 100 günde yer alan, kimi ilk 100 günde yer almadığı hâlde varmış gibi 24 Kasımda öğretmenlere verilen sözleri ve 3600 ek gösterge bekleyen tüm meslek kuruluşlarının taleplerini bir kez daha burada dile getiriyoruz. Bu Meclis kapanmadan 3600 ek göstergeyle ilgili düzenlemeleri yapmalı ve seçim sathımailine gidilirken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …memurlara verilen, ek göstergeyle ilgili 3600 ek gösterge sözü yerine getirilmelidir.

Ayrıca, sözleşmeli erler kendilerini sahipsiz hissetmekte, grubumuza, milletvekillerimize özlük hakları ve diğer talepleriyle ilgili çok sayıda başvuruda bulunmaktadırlar; rütbeli personelin sözleşmeli erlere yönelik uyguladıkları mobbingden rahatsızlıklarını dile getirmektedirler. Bu durumda sözleşmeli erlerin önemli bir aidiyet sorunu ortaya çıkmaktadır, bu da son derece tehlikelidir. Sözleşmeli erlerde istifa oranı oldukça yüksek noktaya gelmiş, geri kalanının da psikolojik bunalımları ve yokluk karşısında istifa edemediği için yaşadığı buhranlar yakınları tarafından ve kendileri tarafından sürekli dile getirilmektedir. Sözleşmeli er sistemi getirildiğinde ballandırıla ballandırıla anlatılırken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …Erdoğan ordunun profesyonelleşmesinin sinyali olarak dile getirirken önemli haklar verileceğini söyleyerek bu kişileri özendirmiş, teşvik etmişti. Sözleşmeli er sisteminden vaz mı geçildi? Yine birileri birilerini kandırdı mı? Birilerine inanıp da bu yola girenler şimdi devlet tarafından neden sahipsiz bırakıldılar? Bu sorular cevap beklemektedir. Sözleşmeli erlerin sorunlarının çözülmesi için bu Parlamentoya ne görev düşüyorsa Cumhuriyet Halk Partisi olarak burada olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Son olarak, Sayın Başkan, 24 Hazirana kadar bu Parlamentonun bir mensubu olan Parti Meclisi üyemiz Eren Erdem yaklaşık sekiz aydır tecrit altındadır; 8 metrekarelik bir hücrede tek başına tutulmakta, selam vereceği tek bir kişi dahi bulunmamaktadır. Yanına bir hücre arkadaşının verilmesi için birçok isim bildirdiği hâlde hepsi olumsuz karşılanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ortak avlulu ayrı ayrı hücreler yan tarafta vardır. Bazı yerlerde bir koğuşta 24 kişi yatarken Eren Erdem’in yanındaki iki hücre bilerek boş tutulmakta, dolayısıyla havalandırma ve ortak kullanım alanlarında bir insanoğluyla karşılaşma ihtimali ortadan kaldırılmaktadır. Eren Erdem’in bu tecridi, spora, havalandırmaya, kütüphaneye de yalnız götürülmesi gibi akla hayale gelmeyecek bir şekilde uygulanmaktadır.

Yanına hücre arkadaşı verilmesini, verilmiyorsa diğer hücrelere mahkûm ya da tutukluların konulmasını, havalandırma ve spora tek başına çıkarma gibi insani olmayan uygulamanın kaldırılmasını ve tecridin son bulmasını bekliyoruz. Eren Erdem gibi çeşitli şekillerde kötü muamelelere tabi tutulan ve kâğıtta yazmayan, uygulamada yeri olmayan ama keyfî şekilde birilerinden talimatlandırılarak insanlık dışı muamele gören…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kanunda, kitapta yeri olmayan bu tip uygulamaların derhâl sonlandırılması son derece önemlidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Eren Erdem yoldaşımıza, Parti Meclisi üyemize sahip çıkıyoruz, kendisini Meclis grubu olarak alkışlarımızla destekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan…

Buyurun Sayın Turan.

22.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, yaşamını yitiren Ozan Arif’e Allah’tan rahmet dilediklerine, 13 Şubat Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümüne, “Troya Hazineleri Asırlık Hasret” belgeselinin hayata geçirildiğine ve AK PARTİ’nin en büyük özelliğinin vadettiğini yerine getirmek olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sanat dünyasının önemli bir değeri Arif Şirin’i, bilinen adıyla Ozan Arif’i kaybettik. Ozan Arif’e Allah’tan rahmet, yakınlarına, sanat dünyasına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Rus ve Ermeni işgaline uğrayan Erzincan’ımızın kurtuluşunun 101’inci yıl dönümü. İki yıl süren esaretten sonra 1918’de Gaziantep’te, Kahramanmaraş’ta ve yurdun dört bir yanında olduğu gibi Erzincan’ımızda da düşman işgaline karşı büyük bir direnç gösterildi, tek yumruk olarak amansız bir mücadele verildi ve bu destan tarihe kaydedildi. Erzincan’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 101’inci yıl dönümünü kutluyor, bu vesileyle aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihten bu yana birçok medeniyete ev sahipliği yapan Çanakkale’mizde Çanakkale Destanı başta olmak üzere muhteşem, farklı destanlar ortaya çıkmıştır. Eski tarihlerdeki İlyada Destanı da bunlardan bir tanesi. Çanakkale’de bulunan Troya, dünyanın en önemli antik kentlerinden bir tanesi. “Tarih, kainatın vicdanıdır.” diyor Ömer Hayyam. 2018 Troya Yılı etkinlikleri kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığımızın himayelerinde “Troya Hazineleri - Asırlık Hasret” belgeseliyle, hukuki mücadelemizin yanında vicdanlara seslenecek, Troya’ya ait hazinelerin iadesiyle ilgili farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bir belgesel hayata geçirildi. Bu, en başta tarihe ve yaşadığımız coğrafyaya vefamızın bir gereğiydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bugün saat 20.30’da, Gazi Meclisimizde bulunan tören salonunda, Meclis Başkanımız Binali Yıldırım’ın himayelerinde, tarihe ışık tutan efsaneler beşiği Troya’yı konu edinen bu değerli belgeselin özel gösterimi olacak. Ben tüm vekillerimizi aileleriyle beraber davet ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce CHP Grup Başkan Vekili Sayın Özel 3600 ek göstergeyle ilgili bazı beyanlarda bulundu. Meseleyi 3600’den ayrı bir genel prensip olarak ifade etmek isterim ki Cumhurbaşkanımızın sözü bizim sözümüzdür. On yedi yıldan beri AK PARTİ’nin en büyük özelliği söz verdiği, vadettiği her türlü iddiayı hayata geçirmiş olmasıdır, bu konuya da böyle yaklaşıyoruz. Konunun takvimi Meclisin, yürütmenin, grup başkanlığımızın değerlendirmesi sonucunda netleşecektir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, pek kısa bir katkı sağlamam lazım Sayın Bülent Turan’ın daveti üzerine grubumuzun pozisyonunu açıklamak için.

BAŞKAN – Buyurun.

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Grup Başkan Vekili Bülent Turan, geçtiğimiz günlerde de bizlerle temas ederek bugün akşam yapılacak özel gösterime -Çanakkale Milletvekili ve mevkidaşımız olması dolayısıyla- daveti ifade etmişti. Gösterimi önemsiyoruz, ancak burada, bugün, kendilerine de ifade ettiğim gibi grubumuzun tutumunu ifade etmem lazım. Sayın Binali Yıldırım’ın, Anayasa’ya göre, aday olduktan sonra partisinin toplantılarına katıldığı için Meclis Başkanlığı göreviyle bağdaşmayan bir durumu vardı. İlk başta söyledik, bunu inkâr etti; kendi partisi içinden çok değerli hukukçuların da eleştirilerine rağmen sürdürdü. Ancak bu sürdürülemez bir durum aldı. İstanbul’da rakipleri yol aldı, o burada patinaj yaptı, yapmaya da devam ediyor. Hatayı fark etti ve istifa edeceğini söyledi ama hâlen daha Anayasa’yı çiğner konumdadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bugünkü davetiye onun ismiyle basıldığı ve bugün orada kürsü alıp kürsüde bir konuşma yapacağı ve hem Meclis Başkanlığı hem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı sıfatlarını Anayasa’ya rağmen taşıyacağı için biz üzülerek bu davete katılamıyoruz. Davete katılmamamız, Çanakkale milletvekillerimizin, değerli grup başkan vekilinin ve Meclisin birlikte yapacağı böyle bir etkinlikte bulunmamamız, Anayasa’ya saygımızdan; Binali Bey’e ilk günden beri yaptığımız, yapıcı ve aslında kendisinin de yararına olan uyarıları dinlememesindendir.

Ümit ediyorum bundan sonraki tarihlerde, bu tip davetiyelerde anayasal olarak sorunlu bir ismin yerinde yer almadığı durumlarda gerekli katkıyı sağlayacağız. Sayın Bülent Turan’a konu hakkında yapmış olduğu davetle ilgili grubumuzun tutumunu bu şekilde yanıtlamış olalım.

Başarılar diliyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

24.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bu konunun polemik olmasını istemem. Özgür Bey’e teşekkür ediyorum hassasiyeti için ancak Sayın Meclis Başkanımız resmî YSK takvimine göre istifasını açıklamıştır, tarihi gelince yapacağını söylemiştir biliyorsunuz. Dolayısıyla şu an Meclis Başkanımızdır. Akşamki etkinlik de Meclis Başkanımızın himayesinde bir Türkiye değeridir, hatta bir dünya değeridir. Dolayısıyla bu konunun siyaset dışında değerlendirilmesini ve Troya’ya herkesin sahip çıkmasını, sadece bu etkinliğe değil, tüm etkinliklere katılınmasını ben talep ediyorum, bu kararı tekrar gözden geçirmeye davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz arkadaşlar.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ve arkadaşları tarafından, Türkiye'de üretilen temel gıda ürünlerinin fiyatlarının sürekli artması ve dünya gıda fiyatlarına oranla neden yüksek olduğunun anlaşılması, üretim ve tüketim dengesinin kapsamlı şekilde incelenmesi, yerli üreticilerin korunması ve yerli üretimin artırılması için hangi adımların atılması gerektiği, ithalata duyulan ihtiyacın azaltılması için hangi politikaların hayata geçirilmesinin doğru olduğu, üretim planlamasının yapılarak fiyat istikrarının sağlanması için hangi önlemlerin alınması gerektiği konularında detaylı bir araştırma yapılması amacıyla 12/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Şubat 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

13/2/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13/2/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                Yavuz Ağıralioğlu

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ve arkadaşları tarafından, Türkiye'de üretilen temel gıda ürünlerinin fiyatlarının sürekli artması ve dünya gıda fiyatlarına oranla neden yüksek olduğunun anlaşılması, üretim ve tüketim dengesinin kapsamlı bir şekilde incelenmesi, yerli üreticilerin korunması ve yerli üretimin artırılması için hangi adımların atılması gerektiği, ithalata duyulan ihtiyacın azaltılması için hangi politikaların hayata geçirilmesinin doğru olduğu, üretim planlamasının yapılarak fiyat istikrarının sağlanması için hangi önlemlerin alınması gerektiği konularında detaylı bir araştırma yapılması amacıyla 12/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 13/2/2019 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklama üzere, öneri sahibi İYİ PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ PARTİ Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu araştırma önergesi gerçekten ülkemizin bugün yaşadığı gıda sorunlarıyla alakalı en önemli sorun. “Bugünlere nasıl geldik?” diye Hükûmetin bir öz eleştiri yapması yerine, her zaman yaptığı gibi başkalarını suçlama alışkanlığı devam ediyor. Bir günden bir güne de “Ya, biz yönetim yeteneğimizi kaybettik, zafiyet içindeyiz –bir zamanlar Sayın Cumhurbaşkanının ifadesiyle- metal yorgunluğu yaşıyoruz. Yıllarca iktidar olmak demek yıllarca aynı yemeği yemek gibi bir şey. Böyle olunca her şeyi tozpembe görme hastalığı bize bulaştı.” bu itirafları yapsanız biz burada size hiç eleştiri yapmayız “Ya, artık ayakları yere basmaya başlayacak herhâlde.” deriz ama yok, hep geçmişi kötüleyerek, hep kendi döneminizde “Şunları biz yaptık, bunları biz yaptık.” dediğiniz, çoğunun da fos çıktığı olaylardan biri de tarım, hayvancılık.

Bir kere, gayrisafi millî hasıladan yasa gereği, kanunlar gereği, kendi yaptığınız bazı kanunlar gereği çiftçiye hakkını vermediniz, hayvancılık yapanlara hakkını vermediniz. Hatta köylerden kentlere göçün daha da hızlanması için her şeyi yaptınız. Niye? Avrupa Birliği böyle diyor: “Tarımdaki nüfusunuz fazla, indirin aşağıya.” Bunları şimdi unutmuş gibi kolayını buldunuz yine. Çiftçi suçlu, manav suçlu, marketçi suçlu, kabzımal suçlu, halci suçlu, aracı suçlu, hatta bu gıda ürünlerini taşıyan tır şoförleri bile suçlu, bir masum sizsiniz. Köprülere, yollara zam yapan siz değilsiniz, mazotu uçuran siz değilsiniz, gübrenin fiyatlarını katlatan siz değilsiniz, tarım girdilerini artıran siz değilsiniz; siz masumsunuz hep, zaten hep masum oldunuz. Yahu kardeşim, benim çiftçim elektrik parasını ödeyemiyor, elektrik, Konya’da. Niye? Kuyulardan aldığı suyun parasını ödeyemiyor, icralık, traktörler icralık. Ama siz her işin kolayını buldunuz. 95 kuruşa buğdayı alacaksınız, arkasından bu ülkede 1 lira 60 kuruşa buğday ithal edeceksiniz. Ondan sonra çıkacaksınız “Biz köylümüzü, çiftçimizi seviyoruz.” Hadi oradan! Kimi kandırıyorsunuz siz? Artık köylü de kanmıyor, köylü de. Ve siz bütün gıda ürünlerinde gümrük vergilerini kaldıracaksınız. Niye? “Efendim, iç piyasayı dengelememiz lazım, enflasyonu aşağıya çekmemiz lazım. Yani yüksek enflasyon çıkarsa o yüksek enflasyonun bedeli ekonomiye daha fazla olur. En iyisi biz çiftçinin ürettiklerini, çiftçiyi, hayvancılık yapanları yakalım, milletin öte tarafını kurtaralım.” gibi maalesef adaletsiz, hukuksuz bir uygulamaya gittiniz.

İç piyasaları baskılamaktan başka yaptığınız hiçbir şey yok. Öyle ayıplar yaptınız ki burada çoğunu söylemeyeceğim ama hani, siz bu rakamı çok seversiniz, hani dünya rakamlarınızı. Dünya Gıda ve Tarım Örgütünün size rakamlarını söyleyeyim, ondan sonra, nasıl ülkeyi yönetemediğinizi bir kere daha görün. 2003 yılında iktidara geldiğiniz gün (FAO) Gıda ve Tarım Örgütünün endeksi 100’dü, bizimki de 101, Türkiye. 2015 yılında dünyadaki Gıda Fiyat Endeksi 168’e çıktı yani yüzde 68 arttı. Kaç yılda? On iki yılda dünyada yüzde 68 arttı. Türkiye ne oldu? 298’e çıktı, yüzde 198 oranında arttı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Bir dakika daha alayım Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen Sayın Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – 2018 yılına geldiğimiz zaman -dikkat buyurun, AK PARTİ’li değerli kardeşlerimiz dikkat buyurun- 2015’te yüzde 68 olan FAO’nun Gıda Fiyat Endeksi artışı 2018’de yüzde 64’e düştü. Siz nereye çıkardınız? Yüzde 359’a çıkardınız. Kaç katı? 5,5 katı. Ha, ben size bir tüyo vereyim: Bunu yapsaydınız bu hâle düşmezdiniz. Avrupa, çiftçisine sizin verdiğiniz teşviklerin 5 katını veriyor da, işte, bu endeks onun için sizden 5,5 kat düşük. Ama aklımızı da versek size, anlamıyorsunuz; fikrimizi de söylesek, anlamıyor ve bildiğinizi yapıyorsunuz. Vallahi, 31 Martta da çiftçi size bildiğini yapacak çünkü çiftçinin sizden 80 milyar alacağı var, borcunuzu ödeyin.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Rıdvan Turan.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ciddi bir gıda krizi içerisinde olduğumuz ayan beyan ortada. Bugün Migros, sebze reyonuna, soğan reyonuna “3 kiloyla sınırlıdır.” diye bir ilan asmış.

Şimdi, Tarım Komisyonu toplantılarında çoğunlukla bize söylenen şöyle bir şey var: “Yahu, sürekli eleştiriyorsunuz, sizin çözüm öneriniz nedir?” Ben size çözüm önerilerinden bahsedeyim.

Değerli arkadaşlar, içinde olduğumuz durumu kavrayabilmek için 2 anahtar kavrama ihtiyaç var: Gıda egemenliği ve gıda güvencesi. Biri olmadan diğerinin olmayacağı kavramlar bunlar. Gıda güvencesi, güvenilir, yeterli, sağlıklı, herkesin ulaşabileceği düzeyde gıdaya ulaşım hakkı demek. Fakat gıda güvencesinin sağlanabilmesi için mutlaka gıda egemenliğinin olması gerekir. Gıda egemenliğiyse ne ekeceğimize, ne üreteceğimize, nasıl üreteceğimize, hangi girdilerle üretim yapacağımıza, ne kadar üreteceğimize karar verme hakkıdır. Dolayısıyla üreticinin ve tüketicinin gıda egemenliğinin olmadığı koşullarda gıda güvencesini sağlamak, herkese ulaşılabilir düzeyde ürün ulaştırabilmek ne yazık ki mümkün değildir. Türkiye'de gıda egemenliği ortadan kalkmış durumda. Peki, sorulacak tabii, nasıl olacak bu? Yani gıda egemenliği nasıl sağlanacak? Biz kendi ürettiğimize karar veremiyor muyuz? Evet, ne yazık ki Türkiye'de üretici kendi ürettiğine kendisi karar veremiyor. Karar vermesi… Aynı borsa oyuncuları gibi, girdi fiyatlarına bakarak hangi ürünün piyasada ne kadar prim yaptığını dikkate alarak takip ediliyor. Yani aslında neyi nasıl üreteceğimize, ne kadar üreteceğimize bizler değil, uluslararası tarım tekelleri, ecza firmaları, kimya firmaları karar veriyorlar. Hâl böyle olunca iç piyasaya sağlıklı, yeterli, kendi kendimize yeterli düzeyde bir arzı sağlayabilmek ne yazık ki mümkün olmuyor. Peki, ne olacak?

Bakın, önerimiz şu: Bir defa, 1980’den bu zamana, özellikle de 2000’le birlikte AKP eliyle özelleştirilmiş olan bütün KİT’lerin yeniden kamulaştırılması ve yeniden kurulması lazım. Çiftçiyi destekleyen, piyasayı regüle eden, çiftçiyi sübvanse eden bu kurumlar olmadığı koşullarda çiftçi uluslararası sermaye karşısında tek başına kalmış oluyor, organizesiz, örgütsüz kalmış oluyor. Örneğin, yüzde 120 civarında, bir senede gübre fiyatları arttı, bu yüzde 120’lik gübre fiyatları artışını, eğer TÜGSAŞ, İGSAŞ şu anda üretim yapabiliyor olsaydı sübvanse edecekti ve bu artış ürüne yansımayacaktı. O nedenle de 1 kilo soğanın bir yılda yüzde 230 civarında fiyatı artmamış olacaktı. Demek ki bir defa KİT’leri yeniden açmak gerekli.

İkincisi, bakın, ilginç bir şey söyleyeceğim: Paradigmamız yanlış, bu paradigmadan çıkmak lazım yani bu tarımsal paradigmayı değiştirmek lazım. Küçük çiftçi üretimini, küçük aile tarımını kalkındıracak önlemler almaksızın Türkiye tarımının kurtulabilmesi mümkün değil. Niye söylüyorum bunu? Birleşmiş Milletlerin yaptığı bir araştırma var, diyorlar ki; dünyada bin ayrı alanda araştırma yapılmış ve bunun sonucu ulaştıkları şey şu: Küçük aile çiftçiliği endüstriyel tarım uygulamalarına göre yüzde 50 ila yüzde 170 arasında daha verimlidir ve her şeye rağmen, şu anda dünyada tarımsal üretimin yüzde 80’i küçük aile işletmeleri tarafından yapılmaktadır. Dolayısıyla ancak ve ancak, tasfiye olmuş olan, uluslararası tarım tekelleri karşısında yalnız başına kalmış olan, girdi maliyetleriyle kâr edemez hâle gelmiş olan küçük aile çiftçiliğini destekleyerek tarımı güçlendirmek ve kurtarmak mümkün. Arkadaşlar, yoksa açık söyleyeyim, yani tanzim satış firmalarıyla, şununla bununla bu işin altından kalkmak mümkün değil. Tanzim satış firmaları, çok ayan beyan belli, seçime yönelik alınmış bir karar ve bir uygulama. Eğer üretimi güçlendirmezseniz, eğer uluslararası sermaye karşısında çiftçiyi destekleyecek önlemler, tedbirler almazsanız bunu tanzim satış firmalarıyla ortadan kaldırabilmek ne yazık ki mümkün görünmüyor.

Şimdi, bir defa, endüstriyel tarım uygulamalarının giderek verimsizleştiği ve Türkiye’de 3,2 milyon hektar tarım alanının artık tarım yapılmaz hâle geldiği bir gerçeklik. Çünkü kullandığınız gübre toprağı öldürüyor, kullandığınız ilaçlar toprağı öldürüyor, verimliliği giderek düşürüyor, gübre kullanmadığınız koşullarda üretim yapmanız imkânsız hâle geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Turan, tamamlayalım lütfen.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Dolayısıyla monokültür yerine polikültür esaslı, farklı ürünlerin üretimini içeren, küçük aile çiftçiliğini destekleyen, onların kooperatifler ve köylü sendikalarında örgütlenmesinin önündeki bütün yasal mevzuat engellerini ortadan kaldıran, küçük aile çiftçiliğini girdiler açısından destekleyen yeni bir tarım paradigmasına ve tarım politikasına ihtiyaç var. Değerli arkadaşlar, bu olmadığı koşullarda öldür Allah bu işin altından kalkmak mümkün değil. O nedenle şu anda bir gıda probleminden, bir gıda krizinden bahsediyorsak, evet, bunun bir kısmı mevsimsel etkilerden dolayıdır falan ama esas mesele, iktidarın yanlış tarımsal uygulamaları sebebiyledir. Bu konuda köklü bir değişiklik yapılmadan tarım krizini çözmek mümkün değildir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biri ampul yakıyor, biri şapka takıyor, biri baret takıyor; bunları ne yapacağız Başkanım böyle ya?

CHP GRUBU ADINA OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Evet, bu şapkayı niye taktım, bilin bakalım. Bu şapka size bir şey hatırlatıyor mu, unuttuğunuz bir şeyleri? Atatürk’ün efendisi olan köylüyü unuttunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Unutmadık.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Evet, çiftçi hiç aklınıza gelmiyor…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sizin aklınıza kürsüde geliyor, biz her zaman beraberiz.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – …bizimse aklımızdan hiç çıkmıyor çiftçiler.

Bu şapka, iktidara geldiğinizde 1 milyar lira olan çiftçinin borcunun şimdi 110 milyar liraya geldiğini size hiç hatırlatmıyor mu? Çiftçinin ne kadar çok borçlu olduğunu bilmiyor musunuz? Tarlasının ipotekli olduğunu, traktörünün ipotekli olduğunu, ahırdaki hayvanlarının bile ipotekli olduğunu bilmiyor musunuz?

Evet, çiftçiyi unuttunuz. Neden? Çünkü başka ülkelerin çiftçilerini destekliyorsunuz. Başka ülkelerin çiftçileri nedense 1 numara, bizim çiftçi gündeme bile gelmiyor.

Evet, bu şapka, yasayla alması gereken tam 154 milyar lirayı yani -siz söylüyorsunuz ya “katrilyon lira” diye- 154 katrilyon lirayı vermediğiniz çiftçinin şapkası.

Bakın, başka ülkelerden ne alıyoruz, hepsi de bizde yetişen ürünleri alıyoruz: Buğday alıyoruz, arpa alıyoruz, tütün, mısır, soya, ayçiçeği, çeltik alıyoruz. Kendi yetiştirdiğimiz canlı hayvana, kırmızı ete ve bunların hepsine tam 94 milyar dolar ödedik. Neden ödüyoruz peki? Bizde pahalı mı? Hayır. Bakın, biz çiftçiden 94 kuruşa buğday aldık. Açın, bakın TÜİK verilerine; doğru mu söylüyorum, atıyor muyum. Peki, Rusya’dan niye 1 lira 31 kuruştan buğday ithal ediyorsunuz? Bizde mısır 84 kuruş, Rusya’dan 1 liraya aldınız. Bizde ayçiçeği 2 lira 32 kuruş, Ukrayna’dan 2 lira 39 kuruşa aldınız. Bizde soya 1 lira 72 kuruş, siz Brezilya ve Arjantin’den 2 lira 2 kuruşa aldınız. Neden böyle yapıyorsunuz?

Bakın, tarlada çiftçinin yangınını söndürmeden tanzim satışlarla bu iş olmaz, kısa vadeli çözümlerle bu iş olmaz, Atatürk’ün efendisi olan köylüyü kalkındırmadan bu iş olmaz.

Bakın, dün TÜİK yeni bir veri açıkladı, kırmızı et üretiminde yüzde 12 düşüş var. Evet, siz, hayvan besleyen besiciye iki ay sonra, üç ay sonra kestireceğim derseniz, fiyatları sürekli düşürürseniz, sürekli hayvan ithalatı yaparsanız, sürekli et ithalatı yaparsanız, e, Türkiye’de de üretim azalır. Bu, ette; bunu diğer ürünler de izleyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Bir zamanlar, çok değil, bakın, iki üç sene önce burada domates krizini konuşuyorduk, diyorduk ki: Rus uçağını vurduk, domatesler elimizde kaldı. Şimdi, domates yok. Niye yok? İnsanları sıraya diziyorsunuz, kuyruğa diziyorsunuz, “İki kilodan fazla alamazsın.” diyorsunuz çünkü yok. Artık çiftçiyi küstürdünüz, Atatürk’ün efendisini küstürdünüz. Ama siz domates hesabı yerine, mermi hesabı yapıyorsunuz; bu şekilde bu iş olmaz.

Bu şapka aklınızdan çıkmasın, baktıkça hatırlayın, Atatürk’ün efendisini hiç unutmayın. O efendiye siz, cumhuriyet tarihinde ilkler yaşattınız. 1 litre süt sattı, 1 kilogram yem alamıyor; bu, cumhuriyet tarihinde ilk. Kırsal boşalıyor, köylü üretimi terk ediyor, Türkiye’yi kıtlık bekliyor, ısrarla söylüyoruz, siz bunları görmezden geliyorsunuz. Hâlâ aklınız fikriniz sıfırlamada, gümrük vergilerini sıfırlamaya çalışıyorsunuz, sözüm ona ucuza ürün yedireceksiniz; böyle olmaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biz her gün hatırlıyoruz çiftçimizi.

BAŞKAN – Öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kars Milletvekili Yunus Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii, Okan Hocam, çiftçiyi hatırlamamız için bize şapka taktı ama biz çiftçiyi hiç unutmuyoruz. Biz, çiftçiyi, sadece şapkalı adam olarak da hatırlamıyoruz, biz çiftçimizin sürekli yanındayız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Şapkayı çıkartalım.” da derler şimdi.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ama şunu bilmeniz lazım: Çiftçi sizi hiç hatırlamak istemiyor, sizin dönemlerinizi hiç hatırlamak istemiyor. Onu da bilmenizi isterim.

Saygıdeğer milletvekilleri, tabii, gıda fiyatlarındaki artışı yok sayamayız, elbette gıda fiyatlarında beklenmeyen, makul sayılmayacak derecede bir fiyat artışı var. Fakat tabii, gıda sektörünün şöyle bir şanssızlığı var: Gıdanın ana girdileri mazottur, gübredir, ilaçtır ve hepinizin bildiği üzere, biz bunların hemen hemen hepsinde, büyük bir kısmında ithalatçı bir ülkeyiz. Dolayısıyla dolar kurunda meydana gelen artışın en fazla etkilediği alan tabii ki tarım sektörüdür. Şöyle ki: Bakın, sadece yaş sebze meyve fiyatlarında yıllık artış ocak ayında yüzde 64’lere ulaşmıştır. Evet, ülkemizde bir enflasyon, dalgalı kurdan kaynaklanan bir dalgalanma vardır ama gıda fiyatlarında bu çok daha fazladır. Sebep? Türkiye üzerinde yapılmak istenen uluslararası baskıların da bir sonucu olarak tarım sektöründeki fiyat artışları anormal seviyelere çıkmıştır.

Peki, dünyanın yapmak istediği bu baskılar karşısında, önemli olan, Türkiye şu anda ne yapıyor; bir iki cümle de izin verirseniz bunlarla alakalı söyleyeyim.

Arkadaşlar, birçok başlıkta düzenlemeler yapıyoruz. Enflasyonla topyekûn mücadele kapsamında et fiyatlarının ucuzlaması için bir proje başlattık, biliyorsunuz. Et ve Süt Kurumu fiyatları indirdi, gübre ve yemde indirimler başladı, elektrik fiyatlarında indirimler oldu, bazı vergi indirimleri sağlandı, seracılığa destek paketleri açıklandı. En son olarak da Hükûmetimizin yapmış olduğu tespitler sonucunda, bu gıda fiyatlarındaki artışın aslında piyasa şartlarından da kaynaklanmadığı, bazı spekülatörlerin, fırsatçıların, tefecilerin bunu körüklemesi sonucu artış olması nedeniyle -hepinizin malumu olduğu üzere- son günlerde tanzim satış mağazaları aracılığıyla bu spekülatif artışları ortadan kaldırmaya yönelik önemli adımlar atıyoruz. Bakın, Türkiye’de bunlar gerçek bir sebebe dayanıyor olsaydı tanzim satışlar açıldıktan sonra özellikle bu önemli yaş sebze ve meyve fiyatlarındaki artışlar yarı fiyatına iner miydi? Yani önceden 7 liraya, 8 liraya almış olduğumuz salatalık, domates bugün 2 lira, 3 liraya kadar düştü. Bunların gerekçeleri, artışlardaki gerekçeler sağlıklı ve doğru olsaydı bunlar bugün bu şekilde düşemezdi.

Elbette, hükûmetlerin işi sebze meyve satışıyla alakalı gayretler olmayabilir ama Türkiye’de gelmiş olduğumuz durum buraya müdahale edilmesi gerektiğini gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bu, vatandaşımızın spekülatif ortamlardan daha az etkilenmesinin önüne geçilmesiyle alakalı bir tasarruftur, sahada karşılığını bulmuştur ve tüketiciyi de korumak zorunda olan devlet şu anda o vazifesini ziyadesiyle yerine getirmeye başladı. Sektördeki birtakım esnafın, birtakım komisyoncunun, zincir marketlerin bu müdahalelerini ortadan kaldırmaya yönelik ciddi faaliyetler yapılmakta. Ben inanıyorum ki yakın zamanda, özellikle yazın da gelmesiyle beraber, örtü altı dışındaki ürünlerin de piyasaya çıkmasıyla beraber gıda enflasyonu da Türkiye’de şu andaki genel enflasyon seviyelerine inecektir. Bu konuda şu anda Sayın Cumhurbaşkanımızın başlattığı bu faaliyetin psikolojik etkisinin bile sahada hemen görülmeye başladığını ve insanımızın buna ciddi bir şekilde rağbet gösterdiğini ve piyasa düzenleyici görevini ziyadesiyle yerine getirdiğini görmüş olmaktan da mutlu olduğumu ifade ediyor, hepinize en derin saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi mevzubahis, kürsüde polemiği yapılan kasket bu. Sayın Tarım Komisyonu Başkanı şöyle diyor: “’Kasketi unutmayın.’ diyorsunuz ama çiftçi sizin dönemlerinizi unutmak istiyor.”

Ben Manisa milletvekiliyim. Tütün başfiyatı Akhisar da açıklanırdı –sayın grup başkan vekilim de bilir- çiftçi kasketini alır, fiyat güzelse kasketi havaya atar, Hürriyet gazetesi fotoğrafını çeker: “Tütün bu fiyat, kasket havada.” ama eğer tütün başfiyatı iyi değilse bakan açıklama yapar, çiftçi kasketi yere vururdu. Cumhuriyet Halk Partisi döneminde biz bu kasketi hiç havadan indirmedik ama AK PARTİ döneminde kasket yerde kardeşim, tamam mı? Kasket yerde, AK PARTİ döneminde kasket yerde. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu yaklaşım çiftçiye hakarettir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çiftçinin kasketini yere çaldırdı bunlar.

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Hayır, o tarihleri bir hatırlayalım ya, hangi tarihti o?

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve arkadaşları tarafından, kamu personeli alımlarında uygulanan mülakatlarda yapıldığı iddia edilen usulsüzlüklerin araştırılması amacıyla 6/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Şubat 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

13/2/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 13/2/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Fatma Kurtulan

                                                                                                                                         Mersin

                                                                                                                         HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

6 Şubat 2019 tarihinde Kocaeli Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu ve arkadaşları tarafından (1466 sıra numaralı) kamu personeli alımlarında uygulanan mülakatlarda yapıldığı iddia edilen usulsüzlüklerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/2/2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önce, önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HDP GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, haksızlığa uğrattığınız yüz binlerce gencin adına konuşacağım. KPSS, mülakat rezaletleri ve güvenlik soruşturması skandalları üzerine konuşacağım ve belgelerle konuşacağım. Değerli arkadaşlar, gençlerimiz on altı yıl en azından okurlar ve sonunda, okulu bitirdikten sonra bir işe girmeye çalışırlar. Önlerinde işe alınma problemi vardır, KPSS vardır. KPSS için de dershanelere giderler ve sonunda KPSS’ye girerler, yüksek puan alırlar ancak iktidarınızın mülakat oyunuyla, yüksek puan alanlar mülakatta elenir. Mahkemelere giderler, mahkemelerden sonuç çıkmasına rağmen, tekrar bakanlık mülakat yapar ve yine eler. Mülakatı geçip atansa bile güvenlik soruşturmalarında “olumsuz” verirsiniz ve bu insanlar görevlerine atanamazlar.

Bakın, Anayasa madde 5 diyor ki: Devlet, halkını, toplumunu korumalıdır. Ancak şu anda siz, toplumun önüne engeller çıkarmakla meşgulsünüz, yüz binlerce gencin hakkını yiyorsunuz. Parti merkezlerinizden gelen listelerle insanlar işe alınıyor.

Bakın, güvenlik soruşturmalarıyla ilgili mevzuatı da araştırdım. 4045 sayılı yasa diyor ki: Askeriye, Emniyet ve istihbarat personeli alımlarında güvenlik soruşturması yapılır, diğerlerinde yapılmaz. Ancak yandaşlarınızı almak için burada, yasada bir yönetmelik değiştirdiniz ve tüm alımlara şamil kıldınız bunu. Aslında, yönetmelik de yasa da Anayasa’ya aykırı olamaz. Bir yönetim, halkının üzerinde ceberut bir güç olamaz. Güvenlik soruşturmalarında sosyal medya araştırması, kişinin dünya görüşüyle ilgili araştırmalar yapılıyor ve iktidarınıza aykırı bir şey düşünüyorsa bu kişileri işe almıyorsunuz. Aslında, güvenlik soruşturması “olumsuz” gelse bile Emniyet, istihbarat ve askeriye dışındaki işlerde işe alınır, kurul başkanının kararıyla yapılır bu. Mevzuat böyle söylüyor ama mevzuatı dinleyen kim? Türk Ceza Kanunu 122 diyor ki: Bir kişinin işe alınmasını, ekonomik faaliyetini engelleyenler bir ile üç yıl arasında hapis cezası alır.

Mülakat mağdurları bize çok başvuruyor ve diyorlar ki: “Eğer biz Kürt isek işe alınmıyoruz, eğer Alevi isek işe alınmıyoruz, eğer –size- muhalif dindarsak işe alınmıyoruz veyahut da KHK’li yakınıysak işe alınmıyoruz.” Yüz binlerce kişinin başvurusu var burada bakın, değerli arkadaşlar, göstereceğim şimdi size. Bakın, KPSS 6’ncısı Erkan Demir, 93 puan almış, mülakatta 56’ya indirilmiş. Bir öğretmendi bu. Yine, Berfin Aslan, Türkiye 5’incisi olmuş biyoloji alanında, çok başarılı ve mülakatta 51 puana indirilmiş. Kendisine sordum: Berfin, sana mülakatta ne sordular? Bakın ne sorulmuş: “Gezi Parkı’ndakiler sence şehit mi? İdolün kim? Hangi gazeteyi okuyorsun? İnternette hangi sitelerde geziniyorsun? Öğrenciyken hangi evde kaldın? Kardeşin üniversitede hangi evde kaldı? Annen, baban ne iş yapıyor?” Veyahut da başkalarına da şunu soruyorlarmış: “Reis denince aklına ne gelir? ‘Dünya beşten büyüktür.’ diyen kim? Tarık Akan hakkında ne düşünüyorsun? Ezanın Türkçe okunması için ne düşünüyorsun?” gibi sorular. Berfin diyor ki: “2016’da 91 puan aldım, Türkiye 5’incisiydim, babamın cenaze gününde buna rağmen gittim, mülakata girdim ve tüm soruları da bildim ancak atanamadım.”

Başka, bakın, devam ediyoruz. Türkiye 4’üncüsü, kaç puan almış? 91; 53’e düşürülmüş mülakatta. Onu da geçiyoruz, bakın, Deniz Eren Demir, Türkiye 1’incisi olmuş fizik öğretmenliği bölümünde, 88 puan almış, 54 puana mülakatta düşürülmüş, bu tür sorularla düşürülmüş. Bunlar kul hakkıdır arkadaşlar, Allah’tan korkun, bunlar vicdansızlıktır ve hukuksuzluktur, apaçık belgeleriyle burada. Bakın, yüzlerce, binlerce insanın belgeleri burada. Yüksek puanlar almışlar ve mülakatta sırf sizden olmadığı için puanlarını düşürmüşsünüz. Nasıl yapmışsınız bunları? Gizli belgeler de elimde. Nedir bunlar? Emniyet, istihbarat, fişleme notları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Gizli belgeler nereden eline geçti ya?

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Mahkeme dosyalarından ele geçirildi. Çünkü bu insanlar…

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu -bir dakika- süre ekliyorum, tamamlayalım lütfen.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bu insanlar mülakatla atanamayan veyahut da güvenlik soruşturması sonucu atanamadıktan sonra idare mahkemelerine gittiler ve idare mahkemesi dosyalarına bu fişleme notları yansıdı. Bakın, ne diyor burada: “Falanca şahıs kendisi hakkında olumsuz hiçbir bilgi, belgeye rastlanmamakla birlikte babası HDP il yönetiminde çalışıyormuş. Abisi bir gösteride görüntülenmiş.” Veyahut da bir başkası “Erkek kardeşi falanca okulda staj yapmış.” kendisi hakkında hiç olumsuz bir şey yok. Veyahut da bir başkası, kendisi hakkında hiç olumsuz bir şey yok diyor –bakın, belge burada, göstereyim- “Annesi falanca kreşte aşçılık yapmış.” Veyahut da bir bankada hesabı varmış yakının, kendisiyle alakalı hiçbir şey yok. Böyle bir sürü belge, bakın. Ne diyor bu insanlar: “Biz bunun için il millî eğitim müdürlüklerine gittik sorduk. Millî eğitim müdürlüğü yetkililerinin ‘İtirazdan sonuç beklemeyin; bize gelen listede adınız çizilmişti, devlet sizi sakıncalı olarak gördüğü için eledi.’ şeklinde alaycı tavırlarına maruz kaldık. Herhangi bir suça karışmamış olmamız, yasa dışı bir oluşuma üyeliğimizin olmaması yani kısaca sicillerimizin temiz olması devletimizin nezdinde bir önem arz etmiyormuş.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Lütfen bir dakika daha.

BAŞKAN – Ek süre sadece bir dakika veriyorum Sayın Gergerlioğlu, artı bir dakika süre verdim ben size.

Tamamlayalım lütfen.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Peki.

Benim söyleyeceğim şu arkadaşlar: Bakın, buradaki vicdansızlık, hukuksuzluk apaçık ortadadır. Adaleti ve hukuku yerle bir ettiniz. Size bir önemli deyişimizi hatırlatıyorum: “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.” Bunu unutmayalım. (HDP sıralarından alkışlar) Hukuksuzluğunuz kamu alanında bitmedi, şu anda da kul hakkı yiyerek devam ediyor.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekili Ayhan Erel.

Süreniz üç dakika.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde kamuya memur alımında üst düzeyde usulsüzlük yapıldığını hepimiz bilmekteyiz. Doğal olarak, siyasi iradenin, kendi görüşüne yakın üst düzey yöneticileri istediği makam ve mevkilere getirmesinde kanımızca bir sakınca yok ama çok alt düzeydeki memurların alımında bile AK PARTİ’li olma özelliğini aramak sanırım ki diğer vatandaşlarımıza yapılan en büyük haksızlıktır.

Mesela, demin burada hatip söyledi, 90 puan alan arkadaşlarımızın puanlarının 53’e düşürülmesi, bunun yanında…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – HDP’li arkadaş mı söyledi?

AYHAN EREL (Devamla) – Bilmiyorum, buradaki hatip arkadaş söyledi. Bende de belgeler var.

Başarısız olan arkadaşlarımızın… Mesela, 64 KPSS puanı olan bir arkadaşımıza 95 puan verilmiş, yine, 71 puan alan bir arkadaşımıza 95 puan verilmiş ve memur olmaları sağlanmış. Bunun yanında 90 alan bir arkadaşımıza 54 puan verilerek başarısız olması sağlanmış.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin diğer bir usulsüzlüğü de daha çok belediyelerde yaşanmakta. Belediye başkanlığından gelen milletvekili arkadaşlarım bilirler, kendilerine istisnai memur olarak özel kalem müdürü atıyorlar, daha sonra bu özel kalem müdürleri kanunda aranan süre dolduktan sonra da Türkiye’nin en gözde ve güzide kurumlarına üst düzeyde memur olarak atanıyorlar. Dolayısıyla burada bir kul hakkı yenilmiş oluyor. KPSS’den 100’e yakın puan alan bir vatandaşımızın bu belediyenin özel kalem müdürünün işgal ettiği veya getirildiği kadroya getirilmesi gerekirken belediye başkanlarının bu yöntemiyle bu tür binlerce vatandaşımızın hakkı gasbedilmiş oluyor.

Sizlerin hem başında “adalet” kavramı olan bir parti olarak hem de inanıyorum ki inancınız gereği kul hakkını yememeniz gerekiyor. Cenab-ı Hakk’ın şehitlerden bile sorduğu kul hakkına riayet etmenizi bekliyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Millî Eğitim Bakanlığı 8 Şubat günü 20 bin sözleşmeli öğretmen atadı ve atama sırasında ve sonrasında şaibeler ve soru işaretleri kamuoyunun gündeminden hiç düşmedi. KPSS’de 80 puan ve üzerinde not alan 200 öğretmenimiz, haksız mülakat puanlarıyla elendiler. Mülakatta belli bir puanın altında mülakat puanı alınması, yüksek sınav puanlarıyla ortalaması alındığında atama yapılabilir puanın altına düşünce otomatikman bu kişilerin bu hakkı elinden alındı. Bu konuda yargı yolunun da fiilen kapalı olduğunu göz önünde bulunduran bir öğretmenimiz Muğla İl Millî Eğitim Müdürünün yanına vardı ve uğradığı haksızlığı sordu. Milli Eğitim Müdürü “Ankara’dan gelen liste doğrultusunda hareket ediyoruz, inan, bizim sana bir garazımız veya bizim burada bir haksızlığımız, hukuksuzluğumuz yok.” dedi.

Ankara’dan gelen liste şöyle oluşuyor: Normalde, mülakatlar yapılırdı -bu son saray düzeninden önce- sınavı, mülakatı sonucunda atananların bir yıl sonra asaleti tasdik oluyor, bu sürede kendisiyle ilgili de güvenlik soruşturmaları elbette devlet tarafından yapılıyordu. Ama şimdi, güvenlik soruşturmasını mülakattan önceye çekip, MİT’ten alınan raporlara bakıp, AK PARTİ aidiyetinin bir avantaj, AK PARTİ muhalefetinin dezavantaj olduğu bir süreci yaşadığımız herkesin malumu ve burada somut bir örnekle karşı karşıyayız. Somut örneğimizin öğretmeni Deniz Eren Demir. Deniz Eren Demir fizik öğretmenliği kategorisinde girdiği sınavda 88,29 puan almış ve 88,29’luk puanıyla girdiği mülakat sınavında kendisine 54 verilerek tercih yapamaz noktaya getirilmiş sınavın 2’ncisi. KPSS 2’ncisi Deniz tercih yapamıyor çünkü mülakattan 54 vermişler. “E, belki de gerçekten mülakatta kötüydü.” diyebilirsiniz. Deniz, bu sınava iki sene önce 2016’da da girmiş. 2016’da da darbe sonrası, 2016’da da her türlü hassasiyet, hatta OHAL koşullarında yapılan bir mülakat. Deniz, 2016’da bugün 88,5 aldığı sınavdan 90 almış ama mülakattan 95,67 almış. O gün kendisi tercihte bulunmamış. Neden? Kendisi açıklıyor: Evlilik durumu varmış, altı yıl mecburi hizmet varmış, özel hayatındaki sorundan dolayı tercihte bulunmamış. “Nasılsa bilgim tamam, mülakatım yüksek.” demiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özel, tamamlayın lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Deniz diyor ki: “Fizik bilgisiyse tamam, 90 alıyorum, mülakattan da 96 aldım, önce evlilik durumum belli olsun, seneye bir daha girerim.” Arada bir tek değişiklik var, normal bir sınav ve bu MİT’ten gelen bilgiler, Ankara’dan gelen listeler karıştırması olmadan olan mülakatta sorun yokken, şimdi bir bakıyorlar Deniz kızımızın bir sorunu var. Sorunu ne? Sorunu solcu olmak, sorunu muhalif olmak. Sen sosyal demokrat yapıda, sol yapıda, muhalif kimlikte birisisin ama hakkında bir soruşturma yok, bir hakaret yok, bir şey yok, hiçbir şey yok. Ama Deniz’e mülakattan 54’ü çakıyorlar, atama yaptırmıyorlar. Hak mı, hukuk mu? Vicdan mı kardeşim? Ya, düşünsenize CHP iktidarda olsun, sizin çocuklar sınavdan 89 alsın, mülakatta 54 verilsin.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hepsini fazlasıyla yaptınız. Biz hâkimlik sınavı…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bak bak “Yaptınız.” diyor. Biz hangi tarihte yaptık söyle? Kime yaptık?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Bize yaptınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Hangi tarihte yaptık?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Bana yaptınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Peki, bak sana yapıldıysa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Partinin adını öğren, o SHP idi, CHP’den bahsediyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar… Lütfen…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Ne konuşuyorsunuz bunları ya!

BAŞKAN – Sayın Özkaya…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Sen konuşuyorsun!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Fazlasını yaptınız.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Çok iyi oluyor.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Daha fazlasını yaptınız.

MURAT EMİR (Ankara) - Kardeşin nasıl hâkim oldu o zaman? Kardeşin hâkim değil mi senin?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bak, ben sana söyleyeyim.

Arkadaşlar, şimdi…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ümraniye Gençlik Kolu Başkanınızı Niğde’ye hâkim yapmışsınız ya!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Türkiye 1’incisini elediniz.

MURAT EMİR (Ankara) – Kardeşinin nasıl hâkim olduğunu söyle o zaman?

BAŞKAN - Sayın Özel, bir dakika süre verdim ben.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Grup başkan vekili kontenjanı olursa…

BAŞKAN - Peki, tamamlayalım lütfen.

MURAT EMİR (Ankara) – Ali Bey, kardeşin nasıl hâkim oldu, kardeşin?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Bir dakika, arkadaşlar…

BAŞKAN – Arkadaşlar…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ey sözleşmeli öğretmenler, ey KPSS sınavına girenler, sınavda yüksek puan alıp da mülakatta elenenler oltayı attık, su üstü oltası, hemen vurdu, yakalandı, çekin, yayınlayın bunu.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) - Bırak şimdi! Ben burada…

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Diyor ki: Geçmişte 28 Şubat sürecinde ben hâkimlik sınavına girince siyasi kimliğimden dolayı elendiğimi düşündüğümden bugün de solcuları, bugün de benden olmayanları mülakatla eliyoruz biz.” (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayır, hayır! Asla! O yalanı sen söylüyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – İşte bu, arlanmaz, utanmaz zihniyet!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – O yalanı sen söylüyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Yazıklar olsun!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sana yazıklar olsun! O yalanı sen söylüyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Seni siyasi görüşünden dolayı biri elediyse ona da yazıklar olsun!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sana yazıklar olsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – “Tencere dibin kara, seninki benden kara.” diyen bu intikamcı, bu rövanşist, bu kul hakkı yiyen zihniyeti deşifre ediyoruz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yalan söylüyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Utan, kusurunla otur orada! Ayıptır! (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sana yazıklar olsun! Tarihini yazdım ben bunun! Sen yalan söylüyorsun! Sen otur orada! Sana ayıp! Kırk kere yaptınız. Tarihiniz bununla dolu. Sana yazıklar olsun!

MURAT EMİR (Ankara) – Ağabeyin HSYK üyesi! HSYK üyesinin kardeşi böyle konuşamaz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Ne mahzuru var?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ağzıyla itiraf ediyor, ağzıyla! Ağzıyla “Siz bana yaptınız, şimdi de biz yapıyoruz.” diyor. Yazıklar olsun! Suçüstü yakalandın! Seni gidi rövanşist, utanmaz! Adıyla söylüyor ya! “Siz bize yaptınız, şimdi biz size yapıyoruz.” diyor. Rezalet! Rezalet!

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Hayır, biz yapmıyoruz, onu sen söylüyorsun, ben öyle bir şey demedim.

BAŞKAN – Öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Orhan Erdem.

Buyurun Sayın Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerinde konuşmak üzere AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öğretmenlik mülakatları başta çok gündeme geliyor. Tabii ki önergenin de içeriği böyle. Bilmek farklı şey, bildiğini anlatabilmek farklı şey. Öğretmenlikte de sadece bilmesi değil, bildiğini de anlatabilmesi adına, 15 Temmuzdan sonra, güvenlik hassasiyeti de dikkate alınarak KPSS dışında yeni bir mülakat getirildi. Sebebi, öğretmen olarak atanmış ama bunu yapmaya imkânı olmayan, konuşma, farklı engelleri bulunan kardeşlerimizin yaşadığı sıkıntıları ve bunların öğrencilerinin yaşadıklarını bir nebze hafifletebilmek ve onları farklı alanda değerlendirmek adına bu mülakatlar getirildi. Ama AK PARTİ bu mülakatı sonradan, hassasiyetleriyle, İsmet Yılmaz Bakanımızın döneminde, 1 puanlık oynamanın bile bin öğretmenin önüne veya gerisine getirdiğini fark ederek, başta AK PARTİ’li vekillerimizin bu noktadaki önerileri, muhalefetten gelen bilgiler, sendikalardan gelen bilgiler üzerine mülakatı, sadece KPSS puanını vererek, güvenlik sorgulaması var ise eleme şekline getirdi.

Şimdi, bahsettiğimiz konuda 60 bin öğretmen çağırılıyor, 20 bini alınacak. Üç mülakatta da -sordum- 1.000-1.100 arasında, güvenlik nedeniyle sorgulaması olan öğretmen adaylarından elenen oluyor. Bunun 20 bine yansıması… Belki 200-300 öğretmenimiz bu noktada, güvenlik bilgileri nedeniyle elenmiş oluyor; onun dışında hepsi ırkı, dili, geçmişi, partisine bakılmaksızın atanıyor. Bugün, atanan öğretmenlerimiz buradaki konuşmaları dinlediklerinde belki gülüyorlar çünkü biz hepimiz hak, hukuk noktasında aynı hassasiyete sahibiz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - 1.200 öğretmen var atanamayan, onları da atayalım.

ORHAN ERDEM (Devamla) - Geçen dönem güvenlik nedeniyle atanmayan öğretmenlerden davası bitmiş olan, sorgulamalarında bir sonuç alınmayıp bu dönem atanan onlarca öğretmeni ben de biliyorum. Türkiye Hükûmetimiz, AK PARTİ’miz bu noktadaki hassasiyetini devam ettiriyor çünkü Anayasa’nın “Hizmete girme” başlıklı 70’inci maddesi yasalarüstü bir temel ilke olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ORHAN ERDEM (Devamla) - Sağ olun Başkanım.

Ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun da 50’nci maddesinin gereklerini uygulayarak alımını yapmakta. Bu noktada, eksiklik veya yanlış görüldüğü takdirde de Danıştay üzerinden dava edilerek çözülmekte. Kısacası, bu noktayı şu anki Bakanımız da bütün bakanlarımız da en hassas şekilde yürütmüş. Bu konuda bir Meclis araştırması açılmasının gerekli olmadığını düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından, FETÖ, Beyaz TV ve Melih Gökçek ilişkisinin araştırılması amacıyla 12/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 13 Şubat 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

13/2/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 13/2/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Özgür Özel

                                                                                                                                        Manisa

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Ankara Milletvekili Murat Emir ve arkadaşları tarafından FETÖ, Beyaz TV ve Melih Gökçek ilişkisinin araştırılması amacıyla 12/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (755 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/2/2019 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, iki gün önce İstanbul’da yaşadığımız elim helikopter kazasında kaybettiğimiz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun. Ancak bu vesileyle iki ay önce bu sorunu gündeme getirdiğimi, Savunma Bakanlığına sorduğumu, Savunma Bakanlığına UH-1 tipi helikopterlerin bütün modern ordulardan, envanterden çıkarıldığını ve bunların sürekli kaza yaptığını, Türkiye Cumhuriyeti ordusunun envanterinden ne zaman çıkarılacağını sorduğumu ve Savunma Bakanlığının da bana “2032’ye kadar bu helikopterleri kullanacağız.” dediğini bu Meclisin ve milletimizin dikkatine sunmak istiyorum. Yeter artık, bu kadar şehit yeter! Sorumluları daha sorumlu davranmaya davet ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün önemsediğim bir konuyu gündeminize sunacağım. Şimdi, Alaattin Kaya’yı bilirsiniz, Zaman gazetesinin imtiyaz sahibi, İmaj Dış Ticaret isimli bir şirketi var. Bu şirket 2004 yılında İstanbul yolu üzerinde bir inşaat yapıyor; bu inşaatın 8 tane bağımsız bölümü var. Sonrasında bu FETÖ çatı davasının bir numaralı sanığı olan Alaattin Kaya bütün bu malları aslında gelini, kızı, oğlu ve eşi üzerinde tutmasıyla meşhur ve MASAK raporlarında da bu açıkça ortaya konuluyor. Sonrasında bu İmaj Dış Ticaret AŞ 2006 yılında bölünüyor; bu binanın 7, 8 numaralı bağımsız bölümleri Aktör Dış Ticaret isimli bir şirkete sermaye olarak konuluyor; yani Alaattin Kaya’nın kızı, oğlu, damadı, gelini üzerindeki mülkiyetin bir kısmı “Aktör” olarak devam ediyor. Aktör’ün sahipleri diyorlar ki altı ay sonra “Ya, biz bu şirketi yönetmeyelim, biz bu şirketi yönetmeyelim.” Kim yönetsin? 2 kişiyi Yönetim Kurulu üyesi atıyorlar. Kim bunlar? Bakın, Ruhi Kurnaz ve Günay Tırhol. Kim bunlar? Bakıyoruz, Ruhi Kurnaz BUGSAŞ ve BELKO Genel Müdürü, Günay Tırhol da Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar AŞ Yönetim Kurulu üyesi ve Ahmet Gökçek zamanında Ankaragücü Yönetim Kurulu üyesi.

Bakın, FETÖ davasının bir numaralı sanığına ait bir mülkiyet… Geliyor Beyaz TV’ye kontrat akdediyor, Beyaz TV’yi oraya oturtuyor. İmza atanlar, o şirket adına imza atanlar da Ankara Büyükşehir Belediyesiyle, Osman Gökçek’le ve Melih Gökçek’le açık, organik bağı olan kişiler.

Şimdi, iki tane soruyu sormak istiyorum değerli arkadaşlar; birincisi şu: O binada da yine bu Kaya ailesine ait başka mülkler var, İmaj Dış Ticaret AŞ’ye ait. TMSF nerede Kaya soyadını görüyorsa oralara el koyuyor 2016 yılında ama bu 2 daireye, bu 2 gayrimenkule el koymuyor çünkü orada Beyaz TV ikamet ediyor. Bu nasıl olabilir? Yani TMSF bunu nasıl görmez, nasıl bilmez, nasıl göz ardı eder? Kim koruyor Beyaz TV’yi? Gökçek ailesi mi koruyor? Gökçek ailesini kim koruyor? Bunların FET֒yle bağlantısı bu kadar açık, ortada iken MASAK, Cumhuriyet başsavcılığı neyi seyrediyor? Sizin Hükûmetiniz her defasında “FET֒yle etkili mücadele başlatıyoruz.” diyor, daha neyi bekliyorsunuz?

Bakın, burada dikkatinize sunmak istediğim ikinci şey, burada aslında gerçek bir ticaret olmadığına dönük açık belirtiler var. Yani aslında burada, bu mülkte neredeyse kira bedelsiz oturduğuna dönük hayatın olağan akışından çıkartacağımız bulgular var. Şunu sormak istiyorum ve bu Meclisin şunu görmesini istiyorum, şunu talep etmesini istiyorum değerli arkadaşlar: Bizce bu kiralar ödenmemiştir. Kira -2007 yılında akdedilmiş- 4 bin lira görünüyor. Bakın, iki tane bağımsız bölüm, dışarıdan girişi var, koskoca bir televizyon orada ikamet ediyor, 4 bin lira görünüyor ve ben iddia ediyorum, diyorum ki: Aslında bu 4 bin lira da ödenmemiştir. Şimdi, yapılması gereken hem MASAK’ın hem cumhuriyet başsavcılığının hem de siyasi otoritenin harekete geçmesi lazım. Aynı şekilde de eğer bu atılı suçu kabul etmiyorlarsa da bize iftira atmak yerine, bizi tehdit etmek yerine ödedikleri kiraların dekontlarını yüce Meclisle veya kamuoyuyla paylaşmalarını bekliyoruz. Aksi hâlde FETÖ sanığı birisinin malında, ücretsiz veya çok düşük bir ücretle yani bir menfaat elde ederek hâlâ oturan bir televizyon durumuna düşecektir Beyaz TV. Akşama kadar orada oturup “o FET֒cü, bu FET֒cü, herkes FET֒cü” diyenlerin oturduğu mülke bir bakması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MURAT EMİR (Devamla) – Tabii, onlardan böyle bir şeyi bekleyebilir miyiz bilmiyorum ama yüce Meclisin de siyasi iradenin de burada duyarlı davranması gerekiyor, yargının harekete geçmesi gerekiyor. Bizim temel talebimiz gerçeklerin ortaya çıkarılmasıdır ve bütün bu belgeleri –ayrıntılarıyla, Ticaret Sicili Gazetelerini, ortaklık aktarımlarını, Alaattin Kaya’nın mahkemedeki ifadelerini, kira kontratlarını, hepsini- isteyen herkesle de şu anda paylaşmaya hazırım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Antalya Milletvekili Feridun Bahşi.

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün ülkücü hareketin gür sesi Ozan Arif’i kaybettik, ruhu şad olsun.

Değerli milletvekilleri, konunun esasına girmeden önce size kısa bir hukuki bilgi arz edeceğim. Türk Ceza Kanunu’nun 66’ncı maddesinde suç ve cezaların zaman aşımı süreleri düzenlenmiştir. Buna göre, silahlı terör örgütü üyeliği için öngörülen zaman aşımı süresi otuz yıldır. Hükûmet, “17-25 Aralık” diye bir tarih icat etti ve bu tarih öncesinde aldatılıp kandırıldıklarını söyleyerek suçsuz olduklarını ifade ettiler. Hatta, Ceza Kanunu’nda cezasızlık hâlleri sınırlı olarak sayılmıştır. En bilinen cezasızlık hâli ise akıl sağlığı yoksunluğudur. Aldatılıp kandırılma cezasızlık hâli olarak sayılmamıştır. Bu sebeple icat edilen 17-25 Aralık öncesi silahlı terör örgütüne ne istedilerse vermek suretiyle yardım edenler, ceza hukuku açısından cezasızlık hâlinden yararlanamazlar.

Değerli milletvekilleri, grup önerisindeki FETÖ, Beyaz TV ve Melih Gökçek ilişkisi üzerinde konuşuyorum. Aslında bu konuşmalarımız malumun ilamından başka bir şey değil çünkü zaten İ. Melih Gökçek birçok platformda kendisinin FET֒yle bağlantısını defalarca itiraf etmiştir. Hatta kendi partilisi, AK PARTİ’de Meclis Başkanlığı dâhil birçok üst düzey görevde bulunmuş olan Bülent Arınç, birçok kere, İ. Melih Gökçek’i suçlamış ve Ankara’yı FET֒ye parsel parsel sattığını ilan etmiştir. İ. Melih Gökçek bir röportajında “Ben Allah rızası için yardım ediyorum. Onlar da ‘Allah rızası için.’ diyorlardı ama yardımları suistimal etmişler.” ifadesini kullanmıştır.

Yine “Adam getiriyor planı, plana göre yurt istiyor, okul istiyor, bunu Belediye Meclisinden geçiyoruz. Biz sadece paralel yapıya mı sağladık bu imkânı?” ifadeleriyle paralel yapıya desteğini defalarca açıklamıştır. Ankara’da tahsis ettiği arsa üzerine örgüt okul yapıp İ. Melih Gökçek’in eşinin adını verebilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Beyaz TV ekranlarını yıllarca FETÖ terör örgütü üyelerine, hatta Afrika, Amerika, Avrupa kıta imamlarına açarak bu kişiler aracılığıyla kendisine rakip olarak gördüğü kişileri FET֒cü iftirasıyla karalamış, ekranlarda bu iftiraları devam ettirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Bir zamanlar görevde olan ve hâlâ bazılarının da görevlerine devam ettiği önemli konumdaki siyasetçilerin yaptığı “Cemaate devlet sızmış, buna kargalar güler.” “Ne istediler de vermedik?” “Başkenti parsel parsel sattı.” gibi açıklamalar araştırılması ve cevaplarının bulunması gereken açıklamalardır.

Bu sebeple, CHP’nin vermiş olduğu önergeyi destekleyeceğimizi beyan ediyor, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişiminin arkasında, önünde, sağında, solunda kim varsa öyle ya da böyle bir biçimde gözaltına alındı, tutuklandı, yargılandı, bir kısmı mahkûm edildi; tabii ki kaçanlar da var. 15 Temmuz darbe girişiminin cephe gerisinde, arkasında olduğu söylenen -tırnak içerisinde- cemaatin yanında, etrafında, sağında, solunda kim varsa onlar da bir biçimde gözaltına alındı, tutuklananlar oldu, yargılananlar oldu, ceza alanlar oldu hatta on binlerce kamu görevlisi işten atıldı -tırnak içerisinde- cemaatle ilişkisi olduğu için. Bunun içerisinde binlerce kişiye haksızlık edildiğine biz tanık olduk. Bunları söylediğimizde iktidar ya “Bunlar istisna.” dedi ya da “FETÖ'nün oyununa geliyorsunuz.” diye yanıtlar verdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisine çok sayıda araştırma önergesi verildi. Niçin? Darbe girişiminin siyasi ayağı araştırılsın diye. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun kullandığı oy üzerine bu araştırma önergeleri reddedildi ve bir komisyon kurulamadı. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi somut bir şirket özerinden önerge sunuyor, diyor ki: “Somut bir şirket var. Bunun darbe girişiminin arkasında olan örgütle ilişkileri olduğuna dair somut veriler var. Biz bu konuda bir araştırma komisyonu kuralım, bu konu araştırılsın.” Somut bir şirket üzerinden… Umarım bunu reddetmezsiniz.

Şimdi, bu basın-yayın organları neden önemli? Çünkü yasama, yürütme ve yargıdan sonra 4’üncü kuvvet olduğu için. Çok önemli bir misyon istiyorlar. Ha, yok, eğer “Bu Beyaz TV iktidarın gayriresmî yayın organı gibi davranıyor, bütün muhalefete her gün hakaret ediyor, o yüzden biz bunun araştırılmasını istemiyoruz.” diyorsanız o ayrı ama eğer öyle demiyorsanız sizlerin de bu konuda bir araştırma komisyonu kurulmasını kabul etmeniz gerekir.

Büyük bir medya tekelleşmesi var, bunun karşısında olan her tür girişim inanılmaz bir şekilde bastırılıyor. Ben size bir örnek vereyim: Bakın, dün TRT, YouTube’a başvurmuş. Gerekçesi şu: Sevgili Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayıyken TRT tarafından cezaevinde çekilen görüntüsünün YouTube kanalından çıkarılmasını istemiş. Neden? “Telif hakkımız var. Bunu biz çektik, bizden izinsiz olarak Halkların Demokratik Partisi Selahattin Demirtaş’ın bu görüntüsünü YouTube’da yayınlayamaz.” diyor. Doğru mu? Doğru.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Peki, aynı TRT neden Sayın Cumhurbaşkanının YouTube’da “TRT” logolu yayınları için başvuruda bulunmuyor? Neden Adalet ve Kalkınma Partisi için başvuruda bulunmuyor? Onların telif hakkı yok mu? Açın bakın -hepinizin akıllı telefonu var- YouTube’ı açın “TRT Erdoğan” yazın, yüzlerce görüntü göreceksiniz; TRT’de yayınlanmış Sayın Cumhurbaşkanının konuşmalarını göreceksiniz; Adalet ve Kalkınma Partisinin konuşmalarını göreceksiniz. Ama HDP’ye ve Selahattin Demirtaş’a o kadar düşmansınız ki cezaevindeydi, yargılanıyordu, serbest bırakılmadı, TRT’deki yayını bile engellemeye çalıştınız. Şimdi onun YouTube’da yayınlanmasına bile tahammül edemiyorsunuz. Bu, resmen düşman hukukudur, başka bir şekilde izah edilemez. Bu tavrınızı gerçekten gözden geçirmelisiniz. Bu, her gün size karşı büyük bir nefret beslenmesine neden oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bu ülkede -seversiniz, sevmezsiniz- HDP’ye oy veren milyonlar var, Selahattin Demirtaş’a oy veren milyonlar var. En azından onlara saygı duyuyorsanız lütfen biraz daha özen gösterin diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Orhan Yegin.

Buyurun Sayın Yegin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN YEGİN (Ankara) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, önceki gün İstanbul Çekmeköy ilçesinde düşen askerî helikopterde şehit olan kahraman askerlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum. Şehitlerimizin bölgedeki vatandaşlarımızı korumak için gösterdikleri kahramanlığı hiçbirimiz unutmayacağız. Aileleri başta olmak üzere tüm milletimize sabırlar diliyorum.

Kıymetli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu öneri hakkında konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Aziz milletimizi ve onu temsil eden Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli milletvekilleri, 2000’li yılların başında yaşanan büyük ekonomik ve sosyal kriz sonrası bu kahredici tabloyu tümden tasfiye ederek büyük bir atılımın önünü açan milletimiz ve ülkemiz, içerideki sıkıntıları ortadan kaldırdıkça, vatandaşlarımızın kangren olmuş dertlerine derman buldukça milletinin gönlünde hamdolsun yer edinmiştir. Bu kutlu çatı altında milletvekillerimizin katkılarıyla ve yapılan düzenlemelerle ve hükûmetlerimiz eliyle hayata geçirilen dönüşüm programlarıyla içerideki sıkıntılar dizginlenmiş ve tüm dünyanın dikkatini çeken gelişmeler yaşanmıştır bu coğrafyada. Türk milletinin bu başarısı, aziz milletimizin bu başarısı dostlarımızı sevindirdiği gibi düşmanlarımızın da tedirginliğini artırmıştır. Her anlayışı kucaklayan siyasetimizle toplumsal hayatta yaşanan rahatlama, kişi başı millî gelirimizin artması, ihracatımızın yeni yeni rekorlara ulaşması, ekonomik büyüklüğümüzün artması bizi zayıf düşürmek isteyenleri de elbette harekete geçirmeye yetmiştir.

Çok farklı müdahalelerle bu dönemlerde karşılaştık. Kapatma davalarıyla, 367 garabetleriyle, sokakların ayaklanmalarla karıştırılmaya çalışılmasıyla, 6-7 Ekim olaylarıyla ve bağımsızlık çığırtkanlıklarıyla, 17-25 Aralık müdahaleleriyle ve sonunda da 15 Temmuzla millet olarak terör örgütlerinin yeni bir boyutunu gördük. Kendilerini sözde eğitime adamış görüntüsü altında gizlenenlerin ne kadar büyük bir hıyanete giriştiğini evet, 15 Temmuzda hep beraber gördük. İçerisinde olmaktan onur duyduğumuz bu kutsal mekânı, Gazi Meclisimizi bombalayacak kadar ileriye gidebildiklerini hep beraber gördük.

Bu dakikadan itibaren FET֒yle çetin bir mücadeleye milletimizle beraber yekvücut hâlinde giren devletimiz alınması gereken önlemleri ivedilikle almıştır. FET֒cülerin kamudan ihraç edilmesiyle, yapılan binlerce FETÖ operasyonlarıyla, onların para ve finans ağlarını çökertme gayretleriyle, dış bağlantılarıyla bu mücadeleyi de hukuk devleti ilkesinden taviz vermeden, yargı başta olmak üzere Emniyetimizle, Jandarmamızla, İstihbaratımızla, MASAK’ımızla, milletimizle el ele vererek devletimiz bütün unsurlarıyla yapmış olduğu mücadeleyi sürdürmüştür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN YEGİN (Devamla) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Bir dakika verebilirim, tamamlayın, buyurun.

ORHAN YEGİN (Devamla) – Toparlayayım o zaman, peki.

Önergedeki iddiayı okudum, bir şüpheden hareketle araştırma açalım dediklerini ben de okudum. Söz konusu iddia üzerinden bir şeyi ifade etmek isterim, sadece sizin şüphenize karşı bir şey söylemek için. Söz konusu kişilerle… Bu 17-25’ten önce, 15 Temmuzdan önce Ankara’da bir su borusu patlamıştı. O boru patladığında bizzat bahsedilen yerde büyük bir su baskını olmuş ve firmalar zarar görmüştü. Zarar gören birçok firmanın zararı belediye tarafından, bir nevi kendi kusuru da olduğundan hareketle tazmin edilmişti. Ancak söz konusu bahsettiğiniz kişilere ait olan firma mahkeme üzerinden bilirkişi raporuyla bir rakam ortaya çıkarmıştı ve Büyükşehir Belediyesi o mahkemede bilirkişi raporuyla ortaya çıkan rakama itiraz etmiş, senelerce mahkemesi sürmüş, o parayı ödememek için diretmişti. Şimdi, sizin şüphe oluşturan şeylerden hareketle söylediğiniz iddiaya ben de şunu söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN YEGİN (Devamla) – Böyle bir ortaklık olsa, o belediye orada tazmin edilmesi gereken, bilirkişi raporuyla istenen şeyi mahkemeye taşır mıydı?

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Emir…

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, sayın hatip hem bir soru sormuştur hem de Sayın Gökçek’le mahkeme davamız olan ve benim kazandığım bir konuyu gündeme getirmiştir. Aslında bu araştırma önergesinin görüşülüp görüşülmemesine dönük bir görüş ifade etmemiştir. Eğer süresi az kaldıysa talebimiz kendisine ek süre verilmesi ve özellikle şu anda Melih Gökçek’e, Beyaz TV’ye sahip çıkıp çıkmadığının AKP Grubunun açıkça ortaya koymasıdır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Anlattı, izah etti.

MURAT EMİR (Ankara) – Eğer başka ihtiyaç varsa da ben kendisinin sorduğu -o matbaayı su basmasıyla ilgili- o tazminatların niye uzatıldığı konusunu mahkemede anlattığım gibi Melih Gökçek’e buradan da anlatabilirim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Yok, sağ olun. Teşekkür ederim.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.24

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52'nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 18’inci maddesi kabul edilmişti.

19’uncu madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinde yer alan “yapmış olduğu” ibaresinin “imzalamış olduğu” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                   Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                                 Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                      Manisa                                                       İzmir

                                 Müzeyyen Şevkin                                    Okan Gaytancıoğlu                                        Ahmet Akın

                                          Adana                                                       Edirne                                                     Balıkesir

                                                                                                     Tahsin Tarhan

                                                                                                          Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak için Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden Kanunu’nu görüşüyoruz, evet. Kanun teklifinde her şey kötü mü? Hayır. Bir defa, genel gerekçe ağırlıklı olarak doğru değerlendirmeleri içeriyor. Ne diyor gerekçede? “Yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları azami düzeyde değerlendirilecek.” Güzel. “Enerji israfı önlenecek, enerjinin çevresel etkileri azaltılacak, maden kaynaklarımız etkin değerlendirilecek, madencilik verimli noktalara taşınacak.”

Peki, siz, bu gerekçelere uyduğunuzu düşünüyor musunuz? Ben hiç düşünmüyorum çünkü hâlâ redevansı kaldırmadınız, hâlâ masabaşında kanun yapıyorsunuz, “Yerli ve millî kaynakları kullanacağız.” diyorsunuz, ondan sonra ithal kömürün önünü açıyorsunuz, ithal enerjinin önünü açıyorsunuz. Dünyada güneşin en fazla bulunduğu bir ülkede, en fazla doğal enerjinin bulunduğu bir ülkede hâlâ biz başka ülkelerden enerji ithal ediyorsak ve hâlâ belli başlı ülkelere, örneğin doğal gazda Rusya’ya yüzde 55 bağımlıysak birazcık düşünmek lazım. Eğer böyle masabaşında kanun yapmaya devam ederseniz madencilik yatırımları azalır, maden işletmeleri kapanır, yerli ve millî kaynaklar ekonomiye kazandırılmaz, dışa bağımlılık artar.

Ayrıca, getirdiğiniz kanun teklifinde her şeye ceza yazıyorsunuz; 10, 11, 12, 13’üncü maddeler sanki Ceza Kanunu gibi; mühendise ceza var, yetkili tüzel kişiye ceza var, ruhsat sahibine ceza var. Üstelik, uyarılara gerek duymadan ceza veriyorsunuz, hemen ruhsat iptaline gidiyorsunuz. Yani bırakın insanlar çalışsınlar. Birçok masraf yaparak bir madenci yatırım yapmış, borca girmiş, çeşitli nedenlerden dolayı -bakın, şimdi sayacağım nedenleri- 3 kere para cezasına uğramış. Bu nedenler olabilir. 4’üncüde ruhsat iptal ediliyor. Cezalar iş güvenliğinden yani işçinin güvenliğinden ya da işçinin sağlığından olsa ona bir sözümüz yok ama bakın, defter eksik tutulduğu için ceza olabiliyor. E-irsaliye eksik yapıldığı için ya da kesememiş; niye? Dağ başında internet kesilmiş, ondan dolayı e-irsaliyeyi kesememiş; sevkiyat yapacak, yapamamış veya yapmış, e-irsaliyeyi kesememiş; bundan dolayı ceza yemiş! Olabilir mi? Tabii ki olur. Bu nedenlerle işletme kapatılmaz. Bu şartlarda kimse madenciliğe yatırım yapmaz. Kim yapar? Hangi finans kuruluşu, madencilere finansman sağlar, yatırımı finanse eder; hangi yabancı sermaye gelir? Hiç kimse gelmez.

Eksik olan bir şey daha söyleyeyim: Örneğin, muhtarlık ve belediyelerin işletmekte oldukları kum ve çakıl ocakları var, bunların ruhsat harçları özel sektörle aynı. Biraz, kamuya destek vermek gerekmez mi; küçük köylerin, muhtarlıkların bir ayrıcalığı olmaz mı, bunlara kolaylıklar sağlanmaz mı? Niye bunlar yasanın içerisinde yok, neden bunlar düşünülmemiş? Ama siz varsa yoksa hep ithalatı düşünüyorsunuz, her şeyi ithal etmeyi düşünüyorsunuz; ithal ettikçe de doğaya, çevreye zarar veriyorsunuz.

Bakın, geçtiğimiz günlerde, yaklaşık üç ay önce, buradan rahmetle anıyorum, sevgili Erdin Bircan arkadaşım Hakk’ın rahmetine kavuştu, onunla beraber ciddi bir eylem yaptık. Keşan Sazlıdere köyünde “Dünyanın en güzel körfezi burası.” dedik, “Kendi kendini yeniliyor.” dedik, “Bu körfeze siz doğal gaz ikmal limanı yapamazsınız.” dedik. Sadece çevreci örgütler değil, halk da geldi, köylüler de destek verdi ama bizim sözlerimiz dinlenmedi, halk toplantıları görmezden gelindi. Çevre Bakanlığındaki toplantıya Keşan Kent Konseyi ve bazı kurumlar, belediyenin özellikle istediği kurumlar ve belediye alınmadı. Halktan kaçırdınız. Her şeyi halktan kaçırıyorsunuz. Türkiye’yi enerjide dışa bağımlı hâle getirdiniz. Kendi kaynaklarımız varken, kendi kömürümüz varken, kendi güneşimiz varken biz bundan yararlanmıyoruz. Ne demek ithal enerji? Nereye kadar her şeyi ithal edeceksiniz?

Bu kanunun bu maddesinin bu şekilde değiştirilmesini diliyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Ayhan Erel                                         İmam Hüseyin Filiz                Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Aksaray                                                   Gaziantep                                                    Adana

                                      Metin Ergun                                              Hüseyin Örs                                            Hasan Subaşı

                                           Muğla                                                      Trabzon                                                     Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Antalya Milletvekili Hasan Subaşı…

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

41 sıra sayılı Maden Yasası ve bazı kanunlarda, kararnamelerde değişiklik yapılmasını öngören Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesi hakkında söz almış bulunuyorum.

Öncelikle helikopter kazasında şehit verdiğimiz 4 şehidimiz için Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Yine, geçtiğimiz haftalarda yaşadığımız Antalya’daki hortum ve sel felaketlerinde kaybettiğimiz hemşehrilerimiz için, yanlarında bulunmakla birlikte, buradan, kürsüden de hem ailelerine hem Antalya’ya başsağlığı dileklerimi tekrarlıyorum.

Gene, Buse Acar kızımızın ailesine de sabırlar diliyorum, hâlâ bulunamamıştır.

Büyük şanssızlık yaşanmıştır Antalya’da. Bugünkü oturumlarda tarımın sorunlarının görüşülürken 36 bin dönüm tarım arazisi su altında kalmıştır, hortum felaketine maruz kalmıştır ve dolu tahribatı da bilhassa narenciye bahçelerine büyük zarar vermiştir. 8 bin dönüm civarında narenciye alanı tahrip olmuştur. Ayrıca hortumdan 7 bin dönüm civarında sera çok büyük hasar görmüştür ve yine, sular altında kalan tarım alanlarında, 36 bin dönüm civarında hasar tespit edilmiştir. 1.300 kişi hemen hemen 30 milyon liralık -TARSİM’e kayıtlı olanlar- zararlarını kısmen de olsa telafi edebilmişlerdir ama hasar gören 4 bin civarında çiftçimiz, yurttaşımız TARSİM yaptıramadığı için, sigortalı olmadığı için zararlarına devletin kısmen merhem olması için hâlen beklemektedir, beklentileri devam etmektedir. Yeni sezonda da seralarını yenilemek için büyük ihtiyaçları vardır. Onlara da yine buradan, kürsüden geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Hem Kumluca’da hem Finike’de, Aksu’da, Serik’te, Alanya’da ve Kaş, Kalkan civarında ciddi hasarlar olmuştur.

Ben hemen buradan şeye geçmek istiyorum bizim çiftçinin sorunlarından bahsederken: Gelir Vergisi Kanunu’nun 54’üncü maddesindeki hükme göre, çiftçilerimiz kesinti yoluyla stopaj usulü vergilendirmeye tabidir. Küçük ve orta ölçekteki çiftçilerin stopaj vasıtasıyla vergileri kesintiye uğrar fakat “büyük çiftçi” denen çiftçiler yani belli sayıda ağaç sayısı olan çiftçiler ise gerçek usulde gelir vergisine tabidir. Onlar da kayıt altına alınır, defter tutma zorunluluğu vardır, muhasebeci tutmak zorundadırlar ve kırsal ve köy şartlarında da ne defter tutmak kolaydır ne masrafları toplamak, faturalandırmak kolaydır ne de bir muhasebeci görevlendirmek kolaydır. Bugün, tarımın sorunları karşısında orta ölçekteki çiftçiler de artık neredeyse küçük çiftçi sayılmakta. O güncellenmemiş, 1961 yılında yapılmış bu kanunun çağdaşlaşması gerekmekte. “O da nedir?” derseniz şöyle izah edeyim: 54’üncü maddeye göre, 250 dönüm bağı olan, fındık bahçesi olan, incir bahçesi olan 250 dönümün üstündekiler ancak gerçek usulde vergiye tabidir. 250 dönümün altındakiler stopaj usulü kesinti yoluyla vergilendirilir. Yine, 4.500 zeytin ağacı, 2.500 antepfıstığı, armut, kiraz, vişne, şeftalide 2 bin ağacı, elmada 2 bin ağacı, narenciyede 1.500 ağacı olan, büyük çiftçi sayıldığı için gerçek usulde vergilendirmeye tabidir. Yani büyük çiftçi sayıldığı için hem muhasebecisi, hem vergilendirme sistemiyle gerçek usule tabidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Burada gözden kaçan husus şudur: 1961 yılında bu 2 bin ağaç, 1.500 ağaç neredeyse 100 dönüm araziye tekabül ederdi. Hâlbuki günümüzde bodur cinsi fidanlar dikilmektedir, yirmi-otuz yıldır. Bodur cinsiyle, modern çiftçilikte –kendim de yaptığım için biliyorum ve söylüyorum- artık bu 2 bin ağacı 10 dönüme sığdırıyoruz. Çiftçilikte 10 dönüm, 20 dönüm, 50 dönüm, 100 dönüm ziraat yapanlar, bugünkü ölçekte küçük çiftçi sayılır. Düşünün, bir köylü 5 dönüm, 10 dönüm arazisine 2 bin ağaç dikebilmektedir, bodur elmayı. Siz bu çiftçiye, bu kanuna göre hâlâ büyük çiftçi muamelesi yapıyorsunuz ve gerçek usulde vergilendirmeye tabi tutuluyor. Bu, çok yanlıştır; bu konuda bir kanun teklifi hazırlamak gerekiyor. Biz bu konudaki kanun teklifini önümüzdeki günlerde getirdiğimizde desteğinizi de bekliyoruz.

Çok teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinde geçen “gelmek üzere” ibaresinin “gelecek şekilde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                           Tülay Hatımoğulları Oruç                                 Fatma Kurtulan                                           Murat Çepni

                                          Adana                                                       Mersin                                                        İzmir

                                     Rıdvan Turan                                              Hüda Kaya                                            Şevin Coşkun

                                          Mersin                                                     İstanbul                                                        Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere İstanbul Milletvekili Hüda Kaya…

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

19’uncu madde üzerinde bir değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Sokrat’ın şu sözünü bilirsiniz: “Atlar, at olarak doğar ama insanlar, insan olarak doğmaz; beşer olarak doğar, insan olmayı öğrenirler.” Çünkü insanı insan yapan özellikler vardır, erdemler vardır, insanın onurlu bir yaşam üzerine kurduğu hayaller vardır, ilkeler vardır, barış inancı vardır, adalet inancı vardır, hakikat inancı vardır, ahlak ve erdemli olma inancı vardır. Bu özelliklere vâsıf oldukça insanıkâmil olma yolunda gelişirler, tekâmül ederler, bunları geliştiremeyenler ise beşer olarak yeryüzünde varlıklarını sürdürmeye devam ederler. Bugün, beşer sınıfında kalmış olanların, yeryüzünü nasıl bir cehenneme çevirdiklerini hep beraber görüyoruz.

Bunun, insan olmanın en önemli, temel ilkelerinden biri, insanın düşünebilmesidir, muhalefet edebilmesidir, eleştirebilmesidir. Aklını kullanmak, insanı insan yapan en temel özelliklerden biridir ve Yaradan’ın da “Aklınızı kullanın.” emri, çok keskin bir şekilde ilahi mesajlarda vardır.

İzzetbegoviç… Hani bazen Mehmet Akif Ersoy olsun, efendim, Aliya İzzetbegoviç olsun, zaman zaman, böyle ölüm, doğum günlerinde çok konuşuyorsunuz, başka kutsallarla ilgili de referanslar verdikçe sözlerinden çok alıntılar yapıyorsunuz ama politik pratik, insani ilişkiler, bir duruş, bir çizgi ortaya koyma noktasında ise maalesef bunun karşılığını göremiyoruz. Rahmetli İzzetbegoviç, bilge insan şöyle diyor: “Elimde olsa tüm okullarda özgür ve eleştirel düşünme dersi koyardım.”

Bakın, arkadaşlar bahsettiler, geçtiğimiz pazar günü İstanbul’da bizler HDP vekilleri olarak sevgili Leyla Güven Vekilimizin başladığı açlık grevi ve onu takip eden diğer yüzlerce insanımızın, bu ülkenin insanının vermeye çalıştığı mesaj üzerinde bir eylem ortaya koyduk. Biz bu eylemleri, bu etkinlikleri, bu konuşmaları yaparken bu ülkenin İçişleri Bakanı kalkıyor “Onları yürüten, adam değildir.” gibi, ne bakanlığa ne edebe ne vicdana sığan ifadelerde bulunabiliyor.

Bugünler öyle günler ki geçmiş dönemde, hatırlıyorum, Allah rahmet etsin her birine kendi amellerince, Sayın Ecevit olsun, Sayın Demirel olsun, pek çok politikacıyı yerden yere vururduk, eleştirirdik, biz İstanbul’dayken dedim ki: Ya, şimdi Demirel olsaydı “Onları yürüten, adam değildir.” diyeceğine “Yollar yürümekle aşınmaz.” derdi, güler geçerdi. Onları bile aratır oldunuz. Hani yeri gelince Demirel’i falan, sağ liderleri referans gösteriyorsunuz ya, onları bile aratır hâle getirdiniz insanı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biri ekonomik gerekçeyle, biri terörle ilgili.

HÜDA KAYA (Devamla) – Ve fakat başka ülkelerle ilgili gelişmeler olduğunda yurt dışındaki kamuoyuna Türkiye çok demokratik, çok özgür, çok düşünce ve insanca konuşabilme, yaşayabilme hakkı olan bir ülke olarak sınıf atlamış gibi konuşmalar yapılabiliyor. Venezüella’yla ilgili, bu ülkenin Cumhurbaşkanı “Sandıktan çıkana saygı duyacaksınız. Sandıktan çıkana saygı duymuyorsanız bunun adı demokrasi olmaz, olsa olsa totaliter bir anlayıştır.” demiştir. Aynen biz de bakın, 7 Hazirandan bugüne aynı sözü söylüyoruz, aynı mesajı veriyoruz. Sandıktan çıkan iradeye saygı duymak zorundayız. Bu Meclisin şu anda vekili olarak cezaevlerine giren arkadaşlarımızı, Sayın Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, İdris Baluken’i ve diğer bütün vekillerimizi ve Leyla Güven’i buradan bir kez daha sizlere bir hatırlatma olsun diye saygıyla selamlıyorum. Sandıktan çıkana saygı duyulmuyorsa bu ülkenin adını kim koyacak? Bu rejimin, bu anlayışın adını kim koyacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Müsaadenizle Başkan.

BAŞKAN – Tabii. Tamamlayalım lütfen.

HÜDA KAYA (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bakın, elli yıllık, otuz yıllık, hatta hatta yetmiş yıllık bazı geçmişe dönük politikaları eleştirerek, muhalefet ederek, on altı, on yedi yıllık bir iktidar olmanıza rağmen geçmişe dönük uzun dönemli eleştiriler yapıyorsunuz. İktidar olduğunuzu da unutup zaman zaman çok ciddi, bir muhalefet partisi lideri gibi eleştiriler ortaya koyabiliyorsunuz. Kuyruklardan bahsediyordunuz -hepimiz yaşadık, geçmişi biliyoruz- ülkemiz bugün yeniden kuyruklara döndü arkadaşlar. AVM’lerle esnafları tükettiniz, şimdi tanzim satış mağazalarıyla da pazarcıları tüketiyorsunuz. AKP’ye oy veren binlerce pazarcıyı biliyorum, şu anda isyan ediyorlar “Biz ortaya çıkmasını biliriz." diyor insanlar.

Bugün kuyruklardan medet beklemeyin. Arkadaşlar, bakın, bir insanın, topluluğun, halkın aç kalmasını, krizi iktidarın rantına çevirmeyelim. Devletin görevi insanlara sadaka vermek, sadaka politikası geliştirmek değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) – Devletin görevi, iktidar olmanın sorumluluğu, insanlara, sadakaya muhtaç etmeyecek şekilde onurlu, özgür bir yaşam ortamını sağlamaktır. Bunda daha fazla geç kalmayalım. Yoksa ülkenin geleceği daha da karanlığa mahkûm olacaktır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 19’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın Yaşar’ın bir kısa söz talebi var.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Samsun Milletvekili Bedri Yaşar’ın, yaşamını yitiren Ozan Arif’e Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Samsun bugün değerli bir evladını, asrımızın Dede Korkut’u Ozan Arif’i kaybetmenin derin üzüntüsü içerisinde. Kendisini yüce Türk milletine adamış, hayatı boyunca vatan ve millet sevgisini Türk gençliğine aşılamış bir kardeşimiz. Bugün “Ülkücüyüm ve milliyetçiyim.” diyen herkeste gençlik yıllarında muhakkak Ozan Arif’ten bir şeyler vardır. Ülkü devi, büyük ozan, bu milletin gür sesi ve Türk-İslam ülküsünün yılmaz savunucusudur. Mücadeleyle geçmiş ömrünü, iki hafta önce kendisini ziyaret ettiğimde şöyle mısralarla tamamlamıştı:

“Yalan dünya, işte senden,

Aha geldim, gidiyorum.

Kalanlara selam benden,

Aha geldim, gidiyorum.” diyerek ömrünü tamamlamıştır. Cenazesi 16 Şubat Cumartesi öğle namazını müteakip Samsun Büyük Cami’den kaldırılacaktır.

Kendisine Allah’tan rahmet, ülkücü ve milliyetçi camiaya da başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah rahmet eylesin.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, 20’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Şevin Coşkun                                            Murat Çepni                         Tulay Hatımoğulları Oruç

                                            Muş                                                          İzmir                                                        Adana

                                   Erol Katırcıoğlu                                          Rıdvan Turan                             Mehmet Ruştu Tiryaki

                                         İstanbul                                                      Mersin                                                      Batman

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  Hüseyin Örs

                                         Aksaray                                                      Adana                                                     Trabzon

                                 Zeki Hakan Sıdalı                                                                                                  Tuba Vural Çokal

                                          Mersin                                                                                                                       Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                     Kazım Arslan                                           Tacettin Bayır                                         Tahsin Tarhan

                                          Denizli                                                       İzmir                                                       Kocaeli

                            Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                               Müzeyyen Şevkin                                         Ahmet Akın

                                          Manisa                                                      Adana                                                     Balıkesir

                                                                                                   Süleyman Girgin

                                                                                                            Muğla

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, kısa bir söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Tabii, buyurun Sayın Özel.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, faciaların yaşanmaması için havza madenciliği sistemine geçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, belki de kanunun en kritik birkaç maddesinden bir tanesindeyiz. Dün de dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Belki, hani, oylamadan hemen önce bunu söyleyince imkân olmuyor ama bu sürede değerlendirme yapabilir arkadaşlarımız ve artık Komisyon onayladığı için Komisyonun da arkasında olduğu metin bu.

Burada, Soma Komisyonunun, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporunun temel tespiti olan “Havza madenciliği yapılmalıdır ki bu facialar olmasın.” var. Soma’da her şeyin sonunda şu çıktı ortaya: Eskiden işletilmiş ve terk edilmiş bir madende sıkışan gazın bir şekilde içeriye sızıp oradaki bir elektrik kontağıyla patladığına ve onun yarattığı kızışmanın yangına dönüştüğüne inanıldı en son, başka bir makul gerekçe bulunamadı. Ermenek’teyse eskiden çalışılmış ve terk edilmiş bir maden su dolmuş, bu maden ilerlemiş, ilerlemiş, ilerlemiş, oraya gelince patlamış; 18 işçimiz öldü. Havza madenciliği olsa, bütün alan bir bütün olarak ele alınıyor ve öyle olunca böyle sürprizler, riskler olmuyor. Bunu AK PARTİ’li, CHP’li, MHP’li, HDP’li vekillerin ortaklaştığı komisyon önerdi. Şimdiyse diyoruz ki: Havzadaki ruhsatları parça parça, daha da küçük parçalara bölelim. Bu, büyük bir risk, büyük bir tehlike, bunu hiçbirimiz istemeyiz. Bu konuda maden mühendisleri tarafından da çok ciddi eleştiriler var. Hatta önergenin çekilip havza madenciliğine geçiş gibi tam tersine bir önergedir makul olan. Bu yapılacak konuşmalarda çok değerli konuşmacılar mutlaka bu konulara dikkat çekecekler. Burada geçebilecek on beş, yirmi dakikalık süreyi son bir fırsat olarak değerlendirip önergenin çekilmesiyle ilgili 1’inci partinin bu konuda bir adım atmasını bekliyoruz.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Önergeler hakkında konuşmak üzere üç arkadaşımızın söz talebi var.

Önce Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç.

Buyurun Sayın Hatımoğulları Oruç. (HDP sıralarından alkışlar)

TULAY HATIMOĞULLARI ORUÇ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, sözlerime başlarken bugün açlık grevinin 98’inci gününde olan Sevgili Leyla Güven’i selamlamak istiyorum.

Leyla Güven, bugün çok ciddi sağlık sorunu yaşamış, hastaneye kaldırılmış ancak tedaviyi kabul etmemiş ve eve geri götürülmek istenmiş.

Leyla Güven, bu Meclisin bir üyesidir. Her ne kadar dünkü konuşmalarda bu Meclisin üyesi olmasıyla ilgili kimi vekiller tartışma yaratmaya çalıştıysa da bu tartışmayı bizim Hakkâri halkına, Leyla Güven’i seçen seçmene karşı saygıda bir kusur olarak gördüğümüzü belirtmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, daha önce bu kürsüden söylendi, Leyla Güven’in ve özellikle cezaevlerinde olan 300’ün üzerindeki açlık grevcilerinin taleplerinin kabulü için bir Anayasa değişikliğine ya da yeni bir kanun teklifine ihtiyaç yok; zaten Anayasa’da tanımlı olan, bir tutuklunun ailesiyle, hukukçularla, avukatlarıyla görüşme hakkı talebi var. Bundan daha insani bir talep olamaz, bu talep yerine getirilmeli. Bizler, ne cezaevlerinden ne de Diyarbakır’dan, Amed’den tabutlar çıksın istemiyoruz.

Bugün kızı Sabiha durumu hakkında bilgi vermiş ve şöyle demiş: “Lütfen ölmesine izin vermeyin.” Buradan, ben, bütün Türkiye kamuoyuna çağrı yapıyorum: Lütfen, Leyla Güven’in ölmesine izin vermeyin, Sabiha kızının sesine herkes kulak versin.

Değerli arkadaşlar, “Taşkömürü Kurumu ve Türkiye Kömür İşletmeleri, uhdesinde bulunan maden ruhsatlarını işletmeye, işlettirmeye, bunları bölerek yeni ruhsat talep etmeye ve bu ruhsatları ihale etmeye yetkilidir.” konusunu şu an konuşacağız. Aslında dünden beri Maden Kanunu üzerinde yapılan görüşmelerde ısrarla üzerinde durulan konulardan biri, havza biçiminde ele alınması ve bunun bölünüp parçalanarak, ihale edilerek satılmaması yönünde çeşitli görüşler bildirildi. Bugün tekrar aynı konu üzerinde duruluyor. Ve şunu ifade etmeliyiz ki, başından beri, bu kanun görüşülürken komisyonlardan alelacele geçirildi, bu konuda bilirkişilerin -sermayeye bilgisini peşkeş çekenleri kastetmiyorum ama, gerçek anlamda bilirkişilerin- bu konudaki meslek odalarının ve sendikaların görüşüne başvurulmadığı her fırsatta karşımıza çıkmış durumdadır.

Değerli arkadaşlar, bu maddeyle, kömür havzalarında özellikle havza madenciliği ortadan kaldırılmak isteniyor. Bir bütün olarak görülmesi gerekirken ve bütüne ilişkin planlama yapılması gerekirken bölüp parçalayarak satılmak istenmektedir. Böylelikle denetim tamamen imkânsız hâle getiriliyor. İşçi güvenliği ve işçinin sağlığı tamamen hiçe sayılıyor. Oysa sahalar, ruhsatlar parçalanmamalı, madencilik bir havza biçiminde gerçekleşmelidir, yapılmalıdır.

Bakın, arama kurtarma çalışmalarını dahi etkilemektedir havza biçiminde bir çalışma yürütülmediği zaman. Bölündüğü zaman burada arama kurtarma çalışmaları, ekipmanları oluşturulamıyor. Mesela Soma’da patlama yaşandığında, yüzlerce işçiyi kaybettiğimiz zaman, Zonguldak’tan arama kurtarma ekipleri beklendiği için daha çok can kaybı verildi. Oysa Soma bölünüp parçalanmamış olsaydı ve içinde arama kurtarma ekipleri de mevcut bulunsaydı belki çok daha az insanımız, işçimiz yaşamını kaybetmiş olacaktı.

Değerli arkadaşlar, aynı zamanda, yürütülen bu tarz politika, tamamen sermayeye peşkeş çekilen bir politika ve iktidarın kendine yaratmış olduğu çevrelere bir rant elde etme amacını güttüğü açık, ayan beyan ortadadır. Bilirkişi raporları ve daha önceki komisyonların yaptığı çalışmalar hiçbir biçimde dikkate alınmadı. Bu nedenle bizler diyoruz ki: Madencilik yandaş sermayeye peşkeş çekilecek bir şey olamaz ve amaç, buradan yüksek kâr hedeflemek değil, tamamen doğa ve insan merkezli bir politika yürütülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

TULAY HATIMOĞLULLARI ORUÇ (Devamla) - Bu nedenle, bizler bu maddeye hep beraber “hayır” demeliyiz. Yeryüzü sıcak olsun diye maden ocaklarına inen, kazma sallayan işçilerin sesini duymalıyız. Kara elmas diyarında ışık hasretiyle solmuş yüzleri görmeliyiz. Soma’da, Ermenek’te, Şirvan’da insanlık, vicdan göçük altında kalmıştır; “Ananı da al, git.” diyen iktidar, zihniyet, anlayış göçük altında kalmıştır. Bizler bunun farkındayız ve sizlerin de farkında olmanız gerekir. Doğa ve insan merkezli kararlar almak zorundayız. Gelin hep beraber bu maddeye “hayır” diyelim.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal.

Buyurun Sayın Vural Çokal. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

TUBA VURAL ÇOKAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Geçen hafta Antalya’da yaşanan hortum ve sel felaketinde hayatını kaybeden 13 yaşındaki kızımız Berivan Karakeçili’yi, belediye çalışanı Bayram Demir’i rahmetle anıyorum. Kemer’de hortum nedeniyle aracının dereye sürüklenmesi sonucu kaybolan 20 yaşındaki Kader Buse Acar’ın en kısa sürede bulunmasını temenni ediyor, yaralanan kişilere acil şifalar diliyorum.

İstanbul’da düşen helikopterde şehit olan kahraman askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyor, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum.

Bugün, bu kürsüye bir göz hekimi olarak meslektaşlarımın yaşadığı önemli bir sorunu dile getirmek üzere çıkmış bulunuyorum.

İnsan yaşamında görmenin ne kadar önemli bir duyu olduğunu anlatmama gerek var mı bilmiyorum. Geçmişte tedavisi olmayan ve görme kaybıyla sonuçlanan sarı nokta hastalığını ve şeker hastalığına bağlı görme kayıplarını, hepimiz kendi çevremizdeki yakınlarımızdan mutlaka duymuşuzdur. Geçtiğimiz on yıl içerisinde bu hastalıkların tedavisi mümkün değildi. Bu on yıl içerisinde, görme kayıplarının azaltılması ve hatta ortadan kaldırılması konusunda önemli aşamalar kaydedilmiş ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan, “anti-VEGF” dediğimiz göz içerisine kullanılan özel birtakım ilaçlar tedavide uygulanmaya başlanmıştır.

Sarı nokta hastalığının görülme yaşı ve oranı 50 yaşından sonra yüzde 10, 60 yaşından sonra yüzde 30 ve 75 yaşın üzerindeki kişilerde, her 3 kişiden 1’inde sarı nokta hastalığı görünmektedir. Bugün, bu yüce Meclisin yaş ortalamasına baktığımda 50-55 yaş olarak görmekteyim. Yani inip aşağıda bir göz hekimi olarak ben sizin gözlerinize baksam, belki de yüzde 5 ve 10 oranında, sarı nokta hastalığına sahip olduğunuzu göreceksiniz.

Sosyal Güvenlik Kurumu, 28/12/2018 tarihinde Sağlık Uygulama Tebliği’nde değişiklik yapmıştır. Bu yeni düzenlemenin 25’inci maddesi, göz içine uygulanan ve “anti-VEGF” dediğimiz ilaç uygulamalarını içermektedir.

Göz içi enjeksiyon tedavisinde kullandığımız başlıca 3 ilaç grubu bulunmaktadır. Bu ilaçların etken maddeleri bevacizumab ruhsatlı bir ürün olmayıp, prospektüsünde “Intravitreal kullanım için uygun değildir.” ibaresi bulunmaktadır. Yani “off-label” bir ilaçtır, kullanımı uygun olan bir ilaç değildir. Daha çok kolon kanseri tedavisinde kullanılmakta, bu ilacın prospektüsünde göz için kullanıldığında kalıcı körlük de dâhil ciddi yan etkiler oluşturabileceği belirtilmektedir. İlave olarak, ilacın yüksek göz içi enfeksiyon riski, bir flakondan birden fazla hastaya uygulanacak şekilde bölünmesi sırasında yarattığı enfeksiyon riski de bildirilmektedir. Tedaviye bu ilaçla başlanması şartı eklenmektedir. Ranibizumab ve aflibercept, ülkemizde bulunan, intravitreal kullanılabilen ruhsatlı anti-VEGF ürünlerdendir. 25’inci madde bu ilaçların üçüncü basamak sağlık kurumlarında kullanımını ve geri ödenmesini düzenlemektedir. Tebliğin temel özelliği, geri ödemenin yapılabilmesi için bevacizumabın öncelikli tedavi olması ve ilk üç uygulama için yükleme dozunun zorunlu kılınmasıdır. Yine aynı tebliğde bevacizumabın ameliyathane koşullarında steril şartlarda hazırlanması öngörülmekte, bu hazırlığı kimin yapacağı belirtilmemekte, pratik anlamda doktor tek sorumlu hâlde bırakılmaktadır.

Bence buraya kadar anlattıklarımı hiçbiriniz anlamadınız çünkü Genel Kurulda çok büyük bir uğultu var ve bu çok önemli bir konu.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ben dinliyorum.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Siz dinliyor musunuz? Tamam o zaman. Çünkü gerçekten hepinizi ilgilendiren bir konu ve hepinizin, mutlaka, sarı nokta hastalığı olan bir yakınınız vardır yani. Ya babanızda vardır ya annenizde vardır.

Bakın, bu A ilacı, bu da B ve C ilaçları. A ilacı ruhsatlı bir ürün değil, bütün dünyada uygulanan bir tedavi, ilk tedaviye geçmiş, ilk uygulamaya geçmiş bir ilaç. Fakat dünyada uygulanma şekli şu: Bunlar bu flakondan enjektörlere çekilip steril hâlde yani ilaç bölme işlemi yapılmış şekilde ve steril hâlde bu kurumlar tarafından dünyadaki bütün doktorların önüne getiriliyor ve hekim bunu steril hâlde uyguluyor. Fakat Türkiye’de uygulanan tebliğde diyor ki: Bu 1 flakonu alacaksın, bundan 40 hastaya çıkıyorsa, ineceksin, ameliyathanede, etkin doza ulaşmak için bunu sen çekeceksin, sulandıracaksın o ameliyathane şartlarında. Evet, bunu yapacak olan hekimin “endoftalmi” dediğimiz… Bizim göz doktorları olarak en büyük korkumuz, korkulu rüyamızdır bu yani kontaminasyon riski çok yüksektir. Biz bu ilacın etkinliğini tartışmıyoruz yani A ilacı, B ve C ilaçlarıyla aynı etkinliği göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Ben ek süre istiyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Sadece, A ilacı, endoftalmi açısından, uygulamada biz hekimler için çok büyük risk taşımaktadır. Bizim göz hekimleri olarak istediğimiz, bu flakonun tek bir hastaya çıkarılması, rapor edilmesi. Uygulamada, dünyanın hiçbir yerinde “İlk üç dozu bu ilaçla başlamak zorundasınız.” diye bir diretmede bulunulmamaktadır. Siz hastaları ve hekimleri böyle bir risk altında bırakamazsınız yani endoftalmi riski, yirmi dört saat içerisinde göz içerisinde gelişecek enfeksiyon riski olan bir uygulamayı hekimlere diretemezsiniz. Normal bir ruhsatlı üründe enfeksiyon riski 39 bin hastada 1 görülürken bu şekilde bir uygulamada yani hekimin kendisinin 40 hastaya çekip, özellikle “dilue” edip yaptığı uygulamada her 400 hastada 1 enfeksiyon riski olacaktır ki bu da hasta ve hekimi zor durumda bırakmaktadır.

Türk Oftalmoloji Derneği 20 Ocak 2019 tarihli toplantısında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Bunu okumak zorundayım.

BAŞKAN – Ne yapalım? (İYİ PARTİ sıralarından “Verelim.” sesleri)

AYHAN EREL (Aksaray) – Verelim Sayın Başkan.

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Verelim efendim, sonuçta sağlıkla ilgili önemli ve teknik bir konu.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Birçok ilaç öyle kullanılıyor zaten, yeni bir şey değil.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen, bu son.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – …hukuki süreci başlatma kararı almış ve 25/1/2019 günü SGK ve Sağlık Bakanlığına itiraz dilekçeleri vermiş; ayrıca, bu süreçte iki farklı mevzuatla karşı karşıya kalan meslektaşlarımızın nasıl hareket etmeleri gerektiğine dair Sağlık Bakanlığından danışmanlık talep etmiştir.

Bir göz hekimi olarak özetle söylemek istediğim, bizim itirazımızın ana kaynağı ilacın etkinlik sorunu değil. Gene söylüyorum, A ilacının etkinlik sorununu tartışmıyoruz yani aynı etkinliği gösteriyor fakat hekimlerimizi enfeksiyonla, endoftalmi riskiyle baş başa bırakacağından dolayı, doktoru malpraktis riskinden kurtaracak hukuki şartların yerine getirilmesi, mevzuattaki çelişkilerin giderilmesi, ilacın Bakanlıkça hazırlanıp ya da hazırlatılıp göz içine verilmesinin imkânlı ve uygun hâle getirilmesi sonrasında yanlış olan algoritmaların düzeltilmesini ve bu yanlış uygulamadan bir an önce vazgeçilmesini talep ediyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konu çok önemli ama madde yanlış.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Konu gerçekten çok önemli endoftalmi riski açısından yani kendi yakınlarınızı düşünün, çok ciddi bir endoftalmi riski. Çok rica ediyorum, bu uygulamadan bir an önce vazgeçilsin.

Çok teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konu önemli, madde yanlış Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında Muğla Milletvekili Süleyman Girgin.

Buyurun Sayın Girgin. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sevgili arkadaşlar, kömürün karasını yüz karasına çeviren sistemin adıdır redevans. Maden işçisine “Arkadaşlarım aşağıda kaldı, ben yaşıyorum.” diye mahcubiyet yaşatan sistemin adıdır redevans. Yer altında beş dakika soluklanırsınız, elinde lambasıyla birisi gelir, der ki: “Hadi, hadi.” Yer altında çalışanlar bilir, siz maden işçisi olarak “Orası göçecek, ben giremem.” dersiniz ama elinde lamba olan o vatandaş “Hadi, hadi.” der. Çünkü işçiyi ne kadar çok çalıştırırsa, amirin yani taşeronun cebine o kadar para girecektir. İşte bu ölümüne çalıştırmanın adıdır redevans.

Burada konuşulan her konu çok önemli, bütün hatiplere saygı duyuyorum ama redevans konusu çok önemli. İsterdim ki her konuşmacı burada bu redevansı konuşsun. Redevansı siz, Soma’da, Elbistan’da, Şırnak’ta yer altında kalan, Ermenek’te yer altına girip bir daha çıkamayan işçilerin ailelerine sorun. Redevansı siz, Babalar Günü’nde “baba” diye toprağa sarılan işçilerin çocuklarına sorun.

Değerli arkadaşlar, kusura bakmayın, çok sinirliyim çünkü “redevans” denildiği zaman… Keşke önceki Enerji Bakanımız burada olsaydı. 301 kişi öldü, o gece saat dörtte ben oradaydım. Dönemin Enerji Bakanı “301’le ocağı kapatacağız.” dedi. Çalışma Bakanı lütfedip ocağa bile gelmedi. “Çıkarmamız gereken dersler var.” dediler, hani nerede? Ne dersi çıkardınız? Bunu mu getirdiniz? Hangi yüzle bu yasayı çıkarıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, 41 sıra sayılı Maden Kanunu’yla ilgili Teklif’in 20’nci maddesiyle, TTK ve TKİ’nin uhdesinde bulunan sahaların bölünerek devredilmesi öngörülüyor. Birincisi, bu maddeyle, adı geçen kurum ve kuruluşların yasal yükümlülüğü ortadan kaldırılıyor. İkincisi, bu maddeyle, adı sık sık maden kazalarıyla gündeme gelen yer altı madenciliğinde iş sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri daha da kötü hâle geliyor. Üçüncüsü, bu madde madencilikte sürdürülebilir olmayı ortadan kaldırıyor. Kısacası, madencilik sektöründe 19’uncu yüzyılın şartlarına geri dönmek olan redevans garabetinin ortadan kaldırılması gerekirken, yönetmelik statüsünden kanun statüsüne getirilerek şimdiye kadar yaşanan acılardan ders çıkarılmadığı da görülmekte.

Nedir redevans sevgili arkadaşlar? Redevans, maden ruhsat sahalarının işletme hakkının, özü kendisinde kalması kaydıyla, hak sahibi tarafından sözleşmeyle gerçek veya tüzel kişiye belli bir süre kiralanması demektir. Redevans sistemi, Türkiye’de, devletin madeni kiraya vermesi ve karşılığında madendeki üretimi, belirli bir fiyat üzerinden tüm ürettiğini satın alması şeklinde yürüyor.

Neden ihtiyaç duyuluyor bu redevansa, onu da söyleyeyim arkadaşlar. Devlet, redevansçıya maden sahası kiralıyor, sonra da ona amiyane tabirle diyor ki: Benden daha az maliyetle bu üretimi yapacaksın. Alıcın hazır, ben alacağım, ne kadar kömür çıkartırsan hepsini ben alacağım. Ben devletim, senin kadar iş güvenliğinden taviz veremem, işçinin emeğini senin kadar sömüremem; gel bu kuralsızlığı, bu kanunsuzluğu sen yap, ben gözümü kapalı tutarım. İşte redevansın amiyane tabirle Türkiye’de geldiği nokta budur.

Daha sonra ne oluyor? Daha sonra da işçi ile işvereni baş başa bırakıp kenara çekiliyor. İşçiyi, işverenin daha fazla kazanma hırsına ve iştahına terk ediyor. İşveren de hazır kiraladığı ocaktan nasıl en fazla sürüm alırım düşüncesiyle ocağı kapasitesinin üzerinde çalıştırma gayreti içine giriyor. Baro raporlarına göre de Soma’daki kazanın sebebi üretim zorlamasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Bir dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri “Önce insan değil, önce kömür.” diyen sistemin adıdır redevans. “Redevans” denen ölüm makinesinin siyasi sorumlusunu da size göstereyim. İşte… Soma faciasında dönemin Çalışma Bakanı diyor ki yanındaki Enerji Bakanına: “Sorumlu Enerji Bakanı, madenler ona bağlı.” İşte… Siyasi sorumlu da suçu birbirine atan AKP iktidarıdır.

Değerli milletvekilleri, redevans, işçi sömürüsü ve işçi hayatı üzerinden rant aktarımı demektir. Redevans, insan emeği ve hayatı üzerinden maliyet düşürmek demektir. Redevans, vahşi kapitalizmin dişleri arasına atılan maden işçileri demektir. 2004 yılından bu yana, özel şirketlere işletme izni verilmesiyle birlikte, madenlerde yaşanan iş cinayetleri 3 kat artmıştır. Redevans, yeni Soma faciaları, ölümler ve anaların gözyaşı demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Başkanım, rica ediyorum.

Değerli milletvekilleri, yapılması gereken, madencilik sektörü gibi kritik bir sektörde maden bakanlığı kurularak kamunun öncülüğünde planlı bir kalkınma stratejisinin hazırlanmasıdır. Şunu bilelim ki tarihten ders çıkarmayanların kömür karasıyla değil, yüz karasıyla anılması şaşırtıcı değildir. Madencilerin onurlu safında yer almayanları bekleyen tek şey bu yüz karasıdır. Bununla yaşamak isteyenlere dur demeyiz ama bu yasaya dur diyeceğiz ve onay vermeyeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oylamadan önce yoklama talebimiz olacak efendim, madde çekilmiyorsa şayet.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu maddeyle ilgili değerli milletvekili arkadaşlarımızın çeşitli ifadeleri oldu. İzin verirseniz, Komisyon olarak bu maddeye niye “evet” dediğimiz konusunda bir açıklama hasıl oldu; kürsüden veya buradan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Elitaş’ın, Adana Milletvekili Tulay Hatımoğulları Oruç ile Muğla Milletveki Süleyman Girgin’in 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 20’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadeleri ile Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, aslında bu 20’nci madde, 2017 yılında yapılan bir değişiklik sonucunda ortaya çıkan bir düzenleme ihtiva etmektedir. 2017 yılında yaptığımız düzenlemede, o zamanki tarafların, sendikaların da anlaşmasıyla birlikte maddede şöyle bir hüküm ifade etmiştik, Cumhuriyet Halk Partili ve diğer partili milletvekili arkadaşlarımız da bu konuyu hatırlayacaklar diye tahmin ediyorum: “Ancak, Türkiye Taşkömürü Kurumunun halen kendisi tarafından doğrudan işletilen işletme izin alanlarında oluşturulacak ruhsatlar bu madde kapsamında ihale edilemez.” hükmünü ilave etmiştik. Nitekim, Zonguldak’ta maden ocaklarında bulunan işçilerin temsilcilerinin, sendikalarının bizden istedikleri… Ki o zaman grup başkan vekiliydim, doğrudan doğruya, o zamanki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız, TÜRK-İŞ Başkanı, maden sendikalarının temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde onların verdiği cümleyi bire bir madde metnine ihdas ederek getirmiştik. Maddenin birinci cümlesindeki “Türkiye Taşkömürü Kurumu ile Türkiye Kömür İşletmeleri, uhdelerinde bulunan maden ruhsatlarını işletmeye, işlettirmeye, bunları bölerek yeni ruhsat talep etmeye ve bu ruhsatları ihale etmeye yetkilidir.” hükmü zaten maddede mevcut bir hüküm. Bununla ilgili kanun teklifinde ilave edilen kısım şöyle: “Bu fıkra kapsamında yapılacak ihale sonucunda Türkiye Taşkömürü Kurumu ile Türkiye Kömür İşletmelerinin ihaleyi kazananla yapacağı sözleşme hükümleri saklı kalmak kaydıyla ihale edilen sahayı devredebilir ve ihaleyi kazanan adına ruhsat düzenlenebilir.” Yani birinci kısımda, birinci cümlenin açıklamasında redevans söz konusu değil; ihaleyle yapılan, Türkiye Taşkömürü Kurumu uhdesinde bulunan ruhsatların işlettirilmesi ve bunların başkalarına ruhsat olarak devredilmesine imkân veren bir durum söz konusu.

İkinci durum ise Türkiye Taşkömürü Kurumu uhdesinde bulunan ve hâlen redevansla işletilmeye devam edilen maden sahalarındaki redevansçıları; biraz önce hem HDP’den hem Cumhuriyet Halk Partisinden konuşan milletvekili arkadaşlarımızın hem de sayın grup başkan vekilinin önergeler konuşulmadan önce ifade ettiği, havza biçimindeki madenciliklerin redevansçılarına bölünerek kontrol imkânının ortadan kalkmasını ortaya çıkaracak -hasıl olacak- bir durum diye hassas bir noktanın altını çizdiği… Aslında, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün kendi ruhsat sahası içerisindeki redevansçıların ruhsatlandırılarak sorumlulukların o kişilere verilmesi ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü ve Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu onların denetimlerini yaparak… Nitekim, kanun teklifinin ilk maddelerinde ifade ettiğimiz -ki daimî nezaretçisi olsun, yetkilenmiş tüzel kişiliklerle olsun- onların denetimlerini hakkıyla yerine getirmek üzere yaptığımız düzenlemeleri, müeyyideleri de beraberinde getiren önemli bir düzenlemedir.

Yani ikinci düzenleme de hâlen redevansla yapılan sözleşmelerin, redevans sözleşmesi yapılan kişilerin -redevans hakkındaki sözleşme şartları saklı kalmak kaydıyla- ruhsatlandırılmasını ifade eden ve sorumluların, ruhsatlandırılmış kişilerin daha bilinçli, daha etkili bir şekilde denetimini sağlayabilmek adına yapılan önemli bir düzenlemedir. Aslında, tüm milletvekili arkadaşlarımız, bu maddeyi bu mantık çerçevesinde değerlendirdikleri takdirde, ikinci ilave edilen kısmın önemli bir gelişme olduğunu idrak edeceklerdir diye düşünüyorum. Bu anlamda, Komisyonumuzda düzenlenen metnin olumlu, uygun olduğu ve maden sahalarının daha iyi bir denetimine imkân vereceği düşüncesinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oylamadan önce yoklama talebimiz var efendim.

BAŞKAN – Önerge için mi, madde oylaması için mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Madde oylamasında efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Aynı mahiyetteki önergeler kabul edilmemiştir.

Maddenin oylaması…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Tarhan, Sayın Şevkin, Sayın Antmen, Sayın Arslan, Sayın Arı, Sayın Kaya, Sayın Aygun, Sayın Bulut, Sayın Girgin, Sayın Erbay, Sayın Başevirgen, Sayın Kadıgil, Sayın Ünlü, Sayın Yeşil, Sayın Taşcıer, Sayın Çelebi, Sayın Barut, Sayın Sümer, Sayın Özcan.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum arkadaşlar.

Pusula veren arkadaşlar lütfen genel kuruldan ayrılmasınlar, kontrol edeceğiz.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.41

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52'nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 20’nci maddenin oylamasından önce talep üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN - Pusula veren arkadaşların Genel Kurulu terk etmemesini rica ediyorum, kontrol edeceğiz.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 20’nci madde kabul edilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, pek kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN - Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, iktidar milletvekillerinin çoğunun teklifin maddeleri görüşülürken Genel Kurulda bulunmayıp oylamaya katıldığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, çok önemli bir madde oylanmadan önce salonda iktidar partisinden 30-40 arkadaş vardı, ilk yoklamada 130-140’larda, şimdi 210 kişi oldu. Müzakereler yapılırken çil yavrusu gibi dağılıp oylamada Çin ordusu gibi gelme geleneği var. Kanun Maden Kanunu. Maden Kanunu’nda, soruyorum AKP Grup Başkan Vekiline: Bu kadar milletvekilini yer altında madende mi saklıyorsunuz da 30 kişiyle izliyorsunuz, oylama sırasında yeryüzüne çıkıyor? (CHP sıralarından alkışlar) Nasıl iş bu arkadaş?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET ALTAY (Uşak) - Senin grubun kaç kişi? Senin grubun nerede, kaç kişi? 20 kişiyi tutuyorsun orada, konuşuyorsun! 20 kişiyi beklet orada… Sanki iş yapıyorsun!

BAŞKAN – Sayın Turan…

Arkadaşlar, Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor.

Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, AK PARTİ Grubu ihtiyaç olduğu her yerde görevini yapıyor. Bu kanunla ilgili görüşmelerde, komisyonda, öncesi grup çalışmalarında katkı sunan bu grup zaten. Tabii ki iktidar partisinin kuliste de, odasında da işi olacaktır. Hep burada Özgür Bey’i dinleyecek hâlimiz yok. Kaldı ki, bu kadar kıymetliyse, 120 kişi olması gereken CHP’den neden 20 kişi var, onlar nerede o zaman? Böyle bir şey olabilir mi? Biz buradayız Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, parlamenter sistemde özellikle, Parlamentoyu işletme görevi iktidar partisinindir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İşletiyoruz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Parlamenter sistem geçti zaten. Bu hibrit denebilecek tuhaf ve altında kaldıkları sistemde de 1’inci partiye önemli görevler düşmektedir. Benim görevim, toplantı yeter sayısı var mı, karar yeter sayısı var mı, bununla ilgili denetimi yapacak işi yapmak. Burada 40 arkadaş var. Biraz önce gelip oy veren 170 ilave arkadaş bu kanunun nasıl yeni Soma faciaları, yeni Ermenekler yaratabileceğine ilişkin ortaya konulan muhalefet argümanlarını dinlemeden, âdeta bir yasama makinesiymiş gibi, geldiler, oy kullandılar, gidiyorlar. İtirazımız bunadır. Görevimizi yapmaya, bu durumu açık bir şekilde milletimize şikâyet etmeye devam edeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Değerli vekiller, domates, biber, patlıcan muhabbetinizi dinlemek zorunda mı yani?

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, söz talebimi geri alıyorum, AK PARTİ Grubu çalışmaya devam ediyor.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – 21’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı “Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin” 21’inci maddesiyle eklenmesi öngörülen cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Genel Müdürlük rödövans sözleşmelerinin tarafıdır.”

                                       Ayhan Erel                                              Hüseyin Örs                                  İmam Hüseyin Filiz

                                         Aksaray                                                    Trabzon                                                   Gaziantep

                                      Metin Ergun                                              Ümit Beyaz                                            Feridun Bahşi

                                           Muğla                                                      İstanbul                                                     Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                Okan Gaytancıoğlu                                        Zeynel Emre                                                Cavit Arı

                                          Edirne                                                      İstanbul                                                     Antalya

                                    Tahsin Tarhan                                             Özgür Özel                                             Orhan Sümer

                                         Kocaeli                                                      Manisa                                                      Adana

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler hakkında söz isteyen Aksaray Milletvekili Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, Genel Kurul salonumuzda bir uğultu var. Lütfen… Konuşmacıyı takip edemiyoruz.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, bir ülkenin yer altı kaynakları büyük önem taşır. Bu kaynaklar, aynı zamanda doğru kullanılırsa o ülkenin zenginlik kaynaklarıdır. Peki, Türk milleti topraklarımızın yer altı zenginliklerinden hangi ölçüde faydalanmaktadır? Ne yazık ki bu zararlı anlayış Türk milletinin kendi kaynaklarını kullanmasına engel olmuştur. Oysa bugün karşımızda yerli ve millî olduğunu iddia eden bir siyasi irade var; fakat bu siyasi irade döneminde özelleştirme kapsamına alınan madenlerimiz maalesef yabancı şirketler tarafından yağmalanmıştır.

2004 yılında bir Maden Kanunu çıkarıldı; bu kanun ne yazık ki yer altı kaynaklarımızın yağmalanmasının önünü açtı. Politikalarınıza yansıyan, devletin küçültülmesi, faaliyetlerin daraltılması yaklaşımı da Türk madenciliğinin yabancı şirketlerin eline geçmesine vesile oldu.

Bu ülkede egemenlik hakkı yüce Türk milletinindir, doğal olarak da madenlerimizin gerçek sahibi yüce Türk milletidir. Fakat 2002’den bu yana ham madde kaynaklarımız yabancı ülkelerin denetimi altındadır. Yerli ve millî olma iddiasındaki bu siyasi iradenin temel sorumluluğu, madenlerimizin sömürülmesini engellemektir; bu düzeni Türk milletinin menfaati ve çıkarları doğrultusunda değiştirmektir.

Değerli milletvekilleri, çıkardığınız yasalarla madencilik sektöründe sömürgecilik dönemini başlattınız. Bu yasa teklifi, bazı yasalarda yaptığınız değişiklikler yüzünden yabancı maden şirketleri maden ruhsatı almak için ülkemize akın ettiler. Öyle yasalar çıkardınız ki yerli maden şirketlerimiz yabancı maden şirketleriyle rekabet edemez hâle geldi. Madencilik yapma hakkını özel sektöre devrettiğinizden beri yer altı zenginliklerimiz yabancı şirketler tarafından maalesef yağmalanmaktadır. Biliyoruz ki bu şirketler, hedef ülkelere girerler, vahşi madencilik yaparlar, yer altı kaynaklarını sömürür, arkalarında yok edilmiş bir doğa bırakarak defolup giderler. Yabancı şirketlerin döngüsü budur fakat siz bunu kırmak yerine, maalesef buna destek oldunuz ve topraklarımızın yabancı maden şirketleri tarafından yağmalanmasının önünü açtınız.

Değerli milletvekilleri, bu iktidar, madenciliğimiz adına 2002 yılından bu tarafa sayısız değişiklik yapmış, değişik politikalar geliştirmiştir. Politika değişiklikleri millet yararı gözetilerek yapılır. Madencilikte yapılan bunca değişikliğe rağmen ülkemizin kaynakları ülke ekonomisine katkı sağlar hâle getirilememiştir. Bırakın ülke ekonomisini, madencilikle anılan şehirlerimizin ekonomisine bile bir katma değer sağlayamamıştır. Bakın, bunca değişiklik yapıldığı hâlde maden kazaları bile azalmamıştır. Madenlerimiz Türk milletine ait millî servetimizdir; dolayısıyla madenlerimizin gerçek sahibi yüce Türk milletidir. Yer altı zenginliklerimiz talan edilemez, peşkeş çekilemez.

Süre yetersizliğinden dolayı maden sektöründeki iş kazalarına ve çevre sorunlarına değinemiyorum. Madenlerimiz üzerinde kurulan bu düzenin yıkılacağı ve millî bir maden politikası geliştireceğimizi umut ediyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde Adana Milletvekili Orhan Sümer.

Buyurun Sayın Sümer. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, her ne kadar Maden Kanunu üzerine söz almış bulunmuş olsam da konuşmamı ekonomik kriz nedeniyle son bir hafta içerisinde Adana’dan gelen 3 üzücü haber üzerine, seçim bölgem Adana’nın yaşadığı ekonomik sorunlar üzerine geliştireceğim. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP, 2002 yılından bugüne kadar hep güven ve istikrardan söz etti, ekonomik gelişme, sürekli büyüme ve gelişme vadetti, adaletten, kalkınmadan, demokrasiden ve hukuktan söz etti. Türkiye’de yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklar bitecek, herkesin yüzü gülecekti. Peki öyle oldu mu? Hayır. Bunların hiçbiri hayata geçmedi değerli arkadaşlarım. Adana, güzel ülkemizin bir izdüşümüdür; yani Adana’da yaşanan her bir olay aslında Türkiye’nin gerçek fotoğrafını bizlerin önüne koyar. O nedenle, Adana’da yaşananlara bakın Türkiye’nin gerçeğini görürsünüz.

Değerli milletvekilleri, Adana, 1990’lı yıllara kadar sanayide, tarımda öne çıkan illerimizden biriydi, Akdeniz Bölgesi’nin ve ülkemizin ekonomisine yön veren yatırımların olduğu, sanayinin lokomotif kentlerinden biriydi; üretiyor ve ürettiğini Türkiye’yle, dünyayla paylaşıyordu ama son yıllarda Adana tarım ve sanayi teşviklerinde, kamu yatırımlarında, kültür ve turizm yatırımlarında ve sayabileceğimiz daha pek çok alanda hep geri plana itildi, gözden çıkarıldı. Yıllar önce herkesin iş sahibi olduğu, her mahalleden bir işçi servisinin çıktığı Adana’da sabahın ilk ışığında vardiyaya giden o işçiler artık çalışmıyor, o mahalleler bugün sessiz, ülkemizi sarsan ekonomik krizle birlikte o fabrikalar, o işletmeler ya kapandı ya da kapanma noktasına geldi. İşte size Bossa Fabrikası, işte size PAKTAŞ, işte size ÇUKOBİRLİK, işte size kırk yıllık Garip Tavukçuluk. Daha bir ay öncesine kadar işletmesini sürdüren ama şimdi iflas bayrağını çeken Garip Tavukçuluk’ta yaklaşık 600 kişi çalışıyordu, bugün o işletme kapanıyor. Yan ürünleriyle beraber tam 4 bin kişiye istihdam alanı sağlıyordu. İşte, bu yüzden Adana için açıkladığınız işsizlik oranı yüzde 10,7 değil, yüzde 25’lerde. Yani Adana’da her 4 kişiden 1’i işsiz.

Keza Çukurova’nın bereketli toprakları bugün kara topraklar hâline geldi, can çekişiyor. En stratejik ürün olan pamuk bitme noktasına geldi, üretici perişan. Tarım Bakanımıza sormak istiyorum: Adana’da ayçiçek ve pamuk üreticileri hâlâ yağlı tohum desteklerini alamadılar. Zaten girdi maliyetleriyle boğuşup tarlasını binbir zorlukla hasat eden, emeğini, alın terini toprağa katan çiftçilerimiz prim desteğini zaman geçirmeden ödeyin diye feryat ediyor. Üreticilerimize destek ne zaman ödenecektir?

Yine Çukurova’dan Avrupa’ya ihraç edilen özellikle narenciye ve yaş sebze için tırlarımızdan Bulgaristan’dan geçişte Bulgar makamlarınca tır başına 300 ila 800 euro arasında “analiz” adı altında ücret alınmaktadır, para tahsil ettikleri bilgisi bize ulaşmıştır. Zaten zor şartlar altında ihraç etmeye çalışan ihracatçılarımıza haksız yere alınan bu bedellerle yeni bir mağduriyet yaratılmaktadır. Ama bütün bunları ustaya sorarsanız yaşananlardan kendisi ve yönetenler hariç herkes sorumlu. Kriz dememek için bize her türlü hikâye anlatıyorlar. Patlıcan, biber fiyatları yükseliyor suçlu fırsatçı; vatandaşın sofrasındaki, mutfağındaki yangını değil, mermiyi konuşalım istiyorlar. Yani suçlu yönetenler değil, gariban vatandaşın ta kendisi.

Adana’da 42 bin esnaf var, her biri siftahsız dükkân kapatıyor. Değerli arkadaşlar, yaşanan depresyondan dolayı, umutsuzluk nedeniyle -birkaç ay önce ben burada yine uyarmıştım- Adana’da 6 arkadaşımız intihar etmişti. Bir hafta içerisinde, ne yazık ki tekrar 1’i kamu müteahhidi, 1’i mühendis, 1’i de Ceyhan Ziraat Odası Başkanımız ekonomik nedenlerden dolayı, borçlarını ödeyemediği için intihar etti. Maalesef, bu, ne ilk olacak ne de son olacak. Eğer ekonomik kriz yoksa, her şey yolundaysa bu sorunlar neden ortaya çıkıyor, bu mağduriyetleri neden yaşatıyorsunuz? Adana’yla ilgili ekonomik verileri tekrar gözden geçirmenizi işaret ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum. Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Murat Çepni                                   Tulay Hatımoğulları Oruç                                 Rıdvan Turan

                                           İzmir                                                        Adana                                                       Mersin

                                   Erol Katırcıoğlu                                 Ömer Faruk Gergerlioğlu                                  Şevin Coşkun

                                         İstanbul                                                     Kocaeli                                                        Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusunu isterseniz, Maden Kanunu’nun gerçekten gereği kadar ilgi alabilmiş bir kanun olmadığı kanaatindeyim yani önümüze gelen bu metin, eğer tutanaklara bakarsanız, gerçekten, bu metinde söz konusu olan kesimlerin hemen hemen hiçbirinin doğru dürüst temsil olunmadığı bir komisyondan geçerek buraya geldi ve öyle anlaşılıyor ki Genel Kurulda da sizlerin oylarınızın çoğunluğuyla geçecek. Ama arkadaşlar, küçük bir uyarı: Bu kanun yanlış bir kanun içeriği itibarıyla –bilmiyorum, herhâlde daha sonraki saatlerde konuşacağız- özellikle petrol ürünleri sektörüyle ilgili olarak burada yazılanlar gerçekten çok vahim. Ben, doğrusunu isterseniz, bu beş dakikalık sürede bu vahim kanunla ilgili konuşmayacağım çünkü biliyorsunuz ne olacağını ama başka bir şeyi konuşmak istiyorum arkadaşlar, konuşmak istediğim konu da aşağı yukarı şu: Sayın Cumhurbaşkanımız, sanıyorum son günlerde çok veciz bir söz söyledi Sivas’ta konuşmasında. Bence bir itiraftı ama yeteri kadar anlaşıldı mı, çok emin değilim. Aynen okuyayım, dedi ki: “Ne diyorlar: ‘Domates, patlıcan, patates…’ Ya, düşünün be, bir merminin fiyatı nedir?” Yani Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylüyor, diyor ki: “Biz kıt olan kaynaklarımızı silaha ayırdık dolayısıyla da patates üretmeye, domates üretmeye kaynaklarımız yetmedi, yeteri kadar üretemedik, o nedenle onların fiyatı yükseliyor.” Ama uyardı toplumu, dedi ki: “Ama bu da hani millî bir meseledir, silah ve mermi önemlidir.” diyerek, esasında uyguladığı politikanın da ne anlama geldiğini açık ve seçik olarak söyledi. Arkadaşlar, bu da şudur: Şu anda Hükûmetin uyguladığı politikalar, şiddetin yaygınlaşması üzerine kurulmuş olan ve kaynakları da sürekli olarak buraya yöneltmiş olan bir uygulama içinde ve o nedenle de ekonomik kriz oluyor ve o nedenle de patatesin, soğanın, domatesin fiyatı yükseliyor arkadaşlar. Dolayısıyla da kabul edin veya etmeyin ama açık olan bir şey var değerli arkadaşlar, ülkede bir kriz var ve bu kriz öyle böyle bir kriz değil. Yani bunu tanzim satışlarla falan düzenleyemezsiniz, olmaz böyle bir şey. İktisat teorisi diye bir şey var, iktisat teorisi ki biliyorum Adalet ve Kalkınma Partisinde de birçok bu işlerle uğraşan arkadaş var ama bu kadar, affedersiniz, cahilane bir uygulamayı yürürlüğe koymuş olmanız gerçekten çok şaşırtıcı.

Şimdi, arkadaşlar, demin ifade etmeye çalıştığım gibi, çatışmacı siyasi ortamı çözemeyen bu Hükûmet, askerin giyim kuşamına ayırdığı paralar, mermiye, silaha ayırdığı paralardan dolayı bu noktaya geldiğimizi söyleyerek esasında ihtiyacımız olan ya da başka biçimde söyleyecek olursam, bu sorunun çözülmesiyle ilgili olarak da bir ipucu taşıyor. Çünkü arkadaşlar, eğer bir ülkede siyasi süreçler gerginse, çatışmacıysa güvenlik meseleleri öne çıkıyor doğal olarak. Ama şu soruyu sormamız lazım: Niye böyle oluyor ki? Pekâlâ 2015 yılında, çözüm sürecini yaşadığımız yıllarda bu sorunlar yoktu, ekonomi de çok iyi gidiyordu, insanlarımız da gayet mutluydu. Dolayısıyla da arkadaşlar, Hükûmetinizin uyguladığı politikaların Türkiye'nin ihtiyacı olan politikalar olmadığını söylemek istiyorum.

Çok az zamanım kaldı ama birkaç dakika da izin verirse Sayın Başkan bir başka derdimi daha anlatmaya çalışacağım.

Şimdi, arkadaşlar, bizler aylardır burada, sizin karşınıza Leyla Güven arkadaşımızı konuşmak üzere geliyoruz ya da Leyla Güven arkadaşımızı anarak konuşuyoruz. Leyla Güven arkadaşımızın açlık grevine girmesinin sebebinin de tecrit olduğunu söylüyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Neyin tecridi? Tam söyleyin, tam söyleyin.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bir dakika, müsaade edin.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Müsaade ediyoruz zaten canım.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ama o zaman söze girme, bir dakika.

Arkadaşlar, burada, bu cümlenin altında yatan şey şudur: Biz tecritle Türkiye'de Kürt sorununun çözülmesiyle ilgili yeniden görüşmelere başlanması gerektiğini söylemeye çalışıyoruz yani yeniden barış konuşmalarının gerçekleşmesi gerektiğini söylemeye çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Teröristlerle ne barışı görüşeceğiz?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bir dakika arkadaşım.

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum, buyurun tamamlayalım lütfen.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Burada öyle şeyler söyleniyor ki Sayın Cumhurbaşkanı da bunu yapıyor ve sizler de sesinizi çıkarmıyorsunuz; arkadaşlar, burada oturan insanların hiçbiri terörist değildir. Eğer teröristsek biz, o zaman kapatın, elinizde yasalar, kapatın. Bunu yapmıyorsunuz, yapamıyorsunuz çünkü biz terörist falan değiliz. Biz, başta Kürt halkı olmak üzere, Türkiye'de sorunu olan bütün yurttaşlarımızın sorunlarını buraya çözüm önerileriyle getirmeye çalışıyoruz ve sizler, Sayın Cumhurbaşkanı bizi terörle iltisaklı hâle getiren cümleler kurup duruyorsunuz. Bu gerçekten kabul edilemez bir yanlıştır. Eğer böyle konuşmaya devam ederseniz ben de şimdi size şunu sorayım: “Siz de FET֒yle iltisaklısınız.” dersem ne olmuş olacak arkadaşlar?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Öyleler, realite olacak.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Doğru bir şey söylememiş olursunuz.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Doğru olacak herhâlde. Çünkü ben de hesap ettim “Google”a girdim, 45 vekiliniz -isim isim çıkardım- FET֒yle ilgili çok övücü laflar etmiş geçmişte. Şimdi, buradan giderek “Siz FET֒cüsünüz.” dersek biz doğru mu yapmış oluruz?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Ne alakası var?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Evet, doğru yapmış olmayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika lütfen.

BAŞKAN – Buyurun.

Tabii, bunlar emsal olmasın arkadaşlar lütfen.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Biliyorum ama bu sürelerde derdimi anlatamıyorum, kusura bakmayın.

Şimdi, arkadaşlar, hakikaten elinizi vicdanınıza koyun, Türkiye'de bir sorun var, bu sorunun adı “Kürt sorunu”dur; ne kadar “Yok.” derseniz deyin, vardır. Kürt sorunu esasında demokrasi sorunudur. Bizlerin yapması gereken, demokrasinin çıtasını yükseltmektir. Yoksa birbirimize düşerek, birbirimizi yok etmeye çalışarak bir yere varılamaz. O sebeple de bu lafları çok kullanmanıza hakikaten sizler adına üzülüyorum. Efendim, PKK'ya bilmem ne de falan, bunlarla olmaz arkadaşlar, biz ciddi bir iş yapmak istiyoruz burada. Bu sözleriniz ciddiye alınacak sözler değil, kusura bakmayın.

Şimdi, Sayın Soylu’nun ettiği laflara biriniz bir laf söylediniz mi Allah aşkına? “Yürütürsem adam değilim.” lafı bir bakana yakışır mı arkadaşlar, bir devlete yakışır mı? Bunu nasıl kabul edebiliyorsunuz sizler?

MEHMET UĞUR GÖKGÖZ (Isparta) – Helal olsun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Kime helal olsun? Soylu’ya mı olsun, bana mı olsun?

MEHMET UĞUR GÖKGÖZ (Isparta) – Soylu’ya olsun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Soylu’ya olsun, öyle mi? Peki, bu lafınızı hatırlatacağım size.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, buradayız, bir yere gitmiyoruz, hep beraber yaşayacağız bu süreci ama yaptığınız, her seferinde çıkıp konuştuğum gibi, yanlıştır. Yanlış yapmaya devam ediyorsunuz.

Saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 21’inci madde kabul edilmiştir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Turan, söz mü istiyorsunuz?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Evet Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’nun 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; HDP’li vekillerin konu ne olursa olsun; madde, gündem ne olursa olsun sonuna veya başına Leyla Güven’le ilgili bir paragraf girmelerine alıştık artık. Ama ısrarla “tecrit” derken, benzer ifadeler kullanırken PKK elebaşı Öcalan için tecrit dememelerini de anlıyoruz.

Sayın Başkan, ilgili milletvekili tahliye edildi, biliyorsunuz. Buraya gelip yemin etmesi için hiçbir engel yok fakat bir terör elebaşısına destek olmak, gündem yapmak için, sözüm ona, açlık grevi yapıyor. Bir daha söylüyorum: Burada bize her gün bunu hatırlatmak yerine, gitsinler, terörle aralarına mesafe koyup o arkadaşları bundan vazgeçirsinler çok seviyorlarsa. Kaldı ki biz isteriz ki bu ülkenin bir evladı olarak neden HDP’li arkadaşlar bir gün olsun bir şehit için, bir gazi için, şehit olan öğretmenler, askerler, polisler için açlık grevi yapmazlar? Tek mağdur -tırnak içerisinde- kendi örgüt liderleri midir? O yüzden, diyorum ki: Eğer mazlumlara, mağdurlara sahip çıkma iddiası varsa önce Aybüke öğretmene sahip çıksınlar, önce Necmettin Yılmaz’a sahip çıksınlar, önce Muhammed Safitürk’e sahip çıksınlar. Sayın Başkan, her gün burada aynı iddiayla beraber tekrarda bulunmalarını doğru bulmuyoruz.

Sayın Bakanımızın ifade ettiği “Yürütürsem adam değilim.” ifadesi kendi üslubu içerisinde tartışılabilir ama esası olarak, içerik olarak “Terörle iltisakı olan terör yürüyüşlerine izin vermeyeceğim.” demektir. Biz de diyoruz ki: Terörle ilgili hiçbir kimseye, hiçbir zümreye asla iltimas geçmeyeceğiz Sayın Başkanım.

AHMET ŞIK (İstanbul) – Sarayla aranıza mesafe koyduğunuzda biz bunu tartışacağız.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, söz alabilir miyim lütfen, bir cevap vermek istiyorum.

AHMET ŞIK (İstanbul) – En büyük terör örgütü sizsiniz ya, sizsiniz! Bu ülkenin gelmiş geçmiş, cumhuriyet tarihinin tüm kötülüklerinden inşa edilmiş… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ben bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Cevap değil de neye göre yani? Sataşma…

AHMET ŞIK (İstanbul) – …bir terör örgütüsünüz siz ve bunun için yargılanacaksınız hepiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar… Arkadaşlar…

AHMET ŞIK (İstanbul) – Ama sizler gibi yapmayacağız, düşmanımız için bile hukuk talep ediyoruz, sizi evrensel hukuk normlarıyla yargılayacak bir yargıya teslim etmek istiyoruz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, Genel Kurulun çalışmaları devam ediyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Arkadaş yeni galiba, usul, edep, adap bilmiyor.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Madde 22’ye bağlı geçici madde 38 üzerinde önerge yoktur.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Başkanım…

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde 22’ye bağlı geçici madde 38 kabul edilmiştir.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Başkanım…

BAŞKAN – Madde 22’ye bağlı geçici madde 39 üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bir grup başkan vekili ayakta.

İSMET YILMAZ (Sivas) – Görüyor.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Kurtulan.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkanım, ben burada değildim, tartışmaya çok hâkim değilim, kısmen izledim ama arkadaşlar grubumuza bir sataşma olduğunu söylüyorlar. Grubumuz adına, sataşmaya, müsaade ederseniz, söz verirseniz kürsüde arkadaşımız cevap versin.

BAŞKAN – Sayın Tiryaki, buyurun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Buradan mı, oradan mı?

BAŞKAN – Yerinizden buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, bütün samimiyetimle söylüyorum, Türkiye'de yüzde 30, yüzde 40 oy almış, bir başka partinin desteğiyle de olsa yüzde 50’yle Cumhurbaşkanı seçmiş bir partinin ferasetinin bundan çok daha fazla olmasını bekleriz. Demek değilmiş. Neden değilmiş? Çapının da daha fazla olmasını bekleriz. Bize söyleyecekleri tek söz “Terör örgütünün uzantısıdır.” demek midir? Bizimle ilgili edebilecekleri tek söz “Terörle aralarına mesafe koysunlar.” demek midir? Bunun dışında HDP’ye söyleyecekleri bir çift laf yok mu? Onların yaptığı yasama faaliyeti kadar, en az onların yaptığı yasama faaliyeti kadar bizler de burada yasama faaliyeti yürütüyoruz. Bütün bunların tamamını kendilerine iade ediyoruz.

Defalarca burada arkadaşlarımız söyledi, hangi terör örgütleriyle nasıl ilişkileri olduğunu, bu ülkenin askerlerini IŞİD militanlarıyla beraber sınırda nasıl yürüttüklerini hepimiz hatırlıyoruz, uluslararası raporlarda da var. Bunu tekrar tekrar tartışmanın bir anlamı yok. Lütfen, bize dair, daha kötü olabilir, olumsuz olabilir ama bunun dışında söyleyecekleri iki çift laf olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – İkincisi, diyorlar ki: “Terör örgütü elebaşı için yürüyorlar.” Sorun şu… Çok açık söyleyelim, Leyla Güven diyor ki: “Abdullah Öcalan üç yılı aşkın bir süredir, her hükümlünün yasal hakkı olan, avukatlarıyla görüştürülmemektedir, aile üyeleriyle görüştürülmemektedir.” Söylediği yasa dışı bir talep değil, yasaya uygun bir talep.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Avukatı mı Leyla Güven Apo’nun?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Söylediği şey şu: “Bu Hükûmet, Adalet ve Kalkınma Partisi yasaya uygun davransın. Abdullah Öcalan’ın yasal haklarını tanısın.” Başka bir talep değil.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Leyla Güven Abdullah Öcalan’ın avukatı mı?

BAŞKAN – Sayın Altınok…

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sana ne ya, sana ne!

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Yok “Biz tanımıyoruz. Bu ülke müstemlekedir, burada yasalar söz konusu değil. Biz istediğimiz hükümlüye istediğimiz gibi davranırız.” diyorlarsa…

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Yok öyle bir şey! Yazıklar olsun!

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ayıp ayıp! Size ayıp, size!

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – …bunu çok açık söylesinler yani bunu çok açık söylesinler. Leyla Güven’in talebi yasal bir taleptir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Yazıklar olsun!

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Çünkü dört cümle, arka arkaya çok ağır cümleler ettiği için söylüyorum bunları.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Daha fazlasını hak ediyorsunuz.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Umarım, sürçülisan etmiş olsun. “Sözüm ona açlık grevi.” dedi sayın grup başkan vekili. Hani, buna nasıl bir yanıt verilir, bilmiyorum ama bir insanın, bir milletvekilinin, bu Meclis üyesinin sayın grup başkan vekilini ikna etmesi için ölmesi mi gerekir? Bunu sürçülisan olarak kabul ediyorum.

Son olarak, HDP milletvekillerinin yürüyüşünü “terör yürüyüşü” olarak nitelendirmek akla ziyan bir bakıştır. Terör yürüyüşü ne demek, terör yürüyüşü ne demek? Biri bize bunu izah etsin.

MEHMET AKİF YILMAZ (Kocaeli) – Abdullah Öcalan için yürümek demek.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Demokratik, barışçıl, Anayasa’nın 34’üncü maddesinde, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda düzenlenmiş bir hakkın daha gerisinde bir yürüme biçiminden bahsediyoruz ve buna “terör yürüyüşü” deniliyor. Ne demek terör yürüyüşü?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Son cümlelerimi söylüyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Üç dakika oldu.

Tamamlayalım lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Bu lafları böyle leblebi gibi ağızda harcamamak gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisi gerçekten ciddi bir kurumdur. Nasıl söylerseniz söyleyin, ister “Millet Meclisi” deyin, isterseniz “Büyük Millet Meclisi” deyin, isterseniz “Türkiye Meclisi” deyin, isterseniz “Türkiye Büyük Millet Meclisi” deyin, her vurguda büyüklüğünü vurgulamış olursunuz. Bu sözlerin hiçbirisi Adalet ve Kalkınma Partisine ve grup başkan vekillerine yakışmıyor. Bu üslubu terk etmelerini, burada yasama faaliyeti çerçevesinde konuşmalarını bekliyoruz.

Çok teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, artık tamamlayalım bu mevzuyu.

Buyurun.

31.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın vekil HDP’ye “Terörle aranıza mesafe koymaktan başka bir şey demeyecek misiniz?” dedi. Ben diyorum ki: Terörle aranıza mesafe koymamakla ilgili iddiamızı bu işi artık anlayıncaya kadar her gün bin defa söyleyeceğiz. Türkiye’de güvenlik meselesi, terör meselesi hallolmadan hepimiz görüyoruz ki demokratik sıkıntılar yaşıyoruz. Siz tutup da bir terör örgütünü ısrarla gündem yapmak için yürüyüş, toplantı, eylem yaparsanız buna, vekil değil kim olursa olsun o devletin kendi ilgilileri “dur” diyecektir. Avrupa’nın, Amerika’nın bir sokağında, bir meydanında DEAŞ lehine gösteri yapılabilir mi, buna izin verilebilir mi? Avrupa’da olunca demokrasinin sınırları olacak, Türkiye’de her şeyi yapacaksınız; olmaz. O yüzden, önce aynaya bakmak lazım. El sallamayın. Önce aynaya bakmak lazım. Bu tavrınızdan vazgeçilmedikten sonra…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Senin yanındayım, var ol.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Önce ruhunu ve iradesini Kandil’e satanların buraya gelip gelip ısrarla bize eylemden bahsetmesi, demokrasiden bahsetmesi doğru bir şey değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Siz bu kadarsınız işte.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, bizim kullandığımız cümlelere bakın, sayın başkan vekilinin kullandığı cümlelere bakın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Bunu niye söylüyorum biliyor musunuz? Bunu şundan söylüyorum.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – “Ruhunu Fetullah Gülen’e satmış AKP…” Bundan sonra biz de böyle konuşalım. Yazıklar olsun!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Siz burada bize bağırırken arkadan bir arkadaşınız, buraya ayda bir defa gelip sırf gündem olup giden arkadaşınız “terörist” diye bağırdı. Duymadınız “dur” bile demediniz. O yüzden, bunu reddediyoruz, telin ediyoruz. Siz burada her şeyi söyleyeceksiniz, hak ettiğinizi demokratik adap içerisinde alınca kızacaksınız; buna hakkınız yok. Önce arkaya dönün, o haddini bilmez adama cevap verin Sayın Başkanım.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kurtulan.

32.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, kendilerinden sonra bu koltuklarda oturanların Kürt sorununu tartışacağına ve Meclisin bu sorunu çözeceğine, 31 Martta tekrar demokrasinin kazanacağına ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sürekli AKP Grubundan ve kimi bazı partiler de AKP’ye bu konuyla ilgili sürekli sataşma ve birbirlerini bu konuda itham etmesi, bizim üzerimizden daha çok kendilerini tarifleme durumunu yaşıyoruz.

Şunu söylemek isteriz: Türkiye Cumhuriyeti, aslında sadece AKP Hükûmeti değil, dün de söylemiştik, aslında birçok kez bunu söyledik. “Terörist” dediğiniz yapıyla defalarca görüştünüz, bunu söylemiştik. Oysa, Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığımızda, sadece AKP’yle sınırlı değil, AKP öncesinde de rahmetli Turgut Özal’a kadar dayanan ve ondan sonrası Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık yapan birçok kişinin Kürt sorununu tanımladığını, bunu masaya yatırmak gerektiğini ifade etmişlerdir.

Şunu anlayacaksınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bugün bunu reddedebilirsiniz ama bir gün, bizlerden sonra burada oturanlar bir Kürt sorunu olduğunu tartışacak ve “Bunun çözümü bize bağlı.” diyecek, “Bu sorumluluk bizde.” diyecek ve bu Meclis mutlaka bu sorunu çözecektir, bunu unutmayın.

“Terörist” demek, “terör” demek -yaptığımız her çeşit demokratik talepleri, Kürt sorunu çözümünü- PKK’yi yaratan koşulları ortadan kaldırma talebimizi terörize eden durumu böyle tanımlamak aslında kendi çirkinliğinizi, kirliliğinizi, bataklığınızı gizlemektir. Bunların hepsini seçim yatırımı olarak görüyoruz. Unutmayacaksınız ki, şunu da göreceksiniz ki 31 Martta bir bataklığa tekrar saplanacaksınız, tekrar gününüzü göreceksiniz, tekrar demokrasi bu ülkede kazanacak.

Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – 14 seçimdir böyle diyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, daha geçen hafta HDP'nin Genel Başkanı, Eş Başkanı bir ildeki kongresinde PKK marşlarıyla beraber toplantıyı açmadı mı, daha geçen hafta?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Hayır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir daha söylüyorum: “PKK sizi tükürüğünüzle boğar.” diyen kendileri değil miydi? Kobani’ye çağıran kendileri değil miydi? Onun dışında, “Sırtımızı PYD’ye dayayalım.” diyenler bunlar değil miydi?

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) - Siz de dayadınız.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Siz de dayadınız.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Önce diyorum ki: Terörle ilişkinizi keseceksiniz, mesele bu. Bu millet çok büyük kredi verdi HDP'ye, “Yeter ki kan akmasın.” dedi, “Yeter ki bu ülkede dert olmasın.” dedi, bunu değerlendiremediler.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Kim değerlendiremedi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dön dolaş bir PKK’lının, bir örgüt liderinin avukatlığına soyundular, vazgeçsinler bundan Sayın Başkan.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.39

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Barış KARADENİZ (Sinop)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52'nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, komisyonlara havale edilen işlerin görüşülmesine havale tarihinden itibaren kırksekiz saat sonra başlanabileceği kuralı gözardı edilerek Plan ve Bütçe Komisyonuna getirilen torba kanunun görüşülemeyeceğini, aksi takdirde Genel Kurulda her türlü engelleme hakkını kullanacaklarına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, biraz önce Plan ve Bütçe Komisyonu Grup Sözcümüz Sayın Kuşoğlu bir bilgi ulaştırdı. Bilgi şu: Plan ve Bütçe Komisyonuna bir torba kanun gelmiş. Henüz Plan ve Bütçe Komisyonunun Sayın Başkanı dahi ilgili evrakı imzalamamış ama diyorlar ki: “Yarın 11.00’de Komisyonu topluyoruz, bilginiz olsun.”

Şimdi, kırk sekiz saat kuralını, kaliteli bir yasama yapabilmek için ona muhalefetin hazırlanma sürelerini, bu konudaki ihtiyaçları tekrar etmeme gerek yok, uzun süre Komisyon Başkanlığı yapmış birisi olarak siz de takdir edersiniz, siz de biliyorsunuz. Yarın, boyacı küpü gibi saat 11.00’de gidip de Plan ve Bütçe Komisyonunda böyle bir torba kanun görüşmesi olamaz. Kaldı ki -buradan açıklıyorum- Varlık Fonu Kanunu’na göre, Varlık Fonu’nun denetimi 2018 yılı içinde yapılacaktı Plan ve Bütçede, henüz yapılmadı; hâlen daha yapılmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Merkez Bankası brifingi verilmeliydi 2018’de. 2018 bitti, verilmedi; hâlâ yok. Sayıştay brifingi yapılmadı, TÜİK brifingi yapılmadı. Ağustos böceği gibi bir yandan yatıp, hiçbir şey yaptırmayıp Komisyonun kanunla verilmiş görevlerini yaptırmayan Komisyon yönetimi ve 1’inci parti, Komisyonda en çok milletvekili olan parti şimdi gelmiş, apar topar, karıncanın kapısına dayanan ağustos böceği gibi “Yarın sabah 11.00’de bunu çıkarmamız lazım.” diyor. Böyle bir şey yok. Buradan, tabii, derhâl bir refleks vermek de doğru olur ama önemsediğimiz, içerikli tartışmalar yapılmasını beklediğimiz bu kanuna bir süre daha katkı vermeye devam edeceğiz. Ancak Komisyon yönetimi -AK PARTİ Grubundan bekliyoruz- bu konuda yerleşik uygulamalara uygun, muhalefetin hazırlanmasına, kaliteli yasama sürecine katkı sağlamasına katkı yapacaklarını iletsinler; yoksa yarın 11.00’de o Komisyonu toplarlarsa yarın ikide bu Meclis bugün çalıştığı gibi çalışmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – En sert muhalefeti ve her türlü engelleme hakkını nasıl kullanacağımızı görürler. Kolumuzu bükenin biz de burada kolunu bükeriz, açık söylüyoruz. Komisyonda normal şekilde çalışılacak, o kadar. (CHP sıralarından alkışlar)

Çok teşekkür ediyoruz Sayın Başkanım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Komisyon gündemine hâkimdir, konuyu değerlendireceğiz fakat bu dili yani Meclisin kendi yasama faaliyetleri içerisindeki takvimini tehdit edercesine “Öyle olursa böyle olur.” denilmesini doğru bulmuyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Arkadaş, tamam da biraz önce ben öyle bir dil duydum ki, öyle laflar söylendi ki milletvekillerine… Benim dediğim şu: Bizim yukarıda kolumuzu bükmeye çalışmayın, yarın burada en büyük engellemeyi görürsünüz. Çok açık söylüyorum, Komisyon üyelerimizi oradaki çoğunluğunuza, üstünlük sağlayan oyunuza ve oradaki o kibirli duruşunuza ezdirmeyiz. Karıncanın kardeşi var, bu grup arkalarında kardeşim; hodri meydan! Açık söylüyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, Komisyonun kendisi karar verecektir arkadaşlarla beraber.

BAŞKAN – Arkadaşlar, evet, Komisyon değerlendirsin durumu.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Madde 22’ye bağlı geçici madde 40 üzerinde iki önerge var, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinde yer alan geçici madde 40’ın kanun metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                Okan Gaytancıoğlu                                        Zeynel Emre                                              Özgür Özel

                                          Edirne                                                      İstanbul                                                     Manisa

                                  Ömer Fethi Gürer                                            Cavit Arı                                             Tahsin Tarhan

                                           Niğde                                                      Antalya                                                     Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Komisyon katılmıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden Kanunu Teklifi üzerinde görüşmelerimize devam ediyoruz.

Tabii “maden” deyince sermayenin aklına altın gelir, kömür gelir, bakır gelir, para gelir; emekçinin aklına doğa gelir, esnek çalışma gelir, güvencesiz çalışma gelir. “Bu kanun teklifinde emekçiler için ne var?” derseniz, hiçbir şey yok. Ama değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz günlerde, Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı bir konuşmada dedi ki: “KİT’lere kadro verdik.” Bu madenlerle ilgili oluşturulmuş kamu kuruluşlarının bazıları KİT. Ne yazık ki burada çalışan arkadaşlarımıza kadro verilmedi. Cumhurbaşkanına yanlış bilgi vermişler. Şu an KİT’lerde çalışanlar kadro almadılar. KİT’lerde kadro almayanların yanı sıra, o madene üst düzey bürokratı götüren kamudaki kiralık araç şoförü kardeşlerimiz de kadro almadılar. O madende oluşan kaza sonucu, gittiği hastanedeki hastane bilgi işlemcilere de, hastane görüntüleme merkezi çalışanlarına da, sosyal tesis çalışanlarına da, yemekhane çalışanlarına da kadro verilmedi. Yani taşeronla ilgili yapılan düzenleme ne yazık ki söylendiği gibi bir düzenleme olmadı ve bugün, Türkiye'nin her yerinden, taşeron çalışanlarının bir kısmı işten atıldığı için, bizlere de ulaşıp “Bizim kadro sorunumuz bir an önce çözülsün.” diyorlar. Bu Meclisten beklentileri bunlar. Karayollarında çalışanlar, Devlet Demiryollarında çalışanlar, postanelerde çalışanlar, maden ocaklarında çalışanlar, hâlâ taşeron yanında çalışan olarak kaldılar. Oysa verilen söz neydi? Kamuda çalışanların tümüne kadrolar verilerek artık taşeron uygulaması işçiler için kamuda sonlandırılacaktı. Eşit işe, eşit ücret verilecekti, eşit kadro verilecekti. Bu söylenenlerin hiçbiri gerçekleşmedi.

Millî Eğitim Bakanlığında toplum yararına çalışan proje kapsamındaki arkadaşlarımızın kadro beklentileri devam ediyor. Yalnız bugün Millî Eğitim Bakanlığında dahi 4-5 çeşit çalışan tanımı ortaya çıkarıldı. Hizmetli diye bildiğimiz çalışanların yerine kimisi İŞKUR’dan kimisi Toplum Yararına Program’dan alınan ve çalışmaları okul aile birlikleri tarafından da sağlanan işçi çalışanlarımız var. Arkadaşlar, bunların tümünü kadroya alalım. Bir iktidarın devlet anlayışıyla işçileri bu şekilde kadrosuz çalıştırmaları yakışık almıyor. Çalışanların güvencesiz, kıdem tazminatsız, ihbarsız çalıştırılması hak ve adalete de sığmıyor.

Bakınız, ülkemizde çoğu işte geçici ve mevsimlik işçiler var. Bunlar bir yıl boyunca çalıştırılmıyorlar. Belediyelerde ve il özel idarelerinde beş ay yirmi dokuz gün çalışanların dört ay daha çalışmasına hak da tanınmadı. Bunların hepsinden İşsizlik Fonu’na para kesiliyor. Onlara İşsizlik Fonu’ndan işsiz kaldıklarında para verilmiyor ama işverene para aktarılıyor. Yani işçiye “Sana destek olacağım.” diye kurulan fonu bile işverenlerin kullanımına sunuyoruz.

Değerli arkadaşlar, belediyelerde çalışan 450 bin işçi ne yazık ki belediye kadrolarına alınmayıp onlar da belediye şirketlerine aktarıldılar. Hâlihazırda bunların çalışma koşulları da taşeron çalışma koşulları gibi. Onlara verilen söz neydi? Sizleri belediye kadrosuna alacağız diyorlardı, almadılar. Keza taşeronda kadroya geçen arkadaşlarımızı da 2020 yılına kadar 4+4’le çalıştırarak toplu iş sözleşmesinden kazandıkları hakları dahi verilmiyor. Emekçilerin ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik koşullarda yaşadığı sorunları bilmeyen milletvekili olduğunu sanmıyorum ama yapılan düzenlemeyle emekçilerin sömürüsü devam ediyor, bu sömürünün hiç kimseye faydası yok.

Bence, bir an önce, verilen sözler yerine getirilsin. Taşeronla ilgili vermiş olduğumuz kanun teklifleri var. Bu kanun teklifleri komisyona gönderilsin, tüm siyasi partiler değerlendirme yaparak sorunu yeniden ele alalım. Kanun hükmünde kararnameyle 1 milyona yakın işçiye kadro verdiğiniz yalanını, bunun olmadığını, gelin, o kanunda, değerlendirmede görelim. Yani söylenen ile alandaki uygulanan bir değil. Şu anda, taşeron nedeniyle, emekliliği nedeniyle ya da yapılan güvenlik soruşturması nedeniyle işinden olanlar var, 4 Aralık tarihi nedeniyle daha sonra işe girip taşeronda kalanlar var. İşçilerin sesine kulak verelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – İşçilerin üretimden gelen, emeğe dayalı çalışmalarının karşılığını verelim. Bu ülkede yaşayanların önemli bölümünün çalışanlar olduğunu da unutmayalım. Onların taşeron uygulamasıyla olan hak gasbını sonlandırarak ülkenin geleceğinin güzel kılınması adına, kardeşçe bir yaşam için, ezilenlerin, işçilerin, emekçilerin sorunlarına Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak sahip çıkalım diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesinde yer alan geçici madde 40'ın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“GEÇİCİ MADDE 40 - Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenmiş işletme ruhsatlarındaki mümkün ve muhtemel rezerv alanlarının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren IV. Grup maden işletme ruhsat sahalarında sekiz yıl, diğer grup maden işletme ruhsat sahalarında dört yıl içinde Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Koduna göre kaynak ve/veya rezerv haline getirilmeyen alanlar taksir edilir. Bu kapsamdaki işletme ruhsatlarında mümkün ve muhtemel rezerv alanlarının Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Koduna göre kaynak ve/veya rezerv haline getirilmesine yönelik yapılacak faaliyetlerde 17 nci maddenin dokuzuncu fıkrası hükmü uygulanır Bu kapsamdaki işletme ruhsatlarında, işletme izin alanı dışında kalan alanlarda görünür rezervin tespitine yönelik yapılacak arama faaliyetlerinde alınması gerekli izinler arama ruhsatları ile aynı hükümlere tabidir.”

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              İsmail Koncuk

                                         Aksaray                                                      Adana                                                       Adana

                                      Hüseyin Örs                                                                                                   İmam Hüseyin Filiz

                                         Trabzon                                                                                                                    Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, kabul edilen çerçeve 17’nci maddeyle çelişki ortaya çıkacağından önergeye katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Adana Milletvekili İsmail Koncuk, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; saygıyla selamlıyorum.

“Gülemedim şöyle bir gün,

Senelerim geçti sürgün

Gönül sevdiğine dargın,

Aha geldim, gidiyorum.

Arif der ki bunca yıl ay

Geldi geçti vay dünya, vay!

Yaşamaksa yaşadım say,

Aha geldim, gidiyorum.”

Türk dava adamı, Türk milliyetçisi Ozan Arif’i rahmetle, minnetle anıyorum, mekânı cennet olsun.

İstanbul Çekmeköy’de helikopter kazasında şehit olan askerlerimizi de rahmetle yâd ediyorum, milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ adına Maden Kanunu’nun 22’nci maddesiyle ilgili önerge hakkında görüşlerimizi bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım.

Tabii, teknik bir madde, maddede bir eksiklik olduğunu düşünmüyoruz. Demek ki gerekli bir madde, onay verilebilir, destek verilebilir.

Tabii, asıl maden, bizim evlatlarımız, gençlerimiz. Madencilik sektöründe problemlerimiz falan var ama asıl geleceğimiz, gençlerimiz. Gençlerimiz ne durumda? Bu, torba yasa getirme alışkanlığınızı biliyoruz, keşke torba yasada genç işsizliğini bir nebze de olsa ortadan kaldırabilecek ufak tefek adımlarınızı da görebilseydik, yine yok. Yani domates, biber, patlıcan meselesinde yine milletin gözünü boyamak adına, işte, bu tanzim satış mağazalarını açtınız. Aslında, bu, bir kabul ediş biliyor musunuz, bir havlu atmak yani “Ben Hükûmet olarak piyasalara hâkim olamıyorum, gücüm yetmiyor, sözüm geçmiyor; ben de devlet olarak domates, biberciliğe soyundum kardeşim.” Bu, budur yani bunun Türkçesi budur. İşsizlik yüzde 12’ler seviyesinde. Önümüzdeki günlerde işsizlik rakamları açıklanacak, 11,9’a ulaşacağı tahmin ediliyor. Tabii, genç işsizlik yüzde 20’lerin de çok üzerinde seyrediyor ve maalesef, Hükûmet olarak bunların tedbirini almıyorsunuz, alamıyorsunuz, bir politika geliştiremiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, şubat ayında 20 bin öğretmen ataması yapılacak. Ataması yapılmayan 400 binin üzerinde gencimiz var şu anda bizim, 400 binin üzerinde ve şu anda okullarımızda sadece 64 ilde 76.605 ücretli öğretmen görev yapıyor. Bu çocuklar aylardır feryat ediyorlar, diyorlar ki: “Şubat ayında hiç olmazsa 40 bin atama yapın.” Bu talebi dahi iktidarınız görmezden geliyor. Geçen, Millî Eğitim Komisyonunu ziyaret eden Sayın Bakanımıza da bunu ifade ettik ama Sayın Bakan da “Bu beni aşar, bir mali boyutu var işin. Dolayısıyla Hükûmeti ilgilendiren bir konu.” diyor. Yani Millî Eğitim Bakanlığını da aştığını Sayın Bakan ifade ediyor. Bu öğretmen ataması konusunda mutlaka bir yol bulmak lazım, çözüm bulmak lazım. Zaman zaman görüyorum, diyorsunuz ki: “Biz, iktidarımız döneminde, bugüne kadar kim ne kadar atadıysa o kadar atadık, başarılıyız.” Amenna ancak geride ne kadar öğretmen kaldı atamadığınız, atayamadığınız, buna bakmak lazım. Siz iktidara geldiğinizde 72 bin olan ataması yapılmayan öğretmen sayısı, aradan geçen on altı yılda 450 bine çıkmışsa şapkayı önünüze koymanız lazım, “Bu problemi çözmek adına nasıl bir tedbir almamız gerekir?” diye şapkayı önünüze koymanız lazım. 450 bin feryat eden, ataması yapılmayan öğretmen var.

Geçen, 33 yaşına gelmiş “Halil İbrahim Bozkurt” adlı ataması yapılmayan bir öğretmenimiz intihar etti değerli milletvekilleri, intihar etti. Şimdi bunu hiç düşünüyor musunuz, bilmiyorum. “Bunun tedbiri nedir?” diye düşünüyor musunuz, bilmiyorum.

Aslında, öğretmen atama konusu sadece okullarımızdaki ders yüküne göre hesap edilmemesi gereken bir konudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha istirham ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Bu konuda yeni projeler ortaya koyabilmeniz lazım. Aslında, defalarca teklif ettik geçmişte de biz bunları. Mesela, kurs merkezlerine, sadece kurs merkezlerine yönelik öğretmen atanabilir, ders yüküne göre değil sadece, bakın. Ders yüküne göre bizim 120 bin öğretmen ihtiyacımız var ama elimizde 450 bin öğretmen varsa bu sayıyla mütenasip projeler üreteceğiz. Mesela, evlerde, okuldan sonra -çünkü eğitim öğretim faaliyeti sadece dört duvarla çevrili bir faaliyet değildir, böyle gördüğümüz zaman eğitimde başarıyı sağlayamayız- çocukları kontrol edecek, çalışmasına yardım edecek olan öğretmen ataması yapılabilir. Bunlar çok radikal gibi gelebilir ama yetiştirdiğimiz yani ülke kaynaklarıyla yetiştirdiğimiz, okuttuğumuz 450 bin evladımız boş oturuyor, bunlar ya itfaiyeci oluyor ya polis oluyor. Arkadaş, biz bu öğretmenleri polis olsun diye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha istirham edersem, öğretmen mevzusu memleket meselesi.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Biz evlatlarımızı, öğretmenlerimizi polis olsun, itfaiyeci olsun diye yetiştirmedik. Bu, devlet kaynaklarını da aslında heba etmek demektir yani öğretmen olarak yetiştirdiyseniz öğretmen, doktor olarak yetiştirdiyseniz doktor olarak değerlendirmemiz lazım ki yaptığımız harcamalar, yatırımlar bir anlam ifade edebilsin. Onun için bu öğretmen ataması konusunda yeni bir bakış açısı, yeni bir perspektif ve yeni projelerle meseleye yaklaşmamız lazım; yoksa bunlar evlatlarımızın yok oluşunu seyretmekten başka hiçbir işe yaramaz.

Ben tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, madde 22’ye bağlı geçici madde 40’ı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 22’ye bağlı geçici madde 41 üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 22’ye bağlı geçici madde 42 üzerinde önerge yoktur.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                   Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                                 Tacettin Bayır

                                          Denizli                                                      Manisa                                                       İzmir

                                 Müzeyyen Şevkin                                        Tahsin Tarhan                                            Ahmet Akın

                                          Adana                                                      Kocaeli                                                    Balıkesir

                                                                                                       Ulaş Karasu

                                                                                                            Sivas

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Sivas Milletvekili Ulaş Karasu.

Buyurun Sayın Karasu. (CHP sıralarından alkışlar)

ULAŞ KARASU (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maden Yasası üzerinde bir konuşma hazırlamıştım fakat AKP Genel Başkanının Sivas’ta yapmış olduğu miting konuşması içeriğimi değiştirmeme neden oldu.

AKP Genel Başkanının 8 Şubat Cuma günü Sivas’ta gerçekleştirdiği mitingin üzerinden bir hafta geçmesine rağmen mitingde yaptığı açıklama ülke gündeminde hâlâ konuşulmakta. Her seçim dönemi ne yazık ki Sayın Recep Tayyip Erdoğan Sivas’a gelir, insanlarda umut uyandıran sözler verir, ne yazık ki bu sözlerin çoğu havada kalır, Sivas kaderine terk edilir.

Değerli arkadaşlar, AKP iktidarının son on yıllık süreçte Sivas’ta yaptığı mitingler ve verdiği sözler noktasında sizlere örnekler vermek istiyorum. Bakın, Recep Tayyip Erdoğan 9/6/2011 tarihinde yaptığı Sivas mitinginde, 2008 yılında ihalesi yapılan Sivas-Ankara Hızlı Tren Projesi’nin 2014 yılında biteceğini ifade etmiştir; cuma günü yaptığı mitingde ise bu projenin 2020 yılında tamamlanacağını belirtti. Umarım bu tarihte proje tamamlanır ve biz de bu projeyle ilgili, sonraki seçimlerde yeni bir tarih duymak zorunda kalmayız. Oysa ki cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan Sivas-Ankara demir yolu hattının temeli 1925 yılında atılmıştır. Savaştan yeni çıkılmasına ve o dönemin şartlarına rağmen demir yolu hattı beş yılda tamamlanmış, 1930 yılında açılışı yapılmıştır. Bugünkü teknolojide ise Sivas-Ankara Hızlı Tren Projesi on iki yılda bitirilememiştir ve ne zaman biteceği de belli değildir. Bu hattın bu kadar uzamasının tek nedeni, olsa olsa siyasi iktidarın beceriksizliğidir.

Yine, 2011 mitinginde Sivas’a 600 yataklı eğitim ve araştırma hastanesi vadedilmiş, bu vaat 4 Haziran 2015’teki mitingde bölge hastanesine dönüşmüştür. Yapılan hastane, ne eğitim ve araştırma hastanesi ne de bölge hastanesidir; içerisinde yeterli sayıda doktor bulunmayan, yeterli hizmeti veremeyen yetersiz bir hastane yapılmıştır. Doğal olarak hastane ihtiyaca cevap verememiş ve iki yıl sonra ek binalar yapılmaya başlanmıştır. Yaşanılan bu süreçte Sivas’ta bulunan Devlet Demiryolları Hastanesi, Kızılay Hastanesi, Askerî Hastane ve SSK Hastanesi kapatılmış; kapatılan bu 4 hastane yerine sadece 1 hastane yapılmıştır.

Recep Tayyip Erdoğan Sivas’ta gerçekleştirdiği son mitingde kadro talep eden TÜDEMSAŞ çalışanlarını azarlayarak kendisinin de ifade ettiği gibi farklı bir siyasetçi olduğunu göstermiş, geçmişte yaptığı gibi vatandaşlarımıza fırça atma alışkanlığını Sivas’ta da sürdürmüştür ve vatandaşını azarlayan Cumhurbaşkanı olma özelliğini korumuştur.

Bahsi geçen TÜDEMSAŞ fabrikası Cumhuriyet Halk Partisi döneminde, 1939 yılında kurulmuş; Sivas’ın büyümesine, gelişmesine ve sosyal yaşantısına büyük katkı sunup binlerce kişiye istihdam sağlamıştır. Şimdi, bu fabrikanın genel müdürlüğü sizin döneminizde Sivas’tan Ankara’ya taşındı. Geçmişte dikimevini ve bölge müdürlüklerini Sivas’ta kapattınız, sakın bu fabrika üzerinde de farklı oyunlar oynamaya kalkmayınız; bu fabrika tüm Sivaslıların kırmızı çizgisidir.

Yine, mitingde tarım politikalarınızdaki beceriksizliğinizin bir sonucu olarak ortaya çıkan sebze ve tarım ürünleri fiyatlarındaki artışı görmezlikten gelip “Bunlar bir merminin fiyatının ne olduğunu bilmiyorlar.” demek insanın aklıyla dalga geçmekten başka bir şey değildir. Bu ülke domates, patlıcan, narenciye, biber satarak İskenderun Demir Çelik Fabrikasını, Seydişehir Alüminyum Tesislerini, Aliağa Rafinerisini, Nazilli Sümerbank Fabrikasını yapmıştır, kasasından da bir kuruş çıkmamıştır. Şimdi tarımı getirdiğiniz nokta ise tarlasını ekemeyen çiftçi, ithal edilen tarım ürünleri ve sonunda tanzim satış kuyruklarıdır.

Recep Tayyip Erdoğan 4 Haziran 2015’te “Sivas’a 14 milyar TL yatırım yaptık.” dedi, bu rakamı 8 Şubat 2019’da 28 milyar TL’ye çıkarttı. Kırk dört ayda Sivas’a 14 milyar TL’lik hangi yatırımlar yapıldı? İnanın, bütün Sivaslılar merak etmektedir.

Yine AKP Genel Başkanı mitingde diyor ki: “Bizden önce Sivas’ta üniversite var mıydı?”

Sayın Erdoğan, Sivas’taki üniversitenin adı “Cumhuriyet Üniversitesi”dir, cumhuriyetin 50’nci yılında kurulmuştur. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karasu, tamamlayalım lütfen.

ULAŞ KARASU (Devamla) - 82 milyon vatandaşın hangisine sorsak adında “cumhuriyet” olan “Atatürk” olan bir kurumun sizin döneminizde yapılmadığını bilir. Siz on yedi yılda yaptığınız hangi kuruma “cumhuriyet” ya da “Atatürk” ismini verdiniz de “Cumhuriyet Üniversitesini biz yaptık.” diyerek sahip çıkıyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, sürekli ayrıştırıcı dil kullanmaktan kaçınmayan AKP’li siyasiler, Aydın mitinginde de buna devam ettiler. Diyor ki Sayın Erdoğan: “18 Mart 1915 ruhunu bilir misiniz, çorbayı paylaşan ruhu bilir misiniz?” Asıl o ruhun ne olduğunu siz öğrenin. O ruhun komutanı Mustafa Kemal Atatürk’tür, devamı Kuvayımilliye’dir, devamı cumhuriyettir, devamı devrimlerdir. (CHP sıralarından alkışlar) Bugün saraylarda oturup binlerce korumayla gezenler, asıl Çanakkale ruhunu bilmeyenlerdir, anlamayanlardır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, söz istemiştim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Zengin.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hayırlı akşamlar diliyorum.

Sayın Milletvekili Karasu’yu dinledim. Doğrusu, arkadaşlarım yol da almak istiyorlar ama “cumhuriyet” ve “Atatürk” üzerinden yaptığı polemiğe itiraz etmemek mümkün değil. Cumhuriyet Halk Partisi anlamamakta ısrar ediyor ama cumhuriyet hepimizin ortak değeri, Atatürk bu ülkenin ortak değeri.

Bu manada, eğer buradan yola devam edeceksek o hâlde sormak lazım, adında “cumhuriyet” olan bir partiye niye insanlar oy vermiyor? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Demek ki sadece isimden yola çıkarak bir şey kazanma şansına sahip değilsiniz. Biz, bu ülkede “cumhuriyet” adını koruyan, muhafaza eden bir partiyiz; Atatürk’le alakalı bütün değerleri muhafaza eden bir partiyiz. O sebeple buradan yola çıkarak AK PARTİ’yi, Sayın Cumhurbaşkanımızı küçümsemeye hiç kimsenin hakkı yoktur, altını çizmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sisteme girin Sayın Bakanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel…

35.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, tabii Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkan vekillerinin, sözcülerinin ağzından “Cumhuriyet ortak değerlerimizdir, Atatürk ortak değerlerimizdir.” gibi sözler duymak güzel. Ama galiba bu sözleri şöyle pekiştirmek veya bu sözleri şöyle boşa düşürmemek lazım: “Atatürk’e muhabbet besleyen ne ölüme ne dirime gelsin.” diyen bir adama hasta ziyaretine giderseniz, elini tutarsanız, fotoğraf verirseniz; “Her 10 Kasımda saat dokuzu beş geçe kenefe gidin.” diyen bir adama 9 Kasım günü Diyanet İşleri Başkanını yollar -cübbesiyle, resmî kıyafetiyle- o fotoğrafları da 10 Kasım dokuzu beş geçe servis ettirirseniz ya da Atatürk’ün manevi evlatlarına ve değerli annesine en ağır ithamları, iğrenç iftiraları söyleyen bir kadını sizin Genelkurmay Başkanınız gidip bir hastanede ziyaret eder ve o fotoğrafları Genelkurmayın internet sitesine koyarsa o zaman size sorarlar: Ya, ortak değerlerimize karşı bu kadar hakaretamiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - O zaman size sorarlar: Madem ortak değerimizse sizin Bakanınız, Diyanet İşleri Başkanınız, partinizin kurucu Genel Başkanı ve şu anki Genel Başkanı bu ziyaretleri niye yapıyor, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu; sizin yaptığınız, sözünüz Mecliste tutanak altındaki durumunuz mu AK PARTİ’nin gerçek durumu, yoksa yaptığınız bu ziyaretlerdeki duruşunuz mu? Bunu açıklığa kavuşturun.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

36.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, kimin ne yaptığını, nasıl yaptığını ve hangi siyasi partinin icraatta var olduğunu herkesin gördüğüne ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan, ben ve arkadaşlarım hiçbir şeyi tutanağa girsin diye söylemiyoruz. Tutanaklar, evet, burada mevcut ama asıl mesele insanların kafasında var olan şey, yaptığımız işler. Bir defa şunu belirtmek isterim: Siz kabul etseniz de etmeseniz de Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu ülkenin Cumhurbaşkanıdır, sizlerin de Cumhurbaşkanıdır. “Diyanet İşleri Başkanınız” diyorsunuz, demek ki sizin bu işlerle pek alakanız yok, bu ülkenin Diyanet İşleri Başkanıdır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O ziyareti yapan namussuz benim Diyanet İşleri Başkanım değil, bunu bil! Öyle şey mi olur ya? Neyi kabul ettirecek bana?

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – Ayıp ya!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir saniye… Konuşurken müsaade eder misiniz kelimelerimi tamamlayayım?

Şimdi Sayın Diyanet İşleri Başkanını başka bir vesileyle bu olaydan kısa bir süre sonra ziyaret etmiştim şahsen; kendisi bu ziyaretin bir planlı ziyaret olmadığını, kendisinin daha evvel onunla olan geçmişe dönük olan hukukuna binaen, çok ağır hasta olması hasebiyle bir ziyarette bulunduğunu ifade etmişti. Burada bütün mesele şudur: İnsanların hayatı bir bütün baktığınız zaman.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Baykal’ı da ziyaret etti.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Çok yaşlı, hayatının belki son noktasına gelmiş bir kişiyle ilgili olarak siz tek bir şeyden yola çıkarak bütün bir partiyi, Cumhurbaşkanımızı, Diyanet İşleri Başkanını, Genelkurmay Başkanını, daha evvel Genelkurmay Başkanlığı yapan Millî Savunma Bakanını bu şekilde itham etme hakkına sahip değilsiniz. Onları eleştirebilirsiniz ama bu ziyaretlere binaen bu ülkedeki bütün değerlerin sadece size ait olduğunu, başka siyasi partilerin bunları sahiplenemeyeceğini söyleyemezsiniz, bu hakka sahip değilsiniz. Bunlar, siz kabul etseniz de etmeseniz de bizim ortak değerlerimiz, sizin kanaatlerinizden de çok bağımsız bir durum. O sebeple, Türkiye’de insanlar zaten tabloyu görüyorlar, kimin ne yaptığını, nasıl yaptığını, kimin işlerinin kelimelerde kaldığını ama kimin, hangi siyasi partinin de gerçekte icraatta var olduğunu görüyorlar.

Cumhuriyet Üniversitesini bugünkü hacmine getiren, bu kadar başarılı, büyük bir üniversite yapan kesinlikle AK PARTİ iktidarıdır. Bunun altını tekrar çizmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, müsaadenizle, son bir kez söz isteyeyim.

BAŞKAN – Sayın Özel…

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, ölüye değil, diriye ziyaret yapıyorsunuz. O diri demiş ki: “Atatürk’e zerre muhabbet besleyen ne dirime ne ölüme gelsin.” Siz buraya ziyarete gittiğinizde bir de şunu düşünün: Bütün havuz medyası, bir “fotoshop” üzerinden, olmayan ziyaretlerle ilgili diyor ki: “Vay efendim, CHP’nin milletvekili terörist cenazesine mi gitti?” Adam diyor ki, bak, adam diyor ki: “Şeriat gelsin, isterse cumhuriyet yıkılsın.” Daha yeni dedi. Bundan büyük bölücülük, bundan büyük vatan hainliği, bundan büyük cumhuriyet düşmanlığı olur mu? Ziyaretlerinizle bu adamı ve fikirlerini meşrulaştırıyorsunuz; sonra da dönüyorsunuz, utanmadan, sıkılmadan “Biz de Atatürkçüyüz, biz de cumhuriyetçiyiz.” diyorsunuz.

“Cumhuriyet yıkılsın, şeriat gelsin.” diyen namussuzu selamlayanları da ziyaret edenleri de sahip çıkanları da sonuna kadar kınıyoruz. Yazıklar olsun! (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, ben de son bir söz rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

38.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, eğer Türkiye Cumhuriyeti’ni bu kadar çok seviyorsanız yaptığınız işler de bunlarla paralellik arz eder. Sizler, yaptığınız işlerde, görüyoruz ki her daim terörle yan yana duran bir sürü yapıyla yan yana gelmekte bir çekince, bir rahatsızlık duymuyorsunuz, duymuyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kiminle yan yana?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O sebeple…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim duymuyor?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Siz yapmayın ya.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Lütfen, rica ediyorum… Yani, burada insanlar hayatları boyunca yaptığı işler konusunda kendileri mesuldürler, mesuller, herkesin kendi mesuliyeti kendisine ama siz bu ziyaretlerden yola çıkarak, bunlardan yola çıkarak ne Sayın Cumhurbaşkanımıza ne de AK PARTİ’ye bu tarz, böyle ağır ithamlarda bulunma, yok efendim “Rezillik.”, şunlar, bunlar, bunları söyleme hakkına sahip değilsiniz. Herkes dönüp kendi hayatına bir baksın.

Tekrar teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel…

39.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, ideolojilerinin, partilerinin, yol arkadaşlarının, kurucularının ve önderlerinin belli olduğuna, umut siyasetinde hedefi kalmayıp korku siyasetine sığınanların Meclisteki tükenmişliğini kamuoyuna arz ettiklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BURAK ERBAY (Muğla) - Konuyla ilgili konuşun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sizin o arkadaşlarınız çok konuyla ilgili konuşuyor sanki.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

ÜMİT DİKBAYIR (Sakarya) - Yok, bize hiç komik gelmiyor ya, bize hiç komik gelmiyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yani, havanda su döv… Fol yok, ortada hiçbir şey yok, çık buraya Cumhuriyet Üniversitesiyle ilgili laf ortaya at…

ÜMİT DİKBAYIR (Sakarya) – Bize hiç komik gelmedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, kendisi…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – “Siz” diye kullanırsanız sevineceğim, “siz”i tercih ediyorum.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir korsan giriş oldu ama neyse...

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hayır, siz her daim yapıyorsunuz, siz daimî yapıyorsunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, birincisi: “Herkes kendi hayatına baksın.” diyor ya; biz gömlek çıkaranlardan, ceket çıkaranlardan değiliz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yapmayın ya.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İdeolojimiz belli…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bizim de öyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …partimiz belli…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bizim de öyle.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …yol arkadaşlarımız belli…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bizim de.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …kurucumuz, önderimiz belli; bir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sizin yol arkadaşlarınız belli değil, yol arkadaşlarınız belli değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Kendi adına “AK PARTİ” densin isteyip, “AKP” denince kızıp tüzüğünde adı “İYİ” olan bir partiye “İP” diyecek… (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) “CHP” olan bir partiye “Ce-Ha-Pe”, ona “terörist”, buna “çukur”, buna “çömlek” diyecek kadar tükenmiş bir siyasete; sanatın içine tüküren, siyaseti rezalete dönüştüren bir şeytanlaştırma diline, umut siyasetinde hedefi kalmayıp korku siyasetine sığınanların Meclisteki tükenmişliğini kamuoyuna arz ediyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET BALTA (Trabzon) – 31 Martta millet size oy verecek(!)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz veriyorum.

Buyurun Sayın Zengin.

40.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Atatürk ve cumhuriyetin siyasi partilerin ve milletin değeri olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, bu tartışma nereden başladı? Sayın hatip kürsüye geliyor, Sivas’ta yapılanlarla alakalı bir konuşma yapıyor, biz sakince dinliyoruz. Şu cümle çıkmasa -ki bu tükenmişlik sendromunun tam bir tezahürüdür- “Adı ‘cumhuriyet’ olan, adı ‘Atatürk’ olan bir şeyi siz yapar mısınız?” demese kürsüde biz hiçbir şey söylemeyeceğiz. Hem sataşacaksın böyle çok çirkin bir şekilde… Siz tükenmişsiniz ya, başka malzemeniz yok, bir cumhuriyet, bir Atatürk; bir onunla ortaya çıkıyorsunuz. Biz de diyoruz ki: Bunlar sizin malınız değil, bütün siyasi partilerin, milletin değerleridir. Bu kadar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.28

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52'nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, söz talebim vardı.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Başkanım, bir söz talebi vardı burada.

BAŞKAN – Söz talebi bir değil de… Keşke bir olsa söz talebi, bayağı bir söz talebi var; bunları değerlendirelim biraz sonra.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 23’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine "şeklinde” ibaresinden önce gelmek üzere “ve onüçüncü fıkrasında yer alan “0,5’i” ibaresi “%1’i”” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Ramazan Can                                     Mehmet Doğan Kubat                                     Mehmet Muş

                                        Kırıkkale                                                    İstanbul                                                     İstanbul

                               Fehmi Alpay Özalan                                                                                                        Atilla Ödünç

                                           İzmir                                                                                                                          Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Maden bölgesindeki ruhsat sahasındaki faaliyetlerin projeye, çevre ve insan sağlığına uygun yürütülmesini kontrol etmek amacıyla valilik, ilgili belediye ve ruhsat sahibi şirket temsilcilerinden oluşan Maden Bölgesi Komisyonunun maden bölgesi için yapacağı harcamaları karşılamak üzere alınan bedelin, ocak başı satış tutarının %0,5'inden %1'ine çıkarılması önerilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesinde yer alan "değiştirilmiştir” ibaresinin "düzeltilmiştir” ibaresi şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                        Hayrettin Nuhoğlu

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      İstanbul

                                      Hüseyin Örs                                         Zeki Hakan Sıdalı                                          Metin Ergun

                                         Trabzon                                                     Mersin                                                       Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 23’üncü madde üzerinde İYİ PARTİ adına konuşmak üzere söz aldım, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün ulusal medyada, basında çıkan bir haber üzerine düşüncelerimi sizlerle paylaşarak konuşmama başlamak istiyorum. Birçok basın-yayın organında bugün TFF Başkanının şirketinin İddaa ihalesine gireceğiyle ilgili haberler vardı. Şu ana kadar takip ettim, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanının İddaa ihalesine gireceğiyle ilgili haberlere bir yalanlama gelmedi ama ben bunun hâlâ daha iddia olarak kalmasını ümit ediyorum. TFF’nin Trabzonspor üzerinde yanlı uygulamalarından, taraflı uygulamalarından çok canı yanan bir şehrin milletvekili olarak daha önce 22 Ocakta Türkiye Büyük Millet Meclisinde düzenlemiş olduğum toplantıda TFF Başkanı ve MHK Başkanını istifaya davet etmiştim. Dün MHK Başkanı istifa ettiğini açıkladı ama bugün öğrendiğim bu haber üzerine maçı idare eden hakemleri atayan, MHK Başkanını tayin eden, maç sonrası takımlara veya oyunculara ceza veren Disiplin Kurulunu, itiraz olursa Tahkim Kurulunu belirleyen bir Federasyon Başkanının iddia, bahis işlerinin içerisinde olmasını hiç etik bulmadığımı buradan haykırmak istiyorum. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı iddiacı, bahisçi olamaz diyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Bunu sizlerin, yüce Meclisimizin takdirine bırakıyorum. Eğer bu iddia doğruysa zaten kendisinin bize, Trabzonspor’a çektirmiş olduğu eziyeti, cefayı derinden yaşayan bir arkadaşınız olarak... En son 27 bin Trabzonspor taraftarını bizim o güzel maç keyfîmizi engelleyerek, yasaklayarak stada almamıştı. Bu konuyla ilgili de daha sonra zaten Passolig ve Türkiye’deki VAR uygulamalarının da bu Meclisin gündemine gelmesini isteyeceğim. Ama iddia ve bahis işinde olan bir TFF Başkanı istemiyoruz, derhâl istifa etmelidir. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Saygıdeğer milletvekilleri, görüşülmekte olan maden yasa teklifiyle ilgili de fikirlerimi sizlerle paylaşacağım. Madencilik sektörü ülkemizin sanayileşmesi, kalkınması ve refah toplumu olması için olmazsa olmaz bir öncelik taşımaktadır. Ancak günümüzdeki uygulamalarda madenlerimiz sadece kâr amaçlı bir meta olarak görülmektedir. Bunun yanında, Hükûmetin günübirlik ve sık sık değişen uygulamaları sektöre yatırım yapacak olanları tedirgin etmekte ve yapılacak yatırımların başka alanlara kaymasına neden olmaktadır. 3213 sayılı Maden Kanunu’nda 2004 ve 2010 yılında yapılan değişikliklerin yanında dünya madenciliğindeki yükselişin de katkısı nedeniyle ruhsat sayılarında önemli artışlar olmuş ve üretim yükselmişti. Ancak 16 Haziran 2012 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Başbakanlık genelgesi bu yükselişi duraklatmaya sokan bir genelge olarak tarihe geçmiştir. 12/9/2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle Başbakanlık genelgesi ortadan kaldırılmış olsa da maalesef sektörde hiçbir iyileşme gerçekleşmemiştir. Gelinen noktada maden ruhsatları ve izinleriyle sınırlı kalmamak üzere neredeyse Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına başvurusu yapılan her türlü işlemin onayı, Bakanlık onayı, güvenlik tahkikatı gibi gerekçelerle süresiz bekletilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Özür dilerim.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Maalesef, uygulanan süreçte şeffaflık bulunmamakta, başvurunun hangi makamda, hangi hukuki gerekçelerle bekletildiği veya reddedildiği talep sahibi madencilere bildirilmemektedir. Yapılan bu uygulamalar uzun vadeli planlamaların gerekli olduğu madencilik sektörünü olumsuz olarak etkilemekte, yatırım güvencesini yok etmekte, sektörün küçülmesine, çalışanların iş ve aş sorunu olmak üzere istihdam sorunlarına neden olmaktadır. Sektörde yaşanan sorunlar Türk madencilik sektörüne pazar kaybettirmektedir. Maalesef bu kanun teklifi de meslek odalarının, sektör temsilcilerinin, sendikaların ve üniversitelerin görüşü alınmadan tek taraflı olarak hazırlanmış, toplum içerisinde tartışmaya açılmamıştır.

Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önceki önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle 3516 sayılı Kanun’a eklenen (h) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“h) Ölçü aletlerinin muayeneleri, tamir ve bakımları ve ayarları için Bakanlık tarafından yetkilendirilen servislerin, yetki kapsamındaki hizmetlerde ilgili kanun ve yönetmeliklere aykırı faaliyette bulunması,”

                                       Ayhan Erel                                             Feridun Bahşi                     Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Aksaray                                                     Antalya                                                      Adana

                                İmam Hüseyin Filiz                                                                                                 Zeki Hakan Sıdalı

                                        Gaziantep                                                                                                                     Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 24’üncü maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

3516 sayılı Ölçüler ve Ayar Kanunu’nun yasaklar bölümüne giren 14’üncü maddesinin (e) bendine “muayenelerinin” ibaresi ve (h) bendiyle de “Ölçü aletlerinin muayenelerini veya tamir veya ayarını yapmak için Bakanlık tarafından yetkilendirilen servislerin yetki kapsamındaki hizmetlerde ilgili kanun, yönetmeliklere aykırı faaliyette bulunması,” yasaklar içine alınmış. Bunu biz olumlu mütalaa ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, ekonomik krizin her gün artarak etkisini gösterdiği bugünlerde getirdiğiniz kanun teklifiyle Maden Kanunu sanki ceza kanununa dönüşmüş gibi.

Değerli arkadaşlar, biz milletimizin evindeki ekonomik yangını, çarşıdaki, pazardaki fiyat artışlarını; emeklilikte yaşa takılanları, 3600 ek gösterge bekleyen öğretmenlerimizi, polislerimizi, sağlık çalışanlarımızı, din görevlilerimizi; sanayicimizin içinde bulunduğu durumları; bordro mahkûmlarının sorunlarını; esnafımızın, çiftçimizin, asgari ücretlilerin sorunlarını; artarak devam eden işsizlerin durumlarını; belediyelerde, KİT’lerde, hastanelerde çalışan taşeron işçilerine neden kadro vermediğinizi; hastalarımızın, dolar kurunu 2,69’da sabitlemeniz nedeniyle ilaç bulamamalarını soruyoruz; üretime dayalı olmayan, tüketimi artırıcı politikalarınızı soruyoruz; tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yeten bir ülkeyken bugün yem, nohut ve hayvan ithal etmemizin sebeplerini soruyoruz; genç çiftçilerimize “ithal” diye dağıtılan yerli ırk büyük ve küçükbaş hayvanları soruyoruz; çiftçilerimizin, nakliyecilerimizin neden yatların yararlandığı ucuz mazottan yararlanmadığını soruyoruz, sorularımıza cevap veremiyorsunuz, gündemi başka şeylerle meşgul etmeye gayret gösteriyorsunuz. Ekranlarda hal ve marketlerdeki fiyat artışları konusunda hal esnafını rakip alıyorsunuz. AK PARTİ seçim klasiği, yönetenin suçu hiç yok, karşıda bir suçlu yarat, stratejiniz bu arkadaşlar. Yöneten, milletten yetki alan mazeret üretmemeli.

Bakın, 2018 yılında mazota yüzde 85, gübreye yüzde 120, tohuma yüzde 95, zirai ilaca yüzde 100, enerjiye yüzde 85 zammı hal esnafı ile nakliyeciler mi yaptı? Bu zamları bu Hükûmet yapmasaydı İstanbul ve Ankara'daki vatandaş bu kadar pahalı sebze ve meyve yemezdi. Bütün yetki elinizde. Tabii, size göre kriz yok, her şey güllük gülistanlık. Yapmayın, etmeyin değerli arkadaşlar, milletimizin beklentilerine cevap verin. Süslü sözler, kamuflajlar, yerel seçimler öncesi geçici birtakım düzenlemeler değil, dertlerine deva olacak kalıcı düzenlemeler beklemekte yüce millet sizden.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem Adana'da sadece son bir ayda 2.107 esnafımız iş yerini kapatmış. Türkiye genelinde ise 516 bin esnaf iş yerlerini kapatmış. Anneler ağlıyor, çocuklar ağlıyor.

Evet, bakın, daha ocak ayının son haftası yem ham maddelerindeki girdi fiyatlarının yüksekliği nedeniyle sektörün en büyüklerinden biri olan bölgemizin ihracat şampiyonu Garip Tavukçuluk konkordato ilan etti. 650 işçi, aileleriyle 4 bin kişi yine mağdur oldu. Sizler için bir şey ifade ediyor mu bilmiyorum, vicdanlarınız sızlıyor mu? Bakın, ne diyor: “Bizi garip bırakmayınız.” diyor. Aileler sokaklara düşmüş, ağıt ağlıyor. Gelin, bu mağduriyetleri giderecek yasal düzenlemeleri birlikte yapalım. Milletimiz bunun için bizlere vekâlet verdi değerli arkadaşlar.

Yine, Türkiye’den Avrupa’ya ihraç edilen narenciye ve diğer yaş sebze meyveler için tırlarımızın Bulgaristan’dan transit geçişi esnasında Bulgar makamları tır başına 350 ile 800 euro arasında “analiz ücreti” adı altında paralar tahsil etmektedir. Ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik kriz ortamında, zor rekabet şartları içinde mal ihraç etmeye çalışan ihracatçılarımız haksız yere alınan bu bedellerle mağdur olmakta ve bu durum Avrupa’ya yapılan yaş sebze, meyve ve bilhassa narenciye ihracatımızı olumsuz etkilemektedir. Ticaret Bakanlığı ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından konunun çözümü için ivedi girişimde bulunulması, haksız rekabetin önlenmesi ülkemiz ihracatı bakımından önem arz etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çulhaoğlu, tamamlayalım lütfen.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekili arkadaşlarım, yine, seçim bölgem Adana’da aşırı yağıştan zarar gören çiftçi ve üretici esnafımızın zararları nedeniyle tarım kredi kooperatifleri ile Ziraat Bankasına olan borçlarının faizsiz olarak bir yıl ertelenmesini talep etmiştim. Ayrıca “TARSİM’e yani tarım sigortası olmayan çiftçilerimize yardım edecek misiniz?” diye sormuştum hemşehrilerim adına. Henüz Hükûmetten bir cevap gelmediğini de değerli Adanalı çiftçi ve üreticilerimizin dikkatine sunuyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesindeki “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Kazım Arslan                                   Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                               Candan Yüceer

                                          Denizli                                                      Manisa                                                     Tekirdağ

                                    Tacettin Bayır                                        Müzeyyen Şevkin                                      Tahsin Tarhan

                                           İzmir                                                        Adana                                                      Kocaeli

                                                                                                       Ahmet Akın

                                                                                                          Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer.

Buyurun Sayın Yüceer. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkenin doğal kaynaklarını kullanması, madenlerini işletmesi, ekonomiye katması elbette çok önemlidir ama bunu yaparken sadece maden sahiplerinin çıkarlarını korumayacaksınız, madende çalışan işçileri de koruyacaksınız, onları denetleyeceksiniz, önlem alacaksınız. Yani Soma’da yaptıklarınızı yapmayacaksınız ya da mesela sadece birilerini zengin etmek uğruna madenleri peşkeş çekmeyeceksiniz. Çevreyi de koruyacaksınız yani bir yandan şirket için, Yırca’da olduğu gibi zeytinlik alanları talan ettirmeyeceksiniz. Mesela sadece enerji üretmeyeceksiniz, bunu yaparken çevre sağlığını, insan sağlığını tehdit edecek tasarruflardan kaçınacaksınız. Yani her bulduğunuz yere, ormana, su kıyılarının yanına santral dikmeyeceksiniz ve bunu özellikle halka rağmen yapmayacaksınız.

İşte Tekirdağ Pınarça’ya yapılması planlanan termik santral; iptal edildiydi, yok edilmediydi, yok seçim sonrasına ertelendiydi… Bu ülkenin bir Çevre Bakanı yok mu? Bu ülkenin bir Enerji Bakanı yok mu? Çıksın, desin ki: “Bu santrali iptal ettik. Buraya da bir daha başka santral yapmayacağız.” Ha, demiyorsa, kulaktan kulağa oynar gibi “Bu bunu dediydi, şu şunu dediydi.”yle olmuyor bu iş.

Bakın, 30 Ocakta sivil toplum kuruluşlarına Bakanlık bir yazı gönderiyor, diyor ki: “ÇED süreci iptal edilmedi, devam ediyor.” Aynı Bakanlık 4 Şubatta bu sefer Tekirdağ’daki kuruluşlara ve belediyelere gönderiyor, diyor ki: “ÇED süreci iptal edilmiştir.” Bakanlık aynı bakanlık, şimdi hangisi doğru? Beş gün arayla yanıt değişiyor; insanlar bu yüzden güvenmiyor, inanmıyor. Haklılar da çünkü sizlerin vicdanının sızlamadığının, sorumluluk hissetmediğinizin çokça kanıtı var ortada.

Bakın, bir örnek: 2011-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığınca Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Kocaeli ve Antalya’da bir araştırma yürütülüyor. Bu, çevresel faktörlerin sağlığa etkileri üzerine bir değerlendirme ama üstünden üç yıl geçmesine rağmen maalesef bu konu hakkındaki araştırma sonuçlarıyla ilgili kamuoyuyla bir paylaşım yapılmıyor. Bir kişi, bir bilim insanı Bülent Şık buradaki verileri paylaştığı için, Dilovası ve Ergene havzasındaki kanser sıklığını belirttiği için geçtiğimiz hafta yargılandı. Asıl yargılanması gereken Bakanlık yetkilileriyken 1 milyon 300 bini çocuk olmak üzere bölgede yaşayan 7 milyon insanın sağlık hakkını, çevre hakkını, çocuk hakkını savunduğu için Bülent Şık yargılandı. Neyle? Açıklanması yasaklanan gizli bilgileri açıklama, temin etme, göreve ilişkin sırrın açıklanmasıyla suçlanıyor. Kamuoyunu son derece yakından ilgilendiren çevresel bir araştırmanın sonuçları neden yasak ve gizli bir bilgi olarak değerlendirilsin? Halk sağlığından bahsediyoruz, halk sağlığının sırrı olur mu? Olmamalı, olamaz da aslında ama maalesef burada Bakanlığın “Açıklanması yasak ve gizli.” dediği bir sır var, bu sır ne? Bu bölgelerde yaşayan insanların soluduğu havada, içtiği suda, yediği gıdalarda vücutlarının tolere edemeyeceği miktarda kimyasal madde olması ve bu kimyasal maddelerin bu bölgede yaşayan insanları, bizleri kanser etmesi ve birçok hastalığa sebep olması, maalesef. Burada hem kirliliği önlemeyin -insanların sağlığı riske atılsın, kanser vakaları almış başını yürüsün- hem de bu bilgileri saklayın, insanlar ne olduğunu bilmesin, sonra da “Dikkat edin, burada risk var.” diyen kişiyi dava edin. Aslında, normal kuralların işlediği bir ülkede o insana değil dava açmak madalya takarlardı, madalya.

Bakın, Ergene benim seçim bölgem, ben orada yaşıyorum, çocuklarım orada dünyaya geldi, büyüdü o 1 milyon 300 bin çocuk gibi. Ergene simsiyah akıyor, Türkiye’nin en kirli suyu, içinde bırakın balığı, bakteri bile yaşamıyor. Gerçekten, içinde kadmiyumdan arseniğe, kurşuna her türlü ağır metal var ve sadece Ergene Nehri değil, maalesef, havzanın tamamı kirli ve kanser vakaları gerçekten çok yüksek. 2011’de Bakanlık dedi ki: “Bu iş bizim için çocuk oyuncağı, biz Haliç’i temizlemişiz, burayı mı temizleyemeyiz?” “Biz yüzeceğiz.” dediler, “Biz balık tutacağız.” dediler, o günden bugüne hiçbir şey yok, Dilovası da aynı durumda ama umurunuzda değil, hem suçlu hem güçlüsünüz bu olayda olduğu gibi.

Değerli milletvekilleri, enerji elbette önemlidir, elbette vazgeçilmez bir ihtiyaçtır, kimse enerjiye düşman değil ama istiyorlar ki çevreleri kirletilmesin, sağlıkları tehlikeye girmesin; bunu istiyorlar. Tabii ki bunu belirtmek zorundalar, bunun hesabını yapmak zorundalar ama sizler Hükûmet olarak öyle vurdumduymazlık içindesiniz ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

CANDAN YÜCEER (Devamla) - … sağlıkmış, insanmış, çevreymiş umurunuzda değil; varsa yoksa birilerini zengin etme sevdası. (CHP sıralarından alkışlar) İşte örnek: Bu torbanın 45’inci maddesi.

2016’da bir değişiklik yapılmış, denmiş ki: “Özelleştirilen enerji üretim tesisleri 2019’a kadar çevre mevzuatına uygun hâle getirilsin.” yani bacasında filtresi yoksa filtre taksın, çevreyi kirletmeyecek, sağlığı tehdit etmeyecek önlemler alınsın. Peki, ne olmuş? Yıl tamamlanmış, bunda bir sorun yok, gelinmiş, aradan üç yıl geçmiş -üç yıl her türlü önlemi almak için yeterli bir süre- ama ne olmuş? Şimdi ne deniyor? “Tamam, siz 2016’da bunun taahhüdünü verdiniz, buraları aldınız ama yapmadınız, canınız sağ olsun, siz iki yıl daha kirletmeye devam edin.” deniliyor şimdi bu firmalara.

Onların canı sağ olsun da asıl halkın canı ne olacak diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesinde geçen “gelmek üzere” ibaresinin “gelecek şekilde” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Murat Çepni                                   Tulay Hatımoğulları Oruç                                 Rıdvan Turan

                                           İzmir                                                        Adana                                                       Mersin

                                   Fatma Kurtulan                                         Erol Katırcıoğlu                                         Şevin Coşkun

                                          Mersin                                                     İstanbul                                                        Muş

                                                                                             Ömer Faruk Gergerlioğlu

                                                                                                          Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan.

Buyurun Sayın Kurtulan. (HDP sıralarından alkışlar)

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, burayı yönetirken, iki gündür, partiler arası hakkaniyeti titizlikle oluşturma çabanızı takdirle karşılıyorum ancak AKP Grubunda bu hassasiyeti görmediğimizi söylemek isterim. Hatta sizi de yer yer zor durumda bıraktığını görüyoruz. İki gündür, dün de, aynı saatlere tekabül eden… AKP Grup Başkan Vekili Bülent Turan aynı mahiyette bir konuşma yaptı, partimizi terörle itham ederek, yaptığımız tüm demokratik eylem ve etkinlikleri terörize ederek, kriminalize ederek, böyle söylemlerde bulunarak çekip gitti. Bugün de yine aynı şeyi yaptı. Hele hele arkadaşlar, şu an can çekişen, ölüm sınırında olan bir açlık grevine “sözde” demesini çok vicdani, ahlaki bulmadığımı paylaşmak istiyorum. 301 insandır, anneleri vardır, seçim bölgelerimize giderken geliyorlar, “Çocuklarımız ölüyor, ne olur bir şey yapın.” diyorlar. Bunlara “sözde” demek, dalga geçmek, alay etmek, kendi kirli siyasetini gölgelemeye çalışmak etik değil, doğru bir siyaset değil, bu çatı altında bunu yapmamak, bu çatı altında bulunan herkesin bunu kabul etmemesi gerekiyor.

Şimdi, sürekli dönüp dolaşıp durulan bir yer vardır ayrıca. Partimizi yine itham ederken bazı şeylerle, bir dönem Eş Genel Başkanlığımızı yapan Sayın Figen Yüksekdağ’la ilgili “Sırtını bilmem nereye dayamıştı.” diyor. Şunu hatırlatmak istiyorum AKP’ye: Figen Yüksekdağ bu lafı söyledikten sonra, arkadaşlar, siz gittiniz YPG’ye, Süleyman Şah Türbesi’nin güvenli yere taşınması için destek istediniz, katkı istediniz ve bu da sağlandı. Kürtler orada “Kardeş halkın hassasiyeti varsa, bir değeri varsa bu, benim de değerimdir.” dedi ve onu gözü gibi korudu, bu korumayı sağladı.

Yine, tekrar, Figen Yüksekdağ bunu söyledikten sonra, peşmerge konvoyu bütün doğuda sınırı geçe geçe -kitlesel ağırlama ve uğurlama törenleriyle, konvoyla- Kobani sınırına geçti. Yine, bunu siz biliyorsunuz.

Arkadaşlar, yine, aynı zamanda, Figen Yüksekdağ bunu söyledikten sonra Salih Müslim az ileride Dışişleri Bakanlığının misafiri olarak ağırlandı, bunu da size hatırlatayım.

Değerli arkadaşlar, şunu söyledik, hâlâ söylüyoruz ve her zaman dedik: Bu ülkede yan yana büyüyen, yan yana okuyan, aynı parklarda oyun oynayan, aynı yerlerden geçen çocuklarımız, bu ülkenin çocukları dağlarda birbirini öldürüyorsa, bizim oturup bunu düşünmemiz lazım.

Bu, aslında cumhuriyetle yaşıt bir meseledir. Cumhuriyetle yaşıt bir meseleyi bir tarihten ele aldığımızda, aslında Mustafa Kemal Atatürk’ün de bu sorunu çözmeye dair çabası olduğunu görmek mümkün. Birçok çaba tamamına ermiyor, ayrı bir şey. Erzurum, Sivas Kongrelerini yapma, özellikle oralarda yapma mantığı, 1920, 1921 süreçleri, 1921 Anayasası’nın maddelerinin yarısından fazlasının neye tekabül ettiğini incelersek, aslında Mustafa Kemal’in de biraz bu sorunu çözme iradesi göstermeye çalıştığı fakat o zaman ve daha sonraki süreçlerde de olduğu gibi tamamına ermediği görülür.

Arkadaşlar, bundan sonraki süreçlerde Turgut Özal şunu söylüyor: “Kürt meselesini mutlaka çözeceğim arkadaşlar. Bu meseleyi kim çözerse 2’nci Mustafa Kemal olacak.” diyor. Yine, PKK liderine haber gönderiyor, ateşkes ilan ediliyor. PKK ateşkes ilan ediyor ve PKK’nin ateşkes ilanından sonra bir komployla savunmasız 33 asker öldürülüyor ve bu süreç de aslında yine kesintiye uğruyor ve sonrası rahmetli Turgut Özal’ın ölümü hâlâ bu ülkenin karanlık bir sayfasında duruyor.

Demirel’in açıklaması var. Süremiz bunların hepsini açıklamaya yetmiyor. Demirel “Kürt realitesini tanıyoruz.” diyor. “Onlar bu ülkenin vatandaşlarıdır, onlar bu ülkenin sahibidir, onlar azınlık değil.” diyor.

Yine, arkadaşlar, bu ülkede en çok PKK’yle savaştığını iddia eden “Bitireceğim.” “Bitireceğim.” diyen bazı grupların da ablası olan Tansu Çiller bile, Viyana’da yaptığı bir konuşmada dedi ki: “İspanya modelini esas alabiliriz, tartışabiliriz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

FATMA KURTULAN (Devamla) – İspanya modelinin de Bask modeli olduğunu hepiniz biliyorsunuz ve ondan sonra, Tansu Çiller de bunu söyledikten sonra Lice yandı ve ondan sonraki süreç de kesintiye uğradı.

Mesut Yılmaz, Avrupa Birliği üyeliği süreci tartışılırken “Avrupa Birliğinin yolu Diyarbakır’dan geçer." dedi; o da unutuldu.

Ve sonrasında Tayyip Erdoğan’ın girişimleri oldu. Yine 2015 yılında Diyarbakır’da yaptığı bir konuşma ve ardından Beşir Atalay’ın Kürt açılımı meselesiyle bu süreç başladı ve ondan sonra, üç yıl boyunca defalarca MİT Müsteşarı ziyarete gitti, Öcalan’la görüştü, konuştu, tartıştı, yol haritası çizdiler birlikte ve ondan sonra bir “Nevroz” konuşmasıyla silahların sınır dışına çıkarılması tartışıldı ve bu süreç de başladı, bunu hepiniz biliyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA KURTULAN (Devamla) – Bir dakika daha…

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

FATMA KURTULAN (Devamla) – Sonrasında bir hayli, çokça mesai yapan, sizin grubunuzda da -belki onu hatırlamazsınız- birçok değerli insan buna kafa yordu o zaman, çok çok kafa yordu fakat nasıl ki anketler sizi farklı gösterdi, bir başka sinyal size verdi, süreci ters yüz ettiniz, ayağınızla devirdiniz.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yalan söylüyorsun, siz bitirdiniz.

FATMA KURTULAN (Devamla) – “Ne süreci ne görüşmesi ne Apo’su ne İmralı’sı; onlar haindir, oraya giden heyet haindir.” diye başladınız, ondan sonra kanlı bir süreç, çok can kaybının olduğu bir dönem…

Süreyi çok da istismar etmeyeyim, şunu söylemek isterim: Her zaman söyledik, tarih boyunca, cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye değişik zamanlarda önüne koymuş, çözme iradesini göstermiş, değişik güçlerle bu engellenmiş. Gelin, hep beraber bunu fazla zamana yaymayalım, bu çocuklarımız birbirini öldürmesin, kan dökülmesin, bu ülkenin çocukları toprağa gömülmesin, bunu mutlaka çözelim diyorum, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 24’üncü madde kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde iki önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 25’inci maddesiyle 3516 sayılı Kanun’un değiştirilmesi öngörülen 15’inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"c) Damgası kopmuş, bozulmuş, damga süresi geçmiş ölçü aletini kullanan kişiye, ölçü aletinin türüne ve kullanıldığı işin niteliğine göre bin Türk Lirasından on bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Ayrıca bu ölçü aletlerine el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.”

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  Aylin Cesur

                                         Aksaray                                                      Adana                                                       Isparta

                                      Hüseyin Örs                                             Feridun Bahşi                                             Metin Ergun

                                         Trabzon                                                     Antalya                                                      Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Isparta Milletvekili Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bir seçim arifesindeyiz ve aniden ortaya çıkan Türkiye'nin beka sorunu tartışmalarıyla karşı karşıyayız. Nereden çıktı bu? Sahiden anlaşılır bir şey değil çünkü bu, belediye başkanları seçimi. Ben söyleyeyim nereden çıktı; seçim kazanma tecrübesi olan iktidar partisi yetkilileri bu defa işleri zor, biliyorlar. Kendileri de yerel seçimle geldikleri için bu konuda tecrübeye sahipler. Her kesimden vatandaş o kadar sıkılmış ve bunalmış durumda ki bir çare ve değişim arıyor, bunun da farkındalar. Ekmek arıyor çocuğunun önüne koyacak, siz bu defa da beka koydunuz, ısıtılmaya hazır bir tencereyle. Tencereniz boş değil, dolu, dolu da içinde aş yok, aşı olanın da huzuru yok. Şimdi Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in tarihe mal olan sözlerinden birisi geliyor bu durumda aklıma “Tencerenin düşüremeyeceği hükûmet yoktur.” Koca şanlı tarihimizde nice sultanlar, nice iktidarlar geldi geçti, memleketin bekasını belediye başkanları üzerinden tartışan olmadı; bunu aziz milletimiz de biliyor. Kaldı ki, ne olacak yani, bizim gösterdiğimiz adaylar belediye başkanı olduğu zaman bu ülkeyi satacaklar mı?

Ben Isparta’dan bahsedeyim, Isparta’da bizim belediye başkanı adayımız on yıldır baro başkanı. Adalet dağıtan bir kurumun en üst seviyesinde, Isparta bu kadar güvenmiş kendisine.

Şimdi, milletimizin önünde sandık var, bir de on yedi senedir kendisini yöneten bir iktidar partisi ve onun belediye başkanı adayları var. Vatandaş, evinin önünde, sokağında, şehrinde ne gibi sorunlar var, mevcut belediyeler bunlara ne kadar çözüm üretmişler, bunlara bakacak. Bir de hemen en yakınındaki seçime gidecek, 24 Hazirana ve o seçimlerde neler vadetmişsiniz ve vadettiklerinizden neleri yapmışsınız buna bakacak. Sizin söz verdiklerinizden, bizim burada yapılsın dediğimiz, sizin de burada reddettiğiniz bütün kararlara ve her şeye bakacak ve karar verecek çünkü artık vatandaşın kendi geleceğine el koyma zamanı.

İşte, beka sorunu var dediğiniz yerde Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasının sahibi Türk milletidir. Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle kendisini oluşturan tüm fertleriyle yapar bunu, geçmişte de böyle yaptı, gelecekte de yapmaya devam edecek. Her daim olduğu gibi bugün de içeriden ve dışarıdan tehdit olduğunda birbirine kenetlenir, hainine de teröristine de meşhur dış mihraklarına da haddini bildirir. Nerede mi kenetlenir? Ay yıldızlı bayrağının altında kenetlenir. Nerede mi kenetlenir? Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin etrafında kenetlenir. Bu sizinle olmadı, bu hep vardı ve olacak ilelebet. Kimse başka hesaplar yapmasın. Kimse beka siyasetiyle bu milletin zekâsıyla alay etmesin ve vatanperverliği üzerinden de siyaset yapmaya kalkışmasın. Adaylarınız mı var, çıkacaklar milletin önüne, varsa projeleri onları söyleyecekler.

Memleketin hâline bakınız değerli arkadaşlar. Yüzde 20 enflasyon ve 4 milyon işsizlikle karşı karşıyayız, bu durumdayız. Yapmayın, başınıza iş alırsınız. Millî değerler üzerinden siyaset yaptığınız zaman önce Andımız’ı sorarız. Danıştay karar verdi okutulsun diye, neden “Okullarda okutulmasın.” dediniz? Daha birkaç gün önce önünüze getirdik. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sorarız sonra da. Suriyelilere harcadığınız 35 milyar doları sorarız. Yetmedi, yılbaşında Taksim Meydanı’nda Türk Bayrağı altında değil de başka bayraklar altında yılbaşı kutlayanları sorarız. Başına çuval geçirilen askerlerimizden başlarız sormaya, savunma sanayimizin göz bebeği olan Tank Palet Fabrikasını, burada günlerce tartıştığımız hâlde, “Durun, yapmayın, yapmayın.” dediğimiz hâlde nasıl verdiniz Katarlılara, bunu sorarız. “Beka” dediğiniz yerde devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü olan bir Türkiye’den, her gün şehit cenazelerinin kalktığı, ekim ayında akşam saat altıda askerlerinin donarak öldüğü bir Türkiye’ye getirdiğiniz Türkiye’yi sorarız. Dedik ki onu da araştıralım, ona da “Yok.” dediniz ve 15 Temmuz hain darbe girişimi, masum insanların katledildiği alçak darbe.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYLİN CESUR (Devamla) - Burada, bu kürsüde ve her yerde, FETÖ araştırma komisyonu kuralım dedik defalarca, reddettiniz. Niye? Bunu sorarız.

Bakınız, arkadaşlar, gençlerimiz, en fazla onlar umutsuz, kaygı imparatorluğu hâline gelen bu güzel ülkemizde. Hayalleri çalındı çünkü “Araştırılmasın.” dediğiniz örgütlerin elindeki sınav sistemlerinde. Çağ atlayacaktık ya hani, yoksullukta çağ atlamakla kalmadık, üniversite öğrencilerinin gelecek hayallerini de sona erdirdik. Nasıl mı? Hemen bazı rakamlar vereyim: Yükseköğrenimde 8 milyon öğrenci var. Geçim sıkıntısı nedeniyle beş yılda 1 milyon öğrenci okulu dondurmuş veya bırakmış, hâlen 1 milyon üniversite öğrencimiz de işsiz.

Aile Bakanlığının internet sitesinden kaldırdığı 2013 yılı Sosyal Bülteni’nde yoksul sayısı 30,5 milyon. Artık söylemekten yorulduk, bir devlet vergiyle büyümez; üretimle büyür, icraatla büyür, sanayiyle büyür, tarımla büyür, teknolojiyle büyür, eğitimle büyür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Çok kısa süre rica edebilir miyim, cümlemi bağlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, tamamlayalım lütfen.

AYLİN CESUR (Devamla) – Ne acıdır ki domates satarak fabrika kuran ülkeden, fabrika satarak domates ithal eden bir ülkeye dönen ülkemizde beka sorunu olduğu doğrudur, doğrudur da bu sorunun nedeni Türkiye'nin yönetilememesidir. Yunus Emre ne güzel demiş: “Bir bahçeye giremezsen durup seyran eyleme, bir gönül yapamazsan yıkıp viran eyleme.”

Sizlere saygılarımı sunmadan önce, az önceki hatibin Sayın Demirel’den bahsettiği ve “Kürt realitesini tanıyoruz.” sözü üzerine bir cümle etmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in böyle bir kaderi vardır, canları isteyince insanlar onu referans alırlar, istemeyince alır, suçlarlar. Ben Sayın Demirel’in yanındaydım, bire bir, o gece de nöbetçiydim kendisinin yanında, sabaha kadar. Apo’nun getirilip, teröristbaşının getirilip hapse konulmasını sağlayan kişidir. 2000 yılında Cumhurbaşkanlığı görevini bıraktığı zaman bu ülkede terör sıfıra yakındı. O günleri hatırlatmak istiyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 25’inci maddesinin (c) bendi için yapılan düzenlemede “damga süresi geçmiş” ibaresinin teklif metninden çıkarılmasını, (e) bendinin başına “kasıtlı olarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Tahsin Tarhan                                            Ahmet Akın                                     Müzeyyen Şevkin

                                         Kocaeli                                                    Balıkesir                                                     Adana

                                   Utku Çakırözer                                          Tacettin Bayır                         Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

                                        Eskişehir                                                      İzmir                                                       Manisa

                                                                                                     Kazım Arslan

                                                                                                           Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama, aralarında, sekiz aydır 8 metrekarelik bir hücrede haksız, hukuksuz biçimde tecrit altında tutulan 26’ncı Dönem Milletvekilimiz Eren Erdem’in de bulunduğu ve düşündükleri ya da yazdıkları nedeniyle tutuklu tüm siyasetçilerimize, aydınlarımıza, gazetecilerimize özgürlük dileğimle başlamak isterim.

Değerli arkadaşlarım, öyle bir iktidar var ki karşımızda, bir yanda, marketlerde naylon poşetleri 25 kuruş yaparak çevreyi korumuş olmakla övünüyor ama diğer yanda, bakın, getirdikleri kanun teklifi önümüzde. Hem madencilik ve enerji faaliyetleri için orman alanlarımızın katledilmesi cazip hâle getiriliyor hem de filtresi, baca gazı arıtma sistemi olmaksızın yıllardır bize zehir solutan termik santrallerin Zonguldak’ta, Şırnak’ta, Çanakkale’de, Maraş’ta, Kütahya’da, Manisa’da, Sivas’ta havaya, suya, insanlara ve tüm canlılara en az iki yıl daha zarar vermesinin yolu açılıyor. Temiz hava hakkımız elimizden alınıyor, yavrularımızın sağlığı tehlikeye atılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, vatandaşlar üç gün içinde 60 bin imza topladılar. Ne diyorlar? “Temiz hava haktır, iki yıl beklemez.” diyorlar. Evet, hepimize zehir solutan bu santrallerin bu hâlde çalışma süresini iki yıl daha uzatmamalıyız. Artık bunları emekliye ayırmalıyız ve bunu bugün hep birlikte yapmalıyız.

Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle Eskişehir’imize, verimli Alpu Ovamıza yapılmak istenen termik santralle ilgili son gelişmeleri de sizinle paylaşmak isterim. Bu proje hakkında belediyelerimizin, baromuzun, sivil toplumun, bunların açtığı tüm davalar Eskişehirlilerin lehine, temiz havamızın, suyumuzun, toprağımızın lehine sonuçlandı. Geçtiğimiz hafta, bizim “zehir santrali” dediğimiz bu projenin ihalesi bir kez daha ertelendi, bu 6’ncı erteleme; evet, tam 6 kez ertelendi. Halk karşı, mahkemeler karşı dolayısıyla biz Eskişehirliler artık yeni bir erteleme istemiyoruz, bu projenin iptal edilmesini istiyoruz. Bakın, bugün Maden Kanunu’nu konuşuyoruz, Alpu Termik Santrali Projesi, dünyada sadece Eskişehir’imizde çıkarılan ve “beyaz altın” dediğimiz lüle taşı madenciliğini de bitme noktasına getirecek bir proje. O yüzden, gelin, bu projeyle bereketli Alpu Ovamızı, havası, suyu temiz Eskişehir’imizi zehirlemeyelim, lüle taşı madenciliğimizi yok etmeyelim diyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Eskişehir’imiz yer altı zenginlikleri açısından önemli bir bölge, bunların başında da Seyitgazi ilçemiz içinde çıkarılmakta olan bor madeni gelmekte. Kırka’daki Eti Maden bor tesisleri gerçekten sadece Eskişehir’imiz için değil, ülkemiz için çok önemli bir millî varlık. Bu işletmede alın terini ortaya koyan işçilerimize ve yöneticilerimize ülkemize katkıları için buradan teşekkür etmeyi borç bilirim. Teşekkürümüzle birlikte oradaki emekçi kardeşlerimizin taleplerine buradan aracı olmak isterim. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan birkaç gün önce dedi ki: “KİT’lerde çalışanlara kadrolarını verdik bizden bir şey beklemesinler.” Ama bakın, Kırka’da fabrikada çalışan taşeron işçileri var, onların beklentisi var. Bunların laboratuvar ünitesinde çalışan 23, konsantre kırma, eleme ünitesinde çalışan 63 tanesi kadrolu işçilerle aynı işi, asıl işi yapıyor ama kadro hakları yıllardır verilmiyor. Mahkemeye gittiler, karar lehlerinde çıktı, Yargıtaya gitti, karar onandı ama Eti Maden yönetimi bu 86 kardeşimizin mahkeme tarafından onanan haklarını bir türlü vermiyor. Buradan çağrıda bulunuyorum, bu insanların kadro hakları analarının ak sütü gibi kendilerine helaldir. Kırka’daki ve diğer KİT’lerdeki taşeron emekçilerimizin çığlığı duyulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bugünlerde Kırka’ya yine işçi alımı var. Şimdi size birkaç isim okuyacağım: Ferdi Çakmak, Kurtuluş Hoş, Süleyman Şakar, Yüksel Bütün, Metin Duru. Bunlar Kırkalı gençler, Eskişehir’imizin öz evlatları. Eti Madenin bir geleneği var, şirketin maden çıkarmak için kamulaştırdığı arsaların sahiplerine Eti Madende çalışma hakkı veriliyor ama her nasılsa bu saydığım isimler bu doğal haktan yıllardır faydalandırılmıyor, her mülakatta eleniyorlar. Bakın, 1 değil, 2 değil, 3 değil, tam 23 kez mülakatlarda elenmiş Kurtuluş Hoş. Ferdi Çakmak tam 18 kez elenmiş. Gerekçe: CHP’li olmak, yanlışlara muhalif olmak.

Değerli arkadaşlarım, işinin, aşının derdindeki insanlarımızı “Sen CHP’lisin, sen AKP’lisin, MHP’lisin, HDP’lisin, İYİ PARTİ’lisin.” diye ayrımcılığa tutmak en büyük insan hakkı ihlalidir. Bugünlerde Eti Madenin Türkiye’deki tüm işletmelerine yaklaşık 150 işçi alınacak. Her yerde olduğu gibi yine binlerce başvuru var. Kırka’daki fabrikaya da 48 işçi alınacak, toplam 519 başvuru yapıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Tamamlayacağım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Bunlardan 327’si -az önce saydığım değerli arkadaşlarımız gibi- toprakları Maden tarafından kamulaştırılan arazilerde oturan yurttaşlarımız, bir diğer grup ise kurayla gönderilen yurttaşlarımız, toplam 519. Şimdi biz Ferdi’nin, Kurtuluş’un, Süleyman’ın ve diğer kardeşlerimizin mülakat sonuçlarını yakından takip ediyoruz. Bu kardeşlerimize siyasi görüşleri gerekçe gösterilerek -hangi görüşte olursa olsun- ayrımcılık yapılması kabul edilemez.

Bu alım konusunda bir başka meseleye de dikkat çekerek konuşmamı bitirmek isterim. Adaylarla mülakatlar 7-15 Mart tarihleri arasında Kırka’da yapılacak. Seyitgazi Kırka’da çok büyük bir şaibe yaratılmış durumda. Mülakatlar sonrasında sonuçların seçimlerin sonuna bırakılarak adaylar ve aileleri üzerinde siyasi baskı yaratılacağı iddiaları var. Buradan hepimiz adına bir çağrı yapıyorum: Bu sonuçlar mutlaka mülakatlardan hemen sonra, seçimlerden önce açıklanmalıdır. İnsanların iş, aş kaygısı siyasi malzeme yapılmamalı, oy devşirme aracı yapılmamalıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2018 gübre ve mazot desteği ödendi.” ifadesine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan esnaf odaları konuşmasında “2018 gübre ve mazot desteklemeleri ödendi.” ifadesini kullandı. Başta Manisa Gördes, Akhisar, Demirci, Selendi, Saruhanlı, Sarıgöl, Alaşehir, Salihli, Turgutlu olmak üzere telefonum kitlendi. Yanımda Adana milletvekillerimiz var, onları arıyorlar; Mersin milletvekilimiz Mersin’den aranıyor. Arkamda Osmaniye milletvekilimiz, Sivas milletvekilimiz var, herkese telefon geliyor. Diyen, demeyen diyor ki: “Biz böyle bir destekleme almadık. 10’du, 4’e indirdiler, onu da ödemediler.” Ya desteklemeler ödenmelidir ya Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu ifadesini derhâl düzeltmelidir. Eğer bu salonda “Çiftçiler 2018 desteklemesini aldı.” diyen bir milletvekili varsa arasın, “Aldım.” diyen çiftçinin sesini mikrofona versin; kim doğru söylüyor, kim halkı yanıltıyor hep beraber öğrenelim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 25’inci madde kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, böylece birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 34’üncü maddeye bağlı geçici madde 6 ve geçici madde 7 dâhil 26 ila 52’nci maddeler arasını kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz talepleri gruplar adına onar dakika. İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Ahmet Erbaş, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz.

Şahıslar adına beşer dakika. Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır, Denizli Milletvekili Şahin Tin.

İlk söz, İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’na ait.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ikinci bölüm üzerinde parti grubum adına konuşmak üzere söz aldım.

Şimdi, arz etmek istediğim birkaç husus var.

Maden Yasası konuşulurken ortak şerhlerimizden bir tanesi, kendi millî varlıklarımız ve millî mukavemetimiz için ilerleyen zamanlarda güçlü yarınları inşa edebileceğimiz zenginlik kaynaklarımızın kendi devletimizin uhdesinde tutulabilmesi, kendi millî istikbalimiz için lüzum eden madenlerin millî bekamızla alakalı bir güce dönüşebilme fırsatının kendi millî şirketlerimizin uhdesinde tutulmasıyla alakalı hassasiyet izhar etti arkadaşlarımız, biz de aynı hassasiyeti paylaşıyoruz.

Hükûmetimizin, siyaset konuşurken, kanunların politik çerçevesini çizerken altını ısrarla çizmeye gayret ettiği, millîlik, millî mukavemet, millî direniş, millî ihya, millî devlet; bütün bu politik çerçeve içerisinde kendi yer altı zenginliklerimizin de bu kapsamda bir hassasiyetin konusu olması lazım. Yeteri kadar tasarruf oranı olmayan, AR-GE bütçelerine sahip olmayan, uluslararası rekabet için güçlü firma bünyesine sahip olmayan firmalarla bu sektörde mücadele edebilmemiz çok mümkün olmuyor, bunu biliyorsunuz.

Başımıza siyasi bir gaile geldiği zaman “dış mihraklar” cümlelerinin arkasında siyasi mazeret üreten Hükûmetimizin siyasi dilinin kendi millî varlıklarımızı dış mihrakların tasallutuna bu kadar açık teslim etmemesi lazımdır. Ben, Sayın Cumhurbaşkanının siyasetin başlangıcında siyasi sorumluluğunu millet vicdanına ihbar etmek kastıyla dış mihraklar, dış tehditler gibi mazeretlerin siyasetin sorumluluğunu hafifleteceğine dair hatırlatmalarını çok makbul bulurdum evvelemirde. Sayın Cumhurbaşkanının ilgili videolarını arkadaşlarımız o zamanlarda seyretmişlerdir, çok da beğenmişlerdir. Bu ara bir daha seyretmelerini tavsiye ederim münhasıran AK PARTİ’deki arkadaşlarımıza. Kuvvetli bünyeler, başına gelmiş gaileleri savuşturmak için kendi öz dinamikleriyle mücadele edebilen bünyelerdir. Dolayısıyla aslında bu Sayın Cumhurbaşkanının siyasetin başlangıcında hatırlatmış olduğu “Ben birtakım dış mihraklar, dış tehditler, uluslararası operasyonlar mazeretlerinin arkasında yapması gereken işleri unutabilmenin devlet yönetimi anlamında bir ciddiyetsizlik olduğunu düşünüyorum.” cümleleriyle beraber zikrettiği cümlelerdir onlar.

Bernard Lewis’in de benzer cümleleri vardır, Türkleri çok sevdiği söylenemez ama iyi bir oryantalisttir, iyi bir şarkiyatçıdır. Ona şöyle bir sual ediliyor, diyorlar ki: “Az gelişmişlik, çok gelişmişlik kıstasınız nedir? Az gelişmişlik, çok gelişmişlik mevzubahis edilince aklınıza ilk önce gelen nedir?” Bu suale yüzlerce ölçülendirme yapabilecek bir sosyoloğun, bir toplum bilimcinin aklına gelen ilk cevap şudur arkadaşlar: “Bir toplum, bir millet, başına kötü bir iş geldiği zaman, başına gelen bu kötü işin hangi işi yapmadığı, hangi sorumluluğu taşımadığı, üzerine düşen hangi vazifeyi ifa etmediği için geldiğini soruyorsa -millî geliri birkaç bin dolar bile olsa- bu bir gelişmişlik kriterdir.” diyor. “Bir ülke, bir topluluk, bir millet, başına feci bir iş geldiğinde, başına gelen bu feci işi kendi sorumluluk alanının dışına çıkarıp bunu birtakım dış mihraklara bağlıyorsa bu bir az gelişmişlik kriteridir.” diyor.

Bu çerçevede, bizim şu anda ülkemizde -Hükûmeti suçlayacağım, kendime yer kazıyorum, tahkim ediyorum- başımıza gelen birtakım gailelerin dış mihraklar dolayısıyla bizim başımıza geldiğini, getirildiğini söylüyor olmak siyasi sorumsuzluk alanını oluşturmak anlamına geliyor.

Şimdi, bunu şunun için arz ettim size: Hükûmetimiz bir siyasi başarı yakaladığında, iktisadi performansına alamet hakikatli bir mevzi kazandığında uluslararası camiadan Hükûmetimize yönelik takdir cümlelerini “Onlar da bizim ne kadar başarılı insanlar olduğumuzu gördüler.” diye göğüslüyor ama benzer başarısızlıklara uluslararası camiadan gelen şerhleri de şöyle göğüslüyor: “Siz kimsiniz, bizim durumumuzu değerlendireceksiniz?” Uluslararası derecelendirme kuruluşları ekonomimizin, mali bünyemizin, bütçe disiplinimizin sıhhatiyle alakalı övücü cümleler kurduğu zaman “İktisadi performansımızı onlar da gördüler.” diyebiliyorsunuz, notumuz düştüğü zaman “Biz, kendimize not verecek kuruluşlar ihdas ederiz.” diyorsunuz.

Bugün “süper devlet” diye “Süper devlet kuracağız.” diye başlamış olduğumuz siyasi mücadelenin süpermarket kurmaya doğru gittiğini görmekten muzdaribiz. “Hâlden anlayan devlet istiyoruz.” derken halcilik yapacak devletten bahsetmiyorduk arkadaşlar yani biz “Kendi insanının hâlini, ahvalini dinleyecek, anlayacak, çözecek devlet.” derken “Kabzımal devlet kurun.” demek istememiştik aslında.

Şimdi, şu hassasiyetinize çok takdirle, saygıyla cümle kurabilirim, kurayım. Vatandaşınıza ucuz birtakım gıda maddelerini yaşam konforunu daha iyi idame ettirsin diye devlet marifetiyle onlara sunma gayretlerinizi takdir edelim, teşekkür edelim. Yani domatesi, biberi, patlıcanı vatandaşınız ucuz yesin diye şehrin belli noktalarında, belli koordinatlarda birtakım çadırlarla devletin ucuz gıda teminine yardım etmesini takdir edelim. Lakin mevzunun bir arz problemi olduğunu gözden kaçırmış olmamız bizi şu noktaya getirecektir: Korkarım ki bugün devlet olarak yer kirası vermediğiniz için, nakliye parası vermediğiniz için, dükkân kirası vermediğiniz için, SSK ödemeniz olmadığı için, ayakbastı parası vermediğiniz için, bu, şehirlerin etrafından değil de belli illerden temin edilmiş gıda ürünlerini yine sizin uhdenizde açtığınız yerlere getirdiğiniz için, maliyet ve rekabet şansı market ya da manavlarla lehinize orantısız açıldığı için ucuz temin ettiğiniz bu ürünleri aslında bir şekilde sübvanse etmiş oluyorsunuz arkadaşlar. İyi midir? İyidir. Niçin iyidir? Seçimde işe yarar, fakir fukara ucuz bir şeyler yer. Ama bu işin sonu şuraya gider: Bununla fiyatları kontrol edemezseniz yakında çiftçinize şöyle demek zorunda kalırsınız: “Yahu, siz herhâlde bu ürünü ucuz üretmeyi beceremediniz, biz sizin yerinize bunları üretelim.” demeye başlarsınız. Sonra üretirsiniz, sonra -korkarım oraya gider bu mevzu- dönüp “Ya, bu kadar pahalı nakliyecilik olur mu kardeşim, biz kendimiz taşınırız.” dersiniz. Sonra bu taşıdığınız ürünleri kendiniz marketlerde bu kadar pahalı satmak yerine “Biz satalım, marketçilik işine girelim.” falan demeye başlarsınız. Korkarım bu işi kontrol edemezseniz “Ya, bunlar iyi, ucuz geldi, biz alıp kendimiz yiyelim.” demeye başlarsınız. Sonra da memnun olup şöyle demenizden korkuyorum: “Ya, bayağı ucuz yaşamaya başladık, kendimize oy verelim.” demeye başlarsınız. Dolayısıyla arkadaşlar, birazcık mevzu şöyle: Çiftçilerimizin yaş ortalaması 58. Bu, şu demektir: Babaları çiftçi olanların çocukları çiftçi değil, milletimizin ekilecek tarlaları alın terine muhtaç demektir. Alın terine muhtaç tarlalarda İş ve İşçi Bulma Kurumunun vereceği 1.500 lira maaşla SSK’li olmayı, 30 dönüm, 40 dönüm, 50 dönüm arazisinde, alın teri dökülmüş tarlalardan helalinden para kazanmaya tercih eden yeni bir insan tipi çıkacak demektir. Biz, inanın, bu patlıcan, domates, biber işi konuşulmazdan evvel kendi grubumuzla şunu istişare ettik: “Bu topraklarda sağlıklı ürünler yememiz lazım. Gıdayı ‘gıda terörü’ parantezine aldırabilir miyiz acaba? Sırf para kazanmak saikiyle kendi milletine sağlıksız ürünler yediren, para kazanmak gerekçesiyle kendi insanlarına sağlıksız, hormonlu, genetiği değiştirilmiş ağır kimyasal ihtiva eden ürünleri ‘gıda terörü’ kapsamına alalım mı?”yı konuşacaktık, maalesef memleketteki iktisadi konforumuzun kaçmışlığı bizi böyle bir şeyi konuşmak noktasına getirdi.

Milliyetçi Hareket Partisine bir özür borcu var Hükûmetinizin, DSP’ye de var, ANAP’a da var. Özür borcu şudur: Mevzu konuşulmaya başlanınca, şikâyetler dile getirilmeye başlayınca, birtakım dış mihrakların, Hükûmetin iktisadi performansına vurmayı kastederek, Hükûmetin iktisadi başarısını gölgelemeyi kastederek bir siyasi ameliyat yaptığını söylüyorsunuz. Yani biz aslında on yedi senedir kendimiz de öyle düşünüyorduk, Anasol-M Hükûmetinin, Milliyetçi Hareket Partisi, DSP ve ANAP’ın beraber olduğu o koalisyon döneminde, milletin, devletin karşı karşıya olduğu ağır iktisadi şartların maharetsiz yönetimden kaynaklandığını düşünüyorduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Tamamlayayım Başkanım.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Şimdi sizin anlatımınıza göre şöyle bir şeyle karşı karşıyayız: Milliyetçi Hareket Partisi, ANAP ve DSP, faiz lobisi, dolar lobisi, gıda lobisi tarafından, kendilerinden sonra başka bir parti gelsin diye -ki o parti siz oluyorsunuz arkadaşlar- siyasi itibar suikastına uğramış oluyor, sizin siyasal kurgunuz doğruysa. Dolayısıyla, siz, aslında, MHP, DSP ve ANAP koalisyonunun itibarına suikast edildikten sonra gelen Hükûmet olduğunuz için bir proje partisi oluyorsunuz. Yani bu, Milliyetçi Hareket Partisinin yaşadığı ağır iktisadi krizden kaybettiği iktisadi itibar sizin kuvvetiniz hâline geldi ya, onların maharetsizliği değilmiş meğersem, meğersem o, birtakım lobilerin Hükûmeti yıkmak için tertibiymiş. Dolayısıyla, MHP’den, DSP’den ve ANAP’tan AK PARTİ’nin özür dilemesi lazım. Yani kusura bakmayın “Biz, maalesef, size yönelik böyle bir operasyondan sonra iktidar olduk.” demeniz lazım. Siz gelince sebebihikmeti size ait olan, mutlaka Allah’ın muradıyla örtüşür bir alana mevzuyu çekip, biz gelince niçin proje partisi oluyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Bitirdim Başkanım, son cümle…

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) - Dolayısıyla, arkadaşlar, sorumluluklarımızı şöyle taşımak mesuliyetiyle siyaset yapıyoruz: “Her söylediğimiz doğrudur.” Buna inanmak başka bir şeydir. “Bizden başka doğrular da vardır.” Böyle siyaset etmek başka bir şeydir. Biz de doğruları söyleme gayretindeyiz. Siyaseti bir yarış gibi görüyoruz. Nasıl ki AK PARTİ MHP’nin, DSP’nin ya da ANAP’ın hasmı değildi, onlara düşmanlık etmek için gelmedi, biz de size hasım ya da düşman değiliz. Siyaset bir yarıştır; memleket, millet, hizmet emanetini sizden teslim almak için alın teri döküyoruz; takdir, teveccüh milletindir, ne olursa baş tacıdır. Ama sizden yönetimi teslim almaya çalışanlara, siz de başkasından teslim aldığınız için, düşmanmış gibi cümleler kurmanızı siyasi nezakete yakışır bulmuyorum.

Genel Kurulunuza saygılarımı sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Sayın Ağıralioğlu’nun konuşmasından mülhem yani herhangi bir sataşma olduğundan, bir şey dediği dolayısıyla değil ama…

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Hakkınızı muhafaza ettim Başkanım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani, konuyu, tam yeri de tevafuk olduğu için ifade etmekte fayda gördüm.

2001’deki kriz de uluslararası birtakım finans odaklarının da operasyonun içerisinde olduğu, bir dış operasyonla bağlantısının olduğu hususu da artık bugün iktisat uzmanları tarafından veya tarihe mal olan bu süreç içerisinde, kesin bir durumdur.

Ayrıca, günümüze geldiğimizde, eğer 2018 Ağustosundan itibaren Amerika Birleşik Devletleri gibi büyük bir ülkenin Devlet Başkanı Trump’ın -“tweet” atarak- Türk lirasına ve Türkiye ekonomisine, hatta Türkiye'nin iç meselelerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …veya yaşadığımız, çevremizde, güney sınırlarımızda yaşadığımız hususlara ilişkin tehditkâr ifadeleri varsa bu operasyonların, uluslararası büyük operasyonların olmadığını söylemek akla ziyan bir husustur. Sayın Ağıralioğlu öyle bir şey söylemedi fakat bunu söyleyenler var. “Beka meselesi de neymiş? Bunlar zırvadır.” vesairedir gibi sözler ifade ediliyor. Bu bile son derece açık cereyan ediyor, saklısı gizlisi de yok bu faaliyetlerin. Amerika Birleşik Devletleri Başkanının da bu açıklamalarıyla birlikte Türkiye'nin hem birliği, bütünlüğü ve güvenliği hem de ekonomisi tehdit altındadır. Bunu görmemiz gerekiyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Ahmet Erbaş.

Buyurun Sayın Erbaş. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET ERBAŞ (Kütahya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir ülkenin ekonomik ve uluslararası gücünün temel yapı taşlarından biri, sahip olduğu enerji kaynakları ve bu enerjinin sürdürülebilir olmasıdır. Enerji kaynaklarımızın etkin ve verimli kullanılabilmesi, enerji israfının önlenmesi, yeni enerji kaynaklarının üretilebilmesi, sektörde değişen ve gelişen konjonktüre ayak uydurabilmesi için çeşitli düzenlemelerin yapılması bir gerekliliktir. Ayrıca, kamu dışında özel sektörün de bu alana yönlendirilmesi, bu stratejik alanda desteklenmesi ve önünün açılması bir zarurettir. Ancak bunlar yapılırken bu alanda bir tekelleşmeye ve kamunun zarara uğratılmamasına dikkat edilmelidir. Günümüzde herkesin kabul ettiği bürokratik engeller ve gecikmelerin devletimize birçok alanda kayıplar yaşattığı bir gerçektir. Yürürlükteki bir kısım mevzuattan kaynaklanan bu hantal işleyişin görüşülmekte olan kanun teklifiyle önemli ölçüde ortadan kalkacağını görmek memnuniyet vericidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizler özelleştirmelere karşı değiliz. Serbest pazar ekonomisi şartlarında gereken özelleştirmeler yapılmalıdır ancak özelleştirmeyle bu kurumları alan firmalar da seçim bölgem olan Kütahya Eti Gümüşte olduğu gibi gerek kamu vicdanını yaralayacak gerekse o kurumdaki vatandaşlarımızı mağdur edecek yaklaşımlarda bulunmamalıdır. Eti Gümüşü günün piyasa şartlarına göre uygun koşullarda alan, bu işçi kardeşlerimizle işletmeyi çalıştırıp onların emeği üzerinden para kazanan firmanın ekonomide ufak bir dalgalanma olunca hemen bunu bahane edip 900 işçiyi tazminatlarını dahi vermeden kapının önüne koyması bu işçi kardeşlerimizi ve ailelerini mağdur etmiş, kamu vicdanını yaralamıştır. Bu, kabul edilebilir, sindirilebilir bir durum değildir; hiç olmazsa bu insanların tazminatları bir an önce ödenmelidir ve özelleştirmeler yapılırken bir daha benzeri hususların yaşanmaması için de tedbir alınmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem olan Kütahya gibi bazı illerimizde elektrik dağıtım işini yüklenen firmaların altyapı yatırımlarını zamanında ve yeterli ölçüde yapmaması sebebiyle gerek sanayimiz gerekse vatandaşlarımız mağduriyetler yaşamaktadır. Görüşülmekte olan bu teklifle elektrik arz güvenliğinin sağlanması ve elektrik iletim, dağıtımına yönelik altyapı yatırımlarının süresi içinde hayata geçirilmesini zorunlu kılacak tedbirlerin alınması yaşanmakta olan önemli bir sorunu da ortadan kaldıracaktır.

Maden ve enerji kaynakları gibi geniş bir sektörde yasal düzenlemeler yapılırken sosyal politikaların göz önünde tutulması gerekir. Bu noktada sektörde çalışan özellikle işçi kardeşlerimizin bazı sıkıntılarını dile getirmek istiyorum. Kamu iktisadi teşebbüslerinde kadrolu ve taşeron olmak üzere iki farklı statüde işçi çalıştırılmaktadır. Aynı yerde aynı işi yapan, hatta kadrolu işçiye göre günlük daha fazla mesai yapan taşeron işçi kardeşlerimiz, kadrolu işçilerimizin 1,5 katı daha az ücret almaktadır. Buna ek olarak kadrolu işçiye ikramiye verilmekteyken taşeron işçisine verilmemektedir. Tabii ki kadrolu işçiye ikramiye verilsin, tabii ki kadrolu işçi aldığı maaşı son kuruşuna kadar hak etmektedir ve hakkı fazlasıyla ödenmelidir ancak ağır şartlarda çalışan taşeron işçilerin de ücret şartlarının iyileştirilmesi, aradaki uçurumun kaldırılması gerekmektedir.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bu alanda önemli bir sorun da arazileri istimlak edilerek maden sahası yapılan köylülerimizin durumudur. Halihazırdaki uygulamamızda köylü vatandaşlarımızın arazisi istimlak edilip maden sahası yapılınca tarım ve hayvancılık yaparak geçimini sağlama imkânını elinden alıyoruz bu köylülerimizin. Burada Sayın Bakanımıza sesleniyorum, bu insanlarımızı mağdur etmeyelim. Arazisi istimlak edilen ailelerden hiç olmazsa 1 veya 2 kişinin o maden sahasında işe alınmasını zorunlu kılacak bir düzenleme yapalım. Mevcut düzenleme, bu insanların o maden sahalarında çalışmasını engeller mahiyettedir çünkü mevcut düzenlemeyle maden sahasında çalışabilmek için en az lise mezunu olmak gerekiyor. Köylerde lise mezunu yok denecek kadar azdır. Bu hâliyle arazisi istimlak edilen aileler ciddi mağduriyetler yaşamaktadır. Enerji Bakanlığımızın ilgili mevzuatta yapacağı düzenlemeyle bu sorunu çok basit bir şekilde çözebileceğine inanıyoruz.

Konu istihdam noktasına gelmişken sevgili Kütahyalı hemşehrilerimiz adına bir talepte bulunmak istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız 24 Haziran seçimlerinde Zonguldak ilini ziyarette oradaki kardeşlerimize işçi alımı sözü verdiler, Sayın Enerji Bakanımız da akabinde bunun gereğini yaptı. Zonguldaklı kardeşlerimiz adına bizler memnun olduk. Yakın tarihte yine Sayın Cumhurbaşkanımız aynı sözü Manisa Soma için verdi. Ülkemizde istihdam artırıcı her söz bizi memnun eder. Sayın Cumhurbaşkanımız, Kütahya, batı illeri arasında göç veren tek ildir, işsizlik oranı Türkiye ortalamasının üzerindedir; hem istihdam oluşturma hem de enerji kaynaklarımızı değerlendirme oranını artırma açısından Kütahyalı hemşehrilerimiz için de işçi alımı sözü vermeniz bizleri ziyadesiyle memnun edecektir.

Kütahya ilimiz madenler açısından son derece zengin bir ildir. Jeotermal, linyit, altın, bakır, gümüş, çinko, demir, kurşun, krom, mermer gibi yaklaşık 40 farklı maden ilimizde mevcuttur ancak bunların en zengin ve en değerlisi, en stratejik olanı bor madenidir. Dünya bor rezervinin yaklaşık yüzde 64'ü, ülkemiz rezervinin de neredeyse tamamı ilimizde, Emet ve Hisarcık ilçelerinde bulunmaktadır. ETİ Maden İşletmelerinin son günlerde ürettiği ve hepimizi memnun eden “Boron” adlı çamaşır deterjanını saymaz isek biz bu önemli, stratejik değeri olan madeni şu anda sadece çıkarıp, limana gönderip, gemilere yükleyip gönderiyoruz. Hâlbuki madencilik sektöründe asıl olan, çıkardığınız madeni işleyip ürün hâline getirmektir, maden işte o zaman değer kazanmaktadır. Bu noktada Sayın Enerji Bakanımıza sesleniyorum: Emet ilçemize bor madeniyle ilgili fabrika -ki bu fiberglas olabilir- ve bor organize sanayi ihtisas bölgesinin kurulmasını talep ediyoruz.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; kanun düzenlemeleri yapılırken doğal olarak bu düzenlemelerden etkilenen farklı kesimler olmaktadır. Ayrıca her düzenleme her açıdan eksiksiz de olmayabilir. Şu an görüşülen bu kanunda da muhtemelen eksiklikler çıkacaktır. Bu eksikliklerin ilerleyen tarihlerde yapılacak düzenlemelerle giderileceğine inanıyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak kanunun ikinci bölümüne de kabul oyu kullanacağımızı bilgilerinize sunmak isterim.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; birkaç gün önce, 9 Şubat günü, mensubu olmaktan onur duyduğum Milliyetçi Hareket Partisinin 50’nci kuruluş yıl dönümünü çeşitli etkinliklerle Adana’da kutladık. Bu vesileyle kurucu Genel Başkanımız merhum Başbuğ Alparslan Türkeş olmak üzere, şehitlerimiz ve ebedî âleme intikal etmiş camiamız mensuplarını rahmet ve şükranla anıyor, hayatta olanlara ise sağlık ve huzur diliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle teklifin ülkemize hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’de.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Gecenin bu ilerleyen saatlerinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yılardır tartışılan ancak Soma’daki katliamla gün yüzüne çıkan Türkiye’nin politikası, mevcut siyasi iktidarın rant kıskacındaki madencilik anlayışını su yüzüne çıkarmış, görünür kılmıştır. Tıpkı Soma’da olduğu gibi, başta tarım alanları olmak üzere orman ve diğer alanlar rant uğruna yok edilirken yaşamını tarımla sürdüren kırsal alanda yaşayan yurttaşlar güvencesiz bir şekilde madenciliğe mahkûm edilmiştir. Sadece Soma’da değil, Zonguldak’ta, Şırnak’ta ve madenciliğin yoğun olduğu hemen her yerde aynı sonuçlarla karşılaşmaktayız.

Soma’da tütünün yok edilmesiyle bölge halkı madenciliğe mahkûm edildiği gibi, diğer bölgelerde de benzer biçimde, güvencesiz bir şekilde yurttaşlar maden ocaklarında çalışmaya mahkûm edilmiştir. Sadece tarım alanlarındaki kayıplara baktığımızda, Tarım ve Orman Bakanlığının Türkiye’de tarım alanları tablosuna göre son dört yıldaki tarım alanlarında ciddi bir azalma söz konusudur. 2014 yılında 23 milyon 939 bin hektar olan tarım alanları 2015’te 5 bin hektarlık düşüşle 23 milyon 934 bin hektara, 2016’da ise 23 milyon 711 hektara gerilemiştir. 2017 yılında tarım alanları önceki yıllara göre 336 bin hektar azalarak 23 milyon 375 bin hektara gerilemiştir. Böylesi bir gerilemeye yol açan başlıca nedenlerden bir tanesi, tarım alanlarının rant kıskacındaki madenciliğe açılmasıdır. Sürekli gündeme gelen madencilik sektöründeki facialar göz önüne getirildiğinde, bu alanda iş sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasından sorumlu olan devletin, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasına yönelik düzenleyici ve denetleyici rolünü yerine yeterince getirmediği anlaşılmaktadır. Devletin sermaye lehine ortaya koyduğu bu anlayış, son on altı yılda çok daha derin bir noktaya evrilmiştir ve tam da bu sebeple Maden Yasası, 14 kez değiştirilmiştir. Yandaş firmalar, maden alanındaki rant uğruna bütün ekosistemi yok sayan bir tutumla bu alanda rekabete girişmişlerdir. Yaşanan facialar göz önüne getirildiğinde devletin madencilik alanındaki denetleyici ve düzenleyici rolünün askıya alındığını söylemek, yanlış olmayacaktır.

Aydınlanma düşüncesinin yarattığı metaforun etkisiyle bütün toplumsal duyarlılık, ekolojik yaşam ve tepkiler göz ardı edilerek sistematik şekilde tarım alanlarının ve ormanların yağmalanması, suyun ticarileştirilmesi, verimli toprakların başta termik santraller olmak üzere her türlü enerji projesine, sanayi kuruluşuna, maden ocaklarına peşkeş çekilmesi, yer küre açısından son derece tehditkâr sonuçlar doğurmuştur.

Bu anlayış bağlamında, iktidarın ekonomi politikaları ile kalkınmacılık anlayışını mercek altına almak, mevcut sorunlarla birlikte, iktidarın bu konuya ilişkin gelecek projeksiyonu ve şekillenmesini anlamak açısından büyük bir önem arz etmektedir. Özellikle madencilik, inşaat sektörü ve kentsel mekânların yeniden dağıtımı üzerinden yeni bir sermaye birikimi rejimi oluşturulduğu gerçeği, göz ardı edilemeyecek denli görünür, bilinir olmuştur. Kentsel dönüşüm sürecinde mekân yeniden üretilirken, planlayıcı otorite olarak Hükûmet ve mekânı dönüştürecek olan sermaye sınıfının ortak çıkarı olan rant kavramı, iktidarın kalkınmacı politikasının temel anlayışını oluşturmaktadır.

Dünyanın bir kısmı, yer altı kaynaklarıyla bir anda zengin olma ihtirasından doğan hücum ve talanın ortaya çıkardığı başıbozukluk ve kargaşanın en azından yol açacağı toplumsal ve kültürel yıkımın zararlarını geç de olsa fark ederek, buna yönelik yasal düzenlemelerini geliştirerek söz konusu zararı önleyici kararlar almıştır ancak yine de bu ihtirastan bütünüyle vazgeçildiğini söylemek mümkün gözükmemektedir.

Belli bir yatırım faaliyeti alanıyla ilgili düzenleyici ve denetleyici kurallar, aynı zamanda o alanda uyulması gereken standartlarla birlikte bazı zorunlu yükümlülükler ve sınırlamalar getirmektedir. Buna karşılık, kısa ve en hızlı yoldan servet edinme ihtirası, söz konusu yükümlülüklerin ve kuralların görmezden gelinmesine veya yok sayılmasına yol açmaktadır. Türkiye'de madencilik sektöründeki çoğunluk temsilcileri de hedefledikleri kazanca ulaşma yolunda hiçbir engel tanımamakta, sınırsız keyfîlikle hareket etmektedir. Nitekim, Soma katliamı bunun en bariz göstergesidir.

Maden sektörüyle birlikte diğer bütün sektörlerde iş cinayetlerini en aza indirmeyi sağlayacak yükümlülükleri yerine getirmek için öncelikli olarak teknik ve idari önlemler ele alınmalıdır. Madencilik gibi işçi sağlığı ve güvenliğinin korunması yönünden devletin düzenleyici ve denetleyici rolünün en ileri düzeyde olması gereken bir alanda kamu düzeninin önceliği, en temelde bu sahalarda çalışan emekçinin can güvenliğini ve menfaatini korumaya yönelik olmalıdır. Maden sahalarında gerçekleştirilecek denetimin işverene bağlı daimî nezaretçilere devredilmesi ise Soma’da yaşanan katliama rağmen, tam tersi bir anlayışın devam edeceğini göstermektedir.

Teklifte özellikle karşı çıktığımız birkaç başlıkla ilgili de görüşlerimi sizinle paylaşmak isterim.

Teklifin görüşülmesi sırasında demokratik kitle örgütlerinin görüşlerine yeterince önem verilmemiş, teklif, Komisyona gelmeden birkaç gün önce, bu alanda örgütlü olan demokratik kitle örgütleriyle paylaşılmıştır. Buna rağmen demokratik kitle örgütleri, bu teklif üzerindeki görüşlerini, eleştirilerini alt komisyonda paylaşmışlardır.

Teklifin 31’inci maddesiyle Batman Rafinerisi kapatılma noktasına gelebilecektir. Gerekçesine baktığımızda şöyle bir şey söyleniyor, deniliyor ki: “Yerli üretici firmaların petrolü, piyasa fiyatının altına sattığı, bu yüzden emsal fiyat olarak Ras Gharib yerine Arab Heavy esas alınacaktır.” Fakat bunun Batman Petrol Rafinerisine maliyetinin tam olarak ne kadar olacağını Komisyonda teklifin sahipleri hiçbir şekilde bizimle paylaşmadı. Bu yeni ücret sistemiyle rafinerinin faaliyetlerini sürdürüp sürdüremeyeceğini tam olarak hiçbirimiz bilmiyoruz.

Teklifin 32’nci maddesinde belirtilen, faaliyetin durdurulması veya lisansın iptaline yol açacak düzeltilebilir veya düzeltilemez ihlallerin neler olduğu kesin bir şekilde belirtilmemiştir. Bu belirsizliğin hukuksal bir boşluk yaratacağı açıktır. Kaldı ki düzeltilebilecek veya düzeltilemeyecek ihlallerin belirtilmemesi durumunda ne tür ihlallerin suç olarak değerlendirileceği de anlaşılamayacaktır. Bu hukuksal boşluk, rüşvet ve nepotizme yol açabilecektir. Bunun için, düzeltilebilecek veya düzeltilemeyecek fiillerin tek tek belirtilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Teklifin 43’üncü maddesi, insanı merkeze koyan bir anlayışla hazırlanmış; doğa ve ekosistem, kâr, enerji ve teknokratik bir bakışla yok sayılmıştır. Doğanın en ücra, en mikro alanlarına kadar sirayet etme iddiası taşıyan bu yaklaşım, “daha fazla kâr” bakışıyla doğayı maksimum düzeyde tüketim nesnesi hâline getirmenin yollarını aramaktadır. Bununla ilgili Türkiye ölçeğindeki tehlike haritası her geçen gün artmaktadır. Örneğin Sinop İnceburun’da yapılmakta olan nükleer santral sahasında santral binasının inşa edilmesi için kesilen ağaç sayısının 600 binin üzerinde olduğu ifade edilmektedir. Doğa ve ekosistem, ekonomik ve siyasal çıkarlar amacıyla talan edilmemelidir. Ekolojik bütünlüğü tehdit eden insan merkezli enerji kavrayışı yerine doğanın kendisini yenilemesine olanak tanıyacak alternatif ve tahakkümcü olmayan bir enerji politikası modeli benimsenmelidir.

Teklifin 48’inci maddesi, belki de en tehlikeli maddelerinden birisi çünkü 48’inci maddeyle nükleer atık ve radyoaktif maddelerin denetiminin özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesi öngörülmektedir. Bu yetki devri, toplum sağlığını ve doğayı son derece ciddi bir şekilde tehdit edecek cinstendir çünkü daha fazla kâr için özel hukuk tüzel kişileri denetim sürecini manipüle edebilecektir. 1986 yılında Çernobil, 2011 yılında Fukuşima’da yaşanan facialar sonucunda tüm dünya, nükleer santrallerini kapatmaya çalışırken, her nedense Türkiye'de nükleer santraller kurulmaktadır. Nükleer santraller kurulması, enerji gereksinimi gerekçesine dayandırılmaktadır. Oysa TEİAŞ’ın uzun dönem projeksiyonlarında ve elektrik tüketim çizelgelerinde Türkiye'nin nükleer santrallere ihtiyacı olmadığı açıkça ifade edilmektedir. Ayrıca Türkiye'nin kendi olanakları ve teknolojisi, nükleer santral yapımına yetmemektedir, bunun için de teknoloji ithal edilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Son olarak iki konunun altını çizmek isterim. İlki şu: Madencilik sorunları, maden mühendislerine bütün sorumlulukları yükleyerek veya bu alanda cezaların artırılmasıyla çözülemez. Kuşkusuz, maden sahalarında görevli maden mühendislerinin sorumlulukları vardır fakat bütün yükümlülüğün bunlara tevdi edilmesi sorunları çözmeyecektir.

İkincisi ve belki de en önemlisi: Bu yasa teklifi, redevans sözleşmelerine bir biçimde meşruiyet kazandırmaktadır. Dün de söylendi, bugün de dile getirildi, Sayıştay raporlarında da Soma raporlarında da dile getirildiği gibi maden sahalarında redevans artışı, kaçak madenciliği geliştirdiği gibi, işçi sağlığı ve iş güvenliğini riskli hâle getirmektedir. Maden yasalarında öteden beri arama ruhsatının, ön işletme ruhsatının ve işletme ruhsatının hisselere bölünmemesi kabul edilmiştir, dolayısıyla ruhsatların tek bir gerçek veya tüzel kişiye ait olması gerekir. Bunun aksi her türlü düzenleme, işçi sağlığını, iş güvenliğini zora sokacak düzenleme anlamına gelecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’a ait.

Buyurun Sayın Yavuzyılmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Maden Kanunu’ndaki değişiklik teklifine ilişkin olarak, 1’inci maddesinden 25’inci maddesine ve ardından da görüşeceğimiz 26’ncı maddesinden 52’nci maddesine kadar, devlet kurumlarının birbiriyle rekabet etmeye zorlandığı ve özellikle, özel sektörden devlet kurumlarına genel müdür olarak veya genel müdür vekili olarak atanan yöneticilerin de bakış açılarıyla hazırlanmış bu teklifin maalesef devlet kurumlarını içeriden çökerteceği gerçeğini buradan tekrar vurgulamak istiyorum.

Madde 3’te EÜAŞ ve Türkiye Kömür İşletmeleri arasında bir yetki karmaşası vardır.

AK PARTİ’nin sayın grup başkan vekiline dinlemesi için ricada bulunacağım. Zaten burada toplam 10 kişisiniz, değerli görüşlerimize burada eğer değer verir, kıymet verirseniz, belki 45’inci madde gibi 1 milyon insanı ilgilendiren ve onları zehirleyen bu denli önemli bir görüşmeye bir kıymet verdiğinizi de toplumumuz görmüş olur. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Çok ayıp ediyorsunuz ya, benim saygı duyduğum bir milletvekilisiniz, çok ayıp ediyorsunuz.

DENİZ YAVUZYILMAZ (Devamla) – Dinlemeye davet etmenin neresi ayıp etmek, onu da anlamış değilim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Oradan davet etmeye hakkınız yok, oradan davet edemezsiniz.

DENİZ YAVUZYILMAZ (Devamla) – Ben sizi, lütfen, bu konuşmayı bölmemeye, kendi aranızda konuşmamaya ve kendi aranızda konuşurken de gülmemeye davet ediyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Buradaki insicamı Meclis Başkanı sağlar, siz bunu yapamazsınız,

DENİZ YAVUZYILMAZ (Devamla) – Şimdi, konunun maddelerinin ciddiyetiyle devam edelim, rica ediyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, sizi uyarmaya davet ediyorum, olmaz böyle bir şey.

DENİZ YAVUZYILMAZ (Devamla) - Zaten burada toplam 10 kişi kadarsınız, biz sesimizi iletelim.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hatip, Genel Kurula hitap edin.

DENİZ YAVUZYILMAZ (Devamla) – Bakın, benim elimde…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben sizi dinlemiyorum, çıkıyorum.

(AK PARTİ’li bir grup milletvekilinin Genel Kurul salonunu terk etmesi)

DENİZ YAVUZYILMAZ (Devamla) - …madde 45’le ilgili yani Zonguldak’ta ve Türkiye’de özelleştirilen 10 termik santrali ilgilendiren, 2021 yılına kadar ertelenen çevre yatırımlarıyla ilgili çok önemli, kritik bir imza sayısı var; altı günde toplanmış, 60 bin vatandaşımızın attığı imza var bu kanun teklifinden bu madde geriye çekilsin diye. Bunu da Meclis Başkanımıza şimdi takdim edeceğim.

Şimdi, konunun özüne girmek bakımından, Zonguldak’ta, bildiğiniz üzere, Zonguldak Çatalağzı bölgesini de ilgilendiren ve 2015 yılından 2019 yılına kadar ertelenen çevre yatırımları ve filtre baca sistemlerindeki yenileme ve değiştirme yatırımlarına ilişkin, özel firmalara tevdi edilen, adrese teslim bir taahhüt verilmişti, şimdi bu sürenin sonuna doğru geliyoruz ve tekrar iki yıl daha bu sürenin uzatılması söz konusu.

Sanayi Komisyonunda, Komisyon Başkanının nezdinde –tabii, şu anda o da burada değil, maalesef AK PARTİ Grubu da buradan gördüğüm kadarıyla 5 kişi kaldı- Komisyondaki diğer arkadaşlara ve Bakan Yardımcısına da sesleniyorum, orada da yaklaşık bir saate yakın, karşılıklı tartışmıştık.

Bakın, Zonguldak’ın bu kanun teklifiyle getirilmek istendiği durumu size gösteriyorum. Bakın, burada kırmızılar zaten halihazırdaki termik santraller, yanındakiler de yapılması planlanan termik santraller. Eğer ki kendi çocuklarına, kendi ailelerine, sevdiklerine, seçmenlerine, vatandaşlarına veya herhangi bir insana veya bu doğayı paylaştığımız herhangi bir hayvana veya bitkiye, doğanın parçası olan her şeye bu kirliliği reva görüyorlarsa, çıksınlar, önce kendi ailelerini Zonguldak’a, Çatalağzı bölgesine yani sadece 1 kilometrekarelik bir alanın içinde 7 tane termik santral ünitesinin bulunduğu beldeye taşısınlar.

Acaba ben mi sadece bu iddialarda bulunuyorum, yoksa devlet kurumları da bu iddiaları destekliyor mu? Bakın -Bakan Yardımcımız burada- Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Zonguldak İli Kilimli İlçesi Çatalağzı Beldesi Hava Kirliliği Analiz Raporu, resmî rapor. Şimdi, size rapordan okuyacağım. Ölçümler yapılmış ve sonucunda da deniyor ki: “Sonuç: 6/11/2017-23/3/2018 dönemine ait Çatalağzı beldesinin dört farklı ölçüm noktasına konumlandırılan Bakanlığımız hava kalitesi ölçüm mobil aracından elde edilen ölçüm sonuçlarının zamansal değişimi ve meteorolojik faktörlerle ilişkisi değerlendirildiğinde, ölçüm süresi boyunca toz konsantrasyonlarının günlük limit değeri 1, 2 ve 4’üncü noktalarda yüzde 50 civarında, 3’üncü noktada ise yüzde 70 civarında aştığı, 4 farklı ölçüm noktasında da ısınma ve sanayinin etkisi, net bir şekilde görülmekle birlikte 130 mikrogram/metreküp, kükürdün ise 100 mikrogram/metreküp olması, yerleşim alanında sanayinin etkisinin yüksek olduğu, yerleşimin vadi boyunca olması ve kuzeydoğu yönündeki rüzgârların gözlendiği dönemlerde söz konusu rüzgârların vadi boyunca yön değiştirmesi sebebiyle yerleşim alanının etkilendiği tespit edilmiştir.” Evet, 45’inci madde aslında burada bitmiştir. Devlet kurumlarının bilimsel raporları da bunu desteklemiştir, dolayısıyla 45’inci maddenin geriye çekilmesi zaruridir, zorunludur.

Burada Çatalağzı’yla ilgili de, aynı zamanda bu özelleştirilen ve çevre yatırımlarının ertelenmesi istenen termik santral bölgelerinin de durumu budur.

Bakın, bu fotoğrafta gördüğünüz görüntü, bir hortum görüntüsü değildir, bir doğal afet değildir. Bu, insan evladının yaptığı ve sonuçlarını doğurduğu, insan evladının insan evladını öldürdüğü, zehirlediği, Zonguldak sınırları içindeki hastanelerde çocuk onkoloji bölümü açılmasına neden olan insan ürünü bir felakettir; buyurun!. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Mevcut durumda Zonguldak’ta 3 bin megavatın üzerinde hâlihazırda faaliyette olan termik santral var. Aynı zamanda, özelleştirilme kapsamında özel bir firmaya geçen 314,68 megavat gücünde de yine bir termik santral var. Yapılması planlanan ve teklif edilen 820 megavatlık da yine aynı bölgede termik santraller var. Bir elektrik mühendisi olarak -belki her konuşmacı, mutlaka, bu konuya, bir ölçüde kendi partisinin görüşü noktasında katkılar vermeye çalışıyor ama- ben bilimsel açıdan yaklaşarak söylüyorum ki Türkiye'nin, bu çevre yatırımı yapılmadan ne elektrik arıza açısından bu özelleştirilen 10 tane termik santralden kaynaklanabilecek bir ihtiyaç söz konusudur ne de aynı zamanda bu bölgelere tekrar ve tekrar yeni termik santraller veya ünitelerini yapma zorunluluğu vardır. Önce TEİAŞ, ta Kuzey Karadeniz, Doğu Karadeniz bölgesinden elektrik hattından elektriği getirip İstanbul’u besleyip de Türkiye'yi bütünüyle, zaman zaman saatlerce, parça parça, günlerce elektriksiz bırakacağına, bu altyapı çalışmalarına bir an önce kıymet vermelidir.

Bakın, burada, altı gün, sadece altı günde sivil toplum kuruluşları tarafından toplanan 60 bin vatandaşımızın imzası var. 60 bin. Siz, burada 5 kişi, 10 kişi dinliyorsunuz, 60 bin kişi oturuyor, sebepleriyle birlikte bu imzaları atıyor ve milyonlarca insan da zehirlenmemek için şu anda ekranlarının başında. Ümit ediyorum ki ben bu konuşmaları yaptıktan sonra kameralar sıraları da bir gösterse de keşke sizin bu konuya ne duyarlılıkla yaklaştığınızı da görseler.

Bütünüyle maddeler üzerinde mutabık olmadığımız o kadar çok nokta var ki. Nükleer santrallerle ilgili de burada söylenmesi gereken atık yönetimiyle ilgili çok önemli noktalar var.

Bildiğiniz üzere, nükleer santral, Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santrali yöneten ve kurulum aşamasından da sorumlu olan proje şirketi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DENİZ YAVUZYILMAZ (Devamla) – …arada yapılan anlaşma nedeniyle, yüzde 51 olarak her hâlükârda Rusya Federasyonu’na ait olacak, ROSATOM’a. Dolayısıyla, bu noktada da itiraz edeceğimiz, atık yönetimi, radyasyon ve aynı zamanda bunların taşınması, üçüncü ülkelere aktarılmasıyla ilgili de Rusya Federasyonu’na bağlı olarak çalışabilecek yabancı menşeli mühendisler veya yetkililerin ne tip bir yargılamaya tabi tutulacağı, maalesef, belli değil.

Dolayısıyla, ben burada sözlerimi tamamlarken sizlerden, tüm Meclisten vicdanlı bir karar vermesini ve tekrar, özellikle ve özellikle 45’inci maddeyi tekrar gündemine alarak değerlendirip vatandaşlarını koruma ilkesinden hareketle geri çekmesini Cumhuriyet Halk Partisi adına talep ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şahsı adına İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, kopukluk olmadan bir söz almak istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grup başkan vekili kürsüye davet edilmiş, kopukluk mopukluk… Bu son derece yanlış, kürsüde hatip varken söz istenmez.

BAŞKAN – Konuşma olsun bir beş dakika, ondan sonra vereceğim.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Efendim, belki kalbinizi biraz yumuşatırım. Grup başkan vekilleri bazen grupları adına konuşmak istemeyenlerin…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Özgür Bey, biraz önce arkadaşınızın yaptığı hareketi gördünüz. Ben iyi biliyorum nerede ne yapacağımı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sizin bugün sinirleriniz bozuk Özlem Hanım ya, her şeye sataşıyorsunuz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç kimseden akıl istemiyorum, ben kendim ne yapacağımı gayet iyi biliyorum.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Özlem Hanım…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Kusura bakmayın lütfen.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Grup başkan vekilleri, gruplarından konuşmak istemeyenlerin yerine de konuşmak zorunda kalıyor bazen, beni bağışlayın. Ümit Bey konuşacaktı, Sakarya Mebusumuz. Bu seçim gündeminin maalesef, gölgelenmeye çalışılsa da ana, birincil gündemi, iktisadi darboğazdır. Dolayısıyla, şimdi Mecliste ambiyansı beğenmediği için konuşmadı Sakarya Mebusumuz. Ben de Meclisin bu sayısal azlığına, biraz da gerginliğinize iyi gelir diye mevzuyu biraz daha şiirsel hâle getireyim istiyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Gerginlik size karşı değil, rahat olun.

ÜMİT DİKBAYIR (Sakarya) – Başkanım, ortalığı yumuşat.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Ozan Arif’ten…

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – İyi olur, iyi olur.

“Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç.

Şükrederek kalktığım sofralarımda,

Ya soğan ekmek olur yahut bulamaç.

Hastalarım ölüm yataklarında,

Ne doktor yüzü gördüm ne ilaç.

Zaman zaman nankör çıktı büyütüp okuttuğum,

Gölge vermedi çok kere diktiğim ağaç.

Devlet denince hep vergi geldi aklıma,

Jandarma deyince kırbaç.

En gümrah ırmaklarım boşuna akıp gitti,

Üç beş adım ötesinde toprağım vardı kıraç.

Yolsuz, okulsuz köylerim, kasabalarım hâlâ

Alın terine muhtaç.

Ben Anadolu’yum, acılı, mahzun,

Bende bitmez tükenmez dert kulaç kulaç” diye Yavuz Bülent’in harikulade bir şiiri vardı. Anadolu’nun fakirliğine hamledilmiş sohbetlerimizin, Anadolu böyle çileli, netameli bir yurttur, Anadolu’nun bu makûs talihini zenginlikle buluşturacağız iddialarımızın hüzün membasıydı bu şiir.

Şimdi biz, büyük bir devlet olma idealini uykusuz geceleriyle birleştirmeyi, uykusuz gecelerimizi Allah’ın rızasına muvafık bir hayat sürmeyi, dünyada yaptıklarımızı mezarda bulmayı, mezarda bulduğumuzu ahirette ummayı birleştirmiş bir mesuliyetin altında, devlet, millet hizmetine koşarak geldik. Nice cümleler kurduk ki büyük büyük, uğruna alın teri döküp gençlik hülyalarımızı hür ve müreffeh yaşayacağımız bir ülkeye hamlederiz, bir ülkeye hasrederiz; bu gayretlerimizin tamamı, çocuklarımıza içinde huzurla yaşayacakları bir vatana döner, biz de ebediyete göçerken huzur içerisinde veda ederiz dediğimiz. Böyle hayallerle başladığımız, “mukaddesatçılığımızın mesuliyeti” diye kodladığımız işin zarfına mahkûm bir nesil hâline geldik.

İddiasını taşıdığımız hiçbir şeyin, bismillahını dediğimiz hiçbir şeyin elhamdülillahını demek, hissemize düşmedi, düşemedi. Ne ümitlerle başladığımız yolun finalini, biz şimdi, aslında kendi mahcubiyet cümlelerimiz gibi sunuyoruz. Siyasetimizin malzemesi hâline getirdiğimiz pek çok şey, inanın, bazen şöyledir: Biz, Milliyetçi Hareket Partisinin “ülkücülük” diye kodlamış olduğu kulluk mesuliyetine, AK PARTİ’nin “mukaddesatçılık” diye taşımış olduğu, aslında Müslümanlık mesuliyetine, İYİ PARTİ’nin “Ya, her şey biraz sarpa sardı, yeni bir şey, yeni bir hikâye çıkarabilir miyiz?” diye kendi kulluk irademize cümle kurar hâldeyiz aslında. Aslında yaptığımız şey, Türk milletine, Türk devletine sadakat borcudur. Bunları yaparken de AK PARTİ’nin yapamadıklarına “Oh olsun.” şehvetinin, hevesinin değil, “Vah olsun.” mahcubiyetinin cümlelerini kuruyoruz, vah olsun. Keşke her şey doğru dürüst olaydı da bizim ömrümüz, işlerini düzgün yapan iktidarın duasını yapmakla geçeydi. Keşke her şey mükemmel olaydı da biz diyeydik ki: Var olun, varlıkta olun, ceddinize rahmet olsun, memleketinize yaşattığınız onca güzellik size dünya ahiret beratı olsun ama böyle dualara konu olacak diye heves ettiğimiz işler, siyasi nobranlığın, kazanma hırsının, “kazanalım da gayrısı ne olursa olsun” duygusunun kurbanı oluverdi. Biz şimdi bir memleket ızdırabını, biz bir memleket sevdasını bundan sonra da terennüm etmeye devam edeceğiz.

Sadece mesuliyetimiz şu: Ülkemizin şu anda içinden geçmekte olduğu sürecin sadece “seçim kazanacağız” duygusundan koparılarak konuşulabilecek meselelerini ciddiyetle konuşamaz hâldeyiz. Ben EYT’yle ilgili bize gelen arkadaşlarımıza hem vallahi hem billahi şöyle dedim: Sizin derdinize biz derman olamayız. Tayyip Bey de bu ara para isteyeni sevmiyir, Erzurumluların tabiriyle. Yani Erzurumlulardan bazen böyle para isterdik cemiyetçilik zamanlarımızda, derlerdi ki: “Kardaş, can mı ki bu verek yani.” Para isteyince böyle: “Can mı ki verek bu?” Kıymetli bir şey. Şimdi, Hükûmetten para isteyince Hükûmetimiz de bize şöyle mukabele etmeye başladı: “Ya can mı ki bu, verek?”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Ama ben bunu oya birleştirdim, EYT’lilere de söyledim, 3600 ek gösterge meselesinde de söyledim. Şayet Tayyip Bey, sizin bu huzursuzluklarınızın, seçmen davranışını değiştirdiğini görür ise vallahi verirdi, kaynağını da bulur, parasını da bulur, tahsis eder. Sonra geçti geçmedi, birkaç haftadır münakaşa ediyoruz sizinle, biliyorsunuz, Numan Bey’den bir açıklama duydum ki şimdi ekonomik olarak bunu kaldırabilecek durumda değil, bütçe disiplinimiz itibarıyla da öyle ama “Seçimi müteakip bu EYT’yle ilgili bir düzenleme yapabiliriz.” diye cümle duydum, demek ki isabet ettirdim.

Bugün de Bülent Turan Bey’in bir açıklamasını gördüm “3600 ek göstergeyle alakalı bir düzenleme yapabiliriz, seçimden evvel de kavuşturabiliriz.” diyor. Bunların sevindirici tarafı şudur, Hükûmetimizin meşru taleplere, mağduriyet taleplerine seçimde bu kadar duyarlı olması, bizi şöyle bir temenniyle karşı karşıya bırakıyor: Keşke her zaman seçim olsa keşke siz de bu talepleri seçim vesilesiyle bile olsa yerine getirseniz. Dolayısıyla seçim sonuçlarının seçmen davranışını etkileyecek iktisadi zorlukların sizin çözüm iradenizle buluştuğunu görmekten bahtiyarız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Bitireyim mi Başkanım?

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, zaten alacaklıyım, biliyorsunuz.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Evet, alacaklısınız.

Teşekkür ediyorum. İyi akşamlar diliyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Zengin…

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; tabii, İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Yavuz Ağıralioğlu’nun -ne diyelim, insanı rahatlatan diyeceğim bu manada, içinde bize çok eleştiri var ama- bu konuşmasından sonra, ben, bir evvelki hatibin, CHP’li hatibin konuşmasına bir şey ifade etmek istiyorum.

Şimdi, Genel Kuruldaki adap belli. Buradaki adap… Eğer burayla alakalı, Genel Kuruldaki insicamın bozulmasıyla alakalı bir durum varsa burada size, siz Başkanımıza, Genel Kurulu yöneten Meclis Başkanına, Meclis Başkan Vekiline görev düşüyor. Burada bizler kendi aramızda uzun vakitler geçiriyoruz. Bulunduğumuz süre içerisinde eğer insicam bozulmuyorsa, birbirimize laf atmıyorsak, buradaki hâlle alakalı konuşan kişinin, hatiplerin, bulundukları yerden hadlerini bence çok aşarak, bu tarz bir üslupla had bildirmeye, ne yapacağımızı söylemeye hukuken, İç Tüzük’e göre hakları olmadığını belirtmek istiyorum. Kaldı ki mesele, kendisiyle alakalı bir mesele de değil, çok anlık gelişen bir şeydir. Ben kendi adıma, grup başkan vekili olarak bütün konuşmacılara saygı duyuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Kaldı ki Deniz Bey’in hassaten bir milletvekili olarak takip etme sürecini, gayretlerini, bizim yaptığımız çalışmalardaki ilgi ve alakasını da özellikle takip eden, değer atfeden bir insanım. Bunun da altını çiziyorum, burada belirtmek de isterim.

Doğrusu, ben bu üslubu, bu tarzı çok yakışıksız buldum, bunu ifade etmek isterim. Burada birbirimize saygı duymanın, en önemli ilkemiz olması gerektiği kanaatindeyim. Eleştirmeye amenna, sonuna kadar.

Bu arada da anlamı var mı, bilmiyorum, bazen sorular soruluyor ama cevapla çok ilgilenilmediğini düşünüyorum. Özgür Özel Bey, mevkidaşımız sormuştu, mazotlarla alakalı yapılacak ödemeyle ilgili. Tarım Bakanlığımızla, Bakan Yardımcımızla biraz evvel görüştüm ve kendisi, son on yılda şubat ayında mazotla alakalı bir destek ödemesinin şimdiye kadar hiç yapılmadığını ve bu on yılın neticesinde de bu sene buna bir imkân oluştuğunu, şubat ayının sonunda –belki açıklama yanlış anlaşılmış olabilir diye belirtiyorum- çiftçimize 2,4 milyarlık bir mazot desteği verileceğini söyledi. Buğday için 15, pamuk için 40, baklagil için 14 ve mısır için de 19 TL olmak üzere bir mazot desteği olacağını, bu ayın sonu itibarıyla ödemelerin yapılacağını ifade etti Bakan Yardımcımız; bunu da belirtmek isterim.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

44.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önce, son açıklamaya teşekkür ederiz çünkü Sayın Recep Tayyip Erdoğan konuşmasında açıkça “Bu paraları biz ödedik.” deyince -ödeyeceğiz dese zaten bu telefonlar gelmezdi- onlarca telefon geldi hepimize.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – İmzalamıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunu söyledik ve cevabını istedik, takipçisi de olacağız.

Değerli hatibim herhangi bir konu konuşmuyor. Zonguldak’ın bağrına saplanmış bir hançerin Zonguldak’ın yüreğini kanattığı bir süreçte, senelerdir zehirlendikleri bacalara filtre takılma süresinin uzatılmasından tutun da redevans sahası -ki itirazımız olan, redevans sisteminin yaygınlaştırılması, ruhsatların ona göre bölünmesi- gibi onu yakan şeyler var. İki gündür takip ediyor, konuşma sırasını bekliyor. Tam konuşma sırası geldiğinde muhatap grubun –tabii, muhatap bütün Parlamento ama 1’inci partinin buradaki tavrı önemli- sayısı 8’e, 10’a düşmüş. Sayın Özlem Hanım belki bütün gün burada yoktu, bir görev değişikliği yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kendini ifade etmeye çalışıyor ama karşısında konuşan, dinlemeyen bir görüntü olduğunda, üslubu dairesinde, hakaret etmeden, kızmadan “Beni dinlerseniz memnun olurum.” diyor, Özlem Hanım da size görevinizi hatırlatıyor biraz önce.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Öyle demedi, öyle demedi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Öyle söylemedi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oysa siz, herhangi birisi kürsüden yaralayıcı bir dil kullandığında zaten hep uyarıyorsunuz yani sizin değerlendirmenize göre de öyle bir şey söylememiş Sayın Yavuzyılmaz. Genç bir vekildir, çalışkan bir vekildir, biraz önce Özlem Hanım’ın ifade ettiği takdir cümlelerini hak eden bir vekildir, grubumuzun gözbebeğidir. O konuşurken bir grup başkan vekili bugün gösterdiği gergin durumu sürdürüp grubunu dışarı çıkarırsa o zaman biz de -yediğiniz kadar yakamıza dökmüşlüğümüz vardır- İç Tüzük 72 önerisini veririz, kalkar, hep beraber geri gelirsiniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç geri gelmeyeceğiz, şimdi hep beraber gideceğiz. Biz çalışmayacağız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Maksat hasıl olmuştur, İç Tüzük 72 önergemi geri çekiyorum ve çalışmalara sizin, riyaset makamının takdiri ölçüsünde devam etmeye hazırız.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Zengin…

45.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, Sayın Özgür Özel yalamış yutmuş, öyle ifade ediyor ama…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok, yok; yediğiniz kadar dökmüşlüğümüz var dedim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Dökmüşsünüz falan… Yani çok nahoş laflar, artık onlarla uğraşamayacağım; yiyin, dökün, yalayın, nasıl istiyorsanız.

Şimdi, Sayın Başkan, sizin sorumluluğunuz sadece cümlelerin kesilmesi, nahoş üslup değil, buradaki insicamın sağlanmasıyla alakalı sorumluluk size aittir. Sayın hatip, ortamla alakalı, benim ne yapacağıma asla karışamaz. Eğer buradaki durumla alakalı bir rahatsızlığı varsa döner, size der ki: “Sayın Başkan, lütfen, Genel Kurulu sessizliğe davet eder misiniz.” Kaldı ki rahatsız edici en ufak bir tavır yok. Bu Genel Kurulda ne sayın hatip ne buradaki grup başkan vekili arkadaşlarımızın hiçbiri bana kendimle alakalı bir hâl ve hareket konusunda telkinde bulunmaya hak sahibi değildir, bir daha altını çiziyorum. O sebeple de bunun tekrar kayıtlara girmesini anlamlı buluyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önergeyi saklamak isterseniz hediye edeceğiz Özlem Hanım.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz istediğiniz yere saklayabilirsiniz.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Peki, öyle olsun.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, şahıslar adına da konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, arkadaşlarımızdan 60’a göre söz talep edenler var.

Sayın Çepni, buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin, İzmir ili Gaziemir ilçesindeki akü fabrikasında tespit edilen nükleer atığın neden olduğu sorunların giderilmesi ve halk sağlığının korunması gerektiğine ilişkin açıklaması

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

İzmir’in Gaziemir ilçesindeki eski akü fabrikasında 2007 yılında nükleer atık tespit edildi. Atıklar hâlâ kaldırılmış değil. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu burada 200 ton radyoaktif atık tespit etti. Atıklar sadece, Türkiye’de bulunmayan nükleer santrallerdeki çubuklardan bulaşıyor. Fabrika sahipleri 2010 yılında alanı terk etti, sahiplere 5,7 milyon lira ceza verildi, ödemediler. HDK Ekoloji ve Yaşam Meclisi, harabe hâlindeki ve yağmur sularının doldurduğu çukurları gözlemledi. Biriken zehirli sular yer altı sularına, oradan da körfeze ulaşmaktadır. Alan, hızlıca, usulüne uygun olarak temizlenmelidir ve halk sağlığı korunmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Gökcan…

47.- Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın, Özgür Özel’in Millî Eğitim Bakanlığının 8 Şubattaki sözleşmeli öğretmen atamasına yönelik basın açıklamasına ilişkin açıklaması

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubu Başkan Vekili Sayın Özgür Özel Türkiye Büyük Millet Meclisinde düzenlediği basın toplantısında, Millî Eğitim Bakanlığınca 8 Şubatta 20 bin sözleşmeli öğretmen atamasının yapıldığını; 80’in üzerinde not alan 200’den fazla adayın, mülakatta ortalaması atama için yetersiz kalacak şekilde puan verilerek elendiğini öne sürmüştür. Bir öğretmen adayının Muğla İl Millî Eğitim Müdürlüğüne gidip neden haksızlığa uğradığını sorduğunu anlatan Sayın Özel, Muğla İl Müdürlüğünün, atama listelerinin Bakanlıktan geldiğini, bu listede bulunmayan kişilere mülakatta düşük not verildiğini söylediği şeklinde bir açıklama yapmıştır. Bu açıklamalar tamamıyla gerçek dışı ve maksatlıdır. Muğla İl Millî Eğitim Müdürlüğünce, mülakata giren ve kazanamayan adaylarla hiçbir şekilde sözlü olarak ve benzeri görüşmeler yapılmamıştır. İtirazlar yazılı dilekçeyle kabul edilmiş ve resmî yazıyla cevaplandırılmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve kamuoyunun doğru bilgilenmesi açısından bu hususu bilgilerinize arz ediyorum.

Bu bilgiler ışığında yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

48.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana ilinde ferrokrom tesisi kurularak istihdam ve ihracat yönünden ülke ekonomisine katkıda bulunulmasının, termik, nükleer ve madencilik projeleri başta olmak üzere kirletici tesisler için ÇED raporunun yanı sıra SED raporunun da istenmesinin düşünülüp düşünülmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Adana’nın Aladağ ilçesi bölge olarak zengin krom yataklarına sahiptir, Yumurtalık ilçemizin de enerji bölgesi olması avantajını daha çok artırmaktadır. Bu nedenlerle Adana bölgesinde uç ürün elde etmek üzere ferrokrom tesisi kurularak üretim, istihdam ve ihracat yönünden ülke ekonomisine katkıda bulunulması düşünülmekte midir?

İkinci sorum: Yapılan bir sağlık araştırması raporuna göre Sugözü Termik Santrali’nin faal olduğu Adana’nın Yumurtalık ilçesinde 2009 yılında 5 olan kanser vakası, nüfusun azalmasına rağmen, 2014’te 12 kat artmış. Termik santrallerin saldığı emisyonların asit yağmurları şeklinde toprağa ve suya karıştığı tespit edilmiştir. Termik, nükleer ve madencilik projeleri başta olmak üzere kirletici tesisler için ÇED raporlarının yanı sıra sağlık etki değerlendirmesi raporu istenmesi düşünülmekte midir?

Üçüncü sorum madencilerden gelen bir şey. 31 Ocak 2019 tarihinden itibaren tüm madenciler ruhsat bedellerini yatırmak durumunda ancak ekonomik kriz nedeniyle çoğu madencinin bu bedelleri yatıramadığını biliyoruz. Bunun ödenmesi düşünülmekte midir?

BAŞKAN – Sayın Filiz…

49.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep ili Şahinbey ilçesi İstiklal Mahallesi’nde yaşanan doğal gaz kaynaklı patlamada hayatını kaybeden Ayşe Bilici’ye Allah’tan rahmet, yaralananlara geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, dün, 12 Şubat tarihinde Gaziantep Şahinbey ilçesi İstiklal Mahallesi 6 no.lu Sokak’ta ilk belirlemelere göre doğal gaz kaynaklı, önce rögarda, ardından da iki katlı evde peş peşe iki patlama meydana gelmiştir. Patlamalarda 1 kişi hayatını kaybetmiş ve 4 kişi de yaralanmıştır, bazı ev ve iş yerleri ile araçlarda da hasarlar meydana gelmiştir. Yaşanan bu olaydan ders alınmalı ve soruşturmanın sonucunda sorumlularla ilgili mutlaka gerekli cezai müeyyidenin uygulanması da gerekmektedir. Patlamalarda hayatını kaybeden 90 yaşındaki Ayşe Bilici’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Yaralanan ve Gaziantep’in değişik hastanelerinde tedaviye alınanlara ve semt sakinlerine geçmiş olsun diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

50.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün, ahirete intikal eden Ozan Arif’in yattığı yerin nur, mekânının cennet olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün aramızdan ayrılıp ahirete intikal eden, inançlarından ve prensiplerinden asla taviz vermeyen bir kişiliğe sahip olan Ozan Arif’i, zamanımızın Korkut Ata’sını kaybetmenin büyük üzüntüsü içindeyiz. Yeri asla doldurulamayacak olan bir ülkü deviydi. Ülküsü büyüktü ama Allah var, en az ülküsü kadar yüreği de büyüktü. Onun deyişiyle ülkücülük, vatan, millet, din ve devlet uğruna, hatta insanlık uğruna maddi ve manevi değerlerini ortaya koyabilmekti. Sözünü, sazını kimseden sakınmayan, açık sözlü, açık yürekli Ozan Arif, eğilmeden, bükülmeden doğrularıyla yaşadı. Her ne kadar birileri farklı düşünse de bizler kendisine hakkımızı helal ediyoruz; yattığı yer nur, mekânı cennet olsun.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

51.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya iline kimya organize sanayi bölgesinin kurulmasının şart olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Malatya ilimize bağlı, hâlihazırda kurulu olan fakat çalıştırılmayan, Malatya Şeker Fabrikası içerisinde yer alan etil alkol tesisi dâhil, kayısı çekirdeği kabuğundan aktif karbon üretimi, acı kayısı çekirdeğinden ilaç üretimi, kireç taşından kostik üretimi, kenevirden elyaf ve biyoyakıt üretimi, çöp atıklarından sentez kimyasal üretimi gibi birçok kimyasal maddenin üretileceği bir kimya organize sanayisinin kurulması şarttır. Bu kapsamda yapılacak olan fizibilite ve altyapı çalışmalarına da bir an önce başlanmalıdır. Bu yatırımın ülkemize katkısı, besleyeceği sektörlerle beraber 2023 yılına kadar 4 milyar TL civarında olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son olarak Sayın Özel…

52.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Muğla Milletvekilimiz Sayın Yelda Erol Gökcan biraz önce, gündüz yaptığımız bir açıklamayı aynıyla aktardı; durum aynen aktardığı gibidir. Eğer kendisi uygun görürse, arzu ederse kendisi ve bir Muğla milletvekilimiz, teşrif buyururlarsa odamızda ben ve kendisi, bu görüşmeyi yapan ve ağlayarak hepimize anlatan 20 kişilik bir grubun içindeki Muğlalı genç öğretmen adayını davet ederiz, dinleriz; adayın söylediği sözler doğruysa kendileri gereğinin yapılması için partilerinde gerekli çalışmayı yaparlar; aday o kadar duygu dolu, gözyaşlarıyla anlattığı bu görüşmeyle ilgili gerçek dışı bir beyanda bulunuyorsa da bunu gelir Mecliste paylaşırız. Takdir kendilerinin. İster kendi makamlarında, bir Muğla milletvekilimizi görevlendirmek suretiyle kişinin dinlenmesini talep ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ünsal...

53.- Ankara Milletvekili Servet Ünsal’ın, yargıya olan güvenin toplum nezdinde kaybedildiği bu dönemde bir siyasi partiyi hedef alarak hakaret ve karalama yapan bir yargı mensubunun görevine devam etmesinin yargıyı yaraladığına ilişkin açıklaması

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Yargının otuz yıl doktorluğunu yapmış bir arkadaşınız olarak, “Yüksek”i kaldırılan HSK üyelerine, Çanakkale Lapseki’de hâkimlik yapan bir şahsın geçtiğimiz günlerde sosyal medya üzerinden yaptığı skandal paylaşımları hatırlatmak istiyorum. Görevi itibarıyla tarafsız ve bağımsız olması gereken bu şahıs, ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisine yönelik hakaret ve karalama amaçlı ifadeler kullanarak meslek etiğini yok etmiştir. Son yıllarda çok çok rastladığımız, hâkimlik görevinin karakterinden uzak, tarafsız olmadığını açıkça ortaya koyan bu şahıs hakkında başlatıldığı belirtilen incelemenin ivedilikle sonuçlandırılması ve bu sürece ilişkin bilgilendirmenin kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir. Yargıya olan güven duygusunun toplum nezdinde günden güne kaybedildiği bu dönemde, bir siyasi partiyi hedef alarak hakaret ve karalama yapmaya cesaret edebilen bir yargı mensubunun hiçbir şey olmadan görevine devam etmesi maalesef ülkemizde yaralı yargıyı daha çok yaralamıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bölüm üzerinde soru-cevap talebi yok.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler böylece tamamlanmıştır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.42

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 52'nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada bulunan 33 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması'nın ‘Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemleri Hakkında Protokol II'sini Değiştiren 1/2016 Sayılı Kararınının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/1364) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada bulunan 29 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım'ın Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite'nin Serbest Ticaret Anlaşması'nın ‘Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II'sini Değiştiren 1/2017 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına İlişkin Yetki Verilmesine Dair Kanun Teklifi (2/1362) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 29)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 14 Şubat 2019 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.44



(x) 41 S. Sayılı Basmayazı 5/2/2019 tarihli 48’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.