TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

51’inci Birleşim

12 Şubat 2019 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, 12 Şubat Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, Türkiye’deki ekonomik gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in, termal turizmin başkenti Afyonkarahisar iline ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Saros Körfezi’nin, Edirne ili Keşan ilçesi Sazlıdere köyü sahiline yapılması planlanan doğal gaz ikmal limanı projesiyle tehdit altında olduğuna ilişkin açıklaması

2.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzonspor’un Süper Lig’de uğradığı haksızlıklara seyirci kalan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanını ve Merkez Hakem Kurulunu istifaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

 

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, uygulanan tarım ve enerji politikalarının yanlış olduğuna, tanzim satışların iktidarı kurtaramayacağına ilişkin açıklaması

4.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ilinde yaşanan sel felaketi sonrasında hasar tespit çalışması yapılıp yapılmadığı, üreticilerin toplam zararının ne kadar olduğu ve kamuya olan borçlarında erteleme veya ödeme desteği yapılıp yapılmadığı konularında Hükûmetten açıklama ve destek beklenildiğine ilişkin açıklaması

5.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, emeklilikte yaşa takılanların seslerine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Eren Erdem’in oy birliğiyle tahliye edildiği hâlde cumhuriyet savcısının itirazıyla oy çokluğuyla yeniden tutuklanmasının sebebi ile Osman Kavala’nın uzun süredir tutuklu kalmasının sebebini ve neden tahliye edilmediklerini Adalet Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ili Altunhisar ilçesinde yaşanan mağduriyetleri 31 Marttaki yerel seçim sonrası işbaşına gelecek olan CHP’nin gidereceğine ilişkin açıklaması

8.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, konkordato ilan eden tavukçuluk firmasının Adana ve Mersin’deki işletmelerinde açlıkla karşı karşıya kalan kanatlı hayvanlara yem desteği vermesini, köylülerin alacaklarını ödemesini ve Ziraat Bankasının tavuk kümesi işleten köylülere kredi açmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 2018 yılında ihracatta rekor kırılmasının ekonominin emin ellerde olduğunun göstergesi olduğuna ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Hızır orucunun ülkemizin huzura, berekete ve barışa kavuşmasına vesile olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

11.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli’nin Kartepe İlçesi Eşme Mahallesi’nde bulunan çöp depolama alanının tehlike saçtığına ve önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, inşaat sektörünün zor durumda olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, İstanbul Çekmeköy’de meydana gelen helikopter kazasında şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ve 10 Şubat Sultan II. Abdülhamit Han’ı vefatının 101’inci yıl dönümünde rahmetle andığına ilişkin açıklaması

14.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Tarım ve Orman Bakanlığının arazi toplulaştırma işlemlerinin tamamlanamaması nedeniyle mağdur olan çiftçilerin mağduriyetini gidermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, hekimler başta olmak üzere sağlık çalışanlarının sağlıkta şiddete karşı kamu spotu yayınlanmasını Sağlık Bakanlığından talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

 

 

16.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 15 Temmuz darbesini müteakip 669 sayılı KHK gereğince kapatılan askerî okullardan ilişiği kesilenlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine, darbeyle irtibatı, iltisakı olmayanların mağduriyetini giderme mesuliyetinin devletin olduğuna, Çin Hükûmetinin Abdurehim Heyit’le ilgili “Yaşıyor.” bilgisine ihtiyatla baktıklarına, Dışişleri Bakanlığımızdan açıklama beklediklerine ve bu mevzuda hassasiyet talep ettiklerine ilişkin açıklaması

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, 2018 yılında da aynı model helikopterin düşmesinin dikkat çekici olduğuna ve konuyla ilgili adli, idari tahkikat yapılmasını beklediklerine, Abdurehim Heyit’in ölüm haberi üzerinden yürütülen algı operasyonuna karşı dikkatli olunması gerektiğine, Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Türkistan Türklerinin haklı davasının takipçisi ve savunucusu olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, İstanbul Taksim’de gerçekleştirmek istedikleri basın açıklamasının İçişleri Bakanının “Sizi yürüten adam değildir.” beyanıyla engellendiğine, Mersin ve Adana ilinden gelen seçmenlerinin HDP grup toplantısına katılmasının engellendiğine, parti binalarının zırhlı araçlarla, silahlı güvenlik güçleriyle sarıldığına ve adaylarının uzun namlulu silahlar eşliğinde çalışmalarını sürdürmek durumunda kaldığına, Leyla Güven’in talebine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 12 Şubat Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu ve 12 Şubat Mekteb-i Mülkiyenin kuruluşunun 160’ıncı yıl dönümüne, İstanbul Çekmeköy’de askerî halikopterin düşmesi sonucu şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediklerine ve aynı model helikopterlerin daha önceki yıllarda da düşmesi konusunda inceleme başlatılıp tedbir alınması gerektiğine, Bartın İl Millî Eğitim Müdürü İsmail Yaşar Demir’i görevden almayan kudretin ve kuvvetin ne olduğunu öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu hayatını kaybeden Pilot Yüzbaşı Ümit Özerli, Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kaya ve Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar’a Allah’tan rahmet dilediğine, Öykü Arin Yazıcı ile tüm lösemi hastaları için milletvekillerini, Meclis çalışanlarını kök hücre ve kan bağışı kampanyasına davet ettiğine, 12 Şubat Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Erzurum Milletvekili Selami Altınok’un İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Erzurum Milletvekili Selami Altınok’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehit olan hemşehrisi Pilot Yüzbaşı Ümit Özerli’ye ve askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, 12 Şubat Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

 

 

 

24.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, Burdur’un Bucak ilçesinde birçok kişinin hastaneye başvurmasına neden olan konuya ilişkin belediye başkanı ve çalışanlarına yönelik idari soruşturmanın yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ve Sağlık Bakanından bu konuya hassasiyet göstermesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, Hızır’ın Alevilerin en büyük bayramı olduğuna, Hızır niyetine tutulan oruçların, dağıtılan lokmaların ve yapılan cemlerin Hak katında kabul olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, İstanbul Kartal’daki binanın çökmesi sonucu hayatını kaybeden vatandaşlara ve İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehadete yürüyen askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

27.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, İstanbul Çekmeköy’de meydana gelen helikopter kazasında şehit olan hemşehrisi Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar’a ve askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

28.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, Trabzonspor’un Süper Lig’de uğradığı haksızlıklara karşı şehir ve ülke genelinde eleştirel reaksiyon oluştuğuna ilişkin açıklaması

29.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehit olan hemşehrisi Pilot Ümit Özer’e ve askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk’ün HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Konya Milletvekili Orhan Erdem’in, Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş’un 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

 

 

 

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 12/2/2019 tarihinde İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, devletin beka sorunlarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 11/2/2019 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşları tarafından, İstanbul ili Kartal ilçesi Sema sokakta meydana gelen Yeşilyurt Apartmanı’nın yıkılışının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, 15/1/2019 tarihinde Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu ve 24 milletvekili tarafından, Batı Karadeniz’deki mevcut ve yapılması planlanan termik santrallerin çevreye ve insan yaşamına etkilerinin incelenerek santrallerin hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddiaların aydınlatılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/864) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İYİ PARTİ grup önerisinin görüşmelerinin kapalı oturumda yapılmasına ilişkin Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu tarafından İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre verilmiş olan önergesi

2.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un (2/967) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/19)

 

VII.- KAPALI OTURUMLAR

İKİNCİ OTURUM

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Erzurum Milletvekili Selami Altınok’un İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41)

 

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite’nin Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın ‘Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemleri Hakkında Protokol II’sini Değiştiren 1/2016 Sayılı Kararınının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/1364) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33)

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, kabak çekirdeği ithalatına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/7616)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülere dair çeşitli verilere,

2015-2019 yılları arasında İnsan Hakları Kuruluna yapılan başvurulara ve Kurulun faaliyetlerine,

İlişkin soruları ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/7704), (7/7705)

12 Şubat 2019 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51'inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Kahramanmaraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’a aittir.

Buyurun Sayın Öçal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, 12 Şubat Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – “Bir hamaset destanı nakşedildi bağrına/ Yurdumun arslanları öldü iman uğruna/ Ruhlarda bayraklaşan, Allah için savaştır/ Bu şehitler diyarı, işte bu yer, Maraş’tır.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yılı münasebetiyle söz istemiş bulunmaktayım. Bu vesileyle, sizleri ve heyetinizi selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, dün İstanbul’da askerî helikopterimizin düşmesi sonucu şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun.

Kahramanmaraş, İstiklal Mücadelesi’nin kahraman kenti; yokluk içerisinde bir olup dayanışmanın, destansı mücadelenin şehri; “Maraş bize mezar olmadan düşmana gülzar olmaz.” diyen yiğitlerin diyarı; edebiyatın başkenti; “Yedi Güzel Adam”ın memleketi.

Bu güzide şehrimiz, 1918 Mondros Mütarekesi’yle birlikte işgal edilmişti. Düşmana göre, bu topraklarda işgal oldukça kolaydı ama bilmiyorlardı ki Maraşlının Allah aşkı, bayrak aşkı, vatan aşkı bütün bu zorlukların üstesinden gelecekti.

Maraşlı, imanından kaynaklanan yüce ruhla “Ölürsem şehit, kalırsam gazi.” olurum duygusuyla harbe başlamış; Cenab-ı Allah, bu iman dolu göğsü olan şehre zaferi bahşetmişti.

Maraş, hamamdan çıkan 3 kadının hicabını açmaya çalışan Fransız askerlerine “Durun bre dinsizler, yaptığınız yetti artık!” diyerek ilk kurşunu sıkan Sütçü İmam’dır. Maraş, kocasının şehit kanını alnına sürerek silahını alıp savaşa devam eden Senem Ayşe’dir. Maraş, Fransızları karşılamak için davul çalması istenen, hatta davulunun kasnağının altınla doldurulacağı vadedilen ancak “Bu, bir iman meselesidir, vatan meselesidir, öldürseniz de çalmam.” diyen Davulcu Abdal Halil Ağa’dır. Maraş, “Hiçbir koşulda işgale rıza göstermeyiz.” diyen Rıdvan Hoca’dır ve Maraş, o ruhu devam ettiren Necip Fazıl’dır, Nuri Pakdil’dir, Abdurrahim Karakoç’tur, Erdem Bayazıt’tır, Cahit Zarifoğlu, Mahzuni Şerif ve Rasim Özdenören’dir. Velhasıl, Maraş Kahramanmaraş’tır.

İşte, 12 Şubat 1920, Anadolu emperyalizmine başkaldırının, vatan, millet aşkının şahlandığı gündür. Bu şahlanış sonrası, Anadolu’daki örgütlenmeler hızlanmış ve Maraş’ın kurtuluşundan sonra diğer şehirler de kurtuluş mücadelesi vermiştir.

Doksan dokuz yıl önce Maraş’ta olduğu gibi, bugün de vatanımız üzerinde oynanmak istenen oyunların farkındayız. Şimdi de dünyanın en alçak, en eli kanlı, en zalim terör örgütlerini farklı güncellemelerle üzerimize salmaya çalışmaktalar. PKK’dan FET֒ye, DEAŞ’tan PYD-YPG’ye kadar bütün bu örgütler bu amaç için kullanılmaktadır. Sandılar ki bu milletin Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te, Şanlıurfa’da, Adana’daki cesareti mazide kaldı ama attıkları her adımda yanıldıklarını görüp tokadı yediler. 2015 yılında çukur eylemleriyle millî birliğimizi ve vatanımızın bütünlüğünü hedef aldılar. Teröristleri de onların uzantılarını da iş birlikçilerini de kötü niyetlerini de o çukurlara gömdük ve gömmeye de devam edeceğiz. Ardından 15 Temmuz darbe girişimine başladılar. Ellerindeki en modern silahlara güvenerek çıktıkları sokaklarda milletimizin iman dolu göğsüne çarpınca darmadağın olarak geri döndüler. Tüm şer güçlerine ve onların yandaşlarına karşı “Hamdolsun biriz, iriyiz, diriyiz ve hep beraber Türkiye’yiz.” diyoruz.

Bu vesileyle, bu cennet toprakları ve büyük bir maneviyatı bizlere miras olarak bırakmış şehit ve gazilerimizi minnet ve rahmetle anıyoruz. Bizim büyüklerimiz derler ki: “Maraş, sıradan bir yer değil; Maraş’tan geçilmez, Maraş’a gidilir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

HABİBE ÖÇAL (Devamla) – Derde deva, sadra şifa, ruha gıda, gönle sefa niyetiyle Değerli Başkanım, milletvekillerimiz ve tüm Türkiye’yi kahraman şehrimize davet ediyoruz. İstiklal Madalyalı şehrimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yılını kutluyoruz ve tüm Kahramanmaraşlılarımızı selamlıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz, Türkiye’deki son ekonomik gelişmeler hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Bedri Serter’e aittir.

Buyurun Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İzmir Milletvekili Bedri Serter’in, Türkiye’deki ekonomik gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması

BEDRİ SERTER (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazine Bakanı ve iktidar milletvekillerinin günlerdir ekonomiye dair yaptıkları konuşmalara dayanamayıp halkın sesi olarak bugün kürsüden söz almış bulunuyorum.

Rüya görüyorsunuz, rüya ve işin kötüsü, gördüğünüz rüyaya kendiniz de artık inanmıyorsunuz ve gerçekler ortada. Söyleyecek yalan da kalmadı, hikâye de. Ekonomi çöküşte, pazar, market bitmiş, ülke son yılların en kötü günlerini yaşamakta. Tank fabrikası dâhil her şeyi elden çıkartırsınız ve geçen hafta Hazine Bakanı çıkmış diyor ki: “Yeni bir başarı hikâyesi yazıyoruz.” Bakana buradan sesleniyorum: Göz göre göre iflas bayrağı çektiniz, farkında değil misiniz? “Kriz var, kriz” diyor esnaf, kadın, sokaktaki vatandaş. Artık, memlekette yarım karnabahar satılıyor. Yatırımlar ve inşaatlar durmuş, büyük sermaye zaten parasını yurt dışına çoktan götürmüş vaziyette ve sizin bir milletvekiliniz çıkıyor burada, dalga geçer gibi bizlerle krizin lügat tarifini yapıyor. Neymiş? “Sistemi kilitleyen gerilim durumu.” Evet, gerilim var. Onu da yaratan sizsiniz, sizin iktidarınız, tek adam iktidarı. Türkiye'nin her sektöründe tekeller yaratan sizsiniz, tezgâh fiyatlarının artmasına bunca zamandır göz yuman sizsiniz. Şimdi, bu mudur aldığınız tedbirler? Nerede serbest piyasa ekonomisi? Çadır manavlığıyla halkın seçime kadar gözünü boyamaya çalışıyorsunuz. Yazıklar olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AKIN (Balıkesir) – Yazıklar olsun!

BEDRİ SERTER (Devamla) – İktidarınız, her söylem ve eylemiyle ülkeyi batırmaya devam ediyor ve işte, sonuç: Üretici Fiyat Endeksi 2018 yılı yüzde 12, 2019’da öngörü yüzde 33. Halkımız soğan-ekmek yiyemez durumda. Hani Âşık Mahzuni diyor ya: “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/ Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?” Çiftçinin mazot alamaz durumu ortada, geçen sene bu aylarda 5 lira olan mazot bugünlerde 6,5 lira civarında. Velilerimiz, çocuklarına okula giderken çanta, ayakkabı, pantolon alamıyor. Kadınlarımız, çocuklarına iç çamaşırı alamıyor; bir kilo un alıp evinde kurabiye, kek, börek yapamıyor. On yedi yılda geldiğimiz durum bu maalesef. Yanlış politikalarınız her sektörü olduğu gibi inşaat sektörünü de yerle bir etti. Satılık, kiralık, icrada o kadar çok mülk var ki aklınız şaşar. Durum buyken “Ekonomi 3.0’a hazırlanıyoruz.” diyor Sayın Bakan. 3.0 değil, 15.0’a da hazırlansanız elde var kocaman bir sıfır. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Hazine Bakanı, hâlâ daha “Türkiye'nin başını öne eğdirecek sıkıntımız yok.” diyorsunuz. On yedi yıl sonunda Türkiye, başını kaldıramıyor sayenizde. Öyle şaşkın bir hâldesiniz ki kürsü ve mikrofonlarda halkın ihtiyacının olduğu ve krizin bu kadar “top” yaptığı noktalarda hâlâ halka 1 kurşunun fiyatını soruyorsunuz. Durum çok net, aylardır boğazınıza kadar krize batmış bu halkın gözünde bittiniz artık. Her rakam, çöküşü teyit ediyor. Son verilere göre, biliyor musunuz ki son altı ayda 710 bin işçi, işsiz kaldı. Yine, son altı ayda işsizlik sigortasına müracaat eden 1 milyondan fazla vatandaşımız var. En az 3 milyon kişiyi ekmeksiz, evinde çorbasız bıraktınız.

Bir yandan Cumhurbaşkanı, bir yandan bakanlar “Bu vahim tabloya çözüm bulduk.” diye bangır bangır bağırıyorlar. Belediyelere kurdurduğunuz çadır manavlarıyla milleti kandırdığınızı zannediyorsunuz, üstelik sanki savaştayız gibi; “2 kilo domates alabilirsin, 1 kilo salatalık.” Bizim Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz bunu 1970’li yıllarda yaptı, geçmiş olsun. TANSAŞ denen, İzmir’de rahmetli Alyanak döneminde halkın da katkılarıyla hem sıfır maliyet, sıfır kârla halka bu hizmeti çoktan sunduk. Üstelik bunu seçime beş kala değil, seçimi kazandıktan sonra gerçekleştirdik. Cumhuriyet Halk Partisi belediyeciliği tümüyle halkı mutlu eden belediyeciliktir. Halkın mutluluğu da çocuklarının karnının doymasından geçer. Halkımız, çocuklarını doyurmak istiyor, sizden seçim rüşveti almak değil. Siz her şeyi oy alma derdine bağladınız, yine yazıklar olsun! Ortaya koyduğunuz ve sonuçlarını yaşadığınız tüm bu olumsuzluklara rağmen, biz, Türkiye Cumhuriyeti’nin neferleri olarak halkımıza refah içinde yaşayacakları ferah ve huzurlu günleri getireceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ SERTER (Devamla) – Başkanım rica etsem...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Serter, tamamlayalım lütfen.

BEDRİ SERTER (Devamla) – Teşekkür ederim.

Yıktığınız, sattığınız ve yok ettiğiniz her şeyi fazlasıyla halkımıza sunacağız. Üreten Türkiye’nin zengin ve mutlu bireyleri olarak yaşayacağız. 1919 ruhunu 2019’da da canlandıracağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, gündem dışı üçüncü söz, termal başkent Afyonkarahisar hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’e aittir.

Buyurun Sayın Yurdunuseven. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in, termal turizmin başkenti Afyonkarahisar iline ilişkin gündem dışı konuşması

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memleketim olan termal başkent Afyonkarahisar hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterimizin düşmesi sonucu şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun.

Seçim bölgem olan Afyonkarahisar; lokumu, sucuğu, haşhaşı, leblebisiyle meşhur olup, ilimizin önemli bir diğer değeri de termal su kaynaklarıdır. İlimiz son on yedi yılda Hükûmetimizin destekleri, tüm vekillerimizin katkısı ve emeğiyle bugün bir termal başkent hâline gelmiştir.

İlimiz, ismini tıpta ilaç yapımında kullanılan Latincede “opium” denilen, milattan önce 2’nci yüzyıldan beri topraklarımıza ekilmekte olan haşhaş bitkisinden almaktadır. Latincede özsu anlamına gelen “opium” zamanla yazılış ve söylenişte değişikliğe uğrayarak “Afyon” olarak son hâlini almıştır. Osmanlı döneminde “Karahisar” olarak anılan ilimize “Afyon” kelimesi eklenerek kullanılması, 1650 tarihli şeriye belgelerinde de görülmektedir.

Kurtuluşa giden yolda binlerce insanımızın şehit olduğu, cumhuriyetimizin kazanıldığı ve on yedi yıldır bu millete, bu ülkeye seve seve, canla başla hizmet eden AK PARTİ’mizin temellerinin atıldığı Afyonkarahisar’ımız, bugün Türkiye’mizin bir termal başkentidir.

Son yıllarda turizmin yıl boyunca yoğunluk kazanması için Kültür ve Turizm Bakanlığımızca turizmi çeşitlendirme politikaları uygulanmakta, turizm çeşitlerinden en önemlisi olan termal turizm faaliyeti, ilimizde de yıl boyunca sürdürülmektedir.

Afyonkarahisar, Türkiye’de kaplıca ve ılıca yönünden sayılı iller arasındadır. Kaplıcaları, zengin tabiat yapısı, tarihî eserleri, alternatif turizm çeşitliliği, kültür ve inanç turizmi, festival ve şenlikler gibi çeşitli turizm değerlerine sahip olan Afyonkarahisar, Anadolu’nun batı yakasında bir kavşak noktası olup doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan tabii bir kapı konumundadır. Bu yüzden Afyonkarahisar, turizm potansiyeli yönüyle ülkemizin sayılı illeri arasındadır.

Afyonkarahisar’ımız, tarih boyunca sahip olduğu termal sularıyla hem bir şifa hem de bir cazibe merkezi olmuştur. Friglerden beri aktif olarak kullanılan kaplıcaları, günümüzde modern konaklama tesisleri ve bunların sahip olduğu gelişmiş kür merkezleriyle Türkiye'nin sağlık turizmi alanında da başkenti olacaktır.

Afyonkarahisar’ımızda bulunan Ömer Gecek, Gazlıgöl, Hüdai ve Heybeli termal turizm merkezlerinin, sahip oldukları ayrı ayrı su özellikleriyle birçok hastalık için şifa kapısı olduğu da bilinmektedir. Bu nedenle yurt içi ve yurt dışından birçok hasta, ilimizi ziyaret etmiş ve termallerde şifasını bulmuştur elhamdülillah.

Termal başkent Afyonkarahisar’ımız, 21 bini termal, 5 bini normal olmak üzere toplamda 26 bin yatak kapasitesiyle misafirlerimize hizmet vermektedir. Afyonkarahisar’ımızda 7 adet merkezimizde, 3 tanesi de Sandıklı ilçemizde olmak üzere toplam 10 adet 5 yıldızlı otelimiz bulunmaktadır. AK PARTİ olarak hükûmete geldiğimiz 2002 yılında ilimizde turizm işletme belgeli konaklama tesisi sayısı 6 iken bugün 21 olmuştur. 2002 yılında belediye belgeli konaklama tesisi sayısı 24 iken bugün tam 149 olmuştur. İlimizi -2018 yılı Ekim ayı raporlarına göre- 854 bini yerli, 21 bini yabancı olmak üzere toplam 875 bin turist ziyaret etmiştir.

Bugün, Afyonkarahisar termal suların hemen hemen her damlasını özenle kullanmaktadır. Termal sularımızın kalorisi yüksek olduğu için kullanım yelpazesi de geniştir. Termal su, hamamlardan 5 yıldızlı otellere, sağlık ve şifa kaynağından konutların ısıtılmasına, seracılıktan elektrik üretimine kadar hayatın her alanında kullanılmaktadır. Bugün yüzde 60’ı Özel İdareye, yüzde 27’si Afyonkarahisar Belediyesine, yüzde 6’sı Ticaret ve Sanayi Odasına, geriye kalan yüzde 7’lik kısmı da küçük ortaklıklarda bulunan AFJET yani Afyonkarahisar Jeotermal Elektrik Üretim, Turizm ve Ticaret Anonim Şirketi, 2 milyon 184 bin metrekare konut, 148.700 metrekare otel, 210 bin metrekare teknolojik sera; toplamda 2 milyon 542 bin 700 metrekare olan ve bunun karşılığında da 25 bin 427 konut ve kapalı alanın ısıtmasını yapmaktadır. Ayrıca, 3 megavatsaat kapasiteli jeotermal elektrik üretim santrali de yaklaşık bir yıldır faaliyetini sürdürmektedir.

Ben buradan tüm halkımızı ve tüm değerli milletvekillerimizi termal turizmin başkenti olan Afyonkarahisar’a davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk on beş milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Gaytancıoğlu, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, Saros Körfezi’nin, Edirne ili Keşan ilçesi Sazlıdere köyü sahiline yapılması planlanan doğal gaz ikmal limanı projesiyle tehdit altında olduğuna ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gün geçmiyor ki AKP'nin çevre talanı olayları hız kessin. Dünyanın kendi kendini temizleme özelliği olan birkaç körfezinden biri olan ve doğal sit alanı olarak ilan edilen Saros Körfezi’ne -Keşan Sazlıdere köyü yakınlarına- doğal gaz ikmal limanı yapılması planlanmaktadır. Halkın gözünden kaçırılarak yapılıyor. Halk istemiyor, yapılan toplantılar oldubittiye getirilerek proje, Çevre Bakanlığında, yine halkın temsilcilerinin katılmak istediği ama davet bile edilmediği bir ortamda onaylanıyor. Saros Körfezi’ne sanayi ve gemi faaliyetini sokmak, Trakya bölgesi ve insanına yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.

Kendi kömürümüz, kimsede olmayan güneş varlığımız varken enerjide dışa bağımlı hâle geldik. Üstüne üstlük, bir de bu yatırımlar doğaya zarar veriyor. Yetkilileri uyarıyorum: Bu yatırımı halka rağmen yapamazsınız.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

2.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzonspor’un Süper Lig’de uğradığı haksızlıklara seyirci kalan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanını ve Merkez Hakem Kurulunu istifaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Trabzonspor’umuzun Başakşehir ve Galatasaray’la yaptığı maçlarda maç sonucunu doğrudan etkileyen fahiş hakem hatalarına ve büyük haksızlıklara tanık olduk. Bu hakem hatalarıyla Trabzonspor’umuzun umutları, gurur duyduğumuz genç fidanlarımızın emekleri göz göre göre çalınmıştır. Şunu herkes bilmeli ki Trabzonluların ekmeği yenir ama hakkı asla yenemez.

Futbolumuzda Anadolu devrimini gerçekleştiren Trabzonspor, altyapıdan yetiştirdiği genç oyuncularıyla onurlu bir mücadele vererek adım adım zafere koştuğu bir dönemde, tıpkı şampiyonluğunun çalındığı 2010-2011 sezonundaki gibi yine büyük haksızlıklarla karşı karşıyadır. Artık, sabır taşımız çatlamıştır. Süper Lig’imiz bu adaletsiz hakemlerle ve bu anlayışla yönetilemez. Merkez Hakem Kurulundaki taht kavgalarınıza Trabzonspor’umuzu alet etmenize sessiz kalmayacağız. Buna seyirci kalan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanını ve Merkez Hakem Kurulunu istifaya davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akın…

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’ın, uygulanan tarım ve enerji politikalarının yanlış olduğuna, tanzim satışların iktidarı kurtaramayacağına ilişkin açıklaması

AHMET AKIN (Balıkesir) – Sayın Başkan, tarımda sulamadaki fahiş ücretler çiftçinin belini büküyor. Nisan 2018’de çıkan kanunla, sulamaya ilişkin yatırım bedelinin ve sulama tesislerinin yatırım bedelinin amortismanına tabi olmadığı hüküm altına alındı. Yani sulama ücretlerinde yatırım bedeli kaldırılmış oldu. Sulama ücretlerinde düşüş beklenirken 2019 yılı sulama ücretlerinde yüzde 20 artış oldu. Tarımsal sulamada elektrik fiyatı bir yılda yüzde 71 arttı. Mazot yüzde 15, azotlu gübre yüzde 100, tarım ilaçlarının fiyatı yüzde 80’e kadar arttı. Doların 7 lira olduğu zamanlarda çiftçi ne ilaç ne de gübre aldı. Şimdi kalkıp Cumhuriyet Halk Partisi projeleriyle zevahiri kurtarmaya çalışıyorsunuz. Üretmeyen Türkiye’de iktidarınızı tanzim satışlar da kurtaramayacak. Tarım ve enerji politikalarında baştan sona yanlış yapıyorsunuz. Bir çekip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Topal…

4.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ilinde yaşanan sel felaketi sonrasında hasar tespit çalışması yapılıp yapılmadığı, üreticilerin toplam zararının ne kadar olduğu ve kamuya olan borçlarında erteleme veya ödeme desteği yapılıp yapılmadığı konularında Hükûmetten açıklama ve destek beklenildiğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ocak ayında Hatay’da yaşanan sel felaketi, tarım alanlarına çok ciddi zarar vermiş, üreticimiz mağdur olmuştur. Yine aynı şekilde selden kentimizin altyapısı da ciddi anlamda zarar görmüştür. Hükûmete, vatandaşlarımızın mağduriyetini giderme noktasında birçok kez çağrı yapmamıza rağmen somut hiçbir adım atılmadığını üzülerek görüyoruz. Hükûmete soruyorum: Hatay ilimizde yaşanan sel felaketi sonucu hasar tespit çalışması yapıldı mı? Üreticilerimizin toplam zararı ne kadardır? Zarar gören üreticilerimize herhangi bir ödeme yaptınız mı? Üreticilerimizin kamuya olan borçlarında erteleme veya ödeme desteği yapıldı mı? Yapılmadıysa bunun sebebi nedir? Aynı şekilde altyapısı zarar gören belediyelerimize herhangi bir ek ödeme yapıldı mı? Hatay halkı bu konuda Hükûmetten açıklama ve destek bekliyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Karaca…

5.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, emeklilikte yaşa takılanların seslerine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 55 milyon seçmenimiz, bizleri, yüce Mecliste haklarının ve sorunlarının mücadelesine ses olmak için “milletvekilliği” gibi onurlu bir görevle görevlendirdi. Emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugün temsil edilen tüm siyasi partilerin seçim beyannamelerinde sorunların çözüleceğine ilişkin vaatleri için de oy verdi. 24 Hazirandan bu yana verilen sözlerin ve vaatlerin yerine getirilmesi için âdeta haykırıyorlar. Emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın kazanılmış haklarının iadesi için Cumhuriyet Halk Partisi olarak defalarca önerge ve yasa tekliflerimizi sunduk ancak kulaklarınızı tıkadınız. “Boş işler” diyerek emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın sorunlarını küçümsediniz.

Geçtiğimiz pazar günü yurdun dört bir yanından gelen vatandaşlarımız gibi ilim Denizli’den 11 otobüs emeklilikte yaşa takılan hemşehrilerim, seslerini duyurmak için Ankara’ya geldiler. Bu sese kulak verin. Yanlışta ısrar etmeyin. Gündemi değiştirme çabanızdan da lütfen vazgeçin.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

6.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Eren Erdem’in oy birliğiyle tahliye edildiği hâlde cumhuriyet savcısının itirazıyla oy çokluğuyla yeniden tutuklanmasının sebebi ile Osman Kavala’nın uzun süredir tutuklu kalmasının sebebini ve neden tahliye edilmediklerini Adalet Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Adalet Bakanına soruyorum:

1) 26’ncı Dönem Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilimiz iki yüz otuz dört gündür tutukludur. Tutuklama bir tedbir olduğuna göre, delillerin de toplanmış olmasına rağmen, önce oy birliğiyle tahliye edildiği hâlde cumhuriyet savcısının itirazıyla yeniden oy çokluğuyla tutuklanmasının sebebi nedir? Özellikle Eren Erdem’e adaletin askıya alındığı bu mahkemelerin hukuki değil de siyasi bir karar vermesi sebebi nedir? Aynı davada aynı kişi hakkında aynı gün içerisinde farklı karar verilmesinin sebebi nedir? Eren Erdem neden tahliye edilmiyor?

2) Osman Kavala iki yıla yakın bir süredir tutukludur. Hâlâ hakkında bir davanın açılmadığını görmekteyiz. Bu kişinin uzun süreden beri tutuklu kalmasının sebebi nedir? Hakkındaki dava niçin açılmıyor? Uzun süre tutuklu kalmasında siyasi bir etki var mıdır? Deliller toplandıysa neden dava açılmıyor, neden tahliye edilmiyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

7.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, Niğde ili Altunhisar ilçesinde yaşanan mağduriyetleri 31 Marttaki yerel seçim sonrası işbaşına gelecek olan CHP’nin gidereceğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde Altunhisar ilçemiz Hititlerden günümüze zengin kültür ve tarih varlıklarıyla önemli bir merkezdir. 1990 yılında ilçe olan Altunhisar’da açılan adliye AK PARTİ döneminde kapatılmıştır. İlçede yapılan 80 yataklı hastaneye ise yataklı hasta kabulü yapılmamakta, sağlık görevlileri acil durumlara müdahale edebilmektedir. Sulama amaçlı barajda ne yazık ki zemin nedeniyle su kaçakları önlenememiştir.

CHP İlçe Başkanı Sedat Kayhan ve Belediye Başkan adayımız Abdi Mercan’la esnafları ziyaret ettik. İşsizlik ilçe genelinde büyük sorundur. Tarımda sorunlar artmıştır. Çiftçiler icralık ve borç altındadır. Esnaf, BAĞ-KUR primlerini ödeyemez durumdadır. Meslek yüksek okulunun açılması, el sanatlarının geliştirilmesi, tarım sorunlarında çözümü on altı yıldır AK PARTİ gerçekleştirmemiştir. Halkı CHP’ye oy vererek Altunhisar’ın kaderini değiştirmeye kararlı gördüm. Altunhisar yerel seçimlerde değişikliklerle özlenen hizmetlere erişecektir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

8.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, konkordato ilan eden tavukçuluk firmasının Adana ve Mersin’deki işletmelerinde açlıkla karşı karşıya kalan kanatlı hayvanlara yem desteği vermesini, köylülerin alacaklarını ödemesini ve Ziraat Bankasının tavuk kümesi işleten köylülere kredi açmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Adana ve Mersin’in en büyük tavukçuluk firmalarından bir tanesi, konkordato ilan etmiş, 650’ye yakın çalışanı zor durumda kalmıştır. Firma, şu anda kayyuma devredilmiştir; yalnız, firmanın tavuk kümeslerine dağıttığı 2 milyonun üzerindeki civciv açlıkla karşı karşıyadır. Ben öncelikle, firmadan acil olarak bu kümeslere yem desteği vermesini, ikinci olarak da bu firmadan alacaklı olan kümesçilerin, el emeği göz nuruyla çalışan köylülerin alacaklarının köylülere ödenmesini talep ediyorum. Üçüncü olarak da bu firma ödeme yapamadığı için köylüler, Ziraat Bankasına ve diğer bankalara olan borçlarını ödeyememektedir. İki üç aylık alacakları içeride kalmıştır. Ziraat Bankasının tavuk kümesi işleten bu köylülere mutlaka kredi açmasını talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

9.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 2018 yılında ihracatta rekor kırılmasının ekonominin emin ellerde olduğunun göstergesi olduğuna ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2018 yılında ihracatta rekor kırılırken ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı da yüzde 75,3 olarak gerçekleşti. Bu da ekonominin emin ellerde olduğunu göstermektedir. Seçim bölgem Kocaeli, ticaretteki performansıyla Türkiye’yi dünyanın sayılı ihracat ülkelerinden biri hâline getirmek için yüksek ihracat yapan ikinci il olarak göze çarpmaktadır. 2018 yılında seçim bölgem Kocaeli’nin ihracat artışı, Türkiye genelinin çok üzerinde olup 2018 yılında 28,6 milyar dolar ihracat rekoru ile ülkemizin 2000 yılındaki ihracatının üzerinde bir ihracatı gerçekleştirmiştir. Ülkemizin büyümesi için, seçim bölgem Kocaeli’de yirmi dört saat üretim yapan sanayicilerimiz başta olmak üzere, ihracat yapan tüm firmalarımıza teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal….

10.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Hızır orucunun ülkemizin huzura, berekete ve barışa kavuşmasına vesile olmasını temenni ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Hızır sevgidir, birliktir, bütünlüktür, kardeşliktir, hoşgörüdür. Anadolu’nun kültürel birikiminin en köklü ögelerinden biri olan Hızır orucu bu gece başlayacaktır. Bu seneki Hızır orucunun ülkemizin huzuruna, bereketine, barışa kavuşması için vesile olmasını temenni ediyorum. Üç gün boyunca Hızır orucu tutacak olan tüm canların dualarının Hak katında kabul olmasını diliyorum.

Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyeler lokantasında basın mensupları için ancak bir masa ve on sandalye verilmekte. 50 basın mensubu bulunmakta, halkla ilişkiler lokantasında onların yemek yemesi yasaklanmaktadır. Yasama, yürütme, yargı; basın 4’üncü kuvvettir diyoruz. Basın mensuplarının bu şekilde şahsiyetleri ve onurları rencide edilmektedir. Bu şekilde beyaz ve siyah ayrımını ortadan kaldıralım. Yasama personelinin girdiği her yere basın mensupları girebilmelidir. Bu mağduriyeti gidermenizi talep ediyorum.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tarhan…

11.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, Kocaeli’nin Kartepe İlçesi Eşme Mahallesi’nde bulunan çöp depolama alanının tehlike saçtığına ve önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kocaeli’ye bağlı Kartepe’nin Eşme Mahallesi mevkisinde büyük bir çevre kirliliği yaşanıyor. Çöp depolama tesisi olarak kullanılan alandan sızan bütün atıklar Sapanca Gölü’ne karışıyor. İnsan sağlığı ve doğa açısından oldukça riskli olan bu duruma acilen önlem alınmalıdır. Tabiatın en güzel yerinin çöp depolama alanı yapılması kabul edilemez. Derhâl önlem alınması ve mikrop saçan çöp depolama alanına engel olunması gerekmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hancıoğlu…

12.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, inşaat sektörünün zor durumda olduğuna ilişkin açıklaması

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidar bugün o kadar âciz durumdadır ki propaganda aracı bir iki proje ve bir de yazlık saray inşaatı dışında tek bir çivi dahi çakılamaz hâle geldi. Vatandaşlarımızın asıl ihtiyacı olan yatırımlar durdu. Örneğin, seçim bölgem Samsun’da Vezirköprü ilçemizde devlet hastanesi inşaatı bu durumdadır. Ayvacık ilçemizde Taşova-Erbaa yolu ve Çarşamba bağlantı yolunda inşaat durdu. Maliyetler yükseldiğinden yükleniciler işleri durdurdu. Alt yükleniciler paralarını alamıyor. Samsun’umuzda daha onlarca yatırım bu hâldedir ve vatandaş artık isyan ediyor.

Bakın, uyarıyorum: Bu yükleniciler bugün değilse bile bir iki ay içinde iflaslarını açıklayacaklar. Bugün hiçbir tedbir almayıp sadece bu gerçeği milletten gizlemeye çalışsanız da yarın ülkemizin ödeyeceği fatura çok ağır olacak.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

13.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, İstanbul Çekmeköy’de meydana gelen helikopter kazasında şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ve 10 Şubat Sultan II. Abdülhamit Han’ı vefatının 101’inci yıl dönümünde rahmetle andığına ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün İstanbul Çekmeköy’de meydana gelen helikopter kazasında şehit olan kahraman askerlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine ve Silahlı Kuvvetlerimize başsağlığı ve sabırlar niyaz ediyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

10 Şubat 1918’de İstanbul’da vefat eden cennetmekân Sultan II. Abdülhamit Han’ı vefatının 101’inci yıl dönümünde rahmetle anıyoruz. 31 Ağustos 1876’da Osmanlı Devleti’nin 34’üncü padişahı olarak tahta çıkan Sultan II. Abdülhamit, büyük sıkıntılarla mücadele etmek zorunda kaldığı otuz üç yıllık döneminde kendisine has politikasıyla imparatorluk topraklarının bütününü korumayı başarmış, başta eğitim ve ulaştırma olmak üzere, sağlık ve haberleşme alanlarında yenileşme ve modernleşme anlamında birçok ilklere imza atmıştır. Vefatının 101’inci yıl dönümünde cennetmekân Sultan II. Abdülhamit Han’ı bir defa daha rahmetle anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

14.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Tarım ve Orman Bakanlığının arazi toplulaştırma işlemlerinin tamamlanamaması nedeniyle mağdur olan çiftçilerin mağduriyetini gidermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Parçalı arazileri birleştirmek, giderleri azaltıp gelirleri artırmak amacıyla 2011 yılında arazi toplulaştırılması çalışmalarından yıllardır netice alınamamış, uygulamada yaşanan sorunlar nedeniyle de arazi toplulaştırılması çiftçilerimize ve arazi sahiplerine faydadan çok zarar getirmiştir. Seçim bölgem Gaziantep’te arazi toplulaştırılması masa başında ve harita üzerinde sadece büyüklüğü görülebilen arazilerin verim durumu gözetilmeden yapılmakta, vatandaşın arazisi birleştirilmekten ziyade parçalanarak birbirinden uzak parseller hâline getirilmektedir.

Aynı zamanda, toplulaştırma işlemlerinin yıllardır tamamlanamaması çiftçinin arazisi üzerine yatırım yapmamasına sebep olmakta, ekonominin vurduğu çiftçinin mağduriyeti daha da artmaktadır. Bu konuda Tarım ve Orman Bakanlığı gereğini ivedilikle yapmalıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

15.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, hekimler başta olmak üzere sağlık çalışanlarının sağlıkta şiddete karşı kamu spotu yayınlanmasını Sağlık Bakanlığından talep ettiğine ilişkin açıklaması

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sağlık Bakanlığına sesleniyorum: Toplumun her kesiminde giderek artan şiddet olaylarından sağlık çalışanları da paylarını fazlasıyla almaktadır. Her saat başı en az 1 sağlık personelinin fiziksel şiddete uğradığı günümüzde, yasal düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen, şiddeti azaltmanın en etkin yöntemi toplumu şiddet olaylarına karşı bilinçlendirmek ve duyarlı hâle getirmektir. Bu amaç doğrultusunda, hekimlerimiz başta olmak üzere, sağlık çalışanlarının tamamı Bakanlığınızdan sağlıkta şiddete karşı kamu spotu yayınlanmasını talep etmektedir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, şimdi de sayın grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağız.

İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu.

16.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 15 Temmuz darbesini müteakip 669 sayılı KHK gereğince kapatılan askerî okullardan ilişiği kesilenlerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine, darbeyle irtibatı, iltisakı olmayanların mağduriyetini giderme mesuliyetinin devletin olduğuna, Çin Hükûmetinin Abdurehim Heyit’le ilgili “Yaşıyor.” bilgisine ihtiyatla baktıklarına, Dışişleri Bakanlığımızdan açıklama beklediklerine ve bu mevzuda hassasiyet talep ettiklerine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, askerî okullarla ilgili bir talep geldi. Askerî okullar -16.409 kişilik- 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 105’inci maddesinin (c) hükmünce, biliyorsunuz 15 Temmuz darbesini müteakip kapatıldı. Sonra alımlar devam etti. Genel Kurulumuzun bilmesi lazım, mutlaka milletvekili arkadaşlarımıza da geliyordur, talep şu: Hiçbir güvenlik soruşturması yapılmadan 16.409 kişinin ilişiği kesilerek okullar kapatıldı ve sonraki süreçte astsubay okullarına alımlar yapılmaya devam edildi. Güvenlik soruşturmaları yapılmadan ilişiği kesilenlerden, mezun olanların, okudukları bölümlerle mütenasip bölümlerden diplomalandırılmaları sağlandı; mezun olmayanların, benzer okullardan yine aynı hükümler çerçevesinde diploma almalarına imkân tanındı.

Şöyle bir mağduriyet oluşmuş: KHK’yle ilgili karardan sonra ilişkileri kesildiği için -okullarına girdikleri zaman memur oldukları yazılıyor- çıkışta da “Memuriyetten ilişkileri KHK’yle kesilmiştir.” diye bir ibare var diplomalarının üstünde. Bu ibare, hayatlarının konforunu etkileyecek bir zulme dönüşmüş durumda. Dolayısıyla bununla ilgili bir düzeltme talebi var.

İkincisi: Astsubay okullarına geri alım devam ettiği için… 16.409 kişinin ilişiği kesilmiş. Bunların içerisinde darbeyle bir şekilde irtibatı, iltisakı olanları tespit edip, olmayanların mağduriyetini giderme mesuliyeti devletindir. Üzerimizde böyle bir şüphe var. Askerî okullardan da bu anlamda ciddi bir istifham oluştu devletin istihbarat birimlerinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Dolayısıyla, oluşan, oluşturulan istifhamı ortadan kaldırmak için devlet, güvenlik soruşturması mekanizmasını etkin kullanmak yerine, buna hiç teşebbüs etmeyip, herkesin komple ilişkisini kesip sivil okullarda okur hâle getirmiş oldu. Ciddi bir mağduriyettir. Diyelim ki 16.409 kişiyi güvenlik soruşturmasını yapmadan attınız, ilişkisini kestiniz. Bunların içerisinden biri bile mağdursa devlet o mağduriyetten doğan hakkı iade ettiği için devlettir. Dolayısıyla bu hak kaybının giderilmesi ciddi bir taleptir. Devleti yaşatan adalettir. Bu adaletsizliğe devletin mukabele etmesi lazım.

Dışişleriyle alakalı, Sayın Başkanım, kamuoyuna Türkistanlı Ozan Abdurehim Heyit’le alakalı bir bilgi düştü. Türk kamuoyu çok hassas bu konuda, bu hassasiyet izharımıza Dışişleri Bakanlığı nezaret etti ilk defa.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Türk Dışişlerinin bu anlamda ciddi bir irade beyanı Çin Hükûmeti nezdinde makes buldu ve ilk defa, Dışişlerimizin sorduğu soruya videoyla cevap vermek ihtiyacı duydular. O cevabın devamında da içeride akademisyen olarak tutulan 8-10 kişinin de ismi zikredildi. Dışişleri Bakanlığımızın “bilgi notu” diye kamuoyuyla paylaştığı çerçeve metinde, mevzuyu ciddiye alınca Hariciyemizin uluslararası kamuoyunda da itibarlı cevaplar alabilme imkânının ne kadar kolay olabildiğini gördük. Bu Meclis açıldığı günden beri Doğu Türkistan’la ilgili hassasiyet izhar ediyoruz ama ilk defa Dışişlerinin benzer bir literatür ve dille Hariciye olarak Çin Hükûmeti nezdinde cevap istemesine Çin Hükûmeti doğru cevapları verdi. Ama her şeye rağmen biz bu kafa karışıklığının giderilmesi için kendi devletimizin bilgilerine itimat etmeyi tercih ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Çin’in ozanımızla ilgili “Yaşıyor.” bilgisine ihtiyatla bakıyoruz. Dışişleri Bakanlığımızdan kamuoyunu rahatlatacak ciddi bir açıklama bekliyoruz.

Bu mevzuda yapılan haberlerin devlet-millet sorumluluğumuza yakışır mahiyet arz etmesi için de kamuoyunun bu mevzuda bilgilendirilme süreçlerini Dışişlerinin bilgilerinin ışığında yapmak istiyoruz. Dolayısıyla orada cihadist unsurların mevzuyu iltihaplandırdığı üzerinden gelişen korku iklimi bir sürü mazlumun kamplarda mağdur edilmesine sebebiyet veriyor. Bizim ana akım medyamızda bazı haberler meslek edindirme kursları şeklinde takdim ediliyor. Bu haberler orada bunca eziyeti çeken insanlarımızın mukavemetini kırıyor. Bu mevzuda hassasiyet talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay.

Buyurun Sayın Akçay.

17.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, 2018 yılında da aynı model helikopterin düşmesinin dikkat çekici olduğuna ve konuyla ilgili adli, idari tahkikat yapılmasını beklediklerine, Abdurehim Heyit’in ölüm haberi üzerinden yürütülen algı operasyonuna karşı dikkatli olunması gerektiğine, Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Türkistan Türklerinin haklı davasının takipçisi ve savunucusu olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün akşam saatlerinde İstanbul Çekmeköy’den acı ve yürek yakan bir kaza haberi aldık. Askerî bir helikopterin düşmesi sonucu maaselef 4 askerimiz şehit olmuştur. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailelerine, sevenlerine ve büyük Türk milletine başsağlığı diliyoruz. Menfur kaza meskûn bir mahalde meydana geldi. Sivil vatandaşlarımızın zarar görmemesi için şehitlerimizin gösterdiği kahramanlık gönlümüzden silinmeyecektir.

Düşen helikopterin 26 Kasım 2018’de İstanbul Sancaktepe’de 5 askerimizin şehadetiyle sonuçlanan kazadaki helikopterle aynı cins ve modelde olması dikkat çekicidir. Kazalara ve düşen helikopterlere ilişkin adli ve idari tahkikatın bir an önce tamamlanarak sonuçların kamuoyuyla paylaşılmasını bekliyoruz. Gerekirse UH-1 tipi helikopterler Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterinden çıkarılmalıdır.

Bu vesileyle şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı diliyoruz.

Sayın Başkan, Doğu Türkistan’da Çin devletinin Uygur Türklerine yönelik baskıcı politikaları kamuoyu gündemini meşgul etmeye devam etmektedir. Geçtiğimiz hafta Uygurlu Ozan Abdurehim Heyit’in, tutuklu olduğu Çin hapishanelerinde vefat ettiği haberi kamuoyunda büyük bir infiale sebep olmuştu. Aralık 2005’te Türkiye’de de bir konser veren Abdurehim Heyit Nisan 2007’den beri tutukludur. Vefat haberinin ardından Çin makamlarından Abdurehim Heyit’in hayatta olduğuna dair bir video yayınlandı Türk Dışişleri Bakanlığının açıklaması üzerine.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Öncelikle belirtmek isteriz ki bu video Uygur Türklerinin sistematik bir şekilde, baskı altında yok edilmesine yönelik Çin politikalarını örtbas edemeyecektir. Ayrıca, Çin Büyükelçiliğinden yapılan açıklamada toplama kamplarının haklılığının savunulmaya çalışılması insanlığın utancıdır. Bugün Çin zindanlarında yüzlerce Uygur Türkü aydın ve sanatçı vardır. Tıp fakültesinden doktorlar, Kaşgar ve Sincan Üniversitelerinden profesörler, öğretmenler, gazeteciler, yayıncılar, şairler, yazarlar hapishanededir. Mesela şimdi sormak istiyorum: Bütün bu kişilerin hayatta olup olmadıklarına dair de yeni açıklamalar yapılacak mıdır Çin tarafından? Özetle, Abdurehim Heyit’in ölüm haberi üzerinden yürütülen algı operasyonuna karşı dikkatli olmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Doğu Türkistan Türklerinin haklı davasının takipçisi ve savunucusu Türkiye Cumhuriyeti’dir, bu gerçek hiçbir zaman değişmeyecektir. Dışişleri Bakanlığımızın, Bakanlık Sözcüsünün 9 Şubat 2019 tarihli açıklamasına sahip çıkarak, Doğu Türkistan davasını gündemden uzak tutmaması beklentimizdir. Ayrıca Türkistan’daki Çin zulmü birkaç videoyla da gizlenemeyecektir. Bu istikamette acil olarak şu adımlar gündeme getirilmelidir: Çin’in kendini aklama girişimlerine karşı Kaşgar ve Urumçi başta olmak üzere Doğu Türkistan’ın çeşitli kentleri, başta Anadolu Ajansı olmak üzere basın-yayın kuruluşlarımızın temsilcilerine açılmalıdır ve Doğu Türkistan’da radikalizmle mücadele kapsamında Diyanet İşleri Başkanlığımızın faaliyetlerine ve eserlerini dağıtmasına izin verilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Ayrıca Yunus Emre Enstitüsü de Doğu Türkistan’da faaliyetlerine başlamalıdır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kurtulan.

18.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, İstanbul Taksim’de gerçekleştirmek istedikleri basın açıklamasının İçişleri Bakanının “Sizi yürüten adam değildir.” beyanıyla engellendiğine, Mersin ve Adana ilinden gelen seçmenlerinin HDP grup toplantısına katılmasının engellendiğine, parti binalarının zırhlı araçlarla, silahlı güvenlik güçleriyle sarıldığına ve adaylarının uzun namlulu silahlar eşliğinde çalışmalarını sürdürmek durumunda kaldığına, Leyla Güven’in talebine kulak verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; dün eş başkanlarımızın da olduğu, grubumuzun tamamına yakınının bulunduğu, İstanbul Taksim’de bir basın açıklaması yapmak istedik, bir anayasal hakkı kullanmak istedik ancak öncesinde, hepimizin de izlediği gibi, İçişleri Bakanının “Onları yürüten, adam değildir.” beyanı sonrası bu engellendi. Kuşkusuz ilk defa bir eylemin, etkinliğin ya da bir talebin, anayasal bir hakkın engellenmesi gerçekleşmiyor. Ancak bir İçişleri Bakanının “İzin veren, yürüten, adam değildir.” beyanıyla sanırım Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa karşılaşıyoruz. Bir İçişleri Bakanının, engelleme girişimlerini Anayasa’ya, hukuka, yasalara dayandırması gerekiyor. Ancak şu an içinde bulunduğumuz durum, daha önce de Eş Genel Başkanımız Sayın Pervin Buldan’ı da hukuksuzca, hatta fütursuzca tehdit etmesi yaşanan hak ihlallerinden biridir ya da bu Bakana özgü bir durumdur.

Sayın Başkan, bugün grup toplantıları vardı biliyorsunuz. Grup toplantımıza katılmak üzere Mersin ve Adana’dan gelen 81 kişi Balâ kavşağında, İstanbul’dan gelen 40 kişi de Kazan gişelerinde saatlerce bekletildiler. Hepsinin kimliği alındı, ancak yapılan işlem şuydu: Trafiğe dair engellemenin olduğuna, trafiğe çıkma engelleri olduğuna dair beyanlarda bulundular. Milletvekili arkadaşlarımız oraya gitti. Gerekçeler şunlar: Mesela bir aracın bağlanma nedeni “Plakanızda vida var.” gerekçesi. “Plakanızda vida var.” gerekçesiyle engellendiğini, arabanın bağlandığını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bazı araçlara da “Evraklarınız inceleniyor, ancak sistem arızalı, kilitlendi, şu an inceleme yapamıyoruz.” gerekçesi sunuldu. Hiçbir muhatap bulamadık ne yazık ki, valiyle görüşme girişimlerimiz sonuçsuz kaldı. Hiçbir muhatap bulamayınca, dolayısıyla bu insanlarımızın grup toplantımıza gelişleri engellenmiş oldu.

Şunu anlıyoruz ki İçişleri Bakanının söylemi sadece “Sizi orada yürüten, adam değildir.”le sınırlı kalmıyor, “Size grup toplantısını yaptıran, adam değildir.”le sonuçlanıyor.

Yine, Sayın Başkan, bu sabah şöyle bir durumla karşılaştık: Grup Başkan Vekilimiz Ayhan Bilgen, aynı zamanda Kars adayımız biliyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bu sabah parti binamızdayken parti binasının etrafı zırhlı araçlarla, TOMA’larla, uzun namlulu silahlı güvenlik güçleriyle sarılıyor. Saatlerce bu durum sürüyor ve sonrasında adaylarımız ve partililerimiz de bu uzun namlulu silahlar eşliğinde esnaf ziyaretlerini, çalışmalarını sürdürmek durumunda kalıyor. Yani, bu hukuksuzluk “Sizi il binanızdan çıkaran da adam değildir, size seçim çalışması yaptıran da adam değildir.” durumuyla sürüp gideceğe benziyor.

Sonuç olarak, üç aydır burada söylediğimiz ve dün aslında Taksim’de söylemeye -burada söylediğimizi bir kez daha orada da söylemeye çalıştık- çalıştığımız, Leyla Güven’in açlık grevi bugün 97’nci güne tekabül ediyor. Leyla yaşasın diyoruz; Leyla’nın talebine kulak asalım biraz Meclis olarak diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili, Manisa Milletvekili Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel.

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 12 Şubat Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu ve 12 Şubat Mekteb-i Mülkiyenin kuruluşunun 160’ıncı yıl dönümüne, İstanbul Çekmeköy’de askerî halikopterin düşmesi sonucu şehit olan askerlere Allah’tan rahmet dilediklerine ve aynı model helikopterlerin daha önceki yıllarda da düşmesi konusunda inceleme başlatılıp tedbir alınması gerektiğine, Bartın İl Millî Eğitim Müdürü İsmail Yaşar Demir’i görevden almayan kudretin ve kuvvetin ne olduğunu öğrenmek istediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 12 Şubat, Maraş’ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü. Kahramanmaraş’ın kurtuluşu, Kurtuluş Savaşı tarihimizde önemli bir yer tutuyor. Sütçü İmam’ın Fransız askerlerine karşı fitilini ateşlediği millî mücadele işgalin sonlanmasıyla sonuçlanmış, Maraş’ta başlayan bu uyanış Urfa ve Antep’te devam etmişti. Güney cephesinde kazanılan peşi sıra zaferleri, Ankara Hükûmetinin de devreye girmesiyle, düzenli ordunun kurulmasıyla Batı cephesindeki zaferler takip etti. Büyük Taarruz’daki askerî zaferler de Lozan’daki diplomatik zafer ve 1923’te cumhuriyetin ilanıyla elde edilen siyasi zaferle taçlanmıştır.

Bu vesileyle, Maraş’ın düşman işgalinden kurtuluşu nedeniyle, Sütçü İmam başta olmak üzere, Kurtuluş Savaşı’nda, kurtuluş mücadelesinde yaşamını yitiren tüm kahramanlarımızı bir kez daha saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyoruz.

12 Şubat aynı zamanda Mekteb-i Mülkiyenin kuruluşu. 1859’da kurulan, bir bütün olarak baktığımızda bu topraklardaki Batılılaşma hamlelerinin en önemlilerinden bir tanesi olarak öne çıkan Mekteb-i Mülkiyenin kuruluş yıl dönümü. Aynı zamanda, 1936 yılında Ankara’ya taşınan okul 1950’de bugünkü adını, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi adını aldı ve o günden bugüne, bu ülkenin kamu yöneticilerini yetiştiren bir okul olmasıyla Türkiye’nin eğitim camiasının da kamu yönetiminin de göz bebeğiydi. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında köklerinden koparılan bu okul, siyasi bir linç kampanyası güdülerek, 15 Temmuz darbe girişimi araçsallaştırılarak 20 Temmuzda yapılan OHAL darbesinin devamında kullanılan KHK yetkisiyle, neredeyse bu okulu okul yapan tüm değerli öğretmenlerinin, öğretim görevlilerinin, hocalarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …görevlerine son verilmesi sonucunda, bağlarından koparıldı, hafızası silindi ve büyük bir darbe indirildi Mülkiye Mektebine.

Dün İstanbul Çekmeköy’de 4’üncü Kara Havacılık Alay Komutanlığından havalanan UH-1 tipi askerî helikopter Çekmeköy Kirazlıdere Mahallesi’nde bir sitenin içine düştü ve 4 askerimiz, 4 canımız, 4 evladımız şehit oldu. Bugün Türkiye’nin 4 iline ateş düştüğü gibi, hepimizin de yüreklerine ateş düştü. Kendilerini rahmetle anıyoruz ve ailelerine ve tüm milletimize baş sağlığı diliyoruz.

Ancak UH-1’ler canımızı yakmaya devam ediyor. En son 26 Kasım 2018’de aynı yerden kalkmıştı, 4’üncü Kara Havacılıktan ve düşmüştü. 2002’de Bandırma’da, 2006’da Erzincan’da ve Kocaeli’de ayrı ayrı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …2011’de Polatlı’da aynı model helikopterler düştü, şu anda 25 tanesi hâlâ duruyor. Bununla ilgili yetkililerin derhâl bir inceleme başlatması, hızlı bir şekilde bu konuda bir karar verilmesi, bakımlarının, onarımının yapılması ya da bundan sonra, kazasına engel olunamıyorsa uçuşlardan kaldırılması, gerekiyorsa bu tedbirin de alınması bir daha canımızın yanmasını engelleyecek.

Sayın Başkan, son olarak, daha önce bütçe görüşmeleri sırasında Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’a söylenmişti Sayın Genel Başkan Yardımcımız ve yanımda oturan ilin milletvekili tarafından. Bartın İl Millî Eğitim Müdürü İsmail Yaşar Demir 21 Şubat 2018’de okulları gezerken “Başı açık kız öğrencileri görünce sinirlerime hâkim olamıyorum." demiş, kız öğrencilerin başlarını kapatması için okul müdürlerini fırçaladığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …kız öğrencilerin başlarını kapatması için gerekli baskıyı yapmadığını düşündüğü okul müdürlerini fırçaladığı, onları tehdit ettiği haberleri yer almıştı basında. 18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü Programı’nda kendisine gönderilen talimatlara aykırı olarak Atatürk posterlerini kaldıran, Atatürk’ün ismini anmalardan çıkartan bir Millî Eğitim Müdüründen bahsediyoruz. Konuyla ilgili açılan soruşturmada kendisi hakkında verilen, görevden alınmayla ilgili yapılan müfettiş takdirinin Bakan tarafından bilindiği ve “Bütçe görüşmeleri bitmeden görevden alınacak.” sözünün verildiği hepimizin malumu. Sayın milletvekilimize “Sömestirden sonra görevde olmayacak.” sözünü veren bizzat Ziya Selçuk. Şimdi, Ziya Selçuk’a soruyoruz; keşke burada olsaydı da parlamenter siyasi denetime tabi olsaydı ama basın aracılığıyla soruyoruz: Bunları yapan bir adamı görevden alamamanızı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunları yapan bir Millî Eğitim Müdürünün, Atatürk posterlerini kaldırtan, Atatürk adını Çanakkale etkinliğinde andırtmayan, küçücük, 8-10 yaşında kız çocukları için “Başı açık olunca sinirime hâkim olamıyorum, deliriyorum.” diyen birinin yaptıkları müfettiş raporuyla sabitken ve “Görevden alacağım.” diye söz vermişken, burada söylemişken onu görevden almayan kudret, kuvvet nedir? Size ne engel oluyor? AK PARTİ Grubu, bu Millî Eğitim Müdürüyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Onun arkasında durup da sonra çıkıp da “Biz de Atatürkçüyüz." nasıl diyorsunuz? Bu konuda, bu Millî Eğitim Müdürünü bir dakika daha orada tutan güç, kuvvet, kudret nereden kaynaklanmaktadır, bunun açıklamasını bekliyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, AK PARTİ Grup Başkan Vekili Çanakkale Milletvekili Bülent Turan.

Buyurun Sayın Turan.

20.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu hayatını kaybeden Pilot Yüzbaşı Ümit Özerli, Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kaya ve Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar’a Allah’tan rahmet dilediğine, Öykü Arin Yazıcı ile tüm lösemi hastaları için milletvekillerini, Meclis çalışanlarını kök hücre ve kan bağışı kampanyasına davet ettiğine, 12 Şubat Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün akşam ne yazık ki tüm ülkemizi yasa boğan acı bir haberle sarsıldık. Askerî helikopterimiz İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir site içerisine zorunlu iniş yaptığı sırada henüz belirlenemeyen bir nedenle düştü. Bu elim hadisede maalesef kahraman askerlerimiz Pilot Yüzbaşı Ümit Özerli, Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kara ve Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar şehit oldu. Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öykü Arin Yazıcı 3,5 yaşında ve ne yazık ki kan kanserinin çok özel bir türüyle mücadele ediyor. Öykü Arin’e, gülen gözlerinin ışığının devam etmesi için en kısa zamanda kök hücre nakli yapılması gerekiyor. Bugün Meclisimizin çok anlamlı bir kampanyasını sizlerle paylaşmak istiyorum; gelin, Öykülerimize umut olalım diyorum. Güzel kızımız Öykü Arin ve tüm lösemi hastaları için milletvekillerimizi ve Meclis çalışanlarımızı kök hücre ve kan bağışı kampanyasına davet ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün dünya tarihine “kahraman” damgasını vuran Kahramanmaraş’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü. 7 Şubat 1973 tarihinde Gazi Meclisimizin kararıyla, destansı mücadelesiyle özdeşleşen bu şehrimize “kahramanlık” unvanı verildi. Her bir ferdiyle savaşa katılan, Fransızlara karşı yirmi iki gün süren destansı bir mücadele veren, “kendi kendini kurtaran şehir” olarak kırmızı şeritli İstiklal Madalyası alan Kahramanmaraş’ımız ile tüm milletimiz bugün doksan dokuz yıllık kahramanlığı doya doya kutluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dün Sütçü İmamlar, Nene Hatunlar, Şahin Beyler, Seyit Onbaşılar çıkaran bu aziz millet, bugün Ömer Halisdemirler, Fethi Sekinler çıkarmaya devam ediyor. Anadolu’nun mayasında cesaret var, fedakârlık var, kahramanlık var. Kahramanmaraşlı vatandaşlarımızın ve milletimizin 12 Şubat Kahramanmaraş Kurtuluş Bayramı’nı canıgönülden kutluyorum. Başarılı bir hafta geçirmemizi temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce sayın grup başkan vekilinin ifade ettiği konuyu Sayın Bakanımızla görüşüp Meclisi bilgilendirmeye çalışacağım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 12/2/2019 tarihinde İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, devletin beka sorunlarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

12/2/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/2/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                  Yavuz Ağıralioğlu

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından devletin beka sorunlarının araştırılması amacıyla 12/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 12/2/2019 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, İYİ PARTİ grup önerisinin görüşmesinin kapalı oturumda yapılmasına dair İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır, kapalı oturum istemine dair önergeyi okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- İYİ PARTİ grup önerisinin görüşmelerinin kapalı oturumda yapılmasına ilişkin Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu tarafından İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre verilmiş olan önergesi

12/2/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

12/2/2019 tarihinde (bugün) verilmiş olan ve “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında yer alan 97 grup numaralı Meclis araştırması önergemizin görüşmelerinin İç Tüzük'ün 70’inci maddesi uyarınca kapalı oturumda yapılmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                  Yavuz Ağıralioğlu

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde gündeme gelen beka meselesinin gerçek mahiyetinin ve gerçekliğinin Türk milleti tarafından objektif bir şekilde anlaşılıp değerlendirilebilmesi amacıyla 12/2/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 12/2/2019 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

“Türkiye'nin bir beka meselesi var.” demek, Türk milletinin bu topraklardaki bin yıllık egemenliğinin, varlığının ve geleceğinin çok ciddi bir tehdit altında olduğunu söylemektir. İktidar partisi bu konuda çok açık ve inkâr edilemez kanıtlara sahip ise, iktidar partisi ve destekçilerinin görevi bunlar hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini eksiksiz bilgilendirmektir. Tüm bu hususlar dikkate alınarak, vermiş olduğumuz araştırma önergemizin kapalı oturumda görüşülmesinin gerekliliğini arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, kapalı oturumda Genel Kurul salonunda bulunabilecek sayın üyeler dışındaki dinleyicilerin ve görevlilerin dışarıya çıkmaları gerekmektedir. Sayın idare amirlerinden salonun boşaltılmasını temin etmelerini rica ediyorum.

Yeminli stenografların ve diğer yeminli görevlilerin salonda kalmalarını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Salonun ve kulislerin boşaltılması için birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.01

VII.- KAPALI OTURUMLAR

İKİNCİ OTURUM

(Kapalıdır)

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51'inci Birleşiminin kapalı oturumdan sonraki, Üçüncü Oturumunu açıyorum.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 12/2/2019 tarihinde İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, devletin beka sorunlarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Şimdi İYİ PARTİ Grubunun vermiş olduğu önergeyi görüşeceğiz.

Önergenin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Başkanım, arkadaşlara rica etseniz de gelseler.

BAŞKAN – Ne yapalım? Kısmet…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ben buradayım Sayın Başkan.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Grubunuzu temsilen size konuşuyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Beka sorunu olduğuna inanmıyor hiç kimse.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Beka sorunu olduğuna kimse inanmıyor; olsa, gelir, dinler adam.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Hemen hemen, neredeyse “Sayın Başkan” yani “değerli milletvekilleri” diyemeyeceğim kadar azız içeride.

Kıymetli milletvekillerimiz, Sayın Başkan; parti grubumuz adına, seçim sathına girildiği zaman siyasetin bozulan diline mesnet edilen beka meselesine birazcık farklı bir perspektif kazandıralım diye mevzuya önerge verdik.

Şimdi bu hususta arz edeceğim şey şudur: “Beka problemi” diye bir problem var ise bile ya da oluşma ihtimali mevcut ise bile bu, muhalefetin iktidara diyebileceği bir şeydir. On yedi yıldır iktidarı büyük bir kuvvet ve kudretle elinde bulunduran, her türlü kanunu çıkarma salahiyetiyle siyaset eden bir siyasal topluluğun on yedi yılın nihayetinde milletinin karşısına çıktığı zaman “Memlekette beka problemi vardır.” diye bir seçim mottosunu kullanıyor olması “Ben on yedi yıl ülkemi kötü yönettim.” demektir. Aslında, muhalefet, iktidarın icraatlarını denetlemeye teşebbüs ettiğinde der ki: “Şu, şu işleri yapmaya devam ederseniz, memleketinizde bir beka problemi oluşacak.” Misalen ne diyebilir muhalefet size? “Atamalarınızda size yakın, size yandaş, sizin siyasi perspektifinize yakın diye münasebetsiz adamları devlet ricali hâline getirirseniz ve burada sistematik bir kurumsallaşmaya imkân verirseniz -biraz daha açıyorum- FET֒cüleri istihdam ederseniz beka problemi olur.” diye feveran eder. Siz de dersiniz ki: “Olay bizim kontrolümüz altında, bunun bir beka problemi oluşturmasına asla izin vermeyeceğiz.”

Sonra muhalefet size der ki: “Milletle beraber olup eşkıyanın başını kesmek zorundasınız. Dikkat edin, eşkıyanın başıyla oturup milletin başına bela olmayasınız. Olursanız beka problemi oluşur.” Bugün yanınızda duran Milliyetçi Hareket Partisi, dün size “Böyle devam ederseniz beka problemi olacak.” diye bağıran taraftı. Eşkıyanın başını ezmek için milletle beraber oturmak zorunda olanların eşkıyanın başıyla oturup milletin başına bela olduğu süreç beka problemine döndü aslında, mevzu aslında öyleydi.

Muhalefet diyecek ki size: “Bütçenizi 5-10 tane müteahhide teslim ederseniz, yatırımların tamamını kontrolsüz hâle getirip Kamu İhale Kanunu’nun 7 tane istisnasını, f’ye kadar olan istisnasını, z’ye kadar getirip ondan sonra o istisnalara 1.1, 1.2, 1.3 diye bir sürü istisna eklerle bütçeyi delik deşik ederseniz beka problemi olur.” Siz de dersiniz ki: “Bütçe disiplinini asla feda etmeyeceğiz, bir beka problemi yoktur.”

Muhalefet “Dışişlerinin ferasetsizliğinin bedelini bütün bir millet öder, eğer bu Suriye’de içine çekildiğiniz bataklığı görmezseniz yurdunuz 3-4 milyon mülteci akınına uğrar, ondan sonra da altından kalkılamaz, toplumsal savrulma yaşarsınız. Bu bir beka problemine dönüşür.” der. İktidar der ki: “Arkadaşlar, olay tam hâliyle bizim kontrolümüz altındadır, asla bir beka bir problemi olmaz.”

Muhalefet size der ki: “Devletin istihdam politikalarını kendinize yakın olanlardan seçerseniz, size yakın sendikalar kurarsanız, size yakın sendikaların bürokrasideki istihdam oranlarını yüzde 90’lara getirirseniz, nimet-külfet dengesini bozarsanız devletin bir beka problemi olur.” Muhalefet böyle söyler. Siz de: “Asla öyle bir şey yok, biz liyakatle istihdam ederiz, istihdamın mensubiyetten, taassuptan oluşmasına asla izin vermeyiz. Liyakat, hakkın temelidir.” dersiniz, beka problemi çözülmez. On yedi senedir, aslında muhalefetin size “Böyle böyle böyle yaparsanız beka probleminiz olur.” diye mevzu edebileceği şeyi, olağanüstü bir siyasi illüzyonla, beka problemi üzerinden milletin size borçlanma süreci hâline getirdiniz. Büyük bir başarıdır, siyasi olarak yaptığınızın büyük bir başarı olduğuna inanıyorum ama beka probleminin sebebi öğrenme maliyetleri bu kadar yüksek olan siyasi ferasetsizliktir. Bunu şunun için arz ediyorum, her başımıza gelen gaileden sonra Hükûmetimizin yetkililerinin, en üstten en aşağıya kadar “Bu olandan bitenden ders alıyoruz.” diye arzıendam etmelerinin bizdeki tezahürü şudur: Devletin idaresi elinde bulunan topluluk, siyasi Hükûmet, siyaseten Hükûmet eden topluluk, siyasi irade ders almaz, alınmış derslerin icraatını yapar. On yedi yıldır başımıza gelen her gaileden sizin “Ders alıyoruz.” cümleleriyle hâlâ siyaseti idame ettiriyor olmanıza vallahi şaşırıyorum. Bina yıkılıyor, “Ders aldık.”; FET֒cüler darbe yapıyor, “Ders aldık.” Yahu, PKK’lıların PKK’lı olduğunu öğrenmek için “çözüm” diye bir rezalete ne gerek vardı? Soraydınız bize, söyleyeydik. Suriye sınırında, 1999’da Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun irade beyanını da mermilerle yaptık o zaman, o zaman da ordumuzun beyanı vardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – İlave süre istiyor musunuz Sayın Ağıralioğlu?

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Tamamlıyorum Başkanım.

Şimdi, pahalılık var diye size sitem eden, şikâyet eden vatandaşlarımıza mukabelenizin böyle olması aslında beka probleminin gayriciddiliğine hamledeceğimiz bir şeydir yoksa biz bu mevzuda bir beka problemi olduğuna zaten ihtimal vermiyoruz. Türk milleti buraya girdiğinden beri, Türk devleti burada kurulduğundan beri, adı ne olursa olsun, bu beka problemine şöyle cevap verdiği için bizim devletimizdir: Varlığımıza kasteden herkese kuvvetle, kudretle mukabele; devletimizin bünyesini, bürokrasisini bozmak isteyen herkese adaletle mukabele; toplumda infiale sebep olacak kadar kayırmacılığa adaletle, eşit paylaşımla mukabele; devletin keyfî uygulamalarının önüne geçmek için hesap verebilir bir ciddiyetle mukabele; bütün bunlar olup biterken vatandaşını en zayıf ile en güçlü karşısında müsavi tutacak bir adalet mekanizmasıyla mukabele edebilseydiniz bugün beka diye bir şeyi konuşmuyor olacaktık. Şimdi bizden istediğiniz nedir? Bizden istediğiniz, belediye başkanlığı seçimini beka diye algılayıp sizin lehinize feragat mi etmemizi istiyorsunuz? “Belediye başkanlığı seçimine giriyoruz, ülkemizin korkunç bir beka problemi var, mesela Yozgat’ın belediye başkanını Cumhur İttifakı seçmezse ülkemiz yıkılacak.” gibi bir cümleye inanmamızı mı istiyorsunuz? Ya da “Milletiniz buna inansın muhalefet partileri seçimden çekilsin.” mi demeye çalışıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) - Bitiriyorum Başkanım.

İktidara sesleniyorum: Şayet ülkemizi toparlayacaksanız biz kendimizi bu anlamda bizden talep edeceğiniz her türlü fedakârlığı yapmaya da razı ederiz, onun cümlelerini de kurarız. Ne istiyorsunuz tam olarak? Ne talep ediyorsunuz? Seçimlerden çekilelim, sebebihikmeti şu olan icraatlarınızın övünme cümlelerini mi kuralım? Yani Rabbülâlemin Hükûmetimizi bize velinimet olarak halk etti, bizi de Hükûmetimize maraba yarattı, bizim zaten vazifemiz Hükûmetimizin her yaptığını… Yahu, ne kadar olağanüstü insanlarsınız, ne keskin ferasetiniz var, sizin gibi müstesna siyasetçileri Türk tarihi hiç görmedi, Allah sizi takdir etme payesini bize verdiği için hamdımızla beraber yaptığımız kabahatleri, kusurları affetsin; biz sizi hangi cümlelerle takdir edelim? Onları da tensip buyurun ki sizi takdir ederken kabalık etmeyelim falan dememizi mi bekliyorsunuz? Nedir bu? Yani nihayetinde muhalefet adına benzer cümleleri biz kursaydık, bir seçim sathında, bir seçim mahallinde bizden pahalılık dolayısıyla müşteki olsa vatandaşlarımız ve biz onlara “Yahu, ayıp değil mi, utanmıyor musunuz? Yani bu kadar sağa sola mermi attığımız zaman domatesin, pırasanın fiyatı falan mevzu mu edilir?” desek yahu bizi sokağa çıkamaz hâle getirirsiniz. Bizim sizinle ilgili tek şikâyetimiz şu: Mevzunun en ciddiye alınması gereken yerlerini ciddiyetle konuşamıyor olmanızdan kaynaklanır bir savunma görüyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanının dilindeki nobranlığın bu sıralar çok arttığını görüyoruz. Biz danışmanlık verebiliriz. Olur ki Cumhurbaşkanının kaybettiği itibar devletin itibarına zarar vermesin. AK PARTİ Genel Başkanı olarak giriyor ama bir taraftan Cumhurbaşkanı. Sivas’ta “Cumhuriyet Üniversitesini ben kurdum.” diyor. Vatandaşa pahalılıktan şikâyet edince mermiyi hatırlatıyor. “Adnan Menderes Üniversitesini ben kurdum.” diyor. Efendim, “Yıldız Sarayı’nda Abdülhamit Han infaz edildi, idam edildi.” diyor. Danışmanları doğru bilgi vermiyor olabilir, bize sorsun. Mesela, PKK bir terör örgütü mü biz söyleyebilirdik, tecrübeye gerek yok.

Bunun için arz etmeye çalıştığım husus şudur: Ciddi davranmak zorundayız. Bu Türk yurdu ciddiyetle yönetilmeyi hak eden bir yurttur. Burada memleket, millet meselelerini konuşurken -bizim hissemize hiç değilse- dostluklarımızı falan geçtim, siyasi olarak kavgalarımızda bile bir asalet olması lazım. Muhalefetin bile mevzu ederken çıkardığımız mevzularda yüz sene sonra okunacak tutanaklarda ciddiyet lazım. Birinci Meclisin tutanaklarını lütfen okuyun -öyle bir Meclis dünyanın o döneminde hiçbir yerinde yoktu- muhtevaya bakın, dile bakın.

Arkadaşlar, istirham ediyorum, bu konuştuğumuz meseleleri on sene sonra, yirmi sene sonra okudukları zaman çocuklarımız istihza edecekler bizimle. Dolayısıyla biz aslında beka problemi olduğuna inanmıyoruz ama olursa bilesiniz ki biz yurt dışında, sınırımızın ötesinde PYD’ye kurdurulacak olan bir PKK devletinin, bir PKK devletinin üzerinden bahane edilerek Sayın Cumhurbaşkanına sallanacak parmağın da hasmıyız yani Cumhurbaşkanına dışarıdan sallanacak parmağın devlete sallandığını bilecek kadar vatan, millet sevdalısıyız. Kim sallarsa parmağı, kırmayı namus borcu biliriz. Dolayısıyla dış meselelerimizle ilgili bizim üzerimizden vicdanımızı borçlandıracak bir zafiyet alanına imkân vermeyiz. Belediye seçimlerini konuşuyoruz, beka problemimiz yoktur.

Allah’a emanet… (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Beka sorunu tartışmasını tersten yapalım biraz. Bugün Türkiye’de yaşanan birçok sorun var, doğru. Mesela, Anayasa’nın ve yasaların hiçe sayılması sorunu var. Hukukun üstünlüğünün kalmaması sorunu var. Taraflı ve bağımlı yargı sorunu var. Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelerin yok sayılması sorunu var. Medyanın iktidar bağımlılığı yüzünden hakikatlerin gizlenmesi, yalanların yaygınlaştırılması sorunu var. Devletin parti devletine dönüşmüş olması sorunu var. Meclisin etkisiz kılınması sorunu var. Denge, denetleme ve fren mekanizmalarının işletilmemesi, örneğin Sayıştay raporlarının ciddiye alınmaması sorunu var. Kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılması sorunu var. Tek adam yönetimi sorunu var. Toplumsal ve siyasal muhalefeti susturma sorunu var. Adam olmaya çalışan kimilerinin insan olma sorunu var. Seçimlerin demokratik ve adil yapılmasını engelleyen İçişleri ve Millî Savunma bakanlıkları tarafından organize edilen ve Yüksek Seçim Kurulu tarafından sessizce desteklenen seçmen kaydırma, seçim hileleri yaratma sorunu var. Sedat Peker’in iktidarlaşması sorunu var. Özgürlüklerin, insan haklarının çiğnenmesi, demokratik hakların askıya alınması sorunu var. Kürt halkına düşman muamelesi yapılması sorunu var. Toplumu birbirine bağlayan kültürel ve tarihsel bağların tahrip edilmesi sorunu var. Seçmen iradesini gasbeden kayyumlar sorunu, yolsuzluk yapan kayyumlar sorunu var. Ahlaklı ve adaletli devlet yönetimi olmaması sorunu var. Liyakat sorunu var. Aileden ve yakın çevreden olanları kayırma sorunu var. Zulmün ve baskının artması sorunu var. Yurttaşa saygılı olunmaması sorunu var. İşçi ve emekçilerin haklarının verilmemesi, işçi cinayetleri sorunu var. Kadın cinayetleri sorunu var. Doğa tahribatı sorunu var. Ekonomide kriz, yoksulluğun yayılması sorunu var. Eğitim sorunu var. FET֒yü ülkenin ve toplumun başına musallat etmiş olma sorunu var. Saymakla bitmez. Bunların hepsi iktidarın yarattığı sorunlardır. İktidar değişirse bu sorunlar birer birer çözülür. Bugün ülkenin ya da toplumun bir beka sorunu yoktur, iktidarın bir beka sorunu vardır, ittifakın bir beka sorunu vardır, esas meselede de budur zaten. Bakın beka, kalıcılık ve varlığın devam etmesi meselesiyse bu esas itibarıyla iktidarın bir sorunudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Hiçbir demokratik ülkede iktidar değişince varlık sorunu yaşanmaz, yaşandığı da görülmemiştir. Şimdi bakın, bu iktidar, AKP-MHP ittifakı Türkiye demek değildir. Parti demek parça olmak demektir. Sizler de, bütün diğer siyasi partiler de bütünün parçalarıdır. Eğer Türkiye’deki bir parçada sorun yaşanıyorsa, bu, Türkiye’nin bütününün sorunu değil, o parçanın sorunudur. Dolayısıyla, korku yayarak yerel seçimi kazanmak çabasıyla, “Ben gidersem devlet yıkılır.” anlayışıyla Türkiye’de beka sorunu olduğunu iddia etmek tamamen çarpıtmadır. Beka sorunu varsa, nasıl oluyor da cumhuriyet tarihinin en güçlü dönemini yaşıyoruz? Sizin iddianız bu. Korku yaratarak toplum çürütülüyor, akıl, sağduyu tasfiye edilip korkuyla teslim alınmaya çalışılıyor. O nedenle bir kez daha vurgulayalım: Türkiye’de ülkenin ve toplumun bir beka sorunu yoktur, bu iktidar ortaklığının bir beka sorunu vardır. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aslında en büyük beka sorunu, bu kadar bekaya rağmen terörden bahsetmemek.

BAŞKAN – Şimdi önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Ahmet Haluk Koç.

Buyurun Sayın Koç. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET HALUK KOÇ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

Zaman konusundaki lütufkârlığınızın devam etmesini dileyerek başlamak istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Çok da öyle sayılmam ama...

AHMET HALUK KOÇ (Devamla) – Biraz öyle gözüktü, grup başkan vekillerinin konuşmalarını çok müsamahalı götürdünüz, devam ederse mutlu oluruz.

Değerli arkadaşlarım, bir ülke ve o ülkede yaşayan insanlar ne zaman yarınından kuşku duyar? Çok basit bir soru. Bir ülkenin yurttaşları ne zaman birlik, dirlik, huzur, sosyal ve ekonomik konularda kendilerini, ailelerini ve vatanlarını tehlikede görürler, sıkıntıda hissederler? Eğer ülkeyi yöneten siyasi irade ve onun tek temsilcisi, uygulayıcısı ve de onu siyaseten, ihtiyaç üzerine tamamlayanlar kendi varlık ve istikbal endişelerini, yani kendi bekalarını ülkenin bekasına endekslerler ve konuyu topluma bu şekilde zerk etmeye çalışırlarsa o ülkede sıkıntı büyük demektir. Toplumu böler, siyasi karşıtlarınızı rahatça ve aymazca günün her saati “hain” diye suçlarsanız siyasi şecereniz ve Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti için yakın dönemlerde takındığınız tüm tavırlar ister istemez sorgulanmaya başlar. Kendi yaptıklarınızı, söylediklerinizi unutur, toplumun yarısını hainlikle suçlarsanız bizzat siz bölücü duruma düşersiniz.

Herkese, büyüklü küçüklü tüm siyasi iradelere anımsatmak isterim: Bu ülkede yakın tarihten sürekli düşmanlık, husumet çıkarmak ve bunu siyasete tedavül etmek isterseniz beka sorununu siz yaratıyorsunuz demektir. Eğer bu güzel ülkede, bu topraklarda verilmiş en haklı, en namuslu, en onurlu, en mukaddes savaşı, Kurtuluş Savaşı’nı yok sayan sicilli meczupları baş tacı yaparsanız; bu ülkenin, hayatlarının yarısını cephelerde geçirmiş kurucu kahramanlarını ağza alınmayacak sözlerle karalarsanız beka sorunu bizzat sizdendir deriz. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer bu ülkenin vatandaşlarını kök, köken, inanç, mezhep, meşrep, yaşam tarzı, cinsiyet üzerinden her gün, her gün aymazca böler, parçalar, işinize geldiğinde siyasete elinizde havuçla işinize başka türlü geldiğinde siyasete sopayla yaklaşırsanız işte o zaman beka sorunu bizzat sizden kaynaklanıyor demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET HALUK KOÇ (Devamla) - Eğer demokrasiden uzaklaşır, yargıyı teslim alır, talimatla adaleti rehin alırsanız, kişisel hak ve özgürlükleri kısıtlarsanız, medya çeşitliliğini ve özgürlüğünü yok ederseniz, emeği yok sayıp sendikal örgütlenmeyi sarı yandaşlarınıza teslim ederseniz bu ülkede beka sorununu bizzat siz oluşturuyorsunuz demektir. Hiç milleti de, kendinizi de bu konuda kandırmayın. Söylediklerimin gerçek tarifi budur. Kişisel bekanızı, siyasi bekanızı bu ülkenin, bu milletin bekası olarak tartışmaya açmayın; beka sizin sorununuzdur. (CHP sıralarından alkışlar) Kaldı ki Anayasa madde 78, eğer Türkiye üzerinde ciddi bir beka sorunu varsa “Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir. Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.” diyor. Anayasa da elinizde. Kendi bekanızı milletin bekası, ülkenin bekası, devletin bekası olarak tartışmaya açmayın.

Saygılarımla. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi önerge üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Selami Altınok.

Buyurun Sayın Altınok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum.

Öncelikle dün akşam İstanbul Çekmeköy’de şehit olan kahraman evlatlarıma Allah’tan rahmet diliyorum, makamları cennet olsun, ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, hem İYİ PARTİ’nin hem “Ha-De-Pe”nin hem “Ce-Ha-Pe”nin -bu arada Haluk Hoca benim çok eski dostumdur- grup konuşmalarını dinlerken gerçekten hayrete düşüyorum.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Partimizin ismi “Ha-De-Pe” değil, partimizin ismi HDP.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) - Siz artık söylersiniz istediğiniz gibi, ben böyle söylüyorum.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – O zaman partinizi başka bir isimle…

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Şunu gördük: Özellikle önergeyi veren arkadaşlarımızın ifadeleriyle korku dağları sarmış, çıkacak yol bulamıyorlar; önce domates, patlıcanla başlıyor, sonra önergeyi değiştiriyor, beka meselesini gündeme getiriyor. Ne yaparsanız yapın, nereden vurmaya çalışırsanız çalışın Cumhur İttifakı, AK PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisi birlikteliği 31 Martta herkese gereken cevabı verecek, bunu verecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu arada, Türkiye Cumhuriyeti devletinin cumhuriyetin kurulduğu günden beri yaşamış olduğunu ve içinde yaşamış olduğumuz dönemle alakalı bu kadar bilgiden uzak, var olan bilgileri de farklı yorumlayarak farklı noktalara çekebilme gayretini de gerçekten biz AK PARTİ Grubu olarak anlamakta zorlanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devletinde 2013’ten beri Hükûmetimize karşı, devletin birliğine, bekasına karşı yapılan saldırıları görmemek akılla, izanla ifade edilebilecek şeyler değildir. Bu memlekette 4 tane ağacı bahane ederek Taksim Meydanı’nda Atatürk Anıtı’na orak çekiçler asan, PKK elebaşı hain APO’nun resmini asanları unuttu mu bu millet? Devletin araçlarına, bankasına, vatandaşın dükkânına kazmayla, kürekle, taşlarla saldıranları unuttu mu bu millet? Hep beraber yaşadık.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Habur’da davul zurnayla karşılayanları da unutmadı bu millet.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Oslo’yu da unutmadık, Dolmabahçe’yi de unutmadık.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Daha sonrasında 17-25’le, dışarıdan almış oldukları destekle bu milletin Hükûmetine, devletine darbe vurmaya kalkanları unuttu mu bu millet?

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Arınç’ı da unutmadık.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Daha sonra 2014’ün Kurban Bayramı arifesinde bir partinin genel başkanının söylemiyle insanları sokaklara dökerek Kürt kökenli vatandaşlarımızı katleden o 6-8 Ekim olaylarındaki o Yasin Börülerin ölümünü unuttu mu bu millet zannediyorsunuz? Yetmedi…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yalan söylüyorsunuz.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Hiç yalan söylemiyorum. Yalan size yakışır, yalan HDP’ye yakışır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yalan size yakışır.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Yalan size yakışır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hepsi ortada.

BAŞKAN – Sayın Altınok, tamamlayalım lütfen.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) - Biraz önce HDP Grubundan çıkıp da burada iki saat bir şeyleri sayan insanların terör örgütünü dillerine almamaları, terör örgütüyle alakalı hiçbir şeyden bahsetmemelerini bu Meclisin ve milletimizin iyi değerlendirdiğini düşünüyorum. Yetmedi; 15 Temmuzda bu Gazi Meclisin tepesine atılan bombaları, helikopterlerle, ATAK helikopterleriyle vatandaşların üzerine atılan bombaları, 251 şehidimizi, 2.193 gazimizi bu millet unuttu mu? Yetmedi arkadaşlar, Türkiye’nin sınırları etrafında emperyalist güçlerin, birilerinin yüz yıl önce çizilen sınırları tekrar yeniden sınır çizme mücadelesiyle bu milletin başına bela etmeye çalışanlara Hükûmetimizin, devletimizin vermiş olduğu cevaba karşı böyle bir sıkıntıyı gündeme getirmelerini unuttu mu bu millet zannediyorsunuz?

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – BOP’un Eş Başkanı kimdi?

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Hiç kimse unutmadı, hiç kimse unutmadı.

Değerli arkadaşlar, bak, bu Cumhur İttifakı’nın karşısında yer alan ittifak ve arkasından dolanan destekçileri hiçbir şekilde gündemi değiştirerek 31 Martta başlarına gelecek hezimeti ortadan kaldıramazlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAMİ ALTINOK (Devamla) - 31 Martta “Beka sorunu yoktur, başka sorunlar vardır.” deyip gündemi ciddiyetten uzak bir şekilde sabah başka, akşam başka belirlemeye kalkanlara gereken cevabı verecektir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, sağ olun var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kurtulan…

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı partimize sataşmada bulunmuştur ve konuşmacımızın konuşmalarına atfen de söylemlerde bulunmuştur.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sataşmada bulunan orası arkadaşlar.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – PKK’ya söylüyor, partiye sataşma mı PKK?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Başkana söylüyorum, Başkana. Başkanı tanımıyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Oluç’un mikrofonunu açar mısınız arkadaşlar.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sataşmadan söz istiyoruz Başkan ve konuşmacımız Sayın Oluç olacak.

BAŞKAN – Sayın Oluç, yerinizden mi?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Kürsüden Başkanım.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Başkana söylerken siz niye cevap veriyorsunuz arkadaşlar? Meclis Başkanına söylüyoruz, talepte bulunuyoruz. Niye kendinizi Başkan yerine koyuyorsunuz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Niye yasak mı?

BAŞKAN – Arkadaşlar, Genel Kurula hitap edin.

Sayın Oluç, yeni bir sataşmaya fırsat vermeyelim.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un, Erzurum Milletvekili Selami Altınok’un İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; Gezi döneminde Hüseyin Avni Mutlu’nun -biliyorsunuz, FET֒cülükten yargılandı, ceza aldı- sizin valiniz olduğunu unuttu mu bu millet? Ya Hüseyin Çapkın’ın, Gezi döneminde insanların üzerine gaz sıkan, ateş eden kişinin, FET֒den ceza aldığını, tutuklandığını unuttu mu bu millet? Unutmadı, unutmadı, bunları da unutmadı. Yani Gezi döneminde o provokasyonları yaratan vali ve emniyet müdürünün FET֒den yargılandığını bu millet unutmadı, siz de unutmayın, siz de unutmayın.

Şimdi, 6-8 Ekime gelelim, bunu defalarca söyledik, tekrar söylüyoruz, biz bu Mecliste araştırma önergesi verdik, kaç tane soru önergesi verdik, dedik ki: 6-8 Ekimi araştıralım, kim suçluysa, kim suçluysa ortaya çıksın, boynumuz kıldan incedir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yargı araştırıyor.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – 6-8 Ekimde 50’den fazla yurttaşımız öldürüldü, 45’i bizim partimizin seçmeni ve üyesiydi. Bunu unuttu mu bu millet? Unutmadı. Şimdi bunları yarıştırarak polemik yapıp işin üstesinden gelemeyiz.

Bakın, siz ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Bir tane kanal var Netflix diye, üyesinizdir belki bir çoğunuz oraya, orada “House of Cards” diye bir Amerikan dizisi var. Bir Amerikan Başkanının toplumda korku, şiddet ve tehdit yaratarak iktidarı nasıl sürdürdüğünü anlatıyor. Tavsiye ederim, House of Cards dizisini seyredin, Türkiye’yi göreceksiniz orada.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Seyretmesinler, biz yaşıyoruz zaten, Türkiye’de yaşıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Erzurum Milletvekili Selami Altınok’un İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan, geçmiş dönemde de güvenlik bürokrasisinde de görev yapmış sayın hatip aslında hepimizden iyi şunu bilir: Terör örgütü neden eylem yapar, en tükenmekte olan terör örgütleri bir eylem yapmaya çalışır? Adından söz ettirmek, adından bahsettirmek, ismini duyurmak için. Terörle mücadelede altın kural, terör örgütünün adını anmamaktır. Terörle mücadelede altın kural, bırakın karşısındakinin var olduğundan büyük bir tehdit olduğunu, var olduğu hâliyle bile göstermemektir, onun mümkünse adını hiç anmamaktır, örneğin, onun bir temsilcisine “sözde temsilci” demektir falan. Bunların dersini almış, dersini okumuş, belki okutmuş birisi diyor ki: “Konuşanlar hiç terör örgütlerinin isimlerinden bahsetmedi.” Sayın grup başkan vekili de destekliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu ülkenin en kudretli siyasileri günde beş vakit, on vakit 36 televizyondan, ertesi gün 24 yandaş gazeteden Türkiye’de var olan terör örgütlerinin isimlerini peşi sıra sıra sıra sayıp bunun üstünden iç siyaset yapıyorsa inanın bu terör örgütleri bir yerlerde oturup “Aman ya, bizim hiçbir şey yapmamıza gerek yok.” diyordur. Hele en çok neye seviniyorlardır biliyor musunuz? Bu terör örgütleri şuna seviniyorlardır: “Bu ülkenin en kudretli siyasetçileri bizim ismimizi anıp ülkede bir beka sorunu, varlık yokluk sorunu, yok olma sorunu var diye korkuyorlar ve bununla korkutmaya çalışıyorlar.” Ama hepimiz biliyoruz ki hiçbir iktidar ne bir yerel seçimi ne bir genel seçimi bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nde kazanabilmek, kaybetmemek, birkaç tane belediye fazla almak için koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni üç beş tane terör örgütünün beka sorununa teslim olmuş ve bir yerel seçim kaybedilirse bu ülkenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Son olarak toparlayayım.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Biz gidersek yandınız. Başınız belada. Bölünürsünüz. Terör olur, sonumuz gelir.” gibi basit bir siyasi çıkar peşine bugüne kadar sağdan soldan hiçbir siyasetçi düşmedi. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu ülkede “Bir beka sorunu var.” diyerek, var gücüyle propaganda aletlerini kullanarak terör örgütlerinin reklamını yapanlara şunu söylüyoruz: Bir seçim kaybetmek sizin için beka sorunu olabilir ama Türkiye Cumhuriyeti yapılan serbest seçimlerle iktidarın değişebileceğine olan inancını kaybetmeksizin, beka sorunu yaşamayan, kendine son derece güvenen bir muhalefete ve karşısında tir tir titreyen bir iktidara sahiptir, herkes bunu böyle bilsin. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, 12/2/2019 tarihinde İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından, devletin beka sorunlarının araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin görüşmelerinin Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – 60’a göre bir söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sisteme girmemişsiniz, bir sisteme girin Sayın Altınok.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – “Doldu.” diyor, biz giremiyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altınok.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Erzurum Milletvekili Selami Altınok’un, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, ben genelde güvenlik bürokrasisinde çalışmış bir insan olarak her kürsüye çıktığımda kırmızı görmüş gibi bazı gruplar bana karşı tavır alıyorlar, onu görüyorum, ondan da memnuniyet duyuyorum, ha.

Ancak, özellikle Gezi olayını yani Atatürk büstünün üzerine asılan orak çekiçleri ve bölücü örgüt liderinin resimlerini savunabilmek acayip bir iştir. 6-8 Ekim olaylarında 50 tane vatandaşımızın ölümü olayını anlatırken, o zamanki o partinin, HADEP’in Genel Başkanının olayları anlatırken tiril tiril terler döktüğünü hatırlamak da ayrı bir iştir.

Ayrıca da ben biraz önce, terör örgütünden bahsedilmiyor derken, HADEP’ten bahsederken niye sesin CHP’den geldiğini anlamakta zorlanıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ben HADEP’e söyledim, CHP cevap veriyor. Ayrıca şunu görüyorum: İYİ PARTİ-CHP ittifakının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika bitti ama Sayın Altınok, lütfen.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Peki.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

60’a göre birkaç söz talebi daha var arkadaşlar, onları da karşılayayım bu arada.

Sayın Durmuşoğlu…

23.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehit olan hemşehrisi Pilot Yüzbaşı Ümit Özerli’ye ve askerlere Allah’tan rahmet dilediğine, 12 Şubat Kahramanmaraş ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün İstanbul Çekmeköy’de meydana gelen elim helikopter kazasında şehit olan tüm kahramanlarımıza Rabb’imden rahmet diliyorum. Osmaniyeli hemşehrim Karacı Pilot Yüzbaşı Ümit Özerli’ye de ayrıca rahmet diliyorum. Ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve tüm milletimize başsağlığı diliyorum.

Bugün 12 Şubat, Kahramanmaraş’ın kurtuluşunun 99’uncu yılı. “Bugün namus günüdür.” diyerek ilk kurşunu namus ve özgürlük için atan Sütçü İmam’ı, “Kalesinde düşman bayrağı dalgalanırken cuma namazı kılınmaz çünkü özgür değiliz.” diyen Rıdvan Hoca’yı, Kuvayımilliye’nin lideri Çerkez Aslan Bey’leri ve birbirinden değerli kahramanları hatırlama günüdür. Doksan dokuz yıl önce kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle nasıl bir arada memleketimize sahip çıkılmışsa, 15 Temmuzda da kendisini tankların, topların önüne atarak “Millet iradesini çiğnemeniz için bizi çiğnemeniz gerekir.” diyerek kendi geleceğimize, kendi irademize sahip çıktık.

Bu vesileyle tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle anıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Göker…

24.- Burdur Milletvekili Mehmet Göker’in, Burdur’un Bucak ilçesinde birçok kişinin hastaneye başvurmasına neden olan konuya ilişkin belediye başkanı ve çalışanlarına yönelik idari soruşturmanın yapılıp yapılmadığını öğrenmek istediğine ve Sağlık Bakanından bu konuya hassasiyet göstermesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKER (Burdur) – Sayın Başkanım, Burdur’un Bucak ilçesinde bulantı, kusma ve ishal şikâyetiyle hastaneye başvuran hastaların sayısı 3.366 kişiye ulaşmıştır. Valilik, yaptığı açıklamada, bunun sebebi olarak “norovirüs”ün tespit edildiğini bildirmiştir. Burdur İl Sağlık Müdürlüğü 18 Şubat 2018 tarihinde yetersiz klorlama, 14 Mart 2018 tarihinde klorlama cihazlarının arızalı olduğunu, 3 Ocak 2019 tarihinde su depolarının ve otomatik klorlama cihazlarının uygunsuz olduğu konusunda belediyeyi uyarmıştır. Bu uyarılara rağmen gerekli tedbirleri almayan çalışanlar ve belediye başkanı için yapılacak bir idari soruşturma var mıdır? Sağlık Bakanımıza bu konuda hassasiyetimizi bildiriyor, kendisinden talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özen…

25.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, Hızır’ın Alevilerin en büyük bayramı olduğuna, Hızır niyetine tutulan oruçların, dağıtılan lokmaların ve yapılan cemlerin Hak katında kabul olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Aleviler için kutsal olan Hızır ayının 1’inci günü. Hızır, Alevilerin kendi içlerinde doğurup büyüttükleri, zor anlarında çağırdıkları manevi bir güçtür. Bolluk, bereket dilediklerinde adını andıkları, kimi zaman sakallı bir pir, kimi zaman da boz atıyla darda kalanları kurtaran bir el olarak gördükleri Hızır, Alevilerin en büyük bayramıdır. Hızır haftası vesilesiyle yarın saat 14.30’da Türkiye Büyük Millet Meclisinde dedemizin çerağ yakıp gülbank okuyarak paylaşacağımız Hızır lokmamıza herkesi bekliyoruz.

Hızır niyetine tutulan oruçların, dağıtılan lokmaların ve yapılan cemlerin Hak katında kabul olmasını dilerim. Boz atlı Hızır cümle canların yardımına koşsun ve yoldaşı olsun.

Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

26.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, İstanbul Kartal’daki binanın çökmesi sonucu hayatını kaybeden vatandaşlara ve İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehadete yürüyen askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

6 Şubat tarihinde İstanbul Kartal’da 8 katlı 14 dairelik binanın çökmesi sonucu hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyorum.

Yine, dün İstanbul'da, Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehadete yürüyen askerlerimize Allah'tan rahmet niyaz ediyorum. Büyük Türk milletinin, ordumuzun ve ailelerinin başı sağ olsun. Üzüntümüz büyük. Vatan sağ olsun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

27.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, İstanbul Çekmeköy’de meydana gelen helikopter kazasında şehit olan hemşehrisi Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar’a ve askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul'da meydana gelen helikopter kazasında aralarında Niğdeli hemşehrimiz Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar’ın da bulunduğu 4 askerimiz şehit olmuştur. Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyor, ailelerine, silah ve mesai arkadaşlarına sabır temenni ediyorum, başsağlığı diliyorum; acılarını paylaşıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ayvazoğlu…

28.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, Trabzonspor’un Süper Lig’de uğradığı haksızlıklara karşı şehir ve ülke genelinde eleştirel reaksiyon oluştuğuna ilişkin açıklaması

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Trabzonspor’dan asla ayrı düşünemeyeceğimiz Trabzon halkı ve taraftarlarının takımına ve şehrine olan bağlılığının gereği olarak özellikle son haftalarda takımımızın oynadığı müsabakalarda hatalı veya kasıtlı olarak verilen veya verilmeyen hakem kararlarına karşı doğal olarak şehir ve ülke genelinde yoğun eleştirel reaksiyon oluşmaktadır.

Trabzonspor’un Trabzonlular dışında sahip olduğu taraftar kitlesi, kuruluşundan beri oynadığı temiz futbolun gücünü haksızlıklara karşı vermiş olduğu onurlu mücadeleyle de tescillemesiyle oluşmuştur.

Bu onurlu mücadele, kulübümüzün müzesine koyduğu ve koyacağı bir şampiyonluk kupasının da ötesinde tüm futbolseverlerin sempatisini kazanmaya talip olarak hakkı olmayana asla tamah etmeden ama hakkını da sonuna kadar savunarak yapılmaktadır.

“Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.” sözünü içselleştiren, henüz lise çağındaki genç futbolcularımızın ve taraftarlarımızın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünlü…

29.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu şehit olan hemşehrisi Pilot Ümit Özer’e ve askerlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Dün İstanbul Çekmeköy’de askerî helikopterin düşmesi sonucu 4 kahraman askerimiz şehit düşmüştür. Bunlardan birisi Osmaniye’nin Sumbas ilçesi Gafarlı köyünden hemşehrim Pilot Ümit Özer, diğer şehitlerimiz Yüzbaşı Semih Özcan, Astsubay Başçavuş İlyas Kaya, Astsubay Üstçavuş Yakup Avşar. Şehitlerimize Allah’tan rahmet ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Milletimizin ve Osmaniye’mizin başı sağ olsun.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 11/2/2019 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşları tarafından, İstanbul ili Kartal ilçesi Sema sokakta meydana gelen Yeşilyurt Apartmanı’nın yıkılışının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

12/2/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 12/2/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Fatma Kurtulan

                                                                                           Mersin

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Şubat 2019 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Sayın Garo Paylan ve arkadaşları tarafından verilen, 1486 sıra numaralı, İstanbul Kartal ilçesi Sema sokakta meydana gelen "Yeşilyurt Apartmanının” yıkılışının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 12/2/2019 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçtiğimiz hafta İstanbul Kartal’da Yeşilyurt Apartmanı durduğu yerde bir anda çöktü. 14 daire ve iş yerleri vardı bu binada. Bu bina şu görüntüdeydi arkadaşlar yani dıştan baktığınızda gayet yeni diyebileceğiniz, mantolanmış, ambalajlanmış bir binaydı ama durduk yere çöktü arkadaşlar. Deprem olmadı, herhangi bir tır, kamyon bu binaya çarpmadı; durduk yerde çöktü.

Değerli arkadaşlar, biz buna “cinayet” diyoruz. Bir kaza değil, bir afet değil, “cinayet” diyoruz. Bu binada 21 vatandaşımız hayatını kaybetti. Ailelerine başsağlığı diliyorum. 14 vatandaşımız da -büyük çoğunluğu ağır yaralı olmak üzere- yaralı. Onlara da, arkadaşlar, acil şifalar diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Yeşilyurt Apartmanı’nın hikâyesine bakalım, bakın çok çarpıcı. 1992 yılında SHP döneminde bina 5 katlı olarak ruhsatlanıyor, 5 katlı. Şu gördüğünüz ilk 5 kat SHP döneminde ruhsatlanıyor ve yapılıyor. 5 kata göre ruhsatlanıyor ve 5 kata göre ağırlık hesabı yapılıyor ve yapılıyor. 1994 yılında, arkadaşlar, Refah Partisi seçimi kazanıyor. Başkan, Kartal’da Mehmet Sekmen. Sayın Mehmet Sekmen, Kartal Belediye Başkanı oluyor. Büyükşehirde de Recep Tayyip Erdoğan Büyükşehir Belediye Başkanı oluyor arkadaşlar. Sonra ne oluyor? Ahbap çavuş meseleleri devreye geçiyor, hemşehricilik devreye geçiyor ve Yeşilyurt Apartmanı’nın 5 katının üzerine 3 kat daha yapılıyor. Kartal Belediye Başkanı şimdinin Erzurum Belediye Başkanı ve bir ay sonra, martta da belediye başkan adayı olan Mehmet Sekmen bu üç kata yol veriyor arkadaşlar, aynı zamanda da Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bu üç kata yol veriyor.

Değerli arkadaşlar, Yeşilyurt Apartmanı durduk yere çöktü. İstanbul’da on binlerce Yeşilyurt Apartmanı var, biliyor musunuz? Türkiye’de yüz binlerce Yeşilyurt Apartmanı var çünkü yapılarımızın yüzde 75’i kaçak, ruhsatlı bile olsa kaçak katlarla yüklenilmiş arkadaşlar.

Peki değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, 1999 yılında İzmit depremini yaşadık ve 18 bin vatandaşımızı kaybettik. “Ha, bir ders alalım bundan.” dedik, değil mi? Pek çok çalıştay yapıldı bununla ilgili, Meclis gündemine aldı, yönetmelikler değişti ama bir ders aldık mı arkadaşlar? Hayır. Kentsel dönüşüm yapıldı mı? Hayır. Binalar güçlendirildi mi? Hayır. Bütün inşaat faaliyetleri rant getiren alanlarda yapıldı ve rant getiren alanlarda yüksek yapılaşmalara gidildi, varsıl semtlerde kısmi kentsel dönüşümler yapıldı -zengin semtlerde- yapıların yüzde 85’ini oluşturan yoksul semtlerde ise kentsel dönüşüm yapılmadı, tıpkı Kartal’da olduğu gibi arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bununla ilgili pek çok kanun, araştırma önergesi verdim geçtiğimiz dönemde, soru önergeleri verdim, dedim ki: “Kentsel dönüşüm yapılmıyor ve İstanbul başta olmak üzere bütün şehirlerimiz saatli bir bombanın üzerinde oturuyor.” Deprem uzmanları söylüyor “Her an bir deprem olabilir ve binlerce Yeşilyurt Apartmanı çökebilir, İstanbul’dan en az 100 bin tabut çıkabilir.” diyor ve Yeşilyurt Apartmanı tabut bir binaydı, Yeşilyurt Apartmanı gibi binlerce tabut bina var şu anda İstanbul’da, Türkiye genelinde yüz binlerce bina var.

Peki arkadaşlar, bütün bunlar oldu, on sekiz yılda iktidar neredeyse hiçbir şey yapmadı. Ne yaptı 18’inci yılında biliyor musunuz? Geçen yıl Sayın Mehmet Özhaseki Çevre ve Şehircilik Bakanıydı, Meclise geldi, yüz maddelik torba yasa içine bir madde koydu, torbaya bir madde atmış Sayın Özhaseki. Ne diyor biliyor musunuz? “13 milyon tane kaçak yapı var.” Ee? “Biz bunları affedeceğiz.” dedi. Allah Allah, dehşete düştüm, torba yasa içinde tek bir madde. Nasıl affedeceksin? “Vatandaş beyanda bulunacak, yüzde 3 harç yatıracak ve biz onu affedeceğiz.” İnanın, dehşete düştüm. Sayın Özal bile böyle yapmamıştı 87 affında, binalar en azından asgari bir denetimden geçtikten sonra affedilmişti ama Sayın Özhaseki, şimdinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı imar affını Meclise getirdi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Af değil, af değil o, yanlış.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanı değil ya, adayı.

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika daha rica ediyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Ankara adayı, Ankara adayı.

GARO PAYLAN (Devamla) – …ve ondan sonra, arkadaşlar, 10 milyon vatandaşımız imar affına başvurdu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Af değil.

GARO PAYLAN (Devamla) – Ne oldu? Yapı kayıt belgelerini aldılar. Yeşilyurt Apartmanı da başvurmuştu Sayın Grup Başkan Vekili, bu bina da başvurmuştu…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Af değil ama yanlış söylüyorsunuz.

GARO PAYLAN (Devamla) – …ve bu bina, arkadaşlar, temize çıktı. Tertemiz, mantolanmıştı ama içi çürüktü arkadaşlar ve durduk yere çöktü. Ben Sayın Mehmet Özhaseki’ye “Büyük bir vebal alıyorsunuz, milyonlarca vatandaşımızın vebalini alıyorsunuz. Bu binalar denetimden geçmeden affedilmemeli.” dedim, “Bir denetimden geçsin, sonra ne yapılacaksa yapalım, tedbirleri alalım.” dedim ama bunu dinlemedi ve Sayın Özhaseki imar affını da Meclisten geçirdi arkadaşlar. 10 milyon vatandaşımız faydalandı. Bakın, Yeşilyurt Apartmanı çöktü. 10 milyon Yeşilyurt Apartmanı var şu anda Türkiye’de, denetimsiz olarak kanunlaşmış.

Peki -Sayın Mehmet Özhaseki’nin vebali boynuna diyorum kaybettiğimiz bütün vatandaşların- yeni vatandaşlarımızı kaybetmemek için biz ne yapacağız, Meclis olarak bir sorumluluk alacak mıyız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Bakın, İstanbul başta olmak üzere, bütün şehirlerimiz bir saatli bombanın üzerinde oturuyor, her an bir deprem olabilir.

Sayın Başkan, bir dakika daha rica ediyorum. Aynı şekilde 4 kere uzatmıştınız.

BAŞKAN – O, teknik arızaydı ama, mikrofon sisteminden.

GARO PAYLAN (Devamla) – Yapmayın.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – İstanbul başta olmak üzere, bir saatli bombanın üzerinde oturuyoruz. Yüz binlerce tabut çıkabilir İstanbul’dan, bunun vebali hepimizin boynuna; başta yürütme, sonra Meclisin boynuna. Gelin, bu araştırma önergemize destek verin; ilgili, gerekli yasal tedbirleri alalım. Çevre ve Şehircilik Bakanı “Kentsel dönüşümü yirmi yılda yapacağız.” diyor. Arkadaşlar, İstanbul’un yirmi yılı var mı, Bursa’nın yirmi yılı var mı, İzmir’in, Diyarbakır’ın yirmi yılı var mı kentsel dönüşümü bekleyecek? Öncelikleri belirleyelim, birinci derece deprem bölgeleri başta olmak üzere bütün yasal tedbirleri alalım diyorum.

Dönemin Kartal Belediye Başkanı şu anda Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı ve Erzurum büyükşehir belediye başkan adayı. Dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da Cumhurbaşkanı. Biraz utanmaları olsa istifa ederler. On sekiz yıl boyunca bu binalar çürük olarak kaldı ve 21 vatandaşımızın vebali onların boynuna. Yeni veballerin oluşmaması için de Meclisi sorumluluk almaya çağırıyoruz, bu önergemizi de desteklemeye çağırıyoruz.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Neresini düzelteceğimi bilmiyorum, baştan aşağı yalan, yanlış, iftira.

Bakınız “imar affı” değil “imar barışı.”

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – “Vergi barışı” diyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Yıkılan evle ilgili affa konu olan bir mesele yok, binanın da zaten başvurusu yok.

Onun dışında, Cumhurbaşkanımızın Belediye Başkanlığı döneminde yapıldığı iddiası, “Mehmet Sekmen” iddiası; hepsi baştan aşağı, yarısı değil, tamamı yalan. Konuyla ilgili, grubumuz adına Hulusi Bey konuşacak zaten az sonra.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sataşmada bulundu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hepsi yalan Sayın Başkan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sataşmada bulundu “yalan” dedi.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Başkanım… Başkanım…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir daha söylüyorum, hepsi yalan Sayın Başkan, şaşarak izledik.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Paylan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Devam edelim, Hulusi Bey cevap verecek Sayın Başkanım.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bize de söz hakkı düşüyor Başkanım.

Bir de şunu söylemek istiyorum: AKP’nin biraz önceki konuşmacısı da o kürsüde partimize direkt “Yalan size mahsus bir şey.” diyor. Grup Başkan Vekili yine “Yalan söylüyorsunuz.” diyor. Bu söz üzerine daha önce bu Mecliste kıyamet kopmuştu, bir tartışma olmuştu, ara verilmişti, bir sürü görüşme olmuştu. Şimdi tekrar Grup Başkan Vekilinin bunu demesini kınıyorum, yakıştırmıyorum. Hiçbir grup başkan vekiline yakışmaz, hiçbir konuşmacıya bu yakışmaz. Birbirimizi yalancılıkla itham etmek doğru değil. Konuşmacımıza cevap hakkı doğmuştur. Lütfen…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir daha söylüyorum, bizim grubumuz daha konuşma yapmadı, yapacak fakat baştan aşağı… Bilerek bir daha söylüyorum “Mehmet Sekmen döneminde başvuru” iddiası yalan, “Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’dı.” iddiası, o başvuruyla ilgili yalan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Başvuru değil “Bina yapıldı.” diyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “İmar affına başvurulmuş.” Yalan. Hangisini düzelteyim? Hepsi yalan. Ne diyeyim buna?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Arkadaşlar, baştan zaten…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şöyle yapayım o zaman Sayın Başkan, revize ediyorum: Konuşmacının konuşmaları baştan sona doğru değil.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Başınızda, tepenizdekinden şu öne kadar hepinizde zaten bir üslup sorunu var.

BAŞKAN – Sayın Paylan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sataşmada bulundu efendim “yalan” diyerek, “Bütün konuşman baştan sona yalan.” dedi, daha ne desin?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika… Bir dakika…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bina da geçen hafta yapılmış.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürsüye ben çıkayım, ondan sonra Garo çıksın o zaman Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika… Sen niye çıkıyorsun kürsüye?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bülent Turan, bir üslup sorununuz var. İçişleri Bakanınız “Yürütürsem adam değilim.” diyor ya. Buna sessiz kalıyorsunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ya, iftira atıyor konuşmacınız, onda üslup şeyi yok mu?

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

FATMA KURTULAN (Mersin) – Yalan diyemezsin.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – İftira atıyor.

BAŞKAN – Sayın Aydemir…

FATMA KURTULAN (Mersin) – İftira değildir. Kalkarsın, başka şekilde cevaplarsın.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Çık, konuş.

BAŞKAN – Sayın Turan, siz ifade ettiniz, tamam.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, ben usul ekonomisi gereği kürsüye çıkmak istemedim. Aslında sataşmadan da söz alabilirdim.

BAŞKAN – Tamam.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Alın, alabilirsiniz. Niye almıyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Peki, nereden sataştı, ne dedi de sataştı mesela?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hulusi Bey cevap verecek.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mesela ne dedi de sataştı Garo Paylan AK PARTİ’ye?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hulusi Bey cevap verecek Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika… Sayın Altay, bir dakika.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok, yok, yani AK PARTİ Grubuna…

BAŞKAN – Siz karışmayın, tamam.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan, konuşmacımız bekliyor.

BAŞKAN – Sayın Paylan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Efendim, sataşmada bulundu, “Baştan aşağı yalan.” dedi, daha ne desin yani?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kürsüye çıkmadım ki Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O zaman düzeltsin konuşmalarını Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya yol açmayalım.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği ifadeleri sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın AKP Grup Başkan Vekili, “Bu bina 1992 yılında yapıldı.” dedim, bu doğru; “Hem de SHP döneminde yapıldı, 5 katlı yapıldı.” dedim, bu doğru. 1994 yılında Kartal’a belediye başkanı kim oldu Mart ayında? Sayın Mehmet Sekmen seçildi.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – İyi de 1992’de yapılmış burası.

GARO PAYLAN (Devamla) – “Bu binaya 1994 yılında 3 kat ilave atıldı.” dedim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kaçak 3 katı anlatıyor, kaçak 3 katı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Az sonra cevabını verecek Hulusi Bey.

GARO PAYLAN (Devamla) – “3 kat ilave 1994’te atıldı.” dedim.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Garo Bey, bu 1992’de yapılmış, 1994’te bitmiş, insanlar oturuyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

GARO PAYLAN (Devamla) – “1994’te de 3 kat ilave atıldı.” dedim, bu da doğru.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bu doğru değil, söylediğin.

BAŞKAN – Arkadaşlar, karşılıklı konuşmayalım. Lütfen…

GARO PAYLAN (Devamla) – 1994’te Recep Tayyip Erdoğan İstanbul’a Belediye Başkanı seçilmedi mi? Seçildi. Bu da doğru.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Mehmet Ali Büklü zamanında, CHP Belediye Başkanı zamanında yapıldı.

BAŞKAN – Arkadaşlar, yerinizden konuşmayın, söz vermedim.

Sayın Aydemir, lütfen…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamam ama çıkacak konuşmacı.

GARO PAYLAN (Devamla) – 1994’ten sonra İstanbul’da on binlerce bina AKP’ye bağış yapmak yani belediyelere çöp kamyonu almak karşılığı, 1 kata 1 çöp kamyonu, 2 kata 2 çöp kamyonu diye belli vakıflara bağış yaptırılarak her kat karşılığı belediyelere paralar alınarak yaptırılmadı mı?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – 8 kat da CHP döneminde oldu, SHP döneminde oldu.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Bunların hiçbiri AK PARTİ döneminde yapılmamış.

GARO PAYLAN (Devamla) – Siyasetinizi bununla finanse etmediniz mi yıllarca, İstanbul’da verdiğiniz kaçak katlarla finansa etmediniz mi? Çıksın İstanbul vekilleri, konuşsun, “Yalan.” desin bakalım, “Yalan.” desinler hadi bakalım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Az sonra diyecek.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Doğru değil ya, doğru değil.

GARO PAYLAN (Devamla) – Yıllarca bununla finanse ettiniz. Dönemin Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’dir, vebali boynunadır.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hayır, yalan söylüyorsunuz. O binaya 1992’de başlanmış, 1994’te oturmuş insanlar, yalan söyleme.

GARO PAYLAN (Devamla) – 21 vatandaşımızın canının vebali onun boynunadır, vebali Recep Tayyip Erdoğan’ın boynunadır. Binlerce Yeşilyurt Apartmanı vardır.

Gelin, Meclis olarak sorumluluk alalım. Yasal ne eksiklik varsa, mevzuatta ne eksiklik varsa yerel yöneticilere, Cumhurbaşkanına, belediye başkanlarına ne sorumluluk yükleyeceksek, gelin, bunları yaptıralım.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ya, CHP’ye de bir şey söylesene, CHP’ye bir şey söyle, CHP’ye! Garo Bey, CHP’ye bir şey söylesene!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Doğruyu söyle, yalan söyleme!

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bağırmayın oradan, bağırmayın.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Doğruyu konuşun kardeşim, açıkça yalan söylüyor, ayıptır.

GARO PAYLAN (Devamla) – Arkadaşlar, bununla ilgili sorumluluk almaktan kaçarsanız depremde olacak kayıpların hepsinin de vebali boynunuzadır. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Ya, SHP’ye bir şey söyle, SHP’ye.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Aynı şeyi bir daha söylüyorum Başkanım, böyle şey olur mu ya!

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 11/2/2019 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşları tarafından, İstanbul ili Kartal ilçesi Sema sokakta meydana gelen Yeşilyurt Apartmanı’nın yıkılışının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekili Bedri Yaşar…

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, Çekmeköy’de helikopter düşmesi sonucu şehit olan kahramanlarımıza Allah’tan rahmet, yüce Türk milletine de başsağlığı diliyorum.

Aynı şekilde, Yeşilyurt Apartmanının çökmesi sonucu hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Şimdi, arkadaşlar, o yalan, bu yalan ama gerçek olan bir şey var; Yeşilyurt Apartmanı çöktü, 21 vatandaşımızı kaybettik, 14 tanesi de yaralı. Biz aynı şekilde, 1984 yılında Konya’da Zümrüt Apartmanı çöktüğü zaman da aynı şeyleri söyledik. Dedik ki: “Devlet yaraları sarar, bu problemlerin altından kalkar.” Maalesef 1999 yılındaki depremde çok önemli sonuçlar çıkardık. Ben de o gün Parlamentodaydım. Türkiye’deki yapı stokuna baktığımız zaman özellikle 1999 öncesinde çok ciddi problemler vardı. Yapı Denetim Yasası ile aynı şekilde Deprem Yönetmeliği de değiştirilerek belli tedbirler alınmıştı. Ondan sonra yapılan yapılarda da çok da ciddi problemler yok. Ama hâlâ, o günden bugüne her bina çökmesinin arkasından “Şunu yapacağız, bunu yapacağız.” demek bu işleri çözmüyor.

Enkazın başında Şehircilik Bakanının ifadelerini ben esefle karşılıyorum. Betonun cinsine bakıyoruz 6, yani inşaat mühendisi olan, teknik olan arkadaşlar bilir normalde olması lazım gelen değer C30 ama binalardaki alınan karot numunelerinin sonuçları 6, 8, 10; ayakta durması bile mucize demek; yani 3 şiddetindeki, 4 şiddetindeki depremde ayakta durmaları mümkün değil. Dolayısıyla bunların süratle… Hepimizin bu işte vebali var, hepimizin sorumluluğu var. “Suç ondadır, bundadır.”ı bir tarafa bırakıp artık bu işlere neşter vurmanın zamanı geldi. Adına “imar barışı” deyin, hiçbir şey değişmez. Bakın, 10 milyon binadan bahsediyorsunuz, eğer bunlar deprem yönetmeliğine uygun değilse, zemin etütlerine bakıp yeterli güçlendirmeler yapılmadığı takdirde ayakta duramayacaksa bu binaların altında hepimiz kalırız. Dolayısıyla, bakın, hâlâ bir şey kaybetmiş değiliz, hâlâ önümüzde zaman var. Lütfen, şu imar barışından her kim istifade ediyorsa, kim bu işten istifade ediyorsa, oturalım, öncelikle bu istifade edilen binalar depreme dayanıklı mı, dayanıklı değil mi, önce buna bir bakalım. Böyle giderse hepimiz bu binaların altında kalırız. Buradan uyarıyorum, bu Parlamentodan herkesi uyarıyorum, diyorum ki: Artık sözün bittiği yerdeyiz, kelimelerin bittiği yerdeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yaşar, tamamlayalım lütfen.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

Bu konuyla ilgili neyi getiriyorsanız Parlamentoya biz hiçbir siyaset gütmeden, doğru şeylerin her zaman yanında olduğumuzu buradan ifade ediyoruz. Yine söylüyoruz: Gelin, bu işi bir daha gözden geçirin, bu imar barışıyla ilgili olan bütün müracaatlara bir bakın, bu binalarla ilgili gerekli araştırmaları yapın. Depreme dayanıklı mı, değil mi? Çünkü 1999 öncesinin -ben söylüyorum, teknik eleman olarak söylüyorum- yüzde 70’i, yüzde 80’inin gerçek değerleri vermediğini zaten görürsünüz. Deniz kabuğundan imal edilen binaların mukavemet değerlerinin tutması mümkün değil. Dolayısıyla hiç o tarafa, bu tarafa lafı kıvırmadan bu işle ilgili tedbirleri şimdiden alalım. Daha bir şey geç değil. Bugünden bu işe başlayalım diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Engin Altay.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Millet gözyaşı dökerken Parlamentoda polemik yapmak hoş değil. Söylenen, ortaya koyulan iddiaları “Bu yalan.” diye reddetmek makul değil, doğru değil. Orta yerde bir deprem yok, bir sel yok, bir afet yok ve 21 insanımız hayatını kaybetmiş ve bir siyasi parti grubu bu konunun, bundan sonra yeni acıların yaşanmaması için ele alınmasını önermiş. Gelmiş, gerekçesini de anlatırken kimi belgeleri, bilgileri, bulguları koymuş, ben de koyacağım. Yani ben de Bülent Bey’in tabiriyle “yalancı” olacağım ama gerçekler ortada, biber gibi; gerçekler de acıdır, biber de acıdır. Bu olaya böyle bakmak lazım.

Bu, Kartal, Bankalar Caddesi Sema Sokak Yeşilyurt Apartmanı’nda yaşanan olay -burada bir hesap sormak, öç almak, kelle almak peşinde değiliz ama- yeni acıların yaşanmaması için de sorgulanmaya muhtaç, masaya yatırılması gereken bir olay. Bir mesuliyet var, bir görev kusuru var; görevi ihmal, görevi suistimal var. Bunu yapan, bu ithamlar karşısında olan da maalesef şu anda Erzurum AK PARTİ Büyükşehir Belediye Başkanı ve adayı. “Efendim, o zaman sizin söyledikleriniz zinhar yalandır.” diyerek bu vebalin altından kalkamazsınız. Niye kalkamazsınız? Garo Bey de söyledi, bu bina 1992 yılında yapılmış, zemin artı beş kat.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kim vardı o zaman?

ENGİN ALTAY (Devamla) - SHP Belediye Başkanı Mehmet Ali Büklü vardı.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Tamam.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Cevap istiyorsan var, başka cevaplar da var, başka belgeler de var, dur acele etme Bülent Bey, Grup Başkan Vekilisin, taciz sana yakışmaz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bir sene sonra?

Taciz falan değil de, iddia yanlış.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ve 1998 yılında kaçak olarak binaya üç kat yapılmış, kaçak.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne zaman?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Şimdi, belediye başkanının bunu görmediğini varsayıyoruz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Kim söyledi?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Burada 2 mekanizma devrede, bir: 1998 yılında Kartal Belediyesi emlak vergisi bildirimi. 1998’de Mehmet Sekmen tarafından bu binanın 8 katıyla ilgili belediye emlak vergisi almış, bu bir belge.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Emlak vergisi almasın mı? Ne yapsın?

ENGİN ALTAY (Devamla) – İşte, görev kusuru, görevi suistimal burada başlıyor.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hayır efendim, hiç alakası yok. Sizin belediyeniz zamanında yapılmış o.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dur, dinle.

Bir belge daha var, tarihi 1997, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığına yapılmış bir başvuru. Bu çöken binanın olduğu adadaki 6 adet bina için kaçak olduğundan, güvenli olmadığından bahisle Kartal Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu adli belge, bu idari belge.

BAŞKAN – Sayın Altay, tamamlayalım lütfen.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, hâl bu iken çıkıp da bu insanlar da güzel öldü diyecek hâliniz yok ama en azından…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sorumlu sizsiniz…

ENGİN ALTAY (Devamla) – …kimin bu konuda kusuru varsa işlem yapacağız, başlatacağız diyebilmeli Hükûmet. Hükûmet ne yapıyor? Kartal acı çekerken Bakan gidiyor “Belediye Başkanı buraya gelmemiş.” diyor. Böyle bir acı üzerinden demagoji yapmak siyasi ahlaka da edebe de yakışmaz, ayıptır! (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Yalan mı? Yalan mı? Oranın belediye başkanının ilk gitmesi…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, sorunlu zihniyet şurada devreye giriyor: Van depremi sonrası Başbakan Erdoğan dedi ki: “Kaçak ve güvensiz binaları ne pahasına olursa olsun yıkacağız.” Kim dedi? Recep Tayyip Erdoğan. Yıktı mı? Yıkmadı. Bülent Turan bir yalancı arıyorsa Van depreminden sonra bu demin söylediğim sözü söyleyene bakacak, yalancı orada! (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ya, HDP cevap veremiyor mu?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yalancı orada, burada değil.

Ve sorunlu zihniyet şurada başlıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gene Erdoğan diyor ki 1994 yılında belediye başkanı olduğunda: “Ben de kaçak binada oturuyorum. Ne yapalım, İstanbul’un yüzde 70’i kaçak.” İşte, sorun burada başlıyor.

Başkanım…

BAŞKAN – Ne yapalım?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Başkanım, Garo Paylan’a verdiğiniz müsamahayı misliyle istiyoruz yani.

BAŞKAN – Son bir dakika, buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sorun burada başlıyor.

İstanbul deprem master planı hazırlandı, ne zaman? 2003’te. Kim hazırladı? Siz hazırladınız ve bu plana göre, yapıların incelenmesi ve güçlendirilmesi çalışması yapılacaktı, yapılar elden geçecekti, tarama yapılacaktı, riskli binalar yıkılacak, orta riskliler onarılacaktı ve yeni binalar da mutlaka ve mutlaka depreme dayanıklı yapılacaktı. Bu master plan sizin, bu saydığım dört madde de sizin taahhüdünüz; sizin değil, devletin taahhüdü. Bunların hangisi yapıldı? Gelsin şimdi AK PARTİ adına konuşacak değerli milletvekili “Bu dört hususun biri yapıldı.” desin.

Ve asıl sorunlu zihniyet şurada bu işin noktasını koyuyor: Yapı kayıt belgesinin verilmesiyle ilgili usul ve esasları düzenleyen bir yönetmelik hazırladınız. Ayıp ve sorumlu zihniyet kendini burada gösteriyor. Bu yönetmeliğin 9’uncu maddesini okuyun. Ben okuyayım size. Söylüyor, söylüyor, söylüyor yapı kayıt belgesi almak için aranan şartları.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Çok mühim Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN – Peki.

ENGİN ALTAY (Devamla) – “Yapının depreme dayanıklılığı ve yapının fen ve sanat norm ve standartlarına aykırılığı hususu yapı malikinin sorumluluğundadır.” Bu sorumluluğu yapı malikine vermekten muradınız ne? Siz devlet değil misiniz, orta yerde bir devlet yok mu? Her şeye karışan, domatese bibere karışan devlet, içinde 50 kişinin, 100 kişinin yaşadığı binanın yapı normlarına ve standartlarına “Ben bu işe karışmıyorum.” diyebilir mi? Niye diyemez? Çünkü kendi oturduğu villalar da kaçak olursa başka saiklerle bir araya gelince bunu diyemez. Devlet söz konusu insan hayatıysa topu taca atmaz, atan devlete “devlet” denmez. Böyle devlet olmaz olsun!

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Şimdi öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk.

Buyurun Sayın Şentürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; sözlerime başlamadan önce Kartal’daki binada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Aynı şekilde, dün Çekmeköy’de elim helikopter kazasında kaybettiğimiz şehit askerlerimiz için de Allah’tan rahmet diliyorum.

Aslında başka bir konuşma hazırlamıştım ama sayın vekilimizin konuşmasını dinledikten sonra, vallahi, ne diyeceğimi bilemedim, neresini düzelteyim ki? Sayın vekilimiz bir fotoğraf gösterdi “Bakın, 1992 yılında…” dedi. Sayın vekilim eğer biraz konuyu incelemiş olsaydı doğrudur, 1992’nin mayıs ayında bir projeyle dönemin SHP’li ama bunun partisi olmaz, o dönemi hep beraber yaşadık; hiç kimse şu parti, bu parti diye suçlamasın; Türkiye'nin depreme kadar yaşadığı gecekondulaşma, kaçak yapılaşma süreci, kalitesiz malzeme süreci Türkiye'nin bir realitesidir arkadaşlar. Eğer burada illa birini suçlayacaksak bunun altından kimse çıkamaz. O dönemde bir tek AK PARTİ olmadığına göre biz herhâlde masum kalabiliriz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama bu doğru değil.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 1992’de söz konusu vatandaş başvuruyor projeyle ve inşaat ruhsatı alıyor. “Ruhsat” dediğiniz o. 120 metrekare tabana oturan -bir sürü mühendis var- zemin artı 5 kat ruhsatını alıyor ama söz konusu şahıs -siyasi kimliği de bir yana, o konuya da girmeyelim- 120 metrekare yerine 230 metrekareye 8 katlı binasını dikiyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hangi yılda?

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – 1992.

Değerli arkadaşlar, bakın, lütfen arkadaşlar, belgeler konuşsun. Burada 1998 tarihli emlak vergisini gösterip şov yapmayı anlayabilmiş değilim. Emlak vergisinin ne olduğunu herkes bilir, kaçak binalar dâhil beyan üzerine herkes emlak vergisi vermek zorundadır. 1998’de bu bina emlak vergisi verdi diye 1998’de yapılmıştır anlamına getirebilmek için herhâlde uzayda yaşamak gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, ne yapılması gerektiği önemli. Türkiye'nin ne yazık ki bir sağlıksız yapı problemi var, Türkiye'nin özellikle deprem öncesi teknik ölçümlerinden de kaynaklanan, kalitesiz malzemeden kaynaklanan ve şu an 6,5 milyon riskli yapı sorununa sahip bir ülkeden bahsediyoruz. Önemli olan bu konuda ne yapıldığı. Bakın, sadece İstanbul’da 321 bin riskli bağımsız bölüm yıkıldı. Türkiye genelinde 622 bin bağımsız bölüm AK PARTİ iktidarında yıkılıp yeniden yapıldı. Ama yangın çok büyük olduğu için ve imkânlar kısıtlı... Şu ana kadar 8,5 milyar da para ödendi. O yüzden biz iktidar olarak her seferinde kentsel dönüşüm diyoruz. Ancak bu konuda hukuki sıkıntı yok; asıl sıkıntı, 3 tane oy için vatandaşın kentsel dönüşüm karşısında provoke edilmesinden kaynaklanıyor ve bugün ne yazık ki kentsel dönüşümü farklı şekilde provoke eden unsurlar, vatandaşımızın kentsel dönüşüm konusunda daha fazla gelir elde edebilmek için dönüşüme karşı çıkmasına yol açıyor. Gelin, bu konuda partilerüstü davranalım.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Önergeye destek verin.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Araştıralım.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Eğer illa biri suçlanacaksa, değerli arkadaşlar, tarihler belli, partilerin kimliği belli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Önergeye destek verin, tamam, hep beraber, hadi bakalım.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – 92 yılında İstanbul büyükşehir belediye başkanı kimdi?

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – 92 yılında kimdi bu belediye başkanı?

BAŞKAN – Sayın Şentürk, tamamlayalım lütfen.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Ama bakın, Sayın Vekilim, sizin söylediğiniz, baştan sona altını çiziyorum, doğru değil, hepsi hikâye, ondan bundan alınmış.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Araştıralım.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – Belgelerle konuşunuz. Ruhsat tarihi belli, binanın yapıldığı tarih belli, hava fotoğrafları tarihi belli, emlak vergisi beyanıyla da bu işlerin…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Belge gösterin, belge.

HULUSİ ŞENTÜRK (Devamla) – “Belge” dediğiniz, bugünün fotoğrafından bahsediyorsunuz. Değerli arkadaşlar, konuyu… Partizanca şunu bunu suçlamaya sokmayalım. Türkiye’nin, ne yazık ki yıllardır, 70’li, 80’li yılardan devraldığı bir kamburu vardır. Gelin, bu kamburu ona buna sataşmadan, akıl dairesinde, daha hızlı çözüm ve milletimizin desteğini alacak bilinçlendirme çalışmalarıyla destekleyelim diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – 92 yılında İstanbul belediye başkanı kimdi?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Böyle bir usul olmaz ki.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, “Doğru değil.” diyerek sataşmada bulundu efendim.

BAŞKAN – Bir dakika, bir kere dediler, tamam, halloldu.

Sayın Altay, nedir…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Emlak vergisi beyannamesinin ne anlama geldiğini bilmemekle itham etmek suretiyle beni toplum ve Meclis önünde küçük düşürdü.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Buradan mı?

BAŞKAN – Lütfen, yerinizden olsun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu, sataşmaya girmiyor mu Başkanım?

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Hulusi Şentürk’ün HDP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Peki Başkanım, teşekkür ederim.

Emlak vergisi beyannamesinin bildiriminin ne anlama geldiğini biliyoruz. Ya, Allah’tan korkmak lazım. Biz kelle alalım demedik; biz intikam alalım, sizi afişe edelim demiyoruz. Orta yerde bir acı var. Bu acıların tekrarlanmaması için tedbir almak lazım diyoruz. Görev kusuru bakımından da evet, burada birine kusur atılacaksa Mehmet Sekmen’in. Niye?

HULUSİ ŞENTÜRK (İstanbul) – Hiç alakası yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir dakika…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hayır, o SHP’li Belediye Başkanı Mehmet Ali Büklü’nün.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yahu, arkadaş, şimdi, bu bir belediye başkanı; üzerine kaçak olarak 3 kat yapılarak 8 kata çıkmış binadan gerekli fennî ayarlamaya, normlara, yasal mevzuata binayı uydurmadan vergi almaz, bir.

İkincisi, Mehmet Sekmen’i adam savcılığa şikâyet etmiş.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Belediye başkanlığı yapmış adam söylüyor bunları ya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Mehmet Sekmen’i şikâyet etmiş. Ne zaman? 1997’de, bu binayla ilgili, savcılığa şikâyet etmiş. Çok merak ediyorum, bu şikâyeti -evrak hazırlık numarası da var- bu savcı ne yaptı? Mehmet Sekmen’e telefon açıp “Arkadaş, seninle ilgili bir şikâyet var, tedbir al.” mı dedi yoksa Mehmet Sekmen’i ifadeye mi çağırdı, bunu da merak ediyorum.

Tekrar söylüyorum: “Kusur oradaydı, bina 1992’de yapıldı.” falan değil. Kartal biliyor ki bu bina 5 kat yapıldı, Sekmen döneminde üstüne 3 kat kaçak yapılmasına göz yumuldu.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Doğru değil bu, bu doğru değil.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Olay budur, bundan ibarettir; ayıptır, günahtır. (CHP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bu konunun böyle, tekrar tekrar uzamasını istemiyoruz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sıra bende.

BAŞKAN – Bir dakika, bir dakika…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Fakat bununla ilgili, hatibimiz cevap verdi, binanın yıkılması hepimizi üzmüştür, bu başka bir mesele fakat başlaması, artı 3 kat kaçak yapılması söz konusu SHP’li başkanın zamanındadır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yalan!

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yalan!

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Aynen öyle, yalanı siz söylüyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yalan, gidin, Kartal’da sorun, herkese sorun.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yalan, sataşıyorum, yalan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bu yalan meselesine de…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bunu kabul etmemiz mümkün değil, burada belgelerle konuşuyoruz; çok ayıp.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bülent Turan provoke ediyor.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “İmar affına başvurdu.” demişsiniz, nerede belgesi? Yok.

Sayın Başkan, sadece kamuoyunu yanıltmak için bu tarz iddialarla konuşmak, kendinizi kandırmanız anlamına gelir.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Beyanları var, beyanları.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Gözünü kapatırsan kendine göre cevaplarsın. Hiçbiri doğru değil bunların.

BAŞKAN – Sayın Paylan, nedir?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sataşma var efendim, 60’e göre yerimden söz istiyorum.

FATMA KURTULAN (Mersin) – 60’a göre…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İmar affının belgesini göstersin Sayın Başkan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Oradan verirseniz ben…

BAŞKAN – Tamam, çok kısaca, yerinizden.

Buyurun.

31.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yerinden sarf ettiği bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Grup Başkan Vekili, bina 1992 yılında yapılıyor ve 5 kat olarak yapılıyor, binanın sahiplerinin beyanı var bu konuda. 1994 yılında Kartal’a Mehmet Sekmen Belediye Başkanı olduktan sonra ahbap çavuş ilişkisiyle binanın üzerine 3 kat daha atılıyor ve bina bunu taşıyamıyor, bu kadar açık.

Diğer mesele, bina sahipleri imar affına başvurduklarını beyan ediyorlar. O zaman, gelin, araştırma komisyonunu kuralım, kim doğru söylüyor, kim yalan söylüyor ortaya çıksın ve başka Yeşilyurt apartmanları olmasın arkadaşlar, derdimiz bu. Bir Yeşilyurt Apartmanı oldu, yüz binlerce Yeşilyurt Apartmanı var. Gelin, araştırma önergemize destek verin, böyle başka araştırma önergeleri olmasın diyoruz Sayın Başkan.

Sayın grup başkan vekili doğruyu söylemiyor. Mehmet Sekmen döneminde 3 kat atıldı o binaya.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Araştıralım hadi.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Hadi araştıralım.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İmar affına başvuru nerede Sayın Paylan?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Bina sahipleri söylüyor.

BAŞKAN – Arkadaşlar… Hiçbir şey anlaşılmıyor arkadaşlar, tutanaklara da geçmiyor.

Sayın Turan…

32.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, bir yalanı tekrar tekrar söylüyor olmak onu doğru yapmaz. İfade ettik, ruhsat ortada. Projedeki 120 metrekare taban alanı 230 metrekare yapılmış bir yerden bahsediyoruz yani SHP’li belediye bunu 120 yapmış da Mehmet Sekmen mi sağa sola genişletmiş? Beraber yapılmış.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – 3 katı kim atmış?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - 1992 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı kim, belli; Kartal’ın Başkanı kim, belli. Dolayısıyla “Kimin kusuru varsa hesap versin.” başka bir şeydir ama yalan bilgiyle, yalan beyanla aynı şeyleri bir daha bir daha söylemek meseleyi doğru yapmaz Sayın Başkan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Araştıralım. Gel, araştıralım.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 11/2/2019 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan ve arkadaşları tarafından, İstanbul ili Kartal ilçesi Sema sokakta meydana gelen Yeşilyurt Apartmanı’nın yıkılışının nedenlerinin tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Arkadaşlar, öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… (CHP sıralarından “Hadi” sesleri)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Gel araştıralım varsa.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Kim kaçıyor, kim yalan söylüyor?

BAŞKAN - Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, 15/1/2019 tarihinde Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu ve 24 milletvekili tarafından, Batı Karadeniz’deki mevcut ve yapılması planlanan termik santrallerin çevreye ve insan yaşamına etkilerinin incelenerek santrallerin hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddiaların aydınlatılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/864) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2019 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 12/2/2019 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                          CHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Batı Karadeniz’deki mevcut ve yapılması planlanan termik santrallerin çevreye ve insan yaşamına etkilerinin incelenerek santrallerin hukuka aykırı olduğuna ilişkin iddiaların aydınlatılması amacıyla verilmiş olan (10/864) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 12/2/2019 Salı günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu.

Buyurun Sayın Bankoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CHP GRUBU ADINA AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce ben de helikopter kazasında şehit düşen 4 Mehmetçik kardeşim için üzgün olduğumuzu belirtiyorum ve yakınlarına başsağlığı diliyorum, nurlar içinde yatsınlar.

Evet, değerli milletvekilleri, bugün, seçim bölgem Bartın’ın ilçesi olan Amasra ve Batı Karadeniz Bölgesi’nde kurulması planlanan termik santrallerin hukuka aykırılıkları ve sağlığımıza olan zararlarını anlatmak üzere, vermiş olduğumuz Meclis araştırması önergesini anlatmak üzere kürsüye çıkmış bulunuyorum. Ve buradan, hepinizin de zaten bildiği üzere, AKP’nin her türlü öngörüden uzak çevresizlik yaklaşımlarıyla bölgeyi tehdit ettiğini hatırlatmak istiyorum sizlere. Ve AKP, ülkenin tüm ciğerlerini tıkayacak ama vatandaşlarını, yandaşlarını yani, memnun edecek, toprağımızı ve geleceğimizi zehirleyecek termik santraller kurma peşinde değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu olumsuz tabloyu görebilmek için hiçbirimizin çevrecinin daniskası olmasına gerek yok. Günümüzde Almanya, kömürlü termik santrallerin kurulmasının tümünü 2038 yılına kadar yasakladı değerli vekiller. Peki, ben sizlere sormak istiyorum: Biz neden geri kalmış bir teknoloji olan bu termik santralleri ülkemizde kurmaya çalışıyoruz?

Evet, değerli arkadaşlar, dünya, söylediğim gibi, ileri gidiyor. Biz de geleceğimiz için rüzgâr, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekirken geriliyoruz. Peki, bunu nasıl yapıyoruz? AKP iktidarı ve bekçilerinin doğanın katledilmesi ve insan sağlığının yok edilmesi pahasına kırmızı halı serdiği termik santrallerle. Aslında, daha doğrusu zamanın rengine uygun olarak turkuaz halı seriyorsunuz termik santrallere.

Evet, bakın, Amasra’da tam anlamıyla neler yaşandı size onu anlatayım biraz da: 2005’te başladı süreç. 2005’te, ismi lazım olmayan bir şirket geldi, Amasra’da bulunan taş kömürü sahalarını kiraladı. Yıl 2019, aradan tam on dört sene geçmesine rağmen 1 kilogram bile kömür çıkarmış değiller. O zamanın Enerji Bakanı, şu an da milletvekili olan -buralarda göremiyorum ama- Sayın Taner Yıldız da o gün temel atma törenine gelmişti, kendisine ithalden daha kaliteli olduğu öne sürülen 1 tane de kömür vermişlerdi. Kendisine de sormak istiyorum, iktidarınıza da sormak istiyorum: 1 kilogram dahi kömür çıkarmayan bu şirket hâlâ orada görevine devam etmekte midir? Madem kömür çıkaramıyor bu şirket, neden Türkiye Taşkömürü Kurumuna ve devletin işletimine bu sahaları devretmiyorsunuz? Gelin işçilerimizin de daha fazla hak sahibi olduğu, kazanç sahibi olduğu bir şey yapalım ve orayı kamulaştıralım diyorum değerli vekiller.

Tüm bunlara rağmen Amasra’mızda “Termik santral kurulabilir.” denmiş ve “ÇED Olumu” kararı Bakanlık tarafından verilmiştir. Tüm bunlara karşın halkın katılım toplantılarında binlerce insanımız termik santralin yıkıcı etkilerine yoğun tepkisiyle karşı çıkmıştır. Peki, halkımız termik santrale karşı çıkarken başka neler yaptı? Binlerce kişiyle yürüyüşler düzenledi değerli vekiller ama daha da önemlisi, Türkiye’de ilk defa 2019 davacıyla birlikte bu termik santrale karşı iptal davası açtı. Bakın burada, vatandaşlarımızın, ellerinde evlerinden aldıkları yağ tenekelerine sopalarıyla vurarak bu termik santralin kurulmasına karşı yaptıkları eylemden fotoğraflar görüyorsunuz. Peki, siz ne yapıyorsunuz, siz ne yapıyorsunuz? Hiçbir şey.

Değerli vekiller, tüm bunların ardından Bakanlığın ne yaptığına iyice bir dikkat çekmek lazım.

Bakanlık, önce 2009, 2010 ve 2013 yıllarında dedi ki: “Burası termik santral yapılmaya uygun değildir.” Peki, sonra ne oldu? Bilmediğimiz bir şekilde, 2016’da geldi ve “Burası termik santral yapılmaya uygundur.” dedi.

Ben, bu kürsüden Bakanlığa sormak istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Ne oldu da daha önce bölgeye kurulması tehlikeli görülen bu santral kurulabilir hâle geldi ve neden taban tabana zıt olan bu kararları veriyorsunuz? Tüm bunları milletimin takdirine bırakıyorum değerli arkadaşlar. Ne yazık ki verdiğim örnekteki bu hukuk dışı ve usulsüz uygulama, ülkemizdeki olumsuz çevre uygulamalarından yalnızca bir tanesi.

Peki, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman ne diyoruz? Hak, hukuk, adalet diyoruz değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu hak, hukuk, adalet kavramlarını gerçekleştirmek için vatandaşımızın gönlüne nasıl girebiliriz peki? Herhâlde sizin yaptığınız gibi billboardlara “gönül belediyeciliği” yazıp kalpler koyarak yapamayız değerli arkadaşlar. Benim size önerim, billboardlarınıza “Termiksiz yaşam istiyoruz.” afişlerinizi asmanızdır çünkü bu fotoğrafta gördüğünüz güzel Amasra’mızda termik santral birçok tahribata neden olacak, doğal ve kültürel mirasımız korunması gerekirken bu temenniler içi boş bir hayalcilikten, temenniden öteye geçemeyecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bir dakika daha verin Başkanım, güzel konuşuyor. Temiz hava için konuşuyor, bir dakika daha konuşsun Başkanım.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Son bir dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Tek sefer uzatıyorum, sadece grup başkan vekillerine istisna yaptım.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Genç, genç.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Genç daha.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Bitiyor zaten.

BAŞKAN – Bir de size yapayım, buyurun.

Yalnız tamamlayalım.

AYSU BANKOĞLU (Devamla) – Evet, değerli vekiller, gelin gerçekten harekete geçelim, gerçekten termik santrale karşı çıkabiliyor muyuz gösterelim. Eğer cevabınız evetse buyurun hep birlikte araştırıp öğrenelim, bu konuda gerçekten samimi olabilecek misiniz görelim. Yoksa, yine koşa koşa dışardan gelip, belki de dinlemediğiniz, ne olduğunu bile tam olarak bilmediğiniz bir önerge için eller havaya yapıp ret mi edeceksiniz önergemizi? Gelin bu önergemize destek verin ve şunu da unutmayın: Amasra sizi affetmez, doğa da sizi unutmaz değerli vekiller. Ben buradan Amasra’nın gerçek sahiplerine, esnafına, balıkçısına, köylü kardeşlerime, tüm davacılara ve ülkemizin dört bir köşesinde çevre mücadelesi veren tüm dostlarıma selam gönderiyorum ve mücadelemiz devam edecektir diyorum.

Martta bahar gelecektir. Baharda görüşmek üzere.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde, İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Konunun hassasiyetine binaen yeşil kravat taktım.

Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin araştırma önergesiyle ilgili İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama Anayasa’mızın 56’ncı maddesini hatırlatarak başlamak istedim. Anayasa’mızın 56’ncı maddesi der ki: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

Değerli milletvekilleri, Amasra, Batı Karadeniz Bölgesi’nin en önemli turizm merkezlerinden biridir. Fatih Sultan Mehmet Amasra’yı fethettiğinde yanında lalası ve bir bölük askeriyle Bartın Bakacak mevkisine gelir, Amasra’ya doğru bakar ve şöyle der: “Lala, lala, çeşm-i cihan bura mı ola?” Cihan padişahı Fatih’in söylediği “çeşm-i cihan”, cihanın gözü demektir. İşte o yer Amasra’dır. Fatih’in torunları olmakla övünenler, cihanın gözü olan Amasra’ya kıyamazlar, Türk turizminin göz bebeğine götürüp termik santral kuramazlar.

Biz İYİ PARTİ olarak kalkınmaya, enerji üretimine, yerli ve millî kaynakların kullanımına asla karşı değiliz; hatta, bilakis, destekleriz ve yardımcı oluruz ancak termik santrali götürür, cihanın gözü olan Amasra’ya kurarsanız buna orada yaşayan halkımızla birlikte biz de karşı çıkarız. Çevreyi kirleteceği için karşı çıkarız, turizmi baltalayacağı için karşı çıkarız, oradan çıkarılacak kömürle bu santralin çarkı dönmeyeceği için karşı çıkarız, millî ve yerli kömür bahanesiyle açıp sonra da ithal kömürle işletileceğini gördüğümüz için karşı çıkarız.

Değerli milletvekilleri, santralin yapılacağı yer, Türkiye Turizm Strateji 2023 Eylem Planı’nda ekoturizmin geliştirileceği bölgeler içinde yer almaktadır. Bu santral, aynı zamanda, Amasra ve Bartın’ın kentsel sit alanlarının yanı sıra, Küre Dağları Milli Parkı’nı da tehdit etmektedir. Unutulmamalıdır ki bu santral, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne miras listesine girmiş olan Amasra’nın bu niteliğini de ortadan kaldıracaktır.

Değerli milletvekilleri, bu santral için Tarlaağzı ve Gömü köyleri ile diğer yakın yerleşim yerlerinin boşaltılması söz konusudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Bu santral, Karasu, Güzelcehisar, Saraylı, Gürgenpınarı gibi, seracılık, çilek ve fındık tarımı yapılan köylerdeki tarımı baltalayacaktır. İnkumu, Amasra, Güzelcehisar, Çakraz ve diğer kıyı yerleşimlerindeki turizm bu santralden olumsuz etkilenecektir. Bu manada, Amasra’ya yapılmak istenen termik santrale de Artvin Cerattepe’ye “Bakır madeni işleteceğiz.” diye vurulmak istenen hançere de -çevreye duyarlı işletmelere diyecek bir sözümüz yok ama- güzelim derelerimize bir can suyu bile bırakmayan vahşi HES işletmelerine de karşıyız. Çevrenin kirlenmesini önlemek, Anayasa’mıza göre, devletin ve vatandaşın görevidir. Milletimizin hakkını, hukukunu ve çevresini korumak da bizim asli görevimizdir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Murat Çepni.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Başkan, Genel Kurul, değerli halkımız; Bartınlılar üç bin yıllık geçmişe sahip Amasra’yı sahiplenmeye çalışıyorlar, son on yıldır mücadele ediyorlar. On yılda 6 kez mahkemeler bu termik santralin iptali için karar vermişler. 6 kez de Hükûmet oradan girmiş, buradan çıkmış, bu mahkeme kararlarının tersine, yeniden işletme ruhsatını almak için çaba harcamış.

Şimdi düşünelim, bir halk, yaşadığı coğrafyada termik santral olmasın diye feryat figan mahkemelere başvuruyor ve mahkemeler de bir gerekçeyle karar veriyorlar. Şimdi, bu mahkemeler 6 kez neden bunu reddetmişler ve bu Hükûmet neden mahkemelere rağmen bu kararı çıkarmaya çalışmış?

Şimdi tabii, biz buna alışığız yani sarayın ve sermayenin aparatı hâline gelmiş mahkemeleri biz biliyoruz. “Tak” diye emredip “şak” diye yapmayı marifet sayan mahkeme ve hukuk sisteminin nasıl işlediğini biliyoruz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok ayıp!

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Dolayısıyla bunun için bu ülkede illa sosyalist olmak gerekmez, yurtsever olmak gerekmez, Kürt olmak gerekmez yani doğasına sahip çıkan, mütevazı termik santral muhalifi olmanız bile aslında bu gerçekle karşı karşıya kalmanızı sağlıyor.

Şimdi, bu duruma rağmen, en son 2016 yılının ekim ayında yani 15 Temmuzdan birkaç ay sonra yeniden “ÇED Olumlu” kararı çıkıyor. Yani darbeyi halka karşı darbeye çevirme konusunda sadece siyasi kararlar alınmıyor, aynı zamanda doğaya karşı da bu fırsat pekâlâ güzel değerlendiriliyor.

Şimdi, Bartın Platformu’nun termik santrale neden karşı çıktığını birkaç başlıkla ifade etmek istiyorum. Küre Dağları Millî Parkı tehdit altında. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girmiş olan Amasra’nın bu niteliği tehdit altında. Seracılık, çilek ve fındık tarımı yapan köylerdeki tarımsal üretimin kendisi tehdit altında. Denize boşaltılacak soğutma suyuyla deniz ekosistemi ciddi zarar görecek ve tehdit altında. Balıkçılık tehdit altında. Bartın’ın içme suyunu sağlayan Kavşak Suyu havzası zarar görecek, tehdit altında. Havaya bırakacağı gaz ve toz nedeniyle hava, toprak ve su kirliliği artacak, tehdit altında. Asit yağışlarını artıracak. Küresel iklim değişikliğini artıracak. Bitki ve hayvan türlerine zarar verecek. Yüzlerce hektarlık doğal orman ekosistemi ortadan kaldırılacak ve yüz binlerce ağacın kesilmesine neden olacak. Tabii, biz bunları söylerken Hükûmet hemen şu nakaratı tekrarlıyor: “Ama bizim enerjiye ihtiyacımız var, bunları yapmazsak yabancı şirketlere mahkûm kalacağız.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Evet, biz bunları defaatle dinliyoruz fakat defaatle de buna karşı gerçekliği ortaya koymamıza rağmen nakarat tekrarlanıyor.

Bu ülkede enerjiye ihtiyaç yok arkadaşlar. 2017 yılındaki -TEİAŞ’ın açıklamaları bunlar- talep 244,090 milyar kilovathertz. Peki, şu anda üretilen ne kadar? Yıllık 335,1 milyar kilovathertz. Yani 100 milyar arada fark var. Peki, hani ihtiyaç vardı? Hani enerjiye ihtiyaç vardı? Kimin ihtiyacı bu? Ortada ihtiyaç falan yok, ortada AKP’nin yandaş sermayesinin, yabancı ve yerli sermayesinin ihtiyaçları var.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Reddediyoruz bunları, öyle değil.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Sarayın ve saray çevresinin “beka” diye tarif ettiği ihtiyaçtır bu ihtiyaç. Bartınlılar, Egeliler ve Karadenizliler ve tüm coğrafyamızda, doğaya karşı geliştirilen bu katliam siyasetine karşı tabii ki mücadele edeceğiz, bunları mutlaka alanlarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) - Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu.

Buyurun Sayın Çolakoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle aziz milletimizi ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken İstanbul’da askerî helikopterimizin düşmesi sonucu şehit olan kahraman askerlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum; aziz milletimizin başı sağ olsun.

Sanayi ve ekonomide gelişmekte olan ülkemizin artan enerji ihtiyacını karşılamak Hükûmetimizin asli görevidir. Çalışan iktidarı da on altı yıldır eleştirmek de muhalefetin görevidir.

Bölgemizde bulunan yer altı kaynaklarımızı etkin ve verimli bir şekilde kullanarak ekonomimize kazandırma çabalarımızdan bir tanesi de enerji santralleridir. Yer altı kaynağı kömür olan bölgemizde, kömür üretimi önemli bir istihdam oluşturmaktadır. Termik santrallerde fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan kül ve dumanın çevre kirliliğine yol açtığını gündeme getirmenizi de takdirle karşılıyorum fakat yapılacak bu ve benzeri yatırımlarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın Çevre Koruma Kanunu’na uygunluğunu gözeterek ekolojik ve biyolojik dengeye zarar verecek yatırımlara izin vermeyeceğini de bilmenizi istiyorum.

Termik santrallerimizde partikül ve gaz salımını önleyecek elektronik filtrelerin eksik olanlarının tamamlanması konusunda Bakanlığımız önemli çalışmaları yapmaktadır. Bu santrallerde gerekli denetimlerin ve bakımların yapılması konusunda hassasiyetimiz tamdır. Oluşacak olumsuzluklarda gerekli cezai yaptırımların uygulanmasında bir an dahi tereddüt edilmeyeceği bilinmelidir. Bunun en büyük takipçisi yine Hükûmetimiz yine AK PARTİ’dir.

Güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisinde 2002 yılından 2019 yılına kadar da nereye geldiğimizi bilmenizi ve takip etmenizi özellikle rica ediyorum. Doğadaki bir poşetin dahi dönüşümünü hesap ederek bu topraklarda nefes alıp nefes verecek olan geleceğimizin teminatı çocuklarımıza güçlü ve güzel yarınlar bırakmak gayreti ve çabası içerisinde olmamız bunun en büyük delilidir.

Bununla beraber, bölgede üretilen kömürün enerjiye kazandırılması için Enerji Bakanımızın girişimleriyle yapılan protokolde, üretilen kömür Zonguldak Çatalağzı’ndaki Eren Enerji Santrali’ne taşınacaktır. Bu transferin gerçekleştirilmesi için bölgedeki kömürün yıkanma yeri olarak bir lavvar alanı kurulacak ve Bartın Limanı’ndan transferi gerçekleşecektir. Muhalefet bu faaliyetlere de bölgemizde karşı çıkmaktadır. Bölgede limana karşı, bölgede lavvar alanına karşı, bölgede yerli kömür üretimiyle enerji üretimine karşı bir muhalefetle karşı karşıya durumdayız.

Sanayimizin ve ekonomimizin vazgeçilmezi olan enerji üretiminin nasıl gerçekleşeceğini siz değerli milletvekillerimizin takdirine sunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Önergeler (Devam)

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un (2/967) esas numaralı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/19)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İç Tüzük 37’ye göre (2/967) esas numaralı Kanun Teklifi’min değerlendirilmek üzere gündeme alınması hususunu bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla. 16/1/2019

                                                                                        Ayhan Barut

                                                                                            Adana

BAŞKAN – Arkadaşlar, şimdi, İç Tüzük 37’nci maddeye göre verilmiş önerge üzerinde, teklif sahibi, Adana Milletvekili Ayhan Barut.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarken geçtiğimiz pazar günü Ankara’da yüz binlerin üzerinde toplanan ve burada temsilcileri bulunan EYT’lileri de saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili bu kanun teklifini vermemizin amacı… 8 Eylül 1999 tarihinde çıkarılan yasayla SSK, BAĞ-KUR, Emekli Sandığı mensubu olarak çalışanlar büyük bir mağduriyet yaşamaktadırlar. İşte, yaşanan bu sorunlara çözüm amacıyla kanun teklifini buraya getirdik. Sizlerden, değerli milletvekillerimizden bu kanun teklifine destek vermenizi istiyorum.

Dönemin koalisyon hükûmetince çıkarılan kanunun geriye doğru işlemesi aslında burada mağduriyetin en önemli temelini oluşturmaktadır. Erkekler yirmi beş yıl, beş bin gün, kadınlar ise yirmi yıl, beş bin gün şartlarına göre emekli olacakken kademeli emeklilik uygulamasıyla bu hakları ellerinden alınmıştır yani bu uygulama bir hakkın gasbedilmesine neden olmuştur.

Değerli milletvekilleri, bulunduğumuz yüce Mecliste bugüne kadar pek çok yasa çıkarıldı ve yürürlüğe konuldu. Çıkarılan kanunların toplum yararına olması, insanlarımızı mağdur etmemesi gerekir ama maalesef sözünü ettiğimiz yasa bu gerçekliği ortadan kaldırmaktadır. Bugün “emeklilikte yaşa takılanlar” diye adlandırılan yurttaşlarımızın bu olumsuz durumu için “EYT kader değildir.” diyoruz değerli arkadaşlar. Bir insanın herhangi bir coğrafyada dünyaya gelmesi, belli bir tarih, sosyoloji ve kültür arasında yaşaması kader olabilir ancak o toplum düzeninde var olan hakkının elinden alınması ve gasbedilmesi asla kader değildir. Bu olsa olsa kadersizlik olur. Adını doğru koymak gerekirse mağduriyetin adı tam anlamıyla mahkûmiyettir. Neden mahkûmiyettir biliyor musunuz arkadaşlar? Çünkü EYT’lileri devlet “Gençsin.” diye emekli etmiyor, özel sektör “Yaşlısın.” diye iş vermiyor. EYT’lilerin gelirleri yok, düzenli bir işleri yok. Çarşıya, pazara çıkamazlar, alışveriş yapamazlar. Komşu, hısım akraba düğünlerine gidemezler, gittiklerinde de küçük de olsa bir hediye sunamazlar. Hasta olsalar doktora gidemezler, eczaneye gitseler ilaç parasını ödeyemezler. Çocuklarına yuva kurmak için ve evlendirmek için kara kara düşünürler. Evlerinin elektrik ve su parasını ödeyemezler. İşte, bu nedenlerle, aslında bakacak olursanız, mahkûmiyet yaşamaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, AKP ve MHP yöneticilerinin de söylediği gibi, eğer memleket güllük gülistanlık ise insanlarımız neden mutsuz ve huzursuzdur? Madem, Türkiye gelişip büyüyorsa, ekonomi iyiye gidiyorsa EYT’lilerin feryadına neden duyarsız kalıyoruz? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Devletin imkânlarından EYT’lilere yok, çiftçilere yok, işçilere yok, memurlara yok, emeklilere yok, esnaflara yok, kamuda çalışan yüz binlerce 4/B’liye ve ziraat, gıda, su ürünleri mühendislerine, veteriner hekimlere, tekniker ve teknisyenlere kadro ataması yok. EYT muhtaç olmuş kuru soğana, bunu gören yürek nasıl dayana? Peki, kimlere var? Bir avuç yandaşa ve rantiyecilere var. Allah aşkına, EYT sorununu çözemeyeceksek biz burada hangi sorunu çözeceğiz?

EYT’liler diyor ki: “Biz türedi değiliz, biz fırsatçı, çift dikişçi, maliyet, köpük, yük hiç değiliz. Biz yıllarca namusuyla, şerefiyle, alnımızın teriyle, emeğimizle çalışan, boş iş yapmayan kişileriz. Bizler herhangi bir siyasi oluşumdan değiliz.” Ne istiyorlar değerli milletvekillerim? Bunlar “Emeklilik şartı için gerekli olan prim ve gün sayısını yerine getirdik, kimseden sadaka istemiyoruz, ödediğimiz primlerin karşılığını istiyoruz.” diyorlar. “Yasa, geriye doğru değil ileri doğru uygulanmalıdır.” diyorlar, çıkış tarihinden sonra uygulansın istiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN BARUT (Devamla) – “Boş işlerle uğraşmadık, laf kalabalığı yapmadık, hakkımızı istiyoruz. Bu bir hak arayışıdır.” diyorlar. “Çıkacak kanun yarım yamalak çıkmamalıdır, geneli kapsayan bir düzenleme istiyoruz.” diyorlar. “Biz erken emeklilik değil, alınan hakkın geri verilmesini istiyoruz.” diyorlar ve “Edirne’den Kars’a, Jüpiter’den Mars’a, yeter artık, çıksın bu yasa!” diyorlar.

Değerli milletvekilleri, bu insanlar yabancı ülkenin insanları değildir, bizim vatandaşımızdır. Seçim beyannamelerinde söz verip inkâr etseniz de bu sorun ortadan kalkmadan geri adım atmayacağız, mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Yüz binlerce insanın feryadını duymazdan gelmeyin artık. Bilmelisiniz ki EYT’liler yalnız ve sahipsiz değildir, Türkiye'nin vicdanı onlardır, EYT Türkiye’dir!

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında ihtilaf var arkadaşlar.

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, doğrudan gündeme alınma önergesi kabul edilmemiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.38

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51'inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

6/2/2019 tarihli 49’uncu Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 11’inci maddenin önerge işleminde kalınmıştı.

11’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayı numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                       Tacettin Bayır          Müzeyyen Şevkin

                  Denizli                                İzmir                              Adana

                Ahmet Akın                        Sibel Özdemir               Tahsin Tarhan

                 Balıkesir                             İstanbul                           Kocaeli

       Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

                   Manisa

"Ruhsat sahalarında yapılacak acil denetimler dışındaki arama, inceleme ve tetkiklerde ruhsat sahibi veya vekiline yedi gün önceden haber verilir. Ruhsat sahibi veya vekilinin mahallinde yapılan tetkik ve incelemelere katılmaması veya ruhsat sahibince ya da vekilince herhangi bir nedenle tetkik ve incelemelerin engellenmesi, yetkilendirilmiş tüzel kişilerce istenen bilgi ve belgelerin yetkilendirilmiş tüzel kişilere verilmemesi hâllerinde 31.054 TL, bu fiillerden herhangi birinin tekrarı hâlinde ise iki katı tutarında idari para cezası uygulanır, mahallinde tetkik ve inceleme gerçekleştirilinceye kadar üretim faaliyetleri durdurulur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta görüşmelerine başladığımız 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifte 11’inci maddeyle yapılan değişiklikle madencilik sektöründe devlet kuruluşlarından yararlanarak inceleme raporu hazırlatılması yetkisi genel müdürlüğe devredilmektedir. Ayrıca, değişiklik maddesiyle maden ruhsatlarının mahallinde yapılacak tetkik ve incelemeler esnasında ruhsat sahiplerinin veya vekilinin hazır olmaması, incelemelerin engellenmesi hâlinde mali ceza verilmesi ve bu fiillerden herhangi birinin tekrar etmesi hâlinde de üretim faaliyetlerinin durdurulması düzenlenmektedir.

Evet, değerli milletvekilleri, geçen hafta da çok kapsamlı şekilde gündeme getirildiği gibi, teklifin bütününe ve içeriğine baktığımızda, madencilik gibi çok önemli, stratejik bir sektörle ilgili sorunların çözümünün, benim üzerinde söz aldığım maddede de olduğu gibi salt mali cezalarda aranıyor olması, kısmi değişiklikler yapılması, stratejik önemde olan madencilik sektörünü geriye götürecek, sorunları da çözmeyecektir.

İşte 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşme süreçlerini anlatan Komisyon Raporu’na baktığımız zaman, teklif metni Genel Kurul aşamasına gelene kadar, daha önce olduğu gibi, yine gerek hazırlık aşamasında gerekse Komisyon aşamasında değişiklik maddelerindeki konularla ilgili olan sektörlerden, piyasa aktörlerinden ve meslek kuruluşlarından görüş ve katkı alınmadığını görüyoruz. İşte geçen hafta çoğunlukla muhalefet partilerinin hatiplerinin de özellikle bu konuya vurgu yaptıklarına şahit olduk. Alt komisyonda alınan kısmi görüş ve uyarıların ise yeteri kadar dikkate alınmadığı ve teknik konuların uzmanlarından da yeterli bilgilendirme alınmadığı, teklifin kısmi değişikliklerle günü kurtarmaya dönük olduğu ve madencilik gibi çok önemli bir sektörle ilgili kısmi düzenlemelerin dayatıldığı bir süreç yaşanmıştır. Kurulan alt komisyonda ise görüş beyan eden sivil toplum kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının ve özel sektör temsilcilerinin görüşlerinin kapsamlı olarak dinlenerek dikkate alınmadığını gözlemlemekteyiz.

İşte bu yaklaşım tarzında, bu tarz yasa yapma sürecinde yasa Genel Kuruldan geçtikten sonra, daha yürürlüğe girmeden, eksikliklerin olduğu, başka sorunlara neden olduğu gibi çok önemli durumlarla karşılaşıyoruz. Bundan önceki yasalarda da aynı eleştirilerimizi gündeme getirmiştik. Mesele sadece yasa çıkarmak değil değerli milletvekilleri, öncelikle, talep ve sorun alanlarıyla ilgili olan kanunlarda değişiklik yaparken tarafların, muhatapların görüş ve eleştirilerini de içine alan kalıcı kanunlar hazırlamak olmalıdır. Ancak ilgililerin görüş ve uyarıları dinlenmediği gibi bizlerin de dile getirdiği uyarıları maalesef dikkate almıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, madencilik gibi iş güvenliği riskinin en fazla olduğu bir iş kolunda, insan hayatının en riskli olduğu bir sektörle ilgili önceliğimiz kesinlikle -ki bugünlerde de gündemde olan- hızlı ve sade yasa yapmak değil, doğru, bütüncül ve kalıcı yasa yapma hedefi olmalıdır. Sektördeki ölüm oranları öylesine yüksek ki Türkiye, kömür madenlerinde üretilen enerji birimi başına gerçekleşen ölüm olayları bakımından dünyada 1’inci olmuştur. Türkiye'deki madencilik sektöründe ölüm oranları düşmediği gibi, kazaların asıl nedeni, tüm dünyada emekçiler aleyhine geliştirilen özelleştirme, taşeronlaştırma, kuralsızlaştırma, esnekleştirme ve denetimsizleştirme olarak adlandırdığımız küresel politikalardır. Oysa bu yasa teklifine baktığımızda, temel mesele, madencilik sektörünün ve maden çalışanlarının temel sorunlarını kalıcı olarak çözmeye yönelik değildir. İşte bu kanun teklifindeki asıl meselenin, bu iktidarın sorumlusu olduğu ekonomik krizin yükünün vatandaşa yüklenmesi olduğu çok açıktır.

Madencilik sektörünün teşvik ve destek beklediği bir dönemde cezacı bir bakış açısının hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Ülkemiz için stratejik önemde olan madencilik sektörünün ihtiyacı olan üretim ve yatırım öncelenmemektedir. İşte bu kanun teklifi bu hâliyle madencilik sektörünün, maden işçilerinin birikmiş temel sorunlarını çözmeyi değil maden denetimlerinde maden mühendislerini baştan sorumlu tutmayı amaçlamaktadır, kriz koşullarında faaliyet gösteren maden işletmelerinin ödeyeceği cezaları artırmayı amaçlamaktadır. Sözde, Adalet ve Kalkınma Partisinden bir grup milletvekilinin getirmiş olduğu bu kanun teklifi Genel Kuruldan geçtiği takdirde madencilik sektörü öngörülemez hâle düşürülmüş olacak; maden mühendislerimiz, maden işletmecilerimiz cezalandırılacak; havza madenciliğinin etkinliği azaltılacak, sahaların daha fazla parçalanmasının yolu açılacak, maden sektöründeki istihdam oranı düşecek, işsizlik artacak ve Soma maden faciası döneminde alınan kararların da gerisine düşülmüş olunacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – İzninizle, tamamlayacağım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sonuç olarak, değerli milletvekilleri, bizler sektör temsilcilerinden, meslek kuruluşlarından ve sivil toplum kuruluşlarından aldığımız önerileri ve uyarıları bir kez daha gündeme getiriyor, madencilik sektöründe karşı karşıya kalınacak olan tüm sorunların sorumluluğunun Adalet ve Kalkınma Partisi ve bu kanunu hazırlayanlarda olduğunun altını bir kez daha Genel Kurulda çiziyoruz.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Ayhan Erel                İmam Hüseyin Filiz Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                  Aksaray                        Gaziantep                                Adana

            Zeki Hakan Sıdalı                Behiç Çelik

                   Mersin                           Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Mersin Milletvekili Behiç Çelik.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesi hakkında verdiğimiz değişiklik önergesi nedeniyle söz aldım. Genel Kurulumuzu saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle, Çekmeköy’deki helikopter kazasında şehit olan kahraman evlatlarımıza Allah’tan rahmet niyaz ediyorum, ruhları şad olsun.

Arkadaşlar, bu teklifte, görünen o ki temel madencilik politikası yok; ahbap çavuş ilişkisiyle, yandaş kayırmacılığıyla madenciliğin yağmalanması hedefleniyor. Hâlbuki planlı hedefler, ilkeler, faaliyetler ortaya konulmalı, buna göre hukuki bir metin önümüze getirilmeliydi. Madenciliğin sadece cezai müeyyide ve patronları koruma olmadığı, daha kapsamlı bir sektör olduğu da hatırlanmalıydı. Bu yapılmamıştır, millî çıkarlarımız gözetilmemiştir, kamu yararı esas alınmamıştır. AK PARTİ mantığı “Ben yaptım, oldu.” mantığıdır.

Mazide benzer iş birliklerine kaçan politikalar memleketi uçurumun kenarına kadar getirmişti. Türk milletinin yiğit evlatlarınca büyük mukavemet gösterilerek topluca bütün bu politikalar akim duruma getirilmişti. Dolayısıyla, madencilik konusunda da böyle bir tutum içerisine girmemiz gerekirken bu yapılmamaktadır. Madenlerimiz milletimizin ortak malıdır, ne iç ne dış bir zümreye veya kişiye peşkeş çekilemez.

Değerli milletvekilleri, hepiniz biliyorsunuz, yılbaşından bu yana Akdeniz Bölgesi afetlerle başa çıkmaya çalışıyor. Sel, hortum, fırtına, aşırı yağışlar, don; yıkılan seralar, bozulan, tahrip olan bahçeler, ekili alanlar; bu şekildedir. Afet, Mersin, Adana ve Antalya’da etkili olmuş, on binlerce ailenin geçimi bozulmuştur. İhraç ürünlerimiz maalesef mahvolmuştur.

Değerli milletvekilleri, iktidarın tarım politikası yoktur. Halkımıza “Domates, biber yemeyin.” diyen bir Tarım Bakanımız mevcuttur. Afet elbette pahalılık yaratır ama böylesi hoyrat ve partizan bir iktidar iradesi bunu aşacak bir kararlılık gösteremiyor, tam tersine faturayı halka, üreticiye ve komisyoncuya kesiyor; bu kabul edilemez. Yok hallermiş, spekülatörmüş, bunlar boş uğraşlar. TARSİM’i geliştirelim, Hal Kanunu’nu üretici lehine yeniden düzenleyelim, bölünmüş tarım arazilerini bütünleyelim, seraları daha korunaklı hâle getirelim, daha iyi koruyalım, üreticiye ucuz kredi, ucuz tohum, ucuz mazot, ucuz ilaç verelim ve sonuçta da zabıta ekonomisinden vazgeçelim. Bunlar yapılıyor mu? Bunlar yapılmıyor.

Evet, arkadaşlar, bu bağlamda afetle Mersin’de, Adana’da ve Antalya’da binlerce dekar arazisi hasar gören arazi sahiplerine de dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunun yanında, yerel yönetim seçimlerine iki ay kala tüm devlet ricalinin, siyasilerin odaklandığı husus, sadece nasıl olursa olsun en yüksek oranda belediye kazanmak. Halkın feryadını duyan yok; ne olursa olsun daha çok belediye, daha çok belediye, daha çok belediye. Ama vadiler doldurulmuş, dereler imara açılmış, deniz kıyıları, doğal kumul sahaları çok katlılara açılmış, metrekareye düşen kişi sayısı maksimum düzeye çıkmış, betonlaşma acımasızca toprağı kaplamış, ormanlar, korular, parklar tahrip edilmiş, kısaca bütün şehirlere ihanet edilmiş, ortak kullanım alanları yapılaşmaya verilerek parsel parsel satılmıştır.

Böyle olunca arkadaşlar, deniz, kıyıları alıyor, dere yataklarını seller tekrar açarken evler ve muhtelif yapılar yok oluyor, seralar hortumların gazabına uğruyor, kısaca doğa öcünü alıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - Antalya’da selde hayatını kaybedenlere özellikle rahmet niyaz ediyorum.

Netice olarak, madenciliğe dönersek madenciliğimizin iyi planlandığında dışa bağımlılığımızı azaltacağını düşünüyorum. Dolayısıyla, madenciliğimiz bizim kalkınmamızın itici gücü olacaktır.

Bu duygularla, önergemizin kabulünü diler Genel Kurula tekrar saygılar sunarım.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin birinci ve beşinci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, üçüncü fıkranın tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

"Maliye sevk fişi ile sevk edilenler ve Genel Müdürlüğe beyanı yapılmayanlar, ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından tespit edilmesi halinde, ilgili mülki idare amiri tarafından sevk edilen madene el konulur ve ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten sevk fişi olmaksızın sevk edilen miktar için söz konusu madenin ocak başı satış bedelinin beş katı tutarında idari para cezası verilir. Bu fıkranın ihlalinin tekrarı halinde sevk fişi olmaksızın sevk edilen miktar için sevk edilen madenin ocak başı satış bedelinin on katı tutarında idari para cezası uygulanır.”

"Ruhsatlı, ancak işletme izni olmadan aynı grupta üretim satışı yapıldığının tespiti halinde, faaliyetler durdurularak üretilen madene el konulur. Bu fiili işleyen kişilere, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten bu fıkra kapsamında üretilmiş olup el konulan ve/veya el konulma imkânı ortadan kalkmış olan tüm madenin, ocak başı satış bedelinin beş katı tutarında idari para cezası uygulanır. El konulan madenler, mülki idare amirliklerince satılarak bedeli büyükşehir belediyesi olan illerde yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, diğer illerde il özel idaresi hesabına aktarılır. Bu fıkranın ihlalinin tekrarı halinde madenin ocak başı satış bedelinin on katı tutarında idari para cezası uygulanır.”

              Kazım Arslan                     Müzeyyen Şevkin            Tacettin Bayır

                  Denizli                                Adana                             İzmir

              Tahsin Tarhan                        Ahmet Akın                Alpay Antmen

                  Kocaeli                              Balıkesir                           Mersin

       Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

                   Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak için Mersin Milletvekili Alpay Antmen…

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 12’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Yine bir AKP klasiği, yine belirli şirketlerin faaliyeti ve bazı holdinglerin istekleri doğrultusunda getirilmiş sipariş bir torba yasayı konuşuyoruz. Bir hukukçu ve eski bir baro başkanı olarak şunu söylemek istiyorum ki bu teklif ve özellikle bu madde Maden Kanunu’nu Ceza Kanunu’na çevirecektir.

Madencilikteki sorun, cezaların az olmasından değil, yerli üretimi teşvik edecek madencilik politikasının önünün açılmaması, teknolojik ve modern gelişmelerin sektörde yeterince uygulanmaması yani madenciliğin yapılma, maden rezervlerinin kullanılma ve işletilme yöntemidir. Sorumluluğu teknik nezaretçiye, mühendise ve yetkilendirilmiş kişilere yıkarak madenciliği ilerletemeyiz. Sahada nitelikli ve yerli mühendise bu kadar ihtiyaç duyduğumuz dönemde yetkisi az olan ama para cezası çok olacak mühendisler artık başka mesleklere kayacak ya da yurt dışına gideceklerdir. Bu durum 150 bin civarında çalışanı, yan sektörlerle 900 bine yakın insanı doğrudan etkileyecektir.

Demir yolunda kaza olunca suçu makiniste atıp kaçan anlayış madende kaza olunca da suçu bir mühendise atıp sorumluluktan kurtulma derdine düşmektedir. Maalesef, Türkiye maden kazalarında dünyada 3’üncü, Avrupa’da 1’incidir. Bir konu konuşulacaksa, bir teklif getirilecekse konu bu olmalıdır.

Değerli arkadaşlar, sorun kişilerde değil, sorun kurduğunuz sistemde, bozuk, gerici, yanlış, yandaşı koruyan, doğayı talan eden betonarme sisteminizde. Bunu anlamanız için daha kaç grizu faciası lazım, kaç Ermenek olması lazım, daha kaç Soma olması lazım, daha kaç işçinin madenlerde ölmesi lazım? Ben yaşanan iş katliamları sonrası hem Soma’ya hem de Ermenek’e gittim. Kaza geliyorum dememiş, kaza resmen geldim diye bas bas bağırmış. Burada yaşam odaları yok diye onlarca insan hayatını kaybetti. Maden güvenlik, çalışma ve iş güvenliği raporları üstünkörü imzalanıp geçiştirilmiş. İşçiler rant hırsına kurban edilerek madene diye maalesef mezara gönderilmişler.

Değerli milletvekilleri, her şeyi bir yana bırakın, çok samimi bir soru sormak istiyorum, burada madenlerle ilgili çıkacak her yasa şu duygu ve düşünceler çerçevesinde getirilmeli: Bu madenlere ben girer miyim, evladımın burada çalışmasına izin verir miyim? Eğer kendiniz giremiyorsanız, çocuğunuzun çalışmasını istemiyorsanız o zaman yapmanız gereken bellidir. Bırakın bu tekliflere dayanan şirketleri demokratik kitle örgütleriyle oturun, işçilerle oturun, madencilerle oturun konuşun ve ortak akılla çözümler yaratın. “İşçinin fıtratında ölmek var.” diyenleri değil, “İşçinin yaşamaya hakkı var, hem de insan gibi yaşamaya hakkı var.” diyenleri dinleyin. Gelin “Ne ezen ne ezilen; insanca, hakça bir düzen.” diyenleri dinleyin. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu teklif getirilecekse; bu, iş güvenliğiyle ilgili olsun; bir teklif vereceksiniz iş güvenliğiyle ilgili verin. Madenlerimizin teknik ve donanımlarının çağdaş ölçülere getirilmesiyle ilgili olsun teklifleriniz. Yer altı kaynaklarımız sözde değil, özde millî olarak değerlendirilsin, bunlarla ilgili teklifler verin.

Değerli milletvekilleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 2017 yılı sonuna kadar enerji, madencilik ve ulaşım için ÇED görüşü verdiği proje sayısı 59.372. Bunlardan 4.450 projeye “ÇED Olumlu”, 46 projeye “ÇED Olumsuz”, 54.357 projeye “ÇED Gerekli Değildir”, 872 projeye ise “ÇED Gereklidir” yönünde rapor verilmiş. “ÇED Olumlu” kararı verilen projelerin yüzde 80’i enerji ve maden sektörleri içinde yer aldı. Onaylanan birçok proje hakkında mahkemenin durdurma kararına rağmen inşaat çalışmaları maalesef sürdürüldü.

“Seviyordum, öldürdüm.” diyen erkek cinayeti ile “Havasına, suyuna aşığım ama her yeri beton yaptım, ağacını kestim, ormanını katlettim.” diyen doğa cinayeti arasında ne fark var? Cevabı sizlere bırakıyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde yer alan “ihlalinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “6 ay içinde” ibaresi ve dördüncü fıkrasının son cümlesinde yer alan “ihlalinin” ibaresinden sonra gelmek üzere “6 ay içinde” ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.

    Ayhan Erel                             Ayhan Altıntaş                           Metin Ergun

      Aksaray                                     Ankara                                       Muğla

  İsmail Koncuk                            Feridun Bahşi

        Adana                                      Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak üzere Aksaray Milletvekili Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; sözlerimin başında, helikopter kazasında şehit olan askerlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum.

Yine, apartmanın çökmesi sonucunda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

“Elif okuduk ötürü/Pazar eyledik götürü/Yaratılanı hoş gördük/Yaradan’dan ötürü.” Yunus Emre’nin sevgi ve hoşgörü atmosferinin çevrelediği, Çukurova’yı Karadeniz’e bağlayan yollar üzerinde bulunan, Adana-Ankara Otoyolu’nun teğet geçtiği Aksaray’ın en büyük ilçesi Ortaköy işsizlik ve fakirlikle büyük bir mücadele içindedir. Gençler ümitlerini, hayallerini kaybetmiş, kahve köşelerinde geleceklerini beklemektedirler. Ortaköy Belediye Başkan Adayımız -Aksaray eski Milletvekili- Halil Demir Bey’den aldığımız bilgilere göre, Ortaköy’ün gençlerine iş, kadınlarına aş, iş adamlarına yatırım, çiftçiye, köylüye geçim kaynağı için hayati önem taşıyan organize sanayi bölgesinin bir an önce faaliyete geçmesi gerekmektedir. Ortaköy, ulaşımı, arazisi, genç nüfusu ve her türlü kaynaklarıyla bunu çoktan hak etmiştir. Ortaköy’ümüze bir an önce organize sanayi yapılmalıdır. Yine, Ortaköy’de Halil Demir Bey’in milletvekilliği dönemindeki gayret ve çabalarıyla açılan meslek yüksekokulunun yanına tez zamanda dört yıllık fakülte açılmalıdır. İç Anadolu’yla birlikte Ortaköy’ün tarımda sulama probleminin uzun vadede çözüm yolu, Konya Ovası’nın Kızılelma’sı olan, Fırat’ın kolu olan Karasu’yu Kızılırmak’a, Kızılırmak’ı da Aksaray’a, Ortaköy’e ve Konya Ovası’na buluşturmak, kavuşturmaktır. Alın size çılgın proje, alın size hem de üretime yönelik bir proje. Bu projeyle Türkiye’de AK PARTİ tarafından bitirilen tarım ve hayvancılık şaha kalkacak ve İç Anadolu tekrar dünyanın ve Türkiye'nin buğday ambarı olacak, buğdaya ödemek zorunda kaldığımız 15 milyar dolar paramız Türkiye’de, Türkiye'nin kasasında kalacaktır.

Kısa vadeli çözüm ise Kızılırmak veya Hirfanlı Barajı’ndan Ortaköy ve Aksaray’a su getirmektir. Kış aylarında Kızılırmak’tan alınacak suyla Ortaköy’deki göletler güçlendirilecek, yazın bu sular tarımda kullanılacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu gücü vardır, bu kuvveti, bu kudreti vardır.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Ankara-Adana Otobanı’nın geçtiği Ortaköy Ozancık, Çiftevi, Çatin, Cumali, Ceceli, Gümbet, Durhasanlı, Pirli, Gödeler, Sarıkaraman, Bozkır, Gökler, Saları Alaca, Balcı, Devedamı, Harmandalı köylerinde kamulaştırmadan dolayı köylülerimizin maruz kaldıkları mağduriyetleri hâlâ devam etmektedir, iki yıla yakın bu mağduriyetlerinin çözümü için yaptıkları her türlü başvuru sonuçsuz kalmıştır. Burada yaşayan vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesini ilgili makamlardan köylülerimiz adına özellikle rica ediyoruz.

Sarıyahşi ilçemizin en büyük köyü Boğazköy’dür. İlçenin en büyük köyü olmasına karşın bugüne kadar ne kaymakamlığın ne de devletin yatırım ve yardımlarından istenilen ölçüde, yeterli derecede herhangi bir yardım alamamıştır. Köyümüzün kilitli taş talebi bir türlü karşılanmamış, otoyol altında kalan arazileri ve mahsullerinin bedelleri de bugüne kadar ödenmemiştir.

Aksaray merkez köy olan Alayhan’ın doktor ve tarım kredi kooperatifi talebi ise bugüne kadar yerine getirilmemiştir.

Aksaray’a yeni yapılan eğitim ve araştırma hastanesinin eksik, ayıplı ve noksan işlerinin getirdiği sorunlara şimdi bir de doktor eksikliği eklenmiştir. Koskoca Aksaray’ımızda sadece 1 kadın doğum uzmanı ve 2 çocuk doktoru hizmet etmeye çalışmakta ancak yeterli olmamaktadır. Personel dağıtım cetvelinde belirtilen -doktor sayısının- Aksaray atamalarının bir an önce yapılmasını beklemekteyiz.

Diğer bir husus, Toplum Yararına Program kapsamında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYHAN EREL (Devamla) - …işe alımlardaki adam kayırmaların önüne geçmek için her işe her yerde kurayla adam alınmalıdır. Son zamanlarda İŞKUR’a belediye başkanlarının vermiş olduğu isimler göreve, işe çağrılmakta, bu da bu belediye başkanlarımıza, özellikle belde belediye başkanlarına haksız bir siyasi menfaat sağlamaktadır, bunun da önüne geçilmelidir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde dört önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin 5’inci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

               Metin Ergun                         Aylin Cesur                    Ayhan Erel

                   Muğla                                Isparta                           Aksaray

      Mehmet Metanet Çulhaoğlu          İmam Hüseyin Filiz              Hüseyin Örs

                   Adana                              Gaziantep                         Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Isparta Milletvekili Aylin Cesur.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Genel Kurulu ve bizi ekranlarından izleyen yüce milletimizi, Maden Kanunu’nun 13’üncü maddesi hakkında verdiğim önerge üzerine konuşarak selamlıyorum.

“3213 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinde yapılan değişiklik nedir?” diye baktığımızda, ruhsat iptallerini kolaylaştırdığınızı görüyoruz. Konu ruhsat olunca önceki öz geçmişinizi de hesaba katarak detaylı inceleme gereği duyduk, bizi bağışlayınız. Bu nedenle, detaylı baktığımda geldiğim sonuç: Bu torba kanun millî menfaatlere uygun gerekçesiyle ruhsat güvencesini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Şimdiye kadar millî menfaatler göz önüne alınmıyor muydu? Ben bunu sormak istiyorum. Eğer alınmıyorsa on altı senedir neden almadınız? Tabii, akla bir de bu soru geliyor.

Düzenlemede ne oluyor, bir de ona bakalım. “Ruhsat bedelinin her yıl ocak ayının sonuna kadar tamamının yatırılmaması hâlinde yatırılmayan kısmının iki katı ruhsat bedeli olarak her yıl Haziran ayının son gününe kadar yatırılması zorunludur, aksi halde ruhsat iptal edilir.” deniyor. Şimdi, “Ruhsat bedellerinin yatırılması ile ilgili ruhsat sahibine ayrıca herhangi bir tebligat ve bildirim yapılmaz.” deniliyor. Türkiye Maden Mühendisleri Odası, görüşlerinin dikkate alınmadığı alt komisyonda torba kanunun birçok maddesine itiraz etmiş ve kaygılarını dile getirmeye çalışmış ancak diğer sivil toplum örgütleri gibi Maden Mühendisleri Odasının da şerhleri AK PARTİ’li vekillerce dikkate alınmamış.

Sundukları raporda 13’üncü maddeye niye karşı çıktıklarını da şöyle ifade ediyorlar: “Ruhsat sahalarına ruhsat bedeli yatırılmadığı zaman altı ay gibi kısa bir sürede ruhsat iptali gerçekleştirilmektedir.” Madencilik faaliyetleri uzun yıllar yapılan arama faaliyetleriyle ancak işletmeye geçirildiği için buna itiraz ediyorlar “altı ay çok kısa” diyorlar ve “yatırımlara engel olacaktır” diyorlar. Bu maddeye, ruhsat güvencesi açısından “gecikme faiziyle birlikte ödenir.” ibaresi getirilmelidir diye de şerh koyuyorlar.

Şimdi, ayrıca, “Ruhsat bedellerinin yatırılması ile ilgili ruhsat sahibine ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz.” hükmü, Anayasa’mızın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40’ıncı maddesinde sayılan “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” hükmüne de açıkça aykırıdır. Düzenlemenin Anayasa’ya uygun bir şekilde düzenlenmesini ve ruhsat sahiplerinin mağdur edilmemesini önemsiyoruz çünkü yatırım gerekli. Her gün üreten ve sanayileşen bir ülkeden, bunları satan ve zengin kaynakların fakir bekçileri hâline getirilen ülkemizde yatırım için yatırım iklimi gerekli. Bu iklim nasıl olacak, şu kaybettirdiğiniz iklim? Yatırımcısına adaletli bir şekilde imkân sunarak, doğa, temiz toplum ve çevreyi bozmadan yapılacak yatırımlara kolaylık sağlayarak olacak ve güven iklimiyle olacak. Bunu yatırımcıların hızla kaçtığı bir ülke olmamak için önemsiyoruz. Malta örneği desek belki birçok şey anlatmış oluruz. Demokratik hukuk devleti, işleyen demokrasi, yine bunlar çıkıyor karşımıza, demokrasi deyince de vazgeçilmezi olan sivil toplum örgütleri. Hani sizin hiç dinlemediğiniz.

“Doğa” dedik az evvel. Türkiye'deki çölleşme, kuraklık, ağaçlandırma, su kirliliği, çevre sorunlarıyla ilgili çalışmalar yapan Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA), tüm milletvekillerine “Torba kanunu kabul etmeyin.” çağrısı yapıyor. Çağrıları aranızda duyan var mı? Hiç zannetmiyorum çünkü darılmayın ama paket kargoya verilmiş de hazır paketi kargo kamyonetine yerleştiren taşıyıcı gibisiniz. İçinde ne var ne yok, sizin işiniz değil sanki. Oysaki işimiz tam da işte bizim bu, içinde ne var ne yok buna bakmak.

Vakıf 31 Ocakta kamuoyuna yaptığı basın açıklamasında çevreye zarar veren maddeler ile tasarıyla orman alanlarının madencilik ve enerji faaliyetleri için cazip hâle getirildiğini savunuyor. Özetle “Bu durum ormanlara zarar verecek, ormanlarımızı, havamızı koruyalım çığlığı atıyor.” TEMA Vakfının kaygıları böyle. İzin alınmadan enerji tesisi kurulması 6831 sayılı Orman Kanunu’nun ihlal edilmesi anlamına geliyor ve böylece suç sayılması gereken bir eylem hem verilen izin hem de geçmiş yıllara dair ödemelerden muaf tutularak ödüllendiriliyor ve affa uğruyor. Orman alanlarındaki izinler için ödenmesi gereken bedellere yüzde 50 indirim yapılıyor, bu hâliyle de Anayasa’nın 169’uncu maddesine aykırı değerli arkadaşlar. Torba yasa temiz hava hakkını ihlal ediyor. 45’inci maddeyle muafiyet süresi 2021 yılı sonuna kadar uzatılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AYLİN CESUR (Devamla) – Teşekkür ederim.

Yani özelleştirilen, çevre yatırımlarını tamamlayan ve yasal sınırların üzerinde kirletici salan eski termik santraller 2021 yılı sonuna kadar yasal olarak çevreyi kirletmeye devam edecekler demek bu.

Sonuç şu değerli arkadaşlar: Yatırımcısıyla, ormancısıyla, madencisiyle, bu ülkede herkes huzursuz ve güven arıyor. “Güven ve huzur çoook uzaklarda artık.” diyenleriniz var içinizde, öyle hissediyorum. Ben de diyorum ki bizi burada izleyen değerli milletimize, yüce milletimize: Yok, yok, merak etmeyin, hepsi yakında, hepsi sandıkta… Sandık sizsiniz, sandık 31 Martta sizin önünüzde. Umudunuzu kaybetmeyiniz. Kendimize güvenelim, geleceğimize güvenelim, demokrasimize güvenelim ve Büyük Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete ve Atatürk’e sadakatle bağlı kalalım ve geleceğimizden vazgeçmeyelim.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                     Müzeyyen Şevkin            Tacettin Bayır

                  Denizli                                Adana                              İzmir

              Tahsin Tarhan                        Ahmet Akın  Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

                  Kocaeli                              Balıkesir                           Manisa

            Burhanettin Bulut

                   Adana

“Ruhsat bedellerinin tamamının her yıl ocak ayının sonuna kadar yatırılması zorunludur. I. Grup (a) bendi maden ruhsatları hariç diğer grup madenlerin ruhsat bedelleri Genel Müdürlüğün belirlediği bankada açılacak hesaba yatırılır. I. Grup (a) bendi madenlerin ruhsat bedelleri ise, büyükşehir belediyesi olan illerde yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı hesabına, diğer illerde ise il özel idaresi hesabına yatırılır. Ruhsat bedelinin her yıl ocak ayının sonuna kadar tamamının yatırılmaması hâlinde yatırılmayan kısmının iki katı ruhsat bedeli olarak, Haziran ayının son gününe kadar yatırılması gerektiği ruhsat sahibine bildirilir, yapılan bildirime rağmen Haziran ayının son gününe kadar bu bedelin yatırılmaması durumunda ruhsat iptal edilir. İptal edilen ruhsatlar için ocak ayının sonuna kadar ödenmesi gereken ruhsat bedelinin ödenmeyen kısmı 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilmek üzere ilgili tahsil dairesine bildirilir. Kaynak tuzlaları, lületaşı ve oltutaşı için düzenlenen ruhsatlardan ruhsat bedeli alınmaz. Faaliyet sonrası sahanın çevre ile uyumlu hâle getirilerek 7 nci madde kapsamındaki mülkiyet izni sahiplerinden sahanın kabul edilerek teslim alındığına dair belgelerin Genel Müdürlüğe ibraz edilmesi şartı ile 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesi kapsamında vadesi geçmiş borcunun ve bu Kanun kapsamında ruhsata ilişkin geçmiş borcunun bulunmaması halinde çevre ile uyum bedeli iade edilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Adana Milletvekili Burhanettin Bulut.

Buyurun Sayın Bulut. (CHP sıralarından alkışlar)

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 24 Haziran sonrası ülkemiz çok enteresan bir hâle geldi. O gün “Fiilî bir durum var. Bunu Meclisimiz, vatandaşlarımız oylasın, bir Başkanlık sistemi getirelim.” demişlerdi ancak bu Başkanlık sistemi ülkemize yaramadı. Sadece ekonomi anlamında değil demokrasi açısından da yaramadı. Birkaç tane örnek vereyim isterseniz: Örneğin şeker fabrikalarını kapattık, TEKEL’i kapattık, TELEKOM’u sattık. Ne yaptık? Manav açtık. “Kuyruklar kalmadı, kuyruksuz bir ülkede yaşıyoruz.” dedik, kuyruk oluşturduk. Kuyruğun en kötü tarafı şudur: İhtiyacı olan insanları gösterir. Bir yokluktan değil pahalılıktan bir kuyruk oluştu.

Tüm güçlerin, basın da dâhil olmak üzere, tek elde toplanması, “sağlıkta şiddet” gibi süslü cümlelerle çıkan yasaları da o “fiilî durum” denilen şeyi de muvazaalı hâle getirdi.

Enteresandır, Türkiye’de yaşayan tüm kesimler, esnafı, iş adamı, çiftçisi herkes suçlu, herkes. Manavda elindeki ürününü satan, sebzesini, meyvesini satan demek ki pahalı satıyormuş. Markette satış yapan esnaf demek ki düşmanlık yapıyormuş, hainlik yapıyormuş. O vesileyle, 24 Haziran sonrası gelen dönem böyledir. İşte böylesi bir dönemde yasalarımız da torba yasa oluyor hâliyle. Yoksa ülkeyi yönetenler, elbette, sosyal devletin icabı, gereği, vatandaşının eğitimine, sağlığına, güvenlik sorununa el atar. Bunun yanında ekonomik olarak da dünyadaki diğer ülkelerle yarışır; doğal olarak, madenleri çıkarmaya çalışır, teknolojiyi yakalamaya çalışır ama bunların hepsini bir yasayla yapar. Hele hele Maden Yasası gibi konuları dünya ölçeğinde, evrensel sağlık konularını da içine alarak yapar yani sözleşmelere uyar, evrensel sözleşmelere. Ama bakıyoruz ki çıkan bu yasada, bir önceki çıkan yasalarda, gelen tüm yasalarda, hepsinin merkezinde şirketler var, sarayın 5 şirketi. Sarayın bu 5 şirketi maden ocaklarını da açıyor, hastane de yapıyor, yol da yapıyor. Aklınıza gelen tüm ihalelerde sarayın bu 5 müteahhidi var. Öyle olunca da hâliyle derelerimiz, sularımız HES’lere, yaylalarımız, meralarımız, ormanlarımız maden ocaklarına, havamız termik santrallere rant adına, rant yağmacılığı adına peşkeş çekiliyor. Böyle bir Maden Yasası hâliyle bu tür çalışmalarda çok defa gelir önümüze. Sanırım 14 defa değişmiş bir Maden Yasası’yla karşı karşıyayız. O yüzden sizlere yapılanlar için “ayinesi iştir kişinin” sözüne Adana’dan bir örnek vereceğim, Adana Sarıçam’dan: Bundan on bir sene önce 2007 yılında Adana’da bir tesis yapıldı. Aslında o gün Cumhur İttifakı’nın temeli de atılmış oldu. AK PARTİ’li belediye katı atık tesislerini ÇED raporuna göre düzenledi ve 2008 yılında faaliyete geçti. O faaliyete geçtiği dönemde Adana Sarıçam’da o günün koşullarına göre -doğrudur- verilen ÇED raporlarına uygundu. O ÇED raporları… Bir vatandaşımıza CİMER’in verdiği cevapta “En yakın mesken 1.200 metre uzağında olacak ve hiçbir tesis ve tesisleşme olmayacak.” deniliyor. Ancak 9’uncu ayda bir vatandaşımız CİMER’e başvurduğunda aynı cümle aynı bölge için yine tekrar edilmiş. Daha sonra, 10’uncu ayda yine bir vatandaşımız CİMER’e yazı yazıyor, buradaki durumu CİMER tekrar tarifliyor. Diyor ki CİMER “Burası on bir sene önce kurulmuş, belediye 1.200 metre uzaklıkta bir yerleşim birimine izin vermeyeceğini taahhüt etmiş, tesis ve tesisleşme olmayacak.” Peki, buranın şu andaki durumu nedir? Buranın şu andaki durumu budur arkadaşlar. Hemen karşısında yeni yapılan 5 bin konut var, hemen 300 metre ilerisinde devlet üniversitesi var, adı “Alparslan Türkeş” diye değiştirilen üniversite var, hemen 300 metre gerisinde 33 bin kişilik stat yapıldı. Yani buradan şunu çıkartalım: Bu Hükûmetin, iktidarın karnesi bu tür olaylarla dolu. Devletin bakanı, Spor Bakanı o bölgeye, ÇED raporu olan, buraya tesis yapılmayacağına ilişkin taahhütte bulunulan yere bir stat, üniversite yapmış ve belediye de MHP’li belediye de o bölgeyi olabildiğince ranta açmış, binalaşmaya izin vermiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Hemen bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Bulut.

Buyurun.

BURHANETTİN BULUT (Devamla) – Haliyle bunun çözülmesi gerekiyor. Bunu çözecek olan kim? Ya iktidar yani AK PARTİ ya da belediye ama yazılan cevapta bunun kabul edilmesine rağmen yine aldatıcı bir şekilde “Belediyenin taahhüdü var.” diye on bir sene sonra dahi bu bölgenin, demin fotoğrafını gördüğünüz yerin, aynı şekilde devam edeceğini ve bu konuda uyarıldığını söylüyor. Böyle bir uyarılma olur mu? Bu anlayış, işte maden ocaklarında yasa çıkartıyor; bu anlayış, çevreye bakışı burada gösteriyor. Bir samimiyet testi yapmaya bile ihtiyaç duyulmuyor. Ülkeyi yönetenlerin yaptıkları hiçbir şekilde iyi niyetle de tarif edilmez. O anlamda gerek Adana’da yapılan bu tesisin gerekse biraz önce Bartın’la ilgili söylenen tesislerin korunması açısından Hükûmeti tekrar vicdana çağırıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Fatma Kurtulan                Mehmet Ruştu Tiryaki          Şevin Coşkun

                   Mersin                               Batman                              Muş

               Murat Çepni                 Ömer Faruk Gergerlioğlu         Rıdvan Turan

                    İzmir                                Kocaeli                            Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin 13’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum dedim ama bu sözü usulen söyledim çünkü böyle bir yöntem yok. Torba kanunu görüştüğünüz zaman herhangi bir madde üzerine söz alamıyorsunuz ancak usulen madde üzerine bir değişiklik önergesi verirseniz söz alabiliyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi, esasen, bir torba kanunu hukuka uygun ve ayrıntılı bir şekilde tartışamıyor bile. Sözde, usulen önergeler vererek madde üzerine önergelerimizi veya görüşlerimizi sunabiliyoruz.

Şimdi, 13’üncü maddede getirilen şey esasen şu, milletvekili arkadaşımız da söyledi: Altı ay içerisinde ruhsat bedellerini ödemezseniz eğer, ruhsatlarınız iptal edilecek. Bakın, Maden Mühendisleri Odası buna çok açık karşı çıktı fakat bu karşı çıkışları ne komisyon dinledi… Umarız, bugün Genel Kurul dinler.

Şimdi, bu kanunun yapılmasının görünen bir tek amacı vardır yani alandakiler, bu işi yapanlar bunu doğru bulmuyorlarsa ve komisyon altı ay içerisinde illa bu ruhsatlar için para istiyorsa bir amacı vardır: Bu Hükûmetin acilen paraya ihtiyacı var. Pek çok maden arama şirketi altı ay içerisinde bu parayı vermek zorunda kalacak. Hükûmet bir kaynak yaratmaya çalışıyor.

Ben, esasen, teklifin 13’üncü maddesiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. Teklifin 13’üncü maddesinde bir önerge vardı. “Maden Genel Müdürlüğü ile Petrol Genel Müdürlüğü birleştirildi, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü oldu. Ayrıca, Bakanlığın merkez teşkilatına bağlı olmaktan çıkarıldı, şimdi ilgili bir kuruluş oldu, bütçesi de özelleştirildi. Biz bu birleştirmeye uygun olarak bir teknik değişiklik yapıyoruz.” diyorlardı. Ne diyorlar? “Maden Kanunu uyarınca verilen idari para cezalarının iptali için sulh ceza hâkimliklerine başvuracaksınız, Petrol Kanunu uyarınca verilen idari para cezalarının iptali için ise idare mahkemelerinde iptali istemiyle dava açacaksınız. Bunu yeknesak hâle getirmek için kanunu değiştirelim, her ikisinin de iptali için idare mahkemesinde dava açılsın.”

Şimdi, sorun şu, daha önce de söyledim: Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığının mevzuat daire başkanlığı değildir. Cumhurbaşkanlığı iki tane genel müdürlüğü bir araya getirip tek bir genel müdürlük yaptıktan sonra biz bu genel müdürlüğün ihtiyaçları doğrultusunda kanun yapmak zorunda değiliz. Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi bir yeknesaklık yaratmak istiyorsa bunun çözümü belli. Bir trafik idari para cezası için gidiyorsunuz sulh ceza hâkimliğine, bilmem ne için idare mahkemesine… Bunu bir bütün olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi çözebilir, bunun tamamı için idare mahkemelerine dava açılması biçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir çözüm bulabileceğini düşünüyorum. Bundan sonra Cumhurbaşkanlığının her genel müdürlüğü birleştirip her genel müdürlüğü ayırdığında biz kanun yapmak zorunda kalmayız.

Şimdi bu kürsüden birkaç konudan daha söz etmek istiyorum, sürem çok kısa ama. Sevgili grup başkan vekilim öğleden sonra bir açıklama yaptı. Biz gerçekten her gün, her gün ve her saat bu Hükûmetin antidemokratik uygulamalarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bakın, 50 milletvekili dün İstanbul’da Taksim’den Galatasaray Lisesinin önüne yürüyemedik. 50 milletvekilinin etrafı, barışçıl bir gösteri yürüyüşü için -bir gösteri yürüyüşü bile değil aslında, sadece Taksim Meydanı’nda birleştiğimiz için, bir otelde bir araya geldik, Galatasaray Lisesi önünde bir basın açıklaması yapacaktık- polislerle, panzerlerle, çevik kuvvetle sarıldı. Tek muhatabımız polismiş gibi “Sizi yürütemeyiz.” dediler. Neden? Çünkü İçişleri Bakanı mı olduğu, mahalle kabadayısı mı olduğu belli olmayan bir bakanın emri var. (HDP sıralarından alkışlar) “Eğer yürütürsem adam değilim.” diyor. Bakın, bu dilin eril bir dil olması bir yana, bunu hiç kimsenin kabul etmemesi gerekir, doğru veya haklılık erkeklik veya adamlıkla olmaz. Bu eril dili parti olarak reddediyoruz. Bu mahalle kabadayısı dilini açıkça reddediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)         

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlayacağım.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bunu emir telakki eden her valilik, her emniyet müdürlüğü, her polis memuru milletvekilinin karşısına inanılmaz bir güçle çıkıyor. Siz Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi milletvekillerini değersizleştirirseniz, saygınlığına gölge düşürürseniz emin olun, bu kürsüler hiç kimse için ilelebet oturulacak kürsüler değil, yarın öbür gün bir başka iktidar geldiğinde partiden arkadaşlarınıza zerre kadar saygı duymazlar, bugün yaptıklarınızdan daha fazlasını, bu saygısızlığı size gösterirler.

Son bir şey daha söyleyeceğim Sayın Başkan. Bakın, bugün grup toplantımıza katılmayı engellemek için -yine, grup başkan vekilim söyledi- İstanbul’dan gelen, Mersin’den gelen arkadaşlarımızın yolunu kapattılar sudan bahanelerle, altı saat beklettiler, altı saat, Kazan gişelerde. 50 yaşında, 60 yaşında, 70 yaşında, 80 yaşında ihtiyar teyzeler, amcalar, nineler. Sadece Türkiye Büyük Millet Meclisine gelip Genel Kurul toplantısını dinleyeceklerdi, engellediler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Sayın Başkan, çok önemli, hemen bitiriyorum.

Biz, izin verilmediği için kendi araçlarımızla onları almaya gittik. Bakın, ben bir milletvekili olarak kendi aracımla Kazan gişelere gittim çünkü engellemek istiyorlar. 5 yaşlı insanı arabama bindirdim. Altı saattir her türlü GBT’yi yaptılar, orada kimin olduğunu biliyorlardı. Arabamla çıktım, Eryaman kavşağında Çevik Kuvvet polisleriyle, Özel Harekât polisleriyle önümü kestiler. Bugün oldu, Ankara’da oldu. Etrafımı sardılar, bütün yolu kapattılar. Arabayı açmak istediler, içerideki herkesin kimliğini istediler “Arabadan indireceksiniz.” dediler. İşte, AKP iktidarının bir milletvekiline gösterdiği saygı budur. Bir gün bir başkası hükûmet olacak, o hükûmet olduğunda bugün nasıl davranıyorsanız umarım kat kat fazlasıyla size böyle davranırlar. Eğer iyi yaptığınızı düşünüyorsanız gelecek hükûmet sizden kat kat iyi davranacaktır. Ben kötü olduğunu düşünüyorum, beddua etmek istemem ama fazlasını hak ediyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 13’üncü maddesiyle 3213 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesine eklenen fıkrada yer alan “temdit,” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Mehmet Muş                   Mehmet Doğan Kubat           Ramazan Can

                  İstanbul                              İstanbul                         Kırıkkale

          Fehmi Alpay Özalan                    İmran Kılıç                 Attilla Ödünç

                    İzmir                           Kahramanmaraş                        Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ruhsat süresi uzatım talebi olan "temdit” işlemine ilişkin mükerrer düzenleme yürürlükten kaldırılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan aşağıdaki cümlelerin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

“Dördüncü fıkrasının (ç) bendinde yer alan %4 ibaresi %4,5 şeklinde, (e) bendinde yer alan %2 ibaresi %3 şeklinde ve beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş,”

                   Ayhan Erel                           Hüseyin Örs              Metin Ergun

                     Aksaray                                Trabzon                       Muğla

         Mehmet Metanet Çulhaoğlu             Zeki Hakan Sıdalı             Şenol Bal

                       Adana                                  Mersin                       Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Ankara Milletvekili Şenol Bal.

Buyurun Sayın Bal. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞENOL BAL (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Evet, bu kanun teklifinin tüm maddeleri dikkatle incelendiğinde Türk madenciliğine ne kazandıracak, özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu teklifte en önemli 2 unsur var ki birincisi devlet hakkı ve vergilerin artırılması; ikincisi, MTA’nın yapısının değiştirilerek özel sektörün kontrolüne geçmesine zemin hazırlanması. Evet, on altı yılda 13 defa değişikliğe uğrayan Maden Kanunu, ülkedeki madenlerin değerlendirilmesi için, yeterli olmadığı için midir bilinmez, 14’üncü kez değiştirilmek istenmektedir.

Evet, madenciliğin bir bütün olarak ele alınıp ihracatın yanı sıra yeni maden tesisleri kurmanın hedef olarak seçilmesi yerine, söz kalabalığının yer aldığı bir metin ortaya konmuştur. Bu değişiklikle ne amaçlanmaktadır? Bu teklifin kabulünden sonra değeri 4 trilyon doları bulan yaklaşık 80 milyar ton maden kaynağının ülke ekonomisine katkısı ne olacaktır? Yeni üretim tesisleri mi kurulacaktır? Bor uç ürünleri, yeni alüminyum, ferrokrom, gümüş, bakır, petrokimya tesisleri mi kurulacaktır? Enerjide dışa bağımlılığımız mı azalacaktır? Cari açığın kapanmasına etkisi mi olacaktır?

Değerli milletvekilleri, genel gerekçede “Bilimsel bir kuruluş olan MTA’nın yurt dışında şirket kurmaya, yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerle şirket veya ortaklık kurmaya, imtiyazlı ortak olmaya, şirketler veya ortaklıklarla ilgili her türlü pay, hisse senedi ve diğer ortaklık paylarını alıp satmaya ve yurt dışında çalışma büroları açmaya yetkili kılınmıştır.” ifadesi yer almaktadır.

MTA’nın bir çıkmazın içine sokulma gayretinin sebebi nedir? Bu kuruluş bilimsel çalışmalar yapan, maden arayan ve ciddi laboratuvarlarıyla Türkiye’nin yüz akı bir kuruluşumuz idi. Şimdi ticari bir çekişmenin içine sokularak gerçek hedeflerinden uzaklaştırılmak istenmesinin sebebi nedir? MTA’nın bugüne kadar yaptığı ve bundan sonra yapacağı jeolojik ve jeofizik çalışmalar, laboratuvar hizmetleri, sondaj çalışmaları ve tüm raporları belli şirketlerin hizmetine mi verilecektir? Buradaki sorum şudur: MTA, birtakım firmalarla şirket kurup bu şirketin icaplarına uyabilecek bir altyapıya sahip midir?

Sayın milletvekilleri, maden işletmeciliğinde nezaretçilik çok önemli bir görevdir. Burada, çalışanlara verilmesi düşünülen yüksek miktarlardaki idari para cezasının sebebi nedir? Böyle bir ceza nezaretçilerin çalışmaması anlamına gelmeyecek midir? Burada çalışanlar, meydana gelen olaylar sonucu gerekli cezaları zaten almaktadır. Bu, maden kazalarını önlemede bir tedbir olarak düşünülüyorsa yanlıştır. Zira, maden kazalarını önlemek için devletin, ciddi denetimler yapması, işletme sahiplerinin her türlü bilimsel, teknik tedbirleri ve sorumluluğu alması gerekmektedir. Bir kanun teklifi verdim yani iş sahiplerinin sorumluluğunu alması gereken iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili bir kanun teklifini Meclise sundum, lütfen dikkate alın sayın milletvekilleri. Diğer taraftan, kaçak olarak yapılan maden üretimlerinin sadece para cezalarıyla caydırıcılığı sağlanabilecek midir? Bugüne dek sağlanabilmiş midir? Çözüm, kaçak üretimlere göz yummamaktır.

Sayın milletvekilleri, 14’üncü maddede yer alan “Tüvenan ocak başı satışında uygulanan fiyat ocak başı satış fiyatıdır ve bu fiyat Genel Müdürlükçe belirlenir ve ilan edilir.” ifadesi aslında tamamıyla kaldırılmalıdır. İşletme sahipleri zarar etmeyi düşünmediklerine göre, dünya fiyatlarındaki seyre ve iç piyasadaki dalgalanmalara göre fiyatları kendileri belirlemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞENOL BAL (Devamla) – Sayın Başkan, tamamlayayım lütfen.

BAŞKAN – Buyurun.

ŞENOL BAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Devlet, fiyatları belirleme yerine, denetim görevini hakkıyla yapsa daha iyi sonuçlar ortaya çıkmaz mı?

Diğer taraftan, devlet hakkı ve vergilerin artırılmasının sebebi nedir? Şu anda madencilikle uğraşanların yavaş yavaş sektörden çekilip ruhsatların, işletmelerin başkalarına devri mi amaçlanmaktadır? Bu yüzdelerin eski durumlarında kalması madenciliğimiz açısından çok daha olumlu olacaktır.

Değerli milletvekilleri, madencilik politikası partilerüstü bir devlet politikası hâline getirilmelidir. Eğer madenlerimiz peşkeş çekiliyorsa işte o zaman beka meselesi doğar.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasını Öngören Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde yer alan “% 4” ibaresinin “% 2” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Müzeyyen Şevkin                     Rafet Zeybek                 Haydar Akar

                   Adana                                Antalya                           Kocaeli

              Tahsin Tarhan                    Burhanettin Bulut               Burak Erbay

                  Kocaeli                                Adana                             Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Muğla Milletvekili Burak Erbay.

Buyurun Sayın Erbay. (CHP sıralarından alkışlar)

BURAK ERBAY (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

İktidara geldiği günden beri ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını yağmalayan, bu kaynakları uluslararası şirketlere ve yandaşlarına peşkeş çeken AKP, on altı yıldır olduğu gibi yine “yerli” ve “millî” söylemlerinin arkasına saklanmaktadır. Bu yağmanın en açık göstergesi Maden Kanunu’nun on altı yılda 14 kez değiştirilmesidir. Kanun teklifinin gerekçesinde çevre üzerinde olumsuz etkilerin en aza indirilmesinin hedeflendiği yazılmış ama gelin görün ki çevreyi koruyacağını söyleyen bu kanun teklifi termik santrallerin, baca gazı arıtma, rehabilitasyon, kül depolama alanları gibi çevre yatırımlarının tamamlanması için verilen süreyi 2021 yılına kadar ertelemektedir.

Değerli milletvekilleri, şu bir gerçek ki: Her madenin çıkarılması için birçok farklı kimyasal kullanılmakta ve bu kimyasallar doğamızı, çevremizi, denizlerimizi, havamızı kirletmekle kalmamakta, tüm içme suyu kaynaklarımıza büyük zararlar vermektedir. Ülkemizde birçok bölgede Devlet Su İşleri ve Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından su havzaları tespit edilmiş olmasına rağmen bu alanlarda maden işletmesine izin verildiği görülmektedir. Maden araması sırasında kullanılan kimyasallar içme suyu kaynaklarına karışarak insan hayatını çok ciddi şekilde etkilemektedir. Plansız maden aramaları turizm bölgelerimize, narenciye bahçelerine, zeytinliklere ve tarım alanlarımıza da zarar vermektedir.

“Bu yasa hazırlanırken maden alanlarının açılmasından etkilenmesi muhtemel olan turizm sektör temsilcilerinden, Devlet Su İşlerinden, büyükşehir belediyelerinin su kanal daire başkanlıklarından görüş aldınız mı?” diye sormak gerekiyor ama yasa teklifine baktığımızda, kimseden görüş almadan, AKP’nin yine kendi başına bir kanun teklifi hazırladığını görmekteyiz.

Değerli vekiller, Muğla Yatağan Gökgedik köyünde, cam ve seramik sanayisinde ham madde olarak kullanılan feldspat madeninin çıkarılması için kullanılan kimyasallar sonucunda köylüler sağlıklarını, hayvanlarını, sularını ve tek geçim kaynağı olan beş yüz altı yüz yıllık fıstık ağaçlarını kaybetmeye başladı. Uzun vadeli ve bütüncül planlamanın yapılmaması ve Muğla’da maden sahalarının her geçen gün verilen ruhsat sınırlarının dışına çıkması nedeniyle köyler bulunduğu yerden taşınmakta, insanlar yıllardır yaşadığı topraklarını terk etmek zorunda bırakılmaktadır. Şu ana kadar birçok köy yerinden edildi ve bu plansızlık devam ederse birçok köy daha yerinden edilecektir. Bu durum bölgenin sosyolojik, kültürel ve ekonomik yapısını da bozacaktır.

Yapılan bir araştırmaya göre Yatağan, Kemerköy ve Yeniköy Santrallerinden otuz yıl boyunca toplam 28 bin kilogram cıvanın havaya salındığı tespit edilmiştir. Bu 3 santral doğaya her yıl toplamda 1.100 kilogram cıva salmaya devam etmektedir. Bu cıvanın dörtte 1’i deniz suyuna, diğer dörtte 1’i de tarım arazilerine ve ormanlara karışmaktadır. Yatağan Deştin havzasında verilen maden ruhsatı Deştin su havzasındaki su kaynaklarının kirlenmesine sebep olmuştur.

Değerli milletvekilleri, birçoğunuz eşiniz, çocuğunuz ve torunlarınızla birlikte tatil için Muğla’ya gelmişsinizdir. İşte, tatile geldiğinizde, maalesef her geçen gün daha da kirlenen bu havayı soluyorsunuz, civanın karıştığı bu denizde yüzüyorsunuz. Madenlerin doğamıza, denizlerimize, sularımıza, toprağımıza verdiği zarar ortadadır. Bu yüzden bu hayati konuda gerekli hassasiyetin gösterilmesi bir zorunluluk ve çocuklarımıza karşı bir görevdir.

Değerli milletvekilleri, akılcı ve bilimsel bir politika izleyerek çevreye ve doğaya zarar vermeden madenlerimizi işletmeli ve madenleri mamul hâline getirerek, ülkemize katma değer sağlayarak projeleri hayata geçirmek için Meclis olarak gerekli çalışmaları yapmalıyız. Bizim Meclis Genel Kurul çalışmalarımızı yakından izleyen ve duyarsız kalmayarak bir imza kampanyası başlatan 5 ilden 8 çevre derneği ve çevre platformunun çağrı metnini okuyarak konuşmamı sonlandırmak istiyorum.

“Madde 45, ömrünü doldurmuş en az 10 termik santrale iki yıl daha baca gazı filtresi olmadan veya limitlere uymadan çalışma izni verecek. Madde 45’in kabul edilmesi, yılda 1.100 erken ölüm, 800 kronik bronşit vakası ve 1.500 hastaneye yatışın yanı sıra, her gün 170 çocukta astım demektir. Temiz hava solumak bir haktır, iki yıl daha beklemez. Mecliste bulunan siyasi parti grup başkan vekilleri ve diğer milletvekillerinden, Zonguldak Çatalağzı, Çanakkale Çan…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BURAK ERBAY (Devamla) – “…Kütahya Seyitömer ve Tunçbilek, Manisa Soma, Muğla Yatağan, Kahramanmaraş Elbistan, Sivas Kangal, Şırnak ve Karabük’te bulunan bu kirli santrallerin iki yıl daha havayı kirletmesine izin verecek madde 45’i reddetmelerini istiyoruz.”

Biz milletvekillerine bu çağrıyı TEMA Zonguldak Temsilciliği, Yaşanabilir Zonguldak Platformu, Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu, Muğla Çevre Platformu, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Turgutlu Çevre Platformu, Salihli Çevre Derneği yapmaktadır. Gelin bu çağrıya sessiz ve tepkisiz kalmayalım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “talep eden” sözcüğünün “isteyen” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                     Müzeyyen Şevkin            Tacettin Bayır

                  Denizli                                Adana                              İzmir

                Ahmet Akın                        Mahmut Tanal Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu

                 Balıkesir                             İstanbul                            Manisa

              Tahsin Tarhan

                  Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal…

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sizlere, tabii, bugün, bu ampul üzerinden vatandaşın nasıl soyulduğunu tek tek belgeleriyle birlikte anlatmış olacağım.

Değerli arkadaşlar, bu ampul meselesi AK PARTİ’nin tabii simgesi. Güneydoğu illerimizden Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak illerimizde, 6 ilimizde toplam, bu Parlamentoda 44 milletvekili var. Bu 44 milletvekili arkadaşımız bölgelerine gittikleri zaman mümkünse bölgelerinde konut elektrik faturalarına ve kırsal kesimdeki faturalara baksınlar. Bu yapılan soygun düzeni kırsal kesimde yapılıyor ve konutlarda yapılıyor; bu soygun iş yerlerinde yapılmıyor, şehir merkezlerinde yapılmıyor, eğitim oranı yüksek olan yerlerde yapılmıyor. Neden kırsal kesimde yapılıyor? Çünkü kırsal kesimdeki vatandaşın ağzı var dili yok, hak arama yolunu bilmiyor, hak arama yöntemini bilmiyor. Elektrik şirketleri yani özelleştirilen firmalar halkı soyuyor. Tabii, buna genel ifadeyle “soyuyor” demek belki… Sizi nasıl inandırabiliriz? Hemen şuradan ben size göstermiş olayım belge üzerinde. Tüm vatandaşlarımız ve sizler elektrik faturalarınızı alın ama kırsal kesim ve konut olacak -iş yeri ve şehir merkezinde bunu yapmıyorlar- şuradaki kalemlerden “+/x kWh” karşısındaki kalemde…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tekrar edebilir miyiz, ben tam anlamadım.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Tekrar ediyorum ben: Burada “+/x kWh” harfinin karşısında… Buna “ek elektrik” diyorlar, “ek elektrik bedeli” diyorlar, “ek kilovat” diyorlar. Burada mesela kesilen 484 kilovat. Şimdi, bunun elektrik kanunundaki yönetmelikte karşılığı yok, kanunda karşılığı yok, gitmedikleri yerlerle ilgili bu şekilde hayali faturalar kesiyorlar. Peki, bu faturalar kesiliyor ama bu kırsal kesime gidiliyor mu?

Tabii, geçmişte görevini değişik bakanlıklarda, Meclis Başkanlığı da yapmış sayın vekilimiz, bakanımız da aramızda, 50 tane faturayı beş dakikada kesmişler. 50 tane fatura beş dakikada kesilmiş; bunların içerisinde Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi var, Hilvan var, Viranşehir var. Şanlıurfa merkez ile Siverek arası 90 kilometre, Viranşehir 90 kilometre, Suruç 60 kilometre. Yahu, Allah rızası için… Ve bu faturayı kesen kişinin de kodu aynı, aynı ekip, aynı memur. Nasıl oluyor, beş dakika içerisinde bu kadar, 50 tane fatura kesiyor?

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Uçakla gidiyorlar.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, uçakla gitse, uçakla gidemez, helikopterle gitse… Görünmez insan bu, nasıl kesiyor bu? Şimdi burada diyeceksiniz ki: “Yahu, arkadaş, bu faturaları kesmesindeki amaç ne?” Burada iki tane hedef güdülüyor; bir, bu şirketler diyor ki: “Biz ne kadar fazla fatura kesersek…” İki: Kilovat bedelini tutmak lazım yani kilovatsaat tüketilen elektrik saati, bir de fatura keserse prim alacak. Şimdi, burada, bir kere, bu kesilen faturaların hepsinde 1 kilovat tüketmiş ve kesilen faturalar da 50 kuruş, 60 kuruş, 40 kuruş. Şimdi, bir kere, sahte evrak düzenledikleri belli. Burada kaç yılından beri bu iş yapılıyor? 2018’de -vakit kalmadı, özür diliyorum- bu şekilde kesilen fatura adedi 2 milyon 139 bin 736. Bu, 2018 yılında kesilen fatura adedi. Peki, 2017’de kesilen fatura adedi ne kadar? 2017’de kesilen fatura adedi 2 milyon 327 bin 820. 2016 yılında kesilen fatura adedi ne kadar? 2 milyon 314 bin 770. Peki, 2016’da bu kesilen 2 milyon faturadan ne kadar para…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Özür dilerim, bitireceğim Başkanım.

Kesilen bu hayalî faturadan ne kadar haksız kazanç tahsil edilmiş? 100 milyon TL, 2017’de 115 küsur, diğerinde 125 milyon küsur para tahsil edilmiş. Peki, hani dedik ya: Kırsal kesimde kesiyorlar, konutlarda kesiyorlar. Burada iptal edilen tutar var mı? Mesela 2014 yılında itiraz eden vatandaşlarımızdan iptal edilenler de var yani çok iptal edilen de var, 15 bin küsurun üzerinde itiraz edilip iptal edilen de var. Onun için, buradan okuduğum bu 6 ilin dışındaki diğer illeri ben bilemiyorum. “Bu illeri nereden çıkardınız?” Bu bölgelerde dağıtım şirketinin kendi orijinal belgesi. Buradan buna kayyumla el koysunlar. Delille şikâyet edildi, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcısı bunlar hakkında takipsizlik kararı verdi. Bu takipsizlik kararını veren savcının aslında hukuk diplomasını iptal etmek lazım. Demiş ki: “Bu, hukuki bir ihtilaftır, bunda suç oluşmaz.” Burada takipsizlik kararını veriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Düşünebiliyor musunuz: Hayalî fatura kesilecek, evlere gitmeden, oturduğu makamdan beş dakika içinde 50 tane fatura kesecek. Burada bilişim suçu anlamında dolandırıcılık var, sahte evrak düzenleme var, güveni kötüye kullanma var. Bu suçların hiçbirisi şikâyete bağlı suç değil, bunların hepsinin aslında resen araştırılması lazım, takipsizlik kararını veren Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcısına buradan sesleniyorum: Yazılı emir yoluyla, Adalet Bakanlığına, tekrar bunu müracaat ederek bu takipsizlik kararını kaldırsın; halkın bu şekilde soyulmasına, soygununa son verelim. Tabii, siz vatandaşın bu şekilde yandaş şirketlerle soyulmasına, soygununa, yolsuzluğuna göz yumdunuz, halkın ışıklarını söndürdünüz, halk da herhâlde 31 martta sizin ışığınızı böyle söndürecek arkadaşlar.

Hepinize teşekkür ederim, saygılarımı sunarım. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                Ayhan Erel                       Fahrettin Yokuş             İsmail Koncuk

                  Aksaray                               Konya                             Adana

              Feridun Bahşi                      Ayhan Altıntaş

                  Antalya                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ PARTİ Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Size, Konya’mızın güzide ilçelerinden, Nasrettin Hoca’nın şehrinden Akşehir’den selam getirdim. Akşehirli, Nasrettin Hoca’yla birlikte, özellikle bir de sembolümüz Akşehir Gölü’müz var idi. Vallahi kuruttular. Şimdi, Nasrettin Hoca mezarından kalksa gelse “Yahu, şu Akşehir Gölü’ne bir daha maya çalayım.” dese gölde maya çalacak bir damla su yok.

Şimdi, eski Orman ve Su İşleri Bakanımız Veysel Eroğlu Bey buralarda.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Burada, burada.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Burada, sağ olsunlar.

Şimdi, oralara, barajlara, derelere, her yere sağ olsun engeller koydu, böyle su depolattı; bizim göl kurudu. Göl kurudu da, biz kaldık olsa iyi. Yine Sayın Bakanım biliyor, hem o köyün çevresinde hem Afyon’da Eber Gölü’nün çevresinde hem Akşehir Gölü’nün çevresinde çiftçilerimiz var. Buraları “sit alanı” ilan ettiler “Kıyı kenar çizgisi şu kadardan aşağı olmaz.” dendi ve sadece Akşehir’de 3 bin çiftçi mağdur edildi, cezaevlerini boyladı.

Şimdi, Ortaköy, Tipiköy ve diğer köylerimizden size, Meclisimize kısa bir mektup var, diyorlar ki: “Konya ili, Akşehir ilçesi göl kenarında yaşayan biz köylüler olarak gerek sit alanı gerek kıyı kenar çizgisi bahanesiyle defalarca ecrimisil ödemeye mecbur bırakıldık. Akşehir asliye hukuk mahkemelerinden hapis cezaları aldık. Bu süreçte iktidardaki siyasi partiden defalarca sözler verildi ama hiçbir tanesi yerine getirilmedi. Akşehir Gölü kıyı kenar çizgisi su kotu son otuz yıldan beri DSİ tarafından göz önünde bulundurulmayarak -958 metre kotu- göz ardı edildi. 958 metre su kotunun baz alındığı Akşehir Gölü kenarında bizim tapulu arazilerimizin yüzde 70’i sit alanında kaldı. Şimdi biz çaresiziz. Tarım bakanlığımız Sudan devletinde arazi kiralayacağına bizim arazilerimiz üzerinde çalışma yaparsa ülke tarımına fayda olur. Bizler bu tapulu arazilerin kurtulabilmesi için 958 metre su kotuna indirilmesini talep ediyoruz.” Ortaköy, Tipiköy, Ulupınar, Yeniköy, Sorkun, Alanyurt, Karabulut, Atakent, Gölçayır ve toplam 3 bin çiftçi.

Sayın Bakanımın ilinde de var, Eber Gölü çevresinde. Sayın Bakanımız Akşehir’e gitmişler, demişler ki: “Bu işi halledeceğim.” Şimdi, “O sözü verdi ama bir daha bu sözü tutan Hükûmetimiz de olmadı.” diyorlar. “Sonuçta biz kendi arazilerimiz de kıyı kenar çizgisi ve sit alanı ilanı yüzünden -Orhan Vekilim de burada, olayı biliyor- hapis cezaları aldık kendi mülkümüzü ektik diye, kendi tapulu mallarımızı ektik diye, tam 519 kişi.” Bu hapis cezalarından bir tanesi burada var, yine, tapuları burada var. Sanık İrfan Kadıoğlu kendi mülkünü ektiği için iki yıl hapis cezası alıyor. Öyle bir durum var ki bir yandan maliye, bir yandan çevre müdürlüğü bu köylüleri cezalandırıyor, ecrimisil ödüyorlar kendi tarlalarına. Ama aynı devletimiz 2001 yılında bu köylerdeki insanlarımıza arazileri tapulu olduğu için destekleme de vermiş. Şimdi, bütün bunları yan yana koyduğumuz zaman Allah aşkına, 10 Konya milletvekilimiz var AK PARTİ’de, gelin şu sorunu çözelim. Şu anda Akşehir bizi dinliyor, Nasrettin Hoca’nın kemikleri sızlıyor, o gölü tekrar yaşatalım. Gelin, şu köylüleri cezadan kurtaralım, şu köylülerin kendi arazilerini ekmesini sağlayalım. Ne olur sanki? Ama bunu niye yapmıyorsunuz? Çünkü siz bu köylüleri hak etmiyorsunuz. Ve ben size söyleyeyim: Eğer o köylere gelmezseniz, beraber bu sorunu çözelim demezseniz vallahi o köylüler sizin için hiç iyi düşünmüyorlar. Benden söylemesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Buradan Akşehir’e, bütün köylülerimize selam olsun. Sorunları çözülene kadar burada AK PARTİ’li kardeşlerimizi göreve davet edeceğimi buradan bir kere daha ifade ediyor, teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Orhan Bey takip ediyor, çözer inşallah.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – İsterseniz çözmeyin, her gün söylerim.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Orhan Bey’in bir söz talebi var Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika, müsaade edin, isterseniz siz yönetin, bırakayım ben.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok gerginsiniz Başkanım.

BAŞKAN – 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.

Nedir sorun?

ORHAN ERDEM (Konya) – Bölgemle ilgili -ismimi de kullandı- bir bilgiyi düzeltmemiz lazım vatandaşlarımıza sunulan bilgi açısından.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sataşma yok Sayın Başkanım.

ORHAN ERDEM (Konya) – Takip ettiğimiz bir konu. 60’a göre, bilgilendirmek…

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Nezaketen konuştum, sataşma yok. Verirsen söz, ben de isterim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sataşmadan değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika, bir dakika…

Buyurun Sayın Erdem.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Konya Milletvekili Orhan Erdem’in, Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş’un 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Konu, 1992 yılından beri süren bir konu, takibimizde. O dönemin Çevre Bakanımız burada. Sağ olsun, bütün talepleri yerine koydu. Bu bölge doğal sit alanından çıkarıldı. Ama bir yasal süreç var, bir kanun teklifi verdik. Bu konuda bütün partilerin desteğiyle bu mağduriyeti gidermemiz gerekiyor. Haklı tarafları var ama bizimle ilgili değil, geçmişten gelen doğal sit alanı ve kıyı kenarıyla ilgili bir konu. Biz konuya hâkimiz. 3 bin değil, 500 kişiyi ilgilendiren bir konu. Bunlardan 10’u hapse girdi. Hükmün ertelenmesiyle bu konu çözülmüş oldu. Bölgemizde kıyı kenar ve doğal sit alanı, bütün sulak alanlarda olduğu gibi vatandaşın alana girmesi… Hukuken yasaların uygulamasıyla dönem dönem yaşanan bu sorun, bir süreçtir. Biz konuya hâkimiz ve inşallah… Hani, o bölgede 7-8 köyümüzü ilgilendiriyor. Bir kişinin sorunu da olsa bunu çözmek bize düşer. Haklı vatandaşlar, Osmanlı tapuları olanlar var. Bunların ya bedelini ödememiz gerekiyor ya da yer göstermemiz gerekiyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – 16’ncı madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasını Öngören Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                       Tacettin Bayır               Tahsin Tarhan

                  Denizli                                İzmir                             Kocaeli

       Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu             Müzeyyen Şevkin                Ahmet Akın

                   Manisa                                Adana                           Balıkesir

"Ruhsatlar, sahibinin işletme ruhsat taban bedeli ödeyerek müracaatta bulunması ve birleştirmeye konu tüm ruhsatlarının işletme izinli olması şartıyla, düzenlenme tarihi daha eski olan ruhsatta birleştirilebilir. Diğer ruhsatlar hangi aşamada olursa olsun birleştirilemez. Ancak kamu kurum ve kuruluşlarının ruhsatları hangi aşamada olursa olsun birleştirilebilir"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu.

Buyurun Sayın Bakırlıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım.

Söz konusu teklifle, tamı tamına 9 kanunda ve 1 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmak istenmektedir. Bu kanunlardan bir tanesi teklifin başlığından da anlaşılacağı üzere Maden Kanunu.

Değerli milletvekilleri, ben 301 madencimizi kaybettiğimiz Soma maden faciasının yaşandığı Manisa’nın milletvekiliyim. O acı dolu günlere şahitlik ettim. O gece evladına, eşine, babasına kavuşma umuduyla bekleyen binlerce eş, ana baba, evlatla birlikte hastane avlusundaydım. Acıyı gözlerimle gördüm. Literatüre “En kolay önlenebilecek kaza.” diye geçen Soma maden faciasından hemen sonra Meclis bir araştırma komisyonu kurdu ve bir rapor hazırladı. Asıl sorumluları gizleme, karartma telaşıyla yapılmış olan raporun Sorunlar ve Tespitler Tablosu’nu incelediğimiz zaman 2 temel olgu, 2 önemli başlıkla karşı karşıya geliyoruz. Bunlardan birincisi redevans ve hizmet alımı uygulamasından kaynaklanan sorunlar, diğeri ise madencilik sektöründe bütüncül, bilimsel ve teknik yaklaşım sorunu, havza yönetimi. Raporda redevansın mevzuat açısından uygun olmadığından ve hizmet alımı mevzuatının ise uygulamadan kaynaklanan aksaklıkları kapatmaktan uzak olduğundan bahsediliyor.

Ayrıca, mevcut kaynakların heba olmaması, verimli ve güvenli bir şekilde çalışmak, üretim yapmak için havza madenciliğinin ülkemizde uygulanması gerektiği önemle vurgulanıyor. Oysa tartışmakta olduğumuz bu metin kanunlaşırsa raporda belirtilenin yani 301 kişinin hayatına mal olan Soma maden faciası sonrasında Meclis Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan raporda belirtilenin tam tersi yapılmış olacaktır yani havza madenciliği ilkelerine aykırı olarak küçük ruhsatlar oluşturulacaktır. Bu düzenlemeyle kamu kurum ve kuruluşları iş kazalarından kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulacak, işçilerimiz kaderiyle baş başa bırakılacaktır. Bu metinde redevansla verilen alanların denetlenemeyeceği, bu sahalarda iş kazası olacağı öngörülmüştür ancak bunun sonuçlarından kamu kuruluşlarının etkilenmemesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca, ruhsat sahibi olunması nedeniyle bu haktan yararlanılarak imzalanan redevans sözleşmesi ve bu sözleşmenin süresi esas alınarak yapılacak süreli ruhsat devri hukuki açıdan sorunlu ve tartışmalıdır.

Redevans sistemindeki bu ısrar kaçak madencilik faaliyetlerini artıracaktır. İş sağlığını, güvenliğini ikinci plana itecek, verimliliği azaltacak, üretim zorlamasını artıracaktır, şimdiden öngördüğümüz iş kazalarında işçilerimizi ve ailelerini çaresiz bırakacaktır.

Madencilikte ulusal kaynaklarımızın uluslararası norm ve standartlara göre araştırılması, ileri teknoloji kullanılarak çevreye duyarlı şekilde işçi sağlığı ve güvenliği gözetilerek işletilmesiyle ilgili düzenlemeleri yapmamız gerekirken, bugün yaptığımız şey mevcudu idare etmektir, durumu kurtarmaktır. Redevans sisteminin hatalı olduğu, sakıncalı olduğu kuşku bırakmayacak şekilde açık olmasına rağmen, üstelik bu sistem nedeniyle yaşadığımız onca acıya rağmen bu sakat sistemin ısrarı nedir, gerçekten nedir? Yani yeteri kadar ders almadık mı? Soma’ya baktığımızda, Meclis raporlarında gizlenen bir siyaset-sermaye-sendika çarkı vardı, tek dert o çarkın her şeye rağmen dönmesi mi?

Kanun teklifinin tamamına baktığımız zaman ise bol bol ceza görüyoruz, ihalelerde keyfîliğe, hukuksuzluğa, adaletsizliğe neden olacak uygulamalar görüyoruz, ruhsat harçlarının ve cezalarının artırıldığını, ruhsat iptallerinin kolaylaştığını, ruhsat güvencesinin ortadan kalkabileceğini görüyoruz, enerji arzına insan sağlığından daha fazla önem verildiğini ve kamunun, devletin kömür madenciliğinden elini ayağını çektiğini görüyoruz, önemli sonuçlar doğuracak değişiklerin yapıldığını, bu değişikliklerin her zaman olduğu gibi aceleyle yapıldığını görüyoruz. Bu kanun teklifiyle madencilik öngörülemeyen bir sektör hâline gelecek, zaten sıkıntılı olan mevcut durum daha da kötüleşecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                   Ayhan Erel                              Hüseyin Örs        Feridun Bahşi

                     Aksaray                                   Trabzon                   Antalya

         Mehmet Metanet Çulhaoğlu               İmam Hüseyin Filiz

                       Adana                                   Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Antalya Milletvekili Feridun Bahşi…

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 41 sıra sayılı Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 12 Şubat, Kahramanmaraş’ımızın kurtuluşunun 99’uncu yıl dönümü kutlu olsun.

Yine, dün meydana gelen helikopter kazasında şehit olan kahramanlarımıza rahmet, ailelerine ve büyük Türk milletine başsağlığı diliyorum, ruhları şad olsun.

İstanbul Çekmeköy’de düşen ve içinde 4 askerimizin şehit olduğu helikopterin modeli UH-1 olarak açıklanmıştır. Bu helikopterin yapımına 1956 yılında başlanmış, 1976 yılında üretimine son verilmiş ve 2004 yılında da Amerikan ordusu kayıtlarından çıkarılmıştır. Düşen bu helikopterle son on yedi yılda 6 kaza yaşanmış ve bu kazalarda 26 askerimiz şehit düşmüştür. Daha önce 2032 yılı olarak açıklanan kayıttan çıkarma kararı Sancaktepe kazasından sonra 2020 olarak revize edilmiştir yani 2020 yılına kadar kazalara göz yumacağız demektir.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde İstanbul Kartal’da 8 katlı bina çöktü ve 21 vatandaşımız hayatını kaybetti. Yapılan açıklamalara göre bu bina da 1992 yılında yapılmış, binanın ruhsatında zemin katıyla birlikte 5 kat olmasına rağmen 1998 yılında binaya kaçak olarak 3 kat daha ilave edilmiş. Ruhsatsız katların çıkıldığı tarihte Kartal Belediye Başkanı AK PARTİ’li, hâlen Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı olan ve yine büyükşehir belediye başkan adayı olan Mehmet Sekmen’dir yani kaçak katlara göz yuman Mehmet Sekmen’dir. Erzurumlu dostları buradan uyarıyorum: 31 Martta hayatınızı, geleceğinizi dikkate alarak oy kullanın.

Siyasal iktidarlar tarafından çıkarılan imar afları kaçak yapılaşmayı cesaretlendirmiş, hatta ödüllendirmiştir. Hükûmet, imar barışı uygulamasından vazgeçmelidir. Konuyla ilgili olarak hazırladığımız yasa teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduk. Teklifimizle, binanın kim tarafından, hangi tarihte yapıldığı, taşıdığı teknik şartlar, kullanılan malzeme ve bileşimlerinin niteliği, denetleyenler, onay ve ruhsat verenler, jeolojik ve jeofizik incelemesi yapan kurumun adı, binanın kalitesi, yapım süresi, sorumlular ve benzeri hususları içeren bina kimlik kartı sistemine geçilmesini önerdik. Bir daha böyle kazaların olmaması için Hükûmeti göreve çağırıyoruz. Faciada yaşamını yitiren vatandaşlarımıza rahmet, yaralılarımıza şifa diliyorum.

Değerli milletvekilleri, hep felaket haberleri almaktan insanlarımız bıktı, usandı ama ülkemizde gerçekler maalesef böyle. Daha geçen yıllarda meydana gelen zararların yaraları sarılmadan Antalya’da 24 Ocakta çok daha ağır bir felaket meydana geldi. Bu felakette ise mal kayıplarının yanı sıra can kayıpları da oldu. Hortum felaketinde kaybolan kızımız Kader Buse Acar’a maalesef hâlâ ulaşılamadı. Bölgede maddi zarar çok büyük.

Nitekim, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının resmî açıklamasında da Kumluca bölgesinde 2 binanın yıkıldığı, il genelinde 21’i ağır hasarlı olmak üzere 229 hasarlı binanın olduğu bildirilmiştir. Bu doğa felaketi sonrasında Kumluca’da 400 dönüm, Antalya merkezde 350 dönüm sera ve bahçe büyük zarar görmüştür. Ayrıca, Kumluca’da 1.200, merkezde 198 dönüm ekili alanın zarar gördüğü bildirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Antalya’nın batı bölgesinin hemen hemen tek geçim kaynağı tarım yani çiftçiliktir. Tarımsal girdiler, 2016 yılında yaşanan felaketler neticesinde zaten çok zor durumda olan çiftçimizi tamamen felaketin eşiğine getirmiştir. Antalya ili sınırları içinde yaşanan doğal felaketler sebebiyle ekinleri, ürünleri, hayvanları veya seraları zarar gören üreticilerimizin TARSİM’li olup olmadıklarına bakılmaksızın kayıplarının telafi edilmesi gerekmektedir.

8/8/2018 tarihinde vermiş olduğumuz, çiftçi zararlarının devletçe karşılanıp kredi borçlarının ertelenmesiyle ilgili yasa teklifimiz Komisyonda bekletilmektedir. Yine, çiftçinin kalkınması ve tüketicinin fiyatlandırma bakımından korunması için tarımsal girdilerin üretici lehine sübvanse edilmesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Buna ilişkin 22/10/2018 tarihinde vermiş olduğumuz, çiftçinin kullandığı, başta mazot olmak üzere tarımsal girdilerden ÖTV, KDV alınmamasıyla ilgili yasa tekliflerimiz Komisyonda bekletilmektedir. Komisyonda bekletilen yasa tekliflerinin bir an önce Genel Kurula getirilerek yasalaşmasının sağlanması ve çiftçimizin bir nebze olsun nefes almasının sağlanması öncelikli talebimizdir. Çiftçilerimizin çok büyük bir desteğe ihtiyacı vardır. Bu kadar felaket geçiren çiftçimizin kendi imkânlarıyla ayağa kalkması artık imkânsız hâle gelmiştir. Ben de bu vesileyle bu felakette hayatını kaybedenlere rahmet diliyor, zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ iktidarında ülke panayıra dönmüş durumdadır. “Devlet basma mı satarmış?” diyerek başlayan özelleştirme çılgınlığıyla ülkenin istihdam yaratan tüm varlıklarını satan iktidarın bugün geldiği nokta “tanzim satış” adı altında manavlığa başlanmasıdır. Bu konuya bir başka konuşmamızda değineceğim.

Bu vesileyle, yüce Türk milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinde geçen “yer alan” ibaresinin “bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Erol Katırcıoğlu                      Garo Paylan                 Şevin Coşkun

                  İstanbul                            Diyarbakır                            Muş

               Murat Çepni                 Ömer Faruk Gergerlioğlu         Rıdvan Turan

                    İzmir                                Kocaeli                            Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar iyi akşamlar.

Değerli arkadaşlar, memleket adaletsizlik girdabında savruluyor maalesef. Biz neler yapıyoruz arkadaşlar? Saraydan gelen fermanları görüşüyoruz. Yasa filan yapmıyoruz. Fermanlar sarayda yazılıyor, maalesef bize düşen, burada mühür vurmak oluyor. Ama gelen fermanlar, arkadaşlar, vicdansız ve adaletsiz. Buna adalet katacaksa vicdanlı insanlardır, adaletli insanlardır, adaletli vekillerdir ama vicdanlar körelmiş maalesef. Adında “adalet” geçen bir parti adaleti unutmuş. Kalkınma zaten hak getire artık.

Değerli arkadaşlar, sarayın freni boşalmış. Olabilir. Trump’ın da mesela freni boşalmış durumda. Olabilir. Bazı ülkelerde yürütme zıvanadan çıkabilir ama orada denge ve denetim mekanizmaları varsa yürütmeye “Hop, arkadaş, bu ferman vicdansız, bu ferman adaletsiz.” der. Bize düşen görev bu, arkadaşlar; bizim yapmamız gereken, dengelemek, denetlemek ve freni boşalmış saraya fren olmak.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu torbada yalnızca 45’inci madde örneğini versek… Yani bu Afşin Elbistan, Muğla Yatağan, Çan, Soma, Çatalağzı gibi, insanımızı zehirleyen, erken ölümlere yol açan, on binlerce kanser vakasının müsebbibi olan 10 tane termik santralin iki yıl daha çalışmasına el kaldırmak vicdansızlık değil midir arkadaşlar? Bunlara süre verildi, yıllar önce denildi ki: “Arkadaşlar, bacalarınıza filtre takın.” Yapmadılar. Neden? Çünkü “İktidarda nasıl olsa AKP var; günü gelir, AKP’li vekiller saraydan gelen fermana el kaldırır.” dediler, yapmadılar. Siz de cezayı kesmiyorsunuz. Burada bir vicdansızlık var arkadaşlar. Vatandaşlarımızın hayatını öne koymayan, sermayenin çıkarlarını öne koyan bir anlayış var.

Bugün bir vicdansızlık örneği daha sergilediniz. Geçen hafta Kartal’da bir bina çöktü, 21 vatandaşımız hayatını kaybetti. Dedim ki bugün: On binlerce Yeşilyurt Apartmanı var, hepsi de herhangi bir depremde çökebilir; gelin, buna bakalım. AKP oylarıyla “Buna bakmayalım.” denildi. Neden? Çünkü ellerinizi kaldırsanız… Eminim ki herkes bakmak ister buna. Bir milletvekilinin görevi budur, birincil görevi. Bir bina çökmüş, on binlerce Yeşilyurt Apartmanı var ve buna bakmak bir vekilin birincil görevi olması lazımken bakmamaya el kaldırdınız. Neden? Çünkü saraydan azar işitirsiniz arkadaşlar. Maalesef durum budur.

Ya, bir milletvekili denge ve denetim yapmayacaksa neden maaş alır? Neden milyonlarca, milyarlarca lira bu Meclis milletvekillerine maaş veriyor? Görevimiz bu; dengelemek, denetlemek ama maalesef vicdanlar körelmiş, vicdanlar taşlaşmış arkadaşlar ve cezasız kalan her suç, emin olun, tekrarlar. 1999 depreminde 18 bin vatandaşımızı kaybettik, muhtemel bir İstanbul depreminde de yüz binlerce vatandaşımızı kaybedebiliriz ama Meclis buna bakmamaya oy verebiliyor çünkü vicdanlar körelmiş arkadaşlar.

Bir vicdansızlık örneği daha: Bu Meclisin bir üyesi var biliyor musunuz, Leyla Güven, Hakkâri Milletvekilimiz. Aynı sizler gibi, bizler gibi, hepimiz gibi 60 bin, 70 bin, 80 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının oyuyla seçildi yani KPSS’yle bu Meclise gelmedi. 60 bin, 70 bin vatandaşımızın, Hakkâri halkının yüzde 80 oyuyla seçildi; Hakkâri halkının iradesi. Bir derdi var. Diyor ki arkadaşlar: “Bu ülkede hepimiz tecrit altındayız. Bu tecrit kalksın, kırılsın, barışın yolu açılsın.” Bunun için de bedenini açlığa yatırmış durumda ve doksan yedi gündür açlık grevinde arkadaşlar. Doksan yedi gündür, şu Meclisin HDP dışında hiçbir milletvekili bununla ilgili bir şey yapmadı, maalesef. Diyemedi ki “Leyla’nın derdi nedir, gidip bir soralım. Bir heyet oluşturalım, bir gidelim evine -Diyarbakır’da kendisi- ne diyor Leyla, derdi nedir diye soralım.” Yapmadı bu milletin vekilleri bunu maalesef.

Değerli arkadaşlar, maalesef burada da vicdanımız kurumuş. Ama bakın arkadaşlar, Leyla Güven onur mücadelesi veriyor, haysiyet mücadelesi veriyor. Tıpkı… Filistin’de bazı milletvekilleri açlık grevine girmişlerdi ve onlar da haysiyet mücadelesi veriyorlardı. Maalesef, ülkemiz, şu anda İsrail’in Filistin’e uyguladığı zulmün bir benzerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – …bizler üzerinde, HDP üzerinde, HDP vekilleri üzerinde uyguluyor. Bu tecridi kırmak için ve Leyla’nın sesine ses katmak için dedik ki… Kamuoyu nasıl yaratacağız? Basın bize kapalı. Hiçbir televizyonda HDP’li vekili görüyor musunuz? Hayır. Her gün HDP hakkında konuşuyorsunuz ama bizler o televizyonlara çıkamıyoruz. Ne yapacak milletvekilleri, nasıl kamuoyu yaratacak? Dedik ki: “Yürüyelim, Taksim’den Galatasaray’a yürüyelim 50 milletvekili.” Süleyman Soylu dedi ki: “Sizi yürüten, adam değildir.” Ya, Anayasa madde 34’ü açın, okuyun, Süleyman Soylu’ya da okutun. Herkes önceden izin almadan yürüme hakkına sahiptir arkadaşlar, Anayasa madde 34. İçişleri Bakanı Anayasa ihlali yapıyor. Ya, bunu ona anlatmayacak mı bu Meclis? Bu Meclisin bir üyesinin derdine dert olmayacak mı? Bu anlamda, vicdanlar körelmiş arkadaşlar ama hepinizi vicdana ve adalete tekrar çağırıyorum, Leyla’nın sesine ses olalım diyorum, Leyla Vekilimizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 16’ncı madde kabul edilmiştir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istiyorum yerimden bir dakika, izin verirseniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hatibin ısrarla “saray fermanı, sarayın freni boşalmış” tarzı -tırnak içerisinde- “sokak ağzı” diye ifade edeceğimiz bu ifadelerinin bu Meclisin mehabetine, gazi olmasına, olgunluğuna yakışmadığını düşünüyorum. Keşke daha nezih bir dille bu ifadeler kullanılsa. Keşke daha saygın bir yaklaşımla, dille eleştiri yapılabilse. Bu tarz ifadelerin hepsini reddediyoruz. Bununla ilgili daha önceki oturumlarda defaatle uyarılarımızı yaptık. Hiç kimseye bu dilin faydası yok Sayın Başkanım.

Onun dışında, Leyla Güven’le ilgili zaman zaman tüm vekilleri itham eden bir söylem söz konusu oluyor; işte “Vekil açlık grevinde, neden ilgilenilmedi?” gibi. Bakın, değerli arkadaşlar, açlık grevinde olan bir vekilin bu kararından vazgeçirilmesi görevi hepimizin olmakla beraber önce kendi grubunundur. Ben de diyorum ki bize bu çağrıyı yapan kürsüdeki hatibe, önce kendi arkadaşına, kendi partilisine terörle anılan Apo’nun, terörün lideri olan Apo’nun açlık greviyle bir bağlantısının kurulmaması, bununla ilgili bir gündem yapmaması kendisi için de partisi için de daha kıymetlidir diyebilsinler. Bizden önce onlara düşer. Bir terör liderinin tecridi kalksın diye açlık grevi yapan bir insana bu Meclisten önce sizin gidip de “Bu yanlıştan vazgeçin.” demeniz lazım. Kendisi biliyorsunuz tahliye oldu. Bu tahliyeye rağmen “Apo’ya özgürlük” tarzı…

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Hayır, yanlış.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Hayır, özgürlük değil, yalan söylüyor.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Hayır, öyle bir talep yok.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Tecrit kalksın diye, tecrit.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Peki, “Apo’nun tecridi kalksın.” diyeymiş, çok iyi bir şey yapıyormuş gibi… Bununla ilgili uyarı yapsınlar. Hiç kimse kendi sağlığından olmasın deriz biz ama bize demektense ona demesi lazım.

Sayın Bakan Soylu’nun ifade etmiş olduğu, o, terörle ilgili propaganda imkânı bulan yürüyüşe izin vermeme yaklaşımı, her üniter devlette olacak olan yaklaşımdır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Kurtulan...

FATMA KURTULAN (Mersin) – Söz hakkı doğmuştur, ben de sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

35.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Burada üç aydır bir sorunu dile getirmeye çalışıyoruz ama genel olarak mantık, zihniyet böyle. Siz de üç yıl boyunca gidip görüştüğünüz, İmralı’da görüşmeler yaptığınız, çözüm süreci adını verdiğiniz, büyük mesailer açığa çıkardığınız, terörist demediğiniz, bu ülkenin barışına katkısı olacağını düşündüğünüz bir insanla görüştünüz. Leyla Güven Milletvekilimiz, bu insanın üç yıldır avukatları da dâhil ailesiyle görüşememesinin hukuki bir zemini olmadığını, tam tersi Anayasa’nın, yasanın, hukukun ihlali olduğunu söylüyor ve bunun ülkemizin barışına hizmet etmediğini bir savaşa hizmet ettiğini -o süreçle birlikte şu an Türkiye’de ağır bir tecridin- aslında yaşamın her alanında Türkiye'nin bir baskılamaya maruz kaldığını söylüyor. Bunu çarpıtmanın gereği yok. Şu an doksan yedi gündür Leyla’nın sesine ses vermek, mutlaka bu Meclisin temel görevi olmak durumundadır.

Sayın Bülent Turan’a şunu söylemek isterim: Arkadaşlar, Süleyman Soylu’nun savunulacak hiçbir yanı yok. Bu üslubu nasıl savunabilirsiniz? Bu, bir mahalle, bir sokak kabadayısı üslubuyla... Ben bunu bir bakana ağır bir itham ya da bir şey olarak söylemiyorum. Bakan eğer bunu kendisine yakıştırıyorsa biz de bu kürsüde bunu söylemek zorundayız. Daha önceki pratikleri de ortadadır. Doğubeyazıt’ta yaşanan bir cinayetle ilgili Genel Başkanımızı arıyor, çok ağır ithamlarda bulunarak “Artık siz bittiniz.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bitireyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bir İçişleri Bakanı “Siz artık bittiniz.” derken biz bundan ne anlamalıyız arkadaşlar? Bunu kabul ediyor musunuz, ettiniz mi? Vicdanınıza sığdı mı bu? Bunu yerleştirdiniz mi vicdanınızın bir yerine? Bunu gerçekten savunuyor olmanızı hiç anlayamıyoruz.

Süleyman Soylu da -sabah başlarken söylediğim gibi- anayasal bir dayanağı varsa, yasağın dayanağı varsa onu temellendirir. Bir İçişleri Bakanı, yürüten adam değildir, demez, bunu dememeli. Bunu başta bizden önce sizin eleştirmeniz, “Artık haddini bil be adam.” demeniz lazımken, “Sokak kabadayısı mısın?” demeniz lazımken bunu söylemeyi bize bırakıyorsunuz, siz hâlâ onu savunuyorsunuz. Gerçekten, size ne diyeyim, artık vicdanlara bırakıyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, ben de bu Meclisin milletvekili olarak… Benim görevlerim arasında doksan yedi gündür açlık grevi yapan Leyla Güven’in açlık grevine son vermek diye bir görevim yok, ben Türk milleti adına görev yapıyorum. Leyla Güven açlık greviyle mutluluğuna devam etsin. Benim bir milletvekili olarak böyle bir görevim yok.

Tutanaklara geçsin.

BAŞKAN – Sayın Turan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yazıklar olsun. Tamam, seninle ilgili değil bu.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Hiç zahmet etmeyin, sizden bekleyen de yok.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Söylemeyin o zaman, sürekli “milletvekili, milletvekili…”

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sizi vareste tutuyoruz.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, İçişleri Bakanımızın, terör faaliyetine konu olacak bir yürüyüşle ilgili söylediği ifadenin içeriğini de anayasal güvenceyle beraber…

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ya, nasıl böyle bir şeye karar veriyorsunuz? Terörle ilgili olduğunu nereden çıkarıyorsunuz ya?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ama bir dakika… Durun bir arkadaşlar.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Hayır, ne terör gündemi ya, ne terör gündemi?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – O zaman siz konuşun, biz susalım.

BAŞKAN – Arkadaşlar… Arkadaşlar… Kayıtlara geçiyor. Bir dakika… Sayın grup başkan vekili konuşuyor.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Nasıl bir konuşma bu ya?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bakın, değerli arkadaşlar, Sayın Başkan; problem bu zaten. Hatibiniz konuştu dinledik, grup başkan vekilini dinledik. Toplam bir dakika konuşacağım. Bu gerginliğe gerek yok.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ayıp, ayıp bir kere!

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Başkan, ama “teröristle ilgili” demesin ya!

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ayıp! Buna “ayıp” denir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Söylediğimiz şey şu: Leyla Güven “Apo’ya özgürlük.” diyerek açlık grevi yapıyor.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – “Özgürlük” değil ya! Niye tekrar ediyorsun? Değil, değil…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Ne? Söyleyin.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – “Tecrit kalksın.” diyor, tecrit.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Ya, “Terör örgütü eylemi” diyorsun…

BAŞKAN – Arkadaşlar…

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Apo’ya tecrit kalksın.” diye açlık grevi yapıyor. Doğru mu?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Doğru.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dünyanın neresinde bir terör liderine açlık grevi yaptığı için Meclis göreve çağrılabilir? Tersten sorayım: Diyorlar ki “Yürüyüşümüz engellendi.” Sayın Başkan, Avrupa’nın hangi caddesinde, hangi meydanında DEAŞ’la ilgili bir yürüyüşe izin verilebilir?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ne alakası var?

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ne alakası var? “DEAŞ’la ilgili” ne alakası var?

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Terörle ilgili, her devlet gerekli tedbiri gösterir. Türkiye’de PKK var, DEAŞ var; Avrupa’da DEAŞ var.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ne ilgisi var?

BAŞKAN – Arkadaşlar…

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – HDP’yle ne ilgisi var bunun ya?   

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Şu ilgisi var…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – 6 milyon oy almış bir siyasi partiden bahsediyorsun, 6 milyon oy almış bir siyasi partiden bahsediyorsun!

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ayıp, hakikaten ayıp! Hiç yakıştıramıyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bakın, Türkiye’de demokratik bir yapı içerisinde parti mi olacak, kuyruk mu olacak? Buna karar versinler Sayın Başkan.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Yani biri cezaevinde tecritte tutulabilir, öyle mi?

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- İstanbul Milletvekili Nevzat Şatıroğlu ve 6 Milletvekilinin Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1410) ve Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 41) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, 17’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifinin 17’nci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                       Tacettin Bayır               Tahsin Tarhan

                  Denizli                                İzmir                             Kocaeli

            Müzeyyen Şevkin             Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu           Ahmet Akın

                   Adana                                Manisa                          Balıkesir

              Ensar Aytekin

                 Balıkesir                                  

"Arama ruhsatlı sahalarda, geçici tesis alanı ile arama süresince belirlenen görünür, muhtemel ve mümkün rezerv alanı üzerinden işletme ruhsatı, geçici tesis alanı ve görünür rezerv alanına da işletme izni verilir. Arama ruhsatının diğer kısımları taksir edilir. Mümkün rezerv alanlarının IV. Grup maden işletme ruhsat sahalarında beş yıl, diğer grup maden işletme ruhsat sahalarında üç yıl içinde görünür veya muhtemel rezerv haline getirilmeyen alanlar da taksir edilir. Maden işletme faaliyetlerinin yapılması mümkün olmayan küçük alanlar içerecek şekilde işletme ruhsatı düzenlenemez. Maden işletme faaliyeti yapılamayacak nitelikte küçük alanlar içerir şekilde yapılan işletme ruhsat taleplerinde bu alanlar Genel Müdürlükçe ruhsattan taksir edilir. Taksir edilen küçük alan, taksir edildiği ruhsatın mücaviri sayılmaz.

İşletme ruhsat sahalarının muhtemel rezerv ve/veya görünür rezerv alanı haline getirilmesine yönelik yapılan arama faaliyetlerinde 17’nci maddenin dokuzuncu fıkrası hükmü uygulanır. İşletme ruhsatlarında, işletme izin alanı dışında kalan alanlarda görünür ve muhtemel rezervin tespitine yönelik yapılan arama faaliyetlerinde alınması gerekli izinler arama ruhsatları ile aynı hükümlere tabidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin.

Buyurun Sayın Aytekin. (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR AYTEKİN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesi için söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, maden sorunu Türkiye’de ara sıra gündeme gelen ama bize göre gündemden düşmemesi gereken bir sorundur. Dünya maden tarihinde yaşanan en büyük cinayetlerden olan Soma faciasının bu iktidar döneminde yaşanması, madenlerin güvenliğinin hep tartışmaya açılmasına olanak sağlamıştır.

Değerli arkadaşlar, bütün değerlendirmelerimi maden ve taş ocaklarıyla havası, suyu, doğası katledilen Balıkesir üzerinden yapacağım. Balıkesir, iki denize sınırı olan ve Kaz Dağları, Madra gibi oksijen ve biyosfer rezervleri olarak dünyanın sayılı kaynak alanlarına ev sahipliği yapması dolayısıyla sermayedarların iştahını kabartan bir ilimizdir. Uçakla Ankara’dan Edremit Körfezi’ne doğru geldiğinizde Kaz Dağlarının üzerinden geçerken gördüğünüz o delik deşik edilmiş dağlar ve kel tepeler ne yazık ki bu iktidarın eseridir. Maden arama faaliyetleri kapsamında doğası katledilen bu alanlar halkın ve kamuoyunun dikkatinden kaçmamaktadır. Kaz Dağlarındaki maden arama faaliyetleri doğal dokuyu bozup canlı yaşamını tehdit ederken yaşanan katliamlara kılıflar uydurulması da özel bir uğraşın sonucudur. İktidarın bu maden arama şirketleriyle ne ilgisi var bilmiyoruz ama Kaz Dağlarını ve Madra’yı korumak için sorduğumuz tüm sorular yanıtsız kalmakta ya da görmezden gelinmektedir. Maden aramak için kesilen ağaçları sorduğumuzda verilen cevap “Ağaç kesiyoruz ama 3 katını dikeceğiz.” olmaktadır. Arkadaşlar, kesilen her bir ağaç bir canlı; hiç, yeni doğan çocuğunuz ölen çocuğunuzun acısını unutturur mu? Ya da bir çocuğu ölen kişi “Olsun, yenisini yaparım.” diyebilir mi?

Bir başka konu, maden ocaklarında çalışan insanların güvenlik sorunu. Geçtiğimiz günlerde Balya ilçemizde maden arama alanında yaşanan bir trafik kazası sonucu hayatlarını kaybeden yurttaşlarımız oldu, kendilerine bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Vefat edenlerden birisi de iktidar partisinin ilçe kadın kolları başkanının eşi. Şimdi, buna “bir kaza” diyebilir miyiz? Bu nasıl bir tedbirsizliktir? Aynı şekilde, birkaç ay evvel de Dursunbey ilçemizde bir kadın işçi yine maden alanında araç altında kalarak can verdi. Söyledik duymadınız, işinize gelmedi, sonra Balya’daki olay yaşandı.

Gelelim bir başka konuya. Yine, Havran ilçemizde bir taş ocağı var değerli arkadaşlar, Çanakkale kahramanı Seyit Onbaşı’nın köyünün hemen 100 metre üzerinde. Köy, taş ocağından gelen tozun dumanın altında yıllardır. İnsanlar toz soluyor. Bitkiler, ağaçlar, hayvanlar toz altında. Köyün suyu içilemiyor, bırakın içmeyi çamaşır yıkanamıyor. Köylüler yazın yolu kapattılar “Asfalt dökülene kadar yolu açmayacağız.” dediler. Oradaydık -sağ olsun- vali beyle görüşmemiz sonuç verdi ve sorun geçici olarak giderildi. Bu taş ocağının ruhsatı geçmişte iptal edilmişti ama ocak hâlâ çalışıyor. Sahibi kim sizce arkadaşlar? Kuşkusuz bir AKP’li ama daha özel biri, AKP’li Balıkesir Burhaniye Belediye Başkanı Necdet Uysal’a ait bir taş ocağı. Yani Çanakkale kahramanı Seyit Onbaşı’nın köyünü toz içinde bırakan AKP’li bir belediye başkanı. Bu mudur sizin yerliliğiniz ve millîliğiniz? Bu mudur sizin ecdada saygınız?

Değerli arkadaşlar, bizim ismimizin önünde “milletvekili” yazar ama sadece milletin vekilleri değiliz, biz aynı zamanda doğanın, ağaçların, denizlerin, havanın, suyun, ezcümle bütün canlıların vekilleriyiz. Kaz Dağları ve Madra zengin biyosfer ve oksijen rezervleriyle yalnızca bölge halkının değil, nefes alan milyonlarca canlının ortak değeridir. Hep söylüyoruz, bir kez daha buradan söyleyelim: Kaz Dağlarının üstü altından daha değerlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ENSAR AYTEKİN (Devamla) - Bu kanun belli ki birilerinin isteğini yerine getirmek için ilgililerce hazırlanmış ve buraya birkaç kişinin imzasıyla getirilmiştir. Bu kanunun içinde ne çevre hakkı vardır ne de geleceğe saygı. Ama bu kanunda daha çok rant, daha çok çevre katliamı, daha çok tüketim vardır; sorumluluğu birkaç kişiye yıkarak bürokrasiyi ve siyasal iradeyi sorumsuz yapma talebi vardır.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesine “I. Grup (a) bendi madenlerin işletme ruhsat süresi beş yıldır.” cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve teklif ederim.

“Mücbir sebepler ve beklenmeyen haller dışında (heyelan, sel felaketi, deprem, grizu patlaması)”

                Ayhan Erel                        Feridun Bahşi             Fahrettin Yokuş

                  Aksaray                              Antalya                            Konya

             Ayhan Altıntaş                      İsmail Koncuk

                   Ankara                                Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 41 sıra sayılı Maden Kanunu’nun 17’nci maddesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Madencilik insan yaşamının ve çalışma hayatının en karmaşık, en fazla çaba isteyen ve en fazla katma değer yaratan alanıdır. Madencilik mevzuatı “Ben bilirim ve benim istediğim olsun.” dayatmasıyla hazırlanamaz, hazırlanmamalıdır.

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinden bu yana Maden Kanunu’nu defalarca değiştirmiş ancak gelinen noktada sorunlar bitmemiş ve hâlen devam etmektedir. Bunun nedeni, kanun, ihtiyaca binaen değil, saray ile saraya bağlı olarak çalışan ve kamudan nemalanan maden tacirlerinin talebine binaen hazırlandığı için çözüm olmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz. Şayet siz iyi bir kanun yapmak istiyorsanız, çağırırsınız sektör temsilcilerini, üniversitelerin, sendikaların, meslek odalarının temsilcilerini ve kamunun ortak görüşünü de katarak tüm paydaşların sahipleneceği bir kanun tasarısını buraya getirirsiniz. Ancak siz öyle yapmıyorsunuz. Sarayın dikte ettirdiği bir metni buraya getiriyorsunuz ve buradan geçiriyorsunuz.

Şimdi sizlere, madencilikle ilgili yapılması gereken birkaç konuyu anlatmak istiyorum. Daimî nezaretçi eğitimi, geçmişte olduğu gibi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve ilgili meslek odası olan Maden Mühendisleri Odasının da görüşleri alınarak yeniden düzenlenmelidir. Mesleki eğitimler işin ehli olan Maden Mühendisleri Odası tarafından verilmelidir. Daimî nezaretçinin nitelikleri, çalışma usul ve esasları, madencilik bilim ve tekniğine uygun olarak yeniden düzenlenmelidir. Maden Mühendisleri Odasının mesleki denetim üzerindeki engelleri kaldırılmalıdır. Devlet adına denetim görevi yapan daimî nezaretçilerin ücretlerinin işveren tarafından ödeniyor olması yanlıştır. Bu durumda da daimî nezaretçi denetim görevini bağımsız bir biçimde yapamamaktadır. Oysa daimî nezaretçiler ücretlerini işverenlerin sağlayacağı bir fon üzerinden alırlarsa işverene bağımlılıkları ortadan kalkacağı için bağımsız bir şekilde denetim yapabilmelerinin önü açılacaktır. Bu şekilde bağımsızlık sağlandığı takdirde ancak, eksik ve yanlış iş yapan daimî nezaretçiye ceza vermek de uygun olacaktır.

Teklifte işverene bağımlı statüsü devam eden yani işverenden ücretini alan daimî nezaretçilere 5 bin TL para cezası öngörülmüştür. Bu rakam Komisyon görüşmelerinde bin TL’ye düşürülmüştür. Ancak para cezası -bu bin TL de olsa- vermek anlamsız olacaktır. Çünkü bağımlı kişilere ceza verilmesi demek bu cezanın sadece cezada kalacağı anlamına gelir. Bu durumun önüne geçmek için de denetim yapacak kişilerin bağımsızlığının sağlanması gerekmektedir.

Teklifte redevans sözleşmelerinde ruhsat devri öngörülmektedir. Oysa redevans süresiyle sınırlı öngörülen ruhsat devri gerçekte bir ruhsat devri olmayıp redevans sözleşmesi dönemi içerisinde kamunun olası iş kazalarının sorumluluğundan sıyrılması amacıyla yapılmış bir manipülasyondur. Redevans uygulamasında olası iş kazalarında kamu ve özel sektör birlikte sorumludur. Ancak, geçmişte yaşanan kazalarda maalesef alt kademedeki birkaç özel sektör çalışanından başka kimse ceza almamıştır. Şayet bu yanlışta devam edilirse Soma’da, Ermenek’te, Zonguldak’ta, Şırnak’ta yaşanan maden kazaları yine yaşanacaktır.

Yaşadığımız coğrafyada devam eden savaşlar sonucu yaşanan göçler nedeniyle tüm sektörlerde olduğu gibi madencilik sektöründe de eğitimsiz ve deneyimsiz, ucuz, yabancı iş gücü istihdamı kontrol altına alınmalıdır. Özellikle madencilik sektörü gibi deneyim gerektiren alanlarda eğitimli personel çalıştırılması kural hâline getirilmelidir. Tüm sektörlerde olduğu gibi madencilik sektöründe de sendikal örgütlenmeye engel olan nedenler acilen ortadan kaldırılmalıdır. Örgütlü iş gücü, iş kazalarının ve kuralsız çalışmanın önüne geçebilecek unsurlardan biridir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Aşırı üretime dayalı bir madencilik anlayışından vazgeçilmelidir. Madencilik faaliyetleri, uzun vadeli, gerekli bilimsel ve teknik ölçütlere uyum sağlayarak iş güvenliği kriterlerine uygun bir biçimde, planlı bir çalışma içerisinde yürütülmelidir.

Sonuç olarak, yoğun emek gerektiren madencilik faaliyetleri, siyasetçi, bürokrat ve müteşebbis girift yapılanmasından bağımsız nitelikli uzmanlarca denetlenmelidir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin çerçeve hükmünde yer alan "fıkrasında yer alan ‘genel bütçeye’ ibaresi ‘Genel Müdürlüğün bütçesine’ şeklinde değiştirilmiş ve fıkrada yer alan ‘ilgili muhasebe birimi hesabına’ ibaresi madde metninden çıkarılmış, ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş” ibaresinin "ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş” şeklinde değiştirilmesini, değiştirilen aşağıdaki fıkraların işlenecek hükme eklenmesini ve ikinci fıkraya eklenen cümlenin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Mehmet Muş                   Mehmet Doğan Kubat           Ramazan Can

                  İstanbul                              İstanbul                         Kırıkkale

          Fehmi Alpay Özalan                    İmran Kılıç                  Atilla Ödünç

                    İzmir                           Kahramanmaraş                        Bursa

“İşletme ruhsatı taleplerinde, l. Grup (b) bendi ve II. Grup (a) ve (c) bendi madenler için ihale bedelinin yatırılmasından itibaren iki ay içinde, diğer maden grupları için arama ruhsat süresi sonuna kadar, 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesi kapsamında vadesi geçmiş borcunun bulunmaması şartıyla Genel Müdürlüğün bütçesine gelir kaydedilmek üzere işletme ruhsat taban bedeli ve işletme ruhsat bedeli yatırılarak, yetkilendirilmiş tüzel kişilerce maden mühendisinin sorumluluğunda hazırlanmış işletme projesi ve bu projenin uygulanabilmesi için gerekli olan mali yeterliliğine ilişkin belgelerin ve aktif edilmiş tebligata esas kayıtlı elektronik posta adresinin (KEP) veya kurumsal elektronik tebligat sistemi (e-Tebligat) adresinin ruhsat sahibi tarafından Genel Müdürlüğe verilmesi zorunludur. Aksi hâlde talep reddedilir ve ilgili saha ihalelik saha konuma getirilerek ihale yolu ile ruhsatlandırılır. Projedeki teknik eksiklikler iki ay içerisinde Genel Müdürlük tarafından ruhsat sahibine bildirilir, eksiklikler yapılan bildirimden itibaren üç ay içinde tamamlanır. Eksikliklerini verilen sürede tamamlamayanlara 31.054 TL idari para cezası uygulanarak süre üç ay daha uzatılır. Bu süre sonunda projedeki teknik eksiklikleri tamamlamayanların talepleri kabul edilmez ve ilgili saha ihalelik saha konumuna getirilerek ihale yolu ile ruhsatlandırılır. Talebin kabul edilmemesi halinde yatırılan işletme ruhsatı taban bedeli iade edilmez, işletme ruhsat bedeli ise iade edilir. Taleplerin uygun görülmesi hâlinde bir ay içinde işletme ruhsatı düzenlenir.

Ruhsatların süre uzatım taleplerinde; ruhsat süresinin bitiş tarihinden en geç altı ay öncesine kadar, 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesi kapsamında vadesi geçmiş borcunun bulunmaması şartıyla Genel Müdürlüğün bütçesine gelir kaydedilmek üzere işletme ruhsat taban bedeli yatırılarak, yetkilendirilmiş tüzel kişilerce maden mühendisinin sorumluluğunda hazırlanmış işletme projesi ve aktif edilmiş tebligata esas kayıtlı elektronik posta adresinin (KEP) veya kurumsal elektronik tebligat sistemi (e-Tebligat) adresinin ruhsat sahibi tarafından Genel Müdürlüğe verilmesi zorunludur. Aksi hâlde talep reddedilir ve ilgili saha ihalelik saha konumuna getirilerek ihale yolu ile ruhsatlandırılır. Genel Müdürlükçe proje üzerinde veya mahallinde yapılan/yapılmış inceleme sonucunda tespit edilen, projedeki teknik eksiklikler ve süre uzatımı talebinde bulunulan ruhsata ilişkin vadesi geçmiş ruhsat harcı, ruhsat bedeli, çevre ile uyum teminatı ve Devlet hakkı gibi mali eksiklikler Genel Müdürlük tarafından ruhsat sahibine iki ay içerisinde bildirilir, eksiklikler yapılan bildirimden itibaren üç ay içinde tamamlanır. Eksikliklerini verilen sürede tamamlamayanlara 31.054 TL idari para cezası uygulanır. Ruhsat süresinin sonuna kadar eksikliklerin tamamlanmaması durumunda ruhsat süresi uzatılmaz ve bu alanlar başka bir işleme gerek kalmaksızın ihalelik saha konumuna getirilerek ihale yolu ile ruhsatlandırılır. Talebin kabul edilmemesi halinde yatırılan işletme ruhsatı taban bedeli iade edilmez. Süre uzatım talebinin uygun görülmesi hâlinde ise en geç ruhsat süre sonundan itibaren bir ay içinde işletme ruhsatının süresi, işletme ruhsatının süresinin bitim tarihinden itibaren uzatılır. Ruhsat süresi dolan ruhsat sahalarında maden işletme faaliyetleri yapılamaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, işletme ruhsatı taleplerinde, I. Grup (b) bendi ve II. Grup (a) ve (c) bendi madenler için ihale bedelinin yatırılmasından itibaren iki ay içinde, diğer maden grupları için arama ruhsat süresi sonuna kadar, ruhsat süresi uzatım taleplerinde ise ruhsat süresinin bitiminden en geç altı ay öncesine kadar 6183 sayılı Kanun’un 22/A maddesi kapsamında vadesi geçmiş borcunun bulunmaması şartı getirilmiş, işletme ruhsat taban bedeli ve işletme ruhsat bedeli yatırılması zorunlu tutulmuş, yetkilendirilmiş tüzel kişilerce maden mühendisinin sorumluluğunda hazırlanmış işletme projesinin, işletme projesinin uygulanabilmesi için gerekli olan mali yeterliliğine ilişkin belgelerin, aktif edilmiş tebligata esas kayıtlı elektronik posta adresinin (KEP) veya kurumsal Elektronik Tebligat Sistemi (e-Tebligat) adresinin Genel Müdürlüğe sunulması zorunlu hâle getirilmiş ve bu bilgi ve belgelerin eksikliği hâlinde talebin reddedileceği açıkça belirtilmiştir. Sayılan bu eksikliklerin bulunması hâlinde süre verilmemekte; ancak işletme ruhsatı taleplerinde işletme projesinde tespit edilecek teknik eksikliklerin giderilmesi için yapılacak bildirimden itibaren üç ay içinde tamamlanması, ruhsat süresinin uzatılmasına ilişkin taleplerde ise verilmesi zorunlu olan işletme projesinde tespit edilecek teknik eksikliklerin ve ruhsat harcı, ruhsat bedeli, çevre ile uyum teminatı ve devlet hakkı gibi mali eksikliklerin tamamlanması için ruhsat sahibine ruhsat süresi dolmadan önce ek süre verilmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 17’nci madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 41 sıra sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Kazım Arslan                     Müzeyyen Şevkin             Tahsin Tarhan

                  Denizli                                Adana                            Kocaeli

       Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                 Ahmet Akın                    Özgür Özel

                   Manisa                              Balıkesir                           Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Manisa Milletvekili Özgür Özel.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir kısmınızın buradan şahit olduğu, bir kısmınızın televizyonlardan izlediği ama hepinizin yüreğini yakan bir sürecin öncesi, yaşandığı süreç, sonrası ve bugün geldiğimiz nokta hakkında boynumun borcu olan bazı hatırlatmalar yapmak üzere kürsüdeyim.

Elimde baretler var. Bu baret, 29 Nisan 2014 günü, faciadan hemen önce, elime alıp da göstererek bir araştırma komisyonu kurulmasını önerdiğimde, o gün “Soma’nın madenleri Türkiye'nin en güvenli madenleridir.” diye araştırma komisyonuna ret oyunun verildiği baret. Maalesef facia yaşandı. On dört gün önceydi bu konuşma, on dört gün sonra bu baretle çıktık ve dedik ki 27 Mayısta: Bu ateş kırmızısı Soma’nın ateşi ama aslında iş güvenliği uzmanlarının taktığı baret. Eksiklik, sıkıntı buradaydı. “Gelin, bunları hep beraber düzeltelim.” dedik ve o gün hep birlikte ortaklaştık. Dedim ki o gün: “Bir gün Soma’nın madenleri güvenli olursa bu beyaz bareti elime alıp çıkıp bir konuşma yapacağım.” Sadece bu baretle gelmeyi çok isterdim ama durum böyle değil. Maalesef, bu beyaz bareti alıp “Madencilere verilen sözler tutuldu. Türkiye madenleri artık güvenlidir, hepimiz gönül rahatlığıyla evlatlarımızı madenlere gönderebiliriz.” diyeceğim gün bu değil; o gün gelirse, sözüm söz, yine bu bareti alır, gelir burada konuşurum.

Hep konuşuruz ya, o Komisyon kazadan sonra kuruldu. Bu Komisyonda o günkü 4 partinin emeği var. İYİ PARTİ yoktu ama içinde bulundukları parti de aynı tutumdaydı. Bu Komisyonda görev yaptık biz. “Soma Raporu” denen rapor bu arkadaşlar. Bakın, bu bareti kapağına koymuş, 301’in anısına da buraya “301” yazmış. Bu raporun içinde bizim -1.256 sayfa bu rapor- 250 sayfalık muhalefet şerhimiz var. Neden? Bir yerden sonra uzlaşamadık. MHP’nin de HDP’nin de var. Sendika-sermaye-siyaset üçgeninin 301 evladımızı nasıl yuttuğunu anlatmaya çalışınca ve siyaset ile sarı sendika, sermaye bağlantısında iktidar partisi bir yerden sonra yürümedi. Ama ben bu ayrılıkları değil, birlikte olduğumuz kısmı söyleyeyim: Tam 50 sayfa çözüm önerisi var, 130 makro öneri var bir daha bu madenlerde bunlar yaşanmasın diye. Çözüm önerilerinin 11 sayfa da özetini yapmışız hap gibi.

Üzüleceğiniz, şaşıracağınız bir şey söyleyeyim: Hepimizin emeğiyle ortaya çıkan bu rapordan sonra Maden Kanunu ve İş Güvenliği Kanunu değişti birkaç kez. Komisyonda sorduk: “Ya, bu rapordan neden yararlanmadınız?” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının o zamanki müsteşarı dedi ki: “Rapor henüz elimize geçmedi.” Öbürü de dedi ki: “Daha sonraki çalışmalarda değerlendireceğiz Sayın Vekilim.” Size samimiyetle söylüyorum, aksini iddia eden gelsin, baksın; bu rapordaki o 11 sayfalık önerinin 9-10 sayfası hiç düzelmedi, bir sayfasına baktılar bakmadılar.

Şimdi, bu madde, sonraki, ondan sonraki maddeler, mesela maden sahalarının redevansı kabul ederek… Bu rapor der ki: “Redevans olmasın.” Maden sahalarının bölünmesi… Bu rapor der ki: “Maden ruhsatları kesinlikle bölünmesin, hatta birleştirilsin, havza madenciliği olsun.” “Havza madenciliği olsaydı Soma yanmazdı.” diyor bu rapor. Bugün 20’nci maddede, 19’uncu maddede ruhsatların… Mesela bu maddede, şimdi üstünde konuştuğumuzda Bakanın bunu devlet iştiraklerine ihalesiz vermesi var. Sonra da onun devri mümkün oluyor.

Şimdi, havza madenciliği diyoruz. Bütün Soma’yı bir bütün olarak ele almadığımız için yanda eski bir işletmenin içinde sıkışmış gazı bilmiyoruz. Mesela Ermenek’te birisi gitmiş, madeni kazmış, ciğerini almış, çıkmış. Oraya su dolmuştu. Havza olarak ele alsak bilirdik onun orada olduğunu. Yıllar sonra bir başkası girdi. Orada ilerlerken bir yeri patlattı Ermenek’te, 18 evladımız boğularak öldü. Babasını hatırlıyor musunuz? Lastik pabuçlarıyla ağlıyordu amca orada. Havza madenciliği olsaydı bu olmazdı diyoruz ya, şimdi daha küçük parçalara, parçalara, parçalara bölündü. Bu rapora tamamen aykırı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Yani bu Meclis bazen kurmuyor, bazen kurmamasının haklı gerekçeleri olabilir ama bazen kurmadığına çok pişman oluyor araştırma komisyonlarını. Mesela 11 kere kurmadı, Gaziantep’te bir doktorumuzun böğrüne bıçak saplanınca hekime karşı şiddeti araştırıyoruz ama bir de kurduğu var, itirazlara rağmen uzlaştığı binlerce sayfa var, öneriler var ama bunu getiren… Eskiden olsa bakana hesap soracaktık, yok ama bürokrata hesap soracaktık, var ama söylenecek durumda değiller ama arkadaşlar, bu Meclisin bu emeği okunup da gereği yapılsa bir daha Soma olmaz. Samimiyetle söylüyorum, bütün inancımla söylüyorum, siyaset dışı söylüyorum: Madenlerimiz 13 Mayıs 2014 günü ne kadar güvenliyse bugün de o kadar güvenli, daha güvenli değil. Yeni bir facianın olmaması madencilerin analarının duasının karşılık bulmasındandır, başka hiçbir şeyden değil. Aynı veya benzer veya daha büyük facialar her an yaşanabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Müsaadenle Başkanım bitireyim.

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bu rapor, ayrıca Sayın Gül’ün döneminde Devlet Denetleme Kurulunun raporu ve benzer çalışmalar dikkate alınmadıktan sonra, o ateş kırmızısı kara baretler, yine, hepimize büyük üzüntüler, büyük yaslar, “Soma’yı unutursak yüreğimiz kurusun.” gibi laflar, sonra Soma’yı unutup gitmeler… Ben bunu hepimize bir ödev olarak söylüyorum, güçlü Meclis güçlü Meclisse yürütmenin Meclisin bu dediklerini yapması lazım, yapmıyorsa hangi kuvvet yaptırmıyor, o kuvvete karşı milletin gücünü bizim göstermemiz lazım. Bu, hepimizin yükümlülüğü. Diyeceğim bu kadardır. Hiçbir siyasi etkileşimi düşünmeden, bu gece, lütfen, yastığa başınızı koyduğunuzda “Biz bu raporun hilafına bu maddeleri nasıl düzenliyoruz, hangi kuvvet yaptırıyor, niye itiraz etmiyoruz ve bu işin içinden nasıl çıkarız?” diye düşünün, bize bir şey söylemeyin, kendi içinizde konuşun, bu işi çözün, yoksa analar çok ağlayacak.

Teşekkür ederim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1410) esas numaralı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

“İhalelik sahalar, kamu ihale kanununa uygun olarak ihtisaslaşmış Devlet Kuruluşlarına Bakanlık onayı ile verilebilir.”

                Ayhan Erel                         Hüseyin Örs Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                  Aksaray                              Trabzon                            Adana

           İmam Hüseyin Filiz                   Hasan Subaşı

                 Gaziantep                             Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere, Antalya Milletvekili Hasan Subaşı.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Özgür Bey’in çok güzel ifade ettiği gibi, Soma’dan hiç ders alınmadığını pekâlâ görüyoruz kanun hazırlanırken. Bugün 301 şehidimizi de rahmetle anıyoruz tekrar.

Ben de, Çevre Yasası konuşulurken Antalya’nın ormanlarının nasıl Madencilik Yasası’na kurban gittiğini anlatmaya çalışmıştım ve ÇED raporsuz, çok kolay izinlerle ruhsat alınarak genel müdürlükten, ormanların tahrip edildiğini, 2 dostumuzun, Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Ayşin Hanım’ın bu uğurda katledildiğini anlatmıştım. Ondan ders aldık mı derseniz, yine ondan da hiç ders almadık. Yine, ormanlarımızda çok kolaylıkla ruhsatlar alınabiliyor. Bugün tartışmalarda ruhsatların kolaylıkla iptal edildiğinden bahsedildi ama aslında ormanlarda seçip de “Burada taş ocağı yapıyoruz.” demek hepsinden kolay.

Bir de, madenciler özellikle ormanları ve yerleşim alanlarını seçiyorlar çünkü hazır yolu var, elektriği var, suyu var. Onun için, gidip 1/25.000’lik 4 nüsha haritayla orman bölge müdürlüğüne intikal ettiği zaman alınan izinle hemen maden faaliyeti başlıyor. Ormanlarımız tahrip olurken de böyle kahramanların -mücadelesiyle- katledildiğini de görüyoruz ve de ders almıyoruz.

Ben her konu görüşüldüğü için, güncel olması da nedeniyle, kendi yorumumu da katarak beka sorununa da girmek istiyorum çünkü can sıkıcı. Neden can sıkıcı? Neredeyse her gün hakarete uğruyoruz.

Türkiye 2 tane ilginç hükûmet sistemine maruz kalmıştır. Hükûmet sistemi, dünyada olmayan 2 hükûmet sistemi. Birisi bir asır önce Atatürk’ün Başkanlığındaki hükûmet sistemi, Meclis hükûmet sistemi, dünyada örneği olmayan bir Hükûmet sistemiydi. Türkiye’nin dört bir tarafından gelen milletvekilleri birlik beraberlik içinde, bir dayanışma içinde bir efsane yaratmışlardır, bir mucizeye imza atmışlardır. Bu neydi? Anayasa yapılmıştır, Kurtuluş Savaşı’nın karargâhı bu Meclis Hükûmeti olmuştur ve ardından da gerçek beka sorunu bertaraf edilerek yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Ve aynı Atatürk, o Meclisin Başkanı, Hükûmet sisteminin Başkanı, hemen ardından “Yurtta sulh, dünyada sulh” diyerek beka sorununu noktalamış ve savaştığı ülkelerin önerisiyle Nobel Barış Ödülü’ne müracaat edilmişti.

Şimdi, bugünkü Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi de ilktir, tektir, dünyada örneği yoktur. Bugünkü hükûmet sistemi ise sürekli beka sorunu yaratmaktadır hiç noktalamaksızın. Peki, bu beka sistemini yaratsın da bu Meclis çatısı altındaki rekabet eden partilere husumet aşılayarak, düşmanlık aşılayarak, bunu yapma yetkisi yoktur, kimsenin haddi de değildir. Kim diyebilir ki bana ya da buradaki milletvekillerine “Çıfıtsınız, illetsiniz, zilletsiniz, çete mensubusunuz, teröristsiniz, tehdit unsurusunuz.” Buna kimin hakkı var? Ben şahısım adına bunu reddediyorum, iade ediyorum, partim adına da kabul etmiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – İzninizle toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Anayasa’mızın 104’üncü maddesi bugünkü tarifinde şöyle der: “Cumhurbaşkanı devletin başıdır.” “Millî birliği temsil eder.” “Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Yani bugün birliğimizden, dirliğimizden, bütünlüğümüzden sorumlu Cumhurbaşkanı buradaki siyasi partilere ve milletvekillerine her gün yeni bir tanımla hitap edebilmektedir ve ben de diyorum ki: Türkiye'de beka sorunu yok ama ayrışmış, düşmanlaşmış toplumlarda, milletlerde gerçek beka sorunu vardır. Düşmanlık aşılanması, husumet aşılanması ve birliğimizin, dirliğimizin, milletin birlik ve dirlikten sorumlu liderler, siyasetçiler tarafından bölünmesi, ayrışması bugün Türkiye'nin beka sorunudur diyorum.

Hepinize saygı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 18’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.36

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 51'inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

41 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada bulunan 33 sıra sayılı Kanun Teklifi ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İzmir Milletvekili Binali Yıldırım’ın Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması Tarafından Kurulan Ortak Komite’nin Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın ‘Menşeli Ürünler’ Kavramının Tanımı ve İdari İşbirliği Yöntemleri Hakkında Protokol II’sini Değiştiren 1/2016 Sayılı Kararınının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/1364) ve Dışişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 13 Şubat 2019 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.38



(x) 41 S. Sayılı Basmayazı 5/2/2019 tarihli 48’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.