TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           46’ncı Birleşim

                                                                                  16 Ocak 2019 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mardin Milletvekili Ebrü Günay’ın, Mardin ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’ın, 13 Ocak Savunma Sanayii Müsteşarlığının 33’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, milletvekilinin emekçi halka karşı sorumluluğuna ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, her bireyin engelli adayı olduğuna, içinde bulunulan ekonomik kriz nedeniyle engelli çocuklar için hizmet veren özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin, kurum eğitmenlerinin, engelli birey ve ailelerinin ekonomik destek beklediklerine ilişkin açıklaması

2.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, sigara, alkol, uyuşturucu gibi bağımlılık yapıcı maddelerin kullanılmasını ve yayılmasını önlemek için Hükûmet tarafından çalışmalar yapıldığına ve gerekli tedbirlerin alındığına ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, emeklilikte yaşa takılanlar için “boş işler” ifadesini kullanmasından dolayı Cahit Özkan’ı kınadığına ve dolu işlerin ne olduğu konusunda vatandaşa açıklama yapmasını beklediğine ilişkin açıklaması

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, ÇAYKUR’daki mevsimlik işçilerin yılın tamamında istihdam edilmeyi beklediklerine, emekliler için intibak yasasının çıkarılması gerektiğine, sağanak yağış nedeniyle Canbolu Deresi’nin taşması sonucu çiftçilerin zarar gördüğüne ve DSİ’yi göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, sigarayı bırakma tedavisi alan hastalara herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sağlık Bakanlığınca temin edilecek ilaçlardan ücretsiz yararlanma imkânı tanındığına ilişkin açıklaması

6.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, Kadirli ve Sumbas ilçelerinde aşırı yağış nedeniyle su baskınları yaşandığına, devletin vatandaşın yanında olduğuna ve hemşehrilerine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

7.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, insanların sağlıklı olması ve sağlıklı kalması için çaba gösterildiğine, Kahramanmaraş ilindeki sağlık hizmetlerine ilişkin açıklaması

8.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya Eti Gümüş Maden İşleme Fabrikasında işten çıkarılan işçilerin mağduriyetine, Kütahya Belediyesinde kepçe operatörü olarak çalışan İbrahim Atalay’ın vefatının iş cinayeti olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, yargının siyasallaşmasının vahim sonuçlar doğurduğuna, anne-baba tutukluluğu konusunda Meclisin inisiyatif alarak yasayla düzenleme getirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel’in, Kütahya ve çevresinde yoğun kâr yağışı nedeniyle kapanan yolların açılması için il özel idaresi, Kütahya Belediyesi ve Karayollarının ekipler hâlinde çalışma yaptığına ve bu çalışmalar esnasında hayatını kaybeden kepçe operatörü İbrahim Atalay’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Cumhurbaşkanının ve AK PARTİ hükûmetlerinin esnafın yanında olduğuna ve olmaya devam edeceğine ilişkin açıklaması

12.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, yerli ve millî bir modelle dijital teknolojiye ulaşılması gerektiğine, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Deneyap Teknoloji Atölyesi Projesi’ni başlattığına ilişkin açıklaması

13.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 16 Ocak Atatürk’ün Osmaniye’ye gelişinin 94’üncü yıl dönümü vesilesiyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve tüm şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, sel felaketi nedeniyle zarar gören hemşehrilerine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

14.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, Türkiye'nin tarımda artık kendi kendine yeten ülke olmadığına, üreticiyi destekleyen tarım politikasıyla üretim yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, intibak yasasının ne zaman çıkarılacağını, aynı süre çalışıp aynı primi ödeyen emekliler arasındaki eşitsizliğin sebebini, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin ne zaman giderileceğini ve taşeron işçilerin tamamının ne zaman kadroya alınacağını Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Aydın ili Efeler ilçesi Kalfaköy Mahallesi’nde ADÜ Hastanesine ve zeytin alanlarına bitişik jeotermal santral kurma izninin neden verildiğini Çevre ve Şehircilik Bakanından, jeotermal atıkların insan sağlığı için tehlikesinin farkında olup olmadığını Sağlık Bakanından, Aydın’ın havasını, suyunu, toprağını, insanını zehirleyen JES’lerden vatandaşı koruma görevinin olup olmadığını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, tıp fakültelerinin genel bütçeden yeterli ödenek alamadığı için ekonomik sıkıntı içerisinde olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, şoför esnafının zor durumda olduğuna ve verilen sözlerin yerine getirilmediğine ilişkin açıklaması

19.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, bir FETÖ sanığının 2007’den sonraki Millî Piyango çekilişlerinde büyük ikramiyeleri kendi adamlarına çıkarttıklarını mahkemede itiraf edip etmediğini, yılbaşı büyük ikramiyesinin iktidara yakın bir iş adamına çıkartıldığı ve bu paranın da Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu bir vakfa aktarıldığı iddiasının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

20.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Suriyelilerin bazı illerde demografik yapıyı değiştirmeye başladığına ilişkin açıklaması

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın, Ege Bölgesi için Afyonkarahisar’a kurulacak hayvan giriş kontrol noktasının hayvancılık sektörüne katkı sağlamasının yanı sıra  istihdam imkânı yaratacağı için önemli olduğuna ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, iktidar grubunun EYT grubunu temsilen Genel Kurulu izlemeye gelenlerin varlığından rahatsız olmasından ümitlendiğine ve fırıncıların çalışma şartlarının iyileştirilmesi konusunda taleplerinin olduğuna ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, aşırı yağış nedeniyle Manisa’nın ilçelerinde meydana gelen zararın tespit edilerek mağduriyetin giderilmesi gerektiğine, çalışanların sosyal güvenlik ve iş mevzuatına yönelik önemli beklentileri olduğuna, güney sınırı boyunca Suriye’de güvenli bir bölgenin inşa edilmesi, teröristlerin bölgeden temizlenmesi ve Türkiye’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek hiçbir girişime fırsat verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

24.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, genç işsizlik rakamlarının âdeta ekonomik OHAL ilan etmeyi gerektirecek düzeyde olduğuna, sırf eleştiri yapıyor diye insanların görevinden uzaklaştırılmasını makul görmediklerine, Libya Parlamento Sözcüsü el-Maryami’nin Türkiye’ye yönelik ithamlarına, seçmen kayıtlarıyla ilgili tartışmaların seçime gölge düşürecek düzeyde olduğuna ve konunun ciddiyetle ele alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

25.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin mutlaka giderileceğine, Cerattepe’nin bir hukuk garabeti, çevreyle alakalı bir katliam olduğuna ve mücadeleye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

26.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, demokrasinin en ileri yönetim modeli olduğuna ve demokrasinin tam anlamıyla egemen olması hâlinde o ülkenin ekonomik olarak kalkınacağına, diplomatik olarak en nüfuzlu yere ulaşacağına, sosyolojik olarak da ulusal barışı hayata geçireceğine, 16 Ocak 1998’de Refah Partisinin kapatılmasıyla demokrasiye vurulan darbenin en baştaki mağduru Necmettin Erbakan Hoca’yı rahmetle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

27.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, Samsun Milletvekili Fuat Köktaş’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin  açıklaması

28.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Ordu ilinde meydana gelen fırtına nedeniyle birçok kamu binasının, meskenin, iş yeri ve aracın hasar gördüğüne, valilik, belediye, AFAD ekiplerinin durumu yakından takip ettiğine ilişkin açıklaması

29.- Bursa Milletvekili Yüksel Özkan’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık eski Bakanı söz verdiği hâlde ataması yapılmayan veteriner hekim, ziraat, gıda ve su ürünleri mühendislerinin atamalarının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

 

30.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in, cezaevlerindeki açlık grevlerine dikkat çekmek için Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in tutsak edildiği cezaevine doğru başlatılan yürüyüşte maruz kalınan orantısız polis müdahalesinin hukuki, siyasi ve ahlaki gerekçesinin olup olmadığını öğrenmek istediğine, cezaevlerinden kötü haberler gelmeden önce açlık grevinde olan tutsakların taleplerinin karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

31.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, Düzce Üniversitesinin hazırladığı Ankara-İstanbul Arası Hızlı Tren Projesi’nin incelenip incelenmediğini Ulaştırma ve Altyapı Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

32.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Ankara Milletvekili Şenol Bal’ın 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında Cumhurbaşkanını eleştiren, tiye alan bir yaklaşım içerisinde olmasını esefle kınadığına ilişkin açıklaması

33.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Ankara’nın Altındağ ilçesi Ulubey Mahallesi’ndeki mobilyacılar sitesinde çıkan yangında hayatını kaybeden Suriyeli işçilerin yakınlarına başsağlığı dilediğine, güvencesiz çalışan gençlerin ya hayatlarını kaybettiğine ya da maaşlarını alamadıklarına, betona değil insana yatırım yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

34.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in, Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu’nun “31 Mart seçim güvenliği” gündemiyle düzenlediği toplantıya Halkların Demokratik Partisinin davet edilmediğine ilişkin açıklaması

35.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 54’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, olmayan bir şeyi var gibi göstermenin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

38.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, yerel seçimlerin parametresi en farklı seçimlerden bir tanesi olduğuna ve pek çok farklı alanda çalışma yaptıklarına, insanların yaşadığı her problemin kendi meseleleri olduğuna ilişkin açıklaması

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve arkadaşları tarafından, Türk iş adamlarının yasa dışı yollarla yurt dışına sermaye transfer ettikleri iddialarının araştırılması amacıyla 8/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu ve arkadaşları tarafından, halka yüklenen zamların ve borç çevrim krizine ilişkin politikaların geliştirilmesi amacıyla 15/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

3.- CHP Grubunun, Adana Milletvekili Orhan Sümer ve arkadaşları tarafından, öğrenci yurtlarının sayılarının artırılması, güvenliklerinin sağlanması amacıyla 16/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 39 ve 40 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 2'nci ve 3'üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanması hâlinde Genel Kurulun 22, 23, 24, 29, 30 ve 31 Ocak 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına; 39 ve 40 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37)

 

VII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı 37) Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

16 Ocak 2019 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Mardin’in sorunları hakkında konuşmak isteyen Mardin Milletvekili Ebrü Günay’a aittir.

Buyurun Sayın Günay. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mardin Milletvekili Ebrü Günay’ın, Mardin ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mardin, bir Avrupa şehri olsaydı muhtemelen her sokağı, her evi korumaya alınır; içinde barındırdığı kültürlerin gelişimi ve zenginleşmesi için çalışmalar yapılırdı ama ne yazık ki Mardin hak ettiği şekilde korunmamakta, zengin Mezopotamya Ovası geliştirilmemektedir.

(Uğultular)

BAŞKAN – Sayın Günay, biraz bekleyin.

Değerli milletvekilleri, lütfen sessizliği sağlayalım, hatip kürsüde; uğultu var, onu bitirelim lütfen.

EBRÜ GÜNAY (Devamla) – Arap, Süryani, Ezidi, Mıhallemi ve Kürt halklarının dil ve kültürlerinin gelişimi için gerekli özen ve sorumluluk gösterilmemektedir.

Birkaç gün öncesi Mardin’de bir kar yağdı, böyle hepimizin olağanüstü beğendiği, kartpostallara konu olacak manzaralarla karşılaştık ama maalesef Mardin’de yaşayanlar aynı keyfi tadamadılar çünkü Mardin kayyumu kar yağmadan önce gerekli tedbirleri almadığından şehrin merkezinde birçok kaza gerçekleşti, araçlar saatlerce trafikte mahsur kaldı, elektrikler kesildi. Elbette hava şartları günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir ancak gerekli önlemlerin alınmasıyla yaşanacak mağduriyetler aza indirgenebilirdi. Mardin’e sadece 23 kilometre uzaklıkta olan Kızıltepe çarşı merkezi kayyumun yolları kazmasıyla beraber sekiz aydır aynı şekilde bırakılmış, kış koşullarıyla da beraber o yollar trafiği felç etmiş, vatandaşın mağduriyetini artırmıştır. Kızıltepe kayyumu var olan yolları kazıp eskisinden daha kötü bir hâlde bırakmayla neyi amaçlamaktadır? Buradan ben de kendisine soruyorum, acaba neyi amaçlıyor?

Kayyum demişken Mardin Büyükşehir Belediyesi kayyumu kent merkezinde tek yeşil alan olan Karayolları Parkı içindeki engelsiz yaşam park alanını özel bir işletmeye devretmiştir. Yeşil alanların çoğaltılması gerekirken ortak yeşil alanın bir kafe işletmesine kiralanması, kayyumun kente ve doğaya yaklaşımını ve daha da önemlisi engelli vatandaşlara yaklaşımını çok açık bir şekilde ifade etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Mardin Ovası’nda üretilen buğday protein ve besin değeri açısından dünyada birinci sıradadır. Buğday ihracatından Mardin ödül almış bir şehirdir. Kaldı ki Türkiye'nin ihracatının yüzde 40’ı Mardin’de gerçekleşmektedir. Ancak Ticaret Bakanlığı yaşanan döviz ve ekonomik kriz nedeniyle buğday ihracat yasağı getirmiştir. Gerekçe olarak ise yerli buğdayın, üretilen ürünlerin yurt dışına çıkması durumunda yurt içinde ekmek ve diğer gıda maddelerinin de pahalanacağı ve durumun enflasyonu yükselteceği gösterilmiştir. Oysa buğday dışında pahalanmayan hiçbir madde kalmamıştır. Ülkede ancak kıtlık, karaborsacılık veya seferberlik şartları söz konusu olduğunda buğday ihracatı yasağı getirilebilir. Bu ihracat yasağı, Mardin’de üretim yapan fabrikalara, çiftçi ve tüm tarım bileşenlerine büyük ekonomik kayıp yaşatırken sadece birkaç torpilli ihracat lobisini ve yandaşını zengin etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Nusaybin Devlet Hastanesinde kadın hastalıkları ve doğum polikliniğinde geçtiğimiz haziran ayından itibaren sadece bir doktor görev yapmakta. Bütün devlet hastanelerinin en yoğun polikliniği, herkes bilir ki kadın doğum polikliniğidir ama maalesef, tek bir doktor Mardin Nusaybin’de faaliyet yürütmektedir. Dolayısıyla hastalar başka illere ya da Mardin merkeze gitmek zorunda kalıyor. Bir an önce polikliniğe doktor atamalarının yapılması gerekmekte. Bunun yanında atılması gereken en önemli diğer adım ise Mardin Artuklu Üniversitesi bünyesinde bir tıp fakültesi açmak veya bir eğitim araştırma hastanesi kurmaktır ki bu, Mardinli hastaların sorunlarını en azından bir nebze olsa çözecektir.

Değerli arkadaşlar, İbrahim Akbaba 70 yaşında hasta mahpusken duruşma esnasında geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Buradan ailesine tekrar başsağlığı diliyorum. Dün ailesine, yaşamını yitirdiği duruşmada kendisi hakkında verilen adli kontrol kararı tebliğ edilmiştir, vefat eden İbrahim Akbaba’nın yurt dışı çıkış yasağı için gerekli olan adli kontrol hükümlerinin yerine getirilmesi istenmektedir. Aslında bu, hukuk durumumuzun, hukukun geldiği aşamayı, mahkemelerimizin çalışma biçimini gösteriyor. Gözü önünde vefat eden, gözü önünde ölümüne sebebiyet verdiği hasta mahpusun ailesine böylesi bir kararı tebliğ etmek kabul edilebilir bir durum değildir.

Diğer bir nokta ise İbrahim Akbaba’nın oğlu Lokman Akbaba yirmi iki yıldır cezaevinde ve maalesef ki müebbet cezası aldığı için babasının taziyesine gelmesine yasalar müsaade etmedi. Bu keyfî ve hukuk dışı uygulamalara son verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir insani görev güvenlik politikalarına ya da bir kolluğun insafına bırakılacak nitelikte olmamalıdır.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günay.

Gündem dışı ikinci söz, Savunma Sanayii Müsteşarlığının kuruluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’a aittir.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

2.- Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’ın, 13 Ocak Savunma Sanayii Müsteşarlığının 33’üncü kuruluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de Savunma Sanayii Müsteşarlığının kuruluşu hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı olarak Kasım 1985 te 3238 sayılı Yasa’yla kurulan kurum, 1989 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı adını almıştır. İlk Müsteşar Sayın Vahit Erdem’in 13 Ocak 1986 tarihinde atanmasıyla kurum faaliyete geçmiştir. Geçen hafta kuruluşunun 33’üncü yılını tamamlamış bulunmaktadır. Bu konuşmamda Sayın Vahit Erdem’in değerli katkılarıyla hazırlamış olduğum Türkiye’de savunma sanayisinin kısa tarihi hakkında bilgi sunmak istiyorum.

Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ekonomik gelişmeye ve yerli sanayinin gelişmesine çok kısıtlı imkânlara rağmen büyük önem vermekteydi. Özellikle savunma sanayisinin geliştirilmesi önemli hedeflerinden biri olmuştur. 1920’lerden başlayarak tank bakımı ve yenileme tesisi, helikopter montaj ve bakım tesisi, çeşitli tamir ve bakım atölyeleri, Gölcük Tersanesi ve Taşkızak Tersanesi, hava ikmal bakım tesisleri kurulmuştur. Ayrıca, hafif silah ve top tamir atölyeleri, fişek fabrikaları, mühimmat fabrikaları, çeşitli patlayıcı tesisleri, top ve tüfek üretim tesislerinin kuruluşları gerçekleştirilmiştir.

Daha sonra Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumuna dönüşecek olan Askerî Fabrikalar Genel Müdürlüğü 1920’lerde kurulmuştur. 1925’te Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi kurularak Alman Junkers firmasıyla yılda 250 adet uçak üretimi planlandı. Bu çerçevede, Kayseri’de uçak ve motor üretimi, Eskişehir’de tamir ve bakım hizmetleri hedef alınmıştır. Kayseri’de Amerikan firmasıyla 45 uçak ve Polonya firmasıyla 24 uçak üretimi gerçekleştirilmiştir.

Atatürk döneminde, 1925 yılında Türk Tayyare Cemiyeti -bugünkü adıyla Türk Hava Kurumu- ve 1935’te Türkkuşu Uçuş Okulu kurulmuştur.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında havacılık sanayisinin gelişmesinde özel girişimler de önemli yer tutmaktadır. Vecihi Hürkuş kendi geliştirdiği Vecihi-X15 uçağını üretmiştir. Nuri Demirağ kurduğu tayyare fabrikasında Nu.D-36 rumuzuyla geliştirdiği uçağı üretmiştir. Maalesef, bu girişimler gerekli desteği alamama sebebiyle teknolojik gelişim ve devamlılık sağlayamamışlardır.

Türkiye 1952’de NATO üyesi oldu. NATO üyeliğiyle birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO yardımlarıyla modernize edilmeye başlandı. NATO’nun askerî silah, araç ve gereç yardımı Türkiye’yi aynı zamanda rehavete de sürüklemiş oldu. Bu durgunluk ve rehavet dönemi 1963 Kıbrıs olaylarının başlaması ve 1974 Kıbrıs Harekâtı’na kadar sürmüştür.

İlk hamle, 1970’lerin başında Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurdukları vakıflarla başlatılmıştır. Hava Kuvvetleri Vakfı 1970’lerde yerli uçak üretmek üzere Türk Uçak Sanayiini (TUSAŞ), Kara Kuvvetleri Vakfı da 1975’de Askerî Elektronik Sanayiini (ASELSAN) kurmuştur. Bugün işletme hakkı devriyle gündemde olan Adapazarı Tank Palet Fabrikası 1973 yılında Palet Yenileme Atölyesi olarak hizmete girmiştir.

3238 sayılı SSM’nin kuruluş Kanunu, modern bir savunma sanayisinin geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin modernizasyonunun yerli imkânları geliştirerek sağlanmasını amaç almış ve bu hedeflere ulaşmak için de bütçe dışında önemli miktarda gelirleri olan Savunma Sanayii Destekleme Fonu kurulmuştur.

Türk Silahlı Kuvvetlerinden SSM’ye intikal eden ilk proje, Kara Kuvvetleri Komutanlığının harekât kabiliyetini artıracak zırhlı savaş araçları projesi idi. NUROL-FMC ortaklığı vasıtasıyla bu proje Ankara Gölbaşı’nda gerçekleştirildi. Daha sonra F16 savaş uçağı ve motor fabrikaları SSM Fonu’ndan desteklenerek süratle tamamlandı ve Ankara’da TAI, Eskişehir’de TEI imalata başladı. TAI’ye daha sonraları başlangıç eğitim uçağı, hafif nakliye uçağı gibi projeler de verilerek üretimi çeşitlendirildi.

Ayrıca, F16 elektronik harp sistemi, Amerikan LORAL firması ortaklığıyla yerli olarak MİKES firmasınca geliştirildi. Benzer şekilde HF/SSB Frekans Atlamalı Telsiz Projesi, mobil radar kompleksi, yerli ve yabancı firma ortaklığıyla hizmete geçirilmiş projelerdir.

1980’lerin sonlarına doğru savunma sanayisi alanında atılan en önemli adımlardan biri de ROKETSAN’ın kuruluşudur. Sanayileşmeye ilave olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin acil ihtiyacı olan genel maksat helikopterleri, Süper Kobra silahlı helikopterleri ve çok namlulu roket atarları gibi savunma gücümüzü artırıcı sistemler tedarik edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Altıntaş.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Teşekkür ederim.

9 Temmuz 2018 tarihli ve 703 sayılı KHK’yle Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı olarak yeniden yapılandırılan kurumun gerçekleştirdiği proje sayısı 562’ye ulaşmış ve bunların sözleşme bedeli 65 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Sektörün yıllık cirosu 6 milyar dolara ve ihracatı da 2 milyar dolara ulaşmıştır.

Bu alanda oluşan güveni ve sistemi güçlendirerek devam ettirmek büyük önem taşımaktadır.

Saygılarımla sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altıntaş.

Gündem dışı üçüncü söz, milletvekillerinin emekçi halka karşı sorumlulukları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Erkan Baş’a aittir.

Buyurun Sayın Baş.

Süreniz beş dakikadır.

3.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, milletvekilinin emekçi halka karşı sorumluluğuna ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, “milletvekillerinin emekçi halka karşı sorumlulukları” başlığıyla gündem dışı söz almış bulunuyorum.

Önce, izin verirseniz, neden gündem dışı söz almak durumunda olduğumu açıklamak istiyorum.

Milletvekillerimiz belki biliyor ama halkımıza da ifade etmemiz gerekiyor ki Meclisin İçtüzüğü hâlihazırda grubu olmayan partilere konuşma hakkını neredeyse tanımayan bir İç Tüzük ve biz, buradaki çeşitli faaliyetlerimizle söz hakkı almakla beraber, kürsüden konuşabilme hakkını esas olarak gündem dışı konuşmalarda alabiliyoruz. Bu nedenle gündem dışı söz almak durumundayız.

Burada, bu vesileyle fiilen açtığımız bu sorunun İç Tüzük’teki düzenlemeyle de kalıcı hâle getirilmesi konusundaki talebimizi yenilemek istiyorum. Zira, Türkiye İşçi Partisi için örneğin, burada konuşmak, partimizin sözünü söylemenin ya da bizim şahsi görüşlerimizi ifade etmenin ötesinde bir anlam taşıyor; milyonlarca işçinin, emekçinin, yoksulun, halkın sözünün bu kürsüde söylenebilmesi için bu düzenlemenin takipçisi olacağımızı ifade etmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, “milletvekilinin emekçi halka karşı sorumlulukları” dedik. Tabii, zor bir konu olduğunun farkındayız, belki de bu kürsüde ilk defa böyle bir konuda konuşma yapılıyor ama açık söylemek gerekirse bu, bizim başarımız ya da kendi kişisel tasarrufumuz olmanın ötesinde, Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran partinin milletvekillerinin, o parti grubunun başarısı. Zira, örneğin, bizim Parlamentoda bulunduğumuz geride kalan altı ay içerisinde yüzlerce yasal düzenleme yapıldı, yeniden kanunlar yaptık, düzenlemeler yaptık ancak bunların tek bir tanesinin bile işçi sınıfına, emekçilere, yoksullara, halka yarar sağlayan kanunlar olmadığını burada ifade etmek gerekiyor.

Örneğin arkadaşlar, bakın, kişisel bir tartışmaya tabii ki girmek istemiyorum ama dün burada bir tartışma yaptık emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili, 1’inci partinin grup başkan vekili dedi ki: “Abesle iştigal, boş işler bunlar.” Şimdi, grup başkan vekili grup adına konuşur, dolayısıyla grubun tümünün görüşlerini ifade ettiğini anlamamız gerekiyor ve maalesef bu yaklaşım, aslında genel olarak Parlamentodaki yaklaşımın devamı. “Nasıl olur, bu Parlamento bu ülkedeki milyonlarca insanın işini konuşmayacaksa ne konuşacak?” diye sormamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, altını çiziyorum; emekçilerin, yoksulların çıkarlarını gözeten bir tane bile düzenleme yapmadık ve maalesef biz biliyoruz ki bu bir tesadüf değil. Türkiye’de insanları çeşitli biçimlerde ayırmaya çalışıyorlar. Din, dil, ırk, cinsiyet ayrımıyla insanlarımızı ayırmaya çalışıyorlar ama hepimiz biliyoruz ki esas olarak iki tane sınıf var arkadaşlar: Patronlar ve işçi sınıfı. Ya patronlara hizmet ediyorsunuz ya işçilere, emekçilere, yoksullara hizmet ediyorsunuz ve biz, işte, esas olarak buna itiraz ediyoruz ve diyoruz ki: Eğer bir milletvekili kendisini esas olarak patronlara karşı sorumlu hissediyorsa, onların temsilcisi olan saraya karşı sorumlu hissediyorsa onun, halkın çıkarları lehine düzenleme yapması mümkün değil. Onun yapabileceği tek şey var: Otuz saniye; Genel Kurula koşarak gelir, el kaldırır, indirir ve ondan sonra Genel Kurulu terk eder. Böyle bir yaklaşımla emekçilere karşı sorumluluğu yerine getirmemiz tabii ki mümkün değil.

Arkadaşlar, bakın, birkaç tane gazete haberi okuyacağım size. Örneğin, 2018’de 1.923 işçi kardeşimiz iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş. Bu Meclise defalarca bu iş cinayetlerini araştırmak için önergeler geliyor, AKP oylarıyla reddediliyor. Bu Meclise, örneğin, emperyalizmin kanlı terör örgütü diye baktığımız cihatçı terörist örgütü IŞİD’le ilgili araştırma önergeleri geliyor, AKP oylarıyla reddediliyor. Ensar Vakfını araştıralım diyoruz, AKP oylarıyla reddediliyor. Tren kazalarını araştıralım diyoruz, asgari ücreti araştıralım diyoruz, asgari ücretten vergi alınmasın diyoruz, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını çözelim diyoruz; bunların hepsi, her seferinde aynı grubun el kaldırıp indirmesiyle reddediliyor. Bizim isyan ettiğimiz şey budur arkadaşlar.

Sevgili arkadaşlar, maalesef süremiz sınırlı, dolayısıyla sözlerimi toparlamak ve bitirmek zorundayım. Aslında bu vesileyle şunu yapmış olmayı amaçlıyorum: Bir taraftan ekranları başında bizi izleyen milyonlarca işçiye, emekçiye, yoksula şu anda Parlamentoda 1’inci grup sizi düşünmüyor, sizin dertlerinizle ilgilenmiyor demiş oluyorum; bir taraftan da aslında, anlayanlar için, önemli bir uyarıda bulunuyorum, patronlara ve para babalarına hizmet edenlerin işçilere ihanet ettiğini söylüyorum, saraya hizmeti temel alanların halkın yararına bir şey yapamayacağını söylüyorum, tarikatlarla, cemaatlerle beraber yürüyenler yoksulları cehenneme götürür diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN BAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, izin verirseniz toparlayayım.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Baş.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Tabii, zor iş arkadaşlar çünkü esas olan şudur: Bizi buraya kim getiriyor? Bizi buraya eğer halkımız, emekçiler, yoksullar getiriyorsa onlara karşı sorumlu oluyoruz ama sarayda atılan bir imzayla buraya geliyorsak saraya karşı sorumlu oluyoruz.

O yüzden diyoruz ki arkadaşlar… Hepimizin bildiği bir hikâye var: Çocuğun biri yaramazlık yapıyormuş, babası “Sen adam olamazsın.” diyormuş ona. En sonunda vezir olmuş. Bir gün babasını makamına çağırmış, babası demiş ki: “Ya ben sana vezir olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim.”

Şimdi, mesele şu arkadaşlar: Mesele, milletvekili olmak değil; mesele, milletin kendisi olabilmek; mesele, Flormar’da direnen kadın işçinin soğukta direnişinde yanında durabilmek; mesele, eşini maden kazasında kaybeden annenin çocuğunun geleceğini dert edinebilmek; özetle, arkadaşlar, mesele, milletin kendisi olabilmek.

Sarayın el kaldırıcısı el indiricisi değil, halkın vekili olalım diyorum. Patronların hesap tutucusu değil, emekçilerin hesap sorucusu olalım diyorum.

Saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baş.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim, bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin konuşma taleplerini karşılayacağım.

Sayın Barut…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, her bireyin engelli adayı olduğuna, içinde bulunulan ekonomik kriz nedeniyle engelli çocuklar için hizmet veren özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin, kurum eğitmenlerinin, engelli birey ve ailelerinin ekonomik destek beklediklerine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, toplumumuzun en dezavantajlı kesimini, kuşkusuz, engelli yurttaşlarımız oluşturmaktadır. Hepimizin birer engelli adayı olduğumuzu da asla unutmamamız gerekmektedir. Ülkemiz genelinde 350 bin engelli çocuğumuza hizmet veren 45 bin personel ve 7 bin ücretsiz servis aracıyla 2.500 kurum bulunmaktadır. İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz kurumlarımızı da derinden sarsmıştır, engelli çocuklarımız için hizmet veren özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri maalesef can çekişir hâle gelmiştir. Kurum eğitmenleri, işletmeciler ile engelli birey ve aileleri yapısal ve ekonomik destek beklemektedir. Bu kurumların kapanması demek, 350 bin engelli çocuğumuzun tekrar eve kapanması demek; eğitim öğretimden, sosyal ve kültürel gelişimden kopması, yaşama, hayata olan bağlarının zayıflaması demektir. Kurumların bireysel ve grup eğitim ücretleri artırılmalı, kalite ve verimlilik dikkate alınarak hizmet süreciyle ilgili sıkıntılar giderilmeli, sigorta, KDV, stopaj ve diğer vergilerde indirime gidilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

2.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, sigara, alkol, uyuşturucu gibi bağımlılık yapıcı maddelerin kullanılmasını ve yayılmasını önlemek için Hükûmet tarafından çalışmalar yapıldığına ve gerekli tedbirlerin alındığına ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Uyuşturucu madde kullanımı bünyede fiziksel ve psikolojik tahribata yol açarken aklı ve iradeyi işlemez hâle getirir, kişiyi de normal yaşam ve davranışlarından uzaklaştırır. Toplumda bağımlılık yapıcı sigara, alkol, uyuşturucu vesaire maddelerin kullanılmasını ve yayılmasını önlemek amacıyla Hükûmetimiz tarafından bir dizi çalışmalar yapılıyor, gerekli tedbirler ilgili bakanlıklar tarafından alınıyor. Tedavi olmak isteyen madde bağımlıları ve yakınlarının, hastanelere bağlı -yetişkinler için AMATEM, çocuklar için ÇEMATEM- alkol ve madde bağımlılığı tedavi merkezlerine ve psikiyatri kliniklerine başvurmaları hâlinde her türlü masrafları devlet tarafından karşılanarak tedavileri yapılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele, Danışma ve Destek Hattı ALO 191 yedi gün yirmi dört saat açık ve ücretsiz.

Uyuşturucuyla mücadele kapsamında başarılı operasyonlar yaparak özellikle okul ve çevrelerinde zehir tacirlerine göz açtırmayan güvenlik güçlerimize teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, emeklilikte yaşa takılanlar için “boş işler” ifadesini kullanmasından dolayı Cahit Özkan’ı kınadığına ve dolu işlerin ne olduğu konusunda vatandaşa açıklama yapmasını beklediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün emeklilikte yaşa takılanlar için “boş işler” diyen AKP grup başkan vekiline halkımızın tepkisi büyük. Ben de bu sözleri kınıyorum. Sayın grup başkan vekili “Yaş şartı olmalı ki bizim emeklilerimiz de Avrupa’daki emekliler gibi yüksek maaş alıp dünya seyahati yapsın.” diyor. Ben de soruyorum: Acaba hangi dünya seyahatinden bahsediyor; bu dünyadakinden mi, öbür dünyadakinden mi? EYT boş; enflasyon yüzde 20, işsizlik yüzde 12, soğan 7 lira, ıspanak 8 lira, elektriğe yüzde 100 zam, doğal gaza yüzde 97 zam, sarayın bütçesine yüzde 233 zam, Tank Palet Fabrikasının satılması… Sanırız bunlar da boş işler. Peki, dolu işler hangisi diye buradan sorarak vatandaşlarımıza açıklama yaparsa seviniriz diyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

4.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, ÇAYKUR’daki mevsimlik işçilerin yılın tamamında istihdam edilmeyi beklediklerine, emekliler için intibak yasasının çıkarılması gerektiğine, sağanak yağış nedeniyle Canbolu Deresi’nin taşması sonucu çiftçilerin zarar gördüğüne ve DSİ’yi göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

ÇAYKUR’da çalışan 9.500 mevsimlik işçi altı ay çalışıp on iki ay ev geçindirmeye çalışıyor. Bu şekilde 7 bin iş gününü doldurup emekli olmaları da imkânsız. İşsizlik Fonu’na kesinti yapılıyor ama bu fondan yararlanamıyorlar. Bu yüzden yılın diğer altı ayı için istihdam bekliyorlar. 9.500 ÇAYKUR işçisine derman olalım diyorum.

İkincisi: Yine, 2000 yılından sonra emekli olan vatandaşlarımızın maaşı, aynı gün ve primle emekli olanlara nazaran 700 lira civarı daha düşük ve geçinemiyorlar. Eşitlik ilkesine aykırı bu durumun giderilmesi ve bizim emeklimizin de Avrupalılar gibi gezip tozamasa da en azından insanca geçinebilmesi ve bunu istemesi hakkıdır diyoruz. Bu hakkın takipçisiyiz, intibak yasasının çıkarılmasını talep ediyoruz.

Son olarak da DSİ görevini yapamadığı için Karacabey’de her yıl olduğu gibi yine Canbolu Deresi taştı ve çiftçilerimiz zarar gördü. Geçmiş olsun diyor, DSİ’yi göreve davet ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

5.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, sigarayı bırakma tedavisi alan hastalara herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sağlık Bakanlığınca temin edilecek ilaçlardan ücretsiz yararlanma imkânı tanındığına ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sigara dünyada ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle her yıl dünyada 7 milyon, Türkiye’de de 100 binin üstünde insan yaşamını yitirmektedir. Dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon kişi de sigara dumanına maruz kaldığı için hayatını kaybetmektedir.

Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı tutumuyla AK PARTİ hükûmetleri zamanında sigarayla mücadele alanında bütün dünyaya örnek gösterilen çok önemli başarılara imza attı; Dünya Sağlık Örgütü tarafından tütün kontrolü alanında lider ülke ilan edildi.

Sigarayla mücadele konusunda atılan en son adım, Sayın Cumhurbaşkanımızın imzasıyla dünkü Resmî Gazete’de yayımlanan kararda sigarayı bırakma tedavisi alan hastaların herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın ilaçlardan ücretsiz yararlanacak olmasıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

6.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, Kadirli ve Sumbas ilçelerinde aşırı yağış nedeniyle su baskınları yaşandığına, devletin vatandaşın yanında olduğuna ve hemşehrilerine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün sabahın erken saatlerinden itibaren Kadirli ve Sumbas ilçelerimize bağlı Azaplı, Kerimli, Hacıhaliloğlu, Aydınlar ve Köseli köylerimiz aşırı yağış nedeniyle su baskınları meydana gelmiştir.

Osmaniye AFAD arama ve kurtarma ekiplerimiz hızlı bir şekilde olay yerine hareket etmişlerdir. Ekiplerimiz olaylara müdahaleye devam etmektedirler. Şu ana kadar olaylar nedeniyle bir can kaybı veya yaralı olmaması bizleri sevindirmektedir. Alanda AFAD, Devlet Su İşleri, il özel idaresi ve il Jandarma ekiplerimiz koordinasyon hâlinde görev yapmaktadırlar. Devletimiz vatandaşımızın her zaman yanındadır. Vatandaşlarımızın mağduriyeti inşallah en kısa sürede giderilecektir.

Can kaybının olmamasına sevinirken hemşehrilerimize büyük geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, Rabb’im daha beterinden korusun diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

7.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, insanların sağlıklı olması ve sağlıklı kalması için çaba gösterildiğine, Kahramanmaraş ilindeki sağlık hizmetlerine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

İnsanımızın sağlıklı olması ve sağlıklı kalması en büyük amacımız olup çabalarımız da bu yöndedir.

Kahramanmaraş’ımızda 1’i üniversite, 10’u kamu, 8’i özel olmak üzere toplam 19 hastane, 2.984 yatak; 2 ağız ve diş sağlığı merkezi, toplam 131 ünite; 37 adet 112 acil sağlık istasyonu, 6’sı kar paletli toplam 72 ambulans bulunmaktadır. Gereken yer ve zamanlarda hastalarımız ambulans helikopter ve uçaklarla da hastanelere taşınmaktadır. Toplam 11.961 sağlık personeli görev yapmakta, hemşehrilerimize hizmet vermektedir. İlimizde 2002’de 800 olan yatak sayısı 2018 itibarıyla yüzde 273 artarak 2.984’e yükselmiştir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Kasap…

8.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya Eti Gümüş Maden İşleme Fabrikasında işten çıkarılan işçilerin mağduriyetine, Kütahya Belediyesinde kepçe operatörü olarak çalışan İbrahim Atalay’ın vefatının iş cinayeti olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ocak ayında Kütahya Eti Gümüş fabrikasından 950 işçimiz çıkarıldı; özlük haklarını alamadan, kıdem ve ihbar tazminatlarını alamadan ve üç aydır maaşlarını alamadan bu karda kışta açıkta kaldılar. Dün de 5 ilde özelleştirme yapıldı, Tank Palet Fabrikası özelleştirildi. Özelleştirmede amaç üretimin artması, istihdamın artmasıydı; tam tersi oldu.

Ayrıca, çok zor şartlarda bu karda çalışan Kütahya Belediyesi çalışanlarından kepçe operatörü İbrahim Atalay kardeşimiz vefat etmiştir. Dün elim bir iş kazası sonucu iş cinayeti ortaya çıktı.

Siz boş işlerle uğraşırken garipler işsiz kalıyor, garipler aç kalıyor, garipler ölüyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu…

9.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, yargının siyasallaşmasının vahim sonuçlar doğurduğuna, anne-baba tutukluluğu konusunda Meclisin inisiyatif alarak yasayla düzenleme getirmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yargının siyasallaşması çok vahim sonuçlar doğurmaktadır. Bunlardan en büyüğü AK PARTİ iktidarının yönlendirmesiyle bunu emir telakki eden hâkimlerin aldığı anne-baba tutukluluk kararlarıdır. Anne-baba tutuklulukları günümüzde çok vahim, nesli tehdit eden sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Annesinden ayrılırken çığlık çığlığa ağlayan çocuklar, evde “Anne, anne” diye gezinen 2 yaşındaki bebekler yürekleri kanatmaktadır. Bana gelen bir iletide “Kızımın tutukluluk süresinde 2 torunumla geçirdiğim zamanda torunlarımın ‘Annem nerede? Ne zaman gelecek?’ soruları ve cezaevinde annelerinden nasıl ayrıldıklarını anlatmak çok zor.” diyor bir kişi. Bir başka kişi ise “Ağabeyim Mikail Kaya ve eşi Pembe Kaya 4 Aralık 2018’den beri farklı illerde tutuklular ve tutuklandıktan sonra kızları Nesibe’ye -2,5 yaşında- konuşma geriliği ve anksiyete bozukluğu tanısı konuldu.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Meclisimizin anne-baba tutuklulukları konusunda mutlaka inisiyatif alması ve bir yasayla buna düzenleme getirmesi gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Gazel…

10.- Kütahya Milletvekili İshak Gazel’in, Kütahya ve çevresinde yoğun kâr yağışı nedeniyle kapanan yolların açılması için il özel idaresi, Kütahya Belediyesi ve Karayollarının ekipler hâlinde çalışma yaptığına ve bu çalışmalar esnasında hayatını kaybeden kepçe operatörü İbrahim Atalay’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

İSHAK GAZEL (Kütahya) – Teşekkür ediyorum.

Dün, Kütahya ve çevresinde olumsuz hava koşulları ve yoğun kar yağışı etkili oldu. İl özel idaremiz, Kütahya Belediyemiz ve Karayolları, yolların açılmasıyla ilgili çok özverili ekipler hâlinde çalışmalar yaptılar. Bu çalışmalar esnasında Kütahya Belediyesi çalışanımız kepçe operatörü İbrahim Atalay, millete hizmet etmek için yol açma çalışması yaparken maalesef elim bir kaza sonucunda hayatını kaybederek bir görev şehidi olmuştur. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, mekânı cennet olsun. Ailesine ve yakınlarına sabırlar diliyorum, Kütahya’mızın başı sağ olsun.

Bu yoğun, olumsuz hava koşullarında, yoğun kar yağışı altında çalışma yapan tüm ekiplere de başarılar diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

11.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Cumhurbaşkanının ve AK PARTİ hükûmetlerinin esnafın yanında olduğuna ve olmaya devam edeceğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

2002 yılında 154 milyon lira olan Hazine destekli esnaf kredileri bakiyesi, 2018 yılında 31,1 milyar liraya yükseldi. Esnafa destek 202 kat arttı. 2002 yılında esnafa uygulanan faiz oranı yüzde 47’yken, bugün faiz oranı yüzde 5 seviyesine geriledi. Esnaf ve sanatkârların işletme ve yatırım kredisi ihtiyaçlarını karşılamak üzere Halkbank tarafından 2019 yılında yaklaşık 350 bin esnafımıza 22 milyar liralık kredi kullandırılacak. AK PARTİ hükûmetlerimiz, toplumumuzun omurgası olan esnafımızın daima yanında olmuş, olmaya da devam edecektir. Her zaman esnaf ve sanatkârın sesine kulak veren ve sahip çıkan, esnaf ve sanatkâr camiasıyla birlikte olan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Cora…

12.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, yerli ve millî bir modelle dijital teknolojiye ulaşılması gerektiğine, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Deneyap Teknoloji Atölyesi Projesi’ni başlattığına ilişkin açıklaması

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dijital çağda yaşıyoruz. Türkiye, yerli ve millî bir modelle dijital teknolojiye ulaşmalıdır. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın koordinasyonunda, 81 ilde 100 DENEYAP atölyesi kurulacağı duyuruldu. DENEYAP atölyelerinde yenilikçi bir eğitim modeli esas alınarak, tasarım, üretim, robotik kodlama, yazılım, enerji ve siber güvenlik teknolojileri, havacılık ve uzay, nanoteknoloji ve yapay zekâ gibi alanlarda hem teorik ve hem uygulamalı eğitimlerin ücretsiz verileceği Sayın Bakanımız Mustafa Varank tarafından açıklanmıştır. 12 ilde uygulanmaya başlanacak olan proje, 2020 yılında 81 ile yayılacaktır.

Başkalarının geliştirdiği bilim ve teknolojiyle rekabet gücümüzü geliştiremeyiz. Bu sebeple, kendi beyin gücümüzü destekleyecek, dünyayla rekabet edebilecek nitelikli insan gücünü yetiştireceğiz. Bu projenin uygulanmasında emeği geçen Sanayi ve Teknoloji Bakanımıza teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

13.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 16 Ocak Atatürk’ün Osmaniye’ye gelişinin 94’üncü yıl dönümü vesilesiyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve tüm şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, sel felaketi nedeniyle zarar gören hemşehrilerine geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Osmaniye’nin millî mücadelemizde yazdığı kahramanlık destanını yakından bilen, toplumun yüksek vasıflarına güvenen, kazanılan her türlü zaferin milletin eseri olduğunu ifade eden Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doksan dört yıl önce Osmaniye’ye yapmış olduğu ziyaretin gururu içerisindeyim.

Halkımız tarafından büyük bir coşkuyla karşılanan Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Osmaniye kasabasını ve buranın halkını ziyaret edebildiğimden çok memnun oldum. Halkın gösterdiği kalbî ve samimi tezahürattan fevkalade mütehassisim. Bu güzel kalpli, mert insanlar arasında daha ziyade kalmak saadeti için ayrıca fırsat arayacağım.” sözleriyle vatandaşlarımızı onurlandırmıştır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde Osmaniyeliler olarak dün olduğu gibi bugün de atalarımızın bize emanet ettiği bu cennet yurda her yönüyle sahip çıkarak millî iradenin, demokrasinin ve değerlerinin yanında olmaya devam edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve tüm şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyor, değerli hemşehrilerimi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Ayrıca, bölgemde sel felaketi nedeniyle zarar gören hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özer…

14.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, Türkiye'nin tarımda artık kendi kendine yeten ülke olmadığına, üreticiyi destekleyen tarım politikasıyla üretim yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye artık tarımda kendi kendine yeten bir ülke değil. Saman ithal etmek iktidarı bozmadı, şimdi de kuru soğan ithalatına başlıyor. Depo baskınlarıyla uyuşturucu muamelesine maruz kalan kuru soğanın fiyatı düşürülemeyince bir ithalat kararıyla gümrük vergisi sıfırlandı. Oysa ithalat çözüm değil; üreticiyi destekleyen bir tarım politikasıyla planlı ve sağlıklı bir üretime gidilmelidir. Mesela, gelecek yıl aynı sorun yaşanacak mı? Bir planlama yapılıyor mu? Yine ithalat mı çözüm olacak?

Hükûmet bugün için her konuda kendini haklı çıkarıyor ama ileride Meclis tutanaklarına bakan olursa diye not düşmek isterim: Değerli vatandaşlarımız, Erdoğan döneminde ülke kuru soğana bile muhtaç edildi. Bunlar Niğde’de soğan üreticisini küstürdü, Ukrayna’dan soğan ithal etti. Diyorlardı ki “Avrupa Birliğine gireceğiz.” ama girdikleri yer soğan depoları oldu.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

15.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, intibak yasasının ne zaman çıkarılacağını, aynı süre çalışıp aynı primi ödeyen emekliler arasındaki eşitsizliğin sebebini, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin ne zaman giderileceğini ve taşeron işçilerin tamamının ne zaman kadroya alınacağını Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına soruyorum:

1) Ülkemizde yıllarca çalışıp da 2000 yılı öncesi emekli olanların aldığı emekli ücretleri ile aynı süreler içinde çalışıp aynı primi ödeyen 2000 yılı sonrası emekli olan emeklilerin aldığı ücretler arasında önemli farklılıklar vardır. Bu farklılığın giderilmesi için intibak yasasını ne zaman çıkaracaksınız?

2) 2000 yılı sonrası emekli olan emeklilere düşük ücret ödenmesinin sebebi nedir?

3) Aynı süre çalışıp aynı primi ödeyen emekliler arasındaki bu eşitsizliğin sebebi nedir?

4) İktidarınızın yapmış olduğu uygulama nedeniyle emeklilikte yaşa takılanlar büyük mağduriyet yaşamaktadırlar. Bu mağduriyeti gidermek için ne zaman bir düzenleme yapacaksınız?

5) Taşeron işçilerimizden birçoğu kadroya geçirilememiştir. Kadro dışı bırakılmış olan taşeron işçilerimizin tamamı ne zaman kadroya alınacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

16.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Aydın ili Efeler ilçesi Kalfaköy Mahallesi’nde ADÜ Hastanesine ve zeytin alanlarına bitişik jeotermal santral kurma izninin neden verildiğini Çevre ve Şehircilik Bakanından, jeotermal atıkların insan sağlığı için tehlikesinin farkında olup olmadığını Sağlık Bakanından, Aydın’ın havasını, suyunu, toprağını, insanını zehirleyen JES’lerden vatandaşı koruma görevinin olup olmadığını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Aydın ili Efeler ilçesi Kalfaköy Mahallesi’nde ADÜ Hastanesine 300 metre uzaklıkta, zeytinlik alanların hemen yanı başında yasalara aykırı şekilde jeotermal santral yapılmak isteniyor. 3570 sayılı Yasa’da “Zeytinlik alanına 3 kilometreden yakın kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez.” denilmesine rağmen hukuk, insan sağlığı, doğa ve güvenlik hiçe sayılıyor. Birinci sınıf tarım alanı içerisine, birinci sınıf sulama alanı içerisine ve yerleşim alanlarına JES kurulamaz.

Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı, Aydın Kalfaköy’de ADÜ Hastanesine ve zeytin alanlarına bitişik jeotermal santral kurma iznini neden verdiniz?

Sayın Sağlık Bakanı, jeotermal atıkların insan sağlığı için ve hastanede tedavi gören yurttaşlarımız için doğurduğu tehlikenin farkında mısınız?

Sayın Tarım Bakanı, Aydın’ın havasını, suyunu, toprağını, insanını zehirleyen JES’lerden vatandaşı korumak göreviniz değil midir?

Sayın bakanlar, ne yazık ki toprak sizi kabul etmeyecek.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, tıp fakültelerinin genel bütçeden yeterli ödenek alamadığı için ekonomik sıkıntı içerisinde olduğuna ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, üniversite hastaneleri tıp fakültelerinin eğitim, araştırma ve uygulama merkezleridir. Esas varlık sebebi tıp öğrencisi ve uzmanlık öğrencilerinin eğitimidir. Aynı zamanda buralar uygulama merkezidir ve tedavi hizmeti vermektedir. Fakat tıp fakülteleri genel bütçeden yeterli ödenek alamamaktadır, kendi döner sermaye bütçesiyle işletilmektedir. Çok özel tedavi hizmeti veren tıp fakültesi hastaneleri ekonomik sıkıntı içerisindedir, gelirleri giderlerini karşılayamamaktadır ve hepsi borçludur. Borçları yapılandırılmalıdır ve genel bütçeden ek ödeneğe ihtiyaçları vardır, bu karşılanmalıdır. Aksi durumda, sağlık hizmeti ve tıp eğitimi zarar görecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

18.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, şoför esnafının zor durumda olduğuna ve verilen sözlerin yerine getirilmediğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Teşekkürler Sayın Başkan.

24 Haziran seçimlerinden önce, 1 Haziran 2018’de İstanbul Özel Halk Otobüsü Sahipleri ve İşletmecileri Esnaf Odasının toplantısında Sayın Erdoğan dolmuş esnafına müjde verdi, dedi ki: “Götürü usulden defter usulüne geçin, KDV’yi yüzde 18’den yüzde 1,5’a indirelim ya da gelir vergisinden indirim yapalım.” Bunu yapmadıkları gibi, hatta bunu vadederken başkanlık sistemine geçmenin de bu işi kolaylaştıracağını ifade etti. Başkanlık sistemine de geçti, üstüne de bir sürü ekonomik sıkıntılar oldu. Dolmuş esnafı zor durumda; yakıt fiyatları, taşıt fiyatları, ücretsiz taşınan yolcu oranı arttı fakat bu konuda hiçbir gelişme olmadı. Şu anda Ordu’da 320 esnaf beni dinliyor, hepsi zor durumda. Madem bizim sözlerimizi dinlemiyorsunuz -dün de yaşadık, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili vaatlerinizi yerine getirmediniz- bari kendi verdiğiniz sözleri tutun diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arık…

19.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, bir FETÖ sanığının 2007’den sonraki Millî Piyango çekilişlerinde büyük ikramiyeleri kendi adamlarına çıkarttıklarını mahkemede itiraf edip etmediğini, yılbaşı büyük ikramiyesinin iktidara yakın bir iş adamına çıkartıldığı ve bu paranın da Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu bir vakfa aktarıldığı iddiasının doğru olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yıllardır bu ülkenin donanımlı, birikimli, zeki, yurtsever çocuklarının alın teri, emekleri, gelecekleri, hayalleri çalındı. FET֒nün çocukları ise mevcut iktidarın desteğiyle soruları çalarak mülkiyeye, adliyeye, askeriyeye, devletin bütün kilit noktalarına yerleştirildi. Hatırlayınız, biz bu duruma isyan ettiğimizde “Sorular çalınıyor.” dediğimizde, o dönemin Başbakanı “Ne soruların çalınması? Çok güzel sınavlar yapılıyor.” diyordu.

Şimdi yeni bir iddia var. Buradan soruyorum: Bir FETÖ sanığının mahkemede, 2007’den sonra bütün Millî Piyango çekilişlerinde bir sistemle büyük ikramiyeleri kendi adamlarına çıkarttıklarını itiraf ettiği doğru mu? Şimdi ise aynı yöntemle yılbaşı büyük ikramiyesinin iktidara yakın bir iş adamına çıkartıldığı ve bu paranın da Bilal Erdoğan’ın yönetici olduğu bir vakfa aktarıldığı iddia ediliyor. Bu iddia doğru mu? Biliyoruz ki siz FET֒den, FETÖ de sizden çok şeyler öğrendi. Sizler aynı menzile farklı yoldan yürüyen tek yumurta ikizleriydiniz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz….

20.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Suriyelilerin bazı illerde demografik yapıyı değiştirmeye başladığına ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Suriyeliler bazı illerimizde demografik yapımızı değiştirmeye başlamışlardır. Kilis ilinden örnek vermek istiyorum: Belediye Başkanı şehir girişine astığı afişte nüfus dağılımını 93 bin Kilisli, 131 bin Suriyeli olarak belirtmiştir. 2018 yılı içinde toplam 4.111 doğum olayının 2.524’ü Suriyeli, 1.587’siyse Türk vatandaşıdır. Toplam 50.054 öğrencinin 24.376’sı Suriyeli, 25.678’i Türk öğrencidir. Ticaret ve sanayi odasına kayıtlı 950 firmanın 206’sı Suriyeli, 744’ü Türk’tür. Bunlar 5174 sayılı Kanun’a ve bağlı yönetmeliklere göre odada seçme ve seçilme hakkına sahiptir. Bugünlerde ticaret ve sanayi odasına yapılan kayıtların yüzde 80’i Suriye, yüzde 20’si Türk uyruklu kişilerden oluşmaktadır. Önlem alınmazsa bir süre sonra oda başkanının Suriyeli olması bizleri şaşırtmayacaktır.

BAŞKAN – Sayın Taytak…

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın, Ege Bölgesi için Afyonkarahisar’a kurulacak hayvan giriş kontrol noktasının hayvancılık sektörüne katkı sağlamasının yanı sıra istihdam imkânı yaratacağı için önemli olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET TAYTAK (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Afyonkarahisar ilimizin başlıca gelir kaynağı tarım ve hayvancılıktır. İlimiz küçükbaş hayvancılık kapsamında önemli bir gelir kaynağına sahiptir; pırlak, dağlıç, ramlıç ırkı koyun türleri bunlardan bazılarıdır. Biz Afyonkarahisar’da Ege Bölgesi için bir hayvan giriş kontrol noktası oluşturulmasını talep etmekteyiz. Bu şekilde, bu bölgemizin aynı Trakya bölgesinde olduğu gibi hastalıktan ari bölge olması sağlanabilir. Öte yandan, bu proje Ege Bölgesi ve Çanakkale ilimiz üzerinden İstanbul’a ve Trakya bölgesine gerçekleştirilen hayvan nakillerinin daha güvenli olması ve Trakya bölgesinin ari kalmasına katkı sağlaması yönünden de önemlidir. İlimiz konum itibarıyla Ege’nin giriş noktası olarak avantajlı bir yerdedir. Afyonkarahisar’a kurulacak bir kontrol noktası ilimiz hayvancılık sektörüne katkı sağlamasının ötesinde sunacağı istihdam imkânı yönüyle de tarafımızca önemli ve değerli görülmektedir.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi de grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk olarak, İYİ PARTİ Grubu adına Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Sayın Ağıralioğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ağıralioğlu.

22.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, iktidar grubunun EYT grubunu temsilen Genel Kurulu izlemeye gelenlerin varlığından rahatsız olmasından ümitlendiğine ve fırıncıların çalışma şartlarının iyileştirilmesi konusunda taleplerinin olduğuna ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulunda Cahit Bey’e söyledim, Genel Kurulla da paylaşmakta fayda gördüğüm için söylüyorum, dün EYT oylamasında EYT oylamasını kapalı yapmak istikametinde iktidar grubumuzun hassasiyet göstermesini çok beğendim. Ben bu tür taleplerimizle ilgili iktidar grubunun kalbini biraz yitirdiğini düşünenlerdenim. Ama dün EYT grubunu temsilen bizi izlemeye gelen arkadaşlarımızın buradaki varlığından iktidar grubumuzun mahcubiyet duymasından gerçekten ümitlendim. Demek ki hâlâ vicdanınıza, kalbinize dokunabileceğimiz bir yer var. Dolayısıyla biz bundan sonraki taleplerimizi de bu seçim sathında, bu, “Bizi açıktan oy kullanırken görmesinler.” mahcubiyetinin üzerine talep olarak size ifade edeceğiz. O yüzden dünkü reddedilen oylamanın hissemize düşürdüğü kâr budur. Çok bahtiyarım yani mahcup oluyor olmanızdan, birincisi bu.

Bir de bu fırıncılarla ilgili talebimiz dile getirildi. Bu talebin içerisinde dün bizim konuşmamızın peşine hatırı sayılır miktarda şöyle bir talep geldi, arkadaşlarımız buna kulak versinler lütfen: Fırınlarda çalışan arkadaşların çalışma şartları çok kötü. Yani bu fırınların hakkı hukukuna cümle kurulurken fırınlarda çalışan arkadaşlarımızın nöbetçilikleri, izinleri, günleri, hiçbir şeyleri yok, onların da çalışma şartları çok kötü, o mevzuda da bir talep var, biz bunu müşahhas hâle getireceğiz, Genel Kurulun takdirine sunacağız.

Arz ederim Genel Kurula.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağıralioğlu.

Sayın Akçay…

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, aşırı yağış nedeniyle Manisa’nın ilçelerinde meydana gelen zararın tespit edilerek mağduriyetin giderilmesi gerektiğine, çalışanların sosyal güvenlik ve iş mevzuatına yönelik önemli beklentileri olduğuna, güney sınırı boyunca Suriye’de güvenli bir bölgenin inşa edilmesi, teröristlerin bölgeden temizlenmesi ve Türkiye’nin güvenliğine tehdit oluşturabilecek hiçbir girişime fırsat verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz günlerde, 10-12 Ocak tarihlerinde, Manisa’da üç gün boyunca yoğun yağışlar yaşandı. Metrekareye düşen 200 kilogram ortalama yağış sonrasında sulama kanalları ve dereler taştı, Manisa Ovası âdeta sulara gömüldü. Merkez ilçelerin yanı sıra Saruhanlı, Turgutlu, Akhisar ilçelerinde de hasar oldukça büyüktür. Özellikle evlerinden tahliye edilmek zorunda kalan aileler ile tarım arazilerindeki hasarlar önemle ele alınmalıdır. Tarım arazilerinin yüzde 70’i sular altında kalmıştır. Manisa’da aşırı yağıştan kaynaklanan zararların bir an önce tespit edilerek vatandaşlarımızın mağduriyetlerinin giderilmesi gerekmektedir. Bu vesileyle Manisalı hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Sayın Başkan, yeni yılda, çalışanlarımızın sosyal güvenlik ve iş mevzuatına yönelik önemli beklentileri vardır. Başlıklar hâlinde belirtmemiz gerekirse: İşçi ile işveren haklarının dengeli bir şekilde korunması gerekmektedir. İşveren-işçi ilişkisinden kaynaklanan sorunların ortadan kaldırılması için ara buluculuk müessesesi yeniden gözden geçirilmelidir. Ülkemizin çalışma hayatını düzenleyen mevzuatlar gelişen ve değişen çalışma koşullarına adapte olacak şekilde yeniden revize edilmelidir. Mevcut mevzuat ve hukuk sisteminin birbiriyle çelişmemesi için taraflar bir araya gelerek uygulama ve karar verme argümanlarını gözden geçirmeli ve kıdem tazminatı sorunu da çözülmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Akçay.

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Suriye’de çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. ABD’nin çekilme kararı ve bölgedeki PKK/PYD varlığıyla başlayan tartışmalar ve gelişmeler güney sınırlarımız boyunca Suriye’de güvenli bir bölge inşa edilmesi hususunu gündeme taşımıştır. ABD ile Türkiye arasındaki görüşmelerde güvenli bölge inşasının netleşmesi beklenmektedir ancak bu süreçte dikkat çekmek istediğimiz çok önemli bir husus vardır: Güvenli bölge inşası, bölgede teröristlerin nefes alacakları bir ortam oluşturmamalıdır. Suriye’nin kuzeyindeki tampon bölge teröristlere kesinlikle can suyu olmamalıdır. Hele Irak’ın kuzeyinden Akdeniz’e ulaşacak bir terör koridoruna veya özerk bölge inşasına asla göz yumulmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teröristler bölgeden temizlenmeli ve sahada Türkiye’nin güvenliğine tehdit olabilecek hiçbir girişime fırsat verilmemelidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Bilgen…

24.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, genç işsizlik rakamlarının âdeta ekonomik OHAL ilan etmeyi gerektirecek düzeyde olduğuna, sırf eleştiri yapıyor diye insanların görevinden uzaklaştırılmasını makul görmediklerine, Libya Parlamento Sözcüsü el-Maryami’nin Türkiye’ye yönelik ithamlarına, seçmen kayıtlarıyla ilgili tartışmaların seçime gölge düşürecek düzeyde olduğuna ve konunun ciddiyetle ele alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, dün TÜİK genç işsizlik rakamlarını açıkladı, yüzde 22’li rakamlarla karşı karşıyayız. Burada özellikle ekonomik sorunlarla ilgili araştırma önergeleri… Evet, yani, teknik bir tartışma düzeyinde gibi görülüyor ve sosyal boyutu, uzun ve kalıcı tahribat oluşturacak boyutu ne yazık ki çok dikkate alınmıyor. Yüzde 22 alarm sinyalidir, yüzde 22 rakamı âdeta bir ekonomik OHAL ilan etmeyi gerektirecek düzeydir ama ne yazık ki bu konu ciddiyetiyle ele alınmıyor ve sadece bir ekonomi tartışması gibi görülerek sosyal boyutundan da uzaklaşılıyor.

Yine, Sayın Başkan, işten çıkarmalar, işten uzaklaştırmalarla ilgili zaman zaman somut örnekler veriyoruz. Elbette sorun, sadece kişilerin sorununu burada gündeme getirmek değil ama bunun üzerinden toplumda yanlış oluşan bir algıyı ve bir uygulamayı mahkûm etmek. Cemil Kılıç ilahiyatçı, sosyal medyadan birçoğumuz tanıyoruz ve muhtemelen görüşleri itibarıyla da en çok bizim partimize karşı açık eleştirileri var ama görüşlerinden dolayı görevinden uzaklaştırılmış olması asla kabul edilebilir bir durum değil. Hiç kimsenin, hangi görüşü savunuyor olursa olsun, sırf eleştiri yapıyor diye, sırf aykırı düşünceler savunuyor diye bir gazete tarafından hedef gösterilip ardından da görevden uzaklaştırılmasını makul göremeyiz, normal göremeyiz. Bu konuda ikna edici bir izahın, açıklamanın olması gerektiğini düşünüyoruz.

Yine, Sayın Başkan, Libya Parlamento Sözcüsü el-Maryami’nin doğrudan Türkiye’ye yönelik çok ağır ithamları var, sözleri var. Bilmiyorum, arkadaşlarımız ne kadar takip edebildiler ama Türkiye’yle ilgili çok somut ve çok ileri düzeyde iddialarda bulunuyor. İddialarından birisi, daha önce yakalanan silah yüklü gemilerle ilgili, 2 kez yaşandı bu süreç.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Türkiye'nin Libya’yı karıştırmak için silah sevkiyatı yaptığı iddiasında bulunuyor Parlamento sözcüsü. Türkiye-Libya dostluğu çok tarihî bir dostluktur ve elbette ki liderler değişir, iktidarlar değişir, partiler değişir ama Libya son on yılda çok travmatik bir süreç yaşamıştır, şu anda da fiilen bölünmüştür Libya, iç savaş yaşamaktadır, farklı bölgelerini farklı gruplar kontrol etmektedir. Libya’ya müdahale yapılırken Türkiye, NATO müdahalesine karşı çıkmış ama sonra oraya yönelik birtakım operasyonlarda Türkiye'nin taraf olduğu herkes tarafından, bütün dünya tarafından izlenmiştir. Libya’yla ilgili sergilenecek tavır sadece partiler arası, sadece hükûmetler arası ilişki değildir, toplumlar arası ilişkidir. Bunu bir güven bunalımına dönüştürmeye de hiç kimsenin hakkı yok. Bunun bedelini Türkiye'nin önümüzdeki on yıllar boyunca ödemek zorunda kalması da asla kabul edilebilir bir durum değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın lütfen.

Buyurun.

AYHAN BİLGEN (Kars) – El-Maryami iki konuya dikkat çekiyor Sayın Başkan: Biri, silah sevkiyatı ve iç karışıklıklarda Türkiye'nin taraf olduğu; ikincisi de gençleri -kendi ifadesiyle aktarıyorum- yoldan çıkaracak ahlak dışı dizilerin, Türkiye kökenli dizilerin Libya’da televizyon kanallarında yayınlanmasıdır. Bu konu, elbette ki toplumların değer yargılarıyla ilgilidir. Sadece turist çekme hevesiyle eğer bir başka sosyal soruna sebebiyet veriyorsak bu da galiba yüzleşilmesi gereken bir durum.

Son olarak Sayın Başkan: Dün burada araştırma önergesinde gündeme getirdik ama durum gerçekten vahim düzeyde. Siirt’te 5 bin civarında kaydı silinmiş seçmen var ve bunların tekrar kayıtlarının yapılması için arkadaşlarımız yoğun bir temas içindeler ama nüfus müdürü şehri terk etmiş durumda, orada da tek personel günde en fazla 70 kayıt yapıyor. İki gün var ve 5 bin kayıt silinmiş durumda. Bu tip sorunların çözümü konusunun galiba daha ciddi ele alınması gerekiyor, seçmen kayıtlarıyla ilgili tartışmalar, sildirmeler, kaydırmalar bu seçime gölge düşürecek düzeydedir. Bu konunun daha ciddi ele alınması için Genel Kurulun dikkatine sunuyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bilgen.

Sayın Bayraktutan…

25.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin mutlaka giderileceğine, Cerattepe’nin bir hukuk garabeti, çevreyle alakalı bir katliam olduğuna ve mücadeleye devam edeceklerine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerimin başında… Dün büyük bir beklenti içerisindeydi -kamuoyunda “EYT” diye tabir edilen- emeklilikte yaşa takılanlar. Bu konuda ne yazık ki Meclisten beklenen olumlu haberi alamadılar. Bu konuda yüce Meclisten kamuoyuna bir kere daha şunu seslenmek istiyorum: Her ne kadar dün bir yol kazasına uğramış olsa da, 1’inci partinin oylarıyla reddedilmiş olsa da bu gündemde kalacaktır, emeklilikte yaşa takılanlarla alakalı bu sorun mutlaka giderilecektir; önce onu ifade etmek istiyorum.

Ardından, Türkiye’deki önemli meselelerden biri, geçen dönemlerde Türkiye’yi meşgul eden, çevre mücadelesinin en önemli kilometre taşlarından biri olan Cerattepe. Cerattepe’yle alakalı olarak birçok kereler yaptığımız konuşmalarda şunu ifade etmiştim: “Eski Türkiye” ve “yeni Türkiye” diye tabir edilen bu düzende, eski Türkiye’de, ihaleye fesat karıştırmak ve arkasından, 6831 sayılı Orman Yasası’na muhalefetle alakalı suçlarda bu suçların sanık tarafında genelde gerçek kişiler olurdu. “Yeni Türkiye” tabir edilen bu düzende ise ne yazık ki bu suçlar –sanık tarafında- devlet tarafından işleniyor, ne yazık ki kamu görevlileri de alet oluyor. Vatandaş devlete karşı ormanı koruyor ve ihaleye fesat karıştırma suçları kamu görevlileri tarafından işleniyor.

Cerattepe’de böyle bir garabetle karşı karşıya kalındı. Bir paket ihale bir ilgili şirkete verildi. Yandaş müteahhit yargı kararlarını da kendine dayanak teşkil ederek… Şu anda Artvin’de hukuksuz bir şekilde maden çıkarma işlemiyle karşı karşıya kalınıyor. Artvin’de çevreciler, Artvin’de yaşayanlar buna karşı ciddi bir direnç göstermiş olmalarına rağmen...

İlginç olan şudur: Bu konuda çevrecilerin yapmış olduğu bütün bu direnç ve muhalefet, çevreyi yok etmeye ilişkin bu çalışmanın ortadan kaldırılmasıyla alakalı, ilgili daireler, ilgili kamu kuruluşları nezdinde yaptığı girişimler sonuçsuz kalıyor. Çevre müdürlüklerine, DSİ’ye suların pis akması nedeniyle ortada olan bu durumun engellenmesi için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bayraktutan.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – …birçok dilekçe veriliyor ama ne yazık ki duvara çarpıyorlar.

Daha ilginç olan bir şeyi söyleyeyim: Yandaş iş adamı olarak tabir edilen bu şirketin bekçiliğini ne yazık ki Türk Silahlı Kuvvetlerinin jandarmalarına yaptırıyorlar. Daha ilginç olanını da söyleyeyim -bunu komisyonda Jandarma Genel Komutanına, İçişleri Bakanına söyledim, “Bu devlet o kadar aciz midir?” dedim- bu yandaş iş adamı bu askerlerin iaşelerini kendi karşılıyor. Buna ilişkin yazılı soru önergeleri verdik ama ne yazık ki bugüne kadar bu soru önergelerimiz cevapsız kaldı.

Buradan bir kere daha haykırmak istiyorum, bir kere daha anlatmak istiyorum: Cerattepe bir hukuk garabetidir, çevreyle alakalı bir katliamdır. Bu katliama karşı Artvinlilerin bugüne kadar yaptıkları bu mücadele, sadece Artvin ölçeğinde değil Türkiye’deki çevre mücadelesinin en önemli mihenk ve kilometre taşlarından bir tanesidir. Bu mücadele için yola çıktığımızda şunu demiştik: “Cerattepe geçilmez, Artvin halkı yenilmez.” Bu mücadele her ne kadar sekteye uğramış gibi gözükse de sonsuza kadar devam edecektir. İlgili şirket oradaki alet edevatını alarak, o yapmış olduğu katliamı sona erdirerek Artvin’i terk edecektir. Bunu bir kere daha kamuoyuyla paylaşıyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bayraktutan.

Sayın Özkan, buyurun.

26.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, demokrasinin en ileri yönetim modeli olduğuna ve demokrasinin tam anlamıyla egemen olması hâlinde o ülkenin ekonomik olarak kalkınacağına, diplomatik olarak en nüfuzlu yere ulaşacağına, sosyolojik olarak da ulusal barışı hayata geçireceğine, 16 Ocak 1998’de Refah Partisinin kapatılmasıyla demokrasiye vurulan darbenin en baştaki mağduru Necmettin Erbakan Hoca’yı rahmetle yâd ettiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bilindiği üzere, demokrasi, insanoğlunun geliştirdiği en ileri yönetim modelidir. Tabii, tarihsel seyri içerisinde demokrasi zenginleştirilerek çoğulcu, özgürlükçü ve katılımcı niteliğe bürünmüş ve bugün insanlığa umut vadeden, sorunları çözen, ekonomik sorunları ortadan kaldıran bir yönetim modeli olarak öne çıkmıştır. Çoğulcudur çünkü farklılıkları zenginlik olarak görür. Özgürlükçüdür, sayısına ve sosyal, siyasi talebine bakmaksızın herkesin özgürlük taleplerini hayata geçirir. Katılımcıdır, kendi geleneğimizde de var olan istişare kültürünü hayata geçirerek en doğru kararları alma mekanizması olarak öne çıkmıştır.

Bunları niçin anlatıyoruz? Bakınız, bir toplumun, bir milletin ve bir devletin ekonomik, sosyal ve siyasi potansiyelini en ileri düzeyde ortaya çıkarmanın yöntemi olarak demokrasi öne çıkar. “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.” anlayışıyla eğer bir ülkenin millî iradesinin önündeki engeller kaldırılır, demokrasi tam anlamıyla egemen olursa o ülke ekonomik olarak kalkınır, diplomatik olarak bölgesel ve küresel ittifakların içerisinde en nüfuzlu yere ulaşır ve sosyolojik olarak da ulusal barışını hayata geçirir.

İşte, demokrasimiz tarih boyuncu sürekli tehdit altında olmuştur. Aslında demokrasimize karşı olan tehditlerin arkasında ülkemizin ekonomik potansiyelini bastırmak, diplomatik gerçekliğini zayıflatmak ve küresel bir güç olma mücadelesini engelleme girişimleri vardır. İşte, demokrasimize karşı yönelen tehlike ve tehditler tarih boyunca darbeler ve muhtıralarla var olagelmiştir. İşte bu darbe sürecinin maalesef en önemli yıpratıcı süreçlerinden birisi de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …28 Şubat 1997’de başlayan ve daha sonra Refah Partisinin kapatılması davasıyla devam eden ve 16 Ocak 1998’de de Refah Partisinin tamamen kapatılması süreciyle sona eren ve “bin yıl sürecek” diye ifade edilen 28 Şubat darbe teşebbüsüdür.

28 Şubat darbe teşebbüsü asla irtica, laiklik, çağdaşlık, gericilik denkleminde değil, bu ülkenin sosyal, ekonomik ve siyasi potansiyelini bastırmayı Toynbee “Osmanlı medeniyeti yıkılmış bir medeniyet değil, durdurulmuş bir medeniyettir.” diye ifade etmiştir. Cumhuriyetimiz ve demokrasimizle birlikte işte, tarihten beri dünyada egemen kıldığımız demokrasi, özgürlük, refah, güven ve barış iklimini devam ettirmeyi hep birlikte sürdürmeliyiz.

Bu vesileyle 16 Ocak 1998’te kapatılan ve demokrasimize vurulan o darbenin en büyük mağdurlarından olan başta rahmetli Necmettin Erbakan Hocayı rahmet, minnet ve hayırla yâd ediyorum. Ve yeniden bu ülkeye yönelecek bu tür tehlike ve tehditlerin yaşanmamasını temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Başkanım, bir cümlem var kayda geçmesini istiyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Ağıralioğlu, buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Cahit Bey’i dinledim, cevap olsun mahiyetinde bir cümle değil bu kuracağım.

Hükûmetin on altı yıllık siyasi vizyonunun arkasında 28 Şubatta yaşanan siyasi, idari, iktisadi savrulmanın ciddi katkıları var. Rahmetle, minnetle andığımız bir sürü mağduru vardır ama Hükûmetin boynuna borç olan bir şey daha vardır. 28 Şubat sürecinin keyfîliğinin gadre uğrattığı bir dünya adam 28 Şubat mağduru olarak cezaevlerindedir, yıllar geçti. Bunlarla ilgili hatırı sayılır hiçbir irade göremiyoruz, Hükûmetin boynuna borçtur. Eline her mikrofonu alanın, 28 Şubattan tevarüs edip getirdiği bugüne, siyasi kuvvete kalp ettiği onca mağduriyetin içerisinde, bedeli ödeyen, hâlâ ödemeye devam eden hatırı sayılır miktarda mağdur cezaevlerindedir. O hukukla hesaplaşılamamış, o mağduriyetlerin telafisi yoluna gidilememiştir. Hükûmetin 28 Şubat algoritmasının boynunuza yüklediği mesuliyet odur. O mevzuda hatırı sayılır bir irade ortaya koymak ve bu 28 Şubat sorumluluğunu onlara iadeiitibar yaparak göstermek, taçlandırmak zorundasınız.

Bilginize.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağıralioğlu.

Değerli milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve arkadaşları tarafından, Türk iş adamlarının yasa dışı yollarla yurt dışına sermaye transfer ettikleri iddialarının araştırılması amacıyla 8/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

16/01/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/01/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Lütfü Türkkan

                                                                                                                                        Kocaeli

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Dr. Arslan Kabukcuoğlu ve arkadaşları tarafından, Türk iş adamlarının yasa dışı yollarla yurt dışına sermaye transfer ettikleri iddialarının araştırılması amacıyla 08/01/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 16/01/2019 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Durmuş Yılmaz konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yılmaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Efendim, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz üzere, 1983 yılında Türkiye’de ödemeler dengesinin cari işlemler tarafı liberalleştirildi. İthalat, ihracat, görünmeyen işlemler devletin kontrolü altından, yine devletin kontrolü altında ticari bankalarımıza ve özel sektöre devredildi. Arkasından, 1989 yılında ödemeler dengesinin sermaye hareketleri tarafı da liberalleştirildi ve o günden bugüne sermaye hareketlerinin ülkemize girişi ve çıkışı yine devletimizin ilgili birimlerinin kontrolü altında serbest.

Ödemeler dengesi, Türkiye’de yerleşikler ile yurt dışındaki yerleşikler arasındaki işlemleri çift kayıt sistemiyle takip eden bir ekonomik veri seti. Buradan hareketle son yıllarda, özellikle son iki üç yılda ülkemizden sermaye çıkışlarının giderek hızlandığını, sermaye girişlerinin azaldığını görüyoruz. Ülkemize giren sermaye ve ülkemizden çıkan sermaye dediğimizde tabii bunlar yeknesak değil, bunların alt bileşenleri var. Bunlardan bir tanesi, yurt içinde yerleşiklerin yurt dışına ihraç ettikleri, oralarda iş kurmak, fabrika satın almak üzere doğrudan sermaye ihraçları; yine yurt içinde yerleşiklerin yurt dışındaki menkul kıymetleri almak üzere yurt dışına gönderdikleri paralar; öbür taraftan, yurt dışında yerleşiklerin ise Türkiye’ye gönderdikleri, bizim ithal ettiğimiz, onların ihraç ettikleri sermaye, yine doğrudan yabancı sermaye yatırımları, portföy yatırımları, bankalarımızın yurt dışından aldıkları sendikasyon kredileri ve özel sektörümüzün aldıkları krediler. Bütün bunların toplamı ülkemizdeki cari açığın finansmanında kullanılan enstrümanlar olarak karşımıza çıkıyor.

Cari açığının finansmanı yönünden kalitesine baktığımızda 2003 yılından 2006 yılına kadar önemli bir düzelme olduğunu görüyoruz. Cari açığın önemli bir kısmını doğrudan yabancı sermaye yatırımları şeklinde ülkemize gelen paralarla, sermayeyle finanse ettiğimiz ortaya çıkıyor, görülüyor fakat son zamanlarda -buradan da kastım özellikle 2014’ten sonraki dönemde- ülkemizden önemli miktarda -trende baktığımızda- sermaye çıkışı var. Bu sermaye çıkışının iki önemli nedeni olabilir. Bunlardan bir tanesi, bizim şirketlerimizin de uluslararası piyasalardaki olanaklardan, imkânlardan yararlanarak, sermaye götürdükleri ülkelerde köprübaşı tutarak orada Türkiye’nin yapacağı ihracatı daha kolay hâle getirmek, daha da artırmak ve dolayısıyla Türkiye’nin kazancını artırmak açısından olabilir ki bu, son derece desteklenmesi gereken doğru bir tutumdur.

İkinci bir husus ise Türkiye’deki sermayenin içeride birtakım idari sıkıntılarla, hukuki sorunlarla karşılaşmış olması veyahut da ileride karşılaşılacağı düşünülen sorunlardan hareketle, güvenin kaybolması ve bu kaybolan güvene bağlı olarak başının çaresine bakıp, kendisini daha güvenli hissedebileceği yerlere sermayesini çıkarıp, oralardan Türkiye’deki varlıklarını yönetmesi ve idare etmesi olabilir. Ki benim şahsi kanaatim, son, 2014 yılından sonra olan budur ve Türkiye burada kan kaybediyor.

Rakamlara baktığımızda, özellikle 2018 yılının ilk on ayında Türkiye’ye giren yabancı sermaye ile Türkiye’den çıkan yabancı sermayenin oranına baktığımızda son dört yılda artan bir oran var bunu oranladığımızda; şu anda bu oran 35,9. Bunun arkasında yatan şey, Türkiye’de bence hukuka olan güvensizlik, iş yapış tarzlarının ileriye yönelik olarak güven telkin etmemesi ve dolayısıyla sermaye sahiplerinin, mülkiyet hakları konusunda edindikleri endişeler. Bu endişelerden dolayı sermaye ülkeyi terk ediyor. Biraz önce söyledim, bunun iki nedeni olabilir. Şu anda birinci nedenden ziyade ikinci neden son derece baskın görünüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın lütfen Sayın Yılmaz

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Ve bunun çıkış yolu da şu: İlgili, yurt dışında bir şirket kuruyor, kurduğu şirketi, kendi sermayesini güya yabancının gelip Türkiye’de var olan bir fabrikayı satın alması veyahut da yeni bir yatırım yapması gibi o kurduğu şirketi Türkiye’den sermaye ihraç ederek satın alması ve bu satın alma sonucunda da Türkiye’deki varlıklarını yurt dışına transfer etmesi. Şu anda basında olanı biteni benim okuduğum kadar sizler de okuyorsunuz ve görüyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye’deki büyük holdingler Türkiye’den kaçıyorlar ve kaçarken de borçlarını Türkiye’nin üzerine bırakarak gidiyorlar. Gıda sektöründe faaliyet gösteren bir şirket bugün Türkiye’de önemli istihdam sağlıyor ama hangi açıdan bakarsanız bakın, yaptığı sermaye hareketleri sonucunda geldiğimiz nokta, bu şirket bir İngiliz şirketine dönüştü ve dolayısıyla Türkiye’deki yatırımları İngiltere’nin Türkiye’deki yabancı sermaye yatırımlarına dönüştü. Türkiye’de büyük işletmeler, büyük holding sahipleri bu yolu deniyorlar. Bunun da nedeni dediğim gibi ülkeye olan güvensizlik. Bu güvenin ortadan kalkması ve dolayısıyla bu tür işlemlerin niçin yapıldığının ortaya çıkarılması ve buna bağlı olarak hepimizin dikkatini çeken ödemeler dengesindeki net hata noksan dediğimiz kaynağı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayınız Sayın Yılmaz.

Buyurun.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) - …belirsiz dediğimiz bu paraların da gerçekten nereden, nasıl geldiğinin ortaya çıkarılması için bu önergeyi verdik. Dolayısıyla bu önergeye, 2002, 2003, 2004, 2005-2014’e kadar olan bu başarılı döneminizin üzerine gölge gibi düşen bu olayın aydınlanması için destek vermenizi istiyoruz. Çünkü bu, hayati bir mesele.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.

Öneri üzerinde söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’dadır.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, her gün duyuyorsunuz değil mi? Malta’dan vatandaşlık almışlar, Amerikan vatandaşlığına girmişler. Karadağ’da vatandaşlık kuyrukları var arkadaşlar; Karadağ, bakın, Avrupa Birliği üye adayı olmak isteyen bir ülkede vatandaş olmak için kuyruklar var. Peki, geçen gün bir liste çıktı, biliyorsunuz, değil mi? Malta’da anlı şanlı iş insanlarımız meğer vatandaşlık almışlar. Değerli arkadaşlar, gidin bakın, Malta’daki bankalarda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını görüyorsunuz, Panama’daki bankalarda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını görüyorsunuz, vergi cennetlerinin tamamında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları var. Hepsinin derdi ne? “Ya, arkadaş, şurada bir miktar birikimimiz var -büyük veya küçük- Türkiye’de de hukuk yok, her an vatandaşlarımızı hapse attıkları gibi, bizim birkaç kuruşluk tasarrufumuza da göz dikebilirler.” diyorlar ve bu anlamda, “Biz yatırımımızı iyisi mi yurt dışına çıkaralım.” diyorlar. New York Times geçenlerde bir makale yayımladı, “250 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir yılda Türkiye’den ayrıldı.” dedi, kıyamet koptu. Niye? “Yok efendim, 250 bin değilmiş, 134 bin kişiymiş.” Sanki 134 bin kişi… Ya, arkadaşlar, 134 bin kişi Avrupa’daki küçük bir devletin nüfusu kadar ya. 134 bin kişi ne demek, biliyor musunuz? Peki, her birinin -bu ciddi bir beşerî sermaye kaybı ve insan kaybı, buna elbette başta üzüleceğiz- ortalama 100 bin dolar götürdüğünü düşünseniz bu ülkeden, 10 milyarlarca dolar kaynağın bu ülkeden çıkması demek.

Değerli arkadaşlar, üç yöntemle para Türkiye’den çıkıyor, söyleyeyim.

Bir: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları kanunen yatırımlarını buraya da koyabilirler, yurt dışına da götürebilirler, kanuni bir engel yok, yasal olarak kazandığı parayı istediği yere transfer eder. Bu niye oluyor? Hukuk devleti olmadığımız için oluyor arkadaşlar. Az önce anlattığım gibi, güvenmiyor vatandaşlarımız bankalara da, ülkeye de, hukuk devletine de. Niye? Cumhurbaşkanı ne dedi ağustos ayında, kriz ondan patladı: “Eğer yurt dışına paranızı götürürseniz B planımız var, C planımız var.” dedi. Bu ne demek? B planı, parayı dondururuz; C planı, paraya el koyarız demek. Bunu duyan büyük iş insanları veya küçük tasarruf sahipleri paralarını alıp yurt dışına götürüyorlar arkadaşlar. Bir Cumhurbaşkanı bunu derse ekonomik krizi tetiklemiş olur ve tetikledi arkadaşlar. Şu anda yüz binlerce vatandaşımız parasını yurt dışına götürüyor.

Diğer bir yolu ne; yine yasal ya da gayri yasal olarak kazandığı parayı yurt dışına çıkarır iş insanları, ne yapar? “Back to back kredi” denir arkadaşlar buna; yurt dışına çıkarır parayı, parayı oradan buraya kredi olarak getirir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Paylan, tamamlayın lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) - Parayı orada teminat olarak tutar, kredi alır, parayı Türkiye’ye, şirketine kredi olarak sokar ve Türkiye’de, arkadaşlar, o kredinin faizini de gider olarak gösterir, vergiden düşürür. Aman da ne âlâ iş! 200 milyar doların bu şekilde yurt dışında tutulduğu söyleniyor arkadaşlar yani hem vergi cennetlerinde hem de “back to back” kredilerde; yani orada parayı çıkarıp, hem orada parasını güvenceye alıp, borcu da Türkiye’nin üzerine yıkıp hem faizini vergiden düşüp, arkadaşlar, ne âlâ iş yaparlar! Bu da araştırılmaya muhtaç.

Diğer bir yol nedir? Bir de arkadaşlar, burada o yandaş müteahhitlerinizin kazandığı kara paralar vergi cennetlerine gider; Panama’ya gider, Malta’ya gider, Man Adası’na gider; ve bu rakam da arkadaşlar, toplamda 300 milyar doların üzerinde. Yani Türkiye’de kazandıklarını yurt dışına çıkaran vatandaşlarımız var; bunların bir bölümü haktır, kızamayız vatandaşımıza çünkü maalesef, Türkiye bir hukuk devleti değil ama diğer boyutuyla, kaçak yollarla kaçıranları elbette incelemeliyiz. Bu çerçevede, bu önergeye sonuna kadar destek veriyoruz arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir cümle daha edeceğim.

BAŞKAN – Haydi, bağlayın artık Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Devamla) – Bitiriyorum.

Ama yalnızca bir eleştirim var İYİ PARTİ’ye: İYİ PARTİ önergesinde 4 sefer “iş adamları” demiş; iş adamları, iş adamları… Türkiye’de biz iş insanları diyoruz. Lütfen, bu önergedeki “iş adamları” ifadelerini “iş insanları” olarak değiştirin, hep beraber bu önergeye destek verelim.

Saygılar sunarım. (HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paylan.

Öneri üzerinde üçüncü söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, yerli sermaye… Şimdi, ben de diyeceğim ki: Yerli sermaye mi kaldı? Yani, bu ülke Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından savaş meydanlarında kuruldu ve kasada para yoktu. Üstüne, Osmanlı’nın borçları Düyun-ı Umumiye Kanunu’yla biliyorsunuz ta 1950’lere kadar ödendi, para biriktirildi, korkunç bir büyüme hızı yaratıldı, kamu iktisadi teşekkülleri oluşturuldu ama “Devlet bez mi satar, süt mü satar, et mi satar!” mantığıyla, şimdi sayacağım kurumların çoğu bizdeyken yabancıların eline geçti. Yerli sermayeyi konuşuyoruz, yerli sermaye kalmadı.

Örneğin “Babalar gibi satarız.” dediğiniz TEKEL, stoklarında tam 100 milyon liralık üzümle satıldı hem de 240 milyon dolara. Satın alanlar bunu 2,5 milyar dolara kadar sattılar. Demek ki fiyatı bu değilmiş. Hiçbir suçlu bulundu mu?

TELEKOM; Arap sermayesine sattınız, bugün bankalara devretmek için elinizden geleni yapıyorsunuz.

SEKA; bakın, kâğıt açığı var ülkemizde, keşke SEKA olsaydı.

Sümerbank… Süt Endüstrisi Kurumu; süt piyasasını dengeleyemiyoruz, keşke olsaydı.

Et ve Balık Kurumu; ha, adını değiştirdiniz, Et ve Süt Kurumu diye değiştirdiniz ama aslında özel sektör yönetiyor. Ne yapıyor? “Et ithalatı yapacaksınız.” diyor, gidiyor oradan hayvanları buluyor, Et ve Süt Kurumu sadece aracılık yapıyor. “Canlı hayvan bulacaksınız.” diyor, Et ve Süt Kurumu aracılık yapıyor, bu işi bunlar yapıyor.

Şimdi soğan; soğanları buldular, Bosna Hersek’i de kullanıyorlar, sıfıra çektiler, kim kazanıyor? Yine yandaşlar kazanıyor. Ha, yerli sermayeye bu şekilde kazandırıyorsunuz ama onlar yerli sermaye mi? Zaman yetmiyor tabii ki.

Elektrik dağıtım şirketleri… Şeker fabrikaları; sattınız birçoğunu, paraları ödeyemediler, nakit paraları yatıramadılar, üretici mağdur.

Savunma sanayisi; bakın, geçtiğimiz günlerde Tank Palet Fabrikasının önüne gittik, eylem yaptık, herkes mağdur.

TİGEM’ler; devletin bir sürü devlet üretme çiftlikleri vardı, çoğunu sattınız, “Buralarda verimsizlik var.” dediniz; keşke devam etseydi, keşke yerli tohumumuzu biz üretebilseydik, yerli damızlığımızı biz yetiştirebilseydik.

Limanları sattınız, bankaları sattınız, sigorta şirketlerini sattınız, araç muayene istasyonlarını sattınız. Daha sayabileceğim bir sürü orman işletmeleri var, devlete ait birçok kurumda hisseler vardı, oteller vardı, fabrikalar vardı, işletmeler vardı, tatil köyleri vardı; bunları sattınız, sattınız. Peki, para nerede? Para nerede?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın Sayın Gaytancıoğlu sözlerinizi.

Buyurun.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Bağlıyorum.

Para nerede? Neden biz bu kadar dışarıdan borç aldık? 129 milyar dolarla aldınız, 470 milyar dolarlara getirdiniz. Hani kurduğunuz fabrikaları, biraz sonra çıkın, bana “Şu fabrikayı da biz kurduk, şu fabrikayı da biz şuraya yaptık, şu kadar istihdam sağladık.” deyin, ben de sizin alnınızdan öpeyim.

Bitmedi, bir de özel sektör de artık yabancıların eline geçiyor. Bakın, sadece tarımdan örnek vereceğim. Kaç tane tavukçuluk şirketi Brezilya sermayesine, Amerikan sermayesine ve çok sevdiğiniz Katar sermayesine geçti. Tohum sektörü, bitkisel yağ sektörü, çok uluslu şirketlere geçti bunlar. Hepsi bunların yerli sermaye, yerli işadamları tarafından kurulmuş sektörler. Topraklar satılıyor, topraklar el değiştiriyor; bankaların aracılığıyla ipotekli krediler kullandırılıyor. İlaç şirketleri, marketler, market zincirlerinin çoğu yabancıların eline geçti. Yani şimdi, yerli sermaye kalmadı diyebiliriz. Yarın öbür gün bunların hepsini teker teker sizlerden geri alacağız, merak etmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitirdiniz mi Sayın Gaytancıoğlu?

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Aslında toparlamam için…

BAŞKAN – Yok artık. Eğer bitirdiyseniz, selamlamak için tekrar açıyorum.

Buyurun.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Evet, bunların hepsi bakın, çok zor koşullarda kazanıldı ama bu birikimler tekrar ekonomiye kazandırılmalı. Yerli sermaye son derece önemli. Devletin bu firmaları çok ucuza sattığını biliyoruz, sizlerin çok ucuza, yandaşlarınıza çıkar amaçlı devrettiğini biliyoruz. Ama bakın, vatandaş da burada çok mağdur. Örneğin, elektrik dağıtım şirketlerini sattınız; birçok köyde elektrikler kesiliyor. Eskiden çok çabuk arızaya gelen firmalar veya Türkiye Elektrik Kurumu yetkilileri artık gitmiyor. Niye? Biz özelleştik diyor. Her şeyi azaltınız, insanların gelirlerini düşürdünüz. O yüzden bu önergeyi sonuna kadar destekliyoruz.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gaytancıoğlu.

Öneri üzerinde son söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Fuat Köktaş’a aittir.

Buyurun Sayın Köktaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk iş adamlarının yurt dışına yasa dışı yollarla sermaye transfer ettikleri hususunda İYİ PARTİ’nin çok değerli milletvekili Sayın Arslan Kabukcuoğlu’nun vermiş olduğu Meclis araştırması önergesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

18’inci yüzyıldan itibaren dünyada değişen ekonomik şartlar, mal ve hizmet alımı, beraberinde rekabeti de getirmiş ve Türkiye de bu rekabete taraf olmuş ve bu yolu seçmiş, tercih etmiştir. Dolayısıyla, Türkiye dünyada gelişen ekonomik şartlara ayak uydurmak için birçok yasal düzenlemeler, serbest mal ve hizmet dolaşımının önünü açan birçok kanun değişiklikler bizden önceki hükûmetler tarafından, AK PARTİ hükûmetlerinden de önce hayata geçirilmiş ve Türkiye uluslararası sermayeye uygun bir hâle getirilmek için çalışmalar yapılmıştır.

Bu yabancı sermayeye, mal ve hizmet dolaşımına baktığımızda dünyada çok büyük ülkelerin sisteme dâhil olduğunu, Çin gibi, Almanya gibi, Amerika gibi ülkelerin bu sistemin içerisinde olduğunu net olarak görmekteyiz. Türkiye’nin herhangi bir ilinde, herhangi bir kasabasında, baktığımızda, aynı sektörde, üretim ve hizmet sektöründe yerli ve yabancı sermayelerin yan yana rekabet ettiklerini de net olarak görmekteyiz. Özellikle AK PARTİ iktidarları döneminde yabancı sermayenin önü açılmıştır. Eğer biz “Yabancı sermaye gelsin, yatırım yapsın, teknoloji versin, istihdam ve üretim artsın ve bunun yanında da ihracatı artıralım.” diyorsak yerli firmalarımızın da yurt dışına aynı şekilde yatırım yapmak ve oradaki teknolojiyi ülkemize taşımak, uluslararası firma olmak gibi hakları vardır. Eğer araştırma önergesinde iddia edildiği gibi, yasa dışı yollarla yurt dışına para transferi yapılıyor ise bunun ilgili kurumları, hesap soracak merci bellidir. Türkiye bir hukuk devletidir. Ellerinde bilgi, belge varsa ilgili adli kurumlara ve gerekli mercilere iletmek gibi bir sorumlulukları vardır. Dolayısıyla yurt dışına legal yollarla giden her firmayı biz yurt dışına para kaçırıyor diye...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Köktaş.

FUAT KÖKTAŞ (Devamla) - ...burada mercek altına alırsak o firmalarımıza haksızlık edeceğimizi düşünüyoruz.

Önergeyi veren partimizin çok değerli milletvekiline buradan şunu söylüyorum: Ellerinde yasa dışı yollarla yurt dışına para transfer edildiği iddia edilen bilgi, belge varsa kendileri bunu adli kurumlara iletsinler ya da buradan söz veriyorum, ben de bu işin takipçisi olmak üzere, belgeleri kendilerinden istiyorum ve grubumuz adına, araştırma önergesinin aleyhine olduğumuzu beyan ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Hangi konuda?

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Önerge sahibi olarak... “Böyle belgeler varsa bize verin.” dedi.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika süreyle açıklama yapın lütfen.

Buyurun.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Belgeleri komisyona versinler.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, Samsun Milletvekili Fuat Köktaş’ın İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın konuşmacı “Ellerinde böyle deliller varsa getirsinler versinler ya da bunun muhatabı biz değiliz, ilgili mercilere versinler, biz de takip edelim." dediler. Yalnız şu da gerçek ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konularda araştırma yapma yetkisi vardır. Benim söylediğim, Meclisin bu konuda sorumluluğuna sahip çıkması ve araştırmasını yapmasıdır. Gerekli araştırma yapıldıktan sonra eğer ki böyle bir şey olmadığı ispatlanırsa -ya da varsa tabii ki karşılığı olacaktır- böyle bir şey olmadığı gösterilirse o takdirde de namuslu firmalar için bu da bir kurtuluş olacaktır, onlar da töhmet altında kalmayacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu ve arkadaşları tarafından, Türk iş adamlarının yasa dışı yollarla yurt dışına sermaye transfer ettikleri iddialarının araştırılması amacıyla 8/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu ve arkadaşları tarafından, halka yüklenen zamların ve borç çevrim krizine ilişkin politikaların geliştirilmesi amacıyla 15/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/01/2019 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                   Ayhan Bilgen

                                                                                                                                          Kars

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

15 Ocak 2019 tarihinde İstanbul Milletvekili Sayın Erol Katırcıoğlu ve arkadaşları tarafından verilen 1298 sıra numaralı, Halka yüklenen zamların ve borç çevrim krizine ilişkin politikaların geliştirilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 16/01/2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Türkiye'de gerçekten ekonomiyle ilgili olarak, ekonomiden gelen işaretler gerçekten alarmda olmamızı gerektiriyor. En son, istihdam verileri geldi bildiğiniz gibi ve işsizlikte yine bir artış olduğu ortaya çıktı. Bunun dışında, sanayi üretiminde ekim ayı itibarıyla ciddi bir düşüş olduğunu görüyoruz. Bunun dışında, buğday, arpa vesaire gibi ürünlerin gümrük vergilerinin sıfırlanarak ithal edilmesiyle ilgili tedbirler aldığınızı görüyoruz.

Şimdi, arkadaşlar, bütün bunların özeti şudur: Türkiye'de yürütme özellikle Türkiye'nin ekonomik bir krizde olmadığını söylese de gerek ekonomiden gelen işaretler gerekse toplumun bize verdiği işaretler bunun doğru olmadığını, gerçekten ciddi tedbirler almamız gerektiğini söylüyor.

Şimdi, arkadaşlar, doğrusunu isterseniz ben bu araştırma önerisini gündeme getirdiğimde, nasıl diyelim… Sonuçta bir araştırma önerisi yani sonuçta “Türkiye'de ekonomi nasıl gidiyor? Ekonomide neler yapılmalı?” gibi soruların cevabını bulmak sanırım bu Meclisin temel görevlerinden biri. Çünkü biz eğer milleti temsilen gelmişsek buraya, Meclis milletin Meclisiyse o zaman bizim en azından yürütmeye ilişkin olmak üzere bazı konularda uyarmak, bazı konularda önerilerde bulunmak hakkımız ve görevimiz olduğunu düşünüyorum ama arkadaşlar, biliyorum ki bunu reddedeceksiniz, 1’inci parti olarak reddedeceksiniz. Bu da esasında şunu söylüyor: Burada fikirler konuşmuyoruz, herkes kendi pozisyonunu konuşuyor ve dolayısıyla da benim anladığım kadarıyla, içinden çıkılması son derece zor bir kaotik ülke yönetimi modeli ortaya çıkmış durumda.

Şimdi, benim elimde birtakım veriler var yapılan son zamlarla ilgili olarak, efendime söyleyeyim, ekonomiden gelen verilerle ilgili olarak. Gerçekten bunları yan yana getirdiğimizde bu önergenin bu Mecliste kabul görmesi ve dolayısıyla da bir araştırma önerisi çerçevesinde bir komisyon oluşturulması sanırım memleket için iyi bir şey olur diye düşünüyorum açıkçası ama demin de ifade ettiğim gibi, bunun olma olasılığı, maalesef, özellikle 1’inci partinin tutumu sebebiyle gerçekleşmiyor, gerçekleşmeyecek. Ama arkadaşlar, şunu söyleyeyim, bakın, bugün yürütmenin yaptığı iş, şöyle bir iş: İnanılmaz bir medya tekeliyle Türkiye’de işlerin iyi gittiğine dair büyük bir algı operasyonu yapıyor. Bunun teorik bir geri planı da var, onu da söyleyeyim: Ekonomide beklentiler, ekonomide güven gibi daha çok psikolojinin konusu olabilecek olan konuların, iktisat teorisinde, biliyoruz ki ekonomideki fiziki değerler kadar önemi var. O sebeple de özellikle 1980’li yıllardan sonra iktisat politikalarının uygulanmasında bu algı yönetimi meselesi önemli bir konu hâline geldi.

Tabii ki özellikle Batı dünyasında böyle tekelleşmiş bir medya olmadığı için orada bu işi yapmak o kadar kolay değil ama burada çok kolay yani kolay çünkü aşağı yukarı yüzde 95’i devletin yani Hükûmetinizin verdiği ihalelerle kontrol altında tutulan bir medya tekeli oluşmuş durumda. Dolayısıyla da bu algı operasyonunu yapıyorsunuz. Televizyonları açtığımızda, özellikle Hükûmete yakın kanalları açtığımızda, gerçekten, hani benim gerek olmadığını düşündüğüm, Türkiye'nin ekonomisinin kötüye gittiğine dair, işsizliğin arttığına dair işaretleri konuşmanın anlamı yok çünkü o televizyonlardan yansıyan düşünce, esas itibarıyla Türkiye'nin ekonomik olarak bir sorunu olmadığı, bütün sorunları aşmakta olduğumuz biçiminde bir yayın yapılmakta ve Türkiye toplumunun önemli bir kesiminde algı operasyonu yapılmakta.

O sebeple de, bu geldiğimiz nokta itibarıyla, gerçekten bu algı operasyonu benim anladığım kadarıyla sizleri de etkiliyor yani sizler de o algı operasyonunun içinde sanıyorsunuz ki işler kötü değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Katırcıoğlu.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - …tedbirler alınıyor, bazı vergi indirimleri yapıyoruz, zamlar yapılıyor ama öte yandan teşvikler yapılıyor vesaire vesaire ekonomide önemli adımlar ve kazanımlar elde edilecek diye düşünüyorsunuz ama yanılıyorsunuz arkadaşlar; böyle olmayacak. Siz de buradasınız, biz de buradayız; böyle olmayacak. Çünkü gerçekten bu algı operasyonu… Benim anladığım kadarıyla zaten yürütme öyle bir şey yaptı ki sizleri de terk etti esasında. Hani, bizleri terk etti, bizi o kadar önemsemiyor ama ben, Adalet ve Kalkınma Partisinin sıralarında oturan ve bu konuları düşünen arkadaşlarımızı da önemsemediğini düşünüyorum. Çünkü sarayda böyle bir mekanizma kurulmuş ve bu algı operasyonuyla en azından 31 Marta kadar bir gidişi, sorunsuz bir gidişi kendileri açısından oluşturmaya çalışıyorlar. Ama arkadaşlar 31 Mart çok yakın ve 31 Marttan sonra bunları tekrar sizlerle konuşacağız.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Öneri üzerinde söz sırası İYİ PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Tatlıoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, Meclisimizin kıymetli milletvekilleri; önümüzde bir önerge var. Bu önerge ne diyor? Diyor ki bu önerge: Türkiye’de ekonomik sıkıntılar var, Türkiye’de ekonomik kriz var ve bu kriz hane halkına yansıyor; bir geçim derdi var. Bakıyoruz var mı? Gerçekten bütün araştırmaların ortak noktası şu: Türkiye’de bütün partilere oy verenlerin toplam yüzde 74,6’sı ekonomi politikalarını doğru bulmuyor yani gerçekten böyle bir sıkıntı var. Peki, ne yapalım? Bu meseleyi konuşalım. Bu meselenin konuşulmasını özellikle Hükûmeti destekleyen partilerin sağlaması lazım. Konuşamazsak çözüm bulamayız. Var mı sıkıntı siz karar verin; sanayi üretimi 6,5 düşmüş, perakende -bugün açıklandı- 6,3 düşmüş, otomotiv yüzde 40 düşmüş ki bu ÖTV ve vergi indirimlerine rağmen. Otuz altı aylık bir krediye başvursanız -bankaların teklifi- 10 bin liralık kredinin faizi ne kadar biliyor musunuz arkadaşlar? 6.400 lirasını faize veriyorsunuz -yüzde 64, otuz altı aylık vadenin tüketici kredisi- 3.600’ü vatandaşa kalıyor. Nihayetinde “yok” deyince yok olmuyor, gözlerimizi kapatınca gece olmuyor, sadece biz görmüyoruz.

Bakın, 2019’a ait uluslararası değerlendirmeler de revize oluyor artık. Dünya Bankasının son raporunda Türkiye, İran ve Arjantin, üç ülkenin 2019 büyüme rakamları aşağı yönlü revize edildi. Daha önce yüzde 4 olan Türkiye rakamı yüzde 1,6’ya düştü. Bu çerçevede, sorunları konuşmazsak çözemeyeceğimizi söyledik.

Ayrıca, ciddi bir bilgi kirliliği var ve bunlar üzerine yanlış yorumlar yapılıyor. Mesela, bunlardan biri Sayın Erdoğan’ın ekonomik açıklamaları. Sayın Erdoğan ihracatın ithalatı karşılama oranlarını açıkladı ve 2018 yılına ait yüzde 75’lik bir orandan bahsetti. Doğrudur böyle bir oran, yüzde 75. Ama bakın Türk ekonomi tarihine, geçmişine, bu tür oranlar gerçekleşmiş mi? Gerçekleşmiş. Ne zaman gerçekleşmiş?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Tatlıoğlu.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – 5 Nisan krizinin olduğu 1994 yılında gerçekleşmiş, yüzde 77,8. Peki, yüzde 70’in üzerinde bir oran ne zaman gerçekleşmiş? 21 Şubat 2001 krizinin olduğu yıl gerçekleşmiş, yüzde 75,7. Başka ne zaman gerçekleşmiş yüzde 70’in üzerinde bir oran? 2009 krizinde, yüzde 72,5. Esasen derseniz ki “Türkiye’de ithalatın ihracatı karşılama oranı yüzde 75’i geçti…” Bugünkü ekonomik çizgide bu resmî olarak Türkiye’de geçmişle özdeşleşen bir krizin varlığını zaten bizzat söylemiş olmaktır. Rakamlar bunu söylüyor. Başka bir benzer rakam yok.

O nedenle, lütfen, Hükûmeti destekleyen partiler bu meselenin bu Mecliste konuşulmasını sağlamalılar ve sorunlarımızı konuşarak çözmeliyiz, bunun başka yolu yok. Burada konuşmayacaksak, burada çözüm bulmayacaksak bunun başka bir yerde daha sağlıklı çözüm imkânının olmadığını düşünüyoruz.

Saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tatlıoğlu.

Öneri üzerinde söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Murat Emir’dedir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Döviz-faiz-enflasyon kıskacında bir ekonomik durumda, finansal dengelerin altüst olduğu bir süreçte, maalesef ekonominin en büyük zararını, ekonomideki darboğazın en büyük zararını geniş kesimler, yoksul kesimler, işsizler, dar gelirliler, emekliler ve özellikle de kadınlarımız çekiyorlar.

450 milyar dolarlık dış borcunuz varsa, ekonominiz katma değer üretemiyorsa, döviz girdiniz olamıyorsa son derece kırılgan bir süreçten geçiyorsunuz demektir ve bu kırılganlığı sadece biz değil herkes görüyor. Sizler ne kadar saklamaya çalışırsanız çalışın, herkes bu kırılganlığın farkında. O kadar ki Trump size yani Türkiye Cumhuriyeti’ne, maalesef, bir gece yarısı “tweet”lerle “Sizi mahvedeceğiz.” diyebilecek cesareti gösterebiliyor. Ona bu cesareti veren aslında 450 milyar dolarlık dış borçtur. Değerli arkadaşlar, bu dış borç yapılırken nasıl yapılmıştır, ne şekilde gerçekleşmiştir diye bakarsanız, hiçbir şekilde büyümeye dönük, sanayiye dönük, işsizliği gidermeye dönük, yatırımlara dönük bir şey yapılmamıştır; Türkiye'nin kaynakları sonuna kadar betona gömülmüştür ve kurtarmak gerektiği zaman da ilk akla gelen, betoncular ve futbolcular olmaktadır. Oysa Türkiye'de kurtarılmayı bekleyen milyonlar vardır, işsizler vardır, kredi kartı borçluları vardır.

Bakın, kredi kartı borçluları meselesine kısaca değinmek isterim. Vatandaşımız 132 milyar lira kredi kartı borçlusu ve seçimlere giderken apar topar -ve anketler bozuk geliyorken- on altı yılda hiç hatırlamadığınız kredi kartı borçlularını anımsadınız bir anda ve onların bu borçlarını yeniden yapılandırmayı nihayet aklınıza getirebildiniz ancak bu bile çözüm olmayacak.

Bakın, saraydan şekillenen bir ihale ekonomisi, İhale Kanunu’nun delik deşik edilmesiyle ekonomide 5’li çeteye verilen ihaleler, onların taşeronlaştırdığı altyapı ve oradan tekrar saraya dönen bir talan ve vurgun ekonomisi; işte, Türkiye'nin özeti budur. Şimdi, seçimlere giderken anketler bozuk geldikçe paket üstüne paket açıyorsunuz ama bu paketlerin hiçbir işe yaramayacağını bilmek zorundasınız çünkü bunlar pansuman tedbirleridir; sorun yapısaldır, sorun sizin kurguladığınız talan ekonomisindedir. Bakın, krizin olduğu, finansal dengelerin çok bozuk olduğu ağustos döneminde vatandaşa “Dövizinizi bozdurun.” dediniz ancak anlaşıldı ki vatandaş size güvenmiyor ve dövizini bozdurmamış. Sonunda döndünüz, “Vatandaşın dövizini nasıl olur da alırız?” diye tasarladınız ve bulduğunuz çözümle vatandaşa “İhaleyle, yüzde 4,5 faizle dövizini getir.” dediniz, toplaya toplaya 200 milyon dolar toplayabildiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi Sayın Emir.

Buyurun.

MURAT EMİR (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu, aslında sizin Katar’dan aldığınız o uçak var ya, uçan saray var ya onun bir kanadı bile değil. Oysa yurt dışında ihaleye çıkıldığında dünyanın en yüksek dolar faizi veren, 7,68’le dolar faizi veren ülke durumuna getirdiniz Türkiye’yi. Şimdi, buradan baktığınız zaman Türkiye’yi açmaza soktunuz, bütün hedefiniz, bütün çabanız 31 Martı bir şekilde bulabilmek. Ondan sonra diyorsunuz ki: “Allah kerim, istediğimiz kadar acı reçeteyi bu millete içiririz.” Oysa şunu bilmelisiniz: Bu koşullar altında hiçbir yapacağınız pansuman tedbiri geçerli olmayacak ve milletimiz size 31 Martta hak ettiğiniz dersi verecek ve sizin de artık bu talan ekonomisinden vazgeçmeniz için başka bir seçeneğiniz kalmayacak.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Emir.

Öneri üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Nilgün Ök’e aittir.

Buyurun Sayın Ök. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA NİLGÜN ÖK (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz, ülkelerin başarısının gerisinde sabır, azim ve mücadele vardır. Ülkemiz ekonomide, diplomaside, demokrasi kültürünün yerleşmesinde, sağlanan istihdam ve yapılan yatırımlarla, dünya ülkelerinin gıptayla baktığı büyüme oranlarıyla istikrarlı bir kalkınma sürecini yakalamışken maalesef ki bu süreçte Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen içerideki ve dışarıdaki güç odakları eliyle ülkemiz son yıllarda çok sayıda iç ve dış ataklara maruz kalmıştır. Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi, hiçbir zafer altın tepside sunulmaz. Türk ekonomisinin son on altı yılda IMF’den bağımsızlığını ilan ettiği, faiz oranının ülkemiz tarihinin en düşük seviyesini gördüğü günden itibaren başlayan, 15 Temmuz hain darbe girişimi ve artan terör saldırıları ekonomimizde planlanan yapısal dönüşümlerin gerçekleşmesine maalesef fırsat verememiştir.

Uluslararası piyasaya baktığımız zaman da, uluslararası ticaret hacmi 2018 yılında ABD ve Çin arasındaki ticari gerilimler nedeniyle ivme kaybederken güçlü görünümün zayıfladığını görebilmekteyiz. Tüm bu olumsuz gelişmelere ek olarak küresel finansal koşullardaki dalgalanmaların da etkisiyle makroekonomik istikrarı zarar gören ülkemizde, doğrudan Türkiye ekonomisini ve Türk lirasını hedef alan spekülatif saldırılar neticesinde Türk lirası değer kaybetmiştir. Söz konusu planlı saldırıları bertaraf etmek amacıyla ülkemiz bu spekülatif ataklara karşı etkin bir mücadele içerisine girmiştir. Bir gecede yükselen dövizle başlatılan ekonomik savaşa karşı topyekûn bir birlik ve beraberlikle, alınan tedbirler kısa sürede olumlu etkisini göstermeye başlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu dalgalı dönemde ekonomimizi 2023’lere doğru taşıyacak Yeni Ekonomi Programı’yla ilk etapta istikrarı güvence altına almayı ve enflasyon ile cari açığı düşürmeyi hedefledik. Aralık ayı itibarıyla tüketici enflasyonu bir önceki aya göre yıllık bazda yüzde 1,32 puan gerileyerek yüzde 20,30 olarak gerçekleşmiştir. Bugünkü geldiğimiz noktadaysa Hükûmet olarak attığımız adımlar sayesinde ekonomimizdeki iyileştirme ve normalleştirmeyle ilgili mücadelemiz hızla devam etmektedir. Bakın, en son gerçekleşen on yıl vadeli tahvil ihracımıza 5 milyar dolar talep geldi. Bu, yatırımcıların ekonomimize olan güvenini bir kez daha ortaya koymuştur. Ağustos sonundan bugüne kadar döviz kurunda yaklaşık yüzde 20 iyileşme kaydedildi. Yıllık ihracatımızda 168,1 milyar dolarla tarihî rekor kırılmış durumda.

Bu süreçte tabii ki iş dünyasına ve vatandaşlarımıza yönelik kolaylıklar da getirdik. Kredi kartı borcunu ödemekte güçlük çeken vatandaşlarımıza yönelik kredi paketi devreye alındı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Ök.

NİLGÜN ÖK (Devamla) – Yirmi dört aya kadar aylık yüzde 1,1; altmış aya kadar yüzde 1,2 gibi düşük bir faizle yapılandırarak vatandaşlarımızın nefes almasını sağlamaktayız.

Geçtiğimiz günlerde, yine, Hükûmet olarak KOBİ Destek Programı’nı açıkladık. Bu paketle imalat ve ihracat sektöründeki işletmelere azami 1 milyon TL, diğer ticaret ve hizmet sektörlerindeki firmalara azami 500 bin TL’lik kredi verilecektir. Bu da, kabaca, asgari 20 ila 40 bin işletmemize dokunacağız anlamına gelmektedir. Altı ay anapara ödemesiz, toplam otuz altı ay vadeli, aylık 1,54 faiz oranıyla bu kredi katılımcı bankalarımız tarafından kullandırılacaktır. Buradaki asıl hedefimiz, KOBİ’lerimizin katma değeri yüksek ürünler üretmesini sağlamaktır, aynı zamanda KOBİ’lerimizin likiditesini artırmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime burada son verirken -hedefimiz- 2019 yılı mali disiplinden taviz verilmeden, enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdüğü ve 2023 hedefleri doğrultusunda yapısal reformların hayata geçirileceği bir yıl olacaktır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ök.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Adana Milletvekili Orhan Sümer ve arkadaşları tarafından, öğrenci yurtlarının sayılarının artırılması, güvenliklerinin sağlanması amacıyla 16/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 16 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

16/1/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/1/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Engin Altay

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Adana Milletvekili Orhan Sümer ve arkadaşları tarafından öğrenci yurtlarının sayılarının arttırılması, güvenliklerinin sağlanması amacıyla 16/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (697 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 16/1/2019 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Orhan Sümer konuşacaktır.

Buyurun Sayın Sümer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ORHAN SÜMER (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partimizin grup önerisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gençlik hepimizin gelecek umududur. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Bütün ümidim gençlerdedir.” diyerek onlara olan güvenini göstermiş, Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza dek koruyacak ve geliştirecek olanın da gençlik olduğunun altını çizmiştir.

Değerli milletvekilleri, şurası bir gerçektir ki gençlerini önemsemeyen, geleceğine yatırım yapmayan hiçbir ülke gelişemez. Gençlerini ekonomik ve sosyal hayata katmayan, eğitimine önem vermeyen, onlara hak ettikleri istihdam alanlarını açmayan hiçbir ülke ayakta kalamaz. Bugün, her 5 gençten 1’inin işsiz olduğu, genç işsizliğinin yüzde 22,3’e yükseldiği ülkemizde gençlerimize bakıp istihdam alanı açtığımızı söyleyebilir miyiz? Bugün, diplomalı işsizliğin rekor kırdığı ülkemizde gençlerimize bakıp eğitim olanaklarından yararlandıklarını söyleyebilir miyiz? Eğitimdeki sorunlar her geçen gün artmakta, bir kar topu gibi büyümektedir. Paralı hâle getirilen eğitim, giderek laik, bilimsel ve çağdaş temelden uzaklaştırılmakta, vakıflara, derneklere devredilmek istenmektedir. Yoksul ailelerin çocukları eğitimden uzaklaşmakta, uyuşturucu başta olmak üzere her türlü suça sürüklenmektedir. Yükseköğrenim şansını yakalayanlar ise yurt, kredi, burs gibi sorunlarla boğuşmaktadır, özellikle barınma konusu kangren hâline gelmiştir. Bugün, her 5 üniversite öğrencimizden sadece 1’ine devlet tarafından barınma hizmeti verilmektedir. Bu sorun artan öğrenci ve üniversite sayısına bağlı olarak yeni mağduriyetler yaratmaktadır. Farklı şehirlerden gelen ve maddi durumu iyi olmayan öğrenciler sırf bu nedenlerle istismar edilmektedir. Konya’da, Diyarbakır’da, Karaman’da, Aladağ’da canlarımız yandı. Bugün adı ne olursa olsun millî eğitim değerlerine aykırı eğitim verenlerin evlatlarımızı zehirlemesine, onları istismar etmesine artık kayıtsız kalmamalıyız. TOKİ tarafından yurt hamlesi başlatılmalı, iki yılda bu sorun tamamen ortadan kaldırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, yurtlarda barınan çocuklarımızın da çeşitli sorunları bulunmaktadır. Yurtların temizliği, ulaşım sorunları, taciz iddiaları, sunulan yemeklerin kalitesine kadar pek çok sorun tarafımıza iletilmektedir. Örneğin, Adana’da Mahmut Sami Ramazanoğlu Kız Yurdu ve Fevzi Çakmak Kız Yurdu önündeki yolda öğrencilerin can güvenliği yoktur, öğrenciler güvenli bir şekilde karşıdan karşıya geçememektedir, daha geçtiğimiz günlerde burada yaşanan kazada bir öğrencimiz ağır şekilde yaralanmıştır. Yine, İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman Erkek Yurdu’nda geçtiğimiz günlerde odaları su basmıştır. Tüm bunların benzeri örneklerini çoğaltmak mümkündür. Bir yandan sınavlarının stresiyle boğuşan gençlerimizin başka sorunlarla uğraşmaması için denetimlerin artırılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, evlatlarımızın en önemli sorunlarından biri de işsizliktir. Bugün ülkemizdeki kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon 700 bine ulaşmıştır. Özellikle üniversite mezunu gençlerimize yeni iş olanakları yaratmak, hak ettikleri atamaları gerçekleştirmek devletimizin boynunun borcudur.

Değerli milletvekilleri, özellikle yoksul dağ köylerinde yaşayan ilkokul çağındaki çocuklarımız da büyük sorunlar yaşamaktadır. Daha iki ay önce, söz bittiği için artık konuşmayan Aladağlı ailelerimizin feryadını dile getirmek için tekrar bu kürsüde konuşmuştuk. Aladağ’dan yola çıkan, Meclisin koridorlarında adalet arayan analar, babalar o gün de buradaydı. “Gelin, geçen dönemdeki komisyon raporunu tozlu raflardan indirelim.” dedik ama maalesef geçen dönem görev yapan komisyon 512 sayfalık rapor hazırladı, alınması gereken önlemleri de tek tek sıraladı ama sonra gereken dersler bir türlü alınmadı, mevzuat yerinde saydı, yurt sorunları her geçen gün katlanarak arttı. Alınması gereken önlemler işte burada dururken siz de açık açık, milletimizin gözüne baka baka ne yazık ki önlemleri almamaya devam ediyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Aladağ’daki yangınla ilgili açılan davanın duruşması, milletvekillerimizin katılımıyla da yarın Kozan’da yapılacaktır ama davada şu an tek bir tutuklu sanık yok. 11 çocuğumuz öldü, tek bir kişi sorumlu kalmadı. Sorarım size, daha neyi bekliyoruz? Sizler “hayır” dedikçe Aladağ’ın alevi hepimizi sarıyor çünkü Aladağ davası siyasi bir dava veya bir hukuk davası değildir; Aladağ davası bir yürek davasıdır, bu dava bir vicdan davasıdır.

Bu konuda her birimize ayrı ayrı sorumluluk düştüğünü hatırlatıyor, başta yurtlar olmak üzere eğitimdeki tüm sorunlarımıza daha fazla duyarlılık gösterilmesini temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sümer.

Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Antalya Milletvekili Hasan Subaşı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Önerge bize göre olumlu, desteklediğimiz bir önergedir. Bu Meclis çatısı altında -aylardır dikkatimi çekiyor- konuşulmayan, tartışılmayan, Türkiye'nin gündemi için, ülkemizin gündemi için çok önemli sorunların tartışıldığını görmek, herkesin her konuda, Türkiye'nin gerçekleri hakkında her grubun bilgi sahibi olduğunu görmek gerçekten memnuniyet verici.

Öbür taraftan baktığımız zaman yasalarımızda da çok eksik göremiyoruz. “Fırsat eşitliği” dediğimiz zaman, öncelikle Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde, herkesin eşit olduğu, kimseye bir ayrıcalık tanınamayacağını ifade eden bir amir hükmümüz var.

Yine, Anayasa’nın 42’nci maddesi eğitim görme hakkını güvenceye almıştır.

Yine, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni imzalayan Türkiye, bu konuda imzasını da vermek suretiyle eğitime gerekli önemi verdiğini ifade etmiştir.

Bugün bana göre Türkiye’nin en önemli eksiklerinden birisi, insana yeterli yatırımı yapmamasıdır. Yıllardır, on altı yıllık AK PARTİ Hükûmetinde hep büyük yatırımların, büyük yolların, büyük köprülerin, “Kanal İstanbul” gibi çılgın projelerin, illerimizde de buna benzer birçok çılgın projenin il büyükşehir belediyesi tarafından da belediye başkanları tarafından da sıkça dillendirildiğini görüyoruz ama Türkiye’nin asıl sorunlarının, ayrıntıda gibi görülen asıl sorunlarının bu sorunlar olduğunu yeterince göremiyoruz. Biz, yetiştirdiğimiz evlatları daha en başta eşitlikten uzak, fırsat eşitliğinden uzak, zor şartlarda, burs bulamadan, yeterince güvencesi olmadan ve onları barındırma imkânımız olmadan ortaya çıkardığımız zaman gerçekten fırsat eşitliğini daha orada zedelemeye başlıyoruz.

Bana göre Türkiye’de başımıza gelen bu 50+1’lik Cumhurbaşkanlığı sistemi, Başkanlık sistemi, Meclis sistemi en büyük sorunlardan birisidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Subaşı.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Bağlıyorum efendim.

Türkiye her seçimde ekonomisini zora sokarak 50+1’i bulmak için bütün kaynaklarını tüketecektir. Her seçimde öylesine bir yarış olacaktır ki Türkiye’nin bu görünmez gibi görülen insanımıza, öğrencimize yatırım yapması gerekirken bunlar her zaman geri planda kalacaktır. Türkiye’nin Millî Eğitime ayırdığı pay yüzde 10’lar civarındadır. Türkiye tartışarak, birçok yatırımdan vazgeçerek, hatta köprüden, çılgın projelerden vazgeçerek yurt sorununu çözmek zorundadır, burs takviyesini yapmak zorundadır; Millî Eğitim bütçesini birçok bütçeye nazaran, hatta 2 katına kadar artırmak suretiyle insanına yatırım yapmak zorundadır. Kanal İstanbul’dan çok daha önemli ki Türkiye’de yurtları tamamlamak ve öğrencilerimizi güvenceye almak zorundayız.

İnsana yatırım artık Türkiye'nin en güncel sorunudur diyorum, hepinize teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Subaşı.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Kemal Bülbül’de.

Buyurun Sayın Bülbül. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli hazırun; çok teşekkür ederim.

Arkadaşlar, asıl sorun mekteplerde. Mektepler olmasa bu sorun olmazdı. O nedenle, Tanzimat Dönemi Maarif-i Umumiye Nazırı Emrullah Efendi tam da bugüne güncellenecek bir şey söylemişti “Mektepler olmasa ben bu maarifi ne güzel yönetirim.” demişti. Mektepler olmasa, mevcut Bakanlık, mevcut zihniyet de iyi yönetecek ama işte, mektepler var.

“Eğitimde fırsat eşitliği” kavramı; bir kere ortada eğitim yok ki, eğitim olsa fırsat yok ki. Bakın size birkaç örnek vereyim. Tamamıyla, baştan aşağıya ırkçı, inkârcı, ayrıştırıcı, yok sayıcı, hakaret edici, aşağılayıcı bir eğitim programı söz konusu. Daha geçen hafta, İstanbul Arnavutköy’de, zorunlu din dersi öğretmeni “Aleviler niye namaz kılmıyor?” diye bir tartışma açıyor, itiraz eden 9’uncu sınıf öğrencisini sınıftan kovalıyor, dersten atıyor; birinci örnek.

İkinci örnek, Ankara Sincan’da, çok muhterem, âlim bir müdür şöyle bir tartışma açıyor: Kadın öğretmenler yüksek topuklu giyerlerse bu caiz değilmiş, dinen günahmış, o nedenle yüksek topuklu giyemezlermiş. Her türlü sorun bitti, topuğa geldik arkadaşlar.

Başka: Diyanet İşleri Başkanı Mardin’e gidiyor, bir konuşmasında Kur'an okumayan çocukların şeytanla iş birliği içinde olduğunu söylüyor. Yani herhâlde şeytanla bir diyaloğu var ki bunun böyle olduğunu fark ediyor bu, böyle bir garabet içerisinde. İnancı, dili, varlığı, kültürü, kimliği inkâr edilen toplulukların olduğu bir yerde ne eğitimden ne de fırsat eşitliğinden söz edilebilir. Ancak hiç kuşkusuz bu önerge, üniversitelerdeki yurt sorununu ele alan bir önerge olması hasebiyle desteklenmeli, olumlu oy verilmelidir değerli arkadaşlar.

Bir bütün olarak şu anda yürürlükte olan eğitim programı, eğitim zihniyeti ve bunu yürütmekle mükellef maalesef eğitici insanlar dâhil olmak üzere çok ciddi bir revizyona ihtiyaç var. Bu eğitim programı tamamıyla hiç kuşkusuz yürürlükten kaldırılmalı, yeni bir eğitim programı oluşturulmadır. Eğitimin paydaşlarının dâhil olduğu bir tartışmayla, iş kolunda örgütlü sendikaların, öğrenci velilerinin, öğretmenlerin, öğrencilerin kendilerinin, eğitim ve bilim insanlarının, meslek kuruluşlarının, meslek odalarının tecrübeli insanlarının dâhil olduğu bir tartışmayla yeni bir eğitim programı oluşturulmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Bülbül.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Yoksa eğitimde fırsat eşitliği şu demek değil: Bir okul açalım, bu okula yasada tarif edilen zorunluluğu haiz herkes gelsin demek eğitimde fırsat eşitliği değildir. Eğitimin apartman dairelerinde yapıldığı, eğitimi yapmak için kimi yandaşlara para verilerek okulların açıldığı ve giderek mevcut iktidara hizmet edecek zihniyeti haiz yurttaşların yetiştirilmesinin hedeflendiği bir ortama ne bilimsel ne laik ne demokratik eğitim denemez. Ana dille eğitimin inkâr edildiği, Türkiye’deki tüm etnik ve inançsal kimliklerin inkâr edilip tek tipçi, hatta Türk kimliğinin de yanlış anlatıldığı, Türk tarihinin de yanlış anlatıldığı, diğer tarihlerin de hakaret ve aşağılamayla dolu olduğu bir programla eğitim yürütülemez. Ancak dediğim gibi, mevcut kapsamı itibarıyla bu önerge desteklenmelidir.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

Öneri üzerinde son söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Fehmi Alpay Özalan’a aittir.

Buyurun Sayın Özalan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA FEHMİ ALPAY ÖZALAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Yükseköğrenime devam eden öğrenciler, yurtlarda günümüz gereklerine uygun modern ortamlarda, huzur ve güven içerisinde ve ekonomik olarak barındırılmakta.

Bunun yanında, öğrencilerin sağlıklı ve dengeli beslenmeleri, sosyal, kültürel ve sportif yönden gelişmeleri için gerekli olan her türlü hizmet yerine getirilmektedir.

Yeni hizmet anlayışı doğrultusunda 3-4 kişilik ahşap, mobilyalı, bazalı, içerisinde banyo, tuvalet, mini buzdolabı, yanmaz özellikli sünger yatak bulunan yurtlar hizmete sunulmaktadır.

Temizlik, 7/24 güvenlik hizmeti, sıcak su imkânları, ortak ders çalışma alanları, kantin, kafeterya gibi sosyal ortamlar da bulunmaktadır.

Ayrıca öğrencilerin akademik çalışmalarına ve bilimsel araştırmalarına katkı sağlamak amacıyla hızlı, güvenli, ücretsiz internet erişimi de öğrencilerimize sağlanmaktadır.

Yeni yurtlar, aynı zamanda engelli öğrencilerin de ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilecekleri şekilde projelendirilirken eski yurtlarda da engelli öğrencilere yönelik fiziki iyileştirmeler yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir.

2002 yılında 77 il ve 59 ilçede toplam 190 yurtta 182.258 yatak sayısıyla hizmet verilmekteyken -değerli milletvekilleri burası çok önemli- 16 Ocak 2019 tarihi itibarıyla 81 il, 239 ilçe ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de 4 adet olmak üzere Başkanlığa bağlı 781 yurtta yüzde 278’lik artışla 689 bin yatak sayısıyla hizmet verilmektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yatırım programı kapsamında yer alan 205 adet projeyle 206.731 yatak kapasitesi artışı yapılarak yatak sayımız 895.731’e çıkarılacaktır. Ayrıca, kurum standartlarına uygun binalar, satın alma, kiralama, devir, tahsis ve bağış gibi yollarla temin edilerek yeni yurt açılması için aralıksız olarak çalışmalar sürdürülmektedir. 16 Ocak 2019 tarihi itibarıyla bakanlık yurtlarında barınmak için toplam 412.217 öğrenci müracaat etmiş olup bu öğrencilerin 344.041’i yani yüzde 83,46’lık bir oranı yurtlarımıza yerleştirilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yurt başvuruları değerlendirilirken yurtlarda kalmak isteyen öğrenciler ile ailelerin sosyal durumları, başarı ve gelir durumları 10 kamu kurumundan araştırılarak ihtiyaç sahibi ve başarılı öğrencilere öncelik verilmek suretiyle yurtlara yerleştirilmesi yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özalan.

FEHMİ ALPAY ÖZALAN (Devamla) – Bunun yanı sıra, şehit ve gazi çocuklarından, gazi öğrencilerden, lise ve dengi öğrenimlerini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yurtlarında barınarak tamamlayanlardan, devlet koruması altında olan öğrenciler ile anne ve babası hayatta olmayan öğrencilerden, aileyle birlikte maddi zaruret içerisinde olan ihtiyaç sahibi öğrencilerden yurt ücreti ve güvence bedeli alınmamaktadır. Bu kapsamda, sosyal devlet anlayışı gereği olarak yurtlarda ücretsiz olarak barındırılmaktadırlar.

CHP grup önerisini Genel Kurulun takdirine sunar, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özalan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 39 ve 40 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 2'nci ve 3'üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanması hâlinde Genel Kurulun 22, 23, 24, 29, 30 ve 31 Ocak 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına; 39 ve 40 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

16/01/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 16/1/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                   Cahit ÖZKAN

                                                                                                                                        Denizli

                                                                                                                     AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 39 ve 40 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 2'nci ve 3'üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

16 Ocak 2019 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

17 Ocak 2019 Perşembe günkü birleşiminde 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin 17 Ocak 2019 Perşembe günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde; Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında 18 Ocak 2019 Cuma günü saat 14.00'te toplanması ve bu birleşiminde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmındaki işlerin görüşülmesi ve 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin 18 Ocak 2019 Cuma günkü birleşiminde tamamlanamaması hâlinde; Genel Kurulun haftalık çalışma günlerinin dışında 19 Ocak 2019 Cumartesi günü saat 14.00'te toplanması ve bu birleşiminde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmındaki işlerin görüşülmesi ve 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

33 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanması hâlinde Genel Kurulun 22, 23, 24, 29, 30 ve 31 Ocak 2019 Salı, Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmaması,

39 ve 40 sıra sayılı Kanun Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetvellerdeki şekliyle olması önerilmiştir.

39 Sıra Sayılı

Giresun Milletvekili Cemal ÖZTÜRK ve 2 Milletvekilinin Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/1520)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ

MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 9’uncu maddeler arası

9

2. BÖLÜM

10 ila 17’nci maddeler arası

8

Toplam Madde Sayısı

17

 

40 Sıra Sayılı

Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman ve 15 Milletvekilinin Sinema Filmlerinin DeğerIendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/1490)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki

Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 7’nci maddeler arası

7

2. Bölüm

8 ila 13’üncü maddeler

6

Toplam Madde Sayısı

13

BAŞKAN – Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Erkan Aydın konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Adalet ve Kalkınma Partisinin verdiği grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, elimdeki bu öneri -biraz önce de okudu sayın kâtip üye- bugün, yarın, cuma ve cumartesi çalışalım, ondan sonra da iki hafta çalışmayalım diye bir grup önerisi. 16 Nisanda Adalet ve Kalkınma Partisi ne demişti referanduma giderken? “Güçlü Meclis olacak, daha fazla kuvvetli milletvekilleri olacak, yasa yapacak, Meclis daha aktif olacak, iyi çalışacak.” demişti. Ama 27’nci Dönemin başladığı 1 Ekim tarihinden itibaren bakıyoruz ki salı, çarşamba çalışıp, oradan hemen Meclisi kapatıp milletin bölgelerine gitmesini düzenleyecek hep bu şekilde grup önerileri geliyor. Evet, bunun takdirini de milletimize vereceğiz.

Şimdi, düzenlemeyle ilgili söz aldık, bir başka düzenlemeye geçelim, YSK’nin düzenlemelerine. Şaibe üstüne şaibe geliyor, ahırlara seçmen kaydediliyor, YSK’den ses yok. İlçenin seçmen sayısı nüfusundan fazla, YSK’den gene ses yok. Bir dairede 305 seçmen kayıtlı, YSK’den ses yok. 1.800 seçmen kayıtlı apartman var, YSK’den gene ses yok. Taksi durağı bir apartman olarak kaydedilmiş, 100 yaş üzeri 6.389 seçmen var, 24 Hazirandaki 923 bin seçmen ortada yok ama YSK’den maalesef hâlâ çıt yok, ses de yok.

Şimdi, Türkiye genelinde en çok değişimin yaşandığı yer de Çankırı’nın Orta ilçesi. Bakın, bu ilçede 24 Haziranda 8.379 seçmen varken 4 Ocakta ise 16.401 seçmen açıklandı, altı ayda yüzde 95’lik bir artış oldu. Gene, Ankara’nın Çamlıdere ilçesi, burada da yüzde 90.41’lik bir seçmen artışı var. Gene, YSK’nin kayıtlarına göre, 1854 doğumlu Ayşe Ekici adlı seçmen 165 yaşında, Kayseri Melikgazi’de ilk kez seçmen listesinde yer alıyor. 149 yaşındaki soyadı olmayan Zülfü gene yer alıyor. 100 ile 165 yaş arasında 6.389 seçmen var ama gene bizim YSK’den çıt yok.

Peki, bu durum herhangi bir Avrupa ülkesinde, Batı ülkesinde olsa, özellikle Japonya’da olsa ne olur? YSK Başkanı çıkar harakiri yapar; kurumun başında kendini sorumlu hisseder ve hayatına son verir. Ama bizde ne oldu? Âdeta ödüllendirilir gibi, 23 Ocakta görev süresi dolacak olan YSK Başkanı ve 6 üyesinin süresi bir yıl daha uzatıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Aydın.

ERKAN AYDIN (Devamla) - Peki, neden? Çünkü daha önce test edip güvendiğiniz, onayladığınız YSK üyeleriyle 31 Mart seçimlerine de girmek istiyorsunuz.

Bakın, ülkenin geldiği nokta, şaibeli, güvensiz, tek adama biat eden, emri saraydan alan kurumların ülkeyi getirdiği durum: TÜBİTAK’a Hayvanat Bahçesi Müdürünün atandığı, Şehir Tiyatrolarına güreş hakeminin atandığı, soyadı Kavakcı olanlara her gün paye verildiği, soyadı aynı olanların iki günde bir danışman olarak atandığı, doçentlerin rektör olduğu; evet, geldiğimiz nokta bu.

Evet, biz de YSK’ye güvenmiyoruz ama Türk halkına güveniyoruz. Bu tür dolaplara, bu tür oyunlara rağmen hâlâ görevde bulunanlara inat, Türk halkı 31 Martta bu oyunları bozacak diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.16

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümünde yer alan 44’üncü maddenin önerge işleminde kalınmıştı.

44’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri okutup sırasıyla işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                                      Garo Paylan                                              Tuma Çelik                      Serpil Kemalbay Pekgözegü

                                       Diyarbakır                                                   Mardin                                                       İzmir

                                     Musa Piroğlu                                             Ebrü Günay                                             Semra Güzel

                                         İstanbul                                                     Mardin                                                   Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kemalbay Pekgözegü. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, ben sözlerime başlarken sevgili mücadele arkadaşım Leyla Güven’i selamlamak ve saygılarımı iletmek istiyorum. Bugün, yürüttüğü süresiz, dönüşümsüz açlık grevinin 70’inci gününde. Demokrasiden, insan haklarından yana olan herkesin bu konuya eğilmesi gerekiyor. Bugün cezaevlerinde bini aşkın tutsak aynı zamanda yine açlık grevinde.

Kurumlara yapılan teşviklerin uzatılmasından bahsedeceğiz çünkü önümüzdeki torba yasanın 44’üncü maddesi bununla ilgili.

Değerli arkadaşlar, kurumlar, bugüne kadar hep teşvik ediliyorlar. “Kim bu kurumlar?” diye baktığımızda, şirketler, holdingler, sermaye sınıfı. Ücretleri daha cebine girmeden vergi kesilen işçiler, emekçiler yani bordro mahkûmları, bu ülkedeki vergilerin çok önemli bir kısmını ödeyenler, bununla da kalmıyor, sadece ve sadece ekmek alırken, su alırken, günlük gıda ihtiyaçlarını karşılarken, sağlık ihtiyaçlarını karşılarken de vergi veriyorlar.

“Başka kimler vergi veriyor?” diye baktığımız zaman, burada AKP’ye takılan emeklilikte yaşa takılanlar, bu dolaylı vergiyi ödüyorlar, göçmenler ödüyor, işsizler ödüyor, hemen hemen herkes bu vergileri ödüyor. Kim ödemiyor diye baktığımız zaman işte bu kurumlara gidiyoruz, işverenler, sermaye sınıfı bu vergileri ödemiyorlar, dolaylı vergileri ödemiyorlar çünkü yaptıkları harcamaları zaten giderlere attıkları için bu vergilerden muaf kalıyorlar. Buna karşılık bu şirketler sürekli olarak bu teşviklerle desteklenmek isteniyor. Oysaki KDV ve ÖTV’den toplanan vergi kurumlar vergisinin 5 katını oluşturuyor. Bordro mahkûmlarının alışverişle direkt ödediği KDV’nin tahsilatlarını yapan kişiler bunu bile tam olarak götürüp devlete ödemiyor, en az yarısını kendilerinde tutuyorlar. Böyle bir tablo ortadayken, vergileri, dolaylı ve doğrudan olarak yoksullara, emekçilere, işçilere bu kadar bindirmişken, yüzde 70 oranında dolaylı vergi varken, biz, şimdi yine tekrar sermayenin teşvikinden bahsediyoruz. İşçiyi sömüren ve devletin teşvikiyle ayakta kalan bu sermaye sınıfı devlet tarafından yapılan bu teşviklerle para kazanıyor.

Türkiye’de zenginleşmek için devlet desteği temin etmeye çalışmak, ihale kapmak ya da belediyeden ucuz arazi kapatmak sermayenin temel eğilimi olmuş durumda. Yıllardır sağlanan teşviklere rağmen bu devlet-sermaye ittifakı ülkenin üretimine hiçbir katkı yapmamıştır, tıpkı 60’larda devrimcilerin söylediği gibi montaj teknolojisinden, sanayisinden uzağa gidememiştir sanayi.

“Zenginden az vergi alalım ki yatırım yapsınlar, iş yeri kursunlar, işçileri istihdam etsinler.” gibi bir şehir efsanesi var. Bu şehir efsanesine göre işte bu sermaye böyle desteklenmek isteniyor. Halbuki bu, gerçek değil neoliberal bir dogmadır ve bu dogmanın çöktüğü, bütün dünyada yaşanan neoliberal krizle kendini ortaya koymaktadır. Zenginden alınmayan vergiler Londra’da ya da Miami’de lüks villalara dönüşüyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin vergi yapısı köklü biçimde değişmeli, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmalıdır ve sermayeye sağlanan vergi teşvikleri kesilmelidir, servet vergilendirilmelidir. Cumhuriyetin kurulduğu ilk zamanlarda da Menderes döneminde de hep “Mahallelerde milyonerler yaratılacak.” diye konuşulurdu, şimdi de çok fazla bir şey değişmiş değil. Aynı şekilde, saray rejiminin yerli, millî ekonomisi de Cengizleri, Kolinleri, Limakları, Kalyonları, Mapaları yaratıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Kemalbay.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Teşekkürler.

Yani, arkadaşlar, devlet eğer bunlara üç gün ihale vermezse sudan çıkmış balığa dönerler. Bu rantçı, hazır yiyici sermaye yapısıyla hiçbir yere varılamaz, bunların hiçbir şekilde teşvik edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.

AKP iktidarında yüzde 1’in serveti, geride kalan yüzde 99’un servetini geçti. Devlet alt sınıflardan üst sınıflara gelir transferlerinin aracı olmaya devam ediyor. Geliri adaletli dağıtmaya, gelir ve servet eşitsizliğini gidermeye dönük hiçbir politika yok; varsa yoksa faizi düşür, halkı borçlandır. Oysaki halk gırtlağına kadar borçludur. Eğer bir teşvik yapılacaksa halkın borçları silinmelidir.

İşsizlik ile sermaye ilişkisi arasında hiçbir olumlu ilişki yoktur. Görüyoruz ki sermayeye ne kadar teşvik verilirse verilsin işsizlik büyümektedir. Bugün genç işsizliği neredeyse yüzde 30’lara dayanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi Sayın Kemalbay.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Çok teşekkürler.

Bu nedenle değerli arkadaşlar, bu teşvikler aslında sermayeyi besleme teşvikleridir, bu teşviklerden halkımız hiçbir şekilde faydalanamayacaktır. Bugün işsizlik iki haneli rakamlardadır, had safhadadır, yoksulluk had safhadadır ve sağlık, eğitim gibi sorunlar, hepsi büyümektedir, çığ gibidir; açlık, yoksulluk, ekonomik kriz had safhadadır. Kaynaklarımızı, işte, bu sorunların gerçek anlamda çözümü için değerlendirebiliriz; gerçek bir sosyal politika ve gerçek bir çalışma ilişkisine dayanan politikalar geliştirebiliriz; istihdamı artırmak için doğrudan işsizlere yönelik programlar, teşvikler geliştirebiliriz; doğrudan bu sorunların öznelerini eksenine koyan çalışmalar yürütebiliriz diyorum.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kemalbay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı “Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin 44’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                      Aydın Özer                                               Fikret Şahin                                                 Cavit Arı

                                         Antalya                                                    Balıkesir                                                    Antalya

                                     Rafet Zeybek

                                         Antalya

MADDE 44- 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun geçici 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “2017 ve 2018” ibaresi “2017, 2018 ve 2019” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin konuşacaktır.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben de 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesi hakkında görüşlerimizi ifade edeceğim.

Efendim, tabii, bu kanun imalat sanayisine yönelik yatırım teşvikleri ve kurumlar vergisi indirim oranlarının nasıl uygulanacağına yönelik bir düzenleme içeriyor. 2006 yılında kabul edilmiş bir kanun, 2017 yılında da geçici 9’uncu maddeyle bu süreler, iki yıllık teşvik süresi, 2017 ve 2018 yılındaki teşvik süreleri iki yıllığına uzatılıyor; daha sonra da şu anda konuşmuş olduğumuz maddeyle de bu süre bir yıl daha uzatılmak isteniyor ve Cumhurbaşkanına da beş yıl süreyle bu yatırım teşviklerindeki oranlar konusunda yetki veriyoruz.

Tabii, burada asıl konuşulması gereken konu şu: Yani bu yatırım teşvikleriyle ilgili bu düzenlemeler, bu oranlardaki oynamalar, artışlar, indirişler, vergi indirimlerindeki artışlar acaba faydalı olmuş mudur olmamış mıdır? Tabii, buradaki sorunun cevabı şu ki: Eğer yararlı olmuş olsaydı şu anda ekonominin ve sanayinin durumu bu hâlde olmazdı, şirketler ardı ardına bu kadar konkordato ve iflas kararı almazlardı.

Bakınız, daha geçen hafta yayınlanmış olan Sanayi Üretim Endeksi’ne ait bir grafiği sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakın, 2017 yılı grafikler iniş çıkışlı, 2018 yılından itibarense tamamen inişe geçmiş durumda; yoğun bakımda yatan bir hastanın kalp grafisine bakarsanız bu hasta ölümcül durumda ve bir an önce acil müdahaleye ihtiyacı var.

Efendim, sanayicinin -sorduğumuz zaman- 2019 yılına ait beklentileri maalesef olumlu değil, kendisini âdeta üvey evlat gibi hissediyor. Alın teri dökerek, yıllarca büyük emek harcayarak kurmuş oldukları elli yıllık, yüz yıllık şirketler maalesef son buluyor. Sanayici, bırakın yatırım yapmayı, yaşam mücadelesi verme durumunda, ayakta kalmaya çalışıyor. Sanayici, bir taraftan döviz kurunun yüksek olması nedeniyle pahalı ithalat yapıyor, diğer taraftan da kredi faizlerinin yüksek olması sebebiyle borçlarını ödeyemiyor, kredi kullanamıyor. Sonuç olarak sanayicimiz, öz kaynaklarını her gün giderek yitiriyor ve yaşamda ayakta kalma mücadelesi veriyor. Sizlerden bu şekilde geçici bir madde değil, iktidardan ayakta kalabilmek için, borçlarını ödeyebilmek için finansal destek kredisi bekliyor sanayicilerimiz.

İthalata dayalı dolarkolik olmuş ekonomi modeliyle ve bir iki yıllık böyle kısa vadeli sürelerle yapılacak olan teşviklerle, geçici ve ciddi olmayan yöntemlerle sanayimizin gelişemeyeceği açık. Öngörülü, daha ciddi ve uzun vadeli yatırım planı programlarına ihtiyacımız var. Bu yasa teklifinin buraya gelmesi bize bir öngörüsüzlüğün ve plansızlığın da göstergesi. Zaten mevcut yönetim öngörülü olmuş olsaydı bu kadar kandırılmazdı diye düşünüyorum. Tabii bundan önceki kandırılanlarla ilgili pek çok söylenti burada gerçekleşti, konuşuldu. Ben bununla ilgili değil ama sanayiyle ilgili olması açısından 2018 yılının enflasyon rakamıyla ilgili de bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bakın, 2018 yılında enflasyon tahmininiz yaklaşık olarak yüzde 7 civarında iken 2018 yılının sonunda bu enflasyon tahmininiz yaklaşık olarak yüzde 20,3; yani yüzde 10-20 şaşmıyorsunuz, yüzde 300 oranında bir şaşma var enflasyon rakamında, yüzde 300 oranında. Yani bu öngörüsüzlüğe sonuç olarak bir de plansızlık eklendiği zaman tabii sanayicinin ve toplumun hâli daha da vahim hâle geliyor. Bu plansızlığa bir örnek vermek istersek, bakın, şu konuştuğumuz torba yasa dahi bir plansızlığın göstergesi. Adı üzerinde, torba; yani düzensiz bir noktadayız. Yani alıyoruz elimize gelen ne varsa torba dediğimiz nesnenin içine yığıyoruz. Yani düzensiz bir yasalaşma faaliyeti içindeyiz.

Bakınız bir örnek vereceğim. Geçen hafta çarşamba günü buradayız, saat 19.00 gibi bir mesaj geliyor “Efendim, yarın saat 11.00’de Plan ve Bütçe Komisyonunda yeni bir torba yasayı görüşeceğiz…” Gece saat ikide buradan ayrılıyoruz ve Plan ve Bütçe Komisyonundaki görevli arkadaşlarımız Komisyona başvurup diyorlar ki: “Biz hazırlık yapmak için zaman istiyoruz sizlerden, uzmanlara danışacağız.” İnanın ertesi gün ben de gittim Plan ve Bütçe Komisyonuna hiçbir plan, hiçbir program yok. Yani pek çok yasa teklifi hiç danışılmadan, sakat şekilde önümüze geliyor. Yani korkarım ki en planlı, en düzenli olması gereken komisyon Plan ve Bütçe Komisyonu yakında ismini….

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Yakında bu plansızlıkla Plan ve Bütçe Komisyonunun ismini herhâlde Plansız Bütçe Komisyonu olarak değiştirmek zorunda kalacağız. Bizler halkımızın ihtiyacı olan yasaları burada hazırlarken onlara özenli bir şekilde davranmak durumundayız. Yani bir şeyi yapalım, bir eksiği giderelim derken daha büyük mağduriyetlere sebep oluyoruz.

Bir örnekle sözümü tamamlayacağım. Önceki torba yasaların içinde vardı emekli hekimlerin maaşlarının düzenlenmesiyle ilgili fakat o yasa teklifinde sadece Emekli Sandığından emekli olan ve çalışmayan hekimlerin maaşlarıyla ilgili düzenleme vardı. Fakat BAĞ-KUR’dan ve SSK’den emekli aynı yıl emek harcamış, aynı süre görev yapmış hekimler maalesef bu yasa teklifi dışında bırakıldı ve mahrum bırakıldı. Yani bir taraftan onaralım derken diğer taraftan daha büyük bir mağduriyete sebep oluyoruz ve bu yasa yapma çalışmalarının daha titizlikle yürütülmesini yüce heyetinizden istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim, sağ olun. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şahin.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      Kocaeli

                                   Fahrettin Yokuş                                          Feridun Bahşi                                        Ayhan Altıntaş

                                          Konya                                                      Antalya                                                     Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş söz istemiştir.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, burada tartıştığımız konulara bakacak olursak günümüzü meşgul eden temel konular içinde debelendiğimizi itiraf edelim. Tarımın ve hayvancılığın bitişi, şehirlerimizin altyapı sorunları, insanlarımızın ilaca ulaşamaması, elektrik, su, doğal gaz gibi temel ihtiyaç maddelerine ulaşım gibi gelişmiş dünyanın son elli yılda konuşmadığı konuları konuşuyoruz. Hatta demin bir milletvekilimizin bahsettiği gibi, kadınların topuklu ayakkabı giyip giymemesi bile gündemimizi işgal ediyor.

Bu maddede esas olarak Cumhurbaşkanına birtakım mali yetkiler vermek hedefleniyor ama bunları konuşarak ne kazanacağız belli değil. Peki, gelişmiş dünya neleri konuşuyor? 5G iletişim teknolojilerini, dijital transformasyonu, yapay zekâyı, akıllı şehirleri, Endüstri 4.0’ı, uzay teknolojilerini ve hatta Mars’ta koloni kurmak gibi geleceği konuşuyor. Biz daha şehirlerimizde düzenli ve kaliteli su bulamıyoruz. Bırakın kaliteli elektriği, kesintisiz elektriği sağlayamadık. Elektrikte kayıp kaçakla uğraşıyoruz. Sayın Bakanımız Taner Yıldız demin buradaydı, o çok iyi bilecektir; Avrupa, 20 milihertzden fazla frekans sapmasına izin vermezken bizim elektrik kalitesine güvenmediği için tam olarak sistemine entegre etmiyor. Kısacası, biz hâlâ altyapı sorunlarıyla boğuşuyoruz.

“Dijital teknoloji bize ne getirecek? Bu teknolojilere biz katkıda bulunacak mıyız? Hizmetleri nasıl alabileceğiz?” gibi sorunlara kafa yormuyoruz. Bir örnek vereyim: Üç şeritli Eskişehir Yolu’nda bir şerit kapansa trafiğin nasıl sıkıştığını, önemli ekonomik kayba yol açtığını biliyoruz. Dijital altyapı da aynı şekilde insanların düzenli ve verimli hizmet almasını sağlamalıdır. Neden daha çok hıza, neden daha verimli şebekelere ihtiyaç duyuyoruz, bir örnek vereyim: Otonom yani sürücüsüz bir otomobil teknolojisi için çok hızlı ve verimli bir altyapıya ihtiyaç vardır. Telefon bağlantısındaki gibi bir gecikmenin sürücüsüz araba sisteminde tolere edilmesi mümkün değildir. Kısa sürede çevreyi algılayıp uygun tepkiyi anında vermesi gerekir veya bir endüstriyel ortamdaki robotların birbirleriyle iletişimi verimli sağlaması için hızlı altyapıya ihtiyaç vardır. Başta Güney Kore, Amerika, Çin, Avrupa olmak üzere, bu yeni altyapıları kurmaya başlıyorlar. Neden başlıyorlar? Her 3 liralık bir yeni teknoloji altyapısıyla 97 liralık katma değer üretme imkânı vardır. Dolayısıyla teknolojik değişimde büyük bir yarış içindeler. Hatta, Amerika, Kanada, Avrupa Huawei gibi Çin şirketlerine savaş açmış durumdalar. Esas amaçları, kendi gençlerini dijital dönüşüme hazırlayıp onların bu altyapılar üzerinde uygulama geliştirmelerine imkân sağlamaya çalışıyorlar. Yine trafikten örnek verirsek, bir yol için devlet 3 lira harcarsa, bu yolu kullanarak elde edilen ekonomik katma değer bu bedelin onlarca katı olacaktır; devlet, harcadığı paranın ekonomik katma değerinden elde edeceği vergi yoluyla geri alabilecektir. Tabii, burada, devletin görevinin topluma hizmet olduğunu farz ediyorum, devletin, bir kesimi zengin etmek amacıyla toplumun tümünden aldıklarını dar bir yandaş kitlesine aktardığı bir sistemden bahsetmiyorum.

Arkadaşlar, bugün, hepimizin kapısında iş bulmak için insanlar bekleşip duruyorlar. Eğer yeni teknolojilere yatırım yapmazsak gelecekte bu sayı çok daha artacak. Eğitim sistemimizi, okullarımızı, üniversitelerimizi bu konulara uygun insan yetiştirmeye adapte edemezsek geleceğimiz karanlık görünüyor.

1998’de Kodak firmasının 170 bin çalışanı vardı ve dünya genelinde tüm fotoğraf kâğıdının ve filminin yüzde 85’ini satıyordu. Sadece birkaç yıl içinde iş modelleri ortadan kalktı ve iflas etti, 170 bin kişi işsiz kaldı. Yapay zekâ, sağlık, otonom elektrikli otomobiller, üç boyutlu baskı, tarım ve iş alanlarında benzer dönüşümler yaşanacak görünüyor. Bugünün teknolojilerinde insan gücü hâlâ hatırı sayılır ölçüde kullanılıyor. Örneğin, bir otomobil fabrikası üretim hattında yüzlerce işçiyle parçaları bir araya getiriyor. Birkaç yıl içinde bu salonlarda belki hiç işçi görmeyeceğiz, tüm işi robotlar yapacak, arada, birkaç mühendis kumanda merkezinden sistemi monitör edecek dolayısıyla çok sayıda işçi issiz kalacak, kapımızda daha da fazla iş arayan gençler ya da anne, babalar göreceğiz.

Değerli arkadaşlar, bir an önce kendimize gelip günlük debelenmelerin dışına çıkıp gençlerimize ve geleceğimize nasıl yatırım yapabileceğimize odaklanmamız lazım.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altıntaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 44’üncü madde kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı "Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin 45’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                      Aydın Özer                                               Fikret Şahin                                             İrfan Kaplan

                                         Antalya                                                    Balıkesir                                                  Gaziantep

                                        Cavit Arı                                               Rafet Zeybek

                                         Antalya                                                     Antalya

MADDE 45- 21/6/2006 tarihli ve 5523 sayılı Cumhurbaşkanlığına Bağlı Ofislere İlişkin Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun’un 10’uncu maddesinin birinci fıkrasında bulunan "uzman personel ve destek personeli” ifadesi "personel” şeklinde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrasında yer alan "Başkan, veya uzman personel olarak” ifadesi madde metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, sendikal hak ve özgürlükler bakımından dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında. AKP Hükûmetiyle birlikte Türkiye'de sendikalaşma değil, sendikasızlaşma süreci işliyor. AKP’nin Türkiye'yi devraldığı zamanki sendikalaşma oranı yüzde 57 iken son on altı yılda işçi sayısı 3 kat arttı ve sendikalaşma oranı yüzde 12’ye düştü. 15 milyon sigortalı çalışan var. Grev ve toplu sözleşmelerden faydalanan çalışan sayısı 700. Her 100 işçiden sadece 12’si sendikalı, sendikalı işçilerin de sadece yüzde 7’si toplu iş sözleşmesinden yararlanabiliyor.

Sendikalaşmanın önündeki engellerden bir diğeri de grev hakkının kısıtlanması. Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde yaklaşık 50 bin kişi işten çıkarıldı.

İşçi Bulma Kurumu verilerine göre, işsizlik maaşlarından yararlanan kişi sayısı 11 bin civarında. On altı yıllık AKP iktidarı döneminde toplam 16 grev yasaklandı, 60 bine yakın işçi bu yasaklardan etkilendi.

Sendikalaşmanın önündeki en önemli engellerden biri de özelleştirmedir. Son on altı yılda 11 liman, 90 elektrik santrali, 41 işletme, 11 otel, sosyal tesis, 37 maden sahası özelleştirildi. Yapılan özelleştirmelerle cumhuriyetin birikimleri yok edilirken emekçiler de mağdur edildi.

Medyayı, bürokrasiyi, hukuku kendi tekeline dönüştüren AKP’nin sendikalarda da aynı politikayı izlediğini görüyoruz. AKP iktidarı tüm bunların yanında kendi yandaş sendikacılık anlayışını ilerletti, kendi bünyesinde ve güdümlü sendikacılık anlayışını destekledi.

Değerli arkadaşlar, işçiler, AKP eliyle açlığa, yoksulluğa mahkûm edilmeye devam ediliyor. Enflasyon oranının yüzde 25’leri gördüğü, açlık sınırının 2 bin TL’yi aştığı, aylık elektrik, doğal gaz ve su faturalarının 500 TL’yi geçtiği, en temel besin maddelerinin emekçi sofralarında âdeta lüks olduğu bir dönemde 2.020 TL asgari ücret, işçiye, emekçiye zammı değil, zulmü hedefliyor.

Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde asgari ücret 1 Ocaktan itibaren 2.200 TL oldu. Partimizin asgari ücretin 2.200 TL olması ve asgari ücretten vergi alınmaması yönündeki teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında hâlâ bekletiliyor.

Değerli arkadaşlar, 2017’de resmî işsizlik oranı yüzde 11 iken, 2018’de bu yüzde 12’leri buldu. 5 milyon 300 bin gencimiz evde oturuyor. Kadın işsizliğin oranı bu yıl yüzde 19’larda. Sadece 2018 yılının Eylül ve Ekim ayları içerisinde 10 bine yakın işçi işten çıkarıldı. “İşsizlik Fonu” adı altında verilen fon, işsizlere değil işverene cömert davranıyor. Geçtiğimiz kasım ayında fondan işsize 500 milyon, işverene 1 milyar 200 milyon TL ödendi.

Değerli arkadaşlar, Türkiye iş kazalarında da dünyada 3’üncü, Avrupa’da ise 1’inci sırada. Bu ayıp bize yeter, bunu değiştirmek insan olarak vicdani sorumluluğumuzdur. 2018 yılında 2 bine yakın işçi, çalışırken yaşamını yitirdi. Denetimsizlik, güvencesizlik ve kâr hırsı bu yıl da işçilere ölüm olarak geri döndü. Adına da “kader” ve “fıtrat” denildi. Eğitim görmesi gerekirken çalışmak zorunda kalan en az 70 çocuğumuz iş kazalarında öldü. Yaşamını yitiren işçilerden yüzde 95’i ise sendikasız işçilerden oluştu.

Değerli arkadaşlar, taşeron işçilere kadro düzenlemesi, taşeron işçileri bir kez daha güvencesizliğe mahkûm etti. 275 bine yakın işçi herhangi bir sebep gösterilmeden kadro düzenlemesinin dışında kaldı. 450 bin belediye işçisine kadro hakkı tanınmadı, bunun yerine işçiler belediye şirketlerine geçirildi. Güvenlik soruşturmasına takılan işçiler ise işten atıldı. Daha önce yine gündeme getirmiştim, Gaziantep’te kapatılan çadır kentlerdeki taşerondan kadroya geçirilen işçilere verilen sözler tutulmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Kaplan.

İRFAN KAPLAN (Devamla) - Başka illere mecburi tayin edildiler. Asgari ücretle nasıl geçiniyor bu insanlar, hiç düşündünüz mü?

KİT’lere kadro sözü verildi ancak bu söz tutulmadı. 80 bin civarında KİT çalışanına kadro hakkı tanınmadı.

Değerli arkadaşlar, AKP’nin işçilere ve sendikalara olan tutumu ortada. Mensubu olduğum Cumhuriyet Halk Partisinin bir vekili olarak her zaman işçilerimizin, emekçilerimizin yanında olacağımızı bir kez daha buradan belirtmek istiyorum. Emeği, emekçiyi, işçinin haklarını koruyan, yandaş değil vatandaş için görevini yapan tüm sendikaların Cumhuriyet Halk Partisi olarak yanındayız.

Saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesinde yer alan “değiştirilmiş” ibaresinin “düzeltilmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      Kocaeli

                                      Ümit Beyaz                                          Tuba Vural Çokal                                    Fahrettin Yokuş

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Tuba Vural Çokal’ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Vural Çokal. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

TUBA VURAL ÇOKAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 45’inci madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Geride bıraktığımız 2018 yılı, ne kadar parlak politikalardan bahsedilirse edilsin, gelecek adına sahip olunan umudun enkazına kanıt olabilecek birçok olay ve soruna şahitlik etti. 2018 yılı aslında tek bir kelimeyle özetlenebilir. Bu yıl bu kutsal Meclisin tüm yetkilerini tek bir kişiye teslim ettik. Evet, 2018 her şeyden öte bir Meclisin yetkilerinin elinden alındığı bir yıl oldu. 2018 yılında “kabine” yerine “kabile” açıklandı. Bakanlarımız artık birilerinin damadı, oğlu ya da derneğinde yönetici olan kişilerden seçiliyor. Geri kalmış demokrasilerin ürünü gibi saray harcamalarının öne geçtiği, eşin dostun soy ismine göre atandığı bir dönemi yaşıyoruz. 720 doktor güvenlik bahanesiyle atanamazken ABD vatandaşı Cumhurbaşkanı danışmanlığına atanabiliyor. Atanamayan Merve öğretmen intihar ediyor, büyükelçinin kızı danışman olarak atanıyor. Pırıl pırıl çocuklar işsiz bu ülkede; umutsuz, amaçsız ve yarınsız.

Dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olma iddiasıyla başlamasına rağmen, tek adam rejiminin devreye girmesiyle ekonominin dibe vurduğu bir yıl oldu 2018. Evet, bu yıl iktidara yakın iş adamlarının marketlerinde hayat yüzde 50’den fazla zamlandı. Önce yüzde 50 zam yaptılar, sonra “Enflasyonla mücadele ediyoruz.” diye yüzde 10 ucuzlattılar. Zabıtayla pazarda esnaf denetleyen belediyeler suya zam yaptı. Hükûmetimiz elektriğe, doğal gaza zam üstüne zam yaptı. Elektrik faturalarına artık harcadığımız kadar dağıtım ve okuma bedeli de ödemeye başladık. Evet, sayaç ödeme bedeli en düşük faturaya 30 lira yansıyor, taksi tutup daha ucuza dağıtılabilir.

Bir gazetenin hesaplama kurnazlıklarını dile getirdiği enflasyon dürüstlerin canını yaktı, düzgün hesaplayan TÜİK yöneticileri görevden alındı. Dünya ekonomi tarihinde ilk kez, fiyatlar artarken enflasyon düştü; topyekûn mücadelenin hesap kurnazlığı mücadelesi olduğunu anlamış bulunduk.

“Sağlıkta şiddet için bir yasa çıkaralım.” dedik, hazırlanan kanun sağlık çalışanlarına yaşatılan en büyük şiddet oldu. 2018’de doktor dövmeyeni dövecek hâle geldik.

2018 yılında evlere şenlik bir baskın seçim yaptık. Seçimin s’sini ağzına alanları vatan hainliğiyle suçlayanlar bir gecede seçim kararı aldı; yetinmedi, bizleri seçime sokmamaya çalıştı; o da olmadı, yok saydı.

Bizim teflon tava gibi bir iktidarımız var, ne yapsa yapışmıyor. “Ne istediler de vermedik?” “Gel artık özlem bitsin.” dedikleri FET֒yü kendilerinden başka herkese yapıştırdılar. “Gelin, siyasi ayağını araştıralım.” dedik, onu da kabul etmediler. “Açılım süreci” deyip Öcalan’a miting yaptıranlar, önüne gelene PKK yaftası yapıştırdı. Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili kanun teklifi verdik, kendi vatandaşımız neredeyse üçkâğıtçılıkla suçlandı.

TELEKOM’dan yediğimiz kazık herhâlde dünya döndükçe anlatılacak. TÜRK TELEKOM’u su pahasına verdiğimiz sülale varı yoğu sattı, 15 milyar dolar kârı ülkelerine taşıdı, bizi 4,7 milyar dolar borçla baş başa bıraktı. Batan, kaçan bunlarla sınırlı kalmadı; onca köklü dev firma konkordato ilan etti. Bu yoklukta Çiftlik Bankın tosuncuğu ahalimizden 400 milyon doları aşırarak Uruguay’a kaçtı.

“Suriyeliler” diye bir gündem var. Aslında bu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının karaborsaya düşme hâli. Mehmetçik Suriye cehennemine doğru adım adım ilerlerken askerlik çağındaki Suriyeli gençler yeni yılı Taksim Meydanı’nda Suriye bayrağı açarak kutladılar. Şam’da namaz kılacaktık, olmadı ama Suriyeliler Taksim Meydanı’nda bayraklarıyla, zılgıtlarıyla halay çektiler. Yazıklar olsun! Burası Suriye değil, burası Türkiye; burası Halep, Şam değil burası İstanbul Taksim Meydanı; açılan bayrak, Türk Bayrağı değil Suriye Bayrağı; kutlamayı yapan, Türkler değil Suriyeliler; kamerayla çeken kişi ise kendi ülkesinde yabancı kalmış bir Türk.

2018 yılı, adı konulmadan Arapçanın resmî dilimiz olduğu bir yıl oldu, devlet dairelerine Arapça tabela koyacak kadar pervasızlaştık. Hızlı tren sisteminde sinyalizasyona ihtiyaç olmadığını da bu yıl öğrendik. Aile değerlerimiz ayaklar altına alındı, çocuk yaşta evlilik doğallaştı, her gün 40 çocuğun hamile kaldığını öğrendik.

En yetkili ağzın “Kriz mriz yok, inanmayın.” diyerek ısrarla yüksek refahımızı vurguladığı ülkemizde, işsiz baba, okulun istediği pantolonu oğluna alamayınca kendini astı. Türkiye'de bu yıl 363 kadın öldürüldü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Vural Çokal.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Teşekkür ederim.

Sözlerimi tamamlarken, daha birkaç gün önce “Kapitalizmin iktidarı orman morman ne var ne yok kesiyor, atıyor, götürüyor.” cümleleriyle Çevre ve Şehircilik Bakanına talimat veren Sayın Cumhurbaşkanımızın emrini uygulamak istiyorsak işte bir fırsat; ranta kurban edilen Manavgat’taki Sorgun Ormanı katliamını, buradan, bir siyasetçi olarak değil, betonlaşma ve çölleşmenin gölgesinde yaşamak zorunda bırakılan evlatlarımızın kaygısında olan bir anne olarak sesleniyorum: Sorgun Ormanı katliamına “Kıyamet kopsa bile elinizdeki fidanı dikin.” diyen Peygamber Efendimiz’in sevdasıyla hep beraber karşı duralım.

Teşekkürlerimi sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural Çokal.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesindeki “yer alan” ibarelerinin “bulunan” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Ahmet Özyürek                                           Ümit Yılmaz                               Metin Nurullah Sazak

                                           Sivas                                                        Düzce                                                     Eskişehir

                                      Sermet Atay                                                                                                         Muharrem Varlı

                                        Gaziantep                                                                                                                     Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özyürek. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET ÖZYÜREK (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 45’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sivas’ımızdaki TÜDEMSAŞ, Sakarya TÜVASAŞ ve Eskişehir TÜLOMSAŞ, bilindiği üzere, her 3 kurum da Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına bağlı bir ortaklık olarak faaliyetlerini sürdürmektedirler. 27 Ekim 2018 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından onaylanan 2019 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’na göre raylı ulaşım sistemlerinin ihtiyaçlarının karşılanması için teknoloji kabiliyetinin ve yerli üretimin geliştirilmesi amaçlanmakta, bu doğrultuda bu 3 kurumun birleştirilmesi düşünülmektedir.

Sivas, cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllardan bu yana bir demir yolu şehri olarak konumlanmıştır. İl merkezinde 360 bin nüfusa sahip olan Sivas’ımızın ekonomi çarkları büyük oranda demir yolu endüstrisi ve bağlı işletmeler üzerinde dönmektedir. Sivas’ta birer devlet iştiraki olarak faaliyet gösteren TÜDEMSAŞ, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları lokomotifi ve vagon bakım atölyeleri bulunmaktadır ve Sivas Beton Travers Fabrikası’nın yanı sıra, ülke genelinde demir yolu endüstrisine hizmet veren 10 özel şirketin 5 tanesi Sivas’ta bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Sivas’ta yapımına başlanan, 40 bin kişinin istihdam edileceği Demirağ OSB’nin altyapı protokolü Haziran 2018’de imzalanmış olup 814 hektarlık bir alanda konumlanacak olan sanayi bölgesinin 4 Eylül 2019’da faaliyete geçmesi planlanmaktadır. Demirağ Organize Sanayi Bölgesi, ulusal demir yolu ağına bağlanacak olup büyük parsellerdeki fabrikalara kadar demir yolu bağlantısı sağlanacaktır. İmar planına göre bölgede 226 adet sanayi parseli bulunmakta olup Demirağ OSB’nin, demir yolu endüstrisi ağırlıklı çalışan firmaların bulundurulması ve ana ihtisas alanı demir yolu olan bir OSB olması planlanmaktadır. OSB’nin yanına kurulacak olan lojistik merkezin Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları tarafından projelendirme çalışmaları devam etmektedir. Demirağ OSB, Bakü-Tiflis-Kars Hattı’nın da üzerinden geçtiği ulusal demir yolu ağ bağlantısı, OSB’deki büyük parsellerin içine kadar giren iltisak hatları ve kenarında yer alan lojistik merkeziyle birlikte Türkiye’de bir ilk olacaktır. Hem Sivas’taki mevcut demir yolu altyapısı, bilgi ve teknoloji birikimi ve iş kültürünün özel sektöre aktarılması açısından sağlayacağı avantajlar hem de işsizlik ve göç sorununa dönük kalıcı bir çözüm olması nedeniyle Demirağ OSB Sivas’a ve ülkemize büyük katma değer sağlayacak bir projedir.

Sınıfında Avrupa’nın en iddialı yük vagonlarını üreten, yeni nesil yük vagonları Avrupalı büyük lojistikçiler tarafından öncelikle tercih edilen bir şirket hâline gelen TÜDEMSAŞ ve paydaşları üzerinden bölgemiz, yük vagonlarının üretimi ve bakımı, onarımı açısından bir merkez hâline gelmiştir. Cumhurbaşkanlığı programına giren yeni yapılanmayla birlikte yük vagonu üretim ve tamir imalatında bölgemizin merkez konumunun göz ardı edilmesi, üretim ve bakım onarım faaliyetlerinin TÜDEMSAŞ üzerinden yapılmaması Demirağ OSB’yi oldukça olumsuz etkileyeceği gibi, henüz yatırım evresinde olan, 5 şehre büyük katkı sağlaması beklenen bu projenin daha olgunlaşmadan ölmesine sebep olacağı gayet açıktır.

Değerli milletvekilleri, TÜDEMSAŞ’ın birleştirilmesi, işlevsizleştirilmesi ya da kapatılması TÜDEMSAŞ’la bağlantılı ülkemiz demir yolu yan sanayisinin yüzde 50’lik kısmını oluşturan küçük özel şirketlerin de yok olması anlamına gelmektedir. Bu şirketlerin ayakta kalması hatta ülkemizin demir yolu vagon ve altyapı ihtiyacını karşılamaya yönelik yeni özel şirketlerin kurulması ve desteklenmesi için gerekli çabanın gösterilmesi ülkemiz için gerekli olduğu gibi Sivas için de hayati bir konudur. Sivas’ta hâlihazırda yaklaşık 1.216 kişiye doğrudan iş imkânı sağlayan TÜDEMSAŞ, dolaylı olarak da binlerce insanı geçindirmektedir. TÜDEMSAŞ’ın şehirde yarattığı ekonomik etki ile taşeron ve diğer yan sanayinin istihdama katıldığında kurumun yaptığı çarpan etkisi açıktır.

TÜDEMSAŞ ülkemizde kaynak eğitimi veren sayılı merkezlerden biridir. Merkezde eğitim görenler arasında TÜDEMSAŞ personeli olduğu gibi özel sektör çalışanları, millî eğitim ve AB destekli projeler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özyürek, devam edin.

Buyurun.

AHMET ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi, buradan açıkçası TÜDEMSAŞ’ın diğer kurumlarla birleştirilmesini istemiyoruz çünkü bu, Sivas’ta tedirginliğe yol açmıştır. Sivas’ın gerçekten önemli bir değeridir TÜDEMSAŞ. Bundan dolayı da ben buradan Sanayi Bakanımıza sesleniyorum. Aynı zamanda, TÜDEMSAŞ’ın gitmesiyle raylı sistem de orada işlevsiz hâle gelecektir çünkü bizim Sivas’ta yeni inşa ettiğimiz Demirağ Organize Sanayi Bölgesi’nde raylı sistem oluşturduk, burayı da parsellere ayırdık ve yatırımcıları bekliyoruz. Ben buradan yine tekrar ediyorum: Sayın Sanayi Bakanım, lütfen Sivas’a 6’ncı bölgeyi verin çünkü yakınımızdaki bütün şehirler 6’ncı bölgeden faydalanırken Sivas da aynı kriterlerde olmasına rağmen 4’üncü bölgeden faydalanıyor.

Yine, buradan Tarım ve Gıda Bakanımıza sesleniyorum: Sivas, coğrafi olarak ve konum olarak kenevir yetiştirilmesiyle ilgili önemli bir coğrafyaya sahiptir. Lütfen bizi de bu kapsama alın, Sivas’ı göz ardı etmeyelim. Sivas’ın işe, aşa ihtiyacı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Özyürek.

Buyurun.

AHMET ÖZYÜREK (Devamla) – 650 bin nüfusu var, İstanbul’da da 2 milyon var, her yıl Sivas’tan 10 bin kişi göç etmektedir. Artık göçe dur demek istiyoruz. İstanbul’a, diğer şehirlere göçü tersine çevirmek istiyoruz. Lütfen Sivas’ı tekrar göz ardı etmeyelim. 2 Bakanımıza da buradan sesleniyorum: Sivas’ta unutulmasın ki Cumhur İttifakı yüzde 75’tir; Allah’ın izniyle aynı başarıyı sağlayacaksak Sivas’a aş lazım, iş lazım. Yiğidolar bunu bekliyor.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özyürek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

60’a göre söz talepleri var, bunların bir kısmını şimdi karşılayacağım.

Sayın Adıgüzel…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Ordu ilinde meydana gelen fırtına nedeniyle birçok kamu binasının, meskenin, iş yeri ve aracın hasar gördüğüne, valilik, belediye, AFAD ekiplerinin durumu yakından takip ettiğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ordu ilimiz genelinde 15 Ocak Salı günü akşam saatlerinden itibaren rüzgâr yer yer 120 kilometre hıza ulaşmış ve fırtınaya dönmüştür. Bunun sonucunda 12 ilçemizde 41 okul binası, 3 tane askerî bina, 2’si hastane olmak üzere 46 kamu binası ve çok sayıda vatandaşımıza ait mesken, iş yeri ve araç hasar görmüştür. 5 vatandaşımız karbonmonoksit zehirlenmesinden, 1 vatandaşımız da çatı düşmesi sonucu yaralanmıştır ve fırtınadan dolayı 1.243 trafodaki hasar nedeniyle 436 mahallede elektrik kesintisi oluşmuştur.

Geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Ben de birazdan bölgeye gideceğim, valilik, belediye, AFAD ekipleriyle beraber durumu yakından takip ediyoruz. Bilgilerinize sunuyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özkan…

29.- Bursa Milletvekili Yüksel Özkan’ın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık eski Bakanı söz verdiği hâlde ataması yapılmayan veteriner hekim, ziraat, gıda ve su ürünleri mühendislerinin atamalarının ne zaman yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Gıda, Tarım ve Hayvancılık -şimdiki adıyla Tarım ve Orman Bakanlığı- eski Bakanı Sayın Fakıbaba, 19 Aralık 2017’de Meclis bütçe görüşmelerinde, 2018 yılı içerisinde en az 3.500 atama yapacaklarını söylemişlerdir. Sayın Bakanın bu açıklamasının üzerinden on dört ay geçmesine rağmen bir adım atılmamıştır. 150 bin işsiz ziraat mühendisi, veteriner hekim, gıda mühendisi, su ürünleri mühendisleri bir hayal kırıklığı içindedir. Bakan değişse de sözü veren Hükûmettir. Basında her gün, eksik personel yüzünden Tarım ve Orman Bakanlığında bir şeylerin yanlış gittiğini, projelerin uygulanamadığını görüyoruz. 150 bin işsiz, verilen sözün tutulmasını bekliyor, KPSS sınavında yeterli puan almış, on dört aydır ümitle bekleyen gençlerimizin atamaları ne zaman yapılacaktır?

BAŞKAN – Sayın Güzel…

30.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in, cezaevlerindeki açlık grevlerine dikkat çekmek için Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in tutsak edildiği cezaevine doğru başlatılan yürüyüşte maruz kalınan orantısız polis müdahalesinin hukuki, siyasi ve ahlaki gerekçesinin olup olmadığını öğrenmek istediğine, cezaevlerinden kötü haberler gelmeden önce açlık grevinde olan tutsakların taleplerinin karşılanması gerektiğine ilişkin açıklaması

SEMRA GÜZEL (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hakkâri Milletvekilimiz ve bu Parlamentonun bir üyesi olan Sayın Leyla Güven, Anayasa’ya aykırı bir şekilde tutuklu ve taleplerini buradan dile getiremediği için cezaevinde dile getirmektedir. Tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı açlık grevi direnişinin 70’inci gününe girmiştir ve sağlık durumu kritik bir aşamaya gelmiştir. Sayın Güven’le aynı taleple açlık grevine giren herkes, hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmış, il binalarımız aynı hukuksuzlukla zırhlı araçlarla polis ablukasına alınmıştır. Diğer cezaevlerine de yayılan açlık grevlerine dikkat çekmek amacıyla Leyla Güven’in tutsak edildiği Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevine doğru halkımızla birlikte başlattığımız yürüyüş, kolluk güçleri tarafından orantısız güç kullanılarak engellenmiştir. Yürüyüşümüz, başlattığımız andan itibaren milletvekilleri, uluslararası heyet, hukukçular ve halkımızla birlikte sert bir polis müdahalesine maruz kaldı. İradesini temsil ettiğimiz halkımızla birlikte maruz kaldığımız bu orantısız polis müdahalesinin hukuki, siyasi ve ahlaki bir gerekçesi var mıdır? Cezaevlerinden kötü haberler alınmadan, açlık grevinde olan tutsakların talepleri derhâl karşılanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

31.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, Düzce Üniversitesinin hazırladığı Ankara-İstanbul Arası Hızlı Tren Projesi’nin incelenip incelenmediğini Ulaştırma ve Altyapı Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ulaştırma Bakanına soruyorum: Düzce Üniversitesinin hazırlayıp Bakanlığınıza sunmuş olduğu Ankara-İstanbul Arası Hızlı Tren Projesi incelenmiş midir? Üniversitemizin yaptığı fizibilite çalışmasına göre, Bakanlığınızın tasarladığı hattın kendini amorti etmesi otuz beş kırk seneyi bulurken Bolu-Düzce’den geçecek hat kendini sekiz senede amorti etmektedir. Bunlar göz önünde bulundurulmuş mudur? Bolu-Düzce üzerinden geçmesi gerektiğini düşündüğümüz hızlı tren hattının ekonomiye katkısını göz önünde bulundurdunuz mu? Konuyla ilgili, diğer bakanlıklardan görüş aldınız mı?

Bolu-Düzce üzerinden geçmesi gereken hızlı tren hattının yapılan çalışmalarında, Bakanlığınızın tasarladığı hatta göre tünel sayıları ve viyadük açısından oldukça az sayıda olduğunu tespit ediyoruz ve maliyetinin düşük olduğunu düşünüyoruz. Bununla ilgili çalışmanız var mı?

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN – Maddeler üzerindeki görüşmelere devam ediyoruz.

46’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 46’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                     Rafet Zeybek                                             Aydın Özer                                               Fikret Şahin

                                         Antalya                                                     Antalya                                                    Balıkesir

                                        Cavit Arı                                                                                                                  Mahir Polat

                                         Antalya                                                                                                                        İzmir

MADDE 46- 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 16/A maddesinde bulunan üçüncü fıkra aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"(3) Numune analiz sonuçları teknik düzenlemelere uygun olmayan kaçak akaryakıt, il özel idaresi veya defterdarlık tarafından en yakın rafinericiye satılır. Bu satışta ürünlerin satış bedeli, beyaz ürünlerde benzin, motorin türleri, nafta, gaz yağı, jet yakıtı ve solvent türleri, rafineride bir önceki ay sonunda oluşan ham petrol/devir maliyet fiyatından, diğer ürünlerde ise yüzde altmışından az olamaz. Satış bedeli genel bütçenin ilgili tertibine gelir olarak kaydedilir. Rafineriler teknik düzenlemelere uygun olmayan, üretim süreçlerine zarar vermeyecek evsafta olduğu numune analiz sonuçlarıyla kanıtlanan kaçak akaryakıtı teslim almakla yükümlüdür. Yapılan analiz sonucunda rafineri işlem süreçlerine zarar vereceği anlaşılan kaçak akaryakıt, bertaraf ve/veya enerji geri kazanımı amacıyla geçici faaliyet belgesi ve/veya çevre lisansı almış olan atık yakma ve beraber yakma tesislerinde bertaraf ettirilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Mahir Polat konuşacaktır.

Buyurun Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Divan, yüce Meclisimizin değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında TÜİK’in dün açıklamış olduğu verilere değinmek istiyorum. TÜİK verilerine göre, iş gücü istatistikleri bakımından geçtiğimiz dönemde 10,3 olan işsizlik bu dönem için 11,6’ya yükselmiş yani 1,3 daha artmış. Bu 1,3 kanlı canlı, 501 bin insanımızın daha işsiz olduğu anlamına gelmekte. Genç işsizlik konusuna değinmek bile istemiyorum, oradaki durum daha kötü. Memleketimizde her şey çok güzel, güllük gülistanlık, kriz yok, 501 bin yeni işsizimiz var.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun’un 46’ncı maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Burada kaçak akaryakıtın en yakın rafineri tarafından satın alınacağı, rafinerinin de bunu alacağına dair kesin hüküm varken bu hüküm değiştirilip bir keyfiyete bırakılmış. Dolayısıyla devletin buradaki bir gelir kaybı söz konusu. Ayrıca alınmayan akaryakıtın bertarafıyla ilgili de devletin bir gideri söz konusu olacaktır.

Sayın milletvekilleri, gümrükler bir ülkenin ekonomik ve siyasal sınırlarını belirlerler. Tarih boyunca kurulmuş devletlerde de gümrük hakkı vardır, kullanılmıştır; sınır vergileri, geçiş vergileriyle görürüz. Bu topraklarda da Osmanlı’nın koymuş olduğu Bilecik dolaylarındaki ilk yazılı gümrük vergisi bazâr rüsûmudur. O günden bugüne bir egemenlik hakkı olarak durur. Bunu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bir devlet ki gümrük işlerini, vergilerini ülkenin ve milletin ihtiyaçlarına göre düzenlemekten alıkonulmuştur, böyle bir devlete bağımsız devlet denemez.” sözlerinden de anlıyoruz.

Doğal olarak, bunu anlamak ve buna uygun politikalar geliştirmek, siyaset kurumunun başında olan bakanın görevlerinden bir tanesidir. Sayın Bakan serbest piyasadan gelmekte, iş dünyasından gelmekte, gümrük kökenli değildir; gümrükleri, gümrüğün ruhunu ve tarihini anlamakta sıkıntı çekebilir. Biz biliyoruz ki müşavir kadrolarında çok değerli gümrük tarihi hocaları var. Bu isimlerden bir tanesini de söyleyeyim: Nurettin Çelik Hoca, ona başvurabilirler.

Sayın milletvekilleri, Plan ve Bütçe Komisyonunda ve bütçenin Mecliste görüşülmesi sırasında Bakanımıza seslenmiştim “Gümrüklere şaşı bakıyorsunuz.” diye. Üzülerek söylüyorum ki Sayın Bakan beni şaşırtmamıştır. Bakanlığımızın teşkilat yasası 3 kere Cumhurbaşkanına gidip döndükten sonra onaylanmış, bu onaylamayla birlikte Gümrük teşkilatının Tasfiye Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü 1. Hukuk Müşavirliği gibi çok önemli kurulları lağvedilmiş bulunmakta.

Hizmet verenler ve hizmet görenler için gümrüklerin olağanüstü geniş mevzuat yelpazesine, pratik ve donanımlara sahip olması gereken insanlar tarafından ve kurullar tarafından yönetilmesi gerekirken bugün maalesef gümrüklerin kurumsal kimlikleri bu kapatılan dairelerle, müdürlüklerle beraber biraz daha aşağıya çekilmektedir.

Yine, Sayın Bakanın yakın çevresinde ifade ettiği üzere, başmüdür değişikliklerinde kullanmayı düşündüğü insanları, bürokratlarını dış ticaret kökenlilerden ve piyasadan tercih edeceğine dair duyumlar geliyor. Bunu düşünmek bile ürperticidir. Bunun bir adım ötesi, gümrüklerin özelleştirilmesi, özel sektöre devredilmesidir ki bu da devletin devlet olma özelliklerinden bir tanesini ve köklü gümrük geleneğini tehlikeye atacak bir uygulamadır.

Yine, Sayın Bakanın konuşmaları sırasında bireysel silahlanmaya karşı olduğunu beyan etmesi, bünyesinde geçmişi çok eski tarihlere dayanan, kolluk gücü olan Gümrükler Muhafaza teşkilatı açısından ciddi bir ironidir. Biz Sayın Bakanı gümrük muhafaza memurlarının silah tazminatlarının verilmesi üzerine çalışma yapmaya davet ediyoruz.

Gümrüklerde iş gören gümrük müşavirlerinin bir oda kanununun olmayışı -ki bunlar gümrüklerin en önemli unsurlarından bir tanesidir- statüsü belli olmayan dernekler tarafından yönetilmesi kabul edilemez. Yine, Sayın Bakanı, oda kanununun bir an evvel yapılarak Meclisimize getirilmesi için davet ediyoruz.

Gümrüklerde çalışan insanlar gece gündüz demezler, yağmur çamur demezler, çalışırlar, mesaiye kalırlar, yolluk hak ederler. Bu yolluklardan silsile yoluyla ta Bakanlık bürokrasisine kadar kesilir. Sayın Bakanı, hak eden insanların haklarının kendi hesaplarına yatırılması konusunda düzenleme yapmaya davet ediyoruz.

Yine “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.” demişler, Sayın Bakanımız piyasadan geldiği için, iş dünyasından geldiği için gümrükleri bilmeyebilir fakat yasakladığı bazı internet sitelerini, örneğin Etki Haber’den Aykut Onur Kalaycı’yı dinlerlerse gümrüklerde birçok şeye hâkim olabileceklerini düşünüyoruz. Bu uyarılarımızı dikkate alırlarsa eğer mutlu oluruz diyorum.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Polat.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 46’ncı maddesinde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “düzeltilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Lütfü Türkkan                                             Ayhan Erel                       Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Kocaeli                                                     Aksaray                                                      Adana

                                     Feridun Bahşi                                             Ümit Beyaz                                          Ayhan Altıntaş

                                         Antalya                                                     İstanbul                                                     Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Endüstriyel devrimle birlikte hızlı kentleşmenin yol açtığı sorunlar ve buna bağlı olarak kamu gereksinimindeki artış yerel yönetimlerin işlevlerinde de bir değişim ortaya çıkarmıştır. Bunlar, nüfusun artan oranlarda en büyük kentlerde yığılması, bölgeler arasındaki dengesizliğin artması gibi önemli boyutta eşitsizliklerin görülmesi çözümü güç sorunlar yaratmıştır.

Devletin baskı ve dayatma aracı olmaktan çıkıp hiç kimseyi ötekileştirmeden ve ayırmadan tüm vatandaşlarına hizmet eden bir aygıta dönüşme zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçektir. Artık yeni bir yönetim anlayışını kabullenmek ve hayata geçirmek siyasetin olmazsa olmazıdır. Bu anlamda, yerel yönetimlere bakış açımızı değiştirmek gerekir çünkü belediye hizmetlerinde çıta yükselmiştir. Vatandaşların hizmet ve kalite beklentisini, arzu ettiği siyaset ve yönetim anlayışını, dünya ölçeğinden bakmadan karşılamak mümkün değildir. Yerel yönetimler artık çağdaş dünya kentlerinin hizmet ve proje standardını yakalamalı, teknolojik gelişme ve sistemleri kamu hizmetinde kullanmalı, yönetimde ve karar mekanizmalarında katılımı ve ortak aklı oluşturmayı başarmalıdır.

Günümüz belediyecilik anlayışı olan sosyal belediyecilik, toplumun tüm yoksul ve ezilen kesimleri başta olmak üzere işçilerimizin, işsizlerimizin, köylülerimizin, esnafımızın, kadınlarımızın, çocuklarımızın, gençlerimizin, engellilerimizin sorun, ihtiyaç ve taleplerine öncelik veren, kentin sosyal yaşamının düzenlenmesinde insanı merkeze alan, katılımcı, demokratik, emeğe ve sosyal adalete saygılı olmayı amaç edinen, barış içinde kardeşçe birlikte yaşamayı, dayanışma ve sevgiyi öncelikleri olarak gören, hizmetlerde eşitliği ilke edinen, her düşünce ve eyleminde halkın çıkarlarını titizlikle gözeten bir anlayıştır. Bu yeni anlayış, aslında çağı okuyan ve gereklerini hayata geçiren yeni nesil belediyecilik demektir. Bu, kamu hizmet kalitesini artıran ve yerel yönetimlere yeni ufuklar açan, kuramcıların geliştirdiği akıllı kent yönetim sistemleri gibi postmodern yaklaşımlarına, Seferihisar’da olduğu gibi yavaş kent uygulamalarına kadar teknolojik ve ekolojik yenilikleri sahiplenen, dünya standardında ve kalitesinde hizmet üreten, dünya ölçeğinde hibe ve finansman imkânları bulan, yönetime tüm paydaşların katılımını sağlayan, hesap veren yani kararlarda ve bütçe kullanımında şeffaf olan yeni modelin adıdır.

Dünya örnekleri yerel yönetimlerin özel sektörü ve üniversiteleri de işin içine çektiği, iş birliği yoluyla kent kalkınmasını sağladığı ve dünya çapında projeler ürettiği sayısız örneklerle doludur. Son yıllarda yaşanan ekonomik ve politik deneyim bir yandan devleti ekonomik işleyişin dışına iterken diğer yandan da siyasal gücün merkezden çevreye aktarılmasını öngörmektedir. Yoksa üzerinde konuştuğumuz maddede olduğu gibi tek taraflı hükmetme, halk adına karar verme, her şeyi doğru yapma patolojisi yerleşir ve ulaşılmaz, kibirli yöneticiler ortaya çıkarır. Belediyelere yapılacak proje karşılığı ödeneklerin özellikle bir kişinin yani Cumhurbaşkanının onayına bırakılması, aynı zamanda partili Cumhurbaşkanı olan bir otoritenin aynı partili olmayan belediyeleri cezalandırması yolunu açacaktır. Bu nedenle, il özel idarelerine ve belediyelere genel bütçe vergi gelirlerinden hakkaniyet ve adalet çerçevesinde tüm ilçe ve il belediyelerimize nüfusuna orantılı biçimde pay verilmesini destekliyor ancak yeni ilave edilen 2’nci maddede belirtilen partili Cumhurbaşkanının bu payları kullandırmaya yetkili olmasını kabul etmiyoruz.

Saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altıntaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

46’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

47’nci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır.

İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                                     Musa Piroğlu                                              Tuma Çelik                                              Semra Güzel

                                         İstanbul                                                     Mardin                                                   Diyarbakır

                                Dilşat Canbaz Kaya                                        Ebrü Günay                                              Garo Paylan

                                         İstanbul                                                     Mardin                                                   Diyarbakır

                                                                                                    Erol Katırcıoğlu

                                                                                                          İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                        Cavit Arı                                                 Aydın Özer                                               Fikret Şahin

                                         Antalya                                                     Antalya                                                    Balıkesir

                                     Rafet Zeybek                                                                                                     Uğur Bayraktutan

                                         Antalya                                                                                                                       Artvin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önergeler üzerinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesiyle ilgili olarak görüşlerimizi belirtmek üzere buradayım. Şimdi, efendim, bu maddeye baktığımızda, mevcut Sigortacılık Kanunu’na bir ek öneriyor, uzunca bir ek esas itibarıyla ve bu ekin özü Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı “Türk Reasürans Anonim Şirketi” adlı bir şirketin kurulmasını içeriyor. Şimdi, doğrusunu isterseniz devlet katında yani devlete bağlı bir reasürans şirketi konusunun yeterince konuşulmuş olduğunu ben sanmıyorum Türkiye’de, biraz sürpriz gibi de geliyor ama aslında “Niçin böyle bir düzenlemeye ihtiyaç var?” diye baktığımızda, bir ufak not, hepinizin bildiği bir not esas itibarıyla: Sigorta şirketleri, biliyorsunuz, üstlendikleri riskleri reasüre etmek zorundadırlar ve reasüre eden şirketler de daha büyük sermayeli şirketler olmak durumunda çünkü daha büyük riskleri göğüslemek durumundalar. Şimdi, dolayısıyla da böyle bir durumda biz Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı bir reasürans şirketi kurmaya karar vermiş bulunuyoruz.

Şimdi, sektöre baktığımızda, sektörde gerçekten bir tuhaflık var yani tuhaflık dediğim şu: Bir tane reasürans şirketi var, Millî Reasürans Şirketi, biliyorsunuz, İş Bankasına bağlı, İş Bankasının sahibi olduğu bir şirket, diğeri bir Alman şirketi ama onun da çok etkili olduğunu söylemek mümkün değil. Dolayısıyla da gerçekten böyle bir durum var. Fakat “Peki, şimdi niye ihtiyaç oldu?” diye baktığımızda arkadaşlar, görülen şu: Bugüne kadar sigorta şirketleri bu reasürans işini yabancı şirketlere yaptırırlardı, daha çok Avrupalı şirketler bu işi üstlenirlerdi fakat arkadaşlar, bu, bir zamandan beri diyeyim, daha doğrusu bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtiğimizden bu yana diyebilirim, Batı dünyasında, özellikle sermaye çevrelerinde, Türkiye'nin ekonomi yönetimiyle ilgili olarak giderek artan bir güvensizlik var ki biz bunu çok konuştuk; hem Komisyonda konuştuk hem de burada konuştuk. Dolayısıyla, bu sebeple de reasürans şirketleri, artık eskisi gibi Türkiye'de sigorta şirketlerinin üstlendikleri riskleri reasüre etmek istemiyorlar yani gelmiyorlar. Ama, öte yandan, bizim çok büyük projelerimiz var bildiğiniz gibi, bu projeleri yapacak olan şirketlerin sigortalanmaları söz konusu, tabii, o da sigorta şirketlerinin reasüre ihtiyacını ortaya çıkarıyor ve dolayısıyla da bu eksikliği gören Hükûmet, Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı böyle bir reasürans şirketi kurulmasına karar veriyor.

Şimdi, arkadaşlar, burada bir problem var esasında ve benim sık sık söylemeye çalıştığım problemin bir ifadesi. Bu madde, esas olarak bu madde, Hükûmetin uygulamakta olduğu ekonomi politikalarının dünya sermaye çevrelerine güven vermemesi sebebiyle, esas itibarıyla başarısızlığın bir tür ifadesi olarak da okunmalıdır çünkü bugüne kadar Batılı reasürans şirketleri gelip de reasüre ediyorlarsa ve bugün itibarıyla etmiyorlarsa, bu meselenin esasında böyle bir kayma olduğunu yani Hükûmete olan güvenin kaymakta olduğunu gösteriyor.

Şimdi, problem nedir? Bence problem şu arkadaşlar, altını defalarca çizmeye çalıştığım şey: İktidar partisi, daha doğrusu iktidar partisi demek de doğru değil, yürütme diyelim isterseniz -yürütme ile sizleri ayırmak zorunda hissediyorum kendimi- yürütme, bir anlamıyla devlete ait olması gereken kurumları kendine ait hâle getiriyor yani hükûmetleştiriyor. Böyle bir laf yok esasında ama ben öneriyorum, devletleştirmiyor ama hükûmetleştiriyor, hükûmetin kontrolüne alıyor.

Arkadaşlar, bu, bence doğru bir adım değil; defalarca uyarmaya çalıştığım, anlatmaya çalıştığım, bu adım, esasında, benim gördüğüm kadarıyla, iktidarın, yürütmenin bir parti devleti hâline dönüşmekte olduğunun işaretlerinden, en açık olanlarından bir tanesi. Bir problem var. O problemi nasıl çözmeye çalışıyor? Kendi uhdesindeki bir bakanlığa bağlı bir reasürans şirketi kurmak üzerinden problemi çözmeye çalışıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Katırcıoğlu.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, gerçekten, bu Hükûmetin, bu iktidarın, bu yürütmenin güven vermeyen yanlış politikalarının işaretleri bunlar.

Son bir dakika içinde birkaç şey daha söyleyeyim: Bakın, geçenlerde açıklıyor, bakan açıklıyor, Cumhurbaşkanı açıklıyor ve cari açıkta olumlu gelişmeler olduğu söyleniyor. “Cari açık kapanıyor.” deniyor ve sizler de burada “yürütmenin partisi olarak” diyelim, bunu çok önemli bir başarı olarak görüyorsunuz.

Arkadaşlar, cari açığın bu koşullarda azalıyor olması, doğrudan doğruya üretim, ekonomide üretim kesiminde ciddi bir krizin başladığını söylüyor esasında. Ekonomi büyürken cari açığın büyümesi diye bir olayla karşı karşıya değiliz. Burada altını çizeyim -herkesin bildiği bir şey bu- Türkiye ekonomisi esas itibarıyla uyuşturucu bağımlısı bir ekonomidir. Uyuşturucu bağımlısı ekonomi şu demektir: Dövize ve ithalata bağımlı bir ekonomidir.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’a ait.

Buyurun Sayın Bayraktutan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin 47’nci maddesine ek bir madde eklenmesine ilişkin söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde çok teknik bir madde. Bu maddenin içeriği şu: Bakanlığa bağlı bir reasürans anonim şirketi kuruluyor. Türkiye’de böyle bir şirketin varlığına rağmen, bir sigorta şirketinin varlığına rağmen böyle bir şirketin kurulmasına ilişkin, hem de bakanlığa bağlı olan bir şirketin kurulmasına ilişkin bir düzenleme. Bu konuda biz lafı evirip çevirmiyoruz, bu ek getirilen düzenlemenin madde metninden çıkarılmasını talep ediyoruz. Buna ilişkin gerekçemiz nedir?

Değerli arkadaşlarım, avukat olduğum için, hukukçu olduğum için ben de sigorta sektörü içerisinde uzun yıllar görev yaptım. En azından sektörün sorunlarının ne olduğunu, teminata ilişkin olarak özellikle davalarda, yargılamalarda nelerle karşılaşıldığını iyi bilen bir arkadaşınızım. Özellikle rücuen tazminat davalarında ve sigorta şirketlerinden kaynaklanan anlaşmazlıklarda, ihtilaflarda her iki tarafın hem şirketler açısından hem de yükleniciler açısından nasıl sorunları olduğunu biliyorum değerli arkadaşlarım.

Burada yapılan düzenlemede asıl gaye şu; aslında sektördeki sorun şundan kaynaklanıyor: Bu sektörde, doğal olarak, Türkiye’deki gelişmeleri nazarıitibara alacak, onu takip edecek olan bir küçülme söz konusu. Doğal olarak Türkiye’de nasıl bir ekonomik sıkıntı varsa sigorta şirketi içerisinde de böyle bir küçülmenin varlığını inkâr edemeyiz değerli arkadaşlarım. Bu küçülmeye rağmen bir gerçek de var; sigorta sektöründeki şirketlere baktığımız zaman görüyoruz ki çoğunlukla yabancıların hâkim olduğu, yabancıların egemen olduğu bir sektörle karşı karşıyayız. Burada, yabancıların kontrolünde olan bir sigorta şirketi veya böyle bir sektörde teminatlarının karşılanması, risk oranlarının giderilmesi açısından biz ne yapıyoruz? Bakanlığa bir yetki veriyoruz, bakanlık nezdinde bir reasürans anonim şirketi kuruyoruz değerli arkadaşlarım. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bu şekildeki bir piyasaya müdahalenin veya bu şekildeki bir piyasada devletin veya kamunun düzenleme yetkisinin çok objektif ölçüler içerisinde olmadığını bir kere daha burada, yüce Parlamentoda ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu şekildeki bir düzenlemeyi Parlamentoya getirdiğimiz zaman, Parlamentoda bu tartışıldığı zaman, bunu sadece bir torba yasa içerisinde konuşmak, tartışmak veya bunu kısaca, beş dakikalık önergelerle Parlamento gündemine getirmek çok doğru değil çünkü sigortayla alakalı düzenlemeler bir temel yasa kapsamında ele alınırsa aslında sektördeki sorunların ne olduğu, nelerle karşılaşıldığı da Parlamento tarafından dikkate alınabilir değerli arkadaşlarım.

Biraz önce ifade ettim, biz, buradaki teminat oranlarıyla, teminatlara veya yüksek fiyatlı teminat alanlarına ilişkin olarak teminat bulmakta zorlanan sigorta şirketleriyle alakalı böyle bir sigorta düzenlemesini, özellikle yabancı sektörün hâkim olduğu Türkiye’de çok doğru bulmadığımızı bir kere daha ifade etmek istiyoruz. Eğer bu konudaki bu düzenleme ortadan kaldırılırsa, en azından kör topal devam eden sigorta şirketleriyle alakalı düzenlemede de ayrıca temel yasada bir düzenleme yaparsak sorun ortadan kalkar diye düşünüyoruz değerli arkadaşlarım. Çünkü biraz önce de arz ettiğim gibi, sigorta şirketlerinde sigortayla alakalı bu sorunun halledilmesinin temel argümanı, temel noktası, sektör temsilcilerinin aynı masanın etrafında oturup geniş çaplı bir konsensüsün, geniş çaplı bir uzlaşmanın olabilmesidir. Biz bunu yaptık mı değerli arkadaşlarım? Hayır. Bu teklifin hangi koşullarda getirildiği, kimlere sorulduğu… Ki buraya gelmeden evvel, gerekli muhalefet şerhimizde de teklifi ayrıntılı olarak değerlendirdik değerli arkadaşlarım. Herhangi bir şekilde kimseye sormadık, sektör temsilcilerinin görüşlerini almadık, sektör temsilcilerine sormadık, sivil toplum örgütlerinin herhangi bir düşüncesini almadık, geldik, bugün burada yasayı tartışıyoruz. O anlamda -biraz sonra oylama yapılacaktır, muhtemelen oylarınızla bizim önergemizi reddedeceksiniz- bu yeni bir sorun yaratacaktır. Önümüze, yine torba yasalar içerisinde, sigorta mevzuatıyla alakalı olarak düzenlemeler getireceksiniz.

Bu nedenle değerli arkadaşlarım, sektörün içinde bulunduğu sorunlar açısından mutlaka bir temel yasayla yapılması gereken düzenleme şarttır. Yabancı sektörün egemen olduğu, özellikle sigorta şirketlerinin teminat bulmakta zorlanmış olduğu, teminatları tamamlamakta fiiliyatta büyük sıkıntılar çekmiş olduğu bir sektörde mutlaka ve mutlaka bu düzenlemeyi bir kere daha düşünmeniz gerekiyor. Özellikle kamunun bu alana müdahale etmesi açısından, Bakanlar Kuruluna bağlı bir yapının, bu sigorta sektöründe muhtemelen yeni sorunları ortaya koyacağı, yeni sorunlardan kaçamayacağımız gerçeğini de bir kere daha değerlendirmenizi istiyorum.

Sigorta sektörü, gerçekten, bu şekildeki palyatif çözümlerden, torba yasalar içerisindeki madde düzenlemelerinden öte, temel yasalarda yapılacak düzenlemelerle ancak sıkıntıdan kurtulabilir. Çünkü içinde yaşamış olduğumuz ekonomik düzenin, ekonomik sıkıntıların en büyük mağduriyetini yaşadığı sektörlerden bir tanesi de sigorta sektörüdür diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bayraktutan.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                    Lütfü Türkkan                                           Feridun Bahşi                     Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Kocaeli                                                     Antalya                                                      Adana

                                     Yasin Öztürk                                              Ayhan Erel                                         Fahrettin Yokuş

                                          Denizli                                                     Aksaray                                                     Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba kanunun 47’nci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Bu konuşmamda kanun teklifinin maddesinden farklı bir konuya değinmek istiyorum. Geçen günkü konuşmamda uzman çavuşlarımızın sorunlarını dile getirmiştim. Bu defa, Türk Silahlı Kuvvetleri içinde sayıları yaklaşık 20 bin olan mevcutta en alt rütbedeki sözleşmeli erbaş ve erlerin görevleri süresince ve sonrasında yaşadıkları sorunları dile getirmeye çalışacağım.

Askerimiz gerek sınırlarımız içinde gerekse sınır ötesinde birçok terör örgütüyle mücadele etmektedir. Üstün mücadele yeteneği sergileyen güvenlik personelimiz sayesinde bu mücadele etkin bir şekilde yürütülmektedir. Vatanı için gözünü kırpmadan hayatını vermeye hazır olan vatan evlatlarımızın kendilerine yaraşır bir hayat yaşamaları ve bu süreçte morallerinin yüksel tutulması da şüphesiz devletimizin en önemli görevlerinden biridir. Sözleşmeli erbaş ve erlerle ilgili kanun, 2011 yılında ilk çıktığı hâliyle, askerlik hizmetini erbaş ve er olarak tamamlamış olan ve terhislerinin üzerinden üç yıldan fazla süre geçmemiş, 26 yaşından gün almamış olan vatandaşlarımıza sözleşmeli erbaş ve er olma imkânı sağlıyordu; kritik ve uygun görevlerde yetişmiş personel ihtiyacını karşılamak maksadıyla hizmet şartlarını, görev hakkını, yükümlülükleriyle ilgili usul ve esasları düzenliyordu. En az üç yıllık sözleşmeyle göreve başlayan sözleşmeli erbaş ve erler -29 yaşının bittiği yılın aralık ayı- yedi seneye kadar görev yapabiliyorlar, her sözleşme süresinin sona ermesinden en az üç ay önce sözleşmelerini yenileyeceklerine dair yazılı bildirimde bulunmadıkları takdirde sözleşmeleri kendiliğinden sona eren 4/C kapsamında sigortalı görülen sözleşmeli erbaş ve erlerin sözleşmeleri tek taraflı feshedilebiliyor.

Profesyonel askerliğe geçişin başlangıcı sayılabilecek bu düzenleme yapılırken kanunun gerekçesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölücü terör örgütleriyle mücadelesinde erbaş ve erler ortalama üç ay temel askerlik eğitimini müteakip birliklerine gittiklerinde, bölgeye alışıp terörle mücadelede tam tecrübe kazandıklarında, askerlik yükümlülüklerinin sona erdiği, bu nedenle mecburi hizmet yapan erbaş ve er yerine iyi eğitimli ve profesyonel personelin belirli süreli istihdamına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmişti. Ama Ekim 2017’den itibaren temel askerlik eğitimini almamış olan vatandaşlarımızı da sözleşmeli erbaş ve er olarak almaya başladık. Sebebine biraz sonra değineceğim problemler dolayısıyla uygulamalar, gerekçesinin dışına çıkmaya başladı.

Bu çocuklar terörle mücadelenin belkemiğini oluşturuyorlar. Kuzey Irak’ta, Suriye’de ve sınırlarımızda yapılan operasyonlarda en ön safta mücadele ediyorlar. Sözleşmeli erbaş ve erlerimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri ailesinin bir ferdi olduğunu hissetmek istiyorlar. “Profesyonel ordu” parolasıyla yola çıkılıp “sözleşmeli er” adı altında Türk Silahlı Kuvvetleri personeli olarak istihdam edilen sözleşmeli erler, Türk Silahlı Kuvvetlerinde taşeron işçi muamelesi görmek istemiyorlar. 7/24 birlik içinde iskân edilen sözleşmeli erler aile bütünlüğü olmadan görev yapıyorlar. Evli sözleşmeli erlerin aile bütünlüğünün bozulmaması amacıyla evci izninin artırılması ya da güvenlik imkânlarının elverdiği durumlarda vardiya sistemine geçilmesi olumlu bir iyileştirme olacaktır. Aksi takdirde sözleşmeli erbaş ve erlerin aile hayatları ve düzenleri bozularak aileler dağılmakta ve boşanma olayları yaşanmaktadır. Bu da sözleşmeli erlerin moral ve motivasyonunu olumsuz yönde etkilemekte, psikolojisini bozmaktadır. Bu evci izni veya vardiya sistemi sadece evli değil, tüm sözleşmeli erlerin de motivasyonunu artıracaktır.

Hazine ve Maliye Bakanlığının onayıyla geçtiğimiz yıl Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde aktif olarak görev yapan subay, astsubay ve uzman çavuşlara “iyileştirme” adı altında 400 liralık zam yapılırken sözleşmeli erler bu iyileştirmeden muaf tutulmuştu. Onların da bu iyileştirmeden faydalanmasında fayda var.

Ayrıca sözleşmeli erleri yükümlü erlerden rütbe işaretiyle ayırmak gerekmektedir. 2011 yılındaki uygulamada konulan ve profesyonel askerliğe geçişin başlangıcı olarak görülen bu uygulamadan yeteri kadar faydalanılamamasının nedeni çalışma şartları ve özlük haklarındaki yetersizliklerdir. Doksan günden fazla rapor alsalar ilişikleri kesiliyor. Sözleşmeli erbaş ve erliğe başvuru sayısının yetersiz olması, süresi dolduğunda sözleşmelerinin yenilenememesi, sözleşmeli erliğe başlayan birçok kişinin görev süresi dolmadan bırakmalarının veya bırakmak istemelerinin sebepleri söz konusu çalışma şartlarıdır. Bu nedenle askerî birliklerde anında profesyonel personel sayısında düşüş olmakta ve hudut birliklerinde güvenlik zafiyeti oluştuğu değerlendirilmektedir. Hâlbuki geçtiğimiz yıl, Millî Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar, profesyonel askerliğe geçişin hız kazandığına dikkat çekerek 2020 yılından itibaren Jandarmanın yükümlü er alımı yapmayacağını ifade etmişti. Bu demek oluyor ki ilerleyen dönemde sözleşmeli er sistemini daha da yaygınlaştırmak istediğimiz askerî bir politika güdüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Öztürk.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın milletvekilleri, önümüzde bir yerel seçim var. Hepiniz siyasi olduğunuzdan dolayı biliyorsunuz ki yükümlü erbaş ve erler askerlik esnasında oy kullanamazlar, sözleşmeli erbaş ve erler de yükümlü asker statüsünü taşıdıkları için oy kullanamamaktadırlar. Sözleşmeli erbaş ve erlere, muvazzaf subaylar gibi, seçimlerde oy kullanma hakkı verilmelidir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacı doğrultusunda uygulanmaya başlayan sözleşmeli er uygulamasının daha verimli ve sistemli olabilmesi için sözleşmeli er statüsünün kaldırılarak uzman erbaşlarla aynı statüde, aynı özlük haklarında görev yapması, zor şartlar altında görev yapan sözleşmeli erbaş ve erlerin motive olmalarına ve ailelerinin daha yaşanabilir bir hayat sürmelerine vesile olacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 47’nci madde kabul edilmiştir.

48’inci madde üzerinde aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır, bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                                      Garo Paylan                                              Tuma Çelik                                              Ebrü Günay

                                       Diyarbakır                                                   Mardin                                                      Mardin

                                     Musa Piroğlu                                             Semra Güzel                                  Dilşat Canbaz Kaya

                                         İstanbul                                                   Diyarbakır                                                  İstanbul

                                   Erol Katırcıoğlu

                                         İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                      Aylin Cesur                                             Feridun Bahşi                                         Lütfü Türkkan

                                          Isparta                                                      Antalya                                                     Kocaeli

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                     Arslan Kabukcuoğlu

                                         Aksaray                                                      Adana                                                     Eskişehir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                        Cavit Arı                                                 Fikret Şahin                                            Rafet Zeybek

                                         Antalya                                                    Balıkesir                                                    Antalya

                                      Bedri Serter                                               Aydın Özer                                            Jale Nur Süllü

                                           İzmir                                                       Antalya                                                    Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Mardin Milletvekili Ebrü Günay’a aittir.

Buyurun Sayın Günay. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Teşekkürler Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.

48’inci madde üzerine söz almış bulunmaktayım. Söz konusu madde “Belediyelerin ihtiyaç duyduğu yatırım nitelikli projeleri gerçekleştirmesi amacıyla Strateji ve Bütçe Başkanlığı bütçesine konulan belediyelere yardım ödeneğini belediyelerin talebi üzerine kullandırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.” hükmünü içermektedir. Eskiden merkezî bütçe kanununa konulan maddelerle Maliye Bakanlığınca verilen, nüfus, yerleşim biriminin Gelişmişlik Endeksi’ndeki yeri, belediyenin yüz ölçümü, konut ve iş yeri sayısı gibi kıstaslarla dağıtılan kaynaklara ilişkin yetki bu kez Cumhurbaşkanına verilmektedir. Cumhurbaşkanına tümüyle keyfî bir inisiyatif tanıyan yeni düzenlemeye bütçe görüşmeleri sırasında Anayasa’nın 104’üncü maddesine aykırılık gerekçesiyle karşı çıkılmasına rağmen madde olduğu gibi Komisyondan geçirilmiş, Anayasa’nın 104’üncü maddesinde Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri detaylı bir biçimde tarif edilmiştir. Ve bu yetkiler arasında Cumhurbaşkanının belediyelere dilediğince ödenek aktarabilmesi yer almamaktadır.

Cumhurbaşkanı olmasının yanı sıra siyasi bir partinin “Genel Başkanı” sıfatını taşıyan bir şahsa böylesi yetkilerin verilmesi, hem de tam seçim arifesinde verilmesi sizce ne anlama gelmektedir? Ben size söyleyeyim: Bu düzenleme, AKP’li olmayan belediyeleri tehdit etme düzenlemesidir; AKP’li belediyeleri diğer partilere ait belediyelere karşı kayırma düzenlemesidir.

Değerli milletvekilleri, bu madde, dünyanın birçok yerinde yerel dinamiklere yetki devriyle demokrasinin işlevselliğinin artırılmaya çalışıldığı bir dönemde daha fazla merkezîleşmeye çalışma, daha fazla otoriteleşmenin itirafı niteliğindedir. Belediyelerin yatırım projelerinin onayının Cumhurbaşkanına veriliyor olması, otoriteleşmenin üstüne, tek adam yönetimine doğru gidildiğinin en net göstergelerinden biridir. Belediyelerin, bütçelerinden idari kararlarına kadar oldukça geniş yelpazede yetkilerini artırmak katılımcı demokrasinin en önemli şartlarından biriyken bazı yetkilerinin doğrudan bir kişiye bağlanması katılımcı demokrasi ilkesinin yok sayılmasıdır. Su, altyapı, kanalizasyon hizmetleri, çocuk bakımı, kadın merkezleri veya şehirlerin herhangi bir alanıyla ilgili hizmetlerin bütçelerinin yerelde olması gerekirken merkez onayına bağlanması kabul edilemez bir durumdur.

DBP’li belediyelerin halka dayalı, yerel ihtiyaçları esas alan belediyeciliği, ülke belediyeciliğine bakış açısında bir anlamıyla büyük bir ufuk açtı. Ancak kayyum atamalarıyla bu kazanımlar yok edilirken şimdi de gelecek dönemler açısından yerelin özgünlüğünün görülmediği ve dikkate alınmadığını gösteren bir düzenleme yapılmak istenmektedir.

Biz gerek merkezî yönetimin gerekse yerel yönetimin emek alanından ekonomi alanına, ekoloji konusundan altyapı çalışmalarına ve tüm bunlarla iç içe olan cinsiyet eşitliği bakış açısıyla radikal demokrasinin güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Radikal demokrasi, toplumun tüm kesimlerinin yatay ve eşit bir biçimde iş bölümünü sağlayan, karar alma mekanizmalarıyla yaşamın kendisini gören bir yönetim biçimidir. Bu yönetim biçiminin aksi, daha fazla otoriteleşme ve teklik rejimidir.

Yerel yönetimlere dair yapılmak istenen anlayış aynı zamanda toplumsal dinamiklerin tanınmaması anlamına gelmektedir. İktidarın asılsız iddialarla belediye başkanlarımızı görevden aldığı belediyelerde onca zamandır iddialarınızın tek biri bile kanıtlanamazken halklarımızın iradesi çiğnenerek atanan kayyumların karnesi yolsuzluktan, usulsüzlükten, kamu kaynaklarını israf etmekten geçilmiyor. Seçim bölgem olan Mardin’den örnek vereyim size: Sayıştay Başkanının istifa ettirilmesiyle sonuçlanan rapordan haberdar herkes. Bu raporda Mardin Büyükşehir Belediyesinde ihalede öngörülenden farklı 4 aracın hizmete alındığı tespit edilmiş, yapım işlerinde aynı kalemlerde farklı birim fiyatların belirlendiği anlaşılmıştır. Bunlar, raporda sözü geçen usulsüzlüklerden sadece iki tanesi. Burada AKP’nin atadığı kayyumların tüm usulsüzlüklerini sayarım ama buna ne sizin zamanınız yeter ne de benim sabrım yeter.

2016 yılından başlayarak önce 98 DBP’li belediyeye kayyum atayan, sonra Ankara Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi belediyelerin belediye başkanlarını zorla görevden el çektiren bir siyasi anlayış bugün Türkiye’nin yüzde 50’lik bir kesimini kendi seçmediği belediye başkanlarıyla yönetilmek zorunda bırakmıştır.

Önümüzdeki madde de bütçe ödeneklerindeki yetkiyi Cumhurbaşkanına vermek kaydıyla söz konusu antidemokratik çizgiyi derinleştirmek istemektedir. Bu vesileyle Türkiye’deki otoriteleşme eğiliminin durdurulmasının bir parçası olarak ilgili maddenin reddedilmesini talep ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günay.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Antalya Milletvekili Feridun Bahşi’ye aittir.

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

48’inci maddenin gerekçesinde “belediyelerin gördükleri hizmetler itibarıyla gerçekleştirilmesinde fayda görülen yatırım projelerinin desteklenmesi” denilmektedir. Bu fayda neye göre belirlenecek, kıstasları neler olacak, hangi nitelikli ekipler tarafından değerlendirilecek; hiçbirisi bu kanun teklifinde net bir şekilde ortaya konulmamıştır. Madde gerekçesinin devamında belediyelere yapılacak yardım ödeneğinin Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından sağlanacağı ifade edilmektedir. Belediyeler ile il özel idarelerinin nakit yönetim sistemleri Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlanmıştır. Bu şartlarda Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı arasında bir yetki çatışması yaşanacaktır. Maliye Bakanlığında olan yetki, teklif edilen maddeyle, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde yeni kurulan Strateji ve Bütçe Başkanlığına devredilmektedir. Belediye seçimlerine kısa bir süre kala belediyelerin devletin adaletine yakışmayacak şekilde “Senin partin, benim partim.” diye ayrıştırıldığı, bu dönemde ödeneklerin Cumhurbaşkanlığına, ödenek onayının ise partili Cumhurbaşkanına verilmesi uygun değildir. Cumhurbaşkanının hiçbir gerekçe göstermeksizin istediği belediyeye ödenek verip istemediği belediyeye ödenek vermemesi imkânı doğacaktır ki bu durum hem Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine hem de görev ve yetkilerini düzenleyen 104’üncü maddesine aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet yetkilileri, son günlerde Türkiye’de ekonomik krizin atlatıldığından, dengenin sağlandığından bahsetmektedir, rakamlarla oynayarak Türk ekonomisinin büyüdüğünü söylemektedirler. Gerçekten öyle midir? Elbette hayır. Ekonomik kriz, birkaç yandaş müteahhitlik firması dışında, olanca cesametiyle orta, alt gelir grubu ile fakir fukara, garip gurebayı ezmektedir. İnsanlarımız semt pazarlarına ancak akşamın alaca karanlığında gitmekte, dökülen meyve ve sebzeyi toplayıp evine, çoluğuna çocuğuna götürmektedir. Vatandaşın nefes alacak hâli kalmamıştır. 2019 yılı için yapılan maaş zamları çalışanın cebine girmeden eriyip gitmiştir.

Peki, ne yapmak lazım? Öncelikle ülkede adaleti ve hukukun üstünlüğünü hâkim kılmak şarttır. Sonrasında adil bir vergi sistemi yerleştirilmeli, asgari ücret vergi dışı bırakılmalıdır. İşsize iş yaratacak, istihdam yaratacak yatırımlara yönelinmelidir. Dolaylı vergiler azaltılırken doğrudan verginin artırılması için tedbirler alınmalı, vergi tavana yayılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, daha önce de birçok konuşmamda dile getirdiğim gibi, insanımızın yaşadığı önemli konuları bu kürsüden gündeme getirmeye devam edeceğim, sorunların çözümü için verdiğimiz yasa tekliflerinin de takipçisi olacağım.

Bu sorunlardan bir tanesi de sosyal güvenlik öncesi doğum ve hamilelik süreçlerinin borçlanma yoluyla emekliliğe saydırılmasıdır. Bu konuda yasa teklifimiz verilmiş, komisyonda bekletilmektedir. İsteğimiz bu yasa teklifinin de bir an önce Genel Kurula getirilerek beklentinin karşılanması, mağduriyetin giderilmesidir.

Değerli milletvekilleri, diğer bir konu ise öğretmen okulu mezunlarının başka kurumlarda devlet memuru olarak çalıştırılmasıdır. Bunlar veri hazırlama memuru, bilgisayar işletmeni, şef, zabit kâtibi, icra memuru gibi mezuniyet dışı unvanlarda çalışmak zorunda bırakılmakta ve bir an önce öğretmenliğe geçmek istemektedirler. 15/7/2016 sonrası olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK’lerle meslekten ihraçlar sonucu binlerce öğretmen açığı oluşmuştur.

Yine, birçok okulda çağ dışı bir yöntem olan ikili eğitim sistemi uygulanmaktadır. Açıktan atama bekleyen ise yüz binlerce öğretmen vardır. Bütçe kısıtlılığı sebebiyle yeteri kadar atama yapılamamaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı ülkenin geleceği için hiçbir harcamadan kaçınamaz. Millî Eğitimde fedakârlık yapılması gereken, tasarruf yapılması gereken bir politika izlenemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin, size bir dakika daha süre veriyorum Sayın Bahşi.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Teşekkür ederim efendim.

Buna rağmen açıktan atama yapılamıyorsa hazır devlet kadrolarında çalışan memurların öğretmenlik kadrolarına geçirilmesi şarttır. Öğretmenlik hayalleriyle öğretmen okullarından mezun olup zorunluluk sebebiyle yani aş, ekmek sebebiyle başka mesleklerde çalışmak zorunda kalan insanlarımızın bir an önce Millî Eğitim Bakanlığı öğretmenlik kadrolarına geçirilmesi gerekmektedir.

Büyük Türk Milletini ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bahşi.

Söz sırası, Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’ye ait.

Buyurun Sayın Süllü. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; grubum adına, 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’un “Denkleştirme ödeneği” başlıklı 6’ncı maddesinde değişiklik yapılmasıyla ilgili teklifin 48’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Maddenin başlığı “Denkleştirme ödeneği” ve geçen “denkleştirme” sözcüğü aslında son yıllarda hiç de yabancı olmadığımız bir sözcük. Asgari ücretli vatandaşımız, memurumuz, emeklimiz her ay “Bütçemizi nasıl denkleştiririz?” diye kara kara düşünüp duruyor; esnafımız belirsizlik ekonomisinde “Kiramı, vergimi, stopajımı nasıl denkleştiririm de dükkânımı yarın sabah nasıl açarım?” diye tasalanıyor; sanayici, iş adamı bu kriz ortamında bu girdi maliyetleriyle nasıl üreteceğini, satacağını, parasını nasıl tahsil edeceğini, batmadan geleceğini nasıl planlayacağını öngöremiyor.

“Gelecek” demişken, ümidimiz olan gençlerin gelecek için ufukları bir sonraki öğüne kadar daraldı. Ay sonunu zar zor denkleştirebilen gençlerimizin umuduyla gelecek kuruyor bu ülke.

İşte, sayın milletvekilleri, bir denkleştirme sorunudur sürüp gidiyor ülkemizde. Vatandaşlarımız “Neyi, nasıl denkleştiririm?” diye düşünedursun, iktidar partisi vatandaşın denkleştirme sorununa hiç kafa yormuyor, başka denkleştirmeler peşinde. Değişikliğe söz konusu maddeyle, nüfusu 10 bine kadar olan belediyeler için Maliye Bakanlığı bütçesine kesinleşmiş en son genel bütçe vergi gelirleri tahsilatı toplamının binde 1’i olarak konulan denkleştirme ödeneği düzenlenmektedir. Bu ödeneğin yüzde 65’inin eşit, yüzde 35’inin ise nüfus esasına göre dağıtımında kriterler çok açık ve nettir. “Mahallî idarelere yardım amacıyla bütçelerine ‘pay’ ‘fon’ veya ‘özel hesap’ gibi adlarla başka bir ödenek konulamaz.” denilen (2)’nci fıkra “Belediyelerin ihtiyaç duyduğu yatırım nitelikli projelerin gerçekleştirilmesi amacıyla Strateji ve Bütçe Başkanlığı bütçesine konulan belediyelere yardım ödeneğini kullandırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.” şeklinde değiştirilmektedir. Bu değişiklikle, parti mensubiyeti olan bir Cumhurbaşkanına yerel seçimlere iki buçuk ay kala bu ödenekten keyfî para aktarma yetkisi tanınmaktadır. Bu ödeneğin kullanılmasını düzenleyen hiçbir nesnel dayanak yoktur. Bu keyfîliğin yaratacağı eşitsizlik Anayasa’nın eşitlik ve ayrımcılık yasağını düzenleyen 10’uncu maddesinin (a) fıkrasına aykırı olduğu gibi, bu yetki keyfiyeti Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104’üncü maddesine de aykırıdır. Ayrıca, bu değişiklik Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın mali bakımdan zayıf olan yerel makamların korunması, mali yükün eşitsiz dağılımını önlemeye yönelik mali eşitleme yöntemlerinin de açıkça ihlalidir.

Sayın milletvekilleri, bu ihlallerle hiçbir şeye yatırım yapılacağı, denkleşeceği, yardım edileceği falan yok; sizler, vekili olduğunuz şehirlerden bunu gayet iyi bilirsiniz. Ben bunu kendi şehrim olan Eskişehir’den de gayet iyi biliyorum. Allah’a şükür, Eskişehir merkezinde Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediye başkanlarımız Cumhuriyet Halk Partili. Merkezî yönetim hiç yardım etmese de, her şeyin en iyisine layık vatandaşlarımıza hizmetin en iyisini merkezde ve ilçelerimizde Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimiz veriyor. Ama ne yazık ki Eskişehir’de AKP ilçe belediyelerinin hiç yardım aldığını görmedim ben. Vatandaşların sorunlarını çözen yine Cumhuriyet Halk Partili belediyeler. Bırakın ilçelere yatırımı, yardımı; yollar yapmakla övünen merkezî yönetim, Eskişehir’de kendi sorumluluğu altında yapması gereken iki ölüm yolunu bile yıllardır yapamıyor: Seyitgazi-Kırka yolu ve Eskişehir-Alpu–Beylikova-Mihalıççık yolu. Biz bu yollarda yüzlerce vatandaşımızı kaybettik. Daha geçen hafta 3 kardeşin ölümüne neden olan bu yolda geçtiğimiz pazar hemşehrilerimiz ve şehrimizin muhalefet vekilleriyle birlikte haykırdık. Bırakın başka şeyleri denkleştirmeyi, kendi sorumluluğunuz altındaki işleri yapın önce. El kaldırıp indirerek hiçbir şey denkleşmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Süllü.

JALE NUR SÜLLÜ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kısacası, bayanlar, beyler, dişleriniz arasındaki et parçalarını kürdanla temizlerken bu ülkede hiçbir şeyi denkleştiremezsiniz siz. Siz denkleştirme işini asgari ücretle ev geçindiren anneden babadan, bir öğün sonrasını düşünen gençten, üretim yapmayı hedefleyen sanayiciden iyi yapamazsınız. Vatandaşımız da artık bunu görüyor, biliyor; sizin yönetiminizde iki yakasının bir araya gelip bütçesini denk getirebileceğine inanmıyor; şehirlere ihanet edenlere inanmıyor, yaşadığı yerlerde hiçbir sorununa derman olamayacağınızı biliyor. Ancak unutmayınız ki bizim milletimiz çalışkandır, zekidir. Görüyoruz ki vatandaşlarımız başka bir denklemin peşinde. Çok değil, iki buçuk ay sonra o denklem sizin görmek istemediğiniz ama yüzleşeceğiniz bir gerçektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Süllü.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 48’inci madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, böylece ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.19

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Şimdi, üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Üçüncü bölüm 49 ila 71’inci maddeleri kapsamaktadır.

Üçüncü bölüm üzerinde söz isteyenlerin adlarını okuyorum: İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Şenol Bal, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu.

Ayrıca, Kamil Aydın şahsı adına beş dakika süreyle konuşacaktır, şahıslar adına diğer konuşma hakkı İYİ PARTİ’ye aittir.

Şimdi, ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekili Şenol Bal’da.

Buyurun Sayın Bal. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ŞENOL BAL (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 37 sıra sayılı çuval Kanun Teklifi’nin üçüncü torba bölümü üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli milletvekilleri, muhalefet milletvekilleri artık torbalıktan çıkıp çuval hâline gelen bu yasanın kanun yapma tekniğine uymadığını, Anayasa’ya aykırı olan maddeler içerdiğini, ihtisas komisyonlarında görüşülmediğini, kanun tekliflerinin milletvekillerinin ellerine tutuşturulduğunu, teklif verenlerin konuya bile yeterince hâkim olmadıklarını anlatıp duruyorlar. Bu muhalefet de çok fazla konuşuyor yine. “Bütün yetkiler tek adama verildiğine göre bu tek adam rejimidir.” diyor muhalefetteki bu art niyetliler. Ayıptır, günahını alıyorsunuz. Her geçen gün bizim Cumhurbaşkanının maşallah tevazusu giderek artıyor. Tüm vatandaşların Cumhurbaşkanı olduğunu her hareketi ve sözleriyle gösteriyor.

Sadece bu torba yasayla bile Cumhurbaşkanına verilen yetkileri gördükçe onun adına endişe duydum, sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben bu kadar yükün bir insanın sırtına yüklenmesinin büyük bir insan hakları ihlali olduğunu düşünüyor, partili Sayın Cumhurbaşkanına gerçekten üzülüyorum. Cumhurbaşkanı beraber ıslandıkları, yol yürüdükleri tarafından hep aldatıldığı için, kendi de milleti aldattığı için tüm görevleri uhdesinde tutmak istiyor, isteye de bilir ama ben, siz yakın milletvekillerine sesleniyorum: Güven tazeleyin, Sayın Cumhurbaşkanını biraz rahatlatın.

Sayın Cumhurbaşkanı her konuyu dinlemeye, çetrefil hâline gelmiş meseleleri anlamaya, imzalamaya ne zaman, zaman ayıracak? Dünya liderimizin yurt dışı gezileri aksayacak, sağlığı bozulacak, sinirleri bozulacak. Sinirleri bozulunca herkese hiç istemese de hakaretamiz kaba sözler ağzından çıkacak. Bakınız, Cumhurbaşkanı, AK PARTİ Genel Başkanı, Başkomutan unvanlarının yanına Varlık Fonu’nun Yönetim Kurulu Başkanı sıfatını ekleyeli daha kaç ay oldu? Çok girişimci maşallah! Hemen kolları sıvadı Sayın Cumhurbaşkanı, konu Askerî Tank Palet Fabrikası. “Askerî Tank Palet Fabrikasını satamazsınız, nerede millî ve yerli olmak?” diyor muhalefet. Cumhurbaşkanı bastıra bastıra “Satılmadı, özelleştirilmedi, işletme hakkını yirmi beş yıllığına verdim.” diyor. Yani ihale için bile zaman harcamadım diyor. Bir yandaşla ortak olan ve bize kol kanat geren koskoca uçan sarayı yani VIP uçağını bize hediye eden Katarlı dostuma yirmi beş yıllığına verdim diyor. Niye anlamıyorsunuz sayın muhalefet, size ne? Bakın, tek yetkili o, istediğini alır, istediğini satar. Sayın Cumhurbaşkanının sarayları bol ama bir şeyi eksik, dikkatimi çekti, bir de yüzen saraya ihtiyacı var. Düşünüyorum, acaba böyle parça parça yetkilendirmek yerine, “Sayın Cumhurbaşkanı tüm kurumların asli başkanıdır, kararları sadece o verir, onun dışında kimse karar yetkisini haiz değildir." diye bir madde ihdas edelim hep birlikte.

Sayın milletvekilleri, bu kanun maddelerinin birinde partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütçenin vergi gelirlerinden dilediği partinin belediyesine dilediği kadar para aktarabilecek. Yerel seçime üç ay kalmış ve seçimi kazanmayı bir beka meselesi olarak görüyor kendileri. Beka, çok önemli bir konu ve çok önemli bir kavram ülkemizde. Kazanmazsa beka elden gidecek. Ne yapacaktı? Türkiye o olmadan nasıl yönetilecek?

Efendim, yine, muhalefet milletvekilleri, vize başvuru işlemlerinde aracı firmaların hizmetinden yararlanma, bu hizmetlerde Kamu İhale Kanunu’nun uygulanmamasının nedenini anlayamıyor. Ya, niye anlayamıyorsunuz sayın muhalefet milletvekilleri? Yeni iş alanları açıyor, yandaş birçok kişi ağzını açmış bekliyor, kazansın yavrucuklar, büyüsünler biraz daha.

Cumhurbaşkanı tarafından özel bir misyonla görevlendirilen bazı kişilerden “büyükelçilik” unvanının Cumhurbaşkanınca geri alınmadığı müddetçe devamını öngören düzenlemenin ne manaya geldiğini yine muhalefet anlayamamış. Dışişleri Bakanlığının teamülleri nedir ki? Monşerler kazındı ama yine de izleri kalmış olabilir. Koskoca Cumhurbaşkanının öngörüleri ortadayken istediğini atar, istediğini alır görevden; size ne? Öyle değil mi sayın milletvekilleri?

Evet, 57’nci madde var bu bölümde. Hazine ve Maliye Bakanlığı bir tebliğ yayınladı kira artış oranlarıyla ilgili 10’uncu ayın 6’sında “TÜFE’ye göre değerlendirilir.” diye ama Borçlar Kanunu’na aykırı olduğu için ben damat Berat Albayrak’a sormuştum: “Kanuna aykırı bir tebliğ olur mu? Bu tebliğ, kanun hükmünü yok sayar mı? Bu tebliğ sizin görüşleriniz doğrultusunda liyakatli bürokratlar tarafından mı hazırlanmıştır? Bizzat sizin onayınızdan geçmiş midir? Bu, Bakanlığınız için hukuki bir skandal değil midir?” demiştim ama tabii cevap gelmedi. Anlaşıldı, utanmışlar böyle bir yanlıştan, o yüzden cevap vermemişler. Neyse, dikkatlerini çekmişiz, hukuki olarak maddeyle yanlışlarını düzelttiler. Ama bugün, tüketici fiyat endeksi daha düşük olduğu için kanun değişti, yarın üretici fiyat endeksi daha düşük olduğunda yine oynarız kanunlarla, yeter ki günü kurtaralım.

Evet, 66’ncı maddeyle borçlarını yapılandıran ancak kanun hükümlerine göre ödeme yapamayanlara, kanundan yararlanma hakkını kaybeden borçlulara yeni bir imkân veriliyor. Muhalefet yine “Kaçıncı vergi affı, 7 mi, 9 mu? Hani vergi affını bir daha çıkarmayacaktınız?” diye soruyor ama tabii seçimler yakın, beka meselesi! Daha önce yapılanmadan olumlu bir sonuç alınmadı ama özellikle, tabii, alınmamasının sebebi, son dönemlerde dış güçlerin alayı bize savaş açtığı için yaşanan ekonomik kriz nedeniyle vatandaş yapılandırma taksitlerini ödeyemedi. İnşallah, vatandaşlarımız, düzelen, uçan ve büyüyen bu ekonomik süreçte rahatlıkla borçlarını öder.

Şimdi, kıymetli milletvekilleri, soruyorum sizlere… Tabii ülkemizle ilgili değil, A Haber’i izliyorsunuzdur -tabii kimse de yok ama buradan sesleniyorum- ülkemizde her şey tıkırında ve güllük gülistanlık. Ben ülkemiz için sizlere sormuyorum -tabii içinizden cevap verin, burası bir sınıf değil- Patagonya için soruyorum: Evet, değerli milletvekilleri, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede gelir idaresi ve vergi denetimi yeterli mi Patagonya’da?

Çok düşük sayıda olan kişisel vergi mükellefi sayısında artan nüfusa oranla kayda değer bir artış olmuş mudur Patagonya’da?

Kurumlar vergisi mükellef sayısında ise artan iş gücü, nüfus sayısı, büyüyen ekonomi dikkate alındığında artış yeterli midir Patagonya’da?

Vergiler alınması gerekenlerden alınmakta mıdır, vergi yükü adil dağıtılmakta mıdır Patagonya’da?

Vergi affı ve benzeri uygulamalar vergiye gönüllü uyumu artırmakta mıdır Patagonya’da?

Gelir vergisi mükelleflerinin ödediği ortalama verginin bir asgari ücretlinin ödediği vergi kadar olmadığı sistemde başarı var mıdır Patagonya’da?

Toplam vergi gelirleri tahsilatının yaklaşık yüzde 20’sinin gelir vergisinden oluşması ve gelir vergisinin de yaklaşık yüzde 93’ünün tevkif suretiyle toplanması ve çoğunluğunun ücretlerden kesilen vergilerden oluşması başarılı performans mıdır Patagonya’da?

Toplam vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’inin vatandaşların tüketimini oluşturan mal ve hizmetler üzerinden, fiyatın içinden, kaynağından kesilen dolaylı vergilerden oluşması başarılı bir performans mıdır Patagonya’da?

Verginin tabana yayılması ve vergi adaleti sağlanmış mıdır Patagonya’da?

Sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma fiili engellenebilmiş midir Patagonya’da?

Maalesef, vergi kaçırmak çok normal bir davranış hâline gelmiş ve vergi kaçırmayanlara anormalmiş gibi yaklaşılmaya başlanmış mıdır Patagonya’da?

Sayın milletvekilleri, eminim, 10 soruya “Hayır.” en son soruya “Evet.” dediniz. Vergi reformu şart bu Patagonya’da.

Sayın milletvekilleri, burada hiciv ve ironi bitti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bal, sözlerinizi bağlayın.

ŞENOL BAL (Devamla) – Parlamentonun yetkilerinin giderek budandığı “Ben yaptım, oldu.” anlayışının neticeleridir bu yaşadıklarımız. Kanunsuzluk ülkesi hâline getirilen bir Türkiye tablosuyla karşı karşıyayız.

İktidar mensupları, ülkeyi getirdiğiniz durumla övünün artık diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bal.

Sayın Turan, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Ankara Milletvekili Şenol Bal’ın 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında Cumhurbaşkanını eleştiren, tiye alan bir yaklaşım içerisinde olmasını esefle kınadığına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için.

Konuşmayı dikkatle dinledim. Tabii, şahsi olarak sayın vekilimizin bu konuşmayı kendisine layık bulması bulmaması başka bir tartışma konusu fakat on dakikanın içerisinde 71 maddelik bu kanuna değinmek yerine sadece Cumhurbaşkanını eleştiren, tiye alan, sözüm ona dalga geçen bir yaklaşımla konuşmasını esefle kınıyorum. Bunun, bu Meclisin mehabetine, yasama faaliyetlerinin niteliğine yakışmadığını ifade etmek istiyorum. Burada bırakayım Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Cumhurbaşkanı eleştirilebilir, ne var bunda ya?

ŞENOL BAL (Ankara) - Hiciv ve ironi yaptım Sayın Başkan; başka türlü olmuyor, anlatmaya çalıştım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bal.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok yakıştı Sayın Başkan. Böyle devam etsinler.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Kamil Aydın’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Aydın, sizin ayrıca şahıslar adına beş dakikalık bir konuşma süreniz vardı, ikisini birleştiriyorum.

Konuşma süreniz on beş dakikadır.

MHP GRUBU ADINA KAMİL AYDIN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümü üzerinde partim Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, adına “süper güç” diyelim, “emperyal güçler” diyelim, “gelişmiş ülkeler” diyelim, ne dersek diyelim, gerçekten bu bağlamda şu anda dahi yapılan mücadelelerde konjonktürel olarak mücadele alanlarının, mücadele enstrüman ve yöntemlerinin hızlı bir değişime uğradığına tanıklık etmekteyiz. Yani İkinci Dünya Harbi’nden bu tarafa soğuk savaş yıllarında çok etkin olan o konvansiyonel alan mücadeleleri yerini yavaş yavaş kimyasal silahlanmalara, biyolojik silahlanmalara ve bugün geldiğimiz nokta itibarıyla, maalesef söylüyorum, nükleer silahlanmalara kadar uzanmıştır.

Şimdi, tabii, bu, bir yönüyle böyle ama bu mücadele, değişim ve dönüşümün, maalesef, olumsuz bir yansıması olarak yeni alanlar, yeni enstrümanları da devreye sokmuştur. Bunları çok kısaca ifade etmek gerekirse, özellikle bilişim teknolojilerinin ve iletişim ağının gelişmesiyle medya üzerinden ya da sosyal medya üzerinden –daha sınırlandırarak söylemek gerekirse- yeni bir yapay mücadeleler ve siber saldırılar sürecine de girmiş bulunmaktayız. Öte yandan, yine, bu bilişim teknolojilerine bağlı olarak bir algı operasyonu da çok azımsanmayacak, çok küçümsenmeyecek bir mücadele alanına dönüşmüştür. Bunu atfen, somut bir örnekle ifade etmek gerekirse, son dönemde özellikle Avrupa’daki seçimlerde, hatta Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 2016 seçimlerinde de müdahil bir etken olduğuna tanıklık ettik, bugün bütün dünya medyası bu konular üzerinde yoğunluklu olarak tartışmalar yapmaktadır.

Efendim, diğer etkin bir mücadele alanı ise özellikle sosyal hareketlilik, kaos ve sokak hareketlerine yönelik varlığını bulmaktadır. Öte yandan, küreselleşen terör faaliyetleri ve beraberinde büyük çapta artık gündemde varlığını kabul ettiren bir vekâlet savaşlarından bahsetmekteyiz. Yine bunlara paralel olarak hepsiyle beraber bir finans kaynağı oluşturma adına özellikle uyuşturucu ve insan trafiği de çok küçümsenmeyecek farklı bir sorunsal alandır.

Bütün bunları bir arada düşündüğümüzde, gerçekten çok boyutlu bir savaş, çok boyutlu bir yöntem, çok boyutlu bir alan söz konusu. Bunları, tabii, söylerken, özellikle alan konusunda Orta Doğu’nun çok spesifik olarak bir paranteze ihtiyacı olduğunu hepimiz biliyoruz. Şimdi, son zamanlarda bu değişkenlik arz eden savaş alanları, savaş yöntemleri bağlamında bir şey daha ilave edildi; “tweet” savaşları başladı. Efendim, bu “tweet” savaşları bağlamında da bunu en ustaca, hızlı bir şekilde kullanan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump dikkatleri çekmekte.

Şimdi, tabii, bunu söylerken aslında konuya dikkatinizi çekme adına, biraz da kinaye yaparak, biraz da esprili bir şekilde, gerçekten gündemin ne kadar ciddi olduğunu belirtmeye çalışıyorum. Niye? Gerçekte, aslında “tweet” üzerinden ya da sosyal medya üzerinden ya da algı oluşturma adına sürekli basın-yayın, medya üzerinden uluslararası birtakım rekabet içinde olduğu uluslara mesajlar atmasını biraz ciddiye almakta yarar var diyorum. Niye? Çünkü Koca Ragıp Paşa’nın bir beytine atfen söylenilmiş, dilimize de pelesenk olmuş çok güzel bir özdeyiş var: “Şecaat arz ederken merdikıpti sirkatin söyler.” Yani son zamanlarda Türkiye gündeminde olduğu gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi iç gündeminde de olan ve dünyanın birçok yerinde gündem oluşturan, ülkelere, milletlere, devletlere, hatta topluluklara birtakım dayatmalarda bulunan Sayın Trump’ın “tweet”leri çok ehemmiyet taşımaktadır. Bunu dikkate almak zorundayız. En son bize yönelik “tweet”inde ne demişti? “Ekonomik olarak sizi yerle bir ederiz.” Şimdi, bunu gerçekten böyle ciddiye almazsak sanki altı boş, boşuna söylenmiş bir laf gibi algılanır. Hâlbuki şu anda Amerika Birleşik Devletleri’nde yönetime hâkim şahin ekibin doğasını birazcık irdelediğimiz zaman bu “tweet”in altının çok da boş olmadığını görürüz. Bu mesaj sadece biz odaklı bir mesaj değil, aynı zamanda daha önce bunun benzerlerini gerçekten kendine potansiyel rakip ya da düşman gördüğü diğer uluslara da yaptığına tanıklık ettik. Bunu daha önce Çin’e de yaptı, özellikle gümrük vergilerinin artırılması noktasında. İran’a zaten sürekli yapıyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ülkelerine tek tek aba altından sopa göstererek yine mesajlar üzerinden aynı tehditkâr üslubunu gösterdi. Tabii, neydi bunlar? Efendim, Almanya’nın Rusya’yla bir Kuzey Akım Projesi imzalamasıydı, Fransa’nın yavaş yavaş NATO içerisindeki varlıktan rahatsız olup Avrupa’ya özgü bir güç oluşturma noktasında attığı adımları dikkate alarak Fransa’ya bir gözdağı vermek vardı. Ne demişti? “NATO içerisinde artık biz kimsenin polisi değiliz, sizin güvenliğinizi sağlamakla mükellef değiliz. Herkes, oranında maddi katkıda bulunacak.” Bunun da rayiç bedelini belirlemişti, “Gayrisafi millî hasılanın yüzde 2’si civarında bir oranını herkes savunmaya ayıracak.” dedi ve Macron’un buna küçük bir itirazı olunca da hakaretamiz bir cümleyle cevap aldı maalesef.

Şimdi, tabii, bunları unutmadık. Bunların gerçekten çok net bir şekilde kullanıldığına tanıklık ediyoruz. Daha seçimlerden önce Meksika’ya aynı ayarı çekti, dedi ki: “Sizin sınırınıza bir duvar çekeceğiz ve maliyetini de siz ödeyeceksiniz.” Ve bugün Amerikan iç kamuoyunda da en çok tartışılan meselelerden bir tanesi, hatta şu anda hükûmet yani yürütme tamamen kilitlenmiş bu mesele üzerine.

Şimdi bunları niye söyledik? Saygıdeğer milletvekilleri, gerçekten, bunlar hafife alınacak, şaka babında kabul edilecek birtakım şeyler değil. Niye? Çünkü son günlerde özellikle bizi de ilgilendirmesi hasebiyle bölgede yaşananları birazcık dikkate aldığımızda, çok ciddi sonuçlara matuf birtakım gelişmeleri gözden kaçırmamalıyız.

Efendim, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’den çekilme kararından sonra, aralık ayı ortalarında, bir anda bölgede bir hareketlilik oldu ve Türkiye dışında bu karara hiç kimse olumlu bakmadı. İnanın, Suudi Arabistan başta olmak üzere, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Kuveyt dâhil hepsi: “Nereye gidiyorsunuz?” Aslında verilen bir ayardı ve karşılığında ne vardı? Karşılığında, işte o meşhur, uluslararası ilişkilerde çok klişe olarak kullanılan, birazcık havuç birazcık sopa gösterilmesiydi. Karşılığında o zaman, “Çekilmeyeceksek bunun bir bedeli var.” dendi ve cep harçlığı babından birtakım paralar alındı bir dönem. Bunun tekrarı tekrar söz konusu oldu. Bu defa daha ciddi bir karşılık, daha ciddi bir, Türkiye’ye muhaliflik bölgede gelişti ama Allah’a şükür, bu, Orta Doğu coğrafyasında bu tür aba altından sopalar ya da dayatmalar bin yıllık Anadolu coğrafyasında sıklıkla karşılaştığımız bir şeydi. Yüz yıl önce de bununla net bir şekilde karşılaşmıştık, görmüştük ama teslimiyetçi, kabullenici bir yapıda olmadığımız için, Allah’a şükür, dün olduğu gibi bugün de kararlılıkla kendi dinamiklerimizi kullanarak buna gerekli cevabı bütün Türk milleti adına yetkili organlar vermiştir.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu bağlamda, Genel Başkanımız çok net bir tavır koyarak… Artık bu aba altından sopa göstermeler, tehditkâr ifadeler bizim için çok da kıymetiharbiyesi olmayan ifadelerdir. Dolayısıyla bugün içinde bulunduğumuz şartları göz önünde bulundurduğumuzda, Allah’a şükür, bu, Orta Doğu coğrafyasında “Lübnan’laştırma projesi” adı altında bizim gerçekten değer saydığımız, bizim birlikteliğimizin harcı saydığımız birtakım zenginlikleri bir ayrışma unsuru gibi göstererek, buraları kaşıyarak, buraları tetikleyerek bir sonuç alınamayacağı kanaatini ısrarla taşıyoruz ve bu kanaatimizin de arkasında güçlü, dimdik bir şekilde, birlik beraberlik içerisinde, kardeşlik hukukumuza halel getirmeden gerekli atılımları da gerekli hamleleri de yapacağımızdan herkes emin olsun. Bunu yaparken artık, savunma stratejilerinin içeride değil, tehlikenin ilk defa hissedildiği yerde başladığı noktasından hareketle biz de bir millî devlet refleksiyle tehlikenin ileride daha büyük sorunlara yol açmaması adına nerede tezahür ettiyse orada mücadeleyle, müdahaleyle üstesinden gelineceği kanaatini taşımaktayız. Çünkü, evet, biraz önce şecaatini arz eden bir “tweet”ten hareketle söylediğimiz bir şeyin altının dolu olduğunu ifade ettik. Kimdi? Bakın, geçen The New York Times’ta yayınlanan bir makalesi geçti Sayın Amerika Birleşik Devletleri Güvenlik Başdanışmanı Bolton’un. Türkiye ziyareti öncesi İsrail ziyareti ayrı bir mesajdı ama o makalede asıl ifade edilen şey -daha Obama’ya güvenlik konusunda birtakım mesajlar verirken- Amerika Birleşik Devletleri adına Sayın Bolton’un kafasındaki plan şu… Daha sonra Pompeo’ya da geçti bu, Sayın Dışişleri Bakanı da aynı ekolden geldiği için. Onun da yine, Mısır’daki Kahire Amerikan Üniversitesinde yaptığı konuşmada da satır aralarında çok net görüyoruz. Ne diyorlar saygıdeğer milletvekilleri? Diyorlar ki: “Artık Orta Doğu’da en büyük tehdit İran’dır. Efendim, biz evanjelistler olarak… Beni Tanrı bir evanjelist Hristiyan olarak, bir temsilci olarak o coğrafyaya gönderdi, biz de gereğini yapmak zorundayız. Efendim, İsa yeniden gelecek, bir ‘armageddon’ savaşı gerçekleşecek, dolayısıyla ondan önceki bütün sıkıntıların bertaraf edilmesi lazım.” İnanın, böyle bir makale yayınlanması esef verici bir şey. Böyle bir inanç olabilir ama bunu bir makale hâline getirmek çok ürkütücü, çok korkutucu bir şey ve şunu söylüyorlar… Eylül ayında hatırlarsanız, Bağdat’ta Amerikan Büyükelçiliğine yakın boş bir araziye atılan bir füze için diyorlar ki: “Mazeretimiz de hazır, bu füzeyi bahane ederek İran’ı bir oldubittiye getirip o bölgedeki bizim evanjelist çıkarlarımız yararına yeni bir oluşuma ön ayak olmak zorundayız.” Aynı tavrı maalesef “Neocon” adı altında yine bir sürü kadroyu yok sayıp Amerika’da bir Pence’le, Pompeo’yla ve Bolton’la devam eden bir zincirin halkaları babından Dışişleri Bakanı da Kahire’de aynı cümleleri kuruyor. İlginçtir, yine o da bölgede İran merkezli bir istikrarsızlık, bir tehdit söz konusu olduğunu, bunun da bir an önce bertaraf edilmesi gerektiğini söylüyor. Tabii, bunu yapınca da bir sonraki durak elbette ki Türkiye olacaktır. Bugün bölgede olanları biraz da böyle okumaya çalıştım. Dolayısıyla, böyle de okuyup böyle de tavır alma noktasında kararlılığımızı ifade etme adına inşallah biz o bölgede her zamanki gibi, diplomasi başta olmak üzere, ne tür önlemler alacaksak bunu metanetle, sabırla güvenli bir şekilde alıp gereğini yapma mükellefiyeti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Aydın.

Buyurun.

KAMİL AYDIN (Devamla) – …bunun bütün artısı eksisi hesaplanarak gerekli tavırların takınılması noktasında azim ve kararlılığımızın olabildiğince üst düzeye çıkarılması ve bu anlamdaki, ilgili kurumlarımızın da moral motivasyonunun yüksek tutulması adına yüce Mecliste de bu bağlamda tek vücut, tek yürek, tek ağız birlikteliği içerisinde gerekli kamusal desteği, lojistik desteği sağlamalıyız diyorum, bu duygularla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sevgili halkımız; öncelikle karanfil kokulu bileziğim için sevgili Hakkâri Milletvekilimiz Selma Irmak’a ve boncuklu bilezik için de Bolu F Tipindeki mahpus arkadaşlara teşekkür ediyorum ve çalışmalarının devamını diliyorum çünkü görüp de kıskanan çoktur, haberleri olsun.

Evet, ocak ayı hüzünlü bir aydır arkadaşlar. Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Onat Kutlar, Gaffar Okkan, Metin Göktepe ve Hrant Dink, hepsi maalesef bu ay içerisinde kaybettiğimiz Türkiye’nin en değerli insanlarıydı ve hepsini karanlık cinayetlerde kaybettik. Hepsini saygı ve özlemle anıyorum.

Onlar gibi değerli insanları cinayetlerde kaybetmediğimiz, gazetecilerin, düşünürlerin, hak savunucularının yazılarıyla, haberleriyle bizlere yol gösterdiği bir geleceği kurmak, bunun için de öncelikle bu cinayetlerin aydınlatılmasını sağlamak bizlerin görevi. Bunun yolu da başka Cumartesi Annelerinin ve tüm kayıp yakınlarının sözlerine kulak vermektir.

Evet, tek adam sistemine geçmeden önce en azından Hükûmet tasarısı hazırlanabiliyordu. Şimdi Cumhurbaşkanı bürokratlarının hazırladığı teklifler milletvekilleri eliyle Meclise sunuluyor. Milletvekillerinin teklifle ilgili ne bilgisi ne de haberi var. Meclisi temelinden sarsan bu sulta mantığına karşı farklı sesleriyle, fikir farklılıklarıyla, hâlen burayı halkın Meclisi kılma inadıyla bu teklifin üçüncü bölümü üzerine söz aldım.

İçinde oldukça farklı düzenlemeler olmasına rağmen bu teklifin tek bir amacı var; ekonomik krize karşı piyasada maliyetleri düşürmek, yerel seçime kadar da gidişatı kurtarmak. Her zaman olduğu gibi sermayenin tarafında bir teklif. Ülkemizde, biliyorsunuz gelenektir, hükûmetler sermayeyle arasını hiçbir zaman bozmaz. Deniz kurumuş, Hükûmet halkı kuraklığa terk etmiş, yine sermayeye kovayla su taşıyor.

İthalata dayalı bir ekonomi, tüketime dayalı bir model kurarsanız bir gün tüm kaynakları işte böyle tüketirsiniz, üstüne bir de inşaat projeleriyle beton dökersiniz.

58’inci madde, değerli arkadaşlar, belki de bu teklifin en tehlikeli maddesi. Tıpkı İstanbul Fikirtepe’de yapıldığı gibi, bir bir konkordato ilan eden inşaat firmalarının projelerine belediyelerin firmaları ortak olup kaynak aktaracak. Bu projelere kaynağı da kim sağlayacak? İller Bankası sağlayacak.

Dönemin bakanı, bugünün Ankara Belediye Başkan Adayı Özhaseki’ye soruyoruz: 2016’da talimatıyla 20 milyon 722 bin lira KİPTAŞ’ın hesabına havale edildi mi? Kanuna uydurmak için bu paraya “avans” dendi mi? Böylece kamu kaynaklarıyla özel şirketler kurtarıldı mı?

İller Bankası Kanunu’nda büyükşehir belediyelerinin kentsel dönüşüm projelerine, hele hele özel şirketlerin işlerine kaynak aktarmak yoktur. İller Bankası ne yapar? Geliri olmayan köyler ile küçük belediyelerin altyapı, üstyapı projelerine kaynak ayırır. İşte, bu 58’inci maddeyle bu kısıt tamamen ortadan kaldırılıyor. İller Bankası da sermayeye kovayla su taşıyan müteahhit bankasına dönüştürülüyor. Neden? Çünkü belediyelerde para yok, çünkü inşaat projeleri batıyor. Ne yapalım? Yurttaşlardan aldığımız vergileri patronların cebine koyalım. Üstelik de yatırımı yine bir kişiye, iş ve aş kapısı olmayacak bir yatırıma, betona yapalım.

Bakın arkadaşlar, Ankara’da kişi başına çeyrek ton buğday düşüyor ve kişi başına 1 ton çimento, 1,5 ton da asfalt düşüyor yani beton belediyeciliği yapıyorsunuz. Yapmayı taahhüt ettiğiniz, hayal ettiğiniz şey de yine bunun devamı olan bir belediyecilik.

Bir de 48’inci madde var. Cumhurbaşkanı belediyelere ödenek verebilecekmiş yani İller Bankasının –bu 58’inci maddede- kurtaramadığını Cumhurbaşkanı kurtaracak. Bir belediyeye vergi gelirlerinden kaynağı neye göre aktardığınız bellidir. Nüfus, o il veya ilçenin gelişmişlik durumu ve altyapı özellikleri gibi özellikler dikkate alınarak yapılır bu paylaştırma. Tek bir kişinin hiçbir kural tanımadan, istediğine para verdiği bir düzen olabilir mi arkadaşlar? Cumhurbaşkanı partili, belediyeler de partili; varın, gerisini siz düşünün. O kaynağın hangi belediyelere gidebileceğini tahmin edersiniz.

Evet, bu yasayla uluslararası acil yardım özel hesabından yapılan harcamaların nereye yapıldığı da saklanacak. Çünkü bu hesap da Kamu İhale Kanunu ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’ndan muaf hâle getiriliyor. Şimdi ne oldu da denetimi kaldırıyorsunuz; nerede, nasıl planlarınız var da neleri saklıyorsunuz; buyurun, çıkın söyleyin.

ÜFE, TÜFE meselesi kiracıları bir nebze rahatlatmış olsa da günü kurtarma hamlesinden başka bir şey değildir. Üreticilerin fiyatları mutlaka bir gün tüketiciye yani TÜFE’ye de yansıyacak ve o zaman ne yapacaksınız? Yine TÜİK Başkanını mı görevden alacaksınız? TÜİK’e BİM’deki fiyatları hesaba katarak baskı yapıp enflasyonu düşük mü göstereceksiniz? Enflasyonla mücadele için mermiye yüzde 7,5 indirim yapmakla mı krizi önleyeceksiniz? Evet, şaka değil arkadaşlar, gerçekten mermiye indirim yaptınız. “Ucuza cinayet! Ey insanlar, hayatlarınız çok ucuz.” diyorsunuz. Peki, bireysel silahlanmanın neden olduğu ölümlere ve kadın cinayetlerine karşı ne diyeceksiniz? Tüm bu yaşadığımız şiddetin en büyük ortaklarından birinin siyasi atmosfer olduğunu düşünüyorum.

Henüz iki hafta önce Ceren Damar isimli gencecik bir hukukçu akademisyen kadın öldürüldü. Bir üniversite öğrencisinin eski özel harekâtçı babasının tabancasını alarak cinayet işlediği bir ülke hâline geldiğimiz için içimiz acıyor. Birbirimize bu denli düşman olmak niye?

Bakın, geçen gün bir önergede verdiğimiz bir örnek daha: Millî Eğitim Bakanlığının Beşiktaş’taki Anadolu liseleri arasında düzenlediği deneme sınavında bir soru sorulmuş, soru metninde “Beşiktaş, Moda, Kadıköy’de yaşayan çocuklar ezan sesi duymaz, Türklüklerini yaşayamazlar.” diyorlar. Aslında Yahya Kemal Beyatlı’nın bir makalesinden, bir yazısından alıntılanmış bu. Ancak bu, gerçekten sorgulanması gereken bir şey. Bu düşmanlık kime? Onca düşmanlık yetmedi, şimdi de semtler mi birbirine düşman olacak? Örneğin Ankara belediye başkan adayı Özhaseki “Hainler üniversite mezunlarından çıkıyor, imam-hatiplilerden değil.” derken bu düşmanlık ve şiddet ortamında hiç mi payı yok? Erdoğan, yaşadığımız bazı semtler için “O semtler kaymağını yiyorlar.” derken hiç mi payı yok bu şiddet ortamında? Evet, “Hiç payımız yok.” diyebilir misiniz? Bize çocukluğumuzda kötü sözlere karşı “Dilini eşek arısı soksun.” derlerdi. Gerçekten o eşek arıları biz olmalıyız, özellikle de kadınlar olmalı, bu tür ötekileştirici nefret söylemlerine karşı biz mücadeleyi daha fazla yükseltmeliyiz.

Evet, bitirirken Ceren Damar’ın cenazesinde eşinin söylediklerine kulak verelim: “Çok büyük bir acımız var, bu tarz olaylar kötülüğü kötülükle yenemeyeceğimizi hissettiriyor, biz her zaman iyi olmalıyız, her zaman iyilikle hareket etmeliyiz. Benim genç arkadaşlarımdan küçük bir istirhamım var: Arkadaşlar, bunu söylemek benim haddime düşmez ama iyi bir hukukçu, iyi bir mühendis, iyi bir doktor değil, iyi bir insan olmaya çalışın; en önemlisi bu. İnsanları sevin ve hiçbir zaman kötülüğe kötülükle cevap vermeyin. Bu olayla da inşallah bu ülkede eğitim sistemindeki bazı yanlışlıklar konusunda ve pek çok konuda bir duyarlılık, farkındalık oluşacaktır.” Evet, eşini kaybeden birisi bunu söylüyor ve siyasetçiler bunu yapamıyorlar arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi Sayın Kerestecioğlu.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) - “Bebekten katil yaratanlar” demişti Rakel Dink, sevgili eşi Hrant Dink’in ardından böyle söylemişti. Bebekten katil yaratılmasın diye bu ayrımcı, ayrıştırıcı, şiddeti körükleyen dillere birlikte “hayır” demeliyiz. Bu Mecliste de her mecliste de insanlar bizden bunu bekliyor ve bunun için çok somut bir adım atabiliriz.

Örneğin, yine, kızını kaybeden, Helin Palandöken’in babası Nihat Palandöken’in, bireysel silahlanmanın önlenmesi ve insanların ateşli silahlara ulaşmasının zorlaştırılması için yaptığı, başlattığı kampanyayı destekleyebiliriz. Bunun için kanun tekliflerimiz var, bunun için kalıcı çözümler getirebiliriz.

Ben talihsiz bir açıklaması dolayısıyla aslında sayın ombudsmana, Şeref Malkoç’a da bir çağrı yapmak istiyorum çünkü yaptığı bir açıklama gerçekten çok talihsiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkan, çok özür dilerim.

BAŞKAN – Tabii, tabii, buyurun, bir dakika daha verelim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – “Eşler tartıştığında, kadın karakola telefon açıp şikâyette bulunduğunda koca evden uzaklaştırma alıyor. Bu da öfkeyi ve kadına şiddeti körüklüyor. Biz eşleri barıştırmak yerine ayrılsın diye kanun çıkarmışız.” diyor, bunu ombudsman söylüyor.

Sayın Malkoç, eşler tartışmıyorlar, kadınlar şiddete uğruyorlar, öldürülüyorlar. Eşler tartıştığında, karakola telefon açıp “Eşim çağırılsın, uzaklaştırma verilsin.” diyen kadın yok bu ülkede. Kadınların buralarına kadar geliyor ve -kendiniz de bir hukukçusunuz, ben de bir hukukçuyum, otuz yıl boşanma davalarına baktım- nasıl o miadın, dolma noktasının geldiğini ve nasıl şiddete uğradıktan sonra ancak bu başvuruyu yaptıklarını çok iyi biliyorum. Bunu ülkenin en tepesindeki insanlar söylerse o zaman gerçekten kadınlar şikâyet etmekten çekinirler.

Kadınların bu kadar fazla katledildiği bir ülkede bunu söylemeye hakkınız yoktur diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nda.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üçüncü bölümü üzerine grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu teklif, Plan Bütçe Komisyonunda görüşülürken şu anda Mecliste bulunan bütün siyasi partilerin seçim vaadi olan, şu meşhur 3600 ek gösterge verilmesiyle ilgili -Emniyet sınıfına, eğitime, Diyanete ve sağlığa- beşinci kez önerge verdik ve reddedildi MHP’li ve AK PARTİ’li üyeler tarafından, bunu dile getiriyorum. Şimdi öğreniyoruz ki sarayda -bu da iyi ama- seçim öncesi yine böyle bir düzenleme için çalışılıyormuş, umarım en kısa zamanda gelir, biz de katkı sağlarız, buradan geçer.

Değerli milletvekilleri, bu yasa, aynen daha önce çıkan meşhur torba yasalardan bir tanesi, temel kanun diye çıkıyor, ilgisi yok. Temel kanunun ne olduğu Anayasa’da, İç Tüzük’te çok açık olmasına rağmen… İç Tüzük, Anayasa ihlali artık sizin için ya da Adalet ve Kalkınma Partisi için normal bir hâle geldi, aynı şeyi yapıyorsunuz şu anda. Şimdi, burada 40 kanun, 2 kanun hükmünde kararnameyle ilgili değişiklik yapılıyor. Daha önce 2 tane maddesi başka bir torbaya transfer edildi. Çok ilginç bir şey oldu bu arada değerli arkadaşlar, 1 maddesi de Cumhurbaşkanlığı kararnamesine transfer edildi. Ne oldu biliyor musunuz arkadaşlar? Bu çok vahim, yani “tiyatro, oyun” filan deyince kızıyorsunuz işte, “Meclisi ciddiye almıyorsun, nasıl Mecliste böyle tiyatro, oyun…” Ya siz oynuyorsunuz, size söylüyoruz. Bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir kanun maddesi görüşülüyor -zaten ek madde olarak sonradan önergeyle getirildi- Sayın Cumhurbaşkanının dış görev verdiği insanlara Cumhurbaşkanı bu görevi almadıktan sonra ömür boyu kırmızı pasaport kullanma hakkı veren bir değişiklik düzenlemesi vardı. Değerli arkadaşlarım, bunu burada biz, hepimiz, 9 Ocakta kabul ettik ama 10 Ocakta -koordinasyon bozukluğu mu yoksa bir gün sabredilemedi mi- Cumhurbaşkanı kararnamesiyle bunu yasalaştırdı değerli arkadaşlarım. Gerçekten çok vahim, komik bir durumdayız. Cumhurbaşkanlığı sistemi diye bir sistem yok, biz uydurduk bunu ve yürüyemiyoruz değerli arkadaşlar. Ya gerçekten tasarı olarak gelmesi gerekli ciddi düzenlemeler milletvekili arkadaşlarımıza yükleniyor; dolaşıyorlar, buraya getiriyorlar teklifi, olmuyor, savunamıyorlar. Gerçekten çok komik duruma düşürüyoruz Parlamentoyu. Gerçekten demokrasiye, Parlamentoya, Türkiye Büyük Millet Meclisine, hani “millet iradesinin tecelligâhı” dediğimiz bu Meclise, Gazi Meclise ayıptır değerli arkadaşlarım. Böyle şeyler yapmayalım, bunlardan vazgeçelim.

Değerli arkadaşlar, bu düzenlemeye, 31 Martta yapılacak yerel seçim yatırımı diyelim, rüşvet dediğimiz zaman yine kızıyorlar “Biz rüşvet vermeyiz, halkımız da rüşvet almaz.” filan diyorlar; tamam, onları çıkarıyorum. Son iki yılda Adalet ve Kalkınma Partisi uçlarda dolaşıyor. Biz psikiyatride ambivalans diyoruz buna değerli arkadaşlarım. Bir tarafta kriz geliyor, mali disipline filan uymamız gerekiyor; öbür taraftan seçim geliyor, seçimi almamız gerekiyor. Bu ikilem içinde gidiyor, geliyor ve dünya kadar yasa teklifi getiriyor. Bugün burada konuştuğumuz maddelere benzer maddeler 16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimleri öncesinde de geldi değerli arkadaşlarım. Vergi, sigorta primlerinin afları, imar affı, bedelli askerlik, teşvikler, Kredi Garanti Fonu, can suyu; dünya kadar şey geldi ama bunlar bir işe de yaramadı, krizi de durduramadı. Şimdi elimizdeki paketle buna benzer tekrar imar affı geliyor, tekrar prim ve vergi affı geliyor, tekrar teşvikler, KOBİ’lere para, köprü yasağını ihlal edenlere af, trafik cezalarına af, yoksula elektrik indirimi, kredi kartlarına yapılandırma, Cumhurbaşkanına yandaş belediyeleri ihya etme yetkisi, dünya kadar müteahhidi kurtarma, dünya kadar düzenleme geliyor değerli arkadaşlarım. Ben size soruyorum: Peki ama kaynak nerede? Hani soruyordunuz ya siz; “Kaynak nerede?” Var mı bir kaynak? E vergi ve prim affından gelenler bitti, imar barışından gelen 15,5 milyar da bitti, biraz daha gelsin diye Boğaz’ı da, Boğaziçi’ni de imar affına ya da barışına dâhil ettiniz, bitti bunlar; ne olacak, bundan sonra ne yapacaksınız değerli arkadaşlarım, nereden gelecek? Yeni cambazlıklar, yeni tekeden süt çıkarma girişimlerinde bulunacaksınız.

Sayın Albayrak, Maliye Bakanı diyor ki: “Biz mali disiplinden asla taviz vermeyeceğiz.” Bir bakalım veriliyor mu, verilmiyor mu? Bakın, 2018 bütçe açığı 72,1 milyar TL. Eğer imar barışı ve bedelli askerlik olmasaydı 97,1 milyar TL olacaktı değerli arkadaşlarım. 2017’de 47,8’di, 1 misli artmış. 2019’da 80,6 diyorsunuz ama bunun 2 misli artacağı çok açık, ortada. Nerede disiplin değerli arkadaşlarım? Hayır, siz popülizm yapıyorsunuz, panik hâlinde gerçekten gidip geliyorsunuz, bir taraftan krizle ilgili ne yapabiliriz, öbür taraftan seçimi nasıl alabiliriz ikilemi içinde gidip geliyorsunuz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, çok ciddi sıkıntılar var, sizin rakamlarınızla göstereyim bunu. Enerji maliyetlerindeki düşüşe yani petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 77,8 oldu değerli arkadaşlarım. Bu oran 2017’de yüzde 66,9’du, Cumhurbaşkanının diline doladığı o 1994 yılında, kriz yıllarında yüzde 77’ydi değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bakın, işte gerçek burada, burada ciddi bir gerçek yatıyor. Bu gerçek ne biliyor musunuz? Bu rakam ülkedeki sanayi, üretim yapısındaki çarpıklığı gösteriyor. İşte, Türkiye’nin yaşadığı krizin temelinde bu var. Krizin nasıl aşılacağı ve nasıl önleneceği de burada yatıyor değerli arkadaşlarım.

Başka çarpıklıklar da var. Siz sadece sanayiyle ilgili değil, siz tarımla ilgili de ciddi problemler oluşturdunuz özellikle 2001 sonrası IMF programlarıyla. Bakın, birkaç tane rakamla size bunu anlatayım. En son, kuru soğan ithalatında yüzde 49,5 olan gümrük vergisini sıfırladınız. Daha dün 25 bin ton domatesin sıfır gümrükle ithal edilmesi için kontenjan tanıdınız. Kime tanıdınız bunu da soralım. Ette, canlı hayvanda durum aynı. Hadi diyeceksiniz ki “Biz fiyat istikrarı için, vatandaşı korumak için, enflasyonu önlemek için bunları bunları yaptık.” Peki şu ne: Bugün Resmî Gazete’de yayınlanan bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla Toprak Mahsulleri Ofisine sıfır gümrükle hububat ve bakliyat ithalatı izni verildi değerli arkadaşlar. Bunun anlamı şudur: “Biz çiftçiyi, kendi çiftçimizi yok etmek istiyoruz.” İthalat olsun; kimler ithalat yapıyor, hangi firmalar, bunlar da ayrı bir konuşma durumudur. Ama netice itibarıyla milleti düşünmediğiniz, çiftçiyi düşünmediğiniz ortada.

Daha önemlisi bakın, değerli arkadaşlarım, bütün bunlarla siz yıllardan beri yandaşa para aktardınız. İddia ediyorum burada değerli arkadaşlarım, KİK yani Kamu İhale Kanunu’nu delerek ve KÖİ’yle yani kamu-özel iş birliğiyle on yılda 10 tane şirkete, 10 tane şirkete 200 milyar dolar para transfer ettiniz değerli arkadaşlarım. Bunu burada hepinizle tartışmaya varım. Bu krizin sebebi budur değerli arkadaşlarım. “İşler yanlış gitti.” “Şu oldu…” işte “Dışarıda Trump şöyle dedi…” “Bu kızdı.” değil, siz paylaştınız, yandaşa dağıttırdığınızdan dolayı bütün bu problemler ortaya çıktı.

Şimdi soruyorum değerli arkadaşlarım: Bu seçim popülizminin kaynağı gerçekten nerede? “Peki ama kaynak nerede?” diyorsunuz ya… Bakın, Merkez Bankası kârı 37 milyar. Merkez Bankasının kârını aktarıyorsunuz, erkene alıyorsunuz. İmar barışından, Boğaziçi’nden 10 milyar dolar gelir, vergi prim affından ek olarak tekrar 10 milyar. Bunlar finans cambazlığı arkadaşlar. Bu, bir kaynak oluşturmak filan anlamına gelmiyor. Bununla belki seçimi alırsınız, diyelim ki aldınız, başardınız. Sonra ne olacak? 1 Nisanda ne olacak arkadaşlar, soruyorum buradan, 1 Nisanda IMF kapısına gidecek miyiz gitmeyecek miyiz? 1 Nisanda Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş sertlikte, ağırlıkta bir ekonomik paket kemer sıkma uygulayacak mıyız uygulamayacak mıyız ve bunun bedelini kim ödeyecek değerli arkadaşlarım? Her krizde, her kemer sıkmada bedeli en aşağıdaki insanlar ödemiştir değerli arkadaşlarım.

Bakın, SOS rakamları geliyor. Kasım ayı Sanayi Üretim Endeksi bir önceki yıla göre yüzde 6,5 düştü. Ekim ayı işsizlik oranı 11,6, genç işsizlik oranı 22,3. Dördüncü çeyrekte negatif büyüme geliyor değerli arkadaşlarım. Bütün bunların faturasını gerçekten kim ödeyecek? Gerçekten yaptıklarınız cambazlıktır. Bakın, aslında ortada bir kaynak filan yok. Merkez Bankası ve devlet bankalarını seçimlerin sponsoru yaptınız değerli arkadaşlarım. Henüz para basmadınız. Devlet bankalarına görev zararı yazdığınıza dair de resmî bir açıklama yok. Gerçekten öyle mi, para basıyor musunuz? Bu konuda soru soranlar da var. Ama bu yaptıklarınız çok tehlikeli değerli arkadaşlarım. Merkez Bankasının kârını üç ay öne alıp seçim sponsorluğunda kullanacaksınız. Sahi, bu Merkez Bankasına para nereden geliyor arkadaşlar, nedir Merkez Bankası kârı? 37 milyar TL Merkez Bankasının kârının olmasıyla övünecek miyiz değerli arkadaşlarım?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun, devam edin Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Övünecek miyiz gerçekten de? Merkez Bankası diğer bankalara verdiği paraların faizleriyle kazanıyor değerli arkadaşlarım ve bunlar kriz döneminde artar. Nitekim 2004’te başlayan kriz ile 2014’te başlayan kriz sonrası, daha evvel 1-3 milyar TL’de geçen Merkez Bankası kârları en son 37 milyar TL’ye kadar ulaşmıştır değerli arkadaşlarım. Siz bütün bunları yaparken borçlanmaya da devam ediyorsunuz, bu paralara rağmen borçlanmaya da devam ediyorsunuz. İlk üç aylık borçlanma rakamlarını açıkladınız, 42 milyar TL borçlanacaksınız. Dış borçlar gene 450 milyar dolar civarında seyrediyor. Gayrisafi millî hasıla dış borç oranı neredeyse gayrisafi millî hasılanın üçte 2’si durumunda. Sıkıntı gerçekten geliyor. Bu arada popülizme de devam ediyorsunuz, kredi kartlarına af getireceksiniz. 133 milyar TL değerli arkadaşlarım, gerçekten böyle bir kaynak var mı? Yok. Burada yaptığınız da hazineden Ziraat Bankası aracılığıyla özel bankalara para ayırıyorsunuz. Buradan bir yere gidemeyiz değerli arkadaşlarım, buradan kriz önleyemeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi Sayın Bekaroğlu.

Buyurun.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, felaket tellallığı yapmıyorum. Muhalefet olarak bizim yaptığımız şey sizi uyarmaktır. Buradan gelen ne kaynak var değerli arkadaşlarım ne bunlar izah edilebilir şeyler. Bunlar gerçekçi şeyler değil. Cambazlıklarla siz 31 Marta erişmek istiyorsunuz. 31 Marttan sonra bir karanlık gözüküyor. Bu konuda sizi uyarıyoruz, yaptığımız şeyler budur yoksa felaket tellallığı yapmak değildir. Bir de vatandaşı da uyarıyoruz. Bunun sonucunda ortaya çıkacak tablonun maliyetini bu on senede 200 milyar dolar aktarılan 10 şirket ödemeyecek, en aşağıda işsizlerden başlayarak, emeklilerden başlayarak, işçilerden, çiftçilerden başlayarak geniş toplum kesimleri ödeyecek. Dolayısıyla herkes düşünerek taşınarak 31 Martta karar versin.

Saygılarımı arz ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bekaroğlu.

Şimdi, şahıslar adına İYİ PARTİ İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri selamlayarak sözlerime başlıyorum.

Görüşülmekte olan bu kanun üzerinde söyleyecek çok şey olabilir ama bir hususu belirtmek istiyorum: Kanun teklifi geldiği gibi geçecek, ne söylersek söyleyelim. Bana göre, konuştuklarımızın kayda geçmesi her şeyden daha önemlidir, bize göre de yeterlidir belki. Ben onun için yine bugün Anayasa konusunda konuşacağım ama bugün soğanı konuşmayacağım.

Anayasa’nın 94’üncü maddesine göre “yapılması gerekenler” yerine getirilinceye kadar bu konu önemini korumaya devam ediyor, ben de konuşmaya devam edeceğim. Anayasa’ya bağlı kalmak ve onu korumak bana göre seçim kazanmaktan çok daha önemlidir. Anayasa’ya bağlı kalmak hukuka saygıdan gelir, hukuk ise devlet demektir, devlet de milletin emanetidir, emanete sahip çıkmak Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir, bu böyle bilinmelidir.

Değerli milletvekilleri, son ayların en önemli konularından biri de Doğu Türkistan’da yaşanan zulümdür. 21’inci yüzyılın ilk çeyreği Türk dünyası için çok sıkıntılı geçmektedir. Genel Başkanımız Sayın Akşener grup konuşmalarında bu konuya dikkat çekmektedir. Ülkemizde yaşayan Doğu Türkistanlılar, kurdukları dernekler ve vakıflar vasıtasıyla, Ankara’ya yürüyüş dâhil, birçok eylem yapmalarına rağmen seslerini duyuramıyorlar. Son eylemde, İçişleri Bakanı, sadece telefonla görüşmek suretiyle yürüyüşlerini de durdurmuştur. Hükûmetin bu konuya inanılmaz şekilde duyarsız ve sessiz kalması kabul edilecek bir durum değildir. Sarayın tam kontrolüne girmiş olan ulusal medyanın da duyarsız kalması vicdanları yaralamaktadır. Türk dünyası ve İslam âlemi de sessiz kalmaktadır. İnsan haklarından yana olan bütün uluslararası kuruluşlar da gerekli ilgiyi göstermekten çok uzaktır. Acaba herkes Türkiye’nin sesini mi beklemektedir? Fakat dünyada iki ülke var ki onları zikretmek gerekiyor: Birincisi Kanada; Doğu Türkistan’ın sürgündeki Hükûmetine ofis açmış, dayamış döşemiş. Diğeri Japonya; o da fahri konsolosluk açmış, dayamış döşemiş.

Bu kürsüde, Meclis açıldığından bu yana birçok milletvekili konuyu gündeme getirdi ama Hükûmetin davranışında hiçbir değişiklik görülmedi. Konuyu görüşmek için, geçen hafta sonu İstanbul’da, sürgündeki Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Hızırbek Gayretullah’la bir araya geldik. Anlattığı önemli konuları sizlerle paylaşmak ve vahim durumu ortaya koymak istiyorum. Aslında önümüzdeki haftalarda çok daha geniş bir şekilde bunu Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeyi de kendime bir görev addediyorum. İşte, Çin devletinin zor kullanarak uyguladığı insanlık dışı olaylar:

Bir: Doğum yasağı uygulanmaktadır.

İki: Zorunlu kürtaj yapılmaktadır.

Üç: Bölgede nükleer denemeler yapılmaktadır.

Dört: Bölgeye planlı olarak Çinli göç ettirilmektedir.

Beş: Yargısız infazlar yapılmaktadır.

Altı: Keyfî tutuklamalar olmaktadır.

Yedi: Planlı idamlar yapılmaktadır.

Ve Çin, devlet olarak Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne imza atarak taraf olmasına rağmen, insan hak ve özgürlüklerine hiçbir şekilde uymamaktadır. Sayın Hızırbek Gayretullah’ın bir de sitemi var, diyor ki: “Barzani ve adamlarına kırmızı pasaport verenler bize de versinler. Ayrıca Türkiye'de hiç olmazsa bir enstitü açmamıza izin verilsin.”

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Nuhoğlu, buyurun.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) – Ben de Hükûmeti Türk dünyası ve özellikle Doğu Türkistan konusunda duyarlı olmaya ve sesini çıkarmaya davet ediyorum.

Aslında söyleyecek birkaç sözüm daha vardı ama süre yetmediği için burada kesiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Nuhoğlu.

Böylece bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmış oldu.

Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz. Burada soru ve cevaplar için toplam on beş dakika süre ayrılmıştır. Bu sürenin yarısı sorulara, yarısı cevaplara tahsis edilecektir.

Şimdi sisteme giriş sırasına göre milletvekillerine söz vereceğim.

Sayın Bülbül…

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aydın’ın Karacasu ilçesinde yaklaşık 9 milyon liraya mal olacağı ve 150 hektar alanı sulama kapasitesine sahip olacağı belirtilen Ataköy Göleti’nin yapımı yirmi yıldır gündemde. Artık yılan hikâyesine dönen yapım işi 2017 yılının sonunda “Ödenek bitti.” gerekçesiyle durdurulmuş, 2018 yılının başında ise yeni ödenekle başlayan çalışmalar mayıs ayında tekrar bırakılmıştı. Yıllardır Karacasu’da çiftçilik yapan yurttaşlarımız, bu göletin tamamlanmasını ve bölgede yaşanan sulama sorununun çözümünü bekliyor. Tek geçim kaynağı tarım olan çiftçi, para kazanamayınca yaşam alanını terk ediyor. Tarım ve Orman Bakanına soruyorum: Ataköy Göleti’nin bitirilmesi için belirlenen tarih nedir?

Ayrıca Karacasu’ya geçtiğimiz yıl 10 yataklı devlet hastanesi sözü verilmiş ancak bu söz yerine getirilmemiştir. Sağlık Bakanına soruyorum: Karacasu halkına hizmet verecek modern, tam teşekküllü devlet hastanesi hangi tarihte hizmete girecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıaslan…

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Gençlik ve Spor Bakanımıza soruyorum: Türkiye’deki üniversite mezunlarının işsizlik oranı yüzde 20’yi geçmiştir. Üniversiteyi bitirdiği hâlde iş bulamayan gençlerimiz ailelerinden aldıkları harçlıklarla hayatını idame ettirmektedirler. Bu gençlerin öğrenciyken almış oldukları kredi borçlarını işe girene kadar faizsiz olarak ertelemeyi düşünüyor musunuz?

Yetkililere soruyorum: Yaklaşık dört aydır kapalı ve atıl durumda olan Nevşehir İl Özel İdaremize bağlı NEVPETAŞ bünyesindeki petrol istasyonu ihalesi yapılmasına rağmen 4 kez iptal edilmiştir. Vatandaşlar arasında dedikodulara yol açan bu durumla ilgili yetkili kurumlardan açıklama beklemekteyiz.

Nevşehir Derinkuyu ilçesinde 2004 yılından beri patates ekimi yasak. Çiftçiler zor durumda, banka borçlarını ödeyemiyor; ya patates ekimi yasağı kaldırılmalı ya da alternatif ürünler ekimi yapılmalıdır. Örneğin, kenevir eken iller listesine bölge çiftçisinin istihdamı için Nevşehir ili de dâhil edilmelidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Cumhurbaşkanı Yardımcısına soruyorum:

Cumhurbaşkanlığı 649 sayılı Kararı’yla Toprak Mahsulleri Ofisine gümrüksüz olarak 2 milyon 600 bin tonluk bakliyat ve hububat ithal izni kararı çıkarılmıştır.

1) Türkiye bir tarım ülkesi olduğu hâlde tarım üretimini desteklemek yerine sıfır gümrükle bakliyat ve hububat ithali izninin verilmesinin sebebi nedir?

2) Türkiye, buğday ve tahıl üretiminde dünyada önde gelen ülkelerden birisidir. Bu durum göz ardı edilerek gümrüksüz olarak 1 milyon ton buğday, 700 bin ton arpa, 700 bin ton mısır, 100 bin ton pirinç, 100 bin ton kuru baklagil ithal etmenin sebebi nedir?

3) Bu karar çerçevesinde Türk çiftçisinin ürettiği ürünler ne olacaktır?

4) Kuru soğan, ay çekirdeği ve domates gibi ürünler bol miktarda üretildiği hâlde yerli üretimi desteklemek yerine gümrüksüz ay çekirdeği, kuru domates, kuru soğan ithalinin sebebi nedir?

Çiftçinin elindeki satılamayan ay çekirdeği ne olacaktır?

Çiftçimizi tamamen bitirmek mi istiyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Olağanüstü hal kapsamında çıkarılan 669 sayılı KHK’nin 104 ve 105’inci maddeleriyle, 675 sayılı KHK’nin 6’ncı maddesinin kapsamına girip öğrencilik ve kursiyerlik haklarını kaybetmek suretiyle astsubay olamayan yaklaşık 38 bin kişi o tarihten bu yana ağır bir travma yaşamaktadır.

Herhangi bir terör örgütüyle irtibatı, iltisakı veya üyelik ilişkisi bulunmayan, mesleğe kabullerinde sakınca görülmeyen, dönem itibarıyla sırf okulları kapatıldığı ya da askeriyeye alınma tasarrufları henüz tamamlanmadığı için ilişkileri kesilenlerin kazanılmış hak ve eşitlik ilkeleri gözetilerek atamaları yapılmalıdır. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması” başlıklı 15’inci maddesiyle, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Olağanüstü Hâllerde Yükümlülükleri Askıya Alma” başlıklı 15’inci maddesi gereğince hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkesinin askıya alınamayacağı hatırlanmalı söz konusu arınma ve yeniden yapılanma sürecinde alınan tedbirlerin hiçbir mağduriyete sebebiyet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Tarım Bakanına soruyorum: Çiftçi borç yükü altında ezilmektedir ama Ziraat Bankası çiftçisine fahiş fiyatla faizli kredi verirken spor kulüplerine âdeta sponsor olmaktadır. Spor kulüplerinin borçlarının düşük faizle uzun vadeye yayılarak devlet bankası tarafından kurtarılması istekleri artınca diyorlar ki: “Biz çiftçiye karşı sorumluluğumuzu yapıyoruz.” Hayır, yapmıyorsunuz. 1 milyon 100 bin çiftçi, yüzde 30’la tarım krediden kredi kullanan çiftçi açıkça kandırılıyor. Yüzde 8’le kullandırılması gereken indirimli tarımsal krediler bile yüzde 30’dan çiftçiye veriliyor. Neden? Çünkü spor kulüplerinin borçlarını düşük faizle kurtaran Ziraat Bankası tarım krediye kullandırdığı kaynağı yüzde 8’den değil de yüzde 30’dan kullandırdığı için Ziraat Bankası tarım krediye yüzde 8’le kaynak kullandırmaya yanaşmıyor çünkü işine gelmiyor. Piyasa faiziyle tarım krediye toplu kaynak kullandırarak müthiş kâr elde ediyor, bunu kaybetmek istemiyor. Tarım krediden devletin indirimli tarımsal kredisini yüzde 8 faizle kullandığını düşünen çiftçi aslında yüzde 30 faizle bu krediyi kullanmaktadır. Bu tarım kredi de buradaki faiz oyununun ortaya çıkmaması için çiftçiye bunu açık açık söylemiyor. Evrakın üzerinde resmî olarak faiz oranı yüzde 8 olarak görünüyor ama diğer taraftan kaynak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Yine sağlık, yine sağlık… Sağlık Bakanlığı ve SGK yetkililerine: Maalesef bu dönemin en büyük sorunlarından biri hâline gelen atama sıkıntısı nedeniyle her iş kolunda, her sektörde ve her meslekte yurttaşlarımız mağdur oluyor. Sağlık hizmetinin sağlanmasında kritik bir öneme sahip olan acil tıp teknisyenleri gerçekleştirilemeyen atamalar nedeniyle kendi mesleklerini yapamıyor. Acil müdahaleler konusunda uzmanlığa sahip bu kardeşlerimizin uzun zamandır beklediği atamaların gerçekleştirilmemesi hem bu ekonomik koşullarda onları mağdur ediyor hem de personel azlığı nedeniyle sağlık hizmetlerini olumsuz etkiliyor. Sayıları 80 bine ulaşan acil tıp teknisyenlerinin mesleklerini icra edebilmeleri için gerekli kontenjanların açılması ve çok sayıda ATT’nin görevine başlaması sağlanmalıdır.

Arkadaşlar, sağlık ertelenemez. On binlerce sağlık emekçisinin mağduriyetini gidermek için yurttaşların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Ekonomik krizin ülke genelindeki etkilerini görmek ve vatandaşlara moral olmak için yurdun dört bir tarafını dolaşıyoruz. İktidar yetkilileri her ne kadar krizin atlatıldığını söyleseler de derinleşerek arttığını görüyoruz. Geçen hafta Tunceli’deydim. Tunceli’nin neredeyse tek sanayi tesisi olan Munzur Su on beş günden beri dolum yapamıyor. Fabrikaya ulaşım sağlayan Ovacık-Tunceli kara yolu günlerdir kapalı, bölgede uzun süredir elektrik kesintisi yaşanıyor. Fabrika sahiplerinin durumu defalarca yetkililere bildirmesine karşın mevcut durum değişmiyor.

Krizin etkisini vatandaşlara bankalar üzerinden kredi vererek, durumu iyice ağırlaştırarak çözemezsiniz. Kriz, ancak üretim yaparak, üretim teşvik ederek aşılabilir.

Buradan yetkililere soruyorum: Ovacık-Tunceli kara yolu ne zaman açılacak? Bu bölgeye kesintisiz elektrik ne zaman verilecek?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer...

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adana’da kuduz aşısı yokluğu yaşandığı iddia edilmektedir. Geçen cuma günü Seyhan ilçemizdeki adliyenin hemen arkasında bir vatandaşımız köpeklerin saldırısına uğramıştır. Çeşitli hastanelere başvurmasına rağmen, aşının olmadığı gerekçesiyle geri gönderilmiş olan bu vatandaşımız son çareyi Mersin’e giderek aşıyı yaptırmakta bulmuştur. İl sağlık müdürlüğü yetkilileri on gün önce Türkiye genelinde aşının olmadığını ancak bu sorunun giderildiğini belirtmiştir. Hayati niteliği olan bu konuya dikkat çekerek Sağlık Bakanına sormak istiyorum: Aşı sorunu neden kaynaklanmıştır? Bu süreçte kaç hasta aşılanmamıştır? Son iki yılda ülkemizde kaç kuduz vakası yaşanmıştır? Ölümle sonuçlanmış olan var mıdır? Aşı ithalatına son bir yılda ne kadar para ödenmiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Barut...

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, ülkemizde kişi başı 15 kilogram et tüketildiğini ve “Paramız var ki ithalat yapıyoruz.” diyen Tarım Bakanına sesleniyorum: Bölgemizde yetişen tarım ürünlerinden üreticinin zarar etmesi ve aşırı yağışlar sebebiyle oluşan afetlerden dolayı üreticiler 31 Aralık 2018 tarihine kadar sulama bedellerini ödeyememiştir. Uygulanan indirimlerin iptal edildiğini... DSİ tarafından atanan memurlarla yönetilen sulama birlikleri tarafından üreticilere “Sayın üyemiz, 2018 yılı su kullanım hizmet bedelini ödeyemeyen çiftçilerimizin en kısa sürede borcunu ödemesini, aksi takdirde borcun faiz ve ferileriyle birlikte tahsili için yasal yollara başvurulacağı...” şeklinde mesajlar gönderilmiştir. Şimdi, soruyorum parası çok Sayın Tarım Bakanına: Bu borçların ertelenmesi, faizlerin silinmesi ve anaparaların daha uzun vadeye yayılarak ödenmesi için gerekeni yapacak mısınız? Çiftçilerimize bu fazla paradan gereken desteği verecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arkaz…

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Yıldızeli, Sivas’ın 46 kilometre batısında yer alan ve çevresiyle Sivas’ın en büyük ilçelerinden biridir. Yaz mevsimi kısa süreli olup kışları sert ve soğuktur. Deniz seviyesinden 1.400 metre yükseklikte, ısının düşüklüğü nedeniyle kar bazen aylarca yerden kalkmaz; tam anlamıyla bir kış memleketi. Sivas merkez ve birçok ilçesine doğal gaz şebekesi gelmesine rağmen, defalarca da söz verildiği hâlde Yıldızeli’ne doğal gaz şebekesi maalesef yapılmamıştır. Yöre halkı ve esnaf mağdurdur. Vatandaşlar ev ve iş yerlerinde kömürlü sobayla ısınmak zorunda bırakılmış, bu durum bir çile hâline gelmiştir.

Ben buradan yetkilileri görevlerini yapmaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Güzel…

SEMRA GÜZEL (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yasaların yapıldığı bir kurum olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde, danışmanlara sırf kıdem tazminatı ödememek için sözleşmelerinin her yıl 31 Aralıkta sonlandırılıp 2 Ocakta yeniden başlatılması çalışma ve sözleşme yapma hakkının açıkça ihlalidir. Bir yasama dönemi beş yılı kapsıyorken bu sözleşmelerin yıllık yapılması alenen hak gasbıdır. Yıllarca bu alanda çalışmış olan bir danışmanın iş akdinin siyasi parti grubunun yahut milletvekillinin Parlamentodaki varlığına bağlı biçimde sonlandırılma riskine karşın, çalışmasının karşılığı olan iş sonu tazminatı alamamasının hiçbir izahatı bulunmamaktadır. Söz konusu ihlallere dair Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonuna bağlı Büro Emekçileri Sendikasının Meclisin Dikmen Kapısı’nda yapmak istediği basın açıklamasının polislerce zor kullanılarak engellenmesinin gerekçesi nedir? Binlerce üyesi olan bir sendikanın son derece anayasal bir hak olan gösteri ve yürüyüş hakkı zor kullanılarak engellenmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkürler.

Şimdi, sıra cevaplarda.

Farkındayım, biraz fazla süre kullandırdım. İhtiyaç duyarsanız ek süre vereceğim.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; malumunuz, Genel Kurulun ve Komisyonun gündemi 37 sıra sayılı Kanun Teklifi. Ben de o kanunun teklifinin özellikle üçüncü bölümüyle ilgili bazı hususları burada ifade etmek istiyorum.

Öncelikle, devlet katkılı konut hesabı uygulamasında devletin katkı ödemesinin, katılımcı bazında 20 bin TL’den 25 bin TL’ye çıkarılması öngörülmektedir bu kanun teklifiyle.

Yine, yurt dışında meydana gelen afetlerde acil durumlar ve insani krizler sırasında uluslararası acil yardımın yapılabilmesi için AFAD bütçesine uluslararası acil yardım faaliyetleri ödeneği tefrik edilmektedir.

Dışişleri Bakanlığı personeli ve emekçilerinin özlük haklarına ilişkin bazı iyileştirici düzenlemeler yine bu kanun bünyesinde bulunmaktadır.

Daha önce bütçe kanunundaki hükümlerde bulunan vize başvuru işlemlerinin aracı firmalar tarafından yapılabilmesi, artık, bir kanun hükmüne bağlanmaktadır.

Kira artışlarında TÜFE kullanılması öngörülmektedir. Bununla birlikte, kiracının tacirlerle özel hukuk, kamu hukuku tüzel kişiliği olduğu iş yeri kiralarının yenilenmesinde TÜFE’nin dikkate alınması öngörülmektedir.

İller Bankasının yüzde 51 safi kârının nüfus ve altyapı kıstası olmaksızın yerel yönetimlere kullandırılabilmesi, ayrıca İller Bankası nezdinde uluslararası finansmana, yurt dışı finansmana erişime imkân sağlanması da öngörülmektedir.

Başkasını kendisinin yerine sınava sokan öğrenci, malumunuz, ceza alabiliyordu ama başkasının yerine sınava giren öğrencilere bir müeyyide bulunmuyordu. Bunun için, ÖSYM’nin iki yıl süreyle, bir başkasının yerine sınava giren öğrencinin sınav başvurusunu almayacağı yine bu teklifin içerisindedir.

Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) bünyesinde daha iyi hizmet… Biliyorsunuz, Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) 1999 yılında, benim şehrimde, Düzce’nin de içinde bulunduğu hattın yaşadığı deprem felaketinden sonra oluşturulan bir kurum. Daha iyi bir kurumsal hizmet verebilmesi için ve çağa ve insana yakışır bir hizmet verebilmesi için bir anonim şirket kurulması öngörülmektedir. Yine, bu anlamda, reasürans ve sigorta alanları da genişletilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının yatırım finansmanının da Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinden karşılanması yine bu kanun teklifi içerisinde öngörülen maddelerden biri.

Diğer yandan, Helal Akreditasyon Kurumunun alanında akreditasyon yetkisine tek yetkili kurum olması noktası da yine bu kanunda ifade edilmektedir.

Bir diğer husus da Jandarma ve Sahil Güvenlik personelinin -biliyorsunuz yeni hükûmet sistemiyle Jandarma ve Sahil Güvenlik personeli İçişleri Bakanlığı bünyesinde görev yapmaktadır kolluk kuvveti olarak- cezalarıyla ilgili, aldıkları disiplin cezalarıyla ilgili açık bulunan bir hükmün, özellikle bu cezaları alanların da lehine olacak şekilde para cezasına çevrilmesi hususu yine bu teklifin maddeleri arasındadır.

Şunu da ifade etmem lazım: Teklifin 48’inci maddesi geçti ama bir tartışma konusu oldu ve az önceki konuşmacılar da ifade ettiği için bir cümle orada söylemek istiyorum. Bahsi geçen ödenek, aslında bütçe kanunları kapsamında daha önceki yıllarda zaten mutat olarak verilen bir ödenek. 1990 yılından itibaren tam otuz yıldır kullanılan bir uygulama.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun devam edin.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) - Bütçe kanunu kapsamında her yıl bunun konuşulması yerine buna bir kanuni düzenleme getirilmesi gerekçesiyle bu düzenleme 48’inci maddede geçti ama konuya atıf yapıldığı için ben de burada bir cümle ifade etmek istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Keşir.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon yerinde.

Değerli milletvekilleri, üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeleri tamamlamıştık. Şimdi üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

49’uncu madde üzerinde üçü aynı mahiyette olmak üzere dört önerge vardır. İlk okutacağım üç önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 49’uncu maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                                      Garo Paylan                                              Tuma Çelik                                              Ebrü Günay

                                       Diyarbakır                                                   Mardin                                                      Mardin

                                     Musa Piroğlu                                             Semra Güzel                     Serpil Kemalbay Pekgözegü

                                         İstanbul                                                   Diyarbakır                                                     İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      Kocaeli

                                     Feridun Bahşi                                          Fahrettin Yokuş                                       Ayhan Altıntaş

                                         Antalya                                                      Konya                                                      Ankara

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                      Aydın Özer                                               Fikret Şahin                                                 Cavit Arı

                                         Antalya                                                    Balıkesir                                                    Antalya

                                     Rafet Zeybek

                                         Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk söz İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’ye aittir.

Buyurun Sayın Kemalbay. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu yasayla uluslararası acil yardım özel hesabından yapılan harcamaların nereye yapıldığı denetlenmeyecek. Yasanın amacı bu. Çünkü bu hesap Kamu İhale Kanunu’ndan ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’ndan muaf hâle getiriliyor yani denetim kaldırılıyor. Sormak istiyoruz, neden?

Tek adam sistemi Türkiye’yi bir şirket gibi yönetmek istiyordu ve bu da, yapılan bu uygulama da tam da böyle bir şirket gibi yönetmenin bir sonucu. Konu yandaş sermaye gruplarının çıkarları olunca anında yasalar hazırlanır, bütçeler ayrılır, teşvikler uzatılır, vergiler silinir ama konu emekçiler, köylüler, işçiler olunca, emeğiyle geçinenler olunca ya para yoktur ya da bunlar boş işlerdir. Böylece ipe un serilmeye çalışılır. Bunu biz dün EYT meselesinde gördük.

Bakın, bu yaklaşım yani yasaların yok sayılması, Anayasa’nın yok sayılması hukuka aykırı; aslında, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisine, devletin ilkelerine, esaslarına aykırı. Bizim odalarımıza bu kitapçık getirilip bırakılıyor -Anayasa kitapçığı- fakat biz her gün burada Anayasa’nın çiğnendiğine tanıklık ediyoruz. Bunu nerede kullanacağız, ne için kullanacağız, gerçekten ciddi bir sorun çünkü Anayasa Mahkemesinin kararlarına hiçbir şekilde uyulmuyor, Anayasa’ya da uyulmuyor. Bakın, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanı belediye başkan adayı oluyorsa eğer, Anayasa’ya göre istifa etmesi gerekirdi, değil mi? Fakat her iki durumu da sürdürüyor, hem bu Meclisin Başkanlığına devam ediyor hem bir partinin belediye başkan adaylığına devam ediyor. Bu hukuksuzluk, bu anayasasızlık durumunu yaşıyoruz hep birlikte. Bu yasa teklifi de tam da bunun göstergesi.

Yine size Leyla Güven’i göstermek istiyorum. Sevgili Leyla Güven bugün açlık grevinin 70’inci gününde. Bu Parlamentonun bir parçası, hepimiz kadar, benim kadar, sizler kadar; milletvekili, halkın oylarıyla, halkın iradesiyle seçildi, halkı temsil ediyor. Fakat bugün Anayasa’yı yok sayanlar, halkın iradesini yok sayanlar Leyla Güven’i de görmezlikten geliyorlar. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Ama hepsi birbirine bağlı, büyük bir diyalektik işliyor burada. Eğer siz Anayasa’yı yok sayarsanız o zaman tecridi de kabul edersiniz. Tecrit insanlık suçudur, Leyla Güven bu insanlık suçuna karşı açlık grevinde. Tecrit yapmaya hakkınız var mı? Hiç kimseye tecrit uygulamaya hakkınız yok. Uluslararası sözleşmelere göre, insan hakları mahkemelerine ve uluslararası evrensel hukuk normlarına göre, yapılan bir suçtur, anayasal bir suçtur. Bu suçu ortadan kaldırın, barışa bir el uzatın, kalıcı bir barışı hep beraber getirelim, demokratik bir Türkiye'de yaşayalım diye Leyla Güven bu açlık grevinde. Anayasa’yı, ki bu Anayasa 12 Eylül faşizminin Anayasası’dır, bu kötü Anayasa’yı dahi uygulayın çağrısıdır aynı zamanda. Türkiye halklarının barışa ihtiyacı yok mu, insana yakışır bir yaşama ihtiyacı yok mu? İşte Sevgili Leyla Güven böyle bir çağrı yapıyor. O aynı zamanda, burada olması gerekirken Diyarbakır Hapishanesinde. Hukuksuz bir şekilde Anayasa’yı çiğneyenler baş tacı edilmiş. Tek adam rejimi, bildiği gibi, istediği gibi Anayasa’yı çöpe atabiliyor fakat bu Parlamentonun bir parçası olan, üyesi olan Sevgili Leyla Güven hukuksuz bir şekilde Diyarbakır Hapishanesinde tutuluyor. Buna bir son vermek gerekiyor.

Cezaevlerinde bini aşkın açlık grevi var, 256 civarında dönüşümsüz, süresiz açlık grevi yaşanıyor. Yine, bu Parlamentoda milletvekili olmuş 2 arkadaşımız, önceki dönem milletvekillerimiz Selma Irmak ile Sebahat Tuncel de açlık grevine başladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sözlerinizi bağlayın Sayın Kemalbay.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Teşekkürler.

15 Ocakta açlık grevine başladılar. Ne bekliyorsunuz, ne bekliyoruz?

Tabii, ben kime sesleniyorum burada? Artık partiler bir, iki, üç diye sıralanıyor. Artık “AKP iktidar partisi” demeli miyiz, dememeli miyiz; bu konuda da aslında tartışmaya da gerek yok çünkü AKP sarayın noteri olarak çalışan bir parti, 1’inci parti, sarayın noterliğini yapıyor ya da postacılığını yapıyor; bakanlar arasında kanunları gezdirenler ya da saraydan geleni olduğu gibi geçirenler. Tıpkı işte bu 49’uncu maddedeki gibi. Bu madde Anayasa’ya aykırı arkadaşlar, bu madde geçirilemez. Bu Meclisin Başkanı Anayasa’ya aykırı bir şekilde belediye başkan aday olamaz. Saray Anayasa’yı çiğneyemez, halka hesap vermek zorunda. Leyla Güven’in talebi taleplerimizdir. Tecrit kaldırılmalıdır, tecrit insanlık suçudur.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Kemalbay.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti Anayasası işkenceyi yasaklamıştır, tecridi yasaklamıştır; dolayısıyla işkence ve tecrit suçtur, bu suçu işlemeyi bırakın. Cezaevlerinden eğer tabutlar çıkmaya başlarsa bu halka siz hesap veremezsiniz, biz hesap veremeyiz, kimse hesap veremez. Bu anlamsız suskunluğun, anlamsız yok saymanın artık bitmesi gerekiyor. Bu çatışmacı, savaşçı politikaların, kutuplaştırıcı, ötekileştirici, yok sayıcı politikaların artık bitmesi gerekiyor. Herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor, herkesin cesaretle demokrasiyi ve kalıcı barışı savunmak için Leyla Güven’in sesine kulak vermesi gerekiyor. Bakın, dünyanın her yerinden Leyla Güven’e ses veriliyor, sesine ses katılıyor fakat bu Meclisten hâlâ çıt çıkmadı.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kemalbay.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’ındır.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 49’uncu maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Suriye savaşı 14 Nisan 2011 tarihinde Amerika’nın ülkeye asker çıkarmasıyla başladı. Bu tarihten günümüze kadar yaklaşık 4 milyon Suriyeli ülkemize giriş yapmıştır. Bu göçle 2 milyon Suriyeli çocuk şu anda ülkemizde yaşamaktadır. Bunlar, problemler yumağı içinde olan çocuklardır. En önemli sorunları şunlardır: Yüzde 74’ü ailesinden birisini kaybetmiştir, yüzde 30’u silahla veya fiziksel şiddet görmüştür. Normal popülasyonun 10 katı, posttravmatik stres bozukluğu yaşamaktadır. Şu anda okulda olması gereken Suriye göçmeni çocukların yüzde 50’si ilkokulda değil, yüzde 70’i ortaokulda değil, yüzde 90’ı lisede değil. Bu çocuklar problemleriyle baş başa yaşıyorlar. Bu çocukların akıbeti ne olacak? Dünyadaki örneklerine bakarsak bu sorunları yaşayan çocukları Pakistan-Afganistan sınırında Taliban, Afrika’da Boko Haram olarak görüyoruz. Orta Doğu’daki çocukların ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Şu anda bu çocuklar daha iyi bir yaşam umudu içindeler, daha iyi bir dünya umuyorlar. Yani bu çocuklara yardım etmek için üç dört yıl gibi bir süremiz var. Eğer o tarihe kadar gereği yapılmazsa bu çocuklar, uluslararası suç organları, çeteler, fuhuş çeteleri için malzeme olacaktır.

Ülkemiz G20’de yer almaktadır ve dünyanın 17’nci büyük ekonomisidir. Nüfusumuzun yarısı 30 yaşın altındadır. Ancak, eğitim değerlendirme testi PISA’da durumumuz içler acısıdır. Son dokuz yılda millî gelirimiz yerinde sayıyor. Orta gelir tuzağına takıldık. Kabaca, kişi başı millî gelir 10 bin dolar civarında olursa orta gelir düzeyi oluyor. Son yıllarda, Güney Kore başta olmak üzere Macaristan, Polonya gibi 9 ülke orta gelir tuzağının dışına çıkmıştır. Katma değer üretemiyoruz. Sahip olduğumuz ekonomiye inşaatla, yol yaparak, fındık, fıstık satarak sahip olunabilir.

2023 hedefinizin millî gelirin 2 trilyon dolar olacağını söylüyorsunuz. Şimdi 2019 yılındayız, millî gelirimiz yaklaşık 750 milyar dolar. Şimdi soruyorum, dört yılda 750 milyar dolardan 2 trilyon dolara çıkmak için yıllık ne kadar büyümemiz gerekiyor ortalama olarak? Arkadaşlar, yıllık ortalama yüzde 30 büyümemiz gerekiyor. Türkiye, hayatı boyunca hiç yüzde 30 büyüdü mü? Dolayısıyla, gerçekleşmeyecek bir hedef koyuyoruz. 10 bin dolardan 20 bin dolara gelebilmek için katma değer gerekiyor; akıl, zekâ, hayal gerekiyor. Bugün bir taksi şirketi, hiçbir taksi sahibi olmadan, bilgisayar programıyla 50 milyar dolar değere ulaşabiliyor. Bizim, ülke olarak öncelikle orta gelir tuzağından çıkmamız lazım; kendi evlatlarımız için çıkmamız lazım, Suriye’den gelip kaderlerini bize bağlayan çocuklar için çıkmamız lazım.

Bir teknik üniversitenin isminin başına “İslam” kelimesinin gelmesi belki siyasi iktidara oy getiriyor olabilir ancak dünyanın herhangi bir yerindeki çocuklarla rekabet konusunda bir avantaj sağlamıyor hatta dezavantaj oluşturuyor.

Şu kadar derslik, şu kadar öğretmen, bütçeden en çok pay ayırmak ülkenin eğitim sorunlarına çözüm getirmemiştir. Akıllı tahtalara, ikinci sınıf tabletlere harcanan paralar boşa gitti. Belki de bunca büyük maddi kaynaklar ayırarak eğitimde istenen sonuçları alamamak, en hafif tabiriyle, beceriksizliklerin başta geleni olabilir. Kanımca, girdileri artırmakla övünmek yeterli değil, aslolan çıktı bazlı değerlendirmelerdeki başarılarımızdır.

Sayın milletvekilleri, başta kendi çocuklarımızın ve sonra da Suriyeli çocukların problemlerine çözüm getirmek bizim başta gelen görevimiz olmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Altıntaş.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Probleme el atmak bence şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinin birinci önceliğidir.

Durumu dikkatlerinize sunuyor, saygılarımla sözlerime son veriyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altıntaş.

Söz sırası, Hatay Milletvekili Suzan Şahin’de.

Buyurun Sayın Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli üyeler; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hatay’da son haftalarda etkili olan aşırı yağışlar nedeniyle birçok ilçemiz zarar görmüştür. Öncelikle, Hataylı hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Yağışlar sonrası, kurutulan eski Amik Gölü neredeyse yeniden oluştu. Sel nedeniyle bölgede yaklaşık 130 bin dönüm ekili tarım alanı sular altında kalarak zarar gördü. Bu bir doğal afettir ve bölge afet bölgesi ilan edilerek zarar gören çiftçiye devlet desteği sağlanmalıdır.

TEMA, Hava Kuvvetleri, Devlet Su İşleri ve halkın itirazlarına rağmen yeri yanlış seçilen ve kurutulan Amik Gölü’nün en derin noktasına 2007 yılında inşa edilen Hatay Havalimanı şu an sular altında ve kullanılamaz hâlde. Her yağış olduğunda havalimanını su basıyor, suyun boşaltılması için milyonlarca lira harcanıyor. Teknik ve bilimsel anlamda yanlış yere kurulan havalimanı sorununun çözümü için öneriler var ancak hayata geçirilmesi için hiçbir adım atılmıyor. Gerçek bir liman görüntüsünü andıran bu durum dönemin öngörüsüz AKP siyasetçilerinin, mühendislik bilgisinden yoksun bürokratların ve çevre bilincinden uzak yöneticilerin eseridir. Tüm bu yanlış karar ve uygulamaların faturasını milletimiz ödememelidir. Hükûmet “Ben yaptım oldu.” anlayışını terk etmelidir. Her tarafta afet var, ülkede afet var. “İmdat” çığlıklarını duyun ve yandaş anlayışını bırakıp her kesimi kucaklayın.

Değerli üyeler, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durum İskenderun Körfezi, demir çelik fabrikaları ve sanayi tesislerinde de durgunluk yaratmış, sanayi sektörünü olumsuz etkilemiştir. Özellikle ham maddeyi kendisi üretemeyen tesisler, fabrikalar tek tek kapanmaktadır. Son iki ay içerisinde yaklaşık 1.500 kişi işsiz kalmıştır. Bölgede bulunan tesisler teker teker kapanmaktadır. Kapanmayanların da bankaların kredi faizleri altında ezildiği görülmektedir. Yandaşlara kamu bankası kredileri serbestken yandaş olmayanlara “Sana kredi yok.” deniyor ve iflasa sürükleniyor. Geçmiş yıllarda yüzlerce kişinin çalıştığı fabrikalar çürümeye terk edilmiş durumda. Yandaş olmayan tesisler baskıyla sindiriliyor, çeşitli suçlamalarla çalışamaz hâle getiriliyor. Yandaş olmayan sanayiciye kredi vermek için kredi tutarının en az 5 katı ipotek isteniyor. Bu uygulamalar keyfiyetten çıkarılıp bir standarda oturtulmalıdır. Hatay’ın sanayicisi bu ülkeye hizmet etmek istiyor, fabrikaları kapanmasın, işçileri bu kış mevsiminde sokakta kalmasın, mağduriyetler yaşanmasın istiyor. Maliyenin baskı unsuru olarak kanunsuzca uyguladığı ihtiyati haciz ve tahakkuk uygulamalarından çekinen sanayici, sorunlarını ilgili mercilere aktarmaktan korkuyor. Üretim yapan tesislerin açılması için acil destek gerekmektedir. İstihdamın olmadığı yerde kargaşa çıkar, anarşi çıkar, sosyal olaylar patlar; Allah korusun, ülkemizin birliği, beraberliği, düzeni bozulur. Elbette işsizlik ve yoksullukla mücadele, önceliğimiz olmalıdır ancak bir tarafı ondururken diğer tarafı öldürmemeliyiz. İşveren ve sanayicimizi de desteklememiz gerekmektedir.

Hatay’daki bu sorunlar, Hatay’ın 5’inci teşvik bölgesine alınması, sınır kapılarının tekrar açılması, sanayiciye düşük faiz ve uzun vadeli kredi imkânı sağlanması ve SGK ile vergi indirimi kolaylıklarının sağlanmasıyla giderilebilir. AKP Hükûmeti sanayiciye destek olmadığı ve üretim ekonomisine dönmediği sürece bu ekonomik buhran döneminden çıkmak mümkün olmayacaktır.

Sanayi üretimi Kasım 2018 verilerine bakıldığında, önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,5 oranında sert bir gerileme göstermiştir. Yaz aylarında yaşanan finansal kriz reel sektöre son üç ayda üretim azalışı olarak yansımıştır ve üretim yüzde 4,9 oranında azalmıştır. Zamanında ödenmediği için takibe alınan krediler ise Ocak 2019 itibarıyla 98 milyar liraya çıkmıştır. Bankaların bir yıl vadeli TL cinsinden mevduata uyguladığı yıllık faiz oranı ise 23’lere ulaşmıştır.

Ülkemizin içinde bulunduğu bu karamsar ekonomik tablo içerisinde ticareti vuran en önemli sorunlardan biri de malum kur farklarıdır ve şirketlerin mali yapısını derinden sarsmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Şahin.

SUZAN ŞAHİN (Devamla) – Döviz kurlarındaki artıştan kaynaklı lehte ve aleyhte kur farkları, şirketlerin mali tablolarına kâr veya zarar olarak yansımaktadır. Bu durumda şirketlerin vergi yükümlülükleri artmakta veya mali tablolarına zarar olarak yansıyarak öz kaynaklarda negatif göstergeler oluşmaktadır. Bu durum kurumlar vergisi yönünden kabul edilebilir seviyede iken bu olumsuzluk bugüne kadar var olan bir sorun olarak gündemde olan KDV yönünden kabul edilemeyecek bir durum yaratmaktadır. Ürün teslim tarihinden sonra doğan kur farkının, KDV’ye tabi olmadığı Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu kararlarına göre sabittir. Bu kararların atıfta bulunduğu üzere, kur farkının, kanunda yer almayan kur farklarının uygulama tebliğiyle KDV’ye dâhil edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bu nedenle kur farkının KDV matrahına ilave edilmemesi gerekmektedir. Bu konuda da yasal düzenleme ve açıklık getirilerek, yeni bir düzenleme yapılarak, ticaret sektörü rahatlatılarak ekonomi canlandırılmalı, tebliğ ise düzeltilmelidir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şahin.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

16/01/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi’nin 49’uncu maddesinin (2)’nci fıkrasındaki “…başlatılabilir” ibaresinin “…başlatılır” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Ümit Yılmaz                                             Sefer Aycan                                              Sermet Atay

                                          Düzce                                               Kahramanmaraş                                             Gaziantep

                              Metin Nurullah Sazak                              Mehmet Celal Fendoğlu

                                        Eskişehir                                                    Malatya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aycan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.

Afetler yurdumuzun bir gerçeği, tüm dünyada da afetler görülmektedir, bu yüzden afet yönetimi önemli bir konudur ve afetlerde uluslararası dayanışma da önemli bir konudur. “Afet yönetimi” denince olayı üç boyutlu, üç aşamalı almak lazım; afetten önce yapılması gereken işler, afet sırasında yapılacak işler ve afet sonrasında yapılacak işler diye olaya bakmak lazım. Türkiye, afet olduğunda bunu yönetmekte, müdahale etmekte oldukça başarılıdır. Fakat Türkiye’de sorun afet öncesi dönemdedir, afete hazırlık döneminde ya da afet öncesi alınması gereken önlemler konusunda sıkıntı vardır.

Bildiğiniz gibi son zamanlarda yurdumuzda birçok ilde sel felaketi yaşıyoruz. Şehrim Kahramanmaraş’ta da geçen yaz aylarında sel felaketleri yaşadık. Şimdi, burada, sele hazırlıklı olmak lazım. Normalde hazırlıklı olsak aslında selin zarar verecek bir durumu yok. Dünyanın birçok ülkesinde günlerce, haftalarca yağmur yağıyor ama bir damla su göremiyorsunuz fakat Türkiye’de yanlış yapılaşma, riskli bölgelerde yapılaşma, dere yataklarında yapılaşma ve aşırı betonlaşmanın getirdiği sıkıntıları yaşıyoruz, altyapının yetersizliğinden dolayı iki damla yağmur yağdığında selle karşılaşıyoruz. Onun için, sorun selden değil, selden önce alınması gereken tedbirlerde, imar planlarında ve yapılaşmada yaşanan sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bu da tabii ki düzeltilebilir, önlenebilir bir durumdur. Sel aslında olmaması gereken bir felakettir, bizim tedbirsizliğimiz veya yanlışlarımız yüzünden yaşadığımız bir sorundur.

Türkiye’de yaşanan ikinci önemli afet depremlerdir. Deprem kuşağında olan bir ülkeyiz ve sık sık deprem yaşıyoruz. Türkiye’de on bir ayda bir büyük deprem yaşanıyor. Aslında burada da depreme tabii ki yapabileceğimiz bir şey yok fakat Türkiye’de deprem öncesinde alınması gereken tedbirlerde hatamız var. Deprem normalde öldürmez ama esas, kalitesiz binalar, çürük binalar öldürür. Sorun da burada, defalarca bu deprem felaketlerini yaşamamıza rağmen bir türlü buna dikkat etmiyoruz. Sakarya 3 kez yıkılmasına rağmen aynı bölgeye gidip yapılaşıyoruz ve yapı kalitemizde sorunlar var. Hâlâ, işte, İstanbul’da yaşadığımız riskli binalar sorunu var, bir türlü bunların yenilerini de yapamıyoruz yani kentleşmede, yapılaşmada sorunumuz var. 1999 Marmara depremi sırasında Sağlık Bakanlığında kriz koordinatörü olarak çalışmış bir kişi olarak aslında deprem olduğunda alınması gereken önlemler konusunda ya da kurtarma konusunda çok başarılı idik ama yine de 18.500 kişi ölmüştü. Niye? İşte deprem bölgesinde kalitesiz bina yapmaktan kaynaklanan bir durumdu yoksa kurtarmada hiçbir sıkıntımız yoktu. O günkü şartlarda bir gün içerisinde 57’nci Hükûmet çok büyük başarılar elde etti, 20 bine yakın yaralıyı taşıdı, ameliyat etti, operasyon yaptı, bir yıl içerisinde 50 bin konut yaptı. Tabii ki bu başarı, o zaman, Türkiye’ye karşı tepki oluşturdu ve arkasından bir finans krizi oluşturuldu. O finans krizi topu topu 6 milyar doların bankalardan çekilmesiyle oluşan bir krizdi, onun arkasından Türkiye’de bir dolar krizi yaşandı ama sadece bankaların 6 milyar dolar açığından kaynaklanan bir krizdi ve amaç tabii ki Hükûmeti yıkmaktı. Depremin yıkamadığı 57’nci Hükûmeti yıkmak için çaba göstermişlerdi ama o zaman 57’nci Hükûmet hem depremin altından hem de o krizin altından kalktı ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Merkez Bankasının yaptığı düzenlemelerle o zamanki krizi atlatmış bir Hükûmet vardı.

Bu deprem konusunda yaşanan sıkıntı şu: Aynı 7,3 şiddetindeki deprem bizden başka diğer ülkelerde de oluyor fakat bizde 18.500 kişi ölürken diğer ülkelerde 5-10 kişi ölüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Aycan.

SEFER AYCAN (Devamla) – Onun için depremde önemli olan kurtarmaktan önce depreme hazırlıklı olmaktır, bu da sağlıklı ve kaliteli binalar yapmakla alakalıdır.

Bir diğer konu da depremde uluslararası yardımlar konusudur. Bu konuda da Türkiye üstüne düşeni fazlasıyla yapan bir ülkedir. Bunu da yanlış kullanmamak lazım. Depremde Dünya Sağlık Örgütünün önerisi ülkelerin ihtiyacına göre yardım yapmak, özellikle de nakit aktarmaktır yoksa kullanılmış eşyaları, kullanılmış ilaçları, toplanmış ilaçları yardım diye göndermemektir. İnşallah, deprem yaşamadığımız günler gelir; hep birlikte daha sağlıklı, depremsiz bir şekilde yaşamımızı sürdürürüz diye düşünüyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Ankara’nın Altındağ ilçesi Ulubey Mahallesi’ndeki mobilyacılar sitesinde çıkan yangında hayatını kaybeden Suriyeli işçilerin yakınlarına başsağlığı dilediğine, güvencesiz çalışan gençlerin ya hayatlarını kaybettiğine ya da maaşlarını alamadıklarına, betona değil insana yatırım yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, bugün akşam üzeri Ankara’da, Altındağ Ulubey Mahallesi’nde, mobilyacılar sitesinde 4 katlı bir mobilya fabrikasında çıkan yangında maalesef, şu ana kadar tespit edilen, 5 Suriyeli işçi hayatını kaybetmiş bulunuyor. Onların yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Muhtemelen, az önce dile getirildi, Suriyeliler burada gerçekten, okumak yerine çalışıyorlar ve aslında bir lokma ekmek için buradalar, savaştan kaçıp buradalar ama bir de güvencesiz çalışma koşullarında hayatlarını kaybediyorlar ki bu sadece onlar için geçerli değil, iş güvencesi olmayan bir ülkedeyiz ve gençler öğrencilik yerine çok fazla çalışmak zorunda kalıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Öğrencilere yapılan burs zammı bugün sadece 500 liraya tekabül ediyor, yüzde 20 enflasyon varken, günlük 1 lira zam demek bu. Dolayısıyla gençler, ister Suriyeli olsun ister Türkiyeli, hakikaten güvencesiz çalışma koşullarında ya hayatlarını kaybediyor ya da maaşlarını alamıyorlar. Bu nedenle, betona değil insana yatırım diyoruz ve bir kez daha, ölenlerin yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Umarız daha fazla can kaybı olmayacaktır.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN – 50’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                                        Rafet Zeybek

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      Antalya

                             Emine Gülizar Emecan                                      Aydın Özer                                               Fikret Şahin

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                    Balıkesir

                                        Cavit Arı                                                                                                    Ahmet Ünal Çeviköz

                                         Antalya                                                                                                                      İstanbul

MADDE 50- 7/7/2010 tarihli ve 6004 sayılı Dışişleri Bakanlığı Personeline ilişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine "psikoloji," ibaresinden sonra gelmek üzere "çalışma ekonomisi," ifadesi eklenmiş, “lisans diplomasına sahip bulunanlar için" ifadesi ile "lisansüstü eğitim diplomasına sahip bulunanlar için otuz yedi yaşını” ifadesi madde metninden çıkarılmış, aynı fıkraya aşağıdaki (g) bendi eklenmiş ve ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "açıldığı" ifadesi "yapıldığı" şeklinde, "otuz" ifadesi "otuz beş" şeklinde değiştirilmiş, aynı bentte yer alan “lisans diplomasına sahip bulunanlar için” ifadesi ile “lisansüstü eğitim diplomasına sahip bulunanlar için otuz iki yaşını” ifadesi madde metninden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

"g) Konsolosluk ve ihtisas memuru olarak görev yapmış olan meslek memurları, başkatiplik ve konsolosluk yeterlik sınavında başarılı olmaları şartıyla, konsolosluk ve ihtisas memurluğu statüsünde bulundukları sürenin yarısını, meslek memurluğu statüsündeki dördüncü, üçüncü ve ikinci unvan gruplarında geçirmiş sayılabilirler. Dördüncü unvan grubundaki bekleme süresi azami bir yıl, üçüncü unvan grubundaki bekleme süresi ise azami iki yıl kısaltılabilir. Bu kapsamda, meslek memurluğu statüsündeki unvan gruplarında geçirilmiş sayılan süre dört yıldan, halihazırda Başkatip unvanını kazanmış konsolosluk ve ihtisas memurları için ise altı yıldan fazla olamaz.”

"(11) Meslek memurları ile konsolosluk ve ihtisas memurlarının Bakanlığa alınabilmeleri için tam teşekküllü bir Devlet hastanesinden verilen, her türlü iklim şartında görev yapabileceklerine dair rapor ibraz etmeleri gereklidir. Hukuk müşavirleri ile danışmanlardan da Bakanlığa alınmaları sırasında bu raporu ibraz etmeleri istenebilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Ahmet Ünal Çeviköz konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çeviköz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, yasa yapma sanatını sanatın ölümüne dönüştüren torba kanunlarla ilgili düşüncelerimi ifade etmek isterim. Roma hukukunda hukukçuların bildiği bir Latince deyim vardır “…”(x) Yani Türkçesi “Her konu için tek bir yasa teklifi yapılmalı ya da her konu tek bir yasa teklifiyle olur.” anlamına gelir. Bu deyim yasa yapma sanatının bir gereğidir fakat Parlamentoyu itibarsızlaştırma gayretleri yasama faaliyetlerinde de özensizlik göstererek sürdürülmek istenmektedir. Yasama organının işleyişindeki özensizlik toplum yapısını, dokusunu, yaşayışını ve yargının işleyişini etkilemektedir. Torba yasalarla yasama tekniği açısından sakıncalı metinler yasalaşmaktadır. Bunun yansıması olarak toplum düzeni ve yaşamını etkileyecek, ülke yönetimine güveni sarsacak bir tartışma ortamı yaratılmaktadır. İktidar, torba yasalarla Meclisi ve komisyonu seri üretim yapan fabrikalara dönüştürmüştür. Başka bir ifadeyle, iktidar, istisnai olarak başvurulması gereken torba yasaları artık yasama sürecinin demirbaşları hâline getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Dışişleri Bakanlığının dünyadaki temsil gücünü son derece önemsediğimizi belirtmek isterim. Emekli bir büyükelçi olarak burada bulunan tüm meslektaşlarımı da saygıyla selamlıyorum. Dışişleri Bakanlığı, her zaman liyakate önem veren, kendine özgü gelenekleri olan bir kurum olarak bilinir. Bu özelliğiyle Türkiye hariciyesi, uluslararası toplum nezdinde de en güçlü diplomasi geleneği ve yeteneğine sahip bir kurum olarak tanınmıştır. Dışişleri Bakanlığındaki personel sadece Türkiye’de değil, dünyada herkesin saygısını ve takdirini kazanmıştır.

Bugün, Türkiye’nin yurt dışındaki büyükelçilerinin yüzde 10’undan fazlasını meslekten olmayan kişiler oluşturuyor. Demek ki Dışişlerinin liyakat kıstası yüzde 90’ın altına düşmüş durumda. İktidar, dış politikada Türkiye’nin kurumlarını ve teamüllerini hiçe sayan bir diplomasi uygulaması yaratmıştır. Kararnamelerle bertaraf edilmeye çalışılan neredeyse bir asırlık diplomatik geçmişimiz şimdi de torba yasalarla bertaraf edilmeye çalışılmaktadır. Mevcut iktidar, Dışişleri Bakanlığını tehlikeye atmak istemektedir.

Dışişleri Bakanlığı, 2018 yılına gelindiğinde Türkiye’nin dış politikasını kuran bir kurum olma niteliğinden çıkarak gündelik çıkarları önceleyen bir kurum hâline getirilmiştir. Yeni sistem değişimiyle birlikte Dışişleri Bakanlığının uzman kadrosu dağıtılmıştır. Adına “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemi” denilen sistemin ilk kararnamelerinde Dışişleri Bakanlığı teşkilatının temelini oluşturan liyakat esası korunmamıştır. Kısaca, Dışişleri Bakanlığında mesleğin gereği olan liyakatin yerine belli bir sadakat anlayışı egemen kılınmıştır. Bir devletin dış politikasını şekillendiren kurumların çalışanları liyakate göre seçilmezlerse bunun olumsuz faturasını o ülke mutlaka öder. Dün yüce Meclisin çatısı atında yaptığım bir konuşmada da vurguladım. Sayın Dışişleri Bakanı bu olumsuz koşullar yetmiyormuş gibi bir de Dışişleri mensuplarıyla dışarıdan atanan büyükelçiler arasında bir ayrımcılık söylemi yaratmış, Bakanlık çalışanlarını bir bakıma başarısızlıkla suçlamıştır.

Değerli milletvekilleri, teklifte yer alan 50 ile 56’ncı maddelerle ilgili mevzuat değişikliklerinin asıl komisyon sıfatıyla Dışişleri Komisyonunda tüm boyutlarıyla tartışılarak ele alınmadan acele bir şekilde Plan ve Bütçe Komisyonunda torba yasa mantığıyla hazırlanmış bulunan kanun teklifi metni içerisinde yasalaştırılma gayretini uygun bulmuyoruz. Dışişleri ve devlet geleneğimize de aykırı bulunan söz konusu düzenlemeyi acele bir şekilde Plan ve Bütçe Komisyonunda torba yasa mantığıyla hazırlanmış bulunan kanun teklifi metni içerisinde yasalaştırma gayretini de uygun bulmuyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinde konunun sahibi olan ilgili komisyonlarda yeteri kadar tartışılmayan kanun tekliflerinin sadece Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirilmek suretiyle yasalaştırılma alışkanlığının genelgeçer, demokratik ilkelere ve Türkiye Büyük Millet Meclisi geleneklerine aykırı olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla teklifin bu şekilde kanunlaşmasını da uygun bulmuyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çeviköz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin” 50’nci maddesinin 1’inci cümlesinde yer alan "eklenmiştir” ibaresinin "ilave edilmiştir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Aylin Cesur                                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu                     Aydın Adnan Sezgin

                                          Isparta                                                       Adana                                                       Aydın

                                    Lütfü Türkkan                                         Fahrettin Yokuş                                            Ayhan Erel

                                         Kocaeli                                                      Konya                                                     Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin söz almıştır.

Buyurun Sayın Sezgin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ilham alan ve Cumhuriyet Dönemi’ndeki deneyimlerle olgunlaşan, zenginleşen bir diplomasi geleneğine sahiptir ve dünya çapında büyük saygı duyulan bir diplomasi ekolünü temsil etmektedir. Diplomasi mesleği uzmanlık gerektiren bir meslektir ve usta-çırak ilişkisi son derece büyük önem taşımaktadır.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçiş sürecinde Dışişleri Bakanlığının yapı ve işleyişine ilişkin birçok düzenleme ve uygulama esasen Türkiye’nin ulusal gücünün parçası olan bu geleneğe darbe niteliğindedir. Dünyanın yakın tarihi de göstermektedir ki, siyasi rejimlerde yaşanan otoriterleşme süreçleri genellikle köklü kurumların içinin boşaltılması sonucunu doğurmaktadır. Devlet geleneğimizin hafızası olma özelliğini de taşıyan Dışişleri Bakanlığının teşkilat yapısında ve işleyişinde yapılan değişiklikler, meslek dışından büyükelçi atamalarındaki artış ve keyfilik maalesef böyle bir yıkma ve yok etme anlayışını yansıtmaktadır.

Bir de şimdi Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki kurum ve kurullar var. İYİ PARTİ olarak bu kaygılarımızı defaatle gündeme getirdik.

Değerli arkadaşlar, 9 Ocak 2018 günü yapılan Dışişleri Komisyonu toplantısında Sayın Dışişleri Bakanını ağırladık. Kendisine bu ziyareti için müteşekkiriz. Komisyonun muhalefet partilerine mensup üyeleri, başlıca siyasi konuların yanı sıra, dışarıdan büyükelçi atamalarından duydukları haklı kaygıyı dile getirdiler. Ben de siyasi konular haricinde bilhassa merkezdeki sorumluluk görevlerine dışarıdan yapılacak atamaların sakıncalarına değindim ve Sayın Bakanın “Türkiye’nin en başarılı 2 büyükelçisi meslek dışından atanan Tokyo ve Pekin büyükelçileridir.” ifadesine çok şaşırdığımı vurgulayarak kıstasları sorguladım. Komisyon tutanakları hakkında resen gizlilik kararı alındı; bunu tartışmıyorum ama bu konuyu, toplantının hemen akabinde kamuoyuna mal olduğu için, huzurunuzda biraz ayrıntılandırmak gereğini de duyuyorum.

Öncelikle, Sayın Bakanın bu beyanının çok talihsiz bir beyan olduğunu ve başında bulunduğu kurumun asıl mensuplarına karşı saygı eksikliği içerdiğini belirtmeliyim. Bu ifade, aynı zamanda, toplamı 21 civarında olan, dışarıdan atanmış diğer büyükelçilerin Sayın Bakanın “performans” kıstaslarının altında kaldığını da ortaya koymaktadır; mesela Kuala Lumpur Büyükelçisi Sayın Merve Kavakçı bu meyandadır.

Sayın Bakan Komisyon üyelerinin önünde bir büyükelçiyi örnek göstererek “Filanca büyükelçi çok kötüydü.” de diyebilmiştir. Kötüydüyse niye o büyükelçiyi yıllarca görevde tutmuştur?

Sayın Bakana ayrıca soruyorum: Tokyo ve Pekin büyükelçilerini hangi kıstaslara göre en başarılı büyükelçi olarak addediyor? Bu büyükelçiler ülkemiz ile bu iki ülke arasında çıkarlarımıza hizmet eden hangi fevkalade gelişmeleri sağlamışlardır? Veya Dışişleri Bakanlığına çok ciddi sayıda ve olağanüstü önemli değerlendirmeler ve bilgiler mi aktarmışlardır? Bu arkadaşlar, görevlerinde bir yıldan biraz fazla bir süreden beri bulunmaktadırlar. Bu süre bir büyükelçinin performansını bunu Dışişleri Komisyonu önünde beyan edecek ölçüde güvenli bir şekilde ölçmeye yeterli midir?

Pekin Büyükelçimizin Çin’le derin ticari faaliyet geçmişinin ayrıntılarına değinmeyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Sezgin.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Ancak Çin’in Doğu Türkistan bölgesinde Uygur Türklerine karşı bu denli ağır ve kitlesel insan hakları ihlalleri işlenirken, Uygur Türkleri Çin rejimi tarafından tam bir zulme tabi tutulurken Sayın Bakanın Pekin Büyükelçisini “en başarılı büyükelçi” ilan etmiş olmasındaki tuhaflığı takdirlerinize sunuyorum. Komisyonda bu konuda sorduğum soruyu da kendisi cevapsız bırakmıştır.

Değerli arkadaşlar, diplomasi geleneğine, kuvvetli bir tarihsel birikime sahip ülkelere baktığımızda bunların bazılarında dışarıdan büyükelçi ataması yapılmaktadır, geçmişte bizde de olmuştur. Ancak ABD ve “çadır devletler” olarak adlandırabileceğimiz kategori dışında bu tayinler istisnaidir ve ciddi kıstaslara tabidir. Türkiye'deyse ölçü kaçmaktadır ve yapılan atamalar, çıkarılan düzenlemeler âdeta kurumu yıkma amacını ima etmektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sezgin.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesindeki “şartıyla” ibaresinin “koşuluyla” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Ümit Yılmaz                                      Metin Nurullah Sazak                                      Baki Şimşek

                                          Düzce                                                     Eskişehir                                                     Mersin

                              Ali Muhittin Taşdoğan                                      Sefer Aycan

                                        Gaziantep                                            Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Baki Şimşek söz istemiştir.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde söz aldım ama bugün seçim bölgem olan Mersin’de yaşanan sel afetiyle ilgili konuşmak istiyorum. Öncelikle buradan, bütün Mersin ve ilçelerinde yoğun yağışlardan dolayı yaşanan sel ve dün geceki lodos ve fırtına nedeniyle Mersin merkez ve yine Mersin’in bütün ilçelerinde yaşanan afetten dolayı bütün hemşehrilerime geçmiş olsun diyorum.

Afetin boyutu gerçekten buradan bakıldığında görülenlerden çok daha fazla. Henüz ocak ayı olmasına rağmen hem Adana Barajı’nın hem Mersin’i besleyen diğer en önemli kaynak Berdan Barajı’nın doluluk seviyesi yükseldi. Doğal bir afetle yılda yağacak yağmur belki son on-on beş gün içerisinde yağdı. Dolayısıyla özellikle Tarsus’ta hem Adana Seyhan Barajı hem Tarsus Berdan Barajı kapaklarının açılmasıyla yaklaşık 30 bin dönüm arazi ve çok sayıda köy sular ve seller altında kaldı.

Tabii, valilik, belediyeler, bütün kurumlar, Devlet Su İşleri, TEDAŞ yoğun bir mücadele veriyor ama tabii bu kadar yağışla bu mücadelenin sonuç vermesi mümkün değil. Ben emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. En azından şu ana kadar bir can ve mal kaybı yaşanmadı. Birçok hayvan çiftliğindeki hayvanlar boşaltıldı, köyler boşaltıldı ama insanlarımız, çiftçilerimiz zaten çok zor durumdaydı. Özellikle Tarsus’ta Halitağa köyü, Akarsu köyü, Egemen köyü, Kelahmet, Baharlı ve Ağzıdelik köyler, Mersin merkezde de dünkü lodostan sonra o güzelim Adnan Menderes Bulvarı ve Mersin sahilleri bir savaş meydanı görüntüsünü andırıyor. Yani çok büyük ağaçlar yerle bir oldu, saatte 100-110 kilometreyi bulan büyük bir lodos yaşandı. Şehrin bütün ilçelerinde ve şehir merkezinde birçok noktada elektrik kesintileri yaşandı, Erdemli’de dereler ve Limonlu’daki Lemas çayı taştı. Bu bölgedeki buğday arazileri, sebze ve meyve seraları ve birçok narenciye bahçesi hem lodostan hem yağıştan seller altında kaldı.

Ben buradan Hükûmete çağrıda bulunuyorum. Zaten çok zor durumda olan Mersin geç kalınmadan, acilen Bakanlar Kurulu kararıyla doğal afet bölgesi ilan edilmeli ve valilik kanalıyla altyapıda çok büyük zararlar gören Mersin’deki 13 ilçe ve merkez belediyenin tamamına mutlaka altyapıdaki tahribatı, zararı karşılamak adına acil bir yardım gönderilmeli ve bir nebze olsun Mersin bir nefes almalıdır.

Bir de, ayrıca, geçtiğimiz yıl gerçekten Mersin’de 3-4 defa sel afeti yaşandı. Tabii, Hükûmetimiz belli dönemlerde çiftçilerimizin borçlarıyla ilgili ertelemeler yaptı ama maalesef çiftçinin ertelenen borçları da ödeme şansı yok. Yani şu anda tarım yapılan bölgenin yüzde 80’i sular altında Mersin’de. Ki Mersin Türkiye'nin yaş sebze, meyve ihracatının yaklaşık yüzde 40’ını karşılayıp ihracatta Türkiye'de 1’inci sırada olan, Antalya’nın bile önüne geçmiş olan bir kent. Tarımdaki zararın boyutunu buradan ben Hükûmete tekrar aktarıyorum ve acilen hem Ziraat Bankasına hem tarım krediye hem de diğer bankalara olan kredi borçlarının mazeret sunulmaksızın, gerekçe istenmeksizin… Zaten Mersin’in tamamında bir afet olmuş, bunu bütün Mersin biliyor. Türkiye'nin başka illerinde de afetler var, mutlaka buralarla ilgili de tedbirler alınacak ama Mersin gerçekten çok zor durumda. Ben gerek Tarım Bakanımızın gerekse sosyal yardımlardan sorumlu bakanımızın ivedi bir tedbir almasını, acil bir kaynak aktarmasını talep ediyorum. Bakanlar Kurulunda da Mersin’in doğal afet bölgesi ilan edilerek Mersinliye bir müjde verilmesini talep ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyor, kanun teklifinin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

50’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

51’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı “Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin 51’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                      Aydın Özer                                               Fikret Şahin                                                 Cavit Arı

                                         Antalya                                                    Balıkesir                                                    Antalya

                                     Rafet Zeybek                                      Ahmet Ünal Çeviköz

                                         Antalya                                                     İstanbul

MADDE 51 - 6004 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılmış 11 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“Mali hizmetler uzmanları ile merkez memurlarının yurt dışı teşkilatında görevlendirilmeleri

MADDE 11- (1) Dışişleri Bakanlığı mali hizmetler uzmanları ile merkez memurlarının yurt dışında sürekli görevlere atanabilmelerine ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Ahmet Ünal Çeviköz’ün söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Çeviköz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 51’inci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi yeniden saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce başka bir madde hakkında söz aldığım zaman da değindiğim gibi, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Dışişleri Bakanlığı teşkilatını değiştiren önemli değişiklikler yapıldı. Bu değişikliklerin belki de en dikkat çekeni herhangi bir kurumda beş yıllık devlet memurluğu yapan bir görevlinin Dışişleri Bakanlığında dış politikaya yön veren birimlerin başına büyükelçi olarak atanabilecek olmasıdır. Dışişleri Bakanlığı artık, Türkiye’nin dış politikasını yapıcı değil, uygulayıcı bir kurum hâline dönüştürülmüştür. Dışişlerini uzmanlık gerektiren bir meslek grubu olarak görmeyen yönetim anlayışı köklü bir geleneği de sona erdirmiştir. Tek adam yönetimi yasa, torba yasa ve yönetmelik değişikliğiyle hatta şu anda da Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle kamu alanını kendi siyasal ideolojik hedefleri doğrultusunda biçimlendirmektedir. İktidar, kamu personel rejimini kendi siyasal ideolojik hedefleri doğrultusunda düzenlemektedir ve bunu düzenlerken devletin geleceğini hiçe saymaktadır. Dışarıdan atamalar konusu kadrolaşma faaliyetlerinin Dışişleri Bakanlığı teşkilatına kadar uzanan halkasıdır.

Değerli milletvekilleri, torba yasanın kabul edilen 12’nci maddesi de büyük riskler içermektedir. Kabul edilmiş olsa da kayıtlara geçmesi adına endişelerimi dile getirmek isterim. 12’nci madde aynen şöyle diyor:

“5/5/1969 tarihli ve 1173 sayılı Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Cumhurbaşkanı tarafından, dış ülkelerde veya uluslararası kuruluşlar nezdinde büyükelçi gibi akredite edilmeksizin, büyükelçi unvanı verilerek özel bir misyonla görevlendirilenlerin büyükelçilik unvanı Cumhurbaşkanınca geri alınmadığı müddetçe devam eder.”

Maddenin gerekçesinde “Cumhurbaşkanı tarafından dış ülkelerde veya uluslararası kuruluşlar nezdinde büyükelçi gibi akredite edilmeksizin özel bir misyonla görevlendirilenlerin büyükelçilik unvanının Cumhurbaşkanınca geri alınmadığı müddetçe devam edeceği öngörülmektedir.” açıklamasına da yer verilmiş. Söz konusu maddenin aniden Komisyon gündemine taşınarak yasalaştırılmak istenmesinin nedenini ben anlayamadım, benim gibi birçok kişi de anlayamadı. Söz konusu maddenin kapsamına girenlerin kimler olduğu konusundaki sorularımız da yanıtsız kaldı. Söz konusu değişikliğin nedeni konusunda yöneltilen ısrarlı sorularımıza da tatminkâr cevaplar alamadık. Bu maddede, öncelikle “Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilenler” ifadesi açık değildir dolayısıyla Cumhurbaşkanı kimi isterse onu büyükelçi olarak görevlendirebilir anlamı çıkmaktadır. “Özel bir misyon” ifadesindeki “misyon” da tanımlanmamıştır. Cumhurbaşkanı tarafından verilen büyükelçilik unvanı, kanun hükmünde kararnameyle yapılan değişiklikte kişinin görevi süresince geçerliydi fakat bugün bu maddeye göre Cumhurbaşkanı tarafından verilen büyükelçilik unvanı yine sadece Cumhurbaşkanı tarafından geri alınabilmektedir, başka bir ifadeyle, kişinin ilgili görevi bitse bile büyükelçilik unvanı devam edecektir. Bu durumda, istediği kişiyi özel misyonla görevlendirerek büyükelçi yapan Cumhurbaşkanı, bu unvanı isterse geri alabilecek ya da kişinin tüm yaşamı boyunca onun bu unvanı korumasını sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, her şeyden önce şunun altını çizmek isterim: Burada tarifi ve tanımı yapılan görev bir büyükelçilik görevi değildir, burada tarif edilen bir özel temsil görevidir dolayısıyla görevi yerine getirecek kişiye de “özel temsilci” denir. Bir özel temsilcinin de mutlaka “büyükelçi” unvanına sahip olması gerekmez. Bu durumda şu sonuçlar çıkarılır: Büyükelçilik makamı bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ucuzlatılmaktadır. “Büyükelçilik” unvanının Cumhurbaşkanı tarafından dağıtılan bir hediye olduğu algısı güçlendirilmektedir. Türkiye'nin itibarına ve dış politikaya bir kez daha niteliksel bir zarar verilmektedir. Dışişleri Bakanlığı hiçe sayılmaktadır. Cumhurbaşkanının dış politika yapım süreçlerinde kurduğu otoriter düzen derinleşmektedir.

Değerli milletvekilleri, 51’nci maddeyi daha önce de dile getirdiğim torba yasa uygulaması nedeniyle kabul etmediğimizi belirtiyor, yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çeviköz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin” 51’inci maddesinin birinci cümlesinde yer alan “yeniden düzenlenmiştir” ibaresinin “değiştirilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                               Arslan Kabukcuoğlu                                        Aylin Cesur                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                        Eskişehir                                                     Isparta                                                       Adana

                                    Lütfü Türkkan                                             Ayhan Erel

                                         Kocaeli                                                     Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aksaray Milletvekili Ayhan Erel konuşacaktır.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, kıymetli Komisyon üyeleri, yüce Türk milleti; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 51’inci maddesi üzerinde İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ iktidarının en çok övündüğü ve vatandaşa en üst düzeyde hizmet sunduğu sağlık sektöründe seçim bölgem olan Aksaray bu hizmetlerden nasibini alamamıştır. Aksaray’ın 2015 yılında temeli atılan ancak 2018 yılının Cumhuriyet Bayramı’nda hizmete giren yeni hastanesinde sorunlar diz boyudur. Hastanenin fiziksel özelliklerinin tamamı yapılmadan taşınmasından dolayı bir yığın sıkıntı çekilmekte ve Aksaraylı hemşehrilerimiz bu konuda çile çekmektedirler.

Biz o zamanlar yapılan bu hastanenin yerinin yanlış olduğunu defalarca söylememize rağmen, ağzımızda tüy bitmesine rağmen bir türlü anlatamadık. Hastanenin yapıldığı yer Aksaray şehrinin çöplerinin toplandığı alana yaklaşık bin metre, yine hayvan barınağına ve at çiftliğine 600-700 metre uzaklıkta, çukur bir alandadır.

Kapasite olarak bu hastanenin Aksaray’ın ihtiyacına cevap veremeyeceğini bas bas bağırmamıza rağmen, maalesef, yine yetkililer sesimizi duymadılar. Zira kapatılan hastane 512 yataklıyken yeni yapılan hastane 400 yataklıdır. Yani bir aile 4 odalı bir evden 3 odalı bir eve taşınınca yaşanan sıkıntılar neyse Aksaray Devlet Hastanesi de yeni hastaneye taşınırken bundan çok daha fazla sıkıntılar yaşadı.

Ben bu durumu gerek bütçe görüşmeleri sırasında gerekse ilgili bakanlara yazılı soru önergesiyle sorduğum hâlde, maalesef, bugüne kadar arzu edilen bir çözüm yolu sunulmamış, sorunlar çözüme kavuşturulmamıştır.

Yine, Aksaray’ın yaklaşık 400 bin nüfusu ve doğuyu batıya, kuzeyi güneye bağlayan yollar üzerinde bulunmasından dolayı yoğun bir trafikten ötürü oldukça fazla insana hizmet sunduğu hâlde hastanemizde her alanda yeterli doktor bulunmamaktadır. Yeni yapılan hastanemizde laboratuvarlarda mantarlar türemiş, yine tavanlarda kartonpiyerler dökülmüştür. Tahlil atıklarının bir kısmı ise tuvalet ve lavabolara dökülmektedir.

Bu hastane, 29 Ekimde hizmete giren hastane ve granitler -yer kaplaması granitleri ben bizzat gittim gördüm- oradaki temizlik emekçileri günlerce burayı temizlemek adına bir mücadele vermişlerse de granitin onların söylemiyle kanserli olmasından dolayı, maalesef, büyük bir görsel kirliliğe sebep olmaktadır ve bu kadar emek verilen, para ödenen bu hastane sanki kırkyıllık bir hastaneymiş gibi görünmektedir. Yine, daha iki ayı dolmadan tavandaki kartonpiyerler düşmeye başlamış ve bu kartonpiyerlerin düşmesinden dolayı da hem hastaların can güvenliği tehlikeye girmiş hem de hastanenin yapılış kalitesi ortaya çıkmıştır. Yeni yapılan hastanenin bir tuvaletine baktığımızda, kullanılan malzemenin kalitesini ve işçiliğini ortaya koymaktadır. Yeni yapılmasına rağmen, bölümler arasındaki otomatik kapılar maalesef çalışmamaktadır. Dolayısıyla bu bölümler arasındaki geçişler uzun mesafelerden sağlanabilmektedir. Lavabolar çalışmamakta, musluklardan sular akmamaktadır. Ve yeni yapılan hastanemizde maalesef asansörlerin bir kısmı daha hizmete girmeden bozulmuştur. Burada da gördüğümüz gibi, su sızdırmalarından dolayı boya ve badanalarda tahribatlar meydana gelmiştir.

Geçici kabulü yapılan bu hastanenin mart ayı içerisinde kesin kabulü yapılacağı söyleniyor. Biz buradan ilgilileri ve yetkilileri uyarıyoruz. Burada yetimin hakkı var, devletin hakkı var, tüyü bitmemiş insanımızın hakkı var. Lütfen, bu eksiklikler giderilmeden ve hastane şartnameye göre tamamlanmadan teslim almayınız diyorum.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

52’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 52’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

“Madde 52 – 6004 sayılı Kanun’un 15’inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Meslek memurlarına” ibaresi “Meslek memurları ile konsolosluk ve ihtisas memurlarına” şeklinde olmak üzere değiştirilmiştir.

                                      Aylin Cesur                                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                          Isparta                                                       Adana                                                      Kocaeli

                                   Fahrettin Yokuş                                            Ayhan Erel

                                          Konya                                                     Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aksaray Milletvekili Ayhan Erel konuşacaktır.

Buyurun yine Ayhan Bey. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Beş dakika süreniz var.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Az önceki konuyla bağlantılı olduğu için grubum bu konuda bana tekrar söz verdi, teşekkür ediyorum.

Az önce arz ettiğim gibi, eski devlet hastanesinin bazı bölümleri Aksaray’da hayırsever iş adamları tarafından yapılmıştı. Hepimizin bildiği gibi, insanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlat. Ölüm, bu dünyada yaşanan geçici hayatın sona ermesi, varlığı kesin olan ebedî hayata geçişin başlangıcıdır. Ölümle hayat durduğu gibi yapılan hayırlar da, işlenen günahlar da sona erer. Ancak ilahi hikmetin bir sonucu olarak bazı işlerin sevabı, bazı işlerin günahı ölümden sonra da devam eder. Hadiste sevabı ölümden sonra devam eden üç amelden bahsedilmektedir. Bunlardan bir tanesi sadaka-i câriye yani hayrı devam eden iyiliktir. Herkesin faydalandığı ve varlığı devam ettiği müddetçe sevabı da devam eden hayırlardır. Camiler, mescitler, mektep ve medreseler, yollar ve köprüler, çeşmeler ve sebiller, hastaneler ve her çeşit hayır vakıfları bunların örneğidir. Bunları yapanların, yapımına katkı sağlayanların amel defteri kapanmaz, sevapları sürekli olur. İşte, bu inançla, bu düşünceyle bazı hayırsever vatandaşlarımız veya bu hayırsever vatandaşların aileleri Aksaray’da Mustafa Yazıcı Göğüs Hastanesi, Şammas Vehbi Ekecik Kadın Doğum Hastanesi ve Kamber Demir Kanser Teşhis Ünitesi şekliyle sağlık kuruluşları meydana getirmişlerdir. Ancak Aksaray Devlet Hastanesi yeni yapılan hastaneye taşındığından dolayı, hayırsever vatandaşlar tarafından yapılan bu binalar şimdi atıl vaziyettedir. Yani insanlar bir hayır yapmışlardır, bir güzellik yapmışlardır, insanlara faydalı olmak için bir çaba ve gayret içerisinde olmuşlardır ama maalesef, yaptıkları bu binalar şu anda hiçbir işe yaramamaktadır. Ben buradan başta Sayın Aksaray Valisi olmak üzere tüm ilgilileri uyarıyorum: Bu binaları hangi kurum ve kuruluşlara verecekseniz bu isimlerin yaşatılmasına dikkat ediniz, onların isimlerinin yaşatılmasını sağlayınız. Eğer oralarda yaşatmak mümkün değilse yeni yaptığınız hastanenin bazı ünitelerine bu hayırsever insanların isimlerini veriniz.

Yine, Aksaray’ın ilk yükseköğrenim yurtlarından biri olan Nuri Yazıcı Yüksek Öğrenim Yurdu Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağışlanmış, Kredi ve Yurtlar Kurumu geçen yıl “İhtiyacım yok.” diyerek bu yurdu Aksaray Belediyesine bağışlamıştır. Aksaray Belediyesi de bugün burayı ihaleyle satışa çıkarmıştır. Yani bir insanın hayır için, sevap kazanmak için yapmış olduğu binayı birileri arada eritip gitmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, hepinizin malumu olduğu üzere, sağlıkta yüz binlerce gencimiz iş beklemektedir. Biz milletvekili oluncaya kadar, açıkçası, sağlık sektöründe bu kadar çok insanın, bu kadar çok gencin iş beklediğini bilemiyorduk. Mesela, 100 bine yakın ortaöğretim mezunu pırıl pırıl gencimiz iş beklemektedir, atama beklemektedir ama Sağlık Bakanlığı maalesef bu gençlerimizin ümitlerine, hayallerine, beklentilerine bir türlü istenilen oranda cevap verememektedir. Oysa bu gençler başarılı öğrenci oldukları hâlde, anne ve babalarının ekonomik durumları iyi olmadığı için bir an önce okulu bitirip garanti meslek düşüncesiyle sağlık meslek liselerine gitmişler ve büyük bir başarıyla bu okulları bitirerek ailelerinin ekonomisine katkı sağlamak adına mezun olmuşlar ama maalesef bugüne kadar bu gençlerimizin atamaları yapılamamıştır. Sadece onlar mı? Evde hasta bakım teknikerleri Sayın Cumhurbaşkanımızın müjdelediği atamaları bekliyorlar. Fizyoterapistler, acil tıp teknisyenleri, diş protez teknikerleri, anestezi teknikerleri ve teknisyenleri, elektronörofizyoloji mezunları, tıbbi dokümantasyon ve tıbbi sekreterlik mezunları hâlâ binbir ümitle kendilerine görev verilmesini, iş verilmesini sabırsızlıkla bekliyorlar. Bu kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Erel.

AYHAN EREL (Devamla) – Ben yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Daha fazla vaktinizi almak istemiyorum.

Çok teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 52’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                      Aydın Özer                                                 Cavit Arı                                                 Fikret Şahin

                                         Antalya                                                     Antalya                                                    Balıkesir

                               Ahmet Ünal Çeviköz                                      Rafet Zeybek

                                         İstanbul                                                     Antalya

MADDE 52- 6004 sayılı Kanun’un 15’inci maddesinin üçüncü fıkrasında bulunan “Meslek memurlarına” ifadesi “Meslek memurları ile konsolosluk ve ihtisas memurlarına” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Ahmet Ünal Çeviköz konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çeviköz. (CHP sıralarından alkışlar)

Beş dakika süreniz var.

AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 52’nci maddesi hakkında yine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisimizi bir kez daha derin bir saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dış politikada uluslararası krizler patlak verip derinleştikten sonra geriye dönüp “Şöyle davransaydık daha iyi olurdu.” diye hayıflanmanın anlamı yoktur. Önemli olan, bu krizlerin ortaya çıkardığı riskleri ve yol açacağı sorunları öngörebilmek ve buna göre zamanında akıllı politikalar üretebilmektir. Bugün ülkemizin ve Orta Doğu bölgesinin içinde bulunduğu koşullar akıllı politikaların üretilmesini gerektirmektedir. Aslında elbette akıllı politikaların üretimi için de akıllı, işinin uzmanı diplomatlara ihtiyaç vardır. Bu da liyakat esasına uygun bir şekilde seçilmekten ve yerleştirilmekten geçmektedir.

Değerli milletvekilleri, “stratejik derinlik” denilerek girişilen her adım Türk dış politikasını âdeta bir rüzgârgülüne çevirmiştir. Şüphesiz bu da stratejik öngörünün ne denli önemli olduğunu, içinde bulundukları coğrafyayla uyumlu olan akıllı politikalar üretemeyen ülkelerin ise hangi sorunlarla karşılaşabileceklerini ortaya çok açık bir şekilde koymaktadır. Türkiye'nin dış politikasının AKP hükûmetlerine kadar titizlik içerisinde uygulanması da Dışişleri Bakanlığının bu prensiplere sıkı sıkıya bağlı olmasından kaynaklanıyordu. Türkiye, Atatürk döneminde olduğu gibi uluslararası ilişkilerini ulusal çıkarlarını ön planda tutarak yeniden değerlendirmek ve tanımlamak durumundadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin izlediği dış politikanın hiç değişmeyen temel özelliği Batı’ya yönelik olmasıdır. Bu temel yöneliş, güvenlik ve toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdidi karşılamak gibi sınırlı geçici bir olay değil, sürekli bir politika tercihidir. Türkiye'nin dış politikası temelde Batı’ya yönelik bir şekilde bölgesel ve evrensel değişikliklere en akılcı çözüm üretmek üzere kurulu olmalıdır. Bugün iktidarda bulunan yönetim zihniyeti dış politikada bugün içinde bulunduğumuz sorunlara çözüm üretmek yerine çözüm üretme mekanizmasını tırpanlamaya çalışmaktadır. Bir kez daha yinelemek istiyorum: Dış politika uzmanlık isteyen bir alandır, özel bir eğitim sürecinden geçmeyi ve sürekli öğrenmeyi gerekli kılar. “Meslek içi eğitim” denilen kavramın belki de en güçlü uygulamasını Dışişleri Bakanlığı kadroları yaşarlar. Bu da zaman içinde bir olgunlaşma ve uzmanlaşmayı beraberinde getirir. Bir devletin dış politikasını şekillendiren kurumların çalışanları liyakate göre seçilmezlerse bunun olumsuz faturasını o ülke mutlaka öder. Öte yandan, yeni düzenlemeler, Dışişleri Bakanlığının son yıllardaki büyük tahribata rağmen hâlâ görevlerini en iyi şekilde, fedakârca yapmaya gayret eden mensuplarının tasfiye edilmelerinin önünde artık bir engel bırakmamıştır. Doğal olarak bu durum, Dışişleri mensupları arasında, meslek memurlarında, konsolosluk ve ihtisas memurlarında haklı bir kaygı yaratmaktadır. Ülkemizin güvenliği ve geleceği için bu tür stratejik kurumların işleyişiyle oynanarak, ekipçilikle, kadrolaşmayla hiçbir yere varılmaz. Bu anlayış, günü kurtarmaya bile çare olmayan bir anlayıştır.

Değerli milletvekilleri, 52’nci maddede de Türkiye Büyük Millet Meclisinde ilgili komisyonlarda tartışılmadan getirilen kanun teklifleriyle, sadece Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirilmek suretiyle, yasa yapma alışkanlığının devamıyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi geleneklerine aykırı bulduğumuz teklifin bu şekilde kanunlaşmasına karşı olduğumuzu bildirir, hepinize derin saygılarımı sunarım. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çeviköz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

52’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

53’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                        Rafet Zeybek                                               Cavit Arı

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                     Antalya

                                  Ömer Fethi Gürer                                          Aydın Özer                              Emine Gülizar Emecan

                                           Niğde                                                      Antalya                                                     İstanbul

                                      Fikret Şahin                                                                                                               Bedri Serter

                                         Balıkesir                                                                                                                       İzmir

“MADDE 53- 6004 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, ikinci fıkrasının (a) bendine “belgelendirilmesi” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Bakan oluru alınması” ibaresi eklenmiş, ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “% 25’i” ifadesi “% 30’u” şeklinde değiştirilmiş, (c) bendinde yer alan “%10’unu” ifadesi “%15’ini” şeklinde, “%5’ini” ifadesi “%10’unu” şeklinde değiştirilmiş ve “ilkokul, ortaokul ve lise öğrenimi görenler için” ifadesi madde metninden çıkarılmıştır.

“Bakanlığın yurt dışı teşkilatı ile ihtisas birimlerinde istihdam edilen Türk uyruklu sözleşmeli personel de bu haktan aynı oranda yararlanır. Bu ödeneğin hesaplanmasında, görev yapılan ülke için belirlenen yurt dışı sözleşmeli sekreter pozisyonu tavan ücreti esas alınır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Bedri Serter’in söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BEDRİ SERTER (İzmir) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Milletvekili olarak görev yapmaya başladığım günden beri bu Genel Kurulda yaşadığım şaşkınlıkları anlatamam. Bunlardan biri de şu an tartıştığımız torba kanun. Senelerdir yönetimlerinde ve icra makamlarında bulunduğum İzmir’in odalarının ve borsalarının yüce Meclise kıyasla çok daha profesyonel bir yapıya sahip olduğunu görmekten büyük rahatsızlık duyuyorum.

Uzmanlarıyla aylarca konuşulması gereken bunca konunun tek bir torbaya sığdırıldığı bir Meclis gündemiyle hiç karşılaşmadım. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu Meclisini bu kadar amatör bir hâle getirmeye hiçbirimizin hakkı yoktur. Başka ülkelerde şu 71 madde günlerce konuşulur ve tartışılırdı. Çok ciddi bir örnek, Brexit sekiz gün tartışılmış ve 200 konuşmacıyla ancak İngiltere sonuca varmış.

Evet değerli milletvekilleri, sarayın çok sevdiği “ödenek” kelimesinin geçtiği bir madde üzerinde daha konuşuyoruz ve bu torba kanunun en kritik maddelerinden biri. Bu madde, belediyelerin ihtiyaç duydukları yatırım nitelikli projelerin gerçekleşmesi amacıyla saraya bağlı Strateji ve Bütçe Başkanlığı bütçesine belediyelere yardım ödeneği konulmasını öngörüyor. Her ne kadar AKP bu maddenin gerekçesini bu kürsüden “Belediyelere hibe vereceğiz.” diyerek savunsa da biz bu maddenin düpedüz bir siyasi rüşvet maddesi olduğunun herkes gibi çok farkındayız.

Bu yardım ödeneğini kullanmaya yetkili kim peki? Tabii ki Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı. “Durmak yok, yola devam” diye boşuna demiyorsunuz. Doğru, durmak yok, Varlık Fonu’yla para toplamaya devam, tek adam iradesiyle hesapsız para dağıtmaya da devam. Zamanlama ise manidar. Seçime kaldı iki buçuk aydan az bir müddet, AKP’li Cumhurbaşkanı tek imzayla ve dilediği kadar para ve göz boyama yatırımlarıyla seçim kazanmayı planlıyor. Bunu yaparken belediyeler arasında “seninki, benimki” ayrımcılığının yapılmayacağını düşünmek aklımızla alay etmek demektir. Sözünü ettiğimiz bu yetkinin de Cumhurbaşkanına verilmesi biliyoruz ki Anayasa’ya aykırı. Bir de AKP olarak bugüne kadar yaptıklarınıza bakınca hepten çelişki dolu. Bugüne kadar ne yaptı AKP? Belediyelerin alması gereken vergileri belediyelere vermedi. Son çıkarılan imar barışı kanunuyla da yerele ayrılması gereken kaynakları zaten merkeze aktardı. Neden? Çünkü hazinede para kalmadı, AKP iktidarı hazineyi de sömürmekte. En önemlisi, kendinden olmayan belediyelere resmen el koydu. Kendi belediye başkanlarını bile görevden aldı, sorgu sual yok. Bugün ne yapıyor? Para da vermeyerek olduğu gibi güçlerini ellerinden almaya çalışıyor. Parayı da tek adam sınırsız yetkiyle dağıtacak. Hangi belediyelere ne kadar dağıtılacağı belli değil. Halkın iradesini her geçen gün yok etmeye devam ediyorsunuz, sonra da demokrasi havarisi gibi geçiniyorsunuz. Seçime ne gerek var? Belediye başkanlarını da atayın geçin, bizi uğraştırmayın o zaman. Ama siz de çok iyi biliyorsunuz ki Türk halkı demokrattır, akıllıdır, özgürlüklerine sahip çıkar, seçme ve seçilme özgürlüğünü gasbetmenize hiçbir şekilde izin vermeyecektir. (CHP sıralarından alkışlar)

On yedi yılda Türkiye’yi öyle bir hâle getirdiniz ki ne hazinede para bıraktınız ne de planlanacak bir devlet bütçesi. Elde olmayan kaynaklarınızla suni kahramanlıklar yapıp Türk halkını kandıracağınızı zannediyorsunuz ama artık Türk halkı bu seçimde “Yetti gayrı!” diyecek size ve on yedi yıldır size verdiği yetkileri 31 Mart seçimlerinde elinizden alacak. Çünkü halk sizin geldiğiniz noktayı görüyor, bastonsuz bile yürüyemeyecek hâldesiniz.

Bugün bildiğimiz tabloyu özetlemek gerekirse, bugüne kadar iyi kötü Sayıştay tarafından denetlenen “Maliye Bakanlığı” denilen kurumun altına bombayı koydunuz, tertemiz ettiniz, “Hazine ve Maliye Bakanlığı” adı altında oluşturulan yapıyı tam bir aile şirketi hâline getirdiniz ve bugün, Ağustos 2018’de belediyelerin ve il özel idarelerinin bütçelerine dair Hazine ve Maliye Bakanlığına verilen yetkilerin tümünü bu maddeyle AKP Genel Başkanına bağlıyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın sözlerinizi Sayın Serter.

BEDRİ SERTER (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bunlar bildiklerimiz, gördüklerimiz; bilmediğimiz ise o kadar çok şey var ki.

Soruyorum: Türk halkına ait olan bütçenin kasasının anahtarının nerede olduğunu aranızda bilen var mı? Yoksa sadece aile şirketinin mensupları mı biliyor? Bu madde tam bir “Ya Allah’ınsın ya benim.” maddesi. Buna itirazı olan var mıdır? “Benden yana olmazsan hizmet de yok, para da yok.” Bu nasıl bir anlayıştır?

Yerel seçimler kapıya geldi. Şunu bilin ki 31 Mart akşamı yine İzmir Marşı’yla Kordon’u inleteceğiz; seğmenlerle, Ankara halkıyla Kızılay Meydanı’nda özgürlük şarkıları söyleyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye’nin her yerinden, her kültüründen insanımızın yaşadığı İstanbul’umuzun İstiklal Caddesi’nde zeybek, horon, halaylarla halkımıza barış getirmek için yollara düşeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Halkın içinden, halkı temsil eden belediye başkanlarımızla batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine ülkemizin her yerine huzur ve mutluluk dağıtacağız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Serter.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesinde yer alan “eklenmiş” ibaresinin “ilave edilmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    İsmail Koncuk                                            Aylin Cesur                                               Ayhan Erel

                                          Adana                                                       Isparta                                                     Aksaray

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                                                                               Lütfü Türkkan

                                          Adana                                                                                                                       Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili İsmail Koncuk konuşacaktır.

Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 53’üncü maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım.

Bu kanun, tabii, aslında bir tezadı, bir yanlışı ortadan kaldıran bir kanun teklifi; kabul edilebilir, hatta geç kalmış bir düzenleme ama tabii, burada çalışma hayatını, işte, “kadrolu” “sözleşmeli” diye ne hâle getirdiğinizi de aslında siz bu düzenlemeyle bir anlamda kabul etmiş oluyorsunuz. Daha önce yurt dışında görev alan devlet memurlarının aile yardımı hakkı vardı, bu devam ediyor, yalnız sözleşmeli olanların bu hakkı yoktu, bu kanunla sözleşmeli olanlara da bu hak tanınıyor ve ayrıca, yurt dışında çocukları okuyan bu görevlilerin çocuklarına yapılan eğitim yardımı 5’er puan artırılıyor. Bu da doğru bir adımdır, yurt dışındaki eğitim masraflarını düşününce böyle bir destekleme doğrudur. Ancak tabii, keşke bu desteklemeleri Türkiye’de çalışan insanlar için de yapmayı düşünebilseydiniz. Tabii, sizin için doğru mudur, boş iş midir bilmiyorum ama bu rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum: Çocuk yardımı Türkiye’de 0-6 yaş grubuna 65,2 TL ödeniyor yani 0 yaş ila 6 yaş arasına 65,2 TL, 6 yaşından büyük çocuklara 32,6 TL. Yani 3 çocuğunuz varsa -hani Sayın Cumhurbaşkanı sık sık tavsiye ediyor ya “3 çocuk yapın, 3 çocuk yapın.” diye- o 3 çocuğa da Sayın Cumhurbaşkanının tavsiyesi dikkate alındığında 97 lira 8 kuruş ödeme yapılıyor. Evet, inşallah bu yurt dışı teşkilatında çalışan memurlarımızla ilgili bu düzenlemenin Türkiye’ye yansıması gerektiğini de Hükûmetiniz düşünür.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu 71 madde içerisinde aslında çok farklı şeyler bekledik. Mesela “En düşük emekli maaşı bin TL olsun.” maddesi buradan geçti. Aslında son derece yanlış bir kanun teklifi. En düşük devlet memuru emekli maaşının asgari ücret kadar olması lazım yani bunu vicdan sahibi hiç kimse kabul edemez yani asgari ücretten daha düşük bir maaşın verilmesi kabul edilemez.

Şimdi, bakın, intibak yasası nedir? Onu mutlaka biliyorsunuzdur ama ben size burada intibakın ne olduğunu izah etmek istiyorum, bilmeyen arkadaşlarımız ola ki vardır diye. Prim kazancı ve prim ödeme gün sayısı aynı olmasına rağmen farklı maaş alan emeklilere yapılan uygulama intibaktır. Yani prim kazancı aynı, prim ödeme gün sayısı aynı ama maaşları farklı farklı.

Bakın, 2000 yılından önce emekli olmuş vatandaşlarımıza intibak düzenlemesi yapıldı. Bu son derece doğru bir adımdı ama aradan geçen on sekiz yılda bir intibak düzenlemesi olmadı. Ve şu anda belki de 2000 yılından 2018’e kadar kaç kişi emekli oldu bilmiyorum, böyle bir sayı elimde yok ama herhâlde 1 milyonun üzerinde bir rakamla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Yani TBMM’de daha önceki hükûmetler tarafından 2000 yılı öncesinde emekli olanlara böyle bir düzenleme yapılıyor ama o tarihten bu yana emekli olan vatandaşlarımız 300 lira, 500 lira, 600 lira az maaş alıyorlar. Şimdi, değerli milletvekilleri, bunu sizin vicdanınız kabul ediyorsa bir sözüm yok ama herhâlde Türkiye Büyük Millet Meclisine milletvekili olma iddiasıyla gelmiş, azıcık vicdanı olan, azıcık bilgisi olan bir milletvekilinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun bağlayın sözlerinizi Sayın Koncuk.

İSMAİL KONCUK (Devamla) - …çalışma hayatıyla ilgili birazcık bilgisi olan, birazcık çalışma hayatından haberdar olan ve bu tenakuzları gören, anlayan bir milletvekilinin böylesine bir haksızlığı kabul etmesi mümkün değildir.

Şimdi, bakın, sizi emekliler vuracak, sizi emekliler vuracak. Yaşlılık aylığını bin TL yaptığınız, asgari ücret bile ödemediğiniz o emekliler vuracak. Böyle palyatif tedbirlerle insanların ne zamana kadar oyunu alabileceksiniz, ikna edebileceksiniz? Onun için, burada yapılması gereken, keşke bu 71 madde içerisinde size yakışan, milletvekillerine yakışan ve devlete yakışan intibak yasasıyla ilgili bir düzenleme de olsaydı diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Koncuk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

54’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 54’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 54- 6004 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “% 15’ini” ibaresi “% 20’sini” şeklinde değiştirilmiştir.”

                                      Aylin Cesur                                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                   Ayhan Erel

                                          Isparta                                                       Adana                                                     Aksaray

                                    Lütfü Türkkan                                         Fahrettin Yokuş                                         Hasan Subaşı

                                         Kocaeli                                                      Konya                                                      Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Hasan Subaşı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

37 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 54’üncü maddesi hakkında söz almış bulunuyorum.

71 maddelik yasa teklifinin torba yasa olması, uygulama usul ve üslubunun yasalarımızın sistematiğini bozduğu ve hukuk devleti ilkelerini zedelediği şahsım ve birçok hatip tarafından dile getirilmişti, tekrar etmeye gerek görmüyorum.

Anayasa Mahkemesi kararlarında, hukuk devleti olmanın gereği, adaletli hukuk düzeninin kurulması ve bunun sürdürülmesi olup bu bağlamda devlet yönetiminde keyfîliğin değil, hukuk kurallarının egemen olmasıdır. Oysa tartışılan 71 maddelik bu torba yasanın en sakıncalı yanı da AİHM kararlarında tanımlanan hukuk kurallarının egemen olması yerine, aksine, keyfîliğin yaygın hâle gelmesidir ki işte asıl sorunlu olan husus budur. Bütün bunlar zorluklarla ilerlediğimiz hukuk devleti yolculuğumuza nokta koyan, yoldan çıktığımızı gösteren belirtilerdir.

Yasa teklifinde bazı durumlarda vergi muafiyet sınırının yüzde 0’dan yüzde 100’e kadar indirilme ve çıkarılma yetkisi Sayın Cumhurbaşkanına verilerek insanların kaderi Cumhurbaşkanının insafına bırakılıyor. Kamu İhale Yasası Cumhurbaşkanının tasarruf alanına giren konularda yine ihalesiz satın alma yapılabilmesi için bir kere daha değiştiriliyor. Tam da yerel seçimler yaklaşırken belediyelere yardım ödeneği adı altında, belediyelerin talebi üzerine Cumhurbaşkanı dilediği gibi kaynak aktarmaya yetkili kılınıyor. Seçimler yaklaşırken bunun ne anlama geldiği herhâlde açıklamaya muhtaç değildir.

Rahmetli Özal da yerel seçimlerden önce başka partilere oy verirseniz belediye başkanının elini kolunu bağlarım mesajını vermişti ama halk da kendi ili Malatya dışında tüm il belediyelerinde muhalefetin kazanmasını sağlamıştı. Yani etik ve hukuk dışı zorlamalar karşısında bizim halkımız ne kadar mülayim olsa da tümüyle tepkisiz olmadığını göstermişti. Rahmetli Özal “Halk kantarın topuzunu kaçırdı.” demişti, aslında halk kantarın topuzunu kaçırmamıştı, hukuk ve etik dışı eylem ve söylemlerle iktidar kantarın topuzunu kaçırmıştı, halk da bunun yol olmasını oylarıyla önlemişti.

Bugün geldiğimiz noktada Sayın Cumhurbaşkanı Meclis Başkanına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmasını ve Meclis Başkanlığından istifasına gerek olmadığını söylüyor. Sayın Meclis Başkanı “Hukukun olduğu yerde etik olmaz, istifaya gerek yok.” diyebiliyor ve Anayasa’nın 4’üncü maddesinin açık hükmüne rağmen Yüksek Seçim Kurulu ise sessiz kalabiliyor. Bütün bu olana bitene ne söylenebilir, kimi kime şikâyet edebiliriz, bilmiyorum ama Anayasa’ya, hukuka ve etik kurallara uymayanlar devleti ve Meclis iradesini temsil makamında olan ve tarafsızlık yemini etmiş kişilerse bize sadece bu kürsüden bu çarpıklığı dile getirmek yolu kalıyor.

Sayın Meclis Başkanına sesleniyorum: Lütfen, Meclis Başkanlığı görevinden istifa ediniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Subaşı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum… Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 54’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                      Aydın Özer                                                 Cavit Arı                                                 Fikret Şahin

                                         Antalya                                                     Antalya                                                    Balıkesir

                                     Rafet Zeybek                                              Çetin Arık

                                         Antalya                                                     Kayseri

“MADDE 54 - 6004 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "%15'ini” ifadesi "%19'unu” şeklinde değiştirilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kayseri Milletvekili Çetin Arık konuşacaktır.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÇETİN ARIK (Kayseri) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Torba yasanın 54’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Aziz milletimizi ve yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Söz konusu madde Dışişleri Bakanlığımızı ilgilendiriyor. Sayın milletvekilleri, Trump’ın Türkiye’yi tehdit eden küstah “tweet”ine sadece üzüntüsünü dile getiren, Türk askerinin başına çuval geçirildiğinde “Nota verin.” dediğimizde “Ne notası, müzik notası mı?” diyerek âdeta Türkiye’nin onuruyla dalga geçen, Barzani’nin bayrağını Atatürk Havalimanı’na asıp sözde bağımsızlık referandumuna göz yuman, YPG’nin başındaki ismi Türkiye’de kırmızı halıyla karşılayıp lahmacunlarla besleyen, Şam’da cuma namazı hayali kurup 4 milyon Suriyeliye Türkiye’nin kapılarını açan, Süleyman Şah Türbesi’ni arkasına bakmadan kaçıran, bayrak dikmeyi televizyonlarda sadece reklam programlarına veren, bir taraftan Filistin için ağlarken diğer taraftan İsrail’le iş tutan AKP’nin iki yüzlü dış politikası için ben ne söyleyebilirim? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Buradan şunu da peşinen söylemek isterim ki: Bayrak dikmek öyle televizyonlara reklam vererek olmaz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi gidip kurtardığın yere dikilir bayrak. Şunu da söylemek isterim ki: Hiçbir egemen güç Türkiye’ye ayar veremez, Türkiye’yi tehdit edemez.

Değerli milletvekilleri, ben bugün FETÖ, AKP’nin gözünde muhterem hoca efendiyken Kayseri’de vatandaşa yaşatılan dramı ve AKP’nin muhterem hoca efendisi FETÖ olduğunda yine Kayseri’de vatandaşlara yaşattıkları dramı anlatmak istiyorum. Ben bugün FETÖ Kayseri’de üniversite kurmak isteyince “Kayseri’de FET֒ye 1 kuruş arsa vermedim, menfaat sağlamadım.” diyerek televizyon televizyon gezenlerin, vatandaşın elinden evini, arsasını nasıl alıp da FET֒ye verdiklerinden bahsetmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, FETÖ üniversite kurmak isteyince vatandaşın Talas’ın Kertmelik Mahallesi’ndeki konutlarına ve arsalarına göz koyar. Orada yaşayan sakinlerin tüm itirazlarına rağmen siyasi baskı kurularak zorla konutları ve arsaları ellerinden alınarak Burç Eğitim Vakfına devredilir. Karşılığında ise bu yurttaşlar Talas’ta Anayurt Mahallesi’ndeki konutlara yerleştirilir. Gün gelir ortaklık bozulur, 15 Temmuz hain darbe girişimi gerçekleşir, Burç Eğitim Vakfının tüm mal varlıklarına el konulup Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilir. Şimdi bu vatandaşlara “Tapunuzu almamışsınız, oturduğunuz konutlar da Burç Eğitim Vakfına ait, bu vakfın mal varlıklarına da el konuldu, derhâl evinizi boşaltın.” deniliyor. Yani, sonuçta, FETÖ muhterem hoca efendiyken vatandaşın elinden Kertmelik’teki evini, arsasını alıp FET֒ye verdiniz, muhterem hoca efendi “FET֔ olduğunda da vatandaşın Anayurt’taki evini devlet olarak siz alıyorsunuz. Burada vatandaşın suçu ne? FET֒ye aşkınızın da, kavganızın da bedelini vatandaşa ödetiyorsunuz. Yani, FET֒yle iş tutan siyasi iktidar ama bedelini ödeyen her koşulda vatandaş oluyor. Vatandaşın bu sorununu derhâl çözün, mağduriyetini giderin.

Değerli milletvekilleri, hani, sık sık, yeni bir devlet kurulmuşçasına, “yeni ve eski Türkiye” kıyaslamasını yapıyorsunuz ya, ben size AKP’nin yeni Türkiye’sinde Kayseri’de bir vatandaşımızın yaşadığı dramı anlatmak istiyorum. Zekeriya Şerefoğlu “özgül öğrenme güçlüğü” tanısı almış evladıyla birlikte TEİAŞ 11. Bölge Müdürlüğü lojmanlarında yaşıyor bu vatandaş. Çocuğunun engelli raporu bu. “Özgül öğrenme güçlüğü” almış. Zekeriya Şerefoğlu, engelli çocuğu olduğu için, resmî yazıyla, oturduğu devlete ait lojmandan çıkarılıyor. Evet, yanlış duymadınız, bir kez daha tekrarlıyorum: Zekeriya Şerefoğlu isimli vatandaşımız, oturduğu lojmandan, hem de resmî yazıyla kovuluyor. İşte, devletin resmî yazısı da, kovduğu yazı da bu sayın milletvekilleri. İşte, AKP’nin yeni Türkiye’si bu, AKP’nin yeni Türkiye’si Zekeriya Şerefoğlu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Arık.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Bu topraklar, Mevlâna’nın, Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Yunus Emre’nin, Atatürk’ün sevgi tohumlarıyla yoğurulmuş topraklar. Bu topraklarda AKP’den önce, sizden önce hoşgörü vardı, komşuluk vardı, anlayış vardı, kutuplaşma yoktu, ötekileştirme yoktu, yok sayma yoktu. İnsanlar birbirlerine yardım etmeyi, müşküllerini gidermeyi görev bilirlerdi.

Şimdi, empati yapmanızı istiyorum sayın milletvekilleri: Yuvanızdan engelli çocuğunuz nedeniyle çıkartılmanız durumunda siz olsanız ne yaparsınız? Ne yaparsınız, sayın müftüm, siz olsanız? Devleti, vicdanı, hayatı sorgulamaz mısınız? Eminim ki sorgulayacaksınız. Bu vatandaşımızın çocuğu “özgül öğrenme güçlüğü” tanısı almış bir çocuk. Belki birazdan çıkıp engelliler için neler yaptığınızı, kaç lira harcadığınızı açıklayacaksınız ama yaşadığımız gerçek Zekeriya Şerefoğlu’nun yaşadığı gerçek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇETİN ARIK (Devamla) - Çok özür diliyorum, toparlamak üzereyim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çok önemli bir konu Sayın Başkan, açıklasın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Arık, bağlayın sözünüzü.

ÇETİN ARIK (Devamla) – Zekeriya Şerefoğlu’nun lojmandan çıkartılmasının nedeni: Özgül öğrenme güçlüğü olan oğlunun top oynarken cam kırması, komşunun oğlunun bisikletine binmesi, çocukların birbiriyle kavga etmesi.

Ben buradan Zekeriya Şerefoğlu’nu lojmandan atan bölge müdürüne seslenmek istiyorum: Siz hiç çocuk olmadınız mı sayın müdür? Siz hiç arkadaşınızın bisikletine binip, çektiğiniz topla cam kırmadınız mı? Siz hiç sudan sebeplerle yaşıtlarınızla kavga edip beş dakika sonra barışmadınız mı? Bu zalimlik, bu hoşgörüsüzlük, bu vicdansızlık niye? Buradan ilgililere sesleniyorum: Yaşanan bu mağduriyeti derhâl giderin.

Hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Arık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.11

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

54’üncü madde üzerinde Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

55’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin 55’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                  Ömer Fethi Gürer                                          Fikret Şahin                             Emine Gülizar Emecan

                                           Niğde                                                      Balıkesir                                                    İstanbul

                                    Alpay Antmen                                               Cavit Arı                                      Mehmet Bekaroğlu

                                          Mersin                                                      Antalya                                                     İstanbul

                                                                                                       Aydın Özer

                                                                                                          Antalya

MADDE 55- 6004 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinin ikinci fıkrasında bulunan “Yurt dışında sürekli görevle bulunan memurların” ifadesi “Bakanlığın yurt dışı teşkilatında görevli Türk uyruklu personelin” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasına "olağanüstü hâller” ifadesinden sonra gelmek üzere “yerel sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler” ifadesi, "yaralanmalar” ibaresinden sonra gelmek üzere “tıbbi komplikasyonlar” ibaresi, "ölümle sonuçlanmayan durumlarda,” ifadesinden sonra gelmek üzere "birinci derecenin dördüncü kademesindeki meslek memurunun” ifadesi eklenmiş, aynı fıkrada yer alan "sürekli” ifadesi madde metninden çıkarılmış, üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan "memurlara” ifadesi "Bakanlığın yurt dışı teşkilatında görevli personele” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, dün Mersin’de yaşanan şiddetli fırtına dolayısıyla bütün Mersinli vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. Aklım ve bedenim burada fakat yüreğim Mersin’de atıyor. En kısa zamanda Mersin’in merkez ve ilçelerinin afet bölgesi ilan edilmesi gerekiyor. Meclis çalışmalarımız tamamlanır tamamlanmaz Mersin’e giderek ben de yerinde incelemelere katılacağım ve bu afetin yaralarının sarılması için bizatihi elimden geleni yapmaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun.” Herhâlde son dönemlerde en çok duyduğumuz, okuduğumuz ve üzerinde tartıştığımız konunun ana cümlesi. Yani Parlamentoyu etkisizleştiren, çağdaş kanun yapma tekniklerinin önünü alan ve ölümü olan torba kanunlar. AK PARTİ’nin ilk döneminde yani 2002-2007 arasında sadece 2 torba yasa yapılmışken, Kasım 2015’ten Kasım 2017’ye kadar olan dönemde bu sayı 23’e yükselmiş. Kasım 2015’ten 2017 Kasım sonu itibarıyla iki yıllık dönemde Meclisten çıkarılan 53 tane yasanın 23’ü maalesef torba yasa. Roma’da geçerli olan Latince bir deyim var“…”(x) Yani “Her konu için tek bir yasa teklifi yapılmalı ya da her konu tek bir yasa teklifiyle olur.” Roma hukukunda torba kanun milattan önce 98 yılında yasaklanmıştı. Bugün de çeşitli ülkelerde torba yasalar çıkarmak mümkün değildir. Hatta örnek aldığınız Amerika’da bile 43 eyalette torba yasa yasaktır.

Özgün bir metin hazırlayarak yasa yapmak bir sanattır. Her sanat gibi yasa yapma sanatının da teknik ilke ve kuralları vardır. Yasaların dil, anlatım ve terim birliği açısından kusursuz olması gereklidir. Yasaların iyi hazırlanmamış metinlerle ve sağlıklı sayılmayacak görüşme yöntemleriyle yasalaşması hukuk devletini tartışılır hâle getirmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Yasama organının işleyişindeki özensizlik toplum yapısını, dokusunu, yaşayışını ve en önemlisi yargının işleyişini etkilemektedir. Maalesef, AKP iktidarındaki “yok kanun, yap kanun” sistemi hukuk devletimizi acımasızca zedelemektedir. Biz, bugün bir torba yasayı daha görüşüyoruz. Yani çağdaş kanun yapma uygulamasının ölümü anlamına gelen bir teknikle yapılan torba kanunu görüşüyoruz. İki bin yıl öncesinde bile sakıncalı görülen bir uygulamayı bugün burada asıl kanun yapma tekniği olarak kullanıyoruz. Torba kanunlar söz konusu olduğunda kanunun ruhundan, özünden yani kendisinden söz etmek neredeyse imkânsız hâle geliyor. Birbiriyle konu yönünden ilgisi olmayan ve çok fazla sayıda başka kanunda ek ve değişiklikler yapıp iktidar partisi sayın vekillerinin dahi bilmediği, içerisinde belirli sermaye odaklarının sipariş yasalarının ve daha fazla yetki isteyen Sayın Cumhurbaşkanının isteklerinin de doldurulduğu teklifler demokrasimize uygun değildir, demokrasimizi zafiyete uğratmaktadır.

Öte yandan, çok sayıda kanun, çok sayıda bakanlığı ve kuruluşu ilgilendirdiğinden yasa yapım süreci sağlıksız hâle gelmekte ve birbiriyle çelişen hatalı maddeler ortaya çıkmaktadır.

Sayın milletvekilleri, torba kanun, sadece yasama süreci açısından değil, teklif yasalaştıktan sonra uygulama sürecinde de sorunlar yaşatmaktadır. Muhalefetin ve sivil toplum kuruluşlarının yasa yapım süreçlerine etkili biçimde katılmaması, katılımının sağlanmaması için sayın iktidar partisi durmadan torba kanunları buraya getirmektedir çünkü bu torbalar içerisinde halkın olmadığını, halkın çıkarlarının olmadığını çok iyi bilen iktidar sahipleri, bu konu eleştirilince de hızlı kanun yaparak vatandaşlara hizmet ettiklerini iddia etmektedirler. AK PARTİ iktidarlarının on yedi yıllık uygulamaları, deneme yanılma, yapma bozma, bir bakanın yaptığı düzenlemeyi diğerinin ortadan kaldırması, bir kişinin duygusal ve popülist tercihleriyle vücut bulan düzenlemelerden öteye geçmemiştir. Bu süreçte kaynaklar, zaman ve haklar keyfiyete, bir kişiye kurban edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Tamamlayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tabii, buyurun, tamamlayın Sayın Antmen.

ALPAY ANTMEN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, özensizlikten, hazırsızlıktan ve gelecek öngörüsünden uzak yaklaşımın sonuçları olarak ortaya çıkan ve yeni sorun alanları yaratan düzenlemeleri içeren torba yasalar dönemi bir hukuk cinayetleri şeklinde gelecekte hukuk fakültelerinde kötü örnek olarak okutulacak ve anılacaktır.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Antmen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 55’inci maddesinde geçen “fıkrasında yer alan” ibaresinin “fıkrasındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Hayati Arkaz                                         Ayşe Sibel Ersoy                          Ali Muhittin Taşdoğan

                                         İstanbul                                                      Adana                                                    Gaziantep

                                      Sefer Aycan                                            Nevin Taşlıçay

                                   Kahramanmaraş                                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Taşdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Ankara Mobilyacılar Sitesi’nde çıkan yangında ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyor, esnaflarımıza da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Sayın milletvekilleri, sağlıkta şiddet ülkemizde giderek artmaktadır. Hemen hemen bütün hastanelerimizde onlarca sağlık çalışanı her gün şiddete maruz kalmaktadır. Hastanelerimizde meydana gelen şiddet olaylarının yüzde 83’ü poliklinikler, acil servisler ve kliniklerde gerçekleşmektedir. Hastanelerimiz, şiddetin kol gezdiği, şiddet olaylarının teröre döndüğü ortamlar hâline gelmiştir. Bu durum, sağlık çalışanlarımızın olduğu kadar hastalarımızın da can güvenliğini tehdit ederek sağlık hizmetinin arzını da engeller hâle gelmiştir. Böyle bir ortamda sağlık hizmetinin sürdürülebilmesi mümkün değildir.

2017 yılındaki verilere göre, ülke genelinde 100 milyonu aşan hasta tedavi için acil servislere müracaat etmiştir. Bu kadar yoğun talebin yaşandığı hastanelerimizde bu hizmeti gerek az sayıda personelle ve gerekse yıllar içinde eriyen minimum seviyede almış olduğu döner sermayeye rağmen özverili bir şekilde fedakârca sürdüren sağlık görevlilerimiz, ölüme kadar varan şiddet olaylarına maruz kalmaktadır. Hepinizin bildiği gibi, en son, seçim bölgem Gaziantep’te doktorumuz Ersin Arslan görevi başında şehit edilmiştir.

Sağlık çalışanları, toplumda infial oluşturan terör saldırılarında, doğal afet olaylarında mesai mefhumu gözetmeden ve hatta tüm özel günlerinden fedakârlık ederek hiçbir beklentisi olmadan ve görev yeri dışında özverili hizmetleri neticesinde milletimizin yaralarını sarmaktadır.

Bu şiddet sarmalını önlemek için bir an önce şiddeti önleme daire başkanlığının Sağlık Bakanlığımız bünyesinde kurulması gerekmektedir.

Şiddet olaylarına genel ve lokalize baktığımızda, şiddetin en önemli ayağı toplumsal dejenerasyondur. Şiddet içeren diziler, oyunlar ve filmler şiddeti bir hak olarak göstermekte, bunu da doğal olarak yansıtmaktadır.

Sağlıkta şiddeti medya örneğinden ele aldığımızda “Yanlış iğne öldürdü.” “Beş hastane dolaştı, daha fazla dayanamadı, öldü.” gibi saçma sapan söylemler tamamen sağlık çalışanlarını insanların bilinçaltında hedef göstermektedir. Kurulması gereken şiddeti önleme daire başkanlığı, medyada çıkacak bu tür algı yönlendiren haberlerin önüne geçmeli, bu tür haberlerin sağlık konusunda ehil basın mensuplarınca hazırlanıp yayınlanması sağlanmalıdır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından dizilerde canlandırılan ve sağlıkla ilgili bölümlerde şiddete ve kine teşvik sahneleri dikkatle incelenmeli ve bunu önlemek için gerekli adımlar atılmalıdır. Sağlıkta şiddeti önlemek için ulusal sağlık disiplini oluşturmak gereklidir. Uygulanacak disiplinin konusu, sağlık hizmetlerinde çalışan personele karşı şiddetin kabul edilemez olduğunu halkımıza ve tüm sağlık çalışanlarımıza anlatmak olmalıdır.

Sağlık Bakanlığında kurulması gereken şiddeti önleme daire başkanlığı bünyesinde sağlık personelleri, medya ve iletişim uzmanları istihdam edilmelidir. Sosyal medya çok özenli bir şekilde yönetilmelidir. Hasta hakları olduğu kadar hasta sorumlulukları da anlatılmalıdır. Hastalar ve hasta yakınları bilgilendirilmelidir.

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin engellenebilmesi için sağlıkta şiddetin temel nedenlerinin iyi tespit edilip ona yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, sağlıkta şiddet olaylarını toplumsal şiddetten ayırmamak gerekir. Bu yüzden sağlıkta şiddeti ve toplumsal şiddeti önlemek için ilgili diğer bakanlıklarla birlikte hareket etmek gerekir. Sağlık Bakanlığımızın sağlıkta şiddeti önleme eylem planı hazırlamakta olduğunu kamuoyundan duyuyoruz. İnşallah bu eylem planını hazırlayanlar bu konuştuklarımızı da dikkate alırlar.

Gaziantep gibi gazi olan Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taşdoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 55’inci maddesinde yer alan “eklenmiş” ibaresinin “ilave edilmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                    Lütfü Türkkan                                         Fahrettin Yokuş                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Kocaeli                                                      Konya                                                       Adana

                                       Ayhan Erel                                               Aylin Cesur                                 Aydın Adnan Sezgin

                                         Aksaray                                                     Isparta                                                       Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin söz talebinde bulunmuştur.

Buyurun Sayın Sezgin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün, partimiz tarafından Suriye’de ABD’yle ilişkilerimiz ve diğer konularda Meclis araştırması açılması için verilen önerge maalesef iktidar bloğunun oylarıyla reddedildi.

İYİ PARTİ, iktidarın yanlış politikaları nedeniyle Suriye’de ulusal çıkarlarımıza karşı oluşan yakın risk ve tehditleri önlemek için iktidarın girişeceği harekât ve hamleleri destekleyeceğini defaatle açıklamıştı. Israrlı talebimiz, bunların geniş bir ulusal mutabakat ve Meclisten güç alarak gerçekleştirilmesiydi. Muhalefetin ulusal çıkar ve güvenliğimizi ilgilendiren konularda ve bu konularda alınacak tedbirler hakkında bilgilendirilmesi lütuf değil, bizatihi ulusal çıkar ve güvenliğimizin bir gereğidir. Maalesef iktidar bundan imtina etmektedir, sadece demokrasi adına değil, ulusal güvenlik bakımından da elzem olan bir vazifeyi yerine getirmekten kaçınmaktadır.

Fırat’ın doğusunda güvenli bölge oluşturulması gündemde. İdlib şu anda çok ciddi bir risk ve tehdit kaynağı. Ülkemiz fevkalade vahim bir süreçten geçiyor. Fırat’ın doğusunda uçuş yasağı gibi gayet hassas bir tedbiri de içereceği rivayet olunan tampon bölge konusu olsun, İdlib olsun çok büyük belirsizlikler mevcut. İktidarın geçmişte olduğu gibi ciddi hatalar yapma ihtimali de var. Ancak Türkiye’ye olabilecek en galiz tehdidi savuran ABD Başkanına “Türkiye, ABD’ye her türlü yardımı yapmaya hazır.” cevabını verdikten sonra, tehdidi ve salvoyu göz ardı edip Trump’la en kısa yoldan uzlaşı arayan iktidar muhalefeti devre dışı tutmakta kararlı. Bir defa daha söylüyoruz: Bu konular hakkında muhalefeti bilgilendirin. Bizler sizlere ancak yardımcı oluruz, gerekli sorumluluğu da üstleniriz. Bugün Menbic’te yaşanan vahim olayın bölgenin nelere gebe olduğunu ifade etmesi çok önemli. Çok ciddi risklerin yeniden altını çizmek istiyorum.

Elbette kanun teklifinin 55'inci maddesine de değineceğim. Maddede öngörülen düzenlemeyle, görev yapılan ülkelerde olağanüstü durumlar nedeniyle zarar gören Türkiye Cumhuriyeti büyükelçiliği personelinin tazmininin kapsamı genişletilmektedir. Düzenlemeyi İYİ PARTİ olarak yerinde buluyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, kendisini yurt dışında en iyi şekilde temsil etmeye çalışan Dışişleri Bakanlığının her kademedeki personeline sahip çıkmalıdır.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz bir dönem FETÖ terör örgütünün yurt dışındaki okullarıyla paralel bir şekilde iktidar bu okulların bulunduğu yerlere büyük bir hevesle Türk Hava Yolları seferleri koyma yarışına girişmişti. Ayrıca, yine aynı ülkelerde hızlı ve hazırlıksız bir şekilde temsilcilikler açılmıştı. Büyükelçiliklerden ve diğer temsilciliklerden de FETÖ terör örgütünün bu okul ve kuruluşlarına azami yakınlık göstermeleri isteniyordu. Bugün, iktidar, Almanya’yı geçerek dünyada en çok temsilciliği olan 5’inci ülke konumuna gelişimizle övünüyor. Peki, bu temsilciliklerin etkin şekilde çalışmasını sağlayacak yeterli sayıda personel ve kaynak da tahsis edilebiliyor mu? Yoksa birçok temsilciliğimiz sadece simgesel ve istatistiksel amaçlarla mı açık tutuluyor? Temsilciliklerimizin personel, imkân ve kaynak açısından yetersizliği yoğun şekilde tartışılıyor. Hükûmetin bu konuda bizleri aydınlatmasını rica ediyoruz.

Daha önceki konuşmalarımda da belirttim, Dışişleri Bakanlığı Türkiye'nin ulusal gücünün bir parçasıdır. Bu kurumu yıpratmak, geleneklerini tahrip etmek Türkiye’ye zarar verir. Ankara Milletvekilimiz Sayın Durmuş Yılmaz finansal istikrarın öneminin istikrar bozulunca anlaşıldığını, Merkez Bankasının işlevini ve önemini izah ederken pek güzel şekilde aktarıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Sezgin.

Buyurun.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Aynı husus dış politikada Dışişleri Bakanlığı için geçerlidir. Bu işlerin fanteziye gelmediği anlaşılmalıdır.

Daha önceki konuşmamda değinme fırsatımın olmadığı bir konuyu da vurgulamak istiyorum. Dışişleri Komisyonunda bazı AK PARTİ’li arkadaşlar herhâlde acelecilikten “Dışarıdan büyükelçi atanmayacaksa biz de büyükelçilere milletvekilliğini yasaklayalım.” ifadesini kullanmıştır. Şunu söylemek istiyorum: Milletin vekilliği ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahibi sizler değilsiniz, mukayese edilmeyecek konumları mukayese etmeye kalkışmayın.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sezgin.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 55’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Cahit Özkan                                      Mehmet Doğan Kubat                         Fehmi Alpay Özalan

                                          Denizli                                                     İstanbul                                                       İzmir

                                       İmran Kılıç                                              Metin Yavuz                                        Abdullah Güler

                                   Kahramanmaraş                                                Aydın                                                      İstanbul

                                      Eyüp Özsoy

                                         İstanbul

"MADDE 55- 6004 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Yurt dışında sürekli görevle bulunan memurların” ibaresi "Bakanlığın yurt dışı teşkilatında görevli Türk uyruklu personelin” şeklinde değiştirilmiş, üçüncü fıkrasına "olağanüstü haller” ibaresinden sonra gelmek üzere, “yerel sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler” ibaresi, "yaralanmalar” ibaresinden sonra gelmek üzere “tıbbi komplikasyonlar” ibaresi, "ölümle sonuçlanmayan durumlarda,” ibaresinden sonra gelmek üzere "birinci derecenin dördüncü kademesindeki meslek memurunun” ibaresi eklenmiş, aynı fıkrada yer alan "sürekli” ibaresi madde metninden çıkarılmış, "memurlara” ibaresi "Bakanlığın yurt dışı teşkilatında görevli personele” şeklinde, dördüncü fıkrasının ilk cümlesinde yer alan "memurlara” ibaresi "misyon şeflerine altı aya kadar, Bakanlığın yurt dışı teşkilatında görevli personele ise” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

"Bu süreler Bakan oluruyla aynı süreler için bir kez daha uzatılabilir. İhtiyaç duyulması halinde Bakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile bu süreler tekrar uzatılabilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yoktur, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Ülkemiz ile dış temsilciliklerimizin bulunduğu ülkeler arasında yaşanan gelişmeler ve savaş, iç karışıklık, tabii afet, salgın hastalıklar ve can güvenliğini tehdit eden diğer olağanüstü hâller nedeniyle misyon şeflerimizin ve personelimizin zaman zaman vaktinden önce merkeze dönmeleri gerektiği durumlarda yurt dışı maaşının ödenmeye devam edilebilmesine yönelik düzenlemenin madde metnine dercedilmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 55’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 55’inci madde bu önergeyle birlikte kabul edilmiştir.

56’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 56’ncı maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                      Aydın Özer                                                 Cavit Arı                                                 Fikret Şahin

                                         Antalya                                                     Antalya                                                    Balıkesir

                                   Candan Yüceer                                          Rafet Zeybek                                                     

                                         Tekirdağ                                                    Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yüceer.(CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu torba teklifle iktidarın daha önceki seçimlerde olduğu gibi bir seçim rüşveti dağıttığına tanık oluyoruz. Gönül isterdi ki aslında, sadece seçimlerden önce değil, seçim sonrasında da bu beklentiler gündeme gelsin; gönül ister ki aslında bugün kaşıkla verilen bu haklar sonrasında kepçeyle götürülmesin; gönül ister ki seçim öncesinde verilen sözler seçim sonrasında unutulmasın; EYT’liler, KHK mağdurları, ekmek peşinde koşan emekçilerin sorunları çözülsün. Ama maalesef, ne yazık ki öyle olmuyor, öyle olmadığı için de vatandaşlar size güvenmiyorlar.

Üç gün önce Tekirdağ’da insanlar, hemşehrilerimiz toplandılar, Tekirdağ’ın kalbine saplanmak istenen termik santral hançerinin iptaliyle ilgili oluşan konuşmaları, beyanatları değerlendirdiler. Hepsinin aklında şu soru vardı, diyorlardı ki: “Acaba bu, seçim öncesi bir aldatmaca mı? Şimdi, bugün ‘iptal’ diyenler acaba sonrasında yeniden gündeme getirirler mi?” Çünkü baktığınızda yetkili ağızlarda mühür var, Bakanlıktan tek kelime, net bir şekilde resmî açıklama maalesef yapılmadı. İnsanlar o kadar çok aldatıldılar ki inanmıyorlar, söylenenlere güvenmiyorlar. Haklılar çünkü şeffaf bir yönetim yok. O kadar ki Ergene ve Dilovası için kirlilik araştırması yapıldı biliyorsunuz ve bunlar maalesef hâlâ halkımızdan gizleniyor. Araştırma yapılalı üç yıl oldu ama hâlâ halka söylenen bir rapor yok. Hatta bu araştırmaya katılan ve bu kirliliğin kanserle olan ilişkisini tartışan, araştıran bilim adamlarından biri Bülent Şık, bu bilgileri paylaştığı için dava açıldı, şimdi yargılanıyor. Bu gizlilik niye? Sayın milletvekilleri, neyi gizliyorsunuz? Niye açıklamıyorsunuz? Bölge halkımız zaten gerçekten tedirgin, korkuyorlar. Bölgemizde kanser sıradan ve yaygın bir hastalık hâline geldi. Açıklayın bunu, bilelim. En azından sizler önlem almıyorsanız biz kendi çapımızda önlemleri alalım. Sorumlu devlet yönetimi böyle olmaz. Aslında, hangi devlet vatandaşından gerçekleri saklar biliyor musunuz? Totaliter devletler yaparlar bunu. Totaliter devletler ya gerçekleri halktan saklarlar ya da kurgulanmış gerçekler yaratırlar. Mesela ne yapıyorlar biliyor musunuz? Bir taraftan saraylar dikmek için on binlerce ağacı keserken diğer taraftan da çıkıp “Denizlerimizin etrafına, ormanlık alana beton yığmak isteyenler var.” diyorlar, “Öyle ya da böyle doğayı hiç umursamayanlar.” var diyorlar. Yıllardır ülkeyi kendileri yönetmiyormuş gibi, diyorlar ki: “Bu betonlaşmadan siz sorumlusunuz.” Gerçeği deforme ederler, mesela ülkede paranın değeri düşer ama sorumlu kendileri değildir, kendi beceriksizlikleri değildir, sorumlu dış güçlerdir. Mesela, ülke dış politikada mahvolur, dış politikamız yerle bir olur, yüzlerine bulaşır ama sorumlu muhakkak kendileri değildir, işte üst akıl filan olabilir.

Tabii, dediklerim yanlış anlaşılmasın, bunlar totaliter devletler ve yöneticilerin olduğu yerlerde olur, yoksa bizim ülkemizde maşallah, her şey güllük gülistanlık! O kadar ki, işsizlik tarihin en düşük seviyesinde, enflasyon hiç yok, varla yok arasında! Bizim ülkemizde babalar çocuklarına pantolon alamadıkları için canlarına kıymıyorlar! Adaletsizlik, hukuksuzluk söz konusu bile değil! Hele Anayasa bizzat Meclis Başkanı tarafından çiğnenmiyor; maşallah diyelim. Ülkemizde insan hakları da birinci sınıf! Ülkemizde, ülkeyi yönetenler büyük bir kibirle kimseyi ötekileştirmiyorlar, kimseyi ayrıştırmıyorlar, kimseyi hedef göstermiyorlar!

Değerli milletvekilleri, ANAP diye bir parti vardı hatırlar mısınız? ANAP, 1989 yerel seçimlerinden sonra bu seçim sürecini değerlendirmek için Ankara’da bir toplantı yapıyor, Rahmetli Özal da başkanlık yapıyor o toplantıya. Bu seçimlerde kaybeden bir belediye başkanı söz istiyor ve diyor ki: “Başbakanım, öyle havalanmıştık ki millet havamızı aldı.” Ve gerçekten de yönetimlere eğer kibir bulaşırsa, beceriksizlik, basiretsizlik virüsü bulaşırsa artık o yönetimlerin iflah olması mümkün değildir ve o zamanın ANAP’ı da bu kibrin esiri olmuştu. Ve halkın sağduyusu o zamanın ANAP’ına unutamayacağı bir ders verdi ve ben biliyorum ki önümüzdeki yerel seçimlerde de halkımız yine sağduyuyla hareket edecek ve gereken dersi verecektir diyor, hepinize saygılar duyuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yüceer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 56’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                      Aylin Cesur                                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                   Ayhan Erel

                                          Isparta                                                       Adana                                                     Aksaray

                                    Lütfü Türkkan                                         Fahrettin Yokuş                             Ahmet Kamil Erozan

                                         Kocaeli                                                      Konya                                                       Bursa

"MADDE 56- 6004 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

EK MADDE 1- Dışişleri Bakanlığı tarafından gerekli görülen durumlarda ve belirlenen ülkelerde, vize başvurularında azami üç yıl geçerli sözleşmelerle ve vize aracılık hizmet bedelinin % 25'inin genel bütçeye aktarılması kaydıyla, vize aracılık hizmeti sunacak kuruluşlar/firmalar Bakan onayıyla görevlendirilebilir. Buna ilişkin işlemlerde 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri uygulanmaz. Buna ilişkin usul ve esaslar Dışişleri Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Alınacak payın genel bütçeye özel gelir olarak kaydedilmesine ve bakanlık bütçesinin ilgili tertiplerine özel ödenek yazılmasına Cumhurbaşkanı yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Erozan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET KAMİL EROZAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle bu kanun teklifi Genel Kurula geldiğinden beri arkadaşlarımız torba kanun aşağı, torba kanun yukarı laflarıyla bu konuya değindiler. Ben buna torba kanun demiyorum. Torba kanun dediğiniz 5, 10, 15 maddeyle olur; 71 maddeye geldi mi bunun adı artık torba kanun değildir, bunun adı çuval kanundur. Niye çuval diyorum? Çünkü bunun içinde mızraklar var, mızraklar çuvala sığmıyor; bu, birinci söylemek istediğim husus.

İkincisi: Bu -biraz evvel Cumhuriyet Halk Partisinden bir arkadaşımız söyledi- sipariş edilmiş bir tekliftir. Niçin bu sipariş edilmiş bir tekliftir? Çünkü, bilmiyorum hiç fark ettiniz mi, Dışişleri Bakanlığının bir e-Konsolosluk sayfası vardır, onun içinde bir e-Vize sayfası vardır. Siz eğer Mozambik’te, Maputo’da oturuyorsanız internet sayfasına girerseniz Dışişleri Bakanlığının, vize kolonunu tıklarsanız içine girdiğinizde size almak istediğiniz vizenin tipini sorar, kendi şahsi bilgilerinizi girersiniz -adınız, adresiniz, soyadınız, pasaportunuzun tarihi vesaire- kaç günlük istiyorsunuz onu da yazarsınız, ondan sonra der ki: “Şu kadar parayı ödeyin.” Onu da kredi kartınızdan ödersiniz, vize birkaç saat içinde, bilemediniz bir gün içinde gelir. Bu gelebiliyorken böyle bir firmaya ki İhale Kanunu dışında belirleneceği belli -“belirleneceği belli” diyorum, aslında firması belli- olan bir yasa teklifinin buraya getirilmesi ister istemez insanı trajikomik bir durumla karşı karşıya getiriyor. Yani bu biraz Kanal İstanbul hikâyesine benziyor. Boğaz’dan bedava geçilirken yani e-Konsolosluk’la bu vizeyi alabilmek mümkünken niye bir firmaya gidip, yüzde 20 komisyon da verip aynı harçları ödeyerek başka bir hizmet satın alacaksınız ki? Ha, bunun arkasında şu mu olur diye de düşünüyorum: Biliyorsunuz, şehir hastanelerinde hasta garantisi var, köprülerde, tünellerde araç garantisi var “Burada da herhâlde bir vize garantisi mi var?” demek durumunda kalacağız birkaç gün sonra, bu yasalaştıktan ve yürürlüğe girip uygulamaya geçildiğinde.

İş burada da bitmiyor. Niye? Çünkü siz devletin güvenlik taraması dediğimiz vize işlemini bir özel şirket himayesine sunuyorsunuz. Yani o şirketin fertlerinin devletin güvenlik sistemine duhul etmesine imkân tanıyorsunuz, bu da bir risktir.

Başka bir sorun daha var. Yabancılar vize almak istediklerinde kişisel bilgilerini bir devlete kolaylıkla verebilirler, güvenirler ama bir özel şirkete vermekte pek çok sakıncaları vardır.

Niye bunları sayıyorum? Çünkü bu teklifi getiren pek çok arkadaşımız bunun sonuçlarını büyük ihtimalle bilmiyorlar. Çünkü birisi size “bunu önerin, gerisine karışmayın.” dediler. Şimdi, bu da kabul edilecek biraz sonra. 50’nci madde de böyle kabul edildi. 50’nci maddede ne diyor? Diyor ki: “Bir devlet memuru -yani Dışişleri Bakanlığına girecek kariyer memuru- her türlü iklim şartı altında görev yapılacağına ilişkin devlet hastanesinden rapor alır.” Şimdi, aranızda doktorlar da vardır büyük ihtimalle, bizde var. Bir devlet memurunun, Dışişleri Bakanlığı memurunun eksi 40 derecede iki ay çalışabileceğini hangi devlet hastanesi tevsik edebilir? Veyahut artı 60 derecede, Suudi Arabistan’ın çöllerinde görev yapılacağını kim tevsik edebilir? Mümkün değil. Üstelik bu raporu 25 yaşındaki birisinden istiyorsunuz. Hâlbuki bu insan büyüyor, 35 yaşında oluyor, 45 yaşında oluyor, 55 yaşında oluyor, neomonşerler gibi. Biliyorsunuz, neomonşerler tayin ettiniz. Onlardan bu raporu istediniz mi? İstemediniz. Halbuki bir Dışişleri Bakanlığı mensubundan istenmesi gereken rapor “Her türlü ahval ve şerait altında çalışır.” raporudur. Onu da hiçbir devlet hastanesi veremez.

Buradan son bir konuya geçeceğim yine Dışişleri Bakanlığıyla ilgili olarak. Sayın Çavuşoğlu -üzülerek söylüyorum- utanılacak bir cümle sarf etti iki gün evvel. Dışişleri Bakanlığının en meziyetli, en başarılı, en üstün memurlarının dışarıdan atananlar olduğunu söyledi ve isim de verdi, “Bir tanesi Japonya’da, bir tanesi Pekin’de.” dedi. Bu, bir Dışişleri Bakanının kendi kadrolarına yapabileceği en büyük hakarettir. Bunu eski bir Dışişleri Bakanlığı mensubu olarak kınıyorum, 3 defa kınıyorum. Üstelik şu sebeple kınıyorum: Yirmi, yirmi beş sene hizmet ettikten sonra büyükelçi olmak isteyen birinin önüne “tak” diye birisi tepeden iniyor.

Başka bir sebep var. Bizde, Dışişleri Bakanlığında bir usta-çırak ilişkisi vardır. Bu neomonşerlerin yanına memurlar gitmek istemezler çünkü onlardan öğrenebilecekleri hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla onlar “Nereye gitmek istiyorsunuz?” dediklerinde hep ustalarının yanına gitmek isterler. Ustası olmayan birinin meslekte bir nitelik kazanması mümkün değildir.

Ayrıca, başka bir sorun daha var. Her bakanlıkta iki sicil vardır. Bizde de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın lütfen Sayın Erozan.

Buyurun.

AHMET KAMİL EROZAN (Devamla) – Bizim bakanlıkta da derken eski bakanlığımdan bahsediyorum. İki türlü sicil vardır: Bir tanesi gizli olan sicil, devletin sicili; bir tanesi koridor sicili. Koridor sicili bakanlıkta memurun gerçek gradosunu belirler. Çaycının bile koridor sicili vardır. Ben Sayın Çavuşoğlu’nun koridor sicilini biliyorum ama söylemeyeceğim bu akşam.

Teşekkür ederim, saygılarımı sunarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erozan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

56’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 56’ncı madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre söz talepleri var, şimdi onları karşılayacağım.

Sayın Güzel…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in, Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu’nun “31 Mart seçim güvenliği” gündemiyle düzenlediği toplantıya Halkların Demokratik Partisinin davet edilmediğine ilişkin açıklaması

SEMRA GÜZEL (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu 31 Mart seçim güvenliği gündemiyle bir toplantı düzenlemiş ve toplantıya Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine atanan kayyum, AKP adayı Cumali Atilla, Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Erkut Güre, Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Halis Zafer Koç, Emniyet Müdürü Tacettin Aslan, ilçe kaymakamları, kurum müdürleri ile kentte bulunan diğer siyasi parti temsilcileri katılmıştır. Ancak söz konusu toplantıya, son yapılan genel seçimde yüzde 65 oranında oy alarak kentin 1’inci partisi olan Halkların Demokratik Partisi davet edilmemiştir. Son zamanlarda seçmen kayıtlarında AKP’nin yaptığı kirli oyunlar kamuoyunda bu denli teşhir olmuşken partimizin söz konusu toplantıya davet edilmemesi son derece manidar olmakla birlikte haksız ve başarısız olmanın verdiği korkunun en somut göstergesi olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İslam…

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Söz istememiştim efendim ben.

BAŞKAN – Sistemde görünüyorsunuz Sayın İslam, istiyorsanız konuşun, yoksa…

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – İstememiştim, o yüzden başka bir arkadaşım değerlendirsin.

Sağ olun efendim.

BAŞKAN – Tamam.

Teşekkürler Sayın İslam.

Sayın Elitaş…

35.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 54’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce 54’üncü madde üzerindeki önergede Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan sayın milletvekilinin Kayseri’yle ilgili bir ifadesi olmuştu, o kısmı aynen okuyorum: “Zekeriya Şerefoğlu’nun lojmandan çıkarılmasının nedeni, özgül öğrenme güçlüğü olan oğlunun top oynarken cam kırması, komşunun oğlunun bisikletine binmesi, çocukların birbiriyle kavga etmesi. Ben buradan Zekeriya Şerefoğlu’nu lojmandan atan bölge müdürüne seslenmek istiyorum…” diye devam ediyor. Bu, önemli bir hadise, özgül öğrenme güçlüğü çeken evladının bu engeli münasebetiyle bir babanın lojmandan atılması hakikaten ahlaki bir durum değil ama doğru olmayan bir şeyi buradan ifade etmek de milletvekili etiğine yakışmayan bir konu. Ben derhâl Kayseri Valimizi aradım. Kayseri Valimiz bu konuyla ilgili araştırmasını yaptı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın bilgi aktarma amacıyla.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Zekeriya Şerefoğlu’nun özgül öğrenme güçlüğü çeken oğluyla ilgili bir durum söz konusu değil. Sadece TEİAŞ 11. Bölge Müdürlüğünde oturan bu şahsın komşularıyla ilgili irtibatları münasebetiyle komşuların olağanüstü derecede şikâyetleri sonucu ve özgül öğrenme güçlüğü çeken evladından dolayı, “Komşularınızla ilgili davranışlarınızı değiştirmediğiniz takdirde haziran döneminde lojmanınızı boşaltmak zorunda kalacaksınız.” diye bir uyarı yazısı gönderilmiş. Şu anda Zekeriya Şerefoğlu, Kayseri Valimizin verdiği bilgi çerçevesinde, lojmanında hâlâ oturmakta ve çocuğuyla alakalı bir durum söz konusu değil, tamamen komşuluk ilişkilerinden ortaya çıkan bir durum söz konusu. Özgül öğrenme güçlüğüyle ilgili konuyu da eski Millî Eğitim Bakanımızdan öğrendim. Anlama kabiliyeti, biraz zorlandığı, kiminin bir saat çalışması yerine bu gençlerimizin üç dört saat çalıştığı… Uyum sağlama konusunda problem olup olmadığını sorduk, öyle bir durumun söz konusu olmadığını fakat ilgiyle, ihtimamla bu gençlerimizin, bu yavrularımızın hayata kazandırılmasının, öğrenme güçlüğünün atılmasıyla ilgili bir imkân olduğunu ifade ettiler. Umuyorum, diliyorum ki Sayın Şerefoğlu’nun çocuğuna da Millî Eğitim teşkilatı önemli ihtimamı gösterecek, o yavrumuzun özgül öğrenme güçlüğünden çektiği ızdırabı da hızlı bir şekilde, hayata geçirip düzeltecektir. Bu mealde tekrar diyorum ki Zekeriya Şerefoğlu lojmanından atılmamıştır, haziran ayına kadar uyarma yazısı gönderilmiştir. Haziranda umuyorum komşularıyla iyi ilişkilerine devam eder ve lojmanda oturmaya devam eder.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Elitaş.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan, ben söz almak isterim.

BAŞKAN – Tabii, buyurun Sayın Arık, yerinizden söz vereceğim.

36.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, biraz önce Sayın Elitaş’ın söylediği ifadelerin aynısını söyledim. Burada çocuğun raporu var, özgül öğrenme güçlüğü adını aldığı raporu var. Ve bu da orada, konutta oturan Sayın Zekeriya Şerefoğlu’nun okulun bitiminde konutu boşaltmasına dair -süre değil yani- denilmiş ki, aynen okuyorum: “Öğretim yılının sonu itibarıyla dikkate alınarak lojmanı tahliye etmeniz hususunda gereğini rica ederiz. Hadi Bingöl Bölge Müdürü, Memiş Akdeniz” vesaire. Aynen okuyorum -muhakkik tayin edilmiş, bu konuda çocuğuyla ilgili- hepsini okuyamayacağım, son cümlesini okuyorum: “‘Çocukları gelip gidenleri rahatsız edenler…’ şeklinde tanımlanan g) bendi ve ilgili yazılı gereğince çocukların okul durumunu da öğretim yılının sonu itibarıyla dikkate alarak lojmanın tahliye edilmesi hususunda...”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Arık.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Yani muhakkik görevlendiriliyor, muhakkikin söylediği de aynen şu: Çocuğun komşu çocuğunun bisikletini kullandığı, çocuğun top oynarken cam kapıyı kırdığı ve bu münasebetle de muhakkikin bunu tespit ettiğine; 89 lira cam parasını ailenin ödemesine rağmen okul sonunda yani eğitim yılının sonunda boşaltılmasına dair Bölge Müdürünün gönderdiği yazı. Gerekçesi komşuluk ilişkilerinin kötü olması değil, tamamen ve tamamen çocuğun davranış problemlerine bağlı olarak yani çocuğun diğer çocuğun bisikletini kullanması, çocuğun top oynarken o binadaki camı kırmasına bağlı olaraktan boşaltılması; komşuluk ilişkileri değil Sayın Başkan, bunu bir kez daha okuyorum buradan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, şöyle bir şey var…

BAŞKAN – Konu anlaşılmıştır kanımca Sayın Elitaş.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Elitaş’a yanlış bilgi vermişler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şimdi, “çıkarılmış” diye bir ifade kullandı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Devletin valisi değil, AKP’nin valisi olunca böyle olur, Elitaş.

BAŞKAN – Tamam, bir dakika süreyle lütfen…

37.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, olmayan bir şeyi var gibi göstermenin yanlış olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Buradaki metni aynen okuyorum, Zekeriya Şerefoğlu’nun lojmandan çıkarılmasının nedeni. Hukukçusunuz, henüz icra olmuş bir şey yok, “haziran sonu” diye kendisi de okudu zaten. “Buradan Zekeriya Şerefoğlu’nu lojmandan atan bölge müdürüne seslenmek istiyorum.” Sitem ediyor. Burada, olmayan bir şeyi, gelecekte olabilecek veya düzeltilecek bir şeyi ajite etmesini ben burada eleştiriyorum. Sordum Vali Bey’e “Var mı böyle bir şey?” diye, Vali Bey de araştırdı, “Böyle böyle bir tutanak var, bu konuyla ilgili, okul döneminin bitiminde icra edilmek üzere...” Eğer bu konuyla ilgili, icra edilmek üzere bir mesele varsa onlar komşuluk ilişkileri içerisinde hallolacak bir meseledir. Bunu arz etmek istedim. Yani olmayan bir şeyi var gibi göstermek yanlıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Arık.

38.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÇETİN ARIK (Kayseri) – Olmayan bir şeyi yanlış gösteren Elitaş’ın ta kendisidir. Burada devletin resmî yazısı var, diyor ki: “Okul bitimi göz önüne alınarak tahliyesinin kararına...” Yani “Tekrar komşuluk ilişkileri değerlendirilecek ve ona göre karar verilecek.” demiyor. Ve gerekçesi de -muhakkikin raporunu Sayın Elitaş okusun- çocuğun diğer çocuğun bisikletini kullanması, o çocuğun, özgül öğrenme güçlüğü olan çocuğun kapının camını kırmasının tespit edilmesi ve bu gerekçeyle de okulun bitiminde tahliye edilmesi diyor. Yazı burada, resmî yazı burada Sayın Elitaş. Yani “Tekrar değerlendirilecek, komşuluk ilişkileri düzelince yerinde kalacak.” demiyor. Bizim de isteğimiz, arzumuz zaten bu. Kış günü “Hadi sokağa.” diyemezsiniz ki. Hadi şimdi ev bulayım dese zaten iki üç ayını bulacaktır bu. Yani karar verilmiş burada Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 57’nci madde üzerinde dört adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 57’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                          Serpil Kemalbay Pekgözegü                                  Ebrü Günay                                               Tuma Çelik

                                           İzmir                                                       Mardin                                                      Mardin

                            Mahmut Celadet Gaydalı                                 Necdet İpekyüz                       Filiz Kerestecioğlu Demir

                                           Bitlis                                                       Batman                                                     Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Tuma Çelik’in söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Çelik. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 57’nci maddeye ilişkin söz almış bulunmaktayım.

Bugün 70’inci gününe giren açlık grevinde bulunan Başkan Leyla Güven arkadaşımızın durumu hakkında Meclisin içinde bulunduğu bu durum, bu duyarsızlık beni rahatsız ediyor; ki sadece beni değil, aslında burada bulunan herkesi rahatsız etmesi gerekirdi çünkü yarın devran döner, aynı haksızlık herhangi birimizin başına gelebilir. Ben, tekrar, bu Meclisin bir üyesi olan ve haksız hukuksuz bir şekilde hapiste tutulan Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in talebine kulak verilmesini bekliyor ve Leyla Güven’in talebi talebimizdir diyorum.

Sayın Genel Kurul, bölgemizde yaşanan gelişmeler var. Benim de seçim bölgem olan Mardin’e ilişkin geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı tarafından bir konuşma yapıldı ve denildi ki “Bölgenin çehresi değişiyor, 4 şeritli otobanlar yapılıyor.” Ve benzeri gelişmelerin yaşandığını dile getirdi. Ancak Mardin’de bahsi geçen yolları biz maalesef göremedik. Biz Mardin’de henüz asfaltlanmamış köy yolları, yandaşlara verilen ihalelerle yapılan mıcır kaplı çukurlarla dolu yollar ve yağan ilk yağmurda çamurla dolan yolları gördük. Ayrıca Mardin’de güvenlik bahane edilerek asker ve polis tarafından kapatılmış yollar var. Örneğin, 6 farklı giriş çıkış yolu bulunan Kerboran Dargeçit ilçesinde bu yolların beşi kapatılıp sadece bir yoldan giriş ve çıkış sağlanıyor. Bu durum gündelik hayatı zorlaştırırken bu şekilde burada, bu ilçede yaşayan insanlar da sürekli baskı altında tutuluyor.

Mardin’in bir başka ilçesinde, Derik ilçesinde bulunan ve yine yandaşlar tarafından yapılan Yıldız Barajı geçtiğimiz aralık ayında oluşan ilk su birikintisinde patlamış ve çevre köyler, tarımsal malzemelerden tutalım evlere, ağıl ve köprülere kadar ciddi anlamda zarar görmüştür. Olayın üzerinden bir ay geçmesine rağmen hâlen bu köylerin zararları karşılanmamıştır. Yaptığımız araştırmada, zarara uğrayan 49 aile için 65.775 lira; tekrar ediyorum, 49 aile için 65.775 lira gibi komik bir rakam hasar tespiti yapılmıştır ve bunlar da henüz ailelere verilmedi.

Midyat ilçesinde ise şu anda kaymakam görevini yürüten şahıs bir parti militanı gibi hareket edip “AKP’ye oy çıkmadı.” diye birçok köyde yaşayan insanların yaşlılık, emeklilik maaşlarını ödetmiyor, engelli maaşları ödenmiyor, insanlara yapılan sağlık ve eğitim yardımları hiçbir gerekçe gösterilmeden verilmiyor.

Biliyorsunuz, seçim bölgem de olan Mardin’de başta büyükşehir belediyesi olmak üzere belediyelerimize kayyum atanmıştır. Halkımızın iradesi gasbedilerek yapılan bu atamalar sonucu işbaşına gelen kayyumlar, tecrübeli ve yetkili birçok görevliyi ihraç etmiş, liyakat durumu dikkate alınmadan Türkiye’nin birçok bölgesinden getirdikleri yandaşlarını büyükşehir ve ilçe belediyelerine yerleştirmişlerdir. Tabii, bunun sonucunda Sayıştay raporlarına da yansıyan, halklarımıza ait milyonlarca lira haksız bir şekilde birilerinin cebine aktı.

Cümlelerimi tamamlamadan önce Süryanilerin yaşadığı mülkiyet sorunlarına da değinmek istiyorum. Buna ilişkin daha önce de konuştum ancak hâlâ sorun çözülmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Çelik.

Buyurun.

TUMA ÇELİK (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Dolayısıyla sorun çözülene kadar her fırsatta bu durumu gündeme getirmeye çalışacağız. Çünkü daha önce verilen sözlere rağmen, el konulan azınlık vakıflarına ait mülkler hâlâ iade edilmemiştir. Yine, tapu kadastro çalışmalarının yeni yapıldığı yerlerde Batman, Mardin, Şırnak ve Hakkâri’de azınlıklara ve özellikle Süryanilere ait pek çok kilise, manastır, mezarlık ve bağlı arazi ya kişi ya da hazine adına kaydediliyor. Mülkiyetle ilgili yaşanan bu mağduriyetlere bir an önce son verilmeli, gasbedilen mülkler iade edilmeli ve konuya ilişkin kapsamlı bir çözüm geliştirilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; değiştirilmek istenen 57’nci maddeye ilişkin söylemek istediğim bir nokta var. Bu maddeyle, bugüne kadar Üretici Fiyatları Endeksine göre…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUMA ÇELİK (Devamla) – Başkanım…

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın.

TUMA ÇELİK (Devamla) – …belirlenen kira artışları daha az çıkıyor diye günümüzde Tüketici Fiyatları Endeksine göre belirlenmeye çalışılması konusunda bir değişiklik geliştirildi. Peki, yarın bu değişiklik yine Üretici Fiyatları Endeksinin lehine göre değişirse ne yapılacak? Yeniden bir madde getirilip değiştirecek misiniz? Sanıyorum günümüzde yaşadığımız ekonomik sorunları ve ortaya çıkan enflasyon artışını gizlemek için yapılmış bu madde hiç kimseye yarar getirmeyecektir dolayısıyla da değiştirilmesi gerekmektedir. Bize göre yurttaşların hem kiralayanların hem de kiracıların yararını sağlayacak bir değişiklik olması gerekiyor. Bunun da hem ÜFE hem de TÜFE’nin artışının ortalamasına göre bir oran belirlenmesi olduğu yönünde olduğunu düşünüyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı "Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin 57. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                        Rafet Zeybek                                     Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                             Emine Gülizar Emecan                                    Özgür Ceylan

                                         İstanbul                                                   Çanakkale

MADDE 57- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 344 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan "üretici” ifadeleri "tüketici” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin dördüncü fıkrasına "kararlaştırılmışsa,” ifadesinden sonra gelmek üzere "20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla;” ifadesi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ceylan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin 57’nci maddesindeki önergemiz üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Daha önce kira artışlarında üretici fiyat endeksi uygulanırken, maddeyle, tüketici fiyat endeksinin esas alınmasıyla kiracı lehine bir düzenleme yapılmaktadır.

Cumhuriyet tarihimizin belki de en ağır ekonomik krizini yaşarken bir dizi önlem almaya çalıştığınızı görmekteyiz. Ancak alınan önlemler yeterli değildir. Esnafın, sanayicinin iş yapamadığı bir piyasada; memurun, işçinin maaşının enflasyon karşısında her gün eridiği bir ortamda bu tedbirler gereken ekonomik iyileşmeyi sağlayamayacaktır.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, gerçekten samimiyseniz milletin fabrikalarını satmayı bırakmalısınız. Çiftçinin mazot, gübre ve yem fiyatlarını düşürerek ithalata dayalı tarım politikanıza son vermelisiniz. Sanayiciye gerçek teşvikler vermeli; dışarıdan ham madde getirerek üretimi değil, ham maddesini de ürettiğimiz, katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesini sağlamalısınız. Müşteri garantili yol, köprü, havalimanı, hastane yatırım anlaşmalarını Türk lirasına çevirmeli, ödeme garantilerini iptal ederek tasarruf sağlamalısınız. Yalnızca bunlar da değil, bu zor dönemde tüm devlet harcamalarında tasarrufa geçmelisiniz; araç saltanatına son vermeli, koruma ordusuyla dolaşmaktan vazgeçmelisiniz; devleti, yandaşlarınızın binalarında kiracı olmaktan kurtarmalısınız. Tasarruf ettiğiniz bütçeyi de emeklilerimizin maaş ve ikramiyeleri, emeklilikte yaşa takılanların talebinin karşılanması, çiftçinin desteklenmesi; işçinin, memurun hak ettiği ücreti alması için kullanmasınız. Yaşadığımız sorunlar kredi kartlarını yapılandırmakla; can suyu, nefes kredileri vermekle; birikmiş, zamanında ödenmemiş tarımsal desteklemeleri apar topar ödemeye çalışmakla çözülemeyecektir; bunlar yalnızca aspirin tedavisidir. İnsanlar çaresizlikten canına kıyıyor. Geçen hafta Çanakkale Biga’da 4 vatandaşımız, ekonomik çaresizlikten canına kıydı. Bu örnekler her gün artıyor. Halkın yaşam standardı düşüyor. Sayenizde herkes kimyager oldu, finans uzmanı oldu. “Kredimi nasıl öderim? Kredi kartıma nasıl takla attırırım?” diye düşünüyor. Bir karttan çekip diğerini ödeyenler, onun asgarisini yatırıp, limitini artırıp devam edenler… Durum vahim. Herkes iktisatçı oldu; “limit” “ödeme garantisi” “kredi faizi” “KMH” “ipotek” “konkordato” kavramlarını öğrenmeyen kalmadı. Vatandaş yoksullaştı, iktidara sırtını dayamış bir avuç yandaş zenginleşti. Aslında vatandaş sizleri uyarıyor sayın milletvekilleri. Tek başına iktidardan, MHP’yle koalisyon sayesinde yasa çıkarabilen bir noktaya geldiniz. Bu gerçeği görmek gerekiyor. Sonuçları tartışmalı bir referandumla kişiye özel icat ettiğiniz yeni sistem imdadınıza yetişmemiş olsaydı iktidarınızı sürdüremezdiniz. Ama bu ülkenin geleceği birilerinin ihtirasından çok daha önemlidir. Bu cennet ülkeye ve cefakâr milletimize yakışır bir yönetim sergilemeye mecbursunuz. Hukukun üstünlüğünü ve adaleti yeniden sağlamalısınız. Kapattığınız Devlet Planlama Teşkilatını acilen yeniden açarak ülkemizin eğitiminin, sanayisinin, tarımının gelecek elli yılını planlamalısınız.

Bir ülke düşünün; planlama yapmadığı için öğretmenleri, doktorları, mühendisleri işsiz. Gelin, bu ülkenin hangi meslekte ne kadar insana ihtiyacı var bunu planlayalım; ona göre öğretmen, mühendis, hâkim, doktor, veteriner yetiştirelim; kimse evinde atama beklemesin, kimse “Hamili kart yakınımdır.” yazan kartvizitler peşinde koşmasın. Devlette torpili ve cemaatleri değil, liyakati esas alalım; mezun olan iş bulsun, gençlerimiz ve aileleri perişan olmasın. Önce insan kaynağını planlamakla başlayalım. Tarıma ve tarıma dayalı sanayiyi planlamakla başlayalım. Kendine yeten bir ekonomi için sanayi hedeflerimizi ortaya koyup ulaşmak için yol haritamızı belirleyelim. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları cumhuriyeti kurarken işe insana yatırım yaparak ve üretmekle başlamış, biz de öyle yapmalıyız. İçinde bulunduğumuz ekonomik krizden tek çıkış yolu üretim, üretim, üretim.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ceylan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 57’nci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                      Aylin Cesur                                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                          Isparta                                                       Adana                                                      Kocaeli

                                       Ayhan Erel                                            Fahrettin Yokuş                              Aydın Adnan Sezgin

                                         Aksaray                                                     Konya                                                       Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin konuşacaktır.

Buyurun Sayın Sezgin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 57’nci maddenin içeriği malum. Görüntüde son dönemde TÜFE oranlarının ÜFE’ye göre daha düşük olması nedeniyle kiracının korunmasını amaçlayan bir düzenleme yapma niyeti var.

Daha önce de belirtildi, TÜFE ve ÜFE rakamlarının geçmiş seyrine bakıldığında bazen TÜFE’nin bazen de ÜFE’nin düşük olduğu görülüyor. Örneğin, son iki yılda TÜFE daha düşükken 2014-2016 yılları arasında ağırlıklı olarak ÜFE daha düşük gerçekleşmiştir. Bir yıl sonra ÜFE daha düşük gerçekleşmeye başlarsa ne olacak? O zaman tekrar bir kanun değişikliği yapılarak kira artışlarında TÜFE yerine ÜFE’nin baz alınmasına mı karar verilecek? Meçhul.

Yasamanın amacı günü kurtarmak değildir. Yasama faaliyetinin misyonu, ileri görüşlü ve uzun vadeli kararlar almak ve bu doğrultuda düzenleme yapmaktır. Dolayısıyla yerel seçim sürecinde kiracıları cezbetmek amacıyla böyle bir düzenleme yapmak yerine daha kalıcı bir yöntem tercih edilebilirdi, rüzgâra göre savrulan bir yasal düzenleme yerine TÜFE ve ÜFE oranlarından düşük olanı baz alan bir düzenleme daha makul olabilirdi. Ancak önümüzde böyle palyatif tedbirlerle ortadan kaldırılamayacak çok daha ciddi ve kaygı verici bir gerçek vardır, o da 2018’in son aylarında ÖTV ve KDV indirimi gibi yöntemlerle gizlenmeye çalışılan ama gün geçtikçe daha da büyük bir sorun olarak önümüze dikilen yüksek işsizlik, yüksek enflasyon ve ekonomik küçülmedir yani stagflasyon. İktidar 2018’de büyük bir seferberlikle enflasyonu sadece yüzde 20’ye indirebilmiştir. Buna rağmen dünyanın en yüksek 4’üncü enflasyon oranına sahibiz, Venezuela, Arjantin ve İran’ın ardından. Dünkü konuşmamda da söylemiştim, bu ülkelerle kıyaslanıyor olmak çok üzücü. İhtiyaç duyulan yapısal reformları yapamamak da çok üzücü. 2019 yılında daha da büyük sıkıntılara muhatap olacağımız kesin. İktidar ise sadece krizin adını koymaktan kaçınmakla kalmıyor, âdeta toplumsal gerginliği ve kutuplaşmayı artırarak krizin etkilerini görmemizi önlemeye çalışıyor. Hukuk ve demokrasiden gittikçe uzaklaşılıyor. Türkiye aynen Venezuela gibi ne olduğu belirsiz bir hibrit rejimden otoriterliğe kayıyor.

Dün de ifade ettim, özel sektörün gayretine borçlu olduğumuz övünülecek sanayi tesisleri tehlikede. Ülkemizden sermaye de, yetişmiş insan gücü de kaçıyor, üretim gücümüz düşüyor. Bugün İYİ PARTİ’nin bu konularla alakalı önergesi de maalesef yine iktidar bloğu tarafından reddedildi.

Bir zamanlar Sırbistan’dan -Rusya dâhil- Hindistan’a kadar sahiden üreten, gerçekten üretim gücü olan tek ekonomi Türk ekonomisiydi, Türkiye ekonomisiydi. Bu konumumuzu yeniden kazanmak zorundayız, üretim gücümüzü korumalıyız. Unutmayalım ki endüstri 4.0 düzeyinde tesislerimiz var. Bunların bazılarının Avrupa’da dahi emsalleri yok. Yüzlerce yöneticimiz ve mühendisimiz dünyanın her ülkesinde üst düzey idarecilik yapacak kapasitededir. Bunları yanlış iktisadi politikalarla, hukuksuzlukla, hukuku iğdiş ederek heba etmeyelim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sezgin.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 57’nci maddesinde yer alan “‘üretici’ ibareleri ‘tüketici’” ibaresinin “‘üretici fiyat endeksindeki artış’ ibareleri ‘tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim’” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Cahit Özkan                                      Mehmet Doğan Kubat                         Fehmi Alpay Özalan

                                          Denizli                                                     İstanbul                                                       İzmir

                                       İmran Kılıç                                            Abdullah Güler                                          Metin Yavuz

                                   Kahramanmaraş                                              İstanbul                                                      Aydın

                                                                                                       Eyüp Özsoy

                                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yoktur, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kira artışlarında esas alınacak orana ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 57’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge doğrultusunda 57’nci madde kabul edilmiştir.

58’inci madde üzerinde üç önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 58’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                          Serpil Kemalbay Pekgözegü                                 İmam Taşçıer                         Mahmut Celadet Gaydalı

                                           İzmir                                                     Diyarbakır                                                     Bitlis

                                      Tuma Çelik                                            Necdet İpekyüz                       Filiz Kerestecioğlu Demir

                                          Mardin                                                     Batman                                                     Ankara

                                                                                                      Musa Piroğlu

                                                                                                          İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                      Aylin Cesur                                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                          Isparta                                                       Adana                                                      Kocaeli

                                   Fahrettin Yokuş                                            Ayhan Erel                                               Bedri Yaşar

                                          Konya                                                     Aksaray                                                     Samsun

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                     Rafet Zeybek                                             Fikret Şahin                                               Aydın Özer

                                         Antalya                                                    Balıkesir                                                    Antalya

                                                                                                         Cavit Arı

                                                                                                          Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk söz İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Piroğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSA PİROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sözlerime başlamadan önce, ülkenin değişik yerlerinde direnişte bulunan Flormar işçilerini, TOKİ işçilerini, Cargill işçilerini, TARİŞ işçilerini ve zor koşullarda direniş hâlinde olan bütün işçileri ve elbette ki Sayın Leyla Güven’i saygıyla anıyorum.

Ben bugün öğlen arası bir basın açıklamasına katılmak üzere Meclisin Dikmen Kapısı’na gittim. Basın açıklamasını yapanlar bu Meclisin çalışanları; aslında daha net söyleyeyim, bizim çalışanlarımız, bizim danışmanlarımız. Bunlar KESK üyesi, sendikalılar ve özlük sorunlarını, özlük haklarını dile getirmek için yani aslında bizim burada mücadele ettiğimiz bu kaçak işçiliği de gündeme getirmek yani haklarının ellerinden alınmasına müdahale etmek, itirazlarını dile getirmek için bir basın açıklaması yapmaya çalıştılar. Ne yazık ki hemen hemen her yerde olduğu gibi, kolluk kuvvetleri kendini Meclisin, kendini patronun yerine koyup bu basın açıklamasının dile getirilmesine izin vermedi. Hava çok soğuktu, ben baktım, eksi 1 dereceydi. Ben İstanbulluyum, aslında İzmir’de yetiştim, soğuğun bu hâline çok alışkın değilim. Bu soğukta İstanbul’da, kar altında, yaklaşık 100’den fazla ve çoğunluğu kadın işçi yaklaşık üç yüz gündür direniyor, Yves Rocher’e bağlı Flormar Fabrikasında yani bir Fransız şirketinin yüzde 52 ortak olduğu fabrikanın önünde -sendikalı oldukları için işten atıldılar- direniyorlar.

Bu işçilerin bir temel sorunu daha ortaya çıktı, patron onları işten attı, İstanbul Valisi, kendisine emir veren mercisinin emriyle, bir buçuk aydır bu işçilerin soba yakmasını yasakladı. Bu işçiler soba yakmaları yasak olduğu için o soğukta battaniyelere sarılarak direniyorlar ve bu soğukta direniyorlar, direnmeye de devam edecekler. Sesleri buraya gelmiyor, tıpkı bizim danışmanlarımızın sesinin buraya gelmediği gibi.

Başka sesi gelmeyenler de var:

15 Mart 2012, Emine Akçay Adana Seyhan ilçesinde yaşıyor. Kocası bir yıldır işsiz. Bir oğlu var ve kışın soğuktan üşüyor. Kocasının cebinden 6 lira çıkıyor. 6 lira bizim için bir para değil, biz rahat yaşıyoruz çünkü. Bu 6 lirayla oduncuya gidiyor, odun alamıyor. Geri dönüyor, çocuğunu battaniyeye sarıyor, eline saç kurutma makinesini veriyor ve yan odaya gidip intihar ediyor; sesi buraya gelmedi.

22 Eylül 2018, Kocaeli Körfez ilçesinde bir baba oğlunu okula yolladı. Okuldan oğlunu geri yolladılar okul pantolonu yok diye. Baba intihar etti; sesi buraya gelmedi.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yalan, yalan!

MUSA PİROĞLU (Devamla) – İşte, bu yüzden gelmiyor.

METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Yalan ama.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yalan söylüyorsun.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Dinle, dinle!

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Niye gelmiyor ben söyleyeyim.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yalan söyleme…

TUMA ÇELİK (Mardin) – Dinle, dinle önce!

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Doğru söylüyor, doğru!

MUSA PİROĞLU (Devamla) – İşte, bu yüzden bu sesler buraya gelmiyor. İki tane sebep var: Biri, bunu haber yapan gazeteci gözaltına alındı ve denetimli serbestlikle bırakıldı.

Bizim bu ülkenin talihsizliği burada yatıyor. Bu ülkenin halkının büyük bir kısmı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Çalışanların önemli bir kısmı asgari ücret ve altında ücret alıyor. Buna emeklileri ekleyin. Buna emeklilikte yaşa takılanları ekleyin. Buna engellileri ekleyin. Ülkenin çok büyük bir kısmı çok düşük bir ücretle yaşıyor ve talihsizlik şu: Bu çoğunluğun seçtiği bu Meclis çoğunluğu, azınlığın çıkarlarını ifade ediyor. Bu, bu ülkenin talihsizliğidir. (HDP sıralarından alkışlar) Bu, bu ülke halkının talihsizliğidir. Kendi çıkarlarını temsil etsin diye Meclise yolladığı çoğunluk ne yazık ki bu Mecliste zenginleri temsil ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin sözlerinize Sayın Piroğlu.

MUSA PİROĞLU (Devamla) – Bağlayacağım.

Dün emeklilikte yaşa takılanlar konuşulurken sayın AKP grup başkan vekili bir laf etti, dedi ki: “Biz araziye çıkıyoruz.” Ben şunu öğrendim: Bir ara da “Aynı gemideyiz.” deniyordu. Aynı gemide olmadığımız gibi aynı arazilere de çıkmıyoruz. Birileri araziye çıkıyor, gecekondu mahallelerini nasıl ranta çeviririz diye çıkıyor. Birileri araziye çıkıyor, yoksul köylünün arazisini madenciye, enerji patronlarına nasıl peşkeş çekeriz diye çıkıyor. Biz de çıkıyoruz, yoksulun sesini buraya nasıl taşırız diye çıkıyoruz. Biz de çıkıyoruz, direnişteki işçinin sesini nasıl taşırız diye çıkıyoruz. Taşımaya, o sesi buraya duyurmaya devam edeceğiz. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Piroğlu.

Buyurun Sayın Zengin.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, yerel seçimlerin parametresi en farklı seçimlerden bir tanesi olduğuna ve pek çok farklı alanda çalışma yaptıklarına, insanların yaşadığı her problemin kendi meseleleri olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde her birimize hayırlı çalışmalar diliyorum.

Sayın hatip konuşmasının son bölümünde… Yani arkadaşlarım diyorlar ki: “Evet, ses çıkarmayalım, bekleyelim, işimizi bitirelim.” Ama, yani, şimdi “araziye çıkmak” benim şahsen kullanmadığım bir tabirdir. Fazla şey buluyorum yani çok erkeksi bir tabir olarak buluyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Zaten size demedik ki.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ben şahsen söylemedim ama arkadaşlarımın söylediği bir kelimedir, o da normal, söylemiş olabilirler.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Sizin grup başkan vekiliniz söyledi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ben şunu ifade etmek istiyorum: Şimdi yerel seçimlere gidiyoruz. Yerel seçimler Türkiye’nin bence en parametresi farklı, çoklu seçimlerinden bir tanesi. Biz gittiğimiz zaman pek çok farklı alanda çalışma yapıyoruz. Bir büyükşehir, bir il, küçük bir mahalle, hatta neredeyse köyler, her tarafı dolaşıyoruz ve gittiğimiz yerlerde de yaptığımız şeyler; yaptıklarımızı anlatmak, problemleri dinlemek. Milyonlarca insanın yaşadığı bir zeminden bahsediyoruz. Bütün bunları, burada sesinizi yükselterek, bağırarak bir çıkar üzerine olduğunu ifade etmek bu ülkeye çok büyük bir haksızlıktır, siyasete büyük bir haksızlıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Zengin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bizim burada yapmak istediğimiz şey… Gördüğümüz yerde ya da göremediğimiz yerde, ulaşabildiğimiz her bir noktaya kadar, insanımızın yaşadığı her bir problem bizim meselemizdir. Eğer gerçekten pantolon alamadığı için darda olan bir insan varsa bu bizim meselemizdir. Bakın, bugün burada yüzlerce milletvekili arkadaşım, ister iktidar ister muhalefet, kendi bölgesinden gelen küçük büyük inanılmaz çeşitlilikte problemle uğraşıyor. Birbirimize haksızlık yapmadan meselelerimizi çözmeye çalışalım. Yoksa sadece bir kısım, sadece memleketin darda kalanıyla ilgileniyor, biz sadece zenginleriyle ilgileniyoruz… O zaman niye seçimi biz kazanıyoruz bu memlekette ben anlayamıyorum. Vatandaşa söyleyemediğinizi bize mi söylüyorsunuz?

TUMA ÇELİK (Mardin) – 31 Martta kaybedeceksiniz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - “Niye onlara oy veriyorsunuz?” demeye çalışıyorsunuz. Ha, gideceğiz gene seçime, göreceğiz bakalım neticesi ne olacak?

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

VI.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci söz Samsun Milletvekili Bedri Yaşar’a ait.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yine bir doktorumuz şiddete maruz kaldı; Hüseyin Tufan Yanık. Buradan Hüseyin Tufan Yanık’a karşı yapılan saldırıyı lanetleyerek sözlerime başlıyorum.

Aynı şekilde, Ankara’da Mobilyacılar Sitesi’nde yangında hayatını kaybeden 4 işçimize de başsağlığı, yakınlarına da sabırlar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle son dönemde, işte gecenin ilerleyen bu saatinde 71 maddelik bir çuval yasayı hep beraber, içerisinde birbiriyle hiç ilintisi olmayan, alakası olmayan maddeler üzerinde bir şeyler söylemeye çalışıyoruz. Ama anlaşılan o ki arkadaşlarımızın çoğu maddeler yerine daha çok ülkenin içinde bulunduğu sorunları, bölgesel sorunları dile getiriyor. Bu da yaptığımız işin ne kadar anlamsız ve mantıksız olduğunu gösterir, bu çuval yasaların çok da anlamlı olmadığını gösterir.

Şimdi, 58’inci maddede diyor ki: “İller Bankası elde ettiği kârın yüzde 51’ini yerel yönetimlere dağıtır.” Şimdi, tabii ki buna bir itirazımız yok. Biz de biliyoruz ki belediyelerin önemli bir gelir kaynağı İller Bankasından sağlanan kaynaklar yani nüfusa göre verilen ödenekler. Ama buradaki mesele şu: Özellikle yerel seçimlere giderken -Parlamentoda görüyoruz- bütün bu dağıtılabilecek rakamlar… İşte, İller Bankası da aynı şekilde, ne hikmetse, seçime giderken bu rakamı dağıtıyor. Dağıtmasına hiçbir itirazımız yok, yerel yönetimlerin de buna çok ciddi ihtiyacı var ama merak ettiğimiz şu: Hangi şartlarda dağıtacaksınız, hangi kriterlere göre dağıtacaksınız? Yani gelişmişliği mi esas alacaksınız? Bugün Samsun’un herhangi bir ilçesinin güneydoğudaki ilçeden bir farkı yok. Hangi kriteri esas alacaksınız, neye göre dağıtacaksınız?

Ben aslında KİT Komisyonunda İller Bankası görüşülürken aynen şunu söyledim, dedim ki: Belediye gelirleri, İller Bankasının sağladığı imkânlar belediyelerin yatırımlarını yapması için yeterli değil. Bunu bizzat devletin kendisi yapması lazım. Dolayısıyla bundan hareketle özellikle gelişmekte olan bölgelerin belediye projeleri bu kapsamda yapılabilir. Biz bunu da göreceğiz, hep beraber izleyeceğiz. Ama biz görüyoruz ki özellikle büyükşehir belediyesine kredili yapılan projelere baktığımız zaman, İller Bankasındaki borç yükünün önemli bir kısmı, yüzde 60’ı, 70’i büyükşehir belediyelerinin üzerinde. Ben diyorum ki, inşallah, bu sağlanan kârlar da büyükşehir belediyelerine gitmez, daha çok bunu ödeme zorluğu içerisinde olan Anadolu’daki belediyelere tahsis edilir. Yine aynı şekilde, Cumhurbaşkanımıza verilen yetkiyle de… “Belediyelere istediği miktar kadar ödenek ayrılabilir.” diye ona da ayrıca bir yetki vermiştik. Bunu da izleyeceğiz. İnşallah, bu verilen yetkiler de İller Bankasından elde ettiği kaynaklarla yatırımını yapamayacak durumda olan belediyelere tahsis edilir, biz de bu kürsüden bunu alkışlarız.

Yine, devamında, sağlıktan bir örnek vermek istiyorum. Arkadaşlar, şu saatte bile, 112’yi arayın… Ben iki gün önce aradım, kalp krizi geçiren bir hemşehrimiz evinden Keçiören’deki Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Hasta sahibi beni aradı, ben hastaneyi aradım. Başladık yoğun bakımları aramaya. 112 sizi Koordinasyon Merkezine bağlıyor, diyor ki: “Bütün hastanelerin yoğun bakımları bizde var.” Başlıyor sormaya: “Hangisine gider, hangisinde yer var?” İnanın, iki üç saat, yoğun bakımlarda yer bulmanın imkânı yok. Kalp krizi geçiren bir hastayı bizzat takip eden birisi olarak söylüyorum. Aynı şekilde, beyin kanaması geçiren hastalarda da durum farklı değil. Sıralı hasta diye GATA’ya gönderildi hastamız. Maalesef, sabah saat sekizde de hastayı kaybettik. Yani realitelerle sizin söyledikleriniz arasında çok ciddi farklar var. Bu sadece yaşadığımız, iki gün önceki bir olaydı. Bu olayı onlarca kere de yaşadık, bunun da altını çizmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, son olarak şunu ifade etmek istiyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Yaşar.

Buyurun.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Biliyorsunuz, 19 Mayıs 1919 Atatürk’ün Samsun’a çıkışının 100’üncü yılı. Bununla ilgili kanun teklifimiz var, bunu gündeme getiriyoruz. Sayın Başkanımdan da burada ben rica ediyorum çünkü burada buna itiraz edecek kimsenin de olduğunu düşünmüyorum. 100’üncü yılı dolayısıyla “1919-2019 Samsun’un 100’üncü Yılı” yani “Samsun Yılı” olarak ilan edilmesi yönünde kanun teklifimiz vardı. Bu kanun teklifi burada gündeme gelip gerçekleşene kadar grubumuz adına her söz aldığımda bunu gündeme getirmeye devam edeceğim.

2019 yılının Samsun yılı ilan edilmesine yönelik desteklerinizi özellikle bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yaşar.

Üçüncü söz İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’na ait.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sağ olun.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 58’inci maddesi üzerine söz aldım. Bu madde, 6107 sayılı İller Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun’un 13’üncü maddesinin (3)’üncü ve (7)’nci fıkralarını değiştirmektedir.

Değerli arkadaşlarım, İller Bankası aslında daha çok il özel idarelerinin sorumluluğundaki geliri olmayan köyler ve küçük belediyelerin altyapı ve üstyapı projelerine, özellikle sulama gibi yatırımlara destek sağlamak amacıyla kurulmuş bir bankadır ve bugüne kadar böyle çalışmıştır.

Şimdi yapılan değişiklikle kârlarını farklı amaçlarda kullanabilecek. Bunun esas anlamı şu değerli arkadaşlar: İnşaat sektörüne yurt dışından aldığımız ucuz ve bol parayı gömdük. Şimdi geri ödemekle ilgili büyük sıkıntı da var. Şu anda yaşadığımız krizin temelinde de bu var. Bu inşaat şirketlerini kurtarmamız gerekiyor. Soru bu, bu soruyu sordunuz. Bunun için önce dendi ki: Bu batan, zorlanan inşaatların bir kısmını Emlak Bank üzerinden acaba devlete, kamuya verebilir miyiz? Sonra olmadı, kira sertifikaları, sukûk ve birtakım yöntemler geliştirdiniz, yürümedi. Daha sonra gayrimenkul sertifikaları adı altında modeller denediniz, bunlar da olmadı, bu proje de başarısız oldu. Bu, gayrimenkulde stok eritmek için bazı kamu bankalarını devreye soktunuz ve düşük faiz vermeye zorladınız. Bunlar da olmadı, şimdi İller Bankasını bir inşaat kurtarma bankası hâline getiriyorsunuz. Sadece banka değil arkadaşlar, holding gibi yapacaksınız, batan inşaat firmalarına ortak olacaklar ve daha çok da batan, yürümeyen, sıkıntılı belediyelerinize, büyük belediyelerinize kaynak aktaracaklar değerli arkadaşlarım. Bu da bir seçim yatırımı şeklinde geliyor buraya, bu da bir 31 Mart maddesi değerli arkadaşlarım.

Bakın, inşaatla ilgili yaptığınız daha başka tehlikeli şeyler de var. Batık ya da batmak üzere olan inşaat kredilerini varlığa dayalı menkul kıymet diye ipotekli değerli kâğıtlar hâline getiriyorsunuz ve bu kâğıtları önce Kalkınma ve Yatırım Bankası aracılığıyla biraz temizliyorsunuz. Sonra, bu kâğıtları bankalar, özellikle devlet bankaları gidecek, Merkez Bankasına getirecek, bir şekilde orada kıracak bu kâğıtları ve bir türev problemi Türkiye finans piyasasını saracak. Değerli arkadaşlarım, Amerika’daki 2008 krizinin temelinde bu türev, kirli, septik kâğıtların problemi vardır. Bu problemleri “Biz finans piyasasını derinleştiriyoruz.” adı altında Türkiye’ye taşıyorsunuz, bunların altından kalkamayacaksınız; 31 Marttan sonra bir de 1 Nisan var.

Değerli arkadaşlarım, seçime girerken sadece bunları yapmıyorsunuz yani seçimin sonuçlarını etkileyecek sadece birtakım ekonomik şeyler de yapmıyorsunuz. Öteden beri, Sayın Cumhurbaşkanı, bilmiş olduğu gerginlik ve kutuplaştırma politikasının da dibine vuruyor maalesef. Bakın, kullanılan laflara bakın değerli arkadaşlar: “Cumhur İttifakı var, bir de zillet ittifakı var. Çöp, yalancı, terörist, teröristlerle ortak…” Ya, ayıptır ya, günahtır. Ya, bu ülkeyi bu şekilde kullanmak olmaz. Krizle dibe vuracak bu ülke, daha sonra insanlar geçim sıkıntısını protesto etmek için sokağa çıkacak. Sonra, Cumhurbaşkanı dedi ki sarı yeleklileri de şey yaparak: “Bu sokağa çıkanlar… Fransa falan değil burası.” Nedir burası? Aynen 15 Temmuzda olduğu gibi, sokağa çıkan vatandaşların bir kısmına sokağa çıkan diğer vatandaşları kışkırttı. Değerli arkadaşlarım, seçim almak için bu kadar tehlikeli şeyler yapmak doğru değil. Ya siz bu ülkeyi, bu ülkenin insanını sevmiyor musunuz değerli arkadaşlar? Böyle bir şey olabilir mi yani her şey göze alınabilir mi? Seçim almak ve iktidarda kalmak için her şey göze alınamaz. Bir ülkenin iktidar partisinin muhalefet olmayı da göze alması gerekiyor değerli arkadaşlar. Biz sizi uyarıyoruz, felaket tellallığı falan yapmıyoruz, uyarıyoruz, bu zaman çok çabuk bir şekilde akar gider ve bu söylediklerimiz –Allah korusun- olur bu ülkede. Etrafımızdaki ülkelerde oldu değerli arkadaşlarım, insanlar kimlik üzerinden birbirlerini boğazlıyor değerli arkadaşlarım. Bunlar ülkemizde olmasın diye sizi uyarıyoruz, görevimizi yapıyoruz.

İyi akşamlar, kolay gelsin. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bekaroğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

58’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 58’inci madde kabul edilmiştir.

59’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 59’uncu maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      Kocaeli

                                   Fahrettin Yokuş                                          Feridun Bahşi                                           Yasin Öztürk

                                          Konya                                                      Antalya                                                     Denizli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                        Rafet Zeybek                                     Süleyman Bülbül

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Aydın

                                      Aydın Özer                                      Emine Gülizar Emecan                                      Fikret Şahin

                                         Antalya                                                     İstanbul                                                    Balıkesir

                                  Ömer Fethi Gürer                                                                                                             Cavit Arı

                                           Niğde                                                                                                                       Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba kanunun 59’uncu maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Kanunla, başkasının yerine sınava giren kişinin, sınav tarihinden itibaren iki yıl boyunca yapılan hiçbir sınava, yerleştirmeye başvuramaması amaçlanmıştır. Kamuoyunda “joker aday” diye tanımlanan bu kişilerle ilgili yaptırım sayesinde sınavlardaki kopyanın bir nebze azaltılması ve önüne geçilmesi amaçlanmıştır, buraya kadar güzel.

Bir kişi kendisiyle alakalı sınava neden girmez? Diğer kişi, kendisini ilgilendirmeyen, başkasının yerine sınava neden girer, hiç düşündünüz mü? Konumuz eğitim. Sınava girecek kişiye yetersiz, kalitesiz eğitim verirsen, liyakat, hakkaniyet gibi ahlaki kültürümüzü yozlaştırırsan kişi hak etmediği yere gelmek için, hak etmediği bölümü kazanmak için her türlü usulsüzlüğü yapar. Diğer kişi ise ya para kazanmak için ya da kendi siyasi görüşünde olanların kadrolaşması için ahlaksızca bu işe tevessül eder.

Geçmiş dönemlerde -hepinizin de kabul ettiği gibi- FETÖ neredeyse bütün sınavlarda soruları çalıp kendi yandaşlarına dağıtarak veya yerlerine başkalarını sınava sokarak devletin her kademesinde kadrolaştı ve ne yazık ki o dönemlerdeki ÖSYM Başkanlarının bu söylentiler basında yer aldığında verdiği pişkin cevaplar hâlâ kulaklarımızı çınlatıyor.

Ama asıl mesele esasında şu: Eğitim sistemini de iyileştirmek adına her yıl değişiklik yapıyorsunuz fakat başarılı olamıyorsunuz ki bir sonraki yıl yeni bir reform gündeme geliyor. Hiçbir çocuğumuz okulu, başladığı sistemle bitiremiyor. On altı yıllık iktidarınızda 15 kere müfredat değiştirdiniz. Göreve gelen her bakanınız enkaz devraldığını söylüyor. “Enkaz” dediğiyse kendi partisinden olan eski bakanın icraatları. Nerede bir problem varsa hepsinin temelinde eğitim yatmaktadır.

Türk eğitim sistemini getirdiğiniz noktayı görebilmek için OECD’nin meşhur PISA verilerine baktığımızda, okuma becerilerinde bile OECD’nin çok altında olduğumuzu görüyoruz. 72 ülke arasında 50’nci sıradayız. Onların ortalaması 493, bizim çocuklarımızın ortalaması 428. On beş sene evvel ortalama 441 idi. Döneminizde bariz bir başarısızlık var. İktidarınızda çocuklarımız artık okuduğunu bile anlayamaz hâle geldi.

PISA verilerine bakmaya devam edelim. OECD ülkelerinin ortalama puanları ile öğrenci başına yapılan harcama miktarları arasında pozitif bir ilişki var yani eğitime para harcadıkça öğrenci başarısı artıyor, başarı arttıkça ülke kazanıyor. OECD ülkeleri arasında öğrenci başına en az harcama yapan ve millî gelire oranla en az kaynak ayıran ülke kim? Biziz, Türkiye. Eğitime yatırım yapmak ülkenin geleceğine yatırım yapmaktır. Siz bizden geleceğimizi çalmaya çalışıyorsunuz ki buna razı olmamız mümkün değil.

Bir de sınavlarımıza bakalım. 2018 alan yeterlilik tespit sınavında öğrencilerimizin netleri içler acısı. Fizik 0,4; 1 bile değil, kimya 1,1; tarih 1,4; matematik 3,9. Bu skorları elde etmek için eğitim almaya gerek var mı? Veya şöyle söyleyeyim, siz bu çocuklara okulda ne öğretiyorsunuz? Bu skorlar açık seçik gösteriyor ki evlatlarımız temel bilgi ve becerileri kazanamadan mezun oluyorlar. 2018 YÖK sınavına girenlerin dörtte 1’i yani 500 bin öğrenci barajı aşamadı, 41 bini sıfır çekti. Sıfır almak için okula gitmeye gerek var mı? Bu çocuklar bizim çocuklarımız.

Sayın milletvekilleri, eğitim her toplumun en millî meselesidir ve yapboz tahtası muamelesi yapılamayacak kadar önemlidir. Bir iktidarın geleceğe bıraktığı en faydalı miras sadece köprüler, otoyollar, hava limanları değil; çağdaş, akılcı ve bilimi esas alan bir eğitim sistemidir.

Eğitimde her şeyi okul, üniversite binası yapmak zannedenlere sesleniyorum: YÖK’e göre 206 üniversitemiz ve buralarda okuyan yüz binlerce öğrencimiz var ama bu üniversitelerde çağdaş eğitimi verebilecek altyapı ve tecrübeye sahip kaç hocamız var? Herkes üniversite mezunu olmak zorunda değil ama her mezun, konusunu üst seviyede bilmek zorunda. Bunun yerine, diploma verdiğimiz gençlere bu işleri yapacak seviyede eğitim vermek zorundayız. Eğitimi gençlerimizin meşguliyetle oyalandığı faaliyet alanlarına çevirdiniz. Anaların babaların kursaklarından keserek verdiklerini ve gençlerimizin en değerli yıllarını heba ediyorsunuz. Ama inanın çözüm bu değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Öztürk.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Böyle giderse işsiz, umutsuz, isyanda ve en acısı, eğitimsiz bir gençlikle karşı karşıya kalacaksınız. Fakat bu içler acısı durum çok da umurunuzda değil gibi duruyor.

Şunu tekrarlayarak sözlerimi bitirmek istiyorum: Küresel bilgi yarışında geride kalmamak için üniversitelerimizi alanında uzman hocaların eğitim ve araştırma yürüttüğü, dünyaca kabul gören bilim merkezleri hâline getirmek zorundayız. Üniversite sayısını artırmaktan çok, üniversitelerimizin kalitesini, mezunlarımızın eğitim kalitesini yükseltmeye mecburuz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Önergeler üzerinde diğer söz Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün.

Buyurun Sayın Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yap-işlet-devret modeliyle devletin kasasından şirketlere ödenen miktarlar 2017 yılında 9,7 milyar lira, 2018 yılında ise 15 milyar lira olmuştur. YİP modeli ekonomiyi adım adım bataklığa sürüklemektedir.

21 Şubat 2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Aydın-Denizli Otoyolu Projesi, yap-işlet-devret modeli kapsamında yapılan bir ihaledir. İhale 3 kez ertelenmiş, en sonunda 27 Kasım 2018’de gerçekleşmiştir; 17 istekli şartname almıştır, 2 teklif gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bir saptama yapmak istiyorum: Antalya’dan İzmir’e daha hızlı, ekonomik ve çevreci ulaşımın alternatifi bu otoyol değil, aslında bir demir yolu hattıdır. İlla da kara yolu hızlandırılacaksa yeni bir otoyol yapmadan önce, yerleşim birimlerini transit geçen çevre yollarının yapılması gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca, bu proje bu hâliyle Aydın’da yüzlerce dönüm tarım arazisini de yok etmektedir.

Bir başka önemli nokta ise otoyolda öngörülen ücrettir. Aydın-Denizli otoyolunun yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirileceği ve otoyol kullanımının otomobil ve kilometre bazında 5 avro olarak ücretlendirileceği açıklanmıştır. Bugünkü kurdan 5 avronun karşılığı yaklaşık 32 liradır ve bu fiyat, açık ve net, fahiş bir fiyattır çünkü ortalama otomobilin kilometrede yakıt harcaması 30-35 kuruştan başlamaktadır. Aydın-Denizli arasında otoyol parası bugünkü kurla 53 lirayı bulacaktır. Bu hesap bugünün kurudur. Peki, ya kur artarsa, yakıt parası, o kadar otoyol parası verecek müşteriyi nereden bulacaktır bu projede?

Değerli milletvekilleri, peki, vatandaş, fiyatı fahiş olan otoyolu kullanmaktan kaçınırsa ne olacaktır? Bunu anlatmak lazım. Yap-işlet-devret kapsamında görevlendirilecek konsorsiyuma gelir garantisi verilmektedir, bunun cevabı budur. Aydın-Denizli otoyolunda da bir Osman Gazi Köprüsü, bir üçüncü köprü, bir Avrasya Tüneli rezaleti yaşanacaktır. Yeni yoldan geçen de geçmeyen de bu yola para ödeyecektir, sonuç budur.

Bakınız, geçen kasım ayında yapılan ihalede en iyi teklif Bergiz İnşaat-Arda Mühendislik ortaklığının on yedi yıl on bir ay on bir gün işletme süresi ve 6 milyar 866 milyon 532 bin TL’lik teklifi olmuştu. Aydın-Kuyucak için çift yönde 35 bin otomobil/eş değer gün hesaplanmış durumda yani yılda 12 milyon 775 bin adet otomobil geçecek. Kuyucak-Denizli için ise 32 bin otomobil/eş değer gün hesaplanmış yani yıllık 11 milyon 680 bin otomobil geçecek. Cahit Vekilim ne güzel dinliyor, kendisi Denizli Milletvekili, grup başkan vekili, o yollardan geçecek, bu hesabı da iyi dinlerse belki engeller. (CHP sıralarından alkışlar)

Sonuç olarak Karayolları, Aydın-Denizli otoyolunda toplam 91 milyon 158 bin avro garanti ediyor arkadaşlar. Bu pahalı bir yatırım ortaya koyuyor çünkü buradan 168 kilometrelik Aydın-Denizli otoyolunun her kilometresinin maliyetinin 40 milyon TL olduğu gibi bir sonuç ortaya konuyor.

İkincisi, yatırımcı bu yatırımı üç yıl içinde gerçekleştirecek, bu üç yıl içinde de bugünkü kurdan yaklaşık 1 milyar avroya denk gelen yatırımı avro cinsinden daha da düşecektir. Ancak yatırımcı geçiş ücretlerini avro üzerinden tahsil etmeye devam edecektir. Sonuçta kur kaynaklı yük hem vatandaşın hem de hazinenin üstüne kalacaktır; sadece Aydın Vekili Süleyman Bülbül’ün üzerine kalmayacaktır, Denizli Vekili, Grup Başkan Vekili Cahit Vekilin de üzerinde kalacaktır farklı partilerde olsak dahi.

Üçüncüsü ise 1 milyar avroluk yatırıma 1,64 milyar avro gelir garantisi tamamen yanlıştır.

Dördüncüsü, en önemlisi ise Karayolları Genel Müdürlüğünün 2016 ve 2017 ulaşım verilerine baktığımızda -aynen arkadaşlar, veriler bunlardır- bu verilere göre o yollardan şimdi kaç aracın geçmiş olduğu hesaplanmıştır. Baktığımızda, Aydın-Kuyucak arası kesimdeki en yoğun trafik günlük ortalama 16 bin otomobil olmak üzere 22.500 civarındadır şu anda. Yani günlük 35 bin araç garantisinin gerçekleşmesi trafiğin geçmişi ve durumu açısından mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Bülbül, buyurun.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Gerçekte günde 22.500 araç, 8 milyon 212 bin 500 araç yapıyor. Tahmin edilen, belirtilen, garanti edilen 35 bin araç ise 12 milyon 775 bin yapıyor. Bu hesaba göre 4 milyon 562 bin 500 aracın parasını kim ödeyecektir arkadaşlar? Her yıl taahhüt edilen, garanti edilen 150 milyon TL’lik garanti kısmı kimin kasasına girecektir? Bu yap-işlet-devret modeli değil yap-işlet-soy modeli anlamındadır. (CHP sıralarından alkışlar) Devlet yolunu hiçbir aracın kullanmayacağını, tüm araçların bu otoyolu kullanacağını farz etsek bile garanti gerçekleşmeyecek, garantinin yarısını devlet ödemek durumunda kalacaktır.

Sonuç olarak, bu yola her yıl acelesi olan vatandaş 45-50 milyon avro ödeyecek, hazine de bir o kadar gelir garantisi ödeyecek. Kısaca bu iş irrasyoneldir, bu iş olursa yine vatandaşın cebinden geçmediği yolun parası alınacaktır arkadaşlar.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

59’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 59’uncu madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:00.11

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 00.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Rümeysa KADAK (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Sayın milletvekilleri, 60’ıncı madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç adet önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 60’ıncı maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Feridun Bahşi                                             Ayhan Erel                       Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Antalya                                                    Aksaray                                                      Adana

                                   Fahrettin Yokuş                                                                                                         Lütfü Türkkan

                                          Konya                                                                                                                       Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                             Emine Gülizar Emecan                                      Fikret Şahin                                      Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                    Balıkesir                                                      Niğde

                                 Mehmet Bekaroğlu                                        Rafet Zeybek                                             Aydın Özer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                     Antalya

                                                                                                         Cavit Arı

                                                                                                          Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde Antalya Milletvekili Feridun Bahşi konuşacaktır ilk olarak. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 60’ıncı maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Alara Çayı yılda 10 milyondan fazla yabancı turistin tatil yaptığı Türk Rivierası olarak da bilinen Antalya sahil bandına en yakın ırmaklardan birisidir. Irmak Gündoğmuş ilçesi sınırlarında Torosların sarp yamaçlarından doğar. Tarihî Alara Kalesi ve Alara Çayı’nın büyük bölümünü oluşturan suların kayadan fışkırdığı Uçansu Şelalesi de görenleri büyülemektedir. Su sıcaklığı yaz kış 10-15 derece arasında değişmektedir.

Uçansu Şelalesi’nin de bulunduğu Alara Vadisi sahip olduğu biyolojik zenginlik ve doğasıyla 2008 yılında UNESCO tarafından açıklanan dünyada yaşanabilir 100 yerden biri listesinde 19’uncu sırada gösterilmiştir. Her güzelliğin yağmalandığı günümüzde elbette bu güzellik de kendi hâline bırakılamazdı. Nitekim yaklaşık on yıldır bu güzelliği mahvetmek üzere hırsını frenleyemeyen açgözlüler bu eşsiz doğa harikası çayın üzerinde 12 tane HES projesi ruhsatı almışlar ancak bölge insanının direnci ve açtığı davalar neticesi HES projeleri 6’ya kadar düşürülebilmiştir. Yine, aynı açgözlü kesim bu güzelliği bitirmek üzere farklı yollar aramış, çayın suyunu şişeleyip satma yolunda bulunmuşlar ve hemen işe koyulmuşlardır. Ancak duyarlı Antalyalılar ve Gündoğmuşlular buna izin vermeyecektir; gerek mahkemeler yoluyla gerekse demokratik eylemler yoluyla bu güzelliklerin mahvolmasına izin vermemeye çalışmaktadırlar. Nitekim 25 Ocak günü bu talan teşebbüslerini yerinde Antalyalılar protesto edecektir.

Değerli milletvekilleri, Antalya’mızın sorunlarından da bahsedeceğim. Antalya’nın, bilindiği gibi, iki temel geçim kaynağı vardır; bunlardan biri turizm, birisi ise tarımdır. Türkiye, turizm ve kültür değerleri bakımından köklü bir geçmişe sahip olup birçok ülkenin kıskanacağı zenginliktedir. Turizmdeki rakiplerimizden İspanya’nın 1.200 kilometre kıyı şeridi varken sadece Antalya’nın 650 kilometre kıyı şeridi vardır. 2018 yılının ilk altı ayında 19 milyon turist gelmiş, 11 milyar dolar gelir elde edilmiştir. Ülke ekonomisine bu kadar katkı yapmasına karşın turizm sektörü ve Antalya şehri hak ettiği değeri bir türlü görememektedir. Sektörde yaşanan sıkıntılar AK PARTİ iktidarında giderek büyümekte, ülkemize gelen bu kadar turiste ve sağlanan bu kadar gelire rağmen turizmci kâr elde edememektedir.

Ülkemizde öncelikli olarak turizmi on iki aya yayma çalışmalarının mutlaka geliştirilmesi, fuar, üniversite, sağlık, golf ve kaplıca gibi alanlarda da turizmin desteklenmesi gerekir. Gerekli tedbirler alınmadığı takdirde kriz derinleşecek, yüzlerce işletme iflas edecek ve ülkenin bacasız sanayisi turizm krizden çıkamaz hâle gelecektir. Beklentiler her sene düşmektedir, her sene bir önceki sene gelirlerini aratmaktadır. Şu an itibarıyla turizmcinin geliri ile gideri baş başa bile değildir, zarardadır. Kimse, gelen turist sayısına ve yapılan ciroya aldanmamalıdır. Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Bu konuda, Hükûmet olarak, acilen bir çözüm bulunmalı, verilecek teşviklerle turizm tekrar cazip bir meslek konumuna getirilmelidir. Kısacası turizm kurtarılmak zorundadır.

Değerli milletvekilleri, Antalya, önemli bir turizm bölgesi olması yanında, Türkiye’nin en önemli tarım bölgesidir de. Tarımda çeşitlilik bakımından Antalya eşsiz durumdadır. Antalya’daki tarım hareketi Türkiye’deki enflasyonu direkt etkileyebilecek büyüklüktedir. Tarımın sorunlarının çözülmesi hâlinde Antalya’nın refah düzeyinin önemli oranda artacağı, Türkiye’nin de aynı oranda büyüyeceği düşünülmektedir. Bu kadar önemli bir sektörün sorunları hep tartışıldığı hâlde nedense çözüme kavuşmadığını da anlamakta zorluk çekiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Bahşi.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – İktidardakiler ya sorunları tespit edemiyor ya da çözüm konusunda istekli davranmıyor.

Değerli milletvekilleri, Antalya tarımının planlama eksiği vardır. Öncelikle tarımın teşvik edilmesi gerekir. Bu çerçevede üreticiye tohum, ilaç, gübre ve fide desteği sağlanmalı, özellikle fideler ücretsiz dağıtılmalıdır. Çözüm noktasında acilen harekete geçilmelidir. Yoksa bu kadar verimli bir coğrafyada, böylesi mükemmel bir iklimde zenginliklerimiz içinde yokluk yaşamaya devam edeceğiz.

Bu vesileyle yüce Türk milletini ve Gazi Meclisi selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bahşi.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metninin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 60’ıncı maddesiyle 6217 sayılı Kanun’un geçici 2’nci maddesine eklenen fıkrada yer alan "tüketici fiyat endeksindeki artış” ibaresinin “tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Cahit Özkan                                      Mehmet Doğan Kubat                         Fehmi Alpay Özalan

                                          Denizli                                                     İstanbul                                                       İzmir

                                   Abdullah Güler                                            İmran Kılıç                                               Eyüp Özsoy

                                         İstanbul                                              Kahramanmaraş                                              İstanbul

                                                                                                      Metin Yavuz

                                                                                                           Aydın

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kira artışlarında esas alınacak orana ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 60’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

61’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 61’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                                      Murat Çepni                                    Filiz Kerestecioğlu Demir                              Necdet İpekyüz

                                           İzmir                                                       Ankara                                                     Batman

                                      Tuma Çelik                                    Mahmut Celadet Gaydalı            Serpil Kemalbay Pekgözegü

                                          Mardin                                                       Bitlis                                                         İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Genel Kurul ve değerli halkımız; burada, Afet Sigortaları Kanunu’ndaki değişiklikle ilgili, DASK’ın ihtiyaç duyacağı bir anonim şirketin kurulmasına ilişkin bir maddeyle ilgili gelmiş bulunuyorum fakat kısaca hemen şunları söylemek istiyorum: 1999 depreminden sonra, kentlerde toplanma alanları ile afet anında ulaşımı sağlayacak güzergâhlar tespit edilmişti. Örneğin İstanbul’da 470 geçici iskân alanı ve 562 birinci derecede acil ulaşım yolu belirlenmişti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem ve Doğal Afet Komisyonunun 2016 Aralık ayında hazırladığı rapora göre, 470 deprem toplanma alanı 77’ye düşürüldü. Yani, işin esası, özeti budur. Şimdi tablo bu iken, Hükûmet muhteşem bir öneri getirerek, bir anonim şirket kurarak bu sorunu çözmeye çalışıyor. Aslında afetin kendisi, bu Hükûmetin ta kendisidir. Yani, halkımızın, emekçilerin üzerine çöken binalar gibi halkın üzerine çöken bu Hükûmet aslında felaketin ta kendisidir.

Bugün Sincan Cezaevinde bir mahkeme vardı ve bu mahkemede aslında çöken hukukun bir örneğini daha yaşadık. Burada, adalet ve özgürlüğün temsilcisi, zulmün ve faşizmin gözüne bakarak eşitliği, adaleti ve özgürlüğü haykıran bir kadın devrimci ve sosyalist vardı: Figen Yüksekdağ. Figen Yüksekdağ yoldaşımızı buradan selamlıyorum.

Bugün, işçi sınıfının, emekçilerin, kadınların ve direnen Kürt halkının taleplerini haykırarak ve sözcüsü olarak kürsüye çıktı; yargılanmadı, yargıladı. Ben buradan onun sözleriyle seslenmek istiyorum: “Biz tarafız; Prometheus gibi, Şeyh Bedrettin gibi, Deniz Gezmiş gibi, bu memleketin mücadeleci insanları gibi tarafız, büyük insanlığın tarafındayız. Ateşi de, Prometheus gibi, insanlığı sevdiğimiz için çaldık. Ortada bir suç varsa biz bu suçu işledik. Ateşi çalmak suç değildir. Faşist propagandanın en temel kuralıdır: Bir yalanı bin defa söylerseniz gerçek kılabilirsiniz. Ama bizler, yalanın ve çarpıtmanın hâkim ilke olduğu bu süreçte gerçeği söylemekten çekinmedik, çekinmeyeceğiz.”

Kendi rejimlerini kurmak isteyenler, halkın oylarıyla seçilen bizleri hapsettiler. Meclisi işlemez hâle getirerek yeniyi kurmaya girişenler önlerini dahi göremez hâle geldiler.

Evet, Figen Yüksekdağ direnen işçi sınıfının sesidir; Cargill işçilerinin, Flormar işçilerinin, TOKİ işçilerinin, TARİŞ işçilerinin sesidir. Figen Yüksekdağ eşitlik, adalet, özgürlük isteyen tüm demokrasi güçlerinin sesidir; adil, onurlu barış mücadelesi yürüten Kürt halkının sesidir. Figen Yüksekdağ tacize, cinsel istismara karşı mücadele yürüten, cinayetlere karşı mücadele yürüten kadınların sesidir. Figen Yüksekdağ Karadeniz’de, Ege’de “Bu toprak bizim, bu devlet benim.” diyen Havva anaların sesidir. Figen Yüksekdağ tam da bu yüzden rehindir, Figen Yüksekdağ ezilenlerin sesi ve temsilcisi olduğu için bugün rehin tutulmaktadır. Figen Yüksekdağ, 70’inci gününde direnen Leyla Güven’in yoldaşı olduğu için rehindir. Ve buradan Figen Yüksekdağ’ı ve direnen tüm yoldaşlarımı bir kez daha selamlıyorum. Onların mücadelesinin temsilcisi olacağımıza bir kez daha buradan söz veriyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çepni.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 61’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Aylin Cesur                                  Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                          Isparta                                                       Adana                                                      Kocaeli

                                       Ayhan Erel                                        Arslan Kabukcuoğlu                                       Hüseyin Örs

                                         Aksaray                                                    Eskişehir                                                   Trabzon

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                    Kemal Zeybek                                             Aydın Özer                                               Fikret Şahin

                                         Samsun                                                     Antalya                                                    Balıkesir

                                                                                                      Rafet Zeybek

                                                                                                          Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen konuşmacıların ilki Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili kanun teklifinin 61’inci maddesi üzerinde konuşma yapmak üzere İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün sizlere seçim bölgem Trabzon’daki bir uzatmalı prestij projesinden bahsetmek istiyorum. Yıl 2009. 29 Mart 2009 yerel seçimlerine gidilirken AK PARTİ Trabzon’da adına “prestij projesi” dediği, gerçekten de olması gereken bir projeyle sahaya çıktı. Gazete ve billboardlarda, afiş ve ilanlarda büyük bir dönüşümle ultra lüks bir mahalle vadediliyordu. Yerel TV kanallarında, sosyal medyada “Çömlekçi Kentsel Dönüşüm Projesi” adıyla bir film yayınlanıyordu. Seçim vaatleri içerisinde en etkilisi ne yalan söyleyeyim ki bilgisayarlı grafik, animasyon yöntemiyle hazırlanmış bu çizgi filmdi. Yok yoktu bu çizgi filmde; panoramik asansörler, seyir terasları, kongre merkezi, yürüyen merdivenler, hele bir tanesi vardı ki teleferik, o kadar güzel süzülüyordu ki Boztepe’den aşağıya doğru, doğrusu sizin de görmenizi isterdim. Gerçekten yukarıdan teleferik süzülüyor, alttan böyle raylı sistem çalışıyor, modern duraklarda tramvaydan inen mutlu insanlar alışveriş sokağında alışverişlerini yapmış, Çömlekçi parklarında çaylarını yudumluyorlardı. Bu çizgi filmi izleyenler modern binaları, kule iş merkezlerini, ofisleri, rezidansları görünce “Evet, işte bu Trabzon’un prestij projesi.” dediler ve oylarıyla AK PARTİ’ye destek oldular. Beş yıl geçti, altmış ay yani. Bin sekiz yüz yirmi beş gün sonra 30 Mart 2014 seçimlerine gidilirken Çömlekçi Kentsel Dönüşüm Projesi hayata geçirilememişti. Trabzonlu sormaya başladı: “Yahu, ne oldu bu prestij projesi?” Cevaplar fena değildi, o gün durumu idare eden cevaplar geliyordu. “Fizibilite, avam proje, paydaşlar, vesaire.”yle başlayıp “Bu projeler uzun projelerdir.”e bağlanıyordu iş. Trabzon’un avansı yine devam etti. Trabzon’un büyükşehir statüsüne kavuşması ikinci beş yıl daha Çömlekçi Projesi’nin hayata geçirileceği umutlarını artırınca Trabzonlu seçmen bir kez daha AK PARTİ’den yana tercihini kullandı.

Değerli milletvekilleri, sayılı günler tez geçiyor. İki koca dönem bitti, hükûmetler, milletvekilleri, bakanlar değişti, meclis üyeleri değişti, Trabzon, il belediyesi iken büyükşehir belediyesi oldu; az buz zaman değil on yıl geçti ama Çömlekçi bitmedi.

Bakınız, Türkiye'nin dev yatırımlarından Keban Barajı’nın yapımına 1965’te başlandı, 1974’te 4 tane büyük türbini devreye girdi. Trabzon Limanı’nın temeli -hem de o eski Türkiye'de- 1946’da atıldı, sekiz yılda tamamlandı, 1954’te hizmete açıldı. Trabzon’da Karadeniz Teknik Üniversitesinin kampüsünün temeli 1963’te atıldı ve 1968 yılında Temel Bilimler Fakültesinde eğitime başlandı. Bu hizmetleri yapanlardan, emeği geçenlerden Allah razı olsun. Koca Keban Barajı dokuz yılda hizmete girdi, temeli atıldıktan beş yıl sonra KTÜ öğretime başladı, 1946’da temeli atılan Trabzon Limanı’na 1951 yılında ilk vapur yanaştı ama tam da limanın karşısındaki Çömlekçi Projesi bitmedi. En kötüsü bir on yıl daha bitecek gibi gözükmüyor. Bu prestij projesini bugün burada, bu saatlerde niye gündeme getirdim biliyor musunuz? Saygıdeğer milletvekilleri, kısa bir süre önce Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanımız Trabzon’a gitti ve yaptığı açıklamada dedi ki: “Çömlekçi’yi yürüyen merdivenlerle meydana bağlayacağız, Çömlekçi Dönüşüm Projesi’ni 2023’te bitireceğiz.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Örs.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Çok özür dilerim.

BAŞKAN – Yok, buyurun.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) - Sayın Bakanın söyleminden şunu anladım: On yıldır mağduriyete uğramış Çömlekçi halkının, Arafilboyulu vatandaşlarımızın –Arafilboyu diye bir mahallemiz var, hemen limana bakan, çok da güzel bir mahalledir- mağduriyetinin giderilmesi başka bahara kaldı. Yani Çömlekçi’deki başarısızlık Bakan Bey tarafından da tescillendi. Mahallî seçimler öncesi bitimi için 2023 tarihi verilerek oluşturulmak istenen yeni algı aklıma bir televizyon dizisini getirdi. Çizgi filmle başlayan Çömlekçi Dönüşüm Projesi’nin kaderi aynı on iki yıldır devam eden Arka Sokaklar dizisi gibi, oyuncular değişiyor, film devam ediyor.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Örs.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ikinci konuşma İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 61’inci madde 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu’nun 6’ncı maddesini değiştiriyor ve diyor ki: “Bakan, Kurumun teknik işleri ile işletmeye ilişkin iş ve işlemlerinin Kurum tarafından kurulan ve münhasıran bu amaçla faaliyet gösterecek bir anonim şirket tarafından yürütülmesine karar verebilir.” Değerli arkadaşlar, ya, o kadar çelişkili işler yapıyorsunuz ki “Saçma sapan.” filan diyeceğim, “Aa, böyle konuşulmaz.” diyeceksiniz. O kadar çelişkili işler yapıyorsunuz ki; ya, bu kurum eğer devletle ilgili, kamuyla ilgili bir şeyse kurum kendi kendini idare etsin. Ya, bu ne demek yani? Bir kurum var ama bu kuruma ilişkin iş ve işlemler başka bir anonim şirkete yaptırılacak. Bu nedir gerçekten arkadaş? Hiç sormuyor musunuz, sorgulamıyor musunuz, ne yapıyoruz ya, bunun anlamı ne? Eğer gerçekten kamu olacaksa, bu “kamu” ne demek kardeşim? Halk demek değil mi? Yani kamu yönetecek. Ee, nasıl denetlenecek? İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Sayıştay üzerinden denetlenecek “Bir yanlışlık var mı, yok mu?” diye, yargı denetimi; böyle yani. Devlet böyle işliyor değerli arkadaşlarım. Ya, ne yapıyorsunuz “Cumhurbaşkanlığı sistemi” filan diye? Neticede bir kurumsal yapı olacak, kurumsal yapının nasıl idare edileceğine dair yasalar olacak. Bu yasaları -kuvvetler ayrılığı- Türkiye Büyük Millet Meclisi çıkaracak. Peki, bunun bir denetimi de olacaktır, değil mi yani? Siyasi denetimi Türkiye Büyük Millet Meclisi yapacak, hukuksal denetimini, yargı denetimini de Sayıştay yapacak mali konularda. Böyle değil mi? Böyle. Ama siz kurum oluşturuyorsunuz, bir taraftan devletleştiriyorsunuz, öbür taraftan da özelleştiriyorsunuz. Böyle bir şey yok değerli arkadaşlarım, böyle bir yapı yok, böyle bir devlet olmaz. Yani yıkıyorsunuz bir şeyleri, tamam ama yerine kurduğunuz bir şey değil, bir şey değil değerli arkadaşlarım. Gerçekten Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi bir şey değil. Yüzümüze, gözümüze bulaştırdık, daha altı ay zaman geçti, yürümüyor işler, bunu görüyorsunuz buradan.

Ha, başka ne olacak? “Kurum -kurum dediği şey Doğal Afet Sigortaları Kurumudur değerli arkadaşlarım- uluslararası anlaşmalar kapsamında, Bakanın uygun gördüğü uluslararası sigorta ve reasürans şirketlerine ortak olabilir.” Bir taraftan bakan uygun görecek yani devlet uygun görecek, öbür taraftan da özel bir şirket şeklinde idare edilecek. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil değerli arkadaşlar.

Birçok alanda olduğu gibi, sigorta şirketleriyle ilgili de çok ciddi sıkıntılar var. Biliyorsunuz, sigorta şirketleri lobi oluşturuyor, baskı kuruyor ve geçmişte “Sigorta şirketleri iflas ediyor, kâr edemiyor. Zaten sigorta şirketlerinin hemen hemen tamamının sermayesi yabancı sermaye, çekilecekler dolayısıyla sigorta şirketinin olmadığı bir yerde, serbest piyasada yatırımlar olamaz.” diye panik şeklinde sigorta şirketlerinin istedikleri yasalar çıkardık ama bu yasalar hep sigorta şirketlerinin lehine oldu. Bu sigorta şirketlerinin muhatabı olan yurttaşlarla ilgili, vatandaşlarla ilgili -tırnak içinde- müşterilerle ilgili bir şey yapmadınız, onları zor duruma soktunuz. Şimdi daha başka bir şey yapıyorsunuz, sigorta şirketlerini sigorta edecek bir şirket kuruldu; biliyorsunuz, 47’nci maddeyle yine bu şeyde Türk Reasürans Anonim Şirketi diye bir şirket kurduk. Bu şirket, sigorta şirketlerini sigorta edecek değerli arkadaşlarım. Ama nasıl edecek? Bize gerekçe olarak sundular Plan ve Bütçe Komisyonunda: “Büyük projelerin bizim o normal sigorta şirketleri tarafından sigorta edilmesi kabul edilmiyor. Böyle olduğu zaman, kredi alınamıyor, finans problemleri ortaya çıkıyor, yurt dışındaki reasürans şirketlerine sigorta ettirmek çok pahalıya mal oluyor, biz kuracağız.” Peki, soruyorum değerli arkadaşlarım: Şimdi, üçüncü havaalanı, İstanbul Havalimanı 3 5 milyar dolarlık bir yatırım. Nasıl bir şirket, sermayesi ne kadar olacak bir şirketin ki bunu sigorta etsin? Milyarlarca değil mi? Şimdi, devlet, 1 milyar dolar, 2 milyar dolar sermayesi olan bir şirket mi kuruyor değerli arkadaşlarım, nasıl olacak bu? Yani, niye sigorta şirketlerinin işleri sağlıklı bir şekilde yürümüyor, işlerini yapamıyorlar? Çünkü siz ekonomiyi gerçekten krize soktunuz, finans piyasasını ciddi bir şekilde krize soktunuz, sokmaya da devam ediyorsunuz. Bu sebepten dolayı sigorta şirketleri Türkiye'den çıkma eğiliminde. Baskı yapıyor, siz de geliyorsunuz, bu sigorta şirketlerini sigorta edecek bir devlet şirketi kuruyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bekaroğlu.

Buyurun.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Devlet şirketine yatıracağınız milyarlar nereden gelecek değerli arkadaşlar? Devlet nereden para şey yapıyor? Devlet para basıyor da nereden? Bizim vergilerimizden değerli arkadaşlar. Öyle olunca, eski Bakan arkadaşımız Fikri Bey “Kocaeli’de oğlunun pantolonu yok diye kimse intihar etmedi.” diye kızdı, gitti. Nereden oluyor? İşte, siz bu kamunun, halkın verdiği vergileri 10 tane şirkete bir şekilde aktardığınız zaman ortada bir şey kalmıyor ve insanlar çocuklarına pantolon alamayıp intihar ediyorlar. Bunu duyduğunuz zaman da küplere biniyorsunuz, sinirleniyorsunuz değerli arkadaşlar, öyle değil. Yani siz gerçekten ülkeyi yanlış yönettiniz; siz gerçekten bir kibrin, bir öz güvenin esiri olarak ülkeyi bir uçurumun kenarına, maalesef, getirdiniz ama yani buradan da dönebilirsiniz değerli arkadaşlarım. Buradan dönme doğrultusunda atacağınız her adım muhalefet tarafından desteklenecektir. Hiçbirimiz sizin düşmanınız değiliz değerli arkadaşlarım.

Saygılarımla. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bekaroğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

61’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 61’inci madde kabul edilmiştir.

62’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 62’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                          Serpil Kemalbay Pekgözegü                       Mahmut Celadet Gaydalı                                    Tuma Çelik

                                           İzmir                                                         Bitlis                                                        Mardin

                                   Necdet İpekyüz                                 Filiz Kerestecioğlu Demir                              Erol Katırcıoğlu

                                         Batman                                                     Ankara                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde ilk söz İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli üyeler, hepinize iyi akşamlar.

Benim bugün ikinci konuşmam olacak galiba ya da üçüncü konuşmam, hatırlamıyorum doğrusu. Fakat bu konuşma da esasında bir düzeltme maddesi, daha doğrusu bir ekleme maddesi. Afet Sigortaları Kanunu’na bir ek yapılmak isteniyor ve bu ek, esasında bize şöyle geldi ya da bakarsanız, kanunda görürsünüz: “Diğer özellik gösteren riskler” cümlesinin dâhil edilmesini söylüyor 7’nci maddenin ikinci fıkrasına.

Şimdi, bu nedir diye baktığınızda, amaca bakıyorsunuz, anlıyorsunuz ki Afet Sigortaları Kanunu’ndaki bu düzeltmeyle ve bu cümleyle esasında ima edilen şey, nükleer santral sigortalaması işleminin de DASK tarafından yapılması yani Doğal Afet Sigortaları Kurumu tarafından yapılması isteniyor.

Şimdi, evet, eğer siz nükleer santral kurmaya karar vermişseniz -ki vermişiz, öyle anlaşılıyor- dolayısıyla bunların sigortalanması lazım. Fakat, arkadaşlar, benim anlamakta zorlandığım şey, bu böyle bir kanunun kenarından bir cümleyle yapılacak olan değişiklikle halledilebilecek bir mesele değil. Bu çok önemli bir mesele.

Bakın, ben size söyleyeyim: Japonya’da son Fukuşima olayındaki zarar 126 milyar dolar, çok büyük bir para ve bunu devlet ödemek zorunda kaldı.

Şimdi, ne yapılmak isteniyor diye baktığımda: Akkuyu ve Sinop Nükleer Enerji Santrallerinin sigortalanması için böyle bir ekle, ek maddeyle DASK’ın kapsamını genişletmek ve böylelikle DASK’ın, esasında nükleerle ilgili olarak, nükleer santral işletmeciliğiyle ilgili olarak bir imkân elde etmesini sağlamak ve böylelikle de gereken sigortalama, reasürans işlerinin yapılmasını sağlamak.

Evet, doğrusunu isterseniz benim de öğrenebildiğim kadarıyla bütün dünyada da esasında nükleer işletmelerle ilgili olarak, nükleer santral işletmeciliğiyle ilgili olarak böyle bir sigorta meselesi var doğal olarak çünkü çok büyük ve hesaplanması son derece zor zararlar içerdiği için de çok büyük sermayeler gerektiren reasürans şirketlerini gerekli kılıyor ve bundan dolayı da bütün dünyada yapılan şey şu: Bir havuz kuruluyor ve bu havuz bu türden kazaları sigortalama imkânını sağlayabiliyor. Ve dünyada bunlardan 27 tane var, bizimkisiyle 28 olacakmış. Fakat arkadaşlar, gördüğüm kadarıyla yabancı ülkelerde, özellikle Amerika gibi ülkelerde nükleer santral işi devletin yaptığı bir iş değil, özel sektör yapıyor. Devlet orada bir anlamda düzenleyici bir rol üstleniyor. Belirli kanunlarla düzenleme yapıyor ve belirli marjların dışında yani tahmin edilen maliyet çok yüksek olduğu zaman da devlet işin içine giriyor doğal olarak ve böylelikle problemi çözmeye çalışıyor.

Fakat burada sizin bu yasa maddesiyle yapmak istediğiniz şeyin bir anlamda iki sonucu olacaktır arkadaşlar. Bunlardan bir tanesi, zaten bu nükleer santral meselesi bir devlet yatırımı olduğu için bir anlamda enerji alanında büyük bir tekel konumu kazandıracaktır devlete. Bu size tuhaf gelebilir ama bu aynı zamanda, devlet derken hep getirdiğim eleştiriyi de dikkate alırsanız yani hükûmetleşmiş bir devletten bahsettiğimize göre, esasında Hükûmetin elinde enerji konusunda inanılmaz bir tekel gücü olmuş olacaktır. Bu sakıncalıdır, bunu bir kenara koyalım. İkinci olarak da, devletin bu atmış olduğu adım, siyasi olarak da ekonomide bu kadar büyük bir etkinlik elde etmiş olan bir Hükûmetin siyasete de etki etmesi ihtimali çok kuvvetlidir.

Şimdi, buradan ben şuraya getirmek istiyorum arkadaşlar, sabahki oturumda da yaptığım konuşmaya benzer bir şey söylemek istiyorum: Yine sorunu devletle çözmeye çalışıyorsunuz. Bakın, arkadaşlar, bu iş bitti. Yani Japonya devletle kalkındı, eyvallah; Kore devletle kalkındı, eyvallah ama bunlar tarihte kaldı artık. Yani siz devleti bir kaldıraç olarak kullanamazsınız veya kullanarak büyüyemezsiniz, böyle bir dünya kalmadı, böyle bir dünya yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Katırcıoğlu.

Buyurun.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla da -benzer bir eleştiriyi yine getiriyorum- bu sigorta, reasürans vesaire gibi Hükûmete büyük yetkiler veren, büyük güç veren bu mekanizmalar esasında bizim gelişme ve kalkınmamızı sağlayacak değil, tam aksine bizi engelleyecektir. Açıkçası, ben mesela şunu beklerdim: Böyle bir madde yerine sigorta meselesinin daha fazla tartışılmasını sağlayacak bir adım beklerdim çünkü bu mesele çok önemli. Sadece sigorta değil, nükleer enerji meselesi; yeteri kadar konuştuk mu arkadaşlar? Ben yeteri kadar konuştuğumuz kanaatinde değilim. Ama zaten -yürütme diyeyim- Adalet ve Kalkınma Partisinin yürütmesi bu gibi konuları kimseye danışma ihtiyacı hissetmiyor arkadaşlar. Bu size tuhaf gelmiyor mu bilmiyorum, bana tuhaf geliyor. Dünya bugün bu tür projeleri tartışarak geliştiriyor, ilgili paydaşların fikirlerini dâhil ederek geliştiriyor. Ama burada görüyoruz ki bir karar veriliyor ve bu kararla devlet ve Hükûmet güç kazanıyor.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 62’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                    Ömer Fethi Gürer                         Emine Gülizar Emecan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      İstanbul

                                      Aydın Özer                                               Fikret Şahin                                                 Cavit Arı

                                         Antalya                                                    Balıkesir                                                    Antalya

                                     Rafet Zeybek                                                                                                          Kemal Zeybek

                                         Antalya                                                                                                                      Samsun

MADDE 62- 6305 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasına “ve benzeri doğal afetler” ifadesinden sonra gelmek üzere “ile diğer özellik arz eden riskler” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metninin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı ve Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 62’nci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                    Lütfü Türkkan                                Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  Aylin Cesur

                                         Kocaeli                                                      Adana                                                       Isparta

                                       Ayhan Erel                                              Yasin Öztürk                                Arslan Kabukcuoğlu

                                         Aksaray                                                     Denizli                                                    Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba kanunun 62’nci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Maddeyi okuduğumuzda, 6305 sayılı Kanun’un 7’nci maddesinin (2)’nci fıkrasına “…ve benzeri doğal afetler…” ibaresinden sonra gelmek üzere “…ile diğer özellik arz eden riskler…” ibaresi ekleniyor. Taslağın gerekçesine baktığımızda, DASK’ın sunduğu teminatlara ilave olarak nükleer riskler gibi özellik arz eden riskler sonucu meydana gelebilecek zararların karşılanabilmesi için, piyasada meydana gelebilecek teminat boşluklarının giderilmesi için ihtiyaca göre sigorta ve reasürans şirketlerinin teminat vermesine olanak sağlanmaktadır. 6305 sayılı Afet Sigortaları Kanunu’nun 7’nci maddesini bütün olarak okuduğumuzda, Doğal Afet Sigortaları Kurumu tarafından verilecek teminatlar izah edilmiş. (2)’nci fıkraya göre, sigorta şirketlerince teminat verilmemesi durumunda deprem, sel, yer kayması, fırtına, dolu, don, çığ düşmesi ve benzeri doğal afetler ile diğer özellik arz eden riskler için, kamu yararı açısından gerek görülmesi hâlinde kurum tarafından sigorta veya reasürans teminatı verilebilir. Aslında dünyadaki reasürans şirketlerinin bu riski satın alamayacağını bildiğiniz için yine bu torba yasada Hazine ve Maliye Bakanlığı uhdesinde bir reasürans şirketi kurduruyorsunuz.

Bir kere, nükleer riskler nelerdir, ülkemizde bu riskler nelerdir; bunu izah etmemiz lazım. Daha nükleer santralimiz olmadan dünyanın en önemli 20 radyoaktif kazası listesine 1999 yılında İkitelli’de yaşanan, hurdacı dükkânına kadar düşen radyasyonlu maddeler yüzünden oluşan radyasyon sızıntısıyla girmiştik. 1986 yılında Çernobil faciasında reaktör patlamasının gösterdiği gibi, böyle bir kaza neticesinde veya 2011 yılındaki Japonya’daki deprem ve tsunami sonrası yaşanan nükleer facia neticesinde on binlerce insanın ölebileceğini hesaplamak gerekiyor.

Yine, nükleer santrallerde teknik eksiklikler ve insan hatalarından dolayı çevreye büyük ölçüde radyoaktif maddelerin yayılmasına yol açabilecek çok ciddi, felaket düzeyinde kazalar olabilir. Başlıca nükleer riskler, nükleer atık, reaktör patlaması, siber saldırı ve terör saldırılarıdır.

Nükleer atık konusunda dünyaya açık bir duruma gelmemiz söz konusu. Türkiye bu konuda nükleer atık çöplüğü. Gelişmiş ülkeler “Nükleer atığımı kendimden uzak bir yere nasıl atarım?” derdindeyken biz dışarıdan nükleer atık toplama hevesindeyiz. Atıkların güvenli bir şekilde bertaraf edilmesi için dünya üzerinde bulunmuş tek bir yöntem bile yok. Nükleer santraller uranyumu işlerken bunu çekirdek parçalanması yoluyla yüksek radyoaktivite taşıyan nükleer atıklar hâline dönüştürüyor. Nükleer atıklar yaydıkları yüksek dozdaki radyoaktif ışınlar nedeniyle insanlar için hayati tehlike taşıyor.

Türkiye’de nükleer santraller Akkuyu, Sinop ve Trakya’da planlanmıştır. Türkiye’ye göre çok daha ileri bir teknolojik altyapıya sahip Japonya’nın, son yaşanan afetler sonrasında nükleer santrallerde yaşanan kazalar karşısında çaresiz kaldığı görmezden gelinip “Bize bir şey olmaz.” demek ise tam bir cehalet örneğidir. Akkuyu Nükleer Santrali Ecemiş aktif fay hattına çok yakındır. Olası büyük bir deprem santrali hasara uğratabilecek ve ülkemizde de nükleer bir kazaya sebep olabilecektir. Bu konuyu “Biz Rusya’ya söyledik, santrali daha güvenli yapacaklar.” ve bu gibi gayri ciddi ifadelerle geçiştirmek mümkün değildir. Nükleer santrallerle ilgili olarak ülkemizde ulusal nükleer enerji strateji belgesi ve eylem planı hazırlanmadığı, temel yasaların bulunmadığı, ikincil mevzuatında da birçok eksikliğin olduğu, personelin yeterli teknik bilgi birikimi ve deneyiminin olmadığı görülmektedir. Yukarıda sıralanan koşullarda bugün Akkuyu Nükleer Santrali Projesi’nin her türlü karar yetkisinin bir Rus şirketine devredilmesi, aynı kurgu ve yaklaşımla yeni nükleer enerji santrali projelerine karar verilmesi ve ülkemizin nükleer enerji gibi stratejik bir konuda deneme, sınama alanı yapılması kabul edilemez. Kaldı ki yakıtından yapımına işletilmesine kadar Rus şirketine ait olan Akkuyu Nükleer Santrali Projesi taşıdığı tüm olumsuzlukların ve risklerin yanı sıra enerjide genel olarak dışa bağımlılığı, özel olarak da Rusya’ya bağımlılığı artıracaktır.

Peki, DASK neleri kapsar? Deprem, deprem sonucu yangın, infilak, tsunami, depreme bağlı yer kayması ve doğal afetleri kapsar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Öztürk.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Nükleer santraller ise kasırga, hortum, fırtına, uçak ve füze saldırılarına, şiddetli depreme ve su baskınına karşı reaktörü korumak üzere dizayn edilir. Bu maddeyle başta Akkuyu olmak üzere nükleer santrallerin nükleer risk taşıdığını aslında itiraf ediyorsunuz. Kanada’nın, Amerika’nın, Almanya’nın yıllar önce yeni nükleer santral kurulması kararlarından vazgeçtiği yerde biz bütün risklerini bilmemize rağmen, ülkemizde yenilenebilir enerji için her türlü doğal imkân mevcutken tutturmuşsunuz bir nükleer santral sevdası gidiyorsunuz. İyi de nükleer riskler doğal afet değildir. Doğal afetlerle aynı kapsama nasıl alabiliyorsunuz?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

62’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 62’nci madde kabul edilmiştir.

63’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 63’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                  Ömer Fethi Gürer                                         Haydar Akar                                              Fikret Şahin

                                           Niğde                                                      Kocaeli                                                    Balıkesir

                             Emine Gülizar Emecan                                      Aydın Özer                                           Kemal Zeybek

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                     Samsun

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                              Rafet Zeybek

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                     Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Akar.

Süreniz beş dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu madde, Devlet Demiryollarıyla ilgili. Bütçe konuşmamda, AKP’nin başlangıçla belirtmiş olduğu, yola çıktıkları “3Y”yi “5Y” olarak tanımlamıştım. Bu “2Y” neydi? Biri yalandı, diğeri talandı. Talanın da en çok iki kurumda olduğunu söylemiştim, biri Enerji Bakanlığında diğeri de Ulaştırma Bakanlığında; işte bir ayağı da TCDD’de.

TCDD 2013 yılında serbestleştirildi, özelleştirmeyi kaldırdınız, serbestleştirdiniz. Amaç neydi burada? Aynen Devlet Hava Meydanlarında olduğu gibi altyapı hizmeti vermesi TCDD’nin ve üstyapı dediğimiz, işte birden fazla şirketin bu altyapıyı kullanarak uçağı uçurduğu gibi çeşitli özel şirketlerin Devlet Demiryollarının altyapısını kullanarak bir rekabet ortamının oluşturulmasıydı. Ama ne yaptınız? Devlet Hava Meydanları gibi değil, bir de TCDD’nin kendisine bağladınız bu taşımacılık şirketini. Böylece taşımacılık şirketini bir rekabet ortamından çıkardınız. Bu kanunda yapılması gereken değişiklikler aslında bu. Aynen Devlet Hava Meydanlarında olduğu gibi, TCDD taşımacılığının da serbest kalarak ayrı bir genel müdürlük, ayrı bir kurum olması gerekiyor yani TCDD’ye bağlı olmaması gerekiyor, bunun en kısa zamanda bu şekilde dönüştürülmesi gerekiyor.

Şimdi, geçen haftaki grup toplantısında Sayın Genel Başkanımız bir ihaleden bahsetti. Bu ihale, Diyarbakır-Mardin hattındaki 53,8 kilometrelik demir yolu hattıydı. Bu hat “iltisak hattı” diye geçiyor. İltisak hattı ne demek? Fabrikalara, organize sanayi bölgelerine, depolara çekilen, yük taşımacılığı için kullanılan bir hat. Buraya kadar normal. Yalnız, ihale yapıldığında ihaleye giren şirketlerden en düşük teklif 380 milyon olmasına rağmen, bir bakıyorsunuz 489 milyonla -milletin anasına küfreden, hani bütün kamu ihalelerini alan- Cengiz İnşaata veriliyor ihale. Yani, diyebilirsiniz ki…

Burada Bakana soru soruluyor, bir soru önergesi veriliyor. Soru önergesine Bakanın cevabı da şu oluyor: “Fiyat dışı unsurlarla yapılan değerlendirmeler…” “Nedir bu fiyat dışı unsurlar?” dediğimizde kimse cevap vermiyor.

Bakın, ben size fiyat dışı unsurları anlatayım: Hikâye aslında 2011 yılında başlıyor. 2012 yılında Mehmet Cengiz’in Eti Bakırı ile Turgay Ciner’in Park Holdingi gidiyorlar bir şirket kuruyorlar. Bu şirket bir enerji yatırım şirketi ve Mazı Dağı’ndaki Etibank Fosfat Tesislerini satın alıyorlar, hikâye buradan başlıyor. Daha sonra, o Park Holding bütün hisselerini Cengiz’e devrediyor ve Cengiz oradaki fosfat tesislerini işletmeye başlıyor.

Hemen yanında 950 dönümlük bir arazi var. Bu arazi, Özelleştirme İdaresi tarafından, ADÜAŞ dediğimiz Ankara Doğal Elektrik Üretim Şirketine devrediliyor. Bu da devletin kurumu -daha önce de bahsetmiştim- otoparkçılık yapıyor aslında bu kurum, bu özelleştirilenleri bir paket hâlinde satıyor. Önce bir ihale açıyor, diyor ki: “Hopa Termik Santralini, artı, İnebolu Limanı’nı biz bir paket yapıyoruz ve satacağız.” Tamam, okey ve 5 şirket dosya alıyor. 5 şirket dosya aldıktan sonra 1 tek kişi teklif vermiyor; Cengiz İnşaat Eti Bakırı teklif vermiyor -4’ü teklif veriyor- ve ihale iptal ediliyor. Tam bir hafta sonra bu paket değiştiriliyor. Yani, Hopa Termik Santrali, İnebolu Limanı, yanına Ortaköy’de 900 metrekarelik bir arazi ekliyorlar, yanına Eyüp’te 6 bin metrekarelik bir arazi ekliyorlar ve yanına Mazı Dağı’ndaki 950 dönüm araziyi ekliyorlar, bir paketle çıkıyorlar ve ilk ihaleye girmeyen Cengiz İnşaat bir hafta sonra bu ihaleyi alıyor ve Mazı Dağı dâhil olmak üzere bu paketteki bütün tesisleri alıyor. Süreç devam ediyor ve daha sonra Danıştay 13. Dairesi tarafından bu ihale iptal ediliyor. Tamam, ihale iptal ediliyor. Zannedersiniz ki ihale iptal edildi; Hopa Termik Santrali, İnebolu Limanı, diğer araziler tekrar devlete geçti. Hayır, geçmiyor. Yeni bir ihale yapılmaksızın üç kalemi, İnebolu Limanı’nı, Eyüp’teki araziyi bir de Ortaköy’deki araziyi devlete bırakıyorlar, Hopa Termik Santrali’ni ve Mazı Dağı’ndaki 950 dönüm araziyi Cengiz’e bırakıyorlar ve hâlen Cengiz’in kullanımında, mülkiyetinde, şu anda bu bozulmuş değil. Yerinden öğrendim, siz de öğrenebilirsiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim o Cengiz, Cengiz Ünder mi!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, baktığınız zaman sevgili arkadaşlar, niye “yalan” ve “yağma” dediğimi burada çok rahatlıkla görebilirsiniz. Cengiz İnşaat bunu aldıktan sonra ne lazım ona? Oradaki ham maddeyi işleyecek veya sevk edecek tesisler lazım. Oradaki fosfat tesislerinde yüz yıl Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak kadar, gübre ihtiyacının yarısını karşılayacak kadar fosfat mevcut ve bunun nakliyesinin yapılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın Sayın Akar.

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Tam burada serbestleştirme yasası devreye giriyor aslında. Biraz evvel söyledim, iltisak hattı neydi? OSB’ler, fabrikalar, madenler kendilerine özel demir yolu yaptırabilirler, artık bu imkân tanınmış. Hayır efendim, burada Cengiz var. Cengiz oraya 400 milyon harcayıp bu hattı yapmaz. Kime yaptıracak? Devlete yaptıracak yani sacayağını tamamlıyor. Önce limanı alıyor, araziyi alıyor, hemen peşinden özelleştirmeden oradaki fosfat madenini alıyor ve hattını da oraya yapıyor ve devletten para alarak yapıyor, 489 milyon liraya yapıyor.

Arkadaşlar, sizden ricam ya, hiç mi merak etmiyorsunuz bu konuları? Bu Türkiye’de bu Cengiz’den başka, bu milletin anasına küfreden şirketten başka şirket yok mu? Niye her ihalenin altından, özellikle Devlet Demiryolları ve Karayolları ihalelerinin altından Cengiz çıkıyor arkadaşlar? Hiç mi merak etmiyorsunuz, hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Bakın söylüyorum, açın bunu okuyun, Sayıştay raporlarına bakın, hikâyesine bakın. Çok basit aslında Cengiz için bu 489 milyon, milyar dolarlık ihalelerin yanında. Hiç mi rahatsız olmuyorsunuz bu işten?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Sizden ricam… Bu hepimizin malı, geleceğimiz. Bu bütçede Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan herkesin hakkı var, bir tek Cengiz’in hakkı yok veya “beşli çete” dediğimiz şirketlerin hakkı yok bunda, Türkiye’de yaşayan herkesin bunda hakkı var. Bizim vergilerimizle, çocuklarımızın geleceği karartılarak bu işler yapılıyor. Vicdan sahibiysek, inanıyorsak bu işlere bir gün de bir el atın ya, lütfen, rica ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Atmazlar.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Ne zaman yapacağız biz bunu, ne zaman söyleyeceğiz? Dilimizde tüy bitti söylemekten ama asla bir arkadaşımız çıkıp da burada “Doğru söylüyorsunuz.” ya da “Şuna bir el atalım.” demiyor.

Bir bakın şuna, bir bakın diyor, hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İçlerinden diyorlar Haydar Bey, içlerinden diyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İçlerinden diyorlar, inanıyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 63’üncü maddesinde yer alan “şeklinde” ibaresinin “olarak” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                       Ayhan Erel                                   Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                         Aksaray                                                      Adana                                                      Kocaeli

                               Arslan Kabukcuoğlu                                                                                                         Ümit Beyaz

                                        Eskişehir                                                                                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu’nun söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 63’üncü maddesi hakkında görüşlerimi ifade etmek üzere İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Demiryolu Ulaştırmasının Serbestleştirilmesi Hakkında Kanun’un 5’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “Bakanlık” ibaresinin yani Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının “Hazine ve Maliye Bakanlığı” şeklinde değiştirilmesi teklif edilmektedir. Bu kanun değişiklik teklifinin gerekçesinde de Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının ilgili yatırımlarının Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinden sermaye transferi yoluyla finanse edilmesi amaçlanmaktadır denilmektedir. Şimdi, yüce Meclisin kürsüsünden AK PARTİ Hükûmetine sormak istiyorum: Allah aşkına, bütçeden aktarılan paralar kim tarafından, nasıl aktarılıyor arkadaşlar? Zaten Hazine ve Maliye Bakanlığı kontrolünde değil mi? Hazine de Maliye de bu Bakanın yetkisinde ve imzasıyla yapılmıyor mu? Asıl amacınız, asıl niyetiniz nedir, onu söyleseniz de bilsek.

Değerli milletvekilleri, demir yolu ulaşımı bir ülkenin geleceğidir, altyapısı bir defa yapılır, ondan sonra yıllarca üstyapı modernize edilerek günün şartlarına uygun hâle getirilir; tabii, vagon fabrikalarını da özelleştirerek aynı TELEKOM’da olduğu gibi yabancılara satmazsanız. Cumhuriyetin ilanından 2002 AK PARTİ iktidarına kadar sanki hiçbir şey yapılmadı, her şey on yedi yılda yapıldı izlenimi yaratıyorsunuz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan sonra zor şartlara rağmen yapılan yüzlerce tesisi, limanı, fabrikayı satarak bugüne geldiniz. Sakarya Arifiye’deki millî tank fabrikasını satmak istiyorsunuz. Şimdi, bu tank fabrikasını sattıktan sonra acaba millîlikten bahsedebilecek misiniz? Şimdi sattıklarınızı millete unutturmaya çalışıyorsunuz, biz unutturmayacağız; evet, değerli arkadaşlar, unutturmamak için mücadele vereceğiz.

Tarih 13 Kasım 2009, Ankara-Eskişehir seferini yapan yüksek hızlı trenin 2 vagonu Hasanbey mevkisinde raydan çıktı. Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım “Herhangi bir şey yok, ciddi bir konu değil.” dedi. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarından yapılan açıklamada ise kazanın konvansiyonel hatadan meydana geldiği belirtildi.

Tarih 3 Temmuz 2014, İstanbul-Eskişehir arası yüksek hızlı tren test sürüşü yaptığı sırada Dilovası’nda kaza yaptı.

Tarih 8 Temmuz 2018, Edirne Uzunköprü’den İstanbul Halkalı’ya hareket eden yolcu treninin beş vagonu Sarılar Mahallesi yakınındaki arazide devrildi, 24 kişi hayatını kaybetti, 318 kişi de yaralandı ve son facia haberi ise 13 Aralık 2018, Ankara’dan Konya’ya hareket eden yüksek hızlı tren, hatta bulunan kılavuz trene çarptı, Yenimahalle ilçesine bağlı Marşandiz İstasyonu’nda meydana gelen kazada 9 kişi hayatını kaybetti, 47 kişi de yaralandı. Bu tren kazalarının önlenmesi için İYİ PARTİ milletvekilleri olarak verdiğimiz araştırma önergeleri, kanun tekliflerini reddettiniz. Sizi duyarlı olmaya davet ediyoruz değerli arkadaşlar. Tren kazalarında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza İYİ PARTİ Grubumuz adına bir kez daha Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar diliyoruz.

Bu vefat eden ve yaralanan vatandaşlarımızın hesabını kim verecek? Bu ölümcül kazaların bir daha yaşanmaması için önlemler alındı mı ya da alınıyor mu? Yine bu, “kader