TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          43’üncü Birleşim

                                                                                   9 Ocak 2019 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Genel Kurul salonundaki uğultunun konuşmacıların insicamını bozduğuna ve milletvekillerini bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 7 Ocak Osmaniye ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümününü tekraren kutladığına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, iktidar partisinin Hatay ili Arsuz ilçesinin hastane sorununa eğilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 9 Ocak Cemal Süreya’yı ölümünün 29’uncu yıl dönümünde saygıyla andıklarına ilişkin konuşması

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ile Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un yaşadığı darp olayının kabul edilmesinin söz konusu olmadığına ve olayın takipçisi olacağına ilişkin konuşması

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu’nun, biyoçeşitliliğin korunmasına ve biyokaçakçılıkla mücadeleye ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, 7 Ocak Osmaniye ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, 7 Ocak Osmaniye ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 2018 yılının ihracatta rekorlar yılı olduğuna ilişkin açıklaması

2.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak’ın, kredi kartı borçlarının yeniden yapılandırılmasında faizlerin silinmesi ve yapılandırmanın en az iki yıla yayılması gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ili Arsuz ilçesine hastane yapmak için daha kaç kişinin ölmesi gerektiğini ve bugüne kadar kaç vatandaşın yaşamını yitirdiğini, Arsuz ilçesine neden hastane yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Manisa Milletvekili Semra Kaplan Kıvırcık’ın, Manisa’nın ülkenin kalkınmasına katkı sağlayan tarım ve sanayi kenti olduğuna, yatırımcıların her zaman yanında olan Cumhurbaşkanına ve Hükûmete teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı’nın, 8 Ocak Yaşar Doğu’yu vefatının 58’inci yıl dönümünde rahmetle andığına ilişkin açıklaması

6.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, iktidarın futbol kulüplerine kredi açmak için Ziraat Bankasını kullanmasını doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

7.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, AK PARTİ iktidarının en büyük özelliğinin bütçe disiplininden taviz vermeden sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirmek olduğuna ilişkin açıklaması

8.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, 6000 sayılı Kanun’la mağdur edilen uzman erbaşların mağduriyetinin niçin giderilmediğini, askerî öğrencilere FET֒cü damgası vurulmasının hakka, hukuka uygun olup olmadığını, ilişikleri kesilen 12’nci Dönem Kara Kuvvetleri Komutanlığı astsubay kursiyerlerine niçin mezun olma hakkı verilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, Ziraat Bankasının futbol kulüplerinin borçlarını yapılandıran uygulamasının anlaşılır olmadığına ilişkin açıklaması

10.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, İran Hükümdarı Nuşirevan’ın adaletine ilişkin açıklaması

11.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, milletin vergileriyle kurulmuş bir bankanın kaynaklarının futbol kulüpleri için seferber edilmesini ekonomik olarak nasıl açıkladığını Hazine ve Maliye Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

12.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Anayasa’nın Meclis Başkanı için düzenleme yapan 94’üncü maddesini yok mu saydığını, Cumhurbaşkanının “İstifanıza gerek yok.” demesine istinaden mi istifa etmediğini, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmak için Meclis Başkanlığına çok mu ihtiyaç duyduğunu Binali Yıldırım’dan öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

13.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, Trabzon ili Köprübaşı ilçesi Çifteköprü Mahallesi sakinlerinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, “Türkiye'de bağımsız ve tarafsız yargı vardır.” söylemi ile eylemi arasında büyük farklılıklar olduğuna, İngiltere’nin The Economist dergisinin 2018 yılı Demokrasi Endeksi Raporu’nda Türkiye’nin 10 sıra gerilediğine, toplumsal şiddet, istismar olaylarına her geçen gün bir yenisinin eklendiğine ilişkin açıklaması

15.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Sıfır Atık Projesi kapsamında belirli poşetlerin ücretlendirilmesindeki amacın gelecek nesillere yaşanabilir bir Türkiye bırakmak olduğuna ilişkin açıklaması

16.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Manisa’nın Salihli ilçesi Hacıbektaşlı köyünün gerçek sahibi olan köylülerin Gediz havzasını ve doğayı jeotermal enerji santraline teslim etmeyeceğine ilişkin açıklaması

17.- Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan’ın, çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılmasında faizlerin silinmesi ve kooperatifçiliğin teşvik edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana’da yağan aşırı yağmur nedeniyle kaç dekar alanda zarar meydana geldiğini, üreticilerin ve vatandaşların zararının tamamının devlet tarafından karşılanıp karşılanmayacağını, tarımsal kredilerin vadesinin uzatılıp uzatılmayacağını, Ziraat Bankası ve Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin çiftçiye gerekli desteği sağlayıp sağlamayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

19.- Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in,  Cumhurbaşkanının AK PARTİ grup toplantısında esnafa, kredi kartı borçlularına, ihtiyaç sahiplerine ve işverene verdiği müjdelere ilişkin açıklaması

20.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, mağdur kesimleri içine alan torba kanun teklifiyle mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, artan gübre ve mazot fiyatlarının çiftçinin belini büktüğüne, tarımsal üretimde verimi artırmanın yöntemlerinden birinin de sulu tarımı yaygınlaştırmak olduğuna ve çiftçinin doğru destekleme araçlarıyla desteklenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, cezaevlerindeki skandal uygulamalara, Emrah Şanlıtürk’ün ifadelerine ve Adalet Bakanlığının adalet dağıtamadığına ilişkin açıklaması

23.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 9 Ocak Halide Edip Adıvar’ı ölümünün 55’inci, Cemal Süreya’yı ölümünün 29’uncu yıl dönümünde rahmetle andıklarına, yeni yılla birlikte Türkiye'de kitaba erişim zorlaşırken kurşuna erişimin kolaylaştığına, nüfusundan fazla Suriyeli barındıran Kilis’te polislere Arapça dil kursu açıldığına, Hükûmetten Suriyelilere harcanan para konusunda net bir cevap beklediklerine ilişkin açıklaması

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Anayasa’nın 56’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının devletin sağlık konusundaki yükümlülüklerini belirttiğine, zorlaşan yaşam şartlarının bireyleri ruhsal olarak zorladığına ve ruh sağlığı yasasına ihtiyaç olduğuna, herkesin ulaşabileceği yaygın ve nitelikli ruh sağlığı hizmetlerinin sağlanmasının önem arz ettiğine ilişkin açıklaması

25.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçinin öldürülmesiyle sonuçlanan suikastin aydınlatılamadığına ve bu konunun araştırılması için verilen Meclis araştırması önergesinin İç Tüzük’ün 67’nci maddesine aykırı bulunarak iade edilmesinin düşündürücü olduğuna, AK PARTİ grup toplantısının olduğu salı günleri Meclis koridorlarında yürümekte güçlük çekildiğine ve her gün her ilde HDP’li üye ve yöneticilerin gözaltına alındığına ilişkin açıklaması

26.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, bütün kurumlar düzgün çalışırsa Türkiye’nin güçlü ve başarılı olacağına, çiftçilerin  büyük sıkıntı yaşadığına, Ziraat Bankasının çiftçinin derdine çare olamadığına ama futbol kulüplerinin borçlarının yapılandırılmasında görevlendirildiğine, Türk futbolunda yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 7 Ocak Osmaniye ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümü vesilesiyle şehitleri rahmetle yâd ettiğine, Türkiye'nin emperyalistlerin her türlü oyununu tarihin çöp sepetine atmaya muktedir bir ülke olduğuna ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 9 Ocak Cemal Süreya’yı ölümünün 29’uncu yıl dönümünde rahmetle, şükranla andığına ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Türkiye işçi sınıfı başta olmak üzere emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşların yeni yılını kutladığına, TOKİ ve İZBAN işçilerinin haklarının verilmesi gerektiğine, TBMM Başkanı sıfatını taşıyan kişinin Anayasa hükümlerine aykırı bir eylem süreci içerisinde olduğuna ve bu usulsüzlüğe izin verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

30.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Konya Milletvekili Orhan Erdem’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Konya Milletvekili Orhan Erdem’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, vergi borcu olan yerel gazeteler Basın İlan Kurumundan aldığı ücretleri alamayacağı için genelgenin değiştirilmesi konusunda Maliye Bakanına seslendiğine, Anadolu basınının sesi kısılırsa Türkiye'nin sesinin kısılacağına ilişkin açıklaması

33.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutladığına, yükselen maliyet artışı nedeniyle Karaman’da günlük gazetenin çıkmadığına, Anadolu’da basının kan ağladığına ve Hükûmetin bu duruma çare bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

34.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Kahramanmaraş ilinde ve ülkede ilime, bilime gereken önemin verildiğine ve Sütçü İmam Üniversitesine gösterilen ilgiden dolayı herkese teşekkürlerini sunduğuna ilişkin açıklaması

35.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, cüzdanı dolu olanlar ile beyni güçlü olanların yurt dışına gittiğine ama burada çürütülenlerin de olduğuna ilişkin açıklaması

36.- Konya Milletvekili Orhan Erdem’in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Türkiye’nin bilimde, teknolojide, savunmada belli bir yere geldiğine ve yapılması gerekenleri yapacak iktidarın var olduğuna ilişkin açıklaması

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu’nun 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, hukuksal yollar işliyor olsa, ilçe seçim kurullarına yapılan başvurularla sorunlar çözülüyor olsa Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini meşgul etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

39.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Ankara HDP il binası önünde basın açıklaması yaparken kendisinin ve Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un polis tarafından portakal gazlı darp edildiklerine, Levent Gök’ün Genel Kurula ara vererek konuyu Bakanlığa sormasına ve olayın kınanmasını rica ettiğine ilişkin açıklaması

40.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in dile getirdiği hususla ilgili bilgi akışı olduğunda Genel Kurulu bilgilendireceklerine ilişkin açıklaması

41.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in maruz kaldığı tutum ve tavır emniyet güçleri tarafından sergilendiyse gereğinin yapılması gerektiğine, konuşup uzlaşılarak daha güçlü bir Türkiye'nin yaratılabileceğine ilişkin açıklaması

42.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Siirt Polisevi misafirhanesinde 1.963 kişinin seçmen olarak kaydedildiğine ve Siirt’in toplamda kaç polis gücünün olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

43.- Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un, basın açıklaması yaparken polis tarafından darbedilerek yerlerde sürüklenmesinin Meclise karşı yapılan bir husus olduğuna ilişkin açıklaması

44.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, istifa müessesesinin tartışmalı olduğunun söylenebileceğine ama Anayasa’nın Meclis Başkanının üyesi bulunduğu siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamayacağını belirten emredici hükmünün bulunduğuna ve Binali Yıldırım’ın da uymak zorunda olduğuna ilişkin açıklaması

47.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve parti taassubundan çıkılıp yasaya, Anayasa’ya uyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

48.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Anayasa’nın 67’nci maddesinin seçimlerin hangi koşullarda yapılacağını düzenlediğine ve 94’üncü maddesinin son fıkrasında görevi gereği hâller dışında Meclis Başkanı ve başkan vekillerinin siyasi faaliyetlere katılamayacağının ifade edildiğine ilişkin açıklaması

49.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siyasi Parti Kanunu’ndaki milletvekilleri için geçerli olan hükmün belediye başkanlıkları, muhtarlıklar, il genel meclisi üyelikleri için de geçerli olduğuna ilişkin açıklaması

50.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve kalp kapakçığı, kalp pili veya başka bir sağlık hizmetinden yararlanamama durumu söz konusu olduğunda Sağlık Bakanlığına bildirilmesi hâlinde vatandaşın mağduriyetinin giderileceğine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- TBMM Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu üyeleriyle temaslarda bulunmak üzere Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Başkanlık Divanı üyeleri; Eş Başkan Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel, Eş Başkan Yardımcıları İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir ve İstanbul Milletvekili Cemal Çetin’den müteşekkil heyetin Strazburg’a ziyaret gerçekleştirmesi hususuna ilişkin tezkeresi (3/511)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de tarım ve hayvancılığın hak ettiği seviyelere yükselmesi, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması, başta çiftçilerimizin tarımsal faaliyetlerinde kullandıkları araçlara aldıkları mazotun vergiden muaf tutulması olmak üzere kırsalda tarım istihdamını arttırmayı hedefleyen ve tarımsal kalkınmamıza destek verecek projelerin arttırılması, tarım ve hayvancılıkla ilgili sürdürülebilir programların hazırlanması, tarımsal üretimi arttıracak destek ve teşvikler ile tarımsal yatırım ve hibe desteklerini içeren programların hazırlanması amacıyla , 9/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan tarafından, İşsizlik Fonu’nun amaç dışı kullanımının önlenmesi amacıyla 9/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve arkadaşları tarafından, beyin göçünün nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılması amacıyla 8/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk'ün, Afşin Elbistan Linyitleri İşletme Müdürlüğünün özelleştirilmesi sonrası personelin durumuna ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in cevabı (7/6620)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Çorum Hitit Üniversitesinde liyakate aykırı atama yapıldığı iddialarına ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a sorusu ve Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un cevabı (7/6742)

9 Ocak 2019 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Genel Kurul salonundaki uğultunun konuşmacıların insicamını bozduğuna ve milletvekillerini bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim ancak salonda her zaman olduğu gibi bir uğultu var.

Değerli arkadaşlarım, konuşmacıları dinleyelim, onların konuşma üslubunu bozmayacak şekilde arkadaşlarımızın konuşmaları dikkatlice dinlemelerini rica ediyorum. Konuşmak isteyen arkadaşlarımıza kuliste bol bol yer var değerli arkadaşlarım, orada çay da veriyorlar, kahve de veriyorlar ama bir uğultu duymak da istemiyoruz değerli arkadaşlar, konuşmacılarımızın insicamı bozuluyor. Bunları sürekli olarak tekrarlamak da istemiyorum ama ben bu konuşmayı yaparken dahi arkadaşlarımızın konuşmalarına tanık olmaktan da büyük bir üzüntü duyuyorum ve bu durumu hepimizin duygularına, hislerine havale ediyorum.

Lütfen arkadaşlar, sessiz olalım.

Gündem dışı ilk söz, biyoçeşitlilik ve biyokaçakçılık hakkında söz isteyen İzmir Milletvekilimiz Hasan Kalyoncu’ya aittir.

Buyurun Sayın Kalyoncu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu’nun, biyoçeşitliliğin korunmasına ve biyokaçakçılıkla mücadeleye ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN KALYONCU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biyokaçakçılıkla mücadelede esas hedef, siyasi sınırlarımız içerisindeki millî varlığımız olan bitki ve hayvanların tümünün veya bir parçasının ya da fosilinin yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılmasının önlenmesidir. Tarım ve Orman Bakanlığı, 2013 yılında biyokaçakçılık üzerine 81 ilde başlattığı proje kapsamında kaçakçılığın nerelere ulaştığını resmî olarak rakamlara yansıtmış ve bu vakalar gazete, televizyon ve basına konu olmuş durumdadır. Bu konuyla ilgili camilerde hutbelere konu olmuş biyokaçakçılık haberlerde geçmeye başlamış, kolluk kuvvetlerine bilgi verilmiş, güvenlik güçlerimiz bilinçlendirilmiş ve konuya müdahil olmuştur. Mücadele ülkemizde hâlen devam etmektedir. Bu mücadele kapsamında aslında Tarım Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığıyla iş birliğine gidip okullarda da biyokaçakçılıkla ilgili gençlerimizi, öğrencilerimizi bilinçlendirmelidir. Bu uygulamaların yerli araştırıcılara negatif etkileri de olmuştur. Yerli araştırıcılar özellikle zaman ve bürokrasi açısından zorlanmıştır fakat unutulmamalıdır ki yurt dışına bitki çıkışlarının muhtelif ayakları vardır ve bunlardan birisi uluslararası ortak projelerdir. Gayet masumane görünen ortaklaşa bilimsel çalışmalarla biyokaçakçılığın yapıldığı resmî kayıtlara geçmiş durumdadır. Bu sebeple Tarım Bakanlığı, yerli araştırıcıların da ancak izinle bitki toplayabilmesini ve yapılan çalışmaların bir nüshasının ilgili Bakanlığa verilmesini şart koymuştur.

Ülkemizde tescilli çeşitlerin çoğu yabancı ülkelerden gelmektedir. Ülkemiz bitkisel olarak önemli bir merkez olmasına rağmen, TAGEM, üniversiteler ve özel sektör ıslah birimleri yeterince yeni çeşitler elde etmek için bu potansiyeli kullanamamaktadırlar. Bu durumun çok iyi incelenmesi gerekir. Eğer bu biyolojik potansiyeli kullanamazsak dışarı bağımlı ve gelecekte tohum üretemez hâle geleceğiz.

Türkiye'deki floristik çalışmalar 1700’lü yıllara dayanır. 1600’lü yıllardan sonra ülkemizde botanikçiler yetişmeye başlamıştır fakat ülkemizde araştırma yapan bilim adamlarına baktığımız zaman, İngiliz, Fransız, Hollandalı, İsviçreli ve Alman menşeli olduklarını görüyoruz. Mesleklerine baktığımız zaman, bunların çalıştıkları yerlere baktığımız zaman, çalıştıkları gruplara baktığımız zaman çok farklı şeyler karşımıza çıkıyor. Bunlardan birisi, yine, biyokaçakçılığın var olduğudur ve meslekleri hekim, eczacı, ziraatçı olanların bir kısmının ajan, bir kısmının çiçekçi tüccar olduğuyla karşılaşıyoruz.

Kaçırılan canlılar ise tıbbi aromatik bitkiler, endüstri bitkileri, baharat ve süs amaçlı bitkiler durumundadır. Bunun yanında Hopa engereği, bombus arıları, Kangal köpekleri, yine bu kaçırılan organizmalar veya canlılar arasında sayılabilir.

Yapılan uluslararası projelerde, özellikle ülkemizdeki endemik hayvan ve bitkileri proje kapsamında yurt dışına çıkararak, bunlardan yeni kültür bitkileri elde etmek için gen aktarımı yaparak soğuğa, sıcağa, kuraklığa ve hastalıklara dayanıklı türler elde ederek, bunları ülkemize tekrar yüksek fiyatlarla satarak önemli ölçüde gelir elde etmektedirler. Aynı zamanda, kendi ekolojilerinde yetişmeyen bitkilerde bulunan genleri izole ederek sahiplenmektedirler. Bunun önüne geçmek için, ülkemizdeki yaklaşık 3 bin endemik bitkinin ve hayvanın DNA bantlarının çıkarılarak genlerin ülkemiz adına tescillenmesi, uluslararası yapılan projelerde üniversite, özel sektör ve TAGEM tarafından yapılan projelerin uzmanlar tarafından çok iyi incelenmesi gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kalyoncu, bir dakika ilave edelim.

HASAN KALYONCU (Devamla) – Biyokaçakçılıkla mücadele anlamında önemli katkı sağlayacak olan, 26’ncı Dönemde Orman ve Su İşleri Bakanlığınca hazırlanan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı bakanlıklar arasındaki bürokrasiye takılarak gündeme gelmemiştir fakat bu konu oldukça önemli olup bu dönemde Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu ve biyokaçakçılıkla ilgili kanunun bir an önce hazırlanarak yürürlüğe girmesi gerekmektedir. Bunu sayın milletvekillerine özellikle söylüyorum. Türkiye’nin önünde en önemli konulardan birisi çünkü biyokaçakçılık ve biyoçeşitliliğin devamında biyolojik savaşa doğru giden bir durum söz konusu.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kalyoncu.

Gündem dışı ikinci söz, 7 Ocak Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Osmaniye Milletvekilimiz Sayın Baha Ünlü’ye aittir.

Buyurun Sayın Ünlü. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

2.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, 7 Ocak Osmaniye ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Ocak Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümü sebebiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu selamlıyor, ekran başında bizleri izleyen tüm Osmaniyeli hemşehrilerimizin 7 Ocak kurtuluş bayramını onurla, mutlulukla, ayrıca cumhuriyeti ve onun tüm kazanımlarını koruma kararlılığımla, en içten duygularla kutluyorum.

7 Ocak, Osmaniye’deki Kuvayımilliye’nin yürekli insanlarından oluşan çok değerli ecdadımızın teslimiyetçi ve tutsak yaşamın tüm aşamalarını hayatını ortaya koyarak reddettiği ve bağımsızlık destanının yazıldığı tarihtir. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra Anadolu işgal edilmiş, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Şanlıurfa önce İngilizlerin, ardından Fransızların kontrolüne girmişti. Fransızlar daha sonra Mersin, Adana, Hatay ve Osmaniye’yi de işgal ederek genç, yaşlı, kadın, erkek demeden masum vatandaşlarımızı katletmiştir. Osmaniyeli hemşehrilerim yoksulluğun ve çaresizliğin bütün acılarını yaşarken emperyal güçlerin işgalci ve yayılmacı emellerine karşı bedenini siper ederek birçok evladını şehit vermiş ancak bu toprakların vazgeçilmezliğini bütün dünyaya göstermiştir.

Bugün, atalarımızın bizlere vatan toprağı olarak bıraktığı bu güzide köşenin kalkınmışlık seviyesini yükseklere taşımak, hakça paylaşımı bütün yaşam alanlarına yaymak, demokratik, laik, çağdaş hukuk kurallarıyla temeli atılmış cumhuriyetimizi yaşatmak vazgeçilmez duruşumuz olmaya devam edecektir.

Bütün vatan sathında olduğu gibi, Kurtuluş Savaşı sürecinde eşsiz bir rol oynayan Sivas Kongresi’nde alınan “Millî sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür, parçalanamaz. Kuvayımilliye’yi tek kuvvet tanımak, millî iradeyi hâkim kılmak esastır. Manda ve himaye kabul edilemez.” kararları Osmaniye’miz için de büyük bir kararlılığın oluşmasında önemli bir yer tutmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz ifadesinde “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” inancından büyük bir ilham alan Osmaniyeli atalarımız, genciyle, yaşlısıyla Rahime Hatun’uyla, Kadir Çavuş’uyla amansız bir vatan savunmasına geçmiş, kurtuluş mücadelesini başarıyla tamamlamıştır.

Değerli milletvekilleri, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 16 Ocak 1925 Cuma günü Osmaniye’mize gelmiş ve halkın coşkulu tezahüratları arasında şehre girmiştir. Önce Hükûmet Konağı’nı, daha sonra belediye dairesini ziyaret ederek anı defterine “Osmaniye kasabasını ve buranın halkını ziyaret edebildiğimden dolayı çok memnun oldum. Halkın gösterdiği kalbî ve samimi tezahürattan fevkalade mütehassizim. Bu güzel kalpli mert insanlar arasında daha ziyade kalmak saadeti için de ayrıca bir fırsat arayacağım.” yazarak Osmaniye’mizin güzelliklerinden ve Osmaniye halkının mertliğinden ve misafirperverliğinden bahsetmiştir.

Şehitler diyarı olarak da anılan Osmaniye’mizin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümünü kutlarken, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor, aziz hatıraları önünde minnet ve şükran duygularımla bir kere daha eğiliyor, Gazi Meclisimizin 1’inci Dönemden başlayarak bugüne kadar bu kutsal çatı altında görev yapan bütün üyelerini içten duygularla selamlıyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ünlü.

Gündem dışı üçüncü söz, aynı konuda söz isteyen Osmaniye Milletvekilimiz Sayın İsmail Kaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Kaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

3.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, 7 Ocak Osmaniye ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 Ocak Osmaniye’nin kurtuluşunun 97’nci yıl dönümü üzerine gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümünü 7 Ocak Pazartesi günü protokol üyelerimiz ve çok değerli Osmaniyeli hemşehrilerimizle birlikte Osmaniye’de büyük bir coşku ve gururla kutladık. Bu kutlamalarla göstermiş olduğumuz birlik ve beraberliğimiz, ülkemizin bekası ve dünyaya verilen mesaj açısından çok büyük önem arz etmektedir.

Kahraman ecdadımız, yokluk ve kıtlık içerisinde, işgalci güçlere karşı, yaşlısı, genci, kadını ve erkeği birbirlerine kenetlenerek savunma ve direnişlerini sürdürmüşlerdir. Aziz Türk milleti dünyaya şunu kanıtlamıştır: Türk milleti en güç koşullarda bile yurdunu müdafaa eder ve savunur. Türk milleti asildir, boyunduruk altına canı pahasına dahi olsa asla girmez. Geçmişte İstiklal Savaşı’mız, yakın tarihimizde ise 15 Temmuz hain darbe girişiminde olduğu gibi, geçmişten almış olduğumuz düstur, manevi güçle ülkemize karşı takınılan haince tutumlar, devletimizi bölmeye ve parçalamaya yönelik yapılan kalleş planlar karşısında aziz milletimiz gereken dersi vermiştir, bundan sonra da vermeye devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, tarihimize baktığımızda, 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi’nin hemen akabinde Haçlı ruhuyla Anadolu bilfiil işgal edilmiştir. Bölgemiz Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa illeri önce İngilizlerin, ardından da Fransızların himayesi altına girmiştir. Fransızlar daha sonra Mersin, Adana, Hatay ve Osmaniye’yi de işgal etmişlerdir. Kurtuluş Savaşı’ndaki destansı mücadelemizle nasıl ki Antep “gazi”, Maraş “kahraman”, Urfa da “şanlı” unvanını hak ettiyse Osmaniye’miz de yiğit insanlarıyla aziz milletimizin gönlünde “Yiğit Osmaniye” unvanını hak etmiştir.

Güney Cephesi olarak bilinen Çukurova’daki kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi birçok kahramanlık destanlarıyla doludur. Osmaniye’mizin bir merkez olarak içinde yer aldığı bağımsızlık mücadelesi, Gaziantep ve Kahramanmaraş’ın kurtuluşuna da vesile olmuş büyük zaferler manzumesidir. Rahime Hatun Onbaşı’dan Palalı Süleyman’a nice Osmaniyeli vatan evladı, bu topraklarda vatanın bağımsızlığı ve özgürlüğü için şehit olmuş, nicesi de gazilik makamına ulaşmıştır. Bu uğurda ecdadımız Osmaniye’yi vatan yaptılar, Osmaniye’yi “Yiğit Osmaniye” yaptılar. Şehitlerimizin kanlarıyla rengini bulan ay yıldızlı bayrağımız vatanımızın en güzel köşelerinden biri olan Osmaniye’mizde gurur ve onurla dalgalanmaktadır.

Anadolu’yu yurt edindiğimiz 1071 Malazgirt Zaferi’nden beri ülkemiz üzerinde emelleri olan dış güçlerin, bizi bu coğrafyadan silip atma arzusuyla yanıp tutuşanların yine bugünlerde de boş durmadıklarını hepimiz çok net bir şekilde görüyoruz. Hemen yanı başımızda Suriye ve Irak başta olmak üzere Filistin ve Myanmar gibi birçok Müslüman ülkede çıkarılan kargaşa, akıtılan gözyaşı ve kanın senaryosunu hazırlayan şer güçler ve onların taşeronları, ülkemizin birliğini, dirliğini ve beraberliğini bozmaya yönelik faaliyetlerine devam etmektedirler. Sözde çeşitli bahaneler üreterek ülkemizi hedef alan dış güçler dünkü yenilgilerini asla unutmasınlar. Biz de ecdadımızın vatan sevgisini ve bu uğurda gösterdikleri kahramanlıkları asla unutmayacağız ve unutturmayacağız. Bin yıllık kardeşliğimizi bozmaya çalışanlara, özellikle, 15 Temmuz hain darbe girişiminde olduğu gibi, milletimizin aynı ruhla, tek bir yumruk olarak cevap vereceğimizden hiç kimsenin asla şüphesi olmasın. Konu vatansa gerisi teferruattır diyerek bu mukaddes günde bizlere vatan toprağında, bayrağımızın altında hür bir şekilde yaşama imkânını sağlayan ve bu uğurda canlarını hiçe sayan ecdadımızın aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Bu vesileyle, Osmaniye’mizin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümünü bir kez daha kutlayarak tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaya.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 7 Ocak Osmaniye ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümününü tekraren kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de bir kez daha Osmaniye’mizin kurtuluş yıldönümü münasebetiyle sevgili Osmaniyeli hemşehrilerimizin her birini sevgiyle saygıyla selamlıyoruz, kurtuluş yıl dönümünüz kutlu olsun diyoruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sisteme giren milletvekillerimize yerlerinden birer dakika söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini de karşılayacağım.

Sayın Taşkın…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 2018 yılının ihracatta rekorlar yılı olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2018 yılı ihracatta rekorlar yılı oldu. Yıllık ihracatımızda yüzde 7,1 artışla 168,1 milyar dolarla cumhuriyet tarihi rekoru kırıldı. 2018 yılında ithalatımız ise geçen yıla göre yüzde 4,6 düşüşle 223,1 milyar dolar oldu. Böylece ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı 2018 yılında bir önceki yıla göre 8,2 puan artışla yüzde 75,3 olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye ekonomisi üretime ve ihracata dayalı sağlıklı büyümesine devam ediyor. Ağustos ayında başlayan kur, faiz, enflasyon saldırısı ekonomimizin güçlü yapısı ve alınan tedbirlerle kısa sürede bertaraf edildi. Hamdolsun AK PARTİ iktidarı olarak ihracatımızı tarihimizin en yüksek seviyesine çıkarmayı, cari açığımızı da son dönemin en alt düzeyine indirmeyi başardık diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Budak…

2.- Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak’ın, kredi kartı borçlarının yeniden yapılandırılmasında faizlerin silinmesi ve yapılandırmanın en az iki yıla yayılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

İktidar kredi kartı borçlarının Ziraat Bankası tarafından yeniden yapılandırılmasına ilişkin açıklamasıyla ekonomik krizin başından beri ortaya koyduğu popülist uygulamalarına bir yenisini daha eklemiştir. On altı yıllık AKP iktidarı döneminde hane halkının bankalara borçları 6,8 milyar liradan 506 milyar liraya çıkmıştır. Vatandaşın kredi kartı borcu ise 4 milyar liradan 103 milyar liraya yükselmiştir. Rakamlardan açıkça görüldüğü gibi iktidar vatandaşı üretmeden tüketime yönlendirmiş ve borçlandırmıştır. Bu dönemde üretim ise tamamıyla ihmal edilmiş, sürekli yüksek cari açık verilerek bugünkü krize ortam hazırlanmıştır. Hayatta hiçbir şekilde yoksulluk görmemiş Maliye ve Hazine Bakanı olan damadın sürekli vurguladığı gibi giderilmeye çalışılan dengesizlikler yani kriz, bu iktidarın eseridir. Kart borçlarının bu koşullarla yeniden yapılandırılması vatandaşa herhangi bir çıkış kapısı yaratmamaktadır çünkü vatandaşın giderleri artarken geliri artmıyor, fiyat artışları karşısında günden güne erime devam ediyor. İktidar vatandaşın sorununa çözüm getirmek istiyorsa yeniden yapılandırmada faizlerin silinmesi ve yapılandırmanın en az iki yıla yayılması doğru olacaktır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal…

3.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Hatay ili Arsuz ilçesine hastane yapmak için daha kaç kişinin ölmesi gerektiğini ve bugüne kadar kaç vatandaşın yaşamını yitirdiğini, Arsuz ilçesine neden hastane yapılmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hatay ilimizin aynı zamanda bir turizm kenti olan Arsuz ilçesinde hâlâ bir devlet hastanesi yok. Birçok defa dile getirmemize rağmen iktidar bir türlü Arsuz halkının bu haklı talebini yerine getirmiyor. Daha kısa bir süre önce trafik kazası geçiren 15-16 yaşlarındaki Eren Tultak ve Kamil Ekenel adlı gençlerimiz kan kaybından hayata veda ettiler. Tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Şimdi, arkadaşlarını kan kaybından yitiren liseli öğrencilerimiz “Arsuz’a hastane istiyoruz” adıyla anlamlı bir imza kampanyası yürütüyorlar. Biz destek oluyoruz onlara. Buradan Hükûmete soruyorum: Arsuz’a hastane yapmak için daha ne kadar insanımızın ölmesi gerekiyor? Tüm Arsuz halkının talebi olan hastane neden yapılmıyor? Arsuz’da hastane olmayışından kaynaklı kaç vatandaşımızın yaşamını yitirdiğini biliyor musunuz?

Hatay’ın AK PARTİ’li sayın milletvekilleri, Sayın Meclis Başkanı ve Sayın Meclis Başkan Vekili; Arsuzlular sizden açıklama ve hastane bekliyor.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, iktidar partisinin Hatay ili Arsuz ilçesinin hastane sorununa eğilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Peki. İktidar partisi Arsuz’un bu hastane ihtiyacını bir baksın, nedir durum değerli arkadaşlar.

Sayın Kıvırcık...

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Manisa Milletvekili Semra Kaplan Kıvırcık’ın, Manisa’nın ülkenin kalkınmasına katkı sağlayan tarım ve sanayi kenti olduğuna, yatırımcıların her zaman yanında olan Cumhurbaşkanına ve Hükûmete teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

SEMRA KAPLAN KIVIRCIK (Manisa) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şehzadeler şehri Manisa’mız, ülkemizin kalkınmasına ve gelişmesine katkı sağlayan başarılı bir tarım ve sanayi kentidir. Manisa’mızda Türkiye’nin ilk 500 büyük sanayi kuruluşu sıralamasında 19, ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu sıralamasında 14 firma mevcut. 5 Ocak tarihinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleriyle 2 dev fabrikamızın daha açılışını gerçekleştirdik. Dünya standartlarında, Endüstri 4.0’a uygun bir şekilde tasarlanan, 246 milyon liralık yatırımla kurulan Tirsan Kardan AŞ’nin ve tüm dünyada ilk kez yalın üretime ve dijital dönüşüme göre dizayn edilen, 105 milyon dolar yatırımla kurulan dünyanın lider gıda ve içecek şirketlerinden PepsiCo’nun açılışlarını gerçekleştirdik. Güçlü bir Manisa, güçlü bir Türkiye için yatırımcılarımızın her zaman yanında olan Hükûmetimize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza Manisa’mız adına teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kırcalı...

5.- Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı’nın, 8 Ocak Yaşar Doğu’yu vefatının 58’inci yıl dönümünde rahmetle andığına ilişkin açıklaması

ORHAN KIRCALI (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Elde ettiği başarıları ve karşılık beklemeden güreş sporumuza yaptığı katkılarından dolayı “Türk güreşinin babası” olarak anılan Samsunlu hemşehrimiz Yaşar Doğu, uluslararası müsabakalarda önüne kim gelirse gelsin birkaç dakika içerisinde tuş ederek “Türk gibi kuvvetli.” sözünü zirveye taşımıştır. Kariyerinde bir olimpiyat, bir dünya ve üç Avrupa şampiyonluğu bulunan Yaşar Doğu sporculuk hayatından sonra da minderden kopmayarak Türk güreşine antrenör olarak hizmet etmeyi sürdürmüştür. Köy köy dolaşıp yetenekli gençleri keşfeden Yaşar Doğu öğrencileri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Gençliğimize örnek olmuş dünya ve olimpiyat şampiyonu, millî güreşçi, güreşin duayeni, efsane güreşçimiz, hemşehrimiz Yaşar Doğu’yu vefatının 58’inci yılında rahmet ve saygıyla anıyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

6.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, iktidarın futbol kulüplerine kredi açmak için Ziraat Bankasını kullanmasını doğru bulmadığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İktidar kamu kaynaklarını üretimden, istihdamdan, hizmetten, emekten yana değil, yandaşa ve boşa çarçur etmeye devam ediyor. En son Ziraat Bankası Doğan Medyanın satışında kullanıldığı gibi şimdi de spor kulüplerinin borçları için kullanılmaya kalkıyor. Ziraat Bankası çiftçiye, üreticiye icra gönderirken spor kulüplerine para göndermeye kalkıyor.

Binlerce sağlık çalışanı var özel hastanelerde. 550 tane özel sağlık kurumu var, 500 bin kişiyi istihdam ediyor. Bunlar zor durumda. En azından Ziraat Bankası başka işlerle uğraşacağına mesela bunların üç ay sonra olan ödemelerini günü gününe yapıp ya da onlara düşük faizli kredi verip bu sektörü rahatlatabilir. En azından bu sektör bu faizle birlikte bu kredileri geri ödeyebilir, bunlar rahatlayabilir. Çiftçiden, üretimden ve hizmetten yana bir duruş sergilenmesini tavsiye ederim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

7.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, AK PARTİ iktidarının en büyük özelliğinin bütçe disiplininden taviz vermeden sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirmek olduğuna ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on altı yıllık AK PARTİ iktidarının en büyük özelliği bütçe disiplininden taviz vermeden sosyal devlet olmanın gereğini yerine getirmesidir. Hükûmetlerimiz ekonomik büyüme sayesinde elde ettiği refah artışını her sosyal kesime paylaştırmaktadır. 2002 yılında bütçeden sosyal harcamalar için 1,3 pay ayrılmışken insanı merkeze alan 2019 yılı bütçesinde bu oran 6,5’e çıkarılmıştır. Sosyal yardımlara ayrılan bu paylarla reform niteliğinde birçok yeni uygulama hayata geçirildi ve geçirilmeye devam ediyor. İhtiyaç sahibi vatandaşlarımızın elektrik faturalarının karşılanmasından kredi kartı borçlarını ödemekte güçlük çekene kredi teminine ve sigorta primlerinin desteğine kadar birçok alanda bunlar yapılmaktadır.

Milletimize bu müjdeleri veren Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Sayın Köksal…

8.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, 6000 sayılı Kanun’la mağdur edilen uzman erbaşların mağduriyetinin niçin giderilmediğini, askerî öğrencilere FET֒cü damgası vurulmasının hakka, hukuka uygun olup olmadığını, ilişikleri kesilen 12’nci Dönem Kara Kuvvetleri Komutanlığı astsubay kursiyerlerine niçin mezun olma hakkı verilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 6000 sayılı Kanun’la 45 yaşında memur emeklisi edilen uzman erbaşlara uzman erbaş kimliği ve özlük hakları verilmeyerek mağdur edilmiştir. Bu mağduriyet niçin hâlâ giderilmemektedir?

Yine, 669 sayılı KHK’yle, askerî öğrenciler güvenlik soruşturmasından dahi geçirilmeden hakları ellerinden alınmıştır. Bu öğrencilerin, masum oldukları hâlde, güvenlik soruşturması yapılmadığı için FET֒cü damgası vurularak âdeta hayatları karartılmıştır. Bu şekilde insanlara FET֒cü damgası vurmak hakka, hukuka, vicdana ve hakkaniyete sığmakta mıdır?

Yine, 12’nci Dönem Kara Kuvvetleri astsubay kursiyerleri, 26 Ağustos 2016 tarihi itibarıyla idari izne çıkarılmışlardır. 960 kişi olan bu kursiyerlerin iki ay kadar sonra 675 sayılı KHK’yle ilişikleri kesilmiştir. Bunların içerisinde sadece 1 kişi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşı olan kadın kursiyere mezun olma hakkı verilirken 959 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına niçin mezun olma hakkı verilmemiştir?

BAŞKAN - Sayın Özer…

9.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, Ziraat Bankasının futbol kulüplerinin borçlarını yapılandıran uygulamasının anlaşılır olmadığına ilişkin açıklaması

AYDIN ÖZER (Antalya) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Anadolu’da bir söz vardır “Köy yanar, deli kız taranır.” derler. Futbol kulüplerinin borçlarını yapılandıran ama çiftçinin borcunu umursamayan Ziraat Bankasının son uygulaması da üreticilerimizi çileden çıkartacak cinsten. Banka, sübvansiyonlu işletme ve tesis kredileri için çiftçiden yapı ruhsatı ve yapı kullanım izin belgesi talep ediyor. Tarımsal yatırım kredileri için düne kadar istenmeyen bu belgenin düzenleme ve maliyetleri 30 ile 40 bin lira arasında tutuyor ama çiftçimiz bu parayı ödeyebilecek durumda değil. 2 milyon çiftçimiz, 100 milyarlık borcun altında eziliyor. Ekip biçmeye devam edebilmesi için düşük faizli krediye ihtiyacı var. Oysa Ziraat Bankası, yüz iki yıl önce çıkan yasayla, çiftçilere kolaylık sağlamak ve tarımın gelişmesine yardımcı olmak için kurulmuştu. O tarihte bile çiftçi düşünülmüş, tarıma yatırım yapılmışken bugün tarıma niye darbe vuruluyor; anlaşılır gibi değil.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Kılıç...

10.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, İran Hükümdarı Nuşirevan’ın adaletine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Adaletiyle ün yapmış Hükümdar Nuşirevan’a bir av yerinde kebap ikram edilecekti fakat tuz olmadığından, adamlarından birini yakındaki bir köye göndermek gerekti. Fakat Nuşirevan, gidecek olan adama “Tuzu parayla al ki köyden tuz almak hükûmetçe bir âdet hâline gelmesin.” diye tembih etti. Yanındakiler “Bir parça tuzdan ne çıkar?” deyince Nuşirevan “Zulüm aslında cihanda az imiş fakat her gelen, onu bir parça daha artırarak bugünkü dereceyi buldurmuştur.” karşılığını vermiş ve “Hükümdar, halkın bir elmasını karşılıksız alırsa onun adamları tüm ağaçların kökünü söker. Hükümdar, halkın bir yumurtasını karşılıksız alırsa onun adamları tüm tavukları şişe vurur.” demiştir. “Önlenmezse bir kıvılcım bir orman yakar.” denmiştir.

BAŞKAN – Sayın Gündoğdu…

11.- Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu’nun, milletin vergileriyle kurulmuş bir bankanın kaynaklarının futbol kulüpleri için seferber edilmesini ekonomik olarak nasıl açıkladığını Hazine ve Maliye Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

VECDİ GÜNDOĞDU (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hazine ve Maliye Bakanından öğrenmek istiyorum: Tarlasını ekemeyen, ektiğini biçemeyen, biçtiğini satamayan, sattığında para kazanamayan, zarar eden üreticimiz, çiftçilerimiz perişan hâldeyken, esnaf kan ağlarken, milletin kaynaklarıyla kurulmuş ve yaşayan, çiftçinin bankası Ziraat Bankasından, önce yandaş medya patronu yaratmak için, sonra yandaş müteahhitleri kurtarmak için, şimdi de futbol kulüplerini kurtarmak için milyonlarca lira kaynak aktarılması hangi ekonomik gerekçeyle, hangi vicdanla, hangi adaletle, hangi kalkınmayla açıklanabilir? Milletin vergileriyle kurulmuş bir bankanın kaynaklarının bu ülkenin vefakâr üreticisinden, köylüsünden, çiftçisinden, esnafından esirgenerek üç beş yandaş patron için, yanlış yönetilen futbol kulüpleri için seferber edilmesini ekonomik olarak nasıl açıklıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Arslan…

12.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Anayasa’nın Meclis Başkanı için düzenleme yapan 94’üncü maddesini yok mu saydığını, Cumhurbaşkanının “İstifanıza gerek yok.” demesine istinaden mi istifa etmediğini, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmak için Meclis Başkanlığına çok mu ihtiyaç duyduğunu Binali Yıldırım’dan öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Meclis Başkanı Binali Yıldırım’a soruyorum: 24 Haziran 2018 genel seçimlerinden sonra Mecliste yapılan oylama sonucu Meclis Başkanı seçildiniz. Şimdi ise, Meclis Başkanlığından istifa etmeden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak seçim kampanyasını sürdürüyorsunuz. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki: Anayasa’nın 94’üncü maddesine göre, Meclis Başkanı seçildikten sonra tarafsız olarak Başkanlık görevini sürdürmeniz, bütün partilere eşit mesafede olmanız gerektiği, hiçbir siyasi faaliyette bulunamayacağınız açık ve kesin olarak yazılı olmasına rağmen istifa etmemenizin sebebi nedir? Anayasa’mızın, Meclis Başkanı için düzenleme yapan 94’üncü maddesini yok mu sayıyorsunuz? Cumhurbaşkanı “İstifanıza gerek yok.” dediği için mi istifa etmiyorsunuz? Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, Anayasa’mızı askıya mı aldınız? İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmak için Meclis Başkanlığına çok mu ihtiyaç duyuyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Örs…

13.- Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün, Trabzon ili Köprübaşı ilçesi Çifteköprü Mahallesi sakinlerinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Trabzon’un Köprübaşı ilçesi Çifteköprü Mahallesi’nde yaşayan vatandaşlarımız tarafından bana iletilen bir problemi dile getirmek için söz aldım.

Trabzon’un Köprübaşı ilçesi Çifteköprü Mahallesi’nde yaklaşık 50 dönümlük bir alan heyelan nedeniyle kaymaktadır ve bu arazinin hemen yukarısında 15 haneli yerleşim alanı toprak kaymasından dolayı tehdit altındadır. Bundan birkaç gün önce mahallenin bağlantı yolu da kullanılmaz hâle gelmiştir. Mahalle sakinleri tarafından yetkili mercilere yapılan başvurulardan bir cevap alınamadığı bana iletilmiştir. Trabzon Köprübaşı ilçesi Çifteköprü Mahallesi sakinlerinin mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında vatandaşlarımızın istediğini yüce Meclisimizin takdirlerine arz ediyorum.

Söz verdiğiniz için teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

14.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, “Türkiye'de bağımsız ve tarafsız yargı vardır.” söylemi ile eylemi arasında büyük farklılıklar olduğuna, İngiltere’nin The Economist dergisinin 2018 yılı Demokrasi Endeksi Raporu’nda Türkiye’nin 10 sıra gerilediğine, toplumsal şiddet, istismar olaylarına her geçen gün bir yenisinin eklendiğine ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Türkiye'de bağımsız ve tarafsız yargı vardır.” söylem ve eylemi arasında büyük farklılıklar vardır. Son dönemde şahit olduğumuz birçok somut olayda bunu açıkça görüyoruz. Daha iki gün önce haksız hukuksuz yere tutuklu bulunan parti meclisi üyemiz Eren Erdem’in duruşmasına bakan mahkeme heyeti öğle saati tahliye kararı verirken gece toplanan başka bir mahkeme heyeti tutukluluğunun devamına karar verdi. Zaten tartışmalı olan yargıya güvenin tekrar zedelenmesi ve talimatla karar veren yargı imajı maalesef her geçen gün perçinleniyor. Son yayınlanan Economist dergisinin Demokrasi Endeksi 2018 Raporu’nda Türkiye’nin 10 sıra birden gerileyerek 110’uncu sıraya gerilemesi de bu durumu tekrar ortaya koyuyor.

Bunun yanında, son zamanlarda ortaya çıkan toplumsal şiddet, bunalım, istismar olaylarına da her geçen gün bir yenisi ekleniyor. İşte, son bir üniversitede yaşanan vahim olayla değerli meslektaşım Ceren Şenel hocamızı eğitim şehidi vermemiz gibi.

Değerli milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gültekin…

15.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Sıfır Atık Projesi kapsamında belirli poşetlerin ücretlendirilmesindeki amacın gelecek nesillere yaşanabilir bir Türkiye bırakmak olduğuna ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Çevre kirliliğini önlemek amacıyla Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayesindeki Sıfır Atık Projesi kapsamında başlatılan belirli poşetlerin 25 kuruş karşılığı ücretli olarak verilmesine 1 Ocak 2019 tarihi itibarıyla başlanmıştır. Gıdanın doğrudan temas ettiği ve hijyen için ihtiyaç duyulan birincil ambalaj poşetler ise ücretsiz verilmeye devam edilecektir. Petrol türevi kimyasal maddelerden yapılan poşetler bin yıl boyunca doğada kalmaktadır. Bu nedenle amaç poşeti paralı satmak değil, sağlığımız ve çevremiz için poşeti caydırıcı hâle getirmek, çevreyi plastik ve benzeri atıklardan kurtarmak ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir Türkiye bırakmaktır. Ülkemizde uygulamanın faaliyete geçmesiyle ilk dört beş günlük sürede poşet kullanımının yüzde 50-60 oranında azaldığı görülmüştür. Bu uygulamayla kişi başı 440 olan plastik poşet kullanımının, yüzde 90 oranında azaltılarak, 2025’te 40 adete düşürülmesi hedeflenmektedir. Çevreye duyarlı, yeşili ve doğayı seven Niğdeli hemşehrilerimizin de Sıfır Atık Projesi’ni önemsediğini, yüksek oranda tam destek verdiğini ve vermeye de devam edeceğini belirtir, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Sayın Başevirgen…

16.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, Manisa’nın Salihli ilçesi Hacıbektaşlı köyünün gerçek sahibi olan köylülerin Gediz havzasını ve doğayı jeotermal enerji santraline teslim etmeyeceğine ilişkin açıklaması

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sanko Enerji tarafından Salihli’nin Hacıbektaşlı köyünde kurulması planlanan jeotermal enerji santralinin inşası hukuki süreç tamamlanmadan başlamıştı. Köylülerimiz JES inşaatına karşı barışçıl bir eyleme kalkışmışlar ve çevrecilerin de destekleriyle bir direniş çadırı kurmuşlardı. 4 Ocak Cuma günü gece yarısı jandarmanın katılımıyla çadır zorla sökülüp el konuldu ve köylüler gözaltına alındı. Çadır çevresinde olan vatandaşlarımızın telefonlarına el konularak haberleşme hakları engellendi. Manisa Valisinin devreye girmesiyle şirketin çalışmalarını durdurduğu ve geri çekileceği belirtildi. Yaşanan bu gelişmeler üzerine Sanko Enerji söz konusu sondaj kulesini indirdi. Ancak bu JES tehlikesinin bittiği anlamına gelmemektedir. Şirket köylünün arazisinden çıkana kadar direnişimize devam edeceğiz. Hacıbektaşlıların gerçek sahibi olan köylülerimizin arkasında olacak ve direnişlerine her türlü desteği vereceğiz. Gediz havzasını, geleceğimizi ve doğayı sizin JES hayallerinize teslim etmeyeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıaslan…

17.- Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan’ın, çiftçi borçlarının yeniden yapılandırılmasında faizlerin silinmesi ve kooperatifçiliğin teşvik edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Çiftçilerimizin borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bir yasa görüşeceğiz. Şimdi, bu yeniden yapılandırmada faizler silinmeden yeniden yapılandırmanın olması çiftçilerimizi rahatlatmayacaktır. Bu konuyla ilgili yasada yeni bir değişiklik yapılmasını teklif ediyorum.

İki: Türkiye şu anda tarımda büyük bir sorun yaşıyor. Türkiye bir tarım ülkesidir. Türkiye sanayi ülkesi deniliyor ancak Türkiye'nin yüksek teknoloji ihraç edecek bir sanayi ülkesi olması için öncelikle tarım ülkesi olması lazım. Tarımsal üretim sanayiye de girdidir, tarımda güçlü olmamız lazım. Biz üreticiyi desteklemeyi unuttuk, üretim planımız yok, kimin ne ekeceğini Hükûmet bilmiyor, çiftçi üretici birlikleri bilmiyor, kooperatifler bilmiyor, iyi çalışan kooperatiflerimiz de yok. Özellikle ve öncelikle Türkiye’de Batılı ülkelerde olduğu gibi, kooperatifçiliği teşvik etmemiz lazım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin...

18.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana’da yağan aşırı yağmur nedeniyle kaç dekar alanda zarar meydana geldiğini, üreticilerin ve vatandaşların zararının tamamının devlet tarafından karşılanıp karşılanmayacağını, tarımsal kredilerin vadesinin uzatılıp uzatılmayacağını, Ziraat Bankası ve Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin çiftçiye gerekli desteği sağlayıp sağlamayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Başkan.

Adana’da son günlerde yağan aşırı yağmur nedeniyle özellikle Yumurtalık ilçesi Kuzupınarı, Yeşilköy, Kırmızıdam ve Kaldırım mahalleleri; Ceyhan ilçesi Hürriyet, Mithatpaşa, Küçükkırım, Yılankale, Nazımbey, Yeniköy ve Ağaçpınar mahalleleri; Karataş ilçesi Kızıltahta mahallesi; Yüreğir ilçesi Eski Misis ve Vali Köprüsü etrafında Aşağı Yahşiler, Vayvaylı, Kütüklü ve Esenler mahallelerinde vatandaşlarımız ve çiftçilerimiz ağır maddi hasara uğramıştır. Sera ve bahçelerde narenciye ekili alanlarda ve buğday tarlalarında milyonlarca liralık hasarın yanı sıra ev ve iş yerlerinde de su baskınları oluşmuş, bazı mahallelerdeki hemşehrilerimiz evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Bölgede kaç dekar alanda zarar meydana gelmiştir? Üreticilerin ve vatandaşların zararının tamamı devlet tarafından karşılanacak mıdır? Karşılanacaksa ne zaman karşılanacaktır? Çiftçimizin zirai kredi vadelerinin uzatılması için girişimlerde bulunulacak mıdır? Amacını aşarak çiftçiyi desteklemesi gerekirken...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – ...futbol kulüplerinin borçlarını temizlemeye yönelen Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifi çiftçiye gerekli desteği sağlayacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yurdunuseven...

19.- Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in, Cumhurbaşkanının AK PARTİ grup toplantısında esnafa, kredi kartı borçlularına, ihtiyaç sahiplerine ve işverene verdiği müjdelere ilişkin açıklaması

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız, liderimiz, Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan dün yapılan grup toplantımızda esnaflara, kredi kartı borçlularına, işverenlere ve ihtiyaç sahiplerine yeni müjdeler verdi. İlk müjde: Düzenli sosyal yardım alan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın aylık 150 kilovatsaate kadar olan yaklaşık 80 liralık elektrik faturasını devletin ödeyecek olmasıdır.

İkinci müjde: Kredi kartı borcunu ödemekte güçlük çeken vatandaşlarımız Ziraat Bankasından alacakları krediyle mevcut borçlarını kapatıp aylık gelirine uygun şekilde altmış aya varan vadelerle borçlarını yeniden yapılandırabileceklerdir.

Üçüncü müjde: Esnafımıza Halkbanktan yaklaşık 22 milyar liralık ciddi bir kredi kullandırılmasıdır.

Dördüncü müjde: 500 ve üzeri sigortalı işçi çalıştıran iş yerleri için 3 puan olan sigorta prim desteği 5 puana yükseltilecektir. Bu müjdelerin aziz milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kasap...

20.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, mağdur kesimleri içine alan torba kanun teklifiyle mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Torba yasalarla torbalar doldu. Halk için bu torbaya önümüzdeki günlerde emeklilikte yaşa takılanlar, atanamayan öğretmenler, C sınıfı iş güvenliği elemanları, ameliyathane teknikerleri, sağlık yönetimindeki mağdur arkadaşlarımız, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı ücretli öğretmenler, kadroya atanamayan taşeronlar, 4 Aralık jokerleri, 3600 gösterge sözünü verdiklerimiz, ATT sürücüleri, diyaliz teknikerleri, 4/B’den “4+2” çakılı sözleşmesi olanlar, çiftçi borçları, 150 bin civarında ziraat, gıda, su ürünleri, orman mühendisleri, veteriner hekimler, teknikerler ve teknisyenlerine de bir küçük torba, bir küçük poşetçik oluştursak da bir kanun teklifiyle bu arkadaşlarımız da torbadan nasiplerini alsalar.

Hepinize teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

21.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, artan gübre ve mazot fiyatlarının çiftçinin belini büktüğüne, tarımsal üretimde verimi artırmanın yöntemlerinden birinin de sulu tarımı yaygınlaştırmak olduğuna ve çiftçinin doğru destekleme araçlarıyla desteklenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2002 yılından bugüne yüzde 700 artan gübre ve yüzde 380 artan mazot fiyatları çiftçinin belini büküyor. Çiftçilerin çoğu tarlasına taban gübresi atamadı. Önümüzdeki yıl ciddi bir ürün daralması yaşayacağımız anlaşılıyor.

Tarımsal üretimde verimi artırmanın yöntemlerinden biri de sulu tarımı yaygınlaştırmaktır. Bu anlamda Çanakkale’de Bayramiç-Çavuşlu, Çan-Karlı, Lapseki-Güreci, Yenice-Koruköy göletleri; Bayramiç-Karaköy, Çan-Yaykın, Ezine-Geyikli, Lapseki-Çavuş, Yenice-Kovancı, Yenice-İnova barajlarındaki çalışmaların ivedilikle tamamlanıp bölge çiftçisinin hizmetine sunulması gerekmektedir.

Tek başına sulama sistemi sorunu çözer mi? Elbette ki çözmez. Çiftçinin doğru destekleme araçlarıyla desteklenmesi gerekir. Alım garantili ihalelerle yandaşları destekleyeceğinize, Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesinin gereğini yerine getirin. 2006 yılından beri çiftçimize ödemeniz gerekip de ödemediğiniz destekleme borcunuzu ödeyin.

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu…

22.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, cezaevlerindeki skandal uygulamalara, Emrah Şanlıtürk’ün ifadelerine ve Adalet Bakanlığının adalet dağıtamadığına ilişkin açıklaması

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Her geçen gün cezaevlerinde skandal uygulamalarla karşılaşıyoruz. Bana gelen bir iletideki ifadeleri size okumak isterim, Emrah Şanlıtürk isimli bir kişi, diyor ki: “Gözaltına alındığımda eşim altı aylık hamileydi. Çocuğumu ilk gördüğümde yirmi altı günlüktü. O açık görüşte kızımın patiğini almıştım. Sekiz ayı onu koklayarak geçirdim. Aramada çorabı buldular.” Tutanaktaki kısım tarihe geçer, şöyle bir ifade vardı: “Suça konu: Bir adet pembe bebek çorabı.” Belge de burada. Cezaevlerinde adaletsizlik had safhada ve böyle trajikomik olaylarla karşı karşıya kalıyoruz. Diyor ki belgede: “Emrah Şanlıtürk’ün oda araması esnasında, giysi dolabında bir adet kız çocuğu çorabı tespit edilmiş olup görevli memurlar tarafından muhafaza altına alınmış olduğu tutanağa alınmıştır.” Bunlara gülsek mi ağlasak mı? Adalet sistemi böyle bir hâlde. Adalet Bakanlığı, adalet dağıtamıyor. Ceza ve Tevkifevleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, şimdi grup başkan vekillerine söz vereceğim.

Buyurun Sayın Türkkan.

23.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 9 Ocak Halide Edip Adıvar’ı ölümünün 55’inci, Cemal Süreya’yı ölümünün 29’uncu yıl dönümünde rahmetle andıklarına, yeni yılla birlikte Türkiye'de kitaba erişim zorlaşırken kurşuna erişimin kolaylaştığına, nüfusundan fazla Suriyeli barındıran Kilis’te polislere Arapça dil kursu açıldığına, Hükûmetten Suriyelilere harcanan para konusunda net bir cevap beklediklerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Halide Edip Adıvar’ın 55’inci ölüm yıl dönümü. Cumhuriyet Dönemi’nin rol model Türk kadını olan Halide Edip, Millî Mücadele yıllarının başında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı hararetli konuşmalarla zihinlerde yer etmiş usta bir hatip. “Türk’ün Ateşle İmtihanı” adlı eseriyle de her Türk gencinin kutup yıldızı olmuş bir yazar ve hepsinden önemlisi Kurtuluş Savaşı’nda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe almış gerçek bir savaş kahramanı. 9 Ocak 1964 tarihinde yaşamını yitiren Halide Edip Adıvar’ı yüce Meclisin huzurunda bir kez daha minnet, rahmet ve saygıyla anıyorum.

Bugün ayrıca, hislerimizin tercümanı olan ve şu günlerde ciddi anlamda mısralarının çok daha anlam kazandığı şair Cemal Süreya’nın ölüm yıl dönümü. Türk şiirinde modernist bir hareket olan “İkinci Yeni Şiir” akımının öncüsüdür Cemal Süreya. Onun da vefatının 29’uncu yıl dönümü, onu da rahmetle anıyoruz.

Yeni yılla birlikte Türkiye'de yeni bir şey daha oldu, kitaba erişim zorlaştı, kurşuna erişim ise kolaylaştı. Yani biz gençlere diyoruz ki: “Siz kitap okumayın. Siz kitaba müracaat ettiğinizde, kitaba erişmek istediğinizde yüzde 18 KDV ödeyin ama Makina ve Kimya Endüstrisinin kurşun fiyatlarını yüzde 7 indirmesiyle kurşuna çabuk ulaşın.” Gençlerin ulaştığı bu kurşun, Türk toplumunda sadece, Ceren Damar örneğinde gördüğümüz gibi, toplumu geren, toplumu cinnet hâline getiren bir meselenin tekrar gündeme gelmesi oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yani Türkiye'de bunu anlamanın mümkün olmadığını düşünüyorum; kitap fiyatlarını yükselteceksiniz, mermi fiyatlarını düşüreceksiniz. Gençlerin mermiye ihtiyacı yok, gençlerin kitaba ihtiyacı var. Gençlerin mermiye ihtiyacı olduğu dönemde çok ciddi faturalar ödemiş bir nesiliz biz. Bu mermiyi ucuzlatmayın, kitaba erişimi kolaylaştırın, size tavsiyemiz odur.

Kilis’te Kilis’in nüfusundan fazla Suriyeli var biliyorsunuz. Polislerin Arapça bilmemesi nedeniyle Suriyelilerle aralarında bir iletişim bozukluğuna rastlanmış, o yüzden Kilis İl Emniyet Müdürlüğü Arapça dil kursu açmış. Kursa katılan polisler “Kilis’te Suriyelilerin sayısının fazla olması nedeniyle zaten biz konuşamıyorduk, iletişim kuramıyorduk, o yüzden bu kurs bizim için önemli.” diye söylemişler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türk topraklarında bir şehir düşünün ki Suriyelilerin sayısı Türk vatandaşlarından fazla olsun, resmî dili Türkçe olan bir Türk devletinin güvenlik görevlilerini düşünün ki anlaşabilmek ve kamu güvenliğini sağlamak için Arapça öğrenmek zorunda kalsınlar. Bu acı tablo, Türkiye'yi yanlış Suriye politikası sonucu getirdiğiniz vahim noktanın gerçekte özetidir. Bu noktayı değiştirmezseniz Kilis’ten başlayan bu durum yakında tüm memleketi saracaktır. Bu konuda Hükûmeti bir kez daha uyarıyoruz. Suriyeli sorunu sadece sosyal güvenlik tehdidi değil aynı zamanda ekonomik de bir külfettir. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan “Suriyelilere 30 miyar dolar harcadık.” diyor, bazen “35 milyar dolar.” diyor. “Bu rakam Avrupa Birliğinden gelen 3 milyar doların 10 katı.” diyor aynı zamanda. Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Biz 30 milyar dolar harcadık, Avrupa Birliğinden 3 milyar dolar geldi. Bu para Avrupa Birliğinden gelen paranın 10 katı fazla.” İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu da dün diyor ki açıklamasında: “Suriyelilere harcanan tüm para sadece Avrupa Birliğinden gelen para kadardır.” Şimdi hangisi doğru söylüyor? Sayın Süleyman Soylu mu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Biz şimdi merak ediyoruz. Bu konuda doğru söyleyen kim, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan mı, Sayın Süleyman Soylu mu? Sayın Erdoğan, bu kadar para harcanmadığı hâlde harcanıyor gibi mi gösteriyor yoksa Sayın Soylu harcanan parayı bilerek düşük mü gösteriyor?

Hükûmetten Suriyelilere harcanan para konusunda ciddi, net bir cevap bekliyoruz. Bakın, 30 milyarlar, 35 milyar dolarlar çok önemli bir para. Bu paranın nereye harcandığını bilmediğimiz gibi net harcanan parayla ilgili İçişleri Bakanının bile bilgisi yok. Bu kadar ketum devlet olunmaz. Para konusunda bu kadar ketumiyet varsa burada başka bir dümen vardır. O dümenin de açıklanmasını istiyoruz. 35 milyar dolar... İçişleri Bakanı “3 milyar dolar.” diyor. 32 milyar dolar arada bir fark var. Bu fark bir yerlere mi gitti, gittiyse nereye gitti bilmek istiyoruz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Anayasa’nın 56’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının devletin sağlık konusundaki yükümlülüklerini belirttiğine, zorlaşan yaşam şartlarının bireyleri ruhsal olarak zorladığına ve ruh sağlığı yasasına ihtiyaç olduğuna, herkesin ulaşabileceği yaygın ve nitelikli ruh sağlığı hizmetlerinin sağlanmasının önem arz ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 56’ncı maddesinin üçüncü fıkrası “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.” demekle sağlık konusundaki devletin yükümlülüklerinin bir bölümünü izah etmiştir.

Karmaşıklaşan ve gittikçe zorlaşan yaşam şartları karşısında bireyler fiziksel ve maddi sorunların yanı sıra ruhsal olarak da zorlanmakta, ruh sağlığı hizmetleri alanındaki hizmet alan ve hizmet verenlerin sorunları da buna paralel olarak artmaktadır.

Tüm bu sorunlarla bilinçli, programlı bir şekilde başa çıkabilmek için hakların, sınırların ve yetkilerin açık ve net olarak belirlendiği bir toplumsal sözleşmeye, açıkça “ruh sağlığı yasası”na acilen ihtiyacımız vardır. Gelişmiş ülkelerin tamamında ve gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda ruh sağlığı yasasının mevcut olduğu görülmektedir.

Ne yazık ki ülkemizin bugüne kadar bir ruh sağlığı yasası olmamıştır. Ruh sağlığı yasası hizmetlerinin yasal bir çerçeveye oturtulmaması alan içi sorumlulukların sınırlarının belirsiz olmasına sebep olmuştur. Daha da kötüsü, ruh sağlığı alanı, ruh sağlığıyla ilgili eğitimi olmayanların istismarına maruz kalmıştır. Bu sorun özellikle ruh sağlığı hizmeti almak isteyenlerin ekonomik açıdan istismarına, yanlış uygulamalarla sağlıklarının riske girmesine sebep olmaktadır.

Birçok ülkede yapılmış olan toplum taramaları, ruhsal hastalıkların sanılandan çok daha yaygın olduğunu göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Ülkemizde tüm toplumu temsil eden Türkiye Ruh Sağlığı Profili çalışmasında on iki aylık yaygınlık yüzde 17,2 olarak tespit edilmiştir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre her geçen yıl Türkiye’de antidepresan ilaç kullanımı had safhada ve artış göstermektedir. Burada dikkat çekici bir veri daha söz konusudur. Antidepresan kullanan erkeklerin 2 misli kadınlar antidepresan ilaç kullanmaktadırlar.

Bağımlılıkla ilgili sorunlarımız da hâlen devam etmektedir. AMATEM’e bağımlılıkla alakalı başvuranların çok büyük bir çoğunluğunun uyuşturucu madde bağımlılığı dolayısıyla bu başvuruyu gerçekleştirdiği görülmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Yine, kadına, çocuğa ve yaşamımızı paylaştığımız diğer canlılara yönelik şiddet vakaları da hafızamızda tazeliğini korumakta, her geçen gün ne yazık ki vahim vakalar gündeme gelmektedir. Kamuoyu önünde sıkıntılı bir şekilde, toplumumuza üzüntü verecek şekilde hepimizin gündeminde bulunmaktadır.

Türkiye Ruh Sağlığı Profili çalışmasında, ruhsal sorunu olanların yalnızca yüzde 14’ünün herhangi bir uzmana başvurduğu saptanmıştır. Bu demek oluyor ki tedaviye ihtiyacı olan binlerce kişi tedavisiz kalmaktadır. Ruhsal hastalıklar sık görülmelerine ek olarak ciddi yeti yitimine yani bireyin iş yapamaz hâle gelmesine neden olurlar. Birçok bedensel hastalığın aksine genç yaşta ortaya çıkarlar ve üstelik çoğu kronik ve ömür boyu sürebilecek niteliklere sahiptir. Bu nedenle ülkemiz için ruhsal ihtiyaçlar arasında, ruhsal hastalıkların erken tanı ve tedavisini sağlayacak şekilde toplum eğitimi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın…

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - …koruyucu ve engelleyici tedbirlerin alınması, herkesin ulaşabileceği yaygın ve nitelikli ruh sağlığı hizmetlerinin sağlanması önem arz etmektedir.

Bu çerçevede, Milliyetçi Hareket Partisi tarafından 2018 Martında Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş olan Ruh Sağlığı Yasa Teklifi önem arz etmektedir. Bu yasa teklifi, Türkiye’de faaliyet göstermekte olan dokuz sivil toplum kuruluşunun ve bu konuda çalışan örgütün temsilcilerinin görüş ve önerileri ve ortak mutabakatıyla ortaya çıkmış olan bir yasa teklifidir ve kıymetli olduğunu düşünmekteyiz bu teklifin. 2019 yılı içerisinde yasalaşmasını arzu ettiğimiz bu teklifi dün Sayın Genel Başkanımız toplumda had safhaya çıkan şiddet vakalarının değerlendirmesini yaparken dile getirmiştir. Bizler Milliyetçi Hareket Partisi olarak, özellikle ruh sağlığı alanında hizmet alan kişilerin haklarının savunulacağı ve yetki karmaşalarının ortadan kalkacağı, istismarların ortadan kalkacağı birçok olumlu teklif barındıran bu yasa teklifinin 2019 yılı içerisinde yasalaşmasını ve bunun tüm Meclisimizin ortak mutabakatıyla geçmesinin önemli olduğunu düşünüyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - …milletimiz açısından, devletimiz açısından bu yasanın büyük hayırlara vesile olacağı kanaatini taşıyoruz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına, Grup Başkan Vekili Sayın Kurtulan’ın yetkilendirmesiyle Sayın Tiryaki.

25.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçinin öldürülmesiyle sonuçlanan suikastin aydınlatılamadığına ve bu konunun araştırılması için verilen Meclis araştırması önergesinin İç Tüzük’ün 67’nci maddesine aykırı bulunarak iade edilmesinin düşündürücü olduğuna, AK PARTİ grup toplantısının olduğu salı günleri Meclis koridorlarında yürümekte güçlük çekildiğine ve her gün her ilde HDP’li üye ve yöneticilerin gözaltına alındığına ilişkin açıklaması

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Keşke güzel konulardan bahsetsem ama can sıkıcı üç başlık hakkında bir açıklama yapmak istiyorum.

Birincisi şu: Kürt sorununun demokratik siyaset yöntemleri ve barışçıl bir biçimde çözülmesi yönünde görüşmelerin yoğun olarak sürdüğü bir dönemde Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçi bir suikast sonucu öldürüldü bundan altı yıl önce bugün. Olayın üzerinden altı yıl geçti. Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesi konusunda görüşmelerin başlatıldığının kamuoyuna duyurulduğu 3 Ocak 2013 tarihinden altı gün sonra gerçekleşmişti bu suikast. Bu suikast olayı hâlâ tam olarak aydınlatılmadı, içinde derin çelişki ve bilinmezlikler barındırıyor. Cinayete ilişkin Fransave Türkiye’de soruşturmalar başlatılmışsa da davanın Fransa ayağında dosya hâkimi dosyayı sonuçlandırdı ancak suikast aydınlatılamadı. Olayın tek sanığı olan Ömer Güney’in bundan iki yıl önce ölmesi cinayetin aydınlatılmasına dair olasılıkları da ortadan kaldırmış gözüküyor. Bu konuda avukatlar tarafından yargılamanın devam etmesine yönelik başvurularla ilgili olarak da bir gelişme kaydedilmedi. Türkiye’de süren yargılama ayağında ise dosyada herhangi bir gelişme yaşanmadığı gibi gizlilik kararı nedeniyle avukatlar konu hakkında hiçbir bilgi alamıyorlar.

Olayın gerçekleştiği döneme kısaca bir göz atmakta yarar var. Bu olaydan çok kısa bir süre sonra 15 Ocak 2013 tarihli AKP grup toplantısında dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan yapmış olduğu konuşmada “Başlattığımız bu barış süreci dinamitlenmek isteniyor, buna fırsat vermemeliyiz.” şeklinde bir konuşma yapmıştı, cinayetin aydınlatılmasına yönelik çağrılarda bulunmuştu. Cinayet pek çok soruyu akla getirmiş ancak o zaman Hükûmet barış sürecine sahip çıkarak cinayetin aydınlatılmasına dair açıklamalar yapmıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Gelinen noktada cinayet aydınlatılamadığı gibi buna ilişkin etkin bir çaba da sarf edilmiyor.

Şimdi bunu neden anlattım Sayın Başkan, sayın milletvekilleri: Bu konunun araştırılması, bir Meclis araştırması için 3 milletvekilimiz önerge verdiler; Sayın Meral Danış Beştaş, Sayın Ayşe Acar Başaran ve Sayın Dirayet Taşdemir. 3 vekilimizin önergesi de İç Tüzük’ün 67’nci maddesine aykırı bulunarak iade edildi. Şimdi, bu önerge sahiplerinin ikisi kendi alanında uzman, iyi hukukçu arkadaşlarımız, emin olunuz, Anayasa’yı da İç Tüzük’ü de Kanunlar ve Kararlar Başkanlığının uzmanları kadar biliyorlar en az. Bir önergenin bile, Meclis tarafından kabul edilip edilmeyeceği belli olmayan bir önergenin bile Meclise gelemiyor olması düşündürücü. Bunu Meclisin takdirine sunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Bu ciddi bir sorun. İçinden ya cümleler ayıklanıyor ya paragraflar ayıklanıyor ya kelimeler ayıklanıyor ya da hiçbir açıklama gereği duyulmadan önergeler reddediliyor.

Dile getirmek istediğim ikinci konu: Salı günleri Mecliste grup toplantıları gerçekleştiriliyor. Sayın Cumhurbaşkanı AKP Genel Başkanı olarak salı günleri grup toplantısı yapıyor. Bunun için özel önlemler alınıyor, Mecliste milletvekillerimiz dahi koridorlarda yürüyemiyorlar. Dün bunun bir benzerini yaşadık, milletvekili arkadaşlarımız koridorda yürümekte güçlük çektiler. Pek çok yer kapatılmıştı, açılması konusunda uyarılarda bulunan Mardin Milletvekilimiz Sevgili Tuma Çelik bir milletvekili tarafından darbedildi. Bakın, burada çokça sataşmada bulunan bir milletvekiliydi. Biz, sadece burada sataşmalarda, sözlü sataşmalarda bulunuyor sanıyorduk ama bu milletvekili -“arkadaşımız” demeyeceğim- kendisine görev bilmiş olmalı ki Meclis koridorlarında da aynı zamanda fiziki sataşmada bulunuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun bu konuda daha duyarlı davranması gerektiği kanısındayım. Bir milletvekilimiz eğer koridorlarda bir başka milletvekilinin saldırısına uğramadan yürüyemeyecekse bu hepimiz açısından bir sorundur.

Son olarak, dün konuşmamda belirtmiştim, neredeyse her gün, her ilde üye ve yöneticilerimiz gözaltına alınıyorlar, bunlarla ilgili açıklamalar yapıyoruz. Dün de yaklaşık 20 üye ve yöneticimiz Ankara’da gözaltına alınmıştı, aralarında parti meclisi üyemiz de vardı. Ankara il yönetimimiz bu konuda kendi il binasının önünde basın açıklaması yapmak istedi il yöneticileri, ilçe yöneticileri ve parti meclisi üyelerinin gözaltına alınmasıyla ilgili. 2 milletvekilimiz vardı, Sayın Abdullah Koç ve Filiz Kerestecioğlu. Güvenlik görevlileri basın açıklaması yapılmasına izin vermediği gibi milletvekili arkadaşlarımızı bugün parti binasının önünde darbetti. Bu, bütün Meclise yapılmış bir saygısızlıktır. Eğer parti binası önünde milletvekilleri açıklama yapamayacaksa gerçekten ülkemizde demokrasinin artık son kırıntılarından da söz edemeyiz diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlıyor musunuz?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Evet.

Adalet ve Kalkınma Partisinin, Hükûmetin, gerçekten, bu uygulamalar konusunda kendini gözden geçirmesini, ülkemizin demokrasisine yönelik bu saldırılar konusunda hassas davranmasını bekliyoruz çünkü milletvekillerine serbestçe, istenildiği gibi saldırabileceğini bir güvenlik görevlisinin düşünebileceği bir ortamda yasama faaliyetinden söz edilemez diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Özkoç…

26.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, bütün kurumlar düzgün çalışırsa Türkiye’nin güçlü ve başarılı olacağına, çiftçilerinbüyük sıkıntı yaşadığına, Ziraat Bankasının çiftçinin derdine çare olamadığına ama futbol kulüplerinin borçlarının yapılandırılmasında görevlendirildiğine, Türk futbolunda yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, eğer Türkiye Cumhuriyeti devletinde bütün kurumlar düzgün çalışır, ait oldukları kurumlara dürüst bir şekilde hizmet ederlerse Türkiye bir bütün hâlinde güçlü olur ve başarılı olur.

Bugünlerde çiftçilerimizin büyük bir sıkıntısı var, geçinemiyorlar. Ektikleri üründen, istediklerini ve emeklerinin karşılığını alamıyorlar, ürünü ekmek için de yeterli imkânlara sahip değiller. Günlerden beri söylüyoruz, bütün bir Tekirdağ büyüklüğünde alan maalesef ekim dışı kalmıştır ve büyük sıkıntı yaşıyor çiftçilerimiz. Öyle ki sütlerini getirip Ziraat Bankasının önüne döküyorlar, tütünlerini getirip orada yakıyorlar. Artık, bardaktaki son damla taşmış, bu sıkıntı sokağa taşıyor. Peki, Türkiye Cumhuriyeti devletinde onları destekleyecek olan kurumsal yapı hangisi? Bir, Bakanlık; iki, Ziraat Bankası. Ziraat Bankası Türk çiftçisini yeteri kadar destekleyip derdine çare olamıyor ama doğru yönetilmeyen bir başka kurumun borcunun yapılandırılmasında görevlendiriliyor. Doğru yönetilmeyen kurum futbol camiası.

Her gencin içinde yeşerttiği bir kahramanı vardır; birisi Saffet’i tutar, birisi Alpay’ı tutar, birisi Arda’yı tutar; herkesin bir kahramanı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu kahramanlar başarılarıyla ve yıldızlaşmış süreçleriyle gençlerimize örnek olurlar. Alın teri gerekir başarı için, çalışmak gerekir, geldiği noktayı hazmetmek gerekir, hareketleriyle ve davranışlarıyla bunu Türk toplumuna göstermesi gerekir. İşte o zaman onlar bizim hayallerimizin kahramanları olurlar.

Nefes alacağımız bütün alanlar eğer yok edilirse o zaman hayallerimiz yok edilir. Hayallerimiz yok edilirse gelecekle ilgili umutlarımız tükenir. Futbol dünyasını yönetenler ilk önce dediler ki: “3 yabancı futbolcu yeterlidir.” Sonra “Bunu kaldıralım, sınırsız yabancı futbolcu alalım.” dediler. Neyle alıyoruz? Dövizle alıyoruz. Nereden alıyoruz? Dışarıdan alıyoruz. Vergisini tam karşılıyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkoç, devam edin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Düşük vergiyle yapılıyor. Ülkemizde imkân verildiği zaman o yıldızları cebinden çıkartacak futbolcular varken onların önü kesiliyor. Altyapıda yetişmek için mücadele eden çocuklarımızın bir umudu yok edilmiş hâlde kendilerine sunuluyor. Kulüpler ne yapıyor? Birbiriyle yarışıyor. Başkanlar ne yapıyor? Birbiriyle yarışıyor. Peki, doğru yönetiyorlar mı? Yönetselerdi bugün Türk futbolunda bu düşülen duruma gelinmezdi. Zaman zaman Sayın Sancaklı’yı ben kürsüden dinliyorum, uyarılarda bulunuyor, “Doğru olan şeyler bunlardır.” diyor. Neden? Futbol dünyasından gelmiş, milletvekili olmuş, ülkesinin geleceğiyle ilgili kaygılarını kürsüden paylaşıyor. Peki, iktidar partisinin görevlileri Meclisin içindeki bu değerlere “Ya, arkadaşlar, ne yapacağız?” diyor mu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Özkoç.

Buyurun, devam edin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yeteri kadar dendiğini sanmıyorum. Onların bilgisinden ve birikiminden yararlanılıyor mu? Yeteri kadar yararlanıldığını sanmıyorum. Şimdi, yıllardan beri sorumsuzca birbirleriyle yaptıkları yarıştan ve perde arkasında bilmediğimiz kaygılardan dolayı bu kulüpler borç altındalar ama bizim üreticimiz de borç altında, onlar da bu ülkenin değerleri ve onlar yaşam mücadelesi veriyorlar. Bu konuyla ilgili Ziraat Bankası İspanya’da örneği olduğu gibi borçları yapılandırırsa bu çözüm olacak mı? Hayır, çözüm olmayacak, borçlar 2’ye, 3’e katlanacak çünkü burada sorumluluk duygusu önemli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Peki, kulüpler bu borçlarla mücadele ederken birden bazı futbol takımları türüyor; Başakşehir, Kasımpaşa. Başakşehir alıyor başını gidiyor, yeni futbolcu alıyor. Aldığı futbolcuların bedelini karşılayacak kadar bir geliri yokken sponsorlar yarışıyor Başakşehir’le ilgili. Diğerleri ise sponsor bulamamaktan ve kaynak yaratamamaktan şikâyetçi, Ziraat Bankasının önünde kuyruk oluyorlar ama Başakşehir şu anda açık ara önde gidiyor. Peki, bu yarışa güven nasıl sağlanacak? İnsanlar, taraftarlar bu yarışta “Evet, hak eden kazandı, benim takımım kazandı.” nasıl diyecekler? Nasıl hayallerinin takımlarını içlerinde canlandırıp da “Bu ülkede bu işler doğru gidiyor.” diyebilecekler. Orası da yok ediliyor. 3 yabancı futbolcu sınırlaması getirirken de onun önünü açıp futbolcu sınırını kaldırırken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - …eğer sadece şunu yapabilselerdi, 3 yerli futbolcuyu oynatma zorunluluğu getirselerdi, belki millî takım bu durumda olmazdı, belki de futbol dünyası bu durumda olmazdı.

Kendi gençlerine ve kendi özüne güvenmeyen bir anlayış, bugün tank palet fabrikasını Katar’a, bugün milyon dolarları başka ülkelerin ceplerine, bugün hak etmeyenleri liderliğe getirir. O kulüpte oyun oynayan futbolcular ve o futbolcuların teknik direktörüyle ilgili söyleyecek tek bir sözüm yoktur, onlar görevlerini yapıyorlar ama Türkiye ciddi yönetilmelidir.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Grup Başkan Vekili Akbaşoğlu, buyurun.

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 7 Ocak Osmaniye ilinin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümü vesilesiyle şehitleri rahmetle yâd ettiğine, Türkiye'nin emperyalistlerin her türlü oyununu tarihin çöp sepetine atmaya muktedir bir ülke olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli arkadaşlar, bugün Osmaniye’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümü. Bu münasebetle şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yâd ediyorum. Osmaniye’nin ve aziz milletimizin yiğit evlatları, 97 yıl önce din ve devlet, vatan ve millet müdafaası için canlarını ortaya koymak suretiyle hakikaten güzel bir neticeye vardılar. Millî Şairimiz Akif’in ifadesiyle: “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım, / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım. / Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım, / Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. / Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, / Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var / Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, / “Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar?” Evet, işte o canavara, düşmana hem Osmaniyeli kardeşlerimiz hem milletimizin asil fertleri birlikte tek bir yürek, tek bir bilek olmak suretiyle hakikaten gereken cevabı verdiler.

Bugün de aziz milletimiz ve güçlü devletimizle emperyalistlerin her türlü oyununu tarihin çöp sepetine atmaya muktedir bir ülkeyiz elhamdülillah. Türkiye Cumhuriyeti devleti güçlü, kararlı ve dirayetli bir liderlikle, Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle hem her türlü terör koridorunu hem de her türlü terör koalisyonunu yerle yeksan etmeye, tarihin çöp sepetine atmaya bugün de muktedirdir.

Bu duygu ve düşüncelerle aziz Meclisimizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- TBMM Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu üyeleriyle temaslarda bulunmak üzere Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Başkanlık Divanı üyeleri; Eş Başkan Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel, Eş Başkan Yardımcıları İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir ve İstanbul Milletvekili Cemal Çetin’den müteşekkil heyetin Strazburg’a ziyaret gerçekleştirmesi hususuna ilişkin tezkeresi (3/511)

2/1/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu üyeleri ile temaslarda bulunmak üzere Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Başkanlık Divanı üyeleri; Eş Başkan Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel, Eş Başkan Yardımcıları İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir ve İstanbul Milletvekili Cemal Çetin’den müteşekkil heyetin Strazburg’a bir ziyaret gerçekleştirmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 27/11/2018 tarihli ve 8 sayılı Kararı’yla uygun bulunmuştur.

Söz konusu ziyaret 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 10’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                                                                                  Binali Yıldırım

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Hamzaçebi, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 9 Ocak Cemal Süreya’yı ölümünün 29’uncu yıl dönümünde rahmetle, şükranla andığına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün büyük şair Cemal Süreya’nın 29’uncu ölüm yıl dönümü. 9 Ocak 1990 tarihinde aramızdan ayrılmıştı Cemal Süreya. Cenaze törenini dün gibi hatırlıyorum, Şişli Osman Ağa Camisi’nde cenaze namazı kılınmıştı, ben de iştirak etmiştim. Sonra kendisini Haliç’e nazır Kulaksız Mezarlığı’nda defnetmiştik. Kendisine bu vesileyle bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, rahmetle kendisini anıyorum. Defnedildiği mezarlık, Kulaksız Mezarlığı onun henüz İstanbul’daki, Boğaz’daki köprülerin olmadığı dönemde “diyalektik köprüler” diye sözünü ettiği Galata’daki köprülere nazır bir mezarlıktır. Diyalektik köprüler, lirik minareler o hepsini, o manzarayı gören bir mezarlıktı.

İkinci Yeni’nin çok büyük bir şairidir. Kendisini tanıma fırsatını elde etmiş, o onuru yaşamıştım. “Şiir Anayasa’ya aykırıdır.” diyerek şairin ve kendisinin şiir anlayışını çok özlü bir şekilde, şiirsel bir şekilde ifade etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şiirlerinin ana teması aşk, hüzün, bitmeyen yolculuklardır. Onun yolculukları sadece Anadolu coğrafyasındaki yolculuklar değil, bu coğrafyada yolculuk yaparken aynı zamanda kendi içindeki yolculuklardı. Bunu bütün şiirlerinde hemen hemen görürüz. “Üvercinka”da “Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız.” derken hem coğrafi bir yolculuğu hem de kendi iç dünyasındaki bir yolculuğu ifade eder. Aynı duyguları onun “Göçebe” şiirinde görürüz. “Göçebe” başlı başına ismiyle zaten bir yoluculuğu, yolculukları anlatan bir şiirdir: “Belki de bir günler bunun için Aydın'da bulunduğumu, / Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu, / İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da, / Ankara'da dokunak Yozgat'ta becerik olduğunu…” diyerek Anadolu coğrafyasını kendi hüznünün anlatımına eşlik olarak orada yerleştirir. Kars olsun, diğer Anadolu şehirleri olsun, İstanbul’un semtleri olsun ama bütün bunlar onun aşkını, duygularını, hüznünü ifade etmenin birer aracı olarak kullanılır.

Bu değerli şairi bu vesileyle bir kez daha rahmetle, şükranla anıyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 9 Ocak Cemal Süreya’yı ölümünün 29’uncu yıl dönümünde saygıyla andıklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Cemal Süreya’nın sizin düşünce dünyanızda ne kadar önemli olduğunun ben yakından tanığıyım. Bu vesileyle Cemal Süreya’yı bir kez daha saygıyla anma fırsatını da hep beraber buluyoruz.

Sayın Baş, siz de girdiniz sisteme.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- İstanbul Milletvekili Erkan Baş’ın, Türkiye işçi sınıfı başta olmak üzere emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşların yeni yılını kutladığına, TOKİ ve İZBAN işçilerinin haklarının verilmesi gerektiğine, TBMM Başkanı sıfatını taşıyan kişinin Anayasa hükümlerine aykırı bir eylem süreci içerisinde olduğuna ve bu usulsüzlüğe izin verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz geç oldu ama 2019’da ilk defa söz aldığımız için, Türkiye işçi sınıfı başta olmak üzere emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlarımızın yeni yılını kutluyorum, 2019’un hepsi için başarılar, mutluluklar getirmesini diliyorum.

Tabii, 2019’a 2018’in yükleriyle girdik. En önemlisini dün hemen Meclis bahçesinin duvarlarında yaşadık. TOKİ işçisi kardeşlerimiz aylardır seslerini duyurmaya, haklarını almaya çalışıyorlar. Çeşitli yöntemler denediler. Dün de Meclise seslerini duyurmak için gelen bu işçi kardeşlerimiz maalesef Meclisin milletvekilleri tarafından değil de polisler tarafından karşılandı ve bir şiddete uğradılar. Bu vesileyle TOKİ işçilerinin yanında olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum ve haklarının mutlaka verilmesi gerektiğini buradan kayıtlara geçiriyorum.

İZBAN işçisi kardeşlerimiz –hepimiz biliyoruz- aylardır hakları için grev yapıyorlar ve bu grevleri fiilen yasaklandı, erteleme adı altında yasaklandı. İZBAN işçisi kardeşlerimizin de haklarının verilmesi gerektiğini düşündüğümüzü buradan paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, işçi sınıfına, emekçilere, yoksullara dönük pek çok haksız, hukuksuz uygulamadan söz edebiliyoruz. Bunları saymaya vaktimiz yetmez, binlerce hukuksuzluk örneği var ama daha acı olan şey şu: Yasa yapmakla görevli Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanı sıfatını taşıyan kişi şu anda açıkça, aleni biçimde Anayasa’nın hükümlerine aykırı bir eylem süreci içerisinde. Hepimiz biliyoruz, Meclis Başkanı sıfatı taşıyan Binali Yıldırım, Adalet ve Kalkınma Partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak parti faaliyetlerine katılıyor. Bu, Anayasa’nın 94’üncü maddesine açık aykırı eyleme çoğunluk partisinin ses çıkarmamasını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ilave ediyorum Sayın Baş.

Buyurun.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Anayasa’ya açıkça aykırı bu eyleme çoğunluk partisinin ses çıkarmamasını saraydan gelen talimatlara uyma alışkanlıklarının bir uzantısı olarak anlayabiliyoruz fakat benim anlayamadığım, Meclisin muhalefet partilerinin bu durumu sessizlikle geçiştiriyor olması. Dün grup toplantılarında, dün Genel Kurul salonunda ve bugün bu saate kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı açıkça Anayasa’ya aykırı eylemler gerçekleştirirken biz hep beraber susuyoruz.

Ben şöyle tamamlayayım sözlerimi: Hepimizin bildiği bir masal var; böyle, sefahat ülkesi anlatılıyor, sefahat sürülüyor o ülkelerde. Krala güzel güzel elbiseler biçiyorlar ve herkes o elbisenin ne kadar güzel olduğunu birbirine anlatıyor. Ben kendimi şu anda o masaldaki gibi hissediyorum. Herhâlde Parlamentonun en küçük grubu olarak Türkiye İşçi Partisinin kayıtlara şunu geçirmesi gerekiyor: Arkadaşlar, kral çıplak. Bu usulsüzlüğe izin vermeyelim.

BAŞKAN – İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ve arkadaşları tarafından, Türkiye’de tarım ve hayvancılığın hak ettiği seviyelere yükselmesi, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması, başta çiftçilerimizin tarımsal faaliyetlerinde kullandıkları araçlara aldıkları mazotun vergiden muaf tutulması olmak üzere kırsalda tarım istihdamını arttırmayı hedefleyen ve tarımsal kalkınmamıza destek verecek projelerin arttırılması, tarım ve hayvancılıkla ilgili sürdürülebilir programların hazırlanması, tarımsal üretimi arttıracak destek ve teşvikler ile tarımsal yatırım ve hibe desteklerini içeren programların hazırlanması amacıyla , 9/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

09/01/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 09/01/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Lütfü Türkkan

                                                                                                                               Kocaeli Milletvekili

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ve arkadaşları tarafından Türkiye’de tarım ve hayvancılığın hak ettiği seviyelere yükselmesi ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması, başta çiftçilerimizin tarımsal faaliyetlerinde kullandıkları araçlara aldıkları mazotun vergiden muaf tutulması olmak üzere, kırsalda tarım istihdamını arttırmayı hedefleyen ve tarımsal kalkınmamıza destek verecek projelerin arttırılması, tarım ve hayvancılık ile ilgili sürdürülebilir programların hazırlanması, tarımsal üretimi arttıracak destek ve teşvikler ile tarımsal yatırım ve hibe desteklerini içeren programların hazırlanması amacıyla 9/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 9/1/2019 Çarşamba günü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi İYİ PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Fahrettin Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Yokuş.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi İYİ PARTİ Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de tarım ve hayvancılık maalesef hak ettiği yerde değildir. Türk tarımının, Türk çiftçisinin ve Türk hayvancılığının hak ettiği seviyelere yükselmesi ve tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekmektedir. Çiftçilerimizin tarım faaliyetlerinde kullandıkları araçlara aldıkları mazotun vergiden muaf tutulması gerekmektedir. Kırsal alanlarımızda tarım istihdamını artırmayı hedefleyen ve tarımsal kalkınmamıza destek verecek projelerin artırılması, tarım ve hayvancılıkla ilgili sürdürülebilir programların hazırlanması, tarımsal üretimi artıracak destek ve teşviklerle tarımsal yatırım ve hibe desteklerini içeren programların hazırlanması şarttır.

Ülkemizi kalkındırmak Türk çiftçisine ve Türk tarımına sahip çıkmakla mümkündür. Köyden kente yaşanan göçlerin önüne geçmek, gelecek nesillerin sağlıklı tarım ürünlerini tüketerek büyümesini sağlamak ülkeyi yönetenlerin yegâne görevidir. Gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan birçok ülke tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin gelişmesi için projeler üretip çiftçilere destek veriyor, bizse ithalata yönelip tohumdan fidana, meyveden sebzeye, tahıl ürününden et ve süt ürünlerine, gübreye ve samana kadar her şeyi ithal ediyoruz. Bu ithalatlar olduğu sürece hayvancılığımız ve çiftçiliğimizi nasıl geliştirebiliriz? Neden biz de diğer ülkeler gibi çiftçilerimizi güçlendirecek projeler üretmiyoruz? Bizim ülkemizin neyi eksik? Bizim ülkemiz tarım ülkesi değil mi? Bir zamanlar bizim ülkemiz tarım ülkesiydi, hayvancılık ülkesiydi. Hollanda kadar toprağı olan Konya şehrimiz tarım ambarıydı, toprağından iklimine kadar en verimli ve bereketli ülke Türkiye’ydi. Tarım arazilerimiz var, çiftçi tarım arazilerini terk ediyor, toprağa küsüyor, bizim neyimiz eksik Allah aşkına? Bereketli bir tarım ülkesiyken ne oldu da dışa bağımlı hâle geldik? Tarım ve Hayvancılık Bakanımız yetersiz, bizim tarım politikasını geliştirecek Hükûmetimiz yetersiz, bizim çiftçilerimizi toprakla barıştıracak, kentten köye göçü sağlayacak projelerimiz eksik.

Değerli milletvekilleri, çiftçilerimizi mazot vergisinden muaf tutmak mecburiyetindeyiz. Aksi hâlde, gemilere, gemiciklere mazot muafiyeti getiren bir iktidar çiftçiye niye getirmediğini izah edemez ve edemeyeceksiniz.

Çiftçilerimizin üzerine yük olan, yasal takibe düşen borçlarının faizsiz şekilde yeniden yapılandırılması şarttır.

Meraları köylülerimize verelim. Tarım ve hayvancılığı geliştirme ve sürdürme politikasının temelini oluşturan meralar köy tüzel kişilerinin kullanımına açılmalıdır.

Çiftçilik yapmak isteyenler için büyüklüğüne göre özel teşvik paketleri hazırlanmalıdır. Ziraat Bankası, Kredi Garanti Fonu ve EXİMBANK üretime ve ihracata yönelik uygun koşullarda kredi sağlamalıdır.

Yeni bölgelerde çiftçilik yapmak isteyen köylü ve bazı kişilerin sigorta primleri devlet tarafından karşılanarak uzun vadeli tarım yapmak isteyenlere TOKİ vasıtasıyla her türlü ev, barınak destekleri verilmelidir. Köyde kalıp tarım yapmak isteyen gençlere ekstra maaş ve gelecek planlaması desteği verilmelidir. Sigortasız hiçbir tarım işçisi kalmamalıdır. Tarım, ülkenin önemli bir gelir kaynağı olmalıdır. Tüm bu teşvikler sağlandıktan sonra modern teknoloji vasıtasıyla dönüm başına sağlanan verim kontrol edilmeli, verimin artması veya azalması sonucunda oluşacak verimlilik farkı prim olarak çiftçiye yansıtılmalıdır. Devlet, bir koruyucu olarak teşvik vasıtasıyla destek verdiği gibi, ürünün pazarlanmasında da tüm köylünün ve çiftçinin yanında olmalıdır. Devlet, hem iç pazarda hem dış pazarda tarım tanıtım ajansları kurarak, ürünlerin pazarlanmasını sağlayarak, yetişen ürünler için belirli oranda alım garantisi vererek ürünlerin satılmasını temin etmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yokuş, bir dakika ilave ediyorum.

Buyurun.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – FİSKOBİRLİK, TARİŞ, ÇUKOBİRLİK, Tarım Kooperatifleri, KÖY-KOOP gibi kooperatifler özel sektörle ortaklaşa çalıştırılarak ürünlerin maksimum seviyede satışı organize edilmelidir. Hiçbir çiftçinin ve köylünün, ürününü, maliyetini karşılamayan bir fiyatla pazarlama gibi bir endişesi olmamalıdır. Pazarlama esnasında tüm kayıpların azalması için her türlü teknolojik destek, soğuk tedarik, depolama, lojistik ve bazı yardımlar devlet tarafından karşılanmalıdır. Böylelikle, çiftçi beş yıl sonra ne kadar kazanacağını bilecek ve ona göre yatırım yapacaktır. Hollanda, Fransa, Kanada, Dubai gibi dünyanın belli başlı ülkelerinde ürünlerimizin en iyi şekilde pazarlanması için ajans hizmetleri verilmelidir. Devlet pazarlama araçlarından, çiftçinin ürettiği ürünü pazarlaması için en üst seviyede yararlanmalıdır. Geleneksel tarımdan akıllı tarıma geçiş mutlaka yapılmalıdır diyor hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yokuş.

Öneri üzerinde, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Gergerlioğlu.

HDP GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çiftçinin durumunu konuşuyoruz; çiftçi üzgün, çiftçi dertli, çiftçi borçlu. Çiftçi, 2017’de 85,5 milyar lira borçluymuş, 2018’de, şu anda 100 milyar lira borçlu.

Çiftçi neye ihtiyaç duyar? Yakıt ve gübre fiyatlarının az olmasını ister ancak yakıt ve gübre fiyatları yüksek olduğu için gittikçe köyden uzaklaşıyor, köyden kente kaçıyor, köydeki büyük, güzel arazilerini, topraklarını bırakıyor, kentte asgari ücrete mecbur kalıyor; bu, doğru bir şey değil. İyi bir yönetim yok, topraklarımızı işletemiyoruz; çiftçi borçlu olduğu için de ya ürününü yarı fiyata satıyor ya da borcunu aldığı yeni krediyle kapatmaya çalışıyor.

Çiftçi Kayıt Sistemi’ne göre 2017’de 2,5 milyon çiftçi varken şu anda 2 milyon 100 bin çiftçimiz var; köyden kente göçün yüzde 7,5 olduğunu gösteren, köy nüfusunun yüzde 7,5’e düştüğünü gösteren bir geçiş var.

Şimdi, hayvancılık bitmiş durumda, tarım bitmiş durumda. Ben sadece muhalefet yapmayacağım, öneri de getireceğim arkadaşlar. Bakın, doğal tarım yapılabilir. Büyük arazilerimiz var; doğal tarımla, bitkisel ve hayvansal atıklardan biyogaz sistemiyle yakıt elde edilebilir, onun tortusuyla gübre elde edilebilir ama bunu nazarıitibara alan bir Tarım Bakanlığı yok maalesef.

İkincisi de, mesela fındık konusunda. Fındık çok önemli bir ürün ülkemizde; şu anda, bu sene üretici 12 liradan sattı, tüccar aldı 14,5’tan TMO’ya sattı, iki dakikada büyük kâr elde etti. Fındık üreticisi çok zor durumda ve çok üzgün. Bununla da ilgili önerilerimiz var. Bakın, iki sene önce fındık 20 liraydı, geçen sene 9 lira, bu sene 12 lira. Ancak şöyle bir öneri var, sivil toplum örgütleri de bunu bakanlıklara sunuyor ancak kabul etmiyorlar: Devlet fındık üreticisine faizsiz kredi versin ve katma değerli ürün yetiştirilsin fındık işlenerek, fındık 20 lira olur en kısa sürede arkadaşlar. Bunun örneği nedir? Şu anda bir firma, bir İtalyan firması gelip Türkiye’den fındığımızın dörtte 1’ini alıyor, 12 milyar dolar para kazanıyor. Biz ise ham fındığımızı satıyoruz, ancak 2 milyar dolar kazanıyoruz. Tam bir sefalet tablosu, tam bir ilkellik tablosu. Teknolojiden uzak bir ülkeyiz değerli arkadaşlar. Bunu da hepimizin görmesi lazım.

Hayvancılık alanına gelirsek hayvancılık da bitmiş durumda. Bu hükûmet, AK PARTİ iktidarları hayvancılığı bitirmiştir arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakikayla toparlayalım.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Şu anda 2015’te 200 bin hayvan ithalatı yapılmıştır. 2016’da 500 bin, 2017’de 1 milyon 200 bin ithalat yapılmıştır. 2011-2017 arasında kara bir tablo vardır AK PARTİ için, 2,8 milyon büyükbaş ithal edilmiştir. Üretim, hayvanların yetiştirilmesi durmuştur. Alıp marketler zincirine veriyorsunuz, kendi yandaşınız marketler zincirine 28 liradan verip ona 20 liradan sattırıyorsunuz ve 3 tane markete bunu yaptırıyorsunuz. Kasaplara sunmuyorsunuz bunu.

Ayrıca, bakın, buradan Tarım Bakanına da önemli bir sorum var, kendisi lütfen cevaplasın. 2017’de 20 bin ton et varken Et ve Süt Kurumu depolarında, 19 bin ton ithal et alınmıştır. 2018’de 300 bin hayvan varken 33 bin ton ithal edilmiştir. Bakın, burada bir rant var arkadaşlar, ithalatta ve ihracatta rant politikası var. Bu çok açık, ortada, hepimiz bunu görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Onun için yapıyorlar zaten.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Evet, bunun için yapıyorlar ve gübre ve mazot alanında da desteklemeler 2017’den 2018’e doğru azalmıştır. Hayvancılık ve tarım bitmiştir. Bunun için, gerçekten bu konuyu ayrıntılı bir şekilde konuşmamız gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Öneri üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Edirne Milletvekilimiz Sayın Okan Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz 3 dakika Sayın Gaytancıoğlu.

CHP GRUBU ADINA OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, yapısal sorunlar çok fazla Türkiye tarımında ve on altı yıllık bir iktidar var. Bu yapısal sorunları çözmek için, on altı yıl boyunca uyumuş, yatmış, neredeyse hiçbir şey yapmamış bir iktidarla karşı karşıyayız.

Verim düşük, araziler küçük ve parçalı, su götürülmemiş, gübre götürülmemiş, teknik yönden çok sıkıntı var, ziraat mühendisleri işsiz, veterinerler ahırda değil. Bunları çözmeniz gerekirken siz bu sorunları aşırı derecede ağırlaştırıyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? Gidiyorsunuz -sorunlar girdi fiyatlarından kaynaklanıyor- girdi fiyatlarını artırıyorsunuz. Ya, çiftçiyi siz niye sevmiyorsunuz? Girdi fiyatlarını düşürmeniz gerekirken, çiftçinin daha fazla gübreyle, mazotla, suyla, elektrikle, tohumla, ilaçla buluşması gerekirken siz bunların fiyatlarına zam yapıyorsunuz. Vergileri düşürmenize rağmen fiyatlar düşmüyor, yem fiyatları tavan yapıyor. Bu sorunları artırıyorsunuz, ürün fiyatlarını da sabitliyorsunuz. Birçok kurumu, başta Toprak Mahsulleri Ofisi olmak üzere, devre dışı bırakıyorsunuz. Kurumlar boş, bir şey yapamıyorlar; piyasalar başıboş. Bu ülkede neredeyse on yıldan beri buğday fiyatı artmıyor.

Şimdi, böyle bir tarım var. Bu tarımda bir kaptan var. E kaptan da kullanmayı bilmiyor, liyakati yok. Sürekli tarımın dışından birilerini getiriyorsunuz, gemiyi yürütmeye çalışıyorsunuz. O da zaten -bildiği bir şey var, bir lobi var- diyor ki: “Türkiye’de hayvan yokmuş, hayvan ithal edelim. Türkiye’de buğday yokmuş, buğday ithal edelim.” Niye? Planlama yapmıyorsunuz ki. 50 milyon dönüm arazi boşken siz bu arazileri nasıl kullanacağınızı araştırmıyorsunuz, bu konuda çaba göstermiyorsunuz, işi ithalatla çözmeye çalışıyorsunuz. Tabii, orada da yandaşlar devreye giriyor, küresel sermaye devreye giriyor. Onlara anahtarları teslim ediyorsunuz -bir dönem FET֒cülere her şeyi teslim ettiğiniz gibi- onlar da ithalat yapıyor. Buğday ithalatını onlar yapıyor, arpa ithalatını, mısır ithalatını. Bakın, sadece 7 kalem ithalat, çiftçiye verdiğiniz destekten fazla yani buğday, arpa, mısır, tütün, soya, kırmızı et, canlı hayvan ithalatına verdiğiniz para bir yılda 18 milyar lira, çiftçiye verdiğiniz para da bu kadar. Yani bu ürünleri Türkiye üretebilecekken ithalat yapıyor, siz çareyi başka yerlerde arıyorsunuz, planlama yapmadığınız için.

Dün Genel Başkanımız da açıkladı, hortumcu piyasa düzeni var, siz de bu piyasa düzenine destek veriyorsunuz, ithalatla çözmek istiyorsunuz. Hâlbuki çözüm çok kolay; üretimi desteklemek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave edelim.

Toparlayalım Sayın Gaytancıoğlu.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Gerçekten çok kolay. Yasa var, yasa elinizden tutmuyor. Yasaya uyun, çiftçiye alması gereken desteği verin, borcunu silin.

Bakın, biz bir kanun teklifi verdik, dedik ki: “Çiftçinin çok fazla borcu var, en azından faizini silin, geri kalanını da dört yıla bölelim, eşit taksitlerle ödesin ve destekleme yapalım. Yasadaki hakkını verelim.” Yasa ne diyor? “Tarımsal destekler gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olmaz.” diyor. Gayrisafi millî hasılamız belli; 36 milyar lira destek alması gerekirken siz 16 milyar lira destek veriyorsunuz; olmaz, bu sefer çiftçi borçlanıyor. Destek vermezseniz, çiftçiyi sürekli borçlandırırsanız, biz burada, sürekli, Türkiye tarımının sorunlarını çözmek için uğraşırız. Çözmek için bir gayretiniz yok ama Türkiye tarımının o kadar kolay çözülebilecek sorunları var ki çünkü dünyada tarım topraklarının fazlalığı bakımından ilk sıralarda gelen bir tarım ülkesinde yaşıyoruz ama nedense siz bu sorunları çözmek istemiyorsunuz. Bırakın biz çözelim. Biz bunu çözmek için elimizden geleni yapmak istiyoruz, size de destek vermeye hazırız. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çiftçiler futbol takımı kursun, o zaman borçlarını sıfırlarlar.

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kars Milletvekilimiz Sayın Yunus Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Kılıç.

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii, tarım, hemen hemen herkesin üzerinde en kolay konuşabileceği alan olduğu düşüncesiyle en sık belki de Meclis araştırma önergesi verilen bir alan.

Saygıdeğer milletvekilleri, tabii, istatistik, bugün dünyada en çok rağbet edilen ve inanılan bir bilim. Tarımda herkesin amacı daha çok üretmek, üretene daha çok destek vermek, onların hayat standartlarını yüceltmek, yükseltmek; zaten Meclis araştırma önergesinin gayesi de bu. Tabii, bunu kıyaslamak lazım anlayabilmek için. Kıyaslayacağımız yer nedir? Biz hükûmetler olarak, AK PARTİ hükûmetleri olarak nereden aldık, nereye getirdik; en doğrusu, yapmamız gereken bu. Elbette, 2002’yi referans aldığımız zaman, çoğu zaman buna itiraz edersiniz. E peki, AK PARTİ olarak sorumluluk alanı olarak bu yıllar, başka nereyi referans alacağız? Demek ki buradan başlamamız lazım.

Arkadaşlar, demin konuşmacımız dedi ki: “Türkiye, dünyada en verimli tarım alanlarına sahip olan bir ülkedir.” Aslında hiç böyle bir şey yok. Bu, tamamen bir iyi niyet ülkemizle alakalı. Türkiye, dünyada tarımsal arazisi 17’nci sırada olan bir ülke, bölünmüşlüğü ve parçalanmışlığı da en fazla olan ülkelerden bir tanesi. Türkiye'nin tarımsal arazisi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Az mı ya?

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Arkadaşlar, 2,5 milyon üreticinin elinde 30 milyon parsel ve 45 milyon sahibi olan bir araziden bahsediyoruz. Bu kadar olumsuzluğa rağmen, 1980 yılından sonra darbeci Anayasa’da çiftçinin desteklenmesinin önüne geçecek maddeler varken buna rağmen AK PARTİ dönemlerinde, arkadaşlar, çiftçimiz yaklaşık gelecek yıl 16 milyarın üzerinde bir destekleme alacak. Bazen arkadaşlar şöyle bir iddiada bulunurlar: “Tarım Kanunu’nun 6’ncı maddesinde denilir ki: ‘Yüzde 1 en az çiftçi desteklenecek.’”

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) - 21’inci madde o, 21.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – 20’nci maddesinde.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – 21, 21.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Arkadaşlar, emin olun, şu anda Türkiye'nin doğrudan desteklerini sadece hesaplıyorsunuz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kime gittiği belli değil.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Türkiye'nin şu anda tarıma vermiş olduğu destek yüzde 2,5’un üzerindedir, Avrupa Birliğinin 3 katıdır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çiftçiye gitmiyor, herkese gidiyor.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Arkadaşlar, hesabı düzgün yapmak lazım. Bazen tarımdan hiç haberi olmayan milletvekili arkadaşlarımız çıkar, şöyle der: “Avrupa Birliği, tarıma millî gelirin yüzde 40’ı oranında destek verir.” Arkadaşlar, hesap bu kadar zayıf olamaz. Avrupa Birliğinin 20 trilyon euro bütçesi var yani 8 trilyon euro Avrupa Birliği destek mi veriyor? Hiç böyle bir şey yok. Bundan sonra kullanmanız açısından doğrusunu söyleyeyim: Avrupa Birliği, toplam Avrupa Birliği içerisindeki yapmış olduğu desteklemelerin sadece yüzde 40’ını tarım için verir, bu da yaklaşık yüzde 1’in altında bir rakamdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – 4 milyon hektar tarım arazisi eksildi bu ülkede sizin döneminizde.

BAŞKAN – Bir dakika ilave edelim Sayın Kılıç.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Dolayısıyla Türkiye, AK PARTİ döneminde -arkadaşlar şu rakamlar önemli- tarımsal hasıla açısından Avrupa’da bakın 4’üncü sıradaydı, bugün 1’inci sıradayız; dünyada 11’inci sıradaydı, bugün 7’nci sıradayız ve üretmiş olduğumuz tarımsal hasıla, arkadaşlar, 36 milyar liradan şu anda 190 milyar lira civarında.

Bakın bu önergede şöyle bir şey var: Mazotun ucuzlatılması. Türkiye, yaklaşık yüz yıldır kurulmuş bir cumhuriyet ama bakın AK PARTİ döneminde mazota destek başladı, AK PARTİ döneminde mazotun yüzde 50’sini biz vatandaşımıza vermeyi taahhüt ettik, veriyoruz, helalühoş olsun.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çiftçi bitti, köyde adam kalmadı.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Ama emin olun bir gün tamamını vermek gerekirse ülkemizin durumuna göre onu da yaparsa yine AK PARTİ yapar diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Çiftçi kalmayacak, o güne çiftçi kalmayacak, Ziraat Bankası futbol kulüplerine destek olacak.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıç.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN - Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan tarafından, İşsizlik Fonu’nun amaç dışı kullanımının önlenmesi amacıyla 9/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

9/1/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/1/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Fatma Kurtulan

                                                                                                                                         Mersin

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

9 Ocak 2019 tarihinde Mersin Milletvekili Grup Başkan Vekili Fatma Kurtulan tarafından -1261 grup numaralı- İşsizlik Fonu’nun amaç dışı kullanımının önlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 9/1/2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erol Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Katırcıoğlu.

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın vekiller; hepinize saygılarımı sunuyorum.

Efendim, bu önergeyi getirmemizin sebebi, açıkçası ülkemiz bir zamandan beri çok ciddi bir ekonomik bunalım içinde. Her ne kadar bazıları ülkemizde bir ekonomik kriz olmadığını söylese de rakamlar öyle söylemiyor. Özellikle işsizlik rakamlarına baktığımızda işsizlik rakamları giderek artıyor yani bugün itibarıyla baktığımızda, dar anlamda işsizlik oranı olarak baktığımızda yüzde 10,4 gibi gözükse de geniş anlamda bir işsizlik tanımı içinden gidersek işsizlik şu anda yüzde 18 civarında, yüzde 18-19 civarında. Hele hele buna daha ayrıntılı, kadınlar, gençler vesairede baktığımızda, doğrusunu isterseniz, giderek alarme olmamız gereken bir yere doğru gittiğini söylemek zorundayız.

Şimdi, bu çerçevede baktığımızda, İşsizlik Fonu önemli bir araç olarak karşımıza çıkıyor ve İşsizlik Fonu’nun bundan önceki kullanımlarından giderek bir şeffaflaşma, İşsizlik Fonu’nun daha net ve anlaşılabilir hâle gelmesini ve İşsizlik Fonu’ndan yararlanacaklarla ilgili olarak da herkesin üzerinde anlaşabileceği seçim kriterlerinin net ve açık olduğu bir sistem arayışı içinde olmamız gerektiğini düşünerek böyle bir önergede bulunduk.

Arkadaşlar, biliyorsunuz, toplum yararına programlar dediğimizde, bu programlar toplumun en muhtaç kesimine yönelik olmak üzere İşsizlik Fonu’ndan kullanılan kaynaklar bunlar ve toplum yaranına projelerde, programlarda gerçekten işte özellikle kadınlar, terörle mücadelede malul, yarı malul hâle gelmiş olan insanlar, hükümlüler, eski hükümlüler gibi toplumda gerçekten maddi olarak çok zor koşullarda yaşayan insanlar. Dolayısıyla da toplum yararına bu projelerin gerçekten bir işlevi var fakat bugüne kadar kullanılış biçimiyle ilgili olarak şüphelenmemize ve en azından bu önergeyi vermemize sebep olan durumlar var. Yani bunlar olmasaydı belki böyle bir önergeye de ihtiyaç olmayacaktı. Mesela, en belirgin olanını söyleyeyim size. Şurada bir tablo var, bu, toplum yararına programlardan yararlanan insanların sayılarını veriyor; mesela, ilginç bir şekilde, seçim kararından önce bu programlardaki imkânları kullananların sayısı 8.250 iken seçim kararı alındıktan sonra bu sayı 308 bine çıkıyor arkadaşlar. Yani açıkçası, toplum yararına programlardan insanların yararlanmasıyla ilgili olarak verilen kararlarda siyasi olma özelliğinin çok fazla olduğu açık bir şekilde gözüküyor. Yani tekrar edeyim: Seçim öncesinde 8 bin civarında insan bu programlardan yararlanırken seçim kararı alındıktan sonra 308 bine sıçrıyor yani 300 binlik bir artış söz konusu oluyor; bu bir.

İkincisi: Baktığımızda, seçim yaklaşırken özellikle, istihdam sorununun yaşandığı bölgelerden ziyade, örneğin, Ankara’da daha fazla bu programların kullanıldığını görüyoruz. Dolayısıyla, bu da bizim bundan kuşkulanmamıza neden oluyor ve dolayısıyla da böyle bir önergeyle, bir Meclis araştırması önergesiyle bu meseleyi gündeme getirmenin doğru ve yararlı olacağını düşünüyoruz. Çünkü arkadaşlar, kabul edin ki bu insanlar toplumun -demin de söylediğim gibi- en muhtaç kesimleri ve çok rahatlıkla rencide olabilecek olan kesimler ve anladığımız, hissettiğimiz, bildiğimiz kadarıyla söyleyebilirim ki bu insanları kimi devlet yetkilileri, sadakaya ihtiyacı olan insanlar gibi görerek onlara devletin imkânlarını sadaka biçiminde vermeyi uygun buluyorlar ve öyle davranıyorlar. Dolayısıyla da burada kimin bu programlardan yararlanacağı meselesi önemli bir mesele ve bu meselenin daha net ve açık –daha önce de söylediğim gibi- kriterlere kavuşturulması gerekir diye düşünüyorum. Dolayısıyla da bu önerimiz… Özellikle yeni bir seçim dönemine yaklaştığımızı ve toplum yararına projelere önümüzdeki günlerde mali olarak İşsizlik Fonu’ndan 20 milyar TL’ye yaklaşan kaynak transferi yapılacağını düşündüğümüzde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – …bu meselenin acilen Meclisimiz tarafından öne alınması, üzerinde tartışılması ve bugüne kadarki uygulamayı tersine çevirebilecek bir yeni yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Öneri üzerinde söz isteyen İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Lütfü Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Türkkan.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP’nin grup önerisinde İşsizlik Fonu’nun amaç dışı kullanılması var.

İşsizlik Fonu niye vardı? İşsiz kalan vatandaşlara işsizlik maaşı ödensin diye. Peki, şu anda işsiz yok mu yani Türkiye’de işsizlik meselesi bitti mi, bu fona ihtiyacı mı kalmadı Türkiye'nin? Hayır; aksine, Türkiye’de işsizlik çoğaldı. Hatta, son ekonomik sıkıntıdan sonra bu işsizliğin, her birimiz, bulunduğumuz bölgede çok daha fazla arttığını görüyoruz. Sizler çoğunluk partisi, mevcut Hükûmetle aynı partide olmanıza rağmen, size her müracaat edeni devlete yerleştirme imkânınız yok, mutlaka bulunduğunuz şehirde özel sektörde bir yerlere müracaat konusunda yardımcı olmaya çalışıyorsunuz. Aldığınız cevap hepimizle aynı: “Kusura bakmayın, şu anda personel alamıyoruz, hatta personel çıkarmak zorundayız.” Doğru mu? Burada anlaşıyoruz. Yani bu İşsizlik Fonu, devletin işsiz kalan işçisine ödemek üzere biriktirdiği bir fon. Bu fonu siz ne yaptınız? Yandaşlara sermaye transferi yaptığınız bankaların açığını kapatmak için bankalara aktardınız. Bakın, o da yetmedi, orada da deniz bitti. Şimdi de ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Merkez Bankasının Genel Kurulu her yıl nisan ayında yapılır. Merkez Bankası çok kârlı bir kuruluştur, temettü dağıtır ama nisan ayını bekleyemediniz çünkü 31 Martta seçim var. Bizim çuvalın dibi delindi, Türkiye'nin sermaye yapısındaki biriktirdiğimiz o çuvalın dibini deldiniz. Şu anda da Merkez Bankasının Genel Kurulunu ocak ayına alıyorsunuz, temettü dağıttıracaksınız, o temettülerle -daha önce İşsizlik Fonu’nda yaptığınız gibi- bu paraları tekrar bankalara aktaracaksınız. Oradan da tekrar, Katar’la beraber Arifiye fabrikasını özelleştirmeye çalışıyorsunuz ya, Ethem Sancak’a kaynak yaratacaksınız. Bu İşsizlik Fonu meselesi değil, bu Türkiye'nin yolsuzluk meselesi aslında. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye, yolsuzluklarına kılıf arıyor, yolsuzluklarına kaynak yaratıyor. Bu meselenin aslı budur. Bankaların herhangi bir görev zararları yok, bankalar birileri tarafından dolandırılıyor ve o dolandıranlar da maalesef hep sizin çevrenizde bulunan insanlar, üzülerek beyan ediyorum. Yani Hariri’yi getirdiniz buraya 22 milyar dolarını aldı bu ülkenin, gayrimenkullerini sattı TELEKOM’un, gelirlerini aldı; giderken de size 4,5 milyar dolar borç bıraktı, gitti. Şimdi, o açığı nasıl kapatacaksınız? İşsizlik Fonu’ndaki paraları alıp… Hariri’nin çaldığı paraları kapatmak üzere İşsizlik Fonu’nu kullandınız.

Ben size bir şey daha söyleyeyim mi? 31 Marta kadar -15 Şubatta zannediyorum kapatacağız burayı- yolda en çok rastlayacağınız konu işsizlik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Başkanım toparlıyorum.

BAŞKAN – Bir dakika ilave edelim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Seçmenlerinizden en çok şikâyet konusu edilecek mesele işsizlik konusu ve bu işsizliğe kısa vadede hemen çözüm bulmak da mümkün değil. Yani bugün düğmeye basıp yarın millete iş bulmamız mümkün olmayacak. O yüzden bu İşsizlik Fonu gerçekten çok önemliydi ama bu İşsizlik Fonu’nu siz, beraber siyasetinizi finanse ettiğiniz yandaşlarınıza transfer ederek kullandınız.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekilimiz Sayın Halil Etyemez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Etyemez.

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİL ETYEMEZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, İşsizlik Sigortası Fonu hakkında verilen HDP grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, istihdam, içinde bulunduğumuz yüzyılda en çok tartışılan konulardan biri hâline gelmiştir. Bugün dünyaya baktığımızda hemen her ülkede işsizliğin en önemli sorunlardan biri olduğunu görmekteyiz. Özellikle 2008’de başlayan küresel kriz, ekonomilere etkilerinin yanı sıra pek çok ülkede işsizliği de tetiklemiştir. Biz de Türkiye olarak bu dönemde yaşanabilecek olumsuzluklara karşı bir dizi tedbirler aldık, istihdam paketlerini uygulamaya koyduk. Bu sayede istihdam edilenlerin sayısını istikrarlı bir şekilde artırmayı ve işsizlik oranlarını aşağıya çekmeyi başardık.

AK PARTİ iktidarlarımız döneminde istihdamı 19,6 milyondan yaklaşık 29 milyona çıkardık. On altı yılda yaklaşık 10 milyon ilave istihdam sağlayarak istihdamdaki bu başarımızla Avrupa ve tüm dünyaya örnek bir model teşkil edilmiştir. Gelecek dönem için hedefimiz, ülkemizde işsizlik oranlarının daha aşağı seviyelere çekilmesi ve tüm vatandaşlarımızın istihdam ve eğitim imkânlarından azami ölçüde faydalanmasıdır. Bunun için var gücümüzle çalışıyor ve her geçen gün yeni teşvik paketlerini de hayata geçiriyoruz. İstihdamı artırmak için bu doğrultuda, sigorta primi teşvik uygulaması kapsamında 500 ve üzeri çalışanı olan iş yerleri için uyguladığımız destek 5 puanlı olarak devam etmektedir. 2019 ve 2020’de ilk defa işe alınacak işçinin asgari ücretinden tüm sigorta ve vergi giderlerini üstleniyoruz. Kadın, genç ve engelli istihdamındaki teşvik süresini on iki aydan on sekiz aya çıkarıyoruz. Bölgesel istihdam teşvikini bir yıl daha uzatıyoruz. 51 il ve 2 ilçede işverenlere sağladığımız 6 puanlık SGK teşviki devam edecek. 2018’de de dokuz ay olarak uyguladığımız asgari ücret desteğini on iki ay devam ettireceğiz.

Değerli milletvekilleri, çalışanlarımızı hiçbir dönemde enflasyona ezdirmedik, asgari ücretlilerimizi de her dönemde koruduk. En son, asgari ücretlilerimizin ücretlerini geçen yıla oranla yüzde 26,5 artırarak 2.020 TL olmasını sağladık. Bu rakam, geçen yılın enflasyon rakamlarının üzerinde bir artıştır.

Değerli milletvekilleri, 127 milyar TL fon varlığı olan İşsizlik Sigortası Fonu’nun yönetimi, İŞKUR bünyesinde oluşturulan ve fona katkı sunan tüm tarafların temsilinden oluşan Yönetim Kurulu tarafından gerçekleştirilmektedir. İlgili kanunda, fon gelirlerinin belirli oranının istihdamı artırıcı ve koruyucu tedbirler almak ve uygulamak maksadıyla kullanılması hükmü yer almaktadır. Toplum yararına programlarımız da bu kapsamda, kanuni dayanağıyla, İŞKUR tarafından objektif kriterler ve şeffaf bir anlayışla yürütülmektedir. İşsizlik Sigortası Fonu’muzla, işsizliğin en önemli problemi olan istihdam ve eğitim eşleşmesinin gerçekleştirilmesi için İşbaşı Eğitim Programı’mız, Mesleki Eğitim Programı’mız ve Girişimcilik Eğitim Programı’mızla geçlerimizi eğitiyor, iş hayatına hazırlıyor ve istihdamlarını gerçekleştiriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Etyemez.

HALİL ETYEMEZ (Devamla) – Uygulamasına 2009 yılında başlanan ve iş gücünün tecrübe eksiliğini gidermede önemli bir araç olan İşbaşı Eğitim Programı’ndan 2009’dan 2018 yılı sonuna kadar 1 milyon 172 bin 286 kişi yararlanmış olup İşbaşı Eğitim Programı’na katılanların yüzde 80’inin de istihdamı devam etmektedir. Mesleki eğitim kurslarından 2003 yılından 2018 yılına kadar 1 milyon 530 bin 481 kişi yararlanmıştır. Girişimcilik Eğitim Programı çerçevesinde de 2005 yılından 2018 yılına kadar 408.546 kişi yararlanmıştır. İşsizlik sigortası ödemesi kapsamında ilk ödemelerin yapıldığı 2002 yılından 2018 yılına kadar 6 milyon 600 bin kişi işsizlik ödeneğine hak kazanmış ve bu kapsamda genel sağlık sigortası ödemeleri dâhil yaklaşık olarak 28,3 milyar TL ödeme yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, istihdam edilenlerin sayısı 2018 yılı Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 266 bin kişi artarak 29 milyon 63 bin kişi olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİT ETYEMEZ (Devamla) – Bu çerçevede çalışmalarımız her zaman devam edecektir. Ben Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Etyemez.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Gürer.

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde en ciddi sorunlardan biri işsizliktir. Bugün için ülkenin genelinde 7 milyona yakın insanın işsiz olduğu artık kanıtlanmış durumdadır. Bunun yanında üniversite mezunları işsizdir. 1 milyonu aşkın üniversite mezunu iş aramaktadır. Acı olan, mühendisler, mimarlar da iş arayanların içine katılmıştır. “Ülkede işsizlik var mı yok mu?” diye bazen konuşuluyor veya buraya gelip iktidar partisine mensup milletvekili arkadaşlarımızın bazı verilere dayanarak anlattıkları oluyor ama işsizliğin hangi boyutta olduğunu anlamak için, geçen yıl ülkede kaç kişi kendini “işsizim” diye yaktı, bir ona bakmak lazım. Meclisin kapısına kadar gelip “işsizim” diye kendisini yakan insanların olduğu bir ülkedeyiz artık. Bunu kabul edelim.

Her gün konkordato ilan eden iş yerlerinin dışında Türkiye genelinde kapanan iş yerlerinden haber geliyor, işçiler geçici olarak işten çıkarılıyor, işsiz kalıyorlar. İşsizlik Fonu’ndan yararlanması gereken beş ay yirmi dokuz gün ya da dokuz ay yirmi dokuz gün çalışanlara bu hak da sağlanmadı.

Şu anda ciddi anlamda ülkenin genelinde işsizlik yaygınlaşıyor ve kadınlarda ne yazık ki işsizlik rakamı yüzde 24’lere vurmuş durumda. Genç işsizlik artıyor. Ülkenin bu anlamda üretime yönelmesi lazım. Endüstri 4.0 gerçekleşmesiyle robotlaşan iş yerlerinden çıkacak işçilerle sorun daha da büyüyecek.

Bunun çözümü var mı? Var. Biraz evvel reddettiğiniz tarımla ilgili araştırma önergesinde konu edilen ülkenin tarım politikasının plansızlığıyla bu işi çözebiliriz. Bunun için yapılacak olan, tarım ve hayvancılıkta planlamayla geleceğimizi doğru kurgulamak, ürettiğimiz ürünü kendimiz işleyerek yurt dışına satabilecek potansiyeli geliştirmek. Bu yönde Türkiye’de yatırım alanlarını çoğaltabiliriz, tarım ve sanayide oluşabilecek çalışma alanlarına işsizlerimizi yönlendirebiliriz, yoksa gidiş iyi değil. Elinizdeki veriler, rakamlar, sokakla örtüşmüyor. Sokakta yokluk, yoksulluk artıyor, işsizlik artıyor. Bunun yansıması sizlere de geliyor, bizlere de geliyor. Her gün onlarca insan telefonda ağlıyor; “İşsizim.” diyor, “Perişanım.” diyor, “Ne yapacağım sayın vekilim?” diyor. Bu, kulaklarımızda sabaha kadar çınlıyor ve ben kendi adıma, vicdanen, uyurken bile rahat edemiyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) O anlamda, işsizlik yok denemez.

Bunun için de bu tür araştırmalara, gelin, karşı çıkmayın. Bürokratların yarattığı yanlışların üstüne tuz biber ekmeyin. Gelin, bu konular araştırılsın. Ülkede durum nedir? Meclisin eliyle bunu düzeltecek yöntemler geliştirelim diyorum.

Bu bağlamda, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve arkadaşları tarafından, beyin göçünün nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılması amacıyla 8/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

9/1/2019

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/1/2019 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                    Engin Özkoç

                                                                                                                                        Sakarya

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve arkadaşları tarafından, beyin göçünün nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılması amacıyla 8/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (668 sıra no.lu) diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 9/1/2019 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Utku Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süremiz beş dakika Sayın Çakırözer.

CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak sizlerden bir talebimiz var: Türkiye’de son yıllarda giderek artan beyin göçü gerçeğini birlikte, milletin temsilcileri olarak masaya yatıralım, araştıralım diyoruz, sizlerin desteğini istiyoruz.

Bu gerçek, Türkiye’de yurttaşlarımızın, hepimizin etrafında var. Komşularımızın, arkadaşlarımızın birer birer aileleriyle birlikte bu ülkeyi terk ediyor olması meselesi hepimizin meselesi. Meseleye “Bana ne, giderlerse gitsinler.” ya da “Gidenler haindir.” diye bakarsak bu sorunu asla çözemeyiz. Bu mesele yabancı bir gazetede yayınlandı diye Türkiye’nin gündemine gelmiş değil. Tartışmayı o yazı alevlendirdi, bu doğru ama birkaç yıldır onlarca makale çıktı hem Türkhem de dünya basınında. Sadece muhalif kesimler de dile getirmiyor bu meseleyi. İşte, Türkiye gazetesinde, Yeni Şafak gazetesinde değerli meslektaşlarım bu konuyu tartışmaya açtılar. Cumhurbaşkanı, Bilim ve Sanayi Bakanı beyin göçünü tersine döndürecek projeler açıklıyorlar, teşvikler veriyorlar. Yani bu mesele, The New York Times yazsa da yazmasa da herkesin dilinde, bu ülkenin ortak derdi. Bakın Türkiye’den yurt dışına göç edenlerin sayısı geçen yıl 113 bine ulaşmış. Bu rakam bir yıl önce yani 2016’da 69 binmiş yani yüzde 63 artış var. “Türkiye’ye gelenler de oldu.” diyebilirsiniz ama rakamlar incelendiğinde, 2016’yla 2017 arasında gelenler arasında yüzde birkaç yani 1-2 diyebilecek bir artış söz konusu.

Gidenlere ilişkin çeşitli araştırmalarda önemli unsurlar ortaya çıkıyor. Büyük çoğunluğu 25 ile 35 yaş arasındaki gençlerimiz. Önemli bölümü iyi yetişmiş, iyi eğitimli, meslek sahibi. Mesela Hollanda’ya son bir yıl içinde binin üzerinde mühendis, doktor, AR-GE’ci başvurmuş. Ayrıca yurt dışına göç eden kadınların oranı giderek artmakta, yüzde 37’den yüzde 42’ye çıkmış.

Bir de Türkiye’yi terk eden varlıklı yurttaşlarımız var. Bakın iki yıl içinde toplam 12 bin “girişimcimiz” dediğimiz, varlığı milyon dolar üzerindeki yurttaşımız parasını, yatırımını yurt dışına götürmüş. Türkiye dünyada en çok girişimcisini kaçıran üçüncü ülke konumunda. Amerika’da konut alan yurttaşlarımızın sayısı bir yılda 6 kat artmış. Elindeki parayı biriktirenler 500-600 bin euroya AB ülkelerinde; Malta’da, İspanya’da, Portekiz’de vatandaşlık peşinde koşuyor. Bakın raporu yazan yabancı örgüt bile diyor ki: “İki yıldır üst üste 6 bin milyoner Türk’ün ülkesini terk etmesi kaygı vericidir. Çünkü bunların yerini aynı hızla yeni milyonerler doldurmamaktadır.” Yani zenginliğimiz azalıyor, yurt dışına kaçıyor değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, bir yanda bu ülkenin iyi yetişmiş beyinleri, mühendisleri, hekimleri, eğitimcileri ülkeyi terk ediyor, diğer yanda ise bu ülkede ekmeğini kazanıp sermayesini artıran varlıklı yurttaşlarımız vatanımızı terk ediyor. Bunların tamamı ülkemizin ileri sanayi toplumuna, bilgi toplumuna, çağdaş topluma ulaşması için anahtar konuma sahip insanlar.

Geleceğimiz dediğimiz gençlerimizin yurt dışına gitme isteğinde son yıllarda büyük artış var. Geçmişte de oldu; insanlar gidebilir, isteyebilir ama bir fark var bu kez, hiçbiri dönmek istemiyor. Amaç, bir an önce bilgiyi, donanımı kazanmaktı eskiden, geri dönmekti, şimdi öyle değil.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin çevresinde var, bu tartışma yürüyor. İnsanlar, vatanını, sevdiklerini, arkadaşlarını, dostluk kardeşlik ortamını isteyerek, seve seve terk etmez. Peki, o zaman bu ülkenin sorunu nedir? Sorunun bir ayağı hiç şüphesiz ekonomik. Adalet ve Kalkınma Partisinin uyguladığı zengini daha zengin, fakiri daha fakir kılan politikalar. Eğitimli işsiz oranı milyonları geçmiş durumda. Göçenlerin bir bölümü bu nedenle gidiyor.

Sorunun bir diğer ayağı ise profesyonel hayatın her alanında liyakatin, bilginin, eğitimin bir kenara bırakılması. Bakın, üniversitelere AKP milletvekilleri, büyükelçiliklere AKP milletvekilleri atanıyor. Kamu kurumlarında, hastanelerde iyi eğitimin, bilginin, yetkinliğin, çok çalışmanın değeri yok. Onların yani liyakatin yerini yandaşlık, partiye, tarikatlara ya da bazılarının deyimiyle “davaya sadakat” almış, “eşi dostu kayırmacılık” almış durumda. Öyle olunca da gençlerimizin, yetişmiş yurttaşlarımızın bu ülkeye dair umutları, gelecek hayalleri azalıyor. Umudunu, hayalini, planlamasını başka ülkelere bırakıyor.

Sorunun belki de en önemli ayağı ise demokrasi değerli arkadaşlarım; özgürlükler alanındaki geri gidişimiz, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında tek adam yönetiminin baskıcı yönetimi, yasakçı yönetimi, kutuplaştırıcı siyasetin hayatın her alanına yansıması. Bir keyfiyet rejimi kuruldu, iktidar üzerinde hiçbir denge denetim mekanizması kalmadı. Bakın, göstergelerde, hukukun üstünlüğünde 113 ülke arasında 101’inci sıradayız, basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 157’nci sıradayız, Küresel Barış Enstitüsü araştırmalarında 163 ülke arasında 149’uncu sıradayız.

Medya baskı altında, sivil toplum korkutulmakta, hedef gösterilmekte. Türkiye’de on binlerce yurttaşımız düşünceleri nedeniyle soruşturulmakta, tutuklanmakta, işlerinden atılmakta.

Değerli arkadaşlarım, Eskişehir’den örnek vereyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Türkiye’nin en önemli psikiyatri hocası Cem Kaptanoğlu ve onlarca hocamız çok sevdikleri akademiden ayrılmak zorunda bırakıldılar. İşte Ankara Üniversitesinden Cenk Yiğiter, üniversiteden atıldı, “Avukatlık yapayım.” dedi, engellendi; yeniden üniversiteye girdi, kazandı, “Öğrenci olamazsın.” dediler; pasaportu elinden alındı. Bu insanlar ne yapsınlar değerli arkadaşlarım?

Türkiye’de yaşanan Türkiye’de kalmıyor, tüm dünya görüyor. Dünyadan Türkiye’ye Erasmus’la gelen akademisyenlerin sayısında da yüzde 50 azalma var.

Değerli arkadaşlarım, yani Türkiye neyi kaybetmekte? Giden her beyin, yüksek teknolojide gerileme demek; bilim üretiminde, AR-GE’de, ileri sanayide duraklama, düşüş demek; kamu hizmetinde mesela sağlıkta, eğitimde nitelik kaybı demek; özetle insani geri kalmışlık demek.

Sorun nasıl çözülür? Değerli arkadaşlarım, bu beyin göçünü önlemek için istediğimiz bu araştırma komisyonu kurulsa da kurulmasa da yapmamız gereken şey belli; bir an önce demokrasimizi iyileştirmek, özgürlük ve güven ortamını sağlamakla işe başlamalıyız.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çakırözer.

Öneri üzerinde söz isteyen, İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Lütfü Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Türkkan.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisiyle alakalı konuşmama iki örnekle başlamak istiyorum.

Antalya’da 2 lise öğrencisi kardeşimiz öğretmenleriyle beraber bir ilaç yapıyorlar. Bu ilacı geç iyileşen yaraların ve yanıkların tedavisinde kullanmak üzere tasarlıyorlar. Üstelik ilaç yapımında kimyasallar yerine atık yengeç ve karides kabukları kullanıyorlar. Bizim TÜBİTAK var ya, bir zamanlar hayvanat bahçesinin müdürünü başına atadığımız TÜBİTAK, bu yavrularımızın bu başvurusunu reddediyor. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Bu proje Amerika’da 54 ülkeden 2.450 proje arasında 1’inci seçiliyor, bizim TÜBİTAK’ın reddettiği bu proje.

Diğer bir örnek de şöyle: Manisa’dan -bizim Tamer Akkal’ın memleketinden- lise öğrencisi 4 yavrumuz hastane, toplu taşıma araçları gibi yerlerde üst solunum yolları enfeksiyonu ve bunun gibi hastalıkların fazla olduğunu fark ederek öğretmenleriyle bir projeye başlıyorlar, bu projeyi başarıyla neticelendiriyorlar. İnsanların toplu olarak bulundukları yerlerdeki havalandırma temizliği için kimyasal değil de bitkisel birtakım karışımlarla bir antiseptik oluşturuyorlar, bir temizleyici hazırlıyorlar. Sonra, hiç tahmin edemediğiniz gibi, aslında hepimizin bildiği gibi TÜBİTAK bu projeyi de reddediyor, kabul etmiyor ve bu, bizim çocuklarımız var ya onlar, yüzde yüz yerli ve millî olan bu projelerini Harvard’a ve Almanya Uluslararası Sanat ve Bilim Konferansı’na davet edilerek orada anlatıyorlar. Arkadaşlar, bunların hiçbiri şaka değil, hepsi ciddi şeyler.

Hollanda Göç ve Vatandaşlık Kurumu verilerine baktığınızda, geçen yılın on bir aylık bölümünde, 2018’in on bir aylık bölümünde Türkiye'den 1.020 akademisyen ve yüksek eğitimli kişinin Hollanda’ya başvuruda bulunduğu görülüyor. Yani siz “Bu 1.020 kişinin hepsi de vatan haini, bunlar var ya bu vatanı hiç sevmiyorlar.” derseniz haksızlık etmiş olursunuz. Bence şapkayı önünüze koyup düşünmenin zamanıdır çok geç olmadan.

TÜİK verilerine bakıyorsunuz, Türkiye'den göç eden kişi sayısı 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 43 olarak artmış, 253.640 olmuş. Sayın Cumhurbaşkanı bu rakamı yalanladı ama bu, bizim rakamımız değil, bu, TÜİK’in rakamı; hani Genel Müdür Yardımcısını görevden aldığınız kurum var ya bu doğru rakamları yayınlıyor diye, o kurumun rakamı bu.

Üstelik, çok daha acı bir şey söyleyeceğim size, göç edenlerin yüzde 16’sı 25 ve 29 yaş arası; yani bizim yarınlarımız, yani bizim umutlarımız, yani bizim gençlerimiz. Kendi vatanlarında değersiz hissediyor bu gençler kendilerini ve çok daha kötü bir şey söyleyeceğim, yarına ait umutları yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Biz, gençlerimizin umutlarını yarınlara taşıyamazsak bu ülkenin hâli nice olur; bu ülkenin geleceğinden ne bekleyebiliriz?

Size çok üzülerek bir şey söylemek istiyorum, sermaye kaçışından ayrıca bahsedebiliriz ama beyin göçünden bahsedeceğim. Makedonya’nın nüfusu 1,5 milyon; 600 bin göçmen, 900 bin yerleşik nüfusu var. Ülkenin ekonomik durumu belli. Şu anda Makedonya Büyükelçiliğine başvurmuş 30 yaş altı 670 genç var; Makedonya vatandaşı olmak istiyormuş, oraya yerleşmek istiyormuş. Yani Türkiye Makedonya’dan daha mı kötü durumda? Sadece ekonomik açıdan ele almayın bunu, Türkiye'de insanlar üzerlerinde hissettikleri baskıdan da kaçıyorlar, insanlar mutsuz. Bu baskı ortamı değişmezse bu gençlerimizi bu ülkede çok daha fazla tutamayacağız. Umuyorum aklımız başımıza gelir vakit çok geçmeden.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Öneri üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mersin Milletvekilimiz Sayın Rıdvan Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Turan.

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bilim göçünü engellemenin, beyin göçünü engellemenin tek yolu ülkedeki özgürlük ortamının artmasıdır. “Su akar, yatağını bulur.” derler, aynı onun gibi beyin göçü de bilimsel süreçlerle iştigal eden insanlar da kendileri için en uygun yerler nerelerse oralara giderler.

Bugün Türkiye'de ciddi bir beyin göçü sorununu tartışıyorsak bununla eş anlamlı olarak ülkedeki demokrasi meselesini ele almak ve tartışmak zorundayız. Bakın, barış bildirisine imza atan binlerce akademisyen görevlerinden uzaklaştırıldı. “Savaş bir halk sağlığı sorunudur.” diyen meslektaşım, hekimler -ki bunların önemlice bir kısmı akademisyendi- akademiden uzaklaştırıldı. AKP iktidarında, kendine benzemeyen hemen herkes, bir biçimiyle yaşam koşulları zorlaştırılmak suretiyle, bir tür toplumsal mobbing uygulanmak suretiyle dışarıya gitme gerçeğiyle karşı karşıya bırakılıyor.

Fakülteden beraber mezun olduğumuz bir arkadaşım iki ay önce bana enteresan bir şey söyledi. Bu arkadaş genetikçi ve Türkiye'nin genetik alanında çok iyi isimlerinden birisi, ismi bende saklı. “Yazdığım makalenin enstitü müdürü tarafından içinde Evrim Teorisi vurgusu olduğu sebebiyle eleştirilmesi ve bir gerilim çıkması sebebiyle makalemi yayınlamaktan vazgeçtim, ülkeyi terk etmeyi düşünüyorum.” dedi. Bu galiba gelinen son nokta. Bilime karşı ne kadar yabancı davranırsak bilim de bize o kadar yabancı davranır.

Aslında bazı örnekler var. Bakın, ikinci savaşta Nazi zulmünden kaçan Alman bilim insanları ABD’yi var ettiler. Einstein’dan Oppenheimer’a kadar nükleer fizik alanında çalışan insanlar Manhattan Projesi’ni ortaya koydular. Ya da uzay programı von Braun gibi öncü fizikçiler sayesinde gelişti. ABD’yi ABD yapan şey tam da oradan gelenlerdi.

Peki, geride Almanya’ya ait ne kaldı? Arkadaşlar, Almanya şu anda bütün İslam ülkelerinin ürettiği gayrisafi millî hasılanın daha fazlasını üreten bir ülke. Buna rağmen Almanya ikinci savaşta kaybettiği akademisyenlerden yani yaşadığı bilim göçünden dolayı şu anda akademik olarak hâlâ iki ayağının üzerinde durabilmiş durumda değil. Bütün ileri hâline rağmen, gayrisafi millî hasıla üretme noktasındaki maharetine rağmen durum ne yazık ki böyle.

O dönemde 1.500 civarında akademisyen ABD’ye gitti, 800 civarında akademisyen Türkiye’ye geldi. Hani 1930’larda yüzde 10’larla bir büyümeden bahsedilir ya işte önemli sebeplerinden bir tanesi Türkiye’ye gelen, İstanbul Üniversitesini var eden, Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini, Ankara Üniversitesini var eden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave edeyim.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Çok sayıda Alman bilim insanının katkısı sayesinde bunlar bu hâle geldi.

Dedim ya, bilim özgür çalışabileceği yeri arar ve sonuçta bulur. Lidere kesin itaatin olduğu, ideolojinin bilim üzerinde hegemonya tesis ettiği yerlerde bilimsel gelişme olmaz ve beyin de ister istemez başka ülkelerde kendisini var etmeye başlar.

Yani bunu antik toplum için de söyleyebiliriz. Antik Yunan’ın felsefi temeli daha sonra İslam medeniyetini bir ölçüde belirledi. Orada oluşan muazzam sentez bu defa Batı’ya döndü ve Batı’yı önemli ölçüde belirledi. Şimdi bunların hepsi entelektüel varlığın akışıydı, entelektüel bir süreçti.

Vallahi, büyük olasılıkla, bu, kabul edilmeyecek. Ben kabul edilmesini çok isterdim bu önergenin ama kabul edilemeyecek. Yalnız, ben size söyleyeyim: Bilim, beyin Nazi Almanyasından niye göçtüyse AKP Türkiyesinden de o sayede göçüyor değerli arkadaşlar.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekili, bir açıklamada mı bulunacaktınız?

Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir cümleyle kayıtlara geçmesi açısından…

Son cümlesinde “AKP Hükûmeti” diyerek Nazi Almanyasıyla bir benzeşme yapılmak istendi, dolayısıyla bunu kesinlikle reddediyoruz. Türkiye, demokratik bir ülkedir, millet iradesinin geçerli olduğu ve yönetimin millet iradesiyle teşekkül ettiği, özgürlüklerin genişletildiği, temel hak ve özgürlüklerin yargı düzeninde korunduğu, her bir kişinin idari ve yargı başvurularının rahatlıkla yapılabildiği ve neticelendirildiği demokratik, özgür bir ülkedir. Elhamdülillah, bilim düzeyinde ne noktalara geldiğimizi biraz sonra değerli arkadaşlarımız kendi sıraları geldiğinde açıklayacaklar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Öneri üzerinde söz isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekilimiz Sayın Orhan Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Erdem.

AK PARTİ GRUBU ADINA ORHAN ERDEM (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP grup önerisi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle Amerikan The New York Times gazetesinde çıkan bir yazıyla ilgili gündemde artan bir söyleme buradan rakamlarla cevap vermek istiyorum.

Bu haberde 250 bin Türk’ün ülkeden göçü ifade edilmekte. Bir kere, bu sayının doğrusu 113.326 kişi. Bununla birlikte, Türkiye’ye yurt dışından göç eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı sayısı 101.772. Yurt dışına verilen net göç sayısı 11.554. Bu haberdeki ifadeler -haber kaynağının bunu düzelteceğini umuyoruz- TÜİK’ten alınmış, ancak doğru verilmemiştir.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sizin kaynağınız ne?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – TÜİK yanlış mı yapıyor? TÜİK yalancı mı?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bakanlar hep TÜİK’e yönlendiriyor sorularımızı. Soru soruyoruz, “TÜİK’ten öğrenin.” diyorlar.

ORHAN ERDEM (Devamla) –Hepimiz biliyoruz, istatistikte rakamlar yalan söylemez, insanlar rakamları yalan söyleyecek hâle çevirir, bunu hepimiz biliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben bir şey soruyorum: TÜİK yalan mı söylüyor sayın konuşmacı?

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sizin kaynağınız ne?

ORHAN ERDEM (Devamla) – Ben gerçek rakamları verdim.

BAŞKAN – Karşılıklı olmasın değerli arkadaşlarım, Sayın Erdem, siz Genel Kurula hitap edin.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Bu konuda, Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilk 100 Günlük Program’da TÜBİTAK ile Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı hazırlanmış, 15 Aralıkta başlayan bu süreç 15 Şubat 2019’a kadar devam ediyor. Bu ne getiriyor? Tersine beyin göçü açısından yurt dışından ülkemize gelecek akademisyenlere, araştırmacılara ilk etapta 1 milyona varan araştırmacı desteği, aylık 24 bin burs, aile yardımı, sayfalarca haklar oluşturan bir yeni Lider Araştırmacılar Programı da başlatıldı.

Bunun dışında, ben Millî Eğitim Bakanlığında altı yılı aşkın bakan yardımcılığı yaptım. Göç olarak ifade edilen bu şeyin bir kısmını ülkemiz kendisi de sağlıyor. Sadece Millî Eğitim Bakanlığı 1416 sayılı Kanun’la her yıl bin kişiyi yurt dışına, iki yıllık, üç yıllık doktoraya, post doktoraya gönderiyor. YÖK gönderiyor, yine TÜBİTAK gönderiyor, üniversiteler gönderiyor; AK PARTİ’yle birlikte zaten bu konuda bir hareketlilik yaratıldı. Bu göçün gidip kalan bir göç değil, aksine, birçoğu orada eğitimini tamamladıktan sonra dönen kişilerden oluştuğunu da ifade etmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erdem, bir dakika ilave edelim.

ORHAN ERDEM (Devamla) – Böyle olmasa, 2002 yılında bu ülkenin en önemli sanayisi olan savunma sanayisinin yüzde 80’i yabancı iken bugün bu oran yüzde 35’lere düşürülebilir miydi? Şu anda yüzde 65 yerli üretim yapıyoruz. Yine, ülkemizin yetişmiş insanları birçok alanda önemli konularda başarılara imza atıyor.

Ben kısacası bu konuda bir önergeye gerek kalmadan ülkemizin ilgili birimlerinin bu konuya gerekli katkıyı, desteğini verdiğini ifade etmek istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, sayın hatip bizim bilgi kaynağımızın bir gazete, Amerikan menşeli bir gazete olduğunu ifade ederek sayın konuşmacının bilgi kaynağını farklı yönde anlamlandırmıştır. Bu konuda yerinden 60’a göre bir söz verirseniz Sayın Utku Bey’e izah etsin.

BAŞKAN – Peki.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Konya Milletvekili Orhan Erdem’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben zaten konuşmamda, bu konunun sadece The New York Times makalesiyle gündeme gelmediğini, Türkiye’nin gündeminde olduğunu uzun uzun anlatmıştım ancak o makale bağlamında, ben o makaledeki 200 küsur bin rakamını da kullanmadım, tam tersine, İstatistik Kurumunun, kendi kurumunuzun rakamını kullandım.

Burada dikkat çekici bir olgu var, Adalet ve Kalkınma Partili değerli mevkidaşımıza onu hatırlatmak isterim, o da şu: Geçen yıl yani 2016-2017 arasında Türkiye’den yurt dışına göç edenlerin sayısı 69 bin, 2017-2018’de bu rakam 113 bine çıkıyor, yaklaşık neredeyse 2 katına yakın, yüzde 70’leri, 80’leri bulan bir oran.

Kendisinin bahsettiği, Cumhurbaşkanlığının bu makaleyle ilgili yaptığı açıklamada biliyorsunuz “Ülkemize gelen de oluyor.” dedi. Ben de konuşmamda ondan bahsettim “Gelenler oluyor.” diyebilirsiniz diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın hemen Sayın Çakırözer.

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Bakın, 2016 ile 2017 arasında ülkemize gelen yani ülkemize göç eden sayısı 107 bin iken 2017-2018 arasında bu rakam 101 bine düşüyor yani 6 bin azalma var. Bir yerden gidenler 2 kat artarken gelenler de azalıyor. Ben de konuşmamda bilim insanlarının da gelişinde azalma olduğunu da söylemiştim.

Yine sayın mevkidaşım konuşmasında Hükûmetin projelerinden bahsetti. Biz de bu projeleri izledik, Sayın Cumhurbaşkanının, Sanayi ve Teknoloji Bakanının teşviklerini. Bakın, işte, bir perşembe günüydü kasım ayında yanılmıyorsam, teşvikler açıklandı. Bakın, bu teşviklerden bir gün sonra, cuma günü Türkiye’de, aralarında Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Profesör Betül Tanbay ve Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Profesör Turgut Tarhanlı’nın da bulunduğu çok sayıda bilim insanı evleri basılarak gözaltına alındı. Yani sadece teşvikle, para önermekle ya da başka, güzel gelecek vaatleriyle olmuyor. Ülkenizde demokrasi olmayınca, ülkenizde siz bilim insanlarını yaka paça götürürseniz siz yurt dışındaki vatandaşlarımızı geriye getiremezsiniz, onu söylemek istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım…

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer ve arkadaşları tarafından, beyin göçünün nedenlerinin ve sonuçlarının araştırılması amacıyla 8/1/2019 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Ocak 2019 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Türkkan.

Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Buyurun Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın konuşmacı benim konuşmamda sarf ettiğim rakamların doğru olmadığını bahisle beni doğru söylememekle itham etti. Bununla ilgili bir cevap hakkımı yerimden kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun efendim yerinizden.

Bundan sonra birkaç arkadaşımıza yerinden söz vereceğim 60’a göre, ondan sonra bir ara vereceğiz arkadaşlar.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Konya Milletvekili Orhan Erdem’in CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, ben biraz evvel Türkiye’de göçle ilgili bazı rakamlar verdim. Bu rakamların da benim kendi bilgilerim değil, Türkiye İstatistik Kurumunun rakamları olduğunu söyledim. Hatta bir şey daha ilave ettim, “Sayın Cumhurbaşkanı yalanladı bu rakamları.” dedim ama şu anda gösteriyorum size, 5 Eylül 2018 tarihli Türkiye İstatistik Kurumu sayfası.

Şimdi, burada bir hadise var. TÜİK yalan söylüyorsa yalan söyleyen bir kurumun bu devlette hâlâ ne iş yaptığını biz vatandaş olarak merak ediyoruz ama TÜİK doğru söylüyorsa Sayın Cumhurbaşkanı niye yalan söyleme gereği hissediyor? İkisinden bir tanesini tercih etmek lazım.

Size daha acı bir gerçekten bahsedeceğim. Biraz evvel yüzde 15,5 genç nüfusundan bahsetmiştim; 24-29. 20 ile 29 yaş arasını alırsanız yurt dışına çıkan genç nüfus göç edenlerin arasında yüzde 42,6. Yani gençlerimiz kaçıyor. Gençler sadece ekonomik saiklerle kaçmıyorlar, demokrasi olmadığı için kaçıyorlar, hukuk rafa kaldırıldığı için kaçıyorlar, adaletsizlik olduğu için kaçıyorlar, yarınlara ait umutları olmadığı için kaçıyorlar. Bu gençler benim gençlerim değil, bizim gençlerimiz, sizin de akrabalarınızdan gidenler var. Dolayısıyla, bu gençlerin yurt dışına kaçışını engellemek, bu konuda araştırma istemek sadece bizim değil, sizin de vazifeniz olmalı diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum efendim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Enginyurt…

32.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, vergi borcu olan yerel gazeteler Basın İlan Kurumundan aldığı ücretleri alamayacağı için genelgenin değiştirilmesi konusunda Maliye Bakanına seslendiğine, Anadolu basınının sesi kısılırsa Türkiye'nin sesinin kısılacağına ilişkin açıklaması

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Anadolu basını yani yerel gazetelerimiz Basın İlan Kurumundan aldıkları, ayda 2 defa ödenen ücretlerle ayakta kalmaya çalışmaktadır. Bugün yayınlanan yeni bir kararla, Maliye Bakanlığı vergi borcu olan yerel basının bu paylarını alamayacaklarını ifade etti. Bu, geçen sene olmuştu, bir yıl ertelenmişti. Sayın Maliye Bakanına aracılığınızla seslenmek istiyorum: Aylık maliyetleri 35 bin lirayı aşan, kazançları 15 bin lira seviyesinde olan ve Basın İlan Kurumundan bu parayı da alamayan yerel basınımız ciddi bir sıkıntıyla hatta kapanmayla karşı karşıya kalmıştır. Bunun ertelenmesini talep ediyorum. Anadolu basını zordadır, Anadolu basınının sesi kısılırsa Türkiye'nin sesi kısılır; kısılmaması için bu genelgenin değiştirilmesini hassaten rica ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Ünver…

33.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutladığına, yükselen maliyet artışı nedeniyle Karaman’da günlük gazetenin çıkmadığına, Anadolu’da basının kan ağladığına ve Hükûmetin bu duruma çare bulması gerektiğine ilişkin açıklaması

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yarın 10 Aralık Çalışan Gazeteciler Günü. Bu günü kutlamadan önce söylemem gerekir ki Anadolu’da basın kan ağlıyor. İlim Karaman’da günlük çıkan 6 gazetenin tamamı son ekonomik gelişmeler sonucunda personel maaşı, vergi, sigorta, kâğıt ve kalıp maliyetlerindeki yüzde 200-300 oranındaki artış sebebiyle haftalık çıkma kararı almıştır. Yükselen maliyet artışı sebebiyle yaşanan bu gelişme beni ve tüm Karaman’ı üzmüştür. Türkiye’nin 70’nci ili olan Karaman’da artık günlük gazete çıkmamaktadır. Böyle giderse Anadolu’da faaliyet gösteren 3 bin civarındaki gazete kapanmak durumunda kalacaktır. Hükûmetin bu duruma bir çare bulması kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Bu burukluk içinde, ekonomik ve siyasi baskılar altında yaşam mücadelesi veren basın çalışanlarımızın 10 Aralık Çalışan Gazeteciler Günü’nü bugünden kutluyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

34.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, Kahramanmaraş ilinde ve ülkede ilime, bilime gereken önemin verildiğine ve Sütçü İmam Üniversitesine gösterilen ilgiden dolayı herkese teşekkürlerini sunduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitemiz 11 fakülte, 3 enstitü, 5 yüksekokul, 10 meslek yüksekokulu, rektörlüğe bağlı 5 bölüm, 1 araştırma ve uygulama hastanesi, 19 uygulama ve araştırma merkezi, 1.274 akademik personel, 41.800 öğrenci… İlimizde 5.157 kişi kapasiteli 9 yurt bulunmaktadır. Üniversitemizde 1.639 yabancı öğrenci eğitim görmektedir. Ayrıca ÜSKİM’de 11 laboratuvar bulunmakta, 21 TÜBİTAK projesi ve 3 SAN-TEZ ve 1 AB projesi tamamlanmıştır. 1 KOSGEB ve 1 TÜBİTAK projesi devam etmektedir. Teknokent toplam 31 firma, 75 çalışanla faaliyet göstermektedir. 61 proje tamamlanmış olup 47 proje devam etmektedir.

İlimizde, ülkemizde ilime, bilime, akademiye gereken önem ve rağbet gösterilmektedir. Sütçü İmam Üniversitesine gösterilen bu rağbetten dolayı ben katkı yapan herkese teşekkürlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu…

35.- İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu’nun, cüzdanı dolu olanlar ile beyni güçlü olanların yurt dışına gittiğine ama burada çürütülenlerin de olduğuna ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben Sayın Çakırözer’in bahsettiği bu beyin göçü üzerine üçüncü boyutunu ekleyecektim, gerçi konuşuldu. Türkiye’de tamamen görev dışı bırakılan ve çürütülen beyinler, hiçbir iş yapamayan, yurt dışına da pasaportsuzluk nedeniyle gidemeyen ve yargı kapısını bile tıklatamayan yüzlerce, binlerce kişi… Bu açıdan bakıldığı zaman, evet, cüzdanı dolu olanlar yurt dışına gidiyor, beyni güçlü olanlar gidiyor ama burada çürütülenler var.

Birinci parti mensubu Sayın Erdem’in “Türkiye’ye geldiler.” dediği 101 bin kişi içerisinde acaba 250 bin dolara yatırım yapan ve yatırım yaptığı için kabul edilen yurttaşlar da var mı? Zannediyorum bu konuları biraz daha bütünsel olarak ele alsaydık bu önerinin haklılığı ortaya çıkardı diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdem…

36.- Konya Milletvekili Orhan Erdem’in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Türkiye’nin bilimde, teknolojide, savunmada belli bir yere geldiğine ve yapılması gerekenleri yapacak iktidarın var olduğuna ilişkin açıklaması

ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben sayın grup başkan vekilinin ifadeleri için kullanmadım, Amerika’da çıkan dergideki rakamların yanlışlığı üzerine bu ifadeyi kullandım.

İkincisi, tekrar, CHP sözcüsünün söylediği rakamlar doğru, gelenleri de kattığımızda 11 bin gibi bir göçten bahsediyoruz. Hareketli bir coğrafyayız, sadece 6 milyon yurt dışında vatandaşımız var. Yetişen çocuklarının her yıl okul gibi çeşitli nedenlerle gitme arzuları, gelmeleri var; bu hareketli coğrafyada bunlar çok doğal. Bilim insanlarının birinin bile yurt dışına gitmesini istemeyiz, ne kadar çok getirebilirsek buna bakarız, bu derdi hep birlikte paylaşıyoruz ama son sözcünün dediği gibi, vatandaşlık hakkı için gelmek ayrı, Türk vatandaşının gitmesi ayrı, bunları ayırmak lazım. Hükûmetimiz bu konuda çok hassas. Her kanunda, her çalışmada bu konu gündeme gelmekte. Rakamlar, gelinen nokta, bilimde, teknolojide, savunmada Türkiye’nin aldığı yol da bu noktada bir yere geldiğimizi gösteriyor ama bir şeyler daha yapmamız gerekiyorsa da yapacak olan bir iktidar olduğumuzu ifade etmek istiyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.37

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Dünkü birleşimde İç Tüzük'ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 24’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi, birinci bölüm üzerinde konuşmalara başlıyoruz.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekilimiz Sayın Esin Kara.

Süreniz on dakika Sayın Kara.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ESİN KARA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Temel kanun olarak görüşülen kanun teklifinin birinci bölümünde 24 madde yer almakta olup bu maddelerde, bazı bakanlık ve kurumların ihtiyacı olan ve çeşitli toplum kesimlerine bazı hak ve imkânlar getiren düzenlemeler yapılmaktadır.

Teklifin 1’inci maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü kullanımındaki kadastral yolların hazine adına tescil olunması düzenlenmektedir. Böylelikle kışla arazilerinin imar uygulamasında kadastral yolların kapanması neticesinde belediye adına oluşan hisselerin doğrudan hazineye tescili amaçlanmaktadır.

Teklifin 2’nci maddesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarında göreve yeni başlayacak memurların, görevleri süresince Polis Bakım ve Yardım Sandığına daimi olarak ortak olmaları öngörülmekle birlikte, 27 Aralık 2018 tarih ve 7159 sayılı Kanun’la bu düzenleme yapıldığından maddenin, teklif metninden çıkarılması gerekmektedir.

Teklifin 3’üncü maddesinde, varlık finansmanı fonlarının sermaye piyasası araçlarına sahip olmaları veya sermaye piyasalarında yaptıkları işlemler nedeniyle elde ettikleri gelirler ile sermaye piyasası araçlarının devri yoluyla elde ettikleri gelirlerin banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna tutulması düzenlenmektedir.

Teklifin 4’üncü ve 5’inci maddelerinde, kamu kurum ve kuruluşları hariç, Türk Hava Kurumu ile sivil havacılıkta görevli pilotlar ve kabin memurlarına ödenen aylık ücretlerin vergilendirilmesine yönelik düzenlemeler yapılmaktadır. Bu ücretlerin gelir vergisinden istisna hükümlerinde uygulamaya yönelik bazı tereddütlerin giderilmesi amacıyla söz konusu personele yapılan aylık ücret ödemelerinin gerçek safi değerinin yüzde 70’i, gelir vergisinden istisna edilmektedir. Esasen, bordrolu çalışanların ücret gelirleri üzerinde ağır vergi yükü bulunmaktadır. Asgari ücretlinin bile, vergi tarifesinden dolayı vergi oranları yükselmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ücretin vergilendirilmesine yönelik hükümlerin gözden geçirilmesini, asgari ücretten vergi alınmamasını ve çalışanların asgari ücret kadar gelirlerinin vergi dışı bırakılması görüşündeyiz. Ayrıca, asgari ücretlilere büyük şehirlerde ulaşım desteği verilmesini savunuyoruz.

Teklifin 6’ncı maddesinde, Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlara dair gelir ve kurumlar vergisi istisnası süresinin 31 Aralık 2023 tarihine kadar uzatılması düzenlenmektedir.

Teklifin 7’nci maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri envanterindeki ilaç ve tıbbi sarf malzemenin herhangi bir ücret veya katılım payı alınmaksızın bazı harekâtlarda veya yerlerde görev yapan personelin tedavilerinde kullanılabilmesi düzenlenmektedir.

Teklifin 8’inci ve 9’uncu maddelerinde, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği uzmanlığının kariyer meslek olduğu hususundaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Uygulamada kariyer uzmanlıkla ilgili bazı sorunlar da bulunmaktadır. Mesleğe özel yarışma sınavıyla giren ve belirli süreli meslek içi eğitimden sonra özel bir yeterlilik sınavı sonrasında atanan gelir uzmanları, defterdarlık uzmanları, Millî Emlak uzmanları, mali hizmetler uzmanları gibi kariyer mesleklerinin de Anayasa’nın eşitlik ilkesi, hakkaniyet ve adalet ilkeleri açısından diğer uzmanlarla aynı statüde bulunması gerekmektedir. Kariyer meslek olduğu hâlde merkez-taşra ayrımı yapılarak mağdur edilen uzmanların özlük hakları, diğer kariyer uzmanlıklarla eşit hâle getirilmelidir.

Ayrıca, Maliye ve Gelir İdaresi teşkilatında kurum içi uzmanlık sınavları açılmalı ve sınavlar sürekli hâle getirilmelidir.

Sivil savunma uzmanları da emsali personelle aynı haklara sahip bulunmamaktadır. Mevzuatla denk tutuldukları şube müdürü kadrosuna göre daha düşük ücret alan sivil savunma uzmanlarının özlük hakları, çalışma koşullarına uygun belirlenmemiştir. Ayrıca, aynı kadroda kurumlar arası ücret farklılıkları bulunmaktadır. Sivil savunma uzmanlarının statüleri düzeltilerek özlük hakları iyileştirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, teklifin 10’uncu maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan uzman tabip ve sağlık sınıfı personelinin Sağlık Bakanlığı ve diğer üniversitelerde görevlendirilmesine imkân tanınmaktadır.

Teklifin 11’inci maddesinde, Millî Savunma Bakanlığında askerî hâkimler hakkında disiplin cezası vermeye yetkili komisyonda, müsteşara verilen yetkilerin ilgili bakan yardımcısı tarafından kullanılması, askerî hâkimlerin tazminat alarak emekli olmalarına ilişkin sürenin 31 Aralık 2021 tarihine kadar uzatılması ve askerî hâkimlerin, diğer hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimlerinde geçici olarak görevlendirilmesine imkân tanınması düzenlenmektedir.

Teklifin 12’nci maddesinde, Cumhurbaşkanı tarafından büyükelçi unvanı verilerek özel bir misyonla görevlendirilen büyükelçilik unvanının, geri alınmadığı müddetçe devam etmesi öngörülmektedir.

Teklifin 13’üncü maddesinde, devlete ait üniversitelerin diş hekimliği fakülteleri ve bunlara bağlı sağlık uygulama ve araştırma merkezi birimlerinin, döner sermaye işletmelerinin ilaç ve tıbbi malzeme alımlarına ilişkin borçlarının Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinden aktarılacak kaynakla ödenmesi düzenlenmektedir.

Teklifin 14’üncü, 15’inci ve 16’ncı maddelerinde, İstanbul Bilim Üniversitesinin adının Demiroğlu Bilim Üniversitesi, Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin adının Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi şeklinde değiştirilmesine dair düzenlemeler yapılmaktadır.

Teklifin 17’nci maddesinde, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinin görev ve yetkilerinin kanunların yanı sıra Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde de yer alması söz konusu olduğundan bu kapsamda değişiklikler yapılmaktadır.

Teklifin 18’inci maddesinde, organize sanayi bölgeleri ile küçük sanayi sitelerinin yenilenebilir ve diğer enerji tesislerinin teslim ve ifası ile Kültür ve Turizm Bakanlığınca yayıncılık sertifikası verilmiş yayıncılar tarafından yapılan kitap ve süreli yayınların teslimi, katma değer vergisinden müstesna tutulan teslim ve hizmetler arasına dâhil edilmektedir.

Teklifin 19’uncu maddesinde, yurt içinde yabancı paraya dayalı olarak yapılan teslim ve hizmetlerde oluşan kur farklarının katma değer vergisi matrahına dâhil edilmesi düzenlenmekte, bu suretle uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.

Teklifin 20’nci maddesinde, kentsel dönüşüm projeleri kapsamında trampa yoluyla kamulaştırılan taşınmazların hazineye devrinden dolayı kazanç oluşmayacağı ve aynı işlemler ile teslimlerin katma değer vergisinden istisna tutulacağına yönelik hükümlerin uygulama süresi, Sultanbeyli Belediyesiyle yapılan devir işlemlerinin tamamlanmamış olması dikkate alınarak 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzatılmaktadır.

Teklifin 21’inci maddesinde, imalat sanayisine yönelik yatırımlarla ilgili katma değer vergisi ve kurumlar vergisi teşviklerine dair uygulamanın 2019 yılında da sürdürülmesi düzenlenmekte ve bu sürenin beş yıla kadar uzatılabilmesi konusunda yetki verilmektedir.

Teklifin 22’nci ve 23’üncü maddelerinde ülke ihtiyaçları çerçevesinde uluslararası iyi uygulamalar da dikkate alınarak Finansal İstikrar Komitesi, “Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi” adıyla yeniden yapılandırılmakta ve görev tanımları yapılmaktadır.

Teklifin 24’üncü maddesinde, mera, yaylak ve kışlak olarak kullanılan arazilerin jeotermal kaynak ve doğal mineralli sular için zaruri olan alanların tahsis amacının değiştirilebilmesine imkân sağlanmaktadır.

Bu kanun teklifimizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Söz sırası, İYİ PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekilimiz Sayın İsmail Tatlıoğlu’na aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Tatlıoğlu.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, Parlamentomuzun değerli mensupları; hepinizi şahsım ve partim adına saygıyla selamlarım. 71 maddelik torba vergi kanun teklifiyle ilgili değerlendirmeleri yapmak üzere huzurunuzdayım.

Komisyon üyesi olarak Komisyonda da görüştüğümüz bu kanun maddeleri içerisinde bazılarına olumlu yaklaştık, evet dedik ama önemli bir kısmına da hayır dedik.

3’üncü ve 4’üncü maddeler, vergi istisna ve muafiyetleriyle ilgili. Bunu defalarca bu Mecliste konuştuk ama bir defa daha üzerinde duralım. Türkiye, OECD raporlarına göre, yaklaşık 94 ülke içerisinde en karmaşık vergi sistemine sahip bir ülke. Lütfen, bunun üzerine gidilmesi… Artık vergi, kanunlara sığmıyor ve yeni uzmanlıklar oluştu. Uygulanamaz bir kanun yapısı ortada ve etkinlikten uzaklaştı.

7’nci madde, sınır dışı güvenlik görevlerinde bulunanlara ilaç tedariki… Buna, biz evet dedik. Tahmin ediyorum, grubumuz burada da yine olumlu yaklaşacaktır.

8, 9 ve 10’uncu maddelerle yani askerî personel ve kadrolarla ilgili düzenlemeyle ilgili bir şey söylemek istiyorum. Bu, gerçekten, bu kanunların, bu torba kanunun, maalesef çok iyi hazırlanmadığının, kanun yapma kalitemizin nasıl düşük olduğunun bir göstergesi. Sayın Altunyaldız da burada, o da katıldı. Hatta, Milliyetçi Hareket Partisinin değerli komisyon üyesi, çok yerinde bir sorgulamayla bu konuyu gündeme getirdi ve baktık ki gerçekten de ortada hazırlıksız bur durum var. Bu kanunun geri çekileceği veyahut da düzenlenerek Genel Kurula geleceği söylendi ama maalesef, bakıyoruz ki bugün yine aynı metinle karşı karşıyayız. Ben, bugün bunun Genel Kurulda düzenleneceği şeklinde bir talebi gündeme getirmek istiyorum.

12’nci madde, büyükelçilikle alakalı. Yani Sayın Cumhurbaşkanı, bir görevle ilgili bir kişiyi büyükelçi olarak görevlendirebiliyor ama akredite olmaksızın bu görev bittiğinde büyükelçilik düşmüyor bu düzenlemeyle. Büyükelçilik görevi tekrar geri alınıncaya kadar büyükelçilik devam ediyor. Dolayısıyla biz bu uygulamaya karşı çıktık.

15’inci ve 16’ncı maddelerde de bir mutabakatımız vardı Sayın Komisyon Başkanı ve kanun teklifi sahibiyle. Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin “Gaziantep İslam Bilimi ve Teknoloji Üniversitesi”ne dönüştürülmesi; bu, tabii ki kabul edilebilir. Baktık ki sadece bir Karaçi’de bir de Afganistan’da bu isimli 2 üniversite var. Hâlbuki gerekçesine baktığımızda şöyle olması lazım: “Gaziantep İslam Dünyası Bilim ve Teknoloji Üniversitesi.” Doğrusu bu ve bu konuda Sayın Başkan Bilgiç de teklif sahiplerinin başında Sayın Altunyaldız da bir mutabakat hâlinde bunun düzeleceğini söylediler ama buraya geldiğimizde yine aynı metinle karşılaştık, bunları da bir ifade etmek istiyorum. Yani milletvekili olarak da bir yapabilirliğimizin olması lazım, madem orada Komisyon olarak düzenliyoruz, hiç olmazsa bir ortak akıl üretelim.

Bu FİKKO konusuna… 21’inci maddedeki yatırımlarda KDV’nin uzatılmasına biz Komisyonda İYİ PARTİ olarak olumlu yaklaştık. Arkadaşlarımız burada kendi kararlarını verecektir, biz Komisyon üyeleri olarak bu görüşümüzü belirttik.

22’nci madde… Tabii, bu FİKKO konusu gerçekten bir ayıplı duruyor. Bakın, kanun yaparken Sayın Bakanın bir “tweet”i var yani bu, çok üzücü. Ben samimi söylüyorum, burada anladım ki iktidar milletvekili olmak çok zor, ben bunu samimiyetle söylüyorum. Yani milletvekili olmanın sıkıntıları var ama iktidar milletvekili olmak çok zor.

33’üncü maddede… Kamu İhale Kanunu yüz bilmem kaçıncı kere yine değişiyor.

43’üncü maddede malullük ve yaşlılık aylıklarının 1.000 lira olması var. Biz bunu az bulduk, olumlu karşıladık 43’üncü maddeyi de ama asgari ücret seviyesine gelmesini talep ettik, buna da evet dedik.

44’üncü maddede firma kurumlarına, vergi muafiyetine; buna da olumlu yaklaştık ama diğer bütün maddelere olumsuz yaklaştık.

Çok değerli milletvekilleri, bu 71 madde, 16 farklı konuda tasarlanmış bir torba kanun. Anlaşılıyor ki Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin kanun yapma tekniği, bundan sonra torba kanunlarla gidecek. Yani, esasında sistemin üstü kurulmuş ama altı boş. Biz bunun altını doldurmazsak, yarın “şipşakçı Meclis” gibi bir tanımlama yaparlarsa bu tanımlamayı yapanlara “haksız” diyemeyiz. Bu, biraz Meclisin kalitesiyle de alakalı. Bu, hepimizin sorunu ama öncelikle Hükûmete destek veren siyasi partilerin.

Bir başka konuyu da ben özellikle gündeme taşımak istiyorum. Bunu bütçeleme sürecinde de gördük. Meclisi çalıştırmak, önceden iktidar partilerinin, şimdi de Hükûmeti destekleyen siyasi partilerin görevi. Ama ben öyle gördüm ki yeni sistem, bizzat AK PARTİ tarafından algılanmamış. Bakın, bütçe teklifi var, bütçe teklifini sunuyorlar ve bütün partiler görüşlerini belirtiyor ve sonunda Sayın Bakan, ilgili bir cevap verecek ama her maddeyi AK PARTİ grup başkan vekilleri, sanki önceki sistem gibi, söz alıp savunuyorlar, hatta AK PARTİ’ye hiçbir sataşma olmaması durumunda bile. Âdeta “Ormanlar mı değerli, madenler mi değerli?” okullarda yaptığımız daha önceki münazara dönemlerindeki gibi. Meclis etkin çalışmıyor. Bakın, yok. Bakın, millete şikâyet ediyorum: 3, 5, 7, 9, 10, 12… Yine AK PARTİ’den toplam olarak 15 kişi yok. Yani Meclis etkin çalışmıyor.

AHMET AKIN (Balıkesir) – Nerede bu milletvekilleri?

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Bilmiyorum nerede ama ben bunu samimi söylüyorum.

Bir başka konu…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - İktidar olduğu zaman da muhalefet olmuyor yani.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Evet, bakalım, değiştiğinde de bir bakarsınız, var mı?

Bir başka konu var, parti dili ile devlet dili birbirine karıştı. Bakın, parti dilini devlet dili kullanırsa devlet acziyet içinde olur. Devlet, parti dilini kullanırsa sert, otoriter, faşizan diyebilirsiniz ama öbürkünde zafiyet olur.

Bakın, dün bir milletvekili arkadaşımız dedi ki: “Siirt’te bir hanede 700 seçmen tespit edildi.” Ben bu sıralardan şunu beklerdim ki -başka bir örnek daha vereceğim- bekledim: “Bir dakika, hiç merak etmeyin, biz bunun takipçisi olacağız ve asla böyle bir şeye müsaade etmeyiz.” Devlet bunu konuşur. Ne dedik? “PKK yapmıştır.” Ya, bu, cevap mı Allah aşkına? Kim yaparsa yapsın yani cinayeti o işlemiş, bu işlemiş... (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ya, böyle bir şey olur mu?

Aynı şeyi bakın Tarım Bakanlığı bütçesinde de ben dile getirdim. Tarım Bakanlığı bütçesi görüşülürken Sayın Bakan diyor ki: “On beş dakikada orman yangınlarına müdahale ediyoruz.” Arkadan bir milletvekili dedi ki, onun tabiriyle söylüyorum: “Neden Dersim’de bir haftada oldu?” Bakan döndü, yanındaki danışmanından bilgilendi “Müsaade etseydiniz de hemen gitseydik.” dedi. Ben orada anında müdahale ettim. Devlet dili böyle olmaz. Ne demek müsaade etseydiniz? Bu kadar acemilik olur mu? Böyle bir yapı olur mu? Müsaade mi isteyeceğiz? “Efendim, şurada yangın var, müsaade edin de biz bir geçelim.”

Şimdi, 700 seçmen bir yerde varsa, kim yapmışsa yapmış, bunu kim koruyacak, hukuku kim tesis edecek? Siz, hükûmeti destekleyen siyasi partiler olarak bunun takipçisi olmayacaksınız da kim olacak?

Elbette ki, bakın, mutabakat sağladığımız konuları bari yukarıda, buralarda hakikaten getirelim de düzenleyelim. Aksi takdirde, fonksiyonsuz bir Meclis oluyoruz, iktidar da dâhil, iktidar demeyelim ama 1’inci parti, 2’nci parti dâhil oluyor.

Başka bir şeyi de sonuçlandırayım, bir dakika, 24 Haziran seçim sonuçlarının AK PARTİ tarafından da yanlış okunduğunu düşünüyorum. 24 Haziran seçimleri, hiçbir partiye yasa yapma yetkisi vermedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyoruz.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Hatta, AK PARTİ’ye dedi ki: “Ben sana tek başına güvenmiyorum.” Dolayısıyla burada el kalkmazsa buradaki elleri saymazlar. Yani “Altımızdan at gitmiş ama hâlâ koşuyoruz.” gibi, “17’nci kere bütçe hakkı kullanıyoruz.” gibi kavramlar çok doğru kavramlar değil, millî iradeyi ifade eden kavramlar değil.

Ben, bu kanun çerçevesinde, Meclisin tekrar kanun yapma kalitesinin yükseltilmesi ve devlet etme yapısının kullanılması gerektiğini bir defa daha hatırlatmak istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu’nun 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biraz evvel değerli hatibin beyanlarına istinaden şu açıklamayı yapma ihtiyacı hissettim: Şimdi, seçim hukukunu bilenler, ortak olarak, hep beraber şu konuda bilgi sahibi olmalılar ki, bu seçmen kütüklerinin güncelleştirilmesiyle ilgili süreçler yıllardır, on yıllardır aynı şekilde devam ediyor. Yüksek Seçim Kurulu bir yargı organı olarak, tarafsız, bağımsız bir yargı organı olarak, yüksek yargı organı olarak bunu ilan ediyor. Bütün vatandaşlarımız ve siyasi partiler bunu kitle iletişim araçlarından da resmî duyurulardan da öğreniyor ve herkes kendi takdiriyle başvurularını yapıyor; “Ben oyumu şurada kullanmak istiyorum, burada kullanmak istiyorum.” şeklinde ve bu, hem vatandaşların hem siyasi partilerin denetimine açık. Eğer hakikaten, öyle 700 kişilik falan, bir yerde bir yığılma, bir operasyon varsa çok basit; bundan şikâyetçi olanlar ilgili seçim kurullarına itirazlarını yapacaklar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …diyecekler ki: Şu adreste, şöyle şöyle 5 kişi, 700 kişi, bin kişi, neyse, doğru olmayan bir kayıt görünmektedir.” Bununla ilgili hukuki sürecin başlatılmasını, gerekli işlemlerin yapılmasını seçim hâkiminden isteyecekler; bu kadar basit ve bu denetimleri, kendi partimiz olarak da biz de yapıyoruz. Bu, bütün siyasi partilerin ortak sorumluluğunda olan bir şey ve devlet de bunun gereğini mutlaka takip ediyor ve yapıyor, sistem işliyor. Varsa bu konuyla ilgili bir tespit, hemen şikâyette bulunsunlar. Eğer ilgili, yetkili kişiler, idari anlamda harekete geçmiyorlarsa biz de Hükûmete bu konuda gerekli tavsiyelerimizi söyleyelim “Bakın, şurada şöyle bir hadise var, buraya müdahale edilsin.” diyelim yani getirsinler bize de.

İçişleri Bakanlığımıza da yani ilgili, yetkili kişiler bu konuda görevlerini yapmıyorlarsa idari ve adli soruşturmayı başlatalım arkadaşlar, bu kadar basit.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akbaşoğlu.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tatlıoğlu…

Sayın Danış Beştaş dün gündeme getirmişti. Yani bence tabii, Türkiye'nin adil bir seçimi, lekesiz bir seçimi yapması gerekir. Bu konuda şikâyetler varsa bütün partilerimizin de el birliğiyle bütün şüpheleri ortadan kaldırması gerekir. Belki bu konudaki belgeleri sizlere de ulaştırabilir arkadaşlarımız, her birimizin paylaşmasında ve takipçisi olmasında ben sayısız yarar görüyorum.

Teşekkür ederim.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, ben seçmen kütüklerindeki yanlışlıkları dile getirmedim. Sayın grup başkan vekili ya yeterince dinlemedi ya yanlış anladı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dinledim.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Benim demek istediğim şey şu: Ortada bir hukuksuzluk şikâyeti var, tepki: “Onlar yapmıştır, bunlar yapmıştır.” Benim dediğim şey, devlet adına, Hükûmeti destekleyenlerin ve devletin hareketi, nereden gelirse gelsin teskin etmektir, “Evet, böyle bir şey varsa merak etmeyin, biz bunun takipçisi oluruz.” dilini kullanmaktır.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, bunu ifade etti şimdi.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Tabii ki etti.

Yoksa ben burada “Seçmen kütüklerinde yanlışlıklar var.” tekrar bunu dile getirmiyorum yani. Bu ormanlar konusunda da söyledim Tarım Bakanlığına yani topluma bu dili sürekli kullanırsak toplum hukuksuzluk konusunda daha da ümidini yitirir. Devlet böyle olmaz.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Ben teşekkür ederim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli Başkanım, sağ olun, değerli milletvekilimize siz, bizim adımıza, cevap verdiniz. Ben hakikaten kendisini de gayet iyi anladım ve o minval üzerine bir cevap verdim, herhangi bir problem yok.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Bence seçimlerin her parti açısından adil ve lekesiz geçmesi çok önemli. Bu konuda ben bütün partilerimizin bir duyarlılık göstereceğine inanıyorum. Şikâyetler varsa bunları ortak bir şekilde dile getirip beraberce, hep beraber çözmeniz gerektiğine inanıyorum.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tiryaki.

38.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, hukuksal yollar işliyor olsa, ilçe seçim kurullarına yapılan başvurularla sorunlar çözülüyor olsa Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini meşgul etmeyeceklerine ilişkin açıklaması

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Bu, dünkü konuşmalarımız üzerine tartışmaya açılmış bir konu. Sorun şu: Milletvekilimiz dün dedi ki “Nüfus müdürü, telefonuma çıkmıyor.” Hani, sanki böyle çok ileri bir demokratik ortam var, bu sorunlar var, milletvekillerimiz, kentin milletvekilleri yerelde bu sorunların çözümü için görüşmelerde bulunuyorlar, sorunu çözebiliyorlar da biz burada başka bir şey anlatıyoruz. Zaten sorun, bizzat buradan kaynaklı. Yani bir sorun tespit ediyoruz, sokak numarası belli, daire numarası belli, kaç seçmen kaydedildiği belli; bundan daha somut bir bilgi yok. Şimdi, bu konuda nüfus müdürüyle milletvekilimiz konuşup sorunu çözmek istiyor, nüfus müdürü diyor ki “Ben milletvekiliyle görüşmeyeceğim.” Yani başka nerede anlatılacak bu? Zaten hukuksal yollar işliyor olsa, bu başvuruların üzerine sorunlar çözülüyor olsa biz neden Türkiye Büyük Millet Meclisini meşgul edelim, bunu gündeme getirelim?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli Başkanım, bir açıklama ihtiyacına binaen bir dakikalık, sadece bir cümle…

BAŞKAN – Bence konu çok netleşti. Yani siz bir teklifte bulundunuz ve bir davette bulundunuz. Bence bu konuda bir belge, bilgi varsa -ki Sayın Danış Beştaş, bence bunları kendilerine ulaştırmanız da yararlı olur- beraber takip etmeniz bence yararlı olur.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli Başkanım, kayıtlara geçmesi açısından…

Şöyle: Biliyorsunuz, bu konuda tam yetki, Yüksek Seçim Kurulunundur; ilan eder, il seçim kurullarında ve ilçe seçim kurullarında -ki her partinin de bir temsilcisi vardır o kurullarda- bu konu yargısal bir süreç içerisinde neticelendirilir. Bu konuda, ilgili seçim hâkimine, o yargı çevresindeki ilgili seçim kuruluna ilişkin itirazlar yapılabilir ve seçim hâkimi de bir karar verir. Yargısal bir boyuttur. Dolayısıyla bu konuda hepimiz ortaklaşa, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da lekesiz, demokratik ve hakikaten, yüksek katılımlı, Avrupa’nın ve dünyanın en iyi, en güzel seçimlerini yaptık ve bundan sonra beraber de yapacağız inşallah.

Teşekkür ederim, sağ olun.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Siirt Milletvekilimiz Sayın Meral Danış Beştaş’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Beştaş.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünkü konuya zaman yeterse tekrar ek yapacağım, önce başka konularla başlayayım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İlla ek yapmak durumunda değilsiniz efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Yok. Şu anda da Siirt İl Nüfus Müdürlüğünde yüzlerce insan karda bekletiliyor ve iş yavaşlatılmış, 1 memur çalışıyor, ben dört saattir yetkililere ulaşamadım. Kayıtlara girsin. Bunu da ben söylemiş olayım.

Değerli arkadaşlar, 9 Ocak 2013’te Paris’te 3 Kürt kadını organize bir şekilde suikasta uğradı ve öldürüldü, bugün yıl dönümü. Bugün sabah biz bir önerge indirecektik, maalesef önergemiz iade edildiği için önergemizi indiremedik. İade edilme gerekçesi ne? Ben hukukçu olarak titizlikle önergelerimi inceliyorum. Kaba ve yaralayıcı bulunan mesele, “MİT” geçmiş önergede. MİT’in bu işin içinde olduğunu, planlayıcısı vesaire diye iddialar olduğunu, bunun araştırma komisyonuyla aydınlığa kavuşturulması gerektiğini söylemişim. Niye kaba ve yaralayıcı? Hakan Fidan geçmişte bu konuda çıkıp, MİT’e ilişkin ortaya sürülen iddialar ve belgeler konusunda net bir şekilde şunu dedi: “Bu belgeler Millî İstihbarat Teşkilatında üretilmiştir. Biz konunun takipçisiyiz ve araştırıyoruz.” Aradan altı yıl geçti. Dosyanın avukatlarından biriydim, vekâletim var. Biz, MİT’e yazı yazılmasını istedik savcılıktan “Nedir bunların dâhiliyeti?” Hâlâ cevap yok, dosyada gizlilik devam ediyor. Bu vesileyle önergemizi reddeden zihniyeti kınıyorum. Evet, bu suikastlar burada tartışılmalıdır ve gerçekten uluslararası bir organizasyonla 3 Kürt kadınının öldürülmesini kabul etmemiz, bunu sineye çekmemiz, peşini bırakmamız da söz konusu değil. Bu vesileyle 9 Ocak 2013’te aramızdan ayrılan, katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’i saygıyla anıyorum. 6’ncı yılında maalesef şu özrümüzü de söylüyoruz: Başaramadık şu ana kadar, dosyanızda bir açıklık yok ama kadın özgürlük mücadelesini başarıya ulaştıracağımızın sözünü kendilerine vermek istiyorum.

İkinci değinmek istediğim konu; değerli milletvekilleri, bugün AK PARTİ sözcülerinden Ömer Çelik şöyle bir cümle kurmuş, demiş ki: “Hiç kimse Kürt kardeşlerimize sahip çıkma konusunda Türkiye Cumhuriyeti’ne ders veremez. Kürtlerin en büyük dostu, hatta tek dost devlet Türkiye Cumhuriyeti’dir diyebilirim. Türkiye Cumhuriyeti devletine ‘Kürtlere dokunmayın.’ diyen kim varsa kendileri aynaya baksınlar, Kürtlere yaptıkları zulmü hatırlasınlar…” ve devam ediyor. Yine Numan Kurtulmuş iki gün önce şunu söylemişti: “Suriye, Irak ve Türkiye’deki Kürtlerin tek koruyucusu ve sahibi biziz.” Şunu söylüyorum: Her şeyden önce, sizin sahibiniz olabilir ama halkların sahibi olmaz. Halklar, kendileri bir varlıktır ve iradelerini kendileri temsil ederler. Bu sahiplik meselesi, kardeşlik meselesi sadece, gerçekten soyut, dostlar alışverişte görsün misali söylenen sözlerdir. Kürtlerin bir sahibe ihtiyacı yok. Bunu gerçekten önemle söylemek istiyorum ve şunu da söylemek istiyorum: Kürtler, Kobani’de IŞİD’e karşı, dünyanın başına bela olan IŞİD çetesine karşı bütün dünyaya insanlık değerleri için verilen mücadelede ders verdiler. Kürtler kendi başlarının çaresine bakabilirler ve şunu da son söz olarak söylemek istiyorum: Aman, “sahiplik” ve “kardeşlik” lafını bırakın; gölge etmeyin, başka ihsan istemiyor Kürtler sizden. Burada kimseye sahiplik iddiasında da bulunmayın.

Evet, değerli milletvekilleri, şimdi kanuna geçiyorum.

Önümüzdeki kanunda, “Bazı Kanun...” diye başlayan bir torba yasayla karşı karşıyayız. Ne ya bazı kanunlar? Bu kanunların adı yok tabii, her torba yasada olduğu gibi. İçeriğini anlamak bir bütünlük içinde, o da mümkün değil. “Bazı” “bazı” diyerek tüm kanunlar üzerinde neredeyse değişiklik yapılıyor ve bu şekilde, tüm hukuk sistemi çok güzel bir şekilde gerçekten çökertildi.

“Torba yasa” denilen bu yöntem, AKP’nin kendi bekasına dair ne gerekiyorsa tez elden yapma iradesinin bir ürünü aslında. Evet, hızlıca, vurkaç yöntemiyle yasalar değiştiriliyor, onlarca yasa üzerinde değişiklik yapılıyor. Şimdi, seçim arifesinde, hızla, neyi kendimize yontarsak kâr mantığıyla tüm hukuk kaideleri yerle bir ediliyor; bu torba yasa da aynen böyle.

Peki, bu kanun tekliflerinde, Parlamento çatısı altında, komisyon aşamasından sonra Genel Kurula gelene kadar muhalefetin, sivil toplumun, halkın bir iradesi, bilgisi, katkısı var mı? Tabii ki yok. Yani beklenen kolektif bir çalışma ve kolektif bir akıl asla söz konusu değil.

Peki, bu yasa teklifinin önümüze kadar gelmesinde muhalefet var mı? Yok. Öncesinde sivil toplum kuruluşlarından yahut bilimsel kuruluşlardan görüş alınması söz konusu mu? Haşa, ne gerek var? Tek bir cümleyle öneri ya da eleştirilerimiz bu teklif metnine yansıyor mu? Asla yansımıyor. AKP yemeği pişiriyor, getiriyor önümüze koyuyor; ister yiyin ister yemeyin diyor, biz yiyip bitiririz diyor, zaten oylarımız yetiyor diyor.

Şimdi, burada teklifin geneline baktığımızda, ekonomik kriz içindeki bir yönetimin yerel seçimler öncesinde hangi önceliklerle adım attığını rahatlıkla görebiliyoruz. Neredeyse her torbada karşılaştığımız bir nokta var, hiç değişmiyor: Sermayeye teşvik ve işte, peşkeş çekilen rant kapıları. Burada da ana kaide aslında şaşmıyor, çok istikrarlılar bu konuda. Evet, bununla ilgili, örneğin 3’üncü maddeyle varlık finansmanı fonları sermaye piyasalarında banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna tutuluyor. Yine, sermayeye vergi muafiyeti getiriliyor. Ekonomik krizden kurtulmak için ısrarla halka “Kemerleri sıkın.” diyorlar, kendi yandaşlarının kemerlerini gevşetiyorlar ve bunun kemerleri gevşetme kaynağını halktan almakta da hiçbir sakınca görmüyorlar; aslında kanun tam olarak bunu yapıyor.

Şimdi, Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin adının önüne “İslam” kavramı getirilmiş. Ya, gerçekten halkın dinî duygularının bu kadar suistimal edilmesine yeter artık. Niye koydunuz o kavramı? Ne gerek var? Yani bununla, iktidarın bilim ve teknolojiyle ilişkisi de aslında ne kadardır, o da ortaya çıkıyor.

Yine, 26’ncı maddeyle işsizlik sigortasına dair bir düzenleme planlanıyor; herkese müjde gibi sunuluyor bu, vatandaş da “Acaba bu müjde nedir?” diye eminim ciddi bir merak içinde. Ama tabii ki her zamanki gibi bir yanıltma var. Medyada yer aldığı üzere -böyle sunuyorlar, takdim ediyorlar- “Artık işsizlik maaşı almak kolay olacak, herkes yararlanabilecek.” diyorlar ama gerçek durumun bu olmadığını işsizler iliklerine kadar yaşıyor. İnsanlar iliklerine kadar açlıkla, yoksullukla boğuşurken, mücadele ederken bu düzenlemeyle yoksulların aklıyla alay etmek gerçekten kabul edilemez bir durumdur.

58’inci maddede, yine İller Bankasına ilişkin, safi kârının yüzde 51’inin nüfusu 25 binin altındaki belediyelere -altyapı kurumlarına dair- hibe ve faiz desteği olarak verilmesine dair bir düzenleme var. Burada da yine, İller Bankasının verdiği hibelerde partiler arasında kayırmacılık yaptığı iddiaları ve Sayıştay raporlarından çıkan yolsuzluklar düşünüldüğünde, yerel seçimler öncesinde neden böyle bir düzenlemenin yapıldığını ve neye hizmet edeceğini çok düşünmemize gerek yok, tartışma dışı ortada duruyor.

Evet, gerçekten, teklifin geneline baktığımızda ne var genel cümlelerle? Yandaşa daha fazla rant kapısı, merkezîleşmeye yönelimin artması; yani tek adamın hâkimiyetine olan vurgu temel motto olarak önümüzde duruyor. Genelini bu cümlelerle aslında değerlendirebiliriz.

AKP iktidarı, krizin faturasını emekçilere ödetebilmek, krizin harekete geçirebileceği toplumsal muhalefet dinamiklerini de etkisiz hâle getirmek için rejimi hızla otoriterleştiriyor. Bu yasa teklifinde de olduğu üzere, tek insan, tek adam, tek yetkili konuma getiriliyor ilgili-ilgisiz her konuda ve ondan sonra biz “diktatör” deyince de karşı çıkılıyor. Bizim söylediklerimiz, sizin yasalarınızdaki mantığı, verilen yetkileri tanımlamak içindir. Diktatörlük, biz desek de demesek de vardır.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özden Kaboğlu’nda. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Kaboğlu.

CHP GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli üyeler; (2/1369) esas numaralı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” idi adı yani adsızdı, sonradan “Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” denildi ama tabii ki torbadan uzaklaştırılamadı, yine torba yasa niteliğinde. Bu nedenle, ilkin torba yasa üzerine genel gözlemlerde bulunmak suretiyle, sonra bunun maddelerine geçeceğim.

Genel gözlemler şöyle ki: Kural koyan organ, kuralı uygulayan organ ve denetleyen organ Anayasa’mızın 2’nci maddesi ve “Başlangıç” kısmında belirtilmiş bulunuyor, sayılmış bulunuyor. Kural koyan organ olarak, yasa yoluyla bizler yasa koyuyoruz ve bu anlamda Türk hukukunun dâhil olduğu hukuk sisteminde yasanın temel nitelikleri:

1) Seçilmiş üyelerin halkı temsil ettiği bir meclis tarafından yapılması.

2) Belli usul kurallarına göre kamuoyuna açık tartışmanın ürünü olması.

3) Hukuki işlemler hiyerarşisinde çok üst düzeyde bir korumadan yararlanması.

4) Genel olması, herkes için aynı olması ve ayrımcılık yaratmamasıdır.

Bu açıdan günümüz hukuk devletinin ana mekanizmasını oluşturan yasa “Anayasa’ya saygı” veya “Anayasa’ya uygun yasa” kavramıyla nitelenmektedir. Bu nedenle yasa, soyut, genel, kişilik dışı ve nesnel bir normatif düzenleme olarak tanımlanır. Bu açıdan öngörülebilir, ulaşılabilir ve anlaşılabilir olmalıdır. Bu açıdan bizim Anayasa’mızda da madde 2’den 138’e kadar birçok Anayasa maddesi yasanın normlar hiyerarşisinde Anayasa’dan sonraki yerini belirlemektedir. Ama gelin görün ki bu “torba yasa” adını verdiğimiz teknikle esasen iki yönlü bir bozulma olmuştur. Birincisi; 6771 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunu’nun öngördüğü yasama inisiyatifi bakımından sorunludur, sahibi açısından, kökeni açısından. İkincisi ise bu metinlerin içeriği açısından sorunludur. Bu bakımdan aslında bir, Anayasa var; iki, bu şekilde yasa yapım yöntemine aykırı yasalar dizisi ve bunların içeriğinin Anayasa’ya uygunluğu sorunu var ama bir üçüncü kategori işlem var ki o da Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, bunu “CBK” olarak kısaltabiliriz. Bu açıdan gerçekten üçlü bir paralel sistem söz konusu; Anayasa, yasalar ve CBK’ler olmak üzere.

Şimdi, burada, tabii ki, CBK içeriğine girmek mümkün değil bu kısa zamanda. Örnek olarak belirtiyorum: 1 no.lu CBK 539 maddeden ibaret, 4 no.lu olan ise 802 maddeden. Bunları aslında Cumhurbaşkanının bile okuyup okumadığı -zaman bakımından- kuşkuludur. Ama esasen bunlarla ne yapılmıştır? Türk kamu yönetiminin hiyerarşik yapısı altüst olmuştur, bakanların yeri ile 9 kurulun hiyerarşik yapısı nasıldır, bu tartışmalıdır, bilinmemektedir. Bütün bunlara rağmen, Anayasa’mıza göre, yasanın yeri bellidir, kanunilik ilkesi önemlidir ve bu açıdan yasaların hangi işlem kategorisinde yer aldığı Anayasa’da belirlenmiş bulunuyor. Bu açıdan, torba yasa, kısacası, Anayasa’mıza aykırı bulunmaktadır. Zaten torba yasanın önemsenmediği de bu sol taraftaki sıraların boşluğundan anlaşılmaktadır çünkü Komisyon görüşmelerinde çok önemsendiği dile getiriliyordu ama bu metnin altında imzası olanlar ile diğer milletvekilleri arasında büyük bir ayrışmanın, kopmanın olduğu buradan anlaşılıyor.

Şimdi, bu açıdan, tabii ki, torba yasa yönteminin, esasen, 6771 sayılı Kanun, yanlış olarak “Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi” adı verilen kanun açısından da sürdürülemez olduğu açıktır. Örnek olarak belirtiyorum anayasallık açısından: Pilot ve kabin memurları ödenekleri. Burada, tabii ki, pilot ve kabin memurları ödenekleri konusunda vergi muafiyeti açısından birinci sorun, neden bu görevliler ile diğer görevliler arasında ayırım yapıldığı, Anayasa’nın eşitlik ilkesi açısından. İkinci önemli sorun da neden Cumhurbaşkanına bu konuda sıfır ile yüzde 100 arasında bir yetki verildiği. Üçüncü sorun: Esasen, Anayasa’nın 73’üncü maddesine aykırılık bakımından da bu madde açıkça Anayasa’ya aykırıdır. Yani, 10’uncu madde, 13’üncü madde, ölçülülük ilkesi, hakkın özüne dokunmak bakımından, ama Anayasa’nın 73’üncü maddesi açısından da Anayasa’ya açıkça aykırıdır.

Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesiyle ilgili madde 15’e gelince; bu, Sayın Başkan tarafından “Müzakereye alınacak.” vaadiyle Komisyonda kayıtlı olarak geçmişti ama şu anda karşımızda. Umarım buradaki görüşmelerde bu çıkarılır. Ben, diğer Anayasa’ya aykırılıklar üzerinde durmuyorum fakat esasen bu, böyle bir düzenleme, üniversitenin başına böyle bir ad sokuşturması Anayasa madde 24’ün son fıkrasındaki dinin politikaya alet edilme yasağını ihlal eden ve Türkiye’yi 15 Temmuz akşamına getiren sürecin özünü yansıtmaktadır, bu bakımdan da son derece sakıncalıdır.

Şimdi, “ilgili mevzuat” kavramı, 17’nci maddede öngörülen… Anayasa’mızda belli, normlar hiyerarşisinde; Anayasa madde 2’den, 11’den 137’ye kadar belli: Yönetmelik, tüzük, şimdi CBK, yasa, Anayasa. “İlgili mevzuat” diye bir kavram yok, ayrı bir kavram üretmenin bir anlamı yok. Bunun Anayasa’nın çeşitli maddelerine aykırılığı açıktır. Fakat tabii ki bu kavram, biraz önce belirttiğim üzere, her maddeye mutlaka Cumhurbaşkanına yetki veren bir deyim koyma kaygısının bir yansımasıdır. Nitekim, madde 21’de katma değer vergisi iadelerine dair düzenlemede Cumhurbaşkanına tanınan yetkidir; burada da, beş yıla kadar bu sürenin uzatılmasına dair yetki Anayasa madde 104’teki Cumhurbaşkanına tanınan yetkilere açıkça aykırıdır. Evet, doğru, 6771’le Cumhurbaşkanına bir hükûmet sistemi diyemeyeceğimiz derecede aşırı yetkiler tanınmıştır ama buraya konulan bu yetkiler 104’üncü maddeye de açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Öte yandan, biliniyor ki Anayasa’nın 104’üncü maddesinde Cumhurbaşkanının hangi işlem kategorisiyle yetkiyi kullanacağı bellidir ama burada belli değildir. Şöyle bir durumla karşı karşıya geliyoruz: 2’nci maddede tanımlanmış olan “Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, şu özelliklere sahip olan bir hukuk devletidir.” yerine sanki “Bu bir Cumhurbaşkanı devletidir.” şeklinde bir algı yaratılmaktadır ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kamu tüzel kişiliği yerine, bir kişiye indirgenmiş bir devlet yapısı bu tür düzenlemelerle, özellikle bu torbayla karşımıza çıkmaktadır.

Öte yandan, madde 22’de yer alan Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi -kısaltılmış adıyla FİKKO- aslında gerek Komisyonda gerekse gerekçesinde bize anlatıldığı üzere, bir bağımsız idari otorite şeklindeki düzenlemeydi, böyle olması gerekirdi. Yeni, hassas ve uzmanlık gerektiren alanlar…

Sayın Başkan, lütfen telefon konuşması yapılmasın, insicamım bozuluyor. Süre talep edeceğim. Sayın vekillerin ihtiyaçları var ama… Evet, ben bekleyeyim mi yoksa…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Hocam, siz konuşun ya.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Hayır ama yani burada ciddi bir yasa yapıyoruz, eğer bu yasanın ciddiyeti varsa, acil işimiz varsa yani burada olmayalım. Lütfen…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Hocam, biz dinliyoruz sizi.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Not da alıyoruz Hocam.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sağ olun, teşekkür ediyorum. Hiç değilse dinleyiciler var.

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu, siz insicamınızı bozmayın lütfen.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Ama bu yüce Meclisin ciddiyetiyle bağdaşmayan davranışlara girmeyelim lütfen.

Sayın Başkan, üç dakika…

BAŞKAN – Bir dakika uzatıyorum Sayın Kaboğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Şimdi, bu açıdan, FİKKO, -kısaltılmış adıyla- bağımsız idari otorite biçiminde düzenlenmeliydi. Özerk ve uzman bir kuruluş; bunun yapısı, üyeleri, atanması, görev ve yetkileri yasayla belirlenir, oysa burada yönetmeliğe bırakılmış.

Bir başka önemli madde 24’üncü madde. 24’üncü madde mera, kışlak ve yaylaklara ilişkin madde. Aslında, hatırlayacağınız üzere, 7153 sayılı Çevre Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’da bu konu düzenlenmişti. Göller, denizler, bu konu düzenlenmişti. Fakat bu kez yaylalara yönelik, yaylaklara, kışlaklara yönelik bir düzenleme yapılıyor; oysa eğer bu torba kanun olmasaydı, bu kanun önerileri Meclis tarafından hazırlanıyor olsaydı, bütüncül çevre yaklaşımı dikkate alınarak denizler, kıyılar, göller, nehirler, dağlar ve yaylaklar birlikte düzenlenirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Şimdi zannediyorum bir dakika tanıyacaksınız.

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu, ben size son defa bir dakika süre tanıyorum.

Buyurun efendim.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu açıdan bu madde aslında Anayasa’nın başta 45’inci maddesi olmak üzere, “Kamu Yararı” başlıklı maddesi olmak üzere 56’ncı maddesine, 63’üncü maddesine, 168’inci maddesine ve 169’uncu maddesine çok yönlü olarak aykırı bulunmaktadır, aykırıdır.

Şimdi, tabii ki zamanım olmadığı için belirtiyorum, diğer maddeler de anayasallık açısından sorunlu ama ben sonuç olarak şunu belirtmek istiyorum: Nitelikli yasa eşittir nitelikli yasama faaliyetidir; nitelikli yasama ise nitelikli ülkenin ölçütüdür; nitelikli ülke nitelikli toplumu yaratır; nitelikli toplum da nitelikli yönetimi, nitelikli devleti inşa eder. O nedenle benim temennim, bu yasaları torbalardan çıkaralım, bir demokratik hukuk devletinde yasanın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, selamlayayım.

BAŞKAN – Tamamlayın artık Sayın Kaboğlu, lütfen.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Çok teşekkürler.

BAŞKAN – Selamlayarak tamamlayın, bitirelim konuşmamızı.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Tabii, tabii. Teşekkürler.

Anayasa’mızın 2’nci maddesi, değişmez madde, burada yüzde yüz mutabakat var; insan haklarına dayanan, laik ve demokratik, sosyal hukuk devleti. Biz bu çerçevede yasa yapalım, yasalarımız nitelikli olsun, yasama inisiyatifini biz alalım ve bu yasalar arasındaki kopukluklara son verelim. Türkiye’nin mevzuatı, hukuk sistemi mevzuatı zaten dağınıktı fakat bu torba yasalarla tamamen içinden çıkılmaz bir hâl almaktadır. Bunun vebalini üstlenmeyelim. Bunu bu Meclis yapabilir, bu birikim bizde var. En azından sizler de Anayasa değişikliğine uyun; bu aynı zamanda bir etik sorunudur, sadece hukuk sorunu değil.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tiryaki’nin bildirdiği şekilde, Sayın Kerestecioğlu, bugün bir olayla ilgili herhâlde bir bilgi sunmak istemişsiniz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

Sayın Akbaşoğlu, ondan sonra size söz vereceğim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Ankara HDP il binası önünde basın açıklaması yaparken kendisinin ve Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un polis tarafından portakal gazlı darp edildiklerine, Levent Gök’ün Genel Kurula ara vererek konuyu Bakanlığa sormasına ve olayın kınanmasını rica ettiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Şimdi, ayağa kalkarak konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Nasıl uygun görürseniz, tabii.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Çünkü aslında ciddi bir sitemimi dile getirmek istiyorum. Ben Ankara Milletvekiliyim ve yaklaşık iki saat önce il binamızın önünde vekilimiz Abdullah Koç’la beraber -şu anda dışarıda sanıyorum- bir basın açıklaması yapmak istedik, il yöneticilerimizle beraber. Parti Meclisi üyemiz de dâhil olmak üzere dün 22 yöneticimiz gözaltına alınmıştı ve bunlarla ilgili, özellikle seçime giderken HDP’ye karşı yapılan bu siyasi faaliyet yasaklama faaliyetleriyle ilgili bir açıklama yapmak istedik ve karşımızda polis memurları, emniyet müdürleri bize “Basın açıklaması yasak.” dediler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Tamamlayacağım.

BAŞKAN – Tamamlayın.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ankara’da OHAL var mı bilmiyorum; var demek ki, HDP için her yerde OHAL var. Ve bunun arkasından -şu anda ağzımda “portakal gazı” denilen gaz tadıyla duruyorum, gözümü bir saat açamadım, direkt yüzüme gaz sıkıldı- Abdullah Vekilimiz aralarına alınarak darbedildi polisler tarafından ve bunu sırf yöneticilerimize, oradaki insanlara zarar gelmesin diye biz önlerinde durduğumuz için yaptılar.

Sizinle aynı okuldan mezunuz, burada çok sayıda insanla aynı okuldan mezun olabiliriz, Ankara Hukuk Fakültesinden. Ben anayasal hakkımı kullanmak istedim, milletvekili olarak zaten bunu her yerde yapabilirim ama Ankara HDP il binamızın önündeydik ve darbedilerek, portakal gazlı saldırıya maruz kaldık.

Bu, burada dile getirildi mi? Getirildi, değil mi Sayın Başkan.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Bütün grup başkan vekilleri de burada mıydı? Buradaydı. Sayın Vekilimiz Mehmet Tiryaki bunu dile getirdi. Bu kadar mı alıştınız arkadaşlar, bu kadar mı? Yani hakikaten hani burada, karşınızda gözyaşı dökmek istemiyorum ama burası nasıl bir Meclis? Yani bir tanenizin kalkıp da “Ya, Filiz Kerestecioğlu’na, Abdullah Koç’a, bu vekillerimize, Meclisin bu vekillerine böyle bir muamelede bulunulmuş, bunu kınıyoruz.” demek içinizden gelmedi mi? Ben şu anda ara vermenizi, bunu Bakanlığa sormanızı ve hep birlikte bunu kınamanızı rica ediyorum. Çünkü bugün bizim başımıza gelen… Yarınki iktidar hiç belli olmaz arkadaşlar, siz ömür boyu iktidarda kalacağız zannetmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ki kalsanız bile o iktidara iktidar denmez. Karşımıza koyduğunuz polis gücüyle milletvekillerine portakal gazı sıktırarak iktidar olunmaz, bir kere önce bunun ayırdına varın. Bu muameleleri kınamanız gerekiyor, bunları yaptırmamanız gerekiyor, bunları yaptırmamanız gerekiyor.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Ne alakası var ya?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Siz hiç muhatabım değilsiniz zaten, size karşı söylenecek bir şey yok.

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Kerestecioğlu.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen de benim muhatabım değilsin.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ama, ama…

BAŞKAN – Lütfen, değerli arkadaşlar.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Sen kimsin ki beni muhatap kabul etmiyorsun?

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Ya, bir dinleyin ya!

TUMA ÇELİK (Mardin) – Sen insan değilsin! İnsan değilsin sen ya! Önce bir insan olun ya!

BAŞKAN – Bir saniye arkadaşlar.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – İşte Meclisin seviyesi budur. Geçmiş olsun diyemeyen, bunu kınama becerisini gösteremeyen bir Meclisle karşı karşıyayız.

Ben sizden çok ciddi olarak istirham ediyorum; ara vermenizi, bunu sormanızı, bunu kınamanızı. Eğer bunu yapmıyorsanız, en azından bugün için benim burada yerim yok diye düşünüyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bir saniye, değerli milletvekilleri, sayın hatip konuşurken niçin müdahale ediyorsunuz? Kendisiyle ilgili bir sorunu anlatıyor yani bir gereği var mı?

MENSUR IŞIK (Muş) – Yani “Niye öldürmemiş?” mi diyorsunuz siz, ne diyorsunuz?

TUMA ÇELİK (Mardin) – Öyle diyorlar.

BAŞKAN – Bir saniye değerli arkadaşlar, bir saniye.

MENSUR IŞIK (Muş) – Herhâlde diyor ki “Niye geberememişler?” Saygısız herif.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, söz vereceğim, bir saniye.

Şimdi, Sayın Kerestecioğlu, ben, bir kere, bu olayla ilgili Sayın Tiryaki bilgi verdikten sonra ara verdiğimde gerekli yerleri aratıp kendilerinden bilgi alacağım, merak etmeyin. Milletvekillerimizin -hangi partiden olursa olsun- her birinin her yerde konuşma özgürlüğü ve basın toplantısı yapma hakkı anayasal bir haktır. Bu konunun takipçisi olduğumu bilmenizi isterim. Bu konuda gerekli yerleri de aradım, bilgi aldığım zaman sizlerle paylaşacağım neler yapıldığı ya da yapılmadığı konusunda. Benim de bunun sıkı bir takipçisi olduğumu sizlerle paylaşmak isterim. Kendi açımdan bu görevi yerine getirdiğimi ifade ediyorum ve milletvekillerimizin hiçbirinin de böyle bir olayla karşılaşmasını kabullenmemiz söz konusu dahi olamaz, mümkün dahi olamaz.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Biz her gün bunlarla karşılaşıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen söz istemeyin. Sayın Kerestecioğlu ifade etti, ben de sözlerimi ifade ettim, şimdi Sayın Akbaşoğlu’na, sonra da Sayın Özkoç’a söz vereceğim.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

40.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in dile getirdiği hususla ilgili bilgi akışı olduğunda Genel Kurulu bilgilendireceklerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Doğrusu şu sebeple söz istedim: Biraz evvel Sayın Meral Danış Beştaş bir hususu gündeme getirmişti; bu konuyla ilgili bir talepte bulunmuştuk nedir, ne değildir diye, onunla ilgili Meclisimizi bilgilendirmek üzere iki hususu bilgilerinize sunmak istiyorum.

Birinci konu, Siirt Nüfus Müdürlüğünde şu anda toplam 19 personel çeşitli kademelerde çalışıyor. Bunlardan 4’ü adrese dayalı kayıt sisteminde bu güncelleştirme işlemleri için görevlendirilmiş vaziyette ve hâlâ bu kişiler orada bu görevi deruhte ediyorlar.

İkinci konu ise, bir adreste 700 kişinin görüldüğüyle ilgili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Evet, bu doğru, hakikaten bu adreste 700 kişinin var olduğu doğru ama tıpkı öğrenci yurtlarında olduğu gibi, burada uzman çavuşlardan müteşekkil askerlerimiz var, aynı yerde kalıyorlar. Bunlar da kamu görevlisi statüsünde oldukları için oy kullanabilme imkânına sahip uzman çavuşlarımızdan müteşekkil bir topluluk. Olayın özü ve özeti budur. Bu konuda değerli Meclisimizin üyelerini bilgilendirmiş oldum.

Teşekkür ederim.

NİHAT YEŞİL (Ankara) – Kaç metrekare yer var?

BAŞKAN – Lütfen, değerli arkadaşlar…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Diğer konuyla ilgili, Sayın Keresticioğlu’nun dile getirdiği hususla ilgili de biz bilgi istedik. Bilgi geldiğinde de değerli Meclisimizi inşallah bilgilendireceğiz.

Bazı arkadaşlar “Kaç metrekare?” diyor, adrese dayalı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi, öğrenci yurtlarını hepimiz biliyoruz. Mesela, İstanbul'da Atatürk Öğrenci Yurdu vardır, orada binlerle ifade edilen insanlar, öğrencilerimiz kalmaktadır, hepsi tek bir adreste bulunmaktadır. Eğer, orada bulunmadığı hâlde bulundu gösterildiğini iddia eden bir şey varsa -demin, biraz evvel ifade ettiğim gibi- bütün ilçe seçim kurullarına ilgili partiler itirazlarını yapma hakkına sahiptir, yargı yolu açıktır. Bu konuda her idari işlem denetlenebilir durumdadır. Bu konuda da bir tereddüt bulunmamaktadır. Yüce Meclisin bilgisine arz ederim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özkoç…

41.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in maruz kaldığı tutum ve tavır emniyet güçleri tarafından sergilendiyse gereğinin yapılması gerektiğine, konuşup uzlaşılarak daha güçlü bir Türkiye'nin yaratılabileceğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Öncelikle kendisine kişisel olarak bakış açımı ifade ederek söze girmek istiyorum. Filiz Kerestecioğlu bu Meclisin grup başkan vekilliğini yapmış, çok da saygın, çok da değerli bir milletvekilimizdir. Hiçbir milletvekilimizin, Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde yasama hakkına sahip, dokunulmazlığı olan milletvekillerimizin konuşmalarından ve basına karşı bilgilendirmelerinden dolayı bu şekilde bir davranışı hak etmediklerini düşünüyorum. Kaldı ki Filiz Kerestecioğlu hiç hak etmiyordu. Ayrıca, özel olarak da onu da ayırarak söylüyorum. Burada bu milletvekillerimize karşı eğer böyle bir tutum ve tavır emniyet güçleri tarafından sergilendiyse bunun gereği derhâl yapılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, toparlayınız Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Biz her konuyu konuşabilmeliyiz. Hem Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında hem de ülkemizin en ücra köşesinde konuşup anlaşıp uzlaşıp daha güçlü bir Türkiye’yi birlikte yaratabiliriz. Onun için birbirimizden korkarak değil, birbirimizi anlayarak, birbirimizi kucaklayarak güçlenebiliriz, buna dikkat etmek zorundayız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, küçük bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, herhâlde Sayın Akbaşoğlu’nun açıklaması karşısında bir söz talebiniz var.

Buyurun.

42.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Siirt Polisevi misafirhanesinde 1.963 kişinin seçmen olarak kaydedildiğine ve Siirt’in toplamda kaç polis gücünün olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben, Sayın Akbaşoğlu’nun açıklamasına öncelikle teşekkür ediyorum. En azından 700 kişinin olduğunu yani kayıtlar doğrultusunda konuştuğumu ben biliyordum ama kendileri de bunu görmüş oldular. Şu bilgiyi paylaşmak istiyorum: Ben sabah 10.00’dan itibaren Siirt’teki il örgütümüzle iletişim hâlindeyim. Tek bir memur kaydediyor ve gerçekten kar yağıyor. Yani bu konuyu söyledim. Biz, memurların artırılmasını istedik ve hiçbir yetkiliye-isim vermek istemiyorum- oradaki yetkililere hâlâ ulaşamadım, bağlanmaya çalışıyorum, şu saat itibarıyla da vatandaş mağdur olmasın diye.

İkincisi, bugün elime ulaşan yeni bir bilgi; bunu da araştırmalarını rica ediyorum. Siirt Polisevi misafirhanesinde 1.963 kişi seçmen olarak kaydedilmiş. Çok kesin bir bilgi söylüyorum. Bir polisevi 1.963 kişiyi kaldırabilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bunlar da uzman çavuş mudur, polis midir, nereden gelmişlerdir? Yani Siirt’in toplamda kaç polis gücü vardır? Bunları da gerçekten sormak istiyorum ama diğer konuda da tabii ki itirazlarımızı ve şikâyetlerimizi yapacağız.

Teşekkür ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şöyle yapalım Sayın Akbaşoğlu, Sayın Beştaş…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir cümleyle…

BAŞKAN – Peki.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: Ben bu iddia üzerine İçişleri Bakanlığımızla temasa geçmek suretiyle resmî bilgileri almak ve sizlere aktarmak hususunda bilgilendirmek için girişimde bulundum ve aldığımız bilgi, evet, burada 700 kişi söz konusu ama bu 700 kişi komando birliği, uzman çavuşlardan müteşekkil ve 298 sayılı Kanun’a göre de oy kullanma hakkına sahip kişilerden müteşekkil, tıpkı öğrenci yurtlarında olduğu gibi.

Ve bu konuda, yine ifade ediyorum ki bütün siyasi partilerimiz, bu konuyla ilgili itirazları varsa kendi üyeleri marifetiyle de Yüksek Seçim Kuruluna, ilçe seçim kurullarına itirazı yapma haklarına sahiplerdir. Yani gereğinden fazla da bu hususun uzaması doğru değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir ile Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un yaşadığı darp olayının kabul edilmesinin söz konusu olmadığına ve olayın takipçisi olacağına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Şöyle bir önerim olacak Sayın Akbaşoğlu, Sayın Beştaş: Sayın Beştaş’ın ifade ettiği konuları gördüğüm kadarıyla Sayın Akbaşoğlu da önemsedi ve bilgi almaya çalışıyor.

Sayın Beştaş, bence, Sayın Akbaşoğlu’yla benim arka taraftaki odamda bir buluşun lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Görüşürüz.

BAŞKAN – Bu ulaşamadığınız kimseler konusunda bilgilendirin. Bence, Sayın Akbaşoğlu da olayın üzerine gitmeye çalışıyor. Olayı bir an önce çözümleyelim değerli arkadaşlar.

Tabii, Sayın Kerestecioğlu, hiç şüpheniz olmasın, Meclisimizin hiçbir milletvekiline yönelik haksız davranışı bu Meclisin kabullenmesi mümkün değildir. Benim çok yakından takipçisi olacağımı bilmenizi isterim.

Teşekkür ederim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Bunu ben ifade etmeden olunmasını tabii ki tercih ederdim ama maalesef, ifade ettiğim şey, buna çok fazla alışıldığı, alışkanlık gösterildiği.

BAŞKAN – Ben, Sayın Tiryaki’nin ifade ettiği…

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, ben de bu konuda…

BAŞKAN – Sayın Koç, lütfen, Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Kendisi darbı yaşadı.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Efendim, ben bizzat kendim bu işe…

BAŞKAN – Biliyorum, lütfen… Ben konuyu anladım ama…

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Ben bir dakika bu konuda söz istiyorum çünkü…

BAŞKAN – Ama Sayın Tiryaki Sayın Kerestecioğlu’yla ilgili istedi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ama aynı kişi değiliz yani. Benim gözüme gaz sıkıldı, o darbedildi. Burada 2 vekilin darbından söz ediyoruz.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Yani darbedilen kişi benim. Ben bir dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki, bir dakika yerinizden söz vereyim.

Hayır, bu konuya ben zaten vâkıf oldum Sayın Tiryaki ifade ettikten sonra.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, sizin vâkıf olmanız değil mesele; burada bunun protesto edilip edilmemesi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Koç.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un, basın açıklaması yaparken polis tarafından darbedilerek yerlerde sürüklenmesinin Meclise karşı yapılan bir husus olduğuna ilişkin açıklaması

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, şimdi, Sayın Filiz Kerestecioğlu da durumu aynen belirtti, sizin de bilginiz dâhilinde.

Şimdi, biz, kendi partili arkadaşlarımızın gözaltında olmaları nedeniyle sadece bir basın açıklamasında bulunmak istedik. O ara bize müdahale edildi ve beni, 4-5 polis kendi aralarına alarak darbettiler ve yerlerde sürüklediler milletvekili olduğumuzu bilmelerine rağmen ve hemen, oradan geldik, Filiz Vekilimizle beraber Meclisteki hastaneye müracaat ettik, şu anda elimde raporlar var. Bu uygulama çok ciddi bir şekilde bu Meclise karşı yapılmış bir uygulamadır, gerçekten üzerinde durulması gereken bir husustur. Bu şekilde kınıyorum ve herhangi bir vatandaşımıza karşı da yapılmaması gereken bir şey çünkü anayasal bir haktır. Yapılan sadece bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Konya Milletvekilimiz Sayın Ziya Altunyaldız’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA ZİYA ALTUNYALDIZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle ilgili olarak açıklamalar yapmaya başlamadan önce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yürütme ve yürürlük dâhil 71 maddeden oluşan kanun teklifimizde, kamu hizmetlerinin sunumunda ortaya çıkan yeni ihtiyaçların karşılanması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik öngören önemli düzenlemelere yer verilmektedir. Her biri ayrı önem taşıyan bu düzenlemelerden önce, birkaç hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisi güçlü ve büyük bir ekonomidir. On altı yıldır, geniş bir çerçeveden bakılarak ekonomimizin tüm kesimlerini kapsayan politikalar uygulanmıştır. Küresel ve yerel koşullar dikkate alınmak suretiyle, hane halkımız olsun, reel ve finans sektörümüz olsun, her kesimin ihtiyaçlarını gözeten uygulamalar yürürlüğe girmiştir. Kamu maliyesinde uygulanan disiplinli politikalar sonucunda kamu açıkları ve kamu borcu önemli ölçüde azaltılmış ve küresel kıyaslamalarda borç-millî gelir oranında en önde gelen yani iyilik oranında en önde gelen ülkelerden biri olmuştur.

Bankacılık mevzuatı uluslararası en iyi uygulamalarla uyumlu hâle getirilmiştir. Böylece bir yandan ülkemizi daha da ileriye taşıyacak ekonomik dönüşüm sağlanırken diğer yandan iç ve dış şartlardan kaynaklanan zorluklar ve şoklara karşı dayanıklı bir ekonomik yapı oluşturulmuştur.

Değerli Başkan, bu sınamalardan biri olarak özellikle ağustos ayı içerisinde ekonomimiz önemli bir sınama ve deneme geçirdi. Ağustos ayında finans piyasalarımıza yönelik spekülatif nitelikli, hepinizin malumu olduğu üzere, yoğun saldırılar oldu. Hükûmetimiz ve ilgili kurumlarımız zamanlı ve yerinde müdahaleleriyle, etkili koordinasyon sayesinde piyasalarda yaşanan bu dalgalanma bugün yerini sakinliğe bırakmıştır. Kur, faiz ve risk primi gibi birçok finansal göstergede ciddi gerilemeler görülmüştür. İhracat ve cari açıkta olumlu gelişmeler yaşanırken güven endekslerinde de iyileşmeler kaydedilmiştir. Finansal piyasalar ve beklentilerdeki bu düzenlemeyle birlikte önümüzdeki dönemde de ekonomik faaliyetlerde çok olumlu gelişmeleri hep beraber görmeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Plan ve Bütçe Komisyonumuzun uzun ve verimli çalışmaları sonucunda huzurlarınıza getirdiğimiz bu teklifimizde çok önemli düzenlemeler yer almaktadır. Bunları kısaca özetlemeye çalışacağım.

Özellikle, teklifin ekseninde ve teklifin kapsamında üreticilerimiz var, çalışanlarımız var, iş dünyamız ve yatırım yapanlar var, emeklilerimiz var. Dolayısıyla teklif aslında, tüm yönleriyle ekonomik hayatı ve vatandaşlarımızı doğrudan ilgilendiren hükümler getirmektedir. İşsizlik Sigortası Kanunu’nda yapılan değişiklikle -birçok milletvekilimiz bahsetti- özellikle işsizlik ödeneğine ulaşmakta güçlük çeken çalışan kardeşlerimize kesintisiz yüz yirmi gün çalışma yerine hizmet akdi getirilmek suretiyle daha çok işsize işsizlik ödeneği ödeme imkânı getirilmiştir. Hakeza Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen maddeyle yaşlılık, malullük ve ölüm aylığının en az bin lira olması öngörülmüş ve bunun altında kalması hâlinde ikmal edilmesi hükme bağlanmıştır. Diğer taraftan, konut hesabı katkı payı 20 bin liradan 25 bin liraya çıkarılmıştır.

Bir diğer değişiklikle, özellikle konjonktürel dalgalanmalardan kiracılarımızın daha az etkilenmesine binaen Türk Borçlar Kanunu’nda yapılan değişiklikle beraber kira artışlarında ÜFE yerine Tüketici Fiyat Endeksi’nin baz alınması öngörülmüştür.

Yine, belediyelerimizin hizmet imkânlarının artırılmasına dönük olarak İller Bankamızın kârının özellikle kentsel dönüşüm, altyapı ve üstyapı finansmanında kullanılması şartıyla hibe ve faiz desteği sağlanması imkânı getirilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel uygulamalara baktığımız zaman, eğer reel sektör, eğer finans sektörü, eğer sigortacılık, eğer iş dünyası entegre olabilmişse o zaman bu ekonomi sağlıklı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmuş demektir. İşte bu anlamda, sigortacılık sektörünü, öngörülebilir piyasaların ve risklerin sigorta edilebilmesi adına bir taraftan bazı özel risklerin teminat altına alınması, diğer taraftan da reasüre edilebilmesini sağlamak adına ilk defa Türk Reasürans Anonim Şirketinin kurulması öngörülmüştür bu yasa teklifiyle.

Ayrıca, değerli milletvekilleri, G20’de de sistemik risk ve reel sektör-finans sektörü iş birliği literatüre girmiştir. Bu kapsamda, Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi kurulmak suretiyle bir taraftan sistemik risklerin önceden öngörülerek üzerine gidilmesi, diğer taraftan da reel sektör, üreten ve finans sektörü entegrasyonu sağlanmak suretiyle bu alanın daha öngörülebilir bir şekilde düzenlenmesi ve risklerin bertaraf edilmesine dair komite kurulmuş ve bu komite tüm tarafların bir araya geldiği, istişarelerin yapıldığı ve kararların alındığı bir platform olarak çalışacaktır.

Ayrıca, hepimizin bildiği gibi, sermaye piyasalarının derinleşmesi lazım, enstrümanların artması lazım. Bu kapsamda, sermaye piyasalarına derinlik kazandırılması amacıyla varlık finansman fonlarının ortaya koyduğu ya da çıkardığı finansman enstrümanları için, elde ettikleri gelirlere BSMV istisnası tanınmıştır. Buradaki amaç, aslında piyasaların derinleştirilmesi ve piyasadaki enstrümanların daha çok el değiştirmesine imkân sağlanmasıdır değerli milletvekilleri.

Yine, bu kapsamda, Hazinemize iç ve dış piyasalarda farklı kira sertifikası türlerinden ihraç yapabilmesi imkânı da getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Gelir Vergisi Kanunu’nun ilgili maddesinde yapılan bir düzenlemeyle, özellikle çiftçilerimizin ürününü, hemen satılmasının gerekmediği ya da ihtiyaç duymadığı ya da piyasa şartlarının buna elvermediği durumlarda lisanslı depolara koyması suretiyle, elektronik ürün senetlerinin piyasa şartları düzenlendiği zaman değiştirilmesi suretiyle piyasayı regüle eden bir yapı vardır. Bu yapıdaki kurumlar vergisi ve gelir vergisi istisnası 2018 sonunda sona ermiştir ancak bu yapının daha çok büyümesi ve daha çok çiftçimizin bu yapı içerisinde ürünlerini depolaması ve ticarete sunması gerekmektedir. İşte bu yüzden, bu istisna süresini de 2023’e kadar uzatmaktayız.

Ayrıca, yatırımların devam etmesi lazım. Türkiye ekonomisi üreten, ihraç eden, istihdam yaratan bir ekonomidir. Bunun için, yatırımlara dair desteklerin de hem özellikle imalat sanayisi yatırımlarında hem de diğer yatırımlarda bir taraftan katma değer vergisinin yılı içerisinde mahsup edilememesi hâlinde bir sonraki yıl mahsup edilmesi, diğer taraftan da kurumlar vergisi ve yatırıma katkı paylarının en yüksek düzeyde uzatılmasına ya da uygulanmasına imkân sağlayan düzenlemeler getirilmiştir değerli milletvekilleri.

Diğer taraftan, hepinizin bildiği gibi DASK önemli bir görev üstlenmektedir. Bu kapsamda, DASK’ın kendisinin kurabileceği bir işletici kuruluş tarafından işletilmesi ve ayrıca, uluslararası alanda kendi alanında hizmet verecek sigorta ve reasürans şirketleriyle birlikte ortak projeler yürütebilmesine imkân sağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave edelim.

ZİYA ALTUNYALDIZ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ayrıca, değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi kapsamında Plan ve Bütçe Komisyonumuzda tüm değerli milletvekillerimizin çok önemli katkılarını aldık ve gerçekten, demin bahsetmiş olduğum gibi üreticiye, ihracatçımıza, çalışan arkadaşlarımıza, yaşlıya, malule, emekliye, çiftçimize, tüm bunların ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte bir kanun teklifini Genel Kurula getirme konusunda çalışmalar gerçekleştirdik. Ben katkı veren tüm arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum ve eminim, bu kanun Genel Kurulumuzun tasvibiyle, bahsetmiş olduğum tüm kesimlerin ihtiyaçlarına cevap verecek bir şekilde kanunlaşacak ve ülkemizin istikrarlı, üreten, ihraç eden, istihdam oluşturan yapısı kesintisiz devam edecektir.

Teklifimizin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi ve milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altunyaldız.

Şimdi, şahıslar adına söz vereceğim.

Şahıslar adına ilk söz, Muğla Milletvekilimiz Sayın Süleyman Girgin’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Girgin.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İşsizlik Sigortası Kanunu hakkında konuşmak istiyorum.

İşsizlik Sigortası Kanunu, sigortalılara işsiz kalmaları hâlinde destek sağlamak amacıyla kurulmuştur. Fondan yararlanmak için, işçinin kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalması, sigortalı olması, işten ayrılmadan önceki son yüz yirmi gün içerisinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olması ve son üç yıl içerisinde en az altı yüz gün süreyle işsizlik sigortası primi ödemesi gerekmektedir. İşsizlik Sigortası Kanunu’nda yapılmak istenen değişiklikle, işsizlik ödeneğine hak kazanmak için yasada tanımlanmış olan son yüz yirmi gün prim ödeme şartı “hizmet akdine tabi” olma şeklinde değiştiriliyor. Biz bunu destekliyoruz ama sorunu çözmediğini de Komisyonda belirttik, burada da tekrar belirtmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, işsizlik sigortasının amacı, işsiz kalan işçilere gelir desteği sağlamaktır ama ne yazık ki bugün uygulanan sistem, bu amacı karşılamaktan uzaktır. Bir kere, işçi işten ayrıldığı her durumda işsizlik ödeneğine hak kazanamıyor. Ayrıca, işten çıkarılan işçi, son üç yıl içerisinde en az altı yüz gün prim ödememişse yine işsizlik parası alamıyor. Bu nedenle, mevsimlik ve kampanya işlerinde çalışan işsizler, işsizlik parası alamamaktadırlar. Kimdi bunlar? Otellerde ve tarımda çalışanlar. Bunlardan prim kesiyorsunuz ama bunlara işsizlik parası ödemiyorsunuz. Bu adaletli değildir, bunların düzeltilmesi gerekir.

Değerli milletvekilleri, işsizlik parasına hak kazanan işçilere ödenen para da gerçekten başka bir sorundur. Bugün itibarıyla, işçi işten çıkarıldığında alabileceği asgari işsizlik parası 1.015 liradır, azami rakamsa 2.030 liradır. Açlık sınırının 2 bin lira olduğu ülkede, işsiz kalmış bir işçiye “Bu parayla geçinin.” demek, bu işçiyi açlığa mahkûm etmekten başka bir şey değildir. İşsizlik sigortasında, 2018 sonu itibarıyla 136 milyar lira para birikmiştir. Yani İşsizlik Sigortası Fonu’ndan daha yüksek düzeyde bir işsizlik parası aslında verilebilir ama ne yazık ki verilmiyor. AKP GAP’a para aktarmayı tercih ediyor, AKP işverenlere para aktarmayı tercih ediyor, AKP bankalara düşük faizli borç vermeyi tercih ediyor. İşsizlik Sigortası Fonu işsize değil, bankalar aracılığıyla yandaş şirketlere kaynak olarak aktarılıyor. Fonda 136 milyar lira birikmesine rağmen, işsizlere fonda biriken kaynağın onda 1’i dahi aktarılmıyor. İşsizlere ödenen işsizlik ödeneğini artırmak için bu Parlamento, bu durumdan görev çıkarmalıdır diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye giderek büyüyen bir ekonomik krizle karşılaşmış durumda. Krizin faturası işçilere çıkıyor, işçiler kapının önüne konuluyor. İşsiz sayısı her gün artıyor. Kasım ayında resmî işsiz sayısı 330 bin artarak 3 milyon 750 bine yükseldi. Gerçek işsiz sayısı ise 6,5 milyondur. İşsizlik sigortası başvurularında patlama yaşandı. Örneğin, Ağustos 2018’de 106 bin olan işsizlik sigortası başvuruları son dört ayda yüzde 95 oranında artmış ve Kasım 2018’de 207 bine ulaşmıştır.

Bizim görevimiz, seçim yatırımları için bu fonun yağmalanmasına olanak sağlayacak düzenlemeleri, yasaları yapmak değildir. Bizim görevimiz, işsiz kalmış işçileri, emekçileri korumak, onlara işsiz kaldıkları o çaresiz dönemde insanca yaşayabilecekleri bir gelir desteği sunmaktır. Kaynak, bunun için vardır.

Değerli milletvekilleri, işçilerin işsizlik sigortasından gerçekten yararlanabilmesi için gelin, eksiklikleri giderme yolunu burada tartışalım. Örneğin, geçici işçi, orman işçisi olarak, mevsimlik veya kampanya işçisi olarak tanımlanan ücretlilerin prim ödemelerine rağmen hukuken ve fiilen işsizlik sigortası yardımına hak kazanamamaları garabetini ortadan kaldıralım. Gelin, işçilerimizin insan onuruna yakışır bir işsizlik parası almasını sağlayalım. Gelin, işsizlik sigortasının siyasi iktidarlar tarafından talan edilmesinin önüne geçelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu fon işsiz kalan işçilerin zor günlerinde gelirsiz kalmamaları için oluşturulan bir fondur. Bu nedenle,

1) İşsizlik sigortasının amacı dışında kullanılmasına derhâl son verilmelidir.

2) Aktif iş gücü programları fondan değil, Türkiye İş Kurumu bütçesinden karşılanmalıdır.

3) İşsizlik ödeneğinden faydalanma koşulları kolaylaştırılmalı, ödeme süreleri ve miktarları artırılmalı, fondan yararlanan kişi sayısının ilk etapta en az 4 kata yükseltilmesi hedeflenmelidir.

4) İşsizlik Fonu gelirlerinden vergi alınması uygulamasına son verilmelidir.

5) Kurumun yanlış yatırım tercihleri nedeniyle uğradığı zarar Hazine tarafından karşılanmalıdır.

6) Fon bütçesinden işverenlere yapılan teşvik, desteklere son verilmelidir.

7) Fonun yönetimi işçilerin doğrudan seçtiği temsilcilere bırakılmalıdır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Girgin.

Şahıslar adına ikinci söz, Erzurum Milletvekilimiz Sayın İbrahim Aydemir’e aittir.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Antalya, Antalya Milletvekili.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Efendim, değişti de ondan dolayı.

BAŞKAN – Çok özür dilerim.

Erzurum’dan size herhâlde talep var?

İBRAHİM AYDIN (Antalya) –Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki İbrahim Aydemir, Erzurum Milletvekilimiz ile İbrahim Aydın, Antalya Vekilimiz hep karışıyor. Ben bundan çok mutluyum. Plan ve Bütçe Komisyonunda da beraber çalışıyoruz. Yani bu şeyler oluyor, ben çok mutluyum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Görüşmekte olduğumuz 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde başta vergi kanunlarında olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren ve bir süredir beklenen toplumsal ihtiyaçlara çözüm getiren düzenlemeler yer almaktadır. Birinci bölümde yer alan düzenlemeler hakkında çok da detaya girmeden, neler getiriliyor, bunlara değinmek istiyorum.

Birinci bölümde genel itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün kullanımındaki kadastral yollar hazine adına tescil edilmektedir.

Varlık finansmanı fonlarının sermaye piyasalarında yaptıkları işlemler nedeniyle lehe aldıkları paraların banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna tutulması öngörülmektedir. Böylece fon yapısı güçlendirilecektir.

Kamu kurum ve kuruluşları hariç Türk Hava Kurumu ile sivil havacılıkta görevli pilotlar ve sertifikalandırılmış personele yapılan aylık ücret ödemelerinin yüzde 70’inin gelir vergisinden istisna edilmesi öngörülmekte; istisna oranının yüzde 100’e kadar artırılması veya sıfıra kadar indirilmesi yetkisi Cumhurbaşkanına verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, yine çiftçilerimiz tarafından da beklenen bir düzenleme olan Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlara ilişkin gelir ve kurumlar vergisi istisna süresi 31/12/2023’e uzatılmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan uzman tabip ve sağlık sınıfı personelinin Sağlık Bakanlığı ve diğer üniversitelerde görevlendirilmesi imkânı getirilmektedir.

Millî Savunma Bakanlığı hukuk hizmetleri kadrolarında görevli askerî hakimlerden emeklilik hakkına sahip olanların tazminat alarak emekli olmalarına ilişkin süre uzatılmakta.

Büyükelçi unvanı verilerek özel bir misyonla görevlendirilenlerin unvanların Cumhurbaşkanınca geri alınmadığı müddetçe devam etmesi öngörülmektedir.

Devlete ait üniversitelerin diş hekimliği fakültesine bağlı döner sermaye işletmelerinin ilaç ve tıbbi malzeme alımlarına ilişkin ödenmemiş borçlarının Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinden ödenmesine ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, KDV istisnalarına gelince: “Organize sanayi bölgeleri ile küçük sanayi sitelerinin…” “…yenilenebilir ve diğer enerji tesisleri…” ibaresi eklenmekte ve Kültür ve Turizm Bakanlığınca yayıncılık sertifikası verilmiş yayıncılar tarafından kitap ve süreli yayınların teslimi KDV’den istisna tutulmaktadır.

Yabancı paraya dayalı olarak yapılan ve hizmetlerde ortaya çıkan kur farkının KDV matrahına dâhil edilmesi öngörülmektedir.

Yine, kentsel dönüşüm projelerinde trampa yoluyla kamulaştırılan taşınmazların hazineye devir ve teslim işlemlerine ilişkin KDV istisnasının süresi 31/12/2020 tarihine kadar uzatılmıştır.

İmalat sanayisine yönelik Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında indirim yoluyla telafi edilmeyen KDV’lerin izleyen yıl içinde mükellefin talebine binaen mükellefe iade edilmesine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Yine, Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesinin kurulmasına ilişkin düzenleme yapılmaktadır.

Jeotermal kaynak ve doğal mineralli sular için zaruri olan mera alanlarının tahsis amacının değiştirilmesine ilişkin düzenlemeler yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde belirtilen sosyal devlet ilkesinin ilk defa içinin doldurulduğu bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye, 2002 yılından sonra gerçekleştirdiği dönüşümü sosyal devlet niteliğinde de göstererek gerçek manasıyla sosyal devlet olma yolunda büyük mesafeler katetmiştir. Sosyal yardımların birincil amacı, ihtiyaç sahiplerinin farklı gereksinimlerinden dolayı ortaya çıkan hak mahrumiyetlerini ortadan kaldırmak ve yoksulluğu azaltmaktır. Bu yasayla, yaşlılık, malullük, ölüm aylığı almakta olan emeklilerimize ve hak sahiplerine ödenen aylıklar için bin TL’lik alt sınır belirlenecek.

Evet, sayın milletvekilleri, ülkemizin geleceği ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda ilkeli, doğru ve tarafsız bir şekilde çalışarak halkın haber alma hakkını sağlayan….

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum.

İBRAHİM AYDIN (Devamla) …ve toplumun genel talep ve görüşlerini kamuoyuna yansıtma görevini üstlenen basın mensuplarımızın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyor, başarılar diliyorum.

Sözlerimi burada tamamlarken görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Tabii Sayın Aydın, bize verilen listede herhâlde sehven bir yanlışlık olmuş ama siz de zaten güzel toparladınız.

Değerli arkadaşlar, soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Cumhurbaşkanı yardımcısına soruyorum:

1) Görüşmekte olduğumuz 37 sıra sayılı Yasa Teklifi’yle 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Yasası’na ek madde eklenmesi suretiyle, iktidarınız zamanında 185 kez değiştirilen bu yasa 186’ncı kez değiştirilmiş olacaktır. Bu yasanın sıkça değiştirilmesinin sebebi nedir?

2) Adrese teslim olarak yapılan ihaleler, bu kez de adrese teslim yandaş olan ihale yüklenicilerini kurtarmak için, geçici madde eklenerek Kamu İhale Kanunu’nun özüne aykırı biçimde değişiklik yapılmasının sebebi nedir?

3) Yandaş müteahhitleri kurtarmak yerine çiftçileri ve üreticileri kurtarmak, bunların daha çok ve daha kaliteli üretmesini sağlamak için neden bir düzenleme getirmiyorsunuz?

4) Yandaş müteahhitlere sağlayacağınız bu imkânlarla emeklilikte yaşa takılanlar ile taşeron işçilerin sorunları çözülse daha uygun olmaz mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bundan birkaç gün önce Eskişehir’imizden Alpu’ya giden yolda bir kaza yaşandı ve 3 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Eskişehir-Alpu-Mihalıççık yolunu kapsayan bu yolda 2013 yılında 26; 2014 yılında 34; 2015 yılında 45; 2016 yılında 65; 2017 yılında 44 olmak üzere 214 kaza oldu, çok sayıda yurttaşımız hayatını kaybetti, yaralananlar oldu ama tek gidiş geliş şeklindeki bu yol bir türlü yapılamadı. Artık yurttaşlarımızın canına tak etti ve bu yolu, Eskişehir-Alpu yolunu bu yurttaşlarımız bu hafta sonu oturma eylemiyle kapatacaklar. Buradan, bugüne kadar, yıllardır bu yola duyarsızlık gösteren, bir bölünmüş yol yapmayan iktidara bir kez daha “Artık bu ölüm yolunu yapın ve insanlarımızı bu beladan kurtarın.” diye çağrıda bulunuyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Beko…

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle kadro vaadiyle şirketlere geçirilen taşeron işçileriyle yani kamuda, belediyelerde ve özel idarelerde çalışan şirket işçileriyle 2020 yılına kadar toplu iş sözleşmesi yapılmayacak, kadrolu işçi gibi 4 ikramiye verilmeyecek ve bu işçiler sosyal ve ekonomik haklardan yararlanamayacaklardır. Bu işçilere sadece 4+4 zam verilmesi öngörülmektedir. Enflasyonunun yüzde 25, pazar enflasyonunun ise yüzde 50’lere ulaştığı gerçeği ortadayken sayıları 1 milyona ulaşan bu işçilerin ekonomik, demokratik sendikal hakları konusunda bir iyileştirme yapmayı düşünmekte misiniz? Bu konuya dair vermiş olduğum kanun teklifini incelemenizi ve kanunun Meclis gündemine getirilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Emecan…

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bugün burada 71 maddelik bir torba yasayı görüşüyoruz ve Plan ve Bütçe Komisyonumuza yeni bir torba yasa geldi 18 maddelik, şu an elimde bulunan ve odalarımıza gönderilen. Bugün elimize geçti, biraz önce de yarın saat on birde görüşülmek üzere toplantıya çağrılıyoruz. Dünden beri burada torba yasa usulünün ne kadar yanlış ve Anayasa’ya aykırı olduğunu konuşuyoruz, tartışıyoruz. Bu kadar tartışmanın üzerine böyle bir ciddiyetsizliği ben bu kürsüden kınıyorum. Biz ne zaman muhalefet vekilleri olarak bu torba yasanın, kanunun içerisindeki 18 maddeyi inceleyeceğiz, çalışacağız da yarın sabah on birde tartışmaya katılacağız Komisyonda? Böyle bir ciddiyetsizlik olmaz. Sizleri ciddiyete davet ediyorum ve bu toplantıyı ertelemenizi talep ediyorum. Komisyon Başkanım da karşımda.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Arslan, bir kez daha sisteme girmişsiniz.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, sonra Komisyona söz verelim.

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Cumhurbaşkanı Yardımcısına soruyorum: Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası kuruluş kanunundan da anlaşılacağı üzere, Ziraat Bankası çiftçilere kolaylık sağlamak ve tarımın gelişmesine yardımcı olmak için kurulmuştur. Gelinen noktada, Ziraat Bankasının kuruluş amacından saptırıldığını, havuz medyasının oluşması için kredi verdiğini, spor kulüplerinin borçlarının yapılandırılması için seçim öncesi siyasi amaçla kullanılmaya çalışıldığını görmekteyiz.

Bu nedenle:

1) Ziraat Bankasının amacının dışında kullanılmasının sebebi nedir?

2) Çiftçilerin son maliyet artışları sebebiyle borçlarını ödeyemeyecek duruma gelmiş olması nedeniyle çiftçi borçlarını faizsiz olarak bir yıl ertelemeyi Ziraat Bankası düşünüyor mu?

3) Çiftçimiz ve esnafımız zor durumda olduğu hâlde esnaf ve şirket ortaklarının ödeyeceği primler yüzde 50’ye yakın artışla bağlanmıştır. Bunun sebebi nedir? Bunu aşağıya çekmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yarın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Az önce bir başka mevkidaşım değindi ama ben bir kez daha önemini vurgulamak istiyorum. Birçok basın kuruluşu vergi, prim borçlarını ödeyemedikleri için Basın İlan Kurumunun ilanlarını alamama riskiyle karşı karşıya. Buradan bir kez daha Hazine ve Maliye Bakanlığına, daha önce yani geçen yıl yapıldığı gibi bu hususun bir yıl daha ertelenmesi ve gazetelerin, yayın kuruluşlarının borçlarının yeniden yapılandırılması için çağrıda bulunuyoruz. Aynı zamanda Basın İlan Kurumundan radyolara ve televizyonlara da aynı gazetelere olduğu gibi ilan verilmesi, ilan imkânı sağlanması hususunda çağrıda bulunuyoruz.

Tabii ki en önemli çağrımız da basın için özgür bir basın, rahat çalışan bir basın imkânı sağlanması.

BAŞKAN – Sayın Beko…

KANİ BEKO (İzmir) – Sayın Başkan, İzmir Çeşme Alper Çizgenakat Devlet Hastanesi 2015 yılında yeni binasıyla hizmete açılmıştır fakat gelinen süreçte sağlık hizmeti kalitesinin çok düştüğü vurgulanmaktadır. Kardiyoloji servisi çalışmamakta, tomografi çekilmemektedir, aynı şekilde MR cihazı da çalışmamaktadır. Gelen hastalar en yakında bulunan Urla Devlet Hastanesine yönlendirilmektedirler. Kalp krizi vakalarında ise enzim ölçme cihazları bozuk olduğu ve kan tahlili yapılamadığı için müdahale imkânı bulunamamaktadır. Konuya dair ivedilikle çalışmaların yürütülmesi ve çözüme kavuşturulmasını talep etmekteyiz.

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

SERVET ÜNSAL (Ankara) – SGK ve Sağlık Bakanlığına: Maalesef sağlık alanında yaşanan sıkıntılar bitmek bilmediği gibi her geçen gün yeni bir sorunla karşı karşıya kalmaya devam ediyoruz. Yurttaşlarımızın en temel haklarından olan sağlığa Anayasa’mızın sosyal devlet ilkesi çerçevesinde eşit, eksiksiz şekilde ulaşılamıyor. Bana ulaşan bilgilere göre, ekonomik kriz nedeniyle son zamanlarda örneklerini çok yaşadığımız tıbbi malzeme tedarik problemi giderek yaygınlaşmakta. Bazı hastanelerde kalp pili bulunmadığı ve hastaların başka illerdeki hastanelere yönlendirildiğine ilişkin haberleri üzülerek bizzat takip ediyorum. Yurttaşlarımızın sağlık konusunda yaşadığı bu mağduriyetin bir an önce sona erdirilmesi amacıyla gerekli tüm adımlar ivedilikle atılmalıdır. Sıkıntının kaynağının Sosyal Güvenlik Kurumunun kalp pili için on yıl önceki fiyatı vermesi ve bu nedenle kimsenin ihaleye girmek istememesi olduğunu görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Komisyon...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Ben öncelikle şunu söylemek istiyorum: Tabii, bütün arkadaşlarımıza değerlendirmeleri ve soruları için teşekkür ediyoruz ama tabii, soruların bir bölümü Cumhurbaşkanlığını ilgilendiriyor ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılabilecek işler ya da bakanlıkların kendi aldıkları kararlar doğrultusunda yapılır.

Onun dışında, Sayın Arslan ifade etti: “Bu niye gelmedi, bu niye gelmedi?” Arkadaşlar, yasama artık Meclisin yetkisinde. Teklifleri milletvekillerimiz veriyor, biz de milletvekillerimizden gelen teklifleri Komisyon olarak çalışıyor ve değerlendiriyoruz. Nasıl değerlendiriyoruz? Bu 71 maddelik gelen kanun teklifinde olduğu gibi. Bir de şimdi Komisyonumuza bugün intikal eden 18 maddelik bir kanun teklifi var. Doğrudur, İç Tüzük 36’ya baktığımızda bekleme sürelerini ifade etmekte ancak İç Tüzük 26’ya geldiğimizde de Komisyonun gündemine hâkim olduğuna, üyelerce teklif edilen işleri ivedilikle görüşebileceğine, zorunlu hâllerde bu bekleme süresine uyulmayacağına dair hükümler var. En iyi bilenlerden birisi de Emine Hanım’dır ki hem Başkanlık Divanı hem de Plan ve Bütçe Komisyonu bütün işlerini çok ciddiyet içerisinde yerine getirir ve önem verdiği en önemli şey, Plan ve Bütçe Komisyonu, Başkanlık Divanı –ben on ikinci yılımı orada tamamladım- mutlak surette belli bir anlayış içerisinde, karşılıklı saygı, hoşgörü içerisinde ve gruplar arası istişare ve ortak kararlar doğrultusunda bu işleri yapmaktadır. Gündem de böyle belirlenir; hiçbir zaman direkt olarak Başkanlık Divanı “Ben şunu yaptım.” demez, mutlaka grup sözcüleriyle istişare eder, bir ortak kanaat oluşur ve oluşan bu ortak kanaat çerçevesinde çıkan karar üyelerimize gündem olarak gönderilir.

Doğrudur, aslında burada kanun görüşülürken yukarıda bir kanunun görüşülmesi... Son derece yoğun, Komisyon üyelerimiz çok yoruldular. Hepsine ben ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Yani sadece bütçe süreci değil, bütçe sürecinin arasına giren teklifler, yasama süreçleri, bütçe bittikten hemen sonra gene almış olduğumuz 11 maddelik bir torba yasa, evet şimdi 71 maddeliği görüşürken gelen 18 maddelik bir yasa; çok yorucu olduğunu da biliyorum ama ben gerçekten hem Komisyonda katkı sunan hem de Genel Kurul aşamasında katkı sunan bütün Komisyon üyelerimize ve değerli milletvekillerimizin hepsine teşekkür ediyorum. İnşallah, Komisyonda 18 maddeyi de yarın akşama kadar bitiririz diye ümit ediyorum. Önümüzdeki haftada bu 71 maddelik teklifimizi yasalaştırdıktan sonra Genel Kurulumuzun ve Başkanlık Divanının, sayın başkan vekillerimizin de iradeleriyle, herhâlde grup başkan vekillerimizin iradeleriyle Mecliste gündeme alınır; böylece de milletimizin beklediği, milletin menfaatine olan bütün bu düzenlemeler hayata geçirilir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Arslan, daha sonra devam edelim mi, bu bölümü bitirelim, maddelere başlayalım.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Değerli milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                       Ayhan Erel                                               Bedri Yaşar                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Aksaray                                                     Samsun                                                      Adana

                                      Hüseyin Örs                                             Feridun Bahşi                                         Lütfü Türkkan

                                         Trabzon                                                     Antalya                                                     Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                          Nurhayat Altaca Kayışoğlu                              Müzeyyen Şevkin                                          Fikret Şahin

                                           Bursa                                                        Adana                                                     Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Aksaray Milletvekilimiz Sayın Ayhan Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Erel.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Normalde ben bugün başka bir konu üzerinde görüşlerimi aktaracaktım ancak sabah gazeteleri okurken AK PARTİ’nin de kelamına, selamına, kalemine değer verdiğini bildiğim bir yazarın görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Bazı şeylerin şüyuu vukuundan beterdir. AK Parti’nin dikkat etmesi gereken birkaç konu var. Yolsuzluk ve ahlaki zaaf üzerinden adayları vurmaya çalışacaklar. Torpil, rüşvet gibi konular hep gündemde olacak.

İş âleminin, esnaf ve vatandaşın ekonomik açıdan sıkıntıları halk arasında en çok konuşulan konular arasında.

Ve tabii gençlik ve aile hayati öneme sahip bir konu. Her iki alanda ciddi bir zafiyet söz konusu. Özellikle de aileyle ilgili konuşulanlar, yaşananlar ciddi bir sıkıntı sebebi.

Aileyle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyonda konuşulan konulardan tutun da Aile Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığındaki uygulamalar (Neyse ki Millî Eğitim Bakanlığı yıllar sonra yanlış bir uygulamaya son verdiğini açıkladı) aile mahkemelerinde yaşanan rezaletler ve yasalardaki çarpıklıklar ciddi bir problem. 6284 no.lu yasa, âdeta toplumda felaketin kod numarası gibi anılmaya başladı. Unutmayalım ki hukuka ve maslahata uygun olmayan yasa suç aletidir!

Adalet, FETÖ davalarıyla ilgili yaşanan sorunlar, bazı kripto FET֒cüler itibar görürken, suç oluşturmaması gereken eski ve dolaylı ilişkiler bahane edilerek görevden uzaklaştırılan ya da sanık sandalyesine oturtulanlarla ilgili yaşananlar toplumun önemli bir kesiminde ciddi bir rahatsızlık sebebi.

Şüyuu vukuundan beter söylentiler dolaşıyor ortalıkta. Söylenti, eğer tatmin edici bir açıklık, şeffaflık ve güven verici bir açıklamayla zamanında önlenemez ise bazen en tehlikeli gerçekten bile daha tahripkâr olabilir.

Şehir bizim evimizdir. Gelenekten gelen kural şu: Evinizin anahtarını kendine emanet edemeyeceğiniz kişilere şehrin anahtarını emanet edemezsiniz! Hangi partinin adayı olursa olsun adayınız böyle biri ise dünya ve ahiret açısından sonuç size fayda vermeyecek. Ya siz de öylesiniz, onun gibi birisiniz ya da cahillik ediyorsunuz. Unutmayın, Allah cahil ve zalim bir topluluğa, müfsitler topluluğuna yardım etmez. Onların üzerine pislik ve bela yağdırır, işlerini sarp dağlara sardırır. Zalimlere herhangi bir şekilde yardım edenler, zalimleri yakacak ateşin kendilerine de dokunacağını bilmeleri gerekir.

Spor maskesi altında artık bir kumara dönüşen futbola, futbolculara, futbol takımlarına verilen destek, aktarılan kaynak ve kitlelerin uyutulması için âdeta beşik görevi yapan stadyumlara harcanan para da artık sinir bozucu boyutlara ulaştı. Ne sağcı ne solcu, futbolcu bir nesil geliyor bu şekilde özendirilince devlet ve medya tarafından. Yazık bu gençlere.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri: “Şimdi de batmak üzere olan sanayiciyi kurtarmayıp batık futbol şirketlerinin borçlarını bir kamu bankası üzerinden yapılandırmaya kalkarsanız bundan ne Allah razı olur ne de yurdumun insanı, kanaatime göre. Bu ‘süper akıl’(!)lar kimin aklı ise.

Bakın, Varlık Fonu’yla ilgili abuk subuk iddialar dolaşıyor ortalıkta. Mesela Etibankın özelleştirilmesinden ve boraksın işletme imtiyazının yabancılara satılacağından söz ediliyor, hem de komik bir fiyata! Aman ha! Bu işlerin şakası bile olmaz. İçimizden birileri böyle manyakça hayaller kurup birilerinin haberi olmadan iş kotarmaya çalışıyorsa da bu "Dahlan akıllı”lara meydanı boş bırakmayın.

Adapazarı Arifiye'de kurulu tank palet fabrikasının özel bir şirkete satılacağına dair sosyal medyada çıkan haberlerin anında cevaplandırılması gerek. Bakın, geç gelen hakikat hükmünü icradan aciz kalır, meydan müfsitlere kalır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Eren, bir dakika daha veriyorum, toparlayalım.

Buyurun.

AYHAN EREL (Devamla) – “Yönetim hem bu haberlerin kaynağını bulmak ve ortaya çıkarmak hem de eğer bu yönde birtakım girişimlerde bulunanlar varsa, onların kim oldukları, hangi ilişkilerle bu tür tezgâhlarda rol aldıklarının ortaya çıkarılması gerek.

Öte yandan, sağlık ve gıda, tarımda hâlâ devam eden, çözülemeyen bir sürü şikayet konusu var.

‘Ben yaptım oldu.’ olmaz. Politikacıların ne söyledikleri kadar, toplumda o sözlerin ve işlerin nasıl anlaşıldığının da hesaba katılması ve istismara sebep olacak söz ve eylemlerden kaçınılması gerek.

Diğer bakanlıklarla ilgili konular da gündemde, adaylarla ilgili söylentiler ve yerel yönetimlerde hâlâ devam etmekte olan işler de… Damlaya damlaya göl oluyor, haberiniz olsun.”

Çok değerli AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarım, bu sözler, bu görüşler bana ait değil, daha önce de arz ettiğim gibi, kelamına, kalemine, selamına değer verdiğiniz bir gazeteden aldığım görüşler. Bundan böyle, sanırım ki artık on altı yıldır tek başına iktidarınızın sonuna gelmek üzeresiniz, dikkat ediniz; Türk Milleti adına sizleri uyarıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Adana Milletvekilimiz Sayın Müzeyyen Şevkin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Şevkin.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde parti grubumuz adına söz almış bulunuyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü kullanımındaki kadastral yolların hazine adına tescilini öngören madde içeriğinin amacına uygun olarak hayata geçirilmesini dilerim.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere ülkemizin temel sorunlarının başında çarpık kentleşme gelmektedir. Türkiye’deki tüm planlama ve uygulama süreçlerinde mülkiyet olgusuna önem verilmesi gerekmektedir. Kentleşme süreçlerinde yaşanan sorunlar tüm planların, projelerin dayandığı mülkiyetin akılcı, şeffaf biçimde ele alınamamasından kaynaklanmaktadır. Anayasal güvence altında olan mülk edinme hakkının tüm kentleşme süreçlerinde zedelenmiş olması nedeniyle mahkemelerimizde yoğun bir mülkiyet davası göze çarpmaktadır. Davalar sürerken yapılaşma süreçleri de genellikle devam ettiğinden davaların sonuçlanması da sorunu çözmemektedir. Özellikle son on altı yıllık iktidarınızda İmar Kanunu, Yapı Denetimi, Planlı Alanlar, Büyükşehir, Bütünşehir, Kentsel Dönüşüm gibi kanun ve yönetmelikler sıkça ele alınmış ve anormal ölçülerin oldukça üzerinde değişikliğe uğratılmıştır. Tüm bu değişiklikler, günü kurtarma düşüncesiyle yapıldığı için, çözüm getirmemiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu ve yönetmeliklerinin eksiklikleri bir yana, yanlış uygulanmasıyla yaşanılmaz hâle getirdiğiniz kentlerimizi şimdi bir de kentsel dönüşüm yaparak kurtarmaya çalışıyorsunuz ancak burada da bakış açınız değişmediği sürece çözüm yerine daha çok sorun üreteceksiniz. Esasen sorunun nedeni, planlama ve uygulama süreçlerinde ortaya çıkan arazi rantının siyasal ve ekonomik ranta dönüşmesidir.

Gelinen süreçte, kentlerimizin geleneksel yöntemlerle yönetilmesi artık imkânsızdır. Kentlerimizde kent bilgi sisteminin kurulması ve yaşatılması sürecinin de yanlış yürütüldüğünü görüyoruz. Bu sürecin ana nüvesi doğru bilgi, güncel sayısal harita, sistemi kullanacak ve veri güncellemesi yapacak eğitimli kadrolardır. Yasanın özü; kaçak yapı, hormonlu bina, hazine arazisi ve benzeri gibi her türlü usulsüzlüğün ücret karşılığında affını içermektedir yani vatandaşa “İmar suçu işle ama parasını verdiğin sürece sorun ortadan kalkacak.” demektir.

Değerli milletvekilleri, hazırlanan yasa adına “imar barışı” denilerek –imar barışından bahsetmek istiyorum özellikle- “af” sözcüğü gizlenmeye çalışılmış ve “barış” sözcüğünün erdemliliği kullanılarak kamuoyunda yasa sempatik hâle getirilmeye çalışılmıştır. Bu, düpedüz bir imar affıdır. Arkadaşlar, bu imar affını yaparak aslında işini düzgün olarak yapan, tekniğe uygun olarak yapan, yasal yollara başvuran insanlar cezalandırılmış oluyor ve kesinlikle kaçak yapıların yapılmasının önüne geçilmiyor. “Nasılsa imar affı çıkacak.” diye yeniden yasal uygulamaların dışında uygulamalara itiyorsunuz insanları. Yasada, afla toplanacak paraların kentsel dönüşüm projelerinde kullanılacağı ifade ediliyor ama biz biliyoruz ki Hükûmet daha önce deprem için kullanılmak üzere topladığı ÖTV bedellerini yol yapımlarında kullandı değerli iktidar milletvekilleri. Dolayısıyla aftan elde edilen gelirin nereye aktarılacağı konusunda önemli ipuçları elde ediyoruz zannediyorum.

Yasayla Yapı Kayıt Belgesi alan binalar için daha önce düzenlenmiş idari para cezalarının affedileceği yine öngörülmekte. Bu durum, daha önce söz konusu cezaları ödemiş vatandaşların vicdanlarını sızlatacak düzeydedir.

İmar affı daha önceki aflar gibi çarpık kentleşme ve kaçak binaların sayısını artıracak, “Nasılsa bir gün af gelecek.” olgusu yasa dışı işlemleri daha çok gündeme getirecektir.

Evet, imar suçları affedildi, ceza davaları düşürüldü ancak aynı davada sorumluluğu bulunan teknik elemanların davaları devam etti. Bu durum Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. Yapı Kayıt Belgesi alarak yasallaşan yapı denetimli, hormonlu binalarda müteahhit firmalar imar affına başvurarak durumu kurtarırken yapı denetim firmaları kaderiyle baş başa bırakıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) - Bitirmek üzereyim.

BAŞKAN - Bir dakikada toparlayın Sayın Şevkin.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Devamla) – Vatandaşın beyanını esas alan ve yapı süreçlerinin tüm aktörlerini devre dışı bırakan bir imar affı anlayışı ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Zaten kentlerin önemli sorunu içinden çıkılmaz hâle getirilmiş durumdadır. Bu afla, mevzuata uygun yapılmış bina ile kaçak bina eşdeğer sayılmıştır. Örneğin, Adana’daki nüfus artışıyla birlikte şehirde kontrolsüz tarım alanları işgali çevre ve görsel kirlilik, sağlıksız, niteliksiz ve kaçak yapı yoğunluğunu beraberinde getirdiği gibi sosyal ve kültürel olan dengenin yetersiz kalmasını da kaçınılmaz kılmıştır. Gerek merkezî gerekse yerel karar mekanizmalarımızın planlama hiyerarşisi yönünde somut adımlar getirme gerektiğinin bilinciyle gelecek nesillere sağlıklı kentler bırakma isteğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum; yaşamak için yaşatalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 2'nci maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                                   Faruk Sarıaslan                                Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                                        Nevşehir                                                      Bursa

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                         Muhammet Emin Akbaşoğlu                         Mehmet Doğan Kubat                                 Abdullah Güler

                                          Çankırı                                                     İstanbul                                                     İstanbul

                                     Cemil Yaman                                           Halil Etyemez                                             İmran Kılıç

                                         Kocaeli                                                      Konya                                            Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Meclisin takdirine bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz talepleri….

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifin 2’inci maddesiyle Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 90’ıncı maddesine eklenen bir fıkrayla yeni göreve başlayan bütün emniyet personelinin Polis Bakım ve Yardım Sandığına ortak olmaları zorunluluğu getirilmektedir.

Maddenin gerekçesinde ise;

“Emniyet Teşkilatı kadrolarında görevli tüm memurların Polis Bakım ve Yardım Sandığına ortak olmaları sağlanmaktadır.”

açıklaması yer almaktadır.

Madde görüşmelerindeki açıklamalar sırasında söz konusu değişikliğin Emniyet Genel Müdürlüğünün mevcut çalışanlarıyla ilgili olmadığı, maddenin yürürlüğe girmesinden sonra Emniyet Genel Müdürlüğü mensubu olarak çalışmaya başlayanlar için; ilgili sandığa üyeliği zorunlu hâle getirip bir anlamda bu sandığın sürdürülebilir ve sürekli yapısını oluşturmaya yönelik olduğu, 288 bin Emniyet çalışanından yaklaşık 45 bin adedinin söz konusu sandığın mensupları arasında bulunmadığı ifade edilmiştir.

Anayasanın;

"Dernek kurma hakkı” başlıklı 33’üncü maddesi;

"Madde 33- Herkes, önceden izin almaksızın demek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.

Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz.

Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.”

"Çalışma ve sözleşme hürriyeti” başlıklı 48’inci maddesi;

“Madde 48- Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.

Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır."

hükmünü içermektedir.

Kamu kurumlarındaki sandıkların isleyişi özel hukuk kurallarına tabidir. Özel hukuk kurallarına tabi olan Polis Bakım ve Yardım Sandığı üyeliği konusunda esas olan, irade özerkliği ve bunun Anayasa hukukundaki dayanağı olan sözleşme özgürlüğüdür. Özel hukuk alanı içerisinde kalan yardımlaşma sandığı üyeliğinin, kişilerin üye olup olmama iradesi ve isteği dikkate alınmaksızın zorunlu tutulması karşısında, düzenlemenin sözleşme özgürlüğüne yönelik bir müdahale olduğu ve bu özgürlüğü kullanılamaz hâle getirdiği açıktır. Zira itiraz konusu emniyet mensuplarının serbest iradeleri dışında, belli bir mal topluluğu ile hukuki ilişkiye girme/sözleşme yapma zorunluluğu öngörülerek bu özgürlüğün negatif görünümü olan sözleşme yapmama özgürlüğü ellerinden alınmaktadır. Belirtilen niteliğiyle söz konusu düzenleme, sözleşme özgürlüğünün özüne dokunmakta ve Anayasa'da öngörülen öze dokunma yasağını ihlal etmektedir. Bu nedenle yapılan düzenleme Anayasa'nın 13, 33 ve 48’inci maddelerine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11’inci maddesine aykırı bulunmaktadır.

Söz konusu önerge bu nedenle verilmektedir.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyoruz?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerekçe…

BAŞKAN – Diğer maddenin gerekçesi…

Gerekçe:

İlgili madde, 27/12/2018 tarihli ve 7159 sayılı Kanun’un 1’inci maddesi olarak kanunlaştığından teklif metninden çıkarılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Evet, kabul edilen önergeler doğrultusunda madde metinden çıkartılmıştır. Herhangi bir karışıklığa mahal vermemek amacıyla görüşmelere sıra sayısında bulunan mevcut madde numaraları üzerinden devam edilecektir. Madde numaraları Başkanlıkça kanun yazımı sırasında teselsül ettirilecektir.

3’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                                   Erol Katırcıoğlu                                           Garo Paylan                                           Abdullah Koç

                                         İstanbul                                                   Diyarbakır                                                     Ağrı

                                      Habip Eksik                                        Meral Danış Beştaş

                                            Iğdır                                                          Siirt

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erol Katırcıoğlu. (HDP sıralarında alkışlar)

Değerli milletvekilleri, salondaki uğultuyu bir keselim lütfen.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Değerli üyeler, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her ne kadar kanun teklifini gündeme getiren Sayın Ziya Altunyaldız -galiba kendisi burada yok ama- bu maddeyle ilgili olarak “Finans sektöründe bir derinleşme gerçekleştirmek amacıyla bu maddeyi getirdik.” dedi ama mesele öyle değil, o kadar basit değil ve böyle bir maddeyle de böyle bir derinlik sağlamak da mümkün değil.

Değerli üyeler, iktidar, daha doğrusu yürütme, ısrarla Türkiye ekonomisinde bir sorun olmadığını söylemeye çalışıyor, kriz olmadığını söylemeye çalışıyor. Ama bir yandan da elinde bulundurduğu bütün imkânlarla da bunun böyle olduğuna toplumu inandırmaya çalışıyor ve burada da tabii çok başarılı sayılabilir çünkü zaman zaman söz aldığımda da altını çizdiğim gibi, hemen hemen bütün medya; bütün televizyonlar, bütün radyolar ve gazeteler iktidarın kontrolü altında, dolayısıyla da gerçekten de ülkede başka bir ülkeymişiz gibi bir hava estirilmekte. Dolayısıyla, insanların -daha doğrusu, öyle söyleyeyim- buna inanacaklarını varsayıyorsunuz, varsayıyorlar -sizinle ilgili söylemiyorum, yürütmeyle ilgili söylüyorum- ve bu yanlış. Yani, bugün itibarıyla bu maddeyi getirmiş olmak bile… Esasında krizin nasıl alt edilebileceğiyle ilgili olarak yapılacak önemli adımlardan biri olarak bu madde getirilmiş oldu. Nedir bu mekanizma? Bunu biraz anlatmak isterim size, üç dakikam var gerçi ama.

Şimdi, arkadaşlar, biliyorsunuz, kriz yaklaştıkça bankaların -ki bankalarımız gayrimenkul ipoteğiyle çalışırlar- ellerinde büyük miktarda gayrimenkul birikmeye başladı. Bu gayrimenkuller Kemal Derviş zamanında Bankacılık Kanunu’nda, yönetmelikte yapılan bir değişiklikle eğer üç yıl içinde satılamıyorsa gayrimenkuller, sermaye hesabından düşülüyordu, dolayısıyla da gayrimenkulü elinde biriktirmiş olan bankalar bir sermaye problemiyle karşı karşıya kalıyorlardı. Bunun karşısında 2017’de mevcut yürütme bir öneri getirdi ve yönetmelikte bir değişiklik yaptı, dedi ki: “Gayrimenkuller de sermaye hesabına dâhil edilebilir.” ve bir anlamda bankaları bir ölçüde rahatlatmış oldu. Ama arkadaşlar, bu iş bitmedi. Yani, bugün itibarıyla baktığımızda, özellikle inşaat sektörü, gayrimenkul sektörü giderek bu krizin etkisi altında bir anlamda aldığı kredileri ödeme konusunda zorluklar çekmeye başladı. Şimdi, burada çözüm olarak getirilen şey şu benim anladığım kadarıyla: Biliyorsunuz, önce Kalkınma Bankası Kalkınma ve Yatırım Bankası adını aldı. Kalkınma ve Yatırım Bankası, doğrudan doğruya Cumhurbaşkanına bağlı olarak çalışan, Bankacılık Yasası’nın zaman zaman dışında kabul edilen bir kurum olarak çok yakın bir geçmişte kanunlaştı. Hemen akabinde bir Varlık Finansmanı Komisyonu kuruldu ve ondan sonra SPK bunu onayladı vesaire vesaire. Sonra da şöyle bir çözüm yolu buldular: Özellikle 4 banka -Halk Bankası, Vakıfbank ve Ziraat Bankası- sahip olduğu gayrimenkulleri bir havuzda birleştirdi -buna Garanti Bankası da bir miktar katıldı- ve böylelikle bir gayrimenkul havuzu oluşturdular ve buradan giderek “VDMK” dediğimiz yani varlığa dayalı menkul kıymetler üretmeye karar verdiler. Şimdi, buradaki bu düzenleme, bunların banka ve sigorta muameleleri vergilerinin düşük tutulmasını, hariç tutulmasını öneren bir düzenleme ve böylelikle de en azından rakibi olabilecek olan devlet iç borçlanma senetleri karşısında bir avantaj elde etme amacıyla ve dolayısıyla da özellikle bu sözünü ettiğim bankaların likidite ihtiyacını karşılamak üzere gündeme geldi. Zaten bu tedbir yürürlükte şu anda. 3,5 milyar civarında bir para, söz konusu olan bu bankalara gelmiş oldu. Dolayısıyla da bu, burada bir eklemeyle biraz daha avantaj yaratmak ve biraz daha bu havuzun değerini artırmak üzere yapılan bir düzenleme oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Katırcıoğlu.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Değerli vekiller, bu 70 küsur maddelik kanunu konuşacağız ve bu kanun teklifi, zaten gerçekten birbirleriyle ilişkisi olmayan birçok maddeyi içeren bir kanun teklifi. Fakat bunların arasında -şimdi bu benim üzerinde konuştuğum gibi- gelmekte olan krizin özellikle bankacılık krizi hâline dönüşmemesi için alınan önlemlerden bir tanesi. Onun için, sizlere tavsiyem: Yürütme yetkililerine, bu “Kriz yoktur.” konusunda ısrar etmekten vazgeçmelerini önermenizi öneririm çünkü gerçekten de krizi kabul ederek yaklaşmak sanırım krizi çözmenin ilk adımı olur gibi geliyor bana. Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri okutup birlikte işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                      Bedri Yaşar                                            Lütfü Türkkan                                          Feridun Bahşi

                                         Samsun                                                     Kocaeli                                                     Antalya

                                      Hüseyin Örs                                            İsmail Koncuk                    Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Trabzon                                                      Adana                                                       Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                          Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                  Erkan Aydın                                         Faruk Sarıaslan

                                           Bursa                                                        Bursa                                                      Nevşehir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk söz Adana Milletvekilimiz Sayın İsmail Koncuk’un. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Koncuk.

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

70 maddelik bir kanun teklifini daha görüşüyoruz. Tabii, ben dün sözleşmelilerle ilgili bir kanun teklifi vermiş ve doğrudan Genel Kurula indirtmiştim. Tabii olumsuz sonuçlandı. 300 bine yakın sözleşmeli devlet memuru bir hayal kırıklığı yaşadı. Şunu buradan ifade ediyorum: Her ne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinde sözleşmelilerle ilgili bu kadro teklifimiz, sizlerin verdiği kanun tekliflerine ve referandum meydanlarında Sayın Cumhurbaşkanının verdiği söze rağmen burada reddedilmiş de olsa, bundan sonra da sözleşmelilere kadroyu, bu kadro alınana kadar burada mutlaka ifade edeceğim. Yani bu, kabul edilebilir bir hukuksuzluk değildir. Bu, insan hakkı ihlalidir. Bir insan hakkı ihlaline, bir ülkede farklı hukuki hakların belli gruplara farklı farklı olarak verilmesine gönlümüz asla İYİ PARTİ Grubu olarak razı gelmez. Onun için bunu her fırsatta dile getireceğiz. Her yasama döneminde bir kanunu doğrudan Genel Kurula getirme hakkım var. Allah ömür verirse her yasama döneminde de sözleşmelilerle ilgili teklifimin, siz komisyonlarda kabul etseniz de etmesiniz de, Genel Kurula getirilmesini sağlayacağım. En azından sözleşmeliler, verdiğiniz sözün arkasında ne kadar durup durmadığınızı görsün.

Değerli milletvekilleri, bakın, bu kanun içerisinde, 37 sıra sayılı Kanun Teklifi içerisinde bazı önemli maddeler var, birçok madde var da. Mesela bir tanesi, 4’üncü maddede, pilot ve kabin memurlarına ödenen aylık ücretin gerçek safi değerinin yüzde 70’inin gelir vergisinden istisna tutulmasına ve bunu, yüzde 100’e kadar çıkarmaya ya da sıfıra düşürmeye Sayın Cumhurbaşkanının yetkili olduğuna dair bir teklif var.

Efendim, pilotlarımıza, kabin memurlarımıza –bunlar yüksek maaşlı gruplar ama- buna bir itirazımız yok ama şuna itirazımız var: Pilotlara ve kabin memurlarına bir vergi istisnası getiriyorsanız diğer memurlara getirmek neden aklınıza gelmiyor, bunu sormak bizim görevimiz.

Bakın, birçok memur üçüncü ayda yüzde 15’lik vergi diliminden yüzde 20’lik vergi dilimine geçiyor. Zaten yüzde 4 zam yapıyorsunuz bakın, 1 Ocak itibarıyla memurlarımıza, memur emeklilerimize yüzde 4, işçilerimize yüzde 3,5 zam yaptınız. Peki, iki ay sonra, üç ay sonra, dört ay sonra -maaş durumuna göre değişiyor bu- yüzde 20’lik vergi dilimine girdiğinde yüzde 5’lik bir kayıp meydana geliyor. Yani kaşık ucuyla verip kepçeyle geri alıyorsunuz. Pilotları düşünüyorsunuz, kabin memurlarını düşünüyorsunuz, amenna, hiçbir itirazımız yok ama diğer memurları, emeklileri, işçileri neden düşünmüyorsunuz? Neden burada bunları gündeme getirmiyoruz? Neden bu kanun teklifi içerisinde 3600 ek gösterge sözünüzün olmadığını da soruyorum, merak ediyorum? Bunları millete söz olarak verdiniz ama hâlen yerine getirmediniz. Öğretmenler bakımından da, 100 Günlük Eylem Planı’nızda olmasına rağmen –yüz günün dolmasına şurada bir şey kalmadı- bu 70 maddelik kanun içerisinde neden öğretmenlere verdiğiniz 3600 ek gösterge sözüyle ilgili bir düzenleme yok? Onu da anlamakta zorlanıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha istirham ediyorum.

BAŞKAN – Bir dakika verelim Sayın Koncuk.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bu kanun, birçok maddede -lütfen inceleyin- Sayın Cumhurbaşkanına çok çeşitli yetkiler veren kanun. Aslında biz bunu 24 Haziran öncesinde çok anlattık “Tek adam yönetimi geliyor, aman dikkatli olun.” dedik. Tabii, bunu da inkâr ettiniz ama şu kanunun birçok maddesini incelediğinizde, efendim, yurt dışından ilaç getirmeden tutun da kabin memurlarına, pilotlara vergi istisnasına kadar birçok konuda bir tek adamın, Sayın Cumhurbaşkanının yetkili kılınması, tek adam yönetimi eleştirimizin ne kadar haklı olduğunu gözler önüne seriyor. Bunu vatandaşlarımızın da iyi bilmesi lazım. Böyle bir sistem içerisinde bu devleti sağlıklı bir şekilde yönetebilmenin mümkün olmadığını sizler de çok iyi biliyorsunuz diyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekilimiz Sayın Erkan Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Aydın.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Ünlü yazar Balzac diyor ki: “Bugünkü kanunlar, büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerin de takılıp kaldığı bir örümcek ağı gibidir.” İktidarın getirdiği kanun teklifleri de halkın ağzına bir parmak bal çalan ama bunun yanında küçük çıkar gruplarına büyük çıkarlar veren, bu hakları elde etmelerini sağlayan kanun teklifleri. Şu anda konuştuğumuz 71 madde de, aynı Balzac’ın dediği gibi, büyük sineklere açılan sonsuz bir kapı.

Şimdi, neresinden tutarsanız tutalım elimizde kalan bir teklif. “Ülkemizde adaletli vergi sistemi var.” deniyor, “Tabana yayılıyor.” deniyor ama baktığımızda gerçek öyle mi, şöyle kısaca bir göz atalım.

Topçuya vergi yok, jokeye vergi yok, hakeme vergi yok, yandaş iş adamına vergi yok. Peki, kime var? Dula yetime var, asgari ücretliye var, emekliye var, çiftçiye var, BAĞ-KUR’luya var, esnafa var ama gelen teklifte gene ne yapılıyor? Çiftçi için kurulan, tarımı desteklemek için kurulan Ziraat Bankası gidip futbol kulüplerinin borçlarını yapılandırmayla ilgili teklif düzenliyor. Bakın, o futbol kulüplerinin 7 kalemde zaten vergileri yok. Yayın geliri, saha reklam geliri, forma reklam geliri, bilet satış gelirleri, kombine geliri, loca satış geliri, bonservis gibi 7 kalemde zaten vergi ödemiyor. Ama bu çıkan kulüplerle siz neler yapıyorsunuz? Futbol kulüplerine para var, muhtarların umreye gitmesi için para var, Diyanete 10,4 milyar para var, bakanlara, Cumhurbaşkanı yardımcılarına çift maaşa para var, mültecilere 40 milyar dolar para var, kurullara atanan ünlülere para var, Cumhurbaşkanı danışmanlarına para var ama emeklilikte yaşa takılanlara gelince para yok, bütçe tasarruf bütçesi. İşte bu çelişkiyi de umarım 31 Martta vatandaşımız da görür ve gerekli cevabı da verir.

Kendi ürettiği zeytinyağını dünyada en pahalıya içen millet, yüzde 75’ini ürettiği fındığı en pahalıya tüketen biziz, Rize’de ürettiğimiz çayı Almanya’dan pahalıya içen gene biziz, kendi topraklarımızda yetişen Antep fıstığını dünyada en pahalıya yiyen gene biziz. Ama Sayın Bakan damat Albayrak ne diyor? “Devletin kasası tarihte hiç olmadığı kadar güçlü.” diyor. Şu kasayı bir gösterse de biz de gerçekten güçlü mü, değil mi bir öğrensek. Lafa gelince hep güçlü. O zaman ben de soruyorum: Madem güçlü, EYT’lilere, emeklilikte yaşa takılanlara niye vermiyorsunuz? Sayın Cumhurbaşkanına 46 yaşında verdiğiniz bu hakkı niye onlara vermiyorsunuz? Öğretmenlere, sağlıkçıya, eğitimdekilere ek 3600 göstergeyi, madem kasa bu kadar güçlü niye vermiyorsunuz? Atama bekleyen sağlık çalışanlarına, öğretmenlere niye bu haklarını vermiyorsunuz? Vergilerde ve zamlarda neden indirim yapmıyorsunuz madem kasa bu kadar kuvvetli?

Evet, dünyada ve ülkemizde 2 konu vardır: Kurumlar ve kurallar. Bu kurum ve kurallar yıkıldığı zaman ülkenin de siyasetin de ekonominin de dengesi yıkılıyor ve dengesizliğin dengesi kuruluyor. Hemen bir örnek verelim: Yüz yıl önceye gidelim. “Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa” kitabında Şevket Süreyya Aydemir bir örnek veriyor. “Abdülhamit döneminde devlet Yıldız Sarayında küçük bir odadan yönetilmeye başlandı. Ta Fizan’daki bir çavuşun atanmasına dahi Abdülhamit karar vermeye başladı. Alaylı subayların onbaşılıktan alınıp generalliğe kadar atanmasına Abdülhamit karar vermeye başladı.” diyor ve bu şekilde, alaylı ve mektepli subaylarla girilen Balkan Savaşı’nda bir ordu Edirne’deyken, bir ordu Selanik’teyken yarı gücümüz kadar olan Balkan kuvvetlerine savaşı kaybediyoruz ve ondan sonra da o alaylı subaylar temizlenip mektepli subaylarla tekrardan ülke Kurtuluş Savaşı’na doğru gidiyor. Bunlara örnekler çoğaltılabilir.

Demek ki neymiş? Tek adama bu kadar yetki verildiğinde, tek bir kişi her şeye karar verdiğinde ülke iyiye değil, kötüye gitmiş ve biz bu filmi yüz yıl önce izlemişiz. Şimdi tekrar izlemeyelim diyorum.

Gene, Cumhurbaşkanı bugün yaptığı bir açıklamada aynen şöyle diyor: “Şu para var ya, şu para nelere muktedir, şu kapitalizm? Denizlerin kenarlarını, orman alanlarını betona çevirme gayreti içerisinde olanlar var.” Biz de soralım: Kim bunlar? Atatürk Orman Çiftliği’ni talan edenler kim? Oraya ruhsatsız saray yapanlar kim?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum.

Buyurun.

ERKAN AYDIN (Devamla) – Okluk Koyu’na 300 odalı saray yapanlar kim? İstanbul’da deprem toplanma alanlarına bile gökdelenler yapıp daha sonra “İstanbul’a ihanet ettik.” diyenler kim? Karadeniz ormanlarının tepesinde Katar Şeyhiyle dolaşıp kupon arazi bakanlar kim? Orada madencilik yapılırken, Artvin’de, o kadar insan direnirken oralara izin verenler kim? Binlerce ağacın kesilmesine üçüncü havalimanında göz yumup kuşların göç yoluna havaalanı yapanlar kim?

İşte geldiğimiz nokta: Kurum ve kurallara uymazsanız, “Ne Anayasa tanırım ne yasa tanırım.” derseniz, işte bugün yaptığınız gibi itirafa gelirsiniz ve sanki bunları yapanlar başkasıymış gibi de “Buraları kapitalizmin rant alanına çevirdiler.” diye şikâyet edersiniz. Ondan sonra da günün sonunda “Aldatıldık, Allah affetsin, millet affetsin.” dersiniz.

Ama bu sefer öyle olmayacak, martın sonu bahar olacak diyoruz. Ne Allah affedecek ne millet affedecek diyorum.

Saygılar sunuyorum Genel Kurula. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – İşlemi tamamlayayım, ondan sonra vereyim Sayın Akbaşoğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim değerli Başkanım.

Biraz evvel konuşan hatibin iddialarını tabii ki asla kabul etmek mümkün değil çünkü birçok kafa karışıklığıyla ilgili ortaya konmuş bazı cümleler var. Bunlardan bir tanesi “ruhsatsız saray” diye ifade ettiği Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’yle ilgili. Tutanaklara da geçirdiğimiz veçhile hem iskân belgesini hem Ankara 5. İdare Mahkemesinin kararını hem Danıştayın onama kararlarını burada ibraz etmiştik. Herhangi bir ruhsatsız yapının söz konusu olmadığını, İmar Kanunu’na uygun olduğunu ifade etmiştik. Bir örnek sadece, bu yeterlidir diye düşünüyorum.

22 milyar, eski parayla 22 katrilyon, esnafımıza 2019’da kredi kullandırma; çiftçimize, işçimize, emeklimize, memurumuza, toplumun bütün kesimlerine ilişkin, hakikaten iyileştirmeye ilişkin bütün paketler her gün müjdeler hâlinde açıklanıyor. Bu da bütün kamuoyunun bilgisindedir, dolayısıyla bu iddialara katılmamız mümkün değildir.

Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır.

İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                                   Mahmut Toğrul                                           Habip Eksik                                           Abdullah Koç

                                        Gaziantep                                                      Iğdır                                                          Ağrı

                              Mehmet Ruştu Tiryaki                                   Erol Katırcıoğlu

                                         Batman                                                     İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                     Feridun Bahşi                                 Mehmet Metanet Çulhaoğlu                              Lütfü Türkkan

                                         Antalya                                                      Adana                                                      Kocaeli

                                      Hüseyin Örs                                              Bedri Yaşar

                                         Trabzon                                                     Samsun

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Ağrı Milletvekilimiz Sayın Abdullah Koç.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Tekrar size geçmiş olsun diyorum Sayın Koç.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, maalesef, bu kürsüye çıkmadan önce bugün yaşadığımız talihsiz bir olayı tekrardan huzurlarınızda dile getirmek istiyorum: Bugün, partimize ait olan Ankara HDP il binasının önünde, gözaltına alınan arkadaşlarımıza ilişkin bir basın açıklamasında bulunmak üzere ben ve milletvekilimiz Sayın Filiz Kerestecioğlu’yla birlikte alana gittik ve bir basın açıklamasında bulunmak istedik. Fakat maalesef, Ankara polisi tarafından ben darbedildim, Sayın Filiz Kerestecioğlu’nun ise yüzüne bir kimyasal madde sıkılmak suretiyle ve kendisi de darbedilmek suretiyle açıklama yapmamıza izin verilmedi. Hastaneye müracaat ettik ve rapor aldık, bu konuda suç duyurusunda bulunacağız ama bu yapılan saldırının bir anayasal suç olduğunu ve Anayasa’nın askıya alındığına ilişkin bir husus olduğunu belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de maalesef, Anayasa askıya alınmış durumdadır. Örneklerle bugün gündeme getirilen torba yasadaki mevcut olan hususları da dile getirmek istiyorum. Türk Hava Kurumu ve sivil havacılıktaki pilot ve kabin memurlarına gelir vergisi istisna oranı getirilmesi bile Cumhurbaşkanına verilecek olan bir yetkiyle getirilmek isteniyor. Cumhurbaşkanına aşırı yetki verilmesi, kabin memurlarından tutun hayatın her alanında karar vermesi, mutlak yetki sahibi olduğunun bir başka göstergesidir değerli arkadaşlar. Yani Türkiye’de adam kıtlığı var değerli arkadaşlar. Toplum çaresiz kalmış ve her şeye Cumhurbaşkanı karar verecek.

Bakın, bu Mecliste dâhi bir Meclis Başkanı seçilecek durum olmadığı hususu ortada. Meclis Başkanı, hem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı hem aynı şekilde Meclis Başkanı olarak da görev yapıyor. Yani ikisini bir arada yürütüyor. Bakın, diyor ki: “Bütün mesaimi İstanbul’daki çalışmalara vereceğim.” Fakat aynı zamanda da Meclis Başkanı.

Arkadaşlar, bu şekliyle de Anayasa gerçekten askıda. Anayasa’nın 94’üncü maddesi çok açık: Meclis Başkanı ve başkan vekilleri siyaset yürütemez. Şu anda siyaset yapıyor, çalışmalara katılıyor ve ne yazık ki yine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası askıya alınmış durumda.

Değerli arkadaşlar, ülkede gerçekten Anayasa’nın askıda olduğunun bir diğer örneğini ise size şu şekilde vereceğim: Değerli arkadaşlar, benim seçim bölgem olan Ağrı’da, Aras Elektrik Anonim Şirketi, Doğubeyazıt’ta Patnos’ta ve Ağrı Sanayi Bölgesi’nde zorla iş yerlerine, evlere ve konutlara girerek, evlerdeki ve konutlardaki sayaçları sökerek telefon direklerine asıyor. Hiçbir mahkeme kararı olmadan polis vasıtasıyla, polis eşliğinde evlere giriyor, konutlara giriyor ve elektrik sayaçlarını direklere asıyor. Direklere asarken de arkadaşlar bu şekilde… Türkiye’nin hangi yerinde böyle bir uygulama var? Bakın, bu da bir Anayasa suçudur, konut dokunulmazlığını ihlal söz konusudur. Buna baktığınızda da gerçekten Türkiye’de yine Anayasa’nın askıda olduğunu görüyorsunuz değerli arkadaşlar.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Sürekli yardım alan ailelere belli bir oranda elektrik harcama ihtiyacını vereceğiz.” Peki, ne yapıyorsunuz? Burada da halkın evine zorla müdahale ediyorsunuz ve halka bu şekilde müdahalede bulunuyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu iktidar ekonomik krizin açığını halkın ensesine ve esnafın sırtına yükleyerek bu şekilde kapatmak istiyor ama gerçekten Türkiye bu anlamıyla da yeniden bir Anayasa ihlal suçunu işliyor.

Ağrı’nın Diyadin ilçesinde polis memurları vatandaşların ikametgâhında soruşturma yapıyor. Gidiyor -vatandaş çarşıdadır ya da çalışma alanındadır- tutanak tutuyor ve oradaki kayıtla arkadaşlar, kendisinin kaydını siliyor ve bu şekilde oy kullanma olanağını ortadan kaldırıyor. Bu da bir Anayasa suçudur ve Anayasa’nın askıda olduğunun başka bir uygulamasıdır.

Bütün bu uygulamalar Anayasa’ya aykırı uygulamalardır değerli arkadaşlar ancak Anayasa askıda olduğu için de Anayasa Mahkemesi de bunun bu denetimini yapamıyor ne yazık ki. Ama şuradan belirtmek isterim ki halkın vücuduna yapışan ve sömüren Aras Elektrik Dağıtım AŞ gibi sermaye şirketlerine bu halk yeri ve zamanı geldiğinde hesabını soracak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum, buyurun.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Başkanım.

Bu ülkede mutlaka ama mutlaka demokrasi, onurlu bir yaşam ve insan hakları ilkeleri hâkim olacaktır. Bu günler yakındır. Bu mücadelenin takipçisi ve öncüsü de biz olacağız.

Teşekkür ediyorum sevgili arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, bir açıklamada bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Biraz evvel konuşmasında hatip dedi ki… Milletvekili seçimleri ve belediye seçimleriyle ilgili biliyorsunuz bir uygulama var. Bu uygulamayı dün biz müdellel bir şekilde izah etmiştik ama buna rağmen yine tekrar Anayasa’nın askıda olduğunu ve Anayasa’nın çiğnendiğini defaatle ifade edince tekrar hatırlatmak ihtiyacı hissettiğim için söz aldım.

Sayın Meclis Başkanının istifasıyla ilgili sadece Anayasa’nın 94’üncü maddesi yok. Anayasa’nın 94’üncü maddesi düzenlemiş ama Siyasi Partiler Kanunu’nun 24’üncü maddesi de düzenlemiş, 1983 tarihli. Mahalli İdareler Kanunu’nda -1984 tarihli- bir düzenleme getirilmiş. Bunların hep beraber -Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu, Mahalli İdareler Kanunu- beraberce değerlendirilmesi gerekiyor. 94’üncü maddesindeki hüküm Siyasi Partiler Kanunu’ndan aynen alınmış, bir istisna getirilmiş, denmiş ki: “Yeniden milletvekili adayı olmaya ilişkin faaliyetleri bu hükmün dışındadır.” Yani Meclis Başkanıyken milletvekili adayı olduğunda ilgili Meclis Başkanı -uygulamada da böyle olmuş- istifa etmeden milletvekili adayı olarak bu süreç yaşanmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Milletvekilliği ve Meclis Başkanlığı farklı şeyler.

BAŞKAN – Toparlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Mahalli idareler seçimleriyle ilgili de bakınız 2972 sayılı Kanun’un 17’nci maddesi diyor ki: “Milletvekilleri, belediye başkanları, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri ile muhtarlar mahalli idareler seçimlerinde adaylıklarını koyabilmek veya aday gösterilebilmek için görevlerinden istifa etmek zorunda değildirler.” Bir milletvekili belediye başkanı adayı olduğu takdirde seçildiğinde on beş gün içerisinde tercih hakkı getirmiş bu kanun. 1984 tarihli bu kanun, yeni bir kanun değil.

Sonuç itibarıyla bu kanunun 36’ncı maddesi de Milletvekili Seçimi Kanunu’na, Siyasi Partiler Kanunu’na, Seçimlerin Temel Hükümleri Kanunu’na atıf yaparak hüküm bulunmayan hâllerde Mahalli İdareler Kanunu’nun ilgili maddesinin uygulanacağını dercetmiş, açık. Dolayısıyla, Anayasa 94’üncü madde metnine bağlı kalarak sadece yorum yapılırsa yanlış ve eksik bir hükme varılır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ama Siyasi Partiler Kanunu ve Mahalli İdareler Kanunu’yla beraber olaya bakıldığında bunun kişilerin takdirinde olduğu, istifa edip etmemenin kendi takdirlerinde olduğu…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Anayasa esas değil mi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …ve nitekim milletvekilliği seçimi için hiçbir Meclis başkanının da görevinden istifa etmek suretiyle milletvekili seçimlerine katıldığı bir uygulama örneğinin bulunmadığını hatırlatmak isterim.

Teşekkür ederim.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan…

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bu konuda dün arkadaşlarımız epey bir tartışma yaşadı. Ben tekrar bu tartışmaların burada aynı mahiyette devam etmesini arzu etmiyorum. Çünkü…

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, çok kısa söz istiyorum, çok kısa.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bir saniye.

Şimdi, doğal olarak bu tartışma sürecekse kamuoyu önünde daha sonra yapılabilir ama bizim de şu anda yürüteceğimiz bir yasama faaliyeti var ve bu konu dün oldukça geniş bir şekilde burada tartışıldı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, o zaman aynı konuda söz vermemeniz gerekiyordu. Verdiğiniz zaman eşit davranmanız gerekiyor.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, ben bir sayın grup başkan vekili söz istediğinde ne konuşacağını bilerek söz vermiyorum, o kendisi söz istiyor tıpkı sizlerin istediğiniz gibi veriyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Biz de o zaman söz istiyoruz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bu konu kamuoyunda da tartışılıyor, değerlendiriliyor ama tekrar tekrar tartışılmasını da… Şu anda kanun maddesini görüşeceğiz, çünkü dün epey bir süre buna zaman ayırdık.

İsterseniz ben birer dakika arkadaşlarıma söz vereyim, daha fazla tekrara kaçmayalım bu konuda. Herkes bu konuda görüşlerini söyledi, bütün grup başkan vekilleri bu konuda görüşlerini söyledi.

Buyurun Sayın Tiryaki.

46.- Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin, istifa müessesesinin tartışmalı olduğunun söylenebileceğine ama Anayasa’nın Meclis Başkanının üyesi bulunduğu siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamayacağını belirten emredici hükmünün bulunduğuna ve Binali Yıldırım’ın da uymak zorunda olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, istifa müessesesinin tartışmalı olduğu söylenebilir yani bu ayrı bir tartışma konusu. Sayın Meclis Başkanının istifa etmesi gerekir miydi, gerekmez miydi; hukuken istifa etmesi gerekir miydi, gerekmez miydi; etik olarak, siyasi ahlak açısından istifa etmesi gerekir miydi, gerekmez miydi; bu ayrı bir tartışma konusu, buna ilişkin bir şey söylemeyeceğim. Sorun şu: Anayasa’nın çok açık bir hükmü var. Bu hüküm diyor ki Meclis Başkanı için: “Siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamazlar.” Çok açık, Anayasa’nın emredici hükmü. Bakın, öbür kısmı tartışılabilir, ona ayrıca bir rezervimiz var, kabul etmek anlamında söylemiyorum. Fakat Sayın Meclis Başkanı bugün itibarıyla 31 Mart tarihine kadar herhangi bir anda partisiyle, parti grubuyla, parti bayrağıyla, rozetiyle, partilileriyle bir çalışma içine girerse eğer, Anayasa’yı korumak zorunda olan Sayın Başkan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Toparlayalım ama değerli arkadaşlar, lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Herhangi bir biçimde partisiyle beraber, partisinin grup üyeleriyle beraber bir çalışma içerisine girerse eğer, tekrar söylüyorum, Anayasa’yı korumada, Anayasa’nın uygulanması konusunda sorumluluk sahibi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı doğrudan Anayasa’yı ihlal etmiş ve Anayasa suçu işlemiş olacaktır. Bu konuda 19 Şubat tarihinde resmî aday başvuruları yapılacak seçim kurullarına. O tarihe kadar olur da parti başvuruda bulunmazsa bu faaliyetler suç olduğu için cumhuriyet savcılarının işlem yapması gerekir. 19 Şubat tarihinde başvuru yapılırsa eğer, o tarihten itibaren Yüksek Seçim Kurulunun Anayasa 79’a göre bu faaliyetleri durdurması gerekir. Bu çok açık, bu hepimizi ilgilendiriyor, Sayın Binali Yıldırım’ın adaylığı meselesi değil. Eğer Anayasa üstünse hepimiz gibi Sayın Başkan da buna uymak zorunda.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Türkkan, siz de birkaç cümleyle bu konuda görüşünüzü belirtin.

Sayın Bayraktutan, sonra size Sayın Özkoç yerine söz vereceğim.

Toparlayalım değerli arkadaşlar bu konuyu da.

Buyurun Sayın Türkkan.

47.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve parti taassubundan çıkılıp yasaya, Anayasa’ya uyulması gerektiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma Partisi grup başkan vekili olan arkadaşımızın, yasaları, Anayasa’yı bükerek bu Anayasa ihlaline meşruiyet kazandırma çabalarını bir parti taassubu içerisinde yaptığını düşünüyorum. Yoksa kendisinin hukukçu olduğunu biliyorum, bir hukukçu olarak en az benim kadar bu konunun çok yasal olmadığını biliyor.

Bakın, bu kitabın ismi “Anayasa.” Anayasa, devlet ile vatandaş arasında bir akittir. Bu akdin dışında davrananların kendisi, akde uyulmaması hâlinde gerekli yaptırımların uygulanmasına hazır demektir.

Bir şey daha söyleyeceğim size: Anayasa’yı ihlalde zaman aşımı da yok. Sayın Meclis Başkanını, Anayasa’ya uymamak gibi bir yola itiyorsunuz. Sayın Meclis Başkanına suç işletiyorsunuz. Biraz evvel okudu arkadaşımız, Anayasa’da “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına -dahi- katılamazlar…” diye bir ibare var.

Şimdi, seçim bir siyasi faaliyettir, seçim faaliyetlerine katılması Anayasa’nın 94’üncü maddesini ihlal ediyor anlamına gelmektedir. Bir daha tekrar ediyorum: Sayın Binali Yıldırım’a Anayasa’yı çiğnetmeyin. Sayın Binali Yıldırım bu mevkinin başında oturduğu sürece… Burada herkese yasalara ve Anayasa’ya uymakla ilgili telkinde bulunan bir Meclis Başkanının kendisinin bu yasaya, Anayasa’ya uymaması -dün de söyledim- toplumda sivil itaatsizliğe uyanlara da meydan açar. Doğru iş yapmıyorsunuz, bu yaptığınız iş… Biraz evvel Sayın Yavuz Ağıralioğlu söyledi, yani o zaman Ekrem İmamoğlu seçilince de gelip Meclis Başkanlığı yapsın. Niye? “E, fark etmez?” Yasada yazmıyor. “Olabilir.” Anayasa’da yok. “Olabilir.” Ya, böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir daha söylüyorum: Lütfen parti taassubundan çıkın, yasaya ve Anayasa’ya uyun. Bu yasalar ve anayasalar bir gün sizin karşınıza farklı bir şekilde geldiğinde ne yapacağınızı şaşırabilirsiniz, haberiniz olsun. Bu da benden size uyarma olsun.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Uğur Bey, siz de birkaç cümleyle düşüncelerinizi ifade edin, maddenin diğer bölümlerine geçelim.

48.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Anayasa’nın 67’nci maddesinin seçimlerin hangi koşullarda yapılacağını düzenlediğine ve 94’üncü maddesinin son fıkrasında görevi gereği hâller dışında Meclis Başkanı ve başkan vekillerinin siyasi faaliyetlere katılamayacağının ifade edildiğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Anayasa’nın 67’nci maddesi gayet açık. “Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları” madde başlığı altında seçimlerin hangi koşullarda yapılacağını düzenlemiş madde. “Seçimler … eşit, gizli, tek dereceli, genel…” diye tek tek madde koymuş; eşitlik ilkesine uymak gerekir, demiş.

Şimdi, 94’üncü maddenin son fıkrasını diğer grup başkan vekilleri de anlattı. Bu maddeyi okuyup da anlamamak için hukukçu olmaya gerek yok. Çok açık, net. Bu maddeyi burada tartışmak abesle iştigal. 94’üncü maddenin son fıkrası diyor ki: Görevi gereği hâller dışında Meclis Başkanı ve başkan vekilleri siyasi faaliyetlere katılamazlar.

Sayın Başkan, ben sizin bu konudaki hassasiyetinizi bildiğim için… Sizin hassasiyetinizi biliyorum, siz siyasi partinin faaliyetlerine katılmıyorsunuz oraya oturduktan sonra. Bunu Meclis Başkanı bilmiyor mu? Biliyor. Ama bir gerçek var. Rüzgârlar yukarıdan esince hukuk kenara itiliyor, hukuk unutuluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sözlerimi tamamlayayım Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Toparlayın.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum.

94’üncü maddenin son fıkrasındaki hükmü, inanıyorum ki… Sayın grup başkan vekilinin de özel sohbetlerde, kapalı kapılar ardında neler dediğini tahmin ediyorum. Bunu anlamamak için hukukçu olmaya gerek yok. Bunu tartışmak abesle iştigal. Sayın Meclis Başkanının yapacağı tek şey var: Bu, siyasi faaliyet midir, görev midir? Eğer Sayın Meclis Başkanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday olmayı kendisi için bir görev addediyorsa ona söyleyeceğim bir tek şey vardır: “Pes!” derim. Başka bir şey demiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, son kez bir toparlama için söz veriyorum, sonra bu konuyu kapatacağım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O zaman sırayla bize de söz vereceksiniz Başkanım, öyle bir şey olmaz.

BAŞKAN – Hayır, bir saniye değerli arkadaşlar… Lütfen artık…

49.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siyasi Parti Kanunu’ndaki milletvekilleri için geçerli olan hükmün belediye başkanlıkları, muhtarlıklar, il genel meclisi üyelikleri için de geçerli olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hiçbir yorum yapmayacağım.

1982 tarihli Anayasa’nın 94’üncü maddesini arkadaşlarımız okudular.

Ben de 1983 tarihli Siyasi Partiler Kanunu’nun 24’üncü maddesini aynen okuyorum: “Bir siyasî partinin…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kanun Anayasa’nın üstünde değildir.

BAŞKAN – Bir saniye değerli arkadaşlar…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Anayasa’nın nasıl uygulanacağını gösteriyor kanun, Anayasa’nın nasıl uygulanacağını gösteriyor.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kanun maddesi okuyacağım.

BAŞKAN – Tamam, peki.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bakın, bu doğru bir uygulama olmuyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Bir siyasî partinin grup genel kurulu, o partinin milletvekillerinden oluşur. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin ve parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamazlar. Ancak, yeniden milletvekili adayı olmaya ilişkin faaliyetleri bu hükmün dışındadır.”

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Milletvekili adayı mı kardeşim yahu?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tamam, devam ediyorum, bir kanun maddesi daha okuyacağım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bu doğru bir uygulama değil.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 2972 sayılı 1984…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir cümle...

BAŞKAN – Bir saniye… Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 2972 sayılı 1984 tarihli Mahalli İdareler Seçim Kanunu’nun 36’ncı maddesi diyor ki: “Bu Kanunda özel hüküm bulunmayan hallerde Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun, Siyasi Partiler Kanunu ve Milletvekili Seçimi Kanunu ve bunların ek ve değişikliklerinin bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” diyor.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim, anlaşılmıştır.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Yani milletvekilliği, Siyasi Parti Kanunu’ndaki milletvekilleri için geçerli olan hüküm belediye başkanlıkları, muhtarlıklar, il genel meclisi üyelikleri için de geçerlidir, kanun diyor, ben demiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yahu biz Meclis Başkanından bahsediyoruz, milletvekilinden değil, Meclis Başkanı.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla bu kanun o kadar açık ki hiçbir tartışmaya mahal bırakmıyor, açık hukuka uygunluk durumunun söz konusu olduğu görülüyor.

Sağ olun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekili Sayın Feridun Bahşi.

Buyurun Sayın Feridun Bahşi…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Yüksek Seçim Kurulu belediye başkan yardımcısının istifasını istiyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz, bir söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Feridun Bahşi’yi ben davet ettim, buyurun Sayın Bahşi…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, toparlama yetkisini niye oraya veriyorsunuz? O nasıl toparlıyor?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz… Feridun Bahşi Bey, lütfen çıkmayın, böyle oturur musunuz.

BAŞKAN – Sayın Bahşi, ben sizi kürsüye davet ettim, lütfen buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Efendim, niye öyle bir uygulama yapıyorsunuz?

BAŞKAN – Ben söz veririm size.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Grup başkan vekillerine verip bir daha tekrar…

BAŞKAN – Sayın Türkkan, ben Sayın Bahşi’yi davet ettim, lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Uygun bir tutum değil takındığınız, bunu hatırlatmak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen oturunuz, ben Sayın Bahşi’yi kürsüye davet ettim.

Ben hiçbir grup başkan vekilimizin söz istediğinde söz vermekten imtina etmiyorum değerli arkadaşlarım, lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Efendim, ben de istiyorum o zaman, ona veriyorsunuz, böyle bir şey olur mu?

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Otur yerine otur, otur!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BAŞKAN – Lütfen değerli arkadaşlar, konuşmacıların da insicamını bozmayalım. Sayın Bahşi, siz Genel Kurula hitap ederek konuşmalarınızı sürdürünüz lütfen.

Lütfen değerli arkadaşlar, sizler de laf atmayın oradan.

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Kendini mi göstermek istiyorsun? Grup başkan vekilliğine mi adaysın? Psikolojik problemin mi var?

BAŞKAN – Sayın Bahşi… Sayın Bahşi…

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Dön önüne, dön önüne lan!

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Laf atma!

BAŞKAN – Sayın Bahşi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Senin canın mı sıkılıyor kardeşim ya? Canın mı sıkılıyor senin? Canın sıkılıyorsa git içeri, grubu bozma, hadi! Böyle bir şey olur mu canım!

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

Sayın Bahşi, siz konuşmanıza başlayınız lütfen.

Sürenizi başlatıyorum.

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – AK PARTİ milletvekili arkadaşlardan bazılarının zannediyorum psikolojik hastalıkları ya da grup başkan vekilliği talepleri var ki -sıkça burada- ben kimseye sataşmazken buradan bana bile laf atıyorlar. Bu, ayıp bir şeydir, bu saygısızlığı yapmasın.

Sayın grup başkan vekilleri, grubunuza hâkim olun lütfen. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesiyle ilgili önergemiz üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun üzerine konuşmama başlamadan önce tek tip askerlik ve bedelli askerlik konusunu bir kez daha Genel Kurulun gündemine getirmek istiyorum. Bilindiği gibi Türkiye’de profesyonel askerliğe geçiş çalışmaları yapılmaktadır. Bu da ancak tek tip askerlik yasasının yürürlüğe girmesiyle gerçekleşebilecektir. Konuyla ilgili ekim ayında verdiğimiz yasa teklifi hâlâ komisyonda bekletilmekte, Genel Kurula getirilmemektedir. Bedelli askerlik konusu ise tam bir dram hâline gelmiştir. Bedelli askerlik için müracaat eden 634 bin gencin amacı bir an önce askerliklerini bitirip hayatlarına yön verebilmek iken, açıklanan celplerle kademeli olarak 2020 yılının Aralık ayına kadar askerlikler uzamıştır. Bu da ağır bir mağduriyet yaratmıştır. Bu çocuklar, bedelli konusunda yurt dışından müracaat edenlere tanınan uzaktan eğitim hakkından yararlanmak istemektedirler. Yasa teklifimizin bir an önce Genel Kurula getirilerek beklenti ve mağduriyetlerin giderilmesi öncelikli talebimizdir.

Değerli milletvekilleri, teklifin 4’üncü maddesiyle, Türk Hava Kurumu ile sivil havacılıkta görevli pilotlar ve sertifikalandırılmış personele yapılan aylık ücret ödemelerinin gerçek safi değerlerinin yüzde 70’i gelir vergisinden muaf tutulmaktadır. Ayrıca, Cumhurbaşkanına mevcut istisna oranını yüzde 100’e kadar artırma veya sıfıra kadar indirme yetkisi de verilmektedir. Anayasa’nın 10’uncu maddesi eşitlik ilkesini düzenlemiştir, buna göre, herkes yasa önünde eşit olup hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmayacak, devlet organları da eşitlik ilkesine uygun hareket edecektir. Yine, 13’üncü maddeye göre ise yasalarla yapılacak her türlü sınırlama ölçülülük ilkesine uygun olacaktır. Ve 73’üncü maddeye göre, herkes mali gücüne göre vergi ödeyecek, vergi, resim ve harçlarla ilgili düzenlemeler kanunla yapılacak, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı amacıyla Maliye sosyal politikalar oluşturacaktır. 4’üncü maddeyle Cumhurbaşkanına tanınan bu yetki özellikle Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik ilkesine, 13’üncü maddesindeki ölçülülük ilkesine ve 73’üncü maddeye açıkça aykırıdır dolayısıyla düzenleme Anayasa’ya aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde uygulanan vergi sistemi ise insanımızı bunaltmaktadır. Tüm dünyada dolaylı vergilerin genel vergi tahsilatı içindeki payı azalırken Türkiye’de artarak devam etmekte ve vergide adaletsizlik çoğalmaktadır. Sabah kalkan insanımız daha yüzünü yıkarken atık su bedeli adı altında dolaylı vergilere tabi tutulmakta, akşama kadar da benzer durumlar devam etmektedir. Bir tek elektrik faturasından bile 9 ayrı vergi alınmakta, tüketilen elektriğin yaklaşık 2 katı kadar fatura düzenlenmektedir. 2019 bütçesinde 765,5 milyar lira vergi toplanacaktır. Bu verginin 250 milyar lirası doğrudan, 506 milyar lirası yani yüzde 67’si ise dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Hâlbuki Avrupa Birliği ülkelerinde dolaylı vergi oranı yüzde 26 civarındadır.

Değerli milletvekilleri, vergi mevzuatı basit ve anlaşılır hâle getirilmeli, her mükellef hangi işlem karşısında nasıl ve ne kadar vergi ödeyeceğini hesap edebilmelidir. Ayrıca asgari ücretten vergi alınmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bahşi, bir dakika ilave ediyorum.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) - Teşekkür ederim efendim.

Lüks yat ve kotra sahiplerinin kullandığı akaryakıttan vergi alınmazken çiftçinin kullandığı akaryakıttan 2 kat fazla vergi alınmaktadır. Bu adaletsizliklere son verilmeli, çiftçinin kullandığı mazot, gübre, ilaç ve tohumdan vergi alınmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, bugün ortadan tamamen kaldırdığınız “hukuk” “adalet” ve “eşitlik” kavramlarını vergi sisteminden başlayarak tekrar ikame etmek mecburiyettir. Anayasa’nın –fazla girmek istemiyorum ama- 94’üncü maddesine, 10’uncu maddesine, 13’üncü maddesine ve 73’üncü maddesine aykırı davranmayalım, Anayasa’ya aykırı yasa çıkarmayalım.

Gelin, bu teklifin Anayasa’ya aykırı olması sebebiyle, 4’üncü maddeyle ilgili verdiğimiz önergeyi kabul ederek Anayasa’ya aykırılığı giderelim.

Büyük Türk milletini ve Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bahşi.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                         Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Bursa

                                  Ömer Fethi Gürer                                       Faruk Sarıaslan                                 Mehmet Ali Çelebi

                                           Niğde                                                     Nevşehir                                                      İzmir

MADDE 4 - 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

"17. Kamu kurum ve kuruluşları hariç Türk Hava Kurumu veya kanuni veya iş merkezi Türkiye'de bulunan müesseselerde uçuş maksadıyla görevlendirilen, hava aracının sevk ve idaresiyle görevli pilotlar ile uçuş esnasında uçak içinde hizmet veren yetkili sivil havacılık otoritesince sertifikalandırılmış kabin memurlarına ödenen aylık ücretin gerçek safi değerinin %70'i.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, İzmir Milletvekilimiz Sayın Mehmet Ali Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Çelebi.

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Mevcut düzenleme havacılık sektöründeki yetişmiş iş gücünün, pilotların, kabin memurlarının maaşlarından kesilen vergi oranını artıran bir düzenleme. Yani pilotların ve kabin memurlarının lehine değil aleyhine bir düzenleme. Peki, bununla hangi sosyal yarayı kapatıyorlar? Hiçbir şeyi. Sektörde neyi düzeltiyorlar? Hiçbir şeyi. Bir pilot kardeşiniz olarak, helikopter ve uçak pilotu kardeşiniz olarak “Pilot nedir?” diye soracak olursanız: Pilot sinirleri alınmış adamdır, pilot soğukkanlı adamdır, sadece iniş esnasında 600 karar veren adamdır, işi saniyelerle değil milisaniyelerle olan adamdır. Biraz da kötü huyumuz vardır, o da ilgili ilgisiz her konuyu pilot oluşumuza getirmemizdir, tek olumsuz yanı da budur herhâlde.

Şimdi, mevcut yasal düzenleme kabin memurları ve pilotlar olmak üzere toplam 30 bin kişiyi kapsıyor ve bu düzenlemeyle 375 milyonluk gelir sağlanıyor. Yani lehine değil, pilotların ve kabin memurların şu an cebine el atıyoruz bu düzenlemelerle. Özetleyecek olursak, şu an yüzde 15’i vergiye tabi maaşların, bu düzenlemeyle yüzde 30’u vergiye tabi olacak. Bu düzenlemenin özü budur ve bunu da Anayasa’ya aykırı olarak daha da artırma imkânları verilmiştir.

Şimdi, Emirates’e baktığımızda -hani “Eşit işi yapan eşit ücret alır.” diyoruz ya- 14-15 bin dolar seviyesinde pilotlarımız almaktadır, Türkiye’de ise 9-10 bin dolar. Zaten baştan bir adaletsizlik var burada ve ikinci pilotlar da 135 bin euroluk bir eğitim sonrasında bunun geri ödemesini on senede yapmaktadırlar. Zaten az maaş almaktadırlar. Şimdi ben “Eşit işe eşit ücret.” diyeceğim de utanıyorum. Niye? Çünkü bu adaletsizlik şu kapıyı çıkar çıkmaz başlıyor. Size kimlerden bahsedeceğim? Şuradaki çay ocağındaki kadrolu personelden biraz bahsetmek istiyorum. Aynı çay ocağında aynı işi yapan 4 personelden bahsedeceğim size. Başbakanlıktan gelen 4/D’liler ile normal 4/D’liler arasında -aynı işi yapıyor bunlar- bin lira fark var, buradaki diğer görevli 4/B’liler ile 4/D’liler arasında bin lira fark var, 4/A’lılar ile 4/B’liler arasında bin lira fark var. Yani adaletsizlik, yani bu çorba düzeni şuradan başlıyor, Türkiye’nin her yerine sirayet ediyor. Bitmedi, Başbakanlıktan gelen 4/D’linin yemek parası 5,5 lira, normal 4/D’lininki 16 lira, Başbakanlıktan gelenler üvey evlat, sadece çorba ile pilav alabiliyorlarmış, tatlısı, şuyu buyu yok. Yani düşünebiliyor musunuz son durumu? Bitmedi, Başbakanlıktan gelen polis arkadaşlar -helalühoş olsun, olması gereken de budur- diğer, yerleşkeyi koruyan personelden bin lira fazla alıyorlar -adaletsizlik düzenine bakın- ve ücretsiz yemek yiyorlar, olması gereken de o. Personel nöbete kaldığında muhalefet kulisinde yemek ücreti ödeniyor, affedersiniz ama iktidar kulisinde belli personele ödeniyor, diğer kalana ödenmiyor. Lütfen bununla ilgilenirseniz sevinirim. Yani bunu bildiğinizi düşünmüyorum çünkü böyle bir ayıp sürdürülemez.

HAYDAR AKAR(Kocaeli) – Doğan Bey biliyor!

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) – Şimdi pilotlara geri dönelim. Aylık ciro hesabına bakıyorum: 2 pilot 5 milyon TL ciro yaptırıyor ayda, 2 pilot sadece. 160 yolcu 250 eurodan Avrupa’ya git gel 80 bin euro, ayda 10 kere sefer yapsa 800 bin euro, 5 milyon TL ciro, biz de bu adamların cebine el atmaya çalışıyoruz. Burada söylemek istediğim şu: Bu adamlar kaçarsa uçaklar yerde kalır, “ground” olur, o zaman edeceğimiz zarar daha fazla ve şu an son bir yılda 300’den fazla pilot ayrıldı. Dolayısıyla, gelir elde etmeye çalışıyorsunuz ama bunları kaçırmayın, bunlar giderse tecrübesi de gider, tecrübesiz pilot geldiğinde eğitim tekrarı alır, sert iniş yapar, o zaman yine ek maliyetler çıkar.

Gelelim kabin memurlarına: Kabin memurları da hava garsonu falan değildir, herkes öyle sanır. Şimdi uçağa bindiniz, personel sayısı az olduğundan, daha tırmanıştayken, eğimli bir şekilde, açıyla devam ederken uçak, bunlar tıkır tıkır servis araçlarını kullanmaya başlarlar ve bu da bel fıtığına ve çeşitli sorunlara sebep olur. Birçoğunda böyle kronik hastalıklar vardır. Neden? Personel sayısı az olduğu için. Uçaktaki gürültüden ve hasta hasta uçmaktan kaynaklı da kulakları kanamaktadır bunların ve duyma kaybı yaşamaktalar. Yaşadıkları sağlık sorunlarından dolayı “Uçuşa elverişli değilsin.” derlerse yere de alınmadan menedilebiliyorlar bunlar şu an.

İstirahat süreleri çok yetersiz. Siz uçaktan indiniz, yarım saat sonra on iki saatlik dinlenme süresi başlıyor. Sağlıklı bir uçuş için bunlar en az sekiz saat uyumak zorunda. Metropollerde bu saat dokuza iniyor zaten. Dokuz saatte hem uyuyacak hem ailesiyle zaman geçirecek hem yemek yiyecek hem duş alacak; hepsini dokuz saatte yapacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Çelebi.

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) – İzin durumlarına baktığımız zaman, hiçbir iş yerinde mazeretten kesinti yapılmaz, kabin memurlarında yapılıyor. Ve kabin ve kokpiti bölen uygulamalar var özellikle zamlarla ilgili. Kabin-kokpit bir bütündür, parçalanamaz; havacılıkta bir kuraldır bu, asla farklı uygulama yapmamanız gerekir, iş barışına da gölge düşürür bu olay. Artı, meslek hâline gelmiş ama daha bunların, kabin memurlarının meslek kanunları yok.

Sendikacılık durumuna bakıyoruz, Türk Hava Yollarında mevcut Hava İş Sendikası sarı sendika; üye olmayı şirket destekliyor. Şimdi rakip bir sendika çıktı, HAVA-SEN; oraya üye oldu diye birçok insan işten atıldı. Ve inanır mısınız, üye sayısı 15 bin olmasına rağmen 300 delegenin 85’i havacı, geri kalanı da kamyoncu; havacılığın kaderini kamyoncular belirliyor şu an.

Erken emeklilik şansları da yok. Harcırah dâhil her şeyden şu an vergi kesiliyor. Yani, sağlıktan ödün verilerek yapılan, amiyane tabiriyle sağlığın satılmasından kazanılan ücret yeni düzenlemeyle daha fazla vergilendirilmiştir.

Son sözüm de, kara havacı silah arkadaşlarımı buradan saygıyla selamlıyorum. Yüce Meclisi de saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                     Feridun Bahşi                                             Bedri Yaşar                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Antalya                                                     Samsun                                                      Adana

                                     Hasan Şubaşı                                           Lütfü Türkkan

                                         Antalya                                                     Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Antalya Milletvekilimiz Sayın Hasan Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Subaşı.

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerinde konuşmak için grubum adına söz almış bulunuyorum.

Bu teklif, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 29’uncu maddesini yeniden düzenlemiştir, muafiyet maddesidir. Bu madde, Türk Hava Kurumu pilotları, kabin memurları ve özel uçuş ve dalış kurumlarıyla ilgili istisnayı kaldırıp buradaki grubu, Türk Hava Kurumu ve benzer kurumları aynı kanunun 23’üncü maddesine tabi kılmıştır. Nedir 23’üncü madde? 29’daki muafiyeti kaldırıp 23’üncü maddede yüzde 70’lik bir muafiyetle sınırlamıştır. Biraz önceki hatibin de Sayın Çelebi’nin belirttiği gibi, burada 30 bin kişiyi ilgilendiren, 345 milyonluk hazineye bir kaynak aktarıldığından söz edilmiştir. Oysa bu 30 bin kişinin daha önce müktesep hakkı olan hakları elinden alınmış, 23’üncü maddede yüzde 70’lik bir sınırlama getirilmiştir. Açlık sınırında olan asgari ücretten Türkiye’de vergi alınırken yüksek gelir seviyesindeki bu kişilerden vergi alınmaması ayrı bir garabet olmakla birlikte müktesep hakların da korunması hukuk devletinin bir gereği olmalıdır. Ama bu torba yasalarıyla artık hukuk devleti ilkelerini takip ettirebilme, hukuk devleti sayılma şansımız neredeyse kalmamıştır.

Diğer taraftan, 4’üncü maddede bu 23’üncü maddedeki değişiklik aynı zamanda yüzde 70’lik istisnayla kalmayıp, muafiyetle kalmayıp yüzde sıfırdan yüzde 100’e kadar Cumhurbaşkanının değiştirme yetkisi, böyle bir yetki verilmiştir. Bu, neredeyse kanuna aykırı yeniden bir vergi koymak ya da vergiyi kaldırmakla eş değerdir yani Anayasa’nın 73’üncü maddesine karşı bir duruştur.

Sonra, çok ilginç, bir Cumhurbaşkanı yüzde sıfırdan yüzde 100’e kadar vergi artırma ya da sıfırlama yetkisini kendisine niye alır? Yani bakanlıklar varken, bakanlık bürokratları varken bütün yetkileri kendisinde niye toplar? Batı’ya baktığımız zaman, hukuk devleti sayılan demokratik ülkelerde cumhurbaşkanları bisiklete biner, arkasında da kimse olmaz, koşturmaz ama Türkiye’de ise binlerce korumayla gezmek ve binlerce insana ulaşmaması için setler çekilmek zorundadır çünkü herkes vergisi, alacağı, iş hayatı, personel ihtiyacı varsa personeli, bir yere işçi koymak istiyorsa, adama iş bulmak istiyorsa Cumhurbaşkanın peşinde koşmak zorundadır. Oysa kurumlaşmış bir hukuk devletinde sistem işlediği için cumhurbaşkanın peşinde hak aramak için ya da iş bulmak için, kredi bulmak için insanlar koşuşturmaz.

Ben adaletsizliklerden bahsetmişken burada asıl söz etmek istediğim, belediye başkanlarının, belediye başkanlığı yapmış olup da emekli olan arkadaşlarımızın durumudur. Bir örnek vermek istiyorum. Sincan merkez eski Belediye Başkanımız Aziz Gürsoy, belediye başkanlığı yapmıştır, sigortalıdır, yedi bin iki yüz gün prim ödemiştir, yirmi beş yıl sigortalıdır ve 59 yaşındadır, aldığı emekli maaşı 1.762 liradır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - Onun muadili emekli olmuş, Emekli Sandığından emekli olmuş aynı durumdaki bir belediye başkanı ise 4.500 lira almaktadır. Yine bu belediye başkanlarımızın maaşları 1.400 liradan başlar 4.500 liraya kadar çıkar; BAĞ-KUR’lu emekliler, sigortalı emekliler ve Emekli Sandığından emeklilerin böyle bir farklılığı vardır. Bunun sebebi, sigortadan ve BAĞ-KUR’dan emekli olan belediye başkanlarımız makam tazminatı alamaz. Oysa makam tazminatı bir görev karşılığıdır, ne gün sayısıyla ilgisi vardır ne yılıyla ilgilidir. Sigortalı ya da BAĞ-KUR’lu emekli bir belediye başkanının 4.500 lira maaş alabilmesi için dokuz bin gün primi tamamlaması ya da 61 yaşına ulaşması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Hemen toparlıyorum.

BAŞKAN – Toparlayın, buyurun.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Oysa Emekli Sandığından emekli olmuş belediye başkanlarımız aynı haklara çok önce kavuşmakla birlikte diğerleri ancak 61 yaşında alabilmektedir bu görev tazminatını. Bu hukuksuzluktur, adaletsizliktir. Hani elinizdeki torbaya -birçok kanuna- bu torbaların içine birtakım teklifler atılırken gerçekten düzeltilmesi gereken önemli bir konudur, dikkat çekmek istedim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Subaşı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı “Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                                   Faruk Sarıaslan                                Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                                        Nevşehir                                                      Bursa

MADDE 5- 193 sayılı Kanunun 29’uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan (2) numaralı bent aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“2. Subay, astsubay, erbaş ve erlere ve ordu hizmetinde bulunan sivil makinistlere, uçuş, dalış, gibi hizmetleri dolayısıyla verilen tazminatlar, gündelikler, ikramiyeler ve zamlar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uçuş maksadıyla görevlendirilen, hava aracının sevk ve idaresiyle görevli pilotlar ile uçuş esnasında uçak içinde hizmet veren personele fiilen uçuş hizmetleri ve kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan müesseselerde denizaltına dalış yapanlara fiilen dalış hizmetleri dolayısıyla yapılan aynı nitelikteki ödemeler;”

BAŞKAN – Komisyon bu okutulan önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekilimiz Sayın Nurhayat Altaca Kayışoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Kayışoğlu.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; tanıştırayım, bu Emine Arık. Milyonlarca emekçiden biri. Bursa’da yaşıyor. Emine Arık 59 yaşında. Bursa’da belediyenin bir kurumunun taşeron şirketinde çalışıyordu. On altı yıl boyunca bir temizlik görevlisi olarak sabah işine gitti, akşam evine döndü. Hiçbir sorun yaşamadı; ne bir ihtar aldı ne bir disipline sevk edilme olayı yaşandı, evine ekmek götürdü. Eşi hasta ve gördüğünüz gibi sobalı bir evde yaşıyor. Emine Arık’ın tek derdi ekmeğini kazanmak, geçimini sağlamak ve bu şekilde hayatını idame ettirmek. Avrupa’da yaşayan işçiler gibi emekli olayım, gezeyim, turist olayım yurt dışını gezeyim gibi bir hayali yok; bizim ülkemizdeki milyonlarca işçi gibi.

Emine Arık bir gün temizlik yaparken çöplerin bulunduğu bir depoda boş bir çikolata kutusu görüyor, o çikolata kutusu oradaki bir müdüre hediye olarak gelmiş ve o çikolata kutusuna bakıyor, içi boş, alıyor eve götürüyor. Niye götürüyor? Dikiş kutusu olarak kullanırım diye. Emine Arık sizin, bizim gibi her gün kendisine, ailesine kıyafetler alan bir ablamız değil, malum, dikiş yapıyor, eskilerini onarıyor ve boş çikolata kutusunu da dikiş kutusu olarak kullanmak üzere evine götürüyor ve hukuk tarihine, iş hukuku literatürüne, içtihat tarihine de “boş çikolata kutusu davası”yla adını yazdırıyor. Tazminatsız olarak, iş yerinin güvenini sarstığı gerekçesiyle işten çıkarılıyor. Emine Arık dava açıyor. Emekli değil, bu davası sekiz yıl sürüyor, 2010 yılında açtığı dava sekiz yıl sonra neticeleniyor. Önce, yerel mahkeme Emine Arık’ın tazminata hak kazandığına karar veriyor. Yargıtaya gidiyor, Yargıtay bunu bozuyor. Sonra tekrar geliyor, yerel mahkeme gidip yerinde keşif yapıyor “Ya, burası çöplük zaten, çöplükten alınmış boş bir kutu güveni sarsma olarak nitelendirilemez ve on altı yıllık emek boşa harcanamaz.” diyor, Yargıtayın kararına direniyor yerel mahkeme ve tekrar Emine Arık’ın tazminata hak kazandığına hükmediyor. Tekrar Yargıtaya gidiyor, Yargıtay tekrar bozuyor, Emine Arık hiçbir şekilde tazminatını alamadan bu dava sonuçlanıyor ve Emine Arık hâlâ adalet arıyor, hâlâ on altı yıllık emeğinin karşılığını istediğini söylüyor. Bu şekilde Emine Arık ortada kalıyor. Bu, neden böyle oluyor değerli arkadaşlar? Özellikle son dönemde -evet, dünyada bir müesses nizam var- yoksulun sırtından geçinen, emekçinin hakkını vermemek için, zengin daha çok zengin olsun, bu düzen böyle sürsün diye süren bir düzen var ama bir de bunun adalet boyutu var. İşte, son yıllarda siz -özellikle olduğunu düşünüyoruz ki iş davalarıyla ilgilenen avukat arkadaşlar da böyle düşünüyor- bir yargı kurdunuz. Nedir bu yargı? Özellikle iş davalarıyla ilgili, hukuk daireleri son dönemlerde işçiler aleyhine kararlar veriyor yani hukuka göre, kanuna göre, hele hele vicdanlarına göre karar vermeyip gelen dosyaları sermayenin lehine, işçinin aleyhine neticelendiriyorlar ve işçiler, emekçiler maalesef haklarını alamadan böyle basit şeylerle yüzüstü kalıyorlar.

İş Kanunu niye getirildi? İşçi zayıf olduğu için, korunması gerektiği için getirildi. Sosyal devlet Anayasa’mızda niye var? Zayıfları korumak için var. Peki, biz bunu somut olaylarda verilen Yargıtay kararlarıyla, içtihatlarla tersine çevirirsek ne anlamı var bu çıkarılan kanunların, Anayasa’daki bu konulan ilkelerin ne anlamı kalıyor? Maalesef, kalmıyor. O yüzden, son dönemlerdeki gelişmeler, işçilerin alacaklarını almasını engelleyen, uzatan, erteleyen zorunlu ara buluculuk, getirilen bölge adliye mahkemesi…

Bakın, değerli arkadaşlar, bölge adliye mahkemelerinde 3 hâkim var, tetkik hâkimleri yok, binlerce dosya gidiyor ve bu 3 hâkim dosyalara yetişemiyor. Ortalama bir buçuk yıl bölge adliye mahkemesinde ve Yargıtayda da ortalama üç yıl bu dosyalar bekliyor. Hani geciken adalet zaten adalet değil, bir de bunun yanında işçilerin aleyhine kararlar veriliyor yoğun bir şekilde. Bunu tekrar gözden geçirmesini talep ediyorum hem yüce Meclisimizin vekillerinin hem Hükûmetin yargıyla ilgili Bakanlığının hem de bütün vicdan sahibi hukukçuların.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu, toparlayın, bir dakika vereyim.

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Devamla) – Adalete herkesin ihtiyacı var ama emeğinin karşılığını almak için yıllarca mahkemelere gidip gelen işçilerin, emekçilerin çok çok daha fazla ihtiyacı var diyorum.

Bu maddeyle ilgili olarak da kazanılmış hakların bir şekilde ellerinden alınmasıyla ilgili Türk Hava Kurumu çalışanlarının ve sivil havacılıkta çalışan emekçilerin haklarının alınmasını da hukuken doğru bulmuyoruz diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin (2)’nci fıkrasındaki “mahiyetteki” ibaresinin “nitelikteki” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 İsmail Faruk Aksu                                         Arzu Erdem                                        Ahmet Özyürek

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                       Sivas

                                        Esin Kara                                        Ali Muhittin Taşdoğan

                                          Konya                                                    Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) –Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Arzu Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Erdem.

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesine ilişkin Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuzun vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi ve ekranları başında bizi izleyen aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 5’inci maddesi, 193 sayılı Kanun’un 29’uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendini değiştirmektedir. Yapılan bu değişiklik, subay, astsubay, erbaş ve erlere ve ordu hizmetinde bulunan sivil makinistlere, uçuş, dalış gibi hizmetleri dolayısıyla verilen ödemeler ile ilgili, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uçuş maksadıyla görevlendirilen, hava aracının sevk ve idaresiyle görevli pilotlar ile uçuş esnasında uçak içinde hizmet veren personele fiilen uçuş hizmeti ve kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan müesseselerde deniz altına dalış yapanlara fiilen dalış hizmetleri dolayısıyla yapılan aynı mahiyetteki ödemelere ilişkin mevcut istisna hükmünü aynen koruyacak şekilde düzenlemektedir. Yani yapılan değişikliğin sonucu olarak, kanun metnine eklenen kamu kurum ve kuruluşlarında belirtilen aynı mahiyetlerde görev yapan çalışanların 193 sayılı Kanun’un özellikle teşvik gayesiyle verilen ikramiyeler ve mükafatlarda vergi muafiyeti konusunu düzenleyen 29’uncu maddesi kapsamına alınması, bu görev tanımlarına bağlı olarak emek verenler ve çalışanlar için olumlu bir gelişmedir.

Değerli milletvekilleri, 7 ila 14 Ocak Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası’ydı. Özellikle değişen dünyada teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin görme engeli olanların mutlak ve mutlak mahkûm oldukları önemli araçlardan bir tanesi de beyaz bastonları. Bu açıdan, özellikle hepimiz için de engelli adayı olduğumuzu her yerde belirtirken özel olarak şunun üzerinde durmak istiyoruz: Engelli sayımız hakikaten ülkemizde 10 milyon civarında. Engellilerimizle ilgili -ben aslında “engelli” kelimesini de çok kullanmak istemiyorum, “dezavantajlı grup” olarak görülmesi gerekiyor- yapılması gereken düzenlemeler noktasında, mutlak ki hepimiz kafa yoruyoruz, hepimiz vicdanımızda yokluyoruz ve bu açıdan bilhassa görme engelinin ne kadar zor bir engel olduğunu, ben, İstanbul’da yapılmış olan bir etkinliğe katıldığım vakit kendimde yaşadım.

“Karanlığa Yolculuk”tu etkinliğin adı ve karanlığa yolculukta metroda, karanlık bir ortamda sadece diğer duyularınızla hareket ederek, elinize bir baston vermek suretiyle, yolunuzu ve yönünüzü bulmanız istendi. İşte, o zaman anladım ki duyularımızın ne kadar önemli olduğunu. Gözlerim yoktu ama kulaklarım büyümüştü, gözlerim yoktu ama ellerim ve yön duygum işittiğim seslere göre şekillenmekteydi.

O açıdan, gerçekten engellilerimizle ilgili sorunları hepimizin bir masaya yatırması gerekiyor ki bunu yapıyoruz, bu alanda çalışmalar da yapıyoruz, gerekli teklifleri de veriyoruz. En büyük hassasiyet belki de engelli olup evinde oturmak istemeyenler, toplum hayatına katılım sağlamak isteyenler ve “Kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum.” deyip hayat mücadelesi vermek üzere istihdam isteyenler… Bu konuyla ilgili özel çalışmalar yapılmalı ve engelli kardeşlerimize, en büyük sorunlarından bir tanesi olan işsizlik noktasında, istihdam noktasında öncelik tanınmalı. Özellikle bu yapılırken de kendi görev alanlarıyla, eğitim aldıkları alanlarla ilgili çalışılırsa, bununla ilgili bir değerlendirme yapılırsa çok sağlıklı olacaktır.

Üzerinde durmak istediğim bir başka konu da gümrük muhafaza memurlarımızdır. Gümrük muhafaza teşkilatı Türkiye Cumhuriyeti devletimizin dört adli kolluk gücünden bir tanesi. Bütçe görüşmeleri sırasında Sayın Bakanım da buradayken konuyu gündeme taşıdık ve bu konuyla ilgili olumlu bir geri dönüş oldu, bu da bizi ziyadesiyle mutlu etti. 5 bin personelle tüm dünyada kaçakçılıkla mücadele etmekte olup aynı zamanda gümrüklü yer ve sahaların asayişini de sağlamaktadır gümrük muhafaza memurlarımız. 1856 yılından bu yana görev alan bu kadim teşkilat 2017 yılında 2,5 milyar lira değerinde kaçak eşya ve 27 ton uyuşturucu yakalanmasına vesile olmuştur. Kaçakçılığa karşı verilen mücadelede ticaretin güvenini sağlamak, ihracat ve ithalat yapan firmalarımızın rekabet gücünü artırmak için hakikaten önemli çalışmalara imza atan gümrük muhafaza teşkilatımız, kamu sağlığının korunması, devlet gelirlerinin artırılması ve devlet güvenliğinin sağlanmasında hayati önem taşımaktadır.

Bu denli öneme sahip olan gümrük muhafaza teşkilatının özlük haklarıyla ilgili beklentileri var, bu konuda yapılacak olan düzenlemelerle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına bir kanun teklifi verdik. Bununla ilgili takiplerimizi de yapacağız. Sayın Bakanımızın vermiş olduğu olumlu yanıt da bizi ziyadesiyle sevindirmiştir. Bunun da takipçisi olacağımızı tekrar belirtmek istiyorum.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde bulunan “yer alan” ibaresinin “bulunan” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                      Bedri Yaşar                                            Lütfü Türkkan                                          Feridun Bahşi

                                         Samsun                                                     Kocaeli                                                     Antalya

                                     Hasan Subaşı                                             Dursun Ataş                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Antalya                                                     Kayseri                                                      Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                                   Faruk Sarıaslan                                Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                                        Nevşehir                                                      Bursa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Kayseri Milletvekilimiz Sayın Dursun Ataş.(İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Ataş.

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerinde İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım.

İlgili kanun maddesinde, Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında bazı düzenlemeler yapılmaktadır. Düzenleme de çiftçilerin lisanslı depolara teslim ettiği ürünler karşılığında aldıkları elektronik senedin vergiden muaf edilmesinin ertelenmesidir ve bu vergi muafiyetinin ertelenmesiyle de çiftçinin korunduğu zannedilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu Hükûmet iktidara geldiği günden itibaren Türkiye tarımda bir gerileme yaşamıştır. Türkiye tarımda ihracatçı bir ülke durumundayken 2017 yılı resmî rakamlarına göre ülkemiz 5,7 milyar dolar ihracata karşılık 9 milyar dolar ithalat yapar hâle gelmiştir. Bu 9 milyar dolar Türk çiftçisinin cebine değil, yabancı çiftçilerin cebine girmiştir. Tarımsal üretim 2002 yılında yüzde 10,3 iken bugün cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesi olan yüzde 5,7’ye gerilemiştir. 2002-2017 dönemlerinde en büyük açık tahıl sektöründe verilmiştir. Bu sektördeki toplam dış ticaret açığı 54 milyar dolardır. Canlı hayvan sektöründe ise 5 milyar dolarlık dış ticaret açığı verilmiştir.

Görülmektedir ki iktidar kanunlara dayanarak tarımsal desteğe ayırması gereken ödeneği yıllardan beri yandaş müteahhitlere, havuz medyasının finansmanına, geçiş garantili köprülere, hasta garantili hastanelere harcamayı tercih etmiştir. Bu durum, ülkemizin tarımda bugün geldiği noktanın sebebidir. Nitekim, bugün çiftçilerimiz mazot fiyatının sürekli artmasından, gübre fiyatlarının yükselmesinden, mahsulün para etmemesinden dolayı ekim yapamaz hâle gelmiştir. Borçlanarak ekim yapan çiftçilerimizse ektiğini biçemez, biçtiğini satamaz durumdadır. Çiftçilerimiz tarım kredi kooperatiflerine, Ziraat Bankasına ve özel bankalara olan kredi borçlarını tekrar yüksek faizli kredilerle yenilemeye çalışmaktadır. Buna karşılık, temelini çiftçilerin oluşturduğu Ziraat Bankası, çiftçilerimizin sorunları yerine milyar dolarlık spor kulüplerinin borçlarını üstlenmektedir. Bu, hem yazıktır hem günahtır hem de ayıptır.

Bu yanlış politikalar sonucunda Türkiye bugün kendi etini ve samanını üretemez hâle gelmiştir. Vatandaşımızı kuru soğana maalesef ki muhtaç bıraktınız. Karkas etin maliyetinden haberiniz dahi yok. “Çok yiyoruz ki etin fiyatı yükseliyor.” diyorsunuz ama bu eti kim yiyor? Vatandaşın et yediği falan da yok. Çiftçilerimizin kanunen hakkı olan üretim desteğini vermeyenler “Paramız var ki ithalat yapıyoruz.” diyorlar. Nerede sizin millîliğiniz, hani sizin yerliliğiniz?

Bildiğiniz üzere geçen hafta yıllık enflasyon yüzde 20,30 diye açıklandı. Bu rakam vatandaşın hissettiği enflasyonun çok çok altındadır. Gerçek enflasyonu merak edeniniz varsa gidip bir gübre fiyatlarına bakın. Geçen yıl 85 lira olan gübre fiyatı bugün 200 liradır ama çiftçi yetiştirdiği ürünü hâlâ aynı fiyata dahi satamamaktadır.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem olan Kayseri’de de çiftçilerimizin durumu çok farklı değildir. Kayseri’nin kırsal ilçeleri, tarımla uğraşan ilçeleri sürekli göç vermektedir çünkü çiftçi kendi kaderine terk edilmiş, kendine yetemez durumdadır. Tarım alanında yapılan kamu yatırımlarında 2008 yılında 5’inci sırada olan Kayseri bugün 20’nci sıraya gerilemiştir. Üstelik Kayseri, tarım yapılan alan dağılımında iller arasında ülkemizde 6’ncı sıradayken hak ettiği desteği bir türlü bu Hükûmetten görememiştir. Kamu kaynaklarından mahrum bırakılan şehrimizde tarıma dayalı alanlarda da maalesef ki gerileme olmuştur.

Tatlı su balıkçılığında Pınarbaşı, Bünyan ilçeleri başta olmak üzere Kayseri’miz, ülkemizde alabalıkta en çok üretim yapan 5 ilden biriyken bugün balıkçılarımız birer birer batmaktadır. Yahyalı’nın elmasını, Yeşilhisar’ın kayısısını, Pınarbaşı’nın patatesini muhafaza edeceği soğuk hava depoları dahi bulunmamaktadır. Bu ürünlerin paketlenmesine ve pazarlanmasına yönelik bir çalışma maalesef ki yapılamamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Ataş.

DURSUN ATAŞ (Devamla) – Temelleri seneler önce atılan Yamula Barajı, Bahçelik Barajı, Develi 2. Merhale Barajlarının sulama ayakları projeleri on yıllardır bitirilememiştir ve çiftçinin hizmetine sunulamamıştır.

Hayvancılıkta önemli bir üretim potansiyeline sahip ilimiz, maalesef ki IPARD Projesi kapsamına dahi alınamamıştır. Yani Kayseri’miz, tüm ilçeleriyle birlikte devlet desteklerinden devamlı mahrum bırakılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Mecliste 27’nci Dönemin başladığı günden bu yana birçok milletvekili bu kürsüden Türkiye’de tarımın bitme noktasına geldiğini birçok kez dile getirmiştir. Ancak iktidar sahipleri, çiftçiye ve tarımın içinde bulunduğu sorunlara kayıtsız kalmaktadır. Benim de üyesi olduğum Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu bir kere dahi toplantı yapmamıştır. Bugün Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanımız çıktı, diyor ki: “Bu konu üzerinde siyaset yapmak, çok kolay olduğu için herkes siyaset yapıyor.” Toplasın Komisyonu, bir kez olsun bizim fikirlerimizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURSUN ATAŞ (Devamla) – …alıp ona göre hareket edilsin diyorum. Artık bu konularda fazla siyaset yapılmadan, Türkiye’nin tüm geleceğini ilgilendiren bu konunun bir an önce masaya yatırılarak ele alınması gerektiğini söylüyorum ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metninin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır. İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan "eklenmiştir” ibaresinin "ilave edilmiştir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                      Hüseyin Örs                                              Bedri Yaşar                                           Lütfü Türkkan

                                         Trabzon                                                     Samsun                                                     Kocaeli

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Feridun Bahşi                                           Hasan Subaşı

                                          Adana                                                      Antalya                                                     Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                                   Faruk Sarıaslan                                Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                                        Nevşehir                                                      Bursa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Trabzon Milletvekilimiz Hüseyin Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Örs.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 65’inci maddesine ilişkin yapılmak istenen değişiklikle ilgili, İYİ PARTİ Grubu adına, söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu vesileyle ülkemizin huzur ve güvenliği için sınırlarımız içerisinde ve sınır ötesinde canla başla mücadele eden şerefli Türk ordusunun her bir mensubuna minnetlerimi sunuyorum. Terörle mücadeledeki kararlılığını İdlib, Münbiç ve Fırat’ın doğusunda sürdüren Mehmetçiğimize başarılar diliyorum. Cenab-ı Hak, yâr ve yardımcıları olsun.

Değerli milletvekilleri, terörle müzakereden terörle mücadeleye geçildiği bir dönemde, son terörist yok edilinceye kadar mücadelesini sürdürme kararlılığındaki Mehmetçiğimizin sonuna kadar yanındayız. Türkiye millî güvenliği için açık tehdit olan terör ve terör unsurları sınır dışında da imha edilmelidir. Türk devleti, terörle mücadelesini haklı ve meşru yollardan ayrılmadan sürdürmelidir. Türk milletinin egemenlik hakları ve millî menfaatlerimiz, teröre karşı kararlılıkla korunmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri, hem sınırlarımız içerisinde hem de sınır ötesinde teröristlere göz açtırmamalıdır.

Türk devleti, ordusu üzerinden, vatandaşlarını terörizm tehdidinden koruma sorumluluğunu yerine getirirken siyasi partilerimiz de her türlü siyasi farklılığı bir kenara bırakarak terörle mücadeleye etkin bir katkı sunmak mesuliyetiyle karşı karşıyadır. Meclisin terörle mücadeleye yapacağı her katkı, ordumuzun terörle mücadele azmini artıracağı gibi, Mehmetçiğimizin mukavemetini de teşvik edici olacaktır. Mehmetçiklerimiz, terörün kökünün kazınması için büyük bir mücadele verirken, demokrasinin temel dayanaklarından biri olan Meclisimizin ortaya koyacağı destek, ordumuzun moral ve mücadele azmini artıracaktır.

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ’nin terörle mücadeledeki tavrı nettir. İYİ PARTİ, bu tavır ekseninde, Türkiye’nin menfaatlerini siyasi farklılıkların üstünde tutarak Türk ordusunun terörle içte ve dışta mücadelesini koşulsuz desteklemektedir. İYİ PARTİ olarak bizler, teröre karşı Türk Silahlı Kuvvetlerinin elini güçlendirecek her adıma parti taassubuna kapılmadan destek vereceğiz. İYİ PARTİ milletvekili olarak bizler, Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener’in daha önce açıkladığı acil eylem planının ışığında PKK/PYD-YPG, FETÖ, DEAŞ gibi terör örgütleriyle yapılan mücadeleyi koşulsuz, ön şartsız desteklemekteyiz.

Değerli milletvekilleri, bizler Cumhurbaşkanlığının maaşının yüzde 26 zamla 75 bin liraya çıkarılmasına evet demedik. Bu artışın insafla, izanla bağdaşır yanı yoktu çünkü ama Millî Savunma Bakanlığımızın bütçesine de Millî İstihbarat Teşkilatımızın bütçesine de kabul oyu verdik.

Biz muhalefet edelim derken devleti zafiyete düşürecek herhangi bir tutum sergilemeyiz. Bu duruşumuz, tarihin bizlere emanet ettiği bir duruştur, beş bin yıllık kutlu tarihten süzülüp gelen devlet anlayışımızın gereğidir. “Devleti şirket gibi yöneteceğiz.” diyenler, bunu kavrayamaz ama “Allah, devlete zeval vermesin.” diyenler, bizi iyi anlar “Vatan sağ olsun.” diyenler, bizi gayet iyi anlar.

Biz İYİ PARTİ olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığını, Türk milletinin bütünlüğünü yıkmak ve bölmek adına faaliyet yürüten odaklara karşı yapılan her eylem ve harekette en önde olacak ve açık desteğimizi sunacağız. Nazlı hilalin ebediyete kadar dalgalanması, Türk vatanının yaşaması için atılan her adımda en büyük katkı ve desteği bizler sunacağız.

Bilinsin ki Türk milleti yenilmez, Türk vatanı bölünmez.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Antalya Milletvekilimiz Sayın Cavit Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Arı.

CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; grubumuz tarafından verilmiş olan önerge üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, bir kurumun itibarını korumak, öncelikle o kurumu temsil eden kişilere aittir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye’nin en saygın kurumlarından birisidir. Bu anlamda, bu kurumun itibarını ve saygınlığını korumak, öncelikle biz vekiller olarak hepimize ve yine öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına düşmektedir. Sayın Başkan, belki kendisini tartıştırabilir ama bu makamın tartışılmaması gerekmekte.

Anayasa’mızın 94’üncü maddesi çok açıktır: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, başkan vekilleri, üyesi bulundukları siyasi partinin veya parti grubunun çalışmalarına katılamaz.

Yine, Anayasa’nın 81’inci maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri “Anayasa’ya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.” diyerek Anayasa’ya bağlı kalacağına dair yemin etmiştir.

Yine, Anayasa’mızda seçimlerin, seçim kanunlarının temsilde adalet ilkeleri içerisinde yapılmasını hükmeden 67’nci maddesi bulunmakta. Buradaki düzenleme, seçimde ve temsilde adalete ilişkindir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının belediye başkanlığı seçimine katılmış olması, Başkanlık sıfatını bu seçimde kullanabilecek olması nedeniyle sakıncalıdır değerli arkadaşlar. Meclis Başkanı olarak etkinliklere katılıp Meclisin temsil gücünden yararlanarak seçim faaliyetinde bulunması, temsilde adalete ciddi şekilde zarar verecek niteliktedir.

Yine, Anayasa’nın 11’inci maddesinde “Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.” denilmektedir. Hukuk fakültesini bitiren herkes bunu bilir çünkü hukuk fakültesinde 1’inci sınıfta anayasa hukuku dersi öğretilirken en temel öğretilen ilke budur. Anayasa’ya herkes uymak zorundadır. Öyle Siyasi Partiler Kanunu şuradan şöyle demiş, buradan böyle demiş diyerek Anayasa ihlal edilemez.

Bakın, bununla ilgili geçmiş dönemde yaşanmış önemli örnek vardır. Cumhuriyet Halk Partisi dönemin milletvekili ve aynı zamanda Meclis Başkan Vekili olan Sayın Yılmaz Ateş, Ankara Büyükşehir Belediyesi başkanlığına dair karar alındığı anda Meclis Başkan Vekilliğinden istifa etmiştir. Bu, sizlere bir örnek olsun, Sayın Meclis Başkanına da bir örnek olsun.

Değerli arkadaşlar, tabii, Meclisin itibarı çok önemli diyoruz. İşte bu itibarını zedeleyen en önemli konulardan birisi de bu torba yasa yöntemi. Bakın, torba yasa yöntemiyle önemli konular Türk halkının dikkatinden kaçırılmaya çalışılmaktadır. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumda “Güçlü Meclis” denilerek, Meclisin daha etkin olacağını halka anlatarak referandumda sonuç almaya çalıştınız ve bu süreçte soru önergesi ve gensoruyu kaldırdınız, yasa tasarısından vazgeçildi ancak yasa teklifleriyle konuların gündeme getirilmeye çalışılacağını ifade ettik ama durum öyle değil. Torba yasa yöntemiyle bugün idarenin ne kadar teklifleri varsa torbalara bir bir atılarak gündeme gelmekte.

Değerli arkadaşlar, soruyorum, bugün görüştüğümüz 71 madde içerisinde öyle teklifler, öyle düzenlemeler var ki uzunca bir madde içerisinde bakın, sadece “ilgili mevzuat” denilen bir ilave var. Yani bu teklifi hazırlayan arkadaş, bu kadar mı uzman da o uzun yasaya bu “ilgili mevzuat” kelimesinin lazım olduğunu çıkarmış kendisi? Veya bakın, bir maddede “yenilenebilir ve diğer enerji” kelimesine ihtiyaç olmuş. Bu, nereden çıkmış, nereden içine doğmuş bu arkadaşın?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum Sayın Arı.

CAVİT ARI (Devamla) – Nereden doğmuş bu arkadaşın içine, bu kelimenin lazım olduğu?

Bakın bir maddede, 19’uncu maddede sadece değişiklik, kur farkı… Ya, bu kadar detay bir konuyu daha çok mu incelemiş bu arkadaşımız da konuyu gündeme getirmiş?

Kısa, öz: Bu torba yasa yönetiminden derhâl vazgeçilmeli. Halkın gündeminden bu konular uzaklaştırılmadan, gizlenmeden, halkın anlayabileceği ve hepimizin daha dikkatli bir şekilde değerlendirebileceği yöntemlerle çalışmalara devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum ve hepinize saygılarımı sunuyorum. Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan….

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sadece kayıtlara geçmesi açısından Sayın Başkanım… Biraz evvel detaylı bir şekilde, ilgili Anayasa maddesi ve kanun maddelerini zapta geçirmiştik. O beyanımızı tekrarlıyoruz. Çok açık bir durumdur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin ikinci fıkrasındaki “hallerde” ibaresinin “durumlarda” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 İsmail Faruk Aksu                                      Ahmet Özyürek                                           Sefer Aycan

                                         İstanbul                                                       Sivas                                             Kahramanmaraş

                                    Saffet Sancaklı                                     İbrahim Ethem Sedef                       Ali Muhittin Taşdoğan

                                         Kocaeli                                                      Yozgat                                                    Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Sefer Aycan.

Süreniz beş dakika Sayın Aycan.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7’nci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun verdiği önerge üzerine söz almış bulunuyorum.

7’nci maddede, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki sağlık hizmetleriyle ilgili düzenleme yapılmaktadır. Evet, askerlik zor bir iş, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına, operasyon içerisinde olan tüm mensuplarına buradan minnetle, saygıyla selamlarımı gönderiyorum. Ama Silahlı Kuvvetlerin içerisinde ayrı bir sınıf var, sağlık personeli. Çok da görünmeyen ama aynı şartlarda çalışan, aynı zorlukları yaşayan sağlık personelini, hekimleri, eczacıları, diş hekimlerini ve diğer sağlık personelini de burada yaşadıkları sorunları dile getirerek anmak istiyorum.

Evet, askerlik zordur ama askerlik içerisinde destek hizmeti sayılacak geri planda olan sağlık personelinin işi de zordur; bunlar da aynı şartlarda çalışmaktadırlar, bir operasyon olduğunda sağlık personeli de operasyona katılmaktadır ve burada hizmet vermeye çalışmaktadır. Onun için, askeriyedeki sağlık personeli de özelliklidir, eğitimi de farklıdır ve verdiği hizmet de farklıdır; onun için, yaşadıkları sorunlar da farklıdır. Bu nedenle dünyanın her yerinde askerî hastaneler de vardır, askerî sağlık personeli de vardır ve bunlarla ilgili eğitim de farklıdır.

Tabii, Türkiye’de bununla ilgili “GATA” diye bir kurumumuz vardı, Gülhane Askerî Tıp Akademisi, bunun bünyesinde tıp fakültesi ve diğer branşlar hizmet vermekteydi fakat 15 Temmuzda yaşadığımız talihsiz olaylarda, bir zamanlar benim de içinde bulunduğum, askerlik sırasında çalıştığım GATA’nın maalesef, Fetullahçı terör örgütü tarafından işgal edilmiş olduğunu gördük. O günden sonra birtakım değişiklikler yapıldı, burası Sağlık Bakanlığına devredildi ve askerî sağlık personeli de Sağlık Bakanlığı bünyesine devredildi, burada birtakım özlük hakları kaybı oldu.

Ben, içindeki bu Fetullahçı terör örgütü arındırıldıktan sonra Gülhane Askerî Tıp Akademisinin bir an önce tekrar açılması gerekliliğini düşünüyorum. Çünkü askerî tıp eğitimi çok farklıdır, “harp cerrahisi” diye bir alan vardır, burada yaşanan enfeksiyon sorunları vardır, burada yara bakımı sorunları vardır; bununla ilgili özel tedaviler yapılmaktadır. Onun dışında, örneğin Hava Kuvvetlerinde ayrı sorunlar vardır, Deniz Kuvvetlerinin ayrı sorunları vardır, bunun için sağlık personelinin buna özgü yetiştirilmesi gerekmektedir çünkü bu personel aynı zamanda -biraz evvel de söylediğim gibi- harp olduğunda sahada olmakta, savaş alanında olmakta ya da arka planda sahra hastaneleri kurarak burada hizmet vermektedir. Herhangi bir sağlık personeli bu işleri yapamaz, bu duruma hazırlıklı olması gerekir ve bu personel özel bir personel olmak durumundadır.

Askerliğimizi yaparken bize sürekli söylenen şuydu: “Evet, hekimsiniz ama önce askersiniz. Askerî hekim de olsanız, askerî eczacı da olsanız, askerî sağlık personeli de olsanız önce askersiniz.” Bu bilinçle yetiştirilir ve bu şartlarda hizmet verilir. Bunların da verdikleri hizmetin çok önemli olduğunu belirtiyorum ve bunlarla ilgili düzenlemeler de genel düzenlemelerle olmaz, mutlaka özel düzenlemelerin yapılması ve bunların da dikkate alınması gerektiğini belirtiyorum. Bu anlamda, bunun yönetmelikle düzenlenmesini de doğru buluyoruz çünkü özel bir hizmettir. Buradaki personel de farklı bir personeldir. Bunların haklarının da korunması gerektiğini düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                         Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Bursa

                                  Ömer Fethi Gürer                                       Faruk Sarıaslan

                                           Niğde                                                     Nevşehir

Madde 8- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 36 ncı maddesinin "Ortak Hükümler” bölümünün (A) fıkrasının (11) numaralı bendine "Millî Savunma Uzman Yardımcıları,” ifadesinden sonra gelmek üzere "Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Uzman Yardımcıları,” ifadesi ve "Millî Savunma Uzmanlığına,” ifadesinden sonra gelmek üzere "Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Uzmanlığına,” ifadesi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metninin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                                     Feridun Bahşi                                             Bedri Yaşar                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Antalya                                                     Samsun                                                      Adana

                                     Hasan Şubaşı                                           Lütfü Türkkan                                           Yasin Öztürk

                                         Antalya                                                     Kocaeli                                                      Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Denizli Milletvekilimiz Sayın Yasin Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Öztürk.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba yasanın 8’nci maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle alınarak uzmanlığa atanan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği personelinin kariyer meslek personelinin zikredildiği 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36’ncı maddesinin (a) fıkrasının 11 no.lu bendine eklenmesi için gelen bir madde. Buna benzer bir konuda Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi personeli olan uzmanlarının da aynı sorunları olduğundan bahisle daha önce vermiş olduğum kanun teklifi, hâlâ Plan ve Bütçe Komisyonunda beklemektedir. Kariyer meslek personeli içinde yer alan kariyer uzmanlarının özellikleriyle birebir örtüşmesine rağmen adı geçen uzmanlarla aynı haktan yararlanması, buradaki gibi mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutularak giren 140 kıdemli uzman, 35 uzman ve 36 uzman yardımcısı personelin de kariyer meslek personeli olması için gerekli çalışmaların yapılmasını talep ediyorum. Bu teklifler haklı gerekçelerle olmasına rağmen, muhalefetten geldiğinde göz ardı edilmesini de ayrıca kınıyorum.

Türk devletinin Anadolu coğrafyasında uzun süre kalıcı olabilmesini ve varlığını devam ettirmesini sağlayan millî güç unsurları, en başta Türk Silahlı Kuvvetleridir. Türk Silahlı Kuvvetleri, dünya orduları arasında niteliği itibarıyla en güçlü ordulardan birisidir. Tarihinde birçok kahramanlığa imza atmış ve hâlâ sınırlarımız bölgesinde ve dünyanın farklı bölgelerinde kahramanca görevini yerine getirmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, subay, astsubay, uzman jandarma, uzman çavuşları ve Mehmetçiğimizle birlikte Türk milletinin en önemli güç kaynağıdır. Düşmanlara karşı vatan savunmasında ve huzurumuzu bozan terör örgütleriyle mücadelede her zaman Türk ordusu vardır. Bütün başarılarda omuz omuza olan Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, aynı üniformayı giyiyorlar, aynı yemeği yiyorlar, aynı cephede mücadele ediyorlar ama bazı hususlarda eşitsiz ve adaletsiz uygulamalarla karşı karşıyalar.

Uzman çavuşların adaletli olmayan bazı uygulamalara maruz kaldıkları, muhatap oldukları, zannımca, hepinizin bilgisi dâhilindedir. Sayıları 100 bini aşan uzman çavuşların yıllardır birikmiş sorunları vardır. Bu sorunlar hakkında, uzman çavuşlara hakları konusunda söz verilmiş olmasına rağmen bu sorunlar çözülememiş ve uzman çavuşlar, bu sorunların çözülmesini sabırla beklemektedirler.

İlk öncelikli sorunlarının başında kadro hakları gelmektedir. Sözleşmeyle görev yaptıklarından herhangi bir kanun ve yönetmeliğe dayanmadan sözleşmeleri feshediliyor ve kendilerini bir anda, tabiri caizse, kapının önünde buluyorlar. Mesleki güvenceleri yok. Uzman çavuşlarımız, sözleşmeli olmanın dezavantajıyla, en verimli dönemlerinde görevlerinden ayrılmak zorunda kalarak, yerlerine yeni istihdam edilen personelimiz tecrübe kazanana kadar maddi ve manevi büyük kayıplar yaşamaktadır. Dünya ordularının gıptayla baktığı şanlı Türk ordusunun içinde geçici ve mevsimlik işçi modeli bir statünün olmaması gerekir. Uzman çavuşlarımıza kadro verilmesi gerekmektedir.

Aldıkları ek gösterge 3000’dir. Bu ek göstergeyi de parçalanmış olarak 5/6 oranında alabilmektedirler. Devletin hiçbir kademesinde çalışanlar ek göstergelerini parçalanmış hâlde almaz iken bu ayrımcılık, uzman çavuşlara yapılmaktadır. Şimdiki hâliyle özlük haklarında çok ciddi kayıplar yaşamaktadırlar. 24 Haziran seçim döneminde AK PARTİ’nin öğretmenlere, hemşirelere, polislerimize ve din görevlilerine söz verdiği gibi uzman çavuşlarımıza da 3600 ek gösterge verilmesi, ülkemizi koruyan bu vatan evlatlarının en doğal hakkıdır.

Yine, bir diğer ana sorun, emeklilik ve yaş hadleriyle ilgilidir. Görevleri müddetince Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan uzman çavuşlar, subay, astsubay gibi Türk Silahlı Kuvvetlerinden değil, Sosyal Güvenlik Kurumundan emekli olmaktadırlar. Yirmi, yirmi beş yıl görevini yapan, görev şartını doldurmuş ama yaş şartını dolduramadığı için sivil memurluğa geçmek zorunda kalan veya açıkta kalan uzman çavuşlar, Türk Silahlı Kuvvetlerinden uzman çavuş olarak emekli edilmelerini ve uzman çavuş özlük haklarının verilmesini istemektedirler. Bu talepleri en doğal haklardan biridir.

Yine, bir yıl içinde doksan gün hava değişimi aldıklarında sözleşmeleri feshediliyor. Sağlık şartlarının subay ve astsubaylarda olduğu gibi düzenlenmesi gerekir. Burada zamanımız az olduğu için bütün sorunlarına değinemeyeceğim fakat bu saydığım sorunların yanında tazminat oranındaki adaletsizlik, orduevlerinden yararlanamamaları, lojmanlardan yeteri kadar faydalanamamaları, açıklayıcı görev yönetmeliklerinin olmaması, mesleki güvencelerinin olmaması, kıdem işaretlerinin rütbeden sayılmaması gibi uzman çavuşlarımızın birçok sorunu vardır. Vatan savunması ve terörle mücadelede en ön safta etkin görev alan deneyimli uzman çavuşlarımız, gelecek kaygısı olmadan görev yapmak istemektedirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ekleyelim bir dakika.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) – Kendilerine lejyoner muamelesi yapılması, en hafif tabiriyle, uzman çavuşlarımızın gücüne gitmektedir. Vatanını, milletini sevmeyen hiç kimse bu mesleği yapamaz. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin şerefli mensubu kahraman uzman çavuşlarımızın emeklilik sorunlarının çözülmesi, gelecek kaygısı taşımadan görevlerini ifa etmeleri için moral ve motivasyonlarını yükselterek görevlerinde daha başarılı olmalarını sağlamalıyız. Ve son olarak diyorum ki vatan müdafaasının, ulusal güvenliğin sözleşmesi olmaz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.01

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Sayın milletvekilleri, 9’uncu maddeye geldik.

9’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan "eklenmiştir” ibaresinin "ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  Bedri Yaşar                                           Lütfü Türkkan

                                          Adana                                                      Samsun                                                     Kocaeli

                               Arslan Kabukcuoğlu                                      Feridun Bahşi                                           Hasan Subaşı

                                        Eskişehir                                                    Antalya                                                     Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                                   Faruk Sarıaslan                                Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                                        Nevşehir                                                      Bursa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen, Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Arslan Kabukcuoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Maddeyle, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde görev yapan, mesleğe özel sınavla kabul edilen uzmanlara 1 derece yükselme hakkı verilmektedir. Özlük haklarındaki bu düzenlemeyi biz de parti olarak kabul ediyoruz.

Ülkede yaşamak, ülkesini seven, liyakat, helal kazanç arayan, geleceğini düşünen insanlar için her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Parlamentoda bile, milletvekillerinin hür iradelerini ortaya koymada, söylemekte zorlukları vardır, vicdanlar üzerinde ipotek konulmaya uğraşılmaktadır.

Ülkeyle ilgili düşünceleri açıklamak zordur. Memleketin kaynakları bir kısım insanlara tahsis edilerek çıkar birliği oluşturulmaya çalışılıyor. Bunu yapmayan şahıslar sistem dışına itilmektedirler. 1980’li yıllarda yurt dışına açılan, Libya’da, Rusya’da çalışan firmalarımız var. Bunlardan en meşhurları STFA ve ENKA’dır. ENKA Holdingin patronu Sayın Şarık Tara, vefat etmeden önce, Türkiye Cumhuriyeti’nden iş alamadıklarından bahsetmişti. Yurt dışına açılmayı hayal edemezken, o günkü şartlarda yurt dışında bunu gerçekleştiren firmalar, Türkiye’de maalesef bunu gerçekleştiremediler.

Dünyada kamuyla en çok iş yapan 10 firmanın 5 tanesi Türk firmasıdır. Bu övünülecek bir şey mi, yerinilecek bir şey mi, bilemiyoruz. Bu şirketlerden 2’sinin durumu özelin de özelidir. Bu 2 şirketin oluşturduğu konsorsiyumun CEO’su şu anda bunlara iş veren bir bakanlıkta bakandır. Bunun bir üst düzeyi, olsa olsa, zamanında Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısının ya da Sayın Cumhurbaşkanının çalıştığı bir firmanın devletten iş alması olabilir. Bu inşaat firmalarına destek olmak amaç olursa, bunu gerçekleştirmek için başka ne yapmak lazım gelir, bilemiyoruz. Bu atamalardan sonra kimse ağzını açıp “Sermaye yurt dışına neden gidiyor?” diye yakınamaz; kimse “Falan aileler niye Malta’ya gidiyor, göç ediyor?” diye bir şey söyleyemez. Bunu diyebilmek için, öncelikle “Acaba biz ne yaptık, hatamız nedir?” diye sormak lazım olsa gerek ama zaten sizlerin de böyle bir şeye niyeti yok.

The New York Times gazetesinde iddia edilen bir habere göre 2016-2017 yılları arasında ülkemizden pek çok göç oldu; artık yalnız entelektüeller değil, sermayedarlar da göçmeye başladı. İddiaya göre, bu yıllar arasında 12 bin kişiden ibaret olan bir milyoner grubu ülkemizi terk etmiştir. Ülkelerini niye terk ettiklerini, onların rahatsızlığının ne olduğunu düşünmek, araştırmak ülkeyi yönetenlere düşer. 12 bin varsıl insanın ülkesinden ayrılması, o ülkenin işsizlerine, gençlerine, geleceğe sekte vurmak, gelecekte oluşacak sermaye birikimine darbe indirmek, maddi varlığı dışlamaktır. İnsanlar doğup büyüdükleri, belli bir dönem refah içinde yaşadıkları ülkelerinden emek ve zahmetle biriktirdikleri sermayelerini alıp gidiyorsa; kendileri ve kendilerinden sonra gelecekler için ülkelerinde istikbal görmüyorsa; bilmedikleri, tanımadıkları, tarihlerine, kültürlerine yabancı olan bir ülkeye gidiyorlarsa o ülke yöneticilerinin bu durumu iyiden iyiye analiz etmesi gerekir. Ülke yöneticilerinin en başta gelen görevlerinden birinin ülkenin maddi varlığını güçlendirmek olması gerektiğine göre, eldekini kaçırmak, buna seyirci kalmak bir insanın kan kaybına seyirci kalmak gibidir.

Maddiyat, maneviyat için önemli bir ihtiyaçtır. Burada vurgulamak istediğim konu, parayı yüceltmek değildir. Maddi kaynaklar yok ise, ülkenin geleceği için harcamanız gereken -savunma, eğitim, en başta insanların barınmaları, beslenmeleri- kaynakları onlara ayıramazsanız hayat durma noktasına yaklaştı demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Devamla) - Geçim zorluğu içinde olan ailelerin 80 liralık elektrik faturasını karşılamak, kredi kartı borçlarını uzun vadeye yaymak palyatif çözümlerdir. Radikal çözüm, önce elindeki paraya hâkim olmak, sonrasında da millî geliri artıracak, üretim ve istihdamı artırıcı politikaları izlemektir.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişikle madde metninin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                          Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                Faruk Sarıaslan

                                           Bursa                                                      Nevşehir

MADDE 10- 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 124 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ve Genelkurmay Başkanlığı” ifadeleri madde metninden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkralar ilave edilmiştir.

"Milli Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığında görevli tabipler ile sağlık astsubayları Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı kadrolarında gösterilmek ve aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımlarını ve istihkaklarını mevcut hükümler çerçevesinde, kendi bağlı bulunduğu Bakanlık bütçesinden almak şartı ile Sağlık Bakanlığında ilgisine göre Millî Savunma Bakanı veya İçişleri Bakanı onayı ile görevlendirilebilirler. Bu personelin görev yapacağı yerler, görev süreleri ile buna yönelik usul ve esaslar Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca birlikte belirlenir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin veya Jandarma Genel Komutanlığının ihtiyacı olması durumunda görevlendirilen personel ilgisine göre Millî Savunma Bakanı veya İçişleri Bakanının onayı ile Türk Silahlı Kuvvetlerindeki veya Jandarma Genel Komutanlığındaki asli görevlerine iade edilir.

Millî Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığında görevli tabipler ve diş tabipleri Türk Silahlı Kuvvetleri veya Jandarma Genel Komutanlığı kadrolarında gösterilmek ve aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımlarını ve istihkaklarını mevcut hükümler çerçevesinde, kendi bağlı bulunduğu Bakanlık bütçesinden almak şartı ile üniversitelerde görevlendirilebilir. Görevlendirilen personelin öğretim üyeliği kadrolarında geçirdikleri süreler, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre öğretim üyeliği görevinden sayılır. İhtiyaç duyulduğunda ilgisine göre Millî Savunma Bakanı veya İçişleri Bakanının onayı ile personelin üniversitedeki görevlendirmesi iptal edilir. Bu personelin görevlendirileceği kadrolar, görev süreleri ile buna yönelik usul ve esaslar Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunca birlikte belirlenir.

Bu maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uyarınca görevlendirilenlere, bu görevlendirmeler kapsamında 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu gereğince ödeme yapılmaz. Bunlara, üçüncü ve dördüncü fıkralarda belirtilen ödemeler dışında görev yaptıkları kurumca bu görevlendirmeler nedeniyle ayrıca herhangi bir ödeme yapılmaz.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişikle madde metninin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Bedri Yaşar                                            Lütfü Türkkan                          Muhammet Naci Cinisli

                                         Samsun                                                     Kocaeli                                                    Erzurum

                                     Hasan Subaşı                                            Feridun Bahşi                     Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Antalya                                                     Antalya                                                      Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Erzurum Milletvekilimiz Muhammet Naci Cinisli. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlarım.

Torba kanun düzenlemelerinin Meclisimizin yasama gücünü zedelediğinden bahsederken şimdi bambaşka bir itibar erozyonuyla karşı karşıyayız. Yüce Meclisimizin Sayın Başkanı bugünlerde İstanbul sokaklarında İstanbul’a belediye başkanı olabilmek için siyaset yapıyor. Belediye başkanı olamama ihtimaline karşı da Meclis Başkanlığı gibi çok kutsal ve ulvi bir görevi yedekte tutuyor. Bu tutumu kendilerine yakıştıramadığımı ifade ederek sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz maddeyle özellikle cerrahi branşlardaki askerî tabip ve sağlık sınıfı personelinin tıbbı yeteneklerinin korunması amaçlanıyor. Geç kalınmış bu değişiklik teklifine hiçbir itirazımız yok, yanlış yapılmış yasal düzenlemelerde ısrar etmemek önemli ancak daha önemlisi yanlış bir düzenleme yapmamaktır. Bu nedenle sormak istiyorum: Askerî hastaneler niçin Sağlık Bakanlığına devredildi? Kanun maddesindeki gerekçede deniyor ki: “Askerî tabip ve teknisyenlerimiz harp cerrahisi alanında yeteneklerini kaybediyorlar.” Evet, doğru; nedeni gerekçede net olarak ifade edilmemiş olsa da sebep askerî hastanelerin kapatılması. Sivil ve askerî hastaneler arasındaki en önemli fark, askerî hastanelerin harp cerrahisinde uzmanlaşmış olmaları. Bu hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri sonrasında sınır ötesinde düzenlenen operasyonlar veya terörle mücadele kapsamında yapılan harekâtlar neticesinde yaralanan askerlerimizin sağlıklarına kavuşma oranlarındaki düşüş bu gerçeği gözler önüne seriyor. Bu nedenle ülkemizin yetiştirdiği tecrübeli askerî cerrah ve teknisyenlerinden yeterince istifade edilememesi, millî insan kaynağımızın etkili kullanılmadığını açıkça gösteriyor.

Ağır yaralanmış evlatlarımıza hızlı, doğru karar vermenin hayati önemde olduğu durumlar altındaki müdahalelerde ve nakillerde sorunlar yaşandığını biliyoruz. Dile getirmek istemediğim ama yüreğimi dağlayan bir soruyu sizlerle paylaşmak isterim: Askerî hastanelerin devrinden günümüze kadar, zamanında doğru bir şekilde müdahale edilemeyip tam olarak sağlığına kavuşamayan veya şehit olan evlatlarımız acaba var mıdır? Harekâtlara katılan unsurlarımızda orduda kalmayı tercih eden askerî tabiplerimiz tabii ki bulunuyor. Ancak sayısal ve işlevsel olarak yeterli hizmetin verilemediğini de belirtmeliyim. Üstelik askerî hastanelerin devredilmesiyle, çalışma koşullarında meydana gelen değişikliklerden olumsuz etkilenilmiştir.

Değerli milletvekilleri, askerî tabiplik iki mesleği beraberce yapmaktır. Özellikle harp cerrahlığı başka bir şekilde yapılamaz. Askerî bir tabip ile sivil bir doktorun farkı da burada ortaya çıkıyor. Askerî tabip tıp eğitimiyle birlikte askerî eğitimleri de alır. Askerlerimizin silah arkadaşları olan askerî tabipler ordumuzun sigortasıdırlar aynı zamanda.

Diğer yandan, askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri sonrasında sınıf değişikliği, komando olamaz ve uzun süreli istirahat raporlarında çok ciddi artışlar yaşandığını da dikkatlerinize sunmak isterim. Barışta askerî personelin sağlık işlemlerini yürüten askerî hastaneler savaşta karşılaşacakları cephe şartlarının malzemelerini envanterlerinde bulundururlar, yaralı ve hasta naklinde belirlenmiş görevlerini yerine getirmek üzere tatbikat yaparlardı. Bu bakımdan askerî hastaneleri sadece hastane olarak düşünmemeliyiz. Bu hastaneler ordumuzun bir parçasıdır. Hem terörle mücadele içinde bulunan hem de sınırlarımız dışında istikrar ve güven ortamının oluşmasına destek veren ordumuzun parçalarıyla oynamak, telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olur.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin sonunda dikkatlerinize sunmak istediğim bir hususu daha dile getirmek isterim. GATA ve askerî hastanelerin devri kararının doğruluğu hâlâ tartışılırken bugün millî savunmamızın belkemiği olan bir kurumun devriyle karşı karşıyayız. Bir süredir 1. Ana Bakım Fabrikasının, halk arasında bilinen adıyla Sakarya Tank Paletin özelleştirme kapsamına alınarak adı belli bir özel firmaya verileceği konuşuluyor. Bu firmanın da yabancı girişimciler tarafından finanse edileceği ifade ediliyor. 80’li yıllarda “Devlet çaput üretmesin.” diye masum bir sloganla başlayan özelleştirme serüveni, 2000’lerde farklı bir boyut kazandı. Devletin zarar etmemesi ve verimli çalışabilmesi için isabetle terk edilen sektörlere, çok kritik, hayati önem taşıyan stratejik sektörler eklendi. Çocukluk, gençlik yılları boyunca Sakarya Tank Palet Fabrikasının önemini fabrika komutanı, yakın akrabam Albay Mukadder Gürbüz’den dinleyerek büyümüş bir milletvekili olarak huzurlarınızda bulunmaktayım. Daha önce konuyla ilgili konuşan sayın milletvekillerinin anlattıkları üstün üretimlerin yanı sıra, fabrika, aynı zamanda tanklarımız için tam manasıyla bir rehabilite merkezidir, burası âdeta bir tank hastanesidir de. Ayrıca, bunca yıl biriktirilen teknik bilgiyle devredilecek bu kurumun değerine paha biçilemez. Savunma sanayisinin en önemli işlerini gören bu fabrikanın işletmeci statüsünün, inşallah ebet müddet yaşayacağından şüphemiz olmayan devletimizin güvencesinden koparılıp finansal statüsünü de değiştirerek her türlü finansal riske açık bir özel şirkete devredilmesi ucu açık riskler içerir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika ilave ediyorum.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) - Herhangi bir özel şirketin sürekliliğinin garantisi yoktur. Hak verirsiniz ki özel sektör kendi kârını düşünür. Bu akıl almaz özelleştirme kararından vazgeçilerek, fabrikanın mevcut hâliyle üretime devam etmesini umuyorum.

Sakarya Tank Palet Fabrikasının devrine İYİ PARTİ olarak muhalefet ettiğimizi milletimizin takdirine tekrar sunarken, bir stratejik hata daha yapılmamasını ümit eder, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

11’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                          Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                Faruk Sarıaslan                                    Süleyman Bülbül

                                           Bursa                                                      Nevşehir                                                     Aydın

MADDE 11- 926 sayılı Kanunun geçici 45 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci cümlesinde yer alan "veya Genelkurmay Başkanlığının” ifadesi madde metninden çıkarılmış, üçüncü cümlesinde yer alan "Askeri Adalet İşleri ve Kanunlar Genel Müdürlüğü" ifadesi "Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü" şeklinde, altıncı cümlesinde yer alan "inceleme yapılarak karar verilir.” ifadesi "inceleme yapılarak karar verilir ve bu maddede Müsteşara verilen yetkiler ilgili Bakan Yardımcısı tarafından kullanılır." şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan "31/12/2018” ibaresi "31/12/2021" şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra ilave edilmiştir.

“Birinci fıkranın (b) bendi kapsamındakiler, ihtiyaç halinde Milli Savunma Bakanı tarafından bir yıl içerisinde üç ayı geçmemek üzere Milli Savunma Bakanlığı hukuk hizmetleri başkanlıkları veya birimlerinde geçici olarak görevlendirilebilirler. Bu süre bir katına kadar uzatılabilir. "

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Aydın Milletvekilimiz Sayın Süleyman Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde, Anayasa’mızın da 36’ncı maddesinde düzenlenmiş olup hukuk devletinin olmazsa olmazları arasındadır. Adil yargılanma hakkına ilişkin düzenlemelerin uygulama alanı sadece yargılama süreci olmayıp yakalama anından itibaren soruşturma aşaması ve verilen hükmün uygulanma aşaması sürecini de kapsamaktadır. Bu önemlidir zira demokratik ve adil toplum isteğinin bir sonucu olarak kabul edilir. Bu nedenle, ceza muhakemesi ve ceza hukuku maddelerinin uygulanmasında demokrasi ve insan hakları açısından geniş yorumlama şarttır.

Adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından birisi ise makul sürede soruşturmanın ve yargılamanın bitirilmesidir. Makul süre, suçlamanın yapılmasıyla başlar, lehte ya da aleyhte olan kararın kesinleşmesiyle biter. Bu çerçevede, geciken adalet, adalet değildir. Adaletin etkinliğinin, inandırıcılığının ve bireyin haklarının zarara uğramamasının yolu budur. Size bir örnek vermek istiyorum. Osman Kavala yaklaşık dört yüz kırk gündür tutuklu. Hâlâ iddianamesi hazırlanmamış durumda, hâlâ neyle suçlandığını bilmiyoruz çünkü dosyada gizlilik kararı var. Bu, açık ve net, adil yargılanma hakkının ihlalidir.

Adli ve idari mercilerin tarafsız ve bağımsız mahkemeye yönelik tutumları da çok önemlidir. Yargılamayı yapacak mahkemenin tarafsız ve bağımsız olması ve bunu görüntü olarak da yansıtması gerekir. Ne yazık ki siyasi otoritenin etkisiyle hâkimlerin davaya göre görev ve yerlerinin değiştirilmesi, tarafsız ve bağımsız mahkeme ilkesini ihlal etmektedir. Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Beaumartin-Fransa kararı önemlidir. Kararda, mahkemenin bir yargısal karar verirken dış dünyadaki yorumlara karşı güvencede olması; talimat, emir, yorum, öneri gibi dış etkenler altında bırakılmaması gerektiği; yürütme makamının müdahalesinin bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine aykırı olduğu kabul edilmiştir. Ancak ülkemizde yargının siyasallaştığı, yürütmenin yargıya müdahalesinin had safhaya ulaştığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Memleketimizde masumiyet ilkesi yürütme erki tarafından devamlı ihlal edilmektedir. Ne yazık ki adil yargılanma hakkı konusunda etkili soruşturmaların yapılamaması, lehte olan delillerin toplanmaması, makul sürede soruşturma ve kovuşturma aşamalarının bitirilmemesi, savunma hakkı ihlalleri, tutukluluğun bir tedbir olarak kabul edilmeyip ceza olarak çektirilmesi, hak ve özgürlükler hakkında muhaliflere karşı ağır eleştirileri kabul edip partili Cumhurbaşkanı sisteminde en küçük eleştirinin Cumhurbaşkanına hakaret olarak kabulü, yani yargıda çifte standart en önemli ihlal nedenleri arasındadır. Bu ihlaller, adil yargılanma hakkının özünü teşkil eden devletin sorumluluğunu da ortaya koymaktadır.

Geçtiğimiz günlerde CHP eski milletvekili ve Parti Meclisi üyesi Eren Erdem hakkında oy birliğiyle, kaçma şüphesi olmadığından dolayı tahliye kararı verilmiş ancak bu karar CMK’ye aykırı olarak altı saat bekletilmiş, daha sonra savcının itirazıyla yakalama kararı çıkartılmıştır. Bir mahkeme “Kaçma şüphesi yok.” diyor, diğer mahkeme “Var.” diyor. Bu bile tahliye kararı verilebilecek nedenlerden biridir.

Değerli milletvekilleri, yargı artık tek adam yargısı, adaletsizliğin yargısı, talimat yargısı oldu. Adil yargılanma hakkı lime lime edildi. Adliye sarayları sadece beton binalardan ibaret hâle getirildi. Kopyala-yapıştır hukuku ne yazık ki yaratıldı.

Bakınız, Gıda Mühendisi Akademisyen Bülent Şık hakkında, Sağlık Bakanlığınca sonuçları kamuoyuna açıklanmayan, kanser eden ürünleri halka açıkladı diye, yasaklanan gizli bilgileri açıklama, yasaklanan gizli bilgileri temin etme ve göreve ilişkin sırrı açıklama suçlamalarıyla dava açıldı. Asıl dava Sağlık Bakanlığına açılmalıydı, Bakan görevden alınmalıydı halkı bilgilendirmediği, bilgi sakladığı, halk sağlığıyla oynadığı için.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, son olarak, Anayasa’nın 67’nci ve 94’üncü maddesinin altıncı fıkrasını açıklamak istiyorum. Burada, AKP grup başkan vekili önceki maddelerdeki konuşmasında, bazı kanunların özel olarak hazırlandığını, milletvekili olmasının ya da mahallî idareler seçimine girmesinin istifasını gerektirmeyeceğini açıkladı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Bir dakika…

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Ancak ben bir hukukçu olarak söylemek durumundayım, Mahallî İdareler Kanunu ya da seçim kanunları açıkça Anayasa’ya aykırılık teşkil edemez. Kanunların Anayasa’ya uygun olması gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Binali Yıldırım’ın AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmasına rağmen Meclis Başkanlığından istifa etmemesi bir Anayasa ihlalidir.

Buradan Sayın Binali Yıldırım’a seslenmek istiyorum: İstifa etmediğiniz her saniye Anayasa’nın bu maddesini açıkça ihlal ediyorsunuz yani suç işliyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, kısaca, hukuksuzluğun her alanda sıradanlaştığı bir dönemle karşı karşıyayız. Ama bilesiniz ki bu böyle gitmez. Elinizle dizayn ettiğiniz yargıya bir gün sizin de ihtiyacınız olur.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                      Bedri Yaşar                                            Lütfü Türkkan                                          Feridun Bahşi

                                         Samsun                                                     Kocaeli                                                     Antalya

                                     Hasan Subaşı                                             Aylin Cesur                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Antalya                                                      Isparta                                                       Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Isparta Milletvekilimiz Sayın Aylin Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. 11’inci maddeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. 2009’a da bir torba kanunla başlıyor olmaktan duyduğum üzüntüyü ifade etmek istiyorum sözlerime başlarken.

AK PARTİ iktidarı, özgün yasa yapmak yerine, seçim öncesi 71 maddelik, adına da artık “çuval” diyebileceğimiz, bazı maddeleri Anayasa’ya aykırılık teşkil eden bir torba kanunu Meclise getirdi. Birbiriyle alakasız yaklaşık 40 ayrı kanunda ve 2 adet kanun hükmünde kararnamede, sistemde büyük boyutlu değişiklikler yapan söz konusu maddelerin, adına “torba yasa” adı verilen bir yöntemle, aceleyle yasalaştırılması yanlıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde ilgili komisyonlarda yeteri kadar tartışılmayan kanun teklifleriyle, sadece Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirilerek yasa yapma alışkanlığı genel demokratik ilkelere ve doksan dokuz yıllık Türkiye Büyük Millet Meclisi geleneklerine de aykırıdır.

11’inci maddedeki düzenlemeyle emeklilik hakkına sahip olan askerî hâkimlerin tazminat alarak emekli olabilmelerine ilişkin süre 31 Aralık 2021 tarihine kadar uzatılıyor. Hâkim kadroları şahsa bağlı kadrolardır. Esasen düzenleme geçici, kalıcı madde olmadığı için, ayrıca tarih vermek yasa tekniğini zorlamak anlamına gelir.

Şimdi, siz “torba” deyin, ben “çuval” diyeyim, içinde neler var neler. Bir tek vatandaşın çözüm bekleyen sorunlarına ilaç yok içinde. Siz iğneyi dahi kendinize batırmazken bakalım, çuvaldızı kimlere ve nasıl batırıyorsunuz.

Bir büyük kesime öyle bir batırmışsınız ki adı artık ne olursa olsun, bunun can yakacağı kesin. Emeklilerden daha ne istersiniz ya? 11,9 milyon emeklimizin yüzde 85’i bırakın yoksulluğu, açlık sınırında. “Bin liranın altında aylık alan emekli kalmayacak.” diye on binlerce emekliye sözde müjde verdiniz ve umutlandırdınız. Bin liranın altında aylıkla geçinen yaklaşık 103 bin emeklimiz var. Emekli aylıklarını bin liraya yükseltmek için hazırladığınız yasa teklifinin altından emeklileri yıllarca zamsız bırakacak ince bir taktiğiniz çıktı ortaya, iyi mi? Şaşırdık mı? Şaşırmadık ama üzülüyoruz. Buna göre bin liranın altında aylık alan emeklilerin aylıkları değil, gelirleri bin liraya yükseltilecek. Bu emeklilere asıl aylıkları bin liraya ulaşana kadar hiçbir şekilde zam ya da enflasyon farkı da verilmeyecek. Bu ince taktik yüzünden, yıllık zamlar bin liralık yeni gelir yerine bin liranın altındaki mevcut aylığa uygulanacak. Bu ne demek? Bu şu demek: Aylık gelirleri 2022 yılına kadar hep bin lira olarak kalacak demek. Müjdeyi duyan emekliler büyük bir sevinç yaşadılar, herkes gibi altı ayda bir zam alacaklarını düşündüler ancak bu düzenleme emeklileri yine büyük bir sukutuhayale uğrattı.

Bu arada, muayene katılım payına yüzde 60, ilaç katılım payına da yüzde 70 zam yaptınız, iyi mi? Bakınız arkadaşlar, emekliler ay sonunu zor getiriyor. Asgari ücrete yapılan zam oranında yani en az yüzde 26 zam istiyoruz emekliler için. 2000 sonrası emekliler için de ayrıca intibak gerekli aynı 2000 öncesindekiler için yapılan gibi. Ve çok önemli bir konuya dikkatinizi çekeceğim. Sayın Cumhurbaşkanımızdan, her fırsatta gür ve etkili bir şekilde seslendiği “Ey…” çıkışı var ya, şimdi ben bunun yanına Türkiye'nin “T”sini eklemesini ve “EYT” demesini kendilerinden istirham ediyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen bir şey diyemezsin, sen istirham edemezsin ya! Çok popülistsiniz.

AYLİN CESUR (Devamla) – EYT’den dolayı 700 bin -aileleriyle birkaç milyon- vatandaşımız çok ciddi bir şekilde çözüm bekliyor sizden.

Evet, değerli milletvekilleri, bir ülke düşünün, hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi hukuk fakültesinde hocasını silahla öldürüyor. Evet, bir ülke düşünün, İstanbul’da bir ortaokul öğrencisi arkadaşını bıçaklıyor. Bir ülke düşünün, bir baba ödev yapmadığı gerekçesiyle 6 yaşındaki çocuğunu döverek öldürüyor ve bir ülke düşünün…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…Bursa’da bir anne “Bakacak durumum yok.” diye cebine not koyduğu çocuğunu bir alışveriş merkezinde bırakıyor. Bir ülke düşünün, bu ülke bizim ülkemiz değerli milletvekilleri. Bu insanlar var ya hani, cinnet geçiren yoksulluktan, birbirini artık bıçaklama durumuna gelen, çoluğundan çocuğundan vazgeçen, bu ülke bizim ülkemiz, bizim.

Evet, sizler, iktidar sahipleri, evet, sizleri, bu memleketi getirdiğiniz bu tablo karşısında, çuvallaşan torba yasalar yapmak yerine yaslı vatandaşlarımız için iktidar yani muktedir olmaya davet ediyorum. Yapamıyorsanız bırakacaksınız arkadaşlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Emredersin!

BAŞKAN – Sayın Özel…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Millet derse bırakırız, sen kim oluyorsun da “Bırakırsınız.” diyorsun ya! Millet “Bırak.” derse bırakırız.

BAŞKAN – Sayın Özel…

AYLİN CESUR (Devamla) – Bu gidişle zaten siz bırakmasanız da 31 Martta, Recep Bey, bu millet sizi bırakacak, bırakacak.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah, Allah! Haydi bakalım, görüşeceğiz, görüşeceğiz.

AYLİN CESUR (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Aylin Hanım, görüşeceğiz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Recep’e ve arkadaşlarına çok dokundu.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                                      Tuma Çelik                                            Mahmut Toğrul                            Mehmet Ruştu Tiryaki

                                          Mardin                                                    Gaziantep                                                   Batman

                                   Erol Katırcıoğlu                                           Habip Eksik                                           Abdullah Koç

                                         İstanbul                                                       Iğdır                                                          Ağrı

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  Bedri Yaşar                                           Lütfü Türkkan

                                          Adana                                                      Samsun                                                     Kocaeli

                                     Hasan Subaşı                                            Feridun Bahşi                                       Fahrettin Yokuş

                                         Antalya                                                     Antalya                                                      Konya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                                   Faruk Sarıaslan                                Nurhayat Altaca Kayışoğlu                              Utku Çakırözer

                                        Nevşehir                                                      Bursa                                                      Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Batman Milletvekilimiz Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi üzerine, daha doğrusu 12’nci madde üzerine verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine bir torba yasayla karşı karşıyayız. Torba yasanın maddeleri üzerine bile söz alamıyoruz. Gördüğünüz gibi, bir madde değişikliği önergesi verebilirsek torba yasanın bir maddesi üzerine konuşabiliyoruz.

Dün, Sırbistan’la imzalanan bir serbest ticaret anlaşması üzerine gruplar adına milletvekilleri çıkıp serbestçe konuşabildiler. Neden? Tek bir konuyla ilgili bir kanun teklifi olduğu için. Fakat bir torba yasa geldiği zaman, gruplar adına eğer bir önerge vermezseniz -hani saygısızlık etmek istemem ama çoğu usulen verilen önergeler- söz bile alamıyorsunuz torba yasalar üzerine. Böyle bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız. Alışkanlık hâline geldi, 71 maddelik bir torba yasa, emin olun, milletvekillerinin yüzde 99’u bu torba yasanın ayrıntıları hakkında bilgi sahibi değil çünkü 71 maddede o kadar çok şey değiştiriliyor ki. Ben sadece bugün görüştüğümüz ve belki yarın bir kısmını görüşeceğimiz maddelerle hangi kanunlarda değişiklik yapıldığını söyleyeyim: Tapu Kanunu, Emniyet Teşkilatı Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Gider Vergileri Kanunu, Devlet Memurları Kanunu, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu, Yükseköğretim Kanunu, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu, Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Fiyat İstikrarı Kanunu, Mera Kanunu, İşsizlik Sigortası Kanunu, 4603 sayılı -bankalarla ilgili olan- Kanun, Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, kamu finansmanıyla ilgili kanun, Özel Tüketim Vergisi Kanunu, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortaları Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, Cumhurbaşkanlığı ofisleri kanunu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu. Daha 40’ıncı maddeye geldik, 31 maddeyle ilgili ayrıca yasalar değiştiriliyor.

Şimdi, bu 12’nci maddede 1173 sayılı Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkında Kanun’un 3’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında bir değişiklik yapılıyor. Bu madde bundan altı ay önce ihdas edildi yani 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle, Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe giren bir kanun hükmünde kararnameyle eklenmiş bir kanun maddesidir. Peki, o zaman ne yapıldı? Şöyle bir düzenleme yapıldı, OHAL’den yararlanma dönemi olan bir KHK’ydi, denildi ki: Cumhurbaşkanı tarafından dış ülkelerde veya uluslararası kuruluşlar nezdinde büyükelçi gibi akredite edilmeksizin, özel bir misyonla görevlendirilenlerin büyükelçilik unvanı görevleri müddetince devam eder. Yasa değişikliği bu. Cumhurbaşkanına, geleneksel, bildiğimiz anlamda büyükelçilerden bahsetmiyoruz da akredite edilmeyen, uluslararası kuruluşlarda görevlendirilen büyükelçileri atama yetkisi veriyordu bu OHAL KHK’si. Buna o zaman çok karşı çıkıldı, “Büyükelçileri Cumhurbaşkanının bu biçimde ataması doğru değil.” denildi. Fakat orada, KHK’de şöyle diyor: “Büyükelçilik unvanı görevi süresince devam edecek.” Büyükelçilik unvanı görevi sona erdiğinde ne olacak? Doğal olarak sona erecek. Şimdi ne yapıyoruz biliyor musunuz? Bize getirdiğiniz teklif bu, diyorsunuz ki: “Büyükelçilik görevi sona erse de –bakın akredite edilmemiş büyükelçiliklerden bahsediyoruz- büyükelçilik unvanı devam edecek.” Nasıl? İyi mi? Yani büyükelçi olarak bir yere atadınız, görevlendirdi Cumhurbaşkanı, bu görev sona erdi, fakat bu unvanı kullanmaya hâlâ devam ediyor. Bakın, bizim geleneksel, diplomatlarımız gibi atanmış kişilerden söz etmiyoruz. Sözünü ettiğimiz kişiler, büyükelçiler gibi akredite edilmeksizin özel bir misyonla dış ülkelerde veya uluslararası kuruluşlarda görevlendirilen kişiler.

Bu işlem bir büyükelçi ataması olamaz, bu olsa olsa yeni bir istihdam biçimidir. Hani, eskiden şöyle denirdi: İşte, bir işe göre adam almak gerekir ama adama göre iş alanı açılıyor. Şimdi bu tam böyle bir iş, bir sürü adama yeni bir istihdam alanı açılacak, birileri büyükelçi olarak atanacak, büyükelçilik görevi sona erecek ama bu unvanı kullanmaya devam edecek.

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Diplomatik bütün haklardan yararlanacak, sosyal haklardan da yararlanacak, dokunulmazlıklardan da yararlanacak, diplomatların aklınıza gelebilecek bütün haklarından yararlanacak. Böyle bir teklifi hiçbir milletvekili kabul etmemelidir. Biz buna çok açık biçimde karşı çıkıyoruz, Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarımızın da ellerini vicdanlarına koymasını istiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığının mevzuat daire başkanlığı değildir, yasama organıdır. Lütfen, kanun koyucu gibi davranalım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Konya Milletvekilimiz Sayın Fahrettin Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hepinizin bildiği gibi, kamu yönetiminin temelini liyakat, kariyer ve sınıflandırma oluşturur. Türk devlet yönetim geleneğinin temeli de beş bin yıllık Türk tarihinde yazıldığı gibi Türk töresine dayanır. Türk töresi de adalet, eşitlik, iyilik, yardımlaşma, insana değer verme ve hoşgörüden oluşur.

Buradan şuraya geleceğim: Cumhuriyetimizle birlikte, liyakat, tecrübe, birikim üzerine bir kamu yönetimimiz vardı. Özellikle on altı yıllık AKP iktidarı boyunca ne yazık ki kamu yönetiminde liyakat, adalet, hak, hukuk hepsi ayaklar altına alındı. Bu değerlerin yerine yandaş ve “cemaatdaş” oluştu devlette.

“Cemaatdaş”ın nelere mal olduğunu hep beraber yaşadık. Gerçi “cemaatdaş”lar farklılaştı şimdi; a’sı gitti, b’si, c’si devam ediyor. Yandaşlık ise, artık devlet yönetimi tamamen parti devletine dönüştü. Yani “Hizmetliyi memur yapacağız, sözlü sınav yapıyoruz.” Niye? “3 katını, 5 katını çağırıyoruz, TRT’ye spiker yapacağız mübareği, aradan yandaşımızı seçeceğiz.” İdareci öyle, üst bürokratı zaten bunlar atıyor. Yani parti devleti yavaş yavaş gidiyor derken imdatlarına ne yetişti? FETÖ ihanet şebekesi yetişti. Tam bu pislikten temizleyelim derken, onları temizlerken şimdi devlet, iktidar partisinin parti devletine dönüştü. Önümüzdeki günlerde, inşallah, bu kürsüde bunu size detaylıca anlatacağım.

Şimdi, efendim, Cumhurbaşkanımız sağ olsun, devleti keyfekeder yönetiyor; yetkileri verdik, KHK’ler çıkarıyor, Meclis baypas ediliyor zaman zaman. Şimdi, önemli bir mesele: Türkiye Cumhuriyeti devletinde Cumhurbaşkanımız Türk Bayrağı takarak makam aracında dolaşır, bir de elçilerimiz dolaşır yurt dışında Türk devletini temsil ettiği için, bir de Türkiye’de valiler. Fakat bizim iktidarımız valilerin merkez valisi olmasını pek içine sindirememiş. Bu bayrak taşıyan valiler artık yeni sistemde merkez valiliği statüsünü kaybetti, müfettiş yapılıyor. Ne güzel, değil mi? Müfettiş, merkez valisi gitti. E kardeşim, iyi de diğer bayrak taşıyan büyükelçilerin günahı ne? Bari statülerini koru. Yani sen diyorsun ki: “Ben istediğim adamı keyfekeder büyükelçi atarım, istediğim yere yollarım.” Arkadaş, iyi de vallahi, bu sistem eskiden tek başına hakanların yönettiği devlette bile yoktu ya, sen ne yapıyorsun? Ha, diyor ki: “Ben seçilmişim arkadaş, her şeyi yaparım. Yani istediğim gibi ulufe dağıtırım. Ona veririm bir yetki, veririm maaş, elçiden sayarım. Hadi, yürü kardeşim, yürü.” Vallahi, böyle bir yol varsa hepimizi elçi yapın da biz de buralarda uğraşıp durmayalım. Öyle ya, ne güzel, statü bu! Gerçi, eski vekillerinizi, eski bakanlarınızı, ne kadar eskimişiniz varsa rektör yapıyorsunuz, dekan yapıyorsunuz, elçi yapıyorsunuz. Mübarek, ne güzel ya, ne güzel, devleti güzel güzel yönetiyorsunuz!

Şimdi, efendim, bakın ne yaptınız. Askeriyeyi bile, onu bile sulandırdınız. Efendim, bu FETÖ askeriyeyi ele geçirdi diye askerî okulları kapattınız, yeni bir üniversite ihdas ettiniz. Üniversitenin başına atadığınız rektöre de paşalık unvanı verdiniz, daire başkanına albaylık unvanı verdiniz. Yahu, siz kamu yönetiminin ne olduğunu hiç okumadınız mı? Devlet böyle mi yönetilir? Daha ileri gideceğim. RTÜK'ü Kültür Bakanlığına bağlıyorsunuz, TRT’yi Cumhurbaşkanı alıyor. Allah, Allah! Ya, bu TRT ne menem yer ki bundan vazgeçemiyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yokuş, toparlayalım.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Başbakanlık kapatılıyor, TRT’ye adam alıyorsunuz. Başbakanlık kapatılıyor, havuza adam yolluyorsunuz. Siz yeni bir havuz oluşturdunuz. Eskiden, memur özelleştirmeden havuza giderdi. Şimdi, kardeşim, Devlet Planlama Teşkilatının yerine kurduğunuz bakanlığı kapattınız, oradan havuza adam yolluyorsunuz. Partizanlığınız öyle ileri gitti ki Cumhurbaşkanlığına bağlanan bütün kurumlara o kurumların elemanlarını –Devlet Arşivleri dâhil- seçerek aldınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nasıl alalım, söyle.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Yahu, devletin memurunu niye seçersiniz? Ha, parti devleti oluşturuyorsunuz ya, onun için yapıyorsunuz, yapmaya da devam ediyorsunuz. Devletin çivisini çıkardınız amma unutmayın, bu devlet hepimize lazım. Bu devleti parti devleti yaptınız amma vallahi de billahi de bu millet bu devleti sizden alacak, herkesin devleti olacak.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Herkesin devleti zaten.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Buradan söyleyeyim. Siz parti devleti kurdunuz ama sizden bu devleti kurtaracağız.

Hoşça kalın. (İYİ PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sadece kayda geçmesi için söylüyorum. Öncelikle, hatibe devleti ne kadar güzel yönettiğimize ilişkin ifadeleri için teşekkür ediyorum.

Tabii, her şeyden önce, siyaset kurumundan ayrılmış, milletvekilliği sona ermiş milletvekillerimize âdeta bir illetli gibi bakılmasını da asla kabul etmiyoruz. Hepimiz milletvekiliyiz ve burada inanıyorum ki milletimizden aldığımız yetkiyle, büyük bir rekabet ortamında, başarılarını üst üste koyarak yüce Parlamentoda milletimizi temsil etme vazifesi almış milletvekillerimizin…

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Muhalefet vekillerini niye atamıyorsunuz?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …milletvekilliğinden sonra üniversitelerde görev almaları, bürokraside görev almaları, herhâlde sorunlu, sıkıntılı bir durum değildir.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Yandaş olmak kaydıyla.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Çünkü biz burayı milletimizin iradesinin tecelligâhı olarak görüyoruz. Ancak milletvekillerimize, Parlamentoya yönelik ve bu ülkede liyakat anlayışına göre devletimizin yönetildiğine ilişkin milletimizin bir hüsnükabulü vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Netice itibarıyla millî iradenin tecelligâhı burasıdır. Milletimiz doğru yapanlara yol verir, yanlış yapanların önünde de engel olur.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Tamam, yakındır, yakın.

AYLİN CESUR (Isparta) – Az kaldı, az.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onun içindir ki milletimiz kendisine hizmetkâr olan kadroların kendisi için güzel ve hayırlı işler yaptığından bahisle “Durmak yok, yola devam.” anlayışıyla yol vermektedir. Alın yetkiyi, milletimizin önünde ona hizmetkâr olma sorumluluğunu siz de alın.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Alırız, alırız. Alacağız, merak etme, alacağız.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – “Siz de alın, devleti kullanın...” Her alan, devleti kullansın! Böyle bir şey var mı!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onun için millî iradenin tecelligâhı önce millete saygı duymakla başlar.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Suyunuz ısındı, hadi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Utku Çakırözer.

Süreniz beş dakika Sayın Çakırözer.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

(Uğultular)

Değerli arkadaşlar, yine bir uğultu hissediyorum, rica ediyorum. Bunu sık sık tekrarlamaktan da büyük bir üzüntü duyduğumu tekrar ifade ediyorum.

Buyurun.

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Yarın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ama maalesef, ülkemizde kutlanacak bir gün kalmamış durumda. Gazete, radyo ve televizyonlar kapalı, internet yasaklı, binlerce gazeteci işsiz. Hâlâ işi olabilenler, eleştirdikleri, sorguladıkları için yargılanıyor, tutuklanıyor, hapse mahkûm ediliyor; hiçbiri olmazsa tehdit ediliyor, hedef gösteriliyor. Buradan bir kez daha çağrıda bulunmak isterim: 10 Ocakları gerçekten bayram olarak kutlamak istiyorsak ülkemizde basın özgürlüğünü hayata geçirmeliyiz.

Eren Erdem’in talimatlı yargı kararıyla haksız, hukuksuz tutukluluğu sona ermeli. Ahmet Altan’ın, Nazlı Ilıcak’ın -beğenirsiniz, beğenmezsiniz- düşünceleri, yazdıkları nedeniyle ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırılması kabul edilemez. Foto muhabiri İsminaz Temel bir yıldan fazla süredir Bakırköy Cezaevinde tutuklu. Değerli arkadaşlarım, bunları bir an önce sona erdirmemiz gerekir.

Görüşmekte olduğumuz pakete gelince: Bu torbada onayladığımız, toplumumuzun beklentilerini karşılayan maddeler var ama birçok sorunlu madde de var. Mesela, bu pakette pilotlar ve uçuş personeline gelir vergisi istisnası getirilmesini eleştiriyoruz ve neden sadece havadaki personele? Bakın, biz asgari ücretlimizin üzerindeki gelir vergisi ve damga vergisini kaldırırsak milyonlarca asgari ücretlimizin maaşını net 2.300 liraya çıkarabiliriz ama bu pakette bu yok. Paket, toplumun kanayan yaralarına hiçbir çözüm sunmuyor. Bakın, öğretmenler, polisler, din görevlilerimiz, hemşirelerimiz ve diğer kamu emekçilerinin beklediği 3600 ek gösterge bu pakette yok, atanamayan yüz binlerce öğretmene müjde yok, emeklilikle yaşa takılan yüz binlere umut yok, emeklilerimize yaşayabilecekleri bir zam imkânı da yok. Kadroya alınmayan, kadroya alınsa bile yüzde 4’lük zamma mahkûm edilen yüz binlerce taşeronun derdine derman yine bu pakette yok. Bu pakette ne var değerli arkadaşlarım? Bu pakette ulufe gibi dağıtılacak büyükelçilik unvanları var.

Değerli arkadaşlarım, işte görüşüyoruz, 12’nci madde; bu maddeye göre özel bir misyon nedeniyle büyükelçi unvanı verilerek görevlendirilenlerin bu unvanları, Cumhurbaşkanınca geri alınmadığı müddetçe ömür boyu -büyükelçilik unvanı- devam edecek. Büyükelçilik, istisnai bir kadrodur, devleti, bayrağı temsil eden önemli bir kurumdur ama şimdi Cumhurbaşkanı kimi isterse onu büyükelçi yapabilecek. Komisyonda biz soruyoruz “Bunun gerekçesi nedir?” Yanıt yok. “Kime dağıtacaksınız bu unvanları?” Yanıt yok. “Bahsedilen bu özel misyon nedir? Neden o misyon bitince o unvan geri alınmıyor?” Yanıt yok. “Memleketin bunca -az önce saydım- bekleyen sorunu varken bunun yani büyükelçilik unvanı dağıtmanın acelesi nedir?” Yanıt yok. “Dışişleri ve devlet geleneğine aykırı bu maddeyi kimler için çıkarıyorsunuz? Büyükelçi yaptığınız milletvekilleri yetmedi mi?” diyoruz, yine yanıt yok.

Değerli arkadaşlarım, şu konuyu da dikkatinize getirmek isterim: Diplomasi bir liyakat işidir, kâtiplikten başlarsınız, ataşelik, konsolosluk, maslahatgüzarlık ve büyükelçiliğe uzanan bir yol. Türk hariciyecilerinin on yıllardır dünyanın en saygın diplomatları arasında sayılmasının en önemli sebebi uzun meslek yıllarının süzgecinden geçirilerek kazanılan bu liyakat ve tecrübedir, profesyonel ölçülerini korumalarıdır, kendi kariyer sistemini işletebilmeleridir. Dışişleri Bakanlığımızda bu geleneğin korunması ve siyasi müdahaleden uzak tutulmasından sadece ve sadece ülkemiz kazançlı çıkar ancak son dönemde Bakanlığa yapılan büyükelçi atamalarında liyakatin yerini partiye ya da lidere sadakatin alıyor olması kaygı vericidir.

Şu anda yurt dışında meslek memuru olmayan 12 ila 15 arasında büyükelçi var. Bakın, AKP kurucusu ve Erdoğan’ın danışmanı eski milletvekili Şaban Dişli Hollanda’ya, eski AKP Milletvekili Murat Mercan Tokyo’ya, Erdoğan’ın Başdanışmanı ve AKP Milletvekili Abdulkadir Emin Önen Pekin’e, eski AKP Bursa Milletvekili Tülin Erkal Kara Makedonya’ya, eski Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın kız kardeşi Ayşe Sayan Kuveyt’e, eski AKP İzmir Milletvekili Zekeriya Akçam Cakarta’ya, Merve Kavakcı Malezya’ya, Cumhurbaşkanının Başdanışmanı Lütfullah Göktaş Vatikan’a Büyükelçi atandılar. Ben “Bu isimler değersizdir.” demiyorum. Ancak onların değerlerinden, bilgilerinden faydalanmanın tek yolu büyükelçi atamak mıdır ya da büyükelçi olmanın kriteri bu ülkede siyasi hayatının bir bölümünü AKP’de geçirmek ya da Cumhurbaşkanına danışmanlık yapmak mıdır değerli arkadaşlarım? Kriter bu mudur? Hani liyakat, hani gelenek, hani profesyonel ölçüler, hani dirsek çürütme? Hiçbiri yok. Aynı şekilde, Dışişleri Bakanlığı merkez teşkilatına da siyasi atamaların -yani daire başkanlıklarına, genel müdür yardımcılıklarına ve genel müdürlüklere yolu açılmış durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Hemen, tabii.

Değerli arkadaşlarım, Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu kısa süre önce bir konuşma yaptı. “Diplomatlarımız sadece Türkiye’nin değil, dünyanın saygısını, takdirini kazanmış kişilerdir. Sizlerle çalıştığım için kendimi şanslı sayıyorum. Türkiye’nin en iyi kadroları, en çalışan insanları sizlersiniz.” diyor. Ama ondan sonra, işte az önce saydım, Bakanlık kadrolarında büyükelçilik pozisyonları hem bu saydığım şekilde eski AKP milletvekilleri ve Cumhurbaşkanı danışmanlarıyla, şimdi de 12’nci maddenin getirdiği gibi, özel misyonlar için yine Cumhurbaşkanı tarafından yapılacak atamalarla dolduruluyor.

Değerli arkadaşlarım, bu tek adam diplomasisinden, keyfî büyükelçi atamalarından vazgeçilmelidir, Dışişleri Bakanlığımız her türlü siyasi müdahaleden uzak tutulmalıdır diyor hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 12’nci madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                                     Feridun Bahşi                                             Bedri Yaşar                      Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                                         Antalya                                                     Samsun                                                      Adana

                                     Hasan Şubaşı                                           Lütfü Türkkan

                                         Antalya                                                     Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Adana Milletvekilimiz Sayın Mehmet Metanet Çulhaoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi hakkında görüşlerimi ifade etmek üzere İYİ PARTİ Grubu adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sağlık dolayısıyla ağız, diş sağlığı en temel insan hakkı olduğu gibi, Anayasa’nın 56’ncı maddesiyle de güvence altına alınmıştır. Ülkemizde ağız ve diş sağlığı hizmetleri, tedavi edici hizmetler olarak sunulmaktadır. Doğru olansa koruyucu diş hekimliği hizmetlerine öncelik verilmesidir. Koruyucu ağız ve diş sağlığı, düzenli uygulanırsa bireylerin genel sağlığı üzerinde olumlu etki yapacağı gibi, devletin sağlık harcamalarını da azaltacaktır. Mevcut ağız profilinin iyileştirilmesi için ulusal ağız ve diş sağlığı politikasını oluşturmamız şarttır.

İnsan gücü planlaması, kaynakların verimli kullanılması açısından büyük önem arz eder. Son yıllarda, diş hekimliği eğitimi alanında insan gücü planlaması ilkeleri göz ardı edilerek diş hekimliği fakülteleri açılmaktadır. Ülkemizde diş hekimliği fakültesi sayısı 86 olup bunlardan 67 tanesi eğitim vermektedir. OECD ülkelerinde 2017 yılında 1.500 kişiye 1 diş hekimi, ülkemizde ise 2.460 kişiye 1 diş hekimi düşmektedir. TÜİK verilerine göre, 2018 yılından sonra yeni bir fakülte açılmadan 86 fakültede eğitim verildiğinde 2028 yılında diş hekimi sayısı 90 bini aşacak, nüfusumuz ise 89 milyon civarında olacaktır ve diş hekimi başına düşen nüfus 970 kişi olacaktır. Görüldüğü gibi 2028 yılında OECD normlarının üzerine çıkılmaktadır. Bunun için norm kadronun yeniden akılcı bir şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Mevcut fakülte sayımızın yeterli düzeyde olduğu görülmektedir. Bundan sonra, mevcut fakültelerimizdeki eğitim kalitesinin yükseltilmesi, öğretim üyelerimizin sayılarının artırılması planlaması önceliğimiz olmalıdır.

Ayrıca, yeni kurulan diş hekimliği fakültelerinde finansman sorunu bulunmaktadır. Devlet üniversitelerine yeni kurulacaklar ile kuruluşu beş yılı geçmemiş ağız ve diş sağlığı uygulama ve araştırma merkezlerine döner sermaye kapsamında, faaliyetlerinin yürütülebilmesi için üç yıl faizsiz geri ödemeli 1 milyon Türk lirası genel bütçeden sermaye olarak aktarılması bu işletmelerin hızlıca yapılanmasının tamamlanmasına katkı sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bu maddede üniversitelerin diş hekimliği fakültelerinin ihtiyaç duyduğu tıbbi ilaç ve tıbbi malzemelerle ilgili borçlarının Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından üstlenileceği ifade edilmiş ve mali açıdan sorun yaşayan üniversitelere bu yolla destek olunacağı belirtilmiştir. Buraya kadar iyi, güzel de maddenin devamında üniversitelerin borçlarının olduğu gerçek ve tüzel kişilerin alacakları için Cumhurbaşkanının iskonto oranı belirlemesi ve bunun yanında gerçek ve tüzel kişilerin borçlarının tahsiline yönelik açtıkları davalar ve icra takiplerinden feragat etmeleri gerektiği ifade edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Cumhurbaşkanının bu şekilde piyasaya müdahale etmesinin önü açılmaktadır. AK PARTİ kendi atadığı rektörlere, dekanlara, bürokratlarına güvenmiyor ki her şeyde olduğu gibi yine bu konuda da alacaklı işletmelerin ne oranda iskonto yapacağı kararını da bizzat Cumhurbaşkanının belirlemesini yasaya koyuyor. Buna neden ihtiyaç duyduğunuzu anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. Yasada iskonto oranını belirleyebilirsiniz; yüzde 10, yüzde 20, yüzde 30 gibi bir oran belirleseniz, memleketin bunca derdi ortada dururken Cumhurbaşkanını bu işlerle meşgul etmeseniz daha doğru bir iş yapmış olursunuz.

Sayın milletvekilleri, SSK ve BAĞ-KUR’dan emekli olan diş hekimleri 2018 yılı Aralık ayında 1.680 lira aylık almaktadır yani asgari ücretin 2.020 lira olduğu günümüzde diş hekimi emeklileri BAĞ-KUR’dan, SSK’dan emekli olmuş ise 1.680 lira, artı yüzde 10 zam alacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çulhaoğlu, bir dakika ekliyorum.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – 26/07/2018 tarihli 7146 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesiyle “Diş hekimi emeklilerinin emekli aylıkları aldıkları eğitimlerle ve yürüttükleri hizmetle mütenasip olmaktan çok uzaktır.” denilerek kamudan emekli olan diş tabiplerinin aylıklarına 1.533 Türk lirası ilave yapıldı. Bunu meslektaşlarım adına olumlu bulduğumu konuşmamda ifade ederek muayenehanesinde ya da poliklinikte çalışarak SSK ve BAĞ-KUR’dan emekli olan diş hekimlerinin de emekli aylıklarına aynı oranda, 1.553 lira ilave yapılması uygun olacaktır. Emekli olup çalışanlar bu haktan yararlanamayacağı için, bu durumda olan 2.543 diş hekimi için Sağlık Bakanlığının yeni bir değerlendirmede bulunacağını ümit ediyorum ve meslektaşlarım adına bunu talep ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                         Fikret Şahin                       Nurhayat Altaca Kayışoğlu

                                         İstanbul                                                    Balıkesir                                                      Bursa

                                  Ömer Fethi Gürer                                       Faruk Sarıaslan                                              Cavit Arı

                                           Niğde                                                     Nevşehir                                                    Antalya

MADDE 13 - 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 79 - Devlete ait üniversitelerin diş hekimliği fakültelerine bağlı sağlık uygulama ve araştırma merkezi birimleri döner sermaye işletmelerinin 31/10/2018 tarihi itibarıyla muhasebe kayıtlarında yer alan ve bu maddenin yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiş ilaç ve tıbbi malzeme alımlarına ilişkin borçları, Hazine ve Maliye Bakanlığı bütçesinden işletmeye verilen borç karşılığında ilgili döner sermaye muhasebe birimi tarafından defaten ödenir.

Gerçek veya tüzel kişi alacaklıların bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren altmış gün içerisinde;

a) Kapsama dâhil alacak tutarı yerine, vade tarihi ve alacağın türüne (ilaç ve tıbbi malzeme türleri itibarıyla) göre Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenecek olan iskonto oranlarının uygulanması sonucu hesaplanacak tutarın ödenmesini kabul ettiğine, iskonto oranına tekabül eden tutardan feragat ettiğine,

b) Kapsama giren alacakları için açmış oldukları davalar ile icra takiplerinden feragat ettiğine,

c) Kapsama dahil alacaklardan bu madde uyarınca ödeme yapılanlarla ilgili hak ve alacakların hiçbir şekilde ihtilaf konusu yapılmayacağına, dair yazılı olarak işletmeye başvurması gerekmektedir. Alacaklılar ilgili işletmedeki kapsama dahil tüm alacakları için başvuruda bulunmak zorundadır. Başvuru sırasında alacaklılar, bu fıkranın (b) bendi kapsamındaki feragat beyanını mahkemelere veya icra müdürlüklerine sunduklarına ilişkin tevsik edici belgeleri de ibraz etmek zorundadır.

İşletmeler, başvuru süresinin sona ermesini müteakip madde kapsamında başvuruda bulunan gerçek ve tüzel kişi alacaklıların ve bu maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında hesaplanan alacak tutarlarına ilişkin bilgilerin yer aldığı listeyi on beş gün içinde Hazine ve Maliye Bakanlığına bildirir. Hazine ve Maliye Bakanlığı, listelerde yer alan tutarları esas alarak, döner sermaye işletmesi itibarıyla gerekli kaynağı işletmeye bir ay içerisinde aktarır. İşletme tarafından hak sahibi gerçek ve tüzel kişilere, yasal olarak yapılması gereken tüm kesintiler düşüldükten sonraki tutar, aktarım tarihini takip eden beş işgünü içinde ödenir. Ödenecek borçlar ile ilgili olarak ayrıca temerrüt faizi, vade farkı benzeri herhangi bir ödeme yapılmaz.

Feragat suretiyle kayıtlardan çıkarılacak borç tutarları, üniversite döner sermaye işletmeleri tarafından sonuç hesaplarına aktarılır ve bu tutar üzerinden Hazine hissesi ve bilimsel araştırma projesi payı ayrıca hesaplanmaz.

İlgili döner sermaye işletmesi tarafından Hazine ve Maliye Bakanlığına borçlanılan tutarlar, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 2020 Ocak ayından itibaren ilgili işletmeye yapılacak ödeme tutarlarından 60 ayda eşit taksitlerle faiz uygulanmaksızın kesinti yapılması suretiyle tahsil edilir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılacak kesintiler, kesintinin yapıldığı tarihten itibaren beş iş günü içerisinde Hazine ve Maliye Bakanlığı Merkez Muhasebe Birimi hesaplarına aktarılır.

Bu maddenin birinci fıkrası kapsamında yapılan ödemeler sonrasında, Devlete ait üniversitelerin diş hekimliği fakültelerine bağlı sağlık uygulama ve araştırma merkezi döner sermaye işletmeleri, öncelikle 1/11/2018 tarihinden sonraki mal ve hizmet alımları ile ilgili ödemelerini yaparlar. Üçer aylık dönemler itibariyle nakit akışlarının uygun olması halinde 31/10/2018 öncesi dönemlere ait vadesi geçmiş borçlar, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göre ödenir.

Mahkemelerce, feragat nedeniyle vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tarafların üzerinde bırakılmasına karar verilir.

Başvurulara ve ödemelere ilişkin doğacak tereddütleri gidermeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen, Balıkesir Milletvekilimiz Sayın Fikret Şahin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ben de 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi hakkında söz almış bulunuyorum.

Efendim, tabii, bu madde, devlet üniversitelerindeki diş hekimliği fakültelerinin borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili. Tabii, bu madde bize gösteriyor ki sağlık sisteminde bir hayli geri noktaya düşmüşüz yani borç batağındayız, hâlen devletimiz kendi borcunu yapılandırmak zorunda hissediyor ve bu kanunda önümüze getiriyor.

Bakınız, bir sonraki maddede ise yine Türk Kalp Vakfı kurucusu değerli hocamız Profesör Doktor Cem’i Demiroğlu’nun kurmuş olduğu İstanbul Bilgi Üniversitesiyle ilgili bir konuyu konuşacağız. Şimdi, benim de tıp fakültesinde kendi kitaplarından çok faydalandığım değerli hocamız Cem’i Demiroğlu’nun geçmişiyle ilgili kısa bir alıntı yaptıktan sonra bu teklifle bağlantı kuracağım.

Efendim, Cem’i Hocamız Türkiye’de “kardiyolojinin babası” olarak bilinir ve Türkiye’de ilk kez koroner anjiyografiyi yani belki aramızda pek çok kişinin de olduğu anjiyografiyi yapan hekimdir ve invaziv kardiyolojiyi yani stenti Türkiye’de ilk uygulayan kişidir ve 1970’li yıllarda pek çok vatandaşımız yurt dışında sağlık hizmeti arar hâlde iken kendisi 1974 yılında Türk Kalp Vakfını kurarak bu modern kardiyolojik tedavi hizmetlerini ülkemize getirmiştir. Bakınız, geldiğimiz bu noktada, bizler, 1970’li yıllarda dünyayla eşit şartlarda bir sağlık hizmeti alırken şu anda, daha dün dahi… Biraz önce bir hekim arkadaşımla konuştum, burada, Ankara’da, tıp fakültesinin kardiyoloji bölümünde kalp pili takılması gereken bir hastaya “Efendim, biz sadece acil hastaların pillerini değiştiriyoruz, elimizde fazla kalp pili yok, sizi Diyarbakır Üniversitesine göndermek zorundayız.” deniliyor, böyle bir cevap alıyorlar. Hatta, Gazi Üniversitesi Başhekimliğinin bir yazısı var: “Üniversite hastanemizde sadece hayati önemi haiz işlemler yapılsın, diğer rutin işlemler yapılmasın.” diye böyle genelgeler yayınlanıyor.

Yine, Ordu Sağlık Müdürlüğünün bir yazısı var. Burada da kardiyoloji ve kardiyovasküler cerrahi kliniklerinde kalp kapakları, kalp pilleri bulunamadığı için bu vakaların ameliyatlarının ertelenmesi konusu gündeme taşınıyor.

Ve yine, bakınız, haberlerde -işte şurada, göstereceğim- “Yaşlı adam kalp pili bekliyor.” diyor. Yani, vatandaşın pili bitmiş durumda sevgili arkadaşlar, vatandaş kalp pilini değiştiremez durumda, bu noktaya gelmişiz. Bakın, 1970’li yıllarda dünya standardında bir sağlık hizmeti veren Türkiye şu anda artık kalp pilini dahi değiştiremez duruma gelmiş noktadadır.

Şimdi, tabii, bu değerli hocamı ben saygıyla ve rahmetle anıyorum. Şimdi, acaba kendisi şu anda yaşamış olsaydı, bu durumu görmüş olsaydı ne düşünürdü? Yani, bu “Sağlıkta Dönüşüm Programı” dediğimiz programla Türkiye’de sağlığın ne kadar maddi ve ticari bir alana dönüştüğünü görmüş olsaydı bu hocamız acaba ne düşünürdü? İnanıyorum ki çok üzülürdü gelinen bu tabloya.

Bakınız, yine bu dönüşüm sistemiyle geldiğimiz nokta: Niteliksel bir sağlık sistemi hâline gelmiştir Türkiye’deki sağlık hizmetleri ve bizler Türkiye’de, dünyada rekorlar kırıyoruz. OECD ülkeleri arasında -kişi başına- en fazla hekime başvuran toplumuz; yine, OECD ülkeleri arasında en fazla MR çekimi yaptıran toplumuz, tomografi çekiminde de 2’nci sıradayız. Yine, nüfusuna oranla acil servise başvuru oranında dünyada 1’inciyiz; 80 milyon civarında nüfusumuz var, acil servise 100 milyonu aşkın yani nüfusumuzdan daha fazla sayıda başvuru var. Sağlık sisteminde geldiğimiz nokta bu. Vatandaşlarımız kapı kapı, hastane hastane dolaşıyor. Neden? Sağlık hizmeti nitelikli bir hizmet. Sayenizde niteliksiz bir hizmet alanı hâline geldiği için artık vatandaşımız doktor doktor, hastane hastane dolanmak zorunda kalıyor ve sonuç itibarıyla da başvuru sayısı katbekat artıyor.

Tabii, bu gelen sağlık sistemiyle bir taraftan sağlık hizmetlerine aşırı bir talep oluşturulmuş ve sağlık kuruluşlarının kapasitesini aşmış bu, diğer taraftan da özel sektörün sağlık hizmetlerindeki payı her geçen gün artırılmıştır. Poliklinik hizmetlerinin yüzde 22’si, ameliyatların yüzde 31’i ve uzman hekimlerin yüzde 30’u artık özel sektördedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Yani hiçbir ülkede bizdeki kadar özel sektörün sağlık alanında ağırlığı olmamıştır.

Ve vatandaşımızdan 14 kalemde, 14 farklı kalemde “katkı payı” adı altında para toplanıyor. Bakınız, elimde bir örnek getirdim. Bir üniversite öğrencisi, mecburiyetten bir özel hastaneye gitmiş ve bakınız, 359 lira 70 kuruş burada bir katkı payı ödemiş, bir üniversite öğrencisi 359 lira katkı payı veriyor; faturası da burada.

Ve yine daha yılbaşından önce ödenmeyen pek çok ilaç vardı döviz kurunun artışından dolayı ve seçim sebebiyle -büyük olasılıkla- 413 kalem ilaç yeniden bir ödeme, geriye ödeme listesine alındı.

Bakın, tipik bir örnektir. Basında yer alan ilaç, sağlık… Normalde bir sağlık personelinin resmi burada olması gerekirken artık parayı görüyoruz yani sağlık, artık parayla alınır hâle gelmiştir. Yani sizin paranız olmayabilir ama sağlığa ihtiyacınız olduğu zaman o hizmeti en az, parası olan kişi kadar almak durumundasınız. Artık sağlık -burada da tipik örneğini görüyorsunuz- parayla satılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Bir dakikanızı rica edeceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kusura bakmayın, selamlayın. Mikrofonunuzu açıyorum, selamlamak için sadece Sayın Şahin, selamlayın.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) – Peki, peki.

Evet, efendim, tabii, son bir şeyi ifade edeceğim. Bakınız, kuduz aşısı dahi bulunamaz hâle geldi yani vatandaş neredeyse kuduracak sayın arkadaşlar artık. Buna artık bir önlem alalım.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 13’üncü maddesiyle 2547 sayılı Kanun’a eklenen geçici 79’uncu maddenin birinci ve altıncı fıkralarına “Devlete ait üniversitelerin” ibarelerinden sonra gelmek üzere “diş hekimliği fakülteleri ve” ibarelerinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                         Muhammet Emin Akbaşoğlu                         Mehmet Doğan Kubat                                 Abdullah Güler

                                          Çankırı                                                     İstanbul                                                     İstanbul

                                     Cemil Yaman                                         Bahar Ayvazoğlu                        Sabahat Özgürsoy Çelik

                                         Kocaeli                                                     Trabzon                                                      Hatay

                                      Habibe Öçal

                                   Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Gerekçeyi okutalım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Devlete ait üniversitelerin diş hekimliği fakültelerinin ilaç ve tıbbi malzeme alımlarına ait borçlarına ilişkin hususta teknik düzenleme yapılması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - 14’üncü madde üzerinde iki önerge vardır; önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                             Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                     Cavit Arı

                                         İstanbul                                                      Bursa                                                       Antalya

                                  Ömer Fethi Gürer                                        Sibel Özdemir                                        Faruk Sarıaslan

                                           Niğde                                                      İstanbul                                                    Nevşehir

MADDE 14- 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nun ek 71’inci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan "İstanbul Bilim Üniversitesi” ifadeleri "Demiroğlu Bilim Üniversitesi” şeklinde ve birinci fıkrasında yer alan "Türk Kardiyoloji Vakfı” ifadesi "Prof. Dr. Cemi Demiroğlu Türk Kardiyoloji Vakfı" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AYŞE KEŞİR (Düzce) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sibel Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Özdemir.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) -Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de görüştüğümüz bu kanun teklifinin 14’üncü maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öngörülebilir, ulaşılabilir ve anlaşılabilir olması gereken yasal düzenlemeler torba kanunu şeklinde Parlamentoya getirildiğinde kısa vadeli, kısmi çözümler üretirken uzun vadede öngörülmeyen sorun, sıkıntı ve mağduriyetleri de beraberinde getirmektedir. Burada Genel Kurulda oylandıktan çok kısa bir süre sonra dahi yine yeni düzenleme yapma ihtiyacının ortaya çıktığını biz defalarca gözlemlemekteyiz.

Yine bu torba kanun da önceki torba kanunlardaki benzer sorunları içermekle birlikte, muvazaalı bir şekilde Genel Kurul gündemine getirilmiştir. Bir kez daha yasama organının niteliği ve kalitesi sorgulanır hâle gelmiştir. 40’a yakın farklı alanda her biri farklı ihtisas komisyonlarında ayrıntılarıyla, tarafların katılımıyla görüşülmesi gerekirken sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda teknik, aceleyle bir değerlendirmeden geçirilerek Genel Kurul gündemine getirilmesi, sağlıklı ve işlevsel bir yasa yapma pratiği değildir ama bugün öğrendik ki yarın Plan ve Bütçe Komisyonuna yine farklı bir torba yasa gelecek; bunu görmek bu söylemlerimizin, bu eleştirilerimizin dikkate alınmadığını tekrar gözler önüne sermiştir.

Değerli milletvekilleri, yasama kalitesi ve niteliğinin arttığına yönelik övgüyle bahsedilenin aksine, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı kanun teklifleri hazırlanmaktadır. Saray bürokratlarının hazırladığı kanun tekliflerinin en fazla üyeye sahip olan partiye mensup milletvekilleri aracılığıyla Parlamentoya getirildiğine şahit oluyoruz. Baktığımız zaman kanun teklifinin altında imzası olan sayın milletvekillerinin komisyon aşamasında ve burada, Genel Kurulda bir belirsizlik içinde olduklarını, altında imzası olan tekliflerini yeteri kadar savunamadıklarını ve maalesef güç duruma düştüklerini gözlemliyoruz.

Genel Kurulda bir komisyon başkanının sorulan sorular üzerine “Ben nereden bileyim?” şeklindeki sinirli, belki de çaresiz yanıtını hepimiz hatırlıyoruz.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ben mi söyledim? Sataşma var.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Yasama kalitesi ve güçlü Meclis söylemlerinizin içinin ne kadar boş olduğunu ve bizim de haklılığımızı yaşanan bu süreç ortaya koymaktadır. Anayasa’mızla çelişen uygulamaları içeren yeni yönetim sisteminin sürdürülemez olduğu gerçeğine hepimiz şahit oluyoruz.

Değerli milletvekilleri, üzerine söz aldığım 14’üncü maddeye bakacak olursak bir üniversitenin isim değişikliğiyle ilgili olan bu maddenin yine öngörülen ve katılımcılıktan uzak şekilde hazırlandığı ortadadır.

Maddeyle Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu’nun ek 71’inci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “İstanbul Bilim Üniversitesi” ibaresi “Demiroğlu Bilim Üniversitesi” şeklinde ve yine birinci fıkrasında yer alan “Türk Kardiyoloji Vakfı” ibaresi de “Prof. Dr. Cemi Demiroğlu Türk Kardiyoloji Vakfı” şeklinde değiştirilmektedir. Değişikliğe gerekçe olarak ise İstanbul Bilim Üniversitesi olan mevcut üniversitenin özellikle posta, dağıtım gibi benzeri süreçlerde İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Antalya Bilim Üniversitesiyle karıştırılması nedeniyle bazı aksaklık ve gecikmelerin yaşandığı ifade edilmiştir. Oysa değerli milletvekilleri, üniversitelerin kuruluş süreçlerinde, isimlerinin belirlenmesi dâhil olmak üzere, daha uzun vadede, yüzyıllarca kullanabilecekleri, kurumsal kimliklerini koruyabilecekleri, gelenekselleşecek ve öngörülü, özenli bir tutum sergilenmesi gerekirken sadece üniversitenin sayısal artışını önceleyen zihniyetin sonucu işte bugün bu tür isim değişiklikleri yapmak orunda kalıyoruz. Kaldı ki bugün, üniversitelerin isimleri değil, hepimizin malumu olan, sorunlarına odaklanmamız gerekiyordu.

40’a yakın farklı konuda değişiklik içeren bir torba kanunun içine üniversiteleri de dâhil ederek acele ve özensiz yaklaşımın devam ettiğini görüyoruz. Şu an bu maddeyle bir gerekçeyle üniversitenin ismini değiştiriyoruz ancak bu üniversiteyi bu ismiyle tercih edip eğitimlere devam eden öğrenciler açısından kazanılmış bir hak var. Örneğin şu an ismini değiştirdiğimiz üniversiteden “İstanbul” ismini kaldırıyoruz. Bu, bir kayıp değil mi öğrenciler açısından? İşte bir sonraki maddede de yine Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin isminde de benzeri bir değişikliğe gidilecek. Ayrıca, üniversite eğitime devam ederken değişik bir ismin dayatılması mevcut öğrenciler açısından da anayasal açıdan sıkıntılar getirmektedir.

Evet, bugün üniversitelerimizin asıl sorunları olan bilimsel araştırma alt yapısı, akademik ve bilimsel özerklik, rektör atamaları, liyakat, nitelik sorunu, plansızlık, istihdam ve üniversitelerin karşı karşıya kaldığı bütçe sorunları; üniversite personelinin, akademisyenlerin özlük hakları, çalışma ve araştırma koşulları, mobbing, yıldırma, şiddet, atama ve tayin konularını konuşmamız ve çözüm üretmemiz gerekiyordu değerli milletvekilleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özdemir.

SİBEL ÖZDEMİR (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ancak, bu sorunlara odaklanmak yerine, saray yönetiminin bir üniversitenin isim değişikliğiyle karşımıza çıkması sorunlara bakış açısını da ortaya koymaktadır. Bunun yerine, üniversitenin, akademisyenlerin sorunlarıyla ilgilenseydi eğer mevcut iktidar, belki bugün Ceren Damar Şenel Hocamızı eğitim şehidi vermeyecektik. Ben, bu vesileyle değerli meslektaşımı tekrar saygıyla anıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak, Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına yön verdiği eğitim sistemimizden ne eğitimciler ne aileler ne öğrenciler ne de nitelikli insan gücü ihtiyacı duyan işverenler memnundur. Sonuçta, eğitim sistemimiz başta olmak üzere, bu kötü gidişin tersine çevrilmesinin, eğitimde niteliğin ve topyekûn yaşam koşullarımızın iyileştirilmesinin bu iktidar ve bu zihniyetin değişmesiyle ancak mümkün olacağı ortaya çıkmaktadır.

Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinde yer alan “yer alan” ibarelerinin “bulunan” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Culhaoğlu                                 Feridun Bahşi                                         Lütfü Türkkan

                                          Adana                                                      Antalya                                                     Kocaeli

                                      Behiç Çelik                                               Bedri Yaşar

                                          Mersin                                                      Samsun

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen, Mersin Milletvekilimiz Sayın Behiç Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Çelik.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerinde önergemiz doğrultusunda konuşmak için söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bugün Genel Kurulumuzda Osmaniye’nin 9 Ocak kurtuluş günüyle ilgili kutlamaları değerli hatipler ifade ettiler. Ben de Osmaniye’nin 97’nci kurtuluş gününü kutluyorum. 27 Aralıkta Çukurova’da Tarsus’un, 3 Ocakta Mersin’in, 5 Ocakta Adana’nın kurtuluş günlerini hep birlikte idrak ettik. Çukurova bütünüyle direnerek Fransızları ve iş birlikçileri defetmesini başarmış, Kuvayımilliye’nin kahraman mensupları öncülüğünde yöre halkı gerçek bir destan yazmıştır.

Değerli milletvekilleri, 14’üncü madde, 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ek 71’e düzenleme getirmektedir. Buna göre, İstanbul Bilim Üniversitesi “Demiroğlu Bilim Üniversitesi” Türk Kardiyoloji Vakfı da “Prof. Dr. Cemi Demiroğlu Türk Kardiyoloji Vakfı” olarak düzenlenmektedir.

Aslında yükseköğrenim demişken, yükseköğrenimin içinde bulunduğu zor koşullara değinmek isterim.

Şimdi, üniversite adayı öğrencilerin verilerini gösteren bir değerlendirme var, buna “PISA” diyorlar ve üniversite öğrencilerinin ölçütlerini gösteren de “PIACC” olarak ifade edilen bir değerlendirme var. Bunun ikisi gerek ortaöğretim öğrencilerinin başarı düzeyini gerekse üniversite öğrencilerinin başarı düzeyini ifade ediyor, uluslararası indeks olarak da bunlar yayınlanıyor. Burada gördüğümüz, Türkiye'de bilim kalitesinin son yıllarda olağanüstü derecede düştüğü ve öyle bir hâle gelmiş ki gerek ortaöğretim gerekse üniversite, yüksek lisans eğitimi, kalite-kantite makasında kaliteyi hiçe sayan, ama kantiteyi daha yukarılara çeken, yeni üniversiteler kurarak aslında üniversitelerde bilim kalitesizliğini getiren bir yeni aşamaya Türkiye’yi getirmiştir. Burada dünyada bizim hâlihazırda ilk 500’e giren üniversitemiz maalesef kalmamıştır. Bu da gösteriyor ki üniversitelerimiz gerçekten çökmüş durumda. Buna hem devlet üniversitesi nezdinde hem vakıf üniversiteleri nezdinde YÖK kanalıyla siyasal iktidarın mutlaka bir çözüm bulması ve üniversitelerde ve üniversitenin kaynağı olan ortaöğretimde kaliteyi öncelemeleri önem arz etmektedir. Burada bir reforma ihtiyaç olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

Değerli arkadaşlar, bu torba teklif 42 kanun ve kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapmaktadır ya da yeni hükümler getirmektedir. Bize bu torba teklif şunu söylüyor özetle: Anayasa’ya saygı yok, kanunlara saygı yok, kurumlara saygı yok, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne saygı yok ve sonuç, tek adam rejiminin dayatmasıyla karşı karşıyayız. Artık, kanuni idare yok, keyfî idare var. Hukuk devleti yok, polis devleti var. İdarenin yargısal denetimi artık söz konusu değil. Demokrasinin olmazsa olmazlarından özgür medya var mı? Soruyorum. Özgür medya yok. Gerçek sivil toplum kuruluşları var mı? O da yok. Tüketilmiş durumda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İşte, bu torba kanun, gelecekte, hukuk devleti kurulduğunda otokrasinin yüz karası bir metin olarak hukuk fakültesi öğrencilerine bir örnek olay olarak okutulacaktır. Ama biz milletçe bunu hak etmiyoruz. Ve konuşmamı burada bitiriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın Özkan, bir söz talebiniz olmuş.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

50.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve kalp kapakçığı, kalp pili veya başka bir sağlık hizmetinden yararlanamama durumu söz konusu olduğunda Sağlık Bakanlığına bildirilmesi hâlinde vatandaşın mağduriyetinin giderileceğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisi adına 12’nci maddede görüşlerini beyan eden Fikret Şahin’in, Balıkesir Milletvekilimizin hastanelerimizde kalp kapakçığı ve kalp pillerinin tedarik edilmediği yönündeki ifadeleri hakkında Sağlık Bakanlığımızdan aldığımız bilgiyi Genel Kurulumuzun dikkatine sunmak istiyorum.

Tabii, şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nde nerede olursa olsun vatandaşlarımızın sağlığı meseleyse kalp pili, kalp kapakçığı dâhil olmak üzere, hatta dünyada pek çok hastanede olmayan, ameliyat imkânı olmayan hastaların MitraClip –yani mandallama- sistemiyle tedavi yöntemleri dâhil olmak üzere dünyadaki hiçbir özel hastanede -bir iki hastane hariç özel hastane olarak- sağlanmayan sağlık hizmetleri bugün Sağlık Bakanlığımız tarafından sağlanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bilindiği üzere, işte, birkaç hafta evvel bütçemizi kabul ettik ve bu bütçe kalemlerinde bütçeden en çok pay ayrılan kurumların başında da Sağlık Bakanlığı gelmektedir 48 milyar 330 milyon TL’yle. Yani “İnsani yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla ülkemizin kaynaklarını, başta vatandaşlarımızın sağlığı, güvenliği ve eğitimi için harcamaya devam ediyoruz. Ancak olur ki vatandaşlarımızın arızi bir şekilde kalp kapakçığı veya kalp pili veya başkaca bir sağlık hizmetinden yararlanamamaları durumu söz konusuysa, arızi bir durum olarak, bu hususta da tarafımıza veya Sağlık Bakanlığına bildirilmesi hâlinde o vatandaşlarımızın olası yaşadıkları mağduriyeti gidermek için gerekli tedbirlerin alınacağını da ifade eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim, sağ olun.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1369) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı 37) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 15’inci madde üzerinde dört önerge bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, gecenin ilerleyen saatlerinde daha görüşeceğimiz maddeler var. Yarın da Genel Kurul çalışmalarına devam edecek; grup başkan vekillerimiz görev yapacak, milletvekillerimiz görev yapacak. Ben bütün arkadaşlarımızın konuşmalarının süreleri bittikten sonra kendilerine ek süre vermeyi bir görev de sayıyorum ama gecenin bu ilerleyen saatini dikkate alarak ve yarın da çalışılacağını dikkate alarak konuşma sürelerini azami ölçüde, dikkatli bir şekilde kullanmalarını milletvekillerimizden rica ediyorum.

15’inci madde üzerindeki dört önergeyi aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                              Mehmet Ruştu Tiryaki                                    Mahmut Toğrul                        Mahmut Celadet Gaydalı

                                         Batman                                                   Gaziantep                                                     Bitlis

                                   Erol Katırcıoğlu                                          Abdullah Koç                                             Habip Eksik

                                         İstanbul                                                        Ağrı                                                          Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Bitlis Milletvekilimiz Sayın Mahmut Celadet Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Gaydalı.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; partim ve grubum adına, görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bu torba yasayla da yapısal olmayan ve ciddiyetten uzak palyatif yaklaşımlar, mevcut sorunların derinleşmesine ve yeni sorunlar türemesine neden olacaktır. Ekonomik, siyasi ve toplumsal krizlerin derinleştiği bu türbülans ortamında “Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” ibaresinin “Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” şeklinde değiştirilmesi abesle iştigalden başka bir şey değildir. “İslam” ibaresinin başa konulması bilim ve teknoloji ile teolojinin birbirine karıştırılmasıdır. Oysaki her biri ayrı alanların konusudur. Dolayısıyla sırf siyasi rant tahvil edebilmek için yapılan bir değişikliktir.

Değerli milletvekilleri, zarfa değil, mazrufa bakacaksınız. Adının önüne “İslam” kavramı getirilmesi var olan niteliksiz eğitimi durduracak mı? Önemli olan orada verilen eğitimdir, eğitimi veren kadrolardır, eğitimi alan kişilerin ülkeye kattığı değerlerdir.

Yirmi yıl önce dünyada ilk 100 üniversite arasına giren ODTÜ, Boğaziçi ve İstanbul Teknik Üniversitesi on yıl önceki sıralamaya bakıldığı zaman ilk 500 üniversite içine ancak girebilmişti ve son yapılan açıklamalarda ise bu üniversitelerin ilk 500 içinde bile görülmediğidir. İşte, eğitimi getirdiğiniz son nokta budur. Üniversitelerde kantite değil, mühim olan kalitedir. Fakat bu ülke ne bilimsel ne de teknolojik hiçbir gelişim gösterememekte, bu atılımı yapacak bireyler yetiştirememektedir. Hani bir sloganınız vardı “Dindar ve kindar bir nesil yetiştireceğiz.” diye. İşte o nesil uğruna ne kadar nitelikli akademisyen varsa işlerine KHK aracılığıyla son verdiniz, üniversitelerin içini boşalttınız. İşte bugün arzuladığınız kindar nesil meyvesini üniversitede gencecik araştırma görevlisinin gözünü kırpmadan öldürerek verdi. Bir defa “din” ve “kin” bir arada anılmaması gereken kavramlardır.

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Bir tek sen anlıyorsun (!)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – Çünkü dindar bir insan kin tutmaz. Siz herhâlde “dinci ve kinci bir nesil” demek istemiştiniz çünkü “dindar” ile “dinci” ayrı kavramlardır. “Din” demek tevazudur, sevgidir, adalettir, edeptir, hoşgörüdür. Gerçek anlamda İslam bir yaşam tarzıdır, insanların eylem ve söylemlerinin aynı olmasıdır. Gerçek dindar insan adildir, hoşgörülüdür, vicdanlıdır, merhametlidir, yalan söylemez, kul hakkı yemez, ölmüş insanın cesedine işkence yapmaz, ölmüş insanın geleneklere göre yıkanıp namaz kılınıp defnedilmesine mâni olmaz, tutsak veya tutuklularına psikolojik veya fiziki işkence yapmaz, onların anne babalarının cenaze ve taziyelerine katılmalarına engel olmaz, defnedilmiş bir insanı mezarından çıkarıp başka yere naklettirmez, defnedilmiş insanların mezarlarını kazıp DNA bahanesiyle tekrar tekrar inceletmez. Ölen insan günahıyla sevabıyla Hakk’ın huzurundadır, onların naaşına yapacağımız tek şey saygılı olmaktır; örf, âdet ve geleneklerimize göre ne icap ediyorsa onları yerine getirmektir. Ölümün bu kadar kutsandığı hiçbir dönem olmamıştır. Ölüm yaşamın doğal bir sonucudur. İnsanlar yaşamak için mücadele eder ve çalışır, ölmek için değil.

Değerli milletvekilleri, Bitlis’te yapılan yanlış bir uygulamaya değinmeden geçemeyeceğim. Bitlis’in Ahlat Yeniköprü köyünde bulunan bütün mera ve otlaklarında ağaçlandırma ve çevre düzenlemesi adı altında, Çarho bölgesinde, okçuluk şenlikleri amaçlı bölge tahsis edilmiştir. Senede bir defa yapılacak bir aktiviteye halkın tarım ve hayvancılık faaliyetlerini engelleyici böyle bir çalışmanın yapılması, zaten kıt kanaat geçinen bölgedeki insanı daha zora sokacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) – İlla bir şenlik alanı yapılacaksa ve amaç tamamen kültürel bir faaliyetse Nemrut Dağı’nın eteklerinde kıraç, kullanılmayan yüzlerce, hatta binlerce dönüm arazi varken buyurun, oraya yapın. En azından bölgesel açıdan Bitlis’in kullanabileceği yeni ve güzel bir alan yapmış olursunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                                   Faruk Sarıaslan                                Nurhayat Altaca Kayışoğlu                      Bayram Yılmazkaya

                                        Nevşehir                                                      Bursa                                                     Gaziantep

MADDE 15- 2809 sayılı Kanunun ek 178 inci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” ifadeleri “Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Bayram Yılmazkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BAYRAM YILMAZKAYA (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizdeki 6’ncı büyük ekonomi ve sanayinin olduğu Gaziantep ilimizde bilimin ve teknolojinin öncülüğünde mühendislik branşlarının ve eğitimin ön plana çıkması, evet, doğru bir planlamadır. Ancak doğru olmayan konu şu: Bu, yeni açılan üniversite yerleşkesi FETÖ bağlantılı bir ailenin mütevelli heyeti olduğu Zirve Üniversitesi olup, 15 Temmuzdan sonra kapatılıp Gaziantep Üniversitesine bağlanmış, 15 Temmuz ek yerleşkesi olarak da iki yıldır kullanılmaktaydı. Aslında çeşitli nedenlerle bu yerleşkenin yeni bir üniversite olarak açılması yerine Gaziantep Üniversitesinin ek yerleşkesi ve birimleri olarak kalması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Çünkü hâlihazırda Gaziantep Üniversitesinde bile öğretim görevlisi sıkıntısı devam etmekteyken böyle plansız ve programsız adımlar bölgede ve ülkede büyük zararlar doğuracaktır.

Gaziantep kirasıyla, suyuyla, yaşam tarzıyla pahalı bir şehirdir. Akademik kariyeri için Gaziantep’e gelen öğretim görevlileri kira ve geçim sıkıntısından, pahalılıktan kaynaklı, kariyerini tamamlar tamamlamaz kentimizden, maalesef, istemese de gitmektedir. Hatta üniversite rektörümüz akademik personel sırf yüksek kiradan kurtulsunlar diye TOKİ destekli konut yapımını hayata geçirmek istemişse de çeşitli nedenlerden ötürü bu proje gerçekleşememiştir. Savaş bölgesi olmasına rağmen sanayi şehri, zengin şehri diye komşu illere verilen geliştirme ödeneği de ilimize maalesef verilmemektedir. Bu da mağduriyetlerde artışa neden olmakta, öğretim görevlilerimizin gidişini hızlandırmaktadır. Ayrıca bu yeni üniversitede sağlık bilimleri, tıp fakültesi, diş hekimliği fakültesinin bölümleri de açılacakmış. Değerli arkadaşlar, kentimizde eğitim zaten sıkıntılı, öğretim elemanı sıkıntısı varken beşinci bir tıp fakültesinin olması akıllara ziyan. Bu önemli konuları keşke ilimizdeki 3 üniversitenin rektörleriyle konuşsaydınız, keşke aranızdaki akademisyen vekillerimize sorsaydınız diye doğrusu merak ediyorum. Gaziantep Üniversitesine bağlı bir yerleşke olarak devam etse sizin için bir sakınca mı teşkil edecekti?

Yine, diğer bir yanlış üniversitelerin bölünmesi ve isminin değiştirilmesidir. Değerli arkadaşlar, üniversitelerin ismi kendisi gibi yılların birikimiyle tarihe mal olmuştur; Oxford, Harvard, Cambridge Üniversitesi gibi iki yüz yıllık geçmişi olan üniversiteler vardır. Bizde de İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, ODTÜ, Ankara, Hacettepe gibi tarihî geçmişi olan üniversitelerimiz vardır. Bunların bilim dünyasında tarihe dayalı saygınlıkları vardır. Öyle, yasayı hazırlayan arkadaşların da dediği gibi posta dağıtım ve benzeri süreçlerde emin olun ki bu tarihî isimler asla karıştırılmaz. O üniversitelerde yapılan bilimsel çalışmalar tüm dünyada anlatılarak marka hâline gelmişlerdir. Uluslararası bilim kurulları kendilerine gelen bir çalışma, makale gönderildiğinde önce hangi ülkeden ve sonra da hangi üniversiteden geldiğine bakarlar. Buraları tercih eden on binlerce öğrenciyi, yüzlerce çalışan akademisyeni, bölgeyi ve ülkeyi etkileyen bu kararı ne kadar rahat veriyorsunuz doğrusu hayret ediyoruz. Belirli bir adla faaliyette bulunan bir üniversite için o tarihte kazanmış mevcut öğrencilere ve hocalara sormadan isim değişikliğine ve üniversitelerin bölünmesine gidilmesi insan haklarına aykırı olduğu gibi demokratik toplum ve yaşam ilkelerine de aykırıdır. Madem yeni bir üniversite açıyoruz, teknoloji ve mühendislik mekaniğinin temel ağırlığı olacak olan üniversitenin adına neden dinimizin kutsal ismini, İslam’ı bu kadar rahat veriyorsunuz, merak ediyorum doğrusu. Güya, yasayı hazırlayan arkadaşlar, üniversitenin adına “İslam” kelimesini koyduklarında Gaziantep’i uluslararası cazibe merkezi hâline getireceklermiş. Arkadaşlar, elin adamı Mars’a uzay aracı indiriyor, bakın biz kışın ortasında sisten dolayı Gaziantep’e uçak indiremiyoruz. Gaziantepli ve biz bile gidiş-gelişte zorlanıyoruz, uluslararası gelişleri nasıl sağlayacaksınız bilmiyorum.

Cazibe merkezi diyorsunuz, Antep’in cazibesi kalmadı. Artan işsizlik, ekonomik sıkıntılar, esnafın, sanayicinin kan ağladığı şehir mi cazibe merkezi olacak? Artan Suriyeli sayısı 400 bini geçmiş, artık bazı mahalleler Suriyeli gettolara dönüşmüş. Vatandaşımız saat dokuzdan sonra o bölgelere giremiyor, gece gezmeye korkuyor. Bölgede bireysel kavgalar başladı. Daha on beş gün önce bir gencimiz Suriyeliler tarafından yaralandı ve hâlâ ölümle pençeleşiyor. İşsizlik artmış, gençlerimiz boş geziyor, maalesef bu gidişle bölgemizde, Urfa, Hatay ve Kilis’te Suriyeli mültecilerle toplumsal olaylar artacak endişesi duyuyorum, buradan da yüce heyetinizi uyarıyorum.

Değerli arkadaşlar, mühendislik ve mekanik ağırlıklı üniversiteye “İslam üniversitesi” kelimesinin konmasının hiçbir mantıklı açıklaması yok. Bu, Anayasa madde 131’e, madde 24’ün son fıkrasına, bilime, ahlaka, sosyal bilimlerin doğasına aykırı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlıyoruz.

BAYRAM YILMAZKAYA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

Eğer bu yönde bir ihtiyaç varsa -ki evet, bizce de var- gelin hep beraber “Türkiye İslam üniversitesi” “Teoloji üniversitesi” “İslam araştırma üniversitesi” adı altında değerli bir yapı oluşturalım. Bütün dünyanın bildiği, saygı duyduğu bu yapıyla dinimizin doğru tefsir, fıkıh ve ilmî yönünü araştırıp böyle meydanlarda, televizyonlarda sözde tarikat mensuplarının, dinimizi karalayan hurafelerle dolu anlamsız sözde fetvalarından kurtaralım. Yalan yanlış hadisler ışığında sair hadisleri gölgeleyip dinimizin ehliymiş gibi kendi ihtiraslarına yönelik, halkı kandırmalarını engelleyen araştırmacı bir İslam enstitüsü kuralım arkadaşlar. Gelin, akıl ve bilim dolu dinimizi hacılardan, hocalardan, tarikatlardan, cemaatlerden kurtaralım.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 2/1369 esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “yer alan” ibaresinin “bulunan” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                   Ayhan Erel                                           Lütfü Türkkan

                                          Adana                                                     Aksaray                                                     Kocaeli

                                      Hüseyin Örs                                           Fahrettin Yokuş                                İmam Hüseyin Filiz

                                         Trabzon                                                     Konya                                                    Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Gaziantep Milletvekilimiz Sayın İmam Hüseyin Filiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Filiz.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle ilgili olarak İYİ PARTİ Grubu önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlarım.

Bu maddeyle, 2809 sayılı Kanun’un ek 178’inci maddesinin başlığında ve birinci fıkrasında yer alan “Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” ibarelerinin “Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” şeklinde değiştirilmesi önerilmiştir.

Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesi 7141 sayılı Kanun’la 9 Mayıs 2018 tarihinde kurulmuştur. Henüz eğitim öğretime başlamamış, kâğıt üzerinde bir üniversite konumundadır. Kuruluş tarihinden bu yana sekiz ay geçmiş olmasına rağmen rektörü de atanmamış ve 2019 yılı bütçesi de yoktur. Şimdi ise bu torba kanunun 15’inci maddesiyle kâğıt üzerindeki bu üniversitenin adına “İslam” ibaresi eklenerek “Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” olarak değiştirilmek istenmektedir.

Bu değişiklik olabilir ancak Sayın Milletvekilimiz İsmail Tatlıoğlu’nun biraz önce belirttiği gibi, Komisyonda görüşüldüğü üzere ve üniversiteyi meydana getiren birimlere bakıldığında adının Gaziantep İslam Dünyası Bilim ve Teknoloji Üniversitesi olarak değiştirilmesi madde gerekçesine daha uygun gibi gözükmektedir.

Bu değişiklikle ilgili bir araştırma yaptım dünyada bu isimde bir üniversite var mıdır diye. İslam dünyasında Bangladeş’te Islamic University of Technology ve Keşmir’de Islamic University of Science and Technology isimli 2 üniversite var. Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi de bunların 3’üncüsü olabilir.

Maddenin gerekçesinde “Gaziantep ilinin bulunduğu konum itibarıyla belirli bir misyon içinde bölge ülkeleriyle öğrenci ve öğretim üyesi hareketliliğinin artırılması, müşterek diploma programlarına ağırlık verilmesi, bölge ülkelerinin niteliksel insan kaynağı için cazibe merkezi hâline getirilmesi önem arz etmektedir.” denmekte ve devam etmektedir: “Üniversitenin misyon ve vizyonuna uygun olarak adının da bu hususu yansıtmasının yapılacak çalışmaları destekleyeceği öngörüldüğünden bu değişiklik önerilmiştir.” denmektedir. Gerekçede bahsedilen konuların gerçekleştirilmesi için üniversitenin adının ne olduğu önemli değildir.

Değerli milletvekilleri, dünyanın gelişmiş üniversitelerinin hiçbirisi verilen isimden dolayı bulundukları konuma gelmemiştir yani üniversitenin adından ilham alınarak misyon yerine getirilmemiştir. O üniversiteleri gelişmiş kılan, yapılan araştırmalar, geliştirilen teknolojiler ve bilimsel atılımlardır. Bizim üzerinde durmamız gereken noktalar bunlar olmalıdır. Nitekim İslam dünyasında Bangladeş’teki Islamic University of Technology ve Keşmir’deki Islamic University of Science and Technology isimli 2 üniversite dünya üniversite sıralamasında ilk binde de yoktur.

Daha önce de üniversitelerimiz ve eğitim sistemimiz hakkında bu kürsüden birçok milletvekili arkadaşlarım gibi açıklamalarda bulundum. Genel olarak üniversitelerimizdeki eğitimin istenilen düzeyde olmadığından, öğrencilerin donanımlı olarak mezun edilemediğinden, AR-GE çalışmalarına verilen desteğin yetersizliğinden, üniversitelerin kısıtlı bütçelerinden, birçok üniversitenin laboratuvar ve atölyelerinde çağın gerisinde kalan mevcut alet ve cihazlarla AR-GE yapmanın mümkün olmadığından, öğretim elemanlarının ders yüklerinin olağanüstü fazla olduğundan bahsetmiştim. Bunları açıklarken de özellikle Sayın Cumhurbaşkanının bahsettiği gibi, üniversitelerimizin dünya üniversite sıralamasında ilk 500’de neden ağırlıklı olarak yer almadığı konusuna değinmiştim. Bütçelerinin yetersizliğinden dolayı bilim ve teknolojik gelişmelere üniversitelerin katkısının kısıtlı olacağı konusunda görüşlerimi tekrarlıyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde geçen “şeklinde” ibaresinin “biçiminde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                  Cemal Enginyurt                                  Ali Muhittin Taşdoğan                          Mustafa Baki Ersoy

                                           Ordu                                                     Gaziantep                                                   Kayseri

                                  Ayşe Sibel Ersoy                                            Esin Kara                              Mehmet Celal Fendoğlu

                                          Adana                                                       Konya                                                      Malatya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Ali Muhittin Taşdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Taşdoğan.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; eşsiz bir dünya kenti, Anadolu’nun en köklü yerleşim yerlerinden biri olan tarihin şehri Gaziantep’tir. Sanayi ve ticaret hacmiyle Türkiye'nin incisi, yeniliklerin ve buluşların öncüsü, lezzetin başkenti, dünya gastronomi şehri Gaziantep. Bilim, kültür, sanat, sporun yanı sıra inovasyon alanlarında öncülüğüyle toplumun bütün kesimleriyle bütünleşen, bu doğrultuda dünyaya açılmayı hedefleyen üniversite şehri Gaziantep. Fakülte çeşitliliği ve yabancı dil eğitimiyle öne çıkan Hasan Kalyoncu Üniversitesi, tıp ve sağlık alanındaki eğitimiyle markalaşmış SANKO Üniversitesi ve teknik ve mühendislik bölümleriyle öğrencilerin en çok tercih ettiği, ODTÜ kültüründen gelen, mühendislik fakülteleriyle markalaşan Gaziantep Üniversitesiyle eğitimde marka olmaya namzet ilimiz tarihin kadim şehri Gaziantep. Uluslararası misafir öğrenci potansiyelinin de yükselmeye başladığı memleketimiz Gaziantep’te yükseköğrenim tahsilini yapan öğrenci sayısı 58 bini aşmıştır.

Gazi şehrimize 4’üncü üniversite olarak Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin kurulmasıyla ve kurulmasının tamamlanmasıyla Türk-İslam medeniyetine büyük katkılar yapacağına inancımız tamdır. Bünyesinde, bilim tarihine yön veren Biruni, Harezmi, Farabi, İbni Sina, Ali Kuşçu başta olmak üzere nice âlimleri barındıran ve dünya medeniyetine miras bırakan medeniyetimizin aradan geçen uzun yıllar sonra Gaziantep’te yeniden filizlenmesi için yakında tam faaliyete geçecek yeni üniversitemizin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu kadar yüce bir ismin layıkıyla temsil edilmesi, üniversitemizin vizyonunun bu minvalde oluşturulması ve buna layık kadroların ihdas edilmesinin takipçisi de olacağız.

Bilim ve sanayide rasyonel aklı öne alan Batı’nın geldiği nokta aşikârdır ve unutulmamalıdır ki gönüllere hitap etmeyen kuru akılcılığın medeniyete katkı yapması mümkün olmamıştır. Türk-İslam medeniyetinin Batı’nın rasyonel akılcılığı ile Doğu’nun sezgileri arasında akıl ve gönül dengesini en mükemmel şekilde kavrayabilecek bilim felsefesini, kurumaya yüz tutmuş bilimsel düşünceyi yeniden canlandıracak kudrete sahip olduğunu belirtmek isterim. Eserleriyle gurur duyduğumuz Biruni ve Harezmi bugünkü Özbekistan’dan, Farabi bugünkü Kazakistan’dan, Ali Kuşçu Semerkant’tan; velhasıl Türk-İslam coğrafyasındaki medeniyetimize ışık tutan atalarımızdır.

Türk-İslam coğrafyasındaki mayadan, gönül ve kültür coğrafyamızdaki münevverlerden faydalanmak ve bunları Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesi çatısı altında yeniden canlandırmak, bilimin ve teknolojinin ulaştığı son merhaledir. Gaziantep’ten medeniyetimizi kavrayan bir adım atılması bizleri ziyadesiyle memnun etmiştir.

Üniversitelerimizin “bilim ve teknoloji” ismini alması elbette takdir edilmeli ve desteklenmelidir. Yalnız, endüstrinin 4’üncü evreye ulaştığı bilim dünyasında üniversite-sanayi iş birliğiyle ortaya çıkarılabilecek potansiyelin, yerel aklın evrensel akla hükmetmeye başladığı bir vizyonda olması gerekmektedir. Endüstrinin taklitçilikten uzak, yaratıcılık ve yenilik odaklı bir modelle küresel rekabete hazır hâle getirilmesi üniversitelerimizin kendi medeniyetimizdeki köklerden faydalanmasıyla mümkün olacaktır. Gaziantep’te yaratılabilecek AR-GE merkezleri, inovasyon kuluçka merkezleri üniversitemiz bünyesinde faaliyet gösterirken azami ölçüde Türk ve İslam coğrafyasından gelecek öğrencilere, genç yeteneklere yer vermesi, açık inovasyon modelinin Türkiye’deki merkez üssü hâline gelmesi temel beklentilerimiz arasındadır. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının üniversitelerimizin teknoparkları üzerinden kurmaya çalıştığı bilgi paylaşımı ve iş birliği temelli teknoloji geliştirme bölgelerinin, Türk ve İslam coğrafyasını dâhil edilebilecek potansiyele hazırlaması ve üniversitemizin bu misyonu temel alması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan, devam edin.

Buyurun.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Devamla) - Aksi takdirde, tabelasında “bilim ve teknoloji” yazan her üniversitenin bilimsel katkı noktasında başarılı olabileceğini varsaymak aşırı iyimserlik ve beyhude çaba olacaktır. Günümüz bilim dünyasını, misyonu olan üniversiteler sürüklemekte ve küresel ölçekte teknoloji yaratma kapasitesini sınırlamaktadırlar. Köklerini medeniyetimizden alan küresel bilim tekellerinin koyduğu sınırları aşmaya talip, çekim merkezi olabilecek bir üniversitenin Gaziantep sanayisinin girişimci ve yenilikçi potansiyeli üzerinde yükselmesi kaçınılmazdır. Ülkemiz açısından önemli bir katma değer yaratması olmazsa olmazımızdır.

Gaziantep gibi gazi olan Meclisimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 15’inci madde kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde üç önerge bulunmaktadır. Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                            Mahmut Celadet Gaydalı                                  Mahmut Toğrul                            Mehmet Ruştu Tiryaki

                                           Bitlis                                                     Gaziantep                                                   Batman

                                   Erol Katırcıoğlu                                          Abdullah Koç                                             Habip Eksik

                                         İstanbul                                                        Ağrı                                                          Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NİLGÜN ÖK (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Mahmut Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Toğrul.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu teklifin -çorba yasanın- bu maddesi Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin önüne “İslam” kelimesinin eklenmesini ve buraya yapılmış olan yani Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesi adına yapılmış olan yayınların, atıfların Gaziantep İslam, Bilim ve Teknoloji Üniversitesine yapılmasını düzenliyor.

Değerli arkadaşlar, üniversite yok zaten şu anda, kâğıt üzerinde rektörü dahi atanmamış bir üniversite. İşin doğrusu, bilim, teknoloji ve teolojik bir konunun yan yana getirilmesi gerçekten anlaşılır bir durum değil. İslam’ın yerine başka bir din koyun, ne kadar anlamsız olacağını görebilirsiniz. Eğer illaki İslam Üniversitesi kurulmak isteniyorsa, teoloji üniversitesi kurulmak isteniyorsa bu pekâlâ mümkündür. Bu doğru olandır ama bilim, teknoloji ve teolojinin yan yana, iç içe karıştırılması doğru değildir.

Değerli arkadaşlar, Gaziantep -evet, biraz önce vekil arkadaşlarımız söyledi- eskiden fıstığıyla, baklavasıyla, gastronomisiyle, küçük sanayi sitesinde her türlü alet edevatı yapan becerikli ustalarıyla bilinirdi ama Gaziantep eski Gaziantep değil değerli arkadaşlar.

Bakın, sizler bakanlıkları dolaşıp bakanların sorunları var mıdır diye bu sorunları torba yasalara koyup buraya getiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, biz Gaziantep’te 40 kadar sivil toplum örgütünü, kamu kurumunu ve şahsiyeti dolaşarak bir Gaziantep raporu hazırladık. Ve bu Gaziantep raporunda sadece bizim görüşlerimiz değil Gazianteplinin görüşleri var ve Gaziantep her alanda maalesef sorunlu bir kent olmaya başladı. Bakın, eğitimde Türkiye’de son sıralarda. Okul öncesinden tutun tüm akademik alanlarda Türkiye ortalamasının gerisinde. Okul sınıfları son derece kalabalık. En kirli 5’inci havayı soluyor Gaziantepli. Yanlış yapılaşmadan dolayı en ufak hava değişikliğinde Gaziantep’i sis basıyor, uçaklar havalanamıyor. Gaziantep bir cazibe merkezi olacakmış. Gaziantep’in hava akımını sağlayan Sof Dağı’nın paraleline, kuzeybatı hattı dediğimiz yere yüksek binalar dikilerek Gaziantep’in temiz hava alması engellenmiş durumda.

Kadın cinayetlerinde Gaziantep 4’üncü sırada değerli arkadaşlar. İşsizlik ortalaması Türkiye ortalamasının 3-4 puan üzerinde. Gaziantep’te yüz binlerle ifade edilen işinden çıkarılan işçiler söz konusu. Gaziantep’te sadece bu son ekonomik sıkıntılardan kaynaklı 50’ye yakın şirket konkordato ilan etmiş durumda. Eğer Gaziantep’e gerçekten faydalı bir iş yapmak istiyorsanız halka sorunlarını sorun ve bu sorunlara çözüm üretin, boş işlerle uğraşmanın bir getirisi yok, sadece halkın dinî duygularını sömürerek iş yapmış olmazsınız. Gaziantep sağlıktan tutun, ekolojik çevreye kadar her alanda SOS veriyor. Gaziantep bugün gerçekten geçmişte bilinen kimliği sayesinde Gaziantep olmaya devam ediyor. Artık eski kimliğinden eser yok şu anda Gaziantep’te.

Değerli arkadaşlar, Gaziantep eğer gerçekten böyle giderse ciddi çatışmalarla karşı karşıya gelebilecek potansiyeli taşıyor. Her 5 kişiden 1’i Suriyeli. Gelen Suriyelilerin kendi sorunları var ama bir de kentte yaratılan sorunları var. Eğer önlem alınmazsa ciddi etnik çatışmalarla karşı karşıyayız. Sınır kenti olmasından kaynaklı Gaziantep, maalesef cihadi örgütlerin, grupların yuvalandığı bir şehir hâline gelmiş. Güvenlik yok, sosyal yaşam yok. Saat altıdan sonra ıssız bir kent Gaziantep, ıssız. Bırakın bir kadının saat altıdan sonra ara sokaklarda gezmesini, ana caddelerde dahi bir kadın tek başına Gaziantep’te dolaşamaz duruma gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Toğrul, süre ekliyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Gaziantep şu anda sahipsiz bir kent ve Gaziantep sorunlarıyla baş başa kalmış, Gaziantepli sorunlarıyla baş başa kalmış. Gelin el birliği yapalım, şurada belirlediğimiz sorunları beraberce çözelim, Gaziantep’in sorunlarına beraberce çözüm arayalım. Sadece bir üniversite kuracağız. Bunu da halkın duygularını sömürerek acaba 31 Martta oya tahvil eder miyiz diye düşünerek Antep’in sorunlarını çözemezsiniz diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                          Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                   Fikret Şahin                                                       

                                           Bursa                                                      Balıkesir

MADDE 16- 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde ilave edilmiştir.

“EK MADDE 199- Mevzuatta Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesine yapılan atıflar Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesine, İstanbul Bilim Üniversitesine yapılan atıflar Demiroğlu Bilim Üniversitesine yapılmış sayılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metninin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                            İmam Hüseyin Filiz                                        Hüseyin Örs

                                          Adana                                                    Gaziantep                                                   Trabzon

                                       Ayhan Erel                                             Lütfü Türkkan                                      Fahrettin Yokuş

                                         Aksaray                                                     Kocaeli                                                      Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Gaziantep Milletvekilimiz Sayın İmam Hüseyin Filiz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süremiz beş dakika Sayın Filiz.

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesiyle ilgili İYİ PARTİ Grubunun vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu konuşmamda Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin kuruluş sürecini anlatmaya çalışacağım. 19/02/2009 tarihinde ve 5389 sayılı Kanun’la Gaziantep’te İpek Kültür ve Eğitim Vakfı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine göre Zirve Üniversitesi kurulur. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ülkede uygulanan olağanüstü hâl kapsamında alınan tedbirlere ilişkin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ilgili hükmü gereğince 23 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ terör örgütüyle ilişkilendirilen Zirve Üniversitesi kapatılır. Zirve Üniversitesi kapatılınca tüm taşınır ve taşınmazlarının Gaziantep Üniversitesine geçici devri yapılır ve yerleşkeye Gaziantep Üniversitesi 15 Temmuz Yerleşkesi adı verilir ve kısa bir zaman sonra da Gaziantep Üniversitesinin birçok birimi bu yerleşkeye taşınır. Yaklaşık iki yıl sonra 9 Mayıs 2018 tarihinde 7141 sayılı Kanun’la Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kurulur ve yerleşke olarak da Gaziantep Üniversitesi 15 Temmuz Yerleşkesi seçilir. Bunun üzerine, Gaziantep Üniversitesi, 15 Temmuz Yerleşkesi’ne taşıdığı birimlerini tekrar kendi kampüsüne taşır.

Zirve Üniversitesi, fen edebiyat, mühendislik, mimarlık ve tasarım, iktisadi ve idari bilimler, iletişim, hukuk, eğitim fakülteleri ile meslek yüksekokulu, sosyal bilimler ve fen bilimleri enstitülerinden oluşmaktaydı. Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin kanunda belirtilen birimleri kıyaslandığında, fazladan diş hekimliği ve güzel sanatlar fakülteleri bulunmaktadır.

Şimdi şu soruyu sormak istiyorum: Madem burada bir üniversite kurulacaktı, madem üniversite kuracaktınız bunu en başta niye yapmadınız? İstişare yapmıyor, bilenlere de sormuyorsunuz. Aslında yapılması lazım gelen şey, Zirve Üniversitesi kapatılıp hiçbir şeye dokunmadan, hiç masraf yapmadan Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kurulabilir, Zirve Üniversitesinin tüm taşınır ve taşınmaz malları bu üniversiteye o zaman devredilebilirdi. Bilimsel liyakati yeterli bir profesör rektör olarak atanır ve akademik kadrolar yenilenerek hemen eğitim öğretime açılabilirdi ama maalesef böyle olmadı ve bu işi de ilk defa doğru yapamadınız. Gaziantep Üniversitesinin bazı birimleri 2 kere taşındı, laboratuvar ve benzeri yerler dağıtıldı. Geçen zamana, harcanan paralara ve enerjilere yazık değil mi?

Eğitim sistemimizin en büyük eksikliğidir, bir işi ilk defada doğru yapmayı öğrenemiyoruz, öğretemiyoruz ama bundan da önemlisi, işi ehline vermiyor, liyakatli insanları bir kenarda bırakıyoruz. Çok iyi özlü sözleri söylüyoruz ya da söylüyorsunuz; Yunus’tan, Mevlâna’dan dem vuruyorsunuz, dem vuruyoruz ama uygulamaya geldiği zaman sınıfta kalıyorsunuz. İyi yetişmiş, nitelikli gençlerle ülkemiz daha da güçlü olur. Bu, çok açık bir gerçektir. Bilim ve teknolojideki seviye de bağımsızlığımızın bir ölçüsüdür.

Son olarak, 15’inci maddenin kabulüyle yeni adıyla Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin bilim ve teknoloji üretmesi yanında özgür düşünceyle gerçeğin arandığı, sorgulamanın, tartışmanın, eleştirel düşünmenin öğretildiği, bilimsel düşüncelerin ortaya konduğu, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillerin yetiştirildiği bir üniversite olması dileğimle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Filiz. Ben de size her iki konuşmanızı da süresinde tamamladığınız için ayrıca teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını talep ediyoruz.

                            Mahmut Celadet Gaydalı                                    Mensur Işık                                              Garo Paylan

                                           Bitlis                                                          Muş                                                     Diyarbakır

                                   Erol Katırcıoğlu                                          Abdullah Koç

                                         İstanbul                                                        Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Muş Milletvekilimiz Sayın Mensur Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Işık.

MENSUR IŞIK (Muş) – Teşekkür ederim Başkan.

37 sıra sayılı torba kanun teklifinin üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım. Sizi ve sayın milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ben, Millî Güvenlik Kurulunu güçlendiren maddeye geçmeden önce, Muş iline dair VEDAŞ’ın yapmış olduğu zulümden bahsetmek istiyorum. VEDAŞ, Muş ilinde, Kürt illerinin büyük kısmında olduğu gibi, Muş’ta da, maalesef, akıllı sayaç sistemini direklere takmak suretiyle, özellikle Muş halkına ve Bulanık halkına büyük bir zulüm yaşatmaktadır. Bu zulüm ne arkadaşlar? Şimdi, akıllı sayaç sistemiyle, VEDAŞ, merkezî bir noktadan elektrik kesintisini bir tuşla sağlayabilmektedir. Yani, diyelim ki, herhangi bir yurttaşımızın 10 liralık bir borcu olsa dahi, merkezden basılmış olan bir tuşla yurttaşlarımız, insanlarımız -özellikle hafta sonuna denk getiriliyor maalesef bu, yani cuma günü- bu elektrik kesintisi yapılarak bir şekliyle hafta sonunu elektriksiz geçirmek zorunda bırakılıyor. Bu bir zulümdür, bu sosyal devlet anlayışına yakışmayan bir durumdur. Şimdi öncelikle şunu söylemek gerekiyor… Ben, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanına sordum, soru önergesiyle sordum, dedim ki: Gerçekten de yurttaşlarımızın söylediği gibi, bize ilettiği gibi, cuma gününe denk gelecek şekilde elektrik kesintisi yapıyor musunuz, yapmıyor musunuz? Bize maalesef “2018 yılı içerisinde Muş Bulanık’ta 3.215 kez elektrik kesintisi yapılmış.” diye bir cevap geldi ve bu da cuma günü yapılmış. Düşünebiliyor musunuz? Muş’ta yurttaşlarımızın neredeyse yarısı kırsal kesimde yaşamakta ve bu kişiler kırsal kesimden, köyünden şehre gelene kadar, ilçesine gelip elektrik borcunu ödeyene kadar hafta sonu geçmiş olacaktır ve bu şekliyle, 3.215 elektrik kesintisi olan yurttaşlarımız… Bu ne demektir, bir yıldaki bu kesinti; şu demektir: Günde yaklaşık olarak 9-10 hanenin elektriği kesilmekte, bölgenin sosyal şartları göz önüne alındığında, her bir hanenin 8-10 kişi olduğunu varsayarsak 80, 90 kişi neredeyse Muş Bulanık’ta hafta sonunu elektriksiz bir şekilde geçirmektedir. Bu, biraz önce de bahsettiğimiz gibi, “sosyal devlet” anlayışına sığmayan bir durumdur.

Şimdi, AKP 2001 yılındaki parti programında “3Y’yle mücadele” adı altında iktidara geldi. “3Y” neydi arkadaşlar? “Yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele” adı altında gelen bir siyasi iktidar AKP. Ama maalesef, şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki AKP, doksan beş yıllık cumhuriyet tarihinde en büyük yolsuzluk batağına batan bir siyasi iktidar durumundadır bize göre.

Bakın, MASAK’ın raporu ortada, Sayıştayın raporu ortada. Sayıştayın, biliyorsunuz, hem bölgedeki kayyum belediyeleri hakkında hem de İstanbul Belediyesi hakkında hazırlamış olduğu bir rapor var; orada inanılmaz derece yolsuzluklardan bahsediliyor. MASAK’ın Reza Zarrab raporu ortada; aynı şekilde, 17-25 soruşturmaları ortada, telefon görüşmeleri ortada ve 4 bakanın istifası yine ortada. Dolayısıyla, biz, AKP’yi, dediğim gibi, doksan beş yıllık cumhuriyet tarihinde en büyük yolsuzluk yapan ya da yapılan siyasi iktidar olarak tanımlamaktayız, bunu bir kez daha buradan belirtmiş olalım.

İkincisi yoksulluk arkadaşlar. Değerli milletvekilleri, AKP ikinci “Y”si olan “yolsuzlukla mücadele” adı altında geldi ama maalesef, şunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz ki… Yolsuzluk ve yoksulluk bir makasın iki ucu gibidir yani ne kadar çok yolsuzluk yapılırsa o kadar çok yoksulluk olmaktadır.

Şimdi, yasağa geldiğimizde, bilindiği gibi, Muş’un Korkut ilçesinde bir öğretmen kardeşimiz vardı, sözleşmeli bir öğretmen. Sadece bölgede yaşanan yoksulluğu resmeden bir paylaşım yapmıştı. Siz ne yaptınız? Derhâl bu öğretmen kardeşimizi görevden aldınız ve maalesef, duyduğuma göre bu öğretmen kardeşimiz hakkında bu kez yaptığınız bir soruşturma açmak olmuştur. Öğretmen kardeşimizin birkaç yıl önce HDP lehine yapmış olduğu sosyal medya paylaşımlarını bulup -nasıl bir akıl yürütmeyse- oradan öğretmen kardeşimiz hakkında bir soruşturma başlattınız. Yani, gerçekten de bunu ben sizin yüzünüze bakarak çok net bir şekilde söylüyorum: Bu, bir ülkeye, bir insana, bir topluma yapılabilecek en ayıp şey. Ben utanıyorum bunu burada söylemekten, bence sizin de bundan utanmanız gerekmektedir.

Şimdi, aynı zamanda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

MENSUR IŞIK (Devamla) – Başkanım, ben, Muş’un en önemli sorunu olan araştırma hastanesi sorununa buradan bir kez daha değinmek istiyorum. Gerçekten de artık bu sorun kangrenleşmiş bir sorun hâline gelmiştir. Yani ben daha önce Muş’ta vermiş olduğum demeçlerde, il valisiyle ve aynı zamanda üniversite rektörüyle basın üzerinden yapmış olduğumuz görüşmelerde, mesajlarda Muş’taki araştırma hastanesinin ne kadar elzem olduğundan bahsetmiştik. Burada Meclis konuşmamızda daha önce de bahsetmiştik. Aynı şekilde, Sayın Sağlık Bakanına vermiş olduğumuz bir soru önergesi vardı.

Buradan bir kez daha şunu çok net bir şekilde söylemek istiyoruz: Meclis Başkanımız Sayın Binali Yıldırım bir buçuk yıl önce Muş’ta araştırma hastanesinin sözünü verdi ve halkımıza şunu dedi: “Hayırlı olsun Muşlular.” O “Hayırlı olsun.” lafıyla, o sözüyle halktan oy alıyorsunuz, milletvekili oluyorsunuz, iktidar oluyorsunuz ama maalesef sözünüzü yerine getirmiyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gelir, gelir.

MENSUR IŞIK (Devamla) - Bakın, şunu çok net bir şekilde söylemek gerekiyor: Sizin verdiğiniz sadece söz, olay bu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MENSUR IŞIK (Devamla) - Muş’un hakkıdır, araştırma hastanesi Muş’un hakkıdır. Biz buradan bir kez daha Muşlulara şunu söylemek istiyoruz: Bu araştırma hastanesini mutlaka ama mutlaka kentimize hak ettiği için getireceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 37 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                          Nurhayat Altaca Kayışoğlu                                 Rafet Zeybek                            Emine Gülizar Emecan

                                           Bursa                                                       Antalya                                                     İstanbul

MADDE 17- 4/11/1983 tarihli ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanununun 6 ncı maddesinin başlığına "Genel” ibaresinden önce gelmek üzere "Milli Güvenlik Kurulu” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifin 17’nci maddesiyle 4/11/1983 tarihli ve 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 6’ncı maddesinin başlığına “Genel" ibaresinden önce gelmek üzere "Milli Güvenlik Kurulu" ibaresi eklenmekte ve birinci fıkrasında yer alan "özel kanunu ile diğer kanunlarda” ibaresi "ilgili mevzuatta” şeklinde değiştirilmektedir.

Mevcut madde metninde yer alan “özel kanunu ile diğer kanunlarda" ibaresinin "ilgili mevzuatta" şeklinde değiştirilmesinin gerekçesi sırasında, komisyon görüşmeleri sırasında tatminkâr açıklamalar yapılmamıştır.

"ilgili mevzuat” kavramı normatif anlamda belirtilen Anayasa maddelerinde yer alan bir kavram değildir.

Anayasanın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devleti, Anayasa Mahkemesinin birçok kararında da açıklandığı üzere, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, Anayasa'nın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir.

Anayasa'nın 11’inci maddesinin son fıkrasında, kanunların Anayasaya aykırı olamayacağı yönünde hüküm mevcut bulunmaktadır.

“Kanunsuz emir” ile ilgili düzenlemenin yer aldığı Anayasa'nın 137’nci maddesinde yer alan "Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse, üstünden aldığı emri, yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun veya Anayasa hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Ancak, üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir; bu hâlde, emri yerine getiren sorumlu olmaz.” şeklindeki 1’inci fıkra hükmünden; mevzuatın "yönetmelik, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, kanun ve Anayasa" silsilesi şeklinde sıralamaya tabi tutulduğu anlaşılmaktadır.

2017 Anayasa değişikliği ile "diğer mevzuat” sözcüğü istisnai olarak Anayasa'nın 159’uncu maddesine yazılmış olmasına rağmen "kanun ve diğer mevzuata (hâkimler için idari nitelikteki genelgelere)” şeklinde, yine anayasal düzenleme tekniğine uygun olmasa da ayraç kullanılmak suretiyle bu ifade somutlaştırılmış bulunmaktadır.

Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi en geniş ve belirsiz işlemler kategorisi olarak düzenlenmesine rağmen bu konudaki yasak ve sınırlamalar da Anayasa'nın 104’üncü maddesinde açıkça gösterilmiştir.

"Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasa’nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması hâlinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hâle gelir. Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabilir”

Teklifin bu maddesinde değişiklik ihtiyacı şayet Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin madde metnine yerleştirilmesinden kaynaklanıyor ise, metnin "'özel kanunu ile diğer kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde” şeklinde değiştirilmesi yerine ifadenin "ilgili mevzuat” şeklinde genişletilmesi bazı Anayasa hükümleri açısından aykırılık oluşturduğundan bu önerge verilmektedir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesinde yer alan “eklenmiş” ibaresinin “ilave edilmiş” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                Lütfü Türkkan                                            Ümit Beyaz

                                          Adana                                                      Kocaeli                                                     İstanbul

                                   Fahrettin Yokuş                                          Hasan Subaşı                                              Ayhan Erel

                                          Konya                                                      Antalya                                                    Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ümit Beyaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ÜMİT BEYAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 17’nci maddesi hakkında İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. İlgili değişiklik hakkında genel bir değerlendirme yapmanın elzem olduğunu düşünüyorum. Bugün Genel Kurulda görüşülen bu teklif ve içeriği itibarıyla pek çok değişiklik ülkemizde bulunan adaletsizlikleri gidermek yerine bu adaletsizlikleri derinleştirecek değişikliklerdir.

Bazı maddelerde yetkiler kanunlardan ayrılarak şahıslara verilmiş, devletimizin varlık ruhuna aykırı adımlar atılmıştır. Bu, bizim ne bugün ne de gelecek adına kabul edebileceğimiz bir anlayış değildir. Sağlıklı bir devlet yönetimi erklerin ayrılığı ve denetlenebilirliği üzerine kurulu olmalıdır. Sadece son dönem değil, devletimizin kuruluşundan bugüne kadar yapılan hatalar şahısların haddinden fazla yetkilendirilmesiyle olmuştur. Söz söyleme hakkı asla tek bir kişiye verilmemelidir, oysa yetki liyakatli kişiler arasında dağıtılmalıdır.

Devletimizin kurum ve kuruluşlarının söz hakkına sahip olduğu bir sistem hem doğruyu bulmak hem de hatalar yapmamak adına işletilebilecek en iyi sistemdir. 16 Nisan halk oylaması ve 24 Haziran seçimleriyle geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde bu hatalar düzeltilmelidir. Yetkiler şahıslardan alınıp tekrar ortak akla verilmelidir, en büyük temennimiz budur. Bu temenni çerçevesinde, görüştüğümüz bu maddelerle hataların tekrar yapıldığını görüyoruz. Hatalara uygun değişikliklerin gerçekleştirilmek istendiğini ve yeni hatalara yol açacak madde değişikliklerinin önümüzde olduğunu görüyor ve ekseriyetle bu değişiklikleri kabul etmiyoruz, edemiyoruz.

Sayın vekiller, bizler burada milletimiz adına yasama yetkisini, kanun yapma yetkisini kullanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ülkemizin aydınlık yarınlarına, adil ve tekrar tekrar tartışma konusu olmayacak kanunları bırakmakla mükellef olduğumuzu düşünüyorum. Hem 27’nci Dönem itibarıyla hem de 26’ncı Dönem itibarıyla baktığımızda aynı kanunlar hakkında farklı farklı değişikliklerin önümüze geldiğini görüyor ve yapılan değişikliklerin zamanın ruhuyla yapıldığını ve asla geleceğin düşünülmediğini üzülerek değerlendiriyorum.

Bizler burada çıkar gruplarının veya sadece belli grupların temsilcileri olarak değil, tüm milletimizin, ayrım yapmaksızın, temsilcileri olarak bulunuyoruz. Hem dünyanın hem de ülkemizin ekonomik ve siyasi kırılmalardan geçtiği bu dönemde ortak aklı hep beraber inşa etmeli; kutuplaşmalardan, ayrışmalardan ve kavga dilinden kaçınmalıyız. Milletimizin gündemi ile Genel Kurulumuzun gündeminin aynı olmasını sağlamalı, ülkemizde bulunan sorunların burada geç olmadan tartışılmasına ve gerekli değişikliklerin yapılmasına zemin hazırlamalıyız.

Geçim zorluğunun giderek arttığı, maaşların enflasyon karşısında giderek eridiği, ticarette artık nakit sıkışıklığının üst düzeye ulaştığı bugünlerde milletimize ümit vermeliyiz. Emekliler, asgari ücretliler, memurlar, işçiler ve diğer çalışanlarımız burada kendilerinin konuşulduğunu, sorunlarının konuşulduğunu bilmeli, ümitvar olmalıdır. Konutlarını teslim alamayan mağdurlar, 3600 ek göstergesini alamayanlar, gazi olup gazi unvanını alamayanlar burada temsil edilmelidir. Engelli vatandaşlarımız, işsizlerimiz, gençlerimiz dertlerine dermanı Gazi Mecliste bulmalıdır. Atanamayan öğretmenler, hemşireler ve diğer vatandaşlarımız, emeklilikte yaşa takılanlar, ilaçlarını alamayan ağır hastalar bu konuların burada konuşulduğunu duymalı, bu sorunların kısa sürede çözüleceğini düşünmeli ve hem bizlere hem ülkemize hem de geleceğe inanmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu tekrar selamlıyor, sadece milletimiz için çalışacağımızı tekrar beyan ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 17’nci madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde iki önerge vardır. Aynı mahiyetteki önergeleri birlikte işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesinde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                   Ayhan Erel                                           Lütfü Türkkan

                                          Adana                                                     Aksaray                                                     Kocaeli

                                      Hüseyin Örs                                             Hasan Subaşı

                                         Trabzon                                                     Antalya

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                                     Rafet Zeybek                                    Emine Gülizar Emecan                        Gülizar Biçer Karaca

                                         Antalya                                                     İstanbul                                                     Denizli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen, Antalya Milletvekilimiz Sayın Hasan Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 18’inci maddesi üzerinde konuşmak için söz almış bulunuyorum.

18’inci madde, 25/101984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 13’üncü maddesinin birinci fıkrasında değişiklik ve ekleme -yenilenebilir ve diğer enerji- ile Kültür ve Turizm Bakanlığınca yayıncılık sertifikası verilmiş yayıncılar tarafından yapılan kitap ve yayınların KDV muafiyetinden yararlanmasına ilişkin. Buna komisyonlarda bir itiraz olmamıştır, kimsenin de itirazı olduğu kanaatinde değilim. Ancak, yenilenebilir enerjiyle ilgili basit bir KDV teşviki, desteği var görünüyorsa da uygulamada çıkarılan engellerle Türkiye yenilenebilir enerji konusunda Batı ülkelerine nazaran çok daha gerilerde kalmıştır. Hem bürokratik engeller hem de birtakım özel sektörün uygulattığı kotalar nedeniyle güneş enerjisinden bile Türkiye'de maalesef yeterince yararlanılamamaktadır.

Bizim bu maddeye, bu maddedeki değişikliğe bir itirazımız olmamakla birlikte, torba yasalara itirazımız olmuştur elbet ve birçok hatip de bu konudaki itirazlarını belirtmiştir. Yine, bu 71 maddelik torba yasada 40 ayrı kanunda değişiklik yapılmıştır, 2 kanun hükmünde kararnameyle birlikte 59 ayrı konuda bu torba kanunla değişiklik yapılmıştır. Bu hem kanunun sistematiğini bozmakla birlikte… Türkiye'de gerçekten kanunların ve yasamanın altından kalkamayacağı ve adalet duygularında da çok ciddi erozyona sebebiyet veren, hukuk devleti ilkelerini zedeleyen bu torba yasadan keşke vazgeçilse diyoruz.

Bunlardan bahsederken Antalya'da, hepinizin çok iyi bildiği, 2016 yılında dünya çapında bir EXPO düzenlemesi yapılmıştı. Onun kanunu yüce Meclise geldiği zaman 2012 tarihinde, çok ciddi tartışmalar yapılmış olmasına rağmen, 2012 yılında EXPO Kanunu kanunlaşmıştı. EXPO Kanunu’na baktığımız zaman, Antalya’nın Aksu bölgesindeki TİGEM’e bağlı bu çok kıymetli 1.008 dönümlük çiftlik arazisi 150-200 milyonluk bir düzenlemeyle “çiçek ve çocuk” temalı Evrensel Botanik Sergisi’nin düzenlenmesi ve yönetilmesine ilişkin bir kanun çıktı 2012 yılında ama sadece, 2016 yılında çiçek ve çocuk temalı evrensel bir botanik parkı düzenlenmesi ve yönetilmesine ilişkindi. Yine aynı taktikle “ben bilirim” anlayışıyla, kimsenin fikrini dinlemeden yapılmış bu kanun, maalesef, bugün ciddi bir ekonomik ve sosyal soruna neden olmuştur. Çok değerli bu 1.008 dönüm arazi 150-200 milyona yapılabilir zannedilirken tam 2 trilyon lira harcanmış ve bugün hiçbir işlevi olmadan atıl vaziyette bir EXPO alanı Antalyalılara kalmıştır. Dünya çapında yapılması düşünülen bu organizasyon için -içinde 5 bin kişilik konferans merkezinin de olduğu, hatta sırf EXPO alanına özel tramvay hattı bile gereksiz yere uzatılarak çok büyük masraflarla- İmar Yasası’na uyulmadan, birçok muafiyetlerle, Sayıştay denetiminden de ari tutularak, birçok imtiyaza sahip olan EXPO Kanunu’yla düzenleme yapıldı ve 2016 yılında dünyada sergilendi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Subaşı.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Hem bekleneni alamadık hem de şimdi hiçbir özel sektörün ve kamu sektörünün kabul etmek istemediği böylesine bir maliyet külfetiyle güzelim çiftlik alanı, tarım alanı da atıl vaziyette kaldı.

Bugün çeşitli fikirler ileri sürülmekte. Antalya Ticaret Borsası Başkanı der ki: “Yeni bir temayla altı aylık B1 EXPO düzenlemesi öneririz.” Yine AK PARTİ Antalya Milletvekili Atay Uslu “Müzeyi buraya taşıyalım. ”demektedir. Antalya Valisi ise “Öğrencilere EXPO, tarım konulu eğitim verilsin.” demekte; Sayın Çavuşoğlu ise “Biz her türlü fikre açığız, hiçbir fikri de peşinen reddetmiyoruz çünkü ne kadar çok fikir olursa burada yapılacak olan proje o kadar halka hitap eder.” diyor ama bugün bunu söylüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Toparlıyorum, selamlıyorum.

BAŞKAN – Peki, selamlayalım.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Keşke bunu 2012’de söyleyebilseydi, keşke tartışılsaydı ve bugün sivil toplum örgütleri küstürülmeseydi. Çok önemli, çok güzel tarihî bir şans Antalya’da kaybedilmiştir. Yine aynı çizgide giden ekonomik, hukuki ve sosyal bir faciaya neden olunmuştur.

Çok teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum Genel Kurula. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Denizli Milletvekilimiz Sayın Gülizar Biçer Karaca. (CHP sıralarından alkışlar)

Süremiz beş dakika Sayın Karaca.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı torba kanunun 18’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.

24 Haziran seçimlerinden sonra AK PARTİ’nin kurmayları şöyle açıklamalar yapıyordu: “Yeni sistemde torba kanun olmayacak. Cumhurbaşkanımız da zaten bunu istemiyor. Bundan sonra temel kanunlar Parlamentoda görüşülecek.” Ama ya Genel Başkanınız sizleri ve kurmayları kandırdı ya da sizler milleti kandırıyorsunuz.

24 Hazirandan bugüne altı ay geçti. Altı ayda yeni bir rekora imza attınız. 64 yasanın 148 maddesini 5 torba kanunla değiştirdiniz. Evet, yeni bir rekor, torba kanun rekoru.

Üzerinde söz aldığım madde de KDV muafiyetinde “yenilenebilir ve diğer enerji” ibaresi eklenmesine ilişkin bir düzenlemedir. KDV muafiyetinin gerekçesi, jeotermal, güneş, rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının tarımsal üretimde yaygınlaşması ve bunun etkin kullanılması sayesinde üretim maliyetlerinin önemli oranda düşürülmesi diye açıklanıyor. Ancak bu düzenlemenin bu kadar masumane olmadığını hepimiz biliyoruz. “Yenilenebilir enerjiyi destekliyoruz, enerjide dışa bağımlılığı düşürüp yerli ve millî enerjiye yöneliyoruz.” diyorsunuz ama maalesef milleti kandırıyorsunuz. 24 Hazirandan sonra yaptığınız ilk icraat, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğünü kapatmak oldu. Vatandaş evinin çatısına güneş enerjisi panelleri kurarak şebekeye elektrik satarken bunun satış miktarını üçte 1’e kadar indirdiniz. İktidara geldiğinizde, 2002’de 8 milyon ton kömür ithal ederken 2015’te 33 milyon ton kömür ithal etmeye başladınız; 8 kat arttırdınız. Bugün kömür santrallerinin yüzde 50’sinde ithal kömür kullanıyorsunuz, ithal kömürle ürettiğiniz enerjiyi de yerli ve millî enerji diye vatandaşa pazarlıyorsunuz. Elektriğin piyasa fiyatı 4 sent civarında ama biz kömür yakıp hem doğamızı hem insan sağlığımızı yüzde 50 daha fazla ödeyerek kirletiyoruz. Güneş ve rüzgâr enerjisi için verimli bölgelerde kömür santralleriyle maalesef tarım alanlarımızı, doğamızı mahvediyoruz. Burada KDV indiriminden bahsediyor ama KDV indirimi galiba bizlerin “beşli çete” dediği yandaşlarınızın enerji üretimine ilişkin sorunlarını, ekonomik sorunlarını ortadan kaldırmaya yönelik.

Yine, aynı maddede kitap dağıtım işindeki KDV oranlarında indirim ve muafiyet getiriyorsunuz. Hepimizin bildiği gibi 1 Ocaktan itibaren e-kitap, e-gazete, e-dergideki KDV oranlarını yüzde 18’e çıkardınız ama daha dün millî ve yerli üretimde tabanca fişeğinin piyasa fiyatını da yüzde 7,5 düşürdünüz. Daha Ceren Damar dediğimiz bilim insanımızın, bilim şehidimizin ve eğitim şehidimizin acısı hepimizin yüreklerindeyken tabanca satışındaki, mermi satışındaki fiyatı yüzde 7,5 indirdiniz.

Peki, teklif yasallaşırsa ne olacak? YAYSAT’ın satılmasıyla gazete dağıtımında tekel hâline gelecek olan, başında da bir yandaşınızın bulunduğu dağıtım şirketi daha çok kâr edecek.

Sakın, amacınızın biri de doların yükselmesiyle kâğıt krizinin artan maliyetlerine yenik düşmek üzere olan, istediğinizi yazmayan, sizi eleştiren gazeteleri bitirmek ve medya tekelleşmesini daha kalıcı hâle getirmek olmasın. Ülkemizde okuyan aydın insanlar kitaplarda KDV’nin sıfırlanmasını istiyor. Asfaltta, betonda, yat satın alındığında KDV yüzde 1, e-kitap, e-dergide yüzde 18. Sormak istiyorum, kitapların basımındaki ve satımındaki KDV’yi neden kaldırmıyorsunuz?

Önceki Enerji Bakanlarınızdan birisi demişti ki: “Eğitimli kesim arttıkça AKP’nin etki alanı daralıyor.” İşte, aslında bu açıklamada gerçek yatıyor. Bizler sizlerin sanata, sanatçıya, kitaba, bilime, soran sorgulayan insanlarımıza ve onurlu aydınlarımıza düşmanca bakışınızı biliyoruz çünkü korkuyorsunuz. Düşünen, okuyan, üreten insanlarımızın yarattığınız iktidarın temellerini sarsacağından korkuyorsunuz. İstiyorsunuz ki gençler sormasın, sorgulamasın; bilgiden, bilimden ve gerçeklikten, dünyadan haberdar olmasın ve ne dersek ona inansın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Karaca.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Devamla) – Merminin fiyatını düşürürken e-kitap, e-gazete ve e-derginin fiyatlarını artırıyorsunuz. Belli ki bilginin sizin üzerinizde açtığı yara, merminin açtığı yaradan daha çok canınızı acıtıyor ve bu nedenle de merminin fiyatını düşürürken bilginin, bilgiye ulaşımın fiyatını artırıyorsunuz.

Ben diyorum ki gelin, kitaptaki KDV’yi sıfırlayalım; doğruya, gerçeğe, bilgiye ulaşmanın önünü hep birlikte açalım. İnanın, bilginin ulaştığı aydınlık hepimiz için çok daha önemli olacak.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 18’inci madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesinde yer alan "eklenmiştir” ibaresinin "ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                  Behiç Çelik                                          Ayhan Altıntaş

                                          Adana                                                       Mersin                                                      Ankara

                                       Ayhan Erel                                             Lütfü Türkkan

                                         Aksaray                                                     Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                            Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                           Emine Gülizar Emecan

                                          Manisa                                                     İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Ankara Milletvekilimiz Sayın Ayhan Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, müsaade ederseniz, geçen hafta Çankaya Üniversitesinde vuku bulan elim bir cinayette hayatını kaybeden değerli akademisyen Ceren Damar Şenel kardeşimize Allah’tan rahmet, ailesine ve üniversite camiasına başsağlığı diliyorum.

Madde 19, 3065 sayılı Kanun’un 24’üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine “fiyat farkı” ibaresinden sonra gelmek üzere “kur farkı” ibaresinin eklenmesidir. İlgili gerekçede “Kur farklarının da matraha dâhil olduğu metne yazılmak suretiyle uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.” denilmektedir. Fiilî duruma bakalım: Fiilî durumda, 26 Nisan 2014 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği hükümleri uyarınca kur farkları zaten uygulamada yer almaktadır. Tebliğe göre, bedelin döviz cinsinden veyahut dövize endekslenerek ifade edildiği işlemlerde bedelin kısmen ve tamamen vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu tarihten sonra ödenmesi hâlinde satıcı lehine ortaya çıkan kur farkı esas itibarıyla vade farkı mahiyetinde olduğundan matrahın bir unsuru olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. Buna göre, teslim veya hizmetin yapıldığı tarih ile bedelin tahsil edildiği tarih arasında ortaya çıkan lehte kur farkı için satıcı tarafından fatura düzenlenmek ve faturada düzenlenen kur farkına teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlemler için geçerli olan oran uygulanmak suretiyle KDV hesaplanır. Bedelin tahsil edildiği tarihte alıcı lehine kur farkı oluşması hâlinde kur farkı tutarı alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.

Yine, aynı tebliğde “Yıl sonlarında ve geçici vergi dönemlerinde, Vergi Usul Kanunu uyarınca yapılan değerlemeler sonucu oluşan kur farkları üzerinden KDV hesaplanmaz.” denilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, kur farkını ifade ederken “Ödeme esnasında oluşan bir vade farkıdır.” tanımlanması kullanılmış ve bu şekilde KDV matrahına dâhil olan bir unsur olarak nitelendirilmiştir.

3065 sayılı KDV Kanunu’nun 24’üncü maddesinde yer alan matraha dâhil unsurlar, ticari hayatın içinde var olan, önceden taraflarca öngörülebilen, sözleşmeyle belirlenebilen unsurları içermektedir. Bununla birlikte kanuna “kur farkı” olarak genel bir ifade eklenmesi, tebliğin yukarıda ifade edilen son bendinde yer alan kur farklarının da kapsama dâhil edilmesi gibi bir sonuç ortaya çıkarabilecektir. Bu durumda aslında fiilî olarak gerçekleşmeyen bir mal ve hizmet tesliminden kanunun ruhuna uymayan bir şekilde vergi hesaplanması sonucu doğacak, nihayetinde verginin muhatapları açısından planlanmayan bir vergi yükü ortaya çıkacaktır. Bu durum, hâlihazırda mevcut ekonomik şartlarda ayakta durmaya çalışan işletmeleri tamamen vergi planlamasına yönelik bir uygulama nedeniyle zor durumda bırakacak, ticari anlaşmaların yürütülmesinde taraflarca ihtilaflı bir unsur hâline getirecek, ticari hayatın olağan akışını negatif yönde etkileyebilecektir. Yani kısacası bu madde tereddütlerin giderilmesine değil, yeni tereddütlerin ortaya çıkmasına yol açacaktır. Buradaki esas sıkıntı, ülkemizde ekonominin iyi yönetilememesinden kaynaklı istikrarsız döviz kurlarıdır. Cumhurbaşkanımız “Yastık altındaki avro ve dolarlarınızı bozdurun.” diye çağrı yaparken bizler herhâlde TL güçlenecek ve ekonomimiz düzene girecek diye düşünmüştük, hatta “Dış ülkelerle yapılan ticaretlerde kendi para birimlerinden takas olacak.” dendiğinde bayağı ümitlenmiştik. Papazı da verdiğinizde, tamam artık, dolarla işimiz olmaz demiştik ama durum hiç de öyle değilmiş. 2019 hedefinizde döviz artmayacaksa neden bu madde şimdi Meclisten geçirilmeye çalışılıyor? Hükûmetin KDV matrahını kur farkına endeksleyerek vergi gelirlerini artırmayı hedeflemekte olduğu apaçık bellidir. 2019 yılının kabul edilen bütçesinden de anlaşıldığı üzere hiçbir yatırımın yapılamayacağı çok nettir ancak herhangi bir inandırıcılığı ve maddi dayanağı olmayan vaatlerin de sonu gelmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Bitiriyorum Başkan.

Sözlerinizde samimiyseniz ve ekonomiyi düzeltip doların artış hızını yavaşlatacağınızı iddia ediyorsanız, gelin, tahminî döviz beklentinizi sabitleyin ve on iki aya bölüp her ay başı bu sabit kurlardan işlem yapın. O zaman kur riski de kalmaz. Şimdiden ilan edin, ticaret sahibi ve esnaflar da rahatlasın, biz de rahatlayalım.

Saygılarımı sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Manisa Milletvekilimiz Sayın Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Bakırlıoğlu.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım.

Toprağına, havasına, suyuna, yaşam hakkına sahip çıkan, evlerinin 50 metre uzağına kurulmak istenen jeotermal elektrik santraline “hayır” diyen, direnen Salihli halkına, Salihli Çevre Derneğine ve bilhassa Hacıbektaşlı Mahallesi sakinlerine selamlarımı ileterek sözlerime başlamak istiyorum.

Gediz Ovası, ülkemizin hatta dünyanın en verimli, bereketli topraklarına sahiptir. Üzümün, zeytinin, pamuğun en önemli üretim merkezi olan, milyonlarca dolarlık tarımsal hasılaya sahip bu topraklar, aynı zamanda ülkenin önemli jeotermal bölgelerinden biridir.

Enerjide dışa bağımlılık, jeotermal enerjinin ucuz olması ve bölgedeki potansiyel, devletin ve sermayenin dikkatini Gediz Ovası’na çekmesine neden oldu ve bu durum yüzlerce jeotermal sondaj kuyusunu ve onlarca elektrik santralini beraberinde getirdi. Evet, jeotermal önemli bir yer altı kaynağımız; evet, jeotermalden elde edilen enerji ucuz bir kaynak; evet, ne yazık ki enerjide dışa bağımlıyız ve kapatmamız gereken bir cari açığımız var. Ancak JES’ler söylenildiği kadar temiz mi veya ülkemizdeki uygulamaları yeterince temiz mi?

Değerli milletvekilleri, JES’lerin ruhsat sahiplerine yüksek kârlar getirdiği şüphesiz. Ancak birbiri ardına dikilen sondaj kuleleri, ardı ardına yapılan elektrik santralleri ve bu santrallerin duman tüten bacaları birtakım çevre sorunlarını, hatta çevre felaketlerini beraberinde getirdi. İlk etkilenen yer Aydın oldu. Zeytinlikler, incir bahçeleri kurumaya başladı. Toprak, Aydınlı çiftçilerimize artık eskisi kadar cömert davranmıyor ve Aydın’da yaşayan yurttaşlarımız eskisi kadar sağlıklı değil ne yazık ki. “Temiz enerji” diye lanse edilen JES’lerin ülkemizdeki uygulamalarında ciddi sıkıntıların olduğunu Aydın’da yaşadığımız tecrübelerden biliyoruz. Aydın’daki sondaj çalışmaları sırasında önce ekosistemde tahribatlar meydana geldi, ardından elde edilen jeotermal sıvı, suyumuzu ve toprağımızı kirletmeye başladı. Santrallerin bacalarından çıkan karbondioksit ve hidrojen sülfürse beraberinde sera etkisini, ısınmayı, asit yağmurlarını getirdi. Yüksek kâr hırsı ve denetimsizlik, tüm bu olumsuzlukların belki de en önemli nedenidir.

Şimdi sıra Manisa’ya geldi. İlk olarak Sarıgöl ve Alaşehir ilçelerimiz jeotermal sondaj kuyularıyla tanıştı. Bu tanışmanın ardından, ekonomisi üzüme ve üzüm ihracatına bağlı olan bölgedeki ürünün yani üzümün kalitesi ve verimi düştü. Bağlardaki zararlı sayısı ve çeşidi arttı ve biz bu zararlılarla mücadele etmek için daha fazla zirai ilaç kullanmaya başladık. Daha fazla tarım ilacı, daha fazla kalıntı demekti. Ürünlerdeki kalıntı, ihracat kapılarının birer birer yüzümüze kapanmasına ve bu da fakirliğe, yoksulluğa neden oldu. Toprakta bor miktarı arttı, yer altı sularında ise arsenik ve ağır metaller; koku, gürültü, asit yağmurları ve kirlilik.

Şimdi sırada Salihli var, bir sonraki durak ise Turgutlu olacak. İşin tuhafı, devlet kurumları bu olumsuzlukların farkında. O günkü adıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı, İzmir ve Manisa Valiliğine 2017 yılının Ağustos ayında bir yazı gönderiyor. Yazıda Gediz havzasındaki yer altı sularının arsenik oranının olması gerekenin tam 300 katına kadar çıktığından bahsediyor, tam 300 kat ve Bakanlık bu kadar yüksek değerlerin jeotermal ve madencilik faaliyetlerinden kaynaklandığının altını çiziyor ve çok önemli bir hususa dikkat çekiyor, milyonlarca insanın hayatını ilgilendiren bir uyarı yapıyor. Aynen rapordan okuyorum: “Malumunuz olduğu üzere, Manisa ili içme suyunun tamamını, İzmir ili ise yüzde 40 oranında içme suyunu Gediz havzası yer altı suyu kütlelerinden temin etmekte, özellikle içme suyu temin edilen yer altı suyu kütlelerinde arsenik seviyelerinin yüksek olması insan sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Havzada yer altı sularından temin edilen içme sularında arsenik seviyesinin yüksek olması cilt kanseri, sinir sistemi rahatsızlıkları, dolaşım sisteminde kansızlık, kalp yetmezliği, kan kanseri ve lenf sistemi kanseri gibi hastalıklara sebep olmaktadır.” Aynı yazının sonunda ise “Havzadaki yer altı suyu kütlelerinde jeotermal ve madencilik faaliyetlerine yeni izin ve ruhsatların verilmemesi gerekmektedir.” yazıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) – Orman ve Su İşlerine bağlı Su Yönetimi Genel Müdürlüğünün İzmir Valiliğine ve Manisa Valiliğine yazdığı yazıdan bahsediyorum.

Şimdi soruyorum: Milyonlarca insanın hayatı tehdit altındayken, tarım tehdit altındayken ve bu tehdit, Orman Bakanlığı tarafından 2017 yılında Manisa Valiliğine bildirilmişken Valiliğe bağlı Çevre İl Müdürlüğü, nasıl olur da bu kuyular için “ÇED Gerekli Değildir” raporu verir? Valilik ve Bakanlık, böylesi bir tehlikeye rağmen dikilen yüzlerce termal sondaj kuyusuna nasıl seyirci kalır? Bundan sonra da sessiz kalacak mıdır?

Değerli milletvekilleri, ya biz, biz bu duruma daha ne kadar seyirci kalacağız? Bir daha yerine koyamayacağımız bu bereketli ovalarımızın, yer altı sularımızın, havamızın, toprağımızın kirlenmesine daha ne kadar seyirci kalacağız?

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 19’uncu madde kabul edilmiştir.

20’nci madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1369) esas numaralı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 20’nci maddesinde yer alan “yer alan” ibaresinin “bulunan” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                          Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                 Feridun Bahşi                                             Bedri Yaşar

                                          Adana                                                      Antalya                                                     Samsun

                                    Lütfü Türkkan                                             Ayhan Erel                                      Zeki Hakan Sıdalı

                                         Kocaeli                                                     Aksaray                                                     Mersin

Aynı mahiyetteki diğer önergelerin imza sahipleri:

                                 Mehmet Bekaroğlu                                           Cavit Arı                                        Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Antalya                                                      Niğde

                             Emine Gülizar Emecan                                     Rafet Zeybek

                                         İstanbul                                                     Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerine söz isteyen, Mersin Milletvekilimiz Sayın Zeki Hakan Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kentsel dönüşüm, sosyal dinamizmi temsil eder ve bu sistem, merkezî ve yerel yönetimler, yatırımcılar ve vatandaşlardan oluşan çok paydaşlı bir yapıdır. Bu sebeple, kentsel dönüşüm, kapsamlı ve bütünleşik bir vizyon ve eylemle yapılamazsa maalesef amacına ulaşamıyor. Ülkemizdeki kentsel dönüşümün tarihçesine baktığımızda ise ne yazık ki bir misyon ve vizyon göremiyoruz. Kentsel dönüşüm, her ne kadar sürdürülebilir ve modern şehirler oluşturmak amacıyla ortaya çıkmış bir sistem olsa da yanlış kişiler tarafından ve farklı amaçlar için yönetildiği zaman kentlerin yapısında geri dönülmesi zor tahripler oluşturuyor maalesef. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Risk Bölgeleri Raporu ile Japon Uluslararası İşbirliği Ajansının yayımladığı ülkemizdeki risk haritası arasında yüzde 73’lük bir fark var. Bu kadar büyük bir fark olabilir mi?

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşümü: Adından da anlaşılabileceği gibi depreme dayanıklı olmayan yapıların yıkılarak yerine kentsel dönüşüm alanı olarak belirlenen yerlerde altyapısıyla, imarıyla şehir bütünlüğünü bozmayacak şekilde sosyal etkinlik alanlarının da bulunduğu toplu yerleşim merkezleri oluşturmak hedeflenirken adı kentsel dönüşüm olan bu yasa, bireysel bazda binaların tek tek yıkılarak uygulanmasıyla kentsel dönüşümden çıkmış, evsel dönüşüme kendini evirmiştir. Depreme dayanıksız yapıların yıkılıp yerine kullanışlı ve estetik, yaşanabilir yapılar yapılması gerekirken yatay şehirleşmenin önünü açmak yerine dikeyde gökdelenler yapılmasına sebep oldu. Bu sebeple belli bölgelerin yaşam kültürü de maalesef bozuldu.

“Türkiye'yi büyük bir şantiyeye çevirdik." diye övünenler, kentsel dönüşümü sadece fiziki yapıların dönüştürülmesi olarak algıladıkları için bunun sosyoekonomik boyutlarını hiç hesaba katmadılar. Bu hesaba katmayıştan her zamanki gibi vatandaşımız zarar gördü. Riskli yapıda yaşayan kiracıların on sekiz ay kira yardımı alması karşılığında çıkarılması düşünülürken bu kira yardımları, o inşaatları yapan müteahhitler tarafından alındı. Toplamda on sekiz ay olan kira yardımları, maalesef iki aya kadar düşmüş. Kontrol olmazsa vatandaş çarpılıyor.

Ülkemizde bulunan 21 milyonu aşkın konutun yüzde 60’ı, yirmi yaşının üstündeki binalar. İstatistikler bize gösteriyor ki Türkiye’de kentsel dönüşüm projeleri uzunca bir süre daha devam edecek. 31 Aralık 2018 tarihinde iki yıl daha uzattık. İki yıl sonra tekrar uzatmak yerine sizden istediğimiz, bu dönüşümü uluslararası standartlara uygun olarak devam ettirmeniz.

Biliyorsunuz, riskli yapı tespiti yapılan binaların yerine yapılacak olanlar, her türlü harçlardan muaf tutulacaktı. Başlangıç aşamasında da gerçekten muaf tutuldu ancak zamanla harçlar alınır oldu. Belediye yapı ruhsatı harcı, iskân ruhsatı harcı, tapu kadastro masrafları gibi masraflar vatandaşlarımızdan alınmaya başlandı. Çevresel etkenleri gözetmeden, denetlemeden izin verdiğiniz her proje, hem bugün hem yarınlar için büyük sorunlar oluşturuyor.

Kentsel dönüşüm yapılıyor fakat altyapı ve üstyapı işlemleri eksik kalıyor, tamamlanamıyor. Bu eksikliklerin sonucunda yaşanan çevre felaketleri maalesef insanların hayatına mal oluyor. Örneğin 2012 yılında Samsun’da TOKİ konutlarını sel basmış, 11 vatandaşımız maalesef hayatını kaybetmişti. Sonradan, konutların dere yatağına yapıldığı anlaşıldı. 2013 yılında Kars’ta yapılan TOKİ konutlarını daha ilk yağmurda sel bastı. “Planlı ve denetimli kentsel dönüşüm yapın.” derken bundan bahsediyoruz. Rant odaklı değil, insan odaklı hareket edin ki daha fazla canlarımız yanmasın.

Kentsel dönüşüme tabi yapılar, ayrıca düşük faizli kredi kullandırılmak suretiyle yenilenebiliyordu ama artık faizlerin artması sonucu bu durum da ortadan kalktı. Kısacası, kentsel dönüşüm adı altında yapılan evsel dönüşümlerin artık ne bulunduğu şehre ne de vatandaşa bu hâliyle bir faydası kalmadı.

Sayın milletvekilleri, değinmek istediğim bir diğer konu da tamamlanamayan inşaatlar. Yarım kalan, müteahhidi kaçan inşaatlara para yatırmış vatandaşın mağdur olmaması için 2013 yılında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – ...bina tamamlama sigortası kanunu çıkarmıştınız. Fakat bu konudaki ilk sözleşme 2018 yılında, tam beş sene sonra yapıldı. “Beş yıl boyunca neden hiç sigorta yapılmamış?” dediğimizde “Altyapı eksikliği vardı.” diyorsunuz. Altyapı hazır olmadan dönüşüm yapmaya çalışıyorsunuz, sonuç ortada. Vatandaşlarımızın müteahhitler tarafından mağdur edilmesini önlemek amacıyla bu sigorta acilen yaygınlaştırılmak zorunda ve tüm inşaatlarda uygulanmalı. Türkiye’de kentsel dönüşümü bekleyen 6,7 milyon riskli konut varken bunları değil, rantı yüksek yerleri kentsel dönüşüme tabi tutmak, vatandaşlarımız için yapılabilecek en büyük kötülük. Bu konudaki denetimlerin artırılması ve dönüşümün sabit bir eylem planı çerçevesinde yürütülmesi elzemdir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle madde metninin daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 20’nci madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.38

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 00.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir),İshak GAZEL (Kütahya)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

37 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Milletvekillerimiz de yok.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Ben buradayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereği, kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri görüşmek için 10 Ocak 2019 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum, başta Sayın İslam olmak üzere bekleyen sayın milletvekillerimizin, hepsine “iyi geceler” diliyorum.

Kapanma Saati: 00.47



(X) 37 S. Sayılı Basmayazı 8/1/2019 tarihli 42’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.