TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 41’inci Birleşim

                                                                                       26 Aralık 2018 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Mehmet Akif Ersoy’un 20 Aralık doğumunun 145’inci ve 27 Aralık ölümünün 82’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ankara Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, 27 Aralık Gazi Mustafa Kemal ve Heyeti Temsiliye’nin Ankara’ya gelişinin 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, imar barışıyla ilgili sürenin ödeme yapılması için uzatılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

2.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, biyomedikal mühendislerinin atamasının ne zaman yapılacağını ve Sağlık Bakanlığının 2019 yılı içerisinde kadrolu ya da sözleşmeli biyomedikal mühendisi istihdam etme yönünde çalışmasının olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, asgari ücretlinin 2019’da da açlığa mahkûm edildiğine ve Berat Albayrak’ın “2018’de ekonomide güçlü performans yakaladık.” ifadesine ilişkin açıklaması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, Kahramanmaraşlıların tercihini nerede, nasıl, ne şekilde kullanacağını gayet iyi bildiğine ilişkin açıklaması

5.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya Eti Gümüş AŞ’ye ait gümüş madeni işletmesindeki işçiler ile KÜKAB işçilerinin mağduriyetine ve Sayıştay raporlarıyla yolsuzlukları sabit olan Kütahya Belediye Başkanının hâlâ görevde olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, insanın en büyük gizinin kendisi olduğuna ve hiçbir şeyin bu gizi değiştiremeyeceğine ilişkin açıklaması

7.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Iğdır’ın Aralık ilçesinde askerî aracın devrilmesi sonucunda şehit olan hemşehrisi Uzman Onbaşı Yakup Gitmez’e Allah’tan rahmet, yaralı askerlere şifa dilediğine, Mehmet Akif Ersoy’u ölümünün 82’nci yıl dönümünde rahmetle andığına ilişkin açıklaması

8.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, 2018 yılının yaşanan işçi ölümleriyle anılacağına, Adıyaman ilinin Bağlıca köyündeki bakır madeninde yaşanan göçük nedeniyle hayatını kaybeden Güral Karadoğan’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Denizli ili Sarayköy ilçesine SGK hizmet binasının yapılmasını talep ettiklerine, ilaç, tıbbi cihaz ve malzeme ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeni bir planın olup olmadığını, sağlık sektörünün dışa bağımlılıktan ne zaman kurtulacağını ve sıkıntıları aşmak için hangi tedbirlerin alınacağını Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

10.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, Kırşehir ilinin Akpınar ilçesinde aşırı buzlanmanın sebep olduğu trafik kazasında ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifa dilediğine ve Kırşehir Hastanesine plastik cerrah, çocuk cerrahisi, kadın doğum ve göğüs hastalıkları uzmanının atanması için Sağlık Bakanına seslendiğine ilişkin açıklaması

11.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin her geçen gün arttığına ve yetkilileri bu konuda sorumluluk almaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

12.- Şanlıurfa Milletvekili Zemzem Gülender Açanal’ın, Şanlıurfa ilindeki Göbeklitepe’nin 2018 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alındığına ve 2019 yılının Recep Tayyip Erdoğan tarafından Göbeklitepe Yılı ilan edildiğine ilişkin açıklaması

13.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Sivas Devlet Hastanesinde sistem arızası nedeniyle hastane hizmetlerinin yapılamaz hâle geldiğine, FONET’in sahiplerinin kimler olduğunu ve bu firmanın ihale aldığı diğer illerde de sorunlar yaşandığından yetkililerin bilgisinin olup olmadığını, bilgileri dâhilindeyse ne gibi çözümler üretildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, GESTAŞ’ın Bozcaada ve Gökçeada’ya kış seferlerinin yetersizliğine ve pahalılığına, İstanbul-Çanakkale uçak seferlerinin kaldırıldığına ilişkin açıklaması

15.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya Turgut Özal Tıp Merkezinin hizmetine devam edebilmesi için alacağının Sağlık Bakanlığı tarafından ödenmesi gerektiğine, Battalgazi Devlet Hastanesinin ihalesinin ne zaman yapılacağını ve hastanenin ne kadar sürede bitirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, güvenlik soruşturmalarındaki usulsüzlük ve hukuksuzlukların had safhada olduğuna ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, tarihi bilgi, belgelerle konuşma iradesinin muhafaza edilmesi gereken yerin Meclis olduğuna ve seneidevriyesi hürmetle yâd edilen şehitlerin hatırası Sarıkamış üzerinden anılırken 90 bin kişinin donarak vefat ettiğinin ifade edildiğine ancak Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarında donarak vefat edenlerin sayısının 8 bin, toplam şehit sayısının da 23 bin olduğuna ilişkin açıklaması

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bölgede Türkiye'yi yakından ilgilendiren çok önemli hadiseler yaşandığına, Türkiye’nin tüm dengeleri değiştirdiğine ve bu değişikliklerin de Türkiye'nin lehine olduğuna, ABD’nin Suriye’den çekilme kararının ardından yaşananlara ilişkin açıklaması

 

 

19.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, cezaevinde ya da dışarıda cezası infaz edilenlerin sayısının suçu ve suç üreten sistemi konuşmayı gerektirdiğine, asgari ücretteki artışın reel karşılığı konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesinin doğru olduğuna, yereldeki sorunları paylaştıklarına ama bunlarla ilgili ciddi denetim işlevinin yapılmadığına ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 27 Aralık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millî mücadelenin ve ulusal egemenliğin karargâhı olarak belirlenen Ankara’ya gelişinin 99’uncu yıl dönümü vesilesiyle Ankaralıları saygıyla selamladıklarına ilişkin açıklaması

21.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, 27 Aralık Mehmet Akif Ersoy’u ölümünün 82’nci yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri kapsamında Vefa Ödülü’ne Mehmet Akif Ersoy’un layık görüldüğüne ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, hukukun üstünlüğünden bahseden bir kimsenin “masumiyet karinesi” kavramını da bilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

23.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Yunus Emre’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’un 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’nun, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, bugünkü Meclis aritmetiğinin Türkiye'deki demokrasinin şahidi olduğuna ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İsmet İnönü’nün dünyada çok az siyasi lidere nasip olacak siyasi olgunlukla Türkiye'nin demokrasiyle tanışmasını sağladığına, seçimlerin yapılıyor olmasının demokrasinin işlediği anlamına gelmediğine ilişkin açıklaması

29.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, hiç kimsenin tek parti hükûmetleri ile AK PARTİ’yi özdeş hâle getiremeyeceğine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Anayasa’da var olan bütün temel hak ve özgürlüklerin bir kişinin iki dudağı arasına teslim edildiğine ilişkin açıklaması

31.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Cumhurbaşkanlığı sisteminde Hükûmetin tasarı sunabilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

33.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, RTÜK tarafından Halk TV ve FOX TV’ye verilen para ve yayın durdurma cezasına, siyaseti farklılıklara, eleştiriye tahammül konusunda, darbeye giden koşullara karşı dikkatli olma konusunda uyarmak zorunda olduklarına ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, RTÜK tarafından Halk TV ve FOX TV’ye ceza verilmesinin Türkiye'nin geleceği açısından yeni karamsarlıklara, endişelere yol açan bir konu olduğuna, TBMM tarafından seçilen RTÜK üyelerini iş ahlakına davet ettiğine, bedeli ne olursa olsun haksızlıklara karşı durmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

 

35.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın “çökme” kelimesine, demokrasinin hem muhalefetin hem iktidarın güvencesi olduğuna ve korkarak siyaset yapanın bu Mecliste kalmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

36.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhuriyet Halk Partisinin adaylarının AK PARTİ’yi rahatsız etmesinden memnun olduğuna ilişkin açıklaması

37.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, hukukun itirazlarla şekillenen bir mekanizma olduğuna, Özgür Özel’in üslubunun ağır hakaretler içerdiğine, kimsenin adayını belirlemek istemediklerine ve adil yarıştan yana olduklarına ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tayyip Erdoğan’ın milletten, sokaktan, konuşan Türkiye’den korkmamasına, susan Türkiye’den korkması gerektiğine ilişkin açıklaması

39.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Cumhurbaşkanının sadece ve sadece Allah’tan korktuğuna ilişkin açıklaması

40.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki ifadelerini kendisine iade ettiğine ilişkin açıklaması

41.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu’nun 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, TÜRK-İŞ başta olmak üzere birçok sendika yetkilisinin 2.020 lira olarak açıklanan asgari ücretin yeterli olmasa da bugün için doğru bir ücret olduğunu ifade ettiklerine ilişkin açıklaması

44.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 2.020 lira olarak açıklanan asgari ücretin yeterli olmadığına ama yüzde 26’lık enflasyon farkının yansıtılmış olmasını kıymetli bulduklarına ve teşekkür ettiklerine, siyasi nezaketi muhafaza etmek gerektiğine ilişkin açıklaması

45.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 2.020 lira olarak belirlenen asgari ücreti bütün tarafların ilk defa konsensüs içerisinde sevinçle karşıladığına ilişkin açıklaması

46.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, AK PARTİ’nin her asgari ücretliye 192 çeyrek altın borcu olduğuna, Kemal Kılıçdaroğlu’na “diktatör” diyebileceklerine ama toplumun o lidere nasıl baktığının önemli olduğuna, seçimlerin eşit koşullarda yapılmadığına ilişkin açıklaması

47.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

48.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, AK PARTİ’nin asgari ücretle çalışan her bir vatandaşa borcu olan 192 çeyrek altını ödemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

 

 

 

 

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ve 21 milletvekili tarafından, Çin'de Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Uygur Türkleri'ne yönelik olumsuz uygulamaların incelenmesi amacıyla 31/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/383) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 26 Aralık 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Kars Milletvekili Ayhan Bilgen tarafından, yasal mevzuata aykırı şekilde cezaevinde tutulan Hakkâri Milletvekili Leyla Güven'in maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 26/12/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 26 Aralık 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Yunus Emre ve arkadaşları tarafından, ülkemizde ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin sorunlarının araştırılması amacıyla 25/12/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 26 Aralık 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden Gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 1’inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre belirlenmesine; bu teklifin görüşmelerinin 26 Aralık 2018 Çarşamba günü tamamlanması hâlinde 27 Aralık 2018 Perşembe, 28 Aralık 2018 Cuma ve 29 Aralık 2018 Cumartesi günü toplanmamasına; 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 2 ve 3 Ocak 2019 Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına ilişkin önerisi

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Yunus Emre’nin, Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38)

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mustafa Şentop’un, milletlerarası andlaşmaların onaylanmasının uygun bulunmasına dair tekliflere ilişkin düzenlemenin İç Tüzük’ün 90’ıncı maddesinde yapıldığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mustafa Şentop’un, 2019 yılının bütün insanlık için hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ettiğine ilişkin konuşması

 

IX.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 38) Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, son beş yılda yapılan cep telefonu ithalatına dair verilere ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/6043)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, son beş yılda ülke genelinde ve Manisa ilinde kurulan, tasfiye edilen ve kapanan şirket ve işletme sayısına ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/6044)

3.- Mardin Milletvekili Tuma Çelik'in, Diyarbakır'dan KKTC'ye uçuşlara ve bilet fiyatlarına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/6050)

4.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'in, 2017-2018 yıllarında bankalardan kullanılan otomobil kredilerine ilişkin sorusu ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ın cevabı (7/6336)

 

 

 

 

                                                                                             

26 Aralık 2018 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, millî şairimiz ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Birinci Yasama Dönemi Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy’un doğum ve ölüm yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’e aittir.

Buyurun Sayın Özçelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, önce Biga Vekili, sonra Burdur Vekili. Seçildiği yer Biga, atandığı yer Burdur.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Burdur Milletvekili Bayram Özçelik’in, Mehmet Akif Ersoy’un 20 Aralık doğumunun 145’inci ve 27 Aralık ölümünün 82’nci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî değerlerimizi, karakterimizi ve ideallerimizi yansıtan, gönlü bayrak, millet, devlet ve iman aşkıyla dolu vatan şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’umuzun 20 Aralık doğumunun 145’inci, 27 Aralık vefatının 82’nci yıl dönümü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Mustafa Şentop’a söz verdiği için teşekkür ediyorum.

Burdur halkı tarafından da çok sevilen, Birinci Mecliste Burdur halkının milletvekilliğini yürüten Mehmet Akif Ersoy’a yıllar sonra, 2006 yılında AK PARTİ Hükûmetimiz döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Burdur halkının kadirşinaslığının bir göstergesi olarak üniversitemize Mehmet Akif Ersoy ismi verilmiştir. Üniversitemiz bundan sonra Akif’in doğum ve ölüm yıl dönümlerinde 12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulü ve Akif’i anma törenlerinde Mehmet Akif Ersoy Uygulama ve Araştırma Merkeziyle öncülük edecektir. Meclis albümünün kayıtlarında şöyle yer almaktadır Mehmet Akif: “Mehmet Tahir Bey’in oğlu olup Sebilürreşad başmuharririyken 48 yaşında mebus seçilmiştir. Maarif ve İrşat Encümenlerinde çalışmıştır, İstiklal Marşı’mızın şairidir.”

Mehmet Akif’i tanımadan Anadolu’da verilen Millî Mücadele ruhunu anlayamayız. Mehmet Akif, aydın kimliğiyle Anadolu’yu gezerken merkezi ve yereli tanıyan bir halk adamıdır. Medrese eğitimi almış, camilerde vaaz verebilecek bilgi ve birikime sahip bir din adamıdır. Kur’an-ı Kerim’i tercüme edecek kadar dinî bilgi ve birikime sahip bir âlimdir. Aldığı üniversite eğitimi ve fen ilimlerine aşinalığıyla bir ilim adamıdır. Doğuştan edebiyata ve sanata düşkün olması sebebiyle bir şairdir. Mehmet Akif, bütün bunların ötesinde, Anadolu toprakları işgale uğradığında karşı çıkıp Anadolu’yu karış karış dolaşan bir vatanperverdir. Mehmet Akif, geçmişte olduğu gibi, şimdi de gençliğimize ilham olmaktadır. Biz Mehmet Akif’i dindar olduğu için seviyoruz. Biz Akif’i inandığı gibi yaşayan adam olduğu için seviyoruz. Biz Akif’i haksızlık karşısında susmadığı için seviyoruz. Biz Akif’i mazlumun, garip gurebanın yanında durduğu için seviyoruz. Biz Akif’i İstiklal Marşı’nı satmadığı için seviyoruz.

Ülkenin zor dönemlerinde halkıyla bağlarını koparan Batı hayranı aydınların çıkmazlarına ışık tutan fikirlerini yeni yeni daha iyi anlayabiliyoruz. “Çağdaşlık” adı altında çağ dışı ve insanlık dışı fikirlerle boğuşan gençliğin ilk okuyup anlamaya çalışacağı düşünce dimağımızdır Akif. Mehmet Akif’in mücadelesinin özü şudur: Bir tarafta yerli ve millî olan vardır, diğer tarafta belli mahfillerin taklitçiliğini aydın sananlar vardır. Bir tarafta bu millete hizmet edenler vardır, diğer tarafta milleti tahkir edenler, aşağılayanlar vardır. Bir tarafta “Hâkimiyet milletindir.” diyenler, diğer tarafta mümeyyiz görmeyen vesayetçiler vardır. Bir tarafta bu ülkenin gençlerinin geleceği için canını siper edenler, diğer tarafta gençleri kör ideolojilerine kurban edenler vardır. Bir tarafta ihya, imar ve inşa edenler, diğer tarafta yakıp yıkmalar vardır.

Ona isteyen “Akif’im.” der, isteyen “Bizim Akif’imiz." der çünkü onda sözde ve özde dindarlığı görür, onda kahramanlık mesabesinde memleketseverliğini görür, onda millî ve manevi değerleriyle büyük bir medeniyet tasavvurunu görür.

Değerli milletvekilleri, ülkesini yöneten devlet adamlarının rehberi ve izinde gittiği Mevlâna olursa, Yunus Emre olursa, Hacı Bektaşı Veli olursa, Hacı Bayramı Veli olursa korkmayın. Ülkesini yöneten bir Cumhurbaşkanının başucu kitabı “Safahat” olursa ve Mehmet Akif olursa endişelenmeyin, tereddüde düşmeyin çünkü onun yüreğinde gözyaşı medeniyetinin esintileri vardır. İçeride ve dışarıda bir tarafta zulmeden, diğer tarafta da mazlum varsa “Türkiye’nin tavrı ne olacak?” diye merak etmeyin. Mehmet Akif şöyle bir yol çizmiş:

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdadıma saldırdı mı, boğarım!

-Boğamazsın ki!

-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü sızlar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırma da geç git! diyemem, aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!” (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Mehmet Akif’in ruhu için en güzel hediyemiz Fatiha olsun.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz, Gazi Mustafa Kemal ve Sivas Kongresi üyelerinden oluşan Heyeti Temsiliyenin Ankara’ya gelişinin yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Mevlüt Karakaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Ankara Milletvekili Mevlüt Karakaya’nın, 27 Aralık Gazi Mustafa Kemal ve Heyeti Temsiliye’nin Ankara’ya gelişinin 99’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MEVLÜT KARAKAYA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yarın 27 Aralık, Gazi Mustafa Kemal ve Temsil Heyetinin Ankara’ya teşriflerinin 99’uncu yıl dönümü. Bu vesileyle söz aldım. Sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

1919’a gelindiğinde, genel durum, Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik sayılarak çıktık. Mondros Mütarekesi sonucunda, başta İstanbul olmak üzere, yurdumuzun birçok yeri işgal edildi. Ankara da İngiliz ve Fransız askerlerince işgal edilmişti. Tren istasyonunda İngiliz bayrağı, Ulus’ta Taşhan karşısındaki -sonradan ilk Meclisimiz oldu- o binada da Fransız bayrağı çekiliydi. Bu şartlar altında 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa; Amasya’ya, Erzurum’a ve Sivas’a gitti. Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra seçilen Temsil Heyetinin toplantı yeri olarak Ankara belirlenmişti. Bu vesileyle Sivas, Kayseri ve Kırşehir hattı üzerinden son geceyi Bala Beynam Köyü’nde geçiren Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti 27 Aralıkta Dikmen sırtlarından Ankara’ya ulaştı.

Değerli milletvekilleri, 27 Aralık Türk tarihinin kızılca günüdür. Oğuz töresinde kızılca günlerde seğmen alayı kurulur. Halk yeni bir devlet kurulacağı ve başlarına yeni bir bey seçileceği zaman seğmen alayı kurar. Bu anane Türklerin Oğuz kolunda görülmektedir. Bu sebeplerdir ki Oğuzlar tarihin hiçbir döneminde devletsiz kalmamışlardır. “Adı Oğuz, soyu Oğuz/ Kendi beyini kendi seçer/ Vatan için serden geçer.” Anadolu’yu yurt yapan Selçuklu’nun temelinde onlar vardı. Üç kıtada at koşturan Osmanlı’nın özünde onlar vardı. 27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarında Gazi Mustafa Kemal’e: “Paşam seni görmeye geldik, bu vatan uğruna ölmeye geldik.” diyerek cumhuriyetin temelinde onlar vardı. Töreye göre, Efeler Kahvesi önüne sancak dikilmesi seğmen alayının kurulmasına işaretti. Mustafa Kemal’in Ankara’ya geleceği günün sabahı da sancak dikildi. Delikanlılar millî kıyafetlerini giyerek kahve önünde toplandılar. Civar köylerden seğmenler de akın akın geldiler. Seğmen alayı tam 3 bin atlı, 700 yaya zeybek kıyafetinde seğmenle kuruldu. Önce Hacı Bayram Camisi’ne gelerek dua ettiler ve kurban kestiler. Öğle vakitlerinde Dikmen Keklikpınarı’nda on binlerce sivil Ankaralı ile bacı erenlerin de yer aldığı seğmen alayının gözü kızıl yokuştaydı. Kurtuluş için son ümit oradan fışkıracaktı. Uzaklardan bir otomobilin korna sesi bütün insanları yerinden oynattı. Kızıl yokuş toz dumana karıştı, alkış ve “Yaşa!” sesleri yeri ve göğü inletiyordu. Çankaya ve Dikmen tepelerinden, güzel sesli hafızlar salat ve ezan okuyorlardı. Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi Hoca seğmen alayının önünde dua ediyordu. “Kızılca günümüze hoş geldiniz, kızılca günümüzü aydınlattınız.” diyorlardı Mustafa Kemal Paşa’ya.

Ankaralılar 27 Aralık kızılca günde Oğuz töresine göre, seğmen alayını kurmuş, beyini seçerek, yeni devletin kurulacağı işaretini o gün vermişlerdi. Bu vesileyle, Büyük Önder Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum.

27 Aralık günü aynı zamanda millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un da ölüm yıl dönümü. “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez/Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.” diyen millî şairimizi de rahmet ve minnetle anıyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı üçüncü söz, Eskişehir’in sorunları hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’e aittir.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Eskişehir ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sizlerle zaman zaman bu kürsüden Eskişehir’imizle ilgili gelişmeleri ve siyaset kurumundan beklentilerimizi paylaşıyorum. Bugün de böyle yapacağım. Bakın, bu kürsüde hiç konuşmadıysam on kez ölüm yolundan bahsettim. Eskişehir, Seyitgazi, Kırka, Afyon il sınırına kadar olan karayolu. Dün akşam o yolda tam 5 kaza oldu. Bir yurttaşımız daha hayatını kaybetti. “Daha” diyorum çünkü bu yolda sadece son beş yılda yaklaşık 500 kaza meydana geldi, onlarca yurttaşımız hayatını kaybetti. Eskişehir’de Valiliğin, Jandarmanın, belediyelerin, halkın talebi var, biz milletvekillerinin talebi var ama on yıllardır bu yol yapılmıyor. Bütçede soruyoruz, yanıta bakın: “Proje çalışmalarının tamamlanmasını müteakip yatırım programına teklif edilerek yapım gerçekleşecek.” Yani yatırım programına daha alınmamış bile. İnsan hayatının bu kadar değersiz olmasına isyan etmemek mümkün değil değerli arkadaşlarım.

Kırka’dan, Seyitgazi’den bahsederken orada, biliyorsunuz, ülkemizin millî varlığı Eti Maden Bor Fabrikamız var. Bu fabrika bizim millî varlığımız. Sadece Eskişehir’imiz değil, tüm Türkiye bu fabrikayla gurur duyuyor ama bizim bu fabrikada bir sıkıntımız var; personel alımında yapılan partizanca tutum.

Bakın, size isimler sayacağım: Ferdi Çakmak, Kurtuluş Hoş. Bakın, 2003 yılında tarlasını Eti Madene satıyor Ferdi Çakmak ve onun için de doğal hak kazanıyor. 17 kez, tam 17 kez mülakata giriyor ve 17’sinde de reddediliyor. Şimdi fabrikanın sitesinde 5 işçi alım ilanı var. Bakalım göreceğiz Ferdi Çakmak’ı ya da arkadaşlarını alacaklar mı?

Benzer şekilde, bugün buraya gelirken, yine, aynı Kırka’da çalışan, taşeron olarak çalışan değerli emekçi kardeşlerimiz de artık kendilerinin kadroya alınması için çağrımızı sizlere, sizlerin aracılığıyla tüm Türkiye’ye duyurmamı istediler.

Eskişehir’imiz ve hemşehrilerimiz hayat kalitesinin, huzurunun bozulmasına neden olacak bir tehlikeyle daha karşı karşıya. O da Tepebaşı ilçemizde bereketli Alpu Ovamız üzerine yapılmak istenen termik santral projesi. Biz Eskişehirliler bu zehir santraline karşıyız. Temiz havamızı kirletecek, bereketli topraklarımızı, tarımı ve hayvancılığı bitirecek, sularımızı kirletecek ve 900 bin Eskişehirliye zehir solutacak bu santrali istemiyoruz. Mahkemeler birbiri ardına iptal kararları veriyor. Her görüşten Eskişehirli el ele vermiş durumda. Bugüne kadar ihale 5 kez ertelendi ama biz artık erteleme değil, iptal istiyoruz.

Geçen hafta Trakya’dan Çerkezköy’den mutlu bir haber geldi. Orada da sivil toplum örgütleri, bizim milletvekillerimiz uzun süredir direniyordu. Aralarında bugünkü oturumu yöneten Sayın Başkan Mustafa Şentop’un da yer aldığı iktidar milletvekilleri de karşı duruşlarını ortaya koyunca bu proje iptal edildi. Darısı Eskişehir’imizin başına diyoruz. Başta iktidar partisi olmak üzere tüm partilere ve bakanlık bürokrasisine çağrıda bulunuyoruz: Bu zehir santralinden vazgeçelim diyoruz.

Değerli arkadaşlarım, giderek büyüyen bir su meselemiz var. Porsuk Barajı Eskişehir’imizin tek içme suyu kaynağı, alternatifi yok. Şu anda hem kirlilik var hem de küresel ısınma ve kuraklık nedeniyle su seviyesinde büyük düşüş var. Yani bu barajdan Eskişehir’imize içme ve kullanma suyu sağlayamama riskiyle karşı karşıyayız. Çözümü belli: Çifteler’de, Sakarya Nehri’nin doğduğu Sakaryabaşı bölgemizde temiz su kaynağımız var, şehrimize bu suyun acilen ulaştırılması gerekli. Bugüne kadarki girişimlerimizden hiçbir sonuç elde edemedik. Buradan bir kez daha başta Devlet Su İşlerine olmak üzere tüm kurumlara çağrıda bulunuyorum: Eğer bu su sağlanamazsa 2019 yılını atlatsak bile 2020’yi Eskişehirliler susuz geçirmek zorunda kalacak.

Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz günlerde şehrimize bir şehir hastanesi açıldı. Bakın kendi değerlendirmelerimden önce bir yurttaşın paylaşımını, sosyal medya paylaşımını size aktarıyorum. Başlıyorum: “Acı ama gerçek, hiç kimse kusura bakmasın, vatandaş beddua ederek çıkıyorsa hastaneden ve kendim bizzat yaşamasam inanmam. Evet, yatırım mı? Yatırım. Allah yapandan, yaptırandan bin kere razı olsun fakat görevini yapmayanlar varsa onlar da o koltukları boşuna doldurmasın. Birinci sorun, güvenlik görevlileri. İkinci sorun, vatandaşın gözü önünde Matrix gibi ortalıkta dolaşan Akfen personelinin -yani yapımı yapan şirket- temizlikçi ve yardımcı personeli azarlaması. Üçüncü sorun, bazı hemşirelerin duyarsızlıkları. Dördüncü sorun, yönlendirme personelinin kendisinin yönlendirmeye ihtiyaç duyacak bilgisizliği. Burada yönetimin ne iş yaptığını merak ediyorum. Kadın doğum bölümünün duvarlarında inşaat tozları duruyor. Vatandaşa, sabah altıda doğan çocuğunu ‘Hijyen ve enfeksiyon riski var.’ diyerek akşam altıya kadar bekletip cinnet geçirtiyorlarsa bu işte bir iş var demektir.”

Değerli arkadaşlarım, bu satırların yazarı Adalet ve Kalkınma Partisinin Eskişehir İl Teşkilatında görev yapan bir hemşehrimizdi. “Di” diyorum çünkü bu paylaşım sonrası görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Bitirmeme izin verir misiniz Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Buyurun.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, farklı şehirlerde de şehir hastanelerinde yaşanan sorunlar gibi Eskişehir’de de ulaşım zorluğu, mekânın büyük olması, bu sebeple işlerin aksaması, hem hastaların hem de hastane çalışanlarının ortak sıkıntıları arasında. Bina hastane için uygun değil. Katlar arası bağlantı ya da geçiş yapmak isteyen hasta ve personel dakikalarca asansör beklemek zorunda kalıyor. Örneğin, bir idari bölümden bir başka birime gitmeye çalışan bir sağlık çalışanı, sadece kendi birimine gidebilmek için kırk beş dakika yol alıyor. İnsanlar hastane içinde kayboluyor

Şehir hastanesi kuruluyor diye Eskişehir Devlet Hastanemiz boşaltıldı; hem de içinde millî servet denecek tüm sağlık araç gereçleri bırakılarak.

Zübeyde Hanım Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi boşaltıldı. Yunus Emre Hastanesinin büyük bölümü oraya taşındı, hem de içindeki araç gereç bırakılarak.

Devlet hastanesinde çalışan 2 bine yakın personel büyük bir mutsuzluk içinde buraya taşındı. Bazı çalışanlar tamamen hürmetsizce istemedikleri çalışma şekline zorlandı. Personel memnun değil. Yerine alınan şirket personeli aynı yeterlilikte değil, mesleğini orada öğrenme çabasında. Bu nedenle, testler, ameliyatlar uzuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum, son birkaç cümlem.

BAŞKAN – Tamam, peki.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Hastanede iki başlı bir yönetim var; inşaatı yapan şirket ve başhekimlik

Şehir hastanesi açılınca ne olmasını beklersiniz? Yurttaşların orada sağlık hizmeti almasının kolaylaşmasını, diğer hastanelerin yükünün azaltılmasını. Ama ne hikmetse hem Yunus Emre Hastanesinde hem de tıp fakültemizde şehir hastanesi açıldığından bu yana hasta sayılarında önemli ölçüde artış gözükmekte. O kadar büyük yatırım yapılmasına rağmen bunlar yaşanmakta.

Bakın, bugün ayın 25’i, çalışanların döner sermaye payları ödenmedi. Her gün doktorlara mesaj gidiyor “Birçok ilacın temininde sıkıntı var.” diye. Şehir hastanesinin çevresinde tek bir eczane dahi yok.

Bu temel sıkıntılar nedeniyle Hükûmetin kamuoyuna beş yıldızlı otel havasında sunduğu şehir hastaneleri çözüm olmadığı gibi sorunların temelini oluşturmuştur.

Peki, biz ne diyoruz değerli arkadaşlarım? Bir kez daha vurgulamak isterim ki bizler yurttaşlarımızın en iyi, nitelikli sağlık hizmetini, eşit biçimde, rahatça ulaşarak ve bedel ödemeden almasından yanayız. Maalesef şehir hastaneleri bu amaca hizmet vermemektedir, vermeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, şimdi, sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Şimşek, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, imar barışıyla ilgili sürenin ödeme yapılması için uzatılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, imar barışıyla ilgili sürenin uzatılıp uzatılmayacağı kamuoyunda günlerdir tartışılıyor. Biz imar barışıyla ilgili sürenin uzatılmasını, yalnız sürenin sadece ödeme yapılması için uzatılmasını... Aksi takdirde, Türkiye’nin her yerinde milyonlarca kaçak inşaat ve talan devam ediyor. Hazine arazileri, orman arazileri ve mera arazileri talan ediliyor. Vatandaşa on-on beş gün gibi ilave bir süre tanınsın, vatandaş yaptığı binanın bu süre içerisinde resmini çekip, ölçüsünü yaptırıp internet üzerinden başvurusunu yapsın. Buna sadece ödenecek parayla ilgili zaman tanınsın, vatandaşın parasal sıkıntısı var. Aksi takdirde, Türkiye’nin her yerinde hâlâ binlerce kaçak inşaat devam ediyor. Bu iş, içinden çıkılmaz bir hâl alıyor. Bununla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bu süre uzatımını yaparken mutlaka bu kriteri göz önünde bulundurmasını ve süreyi sadece ödeme başvurusu olarak, parasal olarak uzatmasını ama diğer türlü başvuru süresini on-on beş gün içerisinde bitirmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünlü…

2.- Osmaniye Milletvekili Baha Ünlü’nün, biyomedikal mühendislerinin atamasının ne zaman yapılacağını ve Sağlık Bakanlığının 2019 yılı içerisinde kadrolu ya da sözleşmeli biyomedikal mühendisi istihdam etme yönünde çalışmasının olup olmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BAHA ÜNLÜ (Osmaniye) – Teşekkürler Başkanım.

Resmî Gazete’de ilan edilen standartlar gereği, Sağlık Bakanlığına bağlı 200 ve üstü yatak kapasiteli devlet hastaneleri ile 100 ve üstü yatak kapasiteli özel hastanelerde en az 1 biyomedikal mühendisi istihdam etme zorunluluğu getirilmiştir. Yine, Bakanlar Kurulunun 2005 yılında almış olduğu bir karar gereği, yataklı tedavi kurumlarının bünyesinde biyomedikal hizmetler ve kalibrasyon birimi kurulması veya bu hizmetlerin bir başka kurumdan satın alınması şartı getirilmiştir. Bu hususta KPSS sınavına girip de atanamayan biyomedikal mühendisleri hâlen beklemektedir. Atamalar ne zaman yapılacaktır? Sağlık teknolojilerinin sürekli gelişmesi, biyomedikal mühendisliği mezunlarına olan ihtiyacı artırmaktadır. Bu bağlamda, 2019 yılı içerisinde Sağlık Bakanlığının kadrolu ya da sözleşmeli biyomedikal mühendisi istihdam etme yönünde çalışmaları bulunmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hancıoğlu…

3.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, asgari ücretlinin 2019’da da açlığa mahkûm edildiğine ve Berat Albayrak’ın “2018’de ekonomide güçlü performans yakaladık.” ifadesine ilişkin açıklaması

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Asgari ücretli 2019’da da açlığa mahkûm edilmiş. Elektrik, doğal gaz yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 40 zamlanmış. Sonra yüzde 10 indirim yapınca bunu millete müjde diye pazarlayan Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak hızını alamamış “2018’de ekonomide güçlü performans yakaladık.” diyor. Bu güçlü performansın nasıl bir şey olduğunu iki cümlede özetliyorum. Samsun’un Bafra ilçesinde iki hafta önce, yıllardır çalışan bir tekstil fabrikası 130 işçisini on günlük izne çıkarıyor. İşçiler önceki gün işbaşı yapmak için fabrikaya gidiyor ama ortada ne fabrika kalmış ne makine; iş yeri sahibi makineleri, ham maddeleri bir gece yarısı doldurmuş kamyonlara, ortadan kaybolmuş. Sayın Albayrak’ın deyimiyle ekonomide yakalanan güçlü performans sayesinde artık fabrikalar kanatlanıp uçuyor.

BAŞKAN – Sayın Öçal…

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, Kahramanmaraşlıların tercihini nerede, nasıl, ne şekilde kullanacağını gayet iyi bildiğine ilişkin açıklaması

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün Sayın Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında “Kahramanmaraş’ın tercihi neresi? ‘AK PARTİ’ye oy vereceğim.’ diyor. Ver kardeşim, ver, daha çok sürünürsün.” ifadelerini kullandı. Buradan Sayın Kılıçdaroğlu’na seslenmek istiyorum: Kahramanmaraşlılara sürünmek değil, ayakta, başı dik durmak yakışır. Kahramanmaraşlılar istiklal mücadelesinde olduğu gibi onurlu ve başı dik yiğitlerdir ve Kahramanmaraşlılar tercihini nerede, nasıl, ne şekilde kullanacağını gayet iyi bilir. Her seçimde olduğu gibi ana muhalefete gereken cevabı sandıkta veren hemşehrilerim ve aziz milletimiz, CHP ve Kılıçdaroğlu’na, kamuoyunu yanıltmaya çalışmalarının cevabını 31 Martta sandıkta vereceklerdir. Bu talihsiz söylemi ve Sayın Kılıçdaroğlu’nu kınıyor, Kahramanmaraşlılardan özür dilemeye davet ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kasap…

5.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın, Kütahya Eti Gümüş AŞ’ye ait gümüş madeni işletmesindeki işçiler ile KÜKAB işçilerinin mağduriyetine ve Sayıştay raporlarıyla yolsuzlukları sabit olan Kütahya Belediye Başkanının hâlâ görevde olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Kütahya’daki Eti Gümüş Maden İşletmesinde 650 işçi işini kaybetti, son üç aydır maaşlarını alamıyorlar. Onun da ötesinde, şu anda, başka sektörler de dâhil olmak üzere binlerce işçi kapı önünde.

Hava kirliliğinde Türkiye'de 7’nci il Kütahya, partikül oranı olarak. Sayıştay raporlarıyla yolsuzlukları, israfları sabit olan Kütahya Belediye Başkanı hâlâ görevde, kayyum bile atanmadı. Belediye bünyesinde çalışan temizlik işçileri, KÜKAB işçileri aylardır maaşlarını alamıyor ya da geç alıyor. Kütahya Belediye Başkanlığının icraatları israf ve yolsuzluklarla sabit iken hâlâ kayyum atanamaması ve Kütahya’daki bu düzensizliklerin giderilmesi hâlâ gecikmektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

6.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, insanın en büyük gizinin kendisi olduğuna ve hiçbir şeyin bu gizi değiştiremeyeceğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tolstoy’un “Harp ve Sulh”unda ilginç bir sahne vardır: Romanın kahramanı vurulup sırtüstü düştüğünde gökteki güneşi görür, ona hayret ve hayranlıkla bakar. O ana kadar göremediği güneşi bu kez kalbiyle görür.

“İnsanlar birçok tarihî ve tabii güzellikleri görmek için seyahat ederler fakat bunun yanı sıra en büyük mucize olan kendi varlıklarını görmeden bu dünyadan göçerler.” diyor Saint Augustine. İnsanın en büyük gizi kendisidir. Hiçbir şey bu gizi değiştiremez. Kendini tanıma işi yolunun üzerinde insanı her an bekler. Kendini tanımadan gerçek rolünü asla oynayamaz insan. Yunus’un dediği gibi “İlim, ilim bilmektir/İlim, kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsen/Bir kuruca emektir.” Değerler eğitimi olmazsa olmazımızdır.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

7.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Iğdır’ın Aralık ilçesinde askerî aracın devrilmesi sonucunda şehit olan hemşehrisi Uzman Onbaşı Yakup Gitmez’e Allah’tan rahmet, yaralı askerlere şifa dilediğine, Mehmet Akif Ersoy’u ölümünün 82’nci yıl dönümünde rahmetle andığına ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dün Iğdır’ın Aralık ilçesinde hain PKK terör örgütünün döşediği mayınları aramayla görevli askerlerimizi taşıyan Kobra-2 zırhlı aracının yaptığı kazada 5 askerimiz yaralanmıştır. Kazada ağır yaralanan ve yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan hemşehrimiz Uzman Onbaşı Yakup Gitmez kardeşimiz şehit olmuştur. Kocaeli’ye bağlı Darıca ilçemizde Nene Hatun Şehitliği’ne defnedilecek olan Mehmetçik’imize Yüce Allah’tan rahmet, kazada yaralanan askerlerimize acil şifalar diliyorum.

Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un ifadesiyle “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? / Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda. / Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda, / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” Ölümünün 82’nci yıl dönümünde millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u, bu cennet vatan için gözünü kırpmadan canını veren tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle, minnetle anıyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

8.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, 2018 yılının yaşanan işçi ölümleriyle anılacağına, Adıyaman ilinin Bağlıca köyündeki bakır madeninde yaşanan göçük nedeniyle hayatını kaybeden Güral Karadoğan’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

2018 yılının son günlerini yaşıyoruz. 2018 yılı ülkemizde yaşanan işçi ölümleriyle de anılacaktır. 22/12/2018 günü Adıyaman’ımızın Bağlıca köyünde bulunan bakır madeninde yaşanan göçük sonucu, 20 yaşındaki Güral Karadoğan adlı işçi kardeşimiz yaşamını yitirmiştir. İşçi kardeşimize Allah’tan rahmet, tüm yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

2018 yılının ilk on bir ayında maden ocaklarında toplam 62 işçi, değişik iş kollarında ise toplamda 1.797 işçimiz yaşamını yitirmiştir.

2019 yılında, aynı şekilde, iş kazaları sonucu işçilerimizin yaşamlarını yitirmemesi adına gerekli tedbirlerin alınmasını bütün emekçiler, işçiler beklemektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

9.- Denizli Milletvekili Kazım Arslan’ın, Denizli ili Sarayköy ilçesine SGK hizmet binasının yapılmasını talep ettiklerine, ilaç, tıbbi cihaz ve malzeme ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeni bir planın olup olmadığını, sağlık sektörünün dışa bağımlılıktan ne zaman kurtulacağını ve sıkıntıları aşmak için hangi tedbirlerin alınacağını Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sağlık Bakanına soruyorum:

1) Denizli Sarayköy ilçemizde yapılması planlanan SGK hizmet binasının yapımı için hazineye ait arsanın bakanlıklar ve kurumlar arasındaki bürokratik işlemler nedeniyle iki yıldır Bakanlığınıza verilmediği anlaşılmaktadır. Bu işlemlerin hızla tamamlanarak arsanın Sosyal Güvenlik Kurumuna devrinin ve tahsisinin yapılarak inşaatının hızla yapılmasını istiyoruz.

2) Sayın Bakan, ilaç, tıbbi cihaz ve malzeme sektörleri krizde. Bu malzemelerin yüzde 80’i dış ülkelerden geliyor. Artan döviz kurları yüzünden, hayati önem taşıyan ilaçların temininde güçlükler ortaya çıkmaktadır. Bu durumlar dikkate alınarak ilaç, tıbbi cihaz ve malzeme ihtiyaçlarımızı karşılayacak şekilde yeni bir planınız var mı? Sağlık sektörümüz dışa bağımlılıktan ne zaman kurtulacak? Bu alandaki sıkıntıları aşmak için hangi tür tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın İlhan…

10.- Kırşehir Milletvekili Metin İlhan’ın, Kırşehir ilinin Akpınar ilçesinde aşırı buzlanmanın sebep olduğu trafik kazasında ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifa dilediğine ve Kırşehir Hastanesine plastik cerrah, çocuk cerrahisi, kadın doğum ve göğüs hastalıkları uzmanının atanması için Sağlık Bakanına seslendiğine ilişkin açıklaması

METİN İLHAN (Kırşehir) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Dün gece saat 02.45’te Kırşehir’imizin Akpınar ilçesinde aşırı buzlanmadan dolayı bir otobüs kazası olmuştur. Kazada 3 ölü, 35 yaralımız vardır. Ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Yaralıların tamamı Kırşehir’in çeşitli hastanelerinde yatmaktadır. Sadece 1 tanesi Kayseri’ye, plastik cerrah olmadığı için sevk edilmiştir.

Sağlık Bakanlığına buradan sesleniyorum: Kırşehir Hastanesine plastik cerrah, çocuk uzmanı, kadın doğum uzmanı ve göğüs uzmanı atanması için gerekenin yapılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Sümer…

11.- Adana Milletvekili Orhan Sümer’in, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin her geçen gün arttığına ve yetkilileri bu konuda sorumluluk almaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ülkemizde kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet her geçen gün artmaktadır. Bugün Adana’nın Yüreğir ilçesinde bir şahıs tartıştığı karısını, kafasına ve yüzüne çekiçle vurduktan sonra bıçaklayarak öldürmüştür. Önceki gün yine Adana’da genç bir kadın bıçaklanmıştır. Yine Adana’da bir başka şahıs eşini, üzerine kaynar su dökerek yaralamıştır. Sadece bir hafta içinde yaşanan bu olaylar asla münferit değildir.

Kadına yönelik şiddet insan hakları ihlalidir, suçtur. Şiddetin arkasında yatan gerçekleri doğru okumak, çözümleri doğru olarak ortaya koymak yüce Meclisimizin sorumluluğundadır. Asıl problem kanunlar değil, kanunların uygulanışının takip ve denetimidir. Daha fazla kadınımızın, çocuğumuzun canı yanmadan yetkilileri bir an önce sorumluluk almaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Açanal…

12.- Şanlıurfa Milletvekili Zemzem Gülender Açanal’ın, Şanlıurfa ilindeki Göbeklitepe’nin 2018 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alındığına ve 2019 yılının Recep Tayyip Erdoğan tarafından Göbeklitepe Yılı ilan edildiğine ilişkin açıklaması

ZEMZEM GÜLENDER AÇANAL (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünkü grup toplantımızda Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2019 yılının Göbeklitepe yılı ilan edilmesi sebebiyle söz aldım.

Göbeklitepe, memleketim Şanlıurfa’nın takriben 15 kilometre kuzeydoğusunda Tektek Dağları üzerinde bulunmaktadır. Yeri itibarıyla da bereketli hilal olarak bilinen coğrafyanın bir parçasıdır. Bereketli hilal, tarihteki ilk kentlerin, tarımsal üretimin, takasın, bürokrasinin, yazının ve devletin yani medeniyetin ortaya çıktığı bir iz. Bu önemli konumunun yanında Göbeklitepe Malta’daki Ggantija Tapınağı’ndan altı bin beş yüz yıl, İngiltere’deki Stonehenge’den yedi bin yıl, Mısır piramitlerindense yedi bin beş yüz yıl daha eskidir. 2011 yılından bu yana geçici listede yer alan Göbeklitepe 2018 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır. Dünkü Göbeklitepe…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karasu…

13.- Sivas Milletvekili Ulaş Karasu’nun, Sivas Devlet Hastanesinde sistem arızası nedeniyle hastane hizmetlerinin yapılamaz hâle geldiğine, FONET’in sahiplerinin kimler olduğunu ve bu firmanın ihale aldığı diğer illerde de sorunlar yaşandığından yetkililerin bilgisinin olup olmadığını, bilgileri dâhilindeyse ne gibi çözümler üretildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yaklaşık üç yıl önce açılışı yapılan, hâlen teknik ve fiziki sorunları devam eden Sivas Devlet Hastanesinde iki gündür sistem arızası nedeniyle, ilimizde, hasta ve hastane hizmetleri acil servis dışında yapılamaz hâle gelmiştir. Kış şartlarının giderek ağırlaştığı ilimizde köy ve ilçelerden hastaneye gelen vatandaşlarımızın mağduriyeti artmış, hasta ve hasta yakınları ile sağlık çalışanları arasında ciddi sorunlar yaşanmaya başlamıştır. Daha önce farklı bir yazılım şirketiyle çalışıldığı dönemde herhangi bir sistem arızası yaşanmazken bir buçuk yıl önce yeniden ihale yapılmış, yüksek fiyat vermesine rağmen yine de Fonet adlı bir firmaya bu ihale verilmiştir. Bu ihaleyle devlet hastanesinin zarara uğratıldığı tüm çalışanlar tarafından bilinmektedir. Bahse konu olan firmanın diğer illerimizdeki hizmetlerinde de ciddi sıkıntılar yaşanmış, Balıkesir Devlet Hastanesiyle bu konuda mahkeme süreci başlatılmıştır. Bu bağlamda, söz konusu firma sahipleri kimlerdir? Aynı firmanın ihale aldığı diğer illerde de sorunlar yaşandığından yetkililerin bilgisi var mıdır? Varsa nasıl çözümler üretilmiştir? İlimizde yaşanan bu sorun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

14.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, GESTAŞ’ın Bozcaada ve Gökçeada’ya kış seferlerinin yetersizliğine ve pahalılığına, İstanbul-Çanakkale uçak seferlerinin kaldırıldığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Çanakkale GESTAŞ’ın Bozcaada ve Gökçeada’ya kış seferlerinin yetersizliği ve pahalılığıyla ilgili Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına yönelttiğim soruya verilen cevap “Zarardayız, ucuzlamaz.” şeklindeydi. Kâr değil hizmet amacı gütmesi gereken GESTAŞ, Boğaz ve Adalar hattında kırk yıl öncesinin şartlarını sunmaya devam etmektedir. Çanakkale’de çalışan ve Eceabat’ta ikamet eden bir vatandaşın aylık cebinden çıkan ulaşım gideri yaklaşık 200 TL’dir.

Çanakkale’nin benzer başka bir sorunuysa İstanbul-Çanakkale uçak seferlerinin kaldırılmasıdır. Özel bir hava yolu şirketinin GESTAŞ’la yaptığı anlaşmayla bir süre devam eden Çanakkale-İstanbul, İstanbul-Çanakkale seferleri 26 Ekimde sona ermiştir. THY’nin 2009 yılında altı ay süren seferleri de o tarihten bu yana yapılmamıştır. Yani Çanakkale, kamu yararı göz ardı edilerek GESTAŞ’ın kârlılığına mahkûm edilmektedir. Çanakkale halkı, iktidar şirketlerinin kârlılığına mahkûm edilmemelidir.

BAŞKAN – Sayın Fendoğlu…

15.- Malatya Milletvekili Mehmet Celal Fendoğlu’nun, Malatya Turgut Özal Tıp Merkezinin hizmetine devam edebilmesi için alacağının Sağlık Bakanlığı tarafından ödenmesi gerektiğine, Battalgazi Devlet Hastanesinin ihalesinin ne zaman yapılacağını ve hastanenin ne kadar sürede bitirileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Malatya Turgut Özal Tıp Merkezimiz 286’sı yoğun bakım olmak üzere 1.200 yatak kapasitesiyle bölgeye hizmet veren bir kurumdur. Bu kurumda tedavi edilen Suriyeli hastaların tedavi masraflarından dolayı Sağlık Bakanlığından yaklaşık 25 milyon TL alacağı vardır. Bu miktarın bir an önce ödenmesi, hizmetin devamı açısından büyük önem arz etmektedir.

Yine, Malatya ilimizde ihale aşamasında ihalesi iptal olan Battalgazi Devlet Hastanemizin ihalesinin ne zaman yapılacağı ve hastanenin ne kadar sürede bitirileceği belli midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gergerlioğlu…

16.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, güvenlik soruşturmalarındaki usulsüzlük ve hukuksuzlukların had safhada olduğuna ilişkin açıklaması

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Güvenlik soruşturmalarındaki usulsüzlükler ve hukuksuzluklar had safhadadır. Bir örnek vermek isterim: Kenan Öztürk bir sağlık teknikeri. Güvenlik soruşturması olumsuz gelmiş, mahkemeye müracaat etmiş, 11. İdare Mahkemesi de maalesef şu nedenlerden dolayı kararı onamış: BDP’nin kongresine katılmak, bu kongrede halay çekmek, üniversitede Roboski katliamını kınamak. Bu gibi nedenlerden kararı onamış. Ayrıca, masumiyet karinesi, Anayasa madde 38’e aykırı olarak birçok vakada, kişinin yakınlarıyla ilgili hususlardan dolayı ret verilmektedir. Bu fişleme notlarında kişi hakkında olumsuz bir bilgi olmamasına rağmen, bu da açıkça teyit edilmesine rağmen yakınlarıyla ilgili hususlardan dolayı ret verilmektedir. Güvenlik soruşturmaları tam bir facia hâline gelmiştir, birçok insanın kaderini etkilemektedir, bir an evvel hukuk devletine dönmemiz gerekmektedir.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, şimdi sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grup Başkan Vekili Sayın Ağıralioğlu, buyurunuz.

17.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, tarihi bilgi, belgelerle konuşma iradesinin muhafaza edilmesi gereken yerin Meclis olduğuna ve seneidevriyesi hürmetle yâd edilen şehitlerin hatırası Sarıkamış üzerinden anılırken 90 bin kişinin donarak vefat ettiğinin ifade edildiğine ancak Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarında donarak vefat edenlerin sayısının 8 bin, toplam şehit sayısının da 23 bin olduğuna ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seneidevriyesini hürmetle yâd etmiş olduğumuz şehitlerimizin hatırasını Sarıkamış üzerinden takdim ederken, anarken “90 bin şehit” diye klasikleşmiş bir tanımımız ve sayımız var, biliyorsunuz. Bununla ilgili bir düzeltme yapmam lazım. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu hususta TBMM’nin bu mevzuyu dile getirirken hassasiyet göstermesi gerektiğini düşündüğüm için bir düzeltme beyanıdır bu, öyle kabul edin lütfen.

Malumaliniz, Sarıkamış meselesi konuşulurken bir mermi bile sıkmadan 90 bin kişinin donarak vefat ettiğine dair bir cümle uzunca yıllardır bu meseleyi konuşan herkesin ağzındadır. Genelkurmay kayıtlarında da mevzu bütün sarâhatiyle açıklanmıştır.

Sarıkamış Harekâtı dolayısıyla bizim toplam donarak vefat eden sayımız Genelkurmayın kayıtlarında 8 bindir arkadaşlar. Toplam harekât esnasında vefatlarımız, şehitlerimiz, donarak ölenlerimiz, hastalıktan ölenlerimizin yekûnu 23 bindir arkadaşlar.

Bizim vefat edenlerimizden daha fazlasını da Ruslar kaybetmiştir. Rusların donarak ölenlerinin sayısı 9 bin, onların bu harekât kapsamında yurdumuzu işgal etme teşebbüslerinde kayıpları 33 bindir arkadaşlar. Hamamlı’daki Rus esir kampında donarak ölenlerin, açlıktan ölenlerin ve hastalıktan ölenlerin yekûnu 5 bindir, onlarla beraber toplam vefatımız, şehidimiz 23 bindir.

Bu meseledeki hususi düzeltme talebimin arkasında şöyle bir şey yoktur: 1 kişi de ölse 1 kişinin ölümü de çok kıymetlidir lakin tarihi bilgilerle, belgelerle konuşmak irademizi muhafaza etmemiz gereken başlıca yer Meclistir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Bizim ihtiyat taburlarımız dâhil o bölgedeki bütün askerî varlığımızın yekûnu 78 bindir zaten. Dolayısıyla, bu rakamlar üzerinden, bir grup heveslinin Köprülü Şerif üzerinden gelmiştir bu bilgi noksanlığı, onun kasıtlı suistimalidir. 98’inci, 88’inci ve 89’uncu alayların bir mermi bile atmadan öldükleri Allahuekber Dağlarında vefatımızın sayısı 3 bindir arkadaşlar. Dolayısıyla, bu rakamlar üzerinden sanki oradaki operasyon, askerî harekât başka bir memleketin harekâtıymış gibi bir algıyı besleyecek cümleleri kurarken özen gösterilmelidir. Sarıkamış, arkası Erzurum olan bir direniş hattıdır. Nasıl ki Çanakkale’de 100 binlerle şehit olduk, sonra da savaşı müteakip elini kolunu sallayan donanmalardan sonra “Biz burada boşa öldük.” demiyorsak, orada da arkası Erzurum olan büyük bir vatan savunmasının hattı kurulmuş, bu uğurda her türlü fedakârlık göze alınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sadece kötü hava şartlarına tevafuk etmiş olmamızın kayıplarımızı artırdığı bir stratejidir. Orada bizimle beraber çatışmaya gelmiş Ruslar bizden daha fazla kayıp vererek böyle bir akıbeti yaşamışlardır. Bu düzeltme talebimdir.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay, buyurun.

18.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, bölgede Türkiye'yi yakından ilgilendiren çok önemli hadiseler yaşandığına, Türkiye’nin tüm dengeleri değiştirdiğine ve bu değişikliklerin de Türkiye'nin lehine olduğuna, ABD’nin Suriye’den çekilme kararının ardından yaşananlara ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, uzun yıllardır bölgemizde Türkiye'yi yakından ilgilendiren çok önemli hadiseler yaşanmaktadır. O yaşanan hadiselerin süreçlerine baktığımızda bugün itibarıyla Türkiye, bölgemizdeki tüm dengeleri değiştirmiştir ve bu değişiklikler de Türkiye'nin lehine olmuştur, olmaktadır. Özellikle Türkiye'nin Rusya ve İran’la birlikte oluşturduğu blokları da dikkate alırsak, Astana ve Soçi süreciyle, bu süreci olumlu yönde adımlar olarak görmek gerekir. Ayrıca, Fırat Kalkanı Harekâtı’yla DEAŞ balonu patlatılmıştır, Zeytin Dalı’yla terör koridoru hayali yerle yeksan edilmiştir, Irak’ın kuzeyinde bir devlet kurma girişimleri rafa kaldırtılmıştır, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta Türkiye’nin egemenliğini hiçe sayan adımlara karşı kararlı bir duruş ortaya konulmuştur ve Katar’ın tecrit edilmesi üzerinden planlanan yeni Orta Doğu planı da akamete uğratılmıştır. Bunlara topyekûn bakıldığında, gelecekte Türkiye’nin toprak bütünlüğünü, birliğini hedef alacak büyük bir emperyalist proje Türkiye’nin duvarına toslamıştır.

Son olarak da ABD’nin Suriye’den çekilme kararının ardından yaşananlara da bu çerçevede bakmak gerekir. Bu çekilme kararı sürpriz bir şekilde gelişince Suriye kartları yeniden karılmaya başlandı. Tabii, Türkiye için, Ankara için….

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …öncelik ABD askerlerinin geri çekilme sürecinde bir boşluk oluşmaması ve Ankara’nın koordinasyonuyla hareket edilmesi önem arz etmektedir.

Diğer taraftan, bu gelişmelere baktığımızda, son, ABD’nin çekilme kararından sonra DEAŞ’la mücadele özel temsilcisi Brett McGurk’un istifası önemli bir ipucudur. 2004-2009’da görev yaptığı Irak’ta DEAŞ’ın doğuşuna neden olan şartları yaratan bir isim olan McGurk Suriye’deki beş yıllık görevi boyunca YPG/PKK’nın hamiliğine soyunmuş ve ellerinden plaketler almıştı. “Trump’la çekilme konusunda derin görüş ayrılıklarımız var.” diyerek istifa etmiştir.

Yine Beyaz Saray’ın müfrit Türkiye karşıtı Mattis’in ise çıkan haberlere göre, ABD’nin Suriye’den çekilmesinin ardından Türkiye’nin YPG’yi hedef alacağına dair haberler yüzünden öfkelenip mosmor olduğu ve istifasını sunduğunu öğreniyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yine, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Votel’in gelişmeyi “Mideme yumruk yemiş gibi oldum.” şeklinde yorumlaması da ayrı bir ipucudur ve Türkiye’nin ABD’yi çekilmeye ikna eden hamlesi nasıl büyük bir projenin önüne set koymuş ki o projenin elemanları anında gemiyi terk etme ihtiyacı duymuştur. Tarih elbette bugünleri yazacak ve belki de bugün bu gerçekleri göremeyenler o gün geldiğinde tarih kitaplarından okuyup öğrenecektir diyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bilgen, buyurun.

19.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, cezaevinde ya da dışarıda cezası infaz edilenlerin sayısının suçu ve suç üreten sistemi konuşmayı gerektirdiğine, asgari ücretteki artışın reel karşılığı konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesinin doğru olduğuna, yereldeki sorunları paylaştıklarına ama bunlarla ilgili ciddi denetim işlevinin yapılmadığına ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, denetimli serbestlik cezası infaz edilen kişilerle ilgili bugün kamuoyuna yansıyan rakamlar var. Bu sayı on yedi yıl içerisinde 354 kat artmış. Yani “Darbe oldu, çok büyük tehditler vardı, yargılama süreçleri çok yoğundu.” denebilir ama 354 kat artması son derece vahim bir rakam. 20 bin civarında çocuk, toplamda 633 bin civarında da denetimli serbestliğe tabi kişi var. Şimdi, tabii, suç ve ceza kavramlarını yeniden düşünmeyi gerektirecek rakamlar bunlar. Cezaevlerinde 300 bin civarında isim var, dışarıda 630 bin civarında denetimli serbestlik var yani 1 milyon kişinin cezaevinde ya da dışarıda cezası infaz ediliyor. Tabii bu rakamlar aslında sadece -tırnak içinde- suçluları değil; suçu konuşmayı, suç üreten sistemi konuşmayı, sistemle yüzleşmeyi, yargılama sistemiyle, eğitim sistemiyle, ekonomik sistemle, bir bütün olarak bunlarla yüzleşmesi gerektiriyor.

Sayın Başkan, yine, asgari ücretle ilgili kamuoyuna verilen rakamlar üzerinden çok ilginç polemikler yapılıyor, Türkiye’nin asgari ücretteki 2.020 lira rakamı sanki gelişmiş ülkeler seviyesindeymiş gibi polemikler yapılıyor. Bir kere, geçen yılla bile kıyasladığımızda, dolardaki artış dolayısıyla, geçen yıl 416 dolar olan asgari ücret -1.600 lira civarındaki rakam şimdi 2 bin liranın üzerine çıkmış olmasına rağmen- 377 dolara inmiştir. Hollanda’da bu rakam 1.800 dolardır, Avrupa Birliği ortalaması da bin dolar civarındadır. Dolayısıyla da asgari ücretteki artışın reel karşılığı konusunda en azından, kamuoyunu daha sağlıklı bilgilendirmek gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, zaman zaman yerelden bize ciddi sorunlar yansıtılıyor, biz de bunları buradan paylaşıyoruz ama bu paylaşımlarımızla ilgili ne yazık ki yeterince ciddi bir denetim işlevini biz de göremiyoruz. Dün Tekman’dan sosyal yardımlarla ilgili somut bir iddia geldi. Tekman gibi bir yerde 2 bin civarında kişinin 65 yaş üstü yardımlarından ya da engelli yardımlarından faydalandığı ve seçimde çıkan oy dağılımı dolayısıyla kayyumun yardımları tümüyle durdurduğu, seçimden sonra yeniden ortaya çıkacak tabloya göre tercih yapacağı ifade ediliyor. Biz bu tip iddialar geldiğinde “Umarız doğru değildir.” diye paylaşmak da istemiyoruz genellikle çünkü bu, aslında utanç verici bir tablo, gerçekse utanç verici; sosyal yardımlarda bile partizanca bir tutum, engelliler, yaşlılar konusunda bile partizanca bir tutum kimseye fayda sağlamaz ama bunun utanılıp saklanılacak bir boyuttan çıkıp tam tersine bir propagandaya dönüştüğünü, bilerek rakamların büyük biçimde ilan edildiğini görmeye başladık yani bunun bir kampanyaya dönüştüğünü düşünüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AYHAN BİLGEN (Kars) - Bir de Kars’ta belediyede taşeron çalışan işçilerin uzun süredir maaşını alamamış olmasıyla ilgili sorduğumuz yazılı sorulara cevap alamıyoruz. Firmayı arıyoruz, çok ilginç biçimde firma diyor ki: “Biz belediyeden altı aydır para alamıyoruz ama biz en azından geriye dönük son iki aya kadar maaşları vermeye çalışıyoruz.” Şimdi, “Belediyenin ne kadar borcu var?” diye İçişleri Bakanlığına soruyoruz, İçişleri Bakanlığı diyor ki: “İller Bankasına sorun.” İller Bankasına soruyoruz, İller Bankası da diyor ki: “Bu, banka sırlarına girer, veremeyiz.” Doğrusu, biz bu şartlarda denetim faaliyetini nasıl yapacağız, Kars’taki belediyenin borcunun ne kadar olduğunu bile öğrenmeye gücümüz yetmiyorsa; bu ülkede, bu Parlamentoda, bu çatıda denetim faaliyeti ne anlam ifade ediyor, Genel Kurulun takdirine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Altay, buyurun.

20.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 27 Aralık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millî mücadelenin ve ulusal egemenliğin karargâhı olarak belirlenen Ankara’ya gelişinin 99’uncu yıl dönümü vesilesiyle Ankaralıları saygıyla selamladıklarına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yarın 27 Aralık, Türkiye için, Millî Mücadele’mizde ve Ankara için özelde çok kıymetli, çok önemli bir gün. Yarın muhtemelen Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun açık olamama ihtimali nedeniyle, bugün bir borcu yerine getirmek amacıyla söz aldık.

Her şeyden önce, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Samsun’dan başlayan, ilk kıvılcımını çaktığı, Amasya, Sivas ve Erzurum’la devam eden Millî Mücadele’mizin ve ulusal egemenliğimizin karargâhı olarak Ankara’nın tayin ve tespit edilmesinin ne kadar doğru bir karar olduğu, Gazi Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişinde Dikmen sırtlarındaki karşılanışıyla belli olmuştur.

Ben inanıyorum ki Ankara ahalisinin Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına gösterdiği, özelde de tabii ki seğmenlerin gösterdiği o muhteşem, o muazzam ilgi Kurtuluş Savaşı’mız için bir moral, inanç, güç ve irade perçinleme kaynağı olmuştur. Seğmenlerin ve Ankaralıların Mustafa Kemal Atatürk’ün çıktığı yola, davaya verdikleri destek, Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı, Millî Mücadele azim, inanç ve kararlılığını perçinlemiştir.

Bu sebeple, gerek o tarihi yaşayan ve ebediyete irtihal eden ve onların şu anda Ankara’daki torunları başta olmak üzere bütün Ankaralılara, kahraman Ankaralılara, vatansever Ankaralılara, Kurtuluş Savaşı’na herkesten önce ve her şeyden çok inanan Ankaralılara, Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu olarak şükran, minnet ve saygılarımızı ifade etmeyi bir borç biliyoruz efendim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Aynı şekilde, hayatta olmayan, o gün Gazi Mustafa Kemal’i karşılayan Ankaralılara ve seğmenlere Allah’ımdan gani gani rahmet niyaz ediyorum. Herkes bu vesileyle bilmelidir ki 780.500 kilometrekarelik bu coğrafyada Türk’üyle, Kürt’üyle, Ankaralısıyla, İstanbullusuyla, Diyarbakırlısıyla, Sinoplusuyla, Samsunlusuyla, Muğlalısıyla bu millet birliğini, beraberliğini kaybetmeden, dünya durdukça bu topraklarda bin yıllık kardeşliğimizi on binlerce yıl hep birlikte sürdüreceğiz. Bu inanç ve kararlılık içinde Parlamentoyu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyoruz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Zengin, buyurun.

21.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, 27 Aralık Mehmet Akif Ersoy’u ölümünün 82’nci yıl dönümünde rahmetle yâd ettiğine, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri kapsamında Vefa Ödülü’ne Mehmet Akif Ersoy’un layık görüldüğüne ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; teşekkür ederim. Hayırlı çalışmalar diliyorum.

Bugün 26 Aralık. Ben de doğrusu 27 Aralık 1936’da hayatını kaybeden, vefat eden Mehmet Akif Ersoy’la alakalı birkaç kelam etmek istiyorum.

Doğrusu hayatta her insanın bir anlam arayışı var. Her birimiz aslında kendi anlam arayışımız içerisinde bir hayat hikâyesi inşa ediyoruz. Akif’le alakalı bence en önemli konu, kendisinin kendi hayatına dair, anlam dünyasına dair inşa ettiği değerleri bir ulusun değerleri hâline getirmiş olmasıdır diye düşünüyorum ve bu değerlerin ne olduğunu görmek için de İstiklal Marşı’na bakmak kâfidir. İstiklal Marşı’nda bu anlam arayışının temellendiği değerleri görmek mümkündür, kodları görmek mümkündür.

Sadece insana dair değil, öyle ki “vecd ile bin secde eder varsa taşım” diyerek hem insana hem de tabiata, taşa, dağa, toprağa dahi bir anlam atfeden bir değer sistematiği görüyoruz. Böyle bakıldığında çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Kendi ruhunda yaşadığı, inşa ettiği fikirleri bir ulusa miras bırakan, hayata bir iz bırakan çok önemli bir ismin önderliği, öyle diyelim, İstiklal Marşı’nı yazmış olan önemli bir ismin arkasından bunları ifade etmek anlamlıdır diye düşünüyorum. Ben de bir kez daha rahmetle kendisini yâd ediyorum.

Geçtiğimiz hafta içerisinde de Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü –Vefa Ödülü- kendisine takdim edildi, torunlarına takdim edildi. Böyle bakıldığı zaman da bu günün bir vefa olarak da altını çizmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ve 21 milletvekili tarafından, Çin'de Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Uygur Türkleri'ne yönelik olumsuz uygulamaların incelenmesi amacıyla 31/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/383) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 26 Aralık 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

26/12/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 26/12/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                               Yavuz Ağıralioğlu

                                                                                                      İstanbul

                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ve arkadaşları tarafından Çin'in Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Uygur Türklerine yönelik olumsuz uygulamaların incelenmesi amacıyla 31/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/383) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 26/12/2018 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi, İYİ PARTİ Grubu adına Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çin’in Doğu Türkistan bölgesinde Müslüman Türklere “eğitim kampı” ya da “terbiye kampı” adı verilen toplama kamplarında insanlık dışı muameleler yapılmaktadır. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 26 ülkeye sığınmış olan Uygur, Kazak ve Özbek Türklerinin yakınları özellikle kamplara alınıyorlar. Ülke dışına kaçan yakınları Çin’in uyguladığı asimilasyonu anlatmasın diye Çin Hükûmeti böyle bir uygulama yapıyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Örgütü göçmen Doğu Türkistanlıların bulunduğu ülkelere yaptığı çağrıda “Ülkenizde bulunan Doğu Türkistanlı göçmenleri iade etmeyiniz. Sığınmacılara oturma izni veriniz. Geri iade ederseniz hayati tehlikeyle karşı karşıya kalırlar ya da özgürlüklerinden olurlar.” diyor. Aralarında ABD, Kanada, Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda’nın da bulunduğu 16 ülke, Çin’in Doğu Türkistan Türklerine yaptığı zulmü dile getirmekte, dünya kamuoyuna bu hususu aktarmaktadır. Özellikle Almanya İnsan Hakları Temsilciliği Çin’deki kampları ziyaret etme talebinde bulunmuş ancak Çin Hükûmeti tarafından reddedilmiştir. Yine Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Örgütünün “kamplara girme” talebi de Çin Hükûmeti tarafından reddedilmiştir. Çin Hükûmeti kampların varlığını kabul etmiş ve “Doğu Türkistanlılar Çince bilmeyen, kabiliyetsiz kişilerden oluşuyor. İş bulmakta zorluk çekiyorlar. Bunun için eğitim kamplarında onları eğitiyoruz. Ayrıca bunlar aşırılığa ve teröre meyilli insanlardan oluşuyor.” şeklinde savunmalar ortaya koymuştur.

Değerli milletvekilleri, buradan da birkaç kez çağrıda bulunmuştum; iki aydır İstanbul Atatürk Havaalanı’nda tutulan 11 Uygur Türkü maalesef hâlen serbest bırakılmış değil. Bu, bizim açımızdan üzücü bir durumdur çünkü bu insanlar Türkiye’de herhangi bir suç işlemediler, değişik yollardan Çin zulmünden kaçıp ana vatan diye Türkiye’mize sığındılar. İki aydır bu insanların havaalanında tutulması gerçekten Hükûmetimiz adına da çok iyi bir şey değil. Artık diyoruz ki neyi bekliyorsunuz? Yani uluslararası hukuka da uygun, her şeye uygun, niye bu insanları özgürlüğüne kavuşturmuyorsunuz?

Yine, buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanına sesleniyorum: Sayın Başkan, bütün dünya Doğu Türkistan Türklerinin ızdırabını, sıkıntısını paylaşırken Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu olarak neden bir çağrıda bulunmuyorsunuz?

Yine buradan Dışişleri Bakanına sesleniyorum: Sayın Bakan, Doğu Türkistan’daki zulüm sizi hiç mi ilgilendirmiyor? Ve Sayın Cumhurbaşkanımıza bir kere daha soruyorum: Sayın Cumhurbaşkanım, bu insanlar mazlum, bu insanlar mağdur, bu insanlar hepimizin soydaşı, hepimizin dindaşı, neden bu insanların haklarını savunmak için bir girişimde bulunmuyoruz? Ve özellikle Sayın Meclis Başkanımızın bir televizyon kanalında söylediği şöyle bir söz bizi derinden yaralamıştır, diyorlar ki: “Efendim, biz Çin’in toprak bütünlüğüne saygılıyız. Orada halk teröre bulaşırsa biz kimseye bir şey diyemeyiz. Onun için Çin’in toprak bütünlüğünden yanayız.”

Değerli milletvekilleri, Çin’in toprak bütünlüğüne karşı olan yok ama Sayın Meclis Başkanımızın herhâlde bilmediği bir şey var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, bağlıyorum.

Çin’de kurulmuş bir Doğu Türkistan devleti vardı ve bu devlet 1933’ten itibaren 1949 yılına kadar yaşadı ve bu devlet işgal edildi, yıkıldı. Yani Çin’deki Doğu Türkistan bir Türk devletidir, bir Türk vatanıdır, Çin’in bir parçası değildir. Tarihi yanlış okumayın, tarihi doğru okuyun, doğru kararlar verin, doğru sözler söyleyin diyorum; yüce Meclisi, 30 milyonu aşkın Doğu Türkistan Türkü için, 3 milyonu kamplarda sıkıntı çeken kardeşlerimiz için göreve davet ediyor, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uygur Türklerine uygulanan zulüm, artık herkesin malumu. Herkes bunu konuşuyor ancak bir tek konuşmayan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı. 5 Eylül tarihinde soru önergesi verdim, değerli arkadaşlar, Çin’deki Uygur Türklerine yapılan zulmü sordum Dışişleri Bakanlığına: “Niye bu konuda büyükelçilikten bilgi almıyorsunuz, niye nota vermiyorsunuz?” diye sorduk ve bu konularda bir cevap bekledik; bakın 5 Eylülden beri cevap gelmedi, bugün 26 Aralık.

Onun dışında, geçen gün yine burada, Genel Kurulda Dışişleri Bakanına bu konuyu sordum, kendisi de buraya geldiğinde bu konu hakkında hiçbir açıklama yapmamıştı ancak hâlen sessiz. Dışişleri Bakanlığı niye sessiz? Bunun cevabını vermeli.

Değerli arkadaşlar, aynı zamanda 11 Uygur Türkü de hakikaten havaalanında şu anda mahsur durumdadır. Daha öncesinde de bu olaylar yaşandı. Özbekler de Özbekistan’a iade edildi ve öldürüldü. Şu anda Uygur Türkleri de diken üstünde, 11’i havaalanında beklemekte, eğer Türkiye devleti iade ederse bu insanlar öldürülebilir ve hâlen bir netlik yok, oldukça ciddi bir durum.

Zulüm kimden gelirse gelsin karşı çıkarız, zulüm kime karşı yapılırsa yapılsın karşı çıkarız, kim olursa olsun zalime karşı ve mazlumdan yanayız; Kürt’e de yapılsa, Türk’e de yapılsa, Arap’a da yapılsa, Ermeni’ye de yapılsa zulmün karşısında duruyoruz ve duracağız değerli arkadaşlar.

Şimdi 30 milyon Türk yaşamakta Doğu Türkistan’da ve vatandaşlık alamamaktadırlar. Bu insanlar ölmedilerse nasıl yıllardır vatandaş olmak için beklemektedir sorusunu soruyorum Çin yetkililerine. Vatandaşlık verilmemesi hadisesi birincil derecede sorundur. İnsanlar Çin zulmünden kaçıyor ancak Türkiye’ye gelenler de hâlen sorun yaşamaya devam ediyor. Çok fazla sayıda Uygur’dan çıkıyor ancak bu insanların sadece çok az kısmı Türkiye’ye ulaşıyor. İnsanlar yollarda hayatlarını kaybediyorlar. Şu anda da İstanbul’dan Ankara’ya yürüyen bir grup var, Uygur Türkleri İstanbul’dan Ankara’ya yürüyorlar. Bakın bu soğuk havada, karlı havada özgürlükleri ve hakları için yürüyorlar ancak ana akım medyada tek bir haber bile yok.

Değerli arkadaşlar, insanlar bu soğukta, bu karlı kış günlerinde İstanbul’dan Ankara’ya yollara düşüp yürümüşlerse çok ciddi bir sorun var demektir ve hâlen Dışişleri Bakanı susmaktadır. Türkiye’de kayıtlı Uygur Türkü sayısının 7.500 civarında olduğu tahmin ediliyor, kayıt dışılarla birlikte sayı 10 bin civarındadır. Millî eğitime kayıt yaptıramıyorlar, bunun sebebi de çocuklarını kayıt yaptırırlarsa kendilerinin de Çin’e gönderilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaları. Bu durumdan dolayı intihar edenler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bir saniye…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Türkiye’ye gelişleri Kamboçya üzerinden Malezya’ya oluyor. Burada kişiler pasaportlarını atıyorlar ve kendilerinin Türkiyeli olduklarını söylüyorlar. Vatandaşlık olmadığı için insanlar evliliklerde sorunlar yaşıyor arkadaşlar. Çin Konsolosluğuna gitmeleri gerekiyor ancak bu insanlar zaten kaçtıkları bir ülkenin konsolosluğuna nasıl gitsinler? Yardım almakta sorunlar yaşıyorlar, çok az sayıda insan yardım alabiliyor. Sağlık konusunda para vererek tedavi olmaları gerekiyor. Sadece bir hastanın bir keresinde 7 bin lira talep edilerek ameliyat edildiği söyleniyor. Çalışma izinleri yok, ağır işlerde kaçak ve çok az sayıda çalışıyorlar. Abdulkadir Yapçan, Türkiye’de on üç yıldır mülteci statüsünde yaşayan Uygur Türklerinin önemli önderlerinden. Kendisi, Çin’le yaşanan yakınlaşma süreci yüzünden tutuklanmış ve yakında Çin’e iade edilecektir.

Değerli arkadaşlar, geçen sefer de sordum: Bu konuya karşı duyarsızlığın nedeni Berat Albayrak’ın Çin’den aldığı 3,6 milyar dolarlık kredi, bunun payı var mıdır bu suskunlukta? Bunu tekrar soruyorum, Dışişleri Bakanı bunu cevaplayana kadar da soracağım değerli arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi.

Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'nin, bugüne kadar, yurt dışında yaşayıp sorunlarına yeterince sahip çıkamadığı üç Türk grubu var. Bunlardan bir tanesi Batı Trakya’da yaşayan 140 bin Türk. Bunlara şu an Yunanlılar “Müslüman Yunanlı” deyip her türlü hakareti yapmasına rağmen yeterince sahip çıkamıyoruz. İkincisi, Irak’ta yaşayan ve sayıları 6,5 milyonu bulan Türkmenler. Üçüncüsü ise belki de en büyük haksızlığı yaptığımız kitle Çin’de yaşayan Uygur Türkleridir.

Çin, yapı itibarıyla ilginç bir ülke; 1,4 milyar nüfusu var, yüzde 90’ı Han ırkından gelenlerden oluşuyor, yüzde 10’luk kitleyi de 55 ayrı etnik kimlik oluşturmakta. Uygur Türklerinin konumuna baktığımızda, Çin’de 20-25 milyon Müslüman var, bu da takriben nüfusun yüzde 1’ine denk geliyor. Uygur Türklerinin sayısı ise 9,5 milyon.

Burada, özellikle Uygur Özerk Bölgesi’nde ciddi bir nüfus mühendisliği yapılmakta. 1949 yılında yüzde 7 Han, yüzde 75 Uygur nüfus olmasına rağmen, şimdi neredeyse yarı yarıya durumundadır. Sincan Bölgesi’nin önemine baktığımızda ise şu karşımıza çıkıyor: Bölge petrol, doğal gaz, uranyum, zengin altın ve bakır yataklarına sahip; Çin için birinci önemi bu. İkincisi, ülkenin pamuk ihtiyacının yarısı bu bölgeden çıkarılıyor. Üçüncü sebep ise burası Çin için ciddi bir geçiş noktası; Çin, İpek Yolu’nu tekrar canlandırmak istiyor, bu nedenle de buraya ağırlık veriyor. Sorunu daha derinden anlamak için ABD’nin bölgeye dair politikasına kısaca göz atmak gerekiyor.

2009 yılından itibaren ABD, Güney Asya’ya doğru genişleme politikası uygulandığından dolayı Doğu Türkistan’ın Çin için stratejik önemi daha da artmıştır. ABD’nin Myanmar ve Kamboçya gibi ülkelerle yakından ilişki kurması da Çin’i tedirginlik içerisinde bırakmıştır. Özellikle deniz ticaretinde ABD’nin Çin’i köşeye sıkıştırması, Çin’in Doğu Türkistan’dan geçen demir yolları aracılığıyla Batı’ya doğru yönlenmesini daha da kuvvetlendirmiştir. Bu nedenle, Çin için, Doğu Türkistan’ın güvenlik açısından önemi daha da artmaktadır. Sonuçta, Doğu Türkistan, Çin için Avrupa’ya açılacak bir kapı demektir.

Peki, bu bölgede Uygur Türklerine hangi asimilasyon politikası uygulanmaktadır? Bir, hasat zamanında zorla çalıştırmak. Uygur Türkleri hasat zamanlarında zorunlu çalışıyorlar, buna haşhar deniliyor. Herhangi bir ücret almıyorlar, herhangi bir şekilde sosyal hakları yok; çalışmazlarsa da para cezası alıyorlar. Çocukları dahi zorla çalıştırılıyor. Gençler, özellikle sosyal medya alanında çok sıkı denetim altında. Bu yönden on yıl hapis cezasına çarptırılan bile var. Çiftçilerin ürettiğini de ancak hükûmet satın alabiliyor. Bu konuda da çiftçilerin fakirleşmesi sağlanıyor. Topraklarına Çin hükûmeti el koyuyor ve buraları da Çinli göçmenlere veriyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

Buyurun.

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) – Ayrıca, ırkçılığa maruz kalmaktadırlar. Örneğin, sakal bırakma nedeniyle bile öldürülen Uygur Türkleri bulunmaktadır. Çoğunluğu temel haklarını bilmemektedir. Örneğin, imam nikâhı bile kanuna aykırı dinî faaliyet olarak görülmektedir burada. Müslümanlara alkol satışını zorla yaptırmaktadırlar. Dinî isimleri yasaklamışlardır, imamlar hapse atılmaktadır. Kadınlara zorunlu kürtaj yapılmaktadır. Seyahat özgürlükleri kısıtlanmaktadır.

Bu bağlamda neler yapabiliriz? Biz Türkiye olarak soydaşlarımızın sorunlarının dünyaya duyurulmasına katkı koyabiliriz, uluslararası platformlarda dile getirebiliriz. Çağdaş insan haklarına ve yaşam koşullarına dair bilgilendirmeler yapabiliriz, bunu dile getirebiliriz. Türkiye bir başkonsolosluk açabilir bu manada ve Türk sivil toplum kuruluşları da buralarda temsilcilik açabilir, bu şekilde faaliyetler gösterebiliriz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız konuşacak.

Buyurun Sayın Yıldız.

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET YILDIZ (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de İYİ PARTİ tarafından verilmiş olan Uygur soydaşlarımızın durumuyla ilgili araştırma önergesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Şüphe yok ki tarihî, dinî, kültürel ve akrabalık bağlarımız bulunan Uygur soydaşlarımız Çin’in kültürel zenginliğine ve çeşitliliğine katkıda bulunan toplumlardan biridir. Türk dünyasının önemli bir parçasıdırlar, onlar kendilerini öyle görüyor, biz de öyle kabul ediyoruz, konuyu bu şekilde takip ediyoruz.

Sincan Uygur Özerk Bölgesi yani Doğu Türkistan’la ilgili haberler bir süreden beri uluslararası basın yayın organlarında ve medyamızda artan biçimde yer buluyor. Bu haberlerde Sincan bölgesindeki Uygurların yanı sıra diğer Müslüman toplulukların da insan hakları ihlallerine maruz kaldıkları öne sürülmektedir. Bunlar arasında, kamplarda zorla alıkonuldukları ve eğitime tabi tutuldukları vurgulanmaktadır. Bütün bu kaygı verici haberler Türkiye Cumhuriyeti tarafından yakinen takip edilmektedir. Maalesef, iddiaları kısmen doğrulayan karineler de mevcuttur. Örneğin 9 Ekim 2018 tarihli Çin Halk Cumhuriyeti Terörle Mücadele Kanunu’nun Sincar Uygur Özerk Bölgesi’nde uygulama esaslarının gözden geçirilmesi hakkında kabul edilen karar yoluyla eğitim kamplarının mevcudiyeti kabul edilmiştir. Bu gelişmelere ilişkin kaygılarımızın iletildiği Çinli karşıtlarımız, Sincan’daki gelişmelerin terörizme karşı mücadele çerçevesinde alınan tedbirler olduğunu öne sürmektedirler. Türkiye olarak, dünyanın neresinde olursa olsun terörizmin her türlüsüne karşı mücadelede uluslararası hukukun ve iş birliğinin önemini biz hep savunuyoruz ancak terörizmle mücadele sırasında evrensel hukuk normlarının gözetilmesi ve bu süreçte masum insanların teröristler ve radikallerden ayırt edilmesine özen gösterilmesi gerektiğini de dile getiriyoruz. Çinli karşıtlarımıza her vesile ve her düzeyde Uygurların, soydaşlarımızın insan haklarına saygı gösterilmesine ve Çin’de barış ve huzur içinde yaşamalarını sürdürmelerine verdiğimiz önemi vurguluyoruz. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinde de Çin Halk Cumhuriyeti’nden beklentilerimizi diplomatik bir dille kayda geçirdik.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, ben de mesleki geçmişim nedeniyle gerek Sayın Dışişleri Bakanı gerek Bakanlıktaki meslektaşlarımla konuyu yakinen takip ediyorum. Yakından ve hassasiyetle takip edildiğine ve Çin Halk Cumhuriyeti’yle ele alındığına eminim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET YILDIZ (Devamla) – Bu aşamada konunun yürütme tarafından yakinen ve hassasiyetle, ikili düzeyde ele alınmasının yeterli olduğunu düşünüyor, bu aşamada Meclis araştırması açılmasına gerek duymadığımızı belirtmek istiyorum ama tabii ki hem yürütme hem Meclis bu konunun takipçisi olacaktır.

Saygılarımı sunuyorum Genel Kurula. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İYİ PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Kars Milletvekili Ayhan Bilgen tarafından, yasal mevzuata aykırı şekilde cezaevinde tutulan Hakkâri Milletvekili Leyla Güven'in maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 26/12/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 26 Aralık 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

26/12/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 26/12/2018 Çarşamba günü (Bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                  Ayhan Bilgen

                                                                                                        Kars

                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

26 Aralık 2018 tarihinde Kars Milletvekili, Grup Başkan Vekili Ayhan Bilgen tarafından verilen 1194 grup numaralı yasal mevzuata aykırı şekilde cezaevinde tutulan Hakkâri Milletvekili Leyla Güven'in maruz kaldığı hukuksuzlukların tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 26/12/2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Kemal Peköz.

Buyurun Sayın Peköz. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HDP GRUBU ADINA KEMAL PEKÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumun verdiği araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce bir önceki dönem Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, milletvekillerimiz İdris Baluken ve Sırrı Süreyya Önder şahsında tüm tutuklu vekillerimizi; Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak şahsında ise tüm tutuklu belediye eş başkanlarımızı ve partililerimizi selamlıyorum.

4 Kasım 2016 tarihinde partimizin eş başkanlarının ve milletvekillerinin bir gece yarısı operasyonuyla gözaltına alınıp tutuklanmaları Türkiye siyasal tarihine 4 Kasım siyasi darbesi olarak geçmiştir. 4 Kasım 2016’dan bu yana eş genel başkanlarımız dâhil 17 milletvekilimiz tutuklanmış, 10 milletvekilimiz hâlihazırda tutuklu bulunmaktadır. Tutuklu bulunan ya da yargılanması devam eden hiçbir vekilimizin hukuki dayanağı bulunmayan bir şekilde yargılanmaları sürmektedir.

Değerli milletvekilleri, Meclisin cezaevinde tutulan tek üyesi Leyla Güven’in tutuklu yargılandığı dosyanın duruşması da bugün Diyarbakır’da görüldü ve tutukluluğunun devamına karar verildi. Duruşma 25 Ocak 2019’a ertelendi oysa Leyla Güven’in bugün tahliye edilmesi, en azından gecikmiş de olsa şu anda aramızda olması gerekirdi.

Leyla Güven neden serbest bırakılmalı ve aramızda olmalıydı; birazdan onu tek tek size anlatmaya çalışacağım. Leyla Güven, 24 Haziran genel seçimlerinde milyonların oyuyla milletvekili seçilmiş olmasına rağmen tahliye edilmemiştir. Güven hakkında milletvekili seçildikten beş gün sonra yani 29 Haziran 2018 tarihinde tahliye kararı verilmesine rağmen, savcılık tarafından yapılan itirazla, 10. Ağır Ceza Mahkemesi tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Aslında mahkemenin karşı oy yazısında da belirtildiği üzere, Anayasa’nın 83/4 maddesine göre de tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlı olması sebebiyle öncelikle durma kararı verilmesi gerekmekteydi. Ayrıca, mahkeme, Yargıtay tarafından CHP Milletvekili Sayın Enis Berberoğlu hakkında verilen kararı da emsal olarak kabul etmemiştir.

Peki, neden bu gerçekleşmiyor? Kanunlar, kararlar kişilere bağlı mı uygulanmak isteniyor. Eğer değişiyorsa ve kişilere göre uygulanıyorsa bu o zaman siyasi bir tercih olduğunun göstergesi olur. Eskiden hani -hâlâ da söylenir- bir söz vardı genel olarak “Kürt anasını görmesin.” denirdi. Bu kararlarla şimdi de “Kürt ne olursa olursun tahliye edilmesin ve cezaevinde kalsın.” denilmiş oluyor.

Şimdi, mahkemenin verdiği siyasi kararlardan önce, Leyla Güven’in cezaevinde tutulması zaten Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan milletvekili dokunulmazlığına da aykırıdır, Yargıtay kararlarına da aykırıdır. Yargıtayın bu konuda verdiği kararlarda bir bütünleştirme olmadığı için mahkemeler farklı kararlar verebilmektedir. Bunun da mutlaka bir an önce düzeltilmesi gerekir.

Yine bu konuyla ilgili Anayasa Komisyonu Başkanı İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Şentop’un açılış konuşmasında da değindiği gibi, Anayasa değişiklik teklifiyle Anayasa’nın 80’inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmünün uygulanmaz denildiği, Anayasa’nın 80’inci maddesinin dördüncü fıkrasının varlığının sürdüğü, tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Meclisin dokunulmazlığı yeniden kaldırılmasına bağlı olduğu, bu hükme ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadığı için hükmün yerinde durduğu ve geçerli olduğu, dolayısıyla tekrar bir seçim olması hâlinde seçilenlerin dokunulmazlığının kaldırılan dosyalar bakımından dokunulmazlığın yeniden kazanılacağı açık olduğu ifade edilmiş, dile getirilmiştir. Şu an geldiğimiz aşamada biraz önce de somut örnekler ve olaylarla açıklamaya çalıştığım gibi hukuk devleti ilkesinden uzaklaşılmıştır. Güven’in tutukluluğu Anayasa’ya aykırı, yasalara aykırı, hukuka aykırı, milletvekili dokunulmazlığına aykırı ve yanlış bir uygulama olarak önümüzde durmaya devam etmektedir. Şimdi “Biz bu tutukluluğun neresinden tutarsak elimizde kalıyor.” diyeceğim ama aslında bu elimizde kalmıyor, hepinizin, hepimizin elinde kalıyor.

Kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının içselleştirilmesi hukuk devletinin bir gereğidir. Yargının bağımsız ve tarafsızlığını ihlal eden uygulamalar ve düzenlemeler araştırılmalıdır. Eğer ki bu kararın siyasi olmadığını iddia ediyorsanız, gelin beraber araştıralım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

KEMAL PEKÖZ (Devamla) – Kuvvetler ayrılığı ilkesini işlevsizleştiren müdahaleleri araştıralım.

Son olarak milyonların, Hakkâri halkının seçtiği Leyla Güven tam kırk dokuz gündür açlık grevinde. Açlık grevinde olması kendisinin tutukluğuyla ya da özel istekleriyle ilgili değil, İmralı’ya uygulanan ve Türkiye’nin geleceğini karartıyor olarak düşündüğü tecridin kaldırılması içindir. Leyla Güven’in tutukluluk hâlinin iç hukukta o kadar çok garabeti vardır ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine değinmeye bile gerek görmüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Tekin Bingöl…

Buyurun Sayın Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkamda, zaman zaman hepimizin dile getirdiği bir veciz söz var, Mustafa Kemal Atatürk’ün özdeyişi: “Egemenlik, bilakayduşart milletindir.” Bu, bu Parlamento için, Türkiye demokrasisi açısından çok ama çok önemli bir özdeyiştir. O zaman, sormak lazım: Milletvekili tutuklanıyorsa bu, milletin iradesini hiçe saymak değil midir? Milletin vekili tutuklanıyorsa halkın vicdanının, halkın oy verme özgürlüğünün tutsaklığı anlamına gelir; o zaman, bu özdeyişi dilimize dolamayalım. Bu, milletvekili tutuklulukları bizim, uluslararası arenada da saygınlığımıza halel getiriyor, zedeliyor. Sadece Türkiye’deki siyasi hareketliliğe bakarak milletvekillerini tutuklamak, inanın, hiçbir şey kazandırmıyor.

Leyla Güven, seçilerek bu Parlamentoya gelen milletvekillerinden biri olmalı ama neylersiniz ki Leyla Güven’i tahliye eden hâkim hemen görevden alınıyor ama gerekçesi de açıklanmıyor.

Değerli milletvekilleri, uzun süredir bu Parlamentoda milletvekilleriyle ilgili çok haksız, çok yanlış uygulamalar yapılıyor. Enis Berberoğlu haksız yere aylarca tutsak edildi; Eren Erdem kardeşimiz, sadece muhalefet ettiği için, sadece muhalif milletvekili olmanın hakkını yerine getirdiği için hâlâ tutsak. Allah aşkına, bütün bu olaylar Adalet ve Kalkınma Partisine, diğer siyasi partilere ne kazandırıyor? İnanın, demokrasimiz yara alıyor; inanın, insan haklarından söz edemiyoruz; inanın, birçok toplantıda yabancı parlamenterlerle ya da STK’lerin temsilcileriyle bir araya geldiğimizde öncelikle bu soruluyor bize. Size de soruluyor, hepimize soruluyor.

Milletvekili, her birimiz Parlamentoya gelmeden önce birtakım süreçlerden geçiyoruz. Örneğin, adli sicil kaydı alıyoruz. Örneğin, YSK’ya listeler verilirken inceleniyor, YSK gerek gördüğünde o milletvekili adayının adaylığını yok sayabiliyor ama bu arkadaşlar için böyle bir şey söz konusu değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

TEKİN BİNGÖL (Devamla) – YSK, milletvekili adayı olmasına izin veriyor, halk sandığa gidiyor, oy veriyor ve milletin iradesi tecelli ediyorken milletin özgürlüğüne, oy verme özgürlüğüne ket vuruluyor, milletin iradesine tutsaklık getiriliyor. Bütün bunları hepimizin çok derinlikli bir şekilde irdelememiz lazım değerli arkadaşlar. İnanın, bir milletvekilinin tutsak olması, tutuklu olması hiçbir şey kazandırmıyor. Ha, başka bir gerekçe varsa o gerekçeyi YSK değerlendirmeli, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı değerlendirmeli. Bütün bunlar göz ardı edilip bir milletvekili tutuklanacak ve o tutukluluk aylarca sürecek, hatta o milletvekili açlık greviyle sesini duyurmak gibi insani bir aracı kullanmaya kalkacak ama biz hepimiz hâlâ duyarsız kalacağız, hâlâ görmezden geleceğiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEKİN BİNGÖL (Devamla) - Bu uygulamalar belki yarın içimizden başkalarına da uygulanacak. O zaman dönüp arkamıza bakacağız, yaptığımız yanlışlıklar, yaptığımız hatalar Türkiye'nin hatası ve yanlışı olarak karşımıza çıkacak diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Adıyaman Milletvekili İbrahim Halil Fırat…

Buyurun Sayın Fırat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM HALİL FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi, Genel Kurulu, aziz milletimizi saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde erkler tamamen birbirinden ayrıdır yani yasama, yürütme ve yargı organları tamamen birbirinden ayrılmaktadır. Yasama ve yürütmenin yargıya müdahalesi söz konusu olamaz. Verilen kararlar bağımsız ve tarafsız yargının verdiği kararlardır. Tabii ki daha önceki dönemlerde yargının siyasallaştığını görüyoruz. Daha önceki dönemlerde yargı siyasallaştı mı? Siyasallaştı. Yürütmenin yargıya müdahalesi söz konusu oldu mu? Evet.

Türkiye'nin siyasi tarihinde kara bir leke olan ve demokrasi ayıbı olan bir kararla aziz milletimizin oylarıyla seçilen Başbakan merhum Adnan Menderes ve 2 bakanını astılar. Daha sonra 1971 muhtırasıyla ve 1980 darbesiyle millî iradeyi engellemişlerdir. Aynı şekilde 28 Şubat sürecinde yargının siyasallaştığını görüyoruz. 2007 yılında 367 denen hukuk garabetiyle yargının nasıl siyasallaştığını görüyoruz. 2008 yılında aziz milletimizin yüzde 50’sinin oyunu alan AK PARTİ’ye açılan kapatılma davasında yargının nasıl siyasallaştığını görüyoruz.

2010 yılında yapmış olduğumuz referandumla üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğüne geçiş yaptık, artık siyasi partiler kapatılmıyor ve bağımsız, tarafsız yargı işlemektedir. Ancak bu dönemde vatanımızın ve milletimizin bölünmez bütünlüğüne, aziz milletimizin canına ve malına kasteden bütün terör örgütleriyle…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Onların gerekçeleri de aynıydı, 12 Eylülün gerekçesi de aynıydı.

İBRAHİM HALİL FIRAT (Devamla) – …FETÖ, PKK, PYD, YPG, DEAŞ, DHKP-C’yle etkin bir şekilde mücadele veriyoruz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Onlar da sizin gibi söylüyorlardı.

İBRAHİM HALİL FIRAT (Devamla) – Kimse kusura bakmasın.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz kusura bakmayın.

İBRAHİM HALİL FIRAT (Devamla) – Kimse kusura bakmasın. Terörle mücadele kapsamında teröre bulaşan ve terörle iltisaklı kim olursa olsun, bağımsız ve tarafsız yargı önünde aziz milletimize hesap verecektir.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz şu anda masuniyet karinesini çiğniyorsunuz.

İBRAHİM HALİL FIRAT (Devamla) – Leyla Güven’le ilgili yargılama maddesi -her ne kadar HDP’nin belirtmiş olduğu, 83’üncü maddenin birinci cümlesinde belirtilmişse de- Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci bendinde de bu yargılama tam olarak belirtilmektedir. Burada ne diyor? Diyor ki: “Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM HALİL FIRAT (Devamla) – Burada yargılamanın, tabii, yargıçların verdiği kararlara saygı duymak durumundayız.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Milletvekilinin tutuklu yargılanmasını savunuyor musunuz?

İBRAHİM HALİL FIRAT (Devamla) – Burada Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi çok açıktır, buna bakmanızı tavsiye ediyorum.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – 12 Eylül paşalarından farkınız nedir?

İBRAHİM HALİL FIRAT (Devamla) – Bu duygularla HDP grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, hepinizi saygıyla hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Milletvekilinin tutuklu yargılanmasını savunuyor musunuz?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sizden öncekilerle aynı uygulamaları yapıyorsunuz, kusura bakmayın.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Milletvekilleri tutuklu yargılansın mı, yargılanmasın mı?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, konuşma bitti.

Arkadaşlar, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, sisteme girmiştim.

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, hukukun üstünlüğünden bahseden bir kimsenin “masumiyet karinesi” kavramını da bilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce konuşan sayın milletvekilimiz kürsüde kuvvetler ayrılığından, yargı bağımsızlığından bahsetti yani hukukun üstünlüğünden bahsetti, onun için söz aldım. Hukukun üstünlüğünden bahseden bir kimsenin “masumiyet karinesi” kavramını da bilmesi gerekir, hükmü kesinleşmeyen, suçu sabitlenmeyen herkesin Anayasa önünde, kamu vicdanı önünde masum olduğunu bilmesi gerekir. Yoksa kürsüye çıkıp esmek, gürlemek, bunlar ayrı işler. Millet neticede bir takdir kullanıyor zaten ama bir milletvekilinin kesinleşmiş bir hükmü yokken hatta verilmiş bir hükmü de yokken cezaevinde tutulmasını hukuk normlarıyla değerlendirmek Parlamento normlarına da çok uymaz diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Yunus Emre ve arkadaşları tarafından, ülkemizde ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin sorunlarının araştırılması amacıyla 25/12/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 26 Aralık 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

26/12/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 26/12/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                   Engin Altay

                                                                                                      İstanbul

                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Yunus Emre ve arkadaşları tarafından ülkemizde ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin sorunlarının araştırılması amacıyla 25/12/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (645 sıra no.lu), diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 26/12/2018 Çarşamba günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Yunus Emre.

Buyurun Sayın Emre. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CHP GRUBU ADINA YUNUS EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’nin çok önemli, çok temel bir konusu hakkında bir Meclis araştırması yapılmak üzere bir önerimiz var. Bu öneri hakkında söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi bu, yeni bir ölçüm. Yani bir toplumdaki gençlerin, eğitimde bulunmayan, yetiştirmede bulunmayan, istihdamda bulunmayan gençlerin sorunlarından bahsediyoruz. Türkiye’de, geçmişte biraz daha yüksekti ama günümüzde yaklaşık yüzde 24 düzeyinde yani Türkiye’deki gençlerin yaklaşık yüzde 24 düzeyinde olduğunu yani gençlerin yüzde 24’ünün ne eğitimde ne istihdamda olmadığından bahsediyoruz. Nerede olduklarını da bilmiyoruz. Bakın, bu noktaya dikkatinizi çekiyorum: Bu gençlerimizin ne yapmadıklarını biliyoruz ama ne yaptıklarını bilmiyoruz. Geleceğimiz, gençlerimiz kahvehane köşelerinde, evlerde çürüyor.

Birtakım temel verileri aktarmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, tabii, bu meselenin demografiyle ilgili bir boyutu var, ekonomiyle ilgili, istihdam politikalarıyla ilgili bir boyutu var. Eğitimle çok doğrudan ilgili bir sorundan bahsediyoruz.

İlk olarak şunu hatırlatmak istiyorum: Önümüze gelen yüzde 24 oranı çok yüksek olmakla birlikte, aslında yanıltıcı bir oran, gerçek bundan biraz daha farklı. Bunun nedenlerini izah etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, bu orana hane halkı iş gücü anketi yoluyla ulaşıyoruz yani TÜİK’in yaptığı hane halkı iş gücü anketinin bir sonucu. Ancak, bu anketin verisi doğası gereği kurumsal olmayan nüfus ölçümüne dayanıyor. Bu ne demek? Yani kurumlarda olmayan; asker kışlasında olmayan, öğrenci yurtlarında olmayan, cezaevlerinde olmayan nüfustan bahsediyoruz. Özetle bunları hesap ettiğimizde, askerde bulunan gençleri, cezaevinde bulunan gençleri, diğerlerini hesap ettiğimizde aslında bu oranın çok daha yüksek olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda bu ölçüm 15-24 yaş aralığı için yapılıyor. 15 yaş ile 19 yaş arasındaki gençlerin önemli bir kesimi zaten zorunlu eğitimin içinde bulunuyorlar, aynı zamanda açık öğrenimin içinde bulunuyorlar. O sebeple esas olarak odaklanmamız gereken dilim 20-24 yaş dilimi. Burada daha yüksek bir oranla karşı karşıyayız. Bu yaş diliminde yüzde 33’e yakın, gençlerin kabaca üçte 1’inin eğitimde bulunmadığı, istihdamda bulunmadığı bir ortamdan bahsediyoruz.

Değerli arkadaşlar, çok temel bir konumuz şu: Artık dünyada da, Türkiye'de de çalışma süreleri uzadı, insanlar 40 yaşında, 45 yaşında emekli olmuyorlar. Bizim bahsettiğimiz gençlik kesimi için çok temel bir veriyi Genel Kurulun dikkatine sunmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, bu yaş aralığında yani 20-24 yaş aralığında bulunup ne eğitimde ne istihdamda olmayan gençlerin eğitim durumlarına baktığımız zaman yani son bitirdikleri okul düzeyine baktığımız zaman, bunların kabaca yüzde 77’sinin, bu gençlerimizin yüzde 77’sinin lise ve altındaki derecelerde eğitime ulaştığını görüyoruz. Bu, bize şunu gösteriyor: Bu gençlerimiz, iş bulamayan, toplumsal hayata katılamayan gençlerimiz kırk yıl daha emek piyasasının içinde kalacaklar. Yani artık emek piyasasına yeni katılan gençlerin 60 yaşında, 65 yaşında emekli olabilecekleri bir dönemi yaşıyoruz. Özetle, bir donanımı olamamış, toplumsal hayata, ekonomik hayata katılamayan gençlerimizin kırk yıl daha bu durum içerisinde bulunacakları gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Bakın, benim okuduğum zaman gök kubbeyi tepeme çökerten bir veriyi ben sizinle paylaşmak istiyorum. Bu araştırmayı Koç Üniversitesinden İnsan Tunalı yapıyor. Araştırmasına göre, bu gençlerde eğitim süresinin bitimini takiben kalıcı bir iş bulabilme için -yarısı için- arkadaşlar yüz aydan fazla bir zaman geçiyor. Dikkatinizi çekmek istiyorum, yüz aydan bahsediyoruz. Yani kabaca yüz aya kadar bu gençlerimizin yarısı kalıcı bir iş bulamıyorlar.

Şimdi, biz Meclis olarak, Türkiye’nin böylesine çok temel bir sorununa gözümüzü kapatamayız. Böylesine önemli bir meselemizin… Yani işin özünde -az önce söylemiştim- Türkiye’nin istihdam politikaları geliyor, eğitim politikaları geliyor. Bu sorunumuza gözümüzü kapatamayız. Başlangıçta da söylemiştim, bizler bu gençlerimizin ne yapmadıklarını biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS EMRE (Devamla) – Sayın Başkanım, kısa bir süre istiyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

YUNUS EMRE (Devamla) – Bu gençlerimizin çalışmadıklarını biliyoruz, bu gençlerimizin eğitim hayatında olmadıklarını biliyoruz ama ne yaptıklarını bilmiyoruz. Bu gençlerimizin her türlü istismara, her türlü suça açık bir durumda oldukları ortada. Buna gözümüz kapalı kalamayız arkadaşlar. Bu meseleyi bir parti mülahazasıyla, parti taraftarlığıyla, parti disipliniyle açıklayamayız. “Bizim işimiz değil bu, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, bürokratları ilgilensin.” diyemeyiz. Bu, Meclisin çok temel bir sorumluluğudur. O sebeple ben bütün siyasi partilerimizden, bütün gruplarımızdan bu önerimize destek bekliyorum.

Tekrar saygılar sunuyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Şevin Coşkun.

Buyurun Sayın Coşkun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA ŞEVİN COŞKUN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun genç işsizlikle ilgili grup önerisinin lehine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de işsizlik sorunu, ekonomik ve sosyal gelişmede önemli bir yere sahiptir. Türkiye nüfusu içinde genç nüfusun payının yüksek ve çalışabilir durumda olduğu düşünüldüğünde işsizlik ve özellikle genç işsizlik büyük sorun teşkil etmektedir. Türkiye nüfusunun yüzde 16,3’ünü 15-24 yaş grubundaki gençler oluşturmaktadır. Avrupa’da genç nüfus oranının en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu görülmektedir.

Ülkede gençlerin en önemli sorunlarından biri işsizlik sorunudur. Her yıl binlerce genç eğitimini tamamlayıp diplomalı işsizler sınıfına katılmaktadır. Türkiye’de genç işsizlik oranı, TÜİK verilerine göre yüzde 19,6’yla çok yüksek bir seviyededir. Bu oran genç kadınlarda yüzde 33’e çıkmaktadır. Üniversite mezunu işsiz oranı yüzde 29’la çok daha yüksek boyutlardadır. Üniversite mezunu kadın işsiz oranı ise yüzde 34’le çok olumsuz bir tabloyu ortaya çıkarmaktadır.

Diplomalı işsizlerin oranı her gün artmaktadır. Bu durum, özellikle okuyan gençliği tedirgin etmektedir. Gençlerde işsizlik bu kadar yaygınken 2 milyonu aşkın genç de kayıt dışı sektörde güvencesiz bir şekilde çalışmaktadır. 982 bin genç ellerinde diplomalarıyla iş arıyor.

Değerli milletvekilleri, TÜİK verilerine göre Türkiye’de gençlerde işsizlik oranı öğrenim düzeyi yükseldikçe artmaktadır. Meclis Araştırma Hizmetleri Başkanlığının “Türkiye’de Üniversite Mezunu Nüfusun İş Gücü Durumu” başlıklı raporuna göre, her 4 işsizden 1’i üniversite mezunu. Rapora göre üniversite mezunları arasında işsizlik oranının en yüksek olduğu alanlar yüzde 29,1’le gazetecilik ve enformasyon, yüzde 16,6’yla bilgisayar, yüzde 16,3’le sanat.

Bugün, eğitim sendikalarının verilerine göre, 400 bine yakın ataması yapılmayan öğretmen bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, çalışan gençlerin büyük bir kısmı zor şartlarda, uzun çalışma sürelerinde ucuz iş gücü olarak ve daha çok taşeron olarak çalıştırılmaktadırlar. Aynı şekilde, gençlere esnek çalışma da dayatılmaktadır. Esnek çalışma, işveren lehine, güvencesiz çalıştırmanın, geçici işlerde uzun saatlere kadar düşük maaşlarla çalıştırmanın bir diğer adıdır. Binlerce genç eğitim hayatı sonrasında iş yaşamına atılarak ekonomik refaha ulaşamadığı gibi ailelerden destek almaya, onlara bağlı kalmaya devam etmektedir. Hem işsiz hem de geçici işlerde idareten çalışan diplomalı gençlerimiz bulunduğu bu durumun sonucu olarak sosyal hayattan da uzaklaşmak zorunda kalmaktadır. Üretim ve yaratıcılığın en yüksek seviyede olduğu bu dönem hem kısıtlanan zaman nedeniyle hem de ekonomik refaha ulaşılamaması sonucu bireyleri sosyal alanlardan da uzaklaştırmaktadır. Bilinmelidir ki işsizliğin ve yoksulluğun nedeni olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ŞEVİN COŞKUN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

Buyurun.

ŞEVİN COŞKUN (Devamla) – AKP iktidarı güvenlik politikalarına kaynak ayıran kâra ve ranta dayalı ekonomi politikalarından vazgeçmediği sürece işsizliğe ve yoksulluğa son vermek olanaksızdır. Bu nedenle bu politikalardan bir an önce vazgeçilmesi gerekiyor.

Önergeyi destekliyoruz. Bu konu mutlaka Meclis tarafından araştırılmalıdır.

Son olarak, 28 Aralık Roboski katliamının 7’nci yıl dönümünde, yitirdiğimiz 34 canı da burada saygıyla anıyorum.

Genel Kurulu selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İYİ PARTİ Grubu adına Antalya Milletvekili Feridun Bahşi.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de Anadolu'da ulusal kurtuluş hareketini başlatan cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin 99’uncu yılını kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, gerek üniversite açmakta gerekse yüksekokuldan diplomalı gençler yetiştirmekte akılcı ve tutarlı yol, sayı kadar kalitenin de esas alınmasıdır. Bugün eğitim ve öğretimdeki en önemli problemlerden biri, gençlerimizin yeterli birikim ve donanıma sahip olmadan okullarını bitirmeleridir. Bu eksiklik gençlerimizin iş hayatına atılırken zorluklarla karşılaşmalarına ve işsiz kalmalarına yol açmaktadır. Üniversitelerimizde öğrencilerin mesleki açıdan yeterli bireyler olarak yetişmelerini sağlayan etkenlerin başında da öğretim kadrosu gelmektedir. Kaliteli akademisyenlerin varlığı çocuklarımızın iyi yetişmesi için elzemdir. Yeterli ve aranılan düzeyde eğitim kadrosuna sahip olmayan fakülte ve yüksekokullarda okuyan öğrenciler kendilerini geleceğe hazırlayacak bilgileri edinememektedir.

Bu çerçevede, Türkiye'den hiçbir üniversite Dünya Üniversite Sıralaması Merkezinin 2018-2019 yılları için hazırladığı en iyi 100 üniversite sıralamasına girememiştir. Binbir zorluğa göğüs gererek üniversitelerden mezun olan gençlerimiz istihdam sorunuyla karşılaşmakta, iş bulmakta zorlanmaktadır.

Yeterince düşünülüp planlanmadan açılan üniversitelerden mezun olanlar boşta gezmektedir. Şu anda yüz binlerce yüksekokul ve üniversite mezunu genç iş bulmak için devlet kurumlarının ve özel şirketlerin kapısında beklemektedir. Bu tablonun sorumlusu gençlerimiz değildir.

OECD raporuna göre, ülkelerin gayrisafi yurt içi hasılaya göre ilk, orta, orta üstü eğitim kurumlarına toplamda en fazla yatırım yapan ülke Norveç olmuştur. Ülkeler sıralamasında Türkiye yüzde 3’le en sonlardadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de üniversiteli işsiz oranı her geçen gün artmaktadır. TÜİK'in Ocak 2018’de açıkladığı verilere göre yükseköğretimde işsizlik oranı yüzde 12,8’dir. Bu genç beyinlerin bir kısmı yıllarca eğitimini aldığı alanda çalışamayınca bulduklarıyla idare etmek zorunda kalmaktadırlar. Kimi diplomasını duvara asıp kurye olarak çalışmakta, kimi çobanlık yapmakta, kimi özel güvenlik görevlisi olarak çalışmaktadır.

Bu vesileyle Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisini destekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, öneri üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET KILIÇ (Bursa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhine söz almış bulunmaktayım. Siz değerli milletvekili arkadaşlarımı, Bursa’mızı ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, teklifi hazırlayan sayın milletvekillerine teşekkürlerimi sunuyorum. Konuya ilişkin göstermiş oldukları hassasiyet ülkem için ve yüce Meclisimiz için sevinç verici. Komisyon kurulmasına ilişkin teklifin gerekçesi de büyük bir dikkatle hazırlanmış, akademik bir bakış açısı gözetilmiş. “Ne eğitimde ne işte olan gençler” kavramının ortaya çıkışını ve gelişim sürecini, alana ilişkin literatürün özetini bizlerle paylaşmışsınız. Hakikaten size müteşekkirim fakat keşke bu literatür araştırmanızın kapsamını genişletmiş olsaydınız da komisyon kurulmasına gerekçe olarak sunduğunuz sebeplerin birçoğunun AK PARTİ iktidarı döneminde çeşitli sosyal politikalarla çözümlenmesine dair çalışmalardan haberdar olsaydınız; İngiltere’den örneklere gidene kadar, konunun önemini ortaya koyan Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’ndan itibaren yapılan çalışmalara bir göz gezdirseydiniz; Türkiye’nin nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılanması için gerekli eğitim ve istihdam politikalarına dair önerileri görseydiniz; komisyon için öngördüğünüz çalışmaların birçoğunun hâlihazırda Gençlik ve Spor Bakanlığı bünyesinde çeşitli birimlerce, alanında uzman kişilerle yürütülen çalışmalarla ele alındığını bilseydiniz, Bakanlığımızın isminin de neden “Gençlik ve Spor Bakanlığı” olduğunu bir kez daha anlamış olurdunuz.

Öneride bulunduğunuz konu, kıymetli milletvekilleri, Hükûmetimizin en önem verdiği politikalardan bir tanesi ve en önemlisi eğitimdir. Yapılan icraatlarımız elbette ki saymakla bitmez ama kısaca söz etmek isterim. Gençlerimize eşit, adaletli ve kaliteli eğitim sağladık. Her ilimizde üniversite kurulmasını sağlayarak yükseköğretim kurumu sayımızı 207’ye çıkardık. Katsayı adaletsizliğine son verdik. Üniversitelerden ilişiği kesilen yaklaşık 800 bin öğrencimizin genel af düzenlemesiyle eğitimine devam etmesini sağladık. Üniversite öğrenim harçlarını kaldırdık. İktidara geldiğimizde 450 bin gencimize kredi verilirken, bu rakamı yaklaşık olarak 4 kat artırarak 433.279’u burs, 1 milyon 200 bin 457 tanesi kredi olmak üzere toplamda 1 milyon 633 bin öğrencimize burs ve kredi verdik.

Eğitim alanında olduğu gibi gençlerimize iş hayatında da desteklerimizi sürdürdük ve sürdürmeye devam edeceğiz. İlk kez genç istihdamı için teşvikler sağladık. On altı yıldır 10 milyon istihdam sağladık. Yeni iş kuran gençlere üç yıl boyunca 75 bin TL’lik kazanç istisnası getirdik. Genç girişimcilerin sermaye şirketlerine ilk defa vergi muafiyetini sağladık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET KILIÇ (Devamla) – 2002-2018 yılları arasında İŞKUR mesleki eğitim kurslarına yaklaşık 2,3 milyon kişi katıldı. Kursiyerlerin yüzde 65’ine ve işbaşı eğitimine katılanların yüzde 75’ine istihdam imkânı sağladık.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisimizin temel faaliyet alanının yasama olduğunu tekrardan sizlere hatırlatmak isterim. Bakanlıkların görev ve sorumluluklarına ilişkin olan konularda ilgili bakanlığın daha etkin ve daha verimli olması için önerilerinizi dile getirmeniz elbette ki güzeldir. Fakat hâlihazırda yürütülen çalışmalardan haberdar olmadan, 2015-2016 yıllarına ait verileri merkeze alarak yapılmış, metodolojik yönü tartışılabilecek bir araştırma raporunun basına yansımasından hareketle komisyon kurulması öneriniz, teklifiniz makul değildir. AK PARTİ’nin on altı yıl önce öngördüğü sorunlara yönelik, CHP milletvekillerinin 2018 senesinin son günlerinde farkındalık oluşturması elbette ki CHP için mutluluk vericidir diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Biraz önce konuşan sayın milletvekilimiz, kendisinden önce konuşan, grubumuza mensup milletvekilimizin yaptığı konuşmada kullandığı verilerin köhne veriler olduğunu söylemek suretiyle bir çarpıtmada ve sataşmada bulunmuştur. Sayın Yunus Emre için iki dakika söz talep ediyoruz efendim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Öyle söylemedi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Direkt, 2014-2016 verilerini kullandığını söyledi. Bu, bizi dinleyen kamuoyunda çok yanlış algılara yol açar yani.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Öyle bir kelime kullanılmamış bakın.

BAŞKAN – Açalım mı mikrofonu yerinden?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hayır, sataşmadan söz talep ediyoruz.

BAŞKAN – Kürsüye mi?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet efendim.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Emre.

SALİH CORA (Trabzon) – Öyle bir şey söylemedi, tutanaklara bakın efendim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – “Köhne” diye, öyle bir şey yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “Köhne” demiyor “2014-2016” diyor, adam 2018 verileriyle konuşuyor burada.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ne alakası var?

BAŞKAN – Bir bakalım, bir dakika, vaktimiz var nasıl olsa, bugün buradayız sabaha kadar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım, yani çok açık.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Çok da övdü hatta Engin Bey.

BAŞKAN – Sayın Emre, buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Yunus Emre’nin, Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YUNUS EMRE (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum efendim.

Değerli arkadaşlar, ben konuşmamda da belirtmeye çalıştım, şimdi, buradaki meseleyi gerçekten, bakın, bir kısır tartışma olarak ele almayalım. Türkiye'nin en ciddi meselesinden bahsediyoruz. Yani Türkiye'de gençlerin üçte 1’i… Bu, stabil bir durum hâlini aldı, uzun süredir de bu durumdayız. “’Bundan Türkiye nasıl çıkar?’ meselesi yürütmenin meselesidir, biz onlara bırakalım.” dersek Meclis olarak vazifemizi yapmayız. Sayın hatibin ifadesi “Meclis yasamayla meşgul olsun.” bu doğru ama eksik bir görüş. Dünyanın her tarafında meclisler sadece yasamayla sınırlı bir içerikle çalışmazlar, meclisin denetim işlevi vardır, araştırma işlevi vardır; bu işlevler bulunduğu için zaten Anayasa’da ilgili düzenlemelerde bunlar yazar.

Özetle, benim açıklamaya çalıştığım mesele şu, dikkatinizi şu noktaya çekmek istiyorum: Türkiye'de eğitimden işe geçiş sürecinde çok kapsamlı, çok önemli bir sorun var. Az önce ifade ettim, bu gençlerimizin yarısı yüz aya kadar yakın bir süreyle -bakın, yarısından bahsediyorum- kalıcı bir iş bulamıyor. Şimdi, bu manzara orta yerdeyken lütfen, rica ediyorum, Türkiye'nin bu meselesini bir kısır politika tartışması hâline getirmeyelim.

Ayrıca, araştırma komisyonunda sadece bizler bulunmayacağız ki yani neden çekiniyorsunuz? Zaten çoğunlukla sizler bulunacaksınız. Araştırma komisyonunda bu meseleyi layıkıyla ele alırız, uzmanları dinleriz, ilgili bürokratları dinleriz, görevlerini layıkıyla yaptılar mı, yapmadılar mı bunları sorgularız. Bizim bu sorumluluğumuz var, bu sorumluluğumuza gözümüzü kapatarak görevimizi yapamayız; görevimizi yanlış, eksik yapmış oluruz. Ben bunu belirtmek istedim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Yunus Emre’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bir açıklama yapma ihtiyacına binaen Sayın Başkanım… Şöyle, milletvekilimiz -konuşma metni de önümde- 2002 yılında AK PARTİ’nin iktidara geldiği dönemdeki veriler neydi, 2018 yılında nedir, bunun mukayeseli tablosunu çok açık bir şekilde nereden nereye gelindiğini, yapılan büyük hizmetleri biraz evvel aktarmıştır. Yoksa bir sataşma da söz konusu değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, yine mi sataşma?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, yani bu söze bir söz etmem lazım, tutanağa geçsin diye. Benim de meramım bir sataşma, polemik değil. Ben hatibi dikkatle dinledim, hatibimizin eski verileri kullandığını söyledi. Bu da Meclisi izleyen vatandaşlarımız bakımından hatibimizin prestijiyle ilgili bir olumsuzlama yapacağı için, düzeltmesi için söz istedim. Bunda ne var ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Yunus Emre ve arkadaşları tarafından, ülkemizde ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin sorunlarının araştırılması amacıyla 25/12/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 26 Aralık 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden Gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 1’inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre belirlenmesine; bu teklifin görüşmelerinin 26 Aralık 2018 Çarşamba günü tamamlanması hâlinde 27 Aralık 2018 Perşembe, 28 Aralık 2018 Cuma ve 29 Aralık 2018 Cumartesi günü toplanmamasına; 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

26/12/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 26/12/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                  Özlem Zengin

                                                                                                        Tokat

                                                                                       AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre belirlenmesi,

Genel Kurulun;

26 Aralık 2018 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, tamamlanamaması hâlinde 27 Aralık 2018 Perşembe günkü birleşiminde görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Bu teklifin görüşmelerinin 26 Aralık 2018 Çarşamba günü tamamlanması hâlinde 27 Aralık 2018 Perşembe, 28 Aralık 2018 Cuma ve 29 Aralık 2018 Cumartesi günü toplanmaması veya 27 Aralık 2018 Perşembe günü tamamlanması hâlinde 28 Aralık 2018 Cuma ve 29 Aralık 2018 Cumartesi günkü birleşimlerde toplanmaması,

38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

Önerilmiştir.

 

38 sıra sayılı

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi

(2/1491)

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ

MADDE SAYISI

1. BÖLÜM

1 ila 6’ncı maddeler arası

6

2. BÖLÜM

7 ila 12’nci maddeler arası

6

TOPLAM MADDE SAYISI

12

BAŞKAN – Öneri üzerinde tek konuşmacı var. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Engin Altay konuşacak.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Meclis konuşma yeri ya, polemikleri siz açıyorsunuz, sonra “Çabuk, kanuna geçelim.” diyorsunuz, onun için oflamayın.

Önce, tekrar söyleyeyim, buradaki hiçbir milletvekilinin, kimsenin işsiz kalmasını, eğitimsiz kalmasını istediğini düşünmem ama ortada rakamlar var, devletin rakamları var. Mesela ne var? Çağ nüfusunda olup da ne ilkokula ne ortaokula ne liseye gitmeyen 1 milyon 700 bin çocuğumuz, evladımız var. Bunu ben söylemiyorum, TÜİK ve Millî Eğitim Bakanlığı söylüyor, sayın milletvekilimiz de buna işaret ediyor. Mesela ne var? Genç işsizlik oranında dünya şampiyonuyuz. Bunu da Cumhuriyet Halk Partisi söylemiyor, sizin yönettiğiniz kurumlardan çıkarılan envanterler, istatistikler söylüyor. Bu bakımdan, tabii, siz “Çağ atlattık.” falan diyorsunuz ama Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplandı, sonuçlandı, şimdi diyorsunuz ki: “1.600 liradan 2.020 liraya çıktı.” Fakat geçen yıl 29 Ocakta asgari ücret 1.603 lirayken dolar mukayesesi yaptığımızda bir asgari ücretli tam olarak 424 dolar alıyordu, şimdi yeni asgari ücretle dolar mukayesesi yaptığımızda bir asgari ücretli 380 dolar alacak. Siz asgari ücretlinin cebinden -siz derken Hükûmeti kastediyorum, sarayı kastediyorum, sizleri tenzih ediyorum- 42,5 doları çaldınız; gasbettiniz, darbettiniz, ne yaptıysanız yaptınız. Biz bunu söylemeyelim mi Mecliste? Bunu söylemek için biz buradayız. (AK PARTİ sıralarından “Dolar düşer.” sesleri) İnşallah dolar düşer.

Şimdi, AK PARTİ grup önerisiyle gene bir kanunu, “Bitirdiniz bitirdiniz yoksa sizi pazara kadar burada dikeriz.” tehdidiyle -bu tehdit bize değil sizedir, AK PARTİ milletvekillerinedir, aman ha ona göre- bu ya bitecek ya bitecek. Cumhuriyet Halk Partisinin tavrı şöyledir: Milletin, devletin, ülkenin menfaatine olan her kanun teklifine biz zaten “evet” diyoruz, “hayhay” diyoruz, yapıcı katkılarımızı sunuyoruz, oy da kullanıyoruz ve kabul ediyoruz. Ama sizin partinizin, bu grup başkan vekillerinin, bu yöneticilerinin bir hastalığı var, o da şu: Çaya hem şeker hem tuz katıyorlar. Dolayısıyla, çay, çay olmaktan çıkıyor. Ben mevkidaşlarıma diyorum ki: Kardeşim, bir konuyu getirin. Bakın, şimdi 12 madde yaptılar, çok güzel şeyler var, bizim de evet diyeceğimiz, kabul edeceğimiz şeyler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ama bununla beraber, olmaması gereken, doğru olmayan işler var. Ve “yeni sistem, yeni sistem” diyorsunuz, gelin, bu sisteme bir saygınız varsa Mecliste bir iç tüzük değişikliği yapalım. Ne yapalım biliyor musunuz? Öyle çorba, torba kanun teklifi verilemesin. Bir milletvekili, birden çok milletvekili -her neyse- bir konuyu mesele etmişse o konuda derli toplu kanun teklifini indirsin, söz veriyoruz yani böyle torbalarda gösterdiğimiz defansı da göstermeyiz. Ya şimdi, niye hem şeker hem tuz katıyorsun kardeşim? Burada yani Emniyet Genel Müdürlüğü Sandığı da var, ziraat odaları da var, trafik cezaları da var, Boğaziçi imarı da var, köprü cezası da var, Sermaye Piyasası Kurulu da var, YSK üyelerinin süresi de var.

YSK üyelerinin süresini uzatmaya gerek var mı?

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Var, var.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yok, bir bitireyim.

YSK üyesi, yenisi seçilinceye kadar görevine devam etmiyor mu? Ediyor. Zorunuz ne? Şimdi, bence bu adamların, bu insanların bağımsızlığını ve tarafsızlığını lekeliyorsunuz, gölgeliyorsunuz. Niye biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altay…

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Hikmet Sami Türk döneminde siz uzattınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ya müflis tüccar gibi eski defterleri karıştırıp durma ya! Yeni bir şey söyleyeceksen söyle ya!

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Hayır, eski defterler sizin döneminizde yaşandı.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dolayısıyla…

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Devletin olağan yaptığı bir şey ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Başkan, beni taciz ediyor. Sataşsa bir şey değil, taciz ediyor beni.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Bitti zaten.

ENGİN ALTAY (Devamla) – E bitti, gel indir beni!

BAŞKAN – Bitiyor mu? Süre lazım mı?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gel indir! Konuşacağım, ne yapacaksın şimdi? Evet, konuşacağım.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Zaten süren bitti ya!

BAŞKAN – Arkadaşlar, karşılıklı konuşmayalım.

SALİH CORA (Trabzon) – Engin Başkan, geçmişte olmuştu o.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, Yüksek Seçim Kurulunu… İnşallah da bizi izliyorlardır. Ben Yüksek Seçim Kurulundan…

BAŞKAN – Mikrofonu açayım mı?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Lütfederseniz çok sevinirim, mutlu olurum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Biterse tabii…

Tamamlayalım.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu laftan sonra konuşacağım ben burada.

BAŞKAN – Tamam, bir dakika…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yani metazori indirirseniz amenna, yoksa konuşacağım.

SALİH CORA (Trabzon) – Estağfurullah!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve görev süresi dolan üyelerinden biri olsam sizi ararım “Benim bir itibarım var, ben burada ettiğim yemine dayalı olarak bağımsız ve tarafsız görev yapıyorum kardeşim. Nereden çıkarıyorsun bu bir yılı? Ben senden böyle bir şey talep mi ettim?” derim, demeliler. Talep etmedikleriyle ilgili bende bir bilgi var. Adamlara da yazık günah.

Şimdi, vatandaş seçime giderken “YSK üyelerinin görev süresini bir yıl uzatıyor…” Hani, çok affedersiniz, sözüm meclisten dışarı, bizde bir laf vardır “Eşeğin aklına karpuz kabuğu kaçırma, düşürme.” diye. Şimdi sizin yaptığınız tam bu. Milletin aklına şaibe, şüphe, kuşku, hile, entrika yoksa da sokarsınız, onu söylüyorum. Yoksa, süresi dolduğunda Danıştay ve Yargıtay toplanır… Evet, şunu biliyorum…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım, açmanıza gerek yok.

SALİH CORA (Trabzon) – Niyet okumaya gerek yok, niyet okumayın.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Zorlamayayım sabrınızı ve toleransınızı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yargıtay ve Danıştayda bu seçimlerin altı ay uzadığını bilenlerdenim, uzayabilir, o da bir demokratik durumdur. Bir mekanizma; üç günde de seçerler, altı ayda da seçerler. Peki, yenisi seçilene kadar mevcut arkadaşları oradan kaldıracak bir mekanizma var mı? Yok. Bize ne oluyor? Buna ne gerek var? Siz bunu yaptığınız zaman ben diyorum ki işte, AK PARTİ aslına rücu etti, kafasında gene bir hinlik var diye düşünüyorum. Benim düşünmem bir şey değil de millet de böyle düşünüyor. Hem YSK üyelerinin itibarıyla hem partinizin güvenilirliğiyle oynuyorsunuz, nokta.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de Sayın Altay’a bir cevap vermek istiyorum müsaade ederlerse.

Şimdi, hayatta iddialı olduğum tek bir konu var, hiçbir konuda iddialı değilimdir, çay meselesi yani, çay meselesi önemli bir meseledir benim için.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çay tabii, yüksek yargıyla topladığınız için sağlamdır sizin çaylar.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir saniye, lütfen, hiç olmazsa müsaade edin, bir konuşayım.

Mükemmel çay ne tuzlu olur ne şekerli, boş olur yani, sade çay içerseniz bir anlamı olur. O yüzden yani böyle çay üzerinden “Tuz kattınız, şeker kattınız…” Ben sizden daha iyi örneklemeler bekliyorum Sayın Altay yani bu, durumdan çok uzak bir mesele ve grubumuzda da çayın tadını bilen, güzel çay yapan, içen çok arkadaşımız var. Ben daha iyi örneklemelerle konuyu anlatabilirsiniz diye düşünüyorum. [CHP sıralarından alkışlar (!)]

Buradan şuraya geleceğiz…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Daha çok alkış gelecek.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Mesele alkış meselesi değil, mesele idrak meselesi.

Şimdi, burada şunu ifade etmek isterim: Geçmişle bugünü kıyaslamak anlamlı yani bir ekibin bir bütün olarak ne yaptığını görmek açısından. O yüzden biz 2002’den bugüne kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yani ben gasbederek değil ama mümkünse mukabil…

BAŞKAN – Ya 60’a ya 69’a göre söz veriyoruz.

60’a göre bir dakika.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O zaman oraya geleyim ben de yani.

BAŞKAN – Sataşma varsa olur tabii.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Var, bayağı var Sayın Başkan.

Hemen bağlayacağım. 2002 yılında 113 dolar asgari ücret, bugüne geldiğimizde 380 dolar. Türkiye'nin çok zorlu bir ekonomik krizden geçtiğini biliyoruz, böyle bakıldığı takdirde gelinen bu noktanın, yüzde 26’lık artışın fevkalade bir şey olduğunun altını çizmek lazım ama yeterli mi; elbette değil, gayretimiz daha fazlası için.

Yüksek Seçim Kuruluyla ilgili şunu söyleyeceğiz: Ocakta seçim yapmak zaruri bir durum, ocakta seçim, mart ayında yerel seçimler. Bu süre içerisinde çok kısa bir zaman dilimi var, devam eden hazırlıklar var. O sebeple, devamlılık açısından bakıldığında bu düzenlemeyi getiriyoruz, bunu da tekrar belirtmek isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; bastırılarak dağıtılan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden Gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 1’inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre belirlenmesine; bu teklifin görüşmelerinin 26 Aralık 2018 Çarşamba günü tamamlanması hâlinde 27 Aralık 2018 Perşembe, 28 Aralık 2018 Cuma ve 29 Aralık 2018 Cumartesi günü toplanmamasına; 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.10

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 2 ve 3 Ocak 2019 Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmamasına ilişkin önerisi

2/12/2018

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun bugün yaptığı toplantıda ekteki önerilerin Genel Kurulun oylarına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                 Binali Yıldırım

                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                      Başkanı

             

              Özlem Zengin                                                                                      Engin Altay                                     Adalet ve Kalkınma Partisi                                                                    Cumhuriyet Halk Partisi

         Grubu Başkan Vekili                                                                          Grubu Başkan Vekili

 

              Ayhan Bilgen                                                                            Muhammed Levent Bülbül

   Halkların Demokratik Partisi                                                                  Milliyetçi Hareket Partisi                                 Grubu Başkan vekili                                                                           Grubu Başkan Vekili

                       

           Yavuz Ağıralioğlu

                İYİ PARTİ

         Grubu Başkan Vekili

Öneriler:

Genel Kurulun 2 ve 3 Ocak 2019 Çarşamba ve Perşembe günleri toplanmaması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 38 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına söz isteyen; İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu.

Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’ya söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin geneli üzerine görüşlerimizi açıklamak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle, hepinizi hürmetle selamlıyorum.

Kanun teklifi, vatandaşlarımızın bazı konularda mağduriyetinin giderilmesine ve ortaya çıkan bazı ihtiyaçların karşılanmasına yönelik düzenlemeleri içermektedir. Teklifte, konu itibarıyla aralarında bağlantı bulunmayan 9 ayrı kanunun çeşitli maddelerinde değişiklikler yapılmaktadır.

Yapılan düzenlemelerin ayrıntısına geçmeden önce bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Son dönemde kanun tekliflerinin gerek komisyon gerekse Genel Kurul görüşmeleri esnasında uzun süreli tartışmalar yapılmaktadır. Neden torba düzenlemeler içeren teklifler verildiği, neden etki analizlerinin olmadığı, bakanlıkların taleplerinin nasıl teklif hâline dönüştürüldüğü, bakanların neden geldiği ya da gelmediği, teklif sahiplerinin ve yürütmenin temsilcilerinin oturma düzeni gibi konular gündeme getirilmektedir. Bu konuların dile getirilmesi ve tartışılması elbette ki doğaldır ve yasama kalitesinin artırılması açısından da faydalıdır. Öteden beri, yasama sürecinin istenilen kaliteye ulaşamaması, komisyonların etkin çalışamaması, çalışmaların planlı ve programlı olmayışı gibi konular hep dile getirilmiş, yeni bir İç Tüzük hazırlanması için 2009 ve 2013 yıllarında uzlaşma komisyonları kurulmuştur. Dolayısıyla tartışılan ve eleştirilen konular Meclisin çalışma usulünü ilgilendirmekte olup sistem değişikliğiyle, Cumhurbaşkanı hükûmet sistemiyle alakası yoktur. Torba düzenlemeye gidilmesi, etki analizi olmaması evvelden beri hep eleştirdiğimiz konulardır. Kaldı ki bu yıl yeni sisteme uyum düzenlemeleri kapsamında 5018 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle, kanun tekliflerinin getireceği mali yükün en az üç yıllık dönem için hesaplanması ve tekliflere eklenmesi hüküm altına alınmıştır. Meclis İçtüzüğü’nde de buna ilişkin bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Milletvekillerinin kanun teklifleriyle ilgili sağlıklı bir etki analizi sunabilmeleri için Meclisin idari kapasitesinin buna uygun olarak geliştirilmesi gerekmektedir. Yine, kanun tekliflerinin verilmesi ve görüşülmesiyle ilgili usul ve esasların yeniden belirlenmesi ihtiyacı bulunmaktadır. Ayrıca, yürütmenin ihtiyacı olan düzenlemelerin Meclise intikali ve teklif hâline dönüştürülmesi konusunda bir mekanizma oluşturulması önem taşımaktadır. Bu düzenlemelerin yapılması durumunda tartışmalar bir anlamda çözüme kavuşacaktır. Bu itibarla, Meclis İçtüzüğü’nün yepyeni bir anlayışla ele alınması gerektiği ve Meclis çalışmalarında hem kurumsal hem de işlevsel yeniliklere ihtiyaç olduğu açıktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak daha demokratik, hızlı, etkin, şeffaf, katılımcı ve kaliteli bir yasama sürecinin ortaya çıkarılmasını sağlayacak yeni bir İç Tüzük’ün hazırlanması gerektiğini değerlendiriyor, bu yönde katkı ve destek vermeye hazır olduğumuzu ifade ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 1’inci maddesinde, Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarında göreve yeni başlayacak memurların görevleri süresince Polis Bakım ve Yardım Sandığına daimî ortak olmaları hükmü getirilmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü mensuplarına sosyal ve ekonomik yardımlar sağlamak için kurulan sandığın daha güçlü bir mali yapıya kavuşturulması, ortaklarına yaptığı yardımların artırılması önemlidir ancak öncelikle, polislerin buna inandırılmaları için çalışmalar yapılması ve üye olmanın getireceği hak ve imkânlar konusunda sandığa olan güvenlerinin sağlanması gerekmektedir. Ayrıca, Türk polisinin özlük hakları ve çalışma şartları iyileştirilmelidir. Polislerimiz, emekli olunca maaşı yarı yarıya düştüğünden yaş haddine kadar çalışmak zorunda kalmaktadır; emekli olunca da geçim sıkıntısı çekmekte, yeniden iş bulabilmek, gelir elde edebilmek için çabalamaktadır. Bu itibarla, emniyet hizmetleri sınıfında çalışan personelin ek göstergeleri ve tazminatları iyileştirilmeli, polislerin ek göstergesi 3600’e yükseltilmelidir. Emniyet çalışanlarının çalışma ve izin süreleri ile fazla mesai ücretleri yeniden düzenlenmelidir, haftada kırk saat üzerindeki çalışmalar için fazla mesai ödenmelidir.

Kanun teklifinin 2’nci maddesinde, ziraat odalarına üye olan çiftçilerin brüt asgari ücretin yüzde 2’si olan giriş ücreti ve yıllık aidat tutarına ait alt sınırın, brüt asgari ücretin yüzde 1’ine düşürülmesi düzenlenmektedir. Olumlu bir düzenlemedir ancak zor günler yaşayan çiftçimiz, besicimiz ve süt üreticilerimiz için, onları sıkıntılardan kurtaracak düzenlemeler de yapmamız gerekmektedir. Çiftçimizi borç ve faiz sarmalından kurtaracak, banka ve tarım krediye olan borçlarına uygun şartlarda kolaylıklar getirecek politika ve tedbirler uygulamaya konulmalıdır. Bunun yanı sıra destekler artırılmalı ve zamanında ödenmelidir. Bu konuda, geçen hafta süt prim desteğinin 15 kuruş artırılması çok iyi olmuştur. Çiftçinin temel girdilerinden vergi alınmamalı, girdilerini ucuza alabilmeleri sağlanmalıdır. Çiftçimizin kullandığı elektrik için daha düşük tarife belirlenmelidir.

Kanun teklifinin 3’üncü maddesinde, trafik cezalarının 2019 yılında yeniden değerleme oranında artırılmaması hüküm altına alınmaktadır. İki ay önce yürürlüğe giren 7148 sayılı Kanun’la kara yolları trafik güvenliğini artırmak için çeşitli düzenlemeler yapılmış, yeni yaptırımlar getirilmiş, bazı idari para cezaları önemli boyutta artırılmıştır. Karayolları Trafik Kanunu, ceza tutarlarının her takvim yılı başından geçerli olmak üzere tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılmasını öngörmektedir. Yeniden değerleme oranı yüzde 23,73 olarak ilan edilmiştir. Trafik cezalarının daha iki ay önce önemli boyutta artırıldığı dikkate alındığında, önümüzdeki yıl için tekrar bir güncelleme yapılmasına ihtiyaç bulunmamakta olup düzenleme uygun görülmektedir.

Kanun teklifinin 4’üncü maddesinde imar barışı kapsamında, Boğaziçi öngörünüm bölgesi içerisinde, özellikle Beykoz ve Üsküdar ilçelerinde koordinatları belirlenen alanlarda yer alan taşınmaz maliklerinin de yapı kayıt belgesinden faydalanmasının sağlanması düzenlenmektedir. Böylelikle vatandaşımızın talep ve beklentileri karşılanmaya çalışılmaktadır. Ancak başvuru için süre çok kısa olup bu süre uzatılmalıdır.

Diğer taraftan, imar barışından yararlanan özellikle dar gelirli vatandaşlarımız ödemelerini yapabilmek için kredi bulmakta zorluk çekmekte, yüksek faiz oranlarıyla muhatap kalmaktadır. İmar barışı ödemelerinde taksitlendirme imkânı verilerek vatandaşların bankalara mahkûm edilmemesi yönünde yoğun talep bulunmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak böyle bir uygulama yapılmasını Komisyon görüşmelerinde önermemiz üzerine bu konuda bir çalışma yapıldığı ifade edilmiştir.

Kanun teklifinin 5’inci maddesinde, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçmeleri yasak olmasına rağmen 2 Kasım 2016 tarihinden bu maddenin yürürlüğe gireceği tarihe kadar geçen araçlara bu sebeple verilen idari para cezalarından vazgeçilmesi ve başvuru hâlinde daha önce yapılan tahsilatların iade edilmesi düzenlenmektedir.

Araç sınıfları itibarıyla bazı araçların geçmesine getirilen yasağın yeterince duyurulamamasının geçiş ihlallerinin başlıca sebebi olduğu ifade edilmiştir. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınması ve hakkaniyete uygun düzenleme yapılması da gerekmektedir. Diğer taraftan, köprülerden geçiş ihlalleriyle ilgili tüm cezaların silinmesi konusunda da yoğun talep bulunmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, özellikle yolcu ve yük taşımacılığı yapan kamyonlara ve otobüslere yönelik uygulanan cezaların 1 defaya mahsus silinmesi görüşündeyiz.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin 6’ncı maddesinde, 6360 sayılı Kanun’la tüzel kişiliği kaldırılan köylerde emlak vergisi ve belediye vergi, harç ve katılım paylarına ilişkin istisna süresinin, ayrıca bu yerlerde içme ve kullanma suları için alınan ücretin en düşük tarifenin yüzde 25’ini geçmeyecek şekilde belirlenmesine ilişkin uygulama süresinin 31/12/2022 tarihine kadar devam etmesi öngörülmektedir. Ayrıca, köylerde çalışanlara yönelik Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan muafiyet ve istisna hükümlerinin uygulama süresi de 31/12/2022 tarihine kadar uzatılmaktadır. Bununla birlikte, tüzel kişiliği kaldırılarak tek mahalleye dönüşen beldelerde içme ve kullanma suları için alınan ücretin en düşük tarifenin yüzde 50’sini geçemeyeceğine ilişkin indirim süresinin de 31/12/2022 tarihine kadar uzatılması düzenlenmektedir. Başlangıçta beş yıl olarak getirilen istisna süreleri geçen yıl altı yıla çıkarılmış, şimdi de on yıla çıkarılmakta yani 31/12/2022 tarihine kadar uzatılmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak olumlu bir düzenleme olduğunu değerlendiriyor ve destekliyoruz ancak süresi uzatılan bu istisnaların 2022 yılında da kaldırılmasının mümkün olmadığını düşünüyoruz. Zira “mahalle” denilen eski köy ve beldelerimizde yaşayan insanımızın gelecek mali külfeti karşılaması mümkün değildir ve hakkaniyetle de bağdaşmayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Kanun’la ilgili yaptığımız samimi uyarılarımız o gün maalesef dinlenmemiştir. Denildi ki: “Beldeler, köyler şehir olmayı hak etti; şehir standardında hizmet alacak. Şehirde ne varsa köylerde de olacak. Güzel yollara, kanalizasyon sistemlerine, kaldırımlara kavuşacak, su sorunu kalmayacak, kapanan belediyelerin araç ve gereçleri ile personelleri buralarda kalıp değerlendirilecek, beldelerde altyapı sorunu bitirilecek, hiçbir beldenin su ve kanalizasyon sorunu kalmayacak.” Tabii, güzel sözler ancak bazı olumlu gelişmeler olmakla birlikte, birçok yerde yol, su ve kanalizasyon sorunu hâlen devam etmektedir. Belde belediyelerinin personeli ile araç ve gereçlerinin yerlerinde de yeller esmektedir. Ayrıca, 6360 sayılı Kanun’la birlikte şehirleşme oranında müthiş bir artış olmuştur. Bakınız, Konya’da şehirleşme bir gecede yüzde 100’e çıkmıştır. Kendi kendimizi kandırmanın bir anlamı yoktur; köy köydür, köy, oba ve mezraların kültürümüzde de çok önemli bir yeri vardır. Esasen köy ve beldelerimiz boşalmakta, insanımız şehirlere göç etmektedir. Bizim bu konuda kafa yormamız, buraların kalkınması için politikalar uygulamamız gerekmektedir. Aradan geçen zaman içerisinde yaşanan gelişmeler ve karşılaşılan sorunlar da dikkate alınarak 6360 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme mutlaka gözden geçirilmelidir. Birçok ilçeden daha büyük olduğu hâlde belediyesi kapatılarak adına “mahalle” denilen beldelerimiz vardır. Belde belediyeleri ve köylerin yeniden kurulmaları mutlaka dikkate alınmalıdır.

Kanun teklifinin 7’nci maddesinde, Sermaye Piyasası Kanunu’na göre halka açık ortaklık statüsünün kazanılmasında kanun kapsamına girecek kooperatif birliklerinin niteliği belirtilmiş, kooperatif merkez birlikleri kapsama alınmıştır. Ayrıca, ilgili anonim ortaklıklarının belirlenmesine ilişkin kooperatifler, birlikler ve merkez birliklerinin bu ortaklıklar üzerindeki hâkimiyetinin tanımında “payların çoğunluğu” yerine “yönetim kontrolü” esas alınmış, yıllık 50 milyon liranın altında hasılatı olanlar kapsam dışında bırakılmıştır.

Kanun teklifinin 8’inci maddesiyle de Sermaye Piyasası Kanunu’nun kira sertifikasıyla ilgili maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Buna göre, katılım bankalarının “ilave ana sermaye” ve “katkı sermaye” niteliğinde kira sertifikası ihraç edebilmesinin fiilen imkânsız olduğu dikkate alınarak katılım bankalarının ihraç yapabilmesi mümkün hâle getirilmektedir. Böylelikle kira sertifikaları uygulamasının geliştirilmesi amaçlanmaktadır.

Kanun teklifinin 9’uncu maddesinde, Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin seçim sürelerine ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Komisyon görüşmelerinde verilen bilgilere göre Yüksek Seçim Kurulunun 6 üyesinin görev süresi 2019 yılı Ocak ayında sona erecektir; bu üyeler bakımından ocak ayı içinde yenileme seçimleri yapılması gerekmektedir. 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak mahallî idareler seçimlerinin başlangıç tarihi 1 Ocak 2019 olduğundan seçim takvimi başladıktan sonra üyelerin yarısından fazlasının değişmesinin söz konusu olacağı, bu durumun Anayasa’nın 79’uncu maddesinde vurgulanan seçimlerin düzen içinde yönetimi açısından sorun oluşturabileceği belirtilmiştir. Bu gerekçeyle yapılan düzenlemede 2019 yılında yapılacak üye seçiminin 2020 yılında, 2022 yılı içinde yapılacak üye seçiminin ise 2023 yılında yapılması öngörülmektedir. Geçmişte de benzeri uygulamaların olduğu bu düzenlemeye olumlu bakıyoruz.

Kanun teklifinin 10’uncu maddesinde, 7143 sayılı Kanun kapsamında vergi ve sigorta primlerinden kaynaklı borçlarını yapılandıran ancak kanundan yararlanma hakkını kaybeden borçlulara yeni bir imkân verilmesi düzenlenmektedir. 7143 sayılı Kanun’a göre yapılandırmada ilk 2 taksitin tam ve süresinde ödenmesi şarttır. Komisyonda alınan bilgilere göre 70 milyar liralık vergi borcu yapılandırılan 5 milyon 950 bin mükelleften taksitlerini ödeyemeyen 2 milyon 459 bin 214 mükellefin yapılandırması bozulmuş durumdadır. Yine, aynı şekilde 43,4 milyar liralık SGK prim borcu yapılandırılan 1 milyon 270 bin 402 borçludan taksitlerini ödeyemeyen 562 bin borçlunun yapılandırması bozulmuş hâldedir. Yapılandırma taksitlerini ödeyememe nedeniyle kanun hükümlerini ihlal edenlerin ihlale neden olan tutarları geç ödeme zammıyla birlikte 2019 Şubat ayı sonuna kadar ödemeleri şartıyla kanun hükümlerinden yararlanmaya devam etmelerine imkân verilmektedir. Düzenleme olumludur ancak 7143 sayılı Kanun’un yanı sıra, 6736 ve 7020 sayılı Kanunlara göre yapılandırmaların uygulaması hâlen devam etmektedir. Aslında son dönemde yaşanan ekonomik sıkıntılar da dikkate alınarak tüm yapılandırmaların tek çatı altında toplanması ve uzun vadede taksitlendirilip ödeme kolaylığı sağlanması köklü çözüm getirecektir. Aksi takdirde insanımızın hem yapılandırma taksitlerini hem ödenmemiş taksitlerini hem de cari ay ödemelerini yapabilmesi mevcut şartlarda mümkün görünmemektedir. Bu durumun, bu konuda tekrar kanun çıkarılması ihtiyacını da doğurabileceği mutlaka dikkate alınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanımızın elektrik ve doğal gaz fiyatlarında indirime gidilmesi, asgari ücret desteğinin 2019 yılında on iki ay boyunca verilmesi ve istihdama katkıya destek sağlanması konusunda vatandaşlarımıza ve iş dünyasına yönelik verdiği müjdeleri çok önemli buluyor ve destekliyoruz. Bunlardan yasal düzenleme gerektirenlerin bu teklife eklenmesine de destek vereceğimizi şimdiden ifade ediyorum.

Konuşmama son verirken Milliyetçi Hareket Partisi olarak milyonlarca vatandaşımızın talep ve beklentilerini içerin bu kanun teklifine “kabul” oyu vereceğimizi belirtiyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekili Hayrettin Nuhoğlu.

Buyurun Sayın Nuhoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Görüşülmekte olan kanun teklifi her ne kadar Trafik Kanunu’yla ilgili ise de gene bir torba kanunla karşı karşıyayız. Torbanın içerisine pek çok şey doldurulmuş gibi gözüküyor. Adı “Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”; güzel de ziraat odalarının ne işi var içinde? Var. Burada, tabii, isabetli olan taraflar var çünkü Emniyet mensuplarının sandıklara üye olma mecburiyeti düzenlenmiş. En önemlisi, bu köprüden geçme meselesinden dolayı ağır trafik cezalarına muhatap olan insanlarımızın bu cezalardan kurtarılması meselesi var. Bunlar elbette doğru şeyler.

Değerli milletvekilleri, aslında biz Türkiye Büyük Millet Meclisinde son iki hafta çok yoğun bir bütçe görüşmesi gerçekleştirdik. 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerinde aslında bu Mecliste çok güzel konuşmalar yapıldı. Bazı sataşmalar ve tartışmalar hariç, muhalif konuşmaların çok önemli gerçekleri ifade ettiğini; buna karşılık, Hükûmet yetkilileri ile Adalet ve Kalkınma Partisi sözcülerinin ısrarla pembe tablolar çizmeye devam ettiğini herkes gördü. Bu Mecliste yapılan çalışmaların ve söylenen doğru sözlerin ciddiye alınmasını ve faydalanılmasını elbette arzu ederiz. Konuşmaların tutanaklarda kayda geçmiş olması da önemlidir. Bu tutanaklar sakin olarak incelenirse görülecektir ki gerçekten önemli tespitler yapılmış, çözüm yolları gösterilmiştir. İyi ve doğru olan fikirlerin dikkate alınması ve uygulamalarda bu fikirlerin de yer bulması hem milletimiz için iyi sonuçlar verecek hem de Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını artıracaktır.

Meclisin en temel hak ve görevlerinden biri bütçe yapmaktır. Bütçe millet içindir. Milletin parasının nerelerde ve nasıl kullanılacağını, milletin vekilleri karar altına almalıdır fakat gerçek böyle olmadı. Milletin vekillerinin fikirleri, önerileri, söyledikleri Komisyonda da Genel Kurulda da etkili olamadı.

Ülkemizi yöneten iktidarın bütçe görüşmelerini küçümsemesi, basit bir olay gibi, bir gelir gider tablosu gibi göstermesi esasen Türkiye Büyük Millet Meclisinin de küçümsenmesi anlamına gelir. Külfetin hangi kesimlere yüklendiğini, nimetin kimlere bölüştürüldüğünü gösteren bütçe siyasi bir belgedir. Böyle siyasi bir belgenin görüşüldüğü Genel Kurul toplantılarında vekillerin sorularına sorumluluk sahibi bakanların yerine, genellikle Komisyon Başkanı ya da başkan vekilinin cevap vermesi iktidar sahipleri açısından ciddiyetle bağdaşmaz. İktidarın görevlerinden biri de milletin tamamına iş ve aş temin etmek ise bu durumun da bütçede tam olarak gösterilmesi gerekmez mi? Ama maalesef bunları göremedik.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasi bir gelenek hâline gelen bütçe görüşmelerinin en üst düzeyde katılımla gerçekleşmesi gerekirken bu defa bu gelenek bozulmuş oldu. Bu durum, Türk milletine karşı bir saygısızlık olarak görülecektir. “Yeni Türkiye” diyerek, partili Cumhurbaşkanlığı sistemini -başından beri söylediğimiz gibi- tek adam rejimine dönüştürmek ve Türkiye Büyük Millet Meclisini devre dışı bırakmaya çalışmak hiç kimseye bir fayda sağlamayacaktır.

Zaten Anayasa’nın adım adım değiştirilerek nereye varılmak istenildiği konusunda ciddi şüphelerimiz ve endişelerimiz vardır. Adalet ve Kalkınma Partisinin bazı yetkililerinin zaman zaman söyledikleri sözler hiçbir zaman unutulmayacaktır. “Bu Anayasa değişikliği ilk adımdır, sonra daha da değişecektir.” denilmiştir, bu görüşe âdeta sahip çıkıldı. “Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini kabul etmek mümkün değildir.” denildi, bu görüşe de sahip çıkıldı. Kim mi söyledi bunları? Hepsi kayıtlarda var, ben hatırlatayım yine de, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan Bursa Milletvekili İsmail Aydın 14/1/2017’de bu cümleleri kurmuştur. Esasen, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesine açıkça meydan okumak anlamına gelmesine rağmen bu görüşler parti yetkilileri tarafından bugüne kadar reddedilmemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisine şimdilik Anayasa’yı değiştirmek için bir araç gibi kullanılmak istenildiği görüntüsü verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; milletin acil ihtiyaç duyduğu konularda verdiğimiz her önerge ve kanun teklifi, hiç incelenmeden, faydasına bakılmadan reddedilirken seçime dönük her şey -biraz önce sözümün başında da söylediğim gibi- torba yasalar içine doldurularak getirilmektedir. Bazen zam yapıp sonra o zamları indirmek âdeta alışkanlık hâline geldi. Aslında bu durum, zamları gizlemeye de yetmeyecektir.

Gelişmiş bütün ülkelerde, ister parlamenter sistem olsun, isterse başkanlık veya yarı başkanlık sistemi olsun, isterse de krallıkla yönetilsin, bu ülkelerin -bu gelişmiş ülkelerden söz ediyorum- tamamında çok güçlü meclisler vardır. Bu ülkelerde yasama, yürütme ve yargı gibi ayrı ve güçlü bir kuvvettir. Aynı zamanda yürütmenin bütün önemli kararları, atamalar dâhil, meclis onayı olmadan yürürlüğe giremez. Amerika Birleşik Devletlerinde silah satışları bile Kongre kararı olmadan yürürlüğe giremez, bunun mağdurlarından bir tanesi de ülkemizdir. İngiltere, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve İsveç’te krallar veya kraliçeler vardır, Japonya’da ise imparator vardır ama buradaki krallar, kraliçeler ve imparator sembolik olmaktan öteye geçmiyor. Bu ülkelerin hepsinde meclisler çok güçlüdür. Fransa yarı başkanlıktır, orada da meclis çok güçlüdür. Amerika Birleşik Devletleri ise başkanlıktır, işte orada da -biraz evvel söylediğim gibi- çift meclis vardır ve her şeye Kongre hâkimdir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, diğer bütün ülke meclislerine göre çok daha önemlidir çünkü bu Meclis, çok şerefli bir geçmişe sahiptir; Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yönetmiş ve cumhuriyeti kurmuş bir Meclistir. Bu Meclisi aslında hepimiz, bütün siyasiler, bütün Türk milleti çok önemsemeliyiz, önem vermeliyiz ve özellikle şerefini ve itibarını korumak için, bu çatı altında yer alan bütün milletvekillerinin birinci görevi de bu olmalıdır. Bunun için aklımızla, vicdanımızla ve hür irademizle çalışmak zorundayız. Birilerinin hoşuna gitsin diye susmamalıyız. Birilerine ters düşmesin diye gerçekleri söylemekten geri durmamalıyız. Ettiğimiz yemine sadık kalmak, kurucu iradeyi bilmek ve o iradeye saygı göstermek ve bütün sorunları konuşarak çözmeye çalışmak mecburiyetindeyiz. Birbirimizi anlamaya çalışmalıyız. Bizler birbirimizi anlamaya çalıştığımızı Türkiye Büyük Millet Meclisinde gösterebilirsek milletimiz de birbirini anlamaya çalışacaktır.

Değerli milletvekilleri, değerli arkadaşlar; bu kürsüde birçok arkadaşımız şiirler okuyor. Ben de bu defa bir şiir buldum, onu sizlerle paylaşmak istiyorum, bu şiir Can Yücel’e aittir, diyor ki Can Yücel:

“En uzak mesafe

Ne Afrika’dır,

Ne Çin,

Ne Hindistan,

Ne seyyareler,

Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan,

En uzak mesafe

İki kafa arasındaki mesafedir

Birbirini anlamayan.”

Değerli arkadaşlar, gelin bu mesafeyi kısaltalım, bu mesafeyi aradan kaldıralım, birbirimizi gerçekten ama samimi olarak anlamaya çalışalım. Ben bazen oradan izlerken burada konuşmacı konuşuyor, benim arkadaşlarımın arasında da var ama genellikle ve özellikle bu tarafta, Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarında sohbetler ve telefon konuşmalarıyla vakit geçiyor. Birbirimizi dinlemiyoruz bile, e, tutanaklara da bakmıyoruz. Peki, birbirimizi nasıl anlayacağız, doğru söyleyip söylemediğimizi, Türk milletinin menfaatine olup olmadığını nasıl anlayacağız? Bu Meclis, yüce Meclisteki konuşmacıların çoğu, yüce Meclisi selamlayarak başlıyor, selamlayarak bitiriyor. Bu yüce Meclise o zaman her birimiz saygı göstermek mecburiyetindeyiz ve bu çatı altında görev yapan her milletvekili, seçimleri kazanarak gelmiştir, Türk milletini burada temsil ediyor, o hâlde her biri saygıdeğerdir, fikrine de söylediklerine de saygı gösterme mecburiyetimiz olmalıdır.

Yaşadığımız bu coğrafyada ilelebet hür ve mutlu yaşamak istiyorsak sorunlarımızı hızlı çözmeliyiz, burada, bu Mecliste çözmeliyiz yani Türkiye Büyük Millet Meclisi, çözüm yeri olmalıdır. Saray başka türlü davranabilir, parti genel merkezlerimiz başka türlü davranabilir ama oralardan alacağımız doğru fikirleri, güzel fikirleri, ülkemizin ve Türk milletinin menfaatine olan fikirleri biz burada tartışabilirsek, tartışabilme imkânını bulursak, birbirimizin eksiklerini, fazlalarını törpüleyebilirsek, doğruları bulmaya çalışırsak Türk milletinin menfaatine olacak her şeyi de bulmuş olacağız ama biz çareyi burada ararken bu iradeyi göstermek zorundayız.

81 milyonluk Türk milletinin tamamını da mutlaka kucaklamalıyız. Artık gerginlik, milletimizi gerçekten yordu. Sizler de şahit oluyorsunuz, aranızdan tanıştığımız milletvekili kardeşlerim -zaman zaman konuşmuyor muyuz- o konuşmalarda, o sohbetlerde -diğer arkadaşların da hepsine söylüyorum- bu gerginliğin milletimizi yorduğunu ifade etmiyor muyuz? Milletimiz gerçekten yorulmuştur, artık huzura acil ihtiyaç vardır. Bu huzuru sağlamak da başta ülkeyi yönetenler olmak üzere bütün siyasetçilere düşmektedir.

Siyasetçiler kullandıkları cümleleri, ifadeleri gerginleştirmekten bir adım geri atarak kullanmaya özen gösterirlerse herkes sakinleşmeye başlar. Ama bir şeyi de doğru söylemek zorundayız, bu iradeyi gösterme görevi en tepeden başlamalıdır. Bir evin reisi, evde sakin konuşamıyorsa, sürekli kavgacı bir konuşma tarzıyla hareket ediyorsa o evdeki çocuklar da, eş de ister istemez aynı tarzda konuşmaya başlıyor. Sükûneti sağlamak, huzuru sağlamak başta evin reisine nasıl mecburi bir görevse, bu açıdan baktığımız zaman, ülkemizin huzurunu sağlamakla görevli kişisi de en tepedeki kişidir.

Şahsen ben bir kişi olarak, gerçekten televizyonu açtığım zaman her zaman, her an, saat kaç olursa olsun… Genellikle ben sabah sekizde haber dinlerim, bir de gece mümkünse on ikide, arada da odamızda, partimizde televizyon açık. Ama kardeşim, her an ama her an Sayın Cumhurbaşkanı televizyonda ama yumuşak konuşmuyor hiç, hep sert konuşuyor, hep gerginleştirici konuşuyor, hep birilerini suçlayıcı konuşuyor, bayramda da, seyranda da, her an. Bu gerginliği bu millet uzun süre taşıyamaz, milletin sükûnete ihtiyacı var.

Her birinizin yok mu? Benim var. Yani özür dilerim ama söylemek zorundayım, sabah namazından sonra kendime bir on dakika, on beş dakika ayırmaya çalışıyorum. O on veya on beş dakikada dinlenmeye çalışıyorum. Bir insanın böyle dinlenmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Herkesin var. Sizlerin yok mu değerli arkadaşlar? Yani, bu gerginliği hep beraber ortadan kaldırmak için üzerimize düşen görev varsa -ki sizlerin üzerine çok daha fazla görev düşüyor, Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarıma hitap ediyorum- bu sükûneti Türk milletinin huzuru için sağlama mecburiyetimiz vardır, buna hep beraber gayret edelim. Bu, bir üslup meselesidir, üslubumuzu buna göre düzenleyelim.

AHMET TAN (Kütahya) – Konuşmanızda niye “saray” diyorsunuz o zaman? Cumhurbaşkanımız özellikle…

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - Ama orası “saray”değil mi? Ne diyeyim oraya peki?

AHMET TAN (Kütahya) – Değil.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - Hayır, “saray” yerine ne kullanmamı isterseniz?

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) - Külliye diyoruz biz ona, siz de Külliye deyin.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - Efendim, Külliye var, İstanbul’daki külliyeleri biliyoruz ama orası “saray” diye geçiyor, niye Külliye yani?

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) - Nerede geçiyor “saray” diye?

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - Yani, Külliye de deriz, Külliye diyen arkadaşlarımız var; bizim grup başkan vekilimiz -şu anda yok ama- hep “Külliye” diyor zaten, yani denir bu. “Saray” demekten niye rahatsız oluyoruz ama?

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Saray değil ki.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) - Siz “Külliye” demekten niye rahatsız oluyorsunuz?

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - Ya, “Külliye” de deriz, yeter ki bu sükûneti sağlayalım.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ya, bu tevazu içindeki insanlara “saray” denir mi?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Bin odalı baraka, baraka.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, hatibin konuşmasını kesmeyin.

HAYRETTİN NUHOĞLU (Devamla) - Efendim, bakın, aslında “kaçak saray” demedim ben. Hâlen oranın ruhsatı yoktur. Bakın, kaçak bir yapıdır ama demiyorum ben bunu, bunun için demiyorum yani olmasın diye.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; benim için esas olan, Türk milletidir ve bu coğrafyada Türk milletinin huzur içerisinde yaşamak gibi bir hakkı vardır; bizlerin de görevi, millete bu huzuru vermektir. Esas olan, Türk milletini mutlu kılmaktır, Türk devletini güçlü kılmaktır; bizler de onun için buradayız.

Ben sizlere bir teklifte bulunmak istiyorum: Bir hafta sonra yeni yıla giriyoruz. Haydi, hep beraber, bu anlayışla, 2019 yılına girelim ve 2019 yılını Türk milleti için daha iyi yapalım; hepimizin görevi bu olsun.

Saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın üyeler, hepinize saygılarımı sunuyorum.

Ben de -ismini de okumakta zorlanıyorum- Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine grubum adına söz aldım. Bu konudaki görüşlerimizi sizlerle paylaşacağım.

Fakat arkadaşlar, ben, benden önceki hatibin de konuşma çizgisi üzerinden birkaç şey söylemek istiyorum. Çünkü bu torba yasa meselesi hakikaten bizi bıktırdı yani bu torba yasa meselesine eğer bir çözüm getiremezsek sanıyorum gerçekten de burada kanun yapma sürecini sağlıklı hâle getirmemiz mümkün değil.

Bakın, ben size bu son kanun teklifiyle ilgili olarak birkaç tane tarih söyleyeceğim. Şimdi, bu, bize cuma günü geldi, saat 20.30’du, dağıtım cuma günü oldu ve bizi 24 Aralık Pazartesi saat 15.00’te Komisyon toplantısına çağırdılar. Arkadaşlar, aşağı yukarı altmışaltı saatlik bir ara var burada ve bu altmışaltı saat içinde yemeden, içmeden, yatmadan, uyumadan bu yasa teklifini değerlendirmemiz bekleniyor bizden. Şaka gibi bir durum yani. Şimdi, diyebilirsiniz ki: “Ya, zaten İç Tüzük’e göre kırk sekiz saat geçmiş olması yeterli.” Fakat arkadaşlar, burada da bir garabet var. Bakın, İç Tüzük madde 26’yı okuyacağım size, diyor ki: “Zorunluluk olmadıkça komisyon toplantısı için çağrı, en az iki gün önceden yapılır.” “En az iki gün önceden.” Cumartesi, pazar olup olmadığını söylemiyor ama cumartesi, pazar -hepinizin de bildiğiniz gibi- milletvekillerinin çoğu kendi illerine gidiyor. Dolayısıyla da bu tüzük maddesinde bir problem olduğu çok açık. Kaldı ki iki gün bile bence böyle bir yasa teklifinin tartışılması için yeterli bir süre değildir arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun.

Bakın, Boğaziçi imarla ilgili olarak söz konusu edilen bir maddesi dahi çok yakından takip etmeyi, değerlendirmeyi gerekli kılan bir madde çünkü inanılmaz bir rant yaratılacak orada, Boğaziçi sırtlarında ve bizden –söylediğim gibi- altmış altı buçuk saatlik bir sürede bunu değerlendirmemizi istediniz. Arkadaşlar, böyle bir şey olmaz. Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun ve bu sürecin, bu torba yasa yapma tekniğinin artık yeteri kadar kullanıldığını ve açıkça söyleyeyim, bazı kanun maddelerinin -hani tırnak içinde tabirimi caiz görün- çaktırmadan geçirmek gibi bir maksadı da taşıdığı kanaati bende hasıl olmakta her geçen gün.

Şimdi, arkadaşlar, hakikaten bu kanuna baktığımızda -gerçi arkadaşlarımız üzerinde konuşacaklar ayrıntısıyla ama- mesela “Kanun neden geldi?” diye baktığımda hani bu kadar acil… 71 maddelik yasa teklifi Komisyondan geçti, biz Genel Kurula gelecek diye bekliyorduk, birdenbire bu yasa teklifi devreye girdi -demin de söylediğim gibi- gecenin bir saatinde 20.30’da bürolarımıza, ofislerimize bırakılan belgeyle ya da neyse işte, kanunun örneğiyle biz bu konuyla karşılaşmış olduk. Şimdi, bakın, burada şöyle diyor: “Son dönemde vatandaşlarımızdan gelen talepler ve ortaya çıkan ihtiyaçlar çerçevesinde çeşitli konulara ilişkin düzenleme yapma ihtiyacı...” Şimdi, evet, böyle bir şey hakikaten olabilir. Mesela Trafik Kanunu’yla ilgili olarak böyle bir aciliyet söz konusu olabilir ama arkadaşlar, mesela YSK yöneticilerinin görev sürelerinin uzatılması hangi taleplerden kaynaklı, kimin talebiydi bu? Gerçekten vatandaşlarımızın talebi miydi? Böyle olmadığını herhâlde aklıselim söylüyor diye düşünüyorum.

Şimdi, dolasıyla, bu yasaya genel olarak baktığımızda açıkçası bu yasanın bir seçim yatırımı amacı taşıyan bir yasa olduğunu, biz en azından böyle bir nitelikte bir yasa teklifi olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü baktığımızda bütün maddelere “Neden bu madde?” diye sorduğunuzda alacağınız cevaplar aşağı yukarı ya af niteliğinde kararlar içeriyor ya işte, ne bileyim, trafik cezalarının affı mesela veya köprü geçişlerindeki cezaların affı gibi veya tüzel kişiliği kaldırılan köylerde ödenmeyen emlak vergisi, belediyeye ödenmesi gereken vergi harçlarının 2022’ye kadar ertelenmesi vesaire gibi maddeler, vergi affı gibi maddeler var. Bütün bunlar, esasında, yerel seçimler öncesi toplumun bir kesimine... Hangi kesim olduğunu ve ne kadar genişlikte olduğunu da bilmiyoruz arkadaşlar. Mesela, trafik cezalarının kaldırılmasıyla ilgili olarak kaç kişi etkileniyor bundan? Bilmiyorum ama muhtemelen sizler de hesaplamışsınızdır veya Sayın Mehmet Muş hesaplamıştır, geniş bir kesimi etkilemiş olduğunu kabul edebiliriz. Dolayısıyla da bu türden bence bütçeyi de zorlayacak olan -“mali disiplin” diyor ya Sayın Berat Albayrak, hani nerede mali disiplin?- bütün bu maddeler, esas itibarıyla mali disipline aykırı maddeler diye ben şahsen düşünüyorum.

Şimdi, arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinde özel olarak benim gördüğüm ve bu konuşmada da paylaşmak istediğim bazı ön yargılar var. Bunlardan bir tanesi şu, bunu çok sık söylüyorsunuz: 2002’den bu yana sanki ekonomide bir devrim yaratmış gibi konuşuyorsunuz. Arkadaşlar, yok böyle bir şey yani size öyle geliyor ama öyle değil. Bakın, ben size bir tablo söyleyeyim, geçen gün hesapladım: 2002’de Türkiye, kişi başına millî gelir sıralamasında 72’nci sıradaymış, 68’e çıkmış. Kaç adım atmış? 4 adım atmış, 4 basamak çıkmış. Ama arkadaşlar, Rusya 2002’de 81’deymiş, 65’e çıkmış yani 16 basamak çıkmış. Romanya -hani beğenmezsiniz ama- 2002’de 91’inci sıradaymış, 63’e çıkmış yani 28 basamak atlamış. Sırbistan -Yugoslavya’nın parçası- 2002’de 90’ıncı sıradaymış, 2018’de 86’ya çıkmış, 4 basamak, ancak bizim kadar olmuş. Fakat arkadaşlar, Kazakistan ve Türkmenistan. Kazakistan 2002’de 107’nci sıradaymış, 2018’de tam 27 basamak sıçrayarak 75’inci sıraya gelmiş. Türkmenistan ise 1999’dan 16 basamak atlamış, 83’üncü sıraya gelmiş.

Şimdi arkadaşlar, bu tablo şunu söylüyor: Öyle devrim falan yok arkadaşlar. Yani zaten dünya konjonktürü belli nitelikteki ekonomilere yol vermiş, bunu iyi kullananlar adımlar atmışlar. Ha, biz ne kadar adım atmışız? 4 adım atmışız. İnsaf edin, buna “devrim” dememizin bir sebebi var mı? Yani bu, bir algı operasyonu. Ekrem Çelebi’yi göremedim ama bana sürekli algı operasyonu yaptığımızı söylüyor. Hangi mekanizmayla algı operasyonu yaptığımızı da pek anlamıyorum ama. Arkadaşlar, bu, bence size yapılmış bir algı operasyonu. Gerçekten de Adalet ve Kalkınma Partisi 2002’de iktidara geldiğinden bu yana, Türkiye’yi ancak ve ancak dünyadaki millî gelir sıralamasında 4 basamak yukarı çıkarabilmiş.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – 3 kat büyümüş hocam ya, 3 kat.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Şimdi, öyle de bakabilirsiniz ama ben size şunu söyleyeyim: Tablolar çok açık yani hani çok inanmıyorsanız ben size kaynaklarını da vereyim, bakın. Dünya… Yani şunu söylüyor, siz yürümüşsünüz, Türkiye yürümüş ama Türkiye’den daha hızlı yürüyenler de olmuş arkadaşlar.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Olabilir.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – O zaman bizim yürüyüşümüzü “devrim yürüyüşü” diye saymanız anlamlı mı? Değil bence.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çok anlamlı.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Hayır, hiç değil. Yani kendinizi kandırıyorsunuz, bizi de kandırmaya çalışıyorsunuz, öyle bir şey yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen bizim ekonomideki iç büyümeye bak.

BAŞKAN – Arkadaşlar, kürsüde bir arkadaşımız var. Böyle bir usul yok. Soru-cevaba başlamadık.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Şimdi arkadaşlar, ya benim söylediğim çok açık ve net bence yani karıştırmanıza gerek yok. Bence yani nasıl bakarsanız bakın, bu tablo bir gerçeği söylüyor, o gerçek de şu: Siz olağanüstü bir efsane yaratmadınız henüz, böyle bir şey yok.

2007-2008’e kadar özellikle demokrasiye daha çok saygılı olduğunuz, Avrupa Birliğiyle ilişkilerinizin daha yakın olduğu dönemlerde yüksek büyüme oranları -daha önce de söylemiştim bunu- yakaladınız ama size söyleyeyim, 2009-2010’dan sonra bence Türkiye ekonomisini yönetmek konusunda müthiş bir -affedersiniz- beceriksizlik içine girdiğinizi söyleyeceğim.

Şimdi, başka bir algılama daha var, yine bunları sizden duyuyorum, şöyle bir şey diyorsunuz: “Canım ne var, eşit seçimler oluyor, eşit koşullardayız. Bizi millet seçti.” vesaire vesaire. Arkadaşlar, nasıl eşit? Yani bu sandık ve demokrasi o kadar eşit değil yani nasıl bunu söyleyebilirsiniz? En basitini söyleyeyim, bırakın sizin kullanabileceğiniz sermaye miktarını önümüzdeki seçimlerde, devletten aldığınız 375 milyon, bizim aldığımız 70-80 milyon gibi rakamları bir yana bırakalım, bunları da bir yana bırakalım ama arkadaşlar nasıl eşit olabiliriz? Biz herhangi bir televizyonda Halkların Demokratik Partisiyle ilgili olarak bir dakika dahi yer alamıyoruz ama siz -demin hatip arkadaşımızın söylediği gibi- Recep Tayyip Erdoğan her an televizyonlarda. Yani, şimdi, seçime biz eşit mi giriyoruz arkadaşlar, öyle mi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Evet.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Eyvallah. Buna “eşitlik” diyorsanız size söyleyecek bir şeyim yok benim ama ben bunu “eşitlik” olarak görmüyorum doğrusunu isterseniz ve kimsenin de göreceğini sanmıyorum. Dolayısıyla da arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinde var olan ikinci algı sorunu budur.

Üçüncü, bir tane daha var, onu da söyleyeceğim: Her nedense bütün istatistiklerinizi 2002’yle veriyorsunuz, 2002-2017, 2002-2018 diye veriyorsunuz. Arkadaşlar, yani bu, doğru bir yaklaşım değil. Bu, o kadar garip bir şey ki geçenlerde Naci Bostancı burada dedi ki: “Efendim, dolar cinsinden baktığımızda 2002’de asgari ücret 113 dolardı ama biz 2018’de 426 dolara çıkardık.” Evet, doğru gibi geliyor, değil mi? Ama doğru değil, doğru değil. Mesela bunu altın hesabıyla yapın, doğru olmadığını anlayacaksınız. 2002’de çeyrek altın hesabını alın -ben yaptım bunu çünkü, siz de yapabilirsiniz- 2002’de 7 tane çeyrek altın alınabiliyordu asgari ücretle, 2019’da 5,5 çeyrek altın alınabiliyor. Demek ki arkadaşlar, verdiğiniz karşılaştırmalar, 2002’den başlattığınız zaman gerçekleri söylemiyor. Bu bir algı operasyonunun parçası. Tabii ki siz algı operasyonu yapmakta özgürsünüz ve elinizde müthiş imkânlar var, doğru, bütün televizyonlar size çalışıyor zaten ama arkadaşlar bir de gerçek diye bir şey var, gerçek değil bunlar, yanılıyorsunuz ve yanıltıyorsunuz ayrıca milleti.

Şimdi geçenlerde…

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Millet yanılmaz.

EROL KATIRCIOĞLU (İzmir) – Söyleyeceğim.

Geçenlerde Sayın Cumhurbaşkanı vekili ya da yardımcısı -pardon- geldi, bize bütçeyle ilgili bir görüş anlattı ve işin ilginç tarafı, dikkatimi çekti, 2 rakam verdi ve iki konudan bahsetti. Bir tanesi güven endeksiydi, bir tanesi de CDS’lerdi, yani dış pazarlardaki bize ilişkin güven endeksiydi. ikisinin de iyileştiğini söyledi. Hâlbuki ben de o gün bakmıştım ve kötüleştiğini görmüştüm. Mesela, bakın güven endeksi 59,6’dan 58,2’ye düşmüş yani bütün bu sizin, Berat Albayrak’ın, efendime söyleyeyim “Acayip işler yapıyoruz, işte Türkiye’yi kurtarıyoruz.” vesaire gibi lafügüzaflarından sonra bile güven endeksi azalıyor. CDS’ler de aynı şekilde, o tarihlerde baktığınızda -işte siz bakabilirsiniz- 348,64’ten 351,55’e çıkmış, bu, tersten okunabilir rakam. Yani dış dünyanın size bakışı yani Türkiye’ye bakışı da esasında güvensizlik içeren bir biçimde gelişiyor.

Şimdi arkadaşlar, yani bunu yapıyorsunuz, bu sözcüleriniz bunları kullanıyorlar ama bunların gerçeklerle ilgisi yok. Gerçekler son derece basit. Gidin pazara, görün arkadaşlar; gidin sokağa, görün. Bir yangın yeri olduğunu anlayacaksınız ve bunu siz… Berat Albayrak özelinde söyleyeceğim. Kendisi bunu ilk olarak “Enflasyonla mücadele olarak işte yüzde 10 fiyatları indireceğiz” diye böyle bir kampanya başlattı. Arkadaşlar, o kampanyanın anlamı bile tuhaftı çünkü gönüllü yapılan bir şeydi güya ve de yılbaşına kadar olacaktı ve de sonunda şunu söyleme şansını elde edecekti: “Görüyor musunuz, bakın, enflasyonda olumlu adımlar atıyoruz.” olacaktı.

Arkadaşlar, bakın, daha geçen gün BDDK, bankalara mektup yazıyor, diyor ki: “Atacağınız adımları bana sorun.” diyor, “Kendi başınıza adım atmayın.” diyor.

Bir soğan meselesi vardı, biliyorsunuz değil mi, soğan depocularını gittiniz bastınız.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Hocam, geldim.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Evet, geldin ama geç geldin.

Bu ve buna benzer tedbirler, arkadaşlar, antienflasyonist mücadele biçimlerinden değildir, politikalarından değildir. Eğer yapabiliyorsanız bir ulusal uzlaşma yaratmanız lazım, enflasyonu gerçekten aşağıya indirmekle ilgili olarak. Öyle gönüllü mönüllü olmaz bu işler. Resmen, ister “sınıf” deyin ister “toplumdaki kesimler” deyin bunların bir araya gelerek enflasyonla ilgili gelirler politikası çerçevesinde bir karar verilmesi lazım, bir uzlaşma üretilmesi lazım. Ama bu da yine sizin hiçbir şekilde gündeminizde olmuyor.

Ve dolayısıyla da bence gidip geliyorsunuz. 2010’dan beri -benim gözlediğim kadarıyla- ekonomideki aldığınız bütün kararlar “Serbest piyasa mı, yoksa devlet müdahalesi mi?” arasında gidip geliyor. Ve benim gördüğüm kadarıyla da her geçen gün, her yasa geldiğinde, her yetkiyi Cumhurbaşkanına ve devlete yıkarak esasında bir parti devleti oluşturma yolunda hızla ilerliyorsunuz. Ve bu, gerçekten, sizin tahmin edemeyeceğiniz kadar tehlikeli bir yoldur arkadaşlar.

Parti devleti, bu coğrafyada çok vardır biliyorsunuz. Esed, Esad –her neyse- efendime söyleyeyim diğer Orta Doğu ülkelerinin çoğunda olan bir şeydir bu. Ve maalesef gördüğüm kadarıyla siz de bunu burada yaratma yolunda hızlı adımlar atıyorsunuz.

Ve düşünüyorsunuz ki ya da en azından yaptıklarınızdan anlıyorum ki ekonomiyi merkezîleştirirsek, ekonomide karar alıcıların sayısını azaltırsak daha etkili oluruz, daha hızlı çalışırız diyorsunuz. Ama arkadaşlar, öyle olmuyor, dünyanın hiçbir yerinde de olmadı, dünya böyle bir şeyi kaydetmedi, dünyadaki ekonomik gelişmeler.

Dolayısıyla bu meseleleri de konuştuktan sonra -zaten üç dakikam kaldı- bir konuyu, benden önceki hatibin konuştuğu konuyu, Sayın Nuhoğlu’nun konuştuğu konuyu da tekrar -daha önce de konuştuğum için- hani belki gündeme getirmenin yararı olabilir diye düşünerek.

Şimdi, arkadaşlar, problem, bizim farklı fikirlere sahip olmamızdan kaynaklanmıyor. Farklı fikirleri olabilir, farklı fikirlerimiz olabilir. Farklı fikirler tartışmaya açıktır, tartışılır, anlaşılır veya anlaşılmaz, her neyse. Ama bizlerin arasındaki tartışma, değerler üzerinden yapılan tartışmalar, ki burada uzlaşma mümkün değildir arkadaş, sonsuza kadar mümkün değildir. Eğer siz siyasette siyasi amacınızı bir değerler sistemi üzerinden ifade ediyorsanız, bir başkası da benzer bir şekilde değerler üzerinden ifade ediyorsa bu iki grup insanın bir araya gelip de anlaşma ve uzlaşma üretmesi mümkün değildir arkadaşlar ve bizim hâlimiz, pürmelalimiz bu. Biz burada konuşuyoruz ama sadece konuşuyoruz; burada uzlaşmaya çalışmıyoruz, burada ortak bir fikir üretmeye çalışmıyoruz arkadaşlar, kendimizi kandırmayalım. Ben buraya yeni geldim ve geldiğim günden itibaren bunu görüyor ve hayretle bunu ifade etmeye çalışıyorum. Bu nasıl bir şey, bu nasıl bir demokrasi? Böyle demokrasi mi olur? Bu muymuş bizim demokrasimiz bilmem kaç yıllık?

Burada bir yanlışlık var arkadaşlar ve bu yanlışlık -yani herhangi birine ait olduğunu söylemeyeceğim- herkesin yaptığı bir yanlışlık olabilir belki veya herkesin bir şekilde katkıda olduğu bir yanlışlık olabilir ama şunu söylemek zorundayım: En büyük yanlışı da sizin çok sevdiğiniz lideriniz Sayın Cumhurbaşkanı yapıyor. Sayın Cumhurbaşkanı bu toplumu elinden geldiğince kutuplaştırarak siyaset yapıyor, kamplaştırarak siyaset yapıyor ve şu gerçeği atlıyor: Bunu niçin yapıyor? Bunu, kendi taraftarlarını konsolide etmek için yapıyor ama arkadaşlar, konsolidasyon iki taraflıdır, siz konsolide ederken karşı taraf da konsolide olur, toplum yüzde 50-yüzde 50 ayrılır ve şimdi Türkiye de böyle bir durumda. Dolayısıyla da şunu söyleyeyim: Her kesimin yumrukları sıkılmaya başladı. Yani siz şunu diyemezsiniz: “Beşiktaş’ta oturanlar, Çankaya’da oturanlar Türkiye’nin kaymağını yedi.” diyemezsiniz.

Ya da deminki tartışmaya dönelim, hemen, çok basit… Efendim, “Külliye” mi diyeceğiz “saray” mı diyeceğiz?

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – “Külliye” deyin bitsin.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Evet ama “saray” demek isteyenler de var, ne yapacağız şimdi?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Resmî ismi Külliye.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – E resmî… Kimin resmiyeti o?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Türkiye Cumhuriyeti’nin.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Öyle bir şey yok, hayır. Efendim, şunu unutuyorsunuz, bakın: Çoğunlukçu bir yerden konuşuyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Saray değil, kaçak değil. “Kaçak saray.” diyorsunuz bir de, kaçak değil.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Hayır, siz Türkiye’nin yüzde 50’sini temsil ediyorsunuz, o kadar. Türkiye’nin tümünü temsil etmiyorsunuz ki.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam, sizin adınız soyadınız ne? Biz size başka bir isimle hitap edebilir miyiz?

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Demin söylediğin doğru hocam, sizin değerleriniz var, bizim de değerlerimiz var.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, siz beni anlıyorsunuz ama laf etmek zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Edin ama ben size şunu söylüyorum: Yani bu artık anlaşılmıyorsa da yapabilecek bir şeyim yok doğrusunu isterseniz ama biz siyaseti, siyasi partileri kendi değerlerimizle özdeş hâle getirdiğimiz andan itibaren siyasi partiler anlamlarını yitiriyorlar ve demokrasi de anlamını yitiriyor. O nedenle de Türkiye’de demokrasi bence yoktur, işlememektedir. Sandığa gidiyor olmamızın hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur, ben size söyleyeyim.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Öyle diyor zaten bazıları.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Evet, hiçbir kıymetiharbiyesi yoktur. Gidilir, sandıkta oylar verilir ama sonuçta ortaya çıkacak olan tablo…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika lütfen.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET TAN (Kütahya) – Milletin iradesini bu kadar aşağılamak da olmaz yani. Milletin iradesini aşağılıyorsunuz.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ben kimseyi aşağılamıyorum arkadaşlar. Beni bilen de biliyor, nereden konuştuğumu da biliyorlar. Ben diyorum ki yanlış yapıyorsunuz, özellikle Sayın Cumhurbaşkanı yanlış yapıyor. Yani bu kadar kutuplaştırıcı bir politika… Demin Nuhoğlu arkadaşımız söyledi, herkesin sinirleri gergin bir vaziyette. Bu işinize yarıyor mu sizin, işinize geliyor mu bu sizin?

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Gerilmeyin Hocam, niye geriliyorsunuz? Sakin sakin konuşuyoruz.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – E canım, ikide bir laf atıyor Sayın Cumhurbaşkanı her gün bütün televizyonlarda, doğal olarak insanlar da rahatsız oluyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Cevap veriyor.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Yani şimdi Beşiktaş’ta oturan bir insan gerçekten de bu memleketin kaymağını mı yemiş ya? Ben size Beşiktaş’taki gecekonduları göstereyim ya. Ayıptır ya! Böyle bir şey söyleyemezsiniz. Hele hele Fatih Portakal’la ilgili olarak söylediği asla kabul edilemez.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam söyledik, ne oldu?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - Bir aile ismidir soyadı, “Portakal mı, mandalina mı, bilmem ne…” denmez.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Aileye hakaret yok Hocam, aileye filan öyle hakaret yok yani.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Arkadaşlar, ama ben size şunu söyleyeyim: Sizler maalesef beni çok hayal kırıklığına uğrattınız çünkü aranızdan biri de çıkıp şunu diyemiyor: “Ya Sayın Cumhurbaşkanı, yanlış yapıyorsun ya.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) - Bunu biriniz söylesenize ya.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Aileyle bizim işimiz yok Hocam.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Biriniz söylesenize, böyle bir cesaret koysanıza ortaya ya. Sizden beklenen bu esasında.

AHMET HAMDİ ÇAMLI (İstanbul) – Bizim işimiz aileyle değil, fitne ekenlerle.

BAŞKAN – Arkadaşlar, karşılıklı konuşmayın.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ama ben size söylüyorum tekrar: Sizler, 2008’e kadar Adalet ve Kalkınma Partisi bir itirazın adıydı, şimdi biatın adıdır.

Hepinize teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Katırcıoğlu, teşekkür ederim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – O bahsedilen portakal meyvedir, soy ismi değil.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’un 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Sayın Katırcıoğlu çok sakin sakin iyi bir gerginlik yarattı, onu belirtmek isterim.

Şimdi, birkaç şey söyleyeceğim, pek çok mesele var belki ama en önemsediğim şey, bence, bu parti devleti meselesi. Türkiye demokrasisi tarihinde biz bir parti devleti meselesi gördük yani tek partiyle beraber nasıl icra olunuyor, parti devleti nasıl olunuyor, biz bunu gördük. Mevcut olan sistemi böyle tanımlamanın bu ülkeye çok büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.

“Demokrasi” dediğiniz şey, gelişen bir şey zaten yani anbean gelişen. Biz AK PARTİ olarak bunun için uğraşıyoruz Türkiye’de, bunun gayretlerini gösteriyoruz fakat bir sistemin, bir partinin hem içinde olup hem dışında olamazsınız. Biz partinin kendi içindeki mekanizmalarında -dün Cumhurbaşkanımızın konuşmasında da vardı- kendi murakabesini yapan bir partiyiz, onu yaptığımız için bugüne kadar ayaktayız. Ben bize önerdiğiniz şeyi kendi partinize önermenizi tavsiye ederim. Neler yaptığınızı, bir araya gelişlerinizde nasıl halkalar oluştuğunu, hangi ekiplerle hangi ilişkilerin kurulduğunu bence kendi içinizde siz de yapmalısınız yani bize tavsiye ettiğinizi bence kendi içinizde önce uygulamalısınız ki bir anlamı olsun bunun.

Şimdi, Cumhurbaşkanımızla alakalı, “Gerginlik yaratıyor.” meselesi önemli bir mesele. Tam tersine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Tam tersine mi?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir cümleyle ifade edeceğim.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Tam tersine, Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanımızın varlığı en birleştirici unsurdur yani bunu tekrar tekrar söylüyoruz ama 15 Temmuz bunun bir şahididir, 15 Temmuzda olanlar bunun şahididir. Birleşeceğimiz şeyler de bu manada -evet, her birimizin farklı değerleri var insan olarak, parti olarak ama evrensel değerlerde birleşmemiz lazım- ortak değerlerimiz olmalı, öyle olmalı ki bu demokrasi işlesin, toplumsal hayatta devamlılık olsun. Hukuk bunlardan bir tanesi, demokrasi bunlardan bir tanesi, insan hakları bunlardan bir tanesi; birleşeceğimiz pek çok değer var. Aksi takdirde, bir araya gelerek iş yapma kabiliyetimiz kalmaz diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bir cevap verebilir miyim lütfen?

BAŞKAN – Peki.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Çok kibar söyledi, o yüzden vermek lazım.

BAŞKAN – Bir sataşmaya mahal vermeyelim Sayın Hocam.

Buyurun.

26.- İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu’nun, Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Şimdi, yani tek parti dönemini referans verdi Sayın Özlem Hanım. Tek parti dönemi çok özel koşullarda ortaya çıkmış ve bugün kimsenin savunma durumunda olduğu bir örnek değil zaten.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bugün de yok zaten parti devleti. Nasıl bunu söylüyorsunuz, ben de buna hayret ediyorum.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Dolayısıyla, şimdi, her şey, bütün imkânlar bu kadar gelişmişken, dünyada demokrasiyle ilgili olarak fikirler yaygınlaşmış ve değişmişken, insanların demokrasinin ne anlama geldiğini daha iyi anladığı bir noktada, sizin partinizin özellikle, antidemokratik duruşunu görmemenize de ben şaşırıyorum açıkçası. Çünkü gerçekten de oturup konuşalım istiyorsanız ama bugün Türkiye'de kaç kişi hapiste, kaç kişi yargılanıyor? Bizim eş başkanlarımız hâlâ, hiç doğru dürüst bir iddianame olmadan yargılanıyor. Lütfen, bunlara baktığımızda, Özlem Hanım yani, hakikaten ben şaşırıyorum doğrusunu isterseniz. Çünkü ben…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Bir cümle söyleyebilir miyim Sayın Başkan? Tek bir cümle rica edeceğim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de söz istiyorum, madem öyle.

BAŞKAN – Buyurun.

27.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, bugünkü Meclis aritmetiğinin Türkiye'deki demokrasinin şahidi olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Katırcıoğlu’na şunu ifade etmek istiyorum: Bakın, içinde bulunduğumuz şartlarla alakalı şikâyet etmeyle ilgili bir sorun yok ama örneklerken “tek parti devleti” değil de “parti devleti” dediğiniz zaman bu çok başka bir yere gidiyor, bambaşka bir yere gidiyor.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Ama öyle zaten, bambaşka bir yere gidiyoruz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Tek adam devletindeyiz, haklısınız.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ama hayır, bu böyle değil yani biz bunu şiddetle reddediyoruz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Doğru söyledi, biz tek adam dönemindeyiz, tek parti değil.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Yani hep beraber Türkiye'de demokrasinin hayata geçmesi, kalitesinin artması için gayret sarf ediyoruz. Bugünkü Meclis aritmetiğimiz de bunu gösteriyor, bunu gösteriyor.

O sebeple, siz bunu söylediğinizde, var olan ne varsa her şeye bir tekme vurup atmış, yıkmış oluyorsunuz. Bunların artı değerlerini ifade etmek de herhâlde muhalefetin şu kadarcık sorumluluğudur diye düşünüyorum. Yani her şey yerle yeksan, her şey bir felaket, her şey dökülüyor; böyle bir muhalefet olabilir mi? Rica ediyorum yani.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Evet, öyle ama.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O sebeple, en azından yapılanları görmekte fayda var. Şu Meclis aritmetiği bence Türkiye'deki demokrasinin şahididir. Bu kadar, bunu söyleyeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Gözünüz de onda zaten.

BAŞKAN – Sayın Altay, siz neden söz istiyorsunuz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de bu tek parti tartışması…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Üstünüze alındınız, bu güzel.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Üstüme alınmam ben, üstüme alınacak bir şey yok. O parti herkesin partisiydi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Doğru, doğru bir alınma olmuş demek ki yani.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sözü verdiniz herhâlde Başkanım, başlayabilir miyim?

BAŞKAN – Tabii tabii, buyurun.

28.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, İsmet İnönü’nün dünyada çok az siyasi lidere nasip olacak siyasi olgunlukla Türkiye'nin demokrasiyle tanışmasını sağladığına, seçimlerin yapılıyor olmasının demokrasinin işlediği anlamına gelmediğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – 1950’ye kadar başka parti yoktu.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, grup başkan vekiliniz konuşuyor, ona söz verdim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İşte konuşan Türkiye'yi konuşturmadığınız için, herkes fırsat buldukça konuşuyor, bu da AK PARTİ’nin Türkiye'yi içine düşürdüğü bir hâldir, olumsuz bir hâldir.

BAŞKAN – Sizin için de öyle galiba.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, 1946’ya kadar olan dönem için kimse “çok partili rejim” falan demedi. 1946, hatta 1946’yı da geçiyorum, biz “1950’ye kadar Türkiye'de tıkır tıkır işleyen bir demokrasi var.” demedik. Yani bir imparatorluğun küllerinden genç bir cumhuriyet kurulmuştu ve bunun üzerinde, demokrasiye geçmek için bütün iyi niyetli çabalara rağmen belli bir zamana ihtiyaç oldu. Ama her şeye rağmen, sizin sıkça eleştirdiğiniz İsmet İnönü, dünyada çok az siyasi lidere nasip olacak bir siyasi olgunluk ve demokrasi aşkıyla Türkiye'nin demokrasiyle tanışmasını sağladı. “1950’de Türkiye'ye demokrasi geldi.” dersek de doğru söylemiş olmayız. Arkadaşın, milletvekilimizin söylediği çok yanlış değil, sandık demokrasinin temel, ana parametrelerinden biridir ama bir ülkede seçimlerin yapılıyor olması o ülkede demokrasinin tıkır tıkır işlediği anlamına da gelmez.

“Tek parti, parti devleti” kavramına gelince, 1950’ye kadar olan dönemde, evet, Türkiye'de bir tek parti vardı, merhum Menderes, Celal Bayar dâhil, şu anki Cumhurbaşkanının dedesi dâhil, herkes o partinin içindeydi. Dolayısıyla şu an AK PARTİ Grubuna mensup ve diğer partilere mensup arkadaşlarımızın da büyükbabaları ya da onların babaları bu partinin içindeydi. O parti devlet partisiydi, parti devleti değildi Türkiye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Demokrasiye geçiş sürecinde cumhuriyetle tanışma süreciyle ilgili bir partileşme zaruretine ihtiyaç vardı -partiler demokrasilerin olmazsa olmazlarıdır- önce bir büyük parti kuruldu -Cumhuriyet Halk Partisi- sonra bu parti içinden şimdi bildiğimiz duruma geldik. Ama asıl parti devleti -“parti devleti” diyorum- şimdi var. Devletin başını, millet ile devletin birlik beraberliğini temsil eden Cumhurbaşkanını ilde vali temsil ediyor ama AK PARTİ il başkanı da temsil ediyor; ilçede kaymakam temsil ediyor, AK PARTİ ilçe başkanı da temsil ediyor. Ayıptır, günahtır.

İŞKUR üzerinden senede beş ay, sekiz ay çalıştıracağınız insanların listeleri parti binalarında yapılıyorsa…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kurayla alınıyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kurayla yaptırıyoruz ya, kurayla alıyorlar.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …burada buz gibi, bal gibi parti devleti vardır ve millet bundan rahatsızdır. 31 Martta bunu hep beraber yaşayarak göreceğiz.

Şuna da sığınmayın: “On altı yıldır, on altı seçimdir millet bize oy veriyor.” Veriyor işte, yazık günah zaten. Bu millet siz ne istediyseniz verdi, siz de bir yerlere ne istediyse verdiniz, Türkiye onun için bu hâlde. Ben milletin bu gelişmeleri önümüzdeki seçimde en iyi şekilde değerlendireceğine inanıyorum.

Polemik olursa ben de söze girerim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

29.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, hiç kimsenin tek parti hükûmetleri ile AK PARTİ’yi özdeş hâle getiremeyeceğine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, bir cümle…

Sayın Altay’a hiçbir şey yoktu yani bir sataşma yok, bir şey yok.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Niye canım, size de…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Neden “tek parti” deyince kendi üzerine alınıyor? Madem öyle, bütün memleketin kuruluşu, başlangıcı, o zaman bir daha savunmaya ihtiyaç yok herhâlde burada.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok tabii, yok, evet. Benim olduğu kadar, o CHP sizin de CHP’nizdir.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Burada problem şu: Bu ülkede hiç kimse tek parti hükûmetleri ile AK PARTİ’yi özdeş hâle getiremez, bunu söyleyemez.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben getirdim, pişman değilim.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Değilsiniz, o yüzden hiçbir şey kazanamıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bak, gene seçime geldi ya.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Millet sizi görüyor, görüyor ve hatırlıyor, o günleri hâlâ hatırlıyor. O kadar tevarüs etmiş, o kadar aktarılmış ki insanlar duyduğu anda diyor ki: “Aman! Gene o günlere mi döneceğiz, gene onlar mı olacak, gene yasaklar mı olacak?” O yüzden siz bunları savunmaya devam ettikçe biz kazanmaya devam edeceğiz.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Söz istedim Başkan.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ne var yani?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama istedim.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Önce Bekaroğlu konuşsun, ondan sonra.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Beni yasakları savunmakla itham etti. Sataşmadan söz istiyorum hatta. Bana “Siz bu yasakları savunmaya devam ediyorsunuz.” dedi. Bu sataşma değil midir? Parlamentodaki bir siyasetçiye söylenecek laf mıdır?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Niye, niye, ne? Anlamadım.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Neredeki siyasetçiye?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Laf mıdır Sayın Başkan?

Yerimden söz talep ediyorum.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, tek partiyle alakalı günleri kastediyorum. Her şeyden nem kapıyor; enteresan bir şey, Sayın Başkan çok alıngan.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Çok hassas ve alıngan.

BAŞKAN – Şimdi, arkadaşlar…

Sayın Altay, buyurun.

Bir dakika içerisinde…

30.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Anayasa’da var olan bütün temel hak ve özgürlüklerin bir kişinin iki dudağı arasına teslim edildiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tek parti döneminde kimsenin kaç çocuk doğuracağına karışılmıyordu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi de karışılmıyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kimsenin ne içeceğine, ne yiyeceğine, ne giyeceğine, nasıl giyeceğine karışılmıyordu.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Bulamıyordu ki efendim, bir şey bulsun da yesin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kimse zorla camiye de götürülmüyordu, zorla meyhaneye de götürülmüyordu.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi de öyle.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi bu Anayasa’da var olan bütün temel hak ve özgürlükler bir kişinin iki dudağının ucuna teslim edilmiş. Burada demokrasi varsa ben körüm. Böyle bir şey olabilir mi? Demokrasiyi tahrip ediyor. Tayyip Erdoğan ediyor, siz etmiyorsunuz. Demokrasi Tayyip Erdoğan’ın keyfine göre işletilecek bir rejim değildir ve Türkiye, konuşan Türkiye olmaya devam edecektir. Eskiyi karalayarak, oradan size bir prim de çıkmaz. O günlerde daha iyisini yapabilseydi birileri. O rejimi eleştirmek, Mustafa Kemal Atatürk’ü, İsmet Paşa’yı eleştirmek… Eleştirilmez diye demiyorum, elbette eleştirilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama bugün, Atatürk’e sövenlerin hoş görülmeye çalışıldığı bir dönemde Tayyip Erdoğan’a eleştiriye tahammül edilememesi, edilmemesi demokrasiyi içselleştirmemenin bir siyasi tezahürüdür. Kayıtlara geçsin. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkanım, son bir cümle…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zengin.

31.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, konuşan Türkiye var ki işte, Sayın Altay her istediğini söylüyor, söylesin de zaten.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben de söylerim tabii.

MÜRSEL ALBAN (Muğla) – Herkesi hapse atıyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biz onun için varız, biz onun için varız zaten. Yani söylemeyle alakalı ne sorun olabilir ki?

Bir defa, Mustafa Kemal Atatürk’ü tek CHP sahiplenmekten vazgeçsin. Bu ülkede temel değerler konusunda anlaşmamız gerekiyor. Herkes eleştirilebilir, belli noktalara kadar herkes eleştirilebilir; tarihî gerçeklikler de mevcut olanlar da. Burada mesele usulle alakalı, yöntemle alakalı. Siz bunu yaparken “Türkiye’de demokrasi yok.” diyorsanız yanlış yapıyorsunuz. Ben bu usulün size zarar verdiğini söylüyorum. Bize bir şey olduğu yok, bize zarar vermiyor çünkü vatandaş söylediğiniz her kelimeyi, sizin söylediğinizin çok daha ötesinde derin bir idrakle, geçmişten gelen bir idrakle anlıyor, bütün uygulamaları biliyor, yaşamış ve bunlardan da kendisi bir karar veriyor. Ya, bir ekip nasıl böyle her seferinde aynı şeyleri yapıyor, yapıyor, yapıyor ve hedef kitlesini hiç kale almıyor, hayretler içerisindeyim yani.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Arkadaşlar, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.46

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına son söz, Cumhuriyet Halk Partisi adına İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, 38 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine grubum adına konuşacağım ama ondan önce birkaç konuya girmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin üç önemli konuyla başı dertte. Bunlardan bir tanesi -işte konuşuyoruz- ekonomik kriz. Sayın Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi mensupları “Ekonomik kriz yok.” diyorlar. Var mı yok mu, artık onu takdir eden ediyor. Siyasal ve toplumsal olarak da Türkiye -biraz evvelki tartışmalardan da çok açık, net göründüğü gibi- bir kriz içinden geçiyor, sıkıntılar var. Bu yetmiyormuş gibi değerli arkadaşlarım, dış politika, uluslararası ilişkiler konusunda da zaten sıkıntılı olan ülkemiz son birkaç ay içinde daha başka sıkıntıların içine de sürükleniyor.

Değerli arkadaşlarım, sürekli olarak deniliyor ki: “Güney sınırlarımızdan güvenliğimizi tehdit eden terör unsurları var. Bundan dolayı burada, şu şekilde bulunmamız gerekiyor, şu hareketleri yapmamız gerekiyor.”

Şimdi, anlıyoruz ki… Tabii, Türkiye -Hükûmet ya da Sayın Cumhurbaşkanı- bir şey söylemedi ama Amerikan Başkanı dedi ki: “Biz gidiyoruz ve bu bölgedeki DEAŞ’la mücadeleyi Türkiye gibi ülkelere, Türkiye’ye bırakıyoruz.” Sadece DEAŞ değil değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, Amerika’nın çekilmesinden ortaya çıkan boşlukta bir bakıyoruz ki rejim güçleri de buraya doğru ilerlemeye başladı, bazı kasabaları almaya başladı, yayınlar yapılıyor.

Nedir yani bugünlerin özelliği ne? Bir de 31 Mart seçimlerine doğru gidiyoruz. Şimdi, 31 Mart seçimlerine doğru giderken ekonomik sıkıntı, işte ciddi bir şekilde büyümede problem var. “Hayır, işte 1,6 büyüdük her şeye rağmen.” Ama 7’den geldiniz oraya. Bu, büyüme falan değil ve dördüncü çeyrekte ne olacağını az çok hepimiz biliyoruz. İşsizlik oranları belli, “Her şeye rağmen doları yendik.” filan; bir şeyi yendiğimiz yok, 5,30 ile 5,50 arasında gidip geliyor yani ekonomide ciddi problemler var. Sanayi büyümesi falan da yok, küçülme olduğuna göre önümüzdeki günlerde daha başka sıkıntılar çıkacak.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir ortamda Sayın Cumhurbaşkanı -çok iyi bildiği iki şey- gerginlikle Türkiye’yi seçime götürüyor. Ne ilgisi var diyeceksiniz bu paketle? Bu paket de bir seçim paketi, o nedenle söylüyorum değerli arkadaşlar.

Cumhurbaşkanı daha Adalet ve Kalkınma Partisinin kurulduğu günden beri, sürekli şekilde, özellikle 2010’lardan sonra, toplumu gererek, toplumu kutuplaştırarak, neredeyse artık sinir uçlarına da dokunarak seçime götürüyor Türkiye’yi. Çok gergin Türkiye; her gün böyle şeyin üzerinde oturuyoruz, kimse ses çıkaramıyor.

“Bizden birisi konuştuğu zaman ne derse doğrudur, öbür taraftan birisi konuştuğu zaman ne derse yanlıştır hatta öbür taraftaki insanların hepsi haindir, teröristtir.” Böyle gidiyor. Herhangi bir insan bunu derse şey değil -tabii sorun- ama Sayın Cumhurbaşkanının demesi çok ciddi problem.

Arkadaşlar, bir Cumhurbaşkanı çıkıp programda herhangi bir vatandaşa “Portakal mısın, mandalina mısın, narenciye misin?” filan; öbürüne, efendim, grup başkan vekiline yani “Şimdi tazminat, sonra ceza.” Ya, siz kimsiniz Sayın Cumhurbaşkanı? (CHP sıralarından alkışlar) Elbette Cumhurbaşkanısınız ama yani siz hukukçu değilsiniz ki mahkemeler var. Ya, eskiden mahkemelere bir şekilde işaret veriyordu, şimdi emir veriyor, cezasını tayin ediyor, bir kanun maddesini söylemedi değerli arkadaşlarım. Bu olmaz, bununla Türkiye yol alamaz değerli arkadaşlarım, Türkiye bir yerde çarpar. Bakın, üzerine bastığımız yer yani hukuk devleti zemini hepimizin üzerinde durduğu zemindir. Bu zemin ortadan kalkarsa hepimiz ortadan kalkarız değerli arkadaşlarımız, yaşama şanslarımız olmaz.

Şimdi, üzerinde konuştuğumuz bu, Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi 12 maddeden ibaret, 9 ayrı kanunda değişiklik yapılıyor değerli arkadaşlarım. Şimdi, bu kanunun maddelerine geçmeden evvel, bu kanun nasıl geldi ve diğer kanunlar nasıl geliyor, bunun üzerinde konuşmamız gerekiyor, çok geniş bir şekilde konuşmamız gerekiyor değerli arkadaşlar. Bu torba yasa sistemi artık Türkiye'nin taşıyabileceği bir sistem değil. Bir defa değerli arkadaşlarım, siz işte başkanlık sistemi gelirken ya da Cumhurbaşkanlığı sistemi gelirken dediniz ki: “Meclis çok güçlü olacak, kanunları bütünüyle milletvekilleri getirecek, hiçbir şekilde hükûmet ya da Cumhurbaşkanı kanun tasarısı getirmeyecek bütçenin dışında.” Şimdi, değerli arkadaşlarım, kanun teklifleri geliyor. Ya, kendi kendimizi niye gülünç duruma düşürüyoruz arkadaşlar ya? Öyle teknik konular var ki… Bu kanun teklifini getiren arkadaşımız da şimdi burada oturmuyor.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Buradayım, geldim.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Nereden bunları bilmiş? Bu Boğaziçi’ndeki koordinatları, bunları nereden bilmiş, nasıl bilmiş? Belli ki çok açık ki Hükûmet getiriyor, bürokratlar getiriyor ama birbirimize yalan söylüyoruz değerli arkadaşlar. “Ben getirdim." diyor ama Komisyonda öyle bir oturuyor ki arkasında devlet memurları var. Ben de muhalefet olarak bu kanun teklifi yanlıştır diyorum, bu madde yanlıştır diyorum ama arkamda kimse yok. Onun arkasında devlet memurları var, onlardan istifade ediyor. Bu yanlış değerli arkadaşlarım, böyle olmaz, bunu sürdüremezsiniz, komik duruma düşüyoruz demokrasimiz, hepimiz. Bu böyle olmaz.

Bakın, geçen gün, şu anda Meclisi yöneten Meclis Başkan Vekilimiz ne duruma düştü? Bakın, dün kabul edilen Tekirdağ Milletvekili Mustafa Şentop’un Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Katar Devleti Hükûmeti arasında yapılan anlaşmanın onaylanmasına dair kanun teklifi, Mustafa Şentop’a ait. Sayın Şentop, tebrik ediyorum sizi, Hükûmetimiz adına anlaşma yapmış ve kanun teklifini buraya getiriyor. Olmaz, bunu unutmuşsunuz değerli arkadaşlarım. Anayasa’da uluslararası anlaşmaların nasıl olacağı, nasıl… Ya, Hükûmet sunacak bunu, başka çare yok.

Şimdi, -bakın, bu sistem şu anda bir şekilde devam ediyor, devam edebilmesi için- iktidarıyla muhalefetiyle, inatlaşmaktan falan vazgeçip bunları düzeltmemiz gerekiyor. Yoksa gerçekten komik duruma düşüyoruz değerli arkadaşlarım. Bu olmaz, bununla bir yere gidemeyiz.

Kanun teklifine gelince: bu teklif, vatandaşlarımızın birtakım ihtiyaçlarından kaynaklandı. Biraz evvel bir arkadaşımız sordu. Yani Yüksek Seçim Kurulu üyeleri… Teessüf ederim Sayın Katırcıoğlu, Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin ihtiyacı olamaz mı, onlar vatandaş değil mi? Onların da bir sene uzatmaya ihtiyacı var, ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

Bu yasa teklifi, değerli arkadaşlarım, kimin ihtiyacı biliyor musunuz? Hükûmetinizin işte, Cumhurbaşkanının ihtiyacı, ismini koyayım: Sayın Binali Yıldırım’ın ihtiyacı. 29’unda sanıyorum, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak açıklanıyor. Bu paketle beraber İstanbul’a gidecek, çok açık. Ve bundan sonra da bu seçim serbest seçim diye kimse iddia etmesin. Adaylardan birisi kanun çıkarıyor ya, kanun çıkarma yetkisi var adaylardan birisinin. Gidiyor, kamyoncularla İstanbul’da bir toplantı yapıyor. “Öyle mi, çok mu ceza verdiler size? Affettim ya!” diyor. Geliyor, burada, hemen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu da sürekli şekilde destekliyor; “Tamam.” diyorlar, hemen Sayın Binali Yıldırım’a kanun yapıyorlar. Bu kanunla gidecek.

Ha, şunu da söyleyeyim: Bu kanundaki birçok maddeye biz de “evet” diyeceğiz yani birtakım düzenlemeler var, onlara “evet” diyeceğiz, eleştirilerimizi yaparak “evet” diyeceğiz değerli arkadaşlarım.

Şimdi, maddelere geçecek olursam değerli arkadaşlarım, hepsinin üzerinde çok fazla durmayacağım ama 1’inci madde, aslında Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda daha evvel görüşüldü; 71 maddelik bir torba vardı, o torbadan alınıp getirildi. Nedir bu? Polis Bakım ve Yardım Sandığının ortak olması. Değerli arkadaşlarım, şu anda 280 binin üzerinde, 300 bine yakın Emniyet mensubu var ve bu sandığa ancak 45 bin kişi üye olmuş. Şimdi, bundan sonra memur olacak arkadaşların tamamı zorunlu olarak buraya üye olacak. Bu, Anayasa’ya aykırı arkadaşlarım, derneklerle ilgili 33’üncü maddeye aykırı, 48’inci maddeye aykırı, aykırı…

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Değil, hiç değil.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Tamam, biraz sonra gelir anlatırsın.

Niye bu arkadaşlar üye olmamış, 288 bin kişiden niye 45 bin kişi üye olmuş? İki sebep vardır, ya polisler gerçekten geçim sıkıntısı içinde, çok ciddi problemler var ya da bu sandığa inanmıyorlar, bu sandığın kendilerinin yararına olduğuna inanmıyorlar değerli arkadaşlarım. Niye o zaman kanun zoruyla üye yapacağız? Bu, yanlıştır. Bu maddenin çıkarılması için önerge verdik, onu desteklemenizi bekliyorum değerli arkadaşlarım.

Her maddeyle ilgili konuşmayacağım, arkadaşlarımız bölümler ve maddeler üzerinde de konuşacaklar. Konulardan bir tanesi de Karayolları Trafik Kanunu’nda değişiklik yapılıyor 3’üncü maddeyle, yapılan değişiklik; 2019 yılında hani bütün cezalarda, harçlarda yeniden değerlenme oranında artış yapılıyor ya, trafik cezalarında yapılmayacak diyor. İlk bakışta çok şey gibi geliyor falan ama hemen düşündürüyor “Niye diğer cezalarda yapılmıyor, niçin diğer harçlarda yapılmıyor?” diye. Gerekçe olarak arkadaşlarımız dediler ki: “Biz iki ay evvel bu konuda değişiklik yapmıştık.” Gerçekten yaptılar. İki ay evvel bu Mecliste, Sayın Zengin, aynen bu adla bir kanun çıkardık biliyor musunuz? Aynen bu adla yani “Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.” Bakın, neredesiniz? İki ay evvel aynı adla kanun çıkardık ve bazı trafik suçlarının cezalarını artırdık ama trafik magandaları hedeflenmişti, o zaman işte, ölümler filan olmuştu, infial vardı, bunu gidermek için yaptınız ve caydırmak amacıyla bu şey… Şimdi, diyorlar ki: “Zaten trafik cezalarını artırdık dolayısıyla 2019’da artırmayacağız.” Seçim için bunu yapıyorsunuz, çok açık; 2019’da caydırma şeyi olmayacak mı değerli arkadaşlarım? Olacak ama siz bunu bu şekilde geçiriyorsunuz.

Başka bir madde, 4’üncü madde değerli arkadaşlarım. Bu 4’üncü madde, daha evvel, mayıs ayında çıkarmış olduğumuz imar affıyla ilgili. O mayıs ayında, Boğaziçi öngörünüm bölgesi bu imar affından, imar barışı filan diyordunuz, imar barışından istisna edilmişti. Niye? Çünkü Boğaziçi Kanunu var. Bu kanun varken böyle bir şey Boğaziçi’nde yapılamaz. Boğaziçi Kanunu, biliyorsunuz, değerli arkadaşlar, 1983’te çıktı. Çok müthiş bir şeyi var. Yani “Bize atalarımızdan, geçmişten kalan, Türkiye’nin imzası, Türkiye’yle ilgili böyle çok belirleyici birkaç tane işaret deyin.” derseniz bir tanesi Boğaz’dır. Bu Boğaz’ı koruyacağız ve gelecek nesillere bırakacağız diye Boğaziçi Kanunu çıkmıştı. Ama Boğaziçi Kanunu’nda yazılan ne vardıysa hepsi ihlal edildi. Siyasetçiler -ayrım yapmıyorum- işte, belediye başkanları, o memurlar filan, hepsi ihlal etti ve bugün Boğaziçi bu hâle geldi.

Şimdi bu hâli meşrulaştıracağız ama burada iki tane konu var, bunlardan bir tanesini biz destekliyoruz. Neyi destekliyoruz? İstanbul’a gelmiş, zamanında başını sokacak bir yer aramış ve oralarda ev yapmış. Niye? Çünkü devlet, sosyal devlet görevini yapmadığından dolayı vatandaş ev yaptı, gitti oraya ev yaptı. Yıllar geçti. İşte Özal geldi, tapu kullanma belgesi verdi, o bunu dedi, bu bunu dedi filan. Bütün seçim zamanlarında bunlar geldi geçti. Evini almak istiyor ve oradan da üç beş kuruş rant yani bir daireyse iki daire almak istiyor. Helalühoş olsun. Bunu vermek gerekiyor değerli arkadaşlar. Fethipaşa Korusu’nun hemen dibinde böyle küçük küçük evler var; tanıyorum, ziyaret ediyorum, çaylarını içiyorum. Bunlara vermek lazım ama bu garibanlara sığınarak buraları yağmalayanlar var, rantlar oluşturanlar var.

Sayın Bakan çıkmış algı operasyonu yapıyor değerli arkadaşlarım. Sizin Bakanınız Murat Kurum çıktı dedi ki: “Yalılara af getirmiyoruz.” Değerli arkadaşlarım, yalılara af diye bir şey söz konusu değil ki zaten. Yalıların hepsi, hemen hemen hepsi, yüzde 99’u tescil edilmiş tarihî eserler. Oraya bir şey olmaz. Belki adam yani bir garajının çatısını filan yapmıştır. Yalılarla ilgili böyle bir şey söz konusu olmaz, yok; kanun filan, böyle bir şey yok. E niye bir koca bakan algı operasyonu yapar, millete yalan söyler değerli arkadaşlar? Hayır, burada bu insanlar da korunacak ve böyle bir hakkımız yok, böyle bir yasa çıkarma hakkımız yok. Bunu, bu maddeyi yeniden yazın; ayırın, nasıl ayıracaksanız ayırın değerli arkadaşlarımız. Ha, zaten imar affı filan dediğimiz şeyle de sorun çözülmüyor bildiğiniz gibi değerli arkadaşlarımız, orada hiçbir şekilde sorun çözülmüyor.

Bakın, bugün Türkiye’nin en temel problemi, İstanbul’un en temel problemi depremdir değerli arkadaşlarım. Bir deprem tehlikesini herkes bekliyor, konuşuyor, ediliyor. Depremle ilgili on altı senede ne yapıldı, ne yapıldı? Birisi gelsin bana söylesin “Depremle ilgili böyle şeyler yaptık, işi çözdük.” Ha, yani 6306 sayılı Yasa çıktı ama bu yasayla ilgili bir şey yapılmadı. İstanbul’da deprem toplanma alanı bırakmadınız, hepsini ranta açtınız, imara açtınız değerli arkadaşlarım ya! Bir deprem olduğunda insanların toplanacağı güvenli yer yok ve bu madde, bu yasa, bu imar affı depremle ilgili hiçbir şey getirmiyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın ne diyor, çok uzatmayacağım: “Yapının depreme dayanıklılığı hususu malikin sorumluluğundadır.” Büyük bir değişiklik yapıyoruz, para topluyoruz ve bu topladığımız paraları deprem dönüşümü için kullanacağız diyoruz. Ne kadar topladınız, ne kadar dönüşüme ayırdınız; birisi çıksın bu açıklamayı yapsın. Böyle bir açıklama da yok ama depremle ilgili hiçbir şey yapılmıyor; Türkiye’nin temel problemi, hiçbir şey yapılmıyor. Aslında imar affı filan da değil, vatandaşı kandırıyoruz. Ne olacak, sonra ne olacak; yıkılmaya geldi, ne olacak bu arkadaşlar, birisi gelsin söylesin. Tapu verecek misiniz, böyle bir şey var mı? Yok. Dolayısıyla bu, gerçekten bir imar affı değildir; seçim öncesi, 24 Haziranda hazırlanmıştır, şimdi bunlar yenileniyor, tekrar insanlara hatırlatılıyor. Niye? Çünkü İstanbul elden gidiyor. İstanbul elden gidince -hadi ruhsatlı saray diyelim- ruhsatlı saraydan çıkmak zorunda kalacaksınız değerli arkadaşlarım, anketler bunu gösteriyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiçbir yere gitmez, merak etme.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – O nedenle, istifa ettirilmeden aday olacak, İstanbul’da dolaşacak bir Meclis Başkanı varken nasıl karşısındaki adaylar da seçim çalışması yapacak ve bu seçim serbest seçim olacak değerli arkadaşlarım? İnsaf, nasıl olacak bu seçim; böyle bir şey var mı? Yok.

Neyse, devam edelim değerli arkadaşlarım. Başka bir sorun da 3’üncü madde. Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkında Kanun’da bir değişiklik yapılıyor. Bu değişiklik de bir af aslında, nitelikli çoğunluk gerekiyor. Anayasa Mahkemesi başka kararlar da vermiş. Yüksek cezalar var. Birinci ve ikinci köprüden, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçmesi yasak olan araçlar. Bir defa bunun -geçmesi yasak olan araçlar- sadece trafik için yapıldığını kimse söylemesin. Hani, o verdiğiniz kamu-özel ortaklığıyla, otuz sene, elli sene garantili bir şekilde, geçiş garantileriyle -dolar ve euro cinsinden- köprülerdeki insanlar kazansın diye, zorla oraya sevk ettiniz değerli arkadaşlarım, yanlışlıkla buradan geçenlere ceza bastınız.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Alakası yok Hocam.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Zamanında da hiçbir şekilde bunlara tebliğ edilmedi. Niye tebliğ edilmedi? Tebliğ edilmedi çünkü seçimler geliyordu, seçimler vardı, hep iptal edildi.

Şimdi, öyle kamyoncu var ki kamyonetçi var ki 100 bin lira ceza gelmiş değerli arkadaşlar. İşte Sayın Meclis Başkanı bu kamyoncularla buluştu, anlattılar. Ya çok felaket… Ya siz yaptınız, siz öyle şeyler yapıyorsunuz, ne serbest seçimi ya! Siz, seçim öncesinde, trafikte sıkıntı olmasın diye bu elektronik denetim sisteminin kameralarını kapatıyorsunuz, trafik polislerine “Ceza yazmayın.” diyorsunuz! Ya, siz her şeyi yaparsınız seçim kazanmak için. Seçim kazanmak için ülkeyi geriyor Sayın Cumhurbaşkanı, üzerine bastığımız zemini oynatıyor Sayın Cumhurbaşkanı. Güneyde de ne oluyor bilmiyoruz, kiminle savaşacağımızı bilmiyoruz değerli arkadaşlarım. Seçim kazanmak için bunları yapıyorsunuz, bu da böyle bir şey. Ama madem böyle bir af getiriyorsunuz, diğer köprüden geçişle ilgili cezalara da af getirin, genelleyin bunu, üçüncü köprüden yanlışlıkla geçenlerin hepsini de affedin; öyle bir şey yok.

Devam edelim değerli arkadaşlarım, 6’ncı madde var. Bu 6’ncı madde de enteresan, bunu kısmen destekliyoruz diyorum. Biliyorsunuz, bu büyükşehir yapılan illerdeki köylerde, kasabalarda ve beldelerde insanlara birtakım yükümlülükler geldi şehre dâhil olduklarından dolayı; işte su parasından emlak vergilerine kadar, bu vergiler kanun gereği belli sürelerde ertelenmişti, şimdi tekrar bunları erteliyorsunuz değerli arkadaşlarım.

Burada da iki tane konu var. Bir, gerçekten köylüler var yani kendi evine su getirmiş, şimdi oraya şey takacaksınız, o şehirdeki en düşük fatura bedelinin yüzde 25’i kadar su parası alacaksınız. Bu, sıkıntılı, problemli bir şeydir. Ertelemek olmaz, bütünüyle bunu ortadan kaldıralım, onlardan vergi alınmasın değerli arkadaşlarım. Bunu sağlamak hiç de zor değil. Otururuz… Böyle yerlerde oturan insanlar gerçekten köy yerleşim yerinde mi oturuyor, gerçekten çiftçi mi, arıcılık mı yapıyor, seracılık mı yapıyor, hayvancılık mı yapıyor; bunu tespit etmek hiç de zor değil. Onlardan emlak vergisi de almayalım, su parası da almayalım, diğer harçları da almayalım. Ama burada öyle yerler var ki değerli arkadaşlarım, öyle yerler var ki işte Beykoz’da, sadece Beykoz’da değil, Sarıyer’de, Zekeriyaköy’de -her tarafı şey yapmayalım- milyon milyon dolarlık villalar var, villalar. Bu milyon milyon dolarlık yerlerden vergi almayacağız, erteleyeceğiz; bunu yapıyorsunuz değerli arkadaşlar. Çok kurnazsınız siz ya! Çok haksız işler yapıyorsunuz, işiniz gücünüz haksızlık yapmak.

Devam ediyorum. Başka bir şey var, katılım bankaları -bu da müthiş bir kurnazlık- sukuk, işte kira sertifikasıyla ilgili enstrümanları kullanırken onlara birtakım muafiyetler getiriyorsunuz. Bazı yasaklar var, diğer bankalara göre yasaklar var. Dolayısıyla bu türev kâğıtları kullanırlarken sıkıntıya giriyorsunuz. Şimdi, para bitti, para toplayacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bana biraz daha süre verebilir misiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Bir dakika...

Buyurun, toparlayalım.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Hâlâ işte inançları sebebiyle bankalardan filan uzak duran insanlara bir kolaylık; “Bu, katılım bankaları üzerindedir, bu kâğıtlar temizdir. Burada şey değil kardeşim, burayı okuduk üfledik, burada işlem yapabilirsiniz.” diyeceksiniz. Öyle bir noktaya geldiniz, öyle bir noktaya getirdiniz ama yani buralardan da şey yok.

Son bir maddeyle ilgili… Daha evvel vergi affı gelmişti, biliyorsunuz 71 maddelik torbada vardı; bu torbadan alıp buraya getirdiniz. Bu da yani çok açık gösteriyor, vergi affından yararlanan insanların neredeyse yüzde 25’i parasını ödeyebilmiş. Bu da ülkede çok ciddi bir kriz bulunduğunu gösteriyor.

Başka bir şey var değerli arkadaşlarım, biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu torbaya bir şey atmak istedik. Hani Hükûmetin de vaadi olan “Öğretmenlere, Emniyet mensuplarına, Diyanet mensuplarına, sağlıkçılara ve kamu avukatlarına 3600 ek gösterge verelim.” diye biz de bir önerge verdik ama maalesef, onu reddettiniz. Çünkü sizin işiniz kitleler değil, sizin işiniz İstanbul’da seçim kazanmak ama Ekrem maalesef, Sayın Meclis Başkanımızı geri gönderecek değerli arkadaşlar.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mustafa Şentop’un, milletlerarası andlaşmaların onaylanmasının uygun bulunmasına dair tekliflere ilişkin düzenlemenin İç Tüzük’ün 90’ıncı maddesinde yapıldığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, kürsüdeki hatip hangi münasebetle olduğunu tam anlayamadığım bir şekilde, 27 sıra sayılı Katar’la yapılan anlaşmayı uygun bulmaya dair kanun teklifi münasebetiyle benim de adımı burada zikretti. Malumunuz, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uluslararası anlaşmaların bir kanunla Meclis tarafından uygun bulunacağını söylüyor. Buna dair bir İç Tüzük değişikliğini de yine İç Tüzük’ün 90’ıncı maddesinde ekim ayı başında yaptık. Cumhurbaşkanlığı tarafından uluslararası anlaşmaların Meclise gönderileceğini, gönderildikten sonra ilan edileceğini, ilandan sonra da milletvekilleri tarafından uygun bulmaya dair bir kanun teklifinin verileceğine dair bir düzenlemeydi bu. Bu düzenlemeyi yaptık. Bundan önce Sayın Meclis Başkanının verdiği tekliflerle uygun bulma kanunları görüşüldü burada. Bu da benim imzaladığım bir uygun bulma kanun teklifidir.

Sayın Bekaroğlu, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, Cumhurbaşkanlığı sisteminde Hükûmetin tasarı sunabilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkanım yani sizi kişisel olarak eleştirmek için bunu söylemedim. Burada bir garabet var. Yani bu Cumhurbaşkanlığı sistemi devam edecekse gerçekten Hükûmet -benim kişisel düşüncem bu, partimle filan konuşmadım, tartışmadım- tasarı getirebilmeli Başkanım, bu olmaz. Burada bir gariplik oluyor. Hükûmet, bir başkan bir anlaşma yapıyor, Dışişleri Bakanı bir anlaşma yapıyor. Niye siz getiriyorsunuz? Ben getireyim. Nasıl oluyor bu? Belli ki size söylüyorlar. Yukarıdan diyorlar ki: “Böyle bir şey geldi.” Kaç tane uluslararası anlaşma bekliyor Sayın Şentop, Sayın Başkanım? Niye bunu getirdiniz belli yani burada. Diyorum ki: Siz de bir başka milletvekili de zor duruma düşmesin, bu torbacı arkadaşlar da zor duruma düşmesinler, ikide bir getiriyorlar.

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Zor duruma düşüyorlar gerçekten. Komisyonda soruyoruz: “Bu nedir…”

BAŞKAN - Bu tartışmayı ikimizin karşılıklı sürdürmesi çok uygun değil.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Ha, bunu oturup, partiler arasında bir araya gelip bu işi çözelim. Bu anlamda söyledim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bu ayrı yani diğer kanunlarla ilgili verdiğiniz örnekler olabilir ama verdiğiniz bu örnek çok kötü bir örnek.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Bu, en kötü örnek, en kötü örnek Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Uluslararası anlaşmalar bütün sistemlerde, parlamenter sistemlerde de başkanlık sistemlerinde de…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – En kötü örnek ve siz buna muhatap olmak zorunda kaldınız.

BAŞKAN – Biraz dinle istersen yani dinlemeden cevap veremezsin bence.

Parlamenter sistemlerde de başkanlık sistemlerinde de uluslararası anlaşmalar yürütme tarafından imzalanır, parlamentolar tarafından da uygun bulunur, yasama organı tarafından da. Amerika Birleşik Devletlerinde de böyledir; uygun bulmaya dair bir kanun, genellikle, kabul edilir, çıkartılır. Dolayısıyla bu, sistemle ilgili eleştiri bakımından da hiç olmayacak bir örnek kanaatimce.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ben öyle değil demedim. Demek istediğim şu: Niye siz de bir başkası getirmedi?

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bilgen, buyurun.

33.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, RTÜK tarafından Halk TV ve FOX TV’ye verilen para ve yayın durdurma cezasına, siyaseti farklılıklara, eleştiriye tahammül konusunda, darbeye giden koşullara karşı dikkatli olma konusunda uyarmak zorunda olduklarına ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, dün de bugün de burada hem basın özgürlüğü hem de darbeyle ilgili tartışmalar yaptık. Biraz önce sosyal medyaya düştü: FOX TV’ye, tahmin edeceğimiz yayın dolayısıyla 1 milyon lira, Halk TV’ye 80 bin lira para cezası; yine, FOX TV’deki akşam haberlerine üç gün yayın kaldırma, Halk TV’deki programla ilgili de beş gün ceza verilmiş RTÜK tarafından.

Elbette ki biz, hiç kimsenin yayın yasağı baskısıyla, para cezası baskısıyla karşılaşmasını istemeyiz ama -ismini anmak istemiyorum- çeşitli kanallar var, her gün nefret suçu işliyor, her gün nefret söylemi üzerine yayın yapıyor. Ama buradaki tablo, doğrudan muhalefeti engelleme, medyayı baskı altına alma olarak yorumlanabilecek bir uygulamadır.

Bakın, asla “ama” ve “ancak” kelimeleriyle birlikte kurmuyorum. 27 Mayıs öncesinde Vatan Cephesi kuruldu ve radyolardan Vatan Cephesine üye olanların isimleri okunuyordu; sonra da bunlar 27 Mayıs dosyasında dava konusu olarak kendisine soruldu Menderes’in.

27 Mayıs ve sonrasına nasıl “ama”sız, “ancak”sız karşı çıkıyorsak ve darbelere -kim tarafından gelmiş, kime karşı yapılmış olursa olsun- karşı çıkıyorsak siyaseti de siyaset yapma biçimi, farklılıklara tahammül, eleştiriye tahammül konusunda, darbeye giden koşullara karşı dikkatli olma konusunda uyarmak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AYHAN BİLGEN (Kars) - Bu, darbe sevicilik değildir, darbeyi meşrulaştırmak değildir; aksine, romantik bir darbe karşıtlığının hiçbir gerçekçiliği yoktur bu ülkede. 4 kere, 5 kere darbe, muhtıra, uyarı, postmodern, bilmem ne olmuşsa demek ki somut koşullar oluşuyor ve bu gerçekleşiyor. O acıları tekrar yaşamamanın biricik yolu, siyasetin sorun çözmesi ve darbeye götüren koşullardan ders çıkarmasıdır. 1950-1960 arasındaki yanlışlardan ders çıkarmaz, aynı yanlışları yaparsak ne yazık ki aynı sonuçlarla karşı karşıya kalırız.

Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, tümü üzerinde şahısları adına iki arkadaşımıza söz vereceğim.

Önce, İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan.

Buyurun Sayın Emecan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teklif üzerine konuşmama başlamadan önce, ülkemizin iki değerli sanatçısına, Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e yapılan haksız saldırılara biraz değinmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu iki sanatçımız yıllardan beri ülkemizin hemen hemen tüm siyasetçilerini mizah yoluyla, hiciv yoluyla eleştirmişlerdir. Mizah ustaları, güldürürken düşünmeyi, kırmadan, dökmeden toplumda bazı farkındalıkları yaratmayı her daim amaç edinmişlerdir. Her türlü sanatın özünde eleştiri vardır ve var olmalıdır. Siyasilerin istediği gibi mizah yapmak, onlara övgüler dizmek bir sanat değil, olsa olsa dalkavukluktur. Bu nedenle, toplumumuzun gönlünde yer edinmiş sanatçılarımıza hoşgörülü olmak gelişmişliğin bir göstergesidir. Sanatçılarımız tarafından ifade edilen genel bazı söylemler şahsi eleştiri olarak değerlendirilmemelidir. Bu nedenle, sanatçılarımıza yapılan bu saldırıların haksız ve yersiz olduğu düşüncesindeyim. Bu ülkenin dalkavuklara değil, özgürce düşünen, eleştirel sanatçılara ihtiyacı vardır. Ayrıca kendisini faşist olarak görmeyen, diktatör olarak görmeyen hiç kimse faşizmin tarifini ve tarihteki sonuçlarını üzerine alınmaz.

Değerli milletvekilleri, yeni bir torba kanun teklifini görüşüyoruz. Bu teklifimizin içerisinde tabii ki vatandaşlarımızın lehine olan maddeler var, bizim de katıldığımız, uygun gördüğümüz ama eleştirimiz olan maddeler de var. Ama öncelikle, teklifin yılbaşından önce getirilmesi ve içerisinde yer alan maddelerin içeriğine, ruhuna baktığımız zaman şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza. Özelikle de bu maddenin geldiği sürece baktığımızda, içinde bulunduğumuz ekonomik krizi de düşündüğümüzde, maddeler üzerinde şöyle bir analiz yaptığımızda, bazıları vatandaşın lehine bazı aflar içermektedir. Örneğin 2’nci madde, ziraat odalarının çiftçiden alacağı payda indirim; 3’üncü madde, trafik cezalarında yeniden değerlemeye göre artırım yapılmaması; 5’inci maddeye baktığımızda, köprülerde trafik cezalarının affedilmesi; 6’ncı madde, köylünün vergi borçlarını erteleme; 10’uncu madde, vergi afları ve borç ödemelerinin ertelenmesi şeklinde vatandaşın sorunlarını çözen, onları bir nebze rahatlatacak uygulamalar, düzenlemeler gibi görünmektedir. Biz de tabii ki katılırız bu düzenlemelere yeter ki vatandaşımızın lehine olsun. Ancak bunların yanında diğer bazı maddelere baktığımızda da 1’inci madde, Emniyet çalışanlarına sandığa zorunlu üye olma şartı getiriyor; 4’üncü madde, Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesine ait bir düzenleme var bu maddede ve 9’uncu madde, tamamen seçimlere yönelik bir düzenleme, YSK’yla ilgili. Torbanın genelini şöyle bir değerlendirdiğimizde; bir taraftan vatandaşlara aflar yoluyla birtakım rahatlıklar sağlamak bu ekonomik kriz sürecinde. Seçime giderken bunu biz bir seçim yatırımı olarak görsek de yine de yanındayız ama yanında olmamız bunların bir seçim yatırımı olduğu gerçeğini de kapatmıyor. Bunun da altını çizmek istiyorum. Bunların yanında diğer maddelerinde krizden dolayı kasada para bulunmadığı için, biz bu paraları nereden bulsak, yaratsak endişesiyle getirilmiş maddeler olduğunu, vatandaşın cebinden gönüllü olarak para almaya yönelik maddeler olduğunu görüyoruz ve diğeri de yine seçime yönelik bir madde.

Şimdi, değerli milletvekilleri, tabii ki maddelerin hepsine tek tek değinemeyeceğim ama birkaçına değinmek istiyorum izninizle.

Özellikle 4’üncü maddeye gelecek olursak: 3194 sayılı İmar Kanunu müteahhidi en fazla koruyan bir yasa olarak çıktı. Şimdi, bu yeni düzenlemeye baktığımızda, Boğaz öngörünüm bölgesi içerisinde yer alan taşınmazların maliklerine Yapı Kayıt Belgesi verilmesini düzenleyen bir teklif maddesi. Peki, ne getiriyor bu madde diye baktığımızda, öncelikle oradaki vatandaşı, arsanın üzerindeki betonla barıştırma düzenlemesi gibi görünüyor; birincisi bu.

İkincisi: Getirilen af, tadilat ya da yıkım izni kesinlikle vermiyor. Vatandaş oradaki binasını, evet, bir Yapı Kayıt Belgesi alarak kayıt altına alıyor ama üzerine bir çivi bile çakamayacak, belki boya badana yapabilir. Vatandaş, sadece boya badana yapabilecek yani bunun için yüksek bedeller ödeyecek size, hem de gönüllü olarak bu bedelleri ödeyecek. Deprem durumunda peki ne olacak? Yine, yasa şöyle bir şey öngörüyor: Binanın güvenliğinden kentsel dönüşüme kadar vatandaş sorumludur yani kentsel dönüşüm o bölgeye gelene kadar herhangi bir deprem olursa -ki İstanbul bir deprem bölgesi, her an bir deprem bekleniyor- vatandaş o çivi bile çakamadığı binada belki yıllarca daha yaşamaya devam edecek ama mühendislik hizmeti alamayacak, bir çivi bile çakamayacak, kentsel dönüşüm yapılmasını bekleyecek.

Şimdi, burada biz vatandaşımızın mağduriyetlerinin tabii ki çözülmesini istiyoruz, bunun yanındayız, bunun destekçiyiz ancak bu düzenleme alelacele getirilmiş bir düzenlemedir. İlk çıkardığınız imar affı kanunuyla bu bölgede oluşan birtakım belirsizlikler vardı, imar komisyon raporlarıyla da bunu çözemediniz, işin içinden çıkamadınız, bir kanun teklifi olarak getirdiniz ama keşke içine vatandaşın mülkiyet problemlerini de çözen bir uygulama koysaydınız da en azından daha faydalı, daha verimli, vatandaşın gerçek anlamda yararlanabileceği bir düzenleme olsaydı. Şu anda eksik ve kadük bir düzenlemedir.

Aynı zamanda başka bir açıdan baktığımız zaman, bu bölgede 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Kanunu kapsamındaki tarihî ve tescilli binaların da kapsam dışı olduğunun bu değişikliğe eklenmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, Komisyona bu kanun teklifi geldiğinde sayfalar dolusu birtakım kodlar, kod değişiklikleri geldi ve o kodlarla Sayın Bakanın, Çevre ve Şehircilik Bakanımızın da açıklamasında “Tarihî eserler, tescilli eserler bu kapsamın dışında.” deniliyor. Ancak, harita mühendislerinin bile çözemediği bu kodlarla bu iş olmaz, bu iş anlaşılmaz, bu iş çözülemez. Bu geçici 16’ncı maddede Gelibolu’daki tarihî alanlar ve Çanakkale savaşlarındaki tarihî alanlar nasıl kapsam dışında bırakıldıysa Boğaziçi öngörünüm bölgesindeki tescilli binaların da kapsam dışı bırakıldığının bu teklife mutlaka eklenmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, diğer bir önemli madde de Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin görev sürelerinin uzatımıyla ilgili. Nedir burada gerekçe? İşte, gerekçe: Seçimlere az bir sürenin kalması nedeniyle seçimlerin düzen içerisinde yapılamayacağı, o yüzden de bu sürelerin uzatılacağı.

Öncelikle şunun altını çizelim: Kaç üye değiştiriliyor? 6 üye değiştiriliyor. Şunun altını çizmek istiyorum: Şimdi, bu düzenlemeyle aslında yeni seçilecek ve gelecek olan Yüksek Seçim Kurulu üyeleri itibarsızlaştırılmakta ve değersizleştirilmektedir. Yani bunun anlamı şudur: “Eğer bir değişiklik yaparsak ve yeni arkadaşlar gelirse bu işi yapamazlar, beceremezler.”

Şimdi, bu tez, doğru bir tez değil. Birincisi: 6 kişi değişiyor, tamamı değişmiyor. 6 kişi değişiyorsa neden bir kaos olsun, neden yürütemesinler?

İkincisi: Yeni gelecek olan arkadaşlar yetkinliğe sahiplerse bu iş neden yine kaosa uğrasın, yine neden değişemesin? Bir tek nedeni olabilir, biliyoruz ki önceki dönemde, seçim döneminde YSK üyeleri şöyle bir karar almıştı: Biliyorsunuz, mühürsüz oyların kabulüyle ilgili Anayasa’ya aykırı bir karar alarak, tamamen iktidarın lehinde bir karar olarak seçimlere şaibe karıştırmışlardı, aslında tam da iktidarın istediğini yapmışlardı. Şimdi, acaba bu arkadaşlar ödüllendiriliyor mu? Yine, yeni seçimlerde birtakım şaibeli kararlar alınması mı düşünülüyor, o nedenle mi bu arkadaşların görev süreleri uzatılıyor? Ya da yeni gelecek olan arkadaşların, Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin Hükûmetin söyleyeceklerini yapmayacağından endişe mi duyuluyor?

Değerli vekiller, değerli arkadaşlar; bu, tehlikeli bir düzenlemedir seçim öncesi. Bu düzenlemeden acilen vazgeçilmesi ve bu torba kanundan YSK’yla ilgili düzenlemenin acilen çıkarılması gerekmektedir çünkü bu seçimlere şaibe karışmasının önüne ancak bu şekilde geçilebilir, bunun altını çizmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Sayın Başkanım, selamlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Diğer maddelerle ilgili, arkadaşlarımız detaylı olarak konuşacaklar. Ben, özellikle üzerinde durmak ve vurgulamak istediğim 2 maddede sizlerle görüşlerimi paylaştım. Hayırlı olmasını diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına Giresun Milletvekili Cemal Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (2/1491) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Son dönemlerde vatandaşlarımızdan gelen talepler ve ortaya çıkan ihtiyaçlar çerçevesinde, çeşitli konulara ilişkin düzenleme yapılması ihtiyacı hasıl olması üzerine, İstanbul Milletvekilimiz ve AK PARTİ Grup Başkan Vekilimiz Sayın Mehmet Muş ve 25 milletvekili arkadaşımla birlikte bu kanun teklifini hazırlayıp Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduk. Teklif, Plan ve Bütçe Komisyonumuzda 24 Aralık 2018 tarihinde 27’nci Birleşimde görüşülüp kabul edilerek Genel Kurulun gündemine gelmiştir. Başlangıçta yürürlük ve yürütme maddeleriyle 10 maddeden oluşan teklife, Komisyondaki görüşmeler esnasında verilen önergelerle 2 madde daha ilave edilmiştir.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinde, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda yer alan fiillere uygulanan ceza tutarlarının 2019 yılında yeniden değerleme oranında artırılmaması getirilmektedir çünkü bilindiği gibi, 18 Ekim 2018 tarihinde yaptığımız düzenlemeyle 7148 sayılı Kanun’la Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan değişikliklerle trafik cezaları artırılmıştı, şimdi iki ay sonra yeniden değerleme oranında bu cezaların tekrar artırılması uygun değildi.

Yine, araç sınıfları itibarıyla geçmesi yasak olmasına rağmen İstanbul 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçen kişilere verilen idari para cezalarının tahsilinden, yapılmış itirazlardan ve açılmış davalardan feragat edilmesi şartıyla, vazgeçilmesi; bu kapsamda tahsil edilmiş para cezalarınınsa 25/2/2019 tarihine kadar başvurulması hâlinde 31 Mart 2019 tarihine kadar ilgililere iade edilmesi düzenlenmektedir.

Bir diğer maddede, seçimlerin düzen içinde yönetimini teminen, mevcut üyelerin bilgi ve tecrübesinden faydalanmak amacıyla Yüksek Seçim Kurulunda 2019 yılında yapılacak üye seçiminin 2020 yılında, 2022 yılında yapılacak üye seçimininse 2023 yılında yapılarak mevcut üyeler ile başkan ve başkan vekillerinin görev sürelerinin bir yıl daha uzatılması öngörülmektedir.

Bir diğer maddede, 7143 sayılı Kanun kapsamında borçlarını yapılandıran ancak ödeme yapmayarak yararlanma hakkını kaybeden borçlulara borçlarını ödeme imkânı verilmektedir.

Bir diğer maddede, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nda tanımlanan Boğaziçi öngörünüm bölgesi içerisinde belirlenen alanlarda yer alan taşınmaz maliklerinin de imar barışı kapsamında kayıt belgesinden faydalanması sağlanmaktadır.

Yine, 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 1’inci maddesinin (15)’inci fıkrası kapsamında, tüzel kişiliği kaldırılan köylerde Belediye Gelirleri Kanunu uyarınca alınması gereken vergi, harç ve katılım payları ile emlak vergisinden istisna süresinin ve bu yerlerde içme ve kullanma suları için ücretin en düşük tarifenin yüzde 25’ini geçmeyecek şekilde belirlenmesine ilişkin uygulama süresinin altı yıldan sekiz yıla çıkarılmasına; ayrıca, söz konusu yerlerde Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan bazı istisna hükümlerinin uygulama süresi ile tüzel kişiliği kaldırılarak tek mahalleye dönüşen beldelerde içme ve kullanma sularından alınacak ücretin mevcut en düşük tarifenin yüzde 50’sini geçmeyeceğine ilişkin uygulama süresini 12/31/2022 tarihine kadar uzatmaktayız.

Ayrıca, yine, teklifte, 6362 sayılı Kanun kapsamına girecek kooperatif birliklerinin niteliği belirtilerek ilgili maddenin kooperatif merkez birliklerine ilişkin uygulama alanının daha açık hâle getirilmesi suretiyle oluşması muhtemel tereddütlerin giderilmesi; anonim ortaklıkların belirlenmesinde söz konusu kooperatifler, kooperatif birlikleri ve kooperatif merkez birliklerinin bu ortaklıklar üzerinde sahip oldukları hâkimiyetin ifade edilmesinde sermaye piyasası mevzuatıyla uyumlu terimlerin kullanılması ve satış hasılatı düşük olan anonim ortaklıkların kamu yararı bulunmadığı için kapsam dışında bırakılması sağlanmaktadır.

Ayrıca, kanun teklifinde, katılım bankalarının ilave ana sermaye ve katkı sermaye niteliğindeki kira sertifikası ihracını gerçekleştirmesini fiilen imkânsız hâle getiren 6362 sayılı Kanun’un 61’inci maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi ile, dördüncü fıkrasında yer alan tedbirlerden muaf tutulmasına ve kira sertifikaları uygulamasının geliştirilmesine imkân sağlanmaktadır.

Teklife Plan ve Bütçe Komisyonunda önergeyle ilave edilen ve teklife 1’inci madde olarak girip Genel Kurula sunulan 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 90’ıncı maddesine ikinci fıkradan sonra gelmek üzere “Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten sonra Emniyet Genel Müdürlüğü kadrosunda göreve başlayan memurlar görevleri süresince Sandığın daimi ortağıdır.” şeklinde yapılan bir düzenlemeyle yeni göreve başlayan tüm emniyet personeline Polis Bakım ve Yardım Sandığı’na ortak olma zorunluluğu getirilmektedir. Aslında bu madde, Plan ve Bütçe Komisyonumuzda daha önce kabul edilen ancak henüz Genel Kurulun gündemine gelmeyen (2/1369) esas numaralı Kanun Teklifi’nde de yer almaktadır. Bu kanunun kabul edilmesiyle o tekliften çıkarılacaktır.

Yine, kanun teklifimizde 6964 sayılı Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanunu’nun 20’nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “yüzde ikisi” ibaresi “yüzde biri” şeklinde değiştirilerek arazi varlığı az olan küçük çiftçilerin belirlenmesiyle alakalı kanunda değişiklik yapılmak suretiyle asgari ücretin yüzde 2’si olan ziraat odaları aidat alt sınırı yüzde 1’e düşürülmektedir.

Teklifte yer alan kanun maddelerini böylece özetlemiş oluyorum. Kanun teklifinde yer alan düzenlemeler, biraz önce sözlerimin başında söylediğim gibi, vatandaşlarımızdan gelen talep ve ortaya çıkan ihtiyaçların karşılanmasına matuftur. Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda da bunu etraflıca müzakere ederek kabul edip Genel Kurulun onayına sunduk.

Dolayısıyla kanun teklifinin kabulü yönünde oy kullanacağımı belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, tümü üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, RTÜK tarafından Halk TV ve FOX TV’ye ceza verilmesinin Türkiye'nin geleceği açısından yeni karamsarlıklara, endişelere yol açan bir konu olduğuna, TBMM tarafından seçilen RTÜK üyelerini iş ahlakına davet ettiğine, bedeli ne olursa olsun haksızlıklara karşı durmaya devam edeceklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, biraz önce Sayın Bilgen’in de değindiği konu Türkiye'nin geleceğine bakışımız açısından yeni karamsarlıklara ve endişelere yol açan bir konudur. Yani Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bugün toplanıyor Sayın Cumhurbaşkanının “Portakal mısın mandalina mısın?” diyen Fatih Portakal’ın “Hadi şimdi şöyle bir barışçıl çağrı olsa, sokağa çıkılsa, zamlar protesto edilse ki edilmez, kimse sokağa çıkmaz.” dediği için FOX TV’ye 3 program durdurma ve bir aylık reklam gelirlerinin yüzde 3’üne çökme cezası veriliyor.

Aynı şekilde Metin Akpınar, Müjdat Gezen konusu kamuoyunda yeterince tartışıldı ve kamuoyunda aslında işin aslı, kimsenin darbe çığırtkanlığı yapmadığı konusunda ortalama bir mutabakat sağlanmışken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …Halk TV’ye de aynı şekilde bir aylık reklam gelirinin yüzde 5’ine çökme ve 5 program durdurma cezası verilebiliyor.

Şimdi, bu kadar RTÜK’ün bir yıl öncesinden şikâyet edilmiş davalarla, programlarla ilgili karar vermeyen RTÜK’ün böyle apar topar bir karar vermesi Cumhurbaşkanının talimatına uymak değil de nedir? Şimdi, RTÜK üyelerini edebe davet ediyorum, iş ahlakına davet ediyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmişlerdir, bir kimsenin kapı kulu değillerdir, olmamalıdırlar. Bana da bunun için dava açabilir. Hatta RTÜK şöyle bir karar da alabilir. “Hiçbir televizyonda Engin Altay’ın Mecliste yaptığı konuşmalar gösterilmeyecek.” de diyebilir, demezlerse Allah belalarını versin, demezlerse Allah belalarını versin! (CHP sıralarından alkışlar)

Böyle bir şey kabul edilemez Sayın Başkan; burası muz cumhuriyeti değil, burada yalandan demokrasicilik oynayacak hâlimiz de yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Grup Başkan Vekilimiz Özgür Özel’in Millî Savunma Bakanıyla yaptığı polemik nedeniyle dün yine hazret kükrüyor, “Bunun hem tazminatı olacak hem cezası olacak.” diyor. Bir Cumhurbaşkanı bu lafları edecek ve burada arkadaşlar “Türkiye'de tıkır tıkır demokrasi var.” diyecek. Siz bizim aklımızla alay mı ediyorsunuz arkadaşlar?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Niye? Söylüyor işte, eleştiriyi yapıyor; daha ne olacak? Demokrasi var işte.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Böyle bir dünya yok. Burası Parlamento, konuşacağız. Ne Özgür Özel’i ne de bir başkasını susturmaya Tayyip Erdoğan’ın gücü yetmez, yetmeyecek. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Bağırmayın.” sesi)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bağırıyorum, sana ne?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Hakaret etmeyeceğiz, hakaret. Hakaret etmeden konuşacağız ya.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Hakaret etmeyeceksiniz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sana mı soracağım?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Eleştirmek ayrı, hakaret etmek ayrı.

BAŞKAN – Tamamlayın.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Hakaret etmeyeceksiniz.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Hakaret var, sürekli hakaret var ama hakaret ediyor sürekli.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Burada temiz bir dille konuşacak.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Millî Savunma Bakanıyla girdiği bir polemik, kaldı ki bütün kamuoyunun gözünün önünde her şey cereyan etmiş, karşılıklı sert sözler olmuş, olabilir. Millî Savunma Bakanının, bir kere, bir milletvekiliyle polemiğe girmesi yanlış. Sayın Özel hakaret etmemiş, doğruları söylemiş, “Silah arkadaşların sana hakkını helal etmeden öldü.” demiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yalan mı söylemiş?

Hâl böyleyken Özgür Özel’e 500 bin liralık tazminat davası açmakla, Halk TV’ye ve FOX TV’ye böyle cezalarla, yayın durdurmalarla Türkiye'nin susturulacağı zannediliyorsa; tek tük kalmış yandaş olmayan medyanın bu şekilde susturulacağı, muhalefetin bu şekilde sindirileceği zannediliyor ise vallahi de sinmeyeceğiz billahi de sinmeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun Türkiye'de olup biteni milletle paylaşmaya, haksızlıklara karşı durmaya, eğriye eğri demeye devam edeceğiz.

Bu konuda ayrıca madde üzerinde söz aldığımda tekrar görüşlerimi belirteceğim ama ben daha dün konuştum burada, Süleyman Demirel’in hoşgörüsüyle ilgili örnekler verdim, geçmiş başbakanların geçmişte bu konulara nasıl yaklaştığıyla ilgili örnekler verdim, Erdoğan bu kabustan kendini sıyırsın, Türkiye’de kimsenin onu gayriyasal yollarla devirmeye niyeti yok ama Erdoğan hakikaten devrilirse ancak Türkiye’de demokrasi tahrif edilirse devrilir.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Nereden biliyorsun? Yaşamadık mı darbeyi burada?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Demokrasi Erdoğan’ın büyük güvencesidir. Bunu Erdoğan’a bir kere daha hatırlatıyorum.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Boş konuşuyorsun, boş. Çocuk mu kandırıyorsunuz ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle, tazminatla, kapanma cezasıyla, para cezasıyla Erdoğan’dan korkacak bir tek CHP’li de yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Ayıp ya! Ayıp ya! Bu ne cezalar ya? Adam barışçıl “Sokağa çıkalım.” diyor ya!

BAŞKAN – Sayın Zengin…

35.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın “çökme” kelimesine, demokrasinin hem muhalefetin hem iktidarın güvencesi olduğuna ve korkarak siyaset yapanın bu Mecliste kalmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Sayın Altay çok bağırarak konuştu ama ben sakince cevap vermek istiyorum.

Şimdi, “çökme” kelimesini kullanıyor. Ne zamandan beri hukuken uygulanan yaptırımlara “çökme” adını veriyoruz?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hukuki bir karar değil bu.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Çökme, çökme.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hukuken karar. İtirazlarınız varsa bakarsınız ama sonuç olarak bunların hepsi hukuken RTÜK’ün uygulayabileceği…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sonuç olarak çökme.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – RTÜK, kanunların kendisine imkân verdiği yaptırımları uygulamıştır; bir.

İkincisi: Niye acaba sadece hak kullanmak muhalefete ait bir şey? Siz bir kamyon laf aktaracaksınız, bakana hakaret edeceksiniz, bir sürü laf söyleyeceksiniz fakat bakan kendi hakkıyla alakalı hukuken bir savunmaya geçtiğinde bunu suç addedeceksiniz. Bunu kınıyorum.

Elbette ki her insan, ister bakan ister Cumhurbaşkanı ister milletvekili ister kim olursa olsun, herkes kendisine yapılan yaptırımın kararını kendisi verir. Bundan rahatsız mı değil mi, bununla ilgili hukuka gitmek istiyor mu, bir şey yapacak mı; müsaade edin de kendisi karar versin.

MURAT EMİR (Ankara) – Yargı bağımsız olmadığı için olabilir mi acaba?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ha “Türkiye’de yargıyı aşağılıyorsunuz.” Sizin kendi beğendiğiniz fikirdeki hâkimler, savcılar karar verirse güzel ama başka türlü, beğenmediğiniz karar olursa yerden yere vuruyorsunuz.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ha, işte Cumhurbaşkanı yapıyor bunu.

MURAT EMİR (Ankara) – Yargı bir saat sonra harekete geçiyor, bitiminden bir saat sonra.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biz kendi adımıza hukuka itimat ediyoruz.

Ha, demokrasi, hem muhalefete lazım hem iktidara lazım, her birimizin güvencesi. Bence kimse korkmasın, bu ülkede korkarak siyaset yapan da bu Mecliste kalmasın. Biz de hiçbir şeyden korkmuyoruz. Korkanlara zaten bu millet asla prim vermez.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Vallahi ben korkuyorum ya.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Ama madem korkmaktan bahsediyorsunuz, bence dönüp kendi içinize bakın; kendi içinizde korktuğunuz için doğru adamları aday yapmaktan korkuyorsunuz, konuşturmaktan korkuyorsunuz. Önce kendi içinize bakın bize nutuk çekerken.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altay, konuşacak mısınız?

36.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Cumhuriyet Halk Partisinin adaylarının AK PARTİ’yi rahatsız etmesinden memnun olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bizim adaylarımızdan çok erken korkmaya başladınız, bizim kimi aday göstereceğimize de karışın da tam olsun.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Kimseden korkmuyoruz biz.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz bizim her işimize karışıyorsunuz; her söylediğimiz lafa karışın, her lafa karışın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bir karışmadığınız o kalmıştı, bir de ona karışın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz her şeye karışıyorsunuz; ona verdiğimiz kabahat, mahkemeye gittiğimiz kabahat, söylediğimiz kabahat; hepsi de kabahat.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partisinin adaylarının kim olacağına da Tayyip karar versin, bu iş tam olsun. Ayıptır ya, vallahi ayıptır! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İki, ben şunu merak ediyorum: Sayın Özgür Özel…

ŞAHİN TİN (Denizli) – CHP’de konuşamıyorsun, Mecliste bağırıp çağırıyorsun ya, bırak!

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Ayıp ya, ayıp!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne diyorsun kardeşim?

BAŞKAN – Sayın Altay, Sayın Cumhurbaşkanından bahsederken ilk ismiyle bahsettiniz, onu herhâlde…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bilerek bahsettim, bilerek bahsettim.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Çok ayıp, çok ayıp.

BAŞKAN – Ama burada…

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Hiç yakışmıyor, çok ayıp.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu, suç mudur?

BAŞKAN – Evet, İç Tüzük’e göre hitapla ilgili, temiz bir dil kullanmayla ilgili, milletvekillerine hitapla ilgili de hükümler var. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne alakası var? “Erdoğan” dedim, ne var bunda? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Devletlüm” mü diyeyim, “haşmetmeâb” mı diyeyim, ne diyeyim? Erdoğan’a “Erdoğan” denir. Ne denir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Hayır “Erdoğan” demediniz.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Yaşından başından utan ya! Ayıp ayıp!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ne dedim?

BAŞKAN – İlk ismini kullandınız.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Demedim, hayır. “Recep” demedim, dediysem düzeltiyorum, “Erdoğan” diyorum.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Sokak ağzıyla konuşuyor ya. Burada sokak ağzıyla konuşmayın.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkan, şartlı refleks gösteriyorsun gibi geliyor, “Recep” demem.

BAŞKAN – Yok.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – “Tayyip” dedin, duyduk kardeşim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – “Tayyip” dedin, “Tayyip.”

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, Erdoğan meramım; “Erdoğan” diyorum, “sayın” demiyorum. Var mı bir sakıncası? Bir sakıncası var mı? “Sayın” demezsem yeni bir tazminat gelecek mi bana, ceza davası gelecek mi?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biz karar vermiyoruz.

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Geri al sözünü.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Biz “Sayın Altay” diyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şunu sormak için söz aldım: Bir, Cumhuriyet Halk Partisinin adaylarının AK PARTİ’yi rahatsız etmesinden çok memnun oldum.

İki, Sayın Zengin şöyle bir laf etti, tutanağa girdi: “Hakaret etti.” dedi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Girdi, evet.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Özel’in Millî Savunma Bakanına hakaret ettiğini söyledi.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Evet, etti.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Hangi kelimeydi, ben de merak ediyorum; ne söyledi de hakaret etti, merak ediyorum Sayın Başkan.

Yani ama artık gözüm korktu, CHP’nin adaylarını da Tayyip Erdoğan’ın belirleme arzusu benim gözümü hakikaten korkuttu.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç alakası yok.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ya, mahkemeye verilen konudan niye rahatsızsın? Sayın Altay, mahkemeye vermiş, mahkemeye.

MURAT EMİR (Ankara) - Rahatsız değil, mahkemeden korkmuyoruz da mahkeme mahkeme değil.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Zengin, buyurun.

37.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, hukukun itirazlarla şekillenen bir mekanizma olduğuna, Özgür Özel’in üslubunun ağır hakaretler içerdiğine, kimsenin adayını belirlemek istemediklerine ve adil yarıştan yana olduklarına ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Şimdi, Sayın Başkan…

MURAT EMİR (Ankara) - Nerede kaldı mahkeme Türkiye’de?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – O, sizin zamanınızın mahkemeleri, sizin zamanınızın mahkemeleri.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; müsaade ederseniz. Ben hukukçuyum, yirmi yıldır mahkemelere gidiyorum, geliyorum. Mahkemede ayağını yere vurup -mahkemenin salonundan bahsediyorum, hâkimin odasından bahsediyorum- “Benim odama başörtülü bir kadın giremez.” diyen bir ülkeden bahsediyoruz ya. Hangi yerlerden gelmişiz? (CHP sıralarından gürültüler)

EDNAN ARSLAN (İzmir) – Gene başörtüsüne döndüler ya.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Ondan sonra dönüyorsunuz “Mahkemeler böyle, mahkemeler şöyle.” Mahkemelerin verdiği kararlara itiraz etmek başkadır, Türkiye’de yargı olduğunu söylemek başka bir şeydir. Hukuk her zaman itirazlarla şekillenen bir mekanizmadır.

Değerli arkadaşlar, müsaade ederseniz bir cümle söyleyeceğim: Sayın Özgür Özel’in konuşmasını o akşam çok net hatırlıyorum. Söylediği şeyler içerisinde en önemlisi bakanları değersizleştirmektir bir bütün olarak: “Atanmışlar, atanmışlar…” bu bile bence tartışmalı bir meseledir. (CHP sıralarından gürültüler)

MURAT EMİR (Ankara) – Yalan mı ya, yalan mı?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - O zaman hiçbir amirin verdiği karar geçerli değildir. Anayasa’ya dayanarak verilen kararları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Buradan başlayabiliriz, gerekirse metnin tamamını da çıkarır üzerine konuşuruz. O akşam burada olan arkadaşlarım hatırlayacaklardır Sayın Özel’in tavrını, üslubunu; insanı hakikaten çileden çıkaracak kadar ağır hakaretler içeriyordu.

Burada ben şunu ifade edeyim: Kimsenin adayını belirlemek istemiyoruz. Sonuç olarak biz adil bir yarıştan yanayız. Girdiğimiz bütün yarışları eze eze kazanmış durumdayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İstanbul’u da çok iyi bilen birisiyim; kimi getiriyorsanız getirin, zaten biz Allah’ın izniyle, çalışarak kazanacağız. Ama karar verirken sizin düşünce mekanizmalarınızda korku var, biz korkularla hayatımızı yönetmiyoruz, siyaseti korkuyla değil cesaretle yapıyoruz; size de tavsiyemdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Biz korkuyoruz ya, ben korkuyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Herhâlde benimle polemik yaptığına göre…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Siz söylüyorsunuz ya, siz korkmuyorsunuz niye bizi korkuyla itham ediyorsunuz, tuhaf buluyorum ya. Korkmuyorsanız korkmayın tamam. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Altay…

38.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Tayyip Erdoğan’ın milletten, sokaktan, konuşan Türkiye’den korkmamasına, susan Türkiye’den korkması gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Arkadaşlar, müsaade edin ben ayaktayım.

Korkaklıkla itham etti. Şimdi, biz korkuyu, korkanı biliyoruz. “Korkmasına gerek yok.” diye dilimde tüy bitti benim; Tayyip Erdoğan’ın milletten korkmasına gerek yok, sokaktan korkmasına gerek yok.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Hiç alakası yok.

ŞAHİN TİN (Denizli) – On altı yıldır korkmadık, bundan sonra niye korkacağız?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Konuşan Türkiye’den korkmasına gerek yok. Tayyip Erdoğan korkacaksa susan Türkiye’den korksun, millet susuyor şimdi.

Biz hiçbir şeyden korkmuyoruz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Biz de korkmuyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Size şunu söylüyoruz: 500 bin liralık tazminattan beraat etmiş bir Gırgır dergisinin karikatüründen dolayı 63 milletvekiline ceza soruşturması açarak bizi korkutamazsınız, biz bundan korkmuyoruz.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Bizimle ne alakası var? Yargı…

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Biz de korkmuyoruz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Türkiye’de 1 korkan var; evet, sokağa 3 bin kişiyle çıkan, 3 bin polissiz bir yere adım atmayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Ya Engin Bey, dün söyledim sana, 3 bin kişi yok. Nereden uyduruyorsun ya?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Meclise bin polis, 5 helikopterle gelen Erdoğan’dır korkan, korkan Erdoğan’dır. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Yalan, yalan!

ŞAHİN TİN (Denizli) – Ya sen nedenini konuşacaksın, nedenini.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ve korkma diyoruz, korkma! Korkmasına gerek yok, demokrasiden korkulmaz, eleştiriden kaçılmaz.

KEMAL ÇELİK (Antalya) – O tanktan korkmadı, korkmaz!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Evet, Özgür Özel’in söylediği hakaretten bir tane söyle dedim, bula bula şeyi buldu: “Bakanları değersizleştiriyoruz...”

ŞAHİN TİN (Denizli) – Darbe çığırtkanlığı yapıyor, darbe!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O, bakanların sorunu. Toplumun gözünde, bizim gözümüzde daha değerli hâle gelsinler.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Darbe çığırtkanlığı yapmamak lazım.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Engin Bey, dün söyledim, 3 bin lafını nereden çıkarıyorsun? Dün de kabul etmiştin sen.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Zengin…

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Yakışıyor mu sana?

ŞAHİN TİN (Denizli) – Ya on altı yıldır korkmadık, bundan sonra niye korkalım?

BAŞKAN – Arkadaşlar, bitirelim artık bu tartışmayı, lütfen.

39.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, Cumhurbaşkanının sadece ve sadece Allah’tan korktuğuna ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, sadece bir tek şey söyleyeceğim: Sayın Cumhurbaşkanımızı… (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – En az konuşması gereken sizsiniz, en az!

BAŞKAN – Arkadaşlar… Arkadaşlar…

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Ne yaptığınızı biliyoruz. En az konuşması gereken sizsiniz, en az, en az; suçlusunuz, suçlu! Bu ülkeyi bu hâle siz getirdiniz, siz, siz; siz getirdiniz, siz!

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan…

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Mahvettiniz!

BAŞKAN – Arkadaşlar, Sayın Grup Başkan Vekili konuşuyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Sayın Başkan, tek bir şey söyleyeceğim: Sayın Cumhurbaşkanımız sadece ve sadece Allah’tan korkar, bu kadar; bitmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ya, ben psikiyatri uzmanıyım ya, korku insani bir şey.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Herkes korkar Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ne oldu Sayın Bekaroğlu?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Korku insani bir şey, herkes korkar. Korkun ya… Ben korkuyorum sizden.

ŞAHİN TİN (Denizli) – On yedi yıldır vatandaştan korkmamışız, şimdi mi korkacağız?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – İçişleri Bakanı bağırıyor bana; 300 bin, 400 bin güvenlik görevlisi olan adam diyor ki: “Ezerim.”

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, burada size verilmiş bir söz yok şu anda.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Engin demagoji yapıyor.

BAŞKAN – On dakikası soru, on dakikası cevaptır.

Başlatıyorum.

Sayın Taşkın…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Korkuyorum bakanınızdan, sizden; korkuyorum.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Kaybettikçe darbe çığırtkanlığı yapıyorsunuz.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, konuşmayın, bağırmayın yerinizden ya, lütfen!

Sayın Taşkın, buyurun.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (Devam)

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

27 Aralık Tarsus’umuzun düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümüdür. Doksan yedi yıl önce Anadolu’da ateşlenen kurtuluş mücadelesinin bir kıvılcımı da Tarsus’a düşmüş, kahraman ecdadımız girdikleri kurtuluş mücadelesinden zaferle çıkarak 27 Aralık 1921’de işgal güçlerini Tarsus’tan kovmuştur. Kadim şehir Tarsus’un düşman işgalinden kurtuluşunun 97’nci yıl dönümünü kutluyor, bu vesileyle bu toprakları bize vatan yapan Kurtuluş Savaşı şehit ve gazilerini ve tüm şehit ve gazileri rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

Doğup büyüdüğüm ilçem Tarsus on altı yıldır AK PARTİ iktidarında eğitimden sağlığa, ulaştırmadan turizme her alanda yapılan yatırımlarıyla sosyal, kültürel, ekonomik ve sanayi merkezi olarak Çukurova bölgesinin parlayan bir yıldızıdır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bukefalos adında ünlü bir at vardı, üzerine kimsenin binmesine izin vermeyen bu hırçın at Büyük İskender’e hediye edilmişti. İskender atın huysuzluğunun sebebini aradı ve çok geçmeden buldu. Atın kendi gölgesinden ödü patlıyordu; hayvan sıçrıyor, gölge sıçrıyor, bir türlü sonu gelmiyordu korkunun. Bunun üzerine İskender, hayvanın yüzünü güneşe doğru çevirdi. Gölgesi ardında kalan hayvan da huysuzluğu bıraktı. Milletin iradesi güneş gibidir. Milletimizin iradesinden yana dönersek devlet atı rotasında aksamadan yürür, kendilerini bir şey sanan gölgelerin, vesayet odaklarının etkisi kalmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, soru-cevap işlemi başlattım, 60’a göre söz vermiyorum arkadaşlara.

Sayın Güneş…

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor; / Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor. / Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker, / Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.” mısralarıyla Çanakkale destanını en iyi şekilde anlatan, yine ülkemizin verdiği istiklal ve istikbal mücadelemizi “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? / Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda. / Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda, / Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” mısralarıyla en iyi şekilde anlatan ve “Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın.” diyen mütefekkir, dava adamı, vatan sevdalısı millî şairimizin ebediyete irtihal edişinin yıl dönümünde rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

Diğer taraftan da Komisyonumuza şunu soruyorum: Bu getirilen vergi, tekrar yapılandırmasından…

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN – (Tekirdağ) – Çiftçilerin sesini duyun ve faiz borçlarını hemen silin, üreticinin elinden tutun.

2016 yılında Cengiz İnşaatın 422 milyon liralık vergi borcunu AKP Hükûmeti sildi. Yine, Diyarbakır-Mardin demir yolu inşaatı, en düşük teklifi veren firma yerine yüksek teklif veren Cengiz İnşaata verildi. Bakan bunu fiyat dışı etken diye açıkladı. Çiftçimizin Cengiz İnşaat kadar değeri yok mudur diyorum.

Bakın, çiftçimiz kan ağlıyor. Bu yıl binlerce çiftçimiz icra kapılarında sürünüyor. Yem, gübre, mazot fiyatında dolara bağlı yüksek artış çiftçimizin belini büktü. Ürettiğiyle karnını doyuramaz hale geldi. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda bir yasa teklifi verdik. Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerinden vadesi geçmiş tüm tarımsal kredi borçlarının faizi silinmelidir. Ana borç miktarı da beş yıla bölünerek her yılın ekim ayı içerisinde beş eşit taksitte ödenmelidir. Bu iş, çiftçimizi üretimde tutup bizi de gıdada dışa bağımlı hâle getirmekten kurtarmış olacaktır.

Tüm grupların bu yasa teklifine sahip çıkması gerektiğini düşünüyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Sarıaslan…

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Sanayi ve Teknoloji Bakanına soruyorum.

Bir: Nevşehir Organize Sanayi Bölgesi’ne yıllardır vadedilmesine rağmen doğal gaz getirilememiştir. Doğal gazın olmaması, yeni sanayi yatırımcılarının gelmesini engellediği gibi var olan sanayiciyi de başka şehirlere gitmeye sevk etmektedir. Organize sanayi bölgesine doğal gaz ne zaman gelecektir?

İki: Nevşehir Organize Sanayi Bölgesi’nin yetersizliğinden bahisle yüzlerce sanayicimizden para toplanarak yeni organize sanayi bölgesi yaptırılacağı söylenmiş fakat aradan yıllar geçmesine karşın hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Bu konuda Bakanlığınız bir müfettiş gönderip konuyu incelemeyi düşünmekte midir?

Üç: Yetersiz olan organize sanayi bölgesinin durumu dikkate alınarak yeni organize sanayi bölgesini ne zaman yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Cumhurbaşkanı Yardımcısına soruyorum. Bir: Cumhurbaşkanı vekili tarafından FOX TV hakkında yapılan şikâyet sonucunda FOX TV’ye üç gün yayın durdurma ve 1 milyona yakın para cezasının verilmiş olmasının sebebi nedir? Bu kadar yüksek cezalar vererek, doğruyu ve gerçekleri söyleyen televizyonları susturmak mı istiyorsunuz?

İki: Yine, Halk TV’ye 80 bin Türk lirası para cezası verilmesinin ve Halk Arenası’na 5 kez yayın durdurma cezasının verilmesinin sebebi nedir? Gerçekleri ve doğruları söyleyen televizyonları neden susturmak ve kapatmak istiyorsunuz?

Üç: Cumhurbaşkanı “Ülkemizde fikir ve düşünce özgürlüğü var.” diyor. Verilen cezalar ve yayın durdurma kararları fikir ve düşünce söyleme ve halkla paylaşmayı ortadan kaldırmış olmuyor mu?

Dört: Verilen cezalar ve yayın durdurma kararları hangi hukuki nedene dayanıyor?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özel…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim. Efendim, Sayın Komisyon Başkanına sorularımı tevcih ediyorum sayenizde.

Görüşmekte olduğumuz teklifte vatandaşımızın hayatını kolaylaştırıcı, problemleri çözücü ne gibi düzenlemeler bulunmaktadır?

Yeniden yapılandırmaya ilişkin kanun teklifinde taksitlerini aksatanların gecikme zammı ödemeden bu uygulamadan yararlanma imkânları var mıdır?

Fatih Sultan Mehmet ve 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden geçen araçların sınıf farkından kaynaklanan geçişlerden doğan idari para cezalarının silinmesine ilişkin düzenleme hangi tarihleri kapsamaktadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünsal…

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sağlık Bakanlığı yetkililerine soruyorum: Ülkemizde her alanda yaşanan atama sıkıntısı anestezi teknikeri ve teknisyenlerimizi de olumsuz etkiliyor. Sağlık sisteminin önemli personelleri arasında yer alan ve sağlık kurumlarındaki işleyişin eksiksiz sürebilmesi için ihtiyaç duyulan anestezi teknikeri ve teknisyenlerinin yaşadığı atanma sıkıntısına dikkat çekmek istiyorum. Her yıl artan mezun sayısına rağmen kamuya alımların azalması gerekçesiyle mağdur olan bu gençlerimizin sayısı 60 bini geçmiş durumda. KPSS’den yüksek puanlar almasına rağmen atanamayan ve mesleğini yapamayarak işsizlikle karşı karşıya bırakılan anestezi teknikeri ve teknisyenlerimiz büyük sorunlarla karşı karşıya. Sağlık alanının önemli personellerinden olan anestezi tekniker ve teknisyenlerinin atanma konusundaki bu sorununa Meclis çatısı altında en kısa sürede çözüm üretebilecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Tarım Bakanlığına soruyorum: Ordu ilinde çok küçük kapasiteli bir mezbaha var, büyükbaş hayvan üretimi yapan üreticiler ve kasap esnafı zor durumda. Bu mezbahayı daha büyük olarak Ordu il merkezinden 75 kilometre ötede tekrar yapmak için planlama yapılmış; bu, Akkuş ve Mesudiye ilçeleri için 200 kilometreye denk gelmektedir. Bu kadar mesafeden hayvanları kamyonlara doldurup kesim yapıldıktan sonra aynı eti tekrar geriye doğru getirmek lazım. Bu durum maliyeti artırdığı gibi sağlık açısından sakıncalıdır. Tüm bu sorunların üstüne kesim ücretine yüzde 50 zam yapıldı. Üretici il dışında kesimhane aramakta, ta Amasya’da kesim yaptırmaktadır. Hatta bu nedenle piyasaya kaçak ve sağlıksız et girmektedir. Doğru olan ise orada, büyükşehirde, Ünye ve Fatsa lokasyonlarında 3 adet donanımlı kesimhane yapılması ve daha yukarıdaki belirlenmiş merkezlerde yine kesimhane yapılmasıdır ve kesim ücretlerinin makul seviyeye indirilmesidir. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

27 Aralık 1921 Tarsus’un kurtuluşu. Gülek Karboğazı’nda Hatice Ana’nın ve Molla Kerim’in Fransızlara karşı başlattığı mücadele Tarsus’un kurtuluşuyla sona ermiştir. Dinlerin, dillerin ve medeniyetlerin kesiştiği, Danyal aleyhisselamın, Ashab-ı Kehf’in ve Saint Paul’ün kenti, barışın, sevginin ve kardeşliğin kenti Tarsus, Türkiye’nin 55 ilinden büyük, Türkiye’nin en büyük müstakil ilçesidir. Tarsus’umuzun kurtuluş gününü kutluyorum. Bu toprakları bize vatan yapan kahramanlarımıza rahmet diliyorum.

Çağrım da Sayın Cumhurbaşkanına. Sayın Cumhurbaşkanımıza bu sorumuzu Komisyonun iletmesini talep ediyorum. Hacca gitmek isteyenler yaklaşık on yıldır kuraya giriyorlar ama on yıldır hac kurası çıkmayan insanlar var. Bunlar “Biz öldükten sonra mı hacca gideceğiz? Bize bir çözüm bulunsun.” diyorlar. Bununla ilgili, Sayın Cumhurbaşkanımızın bir çözüm üretmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Avukat, serbest muhasebeci, mali müşavir, doktor, mimar, mühendislik gibi meslekleri icra eden kişiler kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşlar arasında bir köprü görevi görmektedir. Lüks tüketim ürünlerine uygulanan ÖTV gibi, KDV oranı yüzde 18’dir. KDV oranlarının yüksekliği kayıt dışı işlemleri teşvik etmekte ve yaygınlaştırmaktadır. Kayıt dışılık, ekonomik aktörler arasında haksız rekabete sebep olmakla birlikte, gelir üzerinden dağılan vergileri de önemli ölçüde azaltmaktadır. Özellikle avukatlık, müşavirlik, danışmanlık gibi hizmet veren mesleklerden alınan KDV oranı yüzde 18’den 8’e düşürülmelidir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Menekşe...

YÜCEL MENEKŞE (Nevşehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçen hafta Genel Kurulda olmadığım bir anda Sayın Sarıaslan Nevşehir Kalaba, Kozaklı pancar üreticilerinin sorunlarını dile getirmiş. Takdir edersiniz ki her özelleştirmede, yeni sistem değişikliğinde ufak tefek sorunlar olabiliyor ve biz, hiçbir zaman, Nevşehir AK PARTİ milletvekilleri olarak çiftçimizi yalnız bırakmadık ve iki aydır bu konuyla ilgilendik ve Tarım Bakanımızın talimatıyla da Sayın Sarıaslan’ın söylemiş olduğu sorun şu an çözülmüş durumda.

Biraz önce yine OSB’yle ilgili bir sorunu dile getirdi. Sayın Enerji Bakanımızın talimatıyla Nevşehir OSB’nin doğal gaz sorunu inşallah çözülecek ve seçimlerden önce de inşallah bunu çözmeye çalışacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, cevap için Sayın Komisyon Başkanımız, buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Özel’in sormuş olduğu sorulardan başlayarak maddelere ilişkin bazı açıklamalar yapmak istiyorum.

Evet, teklifin bütününe baktığımızda toplumumuzun değişik kesimlerini ilgilendiren önemli düzenlemelerin olduğunu söylemek mümkün. Bunlardan 1’inci maddeye baktığımızda, bu, POLSAN’la yani Polis Sandığıyla ilgili olan madde. Öncelikle, burada Anayasa’ya aykırılıkla ilgili birtakım iddialar oldu, bu, gerçeği yansıtmıyor. Çünkü gene POLSAN’ın yapısına benzer sandıklar var. Ne var? OYAK var, İLKSAN var. İLKSAN’la ilgili olarak Afyonkarahisar İdare Mahkemesinin Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bir başvuru vardı bu zorunlu üyeliğe ilişkin. Bununla ilgili olarak 3 Ocak 2018 tarih ve 30290 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 29 Kasım 2017 tarihli Anayasa Mahkemesinin Kararı’na baktığımızda bu zorunlu üyeliğin hukuka uygun olduğu ve Anayasa’ya aykırı olmadığı hüküm altına alınmıştır. Bu çerçevede de, benzer bir yapıya sahip olan POLSAN’da, Anayasa Mahkemesinin bu kararına baktığımızda hiçbir şekilde Anayasa’ya aykırılığı noktasında bir iddiada bulunmak mümkün değil zorunlu üyelikle ilgili olarak.

Burada amaç nedir? Kamu düzeni ve güvenliğinden sorumlu Emniyet Genel Müdürlüğü mensuplarımıza sosyal ve ekonomik yardımlar sağlanması üzerine kurulan bu Polis Bakım ve Yardım Sandığının daha güçlü bir yapıya kavuşturulması. Şu an itibarıyla baktığımızda 45 bin civarında üyesi var, bütün teşkilat mensuplarımız da 288 bin civarında. Bugüne kadar baktığımızda da buradan emniyet mensuplarımıza 2018’in Aralık ayına kadar, 5.300 kişiye toplamda 601 milyon lira emeklilik yardımı yapıldığını görüyoruz. Yapılan emeklilik yardımı 120 bin lira civarında ama bu zorunlu üyelik de gerçekleştikten sonra, yapı da daha güçlendikten sonra emekli ikramiyelerinin 200 bin liraya çıkacağı hesaplanıyor. Onun dışında 830 emniyet mensubumuza da bugüne kadar, sandıktan, 24 milyon lira civarında maluliyet ve vefat yardımı yapıldığını görüyoruz. Ayrıca, 66 bin emniyet mensubuna da 920 milyon lira sandığın borçlanma yardımı yaptığını görüyoruz. Onun dışında, şehit yakınlarına, onların ailelerine yönelik sandıktan 4 milyon 800 bin lira bir yardım yapıldığını da görüyoruz ve bu hâliyle baktığımızda da hakikaten, emniyet mensuplarımızın sosyal haklarının, emeklilik süreçlerinin güçlendirilmesi açısından önemli.

OYAK tarafına baktığımızda, mesela OYAK’ta bir vefat hâlinde de eşler arzu ederlerse OYAK’a olan üyeliklerini devam ettirebiliyorlar; bu şekilde düzenlemeler de mevcut.

Aynı şekilde 2’nci maddeye bakıyoruz, gerçekten önemli, burada da çiftçilerimizi, köylümüzü ilgilendiren bir madde. Arazi varlığı az olan küçük çiftçilerimizin desteklenmesi amacıyla ziraat odalarındaki üyelik aidatlarını yüzde 2’den yüzde 1’e düşürüyoruz. Bu, 60 dönüme kadar olanlarda yüzde 2 olarak uygulanıp -asgari ücretin yüzde 2’si- ve 60 dönümden sonra da artı 1 lira olarak gidiyordu. Bu da maalesef büyük çiftçiler açısından baktığınızda, büyük arazi sahipleri açısından baktığınızda bir avantaj ama küçük arazi sahipleri açısından baktığınızda da ciddi bir dezavantaj oluşturuyordu. Onun için de bu şekilde çiftçimizin, köylümüzün ödemiş olduğu, dönüm üzerinden ödenen bu aidatı yüzde 1’e düşürmüş oluyoruz.

Gene şöyle bir baktığımızda önemli olan şeylerden bir tanesi, biliyorsunuz, 7148 sayılı Kanun’la Kara yolları Trafik Kanunu’nda ekim ayında yapmış olduğumuz değişiklikle trafik cezalarında çok ciddi artışlar yapılmıştı. 2019 yılında tekrar yeniden değerlemede daha fazla bir artışla vatandaşımızı karşı karşıya bırakmamak için 2019 yılı için bir artış öngörülmemesine ilişkin bir düzenleme yapılıyor.

Gene 4’üncü maddeye baktığımızda da daha önce yapmış olduğumuz imar barışına ve Sarıyer’le ilgili, Avrupa Yakası’yla ilgili yapmış olduğumuz düzenlemeye paralel olmak üzere Boğaz öngörünümü ve sahil şeridini de koruyarak orada yer yapan vatandaşlarımızın imar barışından faydalanarak yapılarını kayıt altına almalarına imkân verecek bir düzenlemeyi hayata kavuşturuyoruz.

5’inci maddede 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden yapılan ve bu köprüleri kullanması yasak olan farklı sınıflardaki araçlara kesilen cezaların affına ilişkin bir düzenleme yapıyoruz. Bugüne kadar baktığımızda yaklaşık 19 milyon 922 bin liranın tahsil edildiğini görüyoruz. Bu tahsil edilen 19 milyon 922 bin liranın da 29 Mart 2019’a kadar vatandaşa geri ödemesini öngören ve diğer 310 bin plakaya kesilen cezaları ortadan kaldıran, affeden bir düzenleme yapıyoruz. Bu, şu açıdan önemli: Bu araçların hepsinin OGS’si yahut da HGS’leri var ancak bu köprüyü kullanmaları yasak. Bu köprüyü kullanıyorlar ve Kasım 2016 ile maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan bu geçişlerle ilgili olan cezaların tamamını affediyoruz. Bunun en önemli tarafı şu: Diyelim ki ocak ayında 2017’de kesilmiş ama gerekli tebligatlar yapılmamış. Kişi aracının aks açıklığı itibarıyla o köprüden geçmesinin yasak olduğunu bilmiyor. Defaatle geçişler var, çok yüksek cezalar ve vatandaşımızı mağdur eden bir tablo ortaya çıkıyor UKOME kararından kaynaklı. Onun için de bu yapmış olduğumuz düzenlemeyle bu cezaları kaldırıyoruz. Ondan sonra da bu geçişlerle ilgili olarak düzenlemeyi de -UKOME tarafından- tekrar yeniden Ulaştırma Bakanlığı düzenleyecek.

Gene, başka ne var diye baktığımızda, önemli madde, 6360 sayılı Büyükşehir Yasası’yla köyler ve beldeler bildiğiniz gibi mahalleye dönüştürülmüş ve onunla ilgili olarak da su, emlak vergileri, çöp vergileri gibi vergileri beş yıl kadar ötelemiştik. Şimdi bunların 31/12/2022’ye kadar da ödenmemesi noktasında, orada yaşayan vatandaşlarımızı rahatlatmak üzere bir düzenleme yapıyoruz. Aynı şekilde orada bulunan esnafımızı da, basit usulde defter tutan esnafımızı da kapsamak üzere getirmiş olduğumuz bazı muafiyetler vardı. Aynı şekilde bu muafiyetlerin de devamına imkân verecek bir düzenlemeyi hayata geçirmiş oluyoruz.

Toplumun değişik kesimlerine hitap eden şeyler var.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Böylece teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Maddelere geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 6’ncı maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyenler: Gruplar adına; İYİ PARTİ Grubu adına Mersin Milletvekili Behiç Çelik, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Mustafa Baki Ersoy, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek; şahıslar adına, İzmir Milletvekili Murat Çepni.

Şimdi, ilk olarak, İYİ PARTİ Grubu adına Mersin Milletvekili Behiç Çelik konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde grubum adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Bu kanun teklifinin 1’inci maddesiyle, 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’na yapılan bir ilaveyle, Polis Bakım ve Yardım Sandığına ortak olmayan memurların daimî ortak olması öngörülüyor.

2’nci maddesiyle, 6964 sayılı Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanunu’nun 20/3’üncü fıkrasındaki yüzde 2 oranının yüzde 1’e değiştirilmesi öngörülüyor.

3’üncü maddeyle de, geçici madde 2 eklenerek Karayolları Trafik Kanunu’na bir düzenleme getiriliyor. Buna göre “Bu Kanundaki fiiller için uygulanan ceza tutarları hakkında ek 3 üncü maddenin birinci fıkrası hükmü 2019 yılında uygulanmaz.” şeklinde bir düzenleme getiriliyor.

4’üncü maddesi de, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesine af getirilmesine ilişkin bir hüküm içeriyor.

5’inci madde 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkında Kanun’a geçici madde 4’ü ekliyor ve böylece söz konusu -biraz önce de bahsedilen- köprülerden geçişle ilgili para cezalarının kaldırılması ve tahsilatların iadesini düzenliyor.

6’ncı madde ise 6360 sayılı Kanun’un geçici 1/15’inci fıkrasındaki hükmü 31/12/2022 şeklinde düzeltmektedir.

Böylece söz konusu kanun teklifinin birinci bölümü 6 madde şeklinde, bu şekilde özetlenebilir.

Değerli arkadaşlar, kanun koyuculuğunun kuralları vardır, özellikle anayasa hukuku açısından bu kesinlikle böyledir. Bu metni, 38 sıra sayılı metni alıp herhangi bir hukuk fakültesinin kürsüsüne götürdüğümüz zaman, anayasa hukuku kürsüsüne ya da idare hukuku kürsüsüne götürdüğümüz zaman böyle bir şeyin olamayacağını ifade ederler. Bu düzenleme, tamamen palyatif, Türk hukuk sistemini altüst eden, darmadağın eden ve karşılaşılan sorunlara günübirlik çözüm getirmeye matuf ama hukuku da mahveden bir düzenleme şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu, bir değil, iki değil, beş değil, on değil, süreklilik arz ettiği için de Türk anayasa hukuku ve idare hukuku açısından yüz karası bir durumla karşılaşıyoruz. Bunu birçok hatip de ifade etti.

Burada siz 6360 sayılı Kanun’u 2012 yılında yasalaştırdınız, bu Meclisten geçti. Anayasa’nın 127’nci maddesine aykırı olarak yapılan bu düzenlemeyle, Türkiye'de uygulamayı merkezî idare ve yerel yönetimler arasında bağları bütünüyle felç eden bir hâle getirdiniz ve bunun içerisinde Türkiye'de büyükşehir belediyelerini kurarken bir taraftan da 30 ilin özel idaresini ortadan kaldırdınız, 20 bin civarında köyün tüzel kişiliğini ortadan kaldırdınız ve 51 ilde özel idare kaldı. Ama Anayasa’da ilin mahalli müşterek ihtiyaçlarını düzenlemek ve görmekle mükellef olan ve il yerel yönetim hüviyetini haiz olan il özel idareleri bugün 51 ilde var, 30 ilde yok. Bu ne anlama geliyor? Türkiye'de bir yönetim keşmekeşinin olduğunu gösteriyor. Daha sonra “Bu açığı nasıl kapatırız?” Bunun üzerinde fikirler ortaya çıkartılıyor ve bu açığı ortadan kaldırmak için 30 ilde YİKOB adı altında yeni bir örgütlenme modeline gidiliyor. Merkezî idarenin ödenekleri YİKOB’a aktarılıyor, YİKOB üzerinden birtakım yatırımlar, hizmetler ve ihaleler yapılıyor. Şimdi, böyle bir sistem olabilir mi arkadaşlar? Türkiye'de merkezî idare var, merkezî idarenin merkez örgütü dışında taşra örgütü var; yerel yönetimler de il özel idareleri, belediyeler ve köyler olarak belirlenmiş. Yani bizim geleneksel yönetim modelinden sonra yani 1864 yılından bu yana uygulanan bir modelin darmadağın edilmesiyle karşı karşıyayız. Bunu 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Yasa’yla yapmış oluyoruz. Biz bu yasayla birlikte köyleri kaldırınca ne oluyor? Köyleri kaldırdığın zaman köy orta malları da ortadan kalkıyor; meralar, otlaklar ortadan kalkıyor. Buralar tamamen işgale hazır hâle geliyor. Köy yönetimi, muhtarlıkları ortadan kalkıyor, hepsi mahalleye dönüştürülüyor. Kasabalar kaldırılıyor, bugün 10 bin nüfuslu, 20 bin nüfuslu mahalleye dönüştürülmüş kasabalar Türkiye’de var. Demek ki belediye sistemine de büyük bir darbe vurulduğunu bu yasayla, açık bir şekilde görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu şekildeki yani 38 sıra sayılı Yasa Teklifi şeklinde bir düzenlemeyi Türkiye hak etmiyor. Böyle düzenlemeler yaparak Türkiye’yi sonuç alıcı bir noktaya taşımamız mümkün değil, hukuk devletini daha da kökleştirmemiz mümkün değil, demokrasimizi kökleştirmemiz mümkün değil. O zaman buradan çıkan sonuç ne oluyor? Buradan çıkan sonuç, maalesef, gittikçe modern Türk devletinden bir aşiret devletine doğru gidişatımız söz konusu olur ve zaten 16 Nisan 2017 referandumundan sonra da tek adam rejimine geçtiğimize göre, böyle palyatif tedbirleri alan bir Meclis ve tek adamın verdiği kararla yönetilen bir ülke konumuna geliriz, yargı ayaklar altına itilir, idare ayaklar altına itilir ve yasama Meclisinin etkinliği kırılır, Türkiye Büyük Millet Meclisi gücünü ve kudretini, eski ihtişamını artık gösteremez hâle gelir. Yani şu anda yaşadığımız durum aslında bu. Onun için biz ne yapmak durumundayız? Biz devletin genel politikasını yeniden ortaya koymak zorundayız. Buna bağlı olarak yerel yönetim politikalarını geliştirmek zorundayız. Bu politikaları geliştirirken buna uygun yasal düzenlemeleri, hukuki metinleri de çıkarmak durumundayız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Binali Yıldırım’ın köprü geçişleri hakkında basına yapmış olduğu açıklamadan sonra böyle bir metnin gündeme getirilmiş olması da ayrıca gerçekten manidardır.

Bir de şunu da hatırlatmadan edemeyeceğim: Trafikle ilgili düzenlemeler yapılırken İçişleri Bakanlığı Teşkilat Kanunu, 3152 sayılı Kanun zaten trafikle ilgili İçişleri Bakanlığını yetkili kılmakla birlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu hükümler görüşülürken niçin Plan ve Bütçe Komisyonuna gidiliyor da tali komisyon olarak İçişleri Komisyonuna gidiliyor? Daha doğrusu, bunun doğrudan İçişleri Komisyonuna gitmesi, götürülmesi gerekmiyor muydu? Bunlar yok. Bunun yanında, halkımızın büyük sorunları var, bunlara dikkat çekmek isteriz, aslında bunlara çözüm bulunması gerekir, bu konuda icraat yapılması gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Bugün, biliyorsunuz, özellikle çözülmesi gereken tarım sektöründe çok büyük sorunlar olduğunu görüyoruz. Bizlere gün geçmiyor ki tarımla ilgili vatandaşlarımızdan şikâyet gelmemiş olsun. Özellikle Türkiye’de tükettiğimiz limonun yüzde 60’ı sadece tek bir ilçede, o da Mersin Erdemli’de üretilir ama limon fiyatları maalesef çok düşük düzeydedir. Bunlara Hükûmetin el atması gerekirken palyatif tedbirlerle bu tür yasa tekliflerini yüce Meclise getirebiliyorlar. Bunların, Türkiye’mizin gerçekleriyle bağdaştığını söylememiz mümkün değil.

Son olarak bu duygularla hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Mustafa Baki Ersoy.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşmelerine başlamış olduğumuz 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekranları başında bizleri izleyen yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Görüşülen teklif, vatandaşlarımızın bazı konulardaki mağduriyetinin giderilmesine yönelik önemli düzenlemeler içermektedir. Teklifin 1’inci maddesi, aynı zamanda geçtiğimiz günlerde Plan ve Bütçe Komisyonumuzda görüşülen (2/1369) esas numaralı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinde de konu olmuştur. Emniyet teşkilatının aziz mensuplarına yönelik oluşturulan POLSAN (Polis Bakım ve Yardım Sandığı) Emniyet mensuplarının katılması hâlinde özellikle emeklilik dönemlerinde yüksek getirisi olan bir sandıktır. Mevcut hâliyle bu sandığa katılım isteğe bağlıdır. Sandık tüzüğünün 18’inci maddesine göre, ortaklık aidatı, ortakların emekliliğe esas olan brüt maaş veya ücretlerinin yüzde 5’i tutarındadır, bu miktar Genel Kurul kararıyla yüzde 10’a kadar artırılabilmektedir.

Polis Bakım ve Yardım Sandığının bir yıl içindeki faaliyetlerinden ve iştiraklerinden elde ettiği net kârın yüzde 40’ı kâr payı olarak sandık ortaklarının aidat toplamı oranında hesaplarına eklenmektedir. Ortaklara emeklilik, maluliyet ve vefat yardımları için net kârın yüzde 10’u ihtiyat fonuna ve yüzde 50’si yatırım fonu olarak sandık sermayesine dâhil edilmektedir. Diğer taraftan, süreç içerisinde üye olan personel sayısında dalgalanmalar söz konusu olmuştur. Bu durum da sandığın işleyişinde sıkıntılara sebebiyet vermiştir. Son yıllarda oluşan dezenformasyon sonucu personel sayısı 45 binlere kadar düşmüş ve mevcut üyelerin de sosyal haklarında zedelenmeler meydana gelmiştir. POLSAN’ın gerek emeklilik yardımı gerekse maluliyet ve vefat yardımı yaptığı düşünüldüğünde, Emniyet teşkilatı mensupları ve aileleri için son derece önemli bir işlevi olduğu ortadadır.

Teklifle getirilen düzenlemeyle, özellikle sandığın mevcut üyeleriyle ilgili bir düzenleme getirilmemektedir. Bu kişiler, yine üye oldukları dönemde sandığın statüsü neyse ona tabi olmaya devam edeceklerdir. Ancak, söz konusu madde kanunlaştıktan sonra Emniyet mensubu olarak çalışmaya başlayanlara ilgili sandığa üyeliği zorunlu hâle getirip mali olarak sürdürülebilir bir yapının kurulması amaçlanmaktadır.

Teklifin 2’nci maddesiyle, arazi varlığı az olan küçük çiftçilerin desteklenmesi amacıyla, ziraat odası üyelik aidatlarının belirlenmesiyle ilgili 6964 sayılı Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanunu’nun 20’nci maddesinde değişikliğe gidilerek asgari ücretin yüzde 2’si olan aidat alt sınırının yüzde 1’e düşürülmesi düzenlenmiştir. Aidat üst sınırı çok yüksek olsa bile birlik yönetim kurulunun takdir yetkisi geniş bulunduğundan pratikte yeni dönemde aidatları yükseltmeme, sabit tutma, hatta ihtiyaç hâlinde indirim yapma imkânı bulunmaktadır ancak aidat alt sınırı asgari ücretin yüzde 2’sinin altında belirlenemediği için bu takdir yetkisi küçük çiftçiler için kullanılamamakta ve bu durum, tarımsal varlığı, arazi miktarı az olan küçük çiftçilerin aleyhine bir durum oluşturmaktadır. Arazi varlığı az olan küçük çiftçilerin desteklenmesi ve bu olumsuzluktan kurtarılmak üzere daha düşük miktarda aidat belirlenebilmesi amacıyla söz konusu düzenlemeyi desteklemekteyiz.

Yine çiftçileri desteklemek kapsamında, söz konusu teklif vesilesiyle, seçim bölgem olan Kayseri’mizin güzide ilçesi Bünyan’ın bölge çiftçilerinin bir sorununu dile getirmek istiyorum. Bünyan, ekonomik anlamda tarımın ön planda olduğu bir ilçemizdir. Maalesef bu ilçemizde dört yıl üst üste doğal afetler meydana gelmiş, bölge çiftçimiz mağdur olmuştur. Tarım ve Orman Bakanlığı, borcu olan çiftçilerin borçlarının yüzde 3,5 faiz oranıyla ertelenebileceğini açıklamış ancak Tarım Kredi Kooperatifi tarafından kullandırılan krediler yüzde 33 gibi çok yüksek faiz oranı üzerinden yapılandırma kapsamına alınmıştır. Bazı çiftçiler ise tarım sigortasını kooperatiften yaptırmadığı gerekçesiyle yapılandırma kapsamına alınmamıştır. Bünyan çiftçisinin talebi… Bu mağduriyetlerinin giderilmesi adına üst üste meydana gelen doğal afetlerden zarar gören tarım bölgelerindeki çiftçilerin tamamının kredi borçlarının yüzde 3,5 faiz oranı üzerinden yapılandırma kapsamına alınması gerekmekte ve bu borçların düzenli ödenebilmesi için yeniden üretime geçilebilmesi anlamında ana borcun yüzde 50’si oranında taahhütlü ek kredi imkânının tanınması bölgedeki çiftçilere büyük oranda fayda sağlayacaktır. İlçemiz Bünyan’da -ekonomisinde tarımın ön planda olduğu bölgelerde- çiftçilere desteğin iyileştirilmesi elzem olup doğal afetten kaynaklı maddi ve manevi kayıpların iyileştirilmesi adına gerekli çalışmaların yapılmasını arzu etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, teklifin 3’üncü maddesiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na geçici madde eklenmiştir. Maddeyle, 2918 sayılı Kanun kapsamındaki fiiller için uygulanacak ceza tutarlarının 2019 yılında yeniden değerleme oranında artırma yapılmaksızın uygulaması öngörülmektedir.

Bildiğiniz gibi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’ndaki ihlaller için her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan mutlak ceza tutarları, o yıl için Vergi Usul Kanunu hükümlerince tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılmaktadır. Trafik cezaları elbette ki caydırıcı olmalıdır. Bu çerçevede, yakın zamanda Gazi Meclisimizin çıkardığı 7148 sayılı Kanun’la 24 farklı cezada ciddi artırıma gidilmiştir. Örneğin, seyir hâlinde cep telefonuyla konuşanlara yönelik 108 TL olarak uygulanan idari para cezası 235 TL’ye çıkarılmıştır. Dolayısıyla trafik cezalarında geçtiğimiz ekim ayında yer yer yüzde 100’ü aşan bir oranda artırıma gidilmişken tekrar, üç ay sonra ceza artırımına gitmenin çok doğru bir durum olmadığı kanaatini taşıyorum. Aynı şekilde, 2020 yılında bu cezalar yeniden değerleme oranında güncellenerek uygulanmaya devam edecektir.

Teklifin 4’üncü maddesinde ise yıllarca birikmiş bir sorunun çözüme kavuşturulması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nun tanımlanan Boğaziçi öngörünüm bölgesi içerisinde belirlenen alanlarda, özellikle Üsküdar ve Beykoz’da yer alan taşınmaz maliklerinin de yapı kayıt belgesinden faydalanması öngörülmüştür. Burada Milliyetçi Hareket Partisi olarak tek temennimiz, ranta dayalı bir suistimalin olmamasıdır.

İmar barışı kapsamında düzenlenen söz konusu koordinatların Boğaziçi sahil şeridinin ve Boğaz’ın korunmasından ödün verilmeden, Boğaz’a zarar vermeyecek şekilde belirlenmesi son derece önemli ve hassasiyetle takip ettiğimiz bir konudur.

Ayrıca, önemle belirtmek isterim ki Boğaz’a en yakın olan sahil yolu ile deniz arasında kalan bölgelerin bu düzenleme kapsamında yer almaması, bu düzenlemenin var olan sıkıntıları gidermeye yönelik bir işareti olarak da değerlendirilmektedir.

Teklifin 5’inci maddesiyle, tebligat gecikmesinden kaynaklanan bir sorunun çözümü amaçlanmaktadır. İstanbul şehir içi trafiğinin rahatlatılması amacıyla bazı araçların 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçişi yasaklanmıştı. 2 Kasım 2016 tarihinden 1 Ocak 2019’a kadar olan zaman aralığında araç sınıfları itibarıyla söz konusu köprülerden geçmesi yasak olan ama buna rağmen geçenlere verilen idari para cezalarının tahsilatından vazgeçilmektedir. Ayrıca, yapılan itirazlardan ve açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla tahsil edilen para cezalarının ilgililere, 28 Şubat 2019 tarihine kadar başvurmaları hâlinde 29 Mart 2019 tarihine kadar ret ve iade edilmesi iyi niyetli vatandaşlarımızın mağduriyetini önlemiştir. Bu maddeyle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak seçim beyannamemizde söz verdiğimiz gibi şoför esnafına elimizden gelen desteği esirgemeyeceğimizi, emektar kardeşlerimize her daim sahip çıkacağımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Teklifin 6’ncı maddesiyle kamuoyunda Büyükşehir Yasası olarak bilinen 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 1’inci maddesinin (15)’inci fıkrası kapsamında tüzel kişiliği kaldırılan köylere sağlanan bazı istisnalara süre uzatımı getirilmiştir. Bu kapsamda, Emlak Vergisi Kanunu’na göre alınması gereken emlak vergisi ile Belediye Gelirleri Kanunu uyarınca alınması gereken vergi, harç ve katılım paylarına ilişkin istisna süreleri ile bu yerlerde içme ve kullanma suları için ücretin, en düşük tarifenin yüzde 25’ini geçemeyecek şekilde belirlenmesine ilişkin uygulama süresinin 31 Aralık 2022 tarihine kadar uzatılması teklif edilmiştir. Ayrıca, tüzel kişiliği kaldırarak tek mahalleye dönüşen beldelerde içme ve kullanma sularından alınacak ücretin, mevcut en düşük tarifenin yüzde 50’sini geçemeyeceğine ilişkin düzenlemedeki süre de 31 Aralık 2022 tarihine kadar uzatılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak kanun teklifini desteklediğimizi belirtiyor, vatanımıza ve milletimize hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu.

Buyurun Sayın Kenanoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, açlık grevinde olan Hakkâri Milletvekilimiz Leyla Güven’in 49’uncu gününde olduğunu ve Leyla Güven’in serbest bırakılması gerektiğini ve talebinin de dikkate alınması gerektiğini tekrar kürsüden hatırlatıyorum.

Değerli arkadaşlar, diğer taraftan da FOX TV ve Halk TV’ye yönelik kesilen cezaları kınadığımızı buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Medya üzerinde oluşturulan tahakkümün çok daha derinleşeceğini ve bu konuda RTÜK’ün de bir şekilde devreye sokulduğunu ifade etmek isterim.

Burada çeşitli tartışmalar olurken -gerek RTÜK üzerinde gerek hukuk üzerinde- eski örneklerin verilmesi yani geçmişte de bunların kötü olduğunun söylenmesi bizim hedeflediğimiz bir nokta değildir. Yani geçmişte de, evet, çok sayıda kötü örnek vardır; yargı kararı açısından da tarafsız olmayışıyla ilgili, RTÜK’le ilgili birçok şey söylenebilir. Ancak bunlara sığınarak bugünkü durumu savunmak da mümkün değildir. Yani geçmişteki kötü uygulamaların bugün de aynı şeylerin devam etmesi gerektiğini savunur hâle getirmemesi gerekir. Geçmişteki kötüyü de eleştireceğiz, bugünkü kötüye de karşı çıkacağız. Bizim hedefimiz hak, hukuk, adaletten yana demokratik bir Türkiye ise bunu savunacak bütün argümanları ortaya koymamız lazım. Geçmişte oluyor diye bunun arkasına sığınmak da doğru bir uygulama değil.

Sayın milletvekilleri, Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde grubumuz adına söz aldım.

Tabii, burada, öncelikle torba kanunun mantığını eleştirdiğimizi sözcülerimiz de ifade etti. Yani birbirinden bağımsız birçok konunun yeteri kadar kamuoyunda tartışılmaması, konunun STK’ler tarafından ele alınmaması, meslek örgütleri tarafından ele alınmaması ya da muhatapları tarafından görüşlerin aktarılmadan bir torbaya atılarak oradan da alelacele komisyona getirilmesi, komisyondan da Genel Kurula getirilmesi… Yani bunun doğru bir kanun yapma yöntemi olmadığını tekraren ifade etmek isteriz. Bu şekliyle, bu yapılan kanunlardan da toplumun hayrına bir şey çıkmayacağını tekraren ifade etme gereği, ihtiyacı duyuyoruz. Hemen alelacele bütçe kanunu görüşmelerinden sonra getirilen bu kanunların tabii ki bizim açımızdan da bir seçim hazırlığı olduğunu ifade etmek gerekiyor.

Şimdi, bu teklifin 1’inci maddesiyle ilgili. Emniyet teşkilatındaki sandığa zorunluğu üyeliğin, bunun doğru olmadığı ifade edildi, Anayasa’ya aykırılığından bahsedildi. Komisyon Başkanı çeşitli örnekler vererek bunun daha önceki uygulamalarından bahsetti ama şunu tekrar söylemek lazım: Yani bununla ilgili örnekler, bunun da kanuna ya da Anayasa’ya uygun olduğunu göstermez, demek ki onlarda da bir problem var çünkü bunda -zorunluluk ilkesi- olmaması gereken bir durum var.

Yine, madde 2’de, odalarla ilgili giriş ücretleri ve aidatlar yüzde 2’den yüzde 1 oranına getiriliyor ancak üst sınırda bir değişiklik yok. Bununla ilgili de bir değişikliğin olması uygun olur.

Diğer taraftan, 3’üncü madde Karayolları Trafik Kanunu’nun… Biz bunu tamamen bir seçim kanunu olarak görüyoruz. Sayın Binali Yıldırım İstanbul’daki adaylığının startını da bu kanunu müjdeleyerek vermişti yani bunu böyle okumak gerekir. Kendisinin müjdesinden sonra da kanun teklifi önümüze geldi ve şimdi de büyük ihtimalle kanunlaşacak. Dolayısıyla bunun bir seçim startından başka bir şey olduğunu söylemek de mümkün değil.

Diğer taraftan, bu Boğaz’la ilgili imar kayıt belgeleriyle ilgili 4’üncü maddede, bu rant uyarısını MHP sözcüsünün dahi buradan dile getirmesi yani ittifak ortağının dahi dile getirmesi manidardır. Evet, burada ciddi anlamda rantla ilgili bir kaygı söz konusudur ve bu kaygıyı burada herkes taşımaktadır. Bunu da belirtmek gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, 6’ncı maddede şöyle bir şey var: Tabii ki burada getirilen husus 2022’ye ertelenmesiyle ilgili yani Büyükşehir Yasası’yla ilgili bir durum. Ben burada başka bir konuya değinmek istiyorum: Bu Büyükşehir Yasası’nın getirdiği köy tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılmasıyla ilgili ayrıyeten mağduriyet yaratan bir durum var.

Bir köyü bağımsız kılan en önemli unsur, mal edinebilme ve yerel varlıklar üzerinde tasarruf hakkı olmasıdır. Daha önceden getirilen 6360 sayılı Kanun’la, Büyükşehir Yasası’yla bu köylerin tüzel kişilikleri ve mal edinme ya da mevcut mallar üzerindeki hakları, bunlar üzerindeki mülkiyetleri de ortadan kaldırıldı ve bunların Büyükşehir Yasası’yla belediyelere, hazineye ya da işte orada kurulan bir komisyonla ilgili birimlere aktarılması yönünde bir uygulama da başlatıldı. Tabii, bu şöyle bir şeye yol açıyor, bunun en önemli sorunu şuydu: Örneğin Süryanilere ait kiliseler ve manastırlar… Çünkü köylerde bunlar köy tüzel kişiliklerine ait ve bu yasadan sonra, örneğin Mardin’de kilise, manastır, mezarlık ve bağlı tapuların yani bunlara bağlı malların, taşınmazların 110 tanesi bu yolla hazineye devredildi, oradan da Diyanet İşleri Başkanlığına teslim edildi. Daha sonra kamuoyundaki yoğun tepkilerle bununla ilgili birtakım geri düzenlemeler yapıldı ve 54 tanesi iade edildi ilgili vakıflara ancak bunun tamamı düzeltilmiş değil. Süryanilerin mallarının bu kanundan kaynaklı olarak hâlen dahi hazinede ya da belediyede ya da ilgili, kendilerinde olmayan kurumlarda olduğunu belirtmek gerekiyor.

Ayrıca, bununla ilgili sıkıntı yaşayan diğer bir inançsal topluluk da Alevilerdir çünkü Alevi köylerinde cemevleri dernek ya da vakıf mülkiyetinde değil, çoğunlukla muhtarlıklara bağlı yani muhtarlığın mülkiyetinde olan, köyün ortak malı olan bir yere yapılan ibadethaneler ve o Alevi köyünde de insanlar orada inançlarının özgünlüğü çerçevesinde bu cemevlerini yönetiyorlar ve burada inançlarını, ibadetlerini kendi imkânlarıyla yerine getiriyorlar. Büyükşehir Kanunu’yla birlikte bu cemevlerinin mülkiyetleri de o köy tüzel kişiliğinden çıktı, ya ilgili ilçe belediyesine geçti, eğer merkeze bağlıysa büyükşehir belediyesine geçti veya buradaki komisyonla başka bir kuruma aktarıldı ve bu da aslında ibadethanelere ayrı bir el koyma yöntemi olarak kamuoyunda değerlendiriliyor çünkü çıkarttığı sonuç böyle bir şey. Bu da tabii, inanca müdahale oluyor yani oradaki Alevi köyünün kendi inançsal çerçevesinde yönettiği cemevinin başka bir inanca mensup belediye başkanının uhdesine geçmesini ya da oradaki meclisin uhdesine geçmesini bu inancın özgünlüğüne ve oradaki inanç özgürlüğüne de müdahale olarak görmek gerekiyor. Bu şekilde, bu yasada aslında bu 6’ncı maddeyle ilgili, bu konuyla ilgili düzenlemeler getirilmesi gerekiyordu, bu maddeye konulabilirdi, konulmamış. Esas mağduriyetin burada yaşandığını ifade etmek isterim.

Bir de seçim bölgemde, İstanbul üçüncü bölgede, Küçükçekmece’de başka bir konu var. Kadriye Moroğlu Lisesinde, biliyorsunuz, bir taciz olayı meydana gelmişti. Okulda bir öğretmen öğrencileri taciz etmişti, bununla ilgili şikâyetler olmuştu. Daha sonra yeni bir açıklamayla öğrendik ki bu dosya kapatılmış, öğretmen de şu anda başka bir okulda tekrar görev yapıyor. Yani bu, kabul edilecek bir durum değil arkadaşlar. Tacizci olduğu belli olan -bunun artık bir tartışması da yok- bu kişi, şu anda okul değiştirerek başka bir okulda görevlendirilmiş ve oradaki öğrencilere öğretmenlik yapmaya devam ediyor. Bunun hiçbir şekilde kabul edilebilir bir tarafı yok, bunun göz yumulacak bir tarafı da yok. Bu bir öğretmen ve her gün o öğrencilerle muhatap yani benzer öğrencilerle muhatap, aynı yaştaki çocuklarımızla. Dolayısıyla bu, kesinlikle kabul edilecek bir durum değildir ve mutlaka bu öğretmenin görevine son verilmeli ve cezai işleme tabi tutulmalıdır.

Bugün ayrıca dile getirmek istediğim bir konu… Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin yöneticilerinin ve Alevilerin sesi olan TV10 emekçilerinin Silivri Cezaevinde tutulduklarını daha önce birkaç kez dile getirmiştik. Bunlarla ilgili bugün Silivri Cezaevinde, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri ve kimi Alevi kurumları bir açıklama yapmak istediler ancak bugün bu açıklamaya müsaade edilmedi. Çünkü haksız bir şekilde, hukuksuz bir şekilde bu kişilerin burada tutulduğunu ifade etmek, buna dikkat çekmek için bu yapılmak isteniyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Ancak, bugün Silivri Cezaevi önünde Alevilerin açıklama yapmasına müsaade edilmedi.

Burada TV10’dan, Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç, Kemal Demir arkadaşlarımız yargılanıyor ve bir hukuk skandalı arkadaşlar, bir yıldır cezaevinde tutuluyorlar. İddianame 3-4 kez gitmiş gelmiş. Yani iddianame hazırlanıyor, savcı mahkemeye veriyor, hâkim savcıya geri gönderiyor, tekrar savcı hâkime gönderiyor, hâkim tekrar geri gönderiyor; bir üst mahkemeye gönderiyor, bir üst mahkeme bakıyor, eksik diye tekrar savcıya geri gönderiyor, böyle bir durum. Hâlâ, şu anda -aradan bir yıl geçmiş- bir yargılama söz konusu değil ve bunların kendi aralarındaki tutarsızlıklar ve dosyadaki eksiklikler yüzünden bir türlü iddianame hazırlanamaması nedeniyle de bir yıldır arkadaşlarımız haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuluyorlar. Onların da bir an önce serbest bırakılmalarını talep ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek.

Buyurun Sayın Zeybek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime, FOX TV ve Halk TV’ye karşı yürütülen susturma kampanyası ve cezaların, Türkiye’de basın özgürlüğü ve demokrasiye karşı girişilmiş çok ciddi bir saldırı olduğunu ifade ederek başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, köprüden geçen araçla -üçüncü asma köprüyle geçiş yapıldıktan sonra- özellikle birinci ve ikinci köprüden geçen, İstanbul şehir içi trafiğinde de önemli yük taşıyan kimi araçlarla ilgili köprünün açıldığı günden bugüne kadar sürdürülen geçiş cezalarının son bir ay içinde tebliğ edilmesiyle ilgili yapılan düzenlemeyi burada, birkaç kez de Meclis kürsüsünde, Plan ve Bütçe Komisyonunda ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda da gündeme getirmiştim. O nedenle, düzenlemenin bu biçimiyle geçiyor olmasından mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum. Ancak, köprülerden geçiş işleminin bir ticari faaliyet olduğunu, özellikle küçük tonajlı araçların ikinci köprüden geçişlerinin engellenmesinin yani 30 kilometre, 40 kilometre mesafede yükünü taşıyacak olan küçük esnafın 180-200 kilometrelik bir mesafede yükünü taşıyacak noktaya getirilmesinin kargo ve nakliye üzerine getirdiği ek yükler yüzünden küçük esnafın ve küçük KOBİ’lerin ciddi bir mağduriyet yaşadığını ve bu düzenlemenin de bu esnafın bundan sonraki süreçle ilgili sorunlarını çözmediğini belirtmek istiyorum.

Şimdi, bir başka düzenleme de büyükşehirlerle ilgili, köy ve mahallelerle ilgili emlak ve su bedelleriyle ilgili var. Değerli arkadaşlar, daha önce köy statüsünde bulunan yerlerin mahalleye dönüşmesiyle birlikte, buraların emlak vergisinden muaf tutulmasıyla ilgili sürecin uzatılması doğru ancak adı “köy” olmasına rağmen İstanbul’da -daha önceki arkadaşlarım da söyledi- milyonlarca dolar değerindeki büyük köşklerin, villaların bulunduğu bölgelerin sadece adları “köy” olduğu için yeniden yasa kapsamı içinde vergiden muaf tutulması, belediye hizmetlerinin devamı ve hizmet alan insanların bunun karşılığı olarak bedel ödemesi ilkesine aykırıdır.

O nedenle de burada 30 tane büyükşehrin içinde şehir merkezine 30 kilometre, 50 kilometre, 80 kilometre mesafedeki köyler ile İstanbul Büyükşehirin sınırları içindeki Sarıyer ve Beykoz’daki köy statüsündeki kimi özel yerleşim alanlarının da dâhil edilmesi doğru değildir.

Şimdi, yasa Boğaziçi sahil şeridine bir düzenleme getiriyor. Milletvekillerimize dağıtılan bir kitapçık var, Plan ve Bütçe Komisyonunda da bu zaten dağıtıldı, burada da binlerce koordinat noktası bizlere de iletildi. Şimdi, binlerce koordinat noktasını sevgili milletvekillerimizin, yasayı düzenleyen arkadaşlarımızın nasıl tespit edip de bu koordinat noktaları üzerinden yasa teklifini hazırladıklarını imza sahibi milletvekillerine gerçekten sormak istiyorum.

Tabii -biz de oturduk- bu koordinatları tek tek pafta üzerine işleyerek gerçekte bunun nereyi ifade ettiğini burada sizlere göstermek istiyorum. Sizlere dağıtılan kitapçığın hiçbir noktasında Boğaz’ın neresinin kapsam içine alındığı, nerenin dışarıda bırakıldığı gösterilmiyor. Yasa diyor ki: “Biz yalıları kapsam dışında bıraktık.” Sayın Bakanın da bu yönde bir açıklaması var. Arkadaşlar, ne zamandan beri kültür varlıkları olarak tescil edilmiş birinci sınıf eserler imar barışı ya da imar affına girebilir? Bunlar zaten Bakanlığın doğrudan doğruya korumak ve kollamakla yükümlü olduğu yani sadece üzerindeki tapu sahibinin değil, bu kenti yönetenlerin, Türkiye'yi yönetenlerin gözünün nuru gibi bakması gereken kültür varlıklarıdır ve kültür varlıkları olan yalılara da bu denli irite edecek bir biçimiyle yaklaşılmasını da… Açıkçası, kanunu ve kültür varlıklarını, Boğaz’ın korunması gereken varlıklarını çok iyi anlamadıklarını söylemek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Boğaz’da tabii, öngörünüm bölgesi var, geri görünüm bölgesi var, etkilenme bölgeleri var. Şimdi, Boğaz’da yaşayan insanlarımızın sorununu bu yasa teklifi çözmüyor arkadaşlar. 2981 sayılı imar affı yasasıyla zaten Boğaz’ın iki yakasında hazine, belediye ya da vakıf arazileri ya da üniversite arazileri üzerinde gecekondusu bulunan yurttaşlarımızın mülkiyet meselesinin çözülmesiyle ilgili “imar barışı” adı altında çıkarılan bu yasanın hiçbir şeye çözüm olmadığını, sadece vatandaşı korkutmaya dönük “Elektrik ve suyunu keserler, yapında oturmak istiyorsan bu bedeli ödemek zorunda kalıyorsun.” anlayışından başka bir şey değildir. Burada yapılması gereken nokta açık. Boğaziçi özel bir yasa, 2960 sayılı Yasa’yla Boğaz gerçekten koruma altında. Ancak nasıl oluyor ki ilçe belediyelerinin denetim ve yetkisinde olmayan, doğrudan doğruya büyükşehir belediyesinin kendisine bağlı Boğaziçi İmar Müdürlüğü eliyle yıllardır koruduğu ve kolladığı Boğaz’da kaçak yapılaşma bu kadar artmış ve şimdi biz imar barışıyla da bu kaçak yapıları yasal hâle getirmeye çalışıyoruz. Buradaki düzenlemenin özü şudur: Boğazın geri görünüm ve etkilenme bölgeleri ile öngörünüm bölgesinde kamuya ait olan araziler üzerinde yapısı bulunan yurttaşlarımızla ilgili kesin olarak arkadaşlar, buna ilişkin üniversitelerin mütalaası da var, hukuk mütalaaları da var, belediye meclislerinde oy birliğiyle alınmış kararlar var. 2981 sayılı Yasa’ya göre 1983 ve öncesinde yapılmış olan gecekondu ve hak sahipleriyle ilgili imar ıslah planlarının, kesin olarak belediye meclislerinden geçtiği gibi büyükşehir belediye meclisinden geçip 400 metrekareye kadar yurttaşımızın kullanımında olan arazilerle ilgili olarak sokak rayiç bedelleri üzerinden mülkiyetin vatandaş lehine tesis edilmesinden başka bir çözüm yoktur. Bu imar barışı ne getirecek? Açıkçası kimse bilmiyor yani imar barışına başvuran bir yurttaşımız yapı kayıt belgesini aldığında bu belge kendisine hangi açıdan yasal bir güvence getirecektir?

Bakın, öngörünüm bölgelerinde plan yapma yetkisi yoktur. Öngörünüm bölgeleriyle ilgili, geri görünüm bölgeleriyle ilgili 2960 sayılı Yasa, açık açık… Danıştayın bu yönde vermiş olduğu içtihat kararları ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının almış olduğu, kentsel dönüşüm ve bu bölgelerle ilgili imar planlarının tümünü iptal eden kararları var. Boğaz’da plan yapma yetkisi, 1/5.000’lik planlarda büyükşehir belediyesinde, 1/1.000’lik planlarda ilçe belediyesindedir.

Burada, seçilmiş ve atanmışlarla ilgili tartışma yapılıyor. Değerli arkadaşlar, plan yapma yetkisi seçilmişlerindir; plan yapma yetkisi, halk adına seçilmiş olan meclislerindir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Türkiye’de deprem olduğu zaman yapmış olduğu, denetlemiş olduğu bütün yapılar, yıkılmış olan… Eski Bayındırlık Bakanlığının, şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığının plan yapma yetkisini tanımıyoruz, demokratik değildir. Ankara’da oturarak Türkiye’nin beldeleriyle ilgili plan yapamazsınız, Boğaz’da da yapamazsınız, hiçbir yerde yapamazsınız. Bunu, halkın oyuyla seçilmiş olan meclislerde, seçilmenin en büyük avantajını yaşayan milletvekilleri olarak da savunmak zorundayız. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, 2981 sayılı Yasa, bir imar yasasıdır ve bu Meclisten geçmiştir. Şimdi, bakın, bir yasayı görüşüyoruz, İstanbul Boğazı’nın içinde olduğu bir yasayı görüşüyoruz, bir torba yasa içinde. Geçmişte de gene Boğaz’la ilgili başka bir düzenleme geldi, gene torba yasa içinde. Arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu var. Bu Komisyonun asli görevi, imar meseleleriyle ilgili, planlamayla ilgili, ulaştırmayla ilgili meselelerin görüşülmesi. Kara yolları konusu geliyor, Plan ve Bütçe Komisyonuna; imar meselesi geliyor, Plan ve Bütçe Komisyonuna. Yani o zaman bu Meclisin işleyişiyle ilgili, komisyonların çalışma sistemleri ve işleyişleriyle ilgili ciddi sıkıntıları görmek gerekir ve halkın oyuyla seçilmiş olanların yani demokrasinin en temel kurumu olan meclislerin plan yapma ve onama yetkisini asla elinden almamak gerekir.

Değerli arkadaşlar, burada İstanbul Boğazı, sadece Sarıyer’de, Beykoz’da yaşayanların değil, sadece İstanbul’da yaşayanların değil, sadece Türkiye’de yaşayanların değil; dünyanın, koruması gereken en önemli kültür varlığıdır. Biz, bize emanet edilmiş olan Boğaz’ı korumak değil; biz, bizden sonra gelecek kuşakların emanetine gözümüz gibi bakmak durumundayız. O nedenle burada Boğaz’la ilgili düzenleme yapılırken tabii ki 1940’larda, 1950’lerde Sarıyer’e, Beykoz’a gelmiş, gecekondusunu yapmış olanların barınma meselesiyle ilgili, yerinde dönüşüm ve mülkiyet meselesinin, tapu tahsis belgeleri esas alınmak üzere -tekrar söylüyorum- sokak rayiçleri bedeli üzerinden yurttaşın mülkiyet hakkının tesis edilmesinden başka bir çözüm yoktur. Bunu buradan belirtmek istiyorum.

Şimdi, bir konuyu daha Meclisimizin bilgisine sunmak istiyorum. Değerli arkadaşlar, Sarıyer Belediye Meclisinde 2015 yılında oy birliğiyle Sarıyer’in 13 mahallesinin imar ıslah planları yapıldı; imar ıslah planları, mülkiyetin esasa teşkil etmesi için yapılması gereken bir aşamaydı ve bu planları yapma yetkisi de ilçe belediye meclislerinindi. Ancak Belediye Meclisinden oy birliğiyle geçmiş olan bu plan teklifi, Büyükşehir Belediyesi tarafından iade edildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GÖKAN ZEYBEK (Devamla) - Boğaz’da yaşayan on binlerce yurttaşımız dava açtı. Mahkemeler, belediyede yapılmış olan imar ıslah planlarının yasaya uygun olduğuna karar verdi, şimdi imar planları tekrar Büyükşehir Belediye Meclisine geldi. 2960 sayılı Yasa, plan yapma yetkisini kesin olarak yerel ve büyükşehir belediye meclislerine verdiği için de bugün buradan ifade etmek istiyorum ki bu sürecin takipçisi olacağız. Boğaz, yalnızca her dönemin zenginleri tarafından sermayenin el değiştirdiği gibi yalılarının el değiştirdiği bir alan değil; Boğaz, aynı zamanda Beşiktaş, Sarıyer, Beykoz ve Üsküdar; yüz binlerce yoksul ve emekçinin tıpkı FSM, tıpkı Baltalimanı, tıpkı Reşitpaşa, tıpkı Mesudiye Mahallesi, tıpkı Kirazlıtepe gibi, gecekonduda yaşayan yurttaşlarımızın yaşadığı bir bölgedir ve İstanbul Boğazı düşünüldüğünde ve konuşulduğunda, korunması gereken, Boğaz’da yaşayan insanların Boğaz’la birlikte korunmasıdır. Boğaz’daki insanları alırsanız geriye bir şey kalmaz diyorum, sözlerimi tamamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi şahsı adına İzmir Milletvekili Murat Çepni.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Başkan, Genel Kurul, değerli halkımız; kooperatiflerle ilgili, 6’ncı maddeyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Ancak hem bütçe sürecinde hem de bugün gün boyu yürütülen tartışmalara dair birkaç şey söylemek gerekiyor. Şimdi, bizim bir aile büyüğümüz var, çok dâhil olmak istemediği konularda “Beni mecbur bırakmayın.” derdi. Şimdi, gerçekten AKP sıraları bizi mecbur bırakıyor.

Şimdi, en çok duyduğumuz laflardan bir tanesi: “Bu halk bize oy veriyor.” Şimdi, biz “hırsızlık” diyoruz, “Ama bu halk bize oy veriyor.” deniyor. “İstismar” diyoruz, “Bu halk bize oy veriyor.”; “bütçe” diyoruz, “17 yıldır bütçe yapıyoruz.” diyor. “Savaş” diyoruz, “Kahrolsun HDP!” deniyor. “Barış” diyoruz, “Kahrolsun HDP!” deniyor. “İşçi sınıfı ölüyor.” diyoruz, “Ama büyüyoruz, kalkınıyoruz.” deniyor. “Doğa talanı var, yaşanılmaz hâle geldi coğrafyamız.” diyoruz, “Ama büyüyoruz.” deniyor, “hastane turizmi” deniyor, “doğa turizmi” deniyor. Şimdi, biz ne dersek diyelim, AKP’nin bir spot cümlesi var ama onların deyimiyle bile, YSK’nin açıkladığı rakamlara bile bakarsanız, seçim sonuçlarına bakarsanız bu toplumun yüzde 50’si AKP’li değil, AKP’nin politikalarını doğru bulmuyor.

Şimdi, burada biz AKP’yi ikna etmekle, tabii, görevli falan değiliz. Şimdi, örneğin, burada Karadenizli vekiller var, AKP’li sıralarda da Karadenizli vekiller var. Yani Karadeniz’in bir çöplüğe dönüştüğünü, HES çöplüğüne dönüştüğünü, yaylaların tarumar edildiğini, oraların “turizm” adı altında sermayeye peşkeş çekildiğini görmemeleri mümkün değildir. Dolayısıyla ortada düpedüz bir tercih vardır.

Biz o yüzden, AKP’ye “yüzde 1’in iktidarı” derken bundan dolayı söylüyoruz. AKP, sermayenin iktidarıdır; AKP, rantın iktidarıdır. Dolayısıyla şöyle söylersek daha doğru olur: Bir rant ittifakıdır, bir rant koalisyonudur, bir savaş koalisyonudur. Dolayısıyla ortada, bir niyetten bağımsız, doğrudan bir tercih vardır. Yani “İşçi sınıfının lehine hiçbir karar yok.” derken, “Emekçiler lehine hiçbir yasa yok.” derken, AKP, tercihini beslendiği kaynaklara yaparak sermayeden yana tutum alıyor. Dolayısıyla AKP’nin “Biz her koşulda oy alırız.” demesinin de sebebi şudur: Bu halk, AKP’nin politikalarını doğrulamıyor; tam tersine, AKP, insanları, ölümü gösterip sıtmaya razı ediyor.

Demokrasi, değişim, Avrupa Birliği söylemleriyle geldiler, insanlarımızı yedeklediler fakat devletleştikçe karşıtlarına dönüştüler; olan düpedüz budur ve bugün AKP, kendi gerçekliğini “Ben olmazsam kaos olur.” “Ben gidersem bombalar patlamaya devam eder.” “Ben olmazsam analar ağlamaya devam eder.” edebiyatı üzerinden geliştiriyor.

Dolayısıyla burada şu çağrıyı yapıyoruz: Gelin, buyurun, ortak belirlediğimiz -uluslararası olabilir, ulusal olabilir- bir seçim denetleme modeliyle seçimlere gidelim. Herkes eşit biçimde konuşabilsin, herkes eşit biçimde propaganda yapabilsin, herkes eşit biçimde seçim sürecini değerlendirsin. Bugün, AKP’li olmayanın, AKP’ye üye olmayanın konuşmaya hakkı yok. Bugün basınla ilgili konuşuyoruz, sanatçılarla ilgili konuşuyoruz yani siz bunun farkında değil misiniz? Elbette farkındasınız. Sizin temel olarak o üstünde yürüdüğünüz siyaset, kendinden olmayanın düşmanlaştırılması siyasetidir. Dolayısıyla bu koşullarda kitleler, korku üzerinden, yarattığınız korku siyaseti üzerinden tercih yapmak zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla demokrasi yoksa bir ülkede...

Yani biz “seçilmiş eş başkanlarımız” derken siz “kahrolsun HDP” diyorsunuz, “terör iş birlikçisi” diyorsunuz. Biz “AİHM kararları” derken siz aynı şeyi söylüyorsunuz. Biz “açlık grevleri” derken, “tecrit” derken siz yine savaştan başka bir şey söylemiyorsunuz. Biz “Savaştan besleniyorsunuz.” derken, “Bu bütçe savaş bütçesidir.” derken tam olarak kastettiğimiz buydu.

Şimdi, “Padişahım çok yaşa.” seslerinden başka ses duymak istemiyorsunuz ama biz HDP olarak da, bu ülkenin devrimcileri, demokratları, sosyalistleri olarak da “Kral çıplak.” demeye devam edeceğiz.

Şimdi, “AKP’nin bütçesinde halklar lehine hiçbir şey yok.” derken bu kooperatifler meselesi de tam olarak böyle. Kooperatifler, halkın tüccara, sermayeye karşı kendi emeğini koruduğu birliklerdir. Fakat “Bugün biz bu ülkeyi bir şirket gibi yöneteceğiz.” diyen AKP Genel Başkanının söylemine uygun olarak bu kurumlar da halkın inisiyatifinden alınarak şirketleştiriliyor, anonim şirket gibi yönetilmeye çalışılıyor. Aslında halkın küçük de olsa kalmış bir üretim aracı alınarak tıpkı Tonya’da süt kooperatifinin kapatılması gibi, İzmir’de TARİŞ işçilerinin işten atılması gibi…

Toparlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) - Buradan İzmir’deki TARİŞ işçilerini de selamlıyorum, direnişlerine sahip çıkacağımızı buradan bir kez daha ilan ediyorum.

Sonuç olarak bu iktidar, korkudan beslenen bir iktidardır. Korku, zulümden gelir. Bu kadar korkunun sebebi budur. Biz “Gezi” derken bu kadar saldırıya uğramamızın sebebi budur. Gezi’den korkunun sebebi budur. Dolayısıyla bu halk, bu zulüm iktidarına karşı örgütlenecek, mücadele edecek, yalana karşı gerçeğin savunusunu yapacaktır. Biz buna yürekten inanıyoruz, bunun içerisinde olacağız.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki ifadelerini kendisine iade ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; biraz evvel hatibi dinledik, neresini düzelteceğiz bir dakika içerisinde mümkün değil ama en kısa yoldan bütün söylediklerini kendine iade ediyorum; bir.

Cumhuriyette yaşıyoruz, saltanatta değil. Demokratik bir ülkede yaşıyoruz. AGİT münasebetiyle bütün uluslararası seçim gözlemcilerinin de seçimlerde bulunduğu ve halkın gözü önünde dünyanın en demokratik seçimlerinin ve en fazla katılım oranlarının yapıldığı seçimleri hep beraber yaşıyoruz.

NURAN İMİR (Şırnak) – Ya, buna siz bile inanmıyorsunuz. Gerçekten, gerçekten yuh!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla, zulmün değil, adaletin ve halkın iktidarıdır AK PARTİ.

NURAN İMİR (Şırnak) - Vallahi billahi siz bile inanmıyorsunuz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Zulmün değil, adaletin; yoksulluğun değil, kalkınmanın iktidarıdır AK PARTİ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Ortada hak diye bir şey bırakmadınız, sadece itaat edenleri yarattınız!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Herkes tarafından bunun böyle bilinmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURAN İMİR (Şırnak) – Hak diye bir şey bırakmadınız.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Toparlıyorum efendim, toparlıyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Metin Akpınar böyle espri yapamazdı!

NURAN İMİR (Şırnak) – Yani gerçekten hiç gülesim yoktu, hiç gülesim yoktu!

BAŞKAN – Buyurun.

İkinci bir dakika…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Birtakım tekerleme ve lakırdıların, birtakım iftiraların ve yalanların müdellel bir şekilde ortaya konularak gerçeğin bütün herkese duyurulduğu bir atmosferde, bir platformda gerçeklere kulaklarını, zihinlerini, kalplerini, gözlerini tıkayan ve kapatanların gerçekler karşısında halkın iradesinin tecelli ettiği bu mekânda iftiralara bel bağlamaması gerekir.

NURAN İMİR (Şırnak) – Gözünü de kapatan sizsiniz, kulaklarınızı da tıkayan sizsiniz! Bütün Türkiye toplumu bunu çok iyi biliyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu iftiraları milletimiz sandıkta değerlendiriyor ve gereğini de en güzel şekilde ortaya koyuyor, yalan ile gerçeği, hizmet ile iftirayı birbirinden ayırt ediyor ve her seçimde “AK PARTİ, AK PARTİ, AK PARTİ” diyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURAN İMİR (Şırnak) – Bu saatten sonra saltanatınız fazla sürmeyecek, hiç merak etmeyin!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bunun da görülmesi ve bilinmesini istirham ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. Teşekkürlerimle.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, şahsı adına Düzce Milletvekili Ayşe Keşir.

Buyurun Sayın Keşir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AYŞE KEŞİR (Düzce) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında söz almış bulunuyorum.

Konuşmama geçmeden evvel, 27 Aralık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 99’uncu yıl dönümünü kutluyorum. Ayrıca vefatının 82’nci seneidevriyesinde istiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u büyük Türk milleti adına minnet, şükran ve rahmetle yâd ediyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, halkın partisidir. AK PARTİ, çiftçinin partisidir. AK PARTİ, 784 bin kilometrekarenin her bir karışında yaşayan kadının, gencin, işçinin, esnafın, çocuğun partisidir. AK PARTİ, kendini bu ülke, bu vatan topraklarına ait hisseden herkesin partisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ, umudun partisidir, demokrasinin, geleceğin partisidir. AK PARTİ, vatandaş ve hizmet odaklı bir partidir.

Vatandaşlarımızdan gelen talepler ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar çerçevesinde çeşitli konulara ilişkin olarak düzenleme yapılması gereği partimizin öncelikleri arasındadır. Bu çerçevede Grup Başkan Vekilimiz Sayın Mehmet Muş ve 25 milletvekili arkadaşımızla birlikte benim de imzam bulunan teklif Trafik Kanunu, İmar Kanunu, Büyükşehir Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu, Vergi Kanunu, Yüksek Seçim Kurulu Teşkilatı Kanunu, Ziraat Odası, Emniyet Teşkilatı Kanunu ve diğer kanunlarda da düzenlemeler içermektedir.

İlgili teklifle, belirlenen zaman aralığında araç sınıfları itibarıyla geçmesi yasak olmasına rağmen İstanbul’da 15 Temmuz Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçen araç sahiplerine verilen idari para cezalarının tahsilatından vazgeçilmesi öngörülmektedir. Aynı zamanda bu cezalar kapsamında tahsil edilen para cezalarının taraflara iade edilmesi de ifade edilmektedir. 3350 aks olan 25 kişilik midibüs köprüleri kullanırken 3400 aks olan 8+1 yolcu kapasiteli yeni araçlar köprüleri kullanamamaktadır. İlgili cezalar üzerinden yapılan bu düzenlemenin ardından köprü geçişleriyle ilgili yeni bir UKOME kararı da gereği öngörülmektedir.

Değerli milletvekilleri, teklifte ayrıca borçlarını yapılandıran ancak ödemelerini düzenli yapamayanlar için tekrar bir yeni düzenleme yoluna gidilmiştir. Hakkını kaybeden borçlulara borçlarını ödemede imkân verilmesi amacıyla düzenleme yapılması öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere idari para cezaları her yıl takvim başından geçerli olmak üzere Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılır. Karayolları Trafik Kanunu’nda yer alan fiillere uygulanan ceza tutarları, malumunuz üzere, yakın zamanda yeniden düzenlenmişti. Teklifle bu düzenlemede belirlenen tarifenin 2019 yılında yeniden değerleme oranı artırılmaksızın uygulanmasına devam edilmesi ifade edilmektedir.

Sayın milletvekilleri, şehrim Düzce de bir tarım şehridir. Arazi varlığı olan küçük çiftçileri desteklemek amacıyla, asgari ücretin yüzde 2’si olan Ziraat Odası aidatının alt sınırı yüzde 1’e düşürülmüştür.

Değerli milletvekilleri, tüzel kişiliği kaldırılan köylerde alınması gereken emlak vergisi ile Belediye Gelirleri Kanunu uyarınca alınması gereken vergi, harç ve katılım paylarına ilişkin istisna süresi ile bu yerlerde içme ve kullanma suları için ücretin, en düşük tarifenin yüzde 25’ini geçmeyecek şekilde belirlenmesine ilişkin uygulama süresi, altı yıldan sekiz yıla yine bu teklifle çıkarılmaktadır. Bununla birlikte, tüzel kişiliği kaldırılarak tek mahalleye dönüşen beldelerde içme ve kullanma sularından alınacak ücretin mevcut en düşük tarifenin yüzde 50’sini geçmeyeceğine ilişkin hükmün süresinin 31/12/2022 tarihine kadar uzatılması da amaçlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 79’uncu maddesinde vurgulanan, seçimlerin düzen içinde yönetimi açısından sorun oluşturulmaması ve mevcut üyelerin bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmasında fayda görüldüğünden, Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin seçim sürelerine ilişkin düzenleme yine bu teklifte yer almaktadır.

Sayın milletvekilleri, ihtiyaçlar değiştikçe, yeni ihtiyaçlar ortaya çıktıkça toplum düzeninin sağlanması için gerekli olan yasal düzenlemeleri yapmak, Parlamentonun temel görevlerindendir. Bu düzenlemenin Komisyon çalışmaları esnasında emeği geçen tüm parlamenterlere teşekkür ediyorum.

Sözlerime son verirken, kanun teklifimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, birinci bölüm üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi, on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi -önce sorular- yapacağım.

Sayın Aygun, buyurun.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İçişleri Bakanlığının 6/1/2017 tarihli yazısıyla İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü ile ASELSAN AŞ arasında 2016-2018 yıllarını kapsayan bir sözleşme imzalandığı, bu sözleşmeyle Mekânsal Adres Kayıt Sistemi’ne entegre olmayan 76 ilde -bunun içerisine Tekirdağ ilimiz de dâhil olmak üzere- adres sisteminin uygun hâle getirileceği bildirilmiştir. Bakanlıkça tespitlerin kesinleşmesini müteakip cadde, sokak ve bina dış kapılarının tabelaları belediyelerce üretilerek yerine monte edilecektir. Bu çalışma ne zaman sonuçlanacaktır? Acil olarak ALO 112, 155 ve 110 gibi önemli adreslerin verilen telefon siparişleri üzerine müdahaleleri zorlaşmaktadır. Bunun için gerekli çalışma yapılmasını bekliyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aydın… Yok.

Sayın Kaya… Yok.

Sayın Güneş… Yok.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına soruyorum:

1) İktidarınızın yürütmekte olduğu ekonomik model, tüketime, borçlanmaya, ithalata ve inşaata dayanmaktadır. Bu da dış ticaret açığımızı giderek artırmaktadır. Ara malı ithalatı da bu açıkta önemli bir rakamı oluşturmaktadır. Bunu gidermek, dış ticaret açığımızı kapatmak için Bakanlık olarak herhangi bir yatırımı teşvik etmeyi veya başka tür tedbirler almayı düşünüyor musunuz?

2) Ekonomimizin dış saldırılara maruz kaldığı şeklinde savunmalar yapıyorsunuz. Dış saldırılar bugün yoktur, her zaman olmuştur. Dış saldırılardan bu kadar çabuk etkilenen bir ekonomimiz varsa bunun sebebi sizin iktidarınız değil mi? Ekonomiyi neden bu kadar saldırıya açık hâle getirdiniz?

3) Bakanlık olarak girdi maliyetlerini ve üretim enflasyonunu etkileyen, telafisi uzun zaman alacak olan bu krizi daha ağır yaşamamak için ne tür tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Einstein “Bilim, birçok şeyi değiştirdi fakat düşünce tarzımız hep aynı kaldı. Bu, bizi eşi görülmemiş bir felakete sürüklüyor.” der. İnsan, gerçeği kavramak ihtiyacındadır. İnsanı evren içinde farklı ve büyük yapan, akıl ve düşündedir. Descartes gibi Pascal da “Düşünmeyen insan, insan olmaz.” diyordu. Tüm olumsuzluklar hayatın amacının yanlış yorumlanmasından doğuyor, sevgiler yeşerecekken nefret ürüyor. İnsan, hayatta gerekli olan maddi şeylerin, hayatın kendisi olmadığını bilmelidir. İnsan, hayatın amacını tam olarak bildiğinde güçlenir, bu güçle olaylara artık kendi çıkarı açısından bakmaz, iyinin, erdemin yanında yer alır, denge unsuru olur. Artık gururdan ve gösterişten uzak, Âşık Veysel’in dediği gibi “Yeryüzü gezegeninde bir yolcudur o.” İnsanlık yolunun, barış, eşitlik, adalet ve kardeşlik yolunun yolcusu.

BAŞKAN – Sayın Özyavuz…

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u ölüm yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyorum.

Şanlıurfa’da elektrik kesintileri, insanlarımızın günlük yaşamını etkilemekte ve çok büyük sıkıntılara neden olmaktadır. Şanlıurfa’nın bütün ilçeleri ve mahallelerindeki bu zulmün bir an önce bitmesi gereklidir. Bu konu her gündeme geldiğinde kaçak elektrik meselesi bahane edilerek geçiştirilmektedir. Kaçak elektriği tespit etmek kurumun işi olduğuna göre kullanmayan vatandaşlarımız neden cezalandırılmaktadır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkan.

Sayın Plan ve Bütçe Komisyonunun Başkanı dedi ki: Polislerle ilgili getirilen bu zorunlu aidat, efendim, emekliye ayrıldıkları zaman büyük bir nemayla birlikte para veriliyor, OYAK’a benzetti. OYAK’ta iki seçenek var.

Bir: İsterseniz parayı nemasıyla birlikte geri alırsınız veyahut da devam edersiniz ayrıca bir emeklilik maaşı verilir. Burada bu imkân var mıdır?

İki: OYAK’ta vatandaşa yani oradaki üyelerine çok düşük krediler veriliyor. Burada ancak yatırdığı para kadar o düşük kredi veriliyor, aksi takdirde vatandaşın piyasadan aldığı kredi şeklinde para veriliyor. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?

Teşekkür ederim, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN - Sayın Paylan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, imar affı yasasını genişletiyoruz bu torba yasayla biliyorsunuz ve bugün 26 Aralık. Sayın Başkan, eğer bugün Meclis kabul ederse Cumhurbaşkanının onayı, Resmî Gazete’de yayımlanması muhtemelen 30 Aralığı bulacak. Bugün televizyonda bir reklam gördüm, “İmar affına başvurun, son başvuru tarihi 31 Aralık.” diyor. Yani kanun yürürlüğe girdikten sonra başvuru için bir gün kalacak bu bilgiye göre. Ben Komisyon sırasında Sayın Komisyon Başkanına da, Mehmet Muş’a da sordum. “Arkadaş, bu torbayı getirdiniz de buna göre yürürlüğü uzatmanız lazım. Bu uzatma bilgisini bize teyit eder misiniz?” dedim. Sayın Komisyon Başkanı da, Sayın Mehmet Muş da Sayın Bakanı defalarca aramalarına rağmen Sayın Bakan dönmedi, dediler ki: “Genel Kurulda bilgi vereceğiz.”

Sayın Başkan, bu bilgi sizde var mı? İmar affı yasası yürürlüğü uzayacak mı?

Sayın Komisyon Başkanım sizde var mı? Varsa bu bilgiyi neden Meclisten gizliyorsunuz, neden vatandaşlarımızdan gizliyorsunuz? Ya da yürütmeden bu bilgiyi alamıyorsak neden bu yasayı çıkarıyoruz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Şahin...

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ekim sonunda yağan şiddetli dolu, Hatay’da narenciye bahçelerine hasar verdi, ürünler paramparça oldu. Erzin’de 40 bin dönümlük, Dörtyol’da 10 bin dönümlük alandaki narenciye zarar gördü. Narenciyenin yüzde 100 zarar gördüğü alan 20 bin dönüm. Bu doğal afet karşısında yapılan tek şey, çiftçinin Ziraat Bankasına olan borçlarının bir yıl ötelenmesi oldu. Oysaki bu zararla çiftçi borçlarını ödeyemez, geçimini sağlayamaz, 2019 narenciye bakımını yapamaz oldu. Çiftçinin dolu yağışından gördüğü zararın telafisi için bölge, afet bölgesi ilan edilmeli, çiftçiye tazminat veya iki yıl sonra ödemeli ek kredi verilmeli. TARSİM sigortalı olanlara gelecek yıl bakımı için ek kredi gereklidir. Sübvansiyonlu tarım kredi miktarı artırılmalı, dönüm bazlı kredi 2.500’den 4 bine çıkarılmalı. Aksi hâlde, narenciye üreticisi için 2019 yılı da kâbus yılı olacaktır. Bir an önce hükûmetin çiftçimize destek olması, teşvik vermesi gereklidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Arslan...

KAZIM ARSLAN (Denizli) – İçişleri Bakanlığına soruyorum:

1) Bakanlığınız bünyesinde çalışan kaç polis personeliniz vardır? Polislere verilmesi düşünülen 3600 ek göstergeyi ne zaman uygulamaya başlayacaksınız?

2) Bakanlığınız bünyesinde çalışan koruma polisi sayısı kaçtır? Cumhurbaşkanına tahsis edilen polis sayısı kaçtır? Şu anda Mecliste çalışan koruma sayısı ne kadardır?

3) Bakanlığınıza daha önce de sormuştum, hâlâ cevap alamadım, şimdi yine soruyorum: Türkiye’de faaliyet gösteren tarikat sayısı nedir? Bunların merkezleri neresidir? Kaç adet şubeleri vardır? Başkanları kimdir? Gelirlerini nereden sağlamaktadırlar? Üye sayıları kaçtır? Hangi alanlarda faaliyet gösterdiklerini açıklar mısınız?

4) Bakanlığınız bünyesinde kullanılan araç sayısı kaçtır? Bu araçların kaç adedi kiralıktır? Bakanlık olarak kiraladığınız binalar var mıdır? Varsa kaç adettir? Kiralık binalara ve araçlara yılda kaç para kira ödemektesiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi, Komisyon Başkanımıza cevap için söz veriyorum.

Buyurun Sayın Başkanım.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) –Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben öncelikle bu POLSAN’la başlamak istiyorum. Konuşmasında hatip arkadaşımız da dile getirdi, Sayın Başkan açıklama yaptı ama bunun ikna edici olmadığından bahsetti, öyle diyeyim yani kısaca ve Sayın Tanal’ın da soruları var.

Benim bu Anayasa Mahkemesi kararı ve İLKSAN ve OYAK örneklerini vermemin sebebi, zorunlu üyelikle ilgiliydi. Her ikisine de baktığınızda da zorunlu üyeliğin olduğunu görüyoruz. Bu karar da İLKSAN’la ilgili bir karar. O da şöyle: Bu kararı ilk önce bir sizinle paylaşayım: İLKSAN’a zorunlu üyelik konusunda Afyonkarahisar İdare Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru üzerine 3 Ocak 2018 tarihli ve 30290 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararı şu: İLKSAN’ın Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet göstermek üzere kanunla kurulmuş bir tüzel kişilik olduğu, üzerinde Millî Eğitim Bakanlığının idari vesayeti bulunduğu, mevcutlarının ve alacaklarının devlet mallarına ait hak ve önceliklere sahip olduğu ve bu özellikleri nedeniyle tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu.

Ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden maaş alan ilkokul öğretmenlerinin statü hukukuna tabi kamu görevlisi ve İLKSAN’ın, üyelerinin sosyal ve ekonomik çıkarlarını koruma ve üyeleri arasında dayanışmayı teşvik etme amacıyla kurulmuş bir kamu kurumu olduğu gözetildiğinde, İLKSAN üyeliği ilişkisinin bir tür sözleşme olmayıp kamu hukuku ilke ve kurallarına tabi olduğu. Bu itibarla İLKSAN üyeliği konusunda irade serbestisinin ve dolayısıyla sözleşme özgürlüğünün varlığından söz etmenin mümkün olmadığından, zorunlu üyelik esasının sözleşme özgürlüğüne aykırı olduğunun söylenemeyeceği gerekçeleriyle kararın Anayasa’nın 13’üncü ve 48’inci maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir.

OYAK, İLKSAN ve POLSAN aynı hukuki statüye sahip sosyal yardımlaşma kuruluşları. Ayrıca, kanun teklifinde özellikle kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra Emniyet teşkilatına atanacaklara zorunlu üyelik getirilerek mevcut personelin kazanılmış haklarının da korunması, yapılan düzenlemede amaçlanmıştır.

Onun dışında, bu imar barışındaki süre…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Soruma cevap değil.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sorunuza cevap, şöyle: Ben Anayasa yani hukuki statüsüne ilişkin bir cevap verdim. Onun dışında, onun içeriğiyle ilgili olan, beni ilgilendiren tarafı, Komisyon Başkanı olarak, Anayasa’ya aykırı olup olmadığıdır düzenlemenin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Aradaki farkı sordum yani onu sormadım ki.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ben o tarafını söylüyorum. Siz nasıl işleyecek, nasıl yapılacak, bunu zaten sözlü soru önergeleri ortadan kalktığından bir yazılı soru önergesiyle Bakanlığa tevdi edersiniz diye düşünüyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ona da cevap vermezler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Orada niçin oturuyorsunuz Başkanım, sorulara cevap vermek için.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Devam ediyorum Başkanım.

Bu yapılandırmayla ilgili bir…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – İmar affını şey yapacaktınız. Atlamayın onu, atlamayın.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – İmar affını söyleyeyim önce, pardon, Sayın Tanal araya girince imar affı geriye kaldı.

Bu süre uzatımıyla ilgili mesele… Biliyorsunuz, mayıs ayında çıkarmış olduğunuz kanunda bu düzenlemeyi yaparken Cumhurbaşkanı yani daha doğrusu o gün Bakanlar Kurulu -sonradan atıflar Cumhurbaşkanı olarak değiştirildi- bir yıla kadar başvuru ve ödeme sürelerinin uzatılması konusunda yetkilendirildi. Bizim burada yapmış olduğumuz düzenleme, eksik kalan bir alanın imar barışına dâhil edilmesi.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – İki gün var.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Söylediğiniz doğrudur, biz bu düzenlemeyi Meclisin iradesi olur da buradan geçirirsek zannediyorum bu doğrultuda da yürütme bir değerlendirme yapacaktır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ya, yapmayın, bu bilgi olmadan nasıl geçireceğiz buradan Sayın Başkan? Bu bilgi olmadan bu madde geçirilir mi buradan?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Yani kanun maddesini yürürlükte nasıl değerlendirecek?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Burada bu yeni durumla ilgili olarak başvuru sürelerinin uzatılacağını ama ödemeyle ilgili başvuru yapmış olanların ödeme sürelerinin uzatılmayıp bunların 31 Aralık itibarıyla ödeneceğini öngörüyorum.

Bu yapılandırmaya ilişkin de -10’uncu maddede yer alan- 11 Mayıs 2018 tarihinde Meclisimizce kabul edilen bu 7143 sayılı Kanun’dan yararlanmak üzere başvuran ancak zorunluluk olan o ilk iki taksiti ödeyemediği için hakkını kaybeden vatandaşlarımızın yeniden bu haktan faydalanmalarına imkân verecek bir düzenleme yapıyoruz. Eğer gecikme zamlarıyla beraber -ödedikleri tarihe kadar- en geç şubat ayının sonuna kadar bu ilk iki taksitlerini -gecikme zamlarıyla beraber- öderlerse yeniden yapılandırmaları ihya edilmiş olacak ve yapılandırmalarını, 7143’ten faydalandıkları şekilde yapılandırmalarını devam ettirebilecekler.

Onun dışında, evet, bir de Sayın Aygun’un bir sorusu vardı MAKS sistemiyle ilgili. Arkadaşlardan bilgi aldım, onu paylaşmak istiyorum. Arkadaşlar bu Mekansal Adres Kayıt Sistemi’nin, Nüfus Genel Müdürlüğü ile ASELSAN’ın birlikte yürüttüğü projenin 2020’nin sonuna doğru bitirilmesinin planlandığı bilgisini bize aktardılar.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, süre var.

BAŞKAN – Evet.

Sayın Karaman…

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1939 yılında 26 Aralığı 27 Aralığa bağlayan bu gece meydana gelen, Erzincan’da taş üstünde taş bırakmayan depremin yıl dönümü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Teşekkür ederim.

Konuşmamın başında, Erzincan depreminde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Allah bir daha milletimize böyle büyük acılar yaşatmasın. 27 Aralık 1939 gecesi saat 02.00’de meydana gelen Erzincan depreminde resmî kayıtlara göre 32.962 vatandaşımız hayatını kaybetti, 100 bin insanımız yaralandı, kamu binaları dâhil taş üstünde taş kalmadı, toplam 117 bin bina yıkıldı. 8 şiddetinde meydana gelen deprem sonrası ilçelerle birlikte Erzincan âdeta bir harabe şehre döndü. Tarihinde pek çok savaş ve felaket gören Erzincan, hiçbir döneminde 1939 yılındaki deprem kadar yerle bir olmamış, harabeye dönmemişti. Sıcaklık eksi 10 derecenin altında, deprem sonrası soğuktan, yetersiz müdahaleden çok ciddi can kayıpları yaşandı. Bugün, o günün yıl dönümü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, imar barışıyla ilgili uyarıları yapıyoruz ama maalesef bizim uyarılarımızın çok da dikkate alınmadığını görüyoruz. İmar barışında en önemli kriter öncelikle insanların tapusu var mı, yok mu? Burada insanlara imar barışına müracaat hakkı tanınırken maalesef tapu kriteri göz önüne alınmadı. Bari bunlar komisyonlarda değerlendirilirken veya çevre ve şehircilik il müdürlükleri bunu değerlendirirken bu komisyonun içerisine, mutlaka belediyelerden ve Millî Emlak müdürlüklerinden, defterdarlıklardan işin içerisine memurları katmak zorunda. Aksi takdirde, Türkiye’nin birçok yerinde gerçekten rant değeri olan imarlı arazilerin içerisine bile kaçak inşaatlar yapıldı. Fırsatçılar bu işi değerlendirmeye çalıştılar. Burada fakir fukara, garip gureba köyün içerisine veya bir dağın başına bir ev yapmışsa buna tolerans gösterilebilir ama Boğaz’da, Antalya’da, Mersin’de, rant değeri olan sahildeki yerlerde, sayfiyelik yerlerde yapılan talana müsaade edilmemelidir. Bununla ilgili mutlaka engelleme yapılmalıdır. İmar barışı kriterleri gözden geçirilirken bunlara mutlaka dikkat edilmeli, devletin arazisine devlet sahip çıkmalıdır. Bizim görevimiz budur. Yani milletin malını, üç tane uyanık içine bir prefabrik koyarak, bir bina yaparak, bir konut yaparak ele geçirmemelidir. Bunlara mutlaka dikkat edilmelidir.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Değerli arkadaşlar, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra numaralı Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Mehmet Bekaroğlu                               Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                 İstanbul                                       Antalya                                 Muğla

       Emine Gülizar Emecan                        Faruk Sarıaslan                      Mahmut Tanal

                 İstanbul                                      Nevşehir                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Mevcut olan bu kanun yürürlük maddesiyle birlikte, yürütme maddesiyle birlikte 12 madde. Yalnız bu 2 tane maddeyi çıkardığımız zaman 10 madde kalır. 10 maddesinde 8 tane farklı kanunda düzenleme var. 8 tane farklı kanunda düzenleme var ancak burada ben şunu merak ettim, Komisyon Başkanından veya Meclis Başkan Vekilinden… Bu kanunun başlığında “Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda…” diye geçiyor. Şimdi, Karayolları Trafik Kanunu’nda 1 madde değişikliği var, Sermaye Piyasası Kanunu’nda 2 madde değişikliği var, diğer kanunlarda birer tane var. Şimdi harf sırasına bakıyorum, Karayolları’na gelmiyor; kanunların numarasına bakıyorum, buna gelmiyor. Şimdi, yani bu Karayolları Kanunu niçin başlık konuldu da Sermaye Piyasası Kanunu konulmadı, Yüksek Seçim Kurulu Kanunu konulmadı, yani burada köprü affı konulmadı, imar barışı konulmadı? Yani Allah rızası için, bunu bilen birisi varsa bana anlatsın veyahut da bu, işin şeytanlığı mıdır, belki kurnazlığı mıdır? “Karayolları Kanunu” demek daha zarif, daha hoş gelir. Sırf buradaki amaç, acaba Yüksek Seçim Kurulundaki esas bam teli olan, seçimlere olan… Yüksek Seçim Kurulu üyelerine ihtiyacınızdan dolayı mı bunu yaptınız acaba? Bunu Allah’ın bir kulu veya bir milletvekili, teklifte imzası olan veya Başkan veya Meclis Başkanı açıklarsa mutlu olurum, ben de hukuk bilgimi tazelemiş olurum.

Gelelim bu maddeyle ilgili… Sayın Başkan dedi ki: “Biz Emniyet mensuplarının sosyal ve ekonomik olarak şartlarının düzenlenmesi açısından…” Ya, arkadaşlar, polislerin o kadar ekonomik şartlarını, sosyal şartlarını düzenlemek istiyorsanız, sizden ricam, yapılması gerekenler:

Bir: 3600 ek göstergeyi getirmek lazım.

İki: Şu andaki şartlarda on iki saat çalışıyorlar, bunu sekiz saate indirmek lazım.

Üç: Şu anda Mecliste bulunan polislerin benden, sizden veya çalışan arkadaşlarımızdan bir farkı var mı? Yok. Aynı kapıdan giriyoruz, aynı mekânda çalışıyoruz. Çalışan memur arkadaşlarımız -bana verilen bilgiye göre- 2 TL’ye yemek yerken polisler 10 lira ile 12 lira arası yemek yiyor. Bunun neresi eşitlik, bunun neresi adalet? Kamu görevlileri kırk saat çalışıyor haftada, o insanlar kırk beş saatin üzerinde çalışıyor, gün geliyor altmış saat çalışıyor. E, mesaisi de yok bunun.

Efendim, OYAK’la karşılaştırma yaptınız Sayın Başkan -dinliyor musunuz bilmiyorum- ama bakın, OYAK ne yapıyor? OYAK üyelerine diyor ki: “Kardeşim, senin bana yatırdığın parayı çok yüksek faizlerle birlikte…” Burada, Polis Sandığının verdiği paranın 3 katı kadar para veriyor veya 4 katı kadar para veriyor, burası o kadar parayı vermiyor. Ayrıca “Kredi veriyor.” deniyor. Krediyi polisin orada biriken parası kadar veriyor. Eğer fazlasını verirse banka faiziyle eşit şekilde veriliyor. Aynı şekilde, geçen sene başlattıkları Citroen marka araba kampanyası var. O Citroen marka arabalar için oradaki üyelerine yaptıkları indirimin aynısı dışarıda ona üye olmayana da yapılıyor. Emniyet mensupları şunu söylüyor: “Arkadaş, siz bize bunu getiriyorsunuz, evet, ama bir şartla: OYAK’taki koşulların aynısını sağlayın, bu bizim yararımıza olur. Aksi takdirde, bu şekliyle bizim yararımıza olmuyor, yararımıza değil.” Eğer biz gerçekten… Benim özel korumam yok. Ölüm tehditleri aldım, evet, Emniyetten, emniyet güçlerini bana verdiler ama ben bu anlamda bugüne kadar bir yardım talebinde bulunmadım. Her sene de yenileniyor ve Allah nasıl tamamlarsa o olur yani o anlamda çok rahatım ve özgürüm.

Polisler mermiyi kendi parasıyla mı alıyor, devlet mi ödüyor? Eğer gerçekten polislerin ekonomik ve sosyal şartlarını düşünüyorsak… Burada içimizde bakanlık yapmış olan arkadaşlarımız var ve hâlen koruma altında olan arkadaşlarımız var, dışarıda bulunan polis arkadaşlarımız var; gerek kendisini kollamak için gerek sizleri, bizleri, vatanı ve ülkeyi korumak ve kollamak için, suçlularla mücadele etmek için, terörle mücadele etmek için bellerinde taşıdıkları o silahın mermilerini kendi ceplerinden alıyorlar arkadaşlar. Böyle bir kamu hizmeti olur mu? Böyle bir devlet anlayışı olur mu? Sadece ve sadece atışlarla ilgili eğitimde kullandıkları merminin ücretini veriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım, buyurun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Teşekkür ederim.

Arkadaşlar, yani burada eğer gerçekten biz polise ekonomik ve sosyal anlamda destek olacaksak yapılması gerekenler:

Bir: Ücretsiz olarak polisin mermisini verin.

İki: Haftalık kırk saat çalışmanın üzerindeki tüm çalışmalarına fazla mesai ücretini verin.

Üç: Gayet açık, 3600 ek göstergesini verin.

Dört: Aynı şekilde burada memurların yediği yemeğin ücreti neyse Meclisteki polislerden de aynı ücreti alın değerli arkadaşlar.

Beş: Oradaki o giydikleri elbiselerin, botların yıpranması açısından, onlar da yetersiz geliyor, o koşulları da iyileştirmek lazım ve burada, gerçekten -ben tekrar sataşıyorum Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanına, sizden istirham ediyorum- ekonomik şartların düzenlenmesi diyorsanız bu dediğim hususların da nazara alınmasını istirham ediyorum.

Tabii, siz hepsine kafa sallıyorsunuz ama sonuçta yapmıyorsunuz. Sorduğum soruyla ilgili de bana dediniz ki: “Efendim, Bakanlığa sorun.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Peki, Bakanlığa soracaksak Sayın Başkanım -size saygı duyuyorum ama- o zaman orada niçin oturuyorsunuz? Kalkın, ben orada oturayım, evet veya hayır derim değerli arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, bir söz talebim var Komisyon olarak, müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, 3’üncü madde, teklif Komisyonumuza sevk edildiğinde 1’inci maddeydi ve kanunun adının “Karayolları”yla başlıyor olmasının sebebi budur. Diğer 2 madde, ilk 2 madde Komisyonumuzda ilave edilen maddeler olduğu ve madde numaralarına göre de maddeleri teselsül ettirdiğimiz için 3’üncü sıraya kaymıştır. Ha, ismi değiştirilebilirdi ama o noktada Komisyon olarak bir tasarrufta bulunmadık.

Bilgilendirme için bunu sizinle paylaşmak istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, doğru değil. Niye? 1’inci madde 3201.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, onu söylüyor zaten.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sıra numarası olsa, burada gayet rahat Trafik Kanunu 2918. O zaman 2918’in başa gelmesi lazım, niye 1’inci maddeye Emniyeti yazdınız siz? Yani lütfen…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, tarihe göre sıraladık. Yani bilsinler.

BAŞKAN – Şimdi diğer önergeyi işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1491) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 1- 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 90 ıncı maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten sonra Emniyet Genel Müdürlüğü kadrosunda göreve başlayan memurlar görevleri süresince Sandığın daimi ortağıdır. Sandığa katılım bedeli Hazine tarafından ödenir.””

      Ayhan Erel                                    Yavuz Ağıralioğlu                                  İsmail Koncuk

        Aksaray                                             İstanbul                                               Adana

   Fahrettin Yokuş                                   Hasan Subaşı

          Konya                                               Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de RTÜK’ün bugün FOX TV ve Halk TV’ye vermiş olduğu cezaları doğru bulmuyorum. Bu cezalar aslında Türk demokrasisine vurulan yeni bir hançerdir. Bu gidiş hayra alamet değildir. Türkiye parti devletine doğru yavaş yavaş evriliyor. Bunun kimseye faydası yok. Zaten sesi kısık olan medyayı tamamen susturduktan sonra, Allah aşkına, sıra kime gelecek? Bu sorunun cevabını bu çatı altındaki herkes düşünmelidir, kendine sormalıdır. Onun için ben kınıyorum, doğru bulmuyorum. Talimatla cezalar verilmez.

Değerli Başkan, kıymetli milletvekilleri; buraya getire getire Polis Sandığını getirdiniz. Yahu, 300 bini aşkın polis memuru Emniyet çalışanının bütün sorunları bitti de, bu Emniyetçiler, bu çalışanlar bolluk, refah içinde geziyorlar, dolaşıyorlar, nereye para harcayacaklarını şaşırmışlar, “Aman, şu sandığa zorunlu hâle getirin bizi. 45 binimiz oraya üye olmuş, 250 binimiz henüz olmamış. Bizi ihya etsin bu sandık.” diyorlar(!) Böyle bir talepleri mi var? Kime sordunuz? Hangi polise sordunuz? Niye bunu getiriyorsunuz?

Bunun anlamı şu: Her biriniz zaten geçim sıkıntısı içindesiniz, zaten çalışma şartları içinde boğuluyorsunuz; zaten mutsuzsunuz, huzursuzsunuz; on dört saat, on altı saat çalışıyorsunuz; zaten sizi düşünen de yok... Bir çıkardılar, dediler ki: “Ya, 3600’ü polisten başlatacağız.” Gene unuttular. Öğretmene getireceklermiş, ikinci yüz günlük programda öğretmen var, polis yine yok. Diyorlar ki: “Ama illa sizden, maaşlarınızdan, en az 250 lira ile 400 lira arasında -gelir durumunuza göre- sandığa zorunlu, mecburi aidat keseceğiz.” Hukuka uygun mu? “Yok, biz uydururuz.” Öyle…

Efendim, İLKSAN’mış. İLKSAN’ın tüzüğü ile bunun tüzüğü aynı mı? Polis Sandığı Tüzüğü’nde demokrasi var mı? Sadece birinci sınıf emniyet müdürlerinin yönetici olduğu, hiç kimsenin aday olamadığı, yönetime giremediği bir sandığa… Allah aşkına, ya, bari Mecliste birbirimizi kandırmaya çalışmayalım. Böyle bir şey olabilir mi?

Polis memurları mağdur, polis memurları huzursuz; her sene 50’den fazla polis intihar ediyor, çoluk çocuğunu katlediyor; bir gün tatil yapamıyor, bayramı seyranı yok, mesai mefhumu yok. Hele hele öyle bir disiplini var ki hâlâ 1979 yılının disiplin sistemi işliyor ve şuradan iddia ediyorum, kamu içinde, kamu kuruluşları içinde en büyük mobbingin, en büyük insan hakları ihlalinin olduğu yer Emniyet teşkilatıdır, Emniyet Genel Müdürlüğüdür. Hele hele orada sivil memurlar var, çoğu “yurt çocuğu” diye ifade edilen yani yurtlardan temin edilen kimsesiz çocuklar. Onların adı yok, onlar maraba; onların iş tanımı yok, onlar o kurumda her şeye koşturulan, her şeye çiğnetilen insanlar; aynı polis memurları gibi. Allah aşkına, söyleyin ya, şurada Emniyet Genel Müdürlüğü yapmış, bakanlık yapmış insanlar var. Benim polisim niye Avrupa standartlarında günde sekiz saat çalışmaz? Niye bayram izni olmaz? Neden bunlar insanca yaşayacağı ücrete ulaşamaz? Neden itilir kakılır? Neden üst amirler ile alt arasında sıkışır kalır? Bu ayrımcılıklar neden? Dönüp bir bakın Allah aşkına. Getire getire sandığı getireceğinize polislerin derdini getirin şuraya da konuşalım, tartışalım, bir sonuç bulalım, onlar da huzur bulsun. Onlar huzur bulmuyor, onlar huzursuz, onlar mutsuz. Mutsuz bir polis teşkilatının, huzursuz bir polis teşkilatının bu millete huzur getirmesi, mutluluk getirmesi mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

FAHRETTİN YOKUŞ (Devamla) – Beyler, Allah aşkına, Allah aşkına, bunun için, gelin polis teşkilatımızın her birine sahip çıkalım, hak ettiği değeri verelim, hak ettiği itibarı iade edelim diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra numaralı Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Mehmet Bekaroğlu                               Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                 İstanbul                                       Antalya                                 Muğla

             Orhan Sarıbal                         Emine Gülizar Emecan                 Faruk Sarıaslan

                  Bursa                                        İstanbul                              Nevşehir

“Madde 2- 15/5/1957 tarihli ve 6964 sayılı Ziraat Odaları ve Ziraat Odaları Birliği Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında bulunan “yüzde ikisi” ibaresi “yüzde biri” şeklinde değiştirilmiştir.”

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

          Yavuz Ağıralioğlu                              Ayhan Erel                           Behiç Çelik

                 İstanbul                                      Aksaray                                Mersin

              Dursun Ataş                               İsmail Koncuk                      Fahrettin Yokuş

                 Kayseri                                        Adana                                  Konya

                                                               Bedri Yaşar

                                                                  Samsun

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal.

Buyurun Sayın Sarıbal. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ziraat odalarının giriş aidatlarının düşürülmesi iyi. Kime faydası var derseniz, kimseye faydası yok, sadece durum düzeltmeye dair bir açılım. Aslında yapılması gereken çok iş var ama yapmıyoruz. Küçük çiftçi için odaya üye olmak adına kıymetli bir şey ama bugüne dair, çiftçiliği herkes çok konuşuyor, bu Meclis en çok konuşuyor, tarım battı ama ondan önce bir şey var: Bir ülkede demokrasi yoksa ve o ülkede demokrasiyi inşa edecek adalet yoksa -“Tuz kokmuş.” derler Anadolu’da- tuz kokmuştur, ülke kokmuştur, ülkeyi de kokutan elbette iktidardır.

Basını tamamen kuşatma altına alan, çiftçiye para vermeyen, çiftçiyi zor durumdan kurtarmak istemeyen, Ziraat Bankasının, Vakıflar Bankasının kaynaklarını, medya organlarını kuşatmaya çalışan bir AKP iktidarı var ve saray rejimi var. FOX’a, Halk TV’ye, yetmez, sokaktaki herkese bir şey vadediyor 2019 ve gelecek için: Sopa, dayak, şiddet, cezaevi, tutuklama.

Diyorsunuz ki: “Bu ülkede faşizm yok.” Çıksın biriniz buraya, dünya tarihinde faşizmi anlatsın, sizin faşizmle bir ilginizin olmadığını anlayalım. Nasıl yokmuş faşizm? Bütün medya organlarını kilitleyeceksiniz, bütün basın-yayını hegemonyanız altına alacaksınız, konuşanı susturacaksınız; bir bütçe yapacaksınız, 228 tane yeni cezaevi, 137 bin insanı yeniden içeri alacak; bütün ülkede -sokakta gezen, evde televizyon seyreden, işte çalışan- jurnalliğin, ispiyonculuğun, birbirini şikâyet etmenin suç kaynağı sayıldığı, gizli ajanların, birbirini gizli şikâyet edenlerin muteber olduğu…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Burası Türkiye…

ORHAN SARIBAL (Devamla) - …önce cemaat olarak başlayan, sonra muteber bir yapı olan, kamuda her türlü rütbe almanın gereği olan FET֒nün tarafınızdan ödüllendirilip büyütülüp daha sonra da terör örgütü hâline getirildiği bir Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyor muyuz?

Türkiye Cumhuriyeti bu değil elbette. Bu, olsa olsa, sarayın kendisine yarattığı yeni bir mekanizma, yeni bir yönetim biçimi. Bu yönetim biçiminde de aşağı yukarı, böyle, tarihe baktığınızda, faşizmin egemen olduğu tarihlere baktığınızda… Ama biliniz, faşizm şöyle bir şey: Faşizm önce emperyalizmin ve çıkarcılığın aracılığını yapar, sonra kendine düşman yaratıp onları yok eder, daha sonra da düşman bulamayınca sıra kendine gelir. Yani sırada kimin olduğunu aşağı yukarı herkes görüyor. O Hitler dönemini şöyle bir hatırlarsak bir Alman general şunu söylüyor: “Rus halkı henüz faşizmin ve kendisinin ne kadar büyük tehlike içerisinde olduğunun farkında değil, çünkü henüz her Rus vatandaşının kapısının eşiğine kan bulaşmadı.” O yüzden, faşizm öyle bir şey; önce kendi düşmanını yer, sonra da döner kendini yer.

Bekliyoruz göreceğiz, hep birlikte bunu göreceğiz ama sizin bir şansınız var. Sizin şansınız kim biliyor musunuz?

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Tayyip Erdoğan.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Sizin şansınız bu ülkenin yurtseverleri; içeri atmak istediğiniz yurtseverler, içeri tıkmak istediğiniz solcular, sosyalistler, demokratlar; içeri atmak istediğiniz, yok saydığınız Kürtler; her türlü inanç sömürüsünde bulunduğunuz Aleviler, yok saydığınız Ermeniler; bu ülkenin mazlum halkları, bu ülkenin demokratları, bu ülkenin aydınları. Sizi onlar koruyor. Eğer bizler olmasak, o saray hegemonyasının altında elbette siz de susturulacaksınız, elbette faşizm sizin de kapınızın eşiğine kadar gelecek. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Elbette söyleyecek çok sözüm var, çok sözüm var söyleyecek. Köylü şunu diyor… Köylü bitti. Sağ tarafımda bakanlar yok ama bakan görevinde olan insanlar ve siz AKP’liler dürüst olun çıkın sadece şunu söyleyin, şunu deyin: “Biz bu ülkenin topraklarında tarım yaptırmayacağız. Biz bu ülkenin çiftçisini yok sayıyoruz.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç de öyle bir şey yok. Sen rüya görüyorsun.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – “Biz bu ülkede tarımı, gıdayı, gıda egemenliğini ve gıda güvenliğini yabancı şirketlere, kendi taşeron lobilerimize ve ithalatçı gruplarımıza bıraktık.” Bunu samimiyetle söyleyin. Niye söyleyin biliyor musunuz, niye söyleyin? Çünkü bakın, bu çiftçiye vermek istediğiniz, aslında çiftçinin hakkı olan ama vermediğiniz rakamları sizinle paylaşmak istiyorum; birkaç rakam, çok değil. Bir: Çiftçi bir yılda 3 milyar litre mazot kullanıyor arkadaşlar, 3 milyar litre.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Başkanım, bir dakika verebilir misiniz?

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - 3 milyar litre mazota tam 18 milyar lira para veriyor, 18 milyar para. Bunun hemen hemen 11-12 milyarı vergi. Sizin bütçeden çiftçiye ayırdığınız toplam para 16,1 milyar yani “16,1 milyarı, çiftçinin hakkı olanı vereceğiz.” diye söylüyorsunuz, onun 11 milyarını mazottan alıp yan cebinize koyuyorsunuz. Tarım ilacı, gübre, diğer bütün alanları üst üste koyduğunuz zaman çiftçiye hiçbir şey vermiyorsunuz ama ne yapıyorsunuz? Burada çıkıp övünüyorsunuz: “190 milyar dolarlık tarımsal ihracat yaptık.” Peki, 190 milyar dolarlık tarımsal ihracat yaptınız ama bir şey söyleyeceğim: Buradan yine çiftçiye bir şey yok biliyor musunuz? Niye yok? Ham madde olarak tam 75 milyar dolarlık ham madde ithal ettik -söylüyorum, buğday, arpa, yulaf, çavdar, mısır- bunun karşısında 12 milyar dolarlık ihracatınız var.

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Siz anlamazsınız o işleri, kafanız basmaz o işlere.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Tam 65 milyar dolarlık ham madde açığı var bu topraklarda çiftçinin, tam 64 milyar. Ama sizin işinize geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Siz ithalat yoluyla saray ve çevresini zengin ediyorsunuz.

Soruyorum: Eti hangi firmalarla aldınız? Yok. Buğdayı hangi firmalarla aldınız? Yok. Gübreyi hangi firmalarla alıyorsunuz? Yok. İsim yok, hiçbir şey yok. Bakan diyor ki: “300 tır et getirdim. Ne oldu, boğazımdan mı gitti?” Senin boğazından 300 tır gitti mi gitmedi mi, biz bilmiyoruz ama biz şunu biliyoruz: Yoksulun boğazından gram et gitmiyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Sarıbal…

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Yani kısaca şunu söylüyorum: Faşizm ve diktatöryal yapılar eninde sonunda yok olur.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen “diktatör” diye diye… Diktatör kadar başına taş düşsün!

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Ancak emekçilerin, demokratların, aydınların mücadelesi sürer ve elbette bir gün siz de bu tarihte, tozlu sayfalarda yerinizi alacaksınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ŞAHİN TİN (Denizli) – Ha bire yalan dolan üzerine…

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Gel, öğreteyim sana, gel; yalanı kimin söylediğini öğreteyim, rakam rakam!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Rakamlarında problem var!

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Çıkın, biriniz deyin: “Şu rakam yanlış.” Bir tane, bir tane… Sen rakamı saymasını bilmiyorsun.

BAŞKAN – Arkadaşlar…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel kürsüde konuşan hatibin gerçek dışı konuşmalarını hep beraber dinledik. Gerçek nedir? Gerçek, tarımsal desteklere 16,1 milyar lira, tarımsal yatırımlara 5,1 milyar lira, diğer desteklere 5,3 milyar lira olmak üzere tarım sektörüne 26,5 milyar lira bütçede kaynak aktarılmıştır.

Hayalinde kurguladığı varsayımsal yaklaşımlar ile gerçek bambaşkadır. Kendi faşist düşüncelerini şuuraltı boşalması olarak muhataplarına yöneltme bir Goebbels taktiğidir, Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’in taktiğidir. Şu gerçek her zaman kendini geçerli kılmıştır: Yalan tekrarlanmakla gerçeğe asla dönüşmez.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu…

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ağır hakaretlerde bulundu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hakaret yok, aynen iade ettim, o kadar. Hakaret yok, açıklama var.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sataşma var Sayın Başkan.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Ağır sataştı, “Goebbels taktiği” dedi.

BAŞKAN – Bir dakika… İkiniz beraber konuşunca anlayamıyorum ikinizi de biriniz konuşursa…

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sataşma var, cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşma yok, sataşma yok; açıklama var.

BAŞKAN – Arkadaşlar, dinleyelim, bir dakika.

Sayın Sarıbal…

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Efendim, “faşist düşünce” diyerek ve rakamları yanlış, yalan söylediğimi iddia ederek şahsıma sataşmada bulunmuştur. 60’ncı maddeye göre sataşmadan söz istiyorum.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Yalancılıkla suçlamıştır.

BAŞKAN – Yani “faşist düşünce”yi bir sataşma mı kabul ediyorsunuz?

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Evet.

BAŞKAN – Siz söylediniz ya gruba. Yani bilerek sataştınız o zaman.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Ayrıca, “Rakamlarla yalan söylüyorsun.” dedi. Rakamlarla yalan söylemediğimi söylemek zorundayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Teşekkür ederim.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Kendi yalanlarına inananlar gerçekleri yalan sanıyor.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Sen bize “faşist” dedin, biz bir şey demiyoruz.

BAŞKAN - Yeni bir sataşmaya yol açmayalım arkadaşlar.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Sayın Başkan, 2006 yılında iktidarınız bir kanun çıkardı, Tarım Kanunu. Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesi aynen şunu diyor: Gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden aşağı olmamak üzere tarıma doğrudan destek verilir. Tekrar söylüyorum: Yüzde 1’in altında olmamak koşuluyla tarıma doğrudan destek verilir. Yüzde 1’in altında olmayacak diyor, 2 yapabilirsiniz, 3 yapabilirsiniz; diğer bir adı da “doğrudan destek” yani çiftçiyi üretim anında destekleyeceksiniz. Sadece şunu söylemek istiyorum: 2006’dan bugüne kadar, vermeniz gereken para ne yazık ki -2019 bütçesini de dâhil ederek söylüyorum- 275 milyar TL’dir. Oysa sizin -2019’u da dâhil ederek söylüyorum- toplam verdiğiniz ve vereceğiniz para 122 milyar olacaktır. Açık tam 154 milyardır. Sadece bütçeden çiftçinin alması gereken hakkı vermiyorsunuz.

ŞAHİN TİN (Denizli) – Toplama bak.

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Toplama bak.

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Yok, traktöre verdik, yok, şuna verdik, yok, buna verdik… Kanun net. Kanun diyor ki: Doğrudan üretime vereceksiniz, doğrudan üretime. Bunun bir adı var, çok açık, çok net. Ya kanunu siz çıkarırken haberiniz yoktu, bilmeden elinizi kolunuzu kaldırdınız ya da pişman oldunuz, “Ya biz nasıl bu hatayı yaptık? Bu kadar parayı niye bu adamlara verelim.” diye bir yakınma içerisindesiniz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Yandaşa vermek varken…

ORHAN SARIBAL (Devamla) – O yüzden böyle bir tavır içerisindesiniz. Ben son olarak da şunu söylemek istiyorum: Biraz önce şurada bir asgari ücret meselesi oldu. İki tane örnek vereceğim. 2002 yılında, siz iktidara geldiğinizde bir asgari ücretle bugünkü rakamlarla 370 litre benzin alınıyordu. Şimdi, çok övündüğünüz 1.604 liralık asgari ücretinizle ancak 256-260 litre benzin alıyorsunuz. Yani nereden bakarsanız bakın, reel anlamda asgari ücretlinize verdiğiniz rakamlar çürümüştür.

Son örnek de bu 50 lira hikâyesi vardır sokakta, bilir misiniz? “Ben hep 50 liralık alıyorum, benim için fark etmez ne kadar mazot aldığım veya benzin aldığım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla) – 50 lirayla 2002 yılında 31 litre benzin alıyordunuz, şu hâlde 50 lirayla 8 litre mazot alıyorsunuz, benzin alıyorsunuz. Bilmeyene duyurulur. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Faşist” ne oldu, “faşist”?

ORHAN SARIBAL (Devamla) – Alın o hesapları, kimin rakamlarla yalan söylediğini… Bir kendinize bakın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen “faşist”le ilgili söz aldın, hiç konuşmadın!

ORHAN SARIBAL (Bursa) – Aynaya bakınca görürsünüz faşizmi. Faşizme cevap vermeye gerek yok. Ben değilim ki alınayım, siz alınıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Evet, sadece tutanaklara geçsin diye söz aldım Değerli Başkanım.

Şöyle: Değerli arkadaşlar, sonuçta 26,5 milyar lira tarım sektörüne ayrılmıştır. Bunlarla ilgili rakamlar ortadadır, buna ilişkin herhangi bir açıklamada bulunulmadı ve 2002’de, dolar bazında bakıldığında, asgari ücret 113 dolara tekabül ederken bugün 382 dolara tekabül etmektedir.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – O hesap yanlış ya! O hesap yanlış, anlamadınız mı hâlâ ya!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu da reel anlamda hakikaten 2 katının üstünde, 3 katının üstünde muazzam bir satın alma paritesinin, gücünün yükseldiğinin en güzel ifadesidir. Gerçek budur. Yalan başka, gerçek başka.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Samsun Milletvekili Bedri Yaşar.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Sözlerime başlamadan önce, 1939 yılında Erzincan depreminde hayatını kaybedenlere ve Sarıkamış Harekâtı’nın 104’üncü yılı münasebetiyle Sarıkamış şehitlerimize Allah’tan rahmet dileyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, ziraat odalarının giriş aidatı brüt asgari ücretin yüzde 2’si üzerinden alınıyordu, şimdi yüzde 1’e düşürüldü. Özeti şu: 51 lira olan fiyat bugün 26 liraya düştü. Yani torba kanunla, adı Karayollarıyla gelen, bildiğiniz torbadan bugün çiftçiye çıka çıka 26 liralık bir muafiyet çıktı. Özeti şu: Hâlbuki bugün, yeni yılda, çiftçilerimizin yaklaşık üçte 1’i hacizle karşı karşıya. Bugün Samsun’da Ziraat Odası başkanlarımızla görüştük. Ay sonu itibarıyla, 12’nci ayın 31’i itibarıyla, inanın, çiftçimizin yüzde 30’unun dosyaları hazır, hacze gidiyor. 2017 yılında ödeyemediği borçlarından dolayı Tarım Kredi Kooperatifleriyle görüşüyorlar, buna da ancak 3 taksit yapılabiliyor. Yani bugün çiftçi bizden, tamam, yüzde 1’e itirazımız yok ama en azından borçlarının ertelenmesine yönelik bir teklif bekliyor, aynı şekilde desteklenmesine yönelik teklif bekliyor. Komisyon Başkanı diyor ki: “Trafik rakamlarında çok ciddi artışlar vardı, bunu durdurduk.” İyi güzel de bu artışları kim yaptı? Daha iki ay önce Sayın Başkan, bu artışları siz yaptınız. Bugün de bu artışları 2019 yılında uygulamayacağınızı müjde olarak vatandaşa veriyorsunuz. Bu arada bir tezat yok mu?

Aynı şekilde televizyonlardan seyrediyoruz, elektrik ve doğal gaza gelen zamlar yüzde 10 geri alınıyor. Peki, niye yaptınız? Bu zamları kim yaptı? Yani bu zamlar yapılırken neredeydiniz, şimdi niye yüzde 10 geri çekiyorsunuz?

Aynı şekilde “Dolar rakamları 7’li rakamlardan 5’li rakamlara düştü.” diyorsunuz. Peki, gelin, gübreyi de aynı oranda aşağı çekin.

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Çekeriz.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) - Hanımefendi, yan tarafta ısınıyorsunuz, inşallah ısınmanız biter de kürsüye çıkar, cevap verirsiniz.

Devam ediyoruz, diyoruz ki arkadaşlar, bakın, bizim burada, bu Mecliste insanların yarasına merhem olacak çözümleri sunmamız gerekiyor. Hatip biraz önce ifade etti, diyor ki: “Tarım Bakanlığının bütçesinin yüzde 1’inin destek olarak ayrılması lazım.” Peki, 2017 yılında ne kadar ayrılması lazımdı, gerçekleşen ne kadar? 2017 yılında 31 milyar destek verilmesi gerekirken verilen destek 12,8. 2018 yılında 37 milyar verilmesi lazım gelirken verilen destek 14. 2019 yılında bütçenizde 44 milyar destek verilmesi lazım gelirken verilen destek 16 milyar. Yani 2017 ile 2019 arasında toplamda 113 milyar destek verilmesi lazım, verilen destek de 43 milyar.

Şimdi, sonuç itibarıyla, bugün ülkenin içinde bulunduğu durum itibarıyla tarımın iyi olduğunu, her şeyin yolunda olduğunu söyleyen birisi var mı ben bilmiyorum, buradan soruyorum, hakikaten ülkenin tarımı çok iyi de bizim bundan haberimiz mi yok? O zaman, bu kadar iyiyse neden 9 milyar liralık ithalat yapıyoruz, 5 milyar 700 milyon da ihracat yapıyoruz? Yani tarım ülkesi olan Türkiye’de neden ithalatımız ihracatımızdan daha yüksek? Lütfen, çıkın, bu kürsüde bunları izah edin. Neden? Ben size Samsun’dan örnek vereyim. Bakın, bugün, Samsun’un aşağı yukarı nüfusunun yüzde 50’si tarımla geçiniyor. Burada Samsun milletvekillerimiz var, onlar da bilirler. Yaklaşık 180 bin dekar ekilebilir alan varken bugün yaklaşık 10 bin dekar alan ekilmiyor, 17 bin dekar alan da nadasa bırakılıyor. Neden? Çünkü maliyetleri kurtarmadığı için insanlar artık ekmiyorlar yani mazottaki zamlar, gübredeki zamlar. Bakın, 2.960 lira olan gübreye -rakamı yanlış telaffuz etmeyeyim- bugün bile zam yapıldığı söyleniyor. Eğer bu rakamı yılbaşına kadar yatırırsanız zammı uygulamayacağını söylüyor.

Yani, arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Dolayısıyla, tarımını desteklemeyen hiçbir ülke yok. Dünyanın her yerinde tarım stratejiktir ve de desteklenir. Aynı şekilde, mesela tütün. Samsun’da özelleştirilmeden önce yaklaşık 40 bin dekar arazide tütün üretimi yapılıyordu, bugün 10 binin altında. Peki, biz üreticiyi, biz çiftçiyi desteklemediğimiz takdirde insanlar bugün… Köylerde yaşayan nüfusun inanın yaş ortalaması yüksek; bunu hepiniz görüyorsunuz çünkü insanlar, çiftçilerimiz bir gelecek göremiyor, ha bire göç. Gençlerin tamamı bugün büyük şehirlerde, asgari ücretle işe girmek için 50 kişilik, 100 kişilik kadrolara bin kişi, 1.200 kişi, 1.500 kişi müracaat ediyor. Dolayısıyla kesinlikle tarımın desteklenmesi lazım. Tarım stratejik bir sektördür, savunma sanayisi kadar stratejiktir, kesinlikle desteklenmesi lazım.

Ümit ediyoruz ki yeni yılda Hükûmetimiz tarımı destekler, destekleyecek tedbirler alır. Ben de çiftçimizin bir nebze olsun yüzü gülmüş olur diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Mehmet Bekaroğlu                               Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                 İstanbul                                       Antalya                                 Muğla

       Emine Gülizar Emecan                          Özkan Yalım                       Faruk Sarıaslan

                 İstanbul                                         Uşak                                 Nevşehir

MADDE 3- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 25- Bu Kanundaki fiiller için uygulanan ceza tutarları hakkında ek 3 üncü maddenin birinci fıkrası hükmü 2019 yılında uygulanmaz.

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

          Yavuz Ağıralioğlu                              Ayhan Erel                        Fahrettin Yokuş

                 İstanbul                                      Aksaray                                Konya

              Behiç Çelik                                 Metin Ergun                        İsmail Koncuk

                 Mersin                                         Muğla                                  Adana

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde, Uşak Milletvekili Özkan Yalım.

Buyurun Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Karayolları Trafik Kanunu’ndaki değişikliklerle ilgili madde üzerinde konuşacağım.

Değerli arkadaşlar, ilk önce, maddedeki özellikle bazı hususları desteklediğimizin altını çizmek istiyorum. Örneğin, birden fazla şerit değiştirmenin, tek yönlü yola girmenin, ters istikamette sürmenin, özellikle de “spin” atmanın, bunların kesinlikle çok daha ağır cezalandırılmasının, özellikle Avrupa’da olduğu gibi ehliyetin alınması yönünde gerekli tedbirlerin uygulanmasının altını tekrar tekrar çiziyorum. Diğer taraftan, hepiniz biliyorsunuz, çok sayıda vatandaşımız da Avrupa’ya gittiğinde görüyor, yaya geçidi üzerinde bir yaya eğer hareket hâlindeyse araç durur ve yayanın güvenli geçmesini sağlar. Bunların tamamen destekçisiyiz.

Ama gelelim şu köprüdeki cezanın affıyla alakalı konuya. Biz kesinlikle cezanın affının da destekçisiyiz, onda bir sıkıntı yok. Biliyorsunuz bundan önceki hatta 2 dönem önceki Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım, şu anda da AK PARTİ’nin müstakbel İstanbul Belediye Başkan adayı. İşte, onun isteği üzerine, olası bir korku, olası bir seçimdeki kaybetme riski üzerine yapılmış olan bir maddedeki değişiklik.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, yaklaşık 65 kilometre dolaştığından dolayı, çok sayıda vatandaşın Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçmeyip Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden ve de Boğaziçi Köprüsü’nden geçmesinden dolayı ticari araçlara cezalar kesildi. Bu cezalarla ilgili de ufak rakamlar vereceğim size.

2017 sonuna kadar, değerli arkadaşlar, 26.744 kişi veya firmaya 19 milyon 922 bin TL ceza kesildi; kesilen cezanın toplam adedi 310 bindir. Peki, 2018 yılında sadece iki aylık bir süre veriliyor “İki ay içerisinde itiraz edenlere bu cezalar geri çevrilecek.” diye. Ben de diyorum ki: Sayın Ulaştırma Bakanı, özellikle de Sayın Komisyon Başkanı, gelin, iki aylık süreci, vatandaşın tekrar ödediği makbuzu, vesaireyi bulmayı, bu formalitelerden uzaklaşın: Kim ceza ödemişse belli, rakamlar da belli, kişi adedi de belli, yazılan ceza da belli; otomatik olarak bu cezaları, vatandaşımızı hiç yormadan, üzmeden hepsinin hesaplarına geri çevirelim.

Diğer taraftan, biliyorsunuz, bizim bir Deli Dumrul köprümüz var; Osman Gazi Köprüsü. Değerli arkadaşlar, Osman Gazi Köprüsü’nden otomobil bile geçerken 92 TL para ödüyor. Geçtikten sonra, Yalova tarafından Anadolu Yakası’na girdi, çıktı Avrupa tarafına İzmit tarafından; geçtikten sonra, özellikle HGS’sinde, vesairesinde para yoksa… Biliyorsunuz, bir hafta içinde ödemesi gerekiyor. Ancak bununla alakalı firmalar çok uyanık; OTOYOL denen özel firma… Sayın Grup Başkan Vekili, sizlerin yapmış olduğu, sizin Hükûmetinizin yapmış olduğu, zamanın Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın yapmış olduğu bence son derece hatalı, milletin ödediği vergilerin har vurulup harman savrulduğu, yandaş firmalara peşkeş çekildiği bu anlaşma yüzünden, vatandaş geçtikten sonra Osman Gazi Köprüsü’nden, 10 kat ceza geliyor. 10 kat cezadan da öte, bakın, avukatlık parası, vesaire; inanın, 92 TL 3 bin-4 bin liradan dönüyor.

Ben buradan özellikle şunu sizden talep ediyorum, Sayın Komisyon Başkanına ve Ulaştırma Bakanına sesleniyorum: Siz, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden ve Boğaziçi Köprüsü’nden geçenleri affediyorsunuz; tamam, destekçisiyiz. Neden Osman Gazi Köprüsü’nden geçen vatandaşların da yemiş olduğu, bekleyen cezaları affetmiyorsunuz? Bunu da özellikle talep ediyoruz. Buradan tekrar bu kanun teklifinin Binali Yıldırım’ın isteği üzerine yapıldığının altını çizip bunun da affedilmesi gerektiğinin altını çiziyorum.

Diğer taraftan, biliyorsunuz, bir de Avrasya Tüneli’miz var. Avrasya Tüneli de özel şirketler tarafından işletilen bir tünel ve de garanti kapsamı içerisinde yapılan bir tünel. Bu tünelden geçen vatandaşlarımızın da aynı şekilde bekleyen cezaları var. Bu sebepten dolayı hem Deli Dumrul köprüsü dediğimiz Osman Gazi Köprüsü’nden hem de Avrasya Tüneli’nden geçip de ödeyememiş veya ödenmemiş olan bütün cezaların aynı şekilde affedilmesini sizlerden talep etmekteyiz. Buradan Sayın Binali Yıldırım’a özelikle bu mesajı da geçiyorum.

Diğer taraftan, değerli arkadaşlar, özellikle vatandaşlarımızı uyarmak istiyorum: Osman Gazi Köprüsü’nden geçtikten sonra sakın HGS’nizde para vardı, yoktu, bilmem ne, bunlara özellikle takılmayınız çünkü OTOYOL firması tamamen ağzını açmış kocaman bir aslan. HGS’nizde eğer yeterli, 90 TL yoksa, küçük araçtan bahsediyorum, büyükleri zaten Allah korusun, onlar 230 TL yani bir tır geçerse 230 TL ödüyor. Geçtiniz, eğer HGS’nizde 90 TL yerine 30 TL…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ŞAHİN TİN (Denizli) - Özkan sen de geçeceksin oradan bundan sonra.

RECEP ÖZEL (Isparta) – En çok o kullanıyor zaten.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Siz de geçtiğinizde aynı cezayı yiyeceksiniz, bundan emin olabilirsiniz.

Eğer Osman Gazi Köprüsü’nün çıkışında HGS’nizde 92 TL yerine sadece 60 TL, 70 TL varsa, eğer ödeyemediyseniz vay hâlinize! Onun için, 10 kat cezayı, artı avukatlık masraflarını bir kere hazır bulun.

Ben sizinle, özellikle tüm küçük aracı veya büyük aracı olan vatandaşlarımızla ve firma sahipleriyle altını çize çize paylaşıyorum. Osman Gazi Köprüsü’nden geçerken sökün HGS’nizi, köprünün çıkışında çıkarın cebinizden paranızı, nakit ödeyin. Böylelikle OTOYOL firmasından, o ağzını açmış olan aslanın dişlerinden kurtulursunuz, başka türlü kurtuluşunuz yok. Özellikle bunu sizlere tavsiye ediyorum. Peşin ödeyiniz, cezadan kurtulunuz çünkü yandaş firmalara verilen bu köprünün çalıştırma sisteminden dolayı sizler yem ediliyorsunuz, vatandaşımız yem ediliyor.

Ben yüce milletimize saygı ve sevgilerimi sunuyorum, şimdiden 2019 yıllarını da kutluyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Muğla Milletvekili Metin Ergun konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ergun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN ERGUN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Öncelikle sözlerime FOX TV’ye ve Halk TV’ye karşı uygulanan haksız ve keyfî cezaları kınayarak başlamak istiyorum.

Teklifin görüşülmekte olan bu maddesini esasında destekliyoruz, desteklediğimizi ifade etmek istiyoruz. Biz bu vesileyle daha ziyade “Yollar biter, dertler bitmez.” diyen ve ticari olarak zor şartlarda geçimini sağlamaya çalışan kamyoncu esnaflarımızdan söz etmek istiyoruz.

Yüksek mazot fiyatlarıyla neredeyse karın tokluğuna çalışan, ekmeğini kazanabilmek için ailesinden ve sevdiklerinden uzun süre uzakta kalan, sürekli risk altında fedakârca ticaretini sürdürmeye çalışan kamyoncu esnafımız bugün 1 adet lastiği yaklaşık 2 bin liraya yani ilan edilen asgari ücret değerinde satın alabiliyor. Bunun üzerine bir de yüksek mazot fiyatları, geçiş ücretleri ve trafik cezalarıyla çıkmaza girmiş ve neredeyse ekmek teknesi olan araçlarını elden çıkarma noktasına gelmişlerdir. Esnaf kardeşlerimizin bu yüklerden kurtarılması bizlerin öncelikli isteği ve görevidir. Bundan dolayı görüşmekte olduğumuz bu maddeye İYİ PARTİ Grubu olarak desteğimiz tamdır.

Sayın milletvekilleri, kamyoncu esnafımızın büyük firmalarla olan iş ilişkilerinde nakliye ücretleri konusunda da büyük sıkıntıları vardır. Kamyoncularımızın büyük firmalarla yaptıkları sözleşmelerde nakliye ücretlerinin düşük kalması hem kamyoncularımızın hem de kamyon kooperatiflerimizin belini bükmeye başlamıştır. Nakliye fiyatlarını tamamen piyasaya bırakmak, kamyoncularımızı büyük şirketlerin insafına terk etmek anlamına geliyor. Düşük ücretler kooperatiflerin mali yapısını da bozmaktadır. Kamyoncu kooperatifleri, sigorta primleri ve Maliye Bakanlığına olan vergi yükümlülükleri gibi ödemelerinde ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Bu yüzden, bu konuya bir çözüm bulmamız gerekmektedir. Büyük firmalarla iş yapan kamyoncularımızın işini zorlaştıran düşük nakliye ücretlerine bir ücret alt sınırı getirilmesi gerekmektedir. Bu konuda öyle bir düzenleme yapalım ki büyük firmalar kamyoncu esnafımızı bu fiyat sınırından daha az nakliye ücretlerine mecbur edemesin, kamyoncularımızın emekleri zayi olmasın. Bu şekilde, hem bireysel olarak iş yapan küçük kamyoncularımızı hem de kamyoncu esnafımızın genelini ve kooperatiflerimizi korumuş oluruz.

Kamyoncu esnafımızın bir de dijital takograf düzenlemesinden kaynaklanan sıkıntıları vardır. Trafik ve sürücü güvenliğini artırmak için getirilen bu düzenlemede öngörülen istirahat süresi çok uzun olduğu için, kamyoncularımızı mağdur etmektedir. Bu hâliyle bu oranlardaki sürüş ve istirahat süreleri kamyoncularımızın maliyetlerini çok fazla artırmaktadır. Bu yüzden, aralıksız sürüş oranı sabit kalmak koşuluyla kamyoncularımızın istirahat sürelerinin makul bir seviyeye indirilmesi kendilerinin talepleridir.

Değerli milletvekilleri, dünyada lojistik faaliyetlerdeki rekabetin önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Bu faaliyetler içerisindeki taşıma maliyetleri ülkelerin ihracattaki rekabet gücünü önemli ölçüde etkilemektedir. Lojistik sektöründe kara yolu taşımacılığı önemini hâlâ daha korumaktadır. Türkiye, vergi yükü nedeniyle dünyada akaryakıt fiyatlarının en yüksek olduğu ülkelerden biridir ve bu durum kara yolu taşımacılığını son derece olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, hava ve deniz taşımacılığı faaliyetinde bulunanlara ÖTV’siz akaryakıt temin edilmesi imkânı sağlanmıştır. Benzer bir uygulamayla kamyon ve toplu ulaşım hizmeti veren taksilere, şehir içi taşımacılığı faaliyeti gösteren araçlara da deniz ve hava taşımacılığında olduğu kadar olmasa da çeşitli vergi indirimleri uygulayarak girdi maliyetlerini azaltma imkânı sağlamamız gerekmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle konuşmama son verirken 2019 yılının ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.26

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Mustafa ŞENTOP

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 41’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

4’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme açacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını teklif ederiz.

              Kemal Peköz                          Nuran İmir                                 Şevin Coşkun

                  Adana                                 Şırnak                                          Muş

              Murat Çepni                 Ömer Faruk Gergerlioğlu                Mahmut Celadet Gaydalı

                   İzmir                                 Kocaeli                                         Bitlis

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Bitlis Milletvekili Mahmut Celadet Gaydalı.

Buyurun Sayın Gaydalı. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT CELADET GAYDALI (Bitlis) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine bir torba yasa, yine talan politikası, yine sermaye yanlısı bir yaklaşımla karşı karşıyayız. AKP zihniyetinin yasama anlayışı öyle bir boyut kazandı ki artık çıkarılan yasa mevcut yasayı kadük hâle getiriyor. Söz konusu 4’üncü maddeyle 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu kadük hâle gelecek. Boğaziçi Kanunu’nun 3’üncü maddesinde “Boğaziçi Alanındaki yapılar bu Kanun hükümlerine ve imar planları esaslarına göre yapılır, aykırı olanlar derhâl yıkılır veya yıktırılır.” denilmekte. Şimdi ise yapılmak istenen kanunla kıyı alanları sermayeye devrediliyor, derhâl yıkıma tabi tutulması gereken yerler kanunla affediliyor. Nasıl bir ekonomik kriz sarmalının içindesiniz ki böyle bir kanunu hazırlayacak duruma geldiniz?

Yine Boğaziçi Kanunu’nda “Boğaziçi Alanında kıyılar ancak kamu yararına kullanılır.” denmekte. Şimdi çıkarılan yasayla ne yapılacak? İnşaat şirketlerinin tarihi, kültürü, doğayı çok yok edişi kanunla yasallaşacak. Bu madde, Boğaziçi’ndeki her türlü bina ve tesisler ile bütün kaçak yapıları legal hâle getirecek. Acaba kamu yararı bunun neresinde?

Değerli milletvekilleri, geçmiş dönemlerde çıkarılan torba yasalarda da benzer yıkımlar ve talanlar sermayenin talebiydi. Bu Mecliste, ne yazık ki AKP’nin talan anlayışı nedeniyle Kıyı Kanunu, Mera Kanunu, Orman Kanunu, Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gibi ekolojik yıkımı beraberinde getiren onlarca değişikliğe tanık olduk. Bu düzenleme de geçmişteki bu uygulamaların benzeri niteliğindedir. Kısacası, bu ülkede koruma kanunu diye bir şey yok. Bu ülkede sermayenin çıkarını koruma kanunları var ve her gün yeni bir tanesine şahitlik ediyoruz.

Şahıslara münhasır bir yasa hazırlamak dışında önemli bir şey yapmayan bir yürütme organı var şu anda. Mevcut kanunlarla ters düşen ya da birçoğu geçmiş yıllarda koruma altına alınması amaçlanarak çıkarılmış kanunları ihlal etme hevesi, AKP’nin hukuk tanımazlığının artık en üst seviyesidir. İşin acı yanı, buna engelleyebilecek bir tane hâkim ya da savcı yok.

Değerli milletvekilleri, bu madde dün hazırlanan bir madde değil. 2012 yılında benzer kanun söylentileri başladığında dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar “İstanbul Boğaziçi’nin imarıyla ilgili bir çalışmamız yok, sadece talepler var.” demişti. İşte, şimdi taleplerin karşılanma zamanı. Bu talep, asgari ücreti 2.020 lira olan vatandaşımızın değil, 100’lerce milyon lira vergi borcu affedilen, millete küfreden iş adamı ve yandaş sermayedarların talepleridir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bir denetim zafiyeti olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bunu madenlerden biliyoruz, hastanelerden biliyoruz, tren kazalarından biliyoruz, Adana Aladağ Yurdundan biliyoruz, okullardan biliyoruz, kayyumlardan biliyoruz. Söz konusu durumlarla ilgili yasalara bakarsanız, onlarca kanun vardır; içlerinde denetleme şekillerinden tutun da nasıl yapılacağına dair her şeyi vardır. İçinde her şeyin olduğu ama hiçbir uygulamasının yapılmadığı kanunlar.

Şimdi deniyor ki: “2018 öncesi yapılan yapılar imar barışından yararlanacak.” Barış gereken yerde savaş kararı alan Hükûmet, savaşması gereken yerde de tam bunun tersi olan barış kararı alıyor. Tabii ki her iki kararda da kısa süreler için çıkar hesapları var. Bu kararların kısa süre için iktidarınıza yarar sağlayacağı öngörülse bile uzun vadede topluma büyük zararlar vereceği kesindir. Bunun denetimini yapamayacağınızı, daha doğrusu yapmayacağınızı biz gayet iyi biliyoruz. İnsanlar hazine arazisine bir konteyner atıp imar barışından yararlandı. Bugün hazine arazisine bile prefabrik yapı inşa eden bir kişinin, imar barışının biteceği 31 Aralıka kadar Yapı Kayıt Belgesi alamayacağı garantisi var mı? Yok.

İmar barışı, sizin seçim popülizminizin bir sonucu ve kamu yararı içermeyen bir suiistimal aracına dönüştü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayalım.

MAHMUT CELADET GAYDALI (Devamla) - Bizler toplum olarak ne yazık ki şehir planlamasını ve şehirleşmeyi öğrenemedik, uygulayamadık.

Sonuç olarak Boğaziçi Kanunu’nda yapılan bu değişiklik, koruma altında olması gereken Boğaziçi’nin talan edilmesinin önünü açacak. Bu durum, AKP’nin geçmişten bu yana bu ülkenin doğal güzelliklerine, tabiatına verdiği zararın devamı olacaktır. Seçim popülizmiyle “İstanbul’a ihanet edildi.” diyenler, bugün bir ihaneti devam ettirecek böylesi düzenlemeleri önümüze getiriyorlar. Bu düzenleme derhâl geri çekilmeli ve ülkeye daha fazla ihanet edilmemelidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Mehmet Bekaroğlu                               Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                 İstanbul                                       Antalya                                 Muğla

       Emine Gülizar Emecan                        Faruk Sarıaslan

                 İstanbul                                      Nevşehir

MADDE 4- 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun geçici 16’ncı maddesinin dördüncü fıkrasına "bu Kanun” ibaresinden sonra gelmek üzere "ve 2960 sayılı Kanun” ifadesi ilave edilmiş ve maddeye bağlı 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nda tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesine ait kroki ile sınır ve koordinat listesi ekteki şekilde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak üzere İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Bu Boğaziçi Kanunu’nda değişiklik yapıp imar affı -ya da “imar barışı” mı diyordunuz?- getiren maddeyle ilgili iki konu eksik kalmıştı geneliyle ilgili konuşurken. Bunlardan bir tanesi, Boğaziçi’yle ilgili 1983’te çıkan yasa aslında çok iyi düzenlenmişti, Boğaziçi’ni koruyabilecek bir kanundu fakat bu istismar edildi, uygulanmadı; sağdan, soldan değişik yorumlarla, özellikle idarenin yanlışlarıyla Boğaziçi bugüne geldi. Şimdi de o kanunda öngörülen Boğaziçi’yle ilgili İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu, bu yüksek kurul 703 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’yle kaldırıldı, daha sonra Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu işler bütünüyle Cumhurbaşkanlığına devredildi. Her şey bir yerde, merkezde toplanıyor dikkat ederseniz.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Kurul Hocam, kurulun ismi değişti.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Ama daha evvelki kurul bağımsız bir kuruldu değerli arkadaşlarım; akademisyenlerle, sivil toplum örgütleriyle oluşturuluyordu. Siz zaten bütün kurulları böyle yaptınız. Bu kurul ise sadece Cumhurbaşkanının atayacağı insanlardan oluşuyor. Dolayısıyla bu kurul filan sayılmaz. Bunun altını çizmek istiyorum.

İkinci önemli konu: Hani Sayın Meclis Başkanımız İstanbul’a gidecek “Aday olarak geldim, işte bir sürü işleri yaparak geldim, kanun cebimde. İşte, köprü geçiş cezalarını affettim, trafik cezalarını ertelettim. İşte Boğaziçi’nde de imarla ilgili afla geldim. Dolayısıyla her şeyi kolaylaştırdım. Beni seçin, bundan sonra da her şeyi kolaylaştıracağım.”

Bakın, biliyorsunuz bu kanun aslında mayıs ayında Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi ve kabul edildi yani “imar affı” dediğiniz ya da “imar barışı” dediğiniz konu geldi ve o zaman kabul edildi. Oradaki kanundan bir paragrafı okumak istiyorum. Gerçekten imar barışı mı, gerçekten imarla ilgili problemi olan insanların sorunlarını çözüyor mu, çözmüyor mu? Bakın “Yapı Kayıt Belgesi -hani yapı kayıt belgesi veriyorsunuz ya- yapının yeniden yapılanmasına veya kentsel dönüşüm uygulanmasına kadar geçerlidir. Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların yenilenmesi durumunda yürürlükte olan imar mevzuatı hükümleri uygulanır. Yapının depreme dayanıklılığı hususu yapı malikinin sorumluluğundadır.”

Değerli arkadaşlarım, Plan ve Bütçe Komisyonunda o zaman Özhaseki’nin -bugünkü Ankara Başkanı adayınız- biz Boğaziçi’nin yasadan çıkarılmasını, kapsam dışı yapılmasını konuşurken söylediği bir iki tane cümle var, onu size okumak istiyorum, Sayın Özhaseki bize demişti ki: “İçinde istisna bir iki madde var, onu da şimdi teklif edeceğim ben ama takdir buradaki Komisyonun. Şu anda hiç istisna getirmedik.” Yani “Boğaziçi’ni istisna etmedik, Komisyonun kararıyla istisna edildi, getirmedik.” diyordu. “Burada bu Yapı Kayıt Belgesi verilince elektrik, su, doğal gaz bağlanabiliyor. Belediye başkanları hapis cezasından tabii hâliyle kurtarmış oluyorlar, vatandaş da kaçaklıktan kurtuluyor, komşusundan almaktan kurtuluyor, kavgadan, beladan kurtulmuş oluyor; yıkım kararları durmuş oluyor, idari para cezaları düşüyor. Özellikle burada bir iki konunun altını çizerek yazdık. Bu, herhangi bir şekilde bir müktesep oluşturmuyor. Yani vatandaşın hâlihazırdaki oturduğu yer imarda 6 kat gözüküyor ama 1 kat ilave etmiş, 7 kat. Yıktığı zaman o 7 katlı hakkı almıyor. Belediyesine gidiyor, meri mevzuatta ne varsa ona uygun yapıyor. Biz sadece bir kayıt altına alıyoruz.” O kadar. Yani “İmar affı yaptık.” “imar barışı” dediğiniz şeylerin hepsi algı, böyle bir şey yapmıyorsunuz. Parayı da topluyorsunuz milletten -ne kadar tahakkuk etti, ne kadar toplandı bilmiyorum- ortada imarla ilgili bir af filan yok. Tam tersi, buradan belediye başkanı arkadaşlarımız istifade ederek birçok insan… Ama artık garibanlar bir yeri çevirip kendisine başlarını sokacak bir yer yapmıyorlar, artık gerçekten bu işi bilenler, bu işin kurtları, profesyonelleri organize oluyor ve Boğaziçi’nde ciddi sıkıntılar oluşturacak değişiklikler yapıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Bir cümle daha ekleyeyim.

Değerli arkadaşlar, Boğaz çevresinde yaşayanlar çok iyi bilir, öyle şeyler var ki yani söyledim, bir taraftan garibanlar başlarını sokacak yer yaptılar filan ama öbür taraftan büyük rantlar oluştu.

Bakın, ben biliyorum, çok da duymuşsunuzdur; adam geliyor, bir fotoğraf getiriyor, “Bu fotoğraf 1932 yılında gemiyle geçen bir Romen kaptan tarafından çekilmiştir. Bakın, şu noktadaki yer bizimdir -hakikaten kendi şeyi- orada böyle, büyük bir evimiz var.” diyor. Ona dayanarak almış, kocaman bir şey yapmış, iddia etmiş, davalar açmış, mahkemeler devam etmiş; şimdi bütün bu mahkemeler düşüyor, bunu ona veriyorsunuz. Bunu ona veriyorsunuz derken büyük bir rant oluşmuş, milyon dolarlar oluşmuş; garibana bir şey yok burada işte, garibanı her zaman yaptığınız gibi aldatıyorsunuz.

Yalan söylüyorsunuz demiyorum çünkü yalan dedik mi tazminatlara konu oluyor.

Arz ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1491) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan “eklenmiş” ibaresinin “ilave edilmiş” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

               Ayhan Erel                              Yavuz Ağıralioğlu                    İsmail Koncuk

                 Aksaray                                      İstanbul                                Adana

          Zeki Hakan Sıdalı                              Behiç Çelik                Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                 Mersin                                        Mersin                                 Adana

           Fahrettin Yokuş

                  Konya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak üzere Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı…

Buyurun Sayın Sıdalı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ tarafından gelenek hâline getirilen fakat gelişmiş demokrasilerde emsali görülmeyen torba yasa örneklerinden bir yenisi daha Genel Kurula geldi.

Kanunlar kalıcı olmak üzere detaylı hazırlanmalı, hazırlık sürecinde mutlaka kamuoyunun görüşü alınmalı. Bu tarz sipariş yasalar halkın Meclise ve siyasilere güvenini azaltıyor. Alelacele, şirket yönetir gibi, günlük planlarla devlet yönetilemiyor.

Tasarı kapsamında Boğaziçi’ndeki kaçak yapılar da imar barışı içerisinde olacak ve sahipleri cezalardan muaf tutulacak gibi gözüküyor. Yapı tescil belgesi sahibi olacaklar, sonrası ise tam belli değil.

Sayın milletvekilleri, Boğaziçi yalnızca ülkemizin değil, dünyanın nadide doğal ve kültürel güzelliklerinden biri. Bu yüzden 1983 yılında Boğaziçi’ni korumak ve mevcut dokusuyla geleceğe taşımak için Boğaziçi Kanunu çıkarılmıştı. Bu kanunun 1’inci maddesinde, Boğaziçi’nin doğal, kültürel ve tarihî değerlerini korumak ve nüfus artıracak yapılandırmayı sınırlandırmak amaç olarak belirlenmekteydi. Şu anda üstünde konuştuğumuz yasa teklifi ise bu maddenin tamamen tersi istikamette seyretmekte ne yazık ki. Sayın Cumhurbaşkanı “Evet, itiraf ediyorum, ben de partili yönetici arkadaşlarım da İstanbul’a ihanet ettik.” itirafıyla neyi kastetmiştir, bu itiraf bu konuyu da kapsamakta mıdır; vicdanlarınıza bırakıyorum.

Tüm İstanbullular farkındalar ki dünyanın incisi İstanbul Boğazı’nı bütün doğallığıyla gelecek kuşaklara en büyük miras olarak bırakmak adına merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın özel ilgisiyle Boğaziçi Kanunu çıkarılmıştı. Bu vesileyle Sayın Turgut Özal’ı da rahmetle anıyorum.

Otuz beş senedir yürürlükteki kanunun İstanbul’umuza sağladığı faydaları her yıl Boğaziçi görünüm haritalarına bakarak anlayabiliyoruz. Yani son otuz beş yılda Özal’ın mirası Boğaziçi’ni koruyan yasaya rağmen binlerce kaçak yapıya dolaylı olur verildiğini de görüyoruz. Bu bağlamda, kamuoyunun bu torba yasaya koyduğumuz Boğaziçi imar affı gibi algıladığı 4’üncü maddenin İstanbul’a yeni bir ihanet hamlesi olduğunu da düşünmeden edemiyorum. Amacımız nedir? Hani İstanbul’u katletmiştik. Son yirmi dört senesini yönettiğiniz şehirde katliama devamın önünü açıyor gibi gözüküyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, kanunun 3’üncü maddesi Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesine konut yapılamayacağını, bu alanların yalnızca kamu yararına kullanılacağını vurguluyordu. Fakat şimdi bakıyoruz ki kamu yararı, yerini rantı merkeze alan girişimlere bıraktı ve son otuz yılda Boğaziçi’nde 9.616 kaçak bina inşa edildi. Boğaziçi İmar Müdürlüğünün verilerine göre sadece Boğaziçi öngörünümünde 28.873 bina var ve buradaki her 3 yapıdan 1 tanesi kaçak, bunlardan 3 bin tanesininse acilen yıkım kararı alınmış bulunmakta. Fakat siz “Bunların hepsini unutalım.” diyorsunuz. Tamam, unutalım. Bu unutkanlıkların İstanbul’umuza faydası nedir veya var mıdır? İstanbul bu ihaneti de sindirmeli midir? Ters empati yaparsak, devletine ve milletine saygısı gereği kanunlarına koşulsuz olarak uyan vatandaşlarımızın yerine kendinizi bir koyun; yan komşunuz canı istediği gibi yapısını değiştiriyor, yeniliyor, eklerle büyütüyor, mevcut kanunu hatırlattığınızda da “Türkiye’de işler böyle yürüyor.” diyor.

Yasa yapıcı bizler yani her şeyin üstünde karar verici olan Türkiye Büyük Millet Meclisi kendisiyle çelişmiyor mu yani “Ben yasa yapsam da siz uymayın.” demek mi istiyor? “Meclisin kanunu delinmek içindir.” algısı kamuoyunda yaygınlaşınca sorumlusu kimler? Bu çatı altında bizler bu sorumluluğun neresindeyiz? Yasalara bu bağlamda uyan İstanbullular, kanunları takmamayı davranış hâline getiren İstanbullulara karşı artık ne demeli? Binlerce yıllık medeniyete sahip İstanbul’umuz, elbette ki yerel seçim kaygılarınızdan da rant gelirlerinizden de daha değerli.

Sayın milletvekilleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Boğaziçi’ndeki kaçak binalara savaş açarak geçen ağustos ayında yıkım faaliyetlerine başlamıştı. Şimdiyse milletvekilleri bu yeni affın ne kadar gerekli olduğunu anlatıyorlar. Soruyorum: Dört ayda ne değişti?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Tamamlıyorum.

Bu kanun maddesi doğrudan Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunu ilgilendirmesine rağmen, Genel Kurula gelmeden önce bu Komisyona havale edilmesini bırakın, tali komisyon olarak bile görüşü alınmamış. Yine “Ben yaptım, oldu.” anlayışıyla karşı karşıyayız. Gelecek nesillere güzel bir İstanbul bırakma isteğinde olan bizler, Boğaziçi’nin idam fermanı olacak bu maddeyi onaylayamayız. Bu kapı bir kere açıldı mı arkasından gelenek oluşur, son pişmanlık da fayda vermez. Hepinizi akla davet ediyorum.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                 Mehmet Bekaroğlu                       Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                        İstanbul                               Antalya                                 Muğla

                   Faruk Sarıaslan                       Ahmet Kaya                   Emine Gülizar Emecan

                        Nevşehir                              Trabzon                               İstanbul

MADDE 5- 25/6/2010 tarihli ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 4- (1) 2/11/2016 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar, araç sınıfları itibarıyla kullanılması yasak olan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsünden geçilmesi nedeniyle 30 uncu maddenin ikinci fıkrası uyarınca idari para cezası verilmez, verilmiş olanlar tebliğ edilmez, tebliğ edilmişlerin tahsilatından, varsa yapılmış itirazlardan ve açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla vazgeçilir. Söz konusu cezalar kapsamında bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan tahsilatlar 30/6/2019 tarihine kadar başvurulması halinde 31/12/12019 tarihine kadar red ve iade edilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya…

Buyurun Sayın Kaya. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddeyle Boğaziçi Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçen araçlara verilen idari para cezalarının tahsilatından, varsa yapılmış itirazlardan ve açılmış davalardan feragat edilmektedir. Ayrıca, tahsil edilen cezaların da iade edilmesinin önü açılmaktadır. Temel olarak bu köprüden geçiş izni olmadığı hâlde bu köprülerden neden bu araçların geçtiğini irdelemek ve onları buna iten ve mecbur bırakan durumları göz önünde bulundurmak zorundayız. Üçüncü köprüden geçiş ücretlerinin yüksek pahada olması da bu durumu yaratan temel etkenlerden bir tanesidir. Bu nedenle, öncelikle bahsi geçen köprüleri hangi araçların kullandığı göz önünde tutularak köprü geçiş ücretlerinin tekrar gözden geçirilmesi ve hakkaniyetli bir fiyatın belirlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Yalnızca bahsi geçen köprülerdeki hatalı geçiş cezalarının değil, aynı zamanda Osmangazi Köprüsü, Avrasya Tüneli ve tüm otoyolların geçiş noktalarındaki cezaların da bu düzenleme kapsamında ele alınması için gerekli çalışmaların yapılması gerekiyor.

Bir diğer konu da bu düzenlemenin kamuoyuyla paylaşılma biçimidir. Bu düzenleme daha Komisyona dahi gelmeden Meclis Başkanımız Sayın Binali Yıldırım tarafından kamuoyuyla paylaşılmış, vatandaşa âdeta bir müjde gibi sunulmuştur. Doğru olan ve Binali Bey'e yakışan önce Meclis Başkanlığından istifa etmesi, sonra İstanbul için adaylık çalışması yapmasıdır.

Değerli arkadaşlar, bu madde, görülüyor ki AKP’nin seçim yatırımı kalemlerinden biridir ve gerekliliği açık olan mali disiplinin bir kez daha ihlal edilmesinden ibarettir. “Bize en çok ne lazım?” diye düşünen AKP yetkilileri “Oy mu, ekonomik çöküş mü?” ikileminde oyu tercih ettiği için bu düzenlemeyi yapmak istemiştir. Buna rağmen yapılan bu düzenlemeyi destekliyor ve yetersiz bulduğumuzu ifade ediyoruz. Madem millete ve memlekete seçim döneminde bu tür jestler yapmayı düşünüyorsunuz, gelin o zaman bu ülkedeki emeklilerin sorunlarını, genç işsizlerin sorunlarını, emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını, joker işçilerin sorunlarını, atanamayan öğretmenlerin, mühendislerin sorunları konuşalım ve onlara da çözümler üretelim.

Bakın, asgari ücrette bir artış yapıldı. Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi 2.200 liraydı sizler de biliyorsunuz, AKP Hükûmeti 2.020 lira yaptı. Bu rakamlar beklentileri karşılamamıştır, hayal kırıklığı yaratmıştır. On altı yıllık AKP iktidarında emek ve alın teri yine hak ettiği değeri maalesef görememiştir. İşçilerimiz yapılan zamlar nedeniyle ekonomik krize ve yoksulluğa kurban edilmiştir. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerinde çalışan işçilerimize sözümüz var; 1 Ocak 2019 tarihi itibarıyla, Cumhuriyet Halk Partili belediyelerde asgari ücreti net 2.200 lira yapacağımızı Sayın Genel Başkanımız Türk milletine müjdelemiştir. Emeğe ve emekçiye hak ettiği değeri biz belediyelerimizde vereceğiz ve bunun öncüsü olacağız.

Tabii, sizin böyle bir derdiniz yok arkadaşlar; asgari ücretmiş, geçim derdiymiş, bunlarla ilgili hiçbirinizin hiçbir sıkıntısı yok; bunu net biliyoruz. Çünkü bu ülkede, biliyoruz ki sizlerin çocuklarının; yakınlarının -özellikle AKP milletvekili arkadaşlara sesleniyorum- geçim derdi diye bir kaygıları, kuşkuları yok.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Senin var mı?

AHMET KAYA (Devamla) – Hiçbirinizin çocuklarının geçim derdi yok, iş güç derdi yok, yakınlarınızın da geçim derdi yok. Çünkü yaptığınız tüm işlerde olduğu gibi iş başvurularını değerlendirirken de önceliğiniz, size yakın olması, yandaş olması ve sizlere sadakatle bağlı olmasıdır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Geçim derdi var mı sizin? Varsa para toplayalım, varsa söyle.

AHMET KAYA (Devamla) – Değerlendirmenizi buna göre yaptığınız için burada hak yediğinizi, kul hakkı yediğinizi düşünüyoruz. Sizden önce, bu ülkede hak eden iş alıyordu, şimdi AKP’ye yakın olan, sizlere yakın olanlar işe alınıyor.

Şimdi burada vicdanlarınıza sesleniyor ve sizlere bir soru sormak istiyorum: Hak etmediği hâlde torpille işe giren insana aldığı maaş helal midir? (CHP sıralarından alkışlar) Vicdanlarınıza sesleniyorum, hak etmediği hâlde torpille işe giren bir insana aldığı maaş helal midir? Bu akşam, lütfen, yatmadan, lütfen bu soruyu kendinize sorun, vicdanlarınızda da cevaplayın.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Haram olsun, öyle girene haram olsun. Yalan söyleyene de haram olsun, öyle işe girene de haram olsun.

AHMET KAYA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, RTÜK bugüne kadar görülmemiş bir hızla Halk TV’ye ve FOX TV’ye cezalar kesmiştir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Her alana girdin maşallah, her alana girdin ha; geçim derdinden FOX’a, Halk’a.

AHMET KAYA (Devamla) – Jet hızıyla kesilen bu cezalarla FOX TV’ye 3, Halk TV’ye 5 program yayın durdurma ve para cezaları verilmiştir.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – CHP belediyelerini bir kontrol edin bakalım.

AHMET KAYA (Devamla) – Ne yapılmak istendiğini sizlere yine soruyorum. RTÜK, AKP’ye söz söyleyenleri susturma kurumu mudur arkadaşlar? Bu bir rezalettir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bir dakika daha, yalanlarına bir dakika daha!

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) – AKP’ye söz söyleme değil, darbeye çağırıyor.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

AHMET KAYA (Devamla) – Ülkeyi öyle bir hâle getirdiniz ki Erdoğan’a laf söyleyenler kendini mahkemelerde buluyor, muhalif yayın yapanlar RTÜK tarafından cezalandırılıyor. Ne yapmaya çalışıyorsunuz, neyi amaçlıyorsunuz; açıkçası, lütfen bunu kendi iç dünyanızda ciddi biçimde sorgulayın.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – RTÜK’teki üyenize sorun onu.

AHMET KAYA (Devamla) - Bu ülkeyi yolda bulmadık arkadaşlar, herkes attığı adıma dikkat etmek zorundadır. Sanattan ve sanatçıdan korkmayın, eleştiriden korkmayın, üreten insanlardan korkmayın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Siz de bizden korkmayın ya, siz de bizden korkmayın.

AHMET KAYA (Devamla) – Satmaktan korkun; sanatçıları, gazetecileri, aydınları ve suçsuz insanları yargılamaktan, hapse atmaktan korkun.

2019 yılının ülkemize ve tüm dünyaya özgürlük, demokrasi, adalet, barış, refah ve huzur getirerek kardeşliğimizi pekiştirmesi ümidiyle tüm vatandaşlarımızın yeni yılını kutluyor, saygılar sunuyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bu konuşmayla nasıl kardeşlik olacak?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Yalanı, iftirayı siyaset zannediyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hakaret etmeyle kardeşlik mi pekişir?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1491) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

          Yavuz Ağıralioğlu                              Ayhan Erel                        Fahrettin Yokuş

                 İstanbul                                      Aksaray                                Konya

              Behiç Çelik                                İsmail Koncuk              Mehmet Metanet Çulhaoğlu

                 Mersin                                         Adana                                  Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesi üzerinde vermiş olduğum önerge hakkında görüşlerimi ifade etmek için söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, 16/8/2016 günü İstanbul UKOME kararıyla 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet Köprülerinden araç geçişlerinde kısıtlamaya gidildi. Bakınız, karar ne zaman alınmış? Yavuz Sultan Selim Köprüsü resmî açılışından sekiz gün önce alınmış. Bunun ana sebebi, Yavuz Sultan Selim Köprüsü şartnamesinde yılda 49 milyon 275 bin araç geçiş garantisi verilmesidir. Bu karar sonucu sınıf farkı nedeniyle köprü geçişlerinde yüksek oranlı cezalarla vatandaşlarımızın mağdur olmasına neden olmuş, bu kanunda, Sayıştay denetim raporunda OGS ve HGS geçişlerindeki kaçaklara dikkat çekilerek uygulamada tahakkuk kaydı bulunmayan geçiş ücretlerine ilişkin gerçekleştirilen tahsilatın hangi araçtan yapıldığının bilinmediği ve sonuç itibarıyla bu ücretlere ilişkin alacakların sağlıklı takibi yapılamadığı ifade edilerek tahsilatın hangi araçtan yapıldığı bilinmediği için vatandaşlar yüklü meblağlarla mağdur edilmektedir, diyerek yürütmeden vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesini İYİ PARTİ Grubu adına 15 Aralık 2018 tarihinde yaptığım konuşmada talep etmiştim. Vatandaşlarımızın cezalarını ortadan kaldırmayı, cezalarını ödeyenlere de ödedikleri meblağı geri alabilme imkânını sağlayan 5’inci maddeyi olumlu bulduğumu memnuniyetle belirtiyorum.

Öneri olarak, Osmangazi Köprüsü, otoyollar ve köprü bağlantı yolları ile Avrasya Tüneli geçişlerinde OGS ve HGS cezalarının da kaldırılmasını, UKOME kararının yeniden gözden geçirilerek birinci sınıf araçlar olan kamyonet, panelvan, N1 sınıfı, ruhsatında karavan yazan taşıtların her üç köprüden de geçer hâle getirilmelerini talep etmekteyim.

Bir başka mağduriyet nedeni de araç kasko fiyatlarının yüksekliği. Dolayısıyla bu konuda da yetkililerin özellikle ivedi olarak bu konunun üzerine eğilmesini ve burada da bir düzenlemeye gidilerek araç sahiplerinin mağduriyetinin giderilmesini talep etmekteyim.

Değerli milletvekilleri, biz İYİ PARTİ Grubu olarak vatandaşımızın sesi olduk, olmaya da devam edeceğiz. Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener partimizin grup toplantılarında vatandaşlarımızın şikâyetlerini ve mağduriyetlerini dile getirmiş, bununla da kalmayarak Hükûmete çözüm yollarını da göstermiştir. Vatandaşlarımızı yakından ilgilendiren önemli güncel birkaç tane örnek vermek istiyorum.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener 23 Ekim 2018’de “Fındık için taban fiyatı 10 TL, maliyet ve 5 TL de refah payı, toplam 15 Türk lirası olmalıdır.” dedi. Üç gün sonra siz 26 Ekim 2018’de fındık alımı için taban fiyatını 14,5 Türk lirası olarak açıkladınız. 20 Kasım 2018’de “Asgari ücrete de kendi maaşına yaptığın kadar, yüzde 26 zam yapacaksın, asgari ücret 2.020 Türk lirası olacak.” dedi, siz otuz beş gün sonra, 25 Aralık 2018’de asgari ücrete yüzde 26 zam yaptınız, asgari ücret net 2.020 Türk lirası oldu. 13 Kasım 2018’de “Bugün ‘Dövizi indirdik.’ diye hava atanlar peki, doğal gazın, elektriğin fiyatını indirdi mi? ‘Zam yok.’ diyorlar, yüzde 30 zam zaten yapıldı. Döviz düştüyse geri alın elektrik ve doğal gaz zamlarını.” dedi ve kırk iki gün sonra, 25 Aralık 2018’de, 1 Ocak 2019’dan itibaren elektrik ve doğal gazda ancak yüzde 10 indirim yapılacağı Hükûmetiniz tarafından belirtildi. Görüldüğü gibi, halkın sesi ve halkın nefesi olan İYİ PARTİ görevini layıkıyla yapıyor, yapmaya da devam edecek.

3600 ek gösterge sözü unutulmamalı, İYİ PARTİ olarak unutturmayacağız.

Evet, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” sözüyle onurlandırdığı bizleri yetiştiren öğretmenlerimize; polisimize, hemşire ve ebelerimize ve imamlarımıza tüm grubu bulunan siyasi partiler söz vermedik mi arkadaşlar? Verdik. Verdiğiniz sözleri unutturmamak için, İYİ PARTİ Grubu olarak 3600 ek gösterge verilene kadar bunu dile getirmeye devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Taşeron işçilerimizden belediyelerde çalışan kadro alamayanlara kadroları verilene kadar, kadroları verilenlerin de 4+4 zam adaletsizliği çözülene kadar, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetleri giderilinceye kadar konuşacağız.

Bizim verdiğimiz kanun tekliflerini reddettiniz. Siz getirin, biz destek olalım, birlikte vatandaşlarımızın mağduriyetlerini çözelim; dönüp size de teşekkür edelim değerli arkadaşlar.

Ben bu duygu ve düşüncelerle, 2019 yılının milletimize hayırlar getirmesi dileğiyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, işlemden sonra da olabilir efendim, oylamadan sonra.

BAŞKAN – Vereceğim hemen

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın hatip yaptığı güzel konuşmada bizim grubumuz da dâhil olmak üzere, İYİ PARTİ Grubu dışındaki bütün gruplara verdikleri sözü tutmamak şeklinde bir eleştiri ve sataşmada bulunmuştur. Diğer partileri bilmem ama ben cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Size bir şey söylemedim.

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sataşma oradan değil mi?

BAŞKAN – Oradan yapalım bu sefer.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Peki, bu sefere mahsus, yol olmasın ama.

BAŞKAN – Tabii, tabii, emsal olmamak üzere…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu’nun 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yol olmamak üzere buradan cevap veriyorum.

Sayın milletvekilime de teşekkür ederim böyle bir imkânı bize verdiği için, söylediği doğrudur, seçimlerde AK PARTİ, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve İYİ PARTİ’nin genel başkanları ve milletvekili adayları çıkmışlar, bu millete 3600’le ilgili şöyle bir söz vermişlerdir, buna Cumhurbaşkanı adayı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da dâhildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Efendim, öğretmenlere, polisimize, hemşirelere, din görevlilerimize -başta olmak üzere- konunun değerlendirileceğinin…

KEMAL PEKÖZ (Adana) – İmamlara…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yok, din görevlileri canım.

…bunun verileceğinin sözünü verdik, doğru ama biz bunun verilmesi için Meclis açılır açılmaz kanun teklifi de verdik, bu konuyla ilgili yaşanan sorunların görüşülmesi için Meclis araştırması önergesi de verdik. Biz sözümüzün arkasındayız, diğer partiler de arkasındaysa bu gece bir Danışma Kurulu yapalım, 3600’ü verelim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Biz bu noktadayız, diğer partilerin kanaatini ben bilmem.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, arkadaşlar, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 5’inci maddesiyle 6001 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen geçici 4’üncü maddede yer alan "tahsilatından, varsa yapılmış itirazlardan ve açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla vazgeçilir.” ibaresinin "tahsilatından vazgeçilir, varsa yapılmış itirazlar veya açılmış davalar hakkında resen karar verilmesine yer olmadığına karar verilir, yargılama ve takip gideri taraflar üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretine hükmedilmez.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Özlem Zengin                          Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

                  Tokat                                        İstanbul                              Kırıkkale

               Recep Özel                                  İmran Kılıç

                 Isparta                                  Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyoruz:

Gerekçe:

Önergeyle, itiraz veya dava konusu edilmiş idari para cezalarının tahsilatından vazgeçilmesi için aranan feragat şartı kaldırılarak açılan davalar ve yapılan itirazlar hakkında mahkemelerin resen karar verilmesine yer olmadığına karar vermeleri öngörülmektedir. Değişiklikle, zaman israfına engel olunması ve uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Komisyon katılmadı, tekrarlayın efendim. Komisyon katılmıyor efendim. Komisyon katılmadığını beyan etti.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde dört önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını teklif ederiz.

                     Kemal Peköz                          Nuran İmir                             Şevin Coşkun

                          Adana                                 Şırnak                                      Muş

                     Murat Çepni                 Ömer Faruk Gergerlioğlu            Mahmut Celadet Gaydalı

                          İzmir                                 Kocaeli                                     Bitlis

           Serpil Kemalbay Pekgözegü

                          İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü.

Buyurun Sayın Kemalbay Pekgözegü. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Birisi bir kuyuya bir taş atmış hep beraber onu çıkartmaya çalışıyoruz. Bir torba yasa görüşüyoruz, o yüzden ben de ilk eleştirimi torba yasadan doğru yapmak istiyorum.

Torba yasa bir istisna durumu olması gerekirken biz burada bugüne kadar bütün yasaları torba yasa şeklinde çıkartmaya çalışıyoruz. Bu, aslında bu Meclise büyük bir saygısızlıktır. Çünkü biz buraya halkın iradesini temsil etmek için, halkın eleştirilerini, taleplerini, kararlarını buraya yansıtmak için halk tarafından gönderildik fakat burada yasama ilkelerine uyulmadan ve egemenlik ilkesi ihlal edilerek “torba yasa” adı altında bir sürü birbirinden farklı içerikteki ne olduğu anlaşılmayan maddeler buraya geliyor ve geçirilmeye çalışılıyor. Bu açıdan kabul edilebilir bir şey değil torba yasa. Benim burada öncelikli teklifim, bu torba yasa rutininden çıkalım, torba yasayı artık bir kenara atalım ve gerçek bir yasama işlevini hayata geçirelim. O zaman çok daha faydalı olabiliriz diye düşünüyorum.

Biraz önce burada diğer maddelerde de bazı kararlar alındı. Örneğin köprülerle ilgili, köprü geçişleriyle ilgili kararlar alındı, cezaların ertelenmesi, kaldırılması yönünde bazı teklifler de bu torba yasa içerisinde geliyor. Biz bu tekliflerin köklü bir şekilde tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Örneğin köprüleri tartışalım arkadaşlar. Bu köprüler yapıldığında, hükûmetler bu köprüleri yaptığında halkın vergileriyle yapmadılar mı? Yaptılar. Halkın vergileriyle yapılan bu köprüler “Paramız yok.” diyerek “Köprülerin maliyeti çıksın.” diye paralılaştırıldı. O zaman neden hâlâ köprülerden para alınıyor? Hâlâ bu köprülerin maliyeti karşılanmadı mı? Bunun gibi, bugün görüştüğümüz teklifin 6’ncı maddesi de büyükşehre bağlı, eskiden köy olan ve daha sonra, 6360 sayılı Kanun’la mahalle statüsüne getirilen köylerle ilgili bir yasa. Ne deniyor? “Burada mağduriyetler var, bu mağduriyetleri biraz erteleyelim.” deniyor, Yani, cezalar var, vergiler var; emlak vergisi, içme suyu, kullanma suyu gibi. Hangi amaçla kullanıldığı ve kimler tarafından, hangi gelir sınıfına tekabül edecek şekilde kullanıldığı belli olmayan bu tür kalemlerin ertelenmesi düşünülmüş, teklif ediliyor; bir ertelenme yapılıyor. Bir kere, hani “Mağduriyetler var ama bu mağduriyetleri biraz erteleyelim.” deniyor. Hayır, biz bu mağduriyetleri ortadan kaldıralım; niye mağduriyetler sürsün? Örneğin siz bu emlak vergisinin, içme suyu ya da kullanım suyuyla ilgili cezaların ertelenmesiyle ilgili olarak kimin cezasını erteliyorsunuz? Büyük bir otelin de cezasını erteliyor olabilirsiniz, af kapsamına girmiş olabilir; içme suyunu zor ödeyen bir köylünün de, bir mahallelinin de, yoksul bir emekçinin de vergisini erteliyor olabilirsiniz. Dolayısıyla, biz bunların niteliğine bakmak zorundayız. Niteliğine bakmadığımız zaman, yani bir genelleme yaptığımız zaman o genelleme içerisinde adaleti sağlamamız mümkün değil. Biz her yurttaşın 10 metreküp suyu zaten ücretsiz olarak kullanabilmesi gerektiğini söylüyoruz; her yurttaşın belli bir kilovatsaat elektriği, her yurttaşın kafasını sokacağı bir konutunun olması gerektiğini savunuyoruz. Gelin, biz bunları konuşalım, bunları yasalaştıralım. Dolayısıyla, böyle, kıyılara gelip oranın rantından faydalananlara da avantaj sağlayan bu tip, ne olduğu belli olmayan, hangi gelir sınıfına hizmet ettiği belli olmayan yasaları çıkartmayalım bu torba yasalar içerisinde. Dolayısıyla, torba yasalar gelmesin; bizler halkın, yoksulların, emekçilerin gündelik yaşamını insana yakışır bir şekilde geçirebileceği yasaları burada birlikte tartışalım diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Bu sebeple gelen bu yasa teklifini uygun görmüyoruz, kabul etmiyoruz. Evet, ertelensin fakat herkes için ertelenmesin. Zenginden daha çok vergi alalım, yoksuldan vergi almayalım. Bunları ayırabilecek şekilde bu yasaları biz tasnif etmek zorundayız ve bu yasaları kimler için çıkaracağımızı da burada tartışmak zorundayız. Torba yasa buna hizmet etmiyor arkadaşlar.

Öte taraftan, burada tartışırken çeşitli ifadeler geçiyor, bunlara dair de bir düzeltme yapmak isterim. Mesela, burada yasaları biz tartışırken bir hatip şöyle bir benzetme yaptı, dedi ki: “Evin bir reisi vardır. Nasıl ki evin reisi yanlış bir şey yaparsa, bu kötü bir sonuç ortaya çıkarırsa ülkenin de reisi baştan yanlış yaparsa bütün ülke bundan rahatsız olur.”

Arkadaşlar, biz reislere karşıyız. Evlerde de reis istemiyoruz, ülkede de reis istemiyoruz. Biz, eşitlik istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) - Ve bu Meclis eşitliğin meclisi olmalı, eşitliği sağlayacak bir meclis olmalı.

Selamlamak için…

BAŞKAN – Uzattım ben bir dakika.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Öyle mi?

Peki, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1491) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

"MADDE 6- 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin onbeşinci fıkrasında yer alan ‘altı yıl süreyle’ ibareleri ‘31/12/2026 tarihine kadar’ şeklinde ‘31/12/2020 tarihine kadar’ ibaresi ‘31/12/2026 tarihine kadar’ şeklinde ve son fıkrasında yer alan ‘beş yıl süreyle’ ibaresi ‘31/12/2026 tarihine kadar’ şeklinde değiştirilmiştir.”

          Yavuz Ağıralioğlu                              Ayhan Erel                        Fahrettin Yokuş

                 İstanbul                                      Aksaray                                Konya

              Behiç Çelik                                İsmail Koncuk                      Ayhan Altıntaş

                 Mersin                                         Adana                                 Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş…

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ankara Milletvekili olarak Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin yıl dönümünü kutlarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Konuşmamdan önce bugün FOX TV ve Halk TV’ye uygulanan cezaların basın özgürlüğünü zedelediğini belirtiyor ve kararı haksız bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Bu yasayla ilgili olarak birkaç açıdan eleştiri yapmak istiyorum. Birinci husus kanun yapma sistemimizle alakalı. Yasaları yeteri kadar düşünmeden ve tartışmadan yapıyoruz. O nedenle de gece gündüz kanun yapıp eski kanunlarda işlemeyen ya da uygulamada sorun çıkaran hususları düzeltmeye çalışıyoruz. Örneğin bu kanunun ilk 10 maddesi önceki kanunlarda uygulanamayan veya uygulamasında zorluk çıkaran maddelerin değiştirilmesi hakkındadır. Kanunları özensiz bir dille ve üstünkörü gerekçelerle yazıyoruz, kanunların diğer kanunlar üzerindeki etkilerini yeterince araştırmıyoruz.

İkinci husus ise, Meclisimizde son yıllarda temel ve torba yasa tekniğinin çok sık kullanılması hakkındadır. Burada kanun yapmanın hızlandırılmasının amaçlandığı savunulabilir ama birçok sakıncayı da içinde barındırmaktadır. Ayrı ayrı birçok ihtisas komisyonun görev alanlarına giren maddeler mali nitelikli hükümler gerekçe gösterilerek sadece Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek Genel Kurula getirilmektedir. Dolayısıyla, ihtisas komisyonlarının uzmanlık alanlarından yararlanılması mümkün olmamakta, birinci hususta belirtilen yasaların yeterince düşünülmeden çıkarılması riski artmaktadır. Ayrıca, kanunun teklif aşamasında acele davranıldığından sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alınması genelde mümkün olmamaktadır. Bu durum yine yasama hatalarının artmasına neden olmaktadır.

Kısacası, pragmatik bir yaklaşımla ihtiyaçların karşılanmasını amaçlayan bu temel ve torba yasa tekniği uzun vadede daha fazla kanun çıkarılma ihtimalini artırmaktadır. Ayrıca, özensiz yazılan gerekçeler de kanunun yorumlanmasını zorlaştırmaktadır ancak özellikle seçim dönemleri yaklaştıkça bu tür yasalar hükûmetler için cazibesini korumaktadır. Bu kanunda da seçim öncesi pragmatizm uygulamaları söz konusudur. Örneğin, vergi yapılandırmalarının süre uzatımı, bazı kanunların muafiyet sürelerinin uzatılması, Boğaziçi’ndeki kaçak yapıların imar barışı uygulamasına dâhil edilmesi gibi seçim öncesi popülizm içeren hükümler bu kanuna konulmuştur. Özellikle dünyada eşi benzeri olmayan Boğaziçi’ni kuralsız, kötü kullanıma açıp çirkinleştirdiğimiz bir vakıa iken bunu düzeltmek yerine, imar barışına sokarak yasal bağışıklık sağlamak İstanbul’a yapılacak en büyük ihanetlerden biri olarak tarihe geçecektir. Bu durum gelecekte çok daha büyük ihanetlerin yapılmasını teşvik edecektir.

Bir başka önemli husus ise kişiye özgü yasa çıkarılmasıdır. Evrensel hukuk ilkelerine göre, kişiye özgün kanun çıkarmanın demokrasilerde olmaması gerekir. Maalesef biz geçmişte bu tür uygulamalara çok şahit olduk, devlete güveni yıprattık. Bu kanunun 9’uncu maddesi, Yüksek Seçim Kurulunun süresi biten üyelerinin görev sürelerinin uzatılmasını içeriyor. Hem kişiye özel bir yasa olması hem de tam seçim öncesi yapılması demokratik dünyada izah edilmesi güç bir durum yaratmaktadır.

Öte yandan, vatandaşa yeterli bilgi vermeden köprü cezaları kesmişiz, bu cezaları da iki yıl haber vermemişiz, vatandaş geçmeye devam etmiş, cezalar yüz binlerce lirayı bulmuş, vatandaşın canı çok yanmış, şimdi o cezaları affediyoruz. Nasrettin Hoca’nın dediği gibi, önce eşeği kaybettirip sonra bulduruyoruz. Bu düzenlemeyi de İstanbul’da belediye başkanı adayı olacak Meclis Başkanımız tarafından kamuoyuna duyurarak seçim popülizmine zirve yaptırıyoruz. Bütün bu hususlar göz önüne alındığında bu kanunun hem şekil hem içerik hem de demokratik geleneklere aykırı hükümler içermesi, kabul edilmemesi için sağlam gerekçeler oluşturmaktadır.

Madde 6 özelinde ise tüzel kişiliği kaldırılan köylere sağlanan muafiyet sürelerinin uzatılması hususu, meseleye kalıcı bir çözüm getirmemektedir. Maddenin mahalli seçim öncesinde köylülerimize şirin görünmeyi hedeflediği anlaşılmaktadır. Köylülerimizin bir süreliğine de olsa rahatlatılmasına itiraz etmeyiz ancak konuya kalıcı bir çözüm bulunmasını daha fazla arzularız.

Gelecekte daha dikkatli ve özenli yasalar yapacağımıza olan inancımla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 6’ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

MADDE 6- 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1’inci maddesinin on beşinci fıkrasında yer alan “altı yıl süreyle” ifadeleri “31/12/2022 tarihine kadar” şeklinde “31/12/2020 tarihine kadar” ifadesi “31/12/2022 tarihine kadar” şeklinde ve son fıkrasında yer alan “beş yıl süreyle” ifadesi “31/12/2022 tarihine kadar” şeklinde değiştirilmiştir.

              Mehmet Bekaroğlu                           Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                    İstanbul                                   Antalya                                 Muğla

           Emine Gülizar Emecan                    Faruk Sarıaslan                       Kazım Arslan

                    İstanbul                                  Nevşehir                               Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Denizli Milletvekili Kazım Arslan.

Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Bugün görüşmekte olduğumuz bu yasanın başlığı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’dir.

Şimdi, yasa teklifinin tamamına baktığımızda, 12 maddeden ibaret bir yasa teklifi. Bunun 2 tanesini yürürlük maddesi olarak sayarsak, işin esasını ilgilendiren 10 tane ana madde var. Bu 10 tane ana maddede 9 ayrı konu, ayrı ayrı maddeler hâlinde, burada değişiklik yapılması noktasında bir çözümü, bir yeniliği getirmeye, bir değişikliği getirmeye çalışıyor ki böyle bir torba yasanın, gerçekten, günlerden beri görüşmekte olduğumuz ve sürekli eleştirdiğimiz bu konuda hâlâ ısrarcı olunduğunun bir göstergesi olduğunu belirtmek istiyorum. Artık torba kanun uygulamasından vazgeçilerek kendi kanunuyla, kendi mevzuatıyla, kendi başlığıyla ilgili konularda yasaların çıkarılması gerçekten kanun tekniği açısından, bütünlüğü açısından çok önemli bir konu arz eder diye belirtiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, 6’ncı maddede özellikle 6360 sayılı büyükşehir yasasıyla ilgili yapılan bir değişiklik sonrasında 14 ilin büyükşehir yapılması ve 27 ilçenin de kurulmasıyla ortaya çıkan ve bununla ilgili olarak, bunun sonucunda köylerin ve kasabaların tüzel kişiliğinin ortadan kaldırıldığı bir düzenleme sonrasında gerçekten köylerde zoraki bir vergi alımının geriye bırakılmasıyla ilgili de bir düzenleme getiriliyor. Hâlbuki, 6360 sayılı Yasa’nın özünde kökten bir değişikliğe ihtiyaç var arkadaşlar. Yani, sadece böyle bölük pörçük, arada yapılacak değişikliklerle, süre uzatımlarıyla bu işin değiştirilmesi yönünde değil, daha çok, köklü bir değişiklikle bunun ele alınması ve gerçek anlamda bütünşehir anlamında değil, 50 kilometrelik bir daire içinde yer alan köylerin ve kasabaların büyükşehre dâhil edilmek üzere hizmetlerin daha ahenkli bir şekilde, daha iyi bir şekilde götürülmesinin daha uygun olacağını belirtmek istiyorum. Çünkü burada birçok eksiklik, aksaklık, hizmette gerçekten birçok yere ulaşılmadığını görmekteyiz. Özellikle Denizli ilimiz de bu şehirlerden bir tanesidir ve Büyükşehir olmuştur. Büyükşehir olmasından sonra birçok köyümüze, kasabamıza, ilçemize yeteri kadar hizmetin gitmediğini ve birçok yerde de ilçe belediye başkanları ile Büyükşehir Belediye Başkanı arasında birçok kopukluğun olduğunu, eğer siyasi anlamda bir beraberlik yoksa, ayrıcalıkların yapıldığını, ayrımların yapıldığını, uygulamaların bu şekilde sürdürüldüğünü de görmekteyiz. İşte bundan vazgeçmek için bunları bir bütünşehir hâlinde değerlendirmenin ve çalışmaların bu noktada yürütülmesinin çok büyük önemi olacaktır.

Şimdi, Denizli’de özellikle ilçelerimiz var başta Güney ilçemiz ve Sarayköy ilçemiz olmak üzere. İnanır mısınız, büyükşehir olalı beri burada hem altyapı yapılamadı hem yollar yapılamadı. Kışın çamurdan, yazın da tozdan geçilmeyen iki tane önemli ilçemiz gerçekten çok zor günler geçiriyor. Bunları gözardı etmeyelim. Ayrıca bunun dışında Çivril, Çal, Babadağ, Tavas, Kale, Beyağaç, Serinhisar, Çameli, Çardak, Baklan, Honaz ilçelerimizde de hem merkezlerine hem de köylerine -mahalle hâline gelmiş olan- bu mahallelere hizmetlerin yeteri kadar gitmediğini görmekteyiz ve dolayısıyla hizmetlerin akışında birçok aksaklığın ortaya çıktığını da görmekteyiz.

Onun için, değerli arkadaşlarım, gerçekten köklü bir değişikliğe ihtiyaç var. 6360 sayılı Yasa’nın böyle kısa, böyle geçici maddelerle değil, sürelerinin uzatılmasıyla değil, daha köklü bir değişiklik yapılarak gerçek anlamda hizmete dönük bir yasanın ortaya çıkmasında fayda vardır diye belirtmek istiyorum.

Bu arada, tabii, bugün aldığımız bir habere göre Halk TV ve FOX TV’yle ilgili uygulanan para cezasının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAZIM ARSLAN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

KAZIM ARSLAN (Devamla) – Halk TV ve FOX TV’yle ilgili para cezasının ve yayın durdurma kararının RTÜK tarafından verilmiş olması gerçekten bizleri çok üzmüştür. Bu, basın hürriyetine ve medya özgürlüğüne vurulan bir karardır. Gerçekten bu kararın uygun olmadığını, hukuka uygun olmadığını ve yanlı bir karar olduğunu da belirtmek istiyorum. Bu karardan RTÜK’ün de vazgeçerek gerçek anlamda diğer yayınları nasıl gözardı ediyorsa, nasıl yandaş medyanın, havuz medyasının birçok programını, birçok yanlış söylemini, hakaretlerini göz ardı ederek onlara ceza vermiyorsa bu kanallarımıza da ceza vermemesi gerekir. Kesinlikle burada bir eşitsizliğin olduğunu, haksızlık olduğunu belirtmek istiyorum ve bu kararı da kınıyorum.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 6’ncı maddesiyle değiştirilen 6360 sayılı Kanun’un geçici 1’inci maddesinin on beşinci fıkrasında yer alan “31/12/2022 tarihine kadar” ibaresinin “31/12/2022 tarihine kadar (bu tarih dâhil)” şeklinde, “31/12/2022” ibaresinin “31/12/2022 (bu tarih dâhil)” şeklinde ve son fıkrasında yer alan “31/12/2022 tarihine kadar” ibaresinin “31/12/2022 tarihine kadar (bu tarih dâhil)” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Özlem Zengin                      Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

                      Tokat                                    İstanbul                              Kırıkkale

                  Recep Özel                             Sermin Balık                     Zeynep Gül Yılmaz

                     Isparta                                     Elâzığ                                 Mersin

             Ravza Kavakcı Kan

                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe efendim.

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Uygulamada karşılaşılabilecek muhtemel tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre “Görüşülmekte olan teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak teklifle çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılır.”

Kural bu olmakla birlikte şimdi okutacağım önergeyi, 5 siyasi parti grubunun mutabakatı üzerine işleme alıyorum.

Önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla -yani 16 üyesiyle- katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

6’ncı maddeden sonra gelmek üzere görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesi arz ve teklif ederiz.

             Özlem Zengin                Muhammet Emin Akbaşoğlu               Mehmet Doğan Kubat

                  Tokat                                   Çankırı                                     İstanbul

            Mustafa Şentop                         Engin Altay                              Ayhan Bilgen

                Tekirdağ                                İstanbul                                       Kars

     Muhammed Levent Bülbül                 Serkan Bayram                         Yavuz Ağıralioğlu

                 Sakarya                                 İstanbul                                     İstanbul

          Mehmet Bekaroğlu                       Ramazan Can                         Süreyya Sadi Bilgiç

                 İstanbul                                Kırıkkale                                     Isparta

               Ayşe Keşir                                                                        Mustafa Açıkgöz

                  Düzce                                                                                 Nevşehir

"MADDE 7- 1/12/2012 tarihli ve 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilat Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 13— Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisi İdari Teşkilatında hangi statüde olursa olsun, Destek Hizmetleri Başkanlığı tarafından fiilen en az 5 yıldır kavas görevini yürüttüğü tespit edilenler, hiçbir işleme gerek kalmaksızın halen bulundukları kadro derecelerine uygun kavas unvanlı kadrolara atanmış sayılırlar. Bunların atandıkları tarih itibarıyla diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın kadroları ihdas edilmiş ve bu Kanuna Ekli (l) sayılı cetvele eklenmiş sayılır. Bu madde kapsamında kavas kadrosuna atananlara, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihteki mükteseplerine uygun kavas kadrolarına uygulanmakta olan her türlü mali ve özlük haklar uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan salt çoğunluğumuz vardır, katılıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz talebi? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir. Hayırlı olsun. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlar, böylece birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, böylece teklife yeni bir madde eklenmiş oldu. Madde numaraları kanun yazımı sırasında Başkanlığımızca teselsül ettirilecektir. Görüşmelerde bir karışıklığa mahal vermemek adına teklifin görüşmelerine mevcut madde numaraları üzerinden devam edeceğiz.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 7 ila 12’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz talepleri var.

Gruplar adına, önce İYİ PARTİ Grubu adına Antalya Milletvekili Hasan Subaşı.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime FOX TV’ye ve Halk TV’ye uygulanan cezaları kınayarak başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, ben iki ay önce 17 Ekim tarihinde, bu Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne ilişkin bir konuşma yapmıştım. O konuşmamda şöyle dediğimi hatırlıyorum: Bu trafik cezalarına karşıyım. Belki Hükûmetin paraya ihtiyacı var fakat vatandaşın bu cezaları ödeyecek parası yok. Sorunu, gerekçenizde geçen caydırıcılık konusunun meseleyi çözmediğini ve mevcut uygulanan cezaların yeterince caydırıcı olduğunu ifade etmiştim. Eğer bu cezaları yükseltirseniz bir süre sonra af çıkarmak zorunda kalırsınız demiştim ama doğrusu, hemen iki ay sonra af çıkacağını da düşünmemiştim, bu kadar kısa zamanda af geleceğini düşünmemiştim. Ama bu sözleri aynen 17 Ekim tarihinde konuştuğumu hatırlıyorum.

Yine, yerel yöneticilik yaptığım süre içinde 15 kere imar affı geldiğini, imar affının yeni, yasal olmayan yapılaşmayı teşvik ettiğini ve nedensiz zenginleşmelere de neden olabileceğini, bunda köklü çözümlere gidilmesi gerektiğini söylemiştim. Bu tür afların, bir nevi hükûmetlerin çözemediği konuları tasfiye edip başından atma sayıldığını… Aslolan köklü çözümlere gidilmesidir; bir kanunu ele alarak o işi kökünden çözmeyi -ama tartışarak, inceleme yaparak- tercih ederiz, kanun tekniği açısından da bu böyledir demiştik. Ama torba kanunlara, sürekli her konuda gelen torba kanunlara yeni sorunları da peşi sıra getiriyoruz. Yine, o zaman, 15 kere imar affı demişken -bir şeyi çözmedi ama- şimdi Boğaziçi’ni korumamız gerekirken Boğaziçi’ni de bu kapsam içine aldık. Düşünün, asgari ücretliden vergi alan Türkiye'de bu kadar yoksulluk varken Boğaziçi’nde en küçük bir sorunlu yapının, kaçak yapının yeni milyonerler yarattığını da bilmemiz gerekiyor. Kimsenin hem Boğaziçi’ni böylesine heba etme şansı olmamalıdır hem de Türkiye'de -basit bir yasayla- yeni milyonerler yaratmanın da hiç anlamı yoktur ve güzelim, dünya çapındaki Boğaziçi’ni böyle yeni bir yasayla… Hem hiç incelemeden, tartışmadan, iki ay önce yapılmış bir yasaya ekleyerek Boğaziçi’ni de bunun içine almak bir cinayettir; hem de sadece Türkiye'de değil dünya çapında bir değeri de heba ediyoruz.

İki ay önceki yasada “caydırıcılık” demiştik, bugün bu yasanın gerekçesine baktığımız zaman, bu yasanın gerekçesinde de vatandaşımızın mağduriyetinden bahsederek yasa hazırlanmış. İki ay önceki gerekçemiz caydırıcılık, iki ay sonra da vatandaşımızı mağdur ediyoruz.

3’üncü maddesinde, o gün söylediğim trafik cezalarının fazla olması nedeniyle aynen 2018 cezalarının devam ettirilmesi uygun görülmüş.

Yine, 5’inci maddesinde de ikinci köprüden geçen kamyon ve kamyonetlere HGS, OGS cezalarının affı gündeme gelmiş. Tabii, onlarda da özel sektör yazınca cezaları cezalar o kadar bindirilmiş ki o cezaların hem bir kısmını o özel sektör alıyor hem de “İkinci köprüden geçmeyin…” Üçüncü köprüye, Yavuz Sultan Selim’e yöneltmek bakımından da o cezalar uygulanmıştı diye rivayetler çıkmıştı, belki de doğru olabilir.

Yine, teklifin 6’ncı maddesine baktığımızda, köylerde bir uygulamayla hem içme sularını ucuzlatıyoruz hem de emlak vergilerini dört yıl daha ertelemiş oluyoruz. O zaman sormak gerekiyor, biz bu köyleri niye kaldırdık yani 6360 sayılı Yasa’yı yaparken köyleri niye kaldırdık?

Oysa köyler şehirlerden önce, yüzlerce yıldır Türkiye’de, hatta bin yılın üstünde geleneği olan sosyal birimlerdir; oraların bir imecesi vardır, bir kültürü vardır, bir dayanışması vardır ve herkes köyüne bağlıdır ve köylerinde tarım yaparlar, hayvancılık yaparlar.

İzmit ile İstanbul örneğine bakarak… İzmit ile İstanbul’da, bildiğiniz gibi şehirler birleşmiştir, köyü yoktur, kırsalı yoktur, hayvancılık yoktur, tarım yoktur. “İzmit ile İstanbul’da bu uygulandığına göre o zaman Türkiye’nin her yanında uygulayalım.” denmiştir ve bir felakete neden olmuştur. Türkiye’nin yarısında köyler, il özel idareleri ve belde belediyeleri yaşatılırken büyükşehirlerde köyler kaldırılmıştır. Yani Türkiye'nin yarısında köy var, yarısında yok. Köyler ise vatandaşın ilk devlet birimiyle karşılaştığı, yerel yöneticisiyle karşılaştığı birimlerdir; bir moraldir, demokrasi öğretilen alanlardır. Yine, en yakın hizmet birimleri belde belediyeleri çok değerli belediyelerdi. Bakın, bugün, belde belediyelerine, büyükşehrin sürgün yatağı olmuştur. Birçok sürgündeki memuru, işçisi orada maaş alır, orada oturur. Oysa orada seçilmişler vardı ve vatandaş oraya ulaşır, hizmeti ister, dile getirirdi. 6360 sayılı Yasa mahzurlu bir yasadır. Böyle palyatif tedbirlerle cezaları ertelemek, su affı getirmek, fiyatları düşürmek, emlak vergisinden muaf tutmak yerine orada yine köyleri canlandırmak, tarım ve hayvancılığı ön planda tutmak gerekir. Şimdi, köydeki halkımız rantı düşünür olmuştur, tarım ve hayvancılığı ikinci plana atmıştır. Onun için her şeyiyle yakında ithal etmeye başlayacağımız gibi yoklukla da malul bir ülke olmaya başlayacağız. Dipten temele yeniden bu yasayı ele almak gerekir, 6360’ın sakıncalı yerlerini yeniden tartışmak gerekir.

9’uncu maddede Yüksek Seçim Kurulu hâkimlerinin, görevlilerinin görev sürelerinin uzatılması… Kanunun gerekçesine bakıyoruz, bu gerekçede “Önümüzde seçimler var ve bu hâkimlerin, bu çalışanların deneyimi var.” deniyor. Deneyimi var da size göre deneyimi var. Bu deneyim nasıl bir deneyim dediğimiz zaman… Kanuna rağmen imzası ve mührü olmayan oy pusulalarını geçerli sayan, içtihat yaratan, “Kanun hilafıyla içtihat yarattığı için bu seçim meşru değildir.” dedirten bir olay yaşanmıştır. “Tecrübe var.” dediğiniz hâkimler tecrübesinde böyle bir görüntüyle maluldür ve bu da seçimlere yine sağlıklı bir görüntü vermeyecektir, meşruiyet tartışması yaratacaktır ve onun tecrübesinden halk korkar hâle gelecektir. Kim bilir o tecrübe nasıl uygulanacaktır?

Baktığımız zaman, çok sakıncalı maddeler ve af yasaları karşımıza çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Tamamlıyorum.

Af, yine sözlerimin başında söylediğim gibi, hükûmetlerin ele alıp da temelden çözemediği, altında kaldığı meseleleri ötelemek, zaman zaman tasfiye etmektir. Askerlik de öyledir. On altı yıllık iktidar askerlik sorununu da çözememiştir, ele alamamıştır. Onun için, ara ara bedelli askerlikler çıkarmak suretiyle yığılan sorunları tasfiye etmeye gitmektedir. Yani Hükûmetin, bu kadar gücü kuvveti olan Hükûmetin, sorunları karşısına alıp doğru bir mecrada tartışarak kanunlar yapması gerekir ki Türkiye’yi huzura kavuşturalım.

Sözlerimi sonlandırıyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Esin Kara.

Buyurun Sayın Kara. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA ESİN KARA (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen hafta, on iki günlük yoğun bir çalışma programından sonra 2019 Bütçe Kanunu’muzu onayladık. Bütçemizin gelir kalemlerinin en önemli unsuru, şüphesiz yüzde 86 oranla, 756 milyar 495 milyon TL’yle vergilerden oluşmaktadır. Dış güçlerin ülkemiz ekonomisi, kur ve faiz rakamları üzerinde yakın zamanda oynadığı oyunların etkisi göz önüne alınırsa vergi gelirinde artıştan ziyade azalış olabileceği, tüketim, ithalat ve yatırımların daralacağı ihtimalini gözden kaçırmamalıyız.

Vergi sorunu, ülkemizin yıllardan beri süregelen önemli sorunlarındandır. Vergideki dağılımın adil seviyeye getirilmesi, vergi toplayamama sorunlarına ve kayıt dışı ekonomiye uygun düzenlemeler yapılması temennimizdir. Bütçemizde vergi harcaması tahminlerine bakacak olursak vergi istisnası, muafiyeti ve indirimleri nedeniyle vazgeçtiğimiz gelir, neredeyse bütçe açığımızın 2 katıdır. Ciddi bir vergi toplayamama sorunumuz bulunmaktadır.

Yakın zamanda yaşadığımız kur, faiz ve sıcak para üzerinde oynanan oyunlarla Türkiye ekonomisi istikrarsızlığa sürüklenmek istenmiş, ekonomide yaşanan belirsizlik, güven kaybı, istikrarsızlık iç ve dış yatırımcılar üzerinde etkili olmuş, yatırımlar durma seviyesine gelmiştir. Bir ekonomide yatırım yoksa ilerlemeden söz edemeyiz. Bu noktada, devletimiz gerek kendi yatırımlarına ağırlık verecek gerekse özel sektörü destekleyecek sübvansiyonlar ve teşviklerde bulunarak imalatı canlandırmalı, ekonomide güven ortamını yeniden tesis etmelidir.

Görüşmekte olduğumuz yasayla, 11 Mayıs 2018 tarihli ve 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun kapsamında borçlarını yapılandıran ancak kanun hükümlerine göre ödeme yapamayarak kanun hükmünden yararlanma hakkını kaybeden mükelleflere borçlarını ödeme imkânı verilmesini Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak destekliyoruz.

Piyasadan sıcak paranın çekildiği bahsetmiş olduğumuz güvensizlik ortamında, mükelleflere tanınan 2019 Şubat ayı sonuna kadar verilen ek süre bir gereklilik idi. Partimize bu konuda birçok vatandaşımızın ve mali müşavirlerin talebi ulaşmıştır.

Mükellefleri rahatlatarak piyasayı eski canlı hâline getirmek için gerekli tedbirler alınmalı, sosyal güvenlik primlerinin ötelenmesi ve daha önce “can suyu” adı altında verilen teşvikler yeniden gündeme getirilmelidir.

Sayın milletvekilleri, 3 Ağustos 2016 tarihli 6736 sayılı, 18 Mayıs 2017 tarihli 7020 sayılı, 11 Mayıs 2018 tarihli 7143 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Kanunu derken farkında mısınız sekiz ayda bir neredeyse bir yapılandırma kanunu çıkarmaktayız. Kısa sürede belki gelir elde etme amacı güden bu yasalar mükelleflerce “Nasıl olsa af çıkar.” alışkanlığı ve beklentisiyle tersine dönmekte; mükellefler vergi borcunu ödemeyi ötelemeye başlamaktadır. Düzenli ödeme yapan mükellefler bile “Nasılsa ileride taksitlendiririm.” beklentisine girmekte ve vergi ödemesi yapmamaktadırlar. Yine, vergiyi düzenli ödeyen mükelleflerde bir itiraz sesi yükselmekte “Benim ne suçum var? Vergimi zamanında ödüyorum, aramızda fark yok.” demektedirler. Bu konuda bir yasal düzenleme yapıldı yapılmasına ama 8 Mart 2017 tarihli 6824 sayılı Kanun’la 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren uygulamaya konulan yüzde 5’lik gelir ve kurumlar vergisi indirimi şartlarının çok ağır olması nedeniyle tam amacına ulaşamamıştır. Yasa son iki yılda 1 kez bile vergisini gecikmeden ödeme şartı aramakta, vergisini düzenli ödeyen ama birkaç kere gecikmeye giren mükellefler yararlandırılamamaktadır. Bu şartların yeniden düzenlenmesi uygun olacaktır.

Yapılandırma yasalarının ortak amacı kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmek iken durum tam tersine dönmektedir. Son üç yapılandırmanın ortak maddelerine bakalım: Kayıtlarda yer aldığı hâlde işletmede mevcut olmayan kasa mevcudu ile ortaklardan net alacak tutarlarının yüzde 3'ü oranında vergi ödeyerek bu hesapları düzeltme hakkı verilmektedir. Kasa fazlası işletmelerde genelde ortaklar tarafından harcanmış olup kayıtlarda var olan, fiilen yok olan paralardır. Kasa fazlalığında “ortaklardan alacaklar hesabı”na aktarılan tutar bankaların ticari kredilere uygulamış olduğu faiz oranının en yüksek oranıyla faizlendirilir, adatlandırılır ve ortağa bunun üzerine fatura kesilerek hem faiz geliri elde eder devlet; kurumlar vergisi, gelir vergisi kazanır hem de katma değer vergisi alır. Ama biz yapılandırmalarla bu iki gelirden de vazgeçmiş durumdayız.

İşletmelerde mevcut olduğu hâlde kayıtlarda yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşların beyanı ki bu durum mükellefin faturasız mal beyanı yani KDV kaçırdığını gösterir. Yine, vergi ödemesi ve gelir ve kurumlar vergisi ödemesi çıkan işletmeler, elinde olmadığı hâlde emtia varmış gibi davranarak ve daha sonra bunları satılan malın maliyetlerinin hesabına alarak yüzde 1, yüzde 4, yüzde 10 katma değer vergisiyle almış oldukları emtiayı yüzde 22 kurumlar vergisinden indirmek kaydıyla devleti yüzde 12 ve yüzde 18 oranında zarara uğratabilmektedirler. “Nasıl olsa katma değer vergisi için matrah artırımı yaptım. Ben artık bundan sonra incelenmem.” “Nasıl olsa ben gelir ve kurumlar vergisi matrah artırımı yaptım. Bundan sonra ben incelenmem.” mantığı, “İncelense bile nasıl olsa kayıp kaçak önlenecek. Matrah artırdınız, yapılandırma yaptırdınız. Defteriniz artık itinalı bir şekilde korunmuş oluyor.” bilinci mükelleflerimize yerleşmiş durumdadır.

Kesinleşen vergilere yapılan yapılandırmalar ise “Nasılsa az bir farkla vergiyi öderim.” düşüncesiyle artık zamanında mükelleflerin vergilerini ödememesi alışkanlığını yerine getirmektedir. Bu durum mükelleflerde “Anı kurtar, naylon fatura al. Nasıl olsa yapılandırma çıkar; bulunmaz, incelenmez. Yapılandırmayla nasıl olsa defterim incelemeye girmeyecek. Gelir ve kurumlar vergisi yönünden herhangi bir cezayla karşılaşmayacağım. Elimde stok yok ama bir yapılandırma çıkarsa ben emtia artırımına giderim. Daha sonra nasıl olsa bunu gider yazarım, mamulün maliyetine atarım. Böylelikle kurumlar vergisi ve gelirler vergisinden yırtarım.” düşüncesi yaygınlaşmaktadır.

Mesleki tecrübelerime dayanarak mükellef açısından yapılandırmaları irdelemek istedim. Burada amacımız üzüm yemek, bağcıyı dövmemek ise yapmamız gereken, adil bir vergi dağılımı ve uygun bir yasanın bir an önce yapılmasıdır. Özellikle vergi toplama ve yapılandırmayla ilgili yasalar hazırlanırken -3568 sayılı- serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavirlerin de görüşleri alınırsa mükellef ve idare arasında ortak yolu bulabileceğimize inanıyorum. Bu noktada mükellef ile idare arasında köprü vazifesini gören, meslektaşlarım olan mali müşavirlerin sorunlarına da değinmez isek bu köprü çatırdar.

Önemli olan, vergi ödemenin kul hakkı ve millî ödev olduğu şuurunun vatandaşlarımıza küçük yaşta aşılanmasıdır. Bu noktada bizleri, cebine giren vergiden kaçırdığı rakamın helalliğini sorgulayan, kul hakkı gözeterek gelir ve giderlerini hesaplayan, yasadan değil Allah’tan korktuğu için vergisini düzenli ödeyen nesiller ve millî şuur kurtaracaktır.

Konuşmamı liderimiz Sayın Doktor Devlet Bahçeli’nin sözleriyle bitirmek istiyorum: “Dolar mahkûmu değiliz, dolarla doğmadık, olmayınca da ölmeyiz; zalimlerin dövizi tetikleyen mekanizmaları, finans ve ekonomik enstrümanları varsa bizim de kırılmayacak mukavemetimiz, kopmayacak ve kapanmayacak millî ruh ve şuurumuz vardır.”

Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, teklifin ikinci bölümünde hangi maddeler var, kısaca bir anımsatmak isterim. 7’nci maddesiyle, Sermaye Piyasası Kanunu’nun bundan bir yıl önce değiştirilen 16’ncı maddesinin (3)’üncü fıkrası bir kez daha değiştiriliyor.

Teklifin 8’inci maddesiyle, katılım bankalarının fonlama başta olmak üzere kamu kaynakları üzerinde kendilerine bazı çeşitli imtiyazlar tanınıyor.

Teklifin 9’uncu maddesiyle, görev süresi 2019 Ocak ayında bitecek olan Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin görev süresinin 2020’ye, 2022 Ocak ayında bitecek olan kurul üyelerinin görev süresinin de 2023’e uzatılması planlanıyor.

Teklifin 10’uncu maddesiyle de vergi borçlarının yapılandırmasıyla ilgili bir değişiklik yapılıyor. Bundan yararlanmayanlar için –tırnak içinde diyelim- hani affın bir daha affı getiriliyor. Bununla ilgili ayrıntılı değerlendirmeyi arkadaşlarımız yapacak.

Ben teklifin özellikle 9’uncu maddesiyle ilgili birkaç şey söylemek isterim. Şimdi, teklifin 9’uncu maddesinin gerekçesinde iki temel gerekçe sunuluyor. Birincisi “Ocak ayında seçim takvimi başlayacak, seçim takvimi başladıktan sonra kurul üyelerinin görevlerini değiştirmeyelim, kurul üyeleri görevde kalsın.” deniliyor. İkincisi de “Kurul üyelerinin deneyimlerinden yararlanalım.” deniliyor yani temel gerekçesi bu.

Şimdi, ben bir hukukçu olarak şunu söyleyeyim –çok sayıda hukukçu var- bize şunu öğrettiler, dediler ki: “Kanunların en önemli özelliği soyut ve genel olmalarıdır.” Ama bu kanunun 9’uncu maddesi kişilere özel olarak düzenlenmiş bir madde. Eğer Plan ve Bütçe Komisyonunda bir günde tartışıp ertesi gün de Meclise sunmasaydınız belki yasanın bu maddesini daha ayrıntılı tartışıp genel bir düzenleme yapmak mümkün olabilirdi. Nasıl? Ben bir örnek vereyim: Mahalli idareler seçimlerinin yapıldığı yılın ocak ayında görev süreleri sona eren üyelerin görev süresinin bir sonraki yıl ocak ayında sona ereceğini kurala bağlayabilirdik. Yani böyle bir düzenleme yaparak ocak ayında görev süresi sona erecek kurul üyeleri sadece 2020 yılı için değil, bundan sonraki seçimlerde de yenilenmemiş olacaktı. Bunu bir yıl erteleyebilirdik veya altı yıl erteleyebilirdik. Ama bu düzenleme, sadece şahıslar için getirilmiş bir düzenleme anlamı taşıyor. Şimdi, bu benim görüşüm değil sadece. Emin olun, sokakta bu yasal düzenlemeyi duyan herkes “AKP’ye herhâlde yakındır bu Yüksek Seçim Kurulu üyeleri, o yüzden bunların görev süresi uzatılıyor.” diye düşünecektir.

Şimdi, bu düzenlemeye böyle bakılınca kurul üyelerine de esasen büyük bir haksızlık yapmış oluyorsunuz. Dolayısıyla yasanın bu biçimde Genel Kurulun önüne getirilmesi hem ülkeye hem de kurul üyelerine bir haksızlık. Bir daha söylüyorum; bu, yalnız bugün değil, bundan sonra da Yüksek Seçim Kurulu üyeleri üzerinde büyük bir tartışma yaşanmasına yol açacaktır. Yakın zamanda bir erozyona uğrayan, güven erozyonuna uğrayan birkaç kurumdan biridir Yüksek Seçim Kurulu.

Bakın, hepiniz yakından biliyorsunuz; bu ülkede güvenilen, güvenilir kabul edilen bir sürü kurum var ama bu kurumların her biriyle ilgili güvenen ve güvenmeyenler olmuştur. Orduya güvenenler, güvenmeyenler; Emniyet teşkilatına güvenenler, güvenmeyenler; Türkiye Büyük Millet Meclisine güvenenler, güvenmeyenler veya başbakana, Cumhurbaşkanına güvenenler, güvenmeyenler. Ama bu ülkede güvenilir kabul edilen birkaç kurum vardı; bunlardan bir tanesi ÖSYM’ydi, bir diğeri de Yüksek Seçim Kuruluydu. AKP hükûmetlerine kadar, bu ülkede ortalama bir yurttaş, üniversite sınavına girdiğinde, eğer başarılı ise o sınav sonucunun objektif olduğunu düşünürdü. ÖSYM’ye güvensizlik, AKP hükûmetlerine nasip oldu. Bir diğer güvensizlik de Yüksek Seçim Kuruluna oldu, bu da sizin hükûmetlerinize nasip oldu. Buna “nasip” denir mi bilmiyorum ama gerçekten, sizin desteklediğiniz hükûmetlere nasip oldu.

Neden? Biliyorsunuz, bir tane karar var, Recep Bey’in başvurusu üzerine Yüksek Seçim Kurulu böyle bir karar vermişti, mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılması. Ya bakın, bu karar, Yüksek Seçim Kurulu üyeleri ne kadar iyi niyetle vermiş olursa olsun, kamuoyunda ciddi bir güvensizliğe yol açmıştır. Şimdi bu kanun maddesi geçtiğinde, Yüksek Seçim Kurulunun erozyona uğrayan güveni iyice yerlerde sürünüyor olacaktır. Bu nedenle de geri alınması gerekir diye düşünüyorum.

Şimdi, bu Yüksek Seçim Kuruluna ve yapılan seçimlere güven konusunda temel iş, sadece gidip seçimlerde oy kullanmayla ilgili değil. Bu seçime ilişkin güvensizlik konusunda görüşlerimi sizinle paylaşmak isterim. Bir tanesi şu: Yayın ilkeleri mevzusu. Elimde iki tane karar var, onları söyleyeceğim. 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 30 ve 45’inci maddeleri, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 55/A, 55/B maddeleri bu yayınlara ilişkin genel kuralları düzenliyor. 2014’te de, 2015’te de, 2017’de de, 2018’de de bu yayın ilkeleri değişmedi. Birkaç tane elimde var, ben size bunlardan bir tane okuyacağım, Yüksek Seçim Kurulu yayın ilkelerini sayıyor, diyor ki: “Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine uygun davranmakla yükümlü radyo ve televizyon kuruluşları ile yazılı, sözlü ve görsel basının tek yönlü, taraf tutan yayınlar yapamayacaklarına, bu kuruluşların, yayınlarında demokratik kurallar çerçevesinde siyasi partiler ve bağımsız adaylar arasında fırsat eşitliğini sağlamak zorunda olduklarına…” Bir diğer kuralı söylüyor: “Siyasi partiler ve bağımsız adayların seçim döneminde görüşlerinin eşitlik, serbestlik, dürüstlük ilkelerine uygun bir şekilde yansıtılması için gerekli katılımın sağlanması, bu konudaki girişimlerini ve sonucunu yayınlarında açıkça ilan ederek kamuoyuna duyurması gerektiği…” Genel ilkeler bunlar.

Şimdi, Yüksek Seçim Kurulu, 6112 sayılı Kanun ve 298 sayılı Kanun’a göre diyor ki: “Siz bu yayınlara uyacaksınız.” Yani yayınlarınız serbestlik, dürüstlük ve eşitlik ilkelerine uygun olarak yürüyecek. Peki, olmadı, sabahtan akşama kadar yalnızca bir partinin propagandasını yaptılar, ne olacak? O zaman “Allah’ın lütfu” olan 15 Temmuz darbesi devreye girecek. Nasıl mı? Şöyle devreye girecek, 298 sayılı Kanun’un 149/A maddesi var, maddenin başlığı şöyle: “Özel radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin suçlar”, madde başlığı böyle, içeriği yok. Niye yok? Çünkü bir OHAL KHK’siyle, 687 sayılı OHAL KHK’siyle bu suçlara yönelik yaptırımların tamamı yürürlükten kaldırıldı. OHAL’le ne alakası var? Böyle bir alakası var işte, serbestçe, eşit ve özgür yayın yapılmasa da sabahtan akşama, üç ay boyunca, 1 Ocaktan 31 Mart tarihine kadar televizyonlar tek bir partinin yayın organıymış gibi yayınlarına devam etseler de hiçbir suç işlememiş olacaklar, esasen suç olan bu fiiller karşısında hiçbir yaptırım uygulanmamış olacak. Sonra da biz yayın ilkelerinin demokratik ve özgür olduğunu söyleyeceğiz.

Sandıkların taşınması ve birleştirilmesi mevzusu var. Biliyorsunuz, 2972 sayılı Kanun’un ek 2 maddesinde bir düzenleme vardı. Birbirlerine yakın köyler ve yerleşim yerlerinde seçmen sayısı göz önünde bulundurularak sandıkları birleştirebiliyordu seçim kurulları. Bunu da değiştirdiniz. Nasıl değiştirdiniz? “Güvenlik gerekçesiyle sandıklar birleştirilemez.” diyordu Yüksek Seçim Kurulu. Bir kanunda değişiklik yaptınız, dediniz ki: “Güvenlik gerekçesiyle de sandıklar değiştirilebilir.”

Bir başka değişiklik yaptınız. Sandık başkanlarının belirlenmesi usulü var. Biz diyoruz ya, seçimi siyasi partiler yapar. Sandık kurulu başkanlığı için de siyasi partiler birer liste veriyordu, bundan kura çekiliyordu “Biz parti olarak seçime girdik, sandık kurulu başkanlığı için bir liste verme hakkı elde ettik ve sandık kurulu başkanlığının bir kısmı, bizim verdiğimiz listelerden belirlendi...” Bunu da değiştirdiniz HDP’lilerin önerdiği kişiler, sandık kurulu başkanı olamasınlar diye.

Seçimlere bu açıdan bakıldığında gerçekten demokratik bir seçim yürümüyor. Seçimler neden demokratik olsun ki? Sadece oy verme gününden ibaret değil. Oysa seçimlerde oy kullanmak, seçme ve seçilme hakkının yalnızca bir parçası.

Önceki eş başkanlarımız cezaevinde, Cumhurbaşkanı adayımız cezaevinde, milletvekillerimiz cezaevinde, belediye başkanlarımız cezaevinde, binlerce yöneticimiz cezaevinde. Bütün televizyonlar aleyhimize yayın yapıyorlar, bakın, bırakın lehimize yayın yapmayı, herhangi bir partili arkadaşımızı çağırmayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – …onlarca televizyon kanalında yüzlerce saat aleyhimize propaganda yapılıyor, bize sadece cevap hakkı bile tanınmıyor ve sonra biz diyoruz ki: “Bu ülkede demokratik seçimler var, bu ülkede milletvekilleri serbestçe belirleniyor, bu ülkede belediye başkanları serbestçe belirleniyor. Türkiye’de özgür, demokratik seçimler var.” Öyle mi? Hadi oradan!

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Cavit Arı.

Buyurun Sayın Arı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bugün görüşülmekte olan maddelere şöyle bir baktığımızda AKP’nin 31 Martta yapılacak olan yerel seçimlerle ilgili ciddi bir endişesi olduğunu açıkça görüyoruz. Önce, bu seçimi yürütecek olan Yüksek Seçim Kurulunu bir anlamda dizayn etmeye çalışmaktasınız. Yüksek Seçim Kurulu, 7 asıl, 4 yedek üyeden oluşmakta, Yargıtay ve Danıştay üyeleri arasından seçilmekte. 2019 yılında görev süresi dolan üyelerin 2020 yılına kadar, 2022 yılında görev süresi dolanların ise 2023 yılına kadar görev süresini uzatmayı talep etmektesiniz.

Değerli arkadaşlar, Yargıtayda ve Danıştayda Yüksek Seçim Kurulunda görev alabilecek kabiliyette başka hâkim yok mu? O kadar önemli kararlara imza atan ve geldikleri illerde çoğunlukla seçim kurullarında görev yaparak gelen bu hâkimlerden Yüksek Seçim Kurulunda görev alabilecek başka hâkim yok mu? Şimdi, bu görev alan hâkimler, ülkemizde yapılan seçimlerde biliyorsunuz sabaha karşı trafoya kedilerin girdiği bir seçimde ve yine referandumda seçim süreci başlamış, saat 14.00, 15.00’e gelinmiş ve bu aşamada seçimin şartlarını, kurallarını yeniden kanuna aykırı olarak düzenlemiş bir kurul ve Türkiye’de ilk defa mühürsüz oyları geçerli sayan bir kurul. Şimdi bu kurulda olan hâkimlere siz tekrar uzatma getirmeye çalışmaktasınız.

Değerli arkadaşlar, sizin bu girişiminiz, 31 Martta yapılacak olan seçimlere şimdiden gölge düşürmüştür. Şimdiden sizin bu seçimlerde farklı niyetler taşıdığınızı açıkça göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, Seçim Kurulunu bir taraftan düzenlemeye, dizayn etmeye çalışırken bir taraftan da seçmeni farklı algılarla yönlendirmeye çalışmaktasınız.

Bakın, 11 Mayıs 2018 tarihinde bir yapılandırma yapıldı: 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yapılandırılmasına İlişkin Kanun. Değerli arkadaşlar, daha mayıs ayında yaptınız. O tarih nedir? 24 Hazirandan kırk gün önce. Eğer yapılandırma yapılacaksa daha önce yapılsın. Niye? Çünkü seçimde o yapılandırmaya mecbur kalan vatandaşın oyunu iknayla almaya çalışıyorsunuz. Şimdi, vatandaş, yapılandırmaları ödeyemedi çünkü ülkede ciddi bir ekonomik kriz var, ciddi bir ekonomik sorun var. Siz ne kadar yapılandırma yaparsanız yapın vatandaş sadece 1’inci taksitini ödeyebilmekte, 2’nciye zorlanmakta, 3’üncüyü de ödeyememekte. İşte, bu nedenle de, şimdi, seçimlere az bir süre kalmış, tekrar yapılandırma yapmaktasınız. O zaman, ben de size şunu söylüyorum: 6736 ve 7020 sayılı yapılandırmalarda taksitlerini ödeyemeyen vatandaşlarımızı da buraya dâhil edelim, onların da yapılandırmalardan tekraren yararlanmalarını sağlayalım.

Değerli arkadaşlar, bakın, hani o meşhur Nasrettin Hoca hikâyesi vardır ya, hani garibanı sevindirmek istediğinde önce eşeğini kaybettirir, sonra buldurur ya; diğer maddelere şöyle bir göz attığımızda, çoğunlukla, işte, sizin bu getirmeye çalıştığınız düzenlemeler hemen hemen aynı nitelikte.

Değerli arkadaşlar, bakın, zamanında, 2012 yılında kırsal bölgeleri de dâhil edebilmek adına bir bütünşehir yasası çıkardınız. Bu bütünşehir yasasını çıkarmadaki diğer niyetlerinizi bir kenara koyarak şunu söylemek istiyorum: Esas itibarıyla, kırsaldan da gelebilecek oyları da hesaba katarak özellikle büyükşehirlerde seçim alma operasyonu gerçekleştirdiniz ve bu anlamda da bir Büyükşehir Yasası yani bütünşehir yasası çıktı ve Türkiye’de 30 il bütünşehir oldu. Bu sayede, sayenizde 1.591 belde belediyesi kapatıldı ve Türkiye'de belki yüz yıllık bir kurum olan Özel İdare Kurumu 30 ilde kapatıldı ve 16.082 köy sayenizde tüzel kişiliğini kaybetti. Bakın, oralarda, tüzel kişiliğini kaybeden köylerde vatandaşımız, köylümüz mağdur. Büyükşehir Yasası doğru işlemiyor, amacına uygun çalışmıyor ve oradaki vatandaşlarımız gerçekten mağdur, hizmet alamıyor.

Bakın, hayvancılıkta ve tarımda ciddi sıkıntılar var. Köy Kanunu’ndan kaynaklanan haklarını kullanamayan vatandaşlarımız var. Şimdi, o dönemde bir geçici madde gelmişti, o geçici maddeyi erteleye erteleye siz bugüne geldiniz. O geçici madde de neydi? İşte, köyden mahalleye dönüşen köylerimizde emlak vergisi, gelir vergisi, çöp vergisi önce beş yıl süreyle alınmayacaktı. Biz de o zaman “Bakın, seçim var. Bu beş yıl çabuk gelir geçer.” demiştik. E, şimdi, sayenizde ha bire erteleniyor.

Değerli arkadaşlar, seçim olmasaydı siz yine ertelemeyecektiniz. O yüzden, gelin, bu yanlış işleyen ve köylümüzün hayvansal ve özellikle tarımsal mağduriyetine yol açan bu Büyükşehir Yasası’ndan derhâl geri adım atın ve bundan vazgeçin diyorum.

Değerli arkadaşlar, köprülerle ilgili birtakım düzenlemelerle af getirmeye çalıştınız. Bakın, esas burada sizin bu affetmeye yol açan konuyu incelememiz gerekmekte. Şimdi, üçüncü köprüden geçmesi zorunluyken diğer iki köprüden geçen ve bu nedenle ceza alan vatandaşlarımıza af getiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu da zaten sizin yüzünüzden gerçekleşen bir olay. Öncelikle, bu üçüncü köprü, yap-işlet-devret formülüyle vatandaşın omzuna ciddi maliyetler getiren bir yapım şekliyle gerçekleşti. Ne oldu? Bir garanti verildi. Şimdi, ilk dönemde verilen garantiyi söyleyeyim ben size. 135 bin araç garantisi verildi. Kaç araç geçti? Ortalama 80 bin. Aradaki farkı kim ödedi? Türk halkı ödedi, bakın, Türk halkı. Şimdi, üçüncü köprüde sizin bu yap-işlet-devret formülü nedeniyle yüksek geçiş ücretlerine maruz kalan vatandaş, belki mecbur kalıp oradan geçti. Şimdi, siz kendi yarattığınız bu mecburiyetten sonra “Evet, sizi affettim.” diyerek seçim sürecinde mesajlar vermektesiniz ve hatta o kadar mesaj içerikli bir yasa getirdiniz ki, bakın, teklifinizde diyorsunuz ki: “28/2/2019 tarihine kadar müracaat…” Komisyona geldiğinde de 31 Mart 2019’du. Orada ben dedim ki: “Bakın, 31 Mart seçim günü, bari ondan utanın. Yani 31 Mart günü vatandaş maliyeye gidip parasını alıp oradan sandığa mı gidecek?” Neyse ki bu uyarımızı dikkate aldınız, 29 Marta çektiniz. Şimdi, bu, şunu gösteriyor değerli arkadaşlar: Tamamen seçime dönük bir düzenleme.

Evet, vatandaşı mağdur ettiniz, biz bu anlamda bu cezaların iptal edilmesini destekliyoruz ama şöyle yapın: Kanun onaylanır onaylanmaz, bir aylık süre verin, bir ay sonrasında da vatandaş gitsin, parasını alsın. Siz “28 Şubata kadar müracaat, 29 Marta kadar parasını alabilir.” diyorsanız... Kanun çıkar çıkmaz, vatandaş gitsin, alsın. Yani bir aylık süre içinde unutur mu zannediyorsunuz bu durumu?

Değerli arkadaşlar, bunların hepsi, seçime dönük mesajlar dedim. Bakın, imar barışıyla ilgili de durum aynı. Getirdiğiniz bu yasa… Daha önce 24 Hazirana çok kısa bir zaman kala, 11 Mayıs 2018 tarihinde imar barışı getirdiniz. Ne oldu? 9 milyon 210 bin kişi imar barışından yararlandı ve böylece siz vatandaşların oylarına tesir ettiniz. O gün için belki mevcuttaki binalarla ilgili bir imar barışı getirildi, evet, belki bilmeden yapılan binalar ve uzun yıllara dayalı binalar bu imar barışından yararlandı ama ne oldu? Bu yasa çıkar çıkmaz, bakın, Türkiye'de birçok yerde sanki daha önceden yapılmış gibi yeni inşaatlar başladı, çok sayıda bina yapıldı. Bunlarla ilgili AK PARTİ’li belediyelerin dahi açıklamaları var “İş makinelerini durduramıyoruz." diye.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAVİT ARI (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

CAVİT ARI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu yeni yapılan binaların durumu ne olacak, ne oldu? Bunlarla ilgili bir düzenleme, bir tespit var mı? Şimdi, belediyeler topu birbirine atmakta. Bakın, önümüzdeki süreçte bir yapılanma daha getireceksiniz, yasaya aykırı yapılan bu binalar tekrar yasallık kazanacak sayenizde. O nedenle şu an yeni yapılanlara derhâl müdahale edilmesi gerekir.

Son söz olarak, bu ülkede Cumhurbaşkanının maaşına yüzde 26 zam yapıldı, Cumhuriyet Halk Partisi sayesinde asgari ücrete -yetmez ama “evet” dedik şimdilik- yüzde 26 zam yapıldı ve ben buradan sizlere şunu söylemek istiyorum: Bu ülkede geçinemeyen emekli var, onların da maaşına en az yüzde 26 zam yapılmalı; geçinemeyen memur var, onlara da en az yüzde 26 zam yapılmalı diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, şahsı adına Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır konuşacaktır.

Buyurun Sayın Dikbayır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ÜMİT DİKBAYIR (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 20 Aralık 2018 tarihli ve 30631 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 481 sayılı Özelleştirme İdaresiyle İlgili Cumhurbaşkanı Kararı’yla Millî Savunma Bakanlığı Askerî Fabrikalar Genel Müdürlüğü 1. Ana Bakım Merkezi Müdürlüğü iş yerinin tüm mal ve hizmet üretim birimleri -eski adıyla Tank Palet Fabrikası- millî savunma sanayisinde ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasının sağlanmasıyla fabrikanın işletme verimliliğinin artırılması ve yeni iş üretim imkânları oluşturulmaya yönelik yatırımların özel sektör tarafından yapılacağı gerekçe gösterilerek maalesef özelleştirme kapsam ve programına alındığı ilan edilmiştir.

Bu konu hakkında sizlere birkaç bilgi vermek istiyorum: Tank Palet Fabrikasının elli yılda oluşan savunma sanayisi tecrübesiyle zırhlı araçları -fırtına obüs- sıfırdan üretmesi, tank modernizasyonunda tecrübe, bilgi ve deneyimine sahip, yetişmiş iş gücü, son on yılda 3 defa özel sektörü bile gıpta ettirecek şekilde en verimli iş yeri olarak tescil edilmiştir. Sektöründe dünyadaki ilk 5 arasındaki bir fabrikadır. Bu fabrikanın bugün yeniden kurulması, 20 milyar dolarlık bir yatırımı gerektirmektedir. Bilgi ve tecrübe oluşumu ise en az on yılı bulmaktadır. Fabrikada gururumuz fırtına obüs seri üretimi, gündüz ve gece görüş dürbünleri üretimi, dünyanın en uzun süre dayanıklı tank ve tırtıllı araç paleti üretimi sıfırdan yüzde 100 millî olarak yapılmakta, Leopard 1 ve 2 tanklarının ve diğer tankların modernizasyonu tamamen sökülerek yeniden yapılması şeklinde modernize edilmeye devam edilmektedir.

Fabrika Sakarya ili Arifiye ilçesi E5 ile otobanın tam ortasında, 1.800 dönümlük her türlü yeni yatırıma müsait, çok geniş bir arazi üzerinde kuruludur. 500 ile 700 milyon dolarlık bir yatırımla altı ay içerisinde seri Altay tankı üretim kapasitesi Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından tespit edilmiştir. Bizzat başkan ve Millî Savunma Bakan Yardımcısı tarafından Altay tankının ana üretiminin bu fabrikada Millî Savunma Bakanlığı ASFAT AŞ kanalıyla yapılacağı deklare edilmiştir.

Fabrika, ülkemiz savunma sanayisi açısından vazgeçilmez kritik önemde ve tekrar yerine konulması mümkün olmayan stratejik önemdeki bir tesistir. On yıldır sadece prototipi için Altay tankına 1 milyar doların üzerinde ülkemizin kaynakları harcanırken, ülkemizde Altay tankını az bir yatırımla yani belirttiğimiz gibi 500 ila 700 milyon dolarlık bir yatırımla ve 100 kadar yeni işçi alımı yapılarak, altı ayda seri üretim yapabilecek, devletin elindeki tank üretme kapasitesi ve tecrübesi olan tek fabrikamızdır. Hiçbir tank ve obüs üretme yeteneği ve kapasitesi olmayan Ethem Sancak ve Katar girişimine satılması iddiaları bulunmaktadır. Aklı başında her firma veya holding bile kendi elindeki pırlanta değerinde, ekonomiye sağladığı katma değeri olan böyle bir fabrikayı kaptırmamak için uğraşacakken, kendi Silahlı Kuvvetlerine ve stratejik iş birliği içerisinde olduğu dünyanın diğer silahlı kuvvetlerine üretim ve satış yapmakta olan böyle bir fabrikanın göz göre göre millîlikten çıkarılması mantıkla izah edilemez.

Fabrikada hâlen 1 albayın komutasında 29 subay, 50 astsubay, 22 uzman çavuş, 112 memur ve 714 işçi çalışmaktadır. Fabrikanın hukuki vasfı, Türk Silahlı Kuvvetlerine hizmet üreten diğer tabur, alay veya tugaylarla aynı durumdadır. Askerî tırtırlı araçların bakım, onarım ve modernizasyonunu yapan bu fabrika müdürlüğünün işletmesinin devri, Anayasa’mızın savunmanın devletin görevi olduğu, savaşa hazırlık yapması gerekliliği ilkesi, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Millî Savunma Bakanlığı Kuruluş ve Teşkilatı Kanunu’na ve en önemlisi 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu’nun 1’inci maddesinde sayılan özelleştirme kapsamına alınabilecek kuruluşları belirleyen maddeye aykırıdır. Bu nedenle de bu fabrikanın özelleştirme kapsamına alınması, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir birliğini özelleştirmekle aynı hukuki sonuçları doğurmaktadır. Tekrar ediyorum altını çizerek: Bu nedenle, bu fabrikanın özelleştirme kapsamına alınması, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir birliğini özelleştirmekle aynı hukuki sonuçları doğurmaktadır. Bu derece hukuksal ve stratejik hata yapılmasını Sayın Cumhurbaşkanımızı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

ÜMİT DİKBAYIR (Devamla) - …Özelleştirme İdaresi Başkanı ve Millî Savunma Bakan Yardımcısının yanlış bilgilendirmesinden ve yönlendirmesinden olduğunu düşünüyoruz. Bu özelleştirme kararından vazgeçilerek fabrikanın mevcut hâliyle Altay Tank Projesi’ni alan firma ile ASFAT AŞ kanalıyla iş birliği ve sözleşme yapılarak tank üretim sürecinde kullanılmasının daha doğru olacağını ifade ederek millî fabrikamıza sahip çıkmalıyız. Bakın, bu yol, olur yani diğer savunma sanayisi fabrikalarımızın özelleşmesine yol olur. Sizlere şunu hatırlatmak istiyorum: Çanakkale Savaşı sürerken Asteğmen Mehmet Muzaffer Komutanımızın, Yahudi bir tüccardan ordumuza kamyon lastiği alabilmek için sahte senet düzenlemek zorunda kaldığını unutmayın. Türk Silahlı Kuvvetlerinin fabrikaları millî ve yerli kalmalıdır. Bu, çok önem arz etmektedir.

Ocak ayının ikinci haftasında vereceğimiz araştırma önergesine ve kanun teklifine, kendisini millî hisseden her milletvekilinin destek vereceğinden şüphemiz yoktur.

Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi şahsı adına Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt.

Buyurun Sayın Enginyurt. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İki gün evvel asgari ücret açıklandı, 2.020 lira olarak belirlendi. Bu fiyat yeterli mi, değil ama bugünün şartlarında işçilerimizin de makul karşıladığı bir fiyat olarak bizim de kafamızdan geçen rakama yakın bir fiyat olduğu için bundan dolayı gerekli desteği veren Hükûmete teşekkür ediyorum. İşçilerimiz bir nebze de olsa bu kış ayında moral buldular. Yalnız, işçilerimiz 2.020 lira aldılar ama bunu ödeyecek olan işveren. Yani devletimizin cebinden herhangi bir kaynak çıkmayacak. Büyük oranda yük işverenin sırtına biniyor. Öyleyse işverenimizi de dikkate almak zorundayız. Hükûmet olarak, yanında yüzlerce işçi çalıştıran ve asgari ücretin 2.020 lira olmasıyla birlikte 750 TL yeni bir maliyetle karşılaşan işverenimizi dikkate almak durumundayız. Dünden bugüne, ilim olan Ordu’da ve hemen yakınında Giresun’da birçok işletme sahibi arıyor, bu maliyetleri karşılayamayacaklarını, zaten piyasanın tıkanık olduğunu, işlerin yeterli derecede iyi gitmediğini, sıkıntılarının olduğunu, bu maliyetleri karşılamanın zor olduğunu ifade ettiler. Öyleyse işverenimize biz destek vermeliyiz. Ne yapmalıyız? İşte, Hükûmetimiz dedi ki: “Belli bir süre sigorta primlerini ben ödeyeceğim.” Güzel ama kimin sigorta primlerini? Yeni işe başlayanların sigorta primlerini devletimiz ödeyecek, yanında 300 işçi çalıştıranın primini ödemeyecek. Öyleyse ne yapabiliriz? Bu bir düşüncedir: Yüzde 30, yüzde 40 da bunlardan sigorta primi indirimine gidebiliriz, bu maliyetleri aşağı çekmek için.

ORHAN YEGİN (Ankara) – 150’ye çıkaracağız inşallah.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - İnşallah, inşallah… Bugün öyle bir çalışma olduğunu duyduk ama geriye çekilmiş herhâlde. 150 lira bir fiyat desteği verileceği söylendi. 150 de olabilir ama 300 olsa da bir kaybımız olmayacak.

Vergilerde bir indirime gitmeliyiz. Eski iş yeri sahiplerine herhangi bir destek vermiyoruz ama yeni iş yeri açılıyorsa onlara kaynak yaratıyoruz, destek veriyoruz. Güzel bir uygulama teşvik açısından. Ama eski işletme sahiplerini de yani yıllardır devam eden, mevcut faaliyetini sürdüren işletmelere de bir destek vermeliyiz, onların da morallerini yükseltmeliyiz.

Vergilerini ödeyen insanlara bunun karşılığında, sürekli, daima vergilerini ödeyip devletine kaynak aktaran insanlara vergi indirimi olarak destek verebiliriz.

Ama en önemlisi, bankalar ciddi anlamda sıkıntı yaratıyor. Özellikle BCH faizleri çok yüksek. Faizlerin yüksek oluşu, ticaretin dönmemesine sebep oldu. Çekler ve senetler yazılabildiği kadar yazılmaya başlandı. Öyleyse ne yapılmalı? Banka faizleri aşağı çekilmeli.

Bugün Ziraat Bankasının reklamını gördüm. “Yüz elli yıldır hep destek verdik.” diyor. Ama bugün Ziraat Bankasına gidip de 10 bin lira kredi alanın alnını karışlarım. Mümkün değil, alamıyor çünkü bir sürü sıkıntı geliyor, bir sürü istek ve talep var. Kredi alınmıyor. İşverenin kredisinin önündeki engeller kaldırılmalı. Krediler âdeta bloke edildi bankalarda, büyük sıkıntılar yaratılıyor. Bu sıkıntıların aşılması gerekir. İşveren eğer işçisine ödeyecek, maliyetleri karşılayacak bir kazanım elde edemezse asgari ücreti 5 bin lira yapsak ne yazar? Bunu ödeyecek olan işveren, bunu karşılayacak olan işveren. İşveren düşmanlığı yaparak bir yere gidemediğimiz gibi, işveren olmadan da devletin kalkınması mümkün değil. Hep “özel sektör” diyoruz, “Özel sektör canlandı, özel sektör büyüdü.” diyoruz ama maalesef özel sektör bu maliyetleri ve birçok maliyeti karşılayamıyor. Zaten Sayın Cumhurbaşkanımız da karşılanamayan maliyetlerden dolayı değil midir ki “Doğal gazda ve elektrikte yüzde 10 indirim yapıyorum.” dedi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Enginyurt.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) – Ama yeterli değil. Hakikaten işverenlerimiz büyük bir sıkıntı içerisinde. Bu sıkıntıların acilen giderilmesi için destekler düşünülüyor, tartışılıyor, konuşuluyor ama bir an önce hayata geçirelim çünkü zaman geçtikçe işverenlerimiz konkordato ilan etmeye başlıyor, iflaslar artıyor, kepenkler kapatılıyor. Bunun önüne geçmeliyiz ki işçilerimiz maaşlarını düzenli bir şekilde alabilsinler, 2.020 lira diyerek yüzü gülen insanlar o parayı ceplerinde görebilsinler. Birçok firma işçisine para ödeyemiyor. Beni her gün işçiler arıyor, Karabük’ten arıyor, Mardin’den arıyor, diyor ki: “Filan şirketin inşaatında çalışıyoruz, paramızı ödemedi.” Hakikaten ödememişler. Niye ödeyemiyor bu firma? Firma da sıkıntıda. Bunların giderilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Asgari ücrete verilen desteğe teşekkür ediyorum. İşverenimize de sahip çıkalım diyor, yeni yılınızı en içten dileklerimle tebrik ediyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, böylece ikinci bölüm üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Yarısı soru, yarısı cevap bu sürenin.

Sorular için süreleri başlatıyorum.

Sayın Paylan, buyurun.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Sayın Komisyon Başkanımıza bir önceki soru döneminde sormuştum, “Zannediyorum uzayacak.” diye bir cevap vermişti imar affıyla ilgili. Sayın Başkan, bu geçen iki saat, üç saat içinde yürütmeden bir cevap alabildiniz mi? Bakın, Meclis bir yasa çıkarıyor ve ilgili madde geçti, bu sürenin uzayıp uzamayacağına dair “zannediyorum”un ötesinde daha net bir cevap Meclisimize verebilecek misiniz acaba?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkanım, bu cevabı ben de bekliyorum, ona göre. Halk soruyor yani imar affı uzayacak mı, uzamayacak mı?

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Başkan.

ASELSAN ve TAI’de Türkiye için önemli ve kritik projelerde çalışan mühendislerimiz son dönemde Hollanda’da yeni kurulmuş bir savunma sanayisi şirketi tarafından markajda olup, yaklaşık 100’e yakın mühendisimizi Hollanda’ya götürüp transfer ettiler. Şu anki maaşlarının 4-5 katı ücret, ev kiralarını karşılayıp çocuklarının adaptasyon sürecine katkı verme vaadiyle işe başlattılar. Büyük bir beyin göçüyle karşı karşıyayız. Bu mühendislerimizin gidişini de önleyemiyoruz. Ayrıca, bu kritik projelerde görev yapan mühendislerimiz bilgilerini, savunma sanayimiz için önemli güvenlik bilgilerini de buraya mı taşıyorlar? Bu mühendislerle proje bitimine kadar ayrılmama yönünde sözleşme neden yapılmıyor? Maaş koşulları daha iyi hâle neden getirilmedi? Bu beyin göçünün her alanda maliyeti yüksektir. ASELSAN ve TAI dünyanın en iyi ciro yapan 500 savunma sanayisi iştiraki hâline gelmişken yurt dışı kaynaklı bu operasyonu nasıl önleyemiyoruz?

Teşekkür ediyorum Başkan.

BAŞKAN – Sayın Şimşek… Yok.

Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Son on beş yılda Kahramanmaraş’ta 455 okul, 5.530 derslik, 34 pansiyon, 7.716 kişilik 11 yeni hastane binası, 2 ağız ve diş sağlığı merkezi, 43 TSM ve ASM, 24 köprü, 11 tünel, 5 baraj, 3 gölet, 12 sulama tesisi, 3 büyük içme suyu tesisi, 4 büyük arıtma tesisi, 1 çöp ayrıştırma ve arıtma tesisi, binlerce hanenin elektriğini karşılayacak elektrik üretimi, 240 kilometre bölünmüş yol, 146 kilometre tek yol, 194 kilometre BSK, 4.905 kilometre grup yolu, asfalt, sathi ve sıcak kaplama yapılmıştır. Kahramanmaraş 2023 vizyonuna odaklanmış durumdadır.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Adalet Bakanlığına soruyorum:

Bir: Türkiye hukukun üstünlüğü konusunda 113 ülke arasında 101’inci sırada yer alıyor. Bu da Türkiye'nin hukuk güvenliğini ve itibarını sarsıyor, aynı zamanda kalkınmamıza da zarar veriyor. Bu durumu düzeltmek için ne tür tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

İki: Eren Erdem vekilimiz uzun süreden beri tutukludur. Tutuklamadan beklenen gaye hasıl olmasına, kaçma ihtimalinin de bulunmamasına rağmen tahliye edilmemesinin sebebi nedir?

Üç: Eren Erdem vekilimiz tek kişilik tecritli odada tutuklu kalmaktadır. Bunun sebebi nedir? Yanına bildiği tutuklu arkadaşlar neden verilmiyor?

Dört: Türkiye Gazeteciler Sendikasının açıklamasına göre 144 gazetecinin tutuklu olduğu belirtilmiştir. Tutuklu gazeteci sayısını düşürmek ve gazetecilere güven vermek için bir çalışmanız var mı?

Beş: Mahkemelerce sık sık yayın yasağı kararı veriliyor. Bunu azaltmak için bir çalışma yapacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şahin…

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – 5’nci teşvik bölgesi kapsamına ısrarla alınmayan Hatay’ın sanayisi Osmaniye iline kaymış durumdadır. İskenderun-Dörtyol-Erzin bölgesi ağır sanayi ve liman bölgesi olup bu limanlara gelen metalar Osmaniye bölgesine taşınmaktadır.

Otobanlar ücretli olduğundan, otoban kullanılmadığından kara yolu trafiği tırlarla çok yoğun ve tehlikeli bir hâl almakta, can ve mal güvenliğini tehdit etmektedir. Otoban ücreti sanayi sektörüne de ağır maliyet yükü oluşturmaktadır. Osmaniye-Hatay arasındaki otoban yolunun çevre yolu statüsüne dönüştürülerek Gözene, Erzin, Dörtyol, Payas, İskenderun gişelerinin ücretsiz hâle getirilmesi çok yoğun olan sanayi trafiği yoğunluğunu azaltacak, trafik kazalarını önleyecek, nakliye ve lojistik firmalarına ve ağır sanayi sektörüne bu ekonomik kriz döneminde ciddi katkı sağlayarak ülke kalkınmasına faydalı olacaktır. İskenderun ilçesinden başlayarak Erzin ilçemizin Gözene gişelerine kadar devam eden otoban yolunun tıpkı Adana-Ceyhan kara yolunun 64 kilometresinin ücretsiz olması gibi ücretsiz olmasının sağlanması sanayi, lojistik sektörü ve yöre halkının talebidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Süllü…

JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) – 6360 sayılı Kanun’la mahalle statüsü verilen yerlerde Belediye Gelirleri Kanunu kapsamında alınan vergi, harç, katılım paylarına ilişkin istisna süreleri ve tarifeler bugün görüşmekte olduğumuz torba yasanın 6’ncı maddesiyle değiştirilmiştir. Bu maddeyle, bir anlamda, güya mahalle statüsüne kavuşturduğumuz köylerde büyükşehir belediyelerinin yasalarına tabi olan vatandaşlarımızın, seçim yatırımı olarak bir süre daha mağduriyetlerinin giderilmesi planlanmıştır ancak köylerde yaşayan vatandaşlarımızın ta il özel idarelerine bağlı olduğu dönemlerde çözülmemiş yol, su gibi temel yaşamsal hizmetlere ihtiyacı vardır. Vatandaş haklı olarak hizmet beklemektedir ama il özel idarelerinin kapanmasıyla, kendinden yüzlerce kilometre ötedeki mahallelere hizmet götürmesi gereken belediye bu hizmetleri götürecek bütçe olanaklarına sahip değildir. Farklı bütçe olanakları yaratılması gerekmektedir.

5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’da yeni düzenlemeler yapılması düşünülmekte midir?

Ayrıca, Belediye Gelirleri Kanunu’nda yeni gelir kaynakları oluşturacak düzenlemeler yapma yoluna gidilecek midir?

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Mevcut yasal düzenlemeye göre, vergi incelemesi neticesinde, haklarında usulsüzlük tespit edilen mükellefler hakkında Vergi Usul Kanunu’na göre cumhuriyet başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulmakta veya bu mükellefler hakkında ceza davaları açılmaktadır.

Şu anda görüşmekte olduğumuz kanunun 9’uncu maddesinin (5)’inci fıkrasında belirtildiği şekilde, “davalar sonlandırılır” diyor. Bu kapsamdaki mükellefler hakkındaki davalar da, ceza davaları da bu 9’uncu maddenin (5)’inci fıkrası kapsamında değerlendirilecek mi? Bu mükellefler bu usulsüzlükten doğan borçlarını, vergi borçlarını ödediklerinde nasıl bir durumla karşılaşacaklar?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Milyonlarca çalışanı ilgilendiren asgarî ücret tutarı açıklandı.

2019 yılında uygulanacak asgarî ücret tutarı, 417 TL’lik artış yapılarak 2.020 TL olarak belirlendi. Emeği ve alın teriyle ülkemize değer katan işçi ve işveren kardeşlerimize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Özellikle iş dünyamızı ilgilendiren, bölgesel istihdam teşvikinin bir yıl daha uzatılması, yeni yapılacak makine teçhizat alımlarında KDV alınmayacağı, 2019-2020 yıllarında ilk defa işe alınacak işçinin sigorta ve vergi giderinin devlet tarafından karşılanacağı, yılbaşından itibaren elektrik ve doğal gaz fiyatlarında konutlarda yüzde 10 indirim yapılması aziz milletimiz tarafından sevinçle karşılanmıştır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyor, alınan kararların milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Komisyon Başkanı, cevap için buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Cevap geliyor şimdi.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim? Hangi cevap?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Uzayacak mı, uzamayacak mı? Ulaştı mı cevap?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yok, sadece bir derleme cevap vereceğim.

Madde 9’la ilgili olarak Anayasa’nın 67’nci maddesinde “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.” deniliyor. Bu konuda, bu teklifin bu maddeye uymadığı şeklinde bir -yorum var gibi- bir soru vardı. Yapılmakta olan düzenleme Seçim Kanunu’yla ilgili değil yani 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmasını öngörmekte olup ikisi farklı kanunlar, dolayısıyla bununla ilgili olarak Anayasa’ya bir aykırılık söz konusu değil.

Başkanım, diğerlerine de yazılı cevap vereceğiz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, ben açık bir soru sordum.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ha, siz açık bir soru sordunuz. Tabii, ona cevap vereyim.

Ben “zannediyorum” demedim, “zannımca” dedim; ikisi farklı şeyler.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Nasıl farklı?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Netice itibarıyla biz mayıs ayında yapmış olduğumuz düzenlemede bununla ilgili olarak, süre uzatımına başvuru ve ödeme sürelerinin uzatımına ilişkin olmak üzere Bakanlar Kurulunu yetkilendirdik, bir yıla kadar bunu uzatabiliyorlar. Bizim yapmış olduğumuz bu düzenlemede farklı uygulamalar yapabilirler; mevcut yerlerle ilgili olarak başvuru süresinde bir uzatmaya gitmeden ödeme süresinde bir uzatmaya gitmeyebilirler, bu yeni yapmış olduğumuz düzenlemeyle ilgili olan kısmına ilişkin olmak üzere bir süre verebilirler, onun için bir ödeme süresi belirleyebilirler. Bu konuda yetki Cumhurbaşkanında.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Kanun buna cevaz veriyor mu Sayın Başkan?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bu vergi cezalarındaki yargılamaya ilişkin de şunu söyleyeyim: Matrah artırımında bulunup ödemeyenler hakkında başlamış işlemleri durduruyor. Burada bahsedilen davalar vergi davaları olup ödeme yapılması hâlinde sonlandırılıyor. Onu da cevaplamış oldum.

Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, süre var.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan…

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son zamanlarda esnafımız zor durumda. Gaziantep’te berber esnafımız daha zor günler geçirmektedir. Sıhhi şartlarda hizmet verilmesi gereken bir iş kolu olan berberlikte, başta Suriyeli misafirlerin açtığı ruhsatsız iş yerleri olmak üzere izinsiz ve ruhsatsız çalışmalar çok fazladır. Bu iş yerlerinin sayısı yüzleri aşmıştır. Hem hastalık bulaştırma riski olan hem de namusuyla evine ekmek götürmeye çalışan esnafımızı zor duruma düşüren bu ruhsatsız iş yerleri için gereğinin yapılması konusunda yetkilileri görev başına davet ediyoruz. Bu haksızlığın düzeltilmesini bekliyoruz.

Gaziantep gibi, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bazı değerli milletvekillerimiz söz alırken asgari ücretin 2.020 TL’ye çıkarılmasından çok memnun olduklarını, teşekkür ettiklerini dile getirdiler. Peki, değerli arkadaşlar, siz 20 bin TL maaş alıyorsunuz ya, yazık günah değil mi? 2.020 liraya teşekkür edeceksiniz, alacağınız 17 bin, 18 bin, 20 bin lira maaşı cebinize koyacaksınız. Sizde vicdan var mı arkadaşlar?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sen de bağışla o zaman, bağışla işçiye, bağışla işçiye o zaman! Kendin bağışla Mahmut ağabey haydi!

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Almayacaksan bağışla asgari ücretliye.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vicdanı olan bir toplumda 2.020 liraya isyan edilmesi lazım. Milletvekili alacak bu maaşı, vatandaşa 2.020 liraya teşekkür edeceksiniz. Vicdanı olanın, ahlakı olanın buna isyan etmesi lazım.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Mahmut ağabey, bağışlayalım beraber, gel!

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, “vicdanı olan, ahlakı olan” falan denildi, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Atay…

SERMET ATAY (Gaziantep) – Sayın Başkan, dün Gaziantep’te evinin önünde oturan 2 Gaziantepli gencimize sataşan 30 kişilik Suriyeli bir grup 2 kardeşe bıçakla saldırdı ve 23 yaşında bir gencimiz, Necati Bağcı boğazı kesilerek ağır bir şekilde yaralandı, şu anda yoğun bakımda. Olayın olduğu mahallede halk galeyana geldi. Her an olaylar daha vahim bir hâl alabilir. Suriyeli problemi artık Gaziantep halkının çekemeyeceği bir duruma gelmiştir. Bir an önce yasal düzenlemelerin yapılarak Suriyelilerin kendi topraklarına güvenli bir şekilde gönderilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Sayın İçişleri Bakanımızı bu konuda gerekli çalışmayı yapmaya çağırıyoruz, Gaziantep halkını da sağduyulu olmaya çağırıyoruz.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Başkanım, söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Karaman…

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seksen dokuz yıl önce, 1939 yılında bu saatlerde meydana gelen Erzincan büyük depremi, dünya tarihinde en çok insanın hayatını kaybettiği ilk 10 felaketten biri oldu. Öyle ki deprem sonrası Erzincan Hapishanesinden sağ çıkan mahkûmlar, sabahtan akşama kadar enkaz arasında insan kurtarmaya çalışıyorlardı. Yardım çalışmalarına katılan mahkûmlar akşam saatlerinde ise eksiksiz bir şekilde savcının karşısında toplanmışlardır. “Sayı tamam mı?” diye soran dönemin savcısına bir mahkûmun verdiği cevap ise son derece manidardır: “Böyle günde eksilen yalnız hapishaneden değil, millet hizmetinden, kardeşine yardımdan, insanlıktan kaçmış olur. Bu ise alçaklıkların en büyüğüdür ve katil de olsa hiçbirimizin suçu böyle bir cinayetten daha ağır olamaz.”

Deprem nedeniyle yıkılan cezaevlerinde bulunan ve enkaz kaldırma çalışmalarına yardım eden mahkûmların…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Paylan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, az önce Komisyon Başkanımız ikrar etti, dedi ki… Bakın, imar affı yasasının bitişine beş gün var Sayın Başkan, tam beş gün. Biz yasa yapıyoruz, ek bir yasa yapıyoruz ve şu anda Meclisimiz bu yasanın yürürlüğünün uzayıp uzamayacağını bilmiyor ve Komisyon Başkanımız şunu söyledi: “Kısmi de uzayabilir, tam da uzayabilir, uzamayabilir de.”

Sayın Başkan, Meclisimizi bu duruma düşürmemeliyiz. Gerçekten bu, Meclise yapılan büyük bir saygısızlıktır, milletimize yapılan büyük bir saygısızlıktır. Bu, yürütmenin saygısızlığıdır ama Meclis de bu saygısızlığa pabuç bırakmamalıdır derim.

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Belediyelere ait tarla vasıflı taşınmazlar çiftçilerimiz tarafından kiralanmaktadır. Ancak, çiftçilerimiz Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntı sebebiyle 2018 yılına ait kira taksitlerini ödemekte güçlük çekmektedirler. Bu yüzden belediyeleri dilekçe yağmuruna tutmaktadırlar.

2018 yılına ait taksit tutarlarının önceki yıla göre yüzde 45 oranında arttığını söyleyen çiftçilerimiz dara düştüklerini belirtmektedirler. Biliyorsunuz ki bu yıl çiftçilerimiz kiraladıkları tarladan elde ettikleri mahsulle girdi masraflarını dahi karşılayamamışlardır. Bu yüzden, kira artış oranlarının Üretici Fiyat Endeksi yerine Tarımsal Amaçlı Üretici Fiyat Endeksi’ne göre güncellenmesini sağlayabiliriz. Bu, çiftçilere borcumuzdur. Karnımızı doyuran çiftçilerimizin çığlığına kulak vermeliyiz yoksa vebali hepimiz için ağır olacaktır.

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Enginyurt…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, TÜRK-İŞ başta olmak üzere birçok sendika yetkilisinin 2.020 lira olarak açıklanan asgari ücretin yeterli olmasa da bugün için doğru bir ücret olduğunu ifade ettiklerine ilişkin açıklaması

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkanım, Sayın Tanal asgari ücrete, 2.020 liraya teşekkür ettiğimizi belirtti ve bundan dolayı da bizi çok şiddetle kınadı.

TÜRK-İŞ başta olmak üzere Türkiye'de bu görüşmelere katılan birçok sendikanın yetkilileri, 2.020 liranın, tıpkı benim söylediğim gibi, yeterli olmasa da bugün için doğru bir fiyat olduğunu, ücret olduğunu ifadelendirdiler. Ben de bundan dolayı yeterli olmasa da teşekkür ederim dedim. Ama 600 milletvekilinin… “17-18 bin lira maaş alıyor.” diyerek sırf türbinlere oynamak için kendi maaşını burada gündeme getirip işçiye selam göndermek, bu 600 insana, sokakta zaten sürekli hakarete uğrayan, lokantadaki yediği yemekten başlamak üzere sürekli tartışılan bu insanlara yapılan en büyük hakarettir. Kendisini -hakikaten saygıyla andığım, değer verdiğim bir insandı ama- bu tavrından dolayı gerçekten çok kınıyorum, teessüfle karşılıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, buyurunuz.

44.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 2.020 lira olarak açıklanan asgari ücretin yeterli olmadığına ama yüzde 26’lık enflasyon farkının yansıtılmış olmasını kıymetli bulduklarına ve teşekkür ettiklerine, siyasi nezaketi muhafaza etmek gerektiğine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, dün asgari ücret açıklandı. Biz asgari ücrete dikkat çekelim diye bir önerge vermiştik. Açıklanmasını müteakip -bizim birkaç ay evvelden beri konuştuğumuz rakamlara yakın bir rakam açıklandı, hatta 2.020 lirayı telaffuz da etmiştik biz- dün ben de teşekkür ettim. Bugün Metanet Çulhaoğlu, Adana Mebusumuz, o da teşekkür etti. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisine, Cemal Bey'e sataşacağım derken müttefikine de sataşmış oldu. Biz de teşekkür ettik, biz de yeterli olmadığını biliyoruz ama bu dengeler içerisinde yüzde 26’lık enflasyon farkının asgari ücrete yansıtılmış olmasını kıymetli buluyoruz çünkü 1.500 lira, 1.600 lira, 1.700 lira, 1.800 lira konuşuluyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Tabii ki gönül arzu eder ki daha fazla olsun ama 2.020 lira, bu şartlarda, enflasyonun yansıtılması açısından bir iradedir, fedakârlıktır. Bunu kıymetli buluyoruz, buna teşekkür ediyoruz.

Bu teşekkürümüzün popülizme kurban gitmemesi lazım. Siyasi nezaketi de muhafaza etmek gerekiyor. Mahmut Bey’e sitem edelim birazcık, bir de nezakete davet edelim. Çünkü böyle ahlakla, vicdanla ya da ahlaksızlık ya da vicdansızlıkla bu mevzuda itham edilmeyi hem kendi adıma hem Cemal Bey adına hem de Mecliste herhangi bir mebusumuz adına doğru bulmuyorum.

Genel Kurula saygılarımı sunuyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika…

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Biraz önce hatip yerinden söz alırken şunu söyledi…

TAMER DAĞLI (Adana) – Sen milletvekillerine hakaret ediyorsun! Neyi konuşacaksın?

BAŞKAN – Arkadaşlar, bir dakika…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Adımı da kullanarak “Mahmut Tanal tribünlere oynuyor.” dedi. Beni kınadı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Tanal, bunu değerlendireceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İç Tüzük 69’a göre sataşmadan dolayı söz almak istiyorum.

TAMER DAĞLI (Adana) – Bize de “ahlaksız” diyor, sizi de, bizi de ahlaksızlıkla suçluyor.

BAŞKAN – Sayın Tanal, tamam, değerlendireceğim, şimdi değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne zaman değerlendireceksiniz?

BAŞKAN – Öyle işte, yani İç Tüzük 69’a bakarsanız öyle diyor. Başkanın…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, bakın, ne dinen ne ahlaken ne hukuken…

BAŞKAN – Arkadaşlar, soru-cevap yapıyorum.

Lütfen Sayın Tanal, soru sormak için söz aldınız; bakın, nereye geldiğimizi görüyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, Sayın Başkanım, Almanya’da bir milletvekillin aldığı maaş asgari ücretin 3 katı, Türkiye’de 15 katı. Bunun neresi adalet, neresi hukuk? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Hayır, söz vermedim size, söz vermedim şu anda.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Tanal, siz 2.200 lira teklif ettiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, işte kendinize paraya geldi mi eller havaya. Ya arkadaş, adalet varsa, din varsa, iman varsa asgari ücretin en az 4 bin lira olması lazım.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (Devam)

BAŞKAN – İkinci bölüm üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım arkadaşlar.

7’nci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mehmet Bekaroğlu                               Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                 İstanbul                                       Antalya                                 Muğla

       Emine Gülizar Emecan                        Faruk Sarıaslan                        Murat Emir

                 İstanbul                                      Nevşehir                               Ankara

MADDE 7- 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

“Pay sahibi sayısı en az beş yüz elli olan kooperatiflerin veya kendisine ortak olan kooperatiflerin pay sahibi sayısı en az beş yüz elli olan kooperatif birliklerinin veya kooperatif merkez birliklerinin yönetim kontrolüne sahip olduğu ve yıllık en az elli milyon Türk lirası satış hasılatı yapmış olan anonim ortaklıkların payları halka arz olunmuş sayılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak üzere Ankara Milletvekili Murat Emir.

Buyurun Sayın Emir. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime, öncelikle, başta Sayın Akbaşoğlu olmak üzere birinci partinin hatiplerinin sıkça yaptığı bir hatayı vurgulayarak başlamak isterim. Her defasında diyorlar ki: “Diktatörler seçimle gelmez. Biz seçimle geliyoruz, Tayyip Erdoğan seçimle geliyor, o hâlde ona ‘diktatör’ diyemezsiniz.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu, çok büyük bir yanılgıdır, bunu düzeltelim hemen. Bütün diktatörler seçimle gelirler, bütün diktatörler; Hitler seçimle gelmiştir, Mussolini seçimle gelmiştir, Kaddafi seçilmiştir, Esad seçilmiştir, kim varsa seçilmiştir.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Size oy verenler ne düşünüyor acaba?

MURAT EMİR (Devamla) – Peki, diktatörler seçime giderler mi arada? Evet, seçime de giderler, arada seçim yaparlar ama bakın, diktatörleri diktatör yapan, adil, eşit, demokratik seçimlerle iktidardan gitmiyor oluşlarıdır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gönderemiyorsunuz ki. Allah Allah!

MURAT EMİR (Devamla) – Yani bir yönetimi demokratik yapan, ona demokratik vasfını sağlayan, yapılan seçimlerin niteliğidir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Her seçimi biz alıyoruz, siz alamıyorsunuz; seçimi alın gidelim.

MURAT EMİR (Devamla) – Peki, Türkiye’de seçimler nasıl yapılmaktadır, bir bakalım: Türkiye’de seçimler ağır hileler altında yapılmaktadır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yok be! Allah Allah!

MURAT EMİR (Devamla) - Bunun baştaki faili de Yüksek Seçim Kuruludur. Yüksek Seçim Kurulu Türkiye’deki seçim hukukunu katlettiği için de bugünkü iktidar Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin görev süresini uzatma yoluna gitmiştir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sen Muharrem İnce’ye sorsana kime “diktatör” diyor?

MURAT EMİR (Devamla) - Siyasi iktidar Yüksek Seçim Kurulundan son derece memnundur, ona ihtiyacı var çünkü Yüksek Seçim Kurulu referandumda da sonraki seçimlerde de gerekeni yapmış ve iktidara birinci parti olmasının yolunu açmıştır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan ya! Ne alaka ya?

MURAT EMİR (Devamla) – Bu nedenle vazgeçememektedir.

Şimdi, bu yasaya niye ihtiyaç duydunuz, niye süresini uzatıyorsunuz diye baktığımızda da deniyor ki işte, 6 tane üye ayrılacak, böylece tecrübe olmayacak, birikmiş bilgi olmayacak. Oysa buna katılmak mümkün değil çünkü bunun zaten kurumsal bir yapısı var. Zaten şu anda görev yapmakta olan yargıçlar var. Bunu asla kabul edemeyiz.

Bakın, Yüksek Seçim Kurulu mühürsüz seçimin önünü açtı. Yani hem kendi kanununu hem de daha önce kendi verdiği kararları çiğneyerek kendi içtihatlarını bozdu ve mühürsüz seçimlerle referanduma ağır bir şaibe düşürdü.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Her zaman aynı kararı verdi. Her zaman benzer kararlar var, bütün seçimlerde var.

MURAT EMİR (Devamla) – Sonrasında, bakın, Cumhurbaşkanını -aslında yürütmenin ta kendisi olan Cumhurbaşkanını- seçim yasaklarının dışında tutarak da ağır bir eşitsizliğin önünü açtı.

Sayın Akbaşoğlu’nu ben Anayasa Komisyonundan hatırlıyorum. Şöyle yapıyordu: “Cumhurbaşkanı, Başbakan, ne yapıyoruz? Başbakanı getiriyoruz, Cumhurbaşkanıyla birleştiriyoruz.” diyordu. Bakın, yasada “Başbakan, bakanlar ve milletvekilleri seçim yasaklarına tabidirler.” diyor ama şimdi Yüksek Seçim Kurulu ne yaptı? “Yok, Cumhurbaşkanı tabi değil.” dedi. Tabii, Cumhurbaşkanının işte bu Yüksek Seçim Kurulundan vazgeçememesinin en temel sebebi de bu.

Şimdi, Anayasa’nın 67’nci maddesinin son fıkrası var. Hepiniz bilirsiniz, aslında seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler bir yıl sonra yürürlüğe girerler. Yani şu anda yaptığımız değişikliğin bir yıldan önce yürürlüğe girme olanağı yoktur ama buna kim bakacak? Yine Yüksek Seçim Kurulu bakacak. Peki, Yüksek Seçim Kurulu “Benim görev sürem uzatılmasın.” der mi? Demez çünkü onlar o yüksek aylıklara, o makam arabalarına, o konumlarına alıştılar. Dolayısıyla, burada ağır bir Anayasa ihlali de var. 67’ye sonun ihlali, ağır bir Anayasa ihlalidir.

Şimdi, elimizde mahkemelere talimat veren, miting meydanlarından insanları azarlayan, savcıları göreve çağıran, “Ceza alacaklar.” diyen, beğenmediği siyasileri ağır eleştiren, hakaret eden bir Cumhurbaşkanı var ve bu Cumhurbaşkanının şekillendirdiği yüksek yargı, tamamen bağımlı bir şekilde, Cumhurbaşkanı ne derse onu yapıyor ve mahkemeler maalesef ağır bir tasallut altında kalıyorlar.

Şimdi, buradan baktığımız zaman, Yüksek Seçim Kurulunun adil bir seçim yürüteceğine, demokratik bir seçim yürüteceğine, eşit bir seçim yürüteceğine inanmamız mümkün değil.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Yenilgiyi şimdiden kabullendiniz.

MURAT EMİR (Devamla) – Bu nedenle de bu Yüksek Seçim Kurulunun görev süresinin uzatılıyor olması son derece yanlış.

Bir nokta daha var. Bakın, deniyor ki: “Bu üyelerin yarısının değişiyor olması bir sorun yaratacak.” Peki, süreler niye 2022 ile 2023’e kadar uzatılıyor? Eğer öyleyse 2022’de, 2023’te ve 2024’ün başında da genel ve yerel seçimler olacak, aynı sorunları yine yaşamayacak mıyız? Yaşayacağız. O hâlde, eğer gerekçe bu ise, bu mantıklı, aklı başında bir gerekçeyse görev sürelerinin daha kısa uzatılması gerekirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MURAT EMİR (Devamla) – Sayın Başkan, cümlemi tamamlayabilir miyim?

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

MURAT EMİR (Devamla) – Yani bu kişilere, Yüksek Seçim Kurulunun şu andaki üyelerine böylesine uzun bir görev yapma süresini niye tanıyoruz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Uzun filan değil, bir yıl fazla yapıyor.

MURAT EMİR (Devamla) – Çünkü yapılmak istenen aslında karşılıklı bir iş birliğidir. Saray ile Yüksek Seçim Kurulu bir ortaklaşma hâlindedir ve bu ortaklaşma hâlinde de maalesef Türkiye’nin seçimleri ağır bir şaibe altında yürütülmektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tabii, iki kere, ismime atfen, hiç gereksiz yere, konuyla da alakası olmadığı hâlde bazı sataşmalarda bulundu açıkça ama ben açıklamada bulunacağım.

BAŞKAN – Evet, bir dakikada açıklamada bulunun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 2.020 lira olarak belirlenen asgari ücreti bütün tarafların ilk defa konsensüs içerisinde sevinçle karşıladığına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi, tabii, 1.603 lira olan asgari ücret 2.020 liraya çıktı, 417 lira net bir artış, yüzde 26’ya tekabül ediyor. 2019’da enflasyon rakamlarının hakikaten yüzde 15’ler seviyesinde olması düşünüldüğünde, reel anlamda her yönden katbekat iyi bir düzenleme yapıldığı ve ilk defa işçi, işveren, devlet, bütün tarafların konsensüs içerisinde sevinçle karşıladığı bir rakamdır. Hayırlı ve uğurlu olsun işçilerimize, çalışanlarımıza. 113 dolarmış 2002’de, şimdi 382 dolar, 3,4 kat reel olarak dolar bazında da artmış bir asgari ücret.

Toparlıyorum Sayın Başkanım, son bir dakika…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim.

Evet, diğer konulara gelince: Herhâlde diktatörün kim olduğunu, Sayın Öztürk Yılmaz’ın son açıklamalarına göre arkadaşlarımızın kendi içlerinde tartışmalarında fayda mülahaza ediyorum.

İkinci olarak da yine kendi arkadaşlarından Sayın Muharrem İnce’nin “Çıkmışsın yenmiş kardeşim. Çıkmışsın yenmiş. Çıkmışsın yenmiş...” Yani bundan daha başka bir şey söylemeye gerek var mı Allah aşkına ya! Ben başka bir şeyi zait görüyorum ve Halep oradaysa arşın burada, hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz, 31 Martta yine milletimizin teveccühünü AK PARTİ Allah’ın izniyle kazanacaktır diyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Yüksek Seçim Kuruluyla alakalı endişelerimizi dile getirdik, kayıtlara girsin diye söylüyorum.

YSK’de değişme zamanı geldiği hâlde, süresi uzatılarak tecrübelerine atıf yapılan Yüksek Seçim Kurulu üyelerimizle ilgili Türk yargısının töhmet altında kaldığını düşünüyorum. Bu yargıya itimatsızlığın, beraberinde yargıya itibarsızlık da doğuracağını düşünüyorum. Görev değişikliği yapılması planlanan ilgili, yetkili 6 arkadaşımızın yerine koca Türk devletinden tecrübeli 6 adam bulunamıyor, onların tecrübesine sahip insanların boşluğundan dolayı yapacağımız seçime gölge düşürülmesinden korkuluyorsa yargıya, seçim sistemimize, her şeyimize itimatsızlık telkin edecek bu kabil işi desteklemediğimizi söylüyoruz. Lakin bu süreç içerisinde bunu hususiyetle şerh etmemin sebebi şu Başkanım: Biz normalde bu torba yasaya destek vereceğiz, “evet” oyu için el kaldıracağız, reyimizin rengi “evet.” Ama bu mevzudaki hassasiyetimizin görülmesi lazım çünkü tecrübeli birçok hukuk adamını yetiştirdik, her türlü mevkide istihdam ettik, seçime bu kadar zaman kala seçim sağlıklı olmaz endişesiyle süre uzatımını doğru bulmuyoruz, yargıya itibar ve itimatsızlık olarak telakki ediyoruz; bilinmesini istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Altay…

46.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, AK PARTİ’nin her asgari ücretliye 192 çeyrek altın borcu olduğuna, Kemal Kılıçdaroğlu’na “diktatör” diyebileceklerine ama toplumun o lidere nasıl baktığının önemli olduğuna, seçimlerin eşit koşullarda yapılmadığına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bu asgari ücret meselesini ben bugün söylemiştim, demiştim ki: “Daha geçen sene 424 dolardı asgari ücret, şimdi açıklanan rakam 380 dolar; 42 dolar milletin cebinden çaldı bu yürütme.”

Şimdi, iktidar partisi bu örneği 2002’den alıyor, diyor ki: “2002’de şuradan şuraya geldi.” Orada da durum şu: 2002’de bir asgari ücretli 5,7 çeyrek altın alabiliyor idi, 2002’de; şimdi, 2018 itibarıyla söylüyorum, 4,7 çeyrek altın alıyor.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Ama dünya altın fiyatlarına bak.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, yenisi ayrı. Bir dakika...

Efendim, on altı yıllık icraatınızı söylüyorum, bunu da söyleriz, değişmiyor.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Petrole, altına göre bu hesaplar yapılmaz ya!

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Neticede, AK PARTİ’nin her asgari ücretliye on altı yıllık kayıptan sebep 192 adet çeyrek altın borcu var. Borcunuzu ödeyin, 192 çeyrek altın her asgari ücretliye ödemek zorundasınız. (CHP sıralarından alkışlar) Hak, adalet varsa bu böyle. Rakamlarla oynayarak, eğip bükerek yürütmenin yaptığı işleri millete doğru gibi gösteremezsiniz.

İki: Ben söyledim, Kemal Bey’e de diktatör diyebilirsiniz. Bak, itiraz ediyor muyum? Efendim, bir milletvekili öyle demiş. Arkadaşlar, yüz elli defa söyledik, burada Başkanlık Divanında -tutanaklara geçti- Meclisi yöneten başkan vekili, partinize mensup idi, diktatörün bir siyasi eleştiri olduğunu kabul ve teyit etti. Bunun üstünde durmayın. Sizden, Tayyip Erdoğan’dan önceki liderlere de Kemal Bey’e de diktatör diyenler olabilir. Önemli olan, burada toplumun o liderlere nasıl baktığıdır.

Biz “Seçimlerde yenilmedik.” demedik Sayın Akbaşoğlu, “yenilmedik” demedik. O nereden çıktı? Ama AK PARTİ’nin… Özellikle son zamanlarda seçimlerin Türkiye’de eşit koşullarda yapılmadığının, biz devletle, devletin kaymakamıyla, valisiyle de Tayyip Erdoğan’la, milletvekili adaylarımızla birlikte mücadele ettiğimizin bilincindeyiz ama buna rağmen bakın göreceksiniz, 31 Mart farklı olacak.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Arkadaşlar, önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Yenilen pehlivan güreşe doymaz!

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, Sayın Akbaşoğlu adımı da vererek sataştığımı söyledi.

BAŞKAN – Bir dakika, önce önergeyi…

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (Devam)

BAŞKAN - Sayın Murat Emir ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Emir…

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Akbaşoğlu, benim kendisine sataştığımı söyleyerek sataştı, 69’a göre söz istiyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sataşma yok ya. Sataşmadım.

MURAT EMİR (Ankara) – Hayır, bu bir sataşmadır.

BAŞKAN – Ben de unuttum şimdi neler geçtiğini, bir bakayım ben Sayın Emir, ondan sonra.

MURAT EMİR (Ankara) – Yok, sıcağı sıcağına…

BAŞKAN – Bir bakayım, işimiz çok daha, vaktimiz var.

MURAT EMİR (Ankara) – Ama tam yerinde, tam yeri geldi Sayın Başkan.

BAŞKAN - Bir bakayım ben. Değerlendireceğim.

MURAT EMİR (Ankara) – Sataştığımı söyledi, ismimi verdi. “Yersiz konuştu.” dedi, onu da ekleyeyim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Tutanaklara bakın.

BAŞKAN – Bakacağım.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1491) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "yürürlükten kaldırılmıştır” ibaresinin "çıkarılmıştır” ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

               Ayhan Erel                              Yavuz Ağıralioğlu                   Fahrettin Yokuş

                 Aksaray                                      İstanbul                                Konya

             Hasan Subaşı                               İsmail Koncuk

                 Antalya                                        Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak üzere Adana Milletvekili İsmail Koncuk.

Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, zaman zaman burada yapılan eleştirilere kızıyorsunuz ama eleştiri yapmamak da mümkün değil. Hani “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” sözünden hareketle, Ümit kardeşim burada Sakarya’daki tank ve palet fabrikasından bahsetti. Böyle bir şey nasıl kabul edilebilir? Düşünün, stratejik önemi olan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin sahibi olduğu, tamamen millî üretim yapan, askerî malzeme üreten bir fabrika yirmi beş yıllığına önce özelleştiriliyor, kiraya veriliyor. Şimdi, burada amaç ne olabilir? Şimdi, diyorsunuz ki: “Biz millîyiz.” Millî üretim yapan hatta askerî iş birliği içerisinde olduğumuz ülkelere de üretim yapan bir fabrikayı, herhangi bir gerekçe ortaya koymadan… Yani bunun gerekçesi varsa burada sayın milletvekillerinin bilgisi var mı, sizlere soruldu mu “Bunu satalım mı satmayalım mı, kiraya verelim mi vermeyelim mi?” diye ki sorulduğunu zannetmiyorum; burada birisi açıklasın. Bizim gönlümüz mutmain olsun.

Şimdi, “Vatandaştan uzaklaştınız.” diyoruz, “Halktan kopuyorsunuz.” diyoruz. İşte, Sakaryalıdan uzaklaşıyorsunuz. Bin kişi çalışıyor orada, bin kişi. Bin kişi, Sakarya’da bu fabrikadan ekmek yiyor. Yani işin millî tarafı var ama işin bir de insani boyutu var. Değerli milletvekilleri, özelleştirme yaparken işin insani boyutunu da değerlendirmek, düşünmek zorundasınız yani tepeden aşağıya bir taşı yuvarlarken o taşın hangi taşları harekete geçireceğini, heyelana sebebiyet verip vermeyeceğini düşünmek durumundasınız. Tabii, bunun sorumlusu siz değilsiniz; Sayın Cumhurbaşkanı 481 no.lu Kararname’yle, kendi iradesiyle böyle bir düzenleme yapmış. Bunu savunacak durumda olduğunuzu da zannetmiyorum ama işte, Sakaryalı yarın bunun hesabını soracak, sormalı. Bin insan orada ekmek yiyor ve bu insanların kazancından Sakarya’daki esnaf da geçimini temin ediyor. Bu kadar önemli bir iş yerini siz kiraya veriyorsunuz demiyorum, vallahi bunun adı peşkeş çekmektir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Peşkeş, peşkeş…

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Bunun adı açıkça peşkeş çekmektir. Askeriyeye ait olan palet ve tank fabrikası, doğrudan doğruya bir yerlere Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle peşkeş çekilmiştir. Vatandaşlarımız adına, Sakaryalı adına burada kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi, 12 maddeden oluşan bu kanun teklifi tabii bir seçim öncesi kanun teklifi, seçim öncesi kanun teklifi. Şimdi, Sayın Meclis Başkanımız geçen İstanbul’a gitti, sivil toplum örgütleriyle görüştü ve orada zaten -kanun çıkmadan evvel- böyle bir kanuni düzenlemesi yapılabileceğini Sayın Binali Yıldırım açıklamıştı. Tabii, keşke Binali Yıldırım açıklamasaydı. Yani İstanbul Belediye Başkan adaylığı konuşulan bir insan Binali Yıldırım ama 310 bin kişiyi İstanbul’da ilgilendiren bir düzenlemeyi açıklaması etikle bağdaşan bir durum değil. Ama şunu sormamız burada gerekir. Tamam, bunu affediyoruz, biz de destekliyoruz, affedilsin, İYİ PARTİ olarak doğru buluyoruz. Fakat soruyoruz: 2016’dan bu yana neredeydiniz ya? Vallahi var ya, tam bir şark kurnazı oldunuz siz, gerçekten. Yani sizi kutlamak mı lazım?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Onu deme yani. O kadar deme yani. Onu da deme yani.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Ama doğrusu bu, zoruna gitmesin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Deme, deme, o tarafını geri al.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Niye şark kurnazı biliyor musunuz? Yani şöyle: Kendiniz çalıyorsunuz, kendiniz oynuyorsunuz. Şimdi, 2016 yılında bu düzenleme yapıldı. Bu düzenlemenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Zoruna mı gitti?

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Zoruma gitmedi.

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Zoruna gitmiş, belli. Millet etik olan şeylere…

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) – Tank fabrikasına niye cevap vermiyorsun?

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Ya, bu 310 bin kişiye ceza veren sizsiniz, bu düzenlemeyi yapan sizsiniz, sorumlusu sizsiniz ve şimdi diyorsunuz ki: “Biz hata yapmışız. Bu hatamızı iki yıl sonra telafi ediyoruz.” Özür dileyin milletten. İki yıl milleti üzdünüz, üzdünüz. Bu düzenlemenin vebalini taşımak varken şimdi -özür dileyerek söylüyorum- pişkin bir şekilde doğru bir şey yaptığınızı ifade ediyorsunuz. Bugün doğru ama asıl olan, siyasetçinin yaptığı düzenlemenin hangi sonuçları doğuracağını düşünebilmesidir. Buna, devlet adamlığı deniliyor. Öngörü sahibi olacaksınız, devlet öngörüyle yönetilir, maalesef sizde bu öngörünün olmadığını görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KONCUK (Devamla) - Bu arada ben yeni yılınızı kutluyorum. Memleketimize, milletimize hayırlara vesile olsun diye yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sizin olsun yeni yılınız. Size yeni yılını iade ediyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 7’nci maddesiyle değiştirilen 6362 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine "kooperatiflerin pay sahibi sayısı” ibaresinden sonra gelmek üzere "tek başına ya da toplam olarak” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

             Özlem Zengin                          Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

                  Tokat                                        İstanbul                              Kırıkkale

               Recep Özel                                  İmran Kılıç

                 Isparta                                  Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyoruz.

Gerekçe:

Madde kapsamına girecek kooperatif birliklerinin niteliği açıklığa kavuşturulmaktadır.

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 7’nci madde kabul edilmiştir.

Şimdi 8’inci madde üzerinde ikisi aynı mahiyette olmak üzere üç önerge vardır.

İlk okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını teklif ederiz.

              Kemal Peköz                                  Nuran İmir                         Şevin Coşkun

                  Adana                                         Şırnak                                   Muş

              Murat Çepni                        Ömer Faruk Gergerlioğlu                 Garo Paylan

                   İzmir                                         Kocaeli                              Diyarbakır

      Mahmut Celadet Gaydalı                                

                  Bitlis

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

          Mehmet Bekaroğlu                               Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                 İstanbul                                       Antalya                                 Muğla

       Emine Gülizar Emecan                        Faruk Sarıaslan

                 İstanbul                                      Nevşehir

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, anketler iyi gitmiyor değil mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok iyi gidiyor.

GARO PAYLAN (Devamla) – Anketler iyi gitmiyor ki değerli arkadaşlar, böyle bir seçim yatırımı yasası getirdiniz. Değerli arkadaşlar, torba yasaya bakın, genelde bir seçim yatırımı yasası, özelde de Binali Yıldırım yasası. Sayın Binali Yıldırım daha Meclis Başkanıyken seçim kampanyası startını verdi. Ne yapacağız? Köprüye gelen cezaları affediyoruz. Başka? Boğaz’da imar affı. Başka? Trafik cezalarında artış yok. Startı Binali Yıldırım verdi arkadaşlar. Anketler iyi gitmiyor, siz panik hâlinde seçim yatırımı yasaları getiriyorsunuz ama kriz büyük arkadaşlar, delik de büyük, vatandaşın cebindeki delik büyüyor her gün ve 31 Martta gereken cevabı vatandaşımız verecektir diye düşünüyorum.

Bakın, bu şartlarda bir panik yasa geldiğinde ne olur? Sayın Komisyon Başkanı cuma akşamı bizi arar “Arkadaşlar, pazartesi toplanıyoruz.” Ne için toplanıyoruz? “Pazartesi göreceğiz.” Ee gördük, neymiş? Aflar, aflar, vergi affı, imar affı. On iki saat içinde Komisyon toplandı, yalapşap maddeler geçti.

Bakın, teklif sahibi Mehmet Muş’u bugün gören oldu mu arkadaşlar?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Burada, burada.

GARO PAYLAN (Devamla) – Teklif sahibi Mehmet Muş’u ben Genel Kurulda görmedim. Bakın, teklif sahibi Mehmet Muş Komisyona geldi, savundu; Genel Kurulda yok. Değerli arkadaşlar, böyle bir şey olabilir mi? Bir teklifi getiren Mehmet Muş, gelip Mecliste teklifine sahip çıkmıyor.

Değerli arkadaşlar, imar affı yasasının 31 Martta yürürlük süresi doluyor. Komisyon Başkanına Komisyonda 10 kere sordum, Mehmet Muş’a 20 kere sordum, burada da defalarca sordum. Bakın, milletin vekilleri olarak biz yürürlük süresini bilmiyoruz arkadaşlar. Çıkaracağımız yasa iki günlük yasa. 29 Aralıkta Cumhurbaşkanı imzalayacak, 31’inde süresi bitti. Ama böyle olmayacağını biliyoruz. Yürürlüğü uzayacak mı? Komisyon Başkanı diyor ki: “Kısmi de uzayabilir, tamamen de uzayabilir, uzamayabilir de.”

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ne güzel cevap vermişim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bekleyip göreceğiz.

GARO PAYLAN (Devamla) - Yani bu şartlarda biz Meclis olarak yasa yapıyoruz arkadaşlar. Bu, Meclise yapılmış büyük bir saygısızlıktır, bu saygısızlığı hiç birimiz kabul etmeyelim.

Değerli arkadaşlar, 8’inci maddeye gelirsek, ne diyor: “Bütün bankalar sermaye şeklinde tahvil çıkarabiliyorlar, katılım bankaları da çıkarsın.” Çok masumane gözüküyor değil mi? Ama hiçte masumane değil çünkü neden? Yapılanlardan biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, 3 kamu bankasına -Vakıfbank, Halkbank, Eximbank- sermaye şeklinde tahvil ihraç edildi ve 11 katrilyon lira aktarıldı. Nereden, nereden arkadaşlar? İşsizlik Sigortası Fonu’ndan. Yani işçinin, işsizin parasından 11 katrilyon lira 3 kamu bankasına aktarıldı. Şimdi, bu madde de aynı şeyi söylüyor. Katılım bankaları da sermaye şeklinde tahvil çıkaracaklar. Biz dedik ki: “Kaynak nerede?” “Bakacağız.” diyor Komisyon Başkanımız. Sayın Mehmet Muş: “Belki yurt dışından para bulurlar.” diyor. Oysa biz şunu çok iyi biliyoruz ki Vakıf Katılım ile Ziraat Katılıma, göreceksiniz arkadaşlar, kırkı geçmez bu iş, kırk günü geçmez, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan kaynak aktarılacak. Peki, buna ben razı değilim, eminim ki bizi izleyen işçiler de razı değil. Çünkü milyonlarca işsizimiz var ve bu sayı artacak arkadaşlar. İşsizlik Sigortası Fonu işsiz yararına, işçi yararına kullanılması gerekirken kamu bankalarına sermaye olarak aktarılıyor arkadaşlar. Böyle bir şeyi ne vatandaşımız kabul eder ne de onların vekilleri kabul etmeli arkadaşlar. El birliğiyle bu yasaya “hayır” demeliyiz, bu çağrıyı yapıyorum.

Bakın, grup başkan vekili diyor ki: “Arkadaşlar, biz işsizlerin, işçilerin parasını, asgari ücreti artırdık.” Ya arkadaşlar, açlık sınırı kaç para, sorarım size? 2 bin lira arkadaşlar. Açlık sınırı bugün 2 bin lira. Yani işçilerin, 4 kişilik bir ailenin yalnızca mutfak masrafı 2 bin lira arkadaşlar, yeterli gıdayı almak için 2 bin lira harcamalı. Ne kalıyor geriye? İşçi kardeşlerimize 20 lira kalıyor yani günde 1 lira kalmıyor.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Yanlış bilgi ya!

GARO PAYLAN (Devamla) - Ne yapacak bu 20 lirayla? Kirayı ödeyecek, eğitimini sağlayacak, çocuğuna harçlık verecek, gıdasını alacak, giyimini sağlayacak. İşçi kardeşlerim, size 20 lirayı layık görüyorlar mutfak masrafından sonra, bozdurun, bozdurun harcayın. Lütfetmişler beyefendiler, size sefalet ücretini layık görmüşler. 1 çay, 1 simit hesabı yapmıştı Cumhurbaşkanı; on altı yıl sonra geldiğimiz nokta da, yine 1 çay, 1 simit hesabındayız arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika daha müsaade ederseniz bir konuda daha meramımı anlatayım, bir daha söz almayayım.

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, vergi affı konusu da 2 madde sonra, bir iki kelam da onunla ilgili edeyim.

Sayın Mehmet Şimşek geldi dört yıl önce Komisyonumuza, dedi ki: “Vergi affı getiriyoruz, bir daha da gelmeyecek.” “Emin misiniz Mehmet Şimşek?” dedik. “Yok, tövbe, bir daha gelmeyecek.” dedi. Vergi affı geldi, geçti, Naci Ağbal Bakan oldu, Naci Ağbal geldi, dedi ki: “Vergi affı getirdik, bir daha gelmeyecek.” “Emin misiniz Naci Ağbal?” dedik. Naci Ağbal 4 vergi affı getirdi arkadaşlar, 4. Berat Albayrak Bakan oldu “Tövbe billah vergi affı gelmeyecek.” dedi, daha kırkı çıkmadı, vergi affıyla buraya geldi. Dört yılda 6 vergi affı çıkardık arkadaşlar ve her vergi affı yeni vergi aflarını doğuruyor, vergi ahlakını bozuyor arkadaşlar. Bunu işçiye, yoksula anlatamazsınız.

Değerli arkadaşlar, vergi aflarıyla, imar aflarıyla, bu şekilde bu ülkeyi yönetemeyiz. Yapmamız gereken, yapısal reformları yapmaktır ve maalesef, utanarak söylüyorum, dört yıldır bu Meclis 1 tane bile yapısal reform yapmamıştır.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben buradayım, bilgilerinize sunarım. Sayın Paylan beni sormuş, görememiş beni.

BAŞKAN – Sayın Muş burada.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Hoş geldin Sayın Muş!

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde, İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi tekrar selamlıyorum.

Bu madde, 8’inci madde, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 61’inci maddesini değiştiriyor ve katılım bankalarının da diğer bankalar gibi kira sertifikası ihraç edebilmelerini sağlıyor, bunun önündeki kanundan kaynaklanan engelleri kaldırıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu paketin büyük çoğunluğu Sayın Meclis Başkanının paketi, onun ihtiyacını karşılıyor, yani sizin İstanbul’daki sıkıntılarınızı aşmak için. Niye? Çünkü anketler kötü gidiyor. Fakat piyasalar da kötü gidiyor. Bu madde Sayın Binali Yıldırım’ın değil, bu madde Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Albayrak’ın maddesi.

Değerli arkadaşlar, geçenlerde bir kamu bankasının genel müdürü -söyleyeyim, Vakıfbankın Genel Müdürü Emin Özcan- şöyle bir açıklama yaptı: “Bankacılık sektörümüz, daha doğrusu toplam finans sektörümüz bir Avrupa Bankası büyüklüğünde; sermaye piyasaları ise prematüre bebek gibi. Bütün büyüklük 400 milyar lira ve ekonominin tüm yükü kamu bankalarının üzerinde.” Özel bankalar kredi filan vermiyor. Kamu bankalarını da o kadar istismar ettiniz ki o kadar ilgisi olmadığı hâlde krediler verdirdiniz ki en sonunda, Doğan Medya Grubunu Demirören’in alması için 1 milyar 100 milyon dolar kredi verildi. Kamu bankaları çok kötü durumda. Aslında sadece kamu bankaları değil, Türkiye’de finans sektöründe çok ciddi sıkıntı var Sayın Genel Müdürün ifade ettiği gibi. Nasıl bir sıkıntı var? Nereden anlıyoruz bunu? Borçlardan dolayı değerli arkadaşlarım. Türkiye’nin, bırakın içerideki borçlarını, Türkiye’nin dışarıya 460 milyar dolar borcu var. Bunun 200 milyar dolarının kısa vadede ödenmesi gerekiyor.

HACI TURAN (Ankara) – 200 değil, 95 milyar.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Böyle bir para maalesef yok. Nereden biliyoruz yok olduğunu? Borçlanma ihtiyacından biliyoruz. Sayın Bakan tozpembe hikâyeler anlatıyor, diyor ki: “Biz dolar ihraç ettik dışarıya. Acayip bir talep geldi, 5 misli.” Nasıl geldi? Bir süre önce on yıl vade ve yüzde 5 faizle aldığın parayı, bu sefer beş yıl vade ve yüzde 7,5’tan aldın.” Olmadı; içeriden “Dolar bozdur, dolar bozdur.” dediğiniz vatandaşa -inanmadı tabii, doları bozdurmadı- şimdi, yüzde 4’le içeriden, banka televizyon ilanlarıyla para topluyor, gene para gelmiyor. Yok ki para nereden gelsin. Büyük sıkıntı var.

Af çıkarıyorsunuz, 70 milyar tahakkuk ediyor, 10 milyar ödeyebiliyor. Yok, yok, para yok. Çünkü yanlış yönettiniz. Çünkü Türkiye’yi krize sürüklediniz. Sadece döviz krizi filan değil. Bu kriz reel sektörden finans sektörüne doğru gidiyor. Şimdi, en tehlikeli işleri yapıyorsunuz; finans sektörüne, bankacılık sektörüne karışıyorsunuz. Sadece İşsizlik Fonu’nun istismarı filan değil, devleti, Merkez Bankasını işin içerisine karıştıracaksınız.

Daha evvel ne yaptınız? Şunu yaptınız: Bu kimsenin dikkatinden kaçmamıştır. VDMK’ler işini biliyorsunuz değerli arkadaşlarım. Sorunlu kredileri kıymetli kâğıda çevirdiler, gittiler devletin Kalkınma ve Yatırım Bankasının çıkardığı senetlerle değiştirdiler, temizlediler, o senetleri şimdi ellerinde tutuyorlar. Bunu aynen katılım bankaları da yapacak. Bunu götürecekler Merkez Bankasına “Buna karşılık para ver.” diyecekler. Buraya doğru gidiyor. Bunlar çok tehlikeli işler sevgili arkadaşlarım.

Bu türev kâğıtlar, kirli, enfekte kâğıtlar, Amerika’da 2008’de çıkan kriz ve hâlâ bize yansıyan dalga –inşallah, uyanmamıza sebebiyet verir, uyanamadık- buradan kaynaklanmıştır. Şimdi bu kirli kâğıtlardan medet umuluyor. Ve ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? Bu kirli kâğıtlar işine katılım bankalarını da…

Katılım bankaları nedir değerli arkadaşlar? Temelde, faizle maizle işi olmayan insanlar için çıkarılmış. Şimdi, şey dedi ki: Bunu İşsizlik Fonu’ndan falan alacak… Değil ya! Dindar insanlar, hâlâ faizlidir diye devlet bankası olsa bile normal bankalara para götürmeyen insanlar var. Bu katılım bankaları üzerinden bu kâğıtları alsınlar diye çıkarıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bir şey söyleyeceğim ama kızmayın: Siz var ya, siz, aslında finans kapitalizmin bu coğrafyayı, Müslüman ülkeleri, Müslüman halkları bu piyasalara dâhil etme projesisiniz siz esas. Bu yaptığınız da budur. Hayrettin Karaman yıllardan beri nasıl vadenin faiz olmadığını anlattı durdu ve ürün olarak da siz çıktınız. Şimdi insanları buna dâhil ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Ama Türkiye bundan batar değerli arkadaşlar.

HACI ÖZKAN (Mersin) – Bilgilerin çoğu yanlış.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Biz kapitalizme karşıyız.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 8’inci maddesiyle 6362 sayılı Kanun’un 61’inci maddesine eklenen altıncı fıkrada yer alan “kaynak kuruluş” ibaresinin “fon kullanıcısı” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             Özlem Zengin                          Mehmet Doğan Kubat                   Ramazan Can

                  Tokat                                        İstanbul                              Kırıkkale

               Recep Özel                                                                            İmran Kılıç

                 Isparta                                                                            Kahramanmaraş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Gerekçe…

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe: Madde kapsamında kira sertifikası ihracına ilişkin olarak katılım bankalarına ilişkin teknik düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde iki önerge vardır, aynı mahiyetteki bu önergeleri birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin teklif metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Mehmet Bekaroğlu                               Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                 İstanbul                                       Antalya                                 Muğla

       Emine Gülizar Emecan                        Faruk Sarıaslan                İbrahim Özden Kaboğlu

                 İstanbul                                      Nevşehir                              İstanbul

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

          Yavuz Ağıralioğlu                              Ayhan Erel                         İsmail Koncuk

                 İstanbul                                      Aksaray                                Adana

           Fahrettin Yokuş                                             Hasan Subaşı

           Konya                                    Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde, İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu.

Buyurun Sayın Kaboğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Divan, değerli milletvekilleri; bu yasanın adı şöyle olmalıydı, şöyle olsaydı uygun düşerdi: “Yüksek Seçim Kurulu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.” Bu madde o kadar önemli ki hatiplerin çok büyük bir kısmı bu madde üzerinde konuştular. Evet, bir torba kanun karşısındayız ama sıradan bir torba kanun değil, gece yarısı sonrası torba kanunu. Ancak her bir maddeyi incelediğimiz zaman hiçbir maddesi bir yasa maddesinin yansıtması gereken içeriği yansıtmamaktadır. Bu, sadece 1982 Anayasası açısından değil, 6771 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik açısından da böyledir.

Şimdi, burada, Yüksek Seçim Kuruluna ilişkin yapılan düzenlemede “Kurul üyelerinden; 2019 yılında görevi sona ereceklerin yerine 2020, 2022 yılında görevi sona ereceklerin yerine 2023 yılı Ocak ayında…” Şimdi, “Acaba bu seçimler için mi?” sorusu sorulunca “Öyle olsaydı o zaman 2023’e gidilmezdi.” Oysa 2023’te yeniden aynı operasyon yapılmak durumunda çünkü 2023’te yine milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. O bakımdan, bunun gerekçesini anlamak mümkün değil.

Sayın Başkan, biraz önce açıklamaya çalıştı, “Anayasa madde 67’nin sonu onunla ilgili değil.” dedi ama bu, dar anlamda belki ad olarak değil fakat doğrudan, geniş anlamda 67 sonun düzenlenme nedeni dikkate alındığı zaman bu bir yıllık süreye takılıyor.

Tabii ki eğer gerçekten Yüksek Seçim Kurulu üzerine bu kadar oynanacaksa öğretide yapılan çalışmalar bunun sürekli mahkemeye dönüştürülmesi yönündeki önerileri dikkate alınırdı ve o şekilde düzenleme yapılırdı. Acaba neden bu düzenleme yapıldı? Hatipler “Geçen yıl yasanın ihlali, mühürsüz oyların sayılması bir ödül olarak alındı.” dediler ama şunun üzerinde pek durulmadı: Yüksek Seçim Kurulu, 19 Aralık 2018 tarihli kararında Cumhurbaşkanını seçim kampanyası dışında tutmak, seçim yasaklarının ona uygulanmadığını karara bağlamakla, esasen 6771 sayılı Anayasa değişikliğini ihlal etmiştir. Hani şu söylenebilir: “Acaba ihlal ettiği için mi ödüllendiriliyor Yüksek Seçim Kurulu?” Çünkü artık bakanlar için, bakanlar kurulu için, başbakan için getirilen yasaklar Cumhurbaşkanı için geçerli olmayacak; oysa bütün bu makamların yerine Cumhurbaşkanı tek başına geçmiş bulunuyor. Açık bir Anayasa’ya aykırılık durumu.

Tabii ki huzur hakkıyla açıklamak belki ödüllendirme anlamında basit düşer ama herhâlde, açık olan, 2019 seçimlerine yönelik bir yatırım gibi görünüyor bu Yüksek Seçim Kurulunun görev süresinin bu şekilde uzatılması çünkü seçim hukukumuz bu kadar eğreti değil, kurallar belli, hazırlıklar yapılmış ve gelecek olan üyeler de Danıştaydan, Yargıtaydan gelecek üyeler. Düşünün, olağan bir yurttaş için bile “Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz.” kuralı geçerliyken birinci sınıf yüksek yargıçlar için “Hayır, seçim hukukunu bilmiyorlar.” demek biçimindeki bir gerekçe, ciddi bir gerekçe değildir.

Şimdi, bu açıdan, tabii ki sürekli çözüm olarak belirttiğim gibi, bir yargı organına dönüştürülmesi düşünülebilirdi fakat bunu düşünmek yerine bu şekilde eğreti çözümlerin sürdürüleceği anlaşılıyor ki bu da tabii ki ne bu kurulun bağımsızlığına ne de tarafsızlığına uygun düşmektedir.

Peki, acaba sorun ne? Burada tartışılan, özellikle anayasal açıdan tartışılan sorunlara baktığımız zaman, zannediyorum erkler ayrılığı dikkate alındığı zaman, ilk sözü söyleyen organ ve son sözü söyleyen organ ile ilk sözü söyleyen organın aldığı kararları, çıkardığı yasaları uygulayan organın yer değiştirmiş olmasından kaynaklanıyor. Şöyle ki ilk sözü söyleyen organ burası, son sözü söyleyen organ ise yargı organı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Teşekkürler.

Yürütme kuralı uygular, yargı ise denetler fakat gördüğümüz kadarıyla ilk sözü söyleyen organ da yürütme oluyor, son sözü söyleyen organ da yürütme oluyor. O nedenle ben RTÜK’ün aldığı kararı kınamıyorum çünkü burada anayasa tanımı tamamen değişmiş bulunuyor. Anayasa, tanımına göre iktidarı sınırlar, özgürlükleri ise güvence altına alır. Oysa iktidar tamamen dizginsiz bir hâle gelmiştir, hak ve özgürlükler ise tamamen iktidarın beklentilerine ve keyfî takdirine bağlı bulunuyor.

Bu bakımdan, gerçekten, bizim Meclis olarak 2019’a umutla girebilmemiz için, benim dileğim hukuk umududur. Hukuk umudunu burada yeşertebileceksek iyi bir yıl hak ederiz. Onun için, kural koyan organ olarak biz yetkilerimize sahip çıkalım derim.

Bu umutla hepinize nice yıllar diliyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

9’uncu madde gerekçesinde “YSK üyeleri görev yaptıkları süreçte seçim hukuku alanında uzmanlaşmaktadırlar. Mevcut üyelerin bilgi ve tecrübelerinden yararlanılmasında fayda mülahaza edilmektedir.” ifadeleri yer almaktadır. 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesinin ilk fıkrasına göre kurul, 7 asıl ve 4 yedek üyeden oluşur. Üyelerin 6’sı Yargıtay, 5’i Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayılarının salt çoğunluğuyla seçilir. Kanunda da belirtildiği üzere, Yüksek Seçim Kurulu üyeleri yüksek yargı üyeleri arasından seçilir. Yargıtay ve Danıştay üyeleri belirli bir hukuki olgunluğa erişmiş, alanında uzmanlıkları olan kişilerden oluşur. Bu sebeple görev süresi dolan Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin yerine yeni üye seçilmesi konusunda görev ve sorumluk devamlılığı açısından herhangi bir sorun oluşmayacaktır. 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un geçici 1’inci maddesinin aynen uygulanması demokratik hukuk devletinin gereğidir. Mahallî idareler seçimine üç ay gibi kısa bir süre kalmışken böyle bir değişiklik yapmak kamuoyunda şüpheler oluşturacaktır. Bu nedenle 9’uncu maddenin teklif metninden çıkarılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

Şimdi 10’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesiyle 11/5/2018 tarihli ve 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’a eklenen geçici maddenin (1)’inci ve (2)’nci fıkralarının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

          Mehmet Bekaroğlu                               Cavit Arı                         Süleyman Girgin

                 İstanbul                                       Antalya                                 Muğla

       Emine Gülizar Emecan                        Faruk Sarıaslan

                 İstanbul                                      Nevşehir

(1) Bu Kanun hükümlerine göre yapılandırma başvurusunda bulunduğu halde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödenmesi gereken tutarları süresinde ödemeyerek bu Kanun hükümlerini ihlal edenler, ihlale neden olan tutarları, 2019 yılı Haziran ayı sonuna kadar, ödemeleri gerektiği tarihten ödeme tarihine kadar (bu tarih dâhil) geçen süre için bu Kanunun 9 uncu maddesinin altıncı fıkrasında belirlenen geç ödeme zammı ile birlikte, ödemeleri şartıyla bu Kanun hükümlerinden yararlandırılır, ancak bu fıkra kapsamında yapılacak ödemeler için Kanunun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) ve (b) bentleri hükümleri uygulanmaz.

(2) Bu Kanunun 10 uncu maddesinin on üçüncü fıkrası hükümleri hariç olmak üzere bu Kanun kapsamında 2018 yılı Aralık ve 2019 yılı Ocak ayında ödenmesi gereken taksitlerin ödeme süreleri, 2019 yılı Haziran ayı sonuna kadar uzatılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge hakkında konuşmak üzere Muğla Milletvekili Süleyman Girgin…

Buyurun Sayın Girgin. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun kapsamında söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, gençlik yıllarında yıllarca köy köy pazarcılık yapmış, mutfak eşyası satmış, pazarlarda yağmurun altında gün olmuş alışveriş edemeden sergisini kapamış, ay sonu geldiğinde senedini ödeyememiş ve bunun gibi sıkıntıları yaşayan bir kardeşiniz olarak, aynı zamanda bir esnaf çocuğu da olarak, özellikle bu maddeyle ilgili bazı konulara dikkat çekmek istiyorum.

Bir ülkede esnaf eğer vergi borcunu, prim borcunu, sigorta borcunu ödeyemiyorsa ve hatta yapılandırma yapmış olmasına rağmen yapılandırmayı dahi ödeyemiyorsa orada bir sorun vardır. Sabah dükkânı açtınız bismillah, saat on oldu daha alışveriş yok, on iki oldu alışveriş yok; 2 müşteri geldi, o günkü dükkân kirasını dahi çıkaramadınız ve kepengi kapattınız. Bazı esnaflarımız da maalesef siftah yapamadan kepenkleri kapatmak durumunda kalmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, vergi aflarıyla ülkeler hem kaynak yaratmak hem de mükelleflerine beyaz sayfa açmak fırsatı vermek istiyor olabilirler. Ancak, bu konunun kesinlikle Anayasa’nın adalet ve eşitlik ilkelerine tezat oluşturmaması gerekir. Her şeyin ilacı adalettir. Ancak, bu ülkede adalet eğer Sayın Erdoğan’ın diploması gibi olursa yani kendisinden başka gören olmazsa o ülkede dirlik olmaz, huzur olmaz, güven olmaz ve bu ülkede, maalesef, esnaflar dâhil herkes mağdur olur.

Türkiye’de on altı yılda 9 kere vergi affı ilan edildi, tüm cumhuriyet tarihinde ise 35’tir bu sayı. Dolayısıyla, vergi mükellefleri ister istemez daima haklı bir beklenti içerisine girdi. Eğer bugün bir esnaf yapılandırma yaptığı borcunu dahi ödeyemiyorsa onun sebebini araştırmak lazım.

Vergisini, prim borcunu, dükkân kirasını, elektriğini, suyunu ödeyemez hâle gelmiş birçok esnafla karşı karşıyayız. Bunları önlemek için yatırımın artması lazım, tüketim toplumunun değil, yatırım toplumunun yaratılması lazım ve fabrika kurulması lazım, işsizliğin azalması lazım. İşte o zaman zaten piyasa canlanır, esnafın malını satacak müşterisi de olur, vergisini de BAĞ-KUR’unu da sigorta primini de ödeyecek rahat bir ekonomiye de kavuşmuş olur.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği verilerine göre, kasım ayında kapanan işletme sayısı yüzde 12 arttı, önceki yılın kasım ayına göre ise küçük işletme sayısı yüzde 27 azaldı, ocak-kasım ayları arasında ödenmeyen çeklerin toplamı net 21 milyar lira fakat idarecilerimize sorarsanız her şey tıkırında.

Anayasa’nın 73’üncü maddesi şöyle diyor: “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.” Vergi adaleti demek, çok kazanandan çok, az kazanandan az, doğru orantılı bir vergi almak demektir. Ancak siz, devletin topladığı vergileri sadece günlük hayatta kullanılan temel tüketim maddelerinden dolaylı olarak sağlamaya giderseniz ve gelir vergisini düzenli ve denetimli bir şekilde toplamazsanız devlete olan güveni yok edersiniz. Türkiye'de toplanan vergilerin yüzde 67’si herhangi bir şekilde ticaret yapmayan, şirket sahibi olmayan sıradan vatandaşlar tarafından ödenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, 2019 yılı için asgari ücret 2.020 TL’ye yükselmiştir. Ben şuradan bir tablo göstermek istiyorum: 2016’da asgari ücret 1.300 lira, 442 dolar. 2017’de asgari ücret 1.400 lira, 398 dolar. 2018’de asgari ücret 1.603 lira, 425 dolar. 2019’da asgari ücret 2.020 lira, 380 dolar. Özellikle işçi arkadaşlarımızın dikkatini çekmek istiyorum: Asgari ücret artmıyor, azalıyor. Ve işverenlerimiz bugün asgari ücret için 3 bin lira maliyet ödemekte, işverenlerin maliyetleri konuşuluyor. Bunun da çözümü mümkündür. “Asgari ücretten vergi alınmasın.” diye Cumhuriyet Halk Partisi olarak önerge verdik. Gelin bunu destekleyin hem işçinin hem işverenin üzerindeki yükü alalım. Eğer bu olmuyorsa asgari geçim indirimini asgari ücret seviyesi kadar yükseltelim ve çalışanların en azından rahat bir şekilde yaşamasını sağlayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Tamamlayayım Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika süre verdim.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Son konuşmacı.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Son konuşma.

BAŞKAN – Peki, tamamlayalım.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, mizahın dili çatallıdır; mazlumu güldürür, zalimi korkutur. Son günlerde yaşanmakta olan sanatçılarımıza yönelik zulmü, baskıyı; televizyon kanallarına, özellikle muhalefet televizyon kanallarına yapılmakta olan baskıyı kınıyoruz. Bu ülkede sandıktan çıkmak her şey için makbul değildir. Demokrasi, aynı zamanda ifade özgürlüğüdür…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Öneriniz nedir Sayın Girgin?

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Demokrasi, aynı zamanda protesto özgürlüğüdür; demokrasi, aynı zamanda bu ülkede emeğin hakkını rahatça meydanlarda savunmak demektir. Yoksa her şeyi yaparak “Biz sandıktan çıktık.” deyip de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – …her yapılanı doğru kabul ederseniz buna “millî irade” diyemezsiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

47.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel hatip gecenin bu vaktinde hiç gereği yokken Sayın Cumhurbaşkanımızın diplomasını polemik konusu yaptı. Seçim hukukunu bilenler iyi bilir ki milletvekili veya Cumhurbaşkanı olarak seçime katılan bir aday kendisiyle ilgili öğrenim durumunu mutlaka belgelemek durumundadır ve bunlar ilgili mercilerine de takdim edilmiştir. Bu konuda en ufak bir tereddütte bulunulmaması lazım.

Aynı zamanda çeşitli tablolara da değindi sayın konuşmacı. Asgari ücret 2002’de 184 liraydı, şimdi 2.020 liraya çıktı; 11 kat arttı. Dolar bazında bakıldığında 2002’de 113 dolardı, şimdi 382 dolar; 3,5 kat arttı. Sonuç itibarıyla altın olarak bakıldığında da 2002’de 184 lirayla, 32 lira çeyrek altın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamam, birer dakika veriyorum artık grup başkan vekillerine de. Kayda geçsin, siz tamamlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN –. Yani bu mükerreren artık, tekrar varsa…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 184 lirayla -32 lira çeyrek altın- 2002’de 5,75 çeyrek altın alabiliyordu, şu anda da 2.020 lirayla -350 lira çeyrek altın- 5,77 çeyrek altın alabiliyor. Çeyrek altında da Türk lirasında da dolarda da her noktadan bir artış var ve hakikaten satın alma paritesi, gücü olarak da büyük bir refahın, refah seviyesinin artırılması var hem de 2010’dan bu tarafa içeriden, dışarıdan her türlü operasyona rağmen; bunun böyle bilinmesi hususunu kayıtlara geçirdim.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

48.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, AK PARTİ’nin asgari ücretle çalışan her bir vatandaşa borcu olan 192 çeyrek altını ödemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Diploma polemiğini anlarım da şimdi bu asgari ücret polemiğine yeniden girmek garip bir şey. Ben iddiamı tekrar ediyorum: AK PARTİ’nin 2002’den beri asgari ücretle çalışan her bir vatandaşa 192 çeyrek altın borcu var; AK PARTİ önce borcunu ödesin.

VII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1491) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 38) (Devam)

BAŞKAN – 11’inci madde üzerinde önerge yok.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 11’inci madde kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde bir önerge var, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Muhammet Emin Akbaşoğlu                   Mehmet Doğan Kubat                  Recep Özel

                       Çankırı                                         İstanbul                              Isparta

                 Selman Özboyacı                                Yasin Uğur

                        Konya                                          Burdur

“MADDE 12- (1) Bu Kanunun;

a) 7 nci maddesini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,

b) Diğer hükümlerini Cumhurbaşkanı, yürütür.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Teklife eklenen yeni çerçeve madde doğrultusunda yürütme maddesinde düzenleme yapılmaktadır.

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 12’nci madde kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, böylece ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları da tamamlanmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bizim sözlerimiz ne oldu Başkan? Sayın Başkan, bizim sataşmalarımızla ilgili karar verecektiniz.

BAŞKAN – Teklifin tümünü oylamadan önce İç Tüzük’ün 86’ncı maddesi gereğince oyunun rengini belli etmek üzere, lehte Isparta Milletvekili Sayın Recep Özel.

Buyurun Sayın Özel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüştüğümüz ve bitirdiğimiz yasa teklifinde İç Tüzük 86’ya göre oyumun rengini belirtmek üzere söz aldım.

Burada Yüksek Seçim Kurulunun hepimize lazım olduğunu… Kurul üyelerinin 2016’da seçilen 5 üyesi, ocak ayında seçilmesi gerekirken eylül ayında seçilmiş ve göreve başlamışlardı. Onlar beş yıl üç ay görev yapacaklardı, şimdi biz bu düzenlemeyle onların görev sürelerini de altı yıla tamamlamış oluyoruz. Hiç kimseye farklı bir muamele değil. Yüksek Seçim Kurulu hepimize lazım diyorum, seçimin mağlubiyetini bir kurula da yüklemeyelim diyorum.

Bu getirmiş olduğumuz teklif içerisinde birçok alanda düzenleme var ve vatandaşı, herkesi memnun edecek bir teklif. Sayın Binali Yıldırım Başkanımız da “güçlü Parlamento, güçlü yasama” diyordu; bir problemi görüp onun da bir örneğini Meclise getirmesinden daha ziyade bir şey olamaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Güçlü yasamanın da ilk örneğini böylece vermiş oluyoruz.

Muhalefet partilerinden milletvekili arkadaşlarımız buraya gelip de her ne kadar bu teklifin aleyhine konuşmuş olsalar da biraz sonraki oylamada kahir ekseriyetin olumlu oy vereceklerini de düşünüyorum.

Kavaslarımızla ilgili çok güzel bir düzenleme de yaptık, onlara da “Hayırlı olsun.” diyorum.

2018 yılının bu son konuşması. 2019 yılında ülkemizin güzel bir yıl geçirmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum; oyumun da “evet” olduğunu belirtiyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – “Son konuşma…” Herhâlde Sayın Özel’in son konuşması olmuş oluyor çünkü bir konuşmacı daha var.

Aleyhte İstanbul Milletvekili Sayın Engin Altay.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii, en son konuşmayı da ben yapacağım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 2018’i güzel bitirelim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü gereği 86’ncı maddede bir lehte, bir aleyhte olduğu için, mecburen aleyhte kısmında kürsüye çıktım.

Bu kanun teklifiyle ilgili, kanun teklifi görüşmeleri boyunca partimize mensup milletvekilleri maddeler noktasında görüşlerimizi ortaya koydu, Komisyonda da koydular. Bu Komisyona da bu çok kötü gelmişti. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin Komisyondaki çok kıymetli katkılarıyla şu anda mahalle statüsündeki köylerin kimi borçlardan, vergi ve harçlardan muaf tutulmaları; diğer konular, trafik cezaları, köprü cezaları dâhil, ziraat odalarındaki aidatlardaki indirimler dâhil… Bu konuda diğer partilerle birlikte Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerimizin hem Komisyondaki hem Genel Kuruldaki katkıları için kendilerine teşekkür ediyoruz.

Burada tabii, iki tane çekinceli, rezervli husus var. 4’üncü maddeyle ilgili -umarım sağlıklı ve adil uygulanır- kamuoyunda konuşulan ya da insanların kafasında kuşku uyandıran, uygulamaya bağlı hususlarda hakkaniyetten, adaletten ayrılınmaz, bunu temenni ediyoruz; uygulamayla ilgili kaygılarımızı belirtmekle beraber 4’üncü madde bakımından.

Bu teklifin tümüne biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak “evet” diyeceğiz, size garip gelebilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aynı şekilde, 9’uncu maddeyle yapılanın Yüksek Seçim Kurulu üyelerine de –bugün de söyledim- bir haksızlık olduğunu düşünmekteyiz. Yüksek Seçim Kurulunu siyasetin, özelde de iktidarın gölgesine hapsetmek doğru bir yaklaşım değil, gerekçeler makul değil. Danıştay ve Yargıtay bu seçimleri süresi içinde yapabilir. Gecikirse zaten mevcut üyelerin görev süresi de devam edecek idi. Böylece siz, bence, YSK üyelerinin görev süresini uzatmakla kendi niyetiniz bakımından da kamu vicdanında bir sorgulama süreci başlattınız.

9’uncu maddeyle ilgili rezervimiz saklı kalmak kaydıyla, bu kanun teklifine Cumhuriyet Halk Partisinin oyu “evet”tir. Bunu sağda solda bir şekilde, farklı şekillerde kullanmanızı ayıplarım.

Yılın son günlerindeyiz, bir daha Meclis muhtemelen 2019’da toplanacak. Bu vesileyle, ben bir temenniyle bu kürsüden ayrılmak istiyorum. 2019’da çok şey dileyebilirim size ve aziz milletimize ama gerilimsiz bir Türkiye ve gerilimsiz günler diliyorum. Bu konuda da Sayın Cumhurbaşkanına çok iş düştüğünü düşünüyorum. Onun için şöyle bir duayla, kendim için, siz siyasetçiler için ama en başta da Sayın Recep Tayyip Erdoğan için bir duayla bitiriyorum: Allah, benim, sizin ama özelde de en çok Sayın Erdoğan’ın hırsını 2019 yılında aklının arkasında tutsun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş ve 25 Milletvekilinin Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan Oy Sayısı

:

281

 

Kabul

:

276

 

Ret

:

5(x)

 

Kâtip Üye

Burcu Köksal

Afyonkarahisar

Kâtip Üye

Mustafa Açıkgöz

Nevşehir”

Böylece teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun.

Bilhassa kavas arkadaşlarımız adına da heyetinize teşekkür ediyorum, onların da sözcüsü olarak talepleri üzerine.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mustafa Şentop’un, 2019 yılının bütün insanlık için hayırlar getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - 2019 yılının milletimiz için ve bütün insanlık için hayırlar getirmesini de Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

Gündemimizdeki konular tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince, denetim konuları ile kanun teklifleriyle komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 8 Ocak 2019 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 01.34



(x) 38 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.