TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           38’inci Birleşim

                                                                                  20 Aralık 2018 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275), 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41): 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11)

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün,TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın doğum gününü kutladığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Yalova Çınarcık’ta meydana gelen 4,5 şiddetinde deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, İç Tüzük değişikliği çerçevesinde 62’nci maddede yürütmenin nasıl temsil edileceğinin ifade edildiğine dolayısıyla Meclis Başkan Vekili olarak şu an yapabileceği bir şey bulunmadığına ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, vefat eden Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın ağabeyine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Sanal oyun konusunun önemli olduğuna ve değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, görevinin özgürlükçü bir anlayışla herkese eşit ve adil yaklaşarak söz hakkı tanımak olduğuna ilişkin konuşması

7.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Bütçe görüşmelerinin on birinci günü olan 38’inci Birleşimde 133 milletvekilinin söz alarak rekor kırıldığına ve teşekkür ettiğine ilişkin konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bütçenin Cumhurbaşkanı tarafından savunulmasını beklediklerine, sorulara Plan ve Bütçe Komisyon temsilcilerinin cevap vermesinin yürütmenin Meclisi işlevsiz gördüğünün, önemsemediğinin itirafı olduğuna ilişkin açıklaması

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, bütçe kanun teklifinin Genel Kurula geldiği andan itibaren Komisyonun görev ve sorumluluğunda olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, maddeler görüşülürken ilgili bakanın Genel Kurula gelmemesinin tesadüfi olmadığına ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, sitemlerimizin muhatabı olmaları cihetiyle bakanların burada olmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Levent Gök’ün İç Tüzük’ün 62’nci maddesine ilişkin değerlendirmesine katıldıklarına ancak yaklaşımının 64’üncü maddenin birinci fıkrasındaki hükme uygun olmadığına ilişkin açıklaması

6.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yerinden sarfettiği bazı ifadelerine ve yerleşen teamüllerin bazen İç Tüzük’ün önüne geçtiğine ilişkin açıklaması

7.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, konunun teknik boyutu ile siyasi sorumluluk boyutunun ayrı tartışılması gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığının daha belirgin hâle geldiği bir sistem olarak ifade ettiklerine ilişkin açıklaması

9.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, kürsüdeki her konuşmaya görüş beyan etme sürecine girilirse verimli çalışma yapılamayacağına ilişkin açıklaması

10.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, terör örgütlerinin arzu ettiği gibi birbirimize düşerek değil, birlik ve beraberliğe sahip çıkmak suretiyle saldırıların bertaraf  edilebileceğine ilişkin açıklaması

11.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisinin baştan beri tutumunun kumpası deşifre etmek ve kumpas mağdurlarının yanında durmak olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, sorulan sorular ne olursa olsun Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanının elindeki metni okumasını sivil itaatsizlik eylemi saydığına ilişkin açıklaması

15.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, maddeler görüşülürken Hazine ve Maliye Bakanının Genel Kurulda olması gerektiğine ve işçi alacaklarının konuşulmasının da bütçe konuşmak olduğuna ilişkin açıklaması

16.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

18.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın “Bizim ilk günden beri Gezi’ye karşı tavrımız belliydi.” ifadesine ve Devlet Bahçeli’nin 7 Hazirandaki il başkanları toplantısında yaptığı konuşmasına ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisinin, yaşam tarzına müdahale, despotik yönetim biçimi ve çevre duyarlılığı konusunda Gezi olaylarının içinde de yanında da olduğuna ilişkin açıklaması

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Gezi hadisesinin değerlendirilmesi ile iktidarın veya diğer partilerin Gezi olayları karşısındaki konum ve tutumunun değerlendirilmesinin ayrı bahis olduğuna ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Devlet Bahçeli’nin sözlerini aktardığına ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşünün ilgili mevzuat çerçevesinde demokratik bir hak olduğuna, Vandalizme, teröre, kaosa yönelik hiçbir hareketin meşru görülemeyeceğine ilişkin açıklaması

28.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Gezi’ye katılanlar faiz lobisinin ve dış güçlerin aleti olmuşsa faizleri çıkaranların nasıl siyaset yaptığını, kimin adına yaptığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, uluslararası işgal ve darbe girişiminin ön adımları olarak Gezi olaylarının ortada olduğuna ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, Bursa ilinde yaşayan 12 yaşındaki Emirhan’ın Mavi Balina oyunu sebebiyle intihar ettiğinden şüphelenildiğine ve sanal oyunlara yönelik Meclis araştırma komisyonu kurulması çalışmalarının olduğuna ilişkin açıklaması

33.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

34.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın “Suçluluk psikolojisinin bir dışa yansımasını gördük.” ifadesine ilişkin açıklaması

35.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, hâlâ kan akmaya devam ediyorsa siyasetçinin kınamanın ötesinde siyasi sorumluk alması gerektiğine ilişkin açıklaması

36.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, aslolanın açık, net, hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde terör örgütlerine ve teröre karşı çıkmak olduğuna ilişkin açıklaması

37.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, teröristle mücadele ile terörle mücadele arasındaki farka dikkat edilmesi ve şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasının önemsenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

38.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve İhsan Eliaçık’ın gözaltına alındığına ilişkin açıklaması

39.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

40.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, AK PARTİ’nin HDP’nin ayetlerle mesuliyetlerinin hatırlatıldığı parti durumuna gelmesinin düşünülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

41.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, çevre ve doğa duyarlılığıyla başlatılmış barışçıl bir eylem olan Gezi’de 8 masum genci öldürenin devlet olduğuna ve o devletin de AK PARTİ’nin FET֒ye teslim ettiği devlet olduğuna ilişkin açıklaması

42.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, ülkenin istiklal ve istikbalini koruma mücadelesinde dâhilî ve haricî bedhahlara karşı tavırlarını net bir şekilde ortaya koyacaklarına ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, ayetlerin siyasete malzeme yapılmaması gerektiğine ve demokrasi çalışıyorsa ülkeyi yönetenlerin sokaktan korkmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

44.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, yalanlar üzerinden politika yapmanın çirkin olduğuna ilişkin açıklaması

45.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Kürtlerin, Arapların, Türklerin barış ve kardeşlik içerisinde yaşayacağı bu coğrafyaya yeniden fitne tohumları ektirmeyeceklerine, ülkenin istikbaline sahip çıkacaklarına ilişkin açıklaması

46.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında herhangi bir ayetten bahsetmediğine ilişkin açıklaması

47.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, siyaset kurumunun milletin aklıyla alay etmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

48.- İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam’ın, Maraş katliamını kınadığına, Gencay Gürsoy ve Şebnem Korur Fincancı’nın en üst seviyeden ceza aldıklarına, İhsan Eliaçık’ın gözaltına alındığına, baskı altında kalan muhalefetin münafıklıkla test edilemeyeceğine ve her siyasi partinin eleştirisinin muteber olduğuna ilişkin açıklaması

49.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bolu Milletvekili Arzu Aydın’ın 11 sıra sayılı 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

50.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

51.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, bugüne kadar Romanlar için ne yapılmışsa AK PARTİ iktidarları tarafından yapıldığına ilişkin açıklaması

52.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Romanlara yapılan ayrımcılığın, haksızlığın, ötekileştirmenin ve yozlaştırmanın AK PARTİ iktidarları tarafından yapıldığına ilişkin açıklaması

53.- İzmir Milletvekili Cemal Bekle’nin, “İnsanoğlunun hakikati, unutmaktır.” denildiğine ve Romanlarla ilgili ön yargının oluşmasında etkili olan 2510 sayılı Yasa’da AK PARTİ Hükûmeti döneminde değişiklik yapıldığına ilişkin açıklaması

54.- İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun, çadırda doğmuş büyümüş bir Roman çocuğu olarak çadırda yaşamanın ne demek olduğunu iyi bildiğine ilişkin açıklaması

55.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Romanların ülkenin eşit ve özgür vatandaşı olması gerektiğine ve yüzde 92 engelli Aziz Kanar’ın durumuna ilişkin açıklaması

56.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, herhangi bir suçtan soruşturulanlar hariç Uygur Türklerinin ülkede serbestçe dolaştıklarına ilişkin açıklaması

57.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, demokrasilerde kararı milletin verdiğine ve istisnasının olmadığına ilişkin açıklaması

58.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, mahkemelerin vermiş olduğu kararlar çerçevesinde gözaltı, tutukluluk ve hükümlülük süresini cezaevinde geçirenlerle ilgili “tutsak” kelimesini kabul etmediklerine ilişkin açıklaması

59.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, İmralı Adası’nın tarihin en ağır tecrit uygulaması olduğuna ilişkin açıklaması

60.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in 11 sıra sayılı 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

61.- Şanlıurfa Milletvekili Halil Özşavlı’nın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

62.- Sivas Milletvekili Ahmet Özyürek’in, belediye ve il özel idarelerinde çalıştırılan taşeron işçilerin kadro alamadığına ve Türkiye Futbol Federasyonuna teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

63.- Konya Milletvekili Tahir Akyürek’in,  Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş’un 11 sıra sayılı 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

64.- Hatay Milletvekili Barış Atay Mengüllüoğlu’nun, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın canlı yayında yaptığı açıklamasından kimin FET֒cü olduğunun net anlaşıldığına ilişkin açıklaması

65.- Diyarbakır Milletvekili Adnan Selçuk Mızraklı’nın, yıl sonu itibarıyla gayrisafi millî hasılanın kaç lira olarak öngörüldüğünü ve kişi başına düşen millî gelirin ne kadar olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması 

66.- İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu’nun, özel güvenlik sektörü üzerinde daha fazla durulması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap'ın, Kütahya için 2019 yılı bütçesinden ayrılan yatırım ödeneğine ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/5784)

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel'in, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaşanan bir tartışmayla ilgili habere erişim yasağı getirilmesine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Mustafa Şentop’un cevabı (7/6357)

 

 

 

 

 

20 Aralık 2018 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yetersayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, programa göre, 2019 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (x)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Değerli milletvekilleri, bugün, dünden bugüne aktarılan 1 maddeyle beraber 9 maddeyi görüşeceğiz. Her madde sonunda soru-cevap işlemi var. Soru-cevap işleminden faydalanacak arkadaşlarımızın 9 madde sonunda aşağı yukarı 45 ile 55 arasındaki bir sayıdaki arkadaşımızın soru sorması mümkündür. Bu nedenle 60’a göre söz taleplerini değerli arkadaşlarım, soru-cevap işlemi gerçekleşeceğinden ancak birleşimin sonuna doğru makul bir sayıdaki arkadaşlarımla paylaşacağım çünkü yaklaşık 50-55 civarında arkadaşımızın soru sistemine girmesi mümkündür.

Geçen birleşimde 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesi kabul edilmişti.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın doğum gününü kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Şimdi, görüşmelere başlamadan önce bir doğum günü kutlamasıyla güne başlamak istiyorum. Bugün, değerli milletvekilleri, Değerli Meclis Başkanımız Sayın Binali Yıldırım’ın doğum günü. Sayın Meclis Başkanımızın doğum gününü kutlar, kendisine sağlıklı, mutlu, huzurlu bir yaşam dilerim. (AK PARTİ, CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, 14’üncü maddeyi okutuyorum.

Yetki

MADDE 14- (1) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda Cumhurbaşkanına veya Cumhurbaşkanlığına bütçenin uygulanmasına yönelik verilen yetkilerin kullanımı ve devrine ilişkin hususlar Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi madde üzerinde söz isteyen gruplar adına arkadaşlarımıza sırasıyla söz vereceğim.

İlk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Manisa Milletvekilimiz Sayın Tamer Akkal’a aittir.

Buyurun Sayın Akkal. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA TAMER AKKAL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2019 yılı Plan ve Bütçe görüşmeleri çerçevesinde İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Türkiye, yıllardan beri cari açığa, tüketime ve krediyle suni büyümeye dayalı bir ekonomik anlayışla yönetildi. Ülkemiz büyük bir şantiye gibi görülerek ekonomimiz, rantçı küçük bir azınlığın elinde paramparça bir hâle getirildi. Yanlış ekonomi politikalarıyla Türkiye bir borç bataklığına sürüklendi. Borçları finanse etmek için Hükûmet, kamu mallarını rehin gösterecek duruma geldi.

2003-2017 arası tam 718 milyar dolar mal ticaretinden açık vermişiz, tam 532 milyar dolar cari işlemlerden de açık vermişiz. AK PARTİ hükûmetleri döneminde 1 trilyon 840 milyar dolar mal satmışız ama karşılığında 2 trilyon 558 milyar dolar mal almışız. Yabancılar da bu açığı kapatmak için bize sürekli borç para vermişler. 150 milyar dolar portföy yatırımı olarak tahvillerimizi almışlar, 300 milyar dolar da kurumlar üzerinden borç vermişler. Kısacası, yabancılar bize 581 milyar dolar para verirken biz de onların mallarından fazladan 718 milyar dolarlık alım yapmışız. Borç almışız ama o borçla da verenlerin mallarını satın almışız.

Hükûmet sürekli olarak “haçlılar” “dış güçler” “finans lobisi” diyerek sorumluluktan kaçamaz. Küresel vurguncuları “hain” ilan ederek hiçbir sonuca varamazsınız. AK PARTİ’den hiç kimse çıkıp da şunu demiyor: “Neden bu kadar dış açığa, ithalata ve tüketime dayalı ekonomi politikası uyguluyoruz?” Bir milletvekili bile bunu sormuyor, sorgulamıyor. Hiç kimse “Neden her yıl 30-40 milyar dolar cari açık vererek yabancıların avucunun içine bakıyoruz?” demiyor. Dolar 5.30 sınırında, euro 6 TL’yi geçti. Bankalarda kaynak maliyeti arttı. Uzun vadeli tahvil faizi inanılmaz rakamlara ulaştı. Bankalar altı aya kadar mevduata yüzde 22 üzerinden faiz veriyor.

Geldiğimiz noktada yüksek faizin olması ve yatırımların bitme noktasına gelmesi neyin sonucudur? Yüksek enflasyonun, ağır borç yükünün, rekor cari açığın, yarı yarıya azalan yabancı sermaye girişlerinin, hukuk devletinden uzaklaşmanın, otoriter zihniyetin mezhepçi politikaları yüzünden Orta Doğu bataklığında sürüklenmenin bir sonucudur. Ve bu faizlere rağmen döviz durmuyor. Enflasyonumuz yüzde 25 sınırında. Maliyet ve çekirdek enflasyonlarda rekorlar kırılıyor. Tüm bunlara rağmen, hâlâ, ekonomiyi tüketimle nasıl büyütürüz arayışına devam ediyorsunuz. Her sorun çıktığında ithalata başvurup yerli üreticiyi paramparça ettiğinizi görmüyor musunuz? Sonra da “Düşman dışarıda.” diyerek kendi kendinizi avutuyorsunuz.

Durum böyleyken gelir yaratma kapasitesi sınırlı olan yol, köprü ve beton ekonomisine dayanarak içinde olduğumuz ekonomik krizi aşamayacağımızı artık lütfen anlayın. Türkiye’de bir ERDEMİR, bir PETKİM, bir TÜPRAŞ benzeri gerçek sanayi ve üretim tesisi kuramamış olan yap, sat ve rantçı, dar görüşlü âdeta miyop bakan bakış açınızı artık değiştirin. Attığınız her bir yanlış adım, Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomisini daha kırılgan hâle getirmekte ve uluslararası arenada saygınlığımızı zedelemektedir.

Türk siyasi tarihine milletimiz adına utanç verici vakalardan biri olarak geçen rahip Brunson örneği, ekonomik kırılganlığımızın açık bir göstergesidir. Bu, aslında on altı yıldan bu yana AK PARTİ tarafından sürdürülen Lale Devri ekonomisinin dış borca dayalı, yüksek faize dayalı ekonominin bir sonucudur; üretim ekonomisini sonlandıran ve yalnızca yandaşları kalkındırmayı amaçlayan ekonomik tercihlerin bir sonucudur. Esasen Merkez Bankanızda güçlü bir döviz stokunuz varsa, üreten bir ekonominiz varsa, katma değeri olan ihracat kalemleriniz varsa bir değil, elli rahip tutuklasanız hatta Papa’yı tutuklasanız dahi hiçbir şey olmaz. Ama tüm bunlara sahip olunmadığında sonucun ne olduğunu hep birlikte gördük.

“Amerika, teröristi vermiyor, bahaneler uyduruyor. O zaman sen de bizden hiçbir teröristi alamazsın. Bu fakir bu görevde olduğu sürece bu teröristi alamazsın.” diyen AK PARTİ Genel Başkanı, casuslukla yargılanan teröristi uçağa bindirip kuzu kuzu ülkesine gönderdi.

İşte biz “Türkiye’de liyakat.” derken, “Parti devleti değil, hukuk devleti.” derken, “Tüketim ekonomisi değil, üretim ekonomisi.” derken “güçlü devlet, güçlü ülke” hedefiyle hareket ediyoruz. Öyle ki bu ülkede Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan bir kişi, Amerika’ya 11 Ocakta rest çekip 12 Ekimde jest yapmak zorunda kalmasın.

Bütçe teklifinde 2018’de 845 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı bütçesinin 2019 yılında 2 milyar 818 milyon liraya yükseltilmesi planlanıyor. Cumhurbaşkanlığı bütçesinde yüzde 233 oranında bir artış öngörülmesi, israf ve şatafat ekonomisinin devam edeceğinin de bir kanıtıdır. Sayın Cumhurbaşkanı sarayda görkemli bir yaşam sürerken sırtına yüklenen ağır vergilerle vatandaşlarımız hangi günahının bedelini ödemektedir? Türkiye’de 46 milyon vatandaşımız yoksulluk sınırının altında yaşıyor, tam 7 milyona yakın vatandaşımızsa açlık sınırının altında yaşıyor. Bu ülke, saray harcamaları için bir ayda tam 54 milyon lira, bir günde ise 1,8 milyon lira harcama yapacak kadar zengin bir ülke değildir. Bunu söylediğimizde aldığımız cevap: “İtibardan tasarruf olmaz.” Hayır, doğrusu şu: İsrafla itibar olmaz, israfla. AK PARTİ Hükûmetiyle birlikte, bu ülke, itibarının saraylarla, uçaklarla ve şatafatla sağlanamadığını görmüştür.

Ekonomide artık şu gerçeği görmemiz gerekiyor: Ülkelerin ileri teknoloji piyasalarındaki rekabet gücü, dünya ekonomisindeki gücünü etkileyen en hayati faktördür. Dünya ekonomisine baktığınızda, az gelişmiş ülkelerin ihracatları büyük ölçüde ham madde ve ucuz tarım ürünleri ağırlıklı iken gelişmiş ülkelerin ihracatlarında ileri teknoloji ürünleri büyük yer tutuyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik zorlukların temelinde ne var? Bakınız, 1960’lı yıllarda Türkiye’nin kişi başına millî geliri 380 dolar civarındaydı. Güney Kore’nin ise aynı yıllarda kişi başına düşen millî geliri 80 dolardı. Şu anda Türkiye’de kişi başına düşen millî gelir 10 bin dolar civarındayken Güney Kore’nin ise tam 30 bin doların üzerinde.

Peki, nasıl oldu, nasıl oldu da elli yılda bu kadar büyük bir değişim yaşandı, biz nerede yanlış yaptık, onlar nerede doğru yaptı? Türk milletinin refah ve zenginliğe kavuşması noktasındaki en hayati soru işte budur. Bu sorunun cevabı ise iki ülkenin ihraç ettikleri ürünlerde saklı. Güney Kore’nin teknoloji ihracatı yüzde 29, bizim ise teknoloji ihracatımız yüzde 1 bile değil. Tam da bu sebepten dolayı Türk ekonomisi, katma değer üretemiyor; Türk lirası, yabancı para birimlerinin karşısında değer kazanamıyor; Türk lirası, uluslararası finans piyasasının baskısı altında eziliyor, tam da bu sebepten dolayı Türk toplumu refah içinde yaşayamıyor.

Bilim ve teknoloji üretecek ve bu ürettiği katma değerli ürünleri ihraç edecek politikaları uygulamanız gerekirdi. Bu ise ancak bütçeden kaynak aktararak gerçekleştirilebilir. Siz ise şunu yapıyorsunuz: Cumhurbaşkanlığının artan lüks tüketimini karşılamak için bütçesini yüzde 233 artırıyorsunuz. Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesini yüzde 34 artışla bütün tasarruf tedbirlerini altüst ederek 7,7 milyar liradan 10,5 milyar liraya çıkartıyorsunuz. Bütçe teklifinizde Diyanetin bütçesi, TÜBİTAK’ı tam 3’e katlıyor. Diyanetin bütçesi artarken Bilim ve Teknoloji, Ulaştırma ve Altyapı, Enerji Bakanlıklarının bütçelerinde de büyük kesintiler yapıyorsunuz.

Ülkenin üretim damarlarını zayıflatıp Türkiye’yi tefecilere, faiz lobilerine teslim ettiniz, yetmedi, devletin değerli varlıklarını Varlık Fonu’na aktararak borç bulabilmek adına ipotek ettiniz. Türkiye, son yedi yılda tam yarım trilyon dolarlık beton yatırımı yaptı. Son on altı yılda yandaşlara tam 150 milyar doların üzerinde ihale dağıttı. Devletin gelecekteki gelirleri bugünden satılarak yapılan ihalelerle kamu, milyarca dolar zarara uğratıldı. Bu kaynakların yandaş inşaat firmaları yerine eğitim, sağlık, teknoloji ve AR-GE’ye dayalı hizmet sektörlerine aktarılacağı bir Türkiye’yi biz bugün tahayyül ediyoruz, ancak yarın İYİ PARTİ iktidarında Yüce Allah’ın izniyle bu hayali de gerçekleştireceğiz.

Son olarak değinmek istediğim husus, Türk millî kimliğinin önündeki en büyük tehdit olan Suriyeli sığınmacılar meselesidir. Suriyeli sığınmacı sayısı, Türkiye’nin kültürel ve etnik dokusunu değiştirecek hızla artıyor. Bugün Türkiye’de yaşayan her 20 kişiden 1’i Suriyeli. Bu nüfus artışı devam ederse 2040 yılına geldiğinizde, Türkiye’de yaşayan her 13 kişiden 1’i Suriyeli olacak. Türkiye’nin belirli kentlerinde Suriyeliler, nüfus üstünlüğünü ele geçirmiş durumdalar. Özellikle Kilis’te 131 bin Türk vatandaşına karşı 132 bin Suriyeli var. Böyle giderse Şanlıurfa, Gaziantep ve Hatay’ın kaderi de yakında Kilis gibi olacak. Buradan açıkça söylüyorum, bu kadar büyük bir Suriyeli nüfusla Türkiye’de millî devletin ayakta kalması mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Akkal, bir dakika ilave ediyorum.

TAMER AKKAL (Devamla) – Hiç kimse bize hümanizm dersi vermeye kalkışmasın. Bugün Türkiye’de askerlik çağında 815 bin Suriyeli var. Bizim Mehmetçik’imiz Suriye’de Suriye’nin toprak bütünlüğü için şehit olurken Suriyeli gençler, ülkemizde nargile kafelerde geziyor, bunu kabul etmek mümkün değildir. Neden Batı dünyası Suriyelilerin Türkiye’de kalmasını istiyor, neden Soros, neden Avrupa Birliği, Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye yerleşmesi için çalışıyor? Kuzey Suriye’de 5 milyon Suriyelinin Türkiye’ye taşınması, ilk aşamada onların boşalttıkları yerin PKK’nın eline geçmesine, orada bir PKK’istan’ın kurulmasına sebep olacaktır. Bu gerçeği göremeyen Dışişleri Bakanlığı, bu gerçeği göremeyen İçişleri Bakanlığı Türkiye’yi bir felakete sürüklemektedir.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “Benim ülkemde 380 bin Suriyeli çocuk doğdu. Meclis de yardımcı olsa, keşke bu 380 bin çocuğu doğar doğmaz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yapsak.” diyor. “Keşke doğduklarında vatandaşlık versek de memlekete döndüklerinde ceplerinde ay yıldızlı kimlik olsa.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

TAMER AKKAL (Devamla) – Sayın Bakan, Türk vatandaşlığı sizin Suriyelilerin cebine koyacağınız harçlık değildir, aklınızı başınıza devşirin. Vatandaşlık vereceğiniz Suriyeliler, bu memleketi terk etmeyecektir; bunu da lütfen iyi anlayın. Suriyelilere vatandaşlık vermek, Türkiye’nin yalnızca bugününe değil, aynı zamanda geleceğine yapılmış bir ihanet olacaktır. Böyle bir ihanetin hesabını tarih ve millet karşısında veremezsiniz. Başbuğ Alparslan Türkeş’in de dediği gibi “Beceriksizlik ile ihanet arasında kıldan ince bir çizgi vardır.”

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkanım, kayıtlara geçmesi açısından ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın hatip, konuşmasında bütçeyle ilgili -en temel eleştirisi- Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılan bütçenin TÜBİTAK’a ayrılan bütçenin 3 katı olduğundan bahisle eleştiri yöneltmiştir. Oysaki İYİ PARTİ’nin programının 32’nci sayfasında Diyanet İşleri Başkanlığının “ülkemizin anayasal düzeni çerçevesinde kurulmuş cumhuriyet kurumlarından” olduğu bahsedilmiştir. Sayın hatibin Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılan bütçeden neden bu kadar rahatsız olduğu merak konusu olmuştur ve maksatlı bir ifade olduğu ortadadır. Özellikle bütçemizin eğitim, sağlık ve sosyal politikalara öncelik veren ve özellikle de AR-GE araştırma çalışmaları ve bilimsel çalışmalara ayrılan paylar açısından en büyük desteğin ayrıldığı bütçe olarak kayıtlara geçmesini ifade etmek için söz aldım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

TAMER AKKAL (Manisa) – Keşke o Diyanet İşleri Başkanını da daha düzgün seçseydiniz, keşke.

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Gücünüz yetiyorsa kapatın. Diyanet İşleri Başkanlığını kapatın, kurtulun.

BAŞKAN – Madde üzerinde söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tokat Milletvekilimiz Sayın Yücel Bulut’a aittir.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Bulut.

MHP GRUBU ADINA YÜCEL BULUT (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi en kalbî duygularımla selamlıyorum. Bütçe görüşmeleri boyunca siyasi üslup ve nezaket içerisinde değerli görüşleriyle ufkumuzu aralayan tüm milletvekillerimize de ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Görüşülmekte olan bütçe kanunu teklifinin milletimiz ve memleketimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün yüce Meclise, bir çözüm umuduyla, Anadolu için bir sancı hâline gelmiş bir konuyu hatırlatmak ve istişareyle ulaşmış olduğumuz çözüm önerilerimizi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bütçe içerisinde yer alan ve devletin muhtemel ve müstakbel bir geliri olarak kabul edilen ama -ben buradan söylüyorum- hiçbir zaman tahsil edilemeyecek olan sözde bir gelir kalemi, Anadolu’daki köylü için âdeta bir zulüm hâlini aldı ve dolayısıyla bir an önce çözülmesi gerekiyor. Nedir bu? Sulama birliklerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna olan prim borçlarından bahsediyorum.

Biliyorsunuz, yıllara sâri bir şekilde bu sulama birlikleri -sadece AK PARTİ Hükûmetini kastederek söylemiyorum- yıllarca siyasi iktidarların, maalesef, denetimi dışında kaldı; yeterince ilgi ve alaka gösterilmedi. Yıllar süren bu ilgisizlik neticesinde trilyonları bulan, onlarca trilyonu bulan bir borç batağına sürüklendiler ve fiilen iflas ettiler. Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuya müdahil oldu, Allah razı olsun, yerinde ve zamanında bir tespit yaptı ve sulama birliklerinin içinde bulunduğu hâl ve şartların yeniden düzenleneceğini ifade etti. Devlet Su İşleri Teşkilatı Yasası’nda bir düzenlemeye gidildi ve sulama birliklerinin meclisleri feshedildi, yönetimleri feshedildi; 350’nin üzerindeki sulama birliğine Devlet Su İşlerinden ağırlık olarak mühendis olarak görev yapan isimler başkan olarak görevlendirildiler. Yeni bir yönetime kavuştu sulama birlikleri, devletin kontrolü altına alındı. Sayın Veysel Eroğlu buradan müjdeledi, “Yeni bir sayfa açıyoruz.” dedi. Köylülerin sulama birliklerine olan borçlarının terkini, yapılandırmasıyla ilgili çalışmalar yapılacağı söylendi. Yeni bir sayfayı açtık, yeni yöneticileri koyduk sistemin başına ancak sulama birliklerini o hâliyle bıraktık.

Şimdi, değerli milletvekilleri, sadece Sosyal Güvenlik Kurumuna dönük sulama birliklerinin 223 trilyonluk prim borcu var, 223 trilyon. Bunun 113 trilyonu asıl alacak, 100 trilyonu gecikme faizi. Bakın, şimdi, her fırsatta faiz lobisine atıf yapıyoruz, faiz lobisini lanetliyoruz ancak böyle bir faizi, bu “faiz lobisi” diye işaret ettiğimiz odaklar dahi görse iştahları kabarır. 100 trilyona 100 trilyon daha faiz yürütülmüş durumda. 223 trilyonluk bir alacak kalemi, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sulama birliklerinden tahsil edilmeye çalışıyor. Sulama birliklerinin tamamı iflas hâlinde, fiilen iflas hâlinde, tahsili mümkün değil. Bu defa da ne yapıldı? Sulama birliklerinde son yirmi yıl içerisinde görev yapmış tüm yöneticilerin mal varlıklarına bu 223 trilyonun tahsili için haciz konuldu. Sulama birliklerinin yöneticileri kimler, yirmi yıl boyunca görev yapmış olanlar? Birçoğu muhtar ve gariban köylüler. Çoğu mevzuatı bilmeyen, çoğu orada nasıl bir işlem yapıldığını bilmeyen, demetleme imkânı olmayan, üç ay, beş ay sulama birliklerinin yönetimlerinde ve meclislerinde görev yapmış olan bu insanların bugün tüm mal varlıkları hacizli hâle geldi.

Şimdi, somut örnek istenebilir birinci vakayla ilgili. Tokat Erbaa Erek Sulama Birliğinin 2 trilyona yakın bir borcu olduğu söyleniyor ve bundan dolayı çözüm olarak devlet şunu bulmuş: Sulama birliği bu parayı ödeyemeyince 55 muhtarın mal varlığına haciz konuldu; kapısındaki 1996 model, satsanız 3 bin lira etmeyecek traktörüne, 2 dönüm tarlasına, bomboş banka hesabına ve hasbelkader tarım sigortasından almış olduğu maaşına haciz geldi. Şimdi, 100 trilyonluk bir faiz yükünden bahsediyorum. Bu, aynı zamanda şu anlama gelir: Bu gariban muhtarların ve köylünün maaşından alacağınız aylık 200 lirayla bu borcun tahsil edilmesi imkânsız. Dolayısıyla elde edilen para, gecikme zammının 10’da 1’ine dahi denk gelmiyor. Dolayısıyla devlet, bir alacağı tahsil etmekten ziyade, burada zaten imkânları günden güne kısıtlı hâle gelen köylüye zulmetmekten başka bir şey yapmıyor.

Şimdi sıkıntının bir başka boyutu daha var, onu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bazı sulama birlikleri de diyor ki: Ben bu borcu yapılandırayım, bu borcu ödeyeyim, en azından geçmişte benim yönetimlerimde görev alan köylülerin mal varlıklarına haciz gitmesin. Bunu deneyenler de var. Kim bunu deneyen? Tokat Gümenek Sulama Birliği, gitmiş borcunu yapılandırmış. Bu defa da söyle bir açmazla karşı karşıya kalıyoruz: Sulama birliklerinin bütçeleri zaten çok sınırlı, köylüden topladıkları su paralarıyla bir bütçe oluşturmaya çalışıyorlar. Toplanan para, olduğu gibi Sosyal Güvenlik Kurumu prim borcunun yapılandırma taksitine gittiği için kasa boşalmış durumda. Bu defa da sulama pompalarıyla ilgili tadilat işlemi, onarım işlemi gibi hiçbir şey yapılamadığı gibi, mesela örnek verdiğim Gümenek Sulama Birliği çalışan insanların maaşlarını dahi ödeyemez durumda. Bu sulama birliğinde çalışan emekçi insanlarımız, aylardır şu anda maaşını alamıyorlar.

Dolayısıyla Allah razı olsun Cumhurbaşkanımız önayak oldu, yeni bir sayfa açtık ama açtığımız sayfayı o şekilde bıraktık. Yeni sayfamız nedir? Devlet Su İşlerinden mühendisleri bu sulama birliklerinin başına koyduk, sayfayı o şekilde kapattık ve unuttuk. Dolayısıyla bir enkaz, Anadolu’da günden güne büyüyerek köylünün üzerindeki bir yük hâlini almaya başladı.

Geçen bu Meclis kürsüsünden şunu ifade etmiştim, dedim ki: Türkiye'nin nüfusu 50 milyonken köyde yaşayan insan sayımız 21,5 milyondu, şu anda nüfusumuz 80 milyonu aşmış durumda, köy nüfusumuz 6,5 milyonun altına düştü. Bu sayıları da sağ olsun Tokat Milletvekilimiz Kadim Durmaz Bey burada, ondan almıştım, kendisine teşekkür ediyorum. Günden güne köylü nüfusumuz azalıyor. Bakın, köylerdeki insanlar 21,5 milyondan 6,5 milyona düşmüş, şehirler üzerinde bir baskı oluşturmaya başladılar.

Siyasi iktidar buna bir formül bulmaya çalıştı, neyi buldu? İŞKUR’u çıkardınız ve köylerden kentlere gelen, köylerde geçimini idame ettiremediği için kent merkezlerine gelen insanları, İŞKUR kadrosundan, İŞKUR imkânlarıyla bir yerlere geçici de olsa istihdam etmeye çalışıyorsunuz. İyi niyetle hareket ettiğinizi biliyorum ama buna başka bir formülün eklenmesi gerek. Nedir başka formül? Size şunu ifade etmek istiyorum: İŞKUR’dan yapılan yerleştirmelerin önemli bir kısmıyla ilgili, kamuoyu tatmin olmuyor, birinci sıkıntı bu.

İkincisi, İŞKUR’dan yerleştirmelerin önemli bir kesimi -size de geliyor bu bilgiler, farkındayım- devletin ilgili biriminin ihtiyacı olmayan kadrolar oralara gönderilip devletin imkânları, mali imkânları önemli bir şekilde heba ediliyor. Bunun yerine şöyle bir formül bulabiliriz: Köyde yaşamı özendirecek, bu bütçeyi köyde ikamet eden insanlara tahsis edebileceğimiz başka formülleri hayata geçirebiliriz; aksi takdirde şu olacak: Burada birçok milletvekilimiz var ve ben bu Parlamentonun en az yarısının köy çocuğu, köylü çocuğu olduğunun farkındayım. Oy devşirmek niyetiyle yahut da buralardan bir yerlere mesaj vermek niyetiyle söylemiyorum, vicdanım emrettiği için söylüyorum. Ben 630 köyü olan bir memleketin milletvekiliyim ve köylerimizin, bugün kış mevsimi başladı, en az 300 tanesinde, iddia ediyorum, ışık dahi yok çünkü köyler bomboş, şehir merkezlerine geldiler. Tokat’ta 400 gönüllü köy korucusu var. Bunlar yıllardır hiçbir karşılık beklemeden orada duruyorlar. İstiyoruz ki ve diliyoruz ki bakın, bu iş, bu imkânlar köylerde ikamet eden insanlar için kullanılsın. İstiyoruz ki bu gönüllü köy korucuları, köyde oturmayı teşvik edebilmek adına, en azından kadroya alınsınlar, bir maaşa bağlansınlar.

Şimdi, sulama birlikleri meselesini neden açtık? 6,5 milyon köylü, bu ülkede direniyor “Ben köyde yaşayacağım ve üretime devam edeceğim.” diye. Biz de devlet olarak onlara diyoruz ki: “Seni orada yaşatmayız, bu 223 trilyonu senden tahsil edeceğiz.”

Şimdi, değerli milletvekilleri, siyasi istismar yapmıyorum, kimseyi eleştirmiyorum, bu Meclisin ortak aklıyla buna bir çözüm bulunması lazım. Bu Parlamentoda hayatını şehirde geçirmiş, köyü hiç bilmeyen insanlar olabilir, onlar için sulama birlikleri çok sıradan bir konu olabilir, ben Anadolu’nun bir gerçeğinden bahsediyorum. Bir kısır döngüye dönüştü durum. Sulama birlikleri, sigorta prim borcunu ödeyebilmek için köylünün üstüne yüklenmeye başladı, köylüden alacakları tahsil etmek için bütün köyü hacizli hâle getirdi, icra takibi yapıyor. Diğer sulama birliği diyor ki: “Köylünün üzerine gitmeyeyim.” O da borcu ödeyemez hâle geldi, iflasa sürüklendi. Orada da Sosyal Güvenlik Kurumu bütün köylünün maaşına haciz koydu.

Şimdi, dolayısıyla bunu nasıl çözeceğiz? Bu, benim şahsi fikrim değil, siyasi iktidarın göreve getirmiş olduğu Sosyal Güvenlik bürokratlarının hepsiyle tek tek görüşerek, onların fikirlerini alarak sizinle paylaşıyorum. Özellikle AK PARTİ’nin grup başkan vekili arkadaşlarımıza sesleniyorum: Bu, siyasi iktidarın göreve getirdiği bürokratların görüşüdür, hepsiyle görüştüm. Bu sosyal güvenlik prim borçları, sulama birliklerinin, bir an önce bir yasayla, müşterek akılla terkin edilmelidir, silinmelidir. Şimdi, bu memlekette tarihî vazifemiz ve misyonumuza uygun olarak, tarihî kimliğimize uygun olarak, evet savaştan kaçan Suriyelileri aldık ve takriben…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜCEL BULUT (Devamla) – Toparlayayım efendim hemen.

BAŞKAN – Buyurun.

YÜCEL BULUT (Devamla) – …30 milyar dolara yakın bir para harcamışken -gecikme faizini hiç dikkate almıyorum- 100 trilyonluk bir borçtan dolayı, Anadolu’daki bu sulama birliklerinin borcundan dolayı köylüler hacizlik hâle gelmişse, inim inim inliyorsa bu devletin vazifesi, onlarca iş adamının nasıl ki vergi borçlarında indirime gidilmişse, terkin edilmişse, anlaşmaya gidilmişse bu gariban köylüye bu kadar üst üste ekonomik kriz yaşanırken, sıkıntı yaşanırken gelin el birliğiyle bir jest yapalım, tahsili zaten mümkün olmayan bu alacak kalemlerini bir yasayla terkin edelim. Tekrar söylüyorum, bu, Milliyetçi Hareket Partisinin bir milletvekilinin şahsi görüşü değildir, birçok bürokrat da bu aklı temsil etmektedir, desteklemektedir. Bu borcu ortadan kaldırdıktan sonra ancak yeni bir sayfa açabiliriz.

Şimdi tekrar söylüyorum, konuşmamın başında da ifade ettim: Sayın Veysel Eroğlu’nun kendisi, sulama birlikleriyle ilgili mevzuat değişirken buna işaret etmiş ve bunu müjdelemişti. Bunun arkasında durmanızı rica ediyoruz. Bu konuda desteğinizi ve ortak akıl oluşturma konusundaki gayretlerinizi istiyoruz.

Beni sabırla dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Tekrar heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bulut.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, AK PARTİ grup başkan vekilinin açıklamasına istinaden madde 60’a göre kısa bir açıklama yapmak istiyorum, kayıtlara geçmesi açısından.

BAŞKAN – Grup başkan vekiliniz yok herhâlde?

AYHAN EREL (Aksaray) – Ben grup yöneticisiyim efendim.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmesi açısından buyurun.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın AK PARTİ grup başkan vekili, İYİ PARTİ sanki Diyanete karşıymış gibi bir beyanda bulundu. Bizler, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın.” diyerek 5 bin şehit verip bayrakların inmemesini, ezanın dinmemesini sağlayan bir kuşağın temsilcisi olarak, Diyanet bütçesine karşı gelmemiz mümkün değil. Ancak “İlim nerede olsa gidip alınız.” diyen bir Peygamber’in ümmeti olarak da netice itibarıyla eğer devletin imkânı varsa, Diyanet bütçesine ayrılan miktar kadar, oran kadar TÜBİTAK’a da ayrılsın. Bizim burada ifade ettiğimiz mana budur. Devletin imkânları varsa, mademki İslam dininin Peygamber’i “İlim Çin’de dahi olsa gidip alınız.” diyor, ilmin en büyük kurumlarından biri olan TÜBİTAK’a da bu oranda bir bütçe ayrılsın dedik. Yoksa biz kesinlikle Diyanet bütçesinin bu kadar artırılmasına karşı değiliz.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım, müsaade eder misiniz.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sataşma yok efendim.

BAŞKAN – Bir şey yok ama burada Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ben de kayıtlara geçmesi açısından ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ben de iş uzamasın diye kısa kestim.

Ancak, tabii, bütçe kalemleri arasında bir mukayese yapılacak olursa bu Diyanet İşleri Başkanlığı ile TÜBİTAK, Savunma ile TÜBİTAK, Eğitim ile TÜBİTAK, Sosyal Politikalar ile TÜBİTAK arasında yapılabilir ancak bütün bu bütçe kalemlerinin içerisinde özellikle Diyanetin seçilip alınarak onun TÜBİTAK’la karşılaştırılması manidardır. Bakınız, özellikle ve özellikle ben İYİ PARTİ’nin parti programının 32’nci sayfasına da atıf yaparak söyledim.

BAŞKAN – İfade etmiştiniz onu, evet.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Orada din hizmetlerinin önemini kendileri de vurguluyorlar.

AYHAN EREL (Aksaray) – İnkâr etmiyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ve cumhuriyet kurumu olduğunu ifade ediyorlar ve bu noktada anayasal kurumun güçlendirilmesini istiyorlar. Hâl böyleyken acaba neden Diyanet İşleri Başkanlığı vurgulanmıştır?

AYHAN EREL (Aksaray) – En çok artış orada olduğu için onu vurguluyoruz. Netice itibarıyla Savunmada, Sağlıkta, Millî Eğitimde oranlarda indirim varken Diyanette yüzde 34 artış var.

BAŞKAN – Sayın Erel, lütfen oturalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, net söylüyorum. Bugüne kadar cumhuriyet tarihinde görülmemiş ihanet odağı FETÖ terör örgütünün bu ülkeye saldırdığı nokta da din hizmetlerinin verimli yürütülememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bizim istiklalimizi bir taraftan ekonomik politikalarla, bir taraftan eğitim politikalarıyla, diğer taraftan savunmada askerimizin elini, teçhizatını güçlendirerek yapacağımız gibi, en az bir o kadar bizi bütün dünya milletlerinden ayıran, kendi kültürel ve millî, manevi değerlerimizi koruyarak yapacağımızı ifade etmek isterim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, madde üzerinde söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekilimiz Sayın Sait Dede’ye aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Dede.

HDP GRUBU ADINA SAİT DEDE (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan bütçe kanun teklifinin 14’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Tam manasıyla bir rejim değişikliğine neden olan yeni Anayasa’yla birlikte, zaten aksak ve eksik yürütülen bütçe süreçleri tamamen kötüleşmiştir. Yeni Anayasa öncesinde Kalkınma Bakanlığıyla başlayan, Maliye Bakanlığı, Meclis Plan Bütçe Komisyonu ve Meclis Genel Kuruluyla ilerleyen bütçe yapım süreçleri değişerek Cumhurbaşkanlığı tarafından Meclise sunulan bütçe kanun teklifi şeklinde bir işleyişe dönüşmüştür. Yeni sistemde, Cumhurbaşkanı tarafından hazırlanan bütçe kanun teklifi Meclise sunulmaktadır. Mevcut Anayasa’nın 161’inci maddesinde “Bütçe kanununun süresinde yürürlüğe konulamaması halinde, geçici bütçe kanunu çıkarılır. Geçici bütçe kanununun da çıkarılamaması durumunda, yeni bütçe kanunu kabul edilinceye kadar bir önceki yılın bütçesi yeniden değerleme oranına göre artırılarak uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Genel Kurulda kamu idare bütçeleri hakkında düşüncelerini her bütçenin görüşülmesi sırasında açıklarlar, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar.” ifadeleri yer almaktadır. İlgili maddeden de anlaşılacağı üzere, Meclisin sunulan bütçe kanun teklifi kalemlerinde bir değişiklik yapma hakkı yoktur. Yani teklif ya ret ya kabul edilmek zorundadır. Bütçeler bir anlamıyla Meclisin hükûmetlere verdiği güvenoyu niteliği taşıdığı için reddedilmesi siyasal olarak yürütme erkini istifaya davet anlamına gelmektedir. Ancak Türkiye’deki yeni sistemde bütçe reddedilse bile ödenekler bir önceki yılın artış oranları üzerinden artırılarak yürürlüğe girmektedir. Bakanlar Kurulu veya hükûmet yeni sistemde olmadığı için de istifa edecek bir hükûmet yoktur. Dolayısıyla yeni sistemin bütçe kanunuyla ilgili öngördüğü işleyiş mekanizması 1215 yılından bugüne bütçe hakkını elinde bulunduran halktan bu hakkın alındığının resmî kanıtıdır. Bir anlamıyla Türkiye’de halkın seçimler aracılığıyla vekâletlerini verdiği milletvekillerinin işlevsiz kılındığının anayasal bağlayıcılıkla gerçekleştiği antidemokratik bir eksende bulunmaktayız.

Değerli milletvekilleri, rejim değişikliği bu ülkenin bütün kurumlarının işlevselliğini ortadan kaldırmıştır. Bu yok oluş ilk olarak yıllardır var olan ekonomik krizi derinleştirmeye ve buna bağlı olarak siyasal bir belirsizliğe neden olmaktadır.

Bakın, ekonomik krizin tüm göstergeleri mevcuttur. Türk lirası dolar karşısında sadece bu yılın başından bu yana yüzde 40 civarında değer kaybetmiştir. İşsizlik çift haneli rakamlarda seyretmektedir. Cari açık yıllık 50 milyar doları aşmıştır. Enflasyon yüzde 20’lerle son yılların en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Buna bağlı olarak, kira ve ulaşımdaki fiyat artışları yoksulların geçim koşullarını daha da zorlaştırmaktadır. Asgari ücretli emekçilerin reel ücretleri sürekli erimektedir. Öyle ki 24 Haziran 2018’den önce 340 dolara denk düşen asgari ücret, son kur artışı nedeniyle 240 dolara kadar düşmüştür. Bu şartların apaçık yaşandığı bir ortamda hâlâ sorumlu olduklarını kabul etmeyen AKP iktidarı, kendi dünyasında yaratmış olduğu hayalî düşmanlarını sorumlu olarak ilan edip Türkiye halklarından bu hayale inanmasını beklemektedir. Ancak bilinmektedir ki ekonomik krizin siyasi sorumlusu saray rejimi ve AKP iktidarlarıdır. AKP, doğaya, canlıya ve insana yönelen emek karşıtı saldırısını bıkmadan, usanmadan devam ettirmektedir.

Evet, Erdoğan ve AKP iktidarı, krizin faturasını emekçilere ödetebilmek, krizin harekete geçirebileceği toplumsal muhalefet dinamiklerini de etkisiz hâle getirebilmek için rejimi hızla otoriterleştirmektedir. Özellikle 2016 yılından bu yana rejimle ilgili olarak yapılan değişiklikler ve Halkların Demokratik Partisine uygulanan siyasi operasyonlar bunun da net göstergesidir.

Değerli milletvekilleri, 2019 Bütçe Kanun Teklifi, AKP’nin kaynakları nerelere harcadığı üzerinden politik tercihlerini de göstermektedir. Türkiye’nin en büyük sorunu olan Kürt sorunu ve demokrasi sorununa kaynak ayırmak yerine silaha, israfa, vergi aflarıyla yandaş sermaye birikimine kaynak ayırmaktadır. Ayrıca, Kürt sorununa yönelik yaklaşımın çatışmayı esas aldığı; doksan yıllık devlet geleneğinin devamı olan, Kürt sorununu bir demokrasi ve özgürlükler sorunu kapsamında değil ret ve inkâr sorunu kapsamında gördüğü gerçekliğine işaret etmektedir. Söz konusu yaklaşımıyla, Kürt sorununun çözümünden ziyade çözümsüzlüğünü derinleştirerek, Türkiye’nin demokratikleşmesine de ket vurma amacı taşımakta, otoriterleştirme düzeyini artırmaktadır.

Unutulmamalıdır ki Türkiye siyasi tarihinde Kürt sorunu ve demokrasi sorunu paralel olarak devam etmiş, birbirleriyle ilişkili olarak iktidarların politikalarıyla çözümsüzlüğe terk edilmek istenmiştir. Kürt sorunu ve demokrasi sorununun diğer yüzünde ise bu sorunları çözmek için mücadele eden halkın gerçek siyasi tarihi vardır. Bu kapsamda demokratik, toplumsal talepler ve mücadeleler süreklilik arz edecek şekilde iktidarların baskı ve zor politikalarıyla karşılaşmış, bu politikaların hayata geçirilmesi için halktan alınan vergilerden oluşan mali kaynaklar halka karşı harcanmıştır.

Oysa 24 Haziran seçim bildirgemizde de belirttiğimiz gibi, Türkiye halklarının huzura, güvene, refaha kavuşmasının yegâne yolu Kürt sorununda kalıcı barışı sağlamaktır. Kürt sorununun çözümü demokrasi sorununun çözümüdür. Barış sadece çatışmaların, ölümlerin ve acıların olmaması değil, aynı zamanda erdeme, iyiliğe, bir arada yaşamaya en büyük adım olacaktır. Barış mücadelesi demokrasi mücadelesidir, özgürlük mücadelesidir.

Değerli milletvekilleri, işçilerin, emekçilerin sömürüldüğü, Cumartesi Annelerinin ülkenin kolluk kuvvetleri tarafından saldırıya uğradığı, milletvekillerinin cezaevinde bulunduğu, cezaevlerinde işkence iddialarının ayyuka çıktığı, iş cinayetlerinin artarak yoğunlaştığı bir süreçte, bakın, 2018 yılının ilk altı ayında sadece 907 işçi yaşamını yitirmiştir, AKP’nin on altı yıllık iktidarı döneminde ise bu rakam yaklaşık 21 bindir. Emeğin, emekçinin, yoksulun esamesinin okunmadığı, çiftçiden değil tüccardan yana, işverenden, sermayeden, karanlık emellerden yana bir bütçe teklifi görüşmelerinin sonlarına doğru yaklaşmaktayız. Borç stokları alarm verirken bütçenin her kalemi ayrı bir israf, ayrı bir sömürü kalemidir. Cumhurbaşkanlığı bütçesinde kâr amacı gütmeyen kuruluşlara 12,5 milyon tutarında bir kaynak ayrılırken yüzlerce yurttaşa istihdam yaratabilecek bu kaynağın nereye harcanacağı belli değil, neyin amaçlandığı belli değil.

Yine ”İtibardan tasarruf olmaz.” anlayışıyla “temsil ve tanıtma” adı altında 101 milyon 500 bin TL’lik bir harcama kalemi; benzer şekilde, günlük harcaması 1,8 milyon TL olan bir saray gerçeğiyle karşı karşıyayız. Sarayın bir günlük masrafıyla bir asgari ücretliye doksan üç yıl maaş ödenebilmektedir.

2018 yılı Cumhurbaşkanlığı örtülü ödenek bütçesi 1 milyar 308 milyon TL iken 2019 yılında ödenek tutarının belirtilmesine dahi gerek duyulmamış, bir nevi açık çek verilmiş; muhatabının halk, keşidecisinin ve hamilinin Cumhurbaşkanı olduğu bir çek. Oysaki bütçe, yurttaşların başta sosyal hakları olmak üzere, siyasal, ekonomik, hukuki haklarını gözetmekle yükümlü olup, sermayenin çıkarlarına hizmet eden, savaşın sürmesine neden olan, insan hayatını, yaşamını önemsemeyen bir araç olma hâlinden çıkarılmalıdır.

Yoksulların, emekçilerin, çiftçilerin, öğrencilerin, kısacası bütün yurttaşların ağır vergi yükü altında ezildiği, Avrupa Birliği standartlarına göre 41 milyon insanın yoksulluk sınırı altında yaşadığı, servet ve gelir eşitsizliğinin had safhada olduğu bir dönemde, toplumsal bir katılım ve uzlaşı süreci işletilmeden tüm kesimlerin taleplerinin bütçeye yansıtılmadığı, antidemokratik ve otoriter bir yaklaşımla hazırlanan, eşitlik ve adalet anlayışından yoksun, aksine adaletsizliği ve eşitsizliği daha da derinleştirecek olan bütçe kanun teklifini kabul etmediğimizi belirtmek istiyorum. Çünkü 2019 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanun Teklifi bütün tercihleriyle vicdansız ve adaletsiz bir bütçedir; emekten yana değildir, emekçiyi, yoksulu, doğayı görmemektedir; işverenden, sermayeden, zalimden yana saf tutmaktadır; toplumsal cinsiyet bütçelemesi yapmamaktadır; insan haklarından, eşitlikten yana değildir; Kürt sorunu başta olmak üzere, demokrasi, özgürlük ve barış istememektedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Dede.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Yalova Çınarcık’ta meydana gelen 4,5 şiddetinde deprem nedeniyle geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, bu sabah saat 09.34 sıralarında Yalova Çınarcık’ta 4,5 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Sayın Yalova Valisinin açıklamalarından herhangi can ve mal kaybı olmadığına dair haberleri memnuniyetle öğrendik. Tüm Yalovalı hemşehrilerimize, yurttaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi de Meclis adına iletmek isterim.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tokat Milletvekilimiz Sayın Kadim Durmaz’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Durmaz.

CHP GRUBU ADINA KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri ve bizi izleyen aziz milletimiz; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu kürsüde bütçeyi -yaklaşık olarak on günü aştı- konuşuyoruz, eleştiriler yapılıyor, öneriler söyleniyor. Ama iktidar hep övündüğü on altı yıl sonunda şu yapılan eleştirilerden birazcık nasibini almayı denese bu ülkede belki bu bütçeyi konuşurken güzellikleri söyleyecektik arkadaşlar. Tabii, geriye doğru tek başına iktidar, aslında tek adam iktidarı devam ediyordu. Bu süreçte eksiklikleri, yapılan hataları hiç böyle onarma, tamir etme yok; sürekli yanlışlarını savunmaktan da bizar oldunuz ama hikmeti ilahi, bir türlü öğrenemediniz aynı şeyleri yaparak farklı bir sonucun bu ülkede ya da yeryüzünde elde edilemeyeceğini. Ama arkadaşlar, lütfen, bu hatalardan ders alalım ve yüzleşelim. Hani sık sık böyle gündeme geliyor, gruplar birbiriyle konuşuyor, sonuçta gelinen noktada “Ya evet, bu bir hataydı, bunu bir kez daha yinelemememiz gerekiyor.” dedik, ama hep yapılıyor.

Arkadaşlar, bu ülkede, aziz millet adına Parlamentoda, yüce Meclis bu ülkenin bütçesini denetliyor, kontrol ediyor ve bu bütçe hakkında görüş beyan ediyordu. Tabii, Türkiye’nin saygın kurumlarından Sayıştay da Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bu bütçeyi, kamu kurum ve kuruluşlarını, bu aziz milletten toplanan, o emek kokan paranın nasıl harcandığını denetleniyor, yüce Meclise de rapor veriyordu. Tabii, yedi sekiz yıl geriye doğru Sayıştayı, hesapları denetleyen bir kurum değil, âdeta badana boya yapan bir kurum hâline dönüştürdünüz, yüce Meclise o raporlar da gelmedi. Son zamanlarda gelmeye başladı. Gerek komisyonlarda gerekse Mecliste bütün arkadaşlar bunları sık sık grubunuza, bakanlarınıza, ilgili komisyonlara söylemiş olsa da bunlara çok dikkat edilmediğini gördük. Ama bütün görevler, makamlar, mevkiler gelip geçici, aslolan, şöyle, vicdanınızla baş başa kaldığınız zaman, bu ülkenin kaynaklarının, tüyü bitmemiş yetim hakkının doğru, verimli ve bu ülkeyi hak ettiği hedefe götürecek şekilde kullanılıp kullanılmadığını vicdanlarınıza havale ediyorum. Bu ülkede sizden önceki birçok hükûmetin, bu ülkenin kurucusu Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve daha sonra gelen millî duruşlu hükûmetlerin yaptığı birçok fabrikaları bir bir sattınız ama bütçeye bakıyorum, böyle, özelleştirme kaleminde dişe değer bir şey yok çünkü bir şey de bırakmadınız arkadaşlar. Bunlardan en önemlisi, çok böyle basite indirgenip Türkiye’deki 24 şeker fabrikası gibi gözükse de 81 milyonun mutfağında, elinin altında olan şekeri üreten şeker fabrikaları ve şeker pancarıydı. Bu fabrikaları da özelleştirirken -o söylediğimiz millî duruştan uzak- artık kimlere, ne bahşedildi bilemiyoruz ama usulüne uygun bir süreci de yaşamadık.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Amerika’nın isteğiyle yandaşa peşkeş çektiler o fabrikaları.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Özelleştirme İdaresinden sık sık takip ettik. Ortaya sorunlar yumağının yenisi eklendi arkadaşlar. Ama şeker pancarının önemi, bakın, o günlerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından şöyle vurgulanıyor, 17 Kasım 1937’de: “Şeker fabrikalarının sayısını 20’ye çıkarmaz ve şekeri ekmek kadar kolay alınır hâle getiremezsek gürbüz çocuklara bu ülkede hasret kalacağız.” diyor. Yani yaşamımıza yaklaşık 20 bine yakın gıdayla giren bir ürün arkadaşlar. Bunlardan bir fabrika da benim yaşadığım topraklarda, Tokat Turhal’da var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Satanların eli kırılsın, eli!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Şeker vatandır, vatan satılmaz dedik, anlamadılar.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, hatibi dinleyelim.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Ve Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba başkanlığındaki şeker komisyonu olarak 30’a yakın milletvekili arkadaşımızla Türkiye’deki bütün fabrikaları dolaştık.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Evet, gittik, uyarmaya çalıştık.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Turhal Şeker Fabrikası Türkiye’nin 4’üncü büyük şeker fabrikası.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – “Sattınız.” demeyin bari.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sattınız, siz sattınız.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, hatibimiz konuşuyor, lütfen, bir değerli hatip konuşuyor.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Arkadaşlar, bu fabrikanın özelliği şu: Topraklarımıza fabrika yapılıyor diye o kentin insanları devlete arazisini bağışlamış, ülkemiz bir fabrika kazansın diye. Turhal, o zaman, arkadaşlar, 2.600 nüfuslu bir nahiye merkezi; daha sonra, nüfusu 100 binlere dayanan Turhal’ı, ne acı ki, AK PARTİ iktidarlarının öngörüsüz ve bu ülkenin geleceğini planlamayan politikalarıyla yeniden nüfusu 50 binlere düşmüş, daha da düşmekte olan bir ilçe hâline getirdiniz. İşte, o fabrikayı özelleştirdiniz arkadaşlar. Bu fabrikanın yanında, çok fonksiyonel kurulmuş bir de makine fabrikamız vardı.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - İşçileri işten attılar, pancarcıları perişan ettiler.

KADİM DURMAZ (Devamla) - Şu anda orada 32 işçiyle o koskoca makine fabrikası yaşamını sürdürmeye devam ediyor. Amacının ne olduğu belli değil. Gelinen nokta bu.

Fabrikamız, yaklaşık olarak 612 dönüm arazisiyle satıldı. Tabii ki özel sektör hemen buradan bir bölüm işçiyi, çalışanı, memuru devletin sırtına yükledi.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Çıkarttı.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Kalanı, kendi, nitelikliymiş gibi düşünüp tasarladığı insanları Turhal’a getirip yerleştirdi, fabrikayı çalıştırmaya çalışıyor. Ancak, süre beş yıl ama Tokatlı bu filmi seyretti arkadaşlar. TEKEL sigara fabrikamız vardı; hepiniz bilirsiniz, TEKEL 2000 ve Tokat Sigarası böyle, çok itibar gören -sigarayı da böyle methetmeyi çok istemiyorum ama- bir sigaraydı. O zaman da satış sözleşmesinde şu vardı: “Fabrika beş yıl çalışacak.” İktidar partisi milletvekilleri Tokatlı 37 bin tütün üreticisine, orada çalışan işçiye, nakliyeciye, kooperatif sahiplerine ve üyelerine şunu diyordu: “Arkadaşlar, bu beş yılın o sözleşmede olduğuna dikkat etmeyin. Biz söz verdik, Sayın Cumhurbaşkanımız söz verdi, o fabrika kapanmayacak.” Arkadaşlar, fabrika 463 dönüm; şu anda orada, Tokat-Turhal yolunun kenarında büyük bir tabela var, “İtinayla hurda alınır.” yazıyor. Ve tabii ki, buna bağlı 37 bin aile Tokat’tan göçtü; AK PARTİ iktidarları sayesinde de Tokat, son on yılın en çok göç veren ili oldu.

Arkadaşlar, tabii, bu Şeker Fabrikasının özelleştirilmesiyle sadece Tokat Turhal’da değil, Türkiye’nin birçok yerinde sorunlar yaşandı. Hatta Elbistan’da fabrika “Çiftçi ekmesin, ben buradaki kotayı başka şekilde değerlendireyim.” diye pancarı söktürmedi, kış şartlarında köylüyü çamura sapladı, permeperişan durumda köylü pancarını teslim edemiyor. Artık teslim ettiği şeker pancarındaki -keyfiyete dayalı, ekmemeye zorlayan- o çamur fireleri de bir kenarda dursun.

Şu anda, arkadaşlar, mağdur 800 şeker işçisi yargıya gitmiş, işine iade için davanın sonucunu bekliyor. Yine, 964 işçiyi zoraki emekli ettiniz, bu insanlar sonucunu yargıda beklemekte. Yine, 81 milyonun sağlığını ilgilendiren, ŞEKER-İŞ’in açtığı bir dava var arkadaşlar, çok ilginç. Bakın, dava da aynen şöyle: Eğer şeker pancarı üretimi bu ülkede yapılmaz, şeker fabrikalarında şeker üretilmezse sektörde sağlıklı gıda olamayacağı yönünde bir dava ve bu dava kabul görmüş, şu anda Danıştayda görülüyor. İnanıyorum, az da olsa sayıları, bu ülkenin yargıcı olanlar 81 milyonun sağlığını 15-20 özel sektörden daha doğru görüp daha doğru düşünerek karar vereceklerdir diye düşünüyorum.

Yine Bor’da usulsüz şekilde bir devir oldu ama gözleri görmeyen Özelleştirme Kurumu ne acı ki bu devri de onayladı. Bunun da yargıya gidip düzeltilmesi noktasında gerekli mücadeleyi vereceğiz.

Arkadaşlar, Tokat dedik. Tokat, bütçeden yeteri kadar nasibini almayan ama 3 Kasım 2002’den bu yana, hani sizin “milat” dediğiniz tarihten bu yana karşılıksız severcesine size oy vermiş bir il. Ama gidin o köylüye, çiftçiye, Kazovalıya, Artovalıya, Erbaa’ya, Yeşilyurt’a, Niksar’a, Turhal’a, Zile’ye sorun, artık şartlar değişti arkadaşlar. Esnafta kan alacak damar, fabrikatörde ayakta duracak mecal bırakmadınız. Kapanmayan, kapatılmayan işletmeler ancak şöyle yürüyor: İşçilerinin maaşlarını öteleyerek. Sizin aldığınız bu tedbirlerle o işçilerin, o fabrikatörlerin, o küçük esnafın, sanayicinin, KOBİ’nin kendini toparlayıp -hani dinamik dediğimiz, Anadolu kaplanı dediğimiz bu firmaların- ülke ekonomisine katkı sunması oldukça zor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Sayın Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Durmaz, bir dakika ilave ediyorum, toparlayalım.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Çözüm? Arkadaşlar, çözüm şu: Bu bütçe önce 81 milyonun dinamiklerini masaya yatıracak. Hani güç sarhoşluğuyla önemsemediğiniz sivil toplum örgütleri, meslek odaları var ya, onlarla bir masaya oturup ülkenin şöyle bir envanterini yapacak. Hani müflis esnaf gibi satıp verimli kullanmadığınız, kısa sürede geri dönüşü olmayan şekilde heba ettiğiniz o kaynakların hesabını 31 Martta sandıkta da soracağına inanıyorum ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Durmaz.

Değerli milletvekilleri, şahıslar adına söz taleplerini yerine getireceğim.

Şahıslar adına ilk söz, Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Müslüm Yüksel’e aittir.

Süreniz beş dakika Sayın Yüksel.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MÜSLÜM YÜKSEL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesi üzerinde şahsım adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi ve Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 10 Aralıkta başlamış olduğumuz bütçe görüşmelerinin sonuna yaklaşmış bulunuyoruz. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemimizin ilk bütçesini 1 Ocak 2019’dan itibaren uygulamaya başlayacağız. Yeni bütçeyle ekonomimizi hedeflerimize uygun bir büyüme performansına kavuşturmakta kararlıyız. 2019 yılı bütçesi, Yeni Ekonomi Programı’nda ortaya konulan dengelenme sürecinin en temel destekleyicisi olacaktır. Maliye politikası, para politikasıyla eş güdümlü olarak, enflasyon başta olmak üzere, cari açık ve büyümeye ilişkin hedeflerle uyumlu olarak yürütülecektir. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin sağlayacağı hızlı ve etkin karar alma mekanizması ve ekonominin daha koordineli yönetilmesi bu dönemin en önemli avantajları olacaktır. Önümüzdeki dönemde AK PARTİ hükûmetleri olarak kararlılıkla uyguladığımız mali disiplin politikamızdan asla taviz vermeyeceğiz. Mali disiplin, dengelenme sürecinin en temel destekleyicisi olacaktır. Yapılacak tasarrufların yapısal değişikliklerle kalıcı hâle gelmesi sağlanacaktır.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetleri olarak cumhuriyetimizin 100’üncü yıl dönümü olan 2023’e giderken ortaya koyduğumuz hedefleri gerçekleştirerek bugünlere gelmenin haklı mutluluğunu yaşıyoruz. Bu bağlamda, liderimiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde 2023, 2053 ve 2071 hedeflerine milletimizle birlikte emin adımlarla yürümekteyiz. Attığımız her adım ülkemizin aydınlık geleceği, milletimizin huzuru ve refahı içindir. Cumhuriyetimizi güçlü bir demokrasiyle gelecek nesillere emanet etmek için var gücümüzle çalışmaktayız. Birlik ruhu içinde ülkemizi demokrasiyle güçlendirmeye büyük çaba sarf ediyoruz. Güçlü bir siyasi idareyle bir yandan siyasi istikrarı korumaya, diğer yandan da Türkiye’yi dünyanın güçlü ekonomileri arasında tutmaya gayret ediyoruz. “Her şey Türkiye için, her şey milletimiz için.” diyerek durmadan, yorulmadan çalışmaya devam ediyoruz. Ellerini ovuşturarak Türkiye’nin sıkıntıya düşmesini, diz çökmesini, pes etmesini bekleyenleri bugüne kadar sevindirmedik, yarın da Allah’ın izniyle sevindirmeyeceğiz.

Bölgesindeki ve tüm dünyadaki mağdurların ve mazlumların ümidi olan Türkiye’nin dimdik ayakta durması, bununla kalmayıp sürekli güçlenmesi, 81 milyon vatandaşımızla birlikte yüzlerce milyon insanın da beklentisidir. Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için yapılan her hamle, ülke olarak yaptığımız daha büyük atılımlarla karşılık bulmuştur. Her hâl ve şart altında çareyi milletimizde, demokraside, millî iradenin üstünlüğünde aradık. Ülkemizi vesayet bataklığına itmek istediler, çözümü milletimize gitmekte bulduk. Uluslararası alanda ülkemizi kuşatmaya çalıştılar, gücümüzü milletimizden alarak yolumuza devam ettik. Milletimizin huzuruna her çıktığımızda milletimizin güçlü desteğini arkamızda hissettik. Sokakları karıştırarak milletimizi birbirine düşürmeye çalıştılar, fitneye fırsat vermedik. Terör örgütlerini kullanarak ülkemize diz çöktürmeye çalıştılar, bunu da milletimizin desteği ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşuyla bertaraf ettik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002’den bu yana süregelen AK PARTİ hükûmetleri döneminde ülkemizde her alanda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Siyasi istikrar, ekonomik istikrarı da beraberinde getirmiş, milletimizin refah düzeyi önemli oranda yükselmiştir. Aynı zamanda, AK PARTİ hükûmetleri döneminde Türkiye, bölgesinde lider ülke konumuna gelmiştir. Bizler, milletimizin hizmetkârları olarak, milletimizin hassasiyetleri doğrultusunda hizmet etme azim ve kararlılığı içerisinde çalışmalarımızı hız kesmeden devam ettireceğiz.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin hazırlanmasında emeği geçen başta Hazine ve Maliye Bakanımıza, bakanlarımıza ve bürokratlarına, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan ve üyelerine teşekkürlerimi sunuyor, 2019 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, aziz milletimizi ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yüksel.

Değerli milletvekilleri, madde üzerinde şahıslar adına son söz İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erkan Baş’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu selamlıyor, ekranları başında bizleri izleyen işçi kardeşlerimize, emekçilere, alın teriyle yaşayan bu ülkenin tüm onurlu insanlarına yürekten sevgilerimi sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, neresinden başlayacağım gerçekten bilemiyorum. Hani deveye sormuşlar “Boynun niye eğri?” diye “Nerem doğru ki?” demiş. Bu bütçenin doğrusu yok arkadaşlar, tümden yanlış. Tartıştığımız bütçe teklifi tümden yanlış olduğu gibi, en hafif bir tabirle, çirkin bir hesabın ürünüdür. Bu bütçede temel amaç, ülkemizde alın teriyle, emeğiyle yaşayan milyonların yarattıkları değeri, alın terinden süzülüp damla damla oluşan devlet bütçesini halka değil de bir avuç para babasına, patronlara ve onların siyasi temsilcisi olarak saraya aktarmaktır. Arkadaşlar, daha acısı, bir aydır burada tartışıyoruz ve tek virgülünü bile değiştirmemek için inat ediliyor.

SALİH CORA (Trabzon) – Halk inanmıyor bunlara. Bunlara Nişantaşı’ndaki kafelerdeki birkaç kişi inanır, başkası inanmaz.

ERKAN BAŞ (Devamla) – İnat ediliyor çünkü bu suçu hepimiz işlersek, bu suçu bütün Meclis işlerse bu suçtan kendileri kurtulacak. Bu suç, sarayın suçu olmayacak, hepimizin suçu olacak. Ama yağma yok arkadaşlar.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Saray kadar taş düşsün başına be!

ERKAN BAŞ (Devamla) – Her şeyden önce, bu suça ortak olmayacağımızı ve bütçeye en kararlı biçimde “hayır” diyeceğimizi ifade etmek istiyorum. Böylesine emek ve halk düşmanı bir bütçeyi bu ülkenin işçilerinin, emekçilerinin kabul etmesi düşünülemez, tüm varlığını işçi sınıfına adamış Türkiye İşçi Partisinin kabul etmesiyse hiç düşünülemez.

Tekrar söylüyorum: Bu bütçe büyük patronlara hizmet bütçesidir. Bunları söylerken de AKP’ye, saraya bir suçlamada falan bulunmuyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TAMER DAĞLI (Adana) – Hangi saray ya, Galatasaray mı?

ERKAN BAŞ (Devamla) – Kaçak saray Beyefendi, kaçak saray!

BAŞKAN – Sayın Baş, Genel Kurula hitap edin.

Değerli arkadaşlar, lütfen…

ERKAN BAŞ (Devamla) – Arkadaşlar, bağıran haklı olsaydı Meclisi Esenler Otogarı’na kurardık, burada niye konuşuyoruz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Baş, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

Değerli arkadaşlar, lütfen sataşmayalım.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Arkadaşlar, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Bu sizin yaptığınız ilk bütçe değil. Bu, daha önce hazırladığınız bütçelerin sonucu ve bakın, sonuç ortada. 2002’de ilk bütçeyi hazırladığınızda nüfusun sadece yüzde 1’ini oluşturan para babaları patronlar var ya, onlar servetin yüzde 38’ini alıyordu. Şimdi, on altı yıldır siz iktidardasınız, bugün o para babaları, o sömürücüler, nüfusun sadece yüzde 1’ini oluşturanlar bu bütçenin yüzde 60’ını alıyor. Arkadaşlar, on altı yılda zenginleri daha fazla zengin eden bu uygulamadan ar damarı çatlamamış olan herkesin utanması gerekir. On altı yıldır hazırladığınız bütçelerin özeti şudur: Emekçiler, yoksullar çalışıyor, üretiyor; patronların servetine servet katılıyor. Hani “Yol yapıyoruz." diyorsunuz ya, işte siz bunun yolunu yapıyorsunuz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan be!

ERKAN BAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, uzun uzun konuşmak mümkün ama vaktimiz az.

Büyük sermayeye, emperyalist güçlere hizmet iktidarların fıtratında vardır. Parti kurulurken icazet almak için Amerika’ya gidip -defalarca gidip- Amerika’yla her istediğini yapıp sonra, lafa gelince Amerika’ya laf atmak, atıp tutmak kolay tabii. Yıllarca FET֒yle kardeş kardeş yaşayıp giden ortaklık bozulduktan sonra, üstelik sadece ortaklık bozulduktan sonra yapılanları suç olarak göstermek kolay tabii.

“Biz bu ülkenin zencileriyiz.” diye gelip ülkenin en zenginleri hâline gelince ülkeyi bataklıktan bataklığa sürüklemek kolay tabii. Böyle yaşayanların emekçilerin bütçesini düşünmesi mümkün değil.

Arkadaşlar, bakın, bu ülke halkı, emekçiler, yoksullar yüce gönüllüdür. Hepiniz duymuşsunuzdur “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.” denir. Ha, doğru mu? Tartışırız ama halkımız böyle diyor diye biz kabul edeceğiz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kürsüye çıkıp farklı konulardan konuşuyorsun ya!

BAŞKAN – Sayın Özel…

ERKAN BAŞ (Devamla) – Biliyorum, biliyorum.

On altı yıldır pek çok yanlışa imza attınız, sonra çıktınız “Kandırıldık, bilmedik, hata yaptık, Allah affetsin, millet affetsin.” dediniz mi? Dediniz.

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç doğru bir şey yapmadık mı ya?

ERKAN BAŞ (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, sonra “Demedi.” demeyin.

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç doğru bir şey yapmadık mı?

ERKAN BAŞ (Devamla) – Buradan, Meclis kürsüsünden, halkımızın şahitliğinde gözlerinizin içine bakarak söylüyorum. Türkiye işçi sınıfı adına, bu ülkenin devrimcileri adına sizleri uyarıyorum…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Neyi devireceksin?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Neyi devireceğini söyle.

ERKAN BAŞ (Devamla) – İktidarınızı devireceğiz.

BAŞKAN – Dinleyelim değerli arkadaşlar, dinleyelim.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Bu bütçeye “evet” demek “Ben bilmem, saray bilir.” demektir. Bu bütçeye “evet” demek “Ben bu ülkenin işçilerinin, emekçilerinin, işsizlerinin dertleriyle ilgilenmiyorum.” demektir. Bu bütçeye “evet” demek “Bir stadyum dolusu asgari ücretlinin bir aylık gelirini saray bir günde harcasın.” demektir. Bu bütçeye “evet” demek…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – “En hayırlı iş.” demektir.

ERKAN BAŞ (Devamla) – ... “Emeklilikte yaşa takılanlar şimdi de AKP’ye takılsınlar, emekli maaşına el konulanlar ölümün kucağına atılsın.” demektir. Bu bütçeye “evet” demek “Kadınlara yönelik eşitsizliğin ve erkek şiddetinin devlet kasasından desteklenmesi.” demektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baş, bir dakika ilave ediyorum.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu bütçeye “evet” demek “Gençlerin gelecek umutlarının karartılması, birbirine düşman edilmesi.” demektir. Bu bütçeye “evet” demek, ataması yapılmayan öğretmenlere, sağlık emekçilerine “Mesleğini yaptırmıyorum, ister limon sat ister intihar et.” demektir.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Zamanını boşa harcıyorsun, boş konuşuyorsun.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Bu bütçeye “evet” demek Kürt emekçilerine “Dilin, kültürün, siyasi iraden değil; üzerine yollayacağımız mermiler, bombalar devlet güvencesi altında.” demektir. Bu bütçeye “evet” demek, Alevilere “Sünni Diyanet İşleri Başkanına trilyonluk makam aracı alacağız ama senin eşit yurttaşlık talebini zerre umursamıyoruz.” demektir. Bu bütçeye “evet” demek “Gencecik askerlerin sadece iktidarda kalmanız için üretilen savaş politikalarına kurşunla olmuyorsa soğuktan donarak ölmesi.” demektir. Ve arkadaşlar, bu bütçeye “evet” demek “Aydınların, gazetecilerin, akademisyenlerin, sanatçıların, hukukçuların AKP gericiliğine karşı özgürlüğü, gerçeği, bilimi savunan insanların işsiz bırakılması, tutuklanması.” demektir.

Sayın Başkan, bitireyim.

BAŞKAN –Devam ediyor süreniz.

Buyurun.

ERKAN BAŞ (Devamla) –Değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Boş konuşuyorsun, boş!

BAŞKAN – Şimdi ilave edeyim.

Toparlayalım Sayın Baş. Her zaman kürsüye çıkmıyorsunuz, size bir dakika ilave ediyorum.

Buyurun.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, “Boş konuşuyorsun.” diyorsunuz da şu sıralara… Bana laf atacağınıza…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

Sayın Baş…

ERKAN BAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, bunun kayıtlara geçmesi gerekiyor.

BAŞKAN - Siz Genel Kurula hitap edin.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Arkadaşlar, bunun kayıtlara geçmesi gerekiyor.

1’inci partinin 290 milletvekili var, yüzde 95’i bütçe tartışılırken burada değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu millet size buraya gelin diye para veriyor. Bu millet size buraya gelin diye görev veriyor, dışarıda yatın diye değil.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Hiç kimse seni dinlemez, boş konuşuyorsun!

ERKAN BAŞ (Devamla) – Tamam, sizinle konuşmuyorum, bu ülkenin işçilerine sesleniyorum, bu ülkenin emekçilerine sesleniyorum: Patronların ve emperyalistlerin hizmetindeki bir iktidar tarafından yönetiliyoruz kardeşler. Fakat bu karanlık günler er ya da geç mutlaka bitecek ve bu, Türkiye işçi sınıfının eseri olacak. Onlar teslim olmadığı sürece biz de teslim olmayacağız.

Patronlara da sesleniyorum: Son uyarımız. Bu zevküsefanın, bu iktidarla al gülüm ver gülüm ilişkisinin sonsuza kadar gitmeyeceğini bilin. Bu “han-ı yağma” düzeni sona erecek, eşitlik ve özgürlük kazanacak! (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Bir defa sen işçi değilsin ya!

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Senin partinin oyu kaç?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

SALİH CORA (Trabzon) - Bir defa sen işçi değilsin, patron görünümlüsün.

BAŞKAN – Sayın Cora, bir saniye lütfen…

Sayın Özkan, buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kayıtlara geçmesi için söylüyorum.

Sayın hatip hiç endişe etmesin, işçi, köylü, esnaf bizlere emanet. (CHP sıralarından “Tabii, tabii!” sesleri) Hamdolsun, on altı yıllık bütçemizle, on altı yıldan beri huzur içinde…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Cengiz, Kolin, Limak…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - …rahat içerisinde girdiğimiz bir çevre varsa o da işçilerin, köylülerin, esnafın çevresidir.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Açlık sınırında!

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Herkes huzur içinde yaşamakta, merak etme!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Hamdolsun, bugün, sosyal politikalarla, işçimize vermiş olduğumuz sosyal haklarla bu ülkenin ezilen çevreleri ilk kez…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Açlık sınırının altında yaşıyor işçiler.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Dün denilmişti ya “…”(x) “devrim” denildi. İşçi devrimi on altı yıl önce yapıldı ve hamdolsun, bugün huzur içerisinde…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Açlık sınırın altında yaşıyor.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Ancak sizler konuşmaya devam edin, sadece konuşmaya.

Susma, sustukça sıra sana gelecek! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Eyvallah! Tam oturdu.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi 14’üncü madde üzerinde soru-cevap işlemini başlatıyoruz. Süremiz on dakika. Bu süreyi sayın milletvekilleri ve Komisyon eşit olarak paylaşacaktır.

Şimdi, soru-cevap işlemini başlatıyorum.

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Uyguladığınız ekonomi politikalarından kim kazandı gerçekten merak ediyorum. Kazananlar aslında belli: Türkiye'ye kim faiz karşılığı para sattıysa onlar kazandı. Özelleştirilen o güzelim kamu kuruluşlarını çok ucuza kimler kapattıysa onlar kazandı. Siz, bütün borç aldığınız bu paralarla fabrikalar yapacağınıza, tarıma destek vereceğinize, esnafa düşük faizli krediler sağlayacağınıza, bir avuç yandaşa bu paraları betona çevirmesi için teslim ettiniz. Ekonomi krize giriyor, hâlâ yandaşlarınızı düşünüyorsunuz, kamu bankaları aracılığıyla konut kredisi faizlerini onlara kanalize ediyorsunuz. Hâlbuki yapmanız gereken, işçiyi, emekliyi, çiftçiyi, esnafı düşünmenizdi, emeklilikte yaşa takılan milyonlarca insanın mağduriyetini düşünmenizdi. Yoksul kesimlerin gelirini artırabilseydiniz şimdiye kadar ekonomimiz yeniden rayına otururdu hatta dünyada ilk 15’e çoktan girerdik. Ekonomi politikalarını değiştirmeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, Konya Bölge Müdürlüğüne bağlı olarak Afyonkarahisar Karayollarında çalışan 100 taşeron işçi yaklaşık elli gündür maaşlarını alamıyorlar, altı ayda sadece iki kez maaş alabilmişler. Ev geçindiren, çoluk çocuk okutan bu işçiler Karoyollarında esas işi yaptıkları hâlde kadro dışı kaldılar. Yetkililerle görüştüğümüzde, devletten ödenek alamadıkları için işçilerin maaşını ödeyemediklerini belirtiyorlar. Buradan “IMF’ye borç veren konuma geldik.” diyenlere, millet kıraathanelerine ve millet bahçelerine 3 milyonun üzerinde para ayıranlara, sarayın serasına bile yüz binlerce lira kaynak ayıranlara, AKP’li Konya Belediyesinde yapılmamış köprüyü yapılmış gibi göstererek milyonlarca lira para akıtanlara sesleniyorum: Taşeron işçinin hakkını verin, çekin elinizi taşeron işçinin ekmeğinden. Taşeronun kadrosunu, maaşını, hakkını teslim edin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Topal…

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Hatay’da hazine arazisi sorunu hâlâ devam ediyor. Bakın, Türkiye'de on beş, yirmi yıldır hazine arazisi üzerinde kurulu ev sahipleri sadece Hatay’da haklarını alamıyor, tapularını alamıyor. Çünkü Hatay bunun dışındadır, bu kapsamın dışındadır. Bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Buradan AK PARTİ Hatay milletvekillerine de sesleniyorum: Sizler bu konuda öncü olun, gelin Hatay’daki hazine arazilerini birlikte çözelim çünkü Hatay halkı bu sorunun çözülmesini istiyor; Hatay halkı mağdur, bir an önce bunu çözelim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Buradan Hükûmete ve iktidar partisine seslenmek istiyorum: Taşeron işçilerine “Koşulsuz, şartsız kadro.” dediniz, bir sürü söz verdiniz! Kadroya geçen arkadaşlar bugün ne yazık ki kadro aldıklarına sevinemediler bile, ağlar duruma geldiler, taşeron hâlini neredeyse arar hâle geldiler, bir sürü hakkından vazgeçmek zorunda kaldılar. Kadro bekleyenler ayrı ağlıyor şu anda, onların ciddi sıkıntıları var “Verilen sözler hâlâ tutulmadı.” diye isyan ediyorlar. Kadro bekleyenlerin dışında bir de işsiz kalanlar var, yüzde 70 şartına takılıp da saçma sapan bir şarta takılıp da bugün sözleşmeleri yenilenmediği için işsiz kalan arkadaşlarımız var; onların sorunları da apayrı bir dert. Ne yazık ki bu taşeron konusunu elinize yüzünüze bulaştırdınız, insanları daha da mağdur ettiniz, çözüm üretelim derken daha da çözümsüzlüğe ittiniz.

Gerçekten, buradan sizi kutlamak istiyorum, bu kadar insanı aynı anda nasıl ağlatmayı başarabiliyorsunuz, bu kadar insanı nasıl mağdur etmeyi başarabiliyorsunuz? Alkışlıyorum sizi!

BAŞKAN – Sayın Gürer yerine Sayın Özer…

AYDIN ÖZER (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ulaştırma Bakanına soruyorum: Antalya Kemer-Kumluca bölünmüş yolu niçin bitirilemiyor? O bölgede daha önce heyelanlar olmuştu, yol yeni yapıldı, aylarca yol kapalı kaldı, yine heyelanlar devam ediyor. Bu yolların kabulünü kim yapıyor?

Yine, aynı yol üzerindeki Beycik tünelinin az bir işlemi kalmasına rağmen, müteahhit firma bütün sistemini söküp gitti, şantiyeyi söküp gitti; niye bitirilemiyor?

Yine, Antalya Korkuteli-Elmalı yoluna bir asfalt dökümü yapılıyor; millet Kızılcadağ’dan gitmek zorunda bırakılıyor. “Kriz yok.” diyorsunuz, bu yolları keyfekeder mi yapmıyorsunuz, bunu anlamak istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özalan yerine Sayın Şanverdi…

Sayın Komisyon, Sayın Şanverdi’den sonra size söz vereceğim.

Buyurun.

HÜSEYİN ŞANVERDİ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, bu bütçeye “evet” diyoruz çünkü Türkiye ekonomisi, 2002’den bu yana, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden daha yüksek oranda büyümektedir. Enflasyonla mücadele ederken ekonomisini sürekli büyüten Türkiye, bu süreçte örnek gösterilen bir ülke olmuştur. Ülkemiz, AK PARTİ iktidarında, kişi başına düşen millî geliri 3’e katlamıştır. Biz, bu bütçeye “evet” diyoruz çünkü global ekonomide sıkıntı yaşanırken, çevresi ateş çemberine dönmüşken büyümesini devam ettiren bir Türkiye vardır. Hain işgal girişimine maruz kalan, terör belasıyla mücadeleye devam ederken bile ekonomisini sağlam zemine oturtan bir Türkiye vardır. Ekonomimiz büyümeye devam edecektir.

Durmak yok, yola devam diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bütçenin Cumhurbaşkanı tarafından savunulmasını beklediklerine, sorulara Plan ve Bütçe Komisyon temsilcilerinin cevap vermesinin yürütmenin Meclisi işlevsiz gördüğünün, önemsemediğinin itirafı olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tam bu aşamada bir şey söylemem lazım.

Şimdi bütçe görüşmelerini yapıyoruz. Bu, yapılan Anayasa değişikliğinden sonra ilk bütçe görüşmesi ve bu bütçe görüşmelerinde, hep birlikte oturduk ve yürütmenin nasıl temsil edileceğini tarif ettik.

Şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız: Bütçe, yürütme tarafından, Cumhurbaşkanı tarafından Meclise sunulabilen, milletvekilleri dışında tek teklif. İlk baştan beri en üst düzeyde bütçenin burada savunulmasını, bütçenin sahibi olan Cumhurbaşkanıysa Cumhurbaşkanı tarafından savunulmasını hep bekledik, Cumhurbaşkanı Yardımcısının ve ilgili bakanların buradaki temsilini önemsedik. Çok önemli konularda çok önemli tartışmalar oldu. Zaman zaman, bakanlar, bu sorulardan ne kadar faydalandıklarını kendileri bizzat ifade ettiler.

Şu anda, bütçenin olmazsa olmazı maddeleri üzerinde görüşüyoruz, bir iki madde sonra da geçen yılın kesin hesabını görüşeceğiz. Burada yöneltilen sorular yürütmeyedir ancak görüyoruz ki -şahsına bir itirazımız olmamakla birlikte- Cemal Bey soruları cevaplamaya hazırlanıyor. Cemal Bey Plan ve Bütçe Komisyonunda görevlidir, Plan ve Bütçe Komisyonu adına sözcülük görevi yapıyor. Herhangi bir kanun teklif ya da tasarısının komisyon tarafından benimsenmesinden sonra Komisyon tarafından savunulması başka bir şeydir ama yürütmenin Mecliste vatandaşın vergilerini nasıl harcayacağıyla ilgili en temel ve Parlamentonun doğuşuna sebep olan bütçe hakkı üzerinden sorulacak sorulara Cemal Bey’in cevap vermesi doğru bir yaklaşım değildir. Bu, açıkça yürütmenin Meclisi nasıl işlevsiz gördüğünün, nasıl önemsemediğinin ve bütün görevleri yani Hazineyi, Maliyeyi, ekonomiyle ilgili bütün görevleri bir tek adamın damadına vermesinden sonra o damadın yükü taşıyamadığının ve Parlamentoya karşı gerekli saygıyı göstererek gelip burada maddelerde milletvekillerinin sorularını cevaplayamadığının itirafıdır. Bu, rejime kasteden Anayasa değişikliğinin aksaklığı, topallığı, kötürümlüğü, yürümezliğini gösterdiği gibi, yürütmenin yeni rejimde halkın teker teker doğrudan seçtiği temsilcilerine karşı atadığı bakanlarının nasıl bir vurdumduymazlık ve Meclise küçümserlik gösterdiğini de ifade etmektedir.

Sizden talebimiz; soru-cevabı bu aşamada keselim. 1’inci grup bakanla irtibata geçsin. Cumhurbaşkanı Yardımcısı ya da bakan -ya da büyük bir imkânsızlık varsa herhâlde yürütmeyi temsil edecek bir başka bakancık vardır, ne kadar atanmış olsalar da- gelsinler ve burada yürütme adına soruları cevaplasınlar. “Yok, biz soruları cevaplamayacağız, bütçede sorular sorulacak, cevabı yine Meclisin içinden Plan ve Bütçe Komisyonu Sözcüsü verecek.” Bu, meseleyi, küçümsemek, önemsiz hâle getirmek, Meclisi bir kat daha itibarsızlaştırmak anlamına gelecektir. Bu aşamada bu uygulamaya itirazlarımızı belirtiyoruz Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Buyurun Sayın Özkan.

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, bütçe kanun teklifinin Genel Kurula geldiği andan itibaren Komisyonun görev ve sorumluluğunda olduğuna ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın grup başkan vekilinin özellikle 24 Haziran seçimlerinden sonra Parlamentonun çalışma düzenine ilişkin, sürekli tartıştığımız hususlara ilişkin yeni bir ifadesini görüyoruz. Ancak sayın grup başkan vekilinin mutlaka Parlamentonun çok daha iyi çalışması için bu görüşleri sunduğuna da inanmak istiyoruz.

Ancak bakınız, evet, dedikleri gibi, bütçe Hükûmet tarafından getirilen tek tekliftir. Yani yeni anayasal düzen içerisinde Hükûmetin sadece ve sadece bütçe kanununu teklif etme görev ve sorumluluğu vardır, bu da gelmiştir. Komisyonda bu bütçe görüşülmüş, bakanlar ve bütün bürokratik erkân orada bütün milletvekillerinin, Komisyondaki milletvekillerinin bütçeyle ilgili sorularını yanıtlamış ve tartışılmıştır. Komisyondan bütçe kanunu Genel Kurula geldiği andan itibaren, Hükûmetin başlattığı bu süreç artık Komisyonun görev ve sorumluluğunda devam etmektedir.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Niye mikrofonu açmıyorsunuz Sayın Başkan? Duymuyoruz. Açın şu mikrofonu.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bugün, burada Komisyon Başkanı veya Komisyon adına bütçe kanununu savunacak herhangi bir kişi 1’inci parti grubundan olmasa dahi -örnek veriyorum, Cemal Bey veya Sadi Bey- burada Komisyonu temsilen başka bir partiden birisi olsa dahi, artık bu Komisyonun kabul ettiği kanun teklifi olarak tartışılmakta ve görüşülmektedir. Onun için, sayın bakanlarımızın bu hususta sekiz günden beri ortaya koyduğu ve tartıştığı meseleler, yanıtlanan sorular artık bakanların görevleriyle ilgili sorulardır.

Burada, Genel Kurulda sayın milletvekillerimizin artık Komisyonun tasarrufu olan bütçe kanununa ilişkin sorularını yanıtlamak üzere Komisyon temsilcisi bulunmaktadır. Ve özellikle bakanlarımızı Genel Kurulda itibarsızlaştırma gayretlerini de kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum. Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Sayın bakanlarımızın, bugün gayretli çalışmalarının milletimiz nezdinde nasıl bir teveccühle hüsnükabul gördükleri de ortadadır.

Bakanlarımızın sorumluluğu, Sayın Cumhurbaşkanımızın ataması ve 2023’te gerçekleşecek seçimde de siyasi olarak hesaplarını vereceğini ve bunun da siyasi denetimle olacağını ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum: (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, maddeler görüşülürken ilgili bakanın Genel Kurula gelmemesinin tesadüfi olmadığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa)- Sayın Başkanım, temel durumumuz şu: Cumhurbaşkanının, seçimi kazandıktan sonra dilediği kadar bakanlık, dilediği kadar bakan ve Cumhurbaşkanı yardımcısı görevlendirme imkânı var.

SALİH CORA (Trabzon) – Yaptı mı? Yapmadı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bir tasarrufta bulundu ve bu kadar bakan görevlendirdi ama yürütmenin bugün içinde bulunduğu acziyet…

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç âciz değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …buraya bir bakan gönderememe noktasındaysa bir bakan daha atasaymış. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Maddelere geçtik, Strateji ve Bütçe Başkanının gelmesi yeterlidir.

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Ne ilgisi var ya?

BAŞKAN – Bir saniye değerli arkadaşlar…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eğer bakan yeter sayımız varsa nerede bu adamlar, neden gelmiyorlar?

SALİH CORA (Trabzon) – Hiç alakası yok! Gelme zorunluluğu yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman, ayağa kalkan sayın grup başkan vekilini ben yasamanın bir temsilcisi olarak görürüm ve en çok sandalyesi olan grubun grup başkan vekili kalktığında, gerçekten Parlamentoyu, gerçekten demokrasiyi ve buradaki müzakereyi önemseyen…

SALİH CORA (Trabzon) – Yasama ile yürütmenin ayrıldığının farkında değilsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …ve odağa alan bir yaklaşımla “Doğru söylüyor, bakanların buraya gelmesi lazım. Yürütmenin yasama karşısındaki bu duyarsızlığı anlamsızdır. Ben de gerekli görevi yapmak üzere süre istiyorum.” deyip, kapatıp, partisinin bakanlarını arayıp getirebilir. Maddeler görüşülürken buraya bakan gelmemesi tesadüfi bir iş değil. Aynı maddeye göre sunuma da gelmeyebilir, aynı maddeye göre bakanlıkların görüşüldüğü sırada da gelmeyebilir; Komisyona bunu… Ondan sonra biz otururuz, burada birbirimizi ağırlarız. Böyle bir şey yok; yürütme gelecek, oraya oturacak, soruları cevaplayacak. Verecek cevabı yoksa da “Cevabım yok.” diyecek.

BAŞKAN – Sayın Özel, toparlayalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yanıtlayamıyorsa “Yazılı olarak cevaplarım.” diyecek.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Bağırmadan konuş ya. Kulaklarımıza zarar veriyorsun ya.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Uygulama, Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygundur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu yaklaşım doğru değildir, bu yaklaşım Meclisi hiçleştiren bir yaklaşımdır. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Sizden ricam, oturuma ara verelim…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ne alakası var ya?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …1’inci parti kendi bakanlarını arasın. Meclis Başkanımız aracılığıyla burada bakanların bulunmasının münasip olduğunu ifade edelim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, yeni Anayasa’da sözlü soru yok, yazılı soru var; okuyun Anayasa’yı.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aksi takdirde, bu doğru bir yaklaşım değil, ilk uygulamada ilk günden kötü örnek oluşturulur. Bunu kabul etmemiz mümkün değil Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkanım, son bir cümle, sadece kayda geçsin.

Bakın, zannediyorum, sayın grup başkan vekili ve diğer grup başkan vekilleri ve gruplar da kabul edeceklerdir ki Parlamentonun gücü, egemenliği kullanırken buraya bakanların gelmesiyle olmaz.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Olur, olur!

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Bakan yasamaya karşı sorumludur ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Her şeyden önce, millî iradeyi temsil eden milletvekilleri olarak, bizler seçilmiş milletvekilleri olarak “Bakanlar buraya gelirse Parlamento değerlidir, gelmezse Parlamento değerli değildir.” anlayışı asla kabul edilmez.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bütçe, bütçe, bütçe, bütçe bu!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Bütçeyi konuşuyoruz, bütçeyi!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bugün burada görüştüğümüz bütçe kanunu da artık Komisyonumuzun tasarrufudur…

SALİH CORA (Trabzon) – Maç bitmiştir, olay bitti.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …ve bizler didik didik ederek, ince eleyip sık dokuyarak, âdeta beyin cerrahı hassasiyetiyle, bu bütçeye karşı tasarruflarımızı, yaklaşımlarımızı ortaya koyacağız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Virgülünü bile değiştiremediniz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kanun koyucu olarak, millî iradenin temsilcileri olarak buradaki gerçek değeri bizler temsil ediyoruz, bakanların buraya gelmesiyle Parlamento değer ve anlam kazanmıyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Maç bitti, olay bitti, daha tartışılacak…

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, İç Tüzük değişikliği çerçevesinde 62’nci maddede yürütmenin nasıl temsil edileceğinin ifade edildiğine dolayısıyla Meclis Başkan Vekili olarak şu an yapabileceği bir şey bulunmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bir sessizlik rica edeyim.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Anayasa değişikliğinden sonra yapılan uygulamalarda, özellikle de yürütmenin temsili konusunda yaşanan tartışmalar üzerine, Meclisimiz bir İç Tüzük değişikliği gerçekleştirdi. Bu İç Tüzük değişikliği, olması gereken bir İç Tüzük değişikliğiydi çünkü Anayasa değişikliği yapılırken tabii, bunlar, yaşanacak sorunlar fark edilmediği için şimdi yeni uygulamalarla, yeni sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz.

Yapılan İç Tüzük değişikliğinde, yeni 62’nci maddeyle yürütmenin temsili Meclisimiz tarafından şöyle kabul edildi: “Bütçe sunuş konuşmasını Yürütme adına Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bir bakan yapar.” denildi. Yani burada “yapabilir” denilmedi “yapar” denildi.

İkinci fıkrada ise bir ifade kullanıldı ve “Bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerinin görüşüldüğü Genel Kurul oturumlarına Yürütme adına Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar katılabilir ve görüş bildirebilir.” denildi.

SALİH CORA (Trabzon) – “Katılır” demiyor, “Katılabilir” diyor.

BAŞKAN – Birinci fıkradaki “yapar”ın aksine, ikinci fıkraya “bildirebilir” diye bir ifade konuldu.

Üçüncü fıkrada ise bir başka düzenleme yapıldı ve “Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar veya zorunlu durumlarda bakan yardımcıları ve üst kademe kamu yöneticileri Anayasanın 119 uncu maddesindeki hallerde -olağanüstü hâli kastediyor- Meclis Başkanının daveti üzerine bilgilendirme yapmak üzere Genel Kurul oturumlarına katılabilir.” hükmü eklendi. Dolayısıyla yakın zamanda kabul edilmiş bir İç Tüzük değişikliği çerçevesinde, bütçe sunuş konuşmasını yürütme adına Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bir bakanın yapması, Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bakanın takdirinde değil zorunlu bir gerekliliktir. İkinci fıkra, keşke öyle yazılmasaydı. Görüşlerinize ben katılıyorum. Burada bir bütçe görüşülürken bir bakanın elbette bulunması gerekir. Ancak yazılan madde metni: “… katılabilir ve görüş bildirebilir.” “Hangi hâllerde davet edilebilir”i de üçüncü fıkra düzenliyor: Olağanüstü hâl gibi olağanüstü durumlarda “Meclis Başkanının daveti üzerine” diye bir hüküm getirilmiştir. Dolayısıyla İç Tüzük hükümlerinin sınırladığı çerçevede, bu, mutlaka düzeltilmesi gereken bir konudur Sayın Özel: Ben bu görüşünüze katılıyorum ancak şu andaki mevcut, meri, yürürlükte olan İç Tüzük çerçevesinde sayın bakanların gelip gelmemesi kendi takdirlerine bırakılmış bir konu. Aslında, bu, düzeltilmesi gereken bir konu. Yani doğal olarak bir bütçenin görüşüldüğü tabloda bunların bakanlarının da bulunması kamunun artık takdir edeceği bir konudur.

Bu arada, bütçe görüşmelerini -yetki belgeleri de elimde- Maliye Bakanlığının ve diğer üst düzey bürokratların bulunduğu bir bürokratlar grubu da izliyorlar. Dolayısıyla İç Tüzük’ün çizdiği çerçeve içerisinde, bu oturumlara bakanların katılması ve görüş bildirmeleri kendi takdirlerine bırakılmış gözüküyor. Dolayısıyla Meclis Başkan Vekili olarak şu anda yapabileceğim bir konu maalesef bulunmuyor. Doğrusu, bütçenin görüşüldüğü oturumlarda bir bakanın burada bulunmasıdır, bu da Meclisimizin İç Tüzük’ünde yapılacak bir değişiklikle çözülmesi gereken başlıca konulardan biridir. Anayasa değişikliği çerçevesinde, İç Tüzük’te yer alan hükümlerle uygulamada karşılaşılan sorunları yaşadığımız bir süreçten geçiyoruz. Ama ben de İç Tüzük’ü böyle yorumluyorum ve Komisyona söz veriyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz?

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) - Başkanım, bir cümle…

BAŞKAN – Lütfen, Komisyona söz veriyorum, daha sonra tartışırız.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Komisyondan sonra söz almak istiyorum.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) - Başkanım, beni görmüyorsunuz sanırım.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN - Buyurun sayın Komisyon.

Beş dakika süreniz var.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Son İç Tüzük değişikliğiyle ilgili uygulamaya açıklık getirdiniz; ben de katıldığımı ifade ederim.

Aslında bugün, 14’üncü maddeyi görüşüyoruz, Bütçe Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesini. 14’üncü maddeyi buradan aynen okumak istiyorum: “Bu Kanunda ve diğer kanunlarda Cumhurbaşkanına veya Cumhurbaşkanlığına bütçenin uygulanmasına yönelik verilen yetkilerin kullanımı ve devrine ilişkin hususlar Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.” diyor. Dolayısıyla, burada yürütmenin temsilcisinin olup olmaması zaten son İç Tüzük değişikliğine göre ihtiyaridir, onların isteğine bağlı.

Kaldı ki bütçe kanununun Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen maddesinde de belirtilmiş ve İç Tüzük’te de var bu: 45’inci madde uyarınca teklifin Genel Kuruldaki görüşmelerinde Komisyonu temsil etmek üzere özel temsilciler atanmıştır. Dolayısıyla ben burada Plan ve Bütçe Komisyonunun özel temsilcisi olarak Komisyonumuzu temsil ediyorum.

Tabii, soru-cevaplarda doğrudan yürütmeye ilişkin sorular geldi. Bu 14’üncü maddeyle ilgili sorular olmadığı için, görüşme sırasında Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ilgili bir yorum yapıldı, ben ona cevap vermek istiyorum. Bütçe kanun teklifinin Meclis tarafından değiştirilebilme yetkisinin olmadığı ifade edildi burada. Yani bütün bütçeyi Meclisin sadece ya “kabul” ya da “reddetme” şeklinde yetkisi olduğu söylendi ki bu, gerçeği ifade etmemektedir çünkü Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçiş sürecinde yapılan Anayasa değişikliği kapsamında, Anayasa’nın 161’inci maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Genel Kurulda gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar.” diyor. Bu hüküm aynen korunmuştur yeni sistemde de. Değişiklik yapabilmeye yönelik hükmünde bir değişiklik yapılmamıştır Anayasa’da, aynen kalmıştır.

Kaldı ki bütçe kanun teklifinin Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmeleri sırasında da bazı değişiklikler yapılmıştır. Daha önce Sayın Başkanımız bunu ifade etmişti ama ben kayıtlara geçmesi açısından tekrar etmek istiyorum: Plan ve Bütçe Komisyonunda 2019 yılı bütçe görüşmeleri sırasında toplam 20 adet önerge Komisyon Başkanlığımıza verilmiş, sunulmuş; bu önergelerden 1 adedi 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 1 adedi ise 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerinde olmak üzere 2 adet değişiklik önergesi kabul edilmiştir Komisyonumuzda; 18 adedi ise reddedilmiştir. Yine, Komisyonumuzca 3 madde üzerinde de redaksiyon mahiyetinde değişiklikler yapılmıştır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teknik düzenleme onlar Cemal Bey ya, teknik düzenleme.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Dolayısıyla bütçe kanun teklifinin Meclis tarafından değiştirilebilme yetkisinin olmadığı ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır.

Ben, sorular kapsamında, 14’üncü madde üzerinde sorular gelmediği için diğer soruları yürütmeden sorumlu ilgili bakanlara tevdi etmek üzere şimdilik sözlerime son veriyorum ve teşekkür ediyorum. Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, soru-cevap bölümünde bir dakikamız var.

Son olarak, Sayın Atay sistemdeyse konuşabilir.

SERMET ATAY (Gaziantep) – Sayın Başkan, bugün 2018 LGS sonuçları açıklandı; Gaziantep, eğitimdeki makûs talihini yine yenemedi. 2018 yılı LGS sınav sonuçlarına göre, Gaziantep, Türkiye genelinde 63’üncü sırada yer aldı. Türkiye ortalamasının 12 puan altında yer alan Gaziantep, sadece güneydoğu illerini geride bırakabildi. Eğitimdeki bu tablo Gaziantep için utanç kaynağıdır. Millî Eğitim Bakanımızı gerekli tedbirleri almaya davet ediyoruz. Gaziantep’in eğitimde hak ettiği yer 63’üncü sıra değildir.

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, bir talebiniz oldu.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, sitemlerimizin muhatabı olmaları cihetiyle bakanların burada olmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Özgür Bey’in esastan itiraz ettiği işe usulen bir cümle söylemem lazım. Bu mevcut sistemi yeni tecrübe ediyoruz, malumualiniz. Konuşmalarımızda yürütmenin burada olmasını talep ederken aslında, bir taraftan -şimdi fark ediyorum- biz, insanların gözlerinin içine baka baka konuşmaya alıştık Sevgili Başkanım; bu yeni sistem, biraz dedikoducu bir sistem gibi oldu; bakanlar burada yok da biz aleyhlerinde konuşuyormuşuz gibi oluyoruz. Şimdi, istiyoruz ki aslında, biz konuşurken burada olsunlar, gözlerinin içine baka baka konuşalım. Mevcut sistem Millet Meclisinin şahsiyetiyle alakalı da hani, burası insanların arkasından konuşulacak bir yer değildir, burası irade olarak sözümüzü muhataplarına bilerek, kastederek söylememiz gereken bir Meclis. Dolayısıyla burada bakanların yokluğu birazcık karakterimize, mizacımıza kurulmuş tuzak gibi oluyor, aleyhlerine konuşuyormuşuz gibi oluyor.

Ben arz ederim, hakikaten, en azından, bu sitemlerimizin muhatabı olmaları cihetiyle burada olmaları lazım. Burada olmalarını biz zaten çok denk getiremediğimiz için, sitemlerimizi 1’inci parti grubu üzerinden Hükûmete iletmekten de biraz yoruluyoruz, Allah var!

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, ben bu konuda…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Benim talebim vardı.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun. Ben konuştuğum için…

Buyurun.

5.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Levent Gök’ün İç Tüzük’ün 62’nci maddesine ilişkin değerlendirmesine katıldıklarına ancak yaklaşımının 64’üncü maddenin birinci fıkrasındaki hükme uygun olmadığına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Sayın Başkanım, sizin 62’nci maddeye ilişkin değerlendirmelerinize sonuna kadar katılıyoruz. Zira, açık İç Tüzük hükümleri çerçevesinde Parlamento da bütçe görüşmeleri sırasında bakanların nasıl bulunacaklarına ilişkin açıklamalarınız nettir. O noktada, sizin yaklaşımınızı doğru buluyoruz. Kaldı ki bu noktada karar vermeniz gerekiyordu.

Diğer açıdan, ikinci bir mesele de: Özellikle Başkanın görüşme ve oylamalara katılamamasına ilişkin 64’üncü madde şu şekilde bir hüküm sevk etmiştir: “Genel Kurula başkanlık eden Başkan veya Başkanvekili, asıl konu görüşülürken ve oylanırken hiçbir surette görüşünü açıklayamaz. Başkan veya başkanvekilleri, görevlerinin yerine getirilmesinin gerektirdiği haller dışında –biraz önceki 62’nci madde dışında- tartışmalara katılamazlar; kişisel savunma hakları saklıdır.” der. Bu noktada, Parlamentoda bütçe görüşmeleri sırasında bakanların nasıl bulunup bulunmayacağına ve bu noktada yapılacak İç Tüzük hükümlerine ilişkin değişiklik noktasındaki yaklaşımınızın 64’üncü maddeye uygun olmadığını ifade etmek isterim. Biliyorsunuz, şahsınıza ilişkin güvenimiz tamdır. Tarafsızlığınıza gölge düşürücü yaklaşımlardan kaçındığınızı da ifade etmek isterim.

Ancak bir an için sizin teklifiniz diğer gruplar tarafından değerlendirilecek olsa dahi son tahlilde şunu ifade etmek gerekir: Biraz önce Sayın Yavuz Ağıralioğlu da kendi yaklaşımlarını ifade ettiler, 24 Haziran seçimlerinden sonra, 16 Nisan Anayasa değişikliğinin gerektirdiği İç Tüzük değişiklikleri bütün grupların oydaşlığıyla geçmiştir. Yani seçimlerden sonra bütün gruplar, grup başkan vekilleri bir araya geldik ve bir İç Tüzük değişikliği yaptık; Parlamentomuzun itibarına gölge düşmesin, eski İç Tüzük hükümleriyle yeni anayasal düzen içerisinde yasama faaliyetini yerine getirirken sürekli tartışma yaşamayalım, milletimiz nezdinde de bir kargaşaya sebebiyet vermeyelim diye Anayasa’nın gerektirdiği İç Tüzük değişikliğini yaptık. Onun için, oy birliğiyle geçmiş, komisyonlarda bütün grupların kabulüyle geçmiş bu İç Tüzük değişikliğinin bütün grupların arzusu ve kabulüyle geçmiş olduğunu ifade ediyorum. Bu noktada, tarafsızlığınıza gölge düşmemesi için de 62’nci maddede yapılacak bir değişiklik varsa bu husustaki teklifleri de grupların takdirine bırakmak gerektiğini ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, konuyu uzatmayalım. Bakın, ben bu konudaki görüşümü ifade ettim. Değerli arkadaşlarım, Meclis Başkan Vekili olarak elbette, bizim, gruplarla her zaman bir araya gelerek varsa aksaklıkları gidermelerini tavsiye etmemiz de bir makuldür. Şimdi bu tartışmaları uzatmayalım.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yerinden sarfettiği bazı ifadelerine ve yerleşen teamüllerin bazen İç Tüzük’ün önüne geçtiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, durumu netleştirmek açısından kısa bir söze ihtiyacım var.

Sayın Başkan, bir kez, burada yaptığımız işin farkında olalım. Burada herhangi bir işi, matematiksel, metrik bir işi sonuçlandırmaya gitmiyoruz “Maddeyi bitirelim, evimize gidelim.” değil; biz tarihe izler bırakıyoruz. Bundan otuz sene sonra, on beş sene sonra birileri dönecek, tutanaklara, uygulamaya, Sayın Başkanın yaklaşımına bakacak aynı bizim şimdi o “Birlikte karar verdik.” dediğimiz komisyonun tutanağına bakacağımız ve madde gerekçesine bakacağımız gibi.

Sayın Başkan, bu maddenin gerekçesinde şöyle der ilk fıkra için: “Bütçe sunuş konuşmasını Yürütme adına Cumhurbaşkanı yardımcısı veya bir bakan…” diyor ya, “Yürütmenin bizzat sunuş yapmak istediğinde gelip bu sunuşu yapacağı açıktır.” der yani “Cumhurbaşkanının burada bütçesini sunabileceği kesindir.” der ama takdir ederlerse bir yardımcısı veya bir bakan… Ve bu, Cumhurbaşkanı adına olduğu için ve kuvvetler ayrılığı gereği birbirimize emredici, hükmedici ifadeler kullanmamız bir kuvvetin öbürüne üstünlüğü manasına geleceği için “Gelir, yapar.” diyor, bu “Emrediyoruz, geleceksin, yapacaksın.” değil. Cumhurbaşkanı ya kendisi ya takdir ettiği birisi gider, yapar. Bu, Parlamento ile yürütme arasındaki birbirine üstün olmama ilkesi gereği böyle konuldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İkinci paragrafta ise konu bakanlar olunca “yapabilir” diyor çünkü hiçbir atanmış, seçilmişlerden müteşekkil burada yapacağı konuşmada gelip “Ben yapıyorum arkadaş.” demez, siz takdir ederseniz söz verirsiniz ona. Buradaki ifadeyi “Efendim, bakanların inisiyatifine bıraktık, damat bey de ilk fırsatta kaçtı.” diye yorumlayamazsınız. Buradaki ifade şudur: Cumhurbaşkanı, kuvvetler denkliği gereğince gelir, bütçesini sunar ya da sundurtur; biz de ona mâni olamayız çünkü onun hakkı ve görevi, senede bir kez gelecek, yapacak; “Yapabilir, edebilir, biz istersek yapar.” diyemiyoruz, kuvvetler denkliği var ama atanmış bir bakan “Ben gelirim, soruları…” Cevabı için eğer Meclis Başkanı adına Meclis Başkan Vekili takdir ederse ona söz veriyor. Buradaki ihtiyarilik, bakanın kendi iradesine bırakılmış bir ihtiyarilik değil, Meclisin gündemine ve kimi konuşturup konuşturmayacağına ve bir atanmışın Meclis üzerinde bir tahakküm kuramayacağına yapılan vurgudur.

Şimdi, buradaki son durum şu, çok özür dileyerek tamamlıyorum Sayın Başkan: Senede bir kez gelip yapacakları bir iş var. Buradaki cümledeki ifadeyi tersine, aleyhte yorumlayıp suistimal ederek bu, senede bir kez olan böyle bir hak Meclise gelmeme yönünde kullanılıyorsa demek ki fırsat verdiğinizde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayalım değerli arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Demek ki fırsat verdiğinizde bu adamlar bu kadar önemli bir görevde bile Parlamentoyu yok saymaya niyetliler. O zaman Sayın Başkan önemli bir şey yapıyor.

Ayrıca, İç Tüzük teklifi Meclis Başkanının da teklif edebildiği, Meclis Başkanlık Divanının da olgunlaştırabildiği bir çalışmadır. İç Tüzük’ün nasıl hazırlanacağı... Burada Meclis Başkanına vekâlet eden Meclis Başkan Vekilinin İç Tüzük’teki bir sorun alanını tespit edip “Bunun düzeltilmesi gerekir.” ifadesi 64’ün yasakladığı değil aksine görevlendirdiği bir noktayı hallediyor; bu, son derece önemlidir.

Ayrıca, Sayın Levent Gök, İç Tüzük 69’da bakanların cevap hakkı tanınmamış olduğu eksikliğini de tespit edip hepimizi uyarmıştı ve hepimiz bir hakkın yazılmasa dahi burada oluşturulacak bir teamülle çözülebileceği noktasına geldik ki bakanlar yapılan sataşmalara cevap verdiler. Şimdi siz orada “yazmıyor” derseniz yarın birisi de çıkar der ki: “İç Tüzük 69’da bakanın cevap hakkı da yazmıyor.” Biz burada bakanı sıvarız, bakan oturur o zaman; orada birisi çıkar, öyle uygular. O yüzden “yazıyordu” “yazmıyordu”ya değil; aklın, vicdanın gereğine… İlk uygulamalarda yapılacak düzenlemelerde bazen yerleşen teamüllerin yazılı İç Tüzük’ün önüne geçtiği örnekleri vardır, bugün de hâlâ uyguluyoruz. Buna dikkat edelim, burada bir yanlışın içinde olmayalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bilgen, siz de toparlayın, 15’inci maddeye geçelim.

Buyurun.

7.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, konunun teknik boyutu ile siyasi sorumluluk boyutunun ayrı tartışılması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, çok uzatmayacağım ama bence konunun teknik boyutu ile siyasi sorumluluk boyutunu ayrı tartışmak gerekiyor. Evet, İç Tüzük’teki ifade gelip gelmeme konusunda takdiri bakanlara bırakmakla birlikte, sonuçta Maliye Bakanının Komisyonda maddeler görüşülürken de bulunmuş olması bir tercihin beyanıdır. Sonuçta maddeler de bir kesin hesap çalışmasıdır ve o döneme dair hesap sorulurken, hesap verilirken en azından şeklen nasıl Komisyonda bulunmayı Sayın Bakan tercih etmişse, doğru yapmışsa Genel Kurulda da bu beklenir.

Burada aslında mesele sadece teknik olarak İç Tüzük’te ne yazdığı ve bakanların neyi tercih ettiği meselesi değildir, Parlamentonun bütçe görüşmelerinde nereye oturtulduğu meselesidir. İki somut örnek vererek uzatmadan bitireceğim Sayın Başkan: Başkanlık sistemlerinde en ideal örnek Amerika Birleşik Devletleri’dir. Senatoda bakanların nasıl hesap verdiklerini ve üyelerin de bakana karşı nasıl bir yaklaşım içerisinde, hesap soran bir yaklaşım içerisinde olduğunu hepimiz çok rahatlıkla, en azından CNN yayınlarını biraz izlediğimizde görebiliyoruz. Başka sistemler, Almanya örneği var. Sadece toplantı düzeni açısından bile, meclisi yöneten başkanın Merkel’e nasıl müdahale ettiğini, Merkel’i nasıl susturduğunu ve meclisin saygınlığını nasıl koruduğunu çok rahatlıkla birçok videodan, sosyal medya görüntülerinden görüyoruz.

Öyle bir sistem kurduk ki ne başkanlık sistemindeki güçler ayrılığı var ne parlamenter sistemdeki denetleme mekanizması var, ne başkanlığa benziyor ne parlamenter sisteme benziyor. Bunun ilk krizlerini yaşıyoruz ama bundan sonraki krizler buradaki teknik tartışma kadar kolay olmayacak ve kolay atlatılmayacak.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Akçay...

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, istirham ediyorum, benim de söz talebim var.

BAŞKAN – Soru-cevaplar olduğu için en başta siz...

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Artık bütün grup başkan vekili arkadaşlarım görüşlerini ifade ettiler.

BAŞKAN – Buyurun.

8.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığının daha belirgin hâle geldiği bir sistem olarak ifade ettiklerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, bu İç Tüzük uygulaması ve bu bütçe görüşmelerine ilişkin yapılan değerlendirmeleri anlamlı ve faydalı bulduğumu da ifade etmek istiyorum.

Gerek İç Tüzük değişikliği sırasında gerekse 10 Aralıktaki bütçe üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına yaptığım konuşmalarda da dile getirdiğim üzere; biz, bu yeni sistemi, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemini yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığının daha belirgin hâle geldiği bir sistem olarak ifade ediyoruz. Dolayısıyla bizim için esas olan, dikkat etmemiz gereken husus, bu sistemin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşmesi ve teamüllerin de bu yerleşik kurallar doğrultusunda devam etmesi şeklindedir. Aslında bütçe üzerine yaptığımız bu usule yönelik tartışmalar da buna yöneliktir. Öyle sanıyorum ki bir süre daha, yeni bir İç Tüzük değişikliği yapılana kadar, o müzakereleri hem tartışarak hem de uygulayarak ve yerinde, âdeta biraz da deneyerek görmüş olacağız.

Bu vesileyle şunu da ifade etmek isterim ki kuvvetler ayrılığının daha belirgin hâle gelmiş olması; yürütmenin kendi içinde, yasamanın kendi içinde daha güçlü hâle gelmesi ve daha belirgin bir konumun ortaya çıkması iki erkin arasına kale duvarları, kale surları örülmesi anlamına gelmiyor. Burada Cumhurbaşkanının iki temel konuda Meclise sunumu söz konusu; biri bütçe, diğeri de işte OHAL’e ilişkin tezkere sunumları söz konusu. Fakat bunun dışında da bu yüce Meclisten çıkan her kanunun son maddesi “Bu kanunu Cumhurbaşkanı yürütür.” şeklinde olduğuna göre ve buradan çıkan kanunları yürütme uygulayacağına göre, gerek yürürlükteki kanunların uygulanması ve uygulama sonuçlarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …gerek Meclisten çıkan kanunların uygulama sonuçlarını gerekse yürütmenin kendi Hükûmet ve yürütme faaliyetlerini yürütürken yaşadığı birtakım sorunları Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirme kurallarının formel hâle getirilmesi, bu ilişkilerin daha kurumsal ve formel hâle getirilmesi ihtiyacının da olduğu açıktır.

Şimdilik görüşlerimizi bu şekilde ifade ediyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – 15’inci maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 15 - (1) Bu Kanun 1/1/2019 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 15’inci madde üzerinde ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına söz isteyen Mersin Milletvekilimiz Sayın Zeki Hakan Sıdalı’ya aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süremiz on dakikadır Sayın Sıdalı.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ZEKİ HAKAN SIDALI (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Günlerdir 2019 bütçesini konuşuyoruz. İktidar partisinin milletvekilleri ve Hükûmet öyle bir tablo çiziyorlar ki sanki aynı ülkenin bütçe ve ekonomisinden bahsetmiyoruz. Yeni sistemin ilk bütçesi olan 2019 bütçesini incelediğimizde, maalesef, ülkeyi içinde bulunduğu ekonomik darboğazdan çıkaracak niteliklere sahip olmadığını görüyoruz. Ekonomik ilerlemeleri öngören, gelir dağılımını düzenleyen, katma değerli ürünler üretimini merkeze alan bir bütçe ise hiç değil.

Dolaylı vergiler, 2019 bütçesindeki 756 milyar gelirin yüzde 70’ini karşılıyor. Bu vergi türü, düşük gelirli vatandaşın bütçesini derinden sarstığı ve adaletsizliğe yol açtığı hâlde yine en yüksek vergi kalemini oluşturuyor. Peki, biz düşük gelirli vatandaşın sırtındaki yükü nasıl azaltacağız?

Dünya inovasyon çağında nesnelerin interneti, yapay zekâ, bunlardan hep bahsettik ama Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bütçesinin 2018’e göre yüzde 4’lük bir düşüş yaşaması da dikkat çekici. Katma değeri en yüksek olacak olan alanda enflasyon, artı yüzde 4’lük düşüş, Hükûmetin vizyonunu ortaya koyuyor.

Görünen o ki o büyüme –tabii başarabilirsek- yine borçlanmayla sağlanmaya çalışılacak. Lüks, israf ve gereksiz kamu harcamalarına devam edeceğiz. Bu kanıya nasıl varıyoruz? “Tasarruf yapacağız, israfa son vereceğiz.” diyenler, yalnızca geçen kasım ayında temsil ve tanıtma giderleri için 16 milyon, yine sadece kasım ayında kiralık taşıtlar için 54 milyon lira ödediler. Bu nasıl tasarruf? Siz her ne kadar “Kriz yok.” deseniz de Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz çok boyutlu yapısal bir kriz hâlini aldı ve siz bu krizi yok saydıkça derinleşmeye, ev ev, sofra sofra yayılmaya devam edecektir. Esnafı, çiftçiyi, memuru, asgari ücretliyi rahatlatın; kriz tedbirlerini ve yapısal reformları acilen yürürlüğe alın. Unutmayın, sizi, 2002 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin yapısal reform fedakârlığı başarılı yapmıştı; ne zaman “Ben yaptım, ben oldum.” dediniz Türkiye ekonomisi inişe, sonra çöküşe geçti. Dünya dengelerini doğru okuyamamanın bir sonucu olarak alınamayan doğru tedbirler, şimdi de krizi saklamak hedefiyle alınamıyor. Gelecek sene meşhur dış güçler ekonomimizi pas mı geçecek, yoksa dış güçlerle ilgili olumlu bir anlaşma mı yaptık? Yabancı yatırım sermayesinin Türkiye’ye güveni kalmayışından artık ekonomiye sıcak para pompalayıp piyasaları rahatlatma dönemi de sona erdi. Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceği sözüne bir kez daha şahitlik ediyoruz. Gözüken o ki bu hüsran katlanarak büyüyecek.

Bugünü hep iktidarlarınızın öncesiyle kıyaslıyorsunuz ya hani, biz de bir kıyas yapalım: 2002’de Türkiye’nin brüt dış borcu 129 milyar dolar, Haziran 2018 verilerine göre ise 457 milyar olmuş; borç o kadar fazla ki faizi faizle öder hâle geldik. Bu kısır döngü bizi batırır. Altını çiziyorum, faizi faizle ödeyemeyiz.

Sayın milletvekilleri, borç artıyor; peki, bütçe açığı ne durumda yani nereden artırıp bu borcu ödeyeceğiz? Türkiye’nin bütçe açığı iç denge performansında ciddi bir bozulmayı ifade ediyor. Yani cep delik cepken delik. Yurt dışından para bulursanız çark dönecek ama borç artacak. 2018 mali yılı başında bütçe açığı 66 milyar öngörüldü, 72 milyarla kapatacağımızı söylüyoruz; 2019 bütçesinin 80 milyar açık vereceği öngörüldü, muhtemelen onu da 100 milyarla kapatacağız. Nihayetinde bu bütçe açıklarını nasıl kapatmayı düşünüyorsunuz? Vatandaşın sırtına seçimden sonra yeni zamlar mı yükleyeceksiniz, yoksa son günlerde yaptığınız gibi eski trafik cezalarının mı peşine düşeceksiniz? “Bu sene ne denemeliyiz?” sorusunu sormak yerine aklın yolunu aramak ülke menfaatinedir.

2023 yılı hedefleri arasında dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek vardı. İddia hepimizi heyecanlandırmıştı fakat son verilere göre 18’inci sıradayız ve -kıyas için söylüyorum- 10’uncu sıradaki Kanada’nın gayrisafi millî hasılası bizim 3 katımız, nüfusuysa yarımız, yani bizden 6 kere daha zenginler; biz nasıl o sıraya çıkacağız? Ayrıca, IMF’nin projeksiyonuna göre, 2019 millî gelirimiz 631 milyar dolara gerileyecek, Türkiye listede 20’nci sıraya düşecek, döneminiz “düşüş dönemi” olarak anılacak. Çöküş dönemi olmaması için sizi ortak akla davet ediyoruz. Tasarruf ve üretim ekonomisinin tek çözüm olduğunda birleşmemiz gerekiyor. Çözüm, soğan depolarını basmak değil; çözüm, çiftçiye soğan üretecek imkânlar sağlayıp bu halka da soğan alacak ücret verebilmektir. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde kalkınma hamlesi yapması için gerekenler aslında belli: Bilgiye ulaşmanın önündeki engelleri kaldırmalıyız; daha fazla demokrasi, hukukun üstünlüğünün tesisi, daha fazla güven ortamı ve eğitim. En temel haklar olarak saydığımız konularda bile dünyada ilk 100’e giremiyoruz. 2017 yılı hükûmet gücünün sınırlanması endeksinde 113 ülke arasında 111’inci sıradayız. Temel haklar endeksinde 107’nci, kamu düzeni ve güvenliğinde 106’ncı, hukukun üstünlüğü endeksine baktığımızda 101’inci sıradayız. Bu ülke hâlen dünyanın 18’inci ekonomisi ise, bunu halkımızın geçmişteki fedakârlıklarına borçlu. Bunu unutmayın ama halktan daha fazla fedakârlık istemeyin lütfen.

Sayın milletvekilleri, dünyadaki yeni modelin adı “beceri ekonomisi”. Bu yeni model, kalifiye insan gücüne ve insan zekâsına dayanıyor. Artık, jeopolitik üstünlüğü, yer altı, yer üstü kaynakları, nüfusu olan değil; çağın ihtiyaçlarını doğru kavrayan, becerileri vatandaşlarına kazandıran ülkeler başarılı oluyor. Dünya şirketler sıralamasının en büyük 6 şirketinin teknoloji ve iletişim şirketleri olmasından da bunu anlıyoruz. Ekonomide 1’inci lige çıkmanın yolu da eğitim ve ekonomi arasındaki ilişkiyi doğru ve faydalı kurgulamaktan geçiyor. Türkiye, içerisinde bulunduğu orta gelir tuzağından, bugün alt gelir seviyesine düşmüştür. 10 bin dolardan 7 bin dolarlar seviyesine geriledik. Ülkemiz buradan “önce kalkınma, sonra eğitim” mantığıyla çıkamaz. Türkiye, eğitimi kalkınmanın lokomotifi olarak görmek zorunda. Önce eğitim, sonra kalkınma; sırayı doğru okuyun. Ülkemizin, dünyadaki yaşam standartlarına ulaşabilmesi için katma değeri yüksek sektörlerde çalışacak gençler yetiştirmekten başka çaresi, yolu yok çünkü doğru eğitim demek ekonomi demek, refah demek. Biz, eğitimin önemini vurguluyoruz lakin görüyoruz ki Hükûmet, eğitimi ve kendini geliştirmeyi bitirmeye niyetli. Dün Resmî Gazete’de yayımlanan karara göre kitap ve kırtasiye ürünlerindeki KDV oranını yüzde 8’den 18’e çıkardık. Vergi artırımına gidecek başka yerimiz kalmadı mı ki çocuklarımız kitap, gazete okumasın istiyoruz?

OECD Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı olan PISA listesine baktığımızdaysa 72 ülke arasında 50’nci sırada olduğumuzu görüyoruz. Bu sıralama, çocuklarımızın değil, on altı yıllık AK PARTİ iktidarının karnesidir, Türkiye’yi sürüklediğiniz geleceğin göstergesidir.

Ayrıca, düne kadar “yerli ve millî para” söylemiyle vatandaşı döviz bozdurmaya yönlendiren, döviz bozdurmayanları vatan haini ilan eden Hükûmet, bugün altın ve döviz cinsinden devlet tahvili ihracına başladı. Yerli, bireysel yatırımcıya iki yıl vadeli, yüzde 2,4 faizle tahvil satacaksınız; bu nasıl bir çelişkidir? Bu hareketler güvensizliği artırıyor, tam olarak da bundan bahsediyoruz işte. Türk lirası karşısında dolar ve euroyu cazip hâle getirerek dolarizasyona kendi ellerinizle zemin hazırlıyorsunuz. Bu kararlardan sonra eğer lira tekrar yüksek değer kaybı yaşarsa yine mi “dış güçler” diyeceksiniz?

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ iktidarında vatandaşın borcu 80 kat artmış, vatandaşlar ve KOBİ’ler borç batağına saplanmış. BDDK’nin Kasım 2018 Raporu’na göre, yasal takibe giren tüketici kredisi ve kredi kartı borcu 29 milyar; 333 bin KOBİ, 36 milyar liralık borcu zamanında ödeyemediği için icralık; vatandaşın banka borcu da toplamda 520 milyar liraya ulaşmış. 2002’de iktidara geldiğinizde bu rakam 6,5 milyardı, sadece 6,5 milyar lira.

Borç demişken 2018 yılındaki karşılıksız çek tutarında, geçen yıla göre, yıllık yüzde 60’lık bir artış yaşandığını da hatırlatmak istiyorum. Bu tutar da 25 milyar liraya ulaşmış ama onlara konkordato yok. Tüccarda da borcunu ödeyecek para yok, karşılıksız çeklerle süreç ötelemeye ve ekonomiyi sekteye uğratmaya maalesef mecbur kalıyorlar. Taşıma suyla değirmen ancak bu kadar dönüyor onlar için.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sıdalı, bir dakika ilave ediyorum, toparlayın.

ZEKİ HAKAN SIDALI (Devamla) – Toparlıyorum.

Her fırsatta eleştirdikleri cumhuriyetin ilk on beş yılında dış ticaret fazlamız varken AK PARTİ’nin on beş yıllık ekonomik karnesine baktığımızda dış ticaret açığımız toplam 820 milyar dolar olmuş, hep kaybetmişsiniz. Tekrar ediyorum: Dünyaya karşı katma değerli ürünler ihraç edemedikçe bu açık da büyümeye devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, son olarak da Mersin’in Anamur ilçesinde gerçekleşen doğal afet olaylarına dikkat çekmek istiyorum. Yaşanan iklim değişikliklerinin de etkisiyle Anamur’da son bir ayda 3 büyük hortum ve fırtına gerçekleşti, yüzlerce çiftçimizin etkilendiği bu afetlerin toplam zararı 10 milyar lirayı buldu. Mağdur çiftçimize en içten geçmiş olsun dileklerimi iletmekle birlikte, Anamur ilçesine ve çevresinin afet bölgesi ilan edilmesine yardımlarını yüce Meclisten talep ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu dönemin milletimize, vatanımıza hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sıdalı.

15’inci madde üzerine ikinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Halil Öztürk’e aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Öztürk.

MHP GRUBU ADINA HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu en derin saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye atlatmış olduğu 15 Temmuz badiresinden sonra Milliyetçi Hareket Partisinin tepeden tırnağa tüm teşkilatları ve tabanıyla birlikte desteklediği Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine 24 Haziran 2018 genel seçimleriyle geçmiştir. Devamında ise devletimizin tüm kurum ve kuruluşları hızla yeni sisteme Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle uyarlanmaya başlamıştır. Bu kapsamda bugüne kadar 23 Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlanarak yeni sistemin kurgusu hayata geçirilmeye başlanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi çerçevesinde hazırlanan ilk bütçe teklifi de 23 Ekim 2018’de Meclise sunulmuş ve öncelikle Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülerek, Milliyetçi Hareket Partisinin de ciddi katkı ve önerileriyle Genel Kurula inmiştir. Yaklaşık 961 milyar TL’lik bir büyüklükle görüştüğümüz 2019 yılı bütçesinin ülkemizin önünde bekleyen yatırımlara, temel sorunlara bir plan ve program çerçevesinde çözüm sunacağına inanmaktayız.

Ticari savaşların ortaya çıktığı, ekonomik operasyonların kur, faiz, sıcak para üzerinden tetiklendiği yakın dönemde ekonomik güvenliğimizin bu açıdan önceliğe alınması gerektiğini düşünüyoruz. Küresel ve bölgesel ittifaklarla makyajların döküldüğü ve ülkemize müttefik görünen ülkelerin terörist gruplarla dahi işbirliği yaptığı bu süreçte yurt içinde millî birlik ve beraberliği temin edip ilerletmek hepimizin bir vatan görevidir.

Bu bağlamda, Cumhur İttifakı’nı oluşturan Milliyetçi Hareket Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin ana hedefi, temelini Sayın Genel Başkanımızın 1990’lı yıllarda attığı 2023 lider ülke Türkiye’ye doğru yol alması ve vatandaşlarımızın refah seviyesinin yükseltilmesidir. Her iki parti de Cumhur İttifakı’nın ruhuna bağlı kalarak Türkiye’nin 2023, 2053, 2071 hedeflerine güven içinde ulaşabilmesi adına kararlı ve tavizsiz duruşuna devam edecektir. İttifak ruhunun tüm Türkiye’yi kucaklayan devlet ve millet sevdası, Türk vatanının doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar hissedilecek güçlü kalkınma seferi bu sevdayla gerçekleşecektir. Devletimizin sonsuza denk yaşayabilmesi, ülkemizin güçlenmesi, milletimizin refah ve sorumluluğunun sağlanması, geleceğimiz, kutsal değerlerimiz ve son olarak her şeyimiz için Milliyetçi Hareket Partisi tüm cesareti ve gücüyle çalışma azmini bu kutsal değerler adına sürdürecektir.

Saygıdeğer milletvekilleri, 2019 merkezî yönetim bütçesinin kullanımında Milliyetçi Hareket Partisinin milletimiz adına beklentileri ve takip edeceği öncelikleri de bulunmaktadır. Bu kapsamda, ekonomiye ihtiyaç olan alanlarda yapısal reformların hızla gerçekleştirilmesi; vatandaşlarımızın tüketici kredisi ve kredi kartlarından kaynaklı borç ve yüksek faiz sarmalından kurtarılması; esnaf ve sanatkârlarımızın vergi ve prim yükünün daha da hafifletilmesi; çiftçilerimizin kullandığı mazot üzerindeki vergilerin kaldırılması; tohum, fide, gübre ve ilaç gibi girdilerde vergi yükünün daha bir azaltılması; yine sulama ve tarım işletmelerinde kullanılan elektrikten KDV alınmaması; asgari ücretten vergi alınmaması, ücretlerin asgari ücret kadar gelirinin vergi dışı bırakılması; kamu çalışanlarımızın ek göstergelerinin yükseltilmesi; kamuda kadro alamayan taşeron işçiler 4/B’li, vekil, sözleşmeli, fahri ve geçici statüde çalışan herkese kadro verilmesi; yardımcı hizmetler sınıfında çalışanların genel idare hizmetleri sınıfına geçirilmesi; mübaşir, zabıt kâtibi, infaz koruma gibi adalet hizmetlerinde çalışanların özlük haklarının iyileştirilmesi; engelli ve engelli yakını aylığının yükseltilmesi, engelli aylığı ödenmesinde aile geliri yerine kendi gelirinin esas alınması; malul sayılmayan gazilerin mağduriyetlerini giderici kanun teklifimizin desteklenmesi, yine gazilerimize üç bin altı yüz günde emekli olabilme imkânının tanınması; atanamayan öğretmenlerimizin kademeli olarak atanmasının sağlanması; işsiz her aileden bir kişiye asgari ücretin yarısı oranında bir gelir desteği sağlanması; emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin giderilmesi yönündeki teklifimizin değerlendirilmesi; yine, şartlı ceza indirimiyle ilgili kanun teklifimizin yasalaşması konularında partimiz gerekli her adımı atacak ve bu konuda Sayın Genel Kurulun desteğini bekleyecektir.

Sayın milletvekilleri, seçim bölgem Kırıkkale’nin de 2019 yılı merkezî yönetim bütçesinden ciddi manada beklentileri bulunmaktadır. Geriye doğru şöyle bir bakıldığında, 2016 yılına göre, 2018 yılında kamu yatırımlarının yüzde 57 azaldığı görülmektedir. Yine, tarım sektörü yüzde 64, imalat sektörü kamu yatırımları ise yüzde 43 azalmış durumdadır.

27’nci Dönem içerisinde yazılı soru önergelerine verilen cevaplardan da görmekteyiz ki Kırıkkale’de her alanda geriye gidiş söz konusudur. Durum öyle bir hâl almıştır ki Kırıkkale’ye kültür ve turizm projeleri için 2012 yılında ayrılan bütçe 2,1 milyon TL iken 2018 yılında Kırıkkale’ye bütçeden kültür ve turizm harcamaları için sadece 128 bin TL ayrılabilmiştir.

Yine, üniversitemizin şehirden uzak oluşu merkezdeki esnafımızın işlerini kötü etkilemektedir. Yine, sayıları çok azalan sanayicimiz, yüksek vergi, prim ve enerji ücretleri yüküyle mücadele etmeye devam etmektedir.

Çay ocaklarında vakit geçiren gençlerimiz gelecek planları yapamazken bizler elimiz bağlı durmamalı, bu konuya da kayıtsız kalmamalıyız ve onlara yeni hayal kurabilecekleri iş fırsatları sağlayabilmeliyiz. Kapanan iş yeri sayısındaki artışa da sırt dönemeyiz. Bu yüzden Kırıkkale’nin makûs talihini değiştirmek için bir an önce atılması gereken adımları atabilmeliyiz.

Savunma sanayimizin tarihi konumunda olan Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumunun yapısı bir an önce gözden geçirilerek modernizasyon konusunda gerekli kararlar alınmalı, başta Makine ve Kimya Endüstrisine bağlı fabrikalarda kadro alamayan işçilerimiz bir an önce, derhâl kadroya geçirilmelidir. Yine, son zamanlarda Makine ve Kimya Endüstrisinin özelleşeceği iddiasının doğru olmadığı bir an evvel kamuoyuna açıklanmalıdır. Özellikle yine savunma sanayisi yatırımları, Makine ve Kimya olan Kırıkkale ilimize getirilmeli ve Kırıkkale Makine ve Kimyayla beraber savunma sanayisinin göz bebeği konumuna yeniden ulaştırılmalıdır. Yine, TÜPRAŞ, PETKİM’in Kırıkkale’deki faaliyetleri göz önünde bulundurularak petrol ve ürünleri sektörünün planladığı yatırımlar ve özel teşvikler ilimize kazandırılmalıdır.

Kırıkkale’de sanayicimizin talebi olan yatırım teşviklerinde 4’üncü bölgeden 6’ncı bölge kapsamına alınması bir an önce gerçekleştirilmelidir. Tarım ve hayvancılık alanında söz sahibi olabilecek konumda olan Kırıkkale, bu alanda yeteri kadar desteklenirse merkez konumuna gelebilecektir.

Yine, Kırıkkale’nin 44 ili birbirine bağlayan ana kavşak konumunda olması da lojistik sektöründe daha da önemli bir yer edineceği için önemli bir işarettir, bu da yetkililer tarafından değerlendirilmelidir.

Dile getirdiğimiz çözüm bekleyen sorunlar Kırıkkale için çok afaki talepler değildir. Başkentin hemen yanı başında bulunan Kırıkkale’miz hak ettiği konumu ve yıllardır özlemini duyduğu yatırımları alabilmelidir.

Saygıdeğer milletvekilleri, kim ne şekilde eleştirirse eleştirsin, 2019 yılı merkezî yönetim bütçemizin ülkemizin çok sayıda sorununa, kanayan meselesine çözüm üreteceğine inanıyoruz. Bize göre ülkemizin karşı karşıya bulunduğu sorunların aşılması, küresel meydan okumalara ve düşürülmek istenen tuzaklara karşı durabilmesi millî birlik ruhunun güçlü bir şekilde devam etmesiyle mümkün olabilecektir. Milletimizin gönlünde taht kuran Cumhur İttifakı’nın güçlü duruşu bugün pek çok çevreyi çaresizliğe sürüklemiş ve denize düşen yılana sarılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ÖZTÜRK (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, tabii, buyurun.

Bir dakika ilave edelim arkadaşlar.

HALİL ÖZTÜRK (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisinin “Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben” şiarı anlaşıldıkça yılana sarılanların sayısı gittikçe azalacak, gerçek millet sevdalılarının sayısı ise gittikçe çoğalacaktır.

Tek bayrak, tek devlet, tek millet, tek vatan, tek dil çatısı altında 2019 yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, saygıdeğer Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

15’inci madde üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekilimiz Sayın Habip Eksik. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA HABİP EKSİK (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

15’inci maddeyle ilgili konuşmama başlamadan önce, üç gün önce Iğdır’da 25’inci Dönem milletvekilimiz, belediye eş başkanlarımız ve birçok il yöneticilerimiz dâhil mesnetsiz iddialarla, yalan yanlış iftiralarla gözaltına alındılar. Bu yanlıştan bir an önce dönülmesini, partimize ve partililerimize karşı yürütülen bu politikanın sonlandırılmasını, bu hukuksuzluktan derhâl dönülmesini istiyoruz. Bu baskılar bizi yıldıramaz.

Değerli milletvekilleri, elli gündür yürüttüğümüz bütçe görüşmelerinde defalarca bu bütçeyi niçin kabul etmediğimizi ifade ettik. Maalesef, halkın bütçesi olmayan, herhangi bir vicdan barındırmayan, zenginlerin, sermayenin bütçesi olan bu bütçede şu ana kadar hiçbir değişiklik yapılmadı. Bu bütçenin içeriğine baktığımız zaman, bütçenin gelir tablosunun tamamıyla fakirin, yoksulun sırtına yüklendiğini, bütçenin gider tablosunun ise tamamıyla sermayenin ve zenginin hizmetine verildiğini görmekteyiz. Her bakanlığın bütçesine baktığımız zaman, yürüttükleri politikanın ne kadar yanlış, ne kadar halktan uzak, ne kadar demokrasiden uzak olduğunu görmekteyiz. Ben, bu bakanlıkların bütçelerini, teker teker, dilimin döndüğü kadar, niçin kabul etmediğimizi, niçin yürürlüğe girmemesi gerektiğini tekrar ifade etmeye çalışacağım.

İçişleri Bakanlığının bütçesine baktığımız zaman, yürüttüğü politikanın kayyum zihniyetini besleyen, kayyumun yaptığı talanları görmezden gelen, Sayıştay raporlarındaki kayyum hırsızlıklarına seyirci kalan, muhalifleri sindirme bakanlığına dönüşen, hemen hemen her gün birçok ilde HDP il örgütlerine yıldırma amaçlı baskın yapan, haksız hukuksuz gözaltılarla partililerimizi sindirmeye çalışan, barış dilinden uzak, Kürtleri yok sayan bu politikaları yürüten İçişleri Bakanlığının bütçesini kabul etmiyoruz.

İsraf üzerine kurulu olan, “tek adam rejimi” anlayışını benimseyen, muhalifleri yok sayan, sürekli doymak bilmeyen bir sarayın bütçesini isteyen, OHAL’le yönetme anlayışından vazgeçmeyen, OHAL KHK’leriyle insanları işinden eden, “Ağaç kovuğu yesinler.” diyen, dün “kardeş” dedikleri yüzünden bugün insanları suçlayan, itham eden, barışa imza atan insanları terörist ilan eden, sürekli bütçesini artıran bin odalı sarayın Cumhurbaşkanlığı bütçesini kabul etmiyoruz.

Tüm şehirleri betona çeviren, orman yangınlarına bölgelere göre müdahale eden -ki bunun en iyi örneği, Dersim ormanları cayır cayır yanarken göz yuman, görmezlikten gelen- TOKİ’yi emek sömürüsüne, büyük şirketlerin rant kapısına dönüştüren, İstanbul gibi tarihî bir şehri yaşanılamaz hâle getiren, yeşilden yoksun yapan, çevre kirliliğine, hava kirliliğine çözüm bulmayan, benim seçim bölgem Iğdır’da hava kirliliği insan sağlığını etkiler düzeye ulaşmasına rağmen müdahale etmeyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bütçesini kabul etmiyoruz.

Tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitiren, Anayasa’yı, kanunları esas almayan, uluslararası sözleşmeleri tanımayan, mahkeme kararlarına karşı, karşı hamleleri normal gören, insanların suçsuz, günahsız bir şekilde aylarca, yıllarca içeride tutuklu kalmasına sebep olan, iktidarın muhalefet üzerindeki sopasına dönüşen Adalet Bakanlığının bütçesini kabul etmiyoruz.

Daha geçen hafta meydana gelen trafik kazasında siyasi ahlak gereği istifa etmesi gerekirken kürsüye çıkıp hiçbir şey olmamış gibi davranan, âdeta yandaş ve candaşa ihale veren devşirme yerine dönüşen, yeni yaptırdığı üçüncü havalimanını su basan ve yandaşa göre projeler üreten Ulaştırma Bakanlığı bütçesini kabul etmiyoruz.

Koruyucu sağlığı önemsemeyen, âdeta insanlar daha çok hasta olsun, daha çok hastaneye gitsin, daha çok ilaç kullansın diye tüketici politikalar yürüten…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doktor olarak insan sağlığı, toplum sağlığı için varız.

HABİP EKSİK (Devamla) – Cevap vereceğim, merak etme. Bekle, bekle…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Doktor olarak…

HABİP EKSİK (Devamla) – Dinle İsmail Bey, dinle…

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin.

HABİP EKSİK (Devamla) – …binlerce doktor ihtiyacı olmasına rağmen mesnetsiz iddialarla, yalan iddialarla doktorları işten atan, sağlıkçılara yapılan şiddete seyirci kalan, şehir hastaneleriyle müteahhitlere rant kapısına dönüşen, hastaya müşteri gözüyle bakan, piyasa odaklı, sermaye odaklı sağlık politikası yürüten Sağlık Bakanlığının bütçesini kabul etmiyoruz.

İş kazalarını, işçi katliamlarını normal gören, sessiz kalan, denetimsizliği ilke edinen, işçileri sermayenin ayağının altında ezen, işsizliğe çözüm üretmeyen, özellikle genç işsizliği derinleştiren, iş güvencesi olmayan bir çalışma hayatını savunan, kadınlarla, çocuklarla ilgili hiçbir şey yapmayan, 3 bin çocuk hapishanedeyken seyirci kalan, sosyal yardımları lütufmuş gibi gören, toplumun sürekli fakirleşmesine seyirci kalan, engellileri ve kadınları yok sayan, emeklilikte yaşa takılan insanların haklarının gasbedilmesini normal gören Çalışma, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesini kabul etmiyoruz.

Ekonomik krizi görmeyen, ekonomik krizin bedelini işçiye, köylüye, yoksula ve fakire yükleyen, iflas eden damatçı politikalarda ısrar eden, faizin ve doların yükseldiğini görmeyen, önümüzdeki süreçte ortaya çıkabilecek sıkıntıları şimdi algılayamayan, âdeta başını kuma gömen, ekonomik krizin bedelini ödemeyip halka ödeten, sermayeyi kollayan, krizin sebebini soğanda, patateste arayan, OHAL sisteminin yanlışlarını görmeyen, savaş ve güvenlikçi politika dilinin krizi derinleştirdiğini anlamayan Hazine ve Maliye Bakanlığının bütçesini kabul etmiyoruz.

Emek sömürüsünü âdeta ilke edinen, ücretli öğretmenlik gibi ucube bir yöntemi benimseyen ki bu öğretmenlerin sigortalarını dahi on beş gün gibi bir süre olarak yatıran, bir ay çalıştırıp on beş gün yatıran, kurum kanaatleriyle 33 bin öğretmeni işinden, öğrencilerinden eden, annesinin yoksulluktan dolayı battaniyeden yaptığı çantayı fotoğrafladı diye, yardım istedi diye öğretmeni işten atacak kadar zalimleşen Millî Eğitim Bakanlığının bütçesini kabul etmiyoruz.

Iğdır gibi eşi benzeri görülmemiş bir ilin -ki üç ülkeyle sınırı olan bir ilde- ticaretini neredeyse bitirme noktasına getiren, Iğdır’da 4.500 olan tır sayısının 2 binin altına düşmesine sebep olan, bu politikaları yürüten, çok sayıda şirketin batmasına, konkordato ilan etmesine sebep olan, sınır kapılarını ticarete kapatan Ticaret ve Gümrük Bakanlığının bütçesini kabul etmiyoruz.

Halklar ve inançlar arasında ayrımcılık yapan, tek mezhebi, tek dini besleyen bir anlayışa sahip, halkların inanç farklılığını esas almayan, seçim bölgem Iğdır’da mensubu oldukları Şia mezhebinin üyelerinin ibadetlerini daha rahat yerine getirmeleri için kaynak ayırmayan, bütçe ayırmayan ama onların verdikleri vergilerle Mercedesler almayı planlayan Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesini kabul etmiyoruz.

Değerli milletvekilleri, derhâl, demokrasiden yoksun, insan hak ve özgürlüklerini yok sayan güvenlikçi ve savaş politikalarıyla oluşturulmuş bu bütçeden vazgeçilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave edelim.

HABİP EKSİK (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

İnsan odaklı, üretimi önceleyen, çocuklarımızın geleceğinin daha iyi noktaya ulaşmasını hedefleyen, eşitlikçi, tüm halkları ve kesimleri kucaklayan, ırkçı ve faşist zihniyetten ayrılıp barışı ve kardeşliği esas alan politikalara hizmet edecek bir bütçe oluşturulmalıdır. İktidarın değil, sermayenin değil, halkın, garibanın, gurebanın bütçesi oluşturulmalıdır. Bakanlar değil, burada halk savunulmalıdır.

Teşekkür ederim. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Eksik.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Grubumuza dönük ağır hakaretlerde ve gerçekle uyuşmayan ithamlarda bulundu. Onun için, müsaadeniz olursa açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, hatibi dinledik ve on altı yıllık süre zarfında ve özellikle de son bütçemizle ilgili yaptığı eleştiriler tabii ki kürsü dokunulmazlığı çerçevesinde her şekilde ifade edilebilir. Ancak on altı yıllık süre zarfında bir tane doğru iş olmadığını iddia eden ve bu bütçe içerisinde de milletimizin menfaatine hiçbir doğru bütçe olmadığını ifade eden sayın hatip acaba gerçeklikten uzak ve… Hani “Akıl Oyunları” diye bir film vardı; orada gerçeklikle bağını kaybetmiş, Nobel Ödüllü John Nash’ın hayatını konu almıştı.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Gerçekler acıdır.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Acaba böyle bir durumla karşı karşıya mıyız diye düşünüyorum.

Bakınız, ne olursa olsun, eğer siz bu ülkede on altı yıl boyunca yapılan icraatların hiçbirini takdir etmiyorsanız…

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Yok, yok, icraat yok ortada.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – …bu millet sürekli vaziyette, sürekli, her seçimde bu bütçelere destek vererek “Yola devam.” diyorsa oturup düşünmemiz gereken bir hadise var. Acaba gerçeklik âleminden koptuk mu?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Anadolu Ajansı değil gerçeklik.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Siz eğer bu hususta bir yardım almak istiyorsanız, bu ülkenin sağlık yatırımları her türlü yardımı vermeye hazırdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz bu noktada, her ne kadar bize hakaret edilmiş olsa da her türlü yardımla sizlerin bu derdine de çare bulmaya gayret edeceğiz.

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Sayenizde insanlar sağlığını kaybetti. Ayıp ya!

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) – Önce dinle!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Gerçeklikle bağımızı koparmak, şahsen kendimizi büyük bir hataya, yanlışa sürükleyebilir. Ancak bu ülkeyi ve grubunuzu büyük bir yanlıştan kurtarmak istiyorsanız, o John Nash’in aldığı sağlık yardımından almanızı sizlere de nasihat ederim.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Biz de size tavsiye ederiz.

BAŞKAN – Sayın Bilgen, size de yerinizden bir kısa açıklama için söz veriyorum, toparlayın lütfen.

Buyurun Sayın Bilgen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, kürsüdeki her konuşmaya görüş beyan etme sürecine girilirse verimli çalışma yapılamayacağına ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, son birkaç gündür özellikle görüşmelerin çok uzaması dolayısıyla ben de neredeyse oturumu yöneten bütün başkan vekillerinin dikkatine sunuyorum: Kürsüdeki konuşmalar bizim üzerinde mutlak uzlaşma sağlayacağımız konuşmalar değil. En nihayet, yaklaşımlarımızı, farklı yaklaşımlarımızı takdir edecek olan kamuoyu. Zaten virgülüne dokunmadan Komisyondan geçtiği gibi Genel Kuruldan da bütçe geçecek ama her konuşmaya görüş beyan etme sürecine girecek olursak, bunu bütün gruplar, herkes birbirine yaparsa burada günlerce çok da verimli olmayan bir çalışma yapmak zorunda kalırız.

Şimdi, gerçek ile hayal arasında bir somut kriter koyacak olursak ya gördüğümüze inanacağız ya bu kürsüde duyduğumuza. Sayın Başkan, bir fıkra vardır, birisi doktora gider der ki: “Göz ve kulak doktoruna gözükmek istiyorum.” Oradaki görevli şaşırır, der ki: “Göz ve kulak birlikte olmaz, ya kulak-burun-boğaza gideceksin ya göze gideceksin.” Hasta der ki: “Gördüklerim ile duyduklarım birbiriyle çelişiyor, ya gördüklerim doğru değil ya duyduklarım.”

Sayın Başkan, İstanbul’daki havalimanının açılışının ertelenmiş olmasını, mart ayına ertelenmiş olmasını eğer bir tek işçinin hayatının kurtulmasına sebebiyet verecekse takdir ediyoruz çünkü tren kazasının erken açılmadan kaynaklandığına dair, sinyalizasyonsuz açılmasından kaynaklandığına dair somut bir durum var önümüzde. Ama daha vahimi “Orası havaalanı için uygun değil.” dediğimizde, çok somut Hatay Havalimanı’nı örnek veriyorduk, ekoloji açısından, kuş göçü açısından doğru olmadığını söylüyorduk; şimdi Hatay Havalimanı yağmur yağdığında neredeyse yılın büyük kısmını su altında geçiriyor. Şimdi, ben Macaristan’da hem karada giden otobüsler hem de nehre indiğinde giden otobüsler gördüm.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Bilgen lütfen.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Evet Sayın Başkan.

İstanbul’da da galiba, hep birlikte, hem havalimanını hem yat limanını birlikte göreceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Bu tablo son derece gerçek bir tablo ve bu tablonun hem bütçeye maliyeti hem muhtemelen muhalefetin eleştiri ve uyarılarının dikkate alınarak siyasete olan güven açısından bir izahı gerekiyor galiba.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Malatya Milletvekilimiz Sayın Veli Ağbaba’ya aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Ağbaba.

CHP GRUBU ADINA VELİ AĞBABA (Malatya) – Tabii, ayrıca, Sayın Başkan, TRT vermiyor, kürsüden kesiyor. TRT’ye göstereyim şu resmi bir önce çünkü kesiyor, sadece kürsüyü veriyor. Bu arada Meclis TV’ye de sözümüzü söylemiş olalım. (CHP sıralarından alkışlar)

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçeye destek veren ve vermeyen arkadaşlarımız çeşitli değerlendirmelerde bulundular. Ben de bütçeyi farklı bir yönden değerlendirmeye ve isimlendirmeye çalışacağım.

Geçtiğimiz yıl hepimizi hayrete düşüren ve biraz da gülümseten bir olay yaşadık, meşhur ve malum Çiftlik Bank olayı. 26 yaşında, hiçbir eğitimi olmayan, geçmişte ciddi bir iş yapmamış, her yanından hinlik akan biri on binlerce insanı kandırarak, milyarlarca lira dolandırarak yurt dışına kaçtı. Bu kişinin dili dil değil, sözü söz değil, aklı akıl değil, tipine bakınca ne olduğunu hemen anlıyorsunuz. Ama bir özelliği var, anahtar kelimeleri ustalarından iyi öğrenmiş. Ne diyor bu çocuk nutuk atarken, çiftlik açarken? “Dış güçler.” Ne diyor? “Üst akıl.” Ne diyor? “Kudüs kırmızı çizgimizdir.” Ne diyor? “Faiz lobisi.” “Abdülhamit Han.” diyor. Ne diyor? “Fatih’in İstanbul’u aldığı yaştasın.” diyor. Bunlar kutsal sayılan ya da önemli bir kesimin inandığı değerler ve isimler.

Bu tosuncuk “Ben bu kelimeleri bolca kullanırsam, cümle içerisinde sıkça geçirirsem fakir fukaranın saf duygularını kullanıp istismar ederim.” diyor. “İnsanların bir hayalini meçhulün peşine takıp varını yoğunu, geleceğini elinden alabilirim.” diyor. Bu tosuncuk diyor ki: “’Dış güçler’ deyip otuz yıl hamallık yapmış, sırtı kambur, eli nasır Mehmet amcanın kefen parasını elinden alabilirim.” diyor. Bu tosuncuk “’Üst akıl’ dersem insanlar buna inanıp güvenir, yirmi beş yıllık Fatoş hemşirenin emekli ikramiyesini alabilirim.” diyor. Bu tosuncuk “’Kudüs kırmızı çizgimizdir.’ diyerek çoluğu çocuğuyla bahçesinde kayısı yetiştiren Malatyalı Mustafa dayının güvenini kazanabilirim.” diyor.

Şimdi, sizin döneminize şöyle bir baktığımızda aslında bu bütçeye bir isim bulmak istersek hiç kuşkusuz yakışacak en iyi isim “tosuncuk bütçesi” demek doğru olur. (CHP sıralarından alkışlar) Bu bütçenin ismi “tosuncuk bütçesi”, bu düzenin ismi de “tosuncuk düzeni”dir. Çünkü bu iktidar ve siyasi anlayış yıllarca anahtar kelimeleri ve halkın kutsal saydığı manevi değerleri kullanarak, “üst akıl, dış güçler, Rabia, Kudüs” diyerek insanları sömürdü. Vatandaş borç batağına sürülürken “faiz lobisi” denildi, insanlar sömürüldü. Bu ülkenin millî fabrikaları yabancılara satılırken “dış güçler” denildi, saman ithal edilirken “üst akıl” denildi. “Tarihin en büyük özelleştirmesi” adı altında Türkiye talan edilirken yani TÜRK TELEKOM Araplara peşkeş çekilirken “ümmetimiz” denildi. Bu nedenle bu bütçenin ismi “tosuncuk bütçesi”dir. Bu dönemde dolandırıcılar, milletin, devletin malına konanlar zengin olurken üretenler yoksullaştı, emekçi yoksullaştı, çiftçi yoksullaştı.

Değerli milletvekilleri, geçmişte dolandırıcılık deyince akla ilk gelenlerden biri Sülün Osman’dı. Vallahi billahi siz Sülün Osman’a rahmet okuttunuz. Sülün Osman, Anadolu’dan, Konya’dan Kayseri’den İstanbul’a gelen fakir fukaraya köprü satmasıyla meşhurdu. Siz Konya’daki, Kayseri’deki hiç İstanbul’a gelmemiş ve gelme ihtimali hiç olmayan vatandaşa hiç geçmediği köprünün geçiş ücretini ödettiniz ve hiç gitmediği, hiç binmediği havaalanında “yolcu garantisi” adı altında para ödettiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Sülün Osman sizi görse “Bunu ben niye düşünmedim? Bunu niye ben akıl edemedim?” derdi. Eminim ki sizi bir yerlerden izliyorsa Sülün Osman size imreniyordur, “Bunlar beni geçti.” diyordur.

Eskiden bunlar münferit olaydı, sizin döneminizde olağan oldu. Kimi zaman emekli bir bürokrat, kimi zaman bir üniversite hocası dolandırılıyor. Artık insanlar dolandırılma korkusundan tanımadığı telefonları açmıyor. Öğretmenler atanamazken, mühendis iş bulamazken dolandırıcılar işten başını kaldıramıyor. Vatandaş huzursuz, insanlar dolandırılmaktan korkuyor, bir gecede yoksullaşmaktan korkuyor, iftiraya kurban gidip tutuklanmaktan, işten atılmaktan, pasaportuna el konulmasından korkuyor, malına mülküne el konulmasından korkuyor, dünyanın en güvenli ulaşım araçlarından olan trene binmekten korkuyor sayenizde, trene. Askerdeki çocuğunun yediği yemekten zehirlenmesinden korkuyor analar. İnsanlar şiddete, tacize uğramaktan korkuyor. Karikatürist çizmekten, gazeteci yazmaktan, spiker haber sunmaktan korkuyor. Oyuncu senaryodan, şarkıcı şarkı söylemekten korkuyor.

Değerli milletvekilleri, 2018 yılında Asya ile Avrupa’nın birleştiği noktada, Baharat Yolu ile İpek Yolu’nun kesiştiği bu coğrafyada, Selçuklu’nun, Osmanlı’nın kurulduğu bu topraklarda siz dünyanın en büyük ve en kötü korku imparatorluğunu inşa ettiniz, kurdunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Avrupa birbirini boğazlarken, insanlar asılırken, Anadolu topraklarında, dünyanın hiçbir coğrafyasında olmayan insanlar bu topraklara hoşgörü tohumları ektiler. “Bir kez gönül yıktın ise/ Bu kıldığın namaz değil.” diyen Yunus Emre’nin; bir elinde ceylanı, bir elinde aslanı barış içerisinde yaşatan Hacı Bektaş Veli’nin; “İster kâfir, ister Mecusi, ister puta tapan ol, yine de gel.” diyen Mevlâna’nın yetiştiği bu topraklarda siz tarihin en hoşgörüsüz, en kibirli iktidarı oldunuz. 14 yaşındaki çocuğun annesini yuhalatacak kadar alçaldınız. Bir cumhurbaşkanı düşünün ki gazetecileri teker teker tehdit ediyor, “Mandalina mısın, portakal mısın?” diyor. “Sokağa çıkamayacaksın.” diye Ana Muhalefet Partisi Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu tehdit ediyor. 15 yaşındaki çocuk, sosyal medya paylaşımlarından cezaevinde yatıyor. “Gazetecilik suç değil.” diye yazan üniversite öğrencisi tutuklanıyor. Sizin iktidarınızda insanlar serseri bir kurşunun hedefi olmaktan korkuyor. Çünkü ülkenin başında gazetecileri, siyasileri tehdit eden, “Patlatırlar enseni.” diyebilen bir Cumhurbaşkanı var.

Bu nedenle, yaratmaya çalıştığınız ülkenin, dönemin hissine bir isim vermek gerekirse o isim de korkudur. Korku cumhuriyetini yarattınız, bundan da utanmalısınız. Sendikası korkuyor, odası korkuyor, hocası korkuyor.

Değerli arkadaşlar, bütçenin ismi “tosuncuk bütçesi” ülkedeki en büyük his korkuysa bu dönemin renginin ismiyse gridir. Dış güçler, faiz lobisi diyerek satılan bütün fabrikaların yerine Katar’ın, Suudi’lerin, Hollandalıların gri gri AVM’lerini, rezidanslarını yükselttiniz. Türkiye’nin bütün kentlerini birbirine benzettiniz. Türkiye’nin rengi gri, maalesef yeşil alanlarda da gri gri binalar yükseliyor.

Bir tarafta su faturasını ödeyemediği için gözaltına alınan 81 yaşındaki yoksul kadın, bir yanda 4 bin liralık çayla, ejder meyvesiyle 1.100 odalı sarayında şatafata boğulan bir Cumhurbaşkanı. “Nereden nereye geldik.” deyince bunlar akla geliyor. Bir taraftan sıvasız, penceresiz şehit evleri, diğer taraftan 1.100 odalı evin yetmeyip 400 odalı yazlık saray inşası. İşte, sizin iktidarınız, AKP’nin özeti bu. Tarifi ise savurganlık, şatafat ve gösteriş.

Dünyanın en büyük ekonomisi -dikkatle dinleyin- Almanya’da makam aracı sayısı 11 bin, dünyanın en büyük otomotiv üreticisi Japonya’da makam aracı sayısı 28 bin, Türkiye’de ise tam 120 bin, 120 bin araç var.

MELİHA AKYOL (Yalova) – Yalan!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bu nedenle, bakın “Nereden nereye geldik.” diyorsunuz ya… 1’inci Cumhurbaşkanı bir ağaç için köşk taşıtırken son Cumhurbaşkanı 15 bin ağaç keserek kendine bir saray inşa ediyor. Sümerbanktan aldığı 1 metre bezin faturasını bile yıllar sonra çıkarıp gösterebilen bir Cumhurbaşkanından, ayakkabı kutuları içlerinde para taşıyan bir iktidara geldik.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – FETÖ ağzıyla konuşma!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sadece siyasette, ekonomide değil…

BAŞKAN – Sayın Can…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – FETÖ ağzıyla konuşma!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Oraya da geleceğim.

BAŞKAN – Sayın Can, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – …sanattan kültüre her alanda yozlaşmanın kitabını yazdınız.

Hulusi Kentmen’den Polat Alemdar’a geldiniz; Ruhi Su’dan, Neşet Ertaş’tan, Mahzuni’den Yavuz Bingöl’e geldiniz; Kemal Sunal’dan Şafak Sezer’e geldiniz. Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekci’den, fesli soytarıyı ziyaret eden bir Diyanet İşleri Başkanına geldiniz. Kalemini hiç kimseye satmayan, iktidara kiraya vermeyen gazetecilerden, önce FET֒ye yalakalık yapıp sonra AKP’nin yalakalığını yapan “Gezicileri asın.” diyen alçağa geldiniz.

Kendisiyle dalga geçen karikatürleri odasına asan Özal’dan, kendine muhalif herkesi susturmaya çalışan bir Cumhurbaşkanına geldiniz. Mimar Sinan’ın yaptığı muhteşem cami ve eserlerden, ucube binaları Türkiye’nin her yanına diken bir mimariye geldiniz.

Arf Teoremi’ni yazan ünlü matematikçiden, Cahit Arf’tan “Deve sidiği şifadır.” diyen akademisyenlere geldik. (CHP sıralarından alkışlar) Dünyaca ünlü akademilerden, bilim adamlarından “Kadın eli tutmak ateş tutmaktır.” diyen rektör bozuntularına geldik. “Barış” diyen, muhalif olan akademisyenleri ihraç edip “Cep telefonunu Hazreti Nuh, Google’ı Abdülhamit buldu." diyen meczuplara geldik.

Değerli arkadaşlar, Metin Oktaylardan, Lefterlerden silahla mekân basan yandaş futbolculara geldik.

Sanatta, sporda, gazetecilikte ilkelerden, değerlerden yalakalığın, yandaşlığın hâkim olduğu bir döneme geldik.

Andımız’ı İmralı’nın emriyle kaldıran anlayıştan milliyetçiliği, Türklüğü kimseye kaptırmayan bir siyasette ittifak kuran bir anlayışa geldik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, bir dakika ilave ediyorum. Toparlayalım lütfen.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Kısaca, yalana geldik, iftiraya geldik, araştırmaya geldik.

Değerli arkadaşlar, baskıcı, tek tipleştirici; Atatürk’e, ülkenin kurucu değerlerine karşı tarihimizin en büyük isyanı, en şanlı isyanı, içinde bulunmaktan onur duyduğum Gezi isyanına “darbe” demeye geldik. (CHP sıralarından alkışlar)

Saydığım bu sebeplerle, bu düzenin adı arkadaşlar “tosuncuk düzeni”dir, bu bütçenin ismi “tosuncuk bütçesi”dir, bu düzenin ismi “korku”dur.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen nesin?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Gelelim, Fetullah ağzına. Bir şeye daha geldik değerli arkadaşlar: “Hoca efendi hazretleri” “hoca efendi”den FET֒ye geldik. Bu kulis imamı daha önce ne diyordu? “Hoca efendi hazretleri.” Burada FET֒yle resim çektirmeyen, eteğinden tutmayan bir tane AKP’li var mı? Var mı bir tane? Var mı? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Var” sesleri, gürültüler)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Var!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, diyoruz ki, bir daha tekrar ediyoruz yüksek sesle…

Başkanım, selamlıyorum.

BAŞKAN – Süreniz var, devam edin.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Peki.

Bir daha söylüyorum, bu FETÖ -hodri meydan diyorum- topçuda var, popçuda var, baklavacıda var, börekçide var; nerede yok? AKP Grubunda. Hadi oradan!

SALİH CORA (Trabzon) - CHP’de yok mu?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hodri meydan! Gelin, verelim araştırma önergesini, kim geçmişte FET֒nün değirmenine su taşımış, kim okulunda okumuş, kim türban takıp fotoğraf çektirmiş, kim önünde diz çökmüş bir bakalım. Ne diyordunuz? “Hoca efendi hazretleri”. Ne diyordunuz? “Bu hasret bitsin. Ne istedin de vermedik.” diyordu, geldiniz buraya. O 249 şehidin kanında var ya kanında, FETÖ katletti ya onları, onda sizin sorumluluğunuz var.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan!

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Hadi oradan! Yuh!

Resmini al resmini.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, hatip konuşmasının tamamında, her cümlesinde grubumuzu hedef alarak ithamda bulunmuştur. 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, bu kısa konuşmada hangi bir cümleye, hangi birine cevap vereyim, onu bilemiyorum. Ancak, özellikle “korku imparatorluğundan” ve “dış güçler” adı altında üretilen o yaygaradan cevap vermek istiyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – FET֒ye gel, FET֒ye gel.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bakınız, biz Gezi kalkışması olduğu zaman “dış güçler” dedik, “Soros var.” dedik, “Şu var.” dedik, “Yok.” dediler.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Televizyonlarda savunucusuydun FET֒nün.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Biz bunu hiçbir şekilde kabul etmiyoruz.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Bütün televizyonlarda FET֒nün savunuculuğunu yaptın yıllarca.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – MİT krizi oldu “Dış güçler.” dedik, “FETÖ.” dedik ve maalesef, MİT Kanunu değişikliği yapılırken yanımızda bulamadık.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yıllarca FET֒nün savunuculuğunu yaptın, yıllarca.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, konuşmacıyı izleyelim lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – 17-25 Aralık oldu, şantaj ve montaj kasetlerini grup toplantılarında gördük.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yıllarca FET֒nün savunuculuğunu yaptın televizyonlarda, herkes biliyor.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Anıtkabir’de “Ordu göreve.” dendi, derin ve paralel yapıların operasyonunu anlattık ancak yapayalnız kaldık.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yıllarca FET֒yü savundun televizyonlarda.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Ha, 15 Temmuz oldu, ne dediler? Dediler ki: “Bu, bir tiyatro.” Kimin dediğini biliyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – FET֒yü anlat, FET֒yü.

ATİLA SERTEL (İzmir) – FET֒yü anlat, FET֒yü savundun yıllarca, FET֒cüsün sen!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Şaşırdık mı? Asla ve asla şaşırmadık.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Fetullah Hoca’ya yıllarca yağ çektin sen, yıllarca.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Neden şaşırmadık, biliyor musunuz? O 27 Mayıs darbecilerinin, o ihanetin milletin adamı Adnan Menderes’i idama götürürken arkasından yapılmış darbeyi yirmi yıl Hürriyet Bayramı olarak, devrim bayramı olarak kutlattınız.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yıllarca FET֒yü savundun sen, yıllarca.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Onun için bizler yapılmamış, teşebbüs hâlinde kalmış, gayretlerimizle püskürtülmüş darbelere “darbe” diyemeyeceğinizi biliyoruz.

Onun için, bakınız: “Ne istediler de vermedik?” Söyleyeyim mi?

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yıllarca FET֒yü savundun, yıllarca.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – FETÖ elebaşısı Pensilvanya’dan dedi ki: “Şefaat hakkım olsaydı filana verirdim.” Sizler biliyorsunuz… Ama hamdolsun bütün bedduaları başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere bu ittifaka, milletin yerli ve millî siyasetine yaptılar. Onun için, biz neyi vermedik, biliyor musunuz? Devleti vermedik ve bedduayı hak ettik hamdolsun.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, sayın grup başkan vekili…

ATİLA SERTEL (İzmir) – Yıllarca FET֒yü savundun sen, yıllarca.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

ATİLA SERTEL (İzmir) – FET֒yü savundun sen, televizyonlarda FET֒yu savundun.

BAŞKAN – Sayın Sertel…

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Devleti siz verdiniz de millet vermedi. Siz devleti verdiniz, hem de tapusuyla beraber.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, bakın, konuşmacılar söz istiyor, duyamıyoruz. Rica ediyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın grup başkan vekili konuşmasında… (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Özgür Bey, bir saniye…

Değerli arkadaşlar, bir grup başkan vekili söz istiyor, lütfen gruptaki arkadaşları grup başkan vekilinin sözlerinin dinlenilir olmasına izin versin.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, sayın grup başkan vekili konuşması sırasında sayısız ithamda bulundu.

MELİHA AKYOL (Yalova) – Ne dedi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İçlerinde “darbeleri destekleme” gibi artık kargaların bile güleceği bir itham da var, sadece bunu örneklendireyim.

Uygun görürseniz grubumuz adına söz hakkını Sayın Veli Ağbaba kullanacak.

BAŞKAN – Sayın Veli Ağbaba, iki dakikada konuyu toparlayarak bitirmenizi sizden rica ediyorum. Uzatmayalım çünkü dünden kalan maddeler bugün bizim üzerimizde değerli arkadaşlar.

Buyurun.

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın grup başkan vekili 15 Temmuz gecesinde “Devleti vermedik.” dedi. 15 Temmuzda devleti vermediniz ama devleti FET֒ye siz teslim ettiniz. Sızma falan yalan, devleti tamamen teslim ettiniz.

SALİH CORA (Trabzon) – Tohum ne zaman atıldı?

AHMET BÜYÜKGÜMÜŞ (Yalova) – Zaman gazetesinde ne işiniz vardı?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Devleti tamamen teslim ettiniz. 81 ilin emniyet müdürünün 74’ü FET֒cü. Bakın, darbecilere bakıyorsunuz, bu Meclisi bombalayanların çoğu sizin ya arkadaşınız ya kardeşiniz ya akrabanız ya yeğeniniz.

AHMET BÜYÜKGÜMÜŞ (Yalova) – O zaman, Zaman’a niye gittiniz?

VELİ AĞBABA (Devamla) - Fakir fukara Bank Asyanın önünden geçti diye meslekten atıyorsunuz, sizin Genel Başkan Yardımcınızın kardeşi bu Meclisi bombalıyor, onu ne yapıyorsunuz, büyükelçi yapıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Başka? Bakın, bu Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda FET֒yle veya FET֒cülerle el sıkışmış bir tek adam bulamazsınız.

Hodri meydan diyorum, hodri meydan! Gelin, siyasette FETÖ var mı yok mu, hep beraber araştıralım.

“Ayakkabı kutuları” diyor. “Ayakkabı kutuları yalan.” dediniz mi şimdiye kadar? Rüşvet yalan mı?

SALİH CORA (Trabzon) – Yalan!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Rıza Sarraf’ı millî kahraman yaptınız, millî kahraman!

SALİH CORA (Trabzon) – O darbe girişimiydi.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Kanal A’da Türk Bayrağı'nın önünde Rıza Sarraf’ı konuşturdunuz siz. Rıza Sarraf’ı millî kahraman yaptınız!

SALİH CORA (Trabzon) – O bir operasyondu. Emniyet-yargı darbe girişimiydi.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Yalan mı? Doğru. Elbise kutusu var mı? Doğru, hepsi var.

SALİH CORA (Trabzon) – O operasyona herkes “darbe” diyor, sadece siz “darbe” demiyorsunuz ona.

VELİ AĞBABA (Devamla) - Ayrıca, bakın, bir daha söyleyeyim: Darbecinin büyüğü sizsiniz, darbeden büyüdünüz. 12 Eylülde Kenan Evren’in büyüttüğü çocuklarsınız siz! 28 Şubatın ürünüsünüz siz! Bugün, sizin kimyanızı bozan -tekrar söylüyorum- Gezi Türkiye'nin isyanıdır.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Vatana ihanettir Gezi, vatana ihanet!

VELİ AĞBABA (Devamla) - Gezi, bütün dünyaya Türkiye'nin birden büyük olduğunu göstermiştir. “Türkiye'de sadece Tayyip Erdoğan yoktur.” demiştir. O Gezi’ye AKP’li çocuklar, MHP'li, HDP'li, İYİ PARTİ'li bütün gençler katıldı.

SALİH CORA (Trabzon) – Sonuç? Sonuç? Sonuç ne oldu?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Gezi, sizin tek adamınıza karşı, Gezi, diktatörlüğe karşı isyandır, o isyanın arkasındayız, o isyanın yanındayız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

SALİH CORA (Trabzon) – Sonuç ne oldu? Gezi’nin sonucu ne oldu? Gezi’nin sonucunda ne oldu, herkes oturdu aşağıya.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önce bir gerekçesini söylesin.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, siz kalabalıktan duymadınız, sataşmadan dolayı ifade ettiğini ben de gördüm ve söz verdim.

SALİH CORA (Trabzon) – Gezi’nin sonucunda ne oldu? Gezi oldu, bitti, ne oldu?

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, bir sessizlik olsun, yani bakın, konuşmalarda sağdan soldan da laf atılmasın. Grup başkan vekilleri var, arkadaşlarımız var, herkes kürsüden söz alabiliyor, bir sıkıntı yok.

Sayın Özkan, lütfen, toparlayarak bitirirsek maddelere devam edelim.

4.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, FETÖ'yle ilgili ne oldu, ne bitti, buna ineceksek 1960’tan sonrasını, o darbe süreçlerini alacağız, bugüne getireceğiz.

2002 öncesi, sonra 1957, 1956, 1955 değil, ta 1940’lara kadar bu ülkede FETÖ'nün ne yaptığını Necip Hablemitoğlu “Köstebek” isimli kitabında tek tek anlatmış.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Öldürttünüz, öldürttünüz, onu öldürttünüz.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – 15 Temmuzda, 17-25’te bu millete o ihaneti gerçekleştiren yargı ve bürokrasinin -Silahlı Kuvvetler içerisindeki ihanet odaklarının gerçekleştirdiği saldırıları da- ne zaman kadrolara alındığına bakmak lazım. Ama gerçeğe bakalım. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizin zamanınızda, sizin zamanınızda. Yazıklar olsun!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - Hani, 2011, MİT krizi oluyor, 2012’de, efendim, yine özel yetkili mahkemelerle kumpaslar oluyor, Gezi oluyor, 15 Temmuz oluyor, bunlara inanmıyorsunuz.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sizin zamanınızda… Ne kadar albay varsa paşa oldu, albayları paşa yapan sizsiniz.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bakınız, şurada bir fotoğraf gösteriyorum, dikkatlerinizi celbederim. Bakınız, bu ülkede AK PARTİ’ye kumpas oldu, siz ciddiye almadınız, diğerleri oldu. Ama şu fotoğrafta Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu ne zaman gidip Samanyolu’na ve Zaman gazetesine destek oluyor biliyor musunuz -biraz daha mikrofona yaklaşayım- ne zaman biliyor musunuz? Bunun tarihi 21/10/2015. Cumhuriyet Halk Partisinin içerisinden Ergenekon ve Balyoz sanıklarının milletvekili seçilmesine rağmen onların FETÖ kumpası olduğu yargı kararlarıyla sübut bulmasına rağmen ondan sonraki tarihte Sayın Kılıçdaroğlu gidip Zaman gazetesine destek veriyor. (CHP sıralarından gürültüler)

Bakınız, yine, 19 Mart 2014, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı, ihanet kabak gibi ortadayken, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Tuncay Özkan, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ın FETÖ kumpasına yani Samanyolu televizyonunun, Zaman gazetesinin kumpasına mağdur gittiği tespit edilmesine rağmen gidip o televizyonda propaganda yapıyor. (CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ilave edeyim, siz tamamlayın Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Yine, aynı şekilde, bakınız, Can Dündar’ı çok savunuyorsunuz, Gezi’yi savunuyorsunuz, tarih nezdinde 27 Mayısçılara destek olanlar nasıl milletimizin ezeli ve ebedi düşmanlığını kazanıyorsa burada da dikkat edin, aynı sıkıntıyla karşı karşıya kalmayın. Can Dündar’ın yazdığı bir kitap var: “Ergenekon.” Okuyun o kitabı, tekrar tekrar okuyun; o kitabın, başından sonuna yine FETÖ propagandası olduğunu göreceksiniz. Siz Can Dündar’a ve o MİT tırlarıyla ilgili kumpası gerçekleştirenlere “adalet yürüyüşü” gerçekleştirdiniz. Ne zaman? Ta, 15 Temmuzdan sonra. Demek ki büyük fotoğraf ortada.

Biz “Ne istediler de vermedik?” dedik. Ne anlama geliyor biliyor musunuz? Eğer işiniz eğitimse, çocuk yetiştirmekse biz bu ülkede herkesin önünü açarız ama devleti istiyorsanız orada, sizin bulunduğunuz inde başınıza o mağaraları ve ini geçiririz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bundan sonra da bunu yapacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Biz o Pensilvanya’daki hainin bedduasını kazandık; o, şefaate mazhar olanları da milletimizin takdirine havale ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Talepte bulunun Sayın Veli Ağbaba.

Buyurun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Geleyim mi?

BAŞKAN – Talebinizi alayım, bir söyleyin onu…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Grubumuza sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, grup adına.

5.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Tabii, “FET֔ deyince kimyanız bozuluyor, bozulmakta da haklı.

Değerli arkadaşlar, kimin FET֒cü olup olmadığına bakmak lazım. Bu grupta Tuncay Özkan var, bu grupta Mehmet Ali Çelebi var, milletvekili olmuş; bu grupta İlhan Cihaner var, Mehmet Haberal var. Bu grupta Balbay var.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Dursun Çiçek.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sizde kim var?

Bakın, Balyoz davasından yargılanan Mehmet Ali Çelebi var, o Balyoz’un avukatlığını yapan da sayın grup başkan vekili var. Kim FET֒cü ortaya döksün. (CHP sıralarından alkışlar)

Sen Balyoz davasında Hukukçular Derneği adına müdafaa yaptın mı yapmadın mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, arkadaşlar, kim FET֒yü, kim Balyoz’u desteklemiş, kim Ergenekon davalarını desteklemiş, kim Odatv davalarını desteklemişse o FET֒yle iş birliği yapmıştır.

SALİH CORA (Trabzon) – Kim 17-25 Aralığı destekliyorsa o da FET֒cüdür!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bizler 2011, 2012 yıllarında Ergenekon’da, Silivri’de cezaevi duvarlarını yıkarken, siz bize “darbeci” diyordunuz, “darbeci!” O nedenle, bir daha haddinizi bilin, konuşun!

SALİH CORA (Trabzon) – Kim 17-25 Aralığın arkasındaysa o da FET֒cüdür!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, bu grup var ya, bu grup, sizin sayenizde yazar oldu, yazar. Bize kitap yazdırdınız, kitap! Bak, bak, burada ne yazıyor? “Balyoz Kumpası.” Siz, o zaman Balyoz’a “darbe” diyordunuz. Özgür Özel, Nurettin Demir, Muharrem Erkek’le birlikte, Hasdal’da, Hadımköy’de, Maltepe’de, Mamak’ta Balyoz’un kitabını yazdık. Bu Balyoz davasının savcılarını atayan sizsiniz, hâkimlerini atayan sizsiniz, eğer Balyoz’u FETÖ yaptıysa onun suç ortağı da sizsiniz.

İki, “adalet yürüyüşü”nü ağzınıza alırken haddinizi bilin!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hah!

VELİ AĞBABA (Devamla) – “Adalet yürüyüşü”, bu memleketin onurunu kurtaran, dünyaya karşı, dünyada Türkiye'nin onurunu, gururunu kurtaran önemli bir harekettir. Bütün dünya Türkiye'nin bir adamın, bir diktatörün eline teslim edildiğini sanırken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun önderliğinde, sağcı, solcu, MHP’li, HDP’li, AKP’li…

BAŞKAN – Toparlayın.

VELİ AĞBABA (Devamla) – …herkes diktatörlüğe karşı yürüdü, dünyaya haykırdı!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Devamla) – Dünyaya haykırdı “adalet yürüyüşü!”

“Türkiye birden büyüktür. Türkiye'de hâlâ demokrasiyi, insan haklarını, barışı, özgürlükleri savunan milyonlar var.” dedi. Tek adamlığa karşı “adalet yürüyüşü” gerçekleşti. O “adalet yürüyüşü”nü gerçekleştirmesinin sebebini biliyorsunuz.

MELİHA AKYOL (Yalova) – Demek ki tek adam yokmuş!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Türkiye'de, 16 Nisanda, 16 Nisanla birlikte değişen rejimde size karşı yürüdük, bundan sonra da sizin hukuksuzluğunuza karşı yürümeye devam edeceğiz.

SALİH CORA (Trabzon) – Yürü!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şunu bilin ki sayınız ne kadar çok olursa olsun, ne kadar askeriniz, polisiniz çok olursa olsun…

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – O asker, polis Türkiye Cumhuriyeti’nin askeri, polisi!

MELİHA AKYOL (Yalova) – O asker, polis sizin değil mi?

VELİ AĞBABA (Devamla) – …Gezi’de olduğu gibi size boyun eğmeyeceğiz, size boyun eğmeyeceğiz, boynumuzu yere vermeyeceğiz!

Ayrıca, bir şey daha söyleyeyim: Gezi’de “Emri ben verdim.” dedi hazretleri, sonra ne oldu? Valisi… Bizim çocuklarımızı katleden, Ali İsmail’imizi, Berkin Elvan’ımızı katledenlerle iş birliği yaptınız Gezi’de.

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Yasin Börü’yü de söyleyin.

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bitiriyorum.

Suç ortağısınız; Ali İsmail’in de, Berkin’in de kanında sizin parmağınız var. (CHP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Hadi oradan be!

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.53

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Değerli milletvekilleri, şahsı adına konuşmacılarda kalmıştık. Ancak Sayın Cahit Özkan’a yerinden mikrofon açarak bir söz veriyorum.

Buyurun Sayın Özkan.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, terör örgütlerinin arzu ettiği gibi birbirimize düşerek değil, birlik ve beraberliğe sahip çıkmak suretiyle saldırıların bertaraf edilebileceğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, şanlı tarihimizde ülkemize karşı, milletimize karşı değişik kisve altında, kılık kıyafet içerisinde saldırılar var olagelmiştir ve bu saldırılar karşısında da ülkemiz birlik ve beraberliğini muhafaza ederek bu saldırıları püskürtme başarısını ortaya koymuştur. Tabii, nasıl cumhuriyet kurulurken ne İngiliz ne Amerikan mandası kabul edilmemiş ve ülkemizin istiklalini birlikte güvence altına almışsak yine benzer saldırılar farklı şekillerde ülkemize yönelmektedir. İşte böylesi bir dönemde terör örgütlerinin; FET֒sünün, PKK’sının, PYD’sinin arzu ettiği gibi kendi aramızda birbirimize düşerek değil, birlik ve beraberliğimize sahip çıkmak suretiyle bu saldırıları bertaraf edebileceğimize yürekten inanıyorum.

Tabii, milletvekilliğimden evvel ben de Hukukçular Derneği Genel Başkanlığı yaptım. Hukukçular Derneği, çok kısa bir ifadeyle, yaklaşık 50 yaşını aşmış ve hukuk, özgürlük ve demokrasi mücadelesi vermektedir. Tabii, 2010’lu yıllarda Balyoz darbe planı davası, yargılamaları başladığı zaman biz de Hukukçular Derneği olarak demokrasimizin ve millî irademizin yanında davaya müdahale talebinde bulunduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ancak davanın seyri sırasında müdahale talebimiz devam ederken aynı şekilde hukuka aykırı yargılamalara da dikkat çekmiş ve özellikle bir darbe planını 350 kişinin tasarlayamayacağını, “Kalabalık içinde eşek kuyruğu kesilmez.” anlayışıyla, geçmiş darbelerde olduğu gibi planlamanın 3 ila 5, bilemediniz 7 kişiden müteşekkil olabileceğini ifade etmiştik.

Yine, savunma sürelerinin kısıtlanmasına ilişkin, sanıklara getirilen sınırlamanın asla kabul edilemeyeceğini, sanıkların ne kadar isterse, gerekirse boş bir ifadeyle “dıgıdık dıgıdık” dese dahi dinlenmesi gerektiğini ifade etmiştik ve yine oradaki her türlü hukuka aykırılığa dikkat çekmeye gayret ettik. Tabii, 350 sanığın büyük oranda bir kumpas eseri olduğu, zaman içerisinde, yine yüksek yargımızın kararlarıyla ortaya çıktı ancak 6 Ekim 2016 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 7 sanıkla ilgili, bozma talebiyle, temyiz talebinde bulundu. Yani şu anda yargılaması devam eden ve özellikle sanıkların 1 numarası olan, 28 Şubat davasında mahkûm olan Çetin Doğan başta olmak üzere 6-7 kişinin yargılamasının devam etmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcımızın açmış olduğu dava devam etmektedir. Yargıya güvenin yargı kararlarının neticesini beklemekle olabileceğine inanıyoruz. Bu noktada yargıya güvenle neticenin beklenmesini Genel Kuruldan ve Türkiye kamuoyundan bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay…

11.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce kürsüde konuşmasını yapan sayın konuşmacı, kurduğu cümleler arasında 2 defa, Gezi olayları ve Cumhuriyet Halk Partisinin düzenlemiş olduğu “adalet yürüyüşü”yle ilgili olarak partimizin de adını zikretmek suretiyle “MHP’liler de katıldı.” gibi bir ifade kullanmıştır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Katıldılar.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu ifadeleri reddettiğimizi belirtmek istiyorum. Öncelikle, bilhassa bu Gezi olayları konusunda, daha ilk günlerde Sayın Genel Başkanımızın çok önemli, ciddi uyarıları olmuştur bu Gezi hadiselerine birtakım terör unsurlarının ve yabancı istihbarat örgütlerinin de müdahil olabileceği şeklinde. Kaldı ki geçmiş bu Gezi olaylarının seyrine baktığımızda, bu öngörünün ne kadar doğru bir öngörü olduğu da bize göre ortaya çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisinin düzenlediği “adalet yürüyüşü” de kendi kurumsal yapıları itibarıyla parti olarak düzenledikleri bir yürüyüştür, Milliyetçi Hareket Partililerin de katılması söz konusu değildir. Fakat hatırladığımız kadarıyla -gazetelere de yansımıştı- o Gezi, yürüyüş hadisesinde bir kişinin eliyle böyle bozkurt işareti yapmış olması Milliyetçi Hareket Partililerin katıldığını ifade etmez. Dünyanın en kolay hareketidir yani isteyen bütün arkadaşlarımız yapabilir bu hareketi. Bu konuyu da bizim bakımımızdan açıklığa kavuşturmak için söz aldım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özel, sizin de kısa bir açıklamanız olacak; toparlayarak bitirelim.

12.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisinin baştan beri tutumunun kumpası deşifre etmek ve kumpas mağdurlarının yanında durmak olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sondan başlayarak söyleyelim. Gezi’de çok sayıda ülkücü, Ülkü Ocaklarının eski genel başkanları, “adalet yürüyüşü”nde örneğin Hendek MHP örgütünden gençler -hâlâ telefonlaşırız, bayramlarda konuşuruz- bu katkılar var ama Erkan Akçay şöyle diyorsa son derece haklı… Bugünkü MHP o günkü MHP farkı var mı? Var tabii. İçinden çok farklı unsurlar, MHP’nin sarayla kurmuş olduğu ittifaka itirazla partiden kopmuştur. “Bugün Gezi olursa bizim içimizden kimse çıkmaz, desteklemeyiz.” diye bir yaklaşım varsa, o yaklaşım kendine aittir. Çevreye duyarlı olan, yaşam hakkına saygı isteyen, bir diktatöre itiraz eden gençler bugünkü MHP’den bir duygusal kopuş yaşıyorlar mı? Bence de yaşıyorlar. Ama o günkü MHP’nin ve özellikle altı çizilen ülkücülerin, biraz önce gösterdiği işareti yapan ve yürekten orada yapan kişilerin varlığını bu değiştirmez.

Şimdi, gelelim Sayın Cahit Özkan’a. Söylediğiniz şeyler partinizin genel tutumuyla bağdaşmıyor. Şöyle bir şey de doğru değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …Pensilvanya’da birilerinin avucunu ovuşturmasına da sebebiyet vermeyin. FET֒cü savcıların kurduğu iddianameye o gün tümden kabul -çünkü karar verildiğinde nasıl ayakta alkışladığınız, sıçradığınız hâlâ daha hatıralarda- şimdi de “kısmen kabul, kısmen ret” noktasına geliyorsanız, bu, FET֒nün avucunu ovuşturmasına sebebiyet verir.

Ha, duruşu mu tarif edeceksiniz? Balyoz’a hepiniz “darbe” derken, Balyoz’a “kumpas” lakabını takan… “Balyoz Kumpası” kitabını yayımladığımızda 2014’ün ilk aylarıydı. Şimdi, bugün gelinen noktada Balyoz’a “kumpas” diyorsanız, Balyoz’a “kumpas” deniliyorsa, “Millî orduya kumpas kurmuşlar.” deniliyorsa burada “Cumhuriyet Halk Partisi haklıymış.” demek lazım. Balyoz davasına müdahillik koyarken Balyoz’un sanıklarının karşısında, FET֒nün iddialarının yanında pozisyon tutuldu. O pozisyondan dolayı şimdi “Milletim bizi affetsin, aldatıldık, kandırıldık.” diyen partinizin şu andaki resmî söylemi dururken…

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - 17-25’te sen aynısını yaptın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – … “kısmen kabul, kısmen ret; bazıları açısından haklıdırlar.” noktasını gidin, partinizle bir kapalı grup toplantısı yapın, partinizin içine anlatın. Bizim durumumuz… (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - 17-25’te aynısını sen yaptın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Lütfen...

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu ilk baştan beri bu kumpası deşifre etmek, kumpas mağdurlarının yanında durmak; bu, ordunun olsun, sivillerin olsun. FETÖ eliyle, AKP’nin o günkü devleti elinde bulunduran gücü kullanarak ve AKP’yle iş birliği içinde yaptıkları bu şeye karşı hep birlikte karşı durduk, bugün de dimdik, alnımız açık burada duruyoruz. AKP’nin kendi içinde yaşadığı çelişkiler FET֒yü memnun eder. Biz zaten muhataplarımızı ve çelişkilerini yakından tanıyoruz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, sayın grup başkan vekilleri…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Komisyon olarak söz talebim var.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akçay, size son defa söz vereceğim.

Değerli arkadaşlar, bütçe görüşmelerini yürütüyoruz. Bakın, bir tartışma başlayınca herkes doğal olarak kendi pozisyonunu ifade etmek üzere söz alıyor ama bunun da sınırları var elbette.

Ben son olarak Sayın Akçay’a söz veriyorum.

Sayın Akçay, lütfen toparlayın ve ondan sonra da şahıslar adına sözlere başlayalım.

13.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu konuşmalarla ilgili sınır hatırlatmanız için ayrıca, hassaten teşekkür ediyorum. Çünkü maksadımız polemik yaratmak ve bu polemik ve demagoji içerisinde geç vakitlere kadar boğulup gitmek değil. Fakat Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına partimizin bu bir yürüyüş ve birtakım, işte Gezi’ydi ve CHP’nin “adalet yürüyüşü”ne ilişkin Milliyetçi Hareket Partisinin tutumunu açık, net, sarih bir şekilde ve özetle bu kısa süre içerisinde açıkladım. Lütfen buna saygı duyunuz. “Dünkü MHP’ydi.” işte “Bugünkü MHP mi?” gibi lafları yakışıksız bulduğumu da ifade ederim. Milliyetçi Hareket Partisi 50’inci yılını idrak eden bir siyasi partidir ve bu elli yılın sürekliliği, bütünlüğü ve devamlılığı söz konusudur. Biz Gezi hadiselerine başından beri devamlı karşı çıktık hâlâ da karşıyız. 3-5 ağacı bahane ederek yapılan ve Türkiye’yi bir iç kargaşaya sürüklemeye çalışan, işin içerisinde FET֒nün olduğu birtakım eylemlerdir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahıslar adına Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Sermet Atay’ı kürsüye davet ediyorum.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sayın Başkanım, efendim, bakın, bir yargı kararıyla ilgili bilgi vereceğim, önemli ama.

Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Erkek...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, Komisyon olarak söz talebim vardı. Komisyon söz sırasına tabi değil Sayın Başkan, İç Tüzük’ü hatırlatmak zorunda bırakmayın beni.

BAŞKAN – Sayın Bilgiç, ben sizin söz talebinizi arkadaşlarımızın konuşmasından...

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Değil efendim, değil.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Atay. (MHP sıralarından alkışlar)

SERMET ATAY (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 15’inci, yürürlük maddesi üzerine şahsım adına konuşma yapmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Ben seçim bölgem olan Gaziantep’le ilgili birkaç sorunu dile getirmek istiyorum. Bunlardan birincisi, Gaziantep’te Nizip, Oğuzeli, Karkamış ilçelerini içine alan ve bereketli topraklarıyla bilinen Barak Ovası’nda, uzun yıllardan beri yağış ortalaması çok düşmüş olup küresel ısınmanın da etkisiyle kuraklık had safhaya ulaşmıştır. Dolayısıyla Barak Ovası, gün geçtikçe çorak bir hâl almaktadır. Barak Ovası’nın etkili alanlarının yüzde 70-80’i Antep fıstığı ve zeytin ağaçlarından oluşmaktadır. En az on yılda yetişen bu ağaçlardan daha iyi verim alınabilmesi için, kuraklık nedeniyle kurumaması için bölgede Devlet Su İşleri ve diğer kurumlar tarafından gerekli AR-GE çalışmaları yapılıp enerji maliyetlerini de düşürücü, güneş enerji panelleri yatırımlarıyla birlikte sulama projelerinin hayata geçirilmesi büyük önem arz etmektedir. Sulama projelerinin tamamlanması hâlinde yörede çok büyük bir istihdam potansiyeli oluşacak, işsizlik önlenecek, yöre halkının yaşam kalitesi artacak, birçok üründe rekolte kayıpları yaşanmayacaktır. Altını çizerek söylüyorum: Bu rekolte kayıplarından dolayı millî ekonomiye verdiğimiz kayıp, bizim söz konusu bölgede tüm sulama yatırımlarını tamamlayacak orandadır.

İkinci bir husus, Gaziantep Havalimanı’nın içler acısı hâlidir. Gaziantep Havalimanı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük havalimanıdır ancak bu şekilde olmasına rağmen üçüncü sınıf bir havalimanı muamelesi görmektedir. Gaziantep Havalimanı, 2 milyondan fazla nüfusu olan şehrimize ve bölgede bulunan Kahramanmaraş, Adıyaman, Kilis, Şanlıurfa’nın bir bölümüne hizmet eden bir havalimanı konumundadır. Ancak Gaziantep’e düzenlenen uçak seferleri “ölü zaman” diye tabir edilen saatlerde ve küçük gövdeli uçaklarla gerçekleştirilmektedir. Sefer sayılarının artırılmaması nedeniyle büyük oranda bilet fiyatlarına zam gelmiş olup bilet fiyatları fahiş oranda artmıştır. Bir an önce uçak sefer sayılarının artırılarak uçak seferlerinin yolcuların ihtiyaçlarını karşılayacak zamanlara göre belirlenmesi ve büyük gövdeli uçaklarla sefer yapılması gerektiği düşüncesindeyiz. Ayrıca, hem yolcu kapasitesi hem de gelen-giden yolcu, turist sayısı açısından Gaziantep’in çok altında yer alan bazı illerimiz siyasi nedenlerle A grubu seyahat acentelerine sağlanan turizm desteğinden faydalanırken Gaziantep’in söz konusu destekten yararlandırılmaması, özel uçak firmalarının Gaziantep Havalimanı’nı tercih etmemesine neden olmaktadır. Yerli ve yabancı turist sayısı bakımından destekten yararlanan illerden 2-3 kat daha fazla giriş-çıkış kapasitesine sahip olan Gaziantep Havalimanı’nın acilen turizm desteği kapsamına alınması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapımına başlanan ancak çok yavaş bir şekilde ilerleyen, zaman zaman durma noktasına gelen Gaziantep-Nizip D400 kara yolunun 47 kilometrelik bölümü ile Gaziantep-Nurdağı duble yol projesine hız kazandırılması, her geçen gün artan ölümlü ve yaralanmalı, maddi hasarlı trafik kazalarının önüne geçecektir.

Ayrıca, Gaziantep’te bulunan ve çok eski bir hastanemiz olan Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesinin ismi “eğitim ve araştırma hastanesi” olmasına rağmen, bu hastanemiz ne eğitim ne de araştırma hastanesi vasfı taşımamaktadır. Gaziantep Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesinin gerekli donanım ve kadrolarının bir an önce tamamlanması, bunun yanı sıra gerçek anlamda eğitim ve araştırma hastanesi standartlarına kavuşturulması gerektiği düşüncesindeyiz.

Ayrıca, ilimizde Gaziantepliler ve Suriyeli mültecilere yoğun bir şekilde hizmet etmekte olan 25 Aralık Devlet Hastanesi mevcut yapısıyla artık hizmet edemeyecek bir binaya sahiptir. Mevcut hastanenin boş olan 50 bin metrekarelik kısmında fizibilite çalışmaları yapılmış, gerekli zemin etütleri yapılmış, proje aşamasına getirilmiştir. Bu alanda, yeni hastane binası inşaatının bir an önce ihale edilerek başlatılması, şehrimize modern ve donanımlı bir hastanenin kazandırılması elzem duruma gelmiştir.

Gaziantep’in önemli sorunlarından bir tanesi de Suriyeli problemi. Suriyeliler özellikle Gaziantep’e yoğun bir şekilde gelmiş, yerleşmiş ve esnaf durumuna geçmiştir. Özellikle ayakkabı, triko, giyim, gıda sektöründe kayıt dışı Suriyeli işletmeler ve kayıt dışı çalışanlar yoğun olarak faaliyet göstermektedir. Söz konusu kayıt dışı işletmeler hem devletimizde vergi kaybına hem de yerli işletmeler için haksız rekabete neden olmaktadır.

Yaptığımız araştırmalarda Gaziantep Ticaret Odasına 1.600, Sanayi Odasına da 77 kayıtlı Suriye uyruklu firmanın olduğu, ancak bu rakamın en az 5 katı fazlası kayıt dışı küçük ve orta ölçekli işletmenin de ilimizde mevcut bulunduğu ortadadır. Gerekli denetimlerle bu işletmelerin bir an önce kayıt altına alınıp yerelde haksız rekabetin önüne geçilerek, aynı zamanda devletimizin gelir kaybının önlenmesi sağlanacaktır.

Ayrıca, Gaziantep’te yaklaşık 400 bin Suriyeli sığınmacı yaşamakta olup bu sayı her gün artmaktadır. Gaziantep ve Kilis yöresi artık bu yükü taşıyamayacak hâle gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERMET ATAY (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Toparlayalım.

SERMET ATAY (Devamla) – Gerekli önlemlerin alınarak Suriyeli sığınmacıların bir an önce, güvenli bir şekilde kendi ülkelerine gönderilmesini beklemekteyiz. Aksi takdirde, bu şehirlerimiz sosyal denge ve diğer yönlerden tehlike arz eden bir duruma gelecektir.

Sözlerimi tamamlarken 2019 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Atay.

Şahsı adına ikinci söz, Trabzon Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Örs’e aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Örs.

HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe kanun teklifinin 15’inci maddesi üzerinde aleyhte konuşmak üzere söz aldım. Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün bütçe görüşmelerine sıcak başladık, hararetli tartışmalar oldu. İsterseniz, ben size güzel bir haber vereyim, onu sizinle paylaşayım. 2018 LGS’de, Liselere Geçiş Sınavı’nda ilim Trabzon hem Türkiye puan ortalamasında hem Türkçe, matematik ve fen bilgisi puanlarında Türkiye 1’incisi olmuştur, bu güzel haberi sizlerle paylaşmak istedim. Bu başarıyı elde eden çok sevgili öğrencilerimize, onların bu başarısında çok büyük emekleri olan değerli öğretmenlerimize ve bu çocuklarımızı yetiştiren sevgili, çok saygıdeğer anne ve babalara hepinizden bir alkış rica ediyorum. (Alkışlar)

Değerli milletvekilleri, yanlış ekonomi politikaları nedeniyle ülke ekonomisi bugün son derece kırılgan bir hâle gelmiştir, bu gerçek artık saklanamamaktadır. Ekonomideki kırılganlığı sadece dış mihraklara bağlamak, sorunların kaynağına inmemek anlamına gelir ki sorunun çözümüne bunun hiçbir katkısı yoktur. Tüketen değil üreten, israf eden değil tasarruf eden, betonlaşmayla değil sanayileşmeyle büyüyen, insan kaynağını iyi eğiten ve liyakate göre değerlendiren güçlü kurumlara sahip hiçbir ülke ekonomisi dışarıdan gelecek tehditlerden etkilenmez. Unutmayınız ki güçlü parlamentoya sahip olmayan ve kurumları işlevsiz hâle getirilmiş ülkeler dış etkilerden en çok etkilenen ülkelerdir. Bugün uygulanan yanlış ekonomi politikaları sebebiyle özel sektörün sırtında birikmiş olan muazzam döviz borcu, korkarız ki önce devlete yıkılacak, sonra da bu borcun tamamı, artan fiyatlar, düşen gelirler, kaybedilen işler ve yüksek vergiler vasıtasıyla vatandaşa ödettirilecektir.

Değerli milletvekilleri, yaptığımız bu görüşmeler sonucu muhtemelen onaylanacak 2019 bütçesi milletimize nasıl yansıyacaktır? Mesela, emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımız bu bütçeden istifade edebilecekler midir? Eşine az rastlanan bir biçimde geriye işlettiğiniz 4477 sayılı Yasa’yla haklarından mahrum bırakılan EYT’lilerin yaşadıkları hak kaybını nasıl gidereceksiniz? Nasıl ki oyları almaya geldiğinizde, karşı çıktığınız hâlde, emeklilere iki bayram ikramiyesi verdiniz, EYT’lilerin mağduriyetini gidermek için de devlet olarak kaynak yaratmak zorundasınız. Dev maliyetli tünel, köprü, otoyol projelerinde geçiş garantisi vererek şişirdiğiniz maliyetlerle devlete yüklediğiniz ağır yük hiç aklınıza gelmezken yıllarca prim ödeyerek emekliliğe hak kazanmış insanların ekonominin gelir-gider dengesini bozacağını iddia ederek haklarını gasbediyorsunuz. Bu Mecliste bulunan herkes biliyor ki EYT’liler haklıdır, EYT’liler mağdurdur ama siz, bunu bile bile yapmanız gerekenleri yapmıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bir başka mesele de gözünü Meclise çevirmiş, 3600 ek göstergenin çıkmasını bekleyen 247 bin polisin, 925 bin öğretmenin, 200 bin hemşirenin, 144 bin din görevlisinin beklentilerini karşılamak, sorunlarını çözmek noktasında ortaya koyulacak yaklaşımlardır. Emsalleri aldığı hâlde birçok meslek grubunda çalışanlar 3600 ek göstergeden yararlanamıyor. Ayrıca, ek göstergenin 3600’e çıkarılması sadece bu dört meslek grubuyla sınırlanmamalı, bütün kamu çalışanlarını kapsamalıdır.

Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Örs.

Şimdi soru-cevap işlemine başlıyoruz.

On dakika sürecek bu işlemin yarısını sayın milletvekilleri, yarısını Sayın Komisyon kullanacak.

Değerli arkadaşlar, 15’inci madde üzerinde soru-cevap işlemini başlatıyorum.

Sayın Kasap…

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

On altı yıldır iktidar partisine yüzde 70’e yakın oranlarda destek veren Kütahya ilimizin yirmi yılda nüfusunda 100-150 bin arasında düşüş söz konusu olmuştur. Kütahya, Ege Bölgesi’nin en yaşlı ilidir. İlde çok ciddi düzeyde göçler söz konusudur. Özelleştirmelerle 12 bine yakın işçi işini kaybetmiştir. En son özelleştirilen Kütahya Eti Madene bağlı gümüş fabrikasında bine yakın işçi işten atılmıştır. Aylardır maaş alamıyorlar, ihbar ve kıdem tazminatlarından mahrum olarak işlerini kaybetmişlerdir. Özelleştirilen şeker fabrikasında çiftçiler mağdur edilmiştir, kota cezası uygulanıyor sürekli olarak. Küçük işletmeler de ya kapanıyor ya da işçi çıkarma yoluna gidiyor. Kütahya bitiyor, bütçe batıyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Karamsarlık karın doyurmuyor. Kahramanmaraş’ımıza son on beş yılda 17 milyar 56 milyon liralık destek sağlanmıştır. En büyük 1.000 sanayi kuruluşu arasında 24 firmayla ülkemizde 8’inci sıradayız. 5. teşvik Bölgesinden en fazla teşvik alan birinci il, enerji üretiminin yüzde 8’i, en çok sanayi elektriği tüketen 11’inci il; çelik mutfak eşyaları üretiminin yüzde 60’ı, iplik üretiminin yüzde 35’i, çimento üretiminin yüzde 7’si, kâğıt üretiminin yüzde 20’si, 22 ayar altın ürünleri imalatında ikinci il, bayan ayakkabı üretiminde ikinci il; 190 ihracat yapan firmayla toplamda 671 artı 132 milyon dolarlık ihracat yapmıştır Kahramanmaraş’ımız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Kocaeli ili İzmit ilçemizde Veliahmet ve Hacıhızır Mahalleleri Cumhurbaşkanı kararnamesiyle riskli alan ilan edilip kentsel dönüşüme açılmıştır. Kentsel dönüşümler halkın içinde olduğu, komşuluk ve mahallelik bilincinin yok olmadığı projelerdir. Vatandaşın dişinden tırnağından artırarak yaptığı bu yapıların dönüşüm sırasında kent yapısına uygun düzenlemeler olması gerekmektedir, tıpkı daha önceden Murat Karayalçın’ın Dikmen Vadisi’nde yaptığı gibi. Bu iki mahallede yapılması planlanan kentsel dönüşüm AKP belediyeleri ve milletvekilleri arasında güç yarışına dönüştürülmüş ve bütçe görüşmeleri devam ederken Meclise uğramayan ve AKP içinde etkinliğini kaybetmiş olan eski Bakan Fikri Işık’ın işi gücü bırakarak konuya müdahil olması akıllara bazı sorular getirmiştir. Bugüne kadar vatandaşın yanından geçmeyen, Gebze’de tapu sorunu yaşayan vatandaşlarla ilgilenmeyen, Cedit Mahallesi’nde kentsel dönüşüm nedeniyle yine vatandaşı görmeyen ve kentsel problemleri pas geçen Fikri Işık’ın bu projelerle bu kadar yakından ilgilenmesinin arkasındaki nedenleri gerçekten merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer...

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Başkan.

Binlerce kişi 2018 yılında ekonomik kriz nedeniyle işsiz kaldı. İşsiz sayısı 6 milyonu aştı. İşsizler ordusu büyüyor. Bu gidiş iyi gidiş değil. Bütçede işsizliğe çözüm öngörülmüyor. Yandaş ve faizcilerden başka bu bütçeden pay alan kesim de yok. Her kesim borç batağında. Kredi kartlarına takla attırarak geçinmeye çalışan milyonlar var. Her gün gelen zamlarla yoksulluk büyüyor. Anlaşmalı iflaslar almış başını gidiyor. Mutfakta ciddi yangın var. Yurttaşlarımız ekonomik yükü iliklerine kadar hissediyor. Sorunu çözmesi gerekenler algıyla sorunu yok gibi göstermeye çalışıyorlar, sorunlar karşısında duyarsızlar. İşçi, işsiz, çiftçi, esnaf, memur, emekli hatta sanayiciye de bu bütçede hakları verilmiyor. Bu bütçeye “evet” oyunu kullanmak -Genel Başkanımızın dediği gibi- haram ve günaha ortak olmaktır. O nedenle bu bütçeye biz de “hayır” diyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aydın...

İBRAHİM AYDIN (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Hazine garantili kredilerden üstlenim oranını tarihî seviyelere düşürdük. Hazine garantili dış borç stoku 2018 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla 13,8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Öte yandan, hazine garantili kredilerde üstlenim oranı tarihin en düşük seviyelerinde seyretmektedir. 2002 yılında hazine garantili kredilerde üstlenim oranı yüzde 51,9 iken 2018 yılı sonu itibarıyla yüzde 1’e düşmüştür. Hazine alacak stoku ise 2018 Ekim ayı sonu itibarıyla 19 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

Antalya’mız her ne kadar turizmin başkenti olsa da tarımda, özellikle örtü altı tarımda da başkenttir.

Sayın Başkanım, ülkemizde tarımın bu seviyeye gelmesinde çiftçimize verilen tarımsal destekler nelerdir? Bu destekler için bütçeden ne kadar kaynak ayrılmıştır? 2019 yılı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu...

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Bu bütçeyi hazırlayanlar sadece eşitlik isteyen gazi ve şehit yakınlarını görmezden geliyorlar; doğum borçlanması isteyen kadınlarımızı görmezden geliyorlar; maliyetlerin düşmesini bekleyen üreticiyi görmezden geliyorlar; kadro bekleyen taşeronu görmezden geliyorlar; sözde kadroya geçmiş olan işçilerin taleplerini görmezden geliyorlar; en az yüzde 26 zam bekleyen emeklileri, emekçileri görmezden geliyorlar; tarikatlara muhtaç olmamak için yurt bekleyen gençleri görmezden geliyorlar; zenginin çocuğu gibi okulda yemek isteyen yavrularımızı görmezden geliyorlar; intiharın eşiğinde atanmayı bekleyen öğretmenleri, engellileri görmezden geliyorlar. Şairin dediği gibi sesleniyorum: “Kör olasınız demiyorum/ Kör olmayın da görün milleti.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, söz sırası sizde.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, bütçe hakkı Parlamentoların varlık sebebidir. Parlamento yıllık bütçeler aracılığıyla…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Hazır metin.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hazır metin, evet. Metnin hazır olması gerekiyor çünkü burada biz bütçe görüşmelerini yapıyoruz Sayın Paylan ve aziz milletimiz de ekranları başında bütçe hakkını devrettiği vekillerinin bütçeyi nasıl görüştüklerini izliyorlar ama maalesef ekranlara baktıklarında vekillerin bütçe dışında her şeyi konuştuklarını ama bütçeye ilişkin hiçbir değerleme yapmadıklarını da görüyorlar. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ve bunu yaparken de, siz de Plan ve Bütçe Komisyonunun bir üyesisiniz, 23 Ekimden bu yana tam elli dokuz gündür Komisyon olarak biz bütçe üzerinde çalışıyoruz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Metinden koptunuz Sayın Başkan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Öyle mi Sayın Paylan? Metin daha mı iyiydi, işinize geliyor değil mi?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Metinden koptunuz.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Tamam, müsaade edin.

Tam elli dokuz gündür bütçe üzerinde çalışıyoruz ve burada bir soru-cevap işlemi var. Mesela, iki gündür burada yürütmenin bakanlar aracılığıyla temsil ediliyor, edilmiyor olmaması maddeler üzerinde hiç gündeme gelmedi, iki gündür hiç kimse fark etmedi sayın bakanların burada olmadığını ama bugün nedense bir anda fark edildi ki “Aa, maddeler üzerinde konuşuluyor, sayın bakanlar burada yok.”

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Hayır, söylendi.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, siz hastaydınız, söylendi.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Değerli arkadaşlar, müsaade edin…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İki gün önce zatıalinize bu konuyu aktarmıştım aslında.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sizinle konuştuk efendim. Ben sayın arkadaşımızın yapmış olduğu açıklamayı sizlere söylüyorum.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Hayır, buradan da söyledik.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, Sayın Bilgiç…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Müsaade edin.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Bilgiç.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Ben de bir kez daha aziz milletimizin önünde, yazılı metin üzerinden, eğer Sayın Paylan müsaade ederse, bütçenin ne anlama geldiğini, ne ifade ettiğini bir kez daha Genel Kurulla paylaşmak istedim.

Müsaade var mı Sayın Paylan?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Buyurun, buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ediyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sorulara cevap verseniz daha iyi olur.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, sessiz olalım.

Buyurun Sayın Bilgiç.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Arkadaşlar, acele etmeyin, daha önümüzde bir sürü madde var. Yürütmeden ilgili arkadaşlar, bürokrat arkadaşlarımız burada, milletvekillerimizin sorduğu soruların cevaplarını hazırlıyorlar.

BAŞKAN – Sayın Bilgiç, süreniz daralıyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Onlar önümüze geldiğinde, onlardan gelen cevapları sizlerle paylaşacağım.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Bir yıl sonra!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yok, yok, merak etmeyin, gelenleri.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Bir yıl sonra!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Evet, devlet, topladığı vergiler ve diğer gelir kaynakları aracılığıyla millî gelirin önemli bir kısmına el koyar ve elde ettiği kaynakları kamu harcamaları aracılığıyla tekrar ekonomiye kazandırır. Bu anlamda bütçe, ekonomik ve sosyal hayatın düzenlenmesinde devletin kullandığı temel araçlardan biridir. Devletin ne kadar vergi toplayacağı, toplayacağı vergilerle hangi hizmetleri gerçekleştireceğinin kararı demokratik sistemde de halk adına temsilcileri eliyle alınır. Bütçenin Parlamentoda kamuoyuna açık olarak görüşülmesi, aziz milletimizin gözü önünde, sivil toplumun gözü önünde bu sürecin götürülmesi de onların bütçe üzerinde fikir sahibi olması imkânını sağlar ve dolayısıyla da Parlamento görüşmeleri devletin temel mali belgesi olan bütçeye de demokratik bir meşruiyet kazandırır.

Parlamento kendisine devredilen yetkiyi sınırlarını belirleyerek bütçe ve diğer mali konularda hükûmete devretmekte, hükûmet de bu yetkisini bürokrasi marifetiyle kullanmaktadır. Bizler de bu süreçte Parlamento olarak hem bütçenin onaylanması hem de denetlenmesi sürecinde bütçe hakkının etkin bir şekilde kullanılması için olanca gayretimizle de çalışmaktayız.

Bütçe, her ne kadar politik karar alma süreci sonunda onaylanan bir belge niteliğine sahip olsa da aynı zamanda oldukça teknik nitelikli bir belgedir. Bütçeler, esasen, hükûmet programının yıllık dilimler hâlinde uygulanmasına ilişkin hükümleri gösterir. Bütçe, hükûmet politikalarının uygulanabilmesi için gerekli kaynaklarla, söz konusu kaynakların hangi harcamalarda kullanılacağını ortaya koyar. Bu anlamda bütçe rakamlarının gerçekçi ve tutarlı olması ve bütçe bütünlüğünün korunması da hükûmet politikası için önem arz etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bu sebeple bizlere düşen bu süreçte Parlamentonun bütçe hakkından ödün vermeksizin ancak politikaların hayata geçirilmesinden Hükûmetin sorumlu olduğunun bilincinde de olarak görüşmeleri sürdürmektedir.

Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, sorulan sorular ne olursa olsun Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanının elindeki metni okumasını sivil itaatsizlik eylemi saydığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, öncelikle şunu söyleyelim: Bir ilk uygulama, sabah bu tehlikeye zaten dikkat çekmiştik “Bakanlar gelmezse çok anlamsız bir şeye dönüşüyor.” diye. Ben Komisyon Başkanının yaptığını yürütmenin Meclisi hiçe sayması karşısında bir sivil itaatsizlik eylemi sayıyorum. Eline bir metin almış, sorulan sorular ne olursa olsun o bir sivil itaatsizlik eylemi yapıyor. Aslında metni okuyor ama metnin altındaki niyet “Sayın Bakan, sen niye görevini yapıp buraya gelmiyorsun, neden küçümsüyorsun bu işi? Meclisi hiçe sayıyorsun. Senin gelmediğin noktada bu soruları ben cevaplarsam sorudan bağımsız bu standart metinle cevaplarım.” diye Parlamento tarihine geçebilecek bir sivil itaatsizlik eylemi yapmıştır kendisi. (CHP sıralarından alkışlar)

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, sadece kayıtlara geçsin, fal açmakta Sayın Özgür Özel, fal açıyor, başka bir şey değil.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İkincisi, aslında hiç hakkı ve haddi olmadığı hâlde milletvekillerine hitaben, yine bir milletvekili sıfatıyla dönüp diyor ki: “Bütçe dışında hiçbir şey konuşmuyorsunuz.” Bütün milletvekillerine söylüyor. Her gün 14 AK PARTİ’li hatip dinledik, “Hiçbir şey konuşmadınız bütçe dışında.” diyor, alkışlıyorlar. Ben de burada yani bu öz güveni anlıyorum da bu ezilmişliği anlayabilmiş değilim. (CHP sıralarından alkışlar) Kim oluyor da AK PARTİ Grubuna dönüp bunu söylüyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaadenizle Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, bunun dışında, bütçede o konuşulur bu konuşulur. Bütçe hakkının Parlamentonun temeli olduğunun, halkın ortak parasının halkın ortak paydasında nasıl paylaştırılacağının, devletin alan sağ eliyle şefkatli sol elinin dengesinin nasıl kurulacağının konuşulacağı bütçede gündem güneşin altındaki her şeydir. Bu konuyu özenle Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanının dikkatine sunarım.

Teşekkür ederim. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

15.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, maddeler görüşülürken Hazine ve Maliye Bakanının Genel Kurulda olması gerektiğine ve işçi alacaklarının konuşulmasının da bütçe konuşmak olduğuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Gerçekten ben ilkokulda hissettim kendimi, “Bütçe nedir Ali, bütçe nedir Ayşe?” şeklinde bir metinle başladınız.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – “Topu at.” kısmı da vardı.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Özellikle yaptınız bunu, öyle hissediyorum hakikaten ama burada bunu hak eden biz değiliz, hakikaten orada bakanların olması gerekiyor ve sorulara cevap vermesi gerekiyor. 365 gün burada çalışılıyor ve gelip de 1 gün duracaklar orada. Komisyonda da durdular, Komisyonda da maddeler görüşülürken Maliye Bakanı geldi durdu, aynı şekilde gelip durması lazım.

Bütçeden konuşulup konuşulmamasına gelince. Bakın, bugün Ankara TOKİ işçileri, 6 işçi gene gözaltına alındı, bırakıldı. Bu insanlar alacaklarını alamadıkları için orada isyan ediyorlar, bundan konuşmak bütçe konuşmaktır, işçi alacaklarından konuşmak bütçe konuşmaktır, “Kadın cinayetlerinde o kadar kadın ölüyor, niye bunu önlemiyorsunuz? ’Sosyal yardım, sosyal yardım’ diyorsunuz ama bütçenin kalkıp da sadece yüzde 4’ünü ayırıyorsunuz.” demek bütçe konuşmaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – “Cinayetleri önlemek için sığınaklar açmıyorsunuz, buna bütçede yer ayırın, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe yapın.” demek bütçe konuşmaktır, “Bu bir savaş bütçesidir.” demek bütçe konuşmaktır. Bunların hepsi bütçe konuşmaktır ama sizin ayarınıza göre konuşmak değildir, bizim kendi ifademize göre, kendi meşrebimizce bütçe konuşmaktır.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – 16’ncı maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 16- (1) Bu Kanunu Cumhurbaşkanı yürütür.

(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ilgili hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Sayıştay Başkanlığı ile ilgili hükümlerini Sayıştay Başkanı, düzenleyici ve denetleyici kurumlara ilişkin hükümlerini kendi kurulları ve/veya kurum başkanları yürütür.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

16.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar, benim de ismimi anarak, Kocaeli’de kentsel dönüşümle ilgili bir problemden dolayı bana ithamlarda bulundu.

Öncelikle şunu ifade edeyim: Vatandaşın her meselesi vatandaşın seçtiği milletvekili olarak benim meselemdir ve seçilen her milletvekilinin meselesidir. Orada bir sorun varsa, vatandaş da bu sorunun çözümü için eğer bize ulaşmışsa bizim bu soruna bigâne kalmamız, kayıtsız kalmamız düşünülemez, bu bir.

İkincisi: Sayın Akar “Gebze’ye niye gitmedi…” Sayın Akar Yavuz Selim Muhtarını arasaydı, Hürriyet Mahallesi Muhtarını arasaydı o mahalleye en son giden milletvekilinin ve orada yüzlerce insanla salon toplantısı yapan milletvekilinin kim olduğunu herhâlde öğrenirdi. 25 Kasım 2018’de mahallede Büyükşehir Belediye Başkanımızla, Milletvekilimiz İlyas Şeker Bey’le kentsel dönüşümle ilgili sorunları görüşen, toplantıyı yapan biziz ama arkadaşlarımız zahmet edip gitmiyorlar, gitmedikleri gibi böyle bir toplantının yapıldığından haberleri yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Toparlayın.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – İzmit Cedit Mahallesi’ndeki kentsel dönüşüm çalışması resmen start almamıştır, başlamamıştır. Halıdere’deki taş ocağı konusunda Fikri Işık’ın tavrını öğrenmek isteyen Halıdere Muhtarını arasın. Oradaki tavrımız açık ve net.

Artı, Alikahya ve Dilovası’yla ilgili yaptığımız çalışmaları en iyi oranın halkı biliyor. Dolayısıyla bunları orada yaşayan insanlara sormadan burada zikretmek -en hafif tabiriyle- şehirle bağlantısının olmamasının bir göstergesidir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo!

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Üzücü bir şey söyleyeyim: Benim bu kentsel dönüşümle ilgili mağdurları, buradaki sıkıntıya düşen insanları dinlemem 2 kişiyi çok rahatsız etti: Bir, müteahhidi, bir de CHP İl Başkanı ile Sayın Haydar Akar’ı. Ben bunu hem Meclis Genel Kurulumuzun hem de Kocaeli halkımızın takdirine sunuyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, herhâlde tekrarlamama gerek yok, sataşmadan 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden söz veriyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yerimden istemiyorum.

BAŞKAN – Sayın Işık’a…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Fikri Işık’ın tercihi o.

BAŞKAN – Yerinizden söz veriyorum, Sayın Akar lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yerinizden söz veriyorum. Lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O Sayın Fikri Işık’ın…

BAŞKAN – Bakın, siz Sayın Işık’la ilgili bir değerlendirmede bulundunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, ben aynı süreyi size de tanıyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben yerimden yaptım değerlendirmeyi, o da yerinden yaptı. Ben şimdi sataşmadan söz istiyorum 69’a göre.

BAŞKAN – Ben yerinizden söz veriyorum Sayın Akar. Arzu ediyorsanız ben mikrofonunuzu açıyorum. Lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, ben İç Tüzük’e göre haklarımı kullanmak istiyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sataşma açık.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bakın, bir kanun maddesini görüşüyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olabilir. Açık sataşma var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Burada milletvekillerimiz arasında bir şahsiyatı da…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Benim bölgeye gitmediğimi ifade gidiyor.

BAŞKAN – Sayın Akar, eğer konuşacaksınız ben yine açayım mikrofonunuzu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama Sayın Başkan, bu böyle olmaz ki.

BAŞKAN – Rica ediyorum ama… Buyurun oturun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben de rica ediyorum.

BAŞKAN – Ben yerinizden söz vereceğim.

Değerli arkadaşlar, bir bütçe kanununu görüşürken bir başka konuda bir tartışma çıkıyor yani bunu bir kesmemiz lazım.

Sizden de rica ediyorum yani işin şahsiliğinin ötesinde toparlayalım.

Buyurun.

17.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, öncelikle sondan başlayayım. Ne müteahhit tanırım sizin gibi ne de sizin arkadaşlarınız gibi, yanınızda oturan arkadaşlar gibi, milletvekilli arkadaşlar gibi bir ayrışma bir şey içerisinde değilim kentsel dönüşümde. Bilmem kim olduğunu müteahhidin ama siz önce arkadaşlarınıza sorun, milletvekili arkadaşlarınıza, belediye başkanlarınıza sorun.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hayır, önemli değil, savunuyorsunuz, savunuyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Savunmuyorum, savunmuyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Müteahhitle aynı cümleleri kuruyorsunuz ya, müteahhitle aynı cümleyi kuruyorsun.

BAŞKAN – Karşılıklı olmasın. Sayın Akar… Sayın Işık… Karşılıklı olmasın lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Daha önce nasıl reddettirdiğinizi, bakanken nasıl reddettirdiğinizi, bunları ifade ettim.

İkincisi: Benim il başkanım size direkt 5 tane soru sormuş, bu soruları cevaplayın.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Verdim, cevabını verdim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Avukatlık yapma demeyin çünkü adam avukat. Benim il başkanım avukat.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yani müteahhidin avukatı mı? Müteahhidin avukatı mı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ama müteahhidin avukatı değil, vatandaşın avukatı. (CHP sıralarından alkışlar) Vatandaşın avukatı.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) –Vatandaş şikâyetçi, vatandaş şikâyetçi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biliyorum, o mahalleye gittiniz, toplantı talep ettiniz; iki muhtarlığı çağırdınız, sadece birine daha sonra telefon ederek “gelme” dediniz toplantıya. Ben bölgeyi biliyorum, sizden de iyi bildiğimi biliyorum.

Hürriyet Mahallesi’ne gelince. Orada neler yaptığınızı biz, tüm Gebze biliyor hiç merak etmeyin. Benim gidip gitmemem konusunda yorumlar yapıyorsunuz ama sizden çok fazla gittim.

 FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Gittin mi? Gittin mi? Milletvekili olarak gittin mi oraya?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben çok gezdim, orada yürüyüşlerine bile katıldım.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – En son ne zaman gittin?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yürüyüşlerine bile katıldım onların, yürüyüşlerine. Ama siz hep seçim dönemi ortaya çıkıyorsunuz, o insanlara tapu vaadinde bulunuyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Alikahya’daki insanlara, Yavuz Selim Mahallesi’ndeki insanlara tapu vaadinde bulunuyorsunuz ama asla sözlerinizi yerine getirmiyorsunuz, asla getirmiyorsunuz.

Yine bir seçim dönemi yaşıyoruz, yine Fikri Işık gidiyor, arkadaşlara, vatandaşlara sözler veriyor ama asla yerine getirmiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkanım, 69’a göre sataşma var.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir saniye. Sizinle ilgili bir konu görmedim.

İLYAŞ ŞEKER (Kocaeli) – Hayır, var. Sayın Fikri Bey’i ifade ederken “yanındaki arkadaş” dedi…

BAŞKAN – Bir saniye, lütfen, siz oturun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir de Emine Hanım konuşsun. Emine Hanım konuşmadı bu konuyu. Bu kent milletvekilleri birbirlerine düşürülüyor bu konuda.

BAŞKAN - Haydar Bey, oturun.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Işık, yerinizden kayıtlara geçirmek üzere söz veriyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Peki.

BAŞKAN - Mikrofonunuzu açmıyorum, kayıtlara geçirin lütfen.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, açıkça suçlama var, sataşma var. Mikrofonumu açmazsanız nasıl ben sesimi duyuracağım.

BAŞKAN – Yerinizden buyurun, toparlayıp bitirin bunu arkadaşlar.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Lütfen Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bakın, konunun böyle iki milletvekilimiz arasında bir başka konu olması da zamanın ekonomik kullanılması açısından çok da yararlı değil. Lütfen toparlayıp bitirelim. Bundan sonra…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Bir zahmet.

Sayın Başkanım, bu konuda bizzat ismim zikredilmeseydi söz alma ihtiyacım yoktu ama bir sayın vekil bizzat ismimi zikrederek ve suçlayıcı bir ifade de kullanınca takdir edersiniz ki Meclis İçtüzüğü bana bu hakkı veriyor. Sizin de anlayışınıza teşekkür ediyorum yoksa bir polemik sürdürmek arzusunda kesinlikle değilim, Meclis çalışmalarının nasıl olduğunu bilen bir arkadaşınızım. Ama bakın, burada ben bir vatandaş olarak vatandaşın şikâyetini dinlemek zorunda değil miyim? Ben bunu daha önce Yavuz Selim’de yaptım, Hürriyet’te yaptım, Cedit’te yaptım. Bizzat il başkanı olarak Erenler Cedit kentsel dönüşümünün ve halkın tamamının mutluluğuyla sonuçlandırılan bir projenin her aşamasında içinde bulundum. Halıdere taşocağıyla ilgili her aşamada halkın yanında oldum. Alikahya’nın her sorununda Alikahya’nın yanında oldum. Dilovası’na her ay mutlaka giderim. Dilovası’yla ilgili bütün sorunları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, bitiriyorum, lütfen…

BAŞKAN – Peki, lütfen bitirin.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Dilovası’nda çöp tesisinin kapatılması kararını o zaman Savunma Bakanıyken Büyükşehir Belediye Başkanımızla konuştuk, bizzat beraber aldık. Bunların hepsi Dilovası halkı tarafından da, Yavuz Selim, Hürriyet halkı tarafından da, Halıdere halkı tarafından da, Alikahya halkı tarafından da, İzmit halkı tarafından da biliniyor. Ama şunu özellikle söylemek durumundayım: Ya, benim oraya gitmeme, Hacıhızır Mahallesi’ndeki, Veliahmet Mahallesi’ndeki vatandaşın sözünü dinlememe, sesini dinlememe 2 kişi itiraz etti. Biri müteahhit, biri de CHP İl Başkanı, şimdi de Haydar Akar. Ya, böyle bir şey olabilir mi? Bir milletvekilinin en temel görevi halkın sesine kulak vermek değil mi? Yani buna niye itiraz ediyorsunuz? Buna itiraz edecek bir şey olamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Son olarak bir cümle ifade edeyim. Değerli arkadaşlar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım, son bir cümle ifade edeyim, bu polemiği bitireceğim, müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Mikrofonunuzu açmadan, buyurun.

Sayın Işık, iki dakika süre verdim yerinizden. Yani bu konu artık bütçe görüşmelerinde Meclisin bu kadar da zamanını almamalı. Yani toparlamanız gerekiyor. Lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok önemli konu Sayın Başkan, Türkiye duysun, çok önemli konu.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, burada tartışmayı başlatan ben değilim.

BAŞKAN – Buyurun siz kayıtlara geçirin.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Ama bu tartışma Kocaeli halkının bir sorununun çözümüyle ilgili bir tartışmadır. 5 tane soru soruldu, 5 sorunun 5’ine de çok net cevap verdim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – En son Yavuz Selim ve Hürriyet’e giden 2 milletvekili yan yanayız. Bizden daha sonra bir milletvekili gittiyse söylesin. Cumhuriyet Halk Partisinin 3 vekili var, acaba hangisi benden sonra, 25 Kasımdan sonra Gebze Yavuz Selim ve Hürriyet Mahallelerine gitti?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen bütçeye gelmiyorsun, biz buradayız ya! Biz buradayız, sen gelmiyorsun ki buraya. Biz de gideceğiz şimdi bırakınca.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – İki: Sayın Başkan, bakınız “Veliahmet Muhtarı bizi dinlemedi.” diyor. Hayır, Veliahmet halkı da geldi toplantıya, Hacıhızır halkı da geldi. Önce Veliahmet Mahallesi’nden gelen insanları dinledik, orada yüzlerce şahit var. Yani yüzlerce şahidin olduğu bir şey nasıl inkâr edilir, bunu anlamış değilim. Ya arkadaşlar, lütfen halka kulak verin. Bir kişinin, iki kişinin lafıyla burada siyaset yapılmaz. Meclis Genel Kurulunun gündemi bir kişinin, iki kişinin lafıyla meşgul edilmez.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Işık, teşekkür ederim, sağ olun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye bu kadar gerildi anlayamadım ya? Nerede rant, o orada.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkanım, sataşma var, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Siz niye istiyorsunuz?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Demin Haydar Bey konuşurken Fikri Bey’i kastederek “Yanındaki milletvekiliyle birlikte” diye...

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Kocaeli Milletvekili olarak ben de istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen, değerli arkadaşlarım, bakın, bu konuyu Kocaeli halkı yeterli bir şekilde takip ederler...

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkanım, rica ediyorum, lütfen, 69’a göre sataşma var, söz istiyorum.

BAŞKAN – Size de yerinizden bir dakika söz veriyorum, açıklamada bulunun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz de istiyoruz.

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Tamam, bize de vereceksin Başkanım.

BAŞKAN – Yani böyle bir usul yok değerli arkadaşlarım. Benim iyi niyetimi de lütfen arkadaşlarımızın her birinin sahiplenmesini rica ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Detaya girecek şimdi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yani burada bir bütçe görüşmesini yürütürken sayın milletvekilleri arasındaki bir tartışma bu Meclisin çok da fazla konusu olmamalı ya da bu şekilde makul kalmalı.

Buyurun Sayın Şeker.

18.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkanım, öncelikle teşekkür ediyorum.

Ben fazla konuşmayacağım.

BAŞKAN – Lütfen, iyi olur.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ama ben şunu Haydar Bey’e öneriyorum: Haydar Bey konuşsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben de söyleyeceğim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bu konu, bahsedilen konu gazetede yayınlandıktan sonra, arka kısımda oturuyordum, Haydar Bey kendisi de geldi yanıma ve bana aynen şu ifadeyi kullandı, dedi ki: “İlyas Bey, o mahallede ciddi bir problem var, burası riskli alan da ilan edilmiş, siz iktidar partisi milletvekili olarak bununla gidin bir ilgilenin de bu problemi ortadan kaldıralım.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – İlgilendik, ne oldu Haydar, ilgilendik.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Kendileri söyledi, ben kendisine teşekkür ediyorum. Konuşsun, konuştukça Cumhuriyet Halk Partisi Kocaeli’de oy kaybediyor. Milletvekili olduğu zaman yüzde 30’lara yakın bir rakamla başladı, şu anda yüzde 20’lerde.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onu Bülent söyledi, Çanakkale’de gömülmüş.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Devam etsin, yüzde 15’lere kadar gidecek.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Akar, siz de bir dakikada toparlayın, kapatıyorum, artık bu konuda söz vermiyorum ama sizden ricam toparlayın.

Değerli arkadaşlarım, konu başka yerden başka yerlere geldi yani rica ediyorum hepinizden.

19.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben konuştuğum zaman Kocaeli’nin problemlerini konuşuyorum.

İlyas Bey, Bülent Turan’a o fikri sizin verdiğinizi de biliyorum ama Bülent Turan’ın Çanakkale’deki oy oranlarına baktım, 2011’de gidince gümlediğini gördüm orada da.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ben biliyorum, hepsini biliyorum. Sen yeter ki konuş, sen konuştukça biz kazanıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şimdi, evet, ben geldim, size dedim ki: “İlyas Bey, Büyükşehre karşı çıkmışsınız. Fikri Bey Bakanlar Kurulunda karşı...”

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Müteahhidi savunuyorsun Haydarcığım ya! Müteahhidi savunuyorsun ya!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben müteahhidi falan savunmuyorum Fikri Bey, yanlış bakıyorsunuz olaya. Savunmuyorum, bir dakika, anlatayım olayı.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Müteahhidi savunuyorsun Haydar Bey.

BAŞKAN – Karşılıklı değil Sayın Akar, Genel Kurula hitap edin, toparlayalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Fikri Bey Bakanlar Kurulunda daha önce bunu yaptırtmamış, müteahhit olayın içinde yok şu anda. Ben müteahhidi tanımam, bilmem.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Haydar, konuştukça batıyorsun.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Evet imzalamadım, Bakanlar Kurulunda imzalamadım, doğru.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakın, İlyas Bey’den rica ettim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Yeter ki konuş; sen konuş, CHP’nin oyu düşüyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir milletvekili arkadaşınızı ikna ediyor, Cumhurbaşkanına imzalatıyor bunu ama Fikri Bey daha defalarca gelmesine rağmen imzalatmıyor bunu. Kendi aralarında müthiş bir mücadele var, arkasında başka bir plan da var, başka plan var.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sen konuştukça CHP’nin oyu düşüyor, konuşmaya devam et.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Belediye onaylıyor, Fikri Bey onaylamıyor. İlyas Bey onaylıyor, diğer milletvekili onaylamıyor. Arkadaki plan başka arkadaşlar, o planlarda SOCAR’a, limana… Oradaki, Kocaeli’deki rant ilişkilerine girmek istemiyorum, özele girmeyeceğim ama arkadaki plan farklı.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sen yeter ki konuş.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Fikri Bey, size hakkımı helal etmiyorum. Niye helal etmiyorum biliyor musunuz? Size “FET֒cüydünüz.” dediğim için benden 8.400 lira tazminat aldınız, helal etmiyorum bu hakkımı size.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım , şimdi bu sataşmaya cevap vermeden bu iş olur mu?

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlar…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Şimdi, 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, hayır. Şöyle yapacağız, bakın, bu konu…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Şimdi, bakın, “FET֒cü” ifadesi…

BAŞKAN – Sayın Işık, bir dinler misiniz lütfen beni. Ben yine söz vereceğim size.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Peki.

BAŞKAN - Son defa söz vereceğim, yerinizden vereceğim çünkü bu konu, konuştuğumuz bütçe konusunun dışında bir konu değerli arkadaşlarım.

Ben yerinizden açıyorum, lütfen tamamlayarak bitirin. Bundan sonra da kimse de söz…

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim, açıyorum ben.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – İfade ağır bir ifade, kürsüden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, açıyorum mikrofonu Sayın Işık. Bakın, ben sizin açtım mikrofonunuzu, buyurun; ha buradan, ha oradan.

Toparlayalım ama lütfen, rica ediyorum.

Buyurun.

20.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, bakınız, bir suçluluk psikolojisinin bir dışa yansımasını gördük. Ya, Fikri Işık kim? 15 Temmuz gecesi bu hain darbe girişiminin püskürtülmesi için darbe girişiminin ilk anından itibaren Cumhurbaşkanımızla, Başbakanımızla, ilgili bakanlarımızla sabah saat on bire kadar, on ikiye kadar bir dakika boş durmadan mücadele eden ve bu hain girişimin akamete uğratılması için Millî Savunma Bakanı olarak her türlü gayreti gösteren arkadaşınız. Ve bu gayretin sonucunda da Allah’a hamdolsun bu akamete uğramıştır, bütün bir milletin sokağa çıkması ve tek yumruk olması sayesinde bu akamete uğramıştır. En son Fikri Işık’ın belki en önemli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, bitirmek istiyorum, lütfen.

BAŞKAN – Lütfen sataşmaya da yol açmadan toparlayın.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Fikri Işık’ın bu darbe girişimindeki belki en büyük hizmeti de en son, bu hain FET֒cü teröristler darbenin başarısız olduğunu anladıkları anda Akıncı Üssü’nden 3 tane CASA uçağıyla kaçmak için teşebbüste bulundu ve onu ben haber alır almaz Sayın Cumhurbaşkanımızla, Sayın Başbakanımızla irtibata geçtik ve pistleri bombalatarak bu hainlerin kaçmasını engelledik. Şu anda bu hainler adalete hesap veriyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hayır, bitireceğim Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, lütfen, son bir cümle…

BAŞKAN – Son bir cümleyle toparlayın Sayın Işık.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkanım, bakınız, eğer siz bu adama FET֒cü derseniz, bu adam da, Fikri Işık da sizi mahkemeye verir, yargı da sizin haksız yere bu ifadeyi kullandığınızı tescil eder ve sizi tazminata mahkûm eder. Ya, Haydar Bey, niye bunu gündeme getirdin?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Peki, teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, 16’ncı madde üzerinde söz sırası İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Örs’e aittir.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Örs.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçe hakkı meclislerin en vazgeçilmez haklarından biridir. Çağdaş demokrasilerde çok sayıda sivil toplum kuruluşu, meslek örgütleri, sendikalar parlamentoların bütçe kararlarında katkı sağlarken biz, maalesef, burada ilgili maddeler üzerine görüş beyan etmekten öteye geçemiyor, zaten geçmesi planlanmış bir bütçe hakkında sadece fikirlerimizi beyan edebiliyoruz. Ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisini etkisizleştiren, işlevini azaltan mevcut yeni yönetim sisteminde Türkiye Büyük Millet Meclisinin yürütmenin bütçesini denetleyecek bir gücü de bulunmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2002 yılında küresel sistem kurgulu bir ekonomik krizin ardından iktidara gelen AK PARTİ aradan geçen on altı yıl boyunca yoksulluğu yok etmek bir yana, yoksulluğu yaygınlaştırmış, hatta kurumsallaştırmıştır. Yoksulluğu yaygınlaştırmayı “Sosyal devlet anlayışını güçlendirdik.” ifadesiyle perdeleyen AK PARTİ, sıklıkla tekrar ettiği “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” felsefesinin gerçek manasının aksine insanı yoksullaştırarak kendisine bağımlı hâle getirmiş, ülkemizin neredeyse yarısını sosyal yardım alır hâle getirmiştir. Doğrudur, AK PARTİ döneminde sosyal yardımlar artmıştır. Doğrudur, sosyal yardım politikaları AK PARTİ’nin seçim kazanmasında önemli rol oynamaktadır. Toplumun önemli bir kesiminin gündelik yaşamını sürdürmek için yardımlara bağımlı olduğu bir ülkede on altı yıl boyunca yoksulluğu azaltmak bir yana yoksulluk bir yaşam biçimine dönüşmüştür ama bugün baktığımızda “Sosyal devlet anlayışını gerçekleştirdik.” dediğiniz Türkiye’de ne yazık ki her 5 gençten 1’i işsizdir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Türkiye İstatistik Kurumu yani TÜİK’in 2018 yılı Eylül ayı verileri ne diyor? Türkiye genelinde 15-24 yaş işsizlik oranı 2018 yılı Eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 1,6 artış göstererek yüzde 21,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. Ben bu rakamı, yüzde 21,6’yı aşağıya doğru yuvarlayayım. İfade etmek gerekirse bugün Türkiye’de 15-24 yaş arası her 5 gençten 1’i işsizdir. Diğer yandan, üniversite mezunu işsizlerimizin sayısı son bir yılda 52 bin artarak 1 milyon 90 bin kişi olmuştur.

Beyler, Türkiye’de her 100 işsizden 29’u üniversite mezunu gençlerimizdir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sizlere TÜİK’in -yani Türkiye İstatistik Kurumu- işsizlik verilerini verdim, biraz da sokaktan size veri vermek istiyorum. Bunun için de kendi şehrimden, Trabzon’dan ben size sokaktan biraz işsizlik verisi vereyim dedim. Ama bu vereceğim veriler TÜİK’in verileri gibi böyle tablolu, grafikli, yüzdeli filan değil, hatta ben ona biraz da dedim ki bunlar da TRİK’in verileri olsun, Trabzon işsizlik kurumunun verileri olsun.

Burası, bizim Trabzon’un –hep bilenler bilirler- Gazipaşa Caddesi. Sahilden meydana doğru çıkan bir caddemiz var. Burada sırada bekleyenler iş başvurusu için sıraya girmiş, iş kuyruğu bu. Bu bitmiyor, devam ediyor. Gazipaşa Caddesi’nde devam ediyor, devam ediyor -Trabzon’un en güzel yeridir- meydana çıkıyor, meydandan tekrar kıvrılıyor bu kuyruk. İşte, gençlerimiz kuyrukta devam ediyorlar. Aynı kuyruk devam ediyor -bu, Trabzon’daki işsizlerimizin kuyruğu- devam ediyor, en sonunda, bizim Trabzon’da meydanımızda güzel bir kültür merkezimiz var, Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi -iş başvuruları oraya yapılıyor- oraya geliyorlar.

Peki, bu işsiz kardeşlerimiz hangi işlere müracaat etmek için kuyrukta beklemişler? 10-16 Aralık tarihlerinde Trabzon’da İŞKUR, Trabzon Büyükşehir Belediyesi ve TİSKİ iş ilanında bulunmuş. Bakalım kaç kişi almak istiyorlar, kaç kişi buralara müracaat etmiş?

İŞKUR Toplum Yararına Programı… Ki bu programın amacı da şudur, programda yazar: İşsizliğin yoğun olduğu bölgelerde uygulanan bir programdır. Demek ki bizim Trabzon, işsizliğin yoğun olduğu bir yermiş ki burada uygulanıyor. Alınacak kişi sayısı 1.500, müracaat eden sayısı 10.108 ve bu alımda mülakat yok. İkincisi, Trabzon Büyükşehir Belediyesi itfaiye, zabıta, mühendis, şoför alacak, alınacak kişi sayısı 170, müracaat eden kişi sayısı 3.198. Bunda mülakat var. Üçüncüsü TİSKİ, yine Trabzon Büyükşehrin bir kuruluşu. Alınacak kişi sayısı 52, müracaat eden kişi sayısı 7 bin. Bu TÜİK’in verisi değil, TRİK’in -Trabzon işsizlik kurumunun- verisi bu. Mülakat var. Şimdi, söylemek istediğim şu: Bizim, İstanbul’un bir İstiklal Caddesi var ya, bizim Trabzon’un da çok güzel bir Uzun Sokak’ı vardır. Hatta biz deriz ki: İstanbul’un İstiklal’i varsa bizim de Uzun Sokak’ımız var. Bugün Uzun Sokak, Trabzonlu işsiz gençlerin volta yeri olmuştur. Onun yanında, sağında, solunda olan çay ocakları da sığınmaevleri olmuştur.

Değerli milletvekilleri, işsizlik artarken, artan boşanmalar aile yapımızı tehdit ederken, fuhuş, çocuk istismarı, tutuklu ve hükümlü sayısı, uyuşturucu bağımlılığı oranlarındaki artışları görmezden gelemeyiz. Bu eleştirileri yaparken şu noktayı da ifade etmek isterim: Birkaç gün önce İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu burada yaptığı konuşmada uyuşturucuyla etkin şekilde mücadele edildiğine ve özellikle okul civarında uyuşturucu ticaretine son verildiğine ilişkin çok önemli açıklamalarda bulundu. Kendisinin bu kararlı ifadelerini önemsiyorum ve bu mücadeledeki güvenlik güçlerimize, polisimize ve herkese başarılar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, son on altı yılda vatandaşımız yoksullaşmıştır. Yoksulluk azalmadığı gibi insanımız bankalara borçlu hâle gelmiştir. Ülkede vatandaşlarımızın bankalara borcu on altı yıl önce 6,6 milyar TL iken on altı yıl boyunca, bugün bankaların alacağı 499,5 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Destek olduğunuzu iddia ettiğiniz çiftçilerimiz iktidara geldiğinizde bankalara 5,1 milyar TL borçluydu, şimdi ise rakam 85,5 milyar TL’ye ulaşmış.

Verdiğim rakamlara arkadaşlarımız başka rakamlarla itiraz edebilirler ama siz, belki, istemeseniz de çiftçilerimiz feryat ederek seslerini size duyurmanın peşindeler.

Bakın, yoksulluğu azaltmadınız ama milyonerlerimizin sayısını artırmayı başardınız. Son altı yılda milyoner sayımız 32 binden 127 bine çıktı. Kabul etmek gerekir ki her seçim öncesi sosyal ve ekonomik çarpıklıkları ustaca makyajlayarak çarpıtmayı başardınız ve aslında gerçek olmayan bir ekonomik başarı hikâyesi yazdınız. Israrlı propagandalarınızla yaptığınız yollardan, köprülerden, tünellerden bahsettiniz ama döneminizde zengin daha zenginleşirken yoksul daha da yoksullaştı. Devlete ait kamu kuruluşlarını haraç mezat 35 milyar dolara satarken Türkiye’yi 450 milyar dolar borca soktunuz.

Konuşmama burada son veriyorum. Hepinizi en derin saygılarımla tekrar selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, çok kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın “Bizim ilk günden beri Gezi’ye karşı tavrımız belliydi.” ifadesine ve Devlet Bahçeli’nin 7 Hazirandaki il başkanları toplantısında yaptığı konuşmasına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, biraz önce -tabii, emin olmadan bir şey söylememek lazım, emindim ama- yazılı metni istedim, şimdi geldi, o yüzden cevaplıyorum.

Sayın Erkan Vekilimizden de… Aynı bölgenin birer grup başkan vekili olarak Sayın Erkan Akçay’la bir polemik yaşamak en son tercih ettiğim şeydir ama belki bunu ifade etmek doğru bir tutumu ortaya koymak açısından kendilerinin faydasına da olacak. “Bizim ilk günden beri Gezi’ye karşı tavrımız belliydi.” dedi.

Ben, Sayın Devlet Bahçeli’nin 7 Hazirandaki il başkanları toplantısındaki şu cümlelerini hatırlatmak istiyorum. “Hükûmet, baskı, eziyet ve zorbalıkla her şeyi belirleme ve tayin etme saplantılarına kimseyi dinlemeyen, anlamayan ve aldırmayan antidemokratik sapmalarına Taksim Gezi Parkı’ndan iyi bir cevap verilmiştir. Demokratik haklarını masumane vasıtalarla savunmak amacıyla meydanları dolduranlar düşüncelerini bu yollarla duyuranlar, hepsinden önemlisi de otoriter mizaç ve simalara karşı duranlar gerekli mesajları vermişlerdir.” Bu, MHP’nin İl Başkanları Toplantısı, bütün metin elimde. Ara başlıklar: “Başbakan Erdoğan’ın siyaset tarzı son derece hırçın ve düzeysizdir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Müsaadenizle, toparlıyorum.

BAŞKAN – Toparlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “AK PARTİ Hükûmeti demokrasiyi anlamamıştır.” “Başbakan Erdoğan İstanbul’u babasının çiftliği gibi görmektedir.” Bahçeli: “Başbakan bahar değil, kara kış yaşatmıştır.” “Faizcileri uzakta değil, yakında arasın.” “Erdoğan özür dilemelidir.” Bu, 7 Haziranda Gezi olaylarına karşı Sayın Bahçeli’nin verdiği ilk resmî tepkidir ve yazılı olarak mevcuttur. Devamında yaşanan olaylar, o konudaki düzeltmeler ayrı ama “İlk günden beri Gezi’nin karşısındaydık.” yaklaşımı, biraz önceki yaklaşım doğru bir yaklaşım değildir. Tutanaklara geçirmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, size elbette söz vereceğim. Ama değerli arkadaşlar, geçen oturumlarda kapattığımız tartışmaları da tekrar sürdürmemek gerekir çünkü oturumların kapanmasından sonra, biliyorsunuz, önceki oturumda konuşulan konuların üzerine artık hepimiz…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Biliyorum ben hassasiyetinizi ama…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eleştiriniz haklı ama ben bunları kendi aklımdan söylesem, bu sefer “Doğru söylemiyorsun…” Ben yazılı metni talep ettim, şimdi geldi; çok açık.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şimdi, bu tür tartışmaları hırçınlığa veya birtakım demagojiye götürmenin anlamı yok. Aynı konuşma işte burada, bizim de elimizde var. “Parti olarak, meşruiyet sınırlarında kalan gösteri ve tepkilere saygı duymakla birlikte…” Gezi olayları saygı duyulacak, meşruiyet sınırları içerisinde yapılan eylemler değildir değerli arkadaşlar, o var burada.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Metin burada.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Dinle!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Aynı metin burada.

BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Özel, bir saniye…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Devam ediyorum, sözümü kesmeyin lütfen.

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Akçay konuşuyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Meşruiyet sınırlarında kalan gösteri ve tepkilere saygı duymakla birlikte, herhangi bir çatışma ve kavga ortamına çekilmemek için, olayların içinde yer almama irademizi kararlılıkla muhafaza edeceğiz.” Çünkü daha ilk günlerde Sayın Genel Başkanımız “Eğer Gezi hadiselerindeki gösterilere katılmak isteyenler varsa önce MHP’den istifa etsin, ondan sonra gitsin.” şeklinde açık, net, kararlı bir tutum sergilemiştir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, o tarihte bir iktidar eleştirisi yapmak ayrı bir şey, yani iktidara yönelik bir eleştiri payı vermek ayrı şey, bizim konuştuğumuz konunun merkezindeki Gezi olaylarının mahiyetini konuşmak farklı bir şeydir. Yani bunu defalarca söyledik, Gezi hadiseleri terör hadiselerinin de terör örgütlerinin ve illegal örgütlerin de dâhil olduğu ve Türkiye'de sokakları, bütün ülkeyi karıştırmaya yönelik eylemler olmuştur, Cumhuriyet Halk Partisi de Gezi eylemlerinde bu terör örgütleriyle ve illegal örgütlerle birlikte hareket etmiştir. Nokta. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yahu, tövbe tövbe! Şimdi olacak şey mi bu ya! Olacak şey mi bu!

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Evet, gerçekler rahatsız mı etti seni?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Nokta. Nokta.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Söz istiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumhuriyet Halk Partisinin, yaşam tarzına müdahale, despotik yönetim biçimi ve çevre duyarlılığı konusunda Gezi olaylarının içinde de yanında da olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, hadsizliğin de bu kadarı. Böyle bir şey olur mu? “Genel Başkanımız ilk günden beri mesafeliydi.” diyorsunuz, Genel Başkanınız “Gezi olayları iyi bir cevap olmuştur Hükûmete.” diyor; bunu tutanağa geçiriyoruz, “Polemik istemiyoruz.” diyoruz. Kelime kelime Devlet Bahçeli’nin lafları burada, o laflar biraz önceki ifadelerle bire bir çelişince dönüyor dolaşıyor “CHP onunla birlikte oldu, bununla birlikte oldu.”

Cumhuriyet Halk Partisi, aynen o günlerde Devlet Bahçeli’nin ifade ettiği gibi, yaşam tarzına müdahale, despotik yönetim biçimi, çevre duyarlılığı konusunda Gezi olaylarının içinde de yanında da olmuştur ancak hiçbir terör örgütüyle hiçbir zaman olmadığımız gibi bugün de birlikte değiliz. Ancak geçmişte tükürdükleri yüzü öpenler, geçmişte öptükleri yüze tükürenler, şimdi gelip de Cumhuriyet Halk Partisine tutarlılık sorgulaması yapamazlar.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Kes lan, kes!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kınıyorum sizi. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Kes, soytarı! Kes!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, ben de mukabil olarak kınıyorum. Yani bir Milliyetçi Hareket Partisi takıntısı başlamış Cumhuriyet Halk Partisinde…

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Takıntı yok, gerçeklerle yüzleşin. Takıntı yok.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …olur olmaz her yerde, her cümlenin içerisine bir Milliyetçi Hareket Partisi sıkıştırmak suretiyle… Biz bunu anlıyoruz, sebebini anlıyoruz…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Ya nasıl konuşuyorsunuz siz ya!

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Dinle! Dinle!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bilhassa 7 Haziran 2015 seçimlerinde…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Soytarı” diyorlar ya! Hakaret ediyorlar ya! (CHP ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Köksal… Değerli arkadaşlarım, lütfen…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – “Soytarı” diyorlar Sayın Başkan, böyle bir hakaret olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Köksal… Sayın Köksal…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Erkan Akçay, ben duymadım, “Gruptan birisi ‘soytarı’ dedi.” diyorlar.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Laf atıyorlar arkadaş, laf atıyorlar.

BAŞKAN – Sayın Akçay… Sayın Akçay, lütfen…

ULAŞ KARASU (Sivas) – “Soytarı” ne demek?

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – “Soytarı” ne demek? Terbiyesiz! Otur yerine!

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Gel, gel.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sarayın bekçisi…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar… Değerli arkadaşlar…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sarayın bekçisi olmuşsunuz.

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Sarayın bekçisi…

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Konuşma lan!

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) – Ahlaksız!

BAŞKAN – Sayın Akçay… Sayın Köksal… Sayın Erkek… (CHP ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)

Lütfen oturun değerli arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olacak şey mi ya!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, grup başkan vekilleriniz konuşurken lütfen müdahale etmeyin. Yani grup başkan vekillerinizin konumunu sarsmayın değerli arkadaşlar. Grup başkan vekiliniz herhâlde konuyu partiniz adına en iyi ifade edecek durumdalar.

Buyurun Sayın Akçay.

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Gezi hadisesinin değerlendirilmesi ile iktidarın veya diğer partilerin Gezi olayları karşısındaki konum ve tutumunun değerlendirilmesinin ayrı bahis olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, bu iddialar tahrike kadar varan… Şimdi, bütün fotoğraflarıyla da gösteririz, Gezi hadiselerinde Taksim’de hangi terör örgütlerinin ne kadar hadiseye müdahil oldukları ve bilhassa 15 Temmuz hadisesinden sonra bu işlerin birtakım FET֒cü polisler veya unsurlar tarafından da nasıl provokasyona tabi tutulduğu artık bilinen bir hakikat.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz onların karşısındaydık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam, onlar yaptı, biz yapmadık. Biz onların karşısındaydık, onlar yaptı zaten. Şimdi “Al gülüm, ver gülüm.” yapıyorlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Allah Allah! Biz FET֒nün karşısındaydık, siz yanındaymışsınız demek ki!

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen… Lütfen…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Genel Başkanımızın konuşması aynı bütünlük içerisinde. Şimdi tekrar da etmek istemiyorum, konuştuğumuz mevzu bizatihi Gezi hadiselerinin mahiyetidir. Onu değerlendirmek farklı, iktidarın veya diğer partilerin bu olaylar, Gezi hadisesi karşısındaki konum ve tutumunu değerlendirmek ayrı bir bahistir. Konuyu bu bağlamı içerisinde değerlendirmek gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aynı şekilde söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özel, toparlayalım, konu uzadı bence.

Buyurun.

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Devlet Bahçeli’nin sözlerini aktardığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Erkan Akçay bir şeyi gözden kaçırmasın, ben aynen tutanaktan okuyup Sayın Bahçeli’nin o günkü sözlerini aktardım, başka bir şey demedim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ben de aynı şeyi söyledim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunun karşısında, biraz önce, tarihin, arşivin ve bu konudaki hafızamızın bu meseleyi affetmeyeceğini göz önünde bulundurmadan “Efendim, biz ilk günden beri onu şöyle bulduk, böyle bulduk.” ifadelerine karşı sıkışınca “terör örgütü merör örgütü” bunu reddediyoruz, bu bir.

İkincisi: Çok net bir durumla karşı karşıyayız, kendi ağzıyla söylüyor, Gezi olaylarını çığırından çıkaran polisin tavrıdır, o polisler de FET֒cü çıkmıştır. O günkü mücadelemizde karşımızda yanlış davranışlarda bulunanların FET֒cü olduğu çıkıyorsa biz yine FET֒nün karşısında, bu gruplar da yanında yer aldıklarını itiraf ediyorlar. Durum bundan ibaret. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, istirham ediyorum, Sayın Özel’in Sayın Genel Başkanımızın bu konuşmasına atfen ben de bir cümleyle toparlayacağım.

BAŞKAN – Toparlayıp bitirelim artık Sayın Akçay.

Sonuçta herkesin konumunu bütün kamuoyu biliyor.

Buyurun.

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın milletvekilleri, lütfen dikkat buyurunuz: “Parti olarak meşruiyet sınırlarında kalan gösteri ve tepkilere saygı duymakla birlikte herhangi bir çatışma ve kavga ortamına çekilmemek için olayların içinde yer almama irademizi kararlılıkla muhafaza edeceğiz…”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ona bir şey demiyoruz ki.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “…Milliyetçi Hareket Partisi, Başbakan ve hükûmetiyle demokratik yollardan ve kuvvetli bir şekilde mücadele etmek için ülkemizin her köşesindedir. Temalı olarak düzenlediğimiz açık hava toplantılarımız bunun en bariz kanıtıdır.

Adalet ve Kalkınma Partisinin icraatlarını tasvip etmeyen, hakkının yenildiğini düşünen ve Başbakanın Türkiye’yi kötüye götürdüğüne inanan, sıkıştıkça yurt dışına kaçtığını gören milletimin her ferdiyle buluşmak, onların sözcüsü olmak, hislerine tercümanlık yapmak ve ortak hedefler etrafında toplanmak en büyük istek ve hedefimizdir.”

Milliyetçi Hareket Partisinin kurumsal tutumuna ve yaptığımız temalı toplantılara vurgu yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bu da demokratik meşruiyet içerisinde yapılan muhalefeti de anlatmış oluyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akbaşoğlu…

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşünün ilgili mevzuat çerçevesinde demokratik bir hak olduğuna, Vandalizme, teröre, kaosa yönelik hiçbir hareketin meşru görülemeyeceğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tabii, biraz evvel CHP grup başkan vekili, AK PARTİ ve MHP gruplarını işaretle, FET֒cülerle beraber hareket edildiğinden dem vurarak doğru olmayan bir beyanda bulunmuştur.

Gezi olaylarıyla ilgili şunu ifade etmek isterim ki evet, her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü ilgili mevzuat çerçevesinde her zaman demokratik bir haktır. Bununla beraber, Vandalizme, teröre, kaosa yönelik hiçbir hareket meşru görülemez. Gezi olaylarında emperyalizmin müdahale ettiği, birtakım uluslararası operasyonel güçlerin de alanda görev aldığı ve hakikaten Türkiye aleyhine bir sürece doğru oluşturulmaya çalışılan ve meşru Hükûmete karşı ayaklanma girişimine yönelik farklı boyutları olan bir uluslararası süreci beraber yaşadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Terör örgütlerinin cirit attığı, hakikaten örtülü, açık bazı insanların iyi niyetle oraya geldiği ama bazılarının da art niyetli olarak devletin meşruiyetini ortadan kaldırma amaçlı o ortamı manipüle etmeye yönelik bir tavır takındığı hepimizin malumu. Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Grup Başkan Vekilinin de ifade ettiği gibi Sayın Bahçeli o gün açık bir şekilde devletin ve milletin yanında yer alma iradesini ortaya koymuş ve mensuplarını da bu olaylarda görmek istemediğini net bir şekilde duyurmuştur. Bunda en ufak bir tereddüt yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, son cümlenizi alalım Sayın Akbaşoğlu, lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Toparlıyorum.

Bununla beraber -içeriden ve dışarıdan- biraz evvel o uluslararası perspektif çerçevesinde 15 Temmuzda, 17 Aralıkta örneklerini gördüğümüz hadiselerde aslında öncü bir uluslararası krize yönelik bu Gezi olaylarına, hakikaten FET֒cü birtakım yapılanmaların da kripto FET֒cüler ile açıktan FET֒cülerin, PKK’nın ve diğer birçok unsurun içinde bulunduğu bu oluşuma destek vermek hakikaten talihsiz bir duruş sergilemektir.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Talihsiz olan sizin katliamlarınız. Gençleri öldürdünüz, gençleri!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bu konuda, Gezi olayları Türkiye Cumhuriyeti devletinin meşru kuvvetleri tarafından yargısal alanda da takip edilmekte ve ilgililer hakkında her türlü hukuki tahkikat sürmektedir. Bu konuda söyleyeceğimiz şu an bundan ibarettir.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili bunları söylüyor da tabii, birincisi Cumhuriyet Halk Partisinin demokrasi dışına çıkmamış, barışçıl, gösteri hakkının arkasında durduğu ve bir tek üyemize bile herhangi bir saldırganlık, Vandalizm, mala zarar verme, cana kastetmeden soruşturma dahi açılmadığı, ayrıca açılan bütün soruşturmaların toplamında bu son dört yıldır bekletilip, bir yılı aşkın süredir iddianamesiz bırakılan Kavala meselesi hariç -ki onun yerel seçim öncesi kullanılmak üzere bir argüman olarak hazırlandığı çok açık- o dönemde açılan soruşturmalarda da ceza alan bir tek kişi olmamıştır. Gezi, Cumhuriyet Halk Partisinin, Cumhuriyet Halk Partililerin, gençlerin, demokratların, hangi mezhepten ve hangi etnisiteden olursa olsun çevresine ve yaşam şekline duyarlı olan herkesin namusudur, namusumuza sahip çıkmaya devam edeceğiz! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bilgen sisteme girmiştir.

Değerli arkadaşlar bu konuyu toparlıyoruz inşallah.

28.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Gezi’ye katılanlar faiz lobisinin ve dış güçlerin aleti olmuşsa faizleri çıkaranların nasıl siyaset yaptığını, kimin adına yaptığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, elbette ki tarihimizde yaşadığımız olayları tartışırken burada mutlak bir örtüşme sağlamak mümkün değil ama bazı şeyler var ki polemik götürmeyecek kadar net tavır koymamız gerekiyor. Bu gösteriler sırasında, 7’si gösterici genç olmak ve 1’isi de polis olmak üzere 8 kişi hayatını kaybetmiştir. Bunlardan birisi var ki gerçekten Vandalizmin tavan yaptığı bir linç yöntemiyle öldürülmüştür, Ali İsmail Korkmaz. Eskişehir’de bir üniversite öğrencisi sokakta, oradaki güvenlik görevlileri ile esnafın birlikte, barbarca, asla bir gösteriye müdahale mantığıyla izah edilemeyecek yöntemle katledilmiştir. Bu vakanın ve benzer vakaların hiçbir izahı olamaz. Kaldı ki o günlerde bu haklı demokratik tepkiyle şiddet içeren bir yere olayların sarkma ihtimaline karşı, Hükûmet temsilcileri gösterileri organize eden meslek örgütleriyle görüşmeler yaptılar, olayların başka bir yere kaymasını engellediler.

O dönemde, hatırlarsanız Gezi’yi düzenleyenlerle ilgili en ciddi iddia “döviz, faiz lobileri” ifadesiydi değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bilgen, toparlayalım, bitirelim; sayın konuşmacı bekliyor bizi.

Buyurun.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Evet Sayın Başkan.

O gösterilerin gerçekleştiği dönemde faizler ne kadar arttı, şimdi faizler nerede? Eğer o Gezi’ye katılanlar faiz lobisinin aleti olmuşsa, dış güçlerin aleti olmuşsa faizleri şimdi bu rakamlara çıkaranlar nasıl siyaset yapıyorlar, kimin adına yapıyorlar?

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, bir cümleyle toparlayalım çünkü kanuna devam edeceğiz.

Buyurun.

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, uluslararası işgal ve darbe girişiminin ön adımları olarak Gezi olaylarının ortada olduğuna ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şunu ifade etmek istiyorum: Biraz evvel CHP Grup Başkan Vekili ifade edince mecburen doğru olmayan bir şeyi tekrar tashih etmek gerekiyor, o da nedir: Bakınız, meşru anlamda demokratik hakkını kullananlar olabilir demiştim, bunlar dışında, orada her türlü terör örgütü mensubunun… Asılan posterler ve isyana teşvik, barikatların kurulması, bütün esnafın tarumar edilmesi, hiçbir can ve mal güvenliğinin net olarak ortada bulunamaması, bunların hepsini beraber yaşadık.

Dolayısıyla, Avrupa’daki örneklerine bakın lütfen; Almanya’ya bakın, İngiltere’ye, Fransa’ya, bu konuda onların tutum ve davranışlarına. Hiçbir devlet kamu düzeninin ihlaline müsaade etmez. Meşru, demokratik, izinli gösteriler her zaman mümkündür ama gayriresmî, gayrimeşru emperyalist…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Biliyorum, toparlayalım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …emellerle, dış güçlerle emellerini tevhit edenlerin tutum ve davranışları da asla meşru görülemez. O gün de AK PARTİ iktidarının yaklaşımı budur. Bir çevre meselesi değil, uluslararası bir işgal ve darbe girişiminin ön adımları olarak Gezi olayları ortadadır. Bunu böyle görmek gerekir. Bunun böyle olduğuna dair deliller de ortadadır.

Teşekkür ederim.

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – İşinize gelmeyen her şey dış güçlerin işi. Sizin demokrasi anlayışınız bu işte.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 16’ncı madde üzerinde söz sırasını bir hayli zamandır bekleyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Nevin Taşlıçay. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Taşlıçay, süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Ben sözlerime Yalova’mıza depremden dolayı geçmiş olsun diyerek başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri, aziz Türk milleti; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2019 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin “Yürütme” başlıklı 16’ncı maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

16’ncı madde der ki: “Bu kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.” Bu, yeni bir döneme geçildiğini ifade eden, tarihî öneme sahip bir maddedir. 16 Nisan Referandumu’yla değiştirdiğimiz yönetim sistemimiz 24 Haziran Seçimleriyle hayata geçmiş, tıkanan sistemin çağın şartlarına göre revize edilmesi sonucunu doğurmuştur. Türk devlet geleneğindeki süreklilik göz ardı edilmeden yeni bir döneme başlanmıştır. Unutulmamalıdır ki töre, aile yapısı ve devlet nizamı zaman ve mekân farklılıklarına rağmen, Orta Asya’daki ilk Türk devletlerinden Selçuklu, Osmanlı ve cumhuriyet arasında bir devamlılık bulunduğuna işaret etmektedir. Geniş zaman ve muhtelif coğrafyalarda vücut bulmalarına karşılık Türk devletlerinin en bariz özellikleri bir devlet geleneğine dayanıyor olmalarıdır. Bu sebeple, Türk tarihini bilmeden söz konusu devamlılığı anlamak da mümkün değildir.

Türk devlet anlayışı, kökleri çok derinlerde bulunan bir dünya görüşünden beslenmekte ve pek az bir değişimle bir halk ve millet geleneği hâline bugüne kadar gelmektedir. Türklere has gelenekler ve düşünceler bu muhtelif devletlerin varlığına rağmen kaybolmamış ve mevcudiyetini korumuştur. Bu devamlılığı sağlayan unsurlar tespit edildiğinde ve derinlemesine analiz yapıldığında da bugün için Türk devletinin binlerce yıllık geleneğiyle geleceğe emin adımlarla yürüdüğü ortadadır. Kadim dünyanın muhtelif yerlerine yayılan farklı hayat tarzlarıyla ve dinlerle ünsiyet kuran Türklerin menşei sayılabilecek Orta Asya’dan bugüne belli bir hat izlendiği takdirde bu tarihî seyirde belirleyici olan unsurun devlet geleneği olduğu görülür. Bu devlet geleneğinin, müesses devlet nizamının özünde varlığı kadim dönemlere uzanan bir Türk töresinin bulunduğu da apaçık görülecektir. Türk tarihi kendi bütünlüğü içinde ve münasebet kurduğu kültür ve medeniyet daireleri çerçevesinde analiz edildiğinde Türklerin çağın şartlarına uygun, güçlü bir ekonomik disipline sahip oldukları görülecektir. Nihayetinde ekonomik disiplinleri sayesinde bulundukları bu zor coğrafyada ayakta kalabilmeyi başardıkları göz ardı edilmediğinde de bu hakikat anlaşılacaktır.

“Türk devletinin en mühim özelliği tefrikaya karşı olması ve devletin ortağının bulunmamasıdır.” denir. Bu coğrafyadaki varlığının en büyük sebebi de bu cümlede saklıdır. “Bengü il”den “devleti ebet müddet”e ve nihayet cumhuriyete uzanan süreçte bağlayıcı olan en mühim unsur da bu anlayış olmuştur. Bu anlayış çerçevesinde ekonomik bağımsızlığını her alanda elde etmeye çalışan Türk devlet felsefesi de vazgeçilmez prensibimizdir. Bugün için bu ölçüde atılan adımlar, yerlileşme ve millîleşme çalışmaları nazarımızda çok değerlidir. Yerli ilaç girişimlerinden Uzay Ajansının kurulmasına, millî savunma sanayisindeki atılımlardan endüstri 4.0’ı yakalama girişimlerine kadar hepsi birbirinden kıymetli ve tarihî adımlardır.

Özellikle başta kız çocuklarımız olmak üzere herkesin STEM yani bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarına eğilimlerinin artırılması için atılan adımlarının değeri kıymet biçilemez.

Biliyor ve görüyoruz ki Türk devlet sarkacı yükselen bir döneme girmiştir ve çağın bir adım önüne geçme iradesini göstermektedir. Başarı kaçınılmaz ve yarınlar bizimdir. Türk devletinin önünde ne terör örgütleri ne de ekonomik operasyonlar durabilecektir. Milletimizin birlik ve beraberliğiyle siyasi kurumlarımız daha isabetli ve istikrarlı kararlar alabilecek ve gelecek nesillere karşı sorumluluklarımızı yerine getirmenin huzurunu yüce Meclisimiz yaşayacaktır.

Atılan yerli ve millî adımlara kimi zaman hissî ve tarafgir bakılsa da kadim dönemin kutsal devletinden günümüzün kutlu cumhuriyetine, Türkiye Cumhuriyeti’ne Türk devlet geleneği işlemektedir ve bugün de rayında emin adımlarla ilerlemektedir.

Verdiğimiz onca şehidin acısına ve yöneltilen tehditlere, yaşadığımız ekonomik çalkantılara ve uluslararası siyasi krizlere rağmen bağımsızlığımızdan ve kararlılığımızdan asla taviz vermedik, vermeyeceğiz. Hedefe yürümenin vakarıyla, önümüze çıkacak tüm engellemelere rağmen, tek vücut hâlinde devam edeceğiz ve sürüklenmeye çalışıldığımız girdaba girmeyeceğiz. “Diriliş” bu millet için uzak bir kavram değildir, dönüp 26 Ağustos 1071 ve 30 Ağustos 1922’ye bakmamız yeterli olacaktır. Bugün içinse, yapacağımız teknolojik ve ekonomik atılımlarla bunu yeniden sağlayacağımıza eminim. Bu topraklarla bağımızı güçlendirmeli, millî kaynaklarımıza sarılmalıyız. Bin yıldan beri sahibi olduğumuz bu topraklar, insan kaynağımız önümüzdeki en büyük şansımızdır. Bu topraklarla, cılızlaşan ve eğretileşen bağlar yeniden güçlendirilmeli, içinde bulunduğumuz kriz fırsata çevrilmelidir. Gösterilecek gayret ve kararlılık çözümü de beraberinde getirecektir.

Bu itibarla “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” şiarıyla yüce Meclisimizin üzerine düşen sorumlulukları yasa yapıcı olarak yerine getirmesi kadar yürütmenin de bu yasayı ivedilikle hayata geçirmesi son derece önemlidir.

Kadına şiddet konusunda ülke olarak attığımız önemli ve samimi adımlar olduğu 6284 sayılı Kanun’la da görülmektedir ancak kanunun uygulamasında eksiklikler mevcut. Emniyet mensuplarımızdan kadınlarımıza kadar ilgili yasadan tarafların pek çoğunun bilgi sahibi olmadığı ortada. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden sınıfta kalıyoruz. Hâlbuki, yasalar uygulanabilse çok önemli sonuçlar almak mümkün. Yine, eşit işe eşit ücret alınamamasının sonucu ortaya çıkan mağduriyetlerimiz bulunmakta. Hâlbuki, kadın-erkek ayrımı olmaksızın eşit işe eşit ücret alınması anayasal bir haktır. Ancak görüyoruz ki özellikle özel sektörde bu durum çokça ihmal edilmekte.

Çocuklarla ilgili, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin tarafı olmamız kapsamında, çocuğun üstün yararı ilkesi bakış açısını uygulamalarımıza yansıtmalıyız. Muazzez ve müreffeh bir gelecek tasavvurumuz varsa bu sözleşmeyi kapsamlı bir şekilde hayata geçirmemiz elzemdir. Boşanan ailelerde çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasının icra yoluyla gerçekleştirilmesi sorunu ivedilikle çözülmelidir.

Sokak çocukları sorunu gün geçtikçe derinleşmektedir.

Çocuk istismarıyla ilgili yasal düzenlemeler kadar farkındalık ve bilgilendirme çalışmaları da önemlidir. TÜBİTAK aracılığıyla oyunlar, TRT kanalıyla çizgi filmler hazırlamak, aile hekimleriyle farkındalık ve bilgilendirme çalışmaları yürütmek çocuk istismarı sorunu için önleyici olabilecek çalışmalardır. Müfredata “Vücudunu koru” eğitimleri koymak yine önemli bir adım olacaktır.

Erken yaşta evlilik sorunu pek çok kişiyi mağdur etmektedir. Bu konuda ilgili kurumların bilgilendirme yapmaları, farkındalık kazandırmaları sorunun çözümüne dair katkılar sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Tarım Kanunu’nda tarımsal destek için bütçeden ayrılacak kaynağın gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olmayacağı kesin bir şekilde belirtilmiş olmasına rağmen, gereken desteklerin verilmemesinden doğan sorunlar da geleceğimizi tehdit etmektedir. Bu durumun devam etmesi hâlinde ciddi bir gıda terörüyle karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır.

Taşeron yasasının kapsamından doğan mağduriyetler yine hızlıca giderilmelidir.

Hekim ve diş hekimlerinin emekli maaşlarındaki ek ödemelerle ilgili yapılan iyileştirmelerin eczacılar için de yapılması, yine Sağlık Bakanlığı merkez teşkilatı bünyesindeki eczacıların diğer kurumlarda çalışan eczacılarla maaşları arasındaki farkın giderilmesi ve Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde çalışan 4/B’li 110 civarındaki meslektaşımızın kadroya geçirilmesi önemli bir haksızlığı da ortadan kaldıracaktır.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında ek ders karşılığı çalışan personelin talepleri gündeme alınmalıdır.

“Nafaka mağdurları” adı altında insanlar bir araya gelmekteler. Acilen taraflar dinlenilmeli ve meselede hakkaniyetli bir çözüm yolu aranmalıdır.

Ekonomide güven ortamının sağlanmasına yönelik önlemler alınması ve kamu maliye politikalarının disiplin ve tutarlılık içinde uygulanmasının önemini vurgulayarak sözlerime son vermek istiyorum.

2019 yılı bütçesinin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum. Bütçenin hazırlanmasında emeği geçen bürokratlara ve yoğun mesaisiyle bütçenin Genel Kurula gelmesini sağlayan Komisyon Başkan ve üyelerine teşekkür ediyorum. Bu vesileyle, 2019 yılının başta insanlık olmak üzere milletimize mutluluk ve huzur getirmesini temenni ediyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşlıçay.

Değerli milletvekilleri, söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Hüda Kaya’ya aittir.

Süremiz on dakika Sayın Kaya.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 16’ncı madde hakkında söz almış bulunuyorum.

Konuşmamla ilgili notlarım ve gündem kalabalık ama sıcağı sıcağına Gezi’yle ilgili bu kadar tartışmalar yaşandıktan sonra bununla da ilgili birkaç cümle etmeden geçemeyeceğim.

Değerli arkadaşlar, Gezi’de daha HDP yok iken bile… Özellikle AKP’li arkadaşlara ifade etmek istiyorum, neyi savunduğumuzu, neye karşı çıktığımızı, toptancı olmamamız gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. “Kabataş’ta başörtülü bacıma saldırdılar.” yalanlarından sonra, “Kabataş’ta camide içki içtiler, ayakkabıyla girdiler.” yalanlarından sonra… O günlerde hiç daha ne HDP doğmuştu ne de tanıştığımız çevreler vardı. Bizler Müslüman kadınlar olarak Kabataş’tan feminist kadınlarla beraber birlikte Taksim’e yürüdük Gezi zamanında. Ve o beğenmediğiniz Geziciler, o “Vandal” dediğiniz insanlar, o beğenmediğiniz feminist kadınlarla bizler… Taksim’in duvarlarında yazılanları -zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın annesi ve eşi hakkında cinsiyetçi küfürler yazılmış idi- feminist kadınlar ellerinde boyalarla onları sildiler, onları sildiler.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Yazanlar kimdi, Geziciler değil miydi?

HÜDA KAYA (Devamla) – Kim olursa olsun cinsiyetçi, erkekçi ifadelere bir tepki, bir protesto, bir eylem gösterdiler. Ve o yalanlara karşı biz bir kadın direnişiyle, bir kadın dayanışmasıyla Taksim’e de çıktık. Ve şunu bilin arkadaşlar, orada, Gezi’de kırmızılı kadın mı polise saldırdı, kitap okuyan adam mı polise saldırdı, kim saldırdı? Sabaha karşı herkes çadırlarında uyurken polis saldırdı. Orada Türkiye’nin bütün halkları -ben de şahidim, bozkurt yapanları da, zafer işareti yapanları da- Türkiye’nin bütün renkleri ama bütün renkleri, sadece kötü gidişata karşı “Bu da böyle olmaz.” diyen herkes orada gerçek bir halk dayanışması meydana çıkardı, gerçek efsane bir halk dayanışmasıydı orada yaşananlar ve hâlâ, bugün olmuş, aradan beş yıl geçmiş, ben hâlâ şaşıyorum ya, hâlâ şaşıyorum, kalkıyorsunuz -ülkeyi yönetenler- o çürümüş, iflas etmiş yalanları halka karşı tekrar tekrar ifade edip alkışlatabiliyorsunuz, alkışlayabiliyorsunuz. Kabataş gerçek bir yalan idi, biz kadınlar olarak orada ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Camide içkiymiş, ayakkabıyla girmeymiş; biz bu yalanların ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Gerçek ne, biliyor musunuz arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Bu konuştuklarının hepsi yalan.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Dinleyin, bir dinleyin; bir dinleyin de gerçekleri öğrenin!

HÜDA KAYA (Devamla) - Sizin iktidarınızın, Kirazlıtepe’de sabaha karşı 04.00’te “Cami yıkılıyor.” diye halkın feryat figan bizi çağırmasıyla… Sayın Mahmut Tanal da oradaydı, gece sabaha karşı Kirazlıtepe’de biz cami yıkımına karşı halkımızla beraberken camiyi savunanlara polisin sıktığı gaz fişekleri, üstüne bizzat atılan gaz fişekleri ve bunlar da millete böyle “Camilere girmişler, bilmem ne yapmışlar.” diye kutsal istismarı yapan sizler, sizin iktidarınız, sizin gücünüz… Caminin enkazlarından biz bunları topladık, bunları görün arkadaşlar; gerçek burada, yalan olan Kabataş. (HDP sıralarından alkışlar) Ve yalan olan daha ne var biliyor musunuz? Yıllardır hâlâ bıkıp usanmadan sahip çıktığınız yalanlardan bir tanesi… Şaşıyorum, gidin mahkeme kayıtlarına bakın, İstanbul’da 17 yaşlarında “Serap” isminde bir kızın askerî bir serviste yakılarak ölmesi meselesi. Niyeymiş? Terör örgütü yapmış. Gidin bakın mahkeme kayıtlarına. Bunu yapan devlet görevlisidir, MİT görevlisidir.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Hangi mahkeme kayıtları?

HÜDA KAYA (Devamla) – Orada dosyamda, göstereceğim onu da size.

Diğer başka bir yalan arkadaşlar, bebek katili meselesi. Siz çok iyi biliyorsunuz Ayhan Çarkın kimdir. Kendisinin, tarihleriyle -burada dosyada- evet, iktidarın yandaş medyasından da alıntılar var, haberler var, her farklı medyadan haberleri, kaynakları görebilirsiniz. “Biz, Pınarcık köyü katliamı başta olmak üzere, gittik, köylüleri, sivilleri öldürdük, ertesi gün bütün medyada ‘bebek katili PKK’ diye çıktı.” diyor.

Bu, devletin hizmetinde bulunmuş bir itirafçının, bir özel harpçinin ifadeleridir arkadaşlar.

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – PKK bebek katilidir!

HÜDA KAYA (Devamla) – “Bebek katili” ifadesi işte, Ayhan Çarkın’ların yaptıkları sivil katliamlarının sonucudur, oradan uydurulmuştur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Siz hangi gözle bakıyorsunuz?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Dinle, dinle!

HÜDA KAYA (Devamla) – “Bebek katili” ifadesi oradan gelmektedir.

Arkadaşlar, neye karşı çıkıyorsunuz? Neye karşı çıkıyorsunuz?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, karşılıklı olmasın.

Sayın Kaya, siz Genel Kurula hitap edin.

HÜDA KAYA (Devamla) – Devletin belgelerine bakın…

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Devletin belgelerinde “PKK terör örgütü üyesidir.” yazıyor.

HÜDA KAYA (Devamla) – Özel harpçiler katliam yapıyor, “Ertesi sabah medyada…” diyor ve “O gün bugündür bebek katili çıkıyor.” diyor.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Onlar vatanını savunuyor, nereden katliam yapıyor! Vatanını savunuyor onlar!

HÜDA KAYA (Devamla) – Evet, gelelim geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Mehmet Akif Ersoy’un evini müze yapma törenindeydi arkadaşlar.

Mehmet Akif Ersoy’un hatırasına sahip çıkılsaydı bu iktidar döneminde, o değerli şahsiyetin bir evladı yoksulluktan, sahipsizlikten çöplükte öldü arkadaşlar. Bu, AKP iktidarının utancıdır.

İkincisi, Mehmet Akif Ersoy bir Kur’an insanıydı, bir vicdan insanıydı. Bugün yaşasaydı onu da hapsedecektiniz. Evet, bugün yaşasaydı onu da hapsedecektiniz. Ne diyordu? Mehmet Akif ne diyordu?

“İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin / Ne mesleki kaygılar ne kariyer hesapları için / İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin / Ne erkeği yüceltmek, ne kadını aşağılamak için / Ne Arap’a paye vermek, ne Acem’i hor görmek için.”

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – İstiklal Marşı’nı oku.

HÜDA KAYA (Devamla) – Bugün yaşasaydı “İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin / Ne Türk’e paye vermek, ne de Kürt’ü aşağılamak için.” derdi…

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – PKK’ya ne derdi Mehmet Akif Ersoy?

HÜDA KAYA (Devamla) – …ve bunu diyecek bir insanlığa, bir vicdana sahipti. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – PKK’ya ne derdi?

HÜDA KAYA (Devamla) – Bugün onların, o değerli insanların felsefeleri yargılanıyor. Gelenekçi, Emevici, erkekçi, cinsiyetçi, ırkçı bir dinciliği esas alarak Mehmet Akif Ersoy’un temsil ettiği ekolü yargılıyorsunuz, mahkûm ediyorsunuz.

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Aile yapısını bozacaksınız.

HÜDA KAYA (Devamla) – Bununla ne demek istediğimi vâkıf olanlar çok iyi anlar, bilmeyenler anlamaz zaten.

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Aile yapısını bozdurmayacağız size.

HÜDA KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Cizre’nin ve Roboski’nin yıl dönümlerindeyiz. Önümüzdeki günlerde Roboski katliamının yıl dönümündeyiz. Ben yine bir grup Müslüman kadınla o dönemlerde Roboski’de bu cinayet, bu katliam, bu vahşet yaşandığında, ilk defa oraya gittiğimizde bu insanların nasıl bir dramla, nasıl bir trajediyle karşı karşıya kaldığını orada gözlerimle gördüm ve Cizre’de…

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Ayrımcılık yapıyorsun.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) – Şehit ailelerinin de yanına gidin.

HÜDA KAYA (Devamla) – Ben bunu üç yıl önce yine bu kürsüde söylediğimde bazı arkadaşlar şiddetle karşı çıkmışlardı. Yalana çok alışık olanlar bizim söylediklerimizi de yalan zannediyorlar, atıyoruz zannediyorlar.

Cizre’de sabahın köründe sokağa çıkma yasağının daha bittiği dakikalarda Cizre’ye ilk giren insanlardanım ve girdiğimiz ilk anda ellerimizle 75 yaşındaki Mustafa Erdoğan’ın cesedini biz kaldırdık, battaniye istedik.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Yalan! PKK’nın öldürdüğü bir insandı o.

HÜDA KAYA (Devamla) – Elinde bir torba ekmekle beraber akşam vakti…

TUMA ÇELİK (Mardin) – Ya bir dinle ya, dinle!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Dinle ya!

HÜDA KAYA (Devamla) – Dinleyin arkadaşlar, dinleyin. Bizim hiçbir şeyden kaçtığımız yok.

BAŞKAN – Karşılıklı olmasın Sayın Kaya, süreniz bitiyor çünkü. Karşılıklı olmasın.

HÜDA KAYA (Devamla) – İstediğiniz kadar soru sorun, cevabınızı verebiliriz. Bizde gerçek var. Gerçek saklanamaz.

Mustafa Erdoğan akşam vakti, bir gece önce evde… Günlerdir sokağa çıkma yasağı olduğu için evdekiler aç, ekmek yok, yiyecek kalmamış. Adamcağız diyor ki akşam namazından sonra: “Ben dışarı çıkayım. Ben yaşlıyım, bana bir şey yapmazlar.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Amerika çekiliyor diye kudurdunuz değil mi? Amerika Suriye’den çekiliyor diye…

TUMA ÇELİK (Mardin) – Ya bir dinle ya!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Dinle, dinle!

HÜDA KAYA (Devamla) – Ya dinleyin, dinleyin.

BAŞKAN – Sayın Kaya, bir dakikada lütfen toparlayalım.

HÜDA KAYA (Devamla) – Toparlıyorum. Teşekkür ederim Sayın Başkan.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Zorunuza mı gidiyor gerçekler?

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Gerçekler zorunuza gidiyor.

HÜDA KAYA (Devamla) – Arkadaşlar, lütfen… Gürültü oluyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Oluyor ama siz konuşurken arkadaşlarınız da laf atıyor.

Buyurun.

HÜDA KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, akşam vakti “Ben yaşlıyım, ben çıkayım, gideyim, çöplerden ekmek toplayayım.” diye çıkıyor dışarıya ve bizzat tespit ettiğim ve mekân olarak da yine de gösterebilirim size. İpek Yolu Camisi’nin minaresindeki keskin nişancılarla vuruldu arkadaşlar ve sabaha kadar kimse onu oradan alamadı, Sabah ilk giren grup olarak biz kaldırdık onu oradan. Orada, Taybet ana, bakın, 57 yaşında bir kadın. Bu mu terörist ha, bu mu? Mustafa Erdoğan mı terörist? Miray bebek mi terörist? Günlerce dondurucuda cesedi bekletilen Cemile mi terörist, 13 yaşında? Cenazesinde yine Cizre’deydim. Değerli vekilimiz Faysal Sarıyıldız’la beraber oradaki gördüğüm manzaralara dayanamadım. O gün, cenaze günü ben serum alıyordum orada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) – Yasin Börü mü teröristti? Yasin Börü ve arkadaşları mı teröristti?

HÜDA KAYA (Devamla) – Ve bakın, Taybet ana…

BAŞKAN – Sayın Kaya, selamlamak için söz veriyorum. Lütfen toparlayalım ve bitirelim.

HÜDA KAYA (Devamla) – Bitti, hemen.

Yedi gün arkadaşlar ya, evinin önünde, sokakta ya, evinin önünde -dağda bayırda değil- vuruldu. Evlatları, ailesi, eşi bile yanına yaklaştırılmadı. Yedi gün bir kadının cenazesinin sokak hayvanlarına terk edilircesine, ailesinin göz yaşları içinde gece gündüz bir hayvan yanına yaklaşmasın diye dua ettiği bir manzarayı sadece vicdanlarınızda sorgulayın diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, hatibin grubumuza dönük hitapları sebebiyle 69’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, bu kürsüden sürekli aynı beyanları tekrar ederek bizden bunları kabul etmemizi isteyemezsiniz, bekleyemezsiniz.

TUMA ÇELİK (Mardin) – Beklemiyoruz zaten.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Sayın hatip Gezi’yle ilgili açıklamalar yaptı ve orada yanlış giden hususları bizzat kendilerinin de gördüğünü ve onu düzeltme gayreti içerisinde olduğunu itiraf etti.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Düzelttik zaten.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Ben söylemiyorum, bakın, kendisi bu kürsüde Sayın Cumhurbaşkanımıza, ailesine, annesine ve bu ülkenin değerlerine dönük hakaretamiz ifadelerin olduğunu ifade ederek “Bunları düzelttik.” dedi.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Bir daha hiç olmadı, hiç olmadı.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Onda erdem var çünkü, gerçek erdeme sahip.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Her şeyi geçin, bakınız, şu okuyacağım hususlar Gezi kalkışmasında meydana gelen vakalardır, tespitlerdir devletin kaynaklarında yer alan.

HÜDA KAYA (İstanbul) – O devletin kaynaklarını çok gördük biz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Onları FET֒cüler yazdı.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – 600’den fazla polis, 4 bin vatandaşımız yaralandı; 58 kamu binası zarar gördü, 68 MOBESE kamerası, 337 iş yeri tahrip edildi; 90 belediye otobüsü tahrip edildi, kullanılamaz hâle getirildi; 214 özel araç ve 240 polis aracı zarar gördü; 45 ambulans kullanılamaz hâle geldi…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Taybet ana mı yaptı onları, Cemile mi yaptı?

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – 7 genç öldürüldü, 7 genç!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – …değişik partilere ait 14 il binası zarar gördü. (HDP sıralarından gürültüler)

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – 7 genç öldürüldü!

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – 7 genç öldürüldü, 7 genç!

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Eksik bilgi veriyorsun, 7 genç öldürüldü orada!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Şimdi bunlara baktığımız zaman, ortada bir vaka var.

BARIŞ ATAY MENGÜLLÜOĞLU (Hatay) – 7 genç öldürüldü, 7 genç!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Şu anda kürsüye çıkıp da aynen -mademki dinî referans veriyoruz- Bakara suresi 11’inci ayetikerime, geçen gün yine okudum…

(Hatip tarafından Bakara suresinin 11’inci ayetinin okunması)

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Yani “Onlara yeryüzünde bozgunculuk yapmayın dediğimizde onlar derler ki: ‘Biz ancak ve ancak, sadece ve sadece ıslah edicileriz.’ Ancak onlar apaçık bozguncudurlar fakat bunun farkında değillerdir.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakınız, Kürt vatandaşlarımız bu ülkenin mütemmim cüzüdür, asli unsurudur. Vatandaşlarımız üzerinden bu ülkede ve bölgede ayrımcılık çıkarmak fitnedir…

TUMA ÇELİK (Mardin) – O sizin işiniz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ayrımcılığı siz yapıyorsunuz, ayrımcılık sizin işiniz!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …ta Libya’dan başlayan ve Balkanlara kadar devam eden ihanet sürecinin bir silsilesidir.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Ayrımcılığı siz iyi bilirsiniz. Ayrımcılık sizin işiniz.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Evet, doğru, ayrımcılığı siz yapıyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Tekraren ifade ediyoruz ki bu ülkeyi bölemeyeceksiniz, vatandaşlarımız arasında nifak… (HDP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan, toparlayın.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Ayrımcılık yapmak fitneciliktir, ayrımcılık yapmak fırsatçılıktır, ayrımcılık yapmak bölücülüktür, doğru söylüyorsun.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Başkanım, “mütemmim cüz”ü geri alsın.

BAŞKAN – Sayın Kaya, siz oturun yerinize. Sayın Kaya, oturarak dinleyin.

Oturun arkadaşlar yerinize, lütfen… Lütfen ayakta kalmayın.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Vatandaşlarımız arasında kimse bir fitne, ihanet çıkartamayacak.

Bakınız, tekraren söylüyorum, AK PARTİ Grubumuzun, Cumhur İttifakı’nın, bu ülkede millî ve manevi değerleriyle bir düşmanlık içerisinde olduğunu kimse iddia edemez, ispat edemez, böyle bir delil dahi ortaya koyamaz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kentleri yıktınız, insanları öldürdünüz…

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bugün, ta Balkanlardan Yemen’e, Libya’ya kadar, Fas’a kadar gönül coğrafyamızdaki bütün camilerimiz restore edildi.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Üsküdar Camisi’ni yıkıyorsunuz. Üsküdar Camisi’ni yıkıyorsunuz, Üsküdar Camisi’ni…

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Cemevleri ne oldu?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Tarihî Üsküdar Camisi’ni yıkıyorsunuz şu anda.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Bakınız, Eflak ve Boğdan, bugün Bükreş’te… Osmanlı Dönemi’nde dahi cami yokken bugün Bükreş’in göbeğinde, hamdolsun bu milletin kaynaklarıyla Ezanımuhammedi okunuyor.

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) – Cemevleri bu ülkenin yurttaşlarının ibadethanesi değil midir?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Onun için, Kürt vatandaşlarımız, Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Çerkez’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle, 81 milyon kardeşçe geleceğe yürüyoruz.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Üsküdar Camisi’ni anlat, Üsküdar Camisi’ni.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Ama fitne dökmeye çalışanlar da bu millet nezdinde mutlaka ama mutlaka hem milletimize hem de tarih huzurunda medeniyetimize hesap vereceklerdir.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Cizre’de yıktığınız camiyi anlat.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bilgen, sisteme girmişsiniz.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, hatip, konuşmacımızın sözlerini bağlamından kopararak aktardı. Konuşmacımız tekrar cevap için söz hakkı istiyor.

BAŞKAN – Buyurun.

Sayın Kaya, lütfen toparlayalım.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 HÜDA KAYA (İstanbul) – Evet, evet. Ben, kesinlikle sataşmak için, herhangi bir tartışma için cevap vermiyorum.

Kur’an’dan örnek vermeleri çok ilginç. Gerçekten, artık başörtüsü istismarı, Kur’an istismarı, din, Allah, vatan, bayrak istismarı gerçekten gına getirdi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye değerli arkadaşlar...

HÜDA KAYA (İstanbul) – Bakın arkadaşlar, o ayeti iyi anlamak lazım, o ayetin esprisini, ruhunu iyi anlamak lazım. “Bizler ıslah edicileriz.” derler; aynen iktidarın politikasını tarif etmektedir o ayet. Egemenlerin savaş politikaları yapıp, kan döküp ondan sonra “Biz ıslah edicileriz, biz yeryüzünün lideriyiz, biz yeryüzüne adalet getireceğiz.” diyenlerdir.

SELMAN ÖZBOYACI (Konya) – Ayeti de anlamıyor.

HÜDA KAYA (İstanbul) - Camileri ıslah ettiklerinden, iman ettiklerinden bahsediyorlar. Yunus Emre bunun cevabını çok güzel veriyor:

“Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil

 

Bir gönülü yaptın ise

Er eteğin tuttun ise

Bir kez hayır ettin ise

Binde bir ise az değil”

Gönül yıktınız, can aldınız, Berkin gibi masum çocukları ekmek almaya giderken katlettiniz, 9 masum insan orada katledildi ve kalktınız, bir çocuğun annesini yuhalattınız meydanlarda. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkürler.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

 BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma yapmak isteyen Ankara Milletvekilimiz Sayın Bülent Kuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kuşoğlu, süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ben Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim. Biliyorsunuz, 2017 kesin hesabını burada tartışıyoruz, 2019 bütçesini yapmaya çalışıyoruz. Bazı sıkıntılar var, onları sizlerle öncelikle konuşmak istiyorum. Bundan sonra bir konuşma daha yapacağım bütçenin kesin hesabı üzerinde. Orada da bütçenin bazı özelliklerini bilginize sunmak istiyorum.

Bu bütçe, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ilk bütçesi, yeni sistemin ilk bütçesi. Dolayısıyla sistemle ilgili olarak, burada bütçenin görüşülmesiyle ilgili olarak bazı hususlar ortaya çıktı, bunları da geçen bütçelerden farklı olarak tartışmamız ve konuşmamız lazım. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle ilgili olarak burada kitap da yazan arkadaşlarımız var, değerli arkadaşlarımız var ama kendi kitaplarında da bu sistem bu şekilde, bu ayrıntıyla yoktu ve gerçekten sistemi yeteri kadar tartışmadık. Sistem burada da tartışılmadı, Komisyonda da tartışılmadı, akademik dünyada da tartışılmadı maalesef, bu konuyu bilenler tarafından da tartışılmadı ve bugün bazı sıkıntıları hep beraber yaşıyoruz. Bunları bilginize sunmak istiyorum. Bundan sonrasıyla ilgili olarak da önümüzdeki yıllarda yapacağımız tartışmalarda da bunların dikkate alınması lazım.

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Değerli Arkadaşım burada. Plan ve Bütçe Komisyonunda yeni sistemin nasıl olacağı, nasıl olması gerektiğiyle ilgili ne kendisiyle ilgili ne de benimle ilgili hiçbir şekilde görüşme, konuşma yapılmadı. Daha önceki yıllardan bir mutabakatımız vardı, bütçe ayrı tartışılacaktı, kesin hesap ayrı tartışılacaktı; bunlara hiç girilmedi maalesef, hiç. Geçen yıllarda bir umudumuz vardı, kesin hesap ayrı olacak, ayrı bir komisyon olacak ya da alt komisyonda tartışılacaktı, bütçe de ayrı olarak tartışılacaktı -tam tersi- olmadı bütün bunlar. Neden olmadı, anlamak da mümkün değil, birdenbire bu sisteme girdik. Görüyorsunuz, sistemin sıkıntıları ve zaafları var.

Şurada bütçe tartışmaları yapıyoruz, gerektiği gibi bütçenin tartışıldığını kimse söyleyemez, tam tersine, siyasi polemik yapılıyor, denetim ve yasamayla ilgili de çok önemli eksiklikler var, maalesef var. Bunları oturup konuşmamız lazım, gelecek yıllarda bu sistemin bu şekilde devam etmesi mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, benim bazı tespitlerim var, onları sizlerle paylaşmak istiyorum. Şimdi, Komisyonda da gördük, bakanların seçimle gelmemesi, bakanların siyasi iradelerinin olmaması bir sıkıntı yaratıyor, bir zaaf yaratıyor. Bakanlar -biz burada siyasi bir denetim yapıyoruz-seçilmişlerin siyasi olarak sordukları sorulara siyaseten cevap veremiyorlar, o siyasi iradeye sahip değiller. Burada değerli bakanlarımız var, bu konuları bilen yaşamış kişiler. Onların o siyasi iradeyle verdiği, siyasi güçle cevapladıkları hususları aynı şekilde atanmış bakanlar cevaplayamıyor. Komisyonda da öyle oldu, burada da aynı şekilde sıkıntı var ki bu bütçe görüşmeleri, bakanlar katılıyorlar ama mesela Ankara tren kazasında yaşadığımız olayda olduğu gibi, ilgili bakan gelip de buradan, bu kürsüden milletvekillerine dolayısıyla millete gereken açıklamaları yapamıyor, cevap veremiyor; böyle bir eksiklik var.

İkincisi: Bakanların halka karşı hem siyasi iradeleri yok hem de halka karşı değil, Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı değil, sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu; bu da sistemde bir zaaf olarak ortaya çıkıyor. Sadece Cumhurbaşkanına; Millet Meclisine karşı değil, halka karşı sorumluluk yok; böyle bir sıkıntı var.

Sizlerin de başındadır, Anadolu’nun çeşitli yerlerinden bir yığın vatandaşımız geliyor, bizlere, seçilmiş olan bizlere geliyor; iş talepleri var, tayin talepleri var, bürokrasiyle ilgili, yürütme erkiyle ilgili talepleri var. Nasıl karşılayacak bunları bakanlar? Bizler vasıtasıyla. Ama bizler de artık, iktidarın bir parçası değiliz; artık, iktidar partisi yok değerli arkadaşlar, iktidar partisi yok; 1’inci parti var, çoğunluk partisi var ve sıralamaya göre, işte aldığı oya göre, milletvekili sayısına göre sıralanan partiler var, bir iktidar partisi de yok. Yani zaman zaman söylüyorum: Artık, 24 Haziran seçimleriyle AK PARTİ iktidarı sona ermiştir diyorum, bazıları anlamıyorlar, 24 Haziran seçimleriyle AK PARTİ iktidarları sona ermiştir, gerçekten sona ermiştir çünkü artık, parti iktidarları yok, yeni bir dönem başladı, sadece Cumhurbaşkanının iktidarı var. Mesela, bu seçimlerle -bizim aday gösterdiğimiz Sayın Muharrem İnce de kazansa aynı şey olacaktı- nasıl AK PARTİ iktidarı bitti ise Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı da başlamamış olacaktı, sadece Muharrem İnce iktidarı başlamış olacaktı. Ama biz geçmişten gelen alışkanlıklarla bazı şeyleri devam ettirmeye çalışıyoruz; durum böyle değil, çok farklı, çok değişmiş bir durum söz konusu ama bir yığın da zaaflar ortaya çıkıyor.

Şimdi, Bakanlar Kurulunun sayısı azaltıldı, 25’ten 16’ya düştü ama Cumhurbaşkanlığı içerisinde ilave kurullar var. Neler var? 4 ofis var, 9 politika kurulu var, galiba 10 da başkanlık var. Bunlar bakanlara verilen, bakanlıklara verilen yetkileri paylaşan kurullar ve bakanlıkları da denetim yetkileri var aynı zamanda, daha doğrusu, bakanlıkları değil ama yapılan işleri denetleme yetkileri de var. İki başlılık ortaya çıkıyor, birçok bakanlık için iki başlılık ortaya çıkıyor ve daha fazla kamu kurumu söz konusu. Bir de böyle bir zafiyet söz konusu yani bakanlık sayısının azaltılması bir taraftan da dezavantaja dönüşmüş durumda. Mesela, Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Maliye Bakanlığının bütçe yetkisini almış vaziyette; Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu aynı şekilde, Dışişleri Bakanlığının yetkilerini almış vaziyette ve yapılan uygulamaları da denetler pozisyonda aynı zamanda bütün bunlar.

Bir de Bakanlar Kurulunun kalkmasının şöyle bir eksikliği oldu: Bakanlar Kurulu kalkınca bakanlar arasında bir koordinasyon eksikliği var, bakanlar birbirlerinden çok daha farklı şeyler söylüyor. Bir Bakanlar Kurulu ya da bir Hükûmet politikasından bahsetmek mümkün değil artık. Bir güven oylaması yok, gelip de buradan, Meclisten güvenoyu almadılar; ortak bir güvenoyu alabilmek için de bir hükûmet programı hazırlamadılar, bir koordinasyon söz konusu değil. Bakanlar kurulu içerisinde ortak kurullar yok, birlikte çalışma yok. Dolayısıyla da Bakanlar kurulu içerisinde -Bakanlar Kurulu da yok da daha doğrusu- bakanlar içerisinde de bir koordinasyon eksikliği çok net olarak var.

Yasama süreci de muvazaalı hâle geldi değerli arkadaşlarım. Bu, torba kanunda görüldü -önümüzdeki hafta herhâlde gündeme gelecek- 71 madde geldi bize; normalde torba kanun, biliyorsunuz, hükûmet tarafından getirilir. Hükûmet ya da Başbakan sorar ilgili bakanlara “Eksik olan, acil olan kanuni ihtiyaçlarınız varsa bildirin.” der; toparlar, torba kanun olarak, hükûmet tasarısı olarak gelirdi. Şimdi, 71 madde geldi, değerli bir arkadaşımız getirdi, savundu ama değerli arkadaşımızın, bakanlıkların ihtiyacı olan 71 maddeyi bilmesi mümkün değildir, muvazaalı olarak geldi. Anayasa’daki “Artık tasarı yok, hükûmet kanun teklifinde bulunamıyor.” değişikliğine rağmen yine oradan geldi çünkü ihtiyaç böyle, çalışma ancak böyle yürütülebilir. Maalesef, bu da yanlış hazırlanmış yani sistem çok alelacele hazırlanmış vaziyette, çalışmıyor değerli arkadaşlarım, bunu görmemiz lazım.

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Çalışıyor, çalışıyor.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Maalesef çalışmıyor, keşke çalışıyor olsaydı.

Bakın, torba kanun bile muvazaalı gelmiş vaziyette.

Şimdi, devlet gelenekleri de… Birçok devlet kurumu yer değiştirdi dolayısıyla devletin devamlılığıyla ilgili, devlet hafızasıyla ilgili, devlet aklıyla ilgili de bir zaaf söz konusu oldu. Yani geçmişten gelen bilgileri geleceğe aktarmada sorunumuz var, sıkıntımız var maalesef, böyle bir zaaf da ayrıca oluştu.

Tarihimizin en merkezîleşmiş dönemini yaşıyoruz değerli arkadaşlar. Hep “ademimerkeziyet” dedik, en merkezî hükûmet bu dönem oluşmuş oldu. Osmanlı’da bile bu kadar merkezî bir hükûmet söz konusu değildi, Anadolu beylerbeyiyle, Rumeli beylerbeyiyle, eyalet valileriyle birçok konu aşılıyordu. Maalesef, şu anda en merkezîleşmiş devleti yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha verirseniz toparlayayım.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, bir dakika ilave ediyorum.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Başbakanlığı kaldırdık, kimse neden kaldırıldığını bilmiyor, Başbakanlık neden kaldırıldı, kimsenin bilgi sahibi olduğu yok, gerekçesini hiç kimse bilemiyor ve büyük bir sıkıntı var bundan dolayı. Biz devletin temsilini ve hükûmetin temsilini, icranın temsilini aynı kişide birleştirdik, bunun da birçok zaafı var, onu da önümüzdeki konuşmamda anlatayım. Müsteşarlık kaldırıldı, müsteşarlığın kaldırılmasıyla idari ve siyasi sorumluluk da birbirine karışmış oldu. Kamu hukukuyla ilgili önemli bir zaaf yarattık orada. Müsteşarlık, bakan yardımcılığı demek değil, müsteşarlık ayrı bir şey; müsteşar, bakan yardımcısına tekabül edebilir ama müsteşarlık ayrıdır, bakan yardımcılığı diye böyle bir kavram yoktur. Kamu hukukunda farklı bir zaaf oluşturduk.

Değerli arkadaşlarım, bu sistem burada tartışılmadı. Bir ekonomik kriz öncesi, çok derin bir kriz öncesi maalesef devlet sistemi zaafa uğramış vaziyettedir, büyük bir sıkıntı yaşayacağız, bu devleti yeniden tartışmak zorundayız hep beraber.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, selamlamanız için söz veriyorum.

Buyurun.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, tekrar edeyim. Büyük bir ekonomik krizdeyiz ve bu krize, maalesef, toplumda millî, manevi değerlerin zaafa uğradığı bir dönemde yakalandık ama devletin de bu krizi çözmesi gereken devlet erkinin de değiştirildiği ama olumsuz olarak değiştirildiği bir dönemde yakalandık. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin bu krizi aşması, Türkiye'nin önünde bulunan sıkıntıları aşması mümkün değildir bu anlayışıyla.

Bakın, somut olarak anlattım, ilave olarak başka konular da var. Onun için bu konuyu tekrar tartışmak zorundayız hep beraber.

Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kuşoğlu.

16’ncı madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Kütahya Milletvekilimiz Sayın Ahmet Erbaş. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Erbaş.

AHMET ERBAŞ (Kütahya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bütçe kanunu teklifinin 16’ncı maddesi üzerine şahsım adına söz aldığım konuşmama başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Seçim bölgem olan Kütahya ilimiz ve ilçelerinde maalesef, şiddetli bir rüzgâr estiğinde veya şiddetli bir yağmur yağması durumunda saatlerce süren elektrik kesintileri yaşanmaktadır. Vatandaşımızın günlük hayatını olumsuz yönde etkileyen bu durum, 1970’ler ve 1980’ler Türkiyesinde normal karşılanabilirdi ancak Enerji Bakanımızın burada bütçe konuşması sırasında yaptığı konuşmalara göre, 2017 ve 2018 yıllarında devreye alınan elektrik santralleri sayısında bir rekorun kırıldığından bahsettiği, 2016 yılından bu yana şebeke yenilemeleri için 30 milyara yakın bir yatırımın yapıldığı; diğer yandan, TÜRKSAT 1 ve TÜRKSAT 2 uydularının uzaya gönderildiği bir dönemde uzun süreli elektrik kesintilerini olağan karşılamamak lazım. Biz Simav’ın kestanesini, kuru fasulyesini, Taşvanlı’nın ve Gediz’in güvecini, Domaniç’in alabalığını odun ateşinde pişirip sizlere ikram etmek isteriz ama bunları mum ışığında yemek bu çağda olmamalı diye düşünüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kütahyalı hemşehrilerimizin önemli bir sıkıntısı da maalesef sağlık problemidir. Şehir hastanemiz yok, 2007 yılında başlayan inşaat, aradan on bir yıl geçmesine rağmen ancak yüzde 11 seviyesine ulaşmıştır. Bu saatten sonra da yap-işlet-devret modeliyle yapılacak olan bu hastaneden Kütahya halkı olarak umudumuz kalmamıştır. Sağlık Bakanlığının buna başka bir çözüm bulması gerektiğine inanıyoruz. Ya bu anlaşmanın feshedilip TOKİ aracılığıyla devlet hastanesi şekline dönüştürülmesi lazım ya da bu işi alan firmaya bir kredi bulmamıza yardımcı olmaları gerekmektedir. Bu konu yalnızca Kütahya şehir merkeziyle kalmadı. Simav, Emet, Gediz ve Tavşanlı ilçelerinde de çok güzel hastaneler yapıldı. Şayet bu hastaneleri biz otel olarak inşa etmediysek bu hastanelerin içini doldurmamız lazım. Maalesef bu dört büyük şehrimizdeki hastanelerimiz sağlık personeli ve doktor açısından 1970’leri aratmıyor. Sayın Sağlık Bakanıma buradan sesleniyorum: Sağlık açısından Kütahya gerçekten 1970’leri yaşıyor. Bu ilçelerde tamam, fiziki alan olarak çok güzel hastaneler yapıldı ama içi boş olduktan sonra her hastayı Kütahya merkeze taşımanın veya Eskişehir’e taşımanın veya Bursa’ya taşımanın gerçekten ama gerçekten bir anlamı kalmıyor. Bu konuda Sağlık Bakanımızın da çok duyarlı olacağına inanıyorum.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; Kütahyalı hemşehrilerimizin yaşadığı bir başka sorun ise doğal gazdır. Malum, 2004 yılında özelleşti, aradan geçen on dört yılda yalnızca 4 ilçemize doğal gaz verebildik. 12 ilçemiz var, bunlardan Simav’ı jeotermalle ısındığı için çıkarırsak 7 ilçemiz ve Kütahya merkezin bazı mahalleleri bile hâlâ doğal gaza kavuşamadı. Buradan EPDK yetkililerine sesleniyorum: Özelleştirme kapsamında olan bu şirketi Kütahya adına sıkıştırmak sizin millî bir vazifeniz olmalıdır.

Sayın Başkan ve değerli milletvekillerim; Kütahya’mızın bir başka konusu şudur: Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Kütahya Sanayi ve Ticaret Odası ortak bir protokol yaptılar. Sonuçta buraya bir fakülte kurulmak isteniyor, mühendislik fakültesi, organize sanayi bölgesine. Devletin kasasından bir tek kuruş çıkmayacak. Tamamen, bütün masrafları Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Kütahya’daki odalar ve borsalar karşılayacak. Fakat YÖK bu konuda ısrarla bir adım atmadı. Biz bu fakültenin, yalnızca bu fakültenin hem eğitim alanında hem de Kütahya’ya tanıtım açısından çok önemli bir katkısı olacağına inanıyoruz. Buradan YÖK yetkililerine sesleniyorum: Bu konudaki rezervinizi bir kez daha düşününüz.

Sayın Başkanım ve değerli milletvekilleri; biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak özelleştirmeye karşı değiliz ancak iki hususa dikkat etmemiz lazım. Bir: Özelleştirilen kurumların kamu vicdanını rahatsız etmeyecek değerlerde özelleştirilmesi. İkincisi ise bu kurumlarda çalışan arkadaşların özlük haklarıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erbaş, bir dakika verelim.

Buyurun.

AHMET ERBAŞ (Devamla) – Eti Gümüş İşletmelerinde çalışan işçilerimiz üç aydır maaşını alamadığı için bir eylemde bulundu. Sayın Valimizin nezaretinde bu eylem bitirildi ama hâlâ geçmişe ait alacakları olan kardeşlerimiz var, bunların da bir an önce çözülmesi gerekmektedir.

Son çağrımı da Sayın Cumhurbaşkanımıza yapmak istiyorum Sayın Başkanım, yüksek müsaadelerinizle.

Sayın Cumhurbaşkanım, 24 Haziran seçimlerinden önce Zonguldak’ta 1.500 işçi sözü vermiştiniz ve bunu, Enerji Bakanımız bu müjdeyi buradan duyurdu. Linyitin en kalitelisinin bulunduğu Kütahya ve Tavşanlı’ya da bekliyoruz Sayın Cumhurbaşkanımız; sizi misafir edelim, buradaki kardeşlerimize de bir işçi alım sözü verin. Çünkü Kütahya’nın işe, aşa ve yatırıma ihtiyacı var.

Bu vesileyle yeni yıla kadar bir daha bu kürsüden seslenme imkânım olabilir mi bilmiyorum. Şimdiden yüce Türk milletinin ve siz aziz milletvekili kardeşlerimin yeni yıllarını kutluyor, sağlıklı, huzurlu günler diliyorum.

Bu bütçemiz de hayırlı uğurlu olsun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, vefat eden Kırklareli Milletvekili Türabi Kayan’ın ağabeyine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

 BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Kırklareli Milletvekili Sayın Türabi Kayan’ın ağabeyi vefat etmiştir. Sayın Kayan ve ailesine başsağlığı dileklerimi iletiyorum, ağabeyine Allah’tan rahmet diliyorum.

İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, biz de katılıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

 BAŞKAN – Şimdi, şahıslar adına söz sırası Karabük Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Avni Aksoy’dadır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Aksoy.

HÜSEYİN AVNİ AKSOY (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’yle ilgili şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizin 78’inci ili Karabük’ün milletvekili olarak bugün bu kürsüde konuşma onurunu yaşıyorum. Karabük tarihinin ilk Cumhuriyet Halk Partili milletvekiliyim. Yıllarca Karabük’te çocuk doktoru olarak çalıştım. Mesleğim gereği insanlar arasında hiç ayrım yapmadım.

Memleketimizin fırtınalar içerisinde kaldığı bugünlerde kulağımda hep aynı şiir:

“Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

Yok edin insanın insana kulluğunu,

Bu davet bizim.” (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, insanın insana kulluğunu yok etmek zorundayız. Ben, içerisinde bulunduğum altı ayda Meclisimizin vatandaşın beklentilerine cevap veremediğini, halk yararına önergelerin reddedildiğini, 600 milletvekilinin millet için bir araya gelemediğini gördüm. Odağımız halktır, halkın sorunları bizlerin çözümünü beklemektedir.

Şimdi, size bir ayna tutmak isterim, şöyle bir kendinize bakın: Sizler ki vatandaşın ayağına değen taştan sorumlusunuz. Gece aç uyuyan bir bebek varsa bu topraklarda vebali bizlerin boynunadır. Yaşam hakları, sosyal devlet tarafından, ayrımcılık yapılmaksızın karşılanmak zorundadır. Vatandaş, hayat pahalılığı içerisinde çırpınıyor. Bu şartlar altında asgari ücret en az 2.200 TL ve vergiden de muaf olmalıdır. Atanamayan sağlıkçıların sayısı 470 bini geçti. Atanamayan 400 bin öğretmenimiz var. 3600 ek gösterge öğretmenlere de sağlık personeline de Emniyet mensuplarına da verilmelidir. Karayollarında çalışan taşeron işçilere kadro hakkı verilmelidir.

Milletvekilinin görevi millete hizmet etmektir. Bakın, emekliler kan ağlıyor. “Bayram ikramiyesi” dediğiniz sadece bin lira. Emeklilerin bayram ikramiyeleri en az bir asgari ücret kadar olmalıdır. Bayramlarda verilen ikramiyeler tüm çalışanlara da verilmelidir. Emeklilikte yaşa takılanlar hakkında gerekli yasal düzenleme yapılarak hakları teslim edilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgemden, kıymetli memleketim Karabük’ten bahsetmek istiyorum. Kent merkezimizde hava kirliliği insan sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Trafik sorunu kente giriş yapılmasını engelleyecek düzeye ulaşmıştır. Karabük’te çevre yolu yoktur. Kardemir kavşağı çözüm beklemektedir. Merkezde bulunan eğitim araştırma hastanesi, ihtiyacı karşılayamamaktadır. Vatandaşımız muayene olabilmek için on-on beş gün beklemektedir. Gelen uzman hekimler ise yönetimsel sıkıntılar nedeniyle tayinlerini istemektedir. Safranbolu Devlet Hastanesinde de durum aynıdır.

1994 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan doğup büyüdüğüm Safranbolu’muzda turizm hak ettiği değeri görmemekte ve yeterli tanıtım yapılmamaktadır. Safranbolu’muz turizm için teşvik almayı hak etmektedir. Yenice ilçemizde 2019 yılına yaklaştığımız şu günlerde hâlen doğal gaz yoktur. Bunun yanında, tüm ilçenin karşı çıkmasına rağmen Yenice’ye ısrarla HES yapılmak istenmektedir. Türkiye’de ve dünyada benzerine az rastlanan doğa güzelliklerini barındıran Şeker Kanyonu’nu HES’le yok etmenin mantığını çözemiyoruz. Dikili ağaç sorunu: Yenice ilçemizde orman köylülerimizin tek geçim kaynağı ellerinden alınmakta ve bu kanunla -tabiri caizse- orman köylüleri ormandan kovulmaktadır.

Eskipazar’da ve Eflânili’de devlet hastaneleri mevcut olmasına rağmen hastanelerde görev yapan uzman doktor yoktur. Karabük ekonomisine can katacak Eskipazar organize sanayi bölgesi ivedilikle açılmalıdır.

Roma dönemine ait Hadrianapolis Antik Kenti Eskipazar’da gün yüzüne çıkmayı beklemektedir. Çevre illerde istihdam teşviki uygulanırken Karabük bu uygulamadan payını alamamaktadır. Karabük’e mutlaka istihdam teşviki verilmelidir. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 3 Nisan 1937’de temeli atılan Karabük Demir Çelik Fabrikası seksen yıldır biz Karabüklülerin yegâne gelir kaynağı olmuştur. Karabük için üretim ve istihdam odaklı yeni bir yatırım istiyoruz, KARDEMİR’e kardeş istiyoruz.

Bu bütçede, yüce Mecliste yapılan konuşmalar sırasında beni rahatsız eden üç sözcük var: Cari açık, faiz ödemeleri ve terör. Bu üç sözcükten bu ülke kaç yıl sonra kurtulacak?

Sözlerimi bitirmeden önce başta Karabük Milletvekili arkadaşlarım olmak üzere Meclisteki milletvekillerinin tümüne çalışmalarında başarılar diliyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Aksoy.

Değerli milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine başlıyoruz. Yine, on dakikalık bu sürenin yarısı sayın milletvekillerimize diğer yarısı da Komisyona aittir.

Soru-cevap işlemini başlatıyorum:

Sayın Enginyurt…

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ordu ili Mesudiye ilçesi Keyfalan Yeşilçitlice yaylası, Kabadüz ilçesi Çambaşı yaylası, Aybastı ilçesi Perşembe yaylası, Korgan, Kumru ve Akkuş yaylalarında yüz yıla yakındır, elli yıldır orada bulunan evler maalesef son günlerde yıkım kararıyla yıkılmaktadır. 2018 yılında çıkan imar affıyla bu ev sahiplerinden imar affından faydalanması istenilip ücret alınmasına rağmen bu yıkım kararı yine uygulanmaktadır. Özellikle hayvancılıkla geçinen bu bölge insanlarının mağdur edilmemesi için bu yıkım kararının acilen durdurulması gerektiğini yetkililere buradan duyurmak istiyorum. Çünkü söylediğim gibi bu yaylalarda büyükbaş hayvancılık büyük oranda yapılmaktadır.

Bu yıkım kararı bu yaylalarımız için büyük bir kayıp oluşturmaktadır diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sorum Başkanlık Divanına ve parti grup başkan vekillerine: Sayın Başkanım, bugün bütçenin 11’inci günü. İlk gün hariç geriye kalan on günde, grubu bulunan beş partimizden her bir parti altı yüz yetmiş dakikalık süreyle görüşmelerde bulundular. Milletvekili sayısına böldüğümüz zaman, AK PARTİ’deki milletvekili başına iki dakika düşerken, İYİ PARTİ on altı dakika, MHP on üç dakika, HDP on dakika, Cumhuriyet Halk Partisine ise dört dakika düşmektedir. Bildiğiniz gibi, sistem değişti, artık Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemindeyiz, parlamenter hükûmet sistemi değil, dolayısıyla bu sürenin milletvekillerine adil bir şekilde dağıtılması lazım. Örnek olarak; her partiye birer saat verdikten sonra kalan kısmı da milletvekillerine dağıttığımızda, örneğin AK PARTİ için yine bir milletvekiline beş dakika, Cumhuriyet Halk Partisine altı dakika, Milliyetçi Hareket Partisine altı dakika, HDP için altı dakika, İYİ PARTİ için beş dakika ve bağımsızlar için de beşer dakika düşmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Susalım mı, konuşmayalım mı Vekilim?

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Adil sistem.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur, buyurun.

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Sayın Başkan, bir haftadır Hatay’da etkili olan yoğun yağışla şu anda Amik Ovası sular altında. Ovada bulunan ekili arazileri, evleri, ahırları su bastı. Sular altında kalmak ilimizin kaderi hâline geldi. Bunun nedeni de doğaya rağmen kurutulan Amik Gölü’dür. Gölün kurutulması Hatay’ın iklimini değiştirdi, yağışlar düzensizleşti, sürekli sel felaketi yaşıyoruz. Kurutulan gölün sahasında tarihî bir hatayla kurulan havaalanını da su basıyor, göl her yıl yeniden ortaya çıkıyor. Yetkililer bu gerçeği göz önünde bulundurarak artık etkili bir tedbir almalıdır. Uzmanlar göl sahasına kurulacak modern bir gölle bu sorunun çözüleceğini söylüyor. Bu öneri ivedilikle hayata geçirilmeli; aksi hâlde, ekonomik kayıp vermeye devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Başkan.

Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanlarının bulunduğu yerlerde, belediyelerde 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren asgari ücret net 2.200 lira olacak ve emekçiler bu ücreti alacaktır. 31 Mart seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisinin kazanacağı belediyelerde de asgari ücret 2.200 lira olacak, ayrıca 1 Ocak ile 31 Mart arası fark da işçilere verilecektir. Cumhuriyet Halk Partisinin kazanacağı belediyelerde işçi çıkarılışı da olmayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği bu sözleri ülkeyi yönetenlerin de dikkate alıp asgari ücreti en az 2.200 lira net olarak açıklamaları beklentimizdir. Emek en yüce değerdir ve insanca yaşam herkesin hakkı olmalıdır.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yoğun bütçe görüşmelerini yarın tamamlayacağız. Genel değerlendirmeye baktığımızda, 2019 bütçesi vatandaşlarımızın çözüm bekleyen sorunlarına çare üretmekten uzak; aksine, ekonomik krizin bütün ağırlığını vergi artışlarıyla vatandaşa yükleyen bir bütçedir.

Bütçe görüşmeleri öncesi çözüm bekleyen ve büyük bir beklenti içinde olan emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın mağduriyetlerini bırakın bütçe gündemine almak, âdeta aşağılayarak reddeden bir anlayışa da şahit olduk.

Yine, yıllardır yükseköğrenimlerini tamamlayan ancak kadro alımı yapılmayan ve bütçe görüşmelerini bekleyen birçok işsiz gencin de kadro taleplerini karşılayan bir bütçe olmadığına şahit olduk.

Sorunlar bir tarafa, bütçe görüşülürken bir taraftan da ekonomik büyümenin düştüğüne, işsizliğin arttığına, yine enflasyonun arttığına dair verilerin de açıklanıyor olmasıyla yakıcı sorunları dikkate almayan bu saray bütçesi sonrasında vatandaşlarımızı daha ağır bir ekonomik tablo beklediğini, maalesef, paylaşmak isterim.

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Şimşek’in, Çukurova Havalimanı’na ait bir sorusu vardı. Çukurova Havalimanı alt ve üstyapı işleri devam ediyor ve yürütmeden, buradaki arkadaşlardan aldığımız bilgiye göre de 2020 yıl sonuna yetiştirilmesi hedeflenmiş vaziyette.

Gene, Sayın Aydın Adnan Sezgin’in iki üç sorusunu arka arkaya cevaplayayım. Bir tanesi, Aydın Çıldır Havalimanı’na ilişkin. Şu an itibarıyla… Aydın Çıldır Havalimanı’nın yapımı 1990-1993 yılları arasında tamamlanmış. 2006 ve 2012 yılları arasında askerî bir havalimanı olarak faaliyet göstermiş; 2013 yılından beri de Aydın Çıldır Havalimanı sınırları içerisinde yer alan mevcut hava tarafı, kara tarafı tesisleri, PAT sahalarının tamamı 5335 sayılı Kanun’un 33’üncü maddesi çerçevesinde yirmi yıllığına Türk Hava Yolları Uçuş Eğitim ve Havalimanı İşletme Anonim Şirketine kiralanmış. Uçuş eğitim hizmetleri amacıyla kullanılan havalimanı ihtiyaç duyulduğunda mevcut sınırlar dâhilinde mevcut pist uzunluğuna uygun uçak tipleri ile yapılması kaydıyla yolcu ve yük taşımacılığı faaliyetlerinde de kullanılabilecek.

Gene Aydın-Denizli Otoyolu’na ilişkin, arkadaşlardan aldığımız bilgi: 154 kilometre -ki 140 kilometre otoyol, 14 kilometresi bağlantı yolu- uzunluğundaki Aydın-Denizli Otoyolu’nun yap-işlet-devret yöntemiyle 27 Kasım 2018 tarihinde ihalesi yapılmış, değerlendirme çalışmaları devam ediyormuş.

Gene İzmir-Aydın demir yoluyla ilgili bir soru var. 2007-2014 yılları arasında İzmir Alsancak-Aydın arasındaki demir yolu hattı kısmi altyapısı da dâhil olmak üzere üstyapı olarak modernize edilmiş, hattın geneli 60 kilogramlık raylarla teşkil edilmiş.

İzmir-Aydın-Denizli-Afyonkarahisar hızlı tren projesi kapsamında Selçuk-Ortaklar hat kesimi yatırım programına alınmış, ihale hazırlıkları devam ediyor. Aynı şekilde, Ortaklar-Aydın-Denizli hat kesimi projeleri ise tamamlanmış ve kabul aşamasına gelmiş.

Bu tarımla ilgili bir soru vardı, tarımsal desteklerle ilgili. 2019 yılı bütçesinde de tarımsal destekler kapsamında 16,1 milyar liralık kaynak ayrılmış vaziyette. Tarımsal kredi sübvansiyonunun müdahale alımları ve tarımsal KİT’lerin finansmanı da dâhil tarıma toplamda 21,4 milyar lira kaynak ayrılıyor 2019 yılı için. Tarım sektörü ödemeleri de dâhil, tarım sektörüne ayrılan toplam kaynaksa 26,5 lirayı buluyor. Zaten OECD’nin de Tarımsal Politika İzleme ve Değerlendirme 2018 Yılı Raporu’na göre toplam tarımsal desteklemelerin gayrisafi yurt içi hasılaya oranının, 2017 yılı tahmininin yüzde 1,9 olduğunu görüyoruz.

Destek kalemlerinin neler olduğu sorulmuş. Burada da mazot, gübre, fındık, çay primi, buğday, diğer hububat primi, yem bitkileri, su ürünleri, arıcılık ve bal, buzağı desteği, küçükbaş hayvan, organik tarım, kırsal kalkınma, tarımsal sigorta, kuraklık, sürü yöneticisi, lisanslı depolarda ürün depolama gibi pek çok destek de hâlihazırda uygulanmakta.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hazine ve Maliye Bakanına soruyorum.

1) Ülkemizde emekliliği hak edip de emekli edilmeyenlerin sayısı kaçtır? Emeklilikte yaşa takılanların emekli edilmesi hâlinde bütçeye getireceği bir yük olacak mıdır; getirecekse bunun rakamı nedir? Bu rakam, Cumhurbaşkanının Marmaris’te yaptırmakta olduğu 300 odalı yazlık sarayın bedelini geçiyor mu?

Yine, Cumhurbaşkanının hizmetinde 7 uçağı olduğu söyleniyor. Bu kadar uçak varken ülkemizin krizde olduğu bir dönemde neden “uçan saray”ı aldınız?

2) Cumhurbaşkanı taşeron işçilerin kadroya alınacağına söz vermesine rağmen 24 Aralık 2017 tarihli KHK ile bir kısım taşeron işçiler kadroya alınırken geriye kalan 85 bin taşeron işçimiz kadroya alınmamıştır, güvencesiz olarak çalışmaya zorlanmışlardır.

Bütün taşeron işçiler için verilen söz neden kısmen yerine getirilmiştir? 85 bin işçimiz bu haktan neden mahrum edilmiştir? Bu haksızlığı ve eşitsizliği ne zaman gidereceksiniz? Geride kalan taşeron işçilerimizi ne zaman kadroya geçireceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Keven…

ALİ KEVEN (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özel bütçeli yatırımcı kuruluşlarımızdan Devlet Su İşlerinin 2018 yılı bütçesi 13 milyar lira iken 2019 bütçesi 9,2 milyara, Karayollarının 2018 yılı bütçesi 18 milyar lira iken 2019 bütçesi 16,7 milyara geriledi. Son on yılda bu kuruluşların bütçesi her yıl artarken bu yıl büyük oranda düşüş öngörüldü; neden?

Bu kuruluşlardan sorumlu, ilgili bakanlarımıza sormak isterim, Yozgat’a bu bütçeden ne kadar ödenek ayrılacak Sayın Bakan? Hem yüklenici firma hem de sulama bekleyen çiftçilerimiz soruyor: Devam eden işler yarım mı kalacak, ihale edilmesi beklenen işler ihale edilecek mi?

Sorgun içme suyu hattı bir an önce ihale edilmeyi beklemektir. Boğazlıyan Oğulcuk Barajı altı yıl oldu hâlâ bitmedi ne yazık ki. Çiftçi su bekliyor, Uzunlu kasabası da sulama suyuna kavuşacağı günü bekliyor. Merkez Sarımbey Göleti de başlayalı üç yıl oldu, bir an önce tamamlanarak sulamaya açılmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim değerli arkadaşlar.

Sayın milletvekilleri, 16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 16’ncı madde kabul edilmiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye…

Sayın milletvekilleri, böylece 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin maddeleri kabul edilmiştir.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylama yarınki birleşimde son konuşmalardan sonra yapılacaktır.

Buyurun Sayın Özel.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerindeki soru-cevap işleminde yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi Kocaeli Milletvekili, “Başkanlık Divanına ve grup başkan vekillerine soruyorum.” deyip, dedi ki: Gruplara eşit söz hakkı yerine milletvekilliği sayısına göre paylaştırılması lazım. İşte, on altı dakikaya altı dakika düşüyor, en az milletvekili olanla... Bence bu tip soruları, tabii, tutanak altında bütün grup başkan vekillerine sormak yerine, kendi grubunun grup başkan vekiline sorsa bu çok partili sistemin ve bunun parlamentoya yansımasının gruplar üzerinden yürüdüğünü, bir grup kurulduğunda tüm grupların eşit haklara sahip olduğunu, bunun gücü az olanı kayırma, çok sesliliği ve çok renkliliği teşvik etme anlamına gelen tarihî bir demokrasi kazanımı olduğunu zaten anlatırdı ama kendisi diyor ki: Hiç olmazsa sayıları şöyle yapalım, bize daha çok hak gelsin. Vallahi buradaki muhalefet partisi gruplarının temsil ettiği kitlelerin payına aldıkları biber gazının, copun, ötekileştirmenin, haksızlıkların payına düşeni alacaksanız eğer biz de dakikaları size seve seve veririz.

Teşekkür ediyoruz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

 BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şimdi, program uyarınca 2017 Yıllı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerini sırasıyla görüşüp oylamalarını yapacağız.

Şimdi 1’inci maddeyi okutacağız. Bu maddeyi sadece okuyup oyluyoruz değerli arkadaşlar.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesini tekrar okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım.

2017 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 16/12/2016 tarihli ve 6767 sayılı 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 634.176.488.900 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 79.433.539.000 Türk Lirası

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 4.216.853.000 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

(2) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası 2017 yılı merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin bütçe giderleri 659.558.969.447,78 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin bütçe giderleri 99.655.039.838,81 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların bütçe giderleri 3.941.504.800,71 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2017 yılı merkezi yönetim net bütçe gideri 678.269.192.686,76 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

1’nci maddeyi daha evvel kabul edilen cetvelleriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Erdem, sanırım, bir öğrenciyle ilgili değerlendirme yapacaktınız.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in, Bursa ilinde yaşayan 12 yaşındaki Emirhan’ın Mavi Balina oyunu sebebiyle intihar ettiğinden şüphelenildiğine ve sanal oyunlara yönelik Meclis araştırma komisyonu kurulması çalışmalarının olduğuna ilişkin açıklaması

ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Mavi Balina ve benzeri oyunlarla ilgili daha önce Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına da bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasına yönelik çalışmamız olmuştu.

Dün yine 12 yaşındaki Emirhan’ın bu yolla yani böyle bir şüpheyle intihar ettiğine dair bir bilgi var basında. Atletlerden oluşmak suretiyle kendini kalorifere asmış bir evladımız bu. Şu an araştırması yapılıyor ama Mavi Balina ve benzeri oyunlar, Mariam gibi farklı oyunların önlenmesi için mutlaka hep birlikte bir şey yapmamız gerekiyor. Bizim bu konuyla ilgili önergemiz var. Buradan dikkat çekmek istedim.

Ben aileye başsağlığı diliyorum, sabırlar diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Sanal oyun konusunun önemli olduğuna ve değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Elbette çok önemli bir konu. Bu konu, bahsettiğiniz konu birçok gencimizde çok ciddi sıkıntıları olan bir tablo. Umarım, bunu herkes değerlendirecektir.

Sayın Cora, siz epeydir bekliyorsunuz. 60’a göre bir söz talebiniz vardı ama ben biliyorsunuz 60’a göre söz taleplerini birleşimin sonunda yerine getireceğim. Az önce, tartışmadan önce sayın grup başkan vekili size bırakmıştı söz hakkını, o nedenle size söz veriyorum. Sonra, bir arkadaşımıza verdikten sonra on dakika bir ara vereceğim arkadaşlar.

Buyurun Sayın Cora.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Trabzon Milletvekili Salih Cora’nın, Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’ün 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bütçe görüşmeleri sırasında son maddenin oylanmasından önce İYİ PARTİ Trabzon Milletvekili Değerli Hüseyin Örs Hocamızın konuşmasında, kürsüde göstermiş olduğu fotoğraflardaki konuyla ilgili olarak bir izahatta bulunmak istiyorum. Amacım ilimin milletvekiliyle burada tartışmak değildir, sadece bir izahatta bulunmak istiyorum.

Efendim, Trabzon Belediyesinde itfaiye, zabıta ve TİSKİ elemanı alımına ilişkin olarak 7.500 kişinin müracaatı -bir işsizlik fotoğrafı olarak- işsizliğin Trabzon’da had safhada olduğu şeklinde ifade edilmiştir. Türkiye’de işsizlik oranları yüzde 11,5 civarında, Trabzon’da ise işsizlik oranı yüzde 6,5 civarındadır. Türkiye ortalamasının altındadır. Söz konusu alımlar devlet memuru alımı olduğu için Türkiye’nin birçok yerinden başvuru söz konusu olmuştur. Trabzon’dan da bu başvuranların yüzde 40’ı Trabzon ili nüfusuna kayıtlıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Tamamlıyorum.

BAŞKAN – Peki, toparlayın.

SALİH CORA (Trabzon) - Ayrıca, buraya başvuranlar aynı zamanda sigortalı çalışanlar da olabiliyor; öğrenciler, sözleşmeli memurlardır yani memur olmak amacıyla başvurmuşlardır. Bunun bir işsizlik fotoğrafı olarak sunulmasını doğru bulmuyorum.

BAŞKAN – Sayın Akar…

34.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın “Suçluluk psikolojisinin bir dışa yansımasını gördük.” ifadesine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eski Bakan Fikri Işık biraz evvelki tartışmamızda benim için “Suçluluk psikolojisinin bir dışa yansımasını gördük.” diyor. Şimdi, buradan Sayın Fikri Işık’a sesleniyorum: Ben, Millî Savunma Bakanı değildim ve emrimdeki komutanlar darbe yapmaya çalışmadılar ki suçluluk psikolojisi içerisinde olayım. Benim bu yaşıma kadar hiçbir zaman FET֒yle temasım olmadı ki; Türkçe Olimpiyatları’nda methiyeler düzmedim, Meclis kürsüsünden methiyeler düzmedim ki FET֒yle bir ilişkim olsun, suçluluk psikolojisi içerisinde olayım. On altı yıldır iktidarda değiliz, evet. Her seçimden önce Alikahya’ya, Dilovası’na, Gebze’ye söz verip sonra onları görmezden gelmedim ki suçluluk psikolojisi içerisinde olayım. Gittiğim yerlere polis ordusuyla gitmedim, ben tek başıma gittim. Sen Dilovası’nda gaz sıktırdın, ben orada halkla birlikte oldum. SUMOTAŞ’ta gaz sıktırdın, sen sermayenin yanında oldun, ben kamyoncunun yanında duruyordum. Halıdere’de taş ocağını halkla birlikte bastım, sen taş ocağının patronlarıyla birlikteydin. Kimin suçluluk psikolojisi içerisinde olduğunu gayet net görüyoruz Sayın Işık.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.49

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Şimdi 2’nci maddeyi okutuyorum:

Gelir bütçesi

MADDE 2- (1) 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin gelirleri 586.696.152.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 9.777.075.350 Türk Lirası öz gelir, 70.286.212.900 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 80.063.288.250 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 4.186.853.000 Türk Lirası öz gelir, 30.000.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 4.216.853.000 Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

(2) 2017 yılı merkezi yönetim kesin hesap gelir cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçenin gelirleri 610.259.004.904,18 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 19.226.456.707,75 Türk Lirası öz gelir, 87.144.782.784,92 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 106.371.239.492,67 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 4.203.879.987,62 Türk Lirası öz gelir, 39.300.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 4.243.179.987,62 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(3) 2017 yılı merkezi yönetim net bütçe geliri 630.489.856.651,24 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Muğla Milletvekilimiz Sayın Metin Ergun’a aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Ergun.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA METİN ERGUN (Muğla) – Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de bir devrin sonuna geldik. Hesabı iyi yapılmayan, merkezinde insan ve üretim olmayan, sıcak paraya, borca, betona ve iç tüketime dayalı sağlıksız bir büyüme modelinin çöküşüne ve ölçüsüzce, pervasızca yapılan israflar devrinin bitişine şahitlik ediyoruz. Bu dönemde iktidarın uyguladığı yanlış ekonomi politikaları, insanoğlunun tarımı ilk olarak yaptığı Anadolu topraklarında tarımı bitirme noktasına getirmiştir. Bununla ilgili bir rakam verecek olur isek on beş yıl içerisinde 9 milyon hektar olan buğday, hububat ekim alanımız 7,5 milyon hektara düşmüş görünmektedir. Çiftçimizin kredi borcu 86 milyar TL’ye ulaşmış durumdadır. Tarımda ithalatçı, dışa bağımlı bir ülke hâline geldik. Ortak akıldan uzak, yanlış ekonomi politikalarınız sadece tarımı değil sanayiyi de bitirmiştir. Gelinen noktada kamu da özel sektör de yatırım yapamaz hâldedir. Çiftçimiz, sanayicimiz ve esnafımız borcunu çevirememektedir. Üretimi ve ihracatı değil, tüketimi ve ithalatı esas alan bir ekonomik modeli yeğleyen bu ekonomi zihniyeti çökerken Türkiye’yi de kısa ve orta vadede atlatılması zor bir kriz sarmalına sokmuş durumdadır.

Uzmanlar ekonomide IMF’ye muhtaç kalınacak bir yola girildiği yönünde uyarılarda bulunmaktadır ve reformların yapılabilmesi ve kaynakların sağlanabilmesi için bunun şart olduğunu da ifade etmektedirler. Ne yazık ki iktidar uzun süredir yapılan uyarıları dinlememiş ve “Ben yaptım oldu.” “Ben istedim oldu.” “Ben istiyorum, olacak.” “Ben seçim kazandım, olacak.” anlayışını inatla sürdürmüştür ve hâlâ daha sürdürmektedir.

İktidar mensupları, Türkiye’yi kriz sarmalının içine sokmaya başlayan bu ekonomi politikaları için yapılan bütün uyarıları yatırım düşmanlığı ve ihanetle ilişkilendirmektedir. Ülke ekonomisini resesyona sürükleyen bu ekonomik modele karşı yapılan en küçük eleştiriyi bile ihanet olarak değerlendirirseniz ülkeyi bu şekilde krize sokarsınız ve milyonlarca insanın hayatını yaşanmaz hâle getirirsiniz. Geldiğimiz durum tam da budur. Umarım, milletimiz IMF’nin vereceği bir acı reçeteyle karşı karşıya kalmadan Hükûmetimiz gerekli uyarıları dikkate alır ve atılması gereken adımları bir an önce atar.

Her geçen gün daha da derinleşen kriz hem Türkiye ekonomisinin dinamosu olan sanayimizi hem de gıda fiyatlarına doğrudan etki eden tarımsal üretim gücümüzü de etkilemiştir. 250 milyar doları geçmiş durumdaki dış borcuyla özel sektörümüz içinden çıkılması zor ve sürdürülemez bir borç batağına saplanmış durumdadır. Her gün yeni bir iflas veya anlaşmalı iflas haberi duyar olduk. Âdeta İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük ekonomik durgunluğu yaşamaya başladık. Maalesef, firmalarımızın içinde bulundukları bu ekonomik durum yüzünden zaten düşük olan üretim kapasitemizin iyice düşeceği görünmektedir. Hortlayan enflasyon canavarı, başta dar gelirliler olmak üzere, tüm vatandaşlarımızın alım gücünü düşürmüştür. Peki, bu durum karşısında iktidarın çözümü nedir? Zabıta ekonomisi. Ne yazık ki zabıta ve polis marifetiyle enflasyonu yenebileceğini sanmaktadır. Kameralar eşliğinde soğan depoları basılır hâle gelmiştir. Bu sadece komik değil, aynı zamanda çaresizliğin fotoğrafıdır. Krizin sebebi çiftçiymiş, esnafmış, sanayiciymiş gibi bir anlayış oluşturma çabasından bir an önce vazgeçilmeli ve gerçek çözüm yollarına başvurulmalıdır. Korkutarak, bastırarak veya ilgili memuru görevden alarak ekonomiyi düzeltemezsiniz; peşinen söyleyelim, düzelteceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

Dünyanın her yerinde benzer nedenlerle ortaya çıkan ve benzer reçetelerle tedavi edilen enflasyonla mücadelede iktidarın uyguladığı bu yöntem daha şimdiden iktisat bilimi literatürüne geçmiş durumdadır ama trajikomik yöntem olarak. İktidar trajikomik başka hangi yöntemleri geliştirirse geliştirsin, enflasyonun iktisadi bir olgu olduğu ve kötü ekonomi politikalarının, borcun, üretimsizliğin ve hazıra alışmanın bir neticesi olduğu gerçeğini değiştiremeyecektir. Er ya da geç bu olguyu iktidar da anlayacaktır. İktidarın bu tarz trajikomik tedbirlerle geçirdiği her gün kriz daha da derinleşmektedir. Bu yüzden yeni iflaslar ve dolayısıyla yeni işsizler ortaya çıkacaktır.

Kötü politikaların bir sonucu olan enflasyon, ücretleri eritip bitirdi. Asgari ücretlinin, emeklinin, çalışanların gelirleri buhar oldu. Vatandaşımızı inim inim inleten enflasyonun çözümü doğru ekonomi politikaları uygulamakla ve piyasalara güven vermekle mümkündür. İyi işleyen bir demokrasi, bağımsız bir hukuk ve şeffaf bir kamu yönetimi olmadan söz konusu bu güven tesis edilemez. İyi işleyen bir demokraside ve bağımsız hukuk sisteminde kişiler değil, kurumlar ve kurallar öne çıkar. Bağımsız ve adil bir hukuk sisteminin olduğu yerde suistimal, kayırmacılık ve haksız kazanç olmaz. Hukukun bağımsız olduğu bir yerde kamu ihaleleri denetlenebilir durumdadır ve hep aynı yandaş firmalara verilmez, verilemez.

Sayın milletvekilleri, yeni sistemle Türk demokrasisinin kötürüm hâle getirildiği, bağımsız hukuk sisteminin ortadan kaldırıldığı ve tek adama bağlı bir sistem oluşturulduğu için Türk ekonomisi güven vermez durumdadır. Bütün yönetim gücünün bir kişiye teslim edildiği yeni sistemde istikrar ve güven ortamı oluşturamadığımız için, ne yerli ne de yabancı yatırımcı yatırım yapmak istememektedir. Bundan dolayı, ödediğimiz faiz tavan yapmış durumdadır. Faiz kanser mikrobu gibi, girdiği vücudu eritip bitirmektedir, Türk ekonomisini de böyle yiyip bitirmektedir. Bütçede faiz ödemeleri için 117 milyar TL ayrılmıştır. Bu rakam, yatırımlara ayrılan ödenekten çok daha fazladır. Dar gelirliden toplanan vergi faiz lobilerine yedirilir hâle gelmiştir; rakamlar bunu söylüyor. Böyle devam edilirse Türkiye yatırım yapılmayan, üretimi biten bir ülkeye dönüşecektir.

Fakirliğin, açlığın üzücü boyutlara ulaşacağı, işsizliğin artık normal bir durum olacağı bir sürece doğru sürükleniyoruz. Unutmayalım ki ekonomik krizler vatandaşların sadece refahına kastetmez, onların saadetlerini ve huzurlarını da yok eder; tarih bunun şahididir. Bizde de bu tehlike gözükmeye başlamıştır.

Sayın milletvekilleri, bütçedeki rakamlara bakınca maalesef milletimiz adına umutvar olamıyoruz çünkü bu bütçe bir sosyal yardım bütçesidir, bu bütçe bir sefalet bütçesidir, bu bütçe ülkemizi ekonomik olarak getirdiğiniz yeri özetlemektedir. Türkiye, ülke olarak yatırımlarını kısan bir aşamaya, Türk insanı da sosyal yardıma muhtaç hâle getirilmiştir. Bu bütçede insanımızın dertlerine deva yoktur. Bu bütçeye göre, asgari ücretlinin hayatı daha da zorlaşacak, krizin faturası dar gelirlilere ödettirilecektir. Bu bütçede, gırtlağına kadar borca batmış çiftçinin, batmak üzere olan esnafın, borcunu çeviremeyen, malını satamayan veya alacağını tahsil edemeyen üreticinin, işsizlerin ve emeklilerin yaralarına merhem olacak bir unsur yoktur. Bu bütçe, gençlerimize işsizlikten başka bir şey vadetmemektedir. Bu bütçede, emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın gasbedilen haklarına yönelik bir düzenleme yoktur.

81 milyar lira açık vermeyi hedefleyen bu bütçeyle beraber faiz ödeme rekoru da kırılacak. Bu bütçe faiz bütçesidir, 117 milyar lira faiz ödemesiyle faturasını milletin ödeyeceği bir bütçedir.

Konuşmama son verirken yatırımı, kalkınmayı ve üretimi teşvik etmeyeceği şimdiden görülen 2019 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ergun.

2’nci madde üzerinde söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Baki Ersoy’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Ersoy.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşma yapmak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulumuzu ve ekran başında bizleri izleyen yüce Türk milletinin tüm fertlerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, günlerden beri bu kürsüde bütçeden başka her şey konuşuluyor; terörün ve terör örgütlerinin propagandası yapılıyor, terör örgütleri masum gösteriliyor, güvenlik güçlerimiz terör yapmakla suçlanıyor; bebek katili barış elçisi ilan ediliyor, bu şahıs uğruna gözü yaşlı anaların yarasına tuz basarcasına demokrasi türküleri çığırılıyor. Bizler ise bütün bunları ibretle izliyoruz. Burada söylenecek çok şey var.

17 Aralık 2016’da Kayseri’de çarşı iznine çıkan askerlerimizi taşıyan halk otobüsüne yönelik saldırıda şehit olan 15 askerimizin şehadetinin ardından tam iki yıl geçti. Tüm şehitlerimize bir kez daha rahmet diliyorum, ruhları şad olsun. Esas konuya gelmeden önce belirtmek isterim ki bu menfur ve alçak saldırının üzerinden iki yıl geçmesine karşın aynı tepkiyle vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü savunan, bu haykırışı dünyaya duyuran Kayserispor taraftarlarına, özellikle de Kapalı Kale taraftar grubuna teşekkürü borç bilirim. Kayserispor taraftarının sadece sporla ilgilenmediğini, vatan ve millet söz konusu olduğunda nasıl öne çıkacaklarını tüm Türkiye’ye göstermelerini de yine takdirle karşılıyor, buradan gönlü vatan için çarpan taraftarlarımızın destekçisi ve duacısı olduğumu belirtmek istiyorum. Onlar sadece Kapalı Kale değil, aynı zamanda aşılmaz, millî bir kaledir. Bu can bu bedende oldukça, yağmur çamur demeden deplasmana giden, takımımızı destekleyen vefakâr ve cefakâr büyük Kayserispor taraftar grubu Kapalı Kalenin yanında olacağımı bu kürsüden bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi sorarım sizlere: Yaşları 19 ila 26 olan, vatan borcunu ödemek için gurbete giden ana kuzularının çarşı izinlerine giderken hain bir saldırıyla şehit edilmesi insanlığın hangi yönüyle ifade edilebilir? Veya annesiyle birlikte babasını ziyaretten dönerken araçlarına pusu kurulan 1 yaşındaki şehit Bedirhan size ne verecekti? Vatan mı istediniz el kadar bebekten? Bu bir katliamdır, bu bir insanlık suçudur. Afrin şehitlerinden hemşehrimiz Mehmet Muratdağı’nın aziz naaşını kaçırmak kadar alçak bir durum var mıdır? Sivil olarak evlerinden çıkan, yine hemşehrimiz uzman çavuş 27 yaşındaki Yahya Karakaya ile 25 yaşındaki Murat Özkozanoğlu’na pusu kurup arkadan vuran teröristleri kimler savunabilir? Hangi insani, vicdani ve ahlaki ölçüyle bunları savunacaksınız? Ey caniler, ey alçaklar, ey insanlığın utanç vesikaları; ne istediniz bir anadan, nasıl kıydınız bir bebeğe, ne istediniz beşikteki bebekten! PKK bebek katilidir, anaların can düşmanıdır. PKK, FETÖ ile birlikte Haçlı emellerinin kiralık tetikçisi, Türk milletine kin duyan mihrapların karanlık bekçisidir. Tüm bunların hangi biri hak, hukuk, adaletle örtüşür?

Görüyorsunuz sayın milletvekilleri, bunları yapan terör örgütü birileri tarafından normalleştiriliyor, güvenlik güçlerimiz ise terör yapmakla suçlanıyor. Burada büyük bir yanlış yok mudur? Bu hainleri birilerinin meşru kılmaya çalışmasına karşı sessiz mi kalacağız? Elbette kalmayacağız. Vatan mücadelesini şanlı Türk askeri, Türk polisi sahada hakkıyla verirken bizler de bu çatı altında bu mücadeleye mutlaka omuz vereceğiz. Olur olmadık söz ve ithamlarla terör çığırtkanlığı yapanlar, yüce Türk milletinin evlatlarının da bu çatı altında olduğunu unutmasınlar. Hapisteki PKK’lıya giden, “Özerkliği getireceğiz.” diyen, Anayasa’nın 2’nci ve 3’üncü maddesini değiştirme hayali kuran, PKK’lıları arkadaş edinen, PKK’nın yayın organlarının kapatılmasına karşı çıkan ve YPG’yi terör örgütü olarak görmeyen zihniyet de unutmasın ki bizler yüce Türk milletinin ve büyük Türk devletinin bekası için bu çatı altında mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir türküdür ki tutturuluyor, bebek katili teröristbaşı insan, mahkumiyeti ise insan hakları ihlali olarak değerlendiriliyor. Bu mudur insan hakları? Terörün ve teröristin gölgesinde, teröristin yaşam hakkını her an için ellerinden aldığı ve insanı yaşatmak için değil, insanı katletmek için âdeta seferber hâle gelmiş taşeronların gölgesinde demokrasi aramak mıdır insan hakları? Daha 13 yaşında, 15 yaşında eli silah tutamayan çocukların örgüte militan olarak nasıl annesinden, babasından kopartılması veyahut sözüm ona “Bizim dediğimizi yapmazsanız 2 çocuğunuzdan 1’isini biz alırız.” tehdidi midir insan hakları? Elbette hayır. Bu anlayış değişene kadar karşımıza kim çıkarsa çıksın tesirsiz hâle getirmek şarttır. Elbette Türkiye terörle mücadelesinde haklı ve meşrudur. Bilinsin ki demokrasi, özgürlük ve insan hakları iddialarının ardına saklanarak terörle mücadeleyi sekteye uğratmaya çabalayan bölücü ve yıkıcı çevrelerin gerçek kirli yüz ve niyetleri gün gibi meydandadır. Türk milletinin böyle bir acizliği ve teslimiyeti kabul etmesi düşünülemeyecektir.

Terörizm, varlığımıza kastetmek için yarıştadır. Terörizm, bin yıllık kardeşlik hukukunu bozmak, fitili tutuşturulmak istenen etnik ve mezhep kaosunu tırmandırmak için çırpınmaktadır. Orta Doğu’nun haritasını yeni baştan çizmek için masaya oturan, işbaşı yapan zalim güçlerin en temel gayesi Türkiye’yi çözmek ve çöküşünü sağlamaktır. Oynanan oyun hiç kuşku yok ki vahşidir. Türk milleti tamamıyla terörün hedefindedir. Bu tutuma, bu zorbalığa boyun eğmeyeceğiz. Bu caniler döktükleri şehit kanlarında boğulacaktır. Dökülen kanların hesabını birer birer soracağız, alayını kaçtıkları son deliğe kadar, son ine kadar kovalayacağız. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milliyetçi Hareket Partisi olarak, sınırlarımızın içerisinde yahut dışarısında şanlı bayrağımızın dalgalanması adına yapılan ve yapılacak olan tüm operasyonların destekçisi, şanlı ordumuzun duacısıyız.

Bunun yanında, değerli milletvekilleri, 24 Eylül tarihinde -İstanbul Milletvekilimiz Feti Yıldız Beyefendi tarafından- Meclis Başkanlığına sunmuş olduğumuz Şartlı Ceza İndirimi Kanun Teklifi’miz Adalet Komisyonunda bekletilmekte olup bu konu toplumsal bir talep hâline gelmiştir ve bu kanunun artık çıkarılması bir zarurettir.

Değerli milletvekilleri, biz Türkiye’de demokrasinin sağlıklı inşa edilebilmesinin, güvenli, huzurlu bir ülkede yaşayabilmenin yolunun her türlü terör örgütünden arınmaktan geçtiğini düşünüyoruz. PKK’sından, FET֒sünden, adını sayarak Gazi Meclisimizi kirletmek istemediğimiz her türlü iş birlikçilerden, bu manada devleti ve milleti kandırmak isteyenlerden kurtulan bir Türkiye gelecekte yeni bir medeniyet ufkuna güneş gibi doğacaktır. Ederi 1 dolar olan FET֒nün gayrimeşru çocuklarının büyük Türk milletinin delikanlı Türk çocuklarına gücü yetmemiştir, bundan sonra da Allah’ın izniyle yetmeyecektir. (MHP sıralarından alkışlar)

Aziz Türk milleti, tarih boyunca yurdunu alçaklara uğratmamak uğruna göğsünü siper etmiş, bir gül bahçesine girercesine kara toprağa girmiş, anılarını yüreklerine, sevdiklerini vicdanlarına, sorulacak hesapları namuslarına emanet etmiştir. Liderimiz, kıymetli büyüğümüz Devlet Bahçeli’nin ifadesiyle: “Türk milletine mensubiyet hepimiz için gurur vesilesi olduğu kadar, kardeşliğini korumak, hayat ve varlık haklarını savunmak bir vefa ve şeref meselesidir.” Bizler bu eşsiz dua ve şükranla andığımız mücadele ruhunun vârisleriyiz. Milliyetçi Hareket Partisi, şehitlerimizin emanetçisi, Türklüğün bekçisi, milliyetçiliğin bereketli sancağı, Türk milletinin hizmetkârı ve Türkiye’nin son şansıdır. Ancak iyi bilinsin ki Türk milletinin bu mukaddes emanetini, kurtuluşumuzun ana karargâhını ve kalbini PKK’nın önüne paspas etmeye çalışanlara fırsat vermeyeceğiz ve hepsinin de alnını karışlarız.

Sizin piriniz Öcalan, rehberiniz PKK, bölünme trafonuz Kandil olsun; bizim yeminimiz Türk milletinin varlığını korumak ve Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü sağlama almaktır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türk devletinin kolonlarını devirmeye, Türk milletinin maddi ve manevi hazinesini çarçur etmeye, millî kimliğini bölücülük alevinde yakmaya kalkışanlar Milliyetçi Hareket Partisi olduğu sürece kâbusu yaşayacaklar, seraba batacaklar, hayal balonu kafalarında patlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, buradan bir kez daha tekrar etmek istiyorum ki şehadet deyince, gazilik deyince, al bayrağı görünce, İstiklal Marşı’nı duyunca gözleri hasretle yaşarmayan, göğsü kabarmayan, yürekleri çarpmayan, vicdanları titremeyenlerle bizim paylaşacak ekmeğimiz olmayacaktır. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ey Yüce Türk milleti, dün kurşun yağmurlarına göğüs gererek bugüne geldin, bugün bereketli yağmurlarla yarına koşacaksın. Sonsuza kadar var ol Türkiye. Varlığım Türk varlığına armağan olsun, ne mutlu Türküm diyene diyor, bütçemizin hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Bilgen, yerinizden bir söz talebiniz var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, hâlâ kan akmaya devam ediyorsa siyasetçinin kınamanın ötesinde siyasi sorumluk alması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sadece o tarihte, 17/12/2016 tarihinde partimiz adına resmî olarak yapılan kısa bir açıklamayı -iki paragraf sadece- okuyacağım.

BAŞKAN – Bu Kayseri’deki olayla ilgili mi?

AYHAN BİLGEN (Kars) – Evet, çünkü bir itham var.

“Bu saldırıyı en sert biçimde kınıyoruz. Yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Türkiye’nin adım adım sürüklendiği şiddet girdabından büyük bir üzüntü duyuyor ve yaşanmakta olan acıları paylaşıyoruz.

Artık kınamalarla yetinilecek bir dönemi çoktan geçtik. Bu acıların bir an önce dinmesi ve yenilerinin yaşanmaması için bugün hepimiz şiddet karşıtlığında barış, demokrasi, adalet ve özgürlük duyguları etrafında bir arada durmalıyız. Bu sıkıntılı dönemi dayanışmayla aşabilir, ülkeyi düze çıkarabilir, barış ve huzuru sağlayabiliriz. Umutlarımızı yitirmeden bu gidişe ‘dur’ demenin ilk adımı budur. Çağrımız hem iç hem de dış politikada gerginlik, kutuplaşma, düşmanlık, kaos ve çatışmaya karşı birlikte hareket etmektir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, bu metni şunun için okudum: Sonuç itibarıyla, siyasi partilerin eğer yapacağı kınamaysa bu kınamayı herhâlde bütün partiler burada yapmıştır hiç şüphesiz ama biz bunun yetmediğini çok net biçimde vurguluyoruz. Hâlâ kan akmaya devam ediyorsa kınamanın ötesinde bir siyasi sorumluluk almak, galiba siyasetçinin sorumluluğudur. Askerin, polisin görevi ile siyasetçinin görevini karıştırdığımızda bu ülkede kanı durduramayız ama bakın, bu ülkede terörle mücadele adına ne kadar ve ne yapılıyor konusunda çok basit bir haber başlığı: “Başına 1,5 milyon ödül konulan Ayşenur İnci -IŞİD üyesi olduğu iddia ediliyor- geçtiğimiz günlerde Türkiye’de yakalandı ve adli kontrolle serbest kaldı.” Dolayısıyla galiba tutarlı, kararlı biçimde şiddete karşı çıkmak ve bu konudaki mücadelenin ne kadar sonuç alıcı olup olmadığı konusunu sorgulamak da hepimizin sorumluluğu.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

36.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, aslolanın açık, net, hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde terör örgütlerine ve teröre karşı çıkmak olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Elbette terörle, teröristle mücadelede verdiğimiz şehitler karşısında kınama yapmanın ve taziyede bulunmanın yeterli olacağını kimse iddia edemez, aslolan, terörün kaynağında ve teröristin, terör örgütlerinin yok edilmesidir.

Şimdi “şiddet karşıtlığı” ifadesi, sorunlu bir ifadedir. Yani bunun tabii, lafzına kimse karşı çıkmaz, elbette şurada konuşsak “Ben şiddete karşı çıkmıyorum.” filan diyecek bir milletvekilinin çıkabileceğini düşünmüyorum fakat “şiddet karşıtlığı” ifadesi, biraz ortaya karışık bir söz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz kimsenin niyetini sorgulayamazsınız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Aynı zamanda, terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizin terörle mücadelesini de bu şiddet kapsamında değerlendiren bir kavram olarak mütalaa ediyoruz, öyle anlaşılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Dolayısıyla açık, net, hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak bir şekilde terör örgütlerine ve teröre karşı çıkmaktır aslolan, bunu dile getiriyoruz ve bütün siyasi aktörlerden de elbette bu beklenir çünkü dediğim gibi, üzerinde ısrarla duruyorum, “şiddet karşıtlığı” ifadesi, ortaya karışık bir kavramdır, istediğiniz yere çekilir. O bakımdan, gerçekten teröre karşı çıkacak isek bu acılar yaşanmayacak ise terör örgütü ve terör saldırılarına çok açık bir şekilde, yüreklice, hiçbir tevile fırsat vermeyecek bir şekilde karşı durmak ve Türkiye'de yapılan bütün siyasetin de meşru ve hukuki bir zeminde demokratik bir şekilde yapılmasına elbette kimse karşı çıkmayacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, uzatmayacağım, son bir dakika izninizle.

BAŞKAN – Bir cümleyle toparlayın Sayın Bilgen.

37.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, teröristle mücadele ile terörle mücadele arasındaki farka dikkat edilmesi ve şiddeti doğuran ortamın ortadan kaldırılmasının önemsenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Bu konuda tabii, literatür çok geniş. Terör kavramıyla ilgili de çok uzun tartışma yapmak mümkün ama en azından güvenlik alanında çalışanların altını çizdiği bir şey vardır: Teröristle mücadele ile terörle mücadele arasındaki farka dikkat çekilir ve orada ekonomik politikalar, sosyal politikalar, bütün bunların güvenlik politikalarının bir parçası olduğu ve şiddeti doğuran ortamın kendisinin ortadan kaldırılmasının önemsenmesi gerektiğidir.

Teşekkür ediyorum, sağ olun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

Yani mikrofonu açmanıza gerek yok, tutanaklara geçmesi için…

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 2’nci madde üzerinde söz vermeden önce Sayın Erkan Akçay’ın bir söz talebini yerine getireyim.

Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Yani tutanaklara da girmesi bakımından ifade ediyorum: Terörle mücadele edilirken elbette teröristle de mücadele etmeniz gerekir. Terörle mücadele daha geniş kapsamlı bir kavramı ifade eder. Dolayısıyla, biraz evvelki sözlerimle bu da birleşince bir bütünlük arz edecektir.

Teşekkür ederim.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Şevin Coşkun’a aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Coşkun, süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA ŞEVİN COŞKUN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2’nci madde üzerine söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçelerin temel hedefi, kaynakların eşit dağılımı yoluyla toplumdaki eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmaktır. Bütçeler, demokratik, kapsayıcı ve adil bir kalkınma için oldukça önemlidir. Bütçeler, aynı zamanda toplumların cinsiyetleri arasındaki uçurumu azaltmaya yarayan önemli araçlardan biridir. Bütçe, başta kadınlar ile erkekler arasında olmak üzere sınıflar, cinsiyetler, gruplar ve bireyler arası eşitsizlikleri gidermenin önemli bir aracıdır. Bütçe uygulama süreçlerinde her türlü eşitsizliğin yeniden üretilmesi engellenmelidir.

Ancak bugün, Meclisin bünyesinde hazırlanan bütçe ne yazık ki belli grupları tamamen görmezden gelmektedir. Bunlar; yoksullar, işçiler, emekçiler, çiftçiler, emekliler gibi toplumun önemli bir bölümünü oluşturan gruplardır. Ancak topyekûn bu bütçenin dışında bırakılan grupsa kadınlardır. Bu bütçe, kadın emeği sömürüsünü önlemesi gerekirken ne yazık ki büyük oranda erkeğin ihtiyaç ve taleplerine odaklanmaktadır. Kadınların bu bütçe dışında tutulmalarının elbette sebepleri ve buna yol açan pratikler var.

Değerli milletvekilleri, uluslararası raporlar, Türkiye’de iki temel eşitsizliğin ciddi boyutlarda yaşandığını ve giderek derinleştiğini ortaya koymaktadır. Bunlar, gelir ve servet eşitsizliği ile cinsiyet eşitsizliği. Dünya Ekonomik Forumu tarafından 2006 yılından itibaren yıllık olarak hazırlanan Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurum Raporu’nda Türkiye, 2006 yılında 115 ülke arasında 105’inci sırada, 2014 yılında 142 ülke arasında 125’inci sırada, 2017 yılındaysa 144 ülke arasında 131’inci sırada yer almıştır. Görüldüğü gibi, AKP iktidarı döneminde toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlik giderek derinleşmiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de cinsiyete dayalı bütçelemede bu yönlü bir çaba da ne yazık ki yok. Kadınların kaynaklardan faydalanması, hâlâ bir hak değil, bir lütuf olarak görülmektedir. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bütçesinin son yıllarda yüzde 80’inden fazlası sosyal yardımlara ayrılmıştır. Bu, AKP’nin hem kadınlara hem de sosyal yardım politikalarına yönelik yaklaşımını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu politika, kadınları iş hayatından uzaklaştırmış, sosyal yardımlar eliyle bakım hizmetlerinin yürütücüsü hâline getirmiştir. Kamu hizmetlerinde cinsiyet eşitlikçi bir yaklaşımın belirleyici olmaması, kadının kamusal hayata katılımının önündeki engelleri derinleştirmektedir. Açık biçimde kadınlar bu yolla eve bağımlı kılınmaya çalışılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri döneminde kadına yönelik çok yönlü şiddet ve kadın cinayetleri katlanarak artmıştır. Geçtiğimiz kasım ayında İçişleri Bakanlığının açıkladığı resmî rakamlar bile kadına yönelik şiddetin korkunç boyutlara ulaştığını göstermektedir. Buna göre, geride bıraktığımız bir buçuk yılda 393 kadın katledildi. Yine, 2017’de 133.809 kadın şiddete maruz kaldı. 2018 yılının ilk yedi ayında ise şiddete maruz kalan kadın sayısı 96.417.

Kadın cinayetlerinin bugün korkunç boyutta olması, kadın düşmanı politika ve pratiklerden kaynaklanmaktadır. Kadına yönelik çok yönlü ve yaygın şiddetin sebebi, kadın emeği ve bedeni üzerindeki tahakkümün kurumsallaşmasıdır. Kadına yönelik ayrımcılık ve suçların yaptırımsız bırakılması bir politik tercihtir. Bu, bütçe konusundaki yaklaşıma dair de fikir vermektedir.

Bütçe yapım süreçlerine kadınların katılımı elzemdir ancak bildiğiniz gibi, mevcut 16 bakanın sadece 2’si, 49 bakan yardımcısından ise sadece 4’ü kadındır. Kurumların bütçelerini hazırlayan strateji daire başkanlıklarının yüzde 95’i erkektir. Bütçenin erkek yanlısı olması, siyasette aktif olan kadınların maruz kaldığı şiddetle doğrudan bağlantılıdır.

Bütçenin erkek yanlısı olmasının HDP üzerindeki baskılarla bir ilgisi vardır. Bugün, kadınların siyasete eşit katılımı için mücadele eden binlerce kadın arkadaşımız cezaevinde. Bütün dünyada örnek gösterilen eş başkanlık sistemini hayata geçiren eş başkanlarımız rehin alındı. Bu rehine siyaseti, kadınların gücünden duyulan korkunun bir sonucudur.

Değerli milletvekilleri, kadınların siyasete aktif katıldığı bir alan da yerel yönetimlerdir. Belediyelerimiz, kentsel hizmetlerin önceliklerini cinsiyet eşitlikçi temelde örgütlemiştir. Bütün belediyelerimizde eş başkanlık ve karar alma mekanizmalarında eşit katılım uygulanmıştır. Kadınların siyasalın her alanına katılımını önceleyen, kadınların en üst düzeyde temsiliyetini ilke edinen bu politika, cinsiyet eşitliği açısından oldukça önemlidir. Kadının yaşamın içindeki görünürlüğü ve emek alanına katılımına destek anlamında son derece önemli olan bu kazanımlar, belediye eş başkanlarını görevden alan AKP tarafından atanan gaspçı kayyumlar eliyle yok edilmiştir. Bu yaklaşımın kendisi bile siyasi iktidarın toplumsal cinsiyet eşitliğine nasıl yaklaştığını göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, bakınız, binlerce Hakkârili yurttaşın oyuyla seçilen vekilimiz Leyla Güven, hâlâ cezaevinde rehin tutuluyor. Burada, şu sıralarda olması gereken Güven’in hukuksuz bir biçimde rehin tutuluyor olması, hem halk iradesine hem de kadının siyaset yapma özgürlüğüne açık bir saldırı ve gasptır.

Değerli milletvekilleri, özgür medya, demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Özgür medyanın susturulduğu yönetimler, kapalı rejimlerdir. OHAL döneminde 37 radyo, 33 televizyon KHK’lerle kapatıldı. Parlamentoyu, siyaseti tek sesli hâle getirmeye çalışan bu demokrasi dışı anlayış, medyayı da tekelleştirmeye çalışıyor. İktidar istiyor ki sadece yandaş medyası yayın yapsın, muhalif hiçbir medya kalmasın, böylece kamuoyu ve halk, olan bitenden habersiz kalsın. Medya susturulduğunda iktidar üzerindeki demokratik denetim mekanizmalarından biri de ortadan kaldırılmış oluyor, bugün yaşanan tam da budur. Muhalif yayınların yayın yapma hakkı engellenmekte, medya sansürle, kapatmayla karşı karşıya bırakılmaktadır, halkın haber alma özgürlüğü elinden alınmaktadır, yaşananları sorgulayan, kamuoyunun dikkatini çeken gazeteciler açıkça tehdit edilmektedir.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün raporuna göre Türkiye, tutuklu gazeteci sayısında dünyada 3’üncü, bugün itibarıyla 100’ü aşkın gazeteci tutsak. Haber yaptıkları için, gerçekleri yazdıkları için, sarayın memuru olmayı reddedip gazetecilik yaptıkları için tutsaklar. Ama artık kabul edin ki gazetecileri tutuklayarak, kurumlarını kapatarak, onları işsiz bırakarak susturamazsınız. Gazeteciler sizin bütün tehditlerinize rağmen işlerini yapmaya devam ediyorlar, edecekler. Bunu engelleyemeyeceksiniz.

Sahte delil ve uyduruk gerekçelerle tutukladığınız Seda Taşkın, cezaevinde de olsa yazmaya devam ediyor, onu engelleyemeyeceksiniz. Gerçekleri hem yazan hem resmeden Zehra Doğan’ın üretmesine engel olamayacaksınız. “Gazetecilik Suç Değildir” başlıklı makale yazdı diye tutukladığınız gazetecilik öğrencisi Berivan’ı gazetecilikten vazgeçiremeyeceksiniz. Gazetecilik, sizin sandığınız gibi, sarayın onayıyla verilen sarı basın kartına bağlı değildir; gazetecilik, gücünü gerçeklerden alır. Son çıkardığınız yönetmelikle sadece iktidara yakın gazetecilere sarı basın kartı vereceğinizi ilan etseniz de şunu unutmayın: Gazeteciliğin evrensel kuralları vardır ve gazetecilerin sizin vereceğiniz sarı kartlara ihtiyacı yoktur; gerçek gazeteciler, sarayın memuru olmayı reddedenlerdir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Değerli milletvekilleri, söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Bülent Kuşoğlu’na aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kesin hesap kanunu tasarısının 2’nci maddesi üzerinde söz aldım. Bu bütçe görüşmelerinde dikkat etmemiz gereken ilk konu, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin çalışıp çalışmadığı ya da nerelerde aksadığıydı; ilk konuşmamda buna değindim mümkün olduğunca, tespit ettiğimiz sıkıntıları hem Komisyonda hem de Genel Kurulda saymaya çalıştım. Bu bölümde de gelir bütçesinin içeriğiyle ilgili bazı tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Özellikle, bu bütçenin içinde bulunduğumuz ekonomik krize karşı nasıl bir etkisinin olacağıyla ilgili konuyu sizlerle tartışmak istiyorum, buna değinmek istiyorum.

Şimdi, “gelir politikaları” deyince, “gelir” deyince, vergilemede adalet ve eşitliğin artırılması, daha etkili hâle getirilmesi esastır; kayıt dışılık çok önemli bir konu, kayıt dışılığın azaltılması esastır ve mali disiplin, mali disiplinin sürdürülmesi esastır, istihdam ve yatırımların teşviki esastır, rekabet ortamının geliştirilmesi esastır, bölgesel gelişmişlik farklılıklarının azaltılması esastır. Bu konular gerçekten önemli.

Geçenlerde, bu Paris’teki olaylardan hemen önce… Biliyorsunuz meşhur bir ekonomi yazarı var, Thomas Piketty. Piketty’nin bir Avrupa Manifestosu var. Avrupa Manifestosu’nda, bütün bunları önleyebilmek için öne sürdüğü şartlardan bir tanesi vergi politikaları, gelir politikalarıydı, gelir politikalarının ve vergi politikalarının daha eşit ve adil hâle getirilmesiydi -biraz önce söylediğim konuların başlıkları içerisinde önemle yer alıyor- ve bütçe politikasının bu iş için kullanılmasıydı. Bunları çok önemli görüyor. Yani iş, Avrupa’da da bu şekilde tartışılıyor, bizim de bu krizle ilgili ekonomi politikalarını bu bağlamda ele almamız lazım, bütçenin bu krizde ne kadar etkili olup olmadığını konuşmamız lazım. Maalesef, bunları konuşmadık burada, başka siyasi polemiklerle geçirdik çünkü sistemde de yanlışlıklar vardı.

Biraz önce Divan tarafından madde okunurken, 2017, 2018 ve 2019’la ilgili gelirleri kıyaslama imkânımız da olmuştur herhâlde. Şimdi, 2017’yle ilgili, 2018’le ilgili, 2019’la ilgili bütçelerimize bakıyorsunuz; belli bir oranda, enflasyon oranında artırılmış, belli oranda eskale edilmiş. Yani üzerinde konuştuğumuz 2017 bütçesinin, denetlediğimiz 2017 bütçesinin 2019 bütçesinden bir farkı yok. Rakamlar değişmiş ama eskale edilmiş rakamlar. Her yere hemen hemen aynı oranda bütçe ayrılmış vaziyette; bu sene kriz yılıdır, farklı bir bütçe yapalım, yatırımları artıralım falan, böyle bir amaç güdülmemiş, tam tersine yatırımlar da azalmış.

Değerli arkadaşlar, mahallî idareler dâhil olmak üzere, 2019’da 65 milyar yatırım var, 117 milyar 300 milyon faiz var. Bakın, 65 milyar yatırım. 65 milyar yatırımla 117 milyardan fazla bir faizi ödemek mümkün müdür? Yatırımları azaltarak krizle baş etmek mümkün müdür? Maalesef, bu bütçede böyle bir özellik var. Bu bütçe, ekonomik krizle mücadele etmek için yeterli olan bir bütçe değil. Benzeri konular var, gelir bütçesi üzerinde konuşuyorum.

Şimdi, kurumlar vergisine bakın. Gelir vergisi 172 milyar, bunun içerisinde beyana dayanan yani çalışanlardan tevkifat suretiyle alınanların dışında kalan, beyana dayanan kısım 10 milyar lirayı geçmiyor, geçmeyecektir. Bakın, 172 milyar liralık bir bütçe içerisinde 10 milyar lirayı geçmeyecek, beyana dayanan kısım. Kurumlar vergisi olarak öngörülen 74 milyar lira ki bunun da birçoğu, tevkifat suretiyle elde ediliyor. Bu kurumlar vergisi 74 milyar lira, kurumlar vergisinin oranı biliyorsunuz yüzde 22. Damga vergisinin oranı bindedir, binde oranında alınır. Damga vergisi sözleşmelerden alınır esas olarak. Kurumlar vergisi 74 milyar lira, damga vergisi 21 milyar lira ya! Damga vergisinin, binde oranında alınan bir verginin 21 milyar lira olduğu bir ekonomide, bir bütçede bir maliye anlayışında kurumlar vergisi 74 milyar lira. Çok komik. 756 milyar lira vergi geliri var, 74 milyar lira kurumlardan. Hâlbuki bizim 800 bin kurumumuz var, 800 bin. Bunun bin tanesi, kurumlar vergisinin, bu verginin yüzde 80’ini ödüyor. Böyle bir vergi düzeni olur mu? Bunların değişmesi gerekir ve bunun değişebilmesi için de biraz önce saydığımın dışında bu kayıt dışılık çok önemli.

Değerli arkadaşlar, ben komisyondayım yıllardan beri. Bakın, 2002, Türkiye Cumhuriyeti’nin en sıkıntılı olduğu yıldır, en sıkıntılı krizinin yaşandığı yıldır. Her sene bize bütçede maliye bakanları bu oranları verir. 2002’de kayıt dışılığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 32,4 iken 2016’da en son veri yüzde 26,8’e düşmüş. En fazla sıkıntı yaşadığımız yıl yüzde 32, 2016’da yüzde 26. Aslında üçte 1’i oranında. Peki 2002’den sonra bizim gayrisafi yurt içi hasılamız 3 katı artmadı mı? Öyle deniyor. 3 katı arttıysa bu da 3 katı artmış, kayıt dışılık da 3 katı artmış. Demek ki kayıt dışılıkla mücadele edilmemiş. Gayrisafi yurt içi hasıla artıyor, kayıt dışılık da artıyor. Demek ki mücadele edilmiyor ya da edilen mücadelede bir yanlışlık var, bir eksiklik var, bir hata var. Şimdiye kadar bunların üzerinde durulmadı hiçbir şekilde; durulmadı, ciddiye alınmadı bu konular. Bunlar ciddiye alınmazsa vergi gelirleri artar mı? Biraz önce söylediğim komik rakamlar söz konusu olur mu? 74 milyar lira kurumlar vergisi, damga vergisi 21 milyar. Harçlar 28 milyar lira arkadaşlar, harç, harç. Bunlar, çağdaş vergiler değillerdir; damga vergisi vesaire, alınmaması gereken vergilerdir. Bunlar, kurumlar vergisiyle rekabet eden noktalara gelmiş. Demek ki Maliye Bakanlığında bir yanlışlık var.

Maliye Bakanlığı deyince düzeltilmesi gereken, kurumsallaşma olarak da düzeltilmesi, reforma tabi tutulması gereken noktalar var. Ama tutup da Maliye Bakanlığının bir parçasını Cumhurbaşkanlığına aktarıp, bir kısmını Çevre ve Şehircilik Bakanlığına aktarıp bu işten kurtulmak mümkün değil, böyle değil kurumsallaşması. Denetimleri artıracaksınız, gerçek anlamda etkili bir kurumsal yapı koyacaksınız. Denetimlere bakıyorsunuz, son yıllarda denetim hem sayı olarak hem de tespit edilen matrah farkları olarak düşmüş vaziyette. Bu, Maliye Bakanlığının kendi verisi. Etkin bir denetim söz konusu değil, denetim yapılamıyor.

Değerli arkadaşlarım, vergi afları var biliyorsunuz. O kadar komik ki bakın, 7143, 5’inci defadır artırıldı, 5’inci defa şu torba yasayla, şeyden sonra gelecek. 5 milyon 950 bin mükellef, başvuruda bulunmuş bundan yararlanmak için, ihlal eden 2 milyon 459 bin, neredeyse yarıya yakını ihlal etmiş. Birkaç ay içerisindeki ihlaller bunlar da yani çok uzun bir dönem de değil. Yapılandırılan tutar 70 milyar, 13 milyar ödeme var; 70 milyar yapılandırılmış, 13 milyar ödenmiş, yeniden uzatıyoruz, 5’inci defadır.

SGK, daha da beter bir vaziyette. Bunlar, krizin buramıza kadar yaşandığını gösteriyor. Bunları ciddi olarak konuşmamız ve tedbir almamız lazım. SGK’de başvuru 1 milyon 270 bin, 562 bin kişi bunu ihlal etmiş; 562 bin, neredeyse yarısı. Yapılandırılan tutar 43 milyar, tahsilat 3,2 milyar. 43 milyar yapılandırma, 3,2 milyar tahsilat var. Bunlar komik; böyle devlet olmaz, böyle devlet kurumları olmaz ve bu işi böyle yürütemeyiz.

Vergi gelirlerinin artması için kurumsallaşma şart ama o kurumlarda çalışanların da dikkate alınması lazım. Şimdi, gelir uzmanları… 3600 ek gösterge bekleyen, biliyorsunuz, emniyet mensupları var, hemşireler var, din görevlileri var ama gelir uzmanları da aynı şekilde bekliyor. Bütün dünyada gelir idaresinin özlük hakları daha farklı ele alınır, Türkiye’de de öyle olması lazım. Gelir İdaresinin, Maliye Bakanlığının daha farklı bir yapıya kavuşturulması lazım. Bunları dikkate almadığımız sürece bu iş konusunda başarılı olamayız, bu işi devam ettiremeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, bir dakika ilave ediyorum.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Yapısal reformlar diyoruz, yapılması gereken işlerin başında geliyor ama yapısal reformların başında da vergi reformu geliyor. Vergi reformunu bir an önce yapmamız lazım. Her sene bunu konuşuyoruz, her sene bütçede veya Komisyonda vergi dolayısıyla bu konuları gündeme getiriyoruz. Hepsinde yapacağız, edeceğiz deniliyor ama kalıyor. Bunlar, biraz daha derli toplu, detay çalışılması gereken işler; uğraşmamız gerekir. Böyle basit, günü idare etmekle bu iş olmuyor. Daha ciddiye alınması lazım. Devleti yönetmek lazım, devleti idare etmek değil. Onun için, hem devletin idaresi konusunda hem de uygulamalar konusunda sıkıntılarımız olduğunu tekrar ediyorum.

Bu vesileyle, bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP Sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuşoğlu.

Şimdi şahıslar adına söz taleplerini yerine getiriyoruz.

Şahıslar adına ilk söz, Hatay Milletvekilimiz Sayın Sabahat Özgürsoy Çelik’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Çelik.

SABAHAT ÖZGÜRSOY ÇELİK (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2017 yılı merkezî yönetim net bütçe gelirleri 639,5 milyar Türk lirasıdır. Merkezî yönetim bütçe gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı ise yüzde 20,3 olarak gerçekleşmiştir. 2017 yılı merkezî yönetim bütçe gelir tahmini ve yıl sonu gerçekleşmelerine bakılacak olursa, 2017 yılı merkezî yönetim bütçesinde 598 milyar 274 milyon Türk lirası bütçe geliri öngörülmüştü. Bu bağlamda, toplam bütçe gelirlerinin başlangıç hedefinin 32 milyar 215 milyon Türk lirası üzerinde gerçekleşmiş olduğu görülmektedir. 2017 yılı bütçe gelirlerimiz, bütçe başlangıç tahminine göre yüzde 5,4, yıl sonu gerçekleşme tahminine göre yüzde 3 oranında artış göstermiştir. Bütçe tahmin rakamlarının üzerinde gerçekleşen bu rakamlar, ekonomide ve dünyada meydana gelen dalgalanmalara rağmen, mücadelemizin ve ülkemiz ekonomisine yapılan saldırılardan başarıyla çıktığımızın yegâne göstergesidir.

Toplanan her kuruşun yetim hakkı olduğu bilinciyle, yaptığımız düzenlemelerle hiçbir vatandaşımızı ağır bir vergi yükü altında bırakmadan, vergi dağılımında adaleti sağlayarak, ülkemizin refah seviyesinin yükseltilmesi konusunda yaptığımız çalışmalar ara vermeden devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz tarafından uygulamaya konulan tedbirler ve hayata geçirilen yapısal reformlarla, 2017 yılında da yatırımlar ve büyümeye desteklerimiz devam etmiştir. Ekonomik kalkınmanın sağlanması ve refah seviyesinin daha da yükseltilmesi, artırılması açısından bu dönemde de Hükûmetimizin yapmış olduğu KDV ve ÖTV indirimleri gibi çeşitli vergisel teşviklere de hep beraber şahitlik ettik.

Ekonomik canlanmaya katkı sağlamak amacıyla, konut ve iş yeri teslimlerinde uygulanan yüzde 18 KDV oranını yüzde 8’e, taşınmaz alım satımlarındaki tapu harç oranını yüzde 3’e, yıl sonuna kadar mobilyada yüzde 18 olan vergi oranının yüzde 8’e, beyaz eşyada yüzde 6,7 olan ÖTV oranının sıfıra düşürülmesi, bu teşviklerden sadece bazılarıdır.

Hükûmetimizin uygulamakta olduğu vergi politikalarıyla birlikte, sosyal ve çevresel politikalara da desteklerimiz devam etmektedir. Bu kapsamda, net asgari ücretin vergi tarifesi sebebiyle dönem başında belirtilen miktarın altına düşmesi, kalıcı olarak engellenmiştir. Dolayısıyla, yapılan bu düzenlemeler, vatandaşlarımıza önemli imkânları da beraberinde getirmiştir.

Kıymetli milletvekilleri, OECD verilerine baktığımız zaman, Türkiye’de vergi yükünün yıllar itibarıyla yüzde 24 ile 27 arasında değiştiğini görmekteyiz. Bu oranla Türkiye, OECD ülkeleri arasında en düşük vergi yüküne sahip ülkeler arasındadır. Dolaylı vergilerin azaltılarak vatandaşlarımızın rahatlaması ve dolaysız vergilerde ise adaletli bir paylaşımla ziraat, sanayi ve turizm sektörlerinde büyümeyle gelir artışının sağlanması yönünde çalışmalarımız son hızla devam etmektedir. Vergi gelirlerinin ekonomik şartlar bakımından nispeten zor bir yılda hedefi tutturmuş olması, AK PARTİ hükûmetlerinin istikrarını göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; istikrarlı bütçe geliri ve sapmalar göstermeyen gider performansı sayesinde ekonomimizdeki en önemli çıpa diyebileceğimiz mali disiplinin sürdürülmesi bakımından 2017 yılı da diğer yıllar gibi başarılı bir yıl olmuştur. Geçtiğimiz aylarda döviz kurlarında yaşanan spekülatif artışları sadece ekonomik nedenlerle izah etmek mümkün değildir. Yapılan ekonomik saldırılara karşı, Bakanlığımızın ve diğer ilgili ekonomi birimlerimizin çalışmaları devam etmektedir. Türkiye, etrafında yaşanan belirsizliklere rağmen önüne çıkan engelleri birer birer aşmakta ve geleceğe de emin adımlarla yürümektedir hamdolsun, bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükûmetlerimizin 2023 vizyonu çerçevesinde Sayın Bakanımızın açıklayıp hayata geçirdiği Yeni Ekonomi Programı’yla önümüzdeki süreçte Türkiye, bir yandan yapısal dönüşümlerini hayata geçirmekte, diğer yandansa dünyanın en önemli ekonomilerinden biri olmaya devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik, bir dakika ek süre veriyorum.

SABAHAT ÖZGÜRSOY ÇELİK (Devamla) – Sözlerime son verirken bütçemizin devletimize, milletimize hayırlar getirmesini diliyor, bu bütçenin hazırlanmasında emeği geçen tüm kardeşlerimize, arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.

Söz sırası İzmir Milletvekilimiz Sayın Mahir Polat’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Polat.

MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Divan, yüce Meclisimizin değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamım başında, 40’ıncı yılını geride bıraktığımız, ülkemizin tarihinde, yakın tarihinde kara bir leke gibi duran Maraş katliamını anıyorum. “Beni onların eline bırakma, sen öldür.” diyen kadının feryadıdır Maraş katliamı. Ülkemiz, topraklarımız çokça acılar yaşadı, bundan böyle bu tip acıları yaşamamasını diliyorum.

Sayın milletvekilleri, bütçe hakkı parlamentoların en temel haklarından biridir. Çeşitli demokratik mücadeleler sonucunda bu hak parlamentolara devredilmiştir, milletvekilleri bu hakkı korumak ve kullanmakla yükümlüdürler.

Biz burada Türkiye Cumhuriyeti’nin gelecek dönem bütçesini yapıyoruz, bütçesi üzerinde konuşuyoruz. Bu bütçe birçok arkadaşım tarafından değerlendirildi; mantığı, yapılışı, verdiği açıklar itibarıyla sakat bir bütçe yani cep delik cepken delik, kevgir misin be kardeşlik bütçesi.

Defaaten israf, savurganlık ve lüksle eleştirdik bu bütçeyi. Bu bütçede devlet yatırımları yok, bu bütçede gelişme yok, bu bütçede ilerleme yok, en önemlisi, bu bütçede insana dair hiçbir iz yok. Yarın hep beraber yaşayacağız ve göreceğiz, tarihe not olarak düşülsün diye söylüyorum: Bu bütçenin buhranları da yoksul halkımızın üzerinden, emekçilerimizin, işçilerimizin, emeklilerimizin ve emeklilikte yaşa takılanların üzerinden geçiştirilmeye çalışılacak.

Sayın milletvekilleri, 2014 yılında dönemin Başbakanı, Hazreti Ömer’e atıfta bulunarak şöyle sesleniyor: “Bu ülkenin Başbakanı olarak açıkça ifade ediyorum ki Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır.” Çok güzel. Bırakın kurdun kaptığı koyunu, Soma’da ölen maden işçilerinin sorumluluğunu almayanlar, Çorlu’da devrilen tren altında can veren vatandaşların sorumluluğunu almayanlar, Gebze’de düşen beton blokların altında can verenlerin sorumluluğunu almayanlar…

SALİH CORA (Trabzon) – Ceza aldılar, hapis cezası aldılar.

MAHİR POLAT (Devamla) - …üzülerek söylüyorum ki Sayın Cora, yarın bu bütçe çökerse vatandaşımızın üzerine, bu sorumluluğu da almayacaklardır.

SALİH CORA (Trabzon) – Allah korusun.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Polat.

MAHİR POLAT (Devamla) – Evet efendim.

Ülkemizin, krizin yaşanmadığı, sizlerin anlattığı gibi güllük gülistanlık bir ülke olabilmesi için, israfa değil yatırıma, rantiyeye değil sanayiye, lükse değil eğitime kaynak ayırmak zorundayız. Bu ülke üretemiyor, tarım ve sanayi kesimi aynı sebeplerle üretemiyor. Bu ülke, çocuklarına birinci sınıf eğitim veremiyor, bu eğitim anlayışı altında çocuklarımız birer kobay gibi kalıyor. Bu ülke iyi bir gelecek umudu veremediği için, yetişmiş beyinlerini ve geleceklerini beyin göçü olarak dışarıya veriyor. Gelin, bu ülkenin yetişmiş insanlarına daha iyi bir hayat vadederek ülkedeki beyin göçünü tersine çevirelim, bu insanlara iyi bir gelecek vadedelim. Gelin, çocuklarımıza birinci sınıf eğitim verelim. Gelin, bu ülkenin kaynaklarını iyi kullanalım.

Bu ülkenin potansiyelleri var, kaynakları var, bu ülke ilerleyebilecek tüm donanımlara sahip bir ülke; yeter ki üretmek, gelişmek için bilime ve eğitime yatırım yapalım ve ülkemizi üreten, gelişen, müreffeh ülke hâline çevirebilecek, demokrasi ve adalet ülküsü içerisinde bir yönetim anlayışı koyalım. Biz, saltanatlara, bir avuç tuzu kuruya bütçe istemiyoruz; biz halka bütçe istiyoruz, biz üretene bütçe istiyoruz, emeğe, emekçiye bütçe istiyoruz; en önemlisi, çocuklarımıza, geleceğimize, eğitimimize bütçe istiyoruz.

Bu ülke “Yurtta sulh, cihanda sulh.” diyen insanların kurduğu bir ülke fakat geldiğimiz noktada, ülkemizin ve iktidarların yumuşak karnı dış politika. Uyuduğumuzda başka bir yerde, uyandığımızda başka bir yerde olduğumuz bir anlayışa teslim ettik ülkemizi. Elbette ülkelerin savunma sanayisi ihtiyaçları vardır. Ülkemizde Rusya’ya yakınlaşmak hesabıyla S-400’lerle bir hava savunma sistemi kurmaya kalktık; şimdi, bugün, Amerika’dan Patriot hava savunma sistemleri alıyoruz. Türkiye'nin iki rakip savunma sistemine ihtiyacı var mıdır ya da Türkiye dışında farklı bir ülke böyle iki rakip savunma sistemi almış mıdır? S-400’ler için 2,5; Patriot’lar için 3,5; toplamda 6 milyar dolara bu ülke bir hava savunma sistemi kuruyor. Yani toplamda 3,5 milyar dolar bu ülkenin havaya giden parası var.

Gelin, Türkiye'nin dış politika anlayışını değiştirelim ve bu israfa bir son verelim.

Sayın milletvekilleri, ben İzmir Milletvekiliyim. Konuşmamın sonunda 23 Aralıkta ölüm yıl dönümü olan devrim şehidimiz Asteğmen Kubilay’ı anmadan geçemeyeceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha söz veriyorum Sayın Polat.

MAHİR POLAT (Devamla) – Menemen’de meczuplar tarafından katledilen Kubilay’ı ünlü ozanımız Nazım Hikmet’in “Kuvayımilliye Şehitleri” şiiriyle anmak istedim:

“Siz toprak altında derin uykudayken,

Düşmanı çağırdılar,

Satıldık, uyanın!

Biz toprak üstünde derin uykulardayız,

Kalkıp uyandırın bizi!

Uyandırın bizi!

Şehitler, Kuvayımilliye şehitleri,

Mezardan çıkmanın vaktidir!”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Polat.

Değerli milletvekilleri, 2’nci madde üzerindeki soru-cevap işlemine başlıyoruz. On dakikalık bu sürenin yarısı sayın milletvekillerine, yarısı Sayın Komisyona aittir.

Soru-cevap işlemini başlatıyorum.

Sayın Sarıaslan…

FARUK SARIASLAN (Nevşehir) – Sayın Başkan, Nevşehir ilimizde Kozaklı, Hacıbektaş ve Avanos’taki pancar üreticilerimiz, 40 kilometre mesafede bulunan Kayseri Boğazlıyan Şeker Fabrikası yerine, özelleştirme sonucu 200 kilometre uzakta bulunan Çorum Şeker Fabrikasına bağlanmıştır. Bunun sonucu, çiftçilerimize ton başına ekstra 15 TL yük getirildiği gibi, fireden çalınma yapılmakta, şeker oranları düşük tutulmaktadır. Pancar yıkımı için giden araçlar iki gün bekletilmekte, çiftçilerimiz perişan edilmektedir. Bu sorunun acilen çözülmesi gerekmektedir.

Çiftçilerimizin bu şekilde muameleye tabi tutulması hukuki ve ahlaki değildir. Sorumlulardan hesap sorulması gerekir. Çiftçilerimizin feryadına kulak verilmesi gerekir.

Bu konuda, iktidar partisine mensup AK PARTİ’den 2 milletvekili arkadaşımız var, onlardan da destek bekliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çepni…

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Teşekkürler Başkan.

Dün, benim de Ümraniye Cezaevinde tanığı olduğum 19 Aralık cezaevleri operasyonunun, katliamının yıl dönümüydü. Operasyon yabancı bir ülke topraklarında değil, günde iki kez sayımların, haftada bir aramaların yapıldığı dört duvar cezaevlerinde yapıldı. Yani devletin kendi cezaevlerine, tutukladığı, ceza verdiği insanlara operasyon yapıldı. 10 bin güvenlik görevlisi, helikopter, dozer, yangın bombası, öldürücü gazlar ve işkenceci timlerle yapıldı operasyon. Onlarca devrimci katledildi, işkenceden geçirildi, F tipi tecrit hücrelerine konuldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu içeride tek bir silah bulamadı, güvenlik güçlerine yönelik tek bir yaralama vakasına rastlanmadı. 19 Aralık operasyonu “devlet” diyerek ceplerini dolduranlara karşı değil, hırsızlık, yolsuzluk yapanlara karşı değil; halkın çıkarları için ölümü göze alan devrimcilere, sosyalistlere karşı yapıldı.

BAŞKAN – Sayın Paylan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, komşumuz Ermenistan’da geçtiğimiz hafta parlamento seçimleri gerçekleşti. Nisan ayında kadife bir devrimle başbakan olan Nikol Paşinyan ve arkadaşları bu seçimde yüzde 70 oy alarak büyük bir başarıya imza attılar. Türkiye Büyük Millet Meclisinden, demokratik bir seçimi başaran Ermenistan halkını, Nikol Paşinyan’ı ve arkadaşlarını kutluyorum. Seçimden hemen sonra Sayın Paşinyan “Türkiye’yle ön şartsız ilişki kurmaya hazırız, umarım Türkiye de hazırdır.” açıklamasını yaptı. Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Sayın Cumhurbaşkanına, Ermenistan Başbakanının açıklamasına yapıcı bir cevap verme çağrısı yapıyorum. Yirmi beş yıldır sınırı kapalı komşumuz Ermenistan’la barışçı politikalarla çözülemeyecek hiçbir sorunumuz olmadığına inanıyorum. “…”(x)

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Karasu…

ULAŞ KARASU (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ekonomik anlamda her geçen gün daha da büyük sorunlar yaşamaya başlayan Sivas ilimizde, son yıllarda iktidar tarafından vadedilen birçok proje hayata geçirilmemiş, Sivas giderek sahipsiz bir hâle getirilmiştir. Defalarca gündeme getirmemize rağmen şehrin acil ihtiyaçları olan yatırımlar sadece seçim vaatlerinde kalmıştır. Bu bağlamda, her seçim döneminde söz verilen ve son olarak ağustos ayında teklifleri toplanan Sivas Lojistik Köy Projesi Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünde onayda bekletilmektedir. Kayseri’deki proje iptal edilmiştir. Aynı durum Sivas için de geçerli midir?

Ayrıca, ülkemizin her köşesinde büyük sıkıntılar yaşayan çiftçilerimiz gibi Sivas ilinde de çiftçilikle ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımızın sorunları gün geçtikçe büyümektedir. Çiftçimize 2017 yılına ait tohumluk buğday desteklemeleri hâlen ödenmemiştir. Bu bağlamda, 2018 ekimini gerçekleştiren çiftçimiz 2017 destek ödemelerini neden alamamaktadır? Yapılacaksa bununla ilgili bir tarih var mıdır?

BAŞKAN – Sayın Aygun…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Teşekkürler Başkan.

Tekirdağ Çerkezköy ilçemizin Fevzi Paşa Mahallesi 205 ada 1 parsel üzerinde astsubay lojmanı olarak belirlenen alanda 2 blok toplam 24 daire bulunmaktadır. Doluluk oranı beş yılda 4-5 civarında olan bloklarda, alan, dere taşkını sahası içerisinde olup aynı zamanda Kentpark sınırı içerisindedir. Belediyemizin istimlak talebi yaklaşık olarak üç yıldan beri Millî Savunma Bakanlığından cevap beklemektedir. Cevap almak için iktidar partisi belediyesi mi olmak gerekmektedir?

Ayrıca, Trakya ihracat merkezini, ihracatta rekabet gücümüzü artırmak adına -en azından ihracat yapan firmalarımızı- teşvik kapsamına almayı düşünüyor musunuz?

Yine, teknoloji geliştirme bölgelerine yönelik olarak 100 Günlük Eylem Programı’nda yer alan 100 milyon lira tutarındaki kaynak nerelere kullanılmıştır?

Namık Kemal Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi için ne kadar destek bütçe ayrıldı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, sağlık hizmetinde doktor, hemşire, eczacı, sağlık teknisyenleriyle bir bütünün parçalarıdır ancak bu bütünün parçasını oluşturan, lise mezunu olan on binlerce hemşire kardeşimiz, sağlık personeli gibi atama sorunu yaşamaktadır. Her gün tarafımıza ulaşan binlerce maille hemşire adayları mağduriyetlerini dile getirmeye çalışmakta, bizim kendilerine ses olmamızı talep etmektedirler. Bu çerçevede, lise mezunu hemşire adaylarının atama sorununun giderilmesi anlamında hangi adımların atıldığını ilgili yerlere soruyorum. 2009 yılında lise mezunu hemşireler için kaç kişilik kadro açılması hedeflenmektedir?

BAŞKAN – Sayın Komisyon, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Soru yok efendim, değerlendirme ve yorum yapıldı.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim, direkt olarak bizim şu an cevaplayabileceğimiz soru yok. Soru işlemine devam edebiliriz.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, emeklilikte yaşa takılan yurttaşlarımızla ilgili özellikle AKP kanadından ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanından gelen bir yanlış algı var; bu algının düzeltilmesini, özellikle kamuoyuyla paylaşılmasını istiyorum. Emeklilikte yaşa takılan yurttaşlarımız erken emeklilik istemiyorlar, onlar hak ettikleri hâlde gasbedilmiş emeklilik haklarını istiyorlar. Bu yurttaşlarımız zamanında primlerini ödemiş, emeklilik şartlarını doldurmuş yurttaşlarımız. Sadece 1999 yılında ilk kez bir yasanın Türkiye’de geriye işletilmesi yüzünden emekli olamamış, mağdur olmuş yurttaşlarımızdır. Dolayısıyla bunlarla ilgili bu şekilde, erken emeklilik istiyorlar şeklinde yapılan algı tamamen yanlıştır. Yüz binlerce yurttaşımızı bu şekilde yanlış algıyla yanlış yönlendirmeye kimsenin hakkı yoktur.

BAŞKAN – Sayın Güzelmansur…

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgem Hatay’ın hemen her bölgesinde yaşanan, bitmek bilmeyen ve gün boyu süren elektrik kesintileri hayatı durma noktasına getirmektedir. Bu kesintilerin nedeni altyapı yatırımlarının eksikliğidir. Toroslar EDAŞ gerekli altyapı yatırımını yapmıyor, Bakanlık denetlemiyor. Olan Hataylılara oluyor; üretemiyor, sulayamıyor, günlük hayatı sekteye uğruyor. Elektrikli cihazlara bağlı olan hastaların tedavisi aksıyor, vatandaşın elektronik eşyası, beyaz eşyası zarar görüyor. Hataylılar bu çileden bir an önce kurtarılmalı. Daha kaliteli, daha güvenli ve kesintisiz elektrik için, söz verilen altyapı yatırımları derhâl tamamlanmalı. Elektrik kesintileri nedeniyle oluşan maddi zararlar da sorumluları tarafından telafi edilmeli.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa’daki esnaf ve sanayiciler soruyorlar, ben de Türkiye’deki tüm esnaf ve sanayiciler adına soruyorum: Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından geçtiğimiz ay “Yıl içerisinde herhangi bir aya ait SGK prim borcu olan firmaların borçları altmış aya kadar taksitlendirilecektir.” şeklinde açıklama yapılmıştır. Aynı zamanda ekonomik olarak zor durumda olan firmalar da bu durumlarını belgeledikleri takdirde yine borçlarını altmış aya kadar taksitlendirebilecektir. Ancak her iki durumda da SSK prim borcunu zamanında ödeyen, günümüz ekonomik kriz ortamında ayakta kalma savaşı veren firmalara herhangi bir iyileştirme ve destek sağlanmamaktadır. Ekonomik krizin reel sektör tarafından derinlemesine hissedildiği yılın son aylarında firmalar Hükûmetten vergi ve SSK prim ödemelerine kolaylık beklemektedir. Buna ilaveten, piyasalarda nakit sıkışıklığını gidermek amacıyla işletmelere acilen uzun vadeli ve düşük faizli kredi desteği sağlanmalıdır. Bu sorunlara yıl sonuna kadar çözüm getirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karahocagil...

MUSTAFA LEVENT KARAHOCAGİL (Amasya) – Sayın Başkan, 1994 yılında İstanbul Belediye Başkanlığıyla başlayan, dolu dolu hizmetlerle devam eden, İstanbul âşığı, Türkiye sevdalısı Recep Tayyip Erdoğan’ı âşık olduğu, hizmetkârı olduğu bu millet bağrına basmış ve 3 Kasım 2002 tarihinde “Tek başına, işbaşına” diyerek iktidara getirmişti. İlk tanıdığım ve onu ilk dinlediğimde İstanbul İl Başkanıydı. “Parti kurarsa ilk seçimde iktidara gelir ve tarihinde defalarca dünyaya hükmetmiş, dünyaya yön vermiş, Avrupa’nın ortalarına kadar hakkı, adaleti götürmüş bu millet, bu liderle, yabancısı olmadığı bu dünya liderliğine yine bu ülkeyi çıkarır.” dedim ve beni on yedi yıldır zerre yanıltmadı. Bu millet adına, Amasya halkı adına sana candan teşekkür ediyorum Cumhurbaşkanım. [CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar (!)]

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Komisyon, bu ikinci bölümdeki sorulara yazılı olarak mı cevap vereceksiniz? Sorular bitti, sorulara cevapları yazılı olarak mı sunacaksınız?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Cevapları yürütmeden aldıktan sonra yazılı olarak arkadaşlara göndereceğiz.

BAŞKAN – Peki.

Değerli milletvekilleri, sorulan soruları Komisyon Başkanı ilgili yerlere ilettikten sonra sizlere yazılı olarak cevap verilecektir.

Şimdi, (B) cetvelinin genel toplamlarını okutup oylarınıza sunacağım.

(B) cetvelini okutuyorum:

                                                   (B) CETVELİ

                                                           (TL)

 

Bütçe Geliri Tahmini                                                                 586.696.152.000,00

Tahsilat                                                                                      700.621.260.507,36

Ret ve İadeler (-)                                                                          90.362.255.603,18

Net Tahsilat                                                                               610.259.004.904,18

BAŞKAN – (B) cetvelini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, 2’nci maddeyi kabul edilen (B) cetveliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde (B) cetveliyle birlikte kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

Denge

MADDE 3- (1) 2017 yılı bütçe giderleri ile bütçe gelirleri toplamları arasında, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 49.299.964.543,60 Türk Lirası gider fazlası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 6.716.199.653,86 Türk Lirası gelir fazlası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 301.675.186,91 Türk Lirası gelir fazlası,

gerçekleşmiştir.

(2) 2017 yılı merkezi yönetim net bütçe gider fazlası 47.779.336.035,52 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz isteyen Aksaray Milletvekilimiz Sayın Ayhan Erel.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süremiz on dakika Sayın Erel.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, saygıdeğer Komisyon üyeleri… (Uğultular)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Erel, bir saniye…

Değerli arkadaşlarım, yoğun bir uğultu var salonda. Bu maddeden sonra kısa bir ara vereceğim ama sayın hatiplerimizi dikkatlice dinleyelim.

Buyurun Sayın Erel.

Sürenizi baştan başlatıyorum.

AYHAN EREL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Komisyon üyeleri, yüce Türk milleti; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin hemen başında, konuşma yapacağımı duyan sevgili vatandaşlarımız trafik cezalarından çok yakınıyorlar. Son günlerde özellikle -sanırım ki bütçe açığını kapatmak adına- cezaların yoğunlaştığını ve altından kalkılmaz hâle geldiğini söylüyorlar. Bu konuda biraz daha müsamahakâr olmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Yine, yıllarca söz verdiğiniz mübaşirleri lütfen yardımcı hizmetler sınıfından genel hizmetler sınıfına alınız.

Çok değerli iktidar partisi veya 1’inci grup partisi milletvekilleri, sözüm size; muhalefet partileri sizi eleştirdiğinde siz aynen şunu söylüyorsunuz: “Lütfen çenenizi yormayınız, lütfen boş yere nefes tüketmeyiniz, zira eğer sizin dedikleriniz kayda değer olmuş olsaydı Türk milleti on altı yıldır AK PARTİ’yi 1’inci yapmazdı.” Çok doğru. Biz de gittiğimiz seçim bölgesinde vatandaşlarla karşılaşıyoruz, vatandaşlar bize meramlarını anlatıyorlar: “Hocam, buğday elimde kaldı” “Ayçiçeğimi satamadım.” “Sarımsağı tarlada sürdüm.” “Arpa, buğday dört senedir aynı fiyat.” Asgari ücretli “Geçinemiyorum.” diyor. Ben de onlara diyorum ki ben bunları AK PARTİ’li arkadaşlarımla paylaştığımda onlar bana nezaketen “Yalan söylüyorsun.” demiyorlar ama “Çok abartıyorsun.” diyorlar. “Niye öyle diyorsunuz?” dediğimde “Ya, eğer sizin bu kadar abarttığınız gerçek olmuş olsa iliniz Aksaray’da yüzde 75, yüzde 55 oranında ve Türkiye genelinde de 1’inci parti olmazdı.” diyorlar. Ama vatandaşların bu seferki ifadesi de aynen şöyle: “Hocam, o zaman Meral Akşener yoktu, o zaman İYİ PARTİ yoktu, iktidarın alternatifi yoktu, artık bundan sonra İYİ PARTİ var, Meral Akşener var. Aksaray’da nasıl ki AK PARTİ’nin 4 milletvekili 2’ye düştüyse Türkiye genelinde de bir dahaki sefere 4’üncü veya 5’inci grup olacaklar.” diyor. Bilgilerinize arz ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar vekilleri konuşmalarında yerlilikten, millîlikten söz ediyor, “Biz bunları, biz şunları yaptık.” “AK PARTİ yapar, siz bakarsınız.” gibi lafları çok sık tekrar ediyorlar. Bu projeler, mega projeler, dev projeler dilinize sakız olmuş projeler. Sizin övünerek “Yaptık.” dediğiniz ve parasını, Deli Dumrul misali, geçenden 1 akçe, geçmeyenden 2 akçe aldığınız projeleri hep birlikte bir gözden geçirelim.

Uçuş garantili, yolcu garantili, hasta garantili ve arada hiç emeği olmayan ama parseli toplayan müteahhitlere ödediğiniz paralar da işin cabası. Marmaray’ı Japonlar yaptı, parasını üzerinden geçmeyen Konyalılar ödüyor; Osman Gazi Köprüsü’nü Japonlar yaptı, parasını yerini bilmeyen Kırşehirliler ödüyor; Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü İtalyanlar yaptı, parasını köprüyü televizyonlarda seyreden Niğdeliler ödüyor; Avrasya Tüneli’ni Güney Koreliler yaptı, parasını sadece seçim dönemlerinde AK PARTİ’nin seçim afişlerinde, billboard’larda gören Aksaraylılar ödüyor. Gebze-Halkalı banliyö hattını İspanyollar yaptı, Gebze-İzmir yolunu İtalyanlar yapıyor, Ankara-İstanbul hızlı tren yolunu bölüm bölüm Çinliler, İspanyollar, İtalyanlar, Almanlar yaptı, Ankara-Sivas hızlı trenini Çinliler yapıyor, lokomotifler Amerika’dan.

Bunlar kısa zamanda sayabildiklerim, size bir şey daha söyleyip bu konuyu uzatmak istemiyorum. Önümüzde yerel seçimler var. Her seçimde olduğu gibi endişem, bu seçimlerde de billboard’larda yerli uçaklar, yerli arabalar, yerli tanklar, yerli helikopterler, ilanlar başlayacak; on altı yıldır açılamayan, temeli atılamayan havaalanları açılacak, tıpkı İstanbul Havaalanı’nın mart ayında tekrar açılacağı gibi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ’nin dilinden düşürmediği, hani “yerliyiz, millîyiz” diyorsunuz ya, ben de soruyorum: Aşağıdakilerden hangileri gayrimillî, hangileri gayriyerli?

Çözüm süreci olarak adlandırılan dönemde Andımız’da geçen Türk olmaktan mı, doğru olmaktan mı rahatsız oluyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan “T.C.” harflerini devlet kurumlarındaki tabelalardan neden kaldırdınız, neden rahatsız oluyorsunuz? Yine “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözünü dağlardan, taşlardan, meydanlardan sildiniz ama Türk milletinin gönlünden silemeyeceksiniz. Şimdi soruyorum: Bu söylemlerimin hangisi gayrimillî, hangisi gayriyerli?

Çok Değerli Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; geçen günkü konuşmamda millî gelirin yüzde 54’ünü sadece nüfusun yüzde 1’inin aldığını, geriye kalan yüzde 46’sını ise nüfusun yüzde 44’ünün aldığını söyledim. Şimdi bunu somut olarak bir açalım: Burada bir miktar para var, küsurlarıyla beraber 1.603 lira. 1.603 lira bilmiyorum size neyi anımsatıyor? Evet, şurayı bir sayalım: 700 lira kira, şu 120 lira elektrik, şu bir baba ile 2 çocuğun ulaşım parası -ulaşımın da bir kısmını araçla yapıyorlar, diğer tarafını da yürüyerek devam ediyorlar, bir baba, 2 çocuk- 270 lira ve şurada su parası var, ortalama 100 lira; şurada doğal gaz parası var, 230 lira…

SALİH CORA (Trabzon) – Eskiden ağlayan Atatürk vardı, şimdi gülen Atatürk var. Altı sıfırı attık oradan.

BAŞKAN – Sayın Cora, lütfen…

AYHAN EREL (Devamla) – Ben senin seviyene inmek istemiyorum, lütfen.

BAŞKAN – Sayın Erel, siz Genel Kurula hitap edin.

AYHAN EREL (Devamla) – Burada yanlış bir şey söylüyorsam düzeltin.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) – Hepsi yanlış, hangisini düzeltelim?

SALİH CORA (Trabzon) – TL’den altı sıfırı atan AK PARTİ’dir.

AYHAN EREL (Devamla) – Ve burada, 4 kişilik bir ailenin bir günde 4 ekmek yediğini varsayalım ve otuz günde 120 lira. Geriye ne kaldı? Asgari ücretten geriye 73 lira kaldı. Hadi, buyurun, bu parayla çocuğunuza süt alın, bu parayla pantolon alın, bu parayla ayakkabı alın, bu parayla pazara gidin.

SALİH CORA (Trabzon) – AK PARTİ iktidara geldiğinde asgari ücret ne kadardı?

AYHAN EREL (Devamla) – Lütfen elinizi vicdanınıza koyun. Yapacağınız bütçede asgari ücretlilerin çektiği çileyi gözlerinizin önüne serdik ama siz bir daha istiyorsanız bir daha hesap yapayım.

Yine, Türkiye’de emekliler yaklaşık, ortalama 1.100 lira civarında emekli maaşı alıyorlar; bir de onun hesabını yapmaya kalkmayayım, 1.600 liranın yetmediği yerde 1.100 liranın yetmesi mümkün değil.

Sizleri, demin de arz ettiğim gibi, vicdana davet ediyorum. İşçinin alnının teri kurumadan bunların hakkını vermenizi talep ediyorum.

Değerli milletvekilleri, asgari ücretle çalışan vatandaş ne yapıyor o zaman? Her bankadan bir kart alıyor.

Geçen bir banka şefinin yanında otururken Aksaray’da bir fabrikada çalışan bir işçim geldi, dedi ki: “1.500 lira maaşı sizden alıyorum. 1.500 lira kredi çekmem gerekiyor.” Bilgiye erişim kolay, girdi, dedi ki: “Senin falan bankaya şu kadar ödenmemiş borcun var, o olmadan olmaz. Takibe düşecek.” İşçinin beyanı aynen şöyle: “Ben buradan 1.500 lirayı alacağım, o bankadaki borcumu kapatacağım.” Gittikten sonra, banka şefinin ifadesi aynen şöyle: “Bir bankadan 1.500 lira alıyorlar, diğer bankadaki borçlarını kapatıyorlar. Daha sonra, bu para 2.250 lira oluyor; gidiyorlar, 2.250 lirayı diğer bir bankadan alıyorlar, ödeme 3 bin liraya geliyor. Daha sonra 3 bin lira kredi alıyorlar, neticede 4 bin liraya dayanıyor. Ödenemeyecek duruma geldiğinde de, Allah muhafaza, basına yansıyan çok olumsuz durumlar meydana geliyor.”

Bunlar hayatın gerçekleri, sizleri rahatsız edebilir. Belki sizin bu konulara pek ilginiz, alakanız olmayabilir ama bu, Trabzon’da da böyle, Aksaray’da da böyle.

Değerli Başkan, çok kıymetli milletvekilleri; ben Aksaraylıyım, Aksaray’a dokunmadan süre bitti herhâlde.

BAŞKAN – Bir dakika vereyim, bir de Aksaray’a dokunun.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Para sayarken süre bitti.

AYHAN EREL (Devamla) – Para saymaya alışık olmadığım için. Bir de, benim para sayma makinelerim yok ne yazık ki. (İYİ PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Para sayma makinelerim yok, para saymaya da alışık değilim; bu işi siz çok iyi biliyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Erel, siz Aksaray’a dokunun; bakın, zamanınız geçiyor.

AYHAN EREL (Devamla) – Bakın, ben hayatımda… Ben öğretmenim. Allah rızası için, bana sataşmayınız. Ben hiçbir zaman seviyemi, nezaketimi elden bırakmıyorum. Burada da hiç kimseye -arkadaşlarım bilir- ağzımdan kem bir laf çıkmamıştır. Ben bir gerçeği ortaya koydum; aksiyse, siz de buyurun, 5 milyon lira verdiğiniz yandaşlar için, gelin, onun hesabını -nasıl harcadıklarını- yapın. Ben, işçinin hakkını burada bu şekliyle savunuyorum. Niye kızıyorsunuz?

SALİH CORA (Trabzon) – Kötü bir şey söylemedim ki!

HAYRETTİN NUHOĞLU (İstanbul) – Aksaray, Aksaray…

BAŞKAN – Sayın Erel, ben sizin sürenizi uzattım ki Aksaray’a dokunasınız diye ama siz ısrarla dokunamadınız! Yirmi saniyeniz kaldı.

Buyurun.

AYHAN EREL (Devamla) – Ya, Salih Bey bırakmıyor ki “İlla Trabzon’a gel.” diyor. Trabzon’a gelirsem sen vekil seçilemezsin. (AK PARTİ sıralarından “Oo!” sesleri

BAŞKAN – Sayın Erel, Genel Kurula hitap edin.

AYHAN EREL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Aksaray’la ilgili Ulaştırma Bakanına bir soru önergesi verdik. 1998 yılında temeli atılan Aksaray 75. Yıl Havaalanı var. Sayın Bakanımızdan cevap geldi, teşekkür ediyorum, nezaket göstermiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Bir dakika daha uzatın Sayın Başkanım, yeni geldi Aksaray’a.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, verdiğimiz süreler kıymetlidir. Ben Aksaray mağdur olmasın diye söz veriyorum. Aksaray da buradan hiç olmazsa duyulsun.

Buyurun.

AYHAN EREL (Devamla) – Sayın Bakanımız Aksaray’da yolcu sayısı yeterli olmadığı için Aksaray Havaalanı’nın planlamaya alınamayacağını söyledi. Ama ben Türkiye'de havaalanı bulunan illere baktığımda yani Aksaray’ın nüfusunun dörtte 1’i olan yerlerde bile havaalanının olduğunu… Lütfen, yanlış anlamayınız yani Zafer Havaalanı dediğimiz yerdeki yolcu sayısına baktığımızda, Aksaray’ın, 400 bin nüfusuyla, nüfusuna göre yurt dışında en çok işçisi olan il olarak havaalanını hak ettiğini düşünüyorum.

Bir de Hükûmetten Allah yine razı olsun, çok güzel bir hastane yaptı, şehir hastanesi değil ama devlet hastanesi. Fakat Sağlık Bakanlığı burayı nasıl teslim aldı anlaşılır gibi değil. Yani kapılar kapanmıyor, asansörler çalışmıyor, yerlere -kanserli diyorlar, onu da anlayamadım- kanserli granitleri döşemişler, ne kadar temizlik yaparsa yapsın emekçi işçiler bu kirliliği ortadan kaldıramıyorlar. Bunu da takdirlerinize arz ediyorum.

Sabrınıza, hoşgörünüze teşekkür ediyorum. Tüm heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun Başkanım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erel.

Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Malatya Milletvekilimiz Sayın Mehmet Celal Fendoğlu’na aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Fendoğlu.

MHP GRUBU ADINA MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve ekran başında bizleri izleyen yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Konuşmalarıma başlamadan evvel Milliyetçi Hareket Partisi Malatya Yeşilyurt İlçe Başkanı olan, 19 Aralık 1978 yılında kendi iş yerinde, akşam saatlerinde, kapı aralığından tuzak kurularak, ateş edilerek şehit olan 21’inci Dönem Milletvekilimiz Namık Hakan Durhan Bey’in babaları, baba dostum, amcamız Alişan Durhan’ı saygıyla, minnetle anıyorum, ruhları şad olsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke olarak sıkıntılarla perçinleşmiş, ağır sorunlarla pekişmiş bir dönemden geçiyoruz. Meselelerimiz birikiyor, biriktikçe yaygınlaşıyor, yaygınlaştıkça hareket alanımız daralıyor. Sanki yarınsız bir hayatın bütün ağırlığını sırtımızda taşıyoruz. Maalesef, bu ızdırap verici hâl her insanımızın yüzünden açıkça okunmaktadır. Önümüzü görebilmemiz, geleceğimizi kurtarabilmemiz, millî birlik ve beraberlik hukukunu emniyete almamız için hem sorumlu davranmalı hem de istismar ve hamaset tuzağından uzak durmamız mecburiyet hâlini almıştır. Ülkemiz birçok cephede saldırıya uğrayıp siyasi ve ekonomik operasyonlar birbirini kovalarken dağınıklığa engel olmak, anlaşmazlık ve kör dövüşüne set çekmek her vatan evladının öncelikle görevidir. Türkiye'nin tükenişini projelendirip bunun için faaliyet içinde olanlara göz açtırmamak, fırsat etmemek, buyur etmemek geldiğimiz bu aşamada tarihî bir yükümlüğümüzdür. Milliyetçi Hareket Partisi bu yükümlülüğün icaplarını sabır, akıl ve yüksek bir inanmışlıkla yerine getirmektedir. Düşmanları güldürmeyeceğiz, hainleri sevindirmeyeceğiz, hedeflerimizden vazgeçmeyeceğiz, ülkülerimizden dönmeyeceğiz ve Türkiye’nin sahipsiz, kimsesiz, çaresiz olmadığını felaket kurgusu yapan çürümüş çevrelere her seviyede, her şekilde göstereceğiz. Milliyetçi Hareket Partisi varken Türkiye’yi ayağa düşürmeye, hor ve hakir görüp tarihin harabelerine yollamaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Zalimler Türk milletini hafife almanın bedelini dün ödediler, lüzum görülürse yine ödeyeceklerdir.

15 temmuz FETÖ ihanetiyle ülkemizi teslim almak isteyen alçaklar, başarısız olunca bu defa sinsi yöntem ve hamleleri devreye aldılar. Aslında, bu, ülkemizin yabancısı olmadığı karşı bir harekettir. Özellikle ekonomik dengelerle oynanarak, kur üzerinde baskı kurularak, sıcak para kozu kullanılarak Türkiye köşeye sıkıştırılmak istenmektedir. Darbe teşebbüsünün püskürtülmesiyle hevesleri kursaklarında kalan hıyanet ittifakı, ekonomide kriz havası oluşturmak, milletimizin mahvını sağlamak için son günlerde nabız yoklamakta, hava koklamaktadır. Biz bunun bir benzerini 2000 ve 2001 yıllarında yaşamıştık. Hatırlarsanız, Türk milletine mali ve ekonomik savaş açılmıştı. Bir gecede faiz ve döviz ne yazık ki fırlamış, tüm makroekonomik parametreler bozulmuştu. Türkiye neoliberal kriz havarilerinin ablukasına alınmıştı. Türkiye’nin büyümesini, kendi ayakları üzerinde durmasını, millî uyanışını çekemeyen, bundan ileri derecede rahatsız olan kaos mimarları ekonomideki fay hatlarını çatlatmışlardı. Bu durum yıllarca haksız yere aleyhimize kullanıldı. Yaşanan ekonomik kriz yıllardır peşimizi bırakmadı, siyasi muhataplarımız tarafından sürekli istismar edildi. Türkiye’nin bağımsız ve dik duruşundan ürperen sıcak para lobisi ve arkasındaki güçler, ekonomik kriz yoluyla ülkemizi terbiye etmeye, bölgesel ve küresel ilişkilerde tavizler vermeye zorladı. Aynı oyun, aynı tertip, aynı tezgâh şimdi yeniden tedavüldedir. Dün bizi acımasızca eleştirenlere, kriz fırsatçılığı yapıp planlı siyasi tasarım içinde olanlara, bugün millî, duyarlı ve ahlaki bir siyasi üslupla yaklaşıyoruz ve diyoruz ki: Krizden medet ummak, kurulan ekonomik tuzaklarda yabancıların lehine iş birlikçilik yapmak millete husumet, Türkiye'ye ihanettir. “Hükûmet kaybetsin de nasıl kaybederse kaybetsin.” mantığı içinde değiliz, hiç de olmadık. Çünkü biz Türk milliyetçisiyiz. Döviz fiyatı tırmanıp ücret, maaş ve gelirler eriyorken elimizi ovuşturmaz, hissemize ne düşer diye bakmayız. Biz Türk milletinin safındayız ve krizlere, ekonomik saldırılara karşı aynı cephede, aynı mevzideyiz.

“Milliyetçi Hareket Partisi, onurlu ve ahlaklı bir kaybı, onursuz ve haysiyetsiz bir kazançtan her zaman önde tutmuş, bundan sonra da tutmaya devam edecektir.” diyor büyüğümüz Sayın Devlet Bahçeli. Bizi diğerlerinden ayıran asıl müessir vasıflardan biri de budur. Kolayını tercih edebilir, Türkiye ekonomisinin kötürüm ve kahredici tablosundan dolayı Hükûmeti en ağır şekilde tenkit edebilirdik. O zaman, tıpkı 2000, 2001 ve devamı yıllarda olduğu gibi, siyasi muhataplarımızın durumuna düşer, ülkemizin sırtına bir yük de biz bindirirdik. Bunu yapmayız, yapamayız, yapmayacağız. Elbette ekonomi alarm vermektedir, mutlaka tedbir almak şarttır, vatandaşlarımızın elinde avucunda yoktur. Aç yatıp aç kalkanlara “Dövizlerinizi bozdurunuz.” demek, bir defa mağdur insanlarımızla alay etmektir.

Türkiye ekonomisindeki yamalar sökülmekte, dikişler patlamaktadır. Bir zahmet, dövizdeki artıştan istifade eden, banka hesabı kabarmış kaymak tabaka, ülkesi ve milleti için irade gösterip fedakârlık yapsın. Bir zahmet, bankalarımız daha az kâr etsin. Millî gelir pastasından aslan payını alanlar, Türkiye'nin böylesi döneminde ben de varım desinler ve harekete geçsinler. Şüphe yok ki ekonomik alaboranın külfetini vatandaşlarımızın sırtına yüklemek haksızlık ve hadsizliktir.

Bu aziz millet ne zaman feraha ve rahatlığa kavuşacaktır? Çiftçiye hâlini sorsak, boş mazot varillerini, ipotekli traktörünü, para etmeyen mahsulünü, ödenmemiş borç senetlerini göstermektedir. Esnafta da durum aynı şekilde, kira borcunu, dönmeyen çekleri, siftahsız günlerini hatırlatmaktadırlar. Emekli desek, nerede intibak, nerede banka promosyonu, nerede insanca yaşam diye feryat figan etmektedirler. Memur ve işçi ise yine dert küpüdür. İşsizlik fren tutmamıştır. Türk ekonomisi yıprandıkça yalnızlaşmakta, yalnızlaştıkça da itibarından, güvenilirliğinden olmaktadır. Sorunlar ağırdır, saklamaya, gizlemeye gerek yoktur ve ekonomideki sorunlar hepimizi ilgilendirmektedir. Ortak ve millî bir akılla her müşkül aşılabilecektir. Türkiye ekonomisinin kırılgan bünyesini tedavi etmek, hep birlikte fedakârlık şemsiyesi altına girmek önümüzdeki tek seçenektir. Orta ve uzun vadeli siyasi kaygıların, ekonomik mahiyetli kısa süreli taktik ve ekonomik adımları söndürdüğü görülmektedir. Küresel sermaye, Türkiye'nin siyasal barometresine odaklanmış, spekülatörler ortamı kızıştırmış, ekonomik güvenlik ağır yara almıştır. Elbette pes etmeyeceğiz, etmemeliyiz. Para, bir ülkenin itibarı, siyasi ve ekonomik gücünün alametifarikasıdır; Türk lirası, Türk milletinin direnci, dirayetinin ölçüsüdür. Hükûmet, Türk lirasının güçlenmesi maksadıyla aldığı karar ve tedbirleri daha da derinleştirmelidir. İş ve yatırım yapan, istihdam üreten, sabah ezanıyla birlikte nafakasını arayan girişimcilerimiz muhakkak desteklenmeli, bugünkü tekin olmayan süreçten el birliğiyle kurtulmalıyız. İman ettik ki ağılda oğlak doğsa ovada otu bitecektir. Rızkı veren bir tek Allah'tır. Ama kesemizden çıkmasına, damarımızdan akmasına artık yeter diyoruz. Bu kısır döngünün bitmesini yürekten istiyoruz. Kararlı durursak, sabırlı olursak, hep birlikte bir millet, hep beraber bir devlet olduğumuzu unutmazsak, nasibimizi aşırmaya, ekmeğimizi çalmaya, helal lokmamızı gasbetmeye hiç kimse cesaret edemeyecektir.

Bir de on bir gün içerisinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ekliyorum.

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

On bir günlük süre içerisinde yemeden içmeden, kendi mesailerinden saklayarak, stenograflara, çaycı kardeşlerimize, kavaslara ve tüm Meclis çalışanlarına buradan haklarını helal etmelerini söylüyorum. Allah’a emanet olun.

Bu vesileyle yüce Genel Kurulumuzu saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Fendoğlu.

Söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Züleyha Gülüm’e ait.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Gülüm.

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Merhabalar.

Bütçeyi konuşuyoruz ama bütçeyi konuşabilmek için sanırım önce demokrasiyi, özgürlükleri, adalet sistemini ve yargı bağımsızlığını konuşmak gerekiyor. O nedenle, ben bugün yargı bağımsızlığı ve avukatlar üzerine konuşmak istiyorum.

Ülkemizde yasama, yürütme, yargı tek elde toplanmış, yargının kısmi bağımsızlığı dahi ortadan kaldırılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne, hiçbir zaman aslında, tam anlamıyla yargı bağımsız olmamış, bir bağımsız fonksiyon işlevi görmemiştir. Zaten teorik olarak da her ne kadar yargının tarafsız ve bağımsız olması gerektiği ileri sürülse de sınıflı toplumlarda yargının bağımsız ve tarafsız olması çok zordur. Burjuva demokrasisinin nispeten geliştiği ülkelerde yargının kısmi bağımsızlığından söz edilebilir. Bizde ise yargı idari bir birim faaliyeti olarak yer almış, bir hukuk organı olarak değil, muhalifler ve ötekileştirenler için adli teşhir, adli getto yaratma görevini üstlenmiştir. Cumhuriyet tarihinde dönem dönem uygulanan düşmanla savaş hukuku ise bu dönem yerleşik hâle gelmiştir. Düşmanla savaş hukukunda, kamuyla ilişkilerinde, düzenle ilişkilerinde, devlet ilişkilerinde bilişsel güvence vermeyen kişi insan bile değildir. Dolayısıyla insan olmayan kişinin de sanık hakları olmaz yani onun yargılanmasında masumiyet karinesi, “aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” “aynı suçtan dolayı iki kere yargılama olmaz” ilkesi, “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi, “adil yargılanma ilkesi” uygulanmaz. Düşmanla savaş hukukunda kişi bir fiil işlemese bile tehlikelidir; bertaraf edilmesi, ortadan kaldırılması gerekir.

Normal yurttaş ceza yasasında bir suç için fiil aranması şartken düşmanla savaş hukukunda bir fiil olmasa da kişi, bir suça konu eylem yapmasa da eğer düzen karşıtıysa yargılanıp toplumdan dışlanabilir. Bu nedenle her söz, her davranış terör kapsamına alınır; iktidarın düşüncelerini savunmayan her kişi yada grup terörist ilan edilir, dün suç sayılmayan eylem ya da sözler yasal düzenlemede herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen suç hâline getirilir; bugün yaşadığımız örneklerdeki gibi, Gençay Gürsoy’a, Şebnem Korur Fincancı’ya ve birçok akademisyene barışı savundukları için verilen cezalar gibi. Yasada suç olan eylem ve sözler ise iktidar ve yandaşları için asla suç olmaz, asla cezalandırılmazlar. Hukuk kuralları görünüşte vardır ancak gerçekte uygulanmaz.

O denli herkes terörist hâline getirilir ki mesela bir ceza davasında, eşine şiddet uygulayan erkek, cezadan kurtulmak için “Eşim FET֒cü ya da PKK’li olabilir. Savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını istiyorum.” der ve mahkeme suç duyurusunda bulunur. Zira kokteyl örgüte üye olmak siyasi davalarda olağan, kabul görmüştür.

Türkiye’de yargıçlar ve savcılar kendilerini hukukun değil de iktidarın bekçisi olarak görmekte ya da görmeye zorlanmaktadır. Bu görevi üstlenmek istemeyenler ise tasfiye edilir, aynı YARSAV’da olduğu gibi kurumları kapatılır.

Avukatlık Yasası şöyle der: “Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.” Avukat, yargının üç kurucu unsurundan biridir ancak uygulamada avukatlar duruşmalardan atılır, gizlilik kararları nedeniyle soruşturma ya da dava dosyalarını incelemeleri engellenir, çalışma alanları olan adliyelere girişlerde üstleri aranır, adliye içerisinde hâkim ya da savcıyla görüşebilmeleri engellenir hatta daha ileri gidilerek mahkeme kalemlerine bile girişleri engellenmektedir.

Bir duruşmada tutuklu müvekkilinin duruşma boyunca ayakta bekletilmesine müdafinin itiraz etmesi üzerine hâkimin kararıyla avukat, Emniyet güçlerince dışarıya yaka paça atılır. Dosyadan fotokopi almak bir eziyet hâline gelmiştir. Avukatlar yaptıkları savunmalar nedeniyle duruşma salonlarından atılmakta ve hatta tutuklanmaktadır. Duruşmalarda binbir bahaneyle savunma yapmaları engellenmekte, hâkimler tarafından yapılan savunmalar dikkate alınmamaktadır. Çoğu kez kararlar hazır hâlde bulunmakta, kopyalayapıştır yöntemiyle kararlar verilmektedir. Karakollarda, özellikle terörle mücadele birimlerinde müvekkilleriyle görüşme hakkı engellenmekte, saatlerce kapı önünde bekletilmektedirler.

Avukatlık mesleği, görünürde olan ama aslında işlevi olmayan bir kurum hâline getirilmiştir. Mesleki faaliyetleri ve müvekkillerinin kimliği ve eylemleriyle tutuklanan, yargılanan avukatların sayısı Türkiye’de oldukça fazladır. Yönetenlerin suçlarını açığa çıkarmak, yargılanmalarını sağlamaya çalışmak, toplumsal muhalefetin ve halkın avukatlığını yapmak, cezaevinde açlık grevi yapan müvekkillerinin hukuki ve tıbbi durumlarını tespit amacıyla ziyarette bulunmak, örgüt mensubu olduğu iddia edilen müvekkillerinin cenaze ve otopsi işlemlerine katılmak, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak, ifade özgürlüğü hakkını kullanmak, yasa dışı silahlı örgütlerin bombalı saldırılarla gerçekleştirdiği katliamlardaki devletin sorumluluğunu hatırlatmak ya da yargılatmaya çalışmak, kolluk görevlileri tarafından işkence ve kötü muameleye maruz kalan müvekkillerinin haklarını savunmak, durumlarını kamuoyuyla paylaşmak, gözaltında bulunan müvekkiline kanunda belirtilen susma hakkını hatırlatmak, insan hakları savunuculuğu yapmak ve en önemlisi de cezasızlıkla mücadele etmek gibi pek çok mesleki faaliyet suç sayılmaktadır. Silahlı örgüte yardım ve örgüt üyeliğiyle, sıklıkla da TMK 7’nci madde kapsamında, silahlı örgüt propagandası kapsamında yargılamalar yapılmakta ve avukatlar bu maddelerden cezalandırılmaktadır.

Yargı baskısının yanı sıra, takip ettikleri davalar nedeniyle avukatların can güvenliği de tehdit altındadır. Faili meçhul davaları takip ederek hesap soran insan hakları savunucusu, Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Tahir Elçi, 28 Kasım 2015 günü Diyarbakır’da öldürülmüştür. Hem yargı baskısı hem de can güvenliği sağlanamaması nedeniyle pek çok avukat Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştır.

Yine, avukatın mesleki faaliyetini -savunma hakkının kullanımı anlamında- engelleyen, masumiyet karinesini çiğneyen birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Gözaltındaki şüphelinin müdafiyle görüşme hakkı cumhuriyet savcısının kararıyla yirmi dört saat süreyle kısıtlanabilir, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen soruşturmada ve duruşmada en çok 3 avukat hazır bulunabilir, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, silahlı örgüt kurma, yönetme ile terör suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların müdafiliğini üstlenen avukatların kendileri hakkında aynı suçlardan kovuşturma ya da soruşturma bulunması hâlinde müdafilikten yasaklanabileceği hükmü getirilerek aslında, avukatların avukatlık faaliyetini yapması engellenmekte, önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Tabii, yasal düzenlemede istisnai hükümler gibi gözükse de uygulamada bunların hepsi kural hâline getirilmiş ve bütün dosyalarda, özellikle siyasi dosyalarda uygulanır olmuştur. Tutuklu ve hükümlü ile avukatların cezaevinde görüşlerine kısıtlamalar getirilmiş, savunmanın dokunulmazlığına aykırı olarak dinleme kararları, inceleme, el koyma kararları verilmektedir. Avukatın müvekkiliyle görüşmesinin gizli yapılması esasken bu tür uygulamaların kabul edilmesi savunma hakkına saldırıdır.

Sadece avukatlara değil, avukatların kurumlarına yönelik baskıcı politikalar da devam etmektedir. Türkiye’de yıllardır hak ve adalet mücadelesi veren Çağdaş Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği, Mezopotamya Hukukçular Derneği gibi avukat örgütleri 22 Kasım 2016 tarihinde KHK’yle kapatılmıştır. Oysa hedef hâline getirilen mücadeleci avukatlık faaliyetlerinin tamamı tam da uluslararası düzeyde korunan adil yargılanma ve savunma hakkının bir gereğidir.

Muhalif avukatlık dünyanın neresinde olursa olsun diktatörlüğe, savaşa, katliamlara, ırkçılığa, şovenizme karşı çıkar. Savaş suçlarına, insanlığa karşı suçlara, barışa karşı suçlara, soykırımlara karşı çıkar. Ayrımcılığa, erkek egemenliğine, nefret söylemine, doğaya karşı işlenen suçlara, hayvanlara karşı işlenen suçlara, kötü muamelelere, yargısız infazlara ve işkencelere karşı çıkar. Sömürüye, her türlü adaletsizliğe, OHAL rejimlerine, sıkıyönetime karşı çıkar. Avukatlar, tüm dünyada dillerin ve halkların hak eşitliğini savunurlar. Avukatların görevi sadece duruşmalara girmek, cezaevi ziyaretleri yapmak değildir. Duruşmalarda halkın hak arama özgürlüğünün sesi olurken yaşamın her alanında hak ve özgürlüklerin gür sesini her türlü rizikoya rağmen çıkarmayı kendilerine görev edinirler. Bu hak ve görev kaynağını sadece avukatlara ilişkin uluslararası metinlerden ve yasalardan almaz, aynı zamanda mesleğin doğasından, eşyanın tabiatından alır.

İnsanlık tarihinin tüm önemli reform ve radikal değişim hareketlerinde hukukçu avukatların en ön saflarda ve belirleyici konumlarda yer alması tesadüf değildir; bu hâl, böyle de devam edecektir.

Hukukçu avukatlar iktidar odaklarının maşası olmaz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave edelim.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - …hangi iktidar, hangi parti egemen olursa olsun iktidar zulmüne karşı çıkarlar.

Son olarak da şunu söylemek istiyorum: Avukatların yargılandığı bir davada mahkeme başkanının müdafilere ve yargılanan avukatlara yönelik hukuk tanımaz tavrını eleştirmiş ve hukukun bir gün kendisine de gerekli olacağını hatırlatmıştık. Elbette ki o gün o hatırlatmamız dikkate alınmamıştı ancak bu hâkim, birkaç yıl sonra FETÖ üyeliği iddiasıyla aranırken yakalanmış ve ilk sözü “Avukatımı istiyorum.” olmuştu. Bugün, size de hatırlatalım: Hukuk ve avukatlar bir gün size de gerekebilir. Lütfen, bu uyarıyı dikkate alın. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Değerli milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekilimiz Sayın Cavit Arı’ya aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Arı.

CHP GRUBU ADINA CAVİT ARI (Antalya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 3’üncü maddesi, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, özel bütçeli idareler ile düzenleyici ve denetleyici kurumların 2017 yılı toplam bütçe giderleri ile bütçe gelirleri tahsilat toplamları arasındaki farkı açıklamaktadır. 2017 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’na göre 2017 yılı bütçe giderleri 678 milyar lira, bütçe gelirleri ise 630 milyar liradır. Bu durumda, 2017 yılında 47,8 milyar TL açık verilmiş bulunmakta. Önceki yıllara da baktığımızda, örneğin, 2013 yılında 18,5 milyar, 2015 yılında 23,5 milyar, 2016 yılında 29,3 milyar, 2017 yılında ise biraz önce ifade ettiğim gibi 47,8 milyar açık verilmiş durumda.

Değerli arkadaşlar, 2018 yılına baktığımızda ise 72,1 milyar TL bütçe açığı verilmektedir. Bu durum, gerçekten ekonominin gelmiş olduğu durumu açıkça göstermektedir. 2019 yılında ise beklenen bütçe açığı 81 milyar dolayındadır.

Değerli arkadaşlar, devletimizin resmî rakamlarına göre, vatandaşımızın bütçesinde de AKP iktidarı döneminde ciddi açıklar meydana geldiği ortadadır. 2002 yılında hane halkının borçları 6,6 milyar TL iken 2018 yılının 2’nci çeyreğine gelindiğinde bu rakam 541 milyar TL’ye ulaşmıştır yani 82 kat artmıştır değerli arkadaşlar.

Bugünkü bütçe, faiz bütçesidir değerli arkadaşlar. Bütçeden ödenen faiz giderlerine şöyle bir baktığımızda, 2013 yılında 50 milyar, 2015 yılında 53 milyar, 2017 yılında ise 56,7 milyar faiz ödenmektedir. 2018 yılında ise 71 milyar faiz ödenmektedir. 2019 yılı bütçesinde ise faize ayrılan para 117,3 milyardır değerli arkadaşlar. Yani ekonominin geldiği duruma bakın. Yapılan bütçe tam bir faiz bütçesidir. Eğer ekonomiyi düzgün yönetebilmiş olsaydı bu iktidar, bakın, 117 milyarlık bu faize giden parayla ülkemizde emeklilikte yaşa takılanlar konusu, 3600 ek gösterge bekleyenler konusu, emekli maaşı ve asgari ücretleriyle geçinemeyenler diye bir sıkıntımız olmayacaktı değerli arkadaşlar.

Uluslararası Para Fonu’nun nisan ayı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda, Türkiye'nin millî gelirinin yüzde 2,9’u oranında bütçe açığı beklenirken, son gelinen ayda yani ekim ayında bu bütçe açığının yüzde 4 oranında olduğu tespit edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, Hazine ve Maliye Bakanı tarafından yapılan bütçe sunumunda, özellikle bu bütçenin kısıtlamalar içeren bir bütçe olduğu ifade edildi, hem Komisyonda hem de burada. Özellikle altyapı hizmetlerinde birtakım kısıtlamaların olabileceğini, bütçede bunun açıkça görüleceğini ifade etti.

2019 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda geçen bazı tespitleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’nda deniliyor ki: “Ülkemizde yatırım teşvik uygulamalarında maliyet, etkinlik, verimlilik ilkeleri gözetilerek istihdam, yüksek katma değer ve ihracat artışına yönelik yatırım alanlarına öncelik verilecektir.”

Peki, ben soruyorum değerli arkadaşlar, bu tespite aynen katılmakla beraber soruyorum: On altı yıllık AKP iktidarı döneminde bu hususu neden yerine getiremediniz? (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, ikinci tespit. Bakın, ikinci tespitte deniliyor ki: “İsrafın önlenmesi, verimlilik artışının sağlanması ve kamu harcamalarının kontrol altına alınması.” Evet, çok doğru bir tespit.

Ve tekrar soruyorum: Değerli arkadaşlar, kamu harcamalarında bu israftan bugüne kadar neden sakınamadınız, neden bir israf ekonomisi uygulandı bu zamana kadar ülkemizde?

Değerli arkadaşlar, yine 3’üncü bir husus var bu programda, deniyor ki: “Kamu harcamalarının etkinleştirilmesinden elde edilecek tasarruf ve tahsis edilecek ilave kaynaklar büyümeyi destekleyecek, yatırım harcamalarında, teşviklerde ve AR-GE desteklerinde kullanılacak.” Evet, iktidara yine soruyorum: On altı yıldır bunu neden gerçekleştiremediniz?

Yatırım programlarını ve daha doğrusu yatırım politikasını değerlendirdiğimizde, bu bağlamda iktidarın yaptığı değerlendirmede 2019 yılı yatırım ödeneklerinin tahsisinde devam eden öncelikli projelerden en kısa sürede tamamlanabilecek olanlar ile başlatılmış olan projelerin ve bunlara bağlantılı projelerin ve eş zamanlı olarak bitecek olanların yürütülmesine, tamamlanmasına ama daha başlanmamış olan projelere ise başlanılmaması gerektiğine dair programınız var değerli arkadaşlar. Yani bu şunu gösteriyor: “Bugün ülkede başlanılmış olan projeler devam etsin ama başlanılmamış olan yatırımlar durdurulsun.” denmektedir. İşte, bu, ekonominin geldiği olumsuz tabloyu açıkça göstermektedir ve sizin kendi programınızda da bu açıkça ifade edilmektedir değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu da ifade etmek istiyorum, yine sizin yatırım politikanızda gündeme alınmış: Türkiye'nin sorunu ana ham maddelerin ihracatı değildir, Türkiye'nin sorunu katma değeri yüksek ürünlerin yaratılamayışıdır. Bu konuda önemli çalışmaların bir an evvel yapılması ve Türkiye’ye katma değeri yüksek ürünlerin bir an evvel kazandırılması gerekmekte. Aksi hâlde, Türkiye'nin doğal kaynaklarında ana ham maddeler üretilmekte ve hatta bu ana ham maddeler yurt dışına ihraç edilip sonrasında da oradan üretilenler Türkiye tarafından satın alınmaktadır.

Değerli arkadaşlar, ithalat ve ihracat dengesine baktığımızda, örneğin 2017 yılında ithalatımız 223,8 milyon dolar, ihracatımız 157 milyon dolar. Yani ithalat-ihracat dengesinde 2017 yılında 76,8 milyon dolar açık verilmiş. 2018 yılında da aynı durum söz konusu yani 2018 yılında da ithalatımız 236 milyon dolar, ihracat 170 milyon dolar. Yani bu şunu göstermekte: Türkiye'nin yurt dışından aldığı ürünlere ödediği para yurt dışına ihraç ettiğinin çok çok üzerinde. Yani, değerli arkadaşlar, ülkede ciddi bir ekonomik kriz vardır ve sizlerin programı da, Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan program da aslında bunu açıkça tescil etmektedir.

Değerli arkadaşlar, kısa, öz, bütçe dengesi diye bir husus bu bütçede kalmamıştır. Ekonomik kriz had safhadadır. Bütçe vatandaşımızın derdini çözmeye yeterli bir bütçe değildir, ülkemizin sorunlarını çözmeye yeterli bir bütçe değildir. Bu çok açıktır.

Bu sebeple, grubumuz olarak, hep beraber bu bütçeye “hayır” diyoruz, Türkiye’yi daha güzel günlere götürmeye biz söz veriyoruz.

Teşekkür ediyorum, çok sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bilgen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

38.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve İhsan Eliaçık’ın gözaltına alındığına ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, burada tabii ki polemik yapıyoruz, tartışıyoruz ama bazı konular var ki çok hassastır. O konularda herkesin, hepimizin, itham ederken dikkatli olması gerekir.

Biraz önce bir grup başkan vekili, Bakara suresi 11’inci ayeti okuyarak “‘Islah edicileriz.’ derler ama aslında bozgunculardır.” ifadesini Gezi eylemine katılanlar için kullandı. Hepimiz biliyoruz ki Kur’an’da esbabı nüzul yani iniş sebebine bağlı yorum yapmak gerekir. Bakara suresinin 11’inci ayetine ben teyiden bir daha baktım bir yanlışlık yapmayalım diye, münafıklarla ilgili inen ayetler bu ayetler. Dolayısıyla bu çatı altında birbirimizle ilgili en ağır eleştirileri yapabiliriz ama hiçbir toplumsal kesimi münafıklar için inmiş bir ayetle itham etmek bize yakışmaz. Bakın, bu yaklaşımın çok kanlı, ağır bedelleri oldu. Sıffin Savaşı’nda taraflar -ki iki taraf da Peygamber’in arkadaşlarıydı, akrabalarıydı- kılıçlarının ucuna Kur'an sayfalarını taktılar ve öyle savaştılar. Bu anlayış İslam tarihi boyunca muhalif düşünen herkesi itham etmeyi, Rafızilikle suçlamayı, fitneyle suçlamayı alışkanlık hâline getirdi.

Biraz önce öğrendik, Sayın İhsan Eliaçık gözaltına alınmış; hakkındaki bir yakalama kararı dolayısıyla ifade vermeye gittiğinde karakolda gözaltına alınmış.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan, herhâlde siz zaten öyle kastetmediniz ama bir açıklama yaparsınız.

Buyurun.

39.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, tabii, burada ayetikerime bütün dünyaya; Müslüman, gayrimüslim bütün dünyaya Allah’ın mesajıdır. Burada, tabii, ister Gezi olur, ister terör örgütleri üzerinden veya dünyadaki petrol şirketleri, silah baronları, faiz lobileri üzerinden kargaşa ve kaos çıkarmak isteyen çevreler olabilir. Yani bir ayetin neyi kastettiğini herkes değerlendirip kendine düşeni alması lazım. Ama orada özellikle benim kastım… Sayın Kaya’nın ayet okuyarak, özellikle de grubumuzu kastederek aynen “münafıklar, müşrikler ve kâfirler” benzeri bir benzetmeyle bizim AK PARTİ olarak tutumumuzu eleştirdiği için bu ayeti okudum.

Bakınız, neden bu 11’inci ayet önemli? Kur'an-ı Kerim’in ilk ayetlerinden ve Yüce Allah bu buyruğuyla bir, “Islah edicileriz.” diyenler varsa öncelikle bunun sözde değil özde ıslah edici olması gerektiğini işaret ediyor ve “Dışarıya zahiren ‘Islah edicileriz.’ dediklerine bakmayın, onlar apaçık bozguncudurlar.” diyor. Bakınız, şu anda, biraz önce…

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Özkan lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Yine, kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum. Tabii, özellikle bu benzer süreçle ilgili Emmanuel Macron ne diyor: “Vatandaşlarımın isteklerini haydutlarınkiyle karıştırmam.” Tabii, bunu Sayın Cumhurbaşkanımız demiyor, Türkiye’de herhangi bir yetkili demiyor, Avrupa Konseyi üyesi olan…

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Bir cümle kurayım Başkanım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Efendim, yine dün ifade ettiğimiz üzere, Jean Jacques Rousseau’nun, Montesquieu’nun ülkesinden bahsediyoruz. “Yıkım ve düzensizlik isteyenlere karşı geri adım atmayacağız. Onların ülkemizde bir özgürlük talebi olduğuna inanmıyoruz...

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Demokrasi için söylediklerini de lütfen alıp da okuyun, işinize yarayan şeylerini okumayın Macron’nun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - ...Cumhuriyetimiz hem kamu düzenidir hem de eylem özgürlüğüdür. “ diyor.

BAŞKAN – Toparlayalım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Yani bugün Türkiye’de ve dünyada Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin tamamında da bu tür, kamu düzenini bozan hadiselerle ilgili siyasi kurumların yaklaşımı da aynıdır ve...

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kaç kişi ölmüş acaba Fransa’da bu eylemlerde?

TUMA ÇELİK (Mardin) - Emmanuel Macron söylüyor diye doğru mudur? O da doğru değil.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - ...aynı şekilde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve sözleşme hükümleri de bu tür yaklaşımları korumamaktadır. Bunu ifade etmek istedim.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, değerli grup başkan vekillerimiz; ben elbette söz veriyorum ama bakın, bu tartıştığımız konu, bu görüştüğümüz maddeden tam 3 madde önceydi.

Ara verdik, yol aldık, birkaç madde görüştük. Yani geriye doğru dönerek de belki tashih açıklamaları yapılabilir ama bu açıklamaların uzamasını ben uygun bulmuyorum değerli arkadaşlar. Yani 3 madde önce görüştüğümüz bir konu bu. Yani bu konu o zaman görüşüldü, herkes yerine oturdu, ara verdik, başka maddelere geçtik. Şimdi daha sonra bunların, bu akış içerisinde -ki ağır bir akışımız var- tekrar tekrar akışımızın da engellenmemesi açısından çok hassas bir durum sergilenmesi gerektiğinin ben altını çiziyorum.

Sayın Ağıralioğlu, buyurun.

40.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, AK PARTİ’nin HDP’nin ayetlerle mesuliyetlerinin hatırlatıldığı parti durumuna gelmesinin düşünülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sözünüzün üstüne şimdi söz söylemiş gibi olacağım, beni bağışlayın.

BAŞKAN – Yani bu konuları sürecin akışını bilerek götürmekte yarar var.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Anladım Başkanım, anladım; öyle yapmak lazım. Bütçeyi konuşamaz hâle geliyoruz.

AK PARTİ’deki arkadaşlarımızın başına gelen iyi bir iş değil. HDP’nin ayetlerle mesuliyetlerini hatırlattığı bir parti hâline gelmeyi, on altı yıllık mukaddesatçılığın iktidarını temsil ettiği yerden, HDP’nin ayetlerle sorumluluk hatırlattığı bir parti hâline gelmeyi biraz daha fazla düşünmeniz lazım. Ayetlerle cevap verme hevesindense HDP’nin ayet hatırlattığı bir parti durumuna gelmeyi daha çok düşünmek lazım.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – “HDP’nin bile” diyorsun değil mi?

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – “Bile” diyorum, “bile” diyorum. Literatürleri onların ayet, hadis değildir, “bile” diyorum, tabii ki “bile” diyorum; bile bile diyorum hem de.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, konuları açıklarken yine fazla tartışma yaratmayalım.

Sayın Altay, siz de bir toparlayın, bu konuyu geçelim çünkü dediğim gibi, geçtiğimiz bir konu bu.

Buyurun.

41.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, çevre ve doğa duyarlılığıyla başlatılmış barışçıl bir eylem olan Gezi’de 8 masum genci öldürenin devlet olduğuna ve o devletin de AK PARTİ’nin FET֒ye teslim ettiği devlet olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Ben toparlamaktan yoruldum.

Şimdi, şu beni rahatsız ediyor: Bu Mecliste siyasi partilerin Allah’ın ayetleri üzerinden birbirlerine yönelmeleri, itham etmeleri, yargılamaları; hele din konusunda, inanç konusunda bir insanı yargılamak, bence Allah’a şirk koşmaktır, kimsenin böyle bir haddi yoktur. Ayet okumakla da Müslüman olunmaz, ayetin gereğini yaparsanız Müslüman olursunuz.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Aynen, doğru; bak, buna katıldım Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Dolayısıyla bu konuları, lütfen… Beni rahatsız ediyor. Ben, kimsenin inancını sorgulama haddinin hiç kimsede olmadığını bilenlerdenim.

Yalnız, beni bir şey daha rahatsız ediyor tabii: Sayın Erdoğan, zaman zaman, seçimlere giderken kamuoyunu yönlendirme konusunda çok mahir olduğu için değişik gündemler yaratarak Türkiye'de yaşanan ağır ekonomik bunalımı, buhranı, krizi gündemden düşürmek için değişik hamleler yapar idi; yapıyor, biliyoruz. Fakat bu sefer Gezi polemiğiyle ilgili bir tereddüdüm var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altay, toparlayalım, kapatalım Gezi’yi.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Erdoğan… Bana şimdi biri sorsa “Ya, Engin Bey, sence bu Erdoğan, bu Gezi meselesini yeniden hangi sebeple ısıttı yani Erdoğan’da bir Gezi paranoyası mı var…”

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Anketler, anketler…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – “…yoksa bir Gezi istismarı mı düşüncesi var?” dese cevabım şu olur: Vallahi emin değilim, olur. Ama yani Erdoğan bir konuyu paranoya yapıyor ya da bir konuyu istismar ediyor diye, Parlamentonun Erdoğan’ın gündemine takılmasına da gerek yok diye düşünüyorum. Ama Gezi’yi tartışacaksak -ki yarın biraz bir şeyler söyleyeceğim bu konuda- tartışırız. Gezi, bir çevre ve doğa hassasiyeti duyarlılığıyla başlatılmış barışçıl bir eylemdir. Gezi’de Vandalizm yapan, 8 masum genci öldüren de devlettir. Lakin, o devlet, işte AK PARTİ’nin FET֒ye teslim ettiği devlettir. Bunun da altını çizmek lazım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Başkanım…

SALİH CORA (Trabzon) – Siz otuz yıl önceki Maraş olaylarını gündeme getiriyorsunuz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bugün, Gezi, burada oldukça çok uzun süre de tartışıldı.

Sayın Özkan, siz de... Lütfen, rica ediyorum... Değerli arkadaşlar, şimdi, bakın, bir…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Birer tur daha yapacağız, ben de girdim.

BAŞKAN – Yani buna da lütfen fırsat vermeyelim yani tecrübeli grup başkan vekillerimizin söz alması…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bütçe çıkarmak için acelesi olan iktidar, bizim bir acelemiz yok zaten. Polemiğe devam…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, lütfen, birbirimize karşılıklı sataşmadan toparlayarak bitirelim bu konuyu.

Sayın Özkan, buyurun.

42.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, ülkenin istiklal ve istikbalini koruma mücadelesinde dâhilî ve haricî bedhahlara karşı tavırlarını net bir şekilde ortaya koyacaklarına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tabii, Sayın Cumhurbaşkanımızın bir sorumluluğu var. Hepimizin de bir sorumluluğu var. Bu milletin emanetini sırtlanmış ve bu ülkenin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma, bu ülkenin istiklal ve istikbalini koruma mücadelesinde elbette dâhilî ve haricî bedhahlara karşı tavrımızı net bir şekilde ortaya koyacağız.

Şimdi, bu bizim konuştuğumuz meseleleri dünya konuşuyor. Dünyada, bir benzeri Gezi’de olan hadiselere, vaktiyle Türkiye’de cereyan eden olaylara duyarsız kalanlar, bugün aynı bedeli… Nasıl teröre sahip çıkıyorlarsa bugün de aynı bu tür olaylar üzerinden sahip çıkıyorlar.

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri bir insan hak ve özgürlüğüdür, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 12’nci maddesinde güvence altına alınmıştır.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz polisin şiddetini de göstersenize! Polisin öldürdüklerini de göstersenize!

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Sen PKK’nın öldürdüklerine bak!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Ancak bunun hemen (b) bendinde, ikinci fıkrasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hangi olayların toplantı ve gösteri yürüyüşleri olamayacağını da net bir şekilde ifade etmiştir. Eğer kamu düzenini, kamu sağlığını, kamu ahlakını, kamu güvenliğini ciddi şekilde ortadan kaldırmaya teşebbüs noktasına gelmişse ve yine, devlet otoritesini bozma noktasına gelmişse…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz Ali İsmail’in hesabını verin önce, Gezi’yi konuşmadan önce.

 CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …bu tür olayları Avrupa Konseyi müktesebatı, Avrupa ortak kültürü bunu bir insan hak ve özgürlüğü olarak görmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Mehmet Ayvalıtaş’ın hesabını verin önce.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biraz önce bu meseleleri derli toplu, etraflıca, kürsüden tüm gruplar zikretti, ifade etti, taraflar bütün söyleyeceklerini de söyledi. Ancak evet, oralara samimi, farklı gayelerle gelmiş olanlar olabilir ama bugün, görünen, tüm dünyada çıplak olan bir gerçek vardır. O çıplak gerçeklik de dünyayı küresel olarak, yeniden terör saldırılarının muhatabı olarak millî iradeyi ortadan kaldırmak ve bireysel özgürlükleri yok etmek noktasına gelen emperyalistler yani silah baronları, petrol şirketleri ve faiz lobileridir.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sizsiniz, siz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Son sözüm de Allah’ın kitabında yer alan ayetlerin tamamı Yüce Allah tarafından, her yerde okunsun, zikredilsin ve bu minval üzere yaşansın diye gönderilmiştir. Eğer bu bir yargılamaysa Allah bunları dünyada da bizim bireysel olarak beşer planında yapmamız gerektiğini de murat etmiş, biz de bunları bu hükümlere uymak suretiyle yapmak durumundayız.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz Allah’tan korksanız bunları yapmazsınız. İkide bir ağzınıza alıp durmayın bari.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Siz Allah’tan korksanız bunları yapmazsınız, sataşıp durma oradan.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

43.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, ayetlerin siyasete malzeme yapılmaması gerektiğine ve demokrasi çalışıyorsa ülkeyi yönetenlerin sokaktan korkmaması gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vallahi ayıp, billahi ayıp. Yani konuyu ben ortaya bağladığımızı düşünüyordum…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – “Ayıp” diye başlıyorsun, nasıl oluyor?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Allah ayetleri, bizim dünyadaki yaşantımızı nasıl tanzim etmemiz gerektiğini anlayalım diye gönderdi elbette. Allah, ayetleri siyasetin malzemesi yapın, her gittiğiniz köyde ceketi atıp çeşmelerde abdest alacağım deyip günde dört kere aynı ikindi namazını kılın diye de göndermedi, bu ayrı.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Ya, çok ayıp ama, çok ayıp bu. İthamda bulunuyorsunuz, çok ayıp.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sizi itham etmiyorum, Türk siyaseti geçmişte bunları da gördü diye söylüyorum, Türk siyaseti geçmişte bunları da gördü. Allah’ım herkesi bildiği gibi yapsın.

SALİH CORA (Trabzon) – CHP’lilerin abdestsiz namaz kıldığını da gördük.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ancak şimdi Sayın Başkan, ben bir şeyi anlamıyorum; Türkiye’de bence AK PARTİ’nin de katıldığı bir konu vardır yani kabul ettiği bir husus vardır, demin söyledim: Gezi’yi terörize eden, orayı yangın yerine çeviren, şimdi FET֒den yargılanan dönemin valisi ve Emniyet görevlileridir. Yoksa Gezi, 73 vilayette 2,5 milyonun üstünde insanın katıldığı, çevre hassasiyetiyle başlayan, özel hayata müdahaleyi sorgulayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İktidar kadar süre istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – …özel hayata müdahaleyi doğru bulmayan, kaç çocuk doğuracağına karışılmasını doğru bulmayan, ne yiyip ne içileceğine karışılmasını doğru bulmayan insanların son derece demokratik bir tepkisiydi. Ben Ankara’dan biliyorum, Ankara’nın bütün kavşaklarında insanlar sokağa geliyordu. Ne var bunda? Bunda ne sakınca var? Daha önce söyledim, yine söylüyorum, bir ülkede demokrasi çalışıyorsa ülkeyi yönetenler sokaktan korkmaz. Tekrar söylüyorum, sokaktan diktatörler korkar. Ya, Fransa’da sokak hareketlendi, bizimkinin ödü kopuyor ya! Böyle bir şey olur mu ya? (CHP sıralarından alkışlar) Böyle bir şey olmaz.

Ayrıca, demokrasi sadece sandık değil elbette ama Erdoğan merak etmesin, Erdoğan’ı -çok emin ve rahat olsun- biz sandıkla göndereceğiz, merak etmesin Erdoğan, içi rahat olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KANİ BEKO (İzmir) – Gezi bizim onurumuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Erdoğan’ı sandıkla tıpış tıpış göndereceğiz, ilk provası da 31 Marttır.

SALİH CORA (Trabzon) – Her seçim bunu söylüyorsunuz, her seçim aynı şeyleri söylüyorsunuz. Her seçim aynı teraneler, her seçimde aynı şeyleri söylüyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - Ama hak, hukuk, adalet, aş, ekmek, iş için sokaklara da çıkacağız kardeşim; çatlasa da çıkacağız, patlasa da çıkacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SALİH CORA (Trabzon) – En son seçimde yüzde kaç aldınız?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan, kayıtlara geçmesi için bir iki cümle ilave edin lütfen.

Arkadaşlar, toplayalım. Budan sonra eğer devam ederse ara veririm. Bakın, rica ediyorum çünkü bu konu bugün oldukça çok, etraflıca tartışıldı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama olmaz ki. Üçüncü tura gidiyor adam, okeye dönüyor adam.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Altay...

Sayın Özkan, buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, bunun uzamamasını istiyoruz, bu konu zaten tüm çerçevesiyle konuşuldu ancak Sayın Grup Başkan Vekili… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye, değerli arkadaşlar…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sadece söyleyeceğim şudur: Sayın Grup Başkan Vekili bu işi uzatmamak istediğini ifade ederken direkt “Ayıp, ayıp, ayıp!” diye başladı.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ayıp tabii ya! Ayeti, siyasetin konusu yapmak ayıp, ayıp, ayıp! Gene söylüyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Kim yaptı?

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Kim, ben mi yaptım?

SALİH CORA (Trabzon) – HDP’li milletvekili yaptı az önce.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O yaptıysa ona da ayıp, kim yapıyorsa ona ayıp.

SALİH CORA (Trabzon) – Kur'an’ı Kerim’le kürsüye çıktı, sonra Kur'an’ı Kerim’i yere bıraktı. Ayıp ya!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bu kavramların, kelimelerin tamamını iade ediyorum. Biz bu ülkenin millî emanetine sahip çıkmak için bir mücadele veriyoruz, bu mücadeleyi de sürdüreceğiz her şeye rağmen.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Şahıslar adına söz sırası Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Habibe Öçal’a aittir.

Buyurun Sayın Öçal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmelerini gerçekleştirdiğimiz 2019 yılı bütçesi AK PARTİ hükûmetlerinin aralıksız olarak gerçekleştirdiği 17’nci bütçedir. Bu, cumhuriyet hükûmetlerinde hiçbir iktidara nasip olmayan bir başarıdır. Türkiye’de son on yedi yılda alınan mesafeler, nabzımızın milletimizin nabzıyla beraber attığının da bir göstergesidir. Bu nedenle, elde ettiğimiz başarıların tamamı aziz milletimizin başarısıdır. 2017 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 7,4’lük büyümeyle G20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomiye sahiptir, OECD ülkeleri arasında ise İrlanda’dan sonra ikinci ülke olmuştur. 2002’de 35 milyar dolar olan ihracatımız 2017’de 157 milyar dolara yükselmiştir. Türkiye böylece tüm algı operasyonlarına ve saldırılara en güzel cevabı rakamlarla vererek, kriz tellallığı yapanları hayal kırıklığına uğratmıştır. Büyümedeki istikrarımız tam hızıyla devam etmektedir.

Bütçede en fazla payı her yıl olduğu gibi yine biz eğitime ayırdık. Bir eğitimci olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki on yedi yılda bilimsel ve objektif verilere dayalı, kendi medeniyet değerlerimizle barışık, kültürel yapımızla uyumlu, dinamik ve adil bir eğitim evresini oluşturma yönünde büyük mesafeler katettik. Özellikle kız çocuklarımızın okullaşması yönünde ciddi adımlar attık. Uyguladığımız başarılı politikalarla kız çocuklarımızın okullaşma oranını gerek TÜİK verilerine göre gerekse sivil alandan gelen Eğitim Reformu Girişimi verilerine göre ilkokulda yüzde 92’ye, ortaokulda yüzde 95’e, ortaöğretimde ise yüzde 84’e çıkardık. Eski Türkiye’de turnikelere sıkıştırılan, ikna odalarında imha edilmeye çalışılan ve evlerine dönmek zorunda bırakılan Anadolu’nun kız evlatlarını okullara, üniversitelere kazandırdık. Bu sayede yükseköğrenimdeki kızlarımızın oranını yüzde 75’ten yüzde 96’ya çıkarmanın haklı gururunu yaşamaktayız. Çünkü biz kızlarımızı dağlara değil, okullara göndermek için politikalar üretmekteyiz. Bizim AK PARTİ olarak derdimiz de amacımız da necip milletimizin refahını ve huzurunu artırmaktır. Mazlumların koruyucusu devletimizi muasır devletler seviyesine çıkarmaktır. Dünyanın en pahalı topraklarını kendisine vatan edinmiş bir milletin evlatları olarak, millî birlik ve bütünlük içerisinde, farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet inanç ve kararlığıyla omuz omuza verdiğimizde 2023 ve 2071 hedeflerimize hızlı adımlarla ilerleyeceğimize inancımız tamdır.

Bugün 145’inci doğum günü olan istiklal şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle ve minnetle anmaktayız. Hakikati saptırmakta mahir olan bir vekil milletin kürsüsünde, millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un oğlu merhum Emin Ersoy için iktidarımızı suçlayarak “Bu iktidar döneminde o değerli şahsiyetin evladı yoksulluktan, sahipsizlikten çöplükte öldü; bu, AK PARTİ iktidarının utancıdır.” iddiasında bulundu. Oysa hakikat şudur ki merhum Emin Ersoy, Tophane’de sahipsiz olarak 24 Ocak 1967’de ölü bulunmuştur. Elli iki yıl önce gerçekleşen bu elim olayı iktidarımızla ilişkilendirmek kabul edilemez bir yanılgı ve saptırmadır. Bu pespaye siyaset anlayışını kınıyor, milletimizin vicdanına havale ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle 2019 yılı bütçemizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaya.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Şahsıma yönelik sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın, yalanlar üzerinden politika yapmanın çirkin olduğuna ilişkin açıklaması

HÜDA KAYA (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu kürsüde defalarca, yalanlar üzerinden politika yapmanın ne kadar çirkin olduğunu kendim de ifade etmişimdir. Bunu insani açıdan ifade etmişimdir, ahlaki, vicdani açıdan ifade etmişimdir. İnananlar açısından “Biz Resulullah’ın takipçisiyiz, izindeyiz.” diyenler, iddia edenler açısından da Kur’an’dan ifade etmişimdir. Biraz önce de sayın grup başkanı buradan ifade ederken arkadan bir ekleme yapmıştım. “İnanıyorum.” diyenler, “Hakikatin sahibi, safı biziz.” diyenler önce, “Öldürmeyeceksin, yalan söylemeyeceksin, çalmayacaksın, iftira atmayacaksın, çarpıtmayacaksın.” diye tüm ilahi dinlerin temelindeki evrensel, insani, vicdani değerleri, kriterleri bir parça bir zahmet açsınlar, okusunlar, yeniden iman tazelesinler, ondan sonra kalkıp bana ders vermeye kalksınlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Öldürmeyeceksin”i o tarafa söylesene bir.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Size mi kaldı? Sen Kandil’e söyle, Kandil’e söyle sen bunu. Sana mı kaldı bu? Sen kimsin bizim imanımızı sorgulayacak!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ayet diyor, ben demiyorum.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan, buyurun.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Niye rahatsız oluyorsunuz, neden rahatsız oluyorsunuz? Saygı duyun. Saygılı olun.

BAŞKAN – Bir saniye değerli arkadaşlarım…

Buyurun Sayın Özkan.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Kandil’e söyle sen bunu. Kandil’e söyle de öldürmesinler insanları. Haddini bil! Haddini bileceksin!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz haddinizi bilin, siz!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Hadsizlik yapmıyoruz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir saniye…

Duyamıyoruz Sayın Özkan, bir saniye…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Siz haddinizi bilin, saygılı olun.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Kandil ne yapıyor, Kandil?

BAŞKAN – Bir saniye değerli arkadaşlarım…

Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor değerli arkadaşlarım, lütfen…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bizim milletvekili olarak elimizdeki en büyük sermaye millet nezdindeki güvenimizdir. (HDP sıralarından gürültüler) Millet nezdindeki güvenimizin de…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – O yüzden seçimlerde hile yapıyorsunuz.

NURAN İMİR (Şırnak) – Hele bir gidin bir zahmet.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Siz hile yapıyorsunuz. Şantaj ve tehditle insanları kandırıyorsunuz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Şunu bir açın lütfen, ben buradan konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

Bir dakika arkadaşlar, duyamıyoruz ama grup başkan vekili kayıtlara geçirmek için söz istiyor, onu duyamıyoruz.

Buyurun.

45.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Kürtlerin, Arapların, Türklerin barış ve kardeşlik içerisinde yaşayacağı bu coğrafyaya yeniden fitne tohumları ektirmeyeceklerine, ülkenin istikbaline sahip çıkacaklarına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz milletvekillerinin elimizdeki en büyük sermaye millet nezdindeki güvenimizdir. Bu güven boşa oluşmaz; bu, yalan söylememekle, terörle arasına mesafe koymak suretiyle, milletin emanetini de baş tacı yapmak suretiyle olur.

Bakınız, çok söze gerek yok, fazla konuşursak arada kaynayabilir. (HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özkan, siz Genel Kurula hitap edin, buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakın diyorum ki, on altı yıldan beri çok zor koşullarda IMF’ye borçlar kapanmış, 26 bin kilometre duble yollarla, şehir hastaneleri altyapı ve üstyapı çalışmalarıyla…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Yolsuzluklara halkı alet etmeyin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …bu ülke oralardan buralara gelmişse bu, milletin emanetine sahip çıkmakla olur.

Tartışma konusu neydi? “Öldürmeyeceksin” değil mi? Evet. Kürsüden PKK’dan bahsettiniz mi hiç?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL ÇELİK (Antalya) – Hiç bahsetmedi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – PKK’yla aranıza mesafe koyabildiniz mi ve o terör örgütünün eylemlerine “İşte, bu terör örgütüdür ve bunlar da silah baronlarının, faiz lobilerinin, petrol şirketlerinin taşeronudur.” dediniz mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özkan.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – PKK’ye sığınmayın, PKK’ye sığınmayın!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – İftira atmayın, iftira atmayın!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, yüzyıl önce başlayan oyun hâlâ PYD, YPG terör örgütü üzerinden devam ediyor.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kendi hesabınızı verin! Kendi kanının hesabını verin!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız, acaba Amerika Birleşik Devletleri PYD’ye o 5 bin tır silahı gönderirken kara kaşa, kara göze mi gönderiyor? Hayır, inim inim Kürt vatandaşlarımızı ezmek için gönderiyor.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Ali İsmail’in hesabını verin, Abdullah Cömert’in hesabını verin!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – İftira atmayın!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz asla ve asla Kürtlerin, Arapların ve Türklerin barış ve kardeşlik içerisinde yaşayacağı bu coğrafyaya yeniden fitne tohumları ektirmeyeceğiz. Bu ülkenin istiklaline sahip çıkacağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bilgen, söz talebiniz mi var?

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, çok kısa sadece bir düzeltme yapacağım.

BAŞKAN – Lütfen.

46.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın 10 sıra sayılı 2019 Yılı Bütçe Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında herhangi bir ayetten bahsetmediğine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Tutanakları istedik. Sayın Hüda Kaya’nın konuşmasında herhangi bir ayet geçmiyor yani bir ayeti kürsüde söylediğimiz, bunun üzerine kendileri de başka bir ayetle cevap verdiklerini söylediler. Konuşma metninde herhangi bir ayet yok.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, şahsı adına söz sırası İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ali Kenanoğlu’na aittir. (HDP sıralarından alkışlar)

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün dokuz gündür bütçeyi konuşuyoruz. Biz de bununla ilgili muhalefetimizi yapıyoruz ve burada işte İYİ PARTİ Grubu, HDP Grubu, CHP Grubu bütçeyle ilgili birçok konuda, hem genel siyasi konularda hem de bütçe üzerinden görüşlerini dile getirip tespit ettikleri birtakım eksikleri burada sunuyorlar. Ancak şu dikkatimizi çekti ki her konuşmacıya AK PARTİ grup başkan vekilleri mutlaka cevap veriyorlar ve bu cevapları verirken de şöyle bir şey var: Hani her biriniz mutlaka bir kredi kartları merkezini aramışsınızdır ya da bir sular idaresini filan aramışsınızdır, bir çağrı merkezi vardır, karşınıza çıkar çağrı merkezi, siz ne söylerseniz söyleyin o çağrı merkezi aynı cevabı verir. (HDP sıralarından alkışlar)

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Siz de aynı şeyleri soruyorsunuz.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Burada dokuz gündür AK PARTİ grup başkan vekilleri iki temel cevap veriyorlar, iki temel cevap, bunlardan bir tanesi şu: “AKP on altı yıldır seçim kazanıyor, öyleyse biz haklıyız, biz doğruyuz.”

SALİH CORA (Trabzon) – Yalan mı? Hangi seçimi kaybettik?

BAŞKAN – Sayın Cora… Lütfen…

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – İki “Türkiye demokratik bir devlettir. Yargı bağımsızdır, özgürlükler boldur.” Bu iki temel cümleyi, her seferinde, çağrı merkezi gibi burada bütün muhalefet partilerine cevap olarak söylüyorlar.

Şimdi, dün biz Orta Doğu Teknik Üniversitesinde öğrencilerin düzenlediği bir paneldeydik, Milletvekilimiz Murat Çepni ve milletvekili adayımız Veli Saçılık’la beraber. Gittiğimizde şunu gördük arkadaşlar: ODTܒye biz gideceğiz diye, orada panel düzenlenecek diye sınavlar iptal edilmiş, okul kapatılmış, bütün öğrenciler tatil edilmiş. Niye? Biz gideceğiz, orada panel yapacağız, 19 Aralık cezaevi katliamları ve 19 Aralık Maraş katliamıyla ilgili sunum yapacağız, anma yapacağız. Buradan kaynaklı olarak okul tatil ediliyor, sınavlar iptal ediliyor ve burada siz hâlâ özgürlüklerden, haktan, hukuktan bahsediyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar) Veli Saçılık çok önemli bir şey söyledi orada, bunu aktarmak isterim. Dedi ki: “Ya, doğru söylüyorlar aslında, ifade özgürlüğü var, bizi her gün ifadeye çağırıyorlar. (HDP sıralarından alkışlar) Öğrenciler ifadeye gidiyor, işçiler ifadeye gidiyor, doktorlar ifadeye gidiyor, öğretim görevlileri ifadeye gidiyor, her gün ifademizi alıyorlar yani bu ülkede ifade özgürlüğü böyle var.” (HDP sıralarından alkışlar)

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) - İfade özgürlüğü olmasa terör propagandası yapmazsınız.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) - Şimdi değerli arkadaşlar, on altı yıldır seçim meselenize de Sayın Demirtaş söyle bir cevap vermişti, demişti ki: “Gelin, devletin desteğine güvenmeden, gelin, özgürlüklerin önünü açarak, medya üzerindeki baskıyı ortadan kaldırarak, adaletli bir şekilde seçim yapalım, her hafta yapalım, her hafta.” (HDP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şimdi, böyle laflarla, sözlerle bu işler sonuçlanmaz.

Değerli arkadaşlar, bugün Maraş katliamının yıl dönümündeyiz. Maraş katliamında bugün ne oldu? Bugün Maraş katliamının yıl dönümünde her şeyi dile getirdiğimizde sürekli şunu söylüyorsunuz: “Dış güçlerin işi, dış güçlerin işi.”

SALİH CORA (Trabzon) – Başbağlar katliamından bahset!

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Şimdi bahsedeceğim, vakit verirlerse bahsedeceğim.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin siz.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Bizim Bektaşi’nin başı derde düşmüş, bir sıkıntısı varmış, kasabada sürekli dolaşıyormuş, “Her şey Allah’tan, her şey Allah’tan.” diye, kasabanın serserisi de ensesine bir tane vurmuş bunun, ondan sonra Bektaşi şöyle sert bir şekilde bakınca demiş ki: “Ya, ne bakıyorsun? Her şey Allah’tan.” “Ben de biliyorum her şey Allah’tan da bu dengesiz, psikopat -haşa huzurdan- kimdir, ben esas onu merak ettim; kimin elini kullanıyor, onu merak ettim.” demiş. Şimdi, Maraş katliamını sadece “Dış güçlerin oyunu.” diye atlatamazsınız.

SALİH CORA (Trabzon) – Diyarbakır’daki dershanenin önündeki katliamdan bahset, Yasin Börü’den bahset, Eren Bülbül’den bahset.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Salih Cora, senin işin bu gerçekten ya!

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Bugün Cemevi Başkanımıza bir tebligat yapılmış ve Maraş Cemevi Başkanımıza yapılan tebligatta deniliyor ki: “Maraş’ta her türlü etkinlik ve anmalar 31 Aralığa kadar durdurulmuştur, yasaklanmıştır.” Anmayı böyle mi yapacaksınız? Berlin’e gidenleriniz olmuştur, Berlin Parlamentosunun önünde şu fotoğrafla karşılaşırsınız arkadaşlar -ben gittim, gördüm orada- Berlin Parlamentosunun önünde Yahudi Anıt Mezarlığı vardır. Parlamentonun bahçesinde bu. Niye? Katliamla, soykırımla yüzleşmek için vardır. Siz ne yapıyorsunuz? Siz Cemevi Başkanına diyorsunuz ki: “Maraş’ta hiçbir anma yapamazsınız.”

Şimdi vaktimin yettiği ölçüde Başbağlar katliamına değineceğim. Şimdi her dediğimizde “Başbağlar” diyorsunuz ya, Başbağlar katliamı akşam 8’de gerçekleştiriliyor, köye 25 kilometre ötede jandarma, olay yerine on dört saat sonra geliyor. Olay yerinde 585 boş kovan bulunuyor, kovanların balistik incelemesi yapılmıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH CORA (Trabzon) – Geç onları, geç. Biz Gezi olaylarından bahsettiğimiz zaman, “Geçmişte kaldı, paranoya…”

BAŞKAN – Sayın Kenanoğlu, toparlayın, bir dakika veriyorum.

ALİ KENANOĞLU (Devamla) – Bakın, mahkemeler Erzincan’a ve İzmir’e taşınıyor, aileler diyor ki: “Bu bir sürgündür.” Ve Başbağlar katliamının mağdurlarına sahip çıkılmıyor ve o katliam da zaman aşımıyla kapatılıyor; dava, hiçbir tutuklu yok ve aileler 2013 yılında Meclise dilekçe veriyor, “Bir araştırma komisyonu kurulsun.” diyorlar. İktidar belli ve o komisyon kurulmuyor, reddediliyor. Sizin, Başbağlar’a bakışınız da bu, ne anlatayım ben size?

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

47.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, siyaset kurumunun milletin aklıyla alay etmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, artık edilen her lafa bir yorum yapılma âdeti çıktığı için, ben de biraz önce söylenen bir lafa, söze yorum yapma gereği duydum. Şunun için duydum tabii, bir sebebi var da duydum: Siyaset kurumunun yapmaması gereken işlerden biri de milletin aklıyla alay etmektir.

Şimdi, sevgili mevkidaşım biraz önce dedi ki: “IMF’ye borç veren ülke hâline geldik, şunları yaptık.” Yapmadılar, yap-işlete yaptırıyorlar, bedelini millet daha ödemeye başlamadı bile de şimdi aklıma şu geldi, şöyle güzel bir söz var… Acaba Hükûmet şunu yapıyor da biz mi görmüyoruz? Hani, çok meşhur bir söz vardır “Sultanahmet’te dilenip Ayasofya’da sadaka dağıtmak” diye; galiba Hükûmet böyle bir şey yapıyor, dağıttığı sadakayı da görmedik ama dilendiğinin örneği var.

Şimdi, Hazine ve Maliye Bakanı 26 Temmuzda bir “tweet” atmış, daha yeni: “Çin seyahatimizde görüşmelerimiz meyvesini verdi. Çinli finans kuruluşlarından enerji ve ulaştırma sektörü yatırımları için özel sektör, kamu kurumları ve bankalara sağlanacak 3,6 milyar dolarlık kredi paketi tamamlandı.” Cumhurbaşkanı Erdoğan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben ne zaman “Cumhurbaşkanı” desem sözümü kesiyorsunuz Başkanım.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı dönemde açıklama yapmıştı “Çin’den kredi almadık.” diye. Şimdi, millet de merak ediyor, diyor ki: “Cumhurbaşkanı Erdoğan mı doğru söylüyor, aynı zamanda damadı da olan Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak mı doğru söylüyor?” Milletin bu merakını ben de milletin vekilleriyle paylaşmak istedim efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, soru-cevap işlemine geçiyoruz değerli arkadaşlar.

On dakikalık soru-cevap bölümünün yarısı sayın milletvekillerine, yarısı da Sayın Komisyona aittir.

Soru-cevap işlemini başlatıyorum.

Sayın Bülbül…

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Turizm sadece gelir olarak görülmemelidir. Ancak Hükûmetin bu konuda sürdürülebilir turizm politikası olmadığından turizm kentlerinin imar planlaması turizme göre değil, ranta göre şekillendirilmekte, tarih ve kültür dokusunu ön plana çıkaran yatırımlar yeteri kadar yapılmamaktadır.

Aydın’ın Didim, Kuşadası, Karacasu, Sultanhisar, Nazilli, Efeler, Söke ve Germencik ilçelerindeki milattan önceki dönemlerden günümüze kadar gelen kültür miraslarının korunması ve tanıtılmasıyla ilgili eylem planlarınız var mıdır? 2019 yılı bütçesinden bu ilçelerimize ne kadar pay ayrılmıştır? Bu payın harcama kalemleri nelerdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Durmuşoğlu…

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genellikle tarım ve hayvancılıkla akla gelen seçim bölgem Osmaniye’nin iktidara geldiğimiz son on beş yılda eğitimde, sağlıkta, sanayide, ulaşımda, enerjide ileri bir il olması için durmaksızın çalışıyoruz. İlimiz yatırımda öncelikli bölge statüsü kazandıktan sonra bölgemiz ülke ekonomisi için önemli katma değer sağlamıştır. Osmaniye, son on beş yılda ekonomisini yaklaşık yüzde 350 oranında büyütmeyi başarmıştır; 2004 yılında 81 il içerisinde 57’nci büyük ekonomiyken bugün ilk 45 ekonomi içinde yer almaktadır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde AK PARTİ iktidarları döneminde Osmaniye’nin bölgesel gelişmişlik düzeyi farkını azaltmak, yatırım ve istihdamı, ihracat ve teknoloji ağırlıklı üretimi artırmak için 2003 yılından bu yana toplam sabit yatırım tutarı 4,9 milyar TL seviyelerini bulan 376 adet yatırım teşvik belgesi verilmiştir. 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nin ülkemize ve umudunu ülkemize bağlayan tüm mazlumlara hayırlı olmasını diliyorum.

Sayın Komisyon Başkanına sormak istiyorum: 2019 yılında eğitime ayrılan ödeneklerin bütçe içerisindeki oranının yüzde kaç olması öngörülmektedir?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Gelirlerinin yüzde 86’sı vergi ve çoğunluğu dolaylı vergilerden oluşan bu bütçe kimin bütçesidir? Yok sayılan üreticinin ve sanayicinin mi? Trabzon’da Büyükşehir Belediyesinde işe alınmak için başvuran 5 bin kişinin mi? Havalimanı inşaatında bir yandan çalışırken bir yandan ölmemek için mücadele eden işçilerin mi? 400 binden fazla atama bekleyen öğretmenin mi? Söz verilip çark edilen EYT’lilerin mi? Son bir yılda 500 binden fazla artışla 3 milyonu geçen işsizin mi? 1 milyondan fazla üniversiteli işsizin mi? Sahi, bu bütçe kimin bütçesi? Yoksa bir avuç, yurt içinde rant yiyici, yurt dışında tefecinin bütçesi mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

On altı yıllık AK PARTİ iktidarlarında en önemli husus bütçe dengelerine azami özen gösterilmiş olmasıdır. Başarının en önemli şartlarından birisi olarak gördüğümüz bu konu yazık ki ters yüz edilmektedir. Bütçe görüşmelerinde ülkemizin borçluluk oranlarının arttığı hususu muhalefet partilerince sıklıkla dile getirilmektedir. Genel Kurulun veya vatandaşlarımızın doğru bilgilendirilmesi adına, ülkemizin borçluluk oranları hakkında mukayeseli olarak bilgilendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda gerek kamu kesiminin gerekse reel sektörün borcu ne kadardır? Diğer ülkelerle kıyaslandığında borç oranlarının millî gelire oranının seyri ne şekildedir, açıklar mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Seçim bölgem olan Kocaeli, üreterek, Türkiye'nin tüm vergi gelirinin yüzde 12,95’ini karşılayarak vergi gelirine katkıda İstanbul’dan sonra 2’nci büyük ildir. 72 ilin vergi gelirlerinin toplamından fazla vergi ödeyen Kocaeli, kişi başına ödenen vergi sıralamasında yine Türkiye’ye en fazla kazanç sağlayan ildir. Yani devlete en fazla kazanç sağlayan, emek kenti Kocaeli’de bunu sağlayan çalışan kesim ve büyük çoğunluğu işçilerimiz ama onlar da iş cinayetlerine ne yazık ki kurban gidiyor. Geçen sene 71 işçimizi iş cinayetlerine kurban verdik. Sadece üzücü ölüm olayları değil, pek çok iş yerinde binlerce işçi kardeşlerimiz sendikal mücadelede bulundukları için işlerinden atılıyor. POSCO, Flormar gibi pek çok fabrikada emekçiler işlerinden kovulmuş durumda. Türkiye’ye bakan Kocaeli ne yazık ki kendi işçisine bakamıyor. Kocaeli Türkiye'de sanayi kenti olarak biliniyor ancak bizce bunun işçi dostu olarak değiştirilmesi gerekiyor. Herkesin emeğinin karşılığını aldığı, güven içerisinde çalışabildiği Kocaeli hayal değil. Biz bu hayalin gerçek olması için var gücümüzle mücadele etmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal...

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

26’ncı Dönem Milletvekili arkadaşımız Eren Erdem yüz yetmiş beş gündür Silivri Cezaevinde tutuklu. Tutuklanmasına neden olan gizli tanık, mahkemesindeki ifadesinde “Bana Eren Erdem’le ilgili ifade vermeyi bir A Haber muhabiri telkin etti. Beni bir savcıya götürerek Eren Erdem’in FETÖ bağlantısı olduğu yönünde ifade vermemi istedi. Savcı da ‘Gel seni gizli tanık yapalım.’ diyerek ifademi aldı ve gizli tanık oldum. Söylediklerim gerçek değil, yalandı." dedi, gizli tanık diyor. O savcı şimdi Hâkimler ve Savcılar Kurulunda, gazeteci yurt dışında, gizli tanık evinde, işlerinin başında, Eren Erdem ise Silivri Cezaevinde haksız yere tek kişilik hücrede tecrit hâlde yatıyor. Adalet Bakanına sesleniyorum: Bu kumpas değil de nedir? Bu düzenle hak, hukuk, adalet sağlanır mı? Bu savcı hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz? Eren Erdem neden hâlâ içeride?

BAŞKAN – Sayın Komisyon, sorulara devam edelim mi?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, 3 arkadaşımız daha kaldı, bitirelim onları da.

BAŞKAN – Sayın Tutdere...

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Görüşmekte olduğumuz bütçede Adıyaman topraklarını suyla buluşturacak sulama projelerine kaynak yoktur, hızlı tren projesine kaynak yoktur, Çelikhan-Adıyaman, Gerger-Adıyaman bağlantı yollarına ödenek yoktur, yüksek oranda Sosyal Güvenlik Kurumu ve BAĞ-KUR primi ödeyen Adıyaman esnafına destek yoktur, tütün üreticisine, çiftçiye destek yoktur, Adıyaman’da işsizliği, yoksulluğu ortadan kaldıracak, yeni iş alanları açacak projelere kaynak yoktur. Kısacası, Adıyaman’ın acilen çözülmesi gereken sorunlarına kaynak yoktur. Bu nedenle bütçeyi açıkça eleştiriyorum, bütçeye itiraz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya...

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Trabzon’umuzun Ortahisar ilçesine bağlı, Düzyurt Mahallemizde bulunan su depoları çok sağlıksız ve yetersizdir. Depoların durumunu gösteren fotoğrafları gördüm, inanın ki pas ve pislik içinde. Bu depolardan su içmek mümkün değil. Ayrıca depolar çok küçük olduğu için özellikle yaz aylarında çokça su sıkıntısı yaşanmaktadır. Yine aynı mahallemizin yolu, Gıranboz kısmında çok kötü durumdadır. “Her yere asfalt döktük.” diye övünen Büyükşehir Belediyesi yetkilileri asfalt şantiyesine 300 metre mesafedeki Düzyurt Mahallemizin yolunu asfaltlayamamıştır. Vatandaş söylüyor, duymuyor, gereğini yapmıyorsunuz. O nedenle, milletimizin Meclisinden ilgililerine sesleniyorum: Düzyurt Mahallemize yeni su depolarının yapılmasını, mevcut su depolarının bakımlarının yapılarak temiz ve kullanılır hâle getirilmesini ve mahalle yolundaki çukur ve bozulmaların asfaltlanarak düzeltilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Arslan…

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Hazine ve Maliye Bakanına soruyorum: Adaletsiz vergi düzeni ve tahsilat yüzdesini düşüren, sürekli hâle gelen vergi afları, ölçüsüz vergi ve idari para cezaları, devletin toplamayı hedeflediği vergi gelirinin düşürüldüğü bir 2019’a ek vergilerle başlıyoruz.

2018 yılı Ocak-Kasım döneminde tahsil edilemeyen KDV tutarı 177 milyar Türk lirası oldu, ekim ayında da bu 66 milyar Türk lirası idi. On bir ayda tahsil edilemeyen para cezaları 200 miyar Türk lirasıyken ilk on ayda tahsil edebileceğiniz para cezası sadece 7 milyar Türk lirasında kaldı. On bir ayda hatalı vergi politikası ve vatandaşın, şirketin kriz yükü yüzünden bütçe açığı 54,5 milyar Türk lirası oldu. Bunları düzeltmek için bir planınız var mı? Ayrıca, dün e-kitap, e-dergide KDV’yi yüzde 18’e yükselterek okuyan kesimin yükünü artırdınız. Siz, kâğıtta ve kitapta KDV’yi yüzde 1’e düşürmeniz gerekirken mükellefe “Vergi ödememeye devam et, nasıl olsa vergi affı var.” diyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Şahin, Sayın Köksal yerine size söz veriyorum.

Buyurun.

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Nüfusu 600 bin artan Hatay ilimizi 5’inci teşvik bölgesine almayı planlıyor musunuz? Nüfusu dikkate alarak ek ödenekle destekleyemediğiniz Hatay’ımıza ilave yatırımlar planlıyor musunuz? Özelleştirilen şeker fabrikalarında arazi değerleri dâhil olmak üzere bir değer belirlenerek mi özelleştirme yapılmıştır? Bu firmaların kaçından üretimi sürdürme garantisi alınmıştır ve kaçı üretime devam etmektedir? Merkez Bankası bilançosunda net hata ve noksan hesabında son bir yıldaki değişim ve bu hesaba indirilen yüklü miktarın kaynağı hakkında bilgi var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, daha önceki maddelerde soru-cevap kısmında sorulan Sayın Cemal Enginyurt, Sayın Ulaş Karasu, Sayın Ayhan Erel, Sayın Sermet Atay, Sayın Ahmet Erbaş, Sayın Hüseyin Avni Aksoy, Sayın Burhanettin Bulut, Sayın Halil Öztürk, Sayın Ali Keven, Sayın Gülizar Biçer Karaca, Sayın Kazım Arslan, Sayın Baki Şimşek, Sayın Yaşar Karadağ ve Sayın Aydın Özer’in 3 sorusunun cevapları elimde, burada hazırdır. Arzu ederlerse buradan alabilirler, yoksa, yarın odalarına göndeririz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Yazılı olarak mı…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yazılı olarak hazır hepsi, evet.

BAŞKAN – Peki.

Değerli arkadaşlar, 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın İslam, sisteme girmişsiniz. Size söz verdikten sonra biraz ara vereceğiz.

Buyurun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Açılmıyor.

BAŞKAN - Sayın İslam’ın mikrofonunu açalım değerli arkadaşlar. Meclisimizin ses tesisatında bir sıkıntı olduğunu günlerdir görüyoruz değerli arkadaşlarım. Bunu acilen gidermemiz gerekiyor. Bazı arkadaşlarımız konuşurken de kesik kesik geliyor.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

48.- İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam’ın, Maraş katliamını kınadığına, Gencay Gürsoy ve Şebnem Korur Fincancı’nın en üst seviyeden ceza aldıklarına, İhsan Eliaçık’ın gözaltına alındığına, baskı altında kalan muhalefetin münafıklıkla test edilemeyeceğine ve her siyasi partinin eleştirisinin muteber olduğuna ilişkin açıklaması

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Maraş katliamını kınıyorum, orada hayatını kaybedenlere rahmet diliyorum ve hepimizin bu olaylardan ders çıkarmasını temenni ediyorum. Toplumu kutuplaştıran kim olursa olsun hepsini şiddetle kınıyorum.

Bu arada Sayın Gençay Gürsoy ve Sayın Şebnem Korur Fincancı en üst seviyeden ceza aldılar. İhsan Eliaçık bugün yapacağı bir toplantı öncesi gözaltına alındı. Bunlar hak savunucuları açısından çok endişeli noktalardır, hepimizin üzerinde düşünmesi gerekiyor değerli arkadaşlarım.

Sayın Başkanım, ben arada bir söz aldığım için, lütfen benim konularımı bana biraz serbest bırakınız ama sataşmaya mahal vermeyeceğim. Az önce bir grup başkan vekili çıktı, burada bir ayeti hatırlattı. Bakın arkadaşlar, baskı altında kalan bir muhalefet münafıklıkla test edilmez. Nimetlerle ve iktidarla bezenmişler ancak münafıklıkla test edilebilir. (CHP sıralarından alkışlar) O yüzden siz son derece yanlış bir yorum yapıyorsunuz. Size muhalefet eden bizlerin test edildiği nokta cesaret noktasıdır. İnşallah da sizin bu baskılarınız bizi hiçbir şekilde yıldırmayacak, doğruyu her zamanda ve her zeminde dillendirmeye devam edeceğiz. Eğer söyledikleriniz açısından tutarlı olmak istiyorsanız lütfen yapmayacağınız şeyleri bizlere söylemeyiniz. Bakın, bu öğüdü de hatırlıyorsunuz değil mi bir yerlerden?

Eğer siz, sayın grup başkan vekili, bize uyarılarınızda samimiyseniz gidip lakap takmak, isim takmak, başkasıyla alay etmek konularını en üst mercinize hatırlatın, ben o zaman sizin karşınızda önümü iliklerim.

Çok değerli arkadaşlarım, ben burada ilk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Kesiyorlar benim mikrofonu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sistem öyle Sayın İslam.

Buyurun, biz açıyoruz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce bir başka grup başkan vekilinin sözlerini yadırgadım. Hatta kendisinden beklemezdim, ummazdım. Burada bir grup başkan vekili diğer bir siyasi partiyi, HDP tarafından eleştirilmek konusunun âdeta tehlikeleri ve sakıncaları hakkında uyarıyor. Çok değerli arkadaşlarım, şunu açık söylüyoruz: Burada temsil edilen her siyasi parti Anayasa’nın ve yasanın sınırları içerisindedir, eşittir ve hepsinin eleştirisi en az sizinkiler kadar muteberdir. Bu konuda herhangi bir ödün vereceğimizi lütfen ummayınız.

Çok değerli arkadaşlarım, ben özellikle AK PARTİ’li arkadaşlarıma 90’lı yılları hatırlatmak istiyorum. Bakın, o zamanlar ne yapardık? Oryantalistleri eleştirirdik. Niçin? Bizi tanımlamak, hem de kendi ölçüleri üzerinden tanımlamak isterlerdi. Aynısını siz de yapıyorsunuz. Kendi algınız üzerinden, burada muhalefet edenleri tanımlamaya, belli bir kalıba sokmaya, hatta zorlamaya kadar gidiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bize baskıcı bir yönetimi “yerli” diye yutturmaya çalışıyorsunuz, demokrasiyi yabancılıkla itham ediyorsunuz. Olay böyle değil, biraz üzerinde düşününüz. Bakın, bir şeyi meşrulaştıran yerli olması değil, iyi olmasıdır. Töre cinayetleri yerli bir uygulamadır; hanginiz bunun arkasında durabilir, hanginiz savunabilirsiniz? Yerli olmasına rağmen kötüdür ve terk edilmesi gereken bir uygulamadır.

Gelelim baskıcı yönetimlere. Yani lütfen alınganlık göstermeyin; tekçi, baskıcı yönetimler firavunluğa, nemrutluğa, tiranlığa, hatta faşizme dayandırılabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ilave ediyorum.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yani bu tekçi ve baskıcı yönetimler aslında patent itibarıyla bizim kültürümüze, bizim topraklarımıza yabancıdır ama siz, saray kültürü dâhil, her türlü tiranlık rejimini âdeta bize meşru gibi göstermeye çalışıyorsunuz.

Ha, demokrasi; biz demokrasiyi ne üzerinden ele alıyoruz? İyilik üzerinden ele alıyoruz. Daha iyisini bulur ve icat edersek elbette demokrasinin yerine onu geçirebiliriz. Demokrasiden seçimi anlıyorsunuz değerli arkadaşlar, o da işinize gelirse. İnanın, olay burada bitmiyor; eğer hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, şeffaflığı ve hesap sorulabilirliği yok ederseniz demokrasiden bahsedemezsiniz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, Meclisin ilk gününde açıkladığım gibi, grubu bulunmayan siyasi partilerimizden burada milletvekili olarak bulunan; Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi, Türkiye İşçi Partisi ve Demokrat Parti sayın milletvekilleri istediği zaman kendilerine, birer sefere mahsus olmak üzere, dört artı bir dakika süreyle söz hakkı vereceğimi ifade etmiştim; Sayın Cihangir İslam o çerçevede söz aldı ve konuştu.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Şimdi 4’üncü maddeyi okutuyorum:

Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek

MADDE 4- (1) 2017 yılı merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin harcanmayan toplam 713.413.988,74 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin harcanmayan toplam 168.044.559,60 Türk Lirası,

ödeneği ertesi yıla devredilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 2017 yılı içinde kullanılan ve ertesi yıla devredilen özel ödenekler dışında kalan ödeneklerden, 5018 sayılı Kanuna ekli;

 a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 29.716.563.058,13 Türk Lirası,

 b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 5.271.270.490,74 Türk Lirası,

 c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 598.202.673,10 Türk Lirası,

ödeneği iptal edilmiştir.

(3) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, kamu idarelerinin 2017 yılı ödenek üstü giderlerini karşılamak üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için 28.418.275.398,31 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler için 6.078.864,31 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar için 57.029,91 Türk Lirası,

tamamlayıcı ödenek kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, 4’üncü madde üzerinde ilk söz İYİ PARTİ Grubu Adına Samsun Milletvekilimiz Sayın Bedri Yaşar’a aittir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Yaşar.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum.

Konuşmama geçmiş ve gelecek arasında bir kıyas yaparak başlamak istiyorum. Malum, mevcut iktidar vekilleri bu kürsüye her çıktıklarında 2002 yılı öncesi dönemi olanca güçleriyle eleştirip kendi iktidarları dönemlerini yere göğe sığdıramıyorlar. Öncelikle şunu hatırlatmak isterim ki: 2002 yılında, 57’nci Hükûmet döneminde, 21’inci Dönemde bu Parlamentoda görev alan bir milletvekili arkadaşınız olarak Sayın Başkanım, 60’a göre söz istiyorum, hiç olmazsa onların adına buna bir cevap vermiş oluruz.

O dönemi size bir hatırlatmak isterim: 1999 yılında seçimler yapıldığı zaman Türkiye’de siyasi kamplaşmaların zirve yaptığı, ekonomideki bütün dengelerin bozulduğu, demokrasiye her türlü müdahalenin -28 Şubat 1997 de dâhil- yapıldığı bir dönemden bahsediyoruz. İşte bu şartlarda 57’nci Hükûmet iktidara geldi. “Bir araya gelemez.” denen iki siyasi parti ilk defa bir araya gelerek hükûmet kurdu. Belki bugün bir uzlaşmadan, birlikte, beraber hareket etmekten bahsediyorsak bunun temellerinin de o gün atıldığını buradan ifade etmek isterim. Yine aynı şekilde, ekonominin bütün dengeleri bozulmuştu. Özellikle bankalar her gün yüzde 1.000 faizlerle mudilerine para veriyordu, her biri sırasıyla batmaya başlamıştı. Aynı şekilde, demokrasiye ayar vermeler devam ediyor, Sincan’da da tanklar yürüyordu. Bu şartlar altında 57’nci Hükûmet kurulmuştu, bu şartlar altında da göreve başlamıştı. Peki, ne oldu? Bu, 57’nci Hükûmet bütün siyasi risklere göğüs gererek, kendi bekasını memleketin bekasının altında tutarak bankacılık da dâhil her yönde kararlar aldı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu bu dönemde kuruldu. Görev zararlarıyla şişirilmiş bankaların tümü zarar ediyordu, özel bankalara el konuldu, devlet bankaları da bu görev zararları Hazineye aktarılarak daha bağımsız hâle getirildi. Aynı şekilde, ekonomideki dengesizliklerin tamamı çıkarılan kanunlarla rayına oturtulmaya çalışıldı.

Daha fazla detayına girmeden rakamlarla bunları size ifade etmeye çalışacağım. 2002’de -siz “Nerede eski Türkiye?” diyordunuz ya- devraldığınız tarihteki rakamlardan bahsetmek istiyorum yani yüzde 100 üzeri olan enflasyon, size bu Hükûmet devredilirken yüzde 29,75’le devredildi. Aynı şekilde, enflasyon oranı bugün baktığınız zaman kasım ayı itibarıyla 25,4 yani neredeyse 2002’nin şartlarına bugün aynı yere geri dönmüşsünüz. Türkiye ekonomik büyüklük olarak dünyadaki ilk 16 içindeydi, bugün de baktığınız zaman sıralamasında herhangi bir değişiklik yok. Yine, devamında, 2002 yılı itibarıyla Merkez Bankası verilerine göre, 2002 yılında 43 milyar dolar olan özel sektör borcu bugün itibarıyla 300 milyar dolar.

Peki, kamu borçları ne durumda? 2002 yılına baktığımızda 64 milyar dolar iken bugün 130 milyar doları aşmış. Bir de “Ekonomik büyüme var.” diyorsunuz. Göğsünüzü gere gere anlattığınız o ekonomik büyüme 2002 yılında yüzde 6,2’ydi yani bugün baktığınız zaman 2018 yılı itibarıyla yüzde 3,8. 2019 yılı tahminî rakamınız da yüzde 2,3. Aynı şekilde, 2002’de terör olaylarını baktığınız zaman neredeyse bitme noktasına gelmişti, 2002 sonrası terör olaylarını buradan sıralamaya gerek yok. İşte, hendeklerde verdiğimiz şehitlerden tutun, Oslo’ydu, şuraydı buraydı, çadır mahkemeleriydi, sıfıra yakın bir seviyede aldığınız terörü ne hâle getirdiğinizi de bugün sizler bizden daha iyi biliyorsunuz.

Aynı şekilde, döviz kurlarına baktığınız zaman döviz kuru o günkü tarih itibarıyla 1,57; bugünkü rakam itibarıyla 5,30. Sizin deyiminizle bu “muhteşem dönem” rakamlarına bakınca insanın âdeta içi kararıyor. TÜİK verilerine göre, ekim ayında Sanayi Üretimi Endeksi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,7 oranında gerilemiştir. Sanayi Üretim Endeksi’ndeki bu düşüşün en önemli nedeni ithal girdi fiyatlarındaki döviz kuruna bağlı artışlardır. Artan maliyetle fiyatlar ile buna bağlı olarak düşen talep sanayi üretiminin gerilemesine neden olmuştur.

Ayrıca, ülkenin risklerindeki artışa bağlı olarak ülke kredi derecesi ile yüksek döviz kurları özellikle yurt dışı finansman maliyetlerini ciddi oranda artırmıştır. Firmalar, dış borç ödemelerinde ve dış borçların döndürülmesinde sıkıntı yaşamaya başladılar. Ekonomide dönen para hacmi, özellikle son dönemlerde ciddi ölçüde daralmıştır. KGF kredileriyle piyasaya verdiğiniz 250 milyar dolar da reel sektörde gerekli rahatlamayı sağlamadığı gibi, birçok firmalar yeniden yapılandırma istediler, devlet de bunu bir noktada teşvik etti. Aynı şekilde, bu dönemde konkordatolar da özellikle inşaat sektöründe çok ciddi oranda arttı. İnşaat sektöründe konkordatoların artması, aynı zamanda bu sektöre bağlı olan 350 iş kolunda da çok ciddi sıkıntılara sebep olmuştur. Bütün bunlar, her şeyin yolunda gittiği bir ekonomiyi değil, önemli sıkıntıların olduğu bir ekonomiyi işaret ediyor. Hep büyüyen Türkiye'den bahsediyorsunuz, bu tablo bize istikrar içinde büyüyen bir Türkiye'nin olmadığını, istediğimiz rakamlara bir türlü erişemediğimizi gösteriyor. Yurt dışından kaynak gelmeyince bizim ekonomimiz de duruyor, biraz önce hatibin de bahsettiği gibi, Çin’den alınan 3 milyar dolarlık kredi bir müjdeli haber olarak bizim kamuoyumuzda ve haberlerimizde yer alıyor. Ekonomide bu kötü gidişatı sonlandırmak için, ülke olarak her şeyden önce çok ciddi bir planlamaya ihtiyacımız var.

Değerli milletvekilleri, 30 Eylül 1960 yılında kurulan ve yönlendirici planlarla ülkenin istikametini belirleyen, sizin en başarılı ilk döneminizde uzmanlarına neredeyse ekonominin tamamını emanet ettiğiniz Devlet Planlama Teşkilatı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’a bakınız, teşkilat görevleri nasıl belirtilmişti: Ülkenin kaynak ve imkânlarını belirleyerek uygulanacak iktisadi ve sosyal politikanın, hedeflerin oluşturulmasında ve uygulamasında hükûmete yardımcı olacaktı. Yani netice itibarıyla, bu planların hazırlanması Devlet Planlama Teşkilatının görev ve sorumluluk alanındaydı, Türkiye'nin her beş yılını planlıyordu, biz de Parlamentoda bu planlamalar üzerinde düzeltmeler yapıyorduk.

Peki, ne oldu? 2011 yılında siz geldiniz, Devlet Planlama Teşkilatını kapattınız. Sonuç itibarıyla, yüzyıllık planlarını yapan ülkelere baktığınız zaman, bizim daha beş yılımızı bile planlayamayışımız ekonomide çok ciddi problemlere sebep oldu.

Aynı şekilde, vergiyi çalışanların üzerinden alıp üreticilerin, iş adamlarının üzerine bir türlü getiremediniz. Topladığınız vergilerin yüzde 60-65’ini hâlâ çalışanların üzerinden sağlıyorsunuz.

“Vergi barışı” adı altında sürekli çıkardığınız aflar, biri bitmeden diğeri başlayan vergi afları artık vergi ödemenin enayilik olduğu kanaatini oluşturmaya başladı. Dolayısıyla, bu vergi afları çıkarılırken bunlara daha fazla dikkat edilmesinin ben tekrar altını çiziyorum.

Değerli milletvekilleri, aynı şekilde, gelir adaletsizliğindeki dağılım da bunun bir örneği. Yani, hepimizin gördüğü gibi, bugün Türkiye’de ülke gelirinin yüzde 51-52’lik dilimi nüfusun yüzde 1’ine, gerisi nüfusun yüzde 99’una dağıtılıyor; gerisini siz düşünün. Yani özeti şu: Yüzde 10’u ekonominin yüzde 90’ına hitap ediyor, yüzde 90’ı da yüzde 10’una hitap ediyor. Bu gelir adaletsizliğinin bir an önce düzeltilmesi lazım.

Değerli milletvekilleri, bir diğer husus da özellikle önümüzdeki torba yasada çıkarmaya çalıştığımız fesih kararnamesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum.

Buyurun.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – İnşaat sektörü, sizin de bildiğiniz gibi, lokomotif sektörlerden biri. Burada sadece tasfiye kararnamesiyle ortaya koyduğunuz “Yapamıyorsanız tasfiye edin.” mantığıyla bu işi çözmeniz mümkün değil. Dolayısıyla, bunun yanı sıra fiyat farkı kararnamesinin de buna bir şekilde eklenmesi lazım. Yoksa inşaat sektörünü ayakta tutmanın imkânı yok. Bu lokomotif sektör de sıkıntıya girerse ülkede önemli oranda sıkıntılar yaşarız.

Aynı şekilde, üretime dayalı olmayan, üretimin desteklenmediği bir ekonomide ne ihracatta başarılı oluruz ne istihdamda başarılı oluruz ne de istediğimiz iş imkânlarını halkımıza sağlarız.

Ben diyorum ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, 1 kişiye bile iş veren, istihdam sağlayan müteşebbisin gerekirse elini öpmelidir. Bugün kuyruklarını gördüğümüz, işte Trabzon’da 7 bin kişi 50 kişilik iş için… Müracaatlara şöyle bir baktığımız zaman, istihdamın ne kadar önemli olduğunun hep beraber, bir kez daha altını çizmiş oluyoruz.

Tabii, istihdam derken, bunları yapacak elemanları da dikkate almak lazım. Bugün, ülkemizde, mesela Samsun’da 63 tane meslek lisesi olmasına rağmen, kaynak yapacak, elektrik işleri yapacak eleman bulmakta zorluk yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son bir defa daha ek süre vereyim.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Dolayısıyla bunlar planlanırken, özellikle istihdama yönelik eleman yetiştirmek için de meslek liselerini tekrar, bir daha gözden geçirmek lazım. Üniversite mezunlarımızın sayısını artırarak bu işi çözmemizin imkânı yok. Sokaklar üniversite mezunundan geçilmiyor ama “vasıflı ve kaliteli eleman” dediğiniz zaman, müteşebbislerimiz, iş adamlarımız bu tür elemanları bulmakta çok ciddi zorluklar yaşıyor. Yani kaynakçıydı, meslek erbabıydı, bunları ikinci sınıf insan gibi görmek bu ülkeye fayda sağlamaz. Tam tersine, meslek erbabı kişileri, ben, elleri öpülecek, elleri nasırlı insanlar olarak algılıyorum, hepsinin önünde de saygıyla eğiliyorum. Bu ülkenin onlara ihtiyacı olduğunu bu kürsüden bir kez daha ifade ediyorum. Desteklenmeleri için her türlü katkının da sağlanmasını Hükûmetten rica ediyorum.

Bütçemizin devletimize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yaşar.

4’üncü madde üzerinde ikinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Özyavuz’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Özyavuz.

MHP GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın “Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek”e ilişkin 4’üncü maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun “Ödeneklerin kullanılması” başlıklı 20’nci maddesi, genel veya kısmi seferberlik, savaş ilanı veya zorunlu askerî hazırlıkların yapıldığı olağanüstü hâllerde ve Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçeleriyle sınırlı olmak üzere getirilen istisna dışında ödenek üstü giderlere cevaz vermemektedir.

Bütçe denetiminin amacı, yasamanın yürütmeye verdiği yetkilerin yasal sınırlar içerisinde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayı olmadan gerçekleştirilen ödenek üstü harcamalar bütçe hakkının tam anlamıyla kullanılmadığı bir durumu ifade etmektedir.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; biraz da ilimden bahsetmek istiyorum. Şanlıurfa, insanlık tarihinin sıfır noktası olarak bilinen çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış, değişik dinlere ve etnik kökenlere mensup insanların yüzyıllarca hoşgörü içerisinde yaşadığı, yine İslam tarihinde çok önemli yeri olan “Peygamberler ve evliyalar kenti” olarak bilinen, tarım ve inanç turizmi ve kültür turizmi potansiyeli yüksek, dünyanın ve Orta Doğu’nun en önemli kadim şehirlerinden biridir. Bizler, İbni Haldun’un “Coğrafya kaderdir.” sözü üzerine kaderini kalubeladan itibaren seven, kanaat eden ve millî değerlerine sadık büyük bir milletiz. Siyasi coğrafyamızın bize kazandırdığı çok önemli güzellikler vardır. Coğrafyanın bereketli toprakları ve ilk üniversitenin kurulduğu Harran gibi değerlerimiz vardır. Bunun yanında, kaderimiz olan coğrafya Habil ile Kabil’in birbirine kıydığı, Hira Dağı ile Olimpos Dağı’nın çocuklarının savaştığı çok kıymetli topraklara sahiptir. Bu güzellik ve zorluklar siyasi coğrafyamızda yönetimsel eksikliklere, vatandaşlarımızın devletin gücü ve hizmetini almada güçlük gibi sıkıntılara da sebebiyet vermektedir.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Gazi Mecliste bölgem adına yaptığım konuşmaların ana teması, bölge halkının sorunlarının çözümüyle ilgilidir. Yasama faaliyetleri içinde amacımız, bağcıyı dövmek değil üzüm yemektir. Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in kullandığı “kader denk noktası” sözü, içinde bulunduğumuz zamanı ve insan yaşamı için hayati önemi haiz konuları işaret etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devleti ve milleti 17-25 Aralık sonrası, 15 Temmuz süreci, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi halk oylaması, 24 Haziran genel seçimleri ve 30 Marta uzanan bugünlerde kaderin denk noktası anını yaşamaktadır.

Bu bilinç ve sorumlulukla bir gazi torunu olarak, Gazi Mecliste seçim bölgem olan Şanlıurfa’nın bazı sorunlarını dile getirip “Devlet ve millet birdir.” mantığıyla ilgili kurum ve yürütmedeki görevli sayın bakanlara, dolayısıyla hükûmete aktarmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Şanlıurfa’da bu yıl çiftçilerimiz, yoğun yağışlardan dolayı yüksek maliyetle ürettikleri ürünlerini toplayamamış ve büyük bir mağduriyet yaşanmıştır. Çiftçileri korumak maksadıyla kurulan başta ÇUKOBİRLİK olmak üzere, çiftçi birlikleri devreye girmemiş ve bölge insanımızı aradaki tüccar, çırçırcı ve tefecilerin eline bırakarak kaderine terk etmiştir.

Tarım ve turizm şehri olan Şanlıurfa, bölgede zaman zaman yaşanan terör hadiselerinden dolayı turizm potansiyelini kaybetmiş ve ekonomisi sadece tarım üzerine inşa edilmiştir. Çiftçiler kazanmadığı zaman ilde yaşayan esnaf, sanatkâr ve toplumun çalışan her kesimi sıkıntı yaşamaktadır, dolayısıyla çiftçi birlikleri derhâl devreye girmeli, çiftçinin ürününü değeri üzerinden alarak çiftçilerimizi korumalıdır. Çiftçi korunursa bölgede esnaf, iş adamı ve toplumun çalışan her kesimi refaha kavuşacaktır.

Bu ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Köylü milletin efendisidir.” demiştir. Milletin efendisi köylü ise o efendilerin eseri olan bu yüce Meclis “efendi” olarak tabir edilen bu insanların hakkını korumalıdır.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; kamu kurumlarındaki personel açığını gidermek için Türkiye İş Kurumu bünyesinde yürütülen Toplum Yararına Program projesi kapsamında, kursiyer adı altında altı ay ve dokuz ay süreyle işçi alımı yapılmaktadır. Yıllardan beri devam eden bu uygulama, diğer illerde olduğu gibi Şanlıurfa’mızda da binlerce işsiz vatandaşın umudu hâline gelmiştir ancak ne var ki bu kapsamda işe alınan işçi değil de kursiyer olduğundan, her ne kadar asli işlerde çalışsalar da bütün sosyal haklardan mahrum bırakılmaktadırlar. Altı veya dokuz ay çalıştıktan sonra işlerine son verilmekte, çalıştıkları süre yeterli olmadığından işsizlik maaşından da faydalanamamaktadırlar. Bu vatandaşlarımızın sorunlarının çözülerek sosyal ve mali haklarının verilmesi, statülerinin “kursiyer” yerine “işçi” olarak belirlenmesi gereklidir.

Yine, ilimizde çok değişik sorunlar vardır, bunların başında da madde bağımlılığı var. İlimizde madde bağımlılığı sürekli artış göstermekte olup bununla ilgili bütün kurumların ve sivil toplum kuruluşlarının ortak bir çalışma yapması gereklidir. Bu konuda geçmişten bugüne çalışma yapan Ülkü Ocakları başta olmak üzere, bütün sivil toplum kuruluşlarının tekrar devreye girmesi gereklidir. Bu arada, Ülkü Ocaklarına da gösterdiği hassasiyetten dolayı çok teşekkür ediyorum.

Yine, ilimizde, Kıbrıs’ta eğitim gören 15 bin civarında öğrencimiz var ancak Şanlıurfa-Kıbrıs arası uçak seferleri olmadığı için öğrencilerimiz komşu illerden ulaşımlarını sağlamaktadırlar. Bir an önce Şanlıurfa’dan Kıbrıs’a direkt uçuşların başlatılarak öğrencilerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi gereklidir.

Şanlıurfa’nın bir sorunu da şehir içi trafik sorunudur. Halledilmesi ve şehre nefes aldıracak alternatif yolların ve kavşakların süratle bitirilmesi gereklidir.

Yine, Şanlıurfa’da çok önemli bir konu içme suyu sıkıntısı. Hâlen köylerimizde içme suyu sıkıntısı yaşanıyor. Burada, Fırat’ın sularıyla, açık kanallarla sulama yapıldığından köylerde su yükselmesi var, dolayısıyla yer altından temin edilen içme suları insanlarımızın sağlığını sürekli tehdit etmektedir. İçme suyu olmayan mahallelerin problemleri çözülmeli, kırsal mahallelerdeki altyapı sorunları da bitirilmelidir.

Yine, çok önemli bir sorun, Suriyeli mültecilerin ikamet ettirildiği kamplarda çalışan kadrolu işçilerle ilgili. İşçiler kampların kapanmasıyla birlikte başka illere gönderilmektedirler. Buradan Hükûmete sesleniyorum: Bu kardeşlerimiz işe alındığında yaş sınırlaması kriteri yapılmadığı için kurulu düzenlerini bırakarak işe alındılar fakat şimdi başka illere alındıklarında aldıkları ücretle geçim derdine düştüler. Bunların mağduriyetlerinin çabuk bir şekilde önlenmesi gerekiyor. Hükûmetin kamp işçilerini kendi illerinde, işçi ihtiyacı olan kurumlarda yani Sağlık ve Millî Eğitim kurumlarında istihdam etmesi bu sorunu çözecektir diye düşünüyorum.

Yine, taşerona kadro verilmesi sırasında kadro alamayan 4 Aralık mağdurlarının -jokerler, şoförler, KİT’lerde çalışanlar ve sağlıkta bilgi işlem çalışanlarının da- mağduriyetlerinin önlenmesi gerekmektedir.

Şanlıurfa’mızın sağlıkla ilgili çok büyük problemleri varlığını muhafaza etmekte, altı yıldır sürekli temeli atılan ve bir türlü inşaatına başlanılmayan şehir hastanesi belirsizliğini koruyor. Mevcut hastanelerin fiziki şartları ve uzman doktor sıkıntısı hastalarımızın başka yerlere transfer olmasına neden oluyor. Hükûmetin bu sorunu acil bir şekilde çözmesi gerekiyor. Bu, Şanlıurfalıların bir beklentisidir.

Yine, toprak dağıtımı üzerinden otuz bir yıl geçmesine rağmen –çok önemli bir sorun ovamızda- köylerimiz dağıtım parseli borçlarını bitirmiş olmalarına rağmen hâlen parsellerde miras hükümleri dışında intikal ve satış işlemi yapılamamaktadır. Tarımsal faaliyete yönelik alınacak ekipmanlar için Ziraat Bankasından talep edilen krediler ipotek engeli nedeniyle hak sahibi çiftçilere verilmemektedir. Hak sahibi çiftçilerin vefatı sonrasında mevcut araziler mirasçılarına kuşaktan kuşağa el değiştirmekte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Devamla) – …parsellerde 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 11’inci maddesinin şerhi olduğundan arazinin sahiplerine de tarımsal faaliyete yönelik engel teşkil etmektedir. Dağıtım borcu biten parsellerde 11’inci maddede düzenleme yapılırsa bu sorun çözülecektir.

Yine, Ceylânpınar bölgesinde göçerlerle ilgili bir sıkıntı yaşandı. Bu kardeşlerimiz yıllardan beri TİGEM’in arazisinde olmalarına rağmen hak ettikleri şekilde arazi alamadılar, orada hak etmeyen insanlara arazi dağıtımı yapıldı. Bunun da çabuk bir şekilde çözülüp adaletin orada sağlanması gerekir.

Ben bu vesileyle on bir gündür Gazi Meclisimizde görüşmekte olduğumuz bütçe kanununun ülkemize ve milletimize hayırlara vesile olmasını diliyorum. Yüce heyetinizi ve bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özyavuz.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisinin diğer milletvekilleri gibi ben de Leyla Güven’in mahpusluğunu ve açlık grevini gündem edeceğim ama size de sitem ederek gündem edeceğim, biraz daha farklı olarak. Çünkü hepimiz milletvekiliyiz ve değerli milletimizin, değerli halklarımızın oylarıyla buraya hak ederek geldik. Hepiniz son derece değerlisiniz, farklı siyasi görüşlerden de olsanız herkesin burada milleti temsil etme yetkisi var, görevi var. Bu yüzden, hepimiz, milletvekili olma bilinciyle, bir milletvekilinin hapiste olmasını burada kınamalı ve bu milletvekili aynı zamanda, Kürt meselesinin barışçıl bir şekilde çözülmesi için açlık grevinde. Yani meselenin barışçıl bir şekilde çözülmesi için açlığa razı olmuş, yeter ki konuşma, diyalog ve barış gerçekleşsin, bu çok önemli. Bunu sadece HDP milletvekilleri söylememeli.

Değerli arkadaşlar, Kürt meselesini konuşmak için Kürt olmaya da gerek yok. HDP vekillerimizin bir kısmı Türk’tür, ben de Türk’üm. Kürt meselesini konuşmak için Kürt olmaya gerek yok, nasıl ki Ermeni meselesini konuşmak için Ermeni olmaya, Alevilere yönelik ayrımcılığı konuşmak için Alevi olmaya, başörtüsü zulmüne karşı çıkmak için başörtülü olmaya veya Uygur Türklerine yapılan zulme karşı çıkmak için Türk olmaya gerek olmadığı gibi. Bütün bu zulümlere karşı çıkmak için, takdir edersiniz ki insaflı ve vicdanlı bir insan olmamız yeter. Bunu sağlamamız lazım.

Ben ilk gençlik yıllarımdan beri dinimi öğrenmek için Kur'an okudum, Türkçesini okudum ve orada çok önemli bir gerçek gördüm. Bu din, en önemli bir şekilde, bir ırkın diğer bir ırkı baskılamasının önüne geçiyor, bunu kabul etmiyor ancak şu anda çok ilginç bir şekilde, dindar camia, bir ırkın bir başka ırkı baskılamasını kabulleniyor. Bu, olacak bir şey değil. Bakın, Rûm suresinin 22’nci ayeti var, Allahuteala diyor ki: “Göklerin ve yerlerin yaratılması, renklerinizin ve dillerinizin yaratılması benim varlığımın ve birliğimin bir delilidir.” Yani bir ırkın varlığı bile Allah’ın varlığına ve birliğine bir delildir ki bu ırkın kültürünün, örfünün, âdetinin baskılanması da Allah’ın varlığına ve birliğine âdeta karşı çıkmak demektir, son derece sakıncalıdır değerli arkadaşlar.

Türkiye’de Kürt meselesi var. Burada kaç aydır biz bu konuları gündeme getirdiğimizde hemen bir kavga gürültü çıkıyor, tartışmalar oluyor ancak bir sorun çözemiyoruz, kısır bir döngü hâline geliyor ve tartışıyoruz. Oysa biz milletvekiliyiz, milletimiz bizi buraya bu sorunları çözelim diye göndermiş. Gelin, hep beraber bu sorunları çözmeye odaklanalım. Kürt meselesi bu memlekette var ve adil, eşitlikçi bir anlayışla ancak çözülecek, tankla, topla, tüfekle çözülmeyecek değerli arkadaşlar.

Nasıl var? Maalesef, iki yüz yıldır bir sorun olarak önümüzde, yüz yıl önce Kürtlerin Türkleştirilmesi anlayışı tercih edildi ve gittikçe gerginlik arttı, Kürtler bunu kabul etmedi ve günümüze kadar artan bir gerginlik geldi. Ben ortaokul yıllarımda hatırlarım, derlerdi ki: “Kürtler Türklerin bir boyudur. İşte Kürtçe Türkçeden bozmadır.” falan gibi bazı teoriler ileri sürülürdü, inanamazdım çünkü Kürtler hakikaten farklı Türklerden, gerçekten her şeyleriyle. Kürtçe hakikaten Türkçeden çok farklı bir dil. Süreç devam etti, öylesine ilginç şeyler yaşandı ki bu memlekette. 1970’li yıllar, Bayındırlık Bakanı -şu Mecliste bulunmuş- merhum Şerafettin Elçi şu lafı söyledi: “Türkiye’de Kürtler vardır ve ben de Kürt’üm.” Bu lafı söylediği için bir Bakan değerli arkadaşlar, iki yıl üç ay hapishanede yattı. Şimdi, “Kürt meselesi vardır.” dediğimizde “Öyle bir şey yoktur.” deniliyor. Bakın, bunlar yaşandı.

Yine ben kendimden bir anekdotla anlatayım. Mesai arkadaşım İrfan Bey vardı, 1991 yılı, bir gün bana dedi ki: “Ya Ömer Bey, bu memleket bölünecek, çok tehlikeli bir şeye karar verdi Turgut Özal.” “Ne oldu İrfan?” dedim. “Ya Kürtçe müzik serbest bırakılıyormuş, memleket bölünecek Ömer Bey.” “Ya İrfan, Kürtçe müziğin serbest bırakılmasıyla bir memleket bölünecekse bırak bölünsün gitsin.” dedim. Bu memleketin insanlarının neşeyle, hevesle söylediği türkülerle, şarkılarla mı bu memleket bölünecek? Ve hiçbir şey de olmadı, hepimiz de biliyoruz.

Yine bakın, bu memlekette neler yaşandı arkadaşlar? Bakın, size bir fotoğraf göstereceğim bizim Meclisimizden. Ne var bu fotoğrafta? Merve Kavakçı linç ediliyor, başörtülü olduğu için Meclisten kovuluyor. Bu bir utanç günüydü Meclisimiz için.

Ancak başka utanç günleri de vardı. Başka bir fotoğraf, Orhan Doğan. Kürtçe yemin konusunda ısrar ettiği için Meclisin önünde polisler tarafından bu şekilde, kafasına bastırılarak gözaltına alındı. Bakın, bunlar unutulacak şeyler değil.

Bir başka unutulmayacak bir şey, bir başka milletvekili, Leyla Zana. Leyla Zana da iki defa bu Meclisten kovuldu âdeta. Neden? Çünkü 1991’de ilk yeminini yaparken sadece ve sadece Kürtçe “Bu yemini Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına yapıyorum.” demişti. İnanın ki bu Mecliste kıyamet kopmuştu, o günü çok iyi hatırlıyorum. İkinci defa vekil olarak geldi, “Türk” yerine “Türkiye” dedi, yine milletvekilliğinden ihraç edildi.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben size bir başka sözü hatırlatacağım. Bunu tanıyorsunuz, Malcolm X, siyahi Müslüman, ırk ayrımcılığına karşı çıkmış birisi. Çok önemli bir sözü var. Kürt meselesi için de lütfen bunu düşünün, yıllarca ırk ayrımcılığına karşı mücadele etti, diyor ki Malcolm X: “Sırtıma saplanan, 9 santim saplanan bir bıçağı 6 santim çıkarmak eşitlikte ilerleme değildir, hatta o bıçağı çıkartmak da ilerleme değildir. Ancak ve ancak o bıçağın battığı yeri tedavi etmek ilerlemedir.” Ancak, bu bıçağın battığını bile birileri kabul etmiyor, o bıçağın orada olduğunu bile kabul etmiyorlar. Bakın, bunun üzerinde düşünmek gerekir.

Biz yıllarca “Bu memlekette Kürt meselesi vardır.” dedik. Ben de bir insan hakları savunucusu olarak yıllardır Kürt meselesi üzerine çalıştım ve bu meselenin insani, adil ve eşitlikçi bir düzlemde çözülmesi için gayret sarf ettim ancak maalesef, hâlâ şu anda çatışma ve silahla çözülmeye çalışılıyor. Çok acılar yaşadı bu coğrafyada insanlarımız. Cezaevlerinde Kürtçe konuşma yasağı olduğu için çocuğuyla konuşamayan analar gördüm.

Ben size yine bir başka anekdot anlatayım. Bir doktor olarak Iğdır’da, Tacirli köyünde görev yapmıştım. Bir Türk olduğum için Kürtçe bilmiyordum ve annelerle anlaşmada da zorluk çekiyordum. Bir gün bir anne geldi, ilk sorum ona “Yaşın kaç?” oldu. Teyze üzerinde düşünmeniz gereken ilginç bir cevap verdi, dedi ki: “Doktor Bey, yaşımı bilmiyorum ama ben Zilan’da Kürtlerin kesildiği, katliama uğradığı yıl doğmuşum, oradan hesap et.” Bu benim için çok çarpıcıydı çünkü bir kadın yaşını bilmiyor ancak o çok derin toplumsal hafızada unutmadığı bir şey var, Kürtlere yapılmış bir haksızlığı unutamıyor ve onun üzerinden düşünüyor. Ben o köyde ailenin bir oğlunun askere gittiğini, bir oğlunun dağa çıktığını da gördüm. Hatta Doğubeyazıt’ta bir çatışmada aynı aileden 2 kardeşin çatışmalarda vefat ettiğini de duyduk. Yani bu gerçekten bir kardeş kavgası ve bunu durdurmak bizim boynumuzun borcu, en başta da Meclisin görevi.

Değerli arkadaşlar, ben size soruyorum. Şimdi bu kısır tartışmaları bırakıp biz şuna karar vermeliyiz: Gerçekten bu çatışmalar yüz yıl daha mı sürsün? Çocuklarımız ölsün, torunlarımız ölsün ve biz hâlâ kısır tartışmalarla mı uğraşalım; buna karar vermemiz gerekiyor.

Bakın değerli arkadaşlar, bu ülkenin demokrat insanları, aydın insanları “barış” diyor ve onların cezası hapis oluyor. İşte Şebnem Korur Fincancı dün iki buçuk yıl hapse mahkûm edildi, “Bu meseleyi adil ve eşitlikçi bir şekilde çözelim.” diyordu. Ancak biz sürekli söylüyoruz, barış diyoruz, insan hakları diyoruz, maalesef kaç yıldır “çatışma” ve “benim iktidarımın hâkim olması” sözüyle karşılaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biraz onu PKK’ya da söylesene.

BAŞKAN – Bir dakika ilave ediyorum, toparlayalım.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Ben şahsen -Iğdır’da ve Batman’da görev yaptım- Kürtler için barışın çok kutsal bir kelime olduğunu gördüm. Kürtler barış istiyor arkadaşlar, bunu bilelim ve o yüzden çözüme odaklanalım.

Ayrıca benim burada Dışişleri Bakanlığıyla ilgili sormak istediğim bazı hususlar vardı. Değerli arkadaşlar, Dışişleri Bakanı burada konuşurken bizim bazı sorularımıza cevap vermek istemedi, kendisine Mavi Marmara’yı hatırlattım. Mavi Marmara konusunda Hükûmet 20 milyon dolara maalesef bu konuyu kapattı ve âdeta bir satış gerçekleşti. Gazze katliamı sırasında da ben MAZLUMDER Başkanıydım ve Gazze katliamıyla ilgili evrensel suç ilkesine göre bir suç duyurusu yaptık ve hatta Adalet Bakanlığının savcılığın soruşturma isteğine izin vermesi gerekiyordu, Adalet Bakanı izin vermedi, bir müddet sonra gittik ve kendisinden izin istedik, bize şunu söyledi: “Buna ben izin veremem, ancak Sayın Erdoğan izin verebilir.” Aradan iki ay geçti, soruşturmaya izin verilmediği gerçeği çıktı ancak sahnede “…”(x) deniyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Gergerlioğlu, toparlayın.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Şimdi, Dışişleri Bakanına buradan bir başka sitemim, Uygur Türkleriyle ilgili hiçbir şey söylemedi arkadaşlar. Uygur Türkleri, bakın, 1 milyon Uygur Türkü toplama kamplarında ve yabancı ülkeler -Fransa, İngiltere, İtalya- açıklama üstüne açıklama yapıyor ancak Türkiye’den tek bir ses yok. Bu suskunluğun nedeni, acaba Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın mayıs aylarında Çin’den almış olduğu 3,6 milyar dolarlık kredinin bunda payı var mı? Bunu soruyorum Dışişleri Bakanına, bunun cevabını vermeleri gerekir.

Yine İçişleri Bakanına da buradan soruyorum: Burada yaptığı konuşmada güllük gülistanlık bir Türkiye çizdi, OHAL döneminde herkes gösterilerde çok rahat hareket ediyormuş falan. Biz dün Kaboğlu Hocamla beraber Ankara İl Nüfus Müdürlüğüne gittik, KHK’li akademisyenlerin pasaport meselesini sorduk. Orada polis bize geldi dedi ki: “Kardeşim, burada açıklama yapamazsınız, sadece vekiller yapabilir, kimse yapamaz.” Ya, Anayasa madde 34 var, önceden izin istemeksizin gösteri iznimiz vardır. Direttiler ama biz de hakkımızı gasbettirmedik, orada açıklamamızı yaptık. Yani bize çizilen Türkiye ile gördüğümüz fiilî, pratikteki Türkiye çok farklı arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Zilan Deresi katliamı CHP iktidarı döneminde, 1930’da yapıldı.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gergerlioğlu, sağ olun.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen -dördüncü konuşmacı 4’üncü maddede- İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

On dakika süreniz Sayın Bekaroğlu.

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde söz aldım. Bu madde yedek ödeneklerle ilgili. Maliye Bakanlığı, birtakım kurum ve kuruluşların ihtiyacı için bazı bakanlıklardan transfer yapıyor. Niye bunu yapar, 2006’dan bu yana devam eder, niye bunu yapar; anlamış değiliz. Herhâlde bir, ek bütçe çıkarma zorluğundan yapar, bir de işin başında fazla gider gözükmesin diye yapar. Böyle dolanarak bir iş yapılır. Neredeyse bu kötü alışkanlık gelenek hâline gelmiş. Niye böyle muvazaalı işler yaptığınızı çok anlamıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de kriz var mı, yok mu tartışmaları devam ededursun. Burada bir konu, bir taraftan krizin sebebi nedir tartışması devam ediyor. Bir grup diyor ki: “Krizin sebebi Türkiye’de tek adam rejimi var, hukuk devleti yok, bundan dolayı ekonomik kriz var.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O grup biziz.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – O grup sizsiniz.

Bir grup da diyor ki: “Hayır, krizin sebebi ekonomiktir, ekonomi kurallarına uyulmadı, IMF programı iptal edildi, dolayısıyla da kriz bundan çıktı.” Bir başka grup da diyor ki: “Hayır kriz mriz filan birtakım sıkıntılar var, ismi kriz değil, bu sıkıntıların sebebi düşmanlarımızdan gelen, Batı’dan gelen ekonomik saldırıdır.”

Değerli arkadaşlarım, bu üçü de söz konusu. Bu üçüyle ilgili de birtakım sıkıntılar elbette vardır. Ama Türkiye’de şu anda yaşamış olduğumuz temel krizin sebebi aslında sadece Türkiye’yle de ilgili değildir, dünyada uygulanmakta olan bu finans kapitalizmi dediğimiz, bu yeni birikim sisteminin, modelinin krizidir. Bu birikim sistemi ta 70’lerden bu tarafa geliyor. Kapitalizm tıkanmıştır. Yeni hedeflere ulaşmak için yeni politikalar geliştirilmiş, bu politikaların en önemli aracı dolar olmuş. Dolar basmış ve göndermiş değerli arkadaşlar. Dolarla beraber saldırmış. İşte biz de bu dolarlara kanarak dolarların bağımlısı olmuşuz. Bol, ucuz dolar gelmiş, faiz de düşük, bunu almışız, kendi içerideki dağıtım ve birikim modelimize de uygun düşmüş, inşaata, betona gömmüşüz. Başka bir şey daha yapmışız, hammadde ucuz geldiğinden dolayı dışarıdan gelen hammaddeye, ara maddeye sanayimizi esir etmişiz. Dolayısıyla bağımlı hâle gelmişiz, dolarkolik. Şimdi, 2013’ten itibaren kapitalizmin merkez ülkeleri başka bir modele geçtiler ve dolarları geri çekmeye başladılar, likiditeyi kıstılar, sıkıntı başladı. Ne sıkıntısı başladı, biliyor musunuz? Kesilme sendromu değerli arkadaşlarım. Sizde, Hükûmette kesilme sendromu. Bu kesilme sendromu uyuşturucu bağımlılığıyla ilgili bir terimdir ama tam da uyuyor. Dolar gelmiyor, pahalı geliyor, faizler yükseldi, ara ürüne zam geldi dolardan dolayı, dolar fiyatları arttı, ne yapacağız? Sanayi tıkandı, krediler geri ödenmez hâle geldi, Türkiye büyük bir sıkıntı içine düştü. İşte, bu krizdir değerli arkadaşlarım da bu krizin sebebi -dünyada böyle oldu dememe bakmayın- sizsiniz çünkü siz doların kışkırtıcılığına kapıldınız, siz doların kolaylığına kapıldınız çünkü içeride ancak bununla biriktirdiniz, bununla dağıttınız.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, her alanda, üretimde, istihdamda, gelir, ücretlerde, döviz, faiz, hangi alana bakarsanız bakın, Türkiye’de çok ciddi bir sıkıntı var. Ne kadar başınızı kuma gömerseniz gömün, Türkiye’de büyüme 1,6. 1,6, büyüme falan yok, müthiş, 7,2 ve 5,3’ten buraya geldik, küçülme var Türkiye’de. Sanayi üretiminde ciddi bir gerileme var, geçtiğimiz aya göre 1,9, geçtiğimiz yılın aynı ayına göre 5,7. Enflasyon 21,62, işsizlik 11,4, dolar hâlâ 5,30-5,50 arasında gidiyor, geliyor. Genç işsizlik oranı, biliyorsunuz, 22’ye doğru gidiyor. Kredilerde ciddi bir sıkışma var, bu krediler geri dönmüyor, batan krediler var, 1.700 firma -daha fazla, 4.500 diyen var- konkordato ilan etmiş, karşılıksız çeklerde patlama var, ciddi bir sıkıntı var değerli arkadaşlarım. Uzun bir konu ve bunu görmek mecburiyetindesiniz. Bakın, size özetle iki alanda neler yaşanıyor ve siz hangi yanlışlıkları yapıyorsunuz, anlatayım. İki alanda anlatacaktım, inşaat, finansta ama Güler Sabancı’nın bir açıklaması oldu, “Enerji de desteklenmelidir.” dedi Sabancı. Sabancı, biliyorsunuz, sanayiden çıkarak inşaata, enerjiye ve finansa yönelen bir firma, parayı da nereye götürdüler, bilmiyoruz, “Enerji de desteklensin.” diyor, enerjide de ciddi sıkıntı var.

Değerli arkadaşlarım, en önemli problem inşaat alanında. İnşaat, biliyorsunuz, aslında müteahhitler, siyasiler ve bankacılık sınıfı iş birliği yaparak dışarıdan gelen ucuz parayla Türkiye’yi betona gömdüler. Öyle bir betona gömdüler ki değerli arkadaşlarım, hâlâ Türkiye’de kirada kalanlar yüzde 42 olmasına rağmen 1 milyondan fazla konut stoku var, fazlalık var.

Şimdi, bunlar diyorlar ki: “Aman, batıyoruz, bize yardım edin.” “Nereden yardım edelim size?” “Devletten yardım edin.” diyorlar ve siz de bunu yapmaya başladınız. Önce Emlak Bankı kullanmaya başlayacaktınız, böyle şeyler söylediniz, Emlak Bank fazla konutları satın alacaktı; olmadı, sıkıntı çıktı. Bu sefer “İller Bankası -torba yasaya getirdiniz- holding olacak, bunlara ortak olacak.”; bu da “Olur.” “Olmaz.”, tartışılıyor. Bu sefer, devlet ihalelerine giren firmaları kurtarmak için, girdi maliyetlerini bahane ederek, sözleşmelerini feshetme ve teminatları iade etme şeyi getirdiniz; o da olmadı. Gayrimenkul sertifikası sistemi getirdiniz, o da olmadı. Bankaların elindeki geri dönmeyen konut kredilerine karşılık Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankasını işin içine sokarak türev kâğıtları Türkiye piyasasına getirdiniz ve batmak üzere olan 632 bin konut kredisini menkul kıymetlere çevireceksiniz. Bu bir şey, değerli arkadaşlarım, bir şekilde finans cambazlığı. Ama finans kesiminde de çok ciddi sıkıntı var, finansta da çok ciddi tıkanıklıklar var, orada da bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz ama işin içinden çıkamıyorsunuz çünkü buna siz sebebiyet verdiniz.

Devlet bankalarını acayip bir şekilde kullandınız değerli arkadaşlarım ve şu anda devlet bankaları ciddi bir şekilde tıkandı; geri dönmeyen krediler dolayısıyla başları dertte. Onlara da diyorsunuz ki “Bu geri dönmeyen konut kredilerini yapılandıracağız; varlığa dayalı senetler çıkaracağız, bunu da devlet tahviliyle değiştireceğiz; gerekirse bunu, Merkez Bankasından para çekmenizde kullanacağız.” Onları da oyalıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bunlar çıkış değil, buradan hiçbir yere gidemezsiniz. Kriz önce dövizle başladı, kur krizi, sonra reel sektör krizi, şimdi de sizin yanlışlarınız dolayısıyla hızlı bir şekilde finans krizine doğru gidiyor değerli arkadaşlarım. Geri dönmeyen, ödenmeyen krediler, takibe alınanların yanında, tehlike gösterenlere de baktığınız zaman yüzde 18’e dayanmıştır ki bu bankacılık sektöründe, finans sektöründe ciddi SOS anlamına geliyor değerli arkadaşlarım. Türkiye'nin önemli bir finans problemi var ve Allah korusun, 2001’deki krize benzer bir kriz patlamak üzere. Onun için, başınızı kumdan çıkarın, gerçeği görün ve radikal tedbirler alın değerli arkadaşlarım.

Bakın, borçlanmaya çalışıyorsunuz ama olmuyor, zorla bir yere gidilmiyor. Büyük sıkıntılar var ama önümüzde de 31 Martta bir seçim var değerli arkadaşlarım. Bu seçimde radikal tedbirler… Aslında karar aldığınız ve ikinci Londra seferinde o finansörlere verdiğiniz söz gereği sıkı para politikalarını, sıkı maliye politikalarını uygulayamıyorsunuz, ciddi sıkıntı var. Ne yapacaksınız? Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı oturdu, yapılacak şeyi, taktiği şöyle çizdi: Ekonomideki bütün bu sıkıntıları, ödeme güçlüklerini, batan kredileri, finans sektöründeki bütün problemleri, bütün bunları örtmek için bildiği, ezber bildiği bir şeye döndü; 2002’den, 2003’ten bu yana yaptığı bir şeye döndü, nedir, kutuplaştırma politikaları. Ama kutuplaştırma politikaları bu sefer dibine vurdu değerli arkadaşlarım. Ne dedi Sayın Cumhurbaşkanı? İşte, Fransa’daki Sarı Yeleklilere atfen, “Hadi bakalım, Türkiye'de deneyin de görelim.” derken “Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı bu sefer kaçamayacaksın.” Ana muhalefet partisini neyle tehdit etti değerli arkadaşlarım? Dedi ki: “Siz çıkarsanız biz de, bu vatandaş, bu millet size saldırır.”

Değerli arkadaşlar, ne demek ya? Milletin bir kısmı bu hayat pahalılığını protesto etmek için sokağa çıkacak ve ülkenin Cumhurbaşkanı diyecek ki: “Milletin diğer kısmını size saldırtırım.” Bunun adı iç savaş kışkırtıcılığıdır değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Bir Cumhurbaşkanı seçim kazanmak için…

BAŞKAN – Sayın Bekaroğlu, bir dakika veriyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Lafı çarpıtıyorsun. Niye çarpıtıyorsun?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) - Peki ne demek?

Siz gelin, benden sonra konuşacak olanlar gelsin, söylesin. Bir başka partinin genel başkanı da “Yerlere yatırırız.” filan dedi. Bir tane gazeteci “Hadi bakalım, çıksınlar, keseriz.” filan dedi. Öbürü de, işte “sokağa çıkın” diyenlere portakal, narenciye filan...

Değerli arkadaşlarım, ne oluyor ya? Bu ülke bizim ülkemiz. Ekonomik kriz de, siyasal krizde bizim işimiz. Üzerinde ayak bastığımız zemin ortadan kalkarsa hepimiz yok oluruz, sizde yok olursunuz.

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanının bu durumu, gerçekten 31 Martla ilgili ciddi sıkıntıların olduğunu gösteriyor ama bu ülkede seçim de kazanılır, seçim de kaybedilir. Nitekim, on yedi seneden beri yönetiyorsunuz değerli arkadaşlarım. Eğer bu ülke, bu zemin kalmazsa Allah korusun etrafımızdaki ülkelerde yaşananlar Türkiye'de yaşanırsa hiçbirimiz kalmayız. Dolayısıyla, bunların hepsi gelip geçicidir, bu hırstan vazgeçmesi gerekir. Teslim olmayın değerli arkadaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanını uyarın. Ya gerçeklik duygusunu kaybetti Sayın Cumhurbaşkanı ya da gerçekten hırsına yeniliyor. Siz uyarın değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan ya! Boş laflar onlar.

BAŞKAN – Toparlayalım.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Yoksa siz de sorumlu olursunuz değerli arkadaşlarım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Boş boş…

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Uyarın uyarın, görevinizi yapın. (CHP sıralarından alkışlar)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Kayıtlara geçmesi için ifade ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanımız tam da gerçeklik âlemindedir. Hani “Düşünüyorum, o hâlde varım.” önermesi nasıl bir benliğin varlığının göstergesiyse on altı yıldan beri milletimizden sürekli destek alarak, milletimize hizmetkâr olma sorumluluğunu bu millet bizlere veriyorsa demek ki reel, politik alan içerisinde, milletimizin talep ve ihtiyaçlarını en doğru şekilde değerlendirerek onların hizmetine bu ülkenin ekonomik kaynaklarını sunma başarısıyla bu noktalara geldiğimizi ifade ediyorum.

Özetle, bakınız, tekrar ifade ediyorum. Elbette sandık her şey değildir. Bu ülkede yargı var, yürütme var, yasama var, sivil toplum var ancak demokrasimiz açısından Parlamentoda, konuşma yerinde herkes görüşünü ifade eder. Son tahlilde bütün tartışmalarımızı da sandığa gidip milletimizin hakemliğine sunarız. Milletimizin hakemliği fiilî gerçekliğin göstergesidir.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, 4’üncü maddede şahıslar adına söz istemleri var.

Şahıslar adına ilk söz Sivas Milletvekilimiz Sayın Semiha Ekinci’ye aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Ekinci.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Yaklaşık iki haftadır bütçe üzerinde görüşmeler yapıyoruz. 2019 bütçesi Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemimizin ilk bütçesidir. Aziz milletimizin AK PARTİ’mize vermiş olduğu on yedi yıllık iktidar döneminde merkezî yönetim faiz harcamalarına bakıldığı zaman, faiz harcamalarının bütçe içerisindeki payı 2002’de yüzde 43,2 iken 2017’de yüzde 8,4’e düşmüştür. Faiz harcamalarının vergi gelirine oranı ise yüzde 85,7’den yüzde 10,6’ya düşmüştür yani faize giden paralar yatırıma dönüşmüştür. Burada temsil etmekten onur duyduğum sultan şehrimiz Sivas da bu yatırımlardan payını almıştır. 28.488 kilometre yüz ölçümüyle Türkiye’nin 2’nci ili; 17 ilçesi, 7 beldesi ve 1.275 köyüyle yerleşim sayısı olarak 1’inci ili olan Sivas’ımızın AK PARTİ hükûmetleri döneminde aldığı hizmetlerden bazılarını burada sizlerle paylaşacağım. Atalarımız ne diyor? “Marifet iltifata tabidir.” Biz de marifeti olanlara iltifat etmek durumundayız, iltifat da değil, burada gerçekleri söylemek durumundayız.

Sivas’a yapılan hizmetlerden sadece bir kısmını paylaşacağım: Polis meslek yüksekokulu; Cumhuriyet Üniversitemize ilave olarak 10 fakülte, 4 yüksekokul, 3 meslek yüksekokulu, 1 enstitü; Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin kurulması, KYK yurtlarımız.

 2002’de KYK’de kalan öğrenci sayımız 1.874 iken bugün 10 bin kişilik yeni yurdumuz da kısa bir süre sonra hizmete girecektir -5 bin kişiliği girdi, 5 bin kişiliği girecek- bu sayı 22.712’ye yükselecek ve Sivas’ta Cumhuriyet Üniversitesini tercih eden öğrencilerimizin tamamına yakını KYK yurtlarında misafir edilecektir.

Eğitim öğretimde 2003-2017 döneminde 2.057 derslik, 6.520 öğrenci kapasiteli 31 adet yurt ve pansiyon, 1 uygulama oteli, 18 spor salonu, rehberlik ve araştırma merkezi binası, Yıldız Dağı Kayak Merkezi ve kayak eğitim merkezi, Şems-i Sivasi İl Halk Kütüphanesi, Sivas Kültür Merkezi, çocuk oyun merkezi, Şarkışla Aşık Veysel Kültür Merkezi, Divriği Ulu Camisi’nin restorasyonu, yeni 4 Eylül Spor Salonu, Taha Akgül Kapalı Spor Salonu, olimpik yüzme havuzumuz ve -atletizm stadımızın yapımı devam etmektedir, en kısa zamanda faaliyete geçecektir- Sivas Gençlik ve Kültür Merkezi, yeni Numune Hastanemiz, Ağız ve Diş Sağlığı Hastanemiz, ilçelerimizdeki hastanelerimiz -Sivas Cumhuriyet Üniversitemizin Kadın ve Doğum Hastanesi kısa bir sonra faaliyete geçecektir, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Araştırma ve Uygulama Hastanemiz, 830 yataklı, proje aşamasında olup takibindeyiz- Gemerek, Şarkışla 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, huzurevi, kadın konukevleri, Sivas Şarkışla Suşehri Sosyal Hizmet Merkezleri, sevgievleri ve kız yetiştirme yurtları, çocukevleri -erkek öğrencilerimiz için- 18 adet çocukevi, 2 adet yaşlı yaşamevi, şiddet önleme merkezi, engelsiz yaşam merkezi…

Ayrıca, 5.613 engelli vatandaşımıza evde bakım hizmeti verilmektedir. 761 engelli vatandaşımız özel bakım merkezlerine yerleştirilmiş olup bakımları orada yapılmaktadır.

2003-2017 yılları arasında 130.735 hektar alanda yaklaşık 75 milyonun üzerinde fidan dikilmiştir. Yine, aynı dönemde 1 şehir ormanı, 1 adet tabiat parkı, 7 adet bal ormanı oluşturulmuştur. Yıllık fidan üretim kapasitemiz 1 milyondan 5 milyon adete yükselmiştir. TOKİ kanalıyla 9.447 adet konut yapılmış olup, bunların 7.489’u hak sahiplerine teslim edilmiş olup 1.958’i ise en kısa zamanda teslim edilecektir.

Yüksek Hızlı Tren Projemiz devam etmekte olup 2019 yılı sonunda, inşallah, test sürüşlerine başlayacaktır. Nuri Demirağ Havaalanımız hizmete girmiştir. 794 kilometre bölünmüş yol, organize sanayi bölgemize ek binalar, Nuri Demirağ Organize Sanayi Bölgesinin altyapısı, ASELSAN, İŞGEM, Seyfebeli Sanayi Sitesi kurulumu yapılmaktadır. Et ve Süt Kurumu…

Evet, burada süremiz yapılan hizmetleri saymaya yetmeyecek, daha sayılacak hizmetler var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEMİHA EKİNCİ (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Bir de iş cinayetlerini saysanız. Kaç kişi öldü bunları yaparken, kaç kişiyi öldürdünüz?

SEMİHA EKİNCİ (Devamla) – Burada bunları saymaya süre yetmeyecek.

Ben, bu hizmetlerin yapılmasında emeği geçen başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, ekibine çok teşekkür ediyorum.

Sizleri Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği Ulu Camii, Sızır Şelalesi, Gürün Gökpınar Gölü, Gök Medrese, Yıldız Dağı Kayak Merkezi, Sıcak ve Soğuk Çermik ve Eğerci Yaylası’nın olduğu; Şems-i Sivasi’nin, Nuri Demirağ’ın, Aşık Ruhsati’nin, Aşık Veysel’in, Pir Sultan Abdal’ın, Muzaffer Sarısözen’in ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun memleketine bekliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, biz de bu daveti memnuniyetle kabul ediyoruz. İnşallah seçimlerden sonra ziyaretinize geliriz.

SEMİHA EKİNCİ (Devamla) – Sayın Başkanım, Millî Mücadele’ye yüz sekiz gün ev sahipliği yapmış Sivas’ımız, 2019 yılında 4 Eylül Kongresinin 100’üncü yılını yaşayacaktır. Orada, inşallah, tüm milletvekillerimizi hep birlikte Sivas’ımızda görmek istiyoruz.

2019 yılı bütçemizin hayırlı olmasını, 2019 yılının ülkemize ve tüm İslam âlemine barış, huzur ve bereket getirmesini diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEMİHA EKİNCİ (Devamla) – Son olarak da pazar günü Galatasaray’la maç yapacak olan Sivasspor’umuza buradan başarılar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ekinci, son cümleyi anlayamadık ama.

SEMİHA EKİNCİ (Sivas) – Pazar günü Galatasaray-Sivasspor maçı var. Herkesi İstanbul’a Sivasspor’u izlemeye davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Her iki takıma da başarılar diliyoruz.

 Şahıslar adına ikinci söz, Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Sefer Aycan’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Aycan.

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 4’üncü madde üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

4’üncü madde ödenek üstü giderlerden bahsediyor. Ödenek üstü gider 2017 yılında 28,4 milyar olmuş ve bu tabii ki bütçe açısından ciddi bir rakam. Ödenek üstü harcamayı gösteriyor. Başka ciddi bir rakam bütçe açığıdır. 2017 yılında gerçekleşen bütçe açığı 48,8 milyardır. Bu neyi gösteriyor? Ödenekten fazla harcıyoruz, gelirden fazla harcıyoruz. O zaman tasarruf yapmak lazım, harcamalarımızı kontrol etmek lazım, gereksiz harcamalar yapmamak lazım; ülkemizde yetişen, var olan ürünlerden dışarıdan almamak lazım. Şu Gümrük Birliği Anlaşması’nı yeniden gözden geçirmek lazım. “1995’te bizi kandırdılar.” deyip taraflarla bir araya gelmek lazım diye düşünüyorum.

Bunun dışında, tabii, gereksiz harcamalar yapmamak lazım derken, inşaat yapmamak lazım. Bütün bakanlıklara yeni yeni binalar yapılıyor. Bu da tabii ki bütçe açısından ciddi yük getiriyor. Ama daha önemlisi, yurt dışından kredi alıp bina yapmamak lazım. Hem bunun kredi borcunu ödüyoruz hem de faizini ödüyoruz. Kredi alıp hastane de yapmamak lazım. Bir sağlık personeli olarak diyorum. Çünkü hastane yapımında da yanlış yapıyoruz diye düşünüyorum. Nasıl yanlış yapıyoruz? Şimdi Türkiye’de yatağa mı ihtiyacımız var, hastane yatağına mı ihtiyacımız var? Hesaplamalara göre hastane yatak sayısında azlık var, açık var gibi gözüküyor ama yatak doluluk oranı diye bir rakam var, ona bakıyoruz, Türkiye’de yatak doluluk oranı yüzde 68’lerde. Diyorlar ki: “Bir hastanenin yatağının verimli çalışması için optimal doluluk oranı yüzde 80 olması lazım.” Yani yüzde 80’in altında doluluk oranıyla çalışıyorsa o hastane verimli değildir. Bir de hastaneleri çok büyük yapıyoruz. Nasıl karar veriyoruz, onu da anlamıyorum. Şimdi bunun da hesabı var. Hastane kullanımlarına bakmak lazım. Onun dışında da diyorlar ki: “Hastanenin optimal rakamı 400’dür. 300 ile 400 yataklı hastaneler en optimal büyüklüktür. 400 yatağın üzerindeki hastane, işletmecilik açısından doğru değildir.” Ama biz çok büyük hastaneler yapıyoruz. Örneğin, bir kentte yaptığımız hastane 3.500 yataklı. Tabii, 3.500 yatak ekliyor gibi gözüküyoruz ama onun karşılığında 6 tane de hastaneyi kapatıyoruz. 6 tane hastaneyi kapattığımız zaman, o zaman aslında yatak kapasitesini de artırmamış oluyoruz.

Tabii, hastanenin metrekaresini de çok büyük yapıyoruz, optimal büyüklüklerin üzerindeki büyüklükte hastane yapıyoruz. Diyorlar ki: “Optimal rakam, yatak başına 160-170 metrekaredir.” Amerika’da bile hastane yatağı başına büyüklük 190 metrekaredir ama bizim yeni yaptığımız hastanelerde alan 300 metrekaredir.

Şimdi, bu kadar büyük hastane yaparsanız, işletmecilik açısından da ciddi yük getirir, bunun karşılanması da zordur. Nereden karşılayacağız? “Döner sermayeden karşılayın.” deniyor. Döner sermayeden hem hastanenin kirasını hem de cari harcamalarını karşılamak bugün için mümkün değil, hatta sadece cari harcamaları da karşılamak mümkün değil. Bir de bu kullandığımız krediyi yirmi beş yıl, otuz yıl içerisinde geri vereceğimize göre, her ay da ödeme yapacağımıza göre çok ciddi bir yük getirecek ama hastanelerin döner sermayesi bunu karşılamaya müsait değil.

Döner sermayeye dayalı bir hastanecilik de çok doğru değil çünkü hastaneleri işletme hâline getiriyoruz. Hastane bir işletme değil, hastanenin bir işletme gibi düşünülmemesi lazım. Hastane, hasta bakan yerdir. “Burası yüzde 80 dolulukla çalışırsa, yüzde 100 dolulukla çalışırsa kapatır.” şeklindeki bir yaklaşım da doğru değil. Keşke hastaneler hep boş kalsa, hiç kimse hastaneye yatmasa, hastaneye gitme ihtiyacımız olmasa ama hastanelerin doluluğu üzerinden, para kazanarak hem kirasını ödeyeceğini hem de cari giderlerini karşılayacağını bekliyorsak, bu biraz gerçekçi olmuyor.

Bunu karşılamak için de gereksiz işlere girmememiz lazım. Neyi kastediyorum? Sağlık turizmini kastediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum Sayın Aycan.

SEFER AYCAN (Devamla) – Sağlık turizmi Sağlık Bakanlığının işi olamaz. Sağlık Bakanlığı, Türkiye'deki vatandaşın, halkın sağlıklı hâlini sürdürmekle görevlidir. Sağlık turizmi yaparak, saç ekerek, burun kaldırarak para kazanma derdine düşülmemesi lazım; vatandaş ondan sağlık hizmeti beklemektedir, esas işi de budur, bunu yapması lazım.

Türkiye'de çok ciddi bir şekilde de sağlık harcamaları var, 130 milyar lira sağlık harcaması vardır. Tüm dünyada da silah ve enerji sektöründen sonra en büyük harcama sağlık sektöründedir. Burada da hastane harcamalarını kısmamız lazım. Tüm harcamaların yüzde 50’si hastane harcamasıdır, yüzde 30’u da ilaç harcamasıdır. Bunlarda da kontrollü harcamamız lazım. Bunu karşılamak da mümkün değil çünkü SGK’ye bütçeden aktarılan ödenek 128 milyar liradır. Bu para hepimizin parasıdır.

Evet, şahsi görüşlerimi, kişisel görüşlerimi belirttim. Buradan şu şekilde bitirmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Bütün bu doğru tespitlerden sonra bütçeye “hayır” demek lazım.

BAŞKAN – Karşılıklı olmasın.

Genel Kurulu selamlayalım.

SEFER AYCAN (Devamla) – Genel Başkanımızın çizdiği ilkeler doğrultusunda…

KADİM DURMAZ (Tokat) – Çok değerli tespitleriniz var ama.

SEFER AYCAN (Devamla) - …devletimiz, milletimiz için bütçeye “evet” diyeceğim.

Teşekkür ederim. Sağ olun. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sağ olun.

Sayın milletvekilleri, şimdi 4’üncü maddede soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Sayın Aydoğan…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Ekonomiyi ve bütçeleri hukuktan ve demokrasiden ayrı düşünemeyiz, bir alandaki çöküş diğerini de etkiler. TÜİK’in son çeyreğe ilişkin açıkladığı büyüme dibe çöküşü göstermektedir.

Ekonomi çökerken özgürlükler de hızla çöküyor. On binlerce kişiye karşı Cumhurbaşkanına hakaretten dava açılıyor. “Gazetecilik suç değildir.” diyen Gazeteci Berivan Bila, “Eskiden ‘reis’ denince aklıma ‘Temel Reis’ gelirdi.” diyen Akademisyen Cenk Yiğiter bu maddenin son kurbanı oldular. Bu nasıl bir evhamdır? Şebnem Korur Fincancı’ya hiçbir indirim yapılmadan iki yıl altı ay hapis cezası verildi. Bugün de Yazar İhsan Eliaçık gözaltına alındı. İstanbul İl Başkanımız, yiğit kadın Canan Kaftancıoğlu, Parti Meclisi Üyemiz Eren Erdem’e sahip çıktı diye hakkında soruşturma açıldı. Ağzını açanın gözaltına, başını eğmeyenin cezaevine koyulduğu böyle bir yönetim böyle bir ekonomi doğuruyor. Soruyorum şimdi: Özgürlüklerin yok olduğu yerde bu neyin bütçesidir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tığlı…

NECATİ TIĞLI (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a soruyorum: Giresun’umuzun da aralarında bulunduğu birçok ilde eski stadyumların yıkılarak yerine millet bahçeleri yapılacağı biliniyor.

1) Neden Atatürk’ün adını taşıyan stadyumlar millet bahçesi olsun diye seçiliyor? Bugüne kadar Atatürk’ün ismini taşıdığı için kaç tesis yıkılmıştır?

2) Yıkılan stadyumların kapsadığı alanların tamamına mı millet bahçesi yapılıyor yoksa belli bir kısmı yeni inşaat alanları olarak kullanılsın diye TOKİ’nin hizmetine mi veriliyor?

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Bütçe görüşmelerinde AKP adına her konuşmacı beş dakika sürenin sonuna doğru bir yerlerde muhakkak Sayın Erdoğan’ın ismini anarak sözlerini tamamlıyor; tıpkı halk şiirinde, divan şiirinde söz yazarı son kıtada kendini geçirir, buna tapşırma denir, örneğin Nesimi der ki, Fuzûlî der ki falan gibi. Sizinki bu bağlamda, konuştuğunuz metinlerin söz yazarının kim olduğunu göstermesi bakımından bir örnek, hepsi aynı kaynaktan çıkmış gibi. Arkadaşlar, siz yürütme değilsiniz, siz yasamasınız, bırakın onlar yürütme işini yapsınlar, biz denetleme ve yasama görevimizi yapalım.

Bu bütçeyle devletten 100 milyar maaş almaya onay isteyen Sayın Cumhurbaşkanı 1.600 TL maaş alan asgari ücretlinin, bin TL alan emeklinin karşısına geçip kendisini “Bu fakir…” diye tanımlarken siz rahatsız olmuyor musunuz?

Ordu’nun Aybastı ilçesinde yeterli sayıda doktor yok. 20’nin üzerinde iktidar milletvekili -4 bakan, 1 başbakan yardımcısı, en son, AKP Genel Başkan Vekili, bir de Sağlık Komisyonu Başkanı- var, elde var sıfır. İkinci hastaneyi açtılar, ikisinin de içi boş.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tarım Bakanına soruyorum: Aydın’da narenciye üretimi yapan çiftçilerimiz zor durumda olup fiyat politikasından şikâyetçidir. Örneğin, portakal depoda 65-70 kuruş, dalında 45-50 kuruştur; mandalina depoda 90-100 kuruş, dalında 40-50 kuruş arasındadır. Bu fiyat politikaları sebebiyle Kuyucak, Nazilli, Sultanhisar, Yenipazar, Köşk, İncirliova, Germencik ilçelerimizde birçok üretici 30 ile 50 yaş arası ağaçlarını sökmüş, üreticinin yanında olmayan tarım politikalarına ayak uydurmak zorunda bırakılmıştır. Bu bağlamda, aracıların üreticiye teklif ettikleri fiyatları kontrol etmek amacıyla hangi çalışmalar yapılmaktadır? Aracılar tekeliyle sofraya ulaşan meyve, sebze arz döngüsünün denetimi için hangi adımları atmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Taksici esnafı büyükşehirlerde trafik, can güvenliği gibi sorunlar yaşamaktadır. Ayrıca, pahalı akaryakıt ve yedek parça, sigorta, vergi gibi yükler geçim sıkıntısına neden olmaktadır. Anadolu kentlerinde ise siftahsız kontak kapatan, BAĞ-KUR borcunu ödemekte zorlanan taksiciler de oldukça mağdurdur. Bazı illerde vilayet, adliye, hastane gibi taksicilere iş veren kurumların taksi yerine kiralık araçlara yönelmeleri de taksiciler için sıkıntı üretmektedir. Taksicilerin yıllarca taşımacılığını yaptıkları kurumlardan iş alamaz hâle gelmeleri sonucu ekonomik sorunlarının yüküyle belleri bükülmektedir. AVM’lerle bakkalı, küçük esnafı yok eden anlayış, bu kere zorunlu hâllerde kahrımızı çeken taksicileri tüketmek üzeredir.

Esasen, bütçede esnaf da yoktur, onların çözümlenecek sorunlarına bakan iktidar da yoktur. Esnaf kepenk kapatıyor, taksici siftah yapamıyor, iktidar çözüm üretmek yerine olanı seyrediyor. Bu bütçe de emekçiler gibi esnafı da ne yazık ki düşünmemiştir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AK PARTİ hükûmetleri olarak daha önceki yıllarda olduğu gibi 2019 yılında da bütçemizde en büyük payı eğitime ayırıyoruz. Eğitime bütçenin yüzde 17’sini yani 161 milyar TL ayırdık. Bu bütçeye niye “evet” diyeceğiz? Çünkü bu bütçede bilim var, eğitim var, AR-GE var, teknoloji var, kalkınma var, Atatürk’ün ifadesiyle millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma var, okullar açıldığında masasının üzerinde ders kitapları olan, bunun için il il dolaşmayan öğrencilerimizin ailesi var, akıllı tahtalarla ve teknolojik sınıflarda eğitim gören gençlerimiz var, burs ve kredi alan, öğrenci yurtlarından istifade eden üniversite öğrencilerimiz var, üniversitesi olan 81 ilimiz var; yani geleceğimizin garantisi olan 25 milyon 309 bin 876 gencimiz ve ailesi, velhasıl 82 milyon insanımız var. Onun için bu bütçeye “evet” diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Komisyon?..

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, görüşmeler oldukça uzadı. Şu an, bir önceki turdan Sayın Tutdere, Sayın Suzan Şahin, Sayın Kazım Arslan, Sayın Durmuşoğlu, Sayın İbrahim Özyavuz ve Sayın Kaya’nın cevapları elimizde. Siz de uygun görürseniz ve süreyi tekrar soru olarak kullandırmayacaksak biz bunları arkadaşlarımıza yazılı olarak iletelim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, bu şekilde 4’üncü madde üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

Devlet borçları

MADDE 5- (1) Devlet borçlarına ilişkin cetvellerde gösterildiği üzere 2017 yılı sonu itibarıyla;

a) 535.448.147.836,29 Türk Lirası kısa, orta ve uzun vadeli Devlet iç borcu,

b) 343.043.518.016,01 Türk Lirası Devlet dış borcu,

c) 68.417.473.957,07 Türk Lirası Hazine garantili borç,

mevcuttur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

5’inci madde üzerinde gruplar adına ilk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Enez Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA ENEZ KAPLAN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesine üzerine İYİ PARTİ adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri, yıllardır uyguladıkları yanlış ekonomik politikalar sonucunda cari açık vererek büyümüş dolayısıyla dış finansa bağlı hâle gelmiştir. Bu durum, Türk ekonomisinin 2019 yılı büyümesi önünde büyük bir engeldir. Türkiye ihracatta maalesef katma değer yaratamamaktadır. 170 milyar dolar ihracatın katma değerinin 10 milyar doların altında olduğuna ilişkin iddialar bulunmaktadır. Bunun aksini ispat eden bir bilimsel çalışma yok yahut Bakanlıkça açıklanan bir veri söz konusu değil. Dolayısıyla, hâlihazırda 157 milyar olan ve yıl sonunda 170 milyar dolara çıkması beklenen ihracatın, katma değer üretme kabiliyetinden yoksun olduğu açıkça ortadadır.

2016 yılı itibarıyla, Türk lirası kısa, orta ve uzun vadeli devlet borcu 468,6 milyar iken, 2017 yılında bu borç 535,5 milyar olmuştur, yaklaşık 67 milyar lira cari açık artmıştır.

Yine, 2016 yılı itibarıyla Türk lirası devlet dış borcu 290,5 milyar lira iken, 2017 yılında 343 milyar lira olmuş, yaklaşık 53 milyar cari açık artmıştır ve 2016 yılı sonu itibarıyla Türk lirası Hazine garantili borcu 60,7 milyar iken, 2017 yıl sonu itibarıyla 68,4 milyar lira olmuş, yaklaşık 8 milyar cari açık artmıştır.

24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra yasalarda yapılan değişiklikler sonucunda, kamu adına hükûmetin faaliyetlerini denetleyen kurumlar, Sayıştay üzerinde idari ve politik baskıların artmasıyla, kamu hizmetlerindeki aksayan yönlerin giderilmesi de önlenmiştir arkadaşlar.

Hazinenin, 2017 yılında yanlış borçlanma stratejisini uygulayarak gereğinden fazla borçlanması, sonrasında da Merkez Bankasına baskı yaparak faiz artırılması gecikmiştir ve dolayısıyla, piyasa faizlerinin olması gerekenden daha yüksek olmasına sebep olmuştur.

Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan bütçe sunuş konuşmasında en büyük payın eğitime aktarıldığını söylüyor. Geçmiş yıllara şöyle bir baktığımızda ise kendisinden önceki bakanlar yine her yıl bütçeden en büyük payın eğitime aktarıldığını söylemişlerdir. On altı yıllık iktidarınızda her eğitim döneminde müfredat, okula başlama yaşı ve sınav sistemlerini değiştirerek eğitim alanında kendi çıkarmış olduğunuz kanunlara yine kendiniz sürekli muhalefet ettiniz. Eğitim, maalesef, on altı yıl boyunca yazboz tahtasına döndü.

Bütçeden en büyük payı alan eğitim on altı yıldır bir istikrara kavuşamadığı gibi, bütçenin diğer kalemlerinde de ne kadar başarılı olunacağı gayet düşündürücüdür. On altı yıldır bütçe yapıyorsunuz. On altı yıldır kanun çıkarıyorsunuz, sonra her defasında kendi çıkardığınız kanunları kendiniz beğenmiyor, yine kendiniz değiştiriyorsunuz. On altı yıldır yatırıma, AR-GE’ye, teşviklere ayırdığınız bütçeyle bugüne kadar elle tutulur bir sanayi ve millî üretim gücü üretmemişsiniz ki hâlihazırda birçok ürünü ne yazık ki ithal ediyoruz.

Yıllara göre yatırım ve teşviklere ayrılan bütçelerin net miktarlarına ulaşamadık. Yalnız, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, 2018 yılı yatırım ve teşviklere ayrılan bütçenin 85 milyar lira olduğunu ifade etmiş. Bu yatırımlar ve teşvikler doğru insanlara dağıtılmış olsaydı istihdam ve katma değer alanında geri dönüşü, bir nebze olsun, bugün yaşadığımız krizi daha fazla yara almadan atlatmamızı sağlayabilirdi.

Sayın milletvekilleri, AKP’li iş adamlarından oluşan Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin 11 üyesine bir mesaj yolluyor. Mesajda “2018 yılında işleriniz nasıldı? Döviz kur farkından etkilendiniz mi? 2019 yılından beklentileriniz nelerdir?” konu başlıklı bir anket doldurmaları isteniyor ve sonunda bu anketin Hazine ve Maliye Bakanlığına sunulacağı belirtiliyor.

Değerli milletvekilleri, bu derneğe üye olanların iş yaptıkları yerler çoğunlukla belediyeler ve kamu kuruluşları. Bahsettikleri ekonomik tedbirler ve hedefler, 2019 bütçesinin sonuçları bu derneğin anketine göre değerlendirilecekse eğer, bu bütçenin sarayın ve yandaşların bütçesi olduğunu söylememizde hiçbir sakınca olmayacağını düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, bu bütçe, yerli araba üretebilecek mi? Bu bütçe, tren yollarını ıslah edip ölümlü tren kazalarını engelleyebilecek mi? Bu bütçeyle dolar Türk lirası karşısında değer kaybetmeye devam edecek mi? Yine bu bütçe, çiftçimizi, memurumuzu, emeklimizi, sanayicimizi, esnafımızı, işçimizi mutlu edebilecek mi? Bu bütçe, genellikle geçim sıkıntısından kaynaklanan boşanma sayılarını azaltabilecek mi? Bu bütçe, üniversitelerde diplomalı işsizler yaratan genç işsizlerimize iş imkânı sağlayacak mı? Bu bütçe, çeliğini Almanya’dan aldığımız millî tankımıza, sanayimize çelik üretebilecek mi? Bu bütçe, EYT’lilerin ve staj mağdurlarının yüzünü güldürebilecek mi? En önemlisi, bu bütçe, insanlarımızın yaşadığı gelecek endişesini ortadan kaldırabilecek mi?

Sayın milletvekilleri, ekonomi kötü durumda, firmalar arka arkaya konkordato ilan ediyor. Özel sektörde işten çıkarmalar artmış, işsizlik almış başını gidiyor. İflaslar ve kredi yapılandırmaları art arda geliyor. Yanlış ekonomi politikaları sonucu inşaat sektörü durma noktasına gelmiştir. Türkiye ekonomisi üretimden çok tüketime ve borçlanmaya dayalıdır. Ekonomi halkın yaşamda etkisini hissettiği ciddi bir darboğazın eşiğinde. Papaz gitmesine gitti ama döviz gittiği yerden hâlâ geri gelmedi.

Bir de çiftçimizin durumundan umarım haberdarsınızdır. Bu üretim maliyetleriyle üretilecek ürünlerin fiyatlarının, önümüzdeki yıl bugünkü rakamlardan kat ve kat fazla olacağını tahmin etmek için ekonomist olmaya gerek yok. 2017 yılında 1.500 lira olan gübre bugün 2.530 lira. Yine 2017’de 1.300 lira olan üre gübresi bugün 2.350 lira arkadaşlar. Tarımda yaşanacak olan maliyet artışlarından kaynaklı ürünlerdeki fiyat artışı, enflasyon beklentilerinizi hayal kırıklığına uğratacaktır.

On altı yıldır eğitimde beceremediğiniz planlamanın bugün oluşturduğu işsizler ordusunun, yatırım ve teşviklerin doğru yerlere aktarılmamasından kaynaklanan istihdam yoksunluğunun, tarımda plansız üretim neticesinde soğan depolarını basan kamu idarelerinin, sosyal anlamda yaşanan huzursuzlukların da mimarı sizsiniz ve siyaseti ötekileştirme becerinizle on altı yıldır bu milleti ayrıştırdınız ama topyekûn bu millet et ile tırnak gibidir, bu durum sizin için üzücü olabilir. Her yeri binalarla, AVM’lerle, yollarla, tünellerle, köprülerle donatmış olabilirsiniz, bu eserlerle yaşayacak ve bu eserlerinizi yaşatacak olan insanlarımızın mutluluk hayallerini, gelecek beklentilerini de köprülerle, yollarla, tünellerle, AVM’lerle betonlaştırdınız arkadaşlar.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

5’inci madde üzerinde ikinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekilimiz Sayın Hasan Kalyoncu’ya aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Kalyoncu.

MHP GRUBU ADINA HASAN KALYONCU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın “Devlet borçları” başlıklı 5’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, bütçe müzakereleri dolayısıyla burada yeniden çözüm süreci hayalleriyle açılım sürecine yapılan övgüleri duymanın verdiği üzüntüyü ifade etmek istiyorum. Süreç boyunca tuzaklanmış hendekleri, sözde akiller eliyle yaralanan kamu vicdanını ve işlenen hukuk cinayetlerini saymayacağım. İbret alınması için sadece Ege Üniversitesinde bölücü terör örgütü PKK tarafından şehit edilen öğrencimiz Fırat Yılmaz Çakıroğlu cinayetini hatırlatıp onu rahmetle anacağım, ruhu şâd olsun. (MHP sıralarından alkışlar)

Bir hususa daha dikkatinizi çekmek istiyorum. FETÖ tarafından üye ve sempatizan devşirme sürecinde, yurt dışındaki eğitim kurumlarının örgüt için önemi herkesçe bilinmektedir. Bu okullara Türk kültüründe ve Türkiye Cumhuriyeti nezdinde saygın kültür ve siyaset adamlarının isimleri verilmiştir. Bugün hâlâ FET֒nün okullarının bazılarında bu isimler kullanılmaktadır; örnek olarak Makedonya’da Yahya Kemal Beyatlı, Kosova’da Mehmet Akif Ersoy, Arnavutluk’ta Turgut Özal. Devletin bu isimlerin kullanımını engellemek için gerekli tedbirleri alması FET֒yle yurt dışındaki mücadeleye katkı sağlayacaktır. Bu kişilerin vârisleri ve Dışişleri Bakanlığı harekete geçmelidir.

Türkiye'nin borç meselesine gelince: Bu konunun Kırım Harbi’yle başlayan uzun bir geçmişi var ve 1954’te borçlarımız bitmişti. 1980’lerde başlayıp bugünlere kadar önce devlet borcu zirve yaptı, on yıldır da özel sektör borçlarını konuşuyoruz.

Bütçe açıkları ve borç stoku öncelikle devletin mali disiplin sorunuyla ilgilidir. Maastricht Kriterlerine göre, kamu borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yüzde 60’ın altında olması gerekmektedir. Türkiye uzun yıllardır bu kriteri karşılamıştır.

Borçlanma rakamlarının sınır değerlerin altında olması siyasi iktidara bir hareket alanı açmaktadır. Ancak bir yıldır faiz ve borç risklerindeki artışlarla borçluluk oranları yükselmiştir. Kamu borç stokunun döviz ve Türk lirası cinsinden dağılımındaki eğilim de tedbir almayı gerektirmektedir. 2010 yılında döviz cinsinden devlet borçları toplam borcun yüzde 26’sı seviyesine düşmüşken bu oran 2018 Ekim ayı itibarıyla yüzde 46’ya yükselmiştir. 2006 yılında 5 milyar dolar civarında seyreden Hazine garantili dış borçlar, 2018’in ikinci çeyreğinde 14 milyar doları geçmiştir. 2019 bütçesinde Hazine garantili borçların düşürülmesi gerekmektedir.

Geçen on yıl boyunca Avrupa kaynaklı ekonomik kriz ortamında Avrupa ve Amerika Merkez Bankaları piyasalarda para bolluğuna yol açtılar. Sadece FED’in dolaşıma sürdüğü miktar 2008 sonunda 925 milyar dolardan 2015’te 4,5 trilyon dolara ulaştı. Özel sektör bundan yararlanarak kolay borçlandı.

Türkiye, 2013 yılından bu yana “kırılgan beşli” diye adlandırılan ve Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika’dan oluşan bir grup içerisinde sınıflandırılmaktadır. Bu grupta kamu ve özel toplam dış borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı en yüksek olan ülke yüzde 52 oranıyla Türkiye’dir. Şimdi, bu borçlar nereye varmış, bunu bir gözden geçirelim. 2011’e kadar 100 milyar doların altında gerçekleşen özel sektörün borçları 2018’de 300 milyar doları aşmış durumdadır. Türkiye'nin önündeki en temel sorun da budur. Türkiye'nin kırılgan beşli ülkelerine göre dış borç yükü daha yüksektir. Giderek artan bir dış borç sarmalıyla karşı karşıyayız. Bu, açık ve yakın bir tehlikedir.

Değerli milletvekilleri, borç ödenebiliyorsa, döndürülebiliyorsa sıkıntı yoktur ancak bunun için ülkeye döviz girmelidir. Dolar 8 lira seviyesine çıkınca, yıl sonunda 15 lira olacağı kehanetleri yapıldı ve tutmadı ancak bu sözler enflasyonu yükseltti. Kısa vadeli fiyatlamalar 8 lira üzerinden oluştu. Yükselen beklentiler, yükselen fiyatlamalar kontrolden çıkmak üzereydi. Enflasyon konusunda Merkez Bankasının, Hükûmetin ve diğer piyasa aktörlerinin kararlı duruşu kısmi bir rahatlama getirdi, dolar kuru 5,24’e kadar geriledi ancak faizler yüzde 24’e çıktı, fiyatlar yükseldikleri yerde kaldılar.

Bir de CDS’ler var, borcun sigorta primleri. Yüzde 1,5 olan bu sigorta primleri yüzde 6’ya dayandı, faizlerin neredeyse 2 katı risk primi ödemeye başladık; kur indi, faizler sakinleşti ama CDS’ler yüzde 4’ün altına bir türlü inmiyor. Bunun anlamı borçlanmamız hâlâ çok pahalı demektir. Borç maliyeti yüksek olduğundan enflasyon tırmanmaya devam ediyor.

Türkiye'nin kırılgan beşli kategorisinden çıkabilmesinin bir yolu, dış borç yükünü azaltmak ve cari açığı borçla kapatmak yerine doğrudan yabancı sermayeyi çekmektir. Sermaye güven duymak ister, beklentiler iyimser oldukça güven gelişir. Olumlu beklentiler gidişatı olumlu etkiler. Hâliyle enflasyon ve kur yükselişine karşı ilk araç güven ortamı olmalıdır.

Bu bağlamda, Hükûmetin peş peşe 100’er günlük planlarla beklentileri yüksek tutmaya çalışmasını olumlu görüyoruz. Güvensizlik ortamında kurlar yeniden yükselebilir, borcun döndürülebilmesinde güven düzeyi özel önem taşımaktadır.

Hükûmete bir hususu hatırlatmak istiyorum: Sözleşmenin Türk lirasıyla yapılmasını destekliyoruz ancak iç piyasaya dövizle borçlanmak hem devlet ile bankaları rekabete sokarak faizleri yükseltmekte hem de millî paraya güven duygusunu sarsma riski taşımaktadır. Dikkat edilmezse Türk lirası kötü para pozisyonuna düşebilir.

Sayın milletvekilleri, kamu borçlarını ve faiz yükünü azaltmanın kalıcı yolu ülkenin verimli üretim kapasitesini artırmaktır. Yerli savunma sanayisindeki atılımları önemsiyoruz. Aynı şekilde, teknoloji, bilim, sanat üreten bir ülke olmak zorundayız. Ülke olarak inşaat gibi sınırlı verimli bir alandan daha teknolojik, daha verimli, daha fazla istihdam ve katma değer yaratan alanlara yatırım yapılmalıdır. Bütçede eğitimin, AR-GE’nin, teknolojinin, teknolojik sanayinin payı yükseltilmelidir. Ayrıca, gıda sektöründe stratejik yaklaşımlar gereklidir. Gıda güvencesini ve sağlığını garanti altına almak için tarımsal faaliyetler gözden geçirilmelidir. Tarımda dış ticaret açığı artmaktadır. Ülkemizde üretilebilecek çok sayıda tarımsal ve hayvansal gıda ithal edilmektedir. Bu durumun acilen tersine döndürülmesi gerekmektedir. Üreten toplumların devlet borçları hızla düşecek, faiz yükü azalacaktır. Kendi yerli ve millî imkânlarımızla, kendi insanımızla ve teknolojimizle yaratılan katma değer hem ülkemize sınıf atlatacak hem de Türk vatandaşının refahını artıracaktır.

Değerli milletvekilleri, son olarak belirtmek isterim ki uygulanacak ekonomik politikalar, merkezine insanı koyan, eşitlik, ahlak ve adalet ilkelerini gözeten bir yönetim anlayışıyla toplumsal refahı artırmalıdır. İstikrarlı, çevreye duyarlı ve istihdam dostu bir büyümenin gerçekleştirilmesi ekonomi politikasının esasını oluşturmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak kamu ve özel sektör borç stokunu sürdürülebilir bir seviyeye indirmeyi ekonomide kalıcı istikrar sağlamak ve kırılganlıkları azaltmak bakımından gerekli görmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Kalyoncu.

HASAN KALYONCU (Devamla) - Borç yönetimi, para ve maliye politikalarıyla uyumlu, sürdürülebilir, şeffaf ve hesap verilebilir bir borçlanma politikası şeklinde yürütülmelidir. Seçim beyannamemizde ifade ettiğimiz gibi, Milliyetçi Hareket Partisi olarak ekonomik sorunların çözümü için katılım ve diyalog ortamı içinde bütün sosyal kesimlerin memnuniyetini ve ekonomik programlara rızasının alınmasını önemsiyoruz. Ekonomik sorunların aşılmasında toplumsal kesimler, siyasi iktidar, ekonomi yönetimi ile halk arasında karşılıklı güven ortamı oluşturulmalıdır. Güven ortamı, nimetin ve külfetin hakkaniyet ölçülerinde bölüşülmesi, üretime katılanların adil pay almalarının sağlanması partimizin öngördüğü, önerdiği ekonomik uzlaşma kültürünün esasını teşkil etmektedir. Sorunların aşılması ancak bu uzlaşmayla mümkündür.

2019 yılı bütçesinin hayırlara vesile olması dileğiyle Genel Kurulunuzu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalyoncu.

5’inci madde üzerinde söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mardin Milletvekilimiz Sayın Ebrü Günay’a ait. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi üzerinde Halkların Demokratik Partisi adına söz aldım. Buradan sizleri ve ekranları başındaki herkesi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe, toplumların cinsiyetler arasındaki uçurumu azaltmaya yarayan önemli araçlarından biridir. Bütçeler, ülkelerin eğitimden enerjiye, sağlıktan ticarete, ulaşımdan adalete toplumsal yaşamın tüm alanına dair yıllık planlamalarını içerir. Dağılımın nasıl yapıldığına dair fikir veren göstergelerden biri de bütçeleri kimin hazırladığıdır. Günlerdir tartışılan bütçeyi erkeklerin ve bir erkek aklın hazırladığı çok açık. Bütçeler, gelir, gider kalemleri gibi düşünülmemeli, toplumsal cinsiyet açısından da eşitliği sağlamaya katkı sunan bir perspektifle hazırlanmalıdır. Uluslararası raporlar Türkiye’de iki temel eşitsizliğin ciddi boyutlarda yaşandığını ve giderek derinleştiğini ifade ediyor. Bunlar, gelir ve servet eşitsizliği ve cinsiyet eşitsizliğidir. Buna karşın, bütçeyle ilgili açıklamalardan ve geliştirilen politikalardan iktidarın bu eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik bir kaygısının olmadığı aşikârdır. Hâlâ cinsiyete dayalı bir bütçeye gidilmemiş olması başlı başına bir sorundur.

Kadınların kaynaklardan yararlanması bir haktır. İlgili bakanlığın bütçesinin son yıllarda sosyal yardımlara ayrılması, AKP’nin hem kadınlara hem de sosyal politikalara yaklaşımını çok açık ifade ediyor. Kadınların kamusal alandan uzaklaştırılması, bakım hizmetlerinin yürütücüsü hâline getirerek eve hapsedilmesi, kadını aşağılayan, eşitliği hedef alan müfredatlar, kamu hizmetlerindeki cinsiyet eşitlikçi bir yaklaşımın belirleyici olmaması kadının kamusal hayata katılımının önündeki engelleri derinleştirmektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı bir bütçe neden mi önemli? Eşitleyici, kamu hizmetlerinin tasarım ve uygulanması için, demokratik, kapsayıcı ve adil bir kalkınma için, kadın emeğinin sömürüsünün önlenmesi ve ev içi emeğin hakkının verilmesi için, bütçe uygulama süreçlerinde eşitsizliğin yeniden üretilmesini engellemek için önemli. Kuşkusuz nedenleri saymak ve artırmak çok mümkün ama burada bunları ifade edebilirim.

Değerli arkadaşlar, Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyesi olarak da bazı şeyleri ifade etmek istiyorum. İnsan Hakları Komisyonunun bu ülkede gidemeyeceği, ziyaret edemeyeceği cezaevi var mı diye sorarsam verilecek cevap çok bellidir. Tabii ki Komisyonumuz istediği cezaevine girebilir, yerinde incelemelerde bulunabilir gibi bir cevap verilir. Ben de tersini söylüyorum, bu Komisyon istediği cezaevini ziyaret edemiyor. Eğer ziyaret edebilseydi yirmi yılı aşkın bir süredir cezaevinde olan ve Mart 2015 tarihinden itibaren İmralı Adası Cezaevinde kalan Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ve yine birçok sağlık sorunu olan Hamili Yıldırım’ı ziyaret edebilirdi. Ceza Kanunu’nda yasal güvence altına alınmış olan en temel hakları olan aile ve avukat görüş haklarını neden yapamadıklarını sorabilirdi. Mesela Veysi Aktaş, yirmi beş yılı aşkındır cezaevinde, 68 yaşındaki annesi Faika Aktaş Mart 2015’ten beridir oğlundan hiçbir şekilde haber alamıyor. Sanırım bir anne için bundan daha zor bir durum olamaz. Yine Ömer Hayri Konar ve Hamili Yıldırım, daha önce kaldıkları Sincan Kapalı Cezaevinden Mart 2015 tarihine kadar, öncesinde aileleriyle ve avukatlarıyla görüşebiliyor, mektup yazabiliyor, telefon hakkını kullanabiliyorken İmralı Adası’na gittikleri andan itibaren dış dünyayla tüm bağları kesildi. Bunu neden kesildi diye sormak istiyorum buradan.

Değerli arkadaşlar, Abdullah Öcalan’ın toplumsal barış inşasındaki rolü ve yine politik öngörülerinin haklılığına dair söylenecek çok söz var ama ben bundan ziyade yasalarımızca güvence altına alınan hakların kullandırılmamasına değinmek istiyorum. Dünyanın en uzun ve tek avukat görüş yasağının uygulandığı cezaevinin İmralı Ada Cezaevi olduğunu biliyor musunuz? 27 Temmuz 2011’den bu yana uygulanıyor. Kardeşi kendisini en son 11 Eylül 2016 yılında ziyaret etti. Dört tarafı denizlerle çevrili bir cezaevini düşünün; yıllardır aile ziyaretleri olmuyor, yıllar yılıdır avukatlar gidemiyor ve hiçbir insan hakları kuruluşu gidemiyor. İnfaz kanunumuzun aile, avukat ve yine iletişim ve haberleşme hakkının düzenlendiği kesin hükümlerine rağmen bu haklar hukuksuz, keyfî şekilde engellenmektedir. Yasal güvence altındaki telefon, mektup hakkı keyfî şekilde kısıtlanmış durumda.

Değerli milletvekilleri, OHAL sürecinde bu keyfî uygulamalara KHK’ler gerekçe gösterildi. OHAL kalkınca da içeriği bilinmeyen infaz hâkimliği kararı gerekçe gösterilmeye başlandı. İçeriği bilinmeyen bir infaz hâkimliği kararı diyorum. Nitekim avukatlarının, hukuki süreci yürütebilmek için infaz kararına konu disiplin cezasının dosyasının tebliği ve suretinin, örneğinin alınmasına dair tüm başvuruları nedense reddedilmiş. Soruyorum: Bir dava dosyası, vekâleti olan bir avukata neden verilmez? Hangi hukuksuzluk gizleniyor burada?

Tüm hukukçular bilir, infaz hâkimliği tek hâkimlidir. Tek hâkimli bir infaz hâkimliğinde bir haftada 3 hâkimin görev yeri değiştirilirken UYAP sistemine işlenmesi gereken bir dosya nedense sisteme işlenmiyor. Bir talebi ret veya kabul ederken karar düzenlemesi bir hâkimin en temel görevlerinden biridir ama infaz hâkimliği karar düzenlemek yerine hukuki bir niteliği olmayan, bir itiraza veya başka bir kanun yoluna konu edilemeyecek bir tutanakla avukatların infaz kararı istemini reddediyor. Ve soruyorum buradan: Bu nasıl bir adliye, bu nasıl bir hukuk sistemidir? İmralı rejimiyle başlatılan tecrit zamanla F tipi cezaevleriyle tüm Türkiye’ye yayıldı; peki, amaçlanan neydi?

Değerli milletvekilleri, tecrit yok saymaktır, görmezden gelmektir; özetle, düşünmezsen yoktur demektir. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama tecridin amaçladığı her şey aslında bugün iktidar tarafından Türkiye toplumuna dayatılmak isteniyor. İktidar toplumun taleplerini görmezden gelen, yok sayan bir hâldedir. Evet, işte tecridin güncel olarak politikaya dönüşmüş hâli budur arkadaşlar.

Özgürlüklere karşı inşa edilmiş sistemlerin kötülük sınırı nedir? Birileri bir insana gökyüzünün dört köşeli olduğunu söylüyorsa, ona yaşamın birkaç adımlık bir beton ve bir duvardan ibaret olduğunu dayatıyor ve onun en ufak bir kıpırtısının etkilerinden çekiniyorsa ne yapar? Birileri bir başkasının sesinin yankısını dahi yok etmek istiyorsa ne yapar? Cevap çok basit: Tecrit eder.

Tarih tüm zamanlarda muktedirlerin, karşıtlarını yani muhaliflerini en acımasız biçimde cezalandırma politikalarına tanıklık etmiştir. Dünya örneklerinin tamamında iktidarlar kendi muhaliflerini tecrit etmiştir. Muktedirler olarak birileri, sizler kızabilirsiniz, bağırıp çağırabilirsiniz, tecrit sistemini uygulayabilirsiniz ama tecrit siyasetini uygulayanlar kendi düşünce gücünden, kendi doğrularından emin olmayan iktidarlardır. Tarihteki tüm örneklerinden anlıyoruz ki bu yöntemi deneyenler aslında toplumdan bazı gerçekleri saklamak isteyen iktidarlardır. Peki, sizler halktan neyi gizlemek istiyorsunuz? İmralı tecridiyle aslında bu sorunun cevabı çok basit. Bir an için 2013 yılına gidelim; Türkiye’nin son kırk yılına damgasını vurmuş, büyük acı ve kayıplara sebep olmuş Kürt meselesinin çözümüne dair filizlenen umutlar İmralı’dan gelen barışçıl ve çözüm yanlısı mesajlarla büyüyordu. Hükûmetin sonradan suç ve cezaya konu edeceği görüşmelerden anladık ki Öcalan ve Kürt hareketi çatışmalı sürecin sonlandırılması için adım atmaya, çözüm geliştirmeye hazırlar. Bu gerçeği Türkiye toplumunun büyük bir kısmı gözleriyle gördü. Aslında siz çözümden, çatışmalı sürecin bitmesinden ve Kürtlerin kendi haklarını elde etmesinden korktunuz. Bu korku ve paniğin sonucu olarak ilk adım tecridi derinleştirmek ve masayı devirmek oldu. O günlerde çözüm için canhıraş çalışıp akan kan dursun diye elini taşın altına koyan Sevgili Sırrı Süreyya Önder ve Sevgili İdris Baluken cezalandırılarak neyi amaçladınız biliyor musunuz? Bu sürece ait umudun son zerresini dahi yok etmeyi amaçladınız. Fakat şunun cevabını veremiyorsunuz. Barış ve kardeşliğin sesini susturabilirsiniz, çözüm umudunu tecrit edebilir misiniz? Tarih bütün zengin örnekleriyle gösteriyor ki her sorunun eninde sonunda bir çözümü vardır, bunu geciktirebilirsiniz ama asla bunu engelleyemezsiniz.

Değerli arkadaşlar, bugün Genel Kurula başlarken Sevgili İhsan Eliaçık’ın gözaltına alındığı haberi geldi ve şunu ifade etmek istiyorum: Çok komik bir gerekçeyle şu an gözaltında. Komik bir gerekçe diyorum çünkü İhsan Eliaçık’ın İstanbul dışına çıkması yasak bir mahkeme kararıyla, il dışına çıkması yasak ama Batman’da daha önce yaptığı bir konuşmadan kaynaklı, mahkeme, zorla getirme kararı vermiş. İl dışına çıkamadığı için, Batman’daki başka bir dosyada ifade veremediği için şu an gözaltında. Bu, yargının içerisine düştüğü komik, trajikomik durumu ifade ediyor ve bir an önce serbest bırakılmasını istiyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Emine Gülizar Emecan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süremiz on dakika Sayın Emecan.

CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Devlet borçları” başlıklı 5’inci madde üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün içinde bulunduğumuz ekonomik durumu daha iyi anlamak için konuşmama biraz geriden başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’nın kendisine miras bıraktığı büyük bir borçla hayata başladı. Osmanlı Devleti, 1854 yılındaki ilk borçlanmadan borç ödemelerini sürdüremeyeceğini ilan ettiği 1875-1876 yıllarına kadar çok büyük miktarlarda ve ağır koşullarda borçlanmıştır. 1860’tan sonra hazineye giren her 1 İngiliz lirası için 2 İngiliz lirasından çok borç yaratılmaktaydı. Diğer devletlerin uluslararası mali piyasalardan borçlanmalarıyla karşılaştırıldığında Osmanlı Devleti son derece olumsuz koşullarda borçlanmaktaydı ve bu koşullar içindeyken devlet sağlanan fonların büyük bir kısmını cari harcamalar için kullandı, Boğaziçi’nde saraylar yaptırdı ama yatırımlarına hiç kaynak ayırmadı. Osmanlı Devleti’nin mali borçlanmasının en temel nedeni ise merkezî devletin güçsüzlüğü ve mali krize uzun vadeli çözüm bulamaması, bütçe açıklarının önüne geçememesidir. Cumhuriyet Dönemi’nde uygulanan planlı bir ekonomik kalkınma modeliyle, Lozan Anlaşması gereği ödenmesi gereken Osmanlı borçları 1954 yılında tamamen ödenmiştir.

Cumhuriyet tarihinde AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılına kadar hükûmetlerin harcadığı para 713 milyar dolar, 2003-2017 yılları arasında AKP hükûmetlerinin harcadığı para 2 trilyon 94 milyar dolardır. Cumhuriyet Dönemi’nde harcanan paralarla Keban, Karakaya, Atatürk Barajları yapıldı. Bu süre içerisinde depremler yaşandı, Kıbrıs barış harekâtı gerçekleştirildi, Türkiye’ye ambargolar uygulandı. Devlet Demiryolları, TELEKOM, MTA, ŞİŞECAM, Sümerbank, Etibank, Ziraat Bankası, Şekerbank kuruldu ve daha burada sayamadığımız yüzlerce yatırım yapıldı. Tüm bu yatırımlar bugün acımasızca eleştirdiğiniz cumhuriyetin ilk yıllarında, o günün koşullarında karma ekonomik programı uygulanarak gerçekleştirildi değerli arkadaşlar. Türkiye o dönemde de bu düzenlemelerle dış ticaretini toparlamış, cari açığı denetim altına almış ve kalkınmaya başlamıştır.

Gelelim AKP dönemine. Harcadığınız 2 trilyon 94 milyar dolarla siz ne yaptınız? Yatırım yaptınız mı? Hayır. Osmanlı’nın yaptığı gibi borç paralarla saray yaptırdınız, bol keseden harcadınız, cumhuriyetin kazanımlarını bir bir sattınız. (CHP sıralarından alkışlar) 1923-1939 yılları arasında üretime dönük kırk beş fabrika açılmışken, biz şimdi, döneminizde fabrika yapılıp yapılmadığını tartışıyoruz yani utanç verici bir durumdayız. Başka ne yaptınız? “Kamu-özel iş birliği” adı altında bir yöntem keşfettiniz. Devlet borçlu görünmeyecek ama büyük yatırımlar yapılabilecekti bu yeni yöntemle. Bir de sıkıştıkça “dış güçler” “devletin bekası” gibi sanal gündemler yarattınız. “Kamu-özel iş işbirliği” adı altında yaptığınız geçiş ve hasta garantili tünel, yol, köprü, hastane gibi yatırımlar için 2017 yılında 1 milyar 438 milyon; bakanlıklar toplamı olarak söylüyorum, 2018 yılında ayrılan bütçe 9 milyar 35 milyon, 2019’da öngörülen 13 milyar 699 milyon, 2020’de 24 milyar 757, 2021’de de 28 milyar 205 milyon TL’dir ve bu rakamlar her yıl artarak devam etmektedir. İşte bu rakamlar “Bütçeye yük olmayacak, devletin kasasından bir kuruş bile çıkmayacak.” diye övündüğünüz projelerin sadece 2021 yılına kadar verilen kredi, yolcu, hasta, geçiş garantilerinin bütçeye getirdiği yüktür. Doğacak her çocuğumuz bu projeler nedeniyle şimdiden milyarca dolar borçludur. O nedenle, bütçeye yük olan ve vatandaşın cebinden her gün daha fazla para götüren bu yöntemden artık vazgeçmelisiniz.

Bir de şunu yapıyorsunuz: Sık sık “kamu borç yükünün 2002 yılına göre reel borca oranla düştüğü” savunmasıyla karşımıza çıkıyorsunuz. Doğrudur, çünkü, devlet yerine özel sektörü ve vatandaşı borçlandırdınız, özel sektöre dövizle borçlanmanın önünü açtınız, şirketler daha fazla borçlandı. Peki, ödeyemezlerse ne olacak? Bugün yaşadığımız konkordatolar, iflaslar ve şirketin kapısına kilit vurup üretmekten vazgeçenlerin sayısı daha da artacak. Peki, tüketici kredisini ödeyemeyen, kredi kartı borcu takibe düşmüş, her gün borcu katlanan binlerce vatandaşımız için durum ne? Borçları nedeniyle takibe alınan kişi sayısı eylül ayı verileriyle 3 milyon 300 bin kişiye ulaşmıştır. Sonuç olarak her geçen gün borç batağına giren kişi sayısı artıyor, işsizler ordusuna yenileri ekleniyor. İşte, değerli arkadaşlar, “Biz devleti borçlanmaktan kurtardık, kamu borçlarını düşürdük.” dediğiniz durumun tablosu budur. Burada gördüğünüz gibi, vatandaşın borçlarının ne kadar fazla arttığını görüyorsunuz. 2002’de de 6,7 milyar, 2017’ye geldiğimizde 541 milyar. Vatandaşın durumu böyle.

Gelelim devletin durumuna: “Kriz yok.” diyorsunuz ama Maliye Bakanınız her konuşmasında sıkı para politikasından, maliye politikasından bahsediyor. Sizin para politikanız, sıkı para politikanız maalesef vatandaşa kemer sıktırma politikasıdır. AKP iktidarları döneminde toplam borçlar 2018 yılı ilk yarısı itibarıyla 5 trilyon liraya yaklaşmış durumda. Peki, 2002 yılında bu borç ne kadardı? 0,4 trilyon. Yani artış ne kadar, tam 12,5 kat. Yine, bugün, toplam borçların millî gelire oranına baktığımızda, karşımıza çıkan rakam gerçekten korkunç, bu oran tam yüzde 149,5; yani, 100 liralık gelirimize karşılık 150 liralık borcumuz var. 2002’de yaşanan krize, depreme ve karşı çıktığınız koalisyonlara rağmen bu oran yüzde 107’ymiş.

2017 bütçe açığı 47,4 milyar, 2018 yılı için beklenti 72,1 milyar, 2019’da ise 80 milyarın üstüne çıkması öngörülüyor ki bu rakam, ekonominin durumuna baktığımız zaman, oldukça iyimser. Bu açıkların en büyük nedeni tabii ki ödediğimiz borç faizleri. Sadece 2019 yılı borç faizi ödememiz 117 milyar TL olacak. Her geçen yıl gelirimiz ile giderimiz arasındaki uçurum artıyor. Alınan borçlarla da gelir yaratılamamış, üretim yapılmamış, ülke için harcamalar yatırıma çevrilememiş, borçla yaratılan kaynak betona gömülmüş durumdadır.

Peki, üretemiyorsak nasıl ödenecek bu borçlar? İşte, can alıcı nokta burası. Çünkü bu borçlar da borçla ödenecek ve iktidar harıl harıl borç arıyor. Faizler artırılıyor, varlık fonları kuruluyor, başka yöntemler uygulanıyor ama gördüğümüz kadarıyla, istenilen borç bir türlü bulunamıyor çünkü yabancı yatırımcıları kurduğumuz üstün demokrasi niteliklerine sahip yeni yönetim sistemiyle de ülkeye çekemiyoruz; ülkemize güven yok, aldığımız borçları geri ödeyebileceğimize inanmıyorlar. Maalesef, yabancıya güven vermediğimiz gibi kendi insanımıza da güven vermiyoruz; sadece Ocak-Mayıs 2018 arasında ülkeden kaçan sermaye miktarı 2,9 milyar TL. Dünyada döviz likiditesi azalıyor ve bu azalma 2019 yılında da devam edecek; bu da gösteriyor ki öyle ucuz borç bulmak da kolay değil.

Uluslararası Finans Enstitüsünün son raporuna göre -ki bu kuruluş ülkeler arası döviz hareketlerini en sağlıklı izleyen kuruluşlardan biridir- ülkemiz için 2019 yılında öngörülen sıcak para girişi 5,1 milyar dolar. Merkez Bankamızın verilerine göre ise Ağustos 2018-Ağustos 2019 arasındaki dönemde, vadesi bir yıldan az olan bankacılık, özel sektör ve kamu dış borcu stokumuz 175,2 milyar. İşte, paranın Türkiye’ye bol miktarda, 50, 60, 70 milyar dolarlarda girdiği dönem 2011-2015 arası; yani, sizin har vurup harman savurduğunuz, bir türlü üretim ekonomisini yaratamadığınız, yatırıma çeviremediğiniz dönem. İşte, şimdi 5,1 milyar dolar da burada, beklenen kaynak. Ve ne demiştik? 175,2 milyar dolar kısa vadeli borç stokumuz. Ben yorumu sizlere bırakıyorum bu konuda. Sanki bir dejavu yaşıyoruz arkadaşlar, Osmanlı’nın borç batağındaki dönemine geri gidiyor gibiyiz. Peki, soruyorum o zaman size: Nerede uçurduğunuz ekonomi, nerede tek parti istikrarı, nerede güçlü devlet, nerede güçlü kurumlar? Yaşanan ekonomik krizden kurtulmak ve sürdürülebilir bir büyüme sağlamak için önce hukuk, demokrasi, yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler gibi alanlarda doğru adımlar atılması gerekmektedir. Üretim ekonomisine geçilmeli, devlette tasarrufa önem verilmelidir. Bunların yanında, “İşçi kesimi için asgari ücreti en az 2.200 TL’ye yükseltin.” önerimize de kulak vermelisiniz. Ayrıştırıcı bir dil kullanarak toplumun büyük bir kesimini yok saymak ve düşman görmekten vazgeçmelisiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Başkanım, toparlayacağım.

BAŞKAN – Sayın Emecan, buyurun, bir dakika.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Böyle devam etmekte ısrar ederseniz dış yatırımlar ülkemize iktidarınız gidinceye kadar uğramayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin borçları konuş konuş bitmez. Bütçe hakkı çerçevesinde on altı yıllık AKP iktidarı olarak siz en fazla kimlere borçlusunuz biliyor musunuz? Emeğini sömürdüğünüz işçiye, hakkını ödemediğiniz çiftçiye, maaşından çaldığınız emekliye; her gün öldürülen, şiddet gören kadına, işsiz bıraktığınız gençlerimize; eğitim hakkını aldığınız, tacizine, tecavüzüne sessiz kaldığınız çocuklarımıza, katlettiğiniz doğaya, iş cinayetlerinde göçük altında can veren işçilerimize, tren raylarında kaybettiğimiz yaşamlara borçlusunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Ve sayesinde o koltuklarda oturduğunuz bu ülkenin kurucusu Büyük Atatürk’e ve yol arkadaşlarına saygı ve minnet borçlusunuz. On altı yıldır yönettiğiniz ve kendinizi devletin sahibi olarak gördüğünüz ülkemizde devlet olarak bu borçlarınızı ödemenizi tüm vatandaşlarımız adına sizden talep ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Başkanım, son cümlem müsaadenizle…

BAŞKAN – Peki, son cümlenizi toparlayın.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Bu bütçe Meclisten geçse bile arkadaşlar, kendinize “Bu millet bu bütçeyi bize helal edecek mi?” diye sorun arkadaşlar.

Sizi vicdanlarınızın sesiyle baş başa bırakıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - 5’inci madde üzerinde şahıslar adına ilk söz, Bolu Milletvekilimiz Sayın Arzu Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Aydın.

ARZU AYDIN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi için şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri, sizlerin şahsında aziz milletimizi, Köroğlu’nun torunları, Bolulu hemşehrilerimin değerli vekâletleriyle saygı ve hürmetle selamlarım.

Bütçe kanunu görüşmelerinin sonuna geldiğimiz bu günlerde ben de millî ve yerli olmak adına bir konuşma kaleme almak istedim. Bizim kanaatimize göre millî ve yerli olmak bir söz, bir tamlama, bir yazı dizisi değildir. Aksine ve aslında bir ruh, bir duruş, bir ideal meselesidir. Bunu galiba burada da âdet olduğu üzere iki fotoğraf üzerinden izah etmek isterim. Fotoğrafların birinde halkın meclisinde bağdaş kurarak oturan -tırnak içinde- bir adam; diğerinde, siz deyin iskarpin, biz diyelim kundurayla o meclise girmiş insanlar var. Aslında yalnız bu fotoğraf Türkiye'nin dünü, bugünü ve yarınını anlatan, yerli ve millî olmayı izaha yeterli bir delildir. Bu bakış açısıyla bakıldığında ise ülkemizin bugün savunma sanayisinde geldiği yeri anlamak mümkün olur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye AK PARTİ hükûmetiyle beraber 2002 yılından itibaren millî ve yerli üretim alanında radikal bir değişim yaşamıştır. İlk savaş korveti Heybeliada, ardından gelen Büyükada, Burgazada, MİLGEM, Altay Tankı, ATAK Taarruz Helikopteri ve diğerleri gibi birçok projeye imza atılmıştır.

Türkiye bugün kendi denizaltısını üreten 8, ilk savaş gemisini üreten 10 ülkeden biridir. 1977 yılında ilk denizaltımız Yıldıray, Gölcük Tersanesinde yapılırken personelin kıyafetlerini koyacakları dolaplar bile yurt dışından getirilirken şimdi Türk mühendisleri, gemilerin kullanımındaki en kritik ve kilit noktalardan biri olan, attığını vurmayı sağlayan atış kontrol yazılımları dâhil, her türlü kaynak kodlarını üretebilmektedir; yine, harp gemisi üreten ülkelerin hiçbiri yazılımlardaki kaynak kodlarını vermezken şükür ki bugün bu alanda da kaynak kodlarını yazabilmektedir. Ülkemiz hâlihazırda 5 milyar dolarlık üretim ve yaklaşık 2 milyar dolarlık ihracat gücüne erişmiştir. 2002’de yüzde 20 civarında olan yerlilik oranı bugün yüzde 70’lere erişmiştir. Hedefimiz, 2023 yılında dışa bağımlılık oranını bitirmeye yöneliktir. İşte, Türkiye, bu yerli ve millî duruşun yalnızca savunma sanayisine yansıması sayesinde, yıllardır ülkemize uygulanmaya çalışılan her türlü ambargo ve terörü önlemek yolunda önemli adımlar atmıştır. Cumhurbaşkanımızın deyimiyle “İddia sahibi olmak, imkân sahibi olmayı gerektirir.” Türkiye, hem ülkesi hem soydaşları hem dostları için büyük iddiaları olan bir ülkedir. Bizler elbette bu yerli, millî duruş ve tavrın arkasındaki gücün milletimiz olduğunun bilincindeyiz. Ancak bütçe kanunu görüşmeleri esnasında yapılan konuşmalardan birtakım alıntılar yaptığımızda misalen, Sayın Kılıçdaroğlu “İşsiz insan her türlü yola başvurabilir.” derken, Sayın Tanju Özcan haram ve helali bilen bir toplum arzu ettiklerini söylüyor, diğer bir vekil “Millet iyiyi bilecek durumda değildir." diye devam ediyor konuşmalara. Hele ki bir sayın grup başkan vekili “Sizinkiler -Osmanlıyı kastederek- düşmana halı sererken bizimki -Atatürk’ü kastederek- ‘Geldiğiniz gibi gidersiniz.’ dedi.” diyor. Dolayısıyla, iyiyi kötüyü bilmeyen, haramı helali ayırt edemeyen, işsizken her türlü yola tevessül edebilen bir karaktere sahip halk portresi çizenlerin ya da bu milletin, bu kadim medeniyetin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARZU AYDIN (Devamla) – Bitireceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

ARZU AYDIN (Devamla) – …Osmanlı’nın tamamını “düşmana halı serenler” olarak tasvir edenlerin millî ve yerli olma ruhunu anlayabilme yolunda epeyce çaba sarf etmeleri gerektiğini düşünüyordum ki galiba en güzel cevabı Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Levent Gök verdi ve dedi ki: “Sayın milletvekilleri, buradaki konuşmalarınıza dikkat edin; millet dinliyor, ona göre oy veriyor.” dedi ve şükür ki fazla söze gerek bırakmadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sözlerimizi millî ve yerli olma ruhunu anlayanlara ithafen Yahya Kemal’in dizeleriyle bitirelim. “Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya Rabb’i,/ Senin uğrunda ölen ordu budur Ya Rabb’i,/ Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,/ Galip et çünkü bu son ordusudur İslam’ın.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Gazi Meclisi saygıyla selamlarım vesselam. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özel, yerinizden bir açıklama talep ettiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

49.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Bolu Milletvekili Arzu Aydın’ın 11 sıra sayılı 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatibi dinledim, eğer yanılmıyorsam yaptığı atıf bana.

Tabii, birincisi: Gazi Mustafa Kemal’in Osmanlı’da bir askerî idadide yetişmiş, Osmanlı’da çeşitli görevler almış, en üst rütbelere kadar yükselmiş bir asker olduğunu söyleyelim.

Burada bir taksimat yapacaksak Osmanlı sayın vekile, Osmanlı olmayanlar Özgür Özel’e, CHP’ye düşmez. Bu toprakların bir Osmanlı bakiyesi olduğu, cumhuriyetin; Osmanlı’nın kuvvetler ayrılığı ve demokrasinin yetişmesinin, zamanında demokrasiye geçiş hamlelerini yapamamasından dolayı yaşadığı çöküşü… Bundan ders almış cumhuriyet kadroları daima ileriye giden bir cumhuriyeti tasarladılar, öğütlediler ve geliştirdiler.

O polemik konusundaki mevzuya gelince, konu bağlamından koparılmadan dikkatle dinlenecek olursa eğer, orada kastedilen şudur: Bir tartışma var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Tartışma “Her 10 Kasımda dokuzu beş geçe kenefe gidin.” diyen bir fesliyi Genel Başkanlarının ziyareti, Diyanet İşleri Başkanlarının ziyareti, cümle meczubun baş tacı edilmesi, sonra gelince “Biz de Atatürk’e saygılıyız...” Atatürk’e saygılısınız, Atatürk düşmanlarını baş tacı ediyorsunuz. Atatürk’e “Firavun” diyen adamı ziyaret etmeleri alkışlıyorsunuz. Bu durumda, Kurtuluş Savaşı’nı küçümseyen, Atatürk’e hakaret edenlere karşı o tavrın savunulması üzerine -bütün bir, ne grubu, ne şahsı falan filan- o tutum içinde olan ve o tutumdan partisinin tavrını ayrıştırmayan grup başkan vekiline “Sizinkiler halı sererken, bizimkiler ‘Geldikleri gibi giderler.’ diyordu.” dedik. (CHP sıralarından alkışlar) Geldikleri gibi gidecek olanlar, Osmanlı’nın da çöküşüne sebebiyet veren bağnaz kafa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - …Atatürk’ü düşman gören, Atatürk için tutuklama emri çıkaran, idam fermanları verenlerdir. Atatürk’ün idam fermanına karşı bu fermanın geçersizliğiyle ilgili fetva veren, daha sonra da cumhuriyetin ilk Diyanet İşleri Başkanlığını yapan da cumhuriyetin evladıdır, biz de cumhuriyetin evladıyız; Atatürk’e yapılan o saygısız hakaretlerle ayrışabilen her AK PARTİ’li de yanımızda cumhuriyet evladıdır ama fesli deli Kadir’i ziyaret edenler ve bu ziyareti kınamayanların burada söyleyecek tek sözü yoktur.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

50.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biraz evvel değerli hatibimiz, AK PARTİ milletvekilimiz hakikaten temiz bir dille, çok nezih bir şekilde, hiçbir sataşmaya ve provokatif yaklaşıma mahal vermeden sadece ve yalnızca bazı ibarelere, geçen ibarelere atıf yapmak suretiyle…

İSMET YILMAZ (Sivas) – Söylediğinden rahatsızlar.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …ve zatıalinizin de meseleye nezaret ediş şekline de olumlu bir gönderme yapmak suretiyle ne kadar güzel, hakikaten alkışlanası bir konuşma yaptı. Ben, biraz evvel CHP bayan milletvekili, birçok…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Kadın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kadın milletvekili, bayan milletvekili, hanımefendi, fark etmez…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bayan sensin, o kadın.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Hepimiz milletvekiliyiz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bakınız, niyet ne kadar önemli biliyor musunuz, niyet. Doğaçlama bir konuşma yapıyorum. “Hanımefendi” “bayan” “kadın”…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Kadın” denmesini istiyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …fark eden bir durum yok ama sizin her olayı provokatif, tersinden anlayıcı bir yaklaşımınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açıyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - …düz değil de işlere tersinden bakış açısıyla yönelen bu yaklaşımınız biraz evvel yine tezahür etti. Bakın, ben hiçbir sataşmaya mahal vermeden, sadece kendi konuşmacımızın nezahetine, nezaketine vurgu yapmak suretiyle bir konuşma yapıyorum ama CHP’li değerli milletvekili birçok aslında eleştirilecek konu getirdiği hâlde, hiçbir söz alma ihtiyacı hissetmeden, eleştiri hakkı çerçevesinde dinledik. Söz almadım özellikle. Lakin biraz evvel bütün kamuoyunun gözü önünde cereyan eden ve nezaketine, nezahetine hep beraber herhâlde her aklıselimin “evet” diyebileceği bir konuşmadan bile bir olumsuzluk yaklaşımı sergileyebilmek herkesin harcı olmasa gerek.

Hakikaten, sonuç itibarıyla, değerli milletvekilleri, bizim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açıyorum mikrofonu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bitireceğim. Üç kere söz aldığı için ben de mütekabiliyet esası gereğince söz almak…

BAŞKAN – Kesinlikle.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Üç kere söz aldı, biraz evvel. Tutanaklara bakabiliriz. Hafızamız elhamdülillah yerinde.

Sonuç itibarıyla, zorunlu olmadığı müddetçe de söz alma niyetinde değiliz ama oradan dünün, evvelsi günün bir bakıma rövanşını almaya yönelik, gereksiz birtakım yaklaşımların neticesinde, tetabuk etmeyen, konuşmayla örtüşmeyen mukabili cevaplara muhatap olmak da hem Meclisimizi hem milletimizi gerçekten yormaktadır. Dolayısıyla, sizin işi nezaketle bağladığınız noktaya atıfla ben bitirmek istiyorum. Bu konuda illa bir şey söylenecekse “Cumhuriyeti dedelerimiz kurdu, AK PARTİ ilelebet payidar kılacaktır.” diyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, değerli arkadaşlar, bir saniye…

DENİZ YAVUZYILMAZ (Zonguldak) – AK PARTİ değil, Türk milleti ilelebet payidar kılacaktır!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir sessiz olalım lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, Sayın Başkan, birincisi: Tutanağa geçsin, ilelebet payidar kalacak AK PARTİ değil, cumhuriyettir; haddinizi bilin. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Cumhuriyeti AK PARTİ payidar kılacaktır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Atatürk’ün sözünü çarpıtma.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir saniye, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İkincisi: Size bir atıf yapıldı Sayın Başkan. Bir tartışmada ben polemiğin hangi bağlamda geliştiğini açıkladım, ona zaten bir şey dediği yok, itirazı da yok sayın grup başkan vekilinin, ancak size yapılan bir atıf var.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İlgisi yok, onunla bir ilgisi yok. O konuya hiç girmedim bile.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O yapılan atıf, deniliyor ki: Özgür Özel böyle dedi, sonra sizin ifadelerinizi bana atfen veya benim sözlerim üzerine sarf ettiğiniz. Bu konuya zatıaliniz bir açıklık getirirse tutanaklarda doğru yer almış olur.

Teşekkür ediyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şunu tekrarlayayım müsaadenizle… (CHP sıralarından “Gene boş konuşuyorsun” sesi)

Bak, dolduracağım şimdi.

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Doldur, bekliyoruz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bak, boşunu da dolusunu da dolduracağım.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, siz bize hitap edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: Evet, cumhuriyeti dedelerimiz kurdu, bu cumhuriyeti de ilelebet payidar kılmaya ak kadrolar inşallah vesile olacaktır. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, birazcık edepli olun ya Allah aşkına!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 2023, 2053, 2071…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Hep beraber yapacağız onu.” de! Niye “AK PARTİ yapacak.” diyorsun?

BAŞKAN – Karşılıklı olmasın değerli arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır, bu kadar!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bizim iktidarımızda, sizin iktidarınızda değil, AK PARTİ’nin iktidarında cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar… Değerli arkadaşlar…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Terbiyesizlik bu, terbiyesizlik! Senin haddin değil bu!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, karşılıklı olmasın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senin haddin değil!

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir izin verir misiniz, ben de bir kısa açıklamada bulunayım.

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Zihinleri karışık, zihinleri; ne yapsınlar?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kendi zihin karışıklığınızı yansıtmayın arkadaşlar.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir açıklamada bulunayım izin verirseniz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, görevinin özgürlükçü bir anlayışla herkese eşit ve adil yaklaşarak söz hakkı tanımak olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, ben, burada hiçbir milletvekilinin konuşmasını kendi bakış açımla değerlendirerek herhangi bir tasnife tabi tutacak değilim. Benim buradaki görevim, mümkün olduğu kadar özgürlükçü bir anlayışla, herkese eşit ve adil yaklaşarak söz haklarını tanımak ve herkesin konuşmasını temin etmeye gayret etmektir. Buna büyük bir özen gösterdiğime hepiniz tanık oluyorsunuz. Elbette bu görüşmelerin tümü Meclis Televizyonundan naklen yayınlanıyor. Ben özellikle bütün arkadaşlarıma ifade ediyorum ki: Bütün yurttaşlarımız Meclisi izlerken, kırıcı olmayan konuşmalar çerçevesinde, ülke gerçeklerini en iyi şekilde tahlil eden bir anlayışla, elbette eleştirinin sert boyutta olacağı gerçeğini de bilerek, birbirlerinin her zaman yüzüne bakacak şekilde konuşmalar yapılması, Meclis Başkan Vekili ve Başkanlık olarak bizim en büyük temennimizdir. Bizim sözümüz bütün milletvekillerinedir.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi şahıslar adına ikinci söz, İzmir Milletvekilimiz Sayın Özcan Purçu’ya aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Purçu.

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekili arkadaşlarım, sevgili vatandaşlarımız; hepinize hayırlı akşamlar efendim.

Öncelikle, ülkemizin içinde bulunduğu durum hakikaten üzüntü verici. Ekonomik olarak ülkemiz yıllardan beri olmadığı kadar kötü, hakikaten kötü. Ben de merak ettim “Acaba bu kriz döneminde Hükûmet hangi önlemleri aldı, bir bakayım.” dedim. Bir de baktım, şaştım kaldım. Ne yapmışsınız arkadaşlar? Vergilere zam yapmışsınız. Ne yapmışsınız? Doğal gaza yüzde 49 zam yapmışsınız. Ne yapmışsınız? Elektriğe yüzde 20 zam yapmışsınız.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Elektrik üretenlere yüzde 50 yapıldı, yanlış. Yanlış!

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Ne yapmışsınız? Mazota, benzine zam yapmışsınız. Ne yaptınız? Kredi kartı faizlerine zam yaptınız. Vatandaşı ez babam, ez! Ey Hükûmet, ez babam, ez! Ez babam, ez! (CHP sıralarından alkışlar)

Baktım, dedim ki: Acaba daha ne yaptılar? Bir de baktım, Cumhurbaşkanına zam yapmışlar. Cumhurbaşkanının maaşına bu kriz dönemde zam olur mu, ayıptır yahu, bu vatandaşa en büyük hakaret budur. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Millet aç, aç!

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Cumhurbaşkanımız Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı ama şunu bilin: Cumhurbaşkanı günlük yediği ekmeğe, yemeğe para veriyor mu, elektriğe para veriyor mu, suya para veriyor mu, ev kirası veriyor mu? Her şey bedava, arabaya dahi mazot koymuyor, devletin arabasını da kullanıyor. Neden zam yaptınız?

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Bunun yeri mi şimdi Allah aşkına ya?

ÖZCAN PURÇU (Devamla) - Neden zam yaptınız? Bu kriz döneminde bu yapılır mı?

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Devlet Başkanımız, ayıp ya, bunun yeri mi ya?

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Bu yapılmaz, bu yapılmaz arkadaşlar.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Ayıp ya, ayıp bu ya!

ÖZCAN PURÇU (Devamla) - Vatandaş ekmek bulamıyor, elektrik, su ödeyemiyor, siz ne yapıyorsunuz? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Bravo, bravo.

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Ekmek bulamayan hiç kimse yok.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Tabii ekmek bulamıyor, ekmek bulamıyor vatandaş; siz, ez babam ez, vatandaşı ez babam ez.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Sesin duyulmuyor, biraz daha bağır.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) - Bir de, yandaşların vergi borçlarını da siliyorsunuz, yandaşların vergi borçlarını da siliyorsunuz. Eskiden Türkiye Cumhuriyeti’nin geliri tarım, hayvancılık, turizmdi. Şimdi ne oldu? Bak, söyleyeyim size: Bir gelirimiz bedelli askerlik; diğeri, trafik cezaları; diğeri, imar barışı; bir diğeri, vergi barışı; bir diğeri de, vergi zamları. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Daha ne yaptınız, daha ne yaptınız, haydi söyleyin bakalım.

Geçen gün baktım ki Türkiye’nin dış borcu 3,5 kat artmış. Seksen yılda 129 milyar dolar borcumuz varken siz on altı yılda 457 milyar dolara çıkarmışsınız borcu.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Özel sektör var, özel sektör.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) - Bir de ne yapmışsınız? Övünüyorsunuz, diyorsunuz ki: “IMF’ye olan 22 milyar dolar borcu kapattık.” Nasıl kapattınız IMF’ye borcu? Yüzde 2’yle, yüzde 3’le borçlanıyordunuz; şimdi yüzde 7,5 faizle alarak, tefecilere yüzde 7,5 ödeyerek yüzde 2’yi kapattınız.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – İş bilenin, kılıç kuşananın ya.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Bakın, kime borcunuz var, tek tek söyleyeyim size. IMF’ye borcu kapattınız da yüzde 7,5 faizle kime borcunuz var, okuyayım mı, istiyor musunuz? Liste çok uzun da bir sayfa alabildim. Belçika’ya 3,5 milyar dolar, Danimarka’ya 1 milyar dolar, Almanya’ya 18 milyar dolar, İrlanda’ya 1,5 milyar dolar…

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – 1,5 milyar doların lafı mı olur ya; 1,5 milyar doların lafı mı olur?

ÖZCAN PURÇU (Devamla) - …Yunanistan’a 900 milyon dolar, İspanya’ya 1,8 milyar dolar, Fransa’ya 7,6 milyar dolar… Ben yoruldum, okuyamıyorum, daha çok var çünkü. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Tamam, 20 milyar dolar oldu, hani 500 milyar dolar?

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Daha çok var, daha çok var, var oğlu var.

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Topla bakalım, 20 milyar dolar, vicdansız!

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Şimdi size başka bir konudan bahsedeyim: Afyonkarahisar’da bir insanlık dramı yaşandı. Ne yaşandı? Afyon Milletvekilimiz Burcu Köksal… Dört yıldan beri çadırda yaşayan bir Roman vatandaşa valilik, kaymakamlık bir tane konteyner vermedi. O aile yangında, çadırda yanarak öldü. Yanarak öldü. O vali var ya!

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Evet, konteyner verilmedi sırf Roman olduğu için.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – O vali var ya! Yazıklar olsun sana Afyonkarahisar Valisi Mustafa Tutulmaz! Onu görevden almazsanız vallahi billahi Hanife Hanım’ın vebali boynunuzda. (CHP sıralarından alkışlar) Hanife Hanım’ın vebali boynunuzda.

Ey Vali! Haydi bakalım, bu soğukta, bir gece Afyonkarahisar’da çadırda kal. Elektrik yok, su yok, mutfak yok, banyo yok.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Söyledik, almadı.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Siz Roman’a bu kadar mı değer veriyorsunuz? Dört yıldan beri… Yüzlerce dilekçe var burada, bakın. Oğlu dilekçe vermiş, yazık.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Biz söyledik.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Bakın, oğlu dilekçe vermiş kaymakamlığa. Vali ne demiş biliyor musunuz? “Roman’sa boş verin.” demiş. “Roman’sa boş verin.” Allah seni kahretsin Vali! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Sen niye çözmedin?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Ziyaret ettik, söyledik.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Vay vicdansız vay!

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Allah seni kahrettin Vali! Bir tane daha, bir tane daha. (CHP sıralarından alkışlar)

Dinar Kaymakamı Mustafa Şahin’i ödüllendirdiniz…

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Sayın Vekilim, niye çözmediniz? Çözseydiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 50 kere söylemiş!

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – …Malatya Vali Yardımcısı yaptınız. Yazıklar olsun! Roman’a verdiğiniz değer bu mu sizin? Roman’a verdiğiniz değer bu mu?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – 50 kere söyledim. Vali ve kaymakam, vekillerinizin arkasında il, ilçe başkanı gibi gezeceğine konteyner verseydi. Doğru söylüyor.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Sizin bütçenizde Roman yok.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Roman olduğu için ölüme terk ettiniz. Doğru söylüyor.

BAŞKAN – Sayın Köksal, hatibiniz konuşuyor. Bir sayın hatip konuşuyor.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Sizin bütçenizde fakir yok. Sizin bütçenizde fukara yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen dinleyin.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Sizin bütçenizde işçi yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ilave ediyorum Sayın Purçu, toparlayın.

Buyurun.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Sizin bütçenizde Roman yok, sizin bütçenizde fakir yok. Bir tane konteyneri dört yılda göndermediniz. Yanarak can verdi çadırda. Çocuklarımız çadırda, evlatlarımız, yaşlılarımız çadırda. Kaç defa söyledim size “Barınma sorunumuz var.” dedim, hiç biriniz dinlemediniz. Yok Roman’sa tabii ki.

Bakın, bu bütçede Roman Eylem Planı’na yine para ayırmadınız. Roman’a bütçede para yok, fakire yok, fukaraya yok. (AK PARTİ sıralarından “Ne biliyorsun?” sesi) O zaman yapacaksınız barınmak için, ev yapacaksınız. Yazıklar olsun! Roman’a verdiğiniz değer bu işte.

Bakın, Mustafa Şahin’i görevden alacaksınız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sakin olalım değerli arkadaşlar.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) – Onu ödüllendirdiniz, Malatya’ya Vali Yardımcısı yaptınız.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Evet.

ÖZCAN PURÇU (Devamla) - Mustafa Şahin’i İçişleri Bakanı görevden almazsa hem bu Hükûmetin hem o İçişleri Bakanının, Hanife Hanım yanarak can verdi o çadırda, onun vebali boynunuzda olsun. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

CEMAL BEKLE (İzmir) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

51.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, bugüne kadar Romanlar için ne yapılmışsa AK PARTİ iktidarları tarafından yapıldığına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim.

Değerli Başkanım, bugüne kadar Romenler için ne yapılmışsa AK PARTİ iktidarları tarafından yapılmıştır, bunun herkes tarafından bilinmesini istiyorum, bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Hadi oradan! Yanarak öldü, yanarak, çadırda yanarak öldü, bir konteyner vermediniz.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – İki…

EDNAN ARSLAN (İzmir) – Yanarak öldü.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Yanarak öldü.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, ne oluyor?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Yanarak öldü, konteyneri çok gördünüz. Bir konteyneri Roman olduğu için vermediniz.

EDNAN ARSLAN (İzmir) – Yanarak öldü. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, ne oluyor?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şunu söyleyeyim: Deveye sormuşlar, “Neden boynun eğri?” “Nerem doğru ki.” demiş. Konuşmanın neresini düzelteyim, neresini düzelteyim? (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Neyi düzelteceksin?

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Çıkıp özür dileyeceğinize hâlâ savunuyorsunuz, yazıklar olsun!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Ya bağırma!

BAŞKAN – Arkadaşlar, sessiz olalım. Sakin olalım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Sonuç itibarıyla sadece şunu ifade etmek isterim ki Romen vatandaşlarımız için Türkiye'de ne yapılmışsa onun altında Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AK PARTİ’nin imzası vardır arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Sağ olun, teşekkür ederim.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Roman olduğu için konteyner vermediniz ve yanarak öldü o kadın.

CEMAL BEKLE (İzmir) – Tamamen yanlış biliyorsunuz, Özcan da doğruyu biliyor, tamamen yanlış biliyorsunuz.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Hem ziyaret ettim hem müracaat ettim hem kendim aradım, yardım istedim, Roman olduğu için…

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, sakin olalım. Sakin olalım, niye bağırıyorsunuz arkadaşlar?

CEMAL BEKLE (İzmir) – Bu ülkede Romanlar adına ne yapıldıysa altında AK PARTİ’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası vardır, bunu hepiniz çok iyi biliyorsunuz.

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Al, al, burada bak, burada işte.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir otursun herkes yerine.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Ziyaret ettim, ben kendim söyledim “Konteyner verin.” diye.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Köksal… Sayın Özel…

Değerli arkadaşlar, bir oturun bakalım yerlerinize.

CEMAL BEKLE (İzmir) – Bunu hepiniz çok iyi biliyorsunuz.

BAŞKAN - Şimdi, 5’inci madde üzerinde soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Soru-cevap işlemini başlatıyorum.

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Sayın Köksal, lütfen.

Değerli arkadaşlar, soru-cevap işlemini başlatıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bir şey ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Özür dilerim, ben ondan sonra söz vereyim size.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayır, bir cümle söyleyeceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

Değerli arkadaşlar, bir sessiz olalım. Yani sonuçta herkes bir şey söyleyecek.

Buyurun Sayın Özel.

Bir cümleyle ifade edin Sayın Özel, lütfen.

Değerli arkadaşlar, oturur musunuz yerlerinize. Sakin olun lütfen, oturun. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, herkes bir otursun yerine. Oturun lütfen, herkes bir otursun.

Buyurun.

52.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Romanlara yapılan ayrımcılığın, haksızlığın, ötekileştirmenin ve yozlaştırmanın AK PARTİ iktidarları tarafından yapıldığına ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, elimizde Hürriyet gazetesinin, Burcu Vekilimizin Hanife ananın yanında bu talebini dile getirdiği, duyurmaya çalıştığı fotoğrafı var, daha sonra da yanmış.

Bu acıyı, bu çadırda doğmuş, oralardan yetişip bu Meclise kadar gelmiş, hepimizin Roman vatandaşlara verdiği değerin bir timsali olarak kucaklayıp sarıldığımız bir arkadaşımız dile getiriyor. Aynı şekilde, Cemal Bekle arkadaşımız da zaman zaman bizi ziyarete geliyor çeşitli sorunlarda, biz de onu bağrımıza basıyoruz.

Çok ağır eleştirilere tahammül gösterilirken, bir evladının, bir canının yanmasıyla canı yanan bir Roman kardeşimin bu kürsüdeki konuşmasına gösterilen bu abartılı tepki akla başka şeyler getiriyor, lütfen bunu yapmayın! Çok net bir şey söyleyeceğim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Yanına bak, yanına!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Her şeyi çarpıtıyorsun! Her şeyi çarpıtma ya!

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Ölmek çarpıtma mı? Yanmak çarpıtma mı?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok net bir şey söyleyeceğim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Grup Başkan Vekili dedi ki: “Bugüne kadar ne yapıldıysa Romanlara AK PARTİ yaptı.”

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Doğru!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu, yereldeki Cumhuriyet Halk Partili, MHP’li, HDP’li belediyelerin emeklerini, geçmişte yapılanları görmez ama siz böyle derseniz ben hak veririm size. Evet, Romanlara bugüne kadar ne yapıldıysa AK PARTİ yaptı. Hangi ayrımcılık, hangi haksızlık, hangi ötekileştirme, hangi yozlaştırma yapıldıysa siz yaptınız bunu derim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, bir cümleyle toparlayın.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli Başkanım, şöyle: Grubumuz adına Romen Milletvekilimize…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Roman, Roman!

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Roman, Roman!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …Roman Milletvekilimize söz veriyorum, evet.

BAŞKAN – Peki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan… (Gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir saniye bir sessizlik rica ediyorum. Bir saniye, lütfen oturun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ben sisteme giremedim, o yüzden kalkıyorum, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

53.- İzmir Milletvekili Cemal Bekle’nin, “İnsanoğlunun hakikati, unutmaktır.” denildiğine ve Romanlarla ilgili ön yargının oluşmasında etkili olan 2510 sayılı Yasa’da AK PARTİ Hükûmeti döneminde değişiklik yapıldığına ilişkin açıklaması

CEMAL BEKLE (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Özcan Vekilimizi az önce dinledik. Ben de bir Roman Milletvekili olarak… “İnsanoğlunun hakikati, unutmaktır.” derler. Maalesef, Romanlar adına ne yapıldığının tarihçesine bakarsak ülkemizde, 2009 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın, o güne kadar gelen tüm tutucu davranışlara rağmen, televizyonlara çıkıp “Bu ülkede özür dilenecek bir vatandaş varsa o da Roman kardeşlerimdir.” demesiyle başlamıştır. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL BEKLE (İzmir) – Arkadaşlar, 2510 sayılı Yasa’nın bugüne kadar Romanlarla ilgili…

BAŞKAN – Bir dakika daha ilave ediyorum, toparlayın.

CEMAL BEKLE (İzmir) – …toplumun ortak hafızasında yer alan ön yargıların oluşmasında…

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Yandan oku, oku!

CEMAL BEKLE (İzmir) – …ne kadar etkili olduğunu bir Roman olarak ben biliyorsam Özcan da en az benim kadar iyi biliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Toplumun ortak hafızasında yer alan, bu ülkeye göçebeler ve çingeneler alınmaz yasası, 1934’te çıkan bu yasa AK PARTİ Hükûmeti döneminde değişmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yetmedi, yine İçişleri Bakanlığımızdaki birçok talimatname yine bizim Hükûmetimiz döneminde değişmiştir. Biz her türlü ayrımcılığı ayaklarının altına almış bir partiyiz. (AK PARTİ sıralarından “Helal olsun.” sesleri, alkışlar) Bu, öyle her babayiğidin harcı değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum grubumuz adına.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, ben herkesi görüyorum, herkes bir otursun.

Sayın Purçu, siz de bir cümleyle toparlayın, konuyu kapatacağız.

Buyurun.

54.- İzmir Milletvekili Özcan Purçu’nun, çadırda doğmuş büyümüş bir Roman çocuğu olarak çadırda yaşamanın ne demek olduğunu iyi bildiğine ilişkin açıklaması

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Sayın Başkanım, çadırda doğmuş büyümüş bir Roman çocuğu olarak çadırda yaşamanın ne demek olduğunu iyi biliyorum. Ben başka bir şeyden bahsediyorum; vatandaş, başkaları başka yerden bahsediyor.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – “Vatandaş” değil, milletvekilleri.

ÖZCAN PURÇU (İzmir) – Ben diyorum ki Afyonkarahisar’da bir Roman hanımefendi çadırda yanarak can verdi. Dört seneden beri de dilekçesi olmasına rağmen… Ben ne diyorum, siz ne diyorsunuz!

Ben de şunu söyleyeyim: Romanlara madem sahip çıkacaksınız, dünyanın en eski Roman mahallesi Sulukule AKP döneminde yerle bir edilmiştir, kültürüyle, kültürüyle. Neden yaptınız bunu? Neden yaptınız? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Beştaş, siz hangi nedenden dolayı söz istediniz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Grup Başkan Vekili…

BAŞKAN – Ben duyamıyorum sizi. Bir dakika arkadaşlar… Bir saniye… Değerli arkadaşlar, duymuyorum ama bakın, bir arkadaşımız konuşuyor, ona söz verdim.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bilginiz dâhilinde, grup başkan vekili adına söz istiyorum, grubumuz adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Bu konuyla ilgili mi konuşacaksınız?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu konu da var, evet, tabii ki.

BAŞKAN – Yalnız, bakın değerli arkadaşlar, ben…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben, polemiği devam ettirmek için değil, partimizin görüşlerini sunmak istiyorum.

BAŞKAN – Peki, o zaman kısa bir şekilde sunalım ama Roman kardeşlerimizi de hepimizin kucakladığını hepimiz buradan paylaşarak bu tartışmayı bitirelim.

Buyurun.

55.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Romanların ülkenin eşit ve özgür vatandaşı olması gerektiğine ve yüzde 92 engelli Aziz Kanar’ın durumuna ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Tabii ki Roman yurttaşlarımız da…

BAŞKAN – Sözüm size değil yani bütün herkese…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Yok, yok, ben kendi görüşüm olarak söylüyorum.

…diğer bütün yurttaşlar gibi bu ülkenin eşit ve özgür vatandaşı olmalılar ve hiçbir ayrımcılığa uğramamalılar.

BAŞKAN – Şüphesiz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bu bir temenni ama demin 2 Roman vatandaşımız konuşma yaptı, hangisinin daha hakiki ve daha sahici olduğunu bütün Türkiye gördü aslında. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Bu nasıl bir şey ya?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Özcan Bey’in nasıl bir konuşma yaptığına tanıklık ettik…

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Kim bağırırsa o haklı mı olur?

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Çok ayıp, çok ayıp!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – …ve cevap olarak, gerçekten, aynı ezberlerle, AKP iktidarının tipik ezberleriyle, bir yanıtla karşı karşıyayız. Biz bunu kabul etmiyoruz. Eğer bir yurttaş… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Ayıp, insanların niyetini sorgulayamazsın.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yaptığınız ayrımcılık Sayın Danış Beştaş. Ayrımcılık sizin yaptığınız.

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Ayrımcılık yapıyorsunuz, ayrımcılık.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ayrımcı sizsiniz, ayrımcı.

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye Sayın Dağ…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Beyniniz var ama farklı konuşuyorsunuz.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Bir susun!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Ön yargılısınız. AK PARTİ Grubuna ön yargılısınız. AK PARTİ Grubuna ön yargılısınız siz. (AK PARTİ ve HDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Eğer bir milletvekilinin, bir yurttaşın yanarak…

Sayın Başkan, susturursanız…

BAŞKAN – Sayın Dağ lütfen…

Değerli arkadaşlar, bir saniye…

HAMZA DAĞ (İzmir) – AK PARTİ Grubuna ön yargılısınız siz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sen ne diyorsun ya!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Otur yerine… Parmak sallama, otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Dağ, lütfen… Lütfen… Lütfen…

Sayın Beştaş, siz lütfen konuşmanızı tamamlayınız ve bitiriniz artık.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Kafatasçısınız!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Haddini bil!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Kafatasçısınız, kafatasçı! (HDP sıralarından gürültüler)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Kes sesini! Bir kadın konuşuyor.

BAŞKAN – Lütfen… Bu tartışmayı keseceğiz.

Buyurun…

CEMAL BEKLE (İzmir) – Sayın Başkanım, çok kısa bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN - Bir saniye… Sayın Beştaş konuşuyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, öncelikle, oturumu yöneten Başkan Vekili olarak bu gürültüyü ve saldırıyı durdurmanız lazım.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Saldırı yapan sizsiniz be!

BAŞKAN – Sayın Dağ…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sen saldırıyorsun!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Siz yapıyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Dağ…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Haddini bil! Terbiyeli ol!

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

HAMZA DAĞ (İzmir) – AK PARTİ’li bir Roman’a ayrımcılık yapıyorsunuz!

BAŞKAN - Sayın Dağ…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Terbiyeli ol! Niye kalkıyorsun!

BAŞKAN – Sayın Beştaş…

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – Otur yerine ya, otur yerine!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Çünkü zihniyetiniz başka zihniyet!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Saygılı ol biraz!

EBRÜ GÜNAY (Mardin) – Ya dinlemeyi öğrensenize!

HÜDA KAYA (İstanbul) – Ya sus ya! AKP’nin nereden finans alarak kurulduğunu bilmiyor muyuz?

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, bakın, bu tartışmaya bence en çok Roman vatandaşlarımız üzülüyor. Herkes görüşünü söylesin ve kayıtlara geçsin, herkes de kimin ne dediğini bir görsün.

Sayın Dağ, siz tecrübeli bir siyasetçisiniz, lütfen, rica ediyorum…

Buyurun Sayın Beştaş, tamamlayın sözünüzü.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Arkadaşlar, Amerika’nın YPG’yi satmasından sonra bu tepki normaldir ya.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) – YPG’yle bunun ne alakası var şimdi?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir arkadaşınız konuşuyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bir kere, bu tipik bir AKP klasiği. Bu ülkede kesinlikle Romanlara ayrımcılık yapıldığını…

TAMER DAĞLI (Adana) - Sayın Başkanım, Roman arkadaşları birbirine düşürmeye çalıyor.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Romanları bile böldünüz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Ve diğer sıkıntılar konusunda Özcan Bey’den sonra bir söz söylemek istemiyorum ama tepkinin çok alışık olduğumuz bir yöntemle yapıldığını ifade etmek istiyorum ve bir kişi dünyanın neresinde olursa olsun yanarak can verirse iktidar onu araştırıp, sorumluları açığa çıkarıp gerekli yöntemle soruşturmayı yapmak zorundadır. Hiç kimse böyle pişkince kendi iktidarını savunarak bu işin içinden çıkamaz; bu, doğru bir yöntem değildir, bunu reddediyoruz.

Bir mesele daha var buradaki çarpıklığa bir örnek olsun diye. Bir telefon aldım, 2 defa önerge verdim ama cevap verilmedi. Aziz Kanar; yüzde 92 engelli, yürüyemiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Son defa mikrofonu açıyorum.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – 2015 yılından bu yana 4 defa yerde sürüklenerek, kucaklanarak gözaltına alınıyor. Yüzde 92 engelli Aziz Kanar Urfa Viranşehir’de oturuyor ve eylemden sorumlu tutuluyor, silahlı eyleme katıldığı iddia ediliyor, 3/3/2017’den bu yana ev hapsinde tutuluyor ve bu vatandaş şu anda doktora gitmek için bile izin alamıyor. İki saat önce aradı. İşte AKP pratiği budur, yargı pratiği budur, her şey yalan üzerine, gerçek dışı iddialar üzerine kurulu.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

CEMAL BEKLE (İzmir) – Sayın Başkan, açıklamam yarım kaldı.

BAŞKAN – Bir saniye… Artık grup başkan vekilleriniz tamamladı.

III.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi (1/276) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 10) (Devam)

2.- 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı (1/275); 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan, 2017 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/38); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, 2017 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu ve 2017 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/39); 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 2017 Yılı Kalkınma Ajansları Genel Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/41); 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 6085 Sayılı Sayıştay Kanunu Uyarınca Hazırlanan 183 Adedi Merkezi Yönetim Kapsamındaki Kamu İdarelerine, 2 Adedi Sosyal Güvenlik Kurumlarına ve 10 Adedi Diğer Kamu İdarelerine Ait Olmak Üzere Toplam 195 Adet Sayıştay Denetim Raporunun Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/40) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S.Sayısı: 11) (Devam)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, şimdi 5’inci madde üzerinde soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Sayın Özkan...

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Değerli milletvekilleri, 16’sı devlet, 34’ü özel vakıf olmak üzere, Türkiye’de 50’ye yakın üniversitede ameliyathane hizmetleri teknikerliği bölümü bulunmaktadır. Bu bölümlerden 2016-2018 yıllarında mezun olan yaklaşık 15 bin öğrencimiz, gencimiz vardır. Bunların ancak 272’sinin ataması yapılmıştır.

Bunun yanı sıra, bu yıl itibarıyla yaklaşık 73 bin anestezi teknikeri bulunmaktadır. İki yılda bir yapılan KPSS sınavıyla çok az sayıda atama yapılmaktadır.

Sağlık sektöründe son derece önemli olan hem ameliyathane hem de anestezi teknikerlerinin görevlerinin tanımı hâlâ doğru dürüst yapılamamıştır. Sağlık Bakanına ve Millî Eğitim Bakanına soruyorum: Üniversitelerde yüzlerce bölüm açıyorsunuz, mezun olan çocuklarımızı neden kaderlerine terk ediyorsunuz? Neden sağlıklı planlama yapmıyorsunuz? Bu sene ne kadar ameliyathane ve anestezi teknikeri atamayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Şahin...

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Sayın Başkan, güvenlik korucuları, jandarma ve polisle omuz omuza, çok zor şartlarda terörle mücadeleye katkı sağlamaktadırlar ancak Hatay Dörtyol’da görev yapan güvenlik korucuları beş aydan beri görev paralarını alamamaktadırlar. Bu durumda olan 80 kadar güvenlik korucumuz var. Bu insanlar, çocuk okutuyor, kira veriyor, enflasyon ve ağır vergilerle mücadele ederek hayatta kalma savaşı veriyorlar. Dolayısıyla maaşları ay sonunu getirmeye yetmiyor. Yetkililer ise ödenek olmadığı için görev paralarının yatırılmadığını söylüyormuş. Bu yanıt kabul edilebilir bir yanıt değildir. Buradan yetkililere sesleniyorum: Önce emeğin, alın terinin karşılığını ödemeniz gerekir. Gerekirse diğer her şeyin ödeneğini durdurun, önce emekçinin hakkını ödeyin.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Karaca...

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Denizli Acıpayam ilçesinde faaliyet gösteren Aynes firmasına 8 Aralık 2016 günü, FETÖ terör örgütü nedeniyle, operasyon düzenlendi. Aralarında FET֒yle mücadele ettiği söylenen malum siyasi partinin eski ilçe başkanının da bulunduğu yöneticiler de dâhil 21 kişi tutuklandı. Kasım 2018’de malum yöneticilerin de içinde bulunduğu kişiler tahliye edildi. 11 Aralık 2018 günü, kayyuma devredilen bu şirket, FETÖ terör örgütünden dolayı yargılanan sahibine tekrar iade edildi. 12 Aralık 2018 günü, aynı şirket yöneticisi, hakkında on beş yılla başlayan, FETÖ terör örgütüne üye olmaktan dolayı Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan kişi, Gürcistan’a 100 bin dolar şirket parasını transfer ederken yakalandı ve şirket tekrar kayyuma devredildi. Ben, şimdi, FET֒yle mücadele edilip edilmediğini soruyorum ve aynı zamanda, Cumhuriyet Halk Partisi Honaz İlçe Başkanımızın oğlu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Erenler…

CEYDA ÇETİN ERENLER (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Sorum Komisyon Başkanımıza olacak: Sayın Başkanım, ülkemiz hem iç siyasette hem bölgesinde hem de dünyada önemli gelişmeler yaşandığı bir dönemden geçmektedir. 2019 yılı bütçesi öncelikle eğitim ve sağlık bütçesi olup bilindiği üzere ülkemizin geleceğini emanet ettiğimiz çocuklarımızın eğitimi bizim için her zaman çok önemli olmuştur. Hükûmet olarak bütçemizin en büyük kısmı yıllardır eğitim harcamalarına ayrılmaktadır. Kız çocuklarımızın eğitimi de toplumsal kalkınmamız açısından kilit unsur durumundadır. Bu hususta kız çocuklarımızın eğitime devam etmeleri ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik olarak Millî Eğitim Bakanlığımızın çalışmaları ne durumdadır?

Teşekkür ediyor, 2019 yılı bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir…

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, bir defa, Sulukule’yle ilgili, burada, gerçek anlamda, proje hakkında bilgi verebilme şansını tanıdığı için arkadaşımıza teşekkür ediyoruz.

Sulukule’de 640 aile vardı. Biz onların tespitini yaparken orada teneke evde kalan mağdur vatandaşlarımızı da hak sahibi yaptık. İstanbul’un kalbinde, naylon evlerde, surun dibinde çok kötü şartlarda yaşama tutunmak zorunda olan insanlarımızı da hak sahibi yaptık ve tam 640 aile vardı. Projeye başlamadan önce, oradaki bütün hak sahiplerini tek tek bizzat ben belediyeye çağırarak proje bittikten sonraki hâllerini onlarla konuştum ve bilgi sahibi yaptık ve onlara şunu söyledik: “Yerlerinizi boşaltmayın…”

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Şimdi de aynı şeyi yaptınız.

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – “Buranın cefasını çektiniz, bu kadar sıkıntısını yaşadınız. AK PARTİ iktidarının desteğiyle biz burayı kentsel dönüşüm ama sizinle beraber, içinde sizlerin de...”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA DEMİR (İstanbul) – Affedersiniz ama çok önemli.

BAŞKAN – Soru-cevap olduğu için, sonra…

Sayın Köksal…

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı Kasım ayında halkımızın tüketici kredisi borcu 2,2 milyar lirayken Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun bu ay açıkladığı verilere göre, bugün, halkımızın kredi borcu 403 milyara çıkmıştır. Kabaca bir hesaplama yapıldığında, kişi başına düşen borç miktarı 5 bin liraya çalışan başına düşen borç miktarıysa 11 bin liraya çıkmaktadır. Halkımızın konut kredisi borcu bugün itibarıyla 191 milyara çıkmıştır. Bankaların varlık yönetim şirketlerine devrettiği batık kredilere ilişkin tahsilat bekleyen dosya sayısı ise 3,5 milyondur.

Öte yandan, 2018 yılının üçüncü üç ayında makine ve teçhizat yatırımları yüzde 8,5; inşaat yatırımları yüzde 1,8 gerilemiştir. Aynı dönem toplam yatırımlarda gerileme ise yüzde 3,8’dir. Açıklanan bu veriler Türkiye ekonomisinde resmen durgunluğun teyididir. Buradan krizin faturasını 81 milyona kesmek isteyenlere sesleniyorum: Öncelikli olarak Sayıştay raporlarına yansıyan kamu zararlarının tahsilatını yapın. Yoksa bu tahsilattan yine mi vazgeçeceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Komisyon…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, bir önceki maddede olduğu gibi de arkadaşlarımızın soruları geldi, elimizde ama ağırlıklı olarak yürütmeye sorulan sorular. Bunları yazılı hâle getirdik, arkadaşlarımızla yazılı olarak paylaşacağız.

Daha 2 maddemiz var, saat de on bir oldu. Müsaade ederseniz cevabı burada bitirelim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.59

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 38’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 6- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, gruplar adına konuşmalara başlayacağız.

6’ncı madde üzerinde ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Arzu Erdem’e aittir.

Sayın Erdem, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yürürlük maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Ekranları başında bizleri izleyen aziz Türk milletini, basın mensuplarımızı ve Gazi Meclisimizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütçe, yürütmenin dengelenmesi, denetlenmesi, sosyal ve idari önceliklerin belirlenmesi için hayati bir öneme sahiptir. Bütçe, bir milletin, bir devletin istiklal nişanesidir. Bütçe, gelecek zaman dilimi için yapılan bir finansal plandır. Bu planı doğru bir şekilde yapmamız vatanımız ve milletimiz için hayati bir önem taşımaktadır. Bütçe vasıtasıyla, özellikle, aziz Türk milletinin derdine derman olmaya çalıştık, milletimizin alın teriyle yarattığı kaynakla yine onların beklentilerine cevap aramak için düzenlemeler yapmaya çalışmaktayız. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak milletimizin talepleriyle ilgili yapmış olduğumuz çalışmalar ve beklentiler doğrultusunda özellikle onları karşılamaya yönelik önerilerde bulunduk ve bununla ilgili –Komisyonda bilhassa- gerekli çalışmaları da yürüttük. Her bir bakanlığımızın bütçe görüşmesinde milletvekili arkadaşlarımızla milletimizin sesi olduk, olmaya da devam ediyoruz. Bu vesileyle 2019 yılı bütçesinin tüm bakanlıklara, vatanımıza ve milletimize hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Tabii, çok tartışmalı bir gece geçirdik, gecenin de geç saati. Ben birazcık burada daha uzlaşmacı, daha birleştirici bir tavırla yaklaşmak istiyorum, şöyle ki: Bir bilge varmış ve o bilgeyi çekemeyen biri demiş ki: “Ben bu bilgeye gideceğim, onun bilgeliğini yerle yeksan edeceğim.” Ve demişler ki: “Ne soracaksın o bilgeye?” Demiş ki: “‘Benim avucumda bir kelebek var. Bu kelebek ölü mü, diri mi, hadi bir söyle bakalım?’ diyeceğim ve onun cevabına göre, ‘Ölü.’ derse avucumu açacağım, kelebeği uçuracağım, ‘Diri.’ derse avucumu sıkacağım, kelebeği öldüreceğim.” Ve bilgenin huzuruna gitmiş, bilge demiş ki: “Sor bakalım, ne sormak istiyorsun?” Demiş ki: “Benim avucumda bir kelebek var. Bu kelebek ölü mü, diri mi?” Bilge hemen muhteşem bir cevap vermiş, demiş ki: “Kelebek senin elinde.”

Yani aslında, Türk gençliği bizim elimizde, çocuklarımız bizim elimizde, kadınlarımız bizim elimizde. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında siyaset yapan her bir milletvekilinin vebali ve borcu bu insanlara elbette ki hizmet etmek ama hizmet ederken de bizim şunu düşünmemiz lazım: Gerçekten en çok neye ağırlık vermemiz gerekiyor? Ben burada en başta eğitim diyorum çünkü eğitim konusunda her birimizin evlatlarımızı emanet ettiğimiz, bu anlamda millî değerlerin öğretilmesi ve aktarılması noktasında hakikaten hassasiyet istediğimiz eğitim camiasından, öğretmenlerimizden ve tüm bu alanda emeği geçen herkesten millî değerlerin öğretilmesi, manevi değerlerin aktarılması hakikaten büyük önem arz ediyor. Evet, biz evlatlarımızı emanet ederken öğretmenlerimize istiyoruz ki onlar şunu söyleyebilsinler: Millî değerleri öyle bir verelim ki “Bu vatanın adı, bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti devleti. Bayrağımız ay yıldızlı al bayrak. Millî marşımız İstiklal Marşı’mız.” desinler. İşte böyle gençleri yetiştirdiğimiz vakit hakikaten vatana, millete hayırlı evlat yetiştirmiş oluruz. Ve bu yükümlülüğü içeren özellikle öğretmenlik mesleğinin de ne kadar önemli olduğunu bu açıdan tekrar vurgulamak istiyorum. Güzel Türkçeyi öğrensinler ki kendilerini ifade etsinler, güzel Türkçemizle dertlerini anlatabilsinler, iletişim kurabilsinler. İletişim her şeyin başında geliyor. Biz eğer birbirimizle iletişim kuramazsak sonuç da alamayız elbette ki. Ve özellikle bizim için hakikaten çok büyük öneme sahip Arif Nihat Asya’nın “Senin altında doğdum. / Senin altında öleceğim. / Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: / Yeryüzünde yer beğen! / Nereye dikilmek istersen / Söyle, seni oraya dikeyim!” dizeleri… Ve diyebilsin ki “Bu bayrak benim.” ve onu dalgalandırmak için üzerine düşeni yapsın.

Manevi değerleri öğretmeliyiz ki manevi değerler aslında birleştirici. İşte biraz önce yaptığımız tartışmalar ya da günlerden beri yaptığımız tartışmalar… Bu devletin adı Türkiye Cumhuriyeti devleti, milletin adı Türk milleti. Ve Türk milletinin sorunları varsa topyekûn sorunlar var. Bunları bölüp parçalarsak “Onun sorunu bu, şunun sorunu bu.” dersek burada yanılgıya düşmüş oluruz, işte ayrıştırmak budur. Ama birleştirmek nedir? Evet, sıkıntıda çocuklarımız varsa bunlarla ilgili bir çalışma yapmamız gerekiyor. Eğitim sistemiyle ilgili, özellikle eğitim müfredatı ve kaynak kitaplarının o yönde düzenlenmesi gerekiyor. Bunda özellikle dikkatinizi çekmek isterim ki -bugün yerimden aldığım sözde de değindiğim- “Mavi Balina” dediğimiz oyunla dün intihar eden 12 yaşında bir evlat var. Biz onun acısına üzülürken hepimizin aslında sağduyuya gelmesi gerekiyor. Ne var orada yapmamız gereken? Demek ki bilgisayar oyunlarına ulaşım noktasında hâlâ bir sıkıntı var çocuklarla ilgili. 12 yaşındaki bir çocuk atletlerden yaptığı iple kendini kalorifer borusuna asıyor. Bunları inceleyelim, bunları araştıralım. Bırakalım uzlaşmacı bir tavır içerisinde, liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin dediği gibi “Siyasi kısır çekişmelerden uzak, el ele vererek hep birlikte üzerimize düşeni yapalım.” Öyle çocuklar yetiştirelim ki “Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, onun mirasını taşıyoruz.” desinler. Öyle çocuklar yetiştirelim ki askerimize minnet duysunlar, “Türk Silahlı Kuvvetleri başımızın tacı.” desinler. Öyle çocuklar yetiştirelim ki Türk polisini gördüğünde burnunun direği sızlasın. Ve bunların tamamını hep birlikte eğitimle yapalım. Emanetlere sahip çıkmak hepimizin vazifesi. Ve manevi değerleri verelim ki doğayı sevsinler; doğayı sevsinler, canlıya zarar vermesinler. Doğada bulunan her canlıyı, bırakın zarar vermeyi korusunlar, kollasınlar; bu, ister bir çiçek olsun ister bir böcek olsun. Örneklerini görüyoruz. Hakikaten toplumun ruh sağlığıyla ilgili çalışmalar yapmamız gerekiyor. Gerçekten çok uç örnekler yaşıyoruz, işte o papağanda yaşadığımız gibi. Bende de o papağandan vardı, on beş sene yaşadı; on beş senenin sonunda öldüğünde ben bir canımı kaybetmiş gibi üzüldüm. Bunları gördüğümüzde gerçekten neye dertlenmemiz gerektiğini bir daha düşünmemiz gerekiyor.

Eğitim müfredatına adabımuaşeret derslerini dâhil edelim. Adabımuaşeretini bilsin, görgü kurallarını bilsin gençlerimiz ve çocuklarımız. Nedir adabımuaşeret? Evet, diyoruz ki çocuklarımız iletişim kurmuyor, bizimle konuşmuyor. Büyüklerini saysın, küçüklerini sevsin. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği bütün o sözler var ya aslında çocuklarımızın, gençlerimizin nasıl yetiştirilmesi gerektiğini söylüyor. O açıdan onlara bu değerleri verelim.

Onlara çevre eğitimi verelim. Çevrede millî servete zarar vermemeyi öğretelim. Millî servetimiz nedir? Sokaktaki bir çöp kovasıdır, bir banktır ve bunların tamamında kaldırımlarımızdır. Bunların hiçbirine zarar vermemeyi öğretelim. Millî servete sadece zarar vermemeyi değil, korumayı öğretelim. Evimizde aynı şekilde aynı hassasiyeti gösterelim. Tüm canlıların yaşamını sürdürmesi için onların desteklenmesini sağlayalım.

Yine, “Milletimiz her güçlük ve zorluk karşısında durmadan ilerlemekte ve yükselmektedir. Büyük Türk milletinin bu yoldaki hızını her vasıtayla artırmaya çalışmak bizim hepimizin en kutlu vazifesidir.” diyor Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Evet, Gazi Mustafa Kemal Atatürk sanki o gün Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev yapan milletvekillerimize seslenmiş ve demiş ki: “Her tür güçlüğe rağmen yükselişin önünde hiçbir şey duramaz yeter ki Türk milleti bunu istesin.”

Değerli milletvekilleri, bizler aziz Türk milletinin birer temsilcisiyiz ve onların vebaliyle buradayız, onların haklı taleplerini elbette ki değerlendireceğiz, önerilerimizi getireceğiz, üzerimize düşeni yapacağız ama Türk milletinin ekranlardan izlediği zaman şunu söyleyebilmesi gerekiyor: “Evet, bizim Meclise gönderdiğimiz milletvekilleri uzlaşma kültürü içerisinde, hep birlikte bizim için çalışıyor.” Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin özellikle söylediği, Milliyetçi Hareket Partisi, millet ve devlet bekası için üzerine düşen sorumluluğu her zaman idrakli bir şekilde yerine getirmiştir, ülkesini ve ülküsünü canından aziz bilmiştir. Evet, bizim ilkelerimizi, ülkülerimizi bir kere canımızdan aziz bilmemiz gerekiyor ve biz birbirimizi koruyup kollamadıktan sonra, Türk milletinin sorunlarını bir bütün olarak görmedikten sonra parça parça konuşmanın hiçbir anlamı yok.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdem.

Madde üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Yavuz Ağıralioğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süremiz on dakika Sayın Başkan.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekili arkadaşlarımız; bütçe görüşmelerinin, sinirlerimizin biraz yıpranmışlığına rağmen, bütçe görüşmelerinin amacından biraz dışına çıkıyor olmamıza rağmen, herkesin bir şekilde kalbinin kenarında, aklının kenarında, cebinin kenarında sakladığı taşları muarızlarının başına atma hevesine rağmen finaline doğru geliyoruz. Bir şey ortaya çıktı, bütçe görüşme usulü etrafında meselelerimizi konuşabilme kabiliyetimizin marjlarının sınırlı olduğunu, herhangi bir meseleyi müzakere ederken katkı sağlamaktan çok mahcup etmeye dönük bir gayretin içinde olduğumuzu, bu meselelerle alakalı ortaya çıkaracağımız çerçevenin milletin ümidi olabilmesinden çok, seçim süreci sathına girdiğimiz için seçimde bize malzeme olarak elimize gelmesi hevesine bağlı bir müzakere usulü benimsediğimizi gösteriyor.

Şimdi, her şeyden evvel, iktidarın elinde bir bütçe teklifi olarak önümüze gelen, bizim de tenkitlerimize konu olan bu metne bir kutsal metinmiş muamelesi yapamayız. Dolayısıyla keşke şöyle bir imkânımız olabilseydi: İktidarımızın bu metin ya da benzer savunduğu metinler karşısındaki siyasal dili bize şöyle bir şeyi deme imkânı olarak size sitem fırsatına dönüyor. Her söylediğinizin tersini de söyleyebilme kabiliyetinizi hafife alamam. Şöyle bir usul geliştirebilsek: Bu bütçeyi, teklif ettiğiniz, savunduğunuz bu bütçeyi keşke size tenkit ettirebilsek, keşke bugün bize “Bu çok müstesna bir bütçedir, yapılabilirin son haddiyle elinize gelmiş bütçe, bu bütçe dünya bütçe tarihinin en esaslı bütçesidir.” gibi davranmamızı istediğiniz bu metni keşke size tenkit ettirebilme imkânımız olsa ya da şöyle bir imkânımız olsa bizim: Muhalefet partilerinden biri iktidar olsa bu kısa zamanda, hiç size çaktırmadan, bize bugün oylattığınız ve canhıraş savunduğunuz bu metni biz kendi bütçemiz diye sizin onayınıza tevcih etsek, sonra da sizin tenkitlerinizi dinlesek, ondan sonra da desek ki arkadaşlar, bu sizin geçen dönem bize teklif ettiğiniz bütçe.

Şimdi “Allah, insanı iddiasından vurur.” diyor İsmet Özel, güzel bir laf. Biz sağcılığımızın, mukaddesatçılığımızın, muhafazakârlığımızın, romantik Osmanlı düşkünlüğümüzün, Osmanlı yıllarına olan özlemlerimizin, tasavvufa dair hassasiyetlerimizin, tasavvuf medeniyeti oluşumuzun bütün cümlelerini biriktire biriktire geldik iktidara. Bugün iktidarda, on altı yıllık aralıksız iktidarınızda sizin yapmaya gayret ettiğiniz, yolun başında “bismillah” deyip sonunda “elhamdülillah” demeye heves ettiğiniz ne kadar iş varsa bu işlerin içerisinde inşallah biz de benzer hassasiyetlerle bunları yapar hem milletimizin başını dik ederiz hem de Allah’a hesabını vereceğimiz büyük bir günde biz de aslında sana, kullarına, Efendimiz’in ümmetine, insanlığa “Böyle hayırlı işler yaptık.” deme ölçüleri içerisinde bu yaptığınız işlere heves etmiştik. Şimdi, bugün bulduğunuz şeyin, 117 milyar kamu borç stokunun “faiz ödemeleri” şeklinde bütçeye koyduğunuz bu çerçeve, bir tarafıyla… Ben Cumhurbaşkanımız ve AK PARTİ Grubunu münhasıran faizle ilgili hassasiyetiyle istihza etmem, yani faizle ilgili sizi gayrisamimi bulmam, faiz hassasiyetinizle ilgili kurduğunuz cümleleri hafife almam ama neticede bu karşımızda 81 milyonun ürettiğinin daha fazlasını, hemen hemen 2 katını faiz yükü olarak bütçeye koyuyor olmanıza cümle kurmayacağız mı arkadaşlar? Yani bu faiz bütçesini biz teklif ediyor olsaydık, sizin bize bütçeyi sallayarak “Bu kadar faizi ödeyerek bu millet ayağa kalkmaz.” deyişinizi, diyecek olmanızı hatırlatmayalım mı size? Bu bütçe bir faiz bütçesi. Bir tarafıyla 117 milyar -eski parayla 117 katrilyon- faiz ödemesi, arkadaşlar, kaç tane İstanbul Havaalanı yapar? Kaç tane Sultan Selim Köprüsü yapar? Kaç tane Osman Gazi Köprüsü yapar? Kaç tüp geçit yapar? Kaç Marmaray yapar? Kaç tane şehir hastanesi yapar? Kaç tane okul yapar? Kaç tane sağlık ocağı yapar? Kaç tane baraj yapar? Kaç tane GAP yapar? Yani devletimizin belki iftihar edeceği en büyük projelerden biridir. Bu 117 milyar faiz ödemesi kaç tane GAP yapar arkadaşlar? Dolayısıyla bu bir mecburiyet bütçesidir. Bunu bugün bize bir mecburiyet bütçesi olarak takdim etmenizi de anlıyoruz. Ama bizi bu yere getiren süreci de görmezden mi gelelim? Yani şimdi bu süreç içerisinde itibar ile tasarrufu birleştirme bütçeniz bu sizin. “Devleti tasarruf ederken de görmesi lazım vatandaşın ki kendisine tasarruf daveti geldiğinde vatandaş da başındaki idareciler gibi o ahlaktan hissedar olarak tasarruf etsin.” sitemlerimize “İtibardan tasarruf olmaz.” diye mukabele ediyordunuz. Şimdi diyorsunuz ki: “Tasarruf etmezsek ayakta kalamayacağız.” Buraya gelmiş olmanızı beğeniyoruz ama bunun bedelini yine toplumun bütün kesimlerinin ödeyeceği bir süreç içerisinde hiçbir şey olmamış gibi savunuyor olmanızı yadırgıyoruz. Esas olan, bizim bugün bu bütçeyle karşı karşıya kaldığımız şey şudur: Bu bütçe kimin bütçesidir, bu bütçe kime rahatlık sunmaktadır, bu bütçenin arkasından kendi hissesine rahatlık düşecek, konfor düşecek kim vardır? Yani, bu bütçeyi siz kendilerine takdim edince “Var olun, Allah razı olsun, dünyanız, ahiretiniz mamur olsun, yedi ceddiniz rahmet bulsun.” diyecek kesim kimdir arkadaşlar? Dar gelirlileriniz mi, asgari ücretlileriniz mi, emeklileriniz mi, yatırımcılarınız mı, esnafınız mı, kim? Yani bu bütçe aslında “Borçlarımız üzerinde sadakat iradesi taşıyoruz, dış kamu borcunun ekonomimiz üzerindeki yükünü gördük, bunu ödemeyi asla ihmal etmeyeceğiz.” bütçesidir. Bu bütçe içerisinde sizin kendi insanlarınıza sunduğunuz şu andaki yaşam şartları 2001 krizinden sonraki şartlarla aynıdır arkadaşlar. İşsizlik oranlarına bakın lütfen, 2001 işsizlik oranlarına bakın lütfen, faiz oranlarına bakın, enflasyon oranlarına bakın. Müdahalelerinizin zamanlaması ve sonuçları üzerinden yapmaya teşebbüs ettiğiniz işlerin sonuçlarını da yönetemeyeceksiniz.

IMF’yle anlaşmayı savunuyor değilim. IMF boyunduruğundan kurtulmuş olmak bizim millî istiklalimiz adına çok ciddi bir alamettir, asla böyle bir alanda meşruiyet cümlesi kuramayız ama yüzde 7,5 tahvil ihracı beş yıllık, 1,5 da komisyonları var, 9. IMF anlaşmalarında, lütfen bir bakın bakalım kaçla borçlanıyoruz? Yani sırf “IMF’yle anlaşmayacağız.” gibi bir iradenin bize ödettiği bedeldir bu. IMF’yle anlaşın demiyorum, kriminalize etmeyin lütfen, sadece bizim iddialarımızdan vurulduğumuz yeri göresiniz diye söylüyorum. 2002 yılından 2008 yılına kadar, 2001’de yaşadığımız krizden aldığımız dersleri devlet disiplini şekline dönüştürdüğünüz sürece, hatırlayın, çok başarılıydı. Orada bir şey daha vardı: 28 Şubattaki tek tipleştirmeye karşı çıkan, çok sesliliği zenginlik sayan, farklı sesleri memleketin bundan sonra yaşayacağı siyasal iklimin rahmeti bulan bir siyasal dil 2002’de iktidar oldu. AK PARTİ, daha önce eline iktidar gelmeyecek olmanın belki rahatlığıyla cümle kuran bir kadronun devleti yüzde 34,5’la eline yüzde 60’lık, 70’lik bir meşruiyetle aldığı siyasal zamanın partisidir. AK PARTİ yüzde 34 küsur oyu 363 milletvekiliyle buluşturdu. Toplumsal mutabakatı aslında tecrübe ettiniz, hep beraber.

2002 yılındaki AK PARTİ vizyonu şöyleydi arkadaşlar: 3 defa kapatılmış bir siyasal geleneğin içinden kopan bir kadro, devletin aktif statükosu olarak tecelli etmiş bir kadronun elinden yönetim cihazını aldı; alırken, tek tipleştirmeye karşı çıktı. Kendine ait doğruların değil, başkalarına ait doğruların da savunucusu olmayı, moda tabirle “empati yapmayı” kendi siyasi karinesi hâline getirdi; yani “Ben, benim gibi düşünmeyen insanların da partisiyim.” demenin kadrosunu sundu.

Tayyip Erdoğan’ın 2002’de AK PARTİ’yi kurarak topluma vazetmiş olduğu siyasal çerçeve şudur: Liberalleri, sağcıları-solcuları, milliyetçileri, mukaddesatçıları, tarikat geleneğinden gelenleri, cemaat geleneğinden gelenleri, toplumun bütün kesimlerini, siyasi olarak Kürtlük hassasiyeti olanları, Türklük hassasiyeti olanları, yani toplumun bütün eğilimlerini toplama iradesi olan bir siyasal vizyonu Avrupa Birliği vizyonuyla muhkem hâle getirmiş, Avrupa Birliği kriterlerini de -millet olma iradesinin üstünde baskı olmasın diye- Ankara kriterlerine dönüştürme iradesi koymuş. Sonra ne olmuş? Bakın, nereden geliyoruz: 2002’den 2008’e kadar böyle bir ivmelenme; kendi hukuki standartları, demokratik standartları -ifade hürriyeti dâhil, basın-yayın hürriyeti dâhil, demokratik temsil dâhil, demokratik fırsatlarda eşitlik dâhil- bütün bunlarla alakalı ortaya koymuş olduğunuz politik vizyon Türkiye’de Avrupa kriterlerinin değil, Ankara kriterlerinin, “Ankara kriterleri” diye arzıendam etmenizin tecelli ettiği bir altı yıl yaşattı size.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – Sonra, bugün geldiğimiz yeri söylüyorum, çerçevesi şu: Ekonomiye talimatla faiz indirme iradesi koyuyorsunuz, marketlere talimatla indirim iradesi koyuyorsunuz; tahvil ihracında kamu bankalarına talimatla “Faizi indirin.” iradesi koyuyorsunuz; sonra, kamu bankaları ile özel bankalar arasında doğan aslında 2 puanlık farkla yaptığınız işten önümüzdeki dönemki borçlanmanın maliyetini de artırıyorsunuz, farkında değilsiniz, onu da göreceğiz; peşinden, bu kadar talimatla piyasada “Biz iktisadi olarak krizi yenmek üzereyiz.” eşiğini oluşturmak için dünyanın en büyük 17’nci ekonomisini soğan depolarını basarak ekonomik krizi çözmeye teşebbüs eden bir fotoğrafa kurban veriyorsunuz arkadaşlar. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki aslında bu yaptığınız iş psikolojik olarak tabanınıza, topluma “Biz bu işle ilgili ciddi bir mücadele vereceğiz.” resmidir. Yoksa on altı yıldır devleti yöneten bir kadronun soğan depoları basarak ekonomiyi toplayamayacağını bilmesi kadar tabii bir şey yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) - Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Başkan, buyurun, bir dakika daha veriyorum.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) - Dolayısıyla talimatlarla ekonomiyi toparlama iradesi talimat alabilir hâle getirebilir bizi. Her iddianızın hilafına işler geldi başınıza. Bugün korkuyorum ki iddia edip de henüz hilafına davranmadığınız birkaç tane iş kalmış. İnşallah IMF boyunduruğundan kurtulduğumuz dönemin finalini IMF’ye gitmek zorunda kalmayarak ödersiniz. İnşallah biz yanılırız. Biz ekonomiyle ilgili cümlelerimizi, endişelerimizi “İnşallah biz yanılırız.” payıyla konuşuruz. İnşallah biz yanılırız, inşallah siz isabet ettirirsiniz. İnşallah siz bizim sizi tenkit ettiğimiz yerlerin hilafına ülkenizi toparlar, ülkenizi güçlü, müreffeh yarınlara taşırsınız.

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Hep beraber yapacağız.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) - Endişelerimiz var, biz endişelerimizi söyleyelim, sonra size “Biz söylemiştik.” demek için değil… Ama görünen köy şudur: Yemediğiniz, yiyemediğimiz, diyemediğimiz ne var diye geriye dönük siyasi sicilimize baktığımız zaman birkaç tane kaldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) - Tamamladım Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (Devamla) – İnşallah bu işin finalinde 25 milyar dolar borç aldığımız hâlde borcumuzu tamamlayıp boyunduruğundan kurtulduğumuz IMF’nin kapısına gitmek zorunda kalmayız.

Bütçemiz hayırlara vesile olsun. Kapanış konuşmasında biz olmayacağız, arkadaşlarımız herhâlde tekrar kapanışı konuşacaklar. Ben esaslı bir sitem konuşması hazırlamıştım ama hakkımı başka bir zamana, başka bir imkâna tevdi ettim.

Hayırlı olsun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

6’ncı madde üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ruştu Tiryaki.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi kesin hesap kanununun 5’inci maddesine göre 2017 yılı sonu itibarıyla hazinenin iç borcu 535 milyarın üzerinde, hazinenin dış borcu 343 milyarın üzerinde, bir de Hazine garantili borçlar var, o da 68 milyarın üzerinde yani yaklaşık 950 milyar lira. Bir de 2018 yılında edinilecek borçlarla beraber Türkiye hazinesinin borcunun 1 trilyon civarında olduğunu söyleyebiliriz. Peki, bunun karşılığında geliri ne kadar? 749,6 milyar civarında. Yani Türkiye'nin bir yıl boyunca elde edeceği bütün gelirleri, borçları ödemek için ayırsak borçların yüzde 75’ini ödeyebiliyoruz. Bu ne demek? Batık bir hazine var demek. Başka biçimde açıklamak mümkün değil.

Şimdi 2017 Yılı Kesin Hesap Kanunu’yla birlikte Sayıştay raporları da yayınlandı. Biz bu Sayıştay raporlarını inceledik, nazik bir dille özellikle belediyelerin harcamalarına yönelik eleştiriler var. Ama bu nazik dil içerisinde bile pek çok yolsuzluktan söz ediliyor, pek çok hukuka aykırı işlemden, fiilden bahsediliyor. Peki, siz kayyum atadığınız belediyelerle ilgili neler söylediniz? İki temel şey söylemiştiniz, demiştiniz ki: “Bu belediyeler hendek siyasetine aracılık ettiler, belediyelerin iş makineleri eliyle hendekler kazıldı.” Bir de “Bu belediyeler örgüte para gönderdi." dediniz. Bakın, elimizde Sayıştay denetim raporları var 2017, 2016, 2015 yıllarına ait. BDP belediyelerinin döneminde bu Sayıştay raporlarında yasa dışı örgütlere para gönderildiğine dair tek bir cümle var mı? Tek bir kuruşun yasa dışı örgütlere gittiğini gösteren tek bir veri yok. Ben Batman Milletvekiliyim, Batman Belediyesinde hendek de kazılmadığına göre niye Batman Belediyesine kayyum atadınız? Demek bu iddiaların hiçbiri gerçeği yansıtmıyor.

Şimdi soruyorum size: Bu gaspçı siyaset değil de nedir? Emin olun, 31 Mart tarihinde yerel seçimlerde bu kayyum siyasetine son vereceğiz, halkın elinden zorla aldığınız belediyeleri halka tekrar geri vereceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

Bu belediyelerle ilgili bir şey daha söylemek isterim: Şimdi, iki tane kayyumu belediye başkan adayı olarak gösterdiniz. Şimdi bu kayyumlar İçişleri Bakanının kuzeni olduğu için mi kayyum olarak atandılar? Hayır, kamu görevlisi oldukları için, vali oldukları için kayyum olarak atandılar. Peki, bu kişiler valilikten istifa etti, istifa etmeleri gerekiyordu. Neden hâlâ kayyum olarak görevlerine devam ediyorlar? Yoldan geçen bir kişi olmadıklarına göre, vali oldukları için kayyum olarak atandıklarına göre bunların kayyumluk görevinden derhâl istifa etmeleri veya İçişleri Bakanlığı tarafından bu görevden alınmaları gerekir. Aksi takdirde, ikinci kez gasbetmiş olacaksınız.

Şimdi, Batman’ın çok önemli sorunları var. Ben birkaç tanesinden bahsedeceğim. Şimdi, Batman’ın dört bir yanı suyla çevrili. Batman’ın bir su sorunu yok; ne içme suyu sorunu var ne esasen sulama sorunu var? Fakat kayyumun göreve başladıktan sonra yaptığı ilk icraatı suyun fiyatını artırmak oldu. Yani bakın, su sorunu olmayan bir kentte suyun fiyatları artırıldı. Ne için? “Belediyenin geliri yetersiz.” denildi. Belediyenin geliri yetersizse, suyun fiyatı artırıldıysa, kentin merkezindeki elektrik direklerinin hepsini neden değiştirdiniz? Belediye Başkanı diyor ki: “Bu, protokol yolu, protokol yolundaki elektrik direklerini değiştiriyoruz.”

Bakın, bu “protokol” çok önemli bir kavram. Ben dün Mecliste tıraş olurken bir milletvekilinizin konuşmasına tanık oldum. Aynen şöyle söylüyor -büyük kentlerimizden biri- diyor ki: “Bu kente bir protokol camisi yapacağız.” Protokol camisinin imar sorunu varmış, protokol camisi. İslam tarihi boyunca sizce hiçbir camiye “protokol camisi” denmiş midir, bütün İslam tarihi boyunca?

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Samsun’da da aynısı yaptılar, Samsun’da da aynısını yaptılar.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bakın, protokol camisi, protokol camisi ne demek ya? Yani bir yerde protokol camisi varsa halkın gittiği caminin ismi ne? Maraba camisi mi? Halk camisi mi? Ne camisi? (HDP sıralarından alkışlar) Yani camileri bile ayırdınız ya! İnanılmaz şeyler söyleniyor. Demek ki biz bunları yeni yeni öğreniyoruz ama aranızda camileri bile tasnif etmişsiniz, kente yaptığınız camilere “protokol camisi” diyor olmalısınız ki karşıdaki de bunu böyle anlayabiliyor.

Şimdi, Batman’ın birkaç tane sorunundan söz edeceğim dedim, bunlardan bir tanesi…

VEDAT DEMİRÖZ (İstanbul) – Bu berberler başka yere yatırım yaptırıyor.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Vallahi kulağımla tanık oldum, burada değil o arkadaş, biraz önce el sallıyordu milletvekili arkadaş, “protokol camisi” diyen arkadaş.

BAŞKAN – Sayın Tiryaki, siz Genel Kurula hitap edin.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Şimdi, daha önce de söyledim, Batman Türkiye’de işsizliğin en yüksek olduğu 4 kentten biri. Yüzde 11 civarında Türkiye’deki işsizlik ortalaması, 2016, 2017, 2018 boyunca yüzde 17’lerden 26,9’lara kadar yükseldi Batman’daki işsizlik oranı. İnanılmaz bir işsizlik var Batman’da. Peki, bu işsizliğin içerisinde kayyumun yaptığı işlerden birisi ne biliyor musunuz? Gelir gelmez 240 işçinin işine son verdi. Bakın, işsizlikle cebelleşen bir kente kayyum olarak atanan belediye başkanın ilk icraatı 240 işçinin işine son vermek, onların ekmeğiyle oynamak oldu. Peki, durum işsizlik açısından böyle.

Batman’ın bir diğer sorununu söyleyeyim: Tarımla ilgili de Batman’ın ciddi bir sorunu var. 1990’lardan 2018 yılına kadar -ben size sadece küçükbaş hayvan sayısını söyleyeyim- 2 milyon küçükbaş hayvan sayısı şimdi 800 bin civarında; 1990’dan 2018’e. Evet, büyükbaş hayvan sayısı biraz arttı fakat küçükbaş hayvan sayısında inanılmaz bir düşüş var. Bunun bir nedeni eğer yayla, mera yasağıysa bir diğeri de uyguladığınız yanlış politikalar. Bir şeyi yaptınız, onu kabul edelim, bu konuda bazı teşvikler veriyorsunuz ama bu teşvikler nereye gidiyor doğrusu biz anlamıyoruz. Eğer bu teşvikler verimli olsaydı küçükbaş hayvan sayısı 2 milyondan 800 bine düşmemiş olacaktı.

Şimdi, Batman’ın bir diğer önemli sorunu –gerçekten, nüfusu 600 bine ulaşmış bir kentten bahsediyoruz- yıllardır 500 yataklı bir hastane yapılacak deniyor Batman’a, 500 yataklı bir hastane. Gidin, AKP’nin bütün seçim propagandalarının temelinde “Size 500 yataklı kocaman bir hastane yapacağız.” diyorlar. Her seçim vaadi bu. Hâlâ projesi yok ortada, hâlâ temeli atılmış değil ama AKP, Batman’a 500 yataklı devasa bir hastane yapacak.

Şimdi, Batman’da 200’ün üzerinde tekstil atölyesi var. Bunların yaklaşık 40 tanesi 10’un üzerinde işçi barındırıyor. Batman’ın tekstil atölyelerinin şöyle önemli bir tarafı var, İngiltere’ye, İspanya’ya fason üretim yapıyorlar, dünyanın dört bir yanına fakat Batman’ın kendi markası yok, kendi ürettiği bir ürün yok. Biz, bunun için birkaç tane öneride bulunmak istiyoruz. Keşke Millî Eğitim Bakanlığı ile Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri bunun arkasında dursa. Benim önerim şu: Bu tür kentlerde temelden bazı işler yapabilirsiniz. Mesela, tekstil meslek liseleri açabilirsiniz. Tekstil meslek liseleri yanında, üniversitede tekstil mühendisliği bölümleri açabilirsiniz, moda tasarım bölümleri açabilirsiniz. Böylece, tekstil üretimi yapılan yerlerde o kentler bir marka yaratabilirler, daha nitelikli ve ülkede katma değeri yüksek ürünler üretilebilir. Böyle bir önerimiz var.

Değinmek istediğim bir iki konu daha var. Bunlardan bir tanesi sevgili Selahattin Demirtaş’ın durumu. Bakın, herkes pek çok şey söyledi ama ben size şunu söyleyeyim: Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmadığı her gün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bir kez daha, bir kez daha ihlal edilmesi anlamına geliyor. Şimdi burada bir sürü şey söylediniz, dediniz ki: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şunu reddetti, şunu reddetti, şunu reddetti.” Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bizim hukuk tarihimiz açısından en kötü ikinci kararı verdi. Birincisi 1990’lı yıllarda verilmişti. 1990’lı yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şöyle demişti: “Türkiye’de etkin iç hukuk yoktur.” Yani haksızlığa uğrayan bir yurttaş doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilir demişti. Ondan sonraki en ağır karardır Selahattin Demirtaş kararı çünkü 18’inci maddenin ihlal edildiğine karar verdi. 18’inci maddenin ihlal edilmesi ne demek biliyor musunuz? Türkiye’deki mahkemeler hukuk kurallarına göre değil, siyasi saiklerle karar veriyorlar demektir. Bakın, siyasi saikle karar veriyorlar demektir. Mahkemelerin siyasi karar verdiğini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tescil etmiş oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ekliyorum Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Toparlıyorum Başkan.

Bir diğer şey, şu tahliye meselesi. Sık sık söylüyorsunuz, diyorsunuz ki: “İşte kesinleşmedi, itiraz ediyoruz, falan…” E aramızda bir sürü hukukçu var. Herkes biliyor bunu ya! Tahliye kararı verilen bir dosyada mahkeme itirazın sonucunu bekler mi? Kaldı ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında 46’ncı maddeye açıkça atıf var, diyor ki: “Derhâl serbest bırakacaksınız.” Bakın, bu, çok istisna olarak verdiği bir karardır. Ama Selahattin Demirtaş’la ilgili verilmiş karar derhâl serbest bırakılması yönündeydi.

Size naçizane bir tavsiyem: Bir kez değil, bırakmadığınız her gün bin kez Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni ihlal ediyorsunuz. Bunun faturası çok ağır olabilir. Umarım bu yanlıştan bir an önce dönersiniz.

Düşünce, ifade özgürlüğü ve antidemokratik uygulamalarla ilgili söylemek istediğim birkaç şey vardı fakat zamanım yetersiz.

Hepinizi gecenin bu saatinde sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tiryaki.

6’ncı madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, İzmir Milletvekilimiz Sayın Kamil Okyay Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Sındır.

CHP GRUBU ADINA KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesi yani “Yürürlük” maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, değerli arkadaşlar, 2017 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, Meclise gönderen dönemin Sayın Başbakanı Binali Yıldırım, 19 Haziran tarihli yazısı ve Meclis Başkanlığı tarafından Plan ve Bütçe Komisyonuna 24 Hazirandan sonra, 19 Temmuzda gönderilmiş olan yani Komisyona gönderildiği tarihte ortada olmayan bir kurumun Meclise sunduğu bir kanun tasarısı; Kesin Hesap Kanunu Tasarısı. Tabii, herhâlde cumhuriyet tarihinde bir ilk. Kişiler değişebilir, görevler değişebilir, görevlere atanan kişiler, isimler değişebilir; kurumlar var oldukça, tabii ki kurumsallık devam ettikçe devlet düzeni devam eder. Söz konusu Anayasa değişikliği referandumu sonrası geldiğimiz yeni yönetim biçimi nedeniyle Başbakanlık şu anda ortada olmadığı için ne başbakan var ne böyle bir kurum var ne bunu gönderen Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü var ne de bu kanun tasarısı Meclisten geçtiğinde karşıda yanıt verilecek bir kurum var. Bu da ilginç, cumhuriyet tarihine bunu not düşmek istedim.

Evet, bu “Yürürlük” maddesi, kesin hesap yürürlüğe girecek bu maddeyle, tabii oy verirseniz. Öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi olarak sürekli yinelediğimiz talebimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum değerli arkadaşlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kesin hesap komisyonunun kurulması, bütçe hakkımızın ve denge ve denetleme mekanizmasının sağlıklı işletilebilmesinin mutlak gereğidir diye düşünüyoruz. Bunu bir kez daha vurgulamak istedim.

Kesin hesap, adı “kesin” yani ne kadar böyle, gerekirci, deterministik bir ifade, bir anlayışmış gibi değil mi? Bütçe; gelirler, giderler, ödenekler, harcamalar, projeler, yatırımlar, gerçekleşme oranları, büyüme, rakamlar, rakamlar, rakamlar, artı, eksi, bir bilanço. 2017 yılı kesin hesabı gerçekten o kadar kesin mi? Yani bize sunulan bu kanun tasarısı gerçekten o kadar kesin ve net mi?

Şimdi, hesabı “kesin” olarak tanımlanmış bulunan birçok iş ve işlemin, yatırımların, hizmetlerin, öngörülemeyen, farkında olunamayan veya öngörüldü veya farkında olunduğu hâlde önemsenmeyen ve hatta gözden kaçırılan birçok harcamanın neden olduğu çevresel etkiler, sosyal etkiler, kültürel yozlaşma etkisi, dolaylı etkiler, kültürel mirasın yok olması örneğin, kentsel estetiğin, kent silüetinin bozulması, betonlaşan kentler ve benzeri sonucu ortaya çıkan toplumsal, çevresel ve sosyal fayda ve maliyetler nerede? Bu hesapta “gölge maliyet” ya da “fırsat maliyetleri” dediğimiz maliyetler sizce dikkate alınmış mı, alınabilmiş mi?

Bakın değerli arkadaşlar, bu kesin hesap kanunu tasarısında dikkate alınmadığını düşündüğüm, görmezden gelinen bazı konulara dikkatinizi çekmek istiyorum; bu görülen hesapların ne kadar adil, ne kadar hakkaniyetli, eşitlik ilkesine uygun olduğunu siz değerlendirin. 16 Nisan 2017 -bu kesin hesabın yılı- Anayasa değişikliği referandumu yapıldı. O süreci hatırlayalım, devletin bütün olanaklarını, gücünü, imkânlarını, aracını, memurunu, polisini, korumalarını, mülki idare amirlerini, parasını pulunu, bağımsızlığını yitirmiş yargısını, mahkemelerini ve hatta Yüksek Seçim Kurulu da dâhil “evet” dedirtmek için harekete geçiren, kullanan bugünkü siyasal iktidarın 2017 bütçe kesin hesabının ne kadar adil, ne kadar eşitlikçi olduğu, tüyü bitmemiş yetimin hakkını ne kadar koruduğu bir tartışma konusudur. Örneğin, aynı referandumda örtülü ödeneklerin nereye harcandığının hesabını görebiliyor muyuz; var mı bu kesin hesapta, nereye harcanmış?

Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı 4 No.lu Kararnamesi’yle kurulmuş bir kurum var, adı: Helal Akreditasyon Kurumu. Ne güzel, nereden geldim buraya? Bence bu kurumun ilk yapması gereken şeylerin başında bizlerin önüne sunulan ve bugün de görüşmekte olduğumuz 2017 yılı merkezî yönetim kesin hesabındaki harcamaların ne kadar helal olduğunu araştırmak olmalı. Değerli arkadaşlar, vatandaşımızın ödediği vergilerin her kuruşu anasının ak sütüdür ama bunu harcayanların bu hesabı, 2017 yılı merkezî yönetim bütçe kesin hesabı ne kadar helal onu araştırmalı bu kurum, öncelikli olarak bunu ele almalı.

Bakınız, değerli arkadaşlar, bu kesin hesapta neler yok veya neler saklanmış? Örneğin, on yıllık, yirmi yıllık, yirmi beş yıllık garantili, taahhütlü yap-işlet-devret veya kamu-özel sektör iş birliği projeleriyle geleceğimiz ipotek altına alınmış durumda. Diğer bir deyişle, gelecek on yılların hükûmetlerinin yatırım bütçelerine bugünden el atılmış durumda. Daha doğrusu “Bir kuruş harcamadan yatırım veya hizmet üretiyoruz.” derken aslında gelecek nesillerin kendi yaşamlarına dair kararlarına bugünden müdahale edilmiş durumda. Şunu da söyleyebiliriz aslında: Yap-işlet-devret, kamu-özel iş birliği projeleri sadece sizin değil yani siyasal iktidarın değil, sonraki hükûmetlerin de projesi hâline gelmiştir tabii ki zorunlu olarak.

Bu kesin hesapta yaşadığımız doğal çevre ve doğal varlıklarımızın talan edildiğinin ve yok oluşunun kararları ve uygulamaları var. “ÇED Gerekli Değil” diyerek akıl ve bilimin ışığından kaçırılan yatırım projelerinin kirlettiği topraklarımızın, suyumuzun, havamızın ve sağlıklı çevrede yaşam hakkının yok edilmesinin vebali var bu kesin hesapta. 35 milyon dekardan büyük, üretim dışına çıkan, tarımsal niteliğini kaybetmiş, kirletilmiş, yok edilmiş, madencilik, sanayi ve endüstri bölgelerine terk edilmiş tarım arazilerinin dolayısıyla saman dâhil, buğday dâhil, pamuk dâhil hemen her türlü tarım ürünlerinin ithalatının tarımsal üretim girdileri olan tohum, ilaç, gübre, mazot ve diğer yüksek girdi maliyetlerinin, can çekişen çiftçinin, tarım ve gıda ürünlerini yüksek fiyatlardan tüketmek durumunda kalan ve her geçen gün yoksullaşan tüketicilerin vebali var bu kesin hesapta. Aynı şekilde, yok edilen mera alanlarımız var, yitip giden hayvancılığımız var bu kesin hesapta.

Çiftçimize tarımsal üretimde ihtiyaç duyduğu destekleme ödemelerinin Tarım Kanunu’nun emrettiği gayrisafi yurt içi hasılanın en az yüzde 1’inin yarısını bile vermediğiniz, milyarlarca lira borçlandığınız, aslında bunu borç olarak kabul etmediğiniz için gasbettiğiniz çiftçimizin hakkı var bu hesapta.

Hâlâ bitiremediğiniz GAP projesi, DOKAP; KOP ve diğer bölgesel kalkınma projelerinin veremediğiniz hesabı var bu kesin hesapta.

Değerli arkadaşlar, GAP projesi demişken, normalde 2005’te tamamlanması öngörülmüş bir projedir ve Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında toplam 1,8 milyon hektarın sadece yüzde 30,4’ü bugüne kadar tamamlanmış ve Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında bunun da sadece yüzde 17,4’ü yapılmıştır. Evet, GAP Projesi’nin daha yüzde 70’i henüz sulamaya açılmamıştır değerli arkadaşlar. Bunu biliniz. Sonra da “O bölgeye bölgesel kalkınma hizmeti getireceğiz.” deniyor.

Siyasi ayırımcılık, kayırmacılık var bu kesin hesapta. Örneğin, yerel yönetimlere aktarılan kaynaklarda, evet, yüzde 80 nüfusa, yüzde 20 Gelişmişlik Endeksi’ne göre vergi gelirlerinden ayrılan payla belediyelere, yerel yönetimlere aktarılan bir kaynak var. Doğrudur, hakkaniyetli, adaletli. Ama Sayıştay raporlarına da giren, Bakanlar Kurulu kararı olmadan, olsa dahi istediğiniz, kendinizden olan belediyelere yatırım ve hizmet götürürken, kendinizden olmayan belediyelere merkezî yönetim bütçesinden yatırım ve hizmet götürmemekle siyasi ayrımcılık ve kayırmacılık var bu kesin hesapta.

“Taşeronu kaldırıyoruz -sözde- kadroya alıyoruz.” diyerek işsiz bıraktığınız on binlerce işsizin ahı var bu kesin hesapta.

Emekliliği bir hak değil lütuf olarak gören anlayışınız sonucunda milyonlarca emeklilikte yaşa takılan yurttaşımızın, onların ailelerinin sefaletlerinin, çaresizliklerinin ahı var bu kesin hesapta.

Açlığa, yoksulluğa, yalnızlığa, sefalete, pazar yerlerinde artıkları toplamaya mahkûm ettiğiniz, terk ettiğiniz milyonlarca emeklinin ahı var bu kesin hesapta.

Kepenk kapattırdığınız esnaflarımızın, iflas ettirdiğiniz sanayicilerimizin ve ailelerinin ahı var bu kesin hesapta. Yanlış ekonomi politikalarınızın, rant ekonominizin, tüketim ekonominizin sözleşmelerini dâhi bu yüce milletimizden kaçırdığınız yap-işlet-devret veya KÖİ projelerinizle yandaş sermayelere aktardığınız, tüyü bitmemiş yetimin hakkının gasbı var, yediğiniz ve yedirdiğiniz kul hakkı var bu kesin hesapta.

Değerli arkadaşlar, bu kesin hesap kirli bir hesaptır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum Sayın Sındır.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Bu kesin hesap, harcamalarıyla, evet, Helal Akreditasyon Kurumunun incelemesi gereken haram bir hesaptır. Bu kesin hesap, üzerinde bu milletin ahı olan bir hesaptır. Bunun hesabını bu dünyada sormak da Cumhuriyet Halk Partisinin asli görevidir. (CHP sıralarından alkışlar) Ve bu nedenle 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’na onay vermiyoruz.

Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 6’ncı madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Adana Milletvekilimiz Sayın Ayşe Sibel Ersoy.

Süreniz beş dakika Sayın Ersoy.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yürürlük maddesi olan 6’ncı maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli milletvekilleri, Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sonuna gelmiş bulunmaktayız. Genel Kurul aşamasına gelene kadar Plan ve Bütçe Komisyonunda çok yoğun çabalar harcandı ve siz değerli milletvekillerimizin çok önemli katkılarıyla inşallah bu süreci de tamamlayacağız. Tabii olarak yasamayla birlikte emeği geçen Türk bürokratlarını da unutmamak lazım. Bu sürecin olgunlaşmasında ve tamamlanmasındaki değerli katkılarından dolayı da onlara ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu süreçte elimizden gelen katkının en iyisini samimiyetle, yapıcı bir üslupla sunmaya çalıştık, yer yer gördüğümüz eksikliklere, gözden kaçan noktalara dikkat çekmeye çalıştık. Zaman zaman gerildik, zaman zaman yüzümüzde tebessümler belirdi. Bu süreçte yaşanan olumsuzlukların, samimiyet karinesi içinde, fikir ayrılıkları temelinde fakat ülke menfaatleri dikkate alınarak yaşandığını düşünmekteyim.

Bu çatı altındaki tüm vekillerimizin, milleti bir bütün olarak düşünerek milletin menfaatleri doğrultusunda hareket etme gayreti içerisinde olması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki seçim bölgelerimiz farklı olsa da biz Türkiye'nin milletvekiliyiz ve milletin tamamını temsil etmekteyiz.

Bütçe görüşmeleri sırasında ekonomimize dair gelen kimi veriler bizleri sevindirirken, kimi veriler de maruz kaldığımız ekonomik saldırıların yaralarını sarmak için biraz daha zamana ihtiyacımız olduğunu göstermiştir.

Bu süreçte, ekonomimiz için olmazsa olmazlardan olan reel sektörün ayakta durmasında, büyümesinde büyük bir rol üstlenen bankacılık sektörünün de önemi çok büyüktür. Güçlü yapıya sahip bankacılık sektörünün, yurt dışı mihraklar tarafından yapılan finansal saldırılara karşı konulmasında ve yurt içi piyasalara olan etkisinin azaltılmasında kilit rol oynayacağı tartışılmaz bir gerçektir. Tarihsel süreç içerisinde emperyal politikalardan uzak durulması sebebiyle, ülkemizde yeterli sermaye birikimi oluşmamıştır. Bu sebeple, oluşan sermaye açığımızı gidermek için, hem kamu hem de özel sektör olarak yurt dışı sermayeye ihtiyaç duymaktayız. Devlet bankalarında kâr etmeyi önceleyen finansal yaklaşımlar, reel sektörün yatırım süreçlerinde hantallığa yol açmaktadır. Devlete ait kamu bankalarının karar süreçlerinde kâr marjlarının düşük tutulması ve kârdan çok kamu menfaatlerinin düşünülmesi, ülkemiz menfaatleri açısından da çok önemlidir.

Gelişen ülkeler kategorisinde yer alan ülkemiz ekonomisi, büyüyen her ülke gibi sancılı süreçlerden geçmektedir. İster öncü kızıl elmalarımız ister ülkülerimiz isterseniz de hedeflerimiz diyelim; 2023, 2053 ve 2071 hedeflerine yürürken çekilen bu sancıların, geleceğin büyük ve müreffeh Türkiye'sinin doğum sancıları olarak düşünülmesi gerekir. Bizlere düşen, ekonomimiz için yapılması gereken yapısal reformları bir an önce hayata geçirmek için gerekli yasal düzenlemeleri çıkarmak, yürütmeyi bu noktada gerek destekleyerek gerek ikna ederek gerekse zorlayarak bu adımları atmasını sağlamaktır.

Şüphesiz, ülkemiz için kalkınma önceliğimiz olmalıdır. Kalkınmanın sürdürülebilir olması içinse geleceğin teknolojisi olan yenilenebilir enerjiye dayanması gerekmektedir. Bir Çevre Komisyonu üyesi olarak bu noktaya da dikkatinizi çekmek isterim. Çevre, hiçbir şart altında ödenmesi gereken bir bedel olmamalıdır. Bu bedel, belirli bir bilinç seviyesi ve mantık dâhilinde ödenebilecek bir bedel değildir. Bu noktada amacımız çevresel kalkınma olmalıdır. Çevre dikkate alınmadan planlanan kalkınma programları kısa vadeli olacağı gibi, bir noktadan sonra da sürdürülemeyeceği bilinmelidir. Son yıllarda küresel ölçekte yaşanan doğa olaylarının -en fazla etkilenen ülkelerin başında- Kyoto Protokolü’ne mesafeli duran, küresel ısınmayı dahi reddeden yöneticilerin bulunduğu bir ülkede yaşandığını, buna rağmen hâlâ ders almamakta ısrar ettiklerini ibretle izlemekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ersoy, bir dakika daha veriyorum.

Buyurun.

AYŞE SİBEL ERSOY (Devamla) – Bizim de aklımızdan çıkarmamamız gereken kural, doğanın intikamının acımasız olduğudur. Verilen zararın telafisi yönünden ise şu örneği size verebilirim: 1 santim toprağın oluşması üç yüzyılı bulabilmektedir, kirletmesi ise sadece bir saniye. Bu noktada tüm çalışma arkadaşlarımız olan siz değerli milletvekillerimize doğrunun tek olduğunu hatırlatmak isterim. O doğru, yerelde Türkiye, genelde ise tüm insanlıktır.

Gazi Meclisimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, 2019 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ersoy.

Şahıslar adına ikinci söz, Konya Milletvekilimiz Sayın Fahrettin Yokuş’a aittir.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Yokuş.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Bir kez daha, Doğu Türkistan’da kan ağlayan milyonlarca Türk’ün ızdırabını vicdanlarınıza ses olarak getirmeye çalışıyorum. İnsan Hakları İzleme Örgütü orada durumun çok ağır olduğunu, sistematik bir şekilde zulüm yapıldığını ilan ediyor, 15 Avrupa ülkesi açıklamalar yayınlıyor ama Türkiye’den tık yok. Aynı şekilde, 11 Uygur Türkü İstanbul’da aylardır cezaevinde sürünüyor. İranlı aydın Cevadbeyli Van’da sürgün yaşarken Adana’ya gönderiliyor. Ama ülkemizi yönetenlerin, bunların Müslüman, insan ve Türk olduklarından haberi yok herhâlde. Ve müjdeli haber geliyor, efendim, Çin’le 3,6 milyar dolarlık anlaşma yapmışız -ne güzel- kredi almışız; o zaman Çin’in zulmüne sessiz kalmak lazım!