TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           25’inci Birleşim

                                                                                        4 Aralık 2018 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’un, Hazreti Mevlâna’nın 745’inci Vuslat Yıl Dönümü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, engellilerin önündeki engelleri kaldırmanın en önemli aşamasının engelsizlerin bakış açısını değiştirmesi olduğuna ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, zor şartlarda çalışan maden işçilerini saygıyla selamladığına ilişkin konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü kutladığına ve 112 Acil Servis taburcu olan hastalara yetişemiyorsa hastaların eve naklinin sağlanması konusuna çözüm bulunmasını Sağlık Bakanından talep ettiğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

3.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

4.- Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önal’ın, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun özelleştirilmesi için başlatılmış bir çalışmanın olup olmadığını ve Kurum bünyesinde çalışan taşeron işçilere verilen kadro sözünden vazgeçilip geçilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

5.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle bir avuç kömür için bir ömür verenleri saygıyla andığına, Bursa’nın İnegöl ilçesinde yapılan duble yoldaki yanlışlığa ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, kan bağışının önemine ilişkin açıklaması

7.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, sözleşmeli erlerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

8.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

9.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzonlu gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu’nun “İhanet Hançer Lanet” adlı eserinde Karadeniz’e yapılan saldırıları anlattığına ve milletvekillerine bu kitabı okumalarını önerdiğine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

12.- Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

13.- Gaziantep Milletvekili Derya Bakbak’ın, yurt dışına kaçırılan “Çingene Kızı” adlı mozaiğin kayıp parçalarının Gaziantep’e geri getirilmesine vesile olan başta Cumhurbaşkanı olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, Gençlik ve Spor Bakanlığının sözleşmeli personel alımındaki sınava ilişkin olarak sporcu mu, Diyanete imam mı yoksa coğrafyacı mı aldıklarını, kul hakkı yemeye utanıp utanmadıklarını, Allah’tan korkup korkmadıklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, anestezi mezunlarının niçin atanmadığını Hükûmet ve Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Aydın’ın Efeler ilçesinde jeotermal enerji santrali kurulumuna tepki gösteren köylülere müdahale emrini kimin verdiğini, orantısız güç uygulayan kolluk gücü hakkında soruşturma açılıp açılmayacağını İçişleri Bakanından ve yöre halkının tepkisine rağmen JES projesine devam edilip edilmeyeceğini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

17.- Kahramanmaraş Milletvcekili Sefer Aycan’ın, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

18.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, elektrik faturalarına yansıtılan TRT payı ve sayaç okuma bedellerinin kaldırılması için hazırlanan kanun teklifini Meclis Başkanlığına sunduklarına ve bu konuda destek beklediklerine ilişkin açıklaması

19.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, kamuda yardımcı hizmetler sınıfına tabi personelin mağduriyetine ilişkin açıklaması

20.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

21.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, 1-7 Aralık Acil Sağlık Hizmetleri Haftası vesilesiyle “112” acil çağrı hattının gereksiz aranmasının önlenmesi ve trafikte ambulansın geçiş önceliğine özen gösterilmesi konusunda toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

22.- Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu’nun, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

23.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

24.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nde madencileri selamladığına, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle işsiz kalan 4 Aralık mağdurlarına ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle maden kazalarından sonra “İşlerin tabiatında ölüm vardır.” kabilinden cümlelerin devlet mesuliyetinin cümleleri olmadığına, hayatını alın teriyle buluşturup kazananların ölüme en yakın oldukları yerde “Onu kurtarın, onun eşi hamile bir çocuk bekliyor, benim hiç kimsem yok.” mesajını Hükûmete hatırlatmak istediğine ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle madencilerin güvenli çalışma ortamına kavuşması için gayret gösterilmesi gerektiğine, maden facialarında hayatını kaybedenleri rahmetle andığına, 28 Kasım Çarşamba günü Almanya’da gerçekleştirilen Alman İslam Konferansı’nda yaşanan skandalları Diyanet İşleri Başkanının dikkatine sunduklarına ve murakıpların mağduriyetine ilişkin açıklaması

27.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne, savunma avukatlarının maruz kaldığı muamele ile muhalif medyanın tabi olduğu muamelenin siyasal sistemin demokratikliğinin göstergesi olduğuna, Ayşe Düzkan, Ragıp Duran, Hüseyin Bektaş, Mehmet Ali Çelebi’nin aldığı cezanın kabul edilemez olduğuna, Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in açlık grevine, başka partilerin tutum ve tavırlarını çarpıtarak kamuoyuyla paylaşmanın siyasi ahlakla bağdaşmayacağına ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle iş cinayetlerine kurban giden maden şehitlerini rahmetle andığına, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle engellilerin anayasal haklardan engelli olmayan bireylerle eşit biçimde yararlanmaları gerektiğine, Cumartesi Annelerinin 714’üncü haftada Şevket Epözdemir ve Tahir Elçi’nin katledilişinin yıl dönümünü anmak üzere buluştuklarına ve Meclis çalışma çizelgesiyle ilgili paylaşıma ilişkin açıklaması

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü ve 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nü kutladığına, maden kazalarında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

30.- Ankara Milletvekili Mustafa Destici’nin, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne, yerel seçimlerde uygulanan yüzde 10 barajının kaldırılması gerektiğine ve partilere yapılan hazine yardımının adil bir şekilde dağıtılması için gerekli düzenlemenin yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

31.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

32.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Mantık Ana Bilim Dalı Başkanı İbrahim Emiroğlu’na ortaokul ve lise öğrencilerinin katıldığı etkinlikteki sözlerinden dolayı hangi hukuki ve idari işlemlerin yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

34.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, 2016 yılında Ulusal Önemi Haiz Sulak Alan ilan edilen Avlan Gölü’nün kurumasının önüne neden geçilemediğini ve kurtarılmasına yönelik bir planın olup olmadığını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

35.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, İdris Baluken, Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’in cezalarının onandığına ve söyledikleri sözler dışında herhangi bir suç isnat edilmemesine rağmen aldıkları cezanın HDP’ye yönelik bir karar olduğuna ilişkin açıklaması

36.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, mahkeme kararlarının meşruluğunun kamu vicdanındaki karşılıklığıyla doğru orantılı olduğuna, yargının yürütmenin siyasi emellerine, siyasi ihtiyaç ve isteklerine göre karar almasını doğru bulmadıklarına ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğuna, ifade özgürlüğü ile terörün propagandasının yapılmasının ayırt edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

38.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Kars Milletvekieli Ayhan Bilgen’in, yargıyla ilgili bir sürü mağduriyet varken, yıllarca davalar bitmezken “Çok normal ve olağan bir şey gerçekleşti.” denilmesini kamuoyunun takdirine bıraktığına ilişkin açıklaması

40.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün faaliyete girmesiyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçişlerin yasaklandığından haberi olmayan araçların mağduriyetinin ortadan kaldırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

41.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, PKK terör örgütünün Kürt sorunundan beslendiğine ama Adalet ve Kalkınma Partisinin de zaman zaman Kürt sorununu kaşıdığına ilişkin açıklaması

44.- Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’nın, AİHM’in Selahattin Demirtaş’la ilgili kararı sonrasında Cumhurbaşkanının “Bir hamlemiz var.” ifadesinden sonra yargının hükme ulaştırılmasının yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına düşündürücü olduğuna ilişkin açıklaması

45.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, elektrik faturalarındaki dağıtım bedeline ilişkin açıklaması

46.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, AKP sözcülerinin konuşmalarıyla algı yaratarak toplumu yanılttığına ilişkin açıklaması

47.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, yazılı ve sözlü sorularına yanıt alamamalarının izahını Meclis Başkanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

48.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, (2/925) esas numaralı Kanun Teklifi’nin hem mahiyet hem de teknik itibarıyla kusurlu olduğuna ve yasalaşması durumunda yeni mağduriyetler yaşanacağına ilişkin açıklaması

49.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, EYT mağdurlarına Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun tam desteğini beyan ettiklerine ilişkin açıklaması

50.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Muğla Milletvekili Metin Ergun’un kanun teklifini desteklediklerine, muhalefet milletvekillerinin toplam sayısının bu teklifi çıkarmaya yeterli olduğuna ilişkin açıklaması

51.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, emeklilikte yaşa takılanların uğradığı haksızlığın giderilmesi için önergenin lehinde oy kullanacaklarına ilişkin açıklaması

52.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bütün partilerin emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin giderilmesiyle ilgili sözlerinin olduğuna ve teklifte eksiklik söz konusuysa değişiklik önergeleriyle meselenin çözülebileceğine ilişkin açıklaması

53.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin taahhütte bulunduğu bütün hususların uhulet ve suhuletle bir uzlaşma içerisinde mutlaka yerine getirileceğine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Gürcistan Parlamentosu tarafından 14-16 Aralık 2018 tarihlerinde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te Tiflis Dayanışma ve Yenilikçi Finans Forumu’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/110)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, TBMM üyelerinden oluşan heyetin 14-18 Ocak 2019 tarihlerinde Sudan’a resmî ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/111)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in on beş gün, Şırnak Milletvekili Nuran İmir’in on altı gün izinli sayılmasına ilişkin tezkeresi (3/112)

 

B) Önergeler

1.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, (2/925) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/11)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve arkadaşları tarafından, Türkiye’nin tarımda söz sahibi olması ve rekabet edebilir düzeye erişebilmesi amacıyla tarımın devam edegelen yapısal sorunlarının araştırılarak gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 7/11/2018 tarihinde TBMM Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/414) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Aralık 2018 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Tayip Temel ve arkadaşları tarafından, özgür basının önündeki engellerin araştırılması amacıyla 3/12/2018 tarihinde TBMM Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Aralık 2018 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer alması, Genel Kurulda görüşme usul ve takvimi ile konuşma sürelerine ve kamu idarelerinin bütçeleri ile kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin on yedi turda tamamlanmasına, turların bitiminden sonra bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının maddelerinin oylanmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer alması, Genel Kurulda görüşme usul ve takvimi ile konuşma sürelerine ve kamu idarelerinin bütçeleri ile kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin sekiz turda tamamlanmasına, turların bitiminden sonra bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının maddelerinin oylanmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın CHP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve 5 Milletvekilinin Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi (2/1286) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 16)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya’nın, OHAL KHK’leriyle ihraç edilen akademisyenlerin bilimsel çalışmalarının yayımlanmamasına ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/5107)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa gelen istek, şikâyet ve öneriler ile başvuruların cevaplanma süresine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın cevabı (7/5225)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın hizmet verdiği vatandaş sayısına ve verilen hizmetlere ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/5249)

4.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, İstanbul Yeni Havalimanı inşaatı için kesilen ağaçların yerine yeni ağaçlar dikilmesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/5253)

5.- Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un, Adana-Mersin Yüksek Hızlı Tren Projesi’nin geldiği aşamaya ve hattın ne zaman açılacağına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/5254)

6.- İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç’ın, 100 Günlük Eylem Planı’nın sona ermesi kapsamında hayata geçirilen projelerin sayıları ve ödeneklerine ilişkin sorusu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevabı (7/5670)

4 Aralık 2018 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşimini açıyorum.

Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Verimli bir çalışma ve arkadaşlarımızın görüşlerini rahatça ileteceği bir hafta olması dileğiyle hepinize başarılar dilerim.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Arkadaşlarımızın konuşma süreleri beşer dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, 745’inci Vuslat Yıl Dönümünde Mevlâna’yı anma münasebetiyle söz isteyen Konya Milletvekilimiz Sayın Ahmet Sorgun’a aittir.

Buyurun Sayın Sorgun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

(Uğultular)

Sayın Sorgun, bir saniye lütfen.

Değerli arkadaşlarım, toplantı salonunda bir uğultu var, telefonla görüşen arkadaşlarımız var. Hepinizden ricam, lütfen bir sessizliği sağlayalım. Varsa görüşmelerimizi dışarıda yapmak bence daha uygun çünkü değerli hatiplerimiz sizlere hitap edecekler.

Buyurun Sayın Sorgun.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Konya Milletvekili Ahmet Sorgun’un, Hazreti Mevlâna’nın 745’inci Vuslat Yıl Dönümü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

AHMET SORGUN (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi.

Her gün bir yere konmak ne güzel.

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dünle beraber gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa düne dair

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazreti Mevlâna’nın 745’inci Vuslat Yıl Dönümü dolayısıyla söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Anadolu toprakları her zaman garip gurebaya, mazlumlara, mağdurlara, çaresizlere sığınak olmuştur, barınak olmuştur. Tarihimizde doğudan Moğol istilaları, batıdan haçlı istilaları sebebiyle bu coğrafyaya birçok göç olmuştur. Bugün de çağdaş Moğol ve haçlıların ülkeleri istila, işgal ve talanları dolayısıyla yine milyonlar bu topraklara göç etmiş ve hâlen de etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu ve benzeri sebeplerle Anadolu’nun insan mirası çok çeşitli ve zengindir. Nice gönül erleri, erenleri Hak ve halk dostu değerlerle Anadolu dolup taşmıştır; ışığı Anadolu’dan dünyayı aydınlatan Yunus Emreler, Nasrettin Hocalar, Akşemsettinler, Hacı Bektaş Veliler, Sadrettin Koneviler ve daha niceleri. Hiç şüphesiz bu yıldızlardan bir tanesi de düşünceleri ve eserleriyle yedi asırdır dünyaya ışık tutan Hazreti Mevlâna’dır. Mesnevi’si dünyada en çok okunan eserlerdendir; sadece Konya Büyükşehir Belediyesince dünyanın 30 diline tercüme edilmiştir ve yeni dillere de tercüme edilmeye devam etmektedir. Konya’da bulunan mezarı ise Türkiye’de en çok ziyaretçi alan mekândır. Zulüm, talan, işgal ve istilanın hüküm sürdüğü, ayrılık ve gayrılıkların kol gezdiği dünyamızda ne kadar da muhtacız onun barış, birlik ve esenlik iklimine. Ne diyor Hazreti Mevlâna: “Gel de birbirimizin kadrini bilelim. Çünkü ansızın ayrılacağız birbirimizden.” Mademki mümin müminin aynasıdır, mademki bu böyle, ne diye yüz çeviriyoruz aynadan? Onun meşhur 7 öğüdü âdeta bir kimlik kartı gibi hep cebimizde gezmeli, sık sık ona bakmalıyız. Ne diyordu 7 öğütte: “Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçakgönüllülük de toprak gibi ol. Hoşgörülükte deniz gibi ol. Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.” Ölümü vuslat yani sevgiliyle buluşma bilip, ölüm gecesini Şeb-i Arus yani düğün gecesi ilan etmek her kişinin harcı değil, olsa olsa er kişinin harcı olur.

Hazreti Mevlâna’yı anma ve anlama törenleri her yıl olduğu gibi bu yıl da 7-17 Aralık tarihleri arasında Konya’da icra edilecek. Törenlerin her yıl bir ana teması var. 2016 yılı teması “birlik vakti”, 2017 yılı teması “kardeşlik vakti”, bu yılki temasıysa “selam vakti”; büyüğe küçüğe selam, tanımadığa tanıdığa selam, yerliye yabancıya selam, kadına erkeğe selam. “Selam denizi coştuğunda gönüllerin kiri gider.” diyor Hazreti Mevlâna. Hepinizi Konya’ya selam ikliminde buluşmaya davet ederken sözlerimi yine onun beyitleriyle tamamlıyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sorgun, devam edin.

AHMET SORGUN (Devamla) – “Yüzde inat etme, doksan da olur/ İnsan dediğinde noksan da olur/ Sakın ‘ben, ben’ deme, elde neler var, sen yoksan da olur/ Kusursuz dost arayan dosttan da olur.” diyor, tekraren hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sorgun.

Bu vesileyle Mevlâna’yı Meclisimizde dile getirip bir anma ve bir saygıyı belirttiği için ben de teşekkür ederim. Gerçekten, Mevlâna hepimizin bir ortak değeri. İnşallah, fırsat bulan bütün arkadaşlarımızın da Konya’daki törenleri izlemesinde yarar var diyorum.

(Uğultular)

Ama yine salonda bir uğultu olduğunu da hatırlatayım. Elbette haftanın ilk günü, arkadaşlarımız geçen haftadan görüşemeyince bir hasret gideriyorlar ama değerli arkadaşlarım, konuşmacıların çok önemli sözlerini dinlemek de gerekiyor. Konuşulacak yer Meclis kürsüsü. Benim bu konuda, konuşmak isteyen her türlü arkadaşımın taleplerini yerine getirmeye çalıştığımı biliyorsunuz, 60’a göre söz taleplerinizi yerine getiriyoruz ama birbirimizle değil, kürsüden ve mikrofonlardan konuşmanın, Meclisimizin saygınlığına da gölge düşürmemenin gerektiğini düşünüyorum.

Gündem dışı üçüncü sözü 3 Aralık Engelliler Günü münasebetiyle söz isteyen Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Halil Öztürk’e veriyorum.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

2.- Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’ün, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve bizleri ekran başında izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Engelliler Günü’nü buruk bir şekilde yaşayan vatandaşlarımız öncelikle bilmelidir ki Milliyetçi Hareket Partisi kendileriyle sadece bir gün değil, her gün bir ve beraberdir. Sorunlarının çözümü noktasında da mücadeleyi sürdürmeye devam edecektir. Bu hususu engelli bir annenin evladı olarak özellikle belirtmek istiyorum.

Engelli bireylerimiz toplumun ayrı bir kesimi olarak değil, bütünleşmiş bir parçası olarak görülmelidir. Onların sosyal alanda etkinliğini artırmak adına gerekli düzenlemeleri yapmak toplumun insanlık görevi, engellinin ise en temel hakkıdır. Yine, engellilerin toplumdaki varlıklarını kabul etmek ve hayatlarını kolay bir şekilde devam ettirmelerini sağlamak merkezî ve yerel yönetimlerin en öncelikli görevleri olmalıdır.

2005 yılında çıkarılan Engelliler Yasası doğrultusunda belediyeler, kamu kurum ve kuruluşları, yaya geçitleri, resmî yapılar, yeşil alanlar ve spor alanları gibi altyapılar engellilerin erişilebilirliğiyle uyumlu hâle getirilecekti. Verilen yedi yıllık süre önce üç yıl, aradan üç yıl daha uzatılmış ve 7 Temmuz 2018’de dolmuştur. On üç yıl uzatmanın ardından hâlen gerek belediyelerin hizmetlerinde gerekse taşımacılıkta kullanılan araçlarda engellilerimiz için gerekli düzenlemeler yapılamamıştır. Valilikler bünyesindeki erişilebilirlik izleme ve denetleme komisyonları bu eksiklikler için ceza kesiyor mu, bu rakam ne kadar ve nereye harcanıyor, henüz belli değildir. Bir ülkede hizmet üretmekten daha önemlisi o hizmete erişimi kolaylaştırmak ya da mümkün kılmaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Devlet Personel Başkanlığının Mart 2018’de yayınladığı engelli istihdam verilerine göre bugün hâlen 61.728 engelli kadrosunun 11.317’si boştur. Bu bakımdan kamudaki engelli istihdamı artırılmalı; kamudaki engelli memur kontenjanının yüzde 3’ten yüzde 5’e çıkartılması, yine engelli işçi kontenjanının da yüzde 4’ten yüzde 6’ya çıkartılması hususunda gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılmalıdır.

Engelli vatandaşlarımıza kamuda yeni istihdam açılmasına yönelik vermiş olduğumuz kanun teklifimizle muhtaç engelli, engelli ve engelli yakınları aylıklarının yükseltilmesi hususunda vermiş olduğumuz teklifler öncelikle gündeme alınmalı ve görüşülerek yasaya bağlanmalıdır.

Diğer taraftan Türkiye Engelliler Araştırması 2002, Türkiye'de engellilerle ilgili yapılan en son ve kapsamlı bir çalışmadır. Bu tarihten sonra ülkemizde engelli vatandaşlarımızın sayısı, engel durumu, öğrenim durumu, sağlık ve istihdam şartları tahminî verilere dayanmaktadır. 2011 Nüfus ve Konut Araştırması çerçevesinde Türkiye’de engelli oranı nüfusun yüzde 7’si civarındadır. Bu da yaklaşık 6 milyon civarında bir nüfusa tekabül etmektedir. Bugün, hâlen engelli vatandaşlarımız yolların, kaldırımların, kamu ve özel sektöre ait binaların engellilerin erişimine uygun olmaması nedeniyle sorunlar yaşamaya devam etmektedir.

Yine, engelli vatandaşlarımız işsizlik, toplum tarafından dışlanma, eğitim ve sosyalleşememe gibi sorunlarla mücadele azmi göstermektedirler. Bu mücadele azimlerinde devlet ve insan olarak her engelli vatandaşımızın yanında olmak hepimiz için zaruri bir hâl almıştır.

Sayın milletvekilleri, engellilerimizin gerek sağlık hizmetlerindeki gerek diğer alanlardaki sorunları devam etmekte ve çözüm beklemektedir. Engelli bireylerin rehabilitasyon hizmetleri, yardımcı cihaz, tıbbi sarf malzemesi veya buna benzer hayati önemi haiz ihtiyaçlarının büyük bölümü devlet tarafından ya karşılanmamakta ya da yetersiz kalmaktadır. Günümüzde gelişmiş ülkelerde engelli çocuklar için haftalık otuz saat özel eğitim verilip ücretleri de devlet tarafından karşılanırken ülkemizde aylık on iki saat eğitim yetersiz kalmakta ve bu durum da çocuklarımızın gelişimini aksatmakta veya geciktirmekte ya da sınırlı kılmaktadır. Başta Kırıkkale olmak üzere tüm Türkiye’de engelli bireylerimiz ibraz etmek zorunda oldukları raporları sebebiyle rapor süreci kıskacı altında boğulmaktadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ÖZTÜRK (Devamla) – Başkanım, bağlıyorum hemen.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

HALİL ÖZTÜRK (Devamla) – Sağlık tesislerindeyse erişim hâlen çok düşük orandadır. Bakınız, çok ilginç bir örnek: İşaret dili bilen personel ve özellikle doktor olmaması birçok tıbbi merkezde birçok sorun yaşanmasına sebebiyet vermektedir.

Başarılarıyla gurur duyduğumuz engelli spor kulüplerine hâlen gerekli ve yeterli destek sağlanamamaktadır. Engelli sporcularımız uluslararası spor müsabakalarında ya yalnız bırakılmakta ya da yetersiz desteklenmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, engelli kardeşlerimizin hayatlarını huzur ve güven içinde sürdürebilmeleri, kendi kendilerine yetebilecek kıvam ve kabiliyete sahip olabilmeleri başlıca hedefimizdir.

Hatırlatmak isterim ki gerçek bir engel varsa o, kalplerdeki tortular, zihinlerdeki pürüzler ve vicdanlardaki lekelerdir.

Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, engellilerin önündeki engelleri kaldırmanın en önemli aşamasının engelsizlerin bakış açısını değiştirmesi olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN - Siz de önemli bir konuda konuşma yaptınız, son cümlenize ben de katılıyorum. Engellilerin önündeki engelleri kaldırmanın en önemli aşaması, bence engelsiz olanların kafalarındaki engellere karşı düşünce dünyalarını çok daha geniş tutmaları ve onlara bakış açılarını değiştirmelerinden geçiyor. Bunun da tekrar altını çizmekte yarar var.

Değerli milletvekilleri, bugün de önemli bir gün, Madenciler Günü.

Şimdi, gündem dışı üçüncü söz, Madenciler Günü münasebetiyle söz isteyen Muğla Milletvekilimiz Sayın Süleyman Girgin’e aittir.

Sayın Girgin’in kendisi aynı zamanda bir madencidir değerli milletvekilleri.

Buyurun Sayın Girgin. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilmiyorum aranızda yer altına giren arkadaşımız var mı; vardır mutlaka. Yerin 500 metre altına, derin dehlizlere inmek nasıl bir duygu? Değil kazma kürekle bir saat çalışmak, bir dakika bile duramazsınız, nefes alamazsınız, boğulur gibi hissedersiniz kendinizi ya da işe giderken her gün sabah çocuklarınıza ve ailenize bir daha görmemek üzere son kez bakarcasına bakmaktır madencilik.

Peki, yerin 7 kat altında üzerine toprak göçüp canlı canlı gömüldünüz, ölmeden mezara girdiniz mi, bu duyguyu yaşadık mı hiç ya da arkadaşları göçük altında kaldıktan sonra “Arkadaşlarım öldü, ben hayattayım.” mahcubiyetini yaşadık mı hiç ya da 30-40 yaşında olup yaşından daha büyük göstermeyen bir madenci gördük mü hayatta? Her vardiya başında “selametle” diye uğurlanan ve vardiya bitiminde “geçmiş olsun” ile karşılanan bir meslek koludur madencilik. Kısacası, “ekmeğini taştan çıkartmak” deyiminin lügatteki karşılığıdır maden işçisi olmak.

Değerli milletvekilleri, bugün 4 Aralık Dünya Madenciler Günü ve ülkemiz madencileri için bugün yas ve mücadele günüdür. Daha on güç gün önce Zonguldak’ın Kilimli ilçesinde ruhsatsız özel bir maden ocağında meydana gelen patlamada 2 işçi yaralandı, 3 işçimiz hayatını kaybetti. Vali bey olay yerine gelip “Maden kazaları olmaya devam ediyor, 3 işçimizin hayatından umudumuz yok.” diye açıklama yapıyor. Ama aynı vali demek ki ulaşılabilmesi ve gidilebilmesi mümkün olan bir bölgedeki ruhsatsız çalışan maden ocağını denetleyemiyor.

Evet, maden kazaları oluyor çünkü vali görevini layıkıyla yapmıyor, Enerji Bakanı görevini layıkıyla yapmıyor, Çalışma Bakanı görevini layıkıyla yapmıyor, olan madencilere oluyor. Peki, bunun karşılığında istifa eden veya görevinden ayrılan oluyor mu? Koca bir hayır. Herkes büyük bir pişkinlikle görevini yapmaya devam ediyor.

Ne yazık ki ülkemizde son on altı yılda hayatını kaybeden maden işçisi sayısı 1.600. Madenciler hayatlarını kaybetmeye de devam edecekler maalesef çünkü 2018 verilerine göre maalesef ki iş cinayetlerinde hayatını kaybeden madenci sayısında Avrupa 1’incisi olan bir ülkede çalışmak zorundalar.

Artık ülkemizde maden kazalarında ölümler vakayiadiye durumuna gelmiştir. Nasıl gelmesin? Ölümleri bu işin fıtratında gören bir zihniyet tarafından yönetiliyor bu ülke. Kalkıp “Twitter”lardan “Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı koyun bile benim mesuliyetim altındadır.” diye “tweet” atmakla olmuyor bu işler Sayın Erdoğan, gereğini yapmakla oluyor.

Değerli milletvekilleri, madencilerin çilesi sadece ölümle bitmiyor; ücretleri yetersiz, güvenceleri yok, sağlıklarını koruyucu önlemler alınmıyor, en ufak bir sorunda kapı önüne konuluyorlar, emeklerinin karşılığı verilmiyor. Doğayı yok ederek, insanları rant sistemlerine sürükleyerek 21’inci yüzyılda modern kölelik sistemini bütün ülkeye yayan zihniyetin yarattığı bu ortam işçileri, yaşamak için her türlü hukuksuz çalışmaya rıza göstermek durumuna itiyor. Bu insanlık dışı uygulama artık son bulmalıdır, işçiler ölüm ile açlık arasında sıkıştırılmamalıdır; madenciler ölümle ya da işsizlikle terbiye edilmeye çalışılmamalı, insanca çalışabileceği bir Türkiye bütün emekçilerin hakkı olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bütün madenler Anayasa’mız gereğince devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Devlet madencilik alanında kurumlar kurmuştur, bu kurumları güçlendirmek yerine ne yazık ki, son on altı yılda gerek özelleştirmeler yoluyla gerek redevans sistemiyle bu alanı birilerine peşkeş çekmeyi tercih etmektedirler. Madencilik kâr ve rant aktarımı uğruna çökertilmiştir. TTK, TKİ tarihinin en az sayıdaki işçisiyle ve en düşük üretim miktarıyla yok edilmek istenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Girgin, tamamlayın.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Toparlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle, toprağa verdiğimiz madencilerimizi buradan tekrar saygıyla anıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yanlarında olacağımızı taahhüt ediyoruz, buradan bir kez daha siyasi iktidarı uyarmak istiyoruz: Yandaş işverenleri değil, madencileri koruyun. Bir an önce gerçekten koruyucu önlemler alın. Kaçak madenlere göz yummayın. Yeni Somalar, Ermenekler, Şırnaklar olmasın. Gelin redevans sistemini kaldırın, özelleştirme ve taşeronlaştırma politikalarından vazgeçin. Artık, maden işçisi ekmeğini kanla, gözyaşıyla ıslatmak zorunda kalmasın. Artık, ölümler bu işin kaderi olarak görülmesin. Artık, madenlerde, şantiyelerde işçiler ölmesin. Kullandığımız otomobilden çay içtiğimiz fincana, yaşadığımız evlerden bebeğimizin mamasına, yapılan makyaja kadar günlük hayatta kullandığımız her şeyi madencilere borçluyuz. O nedenle, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü, sadece madencilere değil tüm insanlığa kutlu olsun diyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Girgin.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, zor şartlarda çalışan maden işçilerini saygıyla selamladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Biz de hayatlarını feda ederek zor şartlarda çalışan tüm maden işçisi kardeşlerimizi saygıyla selamlıyoruz ve maden ocaklarındaki kazalardan dolayı hayatını kaybeden tüm madencilerimizi saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

Değerli milletvekilleri, gündem dışı konuşmaları bitirdik.

Şimdi, sisteme giren ilk yirmi milletvekiline yerlerinden birer dakika söz vereceğim, o sözlerin ardından da sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Evet, ilk söz Sayın Şimşek…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü kutladığına ve 112 Acil Servis taburcu olan hastalara yetişemiyorsa hastaların eve naklinin sağlanması konusuna çözüm bulunmasını Sağlık Bakanından talep ettiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, öncelikle Dünya Engelliler Günü’nü kutluyorum.

Tabii, çağrım Sağlık Bakanına olacak. Özellikle devlet hastanelerinde, bazı acil vakalarda, insanlar beyin kanaması geçiriyor ya da acil bir ameliyat olması gerekiyor ama birçok hastanede “Yoğun bakımda yer yok.” ameliyatla ilgili “Sıra var.” deniliyor. Yani düşünün, beyin kanaması geçiren bir hastaya “Yoğun bakımda yer yok.” deniliyor. Biz, bazı vatandaşlar bize ulaştığında, bu hastanın sevkini yaptırmak için saatlerce hastane hastane başhekimlerle görüşüyoruz veya bazı acil vakalarda, özellikle kanser vakalarında veya ameliyattan sonraki durumlarda, yine hastanın tedavisinin kalan kısmının evde devam etmesi gerekiyor. 112’yi arıyoruz, 112 diyor ki: “Taburcu olan hastayı ben eve gönderemem, kendi imkânlarıyla gitsin.” Hastanın kendi imkânlarıyla gidebilecek bir pozisyonu yok.

Benim dün bire bir yaşadığım bir hadisede, bir hasta yakını bana ulaştı, gece saat bir buçukta, rica minnet “götürebiliriz” dediler, sabaha da hasta vefat etti. Yani Sağlık Bakanlığından, eğer 112 özellikle hastaneden çıkan hastalara yetişemiyorsa, mutlaka farklı bir çözüm bulup bu hastaların eve naklini sağlamasını talep ediyoruz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Karayel yerine Sayın Taşkın.

2.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla, tüm yurtta engellilerin sorunlarına dikkat çekecek etkinlikler düzenlendi.

AK PARTİ olarak, geçtiğimiz on altı yılda, ülkemize, her alanda olduğu gibi engellilerimizin sorunlarının çözümü konusunda âdeta çağ atlattık. Ülkemizin ilk Engelliler Hakkında Kanun’u 2005 yılında biz çıkardık. Birleşmiş Milletlerin Engelli Hakları Sözleşmesi’ni 2009 yılında biz kabul ettik. Anayasa’da yaptığımız değişiklikle, engellilerimize yapılacak pozitif ayrımcılığı en üst düzeyde garanti altına aldık. Evde bakım ücretiyle evinde engellisine bakan 503 bin kişiye her ay 1.179 TL ödeme başlattık. Ailelerinin yanında bakımı mümkün olmayan 21.549 engelliyi Bakanlığa bağlı bakım ve rehabilitasyon merkezlerinde bakım altına aldık. Kamuda istihdam edilen engelli sayısını 53.964’e çıkardık.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Başevirgen…

3.- Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

“Aşağıda ölüm var, yukarıda açlık; yukarıdaki açlık kesin, aşağıdaki ölüm olasılık…” Madenciler, her sabah evinden aldığı helallikle ölüm kuyusunun kapısına yürüyecek cesareti kimliğine kazıyan, çok zor şartlar altında çalışarak geçimlerini sürdürmeye çalışan, yer altından yer üstüne değer üreten kişilerdir. Buna rağmen, ülkemizde en çok ölümlü iş kazası bu sektörde yaşanmaktadır. İSİG verilerine göre, 2017’de 93, 2018 yılında da en az 60 madenci yaşamını yitirmiştir. Soma’da yitirdiğimiz 301 canın acısı hâlâ tazeyken ve sorumluları gerekli cezayı almamışken Madenciler Günü’nü kutlamaya çalışmak, aslında adaleti mahşere kalmış bir davanın acısını bir kez daha yinelemektir.

İş güvenliği ve işçi sağlığıyla ilgili önlemlerin sermayeye kurban edilmediği günleri en kısa zamanda yaratmamız umuduyla, başta Soma, Zonguldak ve Ermenek olmak üzere, buradan tümünü sayamadığım illerimizde bir kömür için bir ömür vererek kaybettiğimiz maden şehitlerimizi rahmetle anıyor, kapkara madenleri yürekleriyle aydınlatan maden emekçilerini de buradan saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım yerine Sayın Önal…

4.- Kırıkkale Milletvekili Ahmet Önal’ın, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumunun özelleştirilmesi için başlatılmış bir çalışmanın olup olmadığını ve Kurum bünyesinde çalışan taşeron işçilere verilen kadro sözünden vazgeçilip geçilmediğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AHMET ÖNAL (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kırıkkale’mizin can damarı olan ve ismi, Kırıkkale’mizle özdeşleşen Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu, maalesef, eski günlerinden çok uzakta. 31/12/2018 tarihi itibarıyla kadroya alınacaklarını söylediğiniz MKE taşeron işçileri hâlen kadroya geçirilmedikleri gibi, bu konuda Bakanlığınızca herhangi bir çalışma da başlatılmamıştır. Son dönemlerde Kırıkkale kamuoyu, MKE’nin özelleştirme ihtimalini sıkça dile getirmektedir. Sayın Bakan, MKE’nin özelleştirilmesi için başlatılmış bir çalışmanız var mıdır? Ayrıca, özelleştirme bahanesiyle MKE taşeron işçilerine verdiğiniz kadro sözünden vaz mı geçtiniz?

Yine bugün aldığımız bir habere göre, MKE’ye bağlı Mühimmat Fabrikasında yapılan yemekhane ihalesini başka bir firma kazanmış ve 27 işçi işten çıkarılma korkusu yaşamaya başlamıştır. Hemen hepsi asgari ücretle çalışan, kirada oturan, evli olup çocuk okutan bu işçi kardeşlerimizi kadrodan muaf tutma sebebiniz nedir? Bu işçilerin işten çıkarılmaması hususunda yaptığınız bir çalışma var mıdır?

Teşekkür ederim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

5.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle bir avuç kömür için bir ömür verenleri saygıyla andığına, Bursa’nın İnegöl ilçesinde yapılan duble yoldaki yanlışlığa ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle, bir avuç kömür için bir ömür verenleri saygıyla anıyorum.

Değerli milletvekilleri, Bursa’nın İnegöl ve Yenişehir ilçeleri arasında bir duble yol çalışması var. Kim gidip görse burada bir yanlışlık olduğunu anlar. Duble yol duble işkenceye dönmüş durumda. Yol yapılırken bin nüfuslu Hamzabey Mahallesi yok sayılmış. Hamzabey sakinleri evlerine gidebilmek için kuralları hiçe saymak, canlarını tehlikeye atmak zorunda kalıyorlar çünkü mahallelerinin yolu duble yol yapılırken göz ardı edilmiş, ortada koca bir mahalle var ama girişi yok. İş yapmak önemli ama kötü iş yapmak vatandaşa eziyete dönüşebiliyor.

Yetkilileri sorunu çözmeye davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Şeker…

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, kan bağışının önemine ilişkin açıklaması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, birçok bilgi ve haberi aldığımız cep telefonlarımıza sürekli mesajlar gelmektedir. Gelen bu mesajlar üzücü veya sevindirici olabiliyor. Telefonuma Kızılaydan sevindirici bir mesaj geldi. Mesajın içeriği: “Sayın İlyas Şeker, bağışladığınız kan ihtiyaç sahibine ulaşmıştır. 3 kişiye hayat, doğaya ise bir fidan armağan ettiniz. Teşekkürler.”

Ben de tekrar kan bağışında bulunmama vesile olan Kocaeli İzmit AK PARTİ Gençlik Kolları teşkilatına teşekkür ediyorum.

Bağışlanan 1 ünite kan 3 hayat kurtarmakta. Türkiye’de yılda 3 milyon ünite kana ihtiyaç var. 2 milyon 500 bin ünitesini Kızılay karşılamakta. Ayrıca, Kızılay, gönüllü kan bağışçıları için de birer fidanı toprakla buluşturmakta. Ülke nüfusunun yüzde 6,3’ü kan verebiliyor durumda ancak bu nüfusun sadece yüzde 4,5’i kan veriyor. Herkesin bir gün kan bağışına ihtiyacı olabilir.

Gönüllü kan bağışçılarımıza ve Kızılaya teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Adıgüzel…

7.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, sözleşmeli erlerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın milletvekilleri, yaklaşık 35 bin mevcutlu sözleşmeli erler, kamuoyunda yanılgıyla uzman erbaş sınıfından sayılan ama aslında farklı olan, ücretli çalışması dışında diğer bildiğimiz yükümlü askerlerle ayna kategoride olup aynı muamele gören askerlerdir. Şu anda sözleşmeli askerler tıpkı yükümlü askerler gibi evlerine evci izniyle gidebiliyor. Komutanı diyor ki: “Eşin gelsin, anan baban gelsin, seni buradan alsın.” Bu, küçük düşürücü, onur kırıcı ve de birlik içinde ast-üst ilişkilerinde, hele ki kişisel husumetlerde eşin ve aile bireylerinin işin içine katılmasıyla daha da incitici olma potansiyeline sahiptir.

Ayrıca Adana’da sözleşmeli askerler evlerine gidemiyor ancak bu askerlerin evlerine, ailelerini tehdit eden mektuplar bırakılıyor. Bir askeri düşünün, kendisinin gidemediği evine tehdit mektupları bırakılıyor. Sözleşmeli erlerin ilk halledilmesi gereken sorunu, güvenli garnizonlarda mesai ya da vardiya bitiminde bekâr evli ayrımı gözetilmeksizin evlerine gidebilmesi, bu ayıbın en kısa sürede ortadan kaldırılmasıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz...

8.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Dünya Madenciler Günü. Dünyanın en zor mesleğini yapan, yer altı kaynaklarımızı ülke hizmetine sunan, yerin yüzlerce metre altında alın teri döken maden emekçilerini asla unutamayız. Ülkemizde yakın zamanda yaşamış olduğumuz, vicdanımıza, hafızalarımıza kazınmış olan Manisa Soma ve Konya Ermenek’teki maden kazaları gibi faciaların bir daha yaşanmaması için işçi sağlığı ve iş güvenliğinin tartışmasız bir şekilde yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu vesileyle tüm madencilerimizin Dünya Madenciler Günü’nü kutluyor, bu uğurda yaşamını yitiren maden şehitlerimizi rahmetle anıyor ve maden emekçilerine aileleriyle birlikte sağlıklı, mutlu bir yaşam diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal yerine Sayın Kaya...

9.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzonlu gazeteci Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu’nun “İhanet Hançer Lanet” adlı eserinde Karadeniz’e yapılan saldırıları anlattığına ve milletvekillerine bu kitabı okumalarını önerdiğine ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Trabzonlu gazeteci yazar Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu yeni kitabı Karadeniz’e “İhanet Hançer Lanet!” adlı eserinde “yatırım” adı altında bölgemize yapılan saldırıları anlatıyor. Mollamehmetoğlu bu ihaneti yapanlara, Karadeniz’e bu hançerleri saplayanlara “Kimsiniz siz?” diye soruyor. “Kimsiniz siz? Bu kadim toprakların denizine, kıyısına, vadisine, deresine, ormanına, yaylasına, yaşamlara, değerlere düşmanca saldıranlar, bu güzelim toprakları talan edenler, hangi vicdansız, merhametsiz, sevgisiz mayanın, hangi dünyanın, kültürün, inancın mensuplarısınız? Hangi çıkar güdüsü, hangi iktidar hırsı, hangi düşmanlık, hangi şeytan girdi içinize?”

Ben de bir milletvekili olarak bu ihanet sahiplerine sesleniyorum: Sahiden siz kimsiniz? Bu ihanetten artık vazgeçin. Karadeniz’imizin doğasına, tarihine ve kültürüne yaptığınız kıyımları durdurun. Son yıllarda giderek artan doğal felaketlerden ders alın ve kendinize gelin.

Tüm milletvekillerimize bu kitabı okumalarını öneriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaynarca…

10.- İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Öncelikle, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü tebrik ediyorum. Biz, engelsiz Türkiye’yi birlikte inşa ediyoruz.

Türkiye’de 2005 yılında ilk Engelliler Kanunu çıktı. Yine 2009’da Birleşmiş Milletlerle engellilerle ilgili uluslararası bir sözleşme imzalandı ve 2010’da bunu taçlandıran yani engelli kardeşlerimize pozitif ayrımcılık sağlayan yasal düzenlemeler yapıldı. Dolayısıyla ülke olarak tüm siyasi partilerle birlikte -özellikle iktidarımız döneminde- engellilerle ilgili çok değerli adımlar atabildik. Bu süre içerisinde eğitim ve istihdamla ilgili değerli gelişmeler oldu. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bugün söylediğinin aksine hem memur hem işçi istihdamı anlamında artışlara dikkat çekmek istiyorum. 2002’de 5 bin olan memur sayısı bugün itibarıyla, 2018’de 53 bini aşmıştır yani 11 kat…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker…

11.- İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün 4 Aralık Dünya Madenciler Günü. Maalesef, iş kazalarında canlarımızı yitirmeye devam ediyoruz. Dün “İş kazaları olmasın, insanlar insanca çalışma koşullarında çalışsın.” diye mücadele eden Özgür Karabulut’u Silivri zindanında ziyaret ettim. Yandaş müteahhitler, yüksek kâr hırsı, denetimsizlik işçileri öldürüyor. CEO en son yaptığı açıklamada “İşçiler haklıydı.” demişti, “30 işçi öldü.” diye cevap verdi Ulaştırma Bakanı geçen ay bütçe görüşmelerinde. Ama ben, CİMER’den edindiğim bilgi sonucunda 52 işçinin öldüğünü öğrenmiş bulunuyorum. On altı yıllık AKP iktidarında 22 binden fazla işçi iş cinayetlerine kurban gitti. Ulaştırma Bakanının bu ölen 22 işçiden haberi yoksa, kayıtlara geçmeyen daha kaç işçi iş cinayetlerinin kurbanı oldu, merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya yerine Sayın Gül Yılmaz…

12.- Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü kutluyorum.

AK PARTİ iktidarı olarak 18 yaş altı engelli çocuğu bulunan anne ve babalara, annesi ya da babası olmayan muhtaç çocuklara, yüzde 40 ve üzeri engeli olan vatandaşlarımıza muhtaç aylığı bağladık. Öğrenim çağındaki özel eğitime ihtiyacı olan bireylere evde veya hastanede eğitim imkânı sağladık. Engelli öğrencilerimizi 2004-2005 eğitim öğretim yılından itibaren ücretsiz taşımaya başladık. Görme engelli öğrencilerimiz için Braille kabartma yazısıyla ders kitapları hazırlayarak ücretsiz dağıttık. İlk kez Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı’nı başlattık. Kamuda ve özel sektörde yüzde 3 engelli çalıştırma zorunluluğu getirdik. Ağır engelli vatandaşlarımız için 2007 yılında evde bakım desteğini başlattık. Ocak 2018 tarihi itibarıyla 510 bin engelli vatandaşımız evde bakım desteği hizmetinden yararlanmaktadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakbak…

13.- Gaziantep Milletvekili Derya Bakbak’ın, yurt dışına kaçırılan “Çingene Kızı” adlı mozaiğin kayıp parçalarının Gaziantep’e geri getirilmesine vesile olan başta Cumhurbaşkanı olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

DERYA BAKBAK (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz hafta elli sekiz yıllık bir hasret sona erdi. Zeugma’dan kaçırılan “Çingene Kızı” mozaiği yeniden ait olduğu topraklara, Gaziantep’e döndü. Bizlere bu mutluluğu ve gururu yaşatan Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bakanlarımıza, bu süreci yeniden, başından sonuna büyük bir özveriyle takip eden Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Bilmenizi isterim ki süreç dünden bugüne olmadı. Altı yıllık bir diplomasi trafiğinin ardından “Çingene Kızı”na kavuştuk. Bu özel parçalar şimdi, dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesinde yerini alacak ve biz de “Çingene Kızı”mızı 8 Aralıkta halkımızla buluşturup bütün dünyaya tanıtacağız. Yılın ilk on ayında 139.574 turist ağırlayarak turizm konusunda atağa geçen Gaziantep, inanıyorum ki “Çingene Kızı”yla bu sayıyı katbekat artıracak.

Ben de bu vesileyle siz değerli milletvekillerini ve tüm vatandaşlarımızı bu tarihî ana şahitlik etmeye davet ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Çelebi…

14.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin, Gençlik ve Spor Bakanlığının sözleşmeli personel alımındaki sınava ilişkin olarak sporcu mu, Diyanete imam mı yoksa coğrafyacı mı aldıklarını, kul hakkı yemeye utanıp utanmadıklarını, Allah’tan korkup korkmadıklarını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Gençlik ve Spor Bakanlığı 3.200 sözleşmeli personel aldı, sınava başvuru şartını 50 puana indirdi, yaş sınırını 60’a çıkardı. Mülakattaki sorular şunlar, spor mevzuatı ve spor kültürü soruları şunlar: Culion Müslümanları hangi ülkede yaşıyor? Hicretin kaçıncı yılı kutlanmıştır? “Maden dağı dumandır.” türküsünü kim söylemiştir? Kur’an-ı Kerim’in kapağının birleştirilmesi işlemine ne denir? Bütün isteklilerin açık artırma verebildiği ihale türü nedir? Malabadi Köprüsü nerededir?”

Kimin nasıl kazandığı veya kaybettiği belli değil; güreş branşından girip futbol antrenörü olan var şu an. Şimdi de ben soruyorum: Sporcu mu alıyorsunuz, Diyanete imam mı alıyorsunuz yoksa coğrafyacı mı alıyorsunuz? Kul hakkı yemeye utanmıyor musunuz? Allah’tan korkmuyor musunuz?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Topal…

15.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, anestezi mezunlarının niçin atanmadığını Hükûmet ve Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AK PARTİ iktidarı döneminde birçok mesleğin adı değişti, neredeyse her meslek grubunun başına “atanamayan” kelimesi eklendi. Atanamayan öğretmenler, atanamayan mühendisler, atanamayan hemşireler gibi daha birçoğunu sayabiliriz. Bunlardan biri de atanamayan anestezi mezunlarıdır. Atama bekleyen 73 bin anestezi mezunu var. Hükûmete ve Sayın Sağlık Bakanına soruyorum: 73 bin anestezi mezununu niye atamıyorsunuz? Bu arkadaşları ne yapacaksınız? Devlet olarak atanamayanların turşusunu mu kuracaksınız? Her gün binlerce telefon alıyoruz. Cumhuriyet tarihinde bu kadar üniversite mezunu işsiz kalmamıştı, hayaldi, AK PARTİ sayesinde gerçek oldu.

BAŞKAN – Sayın Özdemir yerine Sayın Bülbül…

16.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, Aydın’ın Efeler ilçesinde jeotermal enerji santrali kurulumuna tepki gösteren köylülere müdahale emrini kimin verdiğini, orantısız güç uygulayan kolluk gücü hakkında soruşturma açılıp açılmayacağını İçişleri Bakanından ve yöre halkının tepkisine rağmen JES projesine devam edilip edilmeyeceğini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Aydın’ın Efeler ilçesi Kızılcaköy Mahallesi’nde jeotermal enerji santrali kurulumuna tepki gösteren köylülerimize Jandarma ve özel güvenlik ekipleri bugün sert müdahalede bulunmuştur. Müdahale sonucu yöre halkından Leyla Çihanşen, Fatma Barlas ve Feride Barlas yaralanmıştır. Köylülerin en masumane hak arayışına karşı Jandarmanın müdahalesi kabul edilemez niteliktedir. Güvenlik kuvvetleri halkın mal ve canını korumak için vardır, halka zarar verenleri korumamalıdır. İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’ya sormak istiyorum: Köylülerimize müdahale emrini kim verdi? Orantısız güç uygulayan kolluk gücü hakkında soruşturma açılacak mı? Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e sormak istiyorum: Yöre halkının bu kadar haklı tepkisine rağmen bu JES projesine devam edecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aycan...

17.- Kahramanmaraş Milletvcekili Sefer Aycan’ın, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 4 Aralık Madenciler Günü. Türkiye madenler konusunda zengin olmayan bir ülkedir fakat var olan madenlerimizin işletmeleri de sorunlu işletmelerdir. Kaçak işletilen ya da ilkel şartlarda çalışan maden ocaklarımız nedeniyle maden kazalarının en sık görüldüğü ülkelerden biriyiz. Denetim yetersizliği, taşeron firmalar, 18 yaş altı kayıt dışı kaçak çalıştırmalar diğer sorunlardır. Kendi şehrim Kahramanmaraş’ta da Afşin-Elbistan Kömür İşletmelerinin A alanı geçen hafta özele devredildi, B alanı zaten özel tarafından işletiliyordu fakat oradaki maden kazaları nedeniyle uzun süredir kapalıdır. Ve geçen haftalarda yine bir maden kazasında şehit verdik. Maden kazalarından ölen tüm yurttaşlarımızı rahmetle anıyorum. Madenlerdeki çalışma şartlarının iyileştirilmesini diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tarhan...

18.- Kocaeli Milletvekili Tahsin Tarhan’ın, elektrik faturalarına yansıtılan TRT payı ve sayaç okuma bedellerinin kaldırılması için hazırlanan kanun teklifini Meclis Başkanlığına sunduklarına ve bu konuda destek beklediklerine ilişkin açıklaması

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kamuoyunda tüketici dernekleri ve sivil toplum örgütleri tarafından defalarca dile getirilen, tüketicinin hiçbir alakası olmamasına rağmen ödemek zorunda bırakıldığı, elektrik faturalarına yansıtılan TRT payı ve sayaç okuma bedellerinin kaldırılması için gerekli kanun teklifini Meclis Başkanlığına sunduk. Tüm parti gruplarına çağrımızdır: Kanun teklifimiz hazır; gelin, ekonomik olarak her gün daha da zorlanan vatandaşın faturasındaki TRT payı ve sayaç okuma zulmüne hep birlikte son verelim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan...

19.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, kamuda yardımcı hizmetler sınıfına tabi personelin mağduriyetine ilişkin açıklaması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kamuda yardımcı hizmetler sınıfına tabi personel olarak görev yapan memurlar, 657 sayılı Kanun hükümlerine göre çalıştırıldıkları hâlde aynı kanun hükümlerine göre çalışan diğer memurlara nispetle büyük bir ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Yardımcı hizmetler sınıfına dâhil personel, atanmalarına ilişkin yönetmelik hükümlerinin dışında tutulmakta, aileler parçalanmakta, yardımcı hizmetler üvey evlat muamelesi görmektedir. Bu personellerin gerek mali haklarının gerekse özlük haklarının eşitlik ilkesi çerçevesinde düzenlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öçal yerine Sayın Kılıç…

20.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dün Dünya Engelliler Günü’ydü. Kahramanmaraş’ta engellilerimizle ilgili düzenlenen birkaç etkinliğe engelliler ve aileleriyle beraber katıldık.

İnsan yaratılmışların eşrefidir. İnsanlar ister engelsiz olsun isterse de engelli olsun güzel ahlakı ve faydalı işleri yapıp yapmama açısından değerlendirilir. Hadisişerifte “Allah sizin suretlerinize ve servetlerinize bakmaz fakat kalplerinize ve amellerinize bakar.” buyurulmuştur. İmtihan dünyasında insanlar türlü şekillerde denenirler, kusurlarımızdan dolayı veya bir sınav gereği engelli olabiliriz ama tedbiri asla elden bırakmamalıyız. Engellilere karşı duyarlı, ilgili ve yardımcı olmamız gerekir, her an hepimizin başına -Allah korusun- her şey gelebilir. Herkes ve her çevre tedbir ve görev bazında elinden geleni yapmalı, engelliler hayata döndürülüp topluma kazandırılmalı, onlar da üzerlerine düşeni, yapabileceklerini yapma gayretinde olmalıdırlar. Engellilik hak mahrumiyetini gerektirmez.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Arkaz…

21.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, 1-7 Aralık Acil Sağlık Hizmetleri Haftası vesilesiyle “112” acil çağrı hattının gereksiz aranmasının önlenmesi ve trafikte ambulansın geçiş önceliğine özen gösterilmesi konusunda toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1-7 Aralık 112 Acil Sağlık Hizmetleri Haftası olarak kutlanmaktadır. Kazalar, kitlesel olaylar, acil hastalık ve yaralanmalar, depremler olmak üzere sel, toprak kayması, çığ düşmesi gibi doğal afetler sonrasındaki acil durumlarda vatandaşlarımıza sağlık hizmeti götürmek için 7/24 özveriyle çalışan ve görevlerini icra ederken kötü söze, şiddete maruz kaldıkları hâlde yılmadan, usanmadan ve korkmadan mesleklerini yerine getiren 112 acil çalışanlarının haftası kutlu olsun.

Ayrıca, 112 acil çağrı hattının gereksiz aranmasının önlenmesi ve trafikte ambulansın geçiş önceliğine özen gösterilmesi konularında toplumsal duyarlılığın artırılmasına dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bugün Madenciler Günü, tabii maden bölgelerinde çalışan milletvekili arkadaşlarımız var. İzninizle, onların bir iki söz talebini de yerine getireyim.

Zonguldak Milletvekilimiz Sayın Ahmet Çolakoğlu…

Buyurun Sayın Çolakoğlu.

22.- Zonguldak Milletvekili Ahmet Çolakoğlu’nun, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

AHMET ÇOLAKOĞLU (Zonguldak) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Madenciliğin gelişmesini sağlayacak tedbirlerin alınması ve desteklenmesi için var gücümüzle çalışmaktayız. Ülkemizin kalkınmasında en büyük etkenlerden biri olan her kaynak ve üretime geçirilen her maden ile çevre ve insan sağlığına duyarlı bir üretim anlayışıyla maden zenginliklerimizi ekonomiye kazandırmakta, milletimizin kalkınmasına hizmet etmekteyiz.

Bu vesileyle, Zonguldak olmak üzere tüm madencilik camiamızın 4 Aralık Madenciler Günü’nü kutluyor, sektöre emeği geçen tüm madencilere şükranlarımızı sunuyoruz. Bu uğurda hayatlarını kaybeden tüm maden emekçilerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

BAŞKAN – Karaman Milletvekilimiz –yine Ermenek’teki yaşanan facia ortada- Sayın İsmail Atakan Ünver.

23.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne ilişkin açıklaması

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, öncelikle, kayıtlara geçmesi açısından şu hususu düzeltmek isterim: Sayın Hüseyin Filiz konuşmasında Ermenek’te meydana gelen maden kazasında kaybettiğimiz maden şehitlerimizi anarken “Konya Ermenek” dedi. Özellikle belirtmek isterim ki bilindiği üzere Karaman 1989 yılında il olmuştur, Ermenek de Karaman’a bağlı en büyük ilçemiz olmuştur. Ermenek, Karaman’a bağlıdır. Bu hususu kayıtlara geçmesi adına öncelikle düzeltiyorum.

Bu vesileyle, fırsat bulmuşken de 4 Aralık Dünya Madenciler Günü dolayısıyla, 28 Ekim 2014’te Ermenek’te meydana gelen maden kazasında hayatlarını kaybeden 18 madencimizi ve tüm maden şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gürer, siz de bir talebinizi iletmiştiniz, siz de son defa sisteme girin, ondan sonra grup başkan vekillerimize dönüyorum.

24.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nde madencileri selamladığına, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle işsiz kalan 4 Aralık mağdurlarına ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün Dünya Madenciler Günü. Tüm madencilerimizi selamlıyorum. Yaşamını madenlerde yitirenleri saygıyla anıyorum.

Bugün, aynı zamanda, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yaşamı kararan 4 Aralık mağdurlarının işsiz kaldığı gündür. Yıllarca taşeronda çalışıp bir gün önce ihalesi sona eren, 4 Aralıkta çalışmayanlara kadro verilmedi. 4 Aralık mağdurlarının ve taşeronda kadro bekleyen binlerce işçinin de umutları karardı. BİT, KİT, Millî Eğitim Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığında çalışan binlerce işçi bugünde mağdur edildi. Kamuda kiralık araç şoförleri, PTT, Demiryolları, Karayolları, şeker fabrikaları çalışanları, hastane bilgi işlem çalışanları, sosyal tesis çalışanları ve binlercesi taşeron işçi olarak kaldı. Emekli olup taşeronda çalışanlar işsiz kaldı. Çalıştıkları dönem içinde güvenlik soruşturmasına uğramayanlara güvenlik soruşturması çıkartıldı, onlar işsiz kaldı. 4 Aralığın bu anlamda mağduriyetlerin giderildiği güne dönüşmesini diliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, özel günlerde arkadaşlarımızın taleplerini mümkün olduğunca yerine getirmeye çalışıyorum. Herkesin kendi bölgesinde hemşehrilerine, oradaki seçmenlerine ve doğal olarak olayla ilgili söyleyecekleri sözlerin kayıtlara geçirilmesinde ve duyurulmasında yarar olduğunu düşünüyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii, bunu istisnasız bütün partiler için uyguluyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ama bir tek biz alkışladık.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Onlar fark etmemişlerdir.

(AK PARTİ, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şimdi, değerli milletvekilleri, grup başkan vekillerimizin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz, İYİ PARTİ Grup Başkan Vekilimiz Sayın Yavuz Ağıralioğlu’na ait.

Buyurun.

25.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle maden kazalarından sonra “İşlerin tabiatında ölüm vardır.” kabilinden cümlelerin devlet mesuliyetinin cümleleri olmadığına, hayatını alın teriyle buluşturup kazananların ölüme en yakın oldukları yerde “Onu kurtarın, onun eşi hamile bir çocuk bekliyor, benim hiç kimsem yok.” mesajını Hükûmete hatırlatmak istediğine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Dünya Madenciler Günü dolayısıyla birkaç hususun altını çizmek istiyorum.

Maden kazalarında dünyada yaptığımız dereceyi başka işlerde yapmak iddiasıyla siyaset ediyoruz. Maden kazalarından sonra maden kazaları kadar acımızı büyütebilen ciddiyetsiz cümleler duymaktan muzdaribiz. “İşlerin tabiatında ölüm vardır.” kâbilinden cümleler devlet mesuliyetinin, devlet ciddiyetinin cümleleri değildir. Siyaset, tabiatında ölüm olan hayatı güzelleştirmek mesuliyetini üstlenenlerin işidir. Hayatın tabiatında var olan ölümü insanlar için paylaşılabilir, katlanılabilir, tahammül edilebilir bir kolaylığa taşımak zorunda olan siyasetin mesuliyet makamında olup ölümlerden sonra “Tabiatında vardır.” cümleleriyle savuşturulacak bir iş de değildir siyaset. Madencilik tabiatı açısından, başka hiçbir iş yapamayacak, seçeneklerinin azaldığı, bu işten başka bir iş yaparak hayatta kalamayacak olanların mecburi tercihidir. Bu mecburi tercihi üstlenenlerin “Madem bunu seçtiniz, ölümü de seçmiş oldunuz.” hovardalığıyla savuşturulamayacak sorumluluklarına siyasetin nezaret etmek zorunda olduğu ahlak ve ciddiyet bu kâbil cümleler değildir. Dolayısıyla, ben, devleti hep hesap sorarken, hep birtakım hakları talep ederken görmek yerine, devleti bazen hesap verirken de görmenin milletin hakkı olduğuna inananlardanım. Bu itibarla, siyaset, bir tarafıyla, insanların öldükleri zaman arkalarından taziye mesajı yayımlamak değil, insanları yaşatmaktan, yaşatmak için kendi sevdiklerinden ayrı durmaktan, kendi nefsini başkalarının nefsinin arkasında bırakmaktan ibaret itibardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Açın lütfen efendim, toparlayacağım.

BAŞKAN – Toparlayın.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Madenlerin dehlizlerinde başka bir seçeneği kalmadığı hâlde çalışarak hayatını alın teriyle buluşturup kazananların bize ölüme en yakın oldukları yerdeki diriliş mesajını hatırlatacağım Hükûmetimize. Kendilerine ikinci günün sonunda ulaşmış kurtulma iradesine, yanındaki arkadaşını kastederek “Onu kurtarın, onun eşi hamile ve bir çocuk bekliyor, benim hiç kimsem yok.” diyenin, böyle cümlelerle siyasete mukabele edenin ölüme en yakın olduğu yerde siyasete hatırlattığı şey şudur: “Siyaset, bizi burada ölüme terk etmenin değil yaşatmanın mesuliyetidir. Biz, burada, ölüme en yakın olduğumuz yerde nefsimizi başkalarına tercih etmenin sorumluluğunu hatırlatmış olalım.” demiş oldu. O gün, benim siyasi hayatımda milletimle iftihar edebilme imkânını bulduğum müstesna bir gündür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Ağıralioğlu.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Ölüme en yakın olduğu bir zamanda kendi nefsini yanındakinin, yanındaki kardeşinin, arkadaşının çoluğuna çocuğuna feda edebilme ahlakını taşımış olan bir millete mensup olmanın bendeki sevinci şudur: Ölüme en yakın olduğumuz yerden dirilmek muştusu madenlerden çıktı önümüze. Siyaset, kendi hayat damarlarını, mesuliyetsizliğiyle ölümüne göz yumduğu insanlarımızın dudaklarından dökülen bu hecelerle yeniden tedip etsin, yeniden kendini terbiye etsin.

Bu vesileyle, Soma’da, diğer maden ocaklarında kaybettiğimiz, yakınlarının derdini sadece öldükleri gün andığımız bütün insanlardan, mahcubiyetimizle, özür dileyerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu ve bu kabîl özensizliklerin arkasından kurduğu cümlelere dikkat etmesini, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarı adına, bir mecburiyet sayıyorum.

Genel Kurula saygılarımı arz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilimiz Sayın Erkan Akçay’a ait.

Buyurun Sayın Akçay.

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle madencilerin güvenli çalışma ortamına kavuşması için gayret gösterilmesi gerektiğine, maden facialarında hayatını kaybedenleri rahmetle andığına, 28 Kasım Çarşamba günü Almanya’da gerçekleştirilen Alman İslam Konferansı’nda yaşanan skandalları Diyanet İşleri Başkanının dikkatine sunduklarına ve murakıpların mağduriyetine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Dünya Madenciler Günü. Madencilik, dünyanın en zor mesleklerinden biridir.

2014 yılındaki Soma maden faciası sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan araştırma komisyonunun raporu gerek maden mevzuatımıza gerekse de madencilerimizin çalışma koşullarına ilişkin çok önemli bilgi ve öneriler içermektedir.

Madenciliğe rant olarak yaklaşmak insani ve ahlaki değildir. Madencilikte esas olan, çıkardığımız ürün miktarından önce iş sağlığı ve işçi güvenliğidir. Bir avuç kömür için helalle sözleşerek, geçmiş olsun dilekleriyle ocağa girip bir ömür feda eden madencilerimizin bu özel gününü kutluyoruz ve idrak ediyoruz. Onların her türlü tehdit ve tehlikelerden uzak, güvenli bir çalışma ortamına kavuşması için bütün gayreti ve mesaimizi harcamamız gerekmektedir. Bu vesileyle, elim maden facialarında hayatlarını kaybeden madencilerimizi rahmetle anıyor, görevleri başındaki madencilerimize geçmiş olsun dileklerimizle birlikte kolaylıklar temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, 28 Kasım günü Almanya’da bir organizasyonla Alman İslam Konferansı düzenlenmiştir. Bu program, başından sonuna kadar skandallar içinde geçmiştir. İslam dini için sözde bir konferans düzenleniyor ancak hakaret ve saygısızlıktan başka bir içerik göremiyoruz. Yurt dışındaki herhangi bir restoranda bile domuz eti uyarısı yapılırken bir İslam Konferansı’nda bunun yeri nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Kaldı ki bu konferansta Alman İslamı’ndan bahsediliyor. Sormak lazım: Kaç çeşit İslam var? Şu husus unutulmamalıdır: İslam hak dindir, Allah katında tek dindir. İslam farklı farklı ülkelere göre yorumlanacak, nitelendirilecek bir din değildir. Bu rezaleti kabul etmemiz, doğal karşılamamız, sıradan görmemiz mümkün değildir. Öte yandan, Diyanet İşleri Başkanlığınca bu konuda hiçbir açıklama yapılmaması da dikkatlerimizden kaçmamıştır. Yüce dinimiz İslam’a yönelik bu hakaretlerde Diyanet İşleri Başkanlığı sessiz kalmamalı, daha aktif olmalıdır. Bu hususa özellikle Sayın Diyanet İşleri Başkanının dikkatini çekiyoruz.

Yine, Diyanet İşleri Başkanlığının taşra teşkilatında hizmetlerin denetimi müftülüklere bağlı olarak görev yapan murakıplar tarafından yerine getirilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kur’an kurslarında ve sosyal hizmet kurumlarında verilen yaygın din eğitimi hizmetinin rehberlik ve denetimine ihtiyacın artmış olması, cami ve yatılı Kur’an kurslarında iş güvenliği eksikliklerinin tespitiyle tamamlanmasının takip edilmesinin gerekli olması, namaz vakitleri dışında da cami hizmetlerinin devamının sağlanmasının takibi, başkanlığın taşra teşkilatındaki denetim ve rehberlik faaliyetlerinin yeniden yapılandırılması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Bu aşamada ilk olarak murakıpların özlük hakları yaptıkları hizmetle uyumlu hâle getirilmelidir. Kariyer meslek memurluğu olarak murakıplık kadrosu ihdas edilmelidir. Murakıpların maaş ve özlük hakları da yeniden düzenlenmelidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Ayhan Bilgen’e aittir.

Buyurun Sayın Bilgen.

27.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne, savunma avukatlarının maruz kaldığı muamele ile muhalif medyanın tabi olduğu muamelenin siyasal sistemin demokratikliğinin göstergesi olduğuna, Ayşe Düzkan, Ragıp Duran, Hüseyin Bektaş, Mehmet Ali Çelebi’nin aldığı cezanın kabul edilemez olduğuna, Hakkâri Milletvekili Leyla Güven’in açlık grevine, başka partilerin tutum ve tavırlarını çarpıtarak kamuoyuyla paylaşmanın siyasi ahlakla bağdaşmayacağına ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, ben de Madenciler Günü’nü anarak başlamak istiyorum. Şairin dediği gibi “Yüz karası değil, kömür karası. Böyle kazanılır ekmek parası.” Aslında dışarıda yoksulluk ve açlık, aşağıda da ölümle sınanırlar madenciler. Bu, tabii ki, aynı şekilde üretim hırsı, sadece daha çok kazanmak ve insan hayatını değersizleştirmek açısından önemli bir gün; umarım, sadece bir kez hatırlamakla kalınmaz.

Sayın Başkan, bir siyasal sistemin demokratikliğinin iki önemli göstergesi vardır; biri, savunma avukatlarının hangi muameleye yargı sistemi içinde maruz kaldıkları, öbürü de muhalif medyanın nasıl bir muamele gördüğüdür.

ÇHD’li avukatların yargılaması sırasında, çok uzun aktarmayacağım ama maruz kaldıkları muamele gerçekten ibretlik. Yani sadece duruşma sırasında görüşme talebi üzerine avukatların üzerine saldırılması ve Türkiye’nin en büyük hukuk örgütlerinden birisinin başkanlarının önce tahliye edilip sonra hemen arkasından tutuklanması ayıbı ortada dururken bir de bu muameleye maruz kalınması kabul edilemez bir durum.

Yine geçtiğimiz yıllarda yayın yapan, sonra yayını kapatılan bir gazetenin, Özgür Gündem gazetesinin yazarları, yayın yönetmenleri ceza aldılar geçtiğimiz hafta ama çok ilginç, sadece dayanışma için bir günlük sembolik dayanışma tavrı sergileyen Ayşe Düzkan, Ragıp Duran, Hüseyin Bektaş, Mehmet Ali Çelebi gibi tanınan, bilinen yazarlar bir günlük dayanışma dolayısıyla bir yıl altı ay ceza aldılar. Şimdi, gazetenin yöneticisi üç yıl dokuz ay aldı; elbette o da kabul edilemez bir durum ama bir günlük dayanışma tavrının bile, hangi fikir o gazetede savunulmuş olursa olsun, ne kadar tehlikeli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bilgen, devam edin.

AYHAN BİLGEN (Kars) - …ne kadar tehlikeli düşünceler orada serdedilmiş olursa olsun bir gazeteyle -sırf ifade özgürlüğü için- sadece gazeteciyle dayanışmanın bu kadar ağır cezalandırılması kabul edilemez bir durum.

Sayın Başkan, yine Leyla Güven -geçtiğimiz haftalarda da ifade ettik, bir kez daha ifade edelim- bir açlık eylemi yapıyor, açlık grevi yapıyor; yirmi beş gün geride kaldı. Bu tip eylemlerde yirmi beş gün son derece kritik ve ileri bir rakamdır. Sayın Güven, seçilmiş bir milletvekilidir. Sesini, sözünü burada söyleyemediği için ve kendisi için değil, tecridin bitmesi ve bu ülkede kan dökülmemesi, barışın tesis edilmesi için kendi hayatını riske eden bir tavır ortaya koymuştur. Eş Genel Başkanımız Sayın Pervin Buldan ve 10 milletvekilimiz de, parti grubumuz da şu anda destek ve dayanışma eylemindedir, yine birçok ilimizde milletvekillerimiz bu eylemi yapıyorlar. Milletvekillerimiz yapıyorlar çünkü Mersin’de partililerimiz de parti içinde, parti binasında bu dayanışma eylemini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Tamamen pasif bir eylem olan, şiddet içermeyen, sadece dayanışma mesajı içeren bu eyleme bile müdahale edilmiş Mersin’de ve yöneticilerimiz hâlâ gözaltındadır. Şimdi, talebe katılmayabilirsiniz, başka bir siyasi yaklaşıma sahip olabilirsiniz ama sonuç itibarıyla sessizliğin kendisi, duyarsızlığın kendisi aslında aynı zamanda bir siyasi ahlak sorunudur.

Son olarak da Sayın Başkan, birkaç gündür sosyal medyada dolaşan Meclis çalışmalarıyla ilgili bir çizelge, bunu paylaşmak zorundayım. Buradaki araştırma önergelerine partilerin nasıl yaklaştıklarına dair bir çizelge, bir partinin milletvekili paylaştı, sonra başka paylaşımlar da oldu. Sayın Tuncay Özkan, bu paylaşımından dolayı kendisi de açıkladı, yanlış olduğunu ve kendisinin bilgisi dışında bu paylaşımın olduğunu ama kendisinden önce paylaşan milletvekilleri hâlâ bir irade beyan etmediler. Şimdi, biz herhangi bir partiyle polemik ya da bir milletvekillini hedef almak için asla söylemiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

AYHAN BİLGEN (Kars) - Meclis çalışmalarında hangi parti kimi, ne kadar, nasıl destekler, neye karşı durur; bu, her partinin kendisini ilgilendirir ve kendi seçmenine hesabını vermeyi göze alarak her parti bunu yapar ama yanlış beyanda bulunmak, başka partilerin tutum ve tavırlarını çarpıtarak kamuoyuyla paylaşmak, siyasi ahlakla bağdaşmayacak bir durumdur. Biz bu çizelgede ifade edilen 19 önergeden 17’sine destek vermişiz, burada konuşmacılarımız bunu net beyan etmişler, biz işaret yoluyla oyumuzu belli etmişiz, tutanaklar ortada ama bir milletvekilinin, hem de Genel Kurula kendisi gelmeyip Genel Kurulda partiler böyle davranıyor diye partimizi de bir çizelgenin içerisine koyup sanki “Hükûmeti destekliyor, onun için muhalefetin önergelerine destek vermiyor.” gibi bir yaklaşım ortaya koymak kamuoyunu yanıltmaktır. Siyasetçilerin elbette ki görüşlerinin arkasında durması önemlidir ama başkaları hakkında da bir hüküm verirken, bir şey paylaşırken daha ciddi davranması beklenir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel’e aittir.

Buyurun Sayın Özel.

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü vesilesiyle iş cinayetlerine kurban giden maden şehitlerini rahmetle andığına, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle engellilerin anayasal haklardan engelli olmayan bireylerle eşit biçimde yararlanmaları gerektiğine, Cumartesi Annelerinin 714’üncü haftada Şevket Epözdemir ve Tahir Elçi’nin katledilişinin yıl dönümünü anmak üzere buluştuklarına ve Meclis çalışma çizelgesiyle ilgili paylaşıma ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Dünya Madenciler Günü. Türkiye’nin en büyük maden faciası ve iş kazası olan 13 Mayıs Soma faciasının üzerinden tam dört buçuk yıl geçti. Yitip giden 301 madencimizin ardından verilen tüm sözler, dökülen tüm gözyaşları maalesef unutuldu. Soma kazasının ardından kurulan araştırma komisyonu raporunun gereği yapılmadı, önerilerin tamamı havada kaldı. Soma faciası yaşandığında “Unutursak yüreğimiz kurusun.” denmişti ama temmuz ayında karar duruşmasında ailelerin yanında çok az kişi vardık ve maalesef, ilk duruşmalarda orada boy gösteren çok sayıda siyasi ve siyasi partiler bu sefer Soma’yı, madencileri yalnız bıraktılar. Soma katliamının temmuz ayında çıkan kararı hiçbirimizi tatmin etmedi. Katliamın ardından, yaşamını yitiren madencilerimizin ailelerine verilen sözlerin önemli bir kısmı havada kaldı, işsiz kalan 2.700 arkadaşları hâlâ tazminatlarını alamadılar.

Türkiye’de madencilerimiz, ruhsatlı ya da ruhsatsız ocaklarda günde 3 vardiya hâlinde hâlen ölüme inmeye devam ediyorlar. Hiçbir maden ocağı 13 Mayıs sabahı Soma’daki maden ocağından daha güvenli değil maalesef. Soma Uyar Madencilikten alacağı olan 748 madencimiz, hâlâ alacaklarını alamadılar ama şirket, göz göre göre Soma’daki varlıklarını satmaya, o paraları tahsil etmeye devam ediyor.

Daha geçtiğimiz günlerde Zonguldak Kilimli’de ruhsatsız bir maden ocağında bir iş cinayeti daha yaşandı.

Kayıt dışı maden ocağının olmadığı, tüm maden ocaklarının dünya standartlarında güvenliğe sahip olduğu bir mevzuata sahip olmak zorundayız. Başka canları kaybetmemek, başka hayatların kararmasına engel olmak, başka çocukların babasız, başka anaların, babaların evlatsız kalmasına engel olmak için...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – ...başta Soma Komisyonunun raporu olmak üzere, Meclisin bu konunun üzerine titizlikle eğilmesi gerekmektedir.

Bugün bir kez daha, iş cinayetlerine kurban giden maden şehitlerimizi rahmet ve saygıyla anıyor, maden ocaklarındaki tüm maden emekçilerimizin Dünya Madenciler Günü’nü kutluyoruz.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü, dündü. Dünya Engelliler Günü’nde Cumhuriyet Halk Partisi olarak engellilerin eğitim, sağlık, istihdam başta olmak üzere, tüm anayasal haklardan engelli olmayan bireylerle eşit biçimde yararlanmaları gerektiğini savunuyoruz.

Engellilerin çalışma dünyasına katılımını önemsiyoruz. Bu nedenle özel işyerleri için yüzde 3, kamuda işçi statüsünde çalışılan yerler için yüzde 4, devlet memurluğu statüsünde çalışanlar için yüzde 3 olan engelli çalıştırma zorunluluğu var; ancak kadrolar boş, kullanılmıyor, yeteri kadar engelli istihdam edilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Özel.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ancak, bu kadroların doldurulması için samimi bir gayrete, meselenin üzerine ciddiyetle eğilmeye gerek var. Engelli vatandaşlarımızın tüm kamu hizmetlerinden eşit bir şekilde ve ayrımcılığa uğramadan yararlanması, temel sorumluluğumuz olmalı.

Ayrıca Mecliste, Türkiye Büyük Millet Meclisi başta dezavantajlı gruplar olmak üzere, tüm yurttaşlarımızın sorunlarının çözüm yeri olarak görüldüğüne göre, engelli yurttaşlarımız da sorunlarının çözümü için milletvekillerine sıklıkla gelmektedirler. Ancak, özelikle yerleşkede yaşanan bazı sorunlar nedeniyle engelli vatandaşlarımızın yerleşkeye girişlerinin kolaylaştırılması gerekiyor. Bu doğrultuda, Dikmen ve Çankaya girişinde engelliler, gaziler ve belli bir yaşın üzerindeki vatandaşlarımızın kullanımına tahsis edilmek üzere ayrı bir giriş kapısı açılması önerimizi yeniliyoruz. Bu konuda çok sayıda şikâyet alınıyor. Bu konuyu Meclisin yönetiminin ivedilikle çözmesini tarafınıza arz ediyoruz.

Sayın Başkan, son olarak, Sayın Genel Başkanımızın verdiği bir söz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Özel.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Adalet ve Kalkınma Partisi, İstiklal Caddesi’ni ve Galatasaray Meydanı’nı onlara kapattığından beri Cumartesi Annelerinin çığlıklarını bu Meclis çatısı altına getirip tutanak altına geçiriyoruz.

714’üncü haftasında Cumartesi Anneleri, kayıplarının avukatları Şevket Epözdemir ve Tahir Elçi’nin katledilişinin yıl dönümünü anmak üzere buluştular.

İnsan Hakları Derneği Tatvan temsilcisi avukat Şevket Epözdemir 90’lı yıllarda yaşanan ağır hak ihlallerine karşı yürüttüğü hukuk mücadelesi nedeniyle tehdit ediliyordu. 25 Kasım 1993 tarihinde bürosundan evine dönerken kaçırıldı. Ertesi gün gözleri bağlı, yüzünden ateşli silahla vurulmuş cansız bedeni, Bitlis’in Güroymak ilçesi civarında yol kenarında bir kanalda bulundu. Olay yeri incelemesi bile cinayetten on yedi yıl sonra yapıldı. Yirmi beş yıldır Şevket Epözdemir cinayetini açıklığa kavuşturacak etkin bir soruşturma yürütülmedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın ve bitirin Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Tahir Elçi, 28 Kasım 2015 tarihinde Diyarbakır’ın Sur ilçesinde bulunan Dört Ayaklı Minare önünde tarihî yapıların korunması için yaptığı basın açıklaması sırasında başından tek kurşunla vurularak öldürüldü. Olay, çok sayıda kameranın önünde gerçekleşti. Olay yeri incelemesi yüz on bir gün sonra yapıldı. Cinayetin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen Tahir Elçi cinayetinde etkin bir soruşturma yürütülmedi.

Şevket Epözdemir ve Tahir Elçi’nin akıbetinin açığa çıkarılarak sorumluluğu olan tüm görevlilerin adil bir yargılama faaliyeti sonucunda cezalandırılmasını istiyoruz, bu konuda yargıyı göreve davet ediyoruz.

Sayın Başkanım, bir ilave yapmam gerekiyor. Biraz önce Sayın Grup Başkan Vekili haklı bir hassasiyetini dile getirdi. Bir Meclis çalışma çizelgesi paylaşılmış, ardından Sayın Genel Başkan Yardımcımız önce bunu “retweet” etmiş ama ardından hatasını anlayarak ve konu hakkında açıklama yaparak vazgeçmiş. Kaynak ve ilk paylaşım, partimize ait değildir. Yaptığımız yeni paylaşımla “retweet” etmeyi geriye almış durumdayız. Konuyla ilgili herhangi bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermemek için bunu Halkların Demokratik Partisinin ifadesi üzerine ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Muş’a aittir.

Buyurun Sayın Muş.

29.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nü ve 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nü kutladığına, maden kazalarında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz de AK PARTİ Grubu olarak, malumunuz, dün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ydü, engelli vatandaşlarımızın bu gününü bir kez daha tebrik ediyoruz. Bu anlamda, engelli vatandaşlarımıza yönelik toplumsal duyarlılığın artmasını temenni ediyor, tüm engelli kardeşlerimize ve onların fedakâr ailelerine mutlu, huzurlu bir yaşam diliyoruz.

Bugün 4 Aralık Dünya Madenciler Günü. Ülkesi ve ailesi için yerin metrelerce altına giren, fedakârca çalışan, ekmeğini alın teriyle kazanan tüm maden işçilerimizin bu gününü kutluyoruz. Maden kazalarında hayatını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Muş, bitti mi sözleriniz?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi var, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Gürcistan Parlamentosu tarafından 14-16 Aralık 2018 tarihlerinde Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te Tiflis Dayanışma ve Yenilikçi Finans Forumu’na katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/110)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Gürcistan Parlamentosu tarafından 14-16 Aralık 2018 tarihlerinde Gürcistan’ın başkenti Tiflis'te “Tiflis Dayanışma ve Yenilikçi Finans Forumu” düzenlenecektir.

Söz konusu foruma katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                  Binali Yıldırım

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Kabul Edenler… Kabul Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, TBMM üyelerinden oluşan heyetin 14-18 Ocak 2019 tarihlerinde Sudan’a resmî ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/111)

30/11/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi heyetinin 14-18 Ocak 2019 tarihlerinde Sudan'a resmî ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmektedir.

Anılan heyetin söz konusu Sudan ziyareti, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                  Binali Yıldırım

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bir tezkeremiz daha var arkadaşlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının Ankara Milletvekilimiz Sayın Nihat Yeşil ile Şırnak Milletvekili Sayın Nuran İmir’in izin taleplerine ilişkin bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in on beş gün, Şırnak Milletvekili Nuran İmir’in on altı gün izinli sayılmasına ilişkin tezkeresi (3/112)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 16 Kasım 2018 tarihli toplantısında milletvekili izin talebine ilişkin olarak Ankara Milletvekili Nihat Yeşil'in on günü aşan izin talebi ile Şırnak Milletvekili Nuran İmir'in ardışık on günü aşan izin talebinin kabulünün Genel Kurulun onayına sunulmasına karar verilmiştir.

Genel Kurul'un onayına sunulur.

                                                                                                                                  Mustafa Şentop

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                   Başkan Vekili

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi, Başkanlığın okunan tezkeresine konu Başkanlık Divanı kararını ayrı ayrı okutup oylarınıza sunuyorum:

Ankara Milletvekili Nihat Yeşil’in on beş gün izinli sayılmasının İç Tüzük’ün 151’inci maddesi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulmasına karar verildi.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şırnak Milletvekili Nuran İmir’in on altı gün izinli sayılmasının İç Tüzük’ün 151’inci maddesi uyarınca Genel Kurulun onayına sunulmasına karar verildi.

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, grup önerilerine geçmeden önce Sayın Destici’nin bir söz talebi oldu, onu da bir yerine getirelim.

Buyurun Sayın Destici.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Ankara Milletvekili Mustafa Destici’nin, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’ne, yerel seçimlerde uygulanan yüzde 10 barajının kaldırılması gerektiğine ve partilere yapılan hazine yardımının adil bir şekilde dağıtılması için gerekli düzenlemenin yapılmasını beklediklerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, sizleri de saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ydü, bu vesileyle bir kere daha bütün engelli vatandaşlarımızın bu gününü tebrik ediyorum. Tabii, hepimiz birer engelli adayıyız. Bu şuurla -zaten milletimizin, Müslüman Türk milletinin karakterinde de sevgi, şefkat ve merhamet sonsuzdur, Rabb’imin izniyle inşallah- dolayısıyla da bizim, engelli vatandaşlarımızın bütün meselelerinin halledilmesi noktasında da Meclis olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daha fazla gayret göstereceğimize yürekten inanıyorum.

İkincisi, bugün 4 Aralık Dünya Madenciler Günü. Tabii, madencilerimiz, rızkını alın teriyle, anasının ak sütü gibi helalinden kazanan vatandaşlarımız. Ben kendilerinin bu gününü tebrik ediyorum. Tabii, bu vesileyle, başta Soma olmak üzere Ermenek ve Zonguldak’ta madende çalışırken hayatını kaybeden bütün maden şehitlerimizi de rahmetle, minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun, mekânları cennet olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Destici.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) – Tabii, bugün burada esas dikkatleri çekmek istediğim husus, biliyorsunuz, önümüzdeki yıl yerel seçimleri hep birlikte karşılayacağız. Bu yerel seçimlerle ilgili henüz seçim takvimi Yüksek Seçim Kurulu tarafından açıklanmadan iki hususu Türkiye Büyük Millet Meclisimizin, kıymetli vekillerimizin ve grupların dikkatine sunmayı istiyorum: Birincisi, aynen genel seçimlerde olduğu gibi yerel seçimlerde de biliyorsunuz belediye meclisi üyeliklerinde ve il genel meclisi üyeliklerinde bir yüzde 10 barajı uygulanıyor ki bu baraj da çok katı bir baraj. Size şöyle örnek vereyim: Ankara ilimizin bir ilçesinde A partisi yüzde 17,4; B partisi 19,1; C partisi 56,7 almış. A partisi ile C partisi arasındaki oy farkı sadece 3 katken meclis sıralamasında 17,4’le A partisi sadece 1 Meclis üyesi çıkarabilirken 56 alan C Partisi 22 Meclis üyesi çıkarmış yani oyu 3 katı ama çıkardığı meclis üyesi tam 22 katı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Destici, devam edin.

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) – Dolayısıyla da bu hususun düzeltilmesini ve buradaki barajın adil olmadığını ve kaldırılması gerektiğini ben Meclisimizin takdirlerine sunuyorum.

İkincisi de, biliyorsunuz, yine partilere hazine yardımı yapılıyor. Önümüzdeki yıl da partilere hazineden 772,3 trilyon yardım yapılacak. Bu paranın, 772 trilyonun yarısı hazine yardımı, yarısı da seçim yardımı. Bu hazine yardımı yüzde 3’ün üstünde oy alan partilere veriliyor. Ama en azından seçim yardımının yani yarısının… Ben seçime katılan bütün partilere önce bir taban para verilmesini ve daha sonra da bir önceki seçimlerde aldıkları oya göre Anayasa’mızın ilgili maddesinde de yazdığı gibi, hakça ve adil bir şekilde dağıtılmasını Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirlerine arz ediyorum ve bu hususta da gerekli düzenlemenin yapılmasını beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Size de saygılarımı sunuyorum, Meclise de bizi dinleyen vatandaşlarımıza da saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Destici.

Sayın Mücahit Durmuşoğlu, Osmaniye Milletvekilimiz, grup önerilerine geçmeden önce son sözü size vereyim.

Daha sonra, değerli arkadaşlarım, 60’a göre söz taleplerini görüşmeler sırasında, arkadaşlarıma belirli aralıklarla vereceğim, kimse endişe etmesin.

Buyurun Sayın Durmuşoğlu.

31.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle düzenlenen etkinliklerde oluşan hassasiyetin, engelli kardeşlerimizin hayatlarını daha da kolaylaştıracak adımların atılmasına vesile olmasını diliyorum.

Devlet olarak engelli vatandaşlarımızın ayrımcılığa maruz kalmadan bakımının sağlanması ve toplumsal hayata uyumuna ilişkin hizmetlerin sunulması öncelikli görevlerimizdendir.

2007 yılında başlattığımız evde bakım aylığı uygulamasıyla ağır engelli vatandaşların hayatı kolaylaştırıldı. Bakım ve rehabilitasyon merkezleri, engelsiz yaşam merkezleriyle engellilerimizin rehabilite süreçlerine katkı sağlanarak sosyal hayata adapte olması için büyük adımlar atıldı. AK PARTİ olarak bundan önce olduğu gibi bundan sonra da engelli vatandaşlarımızın sorunlarına öncelik vermeye, bu sorunların çözümüne ciddiyetle eğilmeye, engelli vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamaya devam edeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği gibi, yapılan çalışmaları bir lütuf olarak değil, uzun süredir eksikliği hissedilen hakların, sahiplerine teslim edilmesi olarak görüyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’müzü ve madencilerimizin Dünya Madenciler Günü’nü kutluyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan Vekilim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve ondan sonra öneriyi oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Balıkesir Milletvekili İsmail Ok ve arkadaşları tarafından, Türkiye’nin tarımda söz sahibi olması ve rekabet edebilir düzeye erişebilmesi amacıyla tarımın devam edegelen yapısal sorunlarının araştırılarak gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 7/11/2018 tarihinde TBMM Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/414) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Aralık 2018 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 4/12/2018 Salı günü (Bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                Yavuz Ağıralioğlu

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Balıkesir Milletvekili İsmail Ok tarafından Türkiye'nin tarımda söz sahibi olması ve rekabet edebilir düzeye erişebilmesi amacıyla tarımın devam edegelen yapısal sorunlarının araştırılarak gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 7/11/2018 tarihinde (10/036) esas numaralı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 4/12/2018 Salı günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekilimiz Sayın Ayhan Erel konuşacak. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Erel, süreniz beş dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri, yüce Türk milleti; partimizin vermiş olduğu grup önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sizlere bugün Türk tarımının mevcut durumunu çiftçilerimizden ve hayvancılıkla uğraşan üreticilerimizden aldığımız bilgilere devletin resmî istatistikleri üzerinden kısa sürede paylaşmaya çalışacağım.

Arz tarafıyla tarımın sadece iktisadi bir sektör olarak değil, talep tarafında ülkemizin gıda güvenliğini korumak, tarım politikalarında yapılan yanlışlar nedeniyle gıda enflasyonuyla tüketicinin geçim sıkıntısı çekmesine neden olan hususları özetleyeceğim.

Türkiye, 2010 yılında yaklaşık 69 milyar dolarlık tarımsal gayri safi yurtiçi hasıla üretirken 2017 yılında bu değer 51 milyar dolara, tarımın gayri safi yurtiçi hasıla içindeki payıysa yüzde 6’ya gerilemiştir. 2010 yılında tarımın gayri safi yurtiçi hasıla içindeki payı yüzde 9’ken, 2018’in ikinci çeyreği itibarıyla bu oran yaklaşık yüzde 5,7’ye düşmüştür. Aradaki fark, yaklaşık 18 milyar dolardır. Bu fark, Türk çiftçisinin kaybıdır.

Tarımdan ekmek yiyenlerin, tarımdan geçinenlerin sayısı, maalesef her geçen gün azalmaktadır. 2018 yılı içinde toplam 14,8 milyar TL destek verilmesi öngörülmekteydi. 2017 yılına göre sadece 2 milyar TL artış vardır. Bu değer, çiftçimizin alması gereken desteğin oldukça altındadır. Hükûmet, eğer Türk çiftçisine 2017 yılında gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 1’i oranında destek vermiş olsaydı 31 milyar TL, 2018 yılındaysa 37 milyar TL, 2019 yılındaysa 44 milyar TL ödenek tahsis etmesi gerekirdi. Fakat, Hükûmet, bütçelerinde Türk çiftçisine 2017 yılında 12,8 milyar TL, 2018 yılında 14,5 milyar TL, 2019 yılında da 16 milyar TL destek vereceğini açıklamıştır.

Devlet, 2017-2019 döneminde Türk çiftçisine 119 milyar TL destek vermesi gerekirken sadece 43 milyar TL destek vermiştir. Elleri nasırlı, yürekleri yaralı, gözleri yaşlı Türk çiftçisinin yaklaşık 70 milyar TL desteğini keserek yandaş müteahhitlere, yolcu garantili havaalanlarına, araç garantili köprülere, hasta garantili hastanelere vermiştir. Her kime haksız yere verildiyse haram olsun, zıkkım olsun, burunlarından fitil fitil gelsin.

Önümüzdeki 2019-2021 döneminde Hükûmetin tarımsal destekler kapsamında çiftçiden kestiği toplam tutar 100 milyar TL’yi bulmaktadır, 153 milyar TL destek vermesi gerekirken sadece 53 milyar TL vermeyi öngörmektedir. Çiftçinin 100 milyara yakın desteği kesintiye uğramaktadır. Bu kesinti nereye gidecektir, bu kesinti kime gidecektir, bu kesinti nasıl gidecektir? Bunu ben sormuyorum, bunu Aksaray’ın, Eskil’in Taşkesik Yaylası’ndan Nevzat Bey soruyor, Gaziantep’in Nizip ilçesinden Ökkeş amca soruyor, Giresun’un Tirebolu’sundan Fadime abla soruyor, Çukurova’dan Cabbar dayı soruyor, Aydın’dan Mehmet enişte soruyor. Varsa da haklarını yiyenlere ve bu haklarının yenilmesine sebep olanlara haklarını helal etmediklerini beyan ediyorlar.

Bu desteğin kesilmesi, gıda arz güvenliğinin yanı sıra, gıda enflasyonunu ve cari açığı da olumsuz yönde etkilemiştir. Türkiye, tarım dış ticaretinde 2007 yılından bu tarafa büyük açıklar vermektedir. İktidara geldiklerinde Türkiye tarımda ihracatçı bir ülke iken bugün 2017 verilerine göre 6 milyar ihracata karşılık, 9 milyar ithalat yapar hâle gelmiştir. Bu 9 milyar TL Türk çiftçisinin değil; Avrupalı, Amerikalı, Brezilyalı çiftçilerin cebine gitmiştir. Tarımsal üretime baktığımızda, 2002 yılında yüzde 10,3’ten cumhuriyetin en düşük seviyesi olan yüzde 5,7’ye gerilemiştir. Bu sektörde toplam dış ticaret açığı 54 milyar TL olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

Toparlayalım Sayın Erel.

AYHAN EREL (Devamla) – Türkiye, bugün kendi kendine yeten bir ülke olma özelliğini kaybetmiştir. Kendi etini, samanını üretemez hâle gelmiştir. Birçok tarım ürününde gümrük vergilerinin düşürülmesiyle birlikte çiftçilerimiz perişan hâle gelmiştir. Tarım ve hayvancılık ürünlerinde ithalatın artması, üretimde kullanılan ithal girdilerin; mazot, gübre, tohum, ilaç ve yem fiyatlarının TL’deki zayıflamaya paralel olarak artması sonucunda gıda enflasyonu, en yüksek seviyelerde seyretmektedir.

Kısaca, Türk tarımı on altı yıldır uygulanan yanlış politikalar nedeniyle çöküş aşamasına gelmiştir. Bu çöküş, tarımsal üretim, istihdam, dış ticarette tarımsal enflasyon göstergelerine de yansımıştır. Türkiye, bugün tarımsal arz ve gıda güvenliği bakımından riskli ülkeler arasına girmiştir. Türk tarımının sorunları bütüncül bir anlayışla ele alınmalı, Türk çiftçisi sadece bir bakanlığın uyguladığı yanlış politikalara kurban ve mahkûm edilmemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Selamlayın Genel Kurulu Sayın Erel.

AYHAN EREL (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erel.

Tarımı tabii, beş dakikada anlatmak kolay değil, mümkün de değil.

Öneri üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekilimiz Sayın Murat Çepni…

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika Sayın Çepni.

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Sayın Başkan, Genel Kurul ve değerli halkımız; tarım araştırma önergesini destekliyoruz. Bütçeler vesilesiyle tarım alanında yaşanan yıkımı, kamu kurumlarının başarısızlığını, tarımın beşiği olan Anadolu’nun nasıl ithal ürünlere bağlı hâle geldiğini bir kez daha gördük, yaşanan sorunları, yolsuzlukları, halk düşmanı politikaları bir kez daha dile getirdik. Anadolu’nun bereketli toprakları, yanlış ekonomik politikalar yüzünden çoraklaştırıldı. Biz HDP olarak tarımın sermaye şirketlerine peşkeş çekilmesine karşı mücadelemizi yükselteceğimizi bir kez daha buradan belirtiyoruz.

Yoldaşlarımız, HDP il binalarında ve Mecliste açlık grevindeler. Leyla Güven ve vekillerimiz, tecrit kalksın talebiyle açlık grevine başladılar ve sessiz bir çığlığı yükseltiyorlar. Bu talep, milyonların talebidir. Başta Kürt halkının adil, demokratik, onurlu barış talebi şiddetle yanıtlanıyor. Savaştan beslenenler bir avuç saray çevresidir oysa milyonlarca emekçi yoksullaşıyor. AİHM kararını uygulamayanlar, tecridi kaldırmayanlarla işçileri açlığa, işsizliğe, güvencesizliğe mahkûm edenler aynıdır. Bugün, Aydın Efeler Kızılcaköy’de “Mahallemizde jeotermal istemiyoruz, zehirlenmek istemiyoruz, yaşamak istiyoruz.” diyen köylülere saldıran kolluk güçleri hangi iktidardan, hangi siyasi akıldan besleniyorsa bu savaş politikaları da tıpkı oradan besleniyor.

Bugün Dünya Madenciler Günü ve Madenciler Günü büyük bir kuralsız, güvencesiz çalışma koşulları içerisinde gerçekleşiyor. İSİG Meclisinin verilerine göre, 2017 yılının ilk on bir ayında 84 maden işçisi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Ölümler, özellikle, linyit, taş kömürü, mermer, taş ve bakır ocaklarında yoğunlaşırken 84 madencinin ölümü “Ben baktım, çok güzel ölmüşlerdi. Kaza, ölüm, madencilik mesleğinin fıtratında var.” anlayışından besleniyor.

“Yerin derinliklerinden geldiler,

Ellerinde susmak bilmeyen bir yer altı güneşiyle.

Ne kadar diplere bastırılsa,

O kadar boğulmak bilmez yankısıyla yüreklerinin.

Ağır ağır geldiler...

Sonra her gün geldiler, artarak geldiler

Kadınları, çocukları ve alkışlarıyla.

Yoğurt mayalar gibi geldiler,

Pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi,

Su gibi, ateş gibi.

Her gün yeni ağızlar eklendi ağızlarına,

Yeni yollarla tanıştı ayakları,

Her gün yeni kabuklar çatladı,

Yeni kulaklar işitmeye başladı söylediklerini.

Bir kent oldular sonunda,

Ve adını değiştirdiler ülkenin.”

Direnen maden işçilerini buradan bir kez daha selamlıyoruz ve aydınlık bir dünya ve demokratik bir Türkiye mücadelesini onlarla birlikte yürüteceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

Yine, yarın üçüncü havalimanı işçileri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) - Yine, kölelik koşullarında çalışmaya isyan ederek eyleme başlayan üçüncü havalimanı işçileri tutuklanmıştı. İnşaat-İş ve Dev Yapı-İş sendikaları üyeleri ve işçileri cezaevindeler ve cezaevi koşulları son derece kötü. Tek tek bütün tutuklular farklı koğuşlara verilmiş durumda ve koğuşlarda fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kalıyorlar. Bu arkadaşlarımızın yarın mahkemesi var, tüm halkımızı mahkemeye katılmaya, yoldaşlarımızın özgürlük talebini yükseltmeye çağırıyoruz.

Teşekkür ederiz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çepni.

İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Edirne Milletvekilimiz Sayın Okan Gaytancıoğlu.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri rakamlara boğmak istemiyorum. Ciddi anlamda sorunlu bir sektör; aslında hiç sorunsuz olması gereken ama sizin iktidarınızda batırdığınız, çökerttiğiniz, sorunlara boğduğunuz bir sektörden bahsediyorum. 1 milyar lira borçla çiftçileri devraldınız, 110 milyar liraya çıkardınız. Çiftçi borçlu, borcunu ödeyemiyor, sadece faizini ödeyebiliyor, geri kalan borcu sürekli artıyor. Destek vermiyorsunuz, onun yerine başka ülkelerin çiftçilerini âdeta destekliyorsunuz. Ya, bizde arpa mı yetişmiyor? Bizde buğday mı yetişmiyor? Bizde mısır mı yetişmiyor? Bizde soya mı yetişmiyor, tütün mü yetişmiyor, şeker pancarı mı yetişmiyor? Kırmızı et mi üretemiyoruz? Besilik hayvan mı yetiştiremiyoruz? Bunların hepsini ithal ediyorsunuz. Bu saydığım ürünlere verdiğimiz para kadar çiftçiye destek veriyorsunuz, bunu da az buluyorsunuz. Ama geçenlerde İçişleri Bakanlığının Plan ve Bütçe Komisyonundaki bütçe görüşmelerine gittim, dedi ki: “Ülkemizde bir güvenlik sorunu var.” Ben de dedim ki: Evet, bir gıda güvenliği sorunu da var. Nişasta bazlı şeker sorunu var, kotayı düşürdünüz yüzde 5’e ama denetim yok. İnsanlar ne yiyor, ne içiyor, sağlığı tehdit altında, bunu biliyor musunuz? GDO’lu ürünleri sürekli ithal ediyoruz, demek ki bir gıda güvenliği tehdidi var. Dünya kadar hayvan ithal ediyoruz, et ithal ediyoruz. Ee, şimdi de duyuyoruz ki çok fazla ithal etmişiz, bunları başka ülkelere satmak istiyoruz.

Bir bakan getiriyorsunuz, “Bana süre verin.” diyor. Ya, süre verilecek zaman mı? Bu kadar bilgisiz olabilir mi insanlar, sizin içinizde hiç bu konulardan anlayan, bu konularda deneyimli insan yok mu, neden bu tip insanları seçiyorsunuz? Daha önce de bir genel cerrahı seçmiştiniz, konuları anlayana kadar zaten zaman geçiyor. Ama Türk tarımının, inanın, bekleyecek zamanı yok. Çiftçi ciddi anlamda ipotekli. On yıldan beri buğdayını 80 kuruşa, 90 kuruşa satıyor ama on yıl önce 1,5 liraya aldığı mazotu bugün 6,5 liraya alıyor. Ya, bunları hiç görmüyor musunuz? Çiftçinin ne kadar borçlandığını görmüyor musunuz? Kaç tane kredi kartı olduğunu görmüyor musunuz? O kartlarla alışveriş yaptığını görmüyor musunuz? Kaç tane tarlanın satıldığını görmüyor musunuz, bilmiyor musunuz? Gübrenin fiyatının ne olduğunu bilmiyor musunuz? Tarlaların yüzde 80’ine çiftçi taban gübresi kullanamadı.

Bakın, önümüzdeki yıl Türkiye'yi kıtlık bekliyor, her fırsatta bunu söylüyorum. Ne demek? Tarlaların yüzde 80’ine taban gübresi atılmadıysa bu ciddi bir sorun. Niye atmadı çiftçi? Çok pahalı, alamadı, bundan dolayı alamadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Gaytancıoğlu.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz, bütün ürünlerde, girdilerde indirim yapacağız.” Önce yüzde 100 zam yapıyorsunuz gübre fiyatlarına, sonra yüzde 10 indirim yapıyorsunuz, ya, çiftçi bunu alamıyor.

Bakın, gidin, tarım kredi kooperatifleri şu anda ortak kefalet yoluyla bütün çiftçileri icraya vermiş durumda. Bütün köylerden bizi arıyorlar, herkesin icra kâğıtları var, diyor ki: “Ben borcumu ödeyemedim, başkasına kefil olmuştum, o ödeyemediği için ben de icralık oluyorum.” Lütfen, bunları biraz görün.

Artık Türkiye arpa ithal etmesin ya, Türkiye'nin topraklarında arpa oluyor; buğday ithal etmesin, hepsi oluyor. Şeker fabrikalarını satıyorsunuz, şeker pancarı ekimi 800 bin dekar azaldı. Biraz da istatistiklere bakın -hep enflasyonu düşürmekle uğraşmayın- Türkiye ne üretiyor, ne tüketiyor, neye ihtiyacı var, lütfen, bunlara bir bakın. Kaç tane süt hayvanı kesiliyor, neden kesiliyor? Yem pahalı olduğu için kesiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) - Türkiye tarımının sorunları çok fazladır, dört dakikada da bu kadar anlatabildik; keşke daha zaman olsa da anlatabilsek. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gaytancıoğlu, sağ olun.

İYİ PARTİ grup önerisi üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Mardin Milletvekilimiz Sayın Cengiz Demirkaya’ya aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Demirkaya, süreniz üç dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ DEMİRKAYA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ’nin tarımın sorunlarıyla ilgili grup önerisi aleyhine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tarım sektörümüz, 2003-2018 döneminde, yaşanan kuraklık ve doğal afetlere rağmen, on altı yılın on ikisinde büyüyerek sürdürülebilir bir gelişme göstermiştir. Millî gelire katkısı ise, 2002 yılında 36,9 milyar TL iken 2017 yılı itibarıyla 189 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Tarım ve gıda ürünleri ihracatı ise 2002 yılında 3,752 milyar dolar iken 2018 Ocak-Ağustos arasında 11,035 milyar dolara ulaşmıştır, 2018 yılında açıklanan ilk sekiz aylık verilere göre 11 milyar dolar tarım ve gıda ürünleri ihracatı yapılmıştır.

Değerli arkadaşlar, dış ticareti geliştirme çabası olarak Tarım ve Orman Bakanlığımızca dünya pazarlarında ülkemizin mevcut konumunu korumak ve pazar payını artırmak için potansiyel hedef pazarlara yönelik tarımsal ticaret heyet ziyaretleri, tarım iş forumları ve uluslararası tarımsal organizasyonlar gerçekleştirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, yeni düzenlemelerle 2018 yılı tarımsal destek uygulamalarında mazot desteği başta olmak üzere bazı desteklerde birim destek miktarları arttırılmış, bazı konularda ise yeni destekler başlatılmıştır. Biz AK PARTİ olarak tarımın Türkiye’nin lokomotifi olması için desteklerimizi artırarak devam ettiriyoruz. Mazot maliyetinin yüzde 50’sini destekliyoruz, gübre desteğini yüzde 100 artırdık, özel olarak buğday ve arpaya gübre desteğini yüzde 100 artırarak 4 TL’den 8 TL’ye çıkardık. Bitkisel üretime yönelik desteklerde yeni düzenlemeler yaptık. Kütlü pamuk prim desteği kilogram başına 75 kuruştan 80 kuruşa çıkarılmıştır. Kuru fasulye, nohut ve mercimekte kilogram başına 30 kuruştan 50 kuruşa çıkarılmıştır.

Hayvancılık ve su ürünlerine yönelik desteklerde de yeni düzenlemeler yaptık. Hayvancılık destekleri 2002 yılında 83 milyon TL iken, 2017 yılında 3,8 milyar TL’ye çıkarılmıştır. 2018 yılında ise Ekim ayı itibarıyla 3,1 milyar TL ödeme yapılmış olup, yıl sonunda destek miktarının 4 milyar TL’ye ulaşması beklenmektedir. 2002 yılında 1,8 milyar TL olan tarımsal destekleme ödemelerini ise 2018 yılı itibarıyla 16,1 milyar TL’ye çıkardık.

Değerli arkadaşlar, tarımın, nüfusumuzun gıda ihtiyacını karşılaması, sanayi sektörüne ham madde sağlaması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Demirkaya, siz de toparlayın.

CENGİZ DEMİRKAYA (Devamla) – …sanayi ürünlerine talebin artması, ulusal gelir ve dış ticarete katkısı nedeniyle ulusal ekonomi için de büyük bir önemi vardır. Birçok tarımsal ürünün ana vatanı olan ülkemizde tarım sektörünü geliştirerek üretimi artırmak, üreticinin emeğini korumak, vatandaşlarımızın gıda güvenliğini teminat altına almak için var gücümüzle çalışıyoruz. Tarımsal üretim, toprak, su kaynakları ve orman alanlarımızın korunması, sulama, su ürünlerinin kurumsallaşmasına kadar her alanda hizmet kalitemizi artırmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, İYİ PARTİ’nin grup önerisinin oylanmasında karar yeter sayısının aranmasını talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ Grubunun vermiş olduğu öneri üzerindeki görüşmeler sona ermiştir.

Şimdi öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Değerli arkadaşlar, kâtip üyelerimiz arasındaki ihtilaftan dolayı oylamayı elektronik cihazla yapalım, iki dakikalık süreyle oylarımızı belli edelim lütfen.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, elektronik sistemle yaptığımız oylamada karar yeter sayısı bulunamamıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.43

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Az önce yapmış olduğumuz İYİ PARTİ grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, şimdi Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Tayip Temel ve arkadaşları tarafından, özgür basının önündeki engellerin araştırılması amacıyla 3/12/2018 tarihinde TBMM Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Aralık 2018 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4/12/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 4/12/2018 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                   Ayhan Bilgen

                                                                                                                                          Kars

                                                                                                                         HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

3 Aralık 2018 tarihinde Van Milletvekili Sayın Tayip Temel ve arkadaşları tarafından özgür basının önündeki engellerin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 1011 sıra numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 4/12/2018 Salı günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, salonda yine büyük bir uğultu var ve özellikle, telefon görüşmelerinin dışarıda yapılmasını defalarca rica ettim. Buradan duyuluyor değerli arkadaşlarım yani ne konuştuğunuz duyuluyor. Ben tabii, konuşmanıza iştirak edemem buradan ama bence dışarıda yapılmasında yarar var. Çünkü siz oradan duyulmadığını zannediyorsunuz, buralardan duyuluyor, her yerden duyuluyor. Arkadaşlarımızı biraz daha sessiz olmaya davet ediyorum ve Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi üzerinde, önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Antalya Milletvekilimiz Sayın Kemal Bülbül’ü kürsüye davet ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Bülbül, süreniz beş dakika.

Sessiz olalım değerli arkadaşlarım.

HDP GRUBU ADINA KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçen gün söylediğim bir konuyu tekrar dile getirerek başlamak istiyorum Sayın Başkan. Sayın Mustafa Şentop Meclis Başkan Vekili makamındayken ifade etmiştim, tekrar ifade edeyim: Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortasında yapay çiçekler var. Politikanın yapayını anladık, davranışın yapayı, hadi o da öyle olsun ama doğanın yapayını yapmayalım. Lütfen, bu çiçeklerle ilgili gerekli değişikliğin yapılmasını rica ediyoruz.

Sayın milletvekilleri, Değerli Başkan; 3 Aralık 1994 tarihinde İstanbul’da Özgür Ülke gazetesinin Kadırga’da bulunan teknik merkezi, Cağaloğlu’nda bulunan merkez bürosu ve Ankara’da bulunan bürosu eş zamanlı olarak bombalanmış, bu bombalamada Ersin Yıldız adlı arkadaşımız yaşamını yitirmiş ve 23 gazeteci de 23 çalışan arkadaşımız da yaralanmıştır. Bizler Sevgili Abdi İpekçi’den, Uğur Mumcu’dan, Ahmet Taner Kışlalı’dan, Ape Musa’dan, Musa Anter’e -Bir halk tabiri var, diyor ki: “Ape Musa, Ape Musa, seni vuran kanlar kusa.”- bu gazetecilerin sistematik olarak katledildiğini ve bu katliama rağmen maalesef, hiçbir failin bulunmadığını ve bu politikanın, şu anda gazetecileri tutuklamak, susturmak, gazeteleri ve televizyon ekranlarını kapatmak, sosyal medyada olağanüstü bir “ablukasyon” aracılığıyla her an, her dakika kontrol yapıp uyduruk hukuki gerekçe ihdas edip bununla da tutuklamalar yapmak olduğunu hep beraber görüyoruz.

Aslında 3 Aralık 1994 yılında Özgür Ülke’ye uygulanan politika değiştirilerek, başkalaşarak devam ediyor. Lakin, 3 Aralık 1994 yılından bu yana, bu kadar süre geçmişken, İstanbul’un her iki noktasında ve Ankara’da eş zamanlı bombalı saldırı oluyorken ve hemen saldırının akabinde dönemin Başbakanı şöyle bir cümle kullanmışken “Bölücü ve yıkıcı faaliyetlere destek verecek şekilde yayın yapan basın organlarının faaliyetleri son günlerde devletin bekası ve manevi değerlerine açıkça saldırı şeklini almıştır. Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik tehdidin bertaraf edilmesi maksadıyla, Adalet Bakanlığınca bu kadar suç duyurusu olmasına rağmen, hukuken etkili bir şey yapılmamasının nedenleri bilinerek giderici önlemlerin alınmasına…” diye buyurmuş Tansu Çiller, dönemin Başbakanı. Galiba “giderici önlem” dediği, birinin de “bin operasyon” diye adlandırdığı bir katliam girişimi işte bu Özgür Ülke’nin bombalanmasıdır. Bu kadar süre içerisinde ne bir sorumlu bulunmuş ne bir yargılama yapılmış ne bir tespit yapılmış ve biz, bugün tekrar bu konunun gündeme getirilmesini, Özgür Ülke ve daha sonra yapılan gazetecilere saldırı, katliam vesairenin de dâhil olmak üzere bu konuda bir araştırma yapılmasını talep ediyoruz.

Sevgili vekiller, Değerli Başkan; bakınız, o dönem Hükûmet Sözcüsü olan Yıldırım Aktuna ne demiş: “Türkiye’yi zor durumda bırakmak için kendi kendilerini bombaladıklarını düşünüyoruz.” Gar katliamı için de böyle denmişti ya, “kokteyl” falan denmişti, IŞİD’ci canileri izole etmek için böyle denmişti. Başkaca, mesela 6-7 Eylül olaylarında ilk tutuklanan rahmetli Aziz Nesin, akabinde Asım Bezirci’dir. Nedense böyle bir katliam planı yapılıyor ve akabinde mağdurlar suçlanarak böyle bir tutuklama, böyle bir sistematik politika yürütülüyor.

İttihat ve Terakkiden beri, Teşkilat-ı Mahsusadan beri aydın, gazeteci, demokrat, solcu, sosyalist, devrimci, Kürt basın kesimine yönelik bu sistematik baskının ayyuka çıktığı bir tarihtir 3 Aralık 1994. O nedenle, 3 Aralık 1994’le ilgili bir araştırmanın yapılması; talimat verenlerin, talimatı uygulayanların ve eş zamanlı olarak, organize olarak davrananların kim olduğunun ortaya çıkarılması gerekir. Ayrıca, yine bugün karşı karşıya olduğumuz, basın, gazeteciler, basın organları, televizyonlar, sosyal medya, sosyal medya paylaşımı üzerinde yürütülen...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bülbül, devam edin.

KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

...ablukanın bir an önce kaldırılması gerekmektedir. Özgür Ülke’ye yapılan saldırı, Özgür Ülke’ye yapılan saldırılar gibi saldırılar, bu ülkede basına “derin devlet” diye tabir edilen, hemen her dönem iktidarda olan, bu dönem de iktidarda olan sistemin, algının bakış açısını gösteriyor. Bu derin devlet olgusu deşifre edilmelidir. Basın özgür olmalıdır, eşit olmalıdır. Özgürlük, eşitlik, adalet için gazetecilik yapan ve bu uğurda Hakk’a yürüyen tüm gazetecileri saygıyla anarken Özgür Ülke’nin bombalanmasıyla ilgili olan önergemizin kabul edilmesini ve gerekli araştırmanın yapılmasını saygılarımla arz ediyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bülbül.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisi üzerinde söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Sezgin Tanrıkulu.

Buyurun Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Tanrıkulu, süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, aradan yaklaşık yirmi beş yıl geçmiş. Yani dün gibi hatırlıyorum o dönemleri, İstanbul’daki bombalamayı da Diyarbakır’dakini de Ankara’dakini de. Ape Musa’nın öldürülmesini de hatırlıyorum, otopsisine gitmeye çalışmıştım. Aynı zamana denk düşen, Uğur Mumcu öldürülmüştü. İşte o zamandan bu zamana kadar onlarca gazeteci öldürüldü. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı 2001’de kurulurken ve 2002’de, tümünden hesap sorma iddiasıyla geldi ve kendi dönemlerinde bunların olmayacağı iddiasıyla geldi. 2001 Parti Programı, Seçim Bildirgesi, ondan sonraki uygulamalar ve bugün geldiğiniz nokta; o uygulamaların yani o zamanki derin devletin yeni sahibi ve yeni uygulamaların yeni sahibi oldunuz, mesele burada. O nedenle bu araştırma önergesine “Evet.” demeleri mümkün değil çünkü aynı uygulamaların daha ağırı bugün Adalet ve Kalkınma Partisi yargısı tarafından yapılıyor. Yargısız infazlar bizzat yargı tarafından yapılıyor. Bu kadar çok gazeteci hapiste. Kanun hükmünde kararnameyle kapatılan birçok yayın kuruluşu var ve bunların tümü de ya yasa adı altında kanun hükmünde kararnamelerle ya da yargı eliyle yapılıyor. Dolayısıyla yirmi beş yıl sonra geldiğiniz nokta, eski derin devletin yeni sahipliğidir, başka bir şey değildir. O uygulamaların en ağırının şu anda yapıldığı bir ortam var.

Dün Silivri’deydim değerli arkadaşlar, bakın, avukat arkadaşlarımızın duruşması vardı, geçen duruşmada tahliye edildiler, sonra itirazla tutuklandılar, aynı mahkeme tutukladı; o mahkeme anında dağıtıldı, 37. Ağır Ceza Mahkemesinin üyeleri dağıtıldı. Mobil cezalandırıcı heyetler var Çağlayan Adliyesinde, mobil cezalandırıcı heyetler var. Avukat arkadaşlarımız var sizin sıralarınızda da. Ne zaman bir heyetin görev yeri değişir? Adli yılın başında değişir, yetkilendirme yapılır. 37. Ağır Ceza Mahkemesini dağıttılar. Görevini tamamlayan, cezalandırmakla görevini tamamlayan 26. Ağır Ceza Mahkemesi üyelerini ve Başkanını aynı bina içerisinde 37’nin Başkanı ve üyeleri yaptılar.

Şimdi sizlere soruyorum: Elinizi vicdanınıza koyun, bir kattan diğer kata heyet nasıl değişir, niye değişir yargı yılının başında? Sulh ceza hâkimini asliye ceza hâkimi yaparsınız, asliye ceza hâkimini ağır ceza mahkemesi hâkimi yaparsınız ama bir heyeti olduğu gibi aldınız, 26. Ağır Ceza Mahkemesi heyetini olduğu gibi aldınız –ki parantez içinde söylüyorum, Selahattin Demirtaş’a hızla ceza verdiği için, bakın, hiçbir tevsiyitahkikat talebini kabul etmeden ceza verdiği için ve rüştünü orada ispatladığı için- şimdi 37. Ağır Ceza Mahkemesinde bekleyen dosyalar bakımından -ceza için- oraya atadınız. Böyle bir yargı anlayışı darbe dönemlerinde olmamıştı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bir kattan diğer kata heyet nasıl değişir, nasıl değişir heyet, niye değişir ve hangi ihtiyaçla değişir? Niye söylüyorum? Dün kendi gözlerimle gördüm, o salonda Türkiye’nin 3’üncü büyük barosu başkanına yumruk atıldı, yumruk atıldı değerli arkadaşlar. O salonda, mahkeme başkanı, avukatları dışarıya attı, sanıkları dışarıya attı, “Sus, otur!” dedi hepsine, “Sus, otur!” dedi. Bu yetkiyi kimden alıyor değerli arkadaşlar? Avukat meslektaşlarımızın duruşmasında bu kadar ağır ihlal yapan, seyircileri atan, duruşmaları seyircisiz yapmaya çalışan bir yargı ortamından ne beklersiniz? Aynı yargısız infazları şu anda size bağlı olan, bağımsız ve tarafsız olmayan yargı ortamı yapmaktadır. Dolayısıyla bu yeni uygulamanın sahibi olduğunuz için, sonuç itibarıyla bu araştırma önergesine de sizden “evet” beklemiyoruz tabii ki ama biz sizlere rağmen özgürlüğü ve adaleti Türkiye’de inşa edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanrıkulu.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Turan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun HDP grup önerisi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasında Uğur Mumcu ve dönemindeki faili meçhullerden yola çıkarak bugün de benzer yargısız infazlar yapıldığını iddia etti. Çok vahim bir iddiadır, o günkü karanlık tablo ile bugünkü siyasi atmosferin kıyaslanması insanlıktan öte bir yaklaşımdır; bunu reddediyoruz. Bu dönem içerisinde ne kadar büyük demokratik adımlar atıldığını tüm kamu bilmektedir. Bu konuda daha insaflı olmaya davet ediyorum sayın hatibi.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Turan.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Van Milletvekili Tayip Temel ve arkadaşları tarafından, özgür basının önündeki engellerin araştırılması amacıyla 3/12/2018 tarihinde TBMM Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 4 Aralık 2018 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grup önerisi üzerinde son söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen, Muğla Milletvekilimiz Sayın Yelda Erol Gökcan’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Gökcan.

AK PARTİ GRUBU ADINA YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; basın özgürlüğü konusunda AK PARTİ Grubumuz adına HDP Grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Basın kuruluşlarımızın özgür, tarafsız, objektif bir şekilde görevlerini yerine getirirken ülke menfaatlerini, kamu düzenini, toplumsal dinamikleri ve mesleğin gerektirdiği ahlaki değerleri göz ardı etmemeleri ve sorumlu bir yayıncılık üstlenmeleri de hiç kuşkusuz büyük bir önem taşımaktadır. Basının önemini en somut bir şekilde 15 Temmuz 2016’da gördük. Fetullahçı terör örgütünün darbe girişiminde tüm medya kuruluşlarımız tek yürek oldu, ülkemize sahip çıktı. Görevini layıkıyla ve onuruyla yapan basın kuruluşlarının halkın doğru bilgilendirilmesi açısından ne kadar elzem ve gerekli olduğu, bu alçakça saldırıya karşı gösterilen ortak tavır sayesinde bir kez daha kanıtlanmıştır.

Tüm özgürlükler Hükûmetimizin teminatı altında olduğu gibi, AK PARTİ iktidarlarımız döneminde basın özgürlüğü konusunda da önemli adımlar attık.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Bu dediklerine kendin inanıyor musun sen ya?

YELDA EROL GÖKCAN (Devamla) - Bu konuda en büyük hassasiyeti Genel Başkanımız, liderimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan göstermekte, basın özgürlüğü için düzenlemelere önderlik etmektedir.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Muğlalı vekil bu kendi dediklerine inanıyor mu acaba?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

YELDA EROL GÖKCAN (Devamla) - Ülkemiz laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Tüm bireylerimiz devletimizin ve bağımsız, tarafsız yargının teminatı altındadır. Milletvekili, çiftçi, işçi, memur, gazeteci, kim olursa olsun unvanına bakılmaksızın suç işleme özgürlüğüne sahip değildir. Suç işleme özgürlüğünün dışında, tüm bireylerimiz her türlü görüşünü açıklama hakkına sahiptir. Bu çerçevede gündeme gelen gazeteci meslektaşlarımın -özellikle “meslektaşlarım” diyorum çünkü ben de gazeteci kökenli bir milletvekiliyim- suç işleme özgürlüğü yoktur. Hiçbir gazeteci arkadaşımız yaptıkları haber nedeniyle tutuklanmamıştır. Anayasa’mıza ve kanunlarımıza göre suç olan fiilleri işledikleri için bağımsız mahkemelerimizce yargılanarak haklarında işlem yapılmıştır. İktidarlarımız döneminde basın-yayın organlarına kısıtlama getirilmesi, yayın organlarının kapatılması gibi bir durum asla söz konusu değildir, olamaz da. AK PARTİ olarak biz, Anayasa’dan kaynaklı bir haber alma hakkının sonuna kadar arkasındayız. Biz, her türlü eleştiriye açık bir partiyiz ancak hakarete de asla geçit vermeyiz. Bugün, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, partimize, sayın bakanlarımıza yönelik en ağır eleştiriler yapılmaktadır. Basın özgürlüğü çerçevesinde, biz bu ağır eleştirileri ağır da olsa olgunlukla ve saygıyla karşılıyoruz. Ancak bir suç unsuru varsa tabii ki hakkımızı bağımsız Türk adaletinde de arıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YELDA EROL GÖKCAN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Devam edin.

Buyurun.

YELDA EROL GÖKCAN (Devamla) – Bu bilgiler ışığında, HDP Grubunun Meclis araştırması açılması önerisinin uygun olmadığını belirtiyor, Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gökcan.

Değerli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın Antmen, 60’a göre bir söz talebiniz var, gerekçesini dinleyebilir miyim, kısa, birkaç kelimeyle, hemen.

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Ben bir hukukçu olarak bugün kendisine “akademisyen” diyen ve mantık konusunda eğitim verdiğini iddia eden bir kişinin, yaratığın sözlerine cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

Ben bir dakika söz veriyorum.

Ondan sonra Sayın Özer, size söz vereceğim, sonra diğerlerine geçeceğiz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Mantık Ana Bilim Dalı Başkanı İbrahim Emiroğlu’na ortaokul ve lise öğrencilerinin katıldığı etkinlikteki sözlerinden dolayı hangi hukuki ve idari işlemlerin yapılacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Mantık Ana Bilim Dalı Başkanı İbrahim Emiroğlu, katıldığı, ortaokul ile lise öğrencilerinin bulunduğu bir etkinlikte “Kızlar âdet olur, âdet olmak bir hastalıktır, mutlaka tedavi olunması gerekiyor. 15 yaşındaki kızlar evlenebilir. Kızlar tesettüre girsinler, edepli olsunlar. Devrimcilerin hayvani duyguları vardır, hayvan gibi saldırırlar. LGBTİ’liler masum gibi gösteriliyor, onların tedavi olması lazım. Laiklik en büyük tehlikedir.” ifadelerini kullandı, tepkiler sonrası da utanmadan “Söylediklerimin arkasındayım.” diye açıklama yaptı.

Cumhuriyet savcıları, siz de duyun, bahsi geçen kişi hakkında hangi hukuki ve idari işlemler yapılacaktır? Laikliğe, kadınlara saldıran ve çocuk istismarını teşvik eden bu kişiyi Mantık Bölümüne Başkan yapmak nasıl bir mantıktır?

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Özer, siz de söz talebinizin gerekçesini ifade eder misiniz bana öncelikle.

AYDIN ÖZER (Antalya) – Antalya ili Elmalı ilçemizdeki Avlan Gölü’nün kurumasıyla ilgili bir sıkıntımız var, bunu paylaşmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

34.- Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, 2016 yılında Ulusal Önemi Haiz Sulak Alan ilan edilen Avlan Gölü’nün kurumasının önüne neden geçilemediğini ve kurtarılmasına yönelik bir planın olup olmadığını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AYDIN ÖZER (Antalya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2016 yılında “Ulusal Önemi Haiz Sulak Alan” ilan edilen 850 hektarlık Avlan Gölü’nde ne yazık ki bir futbol sahası büyüklüğü kadar su kaldı. Göçmen kuşların artık gelmediği gölün çevresindeki sedir ormanı da tehlike altında. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nde “Sulak alanların ekolojik karakterini ve fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyecek ölçüde yerüstü ve yeraltı suyu alınamaz.” deniliyor ancak Avlan Gölü’ne bakıldığında, yönetmelik çıkarmanın yeterli olmadığı görülüyor. Sayın Tarım ve Orman Bakanına soruyorum: Antalya Elmalı ilçemizdeki Avlan Gölü’nün kurumasının önüne neden geçilememiştir? Devlet Su İşleri burada nasıl bir çalışma yapmıştır? Gölün kurtarılmasına yönelik bir planlama var mıdır? Bakanlığınız, sulak alanların kurumasının önüne geçilmesine yönelik ne yapmaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer alması, Genel Kurulda görüşme usul ve takvimi ile konuşma sürelerine ve kamu idarelerinin bütçeleri ile kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin on yedi turda tamamlanmasına, turların bitiminden sonra bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının maddelerinin oylanmasına ilişkin önerisi

4/12/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 4/12/2018 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Engin Altay

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                         CHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

1) 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer alması; bütçe görüşmelerine 10/12/2018 Pazartesi günü saat 13.00’te başlanması, bütçe ve kesin hesap kanunu teklif ve tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar, resmî tatil günleri dâhil, her gün saat 11.00'den günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması,

2) Görüşmelerin on dokuz günde tamamlanması, bütçe görüşmelerinin son günü olan 28/12/2018 Cuma günü görüşmelere saat 14.00'te başlanması ve bu birleşimde bütçe ve kesin hesap kanunu teklif ve tasarısının bitimine kadar çalışmalara devam olunması,

3) Başlangıçta bütçenin tümü üzerinde gruplar ve yürütme adına yapılacak konuşmaların -yürütmenin sunuş konuşması hariç- birer saat -bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir- kişisel konuşmaların ise onar dakika ile sınırlandırılması,

4) Kamu idarelerinin bütçe ve kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin 17 turda tamamlanması, kamu idarelerinin bütçe ve kesin hesaplarının görüşülme günlerini belirten programın TBMM Başkanlığınca bastırılarak duyurulması, turların bitiminden sonra bütçe ve kesin hesap kanunu tasarılarının maddelerinin oylanması,

5) İç Tüzük’ün 72'nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde, gruplar ve yürütme adına yapılacak konuşmaların altmış dakika -bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir- kişisel konuşmaların beşer dakika olması, kişisel konuşmalarda her turda İç Tüzük’ün 61'inci maddesine göre biri lehte, biri aleyhte olmak üzere iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin sadece bütçenin tümü üzerinde veya sonundaki görüşmelerde ya da bir turda söz kaydı yaptırması,

6) Bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin on dakika soru, on dakika cevap olarak sınırlandırılması,

7) Bütçe görüşmelerinin sonunda gruplara ve yürütmeye birer saat süreyle söz verilmesi -bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir- İç Tüzük'ün 86'ncı maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların onar dakika olması önerilmiştir.

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekilimiz Sayın Engin Altay’a söz veriyorum.

Buyurunuz Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimiz umarım kabul edilir, kabul edilmezse AK PARTİ’nin grup önerisi var aynı mahiyette. Sadece aradaki fark, bizim grup önerimiz, bütçenin biraz daha kapsamlı, biraz daha geniş bir zaman dilimi içinde görüşülmesinden ibaret. Biraz önce sayın milletvekillerimiz önerimizi de dinlediler.

Değerli milletvekilleri, bu bütçe, sadece 880 milyar gelir, 960 milyar gider içeren ve 80 milyar da açık öngören bir rakamlar manzumesinden ibaret değildir. Bütçe esas itibarıyla öngörüdür. Bütçe bir yüzleşmedir, hesap vermektir. Bütçe aslında bir vizyon belgesidir. Bütçe bir muhasebedir. Bütçe aynı zamanda bir “checks-balances” işidir. Bütçe bir tasarımdır. Bütçe bir denetimdir ve bütçe hesap vermektir. Yürütme organının, kullandığı paranın sahibi olan yüce milletin temsilcilerine burada hesap vermesi sürecidir. Bu hesabı verirken hiç şüphesiz bir gelecek tasarımı, bir gelecek vizyonunu da ortaya koymasıdır. Biraz önce söylediğim gibi, bütçe sadece Hazine ve Maliye Bakanlığının muhasebesinden ibaret değildir. Bizim bu bütçe vesilesiyle kimi şeyleri, sorunları, iyi ya da kötü şeyleri burada konuşabilmemizin fırsat ve imkân zeminidir.

Sayın milletvekilleri, on gün, on bir günde bu bütçeyi, Türkiye'nin sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeterince irdeleyebilme imkânımız yoktur. Grup önerimizden maksat, grup önerimizden meramımız müşkülat çıkarmak değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçenin bihakkın milletin ve milletin vekillerinin bulunduğu Meclisin denetim hakkını layıkıveçhileyle yerine getirmesine imkân sağlamaktır. Bu aslında, AK PARTİ’nin siz sayın milletvekilleri için de olmazsa olmazdır. Zira, ben biliyorum ki hepiniz, hepimiz seçim bölgelerimize gittiğimizde toplumun, vatandaşlarımızın, size bize oy veren seçmenlerin karşılaştıkları sorunlar sizin önünüze de geliyor. Size oy veren seçmenler de şikâyetlerini size naklediyor. Sizin de elbette içinizden, çıkardığınız yürütme organının, Hükûmetin, desteklediğiniz yürütme organının destekçisi olmanızı siyasetin bir doğası gereği olarak doğal karşılamamak mümkün değil ama bu –tenzih ederek söylüyorum- milletin oyuyla gelmiş sayın milletvekilinin burada üç maymunu oynaması anlamına gelmez, hepimiz için söylüyorum. Milletin vekili, millet adına milletin kör kuruşunun hesabını soran adam ya da kadındır. (CHP sıralarından alkışlar) Bütçe görüşmelerine bu perspektifle, bu anlayışla bakıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye büyük bir ülke, G20 içindeyiz. G20 bizi aldatmasın, G20 ekonomik hacimle ilgili bir olaydır. G20 üyesi olup da kişi başına gelir seviyesi Finlandiya’nın dörtte 1’i olan ülke de var, Türkiye de onlardan biri. G20’de olmayalım ama kişi başına gelirde ve adil dağılımda Finlandiya olalım. İşte, bunları bu bütçede konuşacağız.

Bu bütçede Orta Doğu’da yaşanan sorunları, Kıbrıs’ın dibinde İsrail’in aradığı petrolü ve İran’a yönelik ambargonun Türkiye’ye etkilerini konuşabilmeliyiz. Bu bütçede toplumsal kutuplaşmaya sebep olan sorunları konuşabilmeliyiz. Bu bütçede milletçe maruz kaldığımız FETÖ, DAEŞ, PKK terör örgütüne yönelik alınacak tedbir ve imkânları ve bu terör örgütlerinin 80 milyona yönelik tehditlerinin bertaraf edilmesinin yol ve yöntemlerini burada konuşmamız lazım. Kabul edin, etmeyin; Türkiye’nin bir iç barış sorunu vardır, bir toplumsal barış sorunu vardır, Türkiye’nin bir Kürt sorunu vardır. Bu bütçede bunu açık yüreklilikle burada konuşabilmeliyiz. Yirmi yıl sonra hortlayan enflasyon canavarını bu bütçede burada enine boyuna tartışabilmeliyiz. Türkiye’de, bizim yirmili yaşlarda olduğumuz zamanda “enflasyon canavarı” kavramı vardı, unutulmuştu, tıpkı Van Gölü canavarı gibi, şimdi, yeniden hortladı. Bunu burada açık yüreklilikle konuşabilmeliyiz. Tarım, sanayi, ticaret sektörlerinde ithalatçıların da ihracatçıların da ayrı ayrı sorunları var. Bunları burada geniş bir zaman diliminde konuşabilmeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altay, devam edin.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şiddet gören kadını burada konuşmalıyız. İş arayan işsizin sorununu burada konuşmalıyız.

Suriyeli 4 milyon sığınmacının Türkiye’de yarattığı tramvayı da bu bütçe vesilesiyle burada konuşabilmeliyiz değerli milletvekilleri. Yurt ve barınma sorunu yaşayan üniversitelilerin sorunlarını da bu bütçe vesilesiyle burada enine boyuna konuşmamız gerekiyor. Emeklilikte yaşa takılanların, 3600 ek göstergeyi bekleyen kamu görevlilerinin sorunlarını, “iş kazası” adı altında işlenen iş cinayetlerini de bu bütçe vesilesiyle burada konuşabilmemiz lazım. Cemevlerinin sorunları var, açık yüreklilikle burada bunları konuşmamız lazım. Din görevlilerimizin ve camilerimizin de sorunları var, bunları da bu bütçe vesilesiyle burada konuşabilmemiz lazım. Atanamayan öğretmenlerin sorunlarını burada konuşabilmemiz lazım. Okulların ihtiyaçları için kıvranan okul aile birliklerinin sorunlarını da burada konuşmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Son cümle, otuz saniye efendim.

BAŞKAN – Sayın Altay, devam edin, toparlayalım.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Velhasıl, on altı yıl önce “Yolsuzlukla, yasaklarla ve yoksullukla mücadele için geldik.” diyen AK PARTİ hükûmetlerinin on altı yıl sonra Türkiye’yi hangi hâle getirdiklerini burada birlikte konuşabilmeliyiz ve hep birlikte güzel bir Türkiye vizyonunu bu bütçe vesilesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinde aziz milletimizin takdirine burada sunabilmeliyiz. Onun için, gelin, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisine destek verin, on iki gün yerine on dokuz günde bu biraz önce saydığım sorunları hep birlikte enine boyuna burada müzakere edip şu millete layık bir bütçeyi birlikte yapalım diye bir zeytin dalı uzatıyoruz, bir samimi teklifte bulunuyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım efendim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Sayın Bilgen, sisteme girmişsiniz, bir talebiniz var herhâlde.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, İdris Baluken, Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’in cezalarının onandığına ve söyledikleri sözler dışında herhangi bir suç isnat edilmemesine rağmen aldıkları cezanın HDP’ye yönelik bir karar olduğuna ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, Genel Kurulun gündemini bozmak ve konuşma insicamını dağıtmak istemem ama bizim açımızdan da bütün ülke açısından da son derece önemli bir haberi şimdi öğrenmiş olduk.

Bugün sabah İdris Baluken’in, daha önceki grup başkan vekilimizin Yargıtayda da cezasının onandığını öğrendik. Bir yıl gibi kısa bir sürede hem istinafta hem Yargıtayda ceza onandı ve Türkiye'de bağımsız yargının ne kadar hızlı işlediğini sabah öğrenmiştik. Biraz önce de Sayın Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’in istinaf mahkemesindeki itirazlarının reddedildiğini öğrendik yani dolayısıyla cezaları onandı. Deyim yerindeyse iş bitirildi. Ama bu fotoğrafı “yargı bağımsızlığı” diye savunmanın imkânı olmadığı gibi, aslında sadece Türkiye siyasi tarihinde, geçmişte çok örneğini bildiğimiz… 27 Mayısta da siyasetçiler yargılandılar, idam edildiler; tarih kimi, nereye yazdı hepimiz biliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) - 12 Eylülde, siyasetçiler yaptıklarından, sözlerinden dolayı yargılandılar, cezalandırıldılar ama darbecileri tarih başka bir yere yazdı. Sayın Demirtaş’a, Sırrı Süreyya Önder’e ve Sayın Baluken’e söyledikleri sözler dışında herhangi bir suç isnat edilmemesine rağmen, aldıkları bu ceza doğrudan doğruya ifade özgürlüğüne ve HDP’ye yönelik bir karardır, bir tutumdur. Türkiye yargısına da Türkiye siyasetine de Türkiye'ye de faydası olmayacak; tam tersine, sadece kaosu ve güvensizliği derinleştirecektir.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

36.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, mahkeme kararlarının meşruluğunun kamu vicdanındaki karşılıklığıyla doğru orantılı olduğuna, yargının yürütmenin siyasi emellerine, siyasi ihtiyaç ve isteklerine göre karar almasını doğru bulmadıklarına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce mevkidaşımın Genel Kurula sunduğu hususla ilgili ben de bir yasama organı üyesi olarak, Türkiye'nin her şeyden önce bir hukuk devleti olarak varlığını sürdürmesini çok isteyen biri olarak yaşanan durumla, yaşanan gelişmelerle ilgili bir sıkıntıyı, hukuk devleti olma niteliklerini kaybeden bir manzaranın yaşandığını üzülerek görüyorum. İnsanların suçlanması, yargılanması, ceza alması, almaması ayrı bir iştir. Bir suçlunun işlediği suçu kendine göre haklı gerekçelerle işlemiş olduğunu iddia etmesi ayrıdır, kamuoyu ayrıdır. Hep söylediğim bir şey vardır: Mahkeme kararlarının meşruluğu, kamu vicdanındaki karşılıkla doğru orantılıdır, bunu ayırıyorum bir yere ama ben şunu doğru bulmadığımı -kayıtlara- yüce milletimizin takdirine ve Meclisimizin takdirine sunmak isterim: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir kararından sonra, Parlamento üyeliği de bulunan iki kişinin kararlarının apar topar onanması yargıya verilmiş bir talimatın, yargıya verilmiş bir ayarın yargıya verilmiş bir istikametin adıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, toparlayalım Sayın Altay.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu, yargıya tasalluttur; bu, yargıya basınçtır; bu, yargıya tahakkümdür; “Et kokarsa tuzlanır, tuz kokarsa eyvah!” noktasıdır bu. Eğer hukuk devletiysek, burası üç kuvvetler ayrılığından biriyse yasama Meclisi olarak, yasama organı olarak -yürütme orada, yargı orada- biz yargının yürütmenin siyasi kurallarına, siyasi emellerine, siyasi ihtiyaç ve isteklerine göre karar almasını kabul etmiyoruz, doğru bulmuyoruz, ahlaki de bulmuyoruz, hukuki de bulmuyoruz. Türkiye'nin her şeye rağmen hâlen bir hukuk devleti olduğuna olan inancımı bu tür hukuk dışı olaylar gerçekleşse bile korumak istiyorum.

Genel Kurula arz ederim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Muş, buyurun.

37.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğuna, ifade özgürlüğü ile terörün propagandasının yapılmasının ayırt edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye bir hukuk devletidir, insanlar ifade özgürlüğünden dolayı herhangi bir yaptırıma maruz kalmazlar. İfade özgürlüğü ile terörün övülmesini, terörün propagandasının yapılmasını ayırt etmemiz gerekiyor. Bugün ifade edilen şahısların PKK terör örgütüyle alakalı sözleri, görüşleri, ifadeleri ortadayken bunları yok sayarak bu sözler söylenmemiş, bunlara destek çıkılmamış gibi bir yaklaşımdan yola çıkarak “Efendim, ifade özgürlüğünden dolayı bu cezalar veriliyor.” demek çok büyük bir yanlışlıktır. Herkesin, neden dolayı ceza aldığına iyi bakması lazım.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Tayyip Erdoğan neden dolayı almıştı?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu Parlamentoda insanlar görüşlerini ifade ediyorlar, dışarıda görüşlerini ifade ediyorlar; hiç kimse görüşünü ifade etti diye bir ceza almadı. Ama siz kalkıp da PKK terör örgütünü meşrulaştırma yönünde adımlar atmaya çalışırsanız, bunu meşrulaştırma yönünde ifadeler kullanırsanız bu, örgüt propagandasına girer; bu, terör propagandasına girer; bu, bir ifade özgürlüğü değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bakın, Batasuna kararını inceleyin; o karar İspanya Yüksek Mahkemesi tarafından verilip onandığı zaman, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidildi ve o verilen karar onandı orada. Oradaki gerekçelere bakın, bugün ceza alınan ya da yargılamaları devam eden HDP’lilerle ilgili, bu partiyle ilgili ortaya konan iddialara bakın, arasında çok büyük farklar vardır.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – AİHM’in Batasuna kararını tanıyorsun ama Selahattin Demirtaş kararını tanımıyorsun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Batasuna’nın kapatılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bu kararın onanmasının gerekçeleri, şu an konuştuğumuz, tartıştığımız meselelerin yanında; konuşulan, kullanılan, yapılan fiillerin yanında çok hafif kalmaktadır.

O açıdan, herkes kendi görüşünü ifade edebilir, bu meseleyle alakalı tavrını, tarzını ortaya koyabilir; bunları da millet mutlaka yargılayacaktır, mutlaka değerlendirecektir kimin ne söylediğini. Ama eğer bir baraj yapılıyor, bir yol yapılıyor ve buna PKK terör örgütü karşı çıkıyorsa siz de çıkıp “Zaten biz bunları askerî yol, askerî baraj olarak değerlendiriyoruz.” derseniz… Neden? Çünkü terörist oradan rahat geçemeyecek. Ondan sonra çıkıp “Bu, ifade özgürlüğüdür.” derseniz kimseyi kandıramazsınız, kusura bakmayın. Yargı da gereğini yapar.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Çok kısa Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bilgen, toparlayalım. Siz meramınızı ifade ettiniz ama bir dakika…

Buyurun.

38.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, evet, çok uzatmayacağım ama bir kere, tabii, AİHM kararlarını parti kapatma davalarıyla ilgili tartışırsak işin içinden çıkamayız. Daha önce Türkiye'de Refah Partisi ve başka Kürt siyasi partilerinin de kararlarıyla ilgili tartışılacak çok şey var. Ama Sayın Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’in 2013 “Nevroz”unda yaptıkları konuşma dışında bu davada başka bir şey yok ve o gün yapılmış bir konuşmanın üç yıl sonra zaten soruşturma konusu olması suç-ceza ilişkisi açısından kabul edilemez bir durumdur.

Kaldı ki bu ülkenin Parlamentosundan, bu çatıdan müzakerelerle ilgili yasa çıkartıldı. Yani o isimler, o dönemde yaptıkları konuşmaları ve yaptıkları işleri Hükûmetle görüşerek yaptılar. Şimdi takınılan bu tavır, zaten kendisi konjonktürel hareket edildiğini göstermeye yetiyor.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer alması, Genel Kurulda görüşme usul ve takvimi ile konuşma sürelerine ve kamu idarelerinin bütçeleri ile kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin on yedi turda tamamlanmasına, turların bitiminden sonra bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının maddelerinin oylanmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına söz isteyen Bursa Milletvekilimiz Sayın İsmail Tatlıoğlu.

Süreniz üç dakika Sayın Tatlıoğlu.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Parlamentomuzun değerli üyeleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına Sayın Engin Altay tarafından verilen grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.

Öneri esasen şunu söylüyor: Bütçe görüşmelerini planlanandan daha uzun bir süreye yayalım ve görüşelim.

Esasen bütçe nedir? Hani bir söz var İslam dünyasında: “Hac Arafat’tan ibarettir.” İnanın hükûmet etmek de bütçeden ibarettir, bütün maharet budur. Dolayısıyla Parlamentonun en birinci ve en baskın görevi, milleti adına bütçe hakkını kullanarak doğru, düzgün ve geniş müzakere edilen bir bütçe ortaya koymaktır ve özellikle içinde bulunduğumuz konjonktür çok önemlidir. Bu, içinde bulunduğumuz ve yüz yüze kaldığımız bu ekonomik sıkıntının giderek arttığı dönemde bu sorunlarla yüzleşmeli ve bu sorunları çok detaylı konuşmalıyız. Parlamentonun bilhassa bu dönem temel görevi, içinde bulunduğumuz konjonktürü aşacak bir bütçe yapmaktır. İYİ PARTİ olarak bizim teklifimiz gelin, hep beraber ekonomik sıkıntılarımızı, krizi aşacak bir bütçe oluşturalım; bunun arkasına hepimiz imza koyalım, imza koyabilecek bir bütçe oluşturalım. Bu bağlamda, bütçe görüşmelerinin yılbaşını aşmayacak süre içerisinde geniş ve detaylı görüşülmesi taraftarıyız ve bu konuda, sadece Cumhuriyet Halk Partisinin değil, gelebilecek bütün önerilere açığız ve bu önerilerin arkasındayız. Temel olarak amacımız -Parlamento açısından söylüyorum- içinde bulunduğumuz ve giderek derinleşen ekonomik krizi ve sosyal krize dönüşen bu atmosferi yırtacak bir mali planı birlikte yapalım, bunun arkasına biz de imza koyalım bütün Parlamento olarak; milletimizin bizden beklediği budur diye düşünüyoruz. Bunu derin ve detaylı tartışalım, konuşalım. Tekraren söylüyorum: Bu konuda, sadece Cumhuriyet Halk Partisinden değil, gelebilecek bütün önerilerin yanındayız.

Hepinize çok teşekkür ederim, saygılar sunarım. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tatlıoğlu.

Öneri üzerinde söz isteyen Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Garo Paylan.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Selahattin Demirtaş’ın adil yargılanmadığına ve derhâl serbest bırakılmasına hükmetti. Sayın Cumhurbaşkanının burada, Mecliste yaptığı -bakın, Mecliste yapıyor açıklamayı- açıklamada “O mahkemenin kararını tanımayacağız ve karşı hamle yapacağız.” demesinin üzerinden yalnızca on gün geçti arkadaşlar. Düşünebiliyor musunuz, Cumhurbaşkanı “Mahkemenin kararını tanımayacağım.” diyor, yetmiyor “Karşı hamle yapacağız.” diyor? Ve arkadaşlar, “Karşı hamle yapacağız.” demesinin üzerinden on gün geçmesine rağmen, onuncu gününde istinaf mahkemesi onlarca dosyayı, bakın belki yüzlerce dosyayı aşarak, Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’le ilgili dosyayı öne alarak görüyor ve hemen karar veriyor, mahkûmiyetin kesinleşmesi kararını veriyor arkadaşlar.

Bakın arkadaşlar, eğer ki yargı yoksa emin olun hiçbirimiz güvende değiliz; ya, bir memlekette adil bir yargı yoksa hiçbirimiz güvende değiliz. Bugün bize yarın size, dün yine sizeydi. Refah Partisi kapatıldığında Erbakan Hoca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine koşmuştu, orada adalet aramıştı çünkü Türkiye’de adalet o günlerde de yoktu. Recep Tayyip Erdoğan bir şiir okuduğu için hapse girdiğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine koşmuştu, 2 tane başvuru yapmıştı ve “Ben haksızlığa uğradım, iç hukuk da vesayet altında.” demişti arkadaşlar. Bakın, o vesayetin katmerlisi bugün saray tarafından yapılmaktadır; o gün gadre uğrayan Recep Tayyip Erdoğan bugün gadre uğratarak yargıyı vesayet altına almaktadır. Ve iç hukuk yolları vesayet altındaysa arkadaşlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitme yolu da mağdurlar için kapanmıştır. Şundan emin olun: Bugün Selahattin Demirtaş’ın, İdris Baluken’in, Sırrı Süreyya Önder’in başına gelen yarın sizin başınıza gelecek ve biz sizleri savunacağız. Adil bir yargı yoksa bugünkü bütün tasarruflarınızdan dolayı arkadaşlar, sizler korkun; bizim korkacağımız bir şey yok. Biz hak, hukuk, adalet diyoruz; siz zulmediyorsunuz ve siz korkun, zulmedenler korksunlar, çünkü yarın devran döndüğünde başka bir zalim aynı adaletle sizi kantara koyacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz önerge üzerinde de bir dakika konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bütçeler bir ülkenin vicdanıdır. Biz, Plan ve Bütçe Komisyonunda tam yirmi gün boyunca saraydan gelen fermanı görüştük arkadaşlar. Tam yirmi gün boyunca 300 saat görüştük, bakın 300 saat; birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci partiyle arkadaşlar. Ya saray öyle muhteşem bir bütçe hazırlamış ki 300 saatte biz bütçenin bir virgülünü değiştiremedik arkadaşlar; 300 saatte 150 milletvekili konuştu, bir virgül değiştiremedik. Oysa bütçeler bir ülkenin vicdanı ve bu kadar vicdansız ve adaletsiz bütçeye karşı gerekli düzenlemeleri yapamadık.

Değerli arkadaşlar, yirmi çalışma günü çalıştık, şimdi Genel Kurulda on iki çalışma gününde bitirilmek isteniyor. Oysa arkadaşlar, bu bakanlıklar torba bakanlıklar; Tarım Bakanlığına Orman Bakanlığı eklendi, Dışişleri Bakanlığına AB Bakanlığı eklendi, pek çok bakanlık birleştirildi. Bu yetmezmiş gibi, bakanlıkların da birleştirilerek görüşülmesi öneriliyor. Biz buna karşıyız ve Cumhuriyet Halk Partisinin on dokuz gün görüşülmesi önerisini destekliyoruz.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hatip, konuşmasında bize “Siz zulmediyorsunuz, zalimsiniz.” gibi ifadeler kullanmıştır.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ya ama iktidara böyle şeyler söylenir ya, söylenmez mi?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu, eleştiriden ziyade parti grubumuza bir sataşmadır. İç Tüzük 69’a göre söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın CHP grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer bir zulümden bahsedecekseniz veya bir zulüm görmek istiyorsanız Türkiye’nin mezarlıklarına bakacaksınız, orada zulmü kimin yaptığını göreceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye’nin köylerine bakacaksınız; oraları basıp bebekleri, çocukları, silahsız insanları, sivil insanları katledenleri göreceksiniz; ondan sonra bir zulümden bahsedeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Siz yargı kararlarını istediğiniz gibi eleştireceksiniz, aklınıza geleni söyleyeceksiniz, istediğiniz şeyi söyleyeceksiniz ama bu ülkenin Cumhurbaşkanı bir şey söylediği zaman “Yargı kararıyla alakalı bir şey söyleyemez.”

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – “Tanımıyorum.” diyor.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Böyle bir dünya yok. Siz konuşuyorsanız biz de konuşuruz, Cumhurbaşkanı da konuşur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Burada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden bahsediyorsunuz: “Hemen serbest bırakılmalı.” Bir kere bir karar verilmiş; uygulamada, sözleşmenin 46’ncı maddesi gereği bunun kesinleşmesi gerekiyor, üç aylık bir itiraz süresi var. Bunlar olmadan hemen ahkâm kesmeye başlıyorsunuz.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Karşı hamle yapmadı mı, karşı hamle yok mu?

MEHMET MUŞ (Devamla) – İfade özgürlüğünden bahsediyorsunuz. Bakın, o verilen kararda ifade özgürlüğü hiçbir değerlendirmeye alınmamış ve tamamen reddedilmiş. İfade özgürlüğüyle alakalı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği kararda en ufak bir şey yok.

Bir diğeri… Bakın, bir şeyi karıştırmayın, şunu karıştırmayın: Recep Tayyip Erdoğan şiir okudu, Recep Tayyip Erdoğan “PKK terör örgütü değildir.” demedi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Recep Tayyip Erdoğan bu ülkeye baraj yaptı, yol götürdü; insanlara aş imkânı, iş imkânı oluşturdu. Recep Tayyip Erdoğan iş imkânını, aş imkânını yakan, yıkan, iş makinalarını ortadan kaldıran PKK terör örgütü üyelerine destek çıkmadı, onların sırtını sıvazlamadı, onlarla karşılaştıkları zaman yolda kucaklaşanların karşı karşıya kaldığı şu anki muamelenin arkasında duruyor.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Habur’da mahkeme kurmadı(!)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Bunu bir kere birbirinden ayırt edelim, ifadelerimizi doğru kullanalım, şiir ile terör örgütüne destek çıkmak arasında dağlar kadar fark var.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, ben de tutanaklara geçsin diye bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisinin üzerinde görüşmelere devam edeceğiz ama Sayın Altay, tutanaklara geçmesi için söz talep ettiniz, buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şimdi, hakkaniyetten iyisi ve doğrusu olmaz, hele burada.

Sayın Başkan, bu Parlamentoda PKK’nın eli kanlı bir terör örgütü olmadığını söyleyecek kimse yoktur. Bu böyle. (AK PARTİ sıralarından “Soluna dön.” sesleri, gürültüler)

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Dur, dur; zaten oraya geliyorum, oraya geliyorum.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bir hatibi dinleyelim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben kulağımla, gözümle…

SELMAN OĞUZHAN ESER (Karaman) – Soluna doğru dön.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Nereye döneceğimi sana mı soracağım?

…duydum gördüm. Vallahi billahi bir televizyonda -bir video kayıt- AK PARTİ Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan şöyle diyordu: “Sayın Öcalan aldığı kellelerin hesabını verecek.” (AK PARTİ sıralarından “Geç onları geç.” sesleri, gürültüler)

Yani ben Türkiye'de Kürt sorununu rahmetli Özal’dan duydum ilk, sonra sık kullananlardan biri benimdir; “Sayın Öcalan” ifadesini de bir siyasetçi bakımından ilk Erdoğan’dan duydum.

Tutanaklara geçsin istedim, teşekkür ederim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Toparlayalım ama artık Sayın Muş, bunlar son sözlerim.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben bir polemik olsun diye yapmadım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, Recep Tayyip Erdoğan’ın ne olduğu, terör örgütlerine nasıl baktığı, terör örgütlerine karşı yaklaşımının ne olduğunu hem bu çatı altında bulunan 600 milletvekilimiz…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Herkes biliyor; evet, hepimiz biliyoruz.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …hem de milletimiz gayet iyi bilmektedir. Kendisi müsterih olsun. Bu ülkede PKK terör örgütünün başını en sert şekilde ezen bu iktidardır, Recep Tayyip Erdoğan’dır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KORAY AYDIN (Ankara) – Altı ay sonra açılım yapacaksınız yine, altı ayınız var.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bilgen, siz de bir dakikada toparlayın, gündemimize devam edelim.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Kars Milletvekieli Ayhan Bilgen’in, yargıyla ilgili bir sürü mağduriyet varken, yıllarca davalar bitmezken “Çok normal ve olağan bir şey gerçekleşti.” denilmesini kamuoyunun takdirine bıraktığına ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, hiçbir yorum yapmayacağım, sadece Anayasa’nın 138’inci maddesinin ikinci paragrafını okuyacağım: “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” Burada konuştuğumuz şey davanın içeriği değil. Eğer davanın içeriğine girecek olursak söylenecek çok söz var ama gerçekten bağımsız bir yargılama süreci gerçekleşti ve bu kadar da hızlı gerçekleşti. Yargıyla ilgili bir sürü mağduriyet varken, yıllarca davalar bitmezken “Çok normal ve olağan bir şey gerçekleşti.” diyorsak bunun herkesin vicdanına bırakıyorum, kamuoyunun takdirine bırakıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer alması, Genel Kurulda görüşme usul ve takvimi ile konuşma sürelerine ve kamu idarelerinin bütçeleri ile kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin on yedi turda tamamlanmasına, turların bitiminden sonra bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının maddelerinin oylanmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekilimiz Sayın Ramazan Can’a aittir.

Buyurun Sayın Can. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kırıkkale, Kırıkkale.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – On dokuz gün yapalım Ramazan Bey, gel, on dokuz gün yapalım bunu.

BAŞKAN - Sayın Can, hata bende değil, kusura bakma, gelen yazıda…

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Estağfurullah.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Ramazan Bey, on dokuz gün tamam, değil mi?

BAŞKAN – Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Ramazan Can.

Sayın Ramazan Can her yere hitap edecek bir milletvekilimiz doğal olarak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi bütçenin takvimi ve müzakeresiyle alakalıdır. Birazdan AK PARTİ grup önerisi olarak da bütçenin müzakeresi yönünde bir grup önerimiz gelecek ve burada tartışılacaktır.

Öncelikle, şunu söylemek istiyorum: Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ilk bütçesi olacaktır, hayırlı uğurlu olsun. Bundan önce Mecliste bütçeler nasıl görüşüldüyse aynı şekilde görüşülecektir. Milletvekillerinin katılımı, müzakere ve oylama, hepsi milletimizin gözü önünde olacaktır diye düşünüyorum.

Bu meyanda, bizim grup önerimiz birazdan oylanacağı için Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımızı belirtiyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Ramazan Can.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisi üzerindeki görüşmeler sona ermiştir.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Edilmiş gibiydi Başkanım sanki. Şurayı gördünüz mü?

BAŞKAN – Gördüm.

Saydık değerli arkadaşlarım.

Sayın Aydoğan, bir söz talebiniz vardı, ben konunuzu biliyorum, siz yerinizden ifade edin.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün faaliyete girmesiyle Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçişlerin yasaklandığından haberi olmayan araçların mağduriyetinin ortadan kaldırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün faaliyete geçişi sonrası Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden bazı araçların geçişi yasaklandı. Genelde hafif ticari araçlar sınıfında olan araçlar durumdan habersiz olduğu için eskisi gibi geçiş yapmaya devam ettiler. Aks aralığı 3,2 metrenin üzerinde olan araçlara her geçişte 600 TL ceza kesiliyor. Bu cezalara ilişkin bir tebligat yapılmadığı gibi e-devlet sisteminde de cezalar görülmüyor, toplu hâlde vatandaşa tebliğ edildiğinde de büyük meblağlar oluşuyor. 200 bin TL ceza gelen araçlar var. Götürdüğü yükten en fazla 200-300 TL para kazanabilen bir sürücüye 600 TL ceza kesilmesi ve cezaların toplu olarak yollanması tüketici haklarının açıkça ihlalidir. Yüzlerce mağdur bir çözüm beklemektedir.

Buradan, hem Meclise hem iktidara sesleniyorum: Bu mağduriyetin ortadan kaldırılması için gerekli düzenlemenin yapılması gerekir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, öneriyi okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer alması, Genel Kurulda görüşme usul ve takvimi ile konuşma sürelerine ve kamu idarelerinin bütçeleri ile kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin sekiz turda tamamlanmasına, turların bitiminden sonra bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının maddelerinin oylanmasına ilişkin önerisi

4/12/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 4/12/2018 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                    Mehmet Muş

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                    AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Genel Kurulun 4, 5 ve 6 Aralık 2018 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi, 4 Aralık 2018 Salı günkü (bugün) birleşiminde 16 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölüm görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 5 Aralık 2018 Çarşamba günkü birleşiminde 16 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi, bu birleşiminde 16 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanamaması hâlinde 6 Aralık 2018 Perşembe günkü birleşiminde 16 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Bütçe Programı

1) 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı'nın Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10 Aralık 2018 Pazartesi günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1'inci ve 2'nci sıralarında yer alması, bütçe görüşmelerine 10 Aralık 2018 Pazartesi günü saat 13.00'te başlanması; bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar, resmî tatil günleri dâhil, her gün saat 11.00'den günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması,

2) Görüşmelerin on iki günde tamamlanması, bütçe görüşmelerinin son günü olan 21 Aralık 2018 Cuma günü görüşmelere saat 14.00’te başlanması ve bu birleşimde bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar çalışmalara devam olunması,

3) Başlangıçta bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde yürütme adına yapılacak sunuş konuşmasının süreye tabi tutulmaksızın yapılması, gruplar ve İç Tüzük'ün 62'nci maddesi gereğince istemi hâlinde görüşlerini bildirmek üzere yürütmeye de altmışar dakika söz verilmesi (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların ise onar dakikayla sınırlandırılması,

4) Kamu idarelerinin bütçe ve kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin 8 turda tamamlanması, kamu idarelerinin bütçe ve kesin hesaplarının görüşülme günlerini belirten programın TBMM Başkanlığınca bastırılarak duyurulması, turların bitiminden sonra bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının maddelerinin oylanması,

5) Tüm turlarda yapılacak görüşmelerde, gruplar ve İç Tüzük'ün 62'nci maddesi gereğince istemi hâlinde görüşlerini bildirmek üzere yürütme adına yapılacak konuşmaların altmışar dakika (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir), kişisel konuşmaların beşer dakika olması; kişisel konuşmalarda her turda İç Tüzük'ün 61’inci maddesine göre biri lehte, biri aleyhte olmak üzere iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin sadece bütçenin tümü üzerinde veya sonundaki görüşmelerde ya da bir turda söz kaydı yaptırması,

6) Bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin on dakika soru, on dakika cevap olarak sınırlandırılması,

7) Bütçe görüşmelerinin sonunda gruplara ve İç Tüzük'ün 62'nci maddesi gereğince istemi hâlinde görüşlerini bildirmek üzere yürütmeye altmışar dakika süreyle söz verilmesi (bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir), İç Tüzük'ün 86'ncı maddesine göre yapılacak kişisel konuşmaların ise onar dakika olması önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin gerekçesini açıklamak üzere söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Doğan Kubat.

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Kubat, süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; grup önerimiz lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, grup önerimizde, 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine ilişkin bir takvim önerilmektedir. Buna göre, görüşmelerin 10 Aralık Pazartesi günü saat 13.00’te başlaması ve aralıksız olarak toplam on iki gün devam etmek suretiyle 21 Aralık Cuma günü görüşmelerinin tamamlanması önerilmektedir.

İlk gün yapılacak konuşmalarda, bilindiği üzere, teamülen, yürütme temsilcisinin burada yapacağı bütçe sunuşu bir süreye tabi tutulmamaktadır. Bundan sonra siyasi parti grupları ve yine yürütme temsilcisi adına yapılacak görüşmelerin süresinin altmış dakika olmasını önermekteyiz. İki şahıs onar dakika görüşme yapacaklar.

Yine, önümüzdeki hafta salı gününden itibaren sekiz tur hâlinde bakanlıkların ve merkezî yönetim bütçe kapsamındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarının gelir-gider cetvellerinin ayrıntılı biçimde…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Gel şunu on altı yapalım, gel şunu on altı yapalım ya.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - …ve muhalefet tarafından da yeterli şekilde eleştirilmesine imkân verecek bir sürede inşallah burada her gün altmış dakika…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Vermiyor, yetmiyor Doğan Bey, yetmiyor; memleketin sorunları bu kadar kısa sürede konuşulamıyor.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Son gün ise yine bütün siyasi parti grupları ve yürütmeye altmış dakikalık bir süre önermekteyiz. Bütçenin ilk 2 maddesi çerçevesinde yapılacak bu görüşmelerden sonra kanun tasarısının 14 maddesi ile kesin hesabın 7 maddesi İç Tüzük’ün 81’inci maddesine göre normal usule göre görüşülecektir.

Değerli arkadaşlar, esasen Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinde usule ilişkin konuların yüzde 80’inde anlaşıyoruz, bir tek anlaşamadığımız on dokuz gün… Onu da ilk defa bu dönem getirdiler, saygı duyarız…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – İlk defa enflasyon canavarı hortladı ülkede! Canavar hortladı, ne yapalım?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yılbaşını burada kutlamak istiyor arkadaşlar!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Ancak bu şekilde olursa 29 Aralık günü tamamlanıyor.

Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği üzere, bütçe, yürütme organının Meclise karşı temel sorumluluk mekanizması, bunun farkındayız ve bütçe hakkı doğrudan yasama organına ait. Yasama organının halk adına kamu gelirlerini toplama ve yine halk adına bu gelirleri harcama konusunda yürütmeye sınırlarını belirleyerek yetki vermesi ve sonuçları denetlemesine “bütçe hakkı” denilmektedir.

Meclis, bütçeyle yürütme organına gelir toplama ve gider yapma yetkisi vermekte ve bu yetkinin usulüne ve kanuna uygun olarak kullanılmasını, bütçe sürecinin bir parçası olan Kesin Hesap Kanunu’yla denetlemektedir ancak unutulmamalıdır ki bütçe kanunlarının zamanında hazırlanamaması veya kabul edilememesi kamu düzeninde telafisi güç zararlar doğurabilecek nitelikte olduğundan, Anayasa’da, bütçe kanunlarının hazırlanması, Meclisteki görüşmeler ve yayınlanması bakımından da diğer kanunlardan farklı bir usul benimsenmiştir işin doğası gereği ki Anayasa’nın 162’nci maddesinin üçüncü fıkrasında da “Mali yıl başına kadar bütçe teklifi Genel Kurulda görüşülür ve karara bağlanır.” diye emredici bir hüküm yer almıştır. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisinin 29 Aralıkta son gün bunu bitirelim demesi, bu hüküm açısından da bir çelişki.

Kaldı ki bütçe Meclisten çıktıktan sonra da biliyorsunuz teknik redaksiyona tabi tutulmak durumunda.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – O benim sorunum değil!

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Sayfalarca eki cetveller incelenip redaksiyona tabi tutulduktan sonra, yayınlanmak üzere, onaylanmak üzere Cumhurbaşkanının makamına gönderilmekte. Bu süreç, işin doğası gereği, eğer bizim önerdiğimiz takvim 21 Aralık Cuma günü tamamlanırsa, tamı tamına bir mali yılbaşı olan 1 Ocak öncesinde yürürlüğe girmiş olacaktır diye düşünüyoruz.

Ben, bu çerçevede, daha önceki, geçen dönemlerin -ki o dönemin bütün siyasi partilerinin de büyük bir uzlaşıyla kabul ettiği- görüşme günlerine dair bir iki örnek vererek… Örneğin 2017 ve 2018’de on bir gün, 2016’da on iki gün, 2015’te on iki gün, 2013 ve 2014’te on günde bütçe görüşmelerini tamamlamışız ve kâmil manada eleştirileri de muhalefet yapmış. Ben bu sürenin yine yeterli olacağını düşünüyorum. Şimdiden bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum.

Grup önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kubat.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde söz isteyen, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına, Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Mahmut Toğrul.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

HDP GRUBU ADINA MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu vesileyle, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçe bir ülkenin vicdanıdır. Kaldı ki gelen bu bütçe bir rantiye bütçesi ve maalesef, yoksulun, emekçinin, çalışanın derdine derman olmayan bir bütçe.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, biraz önce Sayın Selahattin Demirtaş ve Sayın Sırrı Süreyya Önder hakkında verilen kararla ilgili, AKP grup başkan vekili kalktı, bir sürü şey söyledi. Ona hatırlatmak isterim değerli arkadaşlar, Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’in yargılandıkları konuşmaları 2013 İstanbul “Nevroz”unda yapılan konuşmalarıdır. 2013 “Nevroz”undaki konuşmaların sonunda basının attığı manşetleri dikkatinize sunmak isterim: “Nevroz ateşi barışa adandı.” “Nevroz ateşi barış için yakıldı.” O gün AKP’nin güdümünde olan medya bu manşetlerle çıkmıştı. Bu ülkede yıllardır yanan bir ateşe su dökülmesi için bir çaba yürütülüyordu ve o dönemin çalışmasını yapanlarla ilgili bu Meclisten bir kanun çıkarıldı ama maalesef zaman değişti, 7 Haziranda iktidarı kaybedenler ülkenin söndürülmek istenen ateşine tekrar benzin dökerek yeni süreç başlattılar. Tekrar geriye dönüp çıkan kanuna aykırı bir şekilde… Bakın, o dönemki görüşmeleri yürütenler, AKP’den olanların hiçbiri yargılanmıyor ki yargılanmamalıdır. Bir ateş söndürülmeye çalışılıyordu ama… O dönem Halkların Demokratik Partisinin görüşmelerine katılan ve Nevroz’daki konuşma metninin geldiği yeri hatırlatmak isterim.

Şimdi durum bu iken Sayın Selahattin Demirtaş’ın bu propagandayla ilgili yargılanması, diğer tüm dosyalar birleştirilirken bu dosya birleştirilmedi. Neden birleştirilmedi? Cumhurbaşkanlığına engel olmak istediler fakat yetiştiremediler. Ama bu arada, biliyorsunuz, AİHM bir karar verdi ve Sayın Selahattin Demirtaş’ın siyasi nedenlerle içeride tutulduğunu, derhâl serbest bırakılması gerektiğini söyledi. Şimdi durum bu iken ülkenin Cumhurbaşkanı çıktı, AKP Genel Başkanı çıktı “Biz karşı hamlemizi yapar, yolumuza devam ederiz.” dedi. Evet, karşı hamlelerini yaptılar. Hangi mahkeme peki bu? 26. Ağır Ceza Mahkemesi. 26. Ağır Ceza Mahkemesi verdiği bu karardan dolayı terfi etti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Toğrul, tamamlayın.

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – Hangi mahkemenin yerine? ÇHD’yle ilgili kararı, serbest bırakma kararını veren 37. Ağır Ceza Mahkemesinin yerine terfi etti. Ve bugün, istinaf mahkemesi, AKP Genel Başkanının verdiği “Önlemimizi alırız, yolumuza devam ederiz.” talimatını, hemen cevabı aldı ve harekete geçti.

Siz ne yaparsanız yapın, bakın, bu kararlar tarihe birer kara leke olarak geçecektir. Menderes’i asanlar bugün arkasında durmuyorlar. Yarın, Selahattin Demirtaş’a bu cezayı verenler de bu kararın arkasında duramayacaklar ve bu kara lekeyi taşımadıklarına, ortak olmadıklarına ikna etmek için toplumun karşısında hesap veremeyecekler; biz bunu biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu ülkede yanan bir ateş var, buna kim bir damla su döküyorsa -ki Selahattin Demirtaş’ın tüm siyasi hayatı bununla geçmiştir- onlara teşekkür borçluyuz. Ve bu ülkede yanan ateşin durdurulması, söndürülmesi için mücadele edenler tarihe elbet direnenler olarak geçecek. Bu kararları verenler tarihin kara sayfalarında kötülükle anılacaktır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, yerimden İç Tüzük 60’a göre bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

41.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, bugün ceza alan kişi, ateşe su dökmemiş, ateşi yakanlarla iş tutmuştur. 6-7 Ekim olaylarını bu millet asla unutmayacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ölen insanları, yakılan yıkılan sokakları, ateşe verilen araçları, yağmalanan dükkânları asla unutmayacak. Onun çağrısını yapanlar bunun karşılığını mutlaka yargı yoluyla alacaklardır.

Türkiye bir demokratik hukuk devletidir ama demokratik hukuk devleti olması demek, ben istediğim gibi, ülkeyi bölecek faaliyetler konusunda bu işin propagandasını yaparım, bana kimse bir şey yapamaz demek değildir; yaparlar, hukuk yapar.

Bir diğer konu da şudur: Türkiye'nin en büyük belası terördür, terör belasıdır. Bu Parlamentoda yapılan çalışmalar, AK PARTİ’nin yaptığı çalışmalar, terör örgütünün tasfiyesi için yapılmıştır. Yapılan düzenlemeler terör örgütünün tasfiyesi için yapılmıştır, terörü övmek için değil.

Teşekkür ediyorum.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Sayın Bilgen, siz de bir söz talebinde bulundunuz.

Buyurun.

42.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, biraz önce bahsedilen 6-8 Ekim olaylarında resmî rakamlarda 53 kişi hayatını kaybetti. Bu 53 kişiden sadece 8 kişiyle ilgili bir soruşturma ve yargılama süreci var, onların failleriyle ilgili var. Diğer 45 kişiyle ilgili -ki içerisinde Bingöl Emniyet Müdür Yardımcısı da var, oradaki bir polis de var- herhangi bir soruşturma ve yargılama süreci yok.

Şimdi, hayatını kaybeden insanlar arasında “Şunların failleri bulunsun cezalandırılsın ama şunlarınki unutulabilir, üstü örtülebilir.” gibi bir yaklaşımı herhâlde burada hiç kimse savunamaz. Dolayısıyla da eğer 6-8 Ekimle ilgili etkin bir yargılama, ciddi bir soruşturma yürümüyorsa bunun siyasi sorumluluğu vardır. Biz burada, bu konunun daha ciddi araştırılması için defaatle araştırma önergesi verdik ama her seferinde iktidar partisinin oylarıyla reddedildi. Oradaki insanları kimliğiyle ya da başka bir nedenle ayırmaksızın failler bulunsun ve gerçek failler cezalandırılsın diyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, benim de 60’a göre söz talebim vardı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

43.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, PKK terör örgütünün Kürt sorunundan beslendiğine ama Adalet ve Kalkınma Partisinin de zaman zaman Kürt sorununu kaşıdığına ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Şimdi, Sayın Başkanım, ben aslında burada bir mesaj verdim, dedim ki: Bir kere yürütmenin yargı üzerindeki tahakkümünden vazgeçmesi lazım. Beğenirsiniz beğenmezsiniz, nefret edersiniz etmezsiniz -bahse konu siyasetçiler için söylüyorum- ama bu apaçık budur. Buna deve kuşu gibi kafamızı kuma gömerek buradan bir şeye varamayız da.

Ben, şimdi, sayın AK PARTİ grup başkan vekilinin hatibin konuşmasından sonra söz almasında şunu görüyorum ve buna üzülüyorum, sözü onun için aldım. Şimdi şunu diyeceğim, kızacaklar ama demek zorundayım: PKK terör örgütü -bakın, altını çizerek söylüyorum- Kürt sorunundan besleniyor -bana göre bu doğru- ama Adalet ve Kalkınma Partisinin de zaman zaman Kürt sorununu kaşıdığını düşünüyorum. Ben böyle düşünüyorum, böyle düşünmeme bir sürü gerekçe var, polemik olursa sayarım. Ben diyorum ki: Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Gürcü, Abaza, Boşnak fark etmez, bu coğrafyada yaşayan ve adına “Türk milleti” denilen 81 milyonun barış içinde, huzur içinde, kardeşlik içinde, refah içinde yaşamasının önündeki engel -eğer bir engel varsa- siyaset kurumu olmamalı; bunu söylüyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Ağıralioğlu, siz de sisteme girmişsiniz, sizin de bir söz talebiniz var herhâlde.

Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Kayıtlara geçsin diye Genel Kurulun dikkatlerine arz ediyorum: Bugün iktidar grubunun HDP’ye kızarken “Böyle böyle yapıyorsunuz.” dediği her şey, çözüm süreci içerisinde… “Memleketinizin meselelerini -bize yaptıkları- aşikâr bir terör organizasyonuyla görüşmek yerine, milletinizin her şeye rağmen size ve partinize tevcih etmiş olduğu oya istinat ederek, kendi oyunuz etrafında oluşmuş meşruiyete dayanarak müzakere edin.” dedik. O zaman, bizim bu hatırlatmalarımıza iktidar grubunun “Kandan besleniyorsunuz.” sitemlerini unutmamayı ve unutturmamayı da hem partimiz adına hem tarihî hafıza adına bir mesuliyet sayıyoruz. Bu memlekette memleketimizin meselelerini çözebileceğimiz meşru zeminleri kaybedersek, siyasetin bu memlekette problem çözebilme havzalarını gayrimeşru unsurlara tevcih edersek bu uğurda mücadele vermiş, şehit olmuş insanların ruhlarını muazzep ederiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Bitireceğim efendim.

Dolayısıyla terör organizasyonuna her türlü meşruiyeti “Müzakere ediyorum.” diye verip itibarını kaybetmiş devleti sokaklardan, hendeklerden toplamak için verdiğimiz onca şehidin hatırası hafızamızdayken; Hükûmetimizin öğrenme maliyetlerinin bu kadar ağır olmasına, Hükûmetimizin, terör organizasyonunun “Bunlar bir terör örgütüdür.” noktasına gelmesine bunca bedelle geldiğimiz aşikârken; bu mevzuda Hükûmetin, meşru muhatapların dışında muhataplarla devletin, milletin güvenlik işlerini konuşmasından dolayı bugüne kadar ödediğimiz bedellerin Hükûmetin hissesine sadece “Kandırıldık.” diye bir alan açmasından sitemle bahsederek bu mevzunun kayda geçmesini istiyorum. Yani bugün, terör organizasyonunun… Abdullah Öcalan’a “sayın” denilmesi de dâhil olmak üzere, memleketin, milletin meselelerini Kandil’e adam göndererek, Kandil’i Survivor parkuruymuş gibi millete takdim ederek, devletin meşru yayın organlarında görevli muhabirlerin, bugün başına ödül konulan teröristlerin kanaatlerini milletle paylaşmasını, millete ulaştırmasını bu meseleyi çözme iradesi diye bize takdim eden arkadaşlarımızın Hükûmet grubu olduğunu da unutmamak zorundayız. Bunu hatırlatacağız.

Bu vesileyle Genel Kurula saygılarımla arz ediyorum.

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sayın Başkan, 60’a göre…

BAŞKAN – Sonra.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci ve 2’nci sıralarında yer alması, Genel Kurulda görüşme usul ve takvimi ile konuşma sürelerine ve kamu idarelerinin bütçeleri ile kesin hesapları üzerindeki görüşmelerin sekiz turda tamamlanmasına, turların bitiminden sonra bütçe kanunu teklifi ve kesin hesap kanunu tasarısının maddelerinin oylanmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerine söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Engin Altay, Sayın Grup Başkan Vekilim…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer’e devrediyorum efendim.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Niğde Milletvekilimiz Sayın Ömer Fethi Gürer konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

CHP GRUBU ADINA ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçenin görüşme süresiyle ilgili bir önergeyi görüşüyoruz. Bildiğiniz gibi, bütçe yalnızca Cumhurbaşkanını, iktidarı değil muhalefetiyle, insanıyla bu ülkede yaşayan herkesi ilgilendiriyor.

Komisyon çalışmalarına katıldım. Bu bütçede esasında işçi yok, memur yok, çiftçi yok, esnaf yok, engelli yok, emekli yok ama bunun yanında sağlıkta, eğitimde ülkede yaşanan sorunlarla ilgili önerilerimizi dikkate alan da yok. Onun için, bu sürenin Cumhuriyet Halk Partisi önerisi doğrultusunda on dokuz gün olmasını talep etmiştik çünkü halkımız ne olduğunu görmeli, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ülkenin sorunlarına bütün partilerin nasıl baktığını da öğrenmeli. Yalnızca vatandaşın bilgisinden kaçırarak bir işi yapıyormuş gibi gösterip özünde nasıl yapılmadığının da gösterge yeri Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe görüşmeleri olmalı çünkü her yerde kentlere söz veriliyor, insanlara söz veriliyor ama bunlarla ilgili Mecliste ne görüşme yapılıyor ne sonuç alınıyor. Ne emeklilikte yaşa takılanların sorunu çözülüyor ne taşeronun sorunu çözülüyor ne emeklilikte intibak yasası nedeniyle mağdur olanlarla ilgili bir düzenleme yapılıyor ne 10 yaşında çalışan çocukların mağduriyeti görülüyor ne kadınlar için bir şey var ne gençler için bir şey var; varsa yoksa kendi düşüncelerine uygun davranış ve anlayışta talimat doğrultusunda getirilenlerin oylaması var. (CHP sıralarından alkışlar)

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu süreci içimize sindiremiyoruz. Ülkenin sorunlarını konuşalım. Muhalefet olarak biz yapıcı önerilerde bulunuyoruz. Her gün zam yaptığınız elektrikle, doğal gazla ilgili canını okuduğunuz halka gidip ürettiği ürün için depo basacağınıza onların sorunlarına çözüm üretin, üretimdeki maliyet girdilerini düşürün, besicinin, hayvanı olanın yaşadığı sıkıntıları aşmak için destek verin diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakınız, Tarım Bakanlığının bütçesi gelecek, “Şu desteği yaptık, bunu yaptık.” diye sizlere de not verip konuşturacaklar.

Alana gidiyorsunuz, çiftçi mağdur. İşçilere gidiyorsunuz, iş kazalarında bu ülke Avrupa’da 1’inci, dünyada 3’üncü. Bakan gelecek buraya, “İşçiye şunu yaptık, memura bunu yaptık.” diyecek. Esas olan, muhalefetin de ne yapılmadığını göstereceği zamanı tanıyın. Neden, kimden, neyi kaçırıyorsunuz? On iki gün konuşacağımıza, on dokuz gün görüşelim. (CHP sıralarından alkışlar) Cumhuriyet Halk Partisi olarak her konunun, terör dâhil her konunun bu Mecliste konuşulmasını, halkın gözü önünde her düşüncenin açıkça görülmesini talep ediyoruz çünkü doğru olan, gerçeklerin bilinmesidir. Gerçekleri ne kadar saklarsanız saklayın, yaşananlarla bu halk gerçekleri görüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – İlk seçimde de size gereken dersi verecek diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, öneri üzerindeki görüşmeler sona ermiştir.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Sayın Subaşı, 60’a göre sisteme girmişsiniz, talebinizi ilettiniz.

Bir dakika vereyim.

Sonra, Sayın Tanal, size söz vereceğim.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

44.- Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’nın, AİHM’in Selahattin Demirtaş’la ilgili kararı sonrasında Cumhurbaşkanının “Bir hamlemiz var.” ifadesinden sonra yargının hükme ulaştırılmasının yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına düşündürücü olduğuna ilişkin açıklaması

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Ben biraz önce geçen konudaki davanın içeriğini bilmiyorum ama Cumhurbaşkanının “Bir hamlemiz var.” dedikten sonra istinaf mahkemesinin süratle onaylaması ve yargının hükme ulaştırılması gerçekten yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı adına düşündürücü olmuştur. Davanın içeriğini çözmek, bu konudaki iddialar ve çözümü tamamen bağımsız ve tarafsız yargınındır. Tartışılan konu bu olmamalıydı ama 138’inci maddedeki “yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı” bu devlet sisteminin en önemli güvencesidir. Cumhurbaşkanının ya da siyasi iradenin “Bu konuda hamlem var.” demesi bunu kuşkulu hâle getirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal…

45.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, elektrik faturalarındaki dağıtım bedeline ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkanım, benim evime gelen elektrik faturaları var. Şimdi, mesela eylül ayında gelen elektrik faturasında asıl borcum 21 lira, 6 tane kalemle birlikte 39 liraya tekabül etmiş yani 19 lira -elektrik faturası kadar- 6 kalemden ibaret bir ilave var. Burada dikkatimi çeken husus şu: Dağıtım bedeli eylül ayında 10 lira geliyor, ekim ayında dağıtım bedeli 8 lira geliyor. Ben Yıldız’da oturuyorum yani o caddede dünya kadar konut var, dünya kadar ev var; otobüse binse bu parayı bulmaz, taksiye binse bu parayı bulmaz. Yani Allah rızası için adında “adalet” olan Adalet Partili arkadaşlar, bu adaletsizliği önleyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu alınacak dağıtım bedeli hakikaten bir Deli Dumrul vergisi gibi bir şey. Yani her ay… Orada kaç kişi oturuyor, ben tek başıma oturmuyorum ki.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın Toğrul, siz de 60’a göre söz talep ettiniz, ben size de veriyorum, toparlayalım, ondan sonra 37’ye göre bir öneri var, onu görüşeceğiz.

Buyurun.

46.- Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul’un, AKP sözcülerinin konuşmalarıyla algı yaratarak toplumu yanılttığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkür ederim Başkan.

Sayın Başkan, şimdi, AKP sözcüleri konuştuğunda gerçekten bir algı yaratarak toplumu yanıltıyorlar. Şimdi, biraz önce, sanki Sayın Selahattin Demirtaş’ın aldığı cezası 6-8 Ekim olaylarındanmış gibi bir kanı ortaya çıkıyor. Alınan ceza -biraz önce de söyledim- 2013 Nevrozunda İstanbul’da yapılan bir konuşmadandır. Yine, Sayın Başkan, biliyorsunuz, AKP, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını tanımadığını, uygulamayacağını söylediğinde üç aylık itiraz süresine güvenmişti. Şimdi, bugün daha yeni aldığımız bir habere göre istinafın kararına itiraz süresi daha dolmamışken Sayın Sırrı Süreyya Önder’in evine polisler Sayın Sırrı Süreyya Önder’i almak üzere gidiyorlar. Hani itiraz süresi? Madem öyle, belki itirazda istinaf mahkemesi vazgeçecektir kararından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – İşinize geldiğinde kararları tanıyorsunuz, işinize gelmediğinde tanımamazlık doğru değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Barut siz de sisteme girmişsiniz, hemen ifade edin ve ondan sonra 37’yi değerlendirelim.

47.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, yazılı ve sözlü sorularına yanıt alamamalarının izahını Meclis Başkanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, Meclis Başkanımız Binali Yıldırım’a sormak istiyorum: Bizler yüce Mecliste beş aydır görev yapıyoruz. Halkın oylarıyla seçilmiş olan bizlerin, ülkemizin ve seçim bölgemizin sorunlarına çözüm üretmek, her koşulda halkımızın sesi olmak en temel görevimizdir. Bizler halkın vekilleriyiz, Gazi Mecliste konuşuyoruz, yazılı ve sözlü sorular soruyoruz. Meclis İçtüzüğü’nde yer almasına karşın bir türlü gereken yanıtları alamıyoruz. Bu durumu nasıl izah ediyorsunuz? Zaten yapılan değişikliklerle Meclisin yetkileri kısıtlandı, şimdi milletvekillerini de yok sayarak onların sordukları sorulara yanıt vermeyerek ne yapmayı amaçlıyorsunuz? Böyle bir anlayışı kabul etmek mümkün değildir. Sizlerden lütuf beklemiyoruz, milletvekillerinin sorularına yanıt vermek zorundasınız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır. Önergeyi okutup işleme alacağım ve sonra oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, (2/925) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/11)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/925) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                    Metin Ergun

                                                                                                                                         Muğla

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, önergesini açıklamak üzere teklif sahibi Muğla Milletvekilimiz Sayın Metin Ergun’a beş dakikayı geçmemek üzere söz veriyorum.

Buyurun Sayın Ergun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

METİN ERGUN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (2/925) esas numaralı Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınması talebiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, emeklilikte yaşa takılan mağdurlarının doğmasına sebep olan konu, hepinizin bildiği gibi, geriye doğru işletilen bir kanun vasıtasıyla kazanılmış hakların ortadan kaldırılması ve vatandaşımızın mağdur edilmesiyle ortaya çıkmıştır. EYT meselesi, kabul etmek gerekir ki artık toplumsal bir sorun ve kanayan bir yara hâline gelmiştir. Onun için görmezden ve duymazdan gelmek artık mümkün değildir.

Bu bir hak mahrumiyetidir, hakkı gasbedilenlerin, kanunla hakları elinden alınanların haklarının iadesi meselesidir. Unutmayalım ki bu sorunun oluşmasına sebep olan siyaset kurumudur. Bu sorunu ortadan kaldıracak olan da siyaset kurumudur. Başından beri bu meselenin bir insan hakları ihlali ve hak gasbı olduğunu ifade ettik. Bir kez daha tekrar ediyoruz, devlet vatandaşına karşı adildir, ona eziyet etmez, onu mağdur etmez, haklarını elinden almaz. Tam dersine, devlet mümkün olduğunca vatandaşının yaşam kalitesini artırmak için gereğini yapar. Sosyal devlet olmanın gereği de budur. Bu yüzden İYİ PARTİ olarak bizim için emeklilikte yaşa takılanlar meselesi bir siyasi polemik meselesi değildir. Siyasi rekabeti bir kenara bırakalım ve bu meseleye siyaset ve partilerüstü bir mesele olarak yaklaşalım. Bu hak gasbının ve mücadelesinin sağcısı, solcusu, şu partilisi, bu partilisi yoktur çünkü bu bir hak, hukuk ve adalet meselesidir.

Kanun teklifimiz kabul edilirse hakları elinden alınan vatandaşlarımızın hakları iade edilecek. Konuya açıklık getirmek gerekirse bu teklif bir erken emeklilik hakkı getirmiyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, salondaki uğultuyu görüyor musunuz? Arkada kıraathane gibi bir sohbet, hatip kürsüde.

BAŞKAN – Bir saniye…

Değerli arkadaşlar, lütfen yerinize oturur musunuz ve konuşmaları keser misiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ve maalesef grup başkanı ayakta, en çok dikkat etmesi gereken kişi.

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekilleri, lütfen partideki arkadaşlarınıza, milletvekillerinize şey yapalım.

METİN ERGUN (Devamla) – Bu teklif bir erken emeklilik hakkı getirmiyor. Sadece, işe başladıkları tarihte kanunun vermiş olduğu haklarla ve gerekli primlerini ödeyerek emekli olmayı hak eden vatandaşlarımızın emeklilik haklarını sağlayacak yani bir hak iadesidir, fazla bir şey değildir. Milletin temsilcileri olarak bizler bu vatandaşlarımıza emeklerinin karşılığı olan yasal haklarını iade edelim, edelim ki adaleti tesis edelim; nasırlı ellerin hakkı karşısında pas tutmuş vicdanlar olmayalım; hak vermenin, adaleti sağlamanın maliyet hesabını yapmayalım.

Toplumsal bir kangren hâline gelmiş olan emeklilikte yaşa takılanlar sorununu başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere İYİ PARTİ olarak her vesileyle defalarca dile getirdik, sadece tespitte bulunmadık, çözüm yolları da sunduk, kanun teklifi verdik, ilgili bakanlığa yazılı soru önergeleri sunduk, Meclis araştırma önergesi verdik; kanun teklifimiz gündeme alınmadı, yazılı soru önergelerimize cevap verilmedi, araştırma önergemiz reddedildi. Bizim bu gayretlerimizle özellikle de araştırma önergemizle ilgili olarak kamuoyuna “İYİ PARTİ meseleyi sulandırıyor, araştırılacak bir şey yok. Meclis araştırma komisyonu kurulursa bir yıllık zaman kaybına yol açacak. Bunun yerine ivedilikle kanun çıkmalı.” denilmiş idi değişik siyasi partiler tarafından. Önergemize destek vermeyen partilerin bahaneleri, gerekçeleri bu idi. Mademki gerekçe bu idi yani bilinen mesele olduğu için araştırılacak bir şey yoktu, Meclis araştırması bir yıl kaybettirecekti, kanun çıkması lazımdı, işte size kanun teklifi, buyurun destek verin. Hep beraber iktidarıyla muhalefetiyle teklife olumlu oy verelim ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ergun, tamamlayın.

METİN ERGUN (Devamla) – …bu mağduriyeti birlikte ortadan kaldıralım, destek verin, birlikte çözelim. Kanun teklifimize destek olmazsanız o zaman siz getirin ve bilin ki İYİ PARTİ Grubu olarak biz meseleye siyasi bakmayacağız, başka partilerin gündeminin peşine takılma olarak görmeyeceğiz ve sizden gelen teklife olumlu oy kullanacağız. Çünkü İYİ PARTİ’nin tek bir gündemi vardır, o da milletin gündemidir. Biz gelen teklifin kimden geldiğine değil, ne getirdiğine bakarız. Milletin faydasına olduğuna inanırsak da teklifi getiren adresin kimliğine değil, millet için faydasına bakar ve ona göre oy kullanırız. 24 Haziran seçim beyannamelerinde “EYT’linin sorunlarını çözeceğiz.” diye vaatte bulunanlara ve bunları boy boy afişlere bastıranlara sesleniyorum: İşte size fırsat, buyurun birlikte çözelim, böylece siz de sözünüzü tutmuş olursunuz.

Değerli arkadaşlar, lütfen, bu teklifi İYİ PARTİ’nin teklifi olarak görmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın ve selamlayın.

METİN ERGUN (Devamla) - Bu teklifi mağdur vatandaşlarımızın talebi ve beklentisi olarak görün.

Bu duygu ve düşüncelerle, kanun teklifimize tüm siyasi parti gruplarının desteğini bekliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

48.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, (2/925) esas numaralı Kanun Teklifi’nin hem mahiyet hem de teknik itibarıyla kusurlu olduğuna ve yasalaşması durumunda yeni mağduriyetler yaşanacağına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kanun çıkarmak çok ciddi bir iştir, çalakalem hazırlanan kanun teklifleri kaş yapayım derken bazen de göz çıkartır. Bu, biraz evvel kürsüde konuşması yapılan kanun teklifinin üç önemli -hem mahiyet itibarıyla hem de teknik itibarıyla- hatası ve kusuru vardır. Öncelikle, bu kanun teklifinin faraza yasalaşması durumunda bugün prim gün sayısını doldurup da yaş şartını dolduramayanlar emekli olacak. Kanun teklifinin yasalaşmasından bir gün sonra prim gün sayısını dolduranlar emekli olamamaktadır bu kanun teklifine göre. Dolayısıyla bu kanun teklifinin yasalaşması durumunda başka yeni mağduriyetler yaşanacaktır, bu birincisi.

İkincisi, başvuru için altı aylık bir süre tanınması da yanlıştır, hatadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edelim Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Vatandaş 1999’dan önce sigortalı olmakla birlikte sigortalı olduğu tarihteki emeklilik için gereken koşulları bu kanun teklifinin kabulünden sonraki 181’inci günde tamamlıyorsa o zaman ne yapılacak? Yani altı ay yüz seksen gün, 181’inci günde süresini tamamlayanın da yine bu teklife göre önü kapatılıyor.

Sonuç itibarıyla, alelacele hazırlanmış, çözüm getirmeyen bir tekliftir. Kabul edilmesi hâlinde, az önce de ifade ettiğim gibi sorunu daha da kalıcı hâle getirecek, ayrıca kesin çözümün de önünü kapayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisinin kanun teklifi daha farklı, daha derli toplu bir şekilde inşallah önümüzdeki zaman dilimi içerisinde gündeme geldiğinde de hep birlikte Mecliste uzlaşma hâlinde çıkaracağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Önümüzdeki zaman dilimi içerisinde Milliyetçi Hareket Partisinin kanun teklifi de geldiğinde, derli toplu, grupların uzlaşmasıyla birlikte hep birlikte inşallah çıkaracağız ve bu teklife de Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak “ret” diyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Türkkan, ben size söz vereceğim ama öneri sahibi grup olduğunuz için sizi sona bırakayım isterseniz, bu konuda konuşmak isteyen arkadaşlar var.

Sayın Altay…

49.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, EYT mağdurlarına Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun tam desteğini beyan ettiklerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Belli ki yüksek hassasiyet var hem Genel Kurulda hem Türkiye Büyük Millet Meclisini izleyen vatandaşlarımız bakımından. Kanun teklifi sahibi Muğla Milletvekilimiz Sayın Metin Ergun sunuşunu yaptıktan sonra gruplar sisteme girme ihtiyacı duydu, biz de duyduk, şunun için duyduk: Millet, vatandaş, Türkiye Büyük Millet Meclisinde olanı biteni izliyor zaten. Ama şu anda, bir toplumsal trajediye dönüşen ve 24 Haziran seçimleri öncesi, yanlış hatırlamıyorsam, Adalet ve Kalkınma Partisi dâhil bütün partilerin meydanlarda millete verdiği bir söz üzerine bir kanun teklifinin doğrudan gündeme alınması önerisini oylayacağız. Bu, şu demek değil, “Efendim, bu kabul edilirse EYT işi kanunlaştı.” demek değil. Sadece Meclisin gündemine… Komisyon Başkanı Komisyonun gündemine almadığı için İç Tüzük'ün verdiği bir hakkı Sayın Ergun kullanmaktadır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak verdiğimiz sözün arkasındayız. Ve eminim, umarım, dilerim, Parlamentoyu oluşturan 600 sayın milletvekilimizin tamamı da seçim meydanlarında bu sözü verdiler ve yürekten inanıyorum biraz sonra…Bizim de kanun tekliflerimiz var ama İYİ PARTİ’ye nasip oldu, Metin Ergun’a nasip oldu. Emeklilikte yaşa takılanların sorunlarına Meclis…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) - …AK PARTİ’yle, CHP'yle, HDP'yle, MHP'yle, İYİ PARTİ’yle tam bir mutabakatını gösterecek diye çok umuyorum. İYİ PARTİ’nin, HDP'nin ve CHP'nin tavrı bu konuda net.

Ben bugün… Daha önce de benzer bir oylama olduğunda, Milliyetçi Hareket Partisi ikinci oylamada karar değiştirdiği için, “EYT, MHP'ye takıldı.” diye kamuoyunda bence MHP'nin hak etmediği bir algı oluştu. Milliyetçi Hareket Partisinin de bu algıyı silmek için güzel bir fırsata kavuştuğu inancıyla EYT mağdurlarına Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun tam desteğini beyan ediyoruz efendim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar…

Sayın Yalım, siz de bu kanunla ilgili bir katkı yapmak istediğinizi ifade etmişsiniz. Bir dakika size söz veriyorum, sonra Sayın Bilgen’e vereceğim.

Sonra da, Sayın Türkkan, hepsini bir toparlarsınız.

Buyurun.

50.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, Muğla Milletvekili Metin Ergun’un kanun teklifini desteklediklerine, muhalefet milletvekillerinin toplam sayısının bu teklifi çıkarmaya yeterli olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kanunla ilgili, İYİ PARTİ Muğla Milletvekili Metin Ergun’u kesinlikle destekliyoruz. Bu kanun, biliyorsunuz, 8 Eylül 1999’da çıktı. Kanun ilk defa -dünyada ilk defa- çıkarıldığından itibaren geriye dönük işledi. Bu sebepten dolayı İYİ PARTİ’nin önerisinin, Grup Başkan Vekilimiz Engin Altay’ın da dediği gibi kesinlikle destekçisiyiz.

Buradan Milliyetçi Hareket Partisine de aynen şunu söylemek istiyoruz: Gelin, muhalefet milletvekillerinin toplam sayısı bu kanunu çıkarmaya yeterli, en azından gündeme getirelim Sayın Başkan, gündeme getirelim, tartışalım. Eksiğini, artısını, faydasını, hepsini tartışalım. Direkt 700 bin kişinin etkilendiği bu kanunla ilgili gelin, sizden destek bekliyoruz.

Ben bir de AK PARTİ milletvekili arkadaşlarıma seslenmek istiyorum: 3,5 milyon Suriyeliye 35 milyar dolar para harcarken 7 milyar dolar bizim kendi öz vatandaşımıza para harcamışız, çok değil diyorum arkadaşlarım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalım.

Sayın Bilgen…

51.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, emeklilikte yaşa takılanların uğradığı haksızlığın giderilmesi için önergenin lehinde oy kullanacaklarına ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, emeklilikte yaşa takılanlar konusu burada çok kez tartışıldı, her seferinde ifade ettik, bir kez daha Genel Kurulun ve kamuoyunun dikkatine sunmak istiyoruz.

Bu konu kim tarafından gündeme getirilirse getirilmiş olsun gündeme getiren ya da karşıt tavır takınanların aidiyeti üzerinden değil, hak gaspı üzerinden konuya yaklaşıyoruz. Devlet bu konuda bir işverendir ve bir işveren olarak da çalışanlara başta yaptığı taahhüdün dışında bir uygulamaya girmiştir. Dolayısıyla işe girerken hangi pozisyonda bu işe girmişlerse, hangi pozisyonda bir taahhütte bulunulmuşsa bunun gereğinin yapılmasını düşünüyoruz. Onun için bu önergenin lehinde oy kullanacağımızı beyan ediyoruz emeklilikte yaşa takılanların uğradığı haksızlığın bir an önce giderilmesi için.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bilgen.

Sayın Türkkan, önerge sahibi grup olarak sizi en sona bırakmamdan dolayı kusura bakmayın ama bütün konuşmaları izleyip ondan sonra bir değerlendirme yapmanız en uygunudur.

Buyurun.

52.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bütün partilerin emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin giderilmesiyle ilgili sözlerinin olduğuna ve teklifte eksiklik söz konusuysa değişiklik önergeleriyle meselenin çözülebileceğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu kanun teklifini imzalayan iki milletvekilinden biriyim ben. Kanunun teklif sahibi olarak teklif ettiğimiz kanunun Genel Kurulda görüşülmesi için verdiğimiz önerge hakkında grupların yaptığı konuşmaları dinledim. Aslında bu kanuna vazedilen şeyler 24 Haziran öncesi burada grubu bulunan bütün partiler tarafından milletimize vadedilen bir konu. Yani bu, çok da bizim icat ettiğimiz bir konu değil; Adalet ve Kalkınma Partisinin de Cumhuriyet Halk Partisinin de HDP’nin de MHP’nin de bizim de emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin giderilmesiyle ilgili millete sözümüz var. Bu kanun bu saikle hazırlandı.

Bu kanunun eksiklikleriyle ilgili olarak söz alan Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili arkadaşımız, bununla ilgili söyleyeceğim teknik şeyler var: Bir kere bu kanun, erken emeklilikle değil, sigorta olduğu dönem kendisine vadedilen emeklilik hakkı gasbedilen vatandaşlarla alakalı. Yani adamın emekliliğe hak kazandığı tarihte yeni bir kanunla geçmişte elde ettiği hakkı ortadan kaldırmış oluyor, bu onun telafisine yönelik bir kanun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açalım lütfen.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Buna rağmen, kanunda eksik gördükleri maddelerle ilgili, her kanunda olduğu gibi değişiklik önergeleri verirler ve bu değişiklik önergeleriyle bu kanun kendilerinin izah ettikleri meselelerin çözümü yolunda da düzenlenebilir.

Aslında, bu kanun, şu anda Genel Kurulda bulunan bütün siyasi partilerin bir samimiyet testinden geçmesine vesile olacaktır, az sonraki oylama bunun tecellisine yol açacaktır. Biz bu hadiseyi böyle değerlendiriyoruz, destek veren bütün gruplara teşekkür ediyoruz.

Sağ olun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akçay, son bir söz istediniz herhâlde.

Buyurun.

53.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Milliyetçi Hareket Partisinin taahhütte bulunduğu bütün hususların uhulet ve suhuletle bir uzlaşma içerisinde mutlaka yerine getirileceğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet.

Bu konuda, bütün platformlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu da başta olmak üzere, Milliyetçi Hareket Partisinin, sadece bu konular değil, diğer bütün hususlarla da ilgili görüşlerini müteaddit defalar ifade ettik. Milliyetçi Hareket Partisi bütün taahhütlerinin, verdiği kanun tekliflerinin arkasındadır fakat birtakım siyasi polemik veya istismara yol açabilecek bir ortama evrilmeden ve bütçeyi yöneten iktidarla mutlaka bir uzlaşma sağlanması gerektiği görüşünü de hem kürsüde hem basın açıklamalarında da ifade ettim. O nedenle, bu hususta Milliyetçi Hareket Partisi kendi gündemine hâkimdir. Biz, başka partilerin verdiği önergelere elbette saygı duyarız yani buna diyecek bir sözümüz yok fakat Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği karara, aldığı tutuma da saygı bekleriz, bu bir mecburiyettir. O bakımdan, bütün duruşumuzu, politikamızı, tutumuzu da açık sözlülükle ifade ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın, devam edin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği ve taahhütte bulunduğu bütün hususlar, uhuletle ve suhuletle, bir uzlaşma içerisinde mutlaka yerine gelecektir.

Şimdilik bu kadar ifade ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler (Devam)

1.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, (2/925) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/11) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş önerge üzerindeki görüşmeleri tamamladık.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz buradayız, sözümüzün arkasındayız.

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biz de sözümüzün arkasındayız, Milliyetçi Hareket Partisi teklifinin arkasındadır arkadaşlar.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, Divandaki arkadaşlarımız arasında bir görüş ayrılığı oluştuğu için önergeyi elektronik sistemle oylarınıza sunacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, pusula göndermeyiniz çünkü bu, elektronik sistemle yapılan bir işari oylama olduğu için biz sisteme giren arkadaşlarımızın isimlerini göremiyoruz. O nedenle yoklamadan farklı olarak burada pusula almıyoruz.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, yapılan oylama sonucunda önerge reddedilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.48

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin "Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve 5 Milletvekilinin Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

IX.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Ali Özkaya ve 5 Milletvekilinin Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi (2/1286) ve Adalet Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 16) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 16 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen siyasi parti gruplarımız ve şahıslar adına söz isteyen arkadaşlarımız isimlerini bildirdiler.

Şimdi teklifin tümü üzerindeki görüşmelere başlayacağız.

Teklifin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Lütfü Türkkan konuşacaktır. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Türkkan, süreniz yirmi dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanuna dair konuşmama başlamadan evvel, HDP Grup Başkan Vekilinin bugünkü verilen mahkûmiyetlerle ilgili sözleri ve arkasından Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekilinin karşı sözlerinden sonra birkaç kelam etmek istiyorum müsaade ederseniz.

Size bir cümle okuyorum şimdi: “Ben Öcalan’ın süreci diğerlerinden daha doğru okuduğunu düşünüyorum. Belki televizyon imkânı, birçok tartışma programı izlemesi rol almıştır bu işte. Suriye’de vesaire birçok ülkede farklı aşamalardan geçti. Onlarca yıldır bu işlerin içinde olduğu için farklı bir bakış açısı da vardır.” Yani bir methiye var burada. “Olayları okuma kabiliyeti ve tecrübesi vardır.” Kimin için söylüyor? Abdullah Öcalan için söylüyor. “Dikkat ederseniz onun verdiği mesajlar, diğerlerinin verdiği mesajlara göre sürecin geleceğini daha çok düşünen bir hassasiyeti yansıtıyor.” Tarih 7 Haziran 2014, konuşan Yalçın Akdoğan.

Bir cümle daha okuyorum: HDP için “Öcalan bunları yakalasa sopayla kovalar. Bunlar eksen kayması yaşadı. Diyarbakır’dan Nişantaşı’na, Cihangir’e sapma bunları değiştirdi.” Tarih 29 Temmuz 2015, söyleyen yine Yalçın Akdoğan.

Yani bu kayıkçı kavgasının milletin nezdinde herhangi bir itibarı olmadığını beyan etmek için özellikle söylüyorum. Aranızdaki bu kayıkçı kavgasının gerçeğinin ne olduğunu millet, bu okuduğum satırlardan da biliyor, bilin istedim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi üzerine söz almıştım. Aslında burada çıkardığımız bir kanun... Vodafone, Turkcell, efendime söyleyeyim, Digiturk, bunların sahipleri kim, bilen var mı aranızda? Tahmin eden çok ama bildiğini söyleyen yok. Bütün bunların sahiplerini burada bulunan herkes biliyor ama kimse gerçek sahibinin kim olduğu söylemiyor.

Şimdi, bu şirketler, avukat paralarından, takip masraflarından bıkmışlar, diyorlar ki: “Mecliste bir kanun çıkaralım, bizim alacaklarımızı devlet takip etsin kardeşim, biz ne takip edeceğiz, bir de buna para mı harcayacağız? Bize para lazım.” Dolayısıyla Meclise böyle bir kanun hazırlatmışlar. Ben kanunu, bir kere, esas böyle anladım: “Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması...” diye geçse de artık alıştığımız, bizim de söylemekten usandığımız, temcit pilavı gibi sık sık gündeme getirmekten bıktığımız bir torba yasa düzenlemesinden başka bir şey değil bu.

Bu kanun bunun dışında konkordato şartlarını da yeniden düzenliyor, ticari alacak davalarında ara bulucuya başvurma şartı getiriyor, abonelik sözleşmelerinden ve tüketiciye sunulup bedeli faturaya yansıtılan hizmetten kaynaklanan para alacaklarına ilişkin ilamsız icra takiplerini düzenliyor. Yani ben size bir şey söyleyeyim mi? Vatandaş, canı boğazında, evine ekmek götürmekte zorlanırken şimdi vatandaşın boğazına bir kement daha atıyorlar bu kanunla beraber. “Bizim Digiturk paralarını da öde -Digiturk olan yoktur aralarında da- Vodafone, Turkcell paralarını da öde. İSU paralarını da öde.” “Niye?” “Belediye bizim yandaş arkadaşlara ihale verecek, bize para lazım. Bunları da ilamsız takiplerle öde…”

Bu kanun aslında neyin itirafı biliyor musunuz? Ekonominin iyice kötüye gittiğine dair bir itiraf bu. Yani konkordato meselesinin yeniden düzenlenmesi, Türkiye’de ekonominin artık gerçekten dibe vurduğuna dair bir itirafın kabulü.

Şimdi, ben Sayın Grup Başkan Vekili Mehmet Muş Bey’le konuştum, “Konkordato çok kolay oluyor, zorlaştıralım biraz.” dedi. Doğru, çok kolay konkordato, zorlaştırın. Ama konkordato ilan eden şirketlere baktığınızda zaten öküzün büyüğü teli aştı gitti, ben size söyleyeyim, kalan öküzden ne sucuk olur ne kıyma olur, hiçbir şey olmaz. Geriye kalan konkordato ilan edecek firmaların çapı filan belli, esas büyük firmalar konkordato ilan ettiler. Bu konkordato ilan eden firmalar kendilerini kurtardılar ama ne bıraktılar, biliyor musunuz? Gerisinde iflas eden binlerce firma bıraktılar. O firmalardan alacaklı olan firmalar konkordatonun ne olduğunu bilmekten bihaber. Küçük işletmelerin önemli bir kısmı iflas etti; evini barkını, arabasını, geleceğini kaybetti bu firmalar. Bütün bu işler bittikten sonra Hükûmetimizin aklına gelmiş “Ya, bu konkordato çok kolay olmaya başladı, gelin, bunu zorlaştıralım.” demişler; biz de burada bu kanunla ilgili yorum yapıyoruz şimdi. Esas sıkıntı kimde biliyor musunuz? Devletle iş yapan firmalarda. Devletle iş yapan firmalar çok çabuk konkordato ilan ettiler, onlar paçayı kurtardılar. Devletten alacaklarını alana kadar kendilerini korumaya aldılar ama onlara bağlı iş yapanlar, o alt taşeronlar ne oldu? Alt taşeronların hepsi de şu anda iflas ettiler.

Türkiye’de ekonomiyle ilgili konuşurken “Biz konkordatonun zorlaştırılmasıyla ilgili kanun çıkarıyoruz.” derseniz zaten ekonominin ne olduğunu anlatmış olursunuz, gerisinde çok fazla rakam filan söylemeye de gerek yok. Meclisin uğraştığı konu ne? “Konkordatoyu zorlaştıralım.” Niye? “Çok fazla konkordato ilan eden olmaya başladı.” Yani bunun ismi “Ey cemaat, namaz bitti, camide ne işiniz var?”dır. Ekonomi bitti, neyi konuşuyoruz biz?

Bu kanun teklifinin 13’üncü maddesi, konkordato ilan eden firmaların güvence veren denetim raporu alması gerektiğini öngörüyor; 14, 15, 16 ve 17’nci maddelerin içeriklerinde de aynı rapordan bahsediliyor. Bahsi geçen raporu almak son derece maliyetli aslında. Yani bu rapor, çok doğru, alınması gerekiyor ama bir sıkıntısı daha var: Böyle bir raporu alacağınız zaman ciddi bir maliyet teşkil ediyor. Orta ölçekli bir firmanın, zaten işi kötüye gitmiş bir firmanın böyle bir raporu hazırlatacak parası da yoktur. Bununla birlikte, bu raporu vermekle yetkili bazı kuruluşlara da ayrıca bir ayrıcalık sağlanıyor. Küçük işletmelerin konkordato ilan etme hakkının artık elinden alındığını da söylemek istiyorum bundan sonra. Biraz evvel ifade ettim, öküzün büyüğü kaçtı, geri kalandan ne kıyma olur ne sucuk.

Ticaret Bakanı Sayın Ruhsar Pekcan kasım ayında Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı açıklamada 356 firmanın konkordato ilan ettiğini söylemiş. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin verilerine göre de bu yıl içerisinde 10.295 firma kepenk kapatmış, sadece ekim ayında 1.235 firma kapanmış. Bir ay içinde 356 başvurunun olması bize ekonomimizin nereye gittiğini açıkça gösteriyor. Eğer firmalar bu işi bir kaçış rampası olarak görüyorsa bu kimin ayıbı? Her şey şahaneyse, ekonomimiz muazzamsa, Sayın Cumhurbaşkanımızın deyimiyle kriz falan da yoksa neden bunca insan, bunca firma bu yola başvuruyor? Merkez Bankası verilerine göre 2018 yılı Mayıs ayı itibarıyla bankalar haricindeki özel sektörün borcu 200 milyar doların üzerinde. Şimdi, şu soruları sormak istiyorum: Madem, abonelikle ilgili para alacaklarını düzenleyen bir kanun teklifinin arasına konkordatoyla ilgili maddeler sıkıştırılabiliyor, neden sağlıklı bir çalışma yürütülmeden adrese teslim maddeler hazırlanıyor? Konkordatonun kötüye kullanımının önüne geçecek maddeler üzerinde neden sağlıklı çalışmalar yapılmıyor? Konkordatonun yarattığı mağduriyetler neden göz ardı ediliyor? Biraz evvel ifade ettim, konkordato ilan eden firmalar yüzünden üretim yapan fabrikalar da üretimden vazgeçti. Zira, mal sattığı firmanın hemen arkasından gelen bir konkordato ilanı o fabrikayı da artık üretim yapamaz hâle getirdi. Konkordato ilan eden bu firmaların alacakları ne olacak, ne yapacaklar, onları kim düşünecek, hiç belli değil. Bunlara yönelik düzenlemeler ne zaman yapılacak, o da belli değil. Hassasiyet gerektiren, yoğun çalışma gerektiren bu konuları böyle aceleye getirmenin, bir torba kanunun içine atmanın kime ne faydası olabilir hiç bilemiyorum.

Hükûmete sorarsak ekonomimizin kötü gidişinin nedeni de dış güçler. Yani bu dış güçler lafı da bir kötü gitti ki inanamazsınız ya. Hani, bir kere daha söylemiştim kürsüden, Yezit’in halifeliğine biat etmeyen Hazreti Hüseyin’i o zaman bazı din âlimleri fitne çıkarmakla suçlamıştı ya; şimdi de bakıyorum, ülkedeki olumsuzluklar karşısında itiraz sesini yükselten kim varsa o, fitne çıkarmakla, dış güçlerin oyununa hizmet etmekle suçlanıyor. Yani buradan anlıyoruz ki hakikaten hâlâ Yezit ölmemiş, Yezit yaşıyor.

Öyle bir noktaya gelmişiz ki Türkiye’deki icra dosyalarının sayısı 20 milyona dayanmış durumda. Sayın Mustafa Elitaş, en çok da Kayseri’de, haberiniz olsun, Kayserililer sizi anıyor. 20 milyon dosyanın önemli bir kısmı da Kayseri’de, İstanbul ve Ankara’dan sonra Kayseri’de çok ciddi miktarda icra dosyası var. UYAP’ın günlük verilerine göre 2008 yılında 8 milyon icra dosyası varmış, 2018 yılında bu sayı 20 milyona ulaşmış. “Türkiye’de 20 milyon icra dosyası” demek, ne demek, biliyor musunuz? Her 4 kişiden 1 kişi icralık.

Size daha hazin bir tablo söyleyeyim mi? Şu anda Mecliste olan 600 milletvekilinin kaç tanesi icralık? Hiç az bir rakam değil, biliyor musunuz? Bu arkadaşların önemli bir kısmı çok ciddi anlamda borç içinde yüzüyorlar. Gidin, buradaki bankalardan bakın, çok basit, öğrenmek de basit artık.

Türkiye'nin bu ekonomik sisteminde konkordato kanunu çıkararak ekonomiyi düzeltmek mümkün değil. İstanbul Adliyesinde kasım itibarıyla 30 binleri geçmiş, yıl sonuna kadar 35 bini buluyor İstanbul’daki bu dosya. 3 iflas dairesi bulunduğu göz önüne alındığında, sadece İstanbul Adliyesinde 1 milyon 295 bin icra dosyası var.

Benim seçim bölgem Kocaeli’de durum daha da vahim. Kocaeli’de neredeyse icralık olmayan yok. Belediye meclisi üyesi, muhtar azası aramaya kalktığınız zaman “İcrası olmayacak.” dediğinizde aday bulamazsınız, haberiniz olsun. Adalet ve Kalkınma Partisi hariç, onlar ayrıcalıklı vatandaş, onların belediyeleri var, onların yardıma koşacak hükûmet kuvvetleri var ama Adalet ve Kalkınma Partili değilse vatandaşın önemli bir kısmı icralık.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Niye? Hepsinin alnında mı yazıyor? Yapma ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Vahit Kiler, keşke sen laf atmasaydın, seninle ilgili hiçbir şey söylemek istemem.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Yapma Allah aşkına ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bak, bir şey söylüyorum: Seninle ilgili hiçbir şey söylemek istememiştim.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Eyvallah!

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Her şeyi söyleyebilirsin ama doğruları…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bak, seninle ilgili hiçbir şey söylemek istememiştim, keşke hiç laf atmasaydın. Tamam? Umuyorum anlamışsındır.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, karşılıklı lütfen laf atmayalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Hukukumuza bağlı olarak ben susma hakkımı kullanıyorum.

BAŞKAN - Sayın Türkkan, lütfen siz de Genel Kurula…

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 2017 yılı verilerine göre Kocaeli’de 2017 yılında 41.320 dosya ilamlı takibe düştü. Bu dosyaların sadece 14.159’u 2017 yılında açıldı. Dosyaların 5.633’ü sonuçlandırıldı, 5.773 dosya ise işlemden kaldırıldı. 2018 yılına ise 29.914 dosya devredildi. Şimdi bu dosyalara ilave ne gelecek biliyor musunuz? “Burs almayın, kredi alın.” dediğiniz o çocuklar var ya, o çocukların kredi borçları gelecek, onlar da icralık olacaklar. Yeni icraya düşecek namzetler hazır. Kimler? Öğrenciler. “Kredi alın.” Aldıkları kredi de faizle. Ben bir şey söyleyeyim mi? Adalet ve Kalkınma Partisi, geçmiş dönemdeki siyaset yapan arkadaşlarla beraber faize karşı çıkarak iktidara yürümüşlerdi. Şimdi faiz vermeyenleri “beleşçi” diye nitelendiriyorlar. Öğrencilere diyor ki: “Siz burs istiyorsunuz ya, siz beleşçisiniz.” Niye? “Kredi alın, faiz ödeyin.” Ya siz faize karşı değil miydiniz? Ne oldu? Şimdi okula giden öğrencilerden bile faiz isteyecek hâle düştünüz. Allah kimseye söylediğiyle sınanmayı nasip etmesin. Söylediklerinizden sonra böyle sınanmak size nasip oldu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yazık, yazık, çok yazık!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – 2017 yılında 408.760 dosya icra dairelerine gelmiş. Bu dosyaların 114.209’u 2017 yılında açılan dosyalarla dolu. 43.441 dosya sonuçlandırılmış, 48.310 dosya işlemden kaldırılırken 2018 yılına 317 bin dosya devredilmiş. Kocaeli’de iflas eden firmalara baktığımızda 2017 yılına 78 iflas dosyası devredildi. Bu dosyalara 2017 yılında 26 yeni dosya daha katıldı, 3 dosya sonuçlandırılırken 101 dosya ise 2018 yılına devredildi. 2017 yılında Kocaeli’deki iflas ve icra dairelerinden gelen talimat 57.928. Bunun 2.927si sonuçlandırılmış, 11 bin dosya da işlemden kaldırılmış, 44 bin dosya ise 2018’e devredilmiş. Ya bu rakamları niye söylüyorum biliyor musunuz? Bu rakamları doğru dürüst incelediğinizde Kocaeli nüfusunun hemen hemen yarısının icra dairesinden yolu geçmiş, herkes icra dairesine bir kere uğramış.

Bakın, eskiden, köyde birisine icra geldiği zaman, postacı icra mektubu getirdiği zaman o köylü vatandaş onu cebine saklayıp belki bir ay, belki iki ay köydeki kahveye çıkamazdı, utanırdı adam haklı olarak. Öyle bir hâle geldi ki, şimdi, adam okey oynarken postacı mektup getiriyor, mektup da icra, o kadar alışmış ki “At onu oraya, git.” diyor ya, hiç umurunda değil. Çünkü o kadar çok icra geldi ki adamın o yüzündeki utanma perdesi de gitti.

İcralık olmak eskiden çok utanılacak, sıkılacak bir meseleydi. Ama artık çok alelade, milletin kanıksadığı bir nokta hâline geldi. O köylü vallahi billahi hiç sallamıyor. Postacı gelmiş, “Ne getirdin?” diyor, “İcra.”, “Bırak oraya, git oğlum.” diyor, hiç umurunda değil. Bu noktaya getirmek en çok size yakışırdı ve getirdiniz. Gayet de başardınız bunu.

Şimdi, biraz evvel ifade ettim, burada alacaklı olan kartel firmalarının mı, yoksa icra mahkemelerinin yolunu aşındıran vatandaşın mı mağduriyeti gözetilmiş? Bunu hâlâ çözebilmiş değilim. Bana göre bu kanun, o kartel firmalarının önünü açan, onların alacaklarını kolaylaştıran, vatandaşı ezen bir kanun. Yani başında da ifade ettim, bu şirketlerin kim olduğuna baktığınızda -Digiturk, Vodafone, Turkcell- bunların sahiplerinin kim olduğuna baktığınızda bu takibin yapılması için niye bu kadar acele kanun çıkarıldığını daha iyi anlayabilirsiniz.

Vatandaşın “abonelik kanunu” denildiğinde aklına elektrik, su, doğal gaz abonelikleri geliyor. Sosyal medyada faturalarını ödeyemeyen, isyan eden vatandaşlarımızın videoları dönüyor. Bizlere de neredeyse her gün bu durumdaki vatandaşların elektronik postaları geliyor. Sizlere de geliyordur, yalnız bize gelmez bu. Size belki daha fazlası geliyordur sizden bir medet umdukları için.

“Sayaç okuma bedeli” diye bir şey. Adam harcadığı elektriğin parasını ödeyemiyor, sayaç okuma parası istiyorsunuz. Ödeyemiyor. Ondan sonra para buluyor faturayı ödüyor, bu sefer “Açma parası getirin.” diyorsunuz. Ya, adam, harcadığı elektriğin parasını ödeyemezken sayaç ödeme parası, açma parası, kapama parası… Bakın, bir şey söyleyeyim mi size? Şu vatandaşın hâlini gidin bir dinleyin, emin olun bizar olursunuz, çok üzülürsünüz. Ben inanıyorum, sizler vicdanlı insanlarsınız, bu hâldeki vatandaşın isyanına kulak vermeden duramazsınız ama maalesef bir yere geliyor takılıyorsunuz, vatandaşın kolayına giden bir iş ortaya çıktığı zaman da sırtınızı dönüyorsunuz. Orada ne oluyor bilmiyorum yani bir şeyler oluyor size. Vatandaşın bu dertlerini en az bizim kadar siz de biliyorsunuz ama çözümü noktasında “Gelin arkadaşlar, şunu düzeltelim.” dediğimizde size bir hâller oluyor. “Yok ya, düzeltmeyelim.” Niye? Belki de vatandaş bu işi bu şekilde daha çok seviyor diye düşünüyorsunuz ama sevmiyor. Vatandaş üzülmekten, sıkılmaktan, ezilmekten hoşnut değil, bilesiniz diye söylüyorum.

Teklifin 8’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasında “Alacaklı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden, bu sistem entegre bilişim sistemleri vasıtasıyla borçlunun mal, hak veya alacağı olup olmadığını sorgulayabilir.” diyor. Bakın, zurnanın zırt dediği yer de burası. Siz Turkcell’e bu hakkı veriyorsunuz, Turkcell, kendisinin de ortaklığı bulunduğu diğer firmalarla bütün bu bilgileri paylaşabilir mi, grup şirketiyse? Tabii ki. Yani sadece Turkcell’e vermiyorsunuz veya sadece Vodafone vermiyorsunuz veya sadece Digiturk’e vermiyorsunuz. O grup şirketlerinde bulunan bütün şirketlerle vatandaşın kişisel verilerini paylaşıyorsunuz. Türkiye’nin ipliğini pazara çıkarıyorsunuz, vatandaşın ipliğini pazara çıkarıyorsunuz.

Umuyorum ve düşünüyorum ki bu kanunun geldiği hâliyle değil, bu dediğim meselenin çözümü noktasında ilave önergeler verirsiniz ve düzelir yoksa bu hâliyle sıkıntılı. Bir de önüne gelen UYAP’a girip vatandaşın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Özür diliyorum, toparlıyorum.

ABDULLAH GÜLER (İstanbul) – Öyle bir şey yok ki ama ya! Olmayan bir şeyi söylüyorsun.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Yok öyle bir şey.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, konuşmacıya müdahale etmeyelim. Arzu eden herkes kürsüde konuşabilir.

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Vatandaşın bu kişisel verilerini önüne gelen paylaşsın değil… O şirketi yetkilendirmiş. Yetkilendirdiği kişinin de devlet tarafından bilinir kişi olması çok önemli. Sayın Cumhurbaşkanının kişisel mal varlığına dair birisi UYAP’a girip bilgi edinmişti, hatırlıyor musunuz?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Evet, ben şikâyet ettim, ceza aldı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Evet, ceza aldı.

Bakın, Cumhurbaşkanının kişisel verileri kadar vatandaşın kişisel verileri de önemli. Yani bizim Kandıra’daki Fevzi Genç, en az Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan kadar önemli adamdır. Onun da hakkı en az Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan kadar vardır. Dolayısıyla biz Sayın Erdoğan’ın hakkını ne kadar savunmak durumundaysak Fevzi Genç’in de hakkını o kadar savunmak zorundayız.

Dolayısıyla, bu dediğim konularla ilgili maddeye gelindiği anda ilave önergelerle düzeltileceğini düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkkan, bir dakika daha vereyim.

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bu konunun hiç zamanı ve zemini değilken “Nereden düştük bu işe?” der gibi bu kanunun Meclise neden geldiğini biz de anlayamadık. Anladığımız bir tek şey var: Birilerinin alacaklarını takip etmesini, kişilerin alacaklarını takip etmeyi devlet kendine vazife bilmiş. Onların fazla para harcamasını istemiyor, onların daha çok para kazanmasını istiyor dolayısıyla onunla ilgili bir kanun çıkarmış; ben bu kadar anladım.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Kırıkkale Milletvekilimiz Sayın Halil Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan 16 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz haftalarda Adalet Komisyonunda görüşerek olgunlaştırdığımız kanun teklifi 27 maddeden oluşmaktadır. İçerik olarak icra dairelerinin iş yükünü hafifletmek ve işlemlerine hız kazandıracak düzenlemeler ile kamuoyunda konkordato olarak çok fazla yer alan sistemin aksayan yönlerini düzenlemektedir.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, adalet sistemimizin kanayan yarası olan önemli bir konuya değinmek istiyorum. Ülkemizde kasım ayı ortaları itibarıyla 303’ü kapalı, 81’i açık olmak üzere toplam 384 ceza ve infaz kurumu vardır. Adalet Bakanlığının 2019 yılı bütçesine göre 39 yeni cezaevi yapım aşamasındadır, ihaleye çıkılacaklarla birlikte bu sayı 53'e çıkmaktadır. Kısacası önümüzdeki aylarda toplamda 437 açık ve kapalı cezaevi kapasitesi oluşacaktır.

Mevcut durumda yani 384 ceza ve infaz kurumunda kapasite iyimser bir tahminle 220 bin kişi civarındadır. Ancak 13 Kasım itibarıyla 260 bini aşan hükümlü ve tutuklu bulunmaktadır. Söz konusu bu durum ikili ranzaları üçlü ranza hâline getirmek suretiyle oluşturulsa da infaz şartlarında hükümlünün insani şartlarda hayat hakkı sağlanamamaktadır. Bu bakımdan, Sayın Genel Başkanımızın talimatları doğrultusunda 24 Eylül 2018 tarihinde Meclis Başkanlığına sunduğumuz, bazı suçlarda şartlı ceza indirimiyle ilgili kanun teklifimizin ivedilikle gündeme alınması zaruret hâlini almıştır.

Değerli milletvekilleri, ceza ve infaz kurumlarındaki sayının ve şartların bu kadar endişe verici boyutlara ve bugünkü insanlık dışı duruma ulaşmasının da hiç şüphesiz, FETÖ terör örgütü yapısının adalet sistemimize bulaşmasının en çarpıcı sonucu olduğunu düşünüyoruz. Baktığımızda, 2002’den 15 Temmuz 2016 tarihine kadar adalet sistemimize nüfuz etmiş, FET֒nün talimatları doğrultusunda karar vermiş hâkim ve savcı sayısı, toplam hâkim ve savcı sayısının üçte 1’i civarındadır. 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra FET֒den dolayı ihraç edilen hâkim ve savcı sayısı 3.910 kişi olup hâlen 352 hâkim, 254 cumhuriyet savcı da tutuklu ve hükümlü olarak cezaevinde bulunmaktadır.

Bu FETÖ mensubu hâkim ve savcılar görevden uzaklaştırılmış olsalar dahi geriye dönük vermiş oldukları kararlar nedeniyle infazlar maalesef birçok aileyi mağdur etmeye devam etmektedir. Evet, FETÖ mensupları adalet sisteminden ayıklanmış ve de ayıklanmalıdır ama onların verdiği kararlar yerli yerinde durmaktadır. Bu haksız kararlar bir an önce gündeme alınıp yeniden gerçek adalet yerini bulmalıdır. FETÖ mensubu hâkim ve savcıların adalet sistemimize vermiş olduğu tahribatı gidermek adına, ortadan kaldırmak için Meclis Başkanlığına sunmuş olduğumuz kanun teklifimiz Adalet Komisyonunda beklemektedir. Öte taraftan, vatandaşlarımız arasında, şartlı ceza indirimiyle ilgili büyük bir beklenti her geçen gün daha da artmaktadır. Hâlen tutuklu ve hükümlüler, insan haysiyetine ve onuruna aykırı bir şekilde koğuşlarda üst üste yatarken, birçoğu da FET֒cü hâkim ve savcılar tarafından içler acısı duruma düşürülmüşken bizler bu işe kayıtsız kalamayız, susamayız yahut da bahane üretemeyiz. Bu yüzden, cezaevlerindeki sıkışıklık ve FET֒nün yargıda yaptığı tahribatı gidermek adına teklifimizin bir an önce gündeme alınması ve yasalaşması gerektiğini bir kez daha vurguluyor, Milliyetçi Hareket Partisi olarak adım atılmasını yüce Meclisten talep ediyoruz. Çünkü teklifimizle, hâlen büyük mağduriyet yaşayan 162 bin tutuklu, hükümlünün hukuki durumlarında değişiklik olacaktır. Bu değişiklikle birlikte, 650 bini aşan insanımızı ilgilendirmektedir bu yasa.

Saygıdeğer milletvekilleri, Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun çalışmaları esasen Aralık 2017’de Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanmıştı. O dönem görüşe açılan taslak metin, bugün konkordato ve ara buluculukla ilgili bazı düzenlemelerin eklenmesiyle önümüze teklif olarak gelmiştir.

Teklifin gerekçesinde belirtilmese de bugün çok sayıda vatandaşımız icra ve iflas işlemleriyle uğraşmaktadır. İcra işlemlerine hız kazandıracak yasa teklifleri gündeme getiriliyorsa bundan daha önce vatandaşımızın icra dairelerine düşmesini engelleyecek politikalar içeren tekliflerin bu çatı altında görüşülmesi gerektiğini düşünüyoruz. 2018 yılının son aylarına girdiğimiz şu dönemde icra ve iflasların toplam sayısı 20 milyona dayanmış durumdadır. Bu bağlamda Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nde günlük tutulan verilere göre, icra dairelerindeki icra ve iflas dosya sayısı 19 milyon 901 bin 807’dir. Bu rakam 2008 yılında 8 milyon civarında olup son on yılda artış yüzde 100’ü geçmiş durumdadır. Bunların arasında da çoğunluk bankaların ve telefon şirketlerinin bankalara, vatandaşa açtığı icra dosyalarından oluşmaktadır. Beraberinde ise elektrik, su ve doğal gaz gibi abonelik sözleşmesinden kaynaklanan borçlar bulunmaktadır.

Bu bakımdan, bir taraftan icra takip işlemlerini kolaylaştırırken öte taraftan vatandaşımızın da bu borç sarmalından çıkabileceği yasal düzenlemeleri içinde bulunduğumuz bütçe sürecinde gündeme getirebilmeliyiz. Çünkü vatandaşımızın borçlulukla ilgili rakamlarına baktığımızda, hane halkı yükümlülükleri 2018 yılının ikinci çeyreklik döneminde 16 milyar TL artış göstermiştir. Söz konusu artışta en önemli etken 15 milyar TL’yle krediler kaleminden kaynaklanmıştır. Diğer taraftan, kasım ayı itibarıyla tüketici kredileri 407 milyar TL’ye, takipteki tüketici kredileri ise 89,5 milyar TL’ye yükselmiştir. Varlık yönetim şirketleri, tüketici finansman şirketleri ve Toplu Konut İdaresine olan borçlarla birlikte vatandaşımızın borcu 600 milyar TL’ye yaklaşmış durumdadır. Bu borç rakamı sürdürülebilir değildir, nitekim batık kredi rakamları her geçen gün artmaktadır.

İfade ettiğim üzere, aşırı borçluluk rakamları hem ekonomimizin hem de sosyal yaşantının önünde ciddi bir sorun olarak durmaktadır. Ancak Milliyetçi Hareket Partisinin desteğiyle ekonomi üzerindeki kara bulutların dağıtılacağını düşünmekteyiz.

Saygıdeğer milletvekilleri, teklifin içeriğinde abonelik sözleşmesinden kaynaklanan para alacaklarına ilişkin takibin başlatılması ve haciz aşamasına kadar olan bölümünün Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi yani UYAP bünyesinde oluşturulan Merkezi Takip Sistemi üzerinden yapılması öngörülmektedir. Lakin hâlen avukatlarımızın UYAP’a sınırlı erişim haklarından dolayı yaşamış oldukları sıkıntılar devam etmekte ve meslektaşlarımızın bu yöndeki şikâyetleri henüz giderilememiş durumdadır. Bu bakımdan, UYAP sisteminde avukatların ihtiyacı olan daha geniş yetkiler bir an önce tanımlanabilmelidir.

Meslektaşlarımdan yani avukatlarımızdan bahsetmişken güncel sorunlarına yönelik bazı çözüm önerilerimizi de bu kürsüden bu vesileyle dile getirmek isterim.

Kamu avukatlarının ek gösterge sorunu bir an önce çözüme kavuşturulmalı, mali yönden beklentileri karşılanabilmelidir. Bütün avukatlarımıza yeşil pasaport alabilme imkânı tanıyan düzenleme bir an evvel hayata geçirilmelidir. Avukatlık hizmetindeki yüzde 18 KDV oranı oldukça yüksek olup mümkün olduğu kadar aşağıya çekilmelidir. Yine, CMK ve adli yardım sisteminin iyileştirilmesi ve ücretlerin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre ödenmesi konusunda adımlar atılmalıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, bütün bunların yanı sıra adalet sistemimizin vazgeçilmez unsurları hâkim ve savcılarımızın özlük haklarında da mali haklarında da beklenen iyileştirmeler yapılabilmelidir.

Diğer taraftan, yargı hizmetlerinin etkili ve kaliteli bir şekilde yerine getirilmesi noktasında mübaşirlerimiz önemli fedakârlıklar yapmaktadır. Yıllara sari olarak mübaşirlerimiz yardımcı hizmet sınıfından genel idare hizmetleri sınıfına geçmek istemektedir. Mübaşirlerin yardımcı hizmetler sınıfından, ivedilikle genel idare hizmetleri sınıfına geçmesinin yolu açılabilmelidir. Hâlen görev yapmakta olan 5 bin civarında mübaşir bulunmaktadır. Bunların genel idare hizmetleri sınıfına geçmeleri hâlinde aylık 300 TL civarında maaşlarında bir iyileşme olacaktır. Bunun da bütçeye toplam yükü 18 milyon Türk lirası olacaktır. Bu tutar, Adalet Bakanlığı bütçesinin binde 1’i civarındadır.

Ayrıca, infaz koruma memurlarının sorunları da hâlen devam etmektedir. İnfaz koruma memurlarının özlük hakları ve çalışma şartları bir an önce iyileştirilmeli; asli işlerinin dışında başka işlerle uğraşmamalarını, başka görev verilmemesini haklı talepleri olarak kendileri dile getirmekte ve bunlara da bir an önce çözüm bulunmalı. Ayrıca, maaşları da, ücretleri de -ödenen tutar da- bir an evvel artırılmalıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, az evvel bahsettiğim teklifle, UYAP bünyesinde oluşturulacak Merkezi Takip Sistemi konusunda daha temkinli adımlar atılması gerektiğini düşünüyoruz. Zira, 4 Nisan 2019 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülen sistemin uygulamada doğurabileceği aksaklıkların etkisi öncelikle dar bir bölgede test edilmelidir. Bu konuda belki de bir pilot il tespit edilmeli, bu pilot ilde altı ay yahut da bir yıl gibi bir süre bu sistem denenmeli ve ülke çapında uygulamaya ondan sonraki bir tarihte geçilmesi düşünülmeli ve bu, hayata geçirilmelidir. Çünkü sistemde yaşanabilecek en küçük sıkıntı bütün icra dairelerini olumsuz etkileyebilecek ve bu da zaten iş yükü çok olan icra dairelerinin iş yükünün daha da artmasına vesile olacaktır.

Değerli milletvekilleri, teklif içinde yer alan, önemli gördüğümüz bir başka husus ise konkordatoya ilişkin mevcut yasal hükümleri revize eden düzenlemelerdir. İcra ve İflas Kanunu'nun 285 ila 309’uncu maddeleri arasında düzenlenmiş olan konkordato uygulaması 28 Şubat 2018 tarihinde Mecliste kabul edilip 15 Mart 2018 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu minvalde konkordato uygulaması, 7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la ticari hayatımızda yerini bulmuştur.

O dönem, konkordato düzenlemeleri hakkında Meclis komisyon ve Genel Kurul görüşmelerinde Milliyetçi Hareket Partisi bugünkü düzenlemelere benzer ihtiyaçların hasıl olabileceğini dile getirmiş ve tedbir geliştirilmesini vurgulamıştır. Aradan sekiz ay geçmiş ve o gün gerekli görmüş olduğumuz düzenlemeler bugün üç aşağı beş yukarı Genel Kurulumuzun gündemine gelmiştir.

Ticaret Bakanlığının 9 Kasım’da konuyla ilgili son açıklamasında konkordato ilanı kesinleşen köklü firma sayısı 356 iken bu rakam on üç günde yani 22 Kasım günü itibariyle 500’ü aşmış durumdadır. Konkordato başvurusu yapan 3 binin üzerinde borçlu firmanın bulunduğu da bilinmektedir, bu da ayrıca farklı bir handikap olarak karşımıza çıkmaktadır. Bakıldığında konkordato ilan eden firmaların yüzde 75'inin inşaat şirketleri, beton santralleri, yapı malzemeleri satanlardan oluştuğu görülmektedir. Yanı sıra, enerji şirketleri, sağlık kuruluşları, hayvancılık ve besicilikle uğraşanlar, araç kiralama şirketleri dikkat çeken sektörlerdir.

Konkordato talep eden köklü firmalardan alışveriş yapan ve zor duruma düşen diğer işletmelerin sayısı şu an için net değildir. Konkordato talep eden firmadan alacaklarını tahsil edemeyip iflasa sürüklenen binlerce firmadan söz edilmektedir. Burada öncelik tanıyacağımız mesele, küçük işletmelerimizi ayakta tutmak olmalıdır.

İşletmelerimizle ilgili ekonomik olarak rakamlara baktığımızda, Merkez Bankası eylül verilerine göre -ki bu son veridir- özel sektörün uzun vadeli borcu 216,6 milyar dolarken, ticari krediler dâhil kısa vadeli borcu 16,5 milyar dolar olmak üzere toplam 233,1 milyar dolar dış borcu bulunmaktadır. 2018 yılı Ocak-Ekim döneminde protesto edilen senet tutarı artışı 2017 aynı döneme göre yüzde 42, yine aynı dönemde karşılıksız işlemi yapılan çeklerin tutarıysa yüzde 50 oranında artmıştır. Karşılıksız çek ve protestolu senet tutarı yılın ilk on ayında 36 milyar TL’ye ulaşmıştır.

Geçtiğimiz ağustos ayında ülkemize yönelik başlatılan ekonomik saldırılar nedeniyle, döviz kurundaki sert yükseliş ve enflasyonun zirveye ulaşmasıyla birlikte yüksek faiz oranları karşısında ayakta kalmaya çalışan girişimcilerimiz, artık her sabah uyandıklarında Ticaret Sicili Gazetesi’ne, konkordato ilan eden firmalara göz atarak güne başlamaktadırlar.

Milliyetçi Hareket Partisi açısından konu önemlidir ve bu yüzden Cumhur İttifakı’nın devamı elzemdir. Zira mevcut konkordato işleyişiyle ardı ardına seri iflasları tetikleyebilecek, istenmeyen durumlar söz konusu olabilecektir.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin öngördüğü konkordato düzenlemelerine baktığımızda, işlemlerin biraz daha sıkı denetime tabi tutularak konkordato taleplerinde gerekli bağımsız denetim raporlarının esasları değiştirilmektedir. Bu düzenlemelerle, konkordato taleplerinin mevcut hâlinden daha disiplinli ve teknik raporlarla desteklenen sıkı bir yapıya kavuşacağı öngörülmektedir.

Komisyon görüşmeleri sırasında dile getirdiğimiz bazı çekincelerimizin Genel Kurul görüşmelerinde verilecek önergelerle giderilmesini bekliyoruz. Bu bakımdan, teklifin içerdiği düzenlemelerin gerekli olduğunu düşünüyor ve teklifi destekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin düzenlediği bir başka husus ise konkordato işlemlerinde davalarda ara buluculuk şartının getirilmesidir. Başarılı bir ekonomik sistemde ihtiyaçların karşılanması kadar, etkin bir hukuk sisteminin de varlığı zaruridir çünkü hukukun ekonomideki rolü, piyasanın düzenli çalışmasını ve gelişmesini sağlayacak olan yasal çerçeveyi oluşturmaktadır. Ekonomik hayatı düzenleyen hukuk kurallarının ekonominin dinamikleri ve gerçeklikleriyle bağdaşması gerekmektedir.

Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları öncelikle 1960’lı yılların başında Amerika’da başlamış, daha sonraki yıllarda İngiltere ve Avrupa Birliği ülkeleri hukuk sistemlerinde belirgin bir şekilde yer almaya başlamıştır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yollarında örnek bir uygulamaya sahip olan Japonya, diğer sanayileşmiş toplumlar arasında davalaşma oranı düşük, sulh ve ara buluculuğa başvuru oranı ise yüksek olan bir ülkedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de alternatif uyuşmazlık çözüm uygulamalarındaki gelişme ise beklenilen ve istenilen düzeye henüz ilerleyememiştir. Bunun başlıca nedeni, adalet uygulayıcılarının önemli bir kısmı tarafından yerel mahkeme yargısının rakip olarak düşünülmesinden kaynaklanmaktadır.

Diğer taraftan, ara buluculuk sonucunda hazırlanan tutanağın yetkili icra mahkemesi tarafından şerh verilerek ilam niteliği kazanmasının ve incelemesinin sınırlı olmasının yargı yetkisinin mutlak egemenliğine zarar vereceği yönünde hâlen bir kuşku bulunmaktadır.

Oysa alternatif uyuşmazlık çözüm yolları yargıyla rekabet içinde bulunan bir süreç değildir. Ara buluculukta asıl hedef, küçük çaplı ve kamu düzenini ilgilendirmeyen uyuşmazlıkların adli bir soruna dönüşmeden çözümünü sağlamaktır. Eğer ülke olarak alternatif uyuşmazlık çözüm yollarını hukuk sistemine yeterince kazandırabilirsek hâkim başına her geçen yıl artan dosya yükünü de azaltmış olacağız.

Türkiye’de hâlen sicile kayıtlı 9 binin üzerinde genel ve iş hukukunda uzman ara bulucu görev yapmaktadır. İhtiyari ara buluculuk istatistiklerine baktığımızda, yılın ilk beş aylık döneminde yüzde 97’lik bir anlaşma oranı görülse de teklifte de öngörülen dava şartı ara buluculuk uygulama istatistiklerinde bu oran düşük kalmaktadır. Aynı tarih aralığında ara buluculuk görüşmeleri sonunda anlaşma oranı yüzde 65’tir. Bu oranın yukarı çekilebilmesi için vatandaşlarımızı dava öncesi sulh yönüne taşıyabilecek tanıtım, bilgilendirme gibi uygulamaların daha etkin kullanılması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan, ülkemizde adalet hizmetlerinin etkinliğini artırmak amacıyla sermaye piyasası hukuku, tüketici hukuku, banka ve sigorta hukuku, ticaret hukukunda yargı dışı ve mahkeme kökenli alternatif uyuşmazlık çözümlerine başvurulması özendirilmelidir. Açılan dava sayısına oranla, sulh ve feragat sayısının düşük olduğu bir yerde sınırlı ara buluculuğun tek başına işlevsel olacağını düşünmek çok mümkün görünmemektedir. Eğer ara buluculuğa Türkiye’de işlevsellik kazandırılmak isteniyorsa rasyonel bir planlamayla kurumsal engeller ve teşvikler sağlanarak ara buluculuk avantajlı hâle getirilmeli, ara buluculuğa kolay bir erişim sağlanabilmelidir.

Değerli milletvekilleri, adalet ve mahkemelere başvuru her ne kadar temel hak ve arzu edilir kavramlar olsa da bunlara ulaşma talebi rasyonel bir biçimde sınırlanmadıkça dava yığınları büyüyecek ve erişilmek istenen hak ve adalete ulaşmak giderek daha da zorlaşacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ÖZTÜRK (Devamla) – Bağlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Toparlayın.

HALİL ÖZTÜRK (Devamla) – Bu kurumsal düzenlemeler temelsiz olur ise başarısız olunacak ve vatandaşlarımız için bir eziyete dönüşebilecektir. Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek sunduğumuz kanun teklifinin amacına ve hedefine ulaşmasını temenni ediyor, Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

Teklifin tümü üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Ağrı Milletvekilimiz Sayın Abdullah Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Koç, süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde partim adına söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, Hakkâri Milletvekilimiz Sayın Leyla Güven yirmi yedi gündür açlık grevinde. Tek amacı insanlık suçu olan tecridin kaldırılması ve ortak vatanda demokratik bir ülkenin kurulması mücadelesidir. Sayın Leyla Güven’e ve direnişine destek amacıyla bugün Meclis çatısı altında Eş Genel Başkanımız Sayın Pervin Buldan’la birlikte 10 milletvekilimiz destek amaçlı iki günlük açlık grevini başlattı. Öte taraftan, Türkiye'nin dört bir tarafında yine milletvekili arkadaşlarımız destek amaçlı açlık grevine başlamış bulunmaktalar. Tüm arkadaşlarımızı huzurunuzda selamlıyor ve kendi mücadelelerine ortak olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Leyla Güven’in talebi bizim talebimizdir, bunu da açık bir şekilde dile getirmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün hukuk adına gerçekten tarihî bir leke, utanç verici bir gün yaşıyoruz. Sayın Demirtaş ve Sayın Önder’in dosyası yukarıdan bir talimatla, karşı hamle hareketiyle mahkeme tarafından onandı ve dosyaları kesinleşti. Değerli arkadaşlar, bu yargı, hani bu kahraman ve bağımsız yargı var ya sözüm ona; önünde binlerce ve on binlerce dosya mevcut. Bu dosyaların içerisinde bir kısım dosya da emekçilerin ve işçilerin hak ve alacaklarıdır, on binlerle ölçülen dosyalar. Öte taraftan, yine, bu yargının önünde kadın katillerinin, çocuk tecavüzcülerinin dosyaları da on binlerle ölçülüyor. Bu dosyaların hepsi üç yıldır, dört yıldır raflarda bekletiliyor ancak önünde binlerce dosya olan bu yargı talimatla Sayın Demirtaş’ın dosyasını alıyor ve üç ay içerisinde de karara bağlıyor. Peki, size soruyorum: Bu yargıya güven ne olacak, bu yargıya güvenecek miyiz? Sokağa çıkın, sorun, bugün, Türkiye’de yargıya güven yüzde 10’un altına düşmüş durumda. Halkımız artık bu yargıya güvenmiyor. Bu tarafsız ve kahraman yargıçlar o çocuk tecavüzcülerine ilişkin olan dosyaları neden gündeme almıyor? Bu dosyalar neden hızlı bir şekilde kesinleştirilmiyor veya gündemleştirilmiyor? Ne yaparsanız yapın, yargı eliyle darbe yapmaya kalkışırsanız da kalkışın biz bu darbenin önünde boyun eğmeyeceğiz. Bu, bu şekilde biline. Halkımız bu yargı darbesinin önünde boyun eğmeyecek, eğmedi de, tarihte sayısız örnekleri mevcuttur.

Değerli arkadaşlar, şimdi, kanun teklifine bakıldığında, abonelik sözleşmesinden kaynaklanan para alacaklarına –tahsiline- ilişkin olan bir kanun olduğu görülüyor ancak içeriğine baktığınız zaman bu bir torba yasadır. İçinde ne yok ki; içinde Ticaret Kanunu var, Tüketici Kanunu var, Tebligat Kanunu var, Bilirkişilik Kanunu var yani var ki var. Bu iktidar ne bulduysa bu torba yasa teklifinin içine atmış durumda. Peki, bununla ne yapmak istiyor? Arkadaşlar, AKP manipülasyonunun yeni bir yüzü olarak da karşımıza çıkıyor bu uygulama. On altı yıllık bu AKP iktidarının uygulamasıdır; yamalı bir bohça gibi, toplumu dizayn etmek için her şeye yer verilmiş bu yasa teklifiyle.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, bu kanun teklifi bir torba yasa teklifidir. Kanun yapma tekniğine aykırı olan bu yöntem AKP iktidarı döneminde esas yöntem hâline getirilmiştir yani alakasız ne kadar düzenlemeye ihtiyaç duyulmuşsa bu torbaya konmuş ve bu, bu şekilde huzurumuza getirilmiştir.

Bu kanun teklifi hazırlanırken halktan, sivil toplum örgütlerinden, meslek kuruluşlarından hiçbir şekilde görüş alınmamıştır. Hâlbuki abonelik sözleşmesi ve bu toplumun her bireyini ilgilendiren bu konuda topluma hiçbir şekilde gidilmemiş ve toplumun fikri bu şekilde alınmamış. Bu nedenle de bu teklif sakat bir kanun teklifidir. AKP, politik tutum ve uygulamalarıyla nasıl ki demokrasi ve sistemin içini boşalttıysa bu torba yasa yöntemiyle temel yasaları da bir yapboz tahtasına dönüştürmüştür.

Değerli arkadaşlar, teklifin gerekçesi icra dairelerindeki iş yükü ve konkordato meselesiyle ilgili olarak yaşanan sorunlar olarak lanse edilse de bu sorunların temel kaynağı ekonomik problemlerdir. Problemlerin sebebini tespit etmeden geçici çözüm önerileriyle günü kurtarmak, belirli kesimlerin taleplerini karşılama amaçlı bir şekilde hazırlanmış bir kanun teklifidir bu.

Teklifin aynı zamanda Anayasa’daki eşitlik ilkesine de aykırı bir yönü vardır, bu nedenle de kabul edilmesi mümkün değildir.

BAŞKAN – Sayın Koç, bir saniye…

Değerli arkadaşlarım, lütfen hatibi dinleyelim. Arkadaşlarımız birbiriyle konuşmayı bıraksınlar değerli arkadaşlarım. Lütfen, herkes hatibi dinlesin.

ABDULLAH KOÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bugün yürürlükte olan UYAP sistemine rağmen yeni bir sistem getirilmiştir. Ödeme emirleri, yalnız haciz işlemleri kanunen yetkili bir makamın denetiminden çıkarılmıştır. Her şeyde olduğu gibi icra işlemleri de arkadaşlar, ilk defa özelleştirilmiştir. Yargının bir tarafı özelleştirilmiştir. Bu, bu şekilde bilinsin.

Değerli arkadaşlar, bu ne demektir? Tüketicilerin yani halkın haksız icra talepleriyle karşılaşması, yurttaşın sermaye şirketlerinin önüne atılması demektir çünkü amaçlanan, elektrik, doğal gaz, su, telefon, internet ve daha pek çok temel ihtiyacın yandaş şirketlere ihale karşılığında devredilmiş olması ve bu şirketlerin alacaklarını her ne olursa olsun, âdeta her yol mübahtır düşüncesiyle tahsil etme yolu ve yöntemidir. Bu teklifle getirilmek istenen durum da budur. Yani başka bir anlatımla, yargı ilk defa özelleştirilmiştir bu yönüyle.

Değerli arkadaşlar, bu iktidar ne yaptı? Fabrikaları sattı. Ne yaptı? Köprüleri, su kaynaklarını, bankaları, TELEKOM firmasını, halkın toprağını sattı, toprağını. Bu iktidar, KHK’yle tüm emekçileri işinden attı; o da yetmedi, “Özel sektörde dahi çalışamaz.” şeklinde bir kanun getirdi. Bu halktan ne istiyorsunuz? Hakikaten soruyorum, siz ne istiyorsunuz bu halktan? Bu halkın icraya, yandaş şirketlere verecek bir şeyi kaldı mı ki? Neye ihtiyaç hissettiniz? Söz konusu, halk olunca “Hazine boş.” diyorsunuz, 3600 ek gösterge, emeklilikte yaşa takılanlar, asgari ücretle ilgili olan zam olduğu zaman, bu talepler dile getirildiği zaman ayak diretiyorsunuz ama konu, sermaye ve yandaş şirketlerin alacaklarına gelince halkın boğazını sıkıyorsunuz. Biz bunlara izin vermeyeceğiz; bu, bu şekilde biline.

Değerli arkadaşlar, bu getirilmek istenen sistemle, halkın mal, hak ve alacaklarının sorgulanabileceği de düzenlenmektedir. Bu sistemle, halkın kişisel verilerinin sermaye şirketlerine yani yabancı ortaklı şirketlere açılması sonucu ortaya çıkmaktadır. Halkın kişisel verileri dış şirketlere pazarlanacaktır; bu, bu şekilde getirilen bir sistem. Köylünün, emekçinin, esnafın sömürülmesi yetmiyormuş gibi üstüne bir de tüm kişisel verilerini de bu yamyam sermaye şirketlerine peşkeş çekeceksiniz. Bu yasa teklifinin altında halka düşmanlık var, halkın değerlerini pazarlama var.

Kişisel veriler, özel hayatın en temel bileşeni olmaları itibarıyla Anayasa’nın 20’nci ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi’nin 17’nci maddeleri uyarınca güvence altına alınmıştır. Siz neye uyuyorsunuz ki? Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz; belli, açık, ortada; yargıya talimat veriyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına karşı “hamle” yapıyorsunuz. Açıkçası, biz de sizden başka bir şey beklemiyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu sistemle halka karşı icra işlemi başlatıyorsunuz ancak dayanak belgeyi göndermiyorsunuz, bu sistem bunu da getiriyor. Halk zaten yoksullaştı, borçla yaşıyor, faturalardan başını alamaz durumda; bir haneye aylık sayısız fatura gelmektedir. Öyle bir sistem yarattınız ki emekçi, esnaf, köylü yani vatandaşın tamamı, aylık faturaları ödemekten başka bir iş düşünemez durumda şu anda. Üstelik bu sistemle sermaye şirketlerine, faturanın sadece tarihini ve sayı numarasını belirtmek suretiyle icra takibi başlatma yetkisini veriyorsunuz; halkın eline herhangi bir belge, herhangi bir fatura da geçmeyecek. Siz bu halktan gerçekten ne istiyorsunuz; tekrar soruyorum.

Halkın tezgâhından, mutfağından, ekmeğinden, cebinden elinizi artık çekin. Bu uygulamalarınızı kabul etmiyoruz. Sokağa çıkın, sokağa; gerçekten sokağa çıkın, sokağa çıkın ki yoksullaştırdığınız halkın hâlini ve durumunu görün. Sokağa çıkın ki halkı göreceksiniz, gerçek halkı göreceksiniz; “Sizden şikâyetçiyim.” diyen ve bağıran torna ustasını, Meclis çatısında intihara kalkışan Ağrılı vatandaşı göreceksiniz. Halk bu şekilde; halkın arasına çıkın ki halkı görün. Tabii, siz bunları görmeyeceksiniz, siz saraylarda yaşıyorsunuz; siz artık görme yetisini de kaybettiniz, siz ancak sermayedarları görürsünüz.

Değerli arkadaşlar, diğer bir konu ise ticari uyuşmazlıklarda zorunlu ara buluculuk sisteminin getirilmesidir. Bir defa, belirtmek isterim ki adalet sistemiyle öyle bir oynadınız ki ne yaparsanız yapın bu adaleti düzeltemezsiniz; bugün Demirtaş kararında da bunu net bir şekilde gördük hep beraber. Tek çare sizin iktidardan ayrılmanızdır, başka bir çare de yoktur. Bir hukuk hâkimi bile karar verirken bu iktidardan korkuyor, saraydan korkuyor. Ara buluculuk sistemi getirerek bu sorunu çözemezsiniz. Yüksek ve özel ihtisas isteyen ticari uyuşmazlıklarda vekille temsil zorunluluğu da olmadan ara buluculuğa başvurulması şartı koşulmasının, ihtilafların daha karmaşık hâle gelmesine yol açabileceği ve çözümü de geciktirebileceği bir gerçektir. Çözüm, baştan sona yeni bir anayasa ve bağımsız bir yargı sistemiyle ancak mümkündür ama bu da sizin iktidarınızla mümkün olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin tek başına iktidar olduğu dönemden ittifak yaptığı ortağı MHP’ye kadar bunları sonuçlandıramadığı, sonuçlandırdıklarında ise halkın değil, yandaşının çıkarını koruyarak iktidarını koruduğu bilinen bir gerçektir. Hızını alamayıp 2071’e doğru toplumu uçuracağını söyleyen AKP, uçurmak bir yana, halkı balyoz gibi ezip geçen ekonomik krizle karşı karşıya bıraktı.

Konumuz icra takibi ya, çocuk teslimi meselesi var arkadaşlar. İcra İflas Yasası’na göre çocuklar bir mal olarak görülüyor. Sözüm ona çocuk teslimi. Tam bir travma. Bunlar neleri icraya koymadılar ki? Esnafın tornasını tezgâhını, çiftçinin tarlasını, emekçinin maaşını, konkordato, iflaslar vesaire vesaire. Bu, neyi gösteriyor? Bu, ekonomik iflası gösteriyor. Bunların hiçbirine çözüm getirmediler ve getirmeyi de düşünmüyorlar. Dertleri, yandaş şirketlerin alacaklarıdır. Bunca sorun dururken bu icra teklifi neyin nesidir; sizlere soruyorum.

Değerli arkadaşlar, İcra ve İflas Yasası’ndaki değişiklik, hayra alamet bir durum değildir. AKP’nin iktidarda olması, zaten halk adına hayra alamet bir durum değil. Bu nettir yani. AKP iktidarda olduğu günden bu yana halka acı ve yoksulluktan başka hiçbir şey getirmedi.

“Bu kanun teklifinin amacı, icra dairelerinin iş yüklerinin önemli bir kısmı olan aboneliklerden kaynaklanan alacaklardır.” deniliyor. Bu, ne anlama geliyor? Bu, toplumun fakirleştiğinin, ekonomik çıkmaza girdiğinin tam resmidir. Kriz, kapıyı aşmış ve ocağın orta yerine kadar ulaşmıştır. Vatandaş, elektrik, su, doğal gaz, telefon parasını ödeyemez duruma düşürülmüş ve yüz binlerin sayacı da sökülmüştür. Sadece İstanbul’da 120 bine yakın kişinin sayacının söküldüğü söyleniyor. Resmî rakamlar değil ama gerçeği ifade ediyor.

İcra dosyaları çoğaldı mı? Bu, halkın yoksullaştığının, fakirleştiğinin de göstergesidir değerli arkadaşlar. Buradan milyonlara sesleniyorum. Bakın, bu AKP-MHP iktidarı ne yaptı? Elektrik zam oranını aylık yüzde 10’a çıkardı; su faturasının aylık artışını ÜFE oranında yaptı; doğal gaz faturalarına ÜFE oranında aylık yüzde 10’a varan zamlar yaptı; halkı sömürmeye yasal bir zemin hazırlamanın da yolunu bu yasayla açtı, değerli arkadaşlar.

Sermaye şirketleri, sistemin gücünü de arkasına almış, halka karşı oluşumlar hâline gelmiştir. Bakın, benim seçim bölgem olan Ağrı’nın Patnos ilçesinde enerji şirketi, köy ve mahallelerde TOMA’lar eşliğinde evlerdeki sayaçları sökmüş ve sokaklardaki direklerin tepesine dikmiştir. Böyle bir uygulamayla karşılaştığınız zaman siz ne yaparsınız? Halk, bu uygulamayla karşı karşıya. Peki, bu sermaye şirketleri, halktan yana mı, yoksa sizden yana mı? Bunu da gerçekten sormak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin rakamlarına göre, 2018 yılındaki icra dosya sayısının 8 milyon olduğu söyleniyor. Fakat biraz önceki hatipler de belirttiler, bu dosyaların sayısı 20 milyonu aşmış durumda, 20 milyonu aşmış! 20 milyon vatandaş şu anda icralık. Peki bunların içinde kaç tanesi bu aboneliklerdir? Yine, resmî rakamlara göre halkın 3,5 milyonu, sadece aboneliklerden dolayı icralık. Ama 2016-2017 yıllarındaki verileri de topladığınız zaman bu da 6-7 milyonu buluyor. Bu ne demek? Bu, 20 milyona yakın insanın sayaçlarının söküldüğü anlamına geliyor.

Değerli arkadaşlar, siz, hani çok şaşaalı adliyeler yaptınız ya, icra daireleri; şunları size gösteriyorum: Bakın, kamyonlara ulaşmış olan icra dosyaları, bunlar icra dosyaları. Adliyelerdeki o icra dairelerinin içine artık sığmıyor, bunları koridorlarda bu şekilde muhafaza ediyorlar. Bakın, üzerinde de ne yazıyor, biliyor musunuz? “Karıştırmayın.” deniliyor. Koymuşlar adliyenin önüne, vatandaş, üstünden atlayarak icra dairelerinin içine giriyor ve icra dairesi, üstüne yazmış: “Karıştırmayın.” Kimin dosyasını? Halkın borçlu olduğu dosya bu. Bu dosyaların tamamında vatandaş borçlu, borçlu! Siz bu halkı bu hâle getirdiniz.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu 20 milyon vatandaşımız bu AKP ve MHP’ye 31 Martta gereken dersi verecek. Buradan ilan ediyorum. Bu kez AKP-MHP’ye halk, icra takibi başlatacak; bu nettir. Öncüsü de biz olacağız, Halkların Demokratik Partisi olacak. Bu aboneliklerin tamamını sağlayan şirketlere, bu kurumlara peşkeş çekilmiş ve hepsi yandaş firmalardır. Sizlere soruyorum değerli arkadaşlar: Bu milyonlarca icra takibinden kaynaklı, cebinize, kasanıza ne kadar para girecek ya da çıkarınız nedir? Buradan cevap verin. Sadece bize değil, halk duysun bunu, halk. Size oy veren vatandaştan da bu durumu saklamayın.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti yani siz, halkı sermayeye ihale ettiniz. Bu yasayla icra işlemlerini de özelleştiriyorsunuz. Hava hariç her şeyi özelleştirdiniz. Bu halkı, acımasız, halka küfreden, ahlaksız sermayedarların önüne atıyorsunuz. Biz buna izin vermeyeceğiz.

Sözlerimi Doçent Doktor Sayın Fikret Başkaya’nın şu tespitleriyle sonlandırmak istiyorum: “Sorun, sadece ekonomik kriz değil, aynı zamanda sosyal kriz, politik kriz, jeopolitik kriz, ekolojik kriz, iklim krizi, etik yani ahlak krizi, değerler krizi ve nihayetinde rejim krizidir; başka türlü söylersek: Komprador rejimin krizi.” Bu krize son vermek de HDP’nin işi. 31 Mart 2019 tarihi, sizin kriziniz olacak. Bu tarih, yakın bir tarihtir.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Koç.

Teklifin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına söz isteyen, Mersin Milletvekilimiz Sayın Alpay Antmen.

Buyurun Sayın Antmen. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Antmen, süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi hakkında partim adına söz almış bulunmaktayım.

Kanun teklifiyle ilgili olarak Adalet Komisyonunda uzlaşmaz, yasa yapımı tekniğine aykırı bir yöntem izlendi. AKP’nin rutin yasa yapma tekniği hâline getirdiği torba yasa uygulaması, bu kanun teklifinde de karşımıza çıktı.

Kanun teklifi, Bakanlık bürokratları tarafından hazırlanmış ve fakat üzerinde önemli teknik hatalar yapılmış; içine Harçlar Kanunu, İcra ve İflas Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Arabuluculuk Kanunu’nda çok önemli değişiklikler içeren hükümler de sıkıştırılmıştır.

Bu kanun teklifini dikkatle incelerseniz teklif sahibi AKP milletvekillerinin ve teklifin içeriğini hazırlayanların, icra takibinde, icra dosyalarının bir bütün olarak değerlendirilmesi hususunda, UYAP kullanım alanları ve dosya ile harç hesapları konusunda yeterince yetkin olmadıklarını rahatlıkla görebilirsiniz. İcra ve iflas konusunu hepsinden daha iyi bildiğimi kesinlikle iddia ediyorum.

Belirli sermaye odaklarınca getirildiği izlenimimizi haklı çıkaran bir komisyon süreci olduğundan bu teklife “sipariş teklif” demek yanlış olmayacaktır. Müteahhitlerinizin sipariş proje getirdiğini çok görüyorduk da artık Meclise de sipariş kanunları getirmeye başladınız. Bu kadarına da pes doğrusu.

Sözde, adli işlemlerin hızlandırılması gerekçesiyle konumlandırılan bu teklifin toplumsal katmanların sorununa çare olmayacağı kesindir. Bugün icra dairelerindeki dosya sayısının hızla artmasının nedeni, yasalarda yapılması gereken değişiklikler değil, AKP anlayışının on altı yıldır ülkeyi getirdiği yolsuzluk, yoksulluk ve adaletsizlik girdabıdır. 2008 yılında 8 milyon olan icra iflas dosyalarının sayısı, 2018 yılında 20 milyona dayanmış, icra dairelerindeki icra iflas dosya sayısı bugün itibarıyla 19 milyon 901 bin 807’ye çıkmıştır. Bu nedenle, gerçek önlem, sipariş kanun teklifleri yerine, halkın sosyal, ekonomik ve yaşamsal konuları hakkında Meclisin çalışması ve çalıştırılması gerçeğidir.

Muhalefet şerhlerimizde de belirttik; teklif metni incelendiğinde, UYAP üzerinde icra takibi açma olanağı varken “Merkez Takip Sistemi” adlı yeni bir sistem getiriliyor. Abonelik sözleşmelerinden doğan alacaklara ayrı bir kolaylık ve ayrıcalık getirildiğini ve bunun, anayasal “eşitlik” ilkesine ve savunma hakkının temelini oluşturan “silahların eşitliği” ilkesine açıkça aykırı olduğunu görüyoruz.

Ayrıca, bu kanun teklifi, uzman görüşleri alınmadan, kamuoyunda tartışılmadan, “zorunlu arabuluculuk” konusunu da karşımıza getiriyor. UYAP sisteminin yeterince değerlendirilmediği ve anlaşılmadığı, sistemde yaşanan aksaklıklar ve kesintiler de göz önüne alınmamıştır.

15 Mart 2018 tarihinde yürürlüğe giren 7101 sayılı Kanun ile 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun konkordatoya ilişkin hükümleri de bu teklifle değiştirilmektedir. Daha bir yıl olmadan kanunu değiştiriyorsunuz. Teklifte, konkordato talebine eklenecek belgeler arasındaki “finansal analiz raporu” “güvence veren denetim raporu” olarak değiştirilmekte ve bu raporu hazırlayacak bağımsız denetim kuruluşları ile raporun standardı konusunda uygulamada yaşanan sorunları çözecek mahiyette düzenlemeler yapılmadığı için, raporlama fiyatlarının asgari ve makul bir miktara getirilmesi için herhangi bir çalışma da yapılmamıştır.

Uygulamada iflasın ertelenmesi nasıl kötüye kullanıldı ise konkordato kurumu da alacaklılara zarar vermeye başlamıştır. Güvence veren denetim raporu maliyetlerinin çok yüksek olması nedeniyle küçük ve orta ölçekli işletmelerin konkordato hakkından yararlanmalarının önü kapatılmaktadır. Güvence veren denetim raporlarının herkes tarafından verilemeyecek olması nedeniyle belli bir kimse ve gruplara burada da yeni bir imtiyaz sağlamaktasınız.

Ve önemli olan hususlardan birisi, dava şartı olan ara buluculuk. Bu kurumun ticari uyuşmazlıklara da teşmil edilmesi konusunda herhangi bir toplumsal konsensüs sağlanmadan, yangından mal kaçırırcasına özel bir kanun içinde getirildiği, bununla da kısa sürede ciddi zararlara yol açılacağı arz edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak şartlı muhalefet yapmıyoruz, yıkıcı muhalefet yapmıyoruz, gelişime, ilerlemeye ve çözüme yönelik yapıcı muhalefet görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz, kanun tekliflerine teknik katkı sağlamaya çalışıyoruz.

Yargı sisteminin o kadar çok sıkıntısı var ki neredeyse artık bir sistemden bahsetmek olanaksız hâle geliyor. Avukatlık Yasası bekliyor. Yargının en temel sacayağı dediğimiz avukatların karşı karşıya kaldığı sorunlar yumağı çığ büyüdü. Buradan İzmir Barosu Başkanının bir duruşmada yumruklanmasını esefle kınıyorum. Bundan avukatlarımız kadar, yargımız ve vatandaşlarımız da olumsuz olarak etkilenmektedir. Ülke şartlarına, meslek ihtiyaçlarına ve çağa uygun Avukatlık Yasası çalışması yapılmadan burada alelacele “MTS” adını vereceğimiz böyle bir sistem getirilmesi, hiç de eşitliğe uygun değildir. Avukatların yargı mekanizması içerisindeki yerinin ikincil bir konumda görülmesine son verilmesi ve savunma mesleğinin en kısa zamanda anayasal güvenceye kavuşturulması, ilk başta iddia makamıyla eşitliğinin sağlanması gerekmekteyken biz bazı şirketlere özel imtiyaz sağlayacak kanunu burada tartışıyoruz. Yargıda liyakat ve başarıya göre tayin ve terfiler yerine, siyasal mülahazaların esas alınması, yargıdaki işleyişi kilitlemeye başlamıştır. Ancak alçak FET֒cü hâkim ve savcıları hatırlayın. Bunun yarattığı sorun, tüm ülkede derin sıkıntılara yol açtı, ağır bedeller ödedik. Yargının siyasallaşmasının ve cemaatlere teslim edilmesinin sonucu 15 Temmuz hain darbe girişimini hep birlikte gördük.

Yargıda adli tatil uygulaması ise yargıyı artık kilitler pozisyona getirmektedir. Daha önceki yıllarda hâkim ve savcılar adli tatilde izin alırken, şimdi, açıkça söylüyorum, kafalarına göre, her istedikleri zaman izinlerini bölerek kullandıkları için yargıda vatandaş mağdur olmaktadır, duruşmalar ertelenmektedir. Utanmadan “Yargıyı hızlandırmaya çalışıyoruz.” diyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, yargının sağlıklı bir şekilde çalışmasını istiyorsak yargı çalışanlarının tamamının da verimli bir ortamda çalışabilmesini sağlayabiliriz. Bütün haklar, hâkim ve savcılara verilmez arkadaşlar. Mübaşirler var mesela, bütün avukatlar onların kıymetini bilir, bunların idari sınıfa geçmesi, genel idari hizmetler sınıfına alınması gerekiyor. Artık lütfen mübaşirleri de, hâkimlerin sigaralarını alan pozisyondan çıkartalım. Biz yargıda çalışan herkesi bir bütün görürüz. Her türlü ayrımcılığa karşı olduğumuz gibi buna da karşıyız, adaleti istiyoruz.

Ayrıca, kamu avukatlarından diğer hatipler de bahsettiler. Kamu avukatlarının sorumluluğu pek çok meslekten çok daha yüksektir ama aldıkları maaşlar ve özellikle ek göstergeleri 3000’dir ve ciddi anlamda sıkıntıları var. Eğer bir şey yapmak istiyorsanız, adaleti sağlamak istiyorsanız, eşitliği sağlamak istiyorsanız hâkim ve savcılarla kamu avukatlarını eşit maaş düzenine, eşit ek göstergeye çıkartmanız gerekmektedir.

Bununla birlikte, biliyorsunuz, adli yargı komisyonlarında hâkim ve savcılar var. Ya, avukatlar... “Avukatlar” diyoruz hem yargının üç kurucu sacayağından biri hem de yargısal faaliyet yapıyorlar ama baro başkanları, adli yargı komisyonları içinde yok. Hani devrim, hani ilericilik, hani eşitlik?

Değerli milletvekilleri, hepimiz Adalet Ana’yı biliriz. Adalet Ana’nın elinde bir terazi vardır, diğer elinde ise bir kılıç, gözleri de bağlanmıştır. Gözleri bağlıdır çünkü terazisinin kefesini görmeden tutmalıdır, nesnel ve korkusuz olmalıdır. Terazi ise kanıtların ve olayların karşıt kefelerini gösterir. Teraziyi sol eliyle tutar, sağ elindeyse aklın ve adaletin gücünü ve bundan dolayı da bir anlamda kararın keskinliğini gösteren kılıç vardır. Gözünün kapalı olması, aynı zamanda da yargıcın kimsenin ten rengini, inancını, cinsiyetini, düşüncesini, servetini, rütbesini, statüsünü görmemesi ve bu hallerini görmeden karar vermesi anlamına gelir. Cumhurbaşkanından da emir almaz, Adalet Bakanından da emir almaz, hiç kimseden emir almaz.

Ve Adalet Ana, kadındır. Bu da kadın ve erkeğin eşit olduğunu, onların eşit bireyler, eşit yurttaşlar olduğunu gösterir. Yani kadına şiddetin son on altı yılda yüzde 1.400 kat arttığı, kadının sosyal, ekonomik ve siyasal hayattan dışlandığı ve kadın ile erkeğin devletin en üst organı tarafından eşit görülmediği bir Türkiye’de, Adalet Ana, tıpkı hukuk gibi ikinci plana itildi, şiddete uğradı ve devletin en üst organı tarafından tanınmadı. Eğer ayarını bozarsanız, bir gün o kantar, sizi de tartar.

Değerli milletvekilleri, sizi iki yüz yirmi dokuz yıl önceye götürmek istiyorum. 1789’da Fransa’da tarihsel bir devrim oldu. Egemenliği saraydan alan halkın meclisinde ilk şu karar alındı: “Milletin rızası olmadan hiçbir vergi alınamazİki yıllık OHAL döneminde sadece OHAL’ini örnek aldığımız Fransa, bugün yıllık 2,5 trilyon dolar bütçeyle dünyada insani gelişimde ilk 15’te, eğitimde ilk 10’da, sağlık harcamalarında ilk 3’te yer alıyor; oysaki Türkiye, UNICEF, PISA ve OECD’ye göre eğitimde sonuncu, sosyal adalet sıralamasında sonuncu, Demokrasi Endeksi’nde 165 ülke içinde 97’nci, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 113 ülke arasında 101’inci sırada. Uygulamadığımız AİHM kararlarından sonra, onda da sonunculuğu yakalayacağız gibi gözüküyor.

Türkiye'nin AKP iktidarıyla birinci ve ilk sıralarda olduğu uluslararası konular yok mu? Tabii ki var. Yolsuzlukta Avrupa 1’incisi, dünyada 2’nci, tutuklu gazeteciler sayısı bakımından dünyada 1’inci, iktidarın en az denetlenmesinde 6’ncı ve çocuk istismarında dünyada 3’üncü ülke. Arkadaşlar, çocuklar geleceğimiz ise buna bir çare bulmak zorundayız. Sorarım size: 80 milyon kişiden vergi toplayıp 1 kişiye saray yaptırmak ve o sarayda yargı mensuplarını ayağa kaldırmak adalet midir? Adalet değildir. Soğan depolarını basıp soğanlara suçüstü yaptınız ama Sayıştay raporlarıyla ortaya çıkan yolsuzluk çukuruna batmış belediyelerinizin suçuna ortak oldunuz. Yolsuzlukları ortaya çıkaran Sayıştay Başkan Yardımcısını yerinden ettiniz. Aradan geçen zamanda, bunca yolsuzluğunu sağır sultanın duyduğu, Sayıştayın tek tek tespit ettiği hangi belediyeye müfettiş gönderildi? Maalesef, hiç.

80 milyondan vergi alıyorsunuz ama 80 milyona hesap vermiyorsunuz. İşte, adalet ve hukuk, vergisini aldığınız 80 milyona hesap vermektir. Sayın vekiller, siz halka hesap vermek yerine, sadece saraya hesap veriyorsunuz; adalete güvenmek yerine sadece Sayın Cumhurbaşkanının ağzına bakıyorsunuz. Peki, Adalet Ana’nın elindeki terazi yerine, güçlünün, zenginin ve yandaşın terazisinde yer kapmaya çalışmak ne oluyor?

İktidarın hukuksuz uygulamaları, despotik rejimlerden ve yüz yıllar ötesinden örnekler getiriyor. Artık geleceği, Avrupa Birliğinde değil, Şanghay Beşlisinin despotik başkanlık sistemlerinde arıyorsunuz.

Biz bu anlayıştan adalet bekleyemeyiz. Biz bu anlayışı korsan yasa tasarılarında gördük, akademisyen milletvekillerine kıyak emeklilik, çocuğa tecavüzcüsüyle evlilik, kişiye özel, adrese teslim yasa tasarıları buraya geldi. İsrail’den alınan rüşvet karşılığında Mavi Marmara katliamına ilişkin yargılama yetkisi ve egemenlik hakkı terk edildi. Hâlâ adalet mi bekleyeceğiz? “Yanıldık, kandırıldık.” ama biz yanılmadık, kandırılmadık ve kandırılmayacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

Sizin adalet konusunda özetiniz şudur, hani Cumhurbaşkanımız, Sayın Cumhurbaşkanı diyor ya: “Çıraklık dönemimiz, kalfalık dönemimiz ve ustalık dönemimiz.” Doğru söylüyor, ben sizin bu üç döneminizin gerçek yüzünü size açıklayayım: Adaleti ve devleti FET֒ye teslim ettiniz, devleti ortaklaşa yönettiniz; çıraklık dönemi. Kavgaya tutuşmanıza rağmen aynı menzilleri yürüdünüz; kalfalık dönemi ve darbe fırsatçılığıyla FET֒yle mücadele eden muhaliflere saldırdınız; ustalık dönemi.

Şimdi, sizin, yeni AKP’nin adalet ve hak konusunda karnesine, karnenize bir bakalım. Bakın, bundan on yıl önce hükûmetinizin yargı reformu strateji taslağı, şimdi okuyacağım on amaç altında oluşturuldu, gerçekten de dört dörtlük amaçlar:

“1) Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi.

2) Yargının tarafsızlığının geliştirilmesi.

3) Yargının verimliliği ve etkinliğinin artırılması.

4) Yargıda mesleki yetkinliğin artırılması.

5) Yargı örgütü yönetim sisteminin geliştirilmesi.

6) Yargıya güvenin artırılması.

7) Adalete erişimin kolaylaştırılması.

8) Uyuşmazlıkları önleyici nitelikteki tedbirlerin etkin hâle getirilmesi ve alternatif çözüm yollarının geliştirilmesi.

9) Ceza infaz sisteminin geliştirilmesi.

10) Ülkemizin ihtiyaçları ve Avrupa Birliği müktesebatına uyum süreci.”

Peki, gelelim karneye. Yargı bağımsızlığı güçlendi mi? Hayır. Yargının tarafsızlığı geliştirildi mi? Hayır. Yargının verimliliği ve etkinliği artırıldı mı? Hayır. Yargıda mesleki yetkinlik artırıldı mı? Asla, hayır. Yargı örgütü yönetim sistemi gelişti mi? Hayır. Yargıya güven arttı mı? Hayır. Adalete erişim kolaylaştırıldı mı? Asla, hayır. Uyuşmazlıkları önleyici nitelikteki tedbirler etkin hâle getirildi mi? Hayır. Ceza infaz sistemi geliştirildi mi? Hayır. Ülkemizin ihtiyaçları ve Avrupa Birliği müktesebatına uyum süreci… AİHM kararlarını tanımıyorsunuz, buna da hayır.

Peki, değerli milletvekilleri, adli yıl açılışlarının yürütmenin başı ve siyasi bir partinin genel başkanı olan Sayın Cumhurbaşkanının sarayında yapılması, hukukun üstünlüğüne gölge düşürmüyor mu? Yargı mensupları kimsenin önünde eğilmesin ve önleri iliklenmesin diye, cüppelerinde düğme olmaz. Kimsenin etkisinde, güdümünde kalmasınlar diye, bağımsız ve tarafsız olsunlar diye, cüppelerinde cep bulunmaz. Maalesef, hukukun üstünlüğünü ayağa kaldıracağımıza, yargı mensupları ayağa kaldırıldı. Yargı mensupları ayağa kalkıyor, sayın milletvekilleri; önlerini ilikliyorlar, sayın milletvekilleri. Bu şekilde devam ederse herhâlde, hukuku da ayaklar altına alacaksınız, olacak bitecek.

Rakamlara göre, elli yedi yılda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 7.286 ihlal kararı geldi yani AİHM 7.286 ihlal kararı verdi, ülkeleri tazminata mahkûm etti. Bu davaların 1.497 tanesi, Türkiye aleyhine açılan davalar. Örneğin, AİHM bugüne kadar ifade özgürlüğü için 655 ihlal kararı verdi, bunlardan 256’sı, Türkiye aleyhine. Bu davaların birçoğu ve ödenen tazminatların toplamının önemli bir kısmı, AK PARTİ döneminde yaşanan ihlallerden oldu. Türkiye, AKP döneminde en çok ihlali yapan ülke olarak AİHM kararlarıyla 258 milyon TL tazminat ödemeyle dünya rekoru kırdı. Bir süre önce “Yargının itibarı yerlerde sürünüyor.” sözleri bizzat yargının en üst düzey temsilcileri tarafından ifade edildi. Artık bu iktidarın uygulamalarında adalet değil, keyfîlik var, baskı ve zulüm var.

Sayın milletvekilleri, bu arada, mahkemeler de devlete gelir kapısı oldu. Mahkeme işletim masraflarının yüzde 51’inden fazlası mahkeme harçlarıyla vatandaşlardan alınıyor. Artırıyoruz masrafları, artırıyoruz harçları ve vatandaş adliyeye gitmesin, adalete erişmesin istiyoruz. “Mahkemeler olmasa Adalet Bakanlığını da çok güzel çalıştırırız.” diye düşünebilirsiniz. Avrupa’da adalet sisteminde kişi başına ayrılan ortalama pay 60 euro iken Türkiye’de sadece 10 euro düzeyinde. Vatandaşlarımız bu kadar değersiz mi sayın milletvekilleri?

Sayın milletvekilleri, evet, bu iktidarın yönetim anlayışı suç ve suçlu üretiyor. Dava sayısı nüfus artışının üzerinde bir oranla artıyor, yargılama süreleri uzuyor, mahkemeler iş yükünün altında eziliyor, sayısı artan cezaevlerinde kapasitenin üstünde, 3 katı kadar, 250 bin mahkûm gayriinsani koşullarda yaşıyor ve kalıyor.

Darbe soruşturmalarında her 5 hâkim ve savcıdan 2’si görevden alındı. Evet, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı da övünerek “4 bin hâkim ve savcıyı tasfiye ettik.” dedi. Peki, FETÖ mensubu olduğunu söylediğiniz bu 4 bin hâkim ve savcı ne zaman göreve getirildi sayın milletvekilleri? Kimlerin döneminde getirildi? Mezardaki ölüler mi yoksa beraber yürüdüğünüz diriler mi? Bu 4 bin hâkim ve savcının ne zaman göreve getirildiğini açıklarsanız seviniriz. Gerçi, sicil numaralarından hangi yılda göreve getirildiklerini ben size söylerim ama neyse.

Bugün hiç kimsenin hukuki güvenliği yok, her an, herkes bir suçla itham edilebilir, işinden atılabilir, tutuklanabilir. Boyun eğmeyen sendikalar, dernekler, gazeteler, televizyonlar kapatılıyor, hâkim ve savcılar bugün karar verdikleri dosyadan yarın sanık olabiliyor ya da bugün karar verip, ertesi sabaha kararını değiştirip avukatları tutuklayabiliyorlar. “Askerî darbe olacak.” vehmiyle ülkeye sürekli ayar verdiniz, sonra gerçek girişimi de bu yönde kullandınız. Peki, asgari ücretlinin evine inen darbeden haberiniz var mı sizin? İnsanları hapse attığınız yetmedi, bu kez de eve hapsettiniz çünkü adım atsa para harcayacak ama cebinde sayenizde para yok.

Değerli milletvekilleri, kurmaya çalıştığınız sistemin adı demokratik diktatörlüktür. Boşuna uğraşıyorsunuz, demokrasiyle diktatörlük gelmeyecek; bu ülkede demokrasiyle diktatörlük gidecek. (CHP sıralarından alkışlar)

Son olarak küçük bir anekdotla sözlerimi bitirmek istiyorum. Bir gün Mahatma Gandhi’ye “Batı uygarlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sormuşlar, o da şöyle cevap vermiş: “Olsa iyi olurdu.” Şimdi ben size sorayım: AKP döneminde adalet hakkında ne düşünüyorsunuz? El cevap: “Olsa iyi olurdu.”

Çok teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Antmen.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümü üzerinde gruplar adına söz istemleri sona erdi.

Şimdi şahıslar adına sözler vereceğim.

Şahıslar adına ilk söz Aydın Milletvekilimiz Sayın Süleyman Bülbül’e aittir.

Buyurun Sayın Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifi hakkında konuşmama başlamadan önce bugün Aydın’da yapılan bir hukuksuzluğu ortaya koymak istiyorum.

Bakınız değerli arkadaşlar, burada bulunan Aydınlı bir kadın köylü kardeşimiz. Bu köylü kardeşimiz Aydın’ın Efeler ilçesi Kızılcaköy Mahallesi’ndeki jeotermal santrale karşı masumane bir hak arayışında bulunurken Jandarma ve özel güvenlik müdahale ederek 3 tane köylü vatandaşımızı yaralamış durumda. Toprağını, suyunu, incirini, pamuğunu, zeytinini koruyan, hak arayan Aydınlı hemşehrilerime karşı yapılan bu haksız saldırıyı kınıyorum.

Sayın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya şunu sormak istiyorum: Güvenlik kuvvetleri halkın malını, canını korumak için mi vardır, yoksa halka zarar verenleri mi koruyacaktır? Bu çok önemli bir sorudur arkadaşlar. Köylülerimize müdahale emrini kim vermiştir? Orantısız güç uygulayan kolluk gücü hakkında soruşturma yapılacak mıdır?

Sayın Enerji Bakanı Fatih Dönmez’e de şu soruları sormak istiyorum: Yöre halkının bu kadar tepkisine rağmen bir JES projesine hâlâ devam edecek misiniz? Aydın’ın içme suyunu sağlayan İkizdere Barajı’nın yakınında bulunan bu JES projesine, hâlen ÇED sürecinde olan projeye devam edecek misiniz?

Sayın Bakan, toprak Aydın’da kirlendi. Aydın’da, on beş yıl sonra, yirmi yıl sonra yüzde 85’i jeotermal santrallere açılan Aydın’da artık toprak kalmayacak. Toprak, gelecekte, sizi ve bizi kabul etmeyecek arkadaşlar. Bunu söylemekle birlikte kanun değişikliği konusunda da görüşlerimi ortaya koyacağım.

Değerli milletvekilleri, Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi’yle ilgili söz almış bulunmaktayım. Öncelikle, bu kanun teklifinin ismi sizi yanıltmasın. Teklif sadece abonelik sözleşmesiyle ilgili alacakların tahsili hakkında değil -önceki arkadaşlarımız da açıkladı- Harçlar Kanunu, İcra İflas Kanunu, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, Ticaret Kanunu’ndaki değişiklikler bir torba kanun olarak bu değişikliğin içine konulmuş. Yani şu an tartışacağımız kanun teklifinin en başta adı yanlış bir şekilde ortaya konulmuş.

İsmi tek bir şeyi düzenliyor gibi görünen bu torba kanunun hukuk devletini, hukuk güvenliğini tehdit edip bozduğunu ayrıca tartışmak gerekir.

Değerli milletvekilleri, teklifle İcra İflas Kanunu’nda bazı değişiklikler talep ediliyor. Bunlara geçmeden önce -daha önceki milletvekili arkadaşlarımızın belirttiği gibi- icra iflas dosyalarının sayısının 19 milyon olduğunu artık hepimiz biliyoruz. 2008 yılında icra iflas dosyalarının sayısı 8 milyondu, o dönemde de bir kriz vardı, bir ekonomik kriz vardı. Kriz öncesi dolar kuru 1,20 düzeylerinde seyrediyor ve “1 dolar 1 TL olur mu?” tartışmaları yapılıyordu. Kriz sonrasında kur 1,7 seviyesinin üzerine çıkarak o dönemin –hatırlarsınız- rekorunu kırmıştı. Aradan geçen on yılda icra iflas dosyalarının sayısında yaklaşık 12 milyon artış yaşandı. Sadece İstanbul’da bulunan adliyelerdeki icra dosyası sayısı şu anda 3 milyonu aşmış durumda yani İstanbul’da neredeyse 5 kişiden 1’i icralık durumda, her 2 haneden 1’i icra takibi kıskacında. Türkiye’de kayıtlı 2 milyon 121 bin çiftçi var; bunlardan 64.978’i borçlu, 2.668 çiftçi ise icralık durumda. Biliyorsunuz sulama birliklerinin demokratik yapısı daha yeni bozuldu. Çıkarılan düzenlemeyle DSİ’ye bırakıldı, DSİ’de de kayyumlar getirildi. Sulama birliklerinde tarımsal sulamada kullanılan elektrik borçlarından dolayı çiftçiler geçen aydan itibaren icraya verilmeye başlandı. Bu icra takiplerine zor durumda olan çiftçileri de eklemek doğru.

Bu icra takiplerinin artmasının nedeni nedir, insanlar niçin ödeyemiyor? İnsanlar niçin bu takiplerle karşı karşıya kalıyor? Arkadaşlar, bu açıkça yoksulluk göstergesi. Vatandaşlarımızın artık ödeme gücü yok. On altı yıllık AKP’nin ekonomi politikaları sonucunda Türkiye yoksullaştı. Bu kadar dosyadan kurtulmanın yolu da kanunlarda bu getirilen düzenlemeleri yapmak değil, vatandaşlarımızın insan onuruna yakışır şekilde yaşamaları için imkânlar sunmak olmalı, bunu çalışmalı.

Bu teklifle getirilmek istenen “İş yükü çok, icra ve yargı bu işin içinden çıkamıyor. Ne yapalım? O zaman biz de başka yerlere havale edelim.” anlayışı. Bu anlayış hukuk devletinde kabul edilebilecek bir anlayış olamaz. Adalet dağıtmak devletin asli görevi. Bu görev vekâleten yürütülemez, tevdi edilemez.

Arkadaşlar, ayrıca teklifte UYAP üzerinden icra takibi açma olanağı varken MTS (Merkezi Takip Sistemi) adında yeni bir sistem açılması öngörülüyor. Telefon, elektrik dağıtım şirketleri gibi –özellikle söylemek istiyorum- güçlü olan organizasyon ve kuruluşlara, şirketlere abonelik sözleşmelerinden doğan alacakları için diğer alacaklılardan ayrı bir kolaylık ve ayrıcalık getiriliyor. Bu, açıkça Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı. Ayrıca, savunma hakkının temelini oluşturan silahların eşitliği ilkesine de aykırı.

Teklifin “Ödeme emrine itiraz” başlıklı 7’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının -itiraza ilişkin evrakın en geç iki iş günü içinde sisteme yüklemesine ilişkin maddesi- uygulamada borçlu aleyhine birçok haksız uygulama ortaya koyacağı da biz meslektaş olarak avukatlıktan gelen arkadaşlar tarafından bilinmekte.

Teklifin 10’uncu maddesiyle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “Elektronik işlemler” başlıklı 8/(a) maddesine eklenen fıkra uyarınca entegre sistemler aracılığıyla borçlunun mal, hak ve alacaklarının 50 kuruş karşılığında sorgulama ve sorgulanmasına telif hakkı verilmesi de Anayasa’da düzenlenen hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil ediyor.

Abonelik sözleşmelerinde büyük şirketlere bu hakların verilmesi açıkça Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılığı ortaya koyuyor. Daha önce, bildiğiniz gibi, bu şirketler telefonla vatandaşı yıldırırlardı, telefonla vatandaşı korkuturlardı, parayı ödemesini sağlarlardı. Şimdi ne yapılıyor? Büyük şirketlere ayrıcalık tanınıp, kanuni bir zemin tanınıp büyük kolaylık sağlanıyor. Zaten bildiğiniz gibi 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda insan haklarına ve Anayasa’ya aykırı birçok hüküm varken burada eşitlik ilkesine aykırı maddeler getiriliyor.

Değerli milletvekilleri, torba kanunla getirilmek istenen bir başka düzenleme de konkordatoyla ilgili. Kanun maddelerinden önce ülke ekonomisine baktığımız zaman, 2018 yılının başından beri ülkemiz adım adım ekonomik krizin içine sürüklendi. Bugün ülke ekonomisi Brezilya, Endonezya, Hindistan, Güney Afrika’yla birlikte kırılgan beşlinin arasına sokuldu. Devlet on altı yılda 757 milyar TL faiz öderken vatandaş 368 milyar TL faiz ödedi. Özel sektörün dış borcu 43 milyar dolardan 307,8 milyar dolara çıktı.

Kısaca, Türkiye’de büyük bir ekonomik kriz var. Bu krizi geçici, ertelemeli çözümlerle kapatmaya çalışmak mümkün değil. Bunları yasal düzenlemelerle erteletmek mümkün değil. Bunların başında getirilen düzenleme de konkordato. Ticaret Bakanı Sayın Ruhsar Pekcan Plan ve Bütçe Komisyonunda konkordato sayısının 357 olduğunu açıklamıştı. Daha sonra Adalet Bakanlığı bütçesinde ise bu sayı farklı olarak ifade edildi. Ben orada bir soru sormuştum: Bakanlıklar bünyesinde şu anda konkordato ilan eden ya da konkordato başvurusunda bulunan şirket sayısını daha hâlen bulabilmiş değilsek nasıl bir düzenlemeye gideceğiz? Şu anda aldığımız bilgiye göre ise konkordato sürecine giren şirket sayısının 3 bine yakın olduğu söyleniyor. Bakınız, bindiğimiz arabadan, kaldığımız otelden içtiğimiz suya, ismini söyleyemeyeceğimiz birçok şirket iflas noktasında, konkordato ilan etmiş durumda.

Teklifin 12, 13, 14, 15, 16 ve 17’nci maddelerindeki konkordato uygulamasına ilişkin değişiklikler ise raporlarda değişikliği ortaya koyuyor. Buna göre, yeni makul güvence veren denetim raporu, eski finansal denetim raporu çerçevesinde değerlendiriliyor ama burada bir sıkıntı var. Burada, kamu yararına ilişkin denetim firmalarından, bağımsız denetim firmalarından bahsediliyor. Burada 263 tane şirket var Türkiye çapında, bunun 127’si 8 ilde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bülbül, toparlayalım.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Toparlıyorum.

Eğer bu kanun teklifi böyle yasalaşırsa 8 ilde bulunan 127 tane şirket bu işlemi yapabilecek, bu raporu verebilecek. Bu durumda geriye kalan, 23 ilde bulunan 136 bağımsız denetim kuruluşu yapamayacak. Bu konu çok önemli; bu konunun düzenlemesinin yapılması, bu konuda çalışmalar yapılması gerekiyor.

Arkadaşlar, ara buluculuk konusunda yeni bir düzenleme getiriliyor. Bu konuda alternatif çözüm yollarından birisi ara buluculuk. Burada dikkat edeceğimiz konu, ticari uyuşmazlıklarda konusu para olan her türlü alacak ve tazminat davaları için zorunlu ara buluculuk getiriliyor. Burada, Anayasa tarafından korunan hak arama hürriyetini zedeleyip zedelemediğimizi tartışmalıyız. Ayrıca, bu konuda -dikkat edilmesi gereken- ara bulucu sayısının yeterli olup olmadığını da tartışmalıyız.

Burada ayrı bir konuya girmek istiyorum Sayın Başkanım izin verirse. Alternatif çözüm yollarını ortaya koyduğumuzda, savunma hakkını, savunma makamı olan avukatların da iş alanlarını daraltmamamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Başkanım, toparlıyorum.

BAŞKAN – Son sözleri söyleyelim.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Avukatların iş alanlarının daraltıldığı bir yapıda, savunma makamının, adil yargılanma ve hukuk devleti açısından önemli olan savunma makamının bir kenara konulduğu bir yapıda alternatif çözüm yollarını ortaya koymak, sonuç getirici bir yol olarak düşünülmemeli diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bülbül.

Şahıslar adına ikinci ve son söz Afyonkarahisar Milletvekilimiz Sayın Ali Özkaya’ya ait.

Buyurun Sayın Özkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri ve bizleri ekranları başında izleyen aziz milletimiz; imza sahiplerinden birisi olduğum, Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi için şahsım adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekillerimiz, bu kanun 3 ana alanı düzenliyor. Başlığı, her ne kadar itirazlar gelse de doğru bir mantıkla, bir kod kanun olarak düzenlendi çünkü abonelik sözleşmeleriyle ilgili kısım bir ayrı kanun, diğer 2 kısımdan konkordato İcra ve İflas Kanunu’na gidecek kanun yürürlüğe girdikten sonra, ara buluculuk ise 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na işlenecek ve abonelik sözleşmelerine dair kanun bir kod kanun olarak müstakilen kalacak. 3 ana başlığı düzenleyen 27 maddelik bir kanunu görüşüyoruz.

Elbette ki ülkemiz 81 milyon nüfusa, 400 milyar dolara yaklaşan bir ihracata, 900 milyar dolara yaklaşan bir gayrisafi millî hasılaya ulaştı. Bu büyüklükteki bir ülkede icra dosyalarının artması da son derece normal. 8 milyon icra dosyamız var. Bu icra dosyalarından 3,5 milyon civarındaki dosya bu kanun çerçevesinde icraya girebilecek yani işin yaklaşık yüzde 40’ına bu çıkardığımız kanun çerçevesinde tahsil imkânını getiriyoruz.

Arkadaşlarımız 20 milyon dosyadan bahsettiler. Avukatlık yapan meslektaşlarımız çok iyi bilirler ki birçok dosyanın esasen borcu biter ancak tahsil harçları nedeniyle, tahsil harcı ödenmediği için açık görünür ve zaman aşımı süresine kadar da bu dosyalar kalır. Bu işin önemli bir kısmı, bu sebeple miktar fazla görünüyor.

Getirdiğimiz MTS nedir? Ben buna bir dijital icra müdürlüğü diyorum. Yetki alanı Türkiye'nin tamamını kapsayan UYAP’ın içinde bir dijital icra müdürlüğü getiriyoruz. 6502 sayılı Tüketici Kanunu ve diğer kanunlarda düzenlenen abonelik sözleşmelerinden kaynaklanan para alacaklarını bu kanun çerçevesinde tahsil edeceğiz. Eğer şirket avukat eliyle takip etmek istiyorsa mutlaka bu kanun çerçevesinde MTS’yle müracaat edecek, manuel yolla takip etmek istiyorsa şirketin yetkilileriyle, temsilcileriyle doğrudan icraya gidecek. Müracaat ettiğinde avukat takip talebini elektronik imzayla dolduracak, ödeme emrini Merkezi Takip Sistemi dediğimiz dijital icra müdürlüğü tanzim edecek ve ilgili kişiye, borçluya gönderecek. Eğer ilgili kişi elektronik imzaya tabi birisiyse 1 Ocaktan itibaren otomatik olarak mail ortamında alacak, değilse PTT memuru bu kişiye tebligatı yapacak ve Türkiye'nin her yerinden bu tebligata, alındığı zaman ödeme imkânı var, itiraz imkânı var.

Bunun vatandaşa ne faydası var? Arkadaşlar, vatandaşa en önemli faydası şu: Bugün tahsil harcı yüzde 4,55. Bu sistemde tahsil harcını yüzde 2’ye indiriyoruz. 2,55 tahsil harcı vatandaşın cebinde kalıyor, borçlu vatandaşın cebinde kalıyor, daha az ödüyor. Bu sistemde mal beyanı yok, gerçeğe aykırı mal beyanıyla ilgili bir suçlamayla da borçlu muhatap olmayacak. İcra müdürlüklerinde 3,5 milyon dosya nedeniyle yapılan takipler azalacağı için icra müdürlüklerinde bir ferahlama olacak ve böylece de diğer sistem daha rahat yürüyecek.

Arkadaşlarımız dediler ki: “Biz burada avukatlara borçlunun mal ve haklarını sorgulama yetkisi veriyoruz.” Değerli arkadaşlar, burada verdiğimiz yetki bir var-yok yetkisidir, asla kişisel veriler çerçevesinde, kişisel verileri sorgulayabileceği bir yetki değildir. Takip talebi yapıldı, takip kesinleşti; bu durumda avukat mal, hak ve alacak sorgulaması talebinde bulunacak, icra müdürü kesinleştiğine karar verirse ondan sonra bu sorgulamayı yapacaktır.

Kanun gereğince, inşallah biraz sonra gruplar olarak önergelerimizi verdiğimizde, Komisyon sırasındaki talepleri dikkate alarak en az günde 5 sorguyu ücretsiz hâle getirmiş oluyoruz. Dolayısıyla avukat arkadaşlarımızın ve barolarımızın bu kısımdaki eleştirileri de karşılanmış oluyor.

Bu sistemle takip, EFT olarak banka üzerinden ödendiği an bitmiş olacak ve dosyası kapanmış olacak. Ödenmezse, icra takibine ve cebri icraya devam edilmek istenirse normal icra müdürlüğüne gidecek.

Bunun dışında, genel olarak sistem İcra ve İflas Kanunu’na uygun ve böylece de ciddi manada zamandan, imkândan, masraftan ve vatandaş lehine yüzde 2,55 gibi önemli bir miktarda harçtan kâr etmiş olacağız.

Değerli milletvekilleri, ikinci konu konkordato. Mart ayında konkordatoyla ilgili bir kanun çıkarmıştık. O kanundaki ana kurgu tamamıyla doğru işliyor. Kurguda ve sistemde kural olarak ciddi bir sorun görülmüyor. Bakın, 1 milyona yakın şirketin olduğu ülkemizde -az önce aldım- konkordatoya 1.401 müracaat olmuş, 509 da karar verilmiş bugün itibarıyla. Yani 1 milyon şirketin olduğu bir yerde 1.400 konkordato müracaatı normal ve sistemin işlediğini gösteriyor. Buradaki sıkıntı, daha önceki kanunda “finansal analiz raporu” dediğimiz raporda bir kısım usul hataları olduğunu ve mahkemelerin yanlış karar vermesine sebebiyet verdiğini, bir kısım kötü niyetli alacaklıların mal kaçırma şeklindeki işlemlerinin bu raporlarda hakkıyla dikkate alınamadığını gördüğümüzden dolayı bu kanun düzenlemesini getiriyoruz. Arkadaşlarımızın eleştirdiği kamu yararına iş yapan şirketlerle ilgili hususta da zannediyorum ki önergelerle bir değişiklik olacak ve bağımsız denetçilerin Türkiye denetim standartlarına uygun güvence veren raporlarıyla bu rapor elde edilecek ve Adalet Bakanlığına vereceğimiz yönetmelik yapma yetkisiyle de bu şirketlere ciddi bir külfet gelmeksizin bir tarife dairesinde bu raporların hazırlanması sağlanacak ve bunun sonucu olarak da şirketlere ilave bir yük gelmeyecek. Az önce eleştirilen “Küçük ölçekli şirketler bundan yararlanamaz.” kısmı diğer kanunda da gündeme getirilmiş ve bu nedenle oraya hüküm koymamıştık ancak gördük ki şirketlerin büyük kısmı bu küçük şirketler ve sorun oradan kaynaklanıyor. Bu itibarla konkordatoyla ilgili düzenlemeleri yapma gereği hasıl oldu.

Üçüncü ve ana konu ise ara buluculuk. Ara buluculuk gerçekten modern çağların ve tarihin de en önemli sorun çözme yöntemi. “Sulhte hayır vardır. Hükümlerin en efendisi, en güzeli sulhtur. İnsanları sulhe teşvik edin.” diyor. Bizim yargılama felsefemiz, davalarımız genel olarak bir davayı sonuçlandırmak üzerine; o davadaki somut normu en doğru şekilde yapalım ve tarafların hak ve adalet dengesini kuralım. Evet, davayı bitiriyoruz, sonuçlandırıyoruz ama “Gerçekten dava bittikten sonra ihtilaf sonuçlanıyor mu?” derseniz, yıllarca avukatlık yapan, yargının içinde bulunan, davaları olan herkes biliyor ki maalesef birçok zaman bu ihtilaflar giderilemiyor, sorun tam manasıyla çözülemiyor. İşte, bugün ara buluculuk müessesesi tam anlamıyla bu sıkıntıyı karşılıyor. Taraflar bir araya geldiğinde oturup konuşuyorlar, alacak-borç dengesini karşılıklı bir şekilde teati ediyorlar ve ondan sonra da tarafların iradesi kapsamında ihtilaf sonuçlanıyor ve bu ihtilaf, avukatların ve tarafların dördü birden imzaladığında bir mahkeme ilamı hâline geliyor. İşte bugün, bir önceki yaptığımız İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki ara buluculukla… Türkiye’de bir yılda 125 bin daha az dava açıldı değerli arkadaşlarımız, 125 bin. İş mahkemelerindeki davalar yüzde 67 ara buluculukla sonuçlandı. Arabuluculuğun bu kadar iş mahkemelerinde başarıyla uygulanması bize yeni bir alana daha gitmemiz gerektiğini gösteriyor. Bu alan da bugün ticari davalardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkaya, toparlayın. (Uğultular)

Arkadaşlar, yoğun bir uğultu var. Bakın bir konuşmacı arkadaşınız konuşuyor, lütfen arkadaşımızı dinleyelim.

Sayın Özkaya, buyurun siz.

ALİ ÖZKAYA (Devamla) – Ticari davalarda eğer alacak ve tazminat davasıysa bu öncelikle ara bulucuya gitmek zorunda. İş mahkemelerinde bir ay ara buluculuk süresi, üç hafta artı bir hafta. “Önergeyle bunu Komisyondaki talepler doğrultusunda altı hafta artı iki hafta olarak iki aya çıkaralım ki ticari davalar daha niteliklidir ve dolayısıyla daha rahat çözümlensin.” diye bir görüş hasıl oldu.

Son olarak da bu davalar sonuçlandığında ihtilafın tamamını bitirmiş olacağız. Taraflar el sıkışacak ve ondan sonra ticari işine devam edecek. Ümit ediyorum ki bu yüce Meclis, bundan sonra tüketici mahkemelerinde de diğer mahkemelerde de ara buluculuğu esas alıp ülkemizde barışı, sulhu, dostane çözüm yöntemlerini geliştirmeli ve milletimiz daha mutlu şekilde, daha güzel bir yöntemle sıkıntılarını gidermeli, ihtilaflarını çözmeli diyorum.

Kanunumuz inşallah Genel Kurulumuzun takdiriyle milletimize hayırlı olur diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkaya.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümü üzerinde gruplar ve şahıslar adına söz istemleri tamamlanmıştır. Sisteme giren soru talebi olmadığından soru-cevap işlemi de tamamlanmıştır.

Şimdi teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandığından maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi teklifin birinci bölümünün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 9’uncu maddeler ve geçici madde 1’i kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen gruplara, şahıslara söz vereceğim.

İlk söz, İYİ PARTİ Grubu adına söz isteyen Aksaray Milletvekilimiz Sayın Ayhan Erel’e aittir.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Erel.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, yüce Türk milleti; Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde İYİ PARTİ adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Akıllı ve ilkeli bir yönetim, memleketin sorunlarını öncelik sırasına göre belirler. Bugün görüşmekte olduğumuz kanun teklifi -soruyorum sizlere- Türkiye’nin çözülmesi gereken çok öncelikli bir meselesi midir? 24 Haziranda seçim meydanlarında verdiğimiz sözlere ilişkin vaatler, hukuki düzenlemeler, kanuni düzenlemeler dururken, vadetmediğiniz, sermayenin alacağını kolaylaştırmak, yoksul insanların çektiği acıyı daha da fazlalaştırmak adına sunduğunuz bu kanun teklifi bir süre önce kişilere özel çıkardığımız baro, birlik ve oda başkanlarına dair kanunu andırmaktadır.

Şimdi, büyük şirketlerin, sermaye şirketlerinin alacaklarına beş gün önce veya beş gün sonra kavuşması Türkiye’nin çok öncelikli meselesi midir? Bu kanun teklifi, Türkiye’nin bu kadar çok boğuştuğu, Türk milletinin özlemle çözüme kavuşmasını beklediği meselelerin hangi basamağında yer almaktadır? Bu mesele az sonra sayacağım, Türk milletinin arzu ve özlemle beklediği problemlerden çok daha mı önemlidir? Ayda 930 bin TL emekli maaşı alan vatandaşlarımızın sabahtan akşama kadar iş aramaktan dolayı tabanları şişmektedir. Eşleri günün geç saatlerinde pazara gidip daha ucuz pazar görmek veya atılan, dökülen sebzeler, meyveler arasından yenilebilir olanları seçmek için mücadele vermektedirler.

Emeklilerin maaşını en az asgari ücret tutarına çıkarmanın çarelerini aramayalım mı? Asgari ücretle çalışan vatandaşlarımızın aldıkları ücret kira, ulaşım ve zorunlu gıda masraflarına dahi yetmemektedir. Çocukların okul ihtiyaçlarını, giyimlerini karşılamakta çaresiz kalan bu insanlarımız kendilerine üst baş dahi alamamaktadırlar. Çocuklarının yanında çaresiz ve boynu bükük babalar zaman zaman çareyi canlarından vazgeçmekte görmektedirler. Bunun önüne geçmenin yollarını bu Mecliste hep birlikte aramayalım mı?

Gübre, mazot, ilaç, sulama, elektrik, tohum fiyatlarının çok yüksek olmasından dolayı tarlasını sürüp ekemeyen, ipotek karşılığı aldığı krediyi ödeyemeyen çiftçilerin, kara kışın kara düşüncelerinde, kara gecelerinde gözlerine uyku girmemektedir. Emeğinin ve ürettiğinin karşılığını alamayan, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız günümüzde ya hayvanlarını kesmekte ya satmakta, mandıra ve ahırlarını kapatmaktadır. Anadolu’da hem tarım hem hayvancılık bitme noktasına gelmiştir. Köylünün, çiftçinin derdine derman olmayalım mı?

Neredeyse her gün, iş kazalarında işçilerimiz ömürlerinin baharlarında hayata veda edip geride gözü yaşlı eşler, boynu bükük yavrular, yüreğine ateş düşen analar, babalar bırakmaktadırlar. İş kazalarında Türkiye Avrupa’da 1’inci, dünyada 3’üncü sıradadır. Bu, kabul edilebilir bir şey midir? Türk insanının kaderi bu olmamalıdır. Gelin, bu acı tabloyu birlikte ortadan kaldırmanın yollarını arayalım.

Aldığı ücret yetmediği için erken yaşta emekli olup tekrar çalışarak, üç kuruş emekli maaşının üstüne birkaç kuruş daha koyarak, çocuklarını daha güzel yarınlara hazırlamak hayal ve sevdasında olan erken yaşta emekliliğe takılanların derdine hep birlikte derman olmayalım mı?

AK PARTİ’nin söz verdiği hâlde, yüzde 70 gibi uydurma sebeplerle kadroya geçirmediği kamuda çalışan aşçılar, bilgi işlemciler, şoförler ve diğer taşeron işçilerin her gün kadroya geçme beklentilerine; kamuda “joker taşeron işçisi” olarak bilinen ve yıllarca bu sıfatla çalışan ancak kanunun öngördüğü 4 Aralıkta görev başında olmadığı için kadroya alınmayan bu garibanların düşlerine; yıllardır ücretli öğretmen olarak görev yapan, 5 bin kadro açıldığı hâlde bu kadrolara atanmayan ücretli öğretmenlerimizi kadroya geçirmenin yollarını birlikte araştırmayalım mı?

“Toplum Yararına Programlar” Projesi kapsamında işsizliğe, ekmeksizliğe bir nebze çare olsun diye İŞKUR vasıtasıyla işe alınan vatandaşlarımızın sözleşmeleri bu ayın ortasında yani kışın ortasında sona erecektir. İşsiz ve aşsız kalmalarının önüne geçecek düzenlemeleri hep birlikte yapmayalım mı?

Tüm siyasi partilerin seçim meydanlarında kamu çalışanlarına verdiği ek göstergelerini 3600’e çıkarma sözünü yerine getirmenin kanuni düzenlemelerini gerçekleştirerek bu mutluluğu hep birlikte paylaşmayalım mı?

Kaderleri belediye başkanının iki dudağı arasında olan belediyelerde ve diğer kamu kuruluşlarında çalışan 4/B’li sözleşmeli personelin çilesine, korkulu rüyasına hep birlikte son vermeyelim mi?

Engelliler önünde attığımız parlak nutuklara paralel olarak engelli vatandaşlarımızın istihdamlarına yönelik önlem ve düzenlemeleri en kısa zamanda uygulamaya geçirmeyelim mi?

Kanlarıyla bayrağımıza renk, canlarıyla vatanımıza hayat veren, gençliğini, sevdasını, hayal ve düşlerini, tüm varlığını vatana adayan, günümüzün azapları olan uzman çavuş ve uzman onbaşılara kadro verilmesinin onurunu hep birlikte paylaşmayalım mı?

FET֒nün siyasi ve iktisadi ayağı ve bağlantılığının ortaya çıkarılmasında birlikte gayret göstermeyelim mi?

Üniversiteyi bitirdiği hâlde torpili olmayan, dayısı bulunmayan, her sabah ana ve babasından erken ya da geç kalkıp onlardan harçlık istememek için her yola başvuran işsiz gençlerimize iş buluncaya kadar vatandaşlık maaşı vermenin kaynaklarını hep birlikte aramayalım mı?

Staj yapan gençlerimizin emeklerinin sömürülmemesi adına staj süresince ücret ödenmesi için gerekli düzenlemeyi hep birlikte yapmayalım mı?

Binlerce vatandaşımızın çıraklık eğitimi okullarında geçen çıraklık sürelerinin sigortalılık süresinden sayılması için birlikte çalışma yapmayalım mı?

Birileri vatan görevini parayla yerine getirirken vatan evlatları da hudutlarda, nöbette, hainlerle çatışmada hayatını ortaya koyarak yerine getirmektedir. Bu Mehmetçiklerimizin askerlik süresi boyunca sigorta primlerinin devlet tarafından yatırılması için bir düzenleme yapmayalım mı?

Çok değerli milletvekilleri “Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi bu saydığım maddelerin hangisinden daha öncelikli sırada, hangisinden daha önemlidir?” konusunu öncelikle yüce Türk milletinin takdirine, daha sonra da sizin vicdanlarınıza bırakıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erel.

Değerli milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.08

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: Burcu KÖKSAL (Afyonkarahisar), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 25’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

16 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Değerli milletvekilleri, gündemimizde başka bir konu bulunmadığından, alınan karar gereğince kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 5 Aralık 2018 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.11



(x) 16 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.