TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                           18’inci Birleşim

                                                                                  15 Kasım 2018 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, Balıkesir’in sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, 139’uncu Parlamentolararası Birlik Genel Kuruluna ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Fatih Mehmet Şeker’in, Türkiye'nin niçin bir din siyasetinin olmadığına ilişkin gündem dışı konuşması

 

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, elektrik ve doğal gazdaki KDV oranının yüzde 18'den yüzde 8’e çekilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Mersin Anamur’daki orman yangınından etkilenenlere geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Aksıfat Barajı’nın zamanında bitirilmemesinden kaynaklanan sorunlara ilişkin açıklaması

3.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Millî Eğitim Bakanından sözleşmeli öğretmenlerin aile birliğini sağlamasını beklediklerine ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

5.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzon Akyazı’daki spor kompleksinin Trabzonspor’a tahsis edilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliğiyle ilişkilere ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, çevre kirliliğini önlemek için Sultanbeyli’den geçen otabanın güzergâhının değişitirilip değiştirilmeyeceğini Ulaştırma ve Altyapı Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, işçi, memur ve emeklinin ülkedeki gelir adaletsizliği ve enflasyon karşısında ezilmesini önleyici herhangi bir tedbir alınmadığına ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 2009 yılından önce yurt dışında eğitim gören, Türkiye'deki üniversitelerde denkliği olan ancak daha sonra çıkarılan yönetmelikle denklikleri kabul edilmeyenlerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

10.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 8 Kasım 2018 tarihinde yapılan Tarım Çalıştayı’na ilişkin açıklaması

11.- Kırklareli Milletvekili Selahattin Minsolmaz’ın, Türkiye'nin yükselişini engellemek isteyenlerin amacının yüz yıl önceki zayıf duruma geri çevirmek olduğuna ilişkin açıklaması

12.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Atatürk’e hakaret edenlerin ödüllendirildiğine ilişkin açıklaması

13.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, atamaları yapıldığı hâlde göreve başlatılmayan sağlık personelinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, 15 Kasım Filistin Devleti’nin kuruluşunun 30’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

15.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, süt üreticilerinin mağduriyetine ve yükselen maliyetlere karşı süt üreticilerinin korunup korunmayacağını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

16.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un konuşmasının zihin dünyasının tezahürü olduğuna ilişkin açıklaması

17.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, hastanelerin ödenek probleminin çözülmesi, malzeme ihtiyacının karışlanabilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’nun, Filistin halkının bağımsızlığını dikkate almayan hiçbir çözümün kabul edilmesinin mümkün olmadığına ve Filistinli şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

19.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, 13 Kasım 2018 tarihinde Adıyaman ili Sümer Meydanı’ndaki Atatürk heykeline saldırı yapıldığı şeklindeki haberlere ilişkin açıklaması

20.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, taşerona kadro düzenlemesi kapsamı dışında bırakılan HBYS bilgi işlemde çalışanların mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar ili sınırları içinde bulunan Eber Gölü’nün kurtarılması gerektiğine, Tunceli Jandarma Özel Harekâtta görevliyken yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Hakan Akbulut’un mağduriyetinin giderilmesi için yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

22.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

 

 

23.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümünde dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’i, dönemin Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş’ı rahmetle andıklarına, 15 Kasım Orta Doğu Teknik Üniversitesinin kuruluşunun 62’nci yıl dönümüne ve Aksaray’ın yol probleminin çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümünde Kıbrıs mücadelesinin sembolü olan Rauf Denktaş başta olmak üzere şehitleri rahmetle andığına ve vatan toprağı olan Kıbrıs’tan vazgeçilmeyeceğine ilişkin açıklaması

25.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, avukat Fadime Eymir’in 9 Kasım 2018 tarihinde Ankara Adliyesinde uğradığı saldırıya ilişkin İçişleri ile Adalet Bakanlığını göreve davet ettiklerine, Mor Çatı kurucularından Canan Arın’ın Bruno Leoni Enstitüsü Hukuk Ödülü’ne layık görüldüğüne ve eleştiri mahiyetindeki sözlerden dolayı yargılananlar olduğuna ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümünde Kıbrıs davasında şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, Kıbrıs meselesinin Türkiye meselesi olduğuna, Filistinlilere vize uygulanırken İsrail vatandaşlarına uygulanmamasını Türkiye’nin bir ayıbı olarak Hükûmete ilettiğine ilişkin açıklaması

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş başta olmak üzere şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, Kıbrıs davasına sahip çıkıldığı gibi Filistin davasına da ilelebet sahip çıkılacağına, 19 Kasım Pazartesi günü idrak edilecek Mevlit Kandili’nin insanlığa hayırlar getirmesini niyaz ettiğine ilişkin açıklaması

28.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’e başsağlığı dilediğine ve Batman Milletvekili Necdet İpyekyüz’ün 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Batman Milletvekili Necdet İpyekyüz’ün, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Batman Milletvekili Necdet İpyekyüz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

33.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, şehir hastaneleriyle ilgili sözleşmenin grup başkanlarına verilmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

34.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, tıpta kullanılan medikal sarf malzemelerinde dışarıya bağımlı olunması nedeniyle döviz bazında da karşılaştırma yapılmasının daha doğru olacağına ilişkin açıklaması

36.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 27’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin hukuka, hakkaniyete uygun şekilde çıkması için olumlu katkı sunduklarına ilişkin açıklaması

40.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ile Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

43.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

44.- Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Sözcüsü Samsun Milletvekili Ahmet Demircan’ın, kanun tekliflerinin Başkanlığa verildikten sonra artık Meclisin olduğuna ve komisyonlarda ve Genel Kurulda son şeklini alarak kanunlaştığına; 15 Temmuz darbe girişimi, PKK, IŞİD, PYD gibi terör oluşumlarıyla mücadelede kamunun kendine ait olan hakkı kullandığına ilişkin açıklaması

45.- Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 35’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve en temel meselenin teröre karşı çıkmak olduğuna ilişkin açıklaması

46.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve demokratik siyaset yapan bir parti olduklarına ilişkin açıklaması

47.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, siyasetin tahammül gerektirdiğine, ortak paydanın vatan, toprak ve yurtseverlik olduğuna ilişkin açıklaması

48.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 30’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 19-20 Kasım 2018 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek olan “Avrupa Kültürel Mirası” başlıklı Parlamentolararası Komite Toplantısı’na TBMM’den bir heyetin katılması Genel Kurulun 13/11/2018 tarihli ve 16'ncı Birleşiminde kabul edilen siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/59)

 

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan Rusya Federasyonu Parlamentosu üyesi Gacimurad Omarov ile Rasul Botaşev ve beraberlerindeki heyete "Hoş geldiniz." denilmesi

 

V.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Samsun Milletvekili Ahmet Demircan ve 5 milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1186) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 12)

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, annesinin vefatından dolayı Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’e Başkanlık Divanı adına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, yürütme ile yasama arasındaki ilişkilerin oluşturulmadığı bir dönemden geçildiğine ve meclisleri var edenin söz özgürlüğü olduğuna ilişkin konuşması

 

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Denizli Milletvekili Yasin Öztürk'ün, yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilen projelere, garanti şartlarına ve sözleşmelerin TL'ye çevrilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in cevabı (7/4723)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, TBMM içerisindeki lokantalara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Mustafa Şentop’un cevabı (7/5259)

15 Kasım 2018 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 139’uncu Parlamentolararası Birlik Genel Kurulu hakkında bilgi vermek için söz isteyen İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’a aittir.

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Başkanım, 2’nci sırada söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Olur, o zaman ikinci gündem dışı söz talebini işleme koyacağım, Ravza Hanım’a daha sonra söz vereceğim.

Gündem dışı diğer söz, Balıkesir’in sorunları hakkında söz isteyen Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’a aittir.

Buyurun Sayın Ok. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

II.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Balıkesir Milletvekili İsmail Ok’un, Balıkesir’in sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

İSMAİL OK (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Balıkesir’in sorunlarını dile getirmek üzere gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Balıkesir, verimli ovalara, dağlara, ormanlara, termal kaplıcalara, cennet gibi sahillere, madenlere sahip bir ilimiz olmasının yanında, Kuvayımilliye kıvılcımının ilk yakıldığı Kuvvacıların şehridir.

Bugünlerde zeytin hasadı Türkiye genelinde olduğu gibi, Balıkesir’imizde de başlamıştır. Zeytin demek hayat demektir fakat zeytin üreticileri emeğinin karşılığını alamamaktadırlar. Özellikle Suriye’den yetkililerin bir türlü önlemediği kaçak zeytinyağının girişi ve maliyetlerinin artışı sonucunda üreticimiz son beş yılda aynı fiyatla karşı karşıya kalmaktadır. Ben bu hasat mevsiminde yetkililerin özellikle bu maliyetlerin düşürülmesi ve kaçak zeytinyağının önüne geçilmesi için gerekli tedbirleri almasını istiyorum ve üreticilerimize de bereketli mahsuller diliyorum.

Balıkesir’imizin güzel ilçesi Savaştepe’nin yolu maalesef cumhuriyet tarihiyle eş değerdir ve adı artık “ölüm yolu”na dönüşmüştür. Birçok aile ocağı bu Savaştepe yolunda sönmüştür. Yetkililerimizin Balıkesir-Savaştepe yolunun bir an önce yapılması için harekete geçmesini talep ediyorum.

Balıkesir başta kırmızı et, beyaz et, süt ve yumurta üretiminde Türkiye’de bir numaradır. Kısacası, Balıkesir üreten ve Türkiye’yi doyuran bir ildir. Buna rağmen, tarım ve hayvancılık maalesef özellikle şehrim Balıkesir’de tarihinin en kötü dönemini yaşamaktadır. Balıkesir’in bütün ilçelerinde tarım ve hayvancılık yapılmaktadır. Balıkesir ekonomisinin lokomotifi tarım ve hayvancılık ve tarıma dayalı sanayidir. Maalesef, seçim sonrası dövizdeki ani artış ve enflasyonun inanılmaz derecede katlaması sonucunda ve girdi maliyetlerindeki artışla çiftçilerimiz tarlalarını ekemez hâle gelmiştir. Çiftçilerimiz tarlalarını ekemediği için hayvancılıkla uğraşanlar da yemde ve yem bitkilerinde tamamen dışa bağımlı hâle gelmiştir. Maalesef, Balıkesir’in en önemli süt ve süt ürünleri fabrikası olan Yörsan konkordato ilan etmiş ve Balıkesir’in süt üreticileri ve çalışanları emeğinin karşılığını alamamaktadır.

Ülkeyi yönetenler bu millete küfreden yandaş müteahhitlere ve mübarek ramazan ayında ramazan duygularımızı, dinî duygularımızı sömürerek yandaş sanatçılara milyonlarca lira ücret ödemektedirler ama söz konusu Balıkesirli süt üreticilerinin alın terinin, emeğinin karşılığı olduğunda sağır ve dilsizleri oynamaktadırlar. Buradan Tarım Bakanlığına çağrıda bulunuyorum: Derhâl harekete geçiniz ve süt üreticilerinin sorunlarını çözünüz.

Balıkesir’de ekonomi tarım ve hayvancılığa bağlı olduğu için küçük esnafımızın işi de, özellikle emeklilerimizin ve asgari ücretlilerimizin içerisinde bulunduğu ekonomik durum dayanılmaz hâle gelmiştir. Girdi maliyetlerindeki artış, özellikle doğal gaz ve elektriğe yapılan yaklaşık yüzde 45’lik zam sanayicimizi ayakta duramaz hâle getirmiştir. İçinde bulunduğumuz durumdan kurtulmak için Türkiye’nin döviz ve faiz kıskacından mutlaka kurtarılması gerekiyor. Çiftçimize mazotun litresi en fazla 1,5 TL’ye verilmelidir. Yeme ve gübreye yapılan, mazota yapılan, elektriğe, doğal gaza yapılan zamlar seçim öncesine derhâl çekilmelidir. Maalesef, çiftçimiz ve üreticimiz sahipsiz olduğu gibi sanayicimiz de, emeğiyle, alın teriyle geçinenler de çaresizdir. Tarım ve hayvancılığın gelişmesi için meraların ıslah edilmesi lazım. Birçok birlik var, birçok oda var; bu odaların çiftçilerimizin de görüşleri alınarak tek çatı altında desteklenmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL OK (Devamla) – Bir dakika...

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Ok.

Buyurun.

İSMAİL OK (Devamla) – Büyükşehir Yasası’yla birlikte, köylülerimize ait olan taşınmazlar, meralar, tarlalar gelişigüzel, çiftçilikle ilgisi olmayan kişilere satılmakta; bu da köylümüzü bu lobilere karşı mücadele edemez hâle getirmektedir.

Balıkesir aynı zamanda bir turizm beldesidir, bölgesidir. Özellikle yaz aylarında, başta Marmara adaları olmak üzere Ayvalık, Burhaniye, Edremit bölgesinde ciddi su sıkıntıları yaşanıyor ve maalesef, denizi kirleten o evsel atıklarla ilgili gerekli hassasiyet gösterilmemektedir. Bunun için ilgililerin, yetkililerin başta Tarım Bakanlığı olmak üzere, Turizm Bakanlığının derhâl harekete geçmesini bekliyoruz.

Balıkesir’in o kadar çok sorunları var ki bunları burada beş dakikada anlatmak mümkün değildir. Ama en önemlisi de, en güzeli de Balıkesir’in insanları misafirperverdir. Bu vesileyle herkesi Balıkesir’e ziyarete ve Balıkesir’i görmeye davet ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ok.

Şimdi, söz sırası 139’uncu Parlamentolararası Birlik Genel Kurulu hakkında bilgi vermek için konuşmak isteyen İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’a aittir.

Buyurun Sayın Kavakcı Kan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan’ın, 139’uncu Parlamentolararası Birlik Genel Kuruluna ilişkin gündem dışı konuşması

RAVZA KAVAKCI KAN (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Gazi Meclisimizi hürmetle, saygıyla selamlıyorum.

Parlamentolararası Birliğin ekim ayında gerçekleşmiş olan toplantılarıyla alakalı Genel Kurula bilgi arz etmek istedim ve biraz da Parlamentolararası Birlikten bahsetmek istedim.

Parlamentolararası Birlik bağımsız devlet parlamentolarının temsilcilerinden oluşan, hâlen 178 üye ülke parlamentolarının temsil edildiği, 12 kısmi ortak üyeye sahip olan, Birleşmiş Milletlere paralel olarak çalışan ancak Birleşmiş Milletlerden ve birçok uluslararası kuruluştan seneler evvel, 1889’da kurulmuş olan bir uluslararası örgüttür; merkezi Cenevre’dedir. Parlamentolararası Birlik, kısa ismiyle PAB temsilî kuruluşları güçlendirme, barış ve toplumlar arası iş birliğini tesis ve parlamentolar ile parlamenterler arasındaki temasları artırmak amacıyla çalışmaktadır. Bu çerçevede tüm ülkelerin parlamentoları ve parlamenterleri arasında yapılacak görüşmelerle tecrübe alışverişi desteklenmektedir. Uluslararası gündemde yer alan konularda parlamenterler ortak karar alma mekanizması olarak Parlamentolararası Birliği kullanabilmektedirler. Türkiye’de bizim 9 üye hakkımız var Parlamentolararası Birlik çalışmalarında ve Mecliste grubu bulunan her partinin bu Parlamentolararası Birlik Türk Grubunda temsilcisi bulunmakta. Ayrıca normalde 8 olan üye sayısı 9’a çıkartılmıştır çünkü genç milletvekillerinin de Parlamentolararası Birlikte söz alabileceği bir organizasyon yapılmıştır. Bu manada Türkiye de genç parlamenterleriyle Parlamentolar Arası Birlikte ayrıca yerini almaktadır.

Çalışma alanları barış ve silahsızlanma, insan hakları, parlamenterlerin insan haklarının korunması, kadınlara ve çocuklara karşı uygulanan şiddet, sosyal ve ekonomik gelişmeler, çevre ve sürdürülebilir kalkınma, eğitim, siyasi ve hukuki meseleler, kadın hakları –ki kadın haklarıyla alakalı çalışan ayrıca bir Parlamenter Forumu mevcuttur- Akdeniz’de güvenlik ve iş birliği, parlamenter kuruluşların desteklenmesi ve geliştirilmesi, kuzey-güney diyaloğunun geliştirilmesidir.

Parlamentolararası Birliğin farklı organları var. Bu organlar paralel olarak çalışmalar yapıyorlar. Yılda iki sefer toplanan asamble var. Burada genel görüşme, tekliflerin değerlendirilmesi ve acil gündem maddeleri değerlendirilebiliyor. Yürütme Konseyi, PAB’ın yönetim sistemini ve politikalarını belirleme organı olarak vazife yapıyor. Üye kabulleri, fesihleri, üyeliğin askıya alınması bu yürütme konseyi tarafından kararlaştırılıyor. İcra Komitesi var. İcra Komitesinde de PAB’ın idaresini denetleyen ve Yürütme Konseyine tavsiyelerde bulunur çalışmalar yapılıyor. Bununla beraber, daimî komiteler var. Biz bütün üye parlamenterlerimizle, farklı partilerden üye parlamenterlerimizle bu daimî komitelerde temsil ediliyoruz. Barış ve güvenlik, sürdürülebilir kalkınma, demokrasi, insan hakları ve Birleşmiş Milletlerle ilişkiler konularında odaklanmış komiteler ilgili konularında çalışmalar yapıyorlar.

Demin bahsettiğim gibi, Kadın Parlamenterler Forumu, Genç Parlamenterler Forumu, Parlamenterlerin İnsan Hakları Komitesi, Orta Doğu Sorunları Komitesi, Kıbrıs İçin Kolaylaştırıcı Grubu, Uluslararası İnsani, Hukuki Teşvik Komitesi, Sağlık ve Danışma Grubu gibi farklı gruplar da Parlamentolararası Birlik çatısı altında çalışma yapıyorlar. Ülke olarak biz -bazı coğrafi gruplar var- coğrafi gruplardan da 12+Twelve Plus Grubu’na üyeyiz. Orada da önce gelen Avrupa ülkeleriyle beraber bölgesel konularda belirli kararlar alıp bunları Genel Kurulda da yansıtmaya çalışıyoruz. Tabii bununla alakalı şöyle bir hususu ifade etmemiz lazım: Zaman zaman 12+ Grubuyla görüş ayrılıklarımız da olabiliyor. Biz üye parlamenterlerimizle ortak aldığımız kararla ülkemizin menfaatleri çerçevesinde hareket ediyoruz. Parlamentolararası Birliğin 12-19 Ekim 2018 tarihinde İsviçre Cenevre’de Sayın Meclis Başkanımızın teşrifleriyle gerçekleşen toplantısında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Kavakcı Kan.

Buyurun.

RAVZA KAVAKCI KAN (Devamla) – Hemen tamamlıyorum. Teşekkür ederim.

…Ankara Milletvekilimiz Zeynep Yıldız Hanımefendi hem kadınlar forumunda hem de genç parlamenterler forumunda söz aldılar. Aynı şekilde Demokrasi İnsan Hakları Komitesinde Sayın Mevlüt Karakaya ülkemiz adına konuşma yaptılar. Sürdürülebilir Kalkınma Ticaret Finans Komitesinde Sayın Nevzat Şatıroğlu ve Ednan Arslan söz aldılar. Uluslararası İnsan Hakları İnsani Hukuka Saygıyı Geliştirme Komitesinde Murat Emir Milletvekilimiz söz aldılar. Bizimle beraber olan bütün milletvekillerimiz orada söz alarak ülkemizin görüşlerini ifade ettiler. Sonra da Meclis Başkanımızla G20 ülkelerinin parlamenterlerinin temsil edildiği P20 platformuna da ayrıca katıldık.

Ben sözlerime son verirken şunu ifade etmek istiyorum: Bütün Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerimiz Parlamentolararası Birliğin Inter Parliamentary Union’ın doğal üyeleridir ama ayrıca son olarak da ben Mecliste grubu bulunan her partiden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın Sayın Kavakcı Kan.

Buyurun.

RAVZA KAVAKCI KAN (Devamla) – Hemen efendim. Teşekkür ederim anlayışınız için.

…Parlamentolararası Birlikte ülkemizin menfaatleri gereğince birlik beraberlik içerisinde çalışma yapan kıymetli milletvekillerimize şükranlarımızı sunuyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kavakcı Kan.

Gündem dışı üçüncü söz “Türkiye’nin niçin bir din siyaseti yoktur?” hususu münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Fatih Mehmet Şeker’e aittir.

Buyurun Sayın Şeker.

Süreniz beş dakikadır.

3.- İstanbul Milletvekili Fatih Mehmet Şeker’in, Türkiye'nin niçin bir din siyasetinin olmadığına ilişkin gündem dışı konuşması

FATİH MEHMET ŞEKER (İstanbul) – Kıymetşinas Başkan, değerli milletvekilleri; cümleten, hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

“Türkiye’nin niçin bir din siyaseti yoktur?” sorusu, “Bir eğitim, kültür ve dış politikamız var mıdır?” sualinden bağımsız değildir. Biliyoruz ki insanlar zihniyette birleşirler. Bugün ise, zihniyetin düştüğü nokta değil, kendisi hedef hâlindedir. Bu ülkenin metafiziği olan, devlet kuran, hayat inşa eden bir din, filozofik terbiyesi olmayan kimselerin elinde, devlet yıkan, medeniyeti çöle çeviren bir anlayışa evriliyor. Bir çeşit negatif diyalektikle, memleketin mizacını ve karakterini oluşturan hemen her şey, bedâvet kokan bir ağızla, türbe kapısındaki kurbanlık davar gibi boğazlanıyor. “İnkarın inkarı” diyebileceğimiz nihilist bir tavır hükmünü yürütüyor. Türkiye âdeta Dostoyevski’nin kaleme aldığı Karamazov Kardeşler’in akıbetini yeni baştan yaşıyor. Bir geleneği devam ettirmenin sırrından haberdar olmayan insanlar, din, şeriat, millet ve mezhep etrafındaki aynileşmenin ve ayrışmanın nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeyenler, Kur’an’ı ellerine alıyorlar, “Şurası İslam’a uygun, burası değil.” diyerek neredeyse baştan sona çiziyorlar. Hâlbuki, hayatın imbiğinden süzülen bizim Müslümanlığımız, tıpkı alaturka musikinin taksimleri gibi, irticali doğmuş bir hadisedir. Gülün adı değişse de kokusu değişmez. Bazen Farabi’nin Medinetü’l Fazıla’sı, bazen Rumi’nin Mesnevi’si, bazen Itri’nin Tekbir’i, bazen Koca Sinan’ın inşa ettiği Süleymaniye, bazen Budapeşte’deki Gül Baba Türbesi, bazen Süleyman Dede’nin Mevlid’i, bazen Mâtürîdî, bazen de Dedem Korkut olur. Bu şu demektir: Hakikat, bir kap olmadan taşınamayan suya benzer; o kabı kırmaya kalkıştığınız zaman içindeki suyu da dökersiniz. O kap bizim tarihî tecrübemizdir. Çok modern yaşasa da geleneksel düşünen milletimiz millî kimliğini İslam’a gömerek Müslümanlığa yerli bir mahiyet verir.

Türkiye’de metafizik ve sosyokültürel manada deist olmak mümkün değildir. Bugünün ateizmi Vehhabi meşreb Müslümanlıktır, bu toprakların ruhundan kopmuş olmaktır. Aşk çeşmesinden değil de selefilik çeşmesinden abdest alanların kimler olduğunu görebilmek için her şeyi izafi hâle getirerek bizi mayalayan kıymetlerin köküne kibrit suyu dökenlerin kim olduğuna bakmak yeterlidir.

Bu vadide cevabını kendi içinde taşıyan bazı sualler soralım. Resmen yasak olan tarikatlar niçin fiilen serbesttir? Laiklik konusunda neden çifte mizaçlı bir tavrımız vardır? “En hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır.” diyen Atatürk, niçin karşı çıkarken bile tasavvufun dilini kullanmak zorunda kalır? Bir gün bile Meclise gitmeyen Şeyh Selim neden hem CHP'den hem de Demokrat Parti'den milletvekili seçilir? Edebali'nin nasihatlerini makam odasına astıran Deniz Baykal, yapılan itirazlara niçin “Şeyh Bedreddin olunca iyi de Şeyh Edebali olunca mı kötü?” diye karşılık verir? Batı Trakya'da yıktırılan altı yüz yıllık tekkenin yaptırılmasını ilk olarak neden merhum Erdal İnönü ister? Tagore mütercimi Ecevit niçin “Türk İslâm anlayışı korkuya değil, sevgiye dayanır; bu yüzden laikliğe geçebildik.” şeklinde beyanatlar verir? Din Öğretimi Genel Müdürlüğü Mevlana ile Yunus’un isminin çizilmesini niçin seyretmek zorunda kalır? Diyanet, FETÖ raporunda hangi endişelerle irfani mirasa perhizkâr yaklaşır? Niçin ruh dünyamızı yeşerten kaynaklar kurutulur? Hacı Bektaş'ı dillerinden düşürmeyenler tarikatlara niye neyzen bakarlar?

Sıkıldıysanız size başka bir sahne göstereyim: İnsanlar kimin için “Fikirleri hapiste yahut da firarda, kendisi ise Diyanetin başında fakat oranın başı değil.” demekten kendilerini alamazlar? İslâm kelimesi neden yanına siyasal kelimesi eklenerek şamar oğlanına dönüştürülür? Cumhurbaşkanı niçin “Bizim Sünnilik ve Şiilik diye bir dinimiz yok.” hükmünü verdikten sonra Mâtürîdî'nin Türbesi’ne sırtını yaslamak zorunda kalır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATİH MEHMET ŞEKER (Devamla) – Bitti mi?

BAŞKAN – Yok devam edin. Bir dakika daha süre veriyorum Sayın Şeker.

Buyurun.

FATİH MEHMET ŞEKER (Devamla) – Neden bazı makamlar ve mekânlar figana hacet yok diyerek için için ağlar? Bu ülkede dine tanınan manevra imkânı nelerin ve kimlerin önünü açar? Söylemekten çekinmeyelim, fazla bir şey beklemiyoruz. Hayatın tabii manzarasını bozmayalım “Biz buyuz.” demekten çekinmeyelim yeter. Politika değişir, din değişmez. Kimsenin Türkiye’yi kendisine benzetmeye hakkı yoktur. Türkiye neyse o olmalıdır.

Çok teşekkür ediyorum, hürmetle selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şeker.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Yalım…

III.- AÇIKLAMALAR

1.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, elektrik ve doğal gazdaki KDV oranının yüzde 18'den yüzde 8’e çekilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan ve çalışma arkadaşlarım, çok değerli vatandaşlarımız; biliyorsunuz, 2018 yılında bugüne kadar doğal gaza toplamda yüzde 30 zam yapıldı, elektriğe ise yüzde 40 zam yapıldı. Hem doğal gaz hem elektrik artık vatandaşlarımızın lüks aracı değildir. Aynı giyimde olduğu gibi ve de gıdada olduğu gibi KDV’nin yüzde 8 olması gerektiğini savunuyorum. Bu sebepten dolayı hem elektrikte hem de doğal gazda kullanılan doğal gazın ve elektriğin faturasındaki KDV rakamının yüzde 18’den yüzde 8’e çekilmesini talep ediyorum çünkü günümüz şartlarında ekonominin bu kadar zor olduğu, vatandaşlarımızın çok zor hayatını geçindirdiği bu günlerde en azından yüzde 10’luk bir destek verilmelidir kanaatindeyim.

Teşekkür ederim.

Sayın Gökçel…

2.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, Mersin Anamur’daki orman yangınından etkilenenlere geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ve Aksıfat Barajı’nın zamanında bitirilmemesinden kaynaklanan sorunlara ilişkin açıklaması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Mersin Anamur’daki orman yangınından etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum, can kaybının olmaması yüreklerimize su serpti. Mersin Erdemli’de Arslanlı, Hüsametli, Tapureli ve Küstülü köylerini ziyaret ettim. Geçimini topraktan sağlayan, ekmeğini taştan çıkaranların yaşadıkları köyler. Aksıfat Barajı, Erdemli ve Silifke ilçelerine bağlı 21 mahalleye hem içme suyu verecek hem elektrik üretecek hem de 81 dekar alana sulama suyu sağlayacaktı. İhale ilk yapıldığında maliyet 40 milyon liraydı, yeni ihalede 57 milyon lira. Aksıfat Barajı söz verildiği zamanda bitirilseydi 82 bin dekar tarım alanı cazibeyle maliyetsiz sulanacaktı. Baraj zamanında bitmediği için üç yılda oluşan 17 milyon liralık fark kimin cebinden çıkacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Topal...

3.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Millî Eğitim Bakanından sözleşmeli öğretmenlerin aile birliğini sağlamasını beklediklerine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sözleşmeli öğretmenlerin aile birliği sorunları devam ediyor. Sözleşmeli öğretmenlerden özellikle eşleri özel sektörde çalışanların aile birliği konusunda ciddi sıkıntıları var. Örneğin, Malatya’da özel sektörde çalışan ve eşi Amasya’da sözleşmeli öğretmen olarak çalışan öğretmen arkadaşlarımızın aile birliği nasıl sağlanacak? 3+1 kuralı var, maalesef bu da yetmez, 3+1 kuralının da tamamen kaldırılması gerekiyor ve sözleşmeli öğretmenlerin aile birliği bir an önce sağlanmalı. Bunu Millî Eğitim Bakanlığından bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşkın...

4.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 15 Kasım, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümü. Kıbrıs Türk halkının şanlı mücadelesinin en kıymetli eseri olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 35’inci kuruluş yıl dönümünü bu vesileyle kutluyorum. Kıbrıs Türk halkı 1963’ten 1974’e kadar Kıbrıs Rum Tarafı’nca uygulanan tüm baskılara ve zulme karşı direnmiş, ayakta kalmayı başarmış ve haklı mücadelesini sürdürerek ana vatan Türkiye’nin 1974 Barış Harekâtı’nı gerçekleştirilmesiyle özgürlüğüne kavuşmuş ve 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. Türkiye, milleti ve devletiyle, her zaman etkin ve fiilî garantörlüğüyle Kıbrıs Türk halkının yanında olacak, her türlü desteğine devam edecektir. Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık mücadelesinde canlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle yâd ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

5.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzon Akyazı’daki spor kompleksinin Trabzonspor’a tahsis edilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Trabzonspor’umuz Türk futbolunda Anadolu devrimini gerçekleştirmiş ilk ve tek kulüptür. Yarım asırlık tarihine sığdırdığı şampiyonluklar, kupalar ve Avrupa’nın köklü kulüplerine karşı aldığı galibiyetlerle göğsümüzü kabartan Trabzonspor’umuz çok kısıtlı imkânlara karşın öz güvenin, inancın, çalışmanın ve emeğin sembolü olmuştur. Trabzonspor’umuz 1967 yılından beri kullandığı Hüseyin Avni Aker Stadı’nı feda ederek Akyazı’da yapılan spor kompleksine geçmiştir. Trabzonspor burada kiracıdır yani stadyumun sahibi değildir. Biz, göz bebeğimiz kulübümüzün burada kiracı değil ev sahibi olmasını istiyoruz ve eğer bu stadyum ve kompleks Trabzonspor’a yapılmış ise bu tesislerin Trabzonspor’umuza tahsis edilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

6.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Avrupa Birliğiyle ilişkilere ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Plan ve Bütçe Komisyonunda Dışişleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde Avrupa Birliği ilişkilerimizle ilgili yapmış olduğum değerlendirmeyi bir kez de Genel Kurulda yapma gereği duyuyorum.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi, özellikle 2007 yılı sonrasında, Avrupa Birliğiyle ilgili ulusal politikamızda tutarsız, günübirlik, kişisel, siyasi çıkarları nedeniyle tam üyelik sürecimizi tahrip etti; Türkiye'nin öncelikleri yerine kişisel önceliklerini öne çıkardı. Kendi başarısızlığını dış faktörlere bağlayarak Türkiye'yi tam üyelik perspektifinden stratejik ortaklık tartışmaları noktasına getirdi. 4’üncü Reform Eylem Grubu Toplantısı’ndan sonra kayda değer hiçbir somut adım atılmadı. İşte, en son, Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü tarafından dün açıklanan taslak Türkiye raporunda da Adalet ve Kalkınma Partisinin hukuk, adalet, demokrasi değerleri yani Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmekten uzaklaştığı gerekçesiyle katılım müzakerelerinin resmen askıya alınmasının tavsiye edilmesi de en somut netice olmuştur maalesef.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, çevre kirliliğini önlemek için Sultanbeyli’den geçen otabanın güzergâhının değişitirilip değiştirilmeyeceğini Ulaştırma ve Altyapı Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli Başkanım, sizin vasıtanızla Ulaştırma Bakanı ve Sağlık Bakanına cevap vermesi için sorduğum soru şu: Yüz yılın en büyük halk sağlığı sorunu kronik hastalıklardır. Bu kronik hastalıkları yaratan neden ise çevre kirliliği ve trafiğin yoğunluğudur. İstanbul ilimizin Sultanbeyli ilçesinin ortasından otoban geçmektedir. Bu, büyük karbonmonoksit yaratmaktır, kronik hastalıklara sebebiyet vermektedir aynı zamanda. Otoban nedeniyle Sultanbeyli ilçemiz kronik hastalıklar için büyük bir risk altındadır. Otoban, Sultanbeyli ilçemizde çevrenin kirlenmesine sebebiyet vermektedir. Risk faktörünü önlemek, çevre kirlenmesini önlemek için, sağlıklı yaşam tarzı oluşturmak için Sultanbeyli’nin ortasından geçen otobanın güzergâhını değiştirmeyi düşünmüyorlar mı?

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunarım.

BAŞKAN – Sayın Ünver…

8.- Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in, işçi, memur ve emeklinin ülkedeki gelir adaletsizliği ve enflasyon karşısında ezilmesini önleyici herhangi bir tedbir alınmadığına ilişkin açıklaması

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hâlen Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmekte olan 2019 yılı bütçesinde 1.603 lira maaş alan asgari ücretlinin, ortalama 3.419 lira maaş alan memurun ve asgari ücret altında ve civarında maaş alan emeklinin ülkedeki gelir adaletsizliği ve enflasyon karşısında ezilmesini önleyici herhangi bir tedbir alınmadığını ve daha kötüsü, böyle bir niyetin dahi olmadığını görüyoruz. Aksine, iktidar, uyguladığı orantısız vergi ve öngörülen zamlarla ücretlileri daha da ezmeye çalışıyor. Aldığı maaşın yüzde 41’ini gıdaya, yüzde 25’ini kiraya harcayan, maaşından geriye kalan yüzde 34’üyle de ulaşım, sağlık, eğitim, haberleşme, giyim ve diğer masraflarını karşılamaya çalışan memurlar ile 1.603 liralık asgari ücretle sefalete mahkûm edilen işçi ve yetersiz emekli maaşıyla çaresizlik içinde kıvranan emeklilere karşı sergilenen bu umursamaz tavır Allah'tan reva mıdır?

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

9.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, 2009 yılından önce yurt dışında eğitim gören, Türkiye'deki üniversitelerde denkliği olan ancak daha sonra çıkarılan yönetmelikle denklikleri kabul edilmeyenlerin mağduriyetine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, milletin Meclisinde milletin sorunlarını gündeme getirmeye çalışıyoruz. Vatandaşlarımız teşekkürlerini iktidar partisine, şikâyetlerini bizlere iletiyorlar. 2009 yılından önce yurt dışında eğitim görüp, Türkiye'deki üniversitelerde o günkü şartlarda denkliği olup daha sonradan çıkarılan yönetmelikle denklikleri kabul edilmeyen çok sayıda öğrenci dün Mecliste bizleri ziyaret ettiler. İçlerinde doktor olanlar, mühendis olanlar var. Suriye'den gelenlere on beş günlük oryantasyon eğitimi verilerek bunlar Türkiye'de kendi mesleklerini icra edebiliyorlar ama bizim kendi çocuklarımız tıp fakültesi eğitimi almışlar, hastanede güvenlik olarak çalışıyorlar; mühendislik eğitimi almışlar, teknisyen olarak bile çalışamıyorlar. Hükûmetin bu sorunlara çözüm bulmasını, gerekirse kendi çocuklarımıza da Türkiye'de belli bir süre oryantasyon eğitimi vererek bunların denkliğini… Maç başladıktan sonra kural değiştirilmez. Bunlar okula girdikleri zaman YÖK “Denkliğiniz var.” demiş ama okulu bitirdikleri zaman “Yönetmelik değişti, denklik kabul edilmiyor.” denmiş. Bu sorunun çözülmesini… Türkiye’de bu kriterlere uyan 90 bine yakın gencimiz şu anda 30 yaşına yaklaşmış ve işsiz olarak geziyorlar. Bu yasa teklifi içerisinde bunun çözülmesini talep ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

10.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 8 Kasım 2018 tarihinde yapılan Tarım Çalıştayı’na ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

8 Kasım günü Kahramanmaraş’ta Tarım ve Orman Çalıştayı’nı gerçekleştirdik. Tarım ve Orman Bakanımız, milletvekillerimiz, Bakanlık bürokratları ile ilde sektörle alakalı tüm kişi, kurum ve kuruluşların çalıştaya katılımları sağlandı.

Kahramanmaraş geniş coğrafyası, değişik iklimlerin kesişim alanı oluşu, dağları, ovaları, zengin su kaynaklarıyla tarım, orman, su ve hayvancılık memleketidir.

3 Ekim 2017 tarihli Tarım Çalıştayı Eylem Planı kapsamında 19 sorunun çözüldüğü, 19 sorunun kısmen çözülmüş olup çalışmaların devam ediyor olduğu, 5 sorunun çözümü için mevzuat değişikliği gerektiği, 2 sorunun yapılma kabiliyetinin olmadığı görülüp bu son çalıştayda da tarım ve orman sektörünün ihtiyaç ve talepleri 44 ana başlık hâlinde müzakere edildi ve yeni bir çalıştay eylem planının hazırlanması ve üzerinde çalışılması kararlaştırıldı.

Tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Minsolmaz…

11.- Kırklareli Milletvekili Selahattin Minsolmaz’ın, Türkiye'nin yükselişini engellemek isteyenlerin amacının yüz yıl önceki zayıf duruma geri çevirmek olduğuna ilişkin açıklaması

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, hafta sonu Fransa Cumhurbaşkanının davetlisi olarak Birinci Dünya Savaşı’nı sonlandıran ateşkes anlaşmasının 100’üncü yıl dönümü vesilesiyle Paris’te düzenlenen etkinliklere katılmış ve Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarımızca coşkuyla karşılanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasında doğrudan müdahalesinin olmamasına rağmen en çok zarar gören devlet Osmanlı Devleti olmuştur. Onlarca devletin kurulduğu Osmanlı coğrafyasında yüz yıldır kendi ayakları üstünde durabilen, yeniden kendini inşa ederek dünya siyasetine bir aktör olarak katılan tek devlet, Türkiye Cumhuriyeti devleti olmuştur.

Yaşadığımız süreçte Türkiye'nin yükselişini engellemek için PKK, DEAŞ ve FETÖ terör örgütlerini üzerimize salanların ve ekonomik saldırılarla ülkemizi durdurmak isteyenlerin amacı, bizim yüz yıl önceki zayıf durumumuza geri çevirmektir. Ancak tarih değişmiştir, bölgesel ve küresel bir güç olma iddiasıyla bugün her zamankinden daha güçlüdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

12.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Atatürk’e hakaret edenlerin ödüllendirildiğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tekirdağ’da Atatürk Anıtı’na baltayla saldıran daha sonra da baltasını çarşafın içine saklayarak kaçan kadın sevk edildiği mahkemede adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Kocaeli’de 10 Kasım’da Atatürk’ün aziz hatırasına ağır hakaretlerde bulunan genç, önce tutuklandı ve hemen ertesi günü serbest bırakıldı. Edirne’de yine 10 Kasım Atatürk’ü anma törenleri sırasında da Atatürk’e hakaret eden hatta “Puta tapıyorsunuz.” diyen genç kız serbest kaldı. Kocaeli’de Büyükşehir Belediyesinde çalışan başka bir şahıs FET֒cü yaverlerin de yer aldığı fotoğraflarda, Atatürk’ü teröristlerle bir tuttuğu paylaşımı “Ne geldiyse yaverlerden geldi.” diyerek paylaştı. Oluşan baskılar sonucu bu kişinin önce iş akdi feshedildi, sonra hâkim karşısına çıktı. Mahkeme paylaşımda nasıl olduysa bir hakaret tespit edemedi, en sonunda da mahkeme kararıyla işine geri döndü ve KHK’yle kadroya geçme hakkı kazandı. Atatürk’e hakaret eden ne hikmetse ödüllendirilmiş oldu. Yani burada sadece Atatürk’e hakaret suçu değil aynı zamanda halkı kin ve düşmanlığa tahrik…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Aynı şey Cumhurbaşkanına yapılsaydı bu muamele olur muydu diye de merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hancıoğlu…

13.- Samsun Milletvekili Neslihan Hancıoğlu’nun, atamaları yapıldığı hâlde göreve başlatılmayan sağlık personelinin mağduriyetine ilişkin açıklaması

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görevi hayat kurtarmak, insanları sağlığına kavuşturmak olan ve atamaları yapıldığı hâlde aylardır göreve başlatılmayan 2 binden fazla sağlık personelinin gözü, kulağı bugün Ankara’dan gelecek haberde. Bu durumda olan gençlerimiz adına bir grup bu sabah yüce Meclisimize geldi. Onları dinledik, dertlerine ortak olduk. Hepsi pırıl pırıl gençler. Okumuşlar, çalışmışlar, didinmişler, sınavları kazanmışlar; bütün engelleri aşmışlar ama bir tek bürokrasi engeline takılmışlar. Bu gençlerimiz haziran ayında atamaları yapıldığı hâlde yüz otuz altı gündür işe başlatılmayı bekliyor. En geç altmış günde bitirilmesi gereken güvenlik soruşturmaları sündürüldükçe sündürülüyor. İtirazları güvenlik soruşturması yapılmasına değil, bunun bir türlü bitirilememesinedir. Bu gençlerimizin artık dayanacak güçleri kalmadı. Onların umutlarıyla, gelecekleriyle oynamayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Eziyete dönüşen bu duruma bir son verin. Gerekli bütün koşulları sağladıkları hâlde aylardır güvenlik soruşturmalarının sonuçlandırılmasını bekleyen gençlerimizin sesine kulak verin.

BAŞKAN – Sayın Öçal…

14.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, 15 Kasım Filistin Devleti’nin kuruluşunun 30’uncu yıl dönümüne ilişkin açıklaması

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün İsrail ambargosu ve zulmü altında bulunan Filistin devletinin kuruluşunun 30’uncu yıl dönümüdür. Tek hedefleri kendi topraklarında özgürce yaşamak olan Filistin halkı bu uğurda binlerce şehit verdi ve vermeye devam etmektedir. Özellikle, Gazze’de yoksulluk oranı yüzde 80’e ulaştı, 30 binden fazla insanın evi başına yıkıldı ve insanların ibadet etme, ifade ve düşünce özgürlüğü ve yaşam özgürlüğü ellerinden alındı. Bir milletin varlık mücadelesi karşısında üç maymunu oynayan ülkeler terör devleti İsrail’in kural tanımaz tutumuna göz yumuyor. Tüm bu ikiyüzlü politikalara ve İsrail’in işgaline rağmen, Filistin halkı başkenti Kudüs olan bağımsız bir devlete sahip olma yolunda mücadelesini sürdürüyor. Artık körleşmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açamıyoruz maalesef, devam edin.

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bülbül…

15.- Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül’ün, süt üreticilerinin mağduriyetine ve yükselen maliyetlere karşı süt üreticilerinin korunup korunmayacağını Tarım ve Orman Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aydın’da süt üreticileri mağdur durumda. Yılbaşında 49 TL olan yem fiyatları ekonomik krizle birlikte artan girdi maliyetleri sonucu 83 TL’ye kadar yükseldi. Zamlardan önce 1 lira 42 kuruşa satılan sütü üreticimiz 8 kuruş zam yaparak 1 lira 50 kuruşa satmaya başladı. Yükselen yem ve girdi maliyetleri nedeniyle süt üreticilerimiz hayvanlarını kestirmeye başladı. Bu şekilde devam ederse 2019 başından itibaren besici kalamayacak. Her sene 200 milyon dolara yakın süt ürünü ithal ediyoruz ve yerli üreticimizi desteklemediğimiz takdirde bu maliyet daha da artacak.

Tarım ve Orman Bakanı Sayın Bekir Pakdemirli’ye sormak istiyorum: Süt üreticilerimiz yükselen maliyetlere karşı korunacak mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ayvazoğlu…

16.- Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun, Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un konuşmasının zihin dünyasının tezahürü olduğuna ilişkin açıklaması

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Zihin bulanıklığı ne kadar örtmeye çalışsanız da dil bulaşıklığıyla kendini gösterir. CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun’un cehalet yüklü konuşması da zihin dünyasının tezahürüdür ve Trabzon, kendisinin özrüne tenezzül etmeyecek kadar asil ve erdemlidir. Meczuplukla eş değer böyle bir açıklamaya tanık olan bu şehrin tarihi, bölücülere, hizipçilere, provokatörlere yapıştırdığı Osmanlı tokadının gücüyle müsemmadır. Kurtuluş Savaşı’nın en sağlam mevzisi, Muhafaza-i Hukuk ve ardından Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin ilk kurulduğu yer, delegelerinin çabalarıyla Erzurum Kongresi’nin yapılmasını sağlayan ve dört bin yıllık kadim bir medeniyetin mensupları, Yavuz’un Valilik yaptığı, Kanuni’nin doğduğu, Fatih’in fethettiği Trabzon’u bu milletin değerleriyle oynamaya çalışanlara anlatmak zorunda bile değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Bir özürle geçiştirilemeyecek bu fütursuzluğun Meclis çatısı altında temsil edilmesi ayrıca tartışılmalıdır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

17.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, hastanelerin ödenek probleminin çözülmesi, malzeme ihtiyacının karışlanabilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son günlerde, hem Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler hem de üniversite hastanelerinde hasta yakınları tıbbi malzeme eksikliği gerekçesiyle hastalarının ameliyatının mevcut koşullarda yapılamayacağı, başka bir hastaneye başvurmaları gerektiği şeklinde bir ifadeyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durum hiçbir şekilde açıklanamaz. Hiçbir şey yurttaşlarımızın sağlığından daha kıymetli değildir.

Kamu hastanelerindeki diğer bir problem de tedarikçi firmaların hak edişlerinin ödenmemesi olarak ortaya çıkmaktadır. Aylar öncesinde ihale edilen ve yükümlülüğünü yerine getiren firmalar hak edişleri ödenmediği için zor durumdadırlar. Hastanelerin ödenek probleminin acil olarak çözülerek hak edişleri bekletilen firmaların ödemelerinin yapılması, gecikmeden doğan zararlarının karşılanması ve hastanelerin malzeme ihtiyacının karışlanabilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

BAŞKAN – Sayın Katırcıoğlu…

18.- Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’nun, Filistin halkının bağımsızlığını dikkate almayan hiçbir çözümün kabul edilmesinin mümkün olmadığına ve Filistinli şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İsrail’in pazar gününden bu yana işgal altındaki Gazze’ye yaptığı saldırılar sonucunda 15 Filistinlinin hayatını kaybetmesi ve onlarca kişinin yaralanmasıyla başlayan süreç ateşkesle sonuçlandı. Bu saldırının ardından toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde ortak bir kınama kararı çıkmadı. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür.” söylemiyle Birleşmiş Milletler yapısında acil değişikliğe ve reforma gidilmesinin gerekliliği ortaya koyulmuştur. Artık hukuk tanımaz, zorba İsrail’in işgalci ve yayılmacı politikalarına bütün dünya “Dur.” demelidir.

Filistin’de tek çözüm iki devletli çözümdür. Mevcut İsrail Hükûmetinin iki devletli çözüme inanmadığı ve süreci sabote etme gayreti içinde olduğu açıktır. Filistin halkının bağımsızlığını ve güvenliğini dikkate almayan, hiçbir çözümün kabul edilmesi mümkün değildir. Filistin halkı yalnız ve çaresiz değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Filistinli şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Türkiye haklı davasında Filistin halkının yanında olmaya devam edecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

19.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, 13 Kasım 2018 tarihinde Adıyaman ili Sümer Meydanı’ndaki Atatürk heykeline saldırı yapıldığı şeklindeki haberlere ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

13 Kasım 2018 tarihinde birtakım sosyal medya hesaplarında paylaşılan görüntüler ve haberlerle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. Bu konuda yüce Meclisimizi ve kamuoyunu bilgilendirmek istiyorum.

Bazı sosyal medya hesaplarında 13 Kasım günü Adıyaman’daki Sümer Meydanı’ndaki Atatürk heykeline saldırı yapıldığı şeklinde haberler geçmiştir. Yapmış olduğumuz araştırmada ve emniyetten aldığımız bilgilere göre olay günü şahsın cezaevinde bulunan kardeşinin cezaevi koşullarını protesto etmek amacıyla heykele çıktığı, heykele herhangi bir saldırı kastının bulunmadığı tespit edilmiştir. Olay orada bulunan vatandaşlar tarafından da bertaraf edilmiştir.

Buradan şunu belirtmek istiyorum: Adıyaman ve Adıyamanlılar cumhuriyetin temel değerlerine, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlıdır ve bu hususun herkesçe bilinmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan…

20.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, taşerona kadro düzenlemesi kapsamı dışında bırakılan HBYS bilgi işlemde çalışanların mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2 Nisan 2018 tarihi itibarıyla yaklaşık 1 milyon kişi sürekli işçi kadrosuyla beraber iş güvencesi ve sosyal haklarının bir kısmına kavuştu. Fakat hastanelerde bilgi işlem, HBYS personellerinin bu uygulamanın dışında kalmış olması ve hâlâ aynı hakları elde edememesi büyük bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Yıllardır bu kurumların bilişim yükünü çeken ve görevleri dışında birçok işte çalıştırılan bu insanlar şimdi verilen sözlerin tutulmasını bekliyorlar.

10 Temmuz 2018’de Bakanlık devir teslimi sırasında eski Bakan Sayın Sarıeroğlu HBYS çalışanlarıyla ilgili çalışmanın yeni Bakanımız tarafından açıklanacağını belirtmişti ama hâlâ bir haber yok. HBYS çalışanları Bakanlığımızdan büyük bir umutla hayırlı haber beklemektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Köksal…

21.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Afyonkarahisar ili sınırları içinde bulunan Eber Gölü’nün kurtarılması gerektiğine, Tunceli Jandarma Özel Harekâtta görevliyken yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Hakan Akbulut’un mağduriyetinin giderilmesi için yetkilileri göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, seçim bölgem Afyonkarahisar ili Sultandağı, Çay ve Bolvadin ilçelerinin sınırları içinde bulunan Eber Gölü can çekişiyor. Yıllardır Eber’i kurtarın diyoruz. Geç olmadan Eber Gölü’nü besleyen dere yataklarının bir an önce temizlenmesi gerektiğini, hatta gerekirse oradaki baraj kapaklarının da açılması gerektiğini, Eber’in mutlaka yaşatılması gerektiğini söylüyoruz. Çağrılarımıza ne Bakanlık ne AKP kulak vermiyor. Bir an önce hep beraber Eber’i kurtaralım diyoruz.

Yine, Tunceli Jandarma Özel Harekâtta görevliyken hendek operasyonlarında yaralanan ve ardından gelişen tedavi neticesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilmek zorunda kalan Jandarma Uzman Çavuş Hakan Akbukut Konya ili Beyşehir ilçesinde çöp toplayarak 4 çocuğu ve annesiyle geçim mücadelesi veriyor. SGK tarafından sakatlığı adi malul kapsamında görülmüş olan Hakan Akbukut vazife malulü olduğu için itirazda bulunmasına rağmen aylardır mağduriyeti giderilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Eğer bir gaziye bakamıyorsa bu iktidar yazıklar olsun diyoruz. Yetkilileri, Bakanlığı göreve davet ediyoruz.

BAŞKAN – Bir söz talebiniz mi vardı?

AHMET KAYA (Trabzon) – Evet.

BAŞKAN – Tamam, yerinizden bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

22.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzon Milletvekili Bahar Ayvazoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce AK PARTİ’li arkadaşımız konuşmasında milletvekili arkadaşımızı “meczup” olarak nitelendirdi. Şimdi, arkadaşımız dün bir açıklama yapmıştır, talihsiz bir açıklamadır, hepimizi üzmüştür fakat sonrasında gerek kendisi gerek grup başkan vekilimiz dün bütün Trabzonlulardan özür dileyerek bu durumu düzeltmeye çalışmıştır. Bu iyi niyetli adımlar sonrasında arkadaşımızın böyle konuşmasını doğru bulmuyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi, grup başkan vekillerinin veya temsilcilerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İYİ PARTİ Grubu adına bana bildirilen isim Sayın Ayhan Erel.

Buyurun.

23.- Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümünde dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’i, dönemin Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş’ı rahmetle andıklarına, 15 Kasım Orta Doğu Teknik Üniversitesinin kuruluşunun 62’nci yıl dönümüne ve Aksaray’ın yol probleminin çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN EREL (Aksaray) – Teşekkür ediyorum.

Bugün 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümü. 1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında, orada verilen destanımsı bir mücadele sonrasında Kıbrıs’ta Türklerin bağımsız yaşama hakkını elde ettiği bir devlet kurulmuştur. 1974 yılında Kıbrıs’a asker çıkarma iradesini ortaya koyan dönemin Başbakanı Rahmetli Bülent Ecevit’e, yine, dönemin Başbakan Yardımcısı Rahmetli Necmettin Erbakan’a buradan gani gani rahmetler diliyoruz ve yine o dönemde Kıbrıs Türk Barış Harekâtı’na destek veren dönemin siyasilerini de rahmetle, şükranla anıyor, hayatta olanlara saygı ve şükranlarımızı sunuyoruz. Kıbrıs Barış Harekâtı’nda hayatlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize sağlıklı, huzurlu günler diliyoruz. Yine, “Hayatta hiçbir zaman yalpalamayacaksın, düşüncelerinden bir ileri bir geri adımlar atmayacaksın. Her dönemin adamı değil her dönem adam olacaksın.” diyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurucusu Rauf Denktaş Bey’i ve silah arkadaşlarını rahmetle anıyoruz.

Yine, bugün, Türkiye’nin bilimde yüz akı olan Orta Doğu Teknik Üniversitesinin de kurulduğu gün. Bu üniversitenin kuruluşunda da -1956 yılında- emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. ODTܒde eğitim öğretim veren hocalarımıza ve öğrencilerimize başarılar diliyoruz.

Yine, seçim bölgem olan Aksaray’da da çeşitli yol problemleri var. Özellikle Katrancı köyünün Celil’le bağlantısı -1 kilometrelik yol- kışın çamurdan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açalım lütfen.

AYHAN EREL (Aksaray) - …yazın tozdan geçilmiyor. Çok bir mesafe değil.

Yine, Kargın-Gözlükuyu arasında sadece 2 kilometrelik bir problem var. Ağaçören köyleriyle bağlantısının ihalesi yapıldığı hâlde bugüne kadar müteahhit işe başlamamıştır. Kar kış bastırmadan bunların yapılması, o yörede yaşayan vatandaşlarımıza daha sağlıklı ve daha huzurlu bir hayat şartları getirecektir.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül, buyurun.

24.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümünde Kıbrıs mücadelesinin sembolü olan Rauf Denktaş başta olmak üzere şehitleri rahmetle andığına ve vatan toprağı olan Kıbrıs’tan vazgeçilmeyeceğine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, 15 Kasım 1983 tarihinde Kıbrıs Türkü’nün soylu mücadelesinin taçlandığı nokta olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 35’inci kuruluş yıl dönümünü kutlamak üzere söz almış bulunuyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yılını kutlarken başta Kıbrıs mücadelesinin sembolü olan Sayın Rauf Denktaş başta olmak üzere, Kıbrıs davasına hayatını vermiş ve rahmete kavuşmuş Doktor Fazıl Küçük ve Kıbrıs’ta bu mücadeleyi örgütleyen, teşkilatlandıran, özellikle Türk Mukavemet Teşkilatında emekleri geçen gerek ana vatan Türkiye’den oraya varan gerekse Kıbrıs Türklüğünden olan bütün geçmişe, ebediyete intikal etmiş olan yiğitlerimizi, şehitlerimizi rahmetle anmak istiyorum.

Kıbrıs ne yazık ki Türkiye’nin hâlâ çözümünü arzu ettiği fakat bir türlü çözülemeyen problemlerimiz arasında gelse de Türkiye’nin asla ve asla varlığından taviz vermeyeceği bir meseledir. Kıbrıs bizim için jeopolitik önemi olan veyahut da sadece coğrafi alan olarak değerli olan bir kara parçası değildir. Kıbrıs, milletimiz açısından, bizim açımızdan vatandır, vatan toprağıdır, bizim için namustur. Dolayısıyla, Kıbrıs davasına sahip çıkmak her Türk evladının, her vatan evladının başlıca görevidir.

Kim ne derse desin Türk milleti Kıbrıs’tan vazgeçmeyecektir, oradaki o vatan toprağından ve hükümranlık haklarından asla ve asla taviz vermeyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açalım lütfen.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bugün özellikle Doğu Akdeniz’de ısıtılmaya çalışılan çekişmeler, enerji odaklı nizalar ve oluşan gerginlik Türkiye’nin çok büyük önem vermesi gereken bir meseledir. Burada asla ve asla bir oldubittiye müsaade edilmemelidir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin denizlerimizde, karamızda şu an vermiş olduğu o şanlı mücadelenin devamını temenni eder, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Sayın Filiz Kerestecioğlu.

Buyurun.

25.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, avukat Fadime Eymir’in 9 Kasım 2018 tarihinde Ankara Adliyesinde uğradığı saldırıya ilişkin İçişleri ile Adalet Bakanlığını göreve davet ettiklerine, Mor Çatı kurucularından Canan Arın’ın Bruno Leoni Enstitüsü Hukuk Ödülü’ne layık görüldüğüne ve eleştiri mahiyetindeki sözlerden dolayı yargılananlar olduğuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz cuma günü -Sayın Başkan, siz de bir hukukçusunuz- önemli bir olay cereyan etti, Ankara Barosu bununla ilgili bir girişimde bulundu. Bugün kendilerini bir tebrik ziyaretine gitmiştim ama aynı zamanda bu mücadelelerini de gerçekten takdirle karşıladığımı ifade ettim.

9 Kasım 2018’de Ankara Adliyesinde Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği duruşma salonu önüne gelen görevli avukat Fadime Eymir, dosyayı soruşturma mercileri adına takip etmekte olan Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Büro Amirliğinde görev yaptığı bilinen bir kolluk personeli tarafından önce sözlü hakarete maruz kalıyor, akabinde adliye koridorunda darbediliyor. Meslektaşımızın elbisesi parçalanıyor ve kendisi de yaralanıyor bu vahim olayda. Yani kendisi CMK’yle atanan bir avukat, aslında tahkikat için istenilen ve orada bulunması gereken bir avukat ve başına bunlar geliyor. Arkasından, Avukat Hakları Merkezince 3 avukat görevlendiriliyor. Kendine uygulanan bu şiddeti meslektaşımız sorgu zaptına geçirmek istediği hâlde sorgu hâkimliği bunu yapmıyor ve bu sefer Avukat Hakları Merkezinden gelen Avukat Büşra Pamukçu mübaşir ve bir görevli tarafından yine tartaklanarak dışarıya çıkarılıyor. Yani aslında, avukatların resmen kendi evleri sayılacak adliyede can güvenliklerinin olmadığı bir ortam yaşatılıyor onlara, üstelik hukuki olarak görevli oldukları hâlde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Şimdi, bunun üzerine Ankara Barosu haklı olarak şöyle diyor: “Biz bu (…) soruşturma sayılı dosyanın şüphelisi kolluk personelinin kimlik bilgilerinin derhâl bildirilmesini istiyoruz.” Suç duyurusunda bulunuyorlar. Hâlen bu kolluk personelinin kimlik bilgileri bildirilmemiş. Aynı şekilde “Eğer bu yapılmazsa o zaman diğer meslektaşlarımızın beden bütünlüğü, can güvenliği ve mesleğin onuruyla yapılabilmesine imkân yoktur.” diyor ve bu nedenle de Kaçakçılık, Organize Suçlar Büro Amirliği ile Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğine CMK kapsamında zorunlu müdafi atamalarının 19 Kasım itibarıyla durdurulacağını söylüyor. Şimdi, bu bütün barolara yapılmış bir saldırıdır. Gerçekten, bu anlamda, bütün baroların açıklama yapması gerekir çünkü bunun arkası gelir tıpkı doktorlara veya başkalarına geldiği gibi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – İçişleri ve Adalet Bakanlıklarını da bu anlamda göreve davet ediyoruz.

Bir başka nokta, sevindirici bir konu aslında, Mor Çatı kurucularından meslektaşım, feminist avukat Canan Arın bu yıl, her yıl insan hakları alanında farklı ülkelerden bir kişiye verilen Bruno Leoni Enstitüsü Hukuk Ödülü’ne layık görüldü. Çocuk yaşta evlendirmelere karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle Canan Arın bu ödüle layık görüldü, kendisini tebrik ediyoruz.

Son olarak, affınıza sığınarak Sayın Başkan…

BAŞKAN – Estağfurullah, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Cumhurbaşkanının duygularının tatmin edilmesi amacıyla siyasi kişiliklerin söylediği ve suç teşkil etmeyen eleştiri mahiyetindeki sözlerden dolayı özellikle arkadaşlarımız yargılanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Dün de Sayın Selahattin Demirtaş’ın duruşması vardı ve kendisi yine yüz yüzelik ilkesine aykırı olarak SEGBİS’le katılmak durumunda kaldı. Usuli itirazlarını iletti ve Sayın Demirtaş Leyla Güven’i selamladı. “Halkın iradesiyle seçilen ve şu anda Diyarbakır Cezaevinde olan Hakkâri Milletvekilimiz Leyla Güven’e buradan sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Demokrasi ve özgürlük talebiyle başlattığı bir açlık grevi var, kendisine dayanışma duygularımı iletiyorum.” dedi. Biz de tutuklu tüm arkadaşlarımızı onların şahsında selamlıyor, sevgilerimizi iletiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay…

26.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümünde Kıbrıs davasında şehit olanlara Allah’tan rahmet dilediğine, Kıbrıs meselesinin Türkiye meselesi olduğuna, Filistinlilere vize uygulanırken İsrail vatandaşlarına uygulanmamasını Türkiye’nin bir ayıbı olarak Hükûmete ilettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Merhum Doktor Fazıl Küçük bu cumhuriyetin Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak yönetiminde görev aldı. Maalesef, 21 Aralık 1963’teki kamuoyunda “Kanlı Noel” diye bilinen olaylar, gelişmeler sonucu Türk ve Rumların ortak yaşama iradesi sonlandı -temelli sonlanmasını tabii ki istemeyiz- ve yine bilineceği üzere, 1964’te yapılan hava harekâtında ilk Kıbrıs şehidimizi, merhum Cengiz Topel’i kaybettik. Yine o dönemde, yine hepimizin hatırlayacağı gibi “Johnson Mektubu” diye anılan Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik çok ağır, hadsiz, terbiye ve edep sınırları ve diplomatik nezaketten çok uzak bir mektuba merhum İsmet İnönü’nün “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini alır.” mesajıyla, tokat gibi cevabıyla Türkiye'nin Kıbrıs davasında her zaman ve her koşulda Kıbrıs Türklerinin garantörü olarak konumunu, pozisyonunu koruyacağına dair irademiz ortaya koyuldu.

Bundan sonra geçen süreç içerisinde Kıbrıs’ta Türkler ve Rumların birlikte yaşama iradesinin ortadan kalkmasına vesile sayılan 21 Aralıktan sonra hoş olmayan, üzücü olaylar yaşandı ve ağırlıklı olarak tabii ki Rum çetecilerinin soydaşlarımıza yönelik ağır baskıları, katliamları, şiddetleri gerçekleşti. Ve 20 Temmuz 1974’te gene hepimizin malumu, merhum Bülent Ecevit ve merhum Necmettin Erbakan Hükûmetinin dirayetli ve kararlı duruşuyla Kıbrıs Barış Harekâtımız gerçekleşti. O an itibarıyla, bu harekât sonrasında Kıbrıs’taki Türklerin can ve mal güvenliği garanti altına alınmış oldu.

Tabii, bu süreçte, merhum Rauf Denktaş’ın Kıbrıs davasına yaptığı hizmetleri unutmak mümkün değil. Dolayısıyla Türkiye'nin yaklaşık yetmiş yıldır Kıbrıs konusunda verdiği mücadelede, verdiğimiz bunca şehidimizden sonra geldiğimiz nokta… Doğu Akdeniz’de Katar, İsrail, Mısır konsorsiyumunun Kıbrıs Rum Yönetimi’yle birlikte petrol ve doğal gaz arama noktasına gelmiş olması Kıbrıs’taki egemenlik haklarımızın, garantörlük haklarımızın ağır yara aldığının da açık bir delilidir.

Değerli milletvekilleri, biz işgalci, yayılmacı bir devlet olmadık, olmayız da.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Mikrofonu açın lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ama benden önce konuşan sayın grup başkan vekillerimizin de söylediği gibi, Kıbrıs meselesi Türkiye meselesidir. Hükûmetin –Hükûmet yok tabii artık Mecliste ama inşallah bizi duyuyorlardır- Kıbrıs’taki haklarımız konusunda… Bizim Kıbrıs’taki haklarımız sadece ve sadece oradaki soydaşlarımızın can ve mal emniyetini teminle sınırlı değil. Kıbrıs’ın Akdeniz’de, Türkiye'nin bir Akdeniz ülkesi olarak ne kadar jeopolitik, jeostratejik öneme sahip olduğunun da bilinciyle daha sorumlu, daha duyarlı, daha dikkatli hareket etmek gibi bir mecburiyeti var ve ilaveten bu yüce Meclisin de Hükûmetin bu sorumluluğunu, bu görevlerini gereği yerine getirip getirmediğini denetlemek gibi de bir mecburiyeti var

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın lütfen.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Yüce Meclisin bütün üyelerini bu konuda yüksek duyarlılığa davet ederken, Kıbrıslı soydaşlarımıza Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu adına selam, sevgi ve muhabbetlerimizi yolluyoruz. Kıbrıs davasında şehit olanlara Allah’ımdan rahmet diliyorum.

Hemen bu vesileyle şunu söyleyeyim: 15/11/1988’de dönemin Başbakanı merhum Turgut Özal Filistin Devleti’ni tanımak suretiyle Türkiye'nin Filistin davası noktasında da yüksek duyarlılığını bütün dünya kamuoyuyla paylaşmıştır. Ama bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin Filistinlilere vize uygularken İsrail vatandaşlarına vize uygulamamasını da Türkiye’nin bir ayıbı olarak bu Meclis üzerinden Hükûmete tekrar iletmeyi de bir görev sayıyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu.

Buyurun.

27.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, 15 Kasım Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu Rauf Denktaş başta olmak üzere şehitlere Allah’tan rahmet dilediğine, Kıbrıs davasına sahip çıkıldığı gibi Filistin davasına da ilelebet sahip çıkılacağına, 19 Kasım Pazartesi günü idrak edilecek Mevlit Kandili’nin insanlığa hayırlar getirmesini niyaz ettiğine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün 15 Kasım günü olarak, 15 Kasım 1983’te yeni bir devletin doğuşuna şahitlik edildiği bir gündür. Evet, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bu vesileyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, arkadaşlarını ve Kıbrıs millî davasında şehit olan Kıbrıslı mücahitleri rahmetle ve minnetle yâd ediyorum. Bu yeni devletin ilelebet payidar olmasını temenni ediyorum. Jeostratejik ve jeopolitik konumu münasebetiyle Kıbrıs’taki millî menfaatler ve egemenlik hakları doğrultusunda Türkiye’nin her daim, her zaman Kıbrıs’ın yanında olduğunu ve bunların gereklerini yerine getirme vecibesini, sorumluluğunu her daim idrak ettiğini ve bu güce ve kabiliyete sahip olduğunu bir kez daha bu yüce Meclisin çatısı altında tekrarlamak istiyorum.

Değerli Başkanım ve değerli milletvekili arkadaşlarım, tabii, “Filistin davası” denince, Filistin davası da Kıbrıs davası gibi bizim millî meselelerimizdendir, zira bizim hatıralarımız söz konusudur. Filistin davasında oradaki kardeşlerimizin de yanında olduğumuz gerçeğini hiçbir zaman unutmadık ve unutturmayacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kıbrıs davasına sahip çıktığımız gibi, Filistin davasına da ilelebet sahip çıkacağız.

Bu vesileyle, önümüzdeki pazartesi günü idrak edilecek olan Mevlit Kandili’ni de hatırlatmak ve âlemlere rahmet olarak gönderilen, bütün insanlık için kendisinde en güzel örnekler bulunan Efendimiz (AS)’nin doğumunun müjdelendiği rebiülevvel ayının 12’nci gecesine denk gelen 19 Kasım Pazartesi günü idrak edeceğimiz Mevlit Kandili’mizin, hem milletvekillerimizin kendilerine, ailelerine hem aziz milletimize hem İslam âlemine hem de bütün insanlığa hayırlar getirmesini niyaz ediyor, şimdiden Mevlit Kandili’nizi tebrik ediyorum.

Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

28.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben yanlış söylediysem düzelteyim diye soruyorum. Türkiye Cumhuriyeti Filistin Devleti vatandaşlarına vize uygulamıyor da ben yanlış söylediysem düzelteceğim ama Filistin Devleti vatandaşlarına vize uyguluyorsak İsrail’e uygulamıyorsak, bu Mecliste Sayın Akbaşoğlu’ndan bu konuda da bir refleks beklerim. Hayır, yanlış biliyorsam düzelteyim “Yanlış biliyormuşum.” diyeyim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu…

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim bahsettiğim konu farklı bir konu, değerli mevkidaşımızın bahsettiği konu farklı bir konu. Teknik olarak mesele nedir, ne değildir, ilgili arkadaşlarımıza, ilgili kurumlarımıza sormak suretiyle onunla ilgili cevabımızı veririz ancak vize meselesi başka bir meseledir, Filistin davasına, Filistinlilere sahip çıkmak meselesi ayrı bir meseledir.

Bir daha tekrarlamak isterim ki Kudüs bizim namusumuzdur. Kâbe, Medine-i Münevvere bizim gözümüzde neyse, Kudüs ve Filistin de odur. Dolayısıyla, ilk kıblegâhımız, gözümüzün nurudur. Kıbrıs’a gösterdiğimiz duyarlılık neyse, Filistin’e, Kudüs’e gösterdiğimiz duyarlılık da odur diyorum.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Siyonistler izinsiz giriyor, Filistinliler giremiyor. Allah Allah!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla Siyonist İsrail’in vahşetine karşıyız. Siyonist İsrail’e “…”(x) diye haddini bildiren bir Cumhurbaşkanına -elhamdülillah- sahibiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Siyonistlere vize bile yok, Siyonistlere vize yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Ve Birleşmiş Milletler teşkilatında Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye Cumhuriyeti devletinin başı olan Cumhurbaşkanımızın liderliğinde…

HÜDA KAYA (İstanbul) – Pratiğe bak, pratiğe.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – …Kudüs ebediyen Filistin’in başkenti kararını çıkarttıran bir iktidarız arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Yalan, hepsi yalan! Hepsi yalan, sahte! Filistin politikası baştan sona sahtedir.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bunun bütün dünyaca bilinmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şöyle bir önerim var: Sayın Erdoğan Filistin Devlet Başkanına da “…”(x) desin, Filistin halkı Türkiye’ye vizesiz gelsin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ben de bu coşkulu söylemler içerisinde bir şeyi -tutanaklara geçsin- hatırlatmak istedim, Mavi Marmara Anlaşması’nda da Kudüs yazıyordu başkent olarak ve o anlaşmaya Türkiye imza attı. O da zaten bizim kayıtlarımızda vardır. O yüzden, öyle, coşkulu seslerle “Filistin’in başkenti” demekle öyle olmuyormuş demek ki. İş ticarete binince başka bir yerin başkenti olabiliyormuş.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.09

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığına Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 19-20 Kasım 2018 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek olan “Avrupa Kültürel Mirası” başlıklı Parlamentolararası Komite Toplantısı’na TBMM’den bir heyetin katılması Genel Kurulun 13/11/2018 tarihli ve 16'ncı Birleşiminde kabul edilen siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/59)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 19-20 Kasım 2018 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek olan “Avrupa Kültürel Mirası” başlıklı Parlamentolararası Komite Toplantısına Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması Genel Kurulun 13/11/2018 tarihli ve 16'ncı Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                      Mustafa Şentop

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                       Başkan Vekili

Adı ve Soyadı                                                    Seçim Çevresi

Emrullah İşler                                                    Ankara

Cemal Taşar                                                      Bitlis

Suat Özcan                                                        Muğla

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Geelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Samsun Milletvekili Ahmet Demircan ve 5 Milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

V.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Samsun Milletvekili Ahmet Demircan ve 5 milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1186) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 12) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan maddeleri kabul edilmişti.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 23 ila 42’nci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen değerli milletvekillerinin isimlerini okuyorum: İYİ PARTİ Grubu adına Isparta Milletvekili Aylin Cesur, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Necdet İpekyüz ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Burhanettin Bulut; şahısları adına da Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan ve Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan konuşacaklardır.

Şimdi, ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Isparta Milletvekili Aylin Cesur’da.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan sağlıkla ilgili kanun teklifinin ikinci bölümü üzerindeki görüşlerimi İYİ PARTİ Grubu adına ifade etmek üzere huzurlarınızdayım.

Öncelikle, bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 35’inci kuruluş yıl dönümü. Bu vesileyle gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki gerek buradaki tüm vatandaşlarımızı, herkesi tebrik ediyorum. Kıbrıs bizim başımızın tacıdır, her şeyimizdir. Ben de bilfiil rahmetli Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le görev yaptığım dönemde, kuruluşunda… Elbette ki hepimizin bugün saygıyla ayakta hazır durduğu Sayın Rauf Denktaş’a ve arkadaşlarına, bugün hayatta olmayanlara, ebediyete intikal edenlere rahmet diliyorum. 18 Kasım 1967 günü yurt dışına asker çıkarma kararını veren ve bir ömür Kıbrıs davasına kendisini adayan Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’den bu konuda yıllarca edindiğim tecrübeler adına, manevi huzurunda kendisini de maneviyatla hepsini saygıyla, hürmetle yâd ediyorum.

Evet, on altı yıllık AK PARTİ hükûmetlerinde uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı bana göre, kelimenin tam anlamıyla, maalesef iflas etmiştir değerli milletvekillerimiz. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 46 hekim var. Hekimlik öyle bir meslek ki ne siyaset ne de başka bir şey onun üzerine çıkamaz. Sizin ellerinizi kollarınızı bağlar, yaşam biçiminiz olur. Bu pozitif ilimle geçen hayatımızda biz hekimler için tek hedef vardır, bizden yardım bekleyen hastalarımıza merhem olmak. Bu şekilde hayatını geçiren ve bugün aramızda olan meslektaşlarıma sormak istiyorum: Sağlık sektörlerinin, çalışanlarının ve daha önemlisi, bizden yardım bekleyen hastaların bugünkü durumu sizce nedir? Ben söyleyeyim, biz doktorların tabiriyle bu vaka bitkisel hayata girmiştir ve bugünkü düzenlemelerle, hele de bu yasa teklifiyle kurtulması da mümkün görünmüyor.

Sağlık alanında neredeyse tüm sorunların sebebi olan, küresel projelerin bir dayatması olan Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan derhâl vazgeçilmelidir. Bizlerin muayene, tetkik, tedavi, ilaç talebini aşırı şekilde artırarak hem vatandaşlarımızın sağlığına zarar veren hem de millî bütçemizi hırpalayan bir politika olduğunu artık kabul etmemiz gerekiyor. Vatandaşlarımızdan “muayene” “tetkik” “tahlil” “ilaç” adı altında alınan 13 kalem ek ücret uygulamalarına derhâl son verilmelidir.

Koruyucu ve önleyici tıp anlayışı, sağlık alanında temel politika olarak devreye sokulmalıdır. Yani hastalıklar ortaya çıkmadan evvel hastalıklara neden olan faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Böylece vatandaşlarımız hem hastalıklardan korunmalı hem de tedavi harcamalarının da böylelikle önüne geçilmelidir.

Teklifin 24’üncü maddesinde yer alan tedbirler şiddeti önlemek için yetersizdir. Sağlık çalışanlarının şiddete uğramadığı, hatta tehdit edilmediği bir gün bile maalesef yok. Geçtiğimiz yıl 1 Ocak-20 Aralık 2017 tarihlerinde sağlıkçılarımıza yönelik 13.409 şiddet vakası tespit edilmiştir. Bunlardan 9.681’i sözel, 1.325’i fiziksel, 2.403’ü ise hem fiziksel hem sözel şiddet olarak karşımızda. Bu vahim tabloda yasa maddelerinin caydırıcı niteliğe sahip ceza ve uygulamaları içermesi zorunludur.

Sağlıkta şiddetin önüne geçebilmek için sunduğumuz “sağlıkta şiddet” konulu yasa önerisi derhâl Meclisimizde görüşülmelidir. Sağlık çalışanlarının çalışırken aldıkları maaşları ve emeklilik maaşları hak ettikleri insani seviyelere yükseltilmelidir. Ayrıca döner sermaye gelirlerinin emekliliğe yansıtılması da zorunludur. Sağlık çalışanlarına yıpranma payı verilmeli, mevcut oranlar artırılmalıdır. Performans sistemi kaldırılmalıdır ya da nicelik yerine nitelik esas alınmalıdır. Sağlık eğitiminde kaliteden asla taviz verilmemelidir. Sağlıkta kaliteyi artırmak için alanında eğitim alan sağlık personelinin atamaları da yapılmalıdır.

Şimdi, biraz, Sayıştayın 2017 yılı denetim raporlarına tekrar girmek istiyorum, dün de biraz bahsetmiştim. Buradaki bulgular maalesef Sağlık Bakanlığının geldiği noktayı gösteren acı örneklerle doludur. Hükûmetin verdiği kanun teklifi ile 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 2’nci maddesinin (e) ve (f) bentleri değiştirilmiştir. Buna göre (e) bendi “Yurt dışında sağlık kuruluşu açmak, işletmek, ortaklık kurmak ve işbirliği yapmak, sağlık ve eğitim amacına yönelik bina inşa etmek ve ettirmek”; (f) bendi ise “Sağlık meslek eğitimi turizmine yönelik faaliyetlerde bulunmak; yurt içindeki eğitim kurumlarına yurt dışından öğrenci teminine aracılık etmek, yurt dışında eğitim kurumu açmak ve eğitim faaliyetinde bulunmak.” şeklinde düzenlenmiştir. Şimdi, sağlık ve eğitim amacına yönelik yurt dışında bina inşa etmek ve ettirmek ile yurt dışında eğitim kurumu açmak ve eğitim faaliyetlerinde bulunmak düzenlemesiyle ne kastedildiğinin çok net olarak açıklanması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Çünkü akıllara “AK PARTİ Türkiye’den sonra yandaşlarına yurt dışında da acaba rant mı sağlıyor?” sorularını akla getirmektedir. Sözde hangi ülkelerde, kimlere, ne bina inşa ettireceksiniz? Yurt dışında kuracağınız eğitim kurumlarına üstün liyakat sahibi hangi akraba, eş dost ve benzeri yandaşlarınızı atayacaksınız?

Flu ve kuşkulu gözüken bu maddelerin yüce Meclise ve Türk milletine detaylı izah edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkede 1.606 liralık asgari ücretle geçinen yaklaşık 6,3 milyon; 1.500-2.500 lira maaşla geçinen 11 milyon 767 bin 550 emekli ve hak sahibi vatandaşımız var.

Ankara Etlik Entegre Sağlık Kampüsünü devlet yapsa 1 milyar 97 milyon liraya mal olacak. Sonuçta, projenin devlete maliyeti 6 milyar 900 milyon liraya mal olmuş. Sadece bir projeden Türk milletinin uğradığı zarar tam 5 milyar 900 milyon lira.

17 şehir hastanesi projesi var. Bu projeler için şirketlerin cebinden şu an 29,5 milyar lira çıkarken devletin, hatta gelecek nesillerin cebinden çıkacak para miktarıysa 81 milyar lira. 17 hastanenin kira bedeli de 105 milyar lira. Tek bir neslin, bunun açtığı yarayı tedavi etmesi pek mümkün görünmüyor sayın vekillerim çünkü teslimiyet noktasına kadar gelen imtiyazların Osmanlı Devleti’nin ipini çeken kapitülasyonlardan hiçbir farkı yok. “Cebimizden para çıkmadan hastane sahibi oluyoruz.” açıklamaları gerçeği yansıtmıyor. Torunlarımızın bile geleceğini ipotek etmekteyiz ve bu anlayışla gelecek nesilleri de borçlandırmaktayız.

427 milyon liraya yapılacak olan bir hastane yapımı için yabancı ortaklı bir girişime 3 milyar 443 milyon lira ödeme yapılmasına müsaade edilmesi sizce nedir? Üç yılda kendini amorti edecek bir yatırıma AK PARTİ Hükûmetinin imzasıyla devletimizin yirmi beş yıl boyunca kira vermesini ben kabul etmiyorum, yirmi iki yıl için de hakkımı helal etmiyorum. Siz ediyor musunuz? Eğer siz ediyorsanız sizi bu salona getiren milletimiz size hakkını helal etmeyecektir. Bu, milletimizin üzerinde büyük bir kamburdur ve devlete atılan -özür diliyorum ama- bir kazıktır ve bu da kabul edilemez. Bugün burada neyi oylarsanız oylayın, neyi geçirirseniz geçirin millet kaybederken kazananlar gün gelecek vicdanlarda ve -üzgünüm- mahkemelerde yargılanacaklar.

Değerli arkadaşlar, bir kardeşiniz olarak sözlerimi lütfen dikkate alınız. Devletin ödediği paralar sizleri buraya getiren milletin cebinden çıkmakta. O yüzden, insaf edelim diyorum, insaf!

Hastanelerdeki performans sistemi nedeniyle sadece 2016 yılında 81 milyonluk ülkemizde çekilen tomografi sayısı 15 milyona, MR sayısı 12 milyona ulaştı. Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla hastalık sayılarımız azaldı mı? Aksine, arttı. Yalnızca 2017’de 3 milyon 260 bin depresyonlu hastamız olduğu kayıtlarda mevcut. Bu sayının, ekonomik krizle beraber iflas eden, konkordato ilan eden, iş yerini kapatmak zorunda kalan esnaflarımız ile işsiz kalan binlerce vatandaşımız dikkate alındığında katbekat artacağından da hiçbir şüphem yok.

Temel sağlık göstergelerine birazcık da girmek istiyorum. Şöyle ki: Burada, elimde bir doküman var. Şu dokümanı sizlere, Genel Kurulumuza göstermek istiyorum. Bu doküman, Türkiye Büyük Millet Meclisi Araştırma Hizmetleri Başkanlığının yayımladığı bir doküman. Burada, OECD ülkelerinde temel sağlık göstergeleri karşılaştırması var. Türkiye’yle ilgili bölümü sizin dikkatinize sunmak istiyorum. 2000 yılında -burada OECD ülkesi 35 tane ülkenin rakamları var- bizim sağlığa ayrılan gayrisafi yıllık hasıla içindeki oranımız Türkiye’de 4,6. Bu 35 ülkenin, içerisinde Amerika gibi, Almanya gibi, İngiltere gibi ülkelerin de bulunduğu, Güney Kore gibi, Meksika gibi ülkelerin de bulunduğu bu listede -zamanım yok, hepsini okuyamayacağım- o zaman, o dönemde, 2000 yılında en düşük 4’le Güney Kore karşı karşıya.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Çok özür diliyorum…

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Yani Güney Kore ile Türkiye'nin aşağı yukarı sağlığa ayırdığı pay 2000 yılında aynı ve 2016 yılına kadar -2004, 2006, 2012 ve 2016 yıllarında karşılaştırmalar var bu tabloda- buraya bakıldığı zaman, Güney Kore -yani bizden daha da düşük olan- 4 olan rakamı 7,7’ye yükseltmiş, Türkiye’de maalesef 4,6’dan 4,3’e düşmüş. Bu 35 ülkelik listede sağlığa ayrılan payı azaltan tek ülke Türkiye. Ve Amerika’da örneğin 12,5’tan 17,2’ye, Almanya’da 9,8’den 11,3’e çıkmış. Bütün ülkelerde yüzde 50’ye yakın artış göstermiş, Türkiye’de maalesef azalmış. Ve bizimle beraber olan Güney Kore de bile 4’ten 7,7’ye çıkmış.

Bu çok önemli, vahim bir tablo. Sağlıkta Dönüşüm Projesi olarak başlatılan on altı yıllık icraatın sonunda gelinen noktada eğer sağlığınıza bu kadar pay ayırıyorsanız sadece bizleri değil, sadece sizlere oy verenleri değil, insanları, bu herkesi, tüm toplumumuzu etkileyecek bir durum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın sözlerinizi Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Son olarak bir cümle de… Bu şehir hastaneleri projeleri ayrı bir konu, önümüzdeki günlerde onları konuşacağız ama bunların sahada yansıyan sonuçları var. Ben Isparta’da Senirkent’te, Yenişarbademli’de ağlayan vatandaşlar görüyorum çünkü 98 yılında Yenişarbademli’de, Isparta’nın merkezine iki buçuk saat olan ilçede 8 doktor çalışırken -içlerinde uzman doktorların da olduğu- bugün sadece 1 doktor var. O da reçete yazmak için haftanın belli günlerinde geliyor. Ve Senirkent’te uzman doktor yok. En ufak bir şey için hastalar, herhangi bir raporlu ilaç alabilmek için bile Isparta Şehir Hastanesine gelip iki üç gün orada, otelde kalmak zorunda kaldıklarını - sıra bekledikleri için, tetkikleri tamamlamak için- ve çok mağdur olduklarını söylüyorlar. En son Senirkent Üzüm Festivali’nde, sayın iktidar partisi vekillerimizin de olduğu yerde bunu dile getirdim ve uzman doktor istedim. Oradaki 3 bin kişi, Senirkentli vatandaşların hepsi gerçekten çok müthiş tepki gösterdiler. Yani şunu demek istiyorum: Bir şey yaparken, başka bir şeyi, daha önce iyi olan şeyleri bozmadan yapmaya çalışalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) – Ve oradaki vatandaşlarımızın seslerine kulak verin.

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Cesur.

İkinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adanı İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’a aittir.

Buyurun Sayın Arkaz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisi ve ekranları başında bizleri izleyen kıymetli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun maddelerini incelediğimizde, toplum yarınını gözeten, vatandaşlarımızı koruyan, kollayan birçok düzenlemeyi göreceğiz. Örnek verecek olursak: Organ ve doku alınması, saklanması, aşılanması ve nakli hakkında düzenlemelerin, yine tütün ve tütün ürünleri kullanılmasına yönelik caydırıcı görseller, yazılar ve işaretlerin olması son derece kıymetlidir. Takviye edici gıdaların ve diyet gıdalarının üretim, ithalat, ihracat ve kontrolüne ilişkin düzenlemeler ile talasemi ve hemofili gibi kalıtsal, genetik hastalığı olan ailelerin ikinci çocuklarının sağlam doğmasına yönelik genetik taramaların önünün açılması, yardımcı üreme, tedavi masraflarının Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanması da doğru atılmış adımlardır. Reçetesiz ilaç satışlarının önlenmesi ve ilaç satmaya tek yetkili yerin eczaneler olması gibi birçok olumlu madde vardır. Bu düzenlemeler son derece zaruridir ve gereklidir.

Değerli milletvekilleri, bize göre sağlıkta şiddet maddesi mevcut hâliyle yetersiz kalmaktadır. 24’üncü maddenin ivedilikle yeniden düzenlenmeye ihtiyacı vardır. Sağlık çalışanlarına yapılan saldırılara karşı uygulanan yaptırımlar mümkün olduğu kadar ağırlaştırılmalıdır. Vefakâr ve cefakâr doktorlarımızın ve diğer sağlık çalışanlarının çalışma şartları azami oranda iyileştirilmelidir. Kendilerini daha fazla güvende hissetmeleri bizzat devlet eliyle sağlanmalıdır ki kutsal görevlerini gönül rahatlığıyla icra edebilsinler.

Sayın milletvekilleri, 2012-2017 yılları arasında 46.361 sağlık çalışanının hasta ya da hasta yakınlarınca kötü muameleye maruz kaldığı beyaz kod sistemi üzerinden bildirilmiştir. Bu demek oluyor ki beyaz kod uygulaması ihtiyaçlara cevap verememiş, sağlıkta şiddetin önüne geçmekte yetersiz kalmıştır. Türk Ceza Kanunu’nun 1’inci maddesinde belirtilen önleyicilik ve koruyuculuk işlevinin sağlanabilmesi için yeni bir düzenlemeye gidilmelidir. Sağlık çalışanlarının korunması amacıyla yapılan yeni düzenlemelerin bir an önce yürürlüğe girmesine çok acil ihtiyaç vardır.

Huzurlu bir ortamda çalışmak herkesin hakkıdır. Görevleri hayat kurtarmak ve insan sağlığını korumak olan sağlık çalışanları için, özellikle mesleklerini ifa ettikleri ortamlarda kendilerini güvende hissetmeleri daha fazla önem arz etmektedir. Tehdit, baskı ve şiddet ortamlarında sağlık hizmeti üretilemez. Teşhis ve tedavi hizmetlerinin ya da bir diğer deyişle sağlık hizmetlerinin kamusal nitelikte olduğunu göz önünde bulundurursak sağlık çalışanlarına karşı uygulanan şiddet ya da teşhis ve tedavi hizmetine yapılan müdahale, kamuya ve kamu sağlığına yönelik işlenen suçlar kapsamında kabul edilmelidir.

Sayın milletvekilleri, sağlık çalışanlarına karşı işlenen suçları bireysel suç olarak değerlendirmemiz mümkün değildir, iki kişi arasındaki husumet olarak göremeyiz. Doğrudan insan ve toplum sağlığına karşı işlenen suçlar kapsamına almamız gerekmektedir. Bir sağlık çalışanının yetişmesi uzun ve meşakkatli bir süreç ister, özveri ister, fedakârlık ister. Bir uzman hekim otuz beş yılda yetişmektedir. Bizim sağlık çalışanlarımız özverili ve liyakatli insanlardır.

Görevi başında öldürülen bazı meslektaşlarımı hatırlamak ve anmak istiyorum. Doçent Doktor Edip Kürklü, hasta yakını tarafından öldürüldü. Edip Bey Türkiye'de özel hastanede ilk açık kalp ameliyatı yapan doktordur, aynı zamanda benim de hocamdır. Profesör Doktor Göksel Kalaycı, Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi göğüs cerrahisi uzmanı idi, benim de hocamdı, hasta yakını tarafından öldürüldü. Daha geçtiğimiz ay alnından vurularak öldürülen Fikret Hacıosman, Doktor Ersin Arslan, Doktor Ali Menekşe, Doktor Necati Yenice, Doktor Kamil Furtun, Doktor Abdullah Miroğlu, Profesör Doktor Muhammed Sait Beril, Doktor Hüseyin Berilgen, Doktor Aynur Taşdemir, Doktor Metin Gençtürk bunlardan sadece birkaçı. Allah rahmet eylesin.

Değerli milletvekilleri, sağlık hakkında başka bir konuya değinmek, şehir hastanelerine dikkat çekmek istiyorum. Öncelikle şunun bilinmesini isteriz ki: Bizler ülkücü Türk milliyetçileri olarak, ülkemiz için yapılan her olumlu çalışmanın ve yatırımın yanındayız. Bu bağlamda, ülkemizin birçok yerinde yapılan ve yapılacak olan şehir hastaneleri projelerini destekliyoruz, yalnız eksikliklerini de söylemek zorundayız. İstanbul’da Şişli Etfal Hastanesi yıkılacak Seyrantepe’ye taşınacak, Okmeydanı ve Kartal Hastaneleri de yıkılarak yenisi yapılacak. Haydarpaşa Hastanesinin tarihî binası kalacak, geri kalan yıkılarak tarihî dokuya uygun yeni bir hastane yapılacak. Ankara’da Numune Hastanesinin tarihî binası kalacak, diğer binalar ise yıkılacak.

Şu ana kadar Adana, Mersin, Yozgat, Kayseri, Isparta, Elâzığ şehir hastaneleri açıldı. Kasım ayında Eskişehir Şehir Hastanesinin açılması bekleniyor. Bursa’da 1 hastane, Ankara’da Bilkent ve Etlik olmak üzere 2 hastane, İstanbul’da ise Başakşehir hastanesi açılacak, hayırlı uğurlu olsun.

Birkaç yıldır ülke gündeminde olan şehir hastanelerinde yaşanan sıkıntılar vardır. Hastaneler oldukça büyük, kampüs niteliğinde; bu yönüyle kontrol, denetim ve yönetim zorlaşmaktadır. Ülkemizde ve gelişmiş ülkelerde hazırlanan birçok rapora göre, bir hastanede doğrudan doktor-hasta ilişkilerinin verimli olabilmesi için maksimum yatak sayısının 500 ila 600’ü geçmemesi gerekmektedir. 3 bin-4 bin yataklı hastanede doğrudan hasta-doktor ilişkisi zayıflayacak, teşhis ve tedavi zorlanacaktır. Bir diğer sorun da hastanelerin yerleşim yerlerine uzak olmasıdır. Birçok vatandaşımız hastanelere ulaşmak için birden fazla toplu taşıma aracı kullanmaktadır. Bu durum, hasta ve hasta yakınlarına sorun teşkil etmektedir.

Sayın milletvekilleri, hastayı müşteri olarak görmek doğru değildir. Bu durum hem tedavi alanı hem de tedavi vereni incitir. Yap-işlet-kirala-devret modeliyle kurulun sağlık teşekkülleri doğru mesajlar içermemektedir. Sağlık hizmetlerinde devlet kâr zarar ilişkisine bakamaz. Hasta vatandaşlarımızı müşteri gözüyle göremeyiz. Vatandaşlarımızın hastalanmasını da bekleyemeyiz. Şehir hastanelerinde yaşanan ve yaşanması öngörülen aksaklıklar için de şimdiden gerekli tedbirlerin alınması yerinde olacaktır.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi yıllardır insan sağlığı ve tıp eğitiminde önemli bir yere sahiptir. Cerrahpaşanın taşınıyor olması çalışanlarını ve birçok vatandaşımızı üzmüştür. Benim de mezun olduğum İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine, diğer adıyla Çapa Tıpa geçen günlerde yaptığım ziyarette yaklaşık on yıldır yatırım yapılmadığını üzülerek gördüm. Binalar perişan hâlde, tıbbi malzemeler eskimiş, çocuk kliniği yıkılarak yerine otopark yapılmış, personel atamaları yetersiz kalmış. Cerrahpaşa Tıp ve Çapa Tıp Fakülteleri Türkiye’de açılan birçok tıp fakültesinin temelini oluşturmuştur. Milyonlarca hastayı tedavi etmiş, binlerce doktor yetiştirmiş bu kurumlarımıza karşı vefamızın olması lazım.

Yap-işlet modeliyle oluşturulan tedavi kuruluşları zarar etmemek için vatandaşlarımıza gereksiz tedavi çağrıları yapabilir. Yüce milletimize sunulacak en iyi ve en ucuz, en sağlıklı hizmet koruyucu sağlık hizmetleridir. Tedavi edici tıbbın aksine küçük yatırımlarla büyük sonuçlar alabileceğimiz hizmetlerdir. Koruyucu sağlık hizmetleri, çevrenin güvenli hâle getirilmesi, fiziksel ve duygusal yönde iyi durumda olmak için gereken önlemlerin alınması, kişi sağlığının bozulma ihtimaline karşı erken tanı ve tedavi yöntemlerinin alınması, hastalığa bağlı olarak gelişebilecek sakatlık ve kalıcı bozuklukların en aza indirilmesi şeklinde özetlenebilir. Bir bireyin hastalık riski faktörlerini azaltmak milyonlar tutarındaki tedavi masrafından daha ucuzdur. Ülkemizde zamanında çok başarılı olmuş, kısmen de olsa faaliyetlerine devam eden sıtma ve verem savaş dispanserleri koruyucu sağlık hizmetlerine gösterilecek örneklerden sadece birkaçıdır.

Sayın milletvekilleri, toplum ve çevre, doğa sağlığını korumadan insanların sağlığını koruyamayız. Hızla artan trafik sorununu, çevre, denizlerin ve içme sularının kirlenmesi, hava kirliliği sorunlarını çözersek, daha fazla yeşil alan oluşturursak, insanlarımızı doğru eğitirsek birçok hastalığın etmenlerini yok etmiş oluruz.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ülkemize, milletimize, özellikle sağlık camiasına hayırlı olmasını diliyorum.

Yüce Türk milletini ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Arkaz.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan Rusya Federasyonu Parlamentosu üyesi Gacimurad Omarov ile Rasul Botaşev ve beraberlerindeki heyete "Hoş geldiniz." denilmesi

BAŞKAN – Rusya Federasyonu Parlamentosu üyeleri Gacimurad Omarov ve Rasul Botaşev beraberlerindeki heyetle birlikte Genel Kurulumuzu teşrif etmişlerdir. Kendilerine Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyoruz. (Alkışlar)

V.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Samsun Milletvekili Ahmet Demircan ve 5 milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1186) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 12) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Necdet İpekyüz’e aittir.

Buyurun Sayın İpekyüz. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık on gündür sağlık üzerine konuşuyoruz. Aslında belli aşamalardan da geçtik fakat sağlık, daha önce de söylediğimiz gibi, oldubittiye getirilebilecek bir süreç değildir. Sağlık -tekrar söylemiştik- torbaya sığmaz, çuvala sığmaz. Üstünde uzun uzun konuşmamız gereken, değerlendirmemiz gereken bir süreç sağlık.

Sağlıkta en önemli şey, yapacağımız düzenlemelerde sivil toplum kuruluşlarının, demokratik kitle örgütlerinin katılımını beklemek çünkü bu konuda emek harcayan, çaba yürüten kişilerin, kurumların çabalarını, ürettiklerini dikkate almadığımızda sadece kendi adımıza, onların adına karar almış oluyoruz, yasalar çıkarmış oluyoruz ama aslında ne yaşıyorlar, neleri talep ediyorlar, bunları bilmemiz lazım, ona göre düzenlemeler yapmamız lazım. Nitekim, ilk gün, işte, Türk Tabipleri Birliği, sağlık alanında, emek alanında çalışan sendikalar katıldı. Daha sonraki süreçte daha ağırlıklı hep 5’inci madde konuşulduğu için sağlıkla ilgili diğer düzenlemelerden hep yoksun kaldık veya dikkate almadık.

Şimdi, bunu niçin dile getiriyoruz? Normalde, Türkiye’de sivil toplum örgütü geleneklerine baktığımızda, özellikle meslek kuruluşlarına baktığımızda, mesela 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası’nı ben biliyorum ama avukatlarla ilgili var, diş hekimleriyle ilgili var, eczacılarla ilgili var. Bunlar aslında kamu yararına çalışan yani ismi üstünde kamu yararına çalışan ve 1950’lilerde oluşturulmuş kurumlar. Yine, aynen, Parlamento, Meclis onlara o yetkiyi vermiş. Yasanın getirdiği ve kendi haklarından dolayı aslında demokratik özerkliklerini kullanmışlardır, demokratik mücadeleyi kullanmışlardır ve hep örnek olmuşlardır. Özellikle AKP’ye baktığımızda, bizdeki her kurumu sanki işveren örgütü gibi, böyle bir sanayi kurumu gibi düşünmekte ve kendilerini böyle pohpohlayan, alkışlayan bir tarzda düşünüyorlar. Aslında meslek örgütleri meslekçi değiller, mesleğin etik kurallarını ve demokratik mücadelesini yürütüyorlar. Meslek örgütü dediğimizde, kafamızda sanki bir kooperatif kuracak, kendilerine konut yapacak veya araba kampanyası düzenleyecek, sadece bir festival düzenleyecek… Bunlar da olabilir, olmaz değil ama meslek örgütünün en büyük özelliği, kendi mesleğiyle ilgili demokratik mücadeleyi yürütmek. Hukukçuysa hukukçu, ziraatçiyse ziraatçi, eczacıysa eczacı ama hekimlik mesleğinin sağlık alanı daha büyük olduğu için bu konuda çalışma yürütür. Nitekim, 1950’lerde Tabipleri Birliği… Peşinden, işte, Türkiye’de toplum sağlığının büyük öncülerinden Nusret Fişek bilinir; 1960’larda, Türkiye’nin tarihinde sosyalizasyon denilen sürecin en büyük öncülerinden. Dönemin Sağlık Bakanı Diyarbakır Milletvekili Yusuf Azizoğlu’nun Bakanlığında Türkiye’nin en ücra köşelerine bile sağlıkevi gitmiş Türk Tabipleri Birliğinin katkısıyla. Daha yakın tarih, 12 Eylül. 12 Eylülde Türk Tabipleri Birliği kapatılıyor -kapatılma gerekçesi- idama karşı çıktığı için; ya bir hekim örgütü herhâlde alkış tutamaz.

Geliyoruz Türk Tabipleri Birliğine. Bunları yaparken sürekli toplum sağlığını gündemde tutmuş. Toplum sağlığı dediğimizde de bunun içinde çatışmaya, savaşa karşı çıkmak olduğu kadar bir nevi kendi mesleğini icra etmek için çeşitli kuralları da uydurmanız lazım çünkü meslek ta yüzyıl öncesinde durmuyor, günün koşullarına göre kirlilik gelişebiliyor, teknolojik dayatmalar olabiliyor; bu özelliklere dayalı olarak meslek örgütü hem etik kuralları dikkate almakta hem de düzenlemeler yapmakta. Ne oluyor mesela? Diyelim ki uzmanlık dernekleri kuruluyor çünkü hekimlik ilk başladığında şey değildi ama artı dâhilî bilimler bile kendi içinde kurumlara ayrılmış veya kredilendirme; bunlarla uğraşıyor. Başkan neyle uğraşıyor? Bir hekim işkence yapmışsa meslek örgütü o hekimle ilgili uğraşıyor yani “Sen nasıl yaparsın?” veya “Nasıl buna ortak olursun?” veya “Nasıl bunu görmezlikten gelirsin?” ve gerekirse meslekten de men edebiliyor, kendisine ait öyle bir yetki var. Açlık grevi veya ölüm orucu, bir hekim bu durumlarda nasıl bir tutum sergileyecek? Bu, bütün dünyada tartışılıyor. En sık görülen yerde de hekimler bu konuda bir tutum belirler. Nitekim, Türk Tabipleri Birliği, adli tıptan tutun, açlık grevinden tutun, ölüm orucundan tutun, işkenceyle ilgili bir yığın çalışma yürütmüş. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin de imza attığı ve uygulamaya çalıştığı, pratikte birçok sıkıntı yaşadığı, Türkiye İnsan Hakları Vakfıyla birlikte Türk Tabipleri Birliği “İstanbul Protokolü” diye bir şey geliştirdi. İstanbul Protokolü Türkiye’ye özgü değil, bütün dünyaya özgü, Birleşmiş Milletlerin savunduğu, savcılar, hâkimler, kolluk güçleri ve artı hekimlerin, sağlık çalışanlarının dikkate alması gereken… Bir kişi başvurduğunda ruhsal bütünlüğüyle beraber öyküsünü almak. Biz, böyle bir kurulun yaptığı şeyleri dikkate almadığımızda kendimizle çelişiyoruz. Nitekim, arkadaşlarımız dile getirdi, Türkiye’de bugün cezaevinde çocuklar, kadınlar, tecrit konumunda yaşayanlar, tek başına hücrede olanlar, kendi sorunlarını yargıda dile getiremediği için açlık grevine gidenler -Hakkâri Vekili Sayın Leyla Güven’i arkadaşlarımız dile getirdi- gibi bir yığın sıkıntı.

Sağlık çalışanları, biz dile getirdiğimizde çatışma, savaş, böyle bir şey gibi çıkıyor. Bakın, iki gün önce Amerika Birleşik Devletleri’nde doktorlar ne söylediler, dediler ki: “Biz, artık normal iş yerlerinde silah satışını istemiyoruz, silah satışına karşı çıkıyoruz. Silah satışıyla beraber birçok yerde bireysel -marketinde, okulunda, sokakta- keyfî uygulamalar insan yaşamını tehdit etmekte. “ Ne oldu biliyor musunuz? Amerika’daki silah üreticileri doktorlara karşı çıktı ve doktorları suçlamaya başladı. Ve o günden sonra, iki gün boyunca sosyal medyada bütün Amerika’daki hekimlerin -etnik kökeni ne olursa olsun çünkü Amerika’nın biraz daha devasa bir özelliği var- hepsi, özellikle -ateşli silah yaralaması sonucu- insan organlarıyla ilgili görseller paylaştılar.

Şimdi, buradan buraya geliyoruz. Şiddet meselesini konuştuk, başlı başına çok büyük bir konu. Aslında şiddetle ilgili dün konuşulan maddede hiçbir şey yapılmadı. Neden yapılmadı? Yani sadece adliyeye gideceğine veya emniyete gideceğine -ifadeye gitmesi gerektiğinden- yerinde ifadesi alınsın diye bir karar alındı. Yapılması gereken caydırmaktır. Biz bazı şeyleri böyle yaptığımızda başarılı olamıyoruz.

Arkadaşlar, bakın, Türkiye'de 12 Eylülden sonra işkence diyoruz. “İşkence” kelimesi bile insanları irite ediyor. İşkence yapanlara ceza verilmediği için sistematik hâle dönüşüyor. Siz ceza vermezseniz resmen onu teşvik etmiş gibi oluyorsunuz. Bugün Türkiye'de işkence yapanları herkes biliyor; ya zaman aşımına uğruyorlar ya mahkemeleri tümüyle –savunup- kapatılıyor, kimi zamanda ödüllendiriliyorlar. Siz bugün sağlık çalışanlarına şiddet yapan insanlara ceza vermezseniz sistematik olur, Sanki onları bu konuda desteklemiş olursunuz. Buna yönelik de mutlaka ceza vermek lazım.

Şey gibi… Geçenlerde medyada bir haberi vardı; şehit yok, şehitlik yapılmış. Yani o zaman biz sağlık çalışanlarına diyeceğiz ki: “Size insanlar gelecek, ifadeye gelmeyin de biz ifadenizi alalım.” Bu değil, tam tersine uygulayanlara yönelmek lazım. Bir de niçin şiddet uyguluyorlar? Aslında öfke, hırs sistemin kendisinedir. Sistemin kendisine olduğu için, o anda ilk karşısına çıkan sağlık çalışanına -hekim mi, hemşire mi, acil tıp teknisyeni mi- öfkesini kusmakta. Bizim ona yönelmemiz lazım yani bunu yapmadığımız zaman tümüyle sıkıntıya düşmüş oluruz.

Hatta Cizre’de sadece bu şiddete değil, sağlık çalışanları bazen kendi mesleklerini icra ettikleri için de şiddete maruz kalıyorlar. Hiç anmadık, Cizre’de Aziz Yural, bir acil tıp teknisyeni. Bir kadın yaralı, ona giderken tek mermiyle başından vurulup yaşamını yitirdi, sağlık şehidi oldu. Ve yine, orada kan kaybından ölenler var. Bunları biz anmadığımızda sıkıntı oluyor.

Şimdi, bu maddeyle ilgili konuştuğumuzda çok dile getirildi, işte, şiddetle ilgili, özellikle 5’inci madde, eğitim ve çalışma hakkıyla ilgili süreçler de ama biz, şu anda hasta sayısının artmasından, hastaneye başvuruların artmasından mutluyuz. Norveç’te en düşük hastaneye başvuru oranı var. Başvuru oranlarının çoğu da yaştan dolayı. İşte, bir nevi, böyle artık belli bir yaşa gelmiş, kendisiyle ilgili “geriatrik” dediğimiz yaşın getirdiği kemik kırıkları, işte, fizik tedaviyle ilgili süreçler.

Biz, eğer Türkiye'de şehir hastanelerini yayarak hastaneye başvuruları çok anlatırsak, peki, bu insanlar niçin hasta oluyor? Biz hastaneleri büyütüp koruyucu sağlığa önem vermezsek, o zaman insanlara sanki “Hasta olun.” diyoruz ama bunun arkasındaki kafa şöyle düşünüyor: “Ben işletme açıyorum, insanlar gelsin.” Zaten silah sanayisinden sonra en büyük para sağlığa ayrılıyor, birileri para kazansın, deyim yerindeyse peşkeş çekelim.

Niçin bunu söylüyorum? Şehir hastaneleri, hep konuşuluyor, toplu konut gibi yüksek yüksek binalar, geniş alanlar, ismi “şehir”, şehrin en uzak yerinde ve bakın, çıkardım madde madde, hiç uzatmayacağım, şehir hastanelerini yapan şirketlere yüzde 70 doluluk garantisi veriliyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın İpekyüz, buyurun.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) - …ücretsiz hazine arazisi veriliyor, en az yirmi beş yıl boyunca kira garantisi veriliyor.

Tıbbi hizmetlerde en az on yıl sözleşme… ki biliyor musunuz arkadaşlar, bu teklifte on yıla çıkarıyorsunuz. Birisi bir anlaşma yaptığında, normalde o yılın ikinci yılında pazartesiye göre saptarsınız yani pazar nasıl olmuş diye. Diyorsunuz ki “On yıl, aynı devam et.” Ve artış da var.

Başka ne yapıyoruz? Kurumlar vergisinden muaf ediyoruz. Başka ne yapıyoruz? KDV’den muaf ediyoruz. Başka ne yapıyoruz? Kamu İhale Kanunu’ndan da muaf ediyoruz. Kürtçe bir deyim var “…”(x) Vallahi bunu kime verirseniz gel keyfim, gel. Bu, peşkeşten başka bir şey değil. Zaten bu ihaleye girenlere teminatı düşük tutuyorlar. Buna da sadece inşaat döneminde değil, ondan sonra da devam ediyorlar. Şimdi, sizin normalde yapmanız gereken şey en uygun şirketi bulmakken siz, ortak olabileceğiniz, en iyi para kazanabileceğiniz ve kazandırabileceğiniz şirketlere “en uygun” diyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın İpekyüz.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Yani halkın cebinden çıkan tarza dönüştürüyorsunuz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yığın düzenleme yapıyorsunuz aile hekimleriyle ilgili ama kendi kendisiyle çelişen bir tarza dönüştürüyorsunuz. “65 yaşın üstündeki aile hekimleri çalışmayacak.” diyorsunuz, dışarıdan gelse de diyorsunuz ki: “Bizden ayrılırsa biz, onun Sosyal Güvenlik Kurumundan sonradan alabileceği tazminatlarından, işsizlik sigortasından yararlanmasını istemiyoruz.” Veya izinleriyle ilgili daha önce devlet memurlarında olan şeyi giderek daha da kısıtlıyorsunuz. Yani deyim yerindeyse aile hekimliğini giderek koruyucu sağlıktan çıkarıp onlara “İşveren olun, bir iş yeri kurun, hiç olmazsa bu yük bizden de çıksın. Yarın öbür gün belki biz aile hekimliği merkezlerini satarız.” diyorsunuz. Nitekim öyle oluyor. Bakın, önemli devlet yerlerinde daha önceki sağlık ocakları boşaltılıyor, yine inşaat firmalarına veriliyor. Hatta hatta Diyarbakır’da “Bağlar” denilen bir semt var, üstüne şarkılar, türküler söylenmiş. Bağlar’da 1960’larda kurulan, az önce söylediğim tarihlerde kurulan 2 sağlık ocağı karakol yapıldı, karakol.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Artık bağlayın lütfen.

NECDET İPEKYÜZ (Devamla) – Ya, bir sağlık kurumundan karakol oluyorsa bu, bütün sözleşmelere falan aykırı. Bari bundan vazgeçelim.

Bir diğeri -bunların izin hakları filandı zaten yoğun problem- üniversiteyle ilgili, daha önce söylemiştim, Sağlık Bilimleri Üniversitesi kurulmasıyla ilgili. Sağlık Bilimleri Üniversitesini Anayasa Mahkemesi bozmuş, reddetmiş, göndermiş; yine aynı şekle dönüştürüyorsunuz. Nitekim -Komisyon üyeleri burada- rektör ilk gün geldi, baktı ki suya sabuna dokunan bir şey yok, çekip gitti. Yani Sağlık Bakanlığını hem şirket hem üniversite hem hizmet satan hem peşkeş çeken bir kuruma dönüştürmüşsünüz. Başına da zaten burada olmayan bir şirket yöneticisini atamışsınız. Yani deyim yerindeyse tekrar “…” (x) diyorum. Ne için? Geçmişte de -bugün 15 Kasım- biz diz çökmedik, o günün anısı üzerine bugün de diz çökmeyeceğiz. Sağlıkla ilgili düzenlemelerin bütün insanların yararlanacağı bir sağlık alanına dönüşmesi gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İpekyüz.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan, bir açıklamada bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika lütfen.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, annesinin vefatından dolayı Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’e Başkanlık Divanı adına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Tekin Bingöl’ün Genel Kurula geldiğini gördüm. Bir süre önce, birkaç gün önce annesini kaybetmişti. Annesinin vefatından dolayı kendisine başsağlığı ve annesine de rahmet dilemek üzere birkaç kere aradım, ulaşamadım, şimdi bu dileklerimi kendim ve Divandaki arkadaşlarım adına paylaşmak istiyorum. Allah rahmet eylesin, başınız sağ olsun.

TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım, sağ olun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

30.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’e başsağlığı dilediğine ve Batman Milletvekili Necdet İpyekyüz’ün 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de bu vesileyle, Sayın Milletvekilimiz Tekin Bingöl Bey’e başsağlığı diliyorum.

Biraz evvel konuşan milletvekili hatibimiz bazı hususlara değindi. Dün de tekerrür eden bazı başka konularla ilgili de açıklama yapmıştım ama tekraren fayda görüyorum. Yanlış bilinen bir konu var “hasta garantisi” şeklinde, “yüzde 70 hasta garantisi”. Böyle bir olayın olmadığını kayıtlara geçmesi bakımından söylüyorum.

Aynı zamanda, malum, tedavi iki boyutlu, bir koruyucu, bir de tedavi edici. Bu konuda koruyucu hekimlikle ilgili, hakikaten bu yönü itibarıyla, koruyucu hizmetler itibarıyla bakıldığında 2002-2018 arası 3 kat artış yapılmış ve yaklaşık 14 milyar Türk lirası bütçeye çıkarılmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şimdi, 2019’da koruyucu hizmetlere ayrılan bütçe miktarı, 18 milyar 66 milyon liraya çıkarılıyor. Dolayısıyla biz iki boyutlu bakıyoruz; önce, hasta olmasın insanlarımız, koruyucu hizmetlere önem ve öncelik verelim, hasta olan vatandaşlarımıza da en iyi tedavi süreçlerini en modern bir şekilde uygulayalım. Dolayısıyla şehir hastaneleri de bu mantaliteye oturmaktadır. Yoksa insanlarımız hasta olsun, gelsin burada birileri para kazansın falan değil. Asla ve kata böyle bir şey düşünülemez. Dolayısıyla koruyucu hizmetlere ilişkin biz hem bütçeyi artırdık hem hizmetleri artırdık hem de tedavi edici nitelikteki hizmetlerimizin kalitesini de çok daha yukarılara çıkardık.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Vekilimize söz verirseniz eğer benim yerime…

BAŞKAN – Sayın İpekyüz, buyurun.

31.- Batman Milletvekili Necdet İpyekyüz’ün, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

NECDET İPEKYÜZ (Batman) – Şimdi, tabii, dile getirilen şey ne yazık ki alışkanlığa dönüşmüş, her şeyi parayla ölçüyoruz. Sorun parayla ölçmek değil, para ayırabilirsiniz, kötüye de kullanılabilir. Bugün şehir hastanelerinde de görüyoruz. Koruyucu sağlığa ayırdığınız para değil, koruyucu sağlığa yaptığınız hizmet önemlidir, ki dünya istatistiklerine baktığımızda, Türkiye’deki son yıllardaki bütün harcamalar özellikle tedavi edici hizmetlere yönelmektedir inşaatı dâhil, hizmeti dâhil, alımları dâhil. Siz insanları sağlıktan, hastalıktan koruyamıyorsanız, istediğiniz kadar para ayırın, o para bir yerlerde uçup gidiyor. Sorun diğerleriyle de tutarlı olmasıdır. Yani gönül ister ki bütün bu şehir hastanelerinde ayrılan -az önceki saydığım- yüzde 70 vergi muafiyeti, teminat muafiyeti keşke koruyucu sağlığa ayrılsa, keşke aşı üretimine ayrılsa, bebek ölümlerinin önlenmesine, anne sağlığı hizmetine, gebelere, yoksullara, hatta ve hatta şu anda Suriyeliler var, onların sağlık hizmetlerinde, aşı şeyinde kullanılabilse. Çünkü bir sağlıksız ortam hepimizi bağlıyor en üsttekinden en alttakine, en yoksulundan en zenginine.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

Karşılıklı konuşmaya dönüşmemesine dikkat edin lütfen.

32.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Batman Milletvekili Necdet İpyekyüz’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Tabii, tabii. İstatistiki bir bilgi vermek istiyorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben sadece istatistiki bilgiyle açıklamaya bir açıklık getirmek için söz aldım. O da koruyucu hizmetlere ilişkin hakikaten önemli katkılarda ve hizmetlerde bulunduğumuzun göstergesi olarak sağlıkta gelişmişlik endekslerinden olan anne ölüm oranı, bin canlı doğumda yüzde 64’ten 14,6’ya, bebek ölüm hızı bin canlı doğumda yüzde 31,5’tan yüzde 6,8’e düşmüştür ve doğumda beklenen yaşam süresi ise 72,5’tan 78’e çıkmıştır. İşte bu, koruyucu hizmetlere ilişkin bir neticedir. Tabii ki bu göstergelerin çok daha iyi noktalara gelmesi için birlikte çaba göstereceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Bu çok önemli konuda biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına pek kısa bir söz talep ediyoruz efendim.

Sayın Haydar Akar’a söz verirseniz efendim...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akar.

33.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, şehir hastaneleriyle ilgili sözleşmenin grup başkanlarına verilmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün akşamdan beri hasta garantisi burada bir polemik konusu. Biz buna müşteri garantisi diyoruz, Recep Erdoğan’ın deyimiyle hasta demiyoruz aslında müşteri garantisi şehir hastanelerinde. Şimdi, AKP grup başkan vekilinden rica ediyorum, dün eski Sağlık Bakanından rica ettim, sözleşmeyi veremeyeceğini söyledi. Kamuoyunda bu tartışmayı bitirebilmek için şehir hastaneleriyle ilgili sözleşmenin tarafıma değil, grup başkanlarına verilmesini rica ediyorum kendisinden.

Bakın, şehir hastanelerinde yüzde 70, havaalanındaki yolcu garantisi gibi, köprüdeki araç garantisi gibi müşteri garantisi verilmiştir, iddia ediyoruz bunu.

Ayrıca kamu alanları tahsis edilmiş, aylık kiraya bağlanmıştır. Bu kiraların toplamı iki yılda, üç yılda maliyete bedeldir, işletme yapım maliyetine bedeldir. Bununla birlikte tüm ticari alanlar işletmeye, firmaya verilmiştir.

Devam ediyorum, AVM ve otel yapma şansı tanınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz bunları iddia ediyoruz. Sayın grup başkan vekili “Bu, doğru değil.” diyor ise kendilerinden bu sözleşmeleri talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akar.

AYLİN CESUR (Isparta) – Söz alabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Cesur.

34.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYLİN CESUR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Akbaşoğlu’nun az önce verdiği rakamlar üzerine, ben de -az önceki konuşmamda zannediyorum kaçırdı, o sırada meşgul olabilir kendisi- tekrar etmek istiyorum rakamları. Evet, Türkiye’de anne ölüm hızının 2015 yılında 14,7’ye indiği ve bebek ölüm hızının da -özür dilerim, Genel Kurulu bekletmeyeyim- 10,7’ye düştüğü doğrudur. Ancak bu, anne ölüm hızı, diğer ülkelere baktığımızda hemen komşumuz Yunanistan’da -bu aralar çok gündemde- 4,3 ve Japonya’da 3,3 ve Almanya’da 3,3. Yani gelişmiş ülkelerde, OECD’ye üye olan diğer ülkelerde bunun çok çok düşük olduğunu görüyoruz. Evet, o yolda gidiyoruz ama dediğim gibi, bunun bütçeyle ve aslında sağlıktaki düzenlemelerle çok alakası var yakından.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Isparta) – Hâlâ Türkiye’de bu OECD ülkeleri içerisinde bin kişi başına düşen doktor sayısı bakımından -2016 yılı, yine Meclisin hazırladığı doküman bu- en gerideyiz, en sondayız ve az önce belirttiğim gibi, sağlığa ayrılan bütçe -ki bunun içerisinde hani az önce bahsettiğiniz koruyucu hizmetler de dâhil- bakımından 2000 yılında 4,6’yken 2016 yılında 4,3’e bu gerilemiş. Hani bu diğer OECD ülkelerinden -şu dokümanda az önce de göstermiştim- 35 tane ülke içerisinde gerileyen tek ülkeyiz, başka gerileyen ülke yok ve kişi başına düşen millî gelir anlamında karşılaştırma yaptığımızda, çok gerideki ülkelerde bile sağlığa ayrılan pay çok daha fazla ama örneğin, Amerika’da 17,2 olan bir şeyin Türkiye’de 4,3 olması, yine Yunanistan’da 8,3 olan gayrisafi yıllık hasıla içindeki oranının Türkiye’de 4,3 olması ve gerileyen tek ülke olmamız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Isparta) - …az önce söylenenlerin aslında çok da gerçekçi olmadığını, daha çok önlem almak, daha çok bütçeden pay ayırmak gerektiğini düşündürüyor.

Önümüzdeki günlerde bütçeyi tartışırken zannediyorum sağlıkla ilgili kısmı da daha ayrıntılı konuşacağız.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Cesur.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Kayıtlara geçmesi açısından ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Kayıtlara geçmesi açısından olunca bir dakikayı aşmasın Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sadece bir veriyi paylaşayım: Sağlık Bakanlığının merkezî yönetim bütçesi 2018 yılı için 37 milyar 914 milyon TL iken 2019 için yüzde 28,7 artışla 48 milyar 783 milyon TL olarak teklif edilmiştir; yüzde 29’luk bir artış olarak teklif edilmiştir. Bilgilerinize.

Teşekkür ederim.

AYLİN CESUR (Isparta) - Çok kısa bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Çok kısa lütfen, artık tamamlayalım. Zaten söz alınca hatipler, bu konuyu partileri adına da dile getirecekler.

Buyurun, kısaca.

35.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, tıpta kullanılan medikal sarf malzemelerinde dışarıya bağımlı olunması nedeniyle döviz bazında da karşılaştırma yapılmasının daha doğru olacağına ilişkin açıklaması

AYLİN CESUR (Isparta) – Sadece bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Bu verilerin artıyor olması, çok yüz güldürücü, bizim de aslında umut ettiğimiz bir şey. Ancak hani Türk lirası bazında değil de malum, döviz kuru nedeniyle, özellikle tıpta kullanılan medikal sarf malzemelerinin dışarıya bağımlı olması nedeniyle bu bütçede döviz bazında da karşılaştırma yapmanın aslında bizi daha doğru ve daha iyi yönlendireceğini düşünüyorum. Çünkü daha geçenlerde Gazi Üniversitesi Hastanesinde biliyorsunuz –burada çok konuşuldu, sürem kısıtlı olduğu için o konuya girmek istemiyorum- acil olmadığı sürece ameliyatların dahi yapılmaması gerektiği çünkü medikal firmalarla ciddi problemler yaşandığına dair bir hadise var. O yüzden, hani, burada döviz kuru anlamında da bir karşılaştırma yapılırsa daha efektif olacaktır sonuçlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Cesur.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: Biliyorsunuz bütçe kalemleri, Türk lirası üzerinden kıyaslanıyor ve ameliyatla ilgili herhangi bir aksama söz konusu değil. Onun da kayıtlara geçmesi açısından ifade edeyim.

V.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Samsun Milletvekili Ahmet Demircan ve 5 milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1186) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 12) (Devam)

BAŞKAN – Son olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Burhanettin Bulut konuşacaktır.

Buyurun Sayın Bulut. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıkla ilgili torba yasanın ikinci bölümü üzerinde grubum adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetimizi ve bizleri izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 2017 yılında bir referandum yapıldı Nisan 16’da, bu referandumda kuvvetler ayrılığı en çok tartışılan konuydu. Modern devlette, çağdaş demokrasilerde yasama, yürütme, yargı birbirinden ne kadar ayrılmış ise bir sistem olarak, kriter olarak onların güçlü demokrasi ve güçlü devlet yönetimi, o güçlülük, o katı kuvvet ayrımı sistem olarak bir göstergedir. Bu yeni rejimde de Sayın Tayyip Erdoğan şöyle bir ifadede bulunmuştu: “Yeni yönetim sistemimizde yürütmeyi daha güçlü, yasamayı daha itibarlı, yargıyı da daha bağımsız yapacağız.” Hâliyle, bu kuvvetler ayrılığının, üçünün birbirinden katı ayrılığının çok önemli olduğu ifade edilmişti ama burada, bugün gelinen süreçte, 16 Nisan sonrası, 24 Haziran seçimleri sonrası da dâhil olmak üzere bu tartışma bitmedi. Bugün sağlıkla ilgili bir torba yasada bile bu konu gündemde. Sebebi şu: Bu üç erkten güçlü olan, yani yürütme erki hem yargıya hem yasamaya müdahale ediyor. Yargı -uzun uzun, Ergenekon, Balyoz davalarında, burada zaten yeterince itibar kaybına uğramış yargı- rahip Brunson olayıyla ne kadar bağımsız olduğunu gözler önüne serdi. Yargı, resmen, yürütmenin iki dudağı arasında hareket eder hâlde.

Yargının dışında geriye ne kalıyor yani bizimle ilgili olan, aslında bu Meclisin durumuyla ilgili olan kısmı da yasamanın itibarı. Yasamanın itibarının olabilmesi için konuların çok sağlıklı tartışılması gerekiyor. Yani, bu yeni sistem yasamaya öyle bir yetki vermiş ki, yürütmenin içerisindeki bakanları bile buradan çıkarmış, bakanlar bile buradan olamaz demiş; milletvekilleri, kendi yasamasını kendisi çıkarsın. Halkla irtibatında, kendi meslek alanlarında ve en önemlisi de ihtisas komisyonlarında bunu tartışsın ve böyle bir sistemde en önemli partner de meslek örgütleridir, sivil toplum örgütleridir. Her ne kadar sivil toplum örgütlerinin yürütmeye karşı bir baskı görevinin olması yanında, bir kamu tarafı da vardır. O yüzden de birçok örnekte olduğu gibi, bunlardan faydalanıp bu yasamayı çıkarın der.

Şimdi gelelim biz neler yapıyoruz bu yeni dönemde? İki tane torba yasayla karşılaştık. İlk torba yasada Kanal İstanbul, bedelli askerlik, millî piyango, hepsi bir torbanın içerisindeydi, Karamürsel sepeti gibi, her şeyi torbanın içerisine attık ve orada, ilk torba yasada bu Meclis, rahatsızlıklarını dile getirdi. Meclis Başkanı da şöyle bir şey ifade etti: “Arkadaşlar, torba yasa tarihe gömülecek.” Ama bir bakıyorsunuz, tüm toplumu ilgilendiren sağlık konusu bile yine torba yasanın içerisinde. İçinde neler var bu torba yasanın? Tüp bebek var, organ nakli var, tütün ürünleri var, eczacılar var, ilaç var, hekimler, diş hekimleri, bunların bağlı olduğu odalar, kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilen doktorlar, aklınıza ne gelirse bunun içerisine konulmuş durumda.

Peki, bu torba yasa geldiği gibi mi çıktı, bir de ona bakalım. Elbette örneğin, 17 tane ilaçla ve eczacılıkla ilgili madde vardı, onlar da biraz sonra gelinen durumu aktaracağım. Orada ciddi bir iyileştirme yapıldı.

Elbette, burada çalışan arkadaşlarımız, komisyonda çalışan arkadaşlarımız ciddi emek verdiler ve ciddi bir onarım yapıldı. 24 maddede bir düzeltme yapıldı, 44 maddenin 24’ünde düzeltme yapıldı, 7 madde çıkarıldı, 5 madde eklendi. Bu, aslında olması gereken. Yani başlangıcı doğru değil ama içerik açısından yapılanlar doğru. Ama bunu ne kadar zamanda yaptık? Komisyonda altmış saatte. Kaç günde? Dört günde. Böyle bir çalışma ortamı olabilir mi? Burada hele hele sağlıkla ilgili yasa tasarısının çalışıldığı yerde sağlıklı ortamdan bahsedilebilir mi?

Peki, Meclise geldi, biz ne yaptık? Dün on iki saat çalıştık, on iki saat! Ama bunlar nerede görüşüldü? Yine küçük gruplarla “Ya, buradan neleri çıkartabiliriz? Nasıl en az zarar verebiliriz?” diye gruplar arasında görüşmeler yaptık. Peki, olması gereken neydi? Bu yasa teklifini getiren arkadaşlarımızın şu kürsülerden çıkıp bu maddeleri niçin getirdiklerini tek tek anlatmaları gerekiyor.

Komisyonda ifade ettim, bu torba yasa, ilk geliş hâliyle FET֒cü anlayışın tekerrürüdür. Bir FET֒cü anlayışla getirilmiştir. Geliş hâli ile son hâli arasında inanılmaz fark vardır. Örneğin, eczacılara 2 bin lira gibi acayip bir ceza. Örneğin, 5’inci madde -elbette bu hâliyle kabul etmemiz mümkün değil ama- binlerce insanı tüm insanlık hâlinden çıkartıp her yönüyle kısıtlanmış, tutuklamadan daha beter bir yaşama sevk ediyordu. Örneğin, adı üzerinde “sağlıkta şiddet” hiçbir şey getirmiyordu; getirilen tek bir şey var, işte bu suçluyu alıp savcıya götürme. Böyle bir çalışmadan nihayetinde belli bir noktaya geldik. Burada baştan sona tekrar ifade etmem gerekir ki bu maddeleri, bundan sonraki maddeleri özellikle ihtisas komisyonlarına getirip burada tartışarak çıkartmak bu Meclise, başta AK PARTİ’lilere bir itibar kazandırır. Kendi itibarımızı dışarıya, başkalarına vermeyelim. Elbette, tek kişilik bir yönetim olabilir ama bizim de görevimiz var. Herkes kendi alanında kendi gücünü göstermek durumundadır.

Maddelere ilişkin, özellikle eczacılarla ilgili 17 madde olduğu için vaktimi de doğru kullanarak ifade etmem lazım. 1’inci madde de bu çok önemli, çok kıymetli, biraz önce anlattığım anlamın tümüyle içerisinde olan bir konudur. Örneğin 1’inci maddede yetim ilaçların dağıtım hâli kanunlaştırılmıştır. Yılda 30-35 bin kişiyi ilgilendiren çok ciddi bir meseleydi. On yıllık kurumsal bir çalışma vardı. Bu önce özel şirketlere verilmesi gibi bir tehlike içeriyordu ama sonuç itibarıyla Türk Eczacıları Birliğine verilmiş olması kıymetlidir ve gelecek açısından da çok ciddi tasarrufu da yanında getirecektir. Bu alandaki ilaçların ruhsatlandırılması da çok kıymetlidir.

10’uncu maddenin, demin bahsettiğim cezanın kaldırılması yine Meclisimiz ve Komisyonumuzun olumlu çalışmalarının sonucudur ama burada yine bir ihtisas konusunu içeren, eski bir oda başkanı olarak saatlerce eczacılıkla ilgili konuşabilirim ama bu örnek de 12 ve 13’üncü maddenin çıkartılmış olması da bahsettiğim konunun önemini ortaya çıkartmaktadır. Burada “yardımcı eczacılık” diye bir kavram var. Yardımcı eczacılık için meslek odalarıyla, Sağlık Bakanlığıyla, hocalarla görüşülerek on altı yıllık bir çalışmanın sonucunda üç önemli başlıkla 2012’de yasa değiştirilmiştir. Bunun bir tanesi eczanelere tahdit getirilmesi yani eczane sayısını sınırlandırma, diğeri de eczacılık fakültesini beş yıla çıkartmaktır, üçüncüsü de yardımcı eczacılık idi ancak yardımcı eczacılığın altı yıl içerisinde, yasanın çıktığı tarihten bugüne kadar hiçbir şekilde ne yönetmeliği ne kılavuzu yayınlanmadığı için ciddi bir mağduriyete sebep olunmuştur. 1.400 yeni mezun, bu yıl içerisinde mezun olan 1.400 arkadaşımız, 1.400 meslektaşım maalesef burada sıkıntı çekmektedir. Buradaki temel durum şudur: Yeni yasaya göre 1.850 eczane açılabilecekken her yıl 1.800 mezun verilmektedir. Hatta 2023 yılında bu mezun sayısı 2.600’e kadar çıkacaktır. Bu anlamda bu madde her ne kadar çıkartılmış olsa da, en kısa sürede Sağlık Bakanlığı, Türk Eczacıları Birliği ve kamunun diğer paydaşlarıyla tartışılıp bu maddelerin mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Biz, Meclis olarak, yasaları çıkarırken, meslektaşları, toplumun diğer kesimlerini rahatlatmak ve onların sorunlarını çözmek üzere kurguluyuz, bu anlamda burada var olmalıyız.

Konuşmamı, Orhan Veli’nin aramızdan ayrılışının 68’inci yılında, 5’inci maddede mağdur edilen hekim arkadaşlarımızın da adına ithaf etmek üzere, küçük bir parçasını söyleyerek bitireceğim: “Kelle fiyatına hürriyet, / Esirlik bedava; / Bedava yaşıyoruz, bedava.”

Hepinize saygılar sunarım. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bulut.

Şimdi şahıslar adına söz taleplerini karşılayacağım.

Birinci söz, Bursa Milletvekili Ahmet Kamil Erozan’a aittir.

Buyurun Sayın Erozan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AHMET KAMİL EROZAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu belirtmek isterim: Biliyorsunuz, geçmişim itibarıyla ben bir hariciyeciyim, eski tabiriyle. Ama bu çatı altında çalışmaya başladıktan sonra dâhiliyeci oldum. “Dâhiliyeci” derken de iç hastalıkları uzmanıyım. Hasta kim? Hasta: Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi. Bu sistem hasta ve bağışıklık sistemi çökmüş. Bunun sonucu olarak, bu sistemde bir metastaz belirtileri var ve bu metastaz bu sağlık sektöründe de belirginleşmiş. Onun için ben bugün iç hastalıkları uzmanı olarak söz aldım. “Nedir meselemiz?” diye bakacağız. Bir defa, koruyucu ve önleyici birinci basamak sağlık hizmetleri olan aile hekimliği güçlendirilemediğinden vatandaşın hastanelere yığılması önlenememiştir.

İki: Sağlıkta savurganlık sonucu, kamu hastaneleri ve üniversiteler hizmet paralarını devletten alamadıklarından, malzeme eksikliğinden ötürü batma noktasına gelmiş, ameliyatlar ertelenmeye başlamıştır.

Üç: Sistemin bozukluğunun günah keçisi hâline getirilen sağlık çalışanları itibarsızlaştırılmış ve bugüne kadar hiç görmediğimiz şekilde şiddet olayları gündeme gelmeye başlamıştır. Siz her ne kadar “dövize endeksli, hasta garantili değil” deseniz de bizi ikna edemeyeceğiniz için biz yine bildiğimizi okuyacağız.

Bu hastaneler hantal, ulaşımı zor, pahalı sağlık hizmetlerine yol açarak vatandaşın hizmete ulaşımını zorlaştıracak, sağlıkta savurganlığı artıracaktır. Ben bunun her örneğini buradan Bursa’ya, seçim bölgeme giderken Eskişehir’den geçerken görüyorum, yol kenarında bir saray yavrusu var.

Sosyal hizmet olarak sunulması gereken ikinci basamak sağlık hizmetleri, kâr amaçlı, özel ortaklı şehir ve kamu hastanelerine devredilerek vatandaş âdeta soyulmaya başlamıştır. Sağlık, bir sosyal hizmet olmaktan çıkıp bir ticari sektör hâline gelmiştir.

Özel sektöre yaptırılıp işletilecek olan şehir hastanelerine yıllık hasta garantisi verilerek “sağlık hizmetinin parası” adı altında devlet, döviz üzerinden yandaşlarına kaynak aktarmaya başlamıştır.

Bir anlamda, önleyici değil, aslında hastalanmayı teşvik eden bir çerçeve belirlenmiştir. Esas yatırım, tüm dünyadaki gibi koruyucu birinci basamak sağlık hizmetleri ve toplum sağlığı hizmetlerine yapılmamıştır. Oysa bu yöntem çok daha ucuz ve insanidir. Esas olan, sağlığı korumaktır.

Şimdi, tabii, bunların hepsini benim doktor olan milletvekili arkadaşlarım dile getirdiler ve onlar bunu hem bu çatı altındaki yeminleri hem de Hipokrat yeminleri çerçevesinde gündeme getirdiler. Benim Hipokrat yeminim yok ama benim mazbatam var. Mazbata nedir? Bana verilen bir vekâlettir. Şimdi geri kalan bir dakika elli saniyemi de o çerçevede vekilliğini üstlendiğim seçmenlerim adına konuşacağım.

Orhangazi’de MR cihazı yok. Devlet hastanesinden bahsediyorum. Vukuat nedir? Geliyor hasta, MR çekilmesi lazım. Nereye götüreceğiz? Ya Yalova’ya ya Bursa’ya. Devlet hastanesi dediğimizin minimum cihaz listesi olması lazım. Bir devlet hastanesinde MR cihazı olmaz olur mu? Bunu anlamak mümkün değil.

Okuyorum bir mektup size. Yine Bursa’dan. “Dün çocuğum rahatsızlandı. Devlet hastanesinde muayene edildi, reçete yazıldı. Eczaneden ilaçları alırken birkaç sıra önde ilaç alan Suriyeli hasta dikkatimi çekti. Sadece 1 tane ilaç ücreti ödedi. Onun harici bir poşet ilaç aldı fakat onlara herhangi bir ücret alınmadı eczanede. Sordum: ‘Niye onlardan almıyorsunuz?’ Böyle, boyun bükerek bana baktı eczacı, ne bir muayene ücreti ne bir reçete katkı payı ne ilaç parası. Vekilim -bana vekâlet verdi- 48 lira ücret ödedim, 27 lirası muayene ücreti, 4 lirası reçete katkı payı, 10 lirası reçetesiz ilaç. Sağlık Bakanlığının şikâyet hattını aradım, ‘Anlıyorum sizi ama muhatabınız biz değiliz.’ dediler. Vekilim, kendi vatanımda olmuşum göçmen. Aldığımız havadan da ücret alsınlar, biz de kurtulalım o zaman. Lütfen, Mecliste dile getirin, her ne kadar AKP ve MHP tarafından önerilerimiz reddedilse de dile getirin. Suriyeliler gidecekse gitsinler, lanet olsun; kalacaklarsa da tabi olduğumuz vergidir, harçtır, her şeye bizim gibi tabi tutulsunlar.”

Son madde, Bursa. Her sabah zeytin yiyorsunuz değil mi? Zeytinin fiyatı geçen sene 8 liraydı, bu sene 4 lira.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Erozan.

Buyurun.

AHMET KAMİL EROZAN (Devamla) – Müşterisi yok. Niye yok biliyor musunuz? Sadece Suriyeli göçmen yok, şimdi bir göçmen zeytin var, Afrin’den geliyor, piyasayı allak bullak etmiş vaziyette. 2,5 liraya satılması gereken -piyasadaki fiyatı bu bugün- zeytinyağlık zeytin dahi rekabet edemiyor, yine Afrin’den 2 liraya geliyor.

Bunları üst üste koyarsanız, ben size söyleyeyim sonucunun ne olacağını, aslında hep birlikte göreceğiz; 1 Nisan sabahı görüşmek üzere.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erozan.

Şahıslar adına ikinci söz Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’a aittir.

Buyurun Sayın Taşdoğan. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıkla ilgili bazı kanun ve kanun hükmünde kararnameleri konuşurken elbette ki ülkemiz için büyük bir sağlık problemi olan diyabeti unutmamak gerekiyordu. Zira, dün 14 Kasım Diyabet Farkındalık Günü’ydü. Bu yüce Meclisin içerisinde görev yapan birçok arkadaşımız da diyabet hastasıdır.

Diyabet, vücudumuzda “pankreas” adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Son yıllarda insanların değişen beslenme alışkanlıklarıyla beraber hızla yaygınlaşan yanlış beslenme davranışları ve hareketsiz yaşam tarzı diyabete yani şeker hastalığına neden olmaktadır. Toplumda her 10 kişiden 1’inde görülmektedir. Diyabetten korunmak için hastanın bilinçlenerek kan şekerini kontrol altında tutması büyük önem taşımaktadır.

Ülkemizde yaklaşık 8-10 milyon civarında diyabet hastası bulunmaktadır ve bu hastaların pek çoğunun böyle bir rahatsızlıktan haberi bile yoktur. Diyabetin birden fazla tipi mevcuttur. Toplumda en sık tip 1, tip 2, insüline bağımlı olduğu için bilinir.

Diyabetin belirtilerinin erken dönemde fark edilmesi ve vakit kaybetmeden önlem alınması çok önemlidir. Vücudumuzu ideal kiloda tutmak da diyabetten uzaklaştırır. Diyabet hastalığıyla mücadelede günlük spor egzersizleri, doğru beslenmeyle kilonuzun kontrolü hedeflenmelidir.

Katkı maddeli gıdalar tüketilmemesi gerekir -“Katkı maddeli gıdalar” dediğimizde burada bir parantez açmak gerekiyor- gastronomi şehrimiz olan Gaziantep’in yemeklerini tüketmek gerekir. Kendi mevsiminde yetişmeyen sebzeleri tüketmek yerine katkısız doğal yöntemlerle elde edilen sebzeler ve o sebzelerin doğal kurutmalıklarıyla yapılan yemekler ile meşhur Gaziantep yemekleri tüketmek ayrıca önem arz etmektedir. Bu da bir doktor tavsiyesi olarak yüce Meclisimize arz edilir.

Yapılan muayene ve tetkiklerle sağlıklı kabul edilebilecek kişilerde de insülin direnci olduğu bilinmektedir. Bu oran toplumumuzda yüzde 25 civarındadır.

Ülkemizde 18 yaş altı yaklaşık 16 bin tip 1 diyabetli çocuğumuz bulunmaktadır. Bu çocuklar yaşamlarını sürdürebilmek için günde en az 4-5 kez insülin enjeksiyonu yaptırmak ya da insülin pompası kullanmak zorundadır. Tip 1 diyabetli çocuklar için insülinsiz yaşam dört-altı haftayla sınırlıdır. Bu çocuklar için en hayati risk, insülin tedavisi altındayken ani şeker yükselmesi ya da ondan daha tehlikeli olan ani şeker düşmesidir. Bu ataklardan korunması ve insülin dozunun ayarı için diyabetli çocukların aileleri sürekli kan şekeri takibi yapmak zorundadırlar. Birçok anne ve baba çocuğunun uykuda hipoglisemi komasına girmemesi için bütün gece boyunca ikişer saat arayla nöbetleşe olarak kan şekeri ölçmekte ya da okul saatleri içinde, teneffüs aralarında okula gidip kan şekeri kontrolü yapmaktadır. Bu durum aileler için bir dramdır. Bu nedenle 18 yaş altı tip 1 diyabetli çocuklar ve aileleri için alarm sistemine sahip sürekli glikoz kontrol sistemleri hayat kurtarıcıdır.

Sürekli glikoz kontrol cihazı, deri üzerine yapıştırılan, doku sıvısından yirmi dört saat boyunca her iki-beş dakikada ölçüm yapabilen, mobil bir cihaza da aktarılabilen bir yeni teknolojik gelişmedir.

Sonuç olarak, ideal sürekli glikoz kontrol cihazı, aileye ya da sağlık ekibine anında sonuç aktarabilen, en düşük ve en yüksek kan şekeri sınırlarını ayarlayabilen ve bu sınırların dışında aileyi uyarabilen otomatik bir alarm sistemidir. Maalesef bu cihazın geri ödemesi yoktur. Bir an önce geri ödemeye alınması gerekmektedir.

Ayrıca, diyabet hastalarının diğer bir problemi de döviz kurlarındaki yükselmeden kaynaklı insülin pompalarındaki fiyat artışları ve devletin bu pompaları karşılama miktarlarının çok yetersiz olmasıdır. Pompa aparat fiyatlarındaki ve sensör fiyatlarındaki yükselme de hesaba katıldığında ailelerin ödediği para aylık olarak asgari ücrete ulaşabilmektedir. Bu nedenle, aileler pompalardan vazgeçmekte, diyabet hastası çocuklar daha acılı bir yöntem olan enjeksiyon uygulamasına mecbur kalmaktadır.

Ekonomik olarak zorlanan bu aileler, devlet desteğinin bir an önce arttırılmasını ve döviz kurunun ödenebilir sabit bir düzeyde tutulmasını beklemektedirler. Böylece diyabet hastalarının önündeki büyük bir ekonomik engel kalkmış olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Taşdoğan, buyurun.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tip 1 diyabet hastalarının yaşamları boyunca sürecek olan sorunları dikkate alındığında bu hastalıkla mücadele ederken hayat kalitelerinin düşeceğini, ekonomik olarak sürekli tedavi giderlerinin olduğunu da unutmamak gerekir. Bu ailelere ve hastalara destek olmak mahiyetinde sağlık durum raporuyla pozitif bir ayrım gözeterek sosyal hayatta ve işe müracaatlarında gerekli kolaylıkların sağlanması için bazı düzenlemelerin yapılması ve kararların alınması isabetli olacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taşdoğan.

Değerli milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçeceğim. Bu işlem on beş dakika sürmektedir. Bu sürenin yarısını sisteme giriş sıralarına göre milletvekillerine kullandıracağım, diğer yarısını da Komisyon kullanacaktır.

Şimdi sisteme giriş sırasına göre milletvekillerine söz veriyorum.

Sayın Başevirgen… Sayın Başevirgen yok.

Sayın Şeker… Yok.

Sayın Özkan… Yok.

Sayın Bakırlıoğlu… Yok.

Sayın Aydoğan… Yok.

Sayın Karaca… Yok.

Sayın Kılavuz… Yok.

Sayın Güzel… Burada.

Buyurun.

SEMRA GÜZEL (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

673 sayılı KHK’nin “Bazı yetkilerin iptali” başlıklı 9’uncu maddesinde oluşturulan komisyonca OHAL dolayısıyla tutuklanıp sonrasında yurt dışı yasağıyla bırakılan hekimlerin iş yeri hekimliği sertifikaları iptal edilmiştir. Bu süre içerisinde Bakanlıkla yapılan görüşmelerde komisyonun aldığı karar uyarınca hakkında herhangi bir ceza soruşturması olmayan, soruşturma olup da kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararıyla sonuçlanan yahut hakkında soruşturma yürütülmekte olup da adli kontrol şartına gerek duyulmamış olan kişilerin sertifikalarının verileceği öğrenilmiştir. Komisyon kararına uygun olarak sertifikasını almak isteyen hekimlere cumhuriyet savcılığınca haklarında soruşturma olmadığına ilişkin yazı verilmemektedir. Haklarında bir ceza mahkûmiyeti olmadığını gösteren adli sicil belgesi alınabilse de bu belgeyi genel müdürlük yeterli saymamaktadır.

Yaşanan bu kısır döngüden çıkılabilmesi için ve yapılan bu hukuksuzluklar nedeniyle mağdur olan hekimlerin mağduriyetlerini gidermek için herhangi bir girişimde bulunacak mısınız?

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sağlıklı, eğitimli, donanımlı nesiller yetiştirmek ve geleceğimizi bu anlamda güvenceye almak en önemli amacımız ve çalışma alanımızdır çünkü biliriz ki en büyük nimet sıhhat ve afiyet içerisinde olmaktır. Bu anlamda mekân, imkân ve insan üçlüsüne önem veriyoruz.

Şu anda Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde eğitimine devam eden tıp fakültesi morfoloji binamız yenileniyor ve bitme aşamasındadır. Yine, diş hekimliği fakültemiz ve hastanemiz eğitim ve hizmetlerine devam ediyor. Tıp fakültesi hastanemizin ilimize hizmetleri her türlü takdire şayandır.

Kahramanmaraş merkez, Elbistan, Ekinözü, Nurhak, Çağlayancerit, Göksun, Türkoğlu Devlet Hastanelerimiz yenilenip donatılmıştır. Kahramanmaraş Diş Hastanesi yapılıp donatılmış, Elbistan Diş Hastanesi ve Andırın Devlet Hastanesi inşası devam ediyor. Pazarcık ve Afşin devlet hastanelerimiz de yatırıma alınmış olup arsalarıyla ilgili bir kısım sorunların çözülmesine çalışılmaktadır. 112 Acil Ambulans ve aile sağlığı merkezlerimiz de vatandaşlarımızın sağlık hizmetleri için ellerinden geleni yapmaktadır.

Her şey insanımız ve onun sağlığı içindir.

BAŞKAN – Sayın İpekyüz… Yok.

Sayın Eronat…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yirmi dakika önce konuşma yapan HDP’li hatip Diyarbakır Bağlar ilçemizde 2 sağlık ocağının kapatılıp karakol hâline getirildiğini söyledi. Bu bilgi doğru değildir. Hatip Diyarbakır milletvekili olmadığı için bilemeyebilir.

Sur’da meydana gelen çukur teröründen sonra Bağlar ilçemizde de çukur kazılmak istenmiştir. Meydana gelen olaylarda 5 Nisan Mahallesi’ndeki sağlık ocağı güvenlik hasebiyle kapatılmış ama karakol hâline getirilmemiştir. 500 metre ötede başka bir sağlık merkezi kiralanmıştır ve o bölgede 12 aile hekimi görev yapmaktadır.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Kasap…

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın şöyle bir sözü var: “Hasta sayısının artmasıyla yükleniciye fazla bir ödeme yapılmayacaktır. Sadece miktara bağlı hizmetlerde doluluk oranına bakılmaksızın aylık miktar garantisi vardır.” Yani MR, tomografi, biyokimya vesaire, tüm tetkiklerde miktara bağlı olarak bir garanti var. “Garanti yok.” diye bir kavram yok, yüzde 70 doluluk oranı hastaneyle ilgili, farklı bir şey.

Bu konuda bir fıkra anlatmak isterim ama süre yeter mi bilmiyorum. Köylünün birisi incir almaya gitmiş pazara. İncir vermişler, yemiş, çok hoşuna gitmiş. Aradan iki hafta geçmiş, iki hafta geçtikten sonra tekrar pazara geliyor ama adını bilmiyor, tarif ediyor: “İçi darı, dışı deriydi.” Patlıcan veriyorlar, patlıcanı ilk ısırdıktan sonra diyor ki: “Hem uzamış hem tadı kaçmış.” Bu olay da çok uzadı, tadı kaçtı.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu yerine galiba Sayın Kemalbay soru sormak istiyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Yok, benim ayrıca talebim var, sisteme giremiyoruz.

BAŞKAN – Hayır, bu soru-cevap işlemi için mi girmiştiniz sisteme?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Evet, bir soru sormak istiyorum.

BAŞKAN – O zaman, Sayın Kemalbay, buyurun.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cezaevlerinde hasta tutsaklarla ilgili olarak Bakanlığa bir soru sormak istiyorum.

İzmir Buca Kırıklar F tipi Cezaevindeki Mahmut Aktaş’ın aort genişlemesi sebebiyle hastaneye gitmesi gerekiyor fakat hastaneye sevki cezaevi tarafından ödeme yokluğu sebebiyle gerçekleşmiyor. Bunun üzerine ben cezaevi müdürünü aradığım zaman, cezaevi müdürü de bana “Hayır, sevk ödeneği olmadığı için sevk etmeme durumu yok; tam tersine, hastanede sıra verilmediği için, altı ay sonraya sıra verildiği için sevk edemiyoruz.” dedi. Aort genişlemesi çok riskli, ölüm riski olan bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - …durum olduğu için bu konuda Sağlık Bakanlığının görüşünü talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ben bittikten sonra…

BAŞKAN – Sizin sonra mı söz talebiniz?

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Evet.

BAŞKAN – Tamam.

Şimdi, söz sırası Komisyonda.

Buyurun Sayın Demircan.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin ikinci bölümüyle ilgili görüşmelerde soru-cevap kısmına gelmiş bulunuyoruz.

Değerli milletvekillerinin bu kanunun gelişimi, oluşumu esnasında gerek Komisyonda gerek Genel Kurulda vermiş oldukları katkı ve destek takdire şayandır. Kanunların bundan sonra daha da artarak, daha da gelişerek olgunlaşması ve geliştirilmesi Genel Kurulda ve komisyonlarda yapılacak ve devam ettirilecektir elbette. Yeni dönemin, yeni sistemin teamülleri bu şekilde gelişecek ve oluşacak.

Ben sorulan suallerin cevaplayabileceğim kısmını cevaplayacağım; cevaplayamayacağım, bilgim dâhilinde olmayan veya bizi değil de bakanlıklar doğrudan ilgilendiren konuları da ilgili bakanlıklara aktaracağım.

Ceza soruşturması olmayan kişilerin iş yeri hekimliği sertifikalarının verilmesiyle ilgili Sayın Güzel’in bir suali var. Bu konuyu Bakanlığa ileteceğim, sizin aktardığınız şekilde de zaten bu konuyu ele alacaklar. Burada kişilerin hak kaybına uğramaması için Bakanlık üzerine düşeni elbette yapacaktır.

Sayın Kılıç hastanelerle ilgili çalışmalarımızdan, Sağlık Bakanlığının çalışmalarından bahsetti. Evet, Türkiye genelinde gerçekten sağlık hizmetlerindeki gelişmelerin artmakta olduğu ve standardın yükselmekte olduğu, yükseltilmekte olduğu, nitelikli yatakların sayısının arttığı malum. 2002’de AK PARTİ iktidara geldiğinde Türkiye'nin sahip olduğu yatak sayısı 160 bindi. Bugüne kadar 130 bin civarında -ki şimdi 130 bini aştı- nitelikli yatak ilave edildi ve bu sayede Türkiye'deki yatak sayısı 230-240 bin arasında şu anda. Rakam aritmetik hatası olarak algılanmasın, “160+130=290” olması lazım ama tabii ki miadını doldurmuş hastaneler yıkıldığı için, o koğuş sistemi ortadan kaldırıldığı için, nitelikli yatak döneminde şu anda ulaştığımız yatak sayısı, Türkiye'de 10 bin nüfusa 30-33 arası bir yatak standardına doğru gidiyor.

Tabii, aynı buna muvazi olarak Türkiye'de sağlık hizmetlerinin personel ihtiyacı da giderek artan bir şekilde karşılanmaya çalışılıyor. Hekim açığının kapatılması konusu en önemli konu, konuşmalarda geçtiği için girmek istedim bu konuya. Elbette ki hekim açığını kapatmak için harekete geçtiğinizde, pratisyen hekim açısından sonucu en erken altı ila yedi yılda hissediyorsunuz, uzman hekim açısından ise bu on yılı aşıyor, etkisini on yıl sonra hissetmeye başlıyorsunuz.

Mesela, ben Bakanlığa geldiğimde, Türkiye'de uzman hekim için TUS’ta açılan kontenjan sayısı yıllık 6 bin idi, bunu 2 bin artırarak 8 bine çıkardık çünkü Türkiye'nin pratisyen hekim açığı 2023, 2024’lerde iyice azalacak, belki zorunlu hizmetin kalkmasıyla karşılaşacağız ama uzman hekim açığımızı kapatmamız konusunda 2030’lara sâri bir tarih öngörülüyor çünkü yeni uzmanlık dalları söz konusu ve bu uzmanlık dallarının doldurulması zaman alacak.

Değerli arkadaşlar, Sayın Kasap’ın miktara bağlı garantiyle ilgili söylediği söz benim ifadem değil. Biz bir garantiden bahsetmiyoruz. Birtakım hizmetlerin ihale edilebilmesi için, miktara bağlı hizmetlerin ihale edilebilmesi için bir rakam konulur; bu rakam üzerinden ihale konuşulur, rakamlar, teklifler alınır. Mesela, bugün için biz devlet hastanelerinde hizmet satın alırız; röntgen, tomografi, NMR cihazları gibi. Bu hizmet satın alınması ihalesinde bu cihazların o bölgede, o hastanede yaklaşık yüzde kaç dolulukla istihdam edileceği zikredilerek ihale yapılır. Yoksa bir garanti mevzubahis değildir. İhale, gelen teklif ondan sonra oluşur ve en uygun teklifi verene bu hizmet verilir. İlla burada “Hasta garantili hastane yapılıyor.” tezini ispatlamak için, söylemediğimiz veya başka kasıtla söylenmiş sözleri tevil etmeye gerek yok. Açık ve net, hasta garantisi, sayı garantisi yoktur; miktara bağlı hizmetlerde belli bir sayı üzerinden hizmetin ihalesi yapılır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Kemalbay’ın bir sorusu var. Bunu ilgili bakanlığa ileteceğim. Tabii, İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığını da ilgilendiren bir konu. Tutsak hastalarla ilgili… Yani “tutsak” tanımını kabul etmiyorum. Bizde tutsak yok, bizde mahkûm hasta var yani mahkûm var, tutuklu var. O kelimeyi reddediyorum, siz “tutsak” tanımını kullandığınız için o kelimeyi kullandım. Mahkûm ve tutuklu hastaların cezaevlerinde tedavileri, bakımı, bütün vatandaşlar neye tabiyse… Onlar da hasta olduklarını beyan ettiklerinde, savcılar tarafından, cezaevi yönetimi tarafından, cezaevi doktoru tarafından görülür, ilgili hastanelere sevk edilir. Onlar da sağlık sigortası kapsamı dâhilindedir, sosyal güvence dâhilindedir. Meseleyi böyle ortaya koyalım. Onun için o “tutsak” terimini de reddettiğimi burada zikretmiş olayım.

Değerli arkadaşlar, önümüzdeki süreçte, ben Meclisin bu yasayı geçirme konusunda, bu teklifi yasalaştırma konusunda göstereceği performansın, göstermekte olduğu performansın ve katkının sağladığı iyileştirme, geliştirme noktasında, milletvekili arkadaşlarımıza, Komisyon üyelerimize ayrıca teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum, benim sunuşum bu kadar.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu’nun söz talebi var Sayın Kemalbay, önce onu karşılayayım.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ben de aslında bir açıklama rica ediyorum. Öncelikle çok sayıda bebekli anneden biz başvuru alıyoruz ve gerçekten hukuka aykırı olarak, daha yeni doğum yapmış insanların cezaevine girdiklerini ifade ediyorlar başvuranlar. Bu konu ciddi bir vahamet taşıyor şu anda Türkiye’de.

İkinci nokta: Bakanlık denetçisi Mustafa Kılınç’ın imzasını taşıyan (89/03) sayılı 84 sayfalık soruşturma raporunu 7 Kasımda sizden yazılı olarak talep ettim. Aynı zamanda bununla ilgili bir önerge de verdik. Bu konu, 2016 yılında İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman Hastanesinde çocuk gebeliklerin ortaya çıkmasıyla ilgili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Kamuoyunun tepkisi üzerine ardından soruşturma başlatılmış Bakanlığınızca ve rakamlar aslında o sırada ortaya çıkan 110 gibi rakamlar değil. 1.260 çocuk gebeliğinin olduğu ortaya çıkmış bu raporla. Ben bilgi edinme hakkıma dayanarak bu raporu sizden rica ediyorum, daha doğrusu, kamuoyuna açıklanmasını rica ediyorum.

Geçen hafta burada Meclis Başkan Vekili Sayın Levent Gök de ilgileneceğini söylemişti bu durumla. Gerçekten, bu raporu kamuoyuyla paylaşıp bununla ilgili ne yapılıyor yani bu çocuklarla ilgili sonrasında da ne yapıldığının bilgisini lütfen bizimle paylaşınız.

Sayın Başkan, son olarak, elimde TTB’nin ciddi bir raporu var, araştırma raporu. Diyarbakır Bağlar 2, 3 No.lu Aile Sağlık Merkezlerinin yerinde şu anda ne var? Gerçekten, hani bu “Yok.” diyenlerin bir bakıp da sorması lazım. Karakol yapılmış oraya. 5 Nisan Mahallesi, Nükhet Coşkun Caddesi, Bağlar/Diyarbakır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – İsterseniz Sayın Kemalbay’ın da sorusunu alalım çünkü sanırım o da bir soru soracak, sonra ikisine birden cevap verin lütfen.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Tamam.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kemalbay.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim Başkan.

Tabii, Sayın Demircan “tutsak” kelimesine şerh koyuyor, bunu anlayışla karşılıyorum. Çünkü aynı düşünmek zorunda değiliz, aynı düşünmüyoruz. 10 bine yakın üyesi, aktivisti, eş başkanları, belediye eş başkanları tutsak olan, rehin olan bir partinin milletvekili olarak adaletin olmadığı, hukukun olmadığı ve insan hakları evrensel normlarının bulunmadığı bir ülkedeki tutuklu mahpuslardan bahsediyoruz. Bunlar bana göre tutsaktırlar.

Ayrıca, Mahmut Aktaş sevk alamadığı için sağlık hakkını kullanamıyor, ona da cevap alabilirsem çok sevinirim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kemalbay.

Buyurun Sayın Demircan.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayın Kerestecioğlu’nun bahsettiği Kanuni Sultan Süleyman Hastanesinde o gün medyaya da düşen hadise, medyaya düşen bu haber bizim Bakanlığımız zamanında oluştu. Onunla ilgili savcılık zaten adli kovuşturmayı yapıyor ve başlatmıştı, biz de idari soruşturma başlatmıştık ve son şekli… Tabii, bilgi edinme hakkıyla talep etmek hakkınız. Bu konuyu Bakanlığımıza ileteceğim, sizin bilgi edinme hakkınızın yerine getirilmesi için gereken neyse yapılmasını sağlamaya çalışacağım, bana düşeni.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – CİMER’den de talep ettim ayrıca.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Kemalbay yine aynı şekilde o kelimeyi tekrar kullandı ama Türkiye’de böyle bir durum yok. Cezaevlerinde tutuklu var, mahkûm var, onlarla ilgili sağlık hizmetleri de devam ediyor.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.58

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

23’üncü madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin çerçeve 23’üncü maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 4207 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin (6)’ncı fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Mehmet Emin Akbaşoğlu             Mehmet Doğan Kubat          Ünal Demirtaş                 Çankırı                                İstanbul                        Zonguldak

              Recep Özel                          Ramazan Can

                 Isparta                                Kırıkkale

“(6) Televizyonda yayınlanan programlarda, filmlerde, dizilerde, müzik kliplerinde, reklam ve tanıtım filmlerinde, sinema ve tiyatrolarda gösterilen eserlerde tütün ürünlerinin kullanılması ve görüntülerine yer verilmesi ya da internet, topluma açık olan sosyal medya veya benzeri ortamlarda ticari gaye ile veya reklam amacıyla tütün ürünlerinin kullanılması ve görüntülerine yer verilmesi yasaktır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İnternet ortamı ve sosyal medyada ticari gaye ve reklam amacıyla tütün ürünlerinin kullanılmasının ve görüntülerine yer verilmesinin yasaklanması amacıyla bu önerge hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi doğrudan oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 25’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Lütfü Türkkan                        Engin Altay                     Tuba Vural Çokal

             Kocaeli                               İstanbul                                     Antalya

           Ali Şeker                         Ümit Dikbayır                              Çetin Arık

            İstanbul                               Sakarya                                     Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yoktur, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle maddenin teklif metninden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Bu durumda, 25’inci madde metinden çıkmış oluyor.

26’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 26’ncı maddesiyle 4207 sayılı Kanun’a eklenen geçici 5’inci maddenin (1)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Muhammet Emin Akbaşoğlu         Mehmet Doğan Kubat         Fehmi Alpay Özalan

                      Çankırı                              İstanbul                           İzmir

                 Abdullah Güler                 Selahattin Minsolmaz         Habibe Öçal

                     İstanbul                             Kırklareli            Kahramanmaraş

                   Sefer Aycan                        Ramazan Can      Muhammed Levent Bülbül

                 Kahramanmaraş                        Kırıkkale                       Sakarya

                  Hayati Arkaz                     Cemal Enginyurt

                     İstanbul                                Ordu

“(1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ürünleri, yedi ay içinde 4 üncü maddenin üçüncü fıkrasına uygun hale getirilir. Bu süre Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından altı aya kadar uzatılabilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yoktur.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Değişiklikle Tarım ve Orman Bakanlığına maddede belirtilen süreyi altı aya kadar uzatabilme yetkisi verilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde bir önerge daha vardır, onu da okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesinin (2)’nci fıkrasında “içinde” ibaresinin “içerisinde” ibaresi olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

      Hüseyin Örs                             Dursun Ataş                          Feridun Bahşi

        Trabzon                                   Kayseri                                     Antalya

     Tamer Akkal                             Ayhan Erel

         Manisa                                   Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aksaray Milletvekili Ayhan Erel’in söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, çok kıymetli Komisyon üyeleri; ünlü düşünürlerden Bertrand Russell -istek yasakla artar- insanın yasaklara karşı kendisini cezbeden bir istek duyduğunu ifade eder. Yasak, insanlarda farklı tepkilere yol açar. Çoğu kez yasaklar bizi vazgeçireceği yerde, yasak olana daha çok yaklaştırır. Yasak, bilinmeyenin ardında ne olduğuna dair yoğun bir meraka dönüşür. Dolayısıyla bu durum cazibeli ve karşı konulamaz bir hâl alır. Bir şeyi popüler yapmak istiyorsanız önce onu yasaklamalısınız. Dünyanın en yaratıcı ve etkileyici reklamını ortaya koymaya çalışan, istisnasız milyarlarca kâr eden sigara sektörünü düşünün bir kere. Eğer, sizin gerçekten içmeyeceğinizi düşünselerdi sizce sigarayı yasaklı obje olarak size sunarlar mıydı?

Yasaklamalarla arzu edilen başarı ve verimi yakalamak mümkün değildir. Yasaklar yerine, toplumu eğitmenin, toplumu bilinçlendirmenin daha akılcı ve daha çözümcü bir yol olacağı kanaatindeyiz. 1990’lı yıllarda çocuklarımıza yasak ettiğimiz bilgisayarla buluşmak adına internet kafelere akın akın giden çocuklarımızı bilmekteyiz. Yine, kilo problemi yüzünden anasının, babasının evde ekmeği yasakladığı çocuklarımızın okul kantinlerinde günde iki üç ekmek yediğini de tespit etmekteyiz. Dolayısıyla sigarayı belli kalıplara sokarak, vitrin altına gizleyerek insanların sigara içmesini engellemek veya sigaraya olan özlemini ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bunun yerine, küçük yaşlardan başlayarak eğitimi etkin kılmak bence en iyi uygulamalardan biri olacaktır. Bu uygulamadan daha çok zarar görecek olan esnaflardan bir tanesi de bakkallarımızdır. Artık mahallelerde bakkala adres sormak, çocuklarımıza “Oğlum, anahtarı bakkala bıraktık, git oradan al.” demek imkânsız hâle geldi. Marketler yüzünden, market zincirleri yüzünden, bir kültürümüz olan, dayanışmayı, birleşmeyi ortaya koyan, mahallenin neredeyse Güzin ablası hâline gelen mahalle bakkalları sigaraya getirilen bu yasakla birlikte daha da zor bir duruma gelecek ve kapanmayla karşı karşıya kalacaktır.

Yine, daha vahim bir durum, bu kadar yasaklamalar sigara kaçakçılığını daha da artıracak, sigara kaçakçılığı yüzünden devlet önemli bir ölçüde gelir kaybına uğrayacaktır. Dolayısıyla ta baştan beri söylediğimiz gibi, zaten kaçakçılıkla beslenen terör örgütlerinin bu yasaklamalarla birlikte kaçakçılık oranı daha üst düzeye çıkacak ve terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürülmüş olacak, devlet de büyük ölçüde vergi kaybına uğrayacaktır. Bu uygulamayla birlikte, zaten zor durumda olan esnaflarımızın bakkallarında fiziksel anlamda değişiklikler yapacaklarından maddi kayıplarına da yol açacaktır.

Yine, bu yasanın adına baktığımızda, kamuoyunda bilinen adı “sağlıkta şiddeti önleme” ama şiddeti önleme adına bu kanun kapsamında hiçbir şeye rastlamadık desek yerinde olur. Yine aile hekimlerinin beklentisine cevap vermediğini görmekteyiz. Aile hekimleri kamu hizmeti görmektedir ancak aile hekimlerinin, diğer kamu hizmetini gören hekimlerle arasında özlük hakları bakımından, statü bakımından çok büyük farklılıklar vardır. Aile hekimleriyle birlikte kamuda çalışan diğer hekimlerin de aynı hak ve statüye kavuşturulması gerekmektedir.

Aile sağlığı merkezlerinin özel iş yeri statüsüne dönüşme durumu, vatandaşların kendi aile hekimini seçme özgürlüğünün elinden alınması durumu millette ve aile hekimlerinde kaygı yaratmaktadır. Yine aile sağlık merkezlerinin özel iş yeri hâline getirilmesi sağlık problemlerini daha da çekilmez hâle getirecektir diyorum.

Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

26’ncı maddeyi biraz önce kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… -İlk önerge kabul edilmişti değerli milletvekilleri o önerge doğrultusunda şimdi maddeyi oylarınıza sunuyorum- Etmeyenler… 26’ncı madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde dört ayrı önerge vardır, okutup işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 27’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Meral Danış Beştaş          Serpil Kemalbay Pekgözegü   Mahmut Toğrul

                      Siirt                                  İzmir                        Gaziantep

          Adnan Selçuk Mızraklı                  Murat Çepni

                  Diyarbakır                              İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Murat Çepni konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Başkan, Genel Kurul ve değerli halklarımız; şimdi, devletin varlık sebeplerinden bir tanesi ya da en öncelikli olanı sağlık hizmetlerinin halk lehine düzenlenmesidir yani önleyici sağlık hizmetlerini düzenlemektir, planlamaktır, hayata geçirmektir. Fakat bu yasa teklifinde gördüğünüz üzere, bu madde de yani aile sağlığı merkezleri maddesinde de gördüğümüz üzere devlet bunları bu biçimde planlamak yerine tam tersine ticarileştirerek, şirketleştirerek hastaneleri, hekimleri işveren, hastaları da müşteri pozisyonuna sokmaya çalışıyor. Dolayısıyla iktidarın on altı yıllık geliştirdiği ülkeyi bir şirket gibi yönetme politikaları bu yasa teklifinde de, bu maddede de bir kez daha açığa çıkıyor. Bu madde, 27’nci madde aslında 5’inci madde kadar tehlikeli bir madde. 5’inci maddeyi yazan siyasi akıl aslında bu maddeyle kafasındaki planı hayata geçirmeye çalışıyor. Bu maddede biz esas olarak diyelim ki “aile sağlığı merkezleri” kavramına karşı çıkıyoruz. Bu isim “halk sağlığı merkezleri” biçiminde değiştirilmelidir. Aile bireylerden oluşur ve her bir birey sağlık hizmetini ayrı ayrı alma hakkına sahiptir, devlet de bu hakkı uygulamakla, kurmakla yükümlüdür. Dolayısıyla burada “halk sağlığı” demeli, “aile” kavramı aile bireylerini yok sayan bir ifadedir.

Şimdi, burada yapılan düzenlemelerin bazı başlıkları da şöyle:

Aile hekimleri personelini alabilir ve çalıştırabilir. Bu, aile sağlığı merkezlerine özel bir politika. Buradaki hekimler tamamen bir işletmeci pozisyonuna sokuluyorlar.

Bir diğeri: 65 yaş sınırı getiriliyor buralarda çalışan hekimlere. Oysa normalde, bir yıl önce yapılan düzenlemeyle bu 72 yaşa çıkarılmasına rağmen buralardaki hekimler 65 yaş sınırıyla sınırlandırılıyor.

Bir diğeri: Burada çalışan personel işsizlik sigortasından faydalanamıyor. Oysa bu yine Anayasa’ya aykırı bir madde. Bu, aynı zamanda, buraları bir taşeron biçiminde yönetmenin bir aracı. Taşeron sistemi zaten iktidarın hemen her alanda uygulamaya çalıştığı bir model.

Yine, buradaki hekimlerin yıllık izinlerine bir yıl içerisinde kullanılma sınırı getiriliyor. Oysa diğer alanlardaki hekimler bunu iki yıl içerisinde kullanabiliyorlar. Yine mazeret izni de 10+10 gün iken burada beş günle sınırlandırılıyor, hastalık izinleri de kırk güne indiriliyor.

Şimdi, Hükûmet zaten bu toplumu hasta etmiş, yani tabiplerimizin belirttiği gibi, aslında AKP bir halk sağlığı sorunudur. Şimdi, toplumu hasta edeceksiniz, sonrasında da toplumu ticarethanelere dönüştürdüğünüz kurumlara teslim edeceksiniz.

Memlekette doktor açığı var, 65 yaş sınırıyla bu açığı büyütüyorsunuz. Şimdi soruyoruz: Bu açığı nasıl kapatacaksınız? Türkiye’de bir hekime düşen hasta sayısı 3.295, bu rakam İngiltere’de 1.800, Danimarka’da 1.600, Portekiz’de 1.500, Almanya’da bin.

Yine, BM raporlarına göre 188 ülke içerisinde Türkiye, 103’üncü sırada ama gelin görün ki AKP Genel Başkanı şöyle söylüyor: “Sağlık hizmetlerinde dünyada bir numarayız.” Tabii, şöyle olabilir: Şimdi, sağlık sektörünü bir sağlık turizmi üzerinden tariflediği için, evet, sağlık turizmi açısından bir numara olabilir ama sağlık hizmetleri açısından, halk sağlığı açısından tablomuz budur.

Şimdi, bu uygulamalarla hastane hekimleri patronlaştırılıyor, çalışanlar eleman hâline getiriliyor ve kurumun kendisi de bir ticarethaneye dönüştürülüyor.

Şimdi, AKP iktidarı bu kanun teklifinde de görüldüğü üzere emek alanında ne yapıyorsa, eğitim alanında ne yapıyorsa sağlık alanında da bunu yapıyor. Bakın, bütçede savaşa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha ek süre veriyorum Sayın Çepni.

Buyurun.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Teşekkürler Başkan.

Bakın, bütçedeki rakamlara baktığımızda artan, büyüyen tek kalem savaş sanayisidir. Savaş sanayisi artıyor fakat diğer kalemler hızla azalıyor. Biz “Savaşa değil eğitime, sağlığa bütçe.” diyoruz. Kendisini bütünüyle savaş siyaseti üzerinden kuran, toplumu kamplaştırmak üzerine kuran, AKP’li olmayanlara yaşam hakkı tanımayan… Aslında burada şunu söylüyor, bütün bu yasalarla şunu söylüyor: Rahatlık mı istiyorsunuz, huzur mu istiyorsunuz AKP üyesi olacaksınız. Eğer AKP üyesi değilseniz, AKP’nin halk düşmanı siyasetinin taraftarı değilseniz ölmelisiniz; ölürsünüz ya da aç kalırsınız. Tıpkı üçüncü havalimanında yaşandığı gibi, tıpkı bütün emek alanında yaşandığı gibi ama şunu söyleyerek bitiriyorum: Bütün bu uygulamalar karşısında halkımıza şu çağrıyı yapıyoruz: Evet, bu yasalar buralarda yapılabilir, sarayda yapılabilir, saraydakinin sorunu olmayabilir, sarayın olanakları büyüyebilir ama halklarımız bu halk karşıtı yasaları sokaklarda yırtacaklardır, örgütlenerek, siyaset yaparak bu yasaları yakacaklardır. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çepni.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

36.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, İzmir Milletvekili Murat Çepni’nin 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 27’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz evvel kürsüde konuşan hatibin iddialarının hiçbirine katılma imkânı yok çünkü gerçek dışı. AK PARTİ’nin toplumu kamplaştırmaya, savaşa yönelik yaklaşımlarda bulundurduğu gibi iddiaları ve sağlıkla ilgili hususlarda, dünya örnekleri çerçevesinde, Türkiye’nin durumuna ilişkin değerlendirmeleri doğru ve gerçeği ifade eden yaklaşımlar değil.

Türkiye sağlık sektöründe hakikaten bir muazzam marka hâline gelmiştir ve dünyaya örneklik teşkil etmektedir. Zira BAĞ-KUR, Emekli Sandığı ve SSK’nin Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında birleştirilmesi neticesinde yediden yetmiş yediye toplumun bütün kesimlerinin devlet, üniversite ve özel hastanelerden yararlanabilmesi imkânı getirilmiş ve hakikaten bütün dünyanın ilgisini çekmiştir. Bu konuda sağlık sektörü, evet, sağlık turizmi yönünden de dışarıdan birçok ülkeden vatandaşların Türkiye’yi tercih etmesine ve burada hem nitelikli hem de uygun bir şekilde tedavi görüp döviz kazandırılmasına da sağlık sektöründeki yatırımlarımız vesile olmuştur. Bunun böylece bilinmesini ve kayda geçmesini istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

V.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Samsun Milletvekili Ahmet Demircan ve 5 milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1186) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 12) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

27’nci madde üzerinde dört adet önerge olduğunu söylemiştim, bunları aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağımı belirtmiştim. Önergelerden bir tanesi geri çekilmiş bulunuyor.

Diğer önergeye geçiyorum, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 27’nci maddesinde yer alan “, fıkraya aşağıdaki cümle” ibaresi ile bu ibare uyarınca 5258 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasına eklenen cümlenin tekliften çıkarılmasını ve maddeye eklenen son fıkranın üçüncü cümlesindeki “hükümleri” ibaresinin “süreleri” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Muhammet Emin Akbaşoğlu        Muhammed Levent Bülbül       Mehmet Doğan Kubat

                 Çankırı                                Sakarya                           İstanbul

             Yavuz Subaşı                         Hayati Arkaz            Cemal Enginyurt

                Balıkesir                               İstanbul                              Ordu

         Fehmi Alpay Özalan                     Ahmet Kılıç       Mehmet Uğur Gökgöz

                  İzmir                                   Bursa                              Isparta

      Sabahat Özgürsoy Çelik                  Semiha Ekinci                    Zafer Işık

                  Hatay                                   Sivas                                Bursa

              Sefer Aycan                           Refik Özen             Bahar Ayvazoğlu

            Kahramanmaraş                            Bursa                            Trabzon

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yoktur.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kamu görevlisi olmayanlardan aile hekimi ve aile sağlığı elemanı olarak çalışanların işsizlik sigortasına tabi tutulmasının uygun olacağı değerlendirildiğinden, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’ndan istisna edilmesine dair düzenlemenin teklif metninden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 27’nci maddesinde yer alan “aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları altmış beş yaşına kadar” ifadesinin “aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları yetmiş iki yaşına kadar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ünal Demirtaş                     Burhanettin Bulut                 Kani Beko

               Zonguldak                               Adana                               İzmir

         Neslihan Hancıoğlu                   Ali Fazıl Kasap

                 Samsun                                Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Demirtaş. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Zonguldak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet “yeni sistem” dediğimiz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde Sağlık Komisyonunda ilk defa bir kanun teklifiyle AK PARTİ Grubu geldi ve bu 44 maddelik paketi görüşmeye başladık. Tabii, bunun torba yasa niteliğine kavuşmuş bir teklif olduğunu anladık netice itibarıyla ve sağlıkta birçok konuyu içeren ve birçok maddede değişiklik öngören bir teklifti. Genel anlamıyla baktığımızda, tabii, AK PARTİ hükûmetleri sağlıkta birtakım olumlu adımlar attı, bunu inkâr etmemiz aslında yanlış olur işin açıkçası.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederiz, bir gerçeği tespit ettiniz.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) – Ancak bu madde, bu getirdiğiniz paket sağlıktaki mevcut sorunları çözeceğine daha çok derinleştirerek artıracak bir paketti, bunu net olarak söyleyebiliriz çünkü kanun geldikten sonra yaptığımız çalışmalarda kanun teklifinin ilk şekli ile şu anda almış olduğu şekil birbirinden çok farklı bir boyuta geldi. Bu neden kaynaklanıyor? Şundan kaynaklanıyor, diyorsunuz ki: “Yeni bir sistem getirdik, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi.” Nedir bu sistemin özelliği? “Yasama daha güçlü olacak, kuvvetler ayrılığı sert bir şekilde gerçekleşecek ve o şekilde daha doğru, toplumun ihtiyaçlarına daha çok karşılık verecek yasalar çıkaracağız.” diyorsunuz yani “Kaliteli, nitelikli, toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak yasa çıkaracağız.” iddianız vardı. Özellikle Anayasa değişikliği öncesinde Cumhurbaşkanı Danışmanı Şükrü Karatepe’nin 19/12/2016’da bir ifadesi var, onu okumak istiyorum. Diyor ki: “Yeni sistem kabul edilirse Parlamentonun yapısı çok değişecek, artık Hükûmet yasa tasarısı getiremeyecek, komisyonlar çok güçlenecek, sadece bakanlığın gönderdiği metni tartışan bir kurul olmaktan çıkacak.” Peki, böyle mi oldu? Üzülerek ifade edeyim, böyle olmadı. Yani yeni sistem diyoruz ama eski alışkanlıklar devam ediyor. Komisyon özellikle ilk çalışma gününden başlamak kaydıyla sonuna kadar yine eski sistemin ürünü olarak devam etti, eski zihniyetin ürünü olarak devam etti. Bunu özellikle Komisyonun ikinci günü yaşadığımız sert tartışmalarda gördük değerli arkadaşlar.

Şimdi, bu, tabii ki bizi yanlışlara sevk etmemeli arkadaşlar, biz doğrusunu yapmalıyız. Şimdi, AK PARTİ’li arkadaşlarımız maalesef eski alışkanlıkla devam ettiği için birçok sorun yaşadık. Ama ne oldu? Bunların bir kısmını telafi ettik yani burada, Parlamentoda bulunan bütün grupların birlikte katkısıyla ve sivil toplum örgütlerinin birlikte katkısıyla yasanın aksayan, yanlış yönlerinin büyük bir bölümünü kısmen düzelttik. Ben bu vesileyle başta Komisyon Başkanımız olmak üzere ve Parlamentoda diğer gruplardaki bütün arkadaşlara Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak da teşekkürlerimi sunuyorum. Özellikle teklifin 5’inci maddesi Anayasa’ya aykırılıklar içeriyordu yani iç mevzuata, Anayasa’ya ve uluslararası mevzuata, temel hak ve hürriyetlere aykırılıklar içeriyordu. Bu kritik madde üzerindeki birtakım iyileştirmelerle sorun tamamen çözülmemiş olsa bile yüzde 90 oranında çözülmüş oldu.

Şimdi, tabii, bundan sonra ne yapmamız gerekiyor? Bundan sonra artık bu şekilde Parlamentoyu sabahlara kadar çalıştıracak, kavga ve gerginliklerle anacak bir anlayıştan uzak durmamız gerekiyor değerli arkadaşlar, bunun hiç kimseye yararı yok. Bu tür yasa çıkartma faaliyetleri toplumdaki gerginliği de artırıyor, toplumdaki huzuru ve barışı da bozuyor. Bunun hiç kimseye yararı yok, Türkiye’ye de yararı yok; dolayısıyla bu anlayıştan ve bu zihniyetten vazgeçmemiz gerekiyor değerli arkadaşlar.

Peki, bu teklif netice itibarıyla sağlıkta birçok sorunu çözdü mü? Maalesef çözmedi. Sağlıkta yapısal sorunlar derinleşerek devam ediyor. İşte, şehir hastanelerini Türkiye'nin büyük bir kara deliği olacak bir proje diye görüyorum çünkü köprülerde bunu gördük. Yani, köprülerde, otoyollarda ve diğer havaalanlarında bir geçiş garantisiyle, yolcu garantisiyle, müşteri garantisiyle yapılan bu projelerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Demirtaş.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) - …Türkiye’ye büyük bir maliyeti var. Şehir hastaneleri de yine müşteri odaklı, müşteri garantisiyle yapılan işler ve bunun da çok büyük bir zararı olacağını görüyoruz.

Yine, sağlıkta, bu döviz kurundaki artıştan dolayı bakın ameliyat eldiveni dahi hastalardan talep ediliyor. Bunları çözmemiz gerekiyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, tabii, burada bir başka önemli husus da sağlıkta şiddeti içeren bir maddeydi 24’üncü madde, bunun çözüm için getirildiği ifade ediliyordu ama 24’üncü madde yani yeni hâliyle 21’inci madde bu sorunu çözmekten çok uzak. Yani, hekimlerimiz ve sağlık personelimiz sürekli bir baskı ve şiddet altında. Yani, yarın sabah bir haberle uyandığımızda, biri, bir hekimi katlettiğinde yine biz bunu konuşacağız. Bu getirdiğiniz madde bir usul maddesidir. Evet, artı bir iyi niyettir ancak sorunu çözmekten çok uzaktır.

Dolayısıyla sağlıkta şiddetle ilgili bu meseleyi böyle 44 maddelik bir paketin içerisine sıkıştırarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın lütfen Sayın Demirtaş.

Buyurun.

ÜNAL DEMİRTAŞ (Devamla) - …getireceğimize bütün yönleriyle tekrar gündeme getirip bir paket hâlinde getirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde, bu hekimlerimiz, sağlık personelimiz görevlerini yapamaz hâle geleceklerdir ve çok daha acı olaylarla karşı karşıya kalacağız diye düşünüyorum değerli arkadaşlarım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, teşekkürlerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demirtaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

27’nci maddeyi bundan önce oylayıp kabul ettiğimiz önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 27’nci madde kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Ahmet Şık                            Tuma Çelik   Ömer Faruk Gergerlioğlu

                İstanbul                                Mardin                            Kocaeli

            Hasan Özgüneş                         Hüda Kaya

                 Şırnak                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günlerdir sağlıkla ilgili torba yasa teklifini konuşuyoruz. Komisyonda günlerce konuştuk arkadaşlarımızla beraber. Dört gün boyunca, kırk iki saat boyunca gece demeden, gündüz demeden sürekli konuştuk. Büyük bir aceleyle getirdiler, sabahlara kadar çalıştırdılar. “Sağlık yasa teklifi” denirken sağlık ihlali yaptılar, insanların sağlığı da bozuldu ve kavga gürültü madde 5 geçti.

Biliyorsunuz, 44 madde içinde dönüp dolaşıp tüm vekil arkadaşlarımızın da yoğun bir şekilde konuştuğu hep madde 5 oldu çünkü vicdanların kabul etmediği bir maddeydi ve uykusuzluktan değildi o kavga gürültü, vicdanlar kabul etmediği içindi -arkadaşlarımız da hepsi burada- ve sonunda o maddeden geri adım atmak zorunda kaldılar ancak Komisyon boyunca AK PARTİ’li ve MHP’li vekil arkadaşlarımız yoğun bir şekilde madde 5’i savundular. Biz bunun vicdanların kabul etmediği bir madde olduğunu ve KHK’lileri terörist ilan eden bir madde olduğunu ve kesinlikle kabul edilemez olduğunu söyledikçe hiçbir cevap da veremediler maddenin ayrıntılarıyla ilgili. En çok Sayın Ahmet Demircan arkadaşımız devletin bir kararı olduğunu ve teröristlerle mücadele etme kararlılığında olunduğunu ve benzeri sözlerle, genel ifadelerle açıklamalar yapmaya çalıştı ve tüm KHK’lileri terörist ilan etti. Aslında ben kendisine sayısal rakamlar da verdim çünkü OHAL Komisyonunun iade ettiği 3 bin KHK’li var, 2 bini de KHK’lerle iade edildi, toplam 5 bin. Yüzde 70’ine şu anda daha mahkemelerde karar verilmiş değil, ancak işte bunların hepsini “terörist” diye ifade etti arkadaşlarımız. Ve ayrıca, bu geri kalan iade edilmeyenlerse takipsizlik veya beraat aldığı hâlde çoğu iade edilmeyen, reddedilen vakalar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, işte vicdanların kabul etmediği bu tekliften geri adım atmak zorunda kaldılar. Şimdi, ben sorarım, ne oldu da dün “Madde 5 kesinlikle kabul edilmelidir, terörizme karşı mücadelemizde bunun mutlaka kabul edilmesi gerekir.” diyenler şimdi ne diyecekler? Vicdanları kabul etmedi ve geri çektiler, ülkeyi terörist doktorlar mı kapladı? Bunun cevabını versinler bakalım. Değerli arkadaşlar, bunlar boş laftı, ancak ve ancak zulüm laflarıydı. Zaten yaptığınız baştan sona, hele ki OHAL döneminde baştan sona zulümdü. Size zulmediyorsunuz dediğimiz zaman kızıyorsunuz ancak ben size bunu sürekli belgelerle de sunuyorum. Güvenlik soruşturması olumsuz gelenleri hukuk devleti ilkelerini çiğneyerek hukuk dışı yöntemlerle, fişlemelerle hayat boyu mahkûm eden bir usulle yaptınız ve mahkemelerden döndü. Bu büyük bir zulümdü ama bu zulümleriniz bitmedi, başka zulümler de yapıyorsunuz.

Bakın, cezaevlerinde bugünlerde çok büyük bir zulüm yaşanıyor, size defalarca burada Genel Kurulda söyledim ancak bundan vazgeçmiyorsunuz, şu anda Türkiye cezaevlerinde 35’i hamile kadın, 37’si altı aya kadar emziren kadın bulunmakta; yasa dışı olarak bulunmakta, Anayasa’yı çiğneyerek bulunmakta, hukuk dışı olarak bulunmakta, 5275 sayılı Yasa’yı çiğneyerek olmakta bu, 16/4 maddesini çiğneyerek olmakta. İki gün önce bir başka zulme daha imza atıldı iktidarınızda. Şu gördüğünüz Ayşe Şeyma Taş, iki gün önce yirmi beş günlük -bakın, şu fotoğrafa iyi bakın, elinizi vicdanınıza koyun- yeni doğum yapmış bir hanım tutuklandı, Sakarya Ferizli Cezaevine konuldu. Bu kişi ne yapmıştı da tutuklandı? Bunun bir kere tutuklanması yasalara aykırı. Artı, bu kadını illa yargılayacaksanız başka yöntemlerle tutuksuz da yargılayabilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu siyasi bir olay değil. Bu kadın sizin eşiniz veya bacınız olabilir. Şu anda 72 anne ve bebeğe AK PARTİ Hükûmeti zulmediyor. İşte son iki gün önceki belgesi de budur.

Değerli arkadaşlar, bu zulümlerin devam etmemesi lazım. Bunları belgelerle açıklıyoruz ve biz bunların bitmesi için aylardır mücadele veriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Gergerlioğlu.

Buyurun, sözlerinizi bağlayın.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bakın, bu OHAL döneminde -bu ve benzeri vakaları önlemek için- yüzlerce kadın cezaevindeydi ve kimisi bizim sosyal baskı yöntemlerimizle çıktı -inanın ki Allah’a şükrediyorum, çok da mutluluk veriyor onlar tahliye olduğunda- ama kimisi de çıkamadı. Geçen gün Emine Ay isimli bir hamile yine zulmünüzle altı aylık hamileyken erken doğum yaptı, şu anda bebek genel yoğun bakımda, can çekişiyor. Hepsini isimleriyle size örnek verebilirim.

Ben bunları önlemek için İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığına başvurdum, “Bize ne!” dediler. Kamu Denetçiliği Kurumuna başvurdum, oradan da bir sonuç çıkmadı. Bu hamileleri tutuklayan savcı ve hâkimler hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna şikâyette bulundum, dört aydır oradan da cevap çıkmıyor. Yargı da elinizde. Yaptığınız zulümlerin cevabı da verilmiyor, her şey yanınıza kâr kalıyor. Ancak, şunu bilin ki dünyevi çıkarlarınızın yerine vicdanınızı dinlemediğiniz müddetçe iflah olmazsınız. Bu KHK’ler gitmedikçe de iflah olunmayacak. KHK’ler de siz de mutlaka…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın sözlerinizi Sayın Gergerlioğlu.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Bu zulmeden, insanlara özelde çalışma izni vermeyen KHK’leriniz ve siz de gideceksiniz çünkü zulüm baki değildir, zulmün sonu vardır ve karşılığında gerçekten çok büyük, vicdanınızı sızlatan karşılıklar olacaktır. Şu fotoğrafa bakıp da gece yastığa başını koyabilecek bir insan var mı aranızda? Bunu size soruyorum arkadaşlar. Bu zulüm nasıl yapılıyor ya? Allah’tan korkun!

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gergerlioğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, söz talebiniz var Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz evvel konuşan hatibin bütün iddialarını reddediyoruz, kesinlikle reddediyoruz. Bir süreç anlattı. Eğer tekliflerin hepsi olduğu gibi buradan geçse o zaman komisyona gerek yok veya Genel Kurula gerek yok. Bir arkadaşımız teklifte bulunur, komisyonda değerlendirilir, orada bütün fikirler alınır, sonra bir raporla Genel Kurula gelir. Bu, olağan bir durumdur. Komisyonun raporu burada değerlendirildikten sonra madde metinleri değişebilir, bunun birçok örneği var. Bu, şu demek değildir: İlk teklifin art niyetli bir şekilde kaleme alındığı, zulmü esas tutarak alındığı manasına gelmez. Burada bir yorumlama ve tespit, teşhis hatası var. Art niyetli düşünmemek gerekiyor.

İkinci olarak şunu söyleyeyim: Biz zulümden değil, adaletten yanayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Toparlayacağım.

BAŞKAN – Toparlayın lütfen Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Hiç kimseye zulmetmemeyi esas alırız. Adalet mülkün temelidir, buna yürekten inanırız, uygulamalarımız da buna dairdir. Yanlışlar varsa idari olarak düzeltilenler düzeltilir, eğer yanlış olduğu iddia edilen idari işlem ve eylemler varsa da tarafsız ve bağımsız yargı yoluyla bunlar giderilir. Sistem böyle işler.

Hekimlerle ilgili, hakikaten, şiddete ilişkin onların korunması yönündeki bu teklifteki düzenlemeler, Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümleriyle beraber kamu görevlileri ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki hükümlerle beraber düşünülerek değerlendirilmelidir ve burada kolluk kuvveti tarafından ifadeler alınıp salıverilen kişilerin bizzat savcının huzuruna ve hekimlerin, sağlık çalışanlarının kendi bulunduğu mekânlarda alınmak suretiyle herhangi bir baskı, tehdit, caydırma durumlarıyla karşılaşılmamasına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Bitiriyorum efendim cümlemi.

BAŞKAN – Tamam, lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Herhangi bir iradeyi baskılayabilecek bir ortamda da bulunmamasını sağlayacak şekilde gerek kamuda gerek özel sektörde çalışan bütün sağlık çalışanlarına şamil olmak üzere ve caydırıcılığı esas almak suretiyle savcının bizzat mutlaka o olayı değerlendirme imkânı getirilmektedir. Dolayısıyla sadece oradaki düzenlemeyi alarak 657’yi, Türk Ceza Kanunu’nu ve diğer genel hükümleri düşünürken, tahlil ederken ve hüküm verirken düşünmemek bir eksiklik olur dolayısıyla bütün bu boyutları itibarıyla meselenin değerlendirilmesi lazım gelir. Biz “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışının mümessilleriyiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan…

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Başkanım, bir söz talebim var.

BAŞKAN – Size de söz vereceğim, önce grup başkan vekillerinin söz talebini karşılayayım, sonra Komisyona da söz vereceğim.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu.

38.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, şimdi, her hatip konuştuktan sonra sayın grup başkan vekili âdeta bir yalan makinesi gibi “Bu, doğru değildir.” diyerek hepsine “Doğru değildir.” diyor. Ama gerçekten gebe kadınlar ya da işte, yeni doğum yapmış ve cezaevine girmiş kadınlar çok ciddi bir realite, bunu az önce de söyledim. Bunlar bize geliyorsa, size gelmiyorsa eğer sizden sonuç alamayacakları içindir. Yani sonuçta muhalefete bunu şikâyet ediyorlar ve hakikaten bunun için şikâyet ediyorlar.

Şimdi, bunun dışında bir doğru daha var yani tabii ki Komisyon çalışmaları gerçekten sağlıklı şekilde yürümelidir, orada tartışılmalıdır ve orada aslında herkes uzlaşmayla toplum yararı için bir şeyleri geçirmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – E, tamam bu böyleydi, biz dedik ki OHAL kalktı aslında, zaten OHAL rejimi adı üstünde olağanüstü hâl rejimi ve insanlar aylardır bekliyorlar, güvenlik diye bir paranoya içerisindeyiz. Bu sadece sizden olmayanlara uygulanan bir şey. Dediniz: “Hayır, güvenlik, güvenlik soruşturması, 5’inci madde.” Ve arkasından kalktınız, uzman olmayanlara 70 bin, uzman hekim olanlara 125 bin gibi bir teklif getirdiniz yani sanki güvenlik parayla satın alınacaktı. Şimdi bu insanlar güvenliksizdi de eğer o madde öyle geçseydi 75 bini veren başlayacak, 125 bini veren başlayacak, böyle bir devlet yönetme anlayışı mı olur? Şimdi ondan sonra bu tepkiler tabii geleceği için bu para durumu da kaldırıldı ve 450 gün de bu şekilde kaldı. Kayda gerisinin geçmesi sadece yeterlidir.

Yani bu tarz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Bülbül.

39.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin hukuka, hakkaniyete uygun şekilde çıkması için olumlu katkı sunduklarına ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Efendim, hatibin konuşmasında şu an görüşülmekte olan bu kanun teklifinin Milliyetçi Hareket Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından verildiği ve Komisyonda özellikle 5’inci maddenin geçirilmesinde bu birlikteliğin gereği olarak Milliyetçi Hareket Partisinin sanki böyle bir çarpışmanın tarafıymış gibi gösterilmeye çalışılmasını kabul etmiyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi tabii ki bu 24 Haziran seçimleri sürecinde Cumhur İttifakı ruhuyla hareket etmiş ve bu çerçevede üzerine düşen şekilde bu süreçlerde hareket etmektedir. Ancak bu, milletin Meclisine gelen, komisyonlara gelen kanun tekliflerinin hak ve insaf ölçüleri içerisinde geçmesine veyahut da bunların birtakım haksızlıklar içerecek şekilde geçmesine göz yumacağımız anlamı taşımaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu arkadaşlar.

Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Bizler hem Komisyon sürecinde hem sonrasında, bu işin hukuka, hakkaniyete ve insafa uygun bir şekilde çıkması için olumlu katkı sunmuş bir siyasi partiyiz, bu tavrımızı burada hâlen sürdürmekteyiz. Bu noktada, Komisyonda çıkan nahoş görüntülerin tarafıymış gibi Milliyetçi Hareket Partisinin gösterilmesini şiddetle reddediyoruz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

Sayın Gergerlioğlu, sizin bir söz talebiniz var.

Yerinizden bir dakika süreyle söz veriyorum.

Buyurun.

40.- Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Efendim, şimdi, dört gün, kırk iki saat boyunca Ali Muhittin Bey Vekilimizle beraber biz Komisyondaydık, neler yaşandığını kendisi iyi bilir. Ben, şahsen, MHP’ye çok şaşırdım çünkü biliyorum ki Ali Muhittin Bey arkadaşımız da bir meslektaşımız, doktor ve vicdanının kabul etmediği bir yasa teklifi vardı, bilhassa madde 5, tek bir kelam konuşmadı Komisyonda, kırk iki saat boyunca biz saatlerce konuştuk. Burada da MHP Grubu üç ana konuşma yaptı; yirmi dakika; birinci bölüm için on dakika, ikinci bölüm için on dakika.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Takip etmemişsiniz.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Üçünde de madde 5 hakkında tek bir kelam etmedi arkadaşlarımız.

Özellikle takip ettim yirmi dakikayı, on dakikayı, on dakikayı.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Önergelerimizi takip etmemişsiniz.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Özellikle takip ettim, hiçbir beyanda bulunmadılar. Yani olumlu veya olumsuz, insan bir şey söyler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

Tamamlayın Sayın Gergerlioğlu.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Kesinlikle hiçbir beyanda bulunmadılar. Ben gördüklerimi, yaşadıklarını söylüyorum, kimseye de haksız bir ithamda bulunmam.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Efendim, düzeltme yapmam lazım.

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Size de söz vereceğim Sayın Cesur.

Buyurun Sayın Bülbül.

41.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Efendim, şimdi, düzeltilmesi gereken bir husus var. Burada, Milliyetçi Hareket Partisinin Komisyon üyesinin tavrıyla alakalı olarak birtakım beyanlarda bulundu hatip. Milliyetçi Hareket Partisi, siyaset üslubunu, siyasette ne şekilde, hangi kaidelere göre hareket edeceğini kendisi belirleyen bir siyasi harekettir. Bu noktada, Komisyondaki tavrımız da bellidir, Genel Kuruldaki tavrımız da bellidir. Bizler bu noktada, bu 5’inci maddeyle alakalı olarak yapılan değişiklikte katkı sahibi bir siyasi partiyiz. Önerge oylanırken kimlerin “kabul” oyu verip kimlerin yeni şekliyle “ret” oyu verdiği de dikkate alındığında, bu noktadaki talebimiz, bizim ne dediğimiz ortaya çıkacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

Tamamlayın lütfen Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Tabii.

Ayrıca, Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Kurul görüşmeleri sırasında vermiş olduğu önergelerini, grup hakkında yapmış olduğu konuşmalardan sonra vermiş olduğu önergelerini de Milliyetçi Hareket Partisinin ne şekilde önergelerini anlattığını, konuşmalarla Genel Kurula arz ettiğini hepiniz gördünüz. Şimdi, bunlar olmamış gibi böyle bir izahatta bulunulmasını kabul etmemiz mümkün değildir. Milliyetçi Hareket Partisi bütün çalışma süreci boyunca olumlu katkılarını sunmuş, eleştirilerini de açık bir şekilde dile getirmiştir. Kayıtlara geçmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

Buyurun Sayın Cesur.

42.- Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu ile Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AYLİN CESUR (Isparta) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bir iki husus var dile getirmek istediğim. Bir tanesi Sayın Akbaşoğlu’nun sağlıkta şiddetle ilgili alınan tedbirlerin yeterliliği hususunda söylediklerine ilave olarak… Buna katılmıyoruz kesinlikle. Teklifin 24’üncü maddesindeki tedbirler kesinlikle yeterli değildir. Önümüzdeki günlerde eğer Genel Kurula gelirse bununla ilgili değişiklik yasa teklifimizin çok daha olumlu bir şekilde düzelteceğini umut ediyorum, inşallah yakında gelir ve görüşürüz. Şöyle ki, sadece 2017 yılında 13.409 tane şiddet vakasının meydana geldiği bir yerde çok ciddi caydırıcı önlemler almak gerekiyor.

Millî Eğitim Bakanlığının bir yayını olan, ortaokullarda ve imam-hatip okullarında 6’ncı sınıflarda sosyal bilimler ders kitabında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım mikrofonu.

Devam edin Sayın Cesur ama tamamlayın lütfen bu bir dakika içinde.

AYLİN CESUR (Isparta) –…Afacan Çocuk Sınıf Kitaplığı kitabında “Yaşlı Kadın Doktor” başlıklı bir yazı var. Bunun gibi birçok materyal var. Burada yaşlı kadının evine muayene etmek üzere gelen göz hastalıkları hekiminin evde bütün her şeyi soyup soğana çevirdiği ve hırsızlık yaptığına ilişkin beyanlar var. Şimdi, bu caydırıcı tedbirlerin, tüm bu konularda, bütün bakanlıkları da ilgilendirecek şekilde gerek Millî Eğitimde gerek Sağlıkta, daha kapsayıcı şekilde alınması gerektiğini düşünüyoruz. Bununla ilgili Millî Eğitim Bakanlığında, Tabipler Birliğinin verdiği yazıdan sonra, hiçbir işlem yapılmadığını tetkik ettik, umarım önümüzdeki günlerde yapılır.

Bir de Milliyetçi Hareket Partisi sayın grup başkan vekilinin söylediğine bir katkıda bulunmak istiyorum. Burada Sayın Akbaşoğlu da söyledi, evet, Meclis bir işleyiş içerisinde kendi sistemine göre şu anda yürüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ama son, bağlayın.

AYLİN CESUR (Isparta) – Bağlıyorum.

Ama hepimizin bildiği üzere ve Türk milletinin de gördüğü üzere biz burada konuşuyoruz, komisyonlar toplanıyor ama bütün bu sayısal çoğunluk nedeniyle elbette ki gerçekten demokratik bir işleyiş yok ama sistemin niye bir parçasısınız diyecek olursanız? Evet, sistemin parçası olmak zorundayız çünkü milletimiz bizi duyuyor ve evet, önümüzdeki günlerde Türkiye'nin daha iyiye gitmesi yolunda bir seçim var. O seçim döneminde de Milliyetçi Hareket Partisinin de buradaki duruşunu milletimiz en iyi şekilde değerlendirecektir. O yüzden en son Sayın Erhan Usta’nın başına gelen hadiseyi hatırlatarak emeklilikte yaşa takılanlardan sonra ne olduğunu hatırlatmak istiyorum.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Ne konuşuyorsun ablacığım, nereye gidiyorsun?

AYLİN CESUR (Isparta) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bülbül.

43.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, Isparta Milletvekili Aylin Cesur’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Anlaşılan bu akşam bize çok söz düşecek.

BAŞKAN – Mümkün olduğu ölçüde diyaloğu daha verimli tutalım, çok uzarsa maddelerin görüşmesi aksar.

Buyurun.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Şimdi herkes seçim yatırımına girdi. Şimdi, burada Milliyetçi Hareket Partisinin tavrının ne olduğunu geçmişteki EYT meselesiyle alakalandırmak suretiyle başka bir mecraya çekilmesine müsaade etmeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi o meseleyle alakalı olarak Milliyetçi Hareket Partisi seçim beyannamesinde dile getirdiği hususu temmuz ayında kanun teklifi hâline getirmiş bir partidir ve kanun teklifini o tarih itibarıyla ilk veren partidir.

AYLİN CESUR (Isparta) – Reddettiniz.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – O reddedilenin ne olduğunu söz alan sayın milletvekilimizin iyi bilmesi lazım, bir araştırma teklifiydi. Hakkında kanun teklifi verilen bir meseleyle alakalı olarak bir daha neyin araştırılması gerekiyor? Biz bunun araştırılmasında herhangi bir gereklilik olmadığını, herhangi bir şekilde komisyon teşekkülünün gerekli olmadığını ifade ettik ve bu noktada tavrımızı ortaya koyduk.

BAŞKAN – Bağlayın Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - EYT meselesi Milliyetçi Hareket Partisinin sadece 27’nci Dönemde değil, 25 ve 26’ncı Dönemde de gündemine getirdiği, hakkında mücadele verdiği bir meseledir. Bununla alakalı olarak Milliyetçi Hareket Partisini töhmet altına sokmaya çalışan açıklamaları asla ve asla kabul edemeyiz. Milliyetçi Hareket Partisinin EYT’yle alakalı vermiş olduğu kanun teklifi şu an Komisyona gelmesi için beklemektedir. Bizler kanun teklifimizin yasalaşması noktasında ümitliyiz ve bunun gerçekleşmesi için de elimizden gelen çabayı sarf edeceğiz.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Burada bitirelim artık ve sözü Komisyona verelim. Sayın milletvekilleri, söz Komisyonda.

Sayın Demircan, buyurun.

44.- Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Sözcüsü Samsun Milletvekili Ahmet Demircan’ın, kanun tekliflerinin Başkanlığa verildikten sonra artık Meclisin olduğuna ve komisyonlarda ve Genel Kurulda son şeklini alarak kanunlaştığına; 15 Temmuz darbe girişimi, PKK, IŞİD, PYD gibi terör oluşumlarıyla mücadelede kamunun kendine ait olan hakkı kullandığına ilişkin açıklaması

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET DEMİRCAN (Samsun) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; kanunlar teklif sahipleri tarafından teklif edilir, Meclis Başkanlığına verildikten sonra artık o kanun teklifi Meclisindir. Komisyonlarda ve Genel Kurulda son şeklini alır ve Genel Kurulda kanunlaşır. Biz bir kanun teklifi verdik, Komisyonda birlikte tartışıldı, değişiklikler yapıldı, ilaveler yapıldı ve Genel Kurulda da aynı şekilde süreç devam etti ve teklif şimdi inşallah kanunlaşacak. Bu birinci söyleyeceğim husus.

İkinci söyleyeceğim husus, elbette ki Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimi ve onunla birlikte kırk yıldır bir ayrılıkçı PKK terör belasıyla sürekli mücadele etmekte, IŞİD terör belasıyla mücadele etmekte, ülke sınırları dışında PYD gibi terör oluşumlarıyla mücadele etmekte. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Anayasa’nın ve kanunların verdiği görev ve yetkiyle bir olağanüstü hâl süreci yaşandı. Bu olağanüstü hâl sürecinde elbette ki kamu kendine ait olan hakkı kullandı ve “Sizinle çalışmayacağım.” dediği şekilde kamudan ayırdığı kişilerin ortaya çıkardığı sorunları çözmek için bir düzenlemeye ihtiyaç vardı, bu kanun teklifiyle bu düzenleme getirildi 5’inci maddede. Düzenlemenin beğenilmeyen, istenilmeyen tarafları olabilir bizim teklifimizde. Bunlar da burada, Genel Kurulda ve Komisyonda ele alındı ve bu şekilde geçildi.

Ben bu açıklamayı yapmak istedim, teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demircan.

V.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Samsun Milletvekili Ahmet Demircan ve 5 milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1186) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 12) (Devam)

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 29’uncu maddesi ile değiştirilmesi öngörülen ibarelerdeki “aile” kelimelerinin “halk” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ünal Demirtaş                     Burhanettin Bulut                 Kani Beko

               Zonguldak                               Adana                               İzmir

         Neslihan Hancıoğlu                   Ali Fazlı Kasap

                 Samsun                                Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap’ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Kasap. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALİ FAZIL KASAP (Kütahya) – Sayın Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türk Dil Kurumuna göre “aile” kelimesi “Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik” olarak tanımlanmaktadır.

Şimdi, burada “halk” yazdığı için kabul etmeyebilirsiniz önergeyi. “Halk” ya da “millet” olsun; dünyanın her yerinde ya “public health” diye geçiyor ya da “National Health Institute” diye geçiyor vesaire. Bu konuda samimiyetiniz varsa “halk” ya da “millet” olarak değiştiririz. Aile olmayanlar var, bekârlar için öyle bir kavram kullanamazsınız. Değiştirilmesinde bence bir sakınca yok.

Şimdi, bu yasa teklifi Komisyona geldiğinde madde 19 vardı. Bu Komisyona havale eden, kanun teklifini hazırlayan arkadaşlar madde 19 hakkında -hiç kimse- görüş sarf edemedi. Arkadaşlar burada, bakanım burada; 19’uncu maddeyi kimse bilmediği için çektik, kimse görüş sarf edemedi, 19’uncu maddeyi bilmiyorlardı. Büyük bir ihtimalle kitapçıdan mı geldi, bilmiyorum, öyle bir durum var!

Türkiye’deki sağlığın geldiği yeri hepimiz biliyoruz, Allah razı olsun, bazı ilerlemeler oldu. Tabii, on altı yıl çok ciddi bir dönem, o kadar dönemde bu kadar iyileşme olması da doğaldır. On altı yıl önceki -daha önce de Komisyonda bahsetmiştim- araçlarını kullanan arkadaşlar var mı şu anda? On altı yaşında arabası olan kaç kişi var? On altı yaşında arabası olan yok, demek ki modeller değişti.

Şimdi, dünyada sağlıktaki göstergelerden birisi olan İngiliz Legation Institute’nin sıralamasına göre sağlıkta 52’nci sıradayız, eğitimde 80’inci sıradayız, kişisel özgürlükte 94’üncü sıradayız.

Şimdi, şöyle bir gazete haberi var, sağlıkta buraya geldik: “Emet’te yeni bir atama yapılana kadar çocuk yapmak yasak. Tek kadın doğum uzmanını ile çektiler, ilde de tek kadın doğum uzmanı oldu.” İl, 600 binlik bir il; sağlıkta 2018. Bu gazete haberi, benim değil.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Gazete yalan yazabilir.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Gazete yalancıysa ben size şöyle söyleyeyim… Size de tekrar söz hakkı verirler. Gerçi tüm Komisyon toplantıları sırasında herhâlde yüzde 10 kadar konuşamadı Komisyondaki AK PARTİ’li ve MHP’li arkadaşlar, öyle tahmin ediyorum. Sataşma dışında, Başkanım söz verdiği zaman bile konuşmadıklarını biliyorum. Uyuyan milletvekillerine Başkanın talimatla “Uyanın, el kaldırın.” dediğini biliyorum. Meclisin bir masuniyeti var, onun bozulmaması gerektiğini de biliyorum. Komisyon toplantısına torunu gelen milletvekili arkadaşları da biliyorum. Aksini iddia edemezler. Kütahya…

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Ayıp, ayıp, yine aynı şeyi yapıyorsun.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Ayıp değil, kesinlikle değil. Olan gerçek bu. Meclisin ve Komisyonun samimiyetini, ciddiyetini bozuyorsak, bakın, o olmaması gereken bir şey, ayıp değil, kesinlikle değil.

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sana yakışıyor, devam et.

ALİ FAZIL KASAP (Devamla) – Bir il var, düşünün, il. 680 yatağı var ve bir tane kaliteli, nitelikli yatağımız yok. Yirmi yıldır hastane inşaatı yapılıyor. Afilli hastane yapıldı, afilli hastanede tıp fakültesi hastanesi yok ve biz oraya Sağlık Bilimleri Üniversitesi kurduk. Olmayan bir üniversiteyi makasla kesip iki üniversite kurduk. Eski vekilleri rektör yaptık, eski vekilleri CEO yaptık. Kamu Hastaneleri Birliği nerede şu anda hakikaten? Yok öyle bir kurum. Yapboza geldi sağlık sistemi. Kaçıncı? “Mecburi hizmet gerekmiyor.” diyen bakan -şu anda yok zannedersem- “Mecburi hizmet insanlık dışıdır, çağ dışıdır.” diyen bakan altı ay sonra tekrar sağlık sistemine mecburi hizmeti koydu.

Şimdi, en sonunda artık çok söylenecek bir şey yok, toparlanacak bir şey yok, onu söyleyeyim size. Adalet konusuna gelince de dört yüz elli gün yeni mezun bir hekim arkadaşımızı hapsediyorsunuz, dört yüz elli gün. İhtisas yapmasına izin vermiyorsunuz, ihtisas kesinlikle yapamaz. Bir pratisyen arkadaş dört yüz elli gün ev hapsinde kalıyor. Bu 5’inci madde de dâhil olmak üzere tamamı fiyasko olan bir kanun teklifini buradan geçirmek zorunda kalıyoruz. Vicdanlarımız bir gün sızlayacak. Torunlarınıza ne anlatacaksınız, bilmiyorum. Hiçbir arkadaşımız ihtisas yapamayacak, yapamayacak. Hekimler yapamayacak. Ege Denizi’nde botlarla karşı tarafa geçen insanları, boğulan insanları göreceksiniz. Torunlarınıza onu mu anlatırsınız, bilmiyorum ama bir şahsı aldınız, ne diyordu? “Adaletin bu mu dünya?” diyordu. Orhan Gencebay’ı da aldınız.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kasap.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

29’uncu madde üzerinde bir önerge daha vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi’nin 29’uncu maddesindeki “yer alan” ifadesinin “bulunan” olarak değiştirilmesini öneriyoruz.

Gereğini saygılarımızla arz ederiz.

       Ali Muhittin Taşdoğan                  Olcay Kılavuz Mustafa Hidayet Vahapoğlu  Gaziantep                               Mersin                               Bursa

              Ümit Yılmaz                    Metin Nurullah Sazak

                  Düzce                                Eskişehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kılavuz.(MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

OLCAY KILAVUZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, yetmiş dört yıl önce Stalin tarafından vatanlarından sürgün edilen Ahıska Türklerinin acılarını canı yürekten paylaşıyorum. Ebediyete intikal eden soydaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaşayanlara da hayırlı ömürler niyaz ediyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 35’inci yıl dönümünü kutluyor, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Türklüğünün liderliğinde Doktor Fazıl Küçük ile kahraman Türk askerlerinin aziz hatıralarının önünde saygıyla eğiliyor, rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Gazilerimize de sağlıklı ömürler niyaz ediyorum.

21’inci yüzyıl her ne kadar barış, özgürlük ve insan hakları kavramlarının en çok kullanıldığı bir dönem olsa da işin aslı hiç de böyle değildir. Bugün hâlâ dünyanın çeşitli bölgelerinde acımasız etnik katliamlara şahit olunmaktadır. Yemen’de, Somali’de, Sudan’da, Afganistan’da, Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, Myanmar’da, Doğu Türkistan’da yaşanan olaylar ne yazık ki insanlığın içine düştüğü vicdani sefalet ve zilleti gözler önüne sermektedir. Masumlar sahipsiz, zalimler pişkin, dünya ise kör ve sağır rolünü oynamaktadır. Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan raporları ciddiye alan yoktur. Sanki tüm dünya el ele vermiş bunca caniliği tiyatro izler gibi izlemektedir. Emperyalizmin acımasız, vahşi ve bir türlü tatmin olmayan iştahı günden güne kabarmakta, mazlumların feryatları yeri göğü inletmektedir. Günümüzde Doğu Türkistan dünyanın en büyük açık hava hapishanesi konumundadır. Ülke, yerden göğe kadar âdeta çelik perdelerle kapatılmış, dünyadan tamamen izole edilerek zulmün, işkencenin her türlüsünün denendiği, katliamların ve toplu soykırımların uygulandığı, mazlumların figanının ölümlerle kesildiği, fani dünyanın âdeta bir cehennemine dönüştürülmüştür. Çin yönetimi, 2017’den beri ülke genelinde kurduğu yüzlerce kampta en az 1 milyon Müslüman Uygur, Kazak, Kırgız soydaşımızı hukuksuz bir şekilde, baskı, zulüm, işkence altında tutmaktadır. Küçücük, körpe Müslüman Türk yavruları ana babalarından koparılmış, kamplara kapatılmıştır. Çin yönetimi, ikiz ve kardeş aile uygulaması alçaklığıyla Müslüman Türk’ün namus ve onuruna hayasızca saldırmakta ve Çinli devlet memurlarının evlerinde bir aile bireyi gibi birlikte yaşamaya mecbur bırakmaktadır. İffetli Türk kızları Çinli erkeklerle baskı, zulüm, tehdit ve şantajla zorla evlendirilmektedir. Türkiye’ye seyahat edenler başta olmak üzere, umre yahut hac farizası için kutsal topraklara seyahat eden soydaşlarımız da maalesef tutuklanmaktadır. Ailesinden ve yakınlarından birisinin yurt dışında olması da tutuklanma sebeplerindendir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyla evlenen Uygur Türklerinin Türkiye’ye dönmesine müsaade edilmemektedir. Müslüman Türkler dinî inançlarını ve millî kimliklerini inkâra zorlanmaktadır. Çince bilmediği için Türkçe konuşanlar cezalandırılmaktadır. Aileleri toplama kamplarına atılan çocukların yakınları tarafından himaye edilmesine izin verilmemektedir. Türklerin sürekli gözetim ve kontrol altında tutularak yaşantılarının izlenebilmesi için sokaktan caddeye her taraf kameralarla donatılmış, çipli telefonlar marifetiyle her hareketleri gözetim altına alınmıştır. Türklerin kan ve DNA örnekleri ile bedensel özellikleri ve kişiye özel sağlık bilgileri zorla alınarak veri bankasına aktarılmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti yönetimine şu çağrıda bulunmak istiyoruz: Doğu Türkistan’daki Müslüman Türk soykırımını derhâl durdurunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

Buyurun.

OLCAY KILAVUZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Çin Anayasası ve sözde özerk bölge yasalarıyla Türklere verileceği vadedilen temel insan hakları, Çin vatandaşlarına tanındığı gibi, Müslüman Türklere de tanınmalıdır. “Eğitim merkezleri” adı altındaki toplama kampları kapatılmalı ve tutuklu olan soydaşlarımız serbest bırakılmalıdır. Doğu Türkistan Türklerine konulan haberleşme ve seyahat yasakları bir an önce kaldırılmalıdır. 2014’ten beri Çin zindanlarında tutulan Uygur Türklerinin vicdanı İlham Tohti bir an önce serbest bırakılmalıdır. Dışişleri Bakanlığımızın Doğu Türkistan meselesine kayıtsız kalmayacağını ve bu konuda gerekli diplomatik girişimlerde bulunacağını temenni ediyorum. Rahmetli Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş Beyefendi’nin ifade ettiği gibi “Nerede bir Türk varsa orası bizim ilgi alanımızdır.” Dünyanın neresinde mazlum, garip soydaşımız, din kardeşimiz var ise her birisinin derdiyle dertlenmek, sevinciyle mutlu olmak hepimizin boynunun borcudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

OLCAY KILAVUZ (Devamla) – Doğu Türkistanlı soydaşlarımız asla yalnız değildir. Al bayraktan gök bayrağa selam olsun! Yaşasın haklı Doğu Türkistan davamız! Yaşasın hiçbir güç önünde eğilmeyen soydaşlığımız! Yaşasın büyük Turan ülkümüz! Yaşasın yüce Türk Milleti! (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 29’uncu madde kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde üç önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 30’uncu maddesinden aşağıdaki ibarenin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

“5) Eşlerden birinin en az beş yıldır genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olunan kişi olup, 900 gün genel sağlık sigortası prim gün sayısının olması,”

         Meral Danış Beştaş            Serpil Kemalbay Pekgözegü     Mahmut Toğrul

                   Siirt                                    İzmir                          Gaziantep

       Adnan Selçuk Mızraklı           Filiz Kerestecioğlu Demir

               Diyarbakır                               Ankara

BAŞKAN – Komisyon önergeyi katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kemalbay Pekgözegü. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 15 Kasım ve idam edilerek yaşamına son verilen Seyit Rıza’nın 81’inci ölüm yıl dönümü. Hem Dersim katliamında yaşamını yitirenleri burada saygıyla anıyorum hem de Seyit Rıza’yı burada saygıyla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, Seyit Rıza şöyle demişti biliyorsunuz Türk devletinin hukuksuz uygulamalarına karşı, yok sayma uygulamalarına karşı: “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim. Bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim. Bu da size dert olsun.”

Şimdi, bugün tekrar Türkiye’de demokratikleşme, barış, özgürlük, halkların statüsü, halkların varlığı, emekçilerin, kadınların hakları için mücadele sürüyor ve bu mücadelede yine bugünün muktedirleri halklara karşı, ezilenlere karşı baskı, şiddet, savaş, çatışma politikalarını sürdürüyorlar ve biz bu politikaları teşhir ediyoruz, bu politikaların karşısında barışın savunucuları olarak, demokrasinin savunucuları olarak, halkların özgürlüğü, eşitliği için mücadele edenler olarak sözümüzü söylemek istiyoruz, halkımıza gerçekleri anlatmak istiyoruz ve bunun için bulduğumuz bütün fırsatları değerlendiriyoruz.

Bugün Bütçe Komisyonunda İçişleri Bakanı partililerimize karşı, milletvekilimiz Ebrü Günay’a karşı saldırgan bir tutum sergilemiştir, bunu burada teşhir etmek istiyorum. Milletvekillerimizin İçişleri Bakanının en temel insan hakları hakkında yürüttüğü politikaların, ihlal politikalarının, hakların gasbedilmesinin, baskının, şiddetin, sokaktaki eylemin, ifade, örgütlenme ve eylem yapma özgürlükleri önündeki baskılarının, şiddetinin teşhirine karşılık Ebrü Günay’ı tehdit etmiş ve “Sen görürsün.” demiştir. Yani bir yasama mensubunu atamayla gelen bir yürütme mensubu parmak sallayarak tehdit edebiliyor. Türkiye böyle bir aşamaya gelmiştir.

Aslında bugün burada, konuştuğumuz 15 Temmuz darbe girişimini istismar eden ve buradan bir darbe devşiren ve bu darbenin sonucunda da OHAL ve KHK’lerle Türkiye’yi yönetmek isteyenlerin uygulamalarıyla karşı karşıyayız. Onların bütün bu meseleleri, OHAL KHK’lerini, bu yasamayı araçsallaştırarak OHAL sürecini devam ettirme… 15 Temmuz darbe girişiminin arkasına sığınarak Türkiye’de baskı, şiddet politikalarını sürdürme, Türkiye halklarını yok sayan, Türkiye işçi sınıfını, emekçilerini yok sayan, onları sömürmek için her türlü baskıyı kendine hak gören anlayışın devam ettiğini görüyoruz. Fakat tıpkı Seyit Rıza’nın dediği gibi biz bu baskı politikalarına karşı asla ve asla diz çökmeyeceğiz, sizlerin yalan ve hilelerinizi de mutlaka yeneceğiz. Bu konuda kararlıyız ve halklarımız bu konuda bizim yanımızda olduğunu her defasında gösterdi, sizin seçim manipülasyonlarınıza rağmen ve sizin baskı ve sindirme politikalarınıza rağmen bu gerçekleşti. Burada konuştuğumuz yasa teklifi de aslında hekimleri sindirme politikasıydı, hekimleri sindirmeye çalışarak bütün topluma bir mesaj verme çabasıydı yani “Siz eğer bize biat etmezseniz sizler o zaman gidip ağaç kabuğu yiyebilirsiniz, siz bu ülkenin yurttaşı sayılmayacaksınız, sizler boyalı yurttaşlar olarak dolaşacaksınız.” dediniz. Siz bunu yapmaya çalıştınız, bu korkuyu vermeye çalıştınız insanlara ve her defasında bizler burada gerçekleri halkımıza anlattıkça AKP sıralarından kalkıp “Hayır, bu böyle değil. Hayır, gerçekler böyle değil.” diyorsunuz ama arkadaşlar, gerçekler, güneş balçıkla sıvanmıyor; bu söz bize aittir çünkü gerçekleri savunan bizleriz.

Bakın, Diyarbakır’da bir aile sağlık merkezini karakola çevirdiğiniz bir gerçektir. Niye oradan itiraz ediyorsunuz? Niye bu gerçeği karartmaya çalışıyorsunuz?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yalan söylüyorsun, yalan söylüyorsun!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Lütfen gidin, size adresi söylüyorum: Bağlar 3 no.lu Aile Sağlık Merkezi’nin yerinde ne var, gidin, bir bakın lütfen. Sizin bürokratlarınızın, Sağlık Bakanlığının verdiği bilgilerle yetinmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Boşaltıldı, başka yere taşındı. Sur’daki sağlık ocağını yakıp yıktınız, Sur’daki sağlık ocağını yakıp yıktınız!

BAŞKAN - Sayın Eronat, lütfen…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ayıp ya! Sur’daki sağlık ocağından bahsetsene!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Bakın, size adresi veriyorum…

BAŞKAN - Sayın Hatip, lütfen Genel Kurula konuşmaya devam edin.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Size adresi veriyorum…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yalan söyleme ya!

BAŞKAN - Sayın Eronat, grup başkan vekiliniz dile getirir, söz istersiniz, dile getirirsiniz ama böyle olmaz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Adresi size veriyorum: 5 Nisan Mahallesi, Nükhet Coşkun Caddesi Bağlar’a gidiniz ve lütfen bakınız. Burada, üstelik Bağlar’da ikinci karakol açılıyor, öyle ki bir anne şöyle söylemiş: “Şimdi hep tedirginim, akşam olunca çocuklarımı tek tek arıyorum, orası aslında bir açık hapishane, aslında tam bir sıkıyönetim var Diyarbakır’da, Bağlar’da. Bütün o Kürt coğrafyasında tamamen bir sıkıyönetim var.” Ve bu sıkıyönetim politikalarınızı onaylamayan bir partiyiz biz.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – PKK’ya karşı açıyoruz, teröre karşı açıyoruz.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Halkların Demokratik Partisi tıpkı Leyla Güven’in bugün yaptığı gibi, dokuz gündür açlığa bedenini şunun için yatırdı: Barış gelsin diye, barışa köprü olsun diye.

SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Barışın gelmesi için PKK’nın bitmesi lazım.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Sayın Abdullah Öcalan’ın barış elini uzatan, barış görüşmelerini gerçekleştiren… (MHP sıralarından gürültüler)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Ya ne “sayın”ı? Bırak “sayın”ı ya! Olsa olsa çakal olur ondan, katil olur!

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) –…Öcalan’a tecridin kaldırılmasını isteyen, bedenini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen, konuşmasını tamamlasın Sayın Hatip.

Tamamlayın Sayın Kemalbay.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Sayın Leyla Güven, Değerli Milletvekilimiz, bu Parlamentonun saygın bir üyesi olan Leyla Güven’in oluşturmaya çalıştığı köprüye kulak verin. O, duvarları yıkmak istiyor, barış önündeki barikatları yıkmak istiyor, onun yerine halklarla köprü oluşturmak istiyor; tıpkı Halkların Demokratik Partisi gibi. Partimiz barış köprüsü oluşturmak istiyor, sizse savaş politikalarından besleniyorsunuz, sizse çatışma politikalarından besleniyorsunuz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – “Barış” diyorsun, Öcalan’a “sayın” diyorsun canım, ne barışı! Katile “sayın” de, barış iste!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (Devamla) – Gerçek budur arkadaşlar. Gerçek, karakola çevirdiğiniz bu coğrafyadır. Gerçek, sizin savaş politikasından beslendiğinizdir. Gerçek, İçişleri Bakanının, bir milletvekilini parmak sallayarak tehdit etmesidir. Hatta ve hatta partimizin eş genel başkanını bile aynı İçişleri Bakanı tehdit etmiştir, tehdit telefonunda bulunmuştur. Hâlâ kendi koltuğunu koruyor ve koltuğunda oturmaya devam ediyor. Bu da sizin yüz karanızdır, bu da demokrasinin olmadığının bir göstergesidir.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Demagoji yapmayın, demagoji yapmayın! Gerçekleri gizleyemezsiniz! Bebek katillerini desteklemeyi bırakın!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kemalbay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sonra söz taleplerini karşılayacağım değerli milletvekilleri, belli bir sıra içinde karşılıyoruz hepsini.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Ama Başkanım Diyarbakır’la ilgili konuştu.

BAŞKAN – Lütfen, tamam, karşılayacağım, o düzeni ben kuruyorum, bekleyin.

Başka söz talepleri de var, onları belli bir sıra içinde karşılayacağım.

Şimdi 30’uncu madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1186) sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 30’uncu maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanun’un 63’üncü maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin (3) numaralı alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                Ali Şeker                       Ali Haydar Hakverdi      Burhanettin Bulut

                İstanbul                                Ankara                              Adana

              Fikret Şahin                          Ednan Arslan

                Balıkesir                                 İzmir

“3) Kadının pirimer overyan yetmezliği ve erkeğin azoospermisi olması halleri hariç olmak üzere son üç yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alınamamış olduğunun Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları sağlık kurulları tarafından belgelendirilmesi”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yok.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kadının primer overyan yetmezliği veya erkeğin azoosspermisi olması hâllerinde son üç yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinin uygulanmasına tıbben imkân ve lüzum olmadığından, belirtilen hâller bu alt bent hükmünden hariç tutulmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 30’uncu maddesinde yer alan “en fazla üç deneme ile sınırlı olmak üzere” ibaresinin “en fazla beş deneme ile sınırlı olmak üzere” ibaresi olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

        Aydın Adnan Sezgin                     Dursun Ataş                Feridun Bahşi

                  Aydın                                 Kayseri                           Antalya

              Ayhan Erel                           Tamer Akkal

                Aksaray                                Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANVEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Aydın Adnan Sezgin konuşacaktır.

Buyurun Sayın Sezgin. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 35’inci kuruluş yıl dönümünü kutluyorum.

Az önce Milliyetçi Hareket Partisinden sayın bir hatip Çin’de ağır zulüm gören Uygur Türklerine değindi, fevkalade haklıdır. Biz de defaatle bu konuyu yüce Meclisin gündemine getirdik. Ayrıca, dün Bütçe Komisyonunda Dışişleri bütçesinin görüşülmesi sırasında bu meseleye ayrıntılı şekilde değindik ancak Hükûmetten, iktidardan gerekli cevabı ve beklediğimiz tepkiyi, yönelimi maalesef göremiyoruz. Bu her şeyden önce fevkalade ağır ve kitlesel bir insan hakları ihlali oluşturan durumu elbette bütün dünya izliyor. Sanki, alışılagelmiş partönerlerimiz, ortaklarımız arasında en tepkisiz ülke Türkiye, maalesef. Hatta hatta geçtiğimiz bir iki hafta önce bu mesele Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinde Çin’in periyodik raporunun görüşülmesi sırasında gündeme geldiğinde temsilcimiz maalesef sadece birkaç satırlık bir müdahalede bulundu. Bunu hakikaten acıklı bir durum olarak görüyoruz. Efendim, konuma dönüyorum.

Görüşülmekte olan teklifin 30’uncu maddesiyle getirilen en önemli yenilik, tüp bebek tedavisinden faydalanmak için yaş sınırının 39’dan 40’a çıkarılmasıdır. Bir diğer değişiklik ise hizmetten faydalanma hakkının 2’den 3’e çıkarılmış olmasıdır. Biliyoruz ki tıp çok hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bir taraftan ortalama yaşam süresi uzarken diğer taraftan istenen düzeyde olmamakla birlikte koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin niteliği kısmen iyileşmektedir. Bu bağlamda yaş haddini 40’la sınırlamak doğru değildir. Tıbbi verilere göre 40 ila 45 yaş arasındaki kadınlarda yüzde 8,5 oranında klinik gebelik sağlanması mümkündür. Bu ihtimal yabana atılmamalıdır. Ayrıca bir taraftan yıllardır ve ısrarla üç çocuk sahibi olunması teşvik edilirken diğer taraftan 40 yaşın üzerindeki kişilerin çocuk sahibi olma isteklerine kayıtsız kalmak, en azından tutarsız bir uygulama olacaktır.

Öte yandan, eğitim süresinin uzaması, iş bulmada yaşanan sıkıntılar, ağır ve ağırlaşan ekonomik güçlükler gibi nedenlerle ortalama evlilik yaşı da yükselmektedir. Bu artışın devam etmesi de kuvvetle muhtemeldir. Bu durum, yardımcı üreme yöntemi tedavisinden faydalanma yaşını 40’la sınırlamanın yanlış olduğunu ortaya koyan diğer bir nedendir. Ancak burada dikkat edilmesi geren önemli bir husus, 40 yaşından sonraki gebeliklerde genetik bozukluğa sahip bebeklerin doğma ihtimalinin de artış göstermesidir. Bu nedenle 40 yaşından sonra yapılacak olan tüp bebek tedavilerinde embriyonun genetik incelemeye alınması da bir gereklilik oluşturmaktadır. Bu çalışmalar mutlaka Üremeye Yardımcı Tedavi Yöntemleri Komisyonunun ortaya koyacağı tespitlere bağlı olmalıdır. Bu bağlamda tedavi sırasında embriyo üzerinde hastalık teşhisiyle ilgili çalışmalar yapılmasını ve gerekli tetkiklerin bu kanun kapsamında sağlanacak olan hizmet paketine dâhil edilmesini öneriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Sezgin.

Buyurun.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Genetik tanı uygulamasının 40 yaş üzerindeki faydalanıcılar için devlet tarafından karşılanması ailelerin çocuklarını sağlıklı şekilde kucaklarına almasını sağlayacaktır. Elektronik reçeteler ve on-line randevu sistemleri gibi ikincil uygulamalarla sağlıkta devrim yaptığını sanan iktidar da böylelikle sağlıkta gerçekten faydalı bir icraata imza atmış olacaktır.

Önümüzdeki kanun teklifinin sağlık çalışanlarına yönelik şiddete ilişkin düzenlemeleri hakkında da görüş belirtmek istiyordum ama vaktim olmayacak herhâlde.

Teşekkür ederim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

30’uncu maddeyi bundan önce oylanıp kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 30’uncu madde kabul edilmiştir.

31’inci madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 31’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşim on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.54

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Şeyhmus DİNÇEL (Mardin), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

32’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 32’nci maddesiyle eklenmesi öngörülen fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini öneriyoruz.

Gereğini saygılarımızla arz ederiz.

           Hasan Kalyoncu                        Baki Şimşek                  Sefer Aycan

                  İzmir                                  Mersin                  Kahramanmaraş

      Mehmet Celal Fendoğlu         Mustafa Hidayet Vahapoğlu  Ayşe Sibel Ersoy

                 Malatya                                 Bursa                              Adana

           İbrahim Özyavuz

                Şanlıurfa

“(2) Gıda ve takviye edici gıdaların etiketinde, tanıtımında ve/veya reklamında sağlık beyanı kullanılmasında Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumunca izin verilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy konuşacaktır.

Buyurun Sayın Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağlık Bakanlığıyla ilgili bazı kanun maddelerindeki değişiklik teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Öncelikle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 35’inci kuruluş yıl dönümünü tüm içtenliğimle kutluyorum. Kurucu Cumhurbaşkanı, büyük devlet adamı Rauf Denktaş’ı rahmetle ve minnetle anıyorum. Şehit düşen Kıbrıs Türklerine ve kahraman Türk askerlerimize Allah’tan rahmet diliyor, tüm gazilerimize saygı ve şükranlarımı sunuyorum.

Eczacılık yemini “Eczacılık mesleği üyeleri arasına katıldığım bu andan itibaren hayatımı insanlık hizmetine adayacağıma…” diye başlar. Bu bakış açısıyla, eczacıların eczanelerindeki birinci görevi kamuya hizmettir. Hepimizin bildiği gibi, eczaneler, toplumun ilaca ulaşmasındaki en önemli sağlık noktalarıdır. Akılcı ilaç kullanımındaysa en önemli rehber yine eczacılardır. Tıbbi ürünler ve ilaçlar eczacıların uzmanlık alanıdır, dolayısıyla yurt dışı ilaç tedarikine ilişkin kurum ve kuruluşlara yetki verilmesi durumunda sağlık amacının dışında kâr amacı güdülen bir ticari faaliyete dönüşme riski açığa çıkacaktır. Kâr amacı hedefinde olan özel şirketlere yetki verilmesi ilaç fiyatlarının artmasına neden olacak ve hastanın ilaca ulaşmasını zorlaştıracaktır. Bu nedenle, yurt dışından ilaç temininin kamu hizmeti veren kurum ve kuruluşlarca yapılması da en uygun olanıdır.

İlaç dışı kategorilerde, vitamin, mineral ve sağlık ürünlerinin internet, televizyon ve diğer satış kanallarıyla satılması da bir diğer önemli konudur. 6197 sayılı Yasa’ya ek olarak çıkarılan yönetmeliklerde bu ürünlerin internet satışının eczacılar tarafından yapılması yasaklanmıştır. Oysa bu ürünler eczacılar dışında birçok kişi tarafından internetten satılmaktadır ve çok önemli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. İnternet satışının eczaneler tarafından yapılması yasal olarak mecburi hâle getirilebilir. Ancak bilgilendirmeler ve satış kriterleri Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenerek denetleme, takip ve kontrolü yine Sağlık Bakanlığının belirleyeceği kurumlarca yapılabilir.

6197 sayılı Yasa, eczacıların tansiyon ölçmesine, ev tipi testlerle şeker, kolesterol ve koagülasyon testi yapmasına; grip aşısı yapmasına; cilt analizi, yağ, kas, su ve metabolizma yaşı ölçümü yaparak kilo takibi yapmasına; dermokozmetik ürünlerin kullanılışını öğretmek amaçlı uygulama yapmasına; sigara bırakma sürecindeki kişilere danışmanlık hizmetini vermesine müsaade etmemesine rağmen, yasaklamanın hayatın doğal akışına aykırı olması sebebiyle bu hizmetler eczaneler tarafından hâlihazırda verilmektedir. Eczanelerin bu hizmetleri vermesindeki standartlar oluşturularak bu hizmetleri vermesinin teşvik edilmesi de toplum sağlığı açısından elzemdir.

6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun ve bu konuda çıkarılan yönetmelikler uyarınca eczanelerin çalışma saatlerinin Türk Eczacıları Birliğinin görevlendirmesiyle bölge eczacı odalarınca düzenlenmesi hüküm altına alınmış ise de gerek kanunun gerekse çıkarılan yönetmeliklerin yürürlüğe girmesinden günümüze kadar halkın iş ve sosyal hayatının zamanlamasında çok ciddi değişiklikler olmuştur. Bu gelişme doğrultusunda eczacıların çalışma saatlerinin her bölge ve eczane için sabit bir saat olan sabah sekiz buçuk, akşam on gibi genel bir şekilde düzenlenmesi hayatın doğal akışına, akla ve uygulamaya ters hâle gelmiştir. Bu sebeple eczanelerin bulunduğu konumları ve hastaların ilaca kesintisiz ve kolayca ulaşım hakları dikkate alınarak bu mesai saatlerinin ihtiyaca göre düzenlenmesi gerekmektedir. Özellikle hastanelerin, şehir hastanelerinin ve aile sağlığı merkezlerinin çevresindeki eczanelerin, ana caddeler, plazalar ve alışveriş merkezindeki eczanelerin, tatil beldelerindeki eczanelerin, havaalanları ile garlardaki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Ersoy.

Buyurun.

AYŞE SİBEL ERSOY (Devamla) – …eczanelerin, halkın ilaca, sağlığa kesintisiz ve kolayca ulaşımının sağlanması bakımından açık olması gereken saatleri farklı olmalıdır. Bu sorunlar eczacılık mesleğimizin ancak birkaçıdır.

Mesleğimin sorunlarının kısa zamanda çözüme kavuşması temennisiyle değişiklik yapılacak kanunlarımızın hayırlı olmasını diliyor ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ersoy.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 32’nci madde kabul edilmiştir.

33’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi’nin 33’üncü maddesinin aşağıdaki biçimde değiştirilmesini öneriyoruz.

Gereğini saygılarımızla arz ederiz.

              Baki Şimşek                        Hasan Kalyoncu                Sefer Aycan

                 Mersin                                  İzmir                   Kahramanmaraş

      Mehmet Celal Fendoğlu         Mustafa Hidayet Vahapoğlu İbrahim Özyavuz

                 Malatya                                 Bursa                           Şanlıurfa

Madde 33: 5996 sayılı Kanunun 40’ıncı maddesinin (ö) bendine “belediyelere ve il özel idarelerine” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu konuşacaktır. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Kalyoncu.

Süreniz beş dakikadır.

HASAN KALYONCU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti devleti jeopolitik olarak çok önemli bir noktadadır. Avrupa’ya açılan, Kafkaslara uzanan, Orta Doğu’ya açılan bir kapıyız.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ülkemiz için âdeta bir güvenlik hattıdır. Kıbrıs bize ecdat yadigârı vatan toprağıdır. Kıbrıs gazidir, Kıbrıs şehittir, Kıbrıs millî davadır.

Türk milleti asırlardır hür yaşamış ve asla manda ve himaye altında olmamıştır. Kıbrıs Türklerinin özgürlüğü de 15 Kasım 1983’te cumhuriyetle taçlanmıştır.

Topraklarımızı vatan yapan başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, tüm şehit ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.

Değerli milletvekilleri, bilgi çok önemli ve insanoğlunun ihtiyacıdır. Bilgisiz düşünmeye başladığınız zaman çok farklı yerlere gidersiniz. İmam Matüridi de diyor ki: “Düşünmeyi engelleyen her şey şeytanidir. Düşünemezseniz farklı şekillerde yorumlar yapmaya kalkarsınız ve cehaletiniz yüzünüze yansır.” CHP Tekirdağ Milletvekilinin yaptığı gibi Trabzonlulara farklı şekillerde hitap etmeye kalkarsınız. Özür dilemiş olsa da burada kendisini kınıyorum.

MURAT EMİR (Ankara) – Çarpıtmayın lütfen ya! Çarpıtmayın! Kaç defa konuşuldu?

HASAN KALYONCU (Devamla) – Buyurun efendim…

BAŞKAN – Sayın Hatip, siz konuşmanıza devam edin lütfen…

MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Vekil, kaç defa özür diledi? Kaç defa “Anlamını aştım.” dedi?

HASAN KALYONCU (Devamla) – Ben de kınama hakkımı kullanıyorum. Bunda bir sıkıntı var mı sizce? Sizce var mı?

MURAT EMİR (Ankara) – Düzeltilmiş şeyi tekrar etmeye gerek yok anlamında.

HASAN KALYONCU (Devamla) – Size soruldu mu? Size soruldu mu?

MURAT EMİR (Ankara) – Hayır, söylüyorsunuz ya…

BAŞKAN – Karşılıklı konuşma olmasın lütfen.

HASAN KALYONCU (Devamla) – Lütfen yerinize oturun. Dinleyiniz.

MURAT EMİR (Ankara) – Zamanını iyi değerlendir, zamanını…

BAŞKAN – Sayın Hatip, lütfen devam edin.

HASAN KALYONCU (Devamla) – Dinleyiniz…

MURAT EMİR (Ankara) – Halledilmiş bir konu, o yüzden.

HASAN KALYONCU (Devamla) – Dinleyiniz…

MURAT EMİR (Ankara) – Dinliyorum zaten, zevkle dinliyorum. Sizi dinliyoruz.

HASAN KALYONCU (Devamla) – Su kaynaklarıyla ilgili belediyeler ve özel idareler yaptırıma sahip ve sorumluluk sahibi birimlerdir. Şimdi, ülkemizde bu duruma baktığınız zaman, içme sularından oldukça fazla ve zaman zaman insanlarımız çeşitli hastalıklara tutulmaktadır.

Su kaynakları ülkemiz adına korunması gereken ve önlem alınması gereken en önemli konuların başında geliyor. Küresel ısınmayla beraber ülkemizde gelecek yirmi yıl içerisinde problem yaşanmaya başlayacaktır. Bunun önlemini alabilmek için su kaynakları üzerinde oldukça hassas bir şekilde durmak gerekiyor.

Şimdi, belediyeler su kaynaklarının temiz kalması ve… Kullanım hakları üzerinde yaptırımlara sahip ama su kaynaklarını en fazla kirleten kurumlar arasında da belediyeler yer alıyor. Mesela özellikle İzmir’den bahsedersek İzmir’de su kaynaklarıyla ilgili birçok problemimiz söz konusu, bunlardan biri körfez. Körfezi etkileyen kaynaklardan biri, belediyenin çalışmayan veya çalıştırılamayan atık su tesisleridir. Bunun haricinde, Tahtalı Barajı ve Tahtalı Barajı çevresinde içme suyu havzasına karışan lağımlar mevcuttur. 2017 Çevre Durum Raporu’na baktığımızda “İzmir metropol alanı içerisinde büyük kanal projesi çalışmaları tamamlanmıştır. Ancak pek çok ilçemizin kanalizasyon ve arıtma şebekeleri olmadığı için atıklarını direkt olarak en yakın alıcı ortamlara vermekte ve böylece yüzeysel su kaynaklarını hızla kirletmektedir.” diye bir ibare var. Şimdi, bunu değerlendirdiğimiz zaman içme suyu kaynaklarının ne durumda olduğunu açık ve net görüyoruz. İzmir’de var olan bu durum Türkiye genelinde de yer yer karşımıza çıkıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Hatip.

HASAN KALYONCU (Devamla) - Azalan su kaynakları kirlilikle de karşı karşıya kaldığında ileride Türkiye’nin geleceği açısından oldukça büyük problem oluşturmaktadır. Bakırçay, Nif çayı, Küçük Menderes ve Gediz nehirlerinde kirlenmenin sebeplerinden biri evsel atık sularıdır, bunlar da belediyelerin kontrolü altında olması gereken yerlerdir. Son elli yıl içerisinde Burdur, Antalya, Konya, Mersin, Hatay ve Afyonkarahisar’da 36 tane göl kurumuştur. Şu anda da 14 gölün kurumayla karşı karşıya kaldığını biliyoruz. Bugün Eğirdir Gölü’nde, Beyşehir Gölü’nde kuraklıkla ilgili büyük problemler yaşanmaktadır. Eğirdir Gölü’nde yaklaşık 200 metreye kadar çekilmeler söz konusudur.

Bunların hepsini göz önünde bulundurarak ve su konusunda bakanlıklar arasındaki karmaşayı da ortadan kaldırarak Türkiye’ye millî bir su kanunu veya millî bir su politikası oluşturmamız gerekmektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kalyoncu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesinde yer alan “gelmek üzere” ibaresinin “eklenmek üzere” ibaresi olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

 

           Fahrettin Yokuş                        Dursun Ataş                Feridun Bahşi

                  Konya                                 Kayseri                           Antalya

              Ayhan Erel                           Tamer Akkal

                Aksaray                                Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Feridun Bahşi söz almıştır.

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’in 33’üncü maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclise sunulan bu torba yasa teklifi hiçbir hukuk kavramıyla örtüşmemektedir, temel insan haklarına tamamen aykırıdır. OHAL ve KHK’lerle binlerce sağlık çalışanı ihraç edilmiş, eğitim hakkı elinden alınmış, hangi kıstaslarla yapıldığı bilinmeyen güvenlik soruşturması gerekçesiyle binlercesi de işlerine başlatılmamıştır. Kamu sağlık çalışanları OHAL’in kalkmasıyla bu sıkıntının giderilmesini beklemekteyken bu torba kanun teklifiyle eğitim ve çalışma hakları tümden engellenmekte ve bir nevi açlığa mahkûm edilmek istenmektedir. Güya bu yasa kamuoyunda sağlıkta şiddete karşı olarak sunulan tasarı gibi lanse edilmiştir. Bırakın sağlıkta şiddete çözümü, hukuksuz bir şekilde kamudan atılan, güvenlik soruşturmalarından geçemeyen hekimlerin mesleğini yapma olanağını da neredeyse ortadan kaldırmaktadır. Şiddeti değil çalışma hakkını engelleyen bu yasa tasarısı tümüyle geri çekilmelidir.

Değerli milletvekilleri, insanın ve insan sağlığının içinde olmadığı her iş ve eylemin bizim için hiçbir önemi yoktur. Ancak üzülerek ifade etmem gerekirse, on altı yıllık AKP iktidarı döneminde ülkeyi iyi yönetmek iddiasıyla, algı yönetimiyle, alınan oy oranıyla izah edilmeye çalışılmış, her şey fazla oy almaya bağlanmıştır. Dolayısıyla, yapılan icraatlar, muhataplarla hiç paylaşılmadan “Ben yaptım oldu.” mantığıyla ifade edilmiştir.

Yine, AKP Hükûmeti döneminde 2002-2017 tarihlerinde SGK’de gelir gider arasındaki dengesizlik kronik hâle gelmiş, toplam 301 milyar TL’lik açık oluşmuştur; sadece 2018 yılında 34 milyar civarında açık beklenmektedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, artık rahatsızlanan ya da var olan rahatsızlığının tedavisine devam eden vatandaşlar hastane kapılarında kuyruklar oluşturmuyor, doğrudur, çünkü, Merkezî Hekim Randevu Sistemi var. Ancak artık kuyruklar telefon başında oluşuyor. 182’yi arayarak ya da servisin internet sitesinden randevu almaya çalışanlara ancak on beş gün sonra randevu verilebilmektedir. Ayrıca, ALO 182 randevu hattı vatandaşlar için ücretlidir. Şimdi sizlere soruyorum: Merkezî Hekim Randevu Sistemi yani ALO 182 hattını aramanın ücretli olmasını sosyal devlet olma ilkesiyle nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Bir başka komedi ise, vatandaşlar aslında ücretsiz sandıkları muayenelerin ücretlerini artık eczanelerde ilaç alırken ödüyorlar. Sistem tıkır tıkır işliyor. Hastaların birçoğu, ödediği paranın tamamının ilaç parası olduğunu sanıyor ve eczacıların büyük kâr ettiklerini düşünerek indirim bekliyor.

Değerli milletvekilleri, daha önce de her platformda belirtmeye devam ettiğimiz ve edeceğimiz başta emeklilikte yaşa takılanlar, 3600 ek gösterge, bedelli askerlik, tek tip askerlik, kadınların sigortalılık dönemi öncesi doğum sürelerinin sigortalı sayılması, devlet memurlarının kadro sorunlarının çözülmesi, askerlikte geçen sürelerin devletçe sigortalı sayılmasıyla ilgili vermiş olduğumuz kanun teklifleriyle ilgili hâlâ bir adım bekliyoruz. Ayrıca, belediye şirketlerine devredilen taşeron işçilerinin sorunlarının çözümü için de yasa teklifimizi yakında Genel Kurula sunacağız.

Ancak burada özellikle bedelli askerlikte bir ayrıntıya girmek istiyorum. 750 bin adayın müracaat ettiği bedelli askerlik, tamamen dram hâline dönüşmüştür. Her celp döneminde askere alınanlarla bu sayının eritilmesinin 2022 yılını bulacağı hesap edilmektedir. Bu çocuklar, çok kısa sürede askerliklerini yapıp hayatlarına yön verebilme, hayatlarını kurabilme hayaliyle AKP’nin açtığı bu yola başvurmuşlardır. Ancak, yoğun bir şekilde pişmanlık ve çaresizlik içinde çırpınmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, içinizde Rahim Cavadbeyli’yi tanıyan var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bahşi.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Tamam efendim.

İçinizde Rahim Cavadbeyli’yi tanıyan var mı, bilmiyorum. Rahim Cavadbeyli, Tebrizli bir Türktür ve dört yıldan beri mülteci statüsünde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Ofisinin gözetiminde Türkiye’de yaşamaktadır. Bugün 15 Kasım, Rahim Cavadbeyli, tam yüz beş gündür yani 2 Ağustostan bu yana İran’a iade edilmek üzere Van’da olumsuz şartlarda gözaltında bulunmaktadır. Yani özgürlüğüne ve hayatına yönelik bir tehditle karşı karşıya kalacağı bir ülkeye gönderilemez kuralına rağmen gözaltında tutulmaya devam edilmektedir. Çok ağır ve sağlıksız şartlarda mide kanaması geçirdiğinde doktora ulaşmasında bile çok büyük zorluklar yaşayarak gözaltında tutulmaktadır.

Cavadbeyli ,Türk milliyetçisi bir edebiyatçıdır, eserleri başta Türkiye, İran ve Azerbaycan’da olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde yayınlanmıştır. Biz nasıl bir ülke olduk? Burnumuzun dibinde adalar işgal edilir, sesimizi çıkarmayız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın lütfen Sayın Bahşi.

Buyurun.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Tamam efendim.

…Putin Kırım’ı işgal eder, sineye çekeriz; Çin zulmünden kaçan Uygur Türklerini günlerce havaalanında bekletiriz, Çin’de zulüm gören Uygur Türklerini görmezden geliriz. Türk vatandaşlarının, Uygurların Doğu Türkistan’la ilgili faaliyetlerine yasak koyarız. Irak’tan, Suriye’den gelen Türkmenler bin sıkıntı çeker, milyonlarca Arap, ellerini kollarını sallaya sallaya Türkiye’de dolaşır, her türlü hizmetten parasız yararlanır, üstüne üstlük her kişiye ayrı ayrı asgari ücretin üstünde harçlık verilir, üniversitelere sınavsız alınırlar.

Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Boraltan Köprüsü’nü hatırlatmış ve Şair Almas İldırım’ın şiirindeki gibi “Dönüp seslendim geri/Merhametsiz birine/ Beni siz vursaydınız şu gâvur’un yerine” diye seslendi. Rahim Cavadbeyli bir Türk’tür, Türk’ün şefkatini görmeye hakkı vardır, Türkiye’de mültecidir, “gardaşlarımızı” İran’a teslim etmeyin, yeni bir Boraltan Köprüsü faciası yaşatmayın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bahşi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 33’üncü madde kabul edilmiştir.

34’üncü madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 35’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Meral Danış Beştaş        Filiz Kerestecioğlu Demir         Serpil Kemalbay Pekgözegü

                   Siirt                              Ankara                               İzmir

            Mahmut Toğrul             Adnan Selçuk Mızraklı                       

               Gaziantep                        Diyarbakır

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Ünal Demirtaş                     Burhanettin Bulut                 Kani Beko

               Zonguldak                               Adana                               İzmir

         Neslihan Hancıoğlu                   Ali Fazıl Kasap

                 Samsun                                Kütahya

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk söz, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şehir hastaneleriyle ilgili 35’inci maddede söze başlamadan önce bir Bakandan söz etmek istiyorum maalesef; kendisi yukarı katta konuşuyor şu anda, bütçesi görüşülüyor, İçişleri Bakanı. Vekil arkadaşımıza, Mardin Vekilimiz Ebrü Günay’a “Sen provokatörsün, sen görürsün!” diyebilen bir İçişleri Bakanından söz ediyoruz. Aynı zamanda, bu Bakan, daha öncesinde de Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan’a telefon açarak -telefon görüşmesinde, yüz yüze de değil- “Hiçbirinizi yaşatmayacağız bundan sonra, göreceksiniz.” diyebilen bir Bakan ve bu söylendiğinde de bu sözleri inkâr etmeyen, “Daha da fazlası vardı.” diyebilen bir Bakan. Şimdi, kendisiyle diyalog kurulamayan, gerçekten asgari bir siyasi -nasıl diyeyim- edebe sahip olmayan bir Bakan olabilir mi?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Siz mi edepten bahsedeceksiniz! Vatan hainleri!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Biz bunu ifade ettiğimiz zaman aslında evet hani görevine devam edecektir.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Vatan hainisiniz!

BAŞKAN – Sayın Eronat, lütfen…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Söz vermedin, ben de söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Eronat, lütfen…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Çok teşekkür ederim, çok teşekkür ederim, sağ olun, ağzınıza sağlık gerçekten!

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Alkışlıyorum!

BAŞKAN – Sayın Eronat, lütfen…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Zaten dünyanın usulü budur, dünyanın usulü budur. Sizin gibi düşünmeyenleri vatan haini ilan edersiniz, ondan sonra da huzura erersiniz, rahat edersiniz, sağ olun, teşekkürler.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Değil misiniz? Değil misiniz? “Değilim.” deyin. Diyemezsiniz, diliniz dönmüyor.

BAŞKAN – Sayın Eronat…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Evet, bu İçişleri Bakanından söz ediyorum ve ek süre almak istiyorum çünkü bu hanımefendi, gerçekten insicamı bozan ve konuşulmasına izin vermeyecek bir hanımefendi.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Dürüst konuşacaksınız, dürüst!

BAŞKAN – Buyurun, siz devam edin konuşmanıza Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Yani rica ediyorum, bir kere de kendisinin bu kürsüye çıkmasını sağlayın ve buradan konuşsun ve rahatlasın çünkü başka türlü olmayacak yani hepimiz buradan konuşurken bu müdahaleye devam edecek.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Dürüst olun, sataşmam.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Evet, şimdi sürekli tehditle iş gören bir Bakandan söz ediyoruz ve bunu yapmakta da hiçbir beis görmüyor ve kendisi yüzlerce korumayla gezen bir Bakan, kendisi çocuğuna hamileyken eşini failimeçhul cinayette kaybetmiş bir kadına bunu söyleyebiliyor, “Hiçbirinizi yaşatmayacağız, göreceksiniz!” diyor ve bu sözün arkasında durabiliyor. Ya da işte vekilimize kalkıp “Göreceksin sen!” diyor. Ne göreceğiz? Fezleke görüyoruz, hapishane görüyoruz. Ne görüyoruz? İşte, burada müdahale görüyoruz, sözlerimizin engellenmesini görüyoruz. Başka ne göreceğiz? Suikast mi göreceğiz, ne göreceğiz Allah aşkına? Gerçekten ne göreceğiz?

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Onu siz bilirsiniz, suikastı siz bilirsiniz! Bombaları siz bilirsiniz!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Şimdi, bunları kabul etmiyoruz, bizim herhangi bir korkumuz yok. Ama biz bunun bir siyasi edep, siyasi üslup olduğunu düşünmüyoruz ve kabul etmiyoruz.

Ayrıca, şunu, bir araştırmayı söylemek isterim: Oxford Üniversitesi, 5 kıtadan, 37 ülkede yaptığı araştırmada internette siyasi görüşünü açıklamaktan en çok Türklerin korktuğunu tespit etmiş. Sebep ise yetkililerle sorun yaşama ihtimali; işte, bu yetkililerden biri bu İçişleri Bakanı maalesef.

Evet, şehir hastanelerine dönersek arkadaşlar, insan merkezli sağlık hizmeti vermenin adı, beş yıldızlı otel gibi hastane yapmak oldu. Aslında bu hastaneleri Bakanlık falan yapmıyor, şirketler yapıyor, Bakanlığa kiralıyor. Şimdi de bu şirketlerin koşullarının iyileştirilmesini görüşüyoruz. Şirketlere hasta garantisi verilen tıbbi hizmetlerde on yıllık süre garantisi de verilmesini konuşuyoruz. En başından beri biz kamuya yapım maliyetinin çok üstünde bir rakama mal olması nedeniyle Şehir Hastaneleri Projesi’nden vazgeçilmesi gerektiğini söyledik.

Şimdi, bu hastanelere, bu şirketlere daha doğrusu, şehir hastanesi yapan şirketlere ücretsiz hazine arazisi, en az yirmi beş yıl boyunca kira garantisi, tıbbi hizmetlerde en az on yıllık sözleşme garantisi, Kamu İhale Kanunu’ndan muafiyet gibi garantiler sağlanıyor ve Sağlık Bakanının makam odasının da yer aldığı Bilkent’teki bakanlığın merkez teşkilat binasının aylık kira bedelinin 2018 yılı başında 2,5 milyon lira olduğu gerçeği karşısında gerçekten biz aslında şehir hastaneleriyle ilgili bilgilerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kerestecioğlu, tamamlayın sözlerinizi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – …topluma açık bir şekilde verilmesinin gerekli olduğuna inanıyoruz.

Dönüp dolaşıp tabii, aynı yere geliyoruz. Şehir Hastane Projesi, AKP’nin sağlığı özelleştirme programının sacayaklarından birisi. Sayıştay raporlarında mevzuata aykırı sözleşmeler imzalandığı ve sözleşmelere uymayan şirketlere yaptırım uygulanmadığı tespit edilmiş iken; peki, neden bizden şehir hastaneleri sözleşmeleri gizleniyor?

TÜİK verileri de sağlığın ticarileştiğini açıkça kanıtlıyor. Türkiye’nin toplam sağlık harcamasının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2015 yılında yüzde 5,4 iken geçen yıl yüzde 4,6’ya düşmüş. Türkiye’de hane halkının cepten sağlık harcaması ise yüzde 13 oranında artmış. Bu durum, insanların, 2016 yılında sağlık harcamalarına daha fazla bütçe ayırmak zorunda kaldığını gösteriyor. 10 bin kişiye yatak sayısı ortalaması Türkiye'de 28, OECD ortalaması ise 47. Bakan, açılan ve açılacak olan şehir hastaneleriyle bu sayılarda iyileşme olacağını belirtiyor. Ancak bu projeler aynı zamanda şehir merkezlerindeki büyük ve köklü hastanelerin arazilerinden rant sağlamak amacıyla kapatılmasını maskelemek için de kullanılıyor. Örneğin Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Ankara’nın başka 5 köklü hastanesi bunların altyapısını, hizmet koşulları yerinde iyileştirebilecekken şirketlere rant sağlamak uğruna kapatılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – … Ankaralılar ulaşması zor ve maliyetli AVM tipi sağlık komplekslerine mahkûm ediliyorlar ve onlar Hastanemi Kapatma Platformu’nu kurdular ama bilmiyorum hiç onları dinleme gereğini duydunuz mu? Zannetmiyorum çünkü siz yaptığınız her şeyi herkesten daha iyi biliyorsunuz.

Dün de Bakan, sunumunda 2018 yılında kamu ilaç harcamasının 30 milyar liraya ulaştığını söyledi. Bunlar gerçekten çok büyük tutarlar, arkadaşlar ve biz diyoruz ki eğer bir sosyal devlet olsaydık, sağlığın metalaşmasını ve ticarileşmeyi, bu israfı konuşuyor olmazdık. Bu tasarıya toptan hayır dediğimizi son kez ifade etmek isterim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önerge işlemini tamamladıktan sonra size söz vereceğim.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerine Ankara Milletvekili Servet Ünsal konuşacaktır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SERVET ÜNSAL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; dün Diyabet Parlamentosunda bir konuşma yaptım. Bir tıp doktoruyum ama bende de diyabet var. Çok ciddi bir diyabet hastası da Türkiye’de var. Dünkü paneldeki arkadaşlarımın, Sağlık Bakanlığındaki arkadaşlarımın söylediğine göre, yaklaşık, 10 milyona yakın ilaç kullanan diyabet hastası, bunun yarısı kadar da ilaç kullanmayan yani gizli şeker hastaları var. 14 Kasım, şeker hastalarının günüydü, bunu bu 10 milyon kişiyi de buradan selamlamak istiyorum.

Arkadaşlar, diyabet, yaşadığımız yüzyılın en önemli sorunlarından biri hâline geldi. Artık diyabet, bireylerin sorunu değil, her yönüyle toplumun sorunudur. Benden önce bir arkadaşım “Ülkemizde 18 yaş altı yaklaşık 16 bin Tip 1 diyabet hastası var.” dedi, dün Sağlık Bakanlığındaki bürokrat arkadaşım, bunun 35 bin olduğunu söyledi.

Evet, bunların büyük bir çoğunluğu, arkadaşlar, ilkokul çocuğu ve ilkokulun altı yani okula gitmeyen çocuklarımız. Bunlar gerçekten çok ciddi risk altında, hayati risk altında çünkü insülin vurulmadığı zaman çok ani şeker düşüklüğü, hipoglisemi, koma ve ölüm vakaları olabiliyor. Bu anlamda, bu çocuklarımız için, değerli arkadaşlarım, sürekli kontrol cihazı ve insülin pompa cihazı çok çok zorunlu. Bu 35 bin kişinin büyük ihtimalle ve aldığım bilgiye göre de yaklaşık 15 bin ilkokul ve ilkokul altı.

Şimdi, bu çocukların insülin pompaları ve kullandıkları sürekli kontrol cihazlarıyla ilgili sizlere bilgi vermek istiyorum. İnsülin pompaları, bundan on yıl önce Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 3.500 lirası devlet tarafından karşılanan, 1.500 lirası da hasta yakını tarafından karşılanan bir aparattı arkadaşlar. Bugüne gelindiğinde bu cihazın fiyatı 15 bin lira oldu değerli arkadaşlarım. Ben bir tıp doktoruyum ama bir de otuz beş yıllık sağlık işletmecisiyim. Bunları, bu yaşanan şeyleri sizlere gerçekten yaşayan biri olarak söylemek istiyorum.

Şimdi, tabii, bu ara sizlere de tavsiyem olacak, bakanlarımıza ve Sağlık Bakanlığına. Sürekli Glikoz İzleme Sistemi’nden devlete gelecek mali yükü minimuma indirmek zorundayız arkadaşlar çünkü 3.500 lirasını SGK veriyor ama bugün 15 bin lira olan o aletin yaklaşık 11 bin lirasını da hasta yakını veriyor. Bu anlamda teknik bir bilgi vermek istiyorum: Diyabet hastalarının, özellikle insüline ihtiyaç duyan diyabet hastalarının çok büyük bir kısmı, insülin pompasını aldıktan bir yıl sonra bırakıyor arkadaşlar. Şu an Türkiye, insülin pompası mezarlığı hâlinde. Bu pompaların kullanılış süresi dört yıl arkadaşlar. Bu dört yıl olan sürede pompayı satan firmanın garantisi kapsamında olduğunu söylemek istiyorum. O zaman ben tavsiyelerimi hemen bir sıralayayım çünkü çok ciddi bir ekonomik kriz içinde ülkemiz.

Sonuç olarak, bu büyük bir bölümünün parasını ailenin ödediği insülin pompalarını, pompaların geri dönüşümünü devlete kazandırdığımızda, pompalar geri verildiğinde, aileler atmadığında hemen hemen ciddi şekilde 15 bin sayıyı bulan kişiye, ek ödeme yapmadan, devlete de yük olmadan ihtiyacı olan pompalar çocuklarımıza ek olarak verilebilir. Bunun için, devletin bu işi tabii ki sivil toplum örgütleriyle, diyabet vakıflarıyla ya da SGK’yle organize etmesini istiyorum. Bunun yanı sıra, diyabet gözlemevleri kurulabilmeli çünkü dün SGK GSS genel müdüründen aldığım bilgiye göre, arkadaşlar, bütçemizin 5,5 katrilyonu bu olaya gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Ünsal, lütfen.

SERVET ÜNSAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, tabii, insülin, diyabet derken asıl sorun: Türkiye’de sağlık alanında her adımda, her uygulamada zaten dibe vurmaya giden sağlık sisteminin daha vahim hâle geldiğini görüyoruz. Burada da asıl meseleyi görmeden bir kanun teklifi, onun maddeleri… Yanlışlıklar bunlarla sınırlı değil arkadaşlar. Burada ne doktor memnun ne vatandaş memnun ne hemşire memnun ne teknisyen memnun. O anlamda sözde “sağlıkta dönüşüm” adı altında -bir işletmeci olarak yaşadığımı söylemek istiyorum- yapılan her şeyin ücretsiz olduğu dönemi geçtik, önce yüzde 30 katkı payı, sonra yüzde 60 katkı payı, sonra yüzde 90 katkı payı, şimdi de yüzde 200’e çıktı katkı payı. Tabii ki bunlar önemli şeyler vatandaş için çünkü ben 2004 yılında herhangi bir vatandaş geldiğinde kanı, idrarı, ultrasonu, tomografisi, her şeyi ücretsizdi, şimdi yüzde 200 katkı payı alınıyor. Bu anlamda, tabii, eksiklikleri, tavsiyelerimi söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi bağlayın Sayın Ünsal, ama lütfen.

SERVET ÜNSAL (Devamla) – 2002 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı hastane sayısı 774’ken 876’ya gelmiş. Yani bir yere geleceğim. Doktor sayısı ile yapılan tesislerin sayısı birbirine uygun olmayınca doktor açığı çıktı. Doktor açığı çıkınca doğal olarak yatak açığı da çıktı, yoğun bakımı, normal yatağı. Böylelikle 2016 yılında 144 bine yükselen doktor sayısı yetmez oldu. Yetmeyince de acile gelen bir hasta bekledikçe sinirlendi, sinirlendikçe doktora saldırmaya başladı. Bu nedir? Doktora şiddeti getirdi.

Artı, SGK’nin içindeki bir uygulamayı söyleyeyim. Kolu kaşınan bir hasta geldi akşam; acilde bakıyorsunuz, siz Sosyal Güvenlik Kurumunun kurallarına göre acil hasta değilse, onun koşulları yanık, travma, kesi, kalp krizi ya da yoğun bakımlık bir hastaysa bedava bakacaksınız, yoksa, kaşıntısı bile varsa reçeteyi yazacaksınız. Yalnız ekranın köşesinde bir çarpı işareti koyarsan hasta yeşil alan olursa o gider eczaneye;

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SERVET ÜNSAL (Devamla) - Eczaneye gittiğinde katkı parasını, diğer paraları, hepsini eczane isteyince, Sayın Bakanım, hasta “Niye para alıyorsun?” diyor. Eczacı da diyor ki: “Doktor seni acil kabul etmemiş. Sen yeşil alansın.” Ne oluyor? Hasta koşa koşa geliyor acile, doktora, ilk yumruğu doktora atıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ünsal.

SERVET ÜNSAL (Devamla) – Sayın Bakanım, ben damdan düşenim. Bu işi en iyi bilen benim. İddialıyım. Otuz beş yıldır.

BAŞKAN – Teşekkürler.

SERVET ÜNSAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, tabii: “Dert çok hem dert yok./Yüreklerin kulakları sağır./Hava kurşun gibi ağır./Bağır, bağır, bağırıyorum/ Koşun kurşun eritmeye çağırıyorum.” (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Ünsal, teşekkürler.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 35’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın Bostancı’nın söz talebi vardır, buyurun.

III.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 35’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve en temel meselenin teröre karşı çıkmak olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Biraz önce Sayın Kerestecioğlu, kürsüden, Plan Bütçede İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken orada yaşanan konuşmalara ilişkin bir değerlendirmede bulundu ve Sayın İçişleri Bakanının bir milletvekilini tehdit ettiğini ifade etti.

Tutanaklar önümde. Tutanakları okudum. Tutanaklarda aynen akış şu şekilde: Birtakım tartışmalar yaşanıyor, malum tartışmalar, daha sonra Sayın Süleyman Soylu, İçişleri Bakanı, konuşan HDP’li milletvekiline, Sayın Günay’a “Parmak sallama… Parmak sallama oradan.” diyor. Sayın Günay “İstediğimi sallarım.” diyor. Yine devam ediyor “Sallarım… Ben yasamayım. Sallarım… Tehdit mi ediyorsun beni?” diyor. Sayın Soylu “Parmak sallama…” diyor. Sayın Günay “Tehdit mi ediyorsun beni?” “Bana karşı parmak sallama.”, “Tehdit mi ediyorsun beni? Tehdit mi ediyorsun beni?” şeklinde bir akış var. Şimdi, konuşmanın akışına baktığımızda -tabii, diğer tartışmalar da var, onlara da bakılabilir- parmak sallayan ve bu şekilde konuşan bir milletvekili var, mesela ben size karşı konuşuyorum ve parmak sallıyorum sert bir ses tonuyla, “Parmak sallama.” diye buna mukabele eden bir bakan var. Şimdi buradan olağan konuşma ve müzakerenin, belki sert geçen bir müzakerenin ötesinde eğer bir tehdit algısı çıkartacaksak -şartlı cümle kuruyorum- Sayın Günay’ın tavrından çıkar, Sayın Bakandan çıkmaz. Konuşma burada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) – Dolayısıyla Sayın Kerestecioğlu, tutanakları eğer baştan sona okursa, burada böyle bir tehdit durumunun olmadığını, bir müzakere yaşandığını, Mecliste de örneğini gördüğümüz müzakerelerden birinin burada olağan akışı içerisinde geçtiğini görecektir. Ama bu vesileyle şunu belirtmek isterim: Bakın, Türkiye’de 1984’ten bu yana PKK’nın kara gölgesi, tedhişi, terörü bu ülkenin üzerinde. Bu ülkenin demokrasisinin, özgürlüklerinin üzerinde, bu ülkenin her türlü toplumsal ve politik meselelerinin üzerinde PKK’nın terörü var. Eğer biz yaşanan bu olaya, bu gayrimeşru silahlı girişime, eyleme, nice kanlı olay yaşatmış örgüte karşı bunu meşrulaştıracak, bunu “Ama onların da kimi hakları var, onların da gerekçeleri var.” tarzında anlaşılabilecek yahut da bu silahlı terör örgütünü âdeta bir sivil inisiyatif örgütü yahut da muhalif bir örgüt tarzında takdim edecek bir bağlama yerleştirirsek bu ülkede Türk, Kürt hiç kimseye faydamız olmaz. Biliyor ve inanıyoruz ki bu tür meseleler kesinlikle demokrasinin zemininde ancak konuşulabilir ve her türlü terör girişimi, bu konuşmaları demokrasinin imkânları içerisinde müzakere edilerek netice alacak, problemleri çözecek konuşmaları farklı bir yere götürür. O yüzden, en temel mesele, teröre karşı çıkmaktır.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bostancı.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

46.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve demokratik siyaset yapan bir parti olduklarına ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, ısrarcı olmayacağım fakat şu sözler “Leyla Güven’in tutuklama emrini siz mi verdiniz?” sorusuna “Sen provokatörsün, sen görürsün.” cevabını verdiği ama “Sen görürsün.” tehdidinin tutanağa geçmediğini söylüyor orada bulunan vekillerimiz. Ben de tutanakları inceleyeceğim çünkü bize sizin kadar çabuk ulaşmıyor. Kaç saattir ben de tutanakların gelmesini istedim. İncelemediğim için ısrarcı olmayacağım diyorum ama iletilen bu.

Ayrıca, “Muhalifleri öldürdünüz.” gibi bir sözün üstüne… Ki bu söze karşı çıkabilir yani “Gerçekten böyle bir şey yapmadık.” diye. Bu ifadenin tutanaktan çıkarılmasını istiyor İçişleri Bakanı ve “Yasamaya müdahale edemezsiniz, bunu yapamazsınız.” deniyor. Bunun arkasından da yine benzer “Çıkarırım.” gibi şeylerin arkasından “Taybet Ana’dan söz ediyorum, Taybet Ana sivil değil miydi?” diyerek cenazesi bir hafta boyunca yerde kalan Taybet Ana’dan bahsettiğini söylüyor vekilimiz.

Söylediğiniz sözler, bu bağlamda değil. Yani biz, burada demokratik siyaset yapan bir partiyiz ve milyonlarca oyla buraya geldik. O nedenle, sözlerimize kendimiz karar veriyoruz, kendimiz söylüyoruz ve bu ülkenin barış ve demokrasisi içinde burada olmakta ısrar ediyoruz, ısrar etmeye de devam edeceğiz, Türk ve Kürt halklarının, bütün halkların aslında kardeşliği için, burada yaşayan Suriyelilerle de kardeşlik için, herkes için.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Altay…

47.- İstanbul Milletvekili Engin Altay’ın, siyasetin tahammül gerektirdiğine, ortak paydanın vatan, toprak ve yurtseverlik olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Sayın Başkan, ben esasen Sayın Bostancı’nın sisteme girdiğini gördüm, tedbiren, ne olur ne olmaz diye sisteme girdim. Lakin, şunu da söylemek lazım: Şimdi, hepimizin görüşü farklı. Eğer farklı olmasaydı tek parti olurduk, aynı partinin mensupları olurduk. Siyaset sabır, tahammül işidir. İktidar partisine sabır, tahammül ayrıca elzemdir. Yani, muhalefet… Artık iktidar muhalefet yok ama yürütmeye yakın bir partinin diyelim -yürütmeden, tabii, yürütme organını kastediyorum, başka bir şey anlamayın- bu konularda tahammüllü olması lazım

İnsanların düşünceleri vardır. Düşüncelerini beğenmeyebilirsiniz, tasvip etmeyebilirsiniz. Bu Meclisin ilk kurulduğu vakit bu Mecliste manda da tartışıldı, himaye de tartışıldı, herkes düşüncesini söyledi ama ortak bir noktada, milletin buluşacağı noktada buluşuldu.

Ortak payda her zaman vardır. Ortak payda bu vatandır, bu topraklardır, yurtseverliktir, birliktir. E düşünceler farklı… “Efendim, PKK terör…” Elbette hain, alçak bir terör örgütü PKK ama HDP’ye -yani HDP’yi savunmak bana da düşmez- oy veren yaklaşık 6 milyon insanı kriminalize ederseniz Türkiye’yi asıl siz bölmüş olursunuz. Böyle bakmamak lazım.

Terör örgütüyle kesin, katı, amansız bir hesaplaşma yapılsın diye bin kere söylemiş adamım ben, bin kere ama bu, şu demek değildir: Buraya milletin oyuyla gelmiş insanları terörize etmek, kriminalize etmek, terör örgütüyle aynı kefeye koymak doğru değildir arkadaşlar. Eğri oturup… Milletin temsilcisidir.

Orada, kürsüde “vatan haini…” Sizin de acınızı anlıyorum, sizin de acınızı anlıyorum. Doğru değildir, bu millet böyle bölünür. Böyle hep birlikte terörle mücadele edeceğiz. Kim PKK’ya iyi diyorsa ben de ona iyi gözle bakmam ama iyi diyeni de görmedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Altay, sözlerinizi bağlayın.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Diyor işte, diyor.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben duymadım efendim.

BAŞKAN – Sayın Eronat, her konuşmaya müdahale etmeyin lütfen. Grup başkan vekilleri konuşuyor, görüyorsunuz.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Böyle bakalım diyorum ve kanunu, üç gündür üzerinde de oldukça belli noktalarda mutabakata varılan kanunu bir an önce görüşmemiz lazım. Bunu söylüyorum Sayın Genel Başkan.

Bu vesileyle Genel Kurulun zamanını israf ettiğim için de sayın milletvekillerinden özür diliyorum.

BAŞKAN – Yani burada sayın grup başkanınız var, görüşü gayet iyi ortaya koydu. Her konuşmacıya…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Bana hitap etti, bana hitap ettiği için söyledim.

BAŞKAN - Sayın Eronat, bakın, herkese söz verme konusunda yeterince adil ve esnek davrandığımı söyleyebilirim, herhâlde buna kimse itiraz etmez fakat bir düzeni var.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – İtiraz etmiyoruz ki. O bana hitap etti.

BAŞKAN – Bakın, sürekli müdahale ediyorsunuz. Grup Başkanınız var, 2 grup başkan vekiliniz var ama her konuşmacıya müdahale ediyorsunuz. Bunu yapmamanızı rica ediyorum.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – O zaman buradan söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen…

Öte yandan, Sayın Bülbül’ün de söz talebi var. Benim de birkaç cümlem olacak daha sonra.

Sayın Bülbül, buyurun.

48.- Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül’ün, İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü’nün 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 30’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

30’uncu maddeyle alakalı HDP tarafından verilen değişiklik önergesinde önergeyi sunmak için söz alan hatip dünden beri devam eden şekilde bir Seyit Rıza güzellemesi yapmıştır. Bugün itibarıyla Türkiye’de PKK ve onun yaptıkları ne ise Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığına ve bütünlüğüne karşı girişilen bir faaliyet olması hasebiyle Seyit Rıza’nın yaptıkları da aynıdır. Bu hatta o dönem itibarıyla daha vahimdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün daha yeni yeşerttiği, filizlendirdiği genç cumhuriyete karşı, onun ayağa kalkma mücadelesi sırasında, Türk milletinin var olma mücadelesini verdiği bir sırada girişilen bu faaliyetler tabii ki Türk devletinin karşı duruşu ve buna karşı almış olduğu tedbirler sayesinde ortadan kaldırılmıştır.

Bugün de Türkiye Cumhuriyeti devleti teröre karşı büyük ve şanlı bir mücadele vermektedir. Bu mücadele önemsenmelidir ve bu mücadeleye halel getirecek ve bu noktadaki psikolojik motivasyonu sarsacak ifadelerden de kaçınılmalıdır çünkü verilen mücadele hiçbir etnik gruba karşı verilen bir mücadele değildir, bizzat teröre karşı verilen bir mücadeledir.

Bu noktada, hatibin “Kürt coğrafyası” şeklinde isimlendirmesi Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş felsefesine, Anayasası’na ve milletimizin anlayışına tamamıyla terstir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Türkiye Cumhuriyeti devleti etnik köken temelinde, mezhebî temelde kurulan bir devlet değildir. O dönem itibarıyla, güneyi, kuzeyi, doğusu, batısı, güneydoğusu, tamamının ortak iradesiyle teşekkül etmiş olan bir şaheserdir. Bu devlet, Allah’ın izniyle, ilelebet payidar kalacaktır. Bu noktada, terörle mesafe koymak durumunda olanların hâlâ kürsülerde çıkıp “sayın” demesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşayan milyonlarca insanın kanına giren, onlara acı veren teröristbaşını “sayın” diye ifade etmesi de ayrıca kabul edilemez bir durumdur. Bu noktada, PKK’yla aynileşmek gibi bir problemimiz yok, böyle bir duruşumuz yok denilen bir noktada bu tavrın ve bu sözlerin de ayrıca değerlendirmeye alınması lazım. Milletimizin takdirine sunuyorum bu ifadeleri ve ayrıca, bu zamana kadar Meclis zabıtlarında bu hususlarla alakalı bir düşünce serdedilmemiş olmasını da üzüntüyle karşıladığımı ifade etmek istiyorum. (MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül…

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, yürütme ile yasama arasındaki ilişkilerin oluşturulmadığı bir dönemden geçildiğine ve meclisleri var edenin söz özgürlüğü olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, biraz önce Sayın AKP Grup Başkanının ve diğer grup başkan vekillerinin konuşmalarını dinledik. Aslında önce bir sorun olduğunu tespit etmemiz gerekiyor. Bu sistem alelacele oluşturulduğu için yürütme ile yasama arasındaki ilişkilerin köprülerinin de oluşturulmadığı bir dönemden geçmektedir. Eğer böyle bir iddia varsa, böyle bir itham varsa yürütme temsilcisine Meclis çatısı altında, bunun inceleneceği, değerlendirileceği bir ortak komisyonun da oluşturulması gerektiğini, buna benzer sorunları ele alacak bir komisyonun oluşturulması gerektiğini Başkanlık Divanında daha önce diğer birkaç üyeyle birlikte gündeme getirdik ve bunun üzerinde çalışma yürütülebileceği de söylendi.

Şimdi, meclisleri var eden söz özgürlüğüdür, bunu biliyoruz. Herkes kendisine göre söz özgürlüğünü bir şarta bağlayabilir fakat meclislerin var oluşunda söz özgürlüğünün bir şartı yoktur. Esasen bunun bir mantığı da vardır: Herhangi bir şarta bağlı olmadan, hakaret ve açık küfür dışında burada söylenen her söz, şimdi yürürlükte olan Anayasa’mıza göre, hiçbir şart altında, hiçbir zaman, hiçbir kovuşturmaya konu olamaz. Bunun amacı bellidir, burada söylenen sözlere karşı siyasi söz üretmek, böylece siyaseti canlı tutmak, böylece sorunların ancak ve ancak müzakereyle çözülebileceği algısını, inancını yerleştirmektir. Meclisler böyle ortaya çıkmıştır. Değerli Grup Başkanı Sayın Naci Bostancı Hocam da bunu gayet iyi bilir. Bu nedenle, burada eğer gerçekten karşılıklı sert, bir müzakereyi aşan, tehdit gibi bir durum yarattığı düşünülen bir diyalog varsa bunun Başkanlık Divanında oluşturulacak uygun bir kanalda, mekanizmada değerlendirilmesinin uygun olacağını düşünüyorum. Bu görüşlerimi de ilk Başkanlık Divanı toplantısında diğer üyelerle ve Sayın Meclis Başkanımızla paylaşacağım.

Teşekkür ediyorum.

V.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Samsun Milletvekili Ahmet Demircan ve 5 milletvekilinin Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1186) ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 12) (Devam)

BAŞKAN – Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

36’ncı madde üzerinde önerge yok.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 36’ncı madde kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 37’nci maddesinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Ayhan Altıntaş                           Dursun Ataş                          Feridun Bahşi

         Ankara                                   Kayseri                                     Antalya

Aydın Adnan Sezgin                        Ayhan Erel

          Aydın                                    Aksaray

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Ayhan Altıntaş’ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Altıntaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN ALTINTAŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime kişisel bir dilekle başlamak istiyorum. Sigara ve tütün ürünleriyle ilgili maddeleri görüştük. Sigara içen arkadaşlara sağlık diliyorum, sigara içmeyen veya pasif içici olan arkadaşlara da sağlık diliyorum. Pasif içici deyince kulisteki çay ocağında çalışan emekçi kardeşlerimiz aklıma geldi. Bakın, burası çok önemli, emekçilerden bahsediyorum. Tüm gün maalesef sigara dumanı içinde görev yapıyorlar. Gelin, kendi çıkardığımız yasalara uyan bir Meclis olalım, binalarımızın içinden sigara ve tütün ürünlerini tamamen çıkaralım.

Yasa konusuna dönüyorum. Sağlık konusu hemen herkesi ilgilendiren bir konudur, ayrıca kamu kaynaklarının önemli bir kısmını kullanmaktadır. Bu nedenle çok dikkatle incelenmesi gerekir, zaten de epeyce konuşuldu bu konu. Ben sadece iki önemli konuya vurgu yapmak istiyorum.

Birinci ve en önemli konu sağlık eğitiminin niteliğidir. Maalesef birçok alanda olduğu gibi bol bol üniversite açıp fakülte binaları yaparak tıp ve eczacılık eğitimini hallettiğimizi düşündük ancak nitelikli eğitimi düşünmedik. Birçok vakıf üniversitesi de konuya balıklama atladı ve yüksek ücretlerle öğrenci topladı. “Yeterli imkânlar var mı, hoca bulunabiliyor mu?” demeden mezun verdiler. Akreditasyon da olmadığı için diplomaları alanlar en nitelikli eğitimi veren kurumların mezunlarıyla aynı koşullara ve imkânlara sahip oldular. Bir an önce bu konuda YÖK’ün ve Millî Eğitim Bakanlığının tedbir alması gerekmektedir. Eğer görüşmek isterlerse önerilerimizi sunarız.

İkinci önemli konu ise sağlık hizmetlerine yaklaşım konusudur. Büyük firmalara ihale edilen şehir hastaneleri yoluyla sağlık konusunda yaklaşım yeni bir yaklaşım değildir, eski bir yaklaşımdır. Bir benzetim yapayım: Eskiden “”mainframe” denilen büyük merkezî bilgisayarlar vardı, bu bilgisayarlar zor ve karmaşık problemleri çözerdi. Şimdi ise herkesin cebinde bilgisayar var. Yani merkezî işletim sisteminden dağıtık işletim sistemine geçildi; artık herkes her an bilgisayarını kullanıyor. Sağlıkta da gidişat o yönde. Artık, sağlık bulguları, hastanın hastaneye gelmesine gerek olmadan, evinde, iş yerinde cep telefonu veya başka cihazlar yoluyla toplanacak, belki de nanorobotlar yoluyla bazı tedaviler de yapılabilecektir. Kısacası, sağlık hizmeti verilmesi hastanelerle sınırlı olmayacaktır. Yeni sağlık teknolojileri hizmetin dağıtık olması yönünde ilerlemektedir. Dolayısıyla, büyük merkezî hastane sistemi yaklaşımı yeni değildir, eski Türkiye’nin de eskisine giden bir yaklaşımdır. Hatırlarsanız, internetin yaygınlaşmasından önce birçok gazete bedava yabancı kaynaklı ansiklopediler dağıtmıştı. O şekilde yabancılar, belki bize de bonkör krediler vererek eski sisteme yatırım yaptırdılar. Umarım bu konuda da “Aldatıldık.” demezsiniz.

Tabii, şehir hastanelerinin şehir ulaşımı, acil müdahaleye erişim süresi gibi başka sakıncalarını da anlatmaya gerek yok.

Bu hatalı yatırım fikrini bir tarafa koyarak işin uygulamasına bakalım. Şehir hastanelerinin projelerini büyük inşaat firmalarına verdiniz. Onlar sağlık işini bilmiyorlar; bu nedenle onlar da başka danışman firmalar tutuyorlar. Bu danışman firmalarının da her biri uzmanlık alanı için başka taşeronlara işi aktarıyorlar. Dolayısıyla parayı veren devlet ile hizmeti alan hasta vatandaş arasına birçok kademeli aracı koyuyorsunuz. Bu da yakında devlete çok yük getirecektir. Bir süre sonra devlet bu yükü taşıyamayacak ve vatandaştan katkısını artırmayı talep edecektir. Mevcut katkı düzeyinden zaten şikâyet eden vatandaşa daha çok katkı payı yüklemek durumunda kalacaksınız. Nasıl ki tarım ürünlerindeki yüksek fiyat üreticiye gitmiyorsa burada da devletin ödediği yüksek bedel vatandaşa nitelikli hizmet olarak gitmeyecektir. Tarım ürünlerinin fiyatlarının yüksekliğinin asıl nedeni olarak aracıların yüksek kazançlarını söz konusu ediyoruz ama aynı şey yakında sağlıkta da başımıza gelecek. Bunu “Efendim, devlet hizmeti verimli veremiyor, beceremiyor.” gibi savunmaların arkasına sığınarak yapıyorsunuz. “O yüzden bu işleri özel sektör firmalarına verelim, onlar çok daha rantabl çalıştırırlar.” diyorsunuz ama daha geçen ay Sağlık Bakanlığının şirket kurması hususunda yasa çıkardınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Altıntaş.

AYHAN ALTINTAŞ (Devamla) – Yani söylemleriniz ile uygulamalarınız arasında çelişki bulunuyor. Bir an önce bu uygulamaları yeniden düzenleyerek vatandaşı rahatlatalım, Meclis olarak sağlık hizmetlerini verimli hâle getirelim.

Bu dileklerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altıntaş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 37’nci maddesinin aşağıdaki biçimde değiştirilmesini öneriyoruz.

Gereğini saygılarımızla arz ederiz.

       Ümit Yılmaz                    Metin Nurullah Sazak                      Sefer Aycan

            Düzce                                 Eskişehir                          Kahramanmaraş

       Hayati Arkaz                       İbrahim Özyavuz

          İstanbul                                Şanlıurfa

MADDE 37- 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 27 nci maddesinin ikinci fıkrasına “atamaları,” ibaresinden sonra gelmek üzere “yabancı dil dâhil olmak üzere” ibaresi eklenmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Özyavuz konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özyavuz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’yle ilgili verdiğimiz önerge üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu ve Türkmen şehri Şanlıurfalı hemşehrilerimi ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

15 Ekim 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 35’inci yıl dönümü kutlu olsun. Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş’a ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de ilelebet devamını Allah’tan temenni ediyorum.

2,5 milyon nüfusuyla Güneydoğu Anadolu’nun en büyük ili olan Şanlıurfa, Sağlık Bakanlığının yatırımlarından mahrum bırakılmaktadır. Türkiye’nin çoğu illerinde tamamlanan şehir hastanesi, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın birkaç defa farklı tarihlerde temel atmasına rağmen, hâlen temel seviyesindedir. Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin tümüne ve 8 milletvekiline sahip Adalet ve Kalkınma Partisinin Hükûmeti neden Şanlıurfa’ya sağlık hizmetleri açısından önem vermemektedir?

Milletvekili seçildiğimiz günden bu tarafa, Şanlıurfa’da yeterli sağlık tesisi ve uzman doktor olmadığından, hastaları başka illere nakletmek için çok yoğun bir şekilde çaba sarf etmekteyiz. Yerleşik nüfusumuzla birlikte, yanımızda misafir olan Suriyelilerin de sağlık hizmeti için, mevcut sağlık kurumlarından hizmet almak için beklediğini düşündüğümüzde, Şanlıurfa’nın sağlık sistemi içler acısıdır.

2019 yılının planlandığı bugünlerde, sağlık açısından şu soruların cevapları Hükûmet tarafından bizlere verilmelidir: Şanlıurfa şehir hastanesi ne zaman tamamlanacaktır? Şanlıurfa sağlık sistemi Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden 2019 yılında ne kadar yatırım alacaktır? Peygamberler şehri Şanlıurfa 2002’den itibaren iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından neden cezalandırılmaktadır?

Şanlıurfa’nın birçok sorunu mevcuttur. Şu anda şehirde belediyelerin çalışmaması yüzünden otopark sorunu vardır, elektrikle ilgili çok büyük sorunlar vardır, yol problemleri vardır, altyapı problemleri ve su problemleri vardır. Bu hizmetler neden adil bir şekilde Şanlıurfa’da yaşayan vatandaşlarımıza götürülmemektedir? Belediye başkanları şehrin eminidir. Seçildikleri gibi, parti rozetini bırakıp şehirde yaşayan bütün insanlara adil bir şekilde hizmet götürmelidir.

Değerli milletvekilleri, Şanlıurfa’nın en önemli sektörlerinden biri de tarım sektörüdür. Tarım sektörü, insan yaşamı ve ülke ekonomisi için hayati önem taşımaktadır. Sektörün tarıma dayalı sanayiye ve ülke ekonomisine sağlamış olduğu katkılar göz önünde bulundurularak bu alandaki sorunların tespiti ve çözüm önerilerini aşağıda sıralamak istiyorum ve burada Hükûmetin dikkatini çekmek istiyorum.

Bu bağlamda, bölgemiz çiftçileri kendi imkânlarıyla açtıkları kuyularla sulama yaparak ülke ekonomisine katkıda bulunmaktadırlar. Organize sanayi bölgelerine tanınan kolaylıkların benzerinin enerji girdileri konusunda çiftçilerimize de tanınması gerekmektedir. Bölgemiz tarımının ana gideri olan ve olmazsa olmazı olan elektrik enerjisi, bu ilde bölge çiftçimizin düşmanı hâline getirilmiştir. İlimiz, tarım alanları çok bol olan bölgelere sahiptir. Harran ve Akçakale bölgesinde açık sulama sisteminde su kaybı, aşırı sulamanın yol açtığı hastalıklar tarımsal girdilerin yükselmesine sebep olmaktadır. Bu sorun modern sulama imkânlarıyla minimize edilebilir, bunun için de kapalı sulama sistemine geçişin sağlanması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, değerli tarım arazilerine sahip olmasına rağmen, Hilvan, Karakeçi, Viranşehir ve Merkez Mahallelerinin sulama imkânlarının bulunmaması nedeniyle sınırlı sayıda ürün çeşidi elde edilmektedir. Bölgenin bu dezavantajlardan kurtularak ülke ekonomisine ve bölge çiftçisine ekonomik katkı sağlayacak altyapılarının oluşturulması gereklidir.

Bölge tarımının sürdürülebilir olması için destek ve kaynaklar çok önemlidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özyavuz.

Buyurun.

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Devamla) – Bu destek ve kaynaklara uygulanan kesinti ve blokeler, bölge çiftçisine ve ülke ekonomisine zarar vermektedir.

Son yıllarda komşularımızdaki iç karışıklık nedeniyle bölgemizde üretilen tarım ve tarıma dayalı sanayi ürünlerinin ticareti olumsuz şekilde etkilenmektedir. Dünya piyasalarında stratejik bir yeri olan pamuğun ülkemizdeki üretiminin yüzde 47’sini Şanlıurfalı çiftçiler gerçekleştirmektedir. Yüksek randımanlı ve kaliteli pamuğun hak ettiği ekonomik karşılığı alabilmesi açısından, burada çiftçilerimiz korumak amacıyla ÇUKOBİRLİK bir an önce alıma başlamalıdır. Böylelikle çiftçimizin ürününü düşük fiyatlara almak isteyen tekele karşı çiftçimizi korumuş olacağız. Tarımı destekleyen kooperatifler devlet kontrolü ve garantisiyle bölgemizin çiftçisi için kurulmalı ve çalıştırılmalıdır. Bilindiği gibi bu yıl yaşanan olumsuz ekonomik dalgalanma çiftçimizi de ayrı şekilde etkilemiş ve tarım girdileri neredeyse 2 katı oranında artmıştır. Gübre, tohum, işçilik, yakıt, benzeri birçok kalemdeki masraflar neredeyse yüzde 100 artışla bölgede tarımın yapılmasını çok zor hâle getirmiştir. 6 TL’yi aşan mazot fiyatı, gübre ve tohumdaki astronomik fiyatlar çiftçiyi çok zor durumda bırakmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bağlayın Sayın Özyavuz, son kez.

İBRAHİM ÖZYAVUZ (Devamla) - Bu konuda en somut durum Urfa pamuğunda yaşanmıştır. Sezon başında pamuk fiyatını 4,6 TL olarak açıklayan ÇUKOBİRLİK fiyatın arkasında durmamış, ürünün fiyatı 3,2 TL’ye kadar gerilemiştir. Bu yüzden çiftçi tüccarın insafına terk edilmiştir. Şu anda ÇUKOBİRLİK alımları durdurmuş, gelen pamuğu da depolarda bekletmektedir. Aynı zamanda çırçır fabrikaları ve tüccarlar bu durumu fırsat bilip fiyatı iyice kırıyor ya da ürün alımı yapmamaktadır. Geçen yıl 3 TL’ye satılan pamuk, girdileri neredeyse yüzde 100 oranında artmasına karşın bu yıl 3,2 TL’dir.

Elektrik enerjisiyle sulama yapan çiftçimize gelen yüksek elektrik faturaları da ayrıca sorun olmaya devam etmektedir. Şu anda her ne kadar yüzde 65 devlet desteği sağlansa da elektrik enerjisi faturaları nedeniyle çiftçimiz zor durumda kalmakta, uygulanan blokeler nedeniyle çiftçimiz desteklemesini en az üç ay sonra almaktadır. Şanlıurfa tarımında artan girdiler nedeniyle çiftçimiz ekin ekememe tehlikesiyle karşı karşıyadır ya da bazı ürünlerin ekim alanlarının ciddi oranda azalacağı tahmin edilmektedir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özyavuz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

38’inci madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

39’uncu madde üzerinde önerge yoktur.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

40’ıncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin çerçeve 40’ıncı maddesiyle değiştirilen 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 2’nci maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “ettirmek” ibaresinin “ettirmek, ilaç, cihaz ve tıbbi malzeme tedariki yapmak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mehmet Doğan Kubat                 Cemil Yaman                  Mehmet Muş

                    İstanbul                             Kocaeli                           İstanbul

           Selahattin Minsolmaz                 Mustafa Yel

                   Kırklareli                           Tekirdağ

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşma talebi? Yok.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

USHAŞ’ın kuruluş amaçlarını gerçekleştirebilmesi ve daha efektif hizmet verebilmesi için ilaç, cihaz ve tıbbi malzeme tedariki yapmak da USHAŞ’ın görevleri arasına alınmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 12 sıra sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 40’ıncı maddesinde yer alan “Sağlık meslek eğitimi turizmine yönelik faaliyetlerde bulunmak” ifadesinin “Sağlık meslek eğitimi turizmine ilişkin faaliyetlerde bulunmak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ünal Demirtaş                     Burhanettin Bulut                 Kani Beko

               Zonguldak                               Adana                               İzmir

         Neslihan Hancıoğlu                   Ali Fazıl Kasap                    Ali Şeker

                 Samsun                                Kütahya                          İstanbul

              Burak Erbay

                  Muğla

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Erbay. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BURAK ERBAY (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Çok değerli milletvekilleri, ben, yeni seçilen, doğduğu Muğla ilini ve ülkesini çok seven, ülkesinin sorunlarına çözüm üretmek isteyen hukukçu bir milletvekiliyim. Milletvekili seçildiğimden bu yana Meclisin çalışma yöntemlerini öğrenmeye ve anlamaya çalışıyorum ama maalesef her geçen gün şahit olduğum uygulamaları şaşkınlık ve üzüntüyle izlemekteyim. Dün sabah Plan ve Bütçe Komisyonunda yaşanan bir olayı hem sizlerin hem de kamuoyunun bilgisine sunmak istiyorum. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Komisyonda sunumunu yaptıktan sonra Komisyon üyesi CHP’li Bülent Kuşoğlu söz alıp görüşlerini açıklarken AKP’li Bakan oturduğu sıralardan “Boş konuşma.” şeklinde bağırmıştır. Bir bakanın milletin temsilcisi olan bir milletvekiline bu şekilde bağırması bizleri çok üzmüştür. Yine, geçtiğimiz günlerde Sağlık Komisyonu çalışmaları devam ederken milletvekilleri teklifle ilgili görüşlerini bildirirken gecenin bir yarısı AKP milletvekilleri Komisyonu basar gibi toplantı salonuna girerek usulsüz yöntemlerle maddeleri geçirmiştir. Bu durum da çağdaş hukuk devletlerinde kabul edilemeyecek bir yöntemdir.

“Her şeyi ben bilirim, benim yaptığım doğrudur, sen konuşursan boş konuşursun, haddini bil.” anlayışı doğru ve sürdürülebilir bir tavır değildir, bu tavrın memlekete de bir faydası yoktur. Bu anlayışın faydasının olmadığı, üzerine konuştuğumuz sağlık emekçilerini ilgilendiren yasadan ve ülkemiz ile Muğla’daki durumdan net bir şekilde anlaşılmaktadır. Durumu anlamak için sağlık alanında çalışan herhangi bir doktor, hemşire, teknisyen ya da memura dokunmanız yeterlidir. Maalesef bu çalışanların hiçbiri kendini güvende hissetmemekte ve en acısı, yaptığı işten mutlu olmamaktadır. Muğla ilinin hangi ilçesinde olursa olsun, Marmaris, Köyceğiz, Ortaca, Dalaman, Fethiye, Bodrum hastanelerini ziyaret ettiğinizde sağlık çalışanı sayısının ve ekipmanlarının yetersiz olduğu görülecektir. İlçelere doktor atanmakta fakat doktorlar uzun süre ilçelerde kalmayı tercih etmemektedir. Bu konuya acilen köklü bir çözüm üretmek gerekmektedir.

Yeni açılan tıp fakültesi dâhil, ilçelerdeki yatak kapasitesi maalesef yetersizdir. Gün içerisinde gelen telefonlarla Denizli, Aydın ve İzmir gibi civar illere sevk edilen vatandaşlarımızla görüşüyor, onlara yatak ve ambulans bulma konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Çok değerli milletvekilleri, Muğla ilimizde çalışan diğer sağlık emekçileriyle ilgili de büyük sıkıntılar vardır. Hemşire ve ebe gibi personel -özellikle AKP’ye yakın olanlar- kendi alanlarında çalıştırılmak yerine idari personel olarak görevlendirilmekte ve bu durum personel açığına neden olmaktadır. Ancak resmî kayıtlarda yeterli personel göründüğü için, bu konuyla ilgili soru sorulduğunda “Yeterli personel var.” cevabı verilmektedir.

Değerli vekiller, yeni hastaneler yapılması ya da hastanelerde yeni bölümler açılması doğru bir uygulamadır fakat bütün bunlar akılcı bir planlamayla yapılmalıdır. Diğer bölümlerden personel alarak yeni kurulan bölümlerin personel ihtiyacının karşılanması doğru bir yöntem değildir.

Çok değerli vekiller, ben Köyceğizliyim. İlçemizdeki eski hastanenin yıkılarak yeni bir hastane yapılmasına karar verildiğinde, hemen 20 kilometre uzağımızdaki Ortaca ilçemizde de bir hastane yapım projesi olduğunu öğrendik. Bu süreçte, Ortaca, Köyceğiz, Dalaman ilçelerimizi kapsayacak bir bölge hastanesi yapılmasını önerdik. Böylece yatak kapasitesi 50, belki de 100 olacaktı ve on dakikalık mesafede hastalar daha donanımlı, uzman doktorların olduğu bir hastanede tedavi görme şansı yakalayacaktı fakat bu mümkün olmadı. Şu anda durum ne derseniz, iki ilçede donanımı yetersiz, uzman doktoru ve yeterli personeli bulunmayan 2 tane hastane var ve gelen hastalar gerekli ekipman ve personel bulunmadığından merkeze ya da diğer il hastanelerine sevk edilmektedir.

Muğla ilimizin yaz sezonunda bayram tatillerine gelenlerle birlikte nüfusu 10 milyonu bulmaktadır. Bu dönemlerde nüfus yoğunluğu artan Köyceğiz Ekincik, Fethiye Göcek, Marmaris Turunç, Bozburun, Selimiye gibi turistik bölgelerimizde yaşanan sağlık sorunlarına müdahale edilebilecek yeterli personel ve ekipman bulunmamaktadır ve bu yüzden vefatlar gerçekleşmektedir. Sağlık alanındaki planlamalar yapılırken bu tür değişkenlikler göz önüne alınarak planlama yapılmalıdır.

Muğla’yla ilgili bir diğer durum da Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesindedir. Bu hastanede ışın tedavisi uygulanacak bir ünite, kalp hastaları için anjiyo bölümü bulunmamaktadır. Yine aynı hastanede, tüm cihazlar ve ekipmanlar tam olduğu hâlde 2 tane ameliyathane atıl durumdadır; bu nedenle iki üç ay sonraya ameliyat sırası verilmektedir.

Şimdi soruyorum: Muğla ilimizde sağlık alanında durum bu kadar vahimken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Erbay.

BURAK ERBAY (Devamla) - … Marmaris Okluk Koyu’nda on binlerce ağaç kesilerek, milyonlarca lira harcanarak 300 odalı saray yapmak reva mıdır?

AKP Genel Başkanına sesleniyorum: Bu sevdadan vazgeçsin. Gelin, Marmaris’e yapılacak yazlık saray bütçesini Muğla’da anjiyo ve ışın tedavisi merkezi açılması için kullanalım, insanların hayatını kurtaralım. Bunu da kabul etmiyorsanız yazlık sarayı Sağlık Bakanlığına devredelim, rehabilitasyon merkezi yapalım. İnanın, Allah katında çok daha makbul olacaktır.

Tüm sağlık emekçilerini ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erbay.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

40’ıncı maddeyi bundan önce oylarınıza sunduğum ve kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 40’ıncı madde kabul edilmiştir.

41’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/1186) sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 41’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Muhammet Emin Akbaşoğlu          Mehmet Doğan Kubat         Fehmi Alpay Özalan

                    Çankırı                                İstanbul                           İzmir

                Ramazan Can                        Zülfü Demirbağ         Serkan Bayram

                   Kırıkkale                                Elâzığ                        İstanbul

                  Yasin Uğur

                    Burdur

“MADDE 41- Bu Kanunun 13 üncü maddesi 1/4/2019 tarihinde diğer maddeleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz talebi yoktur.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Döner sermaye işletmelerinin muhasebe hizmetlerinin Sağlık Bakanlığınca Hazine ve Maliye Bakanlığından devralınması için gereken hazırlıkların yapılabilmesi, bu anlamda ikincil düzenlemelerin yapılması, personel istihdamı ve alt yapının hazırlanması ve hesapların kontrol edilerek kapatılması için süreye ihtiyaç olduğundan ilgili maddenin 1/4/2019 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Bu önerge doğrultusunda 41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 41’inci madde kabul edilmiştir.

42’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 42’nci maddesinin “Bu Kanun hükümleri Cumhurbaşkanı tarafından yürütülür.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

 

       Muhammet Naci Cinisli                   Dursun Ataş                Feridun Bahşi

                Erzurum                                Kayseri                           Antalya

           Fahrettin Yokuş                        Behiç Çelik

                  Konya                                  Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Behiç Çelik konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çelik. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Samsun Milletvekili Sayın Ahmet Demircan ve arkadaşlarının vermiş olduğu kanun teklifi üzerinde söz aldım. Konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Son maddeye geldiğimiz için vaktinizi de almadan, süremi de çok kısaca değerlendirerek sözümü tamamlamak istiyorum. Sağlık sadece Sağlık Bakanlığının uhdesinde olan bir konu değildir, sağlık çok geniş kapsamlıdır. Dolayısıyla Türkiye’mizin her tarafında sağlıkla ilgili bir hizmet ya da faaliyet olduğu zaman koordinasyon gerekir. Birçok kurum ya da kuruluşun hatta sivil toplum kuruluşlarının dahi işin içinde olduğu büyük bir uğraş alanıdır çünkü sağlık, doğumdan ölüme kadar bütün fertleri doğrudan ilgilendiren bir husustur.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifleri hazırlanırken benim dikkatimi çeken -önceki dönemimde de görmüştüm- Anayasa’ya uygunluğu incelenmiyor, ya yeterince incelenmiyor ya da yine aynı konuda başka yasalarla uyumlu olup olmadığı da incelenmiyor. Şimdi, burada toparlanıyor birçok madde -42’nci madde üzerinde konuşuyoruz- mesela 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu var. Bu kanun fevkalade önemlidir, genel sağlıkla ilgili bir kanundur ve 1930 yılında çıkmıştır, hâlâ, şu anda yürürlüktedir ve çok güzel hazırlanmış bir yasadır, burada “Memleketin sağlık koşullarını iyileştirme, milletin sağlığına zarar veren bütün hastalıklar ve diğer zararlı faktörlerle mücadele etmek, müstakbel neslin sağlıklı olarak yetişmesini temin ve halkı tıbbi ve sosyal yardımlaşmaya yönlendirmek devlet hizmetlerindendir.” diyor, sağlığı devlet hizmeti olarak veriyor. Şimdi, karşımızda şehir hastaneleri var, sürekli olarak bir beton ve yatırım olayı olarak sağlık görülüyor. Bundan çıkmamız gerekiyor. Sağlık, önleyici tıp olarak bir kere dikkate alınmalıdır. Aşılama faaliyetleri neredeyse unutuluyor Türkiye’mizde. Eskiden, sağlık ocakları sisteminde bizim hep gördüğümüz, kızamıkla, sıtmayla, çocuk felciyle ilgili -daha birçok konuda- ciddi aşılama faaliyetleri yaptırıyor olmamızdı, böylece sağlıklı bir nesil yetişiyordu. Ama son yıllarda yine söz konusu hastalıklar nüksetti ve bulaşıcı ve salgın hastalıklar açısından Türkiye’miz maalesef en şanssız dönemini yaşıyor.

Dolayısıyla gıda güvenliğimiz tehlikeye girdi, bu da sağlığı kapsayan bir şey.

Ve bunun yanında, pancar şekerine ihanet edildi bu memlekette. Şeker fabrikalarını ne yaptık? Özele devrettik, elimizden çıkardık. ithal et konusu zaten başlı başına bir sorun. Şimdi, alışveriş yaptığımız yerlerde, mağazalarda gördüğümüz o ambalajı güzel olan gıda ürünlerinin ne kadar bozuk olduğunu televizyonlar sürekli olarak gösteriyor. Değerli milletvekilleri, onun için, bu konularda ciddi çalışacak, müeyyide ortaya koyacak bir sağlık idari yapılanmasını da oluşturmamız gerekir. Bir ara “kamu hastaneleri” diye kuruldu, sonra o kaldırıldı, onun yerine tekrar il sağlık müdürlükleri yetkilendirildi. Böylece, sağlıkta yönetsel olarak büyük bir sorun var.

Son olarak, sözümü bu şekilde tamamlamak istiyorum: Askerî tıpla ilgili Türkiye’de maalesef ihanet edilmiştir, Gülhane sistemi ortadan kaldırılmıştır. Yeniden Gülhane sistemine, askerî tıbbiyeye dönmemiz zorunluluk arz ediyor diyorum.

Her şeye rağmen kanun teklifinin hayırlara vesile olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 42’nci madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre biri lehte, biri aleyhte olmak üzere iki milletvekiline söz vereceğim.

Lehte söz isteyen, İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut.

Sayın Durgut, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin lehinde söz almış bulunuyorum.

Görüşülen bu paket sağlık sistemimize yönelik önemli düzenlemeler içeriyor. Paket içerisinde yer alan ve halk sağlığı alanında reform niteliği taşıyan tütün ürünlerinin zararlarının önlenmesine yönelik düzenlemeler önemle vurgulanmayı hak ediyor.

Tütün kullanımı, dünyanın şimdiye kadar karşılaştığı en büyük halk sağlığı tehditlerinden biridir. Günümüzde yüzde 80’i düşük ve orta gelirli ülkelerde olmak üzere, dünyada 1 milyar 250 milyon, ülkemizde ise yaklaşık 500 bini 13-15 yaş grubu çocuklar olmak üzere, 16 milyondan fazla kişi tütün ürünü kullanmaktadır. Küresel bir salgın olan tütün kullanımına bağlı hastalıklar sebebiyle dünyada her yıl 7 milyon kişi, ülkemizde de 100 bin vatandaşımız hayatını kaybetmektedir. Bunun da ötesinde her yıl 700 bin kişi sigara içmediği hâlde sigara dumanına maruz kaldığı için hayatını kaybetmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün tahminlerine göre 700 milyon çocuk yani dünyadaki çocukların yarısı ne yazık ki sigara dumanına maruz kalmaktadır.

Sadece kullananlara değil, çevrelerindeki bireylere ve toplumun tamamına zarar veren tütün kullanımıyla mücadeleyi Adalet ve Kalkınma Partisi olarak çok önemsiyoruz. Dünya genelindeki tütün salgınının önlenmesinde çok önemli bir fonksiyonu olan Tütün Kontrolü Çerçeve Sözleşmesi’ni 2004 yılında imzaladık. Sözleşmenin Bakanlar Kurulunda kabul edildikten sonra yasalaşmasıyla birlikte, ülkemizde tütünle mücadele çalışmaları Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve himayelerinde güçlenerek devam etti. Bu yasa ve uygulamalarıyla ülkemiz, Dünya Sağlık Örgütü tarafından hazırlanan Empower stratejilerinin tamamını yerine getiren ilk ve tek ülke olma unvanını kazanmıştır.

Sayın milletvekilleri, sigara reklam ve sponsorluklarının kapsamlı bir şekilde yasaklanması, tütün tüketimini ciddi oranlarda düşürmekte ve sigara endüstrisinin özellikle çocuk ve gençlere ulaşmasını engellemektedir. Sigara paketi tütün endüstrisi için en temel komünikasyon ve pazarlama aracıdır. Sigara firmaları, sigara reklam ve promosyon faaliyetlerine getirilen kısıtlamalar sonucunda pazarlama aracı olarak paket dizaynına bağlı kalmışlardır. Bu yüzdendir ki çokuluslu sigara devlerinden birinin yöneticisi “Diğer promosyon ve pazarlama faaliyetlerimizin yasak olduğu ortamlarda son iletişim aracımız sigara paketidir, başka bir deyişle “Eğer başka bir şeyimiz kalmadıysa paket dizaynımız pazarlama aracımızdır.” diyerek bu durumun kendileri için önemini ifade etmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü düz paketi, marka ve ürün ismi dışında herhangi bir logo, renk, simge, promosyon bilgisi içermeyen standart bir renk ve yazıyla basılmış paketler ve ambalajlar olarak tanımlar. Yani yasa uygulandıktan sonra, farklı hedef kitlelere göre tasarlanmış, özellikle çocuklar, gençler ve kadınları hedef alarak tasarlanmış cazibeli paketlerin yerini bu şekilde standardize edilmiş paketler alacak.

Düz paket uygulamasının ardından pek çok ülkede özellikle çocuk ve gençlerde sigara içme prevalansında azalma olduğu ve sigarayı bırakan insan sayısında artış olduğu görülmüştür. Bunların dışındaki tüm yanıltıcı iddialar ve çalışmalar sigara devlerinin finanse ettiği raporlar ve çalışmalardır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, bağımlılıkla mücadele çalışmalarında temel prensip, koruma ve önlemedir. Çocuk ve gençleri korumak öncelikli amacımızdır. Bu kapsamda, uzun ve detaylı bir çalışmanın ürünü olarak gündemimize gelen düz paket tasarısının hazırlanmasında emeği geçen bütün kişi ve kurumlarımıza teşekkür ediyorum. Düz paket önerisini tam bir konsensüs içinde oy birliğiyle Meclise taşıyan Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonumuzun değerli üyelerine huzurunuzda teşekkürü bir borç bilirim.

Tütün kullanımını önemli ölçüde azaltacak ve özellikle çocuk ve gençlerimizi nikotin bağımlısı olmaktan koruyacak Tütün Kanunu dâhil bütün yasal düzenlemelerin ülkemiz için hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Durgut.

Şimdi, aleyhte konuşmak üzere İstanbul Milletvekili Ali Şeker’de söz sırası.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Şeker süreniz beş dakikadır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, günlerdir “sağlıkta şiddeti önleme yasası” adıyla getirilip sağlıkçıya birçok alanda şiddeti içeren kanun teklifi üzerinde konuşuyoruz. Haklarında hiçbir mahkeme kararı olmayan muhalif hekimlere, -eczacılara, öğrencilere, FET֒cü olduğu bilinen 81 il emniyet müdüründen 74’ünün hazırlattığı raporlar üzerinden “hekimlik yapamaz” diyoruz. Hiçbir mahkeme kararı olmadan atılan bu hekimleri maalesef, açlığa mahkûm ediyoruz.

Türk Tabipleri Birliği, Eczacıları Birliği gibi meslek örgütleri bu konuda bizi uyardı, “Sağlıkta şiddetle ilgili doğru düzgün, caydırıcı bir yasa yapalım.” dedi. Biz de bu konuda kanun teklifi hazırladık ama dikkate almadınız.

Bu getirilen teklifte ne var? Kişinin hakkında sadece bir istihbarat fişi var diye o kişi hekimlik yapmıyor, dört yüz elli gün evinde açlığa mahkûm ediliyor.

Burada, Sağlık Bilimleri Üniversitesi kuruluyor. Daha önce Anayasa Mahkemesi dedi ki: “Sağlık Bakanlığı Müsteşarı varsa burası özerk olamaz.” Siz ne yaptınız? Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığı kalktı yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminde; Sağlık Bakanı yardımcısını koydunuz, Anayasa Mahkemesinin kararını dolanmaya çalışıyorsunuz. Bu da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilecek. Bir kanun hazırlıyorsanız o kanunun işler hâle gelmesi, Anayasa’ya aykırı olmaması gerekiyor.

Burada, alkol ve tütün satan bakkalları daha önce alkolle ilgili çok ağır cezalara mahkûm ettiniz. Burada, tütün satan, sigara ürünleri satan bakkalları, büfeleri de ölçüsüz cezalarla muhatap kılacak, 20 bin lira, 40 bin lira, 60 bin lira ceza getirebilecek bir teklif getirdiniz. İnternette sigaralı görüntü yayınlandı diye 10 bin lira ceza öneren bir teklif getirdiniz.

Teklifiniz muhalifleri cezalandırırken şehir hastanelerini yapan firmalara yüzlerce milyon avantaj sağlayan damga vergisinden işletme süresi boyunca muaf olacak bir öneri getirdiniz. Gemiciklerin cezasının azaltılmasını önerdiniz.

Teklifiniz Komisyona ulaştığı andan itibaren biz itirazlarımızı dile getirdik, bazen sözümüzü kesseniz de on bir saat beklememize rağmen bize söz vermeseniz de haksızlıkları dile getirmek, yaşanabilecek sorunları engellemek için mücadele ettik.

Her fırsatta “Türkiye hukuk devletidir.” diyorsunuz, biz de buna inanmak istiyoruz; inanmak istiyoruz ama maalesef, Anayasa’ya aykırı yasa yapmaya çalışıyorsunuz. “Bu bir cadı avıdır. Haklarında mahkeme kararı olmadan hiç kimsenin masumiyet karinesini yok sayamazsınız.” dedik ama siz, iki dudağınızın arasında, fişlerle, KHK’yle bunu kanuna çevirmeye kalktınız. Maalesef, “Hekimler birden fazla alanda çalışamaz.” diye bir madde vardı, bunu 1+2 olarak Bakanlık düzenledi, Danıştay iptal etti bununla ilgili düzenlemeyi. TTB bu alanda tek yetkiliyken sırf size muhalif diye, TTB’nin bu yetkisini, Dişhekimleri Birliğinin bu yetkisini elinden almak için kanun teklifi getirdiniz. Bir hekim 7, 8 ayrı ilde çalışabilecek, bunun halk sağlığına vereceği zararı da hepinizin görmesi gerekiyordu.

Daha önce getirdiğiniz, tütünle ilgili mücadelelerde birçok alanda sizlerle birlikte dedik ki: “Sigarayla mücadele doğru bir projedir, bunu destekleyelim ama insanların dükkânlarını kapatmak için bunu kullanmayalım.”

Sağlıkta şiddeti önleme yasasını bir an önce getirelim, gerçek manada. Siz mevcut, yürüyen düzenlemeleri bir araya getirip bunu “sağlıkta şiddet yasası” diye sunmak istiyorsunuz hâlbuki yeni hiç bir şey getirmiyor.

Yetim ilaçların yurt dışından getirilmesini özel sektöre vermek istiyordunuz, buna direndik, kamuda kaldı.

Şehir hastanelerinin damga vergisi meselesi, yine direndik, halkın cebinde kaldı yüzlerce milyon.

Tütün ve alkol satan esnafın ocağını batıracak ölçüsüz o -20 bin, 40 bin- cezalarla ilgili direndik, bunun çıkartılmasını sağladık yoksa birçok esnaf, kuruyemişçisi, bakkalı, büfesi kapatmak zorunda kalacaktı dükkânlarını.

İlk hâliyle, barış imzacıları başta olmak üzere muhalif hekimlerin hekimlik mesleği yapmasını engellemek istediniz, önce altı yüz gün, sonra dört yüz elli gün yeni mezunlara hekimlik yaptırmamak konusunda bir ceza ve bunun üzerine bir de para cezası getirmek istediniz, direndik ama maalesef, yine insanları, yeni hekimleri dört yüz elli gün aç, susuz, kendi başına bıraktınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker, buyurun, devam edin.

ALİ ŞEKER (Devamla) – SGK anlaşmalı olmayan kurum sayısı yüzde 1 bile değil. Önce dediniz ki: “Kamuda çalışamazsınız.” Sonra dediniz ki: “Özelin de yüzde 99’unda çalışamazsınız.” Yüzde 1 özel alana mahkûm ettiniz. Buna da direndik, bu konuda da geri adım atılması, 3 bin hekimin mesleğini yapmasına engel olacak bir düzenlemeyi de geri çektirmiş oldu.

Anayasa'nın 5’inci maddesine aykırı bir madde olduğu için bu 5’inci maddeyi son maddede de olsa geri çekmeniz konusunda sizi bir kere daha uyarıyorum. Bir yandan diyorsunuz ki “Uzman hekimlerin mecburi hizmete gönderilmesi lazım, hekime ihtiyacımız var.”, bir yandan da yeni mezun pırıl pırıl hekimleri evinde dört yüz elli gün açlığa mahkûm ediyorsunuz.

Bu konuda yeni yeni alanlarla ceza çıkarıp bu cezalar üzerinden bütçe açığını kapatmaya çalışıyorsunuz. Biz bu konularda uyarılarımızı yaptık. Daha dün, Mihriban Yıldırım adlı asistan, hekim arkadaşımız kendi derdini anlatmak için Meclis önüne geldi, gözaltına aldınız. “Mahkeme kararı var, ben masumum.” diyor ve mahkemede ispatlıyor, o genç hekime ihtisas yaptırmıyorsunuz. Şu anda bu getirdiğiniz düzenlemeyle de yeni mezunlara ihtisas yaptırma engeli koyuyorsunuz, dört yüz elli gün boyunca evine mahkûm ediyorsunuz, sonrasında da ihtisasını engelliyorsunuz. Genç hekimlerin ihtisasını engellemeye hakkınız yok. Haklarında kesinleşmiş mahkeme kararı olmayan genç hekimlerin ihtisas yapma hakkını derhâl iade etmemiz gerekiyor. Bu süreçte yanlış olan maddelerin Anayasa Mahkemesinden döneceğini biliyoruz ama bu süre içerisine hekimleri mağdur etmeyin, hekimleri daha fazla cezalandırmayın diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şeker.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Aslında biraz daha uzatsaydınız verecektim size söz. Sebebi şu: Meclis çalışanları, emekçileri bize mesaj iletiyorlar, saat dokuza bir kala bile bitirdiğimizde servisler kalkmıyormuş. Şimdi garaj müdürüne de sordurdum. Eğer şimdi oylamaya geçersek ki zaten birkaç dakika kaldı dolayısıyla çalışanları mağdur etmemek üzere biraz sözü dolaştırmamız gerekiyor.

İlk söz talebi Sayın Filiz Kerestecioğlu’na ait.

Buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; insan sağlığı evet çok önemli, çalışanların sağlığı da önemli ve terzi söküğünü dikemez durumuyla karşı karşıyayız aslında. Birçok kez çalışan arkadaşlar bunu dile getiriyorlar, bizden ricacı oluyorlar. Yani böyle saçma bir uygulama gerçekten olmamalı. Ne kadar sürede bitiyorsa bu iş, onların servisleri de aynı saatte olmalı. Yani şimdi “dokuzda olursa, biterse servisle evlerine gidemeyecekler, bir geçe biterse gidebilecekler” gibi bir uygulama hakikaten onların haklarına aykırı olan bir şey.

Sayın Başkan, yeterince konuştum mu? Konuşamadım daha, devam ediyorum.

BAŞKAN – Hayır, yok, devam etmeyin, başka söz talepleri var Sayın Kerestecioğlu. Başka söz talepleri de var.

Sayın Altay…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Tamam. O zaman, bu hakkı destekleyen başka arkadaşlara sözü devrediyorum ama bunu bir an önce el birliğiyle düzeltelim. Yani bu arkadaşların sorununu çözelim. Gerçekten böyle saçma bir uygulama olmamalı.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Buyurun Sayın Altay.

Saat dokuza kadar söz vereceğim, dokuz olunca oylamaya geçeceğim.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben Sayın Akbaşoğlu girdi diye girdim yani ihtiyaç olur diye.

Ama ben de bu vesileyle Meclis personeliyle ilgili bir şey söyleyeyim. Bu dokuz meselesi tabii doğru, haklılar, bir şey daha var: Mecliste şu anda taşeronda çalışırken kadroya alınan ya da Meclise ait şirket üzerinden işe alınan elemanlar, temizlik işçileri, bahçıvanlar yani işin zor kısmını yapan çalışanlarımızın birtakım hak kayıpları olduğu iddiaları var, burada yemek verilmemesi, gibi vesair, maaşlarında bir düşüklük gibi vesair. Bunlara da Meclisin dikkatini çekelim, sizin, özellikle Başkanlık Divanımızın. “Eşit işe eşit ücret” mantığının önce Mecliste hayata geçmesi lazım. Bunu bir söylemiş olayım.

Hayırlı olsun. Kanunla ilgili çekincelerimiz vardı başından beri. Komisyonda sert, gergin anlar da yaşandı. Bizim derdimiz gerginlik yaratmak değil, şov yapmak değil. Vatandaşın, milletin menfaatine olmayan her noktada biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir refleks göstermeyi burada bulunuş sebebimiz sayıyoruz.

1’inci partiye mensup yöneticiler ve sayın milletvekilleri de bilecek ve takdir edecektir ki milletin menfaatine olan her kanunda biz “evet” dedik ve olabildiği kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nden kaynaklı obstrüksiyonları ve imkânları kullanma noktasında minimize ettik durumumuzu.

Yani ben tekrar altını çizmek istiyorum. Bu kanun bu hâliyle, evet, bizim önerilerimizle… Sayın Akbaşoğlu onun için söz aldı, hani “Siz değil biz de böyle yaptık. Ali Şeker’in söylediği kimi iyileştirmeler CHP’ye ait değil, AK PARTİ’ye ait.” diyecek biliyorum. O söylemeden ben söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu söz almamış, görmedim. Sisteme girmemiş.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Öyle mi? Girdiydi sisteme…

BAŞKAN – Onun için siz de uzatmayın Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Şunu söylemeye çalışıyorum: Keşke en demokratiği, en güzeli gelseydi. Bana ait bir söz vardır yani normal bir söz ama: En iyinin iyisi vardır.

Bu kanun çok kötü geldi, çok kötü geldi. Komisyon üyelerimiz, arkadaşlarımız, bu konuda Komisyonda ve Genel Kurulda yapıcı, olumlu katkılarımızı… Zaman zaman yüksek refleksle, zaman zaman gerginlik anları yaşansa da buradan kastımız, hiçbir sayın milletvekilini, parti yöneticisini üzmek, kırmak değildir; bunun bilinmesini isteriz.

Daha önce söylediğim çok polemik olan bir şey var: Ben bir gün burada gene 1’inci partinin grup başkan vekili bir şey söyleyince “Ya, siz bizden alkış mı bekliyorsunuz?” dedim. Muhalefet iktidarı alkışlamaz, muhalefet hep daha iyisini ister. Dolayısıyla biz böyle baktığımız vakit, biraz sonra oylanacak kanuna, kimi iyileştirmeler yapılmış olmakla birlikte, içinde hâlen çekincelerimiz olduğu için “hayır” oyu vereceğiz ama buna rağmen hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Saat dokuz oldu.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altay.

Söz talebiniz var mı Sayın Akbaşoğlu?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu…

ENGİN ALTAY (İstanbul) – Ben söyleyeceğini söyledim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, Sayın Engin Altay Bey gerçi bizim ne söyleyeceğimize ilişkin güzel yaklaşımlarda da bulundu ama ben teyiden ve tekiden tekrar söyleyeyim. Dolayısıyla hani bir direniş sonucu değil, hep beraber, ortak fikirle, bütün partilerimizin, bütün milletvekillerimizin ortak katkılarıyla bir netice elde edilmiş oldu ve önergelerle son düzenleme yapıldı.

Piyasada bulunamayan ilaçların daha kolay bir şekilde ilgili hastalarımıza sevki konusunda kolaylıklar, tabip ve diş tabiplerimizin birden fazla yerde çalışabilmesi imkânı, sağlık çalışanlarına şiddetin önlenmesiyle ilgili caydırıcı tedbirler, tütünle mücadelede önemli düzenlemeler, tüp bebekle ilgili hakikaten vatandaşlarımıza finansman noktasında Sosyal Güvenlik Kurumunun genişletici yaklaşımı ve diğer hususlar bu kanun teklifiyle düzenlendi. 5’inci maddeyle ilgili de ilgili mevzuat çerçevesinde hükümlere göre teklif edilen bir metin, daha sonra hep beraber, ortak kanaatler çerçevesinde son hâlini aldı.

Hayırlı ve uğurlu olsun. Katkı veren bütün milletvekillerimize teşekkür ediyorum.

İyinin daha iyisi var; doğru, daha iyisini yapana kadar bizim yaptığımız en iyisidir.

Teşekkür ederim, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akbaşoğlu.

Sayın Cesur, söz talebiniz var.

Buyurun Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Isparta) – Teşekkür ediyorum.

Hep beraber daha iyiyi arama konusunda uzlaşmış olmaktan dolayı ayrıca çok teşekkür ediyorum, biz de daha iyiyi arıyoruz İYİ PARTİ olarak.

Latife bir yana, sağlıkla ilgili büyük bir torba yasa görüşüldü. Çok emek sarfedilmiş ve bu emeği sarfedenlerin emeklerini hiçbir şekilde göz ardı edecek değiliz. Komisyonda da uzun saatler sarfedildi. Burada, Genel Kurulda görüşlerini dile getiren tüm arkadaşlarıma ben de çok teşekkür ediyorum.

Küçük bir tırnak içerisinde, yine de muhalefet olarak söylemeden geçemeyeceğim, kalan bir unsur var süre yetmediği için: Aslında, 61 milyar dolara mal olan bu şehir hastaneleri projesi gibi projeleri revize etmemiz lazım. En azından, garanti ücretleri döviz cinsinden yapılan anlaşmaları hiç değilse lira üzerinden yapmaya çevirmek lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Isparta) – Daha önce İngiltere’de denenen -yirmi beş sene önce- ve vazgeçilen bu sistemden bizim de önümüzdeki zaman içerisinde vazgeçeceğimiz kesin. Bari daha az zararla kurtulmamız lazım.

Şöyle söylüyorum: “Devlet baş gibidir, hükûmetler şapka gibidir; yönetimler değişir, gelir gider ama devleti yani başı eskitmemek lazım.” Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in sözüdür.

Ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim değerli milletvekilleri.

Teklifini tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Gündemimizdeki işleri sırasıyla görüşmek için, 20 Kasım 2018 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.04



 

(x) Bu bölümlerde hatipler tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) 12 S. Sayılı Basmayazı 13/11/2018 tarihli 16’ncı Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.