TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                          14’üncü Birleşim

                                                                                        6 Kasım 2018 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 5 Kasım eski Başbakan Bülent Ecevit’i vefatının 12’nci yıl dönümünde saygıyla andığına ve Dünya Kupası’nda 2’nci olan Ampute Futbol Millî Takımı’nı TBMM adına saygıyla selamladığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, lösemi, Down sendromu ve organ naklinin toplumda farkındalık yaratılması gereken konular olduğuna ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Muhammed Levent Bülbül’e MHP Grup Başkan Vekilliği görevinde başarılar dilediğine ilişkin konuşması

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 28 Ekim 2018 tarihinde “Göç, Mültecilik ve İnsanlık” temasıyla toplanan Kartepe Zirvesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Manisa Milletvekili Tamer Akkal’ın, Manisa ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzon-Maçka kara yolunun 5’inci kilometresine yapılan tünelin projesindeki hata nedeniyle  Kutlugün Mahallesi’nde yaşanan mağduriyete ilişkin açıklaması

2.- Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in, ekim ayı ihracat rakamlarının tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarak cumhuriyet tarihi rekorunu kırdığına ilişkin açıklaması

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ve lösemili çocuklarla ilgili bir gün değil, bir hafta değil, bütün bir yıl farkındalık yaratılması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.-  Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, Tarım Bakanlığının yeni logosunun Türkiye tarımının geldiği noktanın özeti olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, gücünü milletten alan “Yoldaşımız millettir.” diyen AK PARTİ’nin kutlu yürüyüşüne devam ettiğine ve millî iradenin muktedir oluşunun 16’ncı yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, lösemi hastalarının ötekileştirilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 3 Kasım AK PARTİ iktidarının 16’ncı yıl dönümünde milletden aldığı güçle hizmetine devam edeceğine ilişkin açıklaması

8.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 5 Kasım eski Başbakan Bülent Ecevit’i ölümünün 12’nci yıl dönümünde saygıyla andığına, emeklilikte yaşa takılanların haklarının bir an önce teslim edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, kim tarafından ve kime karşı olursa olsun ambargonun çağ dışı bir uygulama olduğuna ilişkin açıklaması

10.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, 2019 yılı için asgari ücretin alt sınırının ne olacağını ve toplu sözleşmeden doğan enflasyon farkının memura verilip verilmeyeceğini Hükûmetten öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz’ın, Arabuluculuk Daire Başkanlığından alınan verilere göre ara buluculuğun mahkemelerin iş yükünü önemli ölçüde azalttığına ilişkin açıklaması

12.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep’te dijital teknoloji alanında tematik teknik lise ya da liselerin açılmasının dijital dönüşümde insan kaynağı yaratılması için gerekli olduğuna ilişkin açıklaması

13.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, projesi tamamlanan 300 yataklı kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesi için 2019 bütçesinden ödenek ayrılıp ayrılmadığını ve inşaatına ne zaman başlanacağını Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

14.- Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığının Muğla’nın ilçelerinde okul yaptırdığı ve Millî Eğitim Bakanlığına devrettiği yönündeki ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana’nın ilçelerinde hastane yetersizliği nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin açıklaması

16.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli’nin Gebze Hürriyet ve Yavuz Selim Mahallesi sakinlerinin yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

17.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, ülke ekonomisinin, halkın, üretenlerin çıkarlarını korumayan saray yönetimi döneminin yaşandığına ilişkin açıklaması

18.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana AK PARTİ’nin millete hizmet yolunda on altı yılını geride bıraktığına ilişkin açıklaması

19.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, uygulanagelen tarım politikaları sonucunda yaşanan olumsuzluklara karşı Tarım Bakanının ne yapmayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

20.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

21.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, iç mimar ve peyzaj mimarlarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için Meclis Başkanlığına sunulan kanun teklifinin işleme alınmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

22.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın, büyükbaş hayvan yetiştiricilerinin sorunlarına ve hayvancılık desteklemelerinin tek kalem altında toplanarak verilmesinin talep edildiğine ilişkin açıklaması

23.- Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan Atabek’in, lösemiyle mücadelede risk faktörlerinin bilinmesinin önemine ilişkin açıklaması

24.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, lösemi teşhisi konulan Ceren’in annesinin lösemi hastası çocuklara umut olunması, kan bağışı yapılması ve LÖSEV’e güç verilmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin açıklaması

25.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’nda Türkiye genelinde binlerce lösemili çocuk ve ailesinin maddi manevi sorunlarına dikkat çekmek istediğine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Hükûmetin, devletin bu topraklarda ağırlaşan mesuliyetine uygun devlet ciddiyeti taşıyan terimlerle uluslararası camiayla konuşmasını istirham ettiğine ilişkin açıklaması

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, zeytinyağına yapılan desteğin yetersizliğine, sofralık zeytine prim desteği verilmesi, zeytin üreticisinin kamu bankaları ile tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi ve zeytin üreticilerinin sorunlarının bir an evvel çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

28.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, 4 Kasım 2016 tarihinin Türkiye demokrasisine bir kara leke olarak geçeceğine, Kars’ta yaşanan gözaltılara, yasal etkinliğe katılanların “risk analizi” diye ifade edilen muameleye maruz kalmalarının kabul edilemez olduğuna ve belediyelerdeki suistimaller, sağlıksız harcamalar, keyfî görevlendirmelerle ilgili bir açıklamanın yapılmasının önemine ilişkin açıklaması

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, 5 Kasım eski Başbakan Bülent Ecevit’i ölümünün 12’nci yıl dönümünde saygıyla andığına, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na, Down sendromlu çocuklar için ortaya konulan siyasetüstü yaklaşımın lösemili çocuklar için de hayata geçirilmesi gerektiğine, Cumartesi Annelerinin “Nazım Gülmez’in akıbetinin açığa çıkarılarak sorumluluğu olanların cezalandırılmasını istiyoruz.” sözlerine ve Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, 3-9 Kasım Organ Nakli ve Bağışı Haftası’na, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Ankara Milletvekili Mustafa Destici’nin, Dünya Kupası’nda 2’nci olan Ampute Futbol Millî Takımı’nı tebrik ettiğine, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na, otizm, Down ve diğer gelişim bozukluklarının araştırılmasıyla ilgili önergeye SMA’nın da eklenmesini ve bedelli askerlikten elde edilecek gelirin bir kısmının SMA hastalarına ayrılmasını Büyük Birlik Partisi olarak önerdiklerine ilişkin açıklaması

32.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Sayıştay raporuna göre, AKP’li Afyonkarahisar Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğünün iki sene içinde 7 kez atama yapılarak istisnai memur kadrosuna geçiş kadrosu olarak kullanılmasının ne kadar doğru olduğunu ve herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Down sendromunun ve otizm ile diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ve bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Kayseri Milletvekili Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin (10/392), Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 30 milletvekilinin (10/242), İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin (10/349), Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve 32 milletvekilinin (10/397), Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın (10/394), İYİ PARTİ Grubu adına Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'nun (10/401) Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin birleştirilerek Genel Kurulun 6 Kasım 2018 Salı günkü birleşiminde yapılması ve tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 30 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/242)

2.- İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349)

3.- Kayseri Milletvekili Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin, Otizm Spektrum Bozukluğu, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Özgül Öğrenme Güçlüğü ve Down Sendromunun ülkemizdeki yaygınlığının incelenerek gerekli önlemlerin alınması için bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392)

4.- MHP Grubu adına Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/394)

5.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve 32 milletvekilinin, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/397)

6.- İYİ Parti Grubu adına Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'nun, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/401)

 

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, THY’nin sendika üyeliği gerekçesiyle işten çıkardığı iddia edilen on beş personele ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/4084)

2.- Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu’nun, Bandırma-Bursa-Ayazma-Osmaneli, Ayazma-İnönü demiryolu hattının ihale ve inşaat sürecine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/4088)

3.- Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu’nun, Bursa-Ankara Yüksek Hızlı Tren Projesi’ne ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/4335)

4.- Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir’in, RTÜK tarafından hazırlanan ve çocuk kanallarında yayınlanması zorunlu kılınan bir kamu spotuna ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/4340)

5.- Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in, Göcek Tüneli'nden geçişlerin ücretsiz hale getirilmesine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/4341)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa ait arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/4346)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2015-2018 yılları arasında THY’de görevli pilotların ve diğer personelin uyruklarına göre dağılımına ilişkin sorusu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Mehmet Cahit Turhan’ın cevabı (7/4347)

 

6 Kasım 2018 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ismail OK (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 5 Kasım eski Başbakan Bülent Ecevit’i vefatının 12’nci yıl dönümünde saygıyla andığına ve Dünya Kupası’nda 2’nci olan Ampute Futbol Millî Takımı’nı TBMM adına saygıyla selamladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Gündem dışı üç sayın milletvekiline söz vermeden önce bir iki hususu sizlerle paylaşmak istiyorum değerli milletvekilleri.

Sayın milletvekilleri, eski başbakanlardan Sayın Bülent Ecevit’in vefatının dün 12’nci yıl dönümüydü. Bülent Ecevit devlet adamlığı, halkçı yapısı, ödün vermeyen siyaseti, Kıbrıs’ta sağladığı büyük başarılar ve özellikle çalışma hayatında emekten yana koyduğu tavırlarla Türk siyasetinde mümtaz bir yere sahip olmuştur. Kendisi siyasi kişiliğinin yanında, ayrıca şiire ve güzel sanatlara olan merakıyla da şiir dünyasında, edebiyat dünyasında da ayrıca bir yer edinmiştir. Eşi Sayın Rahşan Ecevit’le beraber son derece sade ve mütevazı yaşantısında devletin hiçbir olanağını kendisinden yana kullanmamak suretiyle bütün siyasetçilere örnek olan çok mümtaz bir siyaset yaşantısını sürdürmüştür. Bir yandan devlet adamlığı ama bir yandan da “Karaoğlan” sıfatı yani hem devlet adamlığı hem de “halkçı” sıfatı Türk siyasetinde ve dünya siyasetinde çok az siyasetçiye nasip olacak sıfatlardır. Hayatı boyunca Türkiye'nin esenliği, mutluluğu için çalışan ve dün de 12’nci ölüm yıl dönümünde andığımız eski başbakanlardan, Cumhuriyet Halk Partisinin ve Demokratik Sol Partinin eski genel başkanlarından rahmetli Bülent Ecevit’i bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum, ruhu şad olsun.

Değerli milletvekilleri, öyle başarılar vardır ki onları anlatmak için sözler yetersiz kalır. Çevremize baktığımızda insanların çok küçük bazı kırılgan olaylardan hemen mutsuz duruma düştüğünü, hayata küstüğünü görürüz. Oysa hayat, içinde her türlü engeli barındırıyor, azmi ve mücadeleyi de barındırıyor. Hayatlarında karşılaştıkları uzuv zaaflarına rağmen bunu dert etmeyen, tam tersine bunu bir avantaja çeviren bir futbol takımımız var, Türkiye Ampute Millî Futbol Takımı. Bu futbol takımı azmiyle, çalışkanlığıyla herkese örnek oluyor. 2007 yılında Dünya Şampiyonası’nda 2’ncilik kazanan, 2017 yılında Avrupa Şampiyonası’nda Avrupa Şampiyonu olan Ampute Millî Takımımız bu kez Meksika’da yapılan Dünya Kupası’nda 2’nci olmak suretiyle ülkemizi onurlandırmıştır. Ampute Millî Takımı’mızı Türkiye Büyük Millet Meclisi adına coşkuyla, alkışlarla ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) Onlar bizim gururumuz oldu, yoldaşımız oldu ve hayata bakış açımızı değiştiren çok önemli ve değerli sporcular oldu; kendileriyle gurur duyuyoruz.

Değerli milletvekilleri, gündem dışı söz talepleri var, onları yerine getiriyoruz.

Gündem dışı ilk söz, Uluslararası Kartepe Zirvesi’nde göç, mültecilik ve insanlık temalı yapılan toplantı hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekilimiz Sayın İlyas Şeker’e aittir.

Buyurun Sayın Şeker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker’in, 28 Ekim 2018 tarihinde “Göç, Mültecilik ve İnsanlık” temasıyla toplanan Kartepe Zirvesi’ne ilişkin gündem dışı konuşması

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği ve entelektüel dünyanın yeni buluşma adresi olan Uluslararası Kartepe Zirvesi’nin 1’incisi geçen yıl yapılmıştı. Kartepe Zirvesi, doğal güzellikleriyle göz kamaştıran, yeşilin bütün tonlarıyla sergilendiği, dört mevsimin yaşandığı Kartepe ilçemizin Samanlı Dağlarındaki 1.600 metre rakımda gerçekleştirildi. 1’inci Zirvenin konusu 15 Temmuz darbesi ve darbeler idi. Zirve sonunda “Darbelere Karşı Uluslararası Dayanışma Çağrısı” başlığıyla deklarasyon yayımlandı. Birleşmiş Milletler müktesebatı dâhil edildi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun gündemine alındı.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği Kartepe Zirvesi’nin 2’ncisi, 28 Ekim 2018 tarihinde “göç, mültecilik ve insanlık” temasıyla yapıldı. Göç, bütün dünyanın, insanlığın meselesidir. Türkiye, bu meselenin insani, ahlaki ve teknik çözümü için her alanda inisiyatif almıştır, almaya devam etmektedir. Kartepe Zirvesi’nde Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Avustralya, Azerbaycan, Bangladeş, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Endonezya, Etiyopya, Filistin, Güney Afrika, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İran, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, Kanada, Kuzey Kıbrıs, Lübnan, Portekiz, Sırbistan, Suriye, Türkmenistan, Ukrayna, Yunanistan ve Türkiye olmak üzere 30 ülkenin katılımcıları görüş ve düşüncelerini dünya kamuoyuyla paylaştılar.

Kartepe Zirvesi’ne 84 farklı kurum, 62 ulusal, 32 yabancı üniversiteden akademisyen, 360 bilim insanı, medya, siyaset, bürokrat, STK temsilcileri, uluslararası kuruluş yetkilileri gibi çok çeşitli disiplinler katılım sağladı. Açılış oturumuyla başlayan Kartepe Zirvesi, 2 çalıştay, 46 panel, 12 akademik oturum ve 11 vaka kritik toplantısıyla tamamlandı. Açılış konuşmasını yapan Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanımız İbrahim Karaosmanoğlu, Kartepe Zirvesi’nde “İnsanlığın toprağına sıkıca tutulmasının yollarını arayacağız.” diyerek zirvenin ana temasını vurguladı. Zirvenin Onursal Başkanlığını üstlenen Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu “Günümüz dünyasında herhangi iki ülke arasında mevcut bir savaş bulunmamaktadır. Buna rağmen, İkinci Dünya Savaşı’ndaki rakamlardan bile daha büyük bir göçle karşı karşıyayız.” ifadesini kullandı. Yine, İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu Bey “Türkiye, göç meselesinde tecrübesini, vicdanını ve rasyonel aklı ortaya koymaktadır. Gelişmiş dünyadan beklediğimiz destek para desteği değil, anlayış desteğidir.”

Yunanistan’dan katılan, Yunanistan eski Başbakanı Papandreu, göç sorununun Amerika Birleşik Devletleri Başkanının tercih ettiği üzere duvar örmek gibi yöntemlerle çözülemeyeceğini vurguladılar. Yine, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı “Türkiye'nin muazzam başarısı olmasaydı dünya bugün çok daha büyük bir krizle karşı karşıyaydı.”, Birleşmiş Milletler Türkiye Mukim Koordinatörü “Kartepe Zirvesi ile Kocaeli insanlığın sesinin yükseldiği yerdir.” diye ifade ettiler.

Yine, Yunanistan Göç Bakanı Vitsas “Türkiye dikkate alınmadan, iş birliği kurulmadan mülteci sorununu çözmek mümkün değil.” diye ifade kullandılar. Yerel Yönetimler Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı Eş Başkanı Muhammed Saadieh “Türkiye’de mültecilerle ilgili alınan kararlar milyonlarca Suriyelinin hayatını kurtardı. Biz bu zirveyi tüm dünyadaki mültecilerin durumuyla ilgili alınmış önemli bir adım olarak görüyoruz.” dediler. Yunanistan eski Göç Bakanı “Mülteciye yardım etmedik. Göçmenleri seviyorum demek, ölü göçmeni seviyorum demek değildir.” ifadelerini kullandı.

Zirvenin kapanış konuşmasında AK PARTİ Genel Başkan Vekili Profesör Doktor Numan Kurtulmuş Bey meselenin ekonomik ve siyasi bir mesele olmadığını, meselenin insani ve ahlaki bir mesele olduğunu vurguladılar.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi her yıl insanlığı direkt ilgilendiren meselelerde Kartepe Zirvesi’yle dünyanın gündeminde yerini alarak dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Etkili organizasyonlarla insanlığa ve gelecek nesle hizmet eden Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanına ve ekibine teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şeker.

Gündem dışı ikinci söz, Manisa’nın sorunları hakkında söz isteyen, Manisa Milletvekilimiz Sayın Tamer Akkal’a aittir.

Buyurun Sayın Akkal. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

2.- Manisa Milletvekili Tamer Akkal’ın, Manisa ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

TAMER AKKAL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün Manisa ilimizin sorunları üzerine konuşmak için gündem dışı söz aldım.

Manisa, özellikle 1970’li yıllardan itibaren sanayileşme ile ihracatta ve buna bağlı olarak gelişmiş olan yan sanayi sektöründe yükselmeye başlamıştır. Gerek ticari gerek sosyoekonomik açıdan bölgede hep önemli bir sanayi, ticaret ve tarım merkezi olmuştur. Ancak son yıllardaki kontrolsüz endüstriyelleşme ve yanlış tarım politikaları sebebiyle Manisa çiftçisi gerçekten çok zor günler geçirmektedir. Geçtiğimiz yıllarda Manisa’da Kolin grubu, termik santral inşaatını bahane göstererek 6 bin tane zeytin ağacını katletmişti. Manisa’da zeytin ağaçlarından sonra şimdi de zeytin üreticileri yok edilmeye çalışılıyor. Birkaç büyük firma bir araya gelerek tekelleşiyor, zeytin maliyetlerinin yarısının altında fiyat vererek, devamında da alım yapmayarak Türk zeytincisinin tüm emeğini zayi ediyor. Manisa bölgesinde Türk zeytinciliğini ve tarımını âdeta yok olma noktasına getiriyor. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, yerli tarım üreticisinin üzerinde tekelleşmiş bu yapı Tunus başta olmak üzere bazı ülkelerden zeytin ve zeytinyağı ithal ederek yerli üreticinin 5 liraya sattığı zeytini maalesef 2 liraya kadar düşürüyor.

İthalat bakanlığı gibi çalışan Tarım Bakanlığına sormak istiyorum: Manisa’da ve ülkemizin tamamında üreticinin hakkını, hukukunu savunmak için bir önlem alacak mısınız? Bir politika uygulayacak mısınız yoksa yerli tarım üretiminin yok olmasını izlemeye devam mı edeceksiniz? 170 milyon dolarlık zeytinyağı ihracatımızın 40 milyon dolarlık girdisi Manisalı zeytin üreticileri tarafından sağlanıyor. 200 milyon dolarlık zeytin ihracatımızın da 36 milyon dolarlık kısmı Manisalı zeytin üreticisi tarafından sağlanıyor. Geldiğimiz noktada Manisa’da ve ülkenin tamamında Türk zeytin üreticisinin durumu şudur: Gübre 82 liradan 180 liraya yükselmiş, göztaşı 250 liradan 450 liraya yükselmiştir; buna karşın, domat zeytinin kilosu 5 liradan 2,2 liraya, trilye zeytinin kilosu ise 9,5 liradan 5 liraya düşmüştür. 750 bin ailenin zeytinden geçim sağladığı bu ülkede daha fazla tarım üreticisi ailenin mağdur edilmemesi için Tarım Bakanlığını derhâl önlem almaya davet ediyoruz ve hatırlatmak istiyoruz: Ziraat Bankasının görevi yandaş sermayeye televizyon kanalı satın alması için 700 milyon dolarlık kredi vermek değil, hâlihazırda zor durumda olan tarım üreticisinin rahatlaması ve üretim yapabilmesi için ona destek olmaktır. Tarım üreticisinin diğer bankalardaki borçları Ziraat Bankasına aktarılıp düşük faizle yeniden yapılandırılmalıdır.

Yine, Manisa’mız kurutmalık üzüm ve sofralık üzüm üretiminde ülke birincisidir. TÜİK verilerine göre ilimiz, Türkiye’de kurutmalık üzümün yüzde 85’ini, sofralık üzümün de yüzde 20’sini üretmektedir. Üzüm Manisa’nın en önemli tarımsal gelir kaynağıdır. Toplam tarım alanımızın yaklaşık yüzde 16’sında Manisa’mızın ve ülkemizin en önemli tarımsal ürünlerinden olan üzüm yetişmektedir ancak çiftçimize mazot 6,5 liradan verilirse, gübre ve ilaç fiyatları son bir yılda neredeyse 2 katına çıkarsa, üzüm üreticilerimizin bırakın para kazanmayı borçlarını ödeyecek, maliyetlerini karşılayacak gücü kalmaz. Girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve borçların ertelenmesi tarım üreticimiz açısından zaruri hâle gelmiştir. Ucuz mazot yatlara değil, Türk çiftçisine verilmelidir.

Son olarak, Türkiye yıllardan beri cari açığa dayanan, inşaat sektörüne dayalı bir tüketim ekonomisi içerisinde olmuştur. Ekonomimiz rantçı küçük bir azınlığın elinde maalesef paramparça bir hâle getirildi. Yanlış ekonomi politikalarıyla Türkiye bir borç ve kredi bataklığına sürüklendi. Tüketim ve borçlanmaya dayalı ekonomi politikalarını terk etmek, yerine imalat sanayisini önceleyen bir ekonomi modeli uygulamak gerekirdi. Üretim ekonomisini inşa ederek istihdamı artırmak, işsizlik oranını düşürmek gerekirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TAMER AKKAL (Devamla) - Toparlıyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

TAMER AKKAL (Devamla) – Oysa geldiğimiz noktada, yurt dışından işçi ithalatı yapılarak Türk işçilerin kapının önüne konulduğunu Manisa’da görebiliyoruz. Yalnızca Manisa’da değil, ülkemizin çeşitli illerinde Türk işçiler işten çıkarılıyor, yerlerine Çinli işçiler yerleştiriliyor, Çinli. Hükûmete yakınlığıyla bildiğimiz şirketlerden biri olan Kolin Grubu Manisa’nın Soma ilçesinde Kolin Termik Santrali inşaatında çalışan 2 bine yakın Türk işçiyi geçtiğimiz nisan ayında işten çıkardı ve yerlerine binlerce işçi istihdam etti. Çinli işçi rezaleti yalnızca Manisa’da değil, İstanbul, Zonguldak ve Bartın gibi pek çok ilimizde de yaşanmaktadır. Bu konuyla alakalı olarak ilgili bakanlığa verdiğimiz soru önergesinin cevabını ise maalesef ki bir aydır hâlâ alamadık fakat bu konunun da sonuna kadar takipçisi olacağımızın da önemle bilinmesini istiyorum. Mümkün olan her fırsatta, demokratik haklarımızı kullanarak Manisa’nın ve Manisalının sorunları dile getirip çözüm arayışımıza devam edeceğiz.

Saygılar sunarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkal.

Değerli milletvekilleri, gündem dışı üçüncü söz, Lösemili Çocuklar Haftası münasebetiyle söz isteyen İzmir Milletvekilimiz Sayın Sevda Erdan Kılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Erdan Kılıç. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

3.- İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

SEVDA ERDAN KILIÇ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Lösemili Çocuklar Haftası nedeniyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım.

Bazen siyaset susar, bazen bürokrasi susar. Lösemili çocuklarımıza dikkat çekmek için tüm vekil arkadaşlarımızı otuz saniye maske takmaya davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ne kadar çok karşılaşıyoruz değil mi bu görüntülerle? Yüzünde maske, saçları dökülmüş, minicik elleri, kocaman yürekleriyle hayata tutunmaya çalışan çocuklar bizim çocuklarımız, en değerli varlıklarımız, geleceğimiz. Sadece çocuklar mı? Büyükler, yetişkinler, yaşlılar çünkü “modern çağın vebası” olarak adlandırılan kanser ne büyük ne küçük ne zengin ne fakir tanıyor.

Değerli milletvekilleri, Dünya Sağlık Örgütünün açıklamalarına göre ülkemiz ne yazık ki kanser kuşağında yer alan bir ülke. Sağlık Bakanlığınca açıklanan 2015-2016 verilerine göre de ülkemizde her yıl 200 bin insana kanser tanısı konulmakta. Yaklaşık 150 bin insanımız her yıl bu hastalıktan yaşamını yitirmektedir. Yani düşünebiliyor musunuz, bir şehir dolusu insanımız her yıl bu hastalıktan yaşamını yitiriyor. Bu korkunç bir rakamdır, geleceğimizi tehdit etmektedir.

Değerli milletvekilleri, kanserin çığ gibi büyüdüğü, kontrolsüzce ilerlediği bu çağda sağlıklı doğmak, sağlıklı büyümek, sağlıklı yaşamak inanın bir şans ama ne yazık ki her çocuk, her birey bu şansa sahip olamıyor. Kimi zaman anne babadan, kimi zaman çevresel etkilerden, kimi zaman da bilinmeyen nedenlerden doğar doğmaz hastalıkla mücadele ediyor. Bu hastalıkların en başında ise lösemi geliyor. Hâlen ülkemizde 31.500 lösemi hastasının olduğu bilinmektedir. Her yıl ortalama ne yazık ki ve maalesef 2 bine yakın çocuğumuz lösemiye yakalanmakta. Genel bir istatistik ve tarama yapılmadığı için ülkemizdeki lösemili hastaların gerçek sayısına ulaşamamaktayız. Tam olarak nedenleri bilinmemekle birlikte genetik yatkınlıklar, beslenme, yiyecekler, çevresel faktörler ve tüm kanserojenler bunlara neden olmakta. Yaygın olarak kemoterapi, kök hücre yani kemik iliği nakliyle hastalık büyük ölçüde iyileştirilmektedir. Ancak gerek teşhis aşamasında gerek tedavi aşamasında inanılmaz zorluklar yaşanmaktadır. Öte yandan, kök hücre bağışında da büyük sorunlar yaşanmaktadır. 80 milyonluk ülkemizde maalesef donör sayısı yüzde 1’i bile geçmemektedir. 2014 yılında faaliyete geçen Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezinin verilerine göre son üç yılda gönüllü donör sayısı 300 bindir, gönüllü bağışçılar sayesinde yaşama döndürülen hasta sayısı ise sadece 601’dir. TÜRKÖK kayıtlarına göre ilik nakli bekleyen hasta sayısı ise şu an itibarıyla 2 bin civarındadır.

Değerli milletvekilleri, lösemi diğer kanser hastalıkları gibi tedavisi çok zor, yıllarca süren ve pahalı bir hastalıktır. Bu nedenle sadece hastayı değil, tüm aileyi, tüm yakınlarını da etkilemektedir. En temel hak olan sağlıklı yaşama hakkı gereği bu konuda başta devlet olmak üzere, bütün topluma, hele de bizlere önemli sorumluluklar düşmektedir. Bir insanı yaşama döndürmekten daha kutsal hangi iş olabilir diye düşünüyor ve bütün doktorlarımıza, sağlık çalışanlarımıza da bu konuda teşekkürü borç biliyorum. Bu bağlamda, LÖSEV’e de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Yaklaşık 30 bin lösemi hastasının tedavisiyle uğraşan, sadece hastaya değil, dar gelirli ailelere de yardımcı olan ve lösemiyle mücadelenin öncülüğünü yapan LÖSEV, her türlü takdiri fazlasıyla hak ediyor.

Bu düşüncelerle asırlar öncesinden bizlere seslenen Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” sözlerini hepinize hatırlamak istiyor, bir anne olarak lösemiyle mücadele eden küçük elli, kocaman yürekli çocuklarımıza umut olmak dileğiyle hayatımız, çocuklarımız diyor, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Teşekkür ederim Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıç.

Lösemi, tedavi edilebilen bir hastalık. Bütün gruplarımızın da büyük bir memnuniyetle üzerinde birleştiği, özellikle genç yaştaki çocuklarımızın hayatlarını kurtarmaya dönük bu çabalar konusunda toplumumuzun büyük bir duyarlılık gösterdiğini memnuniyetle de görüyoruz. Umarız, lösemi Türkiye’nin gündeminden çıkar değerli milletvekilleri.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk yirmi milletvekiline yerlerinden bir dakika söz vereceğim ama sisteme giremeyen, lösemiyle ilgili konuşmak isteyen her gruptan bir iki arkadaşımıza da ayrıca söz vereceğim çünkü konu önemli. Eğer gruplar kendi arkadaşlarını görevlendirirlerse onlara da ayrıca lösemiyle ilgili, hiç olmazsa, görüşlerini açıklamak açısından bir fırsat tanıyalım.

İlk söz, Sayın Kaya…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Trabzon-Maçka kara yolunun 5’inci kilometresine yapılan tünelin projesindeki hata nedeniyle  Kutlugün Mahallesi’nde yaşanan mağduriyete ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Trabzon-Maçka kara yolunun 5’inci kilometresinde çift tüplü tünel yapılmıştır. Ancak tünel projesinde yapılan bir hata nedeniyle Maçka’dan geliş yönünde Kutlugün Mahallesi’ne giriş için yan yol bırakılmamıştır. Tüneldeki ulaşımın tek yönlü sağlanması ve bağlantı yolunun yapılmaması nedeniyle Maçka yönünden gelen toplu taşıma araçları ve özel araçlar Kutlugün Mahallemize uğramadan transit olarak geçmek durumunda kalmaktadır. Bu nedenle Kutlugün Mahallemizdeki yaklaşık 50 hane ve 500’e yakın insanın çalıştığı işletmeler büyük bir mağduriyet yaşamaktadır. Vatandaşlarımız mahalle içinden geçen eski yolun tünel çıkışına bir köprü ve yan yolla bağlanmasını, eski yolun asfaltlanarak genişletilmesini ve yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesini talep etmektedir. Yetkililerden Kutlugün Mahallemizin haklı, önemli ve bir o kadar da acil olan taleplerini yerine getirmesini rica ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yurdunuseven…

2.- Afyonkarahisar Milletvekili İbrahim Yurdunuseven’in, ekim ayı ihracat rakamlarının tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarak cumhuriyet tarihi rekorunu kırdığına ilişkin açıklaması

İBRAHİM YURDUNUSEVEN (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Açıklanan ekim ayı ihracat rakamlarına göre ihracatımız yüzde 13,1 oranında artarak 15 milyar 732 milyon dolara yükseldi. Bu rakam, tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarak cumhuriyet tarihinin rekoru kırılmıştır. Son on iki aylık ihracat 166 milyar 809 milyon dolara yükselerek cumhuriyet tarihinde yıllık ihracatta en yüksek seviyeye ulaşılmıştır. İhracatın ithalatı karşılama oranı ekim ayında yüzde 96,7 seviyesine yükselmiştir. Seçim bölgem olan Afyonkarahisar’ın ekim ayı ihracatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 19,14, ilk on aydaki ihracatımız ise ilk on aydaki ihracata göre yüzde 11,52 artmıştır. Geçen yıl ekim ayında ilimizde yapılan ihracat 27 milyon 162 bin dolar iken bu yıl 32 milyon 359 bin dolara yükselmiştir. En çok ihracat yapan iller arasında ilimiz 2 basamak yükselerek 29’uncu sıraya çıkmıştır. Bu ihracat rakamlarını sağlayan tüm iş adamlarımıza ve sanayicilerimize teşekkür ediyor, Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ve lösemili çocuklarla ilgili bir gün değil, bir hafta değil, bütün bir yıl farkındalık yaratılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Lösemili Çocuklar Haftası, minicik bedenlerde olan kocaman yüreklerin sevgiyle kucaklaştığı toplumsal farkındalığın oluşturulacağı bir hafta.

Bilindiği üzere, lösemi bir kan hastalığıdır ve kan hücrelerinin yapımında yer alan kemik iliğinde ortaya çıkar. Son yıllarda lösemi vakalarında artış olmakta ve özellikle bebekler ile 3 yaşın altındaki çocuklarda daha sık görülmektedir.

Bunların sebepleri arasında psikolojik nedenlerin de son zamanlarda artış gösterdiğini bilmek, çocuklarda yaşanan aşırı şokların olduğunu görmek de bu konuya da eğilmeyi gerektiriyor.

İyi ki LÖSEV var. Çocuklarla ilgili katkıları tartışılmaz.

Bir kez daha buradan, Meclis kürsüsünden de lösemili çocuklarla ilgili bir gün değil, bir hafta değil, bütün bir yıl farkındalık yaratılması gerektiğini söylüyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Özer…

4.-  Antalya Milletvekili Aydın Özer’in, Tarım Bakanlığının yeni logosunun Türkiye tarımının geldiği noktanın özeti olduğuna ilişkin açıklaması

AYDIN ÖZER (Antalya) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Tarım Bakanlığının hedefi, benim ülkemde sürülecek tarla, gölgesinde dikilecek ağaç bırakmamak mı?

Bilindiği üzere, tüm bakanlıklara yeni rejime uygun kurumsal kimlikler oturtulmaya çalışılıyor. İki gün önce Tarım Bakanlığının yeni logosunu gördük. Bence devletin en başarılı sloganlarından birisi olmuş. Allah aşkına logoda ne ağaç var ne toprak var ne buğday var ne başak var. Resmen Türkiye tarımını getirdiğiniz noktanın özeti olmuştur.

Üreticimiz gübresinden fidesine, ilacından mazotuna, yüksek maliyetle üretim yaparken ve hep zarardayken, sırtındaki borç yükünden bir türlü kurtulamazken, tüketicimiz pazarda, markette yüksek fiyat nedeniyle evine sebze, meyve alamazken, Hükûmet gıda enflasyonuna bir çözüm bulamazken Tarım Bakanlığının logosunda toprak olsa ne olacak, buğday olsa ne olacak! Önemli olan bakanlığın fikrinde ne olduğu çünkü zikri hepimizin malumudur.

BAŞKAN – Sayın Ramazan Can yerine Sayın Özkan…

5.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, gücünü milletten alan “Yoldaşımız millettir.” diyen AK PARTİ’nin kutlu yürüyüşüne devam ettiğine ve millî iradenin muktedir oluşunun 16’ncı yıl dönümünü kutladığına ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Millete hizmet yolunda on altıncı yılını tamamlamış AK PARTİ, gücünü milletten alan “yoldaşımız millettir” diyerek Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kutlu yürüyüşüne devam ediyor. Aziz milletimizin ortaya koyduğu bu güçlü irade on altı yıl gibi kısa bir sürede dünyanın en büyük projelerini hayata geçirmiştir. Elde edilen başarılardan ve açıklanan büyük projelerden rahatsız olanlar kanlı terör eylemleriyle, hain darbe girişimleriyle, finans odaklı saldırılarla engel olmaya çalıştılar. Kahraman milletimiz tüm bu saldırılar karşısında iradesine sahip çıkmış, her seçimde güçlü ve büyük Türkiye için kararını AK PARTİ’den yana belirtmiştir. Büyük ve yeni Türkiye artık havada, karada, denizde yani her yerdedir. Milletimizin iktidar, millî iradenin muktedir oluşunun 16’ncı yıl dönümünü kutluyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, lösemi hastalarının ötekileştirilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Lösemi kemik iliğindeki kan kökenli hücrelerin anormal, kontrolsüz çoğalması sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Vücut kan üretemediği için çocuklarda kan değerleri düşmeye başlıyor, çocukta kansızlığa bağlı yorgunluk, bitkinlik, hâlsizlik oluyor. Yorgunluk, bitkinlik bulaşıcı bir hastalık değildir. Lösemi hastaları bu hayatın bir parçasıdır, aramızdadırlar, ötekileştirilmemelidirler. Yorgun savaşçılarımıza enerji olmalıyız. Lösemililerin maskeleri toplumu korkutmamalı. Maskeler bir hastalık sembolü değildir, veba değildir. O maskeyi kendi sağlıkları için takıyorlar, mikroplu oldukları için takmıyorlar.

Morale ihtiyacı olan minik dostlarımız, maskeleriyle, maskelerinin ardında gülen yüzleriyle bizim parçamızdırlar. Onların yanındayız, onların farkındayız, onları seviyoruz.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

7.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, 3 Kasım AK PARTİ iktidarının 16’ncı yıl dönümünde milletden aldığı güçle hizmetine devam edeceğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 3 Kasım 2002 seçimleriyle başlayan AK PARTİ iktidarının 17’nci yılına ulaştık. Geçen on altı yılda girdiğimiz 14 seçimden milletimizin desteği, Cenab-ı Hakk’ın yardımıyla hep başarıyla çıktık. Bu süre içerisinde eğitimden sağlığa, ulaştırmadan enerjiye her alanda yaptığımız dev projelerle ülkemizi 3,5 kat büyüttük. Terörle mücadelede cumhuriyet tarihinin en başarılı neticelerini aldık. Sağlıkta yaptığımız hastaneler, şehir hastaneleri ve değişim projeleriyle dünyaya örnek olduk. 20 bin kilometre duble yol yaptık. Hızlı trenlerle uzakları yakın ettik. Hava yolunu halkın yolu yaptık. Savunma sanayisinde yerli ve millî üretimi yüzde 65 seviyelerine çıkardık.

AK PARTİ on altı yıldır olduğu gibi milletinden aldığı güçle hizmetine devam edecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım…

8.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, 5 Kasım eski Başbakan Bülent Ecevit’i ölümünün 12’nci yıl dönümünde saygıyla andığına, emeklilikte yaşa takılanların haklarının bir an önce teslim edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün, 5 Kasımda önceki başbakanlarımızdan Kıbrıs fatihi Sayın Bülent Ecevit’in ölüm yıl dönümüydü. Sayın Ecevit’i saygı, sevgi ve özlemle anıyorum.

Sayın Başkan, 1999 yılında çıkarılan kanunla haksızlığa uğrayan vatandaşlarımız var, bunlara “EYT’liler” diyoruz yani emeklilikte yaşa takılanlar. “Suriyeli vatandaşlara 40 milyar dolar para harcadık.” diye övünen AKP Hükûmetine sesleniyorum: Kendi öz evladımız olan EYT’lilere 5-6 milyar doları çok mu gördünüz? Haksızlığa uğrayan EYT’lilerin haklarını bir an önce teslim edelim diyorum ve de hak eden vatandaşlarımızı bir an önce emekliliğe kavuşturalım diyorum, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

9.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, kim tarafından ve kime karşı olursa olsun ambargonun çağ dışı bir uygulama olduğuna ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Ambargo, kim tarafından ve kime karşı olursa olsun, çağ dışı bir uygulamadır. Kıbrıs çıkarmamızdan hemen sonra sekiz yıl süreyle ülkemize karşı ambargo uygulayıp milletimize her türlü acıyı çektiren ABD, dün itibarıyla İran’a yaptırımların tümünü yeniden uygulamaya koydu. Pompeo’nun ifadesiyle, tarihteki en kapsamlı yaptırım örneğini teşkil ediyor. Yine, ABD Dışişlerinin Kaşıkçı cinayetinin Suudi Arabistan’la ilişkilerin geliştirilmesine mâni olmayacağı açıklaması manidar bir şekilde İran gündeminde dikkat çekiyor. Böylelikle Batı’nın çifte standartlılığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Peygamberimiz’in risâletinin ilk yılları Mekke döneminde de Müslümanlara karşı muhasara uygulanmış, bundan herkes zarar görmüş, İslam’ın en büyük destekçileri Hazreti Hatice ile Ebu Talib dâhil olmak üzere, masum siviller, kadınlar, çocuklar ölmüştü. İsrail’in her türlü aymazlığına gözü kapalı destek veren ABD, bir kez daha, İran’ın şahsında dünyaya sopa göstermiştir. Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler.

BAŞKAN – Sayın Topal…

10.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, 2019 yılı için asgari ücretin alt sınırının ne olacağını ve toplu sözleşmeden doğan enflasyon farkının memura verilip verilmeyeceğini Hükûmetten öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

30 Ekim itibarıyla bir önceki yıla göre vatandaşlarımızın temel ihtiyaç maddeleri olan pirinç yüzde 30, bulgur yüzde 13, ekmek yüzde 19, makarna yüzde 19, tavuk eti yüzde 36, yumurta yüzde 62, patates yüzde 60, kuru soğan yüzde 83, nohut yüzde 23, kömür yüzde 55, elektrik yüzde 45, doğal gaz yüzde 32 zamlandı. Asgari ücretin 1.600 TL olduğu dikkate alınırsa, Hükûmete soruyorum: 2019 yılı için asgari ücretin alt sınırı ne olarak belirlendi? Bu koşullar altında memura toplu sözleşmelerinden doğan enflasyon farkı verilecek mi, verecek misiniz? Enflasyon sepetinde değişiklik yapılarak rakamlar üzerinde oynanacağı iddia ediliyor. Bu konuda Hükûmetten bir açıklama bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünal’ın yerine Sayın Gül Yılmaz.

11.- Mersin Milletvekili Zeynep Gül Yılmaz’ın, Arabuluculuk Daire Başkanlığından alınan verilere göre ara buluculuğun mahkemelerin iş yükünü önemli ölçüde azalttığına ilişkin açıklaması

ZEYNEP GÜL YILMAZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Arabuluculuk Daire Başkanlığından alınan verilere göre dava şartı olarak ara buluculuğun fiilen uygulanmaya başlandığı 2/1/2018 tarihinden 10/10/2018 tarihine kadar ara bulucu görevlendirmesi yapılan dosya sayısının 262.327, ara buluculuk görüşmeleri sonunda anlaşma sayısının 159.692, ara buluculuk görüşmeleri sonunda anlaşmama sayısının 78.037 olduğu görülmüştür. Buna göre, dava şartı ara buluculuk uygulamalarında başarı oranının yüzde 67 olduğunu görmekteyiz. Ayrıca, dava şartı ara buluculuk dışında 59.949 ihtiyari ara buluculuk gerçekleştirilmiş, bunlardan da yüzde 90’ı anlaşmayla sonuçlanmıştır. Geçen yıl iş mahkemelerine açılan dava sayısı 180 bin olmasına rağmen bu yıl 59.701’e düşmüştür. Yani bir önceki yıla göre yüzde 67 oranında bir düşüş yaşanmıştır. Bu veriler, ara buluculuğun mahkemelerin iş yükünü de önemli ölçüde azalttığını göstermektedir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Filiz…

12.- Gaziantep Milletvekili İmam Hüseyin Filiz’in, Gaziantep’te dijital teknoloji alanında tematik teknik lise ya da liselerin açılmasının dijital dönüşümde insan kaynağı yaratılması için gerekli olduğuna ilişkin açıklaması

İMAM HÜSEYİN FİLİZ (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve diğer paydaşların katkılarıyla hazırlanmış olan imalat sanayisinde dijital dönüşüm yol haritası kapsamında Türkiye genelinde açılacak 10 adet dijital dönüşüm merkezinden birisinin de Gaziantep’te açılacak olması sevindiricidir ve isabetli olmuştur. Nitelikli insan kaynağı ve güçlü bir araştırma geliştirme altyapısına sahip olduktan sonra dijital teknolojilerin yurt içinde üretilmesi ve bu teknolojilerde dışa bağımlılığın azaltılması mümkün olabilecektir. Bu bakımdan, gecikmeden Millî Eğitim Bakanlığınca Gaziantep’te yapay zekâ, nesnelerin sanal interneti, eklemeli imalat, büyük veri gibi dijital teknolojiler alanında tematik teknik lise ya da liselerin açılmasının dijital dönüşümde insan kaynağı yaratılması için gerekli olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

13.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, projesi tamamlanan 300 yataklı kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesi için 2019 bütçesinden ödenek ayrılıp ayrılmadığını ve inşaatına ne zaman başlanacağını Sağlık Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

İktidar ve Hükûmet yetkilileri tarafından önceki yıllarda 400 yataklı hastanenin yanına 300 yataklı kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesinin yapılacağı taahhüt edilmişti ve bu kapsamda bu projenin 28 Haziran 2018 tarihinde de tamamlandığı Adıyaman Valiliği internet sitesinden yayınlanmıştır. Ben buradan Sağlık Bakanlığına hatırlatmak istiyorum: Sağlık Bakanlığının 2019 bütçesinde 300 yataklı hastane için ayrılan bir ödenek var mıdır? Ayrıca, 300 yataklı hastanenin inşaatına ne zaman başlanacak?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gökcan…

14.- Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığının Muğla’nın ilçelerinde okul yaptırdığı ve Millî Eğitim Bakanlığına devrettiği yönündeki ifadelerine ilişkin açıklaması

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz perşembe günü CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu bir canlı yayında, seçim bölgem olan Muğla’da Büyükşehir Belediye Başkanlığının Muğla’nın ilçelerinde okul yaptırdığını ve Millî Eğitime devrettiğini söyledi. Bugünkü grup toplantısında Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da söylediği gibi, Muğla Büyükşehir Belediyesi hiçbir ilçemizde okul yaptırmadı, Millî Eğitim Müdürlüğümüze okul devri de söz konusu değildir. Muğla AK PARTİ Milletvekili olarak bu yanlış bilgilendirmeyi yüce Meclisimizin ve Muğlalı hemşehrilerimizin dikkatine sunuyorum.

Tüm okullarımız, Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Hükûmetimiz tarafından Millî Eğitim Bakanlığımız kanalıyla yapılmaktadır.

Muğla milletvekilleri olarak biz zaman ve mekân kavramı gözetmeksizin sevgili hemşehrilerimize ve güzel Muğla’mıza yatırım ve hizmet anlamında çalışmalarımızı kesintisiz bir şekilde sürdürüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Siyasi görüşüne bakmaksızın tüm hemşehrilerimizin hizmetindeyiz. Ancak yapılmamış bir şeyin yapılmış gibi gösterilmesini kabul etmemiz asla mümkün değildir.

Bu bilgiler ışığında yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

15.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana’nın ilçelerinde hastane yetersizliği nedeniyle yaşanan mağduriyete ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adana’nın merkez ilçeleri Yüreğir ve Seyhanlı hemşehrilerimiz hastane yetersizliği nedeniyle büyük sorun yaşamaktadır. Nüfusu 300 bine dayanan Yüreğir’in güneyindeki mahalleler Karataş yolundaki eski devlet hastanesinin yeniden açılmasını beklemektedir. 2012 yılında yıkılan ve aynı yıl yeni projeyle yeniden açılacağı belirtilen hastane ne yazık ki altı yıldan bu yana proje aşamasında kalmıştır.

Geçtiğimiz günlerde 27 yaşındaki bir gencimiz Adana Şehir Hastanesinin uzaklığı ve acil müdahalenin geç kalması nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Merkez ilçemiz Seyhan’ın kuzeyinde nüfusu 500 bine dayanan 35 mahalle halkı da Sağlık Bakanlığının ödenek ayrıldığını belirtmesine rağmen hastanenin bir türlü yapılmamasına haklı olarak tepki göstermektedir. Ceyhan Devlet Hastanesinin yapımı da altı yıldan bu yana yılan hikâyesine dönmüştür. Çözüm şehir hastaneleri yerine devlet ve butik hastanelerdir. Adanalıların sesine kulak verilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

16.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, Kocaeli’nin Gebze Hürriyet ve Yavuz Selim Mahallesi sakinlerinin yaşadığı mağduriyete ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yıllardan beri AKP’li Gebze Belediyesi tarafından her seçim öncesi tapu vereceğiz diye kandırılan Gebze Hürriyet ve Yavuz Selim Mahallesi sakinleri şu anda Meclisimizdeler ve dertlerine çare arıyorlar, haklarını arıyorlar, adalet istiyorlar.

Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker vatandaşlara 2014 yerel seçimlerinden önce “Tapularınız çekmecede.” diyerek tapu sözü vermişti. 2018 yılının da sonlarına gelmemize rağmen hâlâ tapulardan ses seda çıkmadı. Tüm yetkisi belediyede olmasına rağmen Belediye Başkanı yetkisini vatandaşlardan yana bir türlü kullanmıyor, bunun yerine insanların evlerini yıkarak ya da göçe zorlayarak ranta yönelik projeleri uygulamak istiyor.

Şimdi bu insanlarımız her an evlerinden edilecekleri endişesi yaşıyorlar. Her iki mahallemizde binlerce vatandaşımız yaşıyor ve en önemlisi bu mahallelerimiz iktidar partisine yüksek oranda oy veriyor. Şimdi ise AKP Gebze’yi kazanmasında önemli rolü olan bu insanlara sırt çeviriyor. Umut verip, güven aşılayıp da yarı yolda bıraktığınız bu insanların gönül sadakasını iki dünyada da veremezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Buradan sesleniyorum: Ey AKP’li belediye, siz acaba bu hesabı iki dünyada nasıl vereceksiniz?

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

17.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, ülke ekonomisinin, halkın, üretenlerin çıkarlarını korumayan saray yönetimi döneminin yaşandığına ilişkin açıklaması

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ülke ekonomisinin, halkın, üretenlerin çıkarlarını korumayan; rantçıların, dış güçlerin çıkarlarına hizmet eden, tahılda her şeyi ithal eden, halkın menfaatlerini yok eden saray yönetimi dönemini yaşıyoruz.

Fındıkta taban fiyatı geç ve düşük açıkladınız. Çeltik üreticisi saraydan taban fiyatı açıklaması bekliyor. Çeltik Bafra’da, Çarşamba’da ve ülkemizin diğer bölgelerinde ton başına 2.200 ve 2.500 TL arasında serbest piyasada işlem görüyor. Tarım giderleri; mazot, gübre, ilaç, tohum yüzde 100 artmasına rağmen tahıl ürünlerinin fiyatının düşük tutulması tarım üreticisini ezdirmektedir. Üretimi destekleyen politikaları planlayarak yapılacak… Üretici ve tüketicinin dış kaynaklı sömürüsüne son vermek ve bugünkü üretimi desteklemek bugün ülke üreticisinin menfaatlerine olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL ZEYBEK (Samsun) – Tarım bu ülkenin millî menfaatidir. Çıkarlarını korumak…

BAŞKAN – Sayın Özkan yerine Sayın İsmail Kaya…

18.- Osmaniye Milletvekili İsmail Kaya’nın, 3 Kasım 2002 tarihinden bu yana AK PARTİ’nin millete hizmet yolunda on altı yılını geride bıraktığına ilişkin açıklaması

İSMAİL KAYA (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

14 Ağustos 2001’de “Artık hiçbir şey eskisi olmayacak.” diyerek yola çıkan ve “Erdemliler hareketi” olarak bilinen AK kadrolar, aziz milletimizin teveccühüyle 3 Kasım 2002’de iktidara gelmiştir. O günden bu yana, davası millet, sevdası millet olan AK PARTİ millete hizmet yolunda on altı yılını geride bıraktı. “Durmak yok, yola devam” ilkesiyle Rabb’im bizlere, bu kutlu davaya, bu aziz millete daha nice nice hizmetlerde bulunmayı nasip eylesin inşallah. Bundan sonra da AK PARTİ, adalet ve kalkınmayla, milletimizin ve devletimizin her alanda daha güçlü ve daha etkin olması için çalışacaktır.

Sayın Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da söylediği gibi “Bizim yoldaşımız millettir, milletimizle beraber yürüdüğümüz müddetçe bizi yolumuzdan ayırmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.” diyerek Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

19.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, uygulanagelen tarım politikaları sonucunda yaşanan olumsuzluklara karşı Tarım Bakanının ne yapmayı düşündüğünü öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Tarım Bakanı, vatandaşımız kırmızı etin tadını unuttu. On altı yılda yerli hayvan üreticisini canından bezdirdiniz. Yerli besiciyi ithal samana ve hazır yeme mahkûm ettiniz. 2002 yılından günümüze, mera alanları yüzde 13 azalmıştır. 50 kilo süt yemi Aralık 2017’de 50-55 liraya alınabilirken 2018 Eylül ayı itibarıyla 85-90 lira aralığına tırmandı. 1 kilo yemin fiyatı 1 liradan 1 lira 75 kuruşa çıktı. Süt-yem paritesi, 1 litre sütle en az 1,5 kilogram yem alınabilecek bir rakam olmalıdır. Oysa bugünkü fiyatlarla 1 litre sütle ancak 1 kilogram yem alınabilmektedir. Uygulayageldiğiniz tarım politikalarının sonucu saman ve yem dolara endekslendi. Bu koşullarda, süt ve et üreticilerinin kâr etmesi ve üretime devam etmesi beklenemez. Bu konuda vakit çok geçmeden ne yapmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Başarır…

20.- Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ilişkin açıklaması

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) – 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası. Lösemi, çocukluk çağındaki kanser vakalarının yüzde 35’ini oluşturmaktadır. Unutmayalım, hastalık tercih değildir. Vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, hastalarımızın ve ailelerinin sorunlarını sıkça dile getirmek zorundayız. Kan, kök hücre bağışını desteklemeliyiz, sürekli güncel tutmalıyız.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Barut…

21.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, iç mimar ve peyzaj mimarlarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için Meclis Başkanlığına sunulan kanun teklifinin işleme alınmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, on binlerce iç mimar ve peyzaj mimarları, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu kapsamında yer almalarına rağmen uygulamada bazı kanunlarda yer alan hükümler açısından mağduriyet yaşamaktadırlar. Mağduriyetlerinin giderilmesi için 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun’da, 5008 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda, 3194 sayılı İmar Kanunu’nda, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’da ve ilgili yönetmeliklerde değişiklik yapılması gerekmektedir. Kanunlardaki mevcut hükümlerin zamanın ruhunu yansıtmadığı ve ihtiyaçları karşılamadığı görülmektedir. Çözüm için Başkanlığa sunduğumuz kanun teklifinin bir an önce işleme alınmasını talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, sisteme giren arkadaşlarımızın konuşmaları sona erdi.

Şimdi, az önce ifade ettiğim gibi, lösemi önemli bir konu. Bütün gruplardan rica ettim konuşmak isteyen arkadaşlar varsa her birine birer dakika söz verebilirim diye.

Arkadaşlarımızın söz taleplerini yerine getireceğim ancak değerli bir arkadaşımızın acil bir işi olduğu için öncelikle Sayın Taytak’a söz vereceğim.

Buyurun Sayın Taytak.

22.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın, büyükbaş hayvan yetiştiricilerinin sorunlarına ve hayvancılık desteklemelerinin tek kalem altında toplanarak verilmesinin talep edildiğine ilişkin açıklaması

MEHMET TAYTAK (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Afyonkarahisar’da ve ülkemizde büyükbaş hayvancılıkla uğraşanların önemli sorunları bulunmaktadır. En büyük problem yem girdilerinin yüksek oluşudur. Yem sektöründe faaliyet gösteren firmalar ham madde ihtiyaçlarının çoğunu ithalat yoluyla karşılamaktadırlar. Ülke içi yem ham madde üretimi yetersizdir. Yem üretim maliyetleri dövizdeki yükselmeyle birlikte artmıştır. Besleme maliyeti artışıyla birlikte yetiştirici elindeki hayvanlarını kesmeye başlamıştır. Artan maliyetler, şarbon gibi hayvan hastalıkları nedeniyle üretici yeni sezonda hayvan alımı yapamamaktadır. Süt alım fiyatları, alım yapan firmaların ödemelerini zamanında yapmaması ve konkordato ilanları diğer önemli sorunlardandır.

Et fiyatlarındaki dalgalanmalar üreticiyi ve piyasayı etkilemektedir. Birkaç ay önce yaklaşık 33 TL olan karkas kesim fiyatı şu an 29,5 TL dolaylarına gerilemiştir. Yüksek yem fiyatları, düşük çiğ süt alım ücretleri ve kesim karkas kilogram fiyatındaki düşüş yetiştiriciye zor zamanlar yaşatmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TAYTAK (Afyonkarahisar) – Hayvancılık desteklemelerinin tek kalem altında -örnek olarak yem- toplanarak tatminkâr ölçüde ve denetime müsait bir destekleme sistemi altında verilmesi talep edilmektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Taytak.

Sayın Atabek…

23.- Sakarya Milletvekili Çiğdem Erdoğan Atabek’in, lösemiyle mücadelede risk faktörlerinin bilinmesinin önemine ilişkin açıklaması

ÇİĞDEM ERDOĞAN ATABEK (Sakarya) – Sayın Divan, löseminin kesin nedeni bilinmemekle birlikte bazı durumların lösemi riskini artırdığı bilinmektedir. Bu durumlara özellikle biz “risk faktörü” diyoruz. Özellikle, bu risk faktörlerini bilirsek lösemiyle daha iyi mücadele edebiliriz. Radyasyona maruz kalmak, bazı kimyasallara maruz kalmak, başka bir kanser için kemoterapi tedavisi görmüş olmak, Down sendromu ve diğer genetik sorunlar, sigara kullanmak ve bazı kan hastalıkları. Biz bu faktörleri bildikten sonra lösemiyle de çok daha güçlü mücadele edebiliriz. Özellikle çocukları etkileyen lösemi hastalığı büyükler için de geçerli. Bu faktörlerden hem çocuklarımızı hem kendimizi korumak için azami gayret göstermeliyiz. Nedenler ortadan kalktıktan sonra hastalıkla mücadele çok daha kolay olacaktır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ersoy…

24.- Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy’un, lösemi teşhisi konulan Ceren’in annesinin lösemi hastası çocuklara umut olunması, kan bağışı yapılması ve LÖSEV’e güç verilmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin açıklaması

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – “Boğaz enfeksiyonu için götürdüğüm hastanede lösemi teşhisi koydular Ceren’ime, beyaz gülüme. Üniversite hastanesine nasıl gittiğimizi, mavi hijyen önlüğünü nasıl giydiğimi, maskeyi, boneyi nasıl taktıklarını hatırlamıyorum. Gözümüzden sakındığımız evladımıza kan kanseri demişlerdi. Tam bir buçuk yılımız bu hastalıkla mücadeleyle geçti, evi unuttuk, diğer kızımızı unuttuk, hayatı unuttuk. Babamız hastane bahçesinde arabanın içinde yatıyordu gece acil bir ihtiyaç olursa diye. Ve o gün geldi, taramaya bile kıyamadığım sarı kıvırcık saçları döküldü. Oysa ne güzeldi o güzel saçları. ‘Bak, benim de senin gibi saçım yok.’ demek için ben de kazıttım saçlarımı. Doğum günlerini, bayramlarını hastanede kutladık. Babamızdan gece pasta istedik, gece tüm çocukları uyandırıp pasta dağıttık. Neden mi? O çocuklar küçücük şeylerden mutlu oluyorlardı. Duyarlı insanların dağıttıkları bir sakız bile onları gülümsetmeye yetiyordu. Hastanede yatan yüzlerce lösemi hastası çocuklara umut olalım, kan bağışı yapalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE SİBEL ERSOY (Adana) – Benim kızımın kucağımda son nefesini verirken bana söylediği ‘Seni ablama hediye ediyorum anneciğim.’ sözlerini söyletmeyelim.

Bu hafta Lösemi Haftası. Gelin el ele verelim, LÖSEV’e güç verelim.

Ceren’in Annesi”

BAŞKAN – Teşekkürler…

Sayın Arkaz.

25.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’nda Türkiye genelinde binlerce lösemili çocuk ve ailesinin maddi manevi sorunlarına dikkat çekmek istediğine ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası. Halk arasında “kan kanseri” olarak bilinen lösemi hastalığı 2 ila 5 yaş arasında özellikle erkek çocuklarında görülen kanser türüdür. Türkiye'de Sağlık Bakanlığının rakamlarına göre her yıl 2 binin üzerinde çocuk lösemiye yakalanıyor. Hastalık, önceleri yüzde 100 ölümle sonuçlanırken bugün tedavi edilme oranları yüzde 80’in üzerindedir. Bu, ülkemiz açısından bir başarıdır, gurur verici bir gelişmedir, sevindiricidir efendim.

Türkiye genelinde binlerce lösemili çocuk ve ailesinin maddi ve manevi sorunlarına dikkat çekmek istiyorum. Lösemi hastası çocuklarımıza acil şifalar diliyorum.

Genel Kurulu ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tüm gruplara, tüm milletvekillerimize lösemili çocuklara gösterdikleri duyarlılıktan dolayı ben de Meclis Başkan Vekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi adına teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi sayın grup başkan vekillerimize söz vereceğim.

Sayın Ağıralioğlu, buyurun.

26.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve Hükûmetin, devletin bu topraklarda ağırlaşan mesuliyetine uygun devlet ciddiyeti taşıyan terimlerle uluslararası camiayla konuşmasını istirham ettiğine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, Amerika Birleşik Devletleri’ne İran’a uyguladığı ambargo dolayısıyla sitem eden Meclisimizin 1’inci grubunun sözcüsüne cevaben söylüyorum: Sayın Cumhurbaşkanımız Trump başa geldiğinden beri kendisini “sevgili dostum Trump” diye takdim ediyor kamuoyuna. Sayın Cumhurbaşkanımızın “sevgili dostum Trump” diye takdim ettiği malum insan, malum kişi sınırımızın altında devletimizin güvenlik endişelerini zirveye çıkaracak 6 bin tırı oraya gönderen adamdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın “sevgili dostum Trump” dediği kişi Sisi darbesine destek verendir. Sayın Cumhurbaşkanımızın “sevgili dostum Trump” dediği kişi Amerika’dan Türkiye’ye uzanan bir alçak kalkışmanın, darbe sürecinin içerisinde bulunan iradenin temsilcisidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın “sevgili dostum Trump” dediği kişi bugün “FET֔ diye Türk devlet bürokrasisini altüst eden bir kalkışmanın arkasında, Türkiye’de hâlâ tamir edemediğimiz siyasi, iktisadi, idari, içtimai savrulmanın arkasındaki destek veren iradenin kendisidir. Dolayısıyla Türk devletinin başını temsilen devlet başkanlarımızın, devlet yöneticilerimizin önüne gelene “dostum” deme hevesinden kendilerini kurtarmaları lazımdır. Hükûmetimize, Sayın Cumhurbaşkanımıza “Dostunuz buysa düşmanınızdan Allah’a sığınırız.” demek düşüyor bize. Dostlarınızın Türk devletine, Türk milletine yaptıkları gözümüzün önündeyken bunlarla ilgili sanki bize yaptıkları onca kötülüğü ödüllendirir gibi, bizim ülkemize etmeye kalktıkları işleri ödüllendirir gibi bir de elimizdeki papazı onlara hediye etmiş olduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Ağıralioğlu.

Buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) - Dolayısıyla bu mevzu da bizim Hükûmetimizin, devletimizin bu topraklarda ağırlaşan mesuliyetine uygun bir devlet ciddiyetini taşıyacak terimlerle uluslararası camiaya konuşmasını istirham ediyoruz.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağıralioğlu.

Sayın Akçay, öncelikle, Sayın Muhammed Levent Bülbül yeni Grup Başkan Vekili seçildi grubunuzca; hayırlı olsun, başarılar dilerim.

Şimdi söz sırası sizde.

Buyurun.

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, zeytinyağına yapılan desteğin yetersizliğine, sofralık zeytine prim desteği verilmesi, zeytin üreticisinin kamu bankaları ile tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi ve zeytin üreticilerinin sorunlarının bir an evvel çözülmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dünya zeytin üretiminde yüzde 17’lik bir paya sahip olan Türkiye sofralık zeytin üretiminde 2’nci, zeytinyağı üretiminde 4’üncü sıradadır. Ülkemizde 500 bin aile zeytin ve zeytinyağı üretiminde çalışmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 170 milyon zeytin ağacı vardır, bunun yaklaşık 20 milyonu Manisa’dadır ve yine yaklaşık 40 bin üretici zeytin yetiştirmektedir. Türkiye’de 900 bin hektar alanda zeytin üretilirken Manisa’da 650 bin dekar alanda 121 bin ton sofralık, 350 bin dekar alanda 146 bin ton yağlık zeytin üretilmektedir. Türkiye’deki zeytinin yüzde 15’i Manisa’da üretiliyor. Manisa, zeytin üretimi bakımından Türkiye’de 2’ncidir; sofralık zeytin üretiminde 1’inci, yağlık zeytin üretiminde 5’inci sıradadır. Avrupa Birliği ülkelerinde zeytinyağına kilo başına 1 euro düzeyinde destek verilirken ülkemizde zeytinyağına kilo başına 80 kuruş destek verilmektedir. Bu destek son derece yetersizdir. Ülkemiz koşulları dikkate alınarak zeytinyağı desteği artırılmalıdır.

Yine Avrupa Birliği ülkelerinde zeytine kilo başına 20 sent destek verilmektedir. Ülkemizde sofralık zeytine destekleme primi verilmemektedir. Zeytinin kayıt içine alınması, sağlıklı ve güvenilir koşullarda tüketiciye sunulması için zeytinyağında olduğu gibi sofralık zeytinde de prim desteği verilmelidir. Zeytin hasadının başladığı bu dönemde Suriye’den getirilen zeytinyağının iç piyasaya sürülmesi nedeniyle fiyatlar düşmekte, yaklaşık 300 bin zeytin üreticimiz mağdur olmaktadır.

Zeytincilik Araştırma Enstitüsünün 2018-2019 tahminlerine göre zeytinde 1,5 milyon ton rekolte beklenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Dolayısıyla 2018-2019 sezonunda toplam zeytin dane üretiminde geçen yıla göre yüzde 36 azalma beklenmektedir. Bunda bazı bölgelerdeki iklim koşullarının olumsuz etkisi vardır. Bu bölgelerde üreticilerimizin başta Ziraat Bankası olmak üzere kamu bankaları ve tarım kredi kooperatiflerine borçları faizsiz olarak ertelenmelidir.

Ziraat Odaları Birliğinin 2018 yılı sofralık zeytin ürününe ait maliyet çizelgesine göre 1 kilogram sofralık zeytinin maliyeti 3 lira 52 kuruştur. Yağlık olarak nitelenen 3, 4, 5 numaralı zeytinler 2 ila 2,5 lira arasında satılmaktadır. Bugün ise 1 kilogram Gemlik tipi en kaliteli zeytinin ortalama satış fiyatı 3 lira 50 kuruştur. Dolayısıyla çiftçimiz zeytinini zararına satmaktadır.

Zeytin üreticilerimizin sorunları bir an evvel çözülmelidir diyor, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bilgen…

28.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, 4 Kasım 2016 tarihinin Türkiye demokrasisine bir kara leke olarak geçeceğine, Kars’ta yaşanan gözaltılara, yasal etkinliğe katılanların “risk analizi” diye ifade edilen muameleye maruz kalmalarının kabul edilemez olduğuna ve belediyelerdeki suistimaller, sağlıksız harcamalar, keyfî görevlendirmelerle ilgili bir açıklamanın yapılmasının önemine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, öncelikle, 4 Kasım 2016’nın üzerinden iki yıl geçti. Eş genel başkanlarımıza, milletvekillerimize gece yarısında farklı şehirlerdeki dosyalardan ama aynı anda gözaltı işlemi yapıldı, sonra arkasından uzun tutukluluk hâlleri hâlâ devam ediyor. İki yılı aşmış bir tutukluluk var. Birçoğunun fezlekeleri gözaltına alındıktan yaklaşık bir yıl sonra hazırlandı. Bu durum, bize göre, doğrudan doğruya siyasete yargı eliyle müdahaledir ve Türkiye demokrasisine de bir ayıp olarak, bir kara leke olarak geçecektir.

Benzer bir durumu özel olarak Kars’ta yaşıyoruz. Geçtiğimiz hafta il yöneticilerimiz, 25’inci Dönem milletvekilimiz, il eş başkanlarımız gözaltına alındılar. Sorgularında tek bir konu vardı: Ailelerin kan davalarında, çeşitli anlaşmazlıklarda uzlaşma için talepte bulunmaları, bizim buna aracılık etmemiz ve sorunların daha fazla büyümeden çözülmesi yönündeki çabalarımız. Bütün konuşma kayıtlarında konunun savcılığa intikal ettiği, jandarma bölgesiyse jandarmadan yardım isteneceği belirtilmiş olmasına rağmen bu çalışmaları, kültürel, tarihî anlamı bilinen, toplumda barışı tesis etmeye dair bu tip çabaları “alternatif yargı çabası” diye tarif etmek, kriminalize etmek ve siyasetçileri bu nedenle tutuklamak kabul edilemez bir durumdur.

Yine kamuoyunun dikkatine sunma ihtiyacı duyduğumuz son derece dikkat çekici bir uygulamaya vurgu yapmak istiyorum. Bazen etkinliklerin sonunda, basın açıklamalarının, yasal buluşmaların sonunda “risk analizi” diye tarif edilen, tek tek şahısların GBT’lerinin yapıldığı kimi uygulamalar gerçekleşiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Şimdi, herhangi bir suç isnat edilebilecek bir fiil söz konusu olmadığı hâlde, sadece etkinliğe katılanların, katıldıkları etkinlikle ilgili de herhangi bir suç unsuru bulunmamasına rağmen, etkinlikten dağılırken GBT’lerinin alınmasının, sonra da sosyal medyalarının takip edilmesinin “risk analizi” diye tarifi hiçbir demokratik güvenlik politikasıyla izah edilemez bir durum. Oysa bugün basına yansıdı, Adana’da kayıt dışı, hiçbir kimlik sahibi olmayan 10 bin Suriyeli yaşıyor, 20 bin kişi başka şehirlerde gözüktükleri hâlde Adana’da yaşıyor. Şimdi, bir şehirde on binlerce kayıt dışı insan yaşarken bir yasal etkinliğe katılanların böyle bir muameleye tabi tutulup bunun da “risk analizi” diye tarif edilmesi asla kabul edilemez bir durum.

Son olarak da Sayın Başkan, Sayıştay denetimleriyle ilgili kamuoyuna yansıyan, basına yansıyan, özellikle belediyelerdeki suistimaller, sağlıksız harcamalar, keyfî görevlendirmelerle ilgili bir açıklamanın yapılması galiba bütçe görüşmelerinin yapıldığı, bütçenin komisyonda olduğu bu hafta son derece anlamlı ve değerli olacak.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgen.

Sayın Özkoç...

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, 5 Kasım eski Başbakan Bülent Ecevit’i ölümünün 12’nci yıl dönümünde saygıyla andığına, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na, Down sendromlu çocuklar için ortaya konulan siyasetüstü yaklaşımın lösemili çocuklar için de hayata geçirilmesi gerektiğine, Cumartesi Annelerinin “Nazım Gülmez’in akıbetinin açığa çıkarılarak sorumluluğu olanların cezalandırılmasını istiyoruz.” sözlerine ve Muğla Milletvekili Yelda Erol Gökcan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, konuşmama ülkemizin “Karaoğlan”ı, partimizin Değerli Genel Başkanı Bülent Ecevit’i ölümünün 12’nci yılında saygı ve sevgiyle anarak başlamak istiyorum. Ne ezen ne ezilen, insanca, hakça bir düzen için yürüttüğü siyasi mücadeleyi bizler devam ettirmek için mücadele ediyoruz. Mücadelemizin, aydınlık yarınları koruma hedefimizin temel önceliği de çocuklarımızdır, onların sağlığı, mutluluğu ve eğitimidir.

Bugün aramızda Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı, LÖSEV’den çocuklarımız ve annelerimiz var. Güzel, aydınlık yüzleriyle bizleri locadan izliyorlar, onları sevgiyle selamlıyorum. Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla bize gerçekleştirdikleri bu ziyaretin amacı seslerini duyurmak. Çocuklarımızın sloganı “Maskeme Değil, Gözlerime Bak” gözlerine bakmamızı, büyümek, okula gitmek, hayallerine kavuşmak için yürüttükleri mücadeleye destek olmamızı bekliyorlar; bunu el birliğiyle başarabiliriz.

Sayın Başkanım, az önce sizden izin istedik, anlayış gösterdiğiniz maske için de çok teşekkür ederim. Bu, partilerüstü bir davranış olmuş ve milletimiz bunu anlayışla ve takdirle karşılamıştır. Bu yüzden de size saygılar sunuyorum.

Sevgili arkadaşlar, önümüzde aklımızla, imkânlarımızla yenebileceğimiz bir hastalık var, çözüm için ortak bir irade gerekiyor. Down sendromlu çocuklarımız, yurttaşlarımız için bugün ortaya koyduğumuz siyasetüstü yaklaşımı lösemili çocuklarımız için de hayata geçirelim. Lösemili hastaların sorunlarını ve çözüm yollarını ortaya koyacak bir araştırma komisyonunu da el birliğiyle oluşturalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Engin Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Konuşmamı Cumartesi Annelerine verdiğimiz sözü yerine getirerek tamamlamak istiyorum.

Biliyorsunuz, Genel Başkanımız susturulmak istenen Cumartesi Annelerinin sözünü her hafta Genel Kurula taşıyacağımıza söz vermişti. Bu çerçevede, 61 yaşında, 9 çocuk babası Nazım Gülmez 14 Ekim 1994 tarihinde Dersim’in Hozat ilçesindeki Taşıtlı köyünde komando tugayına bağlı askerler tarafından, arazide kendilerine kılavuzluk etmesi söylenerek evinden götürülmüştür. Nazım Gülmez’le birlikte götürülen 3 kişi bir süre sonra serbest bırakılmış ancak Nazım Gülmez’den bir daha haber alınamamıştır. Elazığ Askerî Savcılığı ve Malatya DGM Savcılığı arasında gidip gelen dosyada savcıların olayın aydınlanması için gereken çabayı ve özeni göstermemesi nedeniyle herhangi bir ilerleme sağlanmamıştır. Soruşturmanın etkin bir biçimde yürütülmesi soruşturma organlarının temel görevidir. Nazım Gülmez’in akıbetinin açığa çıkarılarak sorumluluğu olan tüm görevlilerin adil bir yargılama faaliyeti sonucunda cezalandırılmalarını istiyoruz diyor, Cumartesi Annelerini ve bu konuda yargıyı göreve davet eden herkesi biz de ülkemizde yaşayan her yurttaş için, hepimiz için, hep birlikte hak, hukuk, adalet diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Değerli Başkanım, az önce Muğla milletvekilimiz, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun geçen grup toplantısında “Tekirdağ” sözü yerine “Muğla” diyerek orada okulların yapılmasıyla ilgili anlatımını burada “Orada böyle bir şey olmamıştır.” ifadeleriyle, “Toplum yanlış bilgilendiriliyor.” algısıyla burada dile getirmiştir. Kendisi eğer yakından takip etmiş olsaydı bugün Genel Başkanımız Genel Kurulda bu sözünün Tekirdağ’la ilgili olduğunu ifade ettiler. Biz de teşekkür ediyoruz bu duyarlılığı ve takibi için. Aynı duyarlılıkla, 15 Temmuzda şehit düşen şehitlerimiz ve gazilerimiz için toplanan paranın nereye gittiği hususunda özen göstermelerini ve bunu sormalarını, araştırmalarını talep ediyoruz. Aynı zamanda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a da sormalarını talep ediyoruz ki “Bu fakir burada olduğu müddetçe bu papaz buradan gidemez.” demişti. O papaz Amerika’da, Sayın Recep Tayyip Erdoğan nerededir, sormalarını istiyoruz.

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Zengin...

30.- Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in, 3-9 Kasım Organ Nakli ve Bağışı Haftası’na, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hayırlı çalışmalar diliyorum hafta hasebiyle.

Ben de organ nakli üzerine bugün konuşmak istiyorum. 3 ve 9 Kasım tarihleri Organ Nakli ve Bağışı Haftası. 1979 yılında aslında hukuki altyapısı ülkemizde şekillenen organ nakli dünyanın gelişmiş ülkelerine nazaran Türkiye’de çok erken hayat bulmuş bir müessese. Günümüzde bakıldığı zaman, Türkiye’de organ nakli yapılan hem kapasite hem de alınan neticelere bakıldığında dünyada ilk 3’e giriyor Türkiye ve devamında baktığımızda da bu kadar başarılı bir çalışmada elbette hekimlerimizin çok büyük katkısı var ama en büyük teşekkür bağışçılara ve bağışçı yakınlarına diye düşünüyorum. Rakam vermek gerekirse Türkiye’de senede 4.500 tane organ nakli gerçekleşiyor. Bunlardan 77 tanesi böbrek, 43 tanesi karaciğer, 14 tane kalp, 5 akciğer nakli yapılıyor yani sayı olarak bakıldığı zaman en önemlilerini bunlar oluşturmakla beraber 4.500 tane nakil başarıyla gerçekleşmiş durumda Türkiye’de ve canlıdan canlıya oranlandığında yüzde 80 oranında fakat kadavradan nakillerde ciddi bir azlık var, yüzde 25 ila 30 arasında kadavradan nakiller mevcut. Doğrusu bu konuşmayı yapmamın en önemli sebebi, biz milletvekillerinin özellikle organ nakli konusunda toplumda duyarlılığı artırmak konusunda bir görevi, vazifesi olduğu kanaatindeyim. Aynen canlıdan nakillerdeki sayının artması gibi kadavradan nakillerde de özel bir hassasiyetin gerektiği kanaatindeyim, bunu paylaşmak istedim.

Ayrıca bugün Genel Kurulda lösemiyle alakalı hafta vesilesiyle tüm milletvekillerimizde ortak oluşan hassasiyeti ben de paylaşıyorum. Anneler ve evlatları için çok zahmetli, ıstıraplı, “Ben hasta olayım ama evladım olmasın.” diyen özellikle anne babalar için son derece zor bir süreç, hastalık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Zengin, devam edin.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Bu manada toplumsal olarak da her birimize ayrıca görevler düştüğü kanaatindeyim.

Son olarak da tabii, CHP’den mevkidaşımız, grup başkan vekili arkadaşımızın Muğla ve Tekirdağ üzerinden yaptığı konuşmaya bir cümle ifade etmek isterim. Doğrusu genel başkanların kullandığı ifadeler çok önemli. Evet, her birimiz insanız, hata yapabiliriz ama çok büyük bir iddiayla bir şey söylendiğinde bu iddianın içerisinde bahsettiğimiz ilin adını doğru telaffuz etmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. O da aslında iddianın, liderliğin bir parçası.

Teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum: Sayın Cumhurbaşkanımızın ”çocuklarımıza helal lokma yedirmediğimiz” lafı hâlâ hafızalardadır, hatırlatmak isterim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, lösemi, Down sendromu ve organ naklinin toplumda farkındalık yaratılması gereken konular olduğuna ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bugün sayın milletvekillerimiz, grup başkan vekillerimiz başta lösemi, birazdan kurulup kurulmayacağına karar vereceğimiz Down sendromlu çocuklarımızla ilgili araştırma önergesi ve son olarak da Sayın Zengin’in ifade ettiği gibi organ nakli gibi konular toplumda farkındalık yaratmamız gereken temel konular. Organ nakli de çok önemli. Türkiye’de pek çok hasta organ nakli için sıra bekliyor ve bu bakımdan toplumda bu duyarlılığın da artırılmasının çok önemli olduğunun ben de altını çiziyorum.

Değerli milletvekilleri, grup başkan vekillerimizin söz talepleri de bu şekilde sonuçlandıktan sonra gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Down sendromunun ve otizm ile diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ve bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Kayseri Milletvekili Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin (10/392), Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 30 milletvekilinin (10/242), İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin (10/349), Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve 32 milletvekilinin (10/397), Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın (10/394), İYİ PARTİ Grubu adına Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'nun (10/401) Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin birleştirilerek Genel Kurulun 6 Kasım 2018 Salı günkü birleşiminde yapılması ve tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

6/11/2018

Danışma Kurulunun 6/11/2018 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

 

                                                                             Binali Yıldırım

                                                          Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                       Başkanı

 

           Özlem Zengin                                                             Engin Özkoç

  Adalet ve Kalkınma Partisi                                     Cumhuriyet Halk Partisi

      Grubu Başkan Vekili                                              Grubu Başkan Vekili

 

           Ayhan Bilgen                                                             Erkan Akçay

Halkların Demokratik Partisi                                  Milliyetçi Hareket Partisi

      Grubu Başkan Vekili                                              Grubu Başkan Vekili

 

        Yavuz Ağıralioğlu

             İYİ PARTİ

      Grubu Başkan Vekili

Öneriler:

Down sendromunun ve otizm ile diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ve bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Kayseri Milletvekili Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin (10/392) esas numaralı, Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 30 milletvekilinin (10/242) esas numaralı, İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin (10/349) esas numaralı, Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve 32 milletvekilinin (10/397) esas numaralı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın (10/394) esas numaralı, İYİ PARTİ Grubu adına Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'nun (10/401) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin birleştirilerek Genel Kurulun 6 Kasım 2018 Salı günkü (bugün) birleşiminde yapılması ve görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, bir kısa bilgi vermek isterim bu dönem yeni olan milletvekillerimiz açısından. Bu az önce okuttuğumuz Danışma Kurulu önerisi 26’ncı Dönemde 22/3/2018 tarihinde Meclisimizde kabul edildi ve kuruldu. Komisyon üye bildirim aşaması sırasında erken seçim kararı alındığı için çalışmalarına başlayamadı ve hükümsüz kaldı. Dolayısıyla 26’ncı Dönemde kurulan ancak hükümsüz kalan bu komisyonun tekrar kurulup çalışmalarını sürdürmesi öneriliyor.

Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bir on dakika ara veriyoruz birleşime ve grup başkan vekillerini de arkadaki odamıza davet ediyoruz.

Kapanma Saati: 16.09

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Ismail OK (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN –Türkiye Büyük Millet Meclisinin 14’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Değerli milletvekilleri, gündemin genel görüşme ve Meclis araştırması yapılmasına dair ön görüşmeler kısmına geçiyoruz.

Alınan karar gereğince, down sendromu, otizm ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ile ilgili bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan Kayseri Milletvekili Sayın Çetin Arık ve 30 milletvekilinin (10/242), İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin (10/349), Kayseri Milletvekili Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin (10/392), Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın (10/394), Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve 32 milletvekilinin (10/397), İYİ PARTİ Grubu adına Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'nun (10/401) esas numaralı Meclis araştırma önergelerinin birlikte yapılacak görüşmelerine başlıyoruz.

VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI (x)

A) Ön Görüşmeler

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 30 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/242)

2.- İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349)

3.- Kayseri Milletvekili Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin, Otizm Spektrum Bozukluğu, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Özgül Öğrenme Güçlüğü ve Down Sendromunun ülkemizdeki yaygınlığının incelenerek gerekli önlemlerin alınması için bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392)

4.- MHP Grubu adına Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/394)

5.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve 32 milletvekilinin, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/397)

6.- İYİ Parti Grubu adına Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'nun, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/401)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci imza sahibine veya onun göstereceği diğer imza sahibine söz verilecektir.

Konuşma süreleri gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Gruplar adına; İYİ Parti Grubu adına Isparta Milletvekilimiz Sayın Aylin Cesur, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Sefer Aycan, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Salihe Aydeniz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekilimiz Sayın Çetin Arık, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekilimiz Sayın Hülya Nergis.

Önerge sahipleri olarak; (10/342) esas numaralı, Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 30 milletvekilinin ve (10/349) esas numaralı, İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin önergeleri hakkında İzmir Milletvekilimiz Sayın Mahir Polat; (10/392) esas numaralı, Kayseri Milletvekili Sayın Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin önergesi hakkında Bursa Milletvekilimiz Sayın Vildan Yılmaz Gürel; (10/394) esas numaralı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili Manisa Milletvekilimiz Sayın Erkan Akçay’ın önergesi üzerinde Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Ali Muhittin Taşdoğan; (10/397) esas numaralı, Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Semra Güzel ve 32 milletvekilinin önergesi hakkında Ankara Milletvekilimiz Sayın Filiz Kerestecioğlu; (10/401) esas numaralı, İYİ Parti Grubu adına Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekilimiz Sayın Yavuz Ağıralioğlu’nun önergesi hakkında İstanbul Milletvekili Sayın Yavuz Ağıralioğlu konuşacaklardır.

Değerli milletvekilleri, gruplar adına ilk söz İYİ Parti Grubu adına Isparta Milletvekilimiz Sayın Aylin Cesur’a aittir.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özgür öğrenme güçlüğü ve Down sendromunun ülkemizdeki yaygınlığının incelenmesi, bu konuda yürütülen çalışmaların değerlendirilmesi, tanı, tedavi ve rehabilitasyon konularında varsa eksikliklerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin ortaya konulması amacıyla Anayasa’mızın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırma komisyonu kurulması konusunda İYİ PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygılarımla selamlarım.

Öncelikle, evet, bu hafta, Lösemili Çocuklar Haftası. Lösemi, yüz binde 3 ila 4 görülen bir hastalık ve en çok 2-5 yaşındaki erkek çocuklarda görülüyor. “Lösemi” deyince ismi korkutuyor ama çok şükür ki artık yüzde 80’i tedavi edilebiliyor. Yani lösemi tedavi edilebilen bir hastalık. Bundan muzdarip olan herkese, başta çocuklarımız olmak üzere acil şifalar diliyorum, ailelerine yardım diliyorum. Hepsine sevgilerimi yolluyorum buradan.

Evet, 3-9 Kasım Organ Nakli Haftası. Bu konuyla ilgili konuşan arkadaşlarımız oldu. Bunun da altını çizmek istiyorum, gerçekten organ bağışı çok önemli, çok önemsediğimin bir tıp doktoru olarak altını çiziyorum. Ve tabii “organ nakli” deyince ülkemizde Sayın Profesör Doktor Mehmet Haberal’ı, ilk organ naklini yapan hocamızı burada anmamak olmazdı. Onun da ismini zikrederek geçmek istiyorum.

Evet, otizm, doğuştan gelen ve belirtileri yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan nörogelişimsel bir bozukluk. Bugün için otizmin kesin nedeni bilinmemekte. Bunun yanında, otizm spektrum bozukluğunun genetik temellerinin olduğu yönünde de güçlü bulgular var. Ancak otizme tek bir genin değil, çok sayıda genin yol açtığı düşünülüyor ve bu genler de henüz tam anlamıyla bulunamamış vaziyette. Ayrıca ağır metaller, endüstriyel atıklar, çevresel faktörler, toksinler gibi faktörlerin de otizme neden olabileceği söyleniyor. Ancak bunlar da henüz ispat edilebilmiş değil.

Otizmin yaygınlığı ürkütücü bir hızla artmakta dünyamızda. Şöyle ki, verileri size verdiğimde belki sizleri de etkileyecektir, şöyle ki: 1985 yılında 2.500 çocuktan 1’i otizm tanısı alırken otuz üç yıldaki gelişime bakarsanız bugün günümüzde her 68 çocuktan 1’i maalesef otizm tanısıyla hayatına devam ediyor ve bu konuda dünyanın en saygın kuruluşlarından biri olan “Massachusetts Institute of Technology”nin verilerine göre 2023 yılında çocuklarımızın yarısının yani her 2 çocuktan 1’inin otizmli doğacağı tahmin ediliyor.

Sayın milletvekilleri, bu, gördüğünüz gibi çok vahim bir tablo. Demek oluyor ki beş yıl sonra her 2 çocuktan 1’i otizmli doğabilecek. Tablo bu kadar aslında önemli.

“Bu çocuklar nerede?” diye bakarsak... Peki, neredeler bu kadar sıklıkla görülen bir hastalıktaki çocuklar? Maalesef çocuklarımız evlerinde. Aileler mecbur kalmadıkça bu çocukları dışarı çıkaramıyorlar, çıkarsalar da kimseye görünmemeye, rahatsız etmemeye çalışarak geçiriyorlar dışarıda geçirdikleri saatleri. Neden yaşıtlarıyla birlikte olmak yerine evlerinde hapse mahkûm oluyor bu çocuklarımız? Evet, ailelerini ve bu çocukları maalesef toplum olarak, isteyerek ya da istemeyerek, çoğu zaman bilmeden yargılıyoruz da ondan dolayı. Çünkü otizmin ne olduğunu aslında toplum olarak henüz tam bilmiyoruz ve hâlen aslında Türkiye’de 10 kişiden 7’si de otizmin ne olduğundan ve bu vahim tablodan bihaber vaziyette.

Otizm, bireyin dış dünyadan uyarılarını algılamasını, aldığı bilgileri düzenleyip kullanmasını etkileyen, yaşam boyu süren gelişimsel bozukluktur; kaynağı psikolojik değildir, nörolojiktir; diğer bir deyişle, aslında beynin işlev bozukluğudur. Nörolojik ve gelişimsel bir bozukluk olan otizmin belirtileri 0-3 yaş arasına dayanıyor. Bazı sinir sistemi sorunlarından kaynaklandığı düşünülse de neden ve nasıl oluştuğu, az önce de söylediğim gibi tam olarak bilinmiyor. Zihinsel kapasite, uyum becerileri, tıbbi psikiyatrik sorunların bulunup bulunmaması gibi etkenler yine otizmin görünümünü çeşitlendiriyor.

Otizmin tedavisi yok ancak doktorlar, terapistler, özel öğretmenler otistik çocuklara bazı zorlukların üstesinden gelebilmeleri açısından yardımcı olmaya çalışıyorlar. Her çocuğa farklı bir şekilde eğitim vermekten geçiyor aslında tedavi ve bu özel çocukların da duygusal algıları çok kuvvetli, bunu unutmamak gerekiyor. Toplum içindeki davranışlarına karşı gelişen anlamsız bakışlar onları tedirgin edeceği ve hırçınlaştıracağı için, bunu bilen aileleri mümkün olduğu kadar toplum içine çıkarmadan, ev hapsi içerisinde çocuklarla hayatlarını devam ettiriyorlar. Evet, çoğumuz otizmin ne olduğunu bilmiyoruz ve aslında ailelerin dâhi çoğu Edison, Beethoven, Einstein gibi binlerce otizmli dâhi olduğunu bilmiyorlar. Bu özel çocuklar evlerinde hapsediliyor şimdilik ama günü geldiğinde sayıları yüzde 50’yi bulacak olan bu özel çocuklar evde hapsedilebilecekler mi?

Değerli milletvekilleri, otizmin görülme sıklığından hareketle yapılan nüfus projeksiyonuna göre, ülkemizde 0-18 yaş grubunda yaklaşık olarak 352 bin otizmli çocuk ve gencin eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerden yararlanmak için beklediğini biliyoruz. Ülkemizde okullaşabilen ve eğitime erişebilen otizmli çocuk sayısı ise 29 bin civarında ve bunlar haftada iki ila dört saat, ayda on saat kadar eğitim alabiliyorlar, oysaki haftada kırk saat eğitime muhtaç vaziyetteler. Hâlbuki bilimsel araştırmalar, erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemiyle yaklaşık yüzde 50’sinin otizm belirtilerini kontrol altına alabileceğini, gelişim sağlayacaklarını ve ergenlik çağına geldiklerinde diğer akranlarından farklı olmayacaklarını gösteriyor. Bu çocukları topluma kazandırmak, evet, bizlerin görevi.

Ülkemizin İnsani Gelişim Endeksi bakımından arzu edilen sıralarda olamamasının nedenlerinden en önemlisi, maalesef, engellilere eğitim ve sağlık hizmetlerinde hâlen eşit fırsatlarda hizmet sunulamaması. Tüm engelli taleplerini ilk çözüm bekleyen sorunlarımızın başında kabul etmemiz gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Evet, değerli milletvekilleri, otizme tek çare eğitim. Eğitimin etkili olması için erken yaşlarda olması gerekiyor ve az önce söylediğim gibi, ülkemizde haftada sadece iki ila dört saat olan bu eğitimin saatinin artırılması gerekiyor.

Evet, özel eğitim öğretmeni eksiği var ülkemizde ve hâlen 6 bin civarında açık var. Bu açığın kapatılması için eğitim kurumlarına her türlü desteğin ve teşvikin sağlanması aslında devletimizin görevi.

Otizm tanısı alan çocuğa sahip ailelerdeki boşanma oranlarını da huzurunuzda söylemek ve altını çizmek istiyorum, yüzde 80’ler civarında. Bu da olayın bir başka yönü esasında. Sonuç olarak, bu çocuklara yapacağımız her türlü yardım, sağlıklı ve mutlu çocuklar ve aileler olarak bizlere geri dönecektir.

Otizmli çocukların anne ve babalarının en büyük endişesi ise kendilerinden sonra bu çocuklara ne olacağı konusu. Otizmli çocukların devlete ve ailelerine bağımlı yaşamak zorunda kalmaları hem aileleri hem devletimiz için ağır ekonomik sorunları da beraberinde getiriyor. Gelişmiş ülkelerde, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde otizmli bir bireyin devlete yaşam boyu maliyeti 3 milyon dolar civarında. Sosyal yardımlar eve giren kişi başı gelir seviyesine göre verilmekte maalesef ülkemizde. Engelli bireyler ve otistik bireyler için verilecek olan yardımların engelli birey için şahsa özel verilmesi gerekiyor oysaki. Gelir seviyesine göre yapılan buradaki uygulama yanlış. Kardeşi çalışıyor, annesi, babası çalışıyor gibi kriterlerden dolayı otistik ve engelli insanlarımıza yapılan yardımlar kesilmekte ve aileler de bundan aslında büyük bir rahatsızlık duymakta.

Evet, yapılması gerekenler var. Acilen, otizm spektrum bozukluğu gösteren çocuklarımızın gösterdiği yetersizlik alanlarına, öğrenme ve davranış özelliklerine uygun bir müfredatın hemen tüm eğitim kademeleri için hazırlanmasına yönelik çalışmaları yapmamız gerekiyor. Öğretmenlerin etkili öğretim konusunda bilimsel dayanaklı uygulamaları uygulayabilmeleri için bunları sağlamak ve hizmet içindeki öğretmenlerin bu anlamda destek alabilecekleri düzenlemelerin ülke çapında yaşama geçirilmesi gerekiyor. Kaynaştırma sınıflarındaki tüm okul öncesi sınıf ve branş öğretmenlerinin bu konuda bilgi ve beceri sahibi olmalarını sağlamak gerekiyor. Özel eğitim öğretmeni eksiğinin giderilmesi ve öğretim üyesi sayısının yetersizliği sorunun bir parçası, bunun altını çizerek derhâl bunun karşılanması gerektiğini vurgulamak istiyorum. Evet, ülkemizde 33 üniversitede özel eğitim bölümü var. Bu bölümlerde toplam 222 öğretim elemanı görev yapıyor. Hâlen 6 bin özel eğitim öğretmeni açığı var ve bu açığın bu kapasiteyle kapanması da imkânsız.

Ülkemizde 0-3 yaş grubunda olan bu çocukların ailelerinin otizme farkındalığının artırılması ve devlet eliyle otizm tarama ve takip zorunluluğunun getirilmesi gerekiyor. Buna yönelik olarak, erken müdahale programı ve yasal düzenlemenin yapılandırılması, aileye psikolojik destek, bilgilendirme ve rehberlik hizmetleri verilmesi, ilgili STK’lere ailelerin katılımının sağlanması ve teşvik edilmesi, yine, ailenin iş gücü, sağlık ve sosyal yaşamla ilgili sorunlarına yönelik çözümler geliştirilmesi konunun önemli ana başlıklarından.

Evet, eğitimcilerin nicelik ve niteliklerinin geliştirilmesi, sayılarının yeterli düzeye getirilmesi yine önemli ve Türkiye'de hâlen özel eğitim öğretmeni yetiştirmekte olan üniversitelerdeki öğretim açığının da acilen kapatılması için gerekli önlemlerin alınması ve tedbirlerin başlatılması gerekiyor.

Otizmle ilgili farklı eğitim terapileri uygulayan sosyal hizmet uzmanı, bireysel eğitim terapistleri, davranış analistleri, dil ve konuşma terapistleri, uğraşı terapistleri gibi elemanların yetiştirilmesi; kısa dönem kurslarla eğitimci yetiştirilmesi uygulamasına son verilmesi; KPSS gibi atama sınav kriterlerinin standart hâle getirilmesi ve atanamayan özel eğitimcilerin durumunun çözülmesi ve eğitim kurumu sayısının artırılması gerekiyor.

Konuyla ilgili bakanlıklardan oluşan bir koordinasyon kurulu kurulması gerekli. Bu nedenle, önerilen araştırma komisyonunun bu yolda iyi bir adım olacağına inanıyoruz. Belirtmek isterim ki 13 Nisan 2016 tarihli Otizm Eylem Planı hayata geçirilmiş, ancak sayısal verilere bakıldığında sorunun çözümüne yönelik pek yol katedilemediği de aslında görülüyor.

Benim önerim şu: Amerika’da Başkan Obama’nın yaptığı gibi otizm konusunun kişisel olarak Sayın Cumhurbaşkanı tarafından sahiplenilmesini ve çalışmaların bizzat kendisi tarafından takip edilmesini öneriyorum. Hatta Sayın Cumhurbaşkanının ilgili bakanlıkları harekete geçirerek bu konuda en gelişmiş ülke olan Amerika’daki ve tüm diğer gelişmiş ülkelerdeki gibi, yetkililerle, orada uygulamaya oturtulmuş ve fayda sağlamış sistemlerin hızla ülkemizde adaptasyonu amacıyla iş birliği yapmasının yollarını açmasını öneriyorum. Bunu neden öneriyorum? Bu hem gelişmiş ülkelerde bu şekilde hem de Sayın Cumhurbaşkanının pek çok konuyu bizzat kendisine bağlama ve kendisi tarafından takibini yapma gibi bir eğilimi olduğunu biliyoruz.

Dolayısıyla, en son, Sağlık Komisyonunda görüşülen yasa teklifinin 14’üncü maddesine göre döner sermayelerin de Cumhurbaşkanına bağlanması öngörülüyor. Şimdi, döner sermaye Cumhurbaşkanına niye bağlanır? Tabii, bunu önümüzdeki günlerde tartışacağız hep beraber. Bununla uğraşmak yerine, bence, Sayın Cumhurbaşkanı bu tip toplumsal sorumluluk projelerinde bizzat kendisi -madem kendisi bizzat birtakım şeylerle ilgilenmek istiyor- bu konuyu ele alabilir ve dünyadaki büyük devletlerde olduğu gibi tüm toplumu ilgilendiren bu kadar önemli bir konuyu çoktan çözebilir. Benim bu konudaki düşüncem, eğer bir şeyler en üst seviyeden yönetilecekse buradan olması gerektiği yönünde. Otizmli ailelerin tümünü kapsayan, tek gerçek muhatap olan Otizm Platformu ile konuyla ilgili bakanlıklar olan Aile ve Sosyal Politikalar, Eğitim, Çalışma, Sosyal Güvenlik, Adalet, Savunma, Sağlık, Avrupa Birliği Bakanlığı temsilcilerinden oluşan koordinasyon kurullarının kurulması ve bir rapor çerçevesinde çalışmaların başlatılması gerekiyor.

Down sendromuna gelince, biliyoruz ki 1 kromozom fazlalığı farkındalık oluşturuyor. Genetik kökenli Down sendromu rahatsızlığından dünyada 6 milyon, ülkemizde ise 70 bin vatandaşımız etkilenmekte. Bu genetik rahatsızlığa sahip olmayan bireylerde 46 kromozom bulunurken Down sendromlu bireylerde 47 kromozom bulunmakta. Yani ortalama her 800 doğumda 1 Down sendromlu çocuk dünyaya gelmekte. Genetik bir rahatsızlık olan Down sendromunun öncelikle anne yaşından etkilendiği biliniyor ve zihinsel gelişimleri yavaş ilerliyor.

Down sendromlu bireyler topluma uyumlu, kendi ihtiyaçlarını rahatlıkla kendisi görebilen, uygun iş imkânlarıyla birlikte kendi ayakları üzerinde durabilen birer birey olarak topluma kazandırılabiliyorlar. Bunlar karşılıksız seven, kin gütmeyen, yardımsever, dürüst ve neşeli bireyler ve bu bireylerin de yüzlerini sahiden de güldürmek bizlerin görevi.

Bir iki cümle de dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna etmek istiyorum. Çocukluk çağı bozukluğu olarak bilinmesine rağmen erişkin yaşta da devam edebilen nöropsikiyatrik bir bozukluk. Tedavi edilmediğinde yaşam boyu ciddi bir sorun olarak karşımızda.

Özgül öğrenme güçlüğü normal zekâya sahip çocuklarda görülen ve kendinden beklenen performansın görülemediği bir durum. Eğitim hayatında zorlanan, kendini farklı hisseden ve ebeveynleriyle sorun yaşayan bu çocuklarımız da yine tedaviye muhtaç durumdalar ve sayıca da o kadar çoklar ki onlarla ilgili de tedbir almamız gerekiyor.

Eğer bu kürsüde bir konuşma yapacaksak hak teslim etmek gerekiyor. Bu ve benzeri hastalıklarla ilgili çok önemli işler yapan sivil toplum örgütlerimiz var ve fedakârca çalışıyorlar senelerdir. Ben çok yakından, iç içe birkaçının çalışmalarını senelerdir takip ediyorum ve destek vermeye de çalışıyorum. Buradan hepsine teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Yanlarında ve gönüllüleri olduğumuzu da ifade etmek istiyorum.

Evet, otizmli çocuklar ve aileleri için, Down sendromlu, dikkat eksikliği ve özgül öğrenme güçlüğü içinde olan çocuklarımız ve aileleri için daha umut dolu bir gelecek beklendiğini düşünüyorum.

Yine, bu yüce kürsüden pek çok konuda yapmak istediğim şeyi bugün bu konu için yapmak istiyorum ve ülkemizde bu durumdan etkilenen 4,5 milyon aile ferdine sesleniyorum: Bizler sizlerin vekilleri olarak sizin dertlerinizi dert, endişelerinizi endişe edindik. Geleceğe umutla bakın lütfen, bizler varız.

Ve son olarak da Gazi Meclisimizin siz değerli milletvekillerine seslenmek istiyorum: Bugün burada iktidar partisinin bir önerisinde tüm partilerle uzlaşı hâlinde konuşmalar yapıyoruz. Ne mutlu bize çünkü bu konu hepimizin, bütün toplumumuzun. Yalnız, bu millet de hepimizin; bizler buraya seçilerek geldik, bizler milletin temsilcileriyiz. O hâlde özgürce, hiç değilse vicdani konularda uzlaşı istiyorum sayın vekiller sizlerden. Neden bu eller “Teklif eden kim?” diye bakıp ona göre kalkıyor? Mesela Çorlu tren kazasını hatırlatmak istiyorum; 25 kişinin hayatının kaybıyla sonlanan, 341 kişinin yaralandığı ve İYİ PARTİ olarak araştırma komisyonu kurulsun dedik bu konuda, reddedildi. Neden? Neden reddettiniz? Neden hepimizin vicdanını ilgilendiren konulardaki tutumunuz hep aynı? Belki hasta değiller ama düşünmekten hasta olacak çocuklarımız var bu ülkede. Yirmi bir günlük askerlik yüzünden işini kaybeden, kaybedecek olan yüz binlerce gencimiz var, her gün binlercesi yazıyor sosyal medyada ve yardım istiyorlar. Seslerini duyalım, onları işitelim lütfen. İşlerini kaybetme tehdidi altındalar, tabii, işleri varsa eğer.

Biliyorsunuz ki işsizlik ve enflasyon rakamları son on beş yılın en yüksek rakamlarında. Evet, gençlerimiz bizim geleceğimiz. Seçim meydanlarında sözler verdiniz, sözler verdik hepimiz. 3600 ek gösterge sözü verdiniz, emeklilikte yaşa takılanlar için söz verdiniz, FETÖ araştırma komisyonu kurulsun dedik, bütün bunlar için önergeler verdik, reddettiniz. Fındık yahu, fındık için burada neler yaşandı, hep beraber, hepinizin bir kere daha hafızalarına hatırlatmak istiyorum

Evet, hepsinde aynı şey. Sonuç: Burada milletimize, bu kürsüden bizi dinleyen Türk milletine sesleniyorum: Evet, biz bunlar için, sizlere verdiğimiz sözleri tutmak için elimizden geleni yaparken hep aynı sonucu aldık, AK PARTİ ve MHP oylarıyla reddedildi.

Evet sayın milletvekilleri, aslında bu ricam sizler için. Yarın meydanlarda, söz verdiğiniz milletimize ne diyeceksiniz? Evet, sizler aslında bunu -benim için- iyi niyetli bir yaklaşım olarak, lütfen bir kardeşiniz olarak değerlendirin; oralarda vatandaşlarımızın yüzlerine sizler de bizim gibi hep beraber bakacaksınız. Gelin burada, bu Mecliste uyum içerisinde, vicdanlarımıza, toplumumuzun tamamına seslenen konularda beraberce el kaldıralım, bu elleri onun için kaldıralım, gelin.

Son olarak Sena Köse olayından bahsetmek istiyorum. Evet, bu kızımız Sena Köse, bu masmavi gözleriyle 16 yaşında tren kazasında Çorlu’da bu kızımız hayatını kaybetti, diğer 24 kişiyle beraber. Ve Sena’nın babası Gürkan Köse sosyal paylaşım sitesinde şöyle bir şey paylaşmış, diyor ki: “Kızımın hakkını aramazsam bana yazıklar olsun, sesimi duyun lütfen.” Evet, duymazsak ve verdiğimiz sözleri yerine getirmezsek ben de diyorum ki: Hepimize yazıklar olsun bu Mecliste ve bu kürsüde.

Genel Kurulu sevgi ve saygıyla selamlıyorum ve lütfen vicdanlarımıza seslenerek söylediklerimin dikkate alınmasını rica ediyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Cesur.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Muhammed Levent Bülbül’e MHP Grup Başkan Vekilliği görevinde başarılar dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, kendisini kutlarken salonda yoktu ama burada şu anda; Milliyetçi Hareket Partisinin yeni Grup Başkan Vekili Sayın Muhammed Levent Bülbül aramızda, o da bugün burada. Size hayırlı olsun diyorum, başarılar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 30 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/242) (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349) (Devam)

3.- Kayseri Milletvekili Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin, Otizm Spektrum Bozukluğu, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Özgül Öğrenme Güçlüğü ve Down Sendromunun ülkemizdeki yaygınlığının incelenerek gerekli önlemlerin alınması için bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392) (Devam)

4.- MHP Grubu adına Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/394) (Devam)

5.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve 32 milletvekilinin, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/397) (Devam)

6.- İYİ Parti Grubu adına Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'nun, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/401) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Sefer Aycan’da.

Buyurun Sayın Aycan, süreniz yirmi dakika.

MHP GRUBU ADINA SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; otizm ve Down sendromuyla ilgili araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuya geçmeden önce iki hususta konuşmak istiyorum. Birincisi: 57’nci Hükûmetin Başbakanı, dönemin Başbakanı, bizim de koalisyon ortağımız Bülent Ecevit’i rahmetle anmak istiyorum. Tabii, ben o dönemde Sağlık Bakanlığında genel müdürlük ve müsteşarlık yaptım. Bülent Ecevit’in hastalığı döneminde yapılan oyunları, yaşanan kötü günleri, onun için yapılan tuzakları hep birlikte yaşadık. O dönemde millî duruşuyla örnek bir Başbakanlık göstermiştir. (CHP sıralarından alkışlar) Tabii, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’yle de çok uyumlu bir Hükûmet dönemi yaşadık. Ara sıra söz ediliyor, “2002’den önce devlet yoktu.” deniyor. Devletin âlâsı vardı, devletin ta kendisi Devlet Bahçeli ve Bülent Ecevit vardı.

Bir diğer konu lösemi. Bugün lösemiyi konuştuk. Tabii, bunu konuşmaktan dolayı da çok mutluyuz. Sağlıkla ilgili konular konuşuyoruz. Sadece şunu söylemek istiyorum lösemiyle ilgili: Lösemi bulaşıcı olmayan, yüzde 90 tedavi edilen bir hastalıktır. Lösemiden korkmamak lazım, geç kalmaktan korkmak lazım. Bu konudaki duyarlılığınız için de bir sağlıkçı olarak hepinize teşekkür ediyorum.

Otizm ve Down sendromuyla ilgili araştırma yapılması amacıyla araştırma komisyonu kurulmasını görüşüyoruz. Bu konuda da hakikaten çok önemli bir adım attı diye düşünüyorum tüm gruplar. İki sorunumuz var; otizm ve Down sendromunun tespitini, sıklığını bilmiyoruz Türkiye’de. Gerçekten bunun sıklığını belirlemek lazım, tespit etmek lazım. Bunun dışında, kişi ve ailelerin yaşadıkları sorunları ve sorunların çözümünü araştırmamız lazım. Bu nedenle araştırma komisyonu kurulmasının gerekliliğine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak inanıyoruz ve bunu destekliyoruz, önergemizi de zaten bu amaçla verdik. Hep birlikte bunu konuşuyor olmaktan dolayı da mutluyum tabii ki bir sağlıkçı olarak.

Evet, tabii, bir sağlık konusunu konuşuyoruz. Aslında hepimizi ilgilendiren bir konu fakat ilginçtir tabii, herhâlde şu an Mecliste, Genel Kurulda 50 kişi yok. Sağlıkla ilgili konulara genel olarak milletimizin duyarsızlığının milletvekilleri arasında da yaşandığını görmekten dolayı da üzgünüm.

Sağlığı konuşurken hep hastalığı konuşuyoruz, hastaneyi konuşuyoruz. Aslında sağlığı konuşmak dediğimiz zaman sağlığı korumayı konuşmamız lazım. Çok pahalı hastaneler yapmak, büyük büyük hastaneler yapmak, çok ciddi paralar harcamak sağlık hizmeti açısından iyi olduğumuzu göstermiyor, sağlığa önem verdiğimizi de göstermiyor. Gerçekte insanlar, Türkiye’de de bizler sağlığa önem vermiyoruz.

Kanuni Sultan Süleyman’ın söylediği “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” sözünü Kanuni ölürken söylemiş, keşke bu sözünü saltanatının başında söyleseydi. İnsanlar sağlığına önem vermiyor. Aslında dinler hep sağlığa önem vermekten bahsetmiş ama insanoğlu sağlık denince hasta olduğu zaman hastaneye gitmekten başka sağlığı anlamıyor, kaybetmeden önce sağlığına önem vermiyor, kaybetmemesi için gerekenleri yapmıyor ve bu konuda duyarlı davranmıyor. Ne zaman ki kaybederse onun peşine düşüyor ve sağlık hizmeti olarak onu görüyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü sağlığı “Bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam iyilik hâli.” diye tanımlıyor. “Tam iyilik” sonsuz bir kavramdır; bugün iyisiniz, bugünkü iyi hâlinizden daha iyi olabilirsiniz demektir. Onun için herkesin sağlık hizmetine ihtiyacı vardır; sadece hastaların değil, tüm toplumun sağlık hizmetine ihtiyacı vardır. Bir halk sağlıkçı olarak sağlığa biz böyle bakıyoruz. Önemli olan korumaktır hatta şimdiki yaklaşımda korumaktan da öte, sağlığı geliştirme kavramı vardır. Dünya artık bununla uğraşıyor. Dünya “İnsanları daha sağlıklı nasıl yaşatabiliriz?” diye konuşuyor, daha sağlıklı yaşatmak içi neler yapmamız gerektiğini konuşuyor. Bugün elbette uzun yaşamak istiyor tüm insanoğlu ama uzun yaşamanın yanında artık kaliteli yaşamaktan bahsediliyor. Onun için dünyada “sağlık hizmeti” denildiği zaman aslolan sağlığı korumak ve geliştirmektir. Bu nedenle de etkili olması gereken, kurulması gereken sağlık hizmeti birinci basamaktır. Birinci basamakta etkin olmak lazım, sağlığı korumak ve geliştirmek lazım. Hastalıkların tedavi edilmesi pahalıdır, maliyeti yüksektir ve genellikle de artık başarısız olmaktadır. Onun için pahalı hastanelere ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan, sağlık hizmetinin yaygın olmasıdır, ulaşılabilir olmasıdır. Sağlık Bakanlığının esas görevi de halkın sağlığını korumak ve geliştirmektir ve bunun için öncelikli bir planlama yapması, yaklaşım göstermesi lazım.

Çok klasik bir söz var: “İnsanlar sağlıklarına önem vermiyorlar.” dedim. İnsanlar önce para kazanmak için sağlıklarını harcıyorlar, sonra da kaybettikleri sağlıklarını kazanmak için paralarını harcıyorlar. Sonuçta sıfır sıfır gidiyorlar. Aslında baştan buna hiç gerek yok; kendi sağlığına önem verse, özen gösterse, para kazanmak için sağlığından olmasa ya da başkalarını sağlığından etmese.

Şimdi, tabii, bu yaklaşımı biraz sonra çevre sağlığı yaklaşımıyla da ilişkilendireceğim çünkü konuşacağımız her iki konuda, hem Down sendromunda hem de otizmde genetik faktörler var ve çevresel faktörler de var. Elbette, sağlık planlaması yapmak için sorunlarımızı bilmemiz lazım, hastalıklarımızı bilmemiz lazım, hastalıklarımızın sıklığını bilmemiz lazım, hastalıkların nedenini bilmemiz lazım.

Ben halk sağlıkçıyım, halk sağlığı uzmanıyım, halk sağlığı öğretim üyesiyim. Bizim halk sağlığının yan dallarından birinde “epidemiyoloji” diye bir alan vardır, işte bu aslında epidemiyolojinin konusudur. Epidemiyoloji, sağlıkla ilgili sorunların sıklığını, nedenlerini ve çözüm yollarını araştıran bilim dalıdır ama Türkiye'nin en çok eksik olduğu konulardan biridir epidemiyoloji. Biraz sonra hep dünyanın rakamlarını vereceğiz ama Türkiye'nin bu konuda rakamları yoktur. Rakamınız yoksa sağlıkta bilgiye dayalı yönetim yapamazsınız, önceliklerinizi belirleyemezsiniz, kaynaklarınızı doğru kullanamazsınız, var olan bütçenizi nereye harcayacaksınız? Var olan bütçenizi öncelikli sorunlarınıza harcamak gerekirken biz daha çok, çok büyük hastaneler yapmaya harcıyoruz. Bu da aslında çok da sağlık getirmiyor.

Evet, otizm, aslında doğru adı otizm spektrum bozukluğudur. Otizm, buradaki otizm en ağır formunu, en ağır klinik formunu ifade etmektedir. Bu, aslında birkaç bulgunun, birkaç hastalığın birlikte olduğu bir durumu ifade ediyor. Nörogelişimsel bir bozukluktan bahsediyoruz otizm dediğimizde ya da otizm spektrum bozukluğu dediğimizde birçok tabloyu birlikte içeriyor, içine alıyor. Beyin gelişimini, sinir hücrelerinin gelişimindeki bozukluğu ifade ediyor ve bu çocuklarda maalesef anormal beyin gelişimi olmaktadır. Biraz evvel de söylediğim gibi bir hastalık değil, hastalık grubudur, birçok hastalığı birlikte içermektedir. Tıbbi ilaç tedavisi net olarak bilinmemektedir, belli bir ilacı yoktur. Tamamen bu yüzden iyileşecek bir durum değildir başladığı zaman. Genellikle yavaş seyrediyor ama yüzde 30’unda 18-24 ay arasında belirtiler veriyor ve bu yüzden de bu dönemde de yakalanabilir. Tabii ki ne kadar erken yakalarsak o kadar iyi sonuç almak, etkili müdahaleler yapmak mümkün olmaktadır. Bu yüzden, ömür boyu bu tür desteklere ihtiyaç olduğu için de ekonomik yüke sebep olan bir durumdur.

Görülmek sıklığı ilginç bir seyir gösteriyor. Biraz evvel söylediğim gibi, Türkiye’de görülme sıklığıyla ilgili ciddi bir araştırma yok yani Türkiye’de görülme sıklığını bilmiyoruz. Genellikle, Türkiye’de hiçbir hastalığın görülme sıklığını bilmiyoruz. Ölüyoruz, ölüm nedenlerini bilmiyoruz, böyle bir istatistiğimiz yok. Hâlbuki, her yaş grubuna bağlı ölümlerin nedenlerinin yaşa ve cinsiyete göre dökümünün olması lazım. Hastalıkların yaşa ve cinsiyete göre dökümü olması lazım ki kaynaklarınızı doğru kullanın, önceliklerinizi iyi belirleyin ve buna göre planlama yapın.

Maalesef, dediğim gibi, Türkiye’de iyi bir çalışma yok bu konuda, sadece Millî Eğitim Bakanlığının verileri var. 2014 yılında Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre, 17 bin otizmli çocuk var. Dünyada ise görülme sıklığı çok hızlı bir şekilde artıyor. Bu, kaygı verici bir durum. Amerika Birleşik Devletlerinde CDC diye bir kuruluş var, bu tür araştırmaları yapıyor. 2018 yılında verdiği rakam korkunç bir rakam, elli dokuzda 1 diye vermiş, çok çok yüksek bir rakam. Tabii, niye bu kadar çok arttı ya da artıyor, endişe de edilecek bir durum çünkü bu, beraberinde ciddi bir bakım zorunluluğu da getiriyor aslında.

Şimdi, epidemiyolojik olarak, bir hastalığın artış sebebini çok iyi incelememiz gerekir, artış sebebi nedensel midir yani hastalığın oluşumunu artıran bir faktör mü vardır, yoksa hastalığın artmış gibi görülmesine sebep olan faktörler mi vardır? Mesela duyarlılığın artması, tanı kriterlerinin değişmesi, hastalığın toplumda görülme sıklığını artırabilir. Tanı kriterlerini düşürürsünüz ya da tanımını değiştirirsiniz, birden bu tanıyı alan kişi sayısı artar ya da ailelerin duyarlılığı artar, aileler çocuklarını her şüpheli vakada doktora götürür ve tanı alabilir; bu da toplam vaka sayısını artırır. Tıpta tanılarla ilgili kriterler var, “DSM-5” dediğimiz tanı kriterleri var, buna göre yaptığımız zaman elli dokuzda 1’dir ve çok ciddi bir artış görülmektedir. Tabii, bu da şüpheli bir durumu ifade ediyor, bu kadar yüksek olması da hakikaten çok önemli bir durum.

“Neden oluyor?” diye baktığımızda, gen değişimi ve mutasyonları görüyoruz. “Beyin gelişimine etki eden faktörler” dedim, önemli. Çevresel faktörler var; annenin gebelik sırasında stres yaşaması, annenin ruhsal hastalıkları -özellikle bunlar önemli benim için- gebelikte sigara içme ve alkol kullanımı, görülümü artıran faktörler olabilir. Gebelikte kullanılan ilaç ve gebelikte geçirilen enfeksiyon. İşte bunlar çevresel faktörlerdir. Zaten hastalıklarımızın aslında yüzde 90’ı çevresel faktörlere bağlıdır. Bugün oluşan tüm hastalıkları göz önüne alın, mutlaka çevresel bir faktör vardır; geri kalan kısmı genetik hastalıklardır, yüzde 10 kadarı; bir gen bozukluğu olmakta, mutasyon olmakta, kromozom parçalanması olmakta fakat bunu da tetikleyen genellikle bir çevresel faktör vardır. Gen durup dururken parçalanmıyor, parçalanıyorsa mutlaka bir tetikleyen faktör vardır. O yüzden, aslında yine onların da altında yatan bir çevresel faktör olabilir.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı çevreyi kirletmememiz lazım. Elbette enerjiye de ihtiyacımız var, elbette sanayiye de ihtiyacımız var ama çevre dostu yaklaşımlar doğrultusunda hareket etmemiz lazım. Filtresi olmayan termik santrallerinin ya da arıtması olmayan fabrikaların yaydığı çevre kirliliklerinin oluşturduğu durumlara dikkat çekmek istiyorum. Sonumuzu hazırlıyoruz, hep birlikte sonumuzu hazırlıyoruz. Onun için çevre kirliliği konusunda herkesi de duyarlılığa davet ediyorum.

Şimdi, evet, bu konuda araştırma yapmak lazım. Nasıl yapacağız? Tanı kriterleri geliştirmemiz lazım, bunlara karar vermemiz lazım. Neyi otizm olarak kabul edeceğiz? Bununla ilgili farklı tarama testleri var, tarama ölçekleri geliştirilmiş. Belki bu ölçeklerden birine karar verilerek Türkiye genelinde bir araştırma yapmamız lazım. Sağlık Bakanlığının bu konuda araştırma yapması lazım, ülke genelinde araştırmalar yapması lazım, tüm ülkeyi kapsayan bir tarama yapılması lazım. Ancak onlarla hastalıkları bulabilir, hatta belki bunu sistematik hâle getirip her çocuğa rutin uygulanması gereken test hâline getirmemiz lazım ki ancak o zaman erken tanı koyabiliriz, herkese ulaşabiliriz. Ve ne kadar erken tanı koyarsak ve bu çocukları o kadar iyi özel eğitime alırsak başarılı olmak ve bu klinik seyirleri değiştirmek mümkündür.

Diğer konu, Down sendromu. Bu da bir kromozom bozukluğudur. 21’inci kromozomun -insanda, biliyorsunuz, çiftler şeklinde kromozom- 3 tane bulunması şeklinde oluşan bir genetik hastalıktan bahsediyoruz. Yüzde 95’i “Trizomi 21” dediğimiz yani 21’inci kromozomun 3 tane olmasıyla karakterize bir durum. Sıklıkla -sıklığı şöyle, aşağı yukarı bizde de böyle- bin gebelikten 1’inde Down sendromlu çocuk doğmakta. İlk çocuğu Down sendromlu olan annenin ikinci çocuğunun da Down sendromlu çocuk olma ihtimali iki yüzde 1’dir. Bu da tabii ki dikkat etmemiz gereken, duyarlı olmamız gereken bir durum.

Aslında içimizde yaşıyorlar. Fiziksel gelişim geriliği burada da var. Bozuk yüz özellikleri, küçük kafa ve kulak, dışarı taşan dil, kısa ve geniş boyun, el ve ayaklar, zihinsel engellilik gibi, işitme kaybı gibi, doğuştan kalp hastalıkları gibi sağlık sorunları da bunların karakteristik özellikleridir.

Şimdi, yine genetik faktör dedim; kromozom bozukluğu ya da 3 kromozomun birden olması çok da nedeni bilinen bir durum değil. Neden böyle oluyor? Hücre bölünmesi sırasında ortaya çıkan bir durum, bazen bölünmede düzensizlik olduğu için böyle bir durum ortaya çıkıyor. Başka risk faktörlerinden bahsedilir. Yine geç yaşta hamilelik, ileri yaşlarda hamilelik bu durumu gösteriyor. Burada da tanı çok önemlidir. Ne kadar erken tanı koyarsak, buna hazırlık yapıp bunu önlemek, daha doğrusu, sorunlarını önlemek mümkün olabilmektedir.

Sürem bittiği için toparlamaya çalışıyorum.

İkili test, üçlü test denilen birtakım testler var, bu testlerin mutlaka her gebeye yapılmasını öneriyoruz. Hatta bu testin zorunlu olmasını, devlet tarafından karşılanması gerekliliğini özellikle vurgulamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEFER AYCAN (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, devam edin.

SEFER AYCAN (Devamla) – Tedavisi yok, son olarak bundan söz edeyim. Destek tedavisi ve yaklaşımı önemli. Kesin tanısı amniyon sıvısından yani gebelik sırasında alınan sıvıdan analiz yapmak mümkün. Bunun kromozom analiziyle kesin tanısı konabiliyor. Fakat dediğim gibi, bunu yapmanın sadece bir yararı var; erkenden haberdar olmak için yapılmalıdır, yoksa gebelik süreçlerine müdahale etmeyi çok doğru bulmuyorum. Anneyi ve babayı buna hazırlayarak eğitim için önlem alma konusunda hem de duruma adapte etme anlamında bu testler yapılmalıdır. Bu yüzden, her iki sorun da çok ciddi sağlık sorunudur, Türkiye'nin geleceğinde sıkıntılı iki hastalıktır. Bu hastalıkla ilgili araştırma yapılmasını, sorunun sıklığını, nedenlerinin saptanmasını çok yararlı ve yerinde görüyoruz ve destekliyoruz.

Hepinize saygılar sunarım, teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aycan.

Değerli milletvekilleri, söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Salihe Aydeniz’de.

Buyurun Sayın Aydeniz. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

HDP GRUBU ADINA SALİHE AYDENİZ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Partim HDP adına Down sendromunun ve otizm ile diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ve bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla verilen araştırma önergesine dair söz almış bulunmaktayım.

Down sendromu ve otizmle ilgili konuya girmeden önce, biliyorsunuz, 701 no.lu Kararname’nin içerisindeki 44 madde, sağlıkta şiddet yasası olarak gündemimize gelmiş oldu. Bu kararname 44 maddeden oluşmakta ve bu 44 maddeyle, tabii ki tamamına katılmamak değil ama içerisinde sağlığı ilgilendiren, sağlık emekçilerini, diş hekimlerini, doktorları, hemşireleri ilgilendiren, yine eczacıları ilgilendiren, “şiddet yasası” ismi altında önümüze gelen bu maddelerle aslında şiddeti daha çok meşrulaştıran bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla aslında, sağlık emekçilerinin, sendikaların, odaların sağlıktaki şiddete nasıl bir yol ve yöntemle karşı çıkılabileceğiyle ilgili onlarca önerileri varken ya da bu konuyla ilgili, aslında “Ne kadar mücadele edilebilir?”le ilgili görüş ve önerileri varken ya da sağlık alanında, sağlık hizmetlerinde çalışanlardan, sağlık emekçilerinden görüş ve önerileri alınarak hazırlanması gerekirken apar topar önümüze konulan bu yasa teklifi 44 madde ve bu maddelerin çoğunda yine bu bahsettiğimiz konular var.

Biliyorsunuz, 2016’daki darbe girişiminden sonra, 20 Temmuzda ilan edilen OHAL’le beraber, kanun hükmünde kararnamelerle ülke yönetilmeye çalışıldı ve bu kanun hükmünde kararnamelerle aslında, yüzlerce sağlıkçının, eğitimcinin, akademisyenin içinde olduğu yine yüzlerce emekçi, kamu alanında çalışanlar bir gece yarısı aniden ihraç edildi. Bu ihraç edilmelerinin üzerinden… Aslında “sağlıkta şiddet yasası” olarak önümüze çıkan bu kanun teklifinde -kanun hükmünde kararnameyle ihraç edilen sağlık emekçileri ve yine bununla beraber, eczacılar, diş hekimleri, yine ataması yapılmayan, aslında sağlık alanından, tıptan mezun binlerce arkadaşımız, binlerce sağlık emekçisi- güvenlik soruşturması gerekçe gösterilerek bu kanun hükmünde kararnamelerle ataması yapılmayan yüzlerce, binlerce sağlık emekçisi var. Dolayısıyla sağlık hizmetlerini, gerçekten herkese eşit, ücretsiz, ana dilinde sağlamanın koşullarını oluşturan sağlık emekçilerinin bu kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilmiş olmaları yetmiyor, yine bu yasayla aslında açlıkla, yine şiddetle hedef gösterilmeye çalışılıyor. Biz, bu teklifin içindeki olumlu maddelere tabii ki olumlu cevap vereceğiz ama bunun yanında, sağlıktaki bu şiddetin, bu alanda ihraç edilen bunca sağlık emekçisinin, doktorun, aynı zamanda onların özel alanlarda da çalışmasının önüne engel olarak, aslında, sağlık hizmeti alması gereken halkı da cezalandırdığımızı, halkı da bu noktada şiddete maruz bıraktırdığımızı bir kez daha söylemek istiyorum.

Biz bir kez daha, “sağlıkta şiddet programı” olarak değerlendirdiğimiz bu kanun teklifinin -şu anda komisyonda görüşülüyor- içerisindeki bazı maddelerle, aslında, sağlık emekçilerinin gerçekten, açlıkla, şiddetle terbiye edilmeye çalışıldığının farkındayız. Bu farkındalıkla, sağlık emekçileri, sağlık alanında örgütlü olan sendikalar, odalar bununla ilgili gerekli eylem ve etkinliklerini yerine getirecekler ama bunun yanında, bizler de nasıl bugün burada otizm ve Down sendromuyla ilgili ortak görüşte bulunarak bir araştırma önergesini oluşturabiliyorsak ve bunun üzerinden ortaklaşabiliyorsak bu ülkenin geleceği için sağlıkçılara da, akademisyenlere de, kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen 100 binlerce insana da aslında, haksız bir şey yapıldığını ifade etmek istiyoruz. Dolayısıyla bunun üzerinden de ortaklaşabiliriz diyebilirim.

Bir kez daha görülüyor ki aslında, şiddet üzerinden sağlığın ticaretleştirildiğini, yine sağlığın metalaştırıldığını, sağlık hizmeti alması gereken halkın sağlık taleplerinin, aslında, sağlıkçılar cezalandırılarak halkın sağlık hizmetine ulaşımı önünde bir engele dönüştürüldüğünü görüyoruz. O yüzden, biz bu kanun teklifindeki, sağlıkçıları ve sağlıkçılarla beraber aslında halkı cezalandıran bu maddelerin geçmemesi için de ortaklaşabiliriz diyebilirim, ortaklaşabiliriz; buradan, ortaklaştığımız konular üzerinden bu konuda da ortaklaşabiliriz demek istiyorum.

Bununla beraber, evet, Down sendromu ve otizmle ilgili, arkadaşlar da ifade ettiler: Down sendromu ve otizm aslında hastalık değildir. Bilimsel araştırmalara baktığımızda, otizm tamamen sosyal etkileşim, iletişim ve davranış sorunlarıyla kendini gösteren bir gelişimsel farklılıktır yani bir anomalidir aslında. Ama otizm ve Down sendromunu değerlendirdiğimizde, otizmin de, Down sendromunun da toplum içerisinde var olan sayıları azımsanmayacak kadar fazla. 4,5 milyon kişinin etkilendiğini ve bu 4,5 milyon kişinin büyük bir çoğunluğunun 0-14 yaş grubunda olduğunu; otizmin aslında ilk yaşlarda, erken yaşlarda, 0-1 yaş grubu içerisinde erken teşhis konulabilen bir farkındalık olduğunu ama aslında 2 yaşına kadar da teşhis konulabilen bir farkındalık durumu olduğunu belirtmek istiyorum. Ama bu grubun, özellikle otizmin bu bahsettiğimiz 140 bin otizmli çocuğun… Sadece 350 bin civarındadır ama bunların sadece 26 bini eğitim alabilmekte, diğer geri kalanı eğitim alamamakta.

Aynı zamanda, bunlara ilişkin farklı oyun alanları, farklı rehabilitasyon merkezleri, farklı alanlar oluşturularak bu bireyler -çocuklar ama aslında her biri birer birey- topluma kazandırılabilecek bireyler. Aynı zamanda Down sendromlu çocuklarımızın da, bireylerimizin de topluma kazandırılabileceği… Onların, biliyorsunuz, aslında yapılan bilimsel araştırmalarda ya da gerçekten ailenin kendi ekonomik durumu varsa bire bir ilgilendiğinde dünya şampiyonluklarına bile imza atan bireyler olduğunun hepimiz şahidiyiz. Dolayısıyla, bunlarla ilgili, evet, biraz önce bahsettiğim hem sağlıktaki politikalar nedeniyle hem eğitim politikalarımızın eksikliği ve yanlış yönlendirilmesinden dolayı, Down sendromu ve otizmli bireyleri topluma kazandırmadan, çoğu zaman toplum içerisinde engelli olarak görünen bu bireyleri topluma kazandırmak mümkün. Aynı zamanda, bu bireylerin oluşturacağımız eğitim alanlarıyla, oluşturacağımız sağlık hizmetleri alanlarıyla toplumsal birer birey olabileceklerinin altını çizmek istiyorum. Aynı zamanda, bu bireyler daha çok kendi aileleri içerisinde topluma açılmayan, toplumla birebir iletişim kurmamalarından kaynaklı daha çok dezavantajlı gruplar hâlinde görülmekte. Buranın içerisinde olan hem Down sendromlu hem de otizmli bireylerin topluma kazandırılması ve dezavantajlı gruplar içerisinden çıkarılmasına yönelik bir araştırma komisyonunun oluşturulması, bunun üzerinden birlikte hareket edip dünyada nasıl çalışmalar yürütüldüğünü, bu çalışmaların toplumdaki bu bireylerin karşılığında nasıl bireyler açığa çıktığının araştırılması, bu bireylerin azımsanmayacak bu sayılarıyla aslında toplumda yararlı bireyler olması için, çalışmanın birlikte yapılması için bugünden itibaren buradan oluşturulacak bu komisyonla birlikte çalışmakta fayda olduğunu, biz de HDP olarak bu komisyonun kurulmasının, bu komisyonla birlikte bu otizm ve Down sendromlu bireylerin toplumda karşılığı olan, topluma kazandırılacak bireyler olarak bakılarak bu komisyonun kurulmasının önümüzdeki süreçte yararlı olacağını düşünüyoruz. Ben de grubum adına bunları belirtirim.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aydeniz.

Değerli milletvekilleri, söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kayseri Milletvekilimiz Sayın Çetin Arık’ta.

Buyurun Sayın Arık. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika.

CHP GRUBU ADINA ÇETİN ARIK (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite, özgül öğrenme güçlüğü ile Down sendromunun araştırılması için Meclis araştırması komisyonu kurulması konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu hafta Lösemi Haftası. Gelin, hep birlikte el ele verelim, lösemiyi yenelim, LÖSEV’e destek olalım.

Milliyetçiliği Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’na yazan “Ne ezen ne ezilen, hakça bir düzen." diyen merhum Genel Başkanımız Bülent Ecevit’i rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, toplumumuz bizlerden yaşam standartlarımızı yükseltecek olumlu çalışmalara imza atmamızı istiyor. Öncelikle tüm partilerin böylesi önemli konuyu gündeme getirmesi ve araştırma komisyonu kurması konusunda hemfikir olmaları memnuniyet verici bir gelişme. Bütün gruplara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Milletimiz sadece bu konuda değil, toplumun menfaatine olan konularda siyasetüstü davranmamızı ve toplum yararına birlikte hareket etmemizi bekliyor.

Değerli milletvekilleri, otizm, doğuştan gelen, yaşamın ilk yıllarını etkileyen nörol gelişimsel bir bozukluk. Otizmli çocukların dış görünüşleri diğer çocuklardan farklı değil. Erkek çocuklarda görülme oranı, kız çocuklara göre 4 kat daha fazla. Otizmin çocuk yetiştirme özellikleriyle ya da ailenin ekonomik koşullarıyla hiçbir ilişkisi yok. Bu nedenle, otizme her çeşit toplumda, farklı coğrafyada, ırkta ve ailede rastlanabilmekte. Otizmin belirtileri çocuktan çocuğa farklı olmakla birlikte, yaşamın ilk yıllarında göz teması kuramama, 6 ayı geçtiği hâlde gülümseyememe, 12 ayı geçtiği hâlde agulayamama, parmakla bir şey işaret etmek ya da “bye bye” gibi jestler yapmamak, kendi etrafında basmakalıp ve motor tekrarlayıcı hareketler yapması, sınırlı ve yoğun ilgi alanı, sözel olmayan ilişkilerde yetersizlik gibi belirtilerle sınırlanabilir. Siz otizmli bir çocuğa sarıldığınızda o size sarılmayabilir ya da siz onun gözlerinin içerisine baktığınızda, saatlerce gözlerinin içerisine baktığınızda sanki o, size küsmüş gibi gözlerinizin içine hiç bakmayacaktır ya da siz ona oyuncaklar alıp oynasın dediğinizde o, sizin aldığınız oyuncaklarla hiç ilgilenmeyecek, sade, basit, kendine ait oyuncuklarıyla ilgilenecektir.

Sayın milletvekilleri, otizme neler yol açar: Bugün için otizmin nedeni kesin olarak bilinmemektedir ancak birtakım faktörler suçlanmaktadır. Genetik faktörler, çevresel faktörler, endüstriyel atıklar, ağır metaller, cıva gibi ağır metaller suçlanabilmektedir. Bugün otizmin sıklığı giderek artmaktadır ve en son yapılan çalışmalarda otizmin 58 çocuktan 1’inde gözüktüğüdür. Yine 1985’li yıllarda her 2.500 çocuktan 1’i otizmli doğarken bugün 58 çocuktan 1’inin otizmli doğduğu söylenmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu tablo gerçekten çok ürkütücü ve dünyanın en büyük ve en yaygın şirketlerinden Massachusetts Institute of Technology, geçen yıllarda bir yayımında diyor ki: “2023 yılında her 2 çocuktan 1’i otizmli doğabilecek.” Peki, burada her 2 çocuktan 1’i otizmli doğacaksa ve bugün 58 çocuktan 1’i otizmli doğuyorsa ve yirmi dakikada 1 çocuk otizm tanısı alıyorsa biz bu çocukları göremiyoruz çünkü bu çocukları gerçekten aileleri, mecbur kalmadığı sürece dışarı çıkarmıyor ve çıkarsa da kimseye gözükmemeye çalışıyor. Neden böyle davranıyor? Çünkü toplum, bu çocukları ve otizmi bilmediği için aileleri tarafından “iyi terbiye edilmemiş çocuklar” olarak değerlendiriyor ve bu çocukları ve ailelerini yargılıyor, dışlıyor. Düşünebiliyor musunuz, bir uçak yolculuğundasınız, çocuğun ani bir davranış değişiklinde bütün gözlerin o çocuğun üzerine yoğunlaştığını? İşte bu çocuklar duygusal bakımdan da çok yoğun olan çocuklar ve bu anlamsız bakışlar, bu çocukları daha da tedirginleştiriyor ve hırçınlaştırıyor. İşte, bütün bunları bilen aileler de çocuklarıyla birlikte evde hapis hayatı yaşıyor. Onun için, otizm demek yalnızlık demektir, otizm demek çaresizlik demektir, otizm demek eve hapsolmak demektir.

Otizmden haberi olanlar da otizmin ne olduğunu bilmiyor. Televizyonlardan duyduklarıyla otizmi yorumlamaya çalışıyor.

Sayın milletvekilleri, bugün için otizmin bilinen bir tedavisi yok. Tek çare, erken tanı, yoğun ve sürekli bir eğitimdir. Hâl böyleyken böyle özel bir çocuğunuz var ise okul çağı en büyük kâbusunuz olacaktır çünkü daha kreş döneminde onu kabullenebilecek kreş veya anaokulu bulmakta zorlanacaksınız, bulamayacaksınız. Kreşteki öğretmenler ya da yöneticiler, çocuğun çok hiperaktif olduğunu, diğer çocuklarla kaynaşmadığını, diğer velilerden şikâyet geldiğini söyleyerek sizin, çocuklarınızı kreşten almanızı isteyecektir ve siz kreş kreş gezeceksiniz.

İşte, eğitim daha kreşte, anaokulunda başlamalı, otizmi bilen kreş öğretmenleri ve anaokulu öğretmenleri olmalı çünkü bu çocukların en büyük ilaçları, kendi doğal gelişen akranlarıyla bir arada olup onların davranışlarını rol model olarak alabilmeleri.

Çocuk ilkokul çağına geldiğinde bu kâbusunuz bir kat daha artacaktır çünkü öğretmeni ya da okul müdürü “Bizim bu okulda sizin çocuğunuza ders verecek öğretmenimiz yok.” diye karşınıza dikilecek çünkü öğretmen ve okul müdürü de otizmin ne olduğunu bilmiyor. En değerli varlığınızı emanet ettiğiniz, yardım beklediğiniz, öğreteceği bir harf için kırk yıl kölesi olmayı düşlediğiniz bir eğitimcinin böylesi bir yaklaşımı sizde hayal kırıklığı yaratırken yine de çaresizce çocuğumun kaynaştırma eğitimi alması hakkımızdır diyerek direneceksiniz, zorla da olsa okula kabul ettireceksiniz. Ama sayın milletvekilleri, bu sefer de karşınıza çocuğunuzu kabul eden okuldaki aileler çıkacak. Otizmin ne olduğu konusunda hiçbir fikri olmadan “Nasıl olur da otizmli bir çocukla aynı sınıfta bulunur?” diye kulisler yapılacak; kendi çocuklarının duygusal olarak olumsuz etkileneceği, okul başarılarının düşeceği düşüncesiyle kulisler yapılacak ve otizmli çocuk okuldan çaresizce alınacak ve yeni bir okul arayışına geçilecek.

Sayın milletvekilleri, bu veliler otizmin ne olduğunu bilmezler ki. Bilmezler ki Einstein, Beethoven gibi binlerce dâhinin otizmli olduğunu.

Değerli milletvekilleri, ben bunları nereden biliyorum? Çünkü ben bunları yaşayanım çünkü ben, otizm tanısı almış dünyalar güzeli Tuğçe’nin babasıyım. Burada bir baba olarak konuşuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Milletvekili olarak Ankara’ya geldik. Kızım ilk ve ortaöğretimini tamamlayıp lise eğitimini alacak. Kendisi kendi puanıyla Gölbaşı’nda Zübeyde Hanım Kız Teknik Lisesine yerleştirildi. Biz, Ankara’da, Türkiye'nin kalbinde daha güzel bir eğitim alacak diye heyecanlıyız. Beklentimiz, kızımızın Ankara’da, Türkiye'nin kalbinde daha güzel bir eğitim alacağı yönünde. Eşimle birlikte okula gittiğimizde okul yöneticileri büyük bir şaşkınlık yaşadılar çünkü daha önce hiç otizmli bir öğrenci gelmemişti, otizmi bilmiyorlardı. Bize Tuğçe’nin kaydının Gölbaşı’nda, otizmi bilen, öğretmeni olan başka bir okulda yapıldığını söylediler ve okula gittiğimizde aynı manzarayla karşılaştık. Kızım lise öğrencisi olmuştu ancak biz Kayseri’de yaşadıklarımızın aynısını Ankara’da da yaşıyorduk. Herkes ders yaparken biz çocuğumuza okul arıyorduk. Büyük bir hayal kırıklığı içindeydik. Kızımızı ilkokuldan itibaren okutabilmek için okul okul dolaşmak zorunda kaldık ama hiçbir zaman da mücadelemizden vazgeçmedik. Biz, yeniden, kızımızın kendi puanıyla kazandığı, otizmi bilmeyen Zübeyde Hanım Kız Teknik Anadolu Lisesine gittik ve kaydını yaptırdık. İyi de yapmışız, onlar Tuğçe’yi tanıdılar, onlar otizmi tanıdılar. Bugün 10 otizmli çocuğumuz daha bu okulda eğitim öğretimini görüyor. Bugün Tuğçe onların en çok sevdiği öğrencileri. Buradan Zübeyde Hanım Anadolu Kız Teknik Lisesi Müdüresi Sayın Sibel Koç’a, öğretmenlerine ve kızımda çok büyük emeği olan ve bu noktalara getiren yaşam koçu değerli Sevim Kömürcü Hanımefendi’ye de teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, ben kızım Tuğçe’ye bu imkânları sağlayabildim. Tuğçe atletizmde Türkiye şampiyonu, masa tenisinde Türkiye 2’ncisi oldu. Ya dünyalar güzeli Esra ve onun gibi binlerce otizmli çocuğumuz? Bakınız, Esra da 3 yaşında otizm tanısı almış, şimdi 20 yaşında genç bir kız. Esra müzik tutkunu bir kız, evinde piyano dersleri alıyor. Güzel sanatlar lisesini kazanıyor ancak bu lisede Esra’ya ders verecek öğretmen olmadığı için Esra liseye kabul edilmiyor. Esra evinde piyano dersleri almaya devam ediyor. 2015 yılında Ankara’da yapılan ortaokul ve liseler arası klasik Batı müziği yarışmasında piyano dalında 3’üncü oluyor. Yine, Ankara’da ortaokul ve liseler arası solo ses yarışmasında ilk 10’a giriyor. Esra’ya ders veren öğretmen müzik bilgisinin konservatuvar seviyesinde olduğunu söylüyor, Esra da konservatuvara gitmek istiyor. Esra’nın konservatuvar sınavlarına girebilmesi için de lise diploması olması şartı aranıyor. Şimdi, Esra lise diploması alabilmek için Açık Öğretim Lisesine devam ediyor. Esra 2014 yılından 2017’ye kadar üç yılda toplam 51 kredi alabilmiş. Esra’nın lise diploması alabilmesi için kredisinin 192’yi tamamlaması gerekiyor. Esra otizmli ama siz Esra’ya diğer bireylerle aynı, standart soruları soruyorsunuz. Esra’nın trigonometriyi, logaritmayı ya da molekülleri bilmesine gerek yok. Üstelik Esra’ya haftalık iki saat eğitim hakkı vermişsiniz. Güzel sanatlar lisesinde okumak istemiş, siz ders verecek öğretmen yok diye kabul etmemişsiniz. Şimdi de Esra’yı aynı koşullarda sınava tabi tutuyorsunuz ve aynı krediyi tamamlamasını istiyorsunuz. Sayın milletvekilleri, adalet bunun neresinde, vicdan bunun neresinde? Hâlbuki Esra’ya bir şans verilebilse belki de dünya çapında bir piyanist olacak.

Değerli milletvekilleri, peki, Türkiye’de ne kadar Esra var, ne kadar Tuğçe var, ne kadar etkilenen aile var, bunların ne kadarı eğitime ulaşabiliyor? Yine, otizmin görülme sıklığından yapılan projeksiyonla toplam nüfus içerisinde Türkiye’de 1,5 milyon otizmli birey ve bu durumdan etkilenen 4,5 milyon aile ferdi var. Toplam nüfus içerisinde 0-18 yaş grubunda yaklaşık 352 bin otizmli çocuğumuz var. Bu 352 bin otizmli çocuktan eğitime ulaşabilen sadece ve sadece 26.500, o da haftada iki saat. Evet, yanlış duymadınız sayın milletvekilleri, haftada iki saat.

Şimdi, haftada kırk saat eğitim alan normal bireylerin bile dershane desteği olmadan hayata tutunamadıkları bir ortamda böylesi özel çocuklara haftada iki saat eğitim vermek reva mıdır? Vicdanlarınıza soruyorum ve tekrar ediyorum: Bu çocuklarımızın tek ilacı eğitimdir. Eğitimin de etkili olabilmesi için çok erken yaşta başlaması, çok yoğun olması, kesintisiz olması ve haftada en az otuz saat olması gerekir.

Sayın milletvekilleri, ülkemizdeki otizmli çocukların eğitimindeki en önemli sorun da özel eğitim öğretmeni eksikliği ve bu öğretmenleri yetiştirecek öğretim üyelerinin yetersizliğidir. Hâlen ülkemizde 10 bine yakın özel eğitim öğretmeni açığı var ve bu açığın kapatılması için eğitim kurumlarına her türlü desteğin ve teşvikin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Otizmli çocukların ders aldığı okullarda mutlaka gölge öğretmenler ve mola odaları olmalıdır. Bu çocuklarımıza yapacağımız her türlü yatırım, sağlıklı ve mutlu çocuklar ve aileler olarak bize geri dönecektir.

Bakınız değerli milletvekilleri, otizm tanısı alan çocuğa sahip ailelerde boşanma oranı yüzde 80’ler civarındadır. Ne var ki eğitim olanaklarından faydalanamadıkları durumda otizmli çocuklar ve ailelerinin durumu bir sorun yumağı olarak büyüyerek içinden çıkılmaz bir hâl almaktadır. Otizmli çocukların anne ve babalarının en büyük endişesi ise kendilerinden sonra çocuklarının ne olacağı endişesidir.

Sayın milletvekilleri, büyük devletler, kendi yurttaşına, kendi vatandaşına benden sonra çocuğuma ne olacak kaygısı yaşatmayan devletlerdir. Bakınız, Amerika’da bu çocuklar için harcanan her 1 doların kendilerine 16 dolar olarak geri döndüğü ifade edilmektedir çünkü erken tanı ve doğru bir eğitim yöntemiyle, yoğun olarak eğitim alan çocukların yaklaşık yüzde 50’sinde otizm belirtilerinin kontrol altına alınabildiği, gelişim sağlanabildiği ve ergenlik yaşına geldiğinde diğer akranlarından farkının kalmadığı gözükmektedir. Bu çocukları topluma kazandırmak bizim boynumuzun borcudur. Otizmli çocuklar ve aileleri için daha umut dolu bir geleceğin bizleri beklediğini biliyorum. Bugün burada otizmli ailelerin sesi olma imkânı verdiğiniz ve beni dinlediğiniz için ülkemde bu durumdan etkilenen yaklaşık 4,5 milyon aile ferdi adına hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz da Down sendromundan bahsetmek istiyorum. Evet, Down sendromu genetik bir farklılık, bir kromozom anomalisi. En basit anlamıyla, sıradan bir insan vücudunda bulunan kromozom sayısı 46 iken Down sendromu bulunan bireylerde 47 kromozom olmasıdır. Down sendromu tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılıktır. Hücre bölünmesi sırasında yanlış bölünme sonucu 21’inci kromozom çiftinde fazladan bir kromozomun yer almasıyla meydana gelir. İleri yaştaki doğumlarda, 35 yaş üzeri doğum yapanlarda sıklığı artmaktadır; ülke, milliyet, statü farkı yoktur. Türkiye’de tam bir veri yok ama yaklaşık 70 bin Down sendromlu kişi olduğu söylenilmektedir. Down sendromunda görülen bazı fiziksel özellikler, çekik küçük gözler, basık burun, kısa parmaklar, kıvrık serçe parmak, kalın ense, avuç içindeki tek çizgi, ayak başparmağının diğer parmaklardan daha açık olmasıdır. Zihinsel gelişimleri geriden gelmektedir. Bu gerilik yaş büyüdükçe daha da belirgin olarak görülmekte, ancak uygun eğitim programlarıyla Down sendromlu çocuklar pek çok başarıya imza atmakta ve toplum hayatı içinde anlamlı hayatlar kurabilmektedir. Burada, düzenli ve disiplinli bir eğitim, bol tekrar en önemli faktördür. Eskiden “Okuyamaz bile.” denilen bu bireyler artık lise, hatta üniversite bitirebilmekte, ikinci bir dil öğrenmekte, çalışabilmekte, bağımsız ya da yarı bağımsız hayatlar sürdürebilmektedir.

Down sendromu ile otizm aslında birbirinden çok farklı kavramlardır. Her iki komisyonun ayrı ayrı oluşturulması fayda bakımından çok daha uygun olacaktır. Çünkü, Down sendromu daha hamileliğin ilk üç ayında teşhisi konulabilen bir kromozomal anomalidir, nedeni bellidir. Otizmeyse hamilelik aşamasında tanı konulamamakta, ancak hayatın ilk yıllarında tanı konulabilmektedir. Görülme sıklıklarına baktığınızda Down sendromu 800 doğumda 1 gözükürken bugün otizm 58 doğumda 1 gözükmektedir, sıklığı da giderek artmaktadır. Tedavileri, eğitim şekilleri birbirlerinden çok farklıdır. Türkiye’de 70 bin Down sendromlu birey varken otizmli birey sayısı 1,5 milyondur.

Bunun için, toplumumuzu derinden etkileyen bu konularda ayrı ayrı komisyon kurulması daha başarılı sonuçlar elde etmemizi sağlayacaktır diye düşünüyorum. Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Arık.

Otizmle ilgili kendi çocuğunuzdan da örnek vererek anlattığınız konuşma hepimizi duygulandırdı. Ben mücadelenizin tanığıyım. Umarım bu çabalar kurulacak komisyonda daha da yaygınlaşacak ve Sevgili Tuğçeler, Sevgili Esralar, ismini buradan sayamadığımız binlerce kardeşimizin her biri için bu komisyon çok önemli bir görev görecektir.

Değerli milletvekilleri, gruplar adına son konuşma Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Kayseri Milletvekilimiz Sayın Hülya Nergis’e ait.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Nergis, süreniz yirmi dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜLYA NERGİS (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Halka hizmet Hakk’a hizmettir.” şiarıyla yola çıkan ve iktidara geldiği günden beri vatandaşlarımızın her alandaki problem ve sorunlarına kalıcı çözümler üreten partimizin genel politikası çerçevesinde, birçok aileyi yakından ilgilendiren engelli bireylerin sorunlarına çözüm bulmak, engelli vatandaşlarımızın hayatın her alanında karşılaştıkları problemlere kalıcı çözümler üretmek için bir dizi düzenlemeler yapılmıştır.

Anayasa’nın 10’uncu maddesinde dezavantajlı kesimlere pozitif ayrımcılık uygulanmasının eşitlik ilkesine aykırı olmayacağı ifadesi 2010 yılında kabul edilmiştir. Anayasa’mızın muhtelif maddelerinde engelli bireylerin eğitim ve çalışma haklarıyla ilgili düzenlemeler yapılmıştır. 5378 sayılı Engelliler Yasası’yla Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nde kabul edilmiş olan engelli hakları yasalaşmıştır. Engelli bireyler pozitif ayrımcılık ilkesi gereği belediyelerin ve kamu kurumlarının sunduğu bazı hizmetlerden öncelikli ve indirimli olarak faydalanmaktadırlar. Ayrıca engelli çocuğu olan aileler de birtakım haklara kavuşturulmuştur; gelir vergisi indirimi, nöbet muafiyeti ve annelere erken emeklilik hakkı gibi.

5378 sayılı Kanun’la engellilerimize özel eğitim ve destek eğitimi verilmeye başlandı. Engellilerin eğitim ve rehabilitasyon kurumlarına taşınması devlet tarafından ücretsiz yapılmaktadır. Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle meydana gelen, bedensel, zihinsel, duygusal veya sosyal yeteneklerini yüzde 40 veya daha yüksek oranda kaybeden vatandaşlara engelli kimlik kartı verilmektedir. 18 yaşından büyük engelli bireylere ve 18 yaşından küçük engelli çocuğu bulunan anne ve babalara Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından muhtaç aylığı bağlanmaktadır.

Bakıma muhtaç engelliler için iktidarımız döneminde evde bakım aylığı uygulamasına başlanmıştır. Evde bakılan her engelli birey için, bakan kişiye bir aylık asgari ücret tutarında ödeme yapılmaktadır.

Engellilerin eğitimi, fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarına yönelik olarak kullanılmak üzere yurt dışından ithal edilecek eşyalar gümrük vergisinden muaf tutulmuştur. Engellilere, engellilik durumuna göre kademeli olarak erken emeklilik hakkı tanınmıştır.

Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde işitme, ortopedik, zihinsel engellilere yönelik mesleki eğitim merkezleri, iş eğitim merkezleri ve mesleki eğitim programları düzenlenmektedir. Sosyal destek hattı yedi gün yirmi dört saat çalışma esasına göre engellilerimize de hizmet sunmaktadır.

AK PARTİ Grubu olarak otizm spektrum bozukluğu, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, özgül öğrenme güçlüğü ve Down sendromuyla ilgili olarak Türkiye’de yaygınlığının incelenmesi, bu konuda yürütülen çalışmaların değerlendirilmesi, erken tanı, tedavi ve rehabilitasyon konularında varsa eksikliklerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin ortaya konması amacıyla bugün bir araştırma komisyonu kurulacaktır.

Doğuştan gelen ruhsal ve gelişimsel bozukluklar ile havale veya yüksek ateş sonrası oluşan nörolojik rahatsızlıklarla ilgili olarak öncelikle otizmden başlayarak sırasıyla tek tek bahsetmek istiyorum.

Otizm spektrum bozukluğu, belirtileri yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan, sosyal, iletişimsel alanda belirgin yetersizlikler, tekrarlayıcı davranışlar ve sınırlı ilgi alanlarıyla seyreden nörogelişimsel bir bozukluktur. Ülkemizde ortalama 350 bin civarında otizmli çocuk ve gencin bulunduğu, bunun yaklaşık yüzde 10 civarındaki kısmının eğitim aldığı ifade edilmektedir.

Otizmin nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, pek çok faktörün rolü olabileceği, bu faktörler içinde de en önemlisinin genetik olduğu bilinmektedir. Bunu açıklayan en önemli bulgulardan biri otizmli bireylerin kardeşlerinde de otizm görülme oranının yüksek olmasıdır. Aile otizmden şüpheleniyor ise kesinlikle çocuk psikiyatrisinden destek alınmalıdır. Bu, tanı ve tedavideki en önemli kısımdır.

Otizm günümüzde rastlanan en yaygın nörogelişimsel bozukluktur ve dünya nüfusunun yüzde 1’ini etkilediği düşünülmektedir. Erkek çocuklarında görülme sıklığı kız çocuklarına göre 5 kat daha fazladır. Günümüzde 68 çocuktan 1’inde otizm spektrum bozukluğu görüldüğü tahmin edilmektedir. Otizm tedavi merkezlerini tabana yayarak otizmle nasıl yaşanacağının halkımıza anlatılması gerekmektedir.

Bilindiği üzere, otizmde en etkili tedavi yöntemi eğitimdir. Uygulanan erken müdahale programlarıyla erken yaşta tanı konulup beyin gelişiminin hızlı olduğu erken çocukluk döneminde özel eğitime erişiminin sağlanması, potansiyelinin en yüksek düzeyde değerlendirilebilmesi ve toplumsal hayata katılımının desteklenmesi oldukça önemlidir. Eğitim, çocuğun dil gelişimi, sosyal gelişimi, kendine bakabilme becerilerini kazanması ve yaşıtlarıyla birlikte okula devam edebilmesi için gereklidir ancak normal öğrenme yöntemlerinin otizmli bireylere uygun olmadığı da bilinmektedir. Bu çocuklar mutlaka yoğun, kesintisiz ve problemine özel olarak hazırlanmış eğitim programlarına dâhil edilmelidir.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ise çocukluk çağı bozukluğu olarak bilinmesine rağmen, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde de devam edebilen, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik yanında davranışlarını planlama, isteklerini erteleme ve kendini durdurabilme becerilerinde zorlanmayla kendini gösteren, gelişimsel boyutu olan nöropsikiyatrik bir bozukluktur; tedavi edilmediğinde çocukların zihinsel potansiyellerini yeterince kullanamadığı, yaşam boyu ciddi ruhsal, akademik ve sosyal sorunlar yaşayabildiği gözlemlenmektedir. Her 100 çocuktan 5’inde var olan bu rahatsızlık yetişkinlikte yüzde 60-70 oranında devam etmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun ortaya çıkışında biyolojik ve çevresel faktörlerin rol oynadığı düşünülmekte ve nedeni bilinmemekle beraber ailelerde kalıtımsal olma eğilimindedir.

Özgül öğrenme güçlüğüne gelince… Özgül öğrenme güçlüğü görülen çocukların zekâ düzeylerinin normal olmasına rağmen kendilerinden beklenen akademik performansı gösteremedikleri görülür. Türkiye’de özgül öğrenme güçlüğü problemini yaşayan 40 bin civarında insan bulunmaktadır. Görsel, işitsel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönlerden belirgin bir problemi olmayan bu çocuklar, okul hayatının başlamasıyla birlikte okuma yazma, kendini ifade etme konularında ve aritmetik alanların birinde ya da tamamında güçlükler yaşamaya başlarlar. Örgün eğitimde zorlanan, kendini yaşıtlarından farklı hisseden, anne baba ve öğretmenleriyle ilişkileri bozulan bu çocuklarda kimlik gelişimlerinde olumsuzluklar, depresyon ve kaygı bozuklukları, öz güven düşüklüğü ve benlik kaygısının zedelenmesi gibi ikincil ruhsal sorunlar görülebilmektedir. Özgül öğrenme güçlüğünün nedenleri henüz tam olarak bilinmemekle birlikte merkezî sinir sisteminin işleyiş bozukluğundan kaynaklandığı ve yapısal olduğu düşünülmektedir. Kesinlikle zekâ geriliği değildir, özgül öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların zekâ düzeyleri ya normal düzeydedir ya da normalin üzerindedir. Özgül öğrenme güçlüğü tanısı özel standart testler aracılığıyla, ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlar tarafından konulmaktadır. Okul öncesi dönemde bazı belirtiler bulunmasına karşın, genellikle okul çağındaki çocukların yüzde 15 veya 20’sine bu tanı konulmaktadır.

Her çocuğun özgül öğrenme güçlüğü farklıdır. Çocuğun güçlü ve güçsüz alanları belirlenip çocuğa ona göre yaklaşılmalıdır. Bunun bir güçlük olduğu kabul edilmeli, tedavisiyle ilgili neler yapılabileceği araştırılmalıdır. Öğrenme güçlüğü tedavisinde aile, okul ve terapistin kuracağı iş birliği çok önemlidir. Bu sayede, hem okulda hem de evde çocuğun eğitiminin gerçekleştirilmesine yönelik düzenlemeler yapılarak başarı sağlanması kolaylaştırılacaktır.

Down sendromuna gelince, Birleşmiş Milletler, 10 Kasım 2011 tarihli kararıyla, 21 Martı resmî Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü olarak tanımış bulunmaktadır. 21 Mart günü, Down sendromlu insanların 21’inci kromozomunun 3 tane olduğunu simgelemektedir.

Down sendromu en sık görülen genetik bozukluklardan biri, ortalama olarak her 800 canlıdan 1’i Down sendromlu olarak dünyaya geliyor. Tüm dünyada 6 milyon civarında Down sendromlu birey yaşıyor. Türkiye'de, kesin bir veri bulunmamasına karşın, yaklaşık 70-100 bin civarında Down sendromlu olduğu tahmin ediliyor.

Uygun eğitim programlarıyla Down sendromlu çocuklar da pek çok başarıya imza atabiliyor ve kendilerine toplum içinde anlamlı bir hayat kurabiliyorlar. Bunu sağlamanın tek yolu düzenli bir eğitim programından geçiyor. Eskiden “Okuyamaz bile.” denilen Down sendromlu bireyler, artık lise, hatta üniversite bitirebiliyor, ikinci bir dil öğrenebiliyor, çalışabiliyor, bağımsız veya yarı bağımsız hayatlar sürdürebiliyorlar.

Down sendromlu bebeklere Millî Eğitim Bakanlığının özel rehabilitasyon merkezlerinde ücretsiz eğitim veriliyor. Ücretsiz eğitimden yararlanmak için, bebeğin tanı sonucuyla birlikte, Sağlık Bakanlığının duyurduğu hastanelerden birinden engel derecesi ve durumunu bildirir bir rapor alınması ve bu raporla birlikte ikamet edilen bölgedeki RAM yani rehberlik araştırma merkezine başvuru yapılması gerekiyor.

Zihinsel engelli olmak, duygusal engelli olmak anlamına gelmiyor. Down sendromlu bebekler de tıpkı diğer bebekler gibi beslenme, temizlenme, sevilme ihtiyacı duyan, acıkınca ya da sıkılınca ağlayan, kızan, küsen, gülen, geceleri anne babasını uyutmayan bebekler. Down sendromlu gençler de diğer yaşıtları gibi cinsel kimlikleri bulunan, ergenlik bunalımı yaşayan, âşık olan, kalbi kırılan, kardeşleriyle kavga eden, bangır bangır müzik dinleyen, dans eden gençler. Onlar da tıpkı diğer gençler gibi tüm duyguları yaşıyorlar ve bizlerden anlayış bekliyorlar. Farklılıklarını tıpkı saç ya da göz rengi farkıymış gibi normal kabul etmemizi ve onları aramıza almamızı bekliyorlar. Unutmayalım ki Down bir hastalık değil, genetik bir farklılık olarak kabul ediliyor. Down sendromunu iyileştirecek veya yok edecek bir tıbbi tedavi bulunmuyor. Tek yol eğitim ve sosyalleşme. Bu yüzden Down sendromlu bireylerin sosyal hayatta tüm insanlarla beraber, izole edilmeden yaşamaları büyük önem taşıyor.

3 Aralık 2016 tarihinde Yüksek Planlama Kurulu kararıyla yayımlanan Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Bireylere Yönelik Ulusal Eylem Planı kapsamında ilgili bakanlıklar, kurum ve kuruluşlarca çalışmalar yapılmaktadır. Bunlara katkı sağlayacak, erken tanı, birey ve ailenin ihtiyaçları doğrultusunda psikososyal destek hizmetlerinin sunumu, tarama, tanılama ve rehabilitasyon zincirinin oluşturulması gerekmektedir. Gerek otizm gerek otizm dışındaki gelişimsel bozukluğu olan çocukların ülkemizin geleceğinde üretken bir birey olarak yer almalarının sağlanması, ailelerin etkin rehberlik hizmetlerine erişiminin temini, toplumsal farkındalığın oluşturulması ve bu çocuklara yönelik damgalanmanın önüne geçilmesi için kurulacak komisyonun çalışmaları son derece önemlidir.

Yapılacak çalışmaların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum ve çok teşekkür ediyorum. Ben de bir engelli çocuk annesi olarak, Genel Kurulumuzun gösterdiği hassasiyetten dolayı ve böyle bir konunun gündemimize gelmiş olmasından dolayı çok teşekkür ediyorum.

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası vesilesiyle ben bu hastalığa düçar olan çocuklarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Ailelerine de kolaylıklar diliyorum.

Ayrıca, 3-9 Kasım Organ Nakli Haftası dolayısıyla da… Tabii, organ naklinin çok hayati olduğunu, insan hayatı kurtarmanın ne kadar kutsal olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla böyle bir günün kutlanıyor olması da farkındalığı artırmak anlamında çok önemli diyorum ve çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Nergis.

Sayın Nergis’in de engelli çocuğuyla beraber büyük bir hayat mücadelesi verdiğine tanık oluyoruz. Bu mücadele, elbette, Sayın Nergis’in hayatında çok önemli bir yer tutuyor.

Sayın Nergis, bütün çabalarımız engelli çocuklarımızın engellerinin kalkması yönünde. Umarım çok daha iyi şartları onlara hep beraber sağlarız.

Konuşmanız için tekrar teşekkür ederim. (AK PARTİ, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır. Şahıslar adına, önerge sahipleri adına konuşmalara geçiyoruz.

Önerge sahipleri adına ilk söz, İzmir Milletvekili Sayın Mahir Polat’a aittir.

Buyurun Sayın Polat. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MAHİR POLAT (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Divan, sayın milletvekilleri; ne sevindiricidir ki benim açımdan, tüm grupların ortak olarak gündeme aldıkları Down sendromu, otizm ile diğer gelişim bozukluklarının tespiti ve çözümüyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Bundan dolayı tüm gruplara teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bugüne kadar bu konularla ilgili birçok kez araştırma önergesi vermiştik. İlk defa, bu önergelerin kabul edileceğine dair derin bir umut beslemekteyim.

Sayın milletvekilleri, ben bugün daha önce araştırma önergesi de verdiğim otizmle ilgili konuşacağım. Otizm, doğuştan gelen ve bireyin hayatı boyunca devam eden bir rahatsızlık, bir gelişim bozukluğudur, bir ruh hastalığı değil, nörolojik bir bozukluktur, beynin yapısını ve işleyişini etkileyen, sinir sistemindeki sorunlardan kaynaklanır ve yaşamın ilk üç yılında tespit edilebilen bir rahatsızlıktır. Otizme her çeşit toplumda, ailede, ırkta rastlanmaktadır. Erkeklerde otizmin görülme sıklığı 4 kat fazladır. Ancak üzülerek söylüyorum ki hâlâ ülkemizde otizmden haberi olmayan insanlarımız vardır, daha acı veren durum ise eğitimcilerimizin birçoğu otizmle ilgili tam olarak bilgi sahibi değillerdir. Bunun nedeni de açık, maalesef, Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlığımızın bu konularla ilgili yeterli çalışma yapmamasıdır.

Dünyada her 68 çocuktan 1’inde otizm görülüyor, her yirmi dakikada bir 1 çocuğa otizm tanısı konuluyor. Türkiye’de ise bu hastalık yeterli derecede bilinmemekte, otizmli birey sayısına ilişkin net bir veri bulunmamaktadır. Önceki yıllarda yapılan araştırmalara göre Türkiye’de 550 bin civarında otizmli birey bulunduğu tahmin edilmektedir. 0-14 yaş grubundaki otizmli çocuk sayısı ise 140 bin olarak öngörülmektedir.

Otizmin tedavisi erken tanı ve sürekli eğitimle mümkündür. Araştırmalara göre otizm, sosyal etkileşim, iletişim ve davranış sorunlarıyla da kendini gösteren bir gelişimsel yetersizliktir. Uygun eğitsel düzenlemeler yapılmadığında otizm, bireylerin kendilerinin ve çevresindekilerin yaşamlarını her yönden olumsuz etkileyen ve yaşam boyu süren bir yetersizlik hâline gelmektedir. Gerekli eğitsel önlemler alındığında ise pek çok otizmli çocuk söz konusu yetersizlikleri çeşitli oranlarda aşabilmekte, hayatını normal geliştiren çocuklarla belli oranlarda kaynaşabilmektedirler.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde otizmli bireylerin eğitimi konusunda çok ciddi eksiklikler yaşanmaktadır. Otizmli bireylerin eğitim sürecinde yaşadıkları sıkıntılar sadece kendilerini değil, ailelerini ve onlara bakmakla yükümlü olan kişileri de doğrudan olumsuz etkilemektedir. Başka bir ifadeyle, otizmli bireyler nedeniyle aileler haklı olarak hayatlarını onlara göre düzenlemek zorunda kalmaktadırlar. Eğitim ile diğer alanlardaki sorun ve sıkıntılar yaşayan, önemli mağduriyetler yaşayan kişi sayısı ülkemizde 2 milyon kişiyi geçmektedir. Bilindiği üzere, 2016 yılında zihinsel engelli öğretmenler, işitme engelli öğretmenler, görme engelli ve üstün zekâlı öğretmenler “özel eğitim öğretmeni” olarak adlandırılmakta ve bu öğretmenler Millî Eğitim Bakanlığı tarafından özel eğitim kurumlarında görevlendirilmektedirler fakat bunların ataması yeterince yapılmamakta. Yıllara göre baktığımızda, 2015 yılı Şubat ayında 15 bin kontenjanın 357’sinin, 2015 Ağustosunda 37 bin kontenjanın 1.579’unun, 2016 yılı Şubat ayı 30 bin kontenjanın 376’sının, 2016 yılı Ekiminde 15 bin kontenjanın 502’sinin, 2017 yılı Ağustos ayı atamasında 20 bin kontenjanın 432’sinin, 2018 yılı Temmuzunda 20 bin kontenjanın 664’ünün bu eğitim branşına ayrıldığı görülmekte.

Geçmiş geleceğin göstergesi olduğundan, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı var olduğu sürece bu öğretmenlerin atanma oranının ortalama yüzde 2 düzeyinde olduğu görülmektedir. Ancak dünyada 68 çocuktan 1’inin otizmli doğduğu, her yirmi dakikada 1 çocuğa otizm tanısı konulduğu yerde bu atamalar yeterli değildir. Bu bağlamda, mağdur olan binlerce otizmli çocuk, aileleri ve onlara yardımcı olan öğretmenlerimiz için zaman kaybetmeden çözüm bulmak zorundayız.

Sağlık Bakanlığının bir an önce otizmle ilgili bir veri tabanı oluşturması gerektiğini, Millî Eğitim Bakanlığının da bu elde edilen veri tabanına göre uygun eğitim planlaması yapması gerektiğini düşünmekteyiz. Çünkü otizmli çocukların topluma kazandırılması için 3 yaşından itibaren eğitim planlamalarının yapılması gerekmektedir.

Ayrıca, otizmli çocukların eğitimleri bireysel yapılmalı, daha sonra grup eğitimlerine katılmaları sağlanmalıdır. Türkiye’de mevcut okullarda özel eğitim verilecek sınıfların yeterli olmadığı ortadadır. Yeni planlanan okullarda da bu tip sınıfların olmadığı gözlemlenmektedir. Özellikle yoksul aile çocukları bu yüzden eğitim alamamaktadırlar.

Otizmli çocukların bakımının yorucu olduğu ve uzun zaman aldığı, bu nedenle anne, babanın kendileri ve diğer çocukları için yeterince zaman ayıramadıkları ve yapmak istedikleri birçok şeyden vazgeçtikleri ortadadır. Bu sorunu ortadan kaldırmaya yönelik, ebeveynlerin otistik çocuklarına bakılabilecek gündüz bakımevlerinin oluşturulması aileleri rahatlatacaktır, böylece kendilerine ve diğer aile üyelerine zaman ayırabileceklerdir. Maalesef, ailelerin, çocuklarının gelecekteki durumlarının nasıl olacağı, nerede kalacakları, bakımlarını kimin yapacağı ve nasıl yaşam sürdürecekleri konusunda haklı endişeleri bulunmaktadır. Ailelerin endişelerini en aza indirmeye yönelik olarak bu çocuklar için sosyal hizmet uzmanlarından oluşan özel eğitim merkezleri ve çocuk psikiyatri kliniklerinin sayısının ülkemizde artırılması gerekmektedir.

Otizmli çocuklara biz engel olmadığımız sürece onların önlerinde hiçbir engel bulunmamaktadır. Erken teşhis konulan birçok otizmli çocuk, farklı başarı öykülerine imza atmaktadırlar. Bunlardan birisi de bugün üniversiteli olan Beril Zorlu isminde bir kızımız. Küçük yaşlardan beri fark edilen müzik yeteneği var. Maalesef, müzik eğitimine o dönem için uygun müzik eğitmeni bulunamadığından dolayı 13 yaşında başlıyor. Beril’in hızla gelişmesi, piyano çalmaya başlaması ise hayatına yeni bir yön veriyor. Yaklaşık yedi yıl piyano çalan Beril “mutlak kulak” denilen, referans ses verilmeden duyduğu sesin frekansını belirleyip doğru notalara dönüştürme yeteneğine sahip bir kızımız. Beril, 2016 yılında Kanada’da otizmli çocukların yarıştığı 6’ncı ANCA Festivali’ne katılıyor, orada sahne alıp 3’üncülük ödülü alarak Türkiye’ye dönüyor. Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen “Müzik ve Engelsiz Yolculuğum” projesi kapsamında yurt içi ve yurt dışında birçok konser veriyor. Beril gibi çok sayıda çocuğumuz için zaman kaybetmeden gerekli adımları atmalı, onlara sahip çıkmalıyız.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; engellilerin istihdamı da çok büyük sorun oluşturmaktadır. Engellilerin iş gücüne katılım oranı incelendiğinde yüzde 78 oranında iş gücüne katılamayan engellilerle karşılaşmaktayız. İktidar tarafından engellilerin istihdamı konusunda verilen teşvikler yeterli olmamaktadır. Bu anlamda, iktidarın daha fazla engelli bireyin topluma kazandırılması konusunda yeterli destek vermesi gerekmektedir.

Sevgili milletvekilleri, ben doktor değil, psikiyatr değilim; ben burada bir baba olarak konuşuyorum. Hepimizin çocukları var. Bizlerin çocukları da biz eğitimlerini planlarken 68 çocuktan 1’i olarak doğabilirdi. Biz bu duyarlılıkla bu çocuklara, otizmli ve Down sendromlu çocuklara sahip çıkmak zorundayız. Bu duyarlılığı göstermezsek yarın yakınımızdaki çocuklar için başkaları duyarlılık göstermez diyorum. Bu konuya sizlerin de duyarlı yaklaşacağından eminim.

Engelsiz bir dünya dileğiyle hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Polat.

Söz sırası Bursa Milletvekilimiz Sayın Vildan Yılmaz Gürel’e ait.

Buyurun Sayın Gürel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

VİLDAN YILMAZ GÜREL (Bursa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında Gazi Meclisimizi takip eden ve bu konuya hassasiyetle kulak veren milletimiz; Down sendromu ve otizm ile diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ve bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla araştırma komisyonu kurulmasına dair Adalet ve Kalkınma Partili önerge sahipleri adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Devlet adamı İbni Haldun “Devlet ancak asabiyetle kurulur ve yaşayabilir.” der ve akabinde de en önemli eseri “Devlet” isimli kitabında “asabiyet” kelimesini din, devlet, vatan, soy ve aile gayreti, aynı zamanda, bu mukaddes değerleri koruma gayreti olarak tanımlar. Kanaatimiz odur ki bizler Türkiye olarak sahip olduğumuz bu asabiyet hissiyatımızdan millet, vatan, bayrak ve aile değerlerimizle diriyiz, güçlüyüz. Aynı saikle, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak hizmet etme gayreti içerisindeyiz. Tam da bu sırada, huzurunuzda Bursalı hemşehrilerimin gösterdiği teveccühle 27’nci Dönem milletvekili olarak Mecliste bulunmaktan ve vazifemden ötürü büyük gurur duyduğumu ifade etmek isterim.

Bilindiği üzere, kader, insanlara, zamana ve mekâna göre farklı farklı roller tevdi eder. Hâlihazırdaki rolüm gururlu anneliğimdir. Neden anneliğim derseniz, tam olarak anlatamayabilirim ama biraz izah etmek istiyorum. Allah bana sağlıklı sıhhatli 3 evlat lütfetti. Ömrümde birkaç kere bazılarının fısıldaştığını, “Çocuğum havale geçirdi.” dediğini hatırlıyorum fakat bir sabah 3 kardeş birlikte, evlatlarımla gülüyor, oynuyorduk. Zaten, birçok şeyi duyarız, biliriz, söyleriz fakat ancak kendi hayatımızda yaşadığımız zaman idrak ederiz. İşte o sabah ben havaleyle tanıştım ve gerçekten idrak ettim. Ondan sonra, iki ay yoğun bakım kapısında geçen sürecimizde bir uzman hekimin bilebildiği kadarıyla havaleyi tanımış oldum ve hayatım tamamen bunun üzerine yeniden değişti, kuruldu. (AK PARTİ, CHP, MHP ve İYİ PARTİ, sıralarından alkışlar) Böylece annelik vasfıma bir lütuf daha eklenmiş oldu. Hamdüsenalar olsun kızım, Berra’m yaşıyor. Ne var ki diğer kardeşleri büyüdüler, kendi ihtiyaçlarını karşılıyorlar, hâlen gülüp oynuyorlar, koşturuyorlar ama Berra’m artık benden en sevdiği ev köftesi ve kızartmayı isteyemiyor, altı yıldır tadını unuttu, yarım kalan bale kursunu bırakın, ayakları üzerinde duramıyor, yatıyor. (AK PARTİ, CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Özür diliyorum.

Şimdi, bunları niye anlattım? Sayın vekiller, ben, Nasrettin Hoca’nın altını kırmızı kalemle çizdiği gibi, çocuğu öyle ya da böyle, teşhis adı ne olursa olsun, nörolojik hastalıklardan ötürü özel birey olarak adlandıran ve özel eğitim gerektiren evlatlarımızın anneleriyle aynı kaderi yaşayan yani damdan düşen bir anneyim. Çünkü ister otizm, ister Down sendromu, ister havale sekeli, ismi ne olursa olsun diğerlerinden hatta kendi kardeşlerinden farklı. Temennim odur ki bu farkı toplum olarak el birliğiyle kapatalım. Onlar bizim bebek kalan evlatlarımız, huzurumuz, şükrümüz. Amenna deyip kabullenen ama mücadelesi hiç bitmeyen bizleriz.

Bu manada, aynen Sayın Çetin Arık’ın bahsettiği mücadelesini ve başarısını tebrik ediyorum. Gelin otizmli, Down sendromlu, lösemili, elhasıl tüm çocuklarımızla kırmızıya beyaz, bulutlara sarı, ağaçlara turuncu demesini öğrenelim, onlarla mutlu olalım. Gelin, her şeyiyle ile sadece ebeveyn şefkatine ve ilgi, alakasına, desteğine muhtaç hâle gelen, toplumdan ve sosyal yaşantıdan izole edilmeyi hak etmeyen, aksine daha fazla sahiplenilmesi gereken bir bireye sahip olmanın huzurunu toplum olarak birlikte yaşayalım. Şahsım onları temsil eden değil, onlardan biriyim. Kendi çocuğumla alakalı geç kalmış olduk; teşhis konulamadı, uzun süre tedaviye başlanılamadı ve hep geç kaldık. Takdiriilahi ama birisi için dahi yapılacak bir şeyler olabilir.

Bahsettiğim bu gerçeklerle, evvela sorumluluk ve vebal duygusuyla, hakkını verebilmek adına, daha önce yarım kalmış bu meseleyi yenilemek istedim. Zira elde edilen verilere göre, otizm görülme sıklığı günümüzde çok büyük bir hızla artmıştır. Şöyle ki tanısı 1985 yılında 2.500 çocuktan 1’ine konulurken 2001 yılında 250, 2013 yılında ise 88 çocuktan 1’ine konulmuştur. Günümüzde ise 68 çocuktan 1’i otizmli doğmaktadır.

Ülkemizde 70 bin civarında Down sendromlu, 550 bin civarında otizmli çocuk olduğu tahmin edilmektedir. Gerçi diğer vekillerimiz farklı veriler verdi. Bunun kesin rakamı da henüz istatistik olarak çalışılmamış; oradan anlıyoruz ancak vakıa gün geçtikçe bu tanıların arttığı. Otizmli çocukların sosyal çevrelerine direkt etkileri göz önüne alındığında, yaklaşık 2 milyon bireyin bundan doğrudan etkilendiği görülmektedir. Oysa otizm bozukluğu 6 ay ila 1 yaş arasında doğru teşhis edilir ve doğru bireysel eğitim verilirse tedavi edilebilir bir hastalıktır. Kaldı ki çocuk nüfusunun yüzde 13 gibi önemli bir kısmı dikkat eksikliği ve hiperaktive bozukluğuna sahip olduğu hâlde bunların ancak yüzde 3’ü tespit ve tedavi imkânlarına başvurmaktadır. Bu husus da önergeyi sizlere sunmamızı elzem kılmıştır.

Özetle, hazırlamış olduğumuz bu önergeyle, toplumda Down sendromu, dikkat eksikliği, hiperaktive bozukluğu ve özgül öğrenme güçlüğü; otizmli bireylerimizin hayat kalitelerini daha da artırmak, özellikle erken tanı, tedavi ve rehabilitasyon konusunda eksikliklerin giderilmesi ve bu sıkıntılarla alakalı gerekli önlemlerin alınması hedeflenmiştir.

Bu minvalde, toplumumuzda kader birliği yaptığımız binlerce annenin ve ailenin yakından takip ettiği bu konuda ortak hareket etmenin memnuniyetini taşıyorum.

Şimdiden her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Sağlıcakla kalınız diyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Gürel, teşekkür ederiz.

Bugün, konuşmacılarımızın her biri duygu dünyamızda çok derin fırtınalar oluşturdu, gerçekten çok duygulandık. Gerçekten ben de sözlerin kifayetsiz kaldığı yerlerde göz pınarlarımızın hepimizin dolduğunu hissediyorum, görüyorum.

Sayın Gürel, sizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Kardeşimizin her zaman yanında olduğumuzu da bilmenizi isterim. Ailenize saygılarımı iletiyorum.

Değerli milletvekilleri, söz sırasını bir başka arkadaşımıza vermeden önce, Sayın Destici, bir söz talebiniz olmuştu, onu yerine getireyim.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Ankara Milletvekili Mustafa Destici’nin, Dünya Kupası’nda 2’nci olan Ampute Futbol Millî Takımı’nı tebrik ettiğine, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’na, otizm, Down ve diğer gelişim bozukluklarının araştırılmasıyla ilgili önergeye SMA’nın da eklenmesini ve bedelli askerlikten elde edilecek gelirin bir kısmının SMA hastalarına ayrılmasını Büyük Birlik Partisi olarak önerdiklerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA DESTİCİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kıymetli milletvekillerimiz ve bizleri takip eden değerli vatandaşlarımız; öncelikle hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Ampute Futbol Millî Takımı’mızı tebrik ediyorum, inşallah başarıları devam edecektir.

Tabii, bu hafta lösemi hastalarımızın haftası. Onların yanında olduğumuzu ve her daim şifa dileklerimizin onlarla birlikte olduğunu ifade etmek istiyorum.

Tabii, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisimiz gerçekten çok anlamlı, önemli bir konuyu gündemine almış vaziyette. Biz de bugün burada Down sendromu, otizm ve benzeri gelişim bozukluklarıyla ilgili, hastalıkların araştırılmasıyla ilgili, tespitiyle ilgili verilen önergeyi çok değerli ve önemli bulduğumuzu, desteklediğimizi ve bu sürece katkı yapacağımızı buradan ifade etmek istiyorum.

Tabii, bununla birlikte, biliyorsunuz, kamuoyunda, SMA hastası diye bilinen, “spinal müsküler atrofi” hastalarımız var, gevşek beyin sendromuna tutulmuş olan. Bunlarla sayıları çok fazla değil, bin civarında sayıları var. Bunları daha önce biz görüştük, ziyaret ettiler ve Sayın Cumhurbaşkanıyla yaptığımız görüşmeler neticesinde, Sağlık Bakanlığımızın girişimleriyle de tip 1’lerle ilgili bir netice alındı ve bunlar ilaçlarını alıp kullanabiliyorlar ama tip 2’ler, tip 3’ler var ve bunlar eğer ilaçlarına kavuşamazlarsa şu anda yürüyen vaziyette olanların sandalyeye, sandalyede olanların yatağa, yatakta olanların da makineye bağlanacağı bir hakikattir. Dolayısıyla da bu hususla ilgili, ben, bu önergeye bu SMA hastalarının durumunun da eklenmesini hem önerge sahiplerinin hem de Meclisimizin takdirlerine arz ediyorum, sunuyorum. Tabii, burada yüksek maliyetlerden bahsediliyor ama bin sayısını milletimiz, bütçemiz kaldırabilecek vaziyettedir. Bunların birinci yıl için 6 doz almaları gerekiyor, yaklaşık bin kişi için bunun 2 milyar gibi maliyeti var fakat birinci yıldan sonra 3 doza düşüyor ve maliyet yarı yarıya azalıyor.

Biz, bedelli askerlik konusu Türkiye’nin gündemine geldiğinde şöyle bir öneride bulunmuştuk: “Biz aslında ilkesel olarak bedelli askerliğe karşıyız ama görülüyor ki bu çıkacak, eğer şayet bu kabul edilirse buradan elde edilecek gelirin bir kısmı da bu SMA hastaları için ayrılsın.” demiştik ve şu anda bedelli askerlik çıktı, en büyük müracaat oldu, 10 milyarın üzerinde de bir nakit para toplandığını biliyoruz. Bu paranın beşte 1’i eğer SMA hastaları için ayrılabilirse Türkiye’deki bütün SMA hastaları ilaçlarına kavuşabilecekler. Biz Büyük Birlik Partisi olarak bunu öneriyoruz ve bu önerimizin sonuna kadar da arkasında olduğumuzu ifade ediyorum.

Fırsat verdiğiniz için de sizlere teşekkür ediyor, Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Tekrar hem Down sendromu hem otizm hem SMA gibi benzer hastalıklara tutulmuş çocuklarımız başta olmak üzere, bütün hastalarımıza Allah’tan acil şifalar diliyorum ve ailelerinin de Rabb’im yar ve yardımcı olsun diyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Destici.

Bu önergeler içerisinde SMA hastaları da var yani başlığın uzun olmasından dolayı arkadaşlarımız kısaltmışlar ama bahsettiğiniz konu çok önemli. Ben de teşekkür ederim bu katkınızdan dolayı ayrıca sizlere ama bu önergenin içerisinde de var ve bu komisyonda da görüşülecek.

Çok teşekkürler Sayın Destici.

VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 30 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/242) (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349) (Devam)

3.- Kayseri Milletvekili Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin, Otizm Spektrum Bozukluğu, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Özgül Öğrenme Güçlüğü ve Down Sendromunun ülkemizdeki yaygınlığının incelenerek gerekli önlemlerin alınması için bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392) (Devam)

4.- MHP Grubu adına Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/394) (Devam)

5.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve 32 milletvekilinin, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/397) (Devam)

6.- İYİ Parti Grubu adına Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'nun, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/401) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, söz sırası Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Ali Muhittin Taşdoğan’da.

Buyurun Sayın Taşdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; otizm ve Down sendromu ile diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti, bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Meclis araştırması açılmasıyla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım.

Değerli milletvekilleri, otizmli birey olmak nasıl bir durumdur? Otizm onun yalnızca bir parçasıdır, tamamını tek başına anlatamaz. Onun algılarında düzensizlikler vardır. Günlük hayatta sizlerin farkına bile varamayacağınız sıradan görüntüler, hareketler, ışıklar, sesler, kokular, tatlar ve dokunuşlar onu çok rahatsız edebilir. Kendilerini ifade etmekte zorlanırlar. Kelime haznesi sınırlıdır, anlayış ve sabır göstermelisiniz. Dil onun için çok zor olduğundan görsel odaklıdır. Yapması gereken şeyleri söylemek yerine, ona göstermelisiniz. O, soyut düşünemez ve dili sadece sözcüklerin anlamına göre yorumlar.

Otizmin onun farklı yeteneklerini görmenize engel olmasına müsaade etmeyin. Yapamadıkları yerine yapabildiklerine odaklanın ve bunlar üzerinde gelişmesini sağlamaya çalışın. Otizme bir eksiklik olarak değil, farklı bir yetenek olarak bakmaya çalışın.

Sohbet sırasında gözlerinize bakmıyor olabilirler ama yalan söylemezler. Oyunlarda hile yapmazlar, arkadaşlarıyla dalga geçmez ve insanlara ön yargılarla yaklaşmazlar. Bunları biliyor muydunuz?

Evet, “Otizm bir gelişim bozukluğudur.” diyebilirdim ve geçebilirdim ancak bu şekilde daha anlaşılır olduğu kanaatindeyim. Bilim adamları nedenlerini henüz tam olarak tespit edemese de otizmin genetik bir altyapısı olduğu görüşü ağır basar. Dünyada her 68 çocuktan 1’i otizmli olarak dünyaya gelmektedir. Ülkemizde ise 1 milyondan fazla birey otizmlidir ve bu istatistiklerle birlikte farkındalık seviyesi de gün geçtikçe artmaya devam etmektedir.

Otizmli çocuklar da diğer tüm çocuklar gibi büyür, öğrenir ve ebeveynlerinin, öğretmenlerinin, kardeşlerinin, arkadaşlarının ve doktorlarının sevgisini, sabrını ve anlayışını gördüklerinde gelişerek daha parlak bir geleceğe sahip olabilirler.

Değerli milletvekilleri, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’dır. Dolayısıyla bu çocuklarımıza acil şifalar diliyorum, ailelerine tedavileri süresince yanlarında gösterdikleri fedakârlık, cefakârlık için sabırlar diliyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Gaziantep İl Kadın Kolları Başkanlığının düzenlediği kan ve kök hücre bağışı kampanyasını canıgönülden destekliyorum. Gaziantep İl Kadın Kolları Başkanımız Sayın Özlem Canpolat ve yönetim kurulu üyeleri bugün sabahtan beri Gaziantep’te kan bağışı ve kök hücre bağışı yapıyorlar, kendilerini kutluyorum.

Ya Down sendromu, bu da hastalık değil, sadece genetik bir farklılıktır. En anlaşılır ifadeyle, normal bir insan vücudunda 46 kromozom bulunur, Down sendromlu bireylerde bu sayı 47’dir. Dünyada 6 milyonun üzerinde Down sendromlu birey yaşamakta, her 800 çocuktan 1’i Down sendromlu olarak dünyaya gelmektedir. Ülkemizde de yaklaşık 100 bin Down sendromlu birey bulunmaktadır. Down sendromlular genel olarak yaşıtlarından daha yavaş büyüseler ve zihinsel gelişmeleri geriden gelse bile uygun eğitim programlarıyla toplumsal hayata katılabiliyorlar, katkıda bulunabiliyorlar ve çeşitli başarılar kazanabiliyorlar ve bu durum onların duygularında eksiklik olduğu anlamına gelmiyor. Her iki durumun da çocuğun yetişme tarzı, ailenin sosyoekonomik düzeyi gibi etkenlerle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır; her toplumda, her coğrafyada, her kültürde, her millette ve her ailede görülebilmektedir. Bu durumlar yaşam boyu etkisini göstereceğinden dolayı, bireyin gelişimine yönelik en etkili yöntem, erken yaşta teşhis ve sonrasında yürütülecek özel eğitim süreçleridir. Bunun için erken teşhis ve acil durumlarda müdahale tekniklerine öncelik verilmelidir. Erken yaşta eğitime başlanması, çocuğun yetenekleri ve gereksinimleri dikkate alınarak bireysel özel eğitim programları hazırlanması ve uzman kişilerce uygulanması günümüzde bilinen tek tedavi yöntemidir. Ailelerin bu özel eğitim sürecine katılması ve desteği de büyük önem taşıyor. Ayrıca, etkileri yaşam boyunca süreceğinden dolayı ailelerin bilgilendirilmesi ve desteklenmesi hayati öneme sahiptir. Otizm ve Down sendromu olan bireylerin ailelerine bakıldığında bu ailelerin hem maddi hem manevi anlamda beklentiler içerisinde olduklarını görmekteyiz. Verilen bu önergeyle hem otizmli hem de Down sendromlu bireylerin tüm sorunlarının tespitini ve sorunlarına çözüm getirilmesini, onların yaşamlarına olumlu katkılar yapılarak hayatta tutunmalarını büyük bir vazife olarak görüyoruz.

Bu ailelerin öncelikle üzerinde yoğunlaştıkları beklentileri eğitim alanındadır. Aileler çocuklarının gereksinimlerini karşılayacak, bağımsızlıklarını artıracak yoğun bireysel eğitimin sağlanmasını istemektedirler. Özellikle, sabır, anlayış ve mümkün olduğunca sevgi ve ilgi en etkili sonuç için mecburidir. Down sendromu ve otizm hem dünya hem de ülkemiz için sorundur. Sadece sorun deyip geçemeyiz; Down sendromlu ve otizmli bireyler bizim kıymetimiz, onları anlamaya çalışacağız ve koşulsuz seveceğiz çünkü buna değerler. Ancak sevgimizle, anlayışımızla yol gösterirsek yol alabilirler.

Sayın milletvekilleri, birçoğunuzun bildiğini sandığım bir hikâyeyi tekrar kısaca size hatırlatmak isterim. Bir zamanlar yazılarını yazmak üzere okyanus sahiline giden aydın bir adam varmış. Çalışmaya başlamadan önce sahilde bir yürüyüş yaparmış. Yine bir gün sahilde yürürken plaja doğru baktığında dans eder gibi hareketler yapan bir insan silueti görmüş. Güne dansla başlayan biri olabileceğini düşünerek gülümsemiş ve ona yetişebilmek için hızlanmış. Yaklaştıkça bunun bir genç adam olduğunu ve dans etmediğini görmüş. Birkaç adım koşuyor, yerden bir şey alıyor ve okyanusa fırlatıyormuş. Biraz daha yaklaşınca seslenmiş: “Günaydın, ne yapıyorsun böyle?” Genç adam durmuş, başını kaldırmış ve cevap vermiş: “Okyanusa denizyıldızı atıyorum.” “Sanırım şöyle sormalıydım.” demiş bilge adam: “Neden okyanusa denizyıldızı atıyorsun?” “Güneş çoktan yükseldi ve sular çekiliyor, eğer onları suya atmazsam ölecekler.” demiş. “Ama delikanlı, görmüyor musun ki kilometrelerce sahil var ve baştan aşağıya denizyıldızlarıyla dolu, hiçbir şey fark etmez.” Genç adam kibarca dinlemiş, eğilerek yerden bir denizyıldızı daha almış ve dalgalanan denize doğru fırlatmış, “Bunun için fark etti.” Sabaha kadar uyuyamayan bilgenin gece boyunca kulağında gencin sesi çınlar ve bilge düşünür, düşünür; “Bunun için fark etti.” Sabah olduğunda bir şey yapması gerektiğini düşünerek uyanmış, yataktan kalkıp giyinip sahile inmiş ve o genci bulmuş ve bütün sabahı onunla okyanusa denizyıldızı atarak geçirmiş.

Aslında bu gencin yaptığı gibi dünyada bir gözlemci olmayı ve bir fark yaratmayı seçmenin ne kadar anlamlı olduğunu bilmek gerekir.

Bu çocuklarımızın durumu toplumsal sorun değil. Onların birey olarak toplumun denizyıldızı olduklarını anlamak gerekir. Otizm ve Down budur. Gelin hep beraber, sahildeki denizyıldızını engin sulara kavuşturan genç gibi bu çocuklarımızın hayatına dokunalım, bu yıldızlarımızın hayatlarına dokunalım ve bir farkındalık ortaya koyalım; onlarla, aileleriyle temas kuralım, o ailelere ve o çocuklara destek olalım ve yıldız kazanalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taşdoğan.

Değerli milletvekilleri, söz sırası Ankara Milletvekilimiz Sayın Filiz Kerestecioğlu’nda.

Buyurunuz Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Down sendromunun ve otizm ile diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ve bunlara sahip bireylerin ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla oluşturulan ortak önergeler, bu konuda verilen ortak önergeler, bu konuda ortaklaşmak aslında gerçekten Meclisin, bütün halkımızın arzu ettiği bir tablo. Yarın da aynı şekilde aromatik bitkilerle ilgili ortak önergeler konuşuluyor olacak ve bunda da ortaklaşılacağını, kabul edileceğini düşünüyoruz. Aslında, zaten geçen dönemden ortaklaşılmış önergelerdi bunlar ve işte, seçim dönemi girdiği için bugüne ulaştı.

Şimdi, ben, bundan duyduğumuz memnuniyeti ifade ederek bu konu dışında bir başka konuya dikkat çekmek istiyorum çünkü bugün, gerçekten çok vahim bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz gerçeğinin ben de farkına vardım. Aslında, biraz hepimizin infiale kapılması gereken ama gerçekten belki Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi dönemine de denk geldiği için birçoğumuzun gözden kaçırdığı bir tablo bu.

Değerli arkadaşlar, hatırlarsınız, aylar önce, İstanbul’da, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesine, beş ayda, yaşları 18’in altında 115 hamile çocuğun başvurduğu, yasalara göre çocukların durumunun polise bildirilmesi gerektiği hâlde bunun yapılmadığı, hastane tarafından bildirimlerin yapılmadığı, istismarın üzerinin örtülmek istendiği ortaya çıkmıştı. Bunun ortaya çıkması ise hastanede çalışan bir sosyal hizmet uzmanı sayesinde olmuştu ve daha sonrasında bu sosyal hizmet uzmanı, maalesef, birçok saldırıya maruz kaldı ve hatta sürgün edildi, görevinden uzaklaştırıldı.

O dönemde, temmuz ayında, ben de bu konuda bir önerge vermiştim Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına; hâlen bu önergeye cevap alabilmiş değilim, zaten birçok önergeye cevap alabilmiş değiliz ama bugün, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) yönetiminden arkadaşlar ziyaretimize geldiler ve bize, Sağlık Bakanlığının yeni çıkan bir raporundan bahsettiler. Yani şu anda, aslında, Sağlık Bakanlığının kamuoyuyla paylaşmamış olduğu, herhâlde bir sızdırmayla, sadece bir gazetenin, Hürriyet gazetesinin yaptığı bir habere söz konusu olan bir rapordan söz ediyoruz ve bu raporda -evet, gerçekten dikkatle dinlemenizi rica ederim- soruşturma raporunda bu tablonun çok daha vahim olduğu ve Kanuni Sultan Süleyman Hastanesinde 2016 yılında -dikkatinizi çekerim- 1.260 çocuğun hamileliğinin tespit edildiği, bunların 64’ünün 15 yaşın altında olduğu belirtiliyor. Sağlık Bakanlığının raporunda ifade ediliyor bu. Bugün ben bu raporu istedim ve bana verilen cevap şuydu: “Önergeyle talep ettiğiniz takdirde bunlara cevap alabilirsiniz.” Ben önergeyi temmuz ayında vermiştim, bir cevap alamadım. Şimdi Sağlık Bakanlığına bunun için tekrar önerge mi yazmamız gerekiyor arkadaşlar? Bilgi edinme hakkı ne oldu, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ne oldu, Biz her birimiz şu anda infiale kapılmalıyız, her birimiz şu anda “istifa” demeliyiz. Sağlık Bakanlığı raporunda geçen 1.260 kız çocuğundan bahsediyorum arkadaşlar. Rakamlar soğuk şeyler ama rakamlar aynı zamanda hayatları karartılmış çocuklar demek.

Az önce Plan ve Bütçe Komisyonunda da aynı şeyleri dile getirdim, “erkek bakanlığı” dedim “genç erkek ve futbol sporu bakanlığı” dedim çünkü sadece futboldan ve genç erkeklerden söz ediliyordu; ne genç kadınların kültürel faaliyetleri ne sportif faaliyetleri ne okullaşma, bunlardan söz edilmiyordu. Neredeyse bütün milletvekillerimiz bunlardan söz ettiler; hangi takımların nelerde başarılı olduğundan, futbolun özelliklerinden bahsettiler.

1.260 kız çocuğu sadece İstanbul’da bir hastanede gebeyse ve böyle bir tespit varsa Türkiye geneli nedir arkadaşlar? Biz bununla ilgili infiale kapılmayacağız da bununla ilgili canhıraş feryatlarda bulunmayacağız da nerede bulunacağız Allah aşkına? Bu kız çocuklarının kim sesi olacak bu Meclis olmayacak da?

Ben bilmiyorum, gerçekten bu duruma inanamıyorum. Bu raporun derhâl ama derhâl Sağlık Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanması gerekiyor, her birinizin bunu talep etmesi gerekiyor ve bizlere öncelikle raporun verilmesi gerekiyor, ulaştırılması gerekiyor.

Hatırlarsınız yine bu olay basından önce valiliğe bildirilmişti ve valilik konunun soruşturulması için soruşturma izni vermemişti. Valileri uyarın arkadaşlar, iktidardaki milletvekillerine sesleniyorum. Şimdi İstanbul Valisi Ankara Valisi oldu. Ne oldu? Soruşturma izni vermediği konuyla ilgili 1.260 çocuğun gebe olduğu ortaya çıktı. Şimdi bu vali hâlâ yerinde mi durmalı? Peki, başka valiler var mı soruşturma izni vermeyen? Biliyor musunuz, uyarıyor musunuz? Yapmasınlar bunları.

Bakın bugün başka çocuklarımız için konuşuyoruz ki ben “-mız” “-miz” diye konuşmayı da sevmem çünkü bu bir sosyal sorumluluktur; aslında gerçekten onlar, kadınlarımız, çocuklarımız, bizim sahibi olduğumuz insanlar değildir; kendi başlarına bireylerdir, ayrı varlıkları vardır, ayrı hakları vardır. Onlar zaman zaman buna sahip çıkamadıkları için, bunları dile getiremedikleri için bizler bunu dile getiriyoruz burada. Durum çok vahim arkadaşlar.

GREVIO, İstanbul Sözleşmesi’nin yani kadına yönelik şiddete karşı sözleşmenin uluslararası izleme komitesi çok yakın bir zamanda Türkiye raporunu açıkladı; bu da vahim bir rapor. Burada özellikle, 15-18 yaş aralığındaki kız çocuklarına karşı cinsel şiddet ve zorla evlendirmenin ceza hukukunda ayrı başlıklar hâlinde olması gerektiğini ifade ediyor. GREVIO, Türk makamlarını uyarıyor, diyor ki: “15 yaşından büyük çocuklara karşı karşılıklı mutabakata dayalı olmayan cinsel mahiyetteki her türlü eylemin ceza kapsamına alınması gerekir. Türkiye'nin erken ve zorla evlilik konusundaki karnesi şöyle diyor: Son araştırmalara göre kadınların yüzde 25’inin -ki bu oran kırsalda yüzde 32- 18 yaşından erken evlenmiş oldukları ifade edilmektedir. Aynı araştırmalar, erken evlilik ve psikolojik, cinsel şiddete maruz kalma oranı arasındaki sıkı istatistiki ilişkiyi gözler önüne sermektedir.” diyor. Bu yaşta zorla evlendirilen genç kadınlar aynı şekilde şiddete de maruz kalıyorlar. Bunun doğru orantılı bir ilişkisi var. Ve diyor ki: “Erken ve zorla evlilik arasındaki farkı tanımakla birlikte, erken evlilikte de genç kadınların evlilik birliğine tam bir rıza göstermesinin ya da buna direnebilmesinin önünde risk olduğu göz önüne alınmalıdır.”

Evet, arkadaşlar, 1.260 gebe kız çocuğu; kendi evlerinize dönün, kendi çocuklarınıza bakın, neyi isterseniz, neyi arzu ederseniz onlar için bütün Türkiye’deki çocuklar için bunu arzu edin; bunu dileyin ve bunun için yetkilileri, makamları uyarın, Sağlık Bakanlığını da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını da Millî Eğitim Bakanlığını da göreve çağırın.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Anlattığınız konu önemli ve vahim. Ben de Meclis Başkan Vekili olarak o raporla ilgili temin etme ve ilgilenme konusunda bir çaba içerisinde olacağımı sizlere ifade ediyorum.

Teşekkür ederim.

Sayın Köksal, bir söz talebiniz oldu.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal’ın, Sayıştay raporuna göre, AKP’li Afyonkarahisar Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğünün iki sene içinde 7 kez atama yapılarak istisnai memur kadrosuna geçiş kadrosu olarak kullanılmasının ne kadar doğru olduğunu ve herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, geçtiğimiz günlerde Sayıştay raporları ortaya çıktı ve Sayıştay raporuna göre seçim bölgem Afyonkarahisar’da AKP’li Afyonkarahisar Belediye Başkanının iki sene gibi kısa bir süre içerisinde 7 kez özel kalem müdürlüğüne atama yaptığı, tabiri caizse doldur boşalt yöntemiyle özel kalem müdürlüğünün âdeta bir geçiş noktası olarak kullanıldığı ortaya çıktı. Sayıştay “Kanun önünde eşitlik, kamu hizmetine girmede eşitlik ile liyakat ilkelerine aykırılık oluşturmamak adına özel kalem müdürlüğü kadrolarına atanacakların belediye başkanlarının bir seçim dönemi boyunca çalışabilecekleri kişilerden veyahut mevcut memurlar arasından seçilmesi gerekmektedir.” şeklinde görüş beyan etmesine rağmen, 7 kez, özel kalem müdürlüğünün bir memuriyete geçiş kadrosu olarak kullanılması Türkiye’de bu kadar işsiz varken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - …işsiz gençlerimiz intihar ederken ne kadar doğrudur? Bu konuda Sayıştay raporuna istinaden herhangi bir soruşturma yapılacak mıdır?

VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Kayseri Milletvekili Çetin Arık ve 30 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/242) (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Mahir Polat ve 19 milletvekilinin, otizmli bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların incelenerek bu sorunların çözümü için gerekli çalışmaların sağlanması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/349) (Devam)

3.- Kayseri Milletvekili Hülya Nergis ve 22 milletvekilinin, Otizm Spektrum Bozukluğu, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Özgül Öğrenme Güçlüğü ve Down Sendromunun ülkemizdeki yaygınlığının incelenerek gerekli önlemlerin alınması için bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/392) (Devam)

4.- MHP Grubu adına Grup Başkanvekili Manisa Milletvekili Erkan Akçay'ın, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/394) (Devam)

5.- Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel ve 32 milletvekilinin, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/397) (Devam)

6.- İYİ Parti Grubu adına Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu'nun, otizm, down ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlık durumunun tespit edilerek bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarına çözümler üretilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/401) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, önerge sahipleri adına son söz Antalya Milletvekilimiz Sayın Hasan Subaşı’na ait.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Subaşı.

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Otizmli çocukların ve gelişim bozukluğu olan evlatlarımızın ve ebeveynlerinin sorunları hakkında müşterek bir önergenin gelmesi doğrusu son derece memnuniyet verici. Bunun için ben hem partim adına hem şahsım adına şükranlarımı sunuyorum ve bu önerge sonucunda bir araştırma komisyonunun konuya çok ciddi eğilerek sorunları çözmesi konusunda da dualarımız onlarla olsun diyorum.

Bunun ortaya konulması, mesafe alınması ve otistik çocuklarımızın ihtiyacı olan 6 bine yakın eğitim görevlisinin görevlendirilmesi ve ebeveynlere katkı için elden gelenin yapılması bir sosyal devletin temel görevlerindendir. Ben bu konunun müşterek bir araştırma konusu yapılarak adım adım çözüme gidilmesinin bu Meclisin yüz akı bir projesi olacağının altını çizmek istiyorum, hem şahsım adına hem partim adına yürekten desteklediğimizi de ifade etmek istiyorum. Evlatlarımızın ebeveynlerini de burada dinledik, onlara da Allah’tan yardım diliyoruz, Allah kolaylık versin diyoruz. O evlatlar sonuçta hepimizin evlatları ama doğrusu ben konunun dışında bir kişi olarak çok etkilendiğimi söyleyebilirim.

1985 yılında 2.500 doğan çocuktan 1’inde gelişim bozukluğu görülürken son yıllarda 68’de 1 ama beş yıl sonra neredeyse yüzde 50 civarında bir oranın ortaya konmuş olması gerçekten çok vahim bir tabloyu da ortaya koymakta. O zaman bunun hiç gecikmeden böyle ortaklaşa bir proje için adım atılması ve sonuçlara gidilmesi gerçekten bu Meclisin yüz akı olacaktır.

Ben, yine belirttiğim gibi, konunun dışında bir kişi olarak bunları vurguladıktan sonra, bundan memnuniyetimi ve şükranlarımı belirttikten sonra, vaktimin geri kalanında son yıllarda, son günlerde çokça, sıkça söz edilen hal yasasına, bu konuya değinmek istiyorum. Çünkü ben Antalya’da bugün Türkiye’nin en önemli hallerinden birini dönemimde, yerel yöneticiliğim döneminde yapmış bir kişi olarak, bütün hal komisyoncularının, federasyonun ve çiftçilerin de bu konudaki duyarlılıkları ve çığlıklarını da doğrusu hissediyorum, tekrar altını çizerek burada vurgulamak istiyorum. Çünkü bu konunun partiler tarafından, bakanlıklar tarafından incelenmeye başladığını ve önerilerin hazırlandığını, kanun hazırlandığını biliyorum. Şunu vurgulamak istiyorum: Hem hal komisyoncuları hem hal tüccarları hem de çiftçiler bundan son derece muzdariptir. Çünkü geçen ay Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Albayrak’ın basında şöyle bir konuşması çıkmıştı: “Halleri, biz hal yasasını yeniden değiştireceğiz ve komisyonculuğu ortadan kaldıracağız ve dünyada eşi olmayan bir modeli getireceğiz.” gibi sözleri olmuştu ve bunu da enflasyonla mücadelenin bir yöntemi olarak ortaya koymuştu. Oysa hepimiz biliyoruz ki ben aynı zamanda bir üretici ve çiftçi olarak şunu söyleyebilirim: Tarım üretimindeki enflasyonun nedenlerini hepimiz çok iyi biliyoruz, gübre fiyatları, tohum ve fide fiyatları, mazot fiyatları son yıllarda kat kat artmıştır; pahalılığın nedeni bu olmakla birlikte bunu komisyonculara bağlamak son derece yanlıştır.

Toptancı halleri üretici ile tüketicinin buluşma yerleridir, büyük pazar yerleridir ve çiftçinin de en önemli sorunu pazarı olmamasıdır. O nedenle toptancı halleri bunu pazarladığımız en önemli yerdir. Ben de şahsen üretici olarak bir güvence olarak halleri görmüşümdür ve yıllarca da, on yıl boyunca da yaptığımız hali yönetmiş bir kişiyim.

Geçenlerde bir konuşmam olmuştu; yirmi-yirmi beş yıl önce elma ve portakal üretimini ben 1 liradan değerlendirirken yirmi-yirmi beş yıl sonra yeniden 1 liraya ancak verebiliyorum demiştim. Gerçekten meyvemizi biz 1 liraya verdiğimiz zaman hallerdeki komisyoncu bizden yüzde 7, yüzde 8 civarında komisyon alır ki biz onun iş yerini rahatlıkla kullanırız ve bizim malımızı tüketiciye aktarmakta en önemli aracı kurumlardır ve çiftçinin de bir güvencesi olarak görülür. Ben dilerim ki Sayın Albayrak bu görüşlerinden vazgeçmiştir, en azından hal komisyoncularıyla ya da tüccarlarıyla, çiftçileriyle bunu konuşmasını, tartışmasını öneririm. Benim bu konuda bir bakanlığa soru önergem de olmuştu. Tabii ki maliye ve hazineyi ilgilendiren bir konu değildi bu, ben Tarım Bakanlığına ve Ticaret Bakanlığına sorularımı yöneltmiştim, onlardan bekliyorum ama konuyu Sayın Albayrak açıklamıştı medyada, oysa konunun sahipleri Ticaret Bakanıdır ve Tarım Bakanıdır. Bu bakanlıkların hepsinin hazırladığını duyuyoruz ama üreticilerin de hal komisyoncularının da bize aktardıklarını ben buradan aktarmaya çalışıyorum. Gerçekten bu konuda bir macera arayışı, bir değişiklik hem üreticiyi, çiftçiyi çok mağdur hâle getirebilir hem de hal komisyonculuğunun kaldırılması birçok ürünün zayi olmasına, yok olmasına neden olabilir. Bu konuda ben, bilhassa AK PARTİ milletvekillerini de uyarmak istiyorum çünkü Antalya halinden ve çiftçilerden bizim Antalya milletvekillerine de bu konuda birçok mesaj gelmektedir. Ben de son olarak Ziraat Odaları Birliği Başkanı Şemsi Bayraktar’la da konuştuğumda onlar da bizimle aynı görüşte olduklarını ifade ettiler. Hal Federasyonu Başkanı Yüksel Tavşan da yine bu konuda mağdurlardan ve bizlere konuyu tekrar tekrar bir noktaya gelmesi için, doğru yöntemlerle, gerçekten ihtiyaç varsa kanunun revize edilmesi gerektiğini vurgulamışlardır. Bakanlarımızdan bizim talebimiz, artık Türkiye’de yeni model aramasınlar, hele hele “Dünyada hiç olmayan bir modelle karşınıza çıkıyoruz.” deyip yeni bir macera arayışında hiç olmasınlar çünkü dünyada neredeyse artık ortaya çıkmamış doğru buluşlar kalmamıştır. Onun için hiç de gereksiz icatlara ve keşiflere gitmenin anlamı yoktur.

Yine, kalan vaktimde bir duyarlılığımı, bir hassasiyetimi daha aktarmak istiyorum. Sayın Cihangir İslam’ın benim savunmama hiç ihtiyacı olmadığını biliyorum; sözlerini beğeniriz ya da beğenmeyebiliriz, onu da tartışmaya açmak istemiyorum; ama milletvekilleri olarak burada kürsü masuniyetini hepimiz korumak zorundayız. Dünkü söylemlerinden bir hukukçu olarak benim anladığım “İki ortak, devleti yönetmekten ziyade ele geçirmek amacıyla ortaklık kurdular. Bu ortaklıklarını da iktidar paylaşımındaki tartışmalar nedeniyle, iktidarı paylaşamamaları üzerine 15 Temmuz sürecine sürüklediler; iki batıldır.” derken hem siyasi iktidarı hem de FET֒yü kastettiği açıktı. Fakat savcıların harekete geçtiğini, Anayasa’nın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN SUBAŞI (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN – Toparlayın Sayın Subaşı.

HASAN SUBAŞI (Devamla) - …83’üncü maddesini hiçe sayarak soruşturma başlatıldığını medyadan öğrenmiş bulunuyorum. Burada, bu çatı altında milletvekillerinin bu kürsü dokunulmazlığı delinmeye başlanırsa, zaten işlevsiz kalan bu Mecliste milletvekillerine de gözdağı verilmek istenirse burada görev yapılamaz hâle gelinir. Onun için kürsü masuniyetinin korunması, savunulması; ona müdahalenin hepimizin ortak mücadelesiyle durdurulması gerekir; bundan asla ödün veremeyiz. Bunu saygıyla takdirlerinize arz etmek istedim.

Saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Subaşı.

Değerli milletvekilleri, bu şekilde, yapılan konuşmalarla Meclis araştırması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım, Meclis araştırması açılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Meclis araştırması açılması kabul edildiğinde, Meclis İçtüzüğü’müzün 105’inci maddesine göre birkaç hususu da sizlerin oylarınıza sunmak durumundayım.

İlk olarak, Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 12 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere, üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Oy birliğiyle kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bugünkü çalışma mesaimizde Meclis araştırması komisyonunu kurmuş bulunuyoruz. Sayın Destici’nin de ifade ettiği gibi, Down sendromu ve otizm ile diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ve bunlara sahip bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan bu komisyonda, SMA hastalarının da dikkate alınmasını ve o konuda bir çalışma yapılmasını kayıtlara geçirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle bu önerge üzerinde katkı sağlayan siyasi partilerimizin tüm gruplarına ve özellikle hayatın içinden yaşadıklarını burada, bizlerle paylaşarak hepimizi bir duygu fırtınası içerisinde sarsan, bu konuda çok daha dikkatli olunması ve çok daha fazla şey yapılması konusunda kendi yaşadıklarını anlatarak tüm toplumumuzu etkileyen, tüm değerli konuşmacıların her birine, ayrı ayrı, Meclis Başkan Vekili sıfatımla teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

Türkiye’mizin ağır sorunları altında, hepimizin ortaklaşa paylaşacağı konuları saptamak, onları öne çıkarmak Meclisimizin de başlıca görevi olmalıdır. Toplumumuzun böylesine, birbirleriyle dayanışma içerisinde olan milletvekillerine, siyasi parti gruplarına ihtiyacı vardır.

Değerli arkadaşlarım, görüşmeler tamamlandı.

Sayın milletvekilleri, gündemimizdeki işler bu şekilde tamamlanmış bulunuyor. Alınan karar gereğince, denetim konuları ve kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 7 Kasım 2018 Çarşamba saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Kapanma Saati: 18.58



(x) Birleştirilerek görüşülmesi kabul edilen Meclis araştırması önergeleri tutanağa eklidir.