TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

8’inci Birleşim

17 Ekim 2018 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutladığına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’ın, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 95’inci yıl dönümünü kutladığına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Adana iline ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Et ve Süt Kurumunun yüzde 10 indirim yaptığı 10 ürünün de fakirin sofrasında görmediği ürünler olduğuna, halkın et ve tavuk gibi temel ihtiyaçlarda indirim yapılmasını beklediğine ilişkin açıklaması

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, emeklilikte yaşa takılanların Meclisten müjdeli haber beklediğine ama Cumhurbaşkanının bu konudaki açıklamalarıyla beklentinin hüsrana dönüştüğüne ilişkin açıklaması

 

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin Çeşmeli-Taşucu otoyolu ihalesinin bir kez daha ertelendiğine, Türkiye Enerji Zirvesi’nde Türkiye’nin 81 il, 500 ilçesine yılbaşına kadar doğal gazın geleceği söylendiği hâlde merkez ve Tarsus ilçesi dışında Mersin’in hiçbir ilçesinde doğal gazın olmadığına, Mersin’in sorunlarına hep birlikte çözüm bulunması konusunda Hükûmete seslendiğine ilişkin açıklaması

4.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, AKP’nin “hem yerliyiz hem millîyiz” demesine rağmen ithalattan hız kesmediğine ilişkin açıklaması

5.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü’nde astsubayların taleplerine ilişkin açıklaması

6.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Niğde ili Bor ilçesi Emen, Badak ve Seslikaya köylerine ait alana ekonomiye 1 milyarlık katkı, 1.250 kişiye de istihdam imkânı sağlayacak güneş enerjisi santrali kurulacağına, yerli, millî ve aynı zamanda çevreci olan projenin hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul ili Adalar ilçesi Burgaz Adası’nda bulunan cemevi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 376 bin TL ecrimisil bedeli istemesinin inanç özgürlüğünün, ibadet özgürlüğünün engellenmesi olduğuna ve Meclis Başkan Vekili Mithat Sancar’ın bu konudaki düşüncelerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

8.- Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer’in, AnkaraKart alımında yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

9.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana Hafif Raylı Sistem Projesi’nin Adanalılar için büyük külfet oluşturduğuna ilişkin açıklaması

10.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ili Gölbaşı ilçesindeki Çetintepe Barajı’nın yüzde 60’ı tamamlanmış olmasına rağmen sulamaya ilişkin herhangi bir çalışmanın başlatılmadığına, Besni ve Gölbaşı’ndaki tarım arazilerinin suyla ne zaman buluşacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

11.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, eczacıların yaşadığı sorunlara ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, taşeron işçi olarak çalışanlardan 4/D işçi kadrosuna geçenler ilave tediye hakkından faydalanırken belediye şirketlerine geçenlerin bu haktan faydalanamadığına, iktidarı bu işçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için yargı kararlarına uymaya çağırdığına ilişkin açıklaması

13.- Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’nın, tüccar ve komisyoncuların Hal Yasası’nda yapılması planlanan değişikliklerden rahatsızlık duyduğuna ilişkin açıklaması

14.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, neden soya, mısır ve ayçiçeği küspesinin ithal edildiğini, ithal eden firma sayısını, bu firmaların kaçında milletvekili ya da bakanların yakınları olduğunu ve neden yerli yem sanayimizi geliştirecek önlemlerin alınmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde yoksulluğun tüm şekillerinin yok edilmesi ve herkes için refahın sağlanması gerektiğine, yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadeleden taviz verilemeyeceğine ilişkin açıklaması

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, tarım sigortaları konusundaki ödeme yetersizliğine ve ilçe bazlı yapılan ödemelerin kişi bazlı yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, temeli 3 kez atılan Mersin Çukurova Bölgesel Havaalanı inşaatında yerel seçimlerden önce 4’üncü kez temel atma töreni yapmayı düşünüp düşünmediğini Cumhurbaşkanından sormak istediğine ve inşaatın ne zaman tamamlanacağının merak edildiğine, kurulmak istenen balık çiftliklerinin Mersin sahillerini çöplüğe çevireceğinin farkında olunup olunmadığına ve Mersin’e hak ettiği önemin ne zaman verileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

18.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın, Afyonkarahisar ilinin şeker pancarı söküm kampanyasının 26 Eylül 2018 tarihinde başladığına ancak pancar alımlarında yaşanan sorunların yetkililer tarafından araştırılıp bir an evvel çözüme kavuşturulmasının talep edildiğine ilişkin açıklaması

19.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, geçen hafta yapılan gündem dışı konuşmada Kerbelâ katliamının ve Hazreti Hüseyin’in siyasete alet edilmesinin Alevileri yaraladığına ilişkin açıklaması

20.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Kırım Tatar Türklerinin durumuna ilişkin açıklaması

21.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü’nde Hükûmetin astsubaylara verdiği sözleri tutmadığına, açıklanan işsizlik rakamlarına göre üniversite mezunlarının işsizler ordusunun başını çektiğine, Hükûmetin ülkeyi on altı yılda altmış iki yıl geriye götürdüğüne, özelleştirmelerin durdurulması için Hükûmete bir kez daha çağrı yaptıklarına ve İş Bankasındaki Atatürk hisseleriyle ilgili konuya ilişkin açıklaması

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türk edebiyatının Dede Korkut’u olarak anılan usta şair Bahaettin Karakoç’un vefatına, 17 Ekim Türkiye’nin NATO’ya katılmasına ilişkin protokolün imzalanmasının 67’nci yıl dönümüne, Zeytin Dalı Harekâtı başta olmak üzere sınır ötesi operasyonlarda NATO desteğinin söylemden öteye geçmediğine ilişkin açıklaması

23.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Bahaettin Karakoç’u saygıyla andığına, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili Recep Tayyip Erdoğan’ın dün yaptığı değerlendirmenin Mecliste ciddi bir tartışma konusu olması gerektiğine, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde atanamayan ve cebinden sadece 10 lira çıkmış bir öğretmenin intihar etmesinin düşünülmesi gereken bir durum olduğuna, herhangi bir hukuki engel olmamasına rağmen güvenlik soruşturmaları nedeniyle özel kurumlarda bile çalışmasına engel olunanlarla ilgili konunun ele alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

24.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, dünya liderlerinin Recep Tayyip Erdoğan’a son günlerde teşekkür yağdırdığına ve teşekkürlerin boş yere gelmediğine, Cemal Kaşıkçı olayına, Türkiye’de bitirilen parlamenter rejimin, getirilen tek adamlık düzeninin ülkeyi içine soktuğu tabloya, Türkiye’nin itibarını, uluslararası sistemde onurunu geri kazanabilmesinin tek yolunun Parlamento olduğuna ilişkin açıklaması

 

25.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, usta şair Bahaettin Karakoç’a Allah’tan rahmet dilediğine, bağımsız ve tarafsız yargının verdiği kararlarla Rahip Brunson’un önce tutuklanıp, sonra serbest bırakıldığına, her hâl ve şartta Türkiye Cumhuriyeti anayasal düzeninin takdir görmesi gerektiğine, Cemal Kaşıkçı olayında Türkiye’nin kayıtsız kalmayan, hukuk devleti kurallarını işleten ve diplomasinin gereğini yerine getiren bir devlet olarak sorumluluğunu yerine getirdiğine, 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinde komisyon aşamasındaki uzlaşının Genel Kurulda da devam etmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

27.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

28.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, işari oylamada oy pusulası vermenin geçmişte uygulamaları olduğuna, İYİ PARTİ Grubuna mensup milletvekillerinin hemen hemen yarısı sisteme giremediği için oylarının rengini belli eden pusulalarının kabulü yönünde karar verilmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, önemli olanın Meclis iradesinin doğru yansıması olduğuna ilişkin açıklaması

30.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, HDP Grubuna mensup birçok milletvekilinin de elektronik sistemi kullanamadığına, sistemde bir sorun olduğuna, bu sorunun giderilmesi gerektiğine ve oyunun rengini belli eden pusulaların kabul edilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın, işari oylamanın şeklinin İç Tüzük’ün 139 ve devam maddelerinde düzenlendiğine, kürsüde zaman zaman yaşanan tereddütler nedeniyle Başkanlık Divanı kararına istinaden uygulamanın elektronik cihazla yapıldığına, herkes isim okunmak suretiyle oyunun rengini belli edecekse saygı duyacaklarına ve Başkanlık Divanı işari oylamalarda elektronik oylamanın nasıl sonuçlandırılacağına, pusulanın dâhil edilip edilmeyeceğine dair bir karar alırsa AK PARTİ Grubunun buna uyacağına ilişkin açıklaması

32.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, MHP grup önerisinin oylamasında yapılan sayımın vahim bir şekilde Meclis iradesini yansıtamadığına ilişkin açıklaması

33.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, fındık üreticilerinin sorunlarının çözümüyle ilgili çalışmayı gelecek hafta Meclisin gündemine getirmeyi düşündüklerine ilişkin açıklaması

34.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, AK PARTİ’nin milletin kaderini kendi kaderi olarak gören bir siyasi davanın, bir millî mücadelenin eseri olarak ortaya çıktığına ve fındık üreticilerinin taleplerinin AK PARTİ’nin siyaset mücadelesinin temelini teşkil ettiğine ilişkin açıklaması

36.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, AK PARTİ Grubunun fındıkla ilgili araştırma önergesini Genel Kurul gündemine getireceğine, kendilerinin de bu önergeyi destekleyeceğine ilişkin açıklaması

37.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, MHP Grubu fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılmasına yönelik önergeyi tekrar Genel Kurul gündemine getirirse bütün partileri bu önergenin arkasında durmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

38.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, tüm kadın ve erkekleri kadın yoksulluğunun araştırılması önergesine destek vermeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

40.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

41.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, düşüncelerinin ülkenin kazanması yönünde olduğuna ilişkin açıklaması

42.- Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’nın, toptancı hallerinin çiftçinin, üreticinin pazar yeri olduğuna ve elmaya verilen desteği öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

43.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, İzmir Basmane Polis Merkez Amirliğine bayrak direği ve bayrak hediye etmek istedeğini ifade etmesi üzerine bayrak direği dikilerek bayrak çekildiğine, polislere, öğretmenlere, sağlıkçılara, infaz koruma memurlarına, itfaiyecilere 3600 ek göstergenin verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

44.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

45.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

46.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Muş Milletvekili Mensur Işık’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

47.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, yargısız infazın ülkede ne yazık ki çok uygulanan bir durum olduğuna ilişkin açıklaması

48.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, Muş Milletvekili Mensur Işık’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

49.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaşam hakkından ifade ve inanç özgürlüklerine, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinden demokratik, modern hak ve özgürlüklere sahip çıktığını ve güvence altına aldığını kabul ediyorsa bizlerin de kabul etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

50.- Muş Milletvekili Mensur Işık’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

51.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, Muş Milletvekili Mensur Işık’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

52.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, “emeklilikte yaşa takılanlar” diye bir kavramın dünyanın hiçbir yerinde olmadığına ilişkin açıklaması

53.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, emeklilikte yaşa takılanlar konusunun siyasi polemik konusu olmaktan çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

54.- Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun, HEMA Elektrik Üretim Anonim Şirketine bağlı DENFA taşeron şirketinde çalışan 40 işçinin yaklaşık yüz on gündür ödenmeyen maaşlarının süratle ödenmesini işçiler adına talep ettiğine ilişkin açıklaması

55.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, herkesin Meclisin adabına uygun hareket etmek zorunda olduğuna ilişkin açıklaması

56.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, hem komisyonların güçlendirilmesi hem de yürütülen müzakerelerin sağlıklı olması bakımından komisyon başkanlıklarını fizibilite çalışmaları yapabilecek konuma getirmekte fayda olduğuna ilişkin açıklaması

57.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğuna ve toplum önünde değersiz, itibarsız hâle getirmenin doğru olmadığına, öğretmenler hakkında olumsuz kanaat oluşturan “Eyvah Düşüyorum” adlı programın sunucusu ve yapımcılarını kınadıklarına ilişkin açıklaması

 

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, İstanbul ili Adalar ilçesi Burgaz Adası’nda bulunan cemevi için ecrimisil bedeli istenmesi konusunun takipçisi olacağına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, MHP grup önerisinin işari oylamasında itiraz ve sorunlar olduğu için grup başkan vekillerine konuyla ilgili yerinden söz vereceğine ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, elektronik cihazla yapılan oylamada yazılı pusula kullanılmayacağı yönünde bir teamülün olmaması nedeniyle pusulaları kabul edeceğine ama her bir pusulayı okutup imza sahiplerinin burada olup olmadığını denetleyeceğine ilişkin konuşması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, Meclis iradesinin sağlıklı şekilde tecelli etmesinin herkesin üzerinde hassasiyetle durduğu konu olduğuna, yapılan müzakereler sonucunda ortaya çıkan iradeye saygı gösterilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, biraz önce vefat haberi gelen ve kendisini “Ben sadece foto muhabiriyim.” diye tarif eden Ara Güler’e Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, biraz önce vefat haberi gelen değerli bilim insanı, eski milletvekili, Saadet Partisi eski Genel Başkan Yardımcısı Profesör Doktor Oya Akgönenç’e Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

7.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, teknik bir çalışma yapmak için süre talep edilmesi üzerine oturuma ara verdiğine ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Türkiye İlerleme Raporu’na ilişkin Avrupa Parlamentosu üyeleriyle temaslarda bulunmak üzere Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel, Eş Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir, KPK üyesi ve İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in Strazburg’a ziyaret gerçekleştirmesine ilişkin tezkeresi (3/47)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Anayasal İşler Komitesi tarafından 10 Ekim 2018 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de "Avrupa’nın Geleceği Üzerine Müzakere” başlıklı Parlamentolar Arası Komite Toplantısına Adıyaman Milletvekili Muhammed Fatih Toprak ile Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın katılacağına ilişkin tezkeresi (3/48 )

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 16/10/2018 tarihinde MHP Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, 10/10/2018 tarihinde Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu ve arkadaşları tarafından verilen "Kadın yoksulluğunun araştırılması amacıyla” verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun, 17 Ekim 2018 Çarşamba ve 18 Ekim 2018 Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu kısımdaki 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşimde tamamlanması hâlinde Genel Kurulun 18 Ekim 2018 Perşembe günü toplanmaması; 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

 

 

 

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7)

 

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, İçişleri Komisyonu Başkanı Celalettin Güvenç’in 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İçişleri Komisyonu Başkanı Celalettin Güvenç’in, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 7) Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kamu Denetçiliği Kurumuna yapılan başvurulara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Mustafa Şentop’un cevabı (7/408)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığın işe alım mülakatlarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı (7/1230)

3.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, Türk Kızılayı ile ilgili bir iddia hakkında TBMM Başkanlığına başvurulup başvurulmadığına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Mustafa Şentop’un cevabı (7/3121)

17 Ekim 2018 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Şeyhmus Dinçel (Mardin)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk konuşma 19 Ekim Muhtarlar Günü münasebetiyle söz isteyen Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Durmuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutladığına ilişkin gündem dışı konuşması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 19 Ekim Muhtarlar Günü münasebetiyle söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi, ekranları başında bizleri izleyen tüm vatandaşlarımızı ve özellikle muhtarlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Devlet ile millet arasında çok önemli bir köprü kuran Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ortaya konulan yeni yaklaşımın doğal bir neticesi olarak da hak ettiği değeri ve saygıyı kazanan muhtarlarımıza özel bir günü ihdas etmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 19 Ekimin Muhtarlar Günü olarak kutlanmasının kabul ve ilan edilmesi devletimiz ve Hükûmetimizce muhtarlarımıza verilen değerin çok önemli bir göstergesidir. Sayın Cumhurbaşkanımız da millî iradenin temsil makamı olarak Külliye’de gerçekleştirdiği muhtar buluşmalarıyla Türkiye’de bu alanda ciddi bir katma değer ortaya koymuştur. Ülkemizdeki 18.335’i köy, 31.976’sı mahalle muhtarı olmak üzere toplam 50.311 muhtarın hayat standartlarının yükseltilmesi ve özlük haklarının iyileştirilmesi, devletle olan iletişimlerinin güçlendirilmesi vatandaşlarımıza sunulan hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik çok önemli bir adımdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz siyasetin sadece iktidar olmak için yapılmayacağına inanıyoruz. Siyaset insana hizmet için, milletimizin refahı, çocuklarımızın geleceği için yapılır. Bunu doğru yaparsanız millet size verdiği yetkiyi, emaneti zaten yenileyecektir yani niyet hayır, akıbet hayırdır. 15 Temmuz şehitlerimiz arasında 2 de muhtarımızın olması, o gece tüm engelleme çabalarına rağmen köylerinde ya da mahallelerinde demokrasiye sahip çıkmaları muhtarlarımızın ülkesine ve milletine sahip çıkma kararlılıklarını gerektiğinde canlarıyla ortaya koyduklarını göstermiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Cumhurbaşkanı olarak seçilmişim ve benim de muhtarım seçilmiş. Demokrasi noktasında benim muhtarımla aramda bir fark yok, o da seçilmiş, ben de.” diyerek demokrasi kültürünün gelişmesinde seçilmişlerin yerini işaret etmiş, aynı zamanda muhtarlarımızın bu noktadaki önemini de vurgulamıştır.

Yerel yönetimden gelen bir liderin öncülüğünde ülkemizin 2002’den sonra geçirmeye başladığı büyük değişimin içinde muhtarlarımızın da yer alması bizlere daha fazla sorumluluk yüklemektedir. Bir yanıyla yerel demokrasinin en eski örneğini temsil eden, diğer yanıyla da devletimizin en küçük ve her noktadaki parçası olan muhtarlarımız, bulundukları mahalle ve köylerde devletimizin tüm kurumlarını temsil etmektedir. Sorunların çözülmesinde, insan ve hizmet odaklı siyaset anlayışının icrasında vazgeçilmez bir konuma sahip, üzerinden yaklaşık iki yüz yıl geçen idari teşkilatımızın mihenk taşlarından birisi olan binlerce köy ve mahalle muhtarımız, millî iradenin ve milletin devletine olan güvenini yansıtan en eski örneklerdendir. Onlar âdeta devletimizin uçbeyi olarak milletimizin gözü ve kulağı durumundadır. AK PARTİ’nin bu anlayışının kaynağı, hem demokrasinin hem vatandaş memnuniyetinin hem de çocuklarımızın geleceğine ait her şeyin şekillendiği yerin aslında yerel yönetimler olmasından kaynaklanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ olarak vatandaşlarımızın devletimize ihtiyaç duyduğunda çalacakları ilk kapının muhtarlıklarımız olduğu bilincindeyiz. Bu açıdan bakıldığında muhtarlık, devlet kurumlarıyla ilişkilerde aracı bir rol oynarken diğer yandan da çağdaş kamu yönetimi anlayışının en temel unsurlardan birisi olan yönetime katılımcılığı kolaylaştırmaktadır. Hükûmetimiz, muhtarlarımızın bölgelerindeki fonksiyonunun fedakârca çalışmalarının farkındadır ve kendileri için ihtiyaç duyulan tüm iyileştirmeleri büyük bir süratle hayata geçirmek amacıyla çalışmaya devam edecektir.

Bu vesileyle, görevi başında bu aziz vatan ve millet uğrunda şehit düşen bütün muhtarlarımıza ve tüm şehitlerimize Yüce Rabb’imden rahmet diliyor; bir taraftan devleti, bir taraftan da milleti temsil eden, ülkemizin dört bir yanındaki kıymetli muhtarlarımızın Muhtarlar Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor, hayırlı ve başarılı görevler diliyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Durmuşoğlu.

Gündem dışı ikinci söz, Ankara’nın başkent oluşunun yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Taşlıçay, süreniz beş dakikadır.

2.- Ankara Milletvekili Nevin Taşlıçay’ın, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşunun 95’inci yıl dönümünü kutladığına ilişkin gündem dışı konuşması

NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bugün Ankara’nın başkent olmasının 95’inci yılı münasebetiyle yüce Meclisin huzurunda Ankara Milletvekili olarak gündem dışı sizlere seslenmenin gururunu yaşıyorum.

Konuşmama Türk Kurtuluş Savaşı’nın kahramanı, Türk milletinin gurur kaynağı, Ankara’nın başkent oluşundaki stratejik aklın sahibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saygılarımla başlamak istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Coğrafya kaderdir; Türklerin kaderi ise son yüzyılda Polatlı’dan Şereflikoçhisar’a, Ulus’tan Çankaya’ya Ankara olmuştur. Ankara emperyalizme direnişin kalesi, millî hâkimiyetin yuvası, sarkacı yükselişe geçen Türklüğün son karargâhıdır. Ankara Birinci Meclistir, Anafartalar’dır, Sakarya’dır; egemenliğin kayıtsız, şartsız milletin olduğunun ifadesidir, cumhuriyettir; Hacı Bayram-ı Veli’dir, Ahi Mesut’tur, Karacabey’dir. Ankara Anadolu’yu Türklükle mayalayan şehirdir; Gediz’dir, Asi’dir, Fırat’tır, Dicle’dir; insanlık pınarının çağladığı medeniyetler başkentidir. Ankara Türk dünyasının kalpgâhı, İslam âleminin umududur.

1922’de Ankara düşmediğinde asıl düşmeyen Türklüktür. Ankara teslim olmadığında asıl teslim olmayan vatandır, namustur, ittihattır. 15 Temmuzda teslim alınmaya çalışılan yine sadece Ankara olmamıştır. Teslim alınmak istenen, günden güne içi çürütülmeye çalışılan Türk devleti olmuştur. Esir alınmak istenen sadece taş binalar olmamıştır; demokrasimiz, millî egemenliğimiz, Gazi Meclis esir alınmak istenmiştir. Nihayet millî irade de başkentte bir kez daha direnmiş ve bir kez daha teslim olmamıştır. Gazi Meclis düşmanının Polatlı’ya dayandığı günkü azim ve kararlılıkla açık kalmış, Türk milleti zillete, ihanete boyun eğmemiştir. Türk askeri ve polisinin gerekli müdahalesiyle Ankara tüm dünyaya yine, yeniden daha gür bir sesle haykırmıştır: “Biz biriz, beraberiz.” Malazgirt’te olduğu gibi, Çanakkale’de olduğu gibi “Biriz, beraberiz.” demiştir.

Sayın milletvekilleri, unutulmamalıdır ki 15 Temmuzda da görüldüğü üzere, Ankara demek Türkiye Büyük Millet Meclisi demektir; gururumuz, umudumuz Türkiye Büyük Millet Meclisi demektir. Bizler bunu böyle düşünmemekte ısrar etsek de düşmanın gözünde Ankara demek Türk İslam âlemi demektir. Onlar çok iyi bilirler ve bu yüzden güçlerini her yeniden toparladıklarında Ankara’ya tüm güçleriyle bir kez daha hücum ederler. Ancak, Ankara demek Türklüğün zor zamanları demektir, Ankara demek oyunları bozmak demektir. Ankara bu yüzden sadece Türkiye’nin değil, gönül coğrafyamızın da başkenti demektir.

Afrin’de Türk Silahlı Kuvvetleri, Kerkük’te Necdet Koçak, Kırım’da Cengiz Dağcı, Doğu Türkistan’da İsa Yusuf Alptekin’dir. Bosna’da Aliya, Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’tır, Mehmed Emin Resulzade’dir Ankara. Batı Trakya’da Sadık Ahmet’tir, Gagavuzya’da Gökoğuzlar’dır. Ankara bu toprakların, bu coğrafyanın güvencesidir; Anadolu’dur, Rumeli’dir, Ahıska’dır, bitmeyen rüyadır.

Bu bilinçle, Ahlat’tan Söğüt’e, Semerkant’tan Tebriz’e, Konya’dan Bursa’ya, Edirne’den İstanbul’a tarihin en aziz, en kutsal mekânlarının halefi Ankara’nın başkent oluşunun 95’inci yıl dönümünü bir kez daha kutluyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taşlıçay.

Gündem dışı üçüncü söz, Adana’da tarım hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Ayhan Barut’a aittir.

Buyurun Sayın Barut. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

3.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Adana iline ilişkin gündem dışı konuşması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sizlere, yılda 3 kez ürün alınabilen, adam eksen neredeyse adam bitecek olan bereketli tarım topraklarından, iklimi kadar kendileri de sıcak, kıymetli Adanalı hemşehrilerimin selamını iletiyorum.

Adana sırtını Toroslar’a dayayan, kucağını Akdeniz’e açan, içerisinden Seyhan ve Ceyhan Nehri’nin geçtiği, besleyip büyüttüğü, Antik Kilikya ve Hititler’den Osmanlı’ya dek çok sayıda medeniyetin beşiğidir. Heybetiyle sanata, edebiyata, tarihe ışık tutan, bereketli topraklarında Yaşar Kemallerin, Orhan Kemallerin, Yılmaz Güneylerin ve Abidin Dinoların yetiştiği kadim bir kenttir.

Adana ülkemizin kurtuluş mücadelesine de öncülük etmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk emrini Adana’da veren Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 15 Mart 1923 yılında tekrar Adana’yı ziyaretinde “Bende bu vekayiin ilk hissî teşebbüsü, bu memlekette, bu güzel Adana'da vücut bulmuştur.” diyerek kentimizin kurtuluş mücadelesindeki önemini göstermiştir. Adana’mız ayrıca kebabıyla, şalgamıyla, bici bicisiyle, sıcağıyla, pamuğuyla, narenciyesiyle, karpuzuyla ve çok çeşit tarım ürünüyle anılan bir kenttir.

Saygıdeğer milletvekilleri, Adana ülkemiz genelinde üretilen ürünlerden buğdayın yüzde 5’ini, mısırın yüzde 20’sini, pamuğun yüzde 10’unu, soyanın yüzde 65’ini, ayçiçeğinin yüzde 8’ini, turunçgilin de yüzde 30’unu karşılamaktadır. Bu kadar zengin ve bereketli topraklara sahip olan Adana hızla gerilemiş, işsizlik ve yoksullukla anılır bir kent hâline gelmiştir. Üreticilerimizin bereketli topraklarda, 45-50 derece sarı sıcak altında ürettiği ürünlerin bereketi neredeyse başına bela olur hâle gelmiştir. AKP döneminde sürekli artan maliyetlere karşın, ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalan, pazarlayamayan çiftçilerimiz çok sıkıntılı ve perişan hâlde, üretim yapamaz hâle gelmişlerdir. Çukurova topraklarında çiftçilerimizin bu bereketli topraklar üzerinde durumu buysa İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki çiftçilerin hâlini düşünmek bile istemiyoruz.

Değerli milletvekillerim, Adana’da çiftçilerimiz dertlidir. Buğday ekim dönemiyle birlikte yeni sezona hazırlık süreci başlamıştır. Üreticilerimiz “Yok.” denilen ekonomik krizi -yeni sezonuna hazırlanırken- derinden hissetmeye başlamışlardır. Girdi kalemlerindeki 2-3 kat artışla yeni sezonu nasıl geçireceklerini kara kara düşünmektedirler.

Adana denilince akla ilk gelen tekstil ve konfeksiyon sanayinin hammaddesi, “beyaz altın” olarak anılan pamuk ve narenciyedir. Ne yazık ki üretim maliyetleri sürekli artarken hasat döneminin başladığı şu günlerde kilosu 4,5 lira olan kütlü pamuk fiyatları 3 liraya kadar gerilemiş bir durumdadır. Turunçgil üreticilerimiz de aynı sorunla baş başadır. Narenciye hasatının başladığı ilk günlerde limonun fiyatı 1,5 lirayken bu günlerde kilosu 70-80 kuruşa kadar gerilemiş, on yıldan beridir neredeyse aynı fiyatla işlem gören greyfurt, portakal ve mandalina bu seviyede kalmış, hiçbir şekilde artmamıştır. Bu, akıl alabilecek bir durum değildir. Üstelik narenciye üreticilerinin bu yıl Akdeniz meyve sineği zararlısı nedeniyle normalden 5-6 kat daha fazla ilaçlama yaparak üretim maliyetleri katbekat artmıştır. Döviz artıyor, faizler yükseliyor; mazotu, ilacı, gübresi pahalanıyor, iğneden ipliğe her şeye zam geliyor ama ne hikmetse pamuk ve narenciye ve tüm tarım ürünleri fiyatları geriye gidiyor, hatta dalında kalıyor. Şimdi, soruyorum size değerli vekillerim: Bu vicdanlara sığar mı? Üreticilerimize yazık değil mi? Yazıktır, günahtır, ayıptır. Görmeyen gözlerin görmesini, duymayan kulakların duymasını, hâlden anlamayanların insafa gelmesini diliyorum değerli arkadaşlar.

Adana’yı anlatırken ülke tarımımızın da içler acısı olduğunu, ülkemizin ithalatçı bir ülke hâline geldiğini, samanı bile ne yazık ki ithal ettiğimizi söylemek isterim. Buğdayda 5 milyon ton, pamukta 1 milyon ton ithalat yapar duruma gelmiş ülkemiz bugün için net bir şekilde ihracatçı durumundan ithalatçı hâle gelmiştir. Kendi kendine yeten 7 ülkeden artık biri değiliz, ithalatçı bir konumda olan ülkemizde son on altı yılda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Barut.

AYHAN BARUT (Devamla) – …çiftçi kayıt sistemine göre 2,8 milyon çiftçiden 2,1 milyona düşerek çiftçilerimiz hızla alanlarını terk etmişlerdir.

Değerli vekillerim, sektörün temel taşları olan on binlerce ziraat mühendisi, gıda ve su ürünleri mühendisleri, veteriner, tekniker ve teknisyenler de işsiz bırakılmıştır, AKP döneminde gerekli ilgi ve desteği görmemişlerdir. Tarladan sofraya gıda zincirinin en önemli halkasını oluşturan bu meslek gruplarımızdan derhâl yeterli sayıda mühendis, tekniker ve teknisyenlerin Tarım Bakanlığınca atama yapılmasını istiyoruz ve tüm bu anlattığım sorunların çözüleceği tek adresin de yüce Meclis olduğunu belirtmek istiyorum.

Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Barut.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sisteme giren ilk 20 milletvekiline yerlerinden birer dakika süreyle söz vereceğim. Bu sözlerin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

Sayın Topal…

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Hatay Milletvekili Serkan Topal’ın, Et ve Süt Kurumunun yüzde 10 indirim yaptığı 10 ürünün de fakirin sofrasında görmediği ürünler olduğuna, halkın et ve tavuk gibi temel ihtiyaçlarda indirim yapılmasını beklediğine ilişkin açıklaması

SERKAN TOPAL (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tarım ve Orman Bakanı, Et ve Süt Kurumunun 10 üründe yüzde 10 indirime gittiğini açıkladı. Bu ürünler sucuk, sosis, fıstıklı salam, Macar salamı ve kavurma gibi fakirin sofrasında hiç görmediği ürünlerdir. 20 Ağustosta kıyma, et ve tavuk etine ESK’nin yaptığı zamlarsa olduğu gibi duruyor. Bu “Ekmek yoksa pasta yesinler.” anlayışının tezahürüdür.

Sayın Bakana sesleniyorum: Halkın salam, sosis, sucuk alacak dermanı kalmadı, et ve tavuk gibi temel ihtiyaçlarda indirim yapılmasını bekliyor. Hükûmet samimiyse bu konuyu gündemine alsın, halkımız da ayda bir defa da olsa sofrasına et ve tavuk koysun. Bizler de halkımız adına bunu talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

2.- Bursa Milletvekili Erkan Aydın’ın, emeklilikte yaşa takılanların Meclisten müjdeli haber beklediğine ama Cumhurbaşkanının bu konudaki açıklamalarıyla beklentinin hüsrana dönüştüğüne ilişkin açıklaması

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Emeklilik hakkı varken hakları elinden alınan, hâlen çalışmakta olan birçok kişi Meclisimizden müjdeli bir haber bekliyordu. Ancak dün Sayın Cumhurbaşkanının doğruyu yansıtmayan açıklamalarıyla bu beklenti hüsrana dönüştü. Öncelikle şunları düzeltmemiz gerekiyor: Sayın Cumhurbaşkanının “38 yaşında emeklilik talebi…” doğru değil. Emeklilik bekleyenlerin çoğu 50 yaş üstü. Bu durumda olan kişi sayısı da 6,5 milyon kişi değil, bu sayının onda 1’inden daha az. Yine, maliyeti de 750 milyar TL değil, çok çok daha altında. Bu yanlışlıkları öncelikle düzeltelim. Partimizin verdiği yasa teklifine hiç bakmamışlar bile. Kendi deyimleriyle “ekonomik kurtuluş savaşı” sırasında bunu yük olarak görenlere geçen hafta 76 kişiyi hiç ihtiyaçları olmadığı hâlde ayda 12 bin TL maaşa bağladıklarını, 3 saray yaptırdıklarını, 15 uçak aldıklarını hatırlatmak isterim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

3.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Mersin Çeşmeli-Taşucu otoyolu ihalesinin bir kez daha ertelendiğine, Türkiye Enerji Zirvesi’nde Türkiye’nin 81 il, 500 ilçesine yılbaşına kadar doğal gazın geleceği söylendiği hâlde merkez ve Tarsus ilçesi dışında Mersin’in hiçbir ilçesinde doğal gazın olmadığına, Mersin’in sorunlarına hep birlikte çözüm bulunması konusunda Hükûmete seslendiğine ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, üç dönemdir Milliyetçi Hareket Partisi Mersin Milletvekili olarak Mersin’in sesi ve soluğu olmaya çalışıyoruz. Üç dönemdir Mersin’de Çeşmeli-Taşucu otoyolunun yapılacağı her seçim dönemi televizyon ekranlarından ve billboardlardan gösteriliyor ama ne yazık ki Ulaştırma Bakanlığından yapılan son açıklamaya göre ihale bir kez daha ertelenmiştir. Bakanlığın Mersin’le ilgili sorunlara sahip çıkmasını talep ediyorum. Enerji zirvesi yapılmış, Türkiye’nin 500 ilçesine ve 81 iline doğal gazın yılbaşına kadar geleceği söylenmiştir. Mersin’de Mersin merkez ve Tarsus dışında hiçbir ilçede doğal gaz yoktur.

Buradan, ben, Hükûmete ve bütün Mersin milletvekillerine sesleniyorum: Mersin’in sorunlarına hep birlikte çözüm bulalım, hep birlikte sahip çıkalım diyorum, saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

4.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, AKP’nin “hem yerliyiz hem millîyiz” demesine rağmen ithalattan hız kesmediğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

AKP’yi anlamak mümkün değil “Hem yerliyiz hem millîyiz.” diyorlar, ithalattan hız kesmiyorlar, durmak yok, ithalata devam yani. Kendi çiftçilerimiz borç içinde ama hâlâ başka ülkelerin çiftçilerine para kazandırıyorlar. On altı yıllık AKP iktidarı 200 milyar doları başka ülkelerin çiftçilerine kazandırdı. “Yerli tarım hamlesini başlatacağız.” diyorlar, fos çıkıyor. “Mazotun yarısı bizden yarısı sizden.” diyorlar, çiftçi mazotu 3 liradan mı alıyor yoksa 6,5 liradan mı alıyor? Gübre fiyatlarından haberiniz var mı? Tarımdan anlamayan Tarım Bakanı “Gübrede yüzde 10 indirim var.” diyor, hâlbuki bir hafta önce gübreye yüzde 100 zam geliyor. İddia ediyorum: Önümüzdeki yıl buğday üretimi çok düşecek çünkü çiftçimiz taban gübre alamadı, tonuna yüzde 100 zam yaptınız, buğday yine 80 kuruş; bu böyle gitmez.

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

5.- Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun, 17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü’nde astsubayların taleplerine ilişkin açıklaması

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün, Dünya Astsubaylar Günü. Astsubaylarımızın Meclisten talepleri var değerli milletvekilleri. Astsubaylar, göreve başlangıç derece ve kademesinin 9/2 olarak güncellenmesini ve subaylara ödenen makam ve görev tazminatlarının astsubayların da maaşına yansıtılarak yaşam standartlarının iyileştirilmesini bekliyorlar. Taleplerinin takipçisi olduğumuzu belirtiyor, astsubaylarımızın gününü kutluyorum.

BAŞKAN – Sayın Gültekin…

6.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, Niğde ili Bor ilçesi Emen, Badak ve Seslikaya köylerine ait alana ekonomiye 1 milyarlık katkı, 1.250 kişiye de istihdam imkânı sağlayacak güneş enerjisi santrali kurulacağına, yerli, millî ve aynı zamanda çevreci olan projenin hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Bakanlar Kurulu kararıyla Niğde Bor Enerji İhtisas Endüstri Alanı olarak kabul edilen Bor, Emen, Badak ve Seslikaya köylerimize ait yaklaşık 2.500 hektarlık alanda güneş enerjisi santrali kurulacaktır. Yaklaşık 9 milyar lira maliyetle kurulacak 500 megavat gücündeki santralden yılda asgari 2 milyar 850 milyon kilovat/saat elektrik enerjisi ucuza üretilerek ekonomiye 1 milyarlık katkı sağlanacaktır. Bu sayede 1 milyon 350 bin konutun ihtiyacı karşılanacak, aynı zamanda da 1.250 kişiye istihdam imkânı sağlanacaktır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın göstermiş olduğu hedefler doğrultusunda yerli, millî ve aynı zamanda çevreci olan projemizin Niğde’mize ve yerlilik, millîlik konusunda birbirine sıkıca kenetlenmiş olan aziz vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul ili Adalar ilçesi Burgaz Adası’nda bulunan cemevi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 376 bin TL ecrimisil bedeli istemesinin inanç özgürlüğünün, ibadet özgürlüğünün engellenmesi olduğuna ve Meclis Başkan Vekili Mithat Sancar’ın bu konudaki düşüncelerini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Değerli Başkanım -benim elimde- İstanbul ili Adalar ilçesi Burgaz Adası’nda bulunan cemevi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 376 bin 926 lira 75 kuruş ecrimisil bedeli istiyor. Yani cemevi için 376 bin TL ecrimisil bedeli istiyor. Bu nedir? Burada, ecrimisil bedeli, işletilen yerlerle ilgili olarak, arazilerle, arsalarla ilgili olarak eğer ticari bir rant, kârı varsa para istenilir. Bu, inanç özgürlüğünün engellenmesidir, ibadet özgürlüğünün engellenmesidir. Bu, aynı zamanda mezhepçi bir yaklaşımdır. Kendi inancından, mezhebinden olmayan insanların kendi dinî ibadetlerini, inançlarını yapmasını paraya tahvil etmektir. Meclis Başkanı Vekili olarak ve insan hakları savunucusu olarak sizin buradaki düşünceleriniz nedir? Bu mezhepçi yaklaşıma karşı mısınız, değil misiniz? İktidarın bir an önce bundan vazgeçmesi gerekmiyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tanal

Sayın Taşcıer…

8.- Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer’in, AnkaraKart alımında yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

GAMZE TAŞCIER (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bilindiği gibi, Ankara’da otobüs ve metroya binmek için AnkaraKart almanız gerekiyor. Ancak bu kartı alabilmeniz için de büyük bir sabır sahibi olmanız gerekir. AnkaraKart işlem merkezleri nüfusu 5,5 milyon olan Ankara gibi devasa bir şehirde yalnızca beş noktada var. E-randevu alamayan yaşlısı, hamilesi, öğrencisi, çalışanı, tüm Ankaralılar kart almak için saatlerce beklemek zorunda kalıyor. Hafta içi saat 12’de sıra numarası alan birinin aşağı yukarı saat 4’te sırası geliyor. Özellikle Kızılay merkezinde mahşerî bir kalabalık oluşuyor. Yeni merkezler ve ek bankolarla çözülebilecek basit bir sorun neden hâlâ çözülemez ve Ankaralılara eziyet edilir, anlamak mümkün değil. Bu sorunun bir an önce çözülmesini beklediğimizi ifade ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şevkin…

9.- Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin’in, Adana Hafif Raylı Sistem Projesi’nin Adanalılar için büyük külfet oluşturduğuna ilişkin açıklaması

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Değerli milletvekilleri, yapımına 1996 yılında başlanan ve 2010 yılı Mayıs ayında resmî açılışı gerçekleştirilen 535 milyon dolar maliyetli Adana Hafif Raylı Sistem Projesi Adanalılar için büyük bir külfet oluşturmaktadır. Adana Büyükşehir Belediyesi çalışanları aylardan bu yana maaş alamamasına rağmen Belediye gelirlerinin yüzde 40’ı, geçici kabulle çalışan ve büyük risk taşıyan; hastaneye, postaneye, stadyuma, üniversiteye uğramayan, her gün zarar eden hafif raylı sistem borcuna kesilmektedir. Cumhurbaşkanı tarafından 2011 yılında Adana Uğur Mumcu Meydanı’nda söz verilmesine rağmen Bakanlığa devri gerçekleşmemiş, yine söz verilmesine karşın ikinci etap çalışmaları da bir türlü başlamamıştır. Türkiye’nin birçok yerinde tramvay hatları proje ve yapım çalışmalarının Bakanlar Kurulu kararıyla Ulaştırma Bakanlığı tarafından üstlenildiği bilinmektedir. Ayrıca Kanal İstanbul gibi uçuk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

10.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman ili Gölbaşı ilçesindeki Çetintepe Barajı’nın yüzde 60’ı tamamlanmış olmasına rağmen sulamaya ilişkin herhangi bir çalışmanın başlatılmadığına, Besni ve Gölbaşı’ndaki tarım arazilerinin suyla ne zaman buluşacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adıyaman’ımızın Gölbaşı ilçesindeki Göksu Çayı üzerine inşa edilen Çetintepe Barajı şu anda fiziki olarak yüzde 60 oranında tamamlanmıştır. Bu projeyle Besni Ovası’nda 230 bin dekar, Gölbaşı Ovası’nda ise 60 bin dekar tarım arazisinin sulanması hedeflenmektir. Gelinen aşamada bugüne kadar sulamaya ilişkin herhangi bir çalışma başlatılmamıştır. Besni ve Gölbaşı halkı adına ilgili Bakanlığa ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne buradan soruyorum: Besni ve Gölbaşı’ndaki tarım arazileri suyla ne zaman buluşacak ve su kanalları çalışmalarına ne zaman başlanılacak?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

11.- Gaziantep Milletvekili İrfan Kaplan’ın, eczacıların yaşadığı sorunlara ilişkin açıklaması

İRFAN KAPLAN (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Eczacılarımız mesleğini icra ederken birçok sorunla karşı karşıya geliyor. Eczacı eczanesinde şiddete uğruyor, eczacı devlete bedava tahsildarlık yapıyor, muayene ücretini eczacı tahsil ediyor, tahsil ederken de zorlanıyor, vatandaşla karşı karşıya geliyor. Yanlış politikalarla binlerce eczacımız iflasın eşiğine gelmiştir, piyasada birçok ilaç bulunmuyor iktidarın kötü yönetiminden; grip aşısı dahi piyasada yok. Kamu kurum iskontoları ise vatandaşa pahalı, devlete daha ucuz veriliyor. İlaçta fiyat düşüşleri de eczacıdan gidiyor. Hükûmet, eczacı sırtından ağalık yapıyor. Miadı geçen ilacı eczacı vergiden düşmeli, muayene paraları kaynağından kesilmeli. Eczacılarımız muayene ücreti, katılım payı, eş değer fiyat farkı tahsildarlığı değil, asıl mesleği olan ilaç danışmanlığını yapmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan…

12.- İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan’ın, taşeron işçi olarak çalışanlardan 4/D işçi kadrosuna geçenler ilave tediye hakkından faydalanırken belediye şirketlerine geçenlerin bu haktan faydalanamadığına, iktidarı bu işçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için yargı kararlarına uymaya çağırdığına ilişkin açıklaması

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Bilindiği üzere, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle, taşeron işçi olarak çalışan işçiler, 4/D işçi kadrolarına atandılar, belediyelerde ve özel idarelerde taşeron firmada işçi olarak çalışanlar ise, ilgili belediyelerin ve özel idare müdürlüklerinin kurdukları şirketlerde istihdam edildiler. Direkt 4/D işçi kadrosuna atanan kişiler ilave tediye ikramiye hakkından faydalanırken, belediye şirketlerine geçenler bu haktan faydalanamıyor. Yargıtayın bu işçilere ilişkin olumlu kararına rağmen, Maliye Bakanlığı İçişleri Bakanlığına yazdığı olumsuz yazıyla bunu engelliyor. Toplumun tüm kesimlerini bölen iktidar, işçileri de ikramiye hakkı üzerinden bir kez daha bölmüş oluyor. İlave tediye hakkından mahrum bırakılan işçilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için iktidarı yargı kararlarına uymaya çağırıyorum.

Teşekkürler efendim.

BAŞKAN – Sayın Subaşı…

13.- Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’nın, tüccar ve komisyoncuların Hal Yasası’nda yapılması planlanan değişikliklerden rahatsızlık duyduğuna ilişkin açıklaması

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Antalya Toptancı Hali, dönemimizde yaptığımız Türkiye'nin en büyük üretici ve tüketici hallerindendir. Geçen günkü ziyaretimde tüccar ve komisyoncuların en büyük rahatsızlıkları, Maliye ve Hazine Bakanı Sayın Albayrak’ın Hal Yasası’nı tümden değiştirip komisyonculuğu kaldırarak pahalılıkla mücadele edeceğini söylemesi olmuştur.

Sayın Bakan “Meclise getireceğimiz Hal Yasası’yla komisyonculuk tarihe karışacaktır. Dünyada örneği olmayan bir model üzerinde çalışıyoruz. Enflasyon ve faiz denen iki prangadan kurtulacağız.” demiştir.

Oysa hepimizin bildiği gibi, fiyatları düşürmek üretimi artırmak, girdi maliyetlerini düşürmekle mümkündür. Üreticimizin, çiftçimizin girdi fiyatlarının birinci kalemleri olan gübre, mazot, enerji, tohum fiyatları ve sera maliyetleri kat kat artmıştır. Yeni hazırlanmakta olan Hal Yasası’yla dünyada örneği olmayan bir model üzerinde çalıştıklarını söylemeleri önemli bir maceradır.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

14.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, neden soya, mısır ve ayçiçeği küspesinin ithal edildiğini, ithal eden firma sayısını, bu firmaların kaçında milletvekili ya da bakanların yakınları olduğunu ve neden yerli yem sanayimizi geliştirecek önlemlerin alınmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tavuk üreticilerinin en yaygın kullandığı soya fasulyesi küspesi, mısır ve ayçiçeği küspesini ithal ediyoruz. Bu ürünler dolara endeksli, üreticinin girdi maliyeti yüzde 100 arttı. Soya fasulyesi küspesi Türkiye tarihinde ilk defa 560 doları gördü, ambalajlama maliyeti bir tonda 25 lira iken 42 liraya yükseldi. Ayçiçeği küspesinin tonu 650 liradan 1.210 liraya yükseldi. Mısır küspesinde de durum farklı değil. Soya, mısır ve ayçiçeği küspesini neden ithal ediyorsunuz? Bu ürünleri ithal eden firma sayısı nedir? Bu firmaların kaçında milletvekili ya da bakanların yakınları ortaktır? Bu firmalar ithalatta tekel durumunda ve yaptıkları stoklarla zenginleşmektedir. Bazı firmalar ise GDO bahanesiyle engellenmektedir. Soya, ayçiçeği ve mısırı üretecek iklime ve yeterliliğe sahip bir ülke değil miyiz? Yerlilik ve millîlikten söz ederken neden yerli yem sanayimizi geliştirecek önlemleri almıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

15.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde yoksulluğun tüm şekillerinin yok edilmesi ve herkes için refahın sağlanması gerektiğine, yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadeleden taviz verilemeyeceğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’dür. “Yoksulluk, toplam gelirin biyolojik varlığın devamı için gerekli olan giyecek, yiyecek ve bunun gibi asgari düzeydeki fiziki ihtiyaçları karşılamaya yetmemesi” denmişse de yoksulluğu sadece bu yönüyle değerlendirmemeli, insan sadece fiziki olarak ele alınmamalıdır. O, başta gıda olmak üzere, giyim, barınma, eğitim, sağlık, altyapı, kültür, değerler, ortak yaşama ve bunun gibi ihtiyaçları olan kutsal bir varlıktır. Yoksulluğun etkili olduğu yerde ilerleme sağlanamaz. Yoksulluğun zorladığı hayatlar genelde acımasız olur. Yoksulluk insanları marjinalleştirebilir. İnsanların bilgi ve bakış açıları anlamlı ve kalıcı bir çözüm için hayati önem taşımaktadır. Yoksulluğun tüm şekilleri yok edilmeli, hedef herkes için refahın sağlanması olmalıdır. İnsanlığın en büyük düşmanı cehalet, fakirlik ve ihtilaftır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadeleden taviz verilemez.

BAŞKAN – Sayın Aycan…

16.- Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan’ın, tarım sigortaları konusundaki ödeme yetersizliğine ve ilçe bazlı yapılan ödemelerin kişi bazlı yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

SEFER AYCAN (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarım sigortaları konusundaki ödeme yetersizliği ve uygunsuzluğu konusunda konuşmak istiyorum, bunu gündeme getirmek istiyorum.

Afşin-Elbistan Ovası Türkiye’nin en verimli ovalarından birisi olmasına rağmen son zamanlarda ciddi kuraklık sorunu yaşamaktadır ve sulu tarım yapılamamaktadır. Bunun üstüne Afşin-Elbistan termik santralinden yağan tozlar nedeniyle verim düşmüştür. Bugün çiftçiler sıkıntı yaşamaktadır. Bu durum karşısında tarım sigortalarının yaptığı ödemeler de yetersiz kalmaktadır. Tarım sigortaları ilçe bazlı ödeme yapmakta, bunun yerine özellikle mahalle veya kişi bazlı ödeme yapılmasını öneriyoruz. Afşin-Elbistan bölgesindeki çiftçilerin buna ihtiyacı var. Buna dikkat çekmek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Antmen…

17.- Mersin Milletvekili Alpay Antmen’in, temeli 3 kez atılan Mersin Çukurova Bölgesel Havaalanı inşaatında yerel seçimlerden önce 4’üncü kez temel atma töreni yapmayı düşünüp düşünmediğini Cumhurbaşkanından sormak istediğine ve inşaatın ne zaman tamamlanacağının merak edildiğine, kurulmak istenen balık çiftliklerinin Mersin sahillerini çöplüğe çevireceğinin farkında olunup olunmadığına ve Mersin’e hak ettiği önemin ne zaman verileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ALPAY ANTMEN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanına sormak istiyorum. Temeli 28 Mayıs 2013 tarihinde atılan ve 29 Ekim 2018 tarihinde biteceği söylenen Mersin-Çukurova Bölgesel Havaalanı inşaatı -3 kez temel atılan bu inşaat- 3’üncü kez durmuştur. Yerel seçimlerden önce 4’üncü kez temel atma töreni yapmayı düşünüyor musunuz? Ve Mersin özellikle merak ediyor; Çukurova Bölgesel Havaalanı inşaatı ne zaman tamamlanacaktır?

Ancak daha da önemli bir şey arz etmek istiyorum. Mersin’e kurulmak istenen balık çiftlikleri Mersin sahillerini çöplüğe çevirecektir, farkında mısınız?

Bu arada Mersin’e hak ettiği önem ne zaman verilecektir?

Teşekkürlerimle saygılar sunarım.

BAŞKAN – Sayın Taytak…

18.- Afyonkarahisar Milletvekili Mehmet Taytak’ın, Afyonkarahisar ilinin şeker pancarı söküm kampanyasının 26 Eylül 2018 tarihinde başladığına ancak pancar alımlarında yaşanan sorunların yetkililer tarafından araştırılıp bir an evvel çözüme kavuşturulmasının talep edildiğine ilişkin açıklaması

MEHMET TAYTAK (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Afyonkarahisar ilimizin şeker pancarı söküm kampanyası 26 Eylül 2018 tarihinde başlamıştır. Şeker fabrikası pancar alımları stoklama kapasitesinin altında. Sandıklı, İhsaniye ve Şuhut ilçelerimizde kantarların henüz açılmadığı bilgisi gelmektedir. Ayrıca dün itibarıyla, fabrikadaki teknik arızadan kaynaklı, alımların yavaşlaması durumlarından dolayı çiftçilerimiz pancarlarını yol kenarlarına bırakmaktadır. Bu durum pancarda fireyi artırmaktadır. Köylümüz pancar parasıyla istikametini belirler. Konunun yetkililer tarafından araştırılıp bir an evvel çözüme kavuşturulmasını talep etmekteyiz.

Genel Kurulu sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Özen…

19.- İstanbul Milletvekili Zeynel Özen’in, geçen hafta yapılan gündem dışı konuşmada Kerbelâ katliamının ve Hazreti Hüseyin’in siyasete alet edilmesinin Alevileri yaraladığına ilişkin açıklaması

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; geçen hafta bir arkadaşımız gündem dışı konuşmasında Kerbelâ katliamını ve Hazreti Hüseyin’i anarken Haçlılara, Endülüs’e, 15 Temmuza, hatta Cumhurbaşkanına kadar alakasız bir şekilde siyasete alet etmesi, bu katliamın acısını ve yasını yaşayan biz Alevileri yaralamıştır. İnancımızın ve acılarımızın siyaset malzemesi edilmesini doğru bulmuyoruz ve kınıyoruz. Mazlumun zalime karşı mücadelesi olan Kerbelâ’da katledilen ehlibeytin inancını sürdürenler saraydakiler değil, sarayın zulmüne karşı direnen Hallac-ı Mansur, Pir Sultan Abdal, Seyit Nesimi’dir, Şeyh Bedrettin’dir. Kerbelâ’yla bir benzerlik kurulacaksa Yezit ve Muaviye zihniyetinin devamı olanların yaptığı Maraş, Çorum, Sivas, Suruç ve Ankara gar katliamı sayılabilir.

Bu konularda ben yüce Meclisin gereğini yapmasını istiyorum çünkü bu katillerin birçoğu sokaklarda dolaşmaktadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çakırözer…

20.- Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in, Kırım Tatar Türklerinin durumuna ilişkin açıklaması

UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, ülkemizde sayıları milyonları bulan Kırım Tatar Türkü vatandaşımız yaşamakta. Onlar Çanakkale’de, Yemen’de, İstiklal Savaşı’nda canlarını bu topraklar için hiç çekinmeden verdiler, bugün de veriyorlar; vatanımızın ortak kaderinin ayrılmaz parçasıdırlar. Ancak, 2014 yılında Kırım Tatarlarının ana vatanı bir kez daha hukuksuzca işgal edildi. İşgalci Rusya yönetiminin insan hakları ihlalleri artık insanlık suçlarına dönüştü. 11 Kırım Tatarı Rus cezaevlerinde hayatını kaybetti, 16 Kırım Tatarı kayıp, 49 Kırım Tatarı siyasi mahkûm. Hemen her hafta Kırım Tatarlarına ait okullar, camiler, evlere baskınlar düzenlenmekte; 3 binin üzerinde baskın yapıldı. 50 bin Kırım Tatarı Ukrayna’ya göç etmek zorunda kaldı. İşgalciler şimdi de Kırım Hanlığı’nın başkenti olan Bahçesaray’da Hansaray’ı tahrip etmekte. Maalesef Kırım Türkleri Türkiye'nin uluslararası yaptırımlara katılmamasını kalpleri kırık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Değerli milletvekilleri, şimdi de grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, benim size yönelttiğim bir soru vardı, sizin şahsınıza yönelikti.

BAŞKAN – Sayın Lütfü Türkkan, buyurun.

21.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, 17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü’nde Hükûmetin astsubaylara verdiği sözleri tutmadığına, açıklanan işsizlik rakamlarına göre üniversite mezunlarının işsizler ordusunun başını çektiğine, Hükûmetin ülkeyi on altı yılda altmış iki yıl geriye götürdüğüne, özelleştirmelerin durdurulması için Hükûmete bir kez daha çağrı yaptıklarına ve İş Bankasındaki Atatürk hisseleriyle ilgili konuya ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü’nde ordumuzun direği olan astsubaylarımızı İYİ PARTİ Grubu adına selamlıyorum.

Hükûmet daha önce söz vermesine rağmen astsubaylarımızın görev ve makam tazminatlarını hâlâ vermemiştir. Astsubaylarımız emekli olduklarında tazminatlarını alamadıkları için emekli maaşları yarı yarıya düşmektedir. Bu sebeple, astsubaylarımızın göreve başlama derecelerinin 9’un 2’sine yükseltilmesini, görev ve makam tazminatı verilmesini önemli görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, son açıklanan rakamlara göre, işsizlik yüzde 10,8’e, genç işsizlik ise yüzde 19,9’a yükselmiştir. Bu ay içerisinde 1.473 kontenjanlı temizlik görevlisi alımı için İŞKUR’a 7.226’sı genç, 14.030 üniversite mezunu başvuru yapmıştır. Dikkatinizi çekmek istiyorum, temizlik görevlisi alımı için 14.030 üniversite mezunu başvuruyor. Kaç kişi alacaklar? 1.473 kişi. Üniversite mezunlarının işsizlik ordusunun başını çektiklerini görüyoruz. Her gün açılan üniversitelerin, vakıf üniversitelerinin Adalet ve Kalkınma Partisine kadro yaratmaktan başka hiçbir işe yaramadığını burada bir kere daha görmek durumundayız.

Hükûmet aslında betona para yatırıp yandaş iş adamlarına rant yaratmak yerine, gençlere ve diğer işsizlere de istihdam alanları açacak projelere yönelmiş olsa üniversite mezunu bu gençler temizlik işçisi olmak üzere başvurmazlardı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın milletvekilleri, altmış iki yıl önce bugün Türkiye Cumhuriyeti ilk defa şeker ihracatını gerçekleştirmişti, bugün ise şeker ihracatı durmuş, Amerika şirketi Cargill’in direktifleriyle… Hani dün demiştiniz ya “Trump’un ağzına bakmıyoruz.” diye, Trump’un ağzını değil rüyasını bile takip ediyorsunuz. Cargill direktif verdi bütün şeker fabrikalarını kapattınız. Hükûmet on altı yılda altmış iki yıl geriye götürdü ülkeyi. İYİ PARTİ olarak şeker fabrikalarının kapatılmasını kabul etmiyoruz. Özelleştirmelerin durdurulması için de Hükûmete bir kez daha çağrı yapıyoruz.

Sayın milletvekilleri, İş Bankasındaki Atatürk hisseleriyle ilgili konuyu AK PARTİ’nin yoğun gündemi değiştirme çabası olarak görüyoruz öncelikle. Ondan sonra, uyarmak istiyoruz sizleri, gözden kaçan ve bizce önemli olan bir nokta daha var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hisseler hazineye devredilse bile Atatürk’ün vasiyetnamesi üzerine Türk Dil ve Tarih Kurumuna giden para kesintisiz olarak devam etmelidir. Üstelik, bu hisselerin devrini istemek Türkiye’de mülkiyet hakkının gasbı konusunda ciddi anlamda insanları düşünceye sevk edecektir.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Sayın Erkan Akçay….

22.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Türk edebiyatının Dede Korkut’u olarak anılan usta şair Bahaettin Karakoç’un vefatına, 17 Ekim Türkiye’nin NATO’ya katılmasına ilişkin protokolün imzalanmasının 67’nci yıl dönümüne, Zeytin Dalı Harekâtı başta olmak üzere sınır ötesi operasyonlarda NATO desteğinin söylemden öteye geçmediğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türk edebiyatının Dede Korkut’u Bahaettin Karakoç, doğduğu ve büyüdüğü şehir olan Kahramanmaraş’ın Ekinözü ilçesinde dün Hakk’a yürüdü. Mısralarında ıhlamur kokan şair Karakoç, aynı zamanda ülkemize mühim edebiyatçılar kazandırmış olan bir ailenin evladıdır; dedesi, babası ve kardeşleri de şairdi. 24 eseri ve yüzlerce şiiri olan Bahaettin Karakoç, edebiyat dünyasında ülkemiz içinde ve uluslararası birçok edebiyat ödülünün sahibi olmuş, Türk şiirine damgasını vurmuştur.

Edebiyatımızın Beyaz Kartal’ı Karakoç, “Daüssıla” “Memleket Hasreti” adlı şiirinde bayrak ve ülke sevgisini şöyle anlatmıştı:

“Yadellerde bayrağımı görünce,

İlim düşer, obam düşer aklıma.

Kapılırım bir sınırsız sevince,

Görür görmez selâm düşer aklıma.

 

Ne bir benzeri var, ne de bir eşi;

Odur gökyüzünün Ay'ı-Güneş'i...

Bir özgürlük imi, bir aşk ateşi,

Bengi-çiçek sılam düşer aklıma.”

Şairimizin mekânı cennet olsun, ailesine, sevenlerine ve edebiyat camiamıza başsağlığı diliyoruz.

Bugün, Türkiye'nin NATO’ya katılmasına ilişkin protokolün imzalandığı günün 67’nci yıl dönümüdür. Türkiye, ittifak kapsamında bölgesinin ve dünyanın huzur ve güvenliğine önemli katkılar sundu. 1990’lı yıllardan itibaren Bosna, Kosova, Makedonya, Afganistan ve Libya’da NATO harekâtlarında Türkiye ön sıralarda yer almıştır. Buna rağmen, Türkiye-NATO ilişkilerinde izaha çok muhtaç bir boyut vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türkiye'nin güvenlik arayışının özellikle sınır ötesi boyutunda en önemli sütunlardan birisi olması gereken NATO, ülkemizin karşı karşıya kaldığı güvenlik tehditlerinde destek sağlamamaktadır. Özellikle YPG/PKK terörüyle mücadele kapsamında gerçekleştirdiğimiz Zeytin Dalı Harekâtı başta olmak üzere, sınır ötesi operasyonlarda NATO desteği söylemden öteye geçmemiştir. Türkiye-NATO ilişkilerinde ittifakın ortak güvenlik inşası boyutunda NATO tarafı sorumluluğunu yerine getirmemektedir. NATO’nun gelişmesi ve devamlılığı, ittifakın Türkiye'nin güvenlik inşasına katkıda bulunmasına bağlı olacaktır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Sayın Ayhan Bilgen...

23.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, Bahaettin Karakoç’u saygıyla andığına, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili Recep Tayyip Erdoğan’ın dün yaptığı değerlendirmenin Mecliste ciddi bir tartışma konusu olması gerektiğine, 17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde atanamayan ve cebinden sadece 10 lira çıkmış bir öğretmenin intihar etmesinin düşünülmesi gereken bir durum olduğuna, herhangi bir hukuki engel olmamasına rağmen güvenlik soruşturmaları nedeniyle özel kurumlarda bile çalışmasına engel olunanlarla ilgili konunun ele alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Karakoç’u, halk şairini anarak başlamak istiyorum. Elbette yokluk ve yoksulluk içerisinde geçen bir hayat, görüşlerine, düşüncelerine katılsak da katılmasak da saygıdeğer bir duruştur. Büyük sıkıntılar yaşamış ama kalemini eğip bükmemiş ve devlet sanatçısı olup imkânına imkân katmak yerine, yokluk içinde, sade bir hayat içerisinde yaşamış ve öyle ölmüştür. Hani tam Yunus’un deyimiyle “Bir garip öldü diyeler.” pozisyonudur. Saygıyla anıyorum ben de.

Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün yaptığı değerlendirme galiba bu Mecliste ciddi bir tartışma konusu olmaya muhtaç. Sayın Erdoğan, bunun devlete, millete, ülkeye büyük bir yük olduğu iddiasıyla İstiklal Savaşı karşılaştırması yaptı yani “Bu zor günlerde nasıl bir şey istersiniz?” gibi bir yaklaşım içerisine girdi. Oysa galiba bu ülkede bir şey isteme hakkı en çok olanlar emekliler, emekliliği hak ettiği hâlde emeklilik hakkı kendilerine verilmeyenlerdir. Bir kere kamuoyunun dikkatini şuna çekmek isteriz: Bu kişiler özel sektörde de çalışmış olsalar işe başladıkları dönemin akdi bir kazanılmış haktır. Bu kişiler başladıklarında iş günü ve yaş hesabı farklıydı ama sonradan farklı bir yaş hesabı önlerine konularak iş gününü doldurdukları hâlde emeklilik hakkı tanınmıyor. Dolayısıyla burada bir haksız talep yok, bir yük olma durumu yok; aksine, baştaki akde, devletin verdiği söze sadakat gösterip göstermemesiyle ilgili bir durum var. Kaldı ki bir yük paylaşılacaksa galiba bu yükü öncelikle paylaşması gereken başka kesimler olsa gerek, zaten kıt kanaat yaşayanlar ve son derece kıt imkânlarla hayatını devam ettirenler olmasa gerek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Tabii, bugün Yoksullukla Mücadele Günü. Şüphesiz, atanamayan bir öğretmenin bugün intihar etmiş olması ve cebinden sadece 10 lira çıkmış olması hepimizin tüylerini diken diken edecek bir durum. İnsanların işsizlik dolayısıyla hayatlarından vazgeçiyor olmaları sadece “ekonomik durum” diyerek geçiştirilecek bir tablo değil. Bu tablo, bu durum, hani tam da “Dicle kenarında bir kuzuyu kurt kapsa onun hesabı Ömer’den sorulur.” diye, buradaki herkesin düşünmesi gereken bir durum.

Ben benzer örneklerin asla olmaması temennisiyle ciddi bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. O da güvenlik soruşturmaları dolayısıyla özel kurumlarda bile çalışmasına izin verilmeyenler var yani herhangi bir yargısal engel yok, işe girmeleriyle ilgili herhangi bir kısıt yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Evet, Sayın Başkan.

Herhangi bir hukuki engel olmamasına rağmen, keyfî biçimde, özel kurumlarda bile çalışmasına, bir kanaatle sadece, bir yorumla, hiçbir yazılı belge sunmaksızın engel olunan binlerce gencimiz var. Şehirden şehre durum değişiyor. Kars’ta örneklerini bildiğimiz onlarca vaka var. Rehabilitasyon merkezlerinde, özel kurslarda işe başlamak istiyorlar, kurum istihdam etmek istiyor ama bir özel kanaatle belgeleri onaylanmıyor. Aynı kişiler başka şehre gidiyorlar, işe girebiliyorlar. Şimdi, bir şehirde başka bir güvenlik teorisi ya da konsepti, yaklaşımı, başka kısıt, başka bir şehirde başka bir şey olamaz. Dolayısıyla yeni intiharlara, yeni sosyal facialara sebebiyet vermeyecek ciddiyetle bu konunun ele alınması gerekiyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum ben de.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bilgen.

Sayın Engin Özkoç…

24.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, dünya liderlerinin Recep Tayyip Erdoğan’a son günlerde teşekkür yağdırdığına ve teşekkürlerin boş yere gelmediğine, Cemal Kaşıkçı olayına, Türkiye’de bitirilen parlamenter rejimin, getirilen tek adamlık düzeninin ülkeyi içine soktuğu tabloya, Türkiye’nin itibarını, uluslararası sistemde onurunu geri kazanabilmesinin tek yolunun Parlamento olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Dünya liderleri Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, kişisel olarak şahsına son günlerde teşekkür yağdırıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump, zorlu pazarlığın sonunda, kendi ifadesiyle fidye ödemeden kurtardığı rehine Rahip Brunson için bizzat Erdoğan’a teşekkür etti. Tüm dünya önünde, Oval Ofis’te, fidye teklif eden ve rehine tutan bir ülke ilan ettiği Türkiye'nin Cumhurbaşkanına diplomatik nezakete ihtiyaç duymadan “bağımsız yargı” ve “Türkiye” ifadelerini bile kullanmaya gerek görmeden şahsen teşekkür etti, “Pazarlık iyi gitti, sağ ol.” dedi.

Bir hafta içinde ikinci teşekkür de Suudi Kral Selman’dan geldi. Bunu da Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik’ten öğrendik. Çevik dedi ki, birebir kendi ifadesiyle aktarıyorum: “Türkiye olayı fazla eşelemeden Kral Selman’a yardımcı oluyor -olayı fazla eşelemeden Kral Selman’a yardımcı oluyor- işte bu yüzden Kral Selman Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı arayıp teşekkür etti.”

Amerikan vatandaşlığında bulunan bir Suudi vatandaş evlilik belgelerini almak için Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliğine gidiyor. Washington Büyükelçiliği kendisinin de verebileceği belgeler için İstanbul Başkonsolosluğunu adres gösteriyor ve Kaşıkçı’yı Türkiye’ye yönlendiriyor. Kaşıkçı İstanbul’a geliyor, randevu aldığı tarihte, 2 Ekimde İstanbul Başkonsolosluk binasından içeri giriyor. Aynı tarihte, aynı binaya, Suudi Arabistan’dan o gün özel jetle gelen diplomatik pasaportlu 15 Suudi’yle giriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – O 15 kişi aynı gün konsolosluktan ve Türkiye’den ayrılıyor ancak kapıda nişanlısı bekleyen Cemal Kaşıkçı ortada yok. Konsoloslukta günler sonra arama yapılıyor, gazetecilerin gözü önünde getirilen temizlik malzemeleriyle bina temizlenmiş olsa da cinayete dair güçlü emareler bulunuyor. Konsolosun konutunun da aranması için karar çıkarılıyor. Dün, akşam saatlerinde yapılacak aramadan hemen önce Konsolos apar topar İstanbul’dan ayrılıyor, daha doğrusu kaçıyor ve Konsolos olmadığı için konutunda arama yapılamıyor. Yani teşekkür boş yere gelmiyor arkadaşlar, teşekkürler boş yere gelmiyor.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın eşelemeyi uygun bulmadığı tablo işte tam da budur. Biz Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti olarak bu tabloyu eşelemeyeceğiz de neyi eşeleyeceğiz? Adamlar diyorlar ki: “Biz bu kirli işi Amerika’da yapamayız, İstanbul’a çekelim. Orada bir devlet mekanizması yok, Erdoğan’ı ayarlar, bu işin üzerini kapatır, gideriz.” Tabir bu. Kamu düzeninin, kurumların, yargının, istihbaratın tek bir kişinin iki dudağında bulunduğu tek adam rejiminde bu işler böyle yürüyor. Türkiye’de bitirdikleri parlamenter rejimin, getirdikleri tek adamlık düzeninin ülkemizi içine soktuğu tablo budur.

Türkiye'nin itibarını, uluslararası sistemde onurunu geri kazanabilmesinin tek yolu Parlamentodur. Konuyu Parlamentoya, buraya getirin. Güvenlik ve İstihbarat Komisyonunu göreve çağırıyoruz. Ülkemizin güvenliğini, hukuk ve kamu düzenini yok sayan bu saygısızlığa karşı tüm siyasi partileri birlik olmaya, Meclisi sorumluluk almaya davet ediyoruz.

Saygılarımızla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Sayın Cahit Özkan…

25.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, usta şair Bahaettin Karakoç’a Allah’tan rahmet dilediğine, bağımsız ve tarafsız yargının verdiği kararlarla Rahip Brunson’un önce tutuklanıp, sonra serbest bırakıldığına, her hâl ve şartta Türkiye Cumhuriyeti anayasal düzeninin takdir görmesi gerektiğine, Cemal Kaşıkçı olayında Türkiye’nin kayıtsız kalmayan, hukuk devleti kurallarını işleten ve diplomasinin gereğini yerine getiren bir devlet olarak sorumluluğunu yerine getirdiğine, 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinde komisyon aşamasındaki uzlaşının Genel Kurulda da devam etmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

“Ihlamur çiçeği açtığı zaman güneş gibi gireceğim dar kapıdan.” demişti Türk edebiyatının Dede Korkut’u; usta şair, merhum Bahaettin Karakoç ıhlamur solmaya yüz tutmuşken ayrıldı aramızdan. Uzun zamandır tedavi gördüğü Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Hastanesinde dün akşam hayatını kaybetmiş olmasını büyük bir teessürle öğrenmiş bulunuyoruz. Şiirimizin soluk bile alamadığı son yıllarda yılmadan, ilerlemiş yaşına rağmen şiir üretmeye devam eden, ömrü bir şiir gibi olan Bahaettin Karakoç’a Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine, aziz milletimize başsağlığı diliyorum.

Yazdıklarıyla, ardında bıraktığı ölümsüz eserlerle cihana seslenecek olan her şair gibi Bahaettin Karakoç da yıllar boyu sevenlerinin yanında olmaya devam edecektir.

Tabii, gündemimiz yoğun. Özellikle, Rahip Brunson olayı konuşulmaya devam ediyor. Dün de aynı kaldığımız noktada konuşmalarımız olmuştu. Bu konuda, demokratik bir hukuk devleti nasıl işlemesi gerekiyorsa aynen o şekilde, anayasal düzenimize, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun şekilde görevini ifa eden bağımsız ve tarafsız yargımızın vermiş olduğu tutuklama kararı ve ardından da tahliye kararı çerçevesinde Rahip Brunson önce tutuklanmış, sonra da serbest bırakılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da bütün dünyaya olduğu gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - …ABD’ye de bağımsız yargının kararı olduğunu ifade etmiş, bu çerçevede, Türk yargısına ve Türk devletine saygı duyulmasını bütün dünya kamuoyundan istemiştir ve bu çerçevede de verilen kararla tahliye olmuş Brunson kendi ülkesine gitmiştir. Hukuk, Amerika’da, gelişmiş demokrasilerde, Kıta Avrupası’nda nasıl işliyorsa o şekilde de -hamdolsun- ülkemizde yargı işlemektedir. Tabii, bir taraftan “Müzakere yürüttük, fidye bile vermedik.” diyorsa Trump, demek ki müzakerenin sonucunda bir şey vermişse Türk devletinin gücünü gösterir, bir şey vermemişse o zaman da bağımsız yargımızın kararı söz konusudur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Pilav her türlü yanıyor ama.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Her hâl ve şart altında Türkiye Cumhuriyeti anayasal düzeninin takdir görmesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Diğer taraftan Cemal Kaşıkçı olayına temas edecek olursak, iki disiplin arasında meydana gelen, bir taraftan ulusal hukukumuz, diğer taraftan da uluslararası hukukun kurum ve kurallarının işleyişi çerçevesinde, Avrupa Konseyi üyesi olan demokratik hukuk devletimiz kendi ülkesi içerisinde meydana gelmiş -diplomatik temsilcilikte meydana gelmiş olsa da- bu meseleye kayıtsız kalmamış ve adımlar atmıştır; ulusal hukukumuzun gereği olarak soruşturma kararını ortaya koymuş ancak uluslararası hukukun gereği, bir diplomatik temsilcilikte meydana gelmiş olan bir vakanın araştırılması için girişimlerde bulunmuş, önce büyükelçi Dışişleri Bakanlığına çağrılmış, arkasından da Arabistan yetkili makamlarıyla temasa geçilerek büyükelçilikte olay yeri inceleme ekipleri inceleme başlatmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bugün basına düşen, olay yeri inceleme ekiplerinin olayla ilgili bulgu ve delillere ulaştığına ilişkin haberle de biz de kamuoyuyla birlikte bilgilenmiş bulunuyoruz. Onun için, uluslararası hukukun da önemli olduğu ve aynen yabancı bir devletin toprağı gibi telakki edilen bir büyükelçiliğe dünyanın hiçbir demokratik hukuk devleti giremez ve girmek için uygun yolları da bulan Türkiye Cumhuriyeti devleti incelemeleri tamamlamıştır. Onun için Türkiye, Kaşıkçı olayında kayıtsız kalmayan, hukuk devleti kurallarını işleten ve diplomasinin de gereğini yerine getiren bir devlet olarak sorumluluğunu yerine getirmiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkan, bir buçuk saat daha süre verin, bir buçuk saat daha.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Son olarak, bugün inşallah Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ni görüşmeye başlayacağız. Komisyon aşamasında bütün gruplarımızın olabildiğince karşılıklı anlayışı içerisinde, büyük oranda uzlaşıyla komisyondan geçmiş olan karayolları trafik kanundaki değişikliğe dair kanunu inşallah bugün görüşeceğiz. Başlayan uzlaşıyla kanun çıkarma sürecimizin inşallah bu kanunda da devam edeceğini temenni ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Papaz uçtu mu, kaçtı mı Hocam; onu merak ediyor millet!

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, İstanbul ili Adalar ilçesi Burgaz Adası’nda bulunan cemevi için ecrimisil bedeli istenmesi konusunun takipçisi olacağına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın Tanal’ın şahsıma yönelik bir sorusu vardı.

Sayın Tanal, ben Meclis Başkan Vekili olarak imkânlarım elverdiği ölçüde ama milletvekili olarak ve birey olarak da dile getirdiğiniz sorunun takipçisi olacağım. Lütfen o bilgileri bana da iletin.

Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri….

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekilin bizim açıkladığımız konuya atfen yaptığı konuşmada konunun özünden farklı olarak da değerlendirmelerde bulunmuştur. Madde 69’a göre Sayın Mahmut Tanal’ın buna cevap vermesini sizden rica ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Yerinden söz versem Sayın Tanal…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

26.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Tabii, bu soru bakana sorulduğu zaman “Seyahat hakkıdır, biz engelleyemezdik.” diyor. Biraz önce AK PARTİ Grup Başkan Vekilinin açıklamaları Suudi Arabistan yetkilileriyle sürtüşmek istemediklerini gösteriyor, kötü olmak istemediklerini gösteriyor.

Siz hukukçusunuz Değerli Başkanım, Anayasa’mızın 2’nci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti devleti, insan haklarına saygılı bir hukuk Devletidir.” der. İnsan haklarına saygılı olmak, yaşam hakkına saygılı olmak demektir. Hiçbir hak yaşam hakkının üstünde değildir. Diplomatların dokunulmazlığı göreviyle ilgilidir, konsolosluğu içerisinde planlanmış bir cinayet işlemek değildir. Bu anlamda baktığımız zaman, Anayasa’mızın 16’ncı maddesi “Herkes bu haktan yararlanır, yabancılar da…” der.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim.

Bitiriyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hatta Anayasa’mızın 14’üncü maddesi “Temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırıcı faaliyetlerde ne devlet bulunabilir ne kişiler bulunabilir.” der.

Olayımıza baktığımız zaman, âdeta konsolosluğun alanı… Yani Türkiye’de illegal örgütlerin, illegal yapıların bir faaliyet alanına Türkiye Cumhuriyeti devletinin izin vermemesi lazım. Türk Ceza Kanunu’nun 13’üncü maddesi der ki: “Şu, şu bentlerde sayılı olan hususlardan konsoloslar, diplomatlar bundan bağışık değildir.” Bunun içerisinde Türk Ceza Kanunu’nun 77’nci maddesi “İnsanlığa karşı işlenen suçlar yani siyasi, felsefi düşünceden dolayı insan öldürmenin bir insanlık suçu olduğunu…” der, “yargılamadan muaf değildir” der. Bu açıdan bu konsolosun gözaltına alınmadan kaçmasına yol gösterilmesi, âdeta bir iş birliğini göstermektedir. Eğer bu lekeden kurtulmak istiyorlarsa şu anda konsoloslukta bulunanların hepsinin gözaltına alınıp işlem yapılması lazım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkan, yerinizden.

Buyurun.

27.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Mahmut Tanal, çok iyi bir hukukçudur, Anayasa’yı, uluslararası hukuku çok iyi bilir, o konuda her ne kadar ana muhalefet partisi milletvekili olsa da bunu ifade etmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Tabii, sadece günümüz ulusal ve uluslararası hukuku değil, ulus devlet 1800’lerde, 1700’lerde ortaya çıktı. Daha evvel de, ulus devlet ortaya çıkmazdan evvel de devletlerin savaş hukuku var, başka hukuklar var. “Elçiye zeval olmaz.” diye bir tabir var; bu, evrensel bir ifadedir.

Şimdi, bugün acaba bu meydana gelen olay, Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de ve Amerika Birleşik Devletleri’nde meydan gelse nasıl olur? Malum olduğu üzere, maalesef, şu kutsal Meclis çatısı altında da geçmişte bir olay meydana geldi, hayatını kaybeden vekilimiz oldu, Allah tekrarını hiçbir zaman bizlere göstermesin. O olay karşısında da milletvekillerine ilişkin Anayasa’mızın 83’üncü maddesi çerçevesinde yasama dokunulmazlığı nedeniyle herhangi bir müdahale yapılamıyor. Diplomatik temsilcilerle ilgili de aynen “Elçiye zeval olmaz.” kuralının modern uluslararası hukuka nakli neticesinde müdahale edilemiyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Adam öldüren elçiye zeval olur.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Velev ki bu, meşhut olsun. Onun için tekrar ifade ediyorum, bu çok önemli, Türkiye Cumhuriyeti devleti, demokratik bir hukuk devletidir. Hukuk devleti olmak, hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde hem de Anayasa’da yazan bir hak ihlali söz konusuysa orada tavır almayı gerektirir. Yaşam hakkı, bütün hakların temelidir. Bir yaşam hakkı tehlikesi ve tehdidi varsa, buna ilişkin bir iddia varsa devletin adım atması gerekir, Türk yargısının ve bu adımları atması için süreç başlamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Küçük bir ifade.

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Atılan adımlar neticesinde ilk atılan adım olarak Büyükelçinin Dışişleri Bakanlığına çağırılması söz konusu olmuş, her devletin yapması gerektiği gibi, arkasından da Büyükelçilik bünyesinde “Ortak araştırma yapalım, olay yeri incelemesi yapılsın.” diye anlaşmaya varılmış ve uluslararası hukuk kurallarının da yerine getirilmesi suretiyle inceleme de tamamlanmıştır ve bu çerçevede yaşam hakkının ve temel hak ve özgürlüklerin korunması açısından hukuk devletinin yerine getirilmesine ilişkin tüm adımları Türkiye Cumhuriyeti devleti atmıştır, bundan sonra da atmaya devam edecektir. AK PARTİ’nin, bugüne kadar, on altı yıllık iktidarları döneminde vermiş olduğumuz tüm mücadele, demokratik hukuk devleti ilkelerinin hayata geçmesi, insan hak ve özgürlüklerinin evrensel anlamda korunması amacını gütmektedir. Bu ülkümüzü de ilelebet devam ettireceğiz.

Teşekkür ediyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Özkoç, isterseniz mikrofonu açayım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kayıtlara geçsin diye sadece buradan ifade etmek istiyorum. Sağ olun, çok teşekkürler.

Sayın Mahmut Tanal’a ayrıca çok teşekkür ediyorum tespitinden dolayı.

Efendim, “Papaza zeval olmaz” “Elçiye zeval olmaz” diye Türkiye yönetilmez. Türkiye devleti ciddi bir devlettir. Tarihinde yönetirken de yeri gelirse papaza, yeri gelirse elçiye, yeri gelirse padişaha hesap sormuş bir devletin torunlarıyız biz. O yüzden devleti yönetirken devlet ciddiyetini ve itibarını ayaklar altına alamayız. Türkiye, Orta Doğu’nun kirli hesaplarının kapatıldığı bir ülke değildir, olmasına da izin vermeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Değerli milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara vereceğim.

Sayın grup başkan vekillerini sohbet için de odaya davet edeceğim.

Teşekkürler.

Kapanma Saati: 15.05

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Türkiye İlerleme Raporu’na ilişkin Avrupa Parlamentosu üyeleriyle temaslarda bulunmak üzere Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel, Eş Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir, KPK üyesi ve İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in Strazburg’a ziyaret gerçekleştirmesine ilişkin tezkeresi (3/47)

17/10/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu Türkiye İlerleme Raporu’na ilişkin Avrupa Parlamentosu üyeleriyle temaslarda bulunmak üzere Türkiye-AB Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eş Başkanı ve Kayseri Milletvekili İsmail Emrah Karayel, Eş Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir, KPK üyesi ve İstanbul Milletvekili Arzu Erdem’in Strazburg’a bir ziyaret gerçekleştirmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 27/9/2018 tarihli ve 4 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu ziyaret, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 10'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulur.

                                                                                      Mustafa Şentop

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                      Başkanı Vekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Anayasal İşler Komitesi tarafından 10 Ekim 2018 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de "Avrupa’nın Geleceği Üzerine Müzakere” başlıklı Parlamentolar Arası Komite Toplantısına Adıyaman Milletvekili Muhammed Fatih Toprak ile Muğla Milletvekili Burak Erbay’ın katılacağına ilişkin tezkeresi (3/48 )

17/10/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu (AP) Anayasal İşler Komitesi tarafından 10 Ekim 2018 tarihinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de "Avrupa'nın Geleceği Üzerine Müzakere” başlıklı Parlamentolar Arası Komite Toplantısı’na Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması Genel Kurulun 09/10/2018 tarihli 5'inci Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                      Mustafa Şentop

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                      Başkanı Vekili

 

Ad ve Soyad                                  Seçim Çevresi

Muhammed Fatih Toprak                                                       Adıyaman Milletvekili

Burak Erbay                                Muğla Milletvekili

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, 16/10/2018 tarihinde MHP Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

17/10/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/10/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                        Erkan Akçay

                                                                                           Manisa

                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

16 Ekim 2018 tarih, 2997 sayıyla TBMM Başkanlığına MHP Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta'nın verdiği fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına dair önergemizin görüşmelerinin 17/10/2018 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Erhan Usta konuşacaktır.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bugün fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılması, çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Mecliste bir araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyoruz, buna ilişkin önerimiz var. Ben de partim adına konuşmak üzere söz aldım, hepinizi saygıyla selamlarım.

Fındık, tabii, hepimiz biliyoruz ki Türkiye açısından stratejik bir ürün. Yaklaşık 3 milyar dolarlık bir cirosu var, natürel fındık olarak baktığımızda böyle, bu çok daha yükseltilebilir. Karadeniz Bölgesi’nde önemli bir kesimin tek geçim kaynağı, birçok insanın da önemli geçim kaynağı ama bazı insanlarımızın tek geçim kaynağı olan bir üründen bahsediyoruz.

Fındıkla ilgili önce yapısal sorunları kısaca bir gözden geçirelim. Biz bunu, tabii, burada defalarca konuştuk. Hakikaten fındıkta ciddi yapısal sorunlar var. Bunlardan ilki, bir defa fındık piyasasını düzenleyecek, regüle edecek güçlü bir müdahale kurumu yok. Hem finansman açısından güçlü hem de uzmanlık açısından güçlü bir müdahale kurumunun varlığının olmadığını görüyoruz. Şu anda bunu TMO yapmaya çalışıyor. TMO bu konuda mütehassıs bir kurum değil ve TMO piyasaya hep geç giriyor. Yani fındık üreticisinin önemli bir kısmının, özellikle küçük üreticinin elinden fındık çıktıktan sonra TMO piyasaya giriyor, verdiği fiyat da zaten çoğu zaman tatminkâr değil. Böyle bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz.

Belki ikinci yapısal sorun, fındık üreticisinin depolama imkânı yok. Yani lisanslı depoculuğun veya normal, işte, sağlıklı şartlarda depolama imkânının da olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla, fındık üreticinin elinden çıkmak durumunda; ürün çıktıktan sonra, paraya ihtiyacı olmasa bile, fiyatı düşük bile olsa mutlaka bunu tüccara satmak durumunda kalıyor. Yani fındık toplanıyor, yurt dışına satılıyor, bir ürünün içerisine, çikolatanın içerisine giriyor, Türkiye bir de o çikolatayı sattığı fındığın 10 katı kadar fiyatla ithal ediyor, biz çikolatayı yiyoruz ancak hâlâ üreticinin verdiği 1 ton, 2 ton fındığın fiyatı kesilmemiş ve parası alınmamış. Dolayısıyla arzda bir sıkıntı olmadığı için, arz talep dengesi açısından fiyat oluşumuna baktığımızda -fındıkta tek alıcı var, o da ayrı bir sorun, onu da birazdan söyleyeceğim- üreticinin mağduriyeti söz konusu oluyor çünkü düzgün bir fiyat oluşumu yok, fındık piyasaya mutlak surette sürülmek durumunda kalıyor, depolama imkânı yok.

Örgütlü olmayan bir üretici kesimi var, sayıları 100 binleri buluyor ancak bunun karşısında tek alıcı var yani tüccar olması bir şeyi değiştirmiyor, o bütün tüccarların, toplayan esnafın fındığını götürdüğü tek alıcı yabancı bir şirket var arkadaşlar. Bu, en temel sorunlardan bir tanesi. Buradan Rekabet Kurumuna da seslenmek istiyorum: Böyle bir şey olmaz, bu tekelleşmenin önüne geçmek lazım. Tek alıcı istediği şekilde fiyatı belirliyor. Dolayısıyla, böyle bir stratejik ürün.

Dünya üretiminin, bakın, yüzde 70’ini yapıyoruz. Dünya ihracatının yüzde 75’i Türkiye’de. Bu ürünün yurt dışı fiyatında zaten biz belirleyici değiliz de yani yurt içerisindeki satış fiyatını dahi belirleyemiyoruz. Dolayısıyla bu konu, önemli bir konudur. Bu konu, Bakanlık tarafından bugüne kadar çözülemedi. Bunu bir siyasi konu olarak da ele almıyoruz biz. Bu anlamda, Meclis araştırması komisyonunun kurulmasının hakikaten önemli olduğunu düşünüyoruz.

Diğer yapısal problemler neler? Verimlilik problemi. Yani şimdi rakamlara boğmak istemiyorum sizi. Diğer fındık üreten ülkelere baktığımızda, bizde ciddi bir verimsizlik olduğunu görüyoruz. Bir yandan da girdi maliyetlerinin yüksekliğiyle birlikte düşündüğümüzde bu da fiyat üzerinde bir baskı oluşturuyor yani fındık üreticisi çok kârlı olmadan, bir şekilde bu işi yapmak durumunda kalıyor.

Diğer bir konu: Biz fındığın natürel fındık olarak bile ihracatında bir sürü sorunla karşılaşıyoruz. Hâlbuki fındık, işlenerek, çok daha yüksek katma değer yaratılarak satılabilir. Bu hem Karadeniz Bölgesi için ciddi bir geçim kaynağı, istihdam kaynağı olabilir hem de ülke açısından çok daha fazla gelir getirebilir. İşte, bu anlamda, özel sektör yatırımlarına yani fındığın işleneceği özel sektör yatırımlarına çok ciddi teşvikler vererek Karadeniz Bölgesi’nde bu yatırımları teşvik etmek durumundayız. Yani natürel olarak fındık -onda bile hani ihracatındaki sorunları az önce anlattım- ihracatının, bu şekilde ihracatın çok fazla bir anlamı yok. Çok daha yüksek katma değerlerle aslında hem ülke içerisinde hem de yurt dışına satışta bunu sağlayabiliriz.

Tabii, borsa meselesini söylemeyeceğim bile. Yani, fındığın fiyatı yurt dışında belirleniyor. Aslında Türkiye'de belirlenmesi lazım. Yüzde 75’i sizde olan bir ürünün niye fiyatı dışarıda belirlensin? Ama diğer sorunları çözemediğimiz için bu borsa sorunu çok fantezi kalıyor.

Şimdi, dolayısıyla, günümüzdeki, bugün yaşadığımız sorunlara geldiğimizde, bakın, geçen yıl ağustos ayının ortasında TMO fındık alım fiyatını düşük olmakla birlikte açıklamış. Şimdi, 17 Ekimdeyiz, daha henüz TMO’nun açıkladığı bir fındık fiyatı yok. Şu anda 12 liradan, 13 liradan, 12,5 liradan; 11,5 liradan fındık satılıyor. Geçen yıl açıklanan fiyat 10 lira -10,5 lira da var da yaygın olan fiyat 10 lira- kurdaki değişimi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Geçen yıl o fiyat açıklandığında kur 3,52. Fındığın çok önemli bir kısmının ihraç edildiğini düşünürsek, kur değişimini yansıttığımızda yani TL/dolar kuru değişimini yansıttığımızda bugün fındığın fiyatının, geçen sene beğenmediğimiz o 10 lirayı bugüne getirdiğimizde kurla düzelterek 16 lira, 16,5 lira olması lazım; fındık 12 liradan satılıyor. Dolayısıyla bu sorunların üzerine gidilmesi lazım.

Tabii, bir de Ordu’da biliyorsunuz bir sel felaketi oldu. Bu sene rekolte düşüklüğü var. Oradaki sel felaketinden bizim Samsun Ayvacık, Salıpazarı, Terme, Çarşamba ilçeleri de çok etkilendi. Bugün ziraat odası başkanları, muhtarlar bize de geldiler. Bakın, hepsinin şöyle de bir talepleri var. Bu selden dolayı ve rekolte düşüklüğünden dolayı borçları ödemekte ciddi sıkıntı çekiyorlar. Bu sadece bizim Samsun için değil; Ordu, Giresun ve Samsun’daki üreticilerin borçlarının ertelenmesi konusunda Hükûmetten bir talepleri var, Ziraat Bankası ve tarım kredi borçları başta olmak üzere böyle bir talepleri var ve bu talebin yerine getirilmesi konusunda da Hükûmete davette bulunmak istiyorum.

Bu komisyonun kurulmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz ve desteklerinizi bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Usta.

Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs konuşacaktır.

Buyurun Sayın Örs. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖRS (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada üzerinde konuştuğumuz ürünümüz yani fındığımız başta Trabzon, Giresun, Samsun, Ordu, Düzce, Sakarya, Zonguldak, Kocaeli gibi illerimizi de çok yakından ilgilendiren, burada yaşayan vatandaşlarımızın, insanlarımızın büyük bir bölümünün tek geçim kaynağı olan bir ürünümüzdür.

Şimdi, baktığımızda -biraz evvel hatip, fındığımızın Türkiye üzerindeki etkisi konusunda çok önemli rakamlar verdi- fındık, yaklaşık 3 milyar dolar ihracat geliri getiren bir ürünümüzdür. Dünya fındık üretimine baktığımız zaman yüzde 70’i Türkiye’nindir. Bu yüzde 70’lik ürünün de yüzde 77’si ihraç edilmektedir. Türkiye'de yaklaşık 500 bin aile doğrudan fındık üretimi yapmaktadır. Böylesine stratejik olan bir ürünümüzün bugünkü hâline baktığımızda ise durum içler acısıdır. Fındık üreticisi perişandır, mağdurdur. Sadece Trabzon’da 16 tane fındık bahçesi resmî olarak icradan satışa çıkmıştır. Yani “stratejik ürün” dediğimiz fındığımız bugün icra edilen hâle dönmüştür. Peki, bu nasıl olmuştur?

Şimdi, baktığımızda, fındık konusunda çok şeyler konuşabiliriz ama burada bir süreç yaşanıyor. Hükûmet yetkilileri üreticimize sürekli TMO’nun yani Toprak Mahsulleri Ofisinin devreye gireceğini ve fındık üreticimizi mağdur etmeyeceklerini söyleyerek ümit vermişlerdir. Bu noktada hem Cumhuriyet Halk Partisi hem Milliyetçi Hareket Partisi hem biz, hatta ve hatta AK PARTİ’ye mensup arkadaşlarımız da aynı şeyi söylemişlerdir, üreticiyi umutlandırmışlardır. Üretici, bu siyasilerin, gücü elinde bulunduranların sözüne güvenerek beklemiştir. Beklemiştir de ne olmuştur? En sonunda fındık bahçeleri icraya düşmüştür. O yüzden burada şunu söylememiz lazım: Beyler, saygıdeğer milletvekillerim; Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kimindir, kime bağlıdır? Toprak Mahsulleri Ofisi talimatı nereden almaktadır? Bunu söylerken güzel söylüyoruz, diyoruz ki: “Ey üretici, sabırlı ol. Toprak Mahsulleri Ofisi devreye girecek, senin ürününün bedelini verecek, seni mağdur etmeyecek.” Diyoruz diyoruz de en sonunda ne oluyor? Yine bir Sayın Bakanımız -ki benim de hemşehrimdir, takdir ettiğim de bir hemşehrimdir- en sonunda ayaküstü “TMO bu piyasada yok.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

Buyurun.

HÜSEYİN ÖRS (Devamla) – Yani, yok.

Çok değerli milletvekillerim, o yüzden, bu fındık olayında, fındık hadisesinde çok büyük bir çoğunluğu ilgilendiren, mağdur olan üreticimizin mağduriyetinin giderilmesi konusunda biz verilen araştırma önergesini destekliyoruz. İktidarıyla muhalefetiyle, özellikle AK PARTİ’deki bölge milletvekili arkadaşlarıma sesleniyorum: Bizim oradaki üreticinin çekmiş olduğu sıkıntıyı siz yakından takip ediyorsunuz. Lütfen bu araştırma önergesine destek verelim diyorum.

Bizim orada bir söz vardır, bir türkü vardır: “Yine yeşillendi fındık dalları/Acep ne olacak yârin hâlleri.” derler. Şimdi de bu türkü şöyle değişiyor: “Yine yeşillendi fındık dalları/Acep ne olacak bu milletin hâli?” diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Örs.

Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu.

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu konunun gündeme gelmiş olması gerçekten sevindirici çünkü gerçekten Türkiye'nin sanayileşememesinin, Türkiye'nin gelişememesinin önemli nedenlerinden biriyle de ilişkili. Neden ilişkili? Şundan ilişkili, şimdi, şöyle bir durumla karşı karşıyayız: Dünyanın fındık üretiminin yüzde 70-80’ini Türkiye’de biz üretiyoruz fakat fiyatlarıyla ilgili olarak herhangi bir etkimiz ve katkımız yok. Tıpkı bor madenine benziyor esasında. Bor madeninde de, bildiğiniz gibi, dünyada en büyük, en geniş rezervlere sahip olduğumuz hâlde bor fiyatlarını belirleme şansımız yok. Esasında bu bir soru: Niçin yok? Neden bizim fındık fiyatının belirlenmesiyle ilgili olarak herhangi bir katkımız, herhangi bir etkimiz olmuyor? Tamamen Avrupa’nın büyük şirketlerinin etkilediği borsalarda belirlenen fiyatları kabul ederek biz ihracat fiyatlarımızı belirliyoruz, bu çok temel bir problem. Dolayısıyla da öneriyi bu anlamda yararlı ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olarak görüyoruz.

Şimdi, esasında sorunlar yumağına baktığımızda -benden önce konuşan arkadaşlarımız en azından çok kabaca değindiler, ben de bir başka kısmına değineyim- bir kere, geleneksel destekleme politikalarından vazgeçildikten sonra yerine konulan şey serbest piyasa ekonomisi oldu arkadaşlar. Oysa bu tür sektörlerde serbest piyasa ekonomisi “Hadi biz serbest piyasa ekonomisi yapıyoruz.” diyerek devletin tümüyle o alandan çıkmasıyla kendiliğinden gerçekleşmez. Serbest piyasa ekonomisi kendiliğinden olan bir şey değildir zaten. Ama Türkiye 1980 itibarıyla serbest piyasa ekonomisine geçtiğini söyleyen bir ülke oldu fakat serbest piyasa ekonomisinin gereğini de yapan bir ülke olamadı maalesef.

Şimdi, bakın, arkadaşlar, ben özellikle konunun şu yanının önemli olduğunu düşünüyorum: Yine, benden önce konuşan arkadaşlardan biri değindi; fındık ihracatının aşağı yukarı yüzde 50’si yabancı 3 şirketin elinde; yanlış duymadınız, yabancı 3 şirketin elinde; onlar ihracatı yapıyorlar, dolayısıyla da onlar esasında bir tür kartel gibi davranarak iç piyasa fiyatlarını büyük ölçüde belirler bir güce sahipler. Dolayısıyla da “Serbest piyasa ekonomisine geçildi.” dedikleri günden itibaren tüketicimiz karşılaştığı fiyat politikalarından veya fiyat düzeylerinden hep olumsuz etkilenmiştir ve o sebeple de fındık üreticilerimiz gerçekten de mağdur durumdadır.

Son bir şey…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız Sayın Katırcıoğlu.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu bağlamda, eğer bu araştırma önergesi kabul edilirse -ki biz önergenin lehindeyiz- özellikle Rekabet Kurulunun, Rekabet Kurumunun bu konudaki etkinliğini sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Bunun da sebebi şudur arkadaşlar: Rekabet Kurumu bir bağımsız kuruluştu bildiğiniz gibi fakat 2010 civarında –yanlış hatırlamıyorsam tarihi- bir biçimde bir bakanlığa bağlandı ve dolayısıyla da siyasetin içinde olduğu bir kurum hâline geldi. O sebeple de bugün benim anladığım kadarıyla, yörede yani fındık üreticileri arasında tekelleşmeyle ilgili sıkıntılarını dile getiren çiftçiler veya satıcılar hep bu konudaki tekelleşmenin önemini vurguluyorlar ki kanaatimce bu piyasanın önemli sorunlarından biri de bu sorundur.

Dolayısıyla da biz bu önerinin lehindeyiz ve hepiniz desteklerseniz de bir araştırma önergesiyle bu konuları tartışırız diye düşünüyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Öneri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Seyit Torun konuşacaktır.

Buyurun Sayın Torun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA SEYİT TORUN (Ordu) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Ben bu kürsüden birçok defa fındıkla ilgili konuştum, araştırma önergeleri verdim, soru önergeleri verdim, birçok defa basın toplantısı yaptık, hep sorunu dile getirdik ama her sene aynı şeyi yaşadık. Geçen yıl da Sayın Bakanla bir araya geldik ve “Sezon gelmeden bir çözüm üretelim, bir çözüm bulalım, fındığın bütün bileşenlerini bir araya getirelim ve üreticiden nihai tedarikçiye kadar sorunu tespit edelim ve çözelim.” dedik. Hatta bununla ilgili de bir dosya götürdük kendisine verdik. “Ocak ayı, şubat ayı gibi toplantı yaparız.” dedi ama bu gerçekleşmedi. Bu sene de gene aynı sorunla karşı karşıya kaldık ama sonuçta mağdur olan üretici.

Hep söylüyoruz, üzerinden siyaset yapmayalım, üreticinin gerçekten alın terinin karşılığını verelim, üretici de mağdur olmasın, Karadeniz’den göç etmesin, 8 milyon insanı ilgilendiren fındıkta 500 bin üreticinin alın terinin karşılığını teslim edelim diyoruz ama maalesef ben bilirim anlayışıyla, ben yaparım anlayışıyla, nasıl olsa benim aldığım kararlardan herkes memnun, mutlu diye, hiçbir sorumluluk hissetmeden -maalesef- serbest piyasada fındık Avrupa’da bir alıcıya teslim edilmiştir, peşkeş çekilmiştir. Biz şunu merak ediyoruz: Yani geçen yıl dolar 3,7 lirayken fındık 10-11 lira civarındaydı. Bugün dolar 6 lira civarındayken fındık niye acaba hâlâ 11 lira? Yani eğer ihraç ürünüyse ihraç ürünü bu, yüzde 80’i, yüzde 90’ı ihraç ediliyor bu ürünün. Yani döviz üzerinden hesaplasanız bunun en az 18-20 lira olması lazım. Kaldı ki bu yıl rekolte de düşük geçen yıl baz alındığında ama merak ettiğimiz konu şu: Bu aradaki farkı kim yiyor, kimin cebine giriyor? Benim üreticimin cebine girmiyor, benim üreticim bundan faydalanmıyor. Bütün maliyetleri arttı, bütün girdileri arttı ama maalesef fındığın fiyatı artmadı. Ben şunu açıkça sormak istiyorum: Bu aradaki fark kimin cebine giriyor? Üreticinin alın terinden çalınan bu para kimin cebinde, bunun açıklanmasını istiyorum. Yani burada, eğer matematikse matematik, eğer ekonomiyse ekonomi, bütün bunları ortaya koyduğumuzda her yıl tartıştığımız gibi gene üretici mağdur, üretici perişan. Her sene bu kürsüden gelip konuşuyoruz, dile getiriyoruz; artık üzerinden siyaset yapmayalım, bu sorunu köklü çözelim, uzun vadeli çözümler üretelim diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYİT TORUN (Devamla) – Ek süre rica ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Torun, tamamlayın.

Buyurun.

SEYİT TORUN (Devamla) – Ama ben bilirim anlayışı, ben yaparım anlayışı üreticiyi bu noktaya getirdi. Nasıl olsa biz ne yaparsak yapalım üretici bize destek oluyor, nasıl olsa ne yaparsak yapalım, ne kadar mağdur olursa olsun üretici oy veriyor anlayışından vazgeçin. Bu üretici, bir gün sabrı taşarsa gereğini yapar. Lütfen üreticinin sabrını taşırmayın, gerçekten üreticinin sabrını taşırmayın. Bugün maliyetleri belli. Sonuçta ihraç ürünümüz, kazanınca hep beraber kazanıyoruz; sadece üretici kazanmıyor, aracı da kazanıyor, ihracatçı da kazanıyor, ülke kazanıyor. Fındığın fiyatının yüksek olması bu ülkeye zarar değil, bütçeye yük değil. Kazanç hepimizin kazancı, topyekûn kazanıyoruz. Bakın rakamlara, son üç dört yıldır rakamlara bir bakın, ihraç edilen miktar ile gelirimize bir bakın.

Bu konuyu tekrar buradan dile getiriyorum. Bu konuyu çözecek olan bütün milletvekillerimiz burada. Bunun üzerinden siyaset yapmak istemiyoruz, bunun üzerinden farklı şeyler konuşmak istemiyoruz. Lütfen gerekeni yetkililer yapsın diyoruz.

Hepinize çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Torun.

Öneri üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Metin Gündoğdu konuşacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Gündoğdu.

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum partim adına.

Bu arada, Bahaettin Karakoç’u rahmetle anıyorum, Allah rahmet eylesin diyorum.

Tabii, bütün hatipleri dinledim, hatiplerin konuşmalarının hepsinde söyledikleri sözlerin cevabı var. Fakat fındık meselesi esas, ana unsurların ne olduğuna bakmadan konuşulup burada çözüme ulaşacak bir mesele değil. Sadece AK PARTİ iktidarı döneminde değil bunun öncesinden gelen, problemi olan bir ürünümüz fındık.

500 bin üreticiyi ilgilendiren ve bu üreticilerimizin her dönem yanında duran, 2002’den itibaren AK PARTİ iktidarı olmuştur. 2002 yılından sonra, FİSKOBİRLİK’te yaşanan sıkıntılar, FİSKOBİRLİK’e olan borçlarının AK PARTİ iktidarı tarafından ödenmesi, daha sonradan Toprak Mahsulleri Ofisinin devreye girmesi ve sonrasında, 2008 yılından sonra da fındıkla ilgili devletin doğrudan gelir desteğiyle desteklemesi gündeme geldi ve desteklendi, bugüne kadar da destekleniyor. AK PARTİ iktidarları döneminde, her dönem fındık ürünü desteklenmiştir. Biz her dönemde üreticinin yanında durmuşuzdur, mağdur olan üreticimizin yanında durmuşuzdur.

Geçtiğimiz yıl fındığın meselelerinden biri de rekolte meselesidir. Rekolte meselesini bu kürsüde konuşmadan çözüm bulma şansımız olabileceğine de inanmıyorum çünkü rekoltenin yüksek olduğu dönemde ister istemez -alıcının da fındığa talebiyle orantılı olduğu için- fındıkla ilgili fiyat politikasında bazı değişiklikler olabiliyor.

Fakat burada şunu söylememiz lazım: Geçtiğimiz dönem yani 2017 mahsulüyle ilgili fındık rekoltesi yüksek olmasına rağmen Toprak Mahsulleri olarak fazla rekolteden dolayı devreye girilip 150 bin ton fındık alınmıştır üreticiden. Burada farklı şeyler söylenebilir ama önemli olan unsur, Toprak Mahsulleri Ofisi aracılığıyla 150 bin ton fındık alınması ve bu fındığın da şu anda 75 bin tonunun devletin elinde olmasıdır.

Şimdi burada şunu belirtmemiz gerekir: Elbette ki fındığın meselelerini hep beraber burada çözelim. Fındığın problemi 500 bin üreticiyi ilgilendiriyor, benim bölgem de en fazla fındık üreten bölge. Bu bölgenin ve üreticilerin mağduriyetini ortadan kaldırmak elbette ki bizim görevimiz, biz de bunun için mücadele veriyoruz. Bununla ilgili geçtiğimiz günlerde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanımızla da görüştük, onunla da bir konuyu konuştuk. Ne yazık ki fındık mahsulüyle ilgili ihtisaslaştırılmış bir organize sanayi bugüne kadar oluşturulmamış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

Buyurun.

METİN GÜNDOĞDU (Devamla) – İhtisaslaştırılmış organize sanayi şudur: Fındık sanayi ürünüdür, sanayi ürünü olan fındığın sanayide işlenip yurt dışına satılması, katma değerinin daha fazla olmasını ve üreticilerimize daha fazla destek vermemizi sağlayacaktır. Ne yazık ki bugüne kadar -geçtiğimiz dönemlerde de- bu olmamış ama biz şimdi, geçtiğimiz günlerde bir araya geldik ve bununla ilgili bizim de çalışmalarımız var AK PARTİ olarak. Bu çalışmalarımız doğrultusunda -Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önerge elbette ki değerlendirilir ama bizim çalışmalarımızı da bu işin içerisinde katıp- hep birlikte bunun köklü çözümüne dönük bir girişimde bulunmamız lazım. Biz günübirlik çözümler taraftarı değiliz AK PARTİ olarak, AK PARTİ olarak, köklü çözüm bulma taraftarıyız. Onun için de ben köklü çözüm bulma adına bu önergeyi biraz daha genişletip yeniden verilmesi taraftarıyım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gündoğdu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin diye ifade etmek istiyorum…

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bu mesele, az önce hatibin de ifade ettiği gibi, yıllara sirayet eden bir meseledir. Bu meselenin önünü, arkasını bütün siyasi partiler tartışmıştır. On altı yıldan beri iktidarda olan AK PARTİ Hükûmeti de bu meseleye köklü bir çözüm getirememiştir. Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önergede hem İYİ PARTİ, HDP ve Cumhuriyet Halk Partisinin hemfikir olduğu bu konuyu iktidar partisinin daha fazla uzatması doğru olmaz. Bu önergeler değerlendirmeye alınsın. Kendilerinin de getirdiği önergeler varsa daha sonra birleştirilip konu daha da derinleştirilerek daha da güzel bir hâle getirilebilir ama reddederek, bunu erteleyerek bir yere varmak mümkün değildir. Milletimiz samimiyet bekliyor. Şimdi, bu siyasi partileri televizyonları başında insanlarımız izliyorlar. İzleyen insanlar “Verdikleri önergelerin arkasında duracaklar mı, durmayacaklar mı?” diye… “Bunu daha sonra tartışırız.” Daha sonra ne zaman tartışacağız? Onun için bizi milletimizin karşısında sınamamalarını rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Başkanım, biz çokuz, kabul edilmiştir.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Kabul edilmiştir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kabul edildi Başkan, edildi.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kabul edildi efendim. (CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet Başkan, kabul edildi.

BAŞKAN – Divanda görüş birliği yok, elektronik cihazla oylama yaptıracağım.

Elektronik cihazla oylama için iki dakika süre tanıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Arkadaşlar, “İşari oylama olduğu için bunları kabul etmiyoruz.” diyor iktidar partisi. Biz buna katılmıyoruz. Girmeye çalışın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sistemler çalışmıyor.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Çalışmıyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çalışmıyor arkadaşlar.

Sayın Başkan, okutularak kabul edilsin.

(Kürsü önünde toplanmalar)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri… Sayın Özkoç… Şimdi, bir dakika… Değerli milletvekilleri, lütfen, yerlerimize oturalım, grup başkan vekillerinin itirazları var, onlara söz vereceğim ve birlikte yeniden durumu değerlendireceğiz.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanım, kürsünün etrafını boşaltsınlar, baskı uygulamasınlar.

Başkanım, süre bitti, almayın.

BAŞKAN – Lütfen, kürsünün önünü boşaltalım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Son gelenleri almayalım. İşte, veriyorlar Başkan, süre bitti.

SERKAN TOPAL (Hatay) – Sayın Başkanım ama bir süre koydunuz, zamanında bunları almanız gerekiyor, lütfen.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, MHP grup önerisinin işari oylamasında itiraz ve sorunlar olduğu için grup başkan vekillerine konuyla ilgili yerinden söz vereceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, oylamayla ilgili bazı itirazlar ve sorunlar var. Grup başkan vekilleri buraya gelerek açıklamalarda bulunmak istediler fakat ben kendilerine yerlerinden söz vermeyi daha uygun buldum. İtirazlarınızı ve değerlendirmelerinizi lütfen Genel Kurulla paylaşın. Sırasıyla söz vereceğim.

Sayın Türkkan, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Süre geçti, millet veriyor ya!

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Hâlâ pusula veriyorlar.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, süre doldu mu, dolmadı mı, onu açıklar mısınız?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen grup başkan vekillerini dinleyelim.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, işari oylamada oy pusulası vermenin geçmişte uygulamaları olduğuna, İYİ PARTİ Grubuna mensup milletvekillerinin hemen hemen yarısı sisteme giremediği için oylarının rengini belli eden pusulalarının kabulü yönünde karar verilmesini rica ettiğine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan “İşari oylarda pusulayla oy kullanılmaz.” diye bir kaide yok, bunun geçmişte uygulamaları da var. Bugün, aksine, enteresan bir şekilde sisteme girmekte çoğu arkadaşımız güçlük çekti, hemen hemen grubun yarısı sisteme giremedi. Dolayısıyla arkadaşların oylarının rengini belli eden pusulaların kabulü yönünde karar vermenizi rica edeceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Bütün grup başkan vekillerini dinledikten sonra -eğer söz talepleri varsa- ben de değerlendirmemi sizlerle paylaşacağım değerli milletvekilleri.

Buyurun Sayın Özkoç.

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, önemli olanın Meclis iradesinin doğru yansıması olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, az önce de ifade ettim, değerli arkadaşlarımız da öyle düşünüyorlar, önergeyi veren siyasi parti ve diğer arkadaşlarımız da öyle düşünüyorlar.

Sayın Başkan, önemli olan Meclis iradesinin yansıması değil mi? Sayın Başkanım, önemli olan Meclis iradesinin yansımasıdır, doğru yansımasıdır. Siz de Başkan olarak… Meclis iradesinin doğru yansıyabilmesi için elimizdeki imkânları yani Meclisteki imkânları doğru kullanmamız gerekiyor.

Arkadaşlarımız söylüyorlar: “Giriyoruz, kabul edilmiyor, buradan makinelar kullanamıyoruz.” Ee, bir başka yöntem var, burada yazıyoruz, gönderiyoruz, diyoruz ki: Burada olup olmadığı da kâtip üyeler tarafından okunsun ve kişi ayağa kalkarak kendisini göstersin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Öyle olur bu işler.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Türkiye'nin gözü önünde Meclis iradesini saygısızca arka plana atmayalım. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Başka söz talebi var mı?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Başkanım…

BAŞKAN - Sayın Kurtulan, buyurun.

30.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, HDP Grubuna mensup birçok milletvekilinin de elektronik sistemi kullanamadığına, sistemde bir sorun olduğuna, bu sorunun giderilmesi gerektiğine ve oyunun rengini belli eden pusulaların kabul edilmesini talep ettiklerine ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan, bizden de birçok arkadaşımız elektronik sistemi kullanamadı, bir sorun var, aynı zamanda bunun da giderilmesi gerekiyor, bu sorunu yaşayacağız gibi görünüyor ileriki süreçte de. Arkadaşlarımıza, diğer grup başkan vekili arkadaşlarımıza katılıyoruz. Kâğıtla verilen oyun renginin kabul edilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Değerli milletvekilleri…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Grubumuz adına Doğan Kubat konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kubat.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O bile giremedi, gördünüz.

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın, işari oylamanın şeklinin İç Tüzük’ün 139 ve devam maddelerinde düzenlendiğine, kürsüde zaman zaman yaşanan tereddütler nedeniyle Başkanlık Divanı kararına istinaden uygulamanın elektronik cihazla yapıldığına, herkes isim okunmak suretiyle oyunun rengini belli edecekse saygı duyacaklarına ve Başkanlık Divanı işari oylamalarda elektronik oylamanın nasıl sonuçlandırılacağına, pusulanın dâhil edilip edilmeyeceğine dair bir karar alırsa AK PARTİ Grubunun buna uyacağına ilişkin açıklaması

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Değerli Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Başkanım, az önce yapılan işari oylamanın şekli İç Tüzük'ün 139 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş. Zaman zaman, kürsüdeki tereddütler nedeniyle Başkanlık Divanı kararına istinaden uygulama elektronik cihazla yapılmaktadır. Ancak işaretle yapılan oylamada elektronik yöntemle yapılan oylamalarda oy kullananların adları, soyadları ve seçim bölgeleri sistemde gözükmediği için –açık oylamada olduğu gibi- bugüne kadarki Başkanlık kürsüsünün teamülleri, Meclis teamülleri işaretle oylamada… Ki geçen hafta da değişik Meclis başkan vekillerimizin yönettiği oturumlarda da maalesef, bizim arkadaşlarımızdan da sisteme giremeyenler var, onların pusulalarını Başkanlık makamı geri çevirdi, biz de bunun Başkanlık Divanı tarafından görüşülüp… Yoksa her arkadaşımızın elbette ki iradesine saygı gösteririm. Şu anda bile, herkes isim okunmak suretiyle oyunun rengini belli ediyorsa eyvallah, saygı duyarız; bizim bu noktada hiçbir tereddüdümüz yok ama bu, bizim, AK PARTİ Grubunun icat ettiği bir husus değildir, Başkanlığın bugüne kadar yaptığı yerleşik uygulamadır, siz de bunu çok iyi bilirsiniz. Dolayasıyla bu konuda Başkanlık Divanı işari oylamalarda elektronik oylamanın nasıl sonuçlandırılacağına, pusulanın dâhil edilip edilmeyeceğine dair bir karar alırsa elbette ki her grup gibi biz de buna rahatlıkla, seve seve uyarız. Durum bundan ibarettir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim değerli arkadaşlar.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, elektronik cihazla yapılan oylamada yazılı pusula kullanılmayacağı yönünde bir teamülün olmaması nedeniyle pusulaları kabul edeceğine ama her bir pusulayı okutup imza sahiplerinin burada olup olmadığını denetleyeceğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Anlaşıldığı kadarıyla elektronik oylama sırasında bazı sorunlar yaşandı; bu, bir.

İkincisi: Asıl olan Meclisin iradesinin doğru tecelli etmesidir.

Burada karar da sonuç itibarıyla, oturumu yöneten başkan vekiline aittir. Eğer bir uzlaşma çıkmıyorsa işaretle oylamada kararı birleşimi yöneten Meclis başkan vekili verir. Ben de bir uzlaşma görmediğim için, daha doğrusu diğer kâtip üye arkadaşlarımla farklı düşündüğüm için elektronik cihazla oylama yöntemini tercih ettim.

Ayrıca, elektronik cihazla oylamada yazılı pusula kullanılmayacağı yönünde bir teamülün, bu kadar yerleşik bir teamülün varlığını da ben açıkçası bilmiyorum yani böyle bir teamülün var olduğunu düşünmüyorum. Esasen, elektronik yoklama yapıldığında pusulayla yoklamaya katılım mümkün olmaktadır. O nedenle, burada da bütün pusulaları kabul edeceğim ama her birini okutup imza sahiplerinin burada olup olmadığını denetleyeceğim arkadaşlarımla birlikte. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

O nedenle, şimdi oylama sonuçlarını ilan etmeden, sisteme giren oy oranlarını ilan etmeden önce pusulaları arkadaşlarım okuyacaklar, okunan her pusulada adı geçen değerli milletvekilinin ayağa kalkarak kendisini tanıtmasını da rica edeceğim.

Başlayalım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başkanım, yeniden veriyorlar, onları kabul etmesinler! Almasın artık kavaslar!

BAŞKAN – Arkadaşlar, siz bırakın, biz yönetelim, rahat olun.

Okumaya başlıyoruz.

İrfan Kartal, Van? Yok.

Değerli arkadaşlar, oylama çoktan bitti, artık pusula getirmeyin!

Hasan Turan, İstanbul? Burada. (CHP, MHP ve İYİ PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, lütfen sakin olun, Başkanlık Divanına lütfen güvenin. Burada, İç Tüzük’ü ve Meclisin hukukunu titizlikle koruduğumuz konusunda kimsenin bir şüphesi olmasın.

Lütfen, kürsüye kimse yaklaşmasın. Biz, burada Divan üyeleri olarak istişarelerde bulunuyoruz, o nedenle istişarelerimizi yaparken başka vekillerin burada bulunmamasını rica ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hâlâ pusula yolluyor ya!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Arkadaşlar, pusula geliyor!

HASAN TURAN (İstanbul) – Kendi adamlarınız da orada. Haydar Bey var, İYİ PARTİ’den var, herkes var.

BAŞKAN – Değerli grup başkan vekillerini kürsüye davet ediyorum. Sadece grup başkan vekilleri bulunsun, diğer bütün değerli milletvekilleri yerlerine otursunlar lütfen.

Değerli arkadaşlar, oylamayla ilgili bazı meselelerin açıklığa kavuşturulması gerekiyor. O nedenle, grup başkan vekillerini, görüşmek üzere odama davet ediyorum ve birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.17

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Değerli milletvekilleri, lütfen yerlerimize oturalım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, 16/10/2018 tarihinde MHP Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta tarafından, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılarak sorunların çözümüne yönelik alınabilecek tedbirlerin ve yapılabilecek düzenlemelerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin oylamasında tereddüt hasıl olduğundan oylamayı tekrar edeceğim.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Değerli milletvekilleri, öneriyi kabul eden milletvekillerinin sayısı 135, reddedenlerin sayısı 155; dolayısıyla öneri reddedilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mümkün değil.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Başkan, sayamıyorsunuz galiba.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkan, tek tek sayalım.

BAŞKAN – Halkların Demokratik…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkan, isim isim sayalım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, MHP grup önerisinin oylamasında yapılan sayımın vahim bir şekilde Meclis iradesini yansıtamadığına ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 4 siyasi parti bir araya gelerek fındık üreticisinin haklarını ve hukukunu savunmak için bir önergenin arkasında dimdik durmuşlardır. Ancak buradaki sayım, artık, Meclis iradesini vahim bir şekilde yansıtamamaktadır. O yüzden sizden rica ediyorum, milyonlarca kişi televizyonlarının başında bizi seyrediyor, 4 siyasi partinin… 4 mü büyük, 1 mi büyük?

RECEP ÖZEL (Isparta) – 1 büyük, 1.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Soruyorum: 4 mü büyük, 1 mi?

İktidar partisi eğer “Biz daha fazlayız.” diyorsa tek tek isim okuyalım. Tek tek isim okuyalım, muhalefet burada iktidardan daha fazla.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan!

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) - Sayın Başkanım, 60’a göre bir söz alabilir miyim?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

33.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, fındık üreticilerinin sorunlarının çözümüyle ilgili çalışmayı gelecek hafta Meclisin gündemine getirmeyi düşündüklerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletimizin kaderi bizim kaderimizdir. Milletimizin çizdiği rotada, gösterdiği hedefte bugüne kadar çiftçimizin, köylümüzün, esnafımızın, üreticilerimizin, sanayicimizin, ihracatçımızın sorunlarıyla ilgilenmek ve onların bütün refah taleplerini hayata geçirmek için büyük bir mücadele gösterdik ve hamdolsun, fındık üreticilerimizin derdi bizim derdimizdir. Bugün diğer gruplarla da görüşmelerimiz neticesinde gelecek hafta biz de yaptığımız çalışmaları toparlayarak, tamamlayarak hep birlikte, bütün grupların oydaşlığıyla Genel Kurulun gündemine getirmek için talepte bulunduk ve bunu da buradan ilan ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Aynı zamanda, Genel Kurula hitap ederken de fındık üreticilerimizin müsterih olmalarını istirham ediyorum. Bugüne kadar dertleriyle nasıl dertlenerek fındık üretimindeki rekolteyi artırmışsak, fındık ihracatımızı artırmışsak bundan sonra fındık üreticilerimizin derdiyle dertlenerek onların çok daha fazla katma değer sağlayacakları bütün düzenlemeleri inşallah hayata geçirerek kararlar alacağız. Yeniden, inşallah, gelecek hafta Meclisin gündemine getirmeyi düşündüğümüz fındık üreticilerimizin bu sorunlarının çözümüyle ilgili Genel Kurulumuzun yapacağı çalışmalar için başarılar diliyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akçay…

34.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde bugüne kadar kurulan bütün Meclis araştırma komisyonları, Mecliste grubu bulunan bütün siyasi partilerin ortak mutabakatıyla çıktı; bu, âdeta geleneksel bir hâle de geldi. Tabii, bu arada bütün siyasi parti gruplarının da o zaman itibarıyla, o hafta itibarıyla gündemlerinde bulunan konuları gündeme getirmek adına da bu grup önerileri Meclise taşındı. Şimdi, bugün de geçmişte kurulan bazı komisyonlarda yaşadığımız tartışmaları hatırlatıyor. Öyle inanıyorum ki -değerli grup başkan vekilinin de ifade ettiği gibi- önümüzdeki zaman dilimi içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisi de konuyu tekrar tezekkür etmek suretiyle ve Mecliste grubu bulunan bütün siyasi partilerin de bir ortak mutabakatıyla bu komisyonun kurulacağını ümit ve temenni ediyorum. Hadiseyi bu şekilde ele almakta da fayda olduğunu düşünüyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

Buyurun Sayın Özkoç, yerinizden lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, tüm…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, 2 defa söz verdiniz, ben bir söz alamadım.

BAŞKAN – Sizi görmedim, sisteme girmenizde fayda var.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ben feragat ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Girdik efendim, sistemi de görmediniz.

BAŞKAN – Tamam, size vereceğim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, ben feragat ediyorum.

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Estağfurullah…

BAŞKAN – Lütfen… Sayın Özkoç, Türkkan’a verelim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Evet, evet, lütfen…

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, bu oylamanın sayısıyla alakalı olarak fazla bir şey söylemek istemiyorum. Netice itibarıyla, arkadaşlarımız saymışlar ve onlara güvenmek zorundayız. Ancak bir söze itirazım var: Türk milletinin kaderi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin kaderi aynı değildir. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Türk milleti beş bin yıllık kadim bir millettir. Türk devleti ilelebet, ebet müddet yaşayacaktır. Siz gideceksiniz; Türk milleti kalacak, Türk devleti yaşayacak. Bunun bilinmesini istiyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Kendinizi Türk milletiyle aynı safta tutmayın. Siz fânisiniz, gideceksiniz; Türk milleti yaşayacak.

Teşekkür ediyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen de fânisin, sen daha çok fânisin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, tüm saygımla şunu ifade etmek istiyorum: Milletvekillerimiz burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde. AK PARTİ’nin bir sözü vardı, diyordu ki: “Meclis iradesi önemlidir, milletvekillerinin iradesi önemlidir, milletimizin iradesi önemlidir.” Milletin iradesini milletvekilleri ve siyasi partiler temsil ediyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, toplamınız yetmiyor, ne yapalım?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - 4 siyasi partinin bütünü şu anda AK PARTİ’nin bütününden daha fazladır. Madem millet iradesine saygı duyuyorsunuz, o zaman ben hiçbir ayrım yapmadan, AK PARTİ’li milletvekillerinin vicdanına seslenerek, gerekirse burada üç saat daha fazla çalışalım, dört saat daha fazla çalışalım, gerekirse bir saat ara vererek çalışalım ama bu olayı bir ortak önerge hâline getirip bugün Meclisten çıkaralım. (CHP sıralarından alkışlar) Milletimiz bize güvensin, onların arkasında olduğumuzu görsünler. Milletin vekilleri burada, millet iradesi burada, Meclis burada. Daha neye ihtiyacımız var efendim? (CHP sıralarından alkışlar)

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Sen belirleyemezsin.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Buyurun Sayın Özkan, yerinizden konuşabilirsiniz.

35.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, AK PARTİ’nin milletin kaderini kendi kaderi olarak gören bir siyasi davanın, bir millî mücadelenin eseri olarak ortaya çıktığına ve fındık üreticilerinin taleplerinin AK PARTİ’nin siyaset mücadelesinin temelini teşkil ettiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletimizin kaderini kendi kaderimiz olarak gördük. Bugüne kadar, bakınız, fındık üretiminden ihracatına kadar rekoltenin miktarının nereden nereye geldiği milletimizin, özellikle de fındık üreticilerimizin takdirindedir.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Başkan, rekolte Allah’ın takdiri ya…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Biz milletimizin bağrından çıkmış, onun gösterdiği rotada… (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen milletin kaderi ile kendi kaderini birleştirirsen, olur mu öyle bir şey canım?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – …onun gösterdiği istikamette siyaset yapan bir davanın mensupları olarak…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ne alakası var ya, ne alakası var? Olur mu öyle bir şey ya?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Müsaade eder misiniz, müsaade eder misiniz.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, rekolte Allah’ın takdiri.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bakınız…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aynen tekrar ediyorsunuz aynı şeyi.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Müsaade eder misiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aynı şeyi tekrar ediyorsunuz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin.

Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Dün sayın hatip kürsüde konuşurken nasıl müsamaha istemişseniz, müsteâne bir konuşma talebinde bulunmuşsanız Genel Kuruldan, benim için de istirham ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, siz Genel Kurula hitap edin, ben diğerini düzenlerim.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Şimdi, bizim rotamızı, çizgimizi, istikametimizi milletimiz belirlemiştir. Milletimizin gösterdiği istikamette yol alıyoruz. AK PARTİ milletin kaderini kendi kaderi olarak gören bir siyasi davanın, bir millî mücadelenin eseri olarak ortaya çıkmıştır. Eğer bu mücadele bir demokrasi, millî iradenin hâkimiyeti meselesiyse “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.” anlayışıysa o zaman bütün tartışmalarımızı bir sabiteye bağlayarak karar vermemiz lazım. Nedir o sabite? Yargıdır, hukuktur, İç Tüzük’tür.

Biraz önce, Sayın Başkan, yapılan oylamaların işari olduğundan bahisle değerlendirme yapıldı, teamüller çerçevesinde oylama yapıldı ve onun neticesinde de bir irade ortaya çıktı; bu, millî iradedir. Ancak şunu söylüyoruz: Fındık üreticilerimizle ilgili birkaç haftadan beri biz dedik ki… Getirilecekti, sonra bu haftalara bırakıldı, biz de çalışmalarımızı tamamlayarak bütün gruplar olarak… Her zaman istediğimiz bu uzlaşı değil mi? “Ortak anlayışla bunları çözelim.” değil mi?

SEYİT TORUN (Ordu) – Şimdi kabul edelim, kabul edelim, çalışırız biz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – İşte, gelecek hafta bunlarla ilgili biz de çalışmaları yapalım, ondan sonra ortaya çıkıp bunları tamamlayalım dedik. Onun için, tekraren söylüyorum: Fındık üreticileri bizim kaderimizdir, onların talepleri bizim siyaset mücadelemizin temelini teşkil eder.

AYLİN CESUR (Isparta) – Niye reddediyorsun o zaman?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Evet, her fâni gibi hepimiz fâniyiz ancak milletin ülküsünü payidar kılmak için siyaset yapan kadrolar ilelebet payidar olacaktır çünkü egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.

BAŞKAN – Teşekkürler.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin diye…

BAŞKAN – Grup başkan vekilleri sizin adınıza söz isterse olur, öbür türlü, kontrol etmekte zorlanırız Genel Kurul çalışmasını.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, eğer izin verirseniz grubumuz adına Sayın Enginyurt konuşacak.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

36.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, AK PARTİ Grubunun fındıkla ilgili araştırma önergesini Genel Kurul gündemine getireceğine, kendilerinin de bu önergeyi destekleyeceğine ilişkin açıklaması

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın konuşmacıya teşekkür ediyorum, AK PARTİ Hükûmetinin de fındıkla ilgili önümüzdeki hafta, inşallah sonraki hafta, inşallah bir sonraki hafta araştırma önergesini getireceğini söyledi, biz de destekleyeceğiz. Ama bir cümle sarf ediyor, rekoltenin iktidarları döneminde çok çok arttığını söylüyor, rekoltenin artışı da, olmayışı da Allah’ın takdiridir, Allah’ın işine bari karışmasınlar. (MHP, CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, sabrınıza çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Rica ederim, buyurun.

37.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, MHP Grubu fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılmasına yönelik önergeyi tekrar Genel Kurul gündemine getirirse bütün partileri bu önergenin arkasında durmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok önemli bir konu. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak… Aslında hem HDP’nin hem Cumhuriyet Halk Partisinin hem İYİ PARTİ’nin ortak önergeleri var yani ayrı ayrı önergeler verdiler ama aynı konuda birleşiyorlar. Buradan tüm milletimize duyurmak istiyorum: Biz yarın önerge vermeyeceğiz. Milliyetçi Hareket Partisinin değerli vekillerine ve grup başkan vekiline sesleniyorum: Yarın biz bu konuyla ilgili önerge vermeyeceğiz çünkü bir önergenin önüne siyaseten bir adım geçmek istemiyoruz ama yarın Milliyetçi Hareket Partisi aynı önergeyi buraya indirirse biz, bütün milletvekillerimiz, burada elimizi kaldırmak için hazır olacağız. (CHP sıralarından alkışlar) Beraber bu önergeyi geçirmek için bütün partileri bu önergenin, Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önergenin arkasında yarın durmaya davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun Sayın Akçay.

38.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Özkoç’un bahsettiği konuda, geçmiş dönemlerde de değişik siyasi partilerin aynı konuda önerge verdiği de çok olmuştur çünkü gündemle alakalı olduğu için… Biraz evvelki konuşmamda da ifade ettiğim üzere, siyasi parti grupları kendi gündemlerini takip ederler genellikle ve bu, geçtiğimiz haftalarda da müzakere edilmiş kendi grubumuz içerisinde veya diğer gruplarla da ve bildiğim kadarıyla, Sayın Erhan Usta geçen hafta da yine bunun temasında bulundu ve Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekillerinin de bu konuda haberi var. Dolayısıyla bu fındık mevzusu uzun süredir Milliyetçi Hareket Partisinin gündeminde olan bir konudur ama tevafuk olmuştur, bugün aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisinin de aynı konuda grup önerisi vardır. Bunlar da gayet normaldir, yarın başka bir konuda da olabilir, geçmişte de çok oldu benzeri konular. Güncelliğe bağlı olarak bu tür durumlar olabilir ve bunu da yadırgamamak gerekir. Bu, birkaç haftadır zaten gündeme getirmek istediğimiz bir konudur.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, Meclis iradesinin sağlıklı şekilde tecelli etmesinin herkesin üzerinde hassasiyetle durduğu konu olduğuna, yapılan müzakereler sonucunda ortaya çıkan iradeye saygı gösterilmesi gerektiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Meclisin iradesinin en sağlıklı bir şekilde tecelli etmesi şüphesiz hepimizin üzerinde hassasiyetle durduğu bir konu, oturumu yöneten Başkan Vekili olarak da benim ayrıca sorumluluğumdur. Bu konuda, Divandaki arkadaşlarımla birlikte titiz bir çalışma yürüttüğümüzü ve oyların doğru bir şekilde yansıması için elimizden geleni yaptığımızı bilmenizi isterim. Esasen bugün şu oturum göstermiştir ki bir noktaya varmak istersek müzakere bizim vazgeçilmez yöntemimizdir. Tereddüt duyduğumuz konularda kendi aramızda istişarede bulunduk. Bu yeterli olmayınca siz değerli grup başkan vekilleriyle de istişare etmek istedim, ayrıca tabii uzman arkadaşlarımızın da desteğini aldık ve bütün bu istişarelerden ortaya çıkan sonuca göre yöntemi belirledik. Bu belirlenen yöntemin sonucunda ortaya çıkan iradeye hepimizin saygı göstermesi gerekiyor. O nedenle ben hepinize bu katkılarınızdan, bu düzeyli ve verimli müzakere anlayışınızdan dolayı teşekkür etmek isterim.

Şimdi birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 10/10/2018 tarihinde Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu ve arkadaşları tarafından verilen "Kadın yoksulluğunun araştırılması amacıyla” verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

17/10/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/10/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                      Fatma Kurtulan

                                                                                           Mersin

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

10 Ekim 2018 tarihinde Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu ve arkadaşları tarafından -589 sıra numaralı- kadın yoksulluğunun araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 17/10/2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Kerestecioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HDP GRUBU ADINA FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi yine “Kadınlar yoksul değil.” ya da “Biz gereğini yaparız.” diyerek reddedilecek olan bir önerge üzerine maalesef konuşmaya başlıyorum. Ama kadınlar yoksul, dünyada yoksul, Türkiye’de yoksul ve Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nde konuşuyoruz bugün. Kadınlar dünyanın hatta en yoksulları, sadece yoksul değiller. Dünyanın pek çok yerinde ortak ve yakıcı bir sorun olarak değerlendiriliyor kadın yoksulluğu. Örneğin Türkiye’de kadınlar taşınmaz malların sadece yüzde 8’ine sahipler, sadece 8’ine sahipler arkadaşlar. Bu çarpıcı rakam kadınlara uygulanan şiddet ya da yoksulluk gibi sorunlar tartışılırken çoğunlukla üzeri örtülen bir yapısal nedenden, erkek egemenliğinden kaynaklanıyor.

Bir hükûmetin görevi, eğer yurttaşları arasındaki haksızlığı, eşitsizliği, adaletsizliği sorun olarak görüyorsa en azından bunu dengeleyici politikalar üretmektir. Türkiye’de kadınların yalnızca yüzde 30’u içinde tarım da dâhil olmak üzere gelir elde edebilecekleri bir işte çalışabiliyorsa, yalnızca yüzde 30’u ve pek çok istihdam alanından dışlanıyorsa hükûmetin görevi ayrımcılıkla mücadele ederek kadın istihdamını artırmaktır. Kız çocukları yalnızca belirli mesleklere yönlendiriliyor, iş yaşamında asla hak ettikleri mertebelere erişemiyorlarsa, erkekler hep daha çok kazanılan sektörlerde ve daha üst kademelerde çalışıyorlarsa hükûmet bu ayrımcılığı önlemek için çalışmalıdır.

Çocuk ve yaşlı bakımı aslında tüm toplumun sorumluluğudur arkadaşlar. Çocuklar toplumun bir parçası olarak büyür fakat cinsiyetçi iş bölümü nedeniyle bütün sorumluluk kadınların üzerindeyse hükûmet bu sorumluluğu toplumsallaştıracak önlemler almalıdır. Örneğin kreşte veya anaokulunda gündüz bakımı alan çocukların oranı bugün yalnızca 2,8’dir, yalnızca 2,8 çünkü kreşler çok pahalı çünkü idari olarak belediyelerde veya başka yerlerde ücretsiz kreş olanakları sağlanmıyor.

Değerli milletvekilleri, kadınların büyük bir kısmı bakım sorumluluğu nedeniyle bir işte çalışamıyorlar ya da güvencesiz, düşük ücretli işlerde çalışıyorlar. “Ev, aile yaşamını uyumlulaştırma” dediğiniz politika, kadınların eğitim hakkından mahrum kaldığı, evde bir yandan çocuğuna bakarken diğer yandan da parça başı işler alıp tutkalla terlik yapıştırdığı bir çalışma düzeni olamaz. Kadın yoksulluğu ile kadına yönelik şiddet ise birbirine açık biçimde bağlıdır. Bir ömür ücretsiz ev emekçisi olarak çalışmış, çocuk, yaşlı bakmış, yemek yapmış, ev temizlemiş bir kadın şiddet nedeniyle boşanmak istediğinde çoğunlukla ekonomik güvencesizlik gibi nedenlerle çıkışsız hissediyor yani aslında devlet tarafından, toplum tarafından şiddet gördüğü hanede kalmaya, şiddete katlanmaya mecbur bırakılıyor. Boşanma hâlinde ise varsa çocukların bakım ve geçim yükü de çoğunlukla kadınların omuzlarına yükleniyor ve kadın yoksulluğu daha da ağırlaşıyor. Evet, ifade ettiğimiz gibi kadın yoksulluğu çok önemli bir sorun. Biz bugün kadın yoksulluğunun araştırılması önergesini bir başka vesileyle getirdik çünkü Çalışma, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı birlikte bir çalıştay düzenlediler geçtiğimiz hafta ve yoksulluk nafakasının kısıtlanması yönünde bir düzenlemenin getirilmesi amacıyla düzenlendi bu çalıştay. Sanırsınız ki Türkiye’de kadın-erkek istihdamı ve ücretler eşitlenmiş, bütün bu saydığımız sorunlar yok ve böyle bir çalıştayla “Acaba yoksulluk nafakasını süreye bağlayabilir miyiz?” gibi tartışmalar. Buraya kadın hakları alanında çalışan örgütler tırmalayarak girdiler. Benim de kurucularından olduğum Mor Çatı gerçekten tırmalayarak bu toplantıya ancak katılabildi. Şimdi yine de çalıştay çok önemli bir sonucun ortaya çıkmasını sağladı. Hükûmete yakın kadın derneklerinden feminist kadınlara, farklı siyasi görüşlere ve hayat tarzlarına sahip kadınlar ve alanda çalışan hâkim ve avukatların çoğu nafakada süre sınırını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Kerestecioğlu.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

…ya tümden reddetti ya da önce kadınların güçlenmesi gerektiğini ancak ondan sonra bu konuyu tartışabileceğimizi ifade etti.

Değerli arkadaşlar, olmayan veriler üzerinden yasa teklifi getiremezsiniz. Bu, ağır sonuçlara, toplumsal sorunlara yol açar çünkü öncelikle şunu araştırmak durumundasınız: Yoksulluk nafakasının bir toplumsal soruna yol açtığını söylemek için kaç kadın yoksulluk nafakası alıyor? Miktarı nedir? Kaç erkek bu nedenle yoksulluk durumuna düşmüş? Bu soruların yanıtlarının olması gerekir. Ama yapılan araştırmalar gösteriyor ki kadınların çoğunluğu yaklaşık aylık 300 lira yoksulluk nafakası alıyor. 300 lira yoksulluk nafakası yoksulluğu kaldırmaz. Bunu süreyle sınırlamaya gerek yoktur çünkü dava yoluyla zaten eğer kadın daha gelirli bir duruma gelmişse nafakayı kaldırabilirsiniz. Ayrıca erkekler de nafaka alabilir, cinsiyet sınırlaması yoktur.

Önergemizin desteklenmesini talep ediyoruz. Kadınlar yoksuldur. Bunu herkesin bildiğini tahmin ediyorum.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Isparta Milletvekili Aylin Cesur konuşacaktır.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Büyük Atatürk’ün önderliğinde, uğrunda nice kanlar dökülerek kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti ulusa dayalıdır ve ulus devlet bağını da yeni kadının simgeleyeceği düşünülerek yola çıkılmıştır. Cumhuriyetle gelen ve ayırt eden en önemli gösterge de kadının bir ulusal devletin yasal olarak eşit yurttaşı kabul edilmesidir. 5 Aralık 1934’te Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesi de aslında bu yolda atılan en önemli adımdır. Ben de burada Büyük Atatürk’ün kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisinin genel başkanı kadın olan İYİ PARTİ’sinin bir kadın milletvekili olarak huzurunuzda olmaktan gurur duyuyorum.

Geçen yüzyıldaki gelişmelere rağmen yoksulluk büyümeye devam etmiş, zengin ve fakir arasındaki fark da artmıştır. Yoksulluğun yükü kadınların omzundadır ve sağlıklarına da sinsice zarar vermektedir. Yoksullukla yaşayan 1,2 milyar kişinin yüzde 70’i kadınlardır. Dünyadaki 900 milyon okuma yazma bilmeyen arasında kadınların oranı 2 kat daha fazladır ve dünyada 55 milyon kız çocuğu okula devam edememektedir.

Çocuk askerlerin yüzde 40’ını kızların oluşturduğu tahmin ediliyor. Kadınlar, aynı işte çalışan erkeklerden yüzde 30-60 daha az ücret alıyor.

Sağlık harcamalarının Finlandiya’da kişi başına 2 bin dolar, Vietnam’da 3 dolar olduğu dünyamızda her yıl 500 bini aşkın kadın gebelik ve doğumla ilgili nedenler sonucu yaşamını yitiriyor ve 100 milyondan fazla AIDS’li vakanın bulunduğu dünyada bu hastalığa yakalanan 15-25 yaş arasındaki gençlerin yüzde 60’ı da kadınlar. O hâlde, dünyada her dakikada 1 kadın ölüyor demektir. Aynı sosyal gruptaki erkeklere göre göreceli olarak daha yoksul olan kadınlar için bu bir kader midir?

Cinsiyet eşitsizliği ve kadınların yoksulluğun getirdiği zorluklardan dolayı yaşadıkları sıkıntılar arasındaki ilişki gerçeği bile henüz tam olarak kabul görmezken bir de şiddete maruz kalan kadının kaderini değiştirebilmek mümkün müdür? Türkiye’de yaşayan kadınların bu vahim tablodaki yeri nerededir?

Türk olmasından gurur duyduğum Mükerrem Belkıs Hanım’ın “Hakk-ı insaniyelerinden vazgeçen veyahut ‘Haklarımızın, ihtiyaçlarımızın bir kısmı verilmiyor.’ diye hepsini bırakan hemşirelerimiz varmış! Zararı yok, ben yine vazife-i vataniye-i insaniyemi kemal-i ifa edeceğim. Hiç kimse istemesin, yalnız başıma ben isteyeceğim. Onu istememek insanlığıma bence bir hıyanettir.” diye ifade ettiği sözleri aslında kadının birey olma talebinin çığlıkla ortaya konmasıdır ve böylesi bir dile getirilişin de, hangi toplum olursa olsun, yankı bulmaması imkânsızdır.

Kadın hakları Türkiye’de, taraf olduğu uluslararası Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmeleriyle garanti altına alınmıştır. 10’uncu maddede “Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

AYLİN CESUR (Devamla) – Parlamentolararası Konseyin 2002 verilerine göre, kadınların temsili açısından dünya ortalaması yüzde 14,5; Türkiye’de ise yüzde 4 ila 5’lerdedir.

Şiddete son vermek, eşitlik, adalet ve barışı sağlamaya yönelik çabaları ciddiye almak zorundayız. Sorunu sadece kadınların sorunu olarak görmemek, bana göre, çözüme giderken en önemli hareket noktası olmalı.

Dünyada her yıl 500 binden fazla kadının gebelik ve doğum nedeniyle öldüğü ve Türkiye’de de bu rakamların çok yüksek olduğu durumda bizler, kuruluşundan bugüne çok ciddi, önemli adımlar atılmış olsa da Türkiye'de sağlık açısından ve 2000’li yıllara gelindiğinde artık 12 bin kişiye 1 hekimden, 512 kişiye 1 hekime gelinse de hâlâ kadın sağlığını ve yoksulluğunu en önemli, en çok önemsenmesi gereken konulardan biri olarak alıyoruz.

Bebek ve anne ölümlerini Batı standartlarına getirmemiz gerekiyor ve ülkemizdeki kadınımızı, erkeğimizi mal muamelesi görmekten kurtarmak, insanca yaşam şartlarına kavuşturmak, Türkiye'de de Avrupa’daki veya Batı’daki ülkelerin seviyesine getirmek hedefimiz olmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir kereye mahsus olmak üzere bir dakika daha süre veriyorum bu öneri için.

AYLİN CESUR (Devamla) – Teşekkür ederim.

Kadınlarda iş gücüne katılım oranı yüzde 50’ye çıkarılmalı. Kamuda kadın yöneticilerin oranı yüzde 30’a çıkarılmalı. Kadının emeği korunmalı, kayıt dışı çalışan kadınları sosyal güvenlik kapsamına almalıyız. Mevsimlik tarım işçisi kadınlar ile ev eksenli çalışan kadınların her türlü sosyal güvenceden faydalanmaları sağlanmalı. Bakım hizmeti veren kadınlar sosyal güvenlik kapsamına alınmalı. Kadın girişimciler için gelir vergisi oranlarında üç yıl süreyle 3 puan indirim yapılmalı ve kadın girişimciliği teşvik edilmeli. Kadınlarda okuryazarlık oranı beş yıl içinde yüzde 100’e çıkarılmalı, bununla ilgili tedbirler alınmalı.

Biz kadınlar olarak bizi özgür yapan, bize insanlık standartlarını getiren, eşit yapan ve bu ülkenin mutluluğu için her türlü imkânı açan cumhuriyettir, bunun kıymetini bilmek zorundayız ve biliyoruz. Kadın-erkek ayrımı yapmaksızın kısaca “insan hakları” olarak ifade edeceğimiz haklar sahiplik gerektirir. Kadınıyla erkeğiyle uygar, demokrat ve müreffeh bir Türkiye yaratmak için geleceğe güvenle bakarak karşılıklı sevgi ve dayanışmayla hareket etmeye mecburuz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri olan bizler, bize oy vererek buraya gönderen halkımızı temsil ediyoruz. Bu yapılandırmaları bir an evvel hayata geçirmeliyiz ve birlikte hareket etmemiz gerektiğinin artık farkına varmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN CESUR (Devamla) - Az önce fındık olayında görüldüğü gibi, sayın milletvekilleri hepinizi vicdanlı hareket etmeye davet ediyorum.

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Cesur.

Öneri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Arzu Erdem konuşacaktır.

Buyurun Sayın Erdem. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ARZU ERDEM (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, kadın yoksulluğunun araştırılması üzerine verilmiş olan grup önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubum adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisi, bizleri ekranları başında izleyen aziz Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, evet, “siyasetüstü kavramlar” dediğimiz kavramlar hangileri, hep birlikte bir tekrar değerlendirelim istiyorum. Kadın deyince siyasetüstü müdür? Evet. Çocuk deyince siyasetüstü müdür? Evet. Yaşlı deyince siyasetüstü müdür? Evet. Gözümüzün bebeği, belki gözlerine bakmaktan sakındığımız geçlerimiz deyince siyasetüstü müdür? Evet. Evet, Milliyetçi Hareket Partisinin şiarı olan Türk milletine hizmet etme noktasında her şeyi geride bırakma şiarı hakikaten çok önemli, sizlere tekrar buradan bunu hatırlatmak istiyorum.

Evet, anne deyince ne geliyor aklımıza? Beşiği sallayan anne, çocuğunu büyüten anne, giydirip büyüten ebeveyn mi? Kadın denildiğinde aklımıza ne geliyor? Evini çekip çeviren, eşine maddi manevi destek olan ve aynı şekilde, yine şeref, namus timsali, ar iffet simgesi mi? Bunlar mı geliyor sadece akıllarımıza?

Kadınlarımıza baktığımızda neyin mahcubiyetini yaşıyoruz, bunu da bir değerlendirelim istiyorum: Dinmeyen şiddetin mi, eksik verilen değerin mi, yine aynı şekilde devam eden istismarlar ve cinayetlerin mi, kadınların maddi imkânsızlarının mı? Kadına baktığımızda bu söylediklerimizin hepsi aslında vardır ve bu çığlıklar gerçektir, bu çığlıklar acıdır. İşte, bunların tamamını değerlendirip veballe oturduğumuz bu koltuklarda çözüm üretmek üzere hep birlikte somut adımlar atmamız gerekiyor. Planlamayı belki doğru yapamıyoruz, belki sağlıklı yapamıyoruz ama planlama yaparken öncelikli planlanması gereken, öncelikli çözülmesi gereken, öncelikli olarak mutlaka değerlendirilmesi gereken ve kanunlaştırılması gereken konular var ki bunların başında kadınlara verilmesi gereken doğum borçlanması geliyor. Kadın milletvekillerimize sesleniyorum: Ben Milliyetçi Hareket Partisi milletvekiliyim, Türk milletinin temsilcisi olarak bu kürsüdeyim ve bir kadınım. Kadın olarak soruyorum size: Erkeklerimize verilen askerlik borçlanması SGK girişinden önce mevcutken kadınlara SGK girişinden önce doğum borçlanması verilmesi konusunda kanun teklifimiz şu an komisyonda. Bu konuya destek vermeniz söz konusu olacak mı inşallah? Bu konuyla ilgili Allah’ın izniyle hep birlikte, dün de söylediğim gibi, uzlaşmacı bir tavır içerisinde el ele vererek... Çünkü “Kadınlar başımızın tacı.” diyorsak, “Kadınlar bizim her şeyimiz.” diyorsak onları güçlendirmek, onlara yardım vererek değil, hakikaten toplum hayatında hak ettikleri yere getirmekle olacaktır. Hep birlikte inşallah bu sorunları çözeceğiz ve liderimizin sözüyle kapatmak istiyorum, benim için hakikaten çok kıymetli, özellikle sizlerle de paylaşmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum.

ARZU ERDEM (Devamla) – Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi diyor ki: “Kadın annedir, kadın vatandır, kadın ülkedir, kadın gelecektir, kadın gelecek nesillerin teminatıdır. Bu teminatlara sahip çıkmak bizim vebalimizdir.” Hep birlikte sahip çıkacağımızı umuyor, saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdem.

Öneri üzerinde dördüncü olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü konuşacaktır.

Buyurun Sayın Süllü. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

CHP GRUBU ADINA JALE NUR SÜLLÜ (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; bugün burada keşke yoksulluğu, hele hele kadın yoksulluğunu hiç konuşmak zorunda olmasaydık diyorum. Ancak ne yazık ki sadece bugün burada değil, her zaman biz kadınlar olarak, kadınların yoksulluğu, sorunları üzerine çok farklı ortamlarda konuşmak zorunda kalıyoruz ve bunun nedeni de genelde toplumda yaşamış olduğumuz cinsiyet ayrımcılığı.

Aslında -kadın ve erkek- doğumumuzdaki tek farklılığımız, biyolojik yapılarımızdaki farklılık değil mi? İki farklı cinsiyetin temsilcileri kadın ve erkeğin ne yazık ki gelişen toplumsal koşullarla yaşam içindeki, toplum koşulları içindeki rolleri değişiyor, şekilleniyor ve bu toplumsal koşullarla birlikte kadının yaşadığı toplumsal sorunlar da şekilleniyor. Kadınların yaşadığı en önemli sorunlarının, sosyoekonomik sorunlardan kaynaklandığını, kadının toplumdaki sosyoekonomik konumundan kaynaklandığını söylemek, çözümün de yine kadının sosyoekonomik konumunun güçlendirilmesinde yattığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Kadının en önemli sorunlarından bir tanesi bu toplumda, ekonomik bağımsızlığının olmamasıdır. Bu durum bazı koşullarda kadını istemediği evlilikleri sürdürmeye zorlarken diğer yanda, aile içi yaşamda sürekli kendi isteklerini, kendi yapacaklarını öteleyen anne ve eş konumuna da mahkûm etmektedir. Bunun tek koşulu, kadının bu ekonomik açıdan güçlendirilmesinin tek koşulu iş yaşamına katılımıdır. Kadının iş yaşamına katılımındaki engeller de yasalarla düzenlenmelidir. Tabii, yasal düzenlemeler aslında yapılıyor gibi gösteriliyor ama yasal düzenlemelerin uygulanabilirliği ne yazık ki sağlanamıyor çok da fazla.

Kadının iş yaşamına katılımındaki en önemli engellerden birini örnek verecek olursak, nedir kadının iş yaşamına katılımındaki en büyük engellerden biri? Çocuklarını bırakacak kurumlardan yoksunluğudur. Bu konuda çok çeşitli yasal düzenlemeler yapılıyor ama uygulanabilirliğine baktığımızda, ne yazık ki uygulanabilirliği yok; ne devlet bunları denetliyor ne de herhangi bir şekilde yönetmelikler yasaları desteklemek üzere düzenleniyor.

Günümüzde artık kadının ekonomik güçsüzlüğüyle birlikte kadın yoksulluğundan çok, yoksulluğun kadınlaşmasından söz ediliyor, terminoloji olarak. Nerede bir yoksulluk var ise orada kadın var ve kadının ağırlaşan sorunları var. Bugünkü Türkiye’nin ekonomik koşullarına baktığımızda, hani şu “yok” denilen kriz var ya, ne yazık ki bedeli vatandaşın sırtına yüklenen krizde de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

JALE NUR SÜLLÜ (Devamla) – Bir dakika daha rica edeyim.

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Süllü.

JALE NUR SÜLLÜ (Devamla) – …en ağır yükü kadınlar üstleniyor ne yazık ki. İşten çıkartmalar dönüyor kadınları vuruyor, kadın kendi geçimini sürdüremiyor, çocuklarına pay ayırmaya çalışıyor bu zorluklar içinde. Fakat, tabii ki bunlarda, sonuçta en önemli şeyin kadının toplumsal konumunun, eğitim, iş yaşamının her alanında güçlendirilmesi olduğunu hepimiz biliyoruz. Tabii, dediğim gibi, yasal düzenlemeler yapılıyor, lafta kalıyor. Bu yasal düzenlemeler yapılırken de ne yazık ki kadın, sürekli, korumacılık söylemleriyle aile içinde anne olarak ve çocuk olarak ele alınıyor. Oysaki kadın ayrı bir birey, bir vatandaş. Kadını bir birey, bir vatandaş olarak ele almadıkça kadının sorunlarını çözemeyeceğimizi artık anlamış olmamız gerekiyor. Ve lütfen, artık kadını tüm yasalarda bir birey, bir vatandaş olarak düşünmek zorunda olduğumuzu hatırlayalım.

Şimdi, bakın, örnek olarak, şu anda bir arkadaşımız, bir bayan milletvekilimiz bir öneri verdi. Ne yazık ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bu öneriye mahsus olarak bir dakika daha vermiştik Sayın Cesur’a, size de veriyorum.

Buyurun.

JALE NUR SÜLLÜ (Devamla) – Teşekkür ederim anlayışınız için Sayın Başkan çünkü kadınlar olarak her zaman bu kadar şanslı olmuyoruz dile getirmekte sorunları.

BAŞKAN – Haklısınız.

JALE NUR SÜLLÜ (Devamla) – Sayın vekilimiz “Reddedileceğini biliyorum.” dedi. Ne yazık ki artık Parlamentoda her şey reddediliyor, biraz önce fındık örneğinde olduğu gibi. Aslında Türkiye'nin tüm Karadeniz Bölgesi’ni etkileyen bir sorundu ama ne yazık ki AKP’li vekil arkadaşlarımızın oylarıyla reddedildi. Şimdi yine, toplumun yarısını oluşturan kadınlar için bir arkadaşımız, kadın vekil arkadaşımız bir öneri getirdi. Neden korkuyoruz? Neden fındığı, kadını araştırmaktan korkuyoruz? Neden? Çünkü gerçeklerin ortaya çıkmasından korkuyoruz.

Sözlerimi bağlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak her zaman toplumda kadının statüsünün güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapan grubumuzun bu öneriye “evet” diyerek destek vereceğini bildiriyor, kadın için, Türk toplumundaki sorunlar için her zaman Cumhuriyet Halk Partisi olarak “evet” oyu vereceğimizi bildirmek isteyerek Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Süllü.

Öneri üzerinde beşinci ve son söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Radiye Sezer Katırcıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Teşekkürler Başkanım.

Bizler on yedi yıl boyunca kadına yönelik sorunları siyasetüstü, sadece siyasetüstü değil, ideolojiüstü görerek vicdani bir mesele olarak ele aldık; bu çalışmaları bunun üzerine planladık, politikalarımızı böyle oluşturduk, yol haritamızı bunun üzerinde kurguladık. Peki, on yedi yıl boyunca neler yaptık? Buna geçmeden önce, Türkiye’min çok büyük hedefleri var. Bu hedeflere nasıl ulaşacağız? Biliyoruz ki bu hedeflere ulaşmada en lokomotif güç, kadınlarımız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biliyoruz ki 10’uncu büyük ekonomiyi kadının istihdama katılımıyla birlikte sağlayacağız. İşte, bu çalışmalarımızı bu vizyonla, bu inançla gerçekleştirdik.

Şöyle bir hatırlamak gerekirse: İlk yaptığımız, Anayasa'da pozitif ayrımcılık ilkesini getirmemiz. Arkasından, eşit işe eşit ücret kanuni düzenlememizi yapmamız ki komisyon başkanlığımda yurt dışı temaslarımda birçok ülkede, gelişmiş ülkede gördüğümde kadınların böyle bir kanununun olmadığına ne yazık ki şahit oldum.

Başka ne sayabiliriz? Kadının istihdama katılımında eğitimin ne kadar önemli olduğunu. Eğitim düzeyini yükseltmek adına Haydi Kızlar Okula Projesi’yle birlikte şartlı nakit transferi ve yüzde 99’u bulan okullaşma, her ilde üniversite kurduk. Bugün kadınların üniversiteleşme oranı erkekleri çoktan geçmiştir. Bitti mi? Bitmedi. KOSGEB ve İŞKUR girişimcilik eğitimleri. Biz kadın kendi işinin patronu olsun istedik ve orada da bir pozitif ayrımcılık ilkesi getirdik ki erkeğe verilen hibenin yüzde 30’u oranında kadına daha fazla verilmesini sağladık. Yetti mi? Yetmedi. Bir işveren, genç ve kadın istihdam edeceği zaman, istihdam ettiği zaman prim desteğini ve diğer destekleri devlet olarak verdik. Bu yetti mi? Yetmedi. Ne yaptık? “Çalışan kadınlarımızın sorunlarını göz ardı edemeyiz.” dedik, iş hayatı ve aile hayatı uyumunu sağlamak adına esnek çalışma modellerini oluşturduk, yarı zamanlı çalışma modellerini oluşturduk; süt izni, analık izni, kreş desteği vesaire… Peki, bunlar sonucunda Türkiye'deki rakamlara şöyle kısaca bakalım. Anlatacak çok şey var, üç dakikada on yedi yılı anlatmak kadın politikası üzerine tahmin edersiniz ki, kabul edersiniz ki çok az bir zaman. Bakın, son on yılda Türkiye’de 8 milyon 600 bin yeni istihdam yaratılmış ve bunun 4 milyon 175 bini kadın yani kadınların iş gücüne katılım oranı şu anda 33,8 ve 2023 hedefimiz yani 10’uncu büyük hedefimize ulaşmada bizim hedeflediğimiz oran yüzde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Katırcıoğlu.

Buyurun.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan Anayasa’mıza getirdiğimiz pozitif ayrımcılık ilkesi kapsamında biz kadınlara kürsü konuşmalarımızda tam 3 kez ek süre verdi. Ben bunun da altını çizmek istiyorum.

Hedefimiz yüzde 41’e ulaşmak ve ayrıca Ulusal İstihdam Stratejimiz var. Yani hepsi planlı, programlı devam ediyor. Peki, bu yeter mi? Yetmez. Bakın, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu 2009 yılında bu Meclis çatısı altında kuruldu. Bir devrim niteliğinde çalışmadır kadının sorunlarına çok daha hızlı, etkin, spesifik çözüm bulabilmek adına. Geçtiğimiz dönemde komisyon başkanlığı yapmak nasip oldu ve orada da -Filiz Hanım önergenin sahibi, kendisi de bilir- kadın sorunlarına yönelik alt komisyonlar kurduk. Birisi de kırsaldaki kadınımıza yönelikti. Kırsaldaki kadınımızın yoksulluğu, eğitimi, şiddeti, aileyle ilgili durumları, devletin verdiği imkânlara ulaşımlarıyla ilgili sorunlarını masaya yatırmaktı, bunlara çözüm bulmaktı ki bu rapor hazır, basılmaya hazır. Yeni KEFEK Komisyon Başkanımız da bunu ortaya koyacak.

Bakın, Meclis çatısı altında birçok çalışma var bu konuyla ilgili. Bu sadece bir tanesi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika daha…

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum.

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Devamla) – Ben inanıyorum ki çalışmalar, yapılan raporlar, kurulan komisyonlar, alt komisyonların raporlarına bakıp oradaki hazır olan çözüm önerilerini, tespitleri hayata geçirmemizin, zaman yönetimi ve kaynak yönetimi noktasında çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Sözlerimi bitirmeden önce bir şeye dikkatinize çekmek istiyorum, o da şudur: “Kadınsız siyaset, kadınsız demokrasi, kadınsız yönetim sadece kadınlar için değil, bütün toplum için eksikliktir, adaletsizliktir, haksızlıktır.” diyen bir lidere, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ilk önce kendim adına ve tüm Türkiye'min kadınları adına teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Halkların Demokratik…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Sayın Başkan, oylamadan önce açıklama, yerimden…

BAŞKAN – Yerinizden…

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, tüm kadın ve erkekleri kadın yoksulluğunun araştırılması önergesine destek vermeye davet ettiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Biz bir önerge verdik ve kadınlar yoksuldur, kadın yoksulluğunu araştıralım, önlemek için gereken tedbirleri soruşturalım dedik. “Bu kadar yılda yapılanlar nelerdi” değildi aslında bunun cevabı. Bunun şahidi de ben değilim zaten çünkü aynı zamanda bu komisyonun, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun ne kadar toplanmadığına da şahidim. Ve onun dışında, söz edilen liderin “Kadın ile erkeğin fıtratında eşitlik yoktur.” sözlerine de şahidim.

Ama mesele bu değil. Yani bir şey araştırılsın diyorsak, siz “süre getirilsin yoksulluk nafakasına” tartışmasını açıyorsanız… Yapmayın bunu. Bunu yapmadan önce verilere bakın. Kadınlar yoksul, neden yoksul ve bunun çözümleri ne, önlemleri ne, bunu araştıralım diyoruz. Şu anda verdiğimiz önergenin konusu da budur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (Ankara) – Ve ben buradaki tüm kadın ve erkekleri, kadın yoksulluğunun araştırılması önergesine destek vermeye davet ediyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kerestecioğlu.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, 10/10/2018 tarihinde Ankara Milletvekili Sayın Filiz Kerestecioğlu ve arkadaşları tarafından verilen "Kadın yoksulluğunun araştırılması amacıyla” verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

17/10/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/10/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Özkoç

                                                                                           Sakarya

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen (10/83) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 17/10/2018 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel konuşacaktır.

Buyurun Sayın Adıgüzel. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; fındık, İzmit’ten Artvin’e 500 bin ailenin, 8 milyon insanımızın ekonomisine katkı yapan, yüzde 85’ini ihraç ettiğimiz, 3 milyar dolar gelir elde ettiğimiz, dünyadaki üretiminin yüzde 70’ini bizim yaptığımız millî bir ürün.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konudaki sorunlarla ilgili 6 maddelik çözüm önerimiz, ayrıca Ordu’da yaptığımız bir çalıştay var ve de Ordu’dan Giresun’a bir fındık yürüyüşü yaptık. Bunların ayrıntısına, bu konudaki diğer önerilerimizin ayrıntısına araştırma komisyonu kurulduğunda değineceğim. Ancak fındıktaki taban fiyatla ilgili burada birkaç şey söylemek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, fındığın üreticisi Türk halkı, alıcısı ise yabancı firmalar, çok ilginç, satıcısı da yine alıcısı olan bir İtalyan firma. Yani bu İtalyan firma hem alıcı hem satıcı durumunda. “Bu nasıl oluyor?” derseniz… Çünkü bu İtalyan firma, Türkiye’de ihracat yapan bütün büyük Türk firmalarını satın alarak böyle bir şeye sebep oldu ve AKP hükûmetleri bu firmaya sadece ihracat değil son günlerde bir de ithalat yetkisi verdi ve bu daha karmaşık, daha komik bir hâle geldi. Bu ortamda devletin fiyatlara müdahale etmemesi, zaten örgütsüz olan Türk köylüsünü bu firmaya köle yapmaktadır. Sadece üretici değil, fındığı iç piyasada kullanan, alıp işleyen az sayıdaki yerli firma da bu İtalyan firma tarafından üretim ve pazarlama konusunda kıskaca alınmış durumdadır.

Fındık fiyatı FİSKOBİRLİK’in faal olduğu 2006’da 5 dolardı -AKP’li hatip burada, AKP’den önce de fındık sorunu olduğunu söylüyor, 2006’da AKP iş başındaydı- şimdi ise 2 dolar bile değil ve 13 liraya mal edilen bir ürünü 12 liraya bu üreticiye satmak zorunda bırakıyorsunuz ve aynı üretici aynı ilde –dikkatinizi çekiyorum- bir markette, rafta bunu 60 liraya görüyor ve o üretici yine havaalanındaki “free shop”da -bakın, resmi burada var, kilosu 55 euro arkadaşlar- 12 liraya sattığı ürünü 400 lira görüyor. İnsaf… insafa davet ediyorum. Bu bir kıyımdır, bu bir cinayettir, bu bir anayasal suçtur ve ihanettir.

Bakın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 45’inci maddesinin ikinci paragrafı: “Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.” Nerede bu Hükûmet?

Anayasa, madde 167: “Devlet, piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.” Nerede bu Rekabet Kurulu?

Anayasa, madde 171: “Devlet, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır.” Ne yaptınız FİSKOBİRLİK’e?

Buradan yürütmenin başındaki Sayın Erdoğan’a da seslenmek istiyorum: Sayın Erdoğan, fındık üretiminin yapıldığı bu coğrafyadan öyle ya da böyle geçmiş seçimlerde oldukça yüksek oylar aldınız. Belediye başkanı oldunuz, Başbakan oldunuz, Cumhurbaşkanı oldunuz. Sadece oy da almadınız, bölgenin derelerini aldınız, ormanlarını aldınız. Yandaş firmalar dağları taşları talan etti. İnsanlarını aldınız, insanlarını; yarıdan çoğu terk etti topraklarını. Tüketim ekonomimiz insanlarımızı tüketti. Bütün bunların karşısında bu yöre insanı sizden tek bir şey istiyor; emeğinin karşılığını istiyor, fazla değil. Ha, öyle saray menüsü gibi ejder meyveli smoothie falan değil, Karadeniz insanı mısır çorbası, pancar diblesiyle mutlu zaten. Karadeniz kendinden çalınan hakkı, çocuklarının rızkını istiyor; fındık için en az 3 dolar karşılığı Türk lirası istiyor.

Karadeniz o sizin bildiğiniz Karadeniz değil artık Sayın Erdoğan, Karadeniz fındık için isyanda. O Gülyalı ilçesinde üreticiye doğru “TMO fındık alacak, fındık alacak.” diye yürüyüp üreticiyi bir tokatlamadığı kalan bölge milletvekiliniz de bunun farkında, Karadeniz isyanda. O TMO her şeyi alıyor, bir fındığı almıyor; daha üç gün önce mısır alımına karar verdi.

Sayın milletvekilleri, biraz sonra burada bir oylama yapmayacaksınız, bir samimiyet testi yapacaksınız. Memleketlerinizde, bölgenizde söylediğiniz, halka verdiğiniz sözler ile burada konuştuklarınız ve tercihleriniz, verdiğiniz oylarınız onu gösterecek.

AKP’li arkadaşlar diyor ki: “Bir grup önerisi biz verelim, biz de vereceğiz.” Ya “TMO alacak.” da diyordunuz, Sayın Genel Başkanınız öyle diyordu, aha bugün alacak, aha yarın alacak, aha bugün öneri vereceksiniz, yarın vereceksiniz. Bana buraya gelmeden halkımız şunu söyledi: “İktidarıyla muhalefetiyle bir araya gelin, bu sorunumuzu çözün.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Adıgüzel.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) – Bakın, iktidar da muhalefet de burada, laf değil biraz iş üretelim, gelin fındık üreticisinin sorunlarını birlikte çözelim. Bu dört partinin karşısında tek siz reddediyorsunuz, bunu da halkın insafına, halkın takdirine sunuyorum. Size yetki veren halk, almasını da bilir. Ne diyor Âşık Dertli Divani?

“Çalışmadan yiyenlerin,

Derimizi giyenlerin,

Nice ‘benim’ diyenlerin

Ne izi ne tozu kaldı.”

Hak yiyenler, emekten yana olmayanlar halkın ve Hakk’ın karşısında mağlup olmaya mecburdur. Böyle devam edip bölge insanımızın sesine kulak vermezseniz ne iziniz ne tozunuz kalacak, biz emekten ve halktan yana olanlar ise yine buralarda olacağız.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Adıgüzel.

Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekili Bedri Yaşar konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yaşar. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Fındık üreticilerinin sorunları konusunda Parlamentonun tamamı hemfikir; sadece zamanlama konusunda bugün ya da yarın yapalım gibi, işte bu hafta olmazsa önümüzdeki hafta, olmazsa ondan sonraki hafta, o da olmazsa süresi olmayan bir zaman dilimini bu yüce Mecliste müzakere edip duruyoruz. Değerli arkadaşlar, Meclisimizin bu kadar bol zamanı yok; ülke bu kadar sıkıntılı durumlardan geçerken, sadece “İktidar partisi mi önce bu teklifi verdi, muhalefet mi verdi?” gibi böyle küçük meselelere takılınmamasının lazım geldiğini düşünüyorum.

Aynı zamanda, fındık üreticilerinin girdilerindeki artışlara rağmen fiyatlarında hiçbir değişme yok. Yani beğenmediğiniz 2002 yılında fındık fiyatları yaklaşık 4 dolarlar civarındaydı, 2005-2006’da 5 dolarlar civarında, geldiğimiz 2018 yılı itibarıyla rakamlar 2,18 dolarlar civarında. Şimdi, siz “Millîyiz, yerliyiz.” diyorsunuz ya şu fiyatları bir mukayese ettiğiniz zaman bu fiyatlar millî ve yerliyse biz millî de değiliz, yerli de değiliz. 5 dolardan 2 dolara gelen rakamları nasıl izah edeceksiniz?

E, aynı şekilde, biliyorsunuz bir afet yaşandı, Karadeniz Bölgesi’nde köprüler uçtu, fındık rekoltesinde çok ciddi düşüşler oldu. Bizim bölgemizde, Samsun bölgesinde bütün ziraat odası başkanları feryat ediyor, bırakın fiyatların belirlenmesini, daha neyin ne olacağını bile bilmiyor “Hasat mevsiminde fiyatlar belli olsun, bu rakamlar 12’nci aya kalmasın. Fiyatlar belli olsun ki belki biraz daha fındığımız para eder.” diyor. Biz, bırakın daha erken belirlenmesini, bugüne geldik, hâlâ Türkiye'de fındık fiyatları açıklanmış değil.

Aynı şekilde, hani “Hem millîyiz, hem yerliyiz.” diyorsunuz ya ama Türkiye'deki fındığı bildiğiniz gibi Fransızlar, İtalyanlar idare ediyor. Peki, bunun neresi millî, bunun neresi yerli? Yani dünyadaki rekoltenin yüzde 70’ini biz üreteceğiz ama bizim fındığımızın gerek iç piyasada gerekse dış piyasada fiyatını yabancılar belirleyecek, biz de millî ve yerli olacağız. Kusura bakmayın arkadaşlar, millî ve yerli olmak üreticinin yanında olmaktır, onun hemen yanı başında olmak demektir. Biliyorsunuz, bunların tamamı küçük üreticiler yani 8 milyon nüfusu ilgilendiriyor, 300 kilogram üreten de var, 500 kilogram üreten de var. Vatandaş bunu nasıl organize edecek? Değerli vekillerimiz diyor ki: “Organizatör kuruluşlar oluşturalım FİSKOBİRLİK gibi, fiyatları belirleyelim. Hiç olmazsa az da olsa vatandaş ne yapacağını, ne edeceğini bilsin.” Yani tüccarlar fiyatları aşağı çekmek için elinden geleni yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Yaşar.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Ama şunu söyleyeyim: Vatandaşın talepleri bitmiyor. Okula öğrencileri gidecek, elektrik faturası var, su faturası var, giderleri var, kışı var, yazı var ama bizde hâlâ fındığın ne fiyatı var ne de kendisi var. Onun için, artık madem bu problemlerde hemfikiriz, bırakın iktidarını muhalefeti, Sayın Cumhurbaşkanımız Meclis açılış konuşmasında dedi ki: “Gelin, hep beraber çalışalım.” Yani dört grup bir araya geliyor, siz “Durun, bunu daha sonra yapalım.” Arkadaşlar, bunu hiçbir şekilde izah edemezsiniz.

Ben ve grubumuz bu önergeye de milletin faydasına, yararına olan bu araştırma önergesine de her zaman “evet” oyu kullanacağız. Bugün reddederseniz size de “evet” oyu kullanacağız. Ama millet burada sizi seyrediyor, hepimizin adına sizleri görüyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun, teşekkür ederim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yaşar.

Öneri üzerinde ikinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’a aittir.

Buyurun Sayın Enginyurt. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

MHP GRUBU ADINA CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu fındık araştırması önergesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, fındıkla ilgili olarak üç aydan bu tarafa sürekli konuşuyoruz. Biraz evvel AK PARTİ sözcüsü arkadaşımız “AK PARTİ iktidarında fındık gereken değeri bulmuştur.” dedi. Biz geçen sene fındık yaktık, ondan önceki senelerde mitingler yaptık. Tabii, bunu yapmış olmamız AK PARTİ’nin az oy almasına sebep olmadı. Şundan dolayı övünebilirsiniz ve de övünüyorsunuz: “Siz fındığı ne kadar mesele ederseniz edin ama AK PARTİ’ye oy veriyor bu millet.” diyebilirsiniz, diyorsunuz da. Lakin 24 Haziranda Ordulu gereken desteği göstermedi size, yüzde 63’ten yüzde 48’e düştünüz.

Ordulu bir mesaj verdi, dedi ki… Sayın Cumhurbaşkanına yüzde 65 oy vererek Sayın Cumhurbaşkanının seçilmesi noktasında hiçbir tereddüde mahal bırakmadı. Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 48, Milliyetçi Hareket Partisi yüzde 17 oy aldı, Sayın Cumhurbaşkanımız yüzde 65 oy aldı. Ben de fazlasıyla çalıştım Sayın Cumhurbaşkanı seçilsin diye, hiçbir rahatsızlığım yok.

Ama lütfen bu araştırma önergesini dikkate alınız. Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesini dikkate almadınız. Ben bir şeye çok üzüldüm, ret çıktığında millî maç kazanmış gibi sevindiniz. Hayırdır, neye bu kadar mutlu oldunuz? (MHP, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Ne vardı bunda? Sayısal çoğunluğunuz zaten yeterli, istediğiniz şekilde reddedebiliyorsunuz ve ettiniz de. Bakın, Twitter’dan, Facebook’tan yazıyorlar. Özellikle ben fazlasıyla dikkat çekiyorum herhâlde ki “Ne oldu? Hani beraberdiniz ya, birlikteydiniz ya.” diyorlar. Her ne kadar beraber yürümesek de yağan yağmurlarda sizinle, 24 Haziranda Cumhurbaşkanlığı seçimleri için birlikte yürüdük. Dolayısıyla milletin bizden beklentisi, AK PARTİ’nin Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu bir önergeye… Altı üstü bir araştırma önergesi, ne fındığın fiyatını değiştireceksiniz ne de başka bir şey.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Hatır bilmezler, kadir kıymet bilmiyorlar.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) – Hiç olmazsa kadir kıymet bilin. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Bilmezler, bilmezler, vallahi bilmezler.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) – Böyle sevinerek yaparsanız, böyle çok sevinirseniz, vallahi bu millet size fındığın operasını oynatır, tiyatrosunu oynatır. (CHP sıralarından alkışlar) Sizi 2019’da Cumhurbaşkanına karşı çok mahcup bir duruma düşürür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Enginyurt.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) - Siz Sayın Cumhurbaşkanına sahip çıkmak istiyorsanız… Milliyetçi Hareket Partisinin önergesine ret vererek büyük mutluluklar yaşadınız, sevinç yaşadınız. Benim de pek sevdiğim söylenemez ama CHP’nin önergesine gelin hep birlikte “evet” diyelim, destekleyelim. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü bu, 8 milyon üreticiyi ilgilendiriyor; bu, hakikaten fakiri, mağduru ilgilendiriyor. TMO mısır almaya kalkıyor, mısır satılalı iki ay oldu, mısır kalmadı, mısır tüccarın elinde. Hiç olmazsa fındığın yüzde 70’i hâlâ pazara inmedi; fındık üreticisine sahip çıkın, destek verin. Sonra, AK PARTİ vekilleri, özellikle Ordulu kardeşlerim boynu bükük kalıyorlar. Gelin, bunları boynu bükük bırakmayalım, memlekete yarın dik gitsinler. Onun için hep birlikte “evet” diyelim. Ha, oyumun rengi de “evet” olacak, onu da ilan ediyorum.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Enginyurt.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Biz sayın vekilimiz dâhil olmak üzere burada bulunan bütün milletvekillerini seviyoruz.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sizi seviyorum ya, CHP’ye karşı dedim yani.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siyasi partilerimizin Türkiye’de demokrasinin bir gereği olduğunu düşünüyoruz. Biraz sonraki oylamada da ne kadar oy verdiysek o kadar oyla bunun arkasında duracağız. Hep birlikte olduğumuzu ifade ediyoruz.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sen de MHP’yi sevmiyorsun, dolayısıyla birbirimizi sevelim yani. Sen MHP’yi sevmiyorsun, ben de CHP’yi sevmiyorum, o da doğal.

BAŞKAN – Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Adnan Selçuk Mızraklı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Mızraklı. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

HDP GRUBU ADINA ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli vekiller, şimdi, özellikle biraz önceki sevip sevmeme metaforundan hareketle sevmenin ötesinde yaptığımız her işin, verdiğimiz her kararın onur, vicdan, hak ve adalet üzerine olması gerektiğinden hareketle söyleyeceğim. Ben de güzel bir Karadeniz fıkrasıyla belki bu ortamı biraz daha şenlendirerek başlamak isterdim ama o Karadenizlilerin büyük emeği olan, büyük alın teri olan fındık konusunda bir Diyarbakır milletvekili olarak konuşacağım.

Takdir edersiniz ki arkadaşlar rakamsal düzeyde birçok bilgiyi verdiler. Ben de bunların bir kısmını, belki daha farklı bir açıdan tekrar etmekle beraber aynı zamanda o fındığı üreten dediğimiz, o ağaçlarda çalışan, oralarda fındığı toplayan o mevsimlik işçilerden hiç bahsedilmedi. Oraya da vurgu yapmayı buradan bir görev olarak ifade ediyorum.

Şimdi, arkadaşlar bu senenin başında ilk olarak fındık fiyatlarının piyasası oluşurken 14,5 lira civarında ifade ediliyor; ben notlarımdan, Düzce Ziraat Odasının notlarından söylüyorum. Ama yıl içinde oluşan ortalama fiyatlar belli. Hatta ve hatta o demin de ismini tekrar etmekten kaçındığım, o tekel hâline gelmiş olan yabancı, ithalatçı ve piyasa yapıcı firmanın piyasada üreticinin emeğini nasıl berhava ettiğinin örnekleriyle dolu. Yani 7,5 liralara kadar düşen fındık fiyatları var. Bu firma kendi ülkesinde, İtalya’da yüzde 50 kalitedeki fındığı 20 liradan alırken bizim ülkemizde 10,5 liradan almakta. Şimdi, eğer burada kendi üreticimizin emeğini berhava eden bu tür tutumlara nasıl kapı araladık dersek 2014 yılında Türkiye’deki -yine ismini anmayacağım- bir firmanın yüzde 10 ortaklığını alarak piyasaya giren bu firma Rekabet Kurulunun onayıyla zaten bu güce ve bu imkâna ulaşıyor.

Özellikle fındık üreticileri defalarca bu piyasadaki sıkıntıları, yürüyüşleriyle kamuoyuna medya aracılığıyla duyurdular, partilere ulaştırdılar ama ne hikmetse, bu kadar üreticinin yanında olduğunu söyleyen iktidar ehli, Toprak Mahsulleri Ofisiyle piyasaya girerek âdeta piyasa yapıcı bir aktör olarak bunları bu tekellere peşkeş çeken politikaların elinden kurtaramadılar. Buradan da bunu tekrar vurgulamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Mızraklı, sözlerinizi tamamlayın.

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) – Fındık deyince gözden kaçırdığımız, ıskaladığımız bir durum var arkadaşlar. Her sene o mevsimde oraya giden, o fındığı toplayan on binlerce, yüz binlerce insan var. Dere kenarlarında ya çadırlarda ya araçlarından oluşturdukları yerlerde çoluk çocuğuyla büyük bir perişanlık çekerek oralarda kalırlar. Zaman zaman tacizlere, zaman zaman saldırılara maruz kalırlar. Ama onların emeğini hiç konuşmayız, onların iş güvenliklerini hiç konuşmayız, onların çocuklarını hiç konuşmayız, anneleri babaları fındık toplarken ne yaparlar, hiç düşünmeyiz. O yüzden de bu noktada eğer fındık sorununu tekrar konuşuyorsak oradaki mevsimlik işçilerin de sorunlarını bir kez daha gündeme getirerek sizlerin de bu konuda özellikle önerilerinizi geliştirmenizi bekliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Mızraklı.

Öneri üzerinde son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Cahit Özkan’a aittir.

Buyurun Sayın Özkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Hamdolsun, AK PARTİ hükûmetleri olarak milletimizin kaderini kendi kaderimiz olarak gördük. Milletimizin derdi derdimiz, milletimizin talebi siyaset hedefimizdir. Onun için ta hükûmet olduğumuzdan bugüne kadar her zaman fındık üreticilerimizle, çiftçilerimizle beraber olduk. Sadece fındık üreticilerimiz değil, aynı zamanda kayısıdan elmaya Türkiye’nin dört bir tarafında yetişen tüm ürünlerle ilgili çiftçilerimize destek ve teşviklerle onların refahını, ürettiklerinden katma değerlerini artırma noktasında gayretler ortaya koyduk.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Karadenizli vekilleriniz nerede?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Tabii, Denizli deyip fındıkla ne alakası var diye düşünmeyin. Denizli’miz Rabb’imin vermiş olduğu bütün nimetlerin hedefinde olan bir şehir olarak aynı zamanda iyi de bir fındık üreticisi.

2017 verilerine göre, şu ana kadar dünyada 950 bin hektar fındık üretimi yapıldığı tahmin edilmektedir. Yine hamdolsun ki bunun 700 bin hektarlık bölümü ülkemizdedir yani dünya fındık üretiminin yüzde 75’i ülkemizde gerçekleştirilmektedir.

Bu yüzyılın başında ülkemizde 550 bin hektar fındık üretimi yapılırken bugün 700 bin hektarlara ulaşılmış yani son on beş yirmi yıl içerisinde yaklaşık yüzde 27’lik bir fındık üretimi artışı gerçekleşmiştir. Aynı şekilde, yaklaşık 700 milyon dolarlardan 2,5 milyar dolarlara varan fındık ihracatımız söz konusudur.

SEYİT TORUN (Ordu) – Son üç yıla bak Başkan, nereye düşmüş, son üç yıla bak, nereden nereye düşmüş.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Velhasılıkelam, fındık üreticilerimizin her zaman yanındayız. Cumhuriyet Halk Partisinin bu grup önerisinin ya da Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin karşısında değiliz. Sadece bu grup önerisinin görüşülmesi için diğer gruplarla da yapmış olduğumuz görüşmeler neticesinde…

SEYİT TORUN (Ordu) – Siz getirseydiniz Başkan.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - …önümüzdeki hafta veya önümüzdeki günlerde hep birlikte, tüm gruplar olarak…

SEYİT TORUN (Ordu) – Bu zamana kadar niye getirmediniz?

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - …bu grup önerisini Meclisimizin gündemine getirip bir taraftan Hükûmetimiz nasıl fındık üreticilerimizin yanındaysa…

SEYİT TORUN (Ordu) – Biz hiç görmedik.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - …özellikle Karadeniz milletvekillerimiz oradaki çiftçilerimizin derdiyle her zaman nasıl hemhâl oluyorsa biz de aynı dertle, Meclis olarak bütün gruplarla inşallah hemhâl olacağız ve çiftçilerimizin -fındık üreticilerimiz başta olmak üzere- yaşadıkları üretim sorunundan mahsulü tarladan kaldırdıkları ana kadar…

SEYİT TORUN (Ordu) – Tarla değil, bahçe Başkan.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) - …oradan ürünün işlenip ihracatına kadar geçen tüm süreçleri…

SEYİT TORUN (Ordu) – Tarlada yetişmiyor, bahçede yetişiyor Başkan.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – …değerlendirmek suretiyle, dünya fındık üretimini âdeta elinde bulunduran ülkemizde, inşallah fındık üreticilerimizin arzu ettiği çok daha verimli, rekolteli, katma değerli ve ihracatlı bir fındık üretim sürecini hayata geçirmek için hemşehrilerimizle, fındık üreticilerimizle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Özkan.

Buyurun.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Fındık üretiminde çiftçilerimizin ortaya koyduğu bu başarıyla fındık üreticilerimizin ülkemizin tarımsal üretimde gururumuz olması sürecinde biz de desteklerimizle bütün siyasi partiler olarak yanlarında olduğumuzu buradan tekraren deklare ediyoruz, ifade ediyoruz. İnşallah pek yakında bu grup önerisini tüm gruplarla birlikte Meclisimizin gündemine getirip fındık üreticilerimize bütün gücümüzle destek olacağımızı yeniden ilan ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkanım…

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Adıgüzel, yerinizden…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, AK PARTİ’li hatip bir kere Karadenizli değil, fındık hakkında bence çok fazla bilgisi yok. Rekoltenin ne manaya geldiğini… Rekolteyi nasıl düzeltiyorsunuz? Rekolte o yılki toplam mahsul miktarıdır, bunun fiyatlamayla falan bir ilgisi yok. Rekolteyi düzelteceksiniz. Biraz önce de aynı hatayı yaptınız, şimdi yine aynı şeyi söylüyorsunuz. Rekolteyi nasıl düzelteceğinizi bir izah eder misiniz? Karadeniz milletvekilleri yok mu acaba aranızda, onlar neden söz almıyorlar, siz cevap veriyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Adıgüzel.

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Subaşı, size sonra vereceğim, sisteme girin. Daha önce başka bir milletvekili arkadaşımız girdi.

Buyurun.

41.- Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ın, düşüncelerinin ülkenin kazanması yönünde olduğuna ilişkin açıklaması

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli grup başkan vekilimizin söylediklerinin birçoğuna katılıyoruz. Rekolte artmıştır, ihracat rakamları sonucunda Türkiye’nin gelirleri artmıştır. Bu da şunu göstermektedir: Toprak Mahsulleri Ofisi daha önceki dönemlerde alım yaparak bunları artırmıştır. Biz de kötü bir şey demiyoruz. Toprak Mahsulleri Ofisi tekrar bu sene fiyat açıklasın ve alsın diyoruz, biz farklı bir şey demiyoruz ki. Biz ülkemiz kazansın istiyoruz, birtakım şirketler fındık üreticisinin sırtından geçinmesin istiyoruz. Bizim düşüncemiz ülkemizin de kazanması yönündedir.

Ayrıca, sayın gurup başkan vekilimiz ifadelerinde şunu kullandı, dediler ki: “Rekolte.” Rekoltenin artması kötü bir şey değil ki. Zaten ihraç ettiğimiz tarım ürünlerinin 4 kaleminden 1 tanesi fındık. Daha ne istiyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Toprak Mahsulleri Ofisi devreye girsin, ülkemiz ihracat kaleminden hem cari açığı kapatmış olsun. Biz de bunu istiyoruz.

Ayrıca her seferinde üretici ötelenmek isteniyor. Bakın, fındık mahsulü Ağustosun 5’inden itibaren toplanmaya başlar ve Eylülün 15’inde en son mahsul toplanmış olur. Bu arada insanlar çocuklarının okul parasını, odun kömür parasını vesaireyi zaten borçlanmışlardır. Daha fazla dayanacak güçleri kalmamıştır üreticinin, Karadenizli üretici mağdurdur. Biz kendilerinden istirham ediyoruz, bunu bir an önce ülke gündeminden düşürelim. Toprak Mahsulleri Ofisinden istediğimiz fiyat absürt bir fiyat değildir, 3 doların altında fiyat beklentisi var insanların yani 15 TL olsun istiyorlar. Biz 35 lira olsun istemiyoruz ki makul, mantıklı bir fiyat istiyoruz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Subaşı…

42.- Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’nın, toptancı hallerinin çiftçinin, üreticinin pazar yeri olduğuna ve elmaya verilen desteği öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın konuşmacı, grup başkan vekili konuşmasında tarım ürünlerinin neredeyse hepsini saydı, elmayı da dâhil etti. Ben otuz yıldır elma ve portakal üretirim. Otuz yıl önce yetiştirdiğim elmayı, portakalı ben 1 liraya sattığımı hatırlıyorum fakat yirmi otuz yıl boyunca o 1 lirayı bir daha sadece bu yıl görebildim. Elmayı bu yıl 1 liraya, 110 kuruşa üretici satmaya başladı ama girdi fiyatlarının, gübre, mazot, ilaç ve diğer girdilerin 10 kat arttığını biliyorum. Şimdi Hükûmetin bir de yeni projesi var. Dünyada eşi olmayan bir hal sistemiyle, bir sürprizle, macerayla karşımıza gelecekler, yasa hazırlanıyor ve "Komisyoncuları kaldırıyoruz.” deniyor. Zannediyorum komisyoncuları aracı ya da tefeci zannediyorlar. Oysa ben Türkiye’nin en büyük toptancı hallerinden birisini yapmış bir yerel yönetici olarak da konuşuyorum, toptancı halleri de çiftçinin ve üreticinin pazar yerleridir. Şimdi, elmadan bir örnek verirken sayın konuşmacı keşke elma örneğini hiç vermeseydi çünkü bölgemizdeki bütün elma üreticileri bahçelerini sökmeye başladılar. Ama merak ediyorum, elmaya nasıl destek verdiklerini de öğrenmek istiyorum doğrusu.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Subaşı.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan fındık üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunacağım. Oylamayı elektronik cihazla yapacağım, pusula kabul etmeyeceğim.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Öneri kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı var mı Başkanım?

BAŞKAN – En yüksek katılımlı oturumlardan birini yaşamaktayız, 301 milletvekilinin katıldığı bir oylama bu. Sonuçları, tabii, işari oylama olduğu için açıklayamıyoruz ama öneri kabul edilmemiştir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 151 karar yeter sayısı tutmuş durumda mı Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun, 17 Ekim 2018 Çarşamba ve 18 Ekim 2018 Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu kısımdaki 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine; 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşimde tamamlanması hâlinde Genel Kurulun 18 Ekim 2018 Perşembe günü toplanmaması; 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

17/10/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 17/10/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                        Cahit Özkan

                                                                                           Denizli

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri: 

Bastırılarak dağıtılan 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1'inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

17 Ekim 2018 Çarşamba ve 18 Ekim 2018 Perşembe günkü birleşimlerinde denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu kısımdaki 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi;

7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin 17 Ekim 2018 Çarşamba günkü (bugün) birleşimde tamamlanması hâlinde Genel Kurulun 18 Ekim 2018 Perşembe günü toplanmaması;

7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

 

7 Sıra Sayılı

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması

Hakkında Kanun Teklifi (2/860)

 

BÖLÜMLER

 

BÖLÜM MADDELERİ

 

BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI

 

 

1. BÖLÜM

 

1 ila 22 nci maddeler arası (10 uncu maddeye bağlı ek madde 8 ve ek madde 9 dahil)

 

23

 

 

2. BÖLÜM

 

 

23 ila 49 uncu maddeler arası

 

 

27

TOPLAM MADDE SAYISI

50

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz talebi yoktur.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler... Öneri kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.09

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sıraya alınan, Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (x)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Komisyon Raporu 7 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteyen milletvekillerinin adlarını okuyorum: Gruplar adına; İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sermet Atay, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Mensur Işık, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Tanju Özcan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Atay Uslu.

Şahıslar adına söz alacak milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel.

Teklifin tümü üzerinde ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’a aittir.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım, konuşmadan önce bir dakika söz alabilir miyim 60’a göre?

BAŞKAN – Size sonra söz vereceğim. Konuşmacı kürsüye geldi. Daha sonra vereceğim.

Buyurun Sayın Türkkan. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’yle ilgili İYİ PARTİ grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun bize geldiğinde grup olarak detaylı bir şekilde inceledik; çekincelerimizi, eleştirimizi oluşturduk. Bunları İçişleri Komisyonunda da ifade ettik. Bunların arasında en önemli maddelerden biri, Türkiye’de ikamet etmeyen yabancılara da yabancı kimlik numarası verilecek, e-devlet üzerinden yürütülen iş ve işlemlerde bu numaranın esas alınacak olması.

Değerli arkadaşlar, bugün ülkemiz Suriyeli sığınmacıların oluşturduğu büyük bir tehdit altında bulunuyor. Ülkemizde şu anda resmî kayıtlara göre 3,6 milyon, gayriresmî rakamlarla da 4 milyon Suriyeli yaşıyor. Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılar konusunda izlediği yanlış politika devam ederse bu rakamın 2040 yılında 7,5 milyona çıkacağı tahmin ediliyor. Bakın, bugün ülkemizde her 20 kişiden 1’i Suriyeli. 2023 yılında bunun 13 kişiden 1’i olacağı şeklinde bir hesaplama da mevcut. Olayın ciddiyetini dikkatinize sunuyorum. Böyle giderse Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay ve Kilis’te Türk nüfus azınlıkta kalacak; Mersin ve Adana’da ise nüfus dengesi tamamen değişecek; kendi insanımız kendi topraklarında azınlık konumuna düşecek. Durum aslında bu kadar içler acısı. Böyle bir nüfus yapısıyla, bu demografik yapıyla Türkiye'nin birliğini ve millî devlet yapısını sürdürmemiz mümkün mü diye hepinize sormak istiyorum. Bana göre asla ve kata mümkün değil.

Bugüne kadar Suriyeliler için ülkemizin harcadığı para resmî açıklamalara göre 35 milyar dolar arkadaşlar. Bu 35 milyar doların ne kadar önemli bir para olduğunu anlamak için Sayın Maliye ve Hazine Bakanının -doğrudan yatırım kredisi de değil- Çin’den alınacak mallarla ilgili Çin’den aldığı 3,6 milyar dolarlık krediye karşılık ülkede davul zurnayla karşılandığını hatırlayın. Çin’den mal almak için 3,6 milyar dolar kredi alınca davul zurna çalıyorsunuz, Suriyeli sığınmacılara 36 milyar dolar para harcıyorsunuz. Bu parayı ülkemizin, kendi insanımızın hayrına olacak işler için harcasaydık neler yapardık biliyor musunuz. Bu 35 milyar dolarla 4 tane Marmaray -sizin maliyetinizle 4 tane, bize göre 7 tane- 1 tane GAP, 400 tane şehir hastanesi, 7 tane boğaz köprüsü, 30 bin adet de 16 derslikli okul inşa ederdik. Bugün doğu ve güneydoğuda okulların durumunu biliyoruz, görüyoruz. Oradaki insanlara en azından eğitim ve sağlık konusunda bu paraların harcanmasıyla Türkiye'nin bir başka meselesini daha halletmek mümkün olurdu, güneydoğu meselesinde de ciddi bir mesafe alınırdı. Ama şimdi, kendi insanımızdan esirgenen bazı şeyler Suriyelilere çok rahat bir şekilde veriliyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Türk insanı ciddi anlamda sıkıntı içerisindeyken, herkes boğazına kadar borca batmışken bu rakamların hâlâ Suriyeli sığınmacılara harcanması konusunda rahatsızlığımız var.

Bakın, eskiden, köy kahvesinde birisine haciz geldiğinde postacı dışarıya çağırırdı köylüyü “Bir gel, sana bir şey söyleyeceğim.” derdi. Herkes bilirdi aslında onun bir haciz varakası getirdiğini. Köylü çaktırmadan dışarı çıkar, haciz varakasını cebine koyduğu gibi bir ay kahveye çıkmazdı utancından, bir ay o köylüyü göremezdiniz. Şimdi ne oluyor biliyor musunuz? Köylü kahvede okey oynarken postacıyı görüyor “Yine haciz mi getirdin lan? At oraya bir köşeye.” diyor. Memleket bu durumda. Köylü bunu artık o kadar kanıksamış ki her gün kapısında bir haciz var. Yani bir haciz varakası yüzünden kahveye çıkmayacak olsa, ömür boyu kahve yüzü görmez köylü, öyle ölür.

Bakın, ben size bir şey söyleyeyim. Eskiden, çeki yazılan esnaf utanırdı, telefona çıkmazdı. Borcunu ertelediği zaman muhasebecisini görüştürürdü “Ya ben söyleyemem, sen bir söyle şu borcumuzu iteleyelim.” diye. Şimdi nasıl yapıyorlar biliyor musunuz? Borçlu şirketler alacaklı şirketlere telefon açıyor “Ben konkordato ilan ettim ağa, çeklerimin hepsini yaz.” diyor. İnsanlar çaresizlikten onur ve haysiyetinden fedakârlık yapacak hâle gelmiştir. Böyle bir durumda, hâlâ, aldığınız vergileri Deli Dumrul gibi harcamanıza müsaade etmeyeceğiz. Türkiye’de Sayıştay raporlarının hasıraltı edildiği, harcama kalemlerinin milletin gözünün önünden çekildiği böyle bir dönemi bir daha yaşamamak için her türlü tedbiri almaya devam edeceğiz ve bunu da milletimize ifşa edeceğiz, anlatmaya devam edeceğiz.

Hep söylüyoruz, Suriye konusunda yaptığınız hataları, dış politikayı tekrar gözden geçirin, kendi topraklarımızda yaşayan insanlarımıza öncelik verin, yeni tedbirler alın ve bu yeni tedbirleri de ivedilikle hayata geçirin. Bu görüşlerimiz doğrultusunda bu teklifin 32’nci maddesinde geçen yabancı kimlik numarası verilecek kişilerden istenecek belgelerin, yabancı kimlik numarası geçerlilik süresinin ve kanun teklifinde bahsi geçen diğer hususların kanunla kesin ve net olarak belirlenmesi gerektiği kanaatini taşıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu teklifte bizim İYİ PARTİ Grubu olarak eleştirdiğimiz ve muhalefet şerhi koyduğumuz maddelerden birisi de 1’inci madde. Bu madde, Emniyet Teşkilat Kanunu’nun ek 24’üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “taban puanı almış olanlar arasından sınavın yapıldığı yılın 31 Aralık tarihi itibarıyla otuz yaşından gün almayan erkek ve kadın” ibaresinin değiştirilmesiyle ilgili. Biz İYİ PARTİ Grubu olarak sınava girecek adayların yaş sınırı ve sınava girebilmesi için gerekli olan koşulların kanun maddesiyle kesin ve net olarak belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu durum keyfî olmaktan çıkarılmalı. Emniyet teşkilatı mensuplarının belirlenmesinin koşulları yöneticilerin keyfiyetine bırakılmadan kanunların öngörülebilir ve kapsayıcı olması ilkesine uygun olarak net bir şekilde kanunda yer almalıdır. Bunun zararlarını biz 15 Temmuzda yaşadık. Birilerinin keyfiyetiyle beraber her istediklerini verdikleri ilave başarı puanlarıyla üst derece memur ilan ettiler, emniyet müdürü ilan ettiler ve dikkat edin, en kritik noktalara bu keyfiyetleriyle beraber o insanları yerleştirdiler. Sonucunda 15 Temmuz gecesini yaşadık. Bunun devam etmemesi için bunun keyfiyetten çıkartılıp kanun maddesi hâline getirilmesi lazım. Bu konuda birilerinin keyfiyetiyle birilerinin bazılarını kollamasına olanak veren bu maddenin oradan kaldırılmasını talep ediyoruz.

Bu teklifte bizim eleştirdiğimiz maddelerden biri de güvenlik soruşturmasıyla ilgili 29’uncu madde. Bu maddede bazı nedenlerle görevlerine son verilen kamu personeli ile kamu görevine alınmayanların haklarının verilmesiyle ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’la ilgili düzenleme getiriliyor. Güvenlik soruşturmasının sonuçlandırılması hızlandırılsın diye bu teklifi getiriyorsunuz. “Acele işe şeytan karışır.” diye bir söz var, bu işler çok aceleye gelmez. Hakka, hukuka teslim olun, bunun zamanı da yeter. İYİ PARTİ olarak, diyorum ya “Acele işe şeytan karışır.” diye, biz bu şeytanı buradan uzak tutun diyoruz.

Bütün kişisel verileri serbest dolaşıma açmak kamu yönetiminde güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz. Eğer bunu açarsanız, daha önce gördüğümüz kumpas davalarına benzer davaların bundan sonra gelmesi de kaçınılmaz olur. Kişilerin özel bilgilerini, verilerini birilerine teslim ederseniz, ondan sonra bunu kontrol etmekte zorluk yaşarsınız. Cumhuriyet başsavcılarını atlayarak, bu işle esas sorumlu olan insan kaynaklarını, yöneticilerini atlayarak bilgi toplamak ne kadar doğru diye sizlere sormak istiyorum. Siz alışıksınız ya “Kandırıldık.” demeye, şimdiden diyorum, daha sonra “Kandırıldık.” demenizi engellemek için milletin vicdanının sesi olarak, kamu yönetimi ilkelerine dayanarak bu maddeyi kanunlaştırmayı doğru bulmuyoruz. Kişisel bilgilerin mahremiyeti sebebiyle güvenlik soruşturması yapılan kişilerin özel bilgi ve belgeleri tek bir birim tarafından istenmelidir. Kişiler hakkındaki özel bilgi ve belgeler ilgili kurumlardan tek bir kamu biriminin iradesi ve yapacağı yazışmalar doğrultusunda istenerek tek bir merkezde toplanmalıdır. Kamu personeliyle ilgili bilgi ve belgelere direkt erişim kamu güvenliği ve kişisel bilgilerin korunması açısından bizce sakıncalıdır, doğru da değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifin 3’üncü maddesiyle getirilen yeni bir düzenleme var, bu da başpolislere komiser yardımcılığı için getirilen yaş sınırının konulmasıyla ilgili. Bizim bu konudaki düşüncemiz şudur: Yalnız lisans mezunu olanların sınava girebilmesi yönünde yapılan düzenleme, bu tarihe kadar “başpolis” unvanı almaya hak kazanmış olan başpolisimizin hak kaybına neden olacaktır. Bu nedenle, yaş sınırı olmaksızın ön lisans ve lisans mezunu olan başpolislerin yazılı sınavı kazanmalarının yeterli olacağını düşünüyoruz.

Polis konusu geçince bir konuda burada bilgi vermek istiyorum arkadaşlar. Sayın Meral Akşener Cumhurbaşkanı adayıydı, şimdi de Mecliste grubu olan bir siyasi partinin Genel Başkanı. Sayın Genel Başkana eski İçişleri Bakanı da olması hasebiyle 4 koruma polisi verildi. Bizim defaatle yazmamıza rağmen, İçişleri Bakanlığına müracaat etmemize rağmen koruma sayısı artırılmadı. Sayın Muharrem İnce’ye Cumhurbaşkanı adayı olduğu dönemde 8 koruma tahsis edildi. Eski İçişleri Bakanı olmasına rağmen, terörle mücadele etmiş bir İçişleri Bakanı olmasına rağmen, ısrarla yazmalarımıza rağmen Sayın Meral Akşener’e tek bir koruma daha verilmedi. 4 koruması var; 1’isi izinli, 1’isi hasta, 1’isi arabayı kullanıyor, Genel Başkan tek korumayla geziyor. Bunu yapmanızın altında yatan sebebi merak ediyorum. Arkadaşlar, Sayın Meral Akşener’i kurban mı vermek istiyorsunuz? Hem vallahi hem billahi vermeyeceğiz; size yemin ediyorum, vermeyeceğiz. Ama bu hoyratlığınızı bütün millet duysun istiyorum, onun için söyledim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nde dikkat çeken başka noktalar da var. Örneğin, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 19’uncu maddesine getirilen düzenlemede Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren soruşturmalarda ihbarcı olan kişilerin suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine yardımcı olmaları durumunda ödüllendirilmesi teklif ediliyor. Bakın, buradaki handikap nedir, biliyor musunuz? Suçun ihbarı sonrasında verilecek olan ödül, miktarı göz önüne alındığında suistimale çok açık. İhbar edilen kişinin suçsuzluğunun ispatı hâlinde verilen ödülün geri alınmasına yönelik herhangi bir düzenleme de yok. Yanlış bir ihbar var. Bir suçlu yakalıyorsunuz, ihbarcılara ödülü veriyorsunuz. İhbar yanlış çıktı, bu ödülün geri alınması konusunda herhangi bir düzenleme yok. Bu, suistimale çok açık bir konu, buna dikkat çekmek istiyorum. Suistimal edilmeye çok açık olan bu düzenleme dışında, başka ne zaman -kanunla belirlenen- vatandaşlık görevinin karşılığına 200 bin liraya kadar değer biçilmiş? Suçluyu ihbar etmek vatandaşlık görevi zaten. Tarihimizdeki yaşanmış jurnallere bakarsanız bu madde, Abdülhamit dönemindeki jurnal sistemine benziyor. Jurnalciler yüzünden birçok masum insanımızın canı yandı. Geçmiş dönemde bunun -ben Ergenekon, Balyoz kumpasları sırasında Silivri’ye gittiğimde- bu jurnalcilerin, bu kumpasçıların mağdur ettiği insanların ne hâle geldiklerini gördüm. Kaldı ki bu maddeye de ihtiyaç yoktur, Türk Ceza Kanunu’na göre suçu bildirmemek zaten suçtur. Maruf olduğunuz, bilgi sahibi olduğunuz bir suçu bildirmemek Türk Ceza Kanunu’na göre zaten suç. Bu suçu işleyenler de bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılıyorlar.

Değerli arkadaşlar, bu kanunda olumlu bulduğumuz birçok madde de var: Örneğin, düzenlemeyle solumak, koklamak yoluyla veya başka bir şekilde kişilerde bağımlılık yapabilen çakmak gazının da hangi amaçla olursa olsun çocuklara satılması veya verilmesi yasaklanıyor; bunu çok olumlu buluyorum.

Benim kendi memleketim Kocaeli’de de yıllardır önüne geçilemeyen, genç canların hayatını kaybetmesine yol açan bir bela var, birçoğunuzun geldiği bölgede de aynı sıkıntı vardır mutlaka: Bonzai belası bu. Gencecik çocuklar kıvranarak yerlerde yatıyorlar, buna rastlıyoruz. Daha geçtiğimiz günlerde yine çok genç yaşta bir kardeşimizi bu bela yüzünden kaybettik Kocaeli’de. Bunun kullanımı ve denetimi konusunda da gerekli düzenlemelerin acilen yapılmasını ve bundan sonra genç yaşta ölümlerin artık yaşanmamasını istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz kanunda trafik cezaları konusunda yeni caydırıcı tedbirler getiriliyor. Bunlar elbette ki olumlu gelişmeler ancak özellikle büyük şehirlerde trafikte yaşanan hâlâ birçok problem var. Yol bakım çalışmaları sabah okula gidiş saatleri sebebiyle trafikte geçirilen süreyi bir hayli artırıyor. İş çıkış saatlerinde İstanbul’da 15 kilometrelik yolda trafikte geçirilen süre bir buçuk saat. Kocaeli’de iş çıkışı, servis çıkışı zamanında Kocaeli’nin merkezinden bir yerden bir yere gitmeniz bile yarım saat, kırk beş dakikanızı alıyor. Trafik sıkışıklığı sebebiyle İstanbullunun yıllık kaybı ise 5,5 milyar lirayı geçiyor. Diğer bir ifadeyle, yılda araç başına her araç 5 depo yakıtı boşa yakıyor. Türkiye'nin bu kadar ekonomik sıkıntılarının var olduğu bir dönemde bu harcanan miktar dikkat çekici.

Trafikte geçirilen zamanın bu kadar arttığı bir bölgede diğer bir tehlike ise konut projelerinin artması. Konutun yanında, karma kullanımlı proje kapsamında yer alan alışveriş merkezi, otel ve ofisler de yoğunluğu bir kat daha artırıyor. Gerçi, bu ekonomik krizden sonra şehirlerde AVM ve rezidans hayaletleri olacak, birçoğu yarım kaldı. Müteahhitlerinden konkordato ilan eden etti, edemeyen kaçmaya yol arıyor, bırakmaya yol arıyor. Türkiye bir beton hayaleti ülkesi hâline gelmeye çok yakın. İstanbul’un doğu ve batı ucunu birbirine bağlayan TEM Otoyolu’nun yetersiz kalması, E5 kara yolunun da aynı durumda olması da bir başka problem. TEM Otoyolu’nun sağına ve soluna bir bakın, bitmemiş projelerle dolu. Allah oralardan daire alan, iş yeri alan, parayı ödeyen ama mülkünü alamayan insanlara da kolaylık versin, çok zor. Adamın borcu devam edecek ama konutunu veya iş yerini alamayacak. Çok sıkıntılı bir süreç başlayacak inşaat sektöründe.

Saatlerini trafikte harcayan İstanbullular, trafiği rahatlatmak için alternatif yolların bir an önce belirlenmesini ve gişelerde yaşanan yavaşlamanın önüne geçilmesi için çalışmalar yapılmasını istiyorlar. İstanbul’daki seçmenlerimizin bize ilettiği en önemli problemlerden bir tanesi Mahmutbey gişeleri. Mahmutbey gişelerinde, o, Avcılar, Küçükçekmece, Büyükçekmece, Bağcılar ve Esenyurt’un kullanıldığı gişelerde trafikte çok uzun kuyruklar oluşuyor. O otoyolun parasını çıkardıysa çoktan çıkardı, kârını sağladıysa sağladı, artık o gişelerin biraz daha batıya doğru gitmesinde fayda var; aksi hâlde, İstanbul’daki trafik sıkışıklığı nedeniyle sarf edilen akaryakıt miktarı ekonomiye daha büyük bir zarar getiriyor. Dünyada 50 şehirde yapılan araştırmada trafikte dur-kalk sıralamasında İstanbul hâlâ lider durumda. Bunu belirtmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; trafik gibi birçok sosyoekonomik yönü olan karmaşık problemlerin çözümü kendi kendine düzenleme yeteneğine göre uzun vadeli ve kapsamlı düşünülmesini gerektiriyor. Sadece yeni yol ve metro yapılarak bu problem çözülemez. En doğrusu, ülke genelinde teşvik edici, kapsamlı önlemler alıp yeni politikalar geliştirmektir.

Biraz önce Süleyman Karaman’ı gördüm -şimdi, burada- onun Genel Müdürlüğü döneminde de hep talep olarak ilettiğim bir konu vardı; Türkiye raylı sistemde taşımaya geçmediği sürece bu problem devam edecek, otoyollarla bu problemi çözemeyiz. Türkiye 80 milyonu aşan nüfusuyla Avrupa’daki kendi kenttaşlarını örnek alan bir altyapıyla raylı sisteme bir an önce geçmesi lazım ama nedense Adalet ve Kalkınma Partisi on altı yıldır raylı sisteme hep soğuk baktı. Raylı sistem gençliğimizde bize hep komünist sistemi hatırlatırdı, raylı sistem varsa komünist sistem vardı ama raylı sistem, modern dünyanın ulaşımda kullandığı çok önemli bir sistem.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Şu anda bu sistemin Türkiye’de ikame edilmemesi için hiçbir sebep yok. Sadece çalışan, memleketi düşünen, vizyonu olan yöneticilere ihtiyaç var. Sayın Süleyman Karaman’ı Devlet Demiryolları Genel Müdürüyken çok ikaz ettik ama bu konuda bu ikazlarımız ve taleplerimiz yeterli kalmamış. Umuyorum, bundan sonra, milletvekiliyken bu konunun biraz farkına varıp bu taleplerimizin burada sözcüsü olur diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan.

Sayın Sertel…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

43.- İzmir Milletvekili Atila Sertel’in, İzmir Basmane Polis Merkez Amirliğine bayrak direği ve bayrak hediye etmek istedeğini ifade etmesi üzerine bayrak direği dikilerek bayrak çekildiğine, polislere, öğretmenlere, sağlıkçılara, infaz koruma memurlarına, itfaiyecilere 3600 ek göstergenin verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

ATİLA SERTEL (İzmir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Dün burada bir konuyu gündeme getirmiştim “Basmane Emniyet Amirliğine bayrak direği dikilmedi ve bayrak takılmıyor.” diye. Ödenek yokluğu gerekçe gösteriliyordu uzunca bir süredir. Ben cuma günü bayrak direğini alıp, bayrağımızı alıp orada o görevi görmek istediğimi söyleyince Mecliste, bugün öğleden sonra bayrak direğini dikmişler, bayrağımızı çekmişler.

Şimdi buradan öneriyorum, seçimden önce “3600 ek göstergeyi verin.” demiştik, vereceklerine dair söz vermişlerdi. Mademki beni dinliyorlar Meclisten; polislere, öğretmenlere, sağlıkçılara, infaz koruma memurlarına, itfaiyecilere derhâl 3600’ü de versinler.

Bayrak direğini ben dikecektim ama arkadaşlar çabuk davranmışlar, cuma gününe bırakmamışlar, onlara da ayrıca teşekkür ediyorum.

Sağ olsunlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Sertel.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, bir konuda açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

Buyurun yerinizden.

44.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Hatibin, Lütfü Türkkan Grup Başkan Vekilinin konuşması hususunda ilgili yetkili makamlardan aldığım bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

İYİ PARTİ Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’le ilgili daha evvel 4 koruma verilmesi hususunda bir karar mevcuttur. Talep üzerine bu karar değiştirilmiş ve Merkez Koruma Kurulunun kararıyla 6 korumaya çıkartılmış ve aynı zamanda evinde koruma istememesine rağmen koruma kulübesiyle evinin korunması sağlanmaktadır. Aynı zamanda, diğer siyasi parti genel başkanlarının da aynı korumayla korunduğunu ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

45.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, şimdi henüz bize gelen…

BAŞKAN – Mikrofonu açalım Sayın Türkkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben buradan da konuşurum, sesim duyulur.

Bize gelen herhangi bir koruma yok. Sadece 2 tane çağrılı sistemde koruma tahsis edildiği bilgisi verildi şifahen. Çağrılı sistemdeki korumayla genel başkanlar korunmaz, bunu İçişleri yetkilileri iyi bilir. Çağrılı sistemle ilgili koruma, çok gerektiği hâllerde telefon açılmasıyla müracaat hâlinde kendisine gelen koruma demektir. Genel başkanların koruması öyle olmaz.

Bu, daha bir hafta önce Sayın Süleyman Soylu’yla yaptığımız telefon görüşmesinden sonra gelişen bir hadise. Ama biz altı aydır bu konuda ısrarla devam etmemize rağmen bu konuda cevapsız kaldılar. İddia ediyorum, bunun altında yatan sebepleri bilmediğim hâlde konunun çok samimi bir yaklaşım olmadığını ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi için tekrar mikrofonu açabilirseniz…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum.

Tabii koruma kararı çağrı üzerine veya daimî fiilî koruma şeklinde gerçekleştirilir. Bahsettiğim, İçişleri Bakanlığının tahsis etmiş olduğu 6 koruma fiilî korumadır. Fiilî koruma, koruma polisi hasta oldu, başka bir problemi çıktı, fark etmez, o gün birisi hasta olmuşsa başka bir koruma tahsis edilmek suretiyle fiilen korunmayı sağlamaktadır. Bu da 12/10/2018 tarihli Merkez Koruma Kurulunun kararıyla sağlanmıştır ve zaten diğer siyasi parti mensuplarıyla ilgili de aynı koruma kararı da çıkartılmıştır, verilmektedir. Diğer açıdan, eski İçişleri Bakanlarından durumuna göre, aldığı tehdit durumuna göre, bu konuda istihbari veriler de dikkate alınmak üzere, yine eski İçişleri Bakanlarının da kendi talepleri de dikkate alınmak suretiyle -eskiden İçişleri Bakanlığı yapmış olanlardan hiç koruma almayanlar da var, şu anda resmî bilgiyi paylaşıyorum- 2 koruma, 4 koruma veya yine Sayın Akşener’e tahsis edildiği gibi 6 koruma tahsis edilen eski İçişleri Bakanları ve genel başkanlar da vardır. Bu bilgi resmî bilgidir.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, bakın, sayın grup başkan vekili kendisi de ifade etti, 12/10/2018 tarihli bir karardan bahsetti. Bütün genel başkanlara 6 koruma tahsis edildiği hâlde, Sayın Meral Akşener’e daha önce müteaddit defalar yazılı müracaat etmemize rağmen 4 koruma tahsis edilmesini manidar buluyorum. Burada toplumun dikkatini çekmek için özellikle söylüyorum: Biz Sayın Genel Başkanımıza gövdemizi siper etmeye hazırız, onda bir beis yok. Ama Hükûmetin bu konudaki tavrının ortaya çıkması açısından, kamuoyunun da buna tanıklık etmesi açısından ifade ettim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Mesele açıklığa kavuşmuştur.

Teşekkürler.

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına ikinci söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sermet Atay’a aittir.

Buyurun Sayın Atay. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA SERMET ATAY (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında (2/860) sayılı ve 7 sıra numaralı Kanun Teklifi üzerinde MHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önümüzdeki kanun, genel hatları itibarıyla, ülkemizin Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişi dolayısıyla İçişleri Bakanlığı yetki ve görev sahasına giren bazı konularda düzenleme yapma ve mevcut düzenlemeleri güncelleme zarureti sonucu ortaya çıkmıştır.

Bu kapsamda, Genelkurmaya bağlıyken İçişleri Bakanlığına bağlanan Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinden çıkarıldığından daha önce yararlandıkları haklardan yararlanabilmeleri için ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler ve atıflar yapılmıştır. Cumhurbaşkanlığı sistemine uyum kapsamında genel kolluk mevzuatında değişiklikler yapılmaktadır. Genel kolluk personelinin kendi arasında ve Türk Silahlı Kuvvetlerindeki muadilleriyle eşit haklara sahip olması için gerekli uyum değişiklikleri yapılmıştır. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı sözleşmeli subay ve astsubaylarının özlük hakları yönünden hangi kanun hükmüne tabi olacakları da bu kanunda düzenlenmiştir.

Bu kanunun 1’inci maddesiyle, 3201 sayılı Kanun’a ek (24/2) fıkrasında yer alan polis meslek eğitim merkezlerine başvuracak adayların yaşıyla ilgili maddedeki yaş sınırı kaldırılmış ve “taban puanı almış erkek ve kadın” denmek suretiyle değiştirilmiştir. Bu şekilde, polis adaylığına başvuran birçok şahsın başvurusunun önü açılmış ve geniş bir yelpazede hak kazanmanın önü açılmıştır.

3’üncü maddesiyle, 3201 sayılı Kanun’a geçici madde eklenerek başpolis alımı sonlandırılmış ve mevcut başpolislerin 45 yaşından gün almamış lisans mezunu başpolis memurları, kıdemli başpolis memurları arasında yapılacak yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olanlardan polis akademisi tarafından düzenlenecek ilk derece amirlik sınavını başarıyla bitirenler komiser yardımcılığı rütbesine atanacaktır.

Başpolis memurluğu kanunda aslında bir amir gibi görülmekle birlikte 3201 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesindeki büro memuru, ekip memuru unvanlarının karışıklığa neden olduğu ve bunun da amir statüsünde çalışan başpolisler arasında rahatsızlık meydana getirdiği açıktır. Bu husus İçişleri Bakanlığına iletildiğinde İçişleri Bakanımızca son düzenlenen 705–(32068) sayılı Emniyet Genel Müdürlüğü Genelgesi’yle 3201 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesindeki düzenlemeye açıklık getirilmiş, başpolis memurlarının amirlik kadrosunda çalıştırılacağı açıkça belirtilmiş, büro memuru, ekip memuru dışındaki unvanlarda görevlendirilmesi gerektiği hususu bir genelgeyle bildirilmiş ve bu konudaki zihin karışıklığına son verilmiştir. Yani boşpolislerin amir statüsünde çalışacağı bir nevi genelgeyle hüküm altına alınmıştır.

Kanun teklifinin 27’nci maddesinde yer alan uzman jandarmalarla ilgili bir değişiklik yapılmıştır. 3466 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinin birinci fıkrasında 31 olan yaş sınırı 35’e çıkarılmış olup bunun olumlu bir gelişme olduğu düşünülmekle birlikte, Jandarma Genel Komutanlığının İçişleri Bakanlığına bağlandığı ve kolluk hizmeti gördüğü ve kuvvet komutanlıkları sınıfından çıkarıldığı düşünüldüğünde de uzman jandarmaların karşılığına gelen muadil derecelerinin, kadro derecelerinin polis memuru olduğu bir gerçektir. Polis memurlarının bir üst rütbeye terfilerinde yaş sınırının 45 olduğu göz önüne alındığında, bu durum uzman jandarmalar aleyhine bir durum doğurmaktadır. Uzman jandarmalar bu sınırın 35 yaş sınırında olması sebebiyle bunun bir hakkaniyetsizlik olduğunu düşünmektedir. Bu konudaki çalışmalarımızı milletvekili arkadaşlarımız Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Meclise vermişlerdir.

Ayrıca, uzman jandarmalar yine atanmadan önce diğer astsubay sınıf okulları gibi veya uzman çavuş okulları gibi veya polislerin görmüş olduğu eğitimler gibi bir yıllık eğitimden geçmektedir. Bu bir yıllık eğitimden geçtikten sonra diğer sınıflarda eğitimde geçen süre hizmetten sayıldığı hâlde diğer tüm uzman çavuşlar ve polis memurlarının da aynı şekilde eğitimde geçen süreleri hizmetten sayıldığı hâlde bu hakkın sadece uzman jandarmalara verilmediği açık bir gerçektir. Bu husus da uzman jandarmalar aleyhine hakkaniyetsizlik ve eşitsizlik doğurmuştur. Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi olarak ilgili kanun teklifini milletvekili arkadaşlarımızla birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunacağız.

Önümüzdeki kanunun esas ana unsuru, Karayolları Trafik Kanunu’ndaki düzenlemelerdir. Ülkemizde bir trafik terörü olduğu gerçektir. Özellikle son üç yılın trafik kazaları incelendiğinde ülkemizde durum şu şekilde oluşmakta ve görülmektedir: 2015 yılında gerçekleşen kaza sayısı 1 milyon 313 bin 359, kaza yerinde ölen vatandaşımızın sayısı 3.831, kaza sonrası ölen vatandaşımızın sayısı 3.699; 2015 yılı itibarıyla toplam ölü sayısı 7.530 ve yaralı sayımız 304.421’dir. 2016 yılında 1 milyon 182 bin 491 kaza meydana gelmiş; 3.493 vatandaşımız kaza yerinde, 3.807 vatandaşımız yaralanmaları neticesinde kaza sonrası hayatını kaybetmiş; toplam ölü sayımız 7.300 ve yaralı sayımız 303.812’dir. 2017 yılında yani geçtiğimiz yıl 1 milyon 202 bin 716 kaza meydana gelmiş, 3.534 vatandaşımız kaza yerinde, 3.893 vatandaşımız yaralanmaları neticesinde kaza sonrasında tedavi görmüş oldukları hastanede hayatını kaybetmiş olup toplamda 7.427 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir; yaralı sayımız da 300.383’tür.

Karayolları trafik güvenliğini artırmak ve bazı yasal boşlukların doldurulması amacıyla ek maddeler ihdas edilmiş olup, ayrıca bazı maddelerdeki ceza miktarı da trafik düzenini sağlamak ve caydırıcı olmak maksadıyla artırılmıştır. Örneğin, bu teklifin 16’ncı maddesinde yapılan değişiklikle hepimizin muzdarip olduğu Karayolları Trafik Kanunu’nun 26’ncı maddesinin birinci fıkrasında kimlerin çakar kullanabileceği açık ve net bir şekilde ortaya konmuştur. Ancak bu hususta trafiğimizde tam olarak uygulama olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü çakar hakkı olmayan, çakar kullanması yasak olan bazı şahıslar, çakar kullanmak suretiyle trafik güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Oysa 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 71’inci maddesine göre geçiş üstünlüğüne sahip yani çakar kullanabilecek araçlar açık ve net bir şekilde sıralanmıştır: Cankurtaran araçları, yaralı veya acil hasta taşıyan araçlar, itfaiye, hükümlü veya sanığı takip eden veya emniyet, asayişi korumak için acele olay yerine giden zabıta araçları, bir trafik suçu işleyerek kaçan aracı takip eden veya trafik güvenliğini koruma veya trafik kazasına el koyma amacıyla olay veya kaza yerine gitmekte olan görevlilere ait araçlar, alarm sırasında sivil savunmaya ait araçlar, korumayla görevli ve korunan araçlar. Bu araçlar görev hâlindeyken geçiş üstünlüğü hakkına sahiptir, dolayısıyla çakar kullanabilirler.

Bu hak, halkın can ve mal güvenliğini tehlikeye sokmamak, duyulur ve görülür bir şekilde geçiş üstünlüğü işaretini vermek şartıyla kullanılır. Yani her çakar işareti olan, çakar kullanabilen her arkadaş, trafik güvenliğine uymak, trafik yasalarına uymak zorundadır. Bu araçlar, kanun ve yönetmeliğe bağlı olan kısıtlama ve yasaklara bağlı değildir. Geçiş üstünlüğü yukarıdaki şekilde, dediğimiz şekilde anlatılmıştır. Zorunluluk olmadığı hâlde çakar kullanan ve geçiş üstünlüğünü kullanan şahıslar kanunla yasaklanmıştır.

Yeni yapılan düzenlemeyle, bu yönetmelik hükmüne aykırı hareket eden sürücülere 1.002 lira para cezası, aynı zamanda, aracı kullanan, ruhsat sahibi değilse tescil plakasına da aynı şekilde ceza uygulanması öngörülmüştür. Bu ihlal bir yıl içerisinde 3 defa yapılırsa işlem yapılan araç on beş gün süreyle trafikten menedilecektir. Bu hükümle, trafik suçuna verilen ceza artırılarak caydırıcı bir hâle getirilmiştir.

17’nci maddede yapılan değişiklikle 2918 sayılı Trafik Kanunu’nun 18’inci maddesi değiştirilmek suretiyle, araçlarda modifiye yapan yani “abarth” dediğimiz egzoz sistemini değiştirerek çok aşırı miktarda ses çıkararak insanları rahatsız eden araçlara yaptırım getirilmiş olup bu düzenlemeyle trafik suçuna verilen ceza 1.002 Türk lirasına çıkarılmıştır. Ayrıca bu tür araçlara mevzuata uygun duruma getirilinceye kadar trafikten men cezası verileceği de hüküm altına alınmıştır.

18’inci maddede yapılan değişiklikle, trafiğe çıkması sakıncalı olan, trafik güvenliğini tehdit eden “muayenesiz” veya “emniyetsiz” raporu verilen araçların da yine aynı şekilde, 488 lira para cezasıyla cezalandıracağı hüküm altına alınmıştır.

19’uncu maddede yapılan değişiklikle iki veya daha fazla şeritli yollarda kamyonların, tırların sollama dışında ikinci, üçüncü şeride çıkmaları yasaklanmıştır. Hepimiz kara yollarında araç kullanıyoruz. Özellikle otobanlarda araç kullanırken gece vakti ikinci ve üçüncü şeritlerin otobüsler ve kamyonlar tarafından işgal edildiği ve bunların trafik güvenliğini tehlikeye atacak şekilde birbirlerini sollama yapmak suretiyle diğer araçların geçişine olanak sağlamadığı ve bu şekilde de trafik güvenliğini tehlikeye atmak suretiyle çok büyük can ve mal kaybının ortaya çıktığı açıktır. Bu durum da yine yasal düzenleme altına alınmıştır. Kamyonların ikinci ve üçüncü şeride sollama dışında çıkmaları yasaklanmış ve hüküm altına alınmıştır.

20’nci maddede 2918 sayılı Kanun’un 47’nci maddesine, “Kırmızı ışık ihlali yapan sürücülerin bir yıl içerisinde 3 defa ihlal etmeleri hâlinde otuz gün süreyle ehliyetinin alınacağı, bir yıl içerisinde ikinci kez 3 defa ihlal edenlerin kırk beş gün, 3 veya daha fazla yani 9 kez ihlal ettiği tespit edilen sürücülerin belgeleri altmış gün süreyle alınır.” ibaresi eklenmiştir. Aynı yıl içerisinde 2 veya daha fazla kez bu şekilde sürücü belgesi alınan sürücülerin, psikiyatri uzmanına gönderilmek suretiyle ehliyet almalarına imkân sağlanmıştır. Bu şekilde ceza caydırıcı bir hâle gelmiştir.

21’inci maddede, hız sınırları yani radarla tespit edilen hız sınırlarından ceza alan sürücülerin ceza miktarı artırılmış, hız sınırının yüzde 30’dan fazla bir yıl içerisinde 5 defa ihlal edilmesi durumunda ehliyetin bir yıl süreyle geri alınacağı, bu şahısların yine psikiyatri uzmanından rapor almayınca ehliyetinin geri verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu ihlalle beş yıl içerisinde 2 defa geri alınması durumunda sürücü belgelerinin iptal edileceği ve bu şahısların yeniden sürücü kursuna giderek sürücü belgeleri almaları ve bunun da yeterli olmayıp psikiyatri uzmanından yine “Sürücülüğe engel hâli yoktur.” şeklinde bir rapor almaları yasal düzenlemeyle getirilmiştir.

22’nci maddede, 2918 sayılı Kanun’un 67’nci maddesinde halk arasındaki tabiriyle el freni çekmek yani “spin” atmak şeklinde, arabayı olduğu yerde çevirmek suretiyle trafik güvenliğini tehlikeye atan şahıslara çok büyük yaptırımlar getirilmiştir. Buna göre, trafik güvenliğini tehlikeye sokan şahıslar, 5.010 lira idari para cezasıyla cezalandırılacak, altmış gün süreyle ehliyetine el konulacak. Aynı şekilde, kullandıkları araç altmış gün trafikten menedilecek. Bu sürücülerin psikoteknik değerlendirmeden geçirileceği psikiyatri uzmanı muayenesinden geçtikten sonra sürücü belgesinin iade edileceği, son beş yıl içerisinde 2 defa bu trafik suçunu işleyenlerin sürücü belgesinin iptal edileceği ve bu şahısların iptal edilen belgelerini almaları için sürücü kursuna giderek yeniden ehliyet almaları ve yine psikoteknik değerlendirmeden ve psikiyatri uzmanının muayenesinden geçtikten sonra sürücü belgelerini alacağı hükme bağlanmıştır.

24’üncü maddede 2918 sayılı Kanun’un 73’üncü maddesinde değişiklik yapılmıştır. Toplumun en büyük hastalıklarından biri olan seyir hâlinde, araç kullanırken sürücülerin cep telefonu kullanmaları durumunda trafik güvenliğini tehlikeye attıkları ve karşıdaki insanın veya kendilerinin trafik kazaları yapmaları suretiyle bunun artık toplumsal bir yara hâline geldiği ve bu sebeple cezaların artırılması gerektiği düşünülmüş olup bu durumda 235 lira para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

25’inci madde de 2918 sayılı Kanun’un 74’üncü maddesiyle değiştirilmiş olup aslında bu, Trafik Kanunu’nda devrim niteliğinde bir değişiklik meydana getirmiştir. Daha önce Trafik Kanunu’nda araçlar öncelikli geçiş hakkına sahipken bu yasayla önceliğin yayalara ait olduğu hükme bağlanmıştır yani yaya kaldırımına çıkan bir yayanın yaya geçidine geçtikten sonra araçların durması zorunlu hâle getirilmiştir. Daha önceki düzenlemede bu sorumluluk yayalara veriliyordu. Yaya dikkatli geçmek suretiyle yayaya ayrılan yerden geçmek zorundaydı. Şimdi yaya, yaya geçidine girdiğinde araçların mutlaka durup ona yol vermeleri gerekiyor. Bu da Trafik Kanunu’na giren yeni ve çok olumlu bir değişiklik.

26’ncı maddede 2918 sayılı Kanun’un 2’nci maddesine göre, son zamanlarda çok tartışılan korsan taksi, korsan dolmuş, Uber gibi uygulamalarda kanun hükmü getirilmiş, bir nevi karışıklığa son verilmiştir. Bu konuda yasal düzenleme yapılmıştır. Bu da olumlu bir gelişmedir. Bu duruma göre, araçları tescil belgesinin dışında kullanan sürücü ve araç sahiplerine 1.002 lira para cezası verileceği, on beş gün süreyle aracın trafikten menedileceği açıkça kanun metnine geçirilmiş olup ayrıca 5216 sayılı Belediye Kanunu’nda yapılan değişiklikle çalışma izni almadan faaliyet konusu güzergâh dışında yolcu taşıyanlara idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır.

28’inci maddede yapılan değişiklikle, terörle etkin bir şekilde mücadele kapsamında suçun ortaya çıkarılmasında veya delillerin ele geçirilmesinde yardım edenlerin ödül kapsamına alınması amaçlanmaktadır. Ödül miktarının belirlenmesinde şaibeye yol açmamak için bu ödülün verilmesinin İçişleri Bakanlığının çıkaracağı açık yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.

29’uncu maddede yapılan değişiklikle güvenlik soruşturması, arşiv araştırmaları, kamusal zarar ve kişisel hak kaybının önlenmesi ve tam bilgiye ulaşılması amacıyla düzenleme yapılmaktadır. İlk kanun İçişleri Komisyonuna geldiğinde bu metinden “görevli birimlerce yetkilendirilen personel” ibaresi çıkartılmak suretiyle, “görevli birim” demek suretiyle kimin bu işlemi yapacağı açıklığa kavuşturulmuştur, bu da olumlu bir gelişmedir.

Mera komisyonunda “genel kolluk temsilcisi” eklenerek meralarla ilgili tasarruflarda asayiş yönünden daha etkin kararlar alınması amaçlanmaktadır.

32’nci maddede yapılan değişiklik Türkiye’de ikamet etmeyen yabancıların Türkiye’deki işlerinin hızlı bir şekilde takip edilmesini sağlarken, bürokrasinin önüne geçmek maksadıyla kamu kurumlarındaki iş ve işlemlerin e-devlet üzerinden yürütülebilmesi hem bürokrasinin azaltılması hem de yabancıların daha hızlı bir şekilde kimlik numarasını alması suretiyle olumlu bir gelişme olarak yansımıştır.

33’üncü maddede kanunlarımızda kaçak eşya, uyuşturucu gibi suçlarda yakalamayı bizzat fiilen yapan memurlara ikramiye verilmektedir ancak suçun ortaya çıkartılmasında tüm aşamalarda görevli personel, olay yeri yakalama tutanağında ismi, imzası olmaması durumunda bu ödülden faydalanamamaktadır. Avukat olan arkadaşlar iyi bilir, olay yeri yakalama tutanağında birçok insanın ismi olur fakat bu insanların birçoğu olay yerinde dahi olmamıştır. Bu kanunla onun da önüne geçilmektedir. Soruşturmanın başından beri içinde bulunan şahısların olay yeri tutanağında imzası olmasa bile ödül alması suretiyle bu karışıklık da giderilmiş olmaktadır diye düşünüyoruz.

Yine, çocukların korunması amacıyla… Ekonomik durumu çok iyi olmayan çocukların son zamanlarda çakmak gazı solumaları, bir nevi uyuşturucu etkisi yaratan bu maddeyi solumalarının sağlığa zararlı olduğu ve bunun da yasaklanması, Bally gibi yani uçucu madde gibi bir maddenin de engellenmesi söz konusu olmuştur; bu da olumlu bir gelişmedir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Atay.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.13

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.27

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Şeyhmus DİNÇEL (Mardin)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına söz sırası, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Mensur Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

HDP GRUBU ADINA MENSUR IŞIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Başkan.

Karayolları Trafik Kanunu ve bazı kanun metinlerinde yapılan değişiklik teklifi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım. Sayın Başkan, sizi ve Genel kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, öncelikle şunu belirtmekte fayda var: İki gün sonra Muhtarlar Günü olacak. Birkaç gün önce, hangi gerekçeyle ve nerenin muhtarı olduğunu bilmediğimiz -çünkü listelere ulaşamıyoruz- 259 muhtar, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmış bulunmaktadır.

Şimdi, biz bu durumu şöyle yorumlamaktayız: İktidar partisinin kendisinden olmayan, kendisine yakın olmayan ya da saraydaki muhtar toplantılarına gitmeyen muhtarları görevden almış olabileceğini düşünüyoruz.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı, zamanında Siirt’te yapmış olduğu konuşma nedeniyle on aylık mahkûmiyete çarptırılmıştı. Akabinde Doğan Medya Grubu kendisi hakkında “Siyasi hayatı bitti, Tayyip Erdoğan muhtar bile olamaz.” demişti.

Şimdi, muhtar, bizim açımızdan köylerde ve mahallelerde seçilen, tüzel kişiliği olan bir kurumun başındaki ilk kişi. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı ve sayın iktidar -iktidar için söylüyorum- maalesef bugün itibarıyla muhtarları bile görevden alacak kadar siyasi rakipleriyle ve muhalefetle uğraşma düzeyine düşmüştür. Biz bu açıdan bu yaklaşımı kabul etmediğimizi bir kez daha buradan Genel Kurulda, halkımızın huzurunda belirtmek istemekteyiz.

Şimdi, bunu neden önemli görüyoruz? Komisyon da burada, İçişleri Bakan Yardımcısı da burada. Şimdi, 15 Temmuz olayı gibi bir malum olay yaşadı bu ülke, bizler hep beraber yaşadık. Tabii ki, 15 Temmuz tarihinde bu ülkenin seçilmiş siyasi iktidarına darbe yapılmak istendi. Tabii ki bizim açımızdan da ve demokratik kamu açısından da bu siyasi darbe girişimi içerisinde birçok soru işareti barındırmaktadır. Onu bir kenara bırakarak kaba hâliyle gördüğümüzde, baktığımızda nihayetinde bu bir darbe girişimiydi, siyasi iktidara yönelik bir darbeydi, uçaklar kullanıldı, askerler kullanıldı; helikopterler, tanklar, toplar kullanılmıştı, seçilmiş iktidara karşı bir müdahaleydi. Biz nasıl onun karşısında duruyorsak seçilmiş bir muhtara karşı yapılmış bu görevden alma durumunu da bu şekilde bir darbe olarak görmekte fayda var, bunu öncelikle belirtmek gerekiyor.

İkincisi, şu an görüşmekte olduğumuz torba yasa teklifini mantığı itibarıyla da çok uygun görmediğimizi buradan belirtmek gerekmektedir çünkü torba yasanın içerisinde birbiriyle ilgili ve ilgisiz birçok madde bulunmaktadır. Her bir maddenin yan etki alanlarının, fizibilitesinin yapılması gerekiyor. Bu yönüyle de bu torba yasa teklifinin de çok uygun bir yasa önerme, yasalaşma şekli olmadığını buradan belirtmek gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa teklifinin 1’inci maddesi tabii ki İçişleri Komisyonunda çıkarıldı, önümüzdeki günlerde muhtemelen Plan ve Bütçe Komisyonuna gelip orada değerlendirilecektir ama yeri gelmişken şunu belirtmek gerekmektedir: Biz İçişleri Komisyonunda da arkadaşlarımızla birlikte, korucuların yaşlarının gençleştirilmesi ve onların birtakım sosyal haklarının iyileştirilmesi babında gelen yasa teklifine de karşı çıkmıştık. Şu şekilde karşı çıkmıştık: Biz aslında koruculuğun bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğini, kaldırılması gerektiğini belirtmiştik. Neden? Çünkü koruculuğun, evvela Türkiye’de toplumlarımızın yaşamış olduğu, tarihsel, kültürel, sosyal ve siyasal kökleri olan Kürt meselesi gibi bir sorunun çözümünde bir argüman olarak, bir müessese olarak, bir bütün olarak kaldırılması gerektiğini düşündüğümüz için yasa teklifinde önergemizi sunmuştuk iki gün önce itibarıyla ancak şunu belirtmekte fayda var: Şimdi, bizim verdiğimiz önergenin yanında AKP’li ve MHP’li komisyon üyeleri de, verilen bir aradan sonra, muhtemelen Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edileceğini düşündükleri için… Onların iddiası bu ama bizim aldığımız bilgi de şu: 400 ya da 500 korucunun görevden alındığı… Bu yasa teklifi -korucuların gençleştirilmesi ve birtakım sosyal hakların verilmesi hususunda- onların bu düzenlemeden yararlanmaması itibarıyla belki ileri bir tarihe ertelendi. Bizim iddiamız biraz bu aslında. Bu gerekçeyle, bizim önergemiz ile AKP ve MHP’nin önergesinin ortaklaşması üzerine bir durum söz konusu oldu. Yani bizim daha önce vermiş olduğumuz bir önerge var aslında; koruculuğun bir bütün olarak kaldırılması. Kürt meselesinin çözümü konusunda güvenlikçi konseptin bir kenara bırakılması, sorunun, bizim Kürt meselesinin ve yaşadığımız bu etnik sorunun, kültürel, tarihsel sorunun çözümü noktasında onların -uygar dünyanın, Avrupa ülkelerinin, dünyadaki diğer ülkelerin- deneyimlerinden yararlanmak açısından, Kürt meselesinin de demokratik yol ve yöntemlerle, diyaloglarla, siyasal yollarla çözülmesi gerektiği hususunu düşündüğümüz için bu önergeyi vermiştik. Ama maalesef CHP’li vekil arkadaşlarımız bu olayı biraz farklı bir şekilde yansıtmak mı istediler ya da öyle mi geldi bilmiyoruz ama şunu bir kez daha belirtmek gerekiyor: Bizlerin HDP milletvekilleri olarak İçişleri Komisyonunda yer aldığımız o gün itibarıyla emeklilikte yaşa takılanlar hakkında aleyhe tek bir kelimemiz, tek bir önergemiz, tek bir cümlemiz yer almamıştır. Bilakis, emeklilikte yaşa takılanların sorunların giderilmesi için, bütün konuşmalarımız ve önergelerimiz buna dair olmuştur. Şimdi, diyorlar ya -söz Meclisten dışarı- kuyuya bir deli bir taş atar, bin kişi çıkaramaz, yani maalesef bu duruma düşmüş olmaktayız. Ben CHP’li arkadaşlarımızdan da bu durumun bu şekilde düzeltilmesini buradan talep ediyorum. Yani sabah bir vekil arkadaşımız taksiyle Meclise gelirken bir taksici ona soruyor: “Ne iş yapıyorsun?” “Milletvekiliyim.” diyor. Sonra “Hangi partiden?” diye soruyor, “HDP’den.” deyince taksici hemen şöyle söylüyor: “Yahu, siz niye bizim emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin giderilmesi aleyhine oy kullanmışsınız, neden düşürmüşsünüz?.” Böyle bir algı yaratılmış. Ben arkadaşlarımızdan onu rica ediyorum; onu, buradan, imkânımız varken düzeltelim.

Şunu da tekrardan belirtmek gerekiyor: Daha önce de bizim vekil arkadaşımız bu hususta, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetlerinin giderilmesi hususunda önerge vermişti. Bugün, CHP’li arkadaşlar önerge versinler, onların yanındayız; bu konuda kim önerge verirse versin onların yanında olduğumuzu bir kez daha buradan belirtmek gerekiyor.

Yasa teklifine gelince, tabii ki bu konuda bir kısım olumlu düzenlemeler yer almaktadır. Biz bütününe karşı değiliz, karşı olduğumuz maddeleri zaten Komisyonda belirtmiştik. Örneğin, olumlu yönlerinden bahsetmek gerekirse şunu söyleyebiliriz: Yayalara öncelik hakkının tanınması önemli bir husus. Örneğin, trafik cezalarının artırılmasını da önemli bir husus olarak görmekteyiz. Ama şunun altını çizmek gerekiyor: Cezaların artırılması, müeyyidenin artırılması toplumdaki birtakım düzenlemelere çoğu zaman hizmet etmeyebilir. O açıdan, yapılması gereken eğitim, topluma eğitim vereceğiz. Küçüklükten itibaren, ilkokuldan itibaren başlamak üzere trafik eğitimini, toplumsal yaşam eğitimini vermek gerekiyor. Ben, siyasi iktidara bunu öneriyorum yani bunun öncelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Birkaç madde üzerinden bir iki olaya da değinmek gerekiyor burada. Özellikle koruculuğun kaldırılmasından bahsettik. Özellikle ihbarcılığın ödüllendirilmesi düzenlemesi, güvenlik soruşturmalarıyla ilgili düzenleme, aynı şekilde, meralarla ilgili kolluk kuvvetlerinin de yetkilendirilmesi. Şimdi, şunu söylemek gerekiyor: İhbarcılığın ödüllendirilmesi yani muhbirliğin yaygınlaştırılması… Bir kez, düzenlemede, suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine yardım edenlerin de ödül kapsamına alınmasının sağlandığı ve terörle mücadeleye katkının ödüllendirilmesinde ödülün idarenin takdirine bağlı hâle getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. Terörle mücadele adı altında ödüllü muhbirliğin kapsamı genişletilmekte, toplum ihbarcılık üzerinden kutuplaştırılmaya çalışılmaktadır yani bu durum, başlı başına, aslında sağlıklı bir toplumu bozan bir yaklaşımdır, bunu söylemek gerekiyor. Yani hiçbir ihbarcı bence makbul bir insan değildir. Toplum içerisinde hiçbirimizin, arkadaşını ihbar eden kişiyi ya da komşusunu ihbar eden kişiyi makbul bir insan, sağlıklı bir insan olarak görmediğini belirtmek gerekmektedir.

Ben yirmi yıl avukatlık yaptım. Avukatlık sürecinde birkaç benzer olaya da tanık oldum, onu yeri gelmişken şurada belirtmek gerekmektedir. Şimdi, kişi korucu. Kişi, başka bir kişiyi ihbar ediyor. Korucu olduğu için güvenlik güçleriyle ilişkileri iyi. İhbar etmesi üzerine kişi tutuklanıyor. Daha sonra aynı korucu, ihbar ettiği kişinin ailesiyle irtibata geçerek -hani ihbar ettiği kişi gözaltındayken- onun cezaevinden ya da işte gözaltı merkezinden kurtarılması için ailesinden para almaktadır. Dolayısıyla bu ihbarcılık, muhbirlik bizim açımızdan hiçbir şekilde uygun bir yasa teklifi değildir. Bu, toplumsal sorunların çözümüne katkı sunacak bir yaklaşım, bir yasa önerisi de değildir, bunu da belirtmek gerekmektedir.

Yine, güvenlik soruşturmalarıyla ilgili düzenlemeye dair birkaç hususa değinmek gerekmektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birimleri ile Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma, Emniyet, Sahil Güvenlik ve istihbarat birimlerinde çalışacak kişilerin alımında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce yetkilendirilen personelin, bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, cumhuriyet savcılıkları ve mahkemelerce yapılan soruşturma ve kovuşturma sonuçlarını almaya yetkili olacağı öngörülmüştür.

Bir kez şunu çok net bir şekilde belirtmek gerekmektedir: Biz birkaç sene önce bu cemaat yapılanması ve AKP’lilerin özellikle “FET֔ dediği örgütle ciddi bir sıkıntı yaşandı, yaşadık.

Şimdi, biz bunun, bu tür yaklaşımların, cemaatin yapmış olduğu gibi devletin içerisinde bir kadrolaşmaya sebep olacağını düşünüyoruz. Bu açıdan, bu önerinin de yasa teklifinden çıkarılmasını uygun görmüştük, Komisyonda zaten bunu biz belirtmiştik.

Aynı şekilde, çatışmalı bölgelerde yer alan görevlilerin harcırahının artırılması… Bir kez daha şunu belirtmek gerekmektedir: Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye halkları, bizler, hep beraber, yaklaşık olarak cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Kürt meselesi gibi çok ciddi, tarihsel, köklü bir sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunun çözülmesi, çatışmalı bölgelerde görev alan asker, polis vesair görevlilerin o çatışmalı bölgeye gitmesini özendirerek onların orada daha rahat bir şekilde görev almalarını sağlayacak bir şekilde harcırahının artırılmasıyla, paranın artırılmasıyla mümkün değildir. Bunu yirmi beş yıllık, otuz yıllık süreç içerisinde bizim anlamamız gerekmektedir artık. Bunu çok net bir şekilde belirtmek gerekmektedir. Çünkü birkaç sene önce Sayın Meclis Başkanımız Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanı iken Van’ı ziyareti sırasında yaptığı bir açıklama var… Yani biraz önce dedik ya otuz yıldır bizim ülkemizin, bizim halklarımızın yaşamış olduğu Kürt meselesi gibi köklü bir sorun var ve bu sorun içerisinde bizler toplum olarak maddi manevi olarak çok ciddi kayıplar vermiş bulunmaktayız. Dolayısıyla bizim buradan bir ders almamız gerekmektedir, bir deneyim sahibi olmamız gerekmektedir. Yani yaptın, yaptın, yaptın, yaptın; olmadı, yanlış mı oldu? O zaman düşünüp önüne bakacaksın, dünyaya bakacaksın, Avrupa’ya bakacaksın yani bizim gibi Kürt meselesi gibi köklü sorunları yaşayan ülkelerin deneyimlerinden yararlanılması gerekmektedir. Sayın Meclis Başkanımız Binali Yıldırım Bey şunu demişti: “Terörün maliyeti 1 trilyon dolar, terör enerjimizin bir kısmını boşa harcamamıza neden oldu, yirmi beş yıl geçti aradan, 40 bin insanımızı kaybettik, 300 milyar dolarımız uçtu gitti, terörün bize maliyeti dolaylı yollardan 1 trilyon dolardır. Biz bu kaynakları terörle mücadele için harcamamış olsaydık acaba ne yapabilirdik? Bakın, bu parayla 15 bin adet 25 derslik okul, 9 bin adet tam teşekküllü, 400 yataklı eğitim hastanesi, 200 adet boğaz köprüsü, 120 adet Atatürk Barajı ve 450 bin kilometre bölünmüş yol yapabilirdik. Binlerce gencimiz öldü, şehitler verdik, gazilerimiz oldu. Biz, bu anlamsız mücadele sona ersin istiyoruz. Bu yol çıkmaz yoldur.” Hangi yol? Silahlı yöntemle bir sorunu çözme yolu, şiddetle bir sorunu çözme yolu, öldürmekle, kanla, gözyaşıyla bir sorunu çözme yolu. Diyor ki: “Çıkmaz yoldur.” Biz de onu diyoruz.

Özellikle, demin belirttiğim gibi, çatışmalı bölgelerde harcırahların artırılması, sorunun çözümü için ihbarcılığın ödüllendirilmesi, muhbirliğin yaygınlaştırılması, aynı şekilde, meralarla ilgili düzenlemede Mera Komisyonuna güvenlik kuvvetlerinden bir kişinin alınması hususu, bu şekilde, biz, Kürt meselesi gibi köklü bir sorunu çözmekten daha uzaklaşırız, güvenlikçi konseptin daha tam merkezine oturmuş oluruz. Şimdi, meralara dair de bir iki hususu belirtmek istiyorum aslında.

Değerli Başkanım, sayın milletvekilleri; yasakçı anlayışla, özellikle bizim bölgede, Kürt coğrafyasında birçok mera, yayla yasaklanmış bulunmaktadır. Şimdi, 2005 ile 2016 yılları arasında, bizim bölgede, bahsettiğimiz bölgemizde küçükbaş hayvancılık üretimi çok yaygındı. Biz, o dönemlerde, mesela, özellikle Avrupa’ya, daha doğrusu Orta Doğu ülkelerine ve birçok yere canlı hayvan ticareti yapmaktaydık ama bugün küçükbaş üretimi, yetiştiriciliği çok ciddi anlamda azalmıştır; özellikle bu yasakçı anlayıştan dolayı, meraların yasaklanması, yasak bölge ilan edilmesi vesaire sebeplerden dolayı, küçükbaş hayvancılık sayı itibarıyla çok ciddi anlamda azalmıştır. Bu böyle olduğu zaman ne oluyor? Biz, ta gidip Amerika Kıtası’ndan angus denilen ne idiği belirsiz hayvanlar getirmekteyiz ve ülkemizin et ihtiyacı bu şekilde karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu anlayıştan dolayı, biz, özellikle meraların ya da birtakım bölgelerin yasaklanması yaklaşımının da bir kenara bırakılması gerektiğini buradan bir kez daha belirtmek istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, birkaç gün önce Varto’da yaşanan bir olayı, burada, halkın huzurunda, Türkiye halklarının huzurunda ve Genel Kurulun huzurunda bir kez daha belirtmek istemekteyim. Komisyonda bahsettik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin önünde telefonlar bulunmakta. Google’dan şöyle bir “Varto olayı, son dakika, çatışma” diye aradığımızda şöyle bir şeyle karşı karşıya geleceğiz: Bir buçuk iki dakikalık bir video var orada. O videoda zırhlı araçtan çekilen görüntüler var. Bir aracın içerisinde 5 kişi. 4 kişi muhtemelen PKK’li, örgüt üyesi; diğerinin de sivil olduğu çok açık ve net bir şekilde ortada.

Şimdi, öncelikle şunu belirtmek gerekmektedir: Yaşam hakkı kutsaldır; kim olursa olsun, ister eli silahlı PKK’li olsun, isterse olmasın, hiç fark etmez. Öncelikle devletin yapması gereken, o kişileri de sağ yakalama imkânı varsa, PKK’liyse ve silahlıysa o kişileri sağ yakalaması gerekmektedir. Gerekli uyarıları yapacak ve sağ yakalanması açısından gerekli tedbirleri aldıktan sonra, yakaladıktan sonra yargının karşısına çıkarılması gerekmektedir. Ama maalesef araba orada iken direkt taranıyor bu insanlar ve o insanlar orada yaşamını yitiriyor, ölüyor.

Değerli milletvekilleri, aracın içerisinde sivil bir insan var, görüntülerde belli, videoda belli. Herkes buradan hemen izleyebilir onu. Sivil insan araçtan çıkıp ellerini kaldırarak zırhlı araca doğru geliyor. O sivil insanın adı Yusuf Ok, Vartolu, 4 çocuk babası; inşaat işi yapmakta, sıva işi yapmakta olan bir kişi. Zırhlı aracın yanına gelen bu kişi… Hatta şöyle bir durum da var: Aracın içerisindeki güvenlik güçleri kendi aralarında konuşuyor. Muhtemelen araç komutanı olan kişi diyor ki: “Aman ateş etme ona, elini kaldırdı, buraya doğru geliyor, araca doğru geliyor.” Ama görüntü kesildikten sonra, değerli milletvekilleri, o kişinin de öldürüldüğünü, hatta vücudunda, yüzünde belirli morlukların olduğunu, darp izinin olduğunu, bizim o kişinin ailesinden aldığımız bilgiler doğrultusunda bunun bu şekilde olduğunu net bir şekilde ifade edebilirim. Ve vücudunda onlarca kurşun izi… Hukuk devletine yakışmayan bir durum. Eğer siyasi iktidar “Hayır, PKK’yle ilişkiye geçen her kişi ölümü hak ediyor.” diyorsa ayrı bir durum. O zaman hukuk devleti olmayacağız, mevcut Anayasa’yı değiştireceğiz ya da işte Orta Doğu’daki herhangi bir ülkeye ya da “üçüncü dünya ülkesi” deniyor ya, üçüncü dünya ülkesi falan, oraya doğru gidiyorsak ayrı bir durumdur ama olay münferit bir olay. Güvenlik güçlerinin yapmış olduğu bir hata, yanlışlık, yargısız infaz ise -ki öyledir- yani o güvenlik güçlerinin yaptığı münferit bir olay olarak değerlendiriliyorsa yapılması gereken olay çok net ve açık; kişiler hakkında derhâl soruşturmanın başlatılması gerekiyor ve o yargısız infazı yapan kişilerin tutuklanması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Işık.

MENSUR IŞIK (Devamla) – Tamam Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

MENSUR IŞIK (Devamla) – Gerçi Komisyonda İçişleri Bakan Yardımcısının vermiş olduğu bilgi, gerekli tahkikatın başlatıldığı, müfettişlerin görevlendirildiği, adli ve idari soruşturmanın başlatıldığı yönündedir.

Şunu çok net bir şekilde söylemek gerekmektedir: Değerli milletvekilleri, bu şekilde yapılan soruşturmalar maalesef sonuçsuz kalmaktadır. Ülkemizin imajı açısından, toplumun devlete güveni açısından, Kürtlerin devlete güveni açısından, muhalif kesimlerin devlete, siyasi iktidara güveni açısından, en azından bu olay bizim açımızdan belki bir sembol olay olabilir. Biz bu olayın takipçisi olacağız Sayın Başkan, değerli milletvekilleri çünkü hiçbir insan, hiçbir şekilde ölümü hak etmez, öldürülemez yani. O insan suç işlemişse, iddia buysa yargılanır, Türk Ceza Kanunu anlamında cezası neyse o verilir ama ölüm asla olmaz, olmaması gerekir.

Ben bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Işık.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Özellikle güvenlik güçlerinin yargısız infaz yaptığına ilişkin hususta bir açıklama yapmak istiyorum efendim.

BAŞKAN – Yerinizden buyurun Sayın Özkan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Muş Milletvekili Mensur Işık’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Türkiye Cumhuriyeti devleti demokratik bir hukuk devletidir. Avrupa Konseyi üyesi ve 1987’den bu yana da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yargı yetkisini kabul etmiş bir ülkeyiz, devletiz. Vatandaşlarının tüm hak ve özgürlüklerine karşı âdeta kendisi güvence teşkil eden yasal ve anayasal kurumlara sahiptir. O noktada yaşam hakkı başta olmak üzere inanç hürriyeti ve bütün temel hak ve özgürlükler -Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde kabul ettiğimiz tüm temel hak ve özgürlükler- taraf ülke olarak devlet güvencesi, koruması altındadır. Eğer devletin bir hukuksuzluğu söz konusu olsa zaten mahkemelerimiz var; olmadı, Anayasa Mahkemesinin bireysel müracaat yolu var; o da olmadı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, biliyorsunuz, 1990’lı yıllarda idari pratik hâlini aldığı gerekçesiyle iç hukuk yollarına bile müracaat etmeden davaları doğrudan görme süreçlerini de yaşamıştık. Eğer iddia edildiği gibi bir hukuksuzluk varsa zaten mahkemelerimiz bağımsız ve tarafsız bir şekilde bunun kararını veriyor; olmadı, Anayasa Mahkememiz. Hadi hiçbirisini kabul etmiyorsunuz, o zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1990’lı yıllarda bile hiçbir iç hukuk yolu tüketilmeden müracaatları kabul ederken bugün benzer iddialarla ilgili “Türkiye'nin iç hukuk yollarına gidin, orada iç hukuk yollarını tüketin, ondan sonra bize gelin.” diyor. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu noktada Türk mahkemelerinin hem bağımsız ve tarafsız yargılama yaptığını kabul etmektedir hem de bu tür iddiaların Türkiye’de gerçekleşmediği yönünde veya idari pratik hâlini almadığı yönünde bir kanaati vardır. Bu noktada devletimiz hiçbir şekilde vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Türkiye Cumhuriyeti devleti, vatandaşlarının hak ve özgürlüklerinin anayasal güvencesi olarak bizzat bu güvencenin gereğini yerine getirmektedir.

Diğer taraftan uluslararası mekanizmalar da Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuk devleti olduğunu kabul etmekte, iç hukuk yollarının tüketilmesini de bu tür iddiaların ciddiyeti açısından zorunlu görmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kurtulan, size de söz vereceğim.

Buyurun.

47.- Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, yargısız infazın ülkede ne yazık ki çok uygulanan bir durum olduğuna ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yani iki gündür AKP’nin sayın grup başkan vekili bizi düzeltmekle, bizim konuştuklarımıza kendince bir ayar vermekle meşgul.

Yargısız infaz, ülkemizde ne yazık ki çok uygulanan bir durum. Sadece bize olmamış, çok çok bu durumlar var ve yakın zamanda da Muş’ta buna tanıklık ettik, hepimiz gördük, canlı canlı izledik bunu, videolara çekildi. Canlı yakalama imkânı varken insanların infaz edildiğini gördük. Yani en azından HDP’nin olduğu bir yerde AKP’lilerin “bağımsız yargı” “hukuk devleti” vesaire laflarını etmemelerini öneriyoruz. Yani çok yakın bir zamanda, daha iki üç gün önce Rahip Brunson olayından sonra AKP’nin “yargı” denildiğinde başını biraz önüne eğmesi lazım, söz söylememesi lazım, susması lazım. Bunu yapması en doğrusudur, Türkiye için en iyisidir, en uygunudur. Bunu arkadaşlarımıza öneriyorum.

Teşekkürler Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Size söz vereceğim ama Sayın Özkoç’un söz talebi vardı.

Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Müsaade ederseniz, hatip kendi konuşması esnasında Cumhuriyet Halk Partisiyle ilgili bazı sözler sarf etmiştir, açığa kavuşması açısından Ali Öztunç arkadaşımız konuşacak.

BAŞKAN – Tamam.

Buyurun.

48.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, Muş Milletvekili Mensur Işık’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Değerli Başkan “Emeklilikte yaşa takılanlar konusunda Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim verdiğimiz önergeyi HDP reddetti.” diye bir söylemimiz olmadı, İçişleri Komisyonu üyesi hiçbir milletvekilimizin böyle bir söylemi olmadı, böyle bir şey söylemedik. Zaten böyle bir önerge de oylanmadı, emeklilikte yaşa takılanlara ilişkin önerge de oylanmadı.

Bizim söylediğimiz şudur, tutanaklara geçmesi açısından söylüyorum: “Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim verdiğimiz önerge AKP, MHP ve HDP’li vekillerin ayrı ayrı verdikleri ama benzerlik nedeniyle birleştirilen önergeleri ve oylarıyla gündeme alınmadı.” dedik yani gündeme alınmadı. Yoksa emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili önerge oylanmamıştır, böyle bir söylemimiz de olmamıştır.

Tutanaklara geçmesi açısından bilgilendirmek istedim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Buyurun Sayın Özkan.

49.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Cumhuriyeti devletinin yaşam hakkından ifade ve inanç özgürlüklerine, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinden demokratik, modern hak ve özgürlüklere sahip çıktığını ve güvence altına aldığını kabul ediyorsa bizlerin de kabul etmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Başkan.

Benim vurgulamak istediğim mesele, Türkiye Cumhuriyeti devleti eğer bir suçla ve suçluyla mücadele ediyorsa, öncelik, suçun delili olan, hakkında suç itham edilen kişilere canlı bir şekilde ulaşmaktır. Bu sadece ülkemiz sınırları içerisinde değil, aynı zamanda Cerablus, Afrin, bugünlerde İdlib ve Menbic’e, Fırat’ın doğusundan ta Kandil’e kadar terör örgütünün temizleneceği tüm bölgelerde de Silahlı Kuvvetlerimizin vermiş olduğu mücadelede bütün dünya tanık olmuştur ki Mehmetçik’imiz orada zor şartlar altında dahi hiçbir şekilde terör örgütü mensuplarını doğrudan infaz ederek değil, mümkünse önce canlı olarak ele geçirmek istemiştir. Hatta o kadar ki bazı terör örgütü mensupları ÖSO kuvvetleri tarafından yakalandığında “Beni Mehmetçik’e emanet edin.” diyerek âdeta Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına teslim edildiği takdirde yaşam haklarının güvence altında olacağını bütün dünyaya duyurmuşlardır. Onun için, burada sayın hatibin pek çok konuşması oldu, diyeceğimiz bir şey yok, tabii ki konuşulabilir ama benim sadece vurgulamak istediğim mesele, bir şahsi iddiamız, grubumuzun yaklaşımının olmasından öte, bir vakıadır. Hani yargımızı, AK PARTİ’yi, ifadelerimizi kabul etmeyebilirsiniz, yargımızın ilk derece mahkemelerini kabul etmeyebilirsiniz, yüksek yargıyı, istinaf ve Yargıtay aşamalarını kabul etmeyebilirsiniz, hadi Anayasa Mahkemesini de reddettiniz, e bir de Konsey, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var, orası her hâlde bütün Kıta Avrupası’nda, bütün dünyada kabul görmüş ve tarafsız, bağımsız yargılama yapmak suretiyle insan hak ve özgürlüklerinin güvencesi olduğunu kabul ettirmiş bir mekanizmadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahi, bugün bizim bahsettiğimiz şekilde, Türkiye’de, yaşam hakkından ifade ve inanç özgürlüklerine kadar, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinden demokratik modern hak ve özgürlüklere kadar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, saygılı olmanın ötesinde sahip çıktığını ve güvence altına aldığını kabul ediyorsa, eh, vatandaş olarak da bizim bunu kabul etmemiz gerekir diye düşüyorum.

Teşekkür ediyorum.

MENSUR IŞIK (Muş) – Başkanım, bir şey söyleyebilir miyim.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun.

50.- Muş Milletvekili Mensur Işık’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MENSUR IŞIK (Muş) – Teşekkür ederim Başkanım.

Şimdi, tabii, bizim burada hiç böyle -yani hatip, AKP yetkilisi çok üzerine alınması ama- edebiyata ihtiyacımız yok Başkanım. Maddi vaka çok net bir şekilde ortadadır, görüntüleri açarsınız bakarsınız, çok net bir şekilde.

Bir kez şunu söylemek gerekiyor: Savcının derhâl soruşturma başlatması gerekir. Savcının kendisinin orada görevlendirilen kolluk güçleri hakkında, o asker hakkında derhâl soruşturma başlatıp Yusuf Ok’un ne şekilde öldürüldüğünü açıklığa kavuşturması gerekmektedir. Yani yapılan şu Sayın Başkanım, Muş Valisinin yapmış olduğu açıklama şu: “5 terörist ölü olarak ele geçirildi.” Aslında 4 PKK’li var, biri de sivil. O sivil de direkt aynı şekilde değerlendirilmiştir ve öyle kayda girmiştir. Bu açıdan şunu görmek lazım, net bir şekilde ortada: Yani siyasi iktidarın yereldeki ayağı olan vali... Artık yereldeki ayağı diyoruz, mülki idare amiri falan, devletin valisi falan değil, AKP’nin il başkanı olarak zaman zaman karşımıza çıkmaktadır seçim çalışmalarında. Ben sadece bugünkü Sayın Valiyi kastetmiyorum, önceki valiler çok daha ateşli bir şekilde çalışıyorlardı AKP il başkanı gibi. Dolayısıyla durum ortadadır, çok nettir. AKP, siyasi iktidar eğer “Biz yargısız infazlara karşıyız, geçmişte de oldu.” diyorsa ve geçmişte olanlara karşı bir duruşu vardıysa... Ki bunu birkaç sene önce çok net bir şekilde dile getiriyordu. Bugün de Varto ilçemizde olan yargısız bir infazdır, açık bir infazdır, çok net bir şekilde ortadadır. Yani biz bunu hiçbir şekilde ne siyasi iktidarı ne de kolluk güçlerinden herhangi bir kişiyi zan altında bırakmak amacıyla söylemiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Işık.

MENSUR IŞIK (Muş) – Biz hukuk devleti iddiasında olan bir devletiz; bu, Anayasa’yla sabit. Bunun sadece ve sadece yazılı bir şekilde kalmaması açısından bu soruşturma bizim açımızdan bir semboldür, bir milattır, bir örnektir. Bunun gereğinin mutlaka ve mutlaka yapılması gerekmektedir. Aksi hâlde, işte iç hukuk yolları, savcıymış, mahkemeymiş, istinafmış, Yargıtaymış, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Haklarıymış; bunların hepsi işin boş kısımları Sayın Hatibim, Sayın Başkanım. O açıdan yani biz reel olarak bir adım istiyoruz, gereğinin yapılması gerekiyor. Biz bunun mutlaka ve mutlaka takipçisi olacağız.

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler, sağ olun.

Sisteme giren bazı milletvekillerine yerlerinden söz vereceğim.

Sayın Taşdoğan…

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Başkanım, konuşmalar bitmedi ama daha.

51.- Gaziantep Milletvekili Ali Muhittin Taşdoğan’ın, Muş Milletvekili Mensur Işık’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; hatip, konuşmasında –kayıtlara geçmesini istiyorum- “Kürt coğrafyası” ifadesini kullandı. Hiçbir coğrafya kitabında böyle bir tanım yoktur. Coğrafya bilgisini de arkasından… “Van’dan bir olay anlatacağım.” dedi, Varto’dan bir olay anlattı. Varto, Muş’un ilçesidir, coğrafya bilgisi bu kadardır.

Burası Türk coğrafyasıdır. Burayı, benim dedem, Fransızlara karşı on bir ay aç susuz kalarak, zerdali çekirdeğinden un yaparak vatan etmiştir. Daha gerisi de vardır; şanlı tarih, şanlı Türk tarihi bunun verileriyle doludur. Burası Türk coğrafyasıdır, başka bir tanıma da ihtiyacı yoktur.

Teşekkür ederim. (MHP, AK PARTİ ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına konuşmalara kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Tanju Özcan’a aittir.

Buyurun Sayın Özcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu yasa teklifiyle ilgili düşüncelerime geçmeden, Ramazan Bey oradan bir şey söyleyince aklıma geldi. Nisanın sonunda, en son konuşmamda “26’ncı Dönemin son konuşmasını yapıyorum.” demiştim. Oradan bazı AK PARTİ milletvekilleri bıyık altından gülmüştü, laf atmıştı “Sen bir daha gelemezsin.” falan. Şimdi o arkadaşlarımı burada göremiyorum ama muhtemelen, ekran başında koltuklarına oturarak beni izliyorlardır; izninizle onlara da bir selam göndermek istiyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – O selamı bana da ver.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Peki.

Evet, yasa teklifinin geneli üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Karşı oy yazımızda da belirttiğimiz gibi, bu aslında bir yasa teklifi olarak geldi ama -Komisyonda da izah ettik- bu eski alışkanlıklar maalesef, AK PARTİ açısından devam ediyor. Nasıl devam ediyor? Onlar teklif vermeye alışkın olmadıkları için, hep tasarılar üzerinden çalıştıkları için, bugüne kadar savundukları hususlar hükûmet tasarısı olarak geldiği için bu teklifi de tasarı gibi hazırlamışlar. Nasıl hazırlamışlar? 2 değerli milletvekilimizin imzası var bunda ama tasarıyı hazırlayan gene Hükûmet, teklifi hazırlayan Hükûmet. Hükûmete sormadan hiçbir konuda fikir dahi beyan etmiyorlar. Hatta tartışmalar öyle bir gergin başladı ki milletvekillerimiz, teklif sahibi milletvekillerimiz itirazlara çok sert tepkiler verdiler. Neden verdiler? Altında imzaları olan teklif, aslında Hükûmet tarafından ve onun bürokratları tarafından hazırlandığı için kendileri de konuya vâkıf olmadıklarından.

Biz şunu söylüyoruz: “Sistem değişti.” diyorsunuz, sistemi değiştirdiniz, biz istemesek de yaptık bunu ama bari değiştirdiğiniz sistemi özümseyin, anlamaya çalışın. Artık bu yeni sistemde, kanun yapma tekeli Türkiye Büyük Millet Meclisine ait. Artık Hükûmet size tasarı dayatamaz “Teklif adı altında verin.” diye. Bunu komisyonda söyledik, burada da ifade etmek istiyoruz. Hükûmet de artık bu eski alışkanlığından vazgeçsin.

Yine, şunu söyledik: Geçmişte hep oldu bu, torba tasarılar getirdiler ve her seferinde de dediler ki: “Bu son torba tasarı.” Şimdi arkadaşlar, torba tasarıların ülkemize kattığı hiçbir şey yok. Torba teklif hâlinde getirdiniz bunu da imza sahipleri olarak. Ya, 21 değişik kanunda değişiklik yapıyor, 21 değişik kanun. Sadece adı “Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması…” Yani “Karayolları” kısmı işin süsü olarak kalmış. Karayolları Trafik Kanunu dışında 20 kanunda daha değişiklik yapıyor. Doğal olarak, baktığınızda, bundan önceki torba tasarılar nasıl bu ülkeye fayda getirmediyse, hukuk sisteminde karışıklığa yol açmaktan başka bir işe yaramadıysa bugün gene, bu tür teklifler de aynı sıkıntılara yol açacak.

Ya, düşünebiliyor musunuz, bunun içinde şey var, Karayolları Trafik Kanunu’nun içinde mera komisyonuna kolluk gücü atanması meselesi var, değil mi? Her şey var; bir tek EYT’lerle ilgili, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili konuya geldiğimizde -birazdan açacağım onu- “Komisyonumuzun görev alanına girmiyor.” denildi. Her şey var, Mera Kanunu var ama emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili meseleyi gündeme getirdiğimizde “Yok.”

Şimdi, biz samimi bir şekilde yapıcı muhalefet yapalım dedik. Madem sistem değişti, madem milletvekilleri olarak artık yasaları biz yapacağız, dedik ki bakın, burada büyük bir karmaşa var, gelin, şunu alt komisyona havale edelim, biz de orada katkılarımızı sunalım -bu ilk deneyim oluyor, Plan ve Bütçe Komisyonundaki kanun dışında- gelin, adam gibi bir kanun yapalım. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak, milletvekilleri olarak bunun altına imzamızı atalım. Bürokratların dayatmasıyla, yol göstermesiyle yapmayalım, kendi aklımızla ve bilgi birikimimizle ortaya koyalım dedik, alt komisyon talebimiz de reddedildi.

Yasa teklifinin 1’inci maddesi vardı, şimdi o yok. Neden olduğunu ayrıntılı olarak anlatacağım ama biz emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili düzenlemeyi bu maddeye ilave ettiğimiz için öğleden sonra önerge verdiler, AK PARTİ ve MHP. Ha, HDP de bir önerge verdi, HDP bence siyaseten tuzağa düştü. Başka bir gerekçeyle verdi ama geri çekme önergeleri birleştirilerek oylandığı için HDP, MHP ve AKP sanki ortak bir önerge vermiş algısı çıktı. Arkadaşımız biraz önce onunla ilgili değerlendirmelerini yaptı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – O algıyı sen oluşturmaya çalışıyorsun.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Benim bu konuyla ilgili, konuşmamın sonunda, devamında daha fazla söyleyeceklerim de var.

Yine bu yasa teklifinin 4’üncü maddesinde başpolis unvanının kaldırılıp 45 yaşını aşmamış, lisans mezunu başpolis veya kıdemli polislere komiser yardımcısı olabilme imkânı getirilmiş. Tamam, buna bir itirazımız yok, komiser yardımcısı olabilsinler. Ayrıca şunu sorduk: Başpolislik düzenlemesi de devriiktidarınızda geldi, başpolislik gelince sanki Türkiye’de suçla ve terörle mücadele konusunda çok büyük aşama kaydedeceğiz diye anlatıldı. Getiren sizsiniz, başpolisliğin kaldırılmasını teklif eden sizsiniz ve Komisyonda da bunun sebebini bize ayrıntılı olarak anlatamadılar. Hadi başpolisliği kaldırıyorsunuz -şu anki başpolisler devam etmek kaydıyla- oraya 45 yaş ve lisans mezunu olma şartı getiriyorsunuz; arkadaşlar, şu anda herhâlde FETÖ iltisakı sebebiyle ihraç edilenlerin dışında 8 bin civarında başpolis var. Siz lisans şartını ve 45 yaş şartını getirdiğinizde, zannediyorum, 1.700-1.800’ü bundan faydalanıyor, diğerleri faydalanamıyor. Burada önergemiz de var, o maddede, gelin, bunu kaldıralım, 45 yaşı kaldıralım, lisans mezunu olmayı kaldıralım. Bu 45 yaşındaki polis memuru göreve başladığında lisans mezunu olma şartı getirmemişsiniz, şimdi niye getiriyorsunuz? Mesleğini yaparken kaçı lisans mezunu olabilmiştir? Ayrıca, bir şey daha söyleyeceğim, kızacaksınız ama yani biz, bu ülkenin Cumhurbaşkanı adayının, Sayın Cumhurbaşkanının lisans mezunu olup olmadığını sorguladığımızda bize en ağır tepkileri veriyorsunuz. Hatta bir hatibin şu sözünü hiç unutmam: “Kardeşim, illa üniversite mezunu olmak zorunda mı Cumhurbaşkanı?” Komiser yardımcılığına geçiş yapıyor. O sözü söyleyene hatırlatıyorum. Böyle bir düzenlemenin ne alakası var?

Yine, bakın, çok enteresan hükümler var. Yasa teklifinin 20’nci maddesinde önerge verdik. Hani şu, 65 yaşını dolduranlar ticari araç kullanamıyorlar. Türkiye’de yaş uzadı, ortalama ömür uzadı, dedik ki: “65 yaşını dolduran her yıl -heyet raporu almak kaydıyla- sağlam raporu alırsa aracını kullanmaya, evine ekmek götürmeye devam etsin.” İtiraz ettiler, karşı çıktılar, bürokratlar “Hayır, olmaz.” dedi, niye olmayacağını bile bize izah edemediler. Bakın, orada da anlattık, Türkiye’de 65 yaşın üstünde Cumhurbaşkanları olmuş, Başbakanlar olmuş, attıkları imzalarla bu ülkeyi yönetmişler. Şimdi, bakın yani öyle bir noktaya geldik ki Sayın Cumhurbaşkanımız 65 yaşına giriyor -Allah uzun ömür versin- siz bu düzenlemeye karşı çıkarak diyorsunuz ki: “Sayın Cumhurbaşkanının yaşıtları ticari araç kullanamaz.” Sayın Cumhurbaşkanı ülkeyi yönetiyor, o sadece ticari araç kullanıyor. Bir de işin başka bir yönü daha var. 75 yaşındaki büyüğümüz, 85 yaşındaki büyüğümüz hususi aracıyla trafiğe çıkabiliyor ama maalesef, 65 yaşına geldi diye ticari araç kullanmasını engelliyorsunuz ne kadar sağlam olursa olsun. Bu konuyu yeniden gündeme getireceğiz, bir daha düşünmenizi biz ısrarla öneriyoruz.

Yine, bu yasa teklifinde anlamadığımız bir 31’inci madde var. Mera komisyonuna kolluk gücü sokuyoruz. Ya, mera komisyonu zaten valiliğin başkanlığında, başkanının vali olduğu bir komisyon. Zaten, meralarla ilgili, yaylalarla ilgili bir sıkıntı olduğunda valinin talimatıyla kolluk gücü orada hazır oluyor. Kolluk gücü temsilcisi niye bu Komisyona dâhil ediliyor, akla mantığa uygun şekilde kimse izahat getiremedi, hatta bu teklifi hazırlayan bürokratlar da getiremedi, biz bunun cevabını burada bekliyoruz.

Yine, bu teklifte ne var? Hakkâri ilinde Derecik beldesinin ilçe yapılması. Biz buna “tamam” dedik. Hiç itiraz etmedik ama devamında dedik ki: “Tokat’ta, Adıyaman’da, Niğde’de ilçe yapılması elzem olan…”

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Maraş’ta.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Maraş’ta. “…yerleşim bölgelerimiz var.” dedik, mantıklı şekilde anlattık. Hatta Sayın Kahramanmaraş Milletvekilimiz yaptığı konuşmada “Kahramanmaraş Milletvekili olan İçişleri Komisyonu Başkanımızın bu talepleri görmezlikten geleceğini düşünmediğini.” söyledi. Ama Sayın Başkanın ret oyu için elini kaldırmasıyla bütün AK PARTİ’li üyeler aynı yönde karar aldı.

Evet, şu EYT konusuyla ilgili, biliyorsunuz, bir şark kurnazlığı yapıldı. 1’inci maddede, bizim önerimiz üzerine, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili “Gelin, şu geçici 78’inci maddeyi çıkartalım, oylayalım, Genel Kurulda da bunu kabul edelim, emeklilikte yaşa takılanların problemini ortadan kaldıralım.” dedik ama maddeyi geri çektikleri için oylama yapamadık. Bu sefer ne yaptık? Yeni madde ihdası olarak getirdik Komisyona bunu. Ne yaptı Komisyon Başkanımız? “Bizi ilgilendirmez.” dedi, İç Tüzük 87’yi de gerekçe göstererek bunun oylanmasını da engelledi.

Bakın arkadaşlar, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili problemi ne kadar biliyorsunuz bilmiyorum ama bu konuda mağdur olan insanlar var. Bu insanlar sizden bir şey istemiyor, özel bir ricaları yok, af gibi falan da değil, bu insanlar hak ettiklerini istiyor. Siz ne yapmışsınız devlet olarak, 1999’a kadar kural neymiş, 1999’un sonuna kadar? “5 bin iş günü primini yatırırsan; kadınlarda yirmi, erkeklerde yirmi beş yıl çalışırsan seni emekli ederim.” demişsin. Kural bu.

Şimdi, Sevgili Alpay Özalan futbolcu, şöyle düşünün, empati yapın: Bir futbolcu futbol maçına, müsabakaya çıkarken -hakemler de öyle- maçın doksan dakika olduğunu biliyor ama maçın altmışıncı dakikasında federasyon bir karar alıp “Bu futbol maçını yüz yirmi dakikaya çıkartıyoruz.” derse işte, bu durum aynı buna benzer.

Bakın, empati yapmanız için söylüyorum. Milletvekillerinde bir kural var değil mi? Emekliliğe hak kazanan milletvekili, iki yıl da fiilen milletvekilliği yapmak kaydıyla emekli milletvekili oluyor. Peki, şimdi, emekli olmayan çok sayıda arkadaşımız var AK PARTİ Grubunda da bizlerde de. İki yıllık süreyi doldurmak üzereyken buradan bir kanun çıkartsak “Canım, emekliliğe hak kazansan bile milletvekili emeklisi olabilmek için iki yıllık şartı altı yıla çıkartıyoruz.” desek ya kardeşim, sen ne hissedersin? Açık olarak soruyorum. İşte emeklilikte yaşa takılanlar da bunu hissediyor. Kandırılmış. Devlete güvenmiş, devlet koymuş bu kuralı. Ciddi bir devlet koyduğu kuralı değiştiremez. Bugün ne oldu? 56 yaş, 58 yaş. Geçtiğimiz yıl sigorta sistemine giren kişi 56 yaşında emekli olacağını düşünüyor; peki, onun emekli olmasına birkaç yıl kala “Türkiye’de ortalama ömür uzadı kardeşim.” deyip 66 yaşa çıkartmayacağının ne garantisi var. Çıkartsa bu insanlar ne hisseder? O yüzden emeklilikte yaşa takılanların durumu açık bir mağduriyet, ciddi bir devlete yakışmaz ve bu durumun düzeltilmesi gerekir.

Vallahi ben, dün AKP Grubunun tamamını izledim, Sayın Cumhurbaşkanını ve çok üzüldüm. Sayın Cumhurbaşkanı öyle bir dil kullandı ki “Bir de dernek kurmuşlar. Bir de bir hanımefendiyi dernek başkanı seçmişler.” diyor. Öyle ağır bir üslup ki sanki terör örgütü liderinden bahsediyor, yöneticisinden bahsediyor. Dernek kurmanın nesi yanlış? Mağdur olan insanlar bir araya gelir, bir dernek kurarlar, haklarını arayabilmek için örgütlenirler. Ama Sayın Cumhurbaşkanının söylemlerine bakıyorsun, en alt sınırdan anlatıyor yani 38 yaşında bir kadının emekli olması yani 18 yaşında sigortalı olacak da 38’de emekli olacak; Türkiye’de de çok örneği yoktur. Ama Sayın Cumhurbaşkanı kendisinin kaç yaşında emekli olduğunu da söylemek zorunda. Sayın Cumhurbaşkanı 45 yaşını doldurduğu gün emekli oldu bu ülkede. Sayın Cumhurbaşkanının yaşına bakılırsa on sekiz, on dokuz yıldır da emekli maaşı almaya devam ediyor. Bu yasa çıkmadan hemen önce emekli olmuş Sayın Cumhurbaşkanı. Şimdi, sen kendine sağlanan hakkı bugün niye başkalarından esirgiyorsun?

Sayın Cumhurbaşkanımız ne diyor? “Para yok, para.” diyor. “Para yok.” diyor. 26 milyar liraya… Verdiği rakamlar doğru değil. Bir, 6,7 milyon insanı ilgilendirmiyor bu. İki, “26 milyar lira yıllık bütçeye yükü var.” demesi de yanlış. Velev ki doğru, bu kadar insanın, aileleriyle birlikte milyonlarca insanın hakkı için yıllık 26 milyar lira ayıracaksın. “Para mı var?” diyorsun.

Peki, bir şey soracağım, hani az önce İYİ PARTİ sözcüsü de söyledi bunu. “Geçen yıl Suriyeliler için 30 milyar dolar para harcadık.” diyordu. Bu, herhâlde bu yıl 35 milyar dolar olmuştur. Yani kabaca 200 milyar lirayı Suriyeliler için harcıyorsun da 26 milyar lirayı emeklilikte yaşa takılan milyonlarca insan için harcayamıyor musun? Saray yapmak için para buluyorsun, Suriyeliler için para buluyorsun, uçaklar almak için para buluyorsun, zırhlı araçlar almak için para buluyorsun, emeklilikte yaşa takılanlara gelince bunlara neredeyse hakkını aradıkları için hakaret edeceksin. Biz bunu kabul etmiyoruz.

Bir de şunu da bilsin vatandaşımız: Burada bir yasa kabul edildi, 2000 yılından önce emekli olanların intibakıyla ilgili bir yasa. Sayın Cumhurbaşkanı bu yasadan da yararlanmış bir emekli. Bunu da hatırlatmak istiyorum. Kendisi de bu yasadan yararlandı.

Gerçi o 2000 yılındaki intibak yasasıyla ilgili şunu söylemek lazım: O zaman söylemiştim burada. Ya dedim ki değerli emekli büyüklerim, bu AKP’nin sizinle bir sorunu var, bir sorunu var. Onu niye getirmek zorunda kaldı? Biz intibak, intibak, intibak… “Madem 2000 öncesinde emekli olanların intibakını yapalım.” dediler. O zaman 2000 öncesinde emekli olan 1 milyon 200 bin kişi vardı. Bu yasa çıktı burada, yürürlüğü bir sonraki yıla bırakıldı. Soru sorduk, bir bakan ne cevap verdi biliyor musunuz? Ya dedik ki zaten bu adamlar mağdur, zaten 1 milyon 200 bin kişiyi kapsıyor, zaten 2000 öncesi olanları kapsıyor sadece. Peki, uygulamasını niye bir yıl sonraya bırakıyorsunuz? Sayın Bakan ne cevap verdi biliyor musunuz? “Onlar yaşlı emekliler. Zaten bu 1 milyon 200 binin yüzde 10’unun da önümüzdeki bir yıl içerisinde, yasa yürürlüğe girmeden hayatını kaybedeceğini düşünüyoruz.” dedi. “Yani sistemdeki yükü azaltmaya çalışıyoruz.” dedi. İşte, emeklilerimiz bunu bilsin. Bunların hepsi tutanakta var. AKP hiçbir zaman emekli yanlısı olmadı, emekliden yana olmadı. Ha, yemi emekliden yedi, yumurtayı zengine yumurtladı, yandaşa yumurtladı. Bir atasözüdür bu. O yüzden ben emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın bu tartışmaları yakından izlemesini, Sayın Erdoğan’ın sözlerini asla unutmamasını istirham ediyorum.

Tabii, burada diğer siyasi partilerimize söyleyecek bir sözümüz de var. Şimdi, Sayın Bahçeli’den bir açıklama gelmesi lazım. Dün, emeklilikte yaşa takılanların konusunu gündeme getiren herkese ayar vermeye kalktı. Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisinin çok Değerli Genel Başkanının bir yasa teklifi var, doğru mu? Arzu Erdem Hanımefendi’nin bu konuyla ilgili… Bizim Komisyonda verdiğimiz önerinin bire bir aynısı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Var, var. Hepimizin var, benim de var.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – MHP kendi açıklamasını yapar, sen kendi grubuna bak konuş.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Tamam, tamam.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sen Kemal Kılıçdaroğlu’na seslen oradan, Sayın Genel Başkanına seslen. MHP’nin Genel Başkanına seslenme, sen kendi Genel Başkanına seslen.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Yok, sataşmak için söylemiyorum.

İYİ PARTİ’nin keza aynı mahiyette bir önerisi var. HDP’nin de seçim beyannamesinde bu husus var. Cumhuriyet Halk Partisinin Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer de bizim bu konudaki taahhüdümüzü yasa teklifi hâline getirdi. Yani bütün siyasi partiler söz verdik, sizin de bir sürü temsilciniz Anadolu’da emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili sözler verdi, “Çözeceğiz bunu.” dedi. Görüntüleri var, basına düşmüş haberler var, bunu canlı olarak dinleyenler var “Merak etmeyin sizin sorununuzu çözeceğiz.” diye. Şimdi hiç kaçacak bir yeri yok kimsenin. Bu sorunu çözeceğiz. Bu sorunu çözmek zorundayız. Bu sorunu çözmezsek o, emeklilikte yaşa takılanlar devlete güvenini yitirecekler. Yani sen Suriyelileri getiriyorsun, 200 milyar lirayı veriyorsun, 30-35 milyar doları ama kendi emekliliği hak etmiş olanına, emekli maaşı almayı hak etmiş olanına vermiyorsun, “Yaşı büyütüyorum.” diyorsun. Yok böyle yağma. Bu tamamen bir hukuksuzluk.

Tabii, aslında söylememiz gereken çok şey var da… Bir de şu Brunson meselesi var, beni çok rahatsız ediyor, iki dakika içerisinde… Hani Trafik Kanunu’nu konuşuyoruz ya, siz öyle şeyler yapıyorsunuz ki bazen akan trafikte vitesi geriye alıyorsunuz. Ya, Sayın Cumhurbaşkanı demedi mi daha bir süre önce: “Bu fakir görevde olduğu sürece papaz gidemez bir yere.” Demedi mi? 1 Ekimde burada konuşma yaptı, “Bu papazın terör örgütleriyle karanlık ilişkileri var.” dedi, “(AK PARTİ sıralarından alkışlar)” tutanaklara bakın. Sonra ne oldu? Yahu, Amerikalılar onun tahliye olacağını biliyorlardı, uçağını hazırlamışlar hatta Trump’la randevusunu bile hazırlamışlar, Oval Ofis’te kaçta kabul edileceği bile belli. Ve Sayın Cumhurbaşkanı bir anda ağız değiştirdi, “Türk yargısı bağımsızdır.” diyordu, dün ne dedi grup çıkışında? “Türk yargısı vermesi gerektiği kararı verdi.” dedi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kanunla ilgili de bir şeyler söyle.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ne olmuş? Gizli tanıklar değişmiş, mahkeme heyeti değişmiş. Bakın, Sayın Erdoğan daha önce bu papaza “casus” derken gizli tanık beyanlarına göre bunu söylüyordu. Şimdi, aklıma şu geliyor: FETÖ kandırmış, PKK kandırmış, artık gizli tanıklar da kandırıyor eğer Brunson suçsuzsa.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Tanju Bey, kanunla ilgili görüşünüz ne?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Şimdi, bakın, “Al papazı, ver papazı.” diyordu, papaz gitti, ellerimiz bomboş kaldı değil mi? Ne aldınız karşılığında, FET֒yü alabildiniz mi Amerika’dan? (CHP sıralarından alkışlar) Alabildiniz mi? Papaz kaçtı, papazkaçtı oynadınız, papaz kaçtı. Bir de konsolos da kaçtı. Sadece papaz kaçmadı, Suudi Başkonsolos da kaçtı bu ülkeden; açık bir şekilde cinayetin sorumlusu, uçağa bindi ve kaçtı. Bu konuda girişimde dahi bulunamadınız.

Bir de ne diyorlar? İnönü’ye “Amerikancı” diyorlar. Ne için diyorlar? Bize her türlü yakıştırmayı yapıyorlar ya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, şunu tamamlamama müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Tabii ki bir dakika süre ekleyelim.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bakın, şu fotoğraf var ya, hani Sayın İnönü’nün elinde Amerikan Bayrağı ve Türk Bayrağı var, Türk Bayrağı’nı karartmışlar. Bunu taşıdı diye, bunu salladı diye İnönü’ye “Amerikancı” diyor. Peki, elinde Amerikan Bayrağı olana “Amerikancı” deniyorsa boynunda Yahudi Üstün Hizmet Cesaret Madalyası olana ne diyeceğiz? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) “İsrailci” mi diyelim, “siyonistçi” mi diyelim, ne diyelim? Çok ucuz polemiklere giriyorsunuz.

İş Bankasına çökmeye kalkıyorsunuz. Kamu bankalarını batırdınız, İş Bankasına çökmeye çalışıyorsunuz. Şunu hatırlatmak istiyorum sadece, sürem bitiyor: İş Bankasındaki hisseler Cumhuriyet Halk Partisinin değil, bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hisseleridir, emaneten Cumhuriyet Halk Partisine bırakılmıştır. Zaten size bırakılmış olsaydı şimdiye kadar kim bilir kime o hisseleri, o hisselerin değerini peşkeş olarak çekerdiniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özcan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özkan…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Hatip kürsüden grubumuza doğrudan sataşmıştır, onun için sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Gerekçeyi söylemeniz gerekiyor Sayın Özkan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Cumhurbaşkanımızın söylemlerini ifade ederek “AK PARTİ Grubundan alkışlar yükseldi bu hitaba.” diyerek grubumuza sataşmıştır.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatip kürsüye çıkarken AK PARTİ Grubuna hitaben “Nisanda bana ‘Milletvekili seçilemezsin.’ diyordunuz ya, bakın nasıl çıktım.” diyerek burada bizim grubumuza sataştı. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Şuna cevap ver, şuna.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Şimdi de gündem dışı konuşarak âdeta Sayın Cumhurbaşkanımıza hitaben yaptığı konuşmayla -zaten konuyla alakası yoktu- nasıl milletvekili seçilmişse bundan sonra da Cumhurbaşkanı adayı olup -ki çokça aday çıkan da bir grubu temsilen çıktı, konuşmayı yaptı- acaba seçimlerin varlığını mı düşündü diye şaşkınlığa düştüm, taaccübe düştüm.

Şimdi, seçim bitti, artık Cumhurbaşkanımız seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak görevindedir ama altını çizerek söylüyorum: Suriyeli meseleleri üzerinden, gündem dışı getirdiğiniz tüm meseleler üzerinden yaptığınız sataşma milletimizin kalbinde ve vicdanında makes bulmamaktadır. Tavsiyemiz odur ki: Nasıl bugün dünyanın dört bir tarafında Türk varlığı söz konusuysa -Almanya’da, Avrupa’da 5 milyon- nasıl onlar ülkemizin sıkıntılı dönemlerinde gidip oralarda iş, aş, ekmek buluyor ve bir şekilde yaşamını sürdürüyorlarsa bugün de ensar olarak bizler üzerimize düşeni yapıyoruz. Suriyelilerin Türkiye'de çalıştığından ve ihracatımıza yaptığı katkılar vesilesiyle akıl onların çalışmasını emrediyor. [İYİ PARTİ sıralarından “Ooo!” sesleri, alkışlar (!)]

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yahu ne alakası var? Yapma ya, Allah aşkına yapma ya!

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Kalp, ensar olan medeniyetimizden aldığımız ilhamla üzerimize düşenlerin yerine getirilmesini…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yahu siz nerede yaşıyorsunuz? Denizli’de öyle mi oluyor, Denizli’de? Gel, Maraş’a gel.

CAHİT ÖZKAN (Devamla) – Celp neyi emrediyor, celp? Bakınız, şu anda Denizli’de maden işlerinde, mermer ocaklarında çalışan Suriyeliler var. Şu anda, yaptığınız bu konuşmayla sadece uluslararası hukukta, ulusal hukukumuzda var olan nefret suçunu körüklemekten başka bir iş yapmadınız.

Milletimizin, 80 milyonun kalbinde makes bulacak söylem ve eylemlerle milletimizin desteğini aramanızı tavsiye eder, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Özcan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, hatip konuşmasında benim Suriyelilerle ilgili sözlerimi nefret suçunu körüklemek olarak nitelendirmek suretiyle sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

2.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Şimdi, Sayın Başkan, zaten Suriyelilerin bu ülkenin ekonomisine katkıda bulunduğunu ilk söyleyen herhâlde sizsiniz, önce onu söyleyeyim. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı, partinizin Genel Başkanı “Suriyelilerin bize yükü 30 milyar dolar.” diyor geçen -bu sefer de 30-40 arası bir şeydir- siz de diyorsunuz ki: “Ekonomimize büyük katkılar, ihracatımıza büyük katkılar yapıyor.” Şimdi, bunun neresini ciddiye alalım veya ne yapalım, bilemiyorum. İnşallah, bir veriniz vardır da çıkar burada söylersiniz.

İkincisi, Suriyeliler sonuç itibarıyla insandır ve biz insanların canından olmasını asla istemeyiz; bizim siyasi anlayışımızda, insani anlayışımızda buna yer yok. Bizim söylediğimiz farklı bir şey. Konu neydi? EYT’yle ilgili tek kelime laf söyledin mi burada? Emeklilikte yaşa takılanların sorunlarıyla ilgili bir sürü şey söyledim, niye çözmüyorsunuz dedim. Dün Sayın Cumhurbaşkanı “Emeklilikte yaşa takılanların sorununu çözersek yıllık, bütçeye yükü 26 milyar liraya mal oluyor.” dedi. Ben de dedim ki: Kendi beyanları 30-35 milyar dolar yani kabaca, kurdan hesaplarsanız, 200 milyar lira, senin Suriye’deki ateşe benzin dökmek suretiyle getirttiğin Suriyelilere ödediğin para. Suriyelilere para buluyorsun, hakkını kazanmış olan kendi vatandaşına para bulamıyorsun. Benim söylediğim bu yoksa Suriyelilerle ilgili olumsuz bir şey söylemedim, bıraksaydık Suriyeliler ölseydi falan demedim. Bunları zaten söylemem, benim anlayışımda da yer almaz. Ama ben hangi niyetle bunu söyledim, nefret suçu işlemekle itham edildim.

Tekrar ediyorum: Suriyelilere para buluyorsan, bulabiliyorsan, uçağa para bulabiliyorsan, saraylara para bulabiliyorsan, bulacaksın kardeşim emeklilere de para. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özcan.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan yani açıkça sataştı, siz de tanık oldunuz. Kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Çok kısa, sataşmadan…

BAŞKAN – Hayır, eğer sürekli sataşmayla devam edecek olursak…

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sataşmadan, kısa bir açıklama…

BAŞKAN – Yeni bir sataşmaya mahal vermeden, yerinizden bir dakika süre vereyim, açıklamanızı yapın.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

52.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, “emeklilikte yaşa takılanlar” diye bir kavramın dünyanın hiçbir yerinde olmadığına ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teselsül mantıkta batıldır, bunu çok fazla uzatmak istemiyorum. Ama şunun altını çizelim, “emeklilikte yaşa takılanlar” diye bir kavram dünyanın hiçbir yerinde yok. Emeklilikte prime takılanlar, emeklilikte işe takılanlar, “İşe girseydim emekli olurdum.” gibi ifadeler… Bakınız, biz gelişmiş ülkeler gibi olacaksak…

Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesi de odur, 26 milyar ancak toplamda da 750 milyar TL gibi -yeni paradan bahsediyorum, sıfırsız para- bir maliyetten bahsediyoruz.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – O hesap yanlış, kim yapmışsa yanlış o hesap. O hesabı yapan matematik bilmiyor kim yapmışsa.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – 38, 40, 42, 43 yaşlarında bir gencimizi tam da işi öğrendiği, tecrübe sahibi olduğu ve ülkemizin kalkınmasına hizmet edeceği dönemde emekliye sevk edip uzun zaman boyunca iş hayatından uzak kalmasına neden olmak, sorumluluk içerisinde olan bir anlayışın yapması gereken bir hadise değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – 38 yaşında kim emekli oluyor ya, bunu bir açıklayabilir misiniz ya? 38 yaşında kim emekli oluyor?

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onun için ben şunu ifade etmek istiyorum son cümle olarak.

BAŞKAN – Açalım mikrofonu. Bitirin lütfen.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Cumhuriyet Halk Partisi bugün hükûmet etme sorumluluğunu sırtına alsa bu sorumluluğu yerine getiremez, bu EYT’yi getiremezsin, böyle bir kavram yok.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Getirir, getirir.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Bir tane de ben buldum, bakın “Emeklilikte prime takılanlar.” Niye prim ödüyoruz? O da var.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ya, magazinleştiriyorsunuz konuyu.

Magazinleştiriyor Sayın Başkan, böyle şey olur mu? Milyonlarca insan bu konuda dertli.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Onun için bu yaklaşım gelişmiş ülkelerde var olan bir hadise değildir.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Meydanlarda niye söz verdiniz o zaman? Meydanlarda emeklilikte yaşa takılanlara niye söz verdiniz Sayın Başkan, niye söz verdiniz meydanlarda, niye? Onu söyleyin.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Almanya’nın, kalkınmasına, Fransa’nın, İngiltere’nin kalkınmasına bakıyorsak biz de çalışan Türkiye, çalışan gençlik istiyoruz. Gençliğimiz çalışmak istiyor ve inşallah onların da önünü açacağız.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, “Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelse bu ülkeyi yönetemez.” diyerek Cumhuriyet Halk Partisine açık sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Yerinizden söz versem Sayın Özkoç…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Müsaade ederseniz, Grup Başkan Vekili olarak oradan konuşayım.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın yaptığı açıklamasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bırakın Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu siyasi partisi Cumhuriyet Halk Partisini, burada gördüğünüz bütün muhalefet partileri iktidara gelse bu ülkeyi sizden daha iyi yönetirler. (CHP sıralarından alkışlar) En azından vicdanlarıyla yönetirler, en azından emperyalizmin bir numarası Amerika Birleşik Devletleri’nin emriyle hareket etmezler, Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu vatandaşları olarak bu ülkeyi yönetirler. Eğer şurada gördüğünüz muhalefet partilerinden herhangi bir tanesi iktidara gelirse…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hayal, hayal gör sen!

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - …cinayetler işlenip Orta Doğu’nun kara kitaplarının kapandığı Türkiye olma durumuna Türkiye’yi düşürmezler. Vatandaşlarını yoksullaştırıp… Bu siyasi partilerden herhangi bir tanesinin vekili Cumhurbaşkanı olsaydı Katar’a tenezzül edip de milleti yoksulluktan kırılırken o uçağa binme tenezzülünü göstermezdi. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) Bu siyasi partilerin herhangi bir tanesi içinde eğer Cumhurbaşkanı olsaydı Atatürk’e dil uzatmaz, Atatürk’ü Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak görür ama laik Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir emperyalist ülkeye boyun eğmeyeceğini her yerde gösterirdi. Bunlardan hiçbir tanesi siz olmak istemiyor, sizin de bir an önce Türkiye'nin başından gitmenizi istiyorlar. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Cevap veremediler gördüğünüz gibi.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Cevabı millet verdi, bizim vermemize gerek yok.

BAŞKAN – Sayın Akçay, söz isteğiniz var.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

53.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, emeklilikte yaşa takılanlar konusunun siyasi polemik konusu olmaktan çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisinin de gerek seçim beyannamesinde yer alan seçim taahhüdü gerekse de bu konuda geçmiş dönemlerde de ve bu dönemde de kanun tekliflerimiz bulunmakta. Şimdi, kanun tekliflerinin burada bu süre içerisinde ayrıntısını anlatacak değilim fakat bu kanun teklifi tamamen bir sorumluluk içerisinde, hak ve adalet ve nefaset hissiyle hazırlanmış bir kanun teklifidir. Özellikle son aylarda kamuoyunda çok fazla speküle edildi, polemik konusu, hatta demagoji konusu yapılmaya başlandı. Bu emeklilikte yaşa takılanlar konusunu böyle siyasi polemik konusu olmaktan çıkarıp bunun düzenleme etki analizinin de en iyi şekilde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tabii, tamamlayın Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milletvekillerinin verdiği kanun tekliflerini de baz almak suretiyle bu teklifler üzerinden düzenleme etki analizi yaparak bunların getirisi, götürüsü, yükü vesaire tartışmalarını da çok açık bir şekilde ortaya koymak gerekir ve bu çalışmalar yapıldıktan sonra makul bir uzlaşının da sağlanacağı kanaatindeyiz. Kamuoyunda veya zaman zaman polemik konusu yapılan afaki birtakım harcamayı da kapsamayacağını düşünüyoruz, en azından kendi kanun teklifimiz bakımından. Yaklaşık 700 bin kişiyi kapsayacağını, ilk etapta da 200-250 bin kişinin bu haktan yararlanacağını, bunun da maliyetinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tekrar tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yani neticede bunların müzakere edilerek, tartışılarak, uzlaşılarak, ortak mutabakatla bu önemli toplumsal beklentinin karşılanabileceğini düşünüyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (Devam)

BAŞKAN – Gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Atay Uslu’ya aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Uslu, süreniz yirmi dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA ATAY USLU (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuya, kanuna girmeden önce göçle, Suriye meselesiyle ilgili birkaç kelime söylemek istiyorum. Bu konuya hakikaten sevgi diliyle yaklaşmamız gerektiğini, ensarlık, muhacirlik, misafirlik, merhamet anlayışıyla yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum. CHP Grubundan bazı arkadaşlar ifadede bulundular. Geçen yıl CHP bir rapor hazırladı, Veli Ağbaba, Zeynep Altıok, Mustafa Balbay, Nurettin Demir, Selina Doğan, devam edip gidiyor. Bu rapor zannediyorum Sayın Kılıçdaroğlu’nun da ön sözüyle yayınlandı. Bu raporu okumanızı tavsiye ediyorum. Bizim de çok istifade ettiğimiz bir rapor. Bu raporda diyor ki: “Suriyeliler konusu siyasi malzeme yapılmamalı.” Bu raporda diyor ki: “Suriyelilere daha fazla insani yardım yapılmalı.” Bu raporda diyor ki: “Suriyelilerin iş gücü piyasasına erişimi hızlandırılmalı.” Ve hatta daha ileri gidiyor, bizden de ileri gidiyor, “Suriyelilere mülteci statüsü verin.” diyor. Mülteci statüsü vermek -geçici koruma statüsüyle Suriyeliler şu anda Türkiye’de- şu demek: Beş yıl kaldıktan sonra -dünyanın her yerinde olur, uluslararası hukukta öyledir- vatandaş yapın demektir. Aslında bu rapor şu andaki uyguladığımız noktadan daha ileride. Bu konuyu siyasi malzeme yapmayalım. Bu raporu hazırlayan arkadaşlar, bildiğim kadarıyla, konuyu enine boyuna tartışmışlar ve buraya yazmışlar. Ben bu raporun CHP ve bir kısım arkadaş tarafından da tekrar okunması gerektiği düşünüyorum. Bu raporu okuyarak fikirlerimizi söylememiz gerekiyor.

YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Biz raporun arkasındayız.

ATAY USLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, konumuza gelelim. Bir kanun teklifi görüşüyoruz. Genel kolluk personelinin disiplin düzenlemeleri var, yetki ve özlük hakları var, trafik güvenliğini artırıcı tedbirler var, uyuşturucuyla mücadele konusunda tedbirler var, çocukların korunmasına yönelik tedbirler var, yeni bir ilçe kurulması var, yabancıların iş ve işlemleri var, Nüfus Hizmetleri Kanunu’yla ilgili düzenlemeler var. Toplam 49 maddeden oluşuyor. Tekirdağ Milletvekilimiz Mustafa Yel’le beraber bu teklifi hazırladık, Meclis Başkanlığımıza sunduk. Ardından Komisyonda teklifimiz görüşüldü ve yaklaşık on üç saatlik bir görüşme oldu, şimdi de Genel Kurulun huzuruna geldi.

Gerek değişen ihtiyaçlar gerek Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçiş dolayısıyla İçişleri Bakanlığının yetki, görev sahasına giren bazı konularda uyum düzenlemelerinin yapılması zaruri hâle geldi. Biz de bu zarurete istinaden bu düzenlemeyi, bu teklifi getirdik. Teklifteki bütün maddeler neredeyse, İçişleri Bakanlığını doğrudan ya da dolaylı şekilde ilgilendirmektedir. Bu anlamda konu aslında İçişleri Bakanlığının görevleri üzerine odaklanmış durumdadır.

Kanun düzenleyici, teklif edici olarak teklif ettiğimiz konularda amacımız, hedefimiz konusunda da kısa bilgi vermek istiyorum: Mustafa Yel Milletvekilimizle beraber hazırladık. Mustafa Yel Milletvekilimiz yirmi üç yıllık mülki idare tecrübesine sahip. Ben, yine, İçişleri Bakanlığı bünyesinde farklı görevlerde kaymakam, vali yardımcısı, daire başkanı olarak on üç yıl kadar çalıştım.

Bu minvalde, teklifimizin içeriğinde sahada gördüğümüz, bizzat tecrübe ettiğimiz aksaklıkların giderilmesiyle ilgili düzenlemeler var. Yine bu teklifin içerisinde, milletvekili olarak sahada karşılaştığımız taleplere cevap verme amacıyla yaptığımız çalışmalar var. Üçüncü olarak -çokça eleştiriliyor “Bu teklifler yürütmeden geliyor.” vesaire diye- evet, teklifi hazırlama süreci içerisinde yürütme organıyla birlikte çalıştık, yürütme organından gelen ihtiyaçları, talepleri değerlendirdik; bu talepleri, ihtiyaçları ve teklifi ortaya koyarken yürütme organıyla beraber mali açıdan, idari açıdan bir etki analizi yaptık.

Değerli arkadaşlar, güçlerin ayrılığı, güçlerin kopması anlamına gelmiyor. Güçler beraber çalışacaklar ve netice itibarıyla biz de bu teklifi beraberce huzurlarınıza getirdik.

Bu teklifin hazırlanma sürecinde, Komisyon öncesi süreçte Mustafa Yel Vekilimizle beraber yaklaşık on günden fazla bir mutfak çalışması yaptık; ilgili kamu kurumlarıyla görüştük, taraflarla istişare ettik, uzmanlardan destek aldık ve teklif ortaya çıktı. Teklife Komisyon aşamasında da değişik partilerden milletvekilleri katkı sundu, şimdi Genel Kurulumuzda.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bu teklifin bir kısmını çok önemsiyorum, bu da trafik kurallarıyla ilgili, Karayolları Trafik Kanunu’yla ilgili düzenlemeler. Teklifi isimlendirirken biz teklifin başına “Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlar…” yazdık, bu kanundan özellikle bahsettik çünkü bu kanundaki ve bu bölümdeki esas hedefimiz trafik kazalarını azaltmak, can ve mal kayıplarını minimize etmektir. Hedefimiz burada sürücüleri cezalandırmak değil, sürücüleri kurtarmak, sürücülerin daha fazla hata yapmasını engellemektir.

Maalesef, trafik kazaları nedeniyle bugün Türkiye’de her gün ortalama 20’den fazla kişi hayatını kaybediyor, yılda 7.400 kişi hayatını kaybediyor. Bu ne demek biliyor musunuz arkadaşlar? Şuna dikkat çekmek istiyorum: Her hafta Türkiye’de bir yolcu uçağı düşüyor ve yolcuların tamamı hayatını kaybediyor. Hava yollarıyla ilgili bu senaryo gerçekleşmiş olsaydı bu kabul edilebilir bir durum olur muydu? Hatta böyle bir senaryo gerçek olsaydı hiç kimse uçağa binmezdi. Bu kabul edilemez senaryo, değerli arkadaşlarım, kara yollarında gerçekleşiyor ve her hafta 150 vatandaşımız hayatını kaybediyor. Bu istatistik, senaryodan uzak bir veridir. Dolayısıyla biz bu kısmı onun için önemsiyoruz. Her gün 20 vatandaşımızın hayatını kaybettiği trafik kazaları bir terördür, trafikte de bir terör vardır. Terörle ilgili atmamız gereken, hep birlikte çalışmamız gereken mutlaka adımlar vardır. İşte, bu teklif de bunu ifade ediyor.

Son yıllarda ölümlü kazalarda yüzde 35 oranında azalma var ama hâlâ can kaybı rakamlarımız Avrupa’nın 4 katı oranında bir riske sahip. Bunu düşürmemiz gerekiyor. Biz son dönemlerde hava, deniz, demir yolları ulaşımlarında çok büyük mesafeler katettik ama ülkemizde hâlâ tabii ki büyük oranda kara yolları ulaşımı devam etmektedir. Trafiğe kayıtlı araç sayımız yaklaşık olarak 23 milyon arkadaşlar. Her yıl 1 milyondan fazla araç trafiğe çıkıyor ve trafik kazaları sonunda büyük can ve mal kayıpları ortaya çıkıyor. 1,2 milyon trafik kazası meydana geliyor. Bu kazalarda yaklaşık olarak 250 bin kişi yaralanıyor ve bu 250 binin de 50 bini sakatlanıyor, engelli hâle geliyor, istihdam piyasasının dışına düşüyor ve bunun maddi, manevi bir şekilde farklı boyutları da var. Trafik kazalarının yüzde 98 sebebi de, arkadaşlar, insanlar. Yüzde 90’ı sürücülerden kaynaklanıyor, yüzde 8,5-9’u bir şekilde insanlardan, yayalardan ve yolculardan kaynaklanıyor, yüzde 1’i yol kusurlarından kaynaklanıyor. Aslında trafikte araçlar kaza yapmıyor, insanlar kaza yapıyor; aslında trafikte araçlar çarpışmıyor, insanlar çarpışıyor. Şimdi, böyle vahim bir durum varken mutlaka bir düzenleme yapmak gerekiyordu.

Son yıllarda -biraz önce de ifade ettim- bölünmüş yollar yaptık. On beş yılda 20 bin kilometre bölünmüş yol yaptık Cumhurbaşkanımızın himayelerinde. Bu, önemli ölçüde trafik kazalarını azalttı. Artık çarpışmalı kazalar Türkiye’de azaldı, yüzde 70 oranında azaldı bölünmüş yollardan dolayı. Hatalı sollamalarla ilgili sürekli haberler duyardık, kaza haberleri duyardık, daha az hatalı sollama haberleri duyuyoruz, artık hatalı sollama yapsak da yollar affedici hâle geldi. Ancak hatalı sollamanın yanında hız hatası, hızdan kaynaklanan trafik kazaları hâlâ devam ediyor arkadaşlar. Şu anda kaybettiğimiz insanların yüzde 50’sini aşırı hızdan kaybediyoruz. Uzmanlar diyor ki: “Aşırı hız felakettir.” 30 kilometre hızla giden bir aracın çarpma şiddeti 1’inci kattan düşmeye eşitken, 110 kilometre hızla giden bir aracın ortaya çıkardığı şiddet 15’inci kattan düşmeye eşit. Yani saatte 110 kilometre hızla giderken çarpışmak, kaza yapmak 15’inci kattan atlamaya eşit. Bir insan normalde 15’inci kattan atlar mı? Ama gaz pedalına sonuna kadar ve sonunu düşünmeden basıyoruz ve bu durumlar ortaya çıkıyor. Hız arttıkça risk artıyor. 70 kilometre hızla giden bir araçtaki ölüm riski ile 140 kilometre hızla giden bir araçtaki ölüm riski 20 kat farklı. Hız 2’ye katlanıyor, 70’ten 140’a çıkıyor ama risk 20 kat artıyor arkadaşlar. Dolayısıyla, biz de dedik ki: Hızla ilgili düzenlemeler yapalım.

Ben, şimdi, birkaç bilgi vereyim. Hız sınırını aşmak tabii Türkiye’deki en büyük ihlal. Bunu seyir hâlindeyken cep telefonuyla konuşma, alkollü araç kullanma, emniyet kemerini takmama, kırmızı ışık, şerit ihlali takip ediyor. Ben de bu konularda “Neler yapmalıyız, hangi fikirler olmalıdır?” noktasında sizinle de birkaç fikir paylaşmak istiyorum. Biraz önce de söyledim, kazaların yüzde 98’i insanlardan kaynaklanıyor. Trafik kültürü trafik eğitimiyle ancak gerçekleşebilir. Çare olarak, birincisi, eğitim ve bilinçlendirme. Bu konuda Türkiye farklı araçları kullanıyor. Şunu ifade edeyim: Eğitim anlayışı araç kullanma yaşına gelen bireylerin eğitimiyle sınırlı olmamalıdır. Ailede eğitim, okulda eğitim, okul sonrası eğitim, kışlada, iş yerinde, medyada, sosyal medyada, hayatın her alanında eğitim olmalıdır. Bu minvalde, Hükûmetimiz farklı kampanyalar, farklı çalışmalar yapıyor. Okullarda trafik dersleri veriyoruz. Radyo ve televizyonlarda trafik eğitimleri var. Çocuk trafik eğitim bahçeleri var. İçişleri Bakanlığımız çok anlamlı kampanyalar yapıyor. Mesela, geçen, son bayramda İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu “Bu bayramda ben de trafik polisiyim, hatalı sürücüye kırmızı düdük.” sloganıyla bir kampanya başlattı, çok da başarılı oldu, özellikle çocuklar üzerinde çok etkili oldu.

Trafikte yaşanan sorunun temelinde eğitim var. Bu anlamda, eğitim konusunda adımlar atılması gerektiğini düşünüyorum. İnşallah, biz de İçişleri Komisyonu olarak şimdi bir yasal düzenleme yaptık. Eğitim konusunda da neler yapabiliriz, bununla ilgili bir alt komisyon kurarız, diğer partilere mensup milletvekili arkadaşlarla da çalışırız.

Birinci çare eğitim, ikincisi denetim. Öyle bir denetim yapalım ki sürücü yolda hatayı yaptığı anda bunu muhakkak yakalayalım. Bu, yalnızca elemanla olmaz, teknolojiyi kullanmamız lazım. Evet, artık kent güvenlik sistemleri, elektronik denetleme sistemleri var. Birbirleriyle entegre, birbirleriyle görüntü alıp verebiliyor ve bu konuda da önemli mesafeler elde ettik.

Yine, İçişleri Bakanlığının Yüz Günlük Eylem Planı’nda trafik kazalarının yüzde 2 azaltılması ve trafikteki ölümlerin en az yüzde 2 azaltılmasıyla ilgili çalışmalar var. Denetim çok önemli arkadaşlar. Bir denetim örneği vereceğim: İçişleri Bakanlığımız 13 Ekim 2018’de -geçen hafta- saat 22.00-01.00 arasında üç saatlik bir denetim yapıyor ve bu denetim sonunda 107 bin araca bakılıyor. 1.600 sürücünün belgesi geri alınıyor arkadaşlar, 2.500 araç trafikten çekiliyor ve 9.500 araç sürücüsüne ceza yazılıyor. Demek ki hâlâ trafik kurallarına uymadan ciddi bir şekilde trafiğe çıkış söz konusu. Bu konuda denetleme faaliyetleri yapılıyor.

Eğitim, denetim, üçüncüsü de yasal düzenlemeler. Bugün de yasal düzenlemeleri yapıyoruz. Arkadaşlar, bizim hedefimiz sürücüleri cezalandırmak değil, sürücüleri kurtarmak. Bu konuda teklifimizin içinde çok güzel maddeler var, Karayollarına yeni yetki veriyoruz. Hurda araçlarla trafiğe çıkılması konusu var, buna ciddi yaptırım getiriyoruz, her yıl 100 bin civarında araç hurdaya ayrılıyor, bu araçların büyük bir kısmının trafikte olduğunu tespit ettik. Uzmanlarla konuştuk, buna caydırıcı bir ceza getiriyoruz. Öbür taraftan, zaten hurda desteği vererek bu araçların trafik dışına çıkmasıyla ilgili farklı tedbirlerimiz de vardı. Çakar ve sirenle ilgili düzenlemelerimiz var. Abartılı egzozla ilgili düzenlemelerimiz var. Artık çok ses çıkaran egzozlar bundan sonra 1.002 lira para cezasıyla cezalandırılacak. Muayenesiz veya emniyetsiz araçlarla trafiğe çıkma konusunda düzenlemelerimiz var. Makas ve şerit ihlali, yani sürekli şerit değiştirme, bu konuda da ciddi bir para cezası öngördük. Emniyet şeridini ihlal konusunda da bir düzenlememiz var.

Kırmızı ışık ihlalleri ölüme sebep olan en büyük nedenlerden bir tanesi, bu konuda da düzenleme yaptık. Kırmızı ışık, hız ve alkol bu düzenlemeyle neredeyse aynı statüye geldi arkadaşlar. Bu üçünü ihlal edenlerin ehliyetleri bir şekilde geri alınıyor artık çünkü en çok kazaya sebep olan durumdu. Alkolle ilgili ehliyet alma daha önceden geçerliydi, şimdi bu düzenlemeyle hız ve kırmızı ışık konusunda ihlaller yapanların da ehliyetlerini geri alıyoruz. Hız sınırlarını aşma -hız konusunu biraz önce teknik olarak ifade ettim- konusunda da üç kademe getiriyoruz: Yüzde 50 ve üstü aşanlara 2.002 lira para cezası geliyor, ayrıca bir yılda 5 kez tekerrüründe bir yıl süreyle sürücü belgelerine el konuyor.

Spin, el freni çekme ve el freni çekerek tabii ki, aniden aracın yönünü başka noktaya çevirme, buna da ciddi bir ceza var 5 bin lira civarında. Bunlar kamuoyunun çok rahatsız olduğu hususlardı, bunları özellikle düzenledik.

Yaya geçitleri… Burada tam anlamıyla bir mantık, mantalite, paradigma değişikliği yaptık. Artık yayaların sorumluluğu yok, bundan sonra yaya geçidine yaklaşan araçların sorumluluğu var. 23’üncü maddeyi kaldırdık, 25’inci maddeyle bunu düzenledik. Artık sürücüler yaya geçitlerine yaklaştıkları anda yavaşlamak zorunda, yaya adımını attıysa durmak zorunda. Bununla ilgili para cezaları öngördük.

Tabii, buradan ben yasama organının bir mensubu olarak kamu kurumlarına, belediyelere de bir çağrıda bulunmak istiyorum: Burada ciddi bir düzenleme yapıyoruz. Yaya geçitlerindeki tabelalandırma ve işaretleme düzenlemelerini yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor, belediyelerimiz, ilgili kurumlarımız bunu da yapmalıdır.

Cep telefonu, evet, çok önemli. Cep telefonu kullanıcılarına para cezası getirdik. Cep telefonu da tepki süresini artırıyor ve kazalara sebep oluyor. Burada şuna dikkat çekeyim: Cep telefonuyla konuşmak değil, cep telefonu kullanmaya ceza getirdik. Yani sosyal medyaya bakıyor bazen şoförler direksiyonun başında, ona da ceza getirdik; yalnızca kulağa götürenlere değil, cep telefonuyla ilgilenenler bu anlamda cezalandırılacak.

Korsan taşımacılık konusunda da çalışmalarımız ve düzenlemelerimiz oldu, biraz önce arkadaşlarımız ifade etti.

Bu kanun teklifinin içinde farklı hususlar var; polis eğitim merkezlerine başvuracak adayların yaşı var, başpolislik alımı sonlandırılıyor, belli nitelikte olanlar komiser yardımcısı olabilecek. Terörle etkin mücadele amacıyla, suçluları ve delilleri ortaya çıkaranların ödüllendirilmesi var. Uyuşturucuyla etkin mücadele amacıyla burada mesela ciddi bir çalışma yaptık; yine, ödül sistemini değiştirdik, suçluyu yakalayan ya da suçlunun delillerini ortaya çıkaran güvenlik görevlisinden bu konuya planlama katkısı koyan mülki idare amirine kadar tüm görevlilerin ödüllendirilmesi sistemini getirdik.

Yine, mera komisyonuyla ilgili düzenlemeler yaptık. Biraz önce Tanju Bey “Bu izah edilmedi.” dedi ama biz Komisyonda izah etmiştik, o ara Tanju Bey dışarı çıkmıştı. Buradaki hedefimiz, meralarla ilgili asayiş olaylarında önleyici kolluk hizmetlerini daha etkin yapabilmek için kolluk kuvvetlerinin de orada bulunmasını istedik.

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ve Nüfus Hizmetleri Kanunu’yla ilgili de düzenlemeler yaptık. Nüfus Hizmetleri Kanunu’yla ilgili yaptığımız düzenlemenin temel mantığı şudur arkadaşlar: Biz zaten Türkiye’de ikamet eden yabancılara yabancı kimlik numarası veriyoruz; şimdi, ikamet etmeyen yabancılara da veriyoruz bu düzenlemeyle. Sebebi şu: Türkiye’de yatırım yapmak istiyor, şirket kurmak istiyor ama Türkiye’ye gelmiyor, vekâlet veriyor avukatı aracılığıyla, gönderiyor. Bu kişi Türkiye’ye gelmediği için, yabancı kimlik numarası olmadığı için tapudaki işlemleri veya sicildeki işlemleri veya bankalardaki işlemleri olmayabiliyor çünkü mesela banka yabancı kimlik numarası istiyor. Diyelim ki yabancı kimlik numarası olmadan da işlemleri devam etsin ama bir Çin’den ya da bir Arap coğrafyasından gelen kişilerin isimlerini “translate” ederken, çevirirken isim hataları, noktalama hataları oluyor. Bazen “Tiajing” diye çeviriyoruz bazen “Tijen” diye çeviriyoruz; bu da onların işlemlerini yavaşlatıyor. Şimdi, ne yapıyoruz? Onlara yabancı kimlik numarası veriyoruz, yabancı kimlik numaralarıyla onlar e-devlet üzerinden artık yatırım işlerini, Türkiye’de kuracakları firmaların işlerini daha kolay takip etsin istiyoruz. Bu anlamda tabii ki bu konu Nüfus Hizmetleri Kanunu’nu ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu ilgilendiriyor; yine İçişleri bünyesinde.

Yine, Samsat ve Kâhta ilçelerinde bir deprem meydana gelmişti, Komisyonda Muğla’nın Ula ilçesini de ekledik, buradaki afetzedelere yardım etmek amacıyla bir düzenleme yaptık. Hakkâri’ye bağlı Derecik adıyla bir ilçe kurduk. Bu bölgede kaçakçılıkla mücadele, güvenlik ve asayiş hizmetleri, düzensiz göçle mücadele anlamında bu ilçe gerekliydi, bu düzenlemeyi de yaptık.

Sayın milletvekilleri, teklifimizin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Trafik kazalarının, iletişim kazalarının yaşanmadığı güzel günler diliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uslu.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Efendim, sayın hatip, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin hazırladığı raporları, Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekilleri ve hatiplerin okumadığını ve bilgisi olmadan burada konuştuklarını ifade ederek sataşmada bulunmuştur. Bu konuda söz istiyorum.

BAŞKAN – Açıklama yapmak ister misiniz yerinizden, yoksa kürsüden mi?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Mümkünse kürsüden, bir başka konuya da atıfta bulunacağım için.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İki dakika süre veriyorum.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Öncelikle sayın hatibe teşekkür ediyorum nezaketinden dolayı yani böyle tartışırsak Türkiye Büyük Millet Meclisinde hiçbir sorun yok, otururuz, her konuyu konuşuruz.

Elbette, arkadaşlarımız çok ciddi bir rapor hazırladılar, bizim de bilgimiz dâhilinde oldu ve okuduk hepsini.

Söz konusu olan şu arkadaşlar: Ben Abhazım, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıyım. Yüz elli yıl önce benim atalarım bir soykırıma uğradılar, benim bu güzelim ülkemin insanları ve benim bu güzelim ülke ellerini, avuçlarını açtığı için, Türkiye Büyük Millet Meclisinden konuşan bir milletvekili olarak hitap ediyorum. Kurban olayım ülkeme, Türkiye'ye ve bayrağına. (CHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bunun acısını çeken bir insan olarak, bu ülkenin bize sağladığı imkânları bilen bir insan olarak, Suriyelileri elbette anlıyoruz, çektikleri acıları Cumhuriyet Halk Partisi olarak biliyoruz ve görüyoruz. Göç ettikten sonra ve bu olaylar yaşandıktan sonra, onların haklarının, hukuklarının çiğnenmeden, gerçekten Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konuda nasıl bir ülke olduğunu dünyaya gösterecek şekilde, onları tekrar yaşama döndürmek için hep beraber elimizden geleni yapmalıyız arkadaşlar ama Türkiye Cumhuriyeti’nin devletini yöneten hükûmetlerin ciddi hareket etmeleri gerekiyor. Diğer Avrupa ülkeleri göçmen konusunda diyorlar ki: “Hayır, biz bu göçmenleri kim gelirse gelsin kabul ederiz anlayışıyla hareket etmiyoruz. O yüzden Türkiye bu göçmenleri tutsun, biz onlara para vereceğiz, onlar sıkıntısını çeksin, biz kendi ülkemizin sınırlarında, bizim ülkemizin dengelerini bozan herhangi bir şeye gelmeyiz.” diyorlar. Biz bu oyuna gelmemeliyiz, kendimiz dikkat etmeliyiz devlet olarak, Hükûmet olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Çok özür dilerim. Bağlayabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Devlet olarak, Hükûmet olarak dikkat etmeliyiz ve biz sınırlarımızda olan her savaşın bedelini ödeyen bir ülke konumuna düşmemeliyiz. Bizim söylediğimiz bu. Onun haricinde, Türkiye’de yaşanacak olan en ufak bir insan hakkı ihlaliyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi daima onun karşısında olacaktır, devletinin ve milletinin yanında olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özkoç.

Birleşime otuz dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.56

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Teklifin tümü üzerinde gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

Şahıslar adına ilk söz, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’a aittir.

Buyurun Sayın Öztunç. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Genel Kurulu ve sizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, gönül isterdi ki ara vermeden önce konuşabilelim. Şimdi çok da bir kalabalık da yok, milletvekillerimiz de dışarıdalar ama birkaç kelime edeceğiz.

Efendim, öncelikle, bu teklife baktığımız zaman, bu teklif torba kanun. Yine ne bulunmuşsa içine atılmış; Kara Kuvvetleri var, Jandarma Genel Komutanlığıyla ilgili maddeler var, Emniyetle ilgili var, Karayollarıyla ilgili var. Bir anlamda bir torba kanun olmuş, bir çorbaya dönmüş. Biz isterdik ki burada emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili maddeler de olsun, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetlerinin giderilmesi de gerçekleşsin. O da bu çorbanın belki de şekeri olurdu ama maalesef bunu iktidar partisi kabul etmedi. Üstelik meydanlarda emeklilikte yaşa takılanlara ciddi sözler verildiği hâlde bugün bunlar gelmedi.

Teklifte bazı maddeler var, gerçekten olması gereken maddeler. Nedir bunlar? Trafik cezalarına ilişkin olanlar. Bunlar gerçekten tüm dünyada, tüm medeni ülkelerde bu kadar ağır şartlarda olan maddeler ama burada bugüne kadar niye yapılmadı bu? Bunu sorguluyorum. On altı yıldır Hükûmetsiniz, on altı yıldır iktidardasınız, on altı yıldır trafik kazalarının önüne geçmek için bu maddeleri getirmiyorsunuz, bugün getiriyorsunuz. Niye biliyor musunuz, aslında biraz da ekonomik krizden dolayı yapıyorsunuz. Ekonomik krizden kaynaklı olarak bu maddeleri bugün getiriyorsunuz. Her ne kadar “Kriz mriz yok.” deseniz de krizle mücadele programlarını her hafta açıklamayı da biliyorsunuz. Bu krizi aşmak için önce bedelli askerliği getirdiniz, ardından imar affını getirdiniz, şimdi de trafik cezalarıyla vatandaşın cebine göz dikiyorsunuz. Vatandaşın cebindeki paraları nasıl alırız, onun derdine düşmüşsünüz. Neden? Çünkü kasa bomboş, kasayı boşalttınız. Peki, niye boşaldı bu kasa? Maalesef ülkede hırsızlık var mı? Var. Yolsuzluk var mı? Var. İsraf var mı? Var. Faizcilere para kaptırmak, faizcilere para vermek var mı? Var.

Bakın, 845 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı bütçesi yüzde 233 artırılarak 2 milyar 819 milyon liraya çıkarıldı. On altı yıl önce dünyada kendi kendine yetebilen bir Türkiye Cumhuriyeti vardı, bugün Erdoğan’ın masraflarına yetemeyen bir ülkedeyiz neredeyse. Erdoğan’ın masrafları o kadar yüksek ki, sarayın masrafları o kadar yüksek ki krizin sebeplerinden biri de bu oluyor.

AKP Hükûmeti on altı sene boyunca 687 milyar lira faiz ödemiş. Kime mi? Faiz lobilerine. Hani Sayın Cumhurbaşkanının her fırsatta üzerine gittiği “Sizi mahvederim.” dediği faiz lobileri var ya, o faiz lobilerine bugüne kadar AKP’nin ödediği para 687 milyar lira. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Teklifte bazı uyum yasaları var yani yeni sisteme yönelik uyum yasaları var ama öyle bir madde var ki 28’inci madde, muhbirliği âdeta özendiriyor. Evet, yine dünyanın her ülkesinde bu tip yasalar vardır, bu tip uygulamalar vardır ama Türkiye’de sizin siciliniz birazcık karışık, kabarık olduğu için biz size güvenmiyoruz değerli milletvekilleri. Çünkü Türkiye’de “gizli tanık” diye bir müessese çıkardınız, gizli tanıklar da öyle felaketlere yol açtı ki Türkiye’de, hatırlayın Ergenekon, Balyoz dönemlerini. “Ergenekon davaları” diye çıkarılan davalarda nereye kazma kürek vurulsa içinden bomba çıkıyordu, silah çıkıyordu, tabanca, top, tüfek her şey çıkıyordu. “İşte deliller de ortada.” deniyordu. Hemen o muhbirler gizli tanık oluyordu, gizli tanıklar gidip anlatıyorlardı. Hepsinin yalan olduğu yıllar sonra ortaya çıktı ama Türk Silahlı Kuvvetlerinin subayları hapislerde çürüdü, Ali Tatar gibi albaylar da intihar etmek zorunda kaldı.

Yine gizli tanıklar… FETÖ olaylarını hatırlıyorsunuz, Fetullahçılardan oluşan gizli tanıkların Türkiye’ye neler yaşattığını herhâlde hepimiz biliyoruzdur. Yıllar önce bu kürsüden -Allah rahmet eylesin- rahmetli Kamer Genç Fetullah Gülen’le ilgili sizleri uyardığında üzerine yürümüştünüz, ondan sonra Kamer Genç’in dediği her şey bir bir ortaya çıktı.

Şimdi, o dönem “Bakın, Fetullahçılar devleti kuşatıyor.” dediğimizde bize saldırıyordunuz. Bugün bir daha uyarıyoruz, dikkat edin Fetullahçılar değil de başkaları devleti kuşatmasınlar, dikkat edin başka tarikatlar, başka cemaatler Hükûmeti, devleti ele geçirmeye çalışmasınlar.

Gizli tanık olayı en son rahip olayında, papaz olayında oldu mu? Oldu. Çıktı, gizli tanığın biri bir şeyler söyledi. Arkasından o gizli tanık söylediklerini geri çekti “Hâkim yanlış anlamış. Ben yanlış duymuşum, yanlış bilgi vermişim” dedi. Ama papaz olayındaki o gizli tanığa hâkimi yanıltmaktan herhangi bir dava açılmadı. Niye? Çünkü Amerika’yla anlaşmıştınız. Bunu da herkes biliyor. Gizlik tanık müessesesi ve bu muhbirlik müessesesi, Türkiye’yi beyaz Toroslar dönemine çevirme müessesesidir. Açık söylüyorum, beyaz Toros dönemine Türkiye’yi çevirir. Değerli arkadaşlar, JİTEM’i hatırlayın, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ı hatırlayın, Yüksekova çetesini hatırlayın. Bunları Türkiye'nin başına tekrar bela etmeyin diye öneririz.

29’uncu madde, 1402 no.lu Sıkıyönetim Kanunu’nda değişiklik diye gelmiş. Yahu, Sıkıyönetim Kanunu kalmadı ki, öyle bir kanun yok. Aklınız başınızda değil. 1402 no.lu Sıkıyönetim Kanunu yok, Sıkıyönetim Kanunu’nda değişiklik diye teklif getiriyorsunuz. Aklınız karışık, ne yaptığınızı bence bilmiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, Komisyona gelen teklifin 1’inci maddesi emeklilikte yaşa takılanlarla ilgiliydi. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yurttaşlarımızın sorunlarının çözülmesi için önerge verdik. Bir anda panikledi AKP, Hükûmet kanadı bir anda panikledi, “Ne yaparız?” dediler. Verilen arada birtakım Ali Cengiz oyunları, gizli kapı diplomasisi yürüttüler, hemen geri çektiler. Emeklilikte yaşa takılanların sorunları çözülmesin diye köy korucularının sorunlarını çözmek için çok önemsedikleri, “çok önemli” dedikleri maddeyi geri çektiler. E, hani önemliydi, niye geri çekiyorsunuz o zaman?

Bakın, Sayın Cumhurbaşkanının AKP’nin seçim beyannamesini açıkladığı toplantıdaki birkaç cümlesini söylemek istiyorum. Sayın Erdoğan söylüyor “Değerli kardeşlerim, önemli bir konuya geliyorum. Burayı hassas dinleyelim. Polis, öğretmen, hemşire, din görevlilerimize bir müjde vermek istiyorum. Diğer idarecilerimizin emeklilik ek göstergelerini 3600’e çıkaracağız.” diyor. Emniyetle ilgili çok sayıda düzenleme var, çok sayıda madde var, polislerin 3600 ek gösterge maddesi bunun içerisinde neden yok? Seçimlerde meydanlarda polislerin bu talebine her defasında Sayın Cumhurbaşkanı olsun, bütün hatipleriniz, konuşmacılarınız olsun polislere “Merak etmeyin, biz sizin sorununuzu halledeceğiz.” dediniz. İşte, şimdi, geldi ama bu polislerin bu sorununa ilişkin herhangi bir teklifiniz yok.

Gelelim Maraş’a, Kahramanmaraş’a. Değerli milletvekilleri, bizim Maraş’ta geçmişte beldeler vardı, belediyeler beldeye hizmet ediyorlardı, Büyükşehir Yasası gelince beldeler kapatıldı. Mesela “Narlı” diye bir beldemiz vardı, Narlı beldesinde belediye yolları yapardı, su sıkıntısı olunca onu çözerdi, ne sorun varsa çözmeye çalışırdı. Büyükşehir Yasası’yla birlikte bu belediye elinden alındı ve Narlı mahalleye çevrildi. Biz de dedik ki: Gelin bu Narlı’yı ilçe yapalım. “Olmaz.” dediniz, “CHP’ye oy çıkıyor, bize çıkmıyor.” dediniz. Peki, kardeşim, Düzbağ var, Helete, Düzbağ’da da AK PARTİ’ye oy çıkıyor hem de kamyon kamyon, yüzde 90 oy size çıkıyor, gelin Düzbağ’ı ilçe yapalım. “Hayır.” Ilıca’yı ilçe yapalım. “Hayır.” Niye yapmıyorsunuz? Komisyonda da söyledim, Komisyon Başkanımız Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Celalettin Güvenç Bey “ret” oyu verdi, Ilıca, Düzbağ ve Narlı’nın ilçe olmasına “ret” oyu verdi. Ben Genel Kurulda bulunan AK PARTİ’li Kahramanmaraş milletvekillerine sesleniyorum: Sayın Güvenç “ret” oyu verdi, önergeyi tekrarlayacağız, bari siz, Ilıca’nın, Narlı’nın ve Düzbağ’ın ilçe olmasına “kabul” oyu verin. Eğer vermezseniz o ilçelere, o köylere, o mahallelere verdiğiniz söz geçersiz olacak çünkü bu Düzbağ’ın suyunu Antep’e taşıdılar. Antep’e taşırken de buraya söz verdiler, “Biz sizi ilçe yapacağız.” dediler. Kim? AK PARTİ’liler ama bu sözlerinde de maalesef durmuyorlar.

Bir başka konu, Elbistan’da şeker fabrikası özelleştirildi, şeker fabrikası satıldı. Dendi ki: “Merak etmeyin, hiçbir işçinin sıkıntısı olmayacak.” İşçiler işten atıldı, dediler ki: “Anlaşma daha önce nasıl geçerliyse çiftçi için aynısı uygulanacak.” Şimdi, çiftçi, şeker pancarını veriyor karşılığında küspe alıyordu hayvancılık yapmak için, küspeden para almaya başladılar, haraç almaya başladı özel firma. E, niye özelleştirdiniz kardeşim? Eğer bu çiftçi düşmanlığını yapacaksanız siz burayı niye özelleştirdiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, birkaç cümle daha söyleyeceğim.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

Bir dakika daha süre veriyorum.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Ve en son, Nurhak ilçesi bölgede TEOG sınavlarında 1’inciydi. Sebepsiz yere, hiç alakası yokken sadece EĞİTİM SEN’e üyeler diye öğretmenler ihraç edildi, o ilçe TEOG’da sonuncu olmaya başladı. Yazıktır, günahtır, o hocalara yazıktır, hiçbirisinin bir suçu yok. Hadi hocaları düşünmüyorsunuz, bari öğrencileri düşünün. Bu kadar eğitimden, bu kadar bilimden korkmayın. Pazarcık, Narlı ve Elbistan’daki EĞİTİM SEN’li öğretmenlerimizin haklarını savunmaya devam edeceğiz.

Ve son olarak da her kürsüye çıktığımda söyleyeceğim: 160 bin nüfuslu Elbistan’ın il olması lazım sayın milletvekilleri. 160 bin nüfuslu Elbistan il olmayı hak ediyor. Elbistan’ın il olması için AK PARTİ Maraş milletvekillerinden ve özellikle Mahir Ünal’dan artık destek istiyoruz. Verdiğiniz sözleri tutun ve Elbistan’ı hep beraber il yapalım diyorum.

Saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztunç.

Şahıslar adına ikinci konuşma Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’e aittir.

Buyurun Sayın Yel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum ve çalışmamızın, kanun teklifimizin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini özellikle niyaz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, şunu ifade etmek istiyorum: Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ni hazırlarken… Ben 7 Haziran 2015 tarihinden beri milletvekiliyim ve inşallah, bundan sonra da bu milletvekilliğimiz süresince geçtiğimiz dönemdeki milletvekillerine göre çok daha etkin, verimli bir milletvekilliği yapılacağını gösteren bir uygulamayla 16 Nisan 2017 referandumu sayesinde… Bizler o dönem ne diyorduk? İşte, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçersek yasama, yargı ve yürütme, hepsi ayrı ayrı güçlenecek ve bunun sonucunda da güzel ülkem daha güçlü olacak, lider ülke konumuna gelecek diyorduk. İşte burada da ilk defa, bizler, Antalya Milletvekili kardeşim Sayın Atay Uslu’yla birlikte, hepimizin milletvekili olarak sahada dolaşırken pratik hayatımızda karşılaştığımız sorunlarla ilgili bize gelen konular konusunda, İçişleri Bakanlığını ilgilendiren konular konusunda bir teklif hazırladık ve bu teklif sayesindedir ki umuyorum önümüzdeki dönemde çok sayıda vatandaşımızın hayatını kaybettiği, malını kaybettiği başta trafik kazalarının azalması olmak üzere…

Bunun dışında, pek çok alanda yaptığımız düzenlemeyle pratik hayatımızda çok daha iyi günler yaşayacağız ve millet olarak da her alanda kalkındığımız gibi bu hususlarda da inşallah, milletimiz bizlerden daha çok istifade etmiş olacaklardır. Çünkü bizler milletvekilleri olarak milletin sesiyiz.

Bakın, on iki gün sonra 95’inci kuruluş yıl dönümünü kutlayacağımız cumhuriyetimizin en köklü kurumu olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin gitgide güçlendiğini ve daha kurumsal hâle geldiğini Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle beraber yaşıyoruz. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi sadece yürütmenin değil, başta Parlamentomuz olmak üzere yargımızın da çok daha güçlü olduğu ve hep beraber güçlenerek yolumuza devam edeceğimizi gösterdiği… 24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra da çok hızlı bir şekilde yol alarak milletimize istikamet verme ve bu anlamda ilerleme yolunda devam ediyoruz.

Bizler parti olarak 2023 yılı, 2053 yılı ve 2071 yılı vizyonları olan ve bunu milletimize en iyi şekilde de ifade ederek milletimize hizmetkâr olma yolunda hızlı bir şekilde yol alıyoruz.

Benden önceki bazı arkadaşlarımızın, hatiplerin kendilerince ifade ettiği sorunlarla ilgili olarak da bizler, bu sorunların tamamına hâkimiz ve milletimizin geleceğinin daha iyi şekilde şekillenebilmesi için de gerekli gayretleri, girişimleri başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan önderliğinde büyük bir irade göstererek yolumuza emin adımlarla yürümeye devam edeceğiz. Bu konuda hiç kimse bize istikamet vermeye kalkmasın. Daha birkaç ay öncesinde milletimizin güçlü sesiyle, güçlü iradesiyle iktidara getirdiği AK PARTİ “Yaparsa AK PARTİ yapar” sloganına devam edecek ve inşallah, bundan böyle de güçlü bir şekilde ülkemiz yoluna devam edecektir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Biz de farklı demiyoruz, yaparsa AK PARTİ yapar, her şeyi ama.

MUSTAFA YEL (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle değerli arkadaşlarım, inşallah, önümüzdeki süreçte…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Kim size istikamet vermeye kalkıyor?

MUSTAFA YEL (Devamla) – …tüm milletvekillerimizin de yeni dönemde çok daha iyi şekilde, verimli çalışacağını gösterir bir uygulama içerisine gireceğini…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Papaz ne oldu, papaz? Papazı ne yaptınız, papazı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Her şeyi AK PARTİ yapar; yolsuzluk da yapar, adam kayırma da yapar, ihale de satar.

MUSTAFA YEL (Devamla) – …buradan tüm milletimize ifade ediyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum, sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Papaz nerede, papaz? Papazın sünnet olduğu doğru mu?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yel.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aynı yerde birleştik. Yolsuzluğu da AK PARTİ yapar diyorum, siz de kabul ediyorsunuz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, kim istikamet vermeye kalkıyormuş, onu açıklamadı.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, papazı merak ettik, papazı.

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 10’uncu maddeye bağlı ek madde 8 ve ek madde 9 dâhil 1 ila 22’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde söz isteyen milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Gruplar adına; İYİ PARTİ Grubu adına Adana Milletvekili İsmail Koncuk, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün.

Şahıslar adına söz alan değerli milletvekillerinin de isimleri şöyle: İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger.

Şimdi, gruplar adına ilk konuşmayı yapmak üzere Adana Milletvekili İsmail Koncuk’a söz veriyorum.

Buyurun Sayın Koncuk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL KONCUK (Adana) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

“Yarın için tapum yok, Hak’tan gayri kapım yok/Hamurum mayalandı ve benim acelem var.” diyerek Hakk’a yürüyen Bahaettin Karakoç’u rahmetle anıyoruz. Mekânı cennet olsun inşallah.

Değerli milletvekilleri, İYİ PARTİ Grubu adına 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili görüşlerimizi ifade etmek üzere huzurlarınızdayım.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde de görev yapan polislerimiz var. Daha önce bu polislerimiz bu kutsal mekânda, demokrasinin mabedi olan bu mekânda görev yaptıkları için 3-5 kuruş fazla ücret alıyorlardı, daha önceki Meclis Başkanımız –sağ olsun- Cemil Çiçek Bey bunu fazla gördü herhâlde, onu kesti, umut ediyorum, Sayın Başkanımız Binali Yıldırım bu problemi çözer. Zannederim 600 civarında polis memuru arkadaşımız Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde görev yapıyor ve bu arkadaşlarımız diğer personelin faydalandığı imkânlardan faydalanamıyor, mesela, yemek konusunda faydalanamıyor. Buranın güvenliğini sağlayan, bizlerin güvenliğini sağlayan bu polis arkadaşlarımızı buranın personeli kadar yemek imkânından faydalandırmak herhâlde yanlış olmasa gerek.

Tabii, burada emniyet teşkilatının problemlerini gündeme getirdik. İçişleri Komisyonu en azından polislerimize, aslında çok daha önce verilen 3600 ek gösterge sözünü İçişleri Komisyonu marifetiyle, diğer memurlarımıza da elbette bunu vermekle ilgili sözleriniz var, inşallah, bütün memurlarımızın bu köhnemiş… Aslında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu zaman zaman tartışılır bu ülkede, mesela köhnemiş bir kanun olduğu söylenir. Aslında birçok maddesi yenilenmiştir ama en köhneyen yeri ek gösterge rakamlarıdır. Her ne hikmetse hiç kimsenin aklına, iktidar partisi milletvekillerimizin de aklına bu köhnemiş ek gösterge rakamlarını Türkiye’nin ekonomik gerçeklerine uygun hâle getirmek gelmez. İsterdi ki gönül, 3600 ek gösterge konusu, polislerimiz bakımından, bu kanun içerisinde olsun ve bu gösterge sözünü bu polislerimize vererek bu sözü tutmaya başlamış olsaydınız ama burayı da es geçtiniz maalesef.

Değerli milletvekilleri, polislerimizin çalışma şartları çok kötü, on iki saatten fazla çalışıyor polislerimiz. İzin hakları var ama izin haklarını kullanabilmeleri bile neredeyse mümkün değil, amirlerinin iki dudağı arasında. Dolayısıyla, polislerimizin çalışma şartlarının iyileştirilmesi konusunda da bu kanunlar içerisinde birkaç madde keşke yer alsaydı ama yer almadı.

Sürekli bedel ödettik polislerimize. Şu anda polislerimiz diken üzerinde. Bu “FETÖ mücadelesi” adı altında yapılan, aslında FETÖ mücadelesini bana göre sulandıran, gerçek FET֒cülerin, belki de kripto FET֒cülerin özellikle ortalığı karıştırmak amacıyla attıkları adımlar sebebiyle birçok yanlış adımlar atıldı ve şu anda Emniyet teşkilatımız, polislerimiz âdeta diken üzerinde. Geçen bir tanesiyle konuştum, diyor ki: “Emekliliğim geldiği anda bir dakika durmam çünkü yarın başıma ne geleceğinden emin olamıyorum.” Böylesine bir polis teşkilatı vücuda getirdik, el birliğiyle maalesef bu yapıldı, tabii siyasal iktidarın bunda büyük hatası var.

Bu hâletiruhiye içerisinde polis teşkilatımızın verimli hizmet üretmesini beklemek hayaldir. Onun için İçişleri Bakanından istirham ediyorum, sizlerden istirham ediyorum, Emniyet teşkilatını rahatlatacak adımları lütfen atın çünkü bu anlayışla, bu psikoloji içerisinde görev yapmak zorunda bırakılan polislerle hakkıyla emniyet işlerini düzenlememiz mümkün görünmüyor.

Bazı maddelerini benden önce konuşan hatipler teferruatıyla anlattı. Mesela başpolislerin komiser yardımcısı olması konusundaki madde. Gerçekten bu madde düzeltilebilir mutlaka burada, ortak akılla düzeltilebilir ama o arada, burada gündeme gelmeyen bir husus var, onu ben gündeme getireceğim. O da şu: “Yazılı/sözlü” diyor. Yani buradan anladığımız şudur: Yazılıyla mı komiser yardımcısı olacak yoksa sözlüyle mi -yani mülakat bir anlamda- mülakatla mı komiser yardımcısı olacak? O tamamen yönetmelikle ya da amirlerin takdirine kalmış bir durum.

Değerli milletvekilleri, mülakat konusu maalesef kamuyu perperişan etti, perişan etti. Bu mülakat sebebiyle bütün kamu şu anda diken üzerinde. Liyakat bitti. Kabiliyetin, bilginin, donanımın hiçbir önemi kalmadı. Artık herkes torpil arıyor. Öğretmen mi olacaksınız, torpil arıyor bütün velilerimiz, anne babalarımız. Beni arayan bir sürü insan var. Bir muhalefet partisinin milletvekillerini dahi arayan bu kadar insan varsa sayın milletvekillerimizin, iktidar partisinin milletvekillerinin ne kadar arandığını varın siz tahayyül edin. Dolayısıyla bu “mülakat” denilen ucube sistemin kamunun her alanında kaldırılması lazım. Öğretmen atamasından tutun şef atamasına kadar, yönetici, müdür, müdür yardımcısı atamasına kadar tüm alana hâkim oldu mülakat sistemi. Neyi getirdi biliyor musunuz? Ne kadar beceriksiz insan varsa şu anda kamuda idareci yapıldı. Ben yıllarca sendika başkanlığı yaptım. Tanıyanlar bilir. Bir gecede çıkarılan bir mevzuatla, kanunla, bir kanun maddesiyle -Ben TÜRK EĞİTİM-SEN Genel Başkanlığı yaptım- benim sendikamın üyesi olan tam 8.500 okul müdürü müdürlükten alındı ve mülakat sistemi getirildi. Bunların tekrar müdür olması mümkün olmadı. Tek suçları TÜRK EĞİTİM-SEN üyesi olmalarıydı. Tek suçları Türk milliyetçisi olmalarıydı, ülkücü olmalarıydı.

Hayat hakkı tanınmadı 8.500 okul müdürüne. En az 15 bin müdür yardımcımız görevlerinden alındı. Dolayısıyla böyle bir sistemin kamuya huzur vermesi mümkün değil. Liyakati önceleyen bir sistemi mutlaka bulmak zorundayız.

Herhâlde zamanım daralıyor. Aslında söyleyecek çok sözüm var.

Bu sözleşmeli öğretmenlik sistemini mutlaka ortadan kaldırmak zorundayız. Aile bütünlüğü sağlanamayan öğretmenlerimiz şu anda verimli görev yapamıyor. Bekârlar evlenemiyor, evliler birleşemiyor. Böyle bir öğretmenden anladığımız anlamda verim beklemenin mümkün olmadığını bilmemiz lazım.

Sayın eski Millî Eğitim Bakanımız İsmet Bey de burada, gözümün içine bakıyor. Sayın Bakanıma da çok söyledim ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Bir dakika alabilirsem…

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.

İSMAİL KONCUK (Devamla) – Yeni Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk zannederim 23 Ekim tarihinde bir vizyon programı açıklayacak. Umarım orada bu “sözleşmeli öğretmenlik” “sözleşmelilik” kavramını tamamen ortadan kaldıracak adımları atar.

Bunu daha geniş zamanda -bu öğretmenlik meselesini, sözleşmeli memurluk meselesini- daha teferruatlı konuşabiliriz. Ama burada inşallah sağlam adımları hep birlikte atarız, bunun sevabına da hep birlikte nail oluruz diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hayırlı uğurlu olsun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Koncuk.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (2/860) sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine MHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Kanun teklifiyle alakalı konuşmama başlamadan önce, iki gün evvel Yığılca ilçemizde trafik kazasına müdahaleye giden Jandarma trafikteki askerlerimizin kendileri de trafik kazası geçirmiş ve 4 askerimiz maalesef yaralanmıştır. Buradan kendilerine, ailelerine ve yüce Türk milletine geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, kara yolları trafik güvenliğinin artırılması için gerekli düzenlemeler yapılarak ülkemizde yaşanan trafik terörünün önüne geçebilmek için (2/860) sayılı Teklif’te bazı düzenlemeler yapılmıştır. Her yıl ortalama 7 bin civarında insanımız maalesef trafik terörüne kurban gitmektedir. Ayrıca, meydana gelen bu kazalarda ülkemiz milyarlarca liralık maddi kayıp yaşamaktadır. Meydana gelen kaza sayısı ve can kaybı Avrupa Birliği ve gelişmiş ülkelerin çok üzerindedir.

Bu trafik teröründe can ve mal kayıplarının önüne geçmenin tek yolunun bu kanun düzenlemesi olmadığını tabii ki sizler de bizler de çok iyi biliyoruz. Trafik kazalarından dolayı yaşanan can ve mal kayıplarının azalmasını sağlayacak en büyük etkenin toplumsal bilinçlenme ve eğitim olduğunun hepimiz farkındayız. Bir yandan toplumsal bilinçlenme sağlanmaya ve eğitim verilmeye devam ederken diğer yandan da biz milletvekilleri olarak mevcut kanunları ihtiyaca göre düzenlemeli ve ilgili kanunlara halkın daha kolay ve güvenli bir şekilde ulaşım sağlaması için şekillendirmeliyiz. Ayrıca, bunların yanı sıra tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi raylı sisteme yani hızlı trenle yolcu ve yük taşımacılığına daha fazla önem verilmelidir.

Değerli milletvekilleri, trafik terörünün neticesinde her gün hayatını kaybeden ortalama 20 insanımızın ve milyonlarca liralık maddi kaybımızın ülkemiz açısından açıklanacak bir tarafı yoktur. Ülkemizde trafik kazalarında hayatını kaybedenlerin çoğunluğunu 15-29 yaşları arasındaki gençlerimiz oluşturmaktadır. Bu gençlerimiz hayatlarını kaybetmeselerdi belki insanlığa çok büyük faydası olacak buluşlar yapacak, ülkemizi muasır medeniyetlerin daha da üzerinde bir yere taşıyacaklardı.

Değerli milletvekilleri, özellikle son yıllarda kara yolu alanında yapılan başarılı uygulamaları takdirle karşılıyoruz. Ancak on altı yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında demir yolu sistemine başarılı katkılar yapılmışsa da cumhuriyetimizin ilk dönemlerinde verilen önem ve katkı maalesef yeteri kadar verilememiştir. Yanlış planlamalar neticesinde yapılan hızlı tren hatları ekonomik olmamış ve ülke ekonomisine gerektiği kadar katkı sağlamak şöyle dursun, yük getirmiştir. Mevcutta çalışan ve Ankara, Eskişehir, Sakarya ve İstanbul’dan geçen yüksek hızlı tren hattı bu mesafeyi dört saati aşkın zamanda katetmekte, bu da cazibesini düşürmektedir. Ayrıca, mevcut güzergâh 710 milyon euroya mal olmuş; 2.500 gidiş, 2.500 dönüş yolcu kapasitesiyle en iyi şartlarda otuz altı yılda kendisini amorti edecek olduğundan oldukça verimsiz planlanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişle birlikte kurum ve bakanlıklar arasındaki irtibatın daha sağlıklı ve hızlı olarak yapılması amaçlanmış, bu sayede bürokratik oligarşi azaltılarak milletimize hizmetin daha hızlı ulaşması amaçlanmıştır. Bu durumda iktidarın yapması gereken, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının ilgili kurum ve bakanlıklarla koordineli olarak trafik yoğunluğu planını doğru çıkarıp fizibilite çalışmalarına önem vermesidir.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem olan Düzce ili, daha önceki konuşmamda da belirttiğim gibi, ulaşım sorunlarının ve dolayısıyla da trafik kazalarının had safhada yaşandığı bir ildir. Zira, Düzce 2 ana kentin tam ortasında yer alan, ayrıca Batı Karadeniz’in illerinden Zonguldak ve ilçelerine bağlantı noktasında olmasına rağmen çevre yollarının tamamlanmadığı bir ilimizdir. Düzce ilimizin nüfusu 380 bindir. Buna istinaden 2018 yılında ilimizde 785 yaralanmalı kaza meydana gelmiş, bu kazalarda 1.364 vatandaşımız yaralanmış, 799 maddi hasarlı kaza oluşmuş ve toplamda 1.602 kaza meydana gelmiştir.

Trafiğin çok yoğun olduğu İstanbul-Ankara arası bir an önce 2 şehir arasında otobana paralel olarak yapılacak yüksek hızlı tren hattıyla birleştirilmeli ve bu hat Ankara-Kızılcahamam-Gerede-Bolu-Düzce-Hendek-Sakarya-İzmit-Gebze ve İstanbul olarak belirlenmelidir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının fizibilitesini yapmış olduğu güzergâh, Ankara-Mudurnu-Sakarya ve İstanbul’dan geçen eski projenin kopyalayapıştırla planlanan güzergâhıdır. Bu güzergâhın, Düzce Üniversitesi Teknoloji Fakültesinin yaptığı çalışmalar neticesinde Kuzey Anadolu fay hattının üzerinden geçtiği belirlenmiştir. Ayrıca bu güzergâhta yapılacak bir yüksek hızlı tren kendisini otuz yılda amorti edeceği için maalesef verimli değildir. Bizim yapılmasını istediğimiz güzergâh, bölgesel çıkarlarla baktığımız bir güzergâh değildir. Yüksek hızlı trenin geçmesini istediğimiz güzergâh, ülkenin en yoğun trafik akışının olduğu otoyolu rahatlatacak, ayrıca ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacaktır.

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – Fizibil değil orası, fizibil değil.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – Geçmesini istediğimiz güzergâhla ilgili ciddi çalışmalar Düzce Üniversitemizin Teknoloji Fakültesi tarafından yapılmıştır. Bu yapılan çalışmalar neticesinde yüksek hızlı tren, öngörülen güzergâhtan geçerse kendini dokuz yıl gibi kısa bir sürede amorti edecek ve verimliliği planlanan hattan katbekat üstün olacaktır.

Bizim istediğimiz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının bizim ve üniversitemizin sesine kulak vermesi ve doğru değerlendirme yapmasıdır. Bu onayladığımız yasayla belki trafik terörüne tam anlamıyla dur diyemeyiz ama en azından yavaşlatmak adına bu kanuna biz destek veriyoruz.

Değerli milletvekilleri, (2/860) sayılı Kanun Teklifi’yle, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum ve 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimiyle hayata geçen Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişle 24 Temmuz 2016 tarihinde Millî Savunma Bakanlığından İçişleri Bakanlığına geçen Jandarma teşkilatı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin özlük haklarında yaşanabilecek kayıpların önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, kahraman jandarmalarımızın terörle mücadeledeki yerini ve önemini biliyoruz. Her ne kadar Millî Savunma Bakanlığı bünyesinden İçişleri Bakanlığına geçmiş olsalar da onlar bizim için kahraman Türk askerleridir ve hep öyle de kalacaklardır.

Ayrıca, son yıllarda ülkemizde yaşanan gelişmeler neticesinde sayıları 4 milyona yaklaşan mülteciler, insan kaçakçılığı, sahillerimizin korunmasında her gün önemi gittikçe artan Sahil Güvenlik Komutanlığının önemini artırmaktadır. Her iki komutanlığımızın da özlük haklarında yaşanacak kayıplar bizim görmezden gelebileceğimiz konular değildir.

İki bin yılı aşkın devlet geleneği bulunan Türk milletinin içinde ordunun yeri ve önemi tartışmasız en üst seviyededir. Eski tarihlerden itibaren ordunun yanında asayişi sağlamak için çeşitli şekillerde teşkilatlar kurulmuşsa da modern anlamda Jandarma teşkilatının kuruluşu 1839 yılı kabul edilmektedir. Kurulduğu tarihten itibaren kahramanca mücadele gösteren Jandarma teşkilatımız son otuz beş kırk yıl içinde terörle mücadelede yadsınamaz bir öneme sahiptir. Özellikle otuz beş kırk yıl içinde çok fazla şehit veren Jandarma teşkilatı PKK, PYD, YPG yanında FETÖ, El Kaide, IŞİD ve benzeri tüm terör örgütleriyle mücadelesine ilk günkü azim ve kararlılıkla devam etmektedir, yüce Türk milletinden aldığı güçle de mücadelesine her zaman devam edecektir. Ülkemizin her köşesinden binlerce Türk genci Jandarma teşkilatına katılmak için alımların açılmasını beklemektedir. Bazı odakların ifade ettiği gibi, Jandarma teşkilatı ve TSK personel bulamamakta değildir, aksine siyasilere, teşkilata girebilmek için ve yeni alımlar yapılması için her gün bir sürü başvuru yapılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bizler Milliyetçi Hareket Partililer olarak “ordu millet” anlayışıyla Jandarma teşkilatımızın ve Sahil Güvenlik teşkilatının her zaman yanındayız ve yanında olmaya da devam edeceğimizi bilmenizi istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Yılmaz.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – Teröre karşı vermiş oldukları bu şanlı mücadele karşısında bu kardeşlerimiz için ne yapsak azdır.

Bu vesileyle (2/860) sayılı Yasa Teklifi’ne özlük haklarındaki kayıpların engellenmesi için destek veriyoruz.

Değerli milletvekilleri, (2/860) sayılı Kanun Teklifi’ndeki 28’inci maddenin Komisyonda görüşülmesinde bazı arkadaşlarımız karşı çıktılar. Burada işlenişine iştirak etmemek koşuluyla suçun ortaya çıkarılması veya delillerin ele geçirilmesi ya da suçluların yakalanmasına yardımcı olanlara ödül verilmesi görüşülmüştür. Tabii ki bu, yukarıda sayılanlar vatandaşlık görevidir ve tüm vatandaşlarımız bunu yapmakla mükelleftir ancak bunu yapan vatandaşlarımıza ödül vermek ve teşvik etmek toplumda olan adam sendeciliğin bir nebze de olsa önüne geçecektir. Bu sayede belki de toplumsal katliam yapmayı planlayan bir terörist derdest edilerek büyük kayıpların önüne geçilecektir.

Sözlerimden anlaşılacağı üzere bu maddeyi de desteklediğimizi bilmenizi istiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’a aittir.

Buyurun Sayın Oluç. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Torba teklife baktığımız zaman, hazırlamış olan vekiller burada kendi yaptıkları çalışmayı -elbette ki bir emek sarf etmişlerdir, onu göz ardı etmiyoruz- bir alan çalışmasının sonucu olarak aktardılar ama yani alana baktığımız zaman sahil güvenlikten trafik cezalarına, muhbirlikten güvenlik politikalarına kadar geniş bir alanı kapsayan bu çalışmayı aslında vekillerin kendi başlarına yapmış olmaları pek söz konusu değil, çok belli ki yürütmenin ve bürokrasinin taleplerinin hâkim kılındığı bir torba teklifle karşı karşıyayız. Bu demek değil ki yürütme ve bürokrasi her zaman yanlış şeyler söyler, elbette ki doğru maddeler de vardır bu teklifin içinde ve onlara ilişkin bir itirazımız yoktur. Ama -lütfen- buradaki bütün çalışmaları da göz önünde bulundurarak bu dönem açısından baktığımızda, yasamanın yürütme üzerindeki ya da yürütme karşısındaki güçler ayrılığını nasıl da kıskançça koruduğunu ve geliştirdiğini iddia etmek çok mümkün değildir sanıyorum. Hani bunu bir kez daha söylemiş olalım, kayıtlara geçsin: Yürütmenin ve bürokrasinin hâkimiyeti çok açık olarak yasama üzerinde sürmektedir.

Şimdi, trafik meselesi çok önemli. Burada konuşan çeşitli hatipler gerçekten verileri de ortaya koydular, Türkiye'nin ağır bir sorunu, TÜİK verileri de bunu gösteriyor, bugün de o söylendi. 2017’de 1 milyon 20 bin civarında trafik kazası olmuş, ölen yurttaş sayımız 7.427 kişi olmuş, 300 binin üzerinde yaralı var; bunlar çok ağır sonuçlar, gerçekten çok ağır sonuçlar. Üstelik de kaza sayılarına ve ölüm sayılarına baktığımız zaman, son beş yılın sayılarına baktığımız zaman bir dalgalanma görüyoruz ama bir azalma değil, eğride yukarıya doğru bir gidiş görünüyor.

Şimdi, bu trafik kazaları meselesi elbette ki önemli bir sorun fakat yani şunu konuşmak gerekiyor: Bakın, bütün uluslararası anlaşmalar, bütün uluslararası veriler, belgeler, araştırmalar gösterir ki trafik meselesi ile eğitim meselesinin ve demokrasi meselesinin bir korelasyonu, bir ilişkisi vardır. Bütün araştırmalarda -yazılara da bakın, akademik çalışmalara da bakın- bunu görürsünüz. Şimdi, bakıyorsunuz OECD ülkeleri arasında Türkiye, trafik kazaları ve ölüm açısından hepsinden çok daha yüksek yani oransal olarak da sayısal olarak da hatta Japonya ve Kore’den de daha yüksek bir orana ve sayıya sahip. Peki yani OECD ülkelerinde trafik cezaları çok yüksek de onun için mi bu kazalar olmuyor? Bizdeki trafik cezaları çok düşük de o yüzden mi bu kadar çok kaza oluyor? Böyle değil tabii.

Şimdi, mutlaka ama mutlaka işin eğitim yanıyla ilgili çok ciddi önlemler almaya ihtiyaç var. Şimdi eğer bir toplumda demokrasi kültürü yeterince gelişmemişse, bireylerin diğer bireylere karşı saygılı davranması, topluma karşı sorumlu ve saygılı davranması gelişmemişse, o zaman eğitim de bu alanda bu gelişmeyi sağlayamıyorsa -ki Türkiye’nin durumu budur- o zaman trafik kazalarıyla bu eğitim ve demokrasi korelasyonunu doğru kuramamış olursunuz. Şimdi, dolayısıyla buraya bakmak lazım.

Yani bakın, hani biraz esprili olsun diye söyleyeyim size: “Spin” atma ve bu gaza basarak sonra el frenini çekme yoluyla arabayı döndürme meselesi var biliyorsunuz bir seferlik yapılan, bunun cezası artırılıyor. Bunu yapanlar var ama bu “spin” atma meselesinde iktidarın en son attığı “spin” bütün topluma iyi bir örnek mi oldu sizce? Yani rahip Brunson “spin”i yani öyle bir el frenini çektiniz ve araba etrafında döndü ki herkes şaşırdı kaldı. Peki makas atma? Makas atmada da bir örneğiniz var, son dönemde yine olmuş olan, iktidar açısından baktığımızda McKinsey meselesi. Makas atma biliyorsunuz daha uzun süreli bir şey, bir seferde yapmıyorsunuz onu, böyle giderken makas atarak gidiyorsunuz. Niye McKinsey örneğini veriyorum? Ortada dolaşan bazı belgeler var, McKinsey’le ilişkinin Şubat 2017’den beri olduğunu gösteriyor. Yani makas ata ata bugüne kadar iktidar gelmiş. McKinsey yeni çıktı ortaya, değil mi? Şimdi, eğer bu ülkede iktidar demokratik kültürü geliştirecek adımları atmıyorsa, toplumdaki gerginliği, kutuplaşmayı, çatışmayı azaltıcı adımlar atmıyorsa, hep beraber, iktidarıyla muhalefetiyle bu adımları atmıyorsak o zaman -trafikteki terörden söz ediyor çeşitli konuşmacılar- o trafikteki terörün azalmasını bekleyemezsiniz. Siz toplumda ne kadar büyük çatışma, gerginlik, kutuplaşma yaratıyorsanız onun gündelik yansımasını trafikte görürsünüz. Hepiniz yaşıyorsunuz, araba kullananlar da var aranızda, herkes her gün bunları yaşıyor. Demek ki cezaların artırılması sorunun çözümü değildir. Sorunun çözümü açısından demokrasiyi, eğitimi ön plana çıkarmanız gerekir. Yani üzülerek söyleyeyim bunu: İnşallah bu attığımız adım iyi bir sonuç doğurur, hakikaten gelecek yıl kazalar ve ölüm oranlarında ciddi bir düşüş yaşanır ama bir sene sonra eğer bunun sonuç doğurmadığını görürsek o zaman tekrardan bu kürsüye geleceğiz, hep birlikte bu konuyu tartışacağız.

İkinci konu: Şimdi, bugün çıkın, siz de mutlaka rast gelmişsinizdir, herkes rast gelmiştir; üç dört gündür halk arasında dolaştığınızda, taksiye bindiğinizde, şoförlerle konuştuğunuzda herkes ne diyor: “Niye bu trafik cezaları meselesi var?” Türkiye’de -biliyorsunuz- ilk defa değildir bu, hep böyle konuşulur, “İktidarın bütçede açığı vardır, trafik cezaları kapatmanın en kolay yoludur.” derler. Şimdi ona başvuruyoruz çünkü Türkiye’de bir kriz var, siz “Kriz yok.” diyorsunuz ama Türkiye’de bir kriz var ve bu krizin sonuçları enflasyon rakamlarıyla, işsizlik rakamlarıyla, kur artışıyla, faiz oranlarıyla, bunların hepsiyle çok açık olarak görünüyor bu krizin sonuçları. Parayı bulmak için ve bu krizin sonuçlarını azaltmak için her türlü yola başvuruyorsunuz iktidar olarak, işte geçen haftalarda çıktı ortaya İşsizlik Fonu’na yönelik müdahaleniz. İşsizlik Fonu’nun yasasında ve yönetmeliğinde olmamasına rağmen İşsizlik Fonu’nun kaynaklarını 11 milyar Türk lirasından fazla Halkbank, Vakıfbank ve Eximbanka aktardığınız biliniyor, tahvil satışları… En son Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Sayın Kalın da bunu teyit etti “Evet, yaptık.” dedi. Bunu da konuşacağız daha önümüzdeki günlerde. Nasıl oluyor da İşsizlik Fonu yasasına ve yönetmeliğine aykırı olarak bu tür işler yapılıyor? Çünkü kamu bankalarını peşkeş çektiniz krediler yoluyla. Şimdi o çekilen peşkeşleri nasıl karşılayacaksınız? Bunlarla karşılayacaksınız. Hani, bunların hepsi bittiğinde İş Bankası kalacak.

Şimdi, dolayısıyla, bakın, bütün bu ufak, palyatif önlemlerle bu krizi atlatmak mümkün değildir. Dolayısıyla, bütün bu meseleleri enine boyuna tartışmak gerekir ama henüz o düzeye ne yazık ki gelinemedi, sanıyorum önümüzdeki aylarda gelinecek.

Şimdi, bu yapılmış olan alan çalışmasında -daha sonra tekrar bu konuya döneceğim ama bir noktaya da tekrardan değinmek istiyorum, belki günün ilerleyen saatlerinde burada herkes bulunmamış olacak- bir madde de muhbirlikle ilgili olan madde. Muhbirlik maddesi… Değerli arkadaşlar, gerçekten bir toplumun muhbirleştirilmesi, o toplumun içindeki demokratik kültürün son nüvelerinin de ortadan kaldırılması demektir.

Burada çeşitli konuşmacılar bu muhbirlik sonucunda nelere yol açıldığını söylediler çeşitli dönemlerde, onları tekrar etmeyeceğim. Bir tek konuya döneceğim, bu muhbirlik meselesini ve gizli tanıklık meselesini mutlaka ama mutlaka bir kez daha gözden geçirmeniz gerekiyor.

Bakın, gizli tanık meselesi sadece bu rahip Brunson davasında patlamadı. Ben şimdi size çok kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum: Burada yıllarca sizinle birlikte, buradaki birçok arkadaşımızla birlikte çalışmış olan, burada emek sarf etmiş olan bir kişiden söz edeceğim. Bizim önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş şu anda cezaevinde, Edirne Cezaevinde, biliyorsunuz, hukuksuz yere orada tutuluyor. Sayın Selahattin Demirtaş’ın ana davasında bir gizli tanık var “Mercek” kod adlı. Bu “Mercek” kod adlı gizli tanık daha evvelden de başka davalarda görülmüş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Toparlıyorum.

Son duruşmada mahkeme heyeti -çünkü avukatlar bu “Mercek” kod adlı gizli tanığın çıkıp bulunmasını ve getirilmesini istiyorlardı- “‘Mercek’ kod adlı bir gizli tanığa ait evrakın bulunmadığını tespit ettik.” dedi. Ya, o “Mercek” kod adlı gizli tanık nedeniyle Selahattin Demirtaş’ın davası açıldı, oradaki yalan, iftiralar yüzünden o dava açıldı. Selahattin Demirtaş neredeyse iki senedir cezaevinde duruyor, rehin tutuluyor ve bu gizli tanık anlayışı, bu muhbir vatandaş anlayışı Türkiye’yi her geçen gün demokratik siyasetten biraz daha uzaklaştırıyor.

Şimdi, bu teklifte muhbirlere ve gizli tanıklara özel teşvik veriliyor. Bu, büyük bir yanlıştır ve bunun vebali çok ağır olacaktır. Bunu da bir kez daha vurgulamış olalım.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün’e aittir.

Buyurun Sayın Tüzün. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz kanun teklifiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sevgili arkadaşlar, pazartesi günü yaklaşık on altı saat İçişleri Komisyonunda bu teklifi görüştük, değerlendirdik. Gerçekten teklifin daha iyi olabilmesi için, toplumun yararına dönüşebilmesi için değişik önergelerimiz ve önerilerimiz oldu. Komisyon Başkanımızın da ve teklif sahibi milletvekili arkadaşlarımızın da hatırlayacağı üzere, bu teklif toplumun genel sorunlarını çözsün, temel sorunlarını çözsün anlayışıyla hareket ettik ama maalesef her zaman olduğu gibi, Genel Kurulda, Mecliste olduğu gibi Komisyonda da bizim önerilerimiz dikkate alınmadı.

Sevgili arkadaşlar, milletvekillerimiz geneli üzerinde şahısları adına, grupları adına konuşmalar yaptılar. Ama şunu bilmenizi istiyorum ki bu teklif 21 ana konuyu ilgilendiren, 21 kanunu ilgilendiren bir teklif hâlinde. Öncelikle, teklifi torba kanuna çeviriyorsunuz, yetmemiş gibi bir de temel kanuna çeviriyorsunuz. Bu, doğru bir yöntem değildir. Bu Mecliste değişik kademelerde görev yapmış bir arkadaşınız olarak bunu âdet hâline, gelenek hâline getirmeniz, öncelikle yüce Meclisin parlamenterlerine, siz değerli milletvekillerine yapılacak en büyük saygısızlıktır. Gruplarınız adına konuşamasanız bile sizin şahıslarınız adına söz talepleriniz olacaktır. İşte, temel kanun olarak getirilen teklifler veyahut torba kanun olarak sunulan tekliflerde milletvekillerinin bu yasal hakkı ellerinden alınmış oluyor. Öncelikle, birinci parti konumundaki Adalet ve Kalkınma Partisinin üyesi olan milletvekili arkadaşlarımızın buna karşı çıkması gerekir diyorum.

Biz Komisyonda önerilerimizi gerçekten iyi niyetli bir şekilde yaparken bu teklifin aynı zamanda bir alt komisyona sunulması, alt komisyonda daha da olgunlaştırılması, toplumumuzun, insanlarımızın beklentilerini yerine getirecek şekilde bir çalışma yapılsın önerimizi sunduk ama çoğunluk partisi milletvekili arkadaşlarımız bu önerimizi reddettiler.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, sunulan teklif bir torba kanundur. Bu torba kanun, içerisinde 21 konuyu yakinen ilgilendirmektedir ama bu ilgili konuların dışındaki önemli konularda da biz grup olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu milletvekilleri olarak önerimizi sunduğumuzda bırakın önerilerimizin dikkate alınmasını, aynı zamanda bu teklifin en önemli maddesi olan -yani 1’inci madde- korucuları erken emekliliğe yönlendirecek maddeyi bizim düşüncelerimizden sonra tekliften geri çektiniz. Bu, hiç şık olmadı. Bu, hiç etik olmadı. Yeni dönem Parlamentosuna, yeni sisteme uygun bir hâle getirilmesi gereken teklifler üzerinde maalesef milletvekilleri olarak bizlerin burada söylemiş oldukları, burada konuşmuş oldukları, burada ifade ettikleri sözcüklerin muhatabı bugün burada yoktur.

Evet, biz, başından beri Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin yanlış olduğunu, karşı olduğumuzu belirttik. Anayasa değişikliği oldu, referandum oldu, 24 Haziranda seçimler oldu. Halkımız bu yönüyle tercih etti ama biz o yanlışın hâlâ yanlış olduğunu, bugün, burada, salonda olmayan bakanın, icraatın başında olan, yürütmenin başında olan bir kişinin yasama üyesine hesap veremeyeceği bir Meclisin doğru işler yapamayacağını… “Milletin ve toplumun isteklerini yerine getiremeyecek bir Meclis konumuna düşürmeyin.” dedik ama geldiğimiz noktada maalesef bu tabloyla karşı karşıyayız. Burada, şimdi 25-30 bakan olması gerekirken boş sıralarda, boş masalarda sadece milletvekilleri olarak bizler oturuyoruz.

Sevgili arkadaşlar, bu teklifin can alıcı maddesi 1’inci maddeydi. Koruculuk sisteminde olan insanlarımızın doğal olarak emeklilik yaşının düşürülmesiyle ilgili 1’inci maddeye biz geçici bir madde eklenmesini istedik. Neydi? Gerçekten, burası çok önemli. Sizler, konuşmalarınızda veya savunmalarınızda iktidar partisi milletvekilleri olarak emeklinin yaşı söz konusu olunca Avrupalı oluyorsunuz ama emeklinin maaşı söz konusu olunca maalesef Afrikalı oluyorsunuz. Bir tarafta Avrupalısınız, bir tarafta Afrikalısınız. Bunu içtenlikle söylüyorum yani emekliliğin yaşı geldiğinde diyorsunuz ki: “Avrupa kriterlerine uymuyor.” Burada Avrupalıyız ama maaşına geldiği zaman tam da Afrikalı oluyorsunuz, asgari ücretin ne şekilde olduğunu benden daha iyi biliyorsunuz.

Sevgili arkadaşlar, bu emeklilikte yaşa takılanlar Türkiye'nin tam gerçek gündemi. Bunun siyasi manipülasyon, siyasi parti tarafı yoktur. Bu arkadaşlarımız gerçekten mağdurdur. Prim gününü doldurmuşlardır, emeklilik hakkını elde etmişlerdir ama yaşı beklemektedirler.

Seçim döneminde 4 muhalefet partisinden arkadaşlar, partilerinin temsilcileri, sizler meydanlarda bu sözü verdiniz. “Vermedik.” diyemezsiniz? Her tarafa geldiğinizde bütçeyi, parayı bulurken bu arkadaşlarımıza bütçe yetersizliğinden bahsetmeniz, gerçekten bir kul hakkı yemeniz anlamına geliyor. Bu konuda kul hakkı yiyorsunuz. Bu emeklilikte yaşa takılanlar artık “emeklilikte AKP’ye takılanlar” durumuna geldi. Gerçekten size takıldılar. Siz bu pakete, bu, emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımıza biraz daha duyarlı davranıp biraz daha onların sorununu çözecek bir girişimde bulunursanız bizler Meclisteki diğer partilerle birlikte bu sorunu rahat bir şekilde çözmüş oluruz.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; tabii, emeklilikte yaşa takılanlar “Biz erken emekli olalım.” arayışı ve anlayışı içerisinde değillerdir. Vatandaş şunu söylüyor: Maç başladıktan sonra kural değişmez. Maç 90 dakika başlamış, siz 60’ıncı dakikada kural değiştiriyorsunuz, maçın oynanma süresini 120 dakikaya çıkardınız. Yani vatandaş 19 yaşında, 20 yaşında, 25 yaşında işe girmiş, yirmi beş yıllık takvimini hesaplamış, “Ben, 50 yaşında emekli olacağım, 50 yaşında alacağım emeklilik ikramiyesiyle çocuğuma, çocuklarıma düğün yapacağım, kendime ev alacağım, otomobil alacağım.” demiş ama siz demişsiniz ki: “Tamam, kardeşim, 50 yaşına geldin ama 58 yaşına kadar bekleyeceksin.” Ve sekiz yıl vatandaşımızı bir şekilde açlığa, işsizliğe, yoksulluğa ve maaşsızlığa sevk ediyorsunuz. Bu, doğru bir yöntem değil, bunu anlayışla karşılamanız gerekiyor. Siyaseten bu teklif görüşülürken bizim geçici madde olarak ilave etmek istediğimizi anladığınızda Komisyonda ara verildi ve Komisyon Başkanımızın vermiş olduğu aradan sonra hemen önerge geldi “1’inci maddeyi tekliften çekiyoruz.” diye. Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili arkadaşımız da Komisyon Başkan Vekili, onun imzasıyla birlikte bu madde geri çekildi.

Ne oldu peki, kim kazandı? Gerçekten içtenlikle soruyorum, kim kazandı? Bu mağdurların mağduriyeti şiddetli bir şekilde artmaya devam etti, görsel ve yazılı basında bu, konuşulmaya devam etti, artık onlar dedi ki: “Emeklilikte yaşa takılanlar değiliz, biz emeklilikte AKP’ye takılanlarız.”

Bunun çözümünü bu yüce Meclis bulabilir, bunun anahtarı söz konusudur, 4 muhalefet partisinin temsilcileri ve yetkilileri zaten bu teklifi verdiler; gelin bunu en kısa zamanda gündeme getirelim, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüp yüce Meclisimize sevk edilsin, bu kanunu çıkartalım diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tüzün.

Şimdi de şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

İlk konuşmacı, İstanbul Milletvekili Erkan Baş.

Buyurun Sayın Baş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yine önümüzde bir kanun teklifi var, onun üzerine konuşuyoruz. Ben de hepiniz gibi kanun teklifini elime alınca önce bakmaya çalışıyorum, sonuçta buraya ciddi bir görevle geldik. Tabii, kim ne için geldi bilmiyorum ama ben kendi adıma seçim döneminde bu ülkenin işçilerine, emekçilerine, yoksullarına söz vermiş bir arkadaşınızım. Dedik ki: “Biz o Parlamentoya gideceğiz, sizin sesiniz olacağız, sizin sözünüzü o Parlamentoya taşıyacağız, o Parlamentoda size karşı, sizi hedef alan yasalar çıktığında elimizden geldiğince bunun karşısında durmaya çalışacağız, hani karşısında duramıyorsak da tarih önünde bunları mahkûm etmeye, bunların adını koymaya çalışacağız.”

Şimdi, arkadaşlar, bu teklifi de elime alınca aynı şeyi yaptım. Yani bu teklif, Türkiye'deki milyonlarca işçi için, emekçi için, yoksul için ne ifade ediyor? Bakın, açık söyleyeyim, hiçbir şey ifade etmiyor. Şaşırtıcı bir şey mi? Değil. Ya, bu Parlamentoda zaten işçiler, emekçiler adına pek bir şey yapılmıyor, tam tersi yapılıyor hep, her türlü yasa önerisi patronların, zenginlerin çıkarları için uygulanıyor.

Tabii, siz bundan mutlu olabilirsiniz, belki bazı arkadaşlarımız “Ben patronlar için bu Parlamentodayım, onları zengin etmek için buradayım.” diye düşünüyor olabilirler ama açık bir şey söyleyeceğim, baştan söyleyeceğim bunu, Türkiyeli emekçiler, işçiler, yoksullar da bu Parlamentoyu izliyorlar ve bunları unutmayacaklar.

Bakın, biz burada kanun tartışıyoruz, bu ülkede gencecik bir öğretmen kardeşimiz, cebinde 10 lira parasıyla ve bir mektupla canına kıyıyor. Niye canına kıyıyor? Atanamadığı için, işsiz olduğu için canına kıyıyor. Biz neyi tartışıyoruz? Ben, biliyorsunuz yeniyim bu Parlamentoda, geldiğim günden beri önüme gelen toplam yasalara bakıyorum, hepsinde aynı şey var arkadaşlar. Alelacele, panikle önümüze gelen yasalara bakıyorum. Ne gelmiş önümüze? Bedelli askerlik gelmiş, Kalkınma Bankası gelmiş, kumar yasası gelmiş, bu trafik cezası gelmiş. Hepsinin mantığı aynı; Meclis hiçbir şey yapmıyor, “para, para, para” diye bağırıyor. Yani memleketi götürdünüz uçurumun kenarına bıraktınız, yıkımın eşiğine getirdiniz ekonomik krizle, ondan sonra “Vatandaşın parasını nasıl alacağız da bu ekonomik krizden kurtulacağız?” diye burada sabahlara kadar çalışıyoruz. Keşke daha çok çalışsak da memleketin yoksullarına, halkına bir faydamız olsa, çalışmaktan şikâyetimiz yok ama patronlar için çalışmaya isyan ettiğimizi açık açık söyleyeceğim.

Şimdi, bakın, Trafik Yasası tartışıyoruz. Bir kere buradan gelen parayla ekonomik kriz falan çözülmez de işin mantığını anlamanız için söylüyorum. Trafikte insanların hayatını kaybetmemesini istiyorsak, bir kere otomotiv patronlarına hizmet etmekten vazgeçeceğiz. Yani siz, dünyanın en mantıksız ulaşım biçimini sadece patronlar daha fazla para kazansın diye insanların önüne getirirseniz, kentleri sadece ve sadece betonlarla yığarsanız, trafik kazaları olacak ve insanlar ölecek arkadaşlar. Patronlar kâr etsin diye trafikte insanlarımız ölüyor bizim. Bunları konuşmamız gerekirken cezayla, sopayla insanları eğitmeye çalışıyoruz. Olacak şey değil. Bunu burada açıklıkla ifade etmek istiyorum.

Şimdi, arkadaşlar, aslında bir tek faydası oldu bu kanun teklifinin gelmesinin. Ne oldu? Emeklilikte yaşa takılanları da tartışma şansımız oldu.

Şimdi, ben, tabii, o komisyon toplantısında yoktum. Dışarıdan izledim ve halkımızın büyük bir talebi var emeklilikte yaşa takılanlar diye, onu izliyoruz, onun sesi olmaya da çalışıyoruz. Tartışmaları izledik, sonra Cumhurbaşkanı çıktı bir konuşma yaptı. Ne dedi Cumhurbaşkanı? “Ekonomik bir kurtuluş savaşı veriyoruz.” Buradan yola çıkarak da diyor ki: “Biz ekonomide bir kurtuluş savaşı verirken böyle büyük bir yükü ülkemizin, milletimizin sırtına bindirmeye hakkımız var mı?”

Bakın, samimiyetle söylüyorum. Dün gece saat on bir buçukta bu haberi okudum. Aklıma geldi ya, şeytan dürttü deyin siz; acaba bu beyefendi ne zaman emekli olmuş diye Google’a yazdım. Bir baktım ki 46 yaşında emekli olmuş. Ya arkadaşlar, elinizi vicdanınıza koyun. Bakın, biz diyoruz ki: Cumhurbaşkanı 46 yaşında emekli oldu mu? Herkesi 46 yaşında emekli yapalım. Niye bundan kaçınıyorsunuz? Şimdi meselemiz şurada: Bakın, çok basit bir denklem vardır. Yönetenleri zenginleşen toplumlar fakirleşir. Yönetenleri zenginleşen toplumlar acı çeker. Şimdi, siz zenginleşiyorsunuz ve zenginleştikçe halkımız acı çekiyor. Neymiş? Avrupa’da 38 yaşında emekli olan var mıymış? Arkadaşlar, 2 milyon çocuk işçi var bu ülkede. Çocuğu 15 yaşında, 14 yaşında atölyede çalıştırırken konuşmuyoruz ama emekliliğe geldiğinde konuşuyoruz. Bu ülkede ortalama yaşam süresi, resmî rakamlara göre, 75 deniyor ama hepimiz biliyoruz ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika süre veriyorum.

ERKAN BAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum, bu çok önemli bir konu.

Şimdi, ortalama yaşam süresi 75 ama işçiler, emekçiler, alın teriyle yaşayanlar kaç yıl yaşıyor diye baktığımızda ortalama 67’ye düşüyor arkadaşlar. Siz ne diyorsunuz insanlara? Siz insanlara diyorsunuz ki: “65 yaşına kadar bekle.” Ya, bu kardeşim, iki yıl sonra muhtemelen ölecek, vefat edecek, aramızdan ayrılacak, kırk yıl çalıştı, çalışırken de öldü. Sizin iktidarınız döneminde insanlar çalışırken ölüyor, çalışamadığı için ölüyor. Bir de emekli etmeden önce “Mezarda emekli olacaksınız.” diyorsunuz. Ondan sonra da “Biz ne yaparsak halkımız için yapıyoruz.” diyorsunuz.

Tekrar uyarıyorum sizi arkadaşlar, net: Yöneticileri zenginleşen toplumlar fakirleşir. Siz zenginleştikçe halk fakirleşiyor. Elinizi vicdanınıza koymaya çağırıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baş.

Şahıslar adına ikinci söz, Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger’e aittir.

Buyurun Sayın Dülger. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUSTAFA HİLMİ DÜLGER (Kilis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, günümüzün değişen şartları ve ihtiyaçları dolayısıyla İçişleri Bakanlığımızın yetki ve görev sahasına giren bazı konularda düzenleme yapma ve mevcut düzenlemeleri güncelleme zarureti doğduğu aşikârdır. Bundan dolayı bugün getirilen düzenlemeyle bunların en önemlilerinden bir tanesi de karayolları trafik güvenliğini artırıcı düzenlemelerdir.

Değerli arkadaşlar, aslında bugün hayatımızın her alanına giren teknoloji ve onun ürünlerinin, kullanımdan kaynaklanan tedbirsizlik, dikkatsizlik ve amacı dışında kullanımla hem hayatımızın hem toplumun güvenliğinin ve esenliğinin tehlikeye düşürüldüğü, böylece teknolojik araçların insan ve toplum hayatını da tehdit eder hâle gelebildiği aşikârdır. İşte bu cümleden olmak üzere bugün ne acıdır ki aslında işimizi kolaylaştıran trafik araçlarının hatalı ve kusurlu kullanımı sonucu Türkiye’de her gün trafik kazalarında 20’den fazla vatandaşımızı kaybediyoruz. Ne acıdır ki bu sayı geçen yıl 7.400 kişi civarında idi. Az önce değerli milletvekili arkadaşım Atay Uslu kardeşimin de belirttiği gibi haftada, bir yolcu uçağının yolcu sayısına denk bir sayıyı biz bugün ne acıdır ki kanıksamış bir vaziyette duygusuz ve de herhangi bir tepki vermeden sessizce seyreder hâle gelmiş bulunmaktayız.

Değerli milletvekilleri, trafik kazalarına baktığımız zaman, kazaların yüzde 98’inin insan hatasından, yüzde 1’inin yol hatasından veya yolcu hatasından kaynaklandığını görmekteyiz. Yüzde 98’inin de yüzde 90’ı sürücü hatalarından, sürücü kusurlarından meydana gelmektedir. Dolayısıyla bu trafik terörünün durdurulmasının gerekliliği, hayati bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte, bu nedenle, görüşmelerine başladığımız bu kanunla kara yollarında trafik güvenliğini artırıcı birçok tedbir ve yaptırımın getirildiğini memnuniyetle müşahede etmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılacak bu değişikliklerle kara yolları trafik güvenliğini artırmak için Karayolları Genel Müdürlüğü görevlilerine de artık yeni yetki ve görevler verilmektedir.

Değerli milletvekilleri, getirilen düzenlemeyle kırmızı ışık kuralının ihlallerine ilişkin yaptırımlar her ne kadar yetersiz ise de bu bir farkındalık oluşturmak adına şimdilik bu düzenlemeyle bir çığır açılmakta, “Kurallar uyulmak içindir, çiğnenmek için değildir.” ilkesini ihlal edenlerin kural sınırları içerisinde araç kullanımının sağlanması amaçlanmaktadır. Ayrıca, “Trafik medeniyettir.” anlayışına uygun bir düzenleme olduğunu gördüğümü belirtmek istiyor ve bununla da uygulamada semeresini göreceğimizi umuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; getirilen düzenlemeyle ayrıca yeni bir anlayış getirilmekte, buna göre “Öncelik insandır.” ilkesi hâkim kılınmaktadır. Bu nedenle, artık trafikte önceliğin yayalara ait olduğu ilkesinden hareketle kanunda belirlenen alanlarda ilk geçiş hakkı yayalara verilmekte, trafikte yayaların haklarına riayet etmeyenlerin sorumluluğu da artırılmaktadır.

Getirilen diğer bir düzenlemeyle bugün ciddi bir sorun olan seyir hâlindeyken cep telefonu, araç telefonu ve benzeri araçların kullanımının önüne geçilmesi de amaçlanmaktadır.

Ayrıca, hurdaya çıkmış araçların trafikten menedilmesinde de bu düzenlemeyle ciddi bir yol alınacağı da hepimizce malumdur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kara yolları trafik güvenliğini, denetim ve caydırıcılığı artırmak için yapılan bu düzenlemelerin hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dülger.

Aysu Bankoğlu Vekilimizin bir söz talebi vardır.

Yerinizden bir dakika süreyle söz veriyorum, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

54.- Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun, HEMA Elektrik Üretim Anonim Şirketine bağlı DENFA taşeron şirketinde çalışan 40 işçinin yaklaşık yüz on gündür ödenmeyen maaşlarının süratle ödenmesini işçiler adına talep ettiğine ilişkin açıklaması

AYSU BANKOĞLU (Bartın) – Teşekkürler Sayın Başkan.

HEMA Elektrik Üretim Anonim Şirketine bağlı DENFA taşeron şirketinde çalışan 40 emekçi kardeşimizin yaklaşık yüz on gündür maaşları ödenmiyor. Üstelik yer altında çalışan işçiler olarak, hukuken en az 2 asgari ücret tutarında maaş almaları gereken bu arkadaşlarımın çalışmaları da ancak tek asgari ücret üzerinden kabul edilmiştir. Ancak buna rağmen kendileri mağdur durumdalar ve an itibarıyla da 2 madenci kardeşimiz, Hüseyin ve Vedat arkadaşlarımız yaklaşık 60 metre yükseklikte eylem yapmaktalar.

Bu arkadaşlarım adına buradan bir kez daha çağrı yapıyorum: Söz konusu şirketin “Ödeme yapılacak.” vaatlerini artık duymak istemiyoruz. İşçilerin alın teri olan maaşlarının süratle ödenmesini talep ediyoruz.

Ben de süreç sonuçlanana kadar işçilerin sesini duyuracağımı yüce Genel Kurul huzurunda bir kez daha bildiriyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.52

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon yerinde.

Teklifin birinci bölümü üzerinde konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Girgin’in yerine Sayın Sütlü…

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) – Sayın Başkan, devletimizin boşalan kasasını nasıl dolduracağımızı tartıştığımız bugün, aslında Dünya Yoksullukla Mücadele Günü. Bugün içinde yaşadığımız ülkede 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin liraya dayanmış durumda, yoksulluk sınırı 6 bin lirayı geçti, işsizlik 6 milyon, çalışanların, çalışabilecek bir iş bulabilecek kadar şanslı olanların ise yüzde 70 kadarı borçlu. Sadece geçen yıl 233 kişi geçim zorluğu nedeniyle intihar etti. Son üç yılda intihar eden insanlarımızın birçoğu 20 ila 24 yaş arasında.

Biz bugün bir öğretmenimizi kaybettik; ismi Ersin Turhan, sadece 32 yaşındaydı. İntihar ederken şöyle bir not bıraktı Ersin öğretmen: “Sabah beni bir ağaçta asılı bulacaklar, önce yalandan ağlayıp sonra unutacak herkes.” Ersin öğretmen atanamadığı için intihar eden, geçim sıkıntısı nedeniyle intihar eden bir arkadaşımızdı, cebinden 10 TL çıktı. Bugün sarayda oturanların devlete maliyeti ise 1,8 milyon TL.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde ili merkez Yeşilgölcük beldesi 1972 yılında belediye olmuştur. Hititlere kadar uzanan tarihi zengin bir bölgedir. Niğde-Nevşehir yolu üzerinde, Niğde’ye 35 kilometre uzaklıktadır. 5.500 nüfusu, acil servisi, lisesi ve belediyesi bulunan beldenin ilçe olması için belediye meclisi kararı alınmıştır. İl milletvekili olarak bu konuda kanun teklifi vermiştim. O Komisyona gelmedi ama Komisyonda Cumhuriyet Halk Partisi komisyon üyeleri Yeşilgölcük’ün ilçe olması için önerge verdiler, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin oylarıyla bu önerge reddedildi. Yeşilgölcük’ün ilçe olmasını neden Komisyon benimsemedi, neden reddedildi, bu soruya yanıt istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu...

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saros Körfezi kendi kendini temizleyen bir körfez. Bu özelliğiyle, değil Türkiye'nin, dünyanın önde gelen körfezlerinden bir tanesi. Dalmak için gelenler ayrı, tatil yapmak için gelenler ayrı. Şimdi, bu körfeze nasıl ulaşıyoruz? Enez ve Keşan yolunu kullanarak ulaşıyoruz. Yazın bu yol o kadar kalabalık oluyor ki. Bu yolun projesi ne zaman tamamlanacak, bu yol ne zaman tamamlanacak? Bu yolda çok ciddi ölümlü kazalar oluyor. Yazın nüfus en az 10 kat artıyor. Ulaştırma Komisyonumuzdan bu yolla ilgili bir cevap bekliyor Enez halkımız, Keşan halkımız. İnanın belde çok zor durumda, ilçe çok zor durumda, tatilciler çok zor durumda. Tanıtım istiyoruz, Türkiye'nin tanıtılmasını istiyoruz, Saros’un tanıtılmasını istiyoruz. Kara yolları İstanbul...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sümer...

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adana şehir merkezi ile Karataş ilçemiz arasında ulaşımı sağlayan, Havutlu, Doğankent, Solaklı Mahallerimizin de içinden geçen kara yolunda son dönemde çok ciddi trafik kazaları yaşanmaktadır. Son dört ay içinde bu yolda meydana gelen kazalarda 6 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Son olarak 2 Ekim tarihinde beton mikseri altında kalan bir genç kardeşimiz feci şekilde can vermiştir. Kazaların önüne geçilebilmesi için başta alt ve üst geçit olmak üzere trafik ışıklarının artırılıp hız kontrolüne yönelik uygulamaların sıklaştırılması bir zorunluluktur. Bu konuda hazırladığım yazılı soru önergeme yanıt alamadığım için Ulaştırma ve Altyapı Bakanına bir kez daha sormak istiyorum: Kara yolunda can ve mal kayıplarının önüne geçmek için ne zaman önlem almayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Arslan...

KAZIM ARSLAN (Denizli) – Adalet Bakanına soruyorum:

1) 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ni görüşmekteyiz. Yine tam anlamıyla bir torba yasayı görüşüyoruz. İktidarınız döneminde hep aynı yöntemlerle kanunlarda değişiklik yaptınız, ülkemizin hukuk düzenini altüst ettiniz. Bu yaptığınız düzenlemeler kanun tekniğine ve düzenlemelerine uygun değildir. Sürekli bu şekilde yapılan düzenlemeler mevzuatlarda karışıklık yaratmakta, takibini zorlaştırdığı gibi, uygulamalarda da birçok haksızlığa ve hukuksuzluğa yol açmaktadır. Adalet Bakanlığı olarak bu tür torba yasaların yapılmasına ne zaman son vereceksiniz?

2) Savunma hakkını kullanan ve savunma görevini yapan birçok avukat haksız yere tutukludur. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki savunma hakkı kutsaldır. Bu hakkı yok eden bir uygulama kanuni değildir, hukuki de değildir. Bu tür mağduriyetlerin giderilmesi için ne tür tedbirler almayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Hükûmet kabul etse de etmese de emeklilikte yaşa takılanlar Türkiye'nin gündemindedir. Bu sorun çözülmeden bunu hiç kimse Türkiye'nin gündeminden çıkartamayacaktır. Kamuoyunda dolaşan bilgilerin çoğu yanlıştır. Sayın Cumhurbaşkanı yanlış bilgilendirilmektedir. Şu anda 38 yaşında bir emeklilik yoktur. Emeklilik yaşı erkeklerde 65, kadınlarda 60’tır. Özellikle kanser hastaları, şeker hastaları, diyaliz hastaları vardır. Sizlere soruyorum ben: 64 yaşında bir insanı özel sektörde kim çalıştırır değerli milletvekilleri? 64 yaşında bir insana kim iş verir? Onun için öncelikle bütün gruplar uzlaşarak -emeklilikte yaşa takılanlar, emeklilik konusu ayrıca tartışılabilir, konuşulabilir- bunların mutlaka sağlıktan faydalanması sağlanmalıdır, sağlık hizmetlerinden bunlar mutlaka faydalanabilmelidir. Hizmet süresini dolduran emekliler sağlıktan faydalanmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Ayrıca, yıllık maliyeti 26 milyar olacağı söylenen yaklaşık 700 bin veya 1 milyon emeklinin nasıl oluyor da toplam maliyeti 750 milyar oluyor? Burada bir hesap hatası yok mu? Otuz yıl mı bunlar bu parayı alacaklar? Bunun tekrar gözden geçirilmesini ve Sayın Cumhurbaşkanının doğru bilgilendirilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Enginyurt…

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, 4447 sayılı Yasa’yla emeklilikte yaşa takılanların hakları gasbedilmiştir. Şu anda, emeklilikte yaşa takılanların beklentisi bir lütuf değil, gasbolan bir hakkın teslimidir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa hukuk geriye doğru işlemiştir. Dolayısıyla 1987 yılından bu tarafa sigortalı olup bugün, otuz bir yılını tamamlamış, yaklaşık 47-48 yaşına gelmiş bir insana siz “43 yaşında emekli olmayı hak etmiyor.” diyemezsiniz. Dolayısıyla bu bir hak lütfu değil, gasbedilen bir hakkın iadesidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu hakların emeklilikte yaşa takılanlara iade edilmesi bizim görevimizdir diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Barut…

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, İçişleri Bakanına soruyorum: Muhtarlarımız, en küçük yerleşim birimleri olan köylerimizde, mahallelerimizde bir siyasi parti bağlantısı olmadan doğrudan halkın oylarıyla seçilen ve yurttaşlarımız ile devlet kurumları arasında köprü görevi yürüten önemli bir makamdadır. Seçimle işbaşına gelen muhtarlarımızın gerek bütçe gerekse hizmet binası tahsisi ve diğer ihtiyaçları bakımından desteklenmesi gerekmektedir. Bu nedenle muhtarlarımızın güçlendirilmesi için muhtarlıklarımıza tüzel kişilik vermeyi ve ödenek tahsis etmeyi planlıyor musunuz? Belediye meclisinde kendi köyü, mahallesiyle ilgili bir karar alınırken o muhtarın meclis toplantısına katılarak oy kullanma hakkına sahip olması gerekmez mi? Saygıdeğer muhtarlarımızın özlük ve sosyal haklarını iyileştirmek, yetkilerini artırmak için ne gibi çalışmalarınız vardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şimdi de sorulara cevap vermek üzere sözü İçişleri Komisyonu Başkanı Kahramanmaraş Milletvekili Celalettin Güvenç’e veriyorum.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Biz de Komisyon olarak bütün Meclisi saygıyla selamlıyoruz.

Önümüzdeki kanunun görüşmeleri devam ediyor, Tüzük gereği Hükûmet burada olmadığı için Komisyon olarak yeni dönemde bizler bunlara, sorulara cevap vereceğiz. Ancak gördüğüm kadarıyla sorular daha çok bakanlara yöneltildi ve biz sorulan soruları ilgili bakanlıklara mutlaka ileteceğiz ve oradan aldığımız cevapları sizlere sunacağız.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, Bakan Yardımcımız var yanınızda.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Bakan Yardımcımız da gerekli notları aldı Tanju Bey. O da gerekli…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İşte, sistemin sakatlığı burada ortaya çıkıyor, yeni sistemin sakatlığı bu.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Tatmin edici cevaplar verebilirdiniz.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Şimdi, bir tartışma açmak istemem ama aslında soru-cevapta, kanunun metniyle ilgili, kanunun görüşmeleriyle direkt ilgili olan, yasayı iyileştirmeye yönelik sorular olması düşünülerek vazedilmiş maddeler var Tüzük’te.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ona da cevap veremeyeceksiniz, “Bakana iletelim.” diyeceksiniz.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Ancak kanunla ilgili çok bir soru gelmedi açıkçası. Ha, ben buna da saygı duyuyorum, bir şey demiyorum buna ama maalesef, kanun koyucunun arzuladığı soru-cevap şekli bu değil. İşte, Adana’daki yol…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ona da cevap veremeyecek durumdasınız ama.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Nasıl?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yani onunla ilgili de soru sorulsa “Onu da Bakana ileteceğiz.” diyeceksiniz.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Bakın, şunu samimiyetle ifade etmek isterim: Siz tabii, bu yasanın altyapısını bilmediğiniz için öyle söylüyorsunuz. Bu yasa talebi gerek tabandan, vatandaşlarımızdan gerek İçişleri Bakanlığından gelen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben yasadan bahsetmiyorum Sayın Başkan, sistemden bahsediyorum.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sistem şu: Yeni dönemde bu sistem, göreceksiniz ki Parlamentonun itibarını, işlevini artıracak bir model. Neden?

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yok öyle bir şey, yok öyle bir şey.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Bakana ileteceğiz.” diye bir sistem olmaz.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – İzin verirseniz konuşacağım. Biz dinledik sizleri. Sayın Başkan, biz dinledik.

BAŞKAN – Sayın Türkkan, karşılıklı konuşmaya dönüşmesin, Sayın Komisyon Başkanını dinleyelim lütfen.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Biz dinledik arkadaşlar.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güvenç, siz devam edin.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ama siz de şu ana kadar kanunla ilgili hiçbir şey söylemediniz.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Siz kanunla ilgili bir şey sormadığınız için…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sorduk, sorduk Sayın Başkan.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Burada o kadar konuştuk Sayın Başkanım.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Kanunla ilgili bir şey sorulmadı. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, açıklama yapmasına izin verelim.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Ali Öztunç’un sordukları kanunla ilgili değil. Sayın Ali Öztunç Maraş’ta yerel politika yapmaya çalışıyor, hafta sonu ziyaretlerinde benimle polemik yapmaya çalışıyor. Ama madem ısrarla soruyorsunuz, Sayın Ali Öztunç Maraş’ta benimle uğraşamaz. Helete’de, Narlı’da, Ilıca’da Sayın Ali Öztunç benimle uğraşamaz. Heleteli de, Narlılı da, Ilıcalı da AK PARTİ’nin yaptıklarını çok iyi bilir, Celalettin Güvenç’in ve AK PARTİ milletvekillerinin nasıl çalıştıklarını çok iyi bilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Güvenç…

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Bakın, ısrarla söylediğiniz için söylüyorum.

Artı, bir şey daha söyleyeceğim, bakın…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, usul hakkında söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Söz vereceğim.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sorulara cevap verin lütfen.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sorulara cevap vereceğine siyaset yapıyor.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Bakın, soru sormadınız.

BAŞKAN – Sayın Güvenç, sorulara verebileceğiniz kadar Komisyon adına cevap verin.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Şimdi, bakın… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, izin verelim Sayın Güvenç cevap versin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Size söz vereceğim Sayın Özkoç, sonra.

Lütfen arkadaşlar, izin verelim.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Şimdi, bakın, Komisyonumuza sadece Maraş’ta 3 ilçe kurulmasıyla ilgili bir teklif gelmedi…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Nasıl gelmedi?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – …Komisyonumuza, aynı zamanda, Tokat ilinde 2 ilçe, Niğde ilinde de Yeşilgölcük ilçesi kurulması diye teklif geldi. Şimdi soruyorum bütün Meclise: Komisyonun gerekli fizibilite çalışmalarını yapmadan, bununla ilgili araştırmaları yapmadan orada verilen önergeleri kabul edip yapması ülke gerçeklerine ne kadar uygun olur? Bir ilçe kurmanın bu devlete, bu ülkeye maliyeti nedir? “Efendim, teklif edilen ilçelerin nüfusu, coğrafi konumu ilçe olmaya uygun.”

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Hepsi uygun.

BAŞKAN – Sayın Gürer, bir izin verin lütfen.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Bakın, çok açık ve net konuşmak lazım, Türkiye’de bunun gibi belki 100 tane daha belde çıkar. Bunların ilçe olması için Hükûmetin, Bakanlığın ciddi çalışıp, fizibilite raporlarını hazırlayıp bunları bizlere sunması lazım.

Ben şimdi çok açık bir soru soruyorum: Maraş’ın 3 ilçesini kabul etseydik de Niğde’ninkini kabul etmeseydik ne olacaktı?

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Kabul etmediniz, kabul etmediniz.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yerel siyaseti sen yapıyorsun şu anda, şu anda sen yapıyorsun. Seçmene selam… Kurtarmaya çalışıyorsun kendini.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Tokat’ınkini kabul etmeseydik, Maraş’ınkini kabul etseydik kim, ne diyecekti? Böyle bir anlayış olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Güvenç…

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Böyle bir siyaset olabilir mi? Böyle bir hukuk olabilir mi? Böyle bir şey olamaz.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Kendini kurtarmaya çalışıyorsun. Gidemeyeceğini biliyorsun oraya bir daha. Birazdan cevabını vereceğim sana, birazdan cevabını vereceğim.

BAŞKAN – Sayın Güvenç, lütfen Genel Kurula hitap edin. Yani karşılıklı konuşmaya girerseniz…

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sorduğunuz sorulardan Ulaştırma Bakanlığıyla ilgili konuları Sayın Ulaştırma Bakanımıza ileterek alacağımız cevapları sizlere sunacağız.

Torba yasayla ilgili bir şey söylendi. Tüzük hükümlerine göre burada yasama çalışmaları yapılıyor. Kanunların denetimi Anayasa Mahkemesi tarafından yapılmaktadır, yargı yolu açıktır, dün olduğu gibi bugün de bu aynı şekilde işleyecektir.

Teşekkür ediyorum, saygı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Güvenç…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkoç söz istedi, bekleyin Sayın Öztunç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bana mı verdiniz?

BAŞKAN – Evet, size verdim.

Sayın Özkoç, yerinizden, buyurun.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, grup başkan vekilimizi de görün.

BAŞKAN – Tamam.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

55.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, herkesin Meclisin adabına uygun hareket etmek zorunda olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, ilk önce Grup Başkan Vekili olarak şunu ifade etmek zorundayım: Meclisin bir adabı var. Meclisin adabına uygun hepimiz hareket etmek zorundayız. Konuşmacılar ve komisyon başkanları, grup başkan vekilleri, hatipler Meclis İçtüzüğü’nün bize emrettiği şekilde davranmak zorundadır. Sadece kendi bölgeme selam göndereceğim diye, basit bir politik anlayışla bir Komisyon Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisinde hitap edemez. (CHP sıralarından alkışlar) Bu şekilde bir hitap tarzı, devlet yönetim tarzına da yakışmayan bir tarzdır. Kendisi Komisyonla ilgili sorulan sorular varsa sorulara cevap verir; eğer bakanlarla ilgili sorular varsa en son söylediği gibi “İlgili bakana ileteceğiz, ilgili bakan bu konuda size yazılı olarak bunların cevabını verir.” der. Eğer kendisi bugüne kadar hâlâ öğrenemediyse, oturduğu Komisyon Başkanlığı makamını, koltuğunu bir daha irdeleyip, orada oturup, oturmama konusunda kendisini bir daha kontrol altına almalıdır.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Hayır, hayır, buna cevap vereceğim, ben cevap vereceğim, öyle şey yok.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Saygılar sunuyorum.

Sayın Ali Öztunç’u direkt hedef aldığı için sataşmadan söz vermenizi talep ediyorum.

BAŞKAN – Söz vereceğim.

Sayın Aykaç’ın söz talebi var.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Akçay, Erkan Akçay.

BAŞKAN – Akçay, özür dilerim.

Sonra Sayın Öztunç’a söz vereceğim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Peki, teşekkür ederim.

56.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, hem komisyonların güçlendirilmesi hem de yürütülen müzakerelerin sağlıklı olması bakımından komisyon başkanlıklarını fizibilite çalışmaları yapabilecek konuma getirmekte fayda olduğuna ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Erkan Akçay.

BAŞKAN – Özür dilerim Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Estağfurullah, estağfurullah.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, İç Tüzük’ümüzün bir 41’inci maddesi var. Bu İç Tüzük 41’inci maddede “Komisyonlar bütün bakanlıklarla doğrudan doğruya yazışabilirler ve kendilerine havale edilen işlerin sonuçlandırılması için gerekli bilgileri bakanlıklardan isteyebilirler.” diyor, eskiden beri devam eden bir hüküm bu. Ayrıca, tabii yeni sisteme uyumlandırma kapsamında ve önümüzde yapacağımız bir İç Tüzük değişikliğinde de, bu en son yaptığımız İç Tüzük değişikliğindeki konuşmamızda ve Anayasa Komisyonunda yaptığım konuşmada da dile getirdiğim üzere, bu 41’inci maddeye bir fıkra ilavesiyle bize, biraz evvel Sayın Komisyon Başkanının ifade ettiği, komisyonların bu “fizibilite” dedikleri …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – …düzenleyici etki analizi çalışmasını yapabilme imkânının da tanınması gerekir ve önümüzdeki İç Tüzük değişikliklerinde, çalışmalarında mutlaka bunu bu İç Tüzük’e dercetmemiz gerekir.

Bu tartışmalar aynı zamanda şunu da ortaya koyuyor: Biraz da deneyerek, görerek, tartışarak bu kanaatlere varacağımız anlaşılıyor. Ben, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konudaki görüşümüzü burada tekraren hatırlatmakta fayda gördüm. Hem komisyonların güçlendirilmesi bakımından hem de burada yürütülen müzakerelerin sağlıklı yürümesi bakımından da komisyon başkanlıklarını bu çalışmaları yapabilecek bir konuma getirmekte fayda var.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öztunç, buyurun.

İki dakika, sataşmadan söz veriyorum size.

IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un, İçişleri Komisyonu Başkanı Celalettin Güvenç’in 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Arkadaşlar, Komisyona soru soruldu, Komisyon Başkanı döndü, bana cevap verdi, sanki herkes Maraş’ı konuşmuş gibi. “Yerel siyaset yapıyorsun.” diyor. Bütün cevabı boyunca sadece Maraş’ı konuştu. “Benimle Maraş’ta uğraşamazsın.” diyor. Sizinle Maraş’ta uğraşmak derdim yok Sayın Başkan, hiç öyle bir derdim yok benim. Ben, Maraş’ta yeni 3 tane ilçe kurulsun diyorum. Komisyonda önerge verdim, siz de ret oyu verdiniz ama gol oldu, bitti; uğraşsanız da o gol çıkmaz artık. VAR’a başvursanız bile çıkmaz. Hakemi çağırın, VAR’a baksın, yine mümkün değil, o gol olmuştur. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuştukça da batıyorsunuz. “Heleteli, Narlılı, Ilıcalı benim ne yaptığımı bilir, sen de bilirsin.” diyorsunuz. Evet, sizin neler yaptığınızı biliyorum. Siz hiçbir şey yapmadınız Celalettin Bey, hiçbir şey yapmadınız. (CHP sıralarından alkışlar)

“Sadece Maraş için değil, Tokat için de verildi, Niğde için de verildi.” diyorsunuz. 47’nci madde… Genel Kurulda önerge verdik. Sadece Maraş için, Ilıca için, Narlı için, Düzbağ için önerge verdik. Tek Maraş için. Hadi varsa yüreğiniz orada “evet” oyu verin de göreyim ben sizi.

“Benimle Maraş’ta yarışamazsın.” diyor Sayın Başkan. Sayın Başkanım, ben tek başımayım, tek bir milletvekiliyim, CHP’nin tek milletvekili var Maraş’ta. Sizin gibi Tayyip Bey’in eteğine de yapışarak milletvekili olmadım ben Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar) Kendimiz gittik, milletvekili olduk, geldik.

6’nız bir araya gelin, ben tek başıma olacağım. Sizinle her türlü mücadeleye hazırım. Var mısınız? Varsa, bekliyorum.

İki: Sayın Başkan, şehit Ahmet İmalı –siz de cenazesine katıldınız, Maraşlı şehidimiz- 1 Temmuzda şehit oldu. Bakın, karısının yazdığını size okuyacağım şimdi. Kuzey Irak’ta şaşırtma mevzisinde nöbet tutarken arkadaşının terörist sanıp ateş etmesiyle vuruldu. Helikopterle karakola götürüldü. İki üç saat bekletildikten sonra GATA’ya gitti ve en son şehit oldu. 1 Temmuzda cenazesi Maraş’ta kaldırıldı. Bütün milletvekilleri, AK PARTİ’den hepsi oradaydı. Eşi diyor ki: “Aradan üç ay geçti. 3 yaşındaki çocuğumla… Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından hiçbir görevli aramadı, hiç kimse bana bilgi vermedi.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – “60 bin lira ödeme yapıldı ama yetkili makamlara müracaat ettim ‘Senin eşin şehit sayılmıyor.’ dediler. Maaş da bağlamadılar. Şehit haklarını da bana vermediler.”

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – 15 Temmuz şehitlerine bağlandı ama.

ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) - İşte, siz var ya, şehitler üzerinden siyaset yapanlar var ya, sizin şehide saygınız da bu kadar! (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Güvenç, söz talebiniz var. Size de iki dakika söz vereceğim ama…

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Güvenç, biraz bekleyin…

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Amacım asla Genel Kurulu germek değil.

BAŞKAN – Sayın Güvenç… Sayın Güvenç, bir dakika…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, Sayın Komisyon Başkanına söz verdiniz mi?

BAŞKAN - Lütfen, siz de öyle başladınız, karşılıklı bir konuşmaya dönüşmemesine gayret edin. Komisyonu temsil ediyorsunuz, Genel Kurula hitap edin.

Buyurun.

İki dakika süre veriyorum.

6.- İçişleri Komisyonu Başkanı Celalettin Güvenç’in, Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette Genel Kurulun adabını, çalışma düzenini biliyoruz. Ama siz Komisyon toplantısı devam ederken, toplantı sırasında bile sosyal medyadan “Ben Kahramanmaraş’ta 3 ilçe istedim. Milletvekili Celalettin Güvenç ‘hayır’ diyor.” diye yayın yaparsanız…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Yok öyle bir şey, öyle bir şey yok.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Devamla) – Siz burada, kürsüde konuşursanız, arkasından ben daha konuşurken “Ben soru sordum, niye cevap vermiyorsunuz?” diye laf atarsanız -tutanakları getirtelim- sonuçta Komisyon Başkanı da olsanız cevap verme gereği duyarsınız.

BAŞKAN – Yine karşılıklı olmasın lütfen.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Devamla) – Ben tekrar ediyorum.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sorulara cevap vermediniz, Maraş’ı anlattınız. Yerel siyaset yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Öztunç, lütfen karşılıklı olmasın.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Devamla) – Ben Genel Kurulun ve halkımızın dikkatine sunuyorum. İçişleri Komisyonuna bu yasa görüşülürken sadece Maraş’ta 3 yeni ilçe teklifi getirilmemiştir; Tokat’ta 2 ilçe, Niğde’de de 1 ilçe –sayın milletvekilinin söylediği gibi- teklifi getirilmiştir ama komisyon, bu konuda gerekli araştırmaları yapmadığı için, bütün bu yerlerin de ilçe olmaya layık olduğunu düşünmemize karşın gerekli altyapı hazırlıkları yapılmadığı için reddetmiştir. Siz bunun üzerinden, çok açık bir şekilde “Komisyon Başkanı Maraşlı.” diye seçmenin önüne atmaya çalışırsanız Komisyon Başkanının da takdir edin ki, lütfen, cevap verme hakkı doğar. Benim yapmaya çalıştığım odur ve söylediklerimin de arkasındayım.

Genel Kurula teşekkür ediyorum. İlgili bakanlara sorulan soruları elbette ileteceğiz, aldığımız cevapları da sizlere arz edeceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Güvenç.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi için efendim.

BAŞKAN – Sayın Öztunç, artık bu tartışmayı burada bıraksak.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Tutanaklara geçmesi için efendim, sadece bir cümle.

BAŞKAN – Çok kısa, lütfen.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Komisyonda 3 ilde yeni ilçeler kurulması için önergeler vardı, doğrudur.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Genel Kurulda 47’nci maddede sadece Kahramanmaraş’ta 3 ilçe kurulması için önerge var, orada Sayın Başkanın oyunun rengine bakacağız efendim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bak bakalım, bak.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztunç.

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (Devam)

BAŞKAN – Sisteme giren, soru sormak isteyen değerli milletvekilleri var. Biraz önce on beş dakika süreyle sınırlamıştık, o nedenle kendilerine söz verilememişti. Şimdi, sisteme giren diğer milletvekillerine de sırayla söz vereceğim. Eğer gerekli görürse Komisyona da cevap için bir süre tanıyacağım.

Sayın Şahin…

SUZAN ŞAHİN (Hatay) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Hatay dünya barış şehridir, Hatay’ı kalbinizden çıkarmamalısınız. Hatay’da aşk bir davadır, kardeşlik davadır, barış davadır, özgürlük davadır ve Hataylılar davaları uğruna gözlerini kırpmadan ölürler. Bu vesileyle Gezi olaylarındaki demokrasi şehitlerimizi saygıyla anıyorum.

1,5 milyon nüfuslu bu güzel şehrimiz 600 bin Suriyeli mülteciyi barındırmaktadır. İki mutsuz toplum hâline geldik. Yan yana duruyoruz, ekmeğimizi aşımızı paylaşıyoruz ancak bu paylaşım iki tarafa da yetmez oldu. Bizler barış dokumuzu korumak istiyoruz ve buradan barışa katkı sunmanız için çağrıda bulunuyoruz. Hatay tüm renkleri, dilleri, dinleri kucaklayarak gökkuşağı gibi kalsın istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Osmanağaoğlu…

TAMER OSMANAĞAOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde yaklaşık 10 bin başpolis görev yapmaktadır. 10 Nisan 2011 tarihinden itibaren verilmeye başlanan başpolisler bazı durumlarda amir, bazı durumlarda memur olmaktadırlar. Yetki ve sorumluluk konusunda kargaşa ve kaos vardır. Başpolislerimizin sorunları çoktur. Örneğin, şark tayinine tabi olurken amir konumunda değerlendirilip bir komiser yardımcısı gibi çalıştırılırken lojman ve diğer sosyal meselelerde polis memurlarıyla birlikte değerlendiriliyor. Başpolisler amir statüsünde değerlendirilerek devrelerinden beş yıl önce ikinci şark görevine gidiyor ama tazminat alamıyorlar. Başpolislerin maaş ve özlük haklarından kaynaklanan bu ayrımın giderilmesi için yapılan çalışmalar nelerdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çanakkale ilinde elma yetiştiriciliğinin önemi oldukça büyük olup il genelinde çok yaygın olarak elma bahçeleri mevcuttur. Çanakkale, TÜİK’in verilerine göre Türkiye genelinde 6’ncı büyük elma yetiştiricisi ildir. Son dönemde iktidarın uygulamalarıyla kanıksanan bir durum hâline gelmiş olsa da bu yıl da elma üreticileri ürünlerini maliyetlerinin altında bir fiyatla satmak zorunda kalmışlardır. Son altı yıldır durum aynıdır, fiyat artmamaktadır.

Çanakkale yöresinde 2017-2018 yılı için elma üreticilerine mazot, gübre, organik tarım uygulamaları, sertifikalı fidan, fide kullanım desteği, AR-GE, ÇATAK, tarım sigortası gibi desteklerden ne kadar ödeme yapılmıştır? Özel sektörden devşirme, tarımdan uzak birine emanet edilen Tarım Bakanlığının elma üreticilerinin yaşadığı mağduriyeti ortadan kaldıracak bir eylem planı var mıdır? Elma üreticilerinin ürün bazlı destek uygulamasına geçirilmesini düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ataş…

DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 17 Ekim Astsubaylar Günü ve bütün astsubaylarımızın, görevde ve emekli olmuşların bu Astsubaylar Günü’nü kutluyorum öncelikle.

Ordumuzun belkemiği olan, omurgası olan astsubaylarımızın birçok sorunu var diğer uzman çavuşlarda olduğu gibi ve yıllarca astsubaylarımıza sözler verilmiştir. 2015 seçimlerinden önce dönemin Başbakanı ve Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından -temel sorunları olan 2 sorunun birincisi- ön lisans mezunu astsubaylarımızın göreve başladığında 9’un 2’sinden başlamaları için kanun düzenlemesi yapılması gerektiği söylenmiş ve bunun sözü verilmiştir. Diğer taraftan, kıdemli başçavuşlara verilecek makam tazminatlarının sözünü vermişlerdir ve bugüne kadar gerçekleşmemiştir. Ve yine astsubaylarımıza sosyal tesislerden, her zaman gündeme…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özen…

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Sağlık Bakanına soruyorum. Hükûmet “Kriz yok.” diyor, zavallı pazarcıların etiketlerini kontrol ederek enflasyonu düşüreceğini zannediyor.

Daha önemlisi de Sağlık Bakanlığı 81 ile bir genelge gönderiyor: Tıp fakültesi öğrencileri, sağlık okulu öğrencileri şimdiye kadar yemeklerini alabiliyorlardı, yemeklerini yiyebiliyorlardı; yemekleri kesilmiştir. Yani Sayın Cumhurbaşkanımız dedi ki: “Biz, hepimiz aynı gemideyiz.” Yoksulların, işsizlerin gemicikleri yok, onun için aynı gemide değiliz. Bu krizin sorumlusu da yoksul halkımız değil. Eğer ödenecek bir bedel varsa o gemileri olanlar bu bedeli ödemeli ve bu soruyu Sağlık Bakanına soruyorum: Neden böyle bir şeye başvuruldu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özen.

Sayın Güvenç, teklife yönelik bir soru göremedim.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Maalesef.

BAŞKAN – Dolayısıyla eğer isterseniz gene süre veririm size, yoksa…

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Yok, teşekkür ediyorum, soru yok çünkü.

BAŞKAN – Tamam, teşekkürler Sayın Güvenç.

Böylece bölüm üzerindeki görüşmeleri tamamlamış olduk.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/860) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

      Lütfü Türkkan                         Yasin Öztürk                             Behiç Çelik

           Kocaeli                                 Denizli                                      Mersin

        Aylin Cesur                 Mehmet Metanet Çulhaoğlu

           Isparta                                   Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Denizli Milletvekili Yasin Öztürk’ün söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Öztürk. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – “Ol.” deyince olduranın 99 adıyla…

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de güven ve istikrar ortamının, halkın refah ve huzurunun en büyük güvencesi Türk polis teşkilatıdır. 10 Nisan 1845’ten bu yana, millî birlik ve bütünlüğümüzün korunması, halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması gibi son derece ulvi bir görevi deruhte eden polisimiz milletimizin gönlünde hak ettiği yeri almıştır. Bugün ülkemiz gündeminin ilk sıralarında yerini muhafaza etmekte olan terörle mücadeleden uyuşturucu kaçakçılığı ve trafik terörüne kadar son derece komplike ve zor görevleri gece gündüz demeden canı pahasına fedakârca ifa eden polisimizin makine teçhizat, eğitim ve benzeri ihtiyaçlarının karşılanması öncelikle ve ivedilikle olmalıdır. Ama günümüz itibarıyla polisimizin en vazgeçilmez ihtiyacının moral ve motivasyon olduğu kanaatindeyim.

Diğer taraftan, bugün 300 bine yakın fiilî kadrosuyla her kesimin ittifakla yaklaşması gereken odur ki polis, anayasal demokratik rejimin bekçisi, halkın can ve mal emniyetinin teminatıdır. Devlet geleneğimizde var olan, okula, camiye ve kışlaya siyasetin sokulmaması ilkesi karakol için de geçerlidir. Bu itibarla, polisimiz mutlaka siyasetin dışında tutulmalıdır. Türk polis teşkilatıyla ilgili aksaklıklar varsa yapılacak düzenlemelerle kırmadan dökmeden hayata geçirilmelidir.

İYİ PARTİ olarak polislerin ek göstergelerinin 3600’e çıkarılması ve tazminatlarının artırılması gerektiğini düşünüyoruz. AK PARTİ’nin seçim beyannamesinde Emniyet mensuplarıyla ilgili, ek göstergelerinin 3600’e çıkacağı vaadi vardı. Düzenleme gelmeden emekli olup hem düşük emeklilik ikramiyesi almak istemeyen hem de emekli olduktan sonra gelecek düzenlemenin dışında kalarak düşük emekli maaşı almak istemeyen Emniyet mensupları Hükûmetin harekete geçmesini beklemektedirler. Ama anlaşılan odur ki AK PARTİ topluma verdiği sözü tutma konusundaki samimiyetsizliğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Polislik, yapılan iş gereğince düzensiz, uzun ve yoğun çalışma temposu gerektiren bir meslektir. Emeklilik haklarını kazanıncaya değin yüksek tempoda ve ağır mesai şartlarında yaşamsal tehlikenin varlığını sürekli hissettiren polislik mesleği, zaman içerisinde hizmetin kalitesini ve çalışanın performansını etkilemektedir. Polislerimiz ekonomik olarak kısıtlı şartlardan dolayı yoğun strese maruz kalmaktadır. Polislerimiz içinde, bulunduğu çalışma şartlarından dolayı ruhsal, bedensel sorunlar ile özel ve sosyal haklarında olumsuzluklar yaşayanlar olduğu gibi, intihar vakalarının görüldüğü, ruh sağlığı nedeniyle tedavi gören polislerin olduğu bilinmektedir. Emniyet teşkilatı mensuplarının çalışma ve dinlenme saatleri, şekilleri, izinleri ve ücretlendirmeyle ilgili yeni bir yasal düzenleme yapılması gerekmektedir. 12/24 esasına göre çalışanların haftalık çalışma saati elli yedi saattir. Rutin olarak belirlenen vardiyaların yanında maç, konser, miting gibi durumlarda ortaya çıkan planlı veya plansız ek görevler oldukça fazla sıkıntı oluşturmaktadır. Polislerimizin dinlenme saatlerine bakılmaksızın yapılan bu uygulamada herhangi bir ek ücret olmadığı gibi aile ve sosyal yaşamla ilgili önceden planlama yapamamaları, plan yapılmış olsa bile bu planları iptal etmek durumunda kalmaları, dinlenmeye ve ailelerine yeterince vakit ayıramamaları sıkıntı oluşturmaktadır. Bu konuda 8/24 çalışma saati modeli en uygun model olacaktır.

Kanunun 1’inci maddesinde sınava girecek adayların yaş sınırları ve sınava girebilmeleri için gerekli olan koşulların kanun maddesiyle kesin ve net olarak belirlenmesi gerekmektedir. Yaş sınırını kanundan çıkartarak yönetmeliklerle şekilden şekle değiştirilmesinin önünü açmamalıyız. Yöneticilerin keyfiyetine bırakılmadan, kanunların öngörülebilir ve kapsayıcı olması ilkesine uygun olarak, net bir şekilde kanunda yer alması gerektiği kanaatindeyiz. Milletimizin huzur ve güveni için hayatlarını ortaya koyan polislerimizin özlük haklarının her zaman takipçisi olacağımızı İYİ PARTİ milletvekilleri olarak bir kez daha vurgulamak isteriz.

Bu arada AK PARTİ Grup Başkan Vekili Denizli Milletvekili Sayın Cahit Özkan Suriyelilerin ekonomiye katkısı iddiasında bulunurken Denizli’deki Suriyelilerin mermer sektöründe çalıştığından bahsetti. Eksik söyledi, ben tamamlayayım: Suriyeliler Denizli’de sadece mermerde değil, tekstil ve tarımda da çalışmaktadır. Genç işsizliğin yüzde 20’lere vardığı bugünlerde neredeyse hepsinin çalışma izni olmadan kayıt dışı çalıştıklarını da söylemeliydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Öztürk.

YASİN ÖZTÜRK (Devamla) - Sözlerime son verirken bütün polis teşkilatı mensubu şehitlerimizi rahmetle, malul ve gazilerimizi şükranla yâd ederim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde geçen “erkek ve kadın” ibaresinin “erkek ile kadın” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 17/10/2018

   Nazır Cihangir İslam                      Ali Öztunç                         Ahmet Kaya

           İstanbul                           Kahramanmaraş                           Trabzon

        Orhan Sümer                      Deniz Yavuzyılmaz       Abdurrahman Tutdere

            Adana                                Zonguldak                            Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam’ın söz talebi vardır.

Buyurun Sayın İslam. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – Sayın Başkan, bu dönemdeki görevinizin hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Sayın CHP Grubuna da bu söz hakkı için teşekkür ediyorum.

Aslında, rahmetli Aliya İzzetbegoviç olsaydı sizin yüzünüze çok fazla bakmazdı. Neden bakmazdı biliyor musunuz? İnsanların ifade özgürlüğünü kısıtladığınız için bakmazdı, insanların söz hakkını aldığınız için bakmazdı ve basın özgürlüğü konusunda da yüzünüze bakmazdı.

Daha dün, Değerli Milletvekilimiz Sayın Refik Özen rahmetli İzzetbegoviç hakkında konuştu, ancak birtakım ifadeler gerçeklikle örtüşmüyordu ve eksikti, onları düzeltmek ihtiyacı hissettim. “Doğu ve Batı Arasında İslam” ve “Özgürlüğe Kaçışım”; okuyan var mı bunları içinizde? Yok mu? Ee siz İzzetbegoviç hakkında nasıl konuşuyorsunuz? Ya bunları okumadıysanız siz İzzetbegoviç hakkında nasıl konuşuyorsunuz?

SÜLEYMAN KARAMAN (Erzincan) – İyi konuşuyoruz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Bakın, Sayın Özen şöyle diyor rahmetli Aliya’dan aktararak veya ondan birtakım çıkarımlarda bulunarak: “İslami düzenin sağlanması için kontrolsüz ve aşırı güç kullanımıyla İslam’ı lekelemeye kimsenin hakkı olmadığı düşüncesiyle düşmanlarından nefret etmeme, adalet sahibi ve affedici olma yolunu seçmiştir.” Bu özelliklerden hiçbiri sizde yok ki! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Amaca giden her yol mubahtır felsefesini reddetmiştir.” Bunun tam tersi, sizde olduğu gibi var.

Çok değerli arkadaşlarım, bakın, bundan sonra size İzzetbegoviç’ten birkaç cümle okuyacağım ve bu kürsüyü terk edeceğim ama dinleyin, bu hepiniz için geçerli.

“İktidar insanları şımartır, bu şaşmaz bir kuraldır.” İktidara gelenlere sesleniyor rahmetli Aliya: “İktidara gelirseniz kibirli olmayın, kendinizi beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın. Güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun.”

CEMİL YAMAN (Kocaeli) – Tam da bizi anlatmış.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – “Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur ve herkes er geç milletin ve Allah’ın önünde hesap verecektir.” Burada bir şeye dikkatinizi çekerim, “Size ait olmayan şeyleri almayın.” diyor, “Başkasının şeylerini almayın.” demiyor, bakınız. Başkasının şeylerini almamayı da kapsayan ama ondan daha fazla bir şey yani “Yolda bulduğunuzu da almayın.” diyor, “Kamu malını da almayın.” diyor, “İnsanların ortak alanlarını da yağmalamayın.” diyor ama bu özellikleri ben ne yazık ki sizde de göremiyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Cihangir, beni tanıyor musun?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Rahmetli İzzetbegoviç’in bütün insanlara bir seslenişini daha burada size, hepinize hatırlatmayı borç sayıyorum.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Cihangir, bu ithamlarda bulunurken beni tanıyor musun, bana bunu söyle lütfen.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – “Allah, hayvanlardan farklı olarak…”

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Çıkıyorsun orada konuşuyorsun, beni tanıyor musun da konuşuyorsun?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… İzin verin konuşsun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – “…bizi dik yürür bir şekilde yarattı.”

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Cihangir, lütfen cevap ver.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Başkan, lütfen…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başkan, Genel Kurula hitap etsin.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Beni tanıyor mu, buna cevap versin.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – “Allah, hayvanlardan farklı olarak bizi dik yürür bir şekilde yarattı.”

BAŞKAN – Sayın İslam, Genel Kurula hitap edin.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Burası Genel Kurul değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Bütün Genel Kurula hitap edin Sayın İslam.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bize dönmesin.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sayın Cihangir, dik dur, dik! Nereye söylediğini biliyor herkes.

BAŞKAN – Siz lütfen karışmayın.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – “Allah hayvanlardan farklı olarak bizi dik yürür şekilde yarattı.”

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Sana soruyorum: Beni tanıyor musun da itham ediyorsun?

BAŞKAN – Konuşmacıyı bölmeyin lütfen.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – O da bize dönmesin.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – “Çoğu insan bu imtiyazı kullanmaz, hayatlarının çoğunda eğilirler hatta sürünürler. İnsan böyle mi yapmalı? Allah’ın bu büyük nimetini, dik yürümeyi reddetmek nankörlük değil mi? Söylenebilecek her sözün söylendiğine eminim ama hepsinin duyulduğundan emin değilim.” diyor Aliya.

Saygılarımı sunuyorum efendim, sağ olun. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın İslam.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Hangi konuda önerge vermiştiniz acaba? Önergenizin içeriği neydi?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – İzzetbegoviç.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Neydi, önergenizin içeriği neydi?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – İzzetbegoviç, İzzetbegoviç.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Verdiğin önergeyi bile bilmiyorsun ya, içeriğini bile bilmiyorsun.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) – Kendine güldürüyorsun, yazıklar olsun!

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci madde üzerinde bir önerge daha vardır, okutup işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (7) sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinde yer alan “ibaresi” kelimesinin “ifadesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

    Sermet Atay                            Cemal Enginyurt                     Ahmet Özyürek

     Gaziantep                                     Ordu                                         Sivas

  Yaşar Karadağ                       Memet Bülent Karataş                     Ümit Yılmaz

         Iğdır                                      İstanbul                                      Düzce

Metin Nurullah Sazak                             

      Eskişehir                                        

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Enginyurt. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Cihangir İslam güzel bir ortam yarattı aslında, kızmayın; bizi güldürdü, güzel sözler söyledi. Dolayısıyla neşeli olmakta fayda var.

Bu kanun teklifi görüşülürken özellikle bir konuya değinmek istiyorum. Servis taşıyıcılarının haklarında çıkarılan bir genelgeden bahsetmek istiyorum. Türkiye’de 200 bin servis taşıyıcısı bulunmakta ve ekmeklerini bundan kazanmaktalar. Lakin öyle bir genelgeyle… Öyle bir yönetmelik çıkarılmış ki bize yakışır bir yönetmelik. Örneğin, servis taşıyıcılarına 22 yaşını geçmek şartıyla, lise mezunu hostes bulundurmaları şartını getirmişiz. Çok güzel. Bütün servis taşıyıcıları, yüzde 95’i şoförlerin ilkokul mezunu, biz “22 yaşında, lise mezunu olsun.” demişiz. Bunu konuşacağımı söylediğimde bir Kayserili servis taşıyıcısı aradı “Ağabey, bunlar hostes mi arıyor, TÜBİTAK’a eğitimci mi arıyorlar?” dedi. (MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, 22 yaşında, lise mezunu, askerliğini yapmış olma şartı… E, bayan ne yapacak, hanımefendiler ne olacak? 18 yaşını bitirmiş bir hanımefendinin çalışma hakkı yok mu? Dolayısıyla birincisi, çıkış yolu itibarıyla sakat bir mantık. Altı üstü 10 metre götürecek, eliyle tutacak, bunun için lise mezunu diyoruz ama 200 bin servis taşıyıcısının birçoğunun yanındaki hostesler genelde eşleri, bu işi birlikte yapıyorlar. Çünkü mazot 3,4 lirayken ihale almışlar, maşallah mazot şimdi 6 lirayı geçmiş dolayısıyla külliyen zarardalar. O sebeple, diyorlar ki: “Eşlerimiz yanımızda, ortaokul mezunu veya ilkokul mezunu. Bizden istenen bu şart çok ağır kaçıyor.” Bunun değiştirilmesini teklif ediyorlar. İnşallah, bizi dinleyenler bunu değiştirirler diye düşünüyorum.

İkinci olarak, yine, özellikle minibüs sahiplerine, 2008 model olan araçlarını yenilemek istediklerinde “2017 yılından aşağı olmaz, yoksa ruhsat vermeyiz.” diyoruz. Bu nasıl bir anlayış, bu nasıl bir mantık? O zaman şöyle yapalım: “T” plaka sahiplerine ÖTV’siz araç alma imkânı verdik, gelin o zaman, hep birlikte servis taşıyıcılarına ve minibüs kullanıcılarına da ÖTV’siz araç alma imkânı, hakkı tanıyalım madem 2017 diyorsak. Dolayısıyla bu insanların servis araçlarını ve minibüslerini yenileme hakkını ellerinden almamış olalım, onlara sıfır araç imkânı sağlayalım.

Yine, servis taşıyıcılarının en önemli sıkıntılarından bir tanesi de şu: Zaten trafik polisleri bunları yeterince denetliyor ama okul müdürleri, okuldaki veliler, öğretmenler âdeta sokakta zabıta gibi, trafik polisi gibi servisleri durduruyorlar “Emniyet kemerin var mı? Çocuklar ne durumda?” diye soruyorlar. Arkadaş, sürekli taciz edilen bir insanın psikolojisinin bozukluğu neticesinde bundan sağlıklı bir hizmet de bekleyemeyiz. O sebeple, devletin polisine güvenmek durumundayız, devletin polisi de zaten gereğini yapıyor.

Bir önemli konu da yine, araçların içerisindeki her koltuğa sensör koydurmak gibi bir genelge hazırlanıyor, çıkarılmaya çalışılıyor. Her koltuğa sensör koymak yerine, araçlara binerken çocukların parmak izini tanıyıcı bir özellik koyarsak böylece her çocuğun araca bindiği, her çocuğun araçtan inip inmediği belirlenmiş olur.

Maksat zorluk çıkarmak olmamalı, maksat insanımızın geleceğini daha da güzel hâle getirmek olmalı diyorum. Dolayısıyla burada, İçişleri Bakanlığı yetkilileri, Karayolları, trafikle ilgili bütün düzenlemeyle ilgili yetkililer buradalar, bunu not alır da servis taşıyıcıları ve minibüsçülerle ilgili genelgeyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Enginyurt.

CEMAL ENGİNYURT (Devamla) -… yeniden gözden geçirir ve bu insanlara kolaylık tanırsak hakikaten ekmeklerini kazanma noktasında, psikolojilerinin düzgün olması noktasında büyük bir hassasiyet gösterilmiş olur diyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Enginyurt.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin tekliften çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.    17/10/2018

        Tanju Özcan                           Ali Öztunç                           Çetin Arık

             Bolu                             Kahramanmaraş                           Kayseri

        Ayhan Barut                    Haşim Teoman Sancar           Süleyman Bülbül

            Adana                                 Denizli                                 Aydın

     Ömer Fethi Gürer

             Niğde

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gürer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu torba yasalarla ilgili, hükûmet varken, bakan varken Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunun yanlışlığını ifade ediyorduk. “Sistem değişti, bundan sonra milletvekilleri kanun teklifi verecek.” dediler ama nedense milletvekilleri de torba yasayla Meclisin önüne gelmeye başladı. İşin garibi de yalnızca 1’inci partinin milletvekillerinin kanun teklifleri buraya iniyor, diğer kanun teklifleri buraya hâlâ gelmedi, gelmiyor.

Şimdi, kanun teklifini veren milletvekili arkadaşımız geldi, “Halkın taleplerini buraya yansıttık, bizden istenenleri biz buraya koyduk.” dedi. Şimdi, çok merak ediyorum, Mustafa Bey burada değil herhâlde, kanun teklifinde bulunan Tekirdağ Milletvekilimiz?

MUSTAFA YEL (Tekirdağ) – Buradayım.

ÖMER FETHİ GÜRER (Devamla) – Madde 47 diyor ki… “Emniyet personeli disiplin amirlerinin ceza yetkilerinin gösterildiği çizelgeye Teftiş Kurulu Başkanı, Özel Harekât Başkanı, Özel Güvenlik Denetleme Başkanı eklenmeli.” diye hangi vatandaş gelip de bu talepte bulundu, açıkçası bunu merak ediyorum.

Keza madde 3’te de -üzerinde birkaç söz edeceğim- polis memurluğundan başpolis ve kıdemli başpolis memurluğuna geçişi düzenleyen maddenin kaldırılmasını hangi başpolis talep etti, hangi yurttaşımız talep etti? Biraz samimi olalım. Bu, İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanıyor, size veriliyor, siz buraya getiriyorsunuz.

Bakın, ben kanun teklifleri verdim, CHP'li arkadaşlarımız verdi. Bize de halktan ne geliyor, biliyor musunuz: Emeklilikte yaşa takılanlar, 3600 ek göstergede verilen sözler, stajyer ve çıraklar -sosyal güvenlik kapsamına işe başladıkları gün alınmaları taşeron işçilerden kadroya giremeyenler, çocuk işçilik, geçim sıkıntısı çeken kesimlerin sorunları, kadınlarla ilgili düzenlemeler, elektrik faturalarında TRT payının kaldırılması, silah ruhsatıyla ilgili düzenleme, hayvan haklarıyla ilgili düzenleme, intibak yasasıyla ilgili düzenleme, şehit aileleriyle, gazilerle ilgili düzenlemelerde kanun teklifleri verdik ama Meclise bunlar gelmiyor. Halkın gündemi demek ki başpolislik kalksın mı kalkmasın mı, gündem bu.

Bakınız, arkadaş, siz bu yasayı 2010 yılında getiriyorsunuz. Başpolislikle ilgili ihtiyaca dair dönemin Bakanı Atalay diyor ki: “Motivasyonu artırıcı, 10 kişiye 1 yönetici, özel timlerde görev yapacak başlarında bir arkadaşları olsun, polis merkezlerinde ihtiyaç var.” 2010’da getiren sizsiniz, sekiz yıl sonra bunu kaldıran sizsiniz. Buradaki arkadaşları sözlü sınava tabi tutacaksınız. Polisler üzerinde sözlü sınavı uygulamaya koyduğunuz zaman amaçladığınız sizden olan-sizden olmayan ayrımı. Niye yazılı sınavla yetinmiyorsunuz? Bunların komiser yardımcısı olması için önünü açıp bu arkadaşlarımıza hakkını niye vermiyorsunuz? Yarın onlar bugüne kadar amirlik yaptığı arkadaşlarının yanında memur olarak tekrar nasıl çalışacaklar, nasıl motive olacaklar? Zaten Emniyet mensuplarının 3600 ek göstergelerini çıkarmadınız, teşkilatın özlük haklarıyla ilgili iyileştirme yapmadınız, onların çalışma koşullarını iyileştirmediniz; bunlarla ilgili düzenlemeler yapmak yerine kalktınız var olan, mevcuttaki sistemi, kendi getirdiğinizi kendiniz kaldırıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, bu kanun torba olduğu için içinde çok şey var, zaman kısıtlı ama birkaç konuya daha değinmek istiyorum. Trafik kurallarına uymayanlarla ilgili ceza maddeleri var yani vatandaş yanlış yaptıkça “Para öde.” diyorsunuz. Doğru, trafikle ilgili düzenlemeler mantıklı. Sayın Bakan Yardımcısı trafikle ilgili yollara koyulan maketler için sorduğum soruya “500 yere kondu, yerel yönetimler de bu konuda parasal destek sağladı.” dediler ve bu maketler kazaları yüzde 17 önlemiş. O zaman, maketin bu kadar etkili olduğu yerde eğitimi geliştirsek yani ille ceza yazarak insanları bir yerde zorunlu hâlde mağduriyete itmenin ne âlemi var? Hurda araç için 2 bin lira ceza yazıyorsunuz, hurda aracın kendisi 2 bin lira. Bir dönem sonra, seçime doğru geleceksiniz “hurda araç için yazılan cezaların affı kanun teklifi” diye teklif getireceksiniz. Arkadaş, zaten o aracın değeri 2 bin lira etmez, adamcağız mecbur, mağdur; o anlamda, trafiğe çıkmasını engelleyin, niye onunla ilgili önlem almıyorsunuz?

Bunun yanında eğitimi geliştirmenin yollarını aramak şart. Bakınız, uyuşturucu yaşı 10 yaşına kadar indi, bununla ilgili getirilecek bütün kanun teklifleri, önerileri ve önlemlerinde biz sizinle beraberiz. Bu ülkenin en büyük sorunlarından biri uyuşturucu. Ahlak ülkede çökme noktasına erdi. Sizin döneminizde fuhuş arttı, uyuşturucu arttı; buna benzer olumsuzluklar bu ülkenin başına bela oldu. Kalkması, yok olması için verilecek her mücadelede Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz varız diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gürer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle 3201 sayılı Kanun’a eklenen geçici 29’uncu maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mehmet Metanet Çulhaoğlu              Orhan Çakırlar                      Aylin Cesur

            Adana                                  Edirne                                  Isparta

       Lütfü Türkkan                         Behiç Çelik

            Kocaeli                                 Mersin

MADDE 3- 3201 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 29- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önlisans ve lisans mezunu başpolis memurları ve kıdemli başpolis memurları arasında yapılacak yazılı sınavda başarılı olanlardan, Polis Akademisi Başkanlığınca düzenlenecek ilk derece amirlik eğitimini başarıyla bitirenler Komiser Yardımcılığı rütbesine atanır. Adaylarda aranacak diğer nitelikler, sınavlara ve ilk derece amirlik eğitimine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça düzenlenir.”

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) –Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Mehmet Metanet Çulhaoğlu’nun konuşması olacaktır.

Buyurun Sayın Çulhaoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesine eklenen geçici 29’uncu madde üzerinde İYİ PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ’nin, kanunlaşması için bugün Genel Kurula getirdiği bu kanunun 3’üncü maddesi gelen şekliyle geçerse 15 Temmuz darbesinde göğsünü kurşunlara siper eden vatandaşımızın güvenliği, toplumun asayişi ve huzuru için gece gündüz demeden görev yapan 8 bin başpolisimizden sadece 1.891’i komiser yardımcısı olacak, kalan 6.109 başpolisimiz maalesef mağdur olacaktır. Bu başpolisleri şark görevine gönderirken “Hadi aslanlarım, siz tim komutanı olabilirsiniz, amir olabilirsiniz.” diyoruz ve daha sonra bunların maalesef komiser yardımcısı olamayacaklarını da ifade ediyoruz. AKP’nin hükûmet olduğu dönemde başpolis yapılan 8 bin civarında emniyet mensubundan, getirilen yasayla lisans mezunu olan, 45 yaşından gün almamış, yazılı ve sözlü sınavda başarı kazananlar komiser yardımcısı olabilecektir. Bu da başpolislerimizin mağduriyetine neden olacaktır.

Biz İYİ PARTİ Grubu olarak verdiğimiz bu önergemizle hiçbir başpolisimizin mağdur edilmemesi için kanun teklifinin 3’üncü maddesindeki yaş tahdidinin, mülakat şartının kaldırılmasını, lisans mezunu olanlara ön lisans mezunu olanların da eklenmesini teklif ediyoruz. Önergemiz doğrultusunda düzenleme yapılması, yaşanması kuvvetle muhtemel sözlü sınavda adam kayırmanın önüne geçilmesi için gereklidir. Yazılı sınavda da aldıkları puanla komiser yardımcılığı kadrolarına atanmalarının önü açılacaktır ve tüm başpolislerimiz bu haktan yararlanma imkânı bulacaktır.

Önergemize olumlu oy vermenizi bekliyoruz. Başpolislerimiz bizleri izliyor. Hangi grubun nasıl, olumlu mu, olumsuz mu oy kullanacaklarını merakla bekliyorlar değerli arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, ben 27’nci Dönemin başlangıcında yaptığım bir konuşmada muhalefetiyle, iktidarıyla ortak aklın tesis edilerek bir çalışma sisteminin kurulmasını dilemiştim ve bugün geldiğimiz noktada biz İYİ PARTİ milletvekilleri olarak bugüne kadar 21 tane kanun teklifi verdik. Emeklilikte yaşa takılanların durumlarının olumlu yönde düzeltilmesi için kanun teklifi verdik, 3600 ek göstergeyle ilgili kanun teklifi verdik; yine, askerlikte geçen sürelerin Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde değerlendirilmesi için kanun teklifi verdik. 9 tane araştırma önergesi verdik. “Bizim çoğunluğumuz var.” dediniz, hiçbir tanesi gündeme alınmadı. Yine, bugüne kadar 255 milletvekili arkadaşımız soru önergesi verdiler, bu da değerlendirilmedi. Bugüne kadar henüz bir cevap da alamadık.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde artan hayat pahalılığı insanların ruh ve beden sağlığını olumsuz etkilemektedir. Bugün toplumun tüm kesimleri zor durumdadır ve ortak akıl maalesef bugün bu Mecliste hâlâ benimsenmemiş durumdadır.

Ben Adana Milletvekili olarak bizim Adanalı çiftçilerimizin de burada sorunlarından bahsetmek isterim. Özellikle narenciye üreticilerimizin… Bugüne kadar hem Adana ilimizde hem Hatay hem Mersin, Antalya, İzmir gibi illerimizde toplam 4,7 milyon ton üretim yapılmakta, 4 milyar dolarlık ihracat yapılmakta ve 5 milyon kişiye de iş imkânı sağlanmakta.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Çulhaoğlu.

MEHMET METANET ÇULHAOĞLU (Devamla) – Bu sektörün destekleme için ton başına 150 lira istekleri var, maalesef bugüne kadar hâlâ değerlendirilmiş değil.

Yine, üreticilerimizin, ihracatçılarımızın Uzak Doğu pazarlarına rahat gidebilmesi için ton başına 50 dolar istekleri var, bu da değerlendirilmedi. Sertifikalı tohum ücretleri bugüne kadar hâlâ ödenmedi. Adanalı çiftçinin 4,9 milyon Türk liralık sertifikalı tohum destek ücretlerinin ödenmesini beklediğini de buradan ifade etmek isterim.

17 Ekim, Dünya Astsubaylar Günü olarak kutlanmaktadır. Özveriyle vatan savunması için mücadele eden astsubaylarımızın gününü kutluyorum.

Yine 17 Ekim, Saimbeyli ilçemizin kurtuluş günüdür. Doksan sekiz yıl önce 1920’de düşman işgaline uğrayan Saimbeyli’miz, Saimbeylili kahraman insanların mücadelesi sonunda Kurtuluş Savaşı’nda düşman işgalinden kurtarılmıştır. Onların torunlarını da buradan kutluyorum, bayramlarını da kutluyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde üç önerge vardır. önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

  Adnan Selçuk Mızraklı                   Kemal Peköz                    Hasan Özgüneş

          Diyarbakır                               Adana                                  Şırnak

        Abdullah Koç                                                                Ömer Öcalan

              Ağrı                                                                           Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili Adnan Selçuk Mızraklı konuşacaktır.

Buyurun Sayın Mızraklı. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Saat 12’yi geçti, yavaş yavaş artık ayın 18’indeyiz.

Konunun içeriğini biliyorsunuz, 4’üncü maddeye ilişkin söyleyecek çok fazla söz yok. Esasında daha çok belli kademedeki kişilere dönük olarak harcırahları tarif eden bir madde. Fakat bütün içinde yaşadığımız iklime baktığımız zaman, hani, Meclisin de gündemini işgal eden böyle bir durumda söylenecek çok şey var.

Tarihi yokladım, geçmişte neler oldu yani bu ülkede bu kadar sıkıntı yaşanırken, ekonomik olarak darboğazda olduğumuz söylenirken -bugün de Sayın Meclis Başkanımız buna ilişkin yine bir ifadede bulunmuştu- acaba… Hani, böyle, insan tarihe de gönderme yapıyor; Lale Devri’nde de yaşamıyoruz, 21’inci yüzyılda, daha gelişmiş demokrasilerin ve hükûmet etme biçimlerinin olduğu bir dönemdeyiz ama beraberinde de özellikle “devlet itibarı” adı altında, çok bilinçsizce, çok haddi aşan harcamaların olduğunu görüyoruz.

2005 yılında dönemin Başbakanı Sayın Erdoğan, Başbakanlık Müsteşarı da Sayın Ömer Dinçer. Ömer Dinçer, 104 kamu kuruluşuna gizli bir yazı göndererek “Seyahat giderleriniz artıyor, tasarruf genelgesine riayet edin.” uyarısı yapıyor. Yapılan harcamaların toplamı o dönemde 122 milyon dolardı. Tabii şimdi şatafat arttı. Malum -hepimizin bildiği, biraz önce Genel Kurulda arkadaşlarımızın da ifade ettiği- sarayın harcamalarına ilişkin Sayıştay raporlarını biliyoruz, günde 1,8 milyon lira; aylık harcamaya baktığınız zaman 33.500 asgari ücretlinin bir aylık geliri. Yani uçurumlar artıyor. Özellikle yoksulun derdinden kimse anlamazken acaba, hani, bu makamlardaki kişiler nasıl seyahat edecek, “business class”ı, “first class”ı nasıl kullanacak, onun burada tartışmasını yapıyoruz.

Arkadaşlar, daha geçen sene, hani bu bütçeyi, daha doğrusu bütçe gelirlerinin içinde önemli bir kalemi teşkil eden, toplam vergi gelirlerinin yüzde 70’ine tekabül eden, sabit gelirlerden elde edilen vergileri konuşuyorduk. Oranlar değiştirilmişti, hepiniz çok iyi biliyorsunuz, ikişer puan artırılmıştı. Dolayısıyla onlara gelince bu kadar mahir olurken, bunu harcarken de hakikaten yine demin söylediğim vicdan, hak ve adalet üzerine davranmak zorundayız. Yani ihtişamı esas alan ve o çerçevede yaptığımız işler bizi daha sonra çok acıtır.

Şimdi, arkadaşlar, birçok arkadaşımız bir sürü şeyi belirtti, belki sözümü elimden aldılar diyeceğim. Evet, pazartesi itibarıyla bir öğretmen, nohut yetiştirmeye çalışan, inşaatlarda çalışan Ersin Turhan, 32 yaşında, cebinde 10 lirayla intihar etti. Bu ve buna benzer bir sürü örneklemeler yapabiliriz. Dün Ebuleyla Tuz’u söylemiştim şarbon vesilesiyle, bugün bunu konuşuyoruz. Bir insan ismi, bir yaşam, bir hayat, bir değer. Yani “Hiç mi bunda günahımız yok?” diye kendimizi sorgulamamız gerekir. Bütün bu şaşaaları konuşurken Merkez Bankasının döviz rezervinden tutun da bugün Albayrak’ın açıklamış olduğu “Ya, biz uluslararası piyasalara çıktık, 2 milyarlık eurobond satışı gerçekleştirdik yüzde 7,5’la…” Şimdi, biz yüzde 7,5’un uluslararası finansal piyasalarda nelere tekabül ettiğini biliriz; 2023 vadeli olarak yüzde 7,5’la… Şimdi, bütün bunların üzerine gelmişiz, işte 2 kademedeki kişinin, gerekiyorsa da eşlerinin nasıl seyahat edeceklerini ve hangi statüde kabul edilmeleri gerektiğini konuşuyoruz.

Bugün Dünya Yoksullukla Mücadele Günü arkadaşlar. Ben altı yıl boyunca Diyarbakır’da Sarmaşık Derneğinin Başkanlığını yaptım. Sarmaşık Yoksullukla Mücadele ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği, dünyada eşi benzeri olmayan bir sivil toplum dayanışması ve yerel yönetimlerin beraber çalışması, yürütmesi olan, yine bunlar tarafından denetlenen bir yoksullukla mücadele örneğiydi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Mızraklı.

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) – Binlerce katılımcısı vardı. Emekçiler, öğretmenler, işçiler, hekimler, mühendisler ve aynı zamanda ticaret odası, baro ve benzeri sivil kurumlar; partinizden de milletvekilliği yapmış olan kişiler de kurucusuydu. Ama 2016’nın sonunda bir gece, kanun hükmünde kararnameyle kapatıldı. Bu dernek öyle bir dernekti ki Kalkınma Bakanlığından “Gelin, bu modeli anlatın.” denilmiş ve İçişleri Bakanlığının başmüfettişleri tarafından -başmüfettişin kontrolünün ne manaya geldiğini içinizdeki Mülkiyeliler çok iyi bilirler- defalarca kontrol edilmiş ve aklanmış, tertemiz olduğu belli bir dernekti. Bugün Sarmaşık’ın ulaşmış olduğu 30 binin üzerinde nüfus Sarmaşık’tan yoksun. Ha, o zaman biz eğer, vicdanlarla karar verecek olursak bugün güç sahiplerine bu kadar itibar ödenekleri çıkartırken daha çok yoksula yaslanan arayışların içine girmemiz daha doğru ve onurlu olur.

Teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Mızraklı.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Madde üzerinde bir önerge daha vardır, onu da okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 4’üncü madde metninde geçen "Emniyet Genel Müdürü, Sahil Güvenlik Komutanı" ibaresindeki virgül yerine "ve" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

   Tanju Özcan                               Ali Öztunç                                Çetin Arık

         Bolu                                 Kahramanmaraş                                Kayseri

   Ayhan Barut                        Haşim Teoman Sancar               Süleyman Bülbül

        Adana                                      Denizli                                       Aydın

   Erkan Aydın

        Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Erkan Aydın konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aydın. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ERKAN AYDIN (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

7 sıra sayılı, kamuoyunda “trafik kanunu” diye geçen teklifin 4’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Şimdi, bu kanun nereden geldi? Memleketin o kadar sorunu varken, vatandaşın gündemi çok farklıyken birdenbire, hemen İçişleri Komisyonuna geldi, hızla da Genel Kurula geldi ve niye geldi? Baktığımızda, aslında sebebi çok kolay anlaşılıyor. Küpte para bitti, kasa tamtakır kuru bakır. Yaklaşık iki yıldır yaptığımız gibi, hemen, alelacele düşünülüp bazı maddelerinde cezalar artırılarak, bazı yeni maddeler konularak gene vatandaşın sırtından, yapılan israfın, harcamaların karşılanması öngörülüyor. 5.010 liraya kadar cezalar var yani aslında harç bitti, yapı paydos.

Geçen dönemde burada -daha çok değil, geçen sene- suların satılmasını onaylayan kanunları geçirdiniz, bildiğiniz su. Sulama birliklerinin özelleştirilmesine onay verdiniz. Ormanların satılmasını öngören kanunu geçirdiniz. Bir tek ne kaldı? Soluduğumuz hava kaldı satılmayan. Bugün de trafik vergileri dediğimiz konuyla geldiniz, burada onları geçiriyorsunuz. Varlık Fonu’nu kurdunuz, Türkiye'nin en müstesna kurumlarını içine attınız. İpotek göstererek gittiniz, dışarılardan aldınız paraları, kredileri. Önümüze nasıl bir fatura gelecek, hep birlikte göreceğiz, henüz bilmiyoruz. Şeker fabrikalarını sattınız. Otoyolları, köprüleri bu sene bütçesiyle özelleştirme kapsamına alıyorsunuz. Sebep ne? Sebep, şurada başlıklar altında sıralayalım. Oysa 2017 referandumunda ne demiştiniz? “Başkanlık gelecek, faizler düşecek.” Ne oldu bugün faiz? Yüzde 35. “Başkanlık gelecek, enflasyon düşecek.” Ne oldu enflasyon? Yüzde 25, dış basına göre yüzde 35. “İşsizlik bitecek.” İşsizlik yüzde 20’lerde. “Dolar düşecek.” Şu anda 6,5-7; 6’ya doğru gidiyor. “Fiyatlar ucuzlayacak.” Elektriğe yüzde 44, doğal gaza yüzde 80 zam. Aslında baktığımız zaman, burada Hükûmetimiz gerçekten Nobel Ödülü’nü hak ediyor. Faizi düşürmek yerine 2 katına çıkaran Sayın Hazine Bakanına o konuda bir Nobel gerekiyor. Enflasyon hedefini 2018 için yüzde 5 açıklayıp şu anda yüzde 20 olan enflasyon için Merkez Bankası ayrı bir Nobel, gene 2018 dolar kurunu 1,97 olarak açıklayan, bugün 5,5-6’larda devreden Hükûmet de aslında ayrı bir Nobel Ödülü’nü hak ediyor; baktığımız zaman bu.

Şu anki Cumhurbaşkanı, dönemin Başbakanı ne diyordu sekiz yıl önce: “Bunlara ağzına kadar dolu bir hazine verin, iki günde tüketirler.” Ama geldiğimiz noktada, on altı yılda hazineyi tükettiniz. Hani, bugünlerde çok saldırdığınız İnönü var ya, İnönü ne diyordu, dönemin Başbakanı o zaman? “Bize Osmanlı Devletinden tek gram altın kalmadı.” diyordu ama aynı İnönü, 1950’de iktidarı devrederken hazinede 127 ton altın bırakmıştı. Sağ olsun, Menderes de geldi, dört yılda onları yedi, tüketti, bitirdi ve IMF’den ilk parayı da o aldı; geçen grup toplantısında söylemiştiniz.

Şimdi, sizden sonra ne olacak, biliyor musunuz? Sizden sonra gelen hükûmet de “AKP’den, AKP Hükümetinden bize hiçbir şey kalmadı.” diyecekler; maalesef gidişat bu.

Ha, ne yapmak lazım? Sadece eleştiriyle bunlar olmuyor, öneri de söylemek lazım. Ben size söyleyeyim: Önce şu saray sevdasından bir vazgeçin. Yıllık 3 milyar tasarruf -ki bu görülen, Sayıştay raporlarında çıkan, bir de görünmeyeni var ama- en az 3 milyar elde; 15 tane VIP uçağını satın, 5 milyar gene elde; 100 bin makam aracını gönderin, 25 milyar elde; temsil ağırlama giderlerini kaldırın, 1 milyar; TRT’ye aldığınız 300 tane aracı gönderin, 300 milyon; Suriyelileri zaten anlattılar, ona bir daha girmeyelim.

Sonuç, eğer gerçeği ve geleceği konuşacaksak, özgür ve bağımsız bir Türkiye’den bahsedeceksek yerli ve millî, gerçekten yerli ve millî bir hükûmet, ülke yaratacaksak o zaman millî üretime gideceğiz. Satıp savıp, elde ne varsa ipotek gösterip, dışarıdan yüksek faizle borçlanıp bunu da başarı diye göstermek yerine millî üretimi, kendi kaynaklarımızı kullanma mecburiyetine geri döneceğiz. Millî seferberlik ilan edeceğiz, başka şansımız yok. Esnafa, yeniçeri cezaları gibi, döver gibi vergiler, cezalar getireceğimize onların sırtındaki yükleri azaltacağız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AYDIN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tabii, buyurun Sayın Aydın.

ERKAN AYDIN (Devamla) – …kredi faizlerini düşüreceğiz, onların borçlarını erteleyebilecek ve çözüm üretebilecek yeni öneriler getireceğiz; hasılı, tasarruf edeceğiz. Ama “İtibardan tasarruf olmaz.” diyerek de bu vatandaşı aldatmayacağız. Aslında, siz de hazineyi boşalttınız, bu yasalarla da faturayı halka ödetmeye çalışıyorsunuz ama eminim ki halkımız da bu gerçeği gördü, görmeye devam ediyor. Biz de bu gerçekleri ortaya çıkararak en yakın zamanda -ki yerel seçimlerde- bu faturayı, asıl ödemesi gerekenlerin ödemesi gerektiğini de anlatacağız diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü madde üzerinde bir önerge daha vardır, onu da okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinde yer alan “Emniyet Genel Müdürü” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

     İzzet Ulvi Yönter                 Metin Nurullah Sazak                 Ümit Yılmaz

           İstanbul                               Eskişehir                                Düzce

         Sermet Atay                    Memet Bülent Karataş

          Gaziantep                               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ATAY USLU (Antalya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Yönter. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İZZET ULVİ YÖNTER (İstanbul) – Gazi Meclisimizin muhterem üyelerini hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin milletimize, ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Tabii, bu kanun kapsamında, gönül isterdi ki bu milletin, bu memleketin asil ve asıl kahramanlarının sorunları da keşke ele alınmış olsa, çözülmüş olsaydı. Bu kahramanlardan uzman jandarmalarımız, bu kahramanlardan uzman çavuşlarımız haklı olarak taleplerinin, isteklerinin, beklentilerinin karşılanmasını istiyorlar. Gecenin bu vakti biz burada çalışıyoruz, bununla iftihar ediyoruz, onur duyuyoruz ama gecenin bu vakti, aynı zamanda da dağımızda taşımızda nöbet bekleyen kahramanları da biliyoruz. Allah hepsini korusun, hepsini selamlıyorum. Uzman jandarmalarımızı Komisyonumuz görüştü. Komisyon üyemiz, partimizin Değerli Milletvekili Sermet Bey Komisyonda düşüncelerimizi aktardı.

Uzman jandarmalarımızın, 3466 sayılı Kanun’a göre çalışan kardeşlerimizin en temel meselelerinden bir tanesi, okullarında geçen bir yıllık sürenin fiilî hizmetten sayılması, ikinci olarak da 3600 ek göstergeden istifade etmek istemeleri. Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli grup yöneticileri, grup başkan vekilleri bu konuda gerekli çalışmanın yapılacağını tarafımıza ulaştırdılar, biz kendilerine güveniyoruz. Sadece Adalet ve Kalkınma Partisi değil, Meclisimizin diğer partileri, grubu bulunan diğer partileri de ümit ve temenni ederiz ki uzman jandarmalarımızın bu iki temel meselesiyle ilgili iradelerini gösterirler, inşallah önümüzdeki bütçe sürecinde bu işi halletmiş oluruz.

Değerli arkadaşlarım, bir diğer sorunumuz uzman çavuşlarımızın kadro meselesi. Bu konuyu, kadroyu alana kadar söyleyeceğiz, kadroyu alana kadar konuşacağız. 100 bine yakın uzman çavuşumuz var, bir o kadar da uzman çavuş emeklimiz var. Bu arkadaşlarımızın büyüyen, her geçen gün katlanan özlemleri, beklentileri, talepleri var. Sayın Cumhurbaşkanı demişti ki: “İtibarın tasarrufu olmaz.” Yerinde ve isabetli bir söz. Sanıyorum, bu söze itiraz edecek kimse yok. Peki, elimizi vicdanımıza koyalım, istiklalden tasarruf olur mu? İstikbalden tasarruf olur mu? Millî iradenin tasarrufu olur mu? İstiklalden tasarruf olmayacağına göre, istikbalden de tasarruf olmayacağına göre hem istiklalimizin hem istikbalimizin güvenceleri olan kahramanların sesini duymak boynumuzun borcu. Milletimiz, millî irade bu kahramanlara el uzatmamızı bekliyor.

Arkadaşlar, uzman jandarmalar, uzman çavuşlarla ilgili taleplerimiz bazı yerlerde bütçeye ilave yük olarak değerlendirilmiş. Allah aşkına, bütçeye kahramanın yükü olur mu? Bütçeye vatan ve millet için her şeyini feda eden, feda etmeye hazır olan kahramanların en ufak külfeti olur mu? Millî Savunma Bakanımız, eski Savunma Bakanımız burada. Ne olur biz uzman çavuşlarımıza kadro versek, neyimiz eksilir? Uzman jandarmalarımızın beklentilerini karşılasak, Allah aşkına söyleyiniz, ne olursunuz düşününüz, ne kaybederiz? Arkadaşlar, onlar şu anda vatan, millet müdafaası için canını ortaya koymuşlar.

Merhum şairimiz Orhan Şaik Gökyay “Bu Vatan Kimin?” isimli şiirinde ne diyordu: “Bu vatan toprağın kara bağrında/Sıradağlar gibi duranlarındır./Bir tarih boyunca onun uğrunda/Kendini tarihe verenlerindir.”

O vatan topraklarında sere serpe yatan, sıradağlar gibi duran uzman çavuşlar, uzman jandarmalar. Peki, niye sessiz kalalım? Niye tepkisiz kalalım? Her şeye kadro buluyoruz da uzman çavuşlara mı kadro bulamıyoruz? Her meseleyi ele alıyoruz da uzman jandarmalarımızın iki temel, iki ana beklentisini mi karşılayamıyoruz? İtibardan tasarruf olmaz, doğru ama istiklalden de tasarruf olmaz. İradenin de tasarrufu olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

İZZET ULVİ YÖNTER (Devamla) – Teşekkür ederim.

İradenin sahibi büyük Türk milleti ve büyük Türk milleti kendi sinesinden çıkan kahraman evlatlarının sorunlarının çözülmesini istiyor. Çok şey mi istiyoruz? Çok şey mi talep ediyoruz? Şu anda dağda taşta bizim için bekliyorlar. Bizim için kurşuna, haine, melanete, zalime meydan okuyorlar. Gelin arkadaşlar, el ele verelim, bu işi bitirelim, bu işi çözelim. Yani uzman çavuşlarımızın sorunları çözülmedikten sonra beka mücadelemizi kalıcı olarak halletmiş sayılmayız. “Tarihin dilinden düşmez bu destan.” diyor Orhan Şaik Gökyay. “Nehirler gazidir, dağlar kahraman” diyor. “Her taşı yakut olan bu cennet vatan/Can verme sırrına erenlerindir.” O can verme sırrına erenleri hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum, vicdanınıza konuyu emanet ediyorum. Sağ olun, var olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Hasan Özgüneş                        Ömer Öcalan                      Kemal Peköz

            Şırnak                                Şanlıurfa                                Adana

  Adnan Selçuk Mızraklı                   Abdullah Koç

          Diyarbakır                                 Ağrı

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş’in konuşması olacaktır.

Buyurun Sayın Özgüneş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesine ilişkin verdiğimiz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Bu kanun teklifi, AKP’nin teamül hâline getirmek istediği kanun yapma sürecinin bir örneği olarak önümüzde durmaktadır. Torba kanun şeklindeki bu düzenleme, hukuki ilkeler ihlal edilerek disiplin soruşturmalarından yurt dışı harcırahlarına ve doğal afet zararlarından trafik cezalarına kadar farklı alanlardaki düzenlemeleri içermektedir.

Kanun teklifi Komisyona geldiğinde yeterince tartışılmadan ve muhalefet şerhi yazılması için bile gerekli süre verilmeden Genel Kurula indirildi. Bu kanun yapma süreciyle yangından mal kaçırırcasına hareket eden iktidar partisi, muhalefetin sözünü tam olarak söylemesine de çoğu kez engel olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, torba kanunun Komisyon aşamasında muhalefet partileri olarak gerekli eleştirileri ve önerileri sunmamıza rağmen iktidar partisi kendi bildiğini okumaya devam etti.

Eleştirdiğimiz ve önerilerimizi sunduğumuz maddelerden biri, teklifin 5’inci maddesidir. 5’inci madde, kalkınmada birinci derecede öncelikli illerde takviye kuvvet olarak geçici görevlendirilen Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin 6245 sayılı Kanun’un 42’nci maddesindeki geçici görev gündeliğinin verilebileceği azami süre hükmünden istisna tutulmasını düzenlemiştir.

Maddede görüleceği üzere iktidar partisi yanlış anlayışla doğru sonuçlara ulaşmak istemektedir. Bu maddedeki yanlış anlayış iki noktada kendisini göstermektedir. Birincisi Kürt sorunuyla ilgilidir. İktidar partisinin Kürt sorununu reddetmesi ve 2015 yılının ikinci yarısında askerî yöntemlere teslim olması Türkiye’yi bugüne kadar her açıdan krize sokmuştur. Kürt sorununun diyalog yoluyla çözülmesinin reddedilmesi ekonomiyi çökertmiş, toplumsal ayrışmayı arttırmış ve siyasal kutuplaşma tarihin en yüksek seviyelerine ulaşmıştır. Türkiye bu süreçte darbe girişimi yaşamış ve Türk lirası dünya paraları karşısında büyük değer kaybetmiştir. Siyasal kutuplaşma ve toplumsal ayrışma futbol sahalarına bile yansımıştır. Hepinizin bildiği üzere Amed Spor-Sakaryaspor futbol maçında Amed Sporlu oyuncular ve yöneticiler saldırıya uğramıştır. İktidar partisinin güvenlikçi politikalarda ısrarı Türkiye’deki çoklu krizleri derinleştirecektir. Söz konusu 5’inci maddeye sirayet etmiş olan güvenlikçi anlayışın terk edilerek Kürt sorununda müzakereyi esas alan çözüm yönteminin benimsenmesi ve Türkiye’nin bu bağlamda demokratikleştirilmesi bu ülke halklarının hayrına olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bu maddedeki güvenlikçi anlayışın ortaya çıkardığı ikinci yanlış, maddi kaynakların kullanımıyla ilgilidir. Güvenlik politikalarına yatırılan her 1 lira, yapılacak hizmetlerden kesilmektedir. Bunun hem yurttaşlara zararı vardır hem de ekonomiye. Ülke gelirinin yaklaşık yüzde 70’i halktan elde edilmektedir. Elde edilen bütçenin yüzde 80’e yakanıysa varlıklı kişilere ve güvenlik politikalarına aktarılmaktadır. Örneğin, milletvekili olduğum Şırnak’ta ihtiyaç duyduğumuz şey güvenlikçi politikalar değildir, barıştır. Bu, tabii ki Türkiye’nin her tarafı için zaruridir. Yine halkımızın ihtiyaç duyduğu şey istihdamdır, altyapıdır, ekonomik gelişmedir, evrensel hukuktur, adalettir, özgürlük ve adil bölüşümdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız Sayın Özgüneş.

HASAN ÖZGÜNEŞ (Devamla) – Bizler, halkın temsil yetkisini alan ve bu yetkiyi doğru şekilde kullanmak isteyen milletvekilleri olarak yapmamız gereken şey, halkın sorunlarına dikkat çekmek ve harcama politikalarımızı buna uygun geliştirmektir.

Değerli milletvekilleri, 2015 yılından bu yana iktidar partisinin attığı her adımda güvenlikçi politikaları esas alması bu kanun teklifi ve maddenin içeriğine de sirayet etmiştir. Türkiye’nin içerisinde bulunduğu diplomatik krizler başta olmak üzere, ekonomik, toplumsal ve siyasal krizlerden kurtulması için demokrasiyi ve hukuk devleti ilkelerini güçlendirmesi, müzakereyi esas alan politikalara dönmesi gerekmektedir. Biz Halkların Demokratik Partisi olarak Türkiye’nin toplumsal barış ve ekonomik kalkınması için demokratik düzenlemelere ihtiyaç olduğunu tüm Parlamento ve Türkiye halkları huzurunda iktidar partisine bir kez daha söylüyoruz.

Değişiklik önergemize destek vermenizi bekliyoruz.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özgüneş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, biraz önce vefat haberi gelen ve kendisini “Ben sadece foto muhabiriyim.” diye tarif eden Ara Güler’e Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, biraz önce bir vefat haberi aldık. Çok değerli insan Ara Güler hayatını kaybetmiş, vefat etmiş. Kendisini nasıl tanımladığı kendisine sorulduğunda “Ben sadece foto muhabiriyim derdi, “Bir sanatçı değilim, aynı zamanda fotoğrafçı da değilim.” derdi. Doğru, bunların hiçbiri değil, bana göre de bunların çok daha ötesinde bir hayat sürdü. Çok önemli izler, eserler, sözler bıraktı. Kendisine rahmet diliyor ve yakınlarına da başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (Devam)

BAŞKAN – 5’inci madde üzerinde bir önerge daha vardır, onu da okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 5’inci madde metninde geçen “şeklinde” ibaresinin “olarak” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 17/10/2018

    Mehmet Ali Çelebi                      Tanju Özcan                         Ali Öztunç

             İzmir                                    Bolu                        Kahramanmaraş

          Çetin Arık                         Süleyman Bülbül        Haşim Teoman Sancar

            Kayseri                                 Aydın                                  Denizli

                                                   Ayhan Barut

                                                       Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET ALİ ÇELEBİ (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tasarının geneline baktığımda aslında esas sorunları pas geçen, tali düzenlemeler olduğunu görüyorum ve bunu yadırgıyorum gerçekten, burada zaman kaybına yol açan düzenlemeler içermekte.

Sahil Güvenlik Komutanlığı, uzman çavuşlar ve Harbiyeliler üzerinde durmak istiyorum. Tarihsel süreç içerisinde, kendisine gereken önemi verip ilgi gösterenlere güç, gönenç, güvenlik ve huzur getiren denizlerin, onu ihmal edenleri her dönemde toprak ve hatta onur kaybıyla cezalandırdığını akıldan çıkarmamamız gerekiyor. Sahil Güvenlik Komutanlığıyla ilgili gelen düzenlemelere baktığımızda önem derecesi gerçekten düşük hususlar değerlendirilmiş.

Ben size burada, Sahil Güvenlik Komutanlığında neler düzenlenmeli, önem sırasına göre 11 maddeyle açıklamak istiyorum. Komisyon Başkanımız, komutanlarımız da orada, benim söylediğim maddeleri teyit edeceklerdir, tekrar onlara sorabilirsiniz.

1) Eğer millî güce dayalı etkin bir güvenlik gücü olmasını istiyorsak, Türk boğazları dâhil mavi vatanımızda etkin bir şekilde deniz güvenliğinin sağlanması için Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde deniz güvenliği ve emniyeti merkezi kurulmalıdır, deniz güvenlik ve emniyet timleri teşkil edilmelidir.

2) En önemli hususlardan birisi, aynı bakanlığa bağlı eş düzeydeki Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğüne tanınan istihbarat yetkisinin Sahil Güvenlik Komutanlığına verilmesidir çünkü deniz istihbaratı ayrı bir uzmanlık gerektirir. Sahil Güvenlik Komutanlığı deniz istihbaratı konusunda deneyimi ve etkinliği olmayan jandarma ve polisten istihbarat alma ve “Onlar isterse verir, istemezse vermez.”ler durumunda bırakılmamalıdır. Özetle, diğer güvenlik güçleriyle aynı hak ve yetkilere sahip olması gereken Sahil Güvenlik Komutanlığında mutlaka istihbarat yetkisi olmalıdır.

3) Denizde çok başlılık önlenmelidir. Deniz polisi, Deniz Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, liman başkanlıkları, belediyelerin deniz kirliliğini önleme ve kontrol teşkilatları gibi denizde görev yapan tüm kuruluşlar, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesine alınmalıdır ve hazine zararı ile denizde çok başlılık önlenmelidir.

4) Bütçe sorunu: İçişleri Bakanlığı bünyesindeki payı yüzde 1’dir Sahil Güvenlik Komutanlığının. Bu, en az yüzde 4’e çıkarılmalıdır.

5) Sahil Güvenlik Komutanlığı denizcilik nosyonu almış nitelikli personel ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla fakülte ve meslek yüksekokulu kurulma çalışmaları hızlanmalıdır.

6) Denizde meydana gelebilecek arama, kurtarma ve tıbbi tahliye olaylarına etkin ve sürekli reaksiyon gösterilmelidir.

7) Liman, karakol binası ve iskele gibi altyapı ihtiyaçları öncelikle tamamlanmalıdır.

8) Sahil gözetleme radar sistemi, ağır sınıf helikopter, insanlı keşif uçağı, İHA projeleri hızlandırılmalıdır.

9) Deniz güvenlik timleri ve dalgıç personel sayısı artırılmalıdır.

10) Sahil Güvenlik Komutanı orta vadede koramiral rütbesine çıkarılmalı, oramiral olabilmesi de imkân dâhilinde olabilmelidir.

11) Millî sahil güvenlik gemisi tasarımı başlatılmalıdır.

Şimdi uzman çavuşlarımıza gelelim. Biraz önce başladı, biraz daha açmak istiyorum. Uzman çavuşluktan astsubaylığa geçiş yüzdesi yüzde 10’dur. Uzman çavuşlar sözleşmeyle çalışıyor, kadroları yok. Mahalle bekçisine devlet silah veriyor, uzman çavuşa zatî tabanca yok. Teknik kapasitelerini artıracakları uzman çavuş okulu yok. Devletin bütün kadrolarında kıdem var, uzman çavuşa yok. Herkese aile hayatı var, uzman çavuşa yok. Dört sene doğuda görev yapıyor, beşinci sene “Batıya geleceğim.” diyor, Hakkâri’den Kayseri’ye tayin ediyorlar, Kayseri geçici görevle tekrar Şırnak’a gönderiyor. Yirmi beş senelik görev sürelerinin yirmi senesini doğuda geçiriyorlar. Herkese var, uzman çavuşa lojman yok, yüzde 5. Adı orduevi ama uzman çavuşun bundan faydalanma hakkı yok. Nöbet yönetmelikleri yok, izin yönetmelikleri yok, tayin yönetmelikleri yok, TSK Sağlık Yönetmeliği’nde açıklayıcı maddeler yok, kurs ödül yönetmeliği yok, disiplin yönetmeliği tamamen amirin emrinde, sicil yönetmelikleri yok, tazminatları yok ama askerlik görevlerini yapmaya gelmişler; çaycı olmak var, haberci olmak var, kazancı olmak var, tuvalet, banyo temizleyicisi olmak var. Yemekhane, gazino, yatakhane sorunları var. Gittikleri gazinolarda, halı sahalarda sabahlamaları var.

Şimdi, gelelim Harbiyelilere. Cidden sormak istiyorum: Sizin bu Harbiyelilerle alıp veremediğiniz nedir? Ben de Harbiyeliyim, en büyük Harbiyeli de Atatürk’tür, sonra İsmet Paşa gelir. (CHP sıralarından alkışlar)

2001-2007 yılları arasında toplam yedi yılda Harbiyeden ayrılan toplam öğrenci sayısı yaklaşık 150’dir, bakın 2001-2007.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen.

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) – 2008-2014 yılları arasındaysa, yedi yıllık sürede sağlık raporu dışında ayrılanların, atılanların sayısı da 3 bine yakındır. Kıyas anlamıyla şunu ifade edeyim ki 12 Eylül döneminde Harbiyeden atılanların sayısı da 100’dür.

Şimdi, FET֒cüler sizin döneminizde ve gözlerinizin önünde 3 bin Harbiyeliyi işkenceyle, disiplin notunu kırarak harp okullarından attılar, kılınız kıpırdamadı. Şok mangaları kurdular, işkence ettiler, 3 bin kişiyi attılar. Şimdi bunlar devlete girmeye çalışıyorlar, diyorsunuz ki: “Siz o dönemde Harbiyeden atılmıştınız.” İşte FET֒nün mağdur ettiği kişiler bunlar. Neyi bekliyoruz düzenlemek için?

Şimdi gelelim diğer Harbiyelilere, yine bunlar da Harbiyeli. O zamanlar şok mangaları vardı, şimdi Silivri’de mavi oda var, mavi oda, “yumuşak oda” da diyorlar. Ne biliyor musunuz bu: FETÖ yine terör tehdidi var diye o 15 Temmuzda bu Harbiyelileri çıkardı dışarıya ve hiçbir eyleme karışmamış yüzlercesi müebbet aldılar. Şimdi Silivri’de mavi oda var. Ellerinden ayaklarından kelepçelenerek burada bunlara işkence yapılıyor. Bunu görün, duyun. İşkence insanlık suçudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ÇELEBİ (Devamla) – Son söz, Atatürk’ün emanetine sahip çıkacağımızı belirterek şunu söylemek istiyorum: Atatürk yükseklerdedir ama bacakları hâlâ dünyadadır. Yere değdirmese de şerefli Türk aydınlarının başlarına basa basa, omuzlarına basa basa ileri atacak adımlarını, yürüyecek, yürüteceğiz onu. O bu topraklarda hiç kaybetmedi, yine kazanacağız.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…

Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, biraz önce vefat haberi gelen değerli bilim insanı, eski milletvekili, Saadet Partisi eski Genel Başkan Yardımcısı Profesör Doktor Oya Akgönenç’e Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, bir vefat haberi daha ulaştı az önce, onu da sizlerle paylaşmak isterim: Değerli bir bilim insanı, eski milletvekili, Saadet Partisi eski Genel Başkan Yardımcısı Profesör Doktor Oya Akgönenç biraz önce gelen habere göre tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (Devam)

BAŞKAN – 6’ncı madde üzerinde iki önerge vardır, bunları da okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesindeki "Adıyaman İli Merkez, Samsat, Kahta, İlçeleri ve çevresinde 24/4/2018 tarihinde ve Muğla iline bağlı Ula İlçesi ve çevresinde 25/11/2017 tarihinde” ibaresinden sonra gelmek üzere aşağıdaki ibare eklenmiştir.

"ve 1970 yılından bu yana ülke genelinde meydana gelen”

               Zeynel Özen                          İmam Taşçıer              Mehmet Ruştu Tiryaki

                  İstanbul                               Diyarbakır                                   Batman

       Ömer Faruk Gergerlioğlu                  Ömer Öcalan                        Hasan Özgüneş

                  Kocaeli                                Şanlıurfa                                     Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki’nin söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu söyleyeyim: Bu madde teklifin belki de en masum maddesi. Şöyle ki: Adıyaman Merkez, Samsat ve Kâhta ilçelerinde 24 Nisan 2018 tarihinde meydana gelen depremden zarar görenlere yardım yapılmasına olanak tanıyan bir düzenleme. Komisyon buna bir de 25 Kasım 2017’de Muğla’da gerçekleşen depremde zarar görenleri ekledi. Ancak sorun şu: Bu düzenlemeler yardım amaçlı ve esas sorunları çözmüyor. Depremin zararlarını telafi etmek için girişimde bulunmak kötü mü? Elbette değil. Peki, bir yandan imar barışıyla ülkenin dört bir yanında yapılmış ne kadar yasa dışı bina, eklenti, konut varsa bunlara af getireceksiniz, bunların deprem güvenliği önemli olmayacak, diğer yandan depremde zarar görenlere yardım edeceksiniz. Biz bunun büyük bir çelişki olduğunu düşünüyoruz.

Bir de şu var: Evet, deprem mağdurlarına yardım edelim. Ancak binaların Deprem Yönetmeliği’ne uygun biçimde yapılması kimin sorumluluğunda? Elbette yetkili idarelerde. Eğer yetkili kurumlar, denetim yetkilerine dayanarak ve Deprem Yönetmeliği’ne uygun şekilde binaların yapımını sağlamış olsalar -Japonya gibi ülkelerde olduğu gibi- ülkemizde yaşanan ve yaşanacak depremlerde bu düzeyde ağır bilançolar olmayacak veya daha az hasar ve can kaybı meydana gelecek. Bu nedenle, deprem gibi doğal felaketler karşısında binaların yapımını denetlemekle yükümlü kurumların hizmet kusurları, hukuk devleti ilkesi gereği hukuksal sorumluluk doğurmaktadır. Nitekim, depremden zarar görenlerin açtıkları davalarda da idarenin hizmet kusuru nedeniyle maddi tazminata hükmedilmektedir.

Bakınız, 1999 depreminin ardından İstanbul’da Afet Acil Eylem Planı çerçevesinde 493 toplanma alanı belirlendi. Şimdi kaç tanesi vardır 493 toplanma alanından? 400, 300, 200, 100? 77 tane. 493 toplanma alanından sadece 77 tanesi kaldı. Bunların dörtte 3’ü ranta açıldı, inşaat yapıldı. TMMOB diyor ki: Bu 493 toplanma alanından geriye yalnız 77 tanesi kaldı, bunların büyük bir bölümü de çocuk parkı. Mahalle aralarında, binaların hemen yanında bu kalan 77 yer. Bunların toplanma alanı olma özelliği yok dolayısıyla ve esasen toplanma alanlarının yüzde 80’i ortadan kaldırılmış durumda. Peki ne oldu bu toplanma alanları? Hepsi AVM, hepsi gökdelen. Dolayısıyla, depremle mücadele yerine deprem sonrası toplanma alanlarını imara açarak depremle mücadele edemeyiz. Peki ne yapmalıyız? Depreme hazırlanmalıyız. Bunun da 3 tane temel yolu var. İlki, mevcut yapı stokunu güçlendireceğiz; ikincisi, yeni yapılan binaların sertifikasına önem vereceğiz; üçüncüsü de sigorta. Şimdi, bir de son olarak, bunların hiçbirisine bakmadan sadece depremlerin zararlarını çözmek, evet, iyi ama esasen sorunları çözmüyor.

Bir de madde metninde şöyle bir ifade var: İşte “Şurası, şurası ve çevresinde.” Bunlar muğlak ifadeler. Ekim ve Kasım 2011’de yaşanan Van-Edremit ve Erciş depremlerini anımsıyorsunuz. O zaman da Bakanlar Kurulu kararıyla, burada zarar gören kamu görevlilerine “tazminat” adı altında bir ödeme yapılmıştı. Deprem üssü Edremit olduğu hâlde Edremit’te görev yapan kamu görevlilerine herhangi bir yardım yapılmadı sadece Bakanlar Kurulu kararında “Edremit” adı geçmiyor diye. Ben o zaman bir sendika avukatı olarak dava açtım ve Edremit’te çalışan kamu görevlileri de bu yardımdan yararlanabildiler. Dolayısıyla “Şurası, şurası ve çevresinde.” dediğiniz zaman bu muğlak ifadeyle bazı zarar gören yurttaşlarımız bu yardımdan yararlanmayabilir.

Bizim önerimiz de şu Sayın Başkan, sayın milletvekilleri: Biz kalıcı bir çözüm önerdik. Tek tek yer, il, kent, ilçe saymak yerine 1970 yılından sonra gerçekleşen depremlerde zarar gören herkesin bu yardımdan yararlanmasına olanak tanıyacak bir öneri sunduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bunun başka yolu yok, ya bir tarih koyacaksınız ya da herhangi bir tarih veya yer adı belirtmeden bu depremden zarar gören herkese bu yardımı yapacaksınız. Bizim önerimiz, 1970 yılından sonra -bu, farklı bir tarih de olabilir- depremden zarar görenlere bu yardımların yapılmasıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tiryaki.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde üzerinde bir önerge daha vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Trafik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesine aşağıdaki ibarenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“Antalya ili Elmalı, Kumluca, Demre, Finike ilçeleri ve çevrelerinde 2017/2018 tarihlerinde”

                Feridun Bahşi                        Aylin Cesur              Lütfü Türkkan

                    Antalya                               Isparta                          Kocaeli

       Mehmet Metanet Çulhaoğlu               Behiç Çelik

                     Adana                                Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SERMET ATAY (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Antalya Milletvekili Feridun Bahşi konuşacaktır.

Buyurun Sayın Bahşi. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FERİDUN BAHŞİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün vefat eden başta can ağabeyim, şiirin aksakalı Bahaettin Karakoç olmak üzere tüm vefat eden insanlarımıza rahmet diliyorum, ruhları şad olsun, toprağı bol olsun.

7 sıra sayılı Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım.

Değerli milletvekilleri, 2017 ve 2018 yıllarında Antalya’nın ilçelerinde meydana gelen yağış veya hortumdan zarar gören çok sayıda tarım alanı, sera, yerleşim yeri ve iş yerlerinin zararlarının karşılanması noktasında bir talebimizdir.

16 Kasım 2017 tarihinde Kumluca’nın Beykonak, Beşikçi Mahallelerinden geçen dere şiddetli yağıştan gelen sellerle taşmış, taşkın yüzünden 500 dekar sera ve 50 kadar evi su basmıştır. Yine, 16 Kasım 2017 tarihinde Finike’de yaşanan sel ve hortum felaketiyle birçok sera zarar görmüştür. Yine, 16 Haziran 2018 tarihinde Demre ilçesinde etkili olan dolu yağışı tarlada hasadı bekleyen tonlarca karpuza zarar vermiş, ilçe merkezi ile Kapaklı, Çevreli, Köşkerler, Beymelek, Gürses ve Yavu Mahallelerinde etkili olan dolu ve şiddetli rüzgâr ağaçları devirmiş, seraların plastik örtülerini yırtmış, bazı seralar çökerken içindeki ürünler de aşırı derecede zarar görmüş, 939 dönüm kapalı sera kullanılamaz hâle gelmiştir. En son Antalya, 17 Ağustos 2018’de meydana gelen sel felaketinin verdiği zarardan çok ciddi şekilde etkilenmiştir. Özellikle Antalya ili Salur, Yılmazlı, Eskihisar, Yapraklı Mahallelerinde yaklaşık 450 dönüm ekili alan zarar görmüş, ayrıca 12 ev de kullanılamaz hâle gelmiştir.

Antalya ili sebze ve meyve üretimi açısından ülkemizin en önemli illeri arasındadır. Antalya ili sınırları içerisinde yaşanan dolu, sel, aşırı yağış, taşkın afetleri sebebiyle etkilenen çiftçilerimizin zararlarının bu madde devamına eklenecek fıkrayla birlikte giderilmesini talep ediyoruz. Bu nedenlerle, 2017-2018 yılı içerisinde Antalya ili sınırları içerisinde yaşanan tüm zararların Ziraat Bankasından alınan ve tarım kredi kooperatiflerinden alınan kredilerin bir yıl ertelenmesi, TARSİM olsun olmasın tüm çiftçilerin zararlarının devletçe karşılanması gerekiyor.

Bu kanun teklifi aynı zamanda Antalya Milletvekili Atay Uslu tarafından hazırlanmış, Antalya’nın sorunları yine İçişleri Komisyonunda da üye olan Atay Uslu tarafından dile getirilmemiştir. İsterdik ki biz Atay Uslu bu konuda hassas olsun.

Bunun dışında, kısaca bedelli askerlik müracaatıyla ilgili bir konuya değineceğim. Bedelli askerlikte müracaat 600 bin kişiye ulaşmış ancak her celpte ancak 12 bin kişi askerliğe celbedilmeye çalışılmaktadır. 600 bin kişi… Her celp dönemin 12 bin kişiye göre hesaplanırsa bugün müracaat eden kısa dönem asker adayları kaç yılda tüketilecektir? Bunu yirmi bir gün askerlik yapmak için sıra bekleyen tüm gençlerimiz merak etmektedirler.

Ayrıca, bedelli askerlikti, kısa dönem askerlikti -efendime söyleyeyim- yedek subay askerlikti gibi çeşitli adlar altında askerlik tarifleri yapılmıştır. Bunlar bir kanun teklifiyle tek tip askerlik hâline getirilmelidir. Bu konuda kanun teklifini hazırlamaktayız, en kısa sürede Meclis Başkanlığına sunacağız.

Yine, emeklilikte saraya takılanların sorunlarının takipçisiyiz. İYİ PARTİ olarak bu konunun sonuna kadar Mecliste gündeme getirilmesini savunuyoruz.

Yine, 3600 ek gösterge sorununun takipçisiyiz.

Yine, biz, bu kanunlar getirildiğinde de Meclisten bu kanunların çıkarılması konusunda diğer grupların desteğini bekliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

FERİDUN BAHŞİ (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum efendim. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde önerge yoktur.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

Madde 10’a bağlı ek madde 8’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 10’a bağlı ek madde 9’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.06

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Teklifin 12’nci maddesi üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        İmam Taşçıer                         Kemal Peköz                      Ömer Öcalan

          Diyarbakır                               Adana                               Şanlıurfa

        Abdullah Koç                   Adnan Selçuk Mızraklı

              Ağrı                                 Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer konuşacaktır.

Buyurun Sayın Taşçıer. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İMAM TAŞÇIER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 12’nci madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Bu maddede subay ve astsubayların durumunun düzeltilmesiyle ilgili bir düzenleme var. Biz isteriz ki Türkiye'de bütün çalışanların durumu düzeltilsin, bütün çalışanların özlük hakları verilsin ve onlara istenen neyse bütün çalışanlara istensin. Bunun da olabilmesi için Türkiye’de demokrasinin ve istikrarın olması şarttır. Türkiye’ye demokrasi ve istikrarın da gelebilmesi için Kürt sorununu mutlaka çözmesi gerekir. AKP iktidara geldiği günden son üç yıla kadar “Kürt sorunu benim sorunumdur, ben bu sorunu çözerim.” demiş ve bununla ilgili onlarca kez, yüzlerce kez bu kürsüde ve değişik platformlarda sözler vermiştir ama gelinen aşamada artık “Ben Kürt’üm.” diyene dahi değişik şekilde cezalandırmalara kadar gidilmektedir. Yani Türkiye’de Kürtler var mıdır, yok mudur? Dün AKP hatipleri, grup başkan vekili dâhil olmak üzere, Kürtlere atıfta bulunarak var olduklarını burada, bu kürsüde söyledi. Diğer muhalefet partileri de Kürtlerin varlığıyla ilgili her zaman görüşlerini dile getiriyorlar -Kürt kardeşlerim- her zaman bunu değişik platformlarda dile getiriyorlar. Ama Türkiye’de yaşayan 20-25 milyonun üzerinde Kürt var, bu Kürtler ana dilleriyle eğitim ve öğretim yapamıyorlar. Cumhuriyet yıllarına kadarki olan süreçte Kürtler ana dilleriyle o günün şartlarına göre eğitimlerini yapabiliyorlardı. Ahmedi Hani Mem u Zin’i -tarih 1692- kendi ana dili olan Kürtçeyle yazmıştır. Melaye Ciziri kendi ana dili olan Kürtçeyle divanını yazmıştır. Cigerhun yine divanlarını, şiirlerini kendi ana dili olan Kürtçe yazmıştır. O günkü şartlarda Kürtler bir şekilde eğitimlerini alıyor ve bunu günümüze kadar taşıyorlardı ama bugün, Kürtler kendi ana dilleriyle okul okuyamıyorlar. İlkokuldan üniversiteye kadar kendi ana dillerinde okul okumaları gerekirken var olan 3-5 tane özel okul dahi kapatıldı bu dönemde.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Öğrenci gelmiyor.

İMAM TAŞÇIER (Devamla) – Şimdi soruyorum size: Gelişmekte olan ülkelerde ve gelişmiş olan ülkelerde eğer farklı diller varsa hepsi kendi ana dillerini bir şekliyle kullanıyorlar. Amerika’da bütün dillerde eğitim var. Avrupa’nın hemen her ülkesinde bütün dillerde eğitim ve öğretim var. Çekoslovakya’da 6 tane resmî dil var. Gelişmekte olan ülkelerde yine öyle. Güney Afrika’da 8 tane resmî dil var. Hindistan’da 10’un üzerinde resmî dil var farklı konuşulan dillerde. Rusya yine hakeza.

Evet, Türkiye'de Kürtçenin ikinci bir resmî dil olması gerekiyor ve insanların kendi dillerini güvence altına alınan bu resmî dil vasıtasıyla eğitimlerini Kürtçe ana dilleriyle yapmaları gerekiyor. Bunu yapmadığımız sürece, Kürt sorununu çözme konusunda zaten atılmayan adımları daha da sığlaştıracağız. Kürt sorununu çözme konusunda atılacak tek adım, daha doğrusu ilk adım, ana dille eğitimi yasal hâle getirmektir, o da bu Meclisin görevidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Taşçıer.

İMAM TAŞÇIER (Devamla) – Bu Mecliste bu sorun çok rahat çözülebilir ve bununla da Kürt sorununu çözmesi konusunda çabalar sarf edilmeye devam edilir ama 25 milyon kendi ana dilleriyle eğitim yapamıyorsa, 25 milyon kendi kültürlerini yaşatamıyorsa, 90’lı yıllarda ya da 1980’lerde olduğu gibi Kürtçe müzik dinlediği için cezaevlerine giriliyor ise bu sorun çözülmeden Türkiye’ye demokrasi gelmez. Demokrasi gelmeyen bir ülkede de istikrar olmaz ve sözü edilen maddede de insanların refah seviyesine yükselmesi sıkıntılı olur.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taşçıer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde önerge yoktur.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 13’üncü madde kabul edilmiştir.

14’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin (k) bendinde yer alan “dinlenme” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. 17.10.2018

        Tanju Özcan                           Ali Öztunç                      Cengiz Gökçel

             Bolu                             Kahramanmaraş                            Mersin

        Yaşar Tüzün                          Orhan Sümer              Okan Gaytancıoğlu

            Bilecik                                  Adana                                  Edirne

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gaytancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu’nda değişiklik yapıyoruz. İyi, çok güzel. Ben de 14’üncü madde üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Şimdi, az önce çıktılar, “Şu kadar kaza oluyor, bu kadar ölümlü kaza oluyor…” Neden oluyor, ben de başka bir yönden size söylemek istiyorum: Ağır vasıtaların lastiklerinin çoğu kaplama. Neden? 6 tane lastik 16 bin lira olursa kamyoncu esnafı, otobüsçü esnafı lastiklerini kaplatıyor arkadaşlar. Bunlara burada dikkat çekelim.

Şimdi, 14’üncü maddede Karayollarının denetim istasyonları var. Burada yüklerine bakıyorlar, takograflarına bakıyorlar kurallara uygun mu… Eğer orada polisler varsa ceza kesmek çok kolay ama şimdi Karayolları görevlilerine de ceza kestiriyorsunuz. Acaba o Karayolları görevlileri cezayı rahat rahat kesebilirler mi, oradaki kamyoncuyla kavga ederler mi, otobüsçüyle kavga ederler mi, bunu hiç düşünmüyorsunuz. Bunu biraz düşünün, ona göre bu maddeyi tekrar gündeme getirin bana sorarsanız. Bu çok yanlış.

Peki, maliyetler neden yükseliyor? Az önce söyledik. Zaten kamyoncu, otobüsçü yani şoför esnafı cezalardan bıkmış -her yerde ceza var- vergilerden bıkmış, masraflardan bıkmış. Kaplama lastik 40-50 bin kilometre gidiyor, normal lastik 200 bin kilometre gidiyor ama insanlar artık “Acaba biraz işler açılır mı? Açılana kadar, borcumuzu ödeyene kadar biz lastikleri kaplatalım.” diyorlar. Bu şekilde idare etmeye çalışıyorlar. Bu şekilde idare edilmesi de son derece zor.

Yine, biliyor musunuz, bilmiyorum ama ben öğrendim. Trakya bölgesinden kimse Kadıköy’e yolcu taşımıyor. Taşısa da küçük arabalarla taşımaya çalışıyor. Neden? Köprüleri o kadar pahalı yaptınız ve zorunlu hâle getirdiniz ki üçüncü köprüden geçmek Deli Dumrul vergisi. Herkes küçük servislerle Kadıköy’e kadar geçebiliyor ya da tek araca düşürebiliyorlar. Yani koca koca otobüsler Trakya’dan Kadıköy’e yolcu taşımıyor. Yani ülkeyi ne hâle getirdiniz. İnsanların seyahat özgürlüğünü elinden alıyorsunuz. Eğer geçmeye kalkarsa ikinci köprüden yanlışlıkla, 915 lira cezası var. Yani cezalar bu derece caydırıcı oluyor zannediyorsunuz ama insanlar artık zor durumdalar.

Hele Bursa-İzmir arasını kullanmak isteyen kamyoncular varsa yine bizim Trakya’dan, Uzunköprü’den, Keşan’dan yük yükleyecek, aslında çok kestirme olarak Fatih Köprüsü’nden geçmesi lazım, diyor ki: “Ben biraz daha fazla mazot yakayım ama yola para vermemiş olayım.” Çanakkale üzerinden geçiyor, yolu uzatıyor. Ekonomiye daha büyük zarar, bu sefer petrole para ödüyoruz.

Yine biliyor musunuz, bilmiyorum ama yollarda otobüsler için kontrol noktaları o kadar fazla ki yolcuların canı sıkılıyor, “Ne bu kardeşim, ikide bir durduruyorsunuz bizi, kontrol ediyorsunuz, ne var?” diyor. Siz de diyorsunuz ki: “Teröristler var, IŞİD var, şu var, bu var.” O zaman iyi bir şekilde kontrol edin. 10 kilometre içerisinde 2 tane kontrol noktası olan yerler var.

Yine biliyor musunuz, bilmiyorum ama otoyol geçiş ücretleri çok pahalı olduğu için birçok kamyoncu ara yollardan geçiyor, şehirler arası yolları kullanmıyor, bazıları köy yollarını bile ezberlemiş.

Yine biliyor musunuz, bilmiyorum ama İstanbul’dan Bursa’ya bir otobüs hiç mazot yakmasa 520 lira masrafı var, hiç mazot yakmasa. Mazot masrafını da koyarsanız yolcuların ne kadar büyük bedeller ödediğini tahmin edebilirsiniz.

Yine biliyor musunuz, bilmiyorum ama iki yıl önce bir kamyon, trafik sigortasına yıllık 1.100 lira ödüyordu, şimdi aylık ödüyor. Yani siz ekonomiyi iyi yönetemediğiniz için, vergiyi iyi toplayamadığınız için, sürekli israf ekonomisi uyguladığınız için her yerden vergi almaya çalışıyorsunuz, her türlü cezaya insanları maruz bırakıyorsunuz, sigorta toplamaya çalışıyorsunuz, vergi toplamaya çalışıyorsunuz, ceza toplamaya çalışıyorsunuz ama yine de bütçeyi bir türlü denkleştiremiyorsunuz. Daha K1 belgesini, SRC belgesini, araç muayene ücretlerini, motorlu taşıtlar vergilerini, trafik cezalarını söylemedim.

O zaman, enflasyon niye artıyor hep beraber düşünelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Gaytancıoğlu.

OKAN GAYTANCIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Enflasyon niye artıyor? Maliyetler artıyor çünkü. Üretici fiyatları niye artıyor? Bakın, karpuz kaç para? Diyelim kilosu 1 lira. Ama mazot kaç para? Karpuzun parası para olmasa bile, adam ta Antalya’dan İstanbul’a karpuzu getiriyor ama dünya kadar masraf, karpuzun fiyatı birdenbire 2 katına, 3 katına çıkıyor.

Yani enflasyonla mücadele etmek istiyorsanız, ekonomiyi düzeltmek istiyorsanız vergiyi daha adil hâle getirmeniz lazım, tabana yaymanız lazım, üreten bir Türkiye’yi oluşturmanız lazım.

İşte “Ben bir kamyoncu yakaladım, bir otobüsçü yakaladım, zorla bir köprü yaptırdım, oradan geçmek zorundasın.” derseniz maliyetler bu şekilde artıyor arkadaşlar.

Bunları, lütfen, daha ciddi bir şekilde, daha soğukkanlı bir şekilde düşünelim ve Türkiye’yi daha güzel yönetelim diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gaytancıoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.39

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Mithat SANCAR

KÂTİP ÜYELER: Emine Sare AYDIN YILMAZ (İstanbul), Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

7.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Mithat Sancar’ın, teknik bir çalışma yapmak için süre talep edilmesi üzerine oturuma ara verdiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN - Tabii, Genel Kurula bazı durumlarda kısa bilgi verme sorumluluğum var. Biraz önceki arayı teknik bir çalışma için süre talep edildiği için verdim. O nedenle iki ara arka arkaya gelmiş gibi göründü. Bu konuda sizleri bilgilendirmek istedim.

15’inci maddeyle ilgili bir önerge vardı, Komisyonla birlikte bu önerge değerlendirildi. Şimdi 15’inci madde üzerindeki önergeyi okutacağım ve işleme alacağım.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, önerge gelmedi bize. Geldi mi size? Nerede önerge, biz önergeyi görmedik.

BAŞKAN – Nasıl?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Önerge grubumuza gelmedi efendim.

BAŞKAN – Şimdi okunacak.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yani okunacak da gruplara dağıtılıyor bu. Size geldi mi?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hayır, gelmedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Onu grup başkan vekillerinin kendi aralarında halletmesi gerekiyor Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Usul budur yani genelde gruplar bilgilendirilir, dağıtılır, ondan sonra...

BAŞKAN – İsterseniz, Sayın Akçay, okutalım, size hemen takdim edelim, arkadaşlar getirsinler.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Oylandıktan sonra getirmesinin bir esprisi yok.

BAŞKAN - Ben, tabii, bundan haberdar değilim, verildiğini sanıyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, okutup işleme konup oylandıktan sonra gelmesinin bir anlamı yok. Usul, bu tür gelen önergeler...

BAŞKAN – Lütfen hemen çoğaltıp gruplara dağıtalım önergeyi.

Hazırlanıyor Sayın Akçay, getirilecek şimdi, sizlere dağıtılacak.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – 60’a göre bir dakikalık bir söz verebilir misiniz Hayati Arkaz Bey’e?

BAŞKAN – Verelim.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

57.- İstanbul Milletvekili Hayati Arkaz’ın, öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğuna ve toplum önünde değersiz, itibarsız hâle getirmenin doğru olmadığına, öğretmenler hakkında olumsuz kanaat oluşturan “Eyvah Düşüyorum” adlı programın sunucusu ve yapımcılarını kınadıklarına ilişkin açıklaması

HAYATİ ARKAZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde özel bir televizyon kanalında “Eyvah Düşünüyorum” adlı bilgi yarışmasında öğretmenlerimiz, üç ay tatil yapıp üstüne bir de maaş aldığı için kıskanılan bir meslek grubu olarak gösterilmiştir. Öğretmenlik kutsal bir meslektir ve onu toplum önünde değersiz, kıymetsiz, itibarsız hâle getirmek çok tehlikelidir. Biz bu programın sunucusu ve yapımcılarını kınıyoruz. Öğretmeni korumak, insanlığı ve geleceğimizi korumaktır.

Bu vesileyle Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk nezdinde bütün öğretmenlere saygılarımı sunuyorum. Genel Kurulu ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.-KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/860) ve İçişleri Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 7) (Devam)

BAŞKAN – Önerge sanırım gruplara dağıtıldı. Önerge üzerinde görüşmeye geçebiliriz.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/860) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle değiştirilecek olan 2918 sayılı Kanun’un 21’inci maddesinin dördüncü fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi arz ve teklif olunur.

       Hasan Subaşı                Mehmet Metanet Çulhaoğlu                   Aylin Cesur

           Antalya                                  Adana                                       Isparta

      Lütfü Türkkan                          Behiç Çelik                                       

           Kocaeli                                  Mersin

 

“Ayrıca mülki amir tarafından el konulur ve aracın mülkiyeti kamuya geçer.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılıyoruz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Mülkiyetin geçişini mülki amir sağlayamadığından, mülkiyet geçişinin kanunla gerçekleşmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

15’inci maddeyi kabul edilen önergeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 15’inci madde değişiklik önergesiyle birlikte kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde değişiklik önergesi yoktur, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme koyuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/860) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 17’nci maddesiyle değiştirilecek olan 2918 sayılı Kanun’un 32'nci maddesi, başlığıyla aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

      Fahrettin Yokuş                        Behiç Çelik                        Aylin Cesur

            Konya                                  Mersin                                 Isparta

       Lütfü Türkkan                        Yasin Öztürk

            Kocaeli                                 Denizli

 

“Araçlar üzerindeki değişikliği bildirme

MADDE 32- Araçlar üzerinde mevzuata uygun şekilde yapılan her türlü değişikliğin işleten tarafından 30 gün içinde araç tescil belgesine işletilmesi zorunludur. Bu fıkra hükmüne uymayan işletenlere 108 Türk Lirası idari para cezası verilir.

Üzerinde teknik değişiklik yapılan araçlar değişikliği mevzuata uygun olarak yapıldığı belgelenip bu durum ilgili tescil kuruluşunda araç tescil belgesine işletilinceye kadar trafikten menedilir.

Mevzuata uygun olarak yapıldığı belgelenemeyen teknik değişikliğin çevredekileri rahatsız edecek derecede gürültü çıkaracak özellikte olması durumunda 1.002 Türk Lirası idari para cezası uygulanır. Ayrıca, araçla ilgili belgeler alınır ve araç belirli bir yere çekilerek trafikten alıkonulur."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yokuş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

FAHRETTİN YOKUŞ ( Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 7 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gecenin bu saatinde, elbette, çok da önemli olmayan ancak siyasi iktidarın hangi sebeple getirdiği herkesçe malum olan bir torba yasa bütünlüğünü görüşüyoruz. Bu yasa tasarısının, özellikle trafikle ilgili olması, trafik cezalarının artırılmakta olması, yeni düzenlemeler getirilmesi hepimizde farklı bir duygu geliştirdi. Siyasi iktidar yıllarca bu hususta ciddi bir çalışma yapmazken iki sayın vekilin pek çok konuda bir anda uzmanlaşıp torbaya doldurduğu böyle bir teklif, herhâlde yeni dönemde tarihe geçecek ilk teklif olsa gerektir.

Şimdi, bu teklifi hazırlayanlara sormak lazım: Siz bu teklifi hazırlarken Şoförler Odasına sordunuz mu? Otomobilcilere sordunuz mu? Trafikte ömrünü geçiren kamyonculara, tırcılara, servisçilere yani hayatı kara yollarında geçen insanlara sordunuz mu? Sormanıza gerek yok ki çünkü sivil toplum örgütü ya da meslek odalarının bir anlamı da kalmadı ki. Sormaya da ihtiyaç yok. Ama konuşmaya gelince Batı standartlarında gelişmekten bahsetmeyi, örneklerimizi Avrupa’dan vermeyi çok severiz. Ama gelişmiş Batı toplumlarında hiçbir yasa böyle yapılmıyor. Önce, o yasanın tarafları hazırlanıyor, konuşuyor, istişare ediyor; ondan sonra yasa, tarafların düşünceleri doğrultusunda meclislere taşınıyor.

Şimdi, bu tasarıyı buradan geçiriyoruz, bir kamuoyu yoklaması yapalım, bu ülkede, bu yasanın trafikte ölümleri engelleyeceğine, trafikte insanları korkutarak, insanları zorla disipline etmek için fayda sağlayacağına inananların oranı herhâlde yüzde 10’u, yüzde 20’yi geçmez. Çıkın, sorun halkımıza, yüzde 80’i-90’ı böyle diyor, diyor ki: “Hükûmetin kasası boşaldı, paraya ihtiyaç olduğu zaman hemen trafiğe… Trafik polisleri hemen, yirmi dört saat göreve başlar yani sekiz saat arayla devriyeye çıkarlar. Niye? Kasada boşluk var, doldururuz.” Allah aşkına, böyle yapacağımıza, gelin, yine bu cezaları artıralım ama bu kültürü geliştirelim, eğitimi geliştirelim. Bu insanlara önce diyelim ki: “Size 2 kat, 3 kat cezalar getirmek yerine, cezayla korkutmak yerine insan hayatının önemini, insan yaşamının değerini öğretelim önce. Onunla ilgili eğitim verelim, çalışma yapalım.” Ama bunları yapmaya hiçbir zaman ihtiyaç duymuyoruz.

Bu teklifte, ilginçtir, pek çok husus var. Kamuda 100 binlerle ifade edilen araç var, araç saltanatı var. Bu araç saltanatı içinde görev yapan binlerce şoför var. Tabii, bunlara siz yabancısınız. O şoförlerin büyük bölümü kamuda memur ve işçidir ama biliyor musunuz, Hükûmetiniz kasko yaptırmadığı için bu tip araçlara –belki askeriye dışında, emniyet dışında- bir kaza olduğu zaman, o devlet memuru ya da kamu işçisi o kasko bedellerini öder? Siz burada para toplamaya gelince, ne güzel, artışları yapıyorsunuz ama kamuda çalışan şoförlerin mağduriyetini gidermek için araya bir madde sıkıştırmayı bile çok görüyorsunuz.

Onun için, bu düşüncelerimi paylaşarak, uzatmayarak hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yokuş.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza sunacağım ama 19’uncu madde üzerinde Komisyonun bir redaksiyon talebi vardır.

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 19’uncu maddesiyle 2918 sayılı Kanun’un 46’ncı maddesinin değiştirilmesi öngörülmektedir. Bahse konu kanununun 46’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında “d” bendi bulunmamaktadır. Teklifte sehven “1’inci maddenin d bendi” ibaresi yazılmıştır. Bu sebeple “1’inci” ibaresinin “2’nci” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Redaksiyon talebiniz kayıtlara geçmiştir.

Görüşülen teklifin kabul edilmesi hâlinde redaksiyon işlemi Başkanlığımızca gerçekleştirilecektir.

19’uncu maddeyi yapılan redaksiyonla birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı “Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin 21’inci madde metninde geçen “1.002” ibaresinin “1.112” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 17/10/2018

          İlhami Özcan Aygun              Yaşar Tüzün                       Orhan Sümer

                  Tekirdağ                         Bilecik                                  Adana

               Ahmet Kaya                  Cengiz Gökçel                        Ali Öztunç

                  Trabzon                          Mersin                       Kahramanmaraş

               Tanju Özcan

                    Bolu

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında bir adet söz talebi vardır.

Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun konuşacaktır.

Buyurun Sayın Aygun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 21’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Yasayla getirilen 21’inci maddedeki değişiklik doğru ve yerinde bir düzenlemedir. Hız aşımına 245 lira ile 1.002 lira arasında kademeli ceza getirilmektedir. Ayrıca ehliyetlerin iptal edilmesi gibi yeni bir uygulamanın devreye sokulması sevindiricidir. Yeni düzenlemeyle, hız aşımı yapan kişi, geriye dönük beş yıl içinde 2 kez sürücü belgesinin geri alınması cezası alırsa sürücü belgesini tamamen kaybedecek ve başlangıç noktasına geri dönecek. Yani artık sürücü kurslarına giderek tekrar ehliyet alacak.

Son on yıl içerisinde meydana gelen kazaların yüzde 35’i hız kaynaklıysa bu düzenlemede geç kalındığı da söylenebilir çünkü Türkiye’de trafik kazalarında ölenlerin sayısı terörden ölenlerin sayısını geçmiştir. 2017 yılında trafik kazalarında 7.427 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Oysa 2017 yılında terör nedeniyle ölen asker, polis, korucu toplam şehit sayısı 270’tir. Yani trafik kazaları 27,5 kat daha fazla ölümle sonuçlanmıştır. Bu rakamlar düşündürücüdür.

Değerli milletvekilleri, şüphesiz ki kazalar sadece hızdan değil, hatalı yol ve yetersiz sinyalizasyon çalışmaları sebebiyle de gerçekleşmektedir. Bu konuda Ulaştırma Bakanlığımız sınıfta kalmıştır. Bakın, bu yasa teklifini hazırlayan Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Yel’in de bileceği gibi, Tekirdağ’ın Süleymanpaşa ile Muratlı ilçesini, Muratlı ile Büyükkarıştıran ilçelerimizi birbirine bağlayan kara yolunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu yolda sayısız can yitirmişizdir ve bu yol “ölüm yolu” olarak yine adlandırılmaktadır. Bu yolda zift ve mıcır dökümünde izlenen metot bilimsel değildir. Zift sonrası dökülen mıcır kış aylarında yağan yağış ve yağmurla birlikte yolu kayganlaştırarak kazalara sebebiyet vermektedir. Dün akşam itibarıyla da Sağlık Bakanlığına bağlı bir aracımız yolda kayarak kaza yapmıştır. Aynı zamanda hava sıcaklığının da arttığı dönemlerde zift eriyerek yine kazalara sebebiyet vermektedir.

Ülkemizin 2015 yılına ait trafik kazaları istatistiklerine bakıldığında kazaların yaklaşık olarak yüzde 24’ünün havanın karanlık olduğu saatlerde meydana geldiği gözlemlenmektedir. Karanlıkta sınırlı görüş imkânı olduğundan yol yüzey ve kenar çizgileri işaretlemeleri çok önemlidir. Muratlı kara yolunda şerit çizgileri ve yol yüzey işaretlemelerinin bir an evvel yapılması gerekmektedir. Muratlı çevre yolumuzdaki yine trafik sinyalizasyon ve yol ışıklandırması derhâl yapılmalıdır.

Değerli dostlarım, değerli milletvekillerim; bir ekleme daha yapmak istiyorum. Tekirdağ’da sadece kara yoluyla kazalar vuku bulmamaktadır. Geçtiğimiz günlerde, temmuz ayı içerisinde tren kazasıyla karşı karşıya kaldık. Yani demir yollarında da çok ciddi sıkıntılarımız var.

Çorlu’da 25 vatandaşımız göz göre göre tren faciasıyla yaşamını yitirmiştir. Acı olan şu ki hem Devlet Demiryollarımızın ve hem de Hükûmetimizin sessiz olmasıdır. Medya da konuyu hak ettiği şekilde işlememektedir.

Ta Osmanlı Dönemi’nde yapılan yüz kırk beş yıllık menfez âdeta ölüm menfezidir. Bugüne kadar yani yüz kırk beş yıl boyunca güçlendirme dahi yapılmamıştır. Bu skandaldır. Bilirkişi raporunda dahi “kârgir yapı” denmektedir yani yığma yapı, depreme dayanıksız, kolonsuz, dayanıksız bir bina. Bugüne kadar tüm ihalelerde de bu menfezler kapsam dışı kalmıştır.

Bilirkişi raporunda çimento enjeksiyonuyla güçlendirilmesi isteniyor. İşin vahim tarafı, kaza sonrası çıkılan ihalede de menfez güçlendirmesi yapılmamıştır. Beton moloz parçalarıyla menfeze yama yapmaktan başka bir şey yapmadılar. Bu da yeni kazalara davetiye çıkarmaktadır.

Devlet Demiryollarını ve Ulaştırma Bakanlığını buradan uyarıyorum. Yeni kazaların vebali onların sırtındadır.

Bir an önce Devlet Demiryollarına meteoroloji uzmanları alınarak kurumda yağışları izleyecek teknik ekip oluşturulmalıdır.

Haydarpaşa Demiryolu Bakım Servis Müdürlüğünde Müdür Vekili Mümin Karasu’nun kazadan on gün önce, 29 Haziranda hazırladığı raporunda aşırı yağış beklendiğini aktarıp gerekli tedbirlerin alınmasını istemesine rağmen, kazanın göz göre göre geldiğini hep beraber yaşadık. Ama belli ki bu uyarı sadece suya yazılmıştı. Olan ailelere, çoluğuna çocuğuna, annesini, babasını, yakınını kaybeden vatandaşlarımıza oldu. İnsan hayatı bu kadar ucuz olamaz. Hükûmeti gerekeni derhâl yapmaya çağırıyorum.

Bu uyarılarla sözlerime son verirken yüce Meclisi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aygun.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 21’inci madde kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/860) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesiyle değiştirilmesi teklif edilen 2918 sayılı Kanun’un 67’nci maddesinin birinci fıkrasına eklenen (d) bendindeki “herhangi bir zorunluluk olmaksızın” ibaresi çıkarılarak yerine “Trafiğe açık alanlar ile motor sporları için belirlenen pist ve sahaların dışında” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Feridun Bahşi                Lütfü Türkkan                     Yasin Öztürk

                    Antalya                        Kocaeli                                 Denizli

       Mehmet Metanet Çulhaoğlu                                                Aylin Cesur

                     Adana                                                                    Isparta

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Isparta Milletvekili Aylin Cesur konuşacaktır.

Buyurun Sayın Cesur. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AYLİN CESUR (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan (2/860) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesi üzerinde İYİ PARTİ adına görüşlerimi ifade etmek üzere huzurunuzdayım.

Evet, bazı rakamlar sunmak istiyorum Genel Kurulunuza. Özellikle iktidar partisinin en çok övündüğü şeylerden birisi olan kara yollarından biraz bahsetmek istiyorum. Size bazı rakamlar vereceğim. 1950’de Türkiye çapında kara yolu ağı 47.080 kilometre ve 2003 yılında 63.143 kilometre, 2017’de 67.498 kilometre yani 2003’ten 2017’ye kadar 4 bin kilometre yol yapılmış ve yüzde 6. Türkiye çapında otoyol ağı -Ulaştırma Bakanlığı rakamları- 1973’te 24 kilometre, 2002’de 1.714 kilometre yani 71 kat artmış ve 2003’te 1.714 kilometre olan otoyol 2017’de 2.622 kilometreye ulaşmış; 908 kilometre, yüzde 34 artmış. Nüfustan bahsedelim, 2002’de 65 milyon olan nüfus 2018’de 81 milyon yani yüzde 25 artmış. Toplam trafik kazası sayısına bakalım, 2000’de 500.653 kaza, 2017’de 1 milyon 202 bin 716. Evet, bu, ölümlü kaza sayısı yüzde 50 artmış, kaza sayısı yüzde 240 artmış. Son olarak vereceğim rakamlar motorlu araç sayısı: 1950’de 35.225, 2002’de 8 milyon 655 bin 170 yani 245 kat artmış. 2002’den 2017’ye 21 milyon 211 bin 701 olmuş yani 2,5 kat artmış.

Şimdi, bu rakamlara bakıldığında, sonuç olarak 2003’ten 2017’ye kara yolu yüzde 6 artarken, 2003’ten 2017’ye otoyol 908 kilometre artarken, nüfus 2002’den 2017’ye yüzde 25 artarken trafik kazası oranı 2000’den 2017’ye yüzde 240 artmış ve ölümlü kaza da yüzde 50 artmış. Burada demek ki ne yapmak gerekiyor? Herkesin şapkasını çıkarıp bir düşünme zamanı, özellikle siyasi iktidarın düşünme zamanı gelmiş ve geçmiş demektir. Tedbiren önlemlerin alınması gerekiyor, bugün de bunu konuşuyoruz hep beraber.

Bu yollarda meşakkatli olarak çalışan 25 bin trafik polisi ve 230 bin polis memurumuz var. Bu, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı personelinin İçişleri Bakanlığına bağlanması sonrası mağdur olmamaları için Türk Silahlı Kuvvetlerinin ödenek haklarından yararlandırılmasını teklif ediyorsunuz. Biz buna karşı değiliz ama neden İçişleri Bakanlığının kendi personelinin şartlarını da düzenlemiyorsunuz ve 3600 ek gösterge sözü verdiniz, neden sözünüzü tutmuyorsunuz?

Sizlere, hepimizin övündüğü, en çok da tabii ki tüm, her yerde arka planda kullandığınız rahmetli şehit Fethi Sekin’den bir hatırlatma yapmak istiyorum. 5 Ocak 2017’de bomba yüklü araçla gelen teröristlere göğsünü siper etti, Motosikletli Şahinler Timinden Trafik Polisimiz Fethi Sekin rahmetli oldu 3 çocuğunu geride bırakarak. Soruyorum: Emekli olunca alacağı 2.700 lira için aramızda gövdesini siper edecek kaç kişi var acaba? O yüzden 3600 sözünüzü tutmanız için tekrar hatırlatmada bulunmak istiyorum sayın iktidar partisi vekillerine.

Teklifimizde sözünü ettiğimiz pistlerle ilgili olarak da altını çizmek istediğim bazı hususlar var. Trafikte sakıncalı hareketler yapmanın cezalandırılması gayet normal ancak motor sporlarına ilgi duyan hobi sahibi Türk gençlerine motor sporları için pist ve saha gibi imkânlar sunmak Hükûmetin ve yerel yönetimlerin sorumluluğundadır. Motor sporları ve modifiyeye ilgili vatandaşların talepleri de göz önüne alınmalı, hükûmetler bu taleplere duyarlı olmalıdır. Millî imkânlarımızla hayata geçirilen İstanbul Park onca yatırıma rağmen atıl bir yatırım hüviyetindedir. Oysa motor sporları uluslararası turizmin bir alt branşı olarak büyük bir potansiyele sahiptir. Uluslararası müsabakalarda millî sporcularımızın yetişmesi için İstanbul Park’ın yanı sıra Anadolu’da, örneğin başkentimiz Ankara’da da bir motor sporları merkezinin yer alması uygun olacaktır. Caddelerde yarışmak yerine gençlerimiz pistlere yönlendirilmelidir. Almanya bu konuda muazzam bir örneğe sahiptir. Türkiye'den bile motor sporlarına meraklı vatandaşlar oraya giderek yarış atmosferinde turlar atıyorlar. Bizde henüz böyle bir imkân yok. Oysa doğru bir tanıtım ve pazarlamayla hem gençlerimizin hem de çevre ülkelerin vatandaşlarının ülkemize gelerek İstanbul Park’tan yararlanması mümkün olabilir.

Yine Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde motor sporları meraklıları için pist imkânı sunmak gerekmektedir. Isparta’da bunun için çok ciddi bir talep var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Cesur.

AYLİN CESUR (Devamla) – Ankara, Anadolu’nun merkezinde olan bir kent olarak bu projeye ev sahipliği yapabilir.

Motor sporları dünyası otomobil sektörünü geliştiren ve gelirleri çeşitlendiren bir alandır. Ülkemizde motor sporlarına yönelik bir sanayinin oluşması, millî markaların meydana gelmesi için de faydalı olur. Millî uçak geliştirmek için rüzgâr tüneli neyse motor sporları dünyası ve otomotiv sektörü için de pistler o anlama gelmektedir. Motor sporları AR-GE ve yeni teknoloji bakımından ülkemizin aradığı fırsat olabilir. Genel Kurulun dikkatine sunarım.

Saygılarımla. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Cesur.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 22’nci madde kabul edilmiştir.

Böylece, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 23 ila 49’uncu maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde söz isteyen milletvekillerinin isimlerini okuyorum: İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekili Ayhan Erel, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül; kendisinin şahıs adına da söz hakkı vardır, ikisini birleştirerek kendisine söz hakkı vereceğim.

Şimdi, ilk konuşmacı, İYİ PARTİ Grubu adına Aksaray Milletvekili Ayhan Erel.

Buyurun Sayın Erel. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA AYHAN EREL (Aksaray) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; kanun teklifinin amacı her ne kadar gerekçede açık ve seçik ifade edilmemiş ise de kazaların önlenmesi amacı taşıdığı metnin yorumundan anlaşılmaktadır.

Ülkemizin en önemli sorunlarından biri olan trafik kazaları geride binlerce ölü, on binlerce yaralı, milyonlarca maddi kayıplara neden olmaktadır. Trafik bir tehdit unsuru olarak hâlâ günümüzde varlığını devam ettirmektedir. Üzülerek belirtelim ki ülkemizde meydana gelen trafik kazaları sayısı ve sonuçları bakımından, Batılı ülkelere göre gerek kaza sayısı gerekse ölü sayısı bakımından oldukça fazladır. Bu durumun başlıca nedenlerinden biri, genel anlamda ülkemizde yol ve trafik güvenliği bakımından eğitimin yetersiz olmasıdır. Düzenli ve güvenli trafik için küçük yaşta insanlarımızın eğitilmesi gerektiği inancındayız. Bu konuda sivil toplum kuruluşlarına, okullarımıza büyük görev düşmektedir. Bugün Millî Eğitim müfredatında sadece ilkokul 4’üncü sınıflarda haftada bir saat olmak üzere zorunlu trafik eğitimi vardır. Onun ötesinde okullarımızda trafikle ilgili herhangi bir eğitim ve öğretim verilmemektedir.

Yine, nisan ayında kutlanan Trafik Haftası’nda sadece kaza yapmış araçlar şehrin meydanlarında vatandaşlara gösterilmekten öteye gitmemektedir. Kazaların oluşumunun analizi yapıldığında kazaların oluşumunda sürücülerin, yaya ve yolcuların kusurlu unsurların başında geldiği anlaşılmaktadır. Kazaların oluşumunda genelde yüzde 90’ında da sürücüler kusurlu bulunmaktadır. Dolayısıyla sürücülerin eğitilmesinin günümüzde yetersiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce sürücülerin, yolcuların, yayaların küçük yaşlardan itibaren eğitilmesi ve yetiştirilmesi gerekmektedir.

0-6 yaş grubunda insanlar kişiliklerini bulurlar. Dolayısıyla bu yaş grubundaki çocuklarımıza verilecek trafik bilincinin ve şuurunun ilerideki olumsuz davranışların önüne geçeceği kanaatindeyiz. Ancak günümüzde daha çok bilgisayar başında otomobil yarışlarıyla ilgilenen gençler bu çağda aldıkları bu kültür ve bilgiyle trafiğe çıktığında olumsuz davranışlar sergilemektedirler.

Yine, bu kanun içerisinde yer alan, uzman erbaşların emeklilik işlemleriyle ilgili bir sıkıntı vardır. 6000 sayılı Yasa’yla uzman erbaşlar sivil memurluktan emekli olmaya zorlanmaktadırlar.

Emekli demişken, günümüzde bin lira civarında emekli maaşı alan vatandaşlarımız vardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın da yıllar önce yaptığı çay ve simit hesabını günümüze uyarladığımızda hep beraber bir hesap yapalım. Günümüzde kafelerde, simit saraylarında ve simit fırınlarında değil de sokak tezgâhlarında satılan simit 1,5 lira, seyyar satılan çay da 1,5 lira, dolayısıyla çay-simit 3 lira; 4 kişilik aile için 12 lira, 3 öğün yediklerinde 36 lira. Netice itibarıyla 36’yı 30 günle çarptığımızda 1.080 TL sadece 4 kişilik ailenin aylık çay ve simit masrafı. O zaman bin lira emekli maaşı alan 4 kişilik bir ailenin -Sayın Cumhurbaşkanının da yıllar önce ifade ettiği gibi- sadece çay ve simitle hayatını devam ettirmek istese bile, aldığı emekli maaşı buna yetmemektedir. Velev ki bunu asgari ücrete uyarladığımızda günümüzde asgari ücret de 3 çocuklu ve çalışmayan bir eş için 1.708 lira civarındadır, 3 çocuk olduğunda da yaklaşık 1.350 lira çay ve simit gideri olmaktadır. Sadece çay ve simitle hayatını devam ettirmek zorunda kalan asgari ücretlinin maaşından yaklaşık 400 lira kalmaktadır. 400 lirayla ulaşımını mı sağlasın, giyimini mi sağlasın, çocuklarına bayramlık ayakkabı, pantolon mu alsın? Bunları lütfen siyasi iradenin, iktidar partisinin düşünerek önümüzdeki günlerde belirleyeceği asgari ücrette dikkate almasını asgari ücretle geçinen vatandaşlarımız ve bin lira civarında emekli maaşı alan vatandaşlarımızın adına rica ediyor, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erel.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Mehmet Ruştu Tiryaki konuşacaktır.

Buyurun Sayın Tiryaki. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletvekili olarak seçildikten sonra kendi kendime bir karar almıştım bir konuyla ilgili söz aldığımda sadece o konuyla ilgili konuşacağım diye ama bir sürü gelişme oluyor, herhâlde bu dönem boyunca farklı konulardan da söz edeceğiz.

Madde metinleriyle ilgili değerlendirme yapmadan önce, İçişleri Bakanının bir açıklamasını okuduk biraz önce. Bunun üzerine bir şey söylemek gerekiyor. İçişleri Bakanı çünkü nefret söylemini sürdürüyor, nefret yayıyor, kesintisiz tehdit ediyor. Bu dili İçişleri Bakanı derhâl terk etmelidir. Bu ülke bir müstemleke değil, kendisi de sömürge valisi değil. Bu ülke bir çiftlik değil, kendisi de bu çiftliğin sahibi değil. Bu ülke -Anayasa’da da ifade edildiği gibi- demokratik bir hukuk devleti. Kendisi, HDP’ye saldırıyla kendini var etmek istiyor olabilir ama biz bunu kabul etmiyoruz. Bakın ne demiş bugün: “Birtakım belediyelerin HDP’ye geçeceği söyleniyor. Diyelim ki geçti, ne dediklerini biliyor musunuz? Söyledikleri şu: ‘31 Marttan sonra belediyeler bizde. Çalışmak istiyorsanız ailenizden bir kişiyi dağa gönderin.’ Seyredelim mi? Seyredeyim mi?” Açıkça tehdit ediyor. HDP’nin yöneticileri belli, HDP’nin yetkili kurulları da belli, merkez yönetim kurulu da belli, parti adına söz söyleyecekler de belli, genel başkanları da belli, sözcüleri de belli, parti meclisi de belli. HDP adına hiç kimse, hiçbir yerde “Çocuklarınızı dağa göndereceksiniz.” diye bir açıklama yaptı mı? Kim söylemiş “Ailenizden bir kişiyi dağa gönderin.” diye? Sen İçişleri Bakanısın, hiç işleri bakanıysan ayrı ama İçişleri Bakanıysan yapanı tespit edeceksin, götürüp yargıya teslim edeceksin -görevin bu- o da karar verecek. Var mı ötesi? Yok. Yok, ille de belediyelere el koyacak.

Belediye seçimlerini kaybedeceğini şimdiden söylüyor, o ayrı, tartışma konusu o değil. Ama şimdiden hukuksuz yollara kapı aralayacak söylemler kullanılıyor, bu kabul edilemez. Emin olun ne partimiz ne de seçmenlerimiz bu tehdide pabuç bırakmayacak. Biz buna karşı hem hukuksal mücadelemizi hem de yasal, meşru siyaset hakkımızı kullanacağız.

Sayın Başkan, ikinci bölümle ilgili değişiklikler kısmına gelince, bu değişikliklerin bir kısmını olumlu bulduğumuzu ve desteklediğimizi söylemek isterim, örneğin teklifin 23’üncü maddesi. Bu maddeyle yayaların geçiş sırasında araçların hız ve uzaklığını göz önünde bulundurma yükümlülüğü kaldırılıyor. 25’inci maddeyle de yaya geçitlerinde yayalara mutlak üstünlük getiriliyor. Bu oldukça olumlu bir şey, biz bunun yaygınlaştırılması gerektiğini düşünüyoruz. Mümkünse kent merkezlerinin tamamında, yaya geçitlerinin tamamında bu üstünlük kabul edilmelidir, sadece belli yerlerde değil, kent merkezlerinin olduğu her yerde yayaların her zaman geçiş üstünlüğü olmalıdır, belki bu açıdan genişletilebilir. Yine teklifin 34’üncü maddesinde getirilen öneriyle, boya incelticisi, tinerin yanında çakmak gazı gibi bazı uçucuların da çocuklara satışı engelleniyor. Biz bunu da sonuna kadar destekliyoruz. Başka da desteklediğimiz maddeler var.

Fakat teklifin birkaç maddesiyle ilgili rezervlerimiz var, birisi 28’inci maddesi. Terörle Mücadele Yasası’nın 19’uncu maddesi değiştiriliyor. İçişleri Bakanlığınca suçun ortaya çıkarılmasına, delillerin ele geçirilmesine veya suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara para ödülü verileceği kurala bağlanıyor. Dün de söyledik, bugün de söylüyoruz; bu gizli tanıklar, yalancı şahitler çok tehlikeli uygulamalar, mümkünse bunun yaygınlaştırılmaması gerekir. Ben bir örnek vereyim. Kemal Sunal’ın bir filmiydi sanırım. Macit Flordun rahmetli, bilenler bilir, iyi sarhoş taklidi yapardı. Bir filmde aynen şöyle söylüyordu, işte bir yalancı şahit arıyorlar: “Bana bir şişe şarap verin, ‘Babamın boynuzları var.’ diye yemin içerim.” diyordu. Gerçekten bu gizli tanık meselesi, yalancı şahit meselesi bir dizi soruna yol açabilir.

Süremi beş dakika diye kullanacaktım, uzatmayacağım. Birkaç konu daha var, sadece başlıklarını söyleyeyim.

Bu güvenlik soruşturması ve arşiv soruşturması meselesiyle ilgili söylenecek çok söz var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Tiryaki.

MEHMET RUŞTU TİRYAKİ (Devamla) – Bitireceğim Başkan, bir dakikayı da kullanmayacağım.

Ona ilişkin bir değişiklik önergesi geleceğini duyduk. Umarım sadece yargı kararları göz önünde bulundurularak bu güvenlik araştırması ve arşiv soruşturması işlemleri yürütülecek çünkü çok istisnai görevler dışında bu kadar çok güvenlik araştırması ve arşiv soruşturmasının yapılmaması gerekir. Sınırsız inceleme -her kurumu- yapma yetkisi de tehlikeli.

En son anlamadığım bir şey var, şu dış temsilciliklere başvurup yabancı kimlik alma meselesi. Bu neye hizmet ediyor, hiç anlaşılır bir şey değil. Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir vatandaş Türkiye Konsolosluğuna, Büyükelçiliğine başvurup yabancı kimlik alabilecek, bunu anlayana aşk olsun.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tiryaki.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç konuşacaktır.

Buyurun Sayın Öztunç. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, yılda 200 milyon TL nasıl devletin kasasında kalır, çok kısaca söyleyeceğim. Bugünlerde tasarruftan bahsediyoruz, tasarruf yapmamız gerekiyor.

Bakın, bu vereceğim bilgiler Kamu Denetçiliği Kurumunun raporundan: Polislerin yüzde 27,7’si yani 66 bin polis, polislik mesleği dışında görev yapıyor. Her 4 polis memurundan 1’i sivil personelin işini yapıyor. Nedir bunlar? Sosyal tesislerde, polisevinde, kantinde, kreşte görev alıyorlar. Mesela, 152 sosyal tesiste görevli 3.589 personelin 2.064’ü emniyet hizmetleri sınıfından, bunların 236’sı rütbeli personel. 165 kantinde görevli 689 personelin 534’ü emniyet hizmetleri sınıfı personeli. 4 kreş ve gündüz bakımevinde 34 personelin 18’i Emniyet personeli. Yani polis, polislik mesleğinden, diğer polisler gibi silah taşıyor, onların bütün haklarından yararlanıyor ama kreşte, bakımevinde, sosyal tesiste görev yapıyor, polislik yapmıyor.

Bu, iki açıdan yanlış. Birincisi, diğer polis arkadaşı silahla meydanlarda görevini yaparken onlar kantinde, bakımevinde görev yapıyorlar. İkincisi, bunların maaşları 6 bin lira civarında yani polis memurunun ortalama maaşı 6 bin lira civarında. Eğer bu bahsettiğim 66 bin polisin yerine sivil memur alınırsa oraya -sivil memurun yapacağı işler bunlar- sivil memur bu işi yaparsa, 3 bin lira maaş aldığını hesaplarsak, Kamu Denetçiliği Kurumunun raporuna göre, yıllık 200 milyon TL de kâr yapıyorsun. Hem polis memuru polislik yapıyor, sivil memur onun işini yapıyor hem de devletin kasasında yıllık 200 milyon lira kâr kalıyor. Bu belki bugün buraya yetişmedi ama belki bir başka yasada bu değerlendirilebilir, bunu bir öneri olarak sunmak istiyorum.

İkincisi başpolislikle ilgili. Başpolislik kaldırılıyor. Başpolislikle ilgili EMNİYET-SEN eski yöneticilerinden Ali Özaydın diyor ki: “Başpolislik rütbesini FETÖ kabul edemedi hiçbir zaman, kabullenemedi.” Şimdi, FET֒nün kabullenemediği bir başpolislik rütbesi kaldırılıyorsa birazcık burada şüpheli yaklaşmak gerekiyor. Üstelik başpolislik birazcık şaşaayla getirilmişti hatırlarsanız. Eski bakanlardan Beşir Atalay “Motivasyon artırıcı bir makam, görev polisler arasında.” demişti ama bugün başpolisliğin kaldırılmasının ben kişisel olarak yanlış olduğunu düşünüyorum.

Gecenin bu saatinde daha fazla vaktinizi almayacağım.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztunç.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Muhammed Levent Bülbül konuşacaktır.

Sayın Bülbül, şahıslar adına da söz hakkınız vardı, ikisini birleştiriyorum.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan (2/860) esas sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü hakkında konuşma yapmak için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin ikinci bölümünü teşkil eden ve 23’üncü maddeden başlayarak 49’uncu maddeye kadar devam eden 27 maddede muhtelif kanunlarda değişiklikler öngörülmüştür. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda değişiklik yapılmasını esas alan maddelerden 23’üncü maddede, kanunun 68’inci maddesinde yer alan, ışıklı veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçit veya kavşaklarda yayaların geçişlerinde araçların hız ve uzaklığının göz önünde bulundurulma yükümlülüğü ortadan kaldırılmaktadır. Malum olduğu üzere, yayalara trafikte öncelik vermek ve yayaların trafikte can güvenliğini temin etmek toplumların medeniyet seviyesini göstermesi açısından önem arz etmektedir. Ülkemizde trafik kazalarında taşıtlarda yaralanan veya ölen vatandaşlarımız kadar yaya olarak trafik kazalarına karışarak yaralanan veya hayatını kaybeden vatandaşlarımız bulunmaktadır. Bu kayıplar her birimizin içini acıtmakta, her sene ortaya çıkan istatistiki veriler yaşanan trafik kazalarını trafik terörü olarak adlandırmamıza neden olmaktadır.

Trafik kazalarının önlenmesinde toplumsal eğitim seviyesinin yükseltilmesi en önemli tedbir olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, trafik denetimlerinin etkinliğinin artırılması ve uygulanacak cezai yaptırımların caydırıcı olması da ayrıca önemli bir tedbirdir. Bu kapsamda yapılan değişiklikler yerindedir. Gerek 23’üncü maddede yapılan değişiklik gerekse 25’inci maddede yayalara ilk geçiş hakkının verilmesi ve buna ilişkin para cezasının artırılmasına dair değişiklik de isabetli olmuştur. Yayaların karışmış olduğu trafik kazalarında yayaların da kazaya sebebiyet verebileceği ve bu nedenle hukuki sorumluluklarının bulunacağı birçok yargı kararında ifade edilmektedir. Yargılamalarda kusur yüklendiği takdirde, yayalar yüklenen kusur oranında tazminat yükümlülükleriyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu bendin yürürlükten kalkmasıyla birlikte yayaların kusurlu bulunduğu trafik kazalarına ilişkin tazminat davalarında ciddi bir azalma olacağı veya yayalara izafe edilen kusur oranlarında ciddi düşüşler yaşanacağı kanaatindeyiz.

Yine, trafikte yayalara ilk geçiş hakkının düzenlendiği 25’inci maddede yapılan değişiklikle, şehir içinde yayaların yaralanması ve ölümüyle neticelenen kazaların azalmasını beklemekteyiz. Bu maddenin ihlali hâlinde uygulanacak cezada artış yapılması caydırıcılığın artması açısından yararlı bir değişiklik olacaktır.

Teklifin 24’üncü maddesinde seyir hâlinde cep telefonu kullanan sürücüler için daha yüksek para cezasının öngörülmüş olması önemlidir. Zira trafikte seyir hâlinde şoförlerin cep telefonu kullanmasının alkollü araç kullanmaktan daha tehlikeli olduğuna dair araştırmalar kamuoyu tarafından yakinen bilinmektedir. Bizler de her gün trafikte seyir hâlinde olan ve tehlikeli bir şekilde şerit değiştiren, anlamsız manevralar yapan araçların yanından geçerken baktığımızda mutlaka şoförün elinde cep telefonu bulunduğunu görmekteyiz. Özellikle akıllı telefonların çok yaygınlaştığı günümüzde bu tehlike çok daha büyük oranda artmıştır. Bu konuda denetimden sorumlu olan trafik polislerinin uygulamayı istisna gözetmeden yapmaları da ayrıca önem arz etmektedir.

Teklifin 26’ncı maddesinde, motorlu araç tescil belgesinde gösterilen maksadın dışında araçlarını kullananlar ile sürülmesine izin veren araç sahiplerine idari para cezası uygulanması ve aracın on beş gün süreyle trafikten menedilmesi düzenlenmiştir. Devamındaki fıkralarda çalışma izni almadan veya alınan izinde belirtilen faaliyet konusu dışında veya alınan iznin belirtilen çalışma bölgesi veya güzergâh dışında belediye sınırları dâhilinde yolcu taşımanın yasak olduğu ifade edilmektedir. Bu kuralı ihlal edenlere yüksek para cezasıyla birlikte on beş ile altmış gün arasında trafikten men cezasının verileceği öngörülmektedir.

Genel olarak bakıldığında, isabetli gördüğümüz bu değişikliklerle belediye sınırları içerisinde yapılan yolcu taşımacılığı faaliyetlerinin daha düzenli hâle getirilmesinin amaçlandığı açıktır. Gerçekten, yolcu taşıma faaliyetlerinde, özellikle personel ve öğrenci taşımacılığında hukuka aykırı olarak faaliyet gösteren yapılara fırsat verilmemesi açısından cezaların caydırıcı olması isabetli olmuştur. Bununla birlikte, uygulamadan kaynaklanan bazı problemlere de değinmek gerektiği kanaatindeyiz. Maddede belediye sınırları dâhilinde yapılan yolcu taşımacılığıyla alakalı olarak düzenlenmeye yer verilirken Karayolu Taşıma Kanunu ve yönetmeliği kapsamında gerçekleşen yolcu taşımacılığından hiçbir şekilde bahsedilmediğini görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de yolcu taşımacılığına ilişkin mevzuatın uygulanmasında yaşanan karmaşıklığın acilen giderilmesi gerekmektedir. Büyükşehir belediye sınırları içinde yapılan yolcu taşımacılığını düzenleme yetkisine sahip UKOME’ler ile kara yolu taşıma mevzuatını uygulayan ulaştırma bölge müdürlüklerinin yetki ve sorumluluk alanlarının netleştirilmesi ve uygulamada uyum içerisinde faaliyet göstermelerinin temin edilmesi gerekmektedir. Mevcut durumda mevzuatın uygulanmasında ciddi karışıklıklar meydana gelmekte, yapılan yanlış uygulamalar yolcu taşımacılığı sektöründe telafisi mümkün olmayacak zararlar ve mağduriyetler ortaya çıkarmaktadır. Türkiye’de kara yolu taşımacılığıyla ilgili mevzuatta norm ve standart birliğinin oluşması sağlanmalıdır. Buna ek olarak uygulayıcıların mevzuatla ilgili olarak yeterli bilgi donanımına sahip olmaları gerekmektedir. Örneğin, trafik polisleri yapmış oldukları denetimlerde yolcu taşıyan bir aracı durdurduğunda hangi kanuna veya hangi yönetmeliğe veya hangi UKOME kararına göre denetimi gerçekleştirecekleri konusunda tereddüt yaşamaktadır. Trafik polisleri, bu konuda vermiş oldukları idari para cezaları ve trafikten men kararları nedeniyle yeri geldiğinde şahsen sorumlu dahi olabilmektedirler. Verilen yanlış kararlar, yapılan hatalı uygulamalar yargıya taşındığında yargı tarafından verilen iptal kararlarıyla durum daha da içinden çıkılamaz hâle gelmektedir. Kara yoluyla yapılan taşımacılığın hayati önem taşıdığı Türkiye'de bu faaliyetlerin gerek mevzuat gerekse uygulamada daha düzenli hâle getirilmesi acil bir ihtiyaçtır.

Teklifin 27’nci maddesiyle ilgili olarak, uzman jandarma personelinin astsubaylığa geçişinde öngörülen yaşın 35 yaş olarak değil, 45 yaş olarak belirlenmesinin daha adil bir çözüm olacağı kanaatindeyiz. Genel kolluk kapsamında olan polisler komiser yardımcılığına 45 yaşına kadar başvurabilmekteyse uzman jandarmalar da astsubaylığa geçiş için 45 yaşına kadar başvuru yapabilmelidirler.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 28’inci maddesinde, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçların takibinde faillere daha kolay ulaşılmasını temin etmek maksadıyla suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere para ödülü verilebilmesi öngörülmüştür. Ödülün verilmesi ve ödül miktarının belirlenmesinde usul ve esasların İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre, ödül mutlak değildir, usul ve esaslar yönetmelikle belirlenecek, ödülün verilip verilmemesi yetkili mercinin uygun bulmasıyla söz konusu olacaktır. İçişleri Bakanlığının usul ve esas belirlemek için hazırlayacağı yönetmelikte terör suçlarının veya suçlularının ihbarının ödüllendirilmesinin somut ve kesin kriterlere bağlanması gerekmektedir.

Terörle mücadelede büyük bedeller ödeyen ancak bir an olsun kararlığından ödün vermemiş olan Türk milletini acze düşürmek ve Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmak için hain emeller besleyenlerin bu faaliyetlerini önlemek hepimizin ortak sorumluluğudur. Allah korusun, herhangi bir saldırı meydana geldiğinde de bunun sorumlularının hukuk önünde hesap vermesini temin etmek için dünyanın her ülkesinde uygulanmakta olan ödül sisteminin ülkemizde de ektin bir şekilde uygulanmasını temin etmek gerekmektedir. Bu açıdan, yapılan değişiklik doğrudur ve yerindedir.

Yine teklifin 33’üncü maddesinde kaçakçılıkla mücadele kapsamında el koyma ikramiyesinin kapsamının genişletilmesi öngörülmektedir. İfade ettiğimiz gibi, kaçakçılıkla mücadele eden unsurların motivasyonunun yüksek olması, bu unsurlara yönelecek hukuk ve ahlak dışı tekliflerin etkisizleştirilmesi açısından el koyma ikramiyesinin önemi büyüktür. Teklif edilen düzenlemede soruşturma ve operasyon sürecinin tüm aşamalarında yer alan ancak bizzat ve fiilen el koyma işleminde yer almayan personelin de ödül kapsamına alınması memnuniyet vericidir.

Teklifin 34’üncü maddesinde çakmak gazı ve benzerlerinin uyuşturucu madde kapsamına alınması önemli bir değişikliktir. Zira gençliğimiz çok farklı, adını sanını bilmediğimiz uyuşturucu maddelerle zehirlenmektedir. Bunların bir kısmı ciddi paralar karşılığında temin edilebileceği gibi bir kısmı da sokakta, çakmak gazı gibi çok kolay bir şekilde ve çok ucuza temin edilebilmektedir. Madde metnine “çakmak gazı ve benzeri” ifadesi konulmakla çakmak gazının dışında bütün türevi maddelerin niteliğinde olan diğer maddelerin de kapsam içerisine alınması, uyuşturucuyla mücadelede etkinliğin artırılmasına katkı sağlayacaktır.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 32’nci maddesinde yabancılara yabancı kimlik numarası verilmesi öngörülmektedir. Yabancıların kamu kurumlarında işlem yapmasının kolaylaştırılmasının amaçlandığı teklifin gerekçesinde ifade edilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti dünyada hiçbir ülkenin üstesinden gelemeyeceği kadar büyük ölçekte mülteci akınıyla karşı karşıyadır. Türkiye’nin mevcut durumda 4 milyon civarında mülteciyi misafir ettiği, mültecilerin insan onuruna yakışır şekilde yaşayabilmeleri için son rakamlarla 33 milyar dolar civarında harcama yaptığı düşünüldüğünde, bu durumun sürdürülebilir olmadığı, er ya da geç misafir ettiğimiz kardeşlerimizin kendi vatanlarına kavuşmalarının sağlanması gerektiği tartışmasızdır.

Bu düşüncelerimizi ifade ederken Türkiye’de yaşamakta olan yabancı ülke vatandaşlarının ve mültecilerin kamu hizmetlerinden kolaylıkla faydalanmasının sağlanmasına karşı çıkmanın da uygun bir tavır olmayacağını düşünmekteyiz. Bizler tarihin her döneminde mazlumun, ezilenin yanında olmuş olan Türk milletinin evlatlarıyız. Bunu yaparken Türk milleti ne din ayrımı gözetmiştir ne ırk ne de mezhep. Bundan sonra da aynı tavrımızı kararlılıkla sürdürecek ve dünyaya adaletin ve merhametin ne demek olduğunu göstereceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) – Son olarak, kanun teklifinin 47’nci maddesinde Hakkâri il sınırları içerisinde bulunan Derecik beldesinin ekli 1 sayılı listede adları yazılan köylerle birlikte Derecik ilçesine dönüşmesi ve aynı adla burada belediye kurulması öngörülmektedir. Teklif gerekçesinde ayrıntılı bir şekilde ifade edildiği üzere, özellikle güvenlik mülahazaları ile ekonomik ve sosyal ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak Derecik ilçesinin kurulması uygun olacak, terörle mücadelede etkinlik sağlanırken sağlık ve belediye imkânlarının gelmesiyle bölgede bulunan yaklaşık 20 bin vatandaşımız daha uygun şartlarda hayatlarına devam edebileceklerdir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yapmış olduğum bu değerlendirmeleri huzurunuzda arz ediyor, desteklemekte olduğumuz kanun teklifinin hayırlar getirmesini dileyerek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.

Şahıslar adına ikinci söz Antalya Milletvekili Hasan Subaşı’na aittir.

Buyurun Sayın Subaşı. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

HASAN SUBAŞI (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’ne ilişkin şahsım adına söz almış bulunuyorum.

15’inci maddeyle ilgili bir önergem vardı, önergemiz vardı, onda gerekçe belki yeterince anlaşılmamış olabilir, şöyle yazılmıştı: “Ayrıca, mülki amir tarafından aracın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.” Yani aracın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar veren merci mülki amir gibi gösterilmiş. Mülki amirin aracın mülkiyetini kamuya geçirme yetkisi olmadığı açık olduğuna göre, en azından kanunla geçmesi sağlanmalıydı. Mülki amir araca el koyabilir ancak bu kanuna göre mülkiyet kamuya geçmiş olur.

Mevcut kanunun, arkadaşların, hatiplerin bahsettiği gibi olumlu yanları da var. Kanunun hayırlı olmasını diliyorum. Baktığımız zaman, Türkiye, dünyada en çok trafik kazasının olduğu ülke. Trafikteki bu ölümlü kazalar açısından inşallah caydırıcı olur, hayırlı olur fakat İYİ PARTİ Milletvekili Fahrettin Yokuş’un da belirttiği gibi, bir kanun hazırlanırken caydırıcı olması bakımından sadece ödenecek cezaların 2-3 kat olması değil, caydırıcı olması için onun kamu vicdanıyla bağdaşır olmasının aranması gerekirdi. Bunun için de hem sivil toplum örgütleri hem ilgili kurumlar, meslek odaları tarafından çok iyi tartışılması gerekirdi ki bu kanun kamu tarafından da sahiplenilsin ama bizde kanunu yaparken ne kadar sahiplenir, doğrusu kuşkularım var. Mecliste bile yeterince tartışılamadığına göre kamuoyu tarafından bir kanunun desteklenmesi, benimsenmesi çok zor olmaktadır. Mevcut yasadaki caydırıcılık zaten yeterlidir.

Evet, devletin parasının olmadığını biliyoruz çünkü ben Antalya’dan biliyorum, Antalya’da yapılmakta olan neredeyse tüm yollar durmuştur, bütün inşaatlar tasfiye edilmiştir, müteahhitler de çekip gitmiştir. Elmalı-Korkuteli yolu, örnek vermek gerekirse Gömbe-Kaş yolu ve ayrıca Alanya-Gazipaşa çevre yolu ve Antalya’da Döşemealtı’ndan çıkan ana yol, çevre yolları tümüyle tasfiye edilmiştir, müteahhitler de ayrılıp gitmiştir.

Kara yollarında trafiği konuşuyorsak bu yolların yapılması gerekirdi ama inşallah devlet, Hükûmet tarafından da cezaları artırarak devlet kasasına biraz daha para girmesi öncelikli düşünülmemiştir çünkü bu paraların, 2-3 kat artan cezaların ödenme şansı vatandaş tarafından da neredeyse yoktur. Şunu ifade etmek isterim ki devletin parası yok, biliyoruz ama vatandaşın da bunu ödeyecek parası yok; bu cezaları karşılayabilecek gücü kalmamıştır. O zaman biz ne yapıyoruz Türkiye’de? Af yasaları. Ben, belediyeci olduğum için de biliyorum. Türkiye’de 15 kere imar affı çıkmıştır ve yine, yakında ceza afları belki de Meclisimize gelecektir. Devlet, kamu vicdanıyla yeterli bağdaşır kanunlar çıkaramadığı için sık sık tasfiye etme gereği duyar. Bunu da nasıl tasfiye eder? Aflar çıkararak. Hani caydırıcıydı bizim kanunlarımız? Bu teknikle, bu şekilde acele yapılan, kamu vicdanında yeterince…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın, buyurun.

HASAN SUBAŞI (Devamla) – …muhasebesi yapılmamış, sivil toplum ve halk içine alınmadan yapılmış hatta Mecliste bile yeterince tartışılmamış, bu şekilde hazırlanmış yasalarla bir süre sonra yine ödenmeyen cezalar af kapsamına girer. Caydırıcı olsun diye yaptığımız yasa, caydırıcı olmaktan daha da çok uzaklaşmış olur.

Ben yasanın hayırlı olmasını diliyorum. Genel Kurula saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Subaşı.

Böylece ikinci bölüm üzerindeki görüşmeleri tamamlamış olduk.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

23’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 26’ncı maddesinin dördüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki beşinci fıkranın eklenmesini ve diğer fıkraların buna göre yeniden teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Kadim Durmaz                         Suzan Şahin               Okan Gaytancıoğlu

             Tokat                                   Hatay                                  Edirne

       Aysu Bankoğlu                          Ali Öztunç

            Bartın                            Kahramanmaraş

“Büyükşehir Belediyesi/belediyeler çalışma izni/ruhsatı ilgilinin müracaat ettiği tarihi müteakiben en geç 15 iş günü içerisinde sonuçlandırmak zorundadır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Tokat Milletvekili Kadim Durmaz konuşacaktır.

Buyurun Sayın Durmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tabii, yüce Meclis, Adalet ve Kalkınma Partisiyle sık sık övündüğü, “milat” dedikleri 3 Kasım 2002’den bu yana yasa yapma tekniğini de geleneğini de var olan saygınlığını da yitirdi. Tabii, hep torba yasalar, içerisine ne koyarsanız koyun… Sayısal çoğunluğa dayalı bu yasaları yüce Meclisten geçirme alışkanlığı hâlâ devam ediyor ama bir şeyi hatırlatmak isterim. 1’inci parti olabilirsiniz ama yüce Mecliste çoğunlukta değilsiniz. Şu sıralarda oturan tüm siyasi partileri önemseyip, dinleyip ortak bir anlayışı birlikte yakalamamız lazım. İşte, bugün bunların birine bir başlangıç olsun. Teklifteki bazı doğru önerileri anlayalım ve bu gelenek olsun.

Geriye doğru bakıyoruz, eskiden Türkiye Büyük Millet Meclisinin lojmanları vardı arkadaşlar. İl başkanlığı yaptık, birçoğumuz örgütlerden geldik. Buralarda haddini aşan, yüce Meclise yakışmayan bir davranış, böyle birbirimizi kırıp incitecek bir olay olduğunda, işte orada, lojmanlarda yan yana komşuluk yapan insanların girerken çıkarken birbirine rastlaması, o otokontrol dediğimiz, eşlerimiz, çocuklarımız ya da onu okula bırakmak, öbürüyle görüşmek, akşam o lojmanlardaki sosyal tesiste birlikte çay içmek; olması gereken, korunması gereken birçok etik değeri ve kültürü yüce Mecliste verimli hâle dönüştürebiliyordu.

Tabii, ülkede kriz var ama ben Sayın Meclis Başkanımızın yerinde olayım, 1+1, 2+1, 3+1 gibi, herkesin eş, çoluk çocuk durumuna göre, bu lojman kültürünü yeniden yüce Mecliste ihdas ederim. Ederim ki insanlar birbirini bir paket servis gibi değil de Cenab-ı Hakk’ın verdiği aklı kullanıp ortak akılla birbirine yaklaşsın, herkesin niyetinin ve muradının bu ülkeye hizmet olduğunu daha iyi anlasın.

Şimdi burada yasayı çıkarıyoruz. Bakın, yasa çıkarken, Komisyondan geçen hâliyle hemen bir bölümünü okuyacağım arkadaşlar; ruhsatlarla ilgili: “İlgili belediye tarafından tahdit veya tahsis kapsamına alınmış ve bu kapsamda verilmiş çalışma izninin/ruhsatının süresi bittiği halde, belediye sınırları dahilinde yolcu taşıyan kişiye 1.002 Türk Lirası idari para cezası uygulanır ve eksikliği giderilinceye kadar araç trafikten men edilir.”

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu, küçük illerdeki belediyelerde sorun değil, herkes birbirini çok yakinen tanıyor; evrakta yığıntı da olmuyor, sayı da çok değil, toparlanabiliyor ama bir metropol kentlerini, bir büyükşehir belediyelerini düşündüğümüzde verdiğiniz bir evrakın cevabının ya da bir evrakın düzenlenip bir ruhsatın, iznin yeniden size verilmesinin süre alacağını hepimiz biliyoruz. Öyleyse ne yapacağız? Gelin, biz vatandaşın işini kolaylaştırmak için, belediyede çalışan memura da bir yaptırım koyalım. Ne olsun? On beş günde bu vatandaşın ruhsatını vermek zorunda kalsın ya da geçici kimlik belgesi gibi başvurduğu gün, evraklarını eksiksiz teslim ediyor ise “İşte buyurun, sizin ruhsatınız çıkana kadar geçici belgeniz bu.” desin.

Bir gelenek daha yok ediliyor arkadaşlar. Böyle yasalar görüşülürken komisyonlarda, ilgili sivil toplum örgütünün ya da meslek odasının o komisyona davet edilip dinlenmesi lazım. Bu da olmadı ve şu anda verdiğimiz önergedeki bu konuyu, ben Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonundan aldığım bir bilgi üzerine yüce Meclise getirme durumunda kaldım. Ama arkadaşlar, 200 binin üzerinde aracı düşündüğünüzde, bu söylediğimiz rakamları, bu bedelleri ödemek insanlara zor geliyor. Bu ülkede, kurulduğundan bu yana, vergi ödeme kültürü vardı arkadaşlar, AK PARTİ iktidarı döneminde yok ettiniz bu aflarla, yapılandırmalarla. Bu devlet en büyük kazancını düzenli ödenen vergilerden ve vergi mükelleflerinden alıyor ama yapılandırma, borçlandırma…

Bir örnek vereyim: Son düzenlemelerle ilgili, benim köyümde sadece, Tokat merkeze bağlı Kemalpaşa’da, muhtarın mesajını gördüm; “Komşular, bir ayın içerisinde muhtarlıkta 20 bin Türk lirası ceza bedeli oldu.” diyor arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin Sayın Durmaz

KADİM DURMAZ (Devamla) – Ne olacak dedim, muhtara sordum. “Tabii ki ödemeyeceğiz ağabey, af gelecek.” dedi. Çünkü insanlar buna alıştırıldı. Amaçlanan da olmuyor. İşte, Komisyonda konuştuk, benzeri konuyu söylediğimizde bir grup milletvekili arkadaşımız “Bu bir eğitimin parçası, cezası olsun.”

Arkadaşlar, siz bu ülkede “4+4+4” diye bir dayatma eğitim getirdiniz. Dünyada matematikte, fizikte, her türlü rekabet edeceğimiz alanlarda köklü eğitim… İlk 4’ten sonra bu ülkede 1 milyon 800 bine yakın çocuk zorunlu olmadığı için okula devam etmiyor ve Türkiye'nin yaş ortalaması da 29 olunca on altı yılda eğitimde de bu ülkeyi getirdiğiniz nokta belli. Yolu ortak akıl. Sivil toplum örgütlerini artık önemseyelim. Artık ekonomik açıdan geldiğimiz nokta belli; bu cezaları da bu yurttaşların, o dolmuşçu esnafının, minibüsçünün, servisçinin ödeyebilme şansı da yok. Bu anlamda desteğinizi bekliyoruz, ortak akıl işlesin istiyoruz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Durmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

26’ncı madde üzerinde bir önerge daha vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/860) esas numaralı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 16'ncı maddesiyle değiştirilecek olan 2918 Sayılı Kanun’un 26'ncı maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

       Lütfü Türkkan               Mehmet Metanet Çulhaoğlu               Behiç Çelik

            Kocaeli                                 Adana                                  Mersin

        Yasin Öztürk                          Aylin Cesur                   Fahrettin Yokuş

            Denizli                                 Isparta                                  Konya

“Bu maddenin birinci fıkrası hükmüne uymayan sürücüler ile üçüncü fıkrasına göre çıkarılacak yönetmelik yükümlerine aykırı davranan sürücüler 108 Türk Lirası, ikinci fıkra hükümlerine uymayan sürücüler ise 1.002 Türk Lirası idari para cezası ile cezalandırılır. Sürücü, aynı zamanda araç sahibi değilse, ayrıca, tescil plakasına da aynı miktar için ceza tutanağı düzenlenir. İkinci fıkra kapsamında son ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde üç defa işlem yapılan araçla ilgili belgeler alınır ve araç belirli bir yere çekilerek trafikten alıkonulur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Gerekçe...

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Çakar lamba, siren ve benzeri ışıklı ve/veya sesli uyarı işareti veren cihazlar görüntü ve ses kirliliği yarattığından bu cihazları kullanan araç sahiplerine verilen ceza ve yaptırımların caydırıcılığının artırılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme koyuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 27’nci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

   Zeynel Özen                           Erol Katırcıooğlu        Ömer Faruk Gergerlioğlu

      İstanbul                                    İstanbul                                     Kocaeli

   Ömer Öcalan                            Hasan Özgüneş

      Şanlıurfa                                     Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Gergerlioğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun maddesi uzman çavuşların astsubaylığa yükselişte 31 yaşa kadar olan süreyi 35 yaşa kadar uzatmaktadır. Bu, lehte bir gelişmedir.

Uzman çavuşların isteklerine de bir bakmak gerekiyor. 52 yaşında emekli olmak yerine 45 yaşında sivil memurluğa geçmek ve geri kalan süreyi fiziki yetersizlikten dolayı sivil memur olarak tamamlamak istemektedirler. Bu yaşı beklemeden istifa edenlerde 8-9 bin lira bir fark oluşmaktadır ve bu kaldırılmalıdır.

Yine, uzman erbaşlarda da sorunlar vardır. Rahatsızlık sebebiyle doksan gün hava değişimi alan uzman erbaşın Silahlı Kuvvetlerle ilişiği kesilmektedir. Uzman erbaşlara askerî mahkemeden bir günlük ceza verildiğinde direkt uzaklaştırılmaktadırlar. Uzman erbaşlara yapılan muamele hakikaten üzücüdür. Onlara çöp temizletiliyor, tuvalet temizletiliyor, parke taşı söktürülüyor, inşaat işlerinde çalıştırmak gibi işler yaptırılıyor. Uzman erbaşlar, uzman çavuşlar hâlen orduevlerine alınmıyor. Bunların nedenlerini sorgulamak lazım. Şu anda, eğitim ve istihdam alanında oldukça sorunlu bir yerdeyiz. Üniversite mezunu gençlerimiz çeşitli bölümlerden mezun olmalarına rağmen istihdam alanı bulamamakta, ya asker ya polis olmakta ve sonunda da bu muameleyle karşılaşmaktadırlar. Eğitim alanında ilerleyen bir Türkiye yerine savaşın, çatışmanın tercih edildiği; Kürt meselesi gibi, hakların iadesi noktasında adım atılması gereken noktalarda hak eksenli bakış açısı yerine, çatışmacı bir bakış açısının tercih edildiği yerlerde işte böyle, asker ve polis sayısını artırıcı bir bakış açısı hâkim olmaktadır ve gençlerimizin canları bu uğurda gitmektedir.

Şimdi, çalışanın hakları son derece önemli. Yıllarca üniversite okuyup belli bir yere gelen insanlar mesleklerini yapamamaktadırlar.

Çalışan hakları noktasında, bugün yaşadığım üzücü bir gelişmeyi de aktarmadan geçemeyeceğim. İşçi sağlığı ve güvenliği konusunda İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda bir alt komisyon kurulmasını istedik. Türkiye, Avrupa’da iş cinayetlerinde 1’inci sırada, dünyada 3’üncü sırada ancak “İnsan Haklarını İnceleme” adı altında kurulan Komisyon Başkanlığı ve AK PARTİ’li vekiller sayesinde Avrupa’da 1’inci olduğumuz bu çok kötü durum için bir alt komisyon kurulmamıştır. İşte, hak meselesine AK PARTİ’nin bakış açısı budur, çok net bir şekilde ortadadır. AK PARTİ’li vekiller iş cinayetleri gibi son derece ciddi bir soruna “Her baş ağrısına bir ambulans mı çağıracağız?” gibi gayriciddi cevaplar vererek alt komisyon isteğimizi reddetmiştir. Bizim kaderimiz iş cinayetleri değildir. Aynı zamanda, her hak eksenli isteğe de AK PARTİ’nin oluşturduğu Türkiye’de, yöneticiler gayet olumsuz bir şekilde bakmaktadır.

Çalışan haklarından sonra çevre hakları… Geçtiğimiz hafta Dilovası’yla ilgili çevre meselesini gündeme getirmiştim ve Kömürcüler OSB’ye karşı Dilovası halkının feryadını dile getirmiştim. Yıllardır çözülemeyen Dilovası’ndaki çevre meseleleri için, Kömürcüler OSB’nin kaldırılması için Dilovası halkı Osman Gazi Köprüsü’nde eylem yapmıştı ve biz, bu sorunun çözülmesini istemiştik ancak çok ilginç bir şeyle karşılaştık. Bakın, şu yazıyı size gösteriyorum. Biz sorunun çözülmesini beklerken şehir içinde, ilçe merkezinde imza standı açarak Kömürcüler OSB’nin kaldırılmasını talep eden Kayapınar Turgut Özal Mahallesi Gençlik Derneğinin dilekçesini alan kaymakam çok ilginç bir cevap veriyor. İşte, maalesef, Türkiye'nin tablosu şurada yatıyor: Kaymakam Bey, 9 Ekim-9 Kasım arasındaki tüm etkinlikleri, sivil toplum etkinliklerini yasakladığını iddia ediyor. Hak talep eden Dilovası halkına reva görülen bu. Belediyenin önüne 2 tane TOMA yıkılıyor, bütün sivil toplum etkinlikleri yasaklanıyor. Öylesine bir Türkiye oluşturuldu ki hukuk devleti değil polis devleti oluşturdunuz. Yine, geçtiğimiz gün Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret eden -kesinlikle yanlıştır- bu nedenden yakalanıp gözaltına alınan iki genç Atatürk büstünün önüne getirildi Dilovası’nda ve -inanılmaz bir görüntü, sosyal medyada da çok paylaşıldı- o gençler Atatürk büstünün önünde tek ayak üzerinde dikildi bir polis tarafından ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Gergerlioğlu.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – …bu gençlere, Dilovası’ndan olan bu gençlere hakaretler edilerek, tek ayak üstünde duran bu gençler, ardından da bir tekme atılarak gözaltı merkezine götürüldü. Bu nasıl bir muameledir?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Atatürk’e hakaret ettiyse karşılığını bulacak. Atatürk’e hakaret yok.

ÜMİT DİKBAYIR (Sakarya) – Atatürk’e hakaretin sonu böyle olur.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Vatandaşına karşı böyle bir muamele eden kolluk kuvveti olabilir mi?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Olur, bal gibi olur.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Kolluk kuvveti yargının yerine geçemez. Eğer siz bir hukuk devleti oluşturmamışsanız, polis devleti oluşturmuşsanız kolluk kuvveti yargının yerine geçer, bu da son derece antidemokratik bir tavırdır. Bunu şiddetle kınıyorum. Dilovası halkı buna layık değildir.

Saygılarımı sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gergerlioğlu.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Atatürk’e hakaret demokratik bir tavır mı?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Sen niye konuşuyorsun oradan?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Niye? Atatürk’e hakaret demokratik bir tavır mı?

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Gidin orada konuşun, niye yerinden hatibe müdahale ediyorsunuz?

HÜDA KAYA (İstanbul) – Dedi zaten, yanlış olduğunu söyledi, başında söyledi.

BAŞKAN – 27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Alışkanlık hâline getirmişsiniz, HDP oraya gidince başlıyorsunuz.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Siz de o zaman ne söylediğinize dikkat edeceksiniz.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Ne söyleyeceğimi sen mi belirleyeceksin?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – O çocuk Atatürk’e hakaret etme hakkını nereden alıyor? Kim o? Onun ne hakkı var?

FATMA KURTULAN (Mersin) – Dinlememişsin, sen dinlememişsin.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Polis de gereğini yapmış işte.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Savunduğunuz o polisin hakkında soruşturma açılmıştır, haberiniz var mı?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Açıldıysa açıldı, tamam, daha ne istiyorsun?

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Hakaret etmekten, şiddetten dolayı da soruşturma açılmıştır.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Her HDP’li oraya geçtiğinde size mi soracak Allah aşkına ya! Sanki burada köleniz var, siz bu ülkenin sahibi biz burada mülteciyiz sanki.

BAŞKAN – 28’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 28’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Hakkı Saruhan Oluç                  Zeynel Özen                      İmam Taşçıer

               İstanbul                            İstanbul                            Diyarbakır

    Ömer Faruk Gergerlioğlu             Hasan Özgüneş                     Ömer Öcalan

               Kocaeli                              Şırnak                               Şanlıurfa

            Kemal Peköz

                Adana

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç konuşacaktır.

Buyurun Sayın Oluç...

FATMA KURTULAN (Mersin) – Suriyeli muamelesi görüyoruz burada. Çıktığımız an herkes bir yerden bağırıyor bize. Herkes haddini bilsin.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – O zaman bağırmayacak şekilde konuş.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Haddinizi bileceksiniz. Köle yok burada.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, hatip kürsüde.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; saygıyla selamlıyorum.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Devam etme hâlâ. Niye devam ediyorsun?

BAŞKAN – Sayın Enginyurt… Sayın Enginyurt…

FATMA KURTULAN (Mersin) – Siz her zaman yapıyorsunuz.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Tamam devam etme hâlâ.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Ne dediğimizden haberin yok.

MENSUR IŞIK (Muş) – Bir defa dinle, ne dediğimizi bir dinle.

FATMA KURTULAN (Mersin) – Bu grubun da bozucusu sizsiniz. Her zaman yapıyorsunuz.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Siz yanlış anladınız ama.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Ama sussun artık, biz de sustuk. Yeter artık ya!

BAŞKAN – Lütfen…

FATMA KURTULAN (Mersin) - Kimse kimsenin vatanseverliğini teraziye koyup tartmasın. Hep siz yapıyorsunuz bunu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli vekiller; saygıyla selamlıyorum.

Bu 28’inci madde bu teklifin en vahim maddelerinden bir tanesidir, gerçekten üzerinde düşünülmeden hazırlanmış bir maddedir. Teklifi hazırlamış olan vekil arkadaşlarımız hani dediler ya: “Alan çalışması yaptık.” filan. Mesela, gidip muhbirlik yapanlarla, gizli tanıklık yapanlarla konuşup, onlar da vekil arkadaşlarımıza: “Ya, biz muhbirlik, gizli tanıklık yapıyoruz ama yani bu aldığımız ücret, para, bize verilen ödüller yetmiyor, bunu biraz artırın.” mı demişlerdir de bu teklif gelmiştir? Öyle değil, tabii ki biliyoruz. İçişleri Bakanlığı bu teklifi bizim önümüze getirmiştir. Bakın, çok vahim dememin nedeni nedir? İhbar meselesini, muhbirliği bir toplumsal kültür hâline getiriyorsunuz. Bu, gerçekten gelecek açısından baktığımızda, bugün açısından da baktığımızda çok vahim bir gelişmedir ve bu uyarıların hiçbirini ciddiye almıyorsunuz.

Ödüllü muhbirlik, hukuk dışı. Siz bunu yasa hâline getiriyorsunuz ama evrensel, demokratik hukuk ilkeleriyle hiçbir alakası yok, Türkiye'nin imzalamış olduğu demokratik, uluslararası sözleşmelerle, Anayasa’nın 90’ıncı maddesiyle hiçbir alakası yok, etik de değil. Yani bizim toplumumuzda kimi kişisel husumetten kimi siyasi husumetten etrafındakini, konusunu komşusunu, iş yerindeki arkadaşını, mahallesindeki kişiyi, şunu bunu ihbar ediyor; ihbar edecek, ödül alacak karşılığında. Bu bir organizasyon, bu bir organizasyon hâline gelecek. Bu organizasyonun patronajı İçişleri Bakanlığında; çok net, açık, durum bu. Şimdi, bu ihbar kültürünü toplumda yerleşik hâle getirdiğiniz zaman sağlıklı bir toplum yapısı mı geliştirmiş olacağız?

Şimdi, 12 Mart günlerini hatırlayanlar vardır aranızda, o zaman bir kavram vardı kullanılan “sayın muhbir vatandaş” diye. 12 Mart günlerinde, askerî darbe, askerî muhtıra sonrasında “sayın muhbir vatandaşlar” çıkmıştı ortalığa; rejim o zaman askerî cunta, bunu kullanırdı. Şimdi, döndünüz dolaştınız, yıl 2018, “sayın muhbir vatandaş” geldi, yetmedi; “sayın gizli tanıklar” da geldi. Bununla ne yapmak istenebilir?

Şimdi, bakıyoruz OHAL sürecine, OHAL sürecindeki ihraçların birçoğunda, önemli bir kısmında bu muhbir vatandaşların rolü var. E, bir de sizin yanınızda yer alan iktidar medyası var, onlar da muhbir vatandaşlara yardım ve yataklık yapıyorlar hepsi; televizyonuyla, gazetesiyle, radyosuyla. E, ne oluyor şimdi? Okulunda, üniversitesinde dersini anlatan hocasını ihbar eden öğrenciler. Yani böyle bir toplum mu, böyle bir gençlik mi yetiştirmek istiyorsunuz?

Şimdi bu, gerçekten çok vahim bir durumdur ve tekrar edeyim, bu muhbir ve gizli tanık organizasyonunun patronajı İçişleri Bakanlığındadır. Bu muhbir vatandaşlar, bu gizli tanıklar nedeniyle insanlar hapislerde yatıyor. Bakın, bizim geçmiş dönem milletvekillerimiz, eş genel başkanlarımız, bugün burada söyledim, sevgili Selahattin Demirtaş, bütün milletvekillerimiz, yöneticilerimiz, hep bu gizli tanıkların verdikleri yalan ifadeler nedeniyle hapiste yatıyorlar, yazık günah değil mi?

Şimdi bakın, bu gizli tanığın en berbat hâli rahip Brunson davasında ortaya çıktı. Ya, adam gizli tanık, bir de utanmaz, sıkılmaz, dönmüş mahkeme heyetine diyor ki: “Ya, siz benim söylediğim her şeyi yanlış anlamışsınız.” Mahkeme heyetinin de hatasına bakın, ben söylesem mahkeme heyetine bunu bir tane daha dava açar ama o gizli tanık söylediği için mahkeme heyeti onun önünde de cübbesini ilikliyor. Yargı bugün gizli tanıklar üzerinde yükselen kararlar alıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu muhbir vatandaşlık ve gizli tanıklık yüzünden yargı da felaket bir duruma gelmiştir. Felaket bir duruma gelmiştir. Mahkeme heyetlerinde yer alan hâkimlerin önemli bir kısmı siyasi baskılar nedeniyle, korkular nedeniyle, sürülme korkusu nedeniyle, görevinden alınma korkusu nedeniyle cübbelerine ilik açtılar, düğmelerini iliklediler. Böyle bir yargı olur mu? Türkiye 2018 yılında böyle bir yargıya mahkûm olabilir mi? Ama şimdi bunların hepsini, işte siz, çıkardığınız bu yasayla teşvik ediyorsunuz. Bu yasa yarın öbür gün hepimizin başına çok daha ciddi çoraplar örecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) – Dolayısıyla, bakın, tekrar bu konuda hani demokratik yollarla uyarımızı yapıyoruz. Bu tür çıkardığınız yasalar yarın öbür gün sizin önünüze, sizin karşınıza başka şekillerde gelecektir. Tarihte çok örnek vardır böyle. Bizim kendi tarihimizde de vardır, dünya tarihinde de vardır. Bakın, 1920’ler, 1930’lar, 1940’lar Avrupası’na bakın. Almanya’da “Geheime Staatspolizei” adı Gestapo. İşte bu “gönüllü üyeler” adı verilen muhbir vatandaşlık üzerine şekillendirilmiş koca bir muhbirler ordusu yaratılmıştır Himmler tarafından. İnşallah bugün bu muhbir vatandaşlığa ve gizli tanıklığa patronajlık yapan İçişleri Bakanlığı için de söylüyorum, inşallah sonu Heinrich Himmler’in sonu gibi olmaz.

Teşekkür ederim dinlediğiniz için. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutup işleme koyuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sıralı Kanun Teklifi’nin 29’uncu maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Abdullah Koç                       Erol Katırcıoğlu   Filiz Kerestecioğlu Demir

              Ağrı                                  İstanbul                                Ankara

Ömer Faruk Gergerlioğlu                Hasan Özgüneş                     Ömer Öcalan

            Kocaeli                                 Şırnak                               Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Ağrı Milletvekili Abdullah Koç konuşacaktır.

Buyurun Sayın Koç. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ABDULLAH KOÇ (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin gerçekten en büyük sorunlarından ve en büyük yarası olan Trafik Yasası ve buna ekli bazı kanun maddeleriyle ilgili olan hususu şimdi görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de trafikle ilgili olan bütün kazalarda, öncelikle “trafik canavarı” diye bir olgu yaratıldı ve bu olguyla halkın bilincinde normal bir olay yaşanıyormuş gibi bir algı yaratıldı ve bu algıyla yıllardır bir sürü trafik kazası meydana gelmiş olmasına rağmen bu olaylar tamamen görmezden gelindi.

Trafik kazaları nedeniyle meydana gelen zararları önlemek adına duble yollar yapıldı, arkasından son model otomobillere alan açıldı ancak bu tür kazalar ne yazık ki devam etti ve hâlen de devam etmektedir.

29’uncu maddede, kamusal zararın önlenmesi açısından, kişilerin sahip olmuş olduğu bilgilere ulaşılması açısından getirilen bu kanun teklifi, aynı zamanda 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na ilişkin olan ve gündemini tamamen yitirmiş olan bir kanuna da yeni bir ekleme yapmak suretiyle bu kanun şimdi gündeme getirilmek isteniyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi bu Sıkıyönetim Kanunu bildiğiniz gibi Türkiye demokrasisine maalesef getirilen en büyük darbelerin başında gelen bir kanun. Bu kanun teklifine getirilen yeni bir eklemeyle bu kanun sürekli hâle getirilmek isteniyor. Bu Sıkıyönetim Yasası benim seçilmiş olduğum Ağrı iline ilişkin olan bazı gerçekleri de bu an itibarıyla gün yüzüne çıkarmış bulunmaktadır. Yani Sıkıyönetim Yasası hâlen Türkiye’de devam etmektedir. Bugün itibarıyla seçilmiş olan 50’den fazla muhtarın işine son verilmiş bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, Anayasa’ya aykırı olan, uluslararası yasalara aykırı olan bu Sıkıyönetim Yasası hâlen yürürlüktedir. Bölgede, Ağrı’da neredeyse seçilmiş olan hiç kimse bırakılmadı; belediye başkanları görevden alındı, en son da muhtarların görevine son verildi.

Diğer taraftan, bu Trafik Kanunu’yla getirilmek istenen şey, ölümleri en aza indirmek ve zararları en aza indirmek. Fakat gene Ağrı ilinde şöyle bir gerçeklik daha var: Bir hastane yapıldı. Hastanenin açılışı tekrar tekrar, 4-5 defa yapıldı fakat hastanede ne bir teçhizat var ne de sağlık hizmetini getirecek olan doktor var. Bölgede yaşanan trafik kazalarının, yaralanmalı olan trafik kazalarının çoğu Erzurum’a nakledilmekte ve bu yaralı olan insanların çoğu da maalesef yolda yaşamını yitirmektedir. Bunun için de bu bölgede 1900’lü yılların -yani 20’nci yüzyılın başında- sonlarına doğru bölgede raylı sistem söz konusu. Zamanla bu raylı sistemin yapısı tamamen tahrip edilmiş ve raylı sistem yok edilmiş durumdadır. Bizim, bu Trafik Yasası’yla bu önlemlerin alınamayacağı konusunda düşüncemiz mevcuttur. Dolayısıyla öncelikle bilincin değiştirilmesi, raylı sisteme geçilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Başka bir anlatımla, yeni kanunlar getirilerek, yeni yasaklamalar getirilerek bu mevcut olan olguların önüne geçilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, bu yasa hazırlanırken bundan daha önce altyapının yapılması, bu konuda çeşitli düzenlemelerin yapılması ve yatırımların yapılması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu sebeple de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

29’uncu madde üzerinde bir önerge daha vardır, okutuyorum ve işleme koyuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (2/860) sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin çerçeve 29’uncu maddesiyle 4045 sayılı Kanun’un 1’inci maddesine eklenmesi öngörülen fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Cahit Özkan                     Mehmet Doğan Kubat              Abdullah Güler

            Denizli                                İstanbul                               İstanbul

         Recep Özel                           Eyüp Özsoy             Fehmi Alpay Özalan

            Isparta                                İstanbul                                  İzmir

“Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması yapmakla görevli birimler güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kapsamında bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşları arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesinin beşinci ve 231 inci maddesinin onüçüncü fıkraları kapsamında tutulan kayıtlara ulaşmaya, Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturma sonuçlarını, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar ile kesinleşmiş mahkeme kararlarını almaya yetkilidir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI CELALETTİN GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, güvenlik ve arşiv araştırması bakımından Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 171’inci ve 231’inci maddelerinde yer alan kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kayıtlara güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerin ulaşabilmesine imkân sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi kabul edilen önergedeki değişiklikle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 29’uncu madde kabul edilmiştir.

30’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme koyuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 30’uncu maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Zeynel Özen                    İmam Taşçıer                         Hüda Kaya

                İstanbul                         Diyarbakır                              İstanbul

      Ömer Faruk Gergerlioğlu           Hasan Özgüneş                     Ömer Öcalan

                 Kocaeli                            Şırnak                               Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SELİM YAĞCI (Bilecik) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeye göre mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca yapılır. Bu amaçla valinin görevlendireceği bir vali yardımcısı başkanlığında; Bakanlık il müdürü, Bakanlık il müdürlüğünden konu uzmanı bir ziraat mühendisi, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü yetkili temsilcisi, Orman Genel Müdürlüğü yetkili temsilcisi, ilgili köy veya mahalle muhtarı, defterdarlıktan veya bulunamaması hâlinde vali tarafından görevlendirilecek bir hukukçu, millî emlak müdürlüğünden bir temsilci, kadastro müdürlüğünden bir teknik eleman, ziraat odası başkanlığından bir temsilci olmak üzere 10 kişiden oluşan bir komisyon kurulur.

Hukuk dışı uygulamalarla halkın yaşam alanlarına, otlaklarına, meralarına ulaşması engellenmek istenmektedir. Kolluk birimlerine kendi görev alanları dışına çıkma yetkisi tanınıyor. Yani hayatın her alanı olduğu gibi meralar da güvenlik gerekçesiyle tahakküm altına alınıyor. Bu sebeple ilgili madde kanun teklifi metninden çıkarılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... 30’uncu madde kabul edilmiştir.

31’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme koyuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 31’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Zeynel Özen                   Erol Katırcıoğlu     Ömer Faruk Gergerlioğlu                İstanbul                           İstanbul                                Kocaeli

             Hasan Özgüneş                   Ömer Öcalan

                   Şırnak                           Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SELİM YAĞCI (Bilecik) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Zeynel Özen konuşacaktır.

Buyurun Sayın Özen. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ZEYNEL ÖZEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 31’inci maddeyle -5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 20’nci maddesi- büyük şehirlerde kapatılan özel idare yerine yatırım, izleme ve koordinasyon başkanlıkları kuruluyor. Özel idarelerin tüm yetkileri bu kurula devrediliyor; aynı zamanda, yönetmelikte açıkça belirtilmemesine rağmen belediyenin de birçok yetkileri bu kurula veriliyor. Bunun adı kısaca YİKOB olarak adlandırılıyor. YİKOB kurulurken vali yardımcısının başkanlığında seçilmişlerden oluşturuluyor. Yani geçmişte olduğu gibi il genel meclisi üyeleri veya belediye meclisi üyelerinden kimse yok, tamamen atanmışlardan oluşuyor. Oysa biliyoruz ki yereldeki sorunları yereldeki halk daha iyi bilir, kişiler daha iyi bilir, o sorunların çözümünü de daha iyi yaparlar.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın altına Türkiye de imzasını koymuştur. Ben Avrupa’dan gelen bir arkadaşınız olarak biliyorum ki demokratik ülkelerden birçoğunda eğitim, sağlık, ulaşım, konut, hatta vergi oranının bile düzenlenmesi belediyelerdedir. Oysa bizde bunun tam tersidir. Çeşitli yasaklamalarla, yetki daraltılmasıyla eli kolu bağlanan yerel yönetimler gerçekten içi boşaltılmış bir kurum hâline getiriliyor ve demokratik ülkelerin çok gerisindeki bir duruma düşüyor belediyelerimiz.

Şimdi, AKP hükûmetinin, AKP’lilerin ne dediğine değil, ne yaptığına bakmamız gerek. “Dün dündür, bugün bugündür.” diyebiliyorlar. Biliyoruz ki 2002 yılında AKP seçilmiş valilikler vadetti. Oysa -yakında olağanüstü hâl kalktı- olağanüstü hâl yerine getirilen yasalar gerçekten süper valilikler yarattı, süper kaymakamlıklar yarattı. Yani en ufak demokratik hak ve talepler şiddetle bastırılıyor veya “Vali yasakladı.” deniliyor, orada bitiyor.

Bu dediğimiz YİKOB denen kuruluşun yönetmeliğine baktığımızda birçok madde “Gerekirse…” diye başlıyor yani yetkilerin ve sorumlulukların ucu açık. Bir maddesi de şöyle diyor: “Başkanın verdiği görevleri yapmak…” Bu görevler nedir, sınırları nedir; bu belirtilmiyor. Bu anlamda kimin ve nasıl denetleyeceği konusunda da hiçbir açıklık yoktur.

Belediyeler bu YİKOB’la iktidara siyasi kulluk ilişkileriyle bağlı kurumlar hâline getirilmek isteniyor. YİKOB’la halkın kararlara doğrudan katılması engellenmektedir. Denetlenemez olması, demokratik olmadığı gibi sürdürülebilir de değildir.

Yakında, söylediğim gibi, atanmış belediye başkanlarıyla… Böyle bir tez de gelebilir. Çünkü bizim belediye başkanlarımızın, HDP’nin belediye başkanlarının neredeyse tamamına yakını bugün tutukludur. Ben tutuklu diyemiyorum, rehin diyorum. Çünkü şimdiye kadar hiçbir suç isnat edilememiş ve hiçbir iddianame bile hazırlanamamış. Uzun zaman olmasına rağmen iddianame bile hazırlanamamış.

Bugün de Cumhurbaşkanı açıkça seçimlerin sonucunu etkilemeye çalışmaktadır. Sandıkta kaybedeceğini bildiği için “O belediyelere kayyumlar atarız.” diyor. Halkımızın özgür iradesine müdahale edilmek isteniyor. Bu ne demektir? Halkımızın seçme ve seçilme hakkı elinden alınmak isteniyor. Yerel yönetimlerin durumu demokrasiyle çok orantılı bir göstergedir arkadaşlar. Bu anlamda biz HDP olarak diyoruz ki: Kent hakkı kapsamında her türlü kamusal hizmet edinmek, insanca yaşamak, kültürel, ekonomik, sosyal, siyasal haklardan eşit yararlanmak, söz ve karar sahibi olmak için kendimizi ve kentimizi de biz yöneteceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özen.

ZEYNEL ÖZEN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi, dün Resmî Gazete’de yayınlandı, 259 muhtar görevden alındı. Hiçbir isim yok ve bunların yasal bir işlemden geçip geçmediği bile belli değil, hukuki bir gerekçeyle alınıp alınmadığını da bilmiyoruz ve Bingöl’de benim özel ilişkilerimle bildiğim 9 muhtar görevden alınıyor, bunun 6’sı Alevi. Ben İçişleri Komisyonunda olduğum hâlde bunu öğrenemiyorum. Bunun gerekçesi nedir? Sayın Başkanımızdan istirham ediyorum, bunun gerekçesini İçişleri Bakanına sorabilir misiniz?

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özen.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

33’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Zeynel Özen                          İmam Taşçıer                  Erol Katırcıoğlu

           İstanbul                              Diyarbakır                              İstanbul

Ömer Faruk Gergerlioğlu                Hasan Özgüneş                     Ömer Öcalan

            Kocaeli                                 Şırnak                               Şanlıurfa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SELİM YAĞCI (Bilecik) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Madde üzerinde İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Katırcıoğlu. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmaya başlamadan önce özellikle AK PARTİ sıralarına seslenmek istiyorum: Allah aşkına şu torba yasa mı, çorba yasa mı her neyse, böyle bir şey getirmeyin artık. Hakikaten getirmeyin, çok saçma oluyor. Sabahtan beri bir jandarma konuşuyoruz, bir çavuş konuşuyoruz, bir hurda konuşuyoruz yani ne konuştuğumuzu da karıştırıyoruz. Böyle yasa yapılmaz. (AK PARTİ sıralarından “Çalış da gel.” sesleri)

Çalışıyorum, merak etmeyin siz, ben çalışıyorum ama siz çalışmıyorsunuz bence. Çünkü bu çok toptancı bir şey. Şimdi mesela ben bugün, şu anda 33’üncü maddeyle ilgili bir konuyu konuşacağım sizlerle. Sizlerin sandığınızdan farklı sonuçları olabilecek olan bir madde. Bu madde, Kaçakçılıkla Mücadele Yasası’nın 23’üncü maddesinin değiştirilmesine ilişkin bir madde ve maddenin özü itibarıyla muhbirlere, hak edenlere ikramiye verilmesini, özellikle uyuşturucu mücadelesinde ikramiye verilmesini öneren bir madde. Şimdi arkadaşlar, amacı ne olabilir bu maddenin? Çok açık tabii yani bunu tartışmaya bile gerek yok gibi gelebilir bize. Nedir amacı? İkramiyeleri artırmak dolayısıyla da bu konuda çalışan memurların motivasyonunu artırmak ve böylelikle de daha fazla, uyuşturucu satmaya yönelik şirketlerin ya da neyse işte, kişilerin tutuklanmasını sağlamak. Dolayısıyla da uyuşturucunun daha az kullanımını sağlamak, daha az satılmasını ve dolayısıyla da daha az kullanılmasını sağlamak. Dolayısıyla bu çok mantıklı bir şey gelebilir ama arkadaşlar hikâye o kadar basit değil. Bakın basit olmadığını ben size şöyle anlatayım: Şimdi, ikramiye verdiğimiz kişilerin motivasyonları artacak ve bunun sonucunda uyuşturucu ticareti maliyeti yükselecek. Uyuşturucu ticaretinin maliyetinin yükselmesi ne demek? Uyuşturucu fiyatının yükselmesi demek. Peki, uyuşturucu fiyatı yükselince, herhangi bir malın fiyatı yükselince ne olur? Miktarı azalır. Ama arkadaşlar, burada bağımlı bir toplumdan bahsediyoruz. Dolayısıyla da bu fiyat yükseldiğinde uyuşturucu kullananların sayısı azalmaz. Peki, ne olur arkadaşlar? Bakın, ben size söyleyeyim ne olacağını. Bunun sonucunda birçok şey olur ama 2 tanesini sizlerin dikkatinize getirmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi, uyuşturucu baronlarının servetine servet katmış olursunuz arkadaşlar. Bu kadar basit çünkü fiyatlar yükselmiştir. Neden yükselmiştir? Sizin uyuşturucu arzıyla ilgili yaptığınız mücadele uyuşturucu arzının maliyetini yükseltmiştir dolayısıyla da fiyatını yükseltmiştir ve dolayısıyla da insanlar bundan vazgeçemeyeceği için, eski alışkanlıklarına devam etmek durumunda oldukları için eski miktarlarda kullanmaya devam edeceklerdir ve sonunda, dediğim gibi arkadaşlar, uyuşturucu baronlarının işine yarar, onların kârlarını artıran bir sonuca varmış olursunuz; bu bir.

İkincisi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir dakika, bir dakika, size de cevap vereceğim. Vaktim var mı bilmiyorum ama bir dakika izin verin; izin verin, anlatayım.

BAŞKAN – Var, buyurun, devam edin Sayın Katırcıoğlu.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Dinliyoruz.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – E, tamam, dinleyin.

BAŞKAN – Genel Kurula konuşun Sayın Katırcıoğlu.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, burada, bakın, birçok şey oluyor. Bir: Uyuşturucu satanların arasında rekabet bozulur. (AK PARTİ sıralarından “Hayda!” sesleri) Evet, evet, evet... Yani uyuşturucu baronları, kartelleri ortaya çıkar. Yani uyuşturucu karteli niye konuşulur bütün dünyada?

ARİFE POLAT DÜZGÜN (Ankara) – Ne yapsın, serbest mi kalsın?

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Uyuşturucu karteli niye konuşulur? Çünkü… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bir dakika, bir dakika; sırayla, sırayla; bir dakika, bir dakika…

Şimdi, arkadaşlar, bakın, ben uzatmayayım, vaktim de galiba bitiyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ya, bir dakika, durun, Allah Allah!

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen…

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Demek istediğim şey şu: Uyuşturucuyla böyle mücadele edilmez, böyle mücadele edilmez, başka yöntemleri vardır. Bugün dünyada benim şu anda size anlatmaya çalıştığım bir koca literatür vardır ve bu literatür bize “Bu meselenin hâlli başka türlü olması lazımdır yani daha çok, uyuşturucu talebini özellikle eğitimle vesaire etkileyerek uyuşturucu kullanımının azaltılmasıyla olması gerekir.” der.

Şimdi, arkadaşlar, ben bunu niçin örnek verdim? Şunun için örnek verdim: Şimdi, bu yasa yapma süreci bize bunları tartışma ve konuşma imkânı vermiyor. Allah aşkına, bunu kabul edin. Ne konuşuyoruz? Yani, bunu kaç gündür konuşuyoruz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Katırcıoğlu.

Bir dakika süreniz var, ek süre veriyorum.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, ben yapıcı bir dille bir şey söylemeye çalışıyorum size. Anlamak istemeyebilirsiniz, ben aranızda anlamak istemeyecek olanların olduğunu da biliyorum ama anlamak isteyecek olanların da var olduğunu biliyorum, ben onlara sesleniyorum. Hepinizi aynı torbaya koymak istemiyorum ama lütfen “bu yüce Meclis” diyorsunuz, saygı gösteriyorsunuz Meclise ama bu yasa türü Allah aşkına kabul edin ki bu saygıyı hak eden bir yasa türü değil.

Dolayısıyla, bize, komisyonlara getirin bu yasaları -mesela uyuşturucuyla nasıl mücadele edilmesi gerekir yasasını getirin- ben size nasıl mücadele edileceğini gösteririm.

İyi akşamlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Katırcıoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 33’üncü madde kabul edilmiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 34’üncü madde kabul edilmiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… 34’üncü madde kabul edilmiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

46’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

47’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 7 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Tanju Özcan                          Ayhan Barut                     Özgür Karabat

             Bolu                                   Adana                                 İstanbul

     Ömer Fethi Gürer                        Ali Öztunç                      Yüksel Özkan

             Niğde                             Kahramanmaraş                             Bursa

“MADDE 47- (1) Ekli (1) sayılı listede adları yazılı köyleri kapsamak ve Derecik Beldesi Merkez olmak üzere Hakkari İlinde Derecik adıyla bir ilçe ve aynı adla bir belediye, ekli (2) sayılı listede adları yazılı mahalleleri kapsamak ve Ilıca mahallesi merkez olmak üzere Kahramanmaraş ilinde bir ilçe ve aynı adla bir belediye, ekli (3) sayılı listede adları yazılı mahalleleri kapsamak ve Narlı mahallesi Merkez olmak üzere Kahramanmaraş ilinde bir ilçe ve aynı adla bir belediye, ekli (4) listede adları yazılı mahalleleri kapsamak ve Düzbağ mahallesi merkez olmak üzere Kahramanmaraş ilinde bir ilçe ve aynı adla bir belediye kurulmuştur.

(2) Bir defaya mahsus olmak üzere 5/1/1961 tarihli 237 sayılı Taşıt kanunun 10. maddesinin birinci fıkrasının uygulanmaması kaydıyla, bu maddeyle yeni kurulacak ilçelerin kaymakamlıkları için, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (T) cetvelinin (T-02) sırasından üç adet binek otomobil alınır.

(3) Bu madde uyarınca yeni kurulan ilçelerdeki kamu kurum ve kuruluşlarına ait hizmet binaları ve lojmanların yapımı, satın alınması, kiralanması, bakım ve onarımı için gerekli ödenek, 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun Yedek Ödenek Tertibinden Hazine ve Maliye Bakanlığınca karşılanır.

(4) Bu maddenin uygulanmasıyla ilgili tereddütleri gidermeye, düzenleyici işlemler yapmaya İçişleri Bakanlığı yetkilidir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

İÇİŞLERİ KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SELİM YAĞCI (Bilecik) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Özgür Karabat konuşacaktır.

Buyurun Sayın Karabat. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Söz aldığım madde aslında bu Genel Kurulda tüketilen bir madde, Kahramanmaraş’ın ilçe önerileriyle ilgili bir madde. Dolayısıyla ben kanun teklifinin diğer maddeleriyle ilgili bazı konulara değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifi çerçevesindeki maddelerde 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda değişiklik yapılarak yabancılarla ilgili kimlik numaralarını verme işlemleri konusunda bakanlığa yetki veriyoruz. Özellikle söylemek isterim ki yabancılar, sığınmacılar ve iktidarın deyimiyle sayıları 4 milyonu bulan misafirlerimiz konusunda önemli birkaç hususa değinmek gerek. 19 Eylül 2018’de Resmî Gazete’de yayımlanan bir kararla yabancıların Türkiye’de vatandaşlığa geçişiyle ilgili bazı düzenlemeler yapıldı. Yabancıların istisnai olarak Türk vatandaşlığı kazanmasını düzenleyen bu kararla bazı bedeller kondu. Âdeta vatandaşlık haraç mezat satılır hâle geldi. Bunun sonucunda Türkiye’de vatandaşlığı kazanmak için öngörülen sabit sermaye değerleri 2 milyon dolardan 500 bin dolara, Türkiye’de gayrimenkul sahibi yabancıların vatandaşlığa geçiş için gereken asgari taşınmaz bedeliyse 1 milyon dolardan 250 bin dolara çekildi. Şimdi, son günlerin meşhur deyimiyle “Al papazı, ver papazı.” Çok meşhur bir deyim, hatta bu konular üzerine hikâyeler yazılabilir, romanlar, makaleler yazanlar da meşhur oluyorlar değerli arkadaşlar. Buradan hayata bakarsak eğer “Al papazı, ver papazı.” anlayışından hayata bakarsak eğer hayatın almak ve vermekten ibaret olduğunu sanırız. Ama değerli arkadaşlar, söz konusu olan vatandaşlıksa, söz konusu olan vatandaşsa, hele Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysa bunun değerini ölçerken çok dikkatli davranmalıyız. Bilmeliyiz ki bu vatandaşlık hakkını bize verenler, bu vatan üzerinde kazandıranlar 15’lik Mehmetçikler değerli arkadaşlar, 15’lik Mehmetçikler. (CHP sıralarından alkışlar) Bu vatan 15’lik Mehmetçiklerin üzerinde kuruldu, onların kurşunlara savrulan bedenleriyle, yangınlarda kavrulan bedenleriyle kuruldu. Bilmeliyiz ki onların bedenleri üzerinde kurulan bu vatan yoksulların, emekçilerin ödedikleri bedellerle büyüdü, bugüne geldi değerli arkadaşlar. Bunu görmeden, bu tarifeleri yayımlamamız içler açısıdır değerli arkadaşlar.

Evet, dünyada böyle uygulamalar var mı? Var. Ama değerli arkadaşlar, biz eğer bir dünya liderinin olduğu ülkeden bahsediyorsak, dünyanın lider ülkelerinden birisi olduğundan bahsediyorsak eğer, bu klasmandaysak eğer böyle uygulamalara cevaz vermemeliyiz. Bunu söylemek istiyorum. Ne yazık ki her konuda böyle hassas olduğunu, vatansever olduğunu söyleyen iktidar mensubu arkadaşlarımızın vatandaşlık konusuna dolarla değer biçilmesi konusuna gelince gözleri de dolar, dolar oluyor değerli arkadaşlar. Bunu da söylemek isterim.

Kuşkusuz bu alınan kararların ekonomik krizle de yakından ilişkisi var. Vatandaşlığı bir akşam pazarı misali ucuzlatmak doğru bir iş değil değerli arkadaşlar ve telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracağını bilmenizi isterim.

Değerli arkadaşlar, yerli ve millî iddiasında olduğunuzu söylüyorsunuz. Bugün, burada, fındıkla ilgili önergeler geldi. Hep beraber reddettik. Şunu söylemek isterim ki hepiniz çocukluk çağlarında…

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Hep beraber değil, onlar.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) – Hep beraber reddettiniz, AKP Grubu.

Şunu söylemek istiyorum: Çocukluk çağlarında hepimiz Yerli Malı Haftası kutladık. O Yerli Malı Haftası’nın Karadenizli çocuklar açısından değişmez ürünü fındıktır değerli arkadalar. Her çocuk “yerli ürün” deyince fındıkla beraber gider okula ve Yerli Malı Haftası’nı kutlardı ve siz, bugün, o çocukluğunuza bile ihanet ettiniz değerli arkadaşlar. Bunu söylemek isterim. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bir ülkeye yapılacak en büyük kötülük kuşkusuz ülkenin itibarını düşürmektir. Elbette itibar ne sarayla elde edilir ne lüksle elde edilir ne şatafatla sağlanır ne de israfla sağlanır. Şunu söylemek isterim ki itibar en çok vicdanla sağlanır, en çok insaf etmekle sağlanır. Osmanlı’yı felakete sürükleyen anlayış da bu anlayışın ta kendisidir. Osmanlı’nın küllerinden genç bir cumhuriyeti yaratanlar bu cumhuriyeti adil hukuk sistemiyle, barışçıl iç ve dış politikayla, ileriyi gören dahi yöneticileriyle sağladılar ve onların başında Mustafa Kemal ve yanında bugün sizlerin eleştirdiği İsmet İnönü vardı değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Bütün bunları söylerken şunu söylemek isterim ki hayat engebeli ve dolambaçlıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın Sayın Karabat.

Buyurun.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) – Evet, tamamlıyorum.

Hayat yolu engebeli, dolambaçlı ve sarptır değerli arkadaşlar. Herkesin oturduğu koltuk, oturduğu yer, oturduğu ev, oturduğu saray bir gün değişir. Engebeli ve dolambaçlı bu yolda tarihin soluğunun uzun olduğunu da bilgilerinize arz ederim. Dolayısıyla burada Meclis faaliyetlerini icra ederken muhalefetin sesini daha fazla dinlemenizin size de çok katkısı olacağını söylemek isterim.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım, çok sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Bu saate kadar hep sizi dinledik zaten.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karabat.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

47’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

48’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

49’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul ediliştir.

Değerli milletvekilleri, ikinci bölümde yer alan maddelerin oylamalarını böylece tamamlamış olduk.

Teklifin tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim.

Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Antalya Milletvekili Atay Uslu ve Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel’in Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun açık oylama sonucunu duyuruyorum:

“Kullanılan oy sayısı                 : 259

Kabul                                    : 230

Ret                                       : 29 (x)

                      Kâtip Üye                                       Kâtip Üye

            Emine Sare Aydın Yılmaz                         Mustafa Açıkgöz

                       İstanbul                                         Nevşehir

Sayın milletvekilleri, böylece kanun teklifi kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Sonuç bu şekilde gerçekleşmiştir.

Değerli milletvekilleri, gündemimizdeki işler tamamlanmıştır.

Alınan karar gereğince, denetim konuları ve kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 23 Ekim 2018 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 03.52



(x) 7 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.