TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                            6’ncı Birleşim

                                                                                  10 Ekim 2018 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                          İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, Kerbelâ olayı ve Hazreti Hüseyin’in şehit edilmesinin 1338’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün, 10 Ekim Ankara Tren Garı önünde yaşanan terör saldırısında hayatını kaybedenlerin ölümlerinin 3’üncü yıl dönümüne ve üçüncü havalimanında görev yapan işçilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, tarımdaki girdi maliyetlerinin yüksekliğine ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, enflasyonun yıllık yüzde 25 olduğu bir ortamda dar gelirlinin nasıl geçineceğini ve dolar artışından müze ve ören yerlerine giriş ücretlerinin nasıl etkilendiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, AKP’nin uyguladığı yanlış tarım politikaları nedeniyle Türkiye’nin çeltikte ithalatçı ülke konuma geldiğine ilişkin açıklaması

3.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman’ın Samsat ilçesinde Mart 2017 ve Nisan 2018 tarihlerinde yaşanan depremler nedeniyle mağdur olanlara deprem konutlarının ne zaman teslim edileceğini, esnafın zararının ne zaman karşılanacağını İçişleri Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Türkiye’nin küçülmesi üzerine hesap yapanların kaybedeceğine ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde şehit olan asker ile sivil işçiye Allah’tan rahmet dilediğine ve son dönemde yaşanan ekonomik saldırıların amacının Türkiye’nin büyümesini, güçlenmesini engellemek olduğuna ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetlerinin bir an evvel giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, 2017 yılına ait “İyi Tarım Uygulamaları Desteği” adı altındaki primin bütçede ödenek olmadığı gerekçesiyle hâlâ Denizlili üreticilere ödenmediğine ilişkin açıklaması

8.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, 8-14 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Amatör Spor Haftası’nın amacının gençleri ve çocukları amatör spora yönlendirerek sağlıklı bir nesil yetiştirmek olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Ankara Milletvekili Asuman Erdoğan’ın, 4-6 Ekim tarihleri arasında İzmir’in Çeşme ilçesinde düzenlenen ve Türkiye’nin dönem başkanı olduğu Asya Parlamenterler Asamblesi Sosyal ve Kültürel İşler Daimi Komitesi toplantılarına ilişkin açıklaması

10.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan taşkın, sel, heyelan olaylarından zarar gören vatandaşların bir an önce yaralarının sarılmasını beklediğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde yaşanan katliamda hayatını yitirinleri saygıyla andığına ilişkin açıklaması

12.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinin turizm açısından uluslararası üne sahip olduğuna, Altınova Mahallesi’nde demir cevheri arama ve çıkarma faaliyeti planlandığına ama projenin bölgeye hiçbir yarar sağlamayacağına ilişkin açıklaması

13.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 8-12 Ekim Ahilik Haftası’nı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

14.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Adana Havaalanı’nın kapatılacağı iddialarının doğru olup olmadığını Ulaştırma ve Altyapı Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

15.- Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi’nin, 10 Ekim barışı savunmak için Ankara’ya gelenlerin IŞİD tarafından katledilişinin 3’üncü yıl dönümünde olayın yaşandığı yere anıt yaptırılmasını ölen ve yaralananların aileleri adına Hükûmetten talep ettiğine ilişkin açıklaması

16.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, Doğu Türkistan meselesiyle ilgili hassasiyetin duyulabilir hâle getirilmesinin zorunluluk olduğuna, FETÖ davaları nedeniyle yaşanan mağduriyetin ancak adaletin hızlı bir şekilde çalıştırılmasıyla engelenebileceğine ilişkin açıklaması

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 10 Ekim Kerbelâ’da Hazreti Hüseyin ve yol arkadaşlarının şehadetinin 1338’inci yıl dönümünde şehitleri rahmetle andığına, 10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı önünde yaşanan patlamada hayatını kaybedenlere rahmet dilediğine, Irak’ta ebeveynleri IŞİD’e katıldığı için Bağdat’tan Ankara’ya getirilen 17 Türk çocuğu gibi hemşehrisi 2 çocuğun da Türkiye’ye getirilmesine, televizyon dizilerinde ayrıştırıcı dil kullanılmaması gerektiğine ve taşeronlarla ilgili yapılan düzenlemede mağduriyetler yaşandığına ilişkin açıklaması

18.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, modern parlamentonun iki temel esprisi olduğuna, gece yarısı evlerin basılmasının bir güvenlik politikası olup olmadığını öğrenmek istediğine, 10 Ekim Ankara Garı katliamının Van’da anılmasına izin verilmediğine, Çorlu tren faciasıyla ilgili Meclisin inceleme yapmaktan imtina etmemesi gerektiğine, ders kitaplarında gerçekler yazılmadığı sürece Kerbelâ’yı anmanın yeterli olmadığına ve 11 Ekim Hikmet Kıvılcımlı’yı 47’nci ölüm yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumartesi Annelerinin yapmış olduğu barışçıl eylem engellendikçe seslerini Meclise taşıyacaklarına, 10 Ekim Ankara Garı katliamının 3’üncü yıl dönümüne, Türkiye İşçi Partisinin 1973’ten sonra ilk kez Meclis çatısı altında Barış Atay ile Erkan Baş tarafından temsil edileceğine, 8 Ekim Bahçelievler katliamının 40’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

20.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, kabul edilen TBMM İçtüzüğü’ne katkıda bulunanlara teşekkür ettiğine, Kerbelâ şehidi Hazreti Hüseyin başta olmak üzere Ankara Garı’ndaki patlama sonucunda vefat edenlere Allah’tan rahmet dilediğine, terörle mücadele konusunda kararlı olunduğuna, Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı kapsamında açıklanan kararların hayırlara vesile olmasına ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yoklamada yaşanan sıkıntıya ilişkin açıklaması

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yoklamada yaşanan sıkıntının vahim olduğuna ve bu konunun bir an önce tahkik edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın, yapılan yoklamada sistemden kaynaklanan problem nedeniyle sisteme giremediğine ve pusula vermek durumunda kaldığına, bazı vekillerin de sisteme giremediğini düşünerek pusula verdiğine, Başkanlık Divanının çek ettikten sonra pusulanın birini geçerli saydığına ve teamülün bu yönde olduğuna ilişkin açıklaması

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bir milletvekilinin iki pusula vermesinin hata olamayacağına ve kanun koyanların kanuna uymaması hâlinde bu Meclisten bir şey beklenemeyeceğine ilişkin açıklaması

26.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, gerekli incelemenin yapıldığına ve oturuma gölge düşürecek beyanlara gerek olmadığına ilişkin açıklaması

27.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, kanun tekliflerinin komisyonlara havale sürecinde yaşanan adaletsizliğin Meclis Başkan Vekili olarak Levent Gök tarafından incelenip açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, nereden gelirse gelsin terörün karşısında olduklarına, 103 kişinin hayatını kaybetttiği Ankara Garı katliamının 3’üncü yıl dönümünde, bombanın patlamasına engel olamamış dönemin İçişleri Bakanı olarak Selami Altınok’un öz eleştiri yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, "Kokteyl terör" açıklamasının neye dayanılarak yapıldığını ve içinde kimlerin olduğunu öğrenmek istediklerine, katliamların yaşanmasının nedeninin önceki her katliama gerekli müdahalenin gerekli soruşturmanın yapılmaması olduğuna ilişkin açıklaması

31.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılki temasının "Değişen Dünyada Gençler ve Ruh Sağlığı" olarak belirlenmiş olmasının genç ve dinamik bir nüfusa sahip ülkemiz açısından güzel bir tesadüf olduğuna ilişkin açıklaması

32.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi görüşülürken Genel Kurul salonunda TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan Yardımcısının bulunmasının konuyla ilgisini öğrenmek istediğine ve emsal olmaması açısından tüm yetkililerin uyarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı uyarıda haklı olduğuna ve Genel Kurulda komisyona ayrılan sıralardaki oturma yeri eksikliğinin ivedilikle giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

34.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, komisyon sıralarındaki eksikliğin sistemin işleyişine herhangi bir engel teşkil etmeyeceğine, fizikî imkânlar el verdiği ölçüde yeniden düzenleneme yapılabileceğine ilişkin açıklaması

35.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Konya Milletvekili Abdüllatif Şener’in 5 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- Konya Milletvekili Abdüllatif Şener’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin tek sahibinin Berat Albayrak olduğuna ilişkin açıklaması

38.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

39.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, basketbolda 26. Kadınlar Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı Fenerbahçe’yi 61-47 yenerek Hatay Büyükşehir Belediyespor’un kazandığına ilişkin açıklaması

40.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, Komisyon Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç’in borsadaki manipülasyonla ilgili yaptığı açıklamasına ilişkin açıklaması

41.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç’in, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

42.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, Ordu çevre yolunun hayata geçmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

43.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, muharrem ayının, bütün Müslümanları derin bir acıya gark eden Kerbelâ faciasının yaşandığı hüzün dolu bir ay olduğuna ve yeni Kerbelâlar yaşanmaması için bu acı hadiseden ders çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

44.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Çekmeköy ilçesi sınırları içinde yaşayan vatandaşların imar barışı için müracaat etmesine rağmen konutlarının yıkıldığına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, Ümraniye Kaymakamlığının bu mağduriyeti gidermesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

45.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, TBMM internet sitesiyle ilgili uygulamalara ve Mecliste bitmek bilmeyen tamiratlara ilişkin açıklaması

46.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ı Düzce’nin sorunlarını dile getirdiği için kutladığına, Yığılca ilçesindeki çimento fabrikası nedeniyle arıcılığın bittiğine, Düzce’de çevre kirliliğinin had safhada olduğuna ve Düzcelilere doğal gazın daha ucuz satılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

47.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, toprak, su ve çiftçinin birbirinden ayrılamayacak üç temel unsur olduğuna, dünyanın en pahalı girdilerini kullanmak zorunda kalan çiftçinin ürettiği ürünü maliyetinin altında satarak zarar ettiğine ilişkin açıklaması

48.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın ikinci bölüm üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

49.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın ikinci bölüm üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki “AKP ve MHP savaş koalisyonu” ifadesine katılmadıklarına, Türkiye’nin yeniden kurtuluş mücadelesi verdiğine ve Türk milliyetçileri olarak, bu mücadelede devletin, milletin yanında olacaklarına ilişkin açıklaması

50.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

51.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

52.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, tekraren, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

53.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın ikinci bölüm üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında yanlış rakamlar vererek kamuoyunu yanılttığına ilişkin açıklaması

54.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in ikinci bölüm üzerinde CHP Grubu ve şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

56.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli’nin Kale ilçesinde 14 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismar iddiasıyla ilgili emniyetin harekete geçtiğine, 6 Suriyeli ile 1 Türk’ün çıkarıldığı mahkemece tutuklandığına ve çocuğun da ailesine teslim edildiğine ilişkin açıklaması

57.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, 11 milyar TL’nin İşsizlik Sigortası Fonu’ndan üç kamu bankasına aktarıldığını tespit ettiklerine ilişkin açıklaması

58.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç’in soru-cevap kısmında yaptığı açıklamasında yanlış anlamaya mahal vermemek adına düzeltme yapmak istediğine ilişkin açıklaması

59.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, devleti şirket gibi yönetenlerin Kalkınma Bankasındaki bütün memurları işçi yaptığına, işçi olmayı kabul etmeyenlerin de başka kurumlara gitmek zorunda kalacaklarına ilişkin açıklaması

60.- Samsun Milletvekili Kemal Zeybek’in, Berat Albayrak’ın Türkiye’deki işverenlerle toplantı yaparak zamlardan yüzde 10 indirim yapılması isteğine, zam furyasına ayak uyduran Samsun Büyükşehir Belediyesinin zam indirimi yapıp yapmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

61.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun oyunun rengini belirtmek için lehte yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

62.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

63.- İstanbul Milletvekili Nazır Cihangir İslam’ın, üçüncü havalimanı çalışmalarında hayatını kaybeden işçilere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, yoklamada yaşanan fazla pusulayla ilgili hususu değerlendireceğine ilişkin açıklaması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 10 Ekim Ankara Garı katliamının 3’üncü yıl dönümünde devletin acı çekenlerin yanında olması gerektiğine, 10 Ekim 680 tarihinde Kerbelâ’da Hazreti Hüseyin ve 72 yol arkadaşının şehit edilmesiyle yaşanan acının tüm dünyanın ortak acısı olduğuna, Hazreti Hüseyin’i ve hayatını kaybeden yârenlerini saygıyla andığına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, yapılan yoklamayla ilgili detaylı inceleme yapmak üzere konuyu Başkanlık Divanına götürerek karar alacağına ilişkin açıklaması

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, milletvekilleri tarafından verilen kanun teklifleri arasında sıralama yapılmasının son derece hatalı olduğuna, Meclis Başkanlığının tarafsız olması gerektiğine ve bu konuyu takip edeceğine ilişkin açıklaması

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Meclis İçtüzük’ü değişikliğinden sonra Genel Kurul çalışmalarına katılacak olanlarla ilgili boşluk doğduğuna ve hassasiyet nedeniyle TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan Yardımcısının Genel Kurul salonu dışına çıkarıldığına ilişkin açıklaması

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, komisyon sıralarının komisyon üye sayısı kadar artırılmasının bir zaruret olduğuna ilişkin açıklaması

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve arkadaşları tarafından, döviz kurundaki artışların önlenmesi, siyasi, iktisadi ve hukuksal uygulamaların yarattığı neticelerden biri olan "ekonomik kriz" gerçekliğiyle mücadele edilmesi, ortak akılla hareket ederek derinleşen ekonomik krizin önüne geçilmesi ve ekonomik çözüm modeli geliştirilip uygulanmasının araştırılması amacıyla 14/8/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/106) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Kars Milletvekili Ayhan Bilgen tarafından, 10 Ekim 2015 gar patlamasının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 10/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmında yer alan eczacılara yönelik şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/92) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5)

 

IX.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 5) Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz’ın, Şırnak ilinin Silopi ve Cizre ilçelerindeki elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’in cevabı (7/349)

10 Ekim 2018 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), İsmail OK (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.04

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), İsmail OK (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Sayın milletvekillerinin, şu anda başlatmadığım üç dakikalık süreden önce oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla, verilen süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını ve salondan ayrılmamalarını rica ediyorum çünkü gelen pusulaları okutarak arkadaşlarımızın burada olup olmadığını kontrol edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, üç dakikalık süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ismini okuyacağım sayın milletvekillerimizin kendilerini Genel Kurulda bir göstermelerini rica edeceğim.

Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Mehmet Sait Kirazoğlu? Burada.

Antalya Milletvekilimiz Sayın Abdurrahman Başkan? Burada.

Ankara Milletvekilimiz Sayın Arife Polat Düzgün? Burada.

Tokat Milletvekilimiz Sayın Özlem Zengin? Burada.

Denizli Milletvekilimiz Sayın Şahin Tin? Burada.

Isparta Milletvekilimiz Sayın Mehmet Uğur Gökgöz? Burada.

İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Doğan Kubat? Burada.

Giresun Milletvekilimiz Sayın Kadir Aydın? Burada.

Trabzon Milletvekilimiz Sayın Salih Cora? Burada.

Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Değerli milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Kerbelâ vakası, Hazreti Hüseyin’in şehit edilmesinin 1338’inci yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Habibe Öçal’a aittir.

Buyurun Sayın Öçal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Habibe Öçal’ın, Kerbelâ olayı ve Hazreti Hüseyin’in şehit edilmesinin 1338’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazreti Hüseyin’in şehit edilmesi ve Kerbelâ olayları münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletlerin tarihinde trajik olaylar vardır. İşte 10 Ekim 680 de böyle bir olaydır. Hazreti Hüseyin ve 72 arkadaşının şehadetiyle sonuçlanan Kerbelâ vakası tarihe kara bir leke olarak düşmüştür. Hazreti Hüseyin gerçek anlamda bir kahramanlığın sembolü ve bir iman timsalidir. Hazreti Hüseyin’in mesajı hürriyet, insanca yaşamak, hidayet, sevgi, kahramanlık ve insanlığın yüceliğidir. Hazreti Hüseyin bize Kerbelâ’da Hak yolunda yola düşmenin, Hakk’ı haykırmanın, sahip olunan şeylerden vazgeçmenin ne kadar önemli olduğunu öğretmiştir; biz bu öğretiye Hüseyni duruş diyoruz. Hüseyni duruş, yeryüzünde şahsi menfaatleri değil de mazlumlar için kıyam eden, insanlık için hak, adalet, eşitlik, tevhit, marifetullah, iman ve hareketi içerir. Hazreti Hüseyin’in Alevi’siyle Sünni’siyle herkes tarafından sevilmesi bu sebeptendir. Kerbelâ, halkın iradesinin hiçe sayılmasına karşı yapılan itirazın adıdır. Kerbelâ, Hazreti Hüseyin’in Yezid zorbalığına karşı, mazlumları korumaya karşı yaptığı yeminin adıdır. Kerbelâ, insan varlığının anlamının maddede değil de manada anlam bulmasının adıdır. Kerbelâ, her şeyi terk edip hazır bir şekilde yola düşmenin adıdır.

Değerli milletvekilleri, bin üç yüz otuz sekiz yıl önce yaşanan Kerbelâ zulmü ve zulme başkaldırının ruhu hâlâ yaşanmaktadır. Biz Kerbelâ’daki Yezid zorbalığını, katillerini ilk defa orada görmedik. Zaman gösterdi ki zalimin dini, imanı olmazmış. Zulme tanıklığımız hâlâ devam etmekte. Bunlar bugün de emperyalist zorbalık ve katliam olarak zuhur etmektedir. Biz bunları daha önce de tanıdık; biz bunları Haçlı Seferlerindeki vahşiliklerinden tanıdık, biz bunları Endülüs’ü yakıp yıkmalarından tanıdık, Amerika’daki yerli halkı yok etmelerinden tanıdık, milyonlarca Afrikalıyı köleleştirmelerinden tanıdık, Hiroşima’dan, Nagazaki’den, Çeçenistan’dan, Doğu Türkistan’dan, Kırım’dan, Vietnam’dan, Afganistan’dan, Filistin’den, Irak’tan, Ruanda’dan, Libya’dan, Cezayir’den, Suriye’den, 6-7 Ekimde Diyarbakır’da 52 vatandaşın katledilmesinden ve 15 Temmuzdan da tanıdık.

Sadece zalimi tanımakla da kalmadık, zulümle nasıl başa çıkılır, bunu bize öğreten liderleri de öğrendik. Biz bunları Selahaddin Eyyubilerden, Nureddin Zengilerden, Kılıçarslanlardan, Ömer Muhtarlardan, Şeyh Şamillerden, Sütçü İmamlardan ve de Hüseyni bir duruş sergileyerek “Dünya 5’ten büyüktür.” diyen Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan da öğrendik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, her zamanın bir ruhu vardır. Bugün geldiğimiz nokta Türkiyeli olmak, zamanın ruhuyla da kavga etmeyi gerektirmektedir. Bugün hamdolsun Hüseyin’in mirasına sahip çıkan, sessizlerin sesi olan, kimsesizlerin kimsesi olan, zulümleri yeryüzünde ifşa eden bir Türkiye vardır. Nasıl ki Hazreti Hüseyin’i Kerbelâ’ya giderken yolundan çevirmek, bu hareketine engel olmak isteyenler olduysa Hakk’ı aziz tutma, tutup kaldırma gayreti içinde olan ülkemizi de yolundan geri çevirmeye kalkan güçler olmuştur. Bizler bu yolda bir olduk, iri olduk, diri olduk. Başaramadılar ve başaramayacaklar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öçal, bir dakika verelim, tamamlayın.

HABİBE ÖÇAL (Devamla) – Sözlerimi iyilik ve şecaat timsali Hazreti Hüseyin’in sözleriyle noktalamak istiyorum: “Allah’ım sen de biliyorsun ki bizim kıyamımız iktidar hevesiyle veya dünya malına düşkünlüğümüz dolayısıyla değildir. Amacımız sana ait olan şu yeryüzünü ıslah edip her yerde huzur ve güvenliği sağlamak, zulme uğrayan kullarını zalimlerin şerrinden kurtarmaktır.”

Bu vesileyle Kerbelâ’da şehit düşen Hazreti Hüseyin ve arkadaşlarını ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, bütün vekillerimi ve Meclisi selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öçal.

Değerli milletvekilleri, gündem dışı ikinci söz, üçüncü havalimanı işçilerinin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Züleyha Gülüm’e aittir.(HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Gülüm.

2.- İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün, 10 Ekim Ankara Tren Garı önünde yaşanan terör saldırısında hayatını kaybedenlerin ölümlerinin 3’üncü yıl dönümüne ve üçüncü havalimanında görev yapan işçilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) – Öncelikle, bugün bir katliamın 3’üncü yıl dönümü, 10 Ekim 2015’te Ankara’da barış istedikleri için katledilenleri anmakla başlamak istiyorum. Barış mücadelelerine sahip çıktığımızı, onların barış mücadelesine kaldığı yerden devam edeceğimizi buradan bir kez daha söylemek istiyorum. Ölenlerin hepsinin anıları mücadelemizde yaşayacak demek istiyorum.

Dün bu kürsüden bu ülkede artık parti kapatmaların olmadığı söylendi, artık, bu ülkede özgürlüklerin olduğu söylendi ama bunu yalanlayan bir şeyden bahsetmek istiyorum. İki gün önce partimize yönelik geniş bir operasyon yapıldı. Yerel seçimlerde kaybedeceğini anlayanlar bize yönelik operasyonlarla bizi engellemeye çalışıyorlar. Halkların Demokratik Partisinin kadın meclislerine, TJA’lı kadınlara, kadın özgürlük mücadelesi içerisinde yer alan kadınlara yönelik bir operasyon gerçekleşti. 61 kadın arkadaşımız bu operasyonda gözaltına alındı. Sadece bununla kalmadı, Hakkâri Milletvekilimiz Leyla Güven’in evi basılarak, kapısı kırılarak eşyaları darmadağınık edildi. Bütün bu saldırıları kadınların mücadelesinde bir gözdağı olarak gördüğümüzü, ama asla kadınlar olarak yılmayacağımızı, kadın kazanımlarına yönelik tüm saldırıların karşısında olduğumuzu, direnişimizin de devam edeceğini bir kez daha buradan hatırlatmak istiyorum.

Üçüncü havalimanı gündemimizdi, buna geçmek istiyorum. Üçüncü havalimanı, en son, işçilerin direnişiyle gündeme geldi, bütün basında gündem oldu. Ama bundan önce de üçüncü havalimanı ekolojik bir felaket olmasıyla, ekonomik bir felaket olmasıyla zaten gündemimizdeydi. Buna karşı, aslında tüm kesimlerin karşı çıkmasına rağmen, halkın iradesi yok sayılarak, buna yönelik raporlar yok sayılarak bu havalimanının yapımına geçildi. Ama bununla kalmadı, bu felaketin üstüne bir de işçiler açısından cehenneme çevrilen bir havalimanı inşaatı söz konusu oldu. İşçiler buralarda ölümü pahasına çalıştırıldılar. İş cinayetlerinin en yoğun yaşandığı alanlardan bir tanesi inşaat sektörüydü ve bugün açısından da önümüzde en yoğun iş cinayetinin yaşandığı yerlerden bir tanesi havalimanı şantiyesiydi. Size şu örneği vermek isterim: Havalimanı şantiyesinde bir işçi, molozların altında kalarak iş cinayetine kurban gitti. Peki bu nasıl anlaşıldı? Eve gitmemesi, eşinin “Eşim eve gelmedi, acaba havalimanında mı hâlen?” sözü üzerine ve iş sahasına gitmesi üzerine haberdar olundu ve kazı sonrası işçinin cansız bedeni moloz yığınlarının altından çıkarıldı. Böyle bir iş sahasından bahsediyoruz, işçiler açısından cehenneme çevrilen böyle bir alandan bahsediyoruz.

Bu da değil sadece, yine bir iş kazasında, bilirkişi raporunda, gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı için trafik kazalarının gerçekleştiği ve iş cinayetlerinin bu şekilde gerçekleştiğine dair bir rapor düzenlendi.

Bu da değil sadece sorun, aynı zamanda, havalimanı işçileri saatlerce, sabahleyin, güneşin altında, yağmurun altında servis beklemek zorunda bırakıldılar; yatakhaneleri, lavaboları, banyoları, tüm yaşam alanları hijyen kurallarına uymayan, tahtakurularıyla dolu bir alan, orada yaşamaya zorlandılar. Revir personelinden yeterli sağlık hizmeti alamadılar, gerekli tıbbi malzemeler olmadığı için tıbbi yardım da göremediler.

En vahim durumlardan bir tanesi de ücretlerin elden ödenmesiydi. Bir kısmı bankaya ödenirken bir kısmı elden ödeniyordu, açıktan vergi kaçırma durumu vardı ama iş müfettişleri buna da herhangi bir inceleme başlatmadı, herhangi bir ceza da kesmedi. Yine geçmişe dönük ücretleri ödenmedi, işçiler bunları talep etti ama iş müfettişleri bunların bu sorunlarını çözmek yerine olayın üstünü kapatmayı tercih etti. Haksız işten çıkarmalar vardı, tazminatsız işten çıkarmalar vardı, bunlara ilişkin de işçiler taleplerini dile getirdiler.

Diğer bir talepleri, iş kıyafetlerinin verilmesiydi. İşçiler uzun süre bu taleplerini dile getirmesine, görüşmeler yapmasına rağmen bunlara dair hiçbir çözüm üretilmedi, tam tersine işçilerin koşulları çok daha fazla ağırlaştı.

Peki, Meclisimiz ne yaptı? Meclisimiz bu sorunlara duyarsız kalmaya devam etti. Şu mu isteniyordu? Belki sizler, buradaki üyeler bir süre sonra o havaalanından, oradan uçuşlarınızı gerçekleştireceksiniz. İşçilerin cinayete kurban gittiği, cesetlerin orada olduğu bir havaalanını nasıl kullanabileceğiz, nasıl kullanabileceksiniz, iktidar buna nasıl göz yumabiliyor, buradan sormak istiyorum.

Peki, işçiler bu sorunları çözülmediğinde, taleplerini dile getirmek için toplu iş bırakma eylemi yaptıklarında ne oldu?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Bir dakika alabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Gülüm, size de bir dakika verelim.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) – Bu sorunu çözmesi gerekenler, asıl işverene yani sermayeye “İşçilerin sorunlarını çöz.” demesi gerekenler maalesef işçilere yönelik bir operasyonla cevap verdi, işçiler gözaltına alındı, 33 işçi arkadaşımız, sendikacılar da dâhil olmak üzere tutuklandı. Ve sonrasında sorunlar çözüldü mü? İşverenin açıklamalarına rağmen, valiliğin açıklamalarına rağmen, “Sorunları çözeceğiz.” açıklamalarına rağmen peşinden, bu tutuklamalardan sonra 2 kişi daha iş kazasında yaşamını yitirdi. Şu an ise havaalanı bir açık cezaevine dönüştürülmüş durumda. İşçilerin başında Emniyet güçleri bekliyor. Bu Emniyet güçlerinin işçinin başında değil, sermayenin, oradaki patronların başında beklemesi gerekiyordu. Patronlara “Bu işçiler neden burada cinayetlere kurban gidiyor, neden yasalarda belirlenen haklarını vermiyorsunuz?” demek zorundaydı ama bir kez daha bu iktidar ve onun kolluk güçleri sermayeden yana olduğunu gösterdi, sermayenin yanında durduğunu gösterdi; işçilere gözaltı operasyonlarıyla, tutuklamalarla cevap verdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Buradan bir kez daha şunu söylemek istiyorum: Üçüncü havalimanı işçileri bir an önce serbest bırakılmalıdır ve tüm hakları işçilere verilmelidir diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gülüm.

Değerli milletvekilleri, gündem dışı üçüncü söz, tarımda girdi maliyetleri hakkında söz isteyen Mersin Milletvekilimiz Sayın Cengiz Gökçel’e aittir.

Buyurun Sayın Gökçel. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Mersin Milletvekili Cengiz Gökçel’in, tarımdaki girdi maliyetlerinin yüksekliğine ilişkin gündem dışı konuşması

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve ekranları başında Genel Kurulumuzu izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Burada CHP Mersin Milletvekili ve Ziraat Odası Başkanlığı yapmış, geçimini topraktan sağlayan bir çiftçi, bir köylü olarak konuşuyorum.

Kıymetli arkadaşlar, tarım sektörü can çekişiyor. Çiftçi bu durumdayken doğru tarım politikaları uygulamak yerine çiftçiyi yokluğa mahkûm eden, sürdürülebilir bir tarımı ülkemizde hâkim kılmayan ve yurt dışından ürün ithal edip çiftçiyi üretimden koparan bir tarım politikasını asla kabul etmiyoruz.

Değerli arkadaşlar, tarım, yalnızca bir ticaret kalemi değil ekonomik ve sosyal bir sektördür. Türkiye nüfusunun yüzde 21’i çiftçidir; geçimini tarımsal üretimden sağlamaktadır. İstihdamda da tarım büyük ölçüde katkı sunmaktadır. Çiftçimizin uygulanan tarım politikalarıyla bugünkü koşullarda dünyadaki rakipleriyle rekabet etme şansı kesinlikle kalmamıştır. Tarımdaki girdi maliyetlerinin yüksekliği ve bankalara olan borçları nedeniyle çiftçilerimiz artık üretemez hâle gelmiştir. 2005’te toplam 7 milyar lira olan çiftçi borçları Haziran 2018’de Ziraat Bankasına 66 milyar, tarım kredi kooperatiflerine 9 milyar, özel bankalara ise 27 milyar lira olmuştur. Çiftçilerimizin borç stoku 106 milyar lirayı bulmuştur. Eğer Türk çiftçisini düşünüyorsak, 81 milyon yurttaşımızın karnını ucuza doyurmasını istiyorsak, çiftçilerimizi mutlaka bu borç baskısından kurtarmamız gerekir. Eğer siz şimdi “Burada bir sorun yok çünkü tarımsal kredilerin geri dönme oranı yüzde 90’ı aşıyor.” derseniz hata edersiniz. Üretimden kazanamayan çiftçi bankaya borcunu ödemek için eşten dosttan, bulamazsa tefeciden borç alıyor, vadesi gelen borcunu bu şekilde ödüyor, yeniden kredi almak zorunda kalıyor.

Değerli arkadaşlar, üstünde durmak istediğim konu çiftçimizin özel bankalara olan borcudur. Ziraat Bankasından aldığı krediyi kapatamayan çiftçi tarlasını ikinci kez ipotek ettirerek özel bankalardan cari kredi faiz oranıyla borçlanıyor, bu da yıllık yüzde 43’e tekabül ediyor. Değerli arkadaşlar, bugün ekonominin kötü gittiği bu dönemde, iş adamlarının, sermayenin bankalara olan borçlanma faiz oranı yüzde 43’ü bulduğu bir dönemde, biz para kazanamayan, zorda olan, batakta olan çiftçinin de özel bankalara yılda yüzde 43 oranında borçlanmasına, uyguladığımız tarım politikalarıyla maalesef yol açıyoruz. Bu böyle gitmez arkadaşalar. Sürdürülebilir tarımsal üretim için, özel bankalar da dâhil olmak üzere çiftçi borçlarının, faizlerinin silinip uzun vadede, çiftçilerimizin borçlarını ödeyebileceği şekilde yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Türkiye'nin en büyük üreticisi aile tipi çiftçidir yani küçük üreticidir, mutlaka her aşamada desteklenmelidir. Hâlâ, şu anda, ödenmiş olması gereken tarımsal destekler çiftçimize ödenmemiş, ocak ayına kadar da ödenmesi mümkün görülmemektedir.

Değerli arkadaşlar, KDV oranlarındaki indirimin bir işe yaramadığı ortadadır. Tohum, fide, gübre ve ilaç desteğinin küçük çiftçiyi üretimde tutacak şekilde, mutlaka ayni olarak yapılması gerekmektedir. İthal girdiler, bu kalemler de yerli üretime dönüştürülerek çiftçi ucuza girdi tüketmelidir.

Değerli arkadaşlar, tarımsal üretimde kullanılan elektrik, sulama suyu, mazot fiyatları çiftçimizin altından kalkamayacağı boyutlara ulaşmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Başkanım, bitiriyorum müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Sayın Gökçel, tabii, size de sözlerinizi toparlamak için bir dakika veriyorum.

CENGİZ GÖKÇEL (Devamla) – Eylül 2017’de 1.600 liraya satılan taban gübresi bu eylülde 2.900 liraya, 1 litrelik ot ilacı 110 liradan 320 liraya yükselmiştir. Yine, tarımda kullanılan göz taşının kilosu mart ayında 1 liraya satılırken şu anda 2 lira olmuştur. Geçen sene kilosu 8 liraya alınan sera örtüsü, bu yıl 23 lira olmuştur. Eğer, devlet, fiyatları yüksek olan tarımsal girdileri desteklemez, çiftçiye kol kanat germezse korkarım ki çiftçimiz önümüzdeki üretim sezonunda tarlasını ekip, dikemeyecektir. Eğer borç yapılandırmasını bir an önce uygulamaya koymazsak çiftçilerimizin tarlalarına icra yoluyla el konulacaktır ki bunu da asla kabul edemeyiz.

Bu ülkeyi düşman işgalinden kurtaran, zorda kalınca halkının yardımına koşan, milletin efendisi köylüdür, sakın ha unutmayın. Çiftçimizi üzmeyin.

Teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gökçel.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren ilk 15 milletvekiline yerlerinden birer dakikayla söz vereceğim. Bu söz taleplerinin ardından sayın grup başkan vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.

İlk söz Sayın Gürer...

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, enflasyonun yıllık yüzde 25 olduğu bir ortamda dar gelirlinin nasıl geçineceğini ve dolar artışından müze ve ören yerlerine giriş ücretlerinin nasıl etkilendiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan “Fırsatçıları bize ihbar edin.” diyor. Elektrik ve doğal gaza üç ayda 3 kez iktidar zam yaptı. Asgari ücretle yaşayan birinin aylık elektrik, su, doğal gaz giderleri 500 liraya yaklaştı. Enflasyon yıllık yüzde 25 olunca dar gelirli nasıl geçinecek?

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Fırsatçılar var.” diyor. İyi de iktidarın müze, ören yerlerinin giriş ücretlerine yüzde 50’lere varan zam yapmasının açıklaması var mıdır? Dolar artışından ören yeri ziyareti, müze ziyareti nasıl etkilenmektedir? Zaten sınırlı gideni olan yerlere de gidilmesi istenmemekte midir? Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın Türkiye genelinde ören yerlerine giriş ücretlerine 1 Ekimden geçerli olmak üzere yüzde 50’yi bulan zamlar yapıldığından haberi olmaz olur mu? Topkapı Sarayı giriş ücreti 40 liradan 60 liraya, Efes ören yeri 40 liradan 60 liraya, Nevşehir Göreme 30 liradan 45 liraya çıkarıldı. Müzekart yüzde 40 zamlandı. Bu durumda kriz yok ise bu zamlar neyin nesi? Dolara bağlı bir artış olmadığına göre…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gaytancıoğlu…

2.- Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun, AKP’nin uyguladığı yanlış tarım politikaları nedeniyle Türkiye’nin çeltikte ithalatçı ülke konuma geldiğine ilişkin açıklaması

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çeltik hasadı devam ediyor ancak kendini yerli ve millî olarak tanıtan AKP iktidarı yine çeltik üreticilerini hüsrana uğrattı. AKP’nin uyguladığı yanlış tarım politikaları nedeniyle çeltikte ihracatçı bir ülke olması gerekirken ithalatçı bir ülke olan Türkiye, 1 ton çeltiği ortalama 570 dolardan ithal ediyor. Geçen sene doların maliyeti düşük olduğu için ithalat cazipti ancak bu yıl dolara göre en az 3,5 lira olması gereken çeltik fiyatı şu anda 2 lira 20 kuruş civarında. Sözde çiftçinin kara gün dostu olan Toprak Mahsulleri Ofisi nerede? Neden bu düşen fiyatlara müdahale etmiyor? Tarım Bakanlığı ne yapıyor? “Yerliyiz, millîyiz.” diyorlar ama sıfır gümrükle 100 bin ton çeltik ithalatına izin verdiler. Kısacası, bu yıl çeltik çiftçisinin biraz yüzü gülecekken yine içi kan ağlıyor. Ey AKP, sen bu çiftçilerden ne istiyorsun? Canını mı alacaksın?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tutdere…

3.- Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere’nin, Adıyaman’ın Samsat ilçesinde Mart 2017 ve Nisan 2018 tarihlerinde yaşanan depremler nedeniyle mağdur olanlara deprem konutlarının ne zaman teslim edileceğini, esnafın zararının ne zaman karşılanacağını İçişleri Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Adıyaman’ımızın Samsat ilçesi Mart 2017 tarihinde 5,5, Nisan 2018 tarihinde 5,1 şiddetinde iki büyük deprem geçirdi. Deprem sonrası köy ve ilçe merkezlerindeki yapıların büyük bir kısmı ve iş yerleri yıkıldı. Aradan geçen uzunca zamana rağmen Samsat halkı çadır kentlerde ve konteynerlerde yazın sıcağıyla, kışın soğuğuyla mücadele etmektedir.

Buradan Samsat halkı adına soruyorum İçişleri Bakanlığına: Deprem konutları ne zaman teslim edilecek? Zarar gören esnafın zararları ne zaman karşılanacak? Samsat halkı daha kaç kışı çadırlarda geçirecek?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özkan…

4.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, Türkiye’nin küçülmesi üzerine hesap yapanların kaybedeceğine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Türkiye'nin küçülmesi üzerine hesap yapanlar kaybedecektir. Ülkemizin yükselişinin beraberinde ne tür değişimlere yol açacağını ve nasıl güzel bir gelecek oluşturacağını kavrayamayanlar da kaybedecektir. Son on yılda bu yönde çaba harcayan, Türkiye'yi durdurma hesaplarına inanan ve bu amaçla çok uluslu saldırılara ve operasyonlara ortak olan herkes kaybetmiştir; Gezi’de kaybetmiştir, 17-25 Aralıkta kaybetmiştir, 15 Temmuz imha saldırısında kaybetmiştir, terörle içeriden vurmaya dönük bütün gelişmelerde kaybetmiştir. Bunların tamamı dış mihraklar üzerinden ülkemize yönelik müdahalelerdir. Bu dış güçler ülkemizin büyümesini ve yükselişini durduramayacaklarını anladılar, şimdi yavaşlatmaya, Türkiye'nin daha az büyümesini sağlamaya, yürüyüş temposunu düşürmeye çalışıyorlar. Allah’ın izniyle başaramayacaklar, Türkiye kazanacak.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Taşkın…

5.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde şehit olan asker ile sivil işçiye Allah’tan rahmet dilediğine ve son dönemde yaşanan ekonomik saldırıların amacının Türkiye’nin büyümesini, güçlenmesini engellemek olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Hakkâri’nin Çukurca ilçesinde teröristlerce düzenlenen saldırıda şehit olan askerimize ve sivil işçimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve Silahlı Kuvvetlerimize başsağlığı diliyorum. Saldırıda yararlanan gazilerimize de acil şifalar diliyorum.

İnancımız odur ki terör örgütlerinden ve onların destekçisi şer odaklarından, dökülen her damla kanın hesabı sorulacaktır, sorulmaktadır. Son üç yılda emniyet ve istihbarat birimlerinin FET֒cü hainlerden temizlenmesinin ardından terörle mücadelede kazanılan başarıyı hep birlikte izliyoruz. Sınırlarımızın içinde ve dışında, İHA ve SİHA’ların desteğindeki emniyet güçlerimizin terörle mücadelesi sonucu hain örgüt bitme noktasına gelmiştir.

Terör saldırılarının ve son dönemdeki ekonomik saldırıların amacı, Türkiye'nin büyümesini, güçlenmesini ve milletimizin kutlu yürüyüşünü engellemektir ancak bunu asla başaramayacaklardır diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Hürriyet…

6.- Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet’in, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetlerinin bir an evvel giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

1999 öncesi çalışma hayatına dâhil olan ilgili sigortalı, hizmet süresi ve prim günü sonunda emekli olacağını bilerek çalışmaya başlamış fakat yapılan düzenlemelerle emeklilikte yaşa takılanlar, diğer adıyla EYT’li yurttaşlarımız ciddi hak kaybına uğramış ve mağdur olmuştur. Bir düşünün, emekli olmaya hak kazanıyorsunuz ama maaşınızı alamıyorsunuz. Burada ciddi bir hak gasbı var mıdır, yok mudur? Eğer bunun cevabını siyasi değil de vicdani bir şekilde verebiliyorsanız EYT’lilerin de hakkını verebilirsiniz demektir. Milyar dolara saraylar yaptırıp, yarım milyarlık uçağa binip, ejder meyveli “smoothie” yiyip, kilosu 5 bin liralık beyaz çay içildiğinde ülke batmıyorsa, emeklilikte yaşa takılanların hakkını verince de inanın batmaz. Bir an evvel, emeklilikte yaşa takılanların sorunları bu Meclise gelmeli ve yaşatılan mağduriyet son bulmalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak EYT’li vatandaşlarımızın mağduriyetlerini defalarca dile getirdik. Erken emeklilik değil, emeklilik hakkını isteyen yurttaşlarımızın sesi olmaya devam edeceğiz. Sağır kulaklara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Karaca…

7.- Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’nın, 2017 yılına ait “İyi Tarım Uygulamaları Desteği” adı altındaki primin bütçede ödenek olmadığı gerekçesiyle hâlâ Denizlili üreticilere ödenmediğine ilişkin açıklaması

GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“İyi tarım uygulamaları prim desteği” adı altında meyvecilik ve kekik, lavanta, ada çayı gibi tıbbi aromatik bitki üreticilerine her yıl ödenmekte olan ve 30 Temmuz-31 Ağustos tarihlerinde ödenen primler, “2017 iyi tarım uygulamaları” adı altındaki prim, 2018 Ekim ayı ortasına gelinmiş olmasına rağmen, çevre illere ödenmiş ama hâlâ Denizlili üreticilere ödenmemiştir. 2017 yılı dane mısır prim destekleri, yine, buğday, arpa gibi ürünlerin ikinci icmal destek primleri de Denizlili üreticilere hâlâ ödenmemiştir. Duyduk ki çiftçilerimize gerekçe olarak “Bütçede ödenek yok.” diyormuşsunuz. Peki, Cumhurbaşkanlığında 9 kurula atanan 76 kurul üyesine yıllık 10 milyon 756 bin lira ödenek var, 2019 yılı bütçesinden 11 milyon ek ödenek var ancak çiftçilerimize yok mu? O zaman soruyoruz: Kurul üyelerine, yandaş kurul üyelerine olunca ödenek var, çiftçimize yok mu?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gültekin…

8.- Niğde Milletvekili Selim Gültekin’in, 8-14 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Amatör Spor Haftası’nın amacının gençleri ve çocukları amatör spora yönlendirerek sağlıklı bir nesil yetiştirmek olduğuna ilişkin açıklaması

SELİM GÜLTEKİN (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Türkiye Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu tarafından 2013 yılında hayata geçirilen ve her yıl geleneksel olarak düzenlenen Amatör Spor Haftasını 8-14 Ekim tarihleri arasında tüm yurtta kutluyoruz.

Amatör Spor Haftası’nın amacı, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi ve çocuklarımızı amatör spora yönlendirerek daha sağlıklı bir nesil yetiştirmektir. Bu sayede de genç neslimizin sigara, alkol, uyuşturucu ve teknoloji bağımlılığı gibi kötü alışkanlıklardan uzaklaştırılarak sporun birçok branşına yönlendirilmesi sağlanacaktır. AK PARTİ, her zaman, gençlerimizin önünü açacak bu tür spor aktivitelerine destek vermiştir, vermeye de devam edecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Erdoğan…

9.- Ankara Milletvekili Asuman Erdoğan’ın, 4-6 Ekim tarihleri arasında İzmir’in Çeşme ilçesinde düzenlenen ve Türkiye’nin dönem başkanı olduğu Asya Parlamenterler Asamblesi Sosyal ve Kültürel İşler Daimi Komitesi toplantılarına ilişkin açıklaması

ASUMAN ERDOĞAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4-6 Ekim tarihleri arasında, İzmir Çeşme’de, Türkiye’nin dönem başkanı olduğu Asya Parlamenterler Asamblesi (APA) Sosyal ve Kültürel İşler Daimi Komitesi’yle 1’inci Yürütme Komiteleri Toplantılarını gerçekleştirdik.

APA Komisyon üyesi milletvekillerimiz Çiğdem Erdoğan Atabek ve Sayın Vecdi Gündoğdu katıldı. Türkiye’nin ev sahipliğinde çok verimli geçen ve ülkemiz için hayırlı sonuçlar getireceğini umduğum bu toplantılarda ilk günkü oturumda okunan taslak bildirilerde Asya’da kültür mirasının korunması, Asya’nın bilgi ve iletişim teknolojilerine entegrasyonu, Asya’da sağlık hakları iş birliği, Asya’da göçmen işçi haklarının artırılması ve korunması, yolsuzlukla mücadele, APA kadın parlamenterlerinin durumu, Asya’da yasal seviyede kültür ürünleri kaçakçılığıyla mücadele, Asya’da yasa dışı uyuşturucu trafiğine yönelik etkin mücadele; Suriye, Irak, Yemen, Myanmar sınırlarındaki insani felakete yönelik insani yardım konuları işlendi.

İkinci gün gerçekleştirilen oturumda ise Asya’da bütünleşik enerji piyasası, çevre problemleri, ekonomik büyümenin sürekliliği, yoksulluğun ortadan kaldırılması, sürekli büyüme hedeflerinin gerçekleştirilmesi için APA parlamenterlerinin üzerine düşen rol, Asya’da herkes için su ve sağlık konuları taslak bildiride işlendi.

Son olarak belirtmek isterim ki taslak bildirinin içerisine, Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara sağladığı olanaklar için teşekkür ve tebrik ile APA’ya üye 42 ülkede FET֒nün terör örgütü olarak tanınması hususları da dahil edildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Sayın Kaya…

10.- Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya’nın, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan taşkın, sel, heyelan olaylarından zarar gören vatandaşların bir an önce yaralarının sarılmasını beklediğine ilişkin açıklaması

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğu Karadeniz Bölgemizde sıklıkla meydana gelen taşkın, sel, heyelan gibi olaylar üzülerek söylüyorum ki yaşamımızın önemli bir parçası hâline geldi. Geçtiğimiz günlerde etkili olan şiddetli yağış nedeniyle Trabzon ilimizin Araklı ilçesi başta olmak üzere bölgemizde birçok yerleşim yerinde büyük hasarlar oluştu. Derelerde meydana gelen taşkın sebebiyle Araklı Ayvadere ve Kaşıkçı Mahallelerimizde ev ve iş yerleri sular altında kalan, yolları çamurla kaplanan vatandaşlarımız, bir an önce yaralarının sarılmasını ve devletin kendilerine yardım elini uzatmasını beklemektedir.

Her felaket sonrasında vatandaşlarımıza “yaralarınızı saracağız, sizlere destek olacağız” sözü verip sonra ortada görünmeyenleri göreve çağırıyor, mağdur vatandaşlarımıza verdikleri sözlerini ivedilikle yerine getirmelerini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal…

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde yaşanan katliamda hayatını yitirinleri saygıyla andığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Bugün 10 Ekim. Bundan tam üç yıl önce Ankara Tren Garı’nda toplanan 103 barış ve özgürlük âşığı insanımız kana bulandı. Başkentin en işlek caddesi kıyamet yerine döndü. En küçüğü henüz 8 yaşındaydı. O günkü acı ve çaresizliği, kulakları sağır eden çığlıkları unutmak mümkün değil. Katliamın mağdurları ise hâlen adaletin yerini bulacağı günü bekliyor.

Engellerle başlayan anma alanına çakmak, şarj aleti, kalem alınmadı. Üç yıl önce yapılması gereken ancak yapılmayan emniyet araması, bugün Gar katliamı anmasında mağdur ailelere terörist muamelesi yaparcasına şiddetliydi. Bu emniyet araması üç yıl önce bugün yapılsaydı belki o bomba patlamayacaktı. Bugün ailelerin zor girdiği alana üç yıl önce bombacılar bile daha kolay girmişti.

Katliamda hayatını kaybedenleri, bu hain terör saldırısının faillerini hâlâ bulamayanları, gereken cezayı vermeyenleri unutmayacağız, unutturmayacağız.

Yaşamını yitirenleri saygıyla ve rahmetle anıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Şahin…

12.- Balıkesir Milletvekili Fikret Şahin’in, Balıkesir’in Ayvalık ilçesinin turizm açısından uluslararası üne sahip olduğuna, Altınova Mahallesi’nde demir cevheri arama ve çıkarma faaliyeti planlandığına ama projenin bölgeye hiçbir yarar sağlamayacağına ilişkin açıklaması

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ayvalık ilçemiz, doğasıyla, deniziyle, arkeolojik potansiyeliyle turizm açısından hem ulusal hem de uluslararası üne sahip, ülkemizin en tanınmış ve en güzel bölgelerinden biridir.

Ayvalık’ın sahip olduğu bu doğal güzellikler içinde Altınova Mahallesi’nde, deniz tabanından eksi 22 metre koda kadar, tarama ve sondaj yöntemiyle demir cevheri arama ve çıkarma faaliyeti planlanmaktadır.

Projenin gerçekleştirilmesi esnasında deniz dibi taranacağı ve denize sürekli malzeme akacağı için deniz canlılarının yaşam alanları bozulacak ve bu bölgede deniz yaşamı son bulacaktır. Maden arama sahası, Bergama, Truva, Asos gibi zengin arkeolojik alanların arasında yer almaktadır ve ilgili bölgede, deniz altında batıklar olduğu da bilinmektedir.

Ayrıca, Ayvalık Adaları Tabiat Parkı, Sarımsaklı Tabiat Parkı da proje alanına oldukça yakın noktadadır. Gerek yaşadığımız bölgede gerek ülkemizde vahşi madenciliğin yarattığı yıkımlar ortadayken ilgili proje bölgeye hiçbir yarar sağlamayacak, aksine, sıkıntılar gittikçe artacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kılıç…

13.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 8-12 Ekim Ahilik Haftası’nı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

8-14 Ekim, Aile aynı zamanda Ahilik Haftası’dır. Haftayı tebrik ediyorum. Aile, insanı hayata gözlerini açtığında sarıp sarmalayan, koruyup kollayan, bağrına basan o eşsiz birlikteliğin adıdır. Duyduğumuz ilk güven, tattığımız ilk huzur, yaşadığımız güven ortamıdır. Bu yuvada annemiz yalnız olmadığımızı, babamız da kimsesiz olmadığımızı hissettirerek “Yanında biz varız.” derler. Bu yuvanın penceresinden dünyayı görür, orada çocukluluğumuzu yaşar, gençliğimizi tadar, yetişkin olur, hayata hazırlanırız. Vefayı, ahlakı, inancı, erdemi ilk orada öğreniriz. Kültürü, geleneği, değerleri ilkin ailemizden miras alırız. Sorumluluğu, duyguları öğrenir, alışkanlıkları orada kazanırız. Aile, hayat kaynağımızdır. Ailenin hiçbir ferdi, bir diğerine şiddet uygulamasın, orada huzurumuz daim olsun. Sağlam milletler, sağlam ailelerden oluşur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Barut…

14.- Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, Adana Havaalanı’nın kapatılacağı iddialarının doğru olup olmadığını Ulaştırma ve Altyapı Bakanından öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanına sormak istiyorum: Adana’mızın havalimanı vardır. Bunun yerine, Mersin ili sınırlarında verimli tarım arazileri ve kuş cenneti bölgesinin göç yolu üzerinde temeli atılan Çukurova Bölgesel Havaalanı Projesi kamuoyunda yoğun olarak tartışılmaya devam etmektedir. Bu girişimin ardından sürekli olarak Adana Havalimanı’nın kapatılacağı konuşuluyor. Havaalanımızın kapatılmasını istemiyoruz. Adana Havaalanı’mız, milyonlarca yolcunun kullandığı, uzun yıllardır bölgeye hizmet veren, dünyanın en güvenli havalimanlarından biridir. Önemi bu kadar ortadayken Adana Havaalanı’mızın kapatılacağı iddiaları doğru mudur? Kent merkezinde çok değerli arazi üzerinde kurulu havalimanımızın kapatılıp yerine alışveriş, ticari merkez ve konut projeleri yapılacağı gerçek midir? Havaalanımızın geleceğiyle ilgili haklı endişelerimizi giderecek bir açıklama yapacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Son söz, Sayın Hakverdi…

15.- Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi’nin, 10 Ekim barışı savunmak için Ankara’ya gelenlerin IŞİD tarafından katledilişinin 3’üncü yıl dönümünde olayın yaşandığı yere anıt yaptırılmasını ölen ve yaralananların aileleri adına Hükûmetten talep ettiğine ilişkin açıklaması

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 10 Ekim, tam üç yıl önce barışı savunmak için Ankara’ya gelenler, IŞİD katilleri ve teröristleri tarafından katledildi ve 100 canımızı kaybettik, yüzlerce de orada yaralı verdik. Barışı savunmak için gelen Dursun Akalın şöyle diyordu: “Ankara’daymış barış, alıp getirmek gerek. Ben gidiyorum, kalanlara selam olsun. Getirebilirsem barışı, kızıma sefa olsun.” Bugün, bu katliama göz yuman bir yetkili, ihmali olan bir tek devlet yetkilisi yargı önüne çıkarılmamıştır. Bugün Ankara’ya gelen ailelerin insani ve vicdani bir talebi var, oraya anıt yapılması. Üzerinizde ah çok, en azından bu ailelerin bu talebini yerine getirmenizi buradan, Hükûmetten talep ediyorum aileler adına.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, şimdi söz talebinde bulunan sayın grup başkan vekillerimize söz vereceğim.

İlk söz, İYİ PARTİ Grubu adına Grup Başkan Vekilimiz Sayın Yavuz Ağıralioğlu’na ait.

16.- İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun, Doğu Türkistan meselesiyle ilgili hassasiyetin duyulabilir hâle getirilmesinin zorunluluk olduğuna, FETÖ davaları nedeniyle yaşanan mağduriyetin ancak adaletin hızlı bir şekilde çalıştırılmasıyla engelenebileceğine ilişkin açıklaması

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – İki husus arz edeceğim hem Genel Kurulun vicdanına hem de milletimize emaneten. Doğu Türkistan’la alakalı ciddi, her geçen gün daha sarsıcı hâle gelen kötü haberler duyuyoruz. Doğu Türkistan’la ilgili devletimizin hassasiyetini, ciddiyetini herkese gösterebilecek ciddi bir inisiyatif geliştirilmelidir. Sınırımızda bir hareketliliğin 4 milyon misafiri ağırlamamıza sebep olduğu netameli zamanlarda yurdumuzu açtığımız misafirlerimize gösterdiğimiz hassasiyetin çok daha fazlasını göstermek mecburiyetinde olduğumuz kardeşlerimize, Doğu Türkistan Türklüğüne, Çin’den gelecek birkaç milyar dolar için bigâne kalamayız. Doğu Türkistan meselesi üzerinde hiçbir siyasi, iktisadi beklentinin orada yaşananlara bigâne kalmamıza fırsat vermesine, bizim insanlığımızın orada ölmesine müsaade edemeyiz. Açık bir cezaevi hâline dönüştürülen tüm Doğu Türkistan’ın içinde yaşatılmaya çalışıldığı ağır şartları, Orta Doğu’da stratejik ortağımız tarafından terk edilmişliğimize alternatif ararken Çin’e yaslanıp göz ardı edemeyiz. Bu meseleyle ilgili hassasiyetlerimizi, orada yaşayan, orada zulme maruz kalan kardeşlerimizin mukavemetini artıracak şekilde duyulabilir hâle getirmek zorundayız. Hassasiyetle hem Meclisimizin hem devletimizin, Hükûmetimizin bu mevzunun üzerinde durmasını talep ediyoruz İYİ PARTİ Grubu olarak.

Bir husus daha arz edeceğim. FETÖ davaları dolayısıyla takipsizlikle nihayetlenen dosyaların görevlerine iade süreçlerinin çok sağlıklı şekilde yönetilmesi lazım. Devletimize olan, devletimizin adaletine olan itimadın örselenmemesi gerekiyor. Bu mevzuda ciddi mağduriyetler oluşmaya başladı. Devleti yaşatan şey adalettir. Devletin adaletle milletini yönetebilmesine fırsat verecek olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Tamamlayayım Başkanım, istirham ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağıralioğlu, buyurun.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU (İstanbul) – Bu mevzudaki suistimallerin önüne geçilmesinin yolu, adaleti hızlı bir şekilde çalıştırmaktır. 16 bin kişiyi geçtiği söylenen mağduriyetin bir an önce devlet tarafından giderilmesi lazımdır. Bu mevzudaki ciddiyet, evvelen namlu kendisine doğrultulmuş olduğu için Hükûmetin boynuna borçtur. Bu mevzuda hassasiyet talep ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İkinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilimiz Sayın Erhan Usta’ya ait.

Buyurun Sayın Usta.

17.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, 10 Ekim Kerbelâ’da Hazreti Hüseyin ve yol arkadaşlarının şehadetinin 1338’inci yıl dönümünde şehitleri rahmetle andığına, 10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı önünde yaşanan patlamada hayatını kaybedenlere rahmet dilediğine, Irak’ta ebeveynleri IŞİD’e katıldığı için Bağdat’tan Ankara’ya getirilen 17 Türk çocuğu gibi hemşehrisi 2 çocuğun da Türkiye’ye getirilmesine, televizyon dizilerinde ayrıştırıcı dil kullanılmaması gerektiğine ve taşeronlarla ilgili yapılan düzenlemede mağduriyetler yaşandığına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, 10 Ekim 680 Kerbelâ’da Hazreti Hüseyin ve yol arkadaşlarının şehadetinin 1338’inci yıl dönümü. Ben burada, başta Hazreti Hüseyin Efendimiz olmak üzere bütün şehitleri rahmetle anmak istiyorum, Cenab-ı Allah onların makamlarını yüksek kılsın.

Tabii, Hazreti Hüseyin’in duruşu, Hazreti Hüseyin’in şehadeti haksızlık karşısında susmamasındandır, haksızlığa boyun eğmemesindendir. O, hiçbir zaman davasından dönmedi, kendi konforunu düşünmedi. O acılar, masumların çığlığıdır, asil bir duruştur. Kendilerini tekrar rahmetle anmak istiyorum.

Sayın Başkan, 10 Ekim 2015’te -az önce arkadaşlar tarafından da ifade edildi- biliyorsunuz, Ankara Gar Meydanı’nda bir patlama oldu. Ben, bu patlamada hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan tekrar rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum. Buna ilişkin daha önceden de mesajlarım olmuştu. Buradan, terörü doğrudan veya dolaylı olarak destekleyen kim varsa onları da lanetliyoruz ve burada devletimiz aslında güzel de çalışmıştır. Mahkemesi de sonuçlanmıştır, failler de bulunmuştur. Diğer, belki failleri bulunamayan olaylar varsa onların da bir an evvel açıklığa kavuşturulması yerinde olacaktır.

IŞİD’e katılan bazı Türk ailelerinin çocukları Bağdat’tan biliyorsunuz -17 çocuğumuz- getirildi. Bağdat’ta yetimhanede kalan çocuklardı. Ancak bunların dışında, 215’i 3 yaş altında, 213’ü de 3 yaş üstünde olmak üzere toplam 418 çocuğumuz, yine Bağdat’taki alıkonma kamplarında bulunmaktadır. Bunların diğerlerinden farkı, bunların yanında annelerinden veya babalarından birinin olmasıdır. Ancak biz biliyoruz ki, bizim de takip ettiğimiz, benim hemşehrim olan 1 çocuk daha vardı, 2 çocuk vardı hatta, onlar hem annesini hem babasını kaybetmiş. Ancak bu alıkonma kampında bu çocuklar da. Bu çocuklarımızın da yine bu 17 çocuğumuz gibi Türkiye'ye getirilmesine yönelik diplomatik çalışmaların en hızlı şekilde yapılması lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Usta’nın mikrofonunu açalım değerli arkadaşlar.

Devam edin.

ERHAN USTA (Samsun) – Nihayetinde, annesi babası suç işlemiş olsa da bu çocuklar bizim çocuklarımızdır, çocuklarımızı toplumumuza kazandırmamız lazım. Anneanneler, babaanneler sürekli bize müracaat ediyor çocukların Türkiye'ye getirilmesi için. Ben bu vesileyle Bağdat Büyükelçimizi de tebrik etmek istiyorum, bu başarılı operasyondan dolayı.

Şimdi, onun haricinde, bir televizyon dizisinde Çerkezleri ve Çerkez kadınlarını aşağılayıcı bazı sözler sarf edildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Sosyal medya bu konuda bir hassasiyet gösterdi. Tabii, bu tür ayrıştırıcı dilden televizyon dizilerinin uzak durması lazım. Tabii, bunun haricinde, televizyon dizilerinde çok ciddi problemler var, bunları daha önceden burada gündeme getirdik. Yani Türk ahlakına, örfüne, âdetlerine uygun olmayan bir kısım meseleler de var. Ama onun dışında, böyle, bir grubu veya milletimizin şerefli bir üyesini, bir kesimini de bu şekilde tahkir edici sözlerin hiçbir şekilde olmaması lazım. Bu anlamda da özür dilenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Başkan, biliyorsunuz, taşeronlara ilişkin bir KHK yapıldı. Bu KHK’yle kadro verildi ancak bundan daha önceden de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Usta, tamamlayın lütfen.

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim.

Taşeronlara ilişkin kadro verildi ancak burada bir kısım mağduriyetler olduğunu daha önceden de ifade ettik. Özellikle yüzde 70 barajına takılan bir kısım şoförler veya hastanede çalışan bazı alım ihalelerinin -insan gücü ihalesi ile makine ihalesinin- aynı anda yapılmış olmasından kaynaklanan bir kısım sıkıntılar vardı. Bu sıkıntıların aşılması lazım. Diğer arkadaşlara nasıl kadro verdiysek bunlar da, şoförler ve diğer yüzde 70’e takılan insanlar da bu kadroları hak ediyorlar.

Aynı zamanda bu 4 Aralık kıstası… Biliyorsunuz, sadece bir gün kıstas alınmıştı. Bunun çok haksız bir uygulama olduğunu daha önceden de ifade ettik. Yıllarca çalışmış olmasına rağmen bir şekilde 4 Aralıkta çalışmıyorsa bunlar kadro alamadı veya 4 Aralık sonrası. Yani bu 4 Aralık meselesinde buradaki mağduriyeti de giderecek yeni bir düzenleme yapılmasının ben çok önemli olduğunu, hem adalet hem de bu anlamda insanlarımızın mağdur edilmemesi açısından önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Genel Kurul saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilimiz Sayın Ayhan Bilgen…

Buyurun Sayın Bilgen.

18.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, modern parlamentonun iki temel esprisi olduğuna, gece yarısı evlerin basılmasının bir güvenlik politikası olup olmadığını öğrenmek istediğine, 10 Ekim Ankara Garı katliamının Van’da anılmasına izin verilmediğine, Çorlu tren faciasıyla ilgili Meclisin inceleme yapmaktan imtina etmemesi gerektiğine, ders kitaplarında gerçekler yazılmadığı sürece Kerbelâ’yı anmanın yeterli olmadığına ve 11 Ekim Hikmet Kıvılcımlı’yı 47’nci ölüm yıl dönümünde saygıyla andığına ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, dün burada bir İç Tüzük güncellendi en azından ve İç Tüzük konuşmalarında da neredeyse bütün hatipler parlamento tarihinden, parlamentonun öneminden söz etti.

Hepimiz biliyoruz ki ilk parlamento, modern parlamentonun belki başlangıcı sayılan Magna Carta ve İngiltere deneyiminin iki temel esprisi vardır. Yani kralın yetkilerini sınırlandırma konusunda iki önemli nokta: Birisi, kime savaş ilan edileceğine, kimin düşman kabul edileceğine halk ve onun temsilcileri karar verir, kral tek başına karar veremez. İkincisi de ne kadar vergi salınacak, kimden ne kadar vergi alınacak ve vergi nereye harcanacak; buna yine halk karar verir. Demokrasinin, parlamentonun bütün marifeti, bütün kerameti bu iki yetkiyle başlar.

Şimdi iki vaka söyleyeceğim çok uzatmadan. Birisi, dün gerçekleştirilen gözaltı uygulamaları ve bugün 10 Ekim anmalarındaki muameleyle ilgili. Gece yarısında evler basılıyor; çalışan, hayatı normal devam eden insanların bir yere kaçma durumu yok, suç işleme, suçüstü durumu yok ama evlerindeki baskınlarda evleri darmadağın edilmekle kalınmıyor, bazı evlerde çocukların başına silah dayamak gibi çocuğun psikolojisinde hayat boyu geçmeyecek travmalar yaşanıyor. Şimdi, bu bir güvenlik politikası mıdır? Bu, toplumda öfke ve nefreti artırmaktan başka neye hizmet eder? Münferit olaylarsa, kişisel hatalarsa bile bunun takibi, denetlenmesi, cezalandırılması gerekmez mi? Yani bu tip vakalar…

Bugün, işte, 10 Ekim Ankara’da anıldı, başka şehirlerde anıldı ama Van’da anılmasına izin verilmedi, müdahale edildi; milletvekilimiz, danışmanlar, birçok kişi şu anda hastanede. Yani dolayısıyla bu güvenlik politikalarını Meclisin izlemesini, denetlemesini kendimize dert edinmek zorundayız ki burada gerçekten bir Parlamento olup olmadığı konusunda net bir tablo çıksın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bilgen’in mikrofonunu açalım arkadaşlar.

Devam edin.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Ekonomik sorunlarla ilgili de çok somut bir örnek paylaşacağım.

Çorlu tren faciasıyla ilgili olay yeri tutanağının imzalayıcısı 2 isim, bilirkişi olarak imza atıyorlar. Birisi, Profesör Bekir Sıddık Binboğa Yarman, diğeri Profesör Doktor Mustafa Karaşahin. Bu 2 kişi de sinyalizasyon hizmeti veren firmada çalışıyorlar. Şimdi, bir kazanın sebebi ile sonucu üzerindeki bilirkişi, aynı kişi olursa bunun bir güvenilirliği olabilir mi? Bizim paralarımızın nereye harcandığı ya da canlarımızın nerede kaybolduğu konusunda Meclis, bir araştırma, inceleme yapmaktan nasıl imtina eder?

İki anmayla bitireceğim Sayın Başkan, süreyi çok suistimal etmeden. Birisi, diğer yöneticilerimizin de paylaştığı Kerbelâ konusu. Elbette ki Kerbelâ, insanlık tarihinin, İslam tarihinin, Orta Doğu’nun en utanç verici vakalarından birisidir ama bu ülkede hâlâ ders kitaplarında Emeviler, İslam devleti olarak anılıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) – Şimdi, Kerbelâ’nın failleri, aynı zamanda Emevi devletinin kurucusu olarak bilinen isimler değil mi? Ders kitaplarımızı güncellemek, ders kitaplarımızı hiç olmazsa gerçeklerin yazıldığı yerler hâline getirmek konusunda bir çaba sarf etmedikçe Kerbelâ’yı anmak yeter mi? Başka vakalar var Emeviler için, Harre olayı gibi; Emeviler Dönemi’nde Medine’de bir sürü kadına tecavüz edildiği bilinen bir vaka ama bizim kitaplarımız hâlâ böyle anıyor.

Son anma da Hikmet Kıvılcımlı’yla ilgili. Yarın, Hikmet Kıvılcımlı’nın ölüm yıl dönümü, 47’nci yıl. Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye tarihine damga vuran, tarih, toplum tezleriyle herkese örnek bir siyasetçi, bir düşün insanıdır. En azından “Eyüp” konuşması, bugünlerde ekonomik kriz, alın teri, emek konusunda galiba herkes için ibret dolu mesajlar içeriyor. Ben bir kez daha kendisini saygıyla anıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilimiz Sayın Özgür Özel’de.

Buyurun Sayın Özel.

19.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Cumartesi Annelerinin yapmış olduğu barışçıl eylem engellendikçe seslerini Meclise taşıyacaklarına, 10 Ekim Ankara Garı katliamının 3’üncü yıl dönümüne, Türkiye İşçi Partisinin 1973’ten sonra ilk kez Meclis çatısı altında Barış Atay ile Erkan Baş tarafından temsil edileceğine, 8 Ekim Bahçelievler katliamının 40’ıncı yıl dönümüne ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önce bir sözü tutarak güne başlayalım: Cumartesi Annelerinin yapmış oldukları barışçıl eylem engellendikçe, onların sesini Meclise taşıyacağımıza Sayın Genel Başkanımız söz vermişti. 706’ncı haftada Cumartesi Anneleri, iki yıl arayla 2 evladı gözaltında kaybolan Feriye-Osman Efeoğlu çiftinin yirmi altı yıl önce gözaltında kaybettikleri küçük oğulları Ayhan Efeoğlu için adalet istedi. “Ayhan Efeoğlu, Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisiydi. 26 Ekim 1992 tarihinde üniversite önünde sivil polisler tarafından gözaltına alındı. İstanbul Emniyeti TEM Şubesine götürüldü. Onu devletin ilgili tüm kurumlarına soran ailesine gözaltında olmadığı cevabı verildi. 2011 yılında eski özel harekâtçı Ayhan Çarkın, Ayhan Efeoğlu’nun gözaltındayken işkenceyle öldürüldüğüne tanık olduğunu ve onu bizzat elleriyle gömdüğünü söyledi. Ayhan Efeoğlu’nu işkenceyle sorgulayan ve bedenini kaybeden polislerin de isimlerini açıkladı. Bu itiraflar sonucunda Efeoğlu ailesinin, dosyanın yeniden açılması, etkin ve bağımsız bir soruşturma yapılarak oğullarının gömüldüğü yerin tespiti ve ceza adaletinin sağlanması talebi bugüne kadar gerçekleşmedi. Ayhan Efeoğlu’nun gözaltında kaybedilmesinde sorumluluğu olan tüm görevlilerin adil bir yargılama faaliyeti sonucunda cezalandırılmasını istiyoruz. Bu konuda yargıyı göreve davet ediyoruz.” diyor Cumartesi Anneleri.

Cumartesi Annelerini şeytanlaştıranlar, umut ediyorum bu kendi iktidar dönemlerinden çok önceki bir dönemde olmuş ve kendi genel başkanlarının defalarca çağırıp dinlediği ve grupta sorunlarını dile getirdiği Cumartesi Annelerinin haykırışına şimdi bir başka bakıyorlardır. Ayhan Efeoğlu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, devam edin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, bugün 10 Ekim, Ankara Gar katliamının 3’üncü yıl dönümü. Dönemin Başbakanının “öfkeli Sünni gençler” dediği, soruşturma raporuna, yargılama dosyasına giren raporlarda önlerine görülmez bir koridor açılarak Suriye sınırından buraya kadar geldikleri belli olan 2 cani, üç yıl önce 103 barış güvercinini parçalara ayırdı ve o günlerden geriye “Oylarımız anketlere bakınca artıyor.” diyen devrik bir Başbakan, gazetecilerin istifa sorusuna pişkince gülen bir seçim bakanı, yargılanmayan kamu görevlileri, adalet arayışından vazgeçmeyen aileler, yakınlar ve yüreği yanan bizler kaldık. Bugün, tüm engellemelere rağmen çok sayıda milletvekilimizin gayretleri, çabalarıyla üç yıl sonra olayın olduğu yerde bir saygı duruşunu gerçekleştirmek ve kaybettiklerimizi anmak, adalet talebimizi haykırmak mümkün oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, devam edin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Eğer Türkiye, 10 Ekim katliamının peşini bırakırsa, kendisini patlatan 2 kişi ve ona yardım yataklık eden birkaç kişi dışında bu işin siyasi ve idari sorumlularını yargılamazsa ve bizler o gün söylenen kardeşlik, birlik, beraberlik, barış türkülerini bırakırsak o zaman o 103 kişi boşu boşuna ölmüş olur ama eğer o bombalar patladığı andaki dayanışma, birlik, beraberlik duyguları hayata geçmeye devam ederse, tüm baskılara rağmen birlikte devam edebilirsek o 2 cani parçalandığıyla kalır.

Bugün 27’nci Dönemin İkinci Yasama Yılının ikinci haftası. Bir hoş geldin dememiz gerekiyor CHP olarak. Türkiye İşçi Partisi, 1973’ten sonra ilk kez bu çatının altında temsil ediliyor. 2 milletvekilimiz, Barış Atay ve Erkan Baş, TİP’i temsil edecekler bundan sonra.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özel, toparlamanız için bir dakika daha veriyorum.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Elbette farklı partilerdeyiz, siyasi yelpazede Cumhuriyet Halk Partisinin daha solunda bulunan bir parti. Meclise renk katacak, Meclise güç verecek ve Mecliste temsil edilen diğer 8 siyasi partiyle birlikte 9’uncu parti olarak, her zaman savunduğumuz her fikrin özgürce savunulabilmesi ve kaliteli yasamaya toplumun tüm kesimlerinin katkısına katkı sağlayacak Türkiye İşçi Partisine hoş geldin diyoruz, başarılar diliyoruz.

Ancak kötü bir tesadüf var; Türkiye İşçi Partisi bugün burada ama bugün Bahçelievler katliamının da 40’ıncı yıl dönümü -dündü 40’ıncı yıl dönümü, dün akşamdı- ve TİP üyesi 7 kişi hunharca katledilmişti Bahçelievler’de. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ise 2012 yılında kabul edilen üçüncü yargı paketiyle Bahçelievler katliamının faillerini tahliye etmişti.

Bugün, hem katliamda hayatını kaybedenleri anarak hem de terör kimden, nereden ve ne şekilde gelirse gelsin bunun bir insanlık suçu olduğunun bir kez daha altını çizerek yüce Meclisi saygıyla selamlıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Söz sırası, AK PARTİ Grup Başkan Vekilimiz Sayın Muhammet Emin Akbaşoğlu’nda.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

20.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, kabul edilen TBMM İçtüzüğü’ne katkıda bulunanlara teşekkür ettiğine, Kerbelâ şehidi Hazreti Hüseyin başta olmak üzere Ankara Garı’ndaki patlama sonucunda vefat edenlere Allah’tan rahmet dilediğine, terörle mücadele konusunda kararlı olunduğuna, Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı kapsamında açıklanan kararların hayırlara vesile olmasına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Çok değerli arkadaşlar, evet, dün hep beraber bir güzel çalışma örneği ortaya koyduk ve Meclisin çalışma usul ve esaslarını belirleyen İç Tüzük’ü birlikte geçirdik. Ben bu vesileyle katkıda bulunan bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum, Meclis İçtüzüğü hayırlı ve uğurlu olsun.

Evet, bugün gündem dışı konuşmalarda da gündeme gelen iki önemli husus var; bir tanesi, Kerbelâ şehidimiz Hazreti Hüseyin Efendimiz ve diğeri, Ankara Garı’ndaki patlama sonucunda vefat eden vatandaşlarımız. Terörle ilgili bu saldırılara maruz kalan vatandaşlarımızı da anarak ben bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet ve mağfiret, bütün gazilerimize sağlık, sıhhat, afiyet dileklerimi ifade ediyorum.

Aynı şekilde, terörle mücadele konusunda da son derece kararlı olunduğunu, her türlü teröre karşı mücadele edildiğini, bu konuda mutlaka faillerin hukuk önünde hesap verdiğini ve vereceğini buradan kararlı bir şekilde beyan etmek istiyorum. Bunun hep beraber Meclisçe de takipçisi olacağımızda bir şüphe söz konusu bulunmamaktadır. Yürütme erki de buna ilişkin üzerine düşen hassasiyeti ortaya koymaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Akbaşoğlu, devam edin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dün Yeni Ekonomi Programı çerçevesinde Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı kapsamında açıklanan kararların da ülkemiz ve aziz milletimiz için nice hayırlara ve güzelliklere vesile olmasını temenni ediyor, hepinize hürmetlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akbaşoğlu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grup Yönetim Kurulu üyelerimiz şimdi bir durumu önüme getirdiler, yoksa söz aldığımda… İzin verirseniz kısaca bir bilgi vermek ve sizden bir talepte bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yoklamada yaşanan sıkıntıya ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, sizin de çok hassas olduğunuz bir konuda son derece sıkıntılı bir durumla karşı karşıya Meclisimiz. Biraz önce ilk oylamada sayı bulunamadı, ikinci oylamaya geçildi. İkinci oylamada -geçmiş dönemlerden el verdiğince edindiğimiz tecrübeye göre- olağanüstü bir pusula başvurusu vardı, 40’a yakın pusula geldi ve pusula veren bazı arkadaşların her gün burada yoklama girmekte son derece etkin arkadaşlar olduğunu gördüğüm için, hakkımız olan bir denetimi talep ettim ve elektronik girenler ile pusula verenlerin listelerini aldım. Şimdi isimlerini söylemek istemiyorum çünkü seçmenleri önünde rencide olabilirler ama sizin en hassas olduğunuz konu bu, geçmiş dönemde biliyorum bir cumartesi oturumundan. Maalesef, pusula veren arkadaşlardan 11’i 1’er tane, 1 arkadaşımız da 2 tane yani hem elektronik sisteme girmiş hem pusula vermiş, 1’i de 2 pusula birden vermiş. Oysaki siz 8 pusulayı görünce haklı olarak, iyi niyetle pusula tayinini bile bırakmıştınız nasılsa rakam oldu diye ama görüyoruz ki pusula ile elektronik oylama arasında inanılmaz mükerrerlikler var ve dilim varmıyor söylemeye ama bu Meclise yakışmayacak büyük bir usulsüzlük yapılmış diyelim.

Birleşime ara vermenizi, bu durumu tahkik etmenizi talep ediyorum efendim.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, yoklamada yaşanan fazla pusulayla ilgili hususu değerlendireceğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın Özel, ben o elinizde bulunan evrak ve diğer şeyleri tahkik edeceğim. Bu oylamayı durdurduğumda yaklaşık 30’a yakın bir pusula gelmişti, ben de 192 kişinin sisteme girdiğini, okuduğum arkadaşlarımın sayısını gördüğümde doğal olarak arkadaşlarımıza itimatla da bunu gerçekleştirdik. Fazla sayıda bir pusula vardı, Meclisin süresini almamak için onları okumaktan imtina ettim. Ancak ben bu hususu değerlendireceğim ara verdiğim zaman.

İzin verirseniz ben de bu konuda bir şeyler söylemek istiyorum. Onu da ben tahkik edip gerekli işlemleri de yapacağım.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usta.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Şimdi, bana göre, sonucu değiştirecek bir şey değil bu. Yalnız, tabii, böyle bir şey yapıldıysa bu yanlıştır. Ancak, şimdi, Özgür Bey öyle bir şekilde ortaya koydu ki yani muhtemelen çok yeni milletvekili arkadaşlarımız var. Sistemde…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hiç öyle değil, çok deneyimli arkadaşlar var.

ERHAN USTA (Samsun) – Hayır, hayır. Eskileri bilmiyorum ben.

Şimdi, sistemde de problem var. Mesela biz burada karşılaştık, pusula veren arkadaşlarımız var… Bilmiyorum ben listede kimin olduğunu ancak böyle bir şey olabilir. Böyle bütün bir Meclisi itham etmek çok doğru bir şey olmadı. Eğer böyle bir şey varsa buna idare baksın veya siz bakın ama bütün herkesi, pusula veren veya burada yoklamaya giren herkesi itham altında bırakacak böyle bir davranışı doğru bulmadığımı da ifade etmek isterim.

Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, müsaadenizle cevap vermem gerekiyor.

BAŞKAN – Ben inceletiyorum şimdi arkadaşlarıma.

Buyurun Sayın Özel.

23.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, yoklamada yaşanan sıkıntının vahim olduğuna ve bu konunun bir an önce tahkik edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, birinci husus şu: Ben isimleri zaten özellikle okumadım ama isimleri ilan her zaman sizin tarafınızdan yapılır, istenirse de hemen okuruz, sorun yok.

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Okusun Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Zaten bazı yeni arkadaşların yaşadığı mesele ile bazı başka şeyleri ayırt edebilecek tecrübedeyiz sekizinci yılımızda.

Burada, ben öyle kişilerin pusula verdiğini gördüm ki -burada göreceksiniz- bu arkadaşlar Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunu sürükleyen arkadaşlar, yoklamaya sokan, getiren, götüren, o işe bakan. O arkadaşlar pusula verince istedim ve götürdüm dedim ki, isimlerini de söyledim: “Şu 3’üne bakın, bunların girememiş olması mümkün değil.” Adamlar günde 20 kere giriyorlar, gözü kapalı giriyor şifreyi. Şimdi, bu ortaya çıktı.

Sayın Başkanım, kesinlikle sizi eleştirmek için değil ama Ayşe Nur Bahçekapılı’nın yönettiği bir oturumdan sonra bu fecaati siz ortaya çıkardığınızda zaten şöyle bir karar alındı: İlk önce, Meclis bürokrasisi elektronik listeyle pusulaları karşılaştıracaktı. O yapılmadığı için, otomatikman pusula okumaya geçince ben pusula karşılaştırmasını kendim yaptım ve doğrudan 11 yoklama kendi düştü ama şunu bilmiyoruz: Geri kalan, yoklamayı tamamlayan 16 kişiden kaçı salondaydı? Çünkü, o 8’incide kesildi.

Mesele son derece vahimdir -buradaki isimleri göreceksiniz- ve bu konuyu bir an önce tahkik etmek lazım.

BAŞKAN – Merak etmeyin, gereğini yapacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Devam etmekte olan oturumun varlığı tartışmalı bir kere, belki de zaten…

BAŞKAN – Sayın Özel, ben arkadaşlarımdan zaten oy pusulalarını saklamalarını istedim, hepsi elimizde, birazdan onları tahkik edeceğiz, şimdi inceletiyorum. Ben de bir işlem başlatacağım bu konuda, merak etmeyin. Gereğini yapacağım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Değerli Başkanım, konuyla ilgili 60’a göre bir dakika söz alabilir miyim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kubat.

24.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın, yapılan yoklamada sistemden kaynaklanan problem nedeniyle sisteme giremediğine ve pusula vermek durumunda kaldığına, bazı vekillerin de sisteme giremediğini düşünerek pusula verdiğine, Başkanlık Divanının çek ettikten sonra pusulanın birini geçerli saydığına ve teamülün bu yönde olduğuna ilişkin açıklaması

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Değerli Başkanım, Sayın Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekili de buradaki yoklamaların şeklini çok iyi bilir. Yapılan oylamada, ikinci oylamada elektronik olarak sisteme giren 192 arkadaşımız vardı ama ben dahi, bu sisteme her zaman girebilen birisi olarak bugün giremedim, bir problem var cihazda ve pusula vermek durumunda kaldım. Bazı arkadaşlarımız sisteme girmeye çalışıyor fakat giremediğini düşünerek pusula veriyor, kürsü bunu “check” ediyor -aynı kişi adına 2 tane yoklama listesi elinde, pusula elinde, ki teamülümüz böyledir- bunu “check” ettikten sonra oyun 1’ini geçerli sayar, pusulanın. Siz de zaten kürsüde o 192 elektronik oyun üstüne, 200’e tamamlanıncaya kadar burada tek tek ayağa kaldırmak suretiyle yoklama işlemini tekemmül ettirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

Buyurun.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Dolayısıyla yoklama işlemi tekemmül ettirildi. Yani 11 arkadaşımızın hem elektronik cihaza girip hem pusula vermesi yadırganacak bir durum değil. Netice itibarıyla bunun denetimini sizin Başkanı olduğunuz Başkanlık Divanı zaten resen yapıp varsa…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – 11’i de var.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Olabilir, bunlar daha önce de yaşanmış, dolayısıyla hani işin bu aşamasında oturuma gölge düşürecek bir beyanla… Özgür Başkan aslında bunu yapmak istememiştir, ben inanıyorum ama bunlar her zaman karşılaştığımız, sizin de grup başkan vekilliği yaptığınız dönemde de çok çok iyi bildiğiniz, zaman zaman olan hadiselerdir. Dolayısıyla kürsü bunu tetkik edip gerekli kararı verecektir.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Bu konuda bir işlem yapacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, haklısınız da…

BAŞKAN – Özgür Bey, buyurun.

25.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, bir milletvekilinin iki pusula vermesinin hata olamayacağına ve kanun koyanların kanuna uymaması hâlinde bu Meclisten bir şey beklenemeyeceğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, meselenin kendisi şu: 200 milletvekili tutmamış, ikinci oylamaya girmiş, iktidarın sorumluluğunda Meclisi çalıştırmak, Milliyetçi Hareket Partisi kendi takdirinde olmak üzere yoklamaya girmiş, onlar olmasa sayı tam sınırda ve birileri, AKP Grubunun en kıdemlileri tesadüfen bugün hem girememiş hem pusula vermiş. Sayın Doğan Kubat, şimdi mesela bir başkası için sorduğumda -göstereceğim şimdi- bu arkadaş aynı gün iki pusulayı imzalayıp verir mi? Böyle hata olur mu? Ben biliyorum ki birilerinin cebinde hazır pusulalar var, geçen sefer defalarca suçüstü oldu, onu buradaki arkadaşın yerine de vermiş, o arkadaş gitmiş oradan elektronik de girmiş. Ve biz bunu defalarca suçüstü yaptık, Sayın Levent Gök bu konuda çok büyük bir mücadelenin temsilcisidir, insanıdır bu işte. Bu Meclis her şeyi yapar; yoklamada, oylamada hile yapamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kanun koyanların kendileri kanuna uymazlarsa bu Meclisten kimse bir şey beklemez, böyle bir saçmalık olmaz.

BAŞKAN – Sayın Özel, ben birazdan…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, tartışmayı bir bitirelim. Ben bu konuda arkadaşlarımın gerekli notları almasını istiyorum. Bu konuda, bir ara verip, beraber bir değerlendirmede bulunacağız yani bir işlem yürüteceğiz elbette.

Buyurun.

26.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, gerekli incelemenin yapıldığına ve oturuma gölge düşürecek beyanlara gerek olmadığına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Siz aslında gerekli her şeyi açıklamanızda söylediğiniz için ben konuşmayı da zait buluyorum. Gerekli inceleme zaten yapılıyor ve yapılacak; herhangi bir problem söz konusu değil. Yani bizim söyleyeceğimiz bu. Net bir durum ortada, oturuma gölge düşürecek beyanlara gerek yok.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, birazdan bu konuda arkadaşlarımla bir tespiti tekrar yapacağız, sizlerin bilgilerinize de sunacağım.

Ben de bugün gündeme gelen iki konuyla ilgili görüşlerimi açıklayacağım, ondan sonra birazcık da ara verelim Meclis çalışmalarına.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, 10 Ekim Ankara Garı katliamının 3’üncü yıl dönümünde devletin acı çekenlerin yanında olması gerektiğine, 10 Ekim 680 tarihinde Kerbelâ’da Hazreti Hüseyin ve 72 yol arkadaşının şehit edilmesiyle yaşanan acının tüm dünyanın ortak acısı olduğuna, Hazreti Hüseyin’i ve hayatını kaybeden yârenlerini saygıyla andığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Bugün, 10 Ekim katliamının yıl dönümünde, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır katliamlarından birinin yıl dönümünde ölenleri saygıyla anmaya çalışıyoruz. “Anmaya çalışıyoruz.” diyorum zira ortak acılarımız olması gereken konular konusunda Türkiye’de hâlâ belli hassasiyetlerle herkes kendi pozisyonuna göre tavır almaya çalışıyor. Oysa bir ulus olmanın en önemli koşulu acılarda, sevinçlerde ortak olmaktır. Gar katliamında hayatını kaybeden 103 kişinin tümü orta gelirli ya da alt gelir grubuna mensup insanlar; demokrasi, barış ve özgürlük mitingi için Ankara’da toplandılar, ben de o toplantıya giderken patlama oldu ve patlama olduğu zaman ilk alana giren milletvekillerinden bir tanesiyim. Gördüğümüz manzara korkunçtu.

Değerli milletvekilleri, acıların ortak olmasından bahsediyoruz. Evet, ulus olarak, bizim, bu tür katliamlarda ya da başka olaylarda hayatını kaybedenlerin hepsi ortak acımızdır. Örneğin Başbağlar katliamında hayatını kaybeden yurttaşlarımız ortak acımızdır. Uludere’de hayatını kaybeden yurttaşlarımız ortak acımızdır. Ankara Garı’nda patlayan ve daha sonra Ankara’da iki ayrı yerdeki patlamalardaki bütün yurttaşlarımızın acısı ortak acımızdır. İstanbul’da bir yılbaşı gecesi meydana gelen patlamada hayatını kaybeden yurttaşlarımızın acısı ortak acımızdır.

Şimdi, bu acıları anmakta devletin ailelere yardımcı olması ve acıları hafifletmesi gerekir. Bugün, Ankara’da ve başka illerimizde yaşadığımız kimi sıkıntıların olmasını ben kesinlikle akla ve mantığa sığdırmıyorum. Devlet, acı çeken herkesin yanında olmalı ve onların anmalarına özellikle önem vererek ailelerin yanında olmalıdır değerli arkadaşlarım. Bu bakımdan, anmalar sırasında yaşanan kimi sıkıntıların devletimize hiç yakışmadığını ifade etmek isterim. Devlet, acıları ortadan kaldırmak, sorumlulardan hesap sormak ve ulusumuzun ortak acısını paylaşmak durumundadır.

Değerli milletvekilleri, bundan tam bin üç yüz otuz sekiz yıl önce, 10 Ekim 680 tarihinde Kerbelâ Çölü’nde hayatını kaybeden Hazreti Hüseyin ve 72 yârenin acısı tüm dünyanın ortak acısıdır, az önce bahsettiğim acılar gibi.

Kerbelâ, erdemli, ilkeli, dürüst, şefkatli, mert ve yiğit bir kahramanın, zamanın zalim diktatörü tarafından altı aylık süt emen çocuğuna varıncaya kadar bütün yakınlarıyla birlikte acımasızca şehit edildiği günün adıdır; bir kahramanın, zalime boyun eğmektense, onursuzca yaşamaktansa, hayatı pahasına ona boyun eğmeyerek onurluca ölmeyi seçtiği günün adıdır. Mazlumun zalime, öldürülenin öldürene, kanın kılıca galip geldiği günün adıdır. Kerbelâ, bu destanın yazıldığı çölün adıdır. İmam Hüseyin, bu destanı asil kanıyla yazan erdemli, ilkeli, yürekli ve fedakâr kahramanın adıdır. Dünyanın neresinde bir zulüm varsa orası Kerbelâ’dır. Nerede hayrın ve şerrin kavgası varsa orası Kerbelâ’dır. Kerbelâ bir semboldür, insanlık onurunun can vererek galip gelmesidir; zulmün bedel ödenerek lanetlenmesidir. Orada İmam Hüseyin değil, insanlık onuru katledilmiştir. İmam Hüseyin’in şehadeti de insanlık onurunun zaferidir.

Hazreti Hüseyin’i, hayatını kaybeden yârenlerini bir kez daha saygıyla andığımı ifade ediyor, birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.41

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), İsmail OK (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, yapılan yoklamayla ilgili detaylı inceleme yapmak üzere konuyu Başkanlık Divanına götürerek karar alacağına ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, yaptığımız yoklamayla ilgili Sayın Özgür Özel’in dile getirdiği konu tarafımızca inceleniyor. Bu konuda yaptığımız araştırmada daha geniş bir araştırmaya ihtiyacımız var. Bu konuda kimi arkadaşlarımızın oy pusulası gönderdiğini, sisteme girdiğini biz de müşahede ediyoruz. Okumadığımız pusulalar içerisinde burada olan arkadaşlarımızın da olduğunu ben tespit ettim. Bu konuyu detaylı bir şekilde incelemek ve sonuçlandırmak üzere konuyu bütün detaylarıyla Başkanlık Divanına götürerek oradan bir karar alacağımı bilgilerinize sunuyorum.

Görüşmelere devam ediyoruz.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

İYİ PARTİ Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- İYİ PARTİ Grubunun, Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve arkadaşları tarafından, döviz kurundaki artışların önlenmesi, siyasi, iktisadi ve hukuksal uygulamaların yarattığı neticelerden biri olan "ekonomik kriz" gerçekliğiyle mücadele edilmesi, ortak akılla hareket ederek derinleşen ekonomik krizin önüne geçilmesi ve ekonomik çözüm modeli geliştirilip uygulanmasının araştırılması amacıyla 14/8/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/106) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

10/10/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 10/10/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                Yavuz Ağıralioğlu

                                                                                                                                        İstanbul

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Samsun Milletvekili Bedri Yaşar ve arkadaşları tarafından döviz kurundaki artışların önlenmesi, siyasi, iktisadi ve hukuksal uygulamaların yarattığı neticelerden biri olan “ekonomik kriz” gerçekliğiyle mücadele edilmesi, ortak akılla hareket ederek derinleşen ekonomik krizin önüne geçilmesi ve ekonomik çözüm modeli geliştirilip uygulanmasının araştırılması amacıyla 14/8/2018 tarihinde (004 numaralı araştırma önergemiz) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 10/10/2018 Çarşamba günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, okunan önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi olarak İYİ PARTİ Grubu adına Samsun Milletvekilimiz Sayın Bedri Yaşar.

Buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA BEDRİ YAŞAR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime Kerbelâ şehitlerini rahmetle anarak başlıyorum. Aynı zamanda, her ne şart altında olursa olsun, terörle mücadelede kaybettiğimiz gerek güvenlik güçlerimizi gerek vatandaşlarımızı, korucularımızı, tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum; gazilerimize de hayırlı uzun ömür ve sağlık diliyorum.

Türkiye’de hâkim güç yapısının yani Hükûmetin ekonomik gerekçelere kayıtsız kaldığı bir dönemin içerisindeyiz. Ekonomide bardağın dolu tarafının kalmadığı bir sürece doğru hızla gitmekteyiz. Kredi derecelendirme kuruluşları kredi notunu düşürmekte ve yatırım yapılabilirlik durumunu da bir alt seviyeye çekmektedir. Yatırımcı bankalar, Türkiye ile Güney Afrika ve Brezilya’yı aynı riskli gelişen üç piyasa arasında sıralamıştır.

Küresel kurumlar dışında ulusal kuruluşlarımız da ekonominin kötüye gidişine dair maalesef farklı şeyler söylemiyor. Düzenli olarak TÜİK’in ölçtüğü Ekonomik Güven Endeksi son beş yılın en düşük seviyesini görmüştür.

Ekonominin krizde olduğunu gösteren bir başka gösterge de Türk lirasının olağandışı değer kaybıdır. Türk lirası 2018’de Amerikan doları karşısında yaklaşık yüzde 50 değer kaybetmiştir. Böylece Türk lirası, Arjantin pesosundan sonra, en fazla değer kaybeden, en kötü performans gösteren para birimleri arasında yerini aldı. Türk lirasındaki düşüş, dolar ve euro cinsinden borcu bulunan özel sektörü etkilemekle birlikte ülkenin tümünü ekonomik bir kaosa doğru sürüklemektedir. 2010 yılının başlarında “1 TL 1 dolar olur mu?” tartışmalarının yapıldığı Türkiye’de ne yazık ki dolar bugün 6 TL’yi geçmiştir. Ağustos 2013’te 1,90 seviyelerinde olan dolar kuru son beş yıldır istikrarlı bir biçimde yükselmektedir. Türk lirasını gelişmekte olan ülke paraları içinde en çok değer kaybeden para birimi hâline getiren bu sürece etki eden faktörlerin tespitinin yapılarak çözümünün sağlanması, titizlikle sürdürülmesi gereken ivedi bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır.

Ekonomide cari açık ve vergi sistemi gibi bir türlü çözülemeyen yapısal sorunlar Türk lirasını giderek daha kırılgan hâle getirmiştir. En son mayıs ayında açıklanan Türkiye'nin cari açığı son on iki ayda 57 milyar 637 milyon dolara çıkmıştır. Bu dönemde uluslararası doğrudan yatırımların girişinde ise büyük azalma olmuştur. 2017’de uluslararası doğrudan yatırımlar yüzde 19 azalırken 2018’in ilk altı ayında yüzde 20 azalmıştır. Türkiye'nin tüketerek ve dış borçla büyüyen ekonomisi son dönemde çift hanelere çıkan enflasyonla alarm vermeye başlamıştır. Eylül ayında enflasyon yıllık yüzde 24, üretici endeksinde yüzde 46’lara ulaşmıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle, ne Merkez Bankasının verdiği kur hedefleri, büyüme hedefleri ne de enflasyon hedefleri maalesef tutmamıştır. Kurda tarihî seviyeler ve enflasyonda yükseliş trendinin devam etmesi hâlinde Türkiye açısından en korkulan senaryo, hem bankacılık sektörü hem de reel sektörü içine alan bir kredi krizi yaşaması ihtimalidir. Zira Türk şirketlerinin yurt dışı kaynaklı borçları artan döviz kurlarıyla birlikte çok ağır bir yüke dönüşmüş durumdadır. Dolar kurundaki her 1 kuruşluk artışın toplam dış borç miktarını 4,2 milyar TL artırdığı ne yazık ki göz ardı edilemeyecek ölçüde önemli bir husustur. Şirketlerin yüksek faiz nedeniyle yeni yatırım yapmadığı, yüksek enflasyon nedeniyle üretim maliyetlerinin yükseldiği ve tüketici taleplerinin düştüğü böyle bir ortamda Türkiye'nin ekonomide yükseliş başarısı gösteremeyeceği aşikârdır. Bu nedenle, ciddi bir yavaşlamayla birlikte kurdaki yükselişin kredi krizine dönüşmesi hâlinde acil kaynak bulunması gerekecektir.

Açıkladığımız nedenlerle, döviz kurundaki artışların önlenmesi, siyasi, iktisadi ve hukuksal uygulamaların yarattığı neticelerden biri olan ekonomik kriz gerçekliğiyle mücadele edilmesi, ortak akılla hareket edilerek derinleşen ekonomik krizin önüne geçilmesi ve ekonomik çözüm modeli geliştirilip uygulanması şarttır. Bugün de görüyoruz, bizler McKinsey gibi danışman firmaların marifetiyle Türk ekonomisini düzlüğe çıkarmaya çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

BEDRİ YAŞAR (Devamla) – Ben şunu ilave etmek istiyorum: Bu yüce Meclisin değerli üyelerinin ekonomik krizin çözümüne yönelik bir araştırma komisyonu oluşturarak bu işe bir katkı sağlayacağı, çözümü Mecliste aramanın, Mecliste bulmanın daha doğru olacağı kanaatindeyim. Yüce Türk milleti de biz milletvekillerinden bu çatı altında bu önemli soruna müşterek bir çözüm bulmamızı bekliyor.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclisin açılış konuşmasında da belirttiği gibi, gelin hep beraber ülkenin sorunlarına bir çözüm bulalım diyorum. Biz de buradan muhalefet olarak diyoruz ki: Ülkenin içinde bulunduğu bu durum itibarıyla her türlü iş birliğine hazırız. Bırakın sağda, solda danışmanlar aramayı, yüce Meclisin bu soruna çözüm bulacağına canıgönülden inanıyorum. Bu önergeye ben sizlerin “evet” oyu vermenizi bekliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yaşar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekilimiz, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Erhan Usta.

Buyurun Sayın Usta. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Ben bu grup önerisi vesilesiyle dün sayın bakanlar tarafından açıklanan Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı’na ilişkin birkaç değerlendirme yapmak, görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tabii ki Hükûmetin enflasyonla mücadele anlamında bir kısım gayretler içerisinde olmasını takdirle karşıladığımızı öncelikle ifade etmem lazım. Hep bu kürsüden -izleyen arkadaşlarımız bilirler- enflasyonun ciddi bir sorun olduğunu ve enflasyonun Türkiye’de yükseleceğini ve bunun da problemleri büyüteceğini buradan defalarca söylemiş bir milletvekiliyim.

Türkiye çeyrek yüzyıl kronik yüksek enflasyondan ciddi sıkıntı çekti. 2000 yılında başlattığımız programın adı “Dezenflasyon Programı”ydı esas itibarıyla yani enflasyonla mücadele, enflasyonu aşağıya çekme programıydı. Tabii enflasyonla mücadelede ciddi bir mesafe alındı ancak enflasyonda bir bozulma başladığında, geçmişte bazı sayın bakanların “Ya, 1 puan, 2 puan enflasyon yüksek gelse ne olacak?” deyip enflasyonu küçümseyici tavırlarını da ciddi şekilde eleştirmiş bir milletvekiliyim. Şimdi, bu anlamda enflasyon meselesi son derece önemli bir meseledir. Enflasyon her şeyi bozar, gelir dağılımını bozar, piyasadaki bütün makro dengeleri bozacak bir husustur. Tabii, önümüzdeki sıkıntı, durgunluk içerisinde enflasyon sıkıntısı Türkiye açısından, bu da ayrı bir konu.

Şimdi programa dönecek olursak, sayın bakanların dün açıkladığı programın özü şu: Belli mallarda belli firmaların en azından yılbaşına kadar fiyatlarında yüzde 10 indirim yapması veya artışa gitmemesi şeklinde bir program. Tabii, bu gayreti de yine takdirle karşılamakla birlikte, bunun ne kadar kalıcı olacağını, ne kadar sürdürülebilir olduğunu görmemiz lazım. Tabii, hakikaten ne kadar malda yüzde 10 bir düşüş olacağını bilmiyoruz, yüzde 10 aylık düşüş önemli bir şekilde enflasyon rakamını geriye çekebilir, bu önemli bir şey olabilir. Tabii buradan da en fazla işçiler ve memurların aylıkları etkilenecektir çünkü yılbaşında enflasyon farkı verecektik, o ayrı bir bahis. Ancak burada, bu, çok sürdürülebilir bir şey değil yani hem talep tarafında hem de maliyet tarafında enflasyonu ortaya çıkaran nedenlerin üzerine gitmemiz lazım.

Bir tane örnek vermek istiyorum: Aralık ayından bu yana elektrik fiyatlarında konutta, meskenlerde artış yüzde 44,2; bunu anlayabiliyoruz çünkü kurda bir artış var, maliyetler artıyor, burada bir artış yapılıyor ancak sanayi tarafına geldiğimizde artış yüzde 70,9. Burada şunu söylemiyorum, konutta yüksek artırın demiyorum. Şimdi, enflasyon nedir? Maliyet enflasyonu tarafından baktığımızda girdi maliyetlerinin, üretim maliyetlerinin artması. Şimdi, sanayide elektrik fiyatında yüzde 70,9’luk bir artış yaparsak yılbaşından bu yana, bu üretimi yapan kişiye “Sen bunu ucuza sat.”ı nasıl diyebileceğiz? Dolayısıyla maliyetler üzerinde en belirgin belirleyici de esas itibarıyla kurdur, zaten biliyoruz. Kurdaki bu yüksek artıştan dolayı, kur-enflasyon geçişkenliğinden dolayı enflasyonda ciddi bir bozulma olmuştu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Devamla) – Bir dakika alabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Usta.

ERHAN USTA (Devamla) – Bir defa, ilk yapılması gereken işlerden bir tanesi de -az önce söylediğim gibi- girdi maliyetlerine bir bakılması lazım. Girdi maliyetlerindeki aşırı şişmeler, oralardaki artışlar enflasyona neden oluyor. Diğer şey de kur tarafından… Yani kura istikrar kazandırmamız lazım -kuru aşağıya çekecek politikaları uygulamaya mutlak suretle koymak gerekiyor- ve kuru aşağı çekmemiz lazım. Kur buralarda sabitlendiği zaman bile -daha yükseğe gitmesinden bahsetmiyorum- enflasyon üzerinde hâlâ bozucu etkisi olacaktır.

Diğer tarafında da işin talep kısmı vardır. Talebi kısıcı tedbirlerin alınması lazım veya arz tarafında bir sıkıntı varsa, üretim tarafında bir sıkıntı varsa ki Türkiye’de bu maalesef var, buralarda -tabii, çok kısa sürede bunların hepsini toparlamak mümkün değil- üretim artışını sağlayacak, özellikle fiyat artışlarının çok yüksek olduğu, kısılabilir, esnekliği olan mallarda talebi de belli ölçüde kısıcı tedbirler almak lazım. Bu bağlamda, hemen otomobille ilgili olanı söyleyeyim, otomobilde vergi azaltılması Türkiye’ye hizmet etmeyecektir; Almanya’daki, Japonya’daki otomobil fabrikalarına hizmet edecek bir şeydir. Yapılan o vergi indiriminin de yanlış olduğunu ifade etmek isterim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Usta.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Mersin Milletvekilimiz Sayın Rıdvan Turan konuşacak.

Buyurun Sayın Turan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Önce, bu yaşananın bir kriz olup olmadığı konusunda netleşmek lazım galiba. Ben bunun bir kriz olduğu kanısında değilim kişisel olarak. Türk lirası yılbaşından beri yüzde 60 civarında değer kaybetti, 57 milyar doları aşan bir cari açıktan bahsediyoruz, enflasyon yüzde 18 seviyesine çıkmış, 24 Haziran seçimlerinden önce 340 dolara denk gelen asgari ücret 240 dolara düşmüş. Bu arada, çok sayıda şirket konkordato ilan etmiş, bir kısmı iflasını açıklamış, yüz binlerce işçi kapının önüne konulmuş. Bunun yaratmış olduğu sosyal hadiselerle beraber, toplumsal hadiselerle, toplumun genel manada yoksullaşmasıyla beraber, siyaset alanındaki faşizan uygulamalarla beraber değerlendirildiğinde bu bir kriz falan değildir arkadaşlar; bu, memleketin AKP eliyle topyekûn çökertilmesidir. Önce, eşyayı tabiatıyla, ismiyle çağırmak gerekiyor.

Berat Albayrak birtakım yeni terminolojiler katıyor. Bunlardan bir tanesi dengeleme. Dengeleme falan değil. Yani ortada çok açıkça ortaya çıkan, iktisadi manada krizden çok daha öte sonuçlar doğuracak bir durumla karşı karşıyayız. Dolayısıyla bugün bu öneriyi tartışıyorsak bu krizin sebeplerine ilişkin de üç beş laf etmenin kişisel olarak anlamlı olacağı kanısındayım. Arkadaşlar, kriz inzibati tedbirlerle, aynı, Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı’nda olduğu gibi, “Yılbaşına kadar şu mala, bu mala zam yapmayın.” türünden inzibati önlemlerle, pazar gezen belediye başkanlarının “Fiyatları yükseltmeyin, canınızı yakarım.” sözleriyle engellenecek durumda değil. Burada ciddi, devasa bir ekonomi politik sorun var.

Sorunun birinci maddesi şu: Bu durumla neden karşı karşıya kaldık? Çünkü yüksek cari açığa dayalı bir hormonlu büyüme modelini AKP iktidarı başından beri bir ekonomik büyüme, refahın artması gibi bize sundu. Oysa bu büyümenin esbabımucibesi, uluslararası alanda bol miktarda olan kredinin ülkeye çekilmesi ve burada da özellikle, AKP’nin destek kıtası olan yeni bir inşaat baronları sınıfı yaratılmak suretiyle betona gömülmesi oldu. İlginç bir istatistikten bahsedeyim. Türkiye’de dökülen beton her sene Konya Ovası’nı kaplayacak miktarda. Bu süreç içerisinde memlekete 600 milyar dolar para gelmiş. Sormak istiyorum, bu 600 milyar doları ne yaptınız arkadaşlar? Köprüler, otoyollar, hazine garantili şehir hastaneleri, yapılan şeyler bunlar. Katma değer yaratıcı, insana, bilime, eğitime önem veren bir biçimde bunlar harcanmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Peki, devam edelim.

Bir dakika daha veriyorum.

RIDVAN TURAN (Devamla) – Bakın, 600 milyar dolar gibi bir para bizim gibi başka ülkelere de gitti ama onlar istihdam yaratıcı önlemlerle bu problemden bir ölçüde kurtulmuş durumdalar.

Bir başka sebebi, Kürt meselesinin çözümsüzlüğü başta olmak üzere bölgedeki jeopolitik risklerdir. İşte bu inşaat sektörü Orta Doğu’yu paylaşılması gereken bir pasta olarak gördü ve buna ilişkin de iktidar militarist politikalarıyla bir yayılma hedefi güttü.

Değerli arkadaşlar, üçüncü sebep de memlekette demokrasinin olmayışıdır. Gazetecilerin, yazarların cezaevinde olması, muhalefetin olduğu gibi derdest edilip cezaevine tıkılmış olması, düşünen insanların dışarıya bırakılmamış olmasıdır, çalışmalarının engellenmiş olmasıdır.

Dolayısıyla bu politik mevzular, bu ekonomi politik ana perspektif görülmeden krize ilişkin yapılacak çalışmalar anlamlı olmayacaktır. Yapılan şey, kanseri yara bandıyla tedavi etmeye çalışmaktır. Bu açıdan, bizim Halkların Demokratik Partisi Grubu olarak bu önergeyi desteklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Turan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekilimiz Sayın Haşim Teoman Sancar.

Buyurun Sayın Sancar. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HAŞİM TEOMAN SANCAR (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkenin tarihi boyunca geçirdiği en büyük ekonomik darboğazlardan birisini maalesef yaşamaktayız. Sayın Cumhurbaşkanı da dâhil kim ne derse desin herkes evindeki, hanesindeki, ocağındaki, çevresindeki ateşin farkında. On altı yıllık AKP iktidarının her seçimde “Biz seçildikten sonra ekonomik refah gelecek, biz seçildikten sonra ekonomik olarak rahatlayacağız.” demesinden sonra, on altı yıl sonra bu ülkeye getirdiği ekonomik bir terim var: Konkordato. Bravo, tebrik etmek lazım, millet sayenizde konkordatoyla tanıştı! Denizli’mizde, Ege Bölgemizde mesleğimiz gereği takip ediyoruz –üzülerek- ve düne kadar harıl harıl ticaret yapan, devletine, milletine vergi veren iş adamlarımız adliye koridorlarında avukatlarıyla beraber konkordato kuyruklarında dilekçe veriyorlar. Bu anlamda, maalesef, ekonominin krizini yaşıyorsak çözümü üzerine de artık iktidar partisinin adım atması mecburi hâle gelmiştir. Evet, döviz yükseldi, faizler yükseldi; bu anlamda Türkiye’nin 8’inci büyük ekonomisine sahip Denizli’mizde iş adamlarımız, tekstilcilerimiz, ihracatçımız ve Denizlili müteahhitlerimiz çok büyük bir darboğaz yaşamaktadırlar. Bu ekonominin yönetilememesinin sonucunda sadece konkordato ilan eden iş adamları değil, onların taşeronları, duvarcıları, betoncuları, sıvacıları, elektrikçileri, sucuları ve birçok iş emekçisi arkadaşımız mağduriyet yaşayarak bu anlamda iflasın eşiğine gelmişlerdir. Yaşadığımız ekonomik ortamda hâlâ ısrarla TOKİ Başkanının televizyonlara çıkıp “Biz bu anlamda konut satışlarımızı artıracağız.” demesine anlam verebilmek mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, Denizli’de TOKİ’yle rekabet etmek mümkün değil, Türkiye’de TOKİ’yle rekabet etmek mümkün değil. Müteahhitlerimize verdiğiniz konut kredisi faizi 2,48, TOKİ’nin sattığı konutların konut kredisi faizi 0,98. TOKİ’nin ürettiği konut da Denizli’deki müteahhitlerimizin ürettiği konut değil mi? 1.200 tane rezidans yapan bir TOKİ 0,98’den faiz verecek, Denizli’de arsasına, tapusuna, bileğine, riskine, ipoteğine rağmen çalışan Denizlili müteahhit kardeşimiz 2,98’le, 2,58’le, 2,48’le daire satacak. İşte, ekonominin bugününe rağmen hâlâ devletin müteahhitliğini sürdürmeye, vatandaşın müteahhitliğini bitirmeye çaba gösteren bir zihniyet var. Acilen bu anlayıştan geri dönülmeli ve artık Türkiye’de sivil esnafın, sivil müteahhidin, sivil iş adamının, yerli iş adamının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sancar, toparlayalım, selamlayalım.

HAŞİM TEOMAN SANCAR (Devamla) – Toparlıyorum efendim.

Yerli iş adamımızın kalkınması ve bu sektörün de rahatlamasına çaba harcamak lazım gelmektedir. Bu vesileyle önerge doğrudur, yerindedir. Yarından itibaren doların düşürülmesi, TOKİ’nin ortadan kaldırılması ya da gerçek anlamda iştigal alanına geri dönmesini önemle arz ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, TOKİ’nin şu anda, yarın sabahtan itibaren yapması gereken bir iş var. 54 bin öğrenci Denizli’mize kayıt olmaya geldi, Denizli’mizde 54 bin yatak kapasiteli yurt yok. O zaman, TOKİ yarından itibaren gariban vatandaşlarımızın aslan gibi üniversite kazanan çocuklarına yurt yapmaya başlayacak, Denizlili müteahhitlerimiz de konutlarını 0,98’den satarak inşallah, Denizli ekonomisini ve Türkiye’de aynı anlayıştaki tüm ekonomik düzeni canlandıracaktır, bu da mutlaka ve mutlaka sizlerin gayretiyle olacaktır.

Bu vesileyle ticaret ve ekonomide on altı yıl sonra ortaya çıkan bu terimin ortadan kalkması sizlerin elindedir. Gelin, hep beraber TOKİ’ye konkordato ilan edelim, Denizlili ve Türkiye’deki tüm müteahhit kardeşlerimizi el birliğiyle kurtaralım diyorum, Meclisimizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sancar.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aydın Milletvekilimiz Sayın Mustafa Savaş.

Buyurun Sayın Savaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA SAVAŞ (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu grup önerisi üzerine aleyhte söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

2008 yılında yaşanan ve tüm dünyayı etkileyen ekonomik kriz sonrasında Amerikan Merkez Bankasının piyasaya likidite enjekte etmesiyle birlikte gelişmekte olan ülkelere önemli oranda döviz girişi olmuştur. “Parasal genişleme dönemi” olarak adlandırılan bu dönemde, gelişmekte olan ülkeler düşük faizli dış kaynağa kolay bir şekilde erişmiştir. Parasal genişlemenin sona ermesi ve Amerikan Merkez Bankasının faiz artırımına başlamasıyla birlikte, gelişen ekonomilerden döviz çıkışı yaşanmaya başlamış ve faiz artırımlarının devam etmesi nedeniyle de gelişen ekonomiler bu durumdan olumsuz etkilenmiştir. Bu nedenle, ülkelerin yurt dışından yeni kaynak temini zorlaşmıştır. Amerikan Merkez Bankasının faiz artırımına devam etmesi nedeniyle de gelişen ülkelerin para birimlerinde değer kayıpları yaşanmaktadır. Bu kayıp sadece Türkiye’ye özgü değildir. Ülkemiz bu olumsuz gelişmeden diğer gelişen ekonomilere göre daha fazla etkilenmiştir ama bu etkilenme hiçbir ekonomik gerekçeye dayanmamaktadır.

Ayrıca, reel sektörün dış borcunun yüksekliği ve bu borcun yönetilemez olduğu yönünde de bir algı operasyonu yürütülmektedir. Şunun bilinmesini isterim ki reel sektörün dış borcu yönetilebilir düzeydedir, reel sektörün dış borcunun yüzde 83’ü 2 bin firma üzerindedir. Bu firmaların büyük bir bölümü ithalat, ihracat yapan ve döviz riskini yönetmekte uzmanlaşmış kurumsal firmalardır, kur atağını da profesyonelce yönetmektedirler. Kısa vadede yani bir yıl içerisinde ödeyecekleri borç ile alacakları arasında negatif bir durum bulunmamaktadır. Diğer taraftan, bankacılık sektörünün de döviz açık pozisyonu bulunmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, kredi derecelendirme kuruluşlarının kararlarına gelince de bu kararların her zaman objektif kararlar olmadığına yönelik bir örnek vermek istiyorum.

Güney Afrika ve Türkiye aynı ülke grubunda değerlendirilmektedir. Güney Afrika’nın büyüme oranı yüzde 1,3 iken Türkiye’nin geçen yılki büyüme oranı yüzde 7,4’tür. Kamu borçlarının millî gelire oranı ise Güney Afrika’da yüzde 52,7 iken Türkiye’de bu oran yüzde 28,3’tür. İşsizlik oranları ise bizde yüzde 10, Güney Afrika’da ise yüzde 27,5’tur. Bütün bunlara rağmen Güney Afrika yatırım yapılabilir bir ülke, Türkiye ise yatırım yapılamaz bir ülke olarak değerlendirilmiştir. Bunlar objektif kararlar değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin lütfen.

MUSTAFA SAVAŞ (Devamla) - Bu ekonomik ve siyasi operasyonlarla, devlet yönetimi el değiştirsin, Türkiye Cumhuriyeti devleti yolundan sapsın, milletimiz büyük Türkiye idealinden uzaklaşsın istiyorlar. Güçlü Meclis, siyasi istikrar ve güçlü ekonomiyle bu oyunların da üstesinden geleceğiz. Hazine ve Maliye Bakanlığımızın açıkladığı yeni ekonomi programıyla almış olduğu tedbirler, Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun aldığı çok önemli kararlarla bu süreci de aşacağız. Çünkü Türkiye ne 2002 öncesi Türkiye ne de bankacılık sektörümüz o zamanki sektör.

Önergenin aleyhinde olduğumu belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Savaş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, öneriyi oylarınıza sunacağım, bu arada karar yeter sayısı talebi var, karar yeter sayısını arayacağız.

Öneriyi kabul edenler… Etmeyenler…

Değerli arkadaşlar, Divanımızda karar yeter sayısı bakımından bir tereddüt hasıl oldu, elektronik cihazla oylama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.34

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), İsmail OK (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Az önce yapılan oylamada, İYİ PARTİ grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Yapılacak oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, öneri kabul edilmemiştir; karar yeter sayısı vardır.

Halkların Demokratik Partisi grubunun…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Özür dilerim Özgür Bey, şunu bir okuyayım, ondan sonra söz vereyim size.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tabii, tabii…

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Kars Milletvekili Ayhan Bilgen tarafından, 10 Ekim 2015 gar patlamasının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 10/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

10/10/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 10/10/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                   Ayhan Bilgen

                                                                                                                                          Kars

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

10 Ekim 2018 tarihinde Mersin Milletvekili Grup Başkan Vekili Fatma Kurtulan ve Kars Milletvekili Grup Başkan Vekili Ayhan Bilgen tarafından -590 grup numaralı- 10 Ekim 2015 gar patlamasının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, diğer önergelerin önüne alınarak, görüşmelerinin 10/10/2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özel, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

27.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, kanun tekliflerinin komisyonlara havale sürecinde yaşanan adaletsizliğin Meclis Başkan Vekili olarak Levent Gök tarafından incelenip açıklanması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bugün bütün grupları ilgilendiren bir gelişmeyle karşı karşıyayız. Elimizde Sayın Mustafa Yel ve Sayın Atay Uslu milletvekillerimiz tarafından verilmiş bir kanun teklifi var, Trafik Kanunu’yla ilgili. Bu teklif Meclis Başkanlığına bugün verilmiş, bugün de doğrudan esas komisyona ve tali komisyonlara havalesi yapılmış, bundan doğal bir şey yok ama sıkıntı şu: Elimde emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili, partimiz tarafından ilki 17 Ağustos günü -Ömer Fethi Gürer tarafından- verilmiş bugüne kadar 5 kanun teklifi var. İYİ PARTİ’nin, Milliyetçi Hareket Partisinin, Halkların Demokratik Partisinin bu konuda kanun teklifleri var, hiçbirisi ilgili komisyonlara havale edilmemiş. Meclis Başkanı, havale etmemeyi, yasamaya bir engel çıkarma, Adalet ve Kalkınma Partisinin, dolayısıyla bugün iktidarı elinde bulunduran partinin milletvekillerinden gelenlere geçiş önceliği ama muhalefet partilerine bir ön kesme, engel olma olarak kullanmaktadır. Emeklilikte yaşa takılanlar -ki bütün gruplar bu konuda hassasiyet gösteriyor bu örnek- komisyona geldiğinde Adalet ve Kalkınma Partisi dışında büyük bir birliktelik var, herkesin gözü burada, fiilî olarak yasama hakkımız gasbediliyor, kırk beş günlük süre başlamamış oluyor, komisyonu toplantıya çağırsan komisyonun gündeminde bu yok ama bugün AK PARTİ’nin verdiği teklif var. Bu nasıl oluyor? Bu nasıl eşitlik? Bu nasıl demokrasi? Bu nasıl hakkaniyet? Darbecilik diyorsanız doğrudan doğruya milletvekillerinin ve grupların yasama hakkına Meclis Başkanı Binali Yıldırım eliyle engel olma.

Bakın, şöyle diyor Binali Yıldırım, aha da çizgiyi buradan çekmiş: “Bu taraf, makbul, yasama yapabilecek, teklif verebilecek milletvekilleri; bu taraf, eğer iktidar partisi evet demiyorsa beyhude çabalayacak milletvekilleri. Biz Mecliste yasa yaparız, siz gidin kumda oynayın.” diyor bu kadar insana. Şimdi, parti grupları, herkes incelesin bu durumu. Takdir her birinin ayrı ayrı kendi gruplarındadır ama bu kabul edilebilir bir şey değil. Bu nasıl Meclis, bu nasıl demokrasi? Akıl almıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, müsaadenizle toparlayayım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkanım, bu durumun tarafınızdan da incelenmesini ve kanun tekliflerinin komisyonlara havale sürecinde böyle bir adaletsizliğin... Bir gün iki gün değil, üç aydır bekleyen teklif var; bir günde havale olan teklif var. Binali Bey buna ne diyor bilmiyorum ama böyle tarafsızlık olmaz, böyle Meclis Başkanlığı olmaz. Bu konuda sizin tarafınızdan konunun incelenip ivedilikle bir açıklamanın -Meclis Başkanının sorumluluğunda olan bu konu için- Genel Kurula ve gruplara yapılması gerekmektedir.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

4.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, milletvekilleri tarafından verilen kanun teklifleri arasında sıralama yapılmasının son derece hatalı olduğuna, Meclis Başkanlığının tarafsız olması gerektiğine ve bu konuyu takip edeceğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Sayın Özel, bahsettiğiniz konuyla ilgili ben de görüşlerimi açıklamak isterim.

Değerli milletvekilleri, Anayasa değişikliğinden sonra, bildiğiniz gibi, kanunların yapım sürecinde milletvekillerine kanun teklif etme hak ve yetkisi verildi. Hükûmet, Bakanlar Kurulu kaldırıldığı için Bakanlar Kurulundan gelecek tasarılar artık sistemimizde yok, sadece milletvekillerinden gelecek kanun teklifleri. Dolayısıyla bu konuda her partiden, gerek AK PARTİ’den gerek Cumhuriyet Halk Partisinden gerekse Halkların Demokratik Partisinden gerekse Milliyetçi Hareket Partisinden ve gerekse İYİ PARTİ’den verecek arkadaşlarımızın verdiği her türlü kanun teklifinin her biri değerlidir, her birinin önceliği en az diğerleri kadar vardır. Kanun teklifleri arasında bir sıralama yapılması son derece hatalıdır ve bu konuda Meclis Başkanlığımızın da tarafsız ve adil olması sistemin gereğidir. Bu konuyu, ifade ettiğiniz konuyu ben derhâl Meclis Başkanımız Sayın Binali Yıldırım’la görüşeceğim ve tüm milletvekillerimizin kanun tekliflerinin komisyonlara havalesi konusunda bizler de ayrı bir titizlikle konuyu değerlendiririz. Böyle bir sıkıntının bundan sonra yaşanmaması gerekir çünkü sistem artık kanun tekliflerinin milletvekilleri tarafından verilmesine döndüğü için her bir milletvekilinin hakkının, hukukunun korunması gerekir. Bu konuyu yakından takip edeceğimi bilgilerinize sunarım.

Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Kars Milletvekili Ayhan Bilgen tarafından, 10 Ekim 2015 gar patlamasının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 10/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Bu arada Sayın Çepni’den özür diliyoruz.

Az önce okuduğumuz Halkların Demokratik Partisi Grubunun önerisini açıklamak üzere İzmir Milletvekilimiz Sayın Murat Çepni’yi kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Çepni. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HDP GRUBU ADINA MURAT ÇEPNİ (İzmir) – Başkan, milletvekilleri ve değerli halkımız; bundan tam üç yıl önce Ankara’da yani yanı başımızda bir katliam gerçekleşti. IŞİD tarafından gerçekleştirilen bu katliamda 103 insanımız vahşice öldürüldü. Öncelikle, onların anısı önünde saygıyla eğiliyorum ve anılarına bağlı kalacağımıza buradan bir kez daha söz veriyorum.

Evet, üç yıl önce emek, barış ve demokrasi talebiyle KESK, DİSK ve TMMOB’un çağrısıyla Ankara’da bir araya gelen on binlerce emekçiye yönelik IŞİD’li 2 teröristin ve vahşi katilin saldırısı sonucunda büyük bir katliam gerçekleşti. Fakat, bu katliamı özel ve özgün yapan şeylerden bir tanesi de şu: Evet, cumhuriyetin en büyük kitle katliamlarından bir tanesi ama bunun karşısında üç yıldır yaşananlar, katliam anında ve sonrasında yaşananlar, çok daha özellikle üzerinde durmamız gereken ayrıntılar, esaslar.

Evet, o gün hepimiz oradaydık; bu coğrafyada emekten, barıştan ve demokrasiden yana olan herkes oradaydı, on binlerce emekçi oradaydı, on binlerce barışsever oradaydı. Katliamın gerçekleştiğinin hemen anında, polis, katliama uğrayan, yerde yaralı yatan ve onlara yardımda bulunmaya çalışan insanların üzerine gaz sıktı. Aynı zamanda, ambulanslar geç geldi. Gelen ambulanslar da polis tarafından engellendi. Yine hemen devamında da katliamdan sağ kurtulabilenler hak arama mücadeleleri sürecinde engellendi, gözaltına alındı, hatta tutuklandı.

Mahkeme üç yıl sürdü, geçtiğimiz günlerde mahkeme sonuçlandı, 19 IŞİD’liye ceza verildi fakat bu üç yıl içerisinde aileler, katliamdan sağ kurtulanlar ve o gün orada olanlar üç yıl boyunca anmalarını gerçekleştiremediler. İlk kez bugün Ankara Garı önünde bir anma gerçekleştirildi, kitlesel bir anma gerçekleştirilebildi. Yani bu şu anlama geliyor: 103 insan vahşice katlediliyor, canlı bombalarla katlediliyor ve bu insanlar, ölen insanlarını anmak, acılarını paylaşmak için bir araya gelemiyorlar; bir araya geldiklerinde ise karşılarında devlet güçlerini buluyorlar.

Yine, mahkeme sonucunda 19 IŞİD’liye ceza verildi fakat bütün bu sorgulamalar sürecinde mahkemeler bir tiyatro biçiminde gerçekleştirildi yani hiçbir gerçek suçlu orada yargılanmadı; bir tek siyasi sorumlu yargılanmadı, o gün Ankara’da sorumlu olan hiçbir devlet görevlisi, güvenlik görevlisi de yargılanmadı, sorgulanmadı, fikrine dahi başvurulmadı.

Şimdi, bu katliamı yaratan koşullara bakmak gerekiyor. Bu katliam hangi koşullarda gerçekleşti? Başta Kürt sorunu olmak üzere bunun çözümü konusunda, çözüm koridorlarında, çözüm aldatmacası sürecinde elde etmek istediği oy potansiyelini elde edemeyen AKP iktidarı “Devlet bekası.” diyerek bir savaş konseptini devreye soktu. Bunda en etkili sonuçlardan bir tanesi de 7 Haziranda HDP’nin aldığı seçim başarısıydı. Aslında HDP’nin seçim başarısı Türkiye'nin dört bir tarafında emekten, barıştan, özgürlükten yana olanların bir araya gelişiydi tıpkı 10 Ekimde bir araya gelenler gibi. 10 Ekimde bir araya gelenler de Karadeniz’den Diyarbakır’a kadar, Ege’den Akdeniz’e kadar, ülkenin dört bir tarafından emek, barış ve demokrasi talep eden insanlar toplamıydı, tıpkı 7 Haziranda HDP’nin seçim zaferinde olduğu gibi.

Evet “devlet bekası” diyerek tanımlanan şey, aslında AKP'nin yeni savaş konseptiydi. Yani kitlelerin, ezilenlerin ve emekçilerin savaş siyasetiyle teslim alınamadığı koşullarda “çözüm” diye çözüm koridorlarında oyalanamadığı koşullarda ve bunun kendilerine oy olarak dönmediği koşullarda yeni bir konsept devreye soktular. Tabii, bu konsept, geçmişten devraldıkları konseptti, bunu zirveye taşıdılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MURAT ÇEPNİ (Devamla) – Şimdi, bugün biz bu katliamı yeniden anmak ama aynı zamanda bu katliamın sorumlularından hesap sormak için bir aradayız. Bugün Ankara'da anmaya polis saldırdı, yine aynı zamanda Van’da da saldırdı ve gözaltılar var. Evet, bu topraklarda hak isteyen, özgürlük isteyen, demokrasi talep eden kim varsa vatan haini ilan edilmeye çalışılıyor. Kim sizden değilse, kim AKP'li değilse düşmanlaştırılıyor.

AKP'nin en iyi başardığı şeylerden bir tanesi, gerçekleri ters yüz etmektir, demokrasiyi ters yüz etmektir, ekonomik kriz var, “Yok.” demektir. “Açılım” “demokrasi” “özgürlük” dediğimiz şeylerin hepsi de AKP'nin kendine oya tahvil edebildiği ne varsa bunlar. Dolayısıyla biz bugün 10 Ekim şehitlerini anarken aynı zamanda Kerbelâ şehitlerini de anıyoruz ve modern Yezitlere karşı da mücadelemizi yükselteceğimizi buradan bir kez daha ilan ediyoruz.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çepni.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ali Şeker…

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10 Ekim Ankara katliamının 3’üncü yıl dönümündeyiz. 103 canımızı kaybettik ve 600’e yakın yurttaşımız da yaralandı. “Emek” “barış” “demokrasi” “özgürlük” diyen, Türkiye’nin dört bir yanından gelen, “barış” diye haykıran insanlar göz göre göre katledildi.

Bu katliam 2013 yılından beri bilinen bir katliamdı, hazırlıkları bilenen ve olacağı bilenen bir katliamdı. Biz Suruç’a gittiğimizde, o katliamı işleyen Dokumacılar grubunun daha büyük katliamlara hazırlandığını; İstanbul’da, Ankara’da daha büyük katliamlar olacağını, IŞİD Adıyaman raporunda, CHP Grubu olarak bu Meclise sunduk ama sizler görmediniz, duymadınız, görmek istemediniz ve göz göre göre Gaziantep’ten Ankara’ya kadar âdeta özel olarak, korunarak, açılan bir koridordan gelenler ve Meclisin etrafında tur attıktan sonra oradan gar önüne gideceği bilindiği için oradaki polisler çekilerek, orada “barış.” diyenler ölüme terk edildi. Orada Terörle Mücadele Şubesine, Emniyet kendi içinde bu raporları, bu bilgileri sözüm ona aktarmadı ve o gün görev yapan ve yargılanması gereken Ankara Emniyet Müdürü ve görevli yetkililer hakkında soruşturma izni verilmedi. Niye verilmedi? Çünkü bunlar araştırıldığında, bunlar soruşturulduğunda işin ucu Adalet ve Kalkınma Partisine varacaktı; işin ucu “Ya 400 vekil ya kaos.” diyenlere varacaktı; işin ucu AKP üyesi olan o hücrenin içerisindeki militanlara varacaktı. Ve o militanlar maalesef göz göre göre bu katliamı işlediler.

Barıştan neden bu kadar korkuyorsunuz? Barıştan neden bu kadar nefret ediyorsunuz? Ülkemize barış gelirse elinizi dayayıp propaganda konuşması yapacağınız şehit cenazeleri gelmeyecek diye mi? Barış gelirse vatandaşlar artık işsizlik, ekonomik kriz, yoksulluk gibi gerçek sorunlarıyla ilgilenmeye başlayacak diye mi? Siz her ne kadar üç maymunu oynamak isteseniz de önünüze konulan tüm grup önerilerini reddederek bu katliamın üzerini örtebileceğinizi düşünseniz de 10 Ekim katliamı ve AKP dönemi yaşanan tüm puslu saldırılar bir gün aydınlanacak ve sizin bugün koruyup kolladığınız, yargıdan kaçırmak istediğiniz tüm failler tek tek hesap verecek. Araştırma önergelerini sürekli reddetmeniz suçluluğunuzun kabulüdür, bunun bir itirafıdır.

10 Ekim unutulacak bir katliam değil, cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı ve o gün gazetelerin manşetlerinde “Ya 400 vekil olacak ya ülke yanacak.” dediğinin gerçeğe vardığı günler. Ve bunun gerçek sorumluları hesabını verecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şeker, bir dakika süre veriyorum, devam edin.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Bugün İdlib’teki IŞİD terör örgütü mensubu Selefi militanlar Türkiye’ye gelmenin yolunu aramaktadır.

Ve ben buradan uyarıyorum: O Selefi örgütler yarın bir gün yeni kaos planlarının militanı olarak mı bu ülkeye sokulacak ve yeni planlarda görev mi alacak? Ben yetkilileri, sorumluları bugünden uyarıyorum.

10 Ekimde kaybettiklerimizi bir kez daha saygıyla anıyor, önlerinde hürmetle eğiliyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

Barış hepimizin talebidir. Anılarını yaşatacağız. Barışı bu ülkede hâkim kılacağız. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şeker.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekilimiz Sayın Selami Altınok.

Buyurun Sayın Altınok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SELAMİ ALTINOK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi en derin saygı ve hürmetle selamlıyorum.

2015 10 Ekim günü meydana gelen menfur terör olayını biz de partimiz adına şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Her türlü terör olayını, her türlü insanlığa karşı yapılmış terör olayını kınıyoruz. Ancak 10 Ekim menfur saldırısını anlatmaya geçmeden, Türkiye Cumhuriyeti devletine, 2015 Temmuz 20’sinden itibaren asimetrik bir terör saldırısıyla memleketimizde 7 Haziran seçimlerinden sonra 1 Ekime giden süreçte seçimlerin demokratik bir ortamda…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Niye araştırmıyorsunuz?

SELAMİ ALTINOK (Devamla) -…yapılmasına karşı bir topyekûn saldırı başladı. Hepinizin malumu olduğu üzere…

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Önlem niye almadınız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Emniyet Genel Müdürü değil miydiniz siz?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Niye araştırmadınız?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Dinle kardeşim, dinle ya!

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Emniyet Genel Müdürü değildim Mahmut Bey, haberin olsun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Neydiniz peki siz?

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Tarihleri karıştırmayın.

BAŞKAN – Sayın Hatip, Genel Kurula hitap edin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İçişleri Bakanı mıydınız?

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Önlem alsaydınız.

BAŞKAN - Karşılıklı tartışmayalım arkadaşlar.

Buyurun.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Asimetrik bir terör saldırısı başlatıldı. Bu asimetrik terör saldırısının… Malumunuz olduğu üzere Suruç’ta 33 vatandaşımızın katledilmesi, peşine Ceylânpınar’da 2 polis memurumuzun gece şehit edilmesi, daha sonra 6 Eylül tarihinde Dağlıca’da PKK terör örgütü tarafından yapılan menfur saldırıda 16 kahraman askerimizin şehit edilmesi, iki gün sonrasında Iğdır’da yine PKK terör örgütü tarafından yapılan saldırıda 13 kahraman polis memurumuzun şehit edilmesi…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Şehrin göbeğinde hem de şehrin göbeğinde!

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – …o süreç, 1 Kasımda Türkiye’de demokratik seçimlerin sağlıklı bir şekilde yapılamaması ve Türkiye’de kaos ortamının doğmasına zemin hazırlamak için yapılmış bir sürü asimetrik terör saldırısıdır.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – 5 puanlık ölümler bunlar, 5 puanlık ölümler!

ERKAN BAŞ (İstanbul) – 400 vekil için 400.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Dinle kardeşim, konuşuyor…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Saldırıdan sonra oylarınız arttı mı?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Dinle, öğren ya!. Niye müdahale ediyorsun?

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 10 Ekim…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Ver 400’ü bitsin.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, sayın hatibi dinleyelim lütfen.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Dinlerseniz hepinize cevabım var.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Altınok.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Araştıralım.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Niye araştırmadınız?

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Hepinize de cevabım var arkadaşlar.

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Araştırma önergelerini niye reddettiniz?

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Beni bu laf kalabalığıyla susturamazsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Altınok, karşılıklı konuşmayalım, Genel Kurula hitap edelim.

MAHMUT TANAL (İstanbul)- 5 puanlık bunlar.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Araştıralım.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Biz gayet saygılı bir şekilde sizleri dinliyoruz, sizler de bizi dinlemeyi öğreneceksiniz.

BAŞKAN – Sayın Altınok, lütfen siz karşılıklı konuşmayın, hitap edin Genel Kurula.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 10 Ekim 2015 tarihinde 12.00-16.00 saatleri arasında Ankara Tren Garı’ndan Sıhhiye Meydanı’na kadar “Savaşa inat, barış hemen şimdi.” sloganı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacağı bildiriminde bulunulmuş ve valilik makamınca da bu talep kabul edilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Altınok, süreniz bitti. Ben bir dakika daha ilave ediyorum, lütfen toparlayın.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Toplanma noktasında 10 bin civarında insan toplanmış, saat 10:04:29’da birinci, 10:04:32’de de ikinci bir patlama meydana gelmiş, bu patlamalarda 102 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 417 vatandaşımız da yaralanmıştır.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – O tarihte İçişleri Bakanı ben miydim?

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – İçişleri Bakanıydım, evet.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Niye söylemiyorsun?

BAŞKAN – Sayın Altınok, siz…

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – İçişleri Bakanıydım ve en iyi şekilde yaptım…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Onun için mi o kadar insan öldü?

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – …ve bu Türkiye Cumhuriyeti devletinde demokratik bir şekilde 1 Kasım seçimlerinin yapılmasını sağladım ben. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Senin sorumluluğunda…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – En büyük katliam yaşandı.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti devletinde o terör saldırılarına karşı…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Türkiye Cumhuriyeti tarihinde daha büyük katliam olmadı.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – …birilerinin desteklemesine karşı 1 Kasımda adam gibi seçim yapılmasını sağladım ben, tamam mı? (CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – En büyük katliamın üstüne seçim yaptın değil mi?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Kan üstüne seçim yaptın, kan!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Katilleri saldın!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri…

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Hepinize cevabım var, hepinize cevabım var. Hiç canınızı sıkmayın, hepinize cevabım var.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Ne? Gaz mı atacaksın, bomba mı atacaksın, ne cevap vereceksin?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Katilleri saldın, katilleri!

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – Ben PKK terör örgütüne karşı da…

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Biz oradaydık; gazla, bombayla cevap verdin bize.

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – …FETÖ terör örgütüne karşı da DHKP-C’ye karşı da IŞİD’e karşı da en büyük mücadeleyi verdim…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Onların sorumlusu sensin!

SELAMİ ALTINOK (Devamla) – …bundan sonra da AK PARTİ olarak vermeye devam edeceğiz. Bunlardan korkmayız biz, bunlardan korkmayız biz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve HDP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Korkmayacaksın tabii; bizim gazımız, bombamız yok ki, silah sende, bomba sende!

BAŞKAN – Sayın Altınok, süreniz doldu, teşekkür ederim, sağ olun.

Sayın Özel, bir talebiniz var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, nereden gelirse gelsin terörün karşısında olduklarına, 103 kişinin hayatını kaybetttiği Ankara Garı katliamının 3’üncü yıl dönümünde, bombanın patlamasına engel olamamış dönemin İçişleri Bakanı olarak Selami Altınok’un öz eleştiri yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, öncelikle bugün anmaya gittik hep birlikte, 103 canımız hayatını kaybetmiş, 103 barış güvercini; anmada 1 tane AK PARTİ’li, 1 tane bakan, 1 tane eski bakan görmedik. Terör nereden gelirse gelsin karşıyız, IŞİD’den geldiği zaman anmaları unutuyorsunuz, anmaya gelmiyorsunuz. Kürsüye çıkıyorsunuz, dönemin sorumluluk sahibi bakanı olarak bir öz eleştiri yapmak yerine meydan okuyorsunuz, övünüyorsunuz, “Adam gibi seçim yaptırdım.” diyorsunuz. 7 Haziran ile 1 Kasım arası yaşananlar ve o IŞİD’in önüne açılan koridor İçişleri Bakanlığının o zamandaki raporlarında yer aldı. İnsanın, bir acının yıl dönümünde, o bombanın patlatılmasına engel olamamış İçişleri Bakanı olarak hiçbir şey yapmasa edepten dolayı susması lazımdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akbaşoğlu, yerinizden buyurun efendim.

29.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli Başkanım, değerli arkadaşlar; bugün grup başkan vekillerine söz verdiğinizde, hem Kerbelâ şehidimiz Hazreti Hüseyin (RA) hakkında hem de Ankara Garı’nda vefat eden vatandaşlarımız hakkında biz gerekli açıklamaları yapmıştık grubumuz adına biliyorsunuz. Bugün de Değerli Bakanımız ne söylüyor kimse dinlemeden cevap vermek ve bir ezberi tekrarlamak sadedinde yaklaşımlar söz konusu oldu. Yani ne dediğini biz doğru dürüst duyamadık, arkadaşların duyması mümkün değil. Dolayısıyla gerekli bütün mücadelelerin yapıldığını ve her türlü hukuki süreçlerin takip edildiğini değerli eski bakanımız ve şimdiki milletvekilimiz beyan etti.

Şunu da hatırlatmak isterim ki: Anma törenleriyle ilgili hemen bu patlama olayının akabinde hem Sayın Cumhurbaşkanımız hem Başbakanımız hem Bakanımız ve bütün güvenlik bürokrasisi de vatandaşlarımızın acısını paylaşmak ve bir Fatiha’yla ruhlarını mesrur etmek üzere sıcağı sıcağına orada bulunmuşlar ve her fırsatta da ister a ister z, nereden gelirse gelsin her türlü terörün karşısında olunduğu geçmişte hükûmetimiz şu anda da ilgili kabinemiz tarafından açıklığa kavuşturulmuştur ve ister FETÖ ister IŞİD ister PKK ister PYD ister alfabenin farklı harflerinden müteşekkil her türlü terörü lanetlediğimiz ve terörün başını ezdiğimiz ve ezeceğimiz muhakkaktır. Bu konuda kararlıyız, bundan herkes emin olsun.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bilgen, siz de yerinizden söz talep etmişsiniz.

Buyurun.

30.- Kars Milletvekili Ayhan Bilgen’in, "Kokteyl terör" açıklamasının neye dayanılarak yapıldığını ve içinde kimlerin olduğunu öğrenmek istediklerine, katliamların yaşanmasının nedeninin önceki her katliama gerekli müdahalenin gerekli soruşturmanın yapılmaması olduğuna ilişkin açıklaması

AYHAN BİLGEN (Kars) – Sayın Başkan, bir miting düzenlenirken tertip komitesine, eğer bir tehdit, bir risk varsa, bir istihbarat alınmışsa galiba bilgi verilmesi bir tedbir açısından son derece anlamlıdır. Kapalı salon toplantılarımızda bile bazen “İhbar var.” denilerek salon boşaltılıyor, arama yapılıyor ve “Bu, tedbir için yapıldı.” deniyor. Şimdi, istihbarat olduğunu galiba reddeden yok. Telefon dinlemeleri ayyuka çıktı. Daha önceki, 7 Haziran seçiminden önceki Diyarbakır patlamasında hayatını kaybeden insanlarımız var ve aynı ailelerden hem Suruç’ta hem gar katliamında hem daha sonra başka patlamalarda da aynı isimler var. Dolayısıyla, burada, hadi kastı geçtik, hiç olmazsa bir ihmal, bir tedbirsizlik yok mu?

Sonrasına gelelim. “Kokteyl terör” diye bir kavramı Türkiye kamuoyu duydu. “Kokteyl terör” dediğinizde elbette somut bir iddiaya dayanırsınız, birbiriyle ilişkili, amaçları örtüşen, eylemleri örtüşen, örgütsel yapıları örtüşen yapılardan bahsediyor olmanız lazım. Böyle bir açıklama en üst düzeyden yapıldıysa neye dayanılarak yapıldı? Bu kokteylin içinde kim vardı? O günlerde örgüt ismi sayıldı çünkü ve bugüne kadar hâlâ ciddi bir idari soruşturma ve yargılama süreci konusunda nasıl bir süreç işlenmiş, biz bunu duymak isteriz, bunu öğrenmek isteriz, bilmediğimiz bir şey varsa bundan haberdar olmak isteriz.

Değerli arkadaşlar, biraz önce de ifade ettim, güvenlik politikalarının parlamenter izlemesine dair dünyada mekanizmalar var. Güvenlik politikaları bütün dünyaya ayan ama bize gizli. Böyle bir Parlamento olmaz. Eğer bilmememiz gereken bir şeyse bunun gerekçesini açıklayacaksınız, yok eğer bütün insanlığın bilmesi gereken bir vahim durum varsa bunun karşısında birlikte tavır alacağız. Sondaki katliamlar önceki her katliamın gerekli müdahalesi, gerekli soruşturma süreci işlemediği içindir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekilleri Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan ve Kars Milletvekili Ayhan Bilgen tarafından, 10 Ekim 2015 gar patlamasının tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla 10/10/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Karar yeter sayısı istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi Grubunun önergesini oylarınıza sunacağım ancak karar yeter sayısı talebi var, o sayıyı da arayacağım: Öneriyi kabul edenler… Etmeyenler…

Değerli arkadaşlarım, arkadaşlarımız arasında tenakuz oluştuğundan oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Sayın milletvekilleri, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmında yer alan eczacılara yönelik şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/92) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

10/10/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 10/10/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                     Özgür Özel

                                                                                                                                        Manisa

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmında yer alan eczacılara yönelik şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/92) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin görüşmesinin Genel Kurulun 10/10/2018 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, şimdi önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Gamze Taşcıer’i kürsüye davet ediyoruz.

Buyurun Gamze Hanım. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

CHP GRUBU ADINA GAMZE TAŞCIER (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de sözlerime tarihimizin en büyük katliamlarından biri olan 10 Ekim 2015’te yaşanan bu katliam sonucunda hayatlarını kaybeden canlarımızı saygı, sevgi ve rahmetle anarak başlamak istiyorum ve her sabahın bir sahibi var, sorarlar bir gün, sorarlar diyorum.

Değerli arkadaşlar, bu beş dakika içinde aslında hepimizi yakından ilgilendiren bir sorunu anlatmaya çalışacağım. Öncelikle, derdimiz bağcıyı dövmek değil bir sorunu birlikte çözebilmek. “Her şeyin başı sağlık.” diyoruz, ancak sağlık hizmeti veren kişilerin sağlığını koruyamıyoruz. Daha geçen hafta İstanbul’da Doktor Fikret Hacıosman, hastası tarafından öldürüldü. Bu hastalıklı sorun tüm dünyada yaşanıyor elbet ancak dünya bunun için mücadelede bizden daha somut, daha önemli ve daha sistemli adımlar atıyor. Peki, bizde durum ne? İlgili yasaya göre kasten ağır yaralama suçundan üç yıla kadar hapis cezası verilebiliyor. Görev başındaki doktor kamu görevlisi pozisyonundaysa uygulanan suçlarda ceza yarı oranında artırılıyor. Son beş yılda 60 bin sağlık çalışanının görevi başında şiddete maruz kaldığını hatırlarsak bu cezanın yetersiz olduğu pekâlâ anlaşılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sağlıkta şiddetle mücadele için maalesef akla ilk gelen güvenlik önlemleri. Ancak siz her bir doktorun başına bir polis de dikseniz, her bir eczanenin önüne bekçi de koysanız bu sorunun çözümü olamaz, bizim sistemli ve bütüncül bir çözüm önerisine ihtiyacımız var. Sağlık çalışanı ile hastanın karşı karşıya gelmeyeceği bir sistem var etmek zorundayız. Hekimin o reçeteyi yazamayacağını hastanın bilmesi gerekiyor. Yani eğitim gibi, sosyal sorumluluk projeleri gibi konunun taraflarını kapsayıcı etkinlikler yapılmalı. Oturalım, kafa kafaya verip konuşalım, sağlıkta şiddet yasasını çıkartalım, bir Meclis araştırması komisyonu kuralım. Burada meslek örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, konunun uzmanlarının görüşlerini alalım ve dünya örneklerini inceleyelim. Ama yapmamız gereken şey, öncelikle sorunların nedenini tespit etmek. Sinekle mücadele edeceğimize bataklığı nasıl kuruturuz ona bakalım.

Her gün ortalama 30 sağlık çalışanı şiddete uğruyorsa, bunların içinde hayatını kaybedenler de varsa gereken, daha çok yapmamız gereken iş var demektir. Tabii, siyasetin de bu anlamda dilinin önemli olması gerektiğini de vurgulamak gerekir. Ülkenin hekimlerini itibarsızlaştırmaya yol açacak açıklamalar yapılıyor maalesef; bunlar doğru değil. Hasta ile doktoru karşı karşıya getirecek bir açıklama sürekli gördüğümüz cinayetlerin artmasına sebep olacaktır. Bu anlamda da siyasilerin daha sorumlu olması gerektiğini düşünüyoruz.

Ben önergemi eczacılara yönelik şiddet özelinde tüm sağlık çalışanları için hazırladım. Bakın, hekim hastayı görmeden reçete yazmadığı için, eczacı reçetesiz ilaç vermediği için, devlet tarafından hastaya çıkarılan muayene ücretleri ve ilaç katılım payları hastaya yüklendiğinde sorumlusu sağlık çalışanı olarak görüldüğü için yani özetle, sağlık çalışanları yasa koyucunun düzenlediği kuralları uyguladığı için bu saldırılara maruz kalıyor. Bu sorunu çözmek için birlikte adım atmazsak sonuçları sadece beni değil, hepimizi etkileyecek.

Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde sağlıkçı milletvekilimiz var ve geçtiğimiz hafta Sağlık Bakanı Sayın Koca da yasamanın ilk gündemlerinden birinin sağlıkta şiddet olacağını söyledi. Dert bizde, derman ellerimizde. Gelin, bu derdi hep birlikte çözelim. Artık yeter, sağlıkta şiddet sona ersin.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşcıer.

Öneri üzerinde İYİ PARTİ Grubu adına Antalya Milletvekilimiz Sayın Tuba Vural Çokal.

Buyurun Sayın Çokal. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz üç dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA TUBA VURAL ÇOKAL (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde sağlık çalışanlarının hasta yakınları tarafından şiddet ve tehdide maruz kaldıklarını sıklıkla görmekteyiz. Biz hekimler, sabah işe gitmek için evinden çıkıp iş yerinde şifa vermek için çabaladığımız insanlar tarafından öldürülmeyi kabul etmiyoruz. Sağlık kurumlarında şiddetin kanıksanmasını, normalleştirilmesini kabul etmiyoruz. Sağlığı korumak, hayat vermek üzere kurulmuş bir mesleğin mensuplarının görevi başında öldürülmesini kabul etmiyoruz.

Bu süreci hazırlayan nedenleri biliyoruz. 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı ilk uygulanmaya başlandığı zamandan bu yana doktorlar olarak söylüyoruz; bu program piyasa odaklı bir programdır, bu program sağlık hizmetine meta, hastaya müşteri olarak yaklaşmaktadır, bu programda nitelik değil nicelik esastır, bütün bunlar hekim ile hastasını karşı karşıya getirir.

Çok üzülerek söylüyorum ki yine biz hekimler haklı çıktık. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanmasının başlamasından bu yana sağlık alanında giderek artan şiddet olayları artık dayanılmaz bir noktaya geldi çünkü bu programın kışkırttığı yüksek hizmet talebi toplumda beklenti oluşturmakta fakat hastanelerdeki yığılmalar, hekim sayısının yetersizliği, iş yükünün fazla olması toplumda oluşturulan yüksek beklenti algısını doyuramamaktadır.

Hastayı müşteri olarak gören bu uygulamalara tüm STK’ler karşı çıkmasına rağmen Sağlık Bakanlığı hâlâ biz sağlıkçılara kulaklarını tıkamaya devam etmektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vazgeçilmesi gerekmektedir. Sağlık çalışanlarına yönelik hürmetsiz, itibarsızlaştırıcı, hekim ve hastayı karşı karşıya getirici söylemlerden bir an önce vazgeçilmelidir.

İş yeri şiddetini konu alan çalışmalara baktığımız zaman, sağlık çalışanlarının şiddete uğrama riskinin diğer hizmet sektörlerinden 16 kat daha fazla olduğunu açıkça görmekteyiz. Şiddet olasılığı yüksek birimlerde ekstra güvenlik önlemleri alınmalıdır. Güvenliğin olaydan sonra değil, olay esnasında müdahale edebilmesi için her serviste, katlarda gezici güvenlik görevlilerinin bulunması ve güvenlik görevlilerinin yetkilerinin artırılması gerekmektedir. En önemlisi, sağlık çalışanlarına şiddet uygulamış ve şiddet uygulamaya meyilli vatandaşların güvenlik görevlileri gözetiminde doktorlar tarafından muayene edilmesi bir nebze de olsa sağlık çalışanlarının güvenliğini sağlayacak ve sağlık çalışanlarının daha güvenli çalışmasına sebep olacaktır. Sağlık Bakanlığı, sağlık kurumlarının, sağlık personelinin ve sağlık kurumlarında bulunan hastaların güvenliğini sağlamak zorundadır.

Değinmek istediğim bir başka sorun: Sosyal paylaşım ağlarında dolaşan ve doktorlara yapılan saldırıları onaylayan paylaşımlar sağlık alanındaki şiddet olaylarını sıradanlaştırmaktadır. İnternet ortamının sağladığı imkânlar dâhilinde daha fazla tıklanma ve kâr etmek amacıyla “Hastanede dehşet.” başlığıyla yapılan haberler okuyucuyu soruna yönelik çözüm geliştirebilecek bir bakış açısından yoksun bırakmaktadır.

Sözlerimi bitirirken, gazetecilikte daha yoğun kullanılan “vakayiadiye” diye bir kavram vardır, “sıradan olay” demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayınız, buyurun.

TUBA VURAL ÇOKAL (Devamla) – Sağlık çalışanlarına yönelik saldırı artık sıradan bir olay hâline geldi. Değerli milletvekilleri, ülkemiz, sağlık çalışanlarının can güvenliği olmadığı az sayıdaki ülkelerden biri hâline geldi. Doktorluk, hemşirelik, ambulans şoförlüğü, radyologluk, laborantlık riskli meslekler arasına girdi.

Değerli milletvekilleri, kendisi de meslektaşımız olan Sağlık Bakanıyla birlikte bir an önce gerekli adımları atmalıyız. Yasal düzenlemeler Meclise gelmeli, doktorun ve hastanın birbirini anlamalarını sağlayacak çalışmalar yapılmalıdır.

Ben hayatını kaybeden kıymetli meslektaşlarıma Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Uğradıkları saldırılar sonucu yaralananlara acil şifalar diliyorum. Ve biz hekimler yaşatmak için yaşamak istiyoruz diyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çokal.

Öneri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Nevin Taşlıçay konuşacaktır.

Buyurun Sayın Taşlıçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA NEVİN TAŞLIÇAY (Ankara) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bugün Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun sağlıkta şiddetin mağdurlarından olan eczacılara yönelik şiddetin araştırılması için verdiği araştırma komisyonu kurulması önerisi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Antik Çağ’dan itibaren politik düşünce geleneğinde politikanın temel görevinin şiddete karşı sözü tesis etmek olduğu kabul edilmiştir. Biz de bu sebeple “şiddet”le yan yana yer alan “kadın, çocuk, yaşlı, sağlık” gibi kavramlar özelinde her türlü şiddetin karşısında olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şiddetin dini, cinsiyeti, mesleği elbette yoktur ancak “şiddet” kavramı başka bir kavramla yan yana gelerek toplumun gündemini fazlaca meşgul etmeye başladığında tehlike çanları daha çok çalmaktadır. Her türlü şiddetin karşısında olarak son günlerde yaşanan sağlıkta şiddet odaklı olayları kınıyor ve tüm sağlık camiasına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Her türlü şiddet vakası gibi, bir eczacı olarak eczacılıkta şiddetin çözüm merkezinin de yüce Meclis olmasının zaruretini önemsiyorum. Bu vesileyle 2013 yılı Ocak ayında yayımlanan “Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddet Olaylarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu”nu önemsiyoruz. Öncelikli olarak oradaki önerilerin ne denli gerçekleştiğini ve neden gerçekleşemediğini inceleyerek vakit kaybetmeden hepsinin hayata geçirilmesi için çalışmalara başlanması gerektiğini düşünüyoruz.

Şiddet, tarihsel olarak Benjamin ve Kant gibi düşünürlere göre genetiktir ve öğrenme sürecine dayanır, maalesef bugünden yarına çözümlenebilecek bir konu da değildir. Şiddetin oluşumunun sebepleri konunun uzmanları tarafından ele alınmalı, önlenmesi noktasında kararlı politikalar hayata geçirilmelidir. Ancak şiddet özelinde bu çalışmalar yapılırken özellikle sağlıkta şiddet konusunda 2013’teki bu komisyonun önerilerini tekrar gündeme almamız gerektiğini ve araştırma komisyonu kurulmasının faydalı olacağına inandığımızı ifade ederek sözlerime son vermek istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşlıçay.

Öneri üzerinde Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Semra Güzel…

Buyurun Sayın Güzel. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA SEMRA GÜZEL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlamadan önce, bundan üç yıl önce IŞİD terör örgütünün karanlık güçlerle bağlantılı olarak Ankara Garı’nda gerçekleştirdiği katliamın yıl dönümünde yaşamını kaybeden barış güvercinlerini saygıyla anıyor, katliamı gerçekleştirenler başta olmak üzere bu katliama ortak olanları, göz yumanları kınıyor ve lanetliyorum. O gün garda biz de Yezit’i tanıdık diyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetinin ülke çapında toplumun tüm muhalif kesimlerine uyguladığı ve artık bir yönetim biçimi hâline getirdiği şiddet politikalarının yansımalarını sağlık alanında ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanan şiddet vakalarında görüyoruz. Geçtiğimiz hafta bir meslektaşımız daha şiddete kurban gitti. İstanbul’da özel bir hastanede çalışan Doktor Fikret Hacıosman hastası tarafından silahla vurularak öldürüldü. Birçok meslektaşımız hastalarını hayata bağlamak için çaba sarf ederken hastaları tarafından hayattan koparıldılar. Yine, geçtiğimiz günlerde Tarsus’da bir eczacı arkadaşımız ve personeli, hastaya eş değer ilaç vermek istemesi üzerine hasta tarafından silahla yaralandı. Peki, bunun sorumlusu sadece hastalar mı yoksa hasta ile sağlık emekçilerini karşı karşıya getiren bozuk sağlık sistemi midir?

İktidarın yanlış sağlık politikaları ile “sağlıkta dönüşüm” adı altında hayata geçirdiği düzenlemeler nedeniyle ne yazık ki sağlık emekçilerini hasta ve hasta yakınlarıyla karşı karşıya getiren akıl dışı bir sağlık sistemiyle karşı karşıyayız. Söz konusu düzenlemelerle hasta ve hasta yakınlarında müşteri memnuniyeti algısı oluşturulmuş ve tıbbi gereklilik dikkate alınmadan istedikleri her tetkikin, her ilacın hemen karşılanması yönünde bir beklentiye sokulmuştur. Mevcut sağlık sistemiyle bu beklenti karşılanamıyor arkadaşlar. Dolayısıyla, vadedilen ile gerçekleşen hizmet arasındaki farkın faturası da şiddet olarak sağlık emekçilerine ödetiliyor. 2013-2017 yılları arasında 51.348 sağlık emekçisi maruz kaldıkları şiddet nedeniyle Sağlık Bakanlığına şikâyette bulundu.

Bu şiddet politikalarının yansımalarından eczacı arkadaşlarımız da nasibini alıyor. Reçetesiz ilaç vermedikleri için, muayene ücretleri reçete ücretiyle birlikte tahsil edildiği için şiddete maruz kalıyorlar ve eczacı arkadaşlarımızın maruz kaldıkları şiddet nedeniyle başvuruda bulunabilecekleri “beyaz kod” uygulaması gibi bir mekanizma dahi yok.

Değerli milletvekilleri, “sağlıkta dönüşüm” adı altında sağlığı piyasalaştıran, sağlık emekçilerini köleleştiren ve itibarsızlaştıran uygulama ve düzenlemelerle sağlık emekçileri gittikçe ağırlaşan iş yüküne, 7/24 esnek, kuralsız, altmış dört saate kadar uzayan mesailerle baskı altında çalışmaya maruz bırakılıyor. Beş dakikada bir verilen randevu sisteminin sunulan hizmetin niteliği açısından da nasıl kötü sonuçlar doğurduğunu artan şiddet vakalarından ve komplikasyonlardan görebiliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güzel, bir dakika ilave ediyorum.

SEMRA GÜZEL (Devamla) – Tüm bunların sonucunda da bozuk bir sağlık sistemi, tedavi olamayan hastalar, sağlık emekçilerine yönelmiş öfke ve şiddet açığa çıkıyor. Peki, iktidar ne yapıyor? Sağlık emekçilerine yönelik artan şiddet olaylarını önleyici düzenleme ve tedbirleri hayata geçirmek yerine şiddeti normalleştiren, sağlık emekçilerini hedef gösteren söylemlerde bulunarak sorunun asıl kaynağı olan kendi yanlış politikalarının üzerini örtmeye çalışıyor. Bu nedenle sağlıkta yaşanan şiddetin birinci derece sorumlusu iktidar ve Sağlık Bakanlığıdır. Sağlık ortamında yaşanan şiddet, hasta ya hasta yakınlarından sağlık emekçilerine yönelse de aslında burada asıl hedefin sağlık sistemi olduğunu görebiliyoruz. Artan şiddet vakalarından Türk Ceza Kanunu’ndaki şiddetle ilgili mevcut yasaların yeterli olmadığını görüyoruz. İktidar ve Sağlık Bakanlığı Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı durdurup “Sağlıkta tasarruf veya kâr da olmaz.” diyerek mevcut neoliberal politikalarından bir an evvel vazgeçmeli ve sağlık hizmetlerinin sunulduğu alanı da sağlık değerlerinin temeli olan demokratik, barışçıl bir güven ortamına dönüştürmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEMRA GÜZEL (Devamla) – Ana dilde kamu hizmeti acilen hayata geçirilmelidir. Daha önce partimizin Parlamentoya sunduğu sağlıkta şiddet yasa tasarısını ve verilen bu önergeyi bir an evvel gündeme almanızı ve her kurumda şiddeti önlemeye yönelik birimlerin oluşturulmasını talep ediyoruz.

Genel Kurulu selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Güzel.

Sayın Kabukcuoğlu, Dünya Ruh Sağlığı Günü nedeniyle bir söz talebiniz var, tam da bu konuyla ilgili çünkü bu şiddeti yapanların ruh sağlığından hepimizin elbette şüphesi var.

Size 60’a göre bir dakika yerinizden söz veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

31.- Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu’nun, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılki temasının "Değişen Dünyada Gençler ve Ruh Sağlığı" olarak belirlenmiş olmasının genç ve dinamik bir nüfusa sahip ülkemiz açısından güzel bir tesadüf olduğuna ilişkin açıklaması

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 10 Ekim. 10 Ekim tarihi 1992 yılından bu yana Dünya Ruh Sağlığı Günü olarak kutlanmaktadır. Bilindiği gibi, Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı “Yalnızca bir hastalık veya sakatlık durumunun olmaması değil, bedensel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik hâli” olarak tanımlamaktadır.

Ben bu özel günde buradan bir söz vererek küçük de olsa bir adım atmak istiyorum. Bundan sonra “ruh hastası” “şizofren” “deli” “kaçık” gibi ifadeleri gerçek rahatsızlıkları ifade etmek dışında olumsuz, aşağılayıcı anlamlarda katiyen kullanmayacağıma, ruhsal rahatsızlıklara da en az bedensel rahatsızlıklar kadar dikkat ve hassasiyet gösterilmesi için gönüllü bir ruh sağlığı elçisi olarak davranacağıma huzurlarınızda söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) - Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılki temasının “Değişen Dünyada Gençler ve Ruh Sağlığı” olarak belirlenmiş olması ülkemiz açısından çok güzel bir tesadüf olmuştur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ARSLAN KABUKCUOĞLU (Eskişehir) – Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan ülkemizde gençlerin…

BAŞKAN – Artık diğer konuları bir başka zaman ifade edersiniz.

Çok teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler" kısmında yer alan eczacılara yönelik şiddet olaylarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/92) ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 10 Ekim 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekilimiz Sayın Hacı Bayram Türkoğlu konuşacaktır.

Buyurun Sayın Türkoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ben de Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği grup önerisi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, Çok Değerli Başkanım, yeni görevinizde başarılar diliyorum; inşallah hep birlikte ülkemiz adına yararlı nice yasaları çıkartmamız mümkün olur.

Değerli milletvekilleri, “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi.” Şüphesiz, başımız çok daraldığında, bir yakınımızla hastaneye düştüğümüzde veya kendimiz hastaneye başvurduğumuzda hayatımıza nefes katan sağlık çalışanlarımızın şiddete maruz kalmasını kabul etmek nefes alan, yaşayan hiçbir insanımız için mümkün değil. Biz de olaya böyle bakıyoruz. Bu uğurda çalışırken, hayatımıza nefes verirken hayatlarını kaybeden sağlık çalışanlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yaşayan ve yaralı kalan gazi sağlıkçılarımıza da şifalar diliyorum.

Evet, çok değerli milletvekilleri, bugün, eczacılar ve eczaneler üzerindeki önergeyle, tüm sağlık çalışanlarımızın çalışırken maruz kaldığı şiddet üzerinde grup önerisi verildi.

Tabii, burada çok yönlü bakmamız gereken konular var. Meclisimiz bu konuda duyarlı, AK PARTİ Grubu olarak bizler de duyarlıyız. Zaman zaman bölgemizde sağlık kuruluşlarımızı da ziyaret ederek hekimimizden eczacımıza, serbest çalışan eczanelerimize, diş hekimlerimize varıncaya kadar onların dertleriyle hemdert olup, onlarla bir şekilde sohbet halindeyiz; dertlerin, sıkıntıların yerinde tespitleri ile çözüm yolları konusunda da ilgililerle paylaştıklarımız oluyor.

Türkiye'de 25.880 serbest çalışan eczanemiz var, onlarla da çok yakından alakadar ve ilgiliyiz, çalışmalarını takip ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, bir dakikada toparlayalım.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Kamuda çalışan eczacılarımızın da hassaten problemlerini biliyoruz, özlük haklarındaki taleplerini biliyoruz, şu anda mali problemler yönünden ne gibi sıkıntılara düçar kaldıklarını biliyoruz ama boş da durmuyoruz. Tabii, bunun çözüm merkezi de bir bakıma Meclisimiz. Biz Sağlık Komisyonumuzla, SGK ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızla yine konuları zaman zaman paylaşıyoruz, bundan sonra da paylaşmaya devam edeceğiz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Destek var mı yok mu Sayın Türkoğlu?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Meclis ne yapsın?

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Desteğimiz elbette olacak yani sağlık çalışanlarımızı, eczacılarımızı, diş hekimlerimizi bir tarafa bırakmak mümkün değil.

Biliyorsunuz ki ülkemizin içinde bulunduğu şartlarda, işin güvenlik politikası ve güvenlik boyutu bir yana, öbür taraftan, mali kazanımlar ve mali haklar yönünden de…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – …meseleye topyekûn birlikte bakmamız gereken bir husustur. Evet, güvenlik yönüyle özellikle zaman zaman ilçelerde ve illerde il emniyet teşkilatımızla, jandarmamızla bu konuları paylaşıyoruz. Mahalde hizmet eden, görev yapan nöbetçilerimizin güvenliğinin tesisi konusunda da tedbir almalarını söylüyoruz ve zaman zaman da tedbir alıyorlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Türkoğlu.

Selamlayalım Genel Kurulumuzu.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Ben konuşmamı sonlandırırken… Aslında bu, üç beş dakikaya sığacak bir konu değil, uzun bir konu.

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Vallahi çok haklısın, biz de sığdıramıyoruz. Artık birileri duyar inşallah.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Değerli meslektaşım da oradan bakıyor “Biraz daha ileri fasılda, işte konuları anlat, aktar.” meselesinden ama hakikaten bu, üç beş dakikada ifade edilebilecek bir konu değil.

CENGİZ GÖKÇEL (Mersin) – Siz istediniz.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Biz konuların yakinen farkındayız. İnşallah bundan sonra da…

Bakın, biz 2014’te burada Eczacılar Yasası’nı çıkarttık. İktidar ve tüm muhalefetimizin ortak katılımıyla, Türk Eczacılar Birliği Merkez Heyeti, çalışan serbest eczacılarımız, kamu eczacılarımız, bakanlığımız, birlikte bir taslak üzerinde çalışarak bir gelişim yaptık. Burada, Meclisimizde oy birliğiyle iktidar ve muhalefet olarak geçirdik. Bundan sonra da yürüyüş sistemimiz benzer şekilde olacak.

Ben eczacılarımıza, diş hekimlerimize ve doktorlarımıza, hülasa tüm sağlık çalışanlarımıza sağlıklı, huzurlu çalışmalar diliyor, hepinizi en derin saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tabii, kürsüde konuşurken bu kürsüdeki konuşma dakika ve sürelerinin düşürülmesi ya da düşürülmemesi konusunu dikkatlerinize sunuyorum. Bu, herkese bazen yetmiyor. (CHP sıralarından alkışlar) Ama Meclis tartışma ortamıdır. Başkanlık olarak milletvekillerimizin görüşlerini ifade etmeleri için, İç Tüzük’ün verdiği mümkün olan yetkileri özgürce kullanmaları açısından biz de haklarımızı onlar adına, lehlerine kullanarak konuşmalarını tamamlamalarını arzu ediyoruz.

Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Öneriyi oylarınıza sunacağım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Sayın Özel, karar yeter sayısı mı istiyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Evet efendim.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Öneriyi kabul etmeyenler…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, komple kabul ediyor. Biz daha çoğuz. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Biz daha fazlayız. Hayırlı olsun, hayırlı olsun.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, bir elektronik oylamayla sizlerin oylarınızı alacağım ama…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Başkanım, bunlar Kızılay’dan geliyor, Kızılay’dan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, muhalefet 306 milletvekili zaten. Belli, çoğunluktayız biz.

BAŞKAN – Bir saniye, değerli milletvekilleri, karar yeter sayısı…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Muhalefette 306 milletvekili var.

BAŞKAN – Sayın Tanal, karar yeter sayısı bakımından bir yanlış algılama var kimi milletvekillerimiz arasında. Karar yeter sayısının oluşması için, bir kere, Anayasa’mıza göre en az 151 sayısının bulunması gerekiyor. Dolayısıyla bir tarafın diğer tarafa çoğunluğunun ötesinde, aradığımız sayı her zaman 151’dir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kapıları kapatalım Başkanım o zaman.

BAŞKAN – Şimdi, ben, Divanımızda tereddüt hasıl olduğundan iki dakika süreyle elektronik sistemle karar yeter sayısı arayacağım.

Oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, karar yeter sayısı bulunamamıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.56

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), İsmail OK (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Değerli milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Komisyon Raporu 5 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Bana ulaşan söz sıralarına ve sayın milletvekillerinin adlarına göre teklifin tümü üzerinde ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Durmuş Yılmaz’a aittir.

Sayın Yılmaz, buyurun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakika Sayın Yılmaz.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Efendim, ben de yüce heyetinizi selamlayarak konuşmama başlamak istiyorum. Konuşmama başlamadan önce ben de Kerbelâ şehitlerine ve Ankara’da meydana gelen olayda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza iyilikler diliyorum, mekânları cennet olsun. Allah bütün iyiliklerini kabul etsin diye dua ediyorum.

Değerli milletvekilleri, serbest piyasa ekonomilerinde devresel hareketler vardır. Bu devresel hareketler örneğin genişlemeyle başlar. Bu genişleme esnasında ya bir yanlış politika uygulaması ya yanlış bir karar ya da uygulanan politikanın dozunun yanlış hesaplanması neticesinde birtakım arızalar çıkar ve bunun sonucunda da ekonomi yavaşlamaya girer, yavaşlayan ekonomi daralır, daralmanın arkasından da yanlış politikaların bedeli ödendikten sonra tekrar işler düzene girer ve bunun sonunda tekrar bir ekonomik büyüme başlar. Şu anda yaşadığımız tam da budur. IMF programının uygulanması aşamasında iktidara gelen bugünkü AK PARTİ maalesef ekonomiyi bugün, aldığı noktaya getirmiştir. Lütfen, konuşmamı siyasi bir partinin siyasi konuşması olarak almayın, bu son derece ciddi bir konudur. Bizim burada sizi ikna edebilecek gücümüzün, kabiliyetimizin olmadığını ben son iki aydır görmüş durumdayım.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, bir saniye…

Değerli arkadaşlarım, salonda ciddi bir uğultu var, sayın hatibi biz bile buradan duymakta zorluk çekiyoruz.

İSMET YILMAZ (Sivas) – CHP’den geliyor.

BAŞKAN – Lütfen, birbirimize saygı gösterelim ve sayın hatibi dinleyelim.

Sayın Yılmaz, buyurun.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Dolayısıyla, benim söyleyeceklerime, bize inanmayın, inanmamaya devam edin ama kendi grubunuzda kendi yöneticilerinize lütfen sorun. “Nereden başladık ve nereye geldik? Neyi devraldık? Bugün geldiğimiz nokta nedir?” Bu soruları sorun. Bizim grubumuzun ekonomiyle ilgili verdiği araştırma önergesine AK PARTİ milletvekilinin verdiği bir cevap var, her şey keşke onun söylediği gibi olsaydı vallahi ben de bugün evime rahatlıkla gider, rahatlıkla uyur ve torunumun, çoluğumun çocuğumun istikbalinin emniyette olduğunu düşünürdüm. Ama inanın, mesele o beyefendinin anlattığı gibi değil. Bir sorun geldi, kapımızın önünde durdu, ben “Bir cisim yaklaşıyor.” demiştim, o cisim bize çarpmak üzere; bunu böyle bilesiniz.

Şimdi, 2001 krizine giden yolda ne olmuştu? Şeffaflık ortadan kaybolmuştu, hesap verilebilirlik yoktu, denetim ve kontrol ortadan kalkmıştı ve dolayısıyla bu süreçte biz “28 Şubat” diye de bir olay yaşadık. Bunun sonucunda ekonomi gerçekten şirazesi çıkmış bir ciltli kitap gibi darmadağın oldu ve bunun sonucunda da bildiğimiz 2001 krizini yaşadık. Bu krizin sonuncunda zamanın hükûmeti elini taşın altına koydu ve ekonomiyi tekrar rayına oturtmak için birtakım tedbirler aldı. Ne yaptı? 5018 sayılı Yasa’yı uygulamaya koydu, bu Meclisten geçirdi; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunu kurdu, Bankacılık Kanunu’nu geçirdi ve ondan sonra da oturdu bu ekonominin tekrar rayına oturabilmesi için IMF’yle bir anlaşma yaptı, bu anlaşma sonucunda ihtiyaç duyulan kredi alındı. Bunun üzerine Merkez Bankası Yasası değiştirildi ve Merkez Bankası bağımsız hâle geldi. 2002’nin sonuna geldiğimizde işler yavaş yavaş rayına girmeye başlamıştı. Ki o dönem bir erken seçim yapıldı, o erken seçimin sonunda AK PARTİ iktidara geldi. AK PARTİ iktidara geldiğinde elinde hazır, uygulanabilir, hatta uygulanması sekiz aydır devam eden IMF sponsorlu, IMF destekli bir program buldu. Bu programa da sahip çıktı ve bunu benimsedi ve uygulanabilecek en iyi şekilde de uygulamaya gayret etti. O günkü koşullar sizleri bu ortaya konulan anlaşma ve bu anlaşmanın kriterlerine uymaya zorladı. Bunun siyasi nedenleri, vesaireleri var, oralara girmiyorum. Ancak bütün bunlara rağmen, Sayın Cumhurbaşkanımız geçen hafta Kızılcahamam’da dedi ki: “En büyük icraatlarımızdan biri Türkiye’yi IMF boyunduruğundan kurtarmak oldu, IMF defterini kapattık. Şu an yaptığımız ülkemize yatırımcı çekmek. Varsa yatırım yapmak isteyen buyursun gelsin.” Yani buradan şu anlaşılıyor, aynı konuşmanın içerisinde dedi ki: “Biz iktidara geldiğimizde bir borç bulduk kucağımızda ve bu borcu da çalıştık, ödedik.”

Arkadaşlar, insaflı olalım; bu, gerçek değil; bu, hakikatin tamamı değil; bu, hakikatin yarısı. Gerçek hakikat şu: Evet, AK PARTİ iktidara geldiğinde 17’nci, 18’inci ve 19’uncu IMF anlaşmaları var idi. 18’inci ondan önceki üçlü koalisyonun yaptığıydı, sekiz aylık uygulaması vardı ama 19’uncu program tamamen AK PARTİ’nin kendi isteği, arzusu ve iradesiyle yaptığı bir anlaşmaydı. Dolayısıyla ben, birinciyi, 17’nciyi çıkarıyorum, geriye kalan 18’inci ve 19’uncuya baktığımızda şunu görüyoruz: Bu 2002’nin ikinci ayından 2005’in ikinci ayına üç yıllık bir dönem, 19’uncu da 2005’in beşinci ayından 2008’in beşinci ayını kapsayan bir dönem, toplamda altı yıl IMF’yle birlikte bu ülkenin ekonomisini yönettiniz. IMF her üç ayda geldi, verilen ev ödevlerinin yapılıp yapılmadığını kontrol etti, eğer yapıldıysa ortaya konulan 30 milyon 315 bin “SDR” denilen özel çekme hakkını -ki bunun karşılığı da üç aşağı beş yukarı o günkü kurdan 28 milyar dolarlık bir tutardı- peyderpey ev ödevi yapıldıkça serbest bıraktı.

AK PARTİ olarak, bu paranın 4 milyarını önceki üçlü koalisyon kullanmıştı ama geriye kalan 24 milyarın tamamını siz kullandınız. Dolayısıyla, iktidara geldiğinizde kucağınızda bir borç bulmadınız, bulduğunuz bir program vardı, bu programı uyguladınız. Seçeneğiniz neydi? Seçeneğiniz şuydu: “Biz bu programı kabul etmiyoruz. IMF boyunduruğuna girmek istemiyoruz. Ekonomimizin yönetimine IMF’yi ortak etmek istemiyoruz.” deyip, yırtıp çöpe atabilirdiniz.

İkinci seçeneğiniz şuydu: “Biz bu programa baktık, inceledik. Bunun uygun yerleri de var ama uygun olmayan yerleri de var. Dolayısıyla biz bunu tadil ederiz, tadil ettikten sonra uygulamaya geçeriz.” diyebilirdiniz, bir pazarlık yapabilirdiniz. Bu da yapılmadı. Yapılan şuydu: Noktasına, virgülüne dokunulmadan bu program uygulamaya konuldu ve uyguladınız ve bu paraları da siz harcadınız. Bana göre de o paraları düzgün harcadınız, doğru harcadınız. Ama niye bugün bunları söylemek yerine, sanki IMF’yle anlaşmayı siz uygulamamışsınız gibi, bu harcamaları siz yapmamış gibi topluma yanlış bilgi veriyorsunuz. Bunun hiçbir kimseye faydası yok.

Dolayısıyla söylemek istediğim şu: Siz, 2002’de bir IMF programıyla iktidara geldiniz ama bugün aradan geçen on altı yılın sonucunda ülkeyi getirdiğiniz nokta 2002’deki durumdur. Bütün makroekonomik göstergeleri alt alta yazdığımızda, iki tanesi hariç diğerleri gerçekten 2002’de devraldığınız makroekonomik göstergelerin aynısı. 2002 yılında enflasyon… Örneğin 2002’nin sonunda TÜFE yüzde 29,75; ÜFE yüzde 30,84. Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla sizin yüzde 30,84 olarak aldığınız Toptan Eşya Üretici Fiyatları Endeksi yüzde 46. Onun neredeyse 1,5 katı. Onun dışında faizlere baktığımızda faizde şunu görüyoruz: 11 Kasım 2002 tarihinde, seçimlerin hemen arkasında, Merkez Bankasının gecelik borç alma faizi yüzde 44’tü, borç verme faizi yüzde 51. Bir haftalık repo işlemlerinde yüzde 44 ve açık piyasada piyasa yapıcı bankalara verilen faiz de yüzde 47 idi. Bugün sanayicinin, tüccarın, iş adamının muhatap olduğu faiz yüzde 40’lara dayanmış durumda. Onun dışında ne iddianız vardı? İddianız şuydu: “Biz iktidara geldiğimizde Merkez Bankasının -amiyane tabirle- kasası boştu, bizim o zaman altın dâhil toplam rezervimiz 27 milyar dolardı. Biz bugün -konuşmayı yaptığınız 2013, 2014, 2015 vesilesiyle- işte 70 milyara, 80 milyara, 90 milyara çıkardık ve bir noktadan sonra da biz bunu 120, 130 milyar dolara çıkardık.” dediniz. Evet, bu rezervler bu noktalara, dediğiniz noktalara geldi fakat o günkü rezerv ile bugünkü rezervin arasında bir fark var. O günkü altın dâhil 27 milyar dolarlık rezervin tamamı kullanılabilir ve Türk lirası karşılığı olarak satın alınmış bir rezervdi ama şu andaki 80, 90 milyar dolar civarında olduğu söylenen –ki öyledir- rezervin sadece 17,5 milyar doları –iki hafta önceki rakamı veriyorum- TL karşılığı alınmış rezerv, geriye kalanı bankacılık sisteminden uygulanan para politikası gereğince alınmış borç. Eğer sistemde bir arıza çıkarsa bankacılık sistemi bunu otomatik olarak geri çekecektir. Bu, uygulanan zorunlu karşılığa dayalı bir para politikasının sonucunda ortaya çıktı.

Onun dışında, ne iddia ettiniz 2002’de? “Efendim, devlet görevini yapmıyordu, devlet vatandaşından bir sürü para toplamıştı, konut edindirme yardımı diye bir şey ortaya koydu, vatandaşın parasını aldı ödemedi, biz iktidara geldik bunu tasfiye ettik.” Evet, doğru, gerçekten tasfiye ettiniz. Ama bugün itibarıyla sizin de biriktirdiğiniz bir borç var, o da: İhracatçıya ödemeniz gereken KDV, 40 milyar doları aştı. Yani değişen bir şey yok, sıkıntı aynen devam ediyor.

Onun dışında, 2002 yılında bankacılık sistemimiz içerisinde 20 küsur banka battı. Bunların yeniden rehabilitasyonu bu ülkeye o günkü millî gelirinin üçte 1’i kadar bir maliyete sebep oldu. Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla aynı durum belki telaffuz edilmiyor fakat şunun üzerinde lütfen durun: Bizim bugün reel sektörümüz çok daha borçlu, hane halkımız çok daha borçlu ve beyefendi buradaki konuşmasında dedi ki: “Bütün bunlar uluslararası standartlara göre de yönetilebilir.” İspanya’yla, Portekiz’le, Doğu Avrupa’daki ülkelerle karşılaştırdığınızda bu rasyolar gerçekten düşük. Ama şunu unutuyorsunuz: O ülkelerin millî gelirleri bizim aşağı yukarı 3-3,5 katımız, ayrıca o ülkelerin bir referans noktası var. Avrupa Birliğinin içerisinde, Almanya’nın riskinin biraz üstünde bir riskle bu işleri çevirmeye çalışıyorlar ama bizim böyle bir şeyimiz yok. Dolayısıyla bizim riskimiz kendimize ait.

Ben bugün size hemen şunu söyleyeyim: Biraz önce bir kamu bankası, yurt dışına yapacağı ödemeleri, kredi kartlarını, vesairesini teminat göstererek ve bu teminat da sattığı tahvili satın alan bankanın yurt dışı hesabında olmak koşuluyla -onun üzerine herhangi bir denetimi, kontrolü yok- 300 milyon dolarlık on yıllık bir tahvil sattı. On yıllık Amerikan kâğıdının şu andaki getirisi yani maliyeti yüzde 3,25. Bizim bu bankamızın aldığı on yıl vadeli 300 milyon kredinin maliyeti yüzde 12,75 ve üstelik alacaklarını da buraya teminat olarak veriyor. Ve banka kendi kredibilitesiyle uluslararası piyasalara çıkamıyor. Bu sadece oraya ait bir şey değil. Ülke tamamen tefeci piyasasına düşmüş vaziyette.

Ben bakıyorum oraya, beş dakika kaldı, dolayısıyla toplamak istiyorum. Siz bizim dediklerimizi kabul etmiyorsunuz. Lütfen, siz AK PARTİ’liler ne yapın edin, bizim bu tarafın dediklerini kabul etmiyorsunuz, dinlemiyorsunuz ama kendi grubunuza, Sögütözü’ndeki genel merkezinize gittiğinizde oradaki yetkilileri bir çağırın, deyin ki: “Arkadaş, Türkiye’nin bilançosu nedir? Şunu bize bir söyleyin. Muhalefet bunu diyor, bunun neresi ne kadar doğru, ne kadar yanlış? Gerçekten böyle bir şey var mı?” İnşallah olmaz ama göreceksiniz bu ülke IMF’nin kapısına dayandı. Kurtarmak için zaman var mı? Bunun için zaman hâlâ var ama para lazım buna. Danışmanlık hizmeti satın aldığı şirketten bu parayı sağlayamaz. Dolayısıyla bu parayı nereden bulacaksınız? Bu son derece önemli. IMF büyük sermayenin temsilcisi. Bir ülkeye geldiği zaman büyük sermayenin çıkarlarını düşünür ve ona göre plan, proje koyar önünüze, nitekim 2001 krizinde olduğu gibi.

Şu anda can havliyle fiyat artışlarını vesaireyi ortadan kaldırabilmek için birtakım tedbirler alıyorsunuz. Bu tedbirlerin ekonomi kitabında hiç yeri yok. Bunlar narh ekonomisiyle, kontrollerle vesaireyle çözülecek işler değil. Bunun sonucunda, bakın, kendi elinizle kıtlık ekonomisi yaratacaksınız ve bunun sonucunu da hep birlikte ödeyeceğiz. O nedenle, yapılması gereken şey, önce gerçek bir resim çekmek. Şu anda biz -siz biliyor musunuz bilmiyorum, biz muhalefet olarak bilmiyoruz- Türkiye’nin toplam bilançosunun aktifinde, pasifinde ne var bilmiyoruz. Mesela kamu-özel iş birliğiyle ilgili olarak 2019 yılı bütçesine konulacak olan rakam konusunda herhangi bir bilginiz var mı? Bize bu konuda bir bilgi verebilir misiniz? Bunu ancak biz şöyle öğreneceğiz anlaşıldı ki çünkü başta söylediğim iddianız şuydu… Cenab-ı Hak kulunu iddiasıyla denermiş, şu anda siz bu iddialarınızla deneniyorsunuz. Şeffaflık, hesap verebilirlik, denetim, kontrol vesaire ortadan kalkmış vaziyette. Biz el yordamıyla gidiyoruz.

Kamu-özel iş birliğiyle ilgili olarak bizim bildiğimiz şu: 59 milyar dolarlık bir anlaşma var, yapım anlaşması; bunun karşılığında 133-134 milyar dolarlık kamu gelirlerinden feragat ediliyor ama bunun zaman içerisinde nasıl yayıldığı, hangi tarihte neyle karşılayacağımız belli değil. Gördük ki 2018 yılı bütçesine köprüler için, diğer alımlar için 6,2 milyar TL’lik karşılık koyduk. Biz bunları bilmiyoruz, bizim size söylediğimize de siz inanmıyorsunuz, elinizin tersiyle itiyorsunuz.

Yani beyefendi öyle bir resim çizdi ki ben ona inanmak isterim, vallahi inanmak isterim, billahi inanmak isterim ama öyle değil iş. Bak kapınıza kriz geldi dayandı, bu sizi götürdüğü gibi bizi de götürecek, bizim çoluğumuzun çocuğumuzun rızkına da sebep olacak. Onun için, Söğütözü’ne gittiğinizde -buraya getirmiyorsunuz- oradaki yöneticilerinize sorun “Neydi şu durum?” diye, bizim önümüze bir koyun. Mesela, dediğim gibi, kamu-özel iş birliğiyle ilgili bu ülkenin yüklendiği yük nedir ve hangi zaman dilimindedir? Eğer ödenemezse ne olacak? Ve bunun arkasından Düyun-ı Umumiye de gelir, bunu laf olsun diye söylemiyorum, bunu inanarak söylüyorum. İnşallah beni yalancı çıkarırsınız, ben de gelir burada özür dilerim ama öyle değil. Siz şu anda mart ayındaki seçime kadar ayağınızı sürüyorsunuz ama bu sizi oraya götürmeyebilir; götürse bile mart ayından sonra mutlaka bir kaynak bulmak için bir yere gideceksiniz, gideceğiniz yer de IMF’dir. Dolayısıyla bugünden gerekli tedbirleri alın ki daha güçlü bir pazarlık yapabilmek için masaya oturmanın imkânlarını arayın.

Sonuç olarak şunu söylüyorum: Bugün 2002’de ne devraldıysanız, bir iki tane gösterge hariç, ona geri döndünüz. Bunun adı krizdir; “Kriz yok.” demek bizatihi krizdir, krizin kendisidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, teşekkür ederim.

Teklifin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın İsmail Faruk Aksu.

Buyurun Sayın Aksu. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 5 sıra sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin tümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

10 Ekim 680’de Peygamber Efendimiz’in “reyhanım” dediği mübarek torunu Hazreti Hüseyin ile yanında bulunan 70 kişi Kerbelâ’da şehit edilmiştir. Burada İslam’ın kanı dökülmüş, ehlibeyte kıyılmış, Efendimiz’e en acımasız ve bağışlanmaz ihanet edilmiştir. Kerbelâ, asırlardır kanayan bir yara, Müslümanların ortak hafızasında yer etmiş derin bir acı, yankıları hâlâ devam eden büyük bir dramdır. Kerbelâ’da yaşananlar asla hatırdan çıkmayacak, hafızalardan silinmeyecektir. Bu vesileyle, başta Hazreti Hüseyin Efendimiz olmak üzere tüm Kerbelâ şehitlerini rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz kanun teklifini üç ana başlık altında değerlendirmek mümkündür. Bunlardan birincisi bankanın yapısının değiştirilmesine, ikincisi bir kalkınma fonu kurulmasına, üçüncüsü ise personele ilişkin hükümlerdir.

Mezkûr kanun teklifiyle Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin Türkiye'nin büyümesinde ve kalkınmasında daha etkin bir paydaş hâline gelmesi için yeniden yapılandırılması amaçlanmaktadır. Teklif, banka yapısının değiştirilerek diğer kamu bankaları gibi düzenlenmesini, yeni bir kalkınma fonu ile fona bağlı alt fonlar kurulmasını ve fonların şirketlere iştirak edebilmesini öngörmekte, ayrıca personelin istihdam ve nakline ilişkin hükümlerden oluşmaktadır.

Kanun teklifinin gerekçesinde, çağdaş kalkınma ve yatırım bankası araçları kullanılarak ülkemizin kalkınma hedefleri doğrultusunda yatırım ve projelerin desteklenmesinin amaçlandığı belirtilmektedir. Kalkınma ve yatırım bankacılığının bu konuda ileri diğer ülke örneklerindeki gibi uluslararası alanda aktif bir hâle, ülke kalkınmasına daha fazla katkı sağlayacak bir duruma getirilmesi ve elde edilecek fon kaynaklarının da etkin bir şekilde kullanılması hedeflenmektedir.

Değerli milletvekilleri, üretim meselesi Türkiye'nin kuşkusuz en önemli sorunlarından birisidir. Yatırımları ve üretimi artırmak, ülkemizin kalkınması, milletimizin refahının temini bakımından üzerinde önemle durulması gereken bir husustur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu çerçevede yapılacak olan her türlü gayreti, çalışmayı önemsiyor ve destekliyoruz. Zira aziz Türk milletinin her şeyin en iyisine layık olduğuna inanıyor, vatanın hangi köşesinde yaşıyorsa yaşasın her vatandaşımızın kamu hizmetlerine kaliteli ve hızlı bir şekilde erişmesini temin etmenin devletin en önemli görevlerinden olduğunu düşünüyoruz. Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’ni de ülkemizin kalkınmasına katkı sağlamaya dönük bir girişim, bir arayış olarak değerlendiriyoruz.

Kalkınma Bankası, bilindiği gibi, 1975’te Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası olarak kurulmuş, 1988’de Türkiye Kalkınma Bankası adını almıştır. Aynı zamanda bankanın sanayi sektörü yanında diğer sektörlere de finansman desteği sağlama imkânı o tarihte getirilmiştir. 1999’da çıkan 4456 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme yürürlüğe girdiğinden bugüne dünyadaki ve ülkemizdeki bankacılık sisteminde ve anlayışında meydana gelen gelişmeler ve bankanın hedeflerindeki değişmeler doğrultusunda Kalkınma Bankasının mevcut konumunun yeterli olmadığı açıktır ve bu yönde yeni düzenlemelerin yapılması da tabiidir.

Kalkınma bankaları üretici sektörlere ve altyapı yatırımlarına çoğunlukla teknik ve idari destekle birlikte uzun vadeli sermaye sağlayan yerel, ulusal, bölgesel ya da çok uluslu finansal kurumlardır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 3’üncü maddesinde kalkınma ve yatırım bankası “…mevduat veya katılım fonu kabul etme dışında; kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren ve/veya özel kanunlarla kendilerine verilen görevleri yerine getiren kuruluşlar ile yurt dışında kurulu bu nitelikteki kuruluşların Türkiye'deki şubelerini ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır.

Kalkınma finansmanı kurumları ise yatırım yaparak piyasa ilkelerine göre faaliyet yürüten kurumlardır. Genel olarak kalkınma finansmanı kurumlarını faaliyetlerine göre, sermaye yapılarına göre ve hitap ettikleri alana göre tasnif etmek mümkündür. Bunlar doğrudan devletin ekonomi politikaları ve planlarını destekleyen kurumlar olduğu gibi, bazı sektörleri veya kurumları destekleyen veya yatırım bankacılığı hizmeti sunan kurumlar şeklinde de olabilmektedir.

Bilindiği üzere, üretimin zayıf olduğu bir ekonomide vatandaşın geliri azalmakta, tasarruflar artırılamamakta ve finansman sıkıntısı çekilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak istikrarlı ekonomik büyümenin sağlanması ve güçlü bir üretim ekonomisinin tesisi suretiyle üreten, istihdam yaratan ve üretilen değerden bu süreçte yer alan her kesimin katkısı ölçüsünde adil pay almasını sağlayan, yoksulu gözeten, gelir dağılımını adaletli kılan bir sosyal refah düzeni oluşturmak temel hedefimizdir. Bu çerçevede ileri teknolojiye dayalı, yüksek ihracat kapasitesine sahip, istihdam yaratan sanayi yatırımlarına ucuz ve uzun vadeli kaynak sağlayacak yatırım bankacılığını desteklemekteyiz. Seçim beyannamemizde kamu bankalarının tarım sektörünün modernleşmesi, sanayi üretiminin artırılması, bölgeler arası gelişmişlik farklarının giderilmesi ile tarımsal üretime, küçük ve orta ölçekli işletmelere, ileri teknolojik yatırımlara destek verecek şekilde hizmet vermelerinin sağlanacağı, bu kapsamda Türkiye Kalkınma Bankasının yeniden yapılandırılarak KOBİ finansmanında etkin bir şekilde kullanılması ile bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarının giderilmesine yönelik projeleri desteklemesinin temin edileceği yer almıştır.

Sağlıklı bir yatırım, üretim, ihracat ve istihdam zinciri oluşturulabilmesi açısından yatırımlara uzun vadeli finansman sağlayan kalkınma bankacılığının geliştirilmesini önemli görüyoruz. Bu kapsamda üretimde nitelikli kapasite oluşturulması, rekabet gücünün artırılması, ölçek ekonomilerine ulaşılması ve sermayenin tabana yayılması amacıyla yatırım projelerine uzun vadeli finansman, sermaye ve teknik yardım sağlanması, bu kapsamda altyapı, çevre, enerji, araştırma ve geliştirme yatırımları, sektörel verimlilik ve rekabeti artıracak yatırımlar, küçük ve orta boy işletmelere ilişkin finansman uygulamaları ve bölgesel gelişmişlik farklılıklarının giderilmesine katkı sağlayacak yatırımlara destek verilecek olmasını önemli görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifiyle Türkiye Kalkınma Bankası bünyesinde tüzel kişiliği haiz Türkiye Kalkınma Fonu kurulmakta, fonun çalışma usul ve esaslarının Türkiye Kalkınma Fonu İçtüzüğü’yle belirlenmesi hükme bağlanmaktadır. Kalkınma Fonu’nun alt fonlar kurabileceği de teklifte yer almaktadır. Bu yapı içerisinde kurulan Kalkınma Fonu ile alt fonların ve bunların oluşturdukları iştiraklerin denetimi ise önem arz etmektedir. Teklifin ilk hâlinde fon aracılığıyla kurulu şirketlere iştirakler hâlinde sermayesinin yarısından fazlasının kamuya ait olduğu şirketlere ilişkin hükümlerden istisna edilmesi yönündeki düzenleme, Anayasa’nın 165’inci maddesine aykırı olacağı yönündeki çağrımız üzerine komisyonda değiştirilmiş ve bunlar da Sayıştayın denetimi kapsamına alınmıştır. Diğer taraftan, bankanın ancak kanunla ve Cumhurbaşkanı kararıyla ve kaynağı tahsis edilen konularda görevlendirilebileceği belirtilmektedir. Burada da amacın, bankaya gelişigüzel görev verilmemesi, bankacılığın gerekleri dışında siyasi saiklerle bir yönlendirmenin olmaması, programlı bir şekilde kaynağı ayrılmış konularda bankanın görevlendirilmesinin mümkün olabileceği hüküm altına alınmaktadır.

Kanun teklifinde, bankanın diğer kamu bankaları olan Ziraat Bankası ve Halkbank gibi özerk bir yapıya kavuşturulması hem teşkilat yapısının hem de personel durumunun buna göre tanzim edilmesi öngörülmektedir. Bankanın yeni yapılanması sonucu personelin tamamen İş Kanunu’na tabi olması, mevcut personelin isterlerse yeni statüde kendi kurumlarında devam etmelerine, isterlerse de başka kurumlara nakline imkân sağlamaktadır. Bununla birlikte, bankada çalışan uzmanların kamu kurum ve kuruluşlarına nakli konusunda bir ilave düzenleme ihtiyacı olduğunu değerlendiriyoruz. Kalkınma Bankasına öteden beri alınan uzman yardımcıları, kendi mevzuatı çerçevesinde belli bir yetişme döneminden sonra hazırladıkları tezin kabulü ve yeterlilik sınavını geçmeleri hâlinde uzman olmakta ve hizmetine devam etmektedir. Bunlar, her ne kadar Devlet Memurları Kanunu’nun 36’ncı maddesinde düzenlenen “kariyer uzmanlık” tanımı içerisinde sayılan uzmanlardan olmamakla beraber, mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, öğrenim durumları ve nitelikleriyle, yaptıkları işler bakımından bunlarla bir paralellik arz etmektedir.

Bu sebeple, ülkemizdeki en önemli sorunlardan birisinin beşerî kaynak israfı olduğu da dikkate alındığında, bankadaki uzman personelin diğer kurumlara nakli sırasında, gittiği kurumlardaki kariyer uzmanlıklara denk hâle getirilmesi gerektiğini değerlendiriyoruz. Bu durum, hem ilgililerin muhtemel mağduriyetlerinin önüne geçecek hem de yetişmiş personelin kamuya olan katkısının artmasına imkân sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin uluslararası rekabet gücü yüksek bir ekonomiye kavuşması şüphesiz hepimizin arzusudur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu anlayışla seçim beyannamemizde katılımcı kalkınmayla millet-devlet buluşmasının önemine vurgu yaptık. Toplumun topyekûn üretime katılması, katıldığı oranda üretimden pay alması ve ortaklık anlayışına dayanan katılımcı kalkınmayla doğal ve beşerî kaynakların harekete geçirilmesinin mümkün olacağını, esnaf, sanatkâr, çiftçi, ev kadını ve gençlerin atıl kaynakları harekete geçirecek yöntemlerle üretime daha aktif bir şekilde katılabileceklerini düşündük ve katılımcı kalkınma anlayışını öngördük. Unutulmamalı ki nimet ve külfet paylaşımında adil olacak bir yönetim düzeninin tesisi zor dönemlerde millet olarak kenetlenebilmeyi ve devlete güçlü bir güveni tesis edecektir.

Türkiye’nin büyüme ve kalkınma hedefini sekteye uğratmadan yoluna devam etmesi, 2023, 2053 ve 2071 hedeflerini gerçekleştirebilmesi için bir yandan güvenliğini tehdit eden unsurlarla mücadele edilirken, diğer yandan sosyoekonomik sorunların çözülmesi ve adalet anlayışının egemen kılınması gerekmektedir. Üreten bir ekonomi için üretim ve istihdam sağlamaya dönük yatırımlar teşvik edilerek katma değerli ve teknoloji yoğun yenilikçi bir üretim ekonomisi tesis edilmelidir. Buna göre yatırım teşviklerinin birimler bazında tematik olarak verilmesi, belirli yörelerimizin sektörel cazibe merkezi hâline getirilmesi, GAP, DAP, DOKAP, KOP gibi bölgesel kalkınma projelerinin hızla tamamlanması bölge ve ülke kalkınmasına katkı sağlayacak, insanlarımızın refah düzeyini yükseltecektir.

Bugün Türkiye ekonomi üzerinden jeopolitik sonuçlar doğurması umulan bir tehditle karşı karşıyadır. Papaz Brunson’un bahane olarak kullanıldığı ABD yaptırım kararları, Irak, Suriye, Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz’deki millî çıkarlarımızı terk etmemiz ve dünyada dönüşümün yaşandığı bir süreçte jeopolitik olarak geri çekilmemiz için ülkemize karşı sürdürülmektedir. Ekonominin gereklerinden bağımsız, psikolojik operasyonlara dayalı bir yapı oluşturulmak suretiyle, Türkiye ekonomik bir darboğaza sürüklenmek, toplumda bir panik havası oluşturulmak, neticede ise buradan bir hesap görülmek istenmektedir.

Şüphesiz ki Türkiye ekonomisinin kendi dinamiklerinden kaynaklanan sorunları vardır. Son dönemde TL’nin değer kaybetmesiyle enflasyonda görülen artışlar ekonomimiz açısından dikkate alınması gereken önemli bir durum teşkil etmektedir.

Türkiye ekonomisinde başta büyüme olmak üzere olumlu gelişmeler olduğu gibi, hâlâ yapılması gereken işlerin, alınması gereken tedbirlerin olduğu da bir gerçektir. Özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın geçim şartları giderek ağırlaşmaktadır. Yurt içi tasarruflar yetersiz olduğu için yurt dışından getirilen kaynakların firma ve hane halklarına kredi olarak verilmesi, ayrıca büyük firmaların doğrudan yurt dışından da borçlanmaya gitmeleri Türkiye’nin dış borcunu artırmış, reel sektör firmalarının hem borcu hem de döviz cinsinden açık pozisyonu yükselmiştir. Bu dönemde kullanılan yaklaşık 600 milyar dolarlık dış kaynağa rağmen ülkemizin üretken yatırım kapasitesinde bu düzeyde bir artış da gerçekleşmemiştir. Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artış, ekonomide geleceğe yönelik beklentileri olumsuz hâle getirmek suretiyle yatırım kararlarının ertelenmesine ve dolayısıyla büyüme ve istihdamın istenilen ölçüde artmamasına neden olabilecektir.

Şüphesiz dışa açık ve rekabetçi bir yapı içerisinde dünya ekonomisiyle bütünleşerek bölgesel ve küresel gelişmelerin önde gelen belirleyicileri arasında yer almak Türkiye’nin vazgeçilmez önceliğidir. Bu kapsamda, bilgi çağının gereği olarak bilgi üretiminin desteklenmesi, kolay ve spekülatif kazanç sağlayan, ranta dayalı bir tüketim ekonomisi yerine teknolojik gelişmeyi, yenilikçiliği, verimliliği ve istihdamı esas alan bir üretim ekonomisinin oluşturulması zorunludur.

Ekonomik sorunların çözümü için bölgesel ve küresel siyasi risklere bağlı kırılganlıkların önüne geçmek gerekmekte, buysa ihtiyaç duyulan yapısal reformların bir an evvel yapılmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede, milletimizin karşı karşıya olduğu borçluluk, geçim sıkıntısı ve fakirliğe çare olacak acil önlemlerden oluşan rahatlatıcı politikalar ile Türkiye’yi geleceğe taşıyacak, teknoloji yoğun yatırım ve üretimi destekleyecek kalkınma politikaları eş zamanlı olarak hayata geçirilmelidir.

Bu ortamda kaynakların amaca yönelik olarak rasyonel şekilde kullanılması da önem arz etmektedir. Devletin ekonomideki kaynak tahsisine yön vererek üretimi artıracak altyapı yatırımlarına öncelik vermesi, özel sektör yatırımlarının da değişik enstrümanlar kullanılarak daha rekabetçi ve kaliteli üretime yönlendirilmesi gerekmektedir.

Önümüzdeki dönemde temel ekonomik hedeflerden birisi olan enflasyonun düşürülmesi ve bozulan beklentilerin düzeltilmesi için yapılan girişimlerin ve ortaya konulan projelerin iş çevrelerince ve toplumun tüm kesimlerince desteklenmesi hâlinde umuyoruz ki beklenen fayda ve sonuç elde edilebilecek, sıkıntılı süreç şüphesiz ki daha hızlı aşılacaktır.

Ancak, bu süreçte Türkiye’nin ekonomi cephesinin düşürülerek ortaya çıkan mağduriyet ve kayıpların siyasi tepkiye dönüştürülmek istenmesi doğrudan doğruya milletimize, ülkemizin itibar ve saygınlığına zarar vermektedir. Türkiye ekonomik fırtınaya tutulduğu andan itibaren fırsatçılık yapan, kârına kâr katan, haksız kazanç ve servet edinenlerden hesap sorulmalıdır. Ekonomideki olumsuz gelişmelerden, fiyatlar genel seviyesindeki artıştan en çok dar ve sabit gelirli vatandaşlarımız etkilenmektedir. Bu sebeple asgari ücretli işçi, memur, küçük esnaf ve çiftçimizin bu süreçte desteklenmesi gerekmektedir. Kuşkusuz ki her durumda hâline şükreden, “Bir lokma, bir hırka.” diyen, müşfik, elinde avucunda bir şey kalmamış insanlarımız ekonomik çilelere, fahiş zamlara, anormal fiyat artışlarına katlanmak zorunda kalmamalıdır. Beklentimiz ve gayretimiz nimet ve külfetin toplum kesimleri arasında hakça dağıtılmasıdır. Bu süreçte harekete geçen sinsi fırsatçılar yetkililerce belirlenmeli, piyasa kurallarına, millî hasletlerimize ve ticaret ahlakına aykırı davranarak stokçuluk yapanlar ve yabancı ülkelere sermaye kaçıranlar bulunmalı ve bu karanlık niyetliler mutlaka deşifre edilmelidir.

Bu düşüncelerle kanun teklifinin yatırım ve üretimi artırmasını, milletimizin huzur ve refahına katkı sağlamasını diliyor, Milliyetçi Hareket Partisi adına sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aksu.

Sayın Tanal, bir söz talebiniz vardı, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi görüşülürken Genel Kurul salonunda TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan Yardımcısının bulunmasının konuyla ilgisini öğrenmek istediğine ve emsal olmaması açısından tüm yetkililerin uyarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, şu anda Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi hakkında kanun teklifini görüşüyoruz. Burada, İç Tüzük’te Türkiye Büyük Millet Meclisine girecek olan bürokratların meslek, nitelik ve vasıfları açık ve net yazılı. Hatta dün, İç Tüzük burada tartışılırken orada tek tek yine tahdidi olarak sayılmıştı. Burada ancak Kalkınma Bankasının yetkilileri ve Maliye Bakanlığından veya Hazineden birilerinin, üst düzeyde yetkililerin oturması gerekirken şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna giren bürokratların arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Bütçe Başkan Yardımcısı bulunmakta.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Bütçe Başkanlığının Kalkınma Bankası kanunuyla ne alakası, ilgisi var? Yani herhâlde burası… Milletvekilleri nasıl olsa bu işi araştırmaz, bilmez… Milletvekillerini, Parlamentoyu itibarsızlaştırmadır. Bunu şiddetle kınıyorum. Bunun bir daha emsal olmaması açısından tüm yetkilileri uyarmanızı istirham ediyor, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – O konuda ihtisas sahibidir, çağrılmıştır. Ne var yani?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yok öyle, yok.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

5.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, Meclis İçtüzük’ü değişikliğinden sonra Genel Kurul çalışmalarına katılacak olanlarla ilgili boşluk doğduğuna ve hassasiyet nedeniyle TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan Yardımcısının Genel Kurul salonu dışına çıkarıldığına ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Değerli Tanal, değerli milletvekilimiz, bu Meclis İç Tüzük’ünün değişikliklerinden sonra yeni uyguladığımız sistemde doğal olarak katılanlarla ilgili bir boşluk da olduğu ortada. Ben, hassasiyet nedeniyle arkadaşımızı Genel Kurul salonu dışına çıkardım. Ayrıca, bu tip uygulamalarda neler olup olmadığını geçmişe doğru da inceliyorum ama doğrusunu hep birlikte, beraber yapacağız. Şu anda katılan arkadaşlarımızın tümü yasal olarak katılması mümkün olan arkadaşlarımız. O arkadaşımız şu anda tarafımca dışarı çıkarılmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, kısa bir söz rica edeceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın yaptığı uyarıda haklı olduğuna ve Genel Kurulda komisyona ayrılan sıralardaki oturma yeri eksikliğinin ivedilikle giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Tanal’ın yaptığı elbette son derece haklı bir uyarı, gereğini de yaptınız. Kimsenin, bürokrat arkadaşımızın yetkinliğiyle, varlığıyla değil ama bir rejime kasteden sistem değişikliği getirildiğinde kendi getirdikleri sisteme uyacak arkadaşlar, onun lâmı cimi yok, bunu iktidar partisi için, 1’inci grup için söylüyorum.

İkincisi, burada bir komisyon sırası var, komisyon sırasında 10 tane oturma yeri var. Sayın Başkanım, bir hususu ifade etmek istiyorum. Şimdi, burada komisyona ayrılan yerler var, ben bunu daha önce Binali Bey’e, Sayın Başkana da söyledim. 10 kişilik yer ayrılmış durumda. Oysa yeni madde ihdası her zaman talep edilebilir. Yeni madde ihdas etmek istediğimizde siz çağıracaksınız, komisyon oraya gidecek. Komisyonlar 26 kişi ve 10 kişilik oturma yeri var.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Plan Bütçe 30.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Plan Bütçe Komisyonunda 30. Ve yarın öbür gün bu durum olduğunda, Binali Bey tabii, şakacı bir üslupla diyor ki: “Ya, gelirler, kimi ayakta durur ama…” Böyle metrobüs tipi bir yasama yapamayız. Bu eksikliğin ortadan kaldırılması gerekiyor, ona bir kez daha dikkat çekiyoruz.

Tabii -iş böyle- Meclisin tasarımında bile bu kadar özensiz davranılınca Başkanlık tarafından, bu sefer metrobüs tipi yasamaya alışınca boş bulunan yere de aklına esen oturmaya başlıyor, böyle bir şey yok, kimin oturacağı belli, kimin oturamayacağı belli. Çağırıldığımızda da yeni madde ihdası için orada gidip ayakta duracak hâlimiz yok. Bu yüzden bu eksikliğin Genel Kurul salonunda ivedilikle giderilmesi gerekir.

Teşekkür ediyorum.

VI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

6.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Levent Gök’ün, komisyon sıralarının komisyon üye sayısı kadar artırılmasının bir zaruret olduğuna ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özel.

Yani bu talebi hep beraber değerlendirmiştik. Sayın Meclis Başkanı da bu konuda bir talimat verdi ama elbette komisyonlara ayrılan sıra ile komisyonların üye sayıları arasındaki fark şık değil değerli arkadaşlarım. Bunlar Meclisimizin itibarına da yakışmıyor. Komisyon sıralarının komisyon üye sayıları kadar artırılması bir kere bir zaruret, burada ciddi bir iş yapıyoruz. Bu konuda Meclis Başkanımızla tekrar görüşerek bu konunun acil ve ivedi bir şekilde çözülmesi konusunda biz de elimizden geleni yapacağız. Meclisimizin itibarına uymadığını hepimiz biliyoruz.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özkan, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, komisyon sıralarındaki eksikliğin sistemin işleyişine herhangi bir engel teşkil etmeyeceğine, fizikî imkânlar el verdiği ölçüde yeniden düzenleneme yapılabileceğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tabii, Sayın Grup Başkan Vekilinin hassasiyeti normal bir hassasiyettir ancak Parlamentonun çalışma düzenine baktığımız zaman, parlamenter sistem 1876’lardan beri bir şekilde sistemimizin içerisinde, dünden bugüne şu Parlamentonun da oturma düzeninde biliyorsunuz ki farklılık vardı. 1990’lardaki oturma düzeni değişikliğinden sonra ancak bakanlar kurulunun ayrı bir yere oturması ve komisyon için de ayrı bir yer yapıldı; ondan önce burası aynen komisyonda olduğu gibi grup başkan vekili, grup başkanı, milletvekilleri, komisyon başkanları ve hükûmet üyelerinin de -eski sistemde- bir arada faaliyet gösterebilecekleri ve milletvekili sıfatıyla faaliyet gösterebilecekleri bir yerdi. Bu noktada, ayrı bir yer olsa belki çok daha iyi olabilir, burada buna hep birlikte karar vereceğiz ancak sistemin işleyişine herhangi bir engel teşkil edecek bir durum söz konusu değildir. 90’lardan önce eğer oturuyor olsaydık zaten komisyon üyeleri de eski oturma düzeninde karışık oturuyorlardı. Onun için madde ihdasında da olsa mevcut durum bir engel teşkil etmeyecek ancak Sayın Başkanın ifade ettiği husus da hep birlikte değerlendirilerek fizikî imkânların el verdiği ölçüde yeniden düzenlenebilir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, bu konu görüşüldü, Meclis Başkanı Sayın Binali Yıldırım da bu konuda bir talimat verdi ama bunu bir an önce çabuklaştırmamız gerektiği çok açık.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, şimdi, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erol Katırcıoğlu.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA EROL KATIRCIOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Özgür Özel, demin Meclisle ilgili olarak bir kelime kullandı, yeteri kadar özenli olmadığımıza dair. Doğrusunu isterseniz özensizlik o kadar diz boyu ki bu Mecliste -ben yeni gelmiş bir arkadaşınız olarak söyleyebilirim- bakın, bugün konuştuğumuz yasa teklifinin önerisini yapan iki arkadaşımız hâlâ burada yoklar ve hâlâ baktığınızda sandalyelerin hemen hemen tümü boş.

Bunun bir tek anlamı var -özellikle AK PARTİ’li arkadaşlara söylüyorum- bunu böyle düşünmeseniz de arkadaşlar, bu şu demek: “Biz çoğunluğuz, gerektiğinde geliriz, belirleriz buradaki oylamayı ve çeker gideriz.” Böyle düşünmeseniz de yaptığınızın bu olduğunu lütfen bir kere daha düşünün derim ben.

Şimdi, arkadaşlar, tabii, Kalkınma Bankasıyla ilgili olarak söz aldım. Bu çok hızla elimize gelmiş olan bir yasa teklifiydi ve yine hızla bir değerlendirmeden sonra buraya gelmiş oldu fakat konuşulacak o kadar çok konu vardı ki bunu Plan ve Bütçe Komisyonundaki toplantılar sağlamadı, doğrusunu isterseniz. Şimdi, ben, mesela birtakım sorular ortaya atacağım ve cevap bekliyorum tabii ama cevabı verecek olan insanlar burada olmadığı için… Yani, aslında, belki, hani ola ki burada bazı arkadaşlarımız, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlar, yasalar nasıl saraydan buraya geliyorsa, belki buradan da bazı düşünceler saraya gider umuduyla birkaç cümle söyleyeceğim.

Kalkınma Bankasına geçmeden önce, Sayın Bakan Albayrak geçenlerde enflasyonla mücadeleyle ilgili olarak ortaya attı ve ilginçtir bütün yandaş medya tarafından da alkışlarla karşılandı fakat içi o kadar boş, altı o kadar boş bir öneriyle gelindi ki insan şunu sormadan edemiyor: Ya, bu arkadaşlar iktisat bilmiyorlar mı hakikaten? Olabilir mi bu? Ben olamayacağını düşünüyorum çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi mensupları arasında iyi iktisatçıların olduğunu da biliyorum ben. Gelen öneri, aşağı yukarı şöyle bir öneri, diyor ki: “Yılbaşına kadar şirketlerle anlaştık, yüzde 10 indirim yapacağız.” Fiyatları indirecekler yüzde 10.

Peki, arkadaşlar, ya indirmezlerse ne yapacaksınız? Öyle ya, ne yapacaksınız? Ceza mı vereceksiniz? Ceza veremezsiniz çünkü ortada bir kanun yok. İnsanları dayanışmaya davet edebilirsiniz ama -kusura bakmayın- ülkeyi öylesine böldünüz ki böyle bir dayanışmayı üretme şansınız da yok.

Dolayısıyla da, arkadaşlar, bakın, kolektif aksiyon iki araçla gerçekleşir. Biri kanun ve cezayla, bir diğeri de dayanışma, eğer bir ulussa, ulusun ortak biz duygusuyla, paylaşmasıyla ilgili olabilir. Bakıyorum, önerinin hiçbirinde bunlar yok. Dolayısıyla bizim yüzde 10 indirim yapmak durumunda bunu destekleyen şirketlerin yapmadıkları takdirde ne yapacaklarıyla ilgili hiçbir bilgimiz yok. Yani sonuç olarak ne kanun var ne bir dayanışma önerisi var, sadece ve sadece TOBB’un, işte, TÜSİAD’ın vesaire, birtakım iş örgütlerinin temsilcileriyle yapılan görüşmeler sonucunda bir anlaşmaya varılmış olduğu bilgisi var.

Tabii, bizim ülkemizi hepiniz biliyorsunuz. Hemen arkasından büyük sermaye grupları destek beyanlarında bulundular. Bu da güzel bir şey sonuç olarak. Gerçekten yüzde 10 fiyatlarını indirecek olurlarsa bu, Türkiye açısından iyi bir şey olur ama yapmayacaklar arkadaşlar. Bu, iktisadi kurallara aykırı bir şey.

Yine iktisattan bahsedelim. Bu, ancak şöyle olabilirdi: İktisat teorisinde “gelirler politikası” diye bir politika vardır. Bu politika, enflasyonla mücadelede kullanılan bir politikadır ve biz de esasında Türkiye olarak geçmişte kullandık bu politikayı ve bu politika, esas itibarıyla bir uzlaşmaya dayanır. Yani üretim faktörlerinin temsilcileriyle bir uzlaşma üretmeye dayanır. Yani işçilerle anlaşacaksınız, işverenlerle anlaşacaksınız, devletle anlaşacaksınız ve dolayısıyla da bir anlaşmayla “Biz fiyat artırımlarını durdurduk ya da şu kadar indirdik ya da şundan fazla artırmayacağız.” diyebilirsiniz ve bunu her ay “check” ederek gerçekten buna uyulup uyulmadığını denetleyebilirsiniz ve böylelikle de enflasyonla mücadelede bir başarı elde edebilirsiniz ama arkadaşlar, dikkat edin, burada da önemli şart, uzlaşma. Yani toplumdaki farklı kesimlerin, ekonomide faktör temsilcileri arasında bir uzlaşma gerekiyor. Doğrusunu isterseniz, bu uzlaşmaya tabii ki… Ben Sayın Albayrak’ın ekibi içinde gelirler politikasını bilmeyen kimsenin olduğunu sanmıyorum. Bu, öyle bilinmeyecek ayrıntı bir bilgi değil. Bunu herkes biliyor. Ama arkadaşlar, mesele bu değil bence. Benim anladığım, benim okumam, meselenin bu olmadığı yönünde. Mesele ne diye baktığımızda, benim gördüğüm kadarıyla bu şöyle bir şey…

Ha, pardon, bir şey daha söyleyeceğim. Bu yüzde 10 indirimle ilgili olarak önemli olan… Ki birazdan Kalkınma Bankasıyla ilgili olarak konuşurken de bağlantı kuracağım. Fiyatlarını yüzde 10 indireceğini söyleyen şirketler dünyasında rekabet bozulur. Çünkü yüzde 10 indirebilecek olan vardır kâr marjından, yüzde 10 indiremeyecek olan vardır. Dolayısıyla da yüzde 10 indiremeyecek olan, iflas eder. Dolayısıyla da onun pazarını diğer rakibi alır. Dolayısıyla rekabet ilişkisi ve düzeni bozulur.

Sayın Cumhurbaşkanı buraya geldi açılışta, biliyorsunuz, serbest piyasayı öven bir konuşma yaptı ama bu, serbest piyasa değil. Kimse kusura bakmasın, böyle serbest piyasa olur mu? Ama illa serbest piyasa olması gerektiğini de söylemek istemiyorum ben. Yani ekonomide iradi kararlar da pekâlâ olabilir ama o iradi kararların gerçekten danışılarak üretilmiş olması lazım ya da arkasında toplumsal bir meşruiyet olarak yapılabilmesi lazım. Ben bunu görmüyorum ve görmediğimden dolayı da bu adımın başarılı bir adım olma ihtimalini çok fazla görmüyorum.

Dolayısıyla da sonuç olarak bu başarılı olma şansı olmayan öneri niçin ortaya atıldı diye baktığınızda, ben şöyle düşünüyorum: Biliyorsunuz, mart ayında yerel seçimler var ve şu cümleyi söyleyebilmek istiyor Hükûmet yıl sonunda… Çünkü, hatırlayacaksınız, bu yüzde 10 fiyat indirimleri yılbaşına kadar olacak, gönüllü olacak vesaire vesaire… Bu, şu demek: Eğer enflasyon, yıl sonu itibarıyla, şu anda beklenenden daha düşük bir seviyedeyse o zaman şunu söyleme şansı olacak iktidarın: “Görüyorsunuz, ekonomiyi kontrol altına aldık. Bakın, dövizi nasıl aldık. Döviz 6’lar civarında dolaşıyor ama sonuç olarak büyük dalgalanmalar yok.” Dolayısıyla her şey yolunda izlenimini uyandırmak istiyor bu Hükûmet çünkü, benim anladığım kadarıyla, yerel seçimler onlar için de hayati. Bizim için de hayati, doğrusunu isterseniz. Çünkü bu sistemle gitmek konusunda kararlısınız ve anlıyorum ki inanıyorsunuz da bunlara. Demin Durmuş Yılmaz’ın söylediklerine tümüyle katılıyorum. Buna inanıyorsunuz da ama bu yol, yol değil. Nasıl anlatmak lazım bilmiyorum.

Yani ben şunu çok isterdim doğrusu, bu programı ya da bu enflasyonla mücadele programını önümüze getiren kadroyla bire bir konuşabilmeyi çok isterdim. Gerçekten neyi nasıl düşündüklerini anlamak isterdim ve şu soruların cevabını vermelerini isterdim: Ya yüzde 10’a uymazlarsa ne yapacaksınız? Kaldı ki -bir başka soru daha soracağım- “Yılbaşına kadar.” deniyor. Ne olacak yılbaşından sonra? Yani yılbaşına kadar yapacağız bunları, sonra program bitecek. Peki, enflasyon kontrol altına alınmış mı olacak? Bilmiyoruz, onu yaşayarak göreceğiz.

Dolayısıyla arkadaşlar, özetle, iktisadi perspektif olarak mevcut Hükûmet, tümüyle kendini yerel seçimler bağlamında bir yere oturtmaya çalışıyor, ekonomideki çılgın gidişi bir ölçüde de olsa kontrol altına aldığını söyleyebileceği bir yere doğru ekonominin götürülebilmesini istiyor. Bu da yılbaşına kadar olacak olan bir süre gibi gözüküyor. Dolayısıyla da “Neden yüzde 10 indirimler yılbaşına kadar olacak?” sorusunun cevabını da böylelikle bulabiliriz. Yanılıyor olabilirim, bunu yaşayarak göreceğiz. Ben de buradayım, sizler de buradasınız; bunları tekrar konuşacağız.

Şimdi, Kalkınma Bankası meselesine gelecek olursak, tabii, Kalkınma Bankasıyla ilgili teklifi okuduğumda ben şöyle düşündüm -bir süre önce yine burada yaptığım bir konuşmada bunun altını çizmiştim- ve kendi kendime şunu söyledim: Hah, nihayet Hükûmet, imalat sanayisinin önemini kavramış bir yerden bir teklif getirmiş. Çünkü on altı yıl boyunca imalat sanayisinin gayrisafi millî hasıla içindeki payları giderek düşüyor arkadaşlar, ki imalat sanayisi döviz yaratan bir sanayidir. Tarım da aynı şekilde, tarımın da gayrisafi millî hasıla içindeki payı düşüyor, inşaatın aleyhine olmak üzere. Dolayısıyla da şöyle düşündüm: Bu Kalkınma Bankası, evet, güzel, KOBİ’leri destekleyecek, şunlar bunlar… İyi bir şey olacak diye düşünmeyi çok istedim ama teklifin tümünü okuduğumda, tümünü okuduğunuzda ve yaptığımız tartışmalardan, meselenin sadece ve sadece bir kalkınma bankası ihtiyacını karşılamak üzere önerilmiş bir teklif olmadığını anladım ya da anlıyorum, öyle okuyorum.

Şimdi, kalkınma konusuyla ilgili birkaç cümle daha edeyim, sekiz dakika vaktim var.

Evet, Türkiye, doğrusu, şunu yeteri kadar tartışmış bir ülke değildir. Yani 1980’lerde serbest piyasa ekonomisini kabul ettik dedik ama serbest piyasa ekonomisinin nasıl bir ekonomi olduğuyla ilgili olarak çok da fazla bir fikrimiz yoktu ama işte öyle veya böyle bunca zaman geçti ve bir şeyler öğrendik sonuç olarak. Ama yine de geldiğimiz yer itibarıyla baktığımızda, hâlâ gelişmiş ülkeler sınıfında değiliz. Bu, hepimizi ilgilendiren, hepimizi “Nasıl yaparız da bunu aşarız?” sorusunun cevabını vermeye iten bir durum.

Benim geçmişte yaptığım bir hesaba göre, bizim Avrupa Birliği ülkeleriyle aynı gelir düzeylerine ulaşabilmemiz için yıl itibarıyla yüzde 7 büyümemiz lazım ve bu, bizim otuz yıl daha beklememizi gerektiriyor. Dolayısıyla da müthiş bir açık var ve dolayısıyla da “kalkınma” diye bir meselemiz var gerçekten. Bunun da doğrudan doğruya piyasa ekonomisiyle olmadığını da biliyoruz, olmayacağını da biliyoruz. En azından 2008 krizi bilmeyenlere de anlattı bunu ki bu piyasa ekonomisiyle bu işler kendi başına olmaz. Dolayısıyla da iradi kararlara ihtiyaç var, tabii ki var, tabii ki Kalkınma Bankası gibi bankaya da ihtiyaç var. Ama arkadaşlar, dediğim gibi, biraz baktığımızda bunun birazdan arkadaşlarım da maddeler üzerinde konuşurken daha ayrıntısına girecekler ama ben çok kabaca söyleyeyim size, benim altının çizilmesi gerektiğini düşündüğüm şey, kaynağının nereden geldiği belli olmayan bu bankanın ki muhtemelen ya da büyük bir ihtimalle bütçeden gelecek olan bir kaynağı olacak, dolayısıyla da vergilerle sermayesi desteklenmiş bir kurum olacak, bu kurum. Ve bu kurum -öyle yazıyor- kâr maksimizasyonunu dikkate almadan kendi kaynaklarını transfer edecek, ihtiyacı olanlara. Ben bunu tartışırken Plan ve Bütçede sordum, bir cevabını alamadım doğru dürüst.

Kâr maksimizasyonu, bildiğiniz gibi, verimliliğin gerçekleşebilmesi için işletmelerin uyması gereken bir kural, bir ilke. Ha, buna uymayabilirsiniz, dersiniz ki satış maksimizasyonu yapmak istiyorum, fayda maksimizasyonu yapmak istiyorum dersiniz ama bir şeyi maksimize etmeye çalıştığınız için. Niçin? Çünkü kaynaklarınızı verimli kullanmanın bir yolunu bulmanız lazım. Fakat anlaşılıyor ki burada böyle bir ihtiyaç yok. Ve bu ihtiyaç olmadığı için de benim anladığım kadarıyla -yine şurada notlarımda olacak- birçok muafiyetle birlikte kurulmuş bir bankayla karşı karşıyayız. Birkaç tanesini okuyayım, mesela SPK’ye ödenecek kurul ücretleri ödenmeyecek, damga vergisinden muaf olacak, her türlü harçtan muaf olacak, banka ve sigorta muameleleri vergisinden muaf olacak, gelir vergisinden, kurumlar vergisinden istisna olacak, Bankacılık Kanunu’ndan da istisna olacak! Ne kuruyoruz arkadaşlar? Böyle bir şey olur mu? Nasıl bir şey bu?

Amaç olarak da yazılan, altyapı yapacak, çevreye yatırım yapacak, enerji, konut... Niçinse konut? Yani konut, bu bankaya mı kaldı? Her neyse... AR-GE, verimlilik artışı, KOBİ’ler en son, bölgesel gelişmişlik farkları ve döviz kazandırıcı faaliyetler.

Şimdi, arkadaşlar, benim anladığım, bu şöyle bir banka olacak: Tamamen Cumhurbaşkanının elinin altında, adı Kalkınma Bankası olmakla birlikte finans piyasalarını kontrol eden ve finans piyasalarında karşılaştıkları bankacılığın zorluklarını aşmanın yolu olarak tümüyle Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacak olan bir araç olarak düşünülmüş bu. Yani biliyorsunuz, arkadaşlar, zaman zaman Sayın Cumhurbaşkanı, bankacılık sektörüyle ilgili olarak sıkıntılar dile getirir. Mesela, benim hatırladığım bir tanesi, kredi çağırmalarıyla ilgili olarak galiba İhracatçılar Meclisinde yaptığı bir konuşmada “Bu, gayriahlaki, gayrimillî bir davranıştır; kredileri geri çağıramazsınız.” diyerek tavır aldı. Fakat açıktır ki arkadaşlar, Türkiye'nin mevcut sanayi yapısı öyle bir yapı ki burada bankacılığı özel olarak ele alıp konuşmamız lazım.

Bakın, 2017 yılında Rekabet Kurumu, 12 bankaya aralarında anlaşıp faizleri belirlediklerine dair bir dava açtı ve bu dava sonucunda 1,1 milyar Türk lirası ceza kesti. Yani heyula gibi bir bankacılık sistemi var, özellikle KOBİ’ler bundan yararlanamıyorlar çünkü risk değerlendirmesi vesaire türünden zorluklarla karşılaşıyorlar ve dolayısıyla da gerçekten de yatırım fonlarından bir pay almaya çalışan KOBİ’lerin ciddi bir sıkıntısı var; geçmişte daha da fazlaydı, şimdi de devam ettiği kanaatindeyim.

Dolayısıyla da bir yanıyla baktığımızda, onlara çare olabilecek olan bir şey gibi gözüküyor ama esasında, bu, ancak ve ancak şöyle olabilirdi: Gerçekten özerk, belli bir yönetimi olan, belli bir programa bağlanmış -ki benim anladığım kadarıyla yine zamanımız yetmeyeceği için üstünde daha fazla konuşamayacağım- ama Kore’deki örnekler dikkate alınarak kurgulanmış olan bir şey bu, ki görünüş itibarıyla bazı benzerlikler taşısa da Kore’deki bankacılıkta şu gördüğümüz örneğin bir ilgisi yok.

Dolayısıyla da ben özetle, bu bankanın kuruluşuyla ilgili olarak önce gayet olumlu bir bakış açısıyla konuya yaklaştığımda ve teklifi okudukça geldiğim yerde, özellikle, fon meselesi var, fonun kullanımı meselesi var ve arkadaşlar, bütün bunlar doğrudan doğruya piyasadaki rekabet konularına değen konular. Yani siz aynı iş kolundaki bir şirkete bir kredi vereceksiniz, aynı sektörde çalışan diğer firmaya vermeyeceksiniz; bu, o sektördeki rekabet düzeyini bozar. Biz bu çalışma sırasında sorduk Sayın Muş’a, Rekabet Kurumuyla hiç görüştünüz mü diye, “Hayır.” dedi. Arkadaşlar, devlet yardımları ve devlet destekleri, özellikle, Avrupa Birliğiyle ilgili olarak baktığımızda bizim çok belalı bir konumuzdur. Çünkü bizim Türkiye olarak kulak arkası yaptığımız konulardan bir tanesidir bu, tıpkı İhale Kanunu gibi bir şey bu.

Dolayısıyla da arkadaşlar, evet, anlıyorum ki Hükûmet ciddi bir sıkıntı içinde ama bunu da itiraf etmiyor çünkü itiraf ederse biliyor ki önümüzdeki seçimlerde tepetaklak gidecek. Onun için, durumu idare etmek istiyor ve durumu idare etmenin araçlarından birinin de -anladığım kadarıyla- Kalkınma Bankası ve Kalkınma Bankası aracılığıyla iş dünyasını manipüle etmek, iş dünyasında istediği, uygun bulduğu kişi ve kurumları desteklemek, bulmadıklarını da desteklememek biçiminde tabii… Sonuç olarak, iyi kötü işleyen serbest piyasa ekonomimizin de sonu olacak, en azından olabilecek, böyle bir etki üretebilecek olan bir bankayla, bir banka girişimiyle karşı karşıyayız.

Yani yine, olan olacak tabii ki. Sizler şimdi, birazdan geleceksiniz, bir ıslık ötecek, herkes gelecek ve buradan bu yasayı geçireceksiniz ama emin olun, bu bizi bir yere götürmez. Ben ilk konuşmamda da buraya geldiğimde… Yıllar içinde öğretim üyeliği yapmış bir insan olarak, Meclisi merak eden bir insan olarak geçmişte gelmişliğim de vardır. Ama gördüğüm şey, gördüğüm tablo, hepimizin düşünmesi gereken bir tablo. Demin bir hadise yaşadık arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisinin bir önerisi vardı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, sürenizi bir dakika uzatıyorum.

EROL KATIRCIOĞLU (Devamla) – …sağlık çalışanlarına yapılanlarla ilgili olarak, Adalet ve Kalkınma Partisinden bir arkadaş geldi buraya, bir konuşma yaptı. Ben yanımdaki arkadaşıma dedim ki: “Ya, galiba, AK PARTİ de herhâlde bizi destekleyecek, bu öneriyi destekleyecek.” Ama gördüğüm şey: Oylamaya geçince hepiniz “hayır” dediniz. Bu, sizin anlayışınıza tuhaf gelmiyor mu? Bana tuhaf geliyor. Yani bu, bizim parti aidiyetlerimizin, fikirlerimizin çok önünde olduğunu söylüyor. Bu, iyi bir şey değil arkadaşlar çünkü burası, ortak fikri bulmaya çalışan insanların topluluğu olması lazım, mekânı olması lazım. Ama yani burada herkes kendi partisine göre, kendi partisinin talepleri doğrultusunda davranırsa ortak aklı bulamayız.

Sayın milletvekilleri, dolayısıyla da gerçekten aranızda bulunduğum süre içinde bu durumu görmekten dolayı çok rahatsızım, eğer sizler de rahatsızsanız oturup konuşalım.

Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Katırcıoğlu.

Şimdi teklifin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Bülent Kuşoğlu.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben bu dönem ilk defa kürsüye çıktım. Yeni dönemimizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün özel bir gün hem Kerbelâ şehitlerimizi hem de 10 Ekim Gar katliamındaki kayıplarımızı rahmetle anıyorum.

Sayın Başkanım, bir tartışma açmak istemiyorum ama -cevap vermeniz de mümkün değil- teklif sahiplerinin burada bulunmaması çok garip değil mi? Yani bir kanun yapıyoruz, ilgili teklif sahipleri burada değil. Tabii ki “Komisyon, teklifi sahipleniyor.” diyoruz ama Komisyonun sahiplenmesi ayrı, teklif sahiplerinin de nezaketen en azından burada bulunmaları gerekirdi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Eskiden genel müdürler gelirdi, şimdi genel müdür yardımcıları gelmiş.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) - Biz kanun yapıyoruz, yeni dönemde daha iyi bir Meclisle kanun yapacağımızı söylüyoruz, erkler ayrılığı, güçler ayrılığı ilkesini benimsemiş vaziyetteyiz “Daha katı bir şekilde burada uygulayacağız.” dedik ama yeni dönemde hem Komisyonda -ki biz Komisyonda 2 kanun teklifi görüştük şimdiye kadar- hem de burada yapılmakta olan bu yasama çalışmalarının geçmiş dönemlere göre çok daha eksik olduğunu görüyorum. Geçmiş dönemlerde çok önemli eksiklerimiz vardı ama maalesef bu dönemde daha da fazla eksiklik söz konusu. Bu şekilde devam etmek mümkün değil.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kanun sahibi orada. Nejat Koçer’in imzası var. Nejat Bey’in imzası var.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Yok, 2 arkadaşımızın imzası var, onların yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var, var.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Onlar daha sonra katılmış vaziyete.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, siz Genel Kurula hitap edin.

Değerli arkadaşlar, lütfen sayın hatibi dinleyelim.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, konu o değil ama bizim doğru dürüst yasa çıkarmamız lazım, Parlamento olarak doğru dürüst çalışmamız lazım, etkili olmamız lazım, bu ülkenin ihtiyacı olan kanunları yapmamız lazım. Artık 600 kişiden oluşuyoruz, yapacağımız kanunların bir anlamı olmalı, bir yararı olmalı, etkisi olmalı. Onun için de tabii ki daha fazla tartışabilir bir ortamda, konuşabilir bir ortamda bunları çıkarmamız gerekiyor ama böyle bir ortam olmadığını görüyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada geçmiş dönemlerde aramızda bakanlık yapmış olan değerli arkadaşlarımız var, tecrübeli arkadaşlarımız var, yeni katılmış olan arkadaşlarımız var. Sizler, bizler, hepimiz siyasi bir irade koyarak geldik seçildik, seçilmişleriz biz burada. Ama ülkeyi kim yönetiyor? Burada birinci parti olan, şu anda iktidar olan AK PARTİ midir? AK PARTİ milletvekilleri midir? İktidar mıdır? İktidar mısınız değerli arkadaşlarım? Değilsiniz, şu anda iktidar, AK PARTİ değil; Cumhurbaşkanlığı ve onun atadığı bürokratlar, bakanlar; atanmışlar, seçilmişler değil. Böyle bir usul olabilir mi? İktidar, şu anda atanmışlardan oluşuyor, atanmış bürokratlardan ve atanmış bakanlardan oluşuyor, siyasi iradeleri yok. Siyasi irade yok, bakın, ne kadar önemli bir konu. Siyasi iradeleri olmayan bakanlar, bürokratlar. Sizlerin siyasi iradesi var, seçilmiş insanlarsınız ama onların yok. Böyle bir eksiklikle bizim bu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi içerisinde kanun yapmamız, etkili olmamız mümkün müdür? Bir iktidarın… Biliyorsunuz geçmiş dönemde hükûmet programı vardı, bir hükûmet programı yapılırdı, atanan bakanlar -tabii, siyasi iradesi olan bakanlardı bunlar- o hükûmet programına katkı sunarlardı, bir ortak hedef oluşturulurdu, ortak hedefleri vardı. Şimdi hükûmet programı da yok, ortak hedefler de yok, siyasi irade de yok, tabii, bir de başbakanlık yok. Yani bütün bunları koordine eden, iki bin yıllık devlet geleneğimiz olan bir başbakanlıktan da yoksunuz. Neden biz başbakanlığı kaldırdık? Başbakanlık kötü müydü? Çok başarılı bizde başbakanlar var, veziriazamlar, sadrazamlar var. Biz başbakanlığı neden kaldırdık? Böyle doğru bir iş yaptık mı yani? Hiç kimse de bunu sorgulamadı. Şimdi geldik bir sıkıntı içerisinde, siyasi iradeden yoksun -maalesef- ortak hedeflerden yoksun -maalesef- bir sistemle, başbakanlığın olmadığı bir sistemle çalışmaya, kanun yapmaya çalışıyoruz, hiçbir anlamı yok. Kanun teklifini verenler yok, Hükûmet yok, siyasi irade yok; gerektiği şekilde kanun teklifleri tartışılmıyor. Böyle garip bir yasama yapma şekli.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Genel müdür, müsteşar yok, bakan yardımcısı yok.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Tanal, insicamı bozma lütfen.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, derin bir ekonomik kriz yaşıyoruz, ciddiye almamız gereken bir dönemdeyiz. Çok ciddiye almamız gereken bir dönem bu çünkü cumhuriyet tarihinin en derin krizlerinden birini yaşıyoruz şu anda. Bu krizin yapısal sebepleri var. Biraz sonra anlatacağım. Bu krizin küresel sebepleri var, küresel ekonomiye uyum sağlayamamamızdan kaynaklanan sebepleri var. Onun için bir sağlam yol haritası çıkarmamız, o yol haritasının detaylandırılması, o yol haritasına göre güven verilmesi, bize borç vereceklere güven verilmesi ve tüm bunlara uygun uzun vadeli çözümler üretilmesi lazım.

Şimdi, bu getirilen, Kalkınma Bankasıyla ilgili kanuna bakıyorum. Bu ciddiyette değil maalesef. Ben de sevindim. Gerçekten on yıldır özellikle Kalkınma Bankası pasivize edilmiş vaziyetteydi, aktif durumda değildi, on yıldır özellikle. Ha şimdi birdenbire Kalkınma Bankasıyla ilgili bir kanun getirince “Ya iyi oldu, Kalkınma Bankası kanunu çıkarılıyor, iyi olacak.” diye düşündüm ama bir kere Bankacılık Kanunu’na tabi olmayan, bankacılık mevzuatına tabi olmayan bir banka kuruyoruz. Allah aşkına, böyle bir yapı olabilir mi? Bankacılık mevzuatına tabi olmayan bir banka…

Öncelikle diyoruz ki: Bu ekonomik krizimizin yapısal sebepleri var. Yapısal sebeplerin başında da hukuk geliyor, hukuka uymamak geliyor. Hukuka uymadığımız için, birçok konuyu hukuk dışına ittiğimiz için biz krizdeyiz diyoruz, bunu kabul ediyoruz. Hukuk reformu yapılması lazım, yapısal reformların başında geliyor, sonra da eğitim geliyor ya da eğitim daha önce geliyor, bilmiyorum, artık o tartışılabilir. Böyle bir durumdayız. Hukuka uygun olmayan, Bankacılık Kanunu’nun uygulanmadığı, birçok kanundan muaf olan bir banka yaratmaya çalışıyoruz. Niye? Keyfî olarak kullanalım diye. Olmaz ki, bu çalışmaz ki. Bu kriz ortamında en önemli zarar, sıkıntı buradan gelecektir. Biz bir taraftan Kalkınma Bankası kuruyoruz, aktif hâle getiriyoruz diye sevinirken tam tersi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, kalkınma bankaları var, bütün dünyada kalkınma bankaları var “development banking” “investment banking” diye ama büyüme bankacılığı yoktur. Bizim getirdiğimiz büyüme bankacılığı. Ya biz ne olursa olsun büyüyelim anlayışıyla getirilmiş bir yapı bu. Bu anlayışla bu işin, bu krizin çözümlerini üretemeyiz.

Şimdi, bu saatte hepimizin dikkati dağıldı. Bir anekdot anlatayım. Sınav yapılıyor bir kurumda. İlk kişiye soruyorlar “2+2 kaç eder?” diye, “5” diyor; diyorlar ki: “Coşkunuzu anlıyoruz ama bize sayı saymasını bilen birisi lazım. Böyle 5 cevabı yanlıştır.” İkincisini alıyorlar, ona soruyorlar “2+2 kaç?” “3” diyor; “Siz yaptığımız her şeyi küçültürsünüz, siz bize lazım değilsiniz.” diyorlar. Üçüncü kişiyi alıyorlar “2+2 kaç?” “4” diyor kendisinden emin bir vaziyette; “Biçimsel mantığa dayalı düşünce kalıplarını aşmanız lazım, artık biraz farklı düşünmeniz lazım.” diyorlar, almıyorlar onu da. Dördüncü kişi geliyor “2+2 kaç eder?” diye soruyorlar, “Size kaç lazım?” diyor.

Değerli arkadaşlar, bize “2+2=4 eder.” diyen ve bunu kabul eden yöneticiler lazım. Doğru dürüst bu konuda karar vermemiz lazım. (CHP sıralarından alkışlar) Hani bir ara vardı ya kediye “kedi” demek, kediye “kedi” diyeceğiz. 2+2=4 ediyorsa 4 edecek. Bunlara doğru dürüst cevap verebilen yöneticiler lazım bize. Bu işin çözümüyle ilgili, bunları görecek, anlayacak bir hükûmet lazım bize. Bu gerçeği gören, gerçeğe göre hareket eden bir hükûmet lazım, bu işleri ciddiye almamız lazım.

Şimdi, geçen yıllarda bu kürsüye çıktığım zaman, özellikle Plan ve Bütçe Komisyonundan gelen af teklifleriyle ilgili olarak, vergi ve prim affıyla ilgili olarak buraya çıkıyor, konuşma yapıyorduk. Burada da o dönemde bakanlar da oturabiliyordu kanun tasarılarıyla ilgili olarak. “Sayın bakanım, bunları getiriyorsunuz ama bunun haricinde asıl getirmeniz gereken yapısal reformlar. Bir an önce getirin, bakın bir krize doğru gidiyoruz.” dediğimiz zaman “Siz karışmayın, kriz falan yok, biz yapısal reformları da yaparız.” diyorlardı. Şuradan bana özellikle vergi ve prim aflarıyla ilgili olarak laf atan bir bakanı çok iyi hatırlıyorum. “Onları da yaparız biz. Siz karışmayın bu işlere, siz bilmezsiniz.” diyen bakanları çok iyi hatırlıyorum maalesef Sayın Bakanım. Sizi kastetmiyorum tabii. Sağ olun, siz her zaman için hassas oldunuz bizlere karşı da.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Beni de kastetmiyorsun değil mi?

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Siz de Başkanım hassassınız tabii.

Bu yeni sistemde bu hassasiyeti maalesef hiç göremiyoruz. Bakanlar, biraz önce bahsettiğim gibi, burada değiller; siyasi irade burada, dolayısıyla gerekeni yapamıyor. “Hükûmet” dedi biraz önce Erol Hocam da konuşurken, “hükûmet” ya da “bakanlar kurulu” diyor konuşmacılar. Bundan sonra hükûmet de yok, bakanlar kurulu da yok; bir Kabine var, atanmış Kabine, bizimle de diyaloğu yok, nelere ihtiyaçları olduğunu bilmiyoruz.

Daha dün, biliyorsunuz, bir düzenleme yapıldı, Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı. Şimdi, orada diyor ki: “KDV iadeleri hemen yapılacak.” Ne kadar peki biriken KDV iadeleri? Ben rakamı bilmiyorum, Komisyonda da şimdiye kadar bu konu gündeme gelmedi -geçen yıl geldiğinde bir rakam vardı, hatırlıyorum- ama demin Sayın Yılmaz 40 milyar dolar dedi, yani 200 milyar lirayı aşan bir rakam söz konusu. Peki, nasıl yapılacak bu KDV iadeleri, bu kadar büyük bir meblağ nasıl ödenecek? 200 milyarın üzerinde bir meblağ. Zaten hazinede para varsa kriz yok demektir. Nasıl ödeyecekler? Yani bir şeyler yapılıyorsa anlamı olması lazım ve bize de bunun hesabının veriliyor olması lazım değerli arkadaşlarım, yok böyle bir şey.

Şimdi, deniliyor ki: “Yıl sonundan önce elektrik ve doğal gaza zam yapılmayacak.” Yıl sonuna ne kadar var? İki buçuk ay var. Yani “İki buçuk ay için zam yapmayacağız ama iki buçuk ay sonra zam yapacağız.” demektir bu. Böyle bir açıklama olur mu Allah aşkına? “İki buçuk ay için doğal gaz ve elektriğe zam yok ama ondan sonra zamlar var.” demektir, herkes bunu böyle algılar. Böyle bir açıklama, böyle bir Enflasyonla Topyekûn Mücadele Programı mı olur?

“Fiyatlar yüzde 10 düşürülecek.” Siz, hepiniz biliyorsunuz, bir yerde, bir mağazada indirim varsa önce fiyatları yükseltmişlerdir, ondan sonra yüzde 50 indirim yapmışlardır. İsterseniz devlet olarak talimat verelim, bütün işletmeler yüzde 50 indirim yapsın ama çıkarırlar fiyatı, sonra indirirler. Tabii ki kendisi için rasyonel olanı, kârlı olanı, kazançlı olanı yapacaktır, yani bunlar iş mi?

Şimdi, kredi faizleri yüzde 10 düşürülecekmiş. Enflasyonunuza ve Merkez Bankası faizlerine bakın, enflasyon ile Merkez Bankası faizini mukayese edin, faizlerin ne kadar düşmesi gerektiğini bulun. Bunun bir mantığı var mı? Yani yaptığımız işlerin hakikaten bir mantığının olması lazım, Hükûmet tarafından yapılan işlerin. Ben de “Hükûmet” diyorum ağız alışkanlığı, “Kabine” diyeyim, belki “Kabine” daha doğru bir kelime; Kabine tarafı… Ama bu yaptıklarının hesabını da bu Meclise, bu yüce Meclise verebilmeleri lazım. Böyle bir bağlantımız da yok maalesef.

Şimdi, bu kanunda çok önemli konular var. Bir tanesi -diğer arkadaşlarımız da sıraları gelince maddelerde açıklayacaklar ama- mesela 3’üncü madde diyor ki: “Banka; kanun ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle…” Bakın “…kanun ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle görevlendirilebilir.” Görevlendirme de paraya müteallik konular. Paraya müteallik konularda görevlendirilebilirmiş.

Değerli arkadaşlarım, paraya müteallik konularda, bütçe yapmada yani bir yere kaynak aktarmada yetkili olan Türkiye Büyük Millet Meclisidir, Parlamentodur, sizsiniz. Bu yetkimizi hiç kimseye devredemeyiz, Cumhurbaşkanına da devredemeyiz. Bu, tarihten gelen, tarihsel bir yetki, Parlamentonun yetkisinde olması gereken bir konu; bu, Anayasa’ya aykırı. Böyle bir yetkiyi bu kanunla devredemeyiz, bu yanlıştır, bu yanlış bir düzenlemedir. Buna Komisyonda da itiraz ettik, dikkate alınmadı ama bunu bu şekilde çıkarırsak Anayasa’ya aykırı bir iş yapmış oluruz, geleceğe yönelik de vebal üzerimizde kalır; bunu yapmamamız lazım. Bu, Parlamentonun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisi olan bütçe yapma hakkının başkasına verilmesidir, doğru değildir. Bu yetkiyi paylaşmayalım 3’üncü maddede.

Çok önem verdiğim bir diğer konu –çok zamanımız kalmıyor- 7’nci maddenin (2)’nci fıkrası. “5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 53’üncü maddesinin birinci fıkrası Kalkınma Bankası için uygulanmaz.” diyor. Değerli arkadaşlarım, banka kuruyorsunuz ama bu banka karşılık ve teminat ayırmayacak ya da yönetim kurulu kararıyla karşılık ve teminat ayıracak kendi keyfine göre. Bankanın yönetimine bırakıyoruz bu karşılık ayırma keyfiyetini, böyle bir şey olamaz. Eğer uluslararası düzeyde bu Kalkınma Bankası geçerli olacaksa, bir anlamı olacaksa Kalkınma Bankasına hayatiyet kazandırmamızın, uluslararası piyasalarda bu banka dikkate alınacaksa, uluslararası raporlamalara göre, uluslararası standartlara, denetim standartlarına göre, raporlama standartlarına göre dikkate alınacaksa böyle bir maddenin olmaması lazım çünkü bu tespit edilir ve bankanın durumuyla ilgili raporlar dikkate alınmaz ya da olumsuz alınır, hiçbir faydası olmaz. Bunlar yanlış, hatalı işler, bunlar muhakkak düzeltmemiz gereken konular.

Ve biraz önce söylediğim gibi, bu kanunun özellikle 3’üncü maddesi -ona dikkatle bakın lütfen- Anayasa’ya aykırı, Anayasa’nın 2’nci, 87’nci ve 161’inci maddelerine aykırılık teşkil ediyor. Biraz sonra herhâlde Kaboğlu Hocam bir anayasa profesörü olarak bununla ilgili ayrıntılı bilgi verecek, bunun ciddiye alınması gerekir muhakkak.

Değerli arkadaşlar, bu kanunla Kalkınma Bankasına hayatiyet kazandırıyoruz, bir de fon kuruyoruz. Peki, biraz önce söylediğim gibi, kaynağı ne bunun, bu fonun ve bankanın, sermaye artırımının kaynağı ne? Dediler ki: “Hazine.” E, Hazinede, biraz önce söylediğim gibi, kaynak yok, Hazine zaten sıkıntı içerisinde. Peki, nereden olacak? Bu başka bir anlama geliyor. Biz daha Türkiye Varlık Fonu’nu hayatiyete geçirememişken bu şekilde Türkiye Kalkınma Fonu kurup sıkıntıya boşu boşuna girmeyelim, bunlar yanlış işler. Ha, biz bu Kalkınma Bankasını ve Kalkınma Fonu’nu farklı amaçlar için kullanacağız.” diyorlarsa onu bilmiyorum, o da büyük bir yanlışlıktır.

İşsizlik Fonu’yla ilgili olarak, bu kanun teklifinin görüşmeleri sırasında Komisyonda tartışmalar oldu. İşsizlik Fonu’nun yasa dışı kullanılması söz konusu. Daha önce bunlar gazetelerde yer aldı, yazıldı, köşe yazıları yazıldı, hiçbirisiyle ilgili kabineden bir cevap gelemedi maalesef, gelmedi. Maalesef yanlış işler yapılıyor bu konularda. Bu konularla ilgili olarak Kabineyi uyarıyorum. Değerli arkadaşlar, sizleri de uyarıyorum, bu konuların farkına varın lütfen. Yanlış, kanuna uygun olmayan işler yapılıyor. Bir krizle mücadele böyle olmaz. Krizin özellikle 2 tane sebebi var. Bir tanesi üretim ekonomisinin olmaması, tüketim ekonomisinin olması yıllardan beri, aldığımız borçların tüketime gitmesi, üretime gitmemesi. Bir diğeri de küresel ekonomide meydana gelen değişiklikleri takip edememesi Türkiye’nin. Türkiye’deki ekonomi yönetimi maalesef onu takip edemedi.

Özellikle 2013’te Amerika parasal daralmaya gidiyorum dediği hâlde biz tuttuk… Yani parasal daralmanın anlamı, faizlerin artıyor olması, paranın daha zor bulunacak olmasıdır. Bunu çok net ifade ettiler. Ama biz 2013’ten sonra daha fazla dövizle borçlandık, daha fazla özellikle KÖİ yatırımlarını, bu kamu-özel iş birliği çerçevesinde daha fazla yatırımı devreye soktuk, daha fazla borçlandık -bakın rakamlara- ve döviz geliri olmayan işletmelerin borçlanmasına izin verdik. Bu tür hatalar yaptı o tarihte Hükûmet. Bunların sonucunda bu noktaya gelindi, bu kriz oluştu. Şimdi, üretimi olmayan, sadece tüketen, aldığı borçları tüketime yatıran bir ekonomi, küresel gelişmeleri takip etmeyen, gelecekte ne olacağını görmeyen, ufku olmayan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, bir dakika ilave ediyorum, buyurun.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, sonuç olarak bu yaptığımız işi daha ciddiye almamız gerektiğine inanıyorum. Hem kanun çıkarma açısından hem de ekonomik krizle mücadele açısından maalesef gereken hassasiyetin, ciddiyetin gösterilmediğini görüyorum. Sizler de bunun farkındasınız. Bu konuda hep beraber Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak üzerimize vebal düşüyor, görev düşüyor. Hep birlikte bu vazifemizi yerine getirmemiz lazım.

Bu vesileyle tekrar yeni döneminizin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kuşoğlu.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümü üzerinde gruplar adına son konuşma Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Muş’a ait.

Buyurun Sayın Muş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUŞ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ Grup Başkanımız Sayın Naci Bostancı ve şahsımın vermiş olduğu Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Malumunuz 1 Ekim itibarıyla yeni yasama yılı açılışımızı gerçekleştirdik. Öncelikle yeni yasama yılımızın milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Geçmiş dönemlerde olduğu gibi yine sizlerin ve bizlerin gayretiyle bu kutlu çatı altında milletimiz için önemli çalışmalar yapacağımıza yürekten inanıyorum.

Yeni hükûmet sistemiyle, kanun yapma süreçlerinde her bir milletvekilimizin daha güçlü ve daha etkin katkı sağlayacağı bir döneme girdik. Bu konuda tüm milletvekillerimizin kanun yapım sürecindeki değerlendirmelerini ve eleştirilerini değerli bulduğumuzu ifade etmek isterim. Yeni yasama yılımızın ilk kanun görüşmesine şu anda gündemimiz olan Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’yle başlıyoruz. Teklifimiz toplam 12 maddeden oluşmaktadır. Malumunuz Plan ve Bütçe Komisyonunun değerli üyeleriyle teklifimiz derinlemesine tartışıldı, Genel Kurula sizlerin huzuruna geldi.

Bu kanun teklifiyle temel olarak Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin Türkiye'nin büyümesinde ve kalkınmasında daha etkin bir paydaş hâline gelmesi için yeniden yapılandırılmasını amaçlamaktayız. Sizlere bu konuşma içerisinde evvela Türkiye Kalkınma Bankasının kısa bir tarihinden ve mevcut yapısından bahsedeceğim, daha sonra bu kanuni değişiklikle amacımızın ne olduğundan ve nasıl bir banka modeli oluşturacağımızdan bahsedeceğim. Yine, bu yasa teklifiyle Türkiye Kalkınma Bankasının bundan sonra hangi hedefleri, faaliyetleri yürüteceği ve uluslararası kalkınma ve yatırım bankacılığı modeliyle ilgili birtakım bilgileri siz değerli milletvekillerimizle paylaşacağım.

Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi yurt dışında çalışan işçilerimizin tasarruflarını yatırımlara dönüştürmek amacıyla 1975 yılında Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası -kısa adı DESİYAB- adıyla ve kanun hükmünde kararnameyle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı bir kuruluş olarak kurulmuştur. 1988 yılında, diğer bir kanun hükmünde kararnameyle bankanın unvanı “Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi”ne dönüştürülmüş ve sanayi sektörünün yanında diğer sektörlere de finansman desteği sağlama imkânı getirilmiştir. 1989 yılında Yüksek Planlama Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Turizm Bankası Anonim Şirketi bütün aktif ve pasifleriyle birlikte Türkiye Kalkınma Bankasına devredilmiş ve turizm sektörüne finansman sağlama imkânı oluşmuştur. 14/10/1999 tarihinde kabul edilen 4456 sayılı Kanun’la bankanın kuruluşu kanunlaştırılmıştır.

Mevcut durumuyla Türkiye Kalkınma Bankası, özel hukuk hükümlerine tabi ve anonim şirket şeklinde Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığının ilgili kuruluşu, bir kalkınma ve yatırım bankasıdır. Sermayesinin yüzde 99,08’lik payı Hazineye, yüzde 0,92’lik kısmıysa halka açık olup gerçek ve tüzel kişilere bağlıdır. Verdiğimiz kanun teklifinin 8’inci maddesiyle 4456 sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin Kuruluşu Hakkında Kanun’un yürürlükten kaldırılmasını ve 2’nci maddeyle de bankanın özerk bir yapıya kavuşturulmasını teklif etmiştik. Böylelikle, bankanın özerk bir yapıya kavuşturulması ve daha etkin bankacılık için gerekli altyapıyı hazırlamak amacıyla bankanın merkezi, amacı, kaynakları, sermaye yapısı, organları, hesapları ve faaliyet konuları ile kârın dağıtımına ilişkin hususların esas sözleşmede yer alacağı hüküm altına alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, 2008 küresel krizi sonrasında küresel ekonomide dengeler tam anlamıyla oturmamıştır. Para politikasında normalleşmenin oluşturduğu dengesizlikler ve ticaret savaşının giderek ivmelenmesi, küresel ekonomiye dair belirsizlikleri giderek artırmıştır. Bu yönüyle, dünya ve özellikle Türkiye yeni bir ekonomik süreçten geçmektedir. Yakın zamanda açıklanan orta vadeli planla yeni ekonomik program anlayışı benimsenmiş ve yeni ekonomik modelin uygulanması noktasında güçlü bir irade ortaya konmuştur.

Bu noktada, kalkınma programlarının en önemli uygulayıcılarından biri olarak gördüğümüz Türkiye Kalkınma Bankasının geçmiş pratiklerine bakarak kalkınma hedeflerine ulaşmada, üzülerek ifade etmem gerekir ki etkin bir yer almadığını görmekteyiz.

Günümüzde dünyada yaklaşık olarak 550 adet kalkınma bankası bulunmaktadır. Bunların 520 tanesi ulusal düzeyde faaliyet gösterirken geri kalanı ise bölgesel ve global düzeyde faaliyet göstermektedir. Türkiye’de ise 52 banka içerisinden 13 tanesi kalkınma ve yatırım bankasıdır. Bunlardan İller Bankası, Eximbank, Takasbank ve Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi olmak üzere 4’ü kamu sermayeli kalkınma bankalarıdır.

2017 yılı sonu itibarıyla Türk bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü 3.253 milyar Türk lirasıdır, kredi büyüklüğü ise 2.112 milyar Türk lirası olarak gerçekleşmiştir. Kalkınma ve yatırım bankaları toplam bankacılık sektörü içinde 162,7 milyar Türk lirası aktif büyüklükle yüzde 5 paya; 126,7 milyar Türk lirası kredi büyüklüğüyle de yüzde 6 paya sahiptir. Ayrıca, aynı dönemde Türkiye Kalkınma Bankası ise 8,98 milyar Türk lirası aktif büyüklükle bankacılık sektöründe binde 2,7 paya, kalkınma ve yatırım bankacılığı sektöründe ise yüzde 5,5 paya sahiptir. Kredi büyüklüğü açısından 6,9 milyarlık payıyla bankacılık sektöründe binde 3,2 paya ve kalkınma ve yatırım bankacılığı sektöründe yüzde 5,4 paya sahiptir. Aktif büyüklüğü açısından Türkiye Kalkınma Bankasına kıyasla Eximbank 9,5 katı, İLBANK 2,8 katı, özel bir kalkınma ve yatırım bankası olan Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ise 3,5 katı; öz kaynak açısından da benzer şekilde bankaya kıyasla Eximbank 5 katı, İLBANK 13 katı, Türkiye Sınai Kalkınma Bankası ise 3 katı büyüklüktedir. Normalde diğer kalkınma ve yatırım bankalarına göre daha kapsayıcı, daha geniş faaliyet alanına sahip ve Türkiye kalkınmasının öncü kurumlarından biri olarak gördüğümüz Türkiye Kalkınma Bankasının daha lokalize faaliyet gösteren bu bankalara karşı daha güçlü bankacılık verileri olmasını ve diğer ülkelerin kalkınma bankalarıyla güçlü bir rekabet içerisinde olmasını beklerdik.

Mevcut yapısıyla Türkiye Kalkınma Bankasını yurt dışındaki muadil bankalarla karşılaştırdığımızda bankanın istediğimiz seviyelerde olmadığını net olarak görmekteyiz. Türkiye Kalkınma Bankasına muadil ulusal kalkınma bankalarının aktif büyüklük oranları, o aktif büyüklüğünün gayrisafi yurt içi hasılaya oranları Çin’de yüzde 20, Almanya’da yüzde 15,4; Brezilya’da yüzde 12,7; Kore’de yüzde 16, Rusya’da yüzde 3,7; Afrika’da yüzde 1,94; Polonya’da yüzde 4 iken Türkiye Kalkınma Bankasında ise yüzde 0,28’dir.

Aynı şekilde, Türkiye Kalkınma Bankasına muadil ulusal kalkınma bankalarının öz kaynak/gayrisafi yurt içi hasıla oranları Çin’de yüzde 1,56; Almanya’da yüzde 0,94; Brezilya’da yüzde 0,92; Kore’de yüzde 2,05; Rusya’da yüzde 0,43; Güney Afrika’da yüzde 0,75; Polonya’da yüzde 1,1 iken Türkiye Kalkınma Bankasında yüzde 0,04’tür.

Mevcut hâliyle bankanın hem sermaye ve aktif büyüklük itibarıyla hem de etkin faaliyet gösterememesi itibarıyla Türkiye’nin kalkınma süreçlerinde etkin bir rol almadığını görmekteyiz.

Banka için öngördüğümüz misyon doğrultusunda mevcut kanunun ihtiyaca tam anlamıyla cevap veremediği aşikârdır. Bu sebeple, bankanın gelişmiş ülkelerin önde gelen kalkınma ve yatırım bankalarıyla eş değer etkinlikte hizmet sunabilmesi için yasal düzenlemenin yapılması gerekliliği doğmuştur. Yeniden yapılandırma süreciyle, önümüzdeki dönemlerde kalkınma hedefleri doğrultusunda Türkiye Kalkınma Bankasının güçlü potansiyelini hayata geçirme arzusu içerisindeyiz.

Dünya örneklerine baktığımızda, kalkınma bankaları altyapı, sanayinin geliştirilmesi, bölgesel gelişme, çevrenin korunması, inovasyon, ihracat ve kurumsal işletmelerin geliştirilmesi gibi farklı amaçları merkeze alarak ülkelerin kalkınma perspektiflerine yönelik faaliyet göstermektedirler.

Bizim bu kanun teklifiyle amacımız gelişmiş ülkelerdeki kalkınma bankaları standardında bir kalkınma bankası oluşturmak iken, ne yazık ki birtakım medyada “Yandaşlara para aktaracaklar.” tezviratlarıyla karşılaştık. Bakın, buradan açıkça ifade ediyorum: Bu kanun teklifiyle daha güçlü ve daha etkin hâle gelecek Türkiye Kalkınma Bankası, orta vadeli programlar ve kalkınma planları çerçevesinde belirlenen sektörlere yönelik teknik destek ve finansman sağlayan bir yapıya kavuşacaktır. Tek gayemiz, Türkiye’nin güçlü bir kalkınma hamlesi gerçekleştirmesi ve Kalkınma Bankasının bu misyonda öncü bir rol üstlenmesidir. Bu kanun teklifine yönelik bu tip çirkin ithamları Türkiye’nin kalkınmasını istemeyen bazı çevrelerin sinsi bir algı operasyonu olarak değerlendirmekteyiz.

Banka, yeniden yapılandırma süreciyle birlikte gelişmiş ülkelerdeki kamu sermayeli etkin kalkınma ve yatırım bankalarında olduğu gibi altyapı, çevre, enerji, araştırma ve geliştirme yatırımları, sektörel verimlilik ve rekabeti artıracak yatırımlar, küçük ve orta boy işletmelere ilişkin finansman uygulamaları, bölgesel gelişmişlik farklılıklarının giderilmesine katkı sağlayacak yatırımlar, kalkınma programlarında belirtilen öncelikli sektörlere yapılacak yatırımlar, döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin yatırımlar ile benzer alanlarda doğrudan veya diğer bankalar aracılığıyla kredi sağlayarak, fonlar kurarak, garanti ve risk paylaşım programları geliştirerek veya diğer kalkınma ve yatırım bankacılığı araçlarını kullanarak finansman sağlayabilecek bir yapıya kavuşacaktır. Banka hâlihazırda yaklaşık 9 milyarlık aktif büyüklüğünün yüzde 77’sini borç finansmanı olarak kullandırmaktadır. Kredilerin yüzde 58’i yenilenebilir enerjiye, yüzde 18’i imalat sanayisine, yüzde 14’ü turizme, yüzde 2’si eğitim ve sağlık sektörlerindeki yatırımlara ve yüzde 8’i ise KOBİ’lere verilmektedir. Mevcutta sektörlere yönelik belirli kaynak tahsisi planlaması olmadan verilen borç finansmanı artık belirlenen kalkınma hedefleri doğrultusunda sektörlere göre önceliklendirilecektir.

Aynı şekilde, yeniden yapılandırma süreci kapsamında 5’inci maddeyle orta ve uzun vadede ülke kalkınmasına olumlu katkılar sağlayacak stratejik sektör ve yüksek teknoloji yatırımları için alternatif finansman imkânları sağlaması amacıyla Türkiye Kalkınma Bankası bünyesinde tüzel kişiliği haiz Türkiye Kalkınma Fonu kurulmasını teklif ediyoruz. Fonun çalışma usul ve esasları Türkiye Kalkınma Fonu İç Tüzüğü’yle oluşturulacaktır.

Fonlar, kalkınma bankalarının hem faaliyetlerini etkili bir şekilde yürütmeleri hem de özel sermayeyi teşvik ve katalize ederek piyasayı yönlendirmek için kullandıkları en temel araçlardır. Örneğin, Avrupa Yatırım Bankası Grubu girişimcilik ve inovasyonu desteklemek için Risk Sermayesi Fonu ve KOBİ’lere yönelik çalışmak üzere banka bünyesi altında Avrupa Yatırım Fonu kurmuştur.

Banka, Türkiye Kalkınma Fonu’nun yönetimini kendi içerisinde oluşturduğu profesyonel bir ekiple ilerletecek olup fonun yönetim kurulu, yatırım komitesi ve danışma kuruluyla fonun yönetimi desteklenecektir. Türkiye Kalkınma Fonu’nun bu kanun teklifinde yer almasının sebebi, birçok gelişmiş ülkede stratejik olarak gelişmesi istenen sektörlere kalkınma bankalarının fonlar aracılığıyla uzun vadeli sermaye yatırımları yaparak hedeflenen ekosistemi desteklemeleridir.

Bir üst fon olarak kurulacak olan Türkiye Kalkınma Fonu girişim sermaye fonları, özel şirketlere orta ve uzun vadeli sermaye yatırımları yapacaklardır. Fonun ve bünyesindeki alt fonların çalışma usul ve esasları, organları, işleyiş kuralları, raporlama esasları, fonun denetimi ve uygulamaya ilişkin diğer hususlar fonun iç tüzüğüyle belirlenecektir. Her bir alt fon farklı yatırım stratejisine ve yatırım komitesine sahip olarak kendi portföyünü oluşturacaktır. Alt fonların yatırım portföyü öz kaynak veya borca dayalı çeşitli finansal araçları kullanan Türkiye’de ya da yurt dışında kurulu yatırım fonlarından ve fonlarla ortak yatırım yöntemi kullanılarak ya da doğrudan şirketlerden oluşabilecektir. Hem banka faaliyetleriyle hem de fon yöneticileriyle proje ve finansman sağlamanın yanında, projenin ilk aşamasından son aşamasına kadar projenin içinde aktif rol oynayacak bir yapı oluşturulacaktır.

Verdiğimiz kanun teklifinin 6’ncı maddesi Türkiye Kalkınma Fonu’na bazı istisnalar ve muafiyetler getirirken 7’nci maddede Türkiye Kalkınma Bankasına da bazı istisnalar ve muafiyetler getirmiştir. Bu iki madde kapsamında bankaya ve fona çeşitli istisna ve muafiyetler teklif etmemizin maksadı, ticari amaçlı değil ekonomik ve sosyal kalkınma amaçlı faaliyet yürüttükleri için ilave maliyet ve gider oluşturacak kalemleri azaltmaktır. Dünyadaki örneklere baktığımızda, kalkınma bankaları ağırlıklı olarak kamusal görevler üstlendiklerinden bu görevlerini yerine getirebilmeleri için bu bankalara çeşitli muafiyet ve istisnalar ile bazı imtiyazlar tanınmıştır. Örneğin, Kore Kalkınma Bankası toplam 67 hüküm içeren Kore Bankacılık Kanunu’nun 20 maddesine tabi değildir. Benzer şekilde, Almanya Federal Bankası, Federal Almanya Kalkınma Bankası vergilendirme, bina inşaatları ve kiralaması konusunda Alman Merkez Bankası Bundesbank’la aynı haklara sahiptir. Ülkemizde de Eximbank örneğinde olduğu gibi, kurumlar vergisinden muaftır. Bankada kâr dağıtımı yapılmamaktadır. Ticaret kanunu hükümleri, AB bankacılık düzenlemeleri ile birkaç hüküm dışında Alman Bankacılık Kanunu Federal Almanya Kalkınma Bankasına uygulanmamaktadır. Az önce burada getirilen eleştiriler doğrultusunda, aslında dünya örneklerinde var olan uygulamaların benzerleri de şu an vermiş olduğumuz kanun teklifinde ortaya konulmuştur.

Son olarak, 4’üncü madde, geçici madde 1 ve geçici madde 2’de personel rejimine yönelik değişiklik yapılması teklif edilmiştir. Bankada Ağustos 2018 itibarıyla 481 kişi Emekli Sandığına tabi ve 5510 sayılı Kanun’a göre 59 kişi SGK kapsamındadır. SGK’li personelden 34 kişi süreli sözleşmeli olarak istihdam edilmektedir. Mevcut durumda, bankada çalışan toplam personelin yüzde 54’ü, 289 kişi hâlihazırda emekliliğe hak kazanmış durumdadır ve bunların büyük çoğunluğu 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabidir. Emekliliği hak etmiş olan uzman personel sayısı 118 kişi olup bunlardan 111 kişi Emekli Sandığına tabidir. Ağustos 2018 itibarıyla bankanın genel yaş ortalaması 49’dur. İlgili maddelerle, banka personelinin İş Kanunu hükümlerine göre istihdam edileceği ve personel istihdamına ilişkin hususlarda yönetim kuruluna yetki verileceği düzenlemesi teklif edilmiştir. Bankada belli bir tarihten sonra 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabi olmayan personel çalışmaması, mevut personelden dileyenlerin Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca bir kamu kurumuna atanması ve bu atama işlemi gerçekleşinceye kadar bankanın ihtiyaç duyduğu uygun işlerde görevlendirilmesi teklif edilmiştir.

Bankanın yeniden yapılandırılması amacıyla gerekli olan geçiş sürecinde hizmetin devamının aksamaması için mevcut yönetim kurulu başkan ve üyelerinin görevlerinin genel kurulca yenileri seçilinceye kadar devam etmesi hüküm altına alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, Komisyon raporunda 3’üncü madde olarak ifade edilen, kanun ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bankanın görevlendirilebileceğiyle ilgili bir madde vardır; buna bazı eleştiriler getirilmiştir. Bakın, bu 2001 krizinden sonra, kamu iktisadi teşebbüslerine o dönem hükûmet bir görevlendirme yapmak istiyorsa kaynağını tahsis etmesi gibi bir zorunluluk getirilmişti. Çünkü öncesindeki uygulamalarda kaynağı tahsis edilmeden bu kuruluşlar görevlendirildiği için “görev zararı” diye ifade ettiğimiz bir durumla karşı karşıya kalınıyordu. Şu an mevcut, zaten kamu iktisadi teşebbüslerinde olan bir uygulama burada da 3’üncü madde aracılığıyla teklif edilmiştir. Yani kaynağı tahsis edilmek suretiyle bankaya bir görev verilebilir ama bunun kaynağının oluşturulması gerekmektedir yani cümlenin diğer kısmı kaynak kısmıyla ilgilidir.

Yine, karşılıklarla ilgili mesele… Aslında, biz bu meseleyi Komisyon aşamasında detaylı, enine boyuna tartıştık fakat aynı madde burada tekrar tartışmaya açıldığı için ben de birkaç kelam etmek istiyorum. Kalkınma Bankası “Kalkınma ve Yatırım Bankası” olarak faaliyetlerine devam edecektir -uzun vadeli kredi verir bunlar- ve beş ile on yıl arası krediler vereceklerdir. Normal ticari bankalar daha kısa vadeli krediler vermektedir ve orada belirlenen süreler vardır; işte, doksan gün kredinin geri dönmesinde bir problem yaşanırsa bu takibe alınır, bununla alakalı karşılık ayrılır. Karşılık ayrılan bir kredinin tekrar karşılıktan çıkartılabilmesi için belli bir prosedür uygulanır. Dolayısıyla verdiğiniz on yıllık bir kredide üç ay ödemede sorun yaşadığınız an buna hemen karşılık ayırdığınız, takibe aldığınız zaman bankanın rasyolarında bir sıkıntı oluşabilir. Nihayetinde bu banka uluslararası fonlardan da istifade edecektir. Dolayısıyla burada, banka yönetim kurulunun belirleyeceği oranlara göre, belirleyeceği kıstaslara göre bir karşılık ayrılacaktır ve bu banka bağımsız denetime tabi olacaktır. Hem Türkiye Kalkınma Fonu hem Türkiye Kalkınma Bankası yurt dışına gittiği zaman, yurt dışından fon toplayacağı zaman, bu raporlar önemli bir gösterge olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Tabii.

MEHMET MUŞ (Devamla) – Eğer bankanın rasyolarında ya da karşılıklarında en küçük bir tereddüt oluşursa uluslararası kuruluşlardan bankaya bir kere fon akışı sağlanmaz. Her şeyin ötesinde, uluslararası arenaya çıkacak olan bu bankanın ciddi bir bağımsız denetime tabi olacağını buradan ifade etmemiz gerekir. Siz hiçbir şey yapmasanız dahi, fon alacağınız zaman bağımsız denetim raporunu oraya götürmek zorundasınız ve karşılıklar noktasında eğer zaten bir probleminiz varsa oradaki hiçbir kuruluş size finansman sağlamaz. Kaldı ki aslında, böyle de otokontrol bulunmaktadır.

Bunları, aslında, biz Komisyonda enine boyuna tartıştık ama tekrar açıldığı için burada ifade etmek istedim.

Ben, sabırla dinlediğiniz için tüm Genel Kuruldaki milletvekillerimizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Değerli milletvekilleri, teklifin tümü üzerinde gruplar adına sözler tamamlandı, şimdi şahıslar adına konuşmalara geçeceğiz.

Şahıslar adına ilk söz Konya Milletvekilimiz Sayın Abdüllatif Şener’in.

Buyurun Sayın Şener. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Sayın Başkan, sayın üyeler; heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün üzerinde görüşmelerimizin devam ettiği Türkiye Kalkınma Bankası hakkındaki kanun teklifi, bu kriz ortamında Meclisimize konuyla ilgili olarak getirilen ilk yasal düzenlemedir.

Hepimizin kabul etmesi gereken bir gerçek vardır. Bu gerçek, ülkede derin, ağır bir krizin varlığıdır. Bütün sektörler bu krizden etkilenmişlerdir ve ayakta kalabilme mücadelesi vermektedirler. Bu kriz ortamında bazı sorunların giderilmesi amacına yönelik olarak getirilen bu kanun teklifi maalesef krizin genel olarak önlenmesini veya etkisinin hafifletilmesini sağlayabilecek bir özelliğe sahip değildir. Açıkçası bu yasa metnini incelediğimde, bu metnin olsa olsa bu krizi bir fırsata çevirme niteliği taşıyabileceğini gördüğümü ifade edebilirim. Neden? Çünkü önce yaşadığımız ekonomik tablonun ağırlığına ve derinliğine bakmamız lazım. Bu ağırlık ve derinlikle bu yasal düzenlemeyi yan yana getirdiğimizde ikisi arasında ciddi bir irtibatı, bir bağı göremeyiz. Bildiğiniz gibi, dolar kuru fırladı ama Türkiye’de ekonomiyi yıllardır dolarkolik hâline getiren bu Hükûmet ve iktidar nedeniyle pek çok iş adamı batma noktasına geldi. İş yerleri kapanmaktadır, iş adamları intihar etmektedir, fabrika yangınları Türkiye’nin dört bir tarafını sarmıştır ve iflasların ötesinde, iş yerlerinin kapanmasının ötesinde, bugün piyasada bütün sektörlerde işçi çıkarmaları vardır; herkes küçülmektedir, istihdam hacmini daraltmaktadır çünkü gerçekten, bu krizin ağırlığı ve derinliği, daha önceki krizlerle kıyaslanmayacak derecede büyüktür.

2001 krizinde bankaların verdiği döviz kredisi yoktu değerli arkadaşlar ama şu anda, Türk bankacılık sistemi içerisinde toplam kredilerin yüzde 35’i döviz kredisidir. 2001 krizine göre ne kadar derin ve ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzun en açık göstergesi budur ancak piyasanın borçluluğu sadece ülke içerisindeki bankalara karşı değil, yabancı finans kuruluşlarına, bankalara karşı da iş adamları borçlanmış olduğundan, iç ve dış piyasaya, finans kuruluşlarına piyasaların toplam 360 milyar dolar civarında borcu vardır. Böylesine derin bir borçluluk nedeniyle, kur birden fırlayınca doları 2 liradan kredi olarak alan veya 3 lirayken, bilemediniz, 4 lirayken kredi kullanan bütün iş adamları, girişimciler hatta küçük esnaf zora girmiştir ve ekonomiyi dolarkolik hâle getiren bu Hükûmet nedeniyle ekonomi bir girdabın içerisine girmiştir. İflaslar, işsizlikler, artan enflasyon, fiyat artışları ülkeyi bir yangın yerine çevirmiştir. Böylesine derin bir yangın bu ülkedeki bütün sektörleri etkilemektedir. Sorun sadece iş adamlarının sorunu değildir, sorun aynı zamanda çiftçinin sorunudur. Bu yüksek fiyat artışları nedeniyle sorun aynı zamanda tüm tüketicilerin sorunudur, işsizlerin sorunudur, asgari ücretlilerin sorunudur; emeklilerin, memurların sorunudur ve aynı zamanda esnafın sorunudur. Böylesine derin, bütün sektörleri, bütün gelir gruplarını derinden yaralayan ve yok etmeye yönelmiş olan bu ağır krizin Hükûmetin açıklamış olduğu birtakım palyatif önlemlerle, tedbirlerle atlatılması da mümkün değildir.

Önce, Hükûmet krizin olduğunu kabul etmedi; daha sonra, bu krizin dış kaynaklı olduğunu söyledi. Ama dış kaynaklı olduğunu söylediği ülkeden bir şirketle anlaşma yapmak suretiyle kriz danışmanlığına bu şirketi görevlendirdi. Çelişki üstüne çelişki. Her gün bir paket açıklanıyor, her gün bir beyanda bulunuluyor ama açıklanan bu paketlerin ve beyanların hiçbirinin Türkiye’deki bu ağır sorunu çözmesi mümkün değildir. Cumhuriyet tarihi boyunca yaşadığımız en ağır ekonomik kriz şu içine girdiğimiz krizdir. Bunu kabul etmeden alınacak hiçbir tedbirin sorunu çözmesi mümkün değildir. Hükûmetin öncelikle “Kriz vardır.” demesi lazım.

İkinci adım olarak “Evet, bu kriz vardır. Bu krizin sorumlusu biziz ve bu krizi çözeceğiz.” demesi lazım. Ne varlığını kabul ediyor ne de sorumluluğu kabul ediyor. Dünyanın hiçbir yerinde, her şeye yetkili olduğu hâlde, ülkedeki olumsuzluklar nedeniyle kendisini sorumlu tutmayan bir hükûmeti ne Türkiye görmüştür ne de dünyanın diğer ülkeleri görmüştür. Siz Hükûmetsiniz. Her geçen gün yetkinizi artırmayı talep ettiniz. Ne istediyseniz bu halk verdi ve ülke böylesine cayır cayır yanarken, bütün gelir grupları yanarken halkın duygularına, düşüncelerine, sorunlarına sahip çıkmak gerekmektedir ve sorumluluğu da üstlenmek gerekmektedir. Ama maalesef, sorumluluğunu kabul eden, “Ben sorumluyum.” diyen bir Hükûmetle karşı karşıya değiliz.

Ve işte, bakıyoruz, aradan iki ay gibi bir süre geçti. Maalesef, ekonomiyi krize sokan bu iktidar, kriz ortamında uyguladığı politikalarla da sürekli yanlış yapmaktadır yani ekonomiyi yönetememiştir, şu içinde bulunduğumuz krizi de yönetememektedir. Her gün bir hata, her gün bir yanlış. Daha dün “enflasyonla mücadele” diye bir paket açıkladılar. Önce krizin sorumluluğunu dış güçlere yıkan iktidar, Hükûmet dünkü açıkladığı paketle de esnafa ve piyasaya yıktı krizin sorumluluğunu. Hayır, bu krizin sorumlusu doğrudan doğruya Hükûmetin kendisidir, esnaf değildir. Siz ekonomiyi doğru yapılandırmış olsanız dış rüzgârlar burada kriz çıkarmaz. O bakımdan, sorumluluğu kabul etmeniz lazım. Sorumluluk kabul edilmediği takdirde, sürekli kendi sefasını, lüksünü, ihtişamını artırmakla meşgul bir iktidarı seyretmekten başka bu Meclis hiçbir şey yapamaz. Meclisin el birliği yapması lazım, birlikte oturması, konuşması, tartışması lazım -partiler arası bir farklılığı bu arada dile getirmeye de gerek yok- tüm partilerin, Hükûmetin bu işin sorumlusu olduğunu Hükûmete kabul ettirmesi lazım. Bunu kabul ettirmediğimiz takdirde iktidar milletvekilleri de burada rahat oturamaz, tüm diğer partilerin milletvekilleri de rahat oturamaz çünkü caddeye çıktıklarında, sokağa çıktıklarında, kentlere, kasabalara, köylere gittiklerinde, hepsi yaşadıkları ıstırap, sıkıntı içerisinde, milletvekillerini hesaba çekerler. Milletvekillerinin de Hükûmeti hesaba çekmesi lazım.

Şimdi, şu paket değerli arkadaşlar… Değişik teknik laflar edildi, bunların hiçbirine bakmayın, olay basit; sadece Kalkınma Bankası yeniden yapılandırılıyor, bir fon kuruluyor, alt fonlar kuruluyor. Bu fonların birtakım şirketlerle ortaklık kurmasına imkân sağlanıyor, bütün fonlar ve Kalkınma Bankası işlemleri hemen hemen tüm vergilerden muaf hâle getiriliyor, teminatlardan muaf hâle getiriliyor, bazı küçük istisnalar dışında devletin bütün denetim mekanizmalarının dışına çıkarılıyor ve de personelin…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayıştay denetimi var.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Alt fonların yaptığı işlemlerde Sayıştay denetimi de yoktur.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Var.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Onun dışında, Kalkınma Bankasındaki personelin hepsinin ya emekli olarak çekip gitmesini veya başka kurumlara gitmesini sağlamaya yönelik maddelerle dolu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şener, toparlamanız için bir dakika söz veriyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) – Yani yeniden kuracaklar, çok güvendikleri, emin bildikleri, sır sahibi insanları yeniden personel olarak istihdam edecekler, vergiden muaf tutacaklar, denetimden muaf tutacaklar, teminatlardan muaf tutacaklar ve sonra değirmenin suyu nereden gelecek? Buraya konulacak para hiç kimsenin derdine deva olmaz, hiçbir sektörü kurtarmaya yetmez. Koyacakları para 1-2 milyar Türk lirasıdır, bilemediniz 3-5 milyar Türk lirasıdır ve bununla krize yönelik olarak, genele yönelik olarak en küçük tedbir alınmaz. Bu para, doğrudan doğruya denetimsiz, kontrolsüz, vergisiz, maliyetleri sıfır, birkaç kişiye aktarılacak, birkaç kişinin cebine hazine emme basma tulumba gibi aktarılacak. Bu teklifin başka bir amacı yoktur, yapabileceği de başka bir şey yoktur ve abartılı teknik lafların hiçbir gerçekliği yoktur. O bakımdan, her krizde kazananlar olur, kaybedenler olur; kriz zenginleri olur, krizden batanlar olur; bu, kriz zenginlerini desteklemek için çıkarılmış bir metindir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şener.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 60’a göre yerimden pek kısa bir söz talebim var.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

35.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Konya Milletvekili Abdüllatif Şener’in 5 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, banka denetime tabidir. Devletin denetim sistemi Sayıştay marifetiyle olur. Sayıştay denetim yapar, raporunu hazırlar, bunlar Türkiye Büyük Millet Meclisine gelir. Bu kurum, hiçbir suretle Sayıştay denetiminin dışında değildir. Türkiye Kalkınma Fonu da Sayıştay denetiminin içindedir. Alt fonlarda şirketleri destekleme noktasında yapacağı yatırımlarda bağımsız denetim raporları getirilecektir ve bağımsız denetim raporları üzerinden yine Sayıştay denetimi yapılacaktır. Dolayısıyla burada bir denetim dışına çıkartmak söz konusu değildir.

Bir diğeri, ben de bir teklif sahibi olarak, Sayın Şener de yukarıdaydı, Plan ve Bütçede de tartıştık yani bir krizi fırsata çevirmek isteyenler var, onlar için çıkartılacak bir düzenleme gibi lanse etti hadiseyi. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Muş, tamamlayın lütfen.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - Yaptığım konuşmada bankanın büyütülmeye, yeniden yapılandırılmaya ihtiyaç duyduğunu, toplam bankacılık sektörü içerisindeki kredi ağırlığının –bakın, yüzde değil- binde 3,2; küçük... Dolayısıyla biz istiyoruz ki banka, muadillerine göre hareket edebilsin. Kaldı ki 2001’den sonraki Halk Bankası, Ziraat Bankası, Vakıfbankı yapılandırma sürecinde bu banka yapılandırılmadı, dışarıda kaldı, Emlak Bankası yapılandırıldı. Dolayısıyla yapılan düzenlemeler aslında onlardan çok bağımsız düzenlemeler değil, onlara benzer düzenlemeler. Çok geniş tartışmalar yaptık biz. Dolayısıyla böyle bir ihtiyaç hissettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Başkan, söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Sayın Şener, buyurun, siz de yerinizden söz istemiştiniz.

36.- Konya Milletvekili Abdüllatif Şener’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Sayın Başkan, bu kanun teklifini incelediğiniz zaman pek çok noktasında sürekli, denetimlerin olmayacağıyla ilgili ifadeler var.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Mesela?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Yani bankanın üzerindeki tüm kamu denetimleri ortadan kaldırılmıştır sayılmak suretiyle ve ismen de sayılmıştır. Burada teklif sahibinin ısrarla söylemeye çalıştığı, evet, pek çok denetim kalkmıştır, BDDK’nin, SPK’nin vesaire ama burada “Sayıştay denetimi devam ediyor.” diyor.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hangi denetimler Sayın Başkan? “Pek çok denetim…” Hangi denetimler?

BAŞKAN – Sayın Muş, lütfen…

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Ama Sayıştay denetimine de sınır getiriyor. Nasıl bir sınır getiriyor?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Hangi denetimler, duymak istiyoruz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) – Şirketler ve fonların denetimi, ilgili mevzuatı uyarınca düzenlenen ve münhasıran Sayıştaya sunulan rapor üzerinden Sayıştayca…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şener, ben anladım konuyu. Maddeler üzerindeki görüşmelerde bunları daha açıklıkla anlatabilirsiniz. 60’a göre bir dakika söz verdim, tamamlandı ama maddelerde daha ayrıntılı açıklamanızı bekliyorum.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklifin şahıslar adına konuşmalar bölümünde başkaca söz talebi yok.

Şimdi, sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerinde yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Bu sürenin yarısı sorular, yarısı da cevaplar için kullanılacaktır.

Sorulara başlayalım.

Sayın Özkan…

YÜKSEL ÖZKAN (Bursa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; emeklilerin öncelikle ve önemli talepleri: Dövizdeki son yükselişle ağırlaşan ekonomik koşullar sonucu emekliler can çekişmektedir. Emekli maaşlarına seyyanen zam yapılmalıdır. 700 Türk lirasının altında maaşı olanların olduğunu unutmadan en düşük emekli maaşı asgari ücretin altında olmamalıdır. İntibak yasası yeniden düzenlenmelidir. Kalkınmadan pay emeklilere derhâl uygulanmalıdır. Sağlık alanında uygulanan katkı ve katılım payına derhâl son verilmelidir. Emeklilikte yaşa takılanların mağduriyeti derhâl giderilmelidir. İki dinî bayramda en az asgari ücret kadar iki ikramiye verilmelidir. Emeklilere sendika kurma ve üye olma hakkı tanınmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kalkınma Bankasının mevcut durumunda bazı çalışanların -kariyer personelinin- mevzuattan kaynaklanan ve geçmişten gelen problemlerinin geçiş hükümlerinin uygulanması sırasında daha karmaşık ve çözümsüz hâle gelebileceği, kurumlar arası nakil sırasında kendi statülerinden kaynaklı özlük haklarına sahip olmayacakları için emsalleriyle ciddi ücret farklılığı oluşabileceği ifade edilmektedir. Bu konuda, çalışanlar bir açıklık beklemektedir. Bankada istihdam edilmeyerek uzmanlık, yeterlilik ve bilgi birikimleri açısından kamuya faydalı olabilecekleri kapasitenin çok altında bir statüyle düz memur olarak havuza gönderilmeleri ve atıl duruma düşürülmeleri… Hak kaybının ve mağduriyetin önlenmesi için banka uzmanlarının kariyer uzman olarak değerlendirilmesi talep edilmektedir. Bu düzenlemede bu durumlar dikkate neden alınmamıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Getirdiğiniz kanun teklifiyle Türkiye’yi ekonomik krizden kurtarmak üzere kalkınma bankacılığını geliştirmek istiyorsunuz. Yasa teklifinin amacı çok güzel, demek ki ekonomik krizin olduğunu kabul ediyorsunuz.

Osman Gazi, Yavuz Sultan Selim gibi döviz bazında geçiş ücreti imzaladığınız yap-işlet-devret projelerinin bedellerini Türk lirasına çevirmeyi düşünüyor musunuz?

Tarımda sürekli ithalatçı politika izliyorsunuz, çiftçiye yönelik bir destekleme uygulayarak döviz getirici önlemler almayı düşünüyor musunuz?

Katar’dan uçağı hibe aldığınız söyleniyor ancak elde edilen bilgi ve belgeler, uçak parasının ödendiği ve bakım için de bütçeden 100 milyon dolara yakın para çıkacağını söylüyor. Madem ekonomik kriz var, uçağı geri vermeyi ya da satmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Özen… Yok.

Sayın Barut…

AYHAN BARUT (Adana) – Sayın Başkan, ülkemizde asgari ücretlinin, emeklinin, esnafın, sanayicinin, üreticinin, emeklilikte yaşa takılanların, mevsimlik tarım işçilerinin çözüm bekleyen sorunları olduğu gibi, Doğu Karadeniz Bölgemizde altı ay çalışıp on iki ay ev geçindirmeye çalışan 9.500 ÇAYKUR mevsimlik işçisi vardır. ÇAYKUR mevsimlik işçilerinin altı ay işli, altı ay işsiz kalmaları en çok aile içi huzursuzlukla, geleceğinden endişe duyan çocukları ve kahrı çeken kadınlarımızı çaresiz bırakmaktadır. Yetkililere sorarım: Bu emekçilerimizin yılın altı ayı çalışıp 7 bin iş gününü doldurma şansları var mıdır? Aldıkları maaşla ev geçindiremeyen bu insanlarımızın emekli olmasını beklemek bir mucizeyi beklemek değilse nedir? ÇAYKUR mevsimlik işçilerinin boş kaldığı yılın diğer yarısında diğer kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan teknik, şoför, eksper, aşçılık gibi alanlarda değerlendirilmeleri sağlanamaz mı? Ülke ekonomisine maliyeti 32 milyar doları bulan Suriyeli vatandaşlara para varken 9.500 kişinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Bu teklifin 6’ncı maddesinin (1)’inci fıkrasında açık ve net “6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile bu Kanun uyarınca yürürlüğe konulan ikincil mevzuata tabi değildir.” diyor, bir. İki: (3)’üncü fıkrası aynı şekilde, gelir ve kurumlar vergisinden muaftır diyor. Bu muafiyet olması nedeniyle vergi müfettişleri de bunu denetleyemeyecek çünkü vergiden muaf. (4)’üncü fıkraya baktığımız zaman, Bankacılık Kanunu düzenlemesindeki denetimlerden muaf deniliyor. (5)’inci fıkraya baktığımız zaman, sadece bankanın vermiş olduğu raporla Sayıştay denetleyebilir diyor. Yani bağımsız olarak bunu denetleyemez ve bu anlamda “Denetler.” diyen kanun teklifi sahibi arkadaşımız gelsin, bizi ikna etsin.

Yani bunu tüm milletvekillerinin ve kamuoyunun vicdanına bırakıyorum ben.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanlığı politika kurullarına 76 kişi atadı. Bu kişilerin ekonomiden dış politikaya kadar birçok alanda Türkiye'nin temel politikalarını belirleyeceği iddiası var. Bir kısmının iktidara yakın olmak dışında bir yeterliliği olmayan, iktidar partisindeki görevleri önceki dönemlerde bitmiş hatta bazıları hakkında FET֒cü olduğu iddiası bulunan kişilerin ülkenin temel politikalarını nasıl belirleyeceği şüphe konusudur.

Meclisin artık politika belirlemesinin istenmediği kesindir. Halk tarafından seçilmiş vekillerin oluşturduğu Meclis ve Meclis komisyonlarının yerine, tek kişinin üyelerini belirlediği yandaş kurullar tarafından temel politikaların belirlendiği rejime “demokrasi” demenin de güç olacağı açıktır.

Bizler Mecliste politika üretmeye devam edeceğiz. Demokrasi arayışına ilişkin çabalarımızı da sürdüreceğiz.

Teşekkürler ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tutdere…

ABDURRAHMAN TUTDERE (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dönemin Bakanı Sayın Veysel Eroğlu tarafından Adıyaman’da kamuoyuna açıklanan ve 2 Aralık 2018 tarihinde bitirilmesi hedeflenen Eğriçay Projesi, diğer adıyla Vadiyaman Projesi’ne bugüne kadar kazma dahi vurulmamıştır.

Buradan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne ve ilgili bakanlığa hatırlatmak isterim. Vadiyaman Projesi’ne ne oldu? Bugüne kadar bu proje neden yapılmadı? Adıyaman’a Eğriçay’dan çevreye yayılan kokular ne zaman sonlandırılacak? Bu kokular ne zaman bitirilecek?

BAŞKAN – Sayın Ceylan…

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ülkemiz çok derin bir krizden geçmektedir. Açıklanan orta vadeli plan ve enflasyonla mücadele programı sorunları çözmekten çok uzaktır. İktidar McKinsey olayında görüldüğü gibi şaşkınlık içerisinde ve savrulmaktadır.

Kalkınma Bankasının yapısında yapılmak istenen bu değişiklik de halkın gerçeklerinden uzaktır. Bu kanun, panik içerisinde, krizden çıkış için para bulmak adına Türk varlıklarını yabancı yatırımcılara gerçek değerinin altında ve hızlı bir şekilde satmak için mi yapılmaktadır? Apar topar Meclise getirilen bu değişiklik yeterince düşünülmüş müdür? McKinsey vakasında yaşandığı gibi, bu kanunu geçirirseniz AKP Genel Başkanı tarafından yarın cehaletle ve ihanetle suçlanmayacağınızdan emin misiniz?

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Girgin…

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, kamu kurumlarında çeşitli unvanlarda teknisyen yardımcısı, hizmetli, aşçı ve benzeri gibi görev yapan 111 bin yardımcı hizmetler sınıfı personeli bulundukları sınıftan kaynaklı olarak birçok maddi ve manevi mağduriyet yaşadıklarından hizmet sınıflarının değiştirilmesi suretiyle bu mağduriyetlerinin giderilmesini beklemektedirler. Bilindiği gibi 2005 yılında memur sendikaları ile Hükûmet arasında imzalanan toplu görüşme mutabakat metninde “Yardımcı hizmetler sınıfında çalışanların öğrenim durumlarına göre, bir defaya mahsus olmak üzere sınavsız atanmalarının sağlanması için çalışma yapılacağı” kararının yer alması, yardımcı hizmetler sınıfı personelinin sınıf değişikliğine ilişkin beklentisini daha da artırmıştır. Yardımcı hizmetler sınıfı kapsamındaki kadro unvanlarında görev yapan devlet memurları bulundukları hizmet sınıfından kaynaklı olarak birçok sorun yaşamaktadırlar. Yaşanan sorunları sıralayacak olursak; görevde yükselme sorunu yaşamaktadırlar, maaş ve emeklilik hakları bakımından sorun yaşamaktadırlar, görev tanımları bakımından sorun yaşamaktadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Koncuk…

İSMAİL KONCUK (Adana) – Sayın Başkanım, bildiğiniz gibi Adana, Çukurova gibi mümbit bir ova üzerinde kurulmuş olmasına rağmen işsizlikte Türkiye’nin önde gelen kentlerinden biri hâline geldi. 1 milyon 200 bin hektar alan Adana’da ya kullanılamaz, ekilemez ya da ekilmesi mümkün olmayan arazi durumuna düştü. Köylerimizdeki nüfus 2007’de yüzde 38 oranındayken aradan geçen süre içerisinde yüzde 12’ye kadar düştü. Düşünebiliyor musunuz, Adana gibi mümbit bir arazide kurulmuş bir ilde köylerdeki nüfusun oranı yüzde 12’ye düşmüş. Yani çiftçilerimiz âdeta çiftçilik yapmaktan kaçar hâle gelmişler. Dolayısıyla Adana’nın da, eskinin ağalarının, beylerinin şehri olan Adana’nın da ne hâle geldiğinin bilinmesini istiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli komisyon üyeleri, cevap işlemine başlıyoruz.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bu personele ilişkin bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Personelin özlük haklarına ilişkin düzenleme, teklifin geçici 1’inci maddesinde yapılmakta ve 1/1/2021 tarihinden itibaren de personelin tamamının yani 4857 hükümlerine, İş Kanunu hükümlerine tabi personel çalıştırılması öngörülmektedir. Diğer ilgili mevzuat uyarınca istihdam edilen personelin ise nakil ve devrine ilişkin olarak düzenlemeler de yapmış olduğumuz düzenlemenin içerisinde vardır ve personelin bu noktada mağduriyet yaşamasına neden olacak herhangi bir boşluk bulunmamaktadır.

Sayın Tanal’ın da gündeme getirmiş olduğu kariyer uzmanlıkla ilgili konu ise şudur: Bu arkadaşlarımız mesleğe başlarken ihtisas personeli olarak mesleğe başladı ve burada bir kariyer uzmanlık söz konusu değildi. Şimdi kendilerine tabii ki iki seçenek sunuluyor: Bunlardan bir tanesi, İş Kanunu’na tabi olarak bankada işe devam etmeleri ve banka yönetiminin de genel olarak arzu ettiği konu budur çünkü banka, faaliyetlerine öncelikli olarak mevcut personeliyle birlikte devam etmek istiyor. Ama burada kalıp, ki bugün diyelim 7 bin lira civarında ücret alıyorsa burada bir ihtisas personeli, yeni düzenlemeyle piyasa şartlarına göre banka bunlarla yeniden anlaşma yaptığında bu rakam çok daha yukarılara gidecek. Burada bir tercih var. Ama arkadaşların başlangıçta, işe girişte de uzman olarak girmedikleri bir noktada, bir kariyer uzmanlığına geçişle kendi içerisinde de bir adaletsizlik oluşması noktasında bir talebi vardır. Bunu da karşılamak mümkün değildir.

Tabii, Kalkınma Bankasında neden bu düzenlemeye ihtiyaç olduğu noktasında birtakım değerlendirmeler var ama şunu söyleyeyim: Dünyada yatırım ve kalkınma bankaları, ülkelerin altyapı, sanayinin geliştirilmesi, bölgesel gelişme, çevrenin korunması, inovasyon, ihracat ve kurumsal işletmelerin geliştirilmesi gibi farklı amaçları merkeze alarak kalkınma perspektiflerine yönelik olarak faaliyet gösteriyorlar.

4456 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten bugüne ülkemiz ve dünyadaki bankacılık sisteminde ve anlayışında meydana gelen gelişmeler ve bankanın stratejik hedeflerindeki değişiklikler doğrultusunda mevcut kanunun mutlak surette yeniden düzenlenmesi ihtiyacı vardı. Bu sebeple bankanın, gelişmiş ülkelerin önde gelen kalkınma ve yatırım bankalarıyla muadil nitelikte etkin hizmet sunabilmesi için bir düzenlemeye gidilmiştir, onun dışında başka bir şey yoktur.

Bankanın altında oluşturulan fonlarla ilgili olarak da temel amaç, burada fikriniz var ama bu fikri hayata geçirmek için gerekli sermayeye ulaşamıyorsunuz. Banka, fonlar aracılığıyla da, katılım fonları aracılığıyla da bu tarz inovatif, AR-GE’ye dayalı fikirlerin ülkemizde hayata geçirilmesi noktasında bir ortak olarak sermaye desteği sağlayacaktır ve sonrasında da, iş gerçekleştirildikten sonra da belli bir süreç içerisinde bu şirketlerden çıkmayı planlamaktadır.

Şunu söylemek istiyorum: Burada en önemli konulardan bir tanesi, itirazlardan bir tanesi denetimle ilgili husustu. Net bir şekilde altını çizmek lazım: Banka Sayıştayın denetimindedir. Sanki burada Sayıştay denetimi yokmuş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Banka Sayıştayın denetimindedir. Fon Sayıştayın denetimindedir. Sadece fonun iştirak etmiş olduğu bu tarz şirketler ve yatırımlar, bütün dünyada olması gerektiği gibi bağımsız dış denetim şirketleri tarafından denetlenecektir. Fakat burada kamunun denetiminin de devreye girmesi için, hisse oranına bakılmaksızın bu iştiraklerin tamamına bağımsız dış denetim raporlarının üzerinden Sayıştayın denetim yapması ve bu Sayıştayın yapmış olduğu denetim raporlarının da Meclise ve dolayısıyla da Meclis Başkanlığı üzerinden Plan ve Bütçe Komisyonumuza gönderilmesi öngörülmektedir. O yüzden de Sayıştay denetimi yokmuş algısı yaratmak, maalesef, yanlıştan başka hiçbir şey değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Raporlarla sınırlı Başkan, raporlarla.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Aynı şekilde mesela “Kurumlar vergisine tabi değil.” denildi, hayır, banka kurumlar vergisine tabidir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – E, yazıyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Orada kurumlar vergisine tabi olmayan fondur, bu ikisini birbirine karıştırmamak lazım.

Türkiye Kalkınma Bankasına sağlanan istisna ve muafiyetler eleştirildi fakat bunlarla fonun etkin kullanımı, kaynak temin etmesi ve bankanın ulusal ve uluslararası piyasalarda rekabetçi bir yapıya kavuşturulması hedeflenmektedir.

Türkiye Kalkınma Bankasına tanınan istisna ve muafiyetlerin benzerleri diğer kamu bankaları olan Ziraat Bankası, Eximbank, Halkbank, Vakıfbank ve Emlak Bankasına da tanınmıştır. Kamu bankalarına tanınan bu ayrıcalıklar, ülkemizin yatırım ve kalkınma hedeflerinin gerçekleştirilmesinde Kalkınma Bankası açısından da büyük önem arz etmektedir. Söz konusu muafiyetlere ilişkin, isteniyorsa, arkadaşlarımıza hangi bankalar hangi muafiyetlerden faydalanıyorlar, soru-cevap işlemi sonrası ara verdiğimizde bu listeleri de kendilerine takdim edebiliriz.

Efendim, evet, burada ben bir bakayım başka söylemem gereken, sizin itirazlarınız var mı.

Sorularınıza devam edebilirsiniz, buyurun.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Onu Başkan takdir eder.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Süre var ya efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu Başkan takdir eder.

BAŞKAN – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ben ne bileyim, Başkan Sayın Mahmut Tanal’ın takdirine uyduğu için bu sefer de benim takdirime uyar.

BAŞKAN – Sayın Başkan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Başkan alışmış Başkanlığa da burada bir Başkan var.

BAŞKAN – Sayın Başkan, siz konuşma hakkınızı kullandınız mı, on dakikalık süreniz vardı? Eğer bıraktıysanız ben devam ederim arkadaşlarımla.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, şöyle: Ben direkt teklife ilişkin, komisyon raporuna ilişkin gelen soruları cevaplandırdım.

BAŞKAN – O zaman ben devam edeyim arkadaşlarımın sorularına.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Onun dışında Hükûmete yönelik sorular var, onlara cevap vermeyeceğim.

BAŞKAN – Peki.

Değerli arkadaşlarım, kalan süreye sayın milletvekillerinin sorularıyla devam edelim.

Sayın Tığlı…

NECATİ TIĞLI (Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kanunun 7’nci maddesinde bankanın kredilerinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun Karşılıklar Yönetmeliği esasları dışında tutulacak olması, verilen yatırım kredilerinin vadelerinde ödenmemesi hâlinde banka yönetimine keyfî davranma serbestisi sağlamaktadır. Bu çok sakıncalı olup bankacılık ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Böyle bir durumda, bankanın kullandırdığı kredilerde firmaya göre keyfî davranış uygulamasının önü açılmak mı istenmektedir?

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Sümer… Yok.

Sayın Şimşek…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, üniversite sınav sonuçları açıklanmış ve Kredi ve Yurtlar Kurumuna öğrencilerin bir kısmı yerleştirilmiştir. Yalnız, binlerce öğrenci açıkta kalmıştır. Her gün yüzlerce öğrenci bizleri arayıp yurt konusunda yardımcı olup olamayacağımızı sormaktadır. Devletin birçok kurumunun misafirhanesi veya birçok kurumun buna benzer tesisleri bulunmaktadır öğretmenevleri, polisevleri gibi. Gerekirse bu süre içerisinde gerekli tedbirlerin alınarak bu kurumlara ait tesislerin öğrencilerin hizmetine sunulmasını -inanın, kayıt yaptırmasına rağmen çocuklarını okula gönderemeyen aileler var- veya bununla ilgili bazı yerlerde gerekirse otellerin kiralanarak bedellerinin Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından ödenmesini talep ediyorum. Meclisten bununla ilgili karar alınarak Kredi ve Yurtlar Kurumuna ödenek aktarılmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bilgiç, buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Karşılıklarla ilgili olarak “Hiç karşılık ayrılmıyor.” gibi bir algının olması da doğru değil. Burada bir muafiyet var, doğrudur ancak muafiyet, Türkiye Kalkınma Bankasının kredilere hiç karşılık ayırmayacağı anlamına da gelmemektedir. Sadece, ayrılacak karşılık oranı ve süreler konusunda banka yönetim kuruluna yetki verilmektedir. Aynı şekilde, kanun teklifiyle, banka tarafından ayrılan karşılıklar için 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 53’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında yer alan vergi istisnası imkânı da bankaya sağlanmıştır. Uzun vadeli krediler ile kısa vadeli kredilerin sınıflandırılmasında farklılıkların olmaması, on yıl daha uzun vadeli bir kredinin bir tek taksitinin doksan gün gecikmesi nedeniyle tüm kredinin “donuk alacak” olarak sınıflandırılması ihtimali yatırımcıları da darboğaza sokmaktadır. Bu istisnayla yatırımların kısa vadeli ödeme güçlüğü nedeniyle olumsuz etkilenmesinin de önüne geçilmesi planlanmaktadır. Zaten burada da bankanın bütün kayıtları da her üç ayda bir hem uluslararası bir bağımsız denetim firması tarafından denetlenecek hem de BDDK ve Sayıştay denetimlerine de tabidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha verebilirim Sayın Bilgiç. Sözlerinizi tamamlarsanız…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Tabii ki, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ayrıca, BDDK’nin karşılıklara ilişkin mevzuatı yanında, BDDK’nin diğer düzenlemelerinin de halka açık olması nedeniyle SPK mevzuatına ve ulusal ve uluslararası muhasebe standartlarına da banka uygun davranmak zorundadır. Banka BDDK’nin belirlediği formatta hazırladığı raporlar dışında UFRS yani Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına da uygun finansal raporlar da hazırlayacaktır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Çok teşekkür ediyorum Başkan.

Sadece şunu söyleyeyim: Bu kredi kullanımları da Eximbank ve İller Bankasında da aynı şekilde uygulanmaktadır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylamaya geçmeden önce bir yoklama talebi bulunmaktadır, bir önergeyle bildirdiler. Yoklama talebi için arkadaşlarımızın isimlerini okuyarak tespitlerini de yapacağım.

Sayın Özel? Burada.

Sayın Adıgüzel? Burada.

Sayın Gaytancıoğlu? Burada.

Sayın Barut? Burada.

Sayın Kaya? Burada.

Sayın Tanal? Burada.

Sayın Aydoğan? Burada.

Sayın Hürriyet? Burada.

Sayın Bülbül? Burada.

Sayın Ünver? Burada.

Sayın Girgin? Burada.

Sayın Karabat? Burada.

Sayın Tığlı? Burada.

Sayın Kaboğlu? Burada.

Sayın Özdemir? Burada.

Sayın Tutdere? Burada.

Sayın Kayışoğlu? Burada.

Sayın Bakırlıoğlu? Burada.

Sayın Baltacı? Burada.

Sayın Süllü? Burada.

Evet, 20 sayısı bulundu.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, yoklama talebini yerine getiriyorum. Elektronik cihazla yapacağımız yoklama talebinde üç dakikalık süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, elektronik cihaza giremeyen üyelerimizin pusula gönderme durumları söz konusu olabilir ancak kimse de salondan ayrılmasın. Pusula getiren milletvekillerimizin sadece kâtip üyelere kendilerini tanıtarak pusulalarını vermelerini rica ediyorum ve kimse salondan ayrılmasın. Bu pusulaların her biri tek tek kontrol edilecektir.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.49

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), İsmail OK (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 5 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin maddelerine geçilmesinin oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum, yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, elektronik sisteme giremeyen milletvekili arkadaşlarımızın pusula göndermeleri mümkündür. Ancak pusula gönderen arkadaşlarımızın hiçbiri salondan ayrılmasın, her biri hakkında tekrar yoklama yapacağız ve tutanağı öyle tutacağız.

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Teklifin maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal, özür dilerim, ben görmedim sizi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, teşekkür ederim.

Biraz önce yoklamaya geçtik, Milliyetçi Hareket Partisine güvenerek AK PARTİ milletvekilleri Genel Kurula gelmiyorlar. Yani Milliyetçi Hareket Partisi AK PARTİ’nin bu eksiğini gediğini nereye kadar kapatacak?

FUAT KÖKTAŞ (Samsun) – Ya, sana ne, sana ne!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi oylamaya girdiler, toplantı yeter sayısı var yani on beş dakikamızı aldılar. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin görüşülmesine devam ediyoruz.

Komisyon? Yerinde.

Şimdi kanun teklifinin birinci bölümünün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 5’inci maddeleri kapsamaktadır.

Şimdi birinci bölüm üzerinde söz isteyen değerli milletvekillerimize söz vereceğim.

Değerli milletvekilleri, birinci bölümde İYİ PARTİ Grubu adına Bursa Milletvekilimiz Sayın İsmail Tatlıoğlu söz istemiştir.

Buyurun Sayın Tatlıoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

İYİ PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok saygıdeğer mensupları; hepinizi şahsım ve partim adına saygıyla selamlıyorum.

Bugün Sayın Bostancı ve Sayın Muş’un Türkiye Kalkınma Bankasının, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankasına dönüşümüyle ilgili kanun teklifinin maddelerini görüşüyoruz. Ama bugün renkli bir gündü ve bugünün 10 Ekim olması vesilesiyle bir iki konuya hemen değinmek istiyorum: Kerbelâ’yı, 2015 Ankarasını ve de son dönemlerin mütefekkiri Nevzat Kösoğlu’nu rahmetle anıyoruz.

Aslında bugün şöyle bir şey de var: AK PARTİ sanki Türkiye Büyük Millet Meclisini protesto ediyor gibi geldi. Gerçekten, baktım ben gün içinde, Milliyetçi Hareket Partisi sözcüsü konuşurken teklifin sahipleri yok, AK PARTİ sıralarında 19 kişi var, HDP konuşurken 26, CHP konuşurken 34 kişi.

Esasında konuya verilen, atfedilen önemle beraber bir algı da var, şöyle bir algı var: Bence ne AK PARTİ ne de muhalefet Parlamentoda AK PARTİ’nin çoğunluk olmadığının farkında değil. O nedenle, iyiyi yapmaya, kötüyü engellemeye bu Parlamentonun gücü yeter. Parlamentoyu tek başına 1’inci parti üzerinden sorgulamanın çok doğru olmadığı kanaatindeyim.

Şimdi, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası dönüşümü, esasında 1975 yılında kurulmuş, sonra 1988 yılında Kalkınma Bankasına dönüşmüş ve bugün de Yatırım Bankasına dönüştürülen bir bankayı konuşuyoruz. Bu cihetle doğru tespit şudur, şahsi kanaatimiz ve partimizin kanaati: Türkiye’nin bir yatırım bankasına ihtiyacı vardır. Böyle düşünülmüştür, zamanında böyle dönüştürülmüştür ama işlevsiz hâle getirilmiştir. Banka bugün 500 milyon lira sermayeli ve ödenmiş sermayesinin 12 katı kredi hacmiyle çok da işlevli bir banka değildir. Esasında Türkiye gibi ülkelerin kalkınmadan ziyade yatırım bankacılığı üzerinden sektörlerine destek vermesi çok önemlidir. Geçmiş dönemlerde Sayın Erdoğan’ın da gündeme getirdiği faiz tartışmaları esasında yatırım bankacılığıyla ilgilidir. Yatırımların uygun finansmanı yatırım bankacılığıyla olur ve bu cihetle bu bankaya muafiyetler tanınması, vergi muafiyeti tanınması, karşılıkların ayrılmaması, maliyetlerin düşük hesaplanması ucuz kredi açısından çok doğru bir tutumdur ve bu, doğru bir yaklaşımdır.

Ancak kanunun başlangıç maddelerine baktığımızda çok açık söylemek gerekirse şöyle bir şey var: Kanun sahipleri bizden bir uçak satın alma izni istiyor ama bu uçağın kargo uçağı mı, yolcu uçağı mı olduğu yok bu metinde. Bu uçağın kaç kişilik yolcu taşıyacağı, uzak mesafeye mi gideceği yoksa kısa mesafeye mi yolculuk yapacağı, ne tip bir uçak olduğu konusunda hiçbir bilgi yok. Mesela, bu bankanın sermaye miktarı yok ve sermayenin nereden karşılanacağı da yok. Muhtemeldir ve eğer öyle olursa, İşsizlik Fonu’ndan aktarımlar söz konusu olursa -çok samimiyetle söylüyorum- Türkiye 1980’ler ve 1990’lardan sonra ikinci defa tasarruf atağında kendi vatandaşlarını mağdur etmiş olur. Zaten 110 milyar liralık İşsizlik Sigortası Fonu’nun 10 milyar, 11 milyar civarı maalesef kamu finansmanı için, bankaların finansmanı için kullanıldı ve bu, piyasa faiz haddinin çok daha altında bir faiz geliriyle kullanıldı. Bu nedenle, insanlarımızın ümit bağladığı tasarruf fonlarını ve İşsizlik Fonu’nu ve benzeri fonları yine kamu harcamaları içerisinde çarçur etmenin ciddi bir sıkıntısını yaşayabiliriz. Ayrıca, maddelerde bunun Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kalkınma planı, stratejik planlar doğrultusunda kaynak yapılacağından bahsediliyor.

Çok değerli arkadaşlar, bu kanun teklifine baktığınızda, ilk başında biz de Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışmaya başladığımızdan itibaren şöyle görüyoruz ve bunu diğer kanunlarda da böyle gördük: Şimdi, Türkiye’de yeni olarak AK PARTİ-MHP ittifakı Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçti, evet ancak yeni sistemin işleyişinde çok ciddi sıkıntı var. Zaten Türkiye'nin, Parlamentonun kanun yapma kalitesi düşük, bu çok daha fazla düşüyor. Bakın, bu kanun teklifi geldi, bu görüşülürken kanun teklifini verenler 4 ayrı değişiklik önergesi verdiler. Bu nedenle, hızlı ve aceleci tavrımız nedeniyle kötü bir kanun yapma sürecindeyiz. Bunun bize şöyle bir yükü olur, hepinizin buradan dikkatini çekmek istiyorum: Eğer biz kanun yapma sürecinde Parlamentoya saygın davranmazsak parlamenterler olarak bürokrasinin nobranlığına maruz kalırız ve yürütmeye daha yakın olan bürokratlar siyasete ve parlamenterlere gerçekten nobran davranırlar ve bir gün buraya hizmetlilerini gönderip “Bu kanunu bir bitir, gel.” diyebilirler. Bakın, Komisyonda olan bürokratlar bugün burada yok ve ne yazık ki -Sayın Muş’a teşekkür ederim, o geldi, Sayın Bostancı da geldi şimdi ama- uzun görüşmeler sırasında kanun teklifinin sahipleri yok burada. Bunun saygınlıkla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Şimdi, diğer yandan, “Bu kalkınma planı ve stratejik planlar doğrultusunda kaynak tahsisi yapılacak.” diyor ama şunu görmemiz lazım: Türkiye'de yaklaşık üç yıldır orta vadeli planda ve mali planda ve Merkez Bankası hedeflerinde ve bir on yıldır kalkınma planlarında gerçeklik bitmiştir. Hele Merkez Bankasının sanki yazılımı var, enflasyon hedefi yüzde 5. Yıl 2015, yüzde 5; yıl 2016, yüzde 5; yıl 2017, yüzde 5. Yani sadece yılı değiştiriyorlar ve biz bunu sorgulamıyoruz. İşte, Parlamento burada, bizden öncekiler de burada. Bunu sorgulayabildiniz mi? Bunun maliyetinin ekonomiye ne olduğunu görebildik mi? Göremedik. Ekonomiyi konuşmayı çok özlemişiz ve konuşuyoruz. Çok net bir gösterge belirtmek istiyorum ekonomide: Lütfen iki yıllık tahvil faizlerini takip edin, ekonominin bütün röntgeni buradadır, yüzde 27. Biraz önce Sayın Durmuş bir krediden söz etti. Bir bankanın uluslararası sendikasyon için çıktığı, kredi almak için çıktığı piyasadan yüzde 12,5’la kredi aldığını söyledi, bu bir felaket.

Bakın, 2001’de Türkiye Cumhuriyeti, New York Borsasından yüzde 11’le borçlandı, New York Borsasında yüzde 11’le tahvil sattı. Bugün yüzde 11’in üzerinde bir faizle kredi alan bir Türkiye var. Yani döviz dengelenir bir şekilde, fiyatlar dengelenir bir şekilde ama faiz eritir, bütün kazanç, birikimlerimizi götürür; götürdü zaten, 6.800 dolara düştük fert başına millî gelir olarak. Bu fakirleşmenin nedeni var, bu bir sonuç. Bu sonuç nereden kaynaklanıyor? İnanın bugün bu kanunların yapımına karşı gösterdiğimiz duyarlılık işte bunun bir nedenidir. Şu Parlamentoya, şu Parlamentonun yaptıklarına, bu görev, bu fonksiyonlara bizim sahip çıkmamız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tatlıoğlu, sözlerimizi toparlayalım isterseniz.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum.

BAŞKAN - Bir dakika veriyorum.

Buyurun.

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Bir kere, bakın, dedim ki… Milliyetçi Hareket Partisinin sayın grup başkan vekili enflasyonla ilgili haklı olarak farklılıklardan bahsetti. Bakın, bütçe geliyor, gelin bu bütçeyi, bu Meclis olarak, Türkiye’yi bu krizinden çıkarabilecek bir mali plan hâline getirelim. Milliyetçi Hareket Partisinde de Cumhuriyet Halk Partisinde de AK PARTİ’de de HDP’de de ve İYİ PARTİ’de bunu yapabilecek kadrolar var. Bu bütçenin çıkmasına tek başına AK PARTİ’nin sayısı yetmiyor. Gelin bunun olduğu gibi geçmesine göz yummayalım, buna müdahil olalım; aklımızla müdahil olalım ve buradan ciddi bir mali plan çıkaralım. Buna gücümüzün yeteceğine inanıyorum. Biz yatırım bankasının yanındayız, doğru buluyoruz ama içi açık değil. O nedenle bunun daha sağlıklı bir şekle dönüşmesini gerçekten arz ederiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMAİL TATLIOĞLU (Devamla) – Bir de teklif sahiplerinin tekliflerine saygı göstermesini diliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tatlıoğlu.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, pek kısa bir söz talebim var İç Tüzük 60’a göre.

BAŞKAN – Buyurun Özgür Bey.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin tek sahibinin Berat Albayrak olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce hem Sayın Bülent Kuşoğlu hem de biraz önce dinlediğimiz değerli hatip bir vurgu yapıyorlar, teklif sahiplerinin tekliflerine sahip çıkmadığıyla ilgili. Bu eksiklik de teklife daha sonra imza koyan bir arkadaşın, bir milletvekili arkadaşımızın bulunmasıyla gideriliyor falan ama burada bir gerçeği unutuyoruz. Bu teklifin bir tane sahibi var Anayasa’ya aykırı olarak, o da Berat Albayrak. Bundan kırk beş gün önce “Kalkınma Bankasını yeniden yapılandırmak için çalışmalarımızı yapıyoruz, inşallah ekim ayının başında Mecliste görüşülecek.” dedi. Bu bir itiraf, bu Sayın Berat Albayrak’ın iş dünyasına karşı verdiği bir müjde ama kuvvetler ayrılığının ayaklar altında olduğunun, 16 Nisanda rejime kasteden Anayasa değişikliğinin, iktidar partisinin söylediği savlarla değil göstermelik düzenlemelerle ve esasen arkasından dolaşılarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pardon Başkanım, tamamlayayım.

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu düzenlemelerin, rejime kasteden Anayasa değişikliğinden sonra, metinde yazdığı gibi değil, yine buraya geldiğimizdeki gibi Anayasa’ya uymayarak Anayasa’yı fiilî duruma uydurmuşlardı. Yani birisi Anayasa’ya uymuyordu, Anayasa’yı ona uydurdular ama bu Anayasa’ya da uymuyorlar. Kişinin üzerine dikilen elbise bir sene sonra bir yanı bol, bir yanı dar ve şu anda, birileri Meclise burada yasamacılık oynattırıp kendileri oradan millî irade üzerinde tahakküm kuruyorlar. Berat Albayrak “Kalkınma Bankasını yeniden yapılandırıyoruz, inşallah 1 Ekimde Meclise sevk edeceğiz.” dedikten sonra -ben o gün basın toplantısı düzenlemiştim- biz ne söylersek söyleyelim, iki milletvekili ne imza atarsa atsın, imzalar işaret fişeği, bir grup başkan vekili, bir grup başkanı. Bu şu demek: Ey ahali, teklife yukarıdan talep var, en üst düzeyde sahip çıkıyoruz. Biz bunu anlıyoruz ama demokrasi tarihi bunu affetmez.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu, buyurun.

38.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Bu düşüncelere biz katılmıyoruz Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Berat Bey’e had bildirin o zaman. Allah’ın teknisyeni gelmiş, bize şey yapıyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şu bir gerçektir ki tabii ki yürütmeyle yasamanın ayrılığı, bunların birbirine karşıtlığı manasına gelmiyor. Kuvvetler ayrılığı kuvvetlerin aynı zamanda uyumudur da. Burada millet menfaatini, devlet işleyişini gözetmek hepimizin vazifesidir. Dolayısıyla bu kanun teklifinin sahibi Ankara Milletvekili Naci Bostancı Bey ve İstanbul Milletvekili Mehmet Muş Bey’dir. Bu çalışmalarla ilgili Mehmet Muş Bey grup adına da teklif sahibi olarak biraz evvel görüşlerini yüce Meclisin bilgisine sunmuştur; gelişimini, amacını, hedeflerini vuzuha kavuşturmuştur. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir problem söz konusu değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, tutanağa geçsin, bir daha aynı şeyleri tekrarlamayayım.

“Kalkınma Bankasında yeni dönem.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın açıklamaları sonrası, bankanın yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmalar hız kazandı, yasal altyapı değişikliklerinin Bakanlık tarafından ekimde Meclise sunulması bekleniyor.”

Ve bu, bütün Türkiye’nin bildiği bir şey. Saygı duyduğumuz mevkidaşlarımız göz göre göre “Şimdi böyle bir şey yok, teklifin sahibi biziz.” derse akıl alır bir şey değil bu. Birbirimizi kandırmayalım. Ya da şunu yapın: Sayın Berat Albayrak’ı -bir teknisyendir- Meclise, Meclisin bir grubuna, Meclisin tümüne istikamet dayatması konusunda had bildirin o zaman; bu kadar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle, sadece tutanağa geçsin diye ifade etmek istiyorum, açmaya da gerek yok.

BAŞKAN – Yo, açalım lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Gerek yok.

BAŞKAN – Hayır, hayır, rica ediyorum, açalım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Vakit kaybetmeye gerek yok.

BAŞKAN – Peki, buyurun o zaman.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Şöyle: Sonuç itibarıyla ben ilk konuşmamda söyleyeceğimi söylediğim için aslında Özgür Bey de ilave bir şey söylemedi, tekrarını yaptı. Vakit kaybetmeye gerek yok, beyanlar açıktır, vuzuha kavuşmuştur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, aynen okudum da o sırada soru geldi diğer Grup Başkan Vekilimizden, “Kim yazmış, Sözcü mü yazmış?” dedi. Haberin kaynağı A Haber. Hemen A Haberin sitesine bakın. Haberin kaynağı A Haber, tarihini de veririm.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Bu konuşmaların hepsi kayıtlara geçmiştir.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekilimiz Sayın Mustafa Baki Ersoy’da.

Sayın Ersoy, on dakika süreniz var, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin birinci bölümüyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ilk olarak, Genel Kurulda görüşülmekte olan bu kanun teklifinin milletimize hayırlı olmasını temenni ederek sözlerime başlamak isterim.

Kalkınma Bankası, bilindiği gibi, 1975’te “Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası” olarak kurulmuş, 1988’te “Türkiye Kalkınma Bankası” adını almıştır. Aynı zamanda bankanın sanayi sektörü yanında diğer sektörlere de finansman desteği sağlama imkânı o tarihte getirilmiştir. 1999’da çıkan 4456 sayılı Kanun’la yapılan düzenleme yürürlüğe girdiği günden bugüne, dünyadaki ve ülkemizdeki bankacılık sisteminde ve anlayışında meydana gelen gelişmeler ve bankanın hedeflerindeki değişimler doğrultusunda mevcut konumun yeterli olmadığı açıktır ve bu yönde yeni düzenlemelerin yapılması da tabiidir.

Bankanın gelişmiş ülkelerdeki kamu sermayeli etkin kalkınma ve yatırım bankalarının işlevleri örnek alınmak suretiyle altyapı, çevre, enerji, konut, araştırma ve geliştirme yatırımları, söktörel verimlilik ve rekabeti artıracak yatırımlar, küçük ve orta boy işletmelere ilişkin finansman uygulamaları, bölgesel gelişmişlik farklılıklarının giderilmesine katkı sağlayacak yatırımlar, kalkınma programlarında belirtilen öncelikli sektörlerde yapılacak yatırımlar, döviz kazandırıcı faaliyetlere ilişkin yatırımlar ile benzer alanlarda doğrudan veya diğer bankalar aracılığıyla kredi sağlayarak, fonlar kurarak, garanti ve risk paylaşımları programları geliştirerek veya diğer kalkınma ve yatırım bankacılığı araçlarını kullanarak finansman sağlayacak bir yapıya kavuşturulması yatırım bankacılığının bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu teklife göre, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketinin çağdaş kalkınma ve yatırım bankacılığı araçlarını kullanarak ülkemizin kalkınma hedefleri doğrultusunda sürdürülebilir büyümeye yönelik yatırımlarının ve projelerinin desteklenmesi, sermaye ve fon kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması, yurt içi, yurt dışı ve uluslararası ortak yatırımların finanse edilmesiyle kâr ortaklığı veya kiralama esaslı kredi işlemleri dâhil tüm kalkınma ve yatırım bankacılığı işlevlerinin rekabetçi, dinamik ve etkin bir şekilde yerine getirilmesi hedeflenmektedir.

Bankanın merkezi, amacı, kaynakları, sermaye yapısı, organları, hesapları, faaliyet konuları ile kârının dağıtımına ilişkin hususların esas sözleşmesinde belirlenmesi öngörülmektedir. Bu kanunla yürürlükten kaldırılan 4456 sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin Kuruluşu Hakkında Kanun’la kurulan “Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi” unvanıyla kalkınma ve yatırım bankası olarak hiçbir hukuki muameleye tabi olmaksızın faaliyetlerine devam etmesi öngörülmektedir.

Banka, kanun ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kalkınma planı, programı ve stratejik planlar doğrultusunda kaynağı tahsis edilmek suretiyle görevlendirilebilecektir. Bu görevlendirmelere ilişkin usul ve esaslar ile görevlendirme kapsamında ihtiyaç duyulan kaynağın hangi kurum veya kuruluş bütçesinden karşılanacağı Cumhurbaşkanınca belirlenecektir.

Banka personeli, 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre iş sözleşmesiyle istihdam edilecektir.

Tüzel kişiliği haiz Türkiye Kalkınma Fonu’nun, banka tarafından hazırlanan Türkiye Kalkınma Fonu İç Tüzüğü’nün ticaret siciline tescil olmasıyla süresiz olarak kurulması amaçlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak ülkemizin kalkınması, milletimizin refahının artırılması için yapılacak her türlü gayreti, çalışmayı önemsiyor ve destekliyoruz. Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’ni de ülkemizin kalkınmasına katkı sağlamaya yönelik bir girişim, bir arayış olarak değerlendiriyoruz. Duracak, vakit kaybedecek, boşa zaman harcayacak lüksümüz yoktur. Biz, hep birlikte Türkiye’yiz; yaşatmayı yaşamaktan evla görür, ülkemizi bir adım ileriye nasıl götürebiliriz, bunun kaygısını taşırız. Gayretimiz, Türkiye’yi çağlar ötesine taşıyacak adımları atmaktır.

Bununla beraber bir diğer önemli konu ise yatırımların önünün açılması adına, devletimiz çeşitli kurumlar ve argümanlar ile teşvikler vermekte, yatırımcının finansman ihtiyacına yardımcı olmaktadır. Bununla birlikte, farklı bölgelerde ve illerde farklı destek unsurları uygulanmaktadır. Bu teşvik programları farklı kamu kurumları tarafından yürütülmektedir. Kamu kurumları yürüttükleri teşvik programlarıyla bugüne kadarki düzenlemelerde, bölgelere adil davranılmasından çok siyaseten hareket etmiş ve bundan dolayıdır ki bölgelerin sorunları tam anlamıyla çözülememiştir. Teşvik mevzuatı kapsamında Gaziantep, Manisa, Balıkesir, Samsun gibi iller üçüncü bölgede yer almasına karşın, vekili olduğum Kayseri ikinci bölgede yer almakta ve bu teşvik programlarından seçim bölgem adil olarak yararlanamamaktadır. Şu anda bizim Kayseri’mizin iş adamları, teşvik bölgemizden dolayı, diğer illerimize göre SGK primi, işveren hissesi desteği, faiz desteği ve vergi indirimi gibi destek unsurlarından hak ettiği ölçüde yararlanamamaktadır. Bizim bu söylemimiz, kastımız kesinlikle ayrıştırmak ya da ötekileştirmek değil aksine, tüm illerimizin önünü açabilmek ve adil bir düzen oluşturabilmek içindir. Hakkaniyeti korumak, hakkı hak sahibine teslim etmek vazifemiz olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, değinilmesini elzem gördüğüm bir diğer nokta ise yine seçim bölgem olan Kayseri’mizde organize sanayi bölgesinde ekonomik problemlerin had safhaya ulaşmış olduğudur. Bu konudaki tespitlerimiz şunlardır:

Banka kredi faiz oranları yüzde 40’lara ulaşmış ve bankalar firmalarımıza kredi kullanımında zorluk çıkarmakta, bu oranlara rağmen kredi kullandırmamaktadır. Bu kredi oranlarının mutlaka düzenlenmesi gerekmektedir.

Son Kaynak Tedarik Tarifesinin Düzenlemesi Hakkında Tebliğ’le beraber, zam, tarife değişiklikleri, aynı oranda elektrik kullanan işletmeler ve fabrikaların farklı faturalar ödemesi adil rekabetin önünü tıkamaktadır. Elektrik faturaları yükselen sanayicilerimizi rahatlatmak, üretim maliyetlerini düşürmek ve adil koşullarda rekabetin sağlanabilmesi için elektrik tarifelerinde mutlaka bir düzenleme yapılmalıdır.

Bildiğiniz üzere, mobilya sektörünün başkenti Kayseri’dir. Emek yoğun olan bu sektörde ve benzer durumda olan diğer sektörlerimizde KDV indirimi veya sıfırlanması uygulamasının yapılması ve mümkünse kalıcı hâle getirilmesi bir ihtiyaçtır ve bu uygulama istihdama katkı sağlayacaktır.

İş dünyasının sürekli değişen ihtiyaçlarını karşılama noktasında eğitim sistemine, özellikle de mesleki eğitime çok önemli görevler düşmektedir. Bu bağlamda, aranan nitelikli ve kalifiye eleman ihtiyacının karşılanması için organize sanayi bölgesi içerisinde yer alan meslek liselerine verilen desteklerin artırılması, meslek yüksekokullarının yapılması desteklenmeli ve teşvik edilmelidir. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan teknik meslek lisesinde iki yıl içerisinde neler yapılabildiğini, bundan sonraki süreçte desteklendiği takdirde iş dünyasına olumlu anlamda nasıl bir katkı sunulabileceğini görmemiz mümkündür.

Ülkemizin ekonomisine çok büyük katkıları olan, lokomotif görevi gören sanayimiz, girdi maliyetlerinde yaşanan artışlar nedeniyle istikrarı sağlamakta güçlük çekmektedir. Girdi maliyetleri oranında zam yapamayan üreticilerimizin rahatlaması için destek ve teşvik uygulamaları hayata geçirilmelidir. Özellikle asgari ücret desteği, çalışan sayısı fazla, buna karşın genel ücret seviyesi düşük olan iş yerleri açısından önemli bir katkı anlamına gelmektedir. Piyasaların canlanması, işverenimizin rahatlaması ve istihdama katkı sağlanması için prim destekleri, işbaşı eğitim programlarının genişletilmesi büyük bir önem arz etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak istikrarlı ekonomik büyümenin sağlanması ve güçlü bir üretim ekonomisinin tesisi suretiyle üreten, istihdam yaratan ve üretilen değerden bu süreçte yer alan her kesimin katkısı ölçüsünde adil pay almasını sağlayan, yoksulu gözeten, gelir dağılımını adaletli kılan sosyal refah düzenini oluşturmak temel hedefimizdir. Bu çerçevede, ileri teknolojiye dayalı, yüksek ihracat kapasitesine sahip, istihdam öngören sanayi yatırımlarına ucuz ve uzun vadeli kaynak sağlayacak yatırım bankacılığını ve dolayısıyla bu teklifi bahsettiğimiz sebeplerden dolayı desteklediğimizi açıklamak istiyorum.

Bu vesileyle ben de sizlere teşekkür ediyor, Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Garo Paylan’da.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın Paylan, süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Anayasa değişikliğinde, biliyorsunuz, AKP nasıl propaganda yaptı? “Güçlü Meclis…” “Yasaları milletvekilleri yapacak. Artık, yasama, yürütme ayrılacak.” dediler. Biz böyle olmayacağını halkımıza anlatmaya çalıştık kısıtlı medya imkânlarıyla, kısıtlı siyaset alanıyla. Yüzde 51’e 49, toplum size inandı ama maalesef, biz haklı çıktık. Yasaları saray yapacak dedik, yasaları saray yapıyor. Maalesef, Meclise düşen de sarayın yazdığı fermanlara bir mühür basmak olacak dedik. Sayın Mehmet Muş, on gün önce saraya gitti, hazır yazılmış fermanı aldı, Meclise getirdi; Plan Bütçe Komisyonu Başkanının önüne koydu, Süreyya Sadi Bilgiç’in önüne koydu. Peki dedik, hadi oturalım, konuşalım. Hani yasaları milletvekilleri yapacak ya, anlat bakalım Sayın Mehmet Muş, niye getirdin bu teklifi, nasıl hazırladın, sen mi hazırladın dedik, cevap veremedi. Anlatmaya başladı, anlattı. Peki, o zaman biz de katkı sunalım dedik. İnanın, son derece yapıcı öneriler sunduk, dedik ki: Bak, burası iyidir, şurası kötüdür -az sonra anlatacağım- ama inanın, sarayda ferman nasıl yazılmışsa Komisyondan öyle geçti arkadaşlar. Bütün parti grupları önerilerini sundular, noktası, virgülü değişmedi, sizin önünüze ferman öyle geldi. Niye? Çünkü fermanı padişah yazmıştı. Hiç padişahın yazdığı fermana dokunulur muydu?

Bakın, AK PARTİ’li arkadaşlarımız önerilerinize kafa salladığı hâlde, “Evet ya, şu konuda HDP’nin dediği, şu konuda İYİ PARTİ’nin dediği veya CHP’nin dediği doğru olabilir.” dediği hâlde noktasına virgülüne dokunulmadı çünkü onlara göre bu bir fermandı ve bize düşen, fermana mühür basmaktı arkadaşlar. Bakın, bu, Meclisin itibarını, maalesef, yerle bir eden bir uygulamadır.

Bakın, biz neler önerdik arkadaşlar, bir kere de burada tekrar edeyim. Kalkınma Bankasının geliştirilmesine ihtiyaç var mı? Elbette var. Ama dedik ki bu fermanda her şey yazılmış. Ya, öyle bir banka tanımlanmış ki her şeyi yapar. Ne yapar? Hani, çok ihtiyacımız olan bir şeyi yapar mesela, “Konut yapar.” diyor bakın. Çok ihtiyacımız var ya! Bütün şehirlerimiz betona gömülmüş, “Bu banka konut yapar.” diyor. “Altyapı yapar.” diyor, “Enerji yatırımı yapar.” diyor, “KOBİ’lere destek verir.” diyor. Yani bankacılık sektöründeki bütün bankalar ne yapıyorsa şu anda her şeyi yapar diyor. Ya, arkadaş, bir kalkınma bankasının odağı olur. Hani, on altı yıldır isminizde var “kalkınma”, memleketi kalkındıramamışsınız, büyük bir ekonomik krizin içindeyiz, şimdi diyorsunuz ki “Kalkınma Bankasıyla kalkındıracağız.” Ya, bir odağı olsun. Bakın, her banka artık ihtisaslaşır, bir odağı olur. Bu banka hangi konuda odaklanacak belli değil, her şeyi yapar. Niye? Ferman öyle yazılmış çünkü. Amaç, odak belirleyemedik, Sayın Mehmet Muş da dokunamadı.

Peki, dedik ki: Bakın, dünyada örnekleri var, mesela Almanya’da kalkınma bankaları var ama bunların yerel ayakları var, her eyaletin kendi kalkınma bankası var. Neden? Türkiye’den örnek verelim: Trabzon’un ihtiyacını Trabzonlular bilir arkadaşlar. Trabzon’un bir kalkınma bankası olsa Trabzon’un yerelde neye ihtiyacı olduğunu en çok onlar bilir, yerel bileşenleriyle birlikte kararlarını alırlar ve şehirlerinin ihtiyacını giderirler. Bu kalkınma bankaları şehir bazında da olabilir, bölge bazında da olabilir. Bakın, Türkiye'nin hikâyesinde Karadeniz, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu geri kalmıştır arkadaşlar. Ha, batı da nasıl kalkınmıştır, o da ayrı hikâye. Ama merkeziyetçi yapı hep fizibilite olarak baktığı için yatırımlar batıya doğru akmıştır, Karadeniz, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ihmal edilmiştir. “Oysa bizim yerel, bölgesel kalkınma bankalarımız olsa, devlet de o konuda desteği verse yerel yönetimlerle, yerel STK’lerle birlikte o bölge daha etkin kalkındırılır.” dedik ama dinlemediler çünkü ferman öyle yazılmıştı arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, diğer bir mesele: Kalkınma bankaları yerelin faydasına ve ihtiyaçlarına göre yapılanır. Fayda ve ihtiyaç var mı burada? Yok. Oysa yerelin ihtiyaçlarını ve faydasını ancak yerel bilir.

Kalkınma Bankasının diğer boyutu: Demokratikleşsin bu Kalkınma Bankasının yönetimi. Mademki kamu buraya kaynak koyacak… Ne dedik? Yerel kalkınma bankaları olsun, bu bankaların yönetimi de demokratikleşsin. Nasıl demokratikleşir? Saraydan ferman vererek değil. Ne olur? Yerel yönetimler, yereldeki STK’ler, sendikalar, işçi temsilcileri bu kalkınma bankalarının yönetiminde olurlar ve bölgenin bütün bileşenlerinin ortak kararıyla bölgenin faydasına, yerelin faydasına yatırımları desteklerler ama maalesef, bu konuda da ferman değişmedi arkadaşlar.

Diğer bir konu: “Merkeziyetçi bir banka” dedik ya. Düşünün, bakın, ben eminim bu Kalkınma Bankası bir şube açacak. Nereye açacak? Saraya, merkez yönetim şubesi sarayda açılacak. Saraya iş adamları, iş insanları gelip görüşecekler, onay alan projeler… O banka şubesine gidecek. “Oğlum, ben sana imzaladım, git, kalkınma bankasından destek al.” diyecek.

Arkadaşlar, bu ne olacak? Ben bu bankanın ismine yeni bir isim öneriyorum “Kalkınma Bankası” değil, “yandaş kalkındırma bankası” olarak değiştirmelerini öneriyorum çünkü yandaş olmadığınız sürece bu bankadan kredi alma olasılığınız yok arkadaşlar çünkü merkeziyetçi çünkü saraydan onay almayan, akredite olmayan herhangi bir projenin bu bankadan kredi alma olasılığı yok. O yüzden “Yerel olsun.” diyoruz, o yüzden “Demokratikleşsin bunun yönetimi.” diyoruz ama maalesef, oradan da çok uzakta.

Arkadaşlar, peki, bu bankaya kaynağı kim koyacak? Hadi buyurun. On gün önce bir uygulama yaptınız, bir ferman daha yazıldı. Bizim bir İşsizlik Sigortası Fonu’muz var, milyonlarca da işsizimiz var, önümüzdeki aylarda daha da artacak sayıda işsizimiz var. İşsizler, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan faydalanamazken Vakıfbank, Halkbank, Eximbanka 11 katrilyon lira aktarıldı arkadaşlar, farkında mısınız? 11 katrilyon lira…

Şimdi -diyoruz ki- ferman öyle geniş yazılmış ki “Kaynağı koyarız.” diyor. Nereden? Belli değil. Nereden konulacak arkadaşlar biliyor musunuz? İşsizlik Sigortası Fonu’ndan konulacak çünkü Hazinenin bir kaynağı yok. İşsizin parasıyla yandaşı kalkındırma bankasına kaynak konulacak. Bu hak mıdır arkadaşlar, bu adalet midir? İşsizler bu ekonomik krizin altında, enflasyonun altında inim inim inlerken işsizin kaynağını yandaşa aktarmak haksa siz bu kanuna “evet” deyin derim.

Bir de bir fonu olacak arkadaşlar bu Kalkınma Bankasının, o fona da ayrıca kaynak konulur deniyor. Onun da İşsizlik Sigortası Fonu’ndan maalesef konulacağını düşünüyoruz, kanuna aykırı bir şekilde.

Değerli arkadaşlar, “Kalkınma Bankası” diyoruz. Şimdi, niye bu durumdayız, niye bu ekonomik krizi yaşıyoruz? “Kalkınma” dediğimiz şeyi acaba biraz başka yerlerde mi arasak? Elbette ekonomik rasyolarımız kötü ama niye kötü olduğunu biraz düşünsek. Düşünün ki bakın, daha iki gün önce demokrasi kalitesi ligi açıklandı. OECD içinde demokrasi kalitesi olarak sıralanmış ülkeler. 1’inci Finlandiya, 2’nci İsveç; bilirsiniz, her yerde böyledir. 41 ülke sıralanmış arkadaşlar demokrasi kalitesi liginde, biz 41’inciyiz, 41 ülke içinde sonuncuyuz OECD içinde. Hani “kalkınma” dediğimiz şeyi biraz demokrasi liginde kalkınma olarak algılasak mı acaba? Hani “Bu ülkeye yatırım gelmiyor, insanlar kaçıyor bu ülkeden.” dediklerinde, yalnızca Kalkınma Bankasına işsizin parasını koymakla mı kalkınacağımızı düşünüyoruz? Bence hayır.

Diğer bir mesele, basın özgürlüğü liginde hangi kalkınma sırasındayız arkadaşlar? 180 ülke içinde 157’nci sıradayız. Utanmıyor muyuz bundan peki? Ben utanıyorum, hepimiz utanmalıyız.

Diğer bir ligde neredeyiz? Hukukun üstünlüğü ligi. 113 ülke var, biz 101’inci sıradayız, o da daha geçen yılın rakamı bu, bu yıl daha da aşağılara doğru sürükleneceğiz.

Değerli arkadaşlar, “kalkınma” dediğimiz şeyi yalnızca dolarla bulamayız. Doların gelmesi için de hani çok sevdiğiniz o yeşillerin gelmesi için de demokraside, hukukun üstünlüğünde, basının özgürlüğü liginde, demokrasi liglerinde üst sıralara çıkmalıyız. Bu anlamda da her yerde, hayatın her alanında demokratikleşmeliyiz diyorum.

Diğer bir konu daha var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika daha süre verirseniz onu da açıklayacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, az önce Sayın Özgür Özel açıkladı. Kırk beş gün önce Maliye Bakanı Sayın Berat Albayrak dedi ki: “Kalkınma Bankasını yapılandıracağız.” Kalkınma Bankası borsada işlem gören bir kâğıt. 5 liraydı Kalkınma Bankası bakın, 5 liraydı borsada; Sayın Berat Albayrak açıkladıktan sonra 7 liraya çıktı. Sayın Mehmet Muş da on gün önce Meclise getirdiğinde 7 liraydı, bugün 51 liraya çıktı hissenin değeri.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Kimler almış?

GARO PAYLAN (Devamla) – Yani birileri kırk beş gün önce bu hisseyi paketlemişler -borsacılar bilirler- 5 liralık hisseyi 50 liraya çıkartmışlar arkadaşlar. Yani büyük bir borsa manipülasyonları var. Ya burada Hükûmete rol biçeceğiz ya da Sayın Mehmet Muş’a rol biçeceğiz. Mehmet Muş’un bu anlamda savcılığa suç duyurusunda bulunması lazım. Ya o teklifi kendi ofisinden, hisse değeri 7 lirayken birileri uçurdular, kâğıtlar toplandı, kâğıt 51 liraya çıktı arkadaşlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Müdürler orada, onlar biliyorlar kim almış.

GARO PAYLAN (Devamla) – Burada birileri yetimin hakkını yiyor ama hep beraber bu yetimlerin hakkını sormazsak daha yiyenler çok olur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

Değerli milletvekilleri, söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Utku Çakırözer’e ait.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Ankara Garı katliamının 3’üncü yılında, orada yaşamını yitiren 103 yurttaşımızı, onların son arzusu olan barışın, kardeşliğin ve demokrasinin egemen olduğu bir Türkiye dileğimle anıyorum. Bu vesileyle Ankara Garı katliamını gerçekleştiren IŞİD terörünü de, geçtiğimiz hafta Batman’da, bu hafta Hakkâri’de evlatlarımızı şehit eden PKK terörünü de lanetliyoruz. Aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, acılı ailelerine ve ulusumuza başsağlığı diliyoruz.

Kerbelâ’da şehit olan Hazreti Hüseyin ve kanı dökülen yârenlerini de buradan rahmetle anıyorum. Muharrem ayı, matem olduğu kadar barış ve sevginin de ayı olmalıdır diyorum.

Değerli milletvekilleri, önümüzde, yine, Anayasa’ya ve kanunlara uymayan, onları tanımayan bir metin var. Kalkınma ve Yatırım Bankası yeniden yapılandırılırken bir de Kalkınma Fonu kuruluyor. Ülkede para yok, döviz açığı var, borçlar almış başını gidiyor, ekonominin bütün göstergeleri sarsılmış, biz şimdi ne işe yarayacağı belirsiz bir fon kuracağız hem de olağanüstü yetkilerle donatarak. Koşullarına bakın: Bütün vergi ve kamu yükümlülüklerinden muaf. Karşılık ve teminat ayırma zorunluluğu yok. Güçlü bir denetim yok. Bankacılık mevzuatı, SPK Kanunu ve diğer tüm mevzuattan bağımsız. Sermayesi ve nereden kaynak bulacağı belirsiz. Anayasa ve bütçe kanununa aykırı biçimde kaynak tahsisinde Cumhurbaşkanı tek yetkili kılınmış.

500 personelinin gelecekleri belirsiz. Memur olan çalışanları işçi yapılıyor. Merkezi İstanbul’a taşınınca personelin bankadan uzaklaştırılması, hatta işsiz kalması ihtimalî söz konusu.

Türkiye'nin karşı karşıya olduğu ağır ekonomik tablo karşısında bu fon bize ne kazandıracak? Bakın, iki yıl önce benzer bir biçimde Varlık Fonu’nu kurdunuz; 200 milyarlık kaynağı, bankaları, arazileri, Türkiye'nin millî varlıklarını bünyesine verdiniz, Sayıştay denetiminden muaf tuttunuz. Peki, ne oldu? Kocaman bir hiç. Bir hayrı, bir faydası oldu mu? Hayır, tam tersine işte ortada, ekonomi daha da kötüye gitti. Şimdi yeni bir fon daha kuralım diyorsunuz. Bizler de ikinci bir Varlık Fonu skandalı yaşanmasın diye karşı duruyoruz.

Peki, bu fonun kaynağını nereden sağlayacaksınız diye soruyoruz. Çıt yok. Neden açıklayamıyorsunuz? Bu bankaya, bu fona ne kadar sermaye koyacaksınız? Bu kriz, bu sıkıntı içindeki ülkede nereden, nasıl kaynak bulacaksınız? Siz söylemiyorsunuz ama bizim bir tahminimiz var: Geçtiğimiz hafta kamu bankalarına İşsizlik Fonu’ndan 11 milyar lira, eski parayla 11 katrilyon lira aktarıldı.

Değerli arkadaşlarım, İşsizlik Fonu işçilerin zor günleri için biriken bir paradır ama bu fon, işsiz kalan emekçiler dışında neredeyse her keyfî amaç için çılgınca yağmalanmakta. Bugüne kadar 100 küsur milyar liralık fonun sadece 13 milyar lirası işsizler için kullandırıldı. Yani yirmi yılda işsizlerimize kullandırılan miktar kadarını geçen hafta bir gecede kamu bankalarına gönderdiniz. Ne için? Kendi beceriksizliğinizi, ekonomiyi yönetemezliğinizi örtmek için. Biz bu fon için “Daha fazla işsiz kardeşimiz daha kolay kullanabilsin, daha fazla süreyle yararlanabilsin.” dediğimizde “Katiyen olmaz.” diyorsunuz ama görüyoruz ki bir gecede 11 milyar lirayı gözünü kırpmadan kamu bankalarının açıklarını karşılamak için gözden çıkarabiliyorsunuz. Hem o fonu işsizlere kullandırmıyorsunuz hem de har vurup harman savuruyorsunuz. Hatalarınızın bedelini emekçinin kara gün parasından ödetiyorsunuz. Şimdi korkumuz odur ki yine amaç dışı kullanacaksınız işçinin parasını. Bu Kalkınma Fonu’nun kaynağı, sermayesi emekçilerimizin kara günler için saklanan akçeleri olacak. İşte biz, buna karşıyız.

Buradan sormak istiyoruz: Kalkınma Bankası ve Kalkınma Fonu için teminat ve karşılık ayırma zorunluluğu neden kaldırılıyor? Bu düzenlemeyle birileri kayırılmak mı isteniyor? Bu banka, iflas eden şirketleri, kurumları toplayan bir yer mi olacak, yoksa Türk varlıklarının yabancılara değerinin altında satılacağı bir platform mu olacak? Hazineye ve vatandaşlarımızın üzerine yeni yükler mi getirilecek? Biz bu soruları sordukça deniyor ki:“Üretim için, imalat sanayisini desteklemek için kuruyoruz.” Ama gerçek, bu değil. Bu ülkenin hiçbir kaynağını üretime ayırmadınız, ayırmıyorsunuz, varsa yoksa beton ekonomisine, yandaş müteahhitlere akıtıyorsunuz.

Bakın, son yaşanan en canlı örneği anlatayım: Türkiye’de döviz ve dövize endeksli sözleşme yapmayı yasaklayan bir KHK çıktı. Amacı döviz kurlarını frenlemekti. Geçen hafta tebliği yayımlandı. Vatandaşın ve şirketlerin birbirleriyle yapacakları küçük işlere döviz yasağı getirildi. Dövizle yapılmış ev ve iş yeri kiralamaları Türk lirasına çevrilmek zorunda bırakıldı. Buna karşılık, ülkeyi zarara uğratan, geleceğimizi ipotek altına alan köprü, otoyol, tünel, hastane, havaalanı gibi mega projelerdeki döviz sözleşmelerine ise hiç dokunulmadı. Vatandaşa yastıkaltındaki dolarını bozduranlar, dövizle alışveriş ve sözleşmeyi yasaklayanlar, geçmişte döviz üzerinden yaptırılan ve döviz garantileri yıllarca devam edecek olan bu köprü, otoyol, tünel, havaalanı, elektrik santralleri gibi projeleri döviz yasağı kapsamına almadılar. Yeni düzenlemeye göre, mega projeleri yapan büyük müteahhitler, iş yaptırdıkları küçük taşeron şirketlere de dövizle iş yaptırabilecekler. Aynı şekilde, bankalar da bu mega müteahhitlerle kredi sözleşmelerini dövizle yapabilecekler. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu değerli arkadaşlarım. İşte tüm bu eleştirilerimiz ve kaygılarımız nedeniyle biz bu kanuna “hayır” diyoruz.

Değerli arkadaşlarım, peki, neden böyle bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız? Çünkü birileri ne kadar inkâr etmeye çalışsa da çok büyük bir kriz var, daha da derinleşecek olan bir kriz. Sarayda yaşanmasa da evde, mutfakta yaşanan bir kriz, yaşanan bir yangın var. Kriz olmasa, değerli arkadaşlarım, sadece bir yıl içinde geçim sıkıntısı nedeniyle 233 yurttaşımız canına kıyar mı? Çocuğuna pantolon alamadığı için intihar eden yoksul bir baba, borçlarını ödeyemediği için yaşamına son veren genç bir avukat; her gün ama her gün bu intihar haberleriyle kahroluyoruz. Ekonomik kriz olmasa Türkiye’nin anlı şanlı şirketleri birbiri ardına iflas yarışına girer mi? Konkordato ilan eden şirket sayısı 3 bini geçti, hepsi de işçi çıkarmakta. Yüzlerce, binlerce emekçimiz kara kışa işsiz, aşsız girmek zorunda. Kriz olmasa, değerli arkadaşlarım, bu işsizlik olmasa Amasra’da emekçilerin hak aramak için vinçlerin tepesinde ne işi var değerli arkadaşlarım? Kriz olmasa pazarda domatesin fiyatı sadece bir yılda yüzde 104 artar mı? Salatalık yüzde 81, patates yüzde 60, kuru soğan yüzde 70 artar mı? Karpuz, Adana’nın karpuzu yüzde 120 artar mı?

Bakın, on altı yıllık tek parti iktidarı vardı, bu yıl tek adam iktidarına dönüştü; peki, sonuç? Beceriksizlik, yönetememezlik. Yeni Ekonomik Programı açıklıyorlar, daha geçen yıl kendilerinin 2018 sonu için yüzde 7 olarak öngördükleri enflasyonu yüzde 20 olarak düzeltiyorlar. Yetti mi? Hayır, yetmedi. Bu düzeltmeyi yaptıkları programdan on beş gün sonra enflasyon rakamları yüzde 25 olarak açıklanıyor. Bakın, bu daha resmî enflasyon, yüzde 25; daha kötüsü üreticinin enflasyonu, yüzde 50 yani birkaç ay sonra tüketiciye yansıyacak olan enflasyon. Enflasyon inmeyecek, daha da tırmanacak.

Değerli arkadaşlarım, peki, ülke bu hâldeyken, bizleri yönetenler ne yapıyor değerli arkadaşlarım? Bakın, 100 Günlük Eylem Planı’nın bugün 67’nci günü. Ne söz vermişlerdi? Kamu idareleri tasarruf yapacaktı. Peki, ne oldu? Sayıştay raporlarına bakın, halktan tasarruf isteyen Cumhurbaşkanlığının günlük harcaması 1,8 milyon lira. Yatırım Ajansı diye bir kurum var, Ankara ve İstanbul’da birer araba, birer sekreter, birer ofis tahsis edilmiş; bu nasıl tasarruf? Yazlık saray, kışlık saray, son olarak uçan saray; hem de ülkemizin itibarını beş paralık edecek biçimde yabancı bir ülkeden hibe alındığı savunulan bir uçan saray.

“Kriz yok.” deniyor; kriz olmasa değerli arkadaşlarım, işsizler ordusu her geçen gün yüzlerle, binlerle artar mı? 6 milyon işsizimiz var, her 4 gençten biri işsiz. Esnafın durumu vahim, son iki ayda iflas eden esnaf sayısında yüzde 50 artış var. Kriz var mı yok mu gidin çiftçiye sorun. Anadolu’nun tahıl ambarı Eskişehir’imizde çiftçilerimiz isyan ediyor. Önce mazot, yem ve gübreye gelen zamlar, ardından üç ayda 3 kez artan elektrik faturaları… Son gelen faturalar yüzde 100 zamlı. Artık ödeyecek hâlleri yok, isyan etmeyip de ne yapsın bu çiftçiler? İşte Haymana’da borcunu ödeyemediği için tarlasına ve ineklerine haciz gelen sütçü, boğazına kadar borçlu olduğu Ziraat Bankası önünde geçim kaynağı sütü dökerek anlatabiliyor derdini.

Değerli arkadaşlarım, kriz yok mu? Var, ameliyathanelere bile girmiş durumda. Kamu hastanelerinde doktorlara “Aman, malzemeler pahalandı, hayati olmayan ameliyatları yapma.” talimatı veriliyor. 31 milyon yurttaşımız bankalara borçlu; tüketici kredisi, ek hesap, kredi kartı derken borç 536 milyar lira olmuş durumda, eski parayla 536 katrilyon lira borçluyuz bankalara. Kriz var ve bunun faturasını hep işçiler, emekçiler, küçük üreticiler, çiftçiler, asgari ücretliler ödedi, ödemeye de devam ediyor.

Değerli arkadaşlarım, hepimize düşen bir sorumluluk da var. Ne diyoruz? “Cumhuriyet, kimsesizin kimsesi olmaktır.” Peki, olabiliyor muyuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çakırözer, toparlamanız için bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

UTKU ÇAKIRÖZER (Devamla) – Sağ olun.

Bu Mecliste kaç tane torba yasa çıktı ama bakın, Rize’de altı ay çalıştığıyla on iki ay geçinmek zorunda olan çay işçileri hâlâ geçici statüde. Şeker fabrikalarındaki, demir yollarındaki taşeron işçilerimizi hatırlayan yok. Mahmudiye’mizde ve Türkiye'nin dört bir yanında geçici işçi olarak çalışan emekçilerimiz 13 Kasımda işsiz kalacak. Bu kara kışta evlerine götürecek aşları yok. Bu kanunla bu yurttaşlarımıza sahip çıkabiliyor muyuz? Maalesef hayır.

Değerli arkadaşlarım, öte yandan, Türkiye'de milyonlarca yurttaş, asgari ücretle geçinme mücadelesi veriyor. 2001 yılında krize ve kur şokuna rağmen asgari ücret, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Romanya ve Litvanya’nın üzerindeydi, şimdi ise tüm Avrupa’nın altında. Türkiye'de hâlâ 1.000 liranın altında ücret alan yüz binlerce emeklimiz var.

Buradan bir kez daha çağrıda bulunmak istiyorum, asgari ücretlimizi, emeklimizi, memurumuzu enflasyon karşısında ezdirmeyelim, milletin vekilleri olarak sorumluluğumuzu yerine getirelim. Mutlaka ama mutlaka, enflasyondan doğan gelir kayıplarını milyonlarca asgari ücretlimize, memurumuza, emeklilerimize yansıtalım diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakırözer.

Değerli milletvekilleri, gruplar adına konuşmalar sona ermiştir.

Sayın Güzelmansur, bir müjdeli haber vermek için söz istemişsiniz. Ben mikrofonunuzu açıyorum. Meclisimizle paylaşır mısınız lütfen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

39.- Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur’un, basketbolda 26. Kadınlar Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı Fenerbahçe’yi 61-47 yenerek Hatay Büyükşehir Belediyespor’un kazandığına ilişkin açıklaması

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bayan basketbol Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın sahibi Hatay Büyükşehir Belediyespor. Bugün Fenerbahçeyi 61-47 yenerek Hatay Büyükşehir Belediyespor, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazandı. Benim de asbaşkanı olduğum bu kulübün başarısını sizinle paylaşmak istedim ve burada emeği geçen, başta, Onursal Başkanımız olan Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Doçent Doktor Lütfü Savaş ve emeği geçen tüm yönetici arkadaşlarıma teşekkür ediyorum ve Suriye krizinden en çok etkilenen il olan Hatay’a bu bir moral, bir motivasyon oldu. Sizinle paylaşmak istedim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederiz.

Biz de takımımızı ve sizleri kutluyoruz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, şahıslar adına söz taleplerini değerlendireceğiz.

Şahıslar adına ilk söz, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Erkan Baş’a ait.

Buyurun Sayın Baş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ERKAN BAŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bugün bizim açımızdan tarihî bir gün tabii. 10 Ekim 2018 itibarıyla ben ve mücadele arkadaşım, yoldaşım Barış Atay, Türkiye İşçi Partisini temsilen bu Mecliste bulunuyoruz. Türkiye işçi sınıfının, emekçilerin, yoksulların çıkarlarını, seslerini duyurmak için bu kürsüyü elimizden geldiğince kullanmak istiyoruz.

Bir not daha düşmem gerekiyor. 10 Ekim, aynı zamanda Türkiye İşçi Partisinin tarihsel lideri, Genel Başkanımız Behice Boran’ın aramızdan ayrılışının 31’inci yıl dönümü. Behice Hanım’ın 12 Eylülde kapatılan partisini hepimiz biliyoruz. Daha sonra vatandaşlıktan çıkarıldı ama işte bugün onun taşıdığı sosyalizm bayrağı yine bu Meclis kürsülerinde kendisine yer bulmuş oldu. Behice Hanım, işçilerin, emekçilerin hakkını savunduğu için vatandaşlıktan çıkartıldı. Patronlarla ve patron temsilcileriyle dolu bu Mecliste bir kez daha ilan ediyoruz: Bizim vatanımız, lüks jetler, saraylar, gemicikler değil, işçilerin, emekten yana olan aydınların vatanıdır.

Sevgili arkadaşlar, bu kadar, ekonominin tartışıldığı bir atmosferde, ekonomik krizde emekçiler, işçiler, yoksullar lehine tek bir söz söylemeyip sürekli patronları koruma derdine düşenlerin karşında zamlarla ve yoksullukla boğuşan işçilerin, emekçilerin sesi olmaya talibiz.

Sevgili arkadaşlar, 10 Ekim, aynı zamanda ülkemizin kanlı tarihlerinden bir tanesinin daha, üç yıl önce yaşadığımız gar katliamının yıl dönümü. Sadece barış istediği için 102 yurttaşımızın barbarca katledildiği ve maalesef patlamanın hemen ardından güvenlik görevlilerinin yaralıları kurtarmak yerine gazlarla, bombalarla saldırdığı bir katliamdan söz ediyoruz.

Daha acısı, Türkiye’mizi sadece Amerikan çıkarlarını savunmak için Suriye’de savaşa sokup cihatçılara destek vermek için sınırı elek hâline getirenlerin yarattığı bir katliamın yıl dönümünde konuşuyoruz.

Arkadaşlar, bugün burada onurla taşıdığımız Türkiye İşçi Partisi rozetini bizden önce bu kürsüde taşıyan Behice Boran, aynı zamanda Türkiye barış mücadelesinin öncülerinden bir tanesiydi. Kimse, onun “NATO’ya hayır.” sesini, “Türk askerinin Kore’de ne işi var?” sesini unutturamaz ve biz bu kürsüde barış mücadelesini tıpkı Behice Boran gibi yükseltmeye devam edeceğiz. Bu vesileyle 10 Ekim katliamında yitirdiğimiz tüm barış savaşçılarını da bir kez daha anmak istiyorum ve ölümünün 31’inci yıl dönümünde Behice Boran’ımızı umut dolu güzel günleri çağıran o sözleriyle bir kez daha anıyorum: “Selam olsun Türkiye'nin ve dünyanın aydınlık geleceğine.” diyorum.

Şimdi, kardeşler, bu, tabii, güzel bir umut ve hedef gösteren bir slogan ama maalesef biz burada karanlık bir tabloyu tartışıyoruz. Bakın, baştan çok net bir şey söyleyeyim: Ekonomiyi böyle yamalı bohçalarla falan kurtaramazsınız. Yani her gün yeni bir yasa teklifi getirerek, her gün “Patronların çıkarlarını nasıl korurum?” diye düşünerek Türkiye’yi bu krizden çıkartma şansınız yok. Bu kanuna, esas olarak bunun üzerinden karşı çıkmak gerekiyor.

Arkadaşlar, konumuz kalkınma ama neyi kalkındırıyoruz? On altı yıldır bu iktidar neyi kalkındırdı? İşte, hepimiz üçüncü havalimanında gördük. Üçüncü havalimanında yandaş şirketlerin hepsi kalkınırken benim işçi kardeşlerim sadece ve sadece haklarını savundukları için bugün cezaevinde. Oysa eğer bu ülkede ekonomiyi düzeltmek istiyorsak esas mesele, yoksulun, işçinin, emekçinin hakkını savunmak. Sabahtan beri hangi sermaye grubuna ne kadar para aktarılabilir, hangi patronu nasıl destekleyebiliriz, bunun üzerine tartışmalar yapıyoruz. Arkadaşlar, farkında mısınız, on altı yılda ülkeyi getirdiğiniz noktada 2 milyon çocuk işçi var artık bu ülkede? 20 binden fazla işçinin katledildiği bir ülkede yaşıyoruz, ekonomik krizi tartışıyoruz, hiç kimsenin üretenleri, işçileri, emekçileri düşündüğü yok. Arkadaşlar, eğer bu ülkenin Meclisi olacaksak bu ülkenin üretenlerinin sesi olacağız, yaratanlarının sesi olacağız, emekçilerinin sesi olacağız.

Bakın, çok net söylemek istiyorum: Ben bu kanunu okuduğumda bir tek şey görüyorum, bütün ülkenin tapusunu teslim ettiğiniz saraya “Al, istediğin patrona istediğin gibi para aktar.” diyorsunuz. Şimdi, çok haklı biçimde buradaki arkadaşlarım söylüyor: “Teklifin gerçek sahibi kim? Berat Albayrak.” Berat Albayrak ne diyor? “Vergiyi tabana yayacağız, vergi adaleti sağlayacağız.” diyor. Arkadaşlar, tabanın canı çıktı canı, zaten vergiyi sadece taban veriyor. Siz bu vergiyi tavandan alın, kim zenginleştiyse, bu on beş yılda kim servetine servet kattıysa vergiyi onlardan alacağız. Emekçilere, yoksullara, halka eşit bir biçimde dağıtacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN BAŞ (Devamla) – Başkanım toparlayabilir miyim?

BAŞKAN – Tabii, buyurun Sayın Baş

ERKAN BAŞ (Devamla) – Çok uzatmayacağım. Sizin niyetiniz belli, bizim tarafımız, safımız belli. Birileri patronların servetine servet katmak istiyorsa biz buradan açıkça ilan ediyoruz arkadaşlar: Biz bu krizin faturasını işçilere, emekçilere, yoksullara ödetilmesine izin vermeyeceğiz. Kim zengin olduysa, kim servetine servet kattıysa, kim bugün, on beş yıl öncesinden daha fazla paraya sahipse bu krizin bedelini onlar ödeyecekler. Biz “Aynı gemideyiz.” yalanıyla bu faturayı işçilere, emekçilere ödetmenize izin vermeyeceğiz. Çok açık söylüyorum ve bir tek teklifte bulunuyorum: Sevgili arkadaşlar, hepimiz Meclis koridorlarında geziyoruz, çay içiyoruz, kahve içiyoruz. O size çay getiren, kahve getiren işçi arkadaşlara bir sorun bakalım, kriz var mı, yok mu?

Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baş.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Kayıtlara geçmesi için… Türkiye Cumhuriyeti devletinin Suriye’de olmasının sebebi terör örgütlerine karşı mücadele etmektir. Türkiye’ye tehdit oluşturan oradaki tüm terör örgütlerine karşı, ayrım gözetmeksizin hepsine karşı bir mücadele için oradayız. Bu, 81 milyon vatandaşımızın can ve mal güvenliği için yaptığımız bir müdahaledir.

Bir diğeri, Ankara patlamasındaki failler yakalanmıştır, yargılanmışlardır ve ceza da almışlardır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yol verenler?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Dolayısıyla, bu anlamda da hem partimiz hem Hükûmetimiz de bunun üzerine gitmiştir.

Bunun da kayıtlara girmesini özellikle istirham ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Şahıslar adına ikinci konuşmacımız, Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Sami Çakır.

Sayın Çakır, buyurun lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi hakkında AK PARTİ Grup Başkanı Sayın Naci Bostancı ve Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Muş’un vermiş olduğu (5) sıra sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Hakkında Kanun Teklifi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, 27’nci Dönem İkinci Yasama Yılının hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin aslında varlık sebebi olarak Türkiye’nin büyümesi ve kalkınmasına mevzuat ve sistem içerisinde daha fazla destek vermesini temin etmeye yönelik bir çalışma ve teklif olarak gördüğümüz bu kanun teklifinin bu çerçevede irdelenmesi ve değerlendirilmesi önemlidir.

1877 sayılı Yetki Kanunu’na dayalı olarak 27 Kasım 1975 tarih ve 13 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası -DESİYAB AŞ- unvanıyla kurulan bankanın kuruluş, işlem ve faaliyetleri 14 Kasım 1983 tarih ve 165 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yeniden düzenlenmiştir. Aslında bu tarihî süreci değerlendirmek önemlidir. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine arzı, Bakanlar Kurulunca 22/10/1973 tarihinde kararlaştırılan İşçi Yatırım Bankasıyla ilgili yetki kanunu tasarısının gerekçesinde “Kalkınma çabalarının planlama tabanına oturtulma gayretlerinin başladığı 1960’lı yıllardan 1973 yılına kadar, tasarrufların gayri safi millî hasıla içindeki payını artırmak; toplam kaynakları her yıl artan oranlarla, üretim kapasitesini artıracak sınai yatırımlara yöneltme gereğine dönük çabalar, mali disiplin sorununda düğümlenmiş, birtakım kararlar alınmış, mevzuat tıkanıklıklarını giderecek düzenlemelerde bulunulmuştur. Buna karşılık, yurt dışı işçi tasarruflarını bir yatırım kaynağı olarak değerlendirecek yeterli hizmet ağının oluşturulmamış olması nedeniyle; işçilerimizin şirketleşme ve tasarruflarını yatırımlara yöneltme çabaları sınırlı ve dağınık kalmış, hatalı kararlarla girişilen bazı teşebbüsler ise beklenen sonuçları vermemiştir.” denilmişti.

Burada diğer değerlendirmelere geçmeden önce, DESİYAB AŞ’nin kurulmasına ve faaliyetlerinde hem işçilerin sermayesinin transferini sağlamak hem de sanayi kuruluşlarını desteklemek ve ağır sanayi hamlesinin gerektirdiği çalışmayı yapması için gösterdiği gayretten dolayı rahmetli Profesör Doktor Necmettin Erbakan’ı hayırla yâd ediyorum, mekânı cennet olsun.

Bankanın kuruluşuna ilişkin 4456 sayılı Kanun 14 Ekim 1999 tarihinde kabul edilmiş ve 17 Ekim 1999 tarih ve 23849 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Banka, bu kanunla düzenlenen hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi ve anonim şirket şeklinde tüzel kişiliğe sahip bir kalkınma ve yatırım bankası olarak bugüne kadar faaliyetini sürdürmüştür.

“Yatırım” unvanı eklenerek “kalkınma ve yatırım bankası” olarak faaliyetine devam edecek olan banka, bu kanun teklifi gerekçesinde de anlaşılacağı gibi, 4456 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten bugüne ülkemiz ve dünyadaki bankacılık sistemlerinde ve anlayışında meydana gelen gelişmeler ile bankanın stratejik hedeflerindeki değişiklikler doğrultusunda mevcut kanunun ihtiyaca tam olarak cevap veremediği göz önüne alınarak bir çalışma yapılmış ve yasal düzenleme için bu teklif verilmiş gözükmektedir.

Ülkemizin kalkınma hedeflerine bağlı olarak sürdürülebilir büyümeye yönelik yatırımların ve projelerin desteklenmesi, sermaye ve fon kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması, yurt içi, yurt dışı ve uluslararası ortak yatırımların finanse edilmesi ile kâr ortaklığı veya kiralama esaslı kredi işlemleri dâhil, tüm kalkınma ve yatırım bankacılığı işlemlerinin yerine getirilebilmesi, bu kanunla hüküm altına alınmış olmaktadır.

Bu kanunla, aynı zamanda, tüzel kişiliği haiz Türkiye Kalkınma Fonu kurulmasıyla ilgili bankaya izin verilmektedir. Yine, bu fonla ve alt fonlarla ilgili olarak yapılacak tüm çalışmanın banka tarafından gerçekleştirilmesi kayıt altına alınmaktadır.

İşbu kanunun teklif muhtevası hedeflerine uygun ve başarılı çalışmalar yapılması temennisiyle Genel Kurulu ve milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakır.

Değerli milletvekilleri, (5) sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünün görüşmelerinin devamı hususunda İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir öneri vardır, öneriyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan (5) sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünün müzakerelerinin İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca devamını arz ve teklif ederiz.

                                       Özgür Özel                                              Özkan Yalım                             Haşim Teoman Sancar

                                          Manisa                                                       Uşak                                                        Denizli

                                  Ömer Fethi Gürer                                          Ahmet Kaya

                                           Niğde                                                      Trabzon

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanunun daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı talep ediyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, okuttuğumuz öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, şahıslar adına görüşmeleri de bitirdik.

Teklifin birinci bölümü üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Bu sürenin yarısı sorular, geri kalan bölümü de cevaplar için kullanılacaktır.

Soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Sayın Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle sürekli işçi kadrolarına sınırlı da olsa geçen taşeron çalışanlarının 2020 yılı sonuna kadar Yüksek Hakem Kurulu sözleşmesine tabi tutulacak olması, çalışanlar arasında ücret farklılığını derinleştirmektedir. En alt limitten verilen yemek ücreti 5 liradır. Altı ayda yüzde 4 ücret zammı yıllık enflasyonun yüzde 25’e erdiği yerde hak kaybı artmaktadır. 2019 yılında yapılacak kamu iş toplu sözleşme görüşmelerinde taşeron çalışanı iken kadro alanlar da dâhil edilmelidir. AKP iktidarı, eşit işe eşit ücret ve kadro vermelidir. Asgari ücret üzerinden maaş uygulaması son bulmalı, enflasyon farkı tüm çalışanlara ödenmelidir.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaya…

AHMET KAYA (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı her fırsatta “Kriz falan yok, sakın ha bunlara aldırmayın. Bizde kriz falan yok.” demek suretiyle gerçekleri örtme çabasını sürdürüyor. Krizin saraya uğramadığı elbette doğrudur ancak bir de milletin yaşadıklarına bakalım. Trabzonlu 1,5 yaşındaki Elif yavrumuzun doğuştan işitme kaybı olduğu için biyonik kulak ameliyatı olması gerekiyordu. Ailesi Ankara’da bir hastaneye başvurdu, ameliyat için gün dahi alındı fakat döviz kurlarındaki artış ve ekonomik kriz gerekçe gösterilerek malzemelerin temin edilemeyeceği ve ameliyatın iptal edildiği kendilerine söylendiğinde âdeta yıkıldılar. Dahası “Kriz yok.” denen ülkemizde iki buçuk aydır biyonik kulak ameliyatlarının yapılamadığı acı gerçeğini öğrenmiş bulunuyoruz.

Buradan Sayın Cumhurbaşkanına ve Sağlık Bakanına soruyoruz: Kriz yok ise, her şey yolunda ise çocuklarımıza ve ailelerine bu mağduriyeti neden yaşatıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Girgin…

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, Muğla il sınırları içerisindeki kamu hastanelerinin hiçbirinde anjiyo merkezi yoktur. Hem kardiyoloji hem de nöroloji bölümlerinde deneyimli uzman doktorlar olmasına rağmen, anjiyo merkezinin olmaması nedeniyle kalp ve nöroloji hastaları ya il dışına sevk edilmekte ya da özel hastanelerde tedavi olmak zorunda kalmaktadırlar. Bu nedenle, yapılması gereken acil tedavi uygulamaları gecikmekte, birçok hasta ya hayatını kaybetmekte ya da hayatına engelli olarak devam etmektedir. Günde ortalama 3 hasta bu şekilde üniversite hastanesine gelmektedir. Bazı il ve ilçelerde ikinci basamak hastanelerde bulunan anjiyo merkezi, üçüncü basamak eğitim ve araştırma hastanesi olan Muğla Üniversitesi Hastanesinde bulunmamaktadır. Özellikle acil vakaların yoğun yaşandığı yaz dönemi ve turizm sezonu için mağduriyetler iyice artmaktadır. Muğla’mızın bu hayati ihtiyacının acilen giderilmesi gerekmektedir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hükûmet, krizi saklamak için elinden geleni yapıyor. Asıl krizi saray değil, halk hissediyor. Daha geçtiğimiz haftalarda çocuğuna pantolon alamayan bir baba, yaşamına son vermişti. Bunu haberleştiren gazeteci cezalandırılmak istendi. Bugün de yıllardan beri karşı çıktığımız, Hükûmetin yarım yamalak düzenleme yaptığı ve “Kaldırdım.” dediği -aslında kandırmaca politikalarından bir tanesiydi- taşeron sistemi yüzünden alacaklarını alamayan taşeron işçisi, İzmit Belediyesinin çatısına çıkarak sesini duyurmak istedi. Artık insanlar seslerini duyurabilmek için ölümü bile göze alarak çatılara çıkıyor, ekmeğini, hakkını, hukukunu istiyor. Ülkenin dört bir yanında benzer bu şekilde üzücü hadiseler meydana geliyor. Peki, kriz yok ise bu insanlar çatılara neden çıkıyorlar?

Hükûmet, krizi saklamak için verdiği çabayı krizi önlemek için de verse keşke. Krizi yaşayan halkın sorunlarına karşı daha duyarlı olunmalı, halkın ne çektiği daha yakından incelenmeli ve gereği mutlaka yönetenler tarafından yapılmalıdır diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünver…

İSMAİL ATAKAN ÜNVER (Karaman) – Teşekkür ediyorum.

Teklife dair Komisyon muhalefet şerhimizde de açıkça sayılan, Anayasa'nın birçok hükmüne aykırı bir düzenleme getiren teklifin 3’üncü maddesiyle bütçe kanunu anlamsızlaştırılmaktadır. Bunun yanında, demokrasilerin ortaya çıkma sebebi olan halkın bütçe yapma hakkı da anlamsızlaştırılmaktadır. Bütçe, yürütmenin harcama yapmak için vatandaştan aldığı ön izindir. Teklifle Cumhurbaşkanına bankayı görevlendirme ve görevlendirmenin kaynağının hangi kurum ve kuruluşun bütçesinden karşılanacağını belirleme yetkisi verilmektedir. Bu düzenleme, Türk milletinin yüce Meclis eliyle kullandığı bütçe hakkının tek bir kişiye devri demektir. Bu durum, kuvvetler ayrılığına aykırı değil midir? Hep inkâr ettiğiniz tek adam rejiminin tescili değil midir? İşsizlik Fonu’nun başına gelen, getirdiğiniz bu düzenlemeyle, acaba başka hangi millî kaynak ve değerlerimizin başına gelecektir? Acaba başka hangi millî kaynaklarımız çarçur edilip yandaşa peşkeş çekilecektir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

BURHANETTİN BULUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik kriz ortamında vatandaşın kemer sıkması isteniyor. Enflasyonu ise kermes düzenleyerek indirmek isteyen Hükûmet, sarayda ise aksine har vurup harman savurmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanlığını oluşturan 9 ayrı politika kuruluna toplam 76 kişi atandı. Kurullara tercih edilenler, AK PARTİ milletvekilleri, adayları ve AK PARTİ’ye yakın kişiler oldu. Cumhurbaşkanlığına bağlı çalışacak olan 9 kuruldaki her bir üyenin yıllık bütçeye yükü 141 bin lira. 76 kurul üyesinin toplam maliyeti ise 10 milyonu buluyor. Anlaşılan o ki ülkemizde sadece sarayda kriz yok. Sürekli masraflar saray bütçesine ekleniyor. Vatandaşın mutfağı yanıyor, vatandaş evine ekmek götüremiyor, asgari ücrete talim ediyor, oysa saray halkın vergileriyle lüks ve şatafat içinde. Sormak istiyorum, bu saltanat düzeni içinde acaba saray da kendisi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kayışoğlu…

NURHAYAT ALTACA KAYIŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ülkemizde yaşanan ekonomik krizin gerçek sebebi tek adam rejimidir, tek adam rejiminin yarattığı güvensizlik ortamıdır. Bu krizin sebebi liyakatsizliktir, bu krizin sebebi yargı bağımsızlığının yok edilmesidir, müvekkilini haklı çıkarmaya çalıştığı gibi saçma sapan bir gerekçeyle avukatların tutuklanmasıdır, insanların kendini hukuki olarak güvende hissetmemesidir. Bu gerçeği görmediğiniz sürece istediğiniz kadar yatırım ortamını iyileştirmek için kanunlar çıkarın, istediğiniz kadar fonlar kurun, istediğiniz kadar muafiyetler, istisnalar getirin, istediğiniz kadar yapılandırma kanunları çıkarın tek adam rejimiyle ülkeyi bu krizden çıkaramazsınız diyorum.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Sayın Zeybek…

GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ağustos ayından itibaren Ziraat Bankası çiftçiye, Halk Bankası esnaf ve KOBİ’lere kredi vermezken Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin yüksek teknoloji ve uluslararası rekabete dayalı bir üretim yapacağını söylüyorsunuz. Kamu bankalarının içi boşalmışken kredi notunun düşmesinden endişe ettiğiniz için finansman desteği sağlayacağınız yeni bir banka mı oluşturuyorsunuz? Size, Mustafa Kemal Atatürk’ün doksan yıl önce büyük ekonomik krizde İzmir İktisat Kongresi’nde almış olduğu kararlardan yararlanmanızı tavsiye ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cevap işlemleri için Sayın Komisyon, söz hakkı sizde.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Mevcut durumuyla Türkiye Kalkınma Bankası özel hukuk hükümlerine tabi ve anonim şirket şeklinde Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanlığının ilgili kuruluşu olan bir kalkınma ve yatırım bankasıdır. Banka hisselerinin yüzde 99,08’i Hazineye, yüzde 0,92’si ise gerçek ve tüzel kişilere aittir. Gerçek ve tüzel kişilere ait olan yüzde 0,92’lik pay borsada işlem görmektedir. Söz konusu hisseler borsaya kote olduğu için hisselerin kime, kimlere ait olduğunu Borsa İstanbul aracılığıyla öğrenmeniz mümkündür. Borsa İstanbul Anonim Şirketi Ana Pazarda işlem gören 4 milyon 581 bin liralık yüzde 0,91’lik Türkiye Kalkınma Bankası payları sürekli alınıp satıldığı için ortak ve yatırımcı sayısı devamlı değişmektedir. Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde izlenen ortak pay sahibi sayısı Banka Genel Kurulu toplantısının yapılmış olduğu 29 Ağustos 2018 tarihinde 2.607’dir ama güncel verileri de yine Merkezi Kayıt Kuruluşundan ve borsadan almak mümkündür, onların uhdesindedir.

Borsada işlem gören payların işlem hacmi ve fiyat hareketleri Sermaye Piyasası Kurulu ve borsa tarafından da sürekli kontrol ve denetim altındadır. Bankanın hisse senetlerindeki fiyat ve miktar hareketlerine ilişkin olarak, 25 Eylül 2018 ve 8 Ekim 2018 tarihlerinde Kamuoyu Aydınlatma Platformu (KAP)’a açıklama yapılarak, Sermaye Piyasası Kurulu Özel Durumlar Tebliği’ne göre, bankanın kamuya açıklanmamış özel bir durumunun olmadığı da ilan edilmiştir ama tabii ki bankanın hisse senetlerinin çok küçük bir kısmı, sadece yüzde 1’den de az olan yüzde 0,91’lik kısmı borsada işlem gördüğünden Pay Piyasasında da derinlik oluşamamaktadır. Bu durum fiyat ve miktar hareketlerinde dalgalanmalara sebep olabilmektedir.

Aynı şekilde konut yatırımlarına ilişkin de bir konu vardı. Kalkınma Bankası bugüne kadar konut sektörüne hiçbir şekilde kredi kullandırmamıştır. Buraya kadar kullandırmış olduğu kredilerin dağılımına baktığımızda, bunun yüzde 58’inin yenilenebilir enerji projelerine olduğunu, yüzde 18’inin imalat sanayisine, yüzde 14’ünün turizm, yüzde 2’sinin eğitim, sağlık ve yüzde 8’inin de KOBİ’lere kullanıldığını görüyoruz. Bankanın konuta ayırdığı herhangi bir kredi söz konusu değil. Gerekçe kısmında “konut” ve “altyapı” ifadelerinin geçmesinin sebebi de alt gelir grubuna yönelik bir ihtiyaç duyulması, bir afet olması durumunda ya da çevre yatırımları kapsamında olabilir diye düşünülmüş oldu. Bu, anlaşılan, klasik konut kredileri kapsamında da değildir.

Aynı şekilde teminatlardan da muafiyet konusu gündeme geldi. Bu, hâlihazırda geçerli olan 4450 sayılı Kanun’da aynı istisna yer almaktadır. Bu teklifin 7’nci maddesinin (4)’üncü fıkrasında bankanın her türlü ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve icranın geri bırakılması taleplerinde teminat şartı aranmamasından kasıt, bankanın kredileriyle ilgili olmayıp, bankanın alacaklarına karşılık icradan almak istediği gayrimenkuller için mahkeme süreçlerinde teminat yatırarak uzun süreli nakitlerini buraya bağlamaması içindir.

Gene aynı şekilde, soru sırasında sağlıkla ilgili yapılan bir açıklama vardı. Burada hastanede hayati zorunluluk taşımayan ameliyatların yapılmayacağı, hatta durduğu ve ameliyat yapan doktorlara soruşturma açılacağıyla ilgili birtakım basında çıkan haberler vardı. Bu, Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Başhekimliği tarafından yalanlanmıştır ve böyle bir durumun söz konusu olmadığı da ifade edilmiştir.

Gene aynı şekilde önemli bir nokta şuydu… Pardon, bir dakikanızı rica edeyim, soruları… Daha doğrusu sorularda teklife yönelik çok fazla soru gelmediği için yapılan konuşmalardaki soruları cevaplamaya çalışıyorum.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bakan olsaydı bizim soruya cevap verecekti, Bakan yok burada.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yok, daha zamanım var.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – “Bakan” diyor, “Bakan”.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – “Bakan yok.” diyor.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Bakan olsaydı sorulara cevap verirdi, o da yok diyorum.

BAŞKAN – Sayın Bilgiç, siz devam edin, siz soruları cevaplandırın.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yok, ben Sayın Gürer’i dinliyorum, buyursun, yani sorun yok.

Evet, gerek kalkınmayla ilgili, yürütmenin… Bu bölgesel kalkınmayla ilgili olarak bir konu geçmişti, bölgesel farkların giderilmesi konusunda plan ve hedeflerle ilgili. Yürütmenin Türkiye’nin önceliklerine ve bölgesel gelişme oranlarına göre bir planlaması, çalışması zaten bulunmaktadır. Bu, kalkınma planlarında da yer alıyor. Bankanın neye göre hareket edeceği ise kalkınma planları doğrultusunda belirlenecek. Dolayısıyla teklif kanunlaştıktan sonra bölgesel kalkınmışlık farklarının azaltılması konusunda yürütme bankaya yol gösterici olacaktır.

Sermayeye ilişkin bir husus vardı, müsaade ederseniz onunla ilgili de cevap vereyim.

Evet, bankanın sermayesinin tamamı Hazine tarafından karşılanıyor çünkü zaten yüzde 99,08’i Hazineye ait. Gene aynı şekilde bir sermaye artırımı da söz konusu olduğunda, bu sermaye gene Hazine tarafından karşılanacaktır.

Teşekkür ediyorum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ziraat de, Halk da öyle. Ziraat Bankası da Hazinenin, Halk Bankası da Vakıflar Bankası da…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Daha bir dakika var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Bilgiç…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Soru soracaksanız, Sayın Tanal sorabilir, buyursun.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Başkan var orada, Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Meclis Başkan Vekili var orada kardeşim, olur mu?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Bir de bize söz verin Sayın Başkan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim, Komisyon alışkanlığı Sayın Başkanım, kusura bakmayın.

BAŞKAN – Siz söz hakkınızı kullanıyor musunuz yoksa arkadaşlar devam etsinler mi?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Devam edebilirler Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Gaytancıoğlu…

OKAN GAYTANCIOĞLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hakkımızı da koruduğunuz için teşekkür ederim.

Madem bu yasayla Türkiye’yi ekonomik krizden kurtarmaya yönelik bir adım atıyorsunuz, o zaman 11 milyon çiftçinin özel bankalara, Ziraat Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının faizini silerek anaparayı yapılandırmayı düşünüyor musunuz? 12 milyon emeklinin çoğunun açlık sınırının altında bir gelire sahip olduğunu biliyoruz. Emeklilerin durumunu iyileştirmeyi düşünüyor musunuz? Asgari ücreti yükseltmeyi düşünüyor musunuz? Esnaflar çok zor durumda. Esnaflara yönelik bir iyileştirme düşünüyor musunuz? Tarımsal ürün fiyatları çok düştü. Örneğin dolar olarak maliyeti 3 lira olan çeltikte Toprak Mahsulleri Ofisini devreye sokarak bir destekleme alımı yapmayı düşünüyor musunuz? İyi tarım uygulaması yapan zeytin üreticilerimizin destekleme ödemelerini yapmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim değerli arkadaşlar.

Bu şekilde, soru-cevap işlemi de tamamlanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, 60’a göre bir söz istiyorum mümkünse.

BAŞKAN – Bir saniye.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Bu arada, Garo Bey, söz istediniz.

Yerinizden bir dakika, buyurun lütfen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

40.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, Komisyon Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç’in borsadaki manipülasyonla ilgili yaptığı açıklamasına ilişkin açıklaması

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Komisyon Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç bir açıklama yaptı borsadaki manipülasyonla ilgili, “Yüzde 1 canım, çok da önemli değil.” dedi.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ben öyle bir şey söylemedim.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Bakın, Kalkınma Bankası Yasası değişiyor ama arkadaşlar, Kalkınma Bankası, yasası daha değişmeden birilerini kalkındırdı. Şu anda Kalkınma Bankasının borsada işlem değeri 22 milyar TL’ye çıktı yani bir ayda 2 milyar TL’den 22 milyar TL’ye ve yüzde 1 de 20 milyon TL’den 220 milyon TL’ye çıktı. Yani birileri 200 milyon TL kalkındı.

ORHAN YEGİN (Ankara) – Siz almak için müracaat ettiniz de vermediler mi size? Satışa kapalı mıydı?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Komisyon Başkanımız “Bu çok da önemli değil arkadaş, yüzde 1.” diyebiliyor.

Bu açıdan bizim görevimiz, bu 200 milyonluk kalkınmayı sormaktır, soruşturmaktır. Bu aynı zamanda Plan ve Bütçe Komisyonunun da sorumluluğundadır, aynı zamanda Sayın Mehmet Muş’un da sorumluluğundadır. Çünkü bu teklifi getireceğini birileri biliyordu ve bilerek hisseleri topladı; 20 milyonluk hisseyi 220 milyon yaptı, 200 milyon kalkındı arkadaşlar. Hepimizin boynunun borcudur bunu sorgulamak.

ORHAN YEGİN (Ankara) – Kamuoyundan gizlenmedi ki bu. Kamuoyundan gizlenmiş bir şey değildi bu. Aksine gelmeden açıklandı kamuoyuna.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Paylan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, Komisyon olarak bir söz talebimiz var.

BAŞKAN – Buyurun.

41.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç’in, Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

En kısa süre içerisinde, az önce söyledim, Merkezi Kayıt Kuruluşundan ve borsadan bu verileri Sayın Paylan alır. İnşallah bir dahaki toplantıya bu verileri almış bir şekilde buradaki bu iddialarını ispatla gelir.

Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Gizli sırdır.” diyorlar, vermiyorlar.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – İspat sizinle ilgilidir efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin kanun teklifinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                      Garo Paylan                                  Serpil Kemalbay Pekgözegü                                 Murat Çepni

                                       Diyarbakır                                                     İzmir                                                         İzmir

                                   Züleyha Gülüm                                          Rıdvan Turan

                                         İstanbul                                                      Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İzmir Milletvekilimiz Sayın Serpil Kemalbay Pekgözegü.

Süreniz beş dakika.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) – Değerli milletvekilleri, Kerbelâ’dan 10 Ekime muktedirler her zaman ezilenleri baskılamak için katliamlar yaptılar fakat ne Hüseyinler bitti ne de barış savunucuları bitti. 10 Ekim katliamını burada bir kez daha lanetliyorum. 10 Ekim katliamının katillerini bizler biliyoruz. 10 Ekim katliamı, kaostan beslenenler, savaştan beslenenler tarafından yol verilen bir katliamdır. O nedenle 10 Ekimi bugün 3’üncü yıl dönümünde anmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bundan kırk yedi yıl önce yaşamını yitirmiş olan Doktor Hikmet Kıvılcımlı’yı anmak istiyorum. Doktor Hikmet Kıvılcımlı Türkiye'nin en eski sosyalistlerindendir ve Türkiye'nin özgün koşullarına dair çok geniş bir külliyatı vardır. Doktor Hikmet Kıvılcımlı özellikle dinin siyasete alet edilmesi konusunda önemli bir külliyata sahiptir ve 1957’de Eyüp Camisi önünde bir açıklaması, konuşması vardır.

Ben sözlerime bu konuşmadan bir bölümle başlamak istiyorum. Şöyle diyor Doktor Hikmet Kıvılcımlı: “Osmanlı İmparatorluğu’ndan maalesef bize hâlâ o kötü terbiye, siyasetten kaçmak, hakkını aramamak gerektiği gibi kötü âdetler intikal etmiş bulunuyor ve biz hâlâ memleketin idaresini yalnız birkaç büyük bezirgânın yapabileceğini zannediyoruz. Hâlbuki büyük bezirgânların yaptıkları nedir? İşte bugünkü pahalılıktır.” Biz ona şöyle devam edelim: Pahalılıktır, işsizliktir, yoksulluktur, yolsuzluktur, ekonomik krizdir.

İşte bugün burada konuştuğumuz konu tam da çağdaş bezirgânların konusudur. Tefeci bezirgânları biz burada konuşuyoruz. Tefeci bezirgânların, yandaşlarına nasıl sermaye aktaracaklarını biz burada tartışıyoruz. Oysa biz kalkınmadan şunu anlıyoruz: Kalkınmada katı atık işçilerini nasıl kalkındırabiliriz, güvencesiz evsizleri nasıl kalkındırabiliriz, yoksulları, işsizleri nasıl kalkındırabiliriz, ev işçilerini, evde üretim yapanları, kadınları nasıl kalkındırabiliriz?

Bakın, Hindistan’da “SEWA” diye bir banka var. Bu banka katı atık işçilerini, ev eksenli çalışan kadınları, ev işçilerini koruyor, onları güvence altına alıyor. Fakat biz burada tam da bunun tersine, sermayeyi destekleyecek bir ekonomi paketiyle ilgili tartışıyoruz ve bunu halk neden talep etsin, halkın hangi ihtiyacına karşılık gelecek diye sormak gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifiyle bize önerilen şey, aslında işsizlik sigortasında yapılan şeyle aynıdır. Aslında biz burada, oradaki uygulamayı bir kural hâline getirmeyi konuşmuş oluyoruz. Kamu maliyesini sarayın hazinesi hâline getirmeye çalışan bir kanun teklifini konuşuyoruz burada. Meclisin bütçe hakkı zaten elinden alındı ve biz burada bu kanun teklifiyle kamu maliyesini tamamen saraya ve tek adama, bir bezirgâna bırakmayı tartışıyoruz ki onun yandaşları, onun desteklediği sermaye grupları bu havuzdan nemalansın ve zenginleşsin, bu kaynaklar da işçilerin sigortalarından ve halktan kesilen vergilerden elde edilsin. Biz buna karşıyız, biz diyoruz ki: Eğer konuşacaksak o zaman işsizlerin sorunlarını konuşalım ya da emeklilikte yaşa takılanların nasıl hemen emekli olabileceklerini konuşalım ya da ev işçilerini nasıl sigortalandırabiliriz, nasıl güvenceli çalışmaya kavuşturabiliriz, çocuklarımıza nasıl güvenceli bir yaşam kurabiliriz... İşte, bu Meclisin görevi bunları tartışmaktır. Fakat bizler burada tefeci bezirgânların ekonomisini, onların kaygılarını tartışmak gibi bir gündeme sahip olmamalıyız diye düşünüyorum değerli milletvekilleri.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş'un Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 1'inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                        Abdüllatif Şener                                    Süleyman Girgin

                                          Ankara                                                      Konya                                                       Muğla

                             Emine Gülizar Emecan                            Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu                            Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     Manisa                                                       Niğde

                                    Yüksel Özkan

                                           Bursa

“MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı; Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketinin (Banka), çağdaş kalkınma ve yatırım bankacılığı araçlarını kullanarak, ülkemizin kalkınma ve büyüme hedefleri doğrultusunda, sürdürülebilir büyüme ve teknolojik ve yapısal dönüşüme yönelik yatırımların ve projelerin desteklenmesi, sermaye ve fon kaynaklarının etkin kullanımının sağlanması, yurt içi, yurt dışı ve uluslararası ortak yatırımların finanse edilmesi ile kâr ortaklığı veya kiralama esaslı kredi işlemleri dahil, tüm kalkınma ve yatırım bankacılığı işlevlerinin rekabetçi, dinamik ve etkin bir şekilde yerine getirebilmesini sağlamaktır.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Manisa Milletvekilimiz Sayın Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım. Bu vesileyle Kerbelâ’yı ve Ankara Garı katliamını lanetliyorum.

Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi, çağdaş kalkınma ve yatırım bankacılığı araçlarını kullanarak ülkemizin kalkınma ve büyüme hedefleri doğrultusunda sürdürülebilir büyüme ile teknolojik ve yapısal dönüşüme yönelik yatırımların ve fon kaynaklarının etkin kullanılmasını sağlamalıdır. Tabii, kalkınmanın temeli, temel taşlarından biri tarımdır, kalkınma tarımdan başlar. Bu nedenle, ülkemizin en önemli tarımsal ürünlerinden biri olan zeytinden bahsedeceğim.

Geçimini zeytin üretimiyle sağlayan 320 bin aileden birisine mensup bir çiftçi olarak sizlere sesleniyorum. Dünyanın en bereketli ve dayanıklı bitkisi olan zeytin ağacının ana vatanı Anadolu’dur. Zeytin bu topraklara ve bu topraklarda yaşayan bizlere Yaradan’ın bir armağanıdır. İktidarın her fırsatta eleştirdiği, yok saydığı, zaman zaman hakaret ettiği ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü ve bu ülkenin kurucu iradesi, bu toprakların böyle bir hazineye sahip olduğunun farkına 1939 yılında varmıştır. 1939 yılında çıkan Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun sayesinde zeytin hak ettiği değeri görmüştür. Korkarım ki bu iktidarın söz konusu yasaya bütün saldırılarına rağmen bu yasa sayesinde ayakta kalan zeytinliklerimiz bu gidişle bizzat çiftçiler tarafından köklenecektir.

Değerli milletvekilleri, şimdi size gidişat hakkında biraz bilgi vereceğim. Zeytin hasadı başladı. Zeytin bitkisinin ana vatanı olan ülkemizde bu hasadı dört gözle bekleyen çiftçilerimiz ne yazık ki mutsuz, endişeli. Çünkü 320 bin ailenin tüm yıl boyunca dört gözle beklediği zeytin hasadı binbir dertle, tasayla, gamla başladı. 170 milyon zeytin ağacıyla sofralık zeytin üretiminde dünya 2’ncisi, zeytinyağı üretiminde dünya 4’üncüsü olan, yeterli görmesek de yılda yaklaşık 300 milyon dolarlık zeytin ve zeytinyağı ihraç eden ülkemizin üreticisi maalesef yine umduğunu bulamamıştır. Bu yıl üretici 1 kilogram zeytini 2,5 liraya mal etmiştir. Dönem itibarıyla hasadı yapılan yeşil zeytin fiyatlarına baktığımızda 2 TL ortalama fiyatı zor bulmaktayız. İçinde bulunduğumuz ekonomik şartlar ve güncel fiyatlarla mazot, gübre, ilaç, her ne kadar işçileri tatmin etmese de işçi ücretleri ve bakım masraflarındaki artışlar göz önüne alındığında gelecek yıl zeytinin maliyeti 3,5-4 lirayı bulacaktır.

Özetlemem gerekirse, bir yıl boyunca emek vermişim, dünyanın en pahalı mazotunu kullanmışım, toprağı defalarca işlemişim, sulamışım, budamışım, gübrelemişim, son üç ayda 6-7 defa ilaç atmışım ve sabahın ayazında üstüne kırağı yağarken zeytin toplamışım ve sonuç: Zarar etmişim. Aldığım para, ekmek teknem, göz nurum zeytin bahçeme bakım yapmama yetmeyecek çünkü önümüzdeki yıl zeytini belli ki 4 liraya mal edeceğim, kaç liraya satacağım belli değil. Üstelik borcum var, bakmakla yükümlü olduğum ailem var. Özetle, zeytin üreticisi iflasın eşiğindedir, son günlerin moda deyimiyle konkordato ilan etmesine az kalmıştır. Bu şartlar altında çiftçimizin geçimini sağlaması, borçlarını ödemesi ve bahçesine bakması, gelecek yıla hazırlaması imkânsızdır.

Sorun belli, çözüm de bellidir. Şu an acil ve ivedilikle yapılması gereken birtakım adımlar vardır. Yaşadığı bu zor günler çiftçimizin, çarenin, kurtuluşun kooperatifler ve birlikler kurmak olduğunu anlamasına vesile olmuştur. Zeytin üreticimizin ancak yüzde 15’i örgütlüdür ve çiftçimiz örgütlenmeden ayakta kalamayacağının farkına artık varmıştır. Bu konuda, devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları öncülük etmeli ve en fazla ağacın bulunduğu Manisa bölgesinde Manisa zeytin birliği en kısa zamanda kurulmalıdır. Üreticimizin, sektörle ilgili sivil toplum kuruluşlarının yıllardan beri dile getirdiği sofralık zeytine prim verilmesi artık kaçınılmaz hâle gelmiştir. Sofralık zeytine verilecek 1 liralık primin ve zeytinyağına hâlen verilen 80 kuruşluk primin 3 liraya çıkartılması 320 bin ailenin nefes almasına, hayata tutunmasına olanak sağlayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Devamla) – Bitti zaten.

Lütfen, 320 bin ailenin bu çığlığına kulak verelim ve hakları olan, analarının ak sütü gibi hakları olan sofralık zeytine prim verilmesi için Meclis çatısı altında gerekli adımları atalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakırlıoğlu.

Değerli milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesindeki “etkin” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve verimli” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                 İsmail Faruk Aksu                                 Ali Muhittin Taşdoğan                                   Olcay Kılavuz

                                         İstanbul                                                   Gaziantep                                                    Mersin

                                     Hayati Arkaz                                          Ahmet Özyürek                                    Ayşe Sibel Ersoy

                                         İstanbul                                                       Sivas                                                        Adana

                                      Sefer Aycan                                      Tamer Osmanağaoğlu                                      Baki Şimşek

                                   Kahramanmaraş                                                İzmir                                                        Mersin

                                       Feti Yıldız

                                         İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Mersin Milletvekilimiz Sayın Baki Şimşek.

Buyurun Sayın Şimşek. (MHP sıralarından alkışlar)

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, bin yıldır yaşadığımız bu topraklarda hür ve bağımsız yaşamamız için “Ezan susmasın, bayrak inmesin, vatan bölünmesin.” diye şehit olan kahramanlarımızın isimlerini sayarak başlamak istiyorum: Uğur Göksu, Samsun; Ali Hekim, Antalya; Özgür Can İnce, Ankara; Okan Dinçer, Balıkesir; Ömer Yiğit Ulus, İzmir; Süleyman Aydın, Amasya; Neşet Gök, Eskişehir; Yahya Şen, Kırıkkale; Emre Güngör, Kırıkkale; Ali Çam, Osmaniye.

Bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Yalnız buradan basın mensuplarına da bir sitemimi dile getirmek istiyorum. Basın mensupları son dört beş gündür maalesef Kaşıkçı’yla yatıyorlar Kaşıkçı’yla kalkıyorlar. Haberlerin yarısı Kaşıkçı’ya ayrıldı. Sabah yarım saat haber dinledim, yirmi dakikasında bütün televizyon kanallarında Kaşıkçı var. 10 şehit vermişiz, 10 şehit televizyon kanallarında beş dakikalık bir haber değeri taşımıyor. Teröristlerin isimlerinin sayıldığı yerlerde, bu topraklar için şehit olanlara bu değer verilmiyor. Bu konuda daha büyük hassasiyet göstermelerini temenni ediyorum.

Maalesef ülkemizde basının gündemi Kaşıkçı; milletin gündemi işsizlik, yoksulluk, hayat pahalılığı ve yüksek faiz; öğrencinin gündemi yurt sorunu, kredi sorunu, burs sorunu; çiftçinin gündemi mazot, gübre, tohum, yüksek faiz ve borç, borcu borçla kapatmak.

Seçim bölgem olan Mersin’in gündemi, her seçim döneminde değişmeyen vaatler, bir türlü bitirilemeyen Çukurova Havaalanı. Şu anda yerel basında çıkan haberlere göre, havaalanı inşaatının yeniden durduğu ve burada çalışan işçilerin işlerine son verildiği. Bir türlü başlayamayan, iki defa temelini atmamıza rağmen şu anda inşaat sahasında bekçi bile bulunmayan Kazanlı turizm bölgesi; önceki dönem Sayın Çevre ve Orman Bakanımızın defalarca söz vermesine rağmen bir türlü bitirilemeyen Pamukluk Barajı, Silifke Aksıfat Barajı, Anamur Alaköprü Barajı ve yine her dönem vadedilen ama bir türlü neticeye varılamayan hızlı tren, Yenice Lostik Köyü; Kalkınma Bakanımızın seçim döneminde “OSB kurulsun, hemen 50 milyon Kalkınma Bakanlığından ödenek aktaracağız.” dediği Tarsus Gıda OSB, Mut Organize Sanayi Bölgesi ve ayrıca narenciye sezonu ve zeytin sezonu başlamasına rağmen geçtiğimiz yılki fiyatların yarı fiyatına satılan ürünler.

Ben buradan, palyatif tedbirler yerine gerçekten ülkenin kangren olmuş yaralarına çözüm bulacak çalışmaları yüce Meclisin yapmasını istiyorum. Şu anda kredi faiz oranlarına bir bakın, inşaat sektörü ne durumda; kasım, aralık, ocak ayında göreceksiniz, çok sayıda inşaat firmasının konkordato ilan ettiğini, iflas ettiğini, icrayla, hacizle baş başa kaldığını göreceksiniz.

Ben buradan Maliye Bakanımıza sesleniyorum: Öncelikle bankaların konut kredilerini ve ticari kredilerini… Türkiye yüzde 0,90’lık, 1’lik faiz oranlarıyla ticaret yapmaya, konut almaya veya tarımsal kredi kullanmaya yıllardır alıştı. Şu anda 2; 2,25; 2,50; 2,90’lık faizlerle ne çiftçilerin ne inşaat sektörünün ayakta kalabilmesi mümkün değil. Size bir örnek veriyorum. 300 bin lira kredi kullanan bir vatandaş konut kredisinde 0,90’lık faiz oranlarıyla aylık 6.700 lira para ödüyordu ve 300 bin liraya 403 bin lira gibi bir rakam ödüyordu. Şu anki faiz oranlarıyla ayda 11 bin lira ödemek zorunda ve 300 bin liralık krediye 364 bin lira faiz ödemek zorunda. İşçinin de çiftçinin de konut alacak vatandaşın da bu faizlerle başa çıkması mümkün değil. Burada en büyük fırsatçılığı bankalar yapıyor. Öncelikle bakanlığın bankalarla ilgili gerekli tedbirleri almasını, faizleri makul seviyelere çekmesini talep ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Şimşek.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 2’nci madde üzerinde iki önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş'un Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 2'nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                        Abdüllatif Şener                                    Süleyman Girgin

                                          Ankara                                                      Konya                                                       Muğla

                             Emine Gülizar Emecan                                 Ömer Fethi Gürer                                       Yüksel Özkan

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                        Bursa

                               Nazır Cihangir İslam

                                         İstanbul

“MADDE 2- (1) Bankanın merkezi, amacı, kaynakları, sermaye yapısı, organları, hesapları, faaliyet konuları ile kârının dağıtımına ilişkin hususlar ilgili veya ilişkili bakanlık tarafından onaylanan esas sözleşmesinde belirlenir.

(2) Bu Kanun ile yürürlükten kaldırılan 14/10/1999 tarihli ve 4456 sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin Kuruluşu Hakkında Kanun ile kurulan Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi unvanıyla kalkınma ve yatırım bankası olarak hiçbir hukuki muameleye tabi olmaksızın faaliyetlerine devam eder.”

BAŞKAN – Okutulan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Nazır Cihangir İslam.

Buyurun Sayın İslam. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) – 10 Ekim Ankara Garı katliamını nefretle kınıyorum. Kayıplarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.

Hazreti Hüseyin’i rahmetle anıyorum ve takipçisi olacağımıza huzurlarınızda söz veriyorum.

Son zamanlarda özellikle sağlık çalışanlarına ve İstanbul Milletvekili Sayın Hüda Kaya’ya yapılan davranışı, muameleyi, şiddeti kınıyorum. Cumartesi Annelerine destek çıkan bir milletvekiline reva görülen, bir emniyet müdürünüz tarafından reva görülen bu davranışı şiddetle kınıyorum. Sizden gelen yazısız emirlerle bu emir kulları sizin emirlerinizi yerine getiriyor. Ama yarın öbür gün bu dosyaların mutlaka yeniden açılacağından ve bunların hesabının sorulacağından habersizler.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ya, sen hep tehdit ediyorsun, her konuşmada tehdit ediyorsun. İşin o ya! Ne ayıp şey!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Dün şurada kaldık: Bu zulmünüze karşıyız. Bu zulmünüzü ifşa edeceğiz ve bu zulmünüzle mücadeleye devam edeceğimizi söyledik.

Bütün meslektaşlarım beni arıyor, hastanelerde ameliyatlar durdu, haberiniz var mı? Nereden olacak? Saraylarda gezdikten sonra nereden haberiniz olacak?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Yalan, bunların hepsi yalan.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Ama sarayınız tam kapasite harcıyor. Ne harcıyor biliyor musunuz? Bir fikriniz var mı? Günde bin asgari ücret harcıyor, ayda 30 bin asgari ücret harcıyor.

RADİYE SEZER KATIRCOĞLU (Kocaeli) – Orada koskocaman Türkiye Cumhuriyeti devleti yönetiliyor.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Yani siz şu sarayı kapatsanız 30 bin kişiye istihdam sağlayabilirsiniz. Sizin sefahatiniz zulme dönüşüyor. Zenginliğiniz… Yahu zenginliğinizi kıskanmıyoruz, bunu bizim cebimizden alıyorsunuz da buna itirazımız var, sonuna kadar da olacak. Ama siz ne yapıyorsunuz? Hem icra makamındasınız hem şikâyet ediyorsunuz.

Bugün getirdiniz bu teklifi yani hakikaten ne çektirdiniz Sayın Başkana, 3 defa yoklama aldık. Kanun getiriyorsunuz, burada yoksunuz. Tek göreviniz yasama, görevinizi de yapmıyorsunuz.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Siz var mıydınız?

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sizden kimse var mıydı o yoklamada?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – “Siz” derken, o tek başına.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Ne bizi konuşturuyorsunuz ne de kendiniz buraya çıkıp konuşuyor, görevinizi yapıyorsunuz.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Boş konuşuyorsun!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Ben CHP Grubuna tekrar teşekkür ediyorum, bu söz hakkını bizlere sağladıkları ve önergeyi destekledikleri için. Bakın… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – En çok sen konuşuyorsun!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Doğru yani içiniz rahat değil ve laf atacaksınız, biliyorum.

BAŞKAN – Sayın İslam, lütfen Genel Kurula hitap edin.

Değerli arkadaşlar, lütfen karşılıklı konuşmayalım.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Dön de Genel Kurula konuş.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Gel, gel, burada konuş.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Boş boş konuşuyor.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Şimdi, bakın, değerli arkadaşlarım, İç Tüzük’ün 107’nci maddesinde ne diyor? Başkan yardımcısı veya bakan Meclis soruşturmasında soruşturulduğu zaman, bir: Cezaya söz konusu olan fiili iyi tarif edeceksiniz ve bu fiilin mevzuatta nereye, hangi maddeye oturduğunu iyi tarif edeceksiniz. Çok doğru, hiç itirazım yok. KHK’lerde niye bunu yapmadınız? KHK’lerde niye hiçbirimize bu mevzuatın hangi maddesinden dolayı işimizi kaybettiğimizi söylemediniz? Çünkü güç sizde, değil mi? Ama az kaldı, gerçekten az kaldı, biz buraya geleceğiz, siz şurada 3-5 kişi oturacaksınız, o günler de yakın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler; CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, KHK’liler yargıya gidemiyor, kalabalık cezaevlerine tıktınız insanları, 20 kişilik koğuşlarda 40 kişi yatırıyorsunuz.

Hanımlar, AK PARTİ’li hanım milletvekilleri, bugün, hamile annelerin, loğusa annelerin cezaevinde olduğunu biliyor musunuz?

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Terörist olan, hapse girer; bundan daha doğal bir şey yok.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Hukukçusunuz, bunun hukuka aykırı olduğunu bilmiyor musunuz? Çocuklarının cezaevinde olduğunu bilmiyor musunuz? Yahu, 17 bin kişi arkadaşlar, soruşturmadan geçmiş, mahkemelerde beraat etmiş; daha ne bekliyorsunuz bunları işlerine döndürmek için? Hukukçu milletvekillerimize soruyorum.

BURHAN ÇAKIR (Erzincan) – Saadete gel! Saadete gel!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Sen Saadete geleceksin ya da gelmeye çalışacaksın bir gün de onu bir gör.

Arkadaşlar, ben size zulmün nedenini söyleyeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İslam, toparlayalım.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Sayın Başkan, toparlamak için, sadece bağlayacağım.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Hepsinin başında “O ne derse o.” diyorsunuz. Haşa ve kell⠓O ne derse o.” bir tek Allah’a denir arkadaşlar, siz ne yapıyorsunuz? Haşa ve kellâ. (CHP sıralarından alkışlar) Bu huyunuzdan vazgeçin.

Bu halkla aynı hayatı, aynı dertleri paylaşmıyorsunuz, başka bir âleme gittiniz. Diyorum ya yeryüzünde hakikaten bir cennet oluşturmaya çalışıyorsunuz ama nafile. Yahu, ayrımcılık yapıyorsunuz; referandumda size “hayır” diyene “Hain.” diyor sizin başınız, hain. Niçin hain oluyoruz yahu? O zaman niye referandum yapıyorsunuz arkadaşlar? Hain ne demek ya? Hakları bir lütuf gibi veriyorsunuz. Sizden olanlara hak etmediklerini, sizden olmayanlaraysa haklarını bir lütuf gibi veriyorsunuz.

Ne yaptığınızı da bilmiyorsunuz. Siz beni 7 Şubat 2017 akşamı attınız ama Kafkas Üniversitesi beni atarken aynı günlerde Marmara Üniversitesi beni kendi kadrolarına… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Bir dakika daha, bağlıyorum.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Bağlıyorum, çok uzatmayacağım.

Bakın, bakın, Kafkas Üniversitesi beni atarken Marmara Üniversitesi almaya çalışıyor. Bana bu pasaportu veriyorsunuz, diplomatik pasaportu, bir yandan çıkış yasağı koyuyorsunuz. 12’sinde çıkacağım, daha durumu bilmiyorum, resmî bir dönüş de almadım; bakalım. Ya çıkarmayacaksanız, zaten çıkmaya niyetim yok, niye bu pasaportu veriyorsunuz? Bu soruların hiç cevabı yok.

Değerli arkadaşlar, kandırıldığınız doğru.

BAŞKAN – Selamlayalım Sayın İslam.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (Devamla) – Kandırılmaya müsaitsiniz çünkü bu, 2001’de başladı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki hikâyenizle başladı.

Siz bu krizi kabul edin, hatanızı kabul edin, bu Meclis size yardımcı olur, söz.

Hepinize saygılar, sağ olun. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesinin ikinci fıkrasındaki “tarihte” ibaresinin “tarihten itibaren” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 İsmail Faruk Aksu                                           Feti Yıldız                                            Olcay Kılavuz

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                      Mersin

                              Tamer Osmanağaoğlu                                    Ahmet Özyürek                                          Hayati Arkaz

                                           İzmir                                                         Sivas                                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen, Sivas Milletvekilimiz Sayın Ahmet Özyürek.

Buyurun Sayın Özyürek. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Özyürek.

AHMET ÖZYÜREK (Sivas) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 5 sıra sayılı Kalkınma Bankası Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu nedenle hepinizi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kalkınma Bankasının, öncelikle, kalkınmada öncelikli olan illerin kalkınması için verdikleri projelere vermiş olduğu krediler vardır. Bunların en önemlisi, imalatta ve üretimde gerçek olarak, reel olarak gördükleri projeleri hayata geçirmektir. Ama ben de şunu buradan sormak istiyorum: Acaba, bizim Sivas bu teşviklerden ve desteklerden ne kadar faydalandı şimdiye kadar?

Değerli milletvekilleri, Sivas’ta yıllar öncesinde bir Dikimevimiz vardı ve sonra Sivas Demir Çelik vardı ve arkasından TÜDEMSAŞ diye çok değerli bir üretimimiz var. Fakat bugün baktığımızda, geçmiş yıllardaki iktidarların o günkü çalışmalarında Dikimevinin Sivas’tan alındığını ve taşındığını görüyoruz. Yine, çok önemli değeri olan Demir Çelikin Sivas’ta özelleştirilerek burada yok edildiğini ve sıfırlandığını görüyoruz. Yani Sivas’ın geçmiş yıllarda faydalandığı teşviklerden, desteklerden ve devletten aldığı hiçbir şey kalmamış maalesef. Bugünlere geldiğimizde ise biz diyoruz ki Sivas olarak: Buna rağmen Sivas’ta üretmeye ve imal etmeye devam edeceğiz.

Sivas Organize Sanayisi’nde 152 tane aktif, 19 tane de projesi devam eden fabrikamız var. Değerli arkadaşlar, Sivas’ın teşviklerden öncelikli olarak faydalanabilmesi için… Hemen bir veya iki saatlik mesafedeki şehirlerimiz 4’üncü bölge teşvikten faydalanıyorsa biz de diyoruz ki Sivas’ımız da bunlardan faydalansın. Sivas 6’ncı bölge olduğunda… Şu anda projesi devam eden ve ihalesi yapılmış olan, yaklaşık 125 milyon Türk lirasına ihalesi yapılan Demirağ Organize Sanayi Sitesi’nin altyapısı devam etmektedir. Şu anda buradaki altyapı çalışmaları devam ediyor, bir yıl sonra bitecektir. Buranın da -kolay olsun diye- ray sistemi oluşturuldu, oradaki yatırımcı kardeşlerimizle ilgili, sevkiyat kolaylaşsın diye.

Ama herkes şunu söylüyor: Biz buraları 5 binliklere, 10 binliklere ve 50 bin, 100 binliklere parselledikten sonra yatırımcıları bekliyoruz çünkü gelip yatırım yapacak yatırımcı yok. O zaman biz de diyoruz ki teşvik alamıyorsak, yatırımcı gelmiyorsa bari Sivas’ımızı da 6’ncı bölgeye alın da en azından bu teşviklerden faydalanıp Sivas’ımızı hayata geçirelim.

Bakın, değerli milletvekilleri, İstanbul’da 2 milyon Sivaslının olduğu… Belki de Sivas Türkiye’de en çok göç veren illerden bir tanesidir. Örneğin, bugün Sivas’ımızda bin üniversite öğrencisinin okulu bitirdiğinde yarınının garantisi yok, işi yok. O zaman gelin Sivas’ımıza sahip çıkalım, gençlerimize sahip çıkalım. Sivaslı Sivas’ta kalsın, İstanbul’a, Ankara’ya, başka şehirlere göçe zorlamayalım; yazık, günahtır ve Sivas bunu da hak ediyor. Geçmişe baktığımızda Sivas’ın gerçek değerini bir anlatayım sizlere. Sivas, Selçuklu İmparatorluğu’nun başkentliğini yapmış bir şehirdir, hemen arkasından Osmanlı’nın kuruluşunda önemli bir rol oynamıştır ve en önemlisi de ülkemiz işgal altındayken Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’nda mücadele veren silah arkadaşları 4 Eylül 1919’da Sivas’a gelip Sivas Kongresi’ni yaparak ülkemizin bağımsızlığına imza atmıştır. Ben de diyorum ki: Sivas 6’ncı bölgeyi hak ediyor, Sivas’a sahip çıkalım.

Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Allah’a emanet olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özyürek.

Değerli milletvekilleri, şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

Sayın Enginyurt, sisteme girmişsiniz. Rica edeyim, öncelikle ne gerekçeyle olduğunu ifade eder misiniz?

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, ben aslında biraz önce girmiştim de siz söz verince sözümü söyleyeyim, olmaz mı?

BAŞKAN – Yani istemiyorsanız vermeyebilirim de ama…

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Yok, istedim, ne güzel, fırsat oldu.

BAŞKAN – Buyurun ama tabii…

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Yani CHP’lilerin düğmeye basmasından bize zaman gelmiyor biliyor musun, belki gelir dedim. Allah razı olsun, bunlar erken davranıyorlar, hiç fırsat kalmıyor bize. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Enginyurt, tabii, usulen ne gerekçeyle olduğunu da bir ifade etmenizde yarar var, onu bir dinleyeyim; ondan sonra buyurun, ben söz veriyorum zaten size.

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Ordu’nun çevre yoluyla ilgili bir derdimi izah edeceğim.

BAŞKAN – Peki, tabii, bakın, hemen hallettik bu konuyu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

42.- Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un, Ordu çevre yolunun hayata geçmesini temenni ettiğine ilişkin açıklaması

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – 2007 yılından bu tarafa Ordu çevre yolu, Sayın Cumhurbaşkanımızın da söz vermiş olmasına rağmen ve yapılma talimatı vermiş olmasına rağmen hâlâ gerçekleşmemiş, hayata geçmemiştir. Ordu trafiğini Ordu’nun mevcut yolu kaldırmamaktadır. Dolayısıyla bu vesileyle gecenin bu saatinde Sayın Cumhurbaşkanının duyacağı temennisiyle, Ordu çevre yolunun hayata geçmesini temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

Birkaç arkadaşımıza da zaman içerisinde söz vereceğim.

Sayın Kılıç’a bir söz vereyim.

Sayın Kılıç neden dolayı söz istemiştiniz?

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Bugün haklı olarak bütün arkadaşlarımız hep Kerbelâ’dan bahsettiler…

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Sizin derin bilginizi biliyoruz bu konularda.

Buyurun.

43.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, muharrem ayının, bütün Müslümanları derin bir acıya gark eden Kerbelâ faciasının yaşandığı hüzün dolu bir ay olduğuna ve yeni Kerbelâlar yaşanmaması için bu acı hadiseden ders çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Kerbelâ’yı doğru anlamak… Muharrem ayı, haramiyeti yanında bütün Müslümanları derin bir acıya gark eden Kerbelâ faciasının yaşandığı hüzün dolu bir aydır. Hazreti Hüseyin Efendimiz ve çoğu ehlibeyti Mustafa’dan olan 70 kişi Kerbelâ’da hunharca katledilerek Hicri 10 Muharrem 61 tarihinde şehadet şerbetini içmiştir.

Kerbelâ, asırlardır dinmeyen ortak hüzün ve kederimizdir. Bugün bize düşen, Kerbelâ’yı doğru okumak ve doğru anlamaktır. Kerbelâ’dan ayrılık gayrılık değil birlik beraberlik; kin, nefret ve öfke değil sevgi, muhabbet ve hoşgörü devşirmektir. Kerbelâ’yı anlamak, Hazreti Hüseyin gibi davranmak ve Hüseyin’ce yaşamaktır; onun zulüm ve haksızlık karşısındaki duruşunu evrenselleştirmektir; yeni Kerbelâlar yaşanmaması için bu acı hadiseden dersler ve ibretler çıkarmaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Bu sırada son olarak Sayın Tanal’a söz vereyim, daha sonra 1-2 arkadaşıma diğer maddelerde söz vereceğim.

Sayın Tanal, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, teşekkür ederim.

Şunun için söz istemiştim ben: Efendim, Çekmeköy Belediyesinin sınırları içerisinde vatandaş imar barışı için müracaat ettiği hâlde…

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Buyurun, devam edin.

44.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Çekmeköy ilçesi sınırları içinde yaşayan vatandaşların imar barışı için müracaat etmesine rağmen konutlarının yıkıldığına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, Ümraniye Kaymakamlığının bu mağduriyeti gidermesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, teşekkür ederim.

Çekmeköy ilçemiz sınırları içerisinde vatandaşımız imar barışı için müracaat ettiği hâlde, Ümraniye Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi zabıtası tarafından vatandaşımızın konutları yıkılmaktadır, vatandaş sokakta yaşamaktadır. Vatandaşımızın bu konut ve barınma hakkının giderilmesi için bir an önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, Ümraniye Kaymakamlığının bu mağduriyeti gidermesini talep ediyorum, selam ve saygılarımı iletiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN - Değerli milletvekilleri, 3’üncü madde üzerinde iki önerge vardır.

Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                        Abdüllatif Şener                                    Süleyman Girgin

                                          Ankara                                                      Konya                                                       Muğla

                                    Yüksel Özkan                                    Emine Gülizar Emecan                             Ömer Fethi Gürer

                                           Bursa                                                      İstanbul                                                      Niğde

                                                                                              İbrahim Özden Kaboğlu

                                                                                                          İstanbul

“MADDE 3- (1) Banka; kanun ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, kalkınma planı, programı ve stratejik planlar doğrultusunda kaynağı tahsis edilmek suretiyle görevlendirilebilir. Bu görevlendirmelere ilişkin usul ve esaslar ile görevlendirme kapsamında ihtiyaç duyulan kaynağın hangi kurum veya kuruluş bütçesinden karşılanacağı ilgili yıl merkezi yönetim bütçesinde belirlenir.”

BAŞKAN – Okutulan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın İbrahim Özden Kaboğlu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Kaboğlu.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; bu sabah gar etrafını gezerken o alanda konuşlanmış olan kolluk güçlerini görünce arkadaşlarıma, keşke 10 Ekim 2010’da bu seferberlik yapılsaydı, yapılmış olsaydı, bu önlemler alınsaydı o katliam olmazdı dedim ve buna inanıyorum. Keşke öyle olsaydı, bugün yas tutmak için engellemek yerine bir saldırıyı engellemek amacıyla kolluk gücü seferber edilseydi.

Temmuz ayının ikinci yarısında İstanbul’dan Ankara’ya gelirken uçakta yanımda oturan, aynı sırada oturan bir bay selamladı beni, “Hocam, pek saygın bir mesleğiniz var.” dedi. Hayır, ülkemizde değil dedim ve konuşmaya başladık. Elimdekine baktı, 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni okuduğumu söyledim kendisine ve -bu kişi, çok özel bir yeri olan bir kişi olduğu için belirtiyorum; bakan yardımcılığına henüz atanmış ve göreve başlamak için Ankara’ya geliyordu- dedim ki: Doğrusu, okurken pek hüzünleniyorum çünkü Tanzimat’tan bu yana oluşan kurallar, kurumlar ve kavramlar teker teker tasfiye edilmiş ve bu beni bir yurttaş olarak çok üzüyor. “Hocam, bu yapılan ‘Ben yaptım, oldu.’ mantığını yansıtıyor.” dedi, dahası devam etti “Kervan yolda dizilir zihniyetini yansıtıyor. Hocam, acaba bir uluslararası kongre düzenleyemez miyiz bunu anlatmak için herkese, bunun sakıncalarını?” dedi. Bu şekilde aramızda bir konuşma geçti.

Tabii, bu 1 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi sorsam kaç maddedir diye, acaba kaç kişi bilir? Bu kararname kimin tarafından yazıldı desem, acaba kaç kişi bilir? Gerekçesi nedir desem, acaba kaç kişi bilir? Gerçekten bu kararname aslında bir tür… Evet, çok sözü edildi kurulan, ataması yapılan kurulları dikkate aldığımız zaman, bakanları burada tartıştığımız “Kaçıncı sırada bu bakanlar?” diye soru sorduran kurullar yapısı; tabii ki kurulların altında bakanlar. Fakat bu kararnamenin esasen yeri hukuk sistemimizde, herhâlde bir paralel Anayasa’dır şeklinde nitelendirme yaparsak yeridir çünkü bunu anlamaz isek -1 no.lu Kararname’yi- bu durumda bugün, burada tartıştığımız hususları yerli yerine oturtmamız mümkün olmaz.

Şimdi, bu bakımdan, üçüncü nokta -giriş niteliğinde- dünkü buradaki tablo ile bugünkü tablo arasında tam bir tezat teşkil eden görünüm çünkü dün tam bir uzlaşma havası vardı, bugün ise deyim yerindeyse Nuh diyen ama Peygamber demeyen bir yaklaşım, “Hayır, kesinlikle biz bunun virgülüne bile dokundurtmayız.” zihniyeti.

İşte, bu yaklaşımla, bu sözlerle bu metne, 3’üncü maddeye baktığımız zaman, 3’üncü maddenin esasen Anayasa’nın başta 2’nci maddesi olmak üzere, 6’ncı maddesi, 7’nci maddesi, 11’inci maddesi, 73’üncü maddesi, 87’nci maddesi ve 161’inci maddesine aykırı olduğunu görmekteyiz. İki açıdan 2’nci maddeye aykırı: Hukuk devleti açısından, kuralı koyan, kuralı uygulayan ve denetleyen makam ayrılığı bakımından; 2’nci maddeye aykırı çünkü demokratik devlet ilkesi bakımından, saydamlık kuralı açısından. 6’ncı maddeye aykırı çünkü hiçbir organ kaynağını Anayasa’dan almayan devlet yetkisi kullanamaz. 7’nci maddeye aykırı çünkü yasama yetkisi devredilemez. 11’inci maddeye aykırı çünkü yasama organı öncelikle Anayasa’nın amir hükümleriyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaboğlu, tamamlayalım, bir dakika süre veriyorum.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Lütfen…

11’nci maddeye aykırı çünkü 11’inci maddenin birinci muhatabı yasama organıdır. 73’üncü maddeye aykırı çünkü 73’üncü madde vergi ödevi, esasen vergi yükümlüsünün haklarını düzenlemektedir. 87’nci maddeye aykırıdır, bütçe hakkı… Evet “bütçe hakkı” deniyor, Anayasa Mahkemesi de öyle nitelendiriyor ama ben buna “bütçe yetkisi” diyorum. Bütçe yetkisi yasama organına aittir ve nihayet, Anayasa’nın 161’inci maddesine aykırıdır, bütçe ve kesin hesap hükmüne.

Şimdi, bu maddelere bu 3’üncü maddenin aykırılığı, esasen yasayla düzenlenmesi gereken bir alanın Cumhurbaşkanlığı kararnamesine verilmiş olması ve Cumhurbaşkanına… Bir yasada kişiden söz edilmez, makamdan söz edilir, ayrı bir sorun

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, ben dün de hiç kullanmadım hakkımı, bir dakika daha verirseniz ben bunu bağlamak isterim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hocam, tabii.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – Şimdi, burada benim bu koyduğum, belirttiğim maddelerin herhangi biçimde bir değer yargısıyla ilişkisi bulunmamaktadır. Çünkü elimdeki metinde Anayasa Mahkemesinden uzunca bir alıntı var bütçe hakkı konusunda ve Anayasa Mahkemesinin bu kararı da öyle, hani tırnak içerisinde “vesayet dönemi Anayasa Mahkemesi”nin değil, 2012 yılında verdiği karardır, buna da açıkça aykırıdır.

Tabii ki burada, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nu belirtmeme gerek yok. Ancak şununla bitireyim ki şu anda bile Sayıştayın denetiminin çok zor olduğu ve hesap verebilir yönetim anlayışının uygulanmadığı dikkate alınırsa bu yasanın yürürlüğe girmesi durumunda herhangi bir biçimde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (Devamla) – …hesap verebilirlik ilkesinin geçerli olmayacağını söyleyebiliriz.

Saygıyla hepinizi selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaboğlu.

Değerli milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, özür dilerim sizden.

Şimdi, bir kanun teklif edildiği zaman Kanunlar ve Kararlar -gerçi Kanunlar ve Kararlardan memurlar var Divanda- bunun Anayasa'ya aykırı olup olmadığı hususunda bir rapor tanzim ederler. Acaba, Kanunlar ve Kararların bu 3’üncü maddenin, biraz önce değerli hocanın bahsettiği Anayasa'nın 104’üncü maddesinin on yedinci fıkrasında Cumhurbaşkanının yetkileri arasında, kanunla olduğu için yasaklanan bir hüküm anlamında bir raporu var mı yok mu, bir öğrenebilir miyiz acaba?

BAŞKAN – Bir bakalım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesindeki “tahsis edilmek suretiyle” ibaresinden sonra gelmek üzere “görev alanıyla ilgili konularda” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                 İsmail Faruk Aksu                                        Hayati Arkaz                                          Olcay Kılavuz

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                      Mersin

                              Tamer Osmanağaoğlu                              Mehmet Celal Fendoğlu                               Ahmet Özyürek

                                           İzmir                                                       Malatya                                                       Sivas

                                                                                                        Feti Yıldız                                                        

                                                                                                          İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Malatya Milletvekilimiz Sayın Mehmet Celal Fendoğlu.

Süreniz beş dakika.

Buyurun Sayın Fendoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, çok kıymetli vekillerim; ben çiftçilerin yoğun olduğu bir bölge ve ilden geliyorum, dolayısıyla çiftçilerimizin sorununu yakından biliyorum. Bugün birçok arkadaşımız bu konuda fikirlerini beyan ettiler ama Malatya’nın da kendine has sorunları var tabii ki, bu sorunların başında da kayısı ve tütün geliyor. Üreticilerin en büyük sorunu girdi maliyetinin yüksek olması. Bu girdi maliyetinin yüksek olmasından dolayı da çiftçilerin dile getirdiği en büyük sorun “Eğer bu maliyetler azalmazsa biz çiftçilik yapmayacağız bundan sonra.” “Peki, ne yapabiliriz?” diyorum çiftçi arkadaşlara “Devlet bize ucuz mazot versin, gübre versin; biz para yerine bunları alalım.” diyorlar. Tarım kredi kooperatiflerinin yapmış olduğu yardımlar belli, bu yardımlar sürekli ertelemeyle geçiyor ve beş yıl üst üste yardımları ertelenen çiftçi faiz altında boğulmuş durumda. “Bu boğulmanın bir çözümü var mı?” diye soruyorum çiftçi arkadaşlarımıza “Var.” diyorlar. “Nedir?” Beş yılda ulaşmış olan bu borçların faizlerinin silinerek yeniden yapılandırılmasını talep ediyorlar yani bir dahaki sefere ertelenmesini istemiyor üreticiler.

Tabii, tarımla alakalı kurumlar var; Et ve Süt Kurumu, tarım kredi kooperatifleri. Bunlardan şikâyetçiler. Bu şikâyetlerinde işin ehli, iş sahibi, işi bilen insanlar olmadığını vurguluyorlar. Bizler de diyoruz ki “Mecliste bunu gündeme getirip işi ehline vereceğiz.”

En büyük sorun stokçular. Üretici ürettiği malı 1 liradan verir, bu da rafta 5 liraya satılırsa, tabii bunda da çok büyük sıkıntı çektiklerini dile getiriyorlar. Stokçularla mücadelenin de örgütlenmeden, birlikten ve bir olmadan geldiğini ifade ediyorlar. En büyük şeylerden bir tanesi de Malatya’daki Kayısı Birliğinin, geçmişte bazı hataları olmasına rağmen, yeniden yapılanmamış olması. “Biz Kayısı Birliğinin yeniden kurulmasını ve Malatya’da beş yıldır yapılmayan Kayısı Fuarının uluslararası boyutta yapılmasını talep ediyoruz.” diyorlar.

Üreticinin örgütlenmesi için kurumların desteğine ihtiyacı var. Tabii, bu kurumlar da yukarıda ismini zikrettiğim tarımla alakalı kurumlar. Eğer bu kurumlar gerekli desteği vermezlerse, yerine bu işi yapabilecek işinin ehli, işin sahibi insanların atanması gerek.

Dün, aslında söz almak istedim ama fırsat bulamadım bir Malatyalı olarak. Geçmişe vefa duymak, bugüne ve yarınlara da saygı duymak demektir. Bunu burada söylememdeki amaç, ekonomik krizin ülke gündemini meşgul ettiği bugünlerde, Türk milletinin ölümsüz başbuğu, Türk devletinin kurucu başbuğu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün silah arkadaşı, birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı, eski Başbakanlardan, kırk yıl Malatya Milletvekilliği yapmış Mustafa İsmet İnönü hakkında yapılan haksız eleştirilere üzülmemek elde değil. (CHP sıralarından alkışlar) Konunun siyasi olarak tartışılmasını muhataplarına bırakarak bu konuya bir Malatyalı olarak üzüldüğümü belirtmek isterim çünkü bir Müslüman için Yüce Peygamberimiz’in “Ölülerinizin güzel hâllerini yâd ediniz, kötü hâllerini söylemekten çekininiz.” sözü bu konuda en güzel yol göstericidir. Unutmayalım, geçmişe vefa duymak, bugüne ve yarınlara da saygı duymak demektir ki ünlü bir sözü var, tarihe geçmiştir: “Bir memlekette namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça o memlekette kurtuluş yoktur.” diyerek Türk siyasetine damga vurmuştur. (MHP, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) 1946 yılında çok partili parlamenter sisteme geçişin önünü açarak Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi için önemli bir siyasi adım atmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Başkan, beş dakika verin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bence on dakika verin Başkanım.

BAŞKAN – Yani Sayın Fendoğlu hak ediyor.

Buyurun.

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Devamla) – Türk siyasi hayatında Malatya İsmet İnönü’yle, İsmet İnönü Malatya’yla özdeşleşmiştir; yine Turgut Özal’la özdeşleşmiştir, kayısıyla özdeşleşmiştir. Bunlar…

METİN NURULLAH SAZAK (Eskişehir) – Hamido’yla özdeşleşmiştir.

MEHMET CELAL FENDOĞLU (Devamla) – Tabii, Hamit Fendoğlu’nun da yeğeniyim -Şehit Hamit Fendoğlu’nun- onu da söylemek zorundayım. (MHP, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Kısacası, o, Malatyalıların İsmet Paşasıdır, Turgut Özal’ıdır, kayısısıdır. Onun hatırasına sahip çıkmak, hele hele yüce Mecliste, her Malatyalının görevidir.

Saygılar sunarım. (MHP, CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Fendoğlu.

Şimdi, değerli milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Sayın Tanal, az önce ifade ettiğiniz konuyla ilgili inceleme raporunu getirttim. Kanunlar ve Kararlar Başkanlığının kanun teklifi inceleme raporunda, az önce ifade ettiğiniz hususa ilişkin Anayasa’ya aykırılık konusunda bir değerlendirmesi bulunmamakta, başka diğer konularda bulunmaktadır. Bilgilerinize sunuyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Gürer, sisteme girmişsiniz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin internet sitesiyle ilgili bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

45.- Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in, TBMM internet sitesiyle ilgili uygulamalara ve Mecliste bitmek bilmeyen tamiratlara ilişkin açıklaması

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi internet sitesinde hâlihazırda milletvekilleri sayfasına girdiğimizde “sahibi olduğu sözlü soru önergeleri” ve “ilk imza sahibi olduğu gensoru önergeleri” “imzası bulunan gensoru önergeleri” diye kaldırılmış olan uygulamalar yer almaktadır.

Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisinde bitmeyen bir tamirat var. Her yerde onarım sürüyor. Gerekli gereksiz, ekonomik krizin de olduğu süreçte yapılanlar var ama Halkla İlişkiler Binasına geçişteki polis memurları açık havada durdukları yerde, kışın geçtiğimiz dönemde ısıtıcıyla ısınmak zorundalardı. Ne yazık ki oraya kulübe yapılmıyor, onun dışındaki her yere yapılıyor. Bu iki konunun dikkate alınmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki, biz de teşekkür ederiz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri aykırılık sırasına göre okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş 'un Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Bülent Kuşoğlu                                        Abdüllatif Şener                                    Süleyman Girgin

                                          Ankara                                                      Konya                                                       Muğla

                                   Turan Aydoğan                                   Emine Gülizar Emecan                             Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                      Niğde

                                    Özgür Karabat                                           Yüksel Özkan

                                         İstanbul                                                      Bursa

MADDE 4- (1) Banka personeli 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre iş sözleşmesi ile istihdam edilir.

(2) Bankada 4857 sayılı Kanuna tabi olarak çalışanlarla Banka arasında çıkan ihtilaflarda iş mahkemeleri görevlidir.

(3) Personelin aylık ücret ve diğer mali hakları Banka Genel Kurulunca tespit olunur. Genel Kurul bu yetkilerini Yönetim Kuruluna devredebilir. Personel istihdamına ilişkin diğer hususlarda karar almaya Yönetim Kurulu yetkili kılınabilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Özgür Karabat.

Buyurun Sayın Karabat. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine “yapılandırma” “düzenleme” gibi adlar ardına saklanmış bir tasfiye operasyonuyla karşı karşıyayız. Devlet bankaları yandaşlara verdikleri batık kredilerle, ucuz döviz skandallarıyla gündemden düşmemişken bir başarılı banka yönetimiyle gözlerimizi yaşartan iktidar yeni bir banka düzenlemesiyle karşımıza çıkıyor.

Seçimden önce ülke ekonomisini uçuracağını vadedenlerin ülkeyi getirdikleri nokta hepimizin malumu. Ülkeyi uçuracaklarını söyleyenlerin meğerse sarayları uçuracaklarını bilmiyormuşuz. Uçan saray vakasıyla bunu da görmüş olduk.

Sayın milletvekilleri, bu teklifteki hukuki aykırılıklar dışında Kalkınma Bankasının mevcut yapısının çalışanlar aleyhine tasfiyesi de söz konusu. Yıllardır kariyerlerini bu sektör üzerinde şekillendiren banka emekçilerini kapı önüne koymuyorsunuz ama onları kendi uzmanlık alanları ve kariyer planlamaları dışında bir alana zorlamak vicdani bir yaklaşım olmasa gerek. Bütçe Komisyonunda ilgili sendikaların maddeler bazında itirazlarını ilettiklerini ancak bu önerilerin dikkate alınmadığını biliyoruz.

Türkiye Kalkınma Bankasına personel alımı özel hükümlere tabi. Dolayısıyla uzmanlık kadroları kariyer meslek personeli arasında yer alıyor. Bankada çalışanlarla ilgili olarak yapılan düzenleme ve geçiş hükümlerinin, personelle ilgili kazanılmış hakların korunması ve yetişmiş insan kaynağının israfına yol açmadan gerçekleştirilmesi gerekiyor. Düzenleme sırasında bankanın mevcut durumunda bazı çalışanların, özellikle kariyer personelinin mevzuattan kaynaklanan ve geçmişten gelen problemlerinin geçiş hükümlerinin uygulanması sırasında daha karmaşık ve çözümsüz hâle geleceğini de dikkate almak gerekiyor. Kurumlar arası nakil sırasında kendi statülerinden kaynaklı özlük haklarına sahip olamayacakları için emsalleriyle ciddi ücret farkları oluşabileceği de ortadadır. Banka uzmanları kariyer meslek personeli olmalarına rağmen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamına girmiyor. Kanun tasarısında hangi kadro ve hangi göreve atanacaklarına ilişkin açık bir hüküm yok. Böyle olunca da mevcut pozisyonlarını korumama durumuyla karşı karşıya kalıyorlar. İş güvencesini kaybetmemek için, çeşitli nedenlerle şehir değişikliği istemedikleri için Türkiye Kalkınma Bankasında kalmak yerine başka bir kamu kurumuna atanmasını isteyenlerin sayısının yüksek olacağını eğer dikkate alırsak, burada da önemli bir meslek birikiminin heba olacağını söylemek gerekir.

Türkiye Kalkınma Bankasında çalışan, tüm mesleki birikimi ve deneyimi kalkınma ve yatırım bankacılığı üzerinde oluşturmuş olan banka emekçilerine, yasa tasarısında, her ne kadar memur olarak diğer kurumlara geçebilme hakkı tanınmış olsa da diğer kurumları tercih etmesi durumunda, yine 4456 sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin Kuruluşu Hakkında Kanun’un 15’inci maddesiyle ilgili yönetmelikte belirtilen mevcut pozisyonu koruyamayacağını ve mesleki birikimlerinin heba olacağını düşünmekteyim.

Kalkınma Bankası emekçileri kurumda güvenceli bir şekilde, aynı statüde kalmalı, başka kurumlara görevlendirilirken, aldıkları eğitim ve görevleri dikkate alınarak diğer kurumların kariyer kadrolarına atanmaları sağlanmalıdır değerli arkadaşlar.

Sayın milletvekilleri, bu kanunla bankaya hukuki muafiyetler ve ayrıcalıklar tanınıyor. Öncelikle, bankalar arası eşit rekabet ortamına aykırı bu düzenlemenin hakkaniyetle bağdaşmadığını söylememiz gerekiyor. Ama bundan daha önemlisi, AKP iktidarının öteden beri denetlemeden, yasalardan öcü gibi korkar olması. Madem temiz bir iş yapacağız neden denetlemeden korkarız bunu sormak gerekiyor.

Sayıştayı işlevsiz kıldınız, İhale Kanunu’nu kalbura çevirdiniz, devlet kurumlarında liyakatin esamesi okunmuyor, şimdi de kalkmış, bir bankayı bütün denetleyici kanunlardan azat ediyorsunuz. Gazi Meclisin de buna alet olmasını bekliyoruz, şaşırıyoruz. Bu istisnalar, bugün kimi bankalarımızın yaşadığı batık kredi krizlerinin gelecekte çok daha vahim ve kapsamlı biçimlerde karşımıza çıkacağının da işareti. Nereden çıktı bu düzenlemeler sevdası diye merak edip altına biraz baktığımızda, aslında bu, AKP iktidarının, özel sektör ve bankaların üzerindeki borç yükünü kamunun üzerine yıkma girişimidir.

Komisyon tutanaklarına baktığımızda, aslında kanun teklifini veren iktidar mensupları her şeyi itiraf etmişler. Türkiye'nin yeni bir ekonomik süreçten geçtiği ve bu süreci daha sağlıklı bir zemine oturtabilme amacıyla gündeme getirdiklerini belirtmişler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR KARABAT (Devamla) – Türkiye Kalkınma Bankasının borçlanma kapasitesinin bugüne kıyasla ciddi oranda artırılması söz konusu olduğuna göre gelecekte bu borçların kime fatura edileceğini de öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.

Özetle, sermayenin hizmetine kuralsız bir banka kuruyorsunuz. Yoksullar yoksullukla boğuşurken, ülke krizle boğuşurken siz sermayenin ve yandaşlarınızın hizmetine kuralsız bir banka oluşturmaya çalışıyorsunuz. Buna katılmamız mümkün değil.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karabat.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Divandaki arkadaşlarımız arasında aykırılık teşkil ettiğinden karar yeter sayısını elektronik oylamayla arayacağım.

İki dakika süre veriyorum, işlemi başlatıyorum değerli arkadaşlar.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesinin (3)’üncü fıkrasındaki “aylık ücret ve diğer mali hakları” ibaresinin “aylık ücret, mali ve sosyal hakları ile diğer özlük hakları” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 İsmail Faruk Aksu                                       Olcay Kılavuz                              Tamer Osmanağaoğlu

                                         İstanbul                                                      Mersin                                                        İzmir

                                   Ahmet Özyürek                                           Ümit Yılmaz                                            Hayati Arkaz

                                           Sivas                                                        Düzce                                                      İstanbul

                                       Feti Yıldız

                                         İstanbul

BAŞKAN – Okuttuğumuz önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Düzce Milletvekilimiz Sayın Ümit Yılmaz.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Yılmaz.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de başta Kerbelâ şehidi Hazreti Hüseyin Efendimiz’in ve İslam sancağı uğruna, vatan sancağı uğruna şehit olan tüm şehitlerimizin ruhunun şad olması dileğiyle konuşmama başlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, Kalkınma Bankası adı altında yaptığımız bugünkü kanun teklifinde, maalesef, kendi bölgesinde kalkınamayan Düzce ilimiz hakkında konuşmak için söz istedik. Düzce ilimiz 12 Kasım 1999 depremiyle ağır bir yıkım yaşadıktan sonra il olmuştur. Depremin izlerinin ve yaralarının bir an önce silinmesi için il yapılan şehrimiz, maalesef, depremin üzerinden yirmi seneye yakın bir zaman geçmesine rağmen depremin izlerinden hâlâ kurtulamamıştır. 2002 yılından beri yapılan tüm seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisine yüksek oranda destek vermiş, maalesef, bu verdiği desteğin karşılığını yerelde alamamıştır.

İlimizin sorunları gittikçe artmaktadır. Sorunlarımızın başında, dün Ordu Milletvekilimiz Sayın Cemal Enginyurt’un da dile getirmiş olduğu fındık problemi gelmektedir. Maalesef, 24 Haziran seçimlerinden önce Sayın Cumhurbaşkanımızın Ordu mitinginde TMO’nun fındık alacağını söylemesine rağmen Tarım Bakanlığı, daha doğrusu Ulaştırma Bakanı TMO’nun fındık almayacağını söyleyerek üreticiyi Ferrero isimli şirketin tekeline bırakmıştır. Bu, gerek ilimiz gerekse ülke ekonomisi açısından yanlış bir tutumdur. Ülkemiz, önemli bir ihracat kalemi olan fındık gelirinden maalesef gerektiği kadar gelir elde edemeyecektir. Sayın Tarım ve Orman Bakanının durumu tekrar gözden geçirmesi ve bir an önce bu yanlış tutumundan vazgeçmesi gerekmektedir. Ayrıca, yine, Ulaştırma ve Altyapı Bakanının yılbaşına kadar TMO’nun elindeki fındığı piyasaya sürmeyeceğini açıklaması dikkatimizden kaçmamıştır. Ocak ayından sonra fındığı piyasaya sürerek kimin menfaatine çalıştığı kafamızda soru işareti bırakmaktadır.

Fındıkla ilgili konuşulacak çok şey vardır ancak Düzce’nin yegâne sorunu fındık değildir. Bu sorunların başında, Düzce Atatürk Devlet Hastanesinde hayati önemi haiz olan kardiyoloji, kadın doğum, göğüs hastalıkları gibi birçok dalda hekim sıkıntısı yaşanmaktadır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Uzman doktor yok.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) – Hastanemizde bu branşlarda ya doktor yok ya da bir hekimle hizmet verilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışma ortamı hem hekim arkadaşları hem de Düzceli hemşehrilerimizi sıkıntıya sokmakta, polikliniklerde gerginliğe sebep olmaktadır. Düzce, sağlık açısından mecburi hizmet alanına dönmesine rağmen, yanlış tespit ve yönetimler neticesinde hâlen gerekli hekim sayısına ulaşamamıştır. Düzce’nin sağlıkta yaşadığı problemlerin çözümü sorunların doğru tespiti ve çözümlerin bir an önce aklıselimle sağlanmasından geçmektedir.

İlimizin bir diğer sorunu da ulaşımda yaşanmaktadır. İlimiz çevre ve bağlantı yolları tamamlanmamıştır. Çevre yollarının tamamlanmaması şehir içinden geçen E5 kara yolunun tıkanmasına sebep olmaktadır. Birtakım hatalı planlar neticesinde yapılan, Düzce’nin tek dalçıkı olan Çoban kavşağı ihtiyacı karşılayamamaktadır. Düzce’nin can damarları olan Çoban, Öztürkler, Olimpiyat ve Hal kavşağındaki trafik tamamen tıkanmakta ve kilitlenmektedir. İlimizin çevre ve bağlantı yollarının bir an önce bitirilmesi gerekmektedir. Bundan önceki dönemde Ulaştırma Bakanının Düzce’ye getirilip ağırlanmasına rağmen, hiçbir plan ve proje üretilmemiştir, yarım kalan çevre yollarına başlanmamıştır. Ayrıca, Akçakoca ilçemizin Karasu’yla olan bağlantı yolu yıllardır tamamlanmamış ve gelen müteahhit, ödeneği bahane göstererek işleri yarım bırakmıştır. Bunun yanında, Yığılca ilçemizin bağlantı yolu çalışmaları devam etmesine rağmen çok ağır ilerlemekte, Yığılcalı vatandaşlarımız hâlen cumhuriyetin ilk dönemlerinden kalan yolu kullanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, altyapı problemlerine gelince, elektrik ve TELEKOM altyapısında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, devam edin.

ÜMİT YILMAZ (Devamla) - …ne yeni yatırımlar yapılmakta ne de mevcut altyapı rehabilite edilmektedir. Vatandaşlarımız her yağmurdan sonra elektrik kesintisinden ve voltaj düşüklüğünden muzdariptir. Ayrıca, TELEKOM altyapı problemlerine Düzce’de süperman olan 4 kişilik tek bir ekip bakmaya çalışmakta, siz de takdir edersiniz ki hiçbir yere yetişememektedir. Bir an önce ekiplerin yeterli sayıya ve kaliteye ulaşması, Düzce’de yaşayan vatandaşlarımızın TELEKOM’da yaşadığı sıkıntıları minimuma indirecektir.

Mevcutta olan Düzce Ovası Sulama Şebeke Rehabilitasyonu Projesi ne yazık ki hâlâ hayata geçirilememiştir. Projenin hayata geçirilememesi tarım alanlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bir an önce bu projenin hayata geçirilmesini bekliyoruz ve Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Tanal, bildiğim kadarıyla siz Düzce’yle yakından ilgileniyorsunuz. Sanırım bu konuda bir söz talebiniz var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

46.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Düzce Milletvekili Ümit Yılmaz’ı Düzce’nin sorunlarını dile getirdiği için kutladığına, Yığılca ilçesindeki çimento fabrikası nedeniyle arıcılığın bittiğine, Düzce’de çevre kirliliğinin had safhada olduğuna ve Düzcelilere doğal gazın daha ucuz satılmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Evet.

Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Sayın hatibe ben teşekkür ederim.

4 dönemdir ben burada tek başıma Düzce’nin bu sorunlarını dile getire getire daha artık… Maalesef, AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarım bir gün çıkıp Düzce’nin sorunlarını dile getirmediler. Getirdiğiniz için sizi kutluyorum.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Siz yorulmayın diye bizi gönderdiler Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yalnız, Yığılca ilçemizde bir çimento fabrikası yapıldı. O çimento fabrikası nedeniyle orada arıcılık bitti ve bitiyor. İstirham ediyorum ben, o çimento fabrikası yarardan ziyade zarar getiriyor; bir.

İki: Düzce’de çevre kirliliği had safhada, onunla ilgili kanun teklifi sundum. Doğal gazın daha ucuz bir şekilde Düzcelilere satılmasını talep ediyoruz.

ÜMİT YILMAZ (Düzce) – Beş dakikaya sığmadı Sayın Tanal, önümüzdeki günlerde onları da dile getireceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onun için benim tüm Meclisten istirhamım şu: Düzce gerçekten yeşil bir şehrimizdir, Düzcelilere sahip çıkmak lazım ve hatibi de kutluyorum. Düzce’ye hep birlikte destek verirsek aşamayacak hiçbir sorunumuz da yoktur.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim Sayın Tanal.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – 4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 5’inci madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş'un Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                        Abdüllatif Şener                                  Ömer Fethi Gürer

                                          Ankara                                                      Konya                                                       Niğde

                             Emine Gülizar Emecan                                   Turan Aydoğan                                    Süleyman Girgin

                                         İstanbul                                                     İstanbul                                                      Muğla

                                    Yüksel Özkan

                                           Bursa

MADDE 5- (1) Tüzel kişiliği haiz Türkiye Kalkınma Fonu, Banka tarafından hazırlanan ve ilgili veya ilişkili Bakanlık tarafından onaylanan Türkiye Kalkınma Fonu İç Tüzüğünün ticaret siciline tescil olmasıyla süresiz olarak kurulur.

(2) Türkiye Kalkınma Fonunun ve bu Fonun bünyesindeki alt fonların kuruluşu, yapısı, çalışma usul ve esasları, işleyişi, yönetimi, yapacağı işlemler, raporlama esasları, fonun iç denetimi ve uygulamaya ilişkin diğer hususlar Türkiye Kalkınma Fonu İç Tüzüğü ile belirlenir. Türkiye Kalkınma Fonunun idari, mali ve operasyonel iş ve işlemleri Banka tarafından gerçekleştirilir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen İstanbul Milletvekilimiz Sayın Turan Aydoğan.

Buyurun Sayın Aydoğan. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

Bu arada amcanızı kaybettiniz, başınız sağ olsun.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, sağ olun.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi görüşmekte olduğumuz kanunu her yanıyla ele alabiliriz ama önce hukuka uygunluğu açısından her şeyi değerlendirmemiz gerekiyor. Bu Meclis hukuk yapıyor sonuç itibarıyla, sadece kanun yapmıyor, hukuka uygunluğu söz konusu olabilecek kanunları hayata geçiriyor.

Sayın Hocam Kaboğlu bu konuya ilişkin görüşlerini çok net olarak dile getirdi. Sadece bu kanunun 3’üncü maddesinin Cumhurbaşkanına vermiş olduğu yetkiler doğrudan Anayasa’ya aykırıdır. Hatta Meclis İçtüzüğü göz önüne alınarak bu Anayasa’ya aykırılığın öncelikle değerlendirilmesi elzemdi.

Şimdi neden hukuktan bahsediyoruz? Bu değişikliği yaparken Türkiye’de ekonomiyi düzelteceğinizi, kaynak yaratacağınızı, istihdamı geliştireceğinizi, sermaye gruplarını buradan besleyeceğinizi, doğru bir iş yaptığınızı zannediyorsunuz. Ben size söyleyeyim, ne yaparsanız yapın, hukuksuz yaşamaya devam ederseniz bu ülkeyi bugün getirdiğiniz uçurumdan daha kötü bir yere götüreceksiniz ama buna müsaade etmeyeceğiz. Kamuoyuyla paylaşıyoruz, doğruları paylaşıyoruz, diyoruz ki: Bu ülkeye önce demokrasi lazım, önce hukuk lazım. Bunlar olmazsa bu ülkeye sokacağınız sıcak paralarla, ne olduğu belli olmayan borçlanmalarla bugün getirdiğiniz uçurumdan daha felaket bir yere götüreceğiniz görünüyor. Biz bu tarifi yaparken bir sorumlu siyasal parti anlayışıyla, buradan bir siyasal rant devşirmek anlamında değil, vatandaşlarımızı uyararak sizi bu yanlıştan geri çevirmek için yapıyoruz.

Nerede görülmüş, dünyanın neresinde görülmüş hukuk sistemi her türlü eleştiriye açık, ne olduğu belli olmayan bir yapılanmayla beraber, iki dudak arası fetvalarla beraber yönetilen bir ülkede bu tarif etmeye çalıştığınız sermaye kaynakları oluşacak, herkes gelecek size güzel güzel parasını verecek, iş imkânı sağlayacak… Böyle bir dünyayı hayal edebiliyor musunuz siz? Böyle bir şey mümkün mü? İnanıyor musunuz yaptığınız şeylere?

Hukukun olmadığı yerde ekonominin düzelmesi mümkün değildir. Daha yakın tarihte Avrupa şampiyonasıyla ilgili bu ülke başvurdu, UEFA dedi ki: “Ya, sizin insan haklarına ilişkin bir politikanız yok. Biz bundan endişe duyuyoruz. Size niye verelim bu şampiyonayı?” Almanya’ya verdiler. Utandırdınız bizi. Rencide ettiniz. Bu söylenenler size hiçbir şey anlatmadı mı? Buradan hiçbir şey çıkarmadınız mı? Günlerce dediniz ki: “Biz bu şampiyonaya talibiz, alacağız.” Sonra size bu söylendi ve biz bunu unuttuk…

İnsan Hakları Mahkemesine hâkimler gönderdiniz, dediler ki: “Yetersiz.” E alıştınız Türkiye’de yetersiz hâkimleri atamaya. Türkiye’de görülmemiş olaylar oluyor. Adliyelerde mahkeme hâkimleri tayin ediliyor, bir siyasi partinin il ve ilçe başkanı oraya çelenk gönderiyor, çiçek gönderiyor. Otuz küsur yıllık avukatım, hayatımda görmedim. Bunu nasıl içinize sindiriyorsunuz? Böyle bir yargıyla beraber bu işleri düzelteceğinizi nasıl düşünüyorsunuz? Bir dünya il ve ilçe teşkilatınızdan insanı hâkim yaptınız. Bir önceki dönem milletvekilimiz Barış Yarkadaş bu kürsülerden bunları dile getirdi, seyrettiniz. Meclis üyenizi HSK üyesi yaptınız, bir başka siyasi partinin genel başkanının avukatını HSK üyesi yaptınız. Bağımsız yargıyla beraber ekonomiyi düzelteceğinizi söylüyorsunuz. Biz de inanacağız öyle mi? Avukatları içeri atıyorsunuz. Avukatların büroları kurşunlanıyor. Bir avukat mahkeme hâkimiyle konuştuğundan dolayı derdest ediliyor duruşma salonunda. Saat on birde tutuklanıyor, gece dörtte bırakılıyor ve bu ülkede hukuktan bahsediyoruz.

Ve size söyleyelim, akılcı dış kaynak yönetimine geçmezseniz, uluslararası standartlara uygun bir kamu ihale yasası çıkarmazsanız, bütçe disiplinini sağlamazsanız, üretime yönelik bir ekonomi kurgulamazsanız, hamasete dayanan dış politikadan vazgeçmezseniz, geleceğimizi ipotek altına alan kontrolsüz borçlanmalardan vazgeçmezseniz, rantiyenin korunduğu, emeğin ve üretenlerin cezalandırıldığı vergi politikasına son vermezseniz, üretimi önceleyen bir planlama ve teşvik politikasını yaşama geçirmezseniz, dengeli ve adil büyümenin düşmanı olan israfa son vermezseniz bu işin altından kalkmamız mümkün değil. Bizi böyle, hukuksuz, ne olduğu belli olmayan, bir şekilde günü kurtaracak şeylerle uğraştırmayın. Biz bu ülkeyi seviyoruz. Bu topraklarda yaşayan her insanı seviyoruz ve ilanihaye seviyoruz; öyle iki günlük, üç günlük iktidarımız kadar sevmiyoruz. Bu yoldan vazgeçin. Bu kanunu gelin hep beraber geçirmeyelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aydoğan…

TURAN AYDOĞAN (Devamla) - Efendim, lütfederseniz…

BAŞKAN – Estağfurullah, buyurun.

TURAN AYDOĞAN (Devamla) – Geçirirseniz sorumluluğunu taşımanız yetmeyecek. Bu ülkenin yüzyıllık mirasını yediniz, dış politikadaki bütün itibarını sıfırladınız, ne olduğu belli olmayan ve nereye gittiği belli olmayan bir ülke yarattınız; bir gün Suriye’yle sorunlu, bir gün Rusya’yla sorunlu, bir gün Hollanda’yla sorunlu, bir gün Almanya’yla sorunlu, bir gün Amerika Birleşik Devletleri’yle sorunlu; sonra birdenbire Amerikan firmasına -sanki Sayıştay yokmuş gibi- bu ülkenin bütün denetimini teslim edecek bir anlayışla yol yürüyorsunuz; buna müsaade etmeyeceğiz. Vazgeçin, bu ülkeyi hep beraber sevdiğimizi tescil edelim. Vazgeçmezseniz Cumhuriyet Halk Partisi sokak sokak, hatta ara sokaklarda bunu anlatacak, sokaklara çıkacak şekilde bir alanınız kalacak mı, onu bilemiyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Ceylan, sisteme girmişsiniz.

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Bir konuyu gündeme getirmek istiyorum müsaadenizle Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

47.- Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan’ın, toprak, su ve çiftçinin birbirinden ayrılamayacak üç temel unsur olduğuna, dünyanın en pahalı girdilerini kullanmak zorunda kalan çiftçinin ürettiği ürünü maliyetinin altında satarak zarar ettiğine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR CEYLAN (Çanakkale) – Toprak, su, çiftçi birbirinden ayrılamayacak üç temel unsurdur. Bu üç unsurun birlikteliğinden ortaya tarımsal üretim gerçeği çıkıyor. İçinde bulunduğumuz asrın en stratejik sektörlerinden biri, hiç kuşkusuz tarım sektörüdür. Dünyanın en pahalı girdilerini kullanmak zorunda kalan çiftçilerimiz, ürettiği ürünü maliyetinin altında satmak zorunda kalarak zarar etmektedir. Önlem alınmaz ise tarımsal üretim potansiyeli muazzam olan ülkemizde çiftçilerimiz üretimden vazgeçeceklerdir. Üretici doğrudan gelir desteğine muhtaç hâle getirilmiştir. Ancak, 6 Eylül Perşembe günü 30527 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğle çiftçi, hesabında tarımsal desteklemeleri göremeyecek çünkü devlet aracılığıyla şirketlerin alacakları doğrudan gelir desteklerinden tahsil edilecektir. Çiftçinin üretim yapabilmesi için bu uygulamanın acilen iptal edilmesi gerekmektedir.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, böylelikle birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.08

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Levent GÖK

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), İsmail OK (Balıkesir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 6’ncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

5 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon yerinde.

Değerli milletvekilleri, şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm, geçici 1 ve geçici 2’nci maddeler dâhil, 6 ila 10’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Sayın milletvekilleri, şimdi ikinci bölüm üzerinde gruplar adına söz isteyen değerli milletvekillerimize söz vereceğim.

İkinci bölümde gruplar adına ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Ankara Milletvekilimiz Sayın Durmuş Yılmaz’ın.

Buyurun Sayın Yılmaz. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Yılmaz, süreniz on dakika.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA DURMUŞ YILMAZ (Ankara) – Değerli milletvekilleri, grubum ve şahsım adına hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Kanunun geneli üzerinde yaptığım konuşmanın bir yerinde, AK PARTİ’nin 2002 yılında iktidara geldiği dönemdeki makroekonomik göstergelerden hareketle on altı yıl boyunca bazı rakamları sürekli tekrar ederek propaganda yaptığını, bunlardan bir tanesinin de konut edindirme yardımı olduğunu ve dolayısıyla bu dönemde ona karşılık olarak da sanayiciye, tüccara, iş adamına, ihracat yapanlara borçlarının KDV iadesi olarak 40 milyar TL olduğunu söylemiştim ama benden sonra gelen Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşımız bana atfen bunun 40 milyar dolar olduğunu söyledi. Ben tutanaklara bakmadım. “Dolar” mı dedim, “TL” mi dedim, bilmiyorum ama doğrusu TL. Eğer öyle bir şey dediysem böylece düzeltilsin.

Yalnız bu arada bir şey daha öğrendim. Bugün eski Hazine Müsteşar Yardımcısının attığı bir “tweet”te bu rakamın 40 milyar olmadığını, 200 milyar TL olduğunu…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Dolara kim çevirdiyse…

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – 200 milyar TL olduğunu söylüyor. Şimdi, “tweet”e bakarak tabii kaynak maynak vermek çok doğru değil, bilimsel olmak lazım. Ama şunu biliyoruz ki doğru karar doğru analize, doğru analiz doğru veriye dayanır. Eğer yönetim bize doğru rakamı vermiyorsa, şeffaf olmuyorsa, burada bir hata varsa, bir eksik varsa bu bizim eksiğimiz, hatamız değil, bu yönetimin hatasıdır. Dolayısıyla da doğru reçete yazabilmek için doğru karar vermemiz lazım. Onun için de doğru veriye ihtiyacımız var. Dolayısıyla bu toplumda bir ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük, devletin ürettiği rakamlara olan güvenin sarsılması.

Ben otuz dört yıllık bürokratik hayatımda her gittiğim yerde devletin rakamlarını savundum ama son iki üç yıldır benim de aklımın bir köşesinde devletin ürettiği rakamlarla ilgili olarak şüphe oluşmadı değil. Bunu bilginize sunuyorum. Bu bir siyasi eleştiri değil, bu hayati bir meseledir.

İkinci bir konu, kanunun ilgili maddeleri görüşüldükten sonra bir ara Sayın Başkan “Yirmi dakikalık bir soru-cevap yapalım.” diyor. Şimdi, bu soru-cevap yapılırken bu benim çok garibime gidiyor açığını söylemek gerekirse. Bu Meclis ve bu Meclisin mütemmim cüzü olan komisyonlar yasama organının bir parçası. Biz burada eleştirimizi yapıyoruz ve ondan sonra dönüyoruz, bu Meclisin mütemmim cüzünün bir parçası olan komisyon başkanına sanki icranın başında birisiymiş gibi soru soruyoruz, o da bize cevap veriyor. Yani bu çok garip bir şey, bu yirmi dakikayı niye harcıyoruz ben bilmiyorum. Ben bu kanunun esasıyla ilgili olarak Komisyonda görüşülürken dedim ki: Bu kanundan bir şey çıkmaz, belli bir kafa mantalitesiyle hazırlanmış bu. Dolayısıyla bizim buradaki milletvekilleri olarak bu kanun tasarısını görüşürken harcadığımız zamanın karşılığı gelen maaşlarımızın, kullandığımız elektriğin, içtiğimiz suyun, çayın maliyet olarak millî gelirden düşülmesi gerektiğini söyledim. Bu yirmi dakika için de aynı şeyi söylüyorum, hiçbir amacı yok. Bu, parlamenter sisteme de yakışmıyor. Ben komisyonda konuşuyorum, yürütmenin değil ama yasamanın bir parçası olan komisyona soru soruyorum, komisyon da bana bakan adına cevap veriyor. Ya, bu ne biçim iştir, aklım ermedi, dolayısıyla bu yirmi dakika boşa gidiyor.

Efendim, bir başka husus, şimdi, öyle bir durum ortaya çıktı ki şu Parlamento açıldı açılalı, gördüğüm şey, muhalefetin her dediği yanlış, iktidarın her söylediği doğru. Bu, eşyanın tabiatına aykırı; hiç kimsenin her söylediği doğru olmaz, her söylediği yanlış da olmaz. Dolayısıyla, ben şimdi şu kanun maddesine baktığımda, 2’nci maddeye baktığımda bankanın merkezi, amacı, kaynakları, sermaye yapısı vesairesiyle ilgili olarak burada verilen somut bir şey yok. Şimdi, ben buradan hareketle zihnimde birtakım varsayımlar oluşturuyorum ve buradan da belki bir zan günahına giriyorum, zan günahı işliyorum. Ne diyorum? Merkezini Cumhurbaşkanı belirleyecek. Nereye gidecek? İstanbul’a gidecek. İstanbul’da bir yandaşın plazası var, oraya yerleşecek. Acaba kiracı mı olacak? Böyle bir şeyi bilmiyorum ama aklımın kenarına böyle absürt bir soru geliyor ve belki de günah işliyorum, zan günahı işliyorum. Dolayısıyla, yeterli bilgi, belge vererek bizleri bu zanlardan lütfen kurtarın. Eğer bu böyle olmazsa bizim birbirimizle anlaşmamız ve doğruyu bulmamız pek o kadar kolay olmayacak. Dolayısıyla, ben şahsen kendime komplo teorileri üzerinden iş yapmayı ve niyet okumayı yakıştırmam ve bunu ayıp bulurum ve utanırım bunu söylemekten ama maalesef, bu yasanın hazırlanış şekli, bu yasanın oluş şekli içi boş… Ticaret hukukunda bir tabir var “shell company” İngilizcesi, “kabuk şirket.” Bu tür şirketin içi binbir türlü şeyle doldurulabilir. Bu yasa aslında Kalkınma Bankasını bir kabuk banka hâline getiriyor, bunun içerisini Cumhurbaşkanının doldurması… Nasıl doldurulacak? Fon kurulacak, fonun altında alt fonlar olacak, o alt fonlar da birtakım işler yapacak. Fakat o işlerin nerede, nasıl, hangi amaçla yapılacağı konusunda da bir bilgi yok.

Şimdi, buradan hareketle, bu aslında bir okumanın sonucu. Okuma ne? İçinde bulunduğumuz koşulları bir okuyuş türü var, bu okuyuş türünden çıkarılan sonuca göre de ortaya konulan bir çözüm var. Bu okuyuş şu: “Şu anda karşı karşıya olduğumuz bir sorun var, bu sorun geçicidir. Bizim temel makroekonomik dengelerimizde, göstergelerimizde bir sorun yoktur ama biz bir dış saldırıyla karşı karşıyayız. Bu dış saldırı ortadan kalktığında -zaten makroekonomik dengeler de yerli yerinde- her şey yoluna girecek. Ama bu arada bu dış saldırıyı ortadan kaldırabilmek için de birtakım tedbirler almamız gerekir.” gibi bir düşünce var. Bu, hakikatin tam olarak olmasa bile ucundan, kıyısından bir miktar kabul edildiğini gösteriyor. Bu durumda, okuma bu şekilde olunca o zaman soru şu: Bu iş gerçekten geçici mi? Ben bu olayın geçici olduğunu düşünmüyorum. Bunun için de –sabah da söylediğim gibi- 10 Ağustostan sonra ortaya çıkan kur dalgalanmaları ve devam eden süreç içerisinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının, BDDK’nin, Sermaye Piyasası Kurulunun ve diğer ilgili organların tedbir olarak ortaya koydukları husus bu sorunun şöyle okunması sonucunda ortaya çıkıyor: “Evet, bu geçicidir, bu sorun likidite sorunudur. Dolayısıyla biz likiditeyi iyi yönettiğimiz sürece bu sorunun üstesinden geliriz.” Arkadaşlar, bu okuma bir yere kadar doğru, bu size zaman kazandırıyor ve zaman da kazandırdı ama bu okuma yanlış, mesele likidite sorunu değil, bu bir yapısal sorundur, bu bir iflas sorunudur. Bu, özellikle reel sektörde şirketler kesiminin borcudur. O borcun ortaya çıkış nedeni de maalesef yüzde 7’lik büyümeyi sağlayabilmek için Kredi Garanti Fonu’ndan verdiğiniz ve önemli bir kısmı da maalesef yatırıma vesaireye dönüşmeyen, şu anda bilançoların üstüne bir de kur farkı bindiği için bozulan bilanço yapılarından kaynaklanıyor. Bunlar, bir müddet sonra eğer üzerinde durulmaz, tedbir alınmazsa bankacılık sisteminin üzerine gidecek ve bankalarımızın sermaye yeterlilik oranlarını ve onların da bilançosunu bozacak. Dolayısıyla olayı böyle okumak lazım. Bu bir likidite sorunu değildir, bu bir iflas sorunudur, bu bir yapısal sorundur. Bu yapısal sorunun halledilebilmesi için de yapısal soruna yapısal tedbirlerle yaklaşmak lazım.

Orta vadeli programda denildi ki: “Biz bankalarımızın üzerine bir test yapacağız.” Bu test aslında, her şey normal giderken belli değişkenler bulundukları yerden daha farklı bir yere giderse bankacılık sisteminin bilançosunda ne tür bir durum ortaya çıkacaktır sorusunun cevabı. Hâlbuki şu anda -geçenlerde de söylediğim gibi- Türkiye’de risk gerçekleşti, kur -yeteri kadar, gereği kadar demeyeyim- istenmeyen şekilde değer kaybetti, faiz oranları yükseldi, kredi faizleri yüzde 40’lara çıktı. Bu ortamda yapılması gereken şey, stres testi yapıp bankaların durumu ne olabiliri sormak değil. Bankaların şu anki durumu nedir? Bu bir hasar tespitidir, siz bu hasar tespitini maalesef yapmıyorsunuz. Dolayısıyla da zımni olarak hasarın olduğunu da kabul ettiniz çünkü 3 kamu bankasına İşsizlik Fonu’ndan kaynak aktardınız. Bunların aktarılması doğrudur, yanlıştır, kanundur, değildir vesairedir, bunların içerisine girmiyorum ama asıl mesele, bu şirketler kesiminden gelecek olan yükü nasıl çözeceğiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – Sonuçta göreceksiniz, bunun sonucu…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, ben bir dakika size süre veriyorum.

DURMUŞ YILMAZ (Devamla) – O zaman toparlayayım.

…yeniden yapılandırmanın üzerine gelecek. Burada da soru şu: Bu yükü kim çekecek? 2001 krizinde gördük ki bunu vergi mükellefi çekti. Bu krizde de şu anda bu şirketlerden kaç tanesi böyle sorunla karşı karşıya? Bunlardan kaç tanesi yüzdürülebilir, kaç tanesi yüzdürülemez? Yüzdürülebilen olanların, acaba bunun sahipleri bunları sermaye koyabilirler mi koyamazlar mı? Bunu devlet mi üstlenecek yoksa bu insanlar mı veyahut da yabancı ortaklı varsa -banka vesaire- bunlar mı bunu üstlenecek? Bunun üzerinde durmanız lazım. Eğer bunun üzerinde durmazsanız, meseleyi bu şekilde algılamazsanız, bunu bir likidite sorunu olarak görürseniz ve kısa vadeli, bu kanunda öngördüğünüz fonları kurmak suretiyle “Biz yabancı sermayeyi getiririz, yabancı sermayeyi bu batanlara ortak ederiz.” derseniz bu işin içinden çıkamazsınız. Bu, cidden bir cinlik gibi görünüyor, bu cinlik sizin başınızı yer, onu size söyleyeyim.

O nedenle, yapmanız gereken şey resmi tam görmek ve bunu da milletle paylaşmak, halkla paylaşmak ki onların desteğini ancak bu şekilde arkanıza alabilirsiniz.

Teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Değerli milletvekilleri, gruplar adına ikinci söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekilimiz Sayın Mustafa Kalaycı’ya aittir. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Kalaycı, süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ülkelerin kalkınmasında en etkin rol oynayan banka türü kalkınma bankalarıdır. Kalkınma bankacılığının amacı, firmalara uzun vadeli fon kaynağı sağlamak, ekonomiyi harekete geçirecek projelere ve girişimlere destek vermek, yatırım yapma konusu riskli olan yeni alanlarda doğrudan işletmeleri kurma ya da kuruluma katılma şeklinde öncülük etmek, girişimcilere yatırım yapılacak alan konusunda yol göstermek, teknik destek vermek, yatırım projelerinin gelişmesini sağlamak, pazar araştırması ve yabancı ortaklık konusunda destek vererek ülkeye girecek yatırımları doğru alanlara yönlendirmektir.

Türkiye, kalkınma sürecini devam ettiren bir ülke olarak kalkınma bankacılığını geliştirmek ve hacimlerini büyütmek zorundadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye Kalkınma Bankasının yeniden yapılandırılarak KOBİ finansmanında etkin bir şekilde kullanılmasını ve bölgelerarası gelişmişlik farklarının giderilmesine yönelik projeleri desteklemesini gerekli görüyoruz. Onuncu Kalkınma Planı’nın hedefleri ve politikaları arasında da yatırımlara uzun vadeli finansman sağlayan kalkınma bankacılığının geliştirileceği hususu yer almıştır.

Bankacılık sisteminde ve anlayışında meydana gelen gelişmeler ve kalkınma bankacılığının gerekleri karşısında mevcut 4456 sayılı Kanun ihtiyaca tam olarak cevap verememektedir. Kanun teklifiyle Kalkınma Bankası yeniden yapılandırılarak unvanı “Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi” şeklinde değiştirilmekte, kalkınma ve yatırım bankacılığı işlevlerini rekabetçi, dinamik ve etkin bir şekilde yerine getirebilmesi öngörülmekte, diğer kamu bankalarındaki uygulama örnek alınarak bankanın idari ve hukuki bünyesi, istisna ve muaf tutulacağı mevzuat ve personel statüsü yeniden belirlenmektedir. Ayrıca, özel sermaye yatırımlarının artırılması ve orta, uzun vadede ülke kalkınmasına olumlu katkılar sağlayacak yüksek teknoloji yatırımları için alternatif finansman imkânları sağlanması gerekçesiyle banka bünyesinde tüzel kişiliği haiz Türkiye Kalkınma Fonu kurulması, bu fon ve kurulacak alt fonlarla ilgili usul ve esasların iç tüzükle belirlenmesi öngörülmekte ve istisna ve muaf tutulduğu konulara ilişkin düzenleme yapılmaktadır. Denetim yönünden getirilen istisna Anayasa'nın 165’inci maddesine aykırı olduğu konusunda Komisyonda yaptığımız uyarılar üzerine kaldırılarak Sayıştay denetimini öngören değişiklik yapılmıştır.

Teklifle banka personelinin İş Kanunu hükümlerine göre istihdam edilmesi öngörülmekte, mevcut personelin durumuna ilişkin geçiş hükümleri ve emeklilik hakkını kazanmış olanların emekliliğini teşvik etmeye yönelik ilave emekli ikramiyesi verilmesi düzenlenmektedir. İş Kanunu’na tabi çalışmak istemeyen personelin ilk genel kurul tarihini takip eden doksan gün içinde bankaya bildirimde bulunması, bankaca bu personelin 30 Eylül 2020 tarihine kadar Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bildirilmesi ve bu Bakanlıkça bir kamu kurumuna atanması öngörülmektedir.

Kalkınma Bankası uzman istihdam eden en eski kuruluşlarımızdan biridir. Kalkınma Bankası uzman kadrosunda bulunanlar dört yıllık lisans mezunu olup özel yarışma sınavıyla mesleğe girerek belirli bir süre hizmet içi eğitim sonrası uzmanlık tezi ve yeterlilik sınavıyla uzman olmaktadır. Dolayısıyla sahip olduğu özellikler 657 sayılı Kanun’da sayılan ve “kariyer meslekler” olarak tarif edilen kadrolarda bulunanların özellikleriyle aynen örtüşmektedir. Ancak 657 sayılı Kanun’da sayılan uzmanlar arasında Kalkınma Bankası uzmanları yer almadığından emsalleri gibi 3600 ek gösterge ve diğer haklardan yararlanamamaktadır. Bankanın yeniden yapılandırılması nedeniyle ortaya çıkan özel durum da dikkate alınarak bankaya özel yarışma sınavıyla alınan uzmanların emsal uzman kadrolarının haklarından yararlandırılması hakkaniyet açısından uygun olacaktır.

Komisyon görüşmelerinde, teklif sahibi olan AK PARTİ Grup Başkan Vekili Mehmet Muş Bey konu üzerinde Genel Kurul aşamasına kadar çalışma yapacağını ifade etmiştir. Geçici 1’inci madde görüşmelerinde Kalkınma Bankasının uzmanlarının bu mağduriyetinin mutlaka giderilmesi gerektiğini şimdiden ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, memurlar için ek gösterge çok önemlidir. 3600 ek gösterge kritik eşiklerden biridir. 3600 ek göstergenin özellikle emekli aylığına önemli yansıması bulunmaktadır. Bugün birçok görev ve meslek grubunda çalışan memurlar 1’inci derece kadroya geldikleri zaman 3600 ek göstergeyi almaktadır ancak ek gösterge uygulamasında adaletsizlikler bulunmakta, emsalleri aldığı hâlde birçok görev ve meslek grubunda çalışanlar 3600 ek göstergeden yararlanamamaktadır. Nitekim, öğretmenlerimiz 1’inci derece kadroya geldiklerinde 3600 ek göstergeyi alamamaktadır. Kamu avukatları ve hukukçuları 3600 ek göstergeyi alamamaktadır. Polisler 3600 ek göstergeyi alamamaktadır. Uzman çavuşlar ve uzman jandarmalar 3600 ek gösterge alamamaktadır. Mahallî idarelerde daire başkanları, üniversite genel sekreter yardımcıları 3600 ek gösterge alamamaktadır. Hemşire ve bazı sağlık çalışanları ile din görevlileri 3600 ek göstergeyi alamamaktadır. Gelir uzmanları, sosyal güvenlik denetmenleri, defterdarlar, uzmanları, araştırmacılar 3600 ek göstergeyi alamamaktadır. Müdürler, şube müdürleri 3600 ek göstergeyi alamamaktadır. Yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlar ise hiçbir surette ek gösterge almamaktadır.

24 Haziran seçim sürecinde hemen hemen tüm siyasi partiler bazı kadrolar için 3600 ek göstergeyi vadetmişlerdir, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim de vaatlerimiz vardır, sözümüz sözdür. 24 Haziran seçim beyannamemizde ne söylemişsek gerçekleşmesi için çalışıyor, gereğini de yapıyoruz ve inşallah yapacağız. Esasen, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ek gösterge cetvellerinin bir bütün olarak yeniden ele alınması kaçınılmaz hâle gelmiştir. Türkiye KAMU-SEN ek gösterge konusunda kapsamlı bir çalışma yapmıştır. Bu çalışmadan da yararlanarak ve Milliyetçi Hareket Partisinin 3600 ek gösterge vaatlerini de içerecek şekilde hazırlayıp dün Meclis Başkanlığına verdiğim kanun teklifinde, 657 sayılı Kanun’un eki cetveller detaylı bir şekilde ele alınmış ve ek gösterge rakamları tüm hizmet sınıfları için hiyerarşik sırayla yeniden belirlenmiştir, yardımcı hizmetler sınıfında bulunan personel de ek gösterge kapsamına alınmıştır.

Ayrıca, üst derecelerde boş kadro bulunmaması nedeniyle derece yükselmesi yapamayan memurların, boş kadro olup olmadığına bakılmaksızın, öğrenim durumları itibarıyla yükselebilecekleri en üst kadro derecelerine kadar gidebilmeleri öngörülmüştür. Böylelikle, ek gösterge uygulamasındaki mevcut sorunlar ve adaletsizliklerin giderilmesinin yanında, memurlar ve emeklilerinin maaşlarında kısmi de olsa artış sağlanması amaçlanmıştır.

Ek gösterge uygulamasında yaşanan sorunlara ve eşitsizliklere köklü çözüm getiren kanun teklifimizin bir an önce gündeme alınarak yasalaşması için desteklerinizi bekliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı sonuçlar getirmesini diliyor, hepinize tekrar teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Değerli milletvekilleri, gruplar adına üçüncü söz, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekilimiz Sayın Meral Danış Beştaş’a ait.

Buyurun Sayın Beştaş. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Görüştüğümüz kanun teklifi üzerinde grubumuzun görüşleri ayrıntılı bir şekilde arkadaşlar tarafından ifade edildi. Ben, sizi, şu anda içinde bulunduğumuz süreçte, partimize yönelik dün yapılan bir operasyon hakkında bilgilendireyim. Belki bilginiz yoktur çünkü A Haber kanallarında ya da yandaş medyanın hiçbirinde hakikatleri göremezsiniz, Türkiye'de hiçbir yurttaş da bunları göremez.

Evet, dün gece yarısı sekiz ilde “operasyon” adı altında bir komplo, darbe, aynen 14 Nisan 2009’da olduğu gibi bir gözaltı furyası başlatıldı. 151 arkadaşımız gözaltında şu anda. Bunların içinde Diyarbakır İl Eş Başkanımız da var, bunların içinde 53 kadın arkadaş var, kadın hakları savunucusu, TJA aktivisti, onlarca gazeteci var ve bu gazetecilerden biri de Kemal Kurkut’un -“Nevroz”da kameralar önünde öldürülen bir gencin- fotoğrafını çeken Abdurrahman Gök. Diğer gazeteciler de aynı şekilde sözde operasyonla gözaltına alındı.

Biz bu manzarayı biliyor muyuz? Evet, biliyoruz, çok biliyoruz. 14 Nisan 2009’da yine DTP’nin büyük başarısı sonucunda iktidar partisi gece yarısı -sabah dörtte- bir operasyon yaptı, genel başkan yardımcılarının içinde olduğu 52 Kürt siyasetçiyi aldı ve daha emniyete ulaşmadan -bu kürsüden söylemiştim, dosyanın avukatlarından biriydim- bütün kanallarda bu operasyonun ne kadar iyi, ne kadar yerinde olduğuna dair açıklamalar yapıldı. Bugün tekerrür ediyor. Yine bu operasyonda avukatlar gözaltındakilerle görüşmeden aynı kanallarda -A Haber sadece bir isim, birçok kanal böyle- işte “Teröre darbe, teröristleri yakaladık.” Ya ne terörü? Kim terörist? Diyarbakır İl Eş Başkanını her gün ifadeye çağırıyorsunuz; adım atıyor, gidip ifade veriyor. Diğer kadınlar her gün alanda. Bunların hepsi siyaset yapıyor. Bu yalanlarınıza hiç kimse inanmıyor ve evine gidilenlerden biri tahmin edin kim? Hakkâri Milletvekilimiz Leyla Güven.

Leyla Güven Diyarbakır Cezaevinde şu anda, hukuksuz bir şekilde rehin durumu devam ediyor. Berberoğlu kararından sonra 21 Eylülde tahliye talep etti avukat arkadaşlar ve bugüne kadar yerel mahkeme hâlâ bir milletvekilinin tahliye talebine cevap verme tenezzülünde bile bulunmadı. Leyla Güven’in evinin altı üstüne getirilmiş. Fotoğrafları getirmedim, dün sosyal medyada izleyenler görmüştür. Tutuklu milletvekilinin evine operasyon amacıyla gidildi. Bu kadar ciddi bir operasyon.

Tabii, biz bunu nasıl okuyalım? İstediğiniz gibi yorumlayın. Bu bir yerel seçim kampanya çerçevesi aslında. Niye bunu söylüyorum? Çünkü anketlerde istenen sonuçlar yok. Ekonomik kriz almış başını gidiyor. Halkın satın alma gücü gitgide aşağıya doğru iniyor. Peki, ne oluyor? Semt pazarlarında A Haber kanalının mikrofonu uzattığı vatandaş bile krizden şikâyet ediyor, onu sansürleyemediler.

Bir de üstüne üstlük kayyumlarla, darbeyle el konulan belediyelerin bütün yapılanlara rağmen sandıkta alınamayacağına dair bir kanaat var ki bu kesin. O belediyeleri alamayacaksınız, yine biz alacağız. Bu konuda Cumhurbaşkanının haftalardır başlatmış olduğu tehdit kampanyaları var partimize yönelik. Ve ne hikmetse aynı dönemde yine savcılar harekete geçiyor, Batman İl Eş Başkanımızı tutukluyor. Üç gün önce 140 arkadaşımız daha alındı, toplamda 300’ü geçti bir hafta içinde.

Şimdi, bu tabloda ne olacak? Efendim, bu yöntemle seçim kazanılacak, senaryo bu. Sonra balkonlara çıkıp timsah gözyaşlarıyla bu seçimi nasıl kazandıklarını anlatacaklar. Yemiyoruz bunu, artık halk da yemiyor.

HDP’ye bugüne kadar ne yapmadı iktidar partisi? Şu anda bizim daha milletvekillerimiz içeride, 90 tane belediye başkanımız içeride, 10 bini aşkın üyemiz içeride. Bu operasyonlar iktidar partisine yapılsaydı şu anda tuzla buzdu, yeller eserdi yerinde. Ama bizde öyle bir hakikat arayışı var ki öyle bir inanç, öyle bir haklılık var ki biz bu mücadelemizi her zaman dimdik sürdürmeye devam ediyoruz ve edeceğiz.

Peki, neydi? Bu arada 300 HDP’li alındı. Basit bir rakam değil bu. Bu HDP’liler sıradan -tırnak içinde, hiçbir üyemiz ya da oy veren sıradan değildir tabii ki- oy verenler bile değil; bunlar, yönetici, üye ve statüsü olan insanlar, içlerinde 10’u aşkın da gazeteci var.

Peki, operasyonlar nedir? Adı değişiyor. 2009’da “KCK operasyonu”ydu, bugün “terör operasyonu” oldu ama siyasi özne aynı. Bu operasyonları yapan, startını veren özne değişmedi. 2009’da da aynı özneydi, bugün de aynı özne.

Biz daha yeni 24 Haziran seçimlerini geçirdik. Cumhurbaşkanı adayımız Demirtaş içeride tutuldu ve tutulmakla yetinilmedi. Son duruşmada ayrıntılı açıkladı. Ona karşın, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Başbakan ve İçişleri Bakanı her gün 3-4 defa Demirtaş’ı terörist ilan ettiler. Ne oldu? Doğru, Demirtaş şunu söyledi, aynen tekrar ediyoruz: Seçimin en büyük hilesi Selahattin Demirtaş’ın, bir adayın içeride tutulmasıydı zaten. Diğer hileleri anlatmaya gerek var mı? Demirtaş içeride tutulduğu için sahtecilikle aslında bu seçim kazanılmış gibi gösterildi. Şimdi de çıkmış bize diyor ki: “Eğer tekrar kazanırlarsa, terörle bağı varsa ben tekrar kayyum atarım.” Sormazlar mı?

Bir de başka bir cümle var: “HDP’yi hiçbir güç bana meşru bir parti olarak söyletemez.” diyor. Sen kimsin ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Sen kimsin!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Biz KPSS’yle buraya gelmedik. Belediye başkanlarımız…

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Cumhurbaşkanı o, halkın iradesiyle seçildi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Cumhurbaşkanı olduğunu gayet iyi biliyorum.

Hiç kimse bu hadde sahip değildir. Değil Cumhurbaşkanı, isterse dünya lideri olsun…

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) – Öyle zaten, zaten dünya lideri.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Dünya lideri o, dünya lideri.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – …halkın oyuyla seçilmiş, halkın iradesiyle seçilmiş bir Parlamento grubunu, belediye başkanlarını, 6,5 milyon oy almış bir partiyi “terörist” diye niteleyemez, “gayrimeşru” diye söyleyemez. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Asıl gayrimeşruluk şudur: Halk iradesini tanımamak gayrimeşru bir yolda olmaktır. 6,5 milyon oy, 20 milyon yurttaş teröristse biz tartışmayalım bunu. Bu yurttaşlara bir cezaevi bulun. 6,5 milyon insanı ailesiyle beraber cezaevine kapatın, “Bizim ülkemizde 20 milyon terörist var.” deyin. Bunların içinde biz de varız. Biz tıpkı sizler gibi seçime girdik, halktan destek aldık. Ofislerinize atadığınız memurlar değiliz. Biz KPSS sınavına girmedik. Sizin ne kadar hakkınız varsa bizim de bu kadar hakkımız var.

Diğer bir darbe, kadınlara değerli arkadaşlar. 53 kadın aktivist şu anda gözaltında. Her zaman operasyonlarda hedeflerin başında partimiz, ikinci sırada da kadınlar geliyor. Neden? Çünkü kadınlar çok güçlü bir direnç içinde. Kadınlar kendilerine biçilen rolü, eşitsizliği, ayrımcılığı kabul etmiyor. Kadın, özgürlük mücadelesini sokakta, evde, çarşıda, Parlamentoda, belediyede, her yerde yükseltiyor. Kadınların hedef olmasının sebebi budur.

Evet, Gültan Kışanak “Kürt Siyasetinin Mor Rengi” diye bir kitap yazdı, haber vereyim, bütün kadın milletvekillerine. Şu anda bütün Türkiye kadınların mor rengine bulanıyor. Kadınlar cezaevinde de direniyor, burada da direniyor, yarın da direnmeye devam edecek. Şimdi, bu, kadınların tavizsiz duruşundan kaynaklanıyor tabii ki.

53 kadının, kadın siyasetçinin gözaltına alınması ne anlamdadır ya böyle bir ülkede, hem de her gün kadınlar öldürülürken, her gün tacize uğrarken, her gün tecavüz vakalarıyla gazetelerde haberlerini okuduğumuz bir dönemde? Kadın hakları kıblesini kendisine kıble edinen, özgürlüğünü esas alan kadınlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Beştaş, bir dakika daha ilave edeyim, toparlayalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – İşte bunların içinde Bağlar Belediyesi eski eş başkanımız var, bunların içinde bizim şu anda il, ilçe yöneticilerimiz, il eş başkan yardımcılarımız var. Bu kadınlar bizim beraber yürüdüğümüz kadınlar.

Şunu unutmayın: Bizim sözümüz, sizin silahınızdan daha güçlü. bunu unutmayın. AKP-MHP savaş koalisyonu, silahlarla, tehditle bu halka diz çöktürmeye çalışıyor, kadınlara diz çöktürmeye çalışıyor. Ama biz asla dimdik duruşumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Biz korkmadık, 10 bin arkadaşımız içerideyken, hepimiz yargılanırken, 11 milletvekilliğimiz burada indirilirken, düşürülürken taviz vermedik, bundan sonra da vermeyiz.

AHMET ÖZDEMİR (Kahramanmaraş) – Sizi o sırtınızı dayadığınız yerden indireceğiz biz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Siz anca rüya görürsünüz, siz gelin karşımıza eşit koşullarda yarışalım, bakalım kim kazanacak? Evet, kadın özgürlüğü kazanacak, demokrasi kazanacak, hak kazanacak, hukuk kazanacak diyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

48.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın ikinci bölüm üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Tabii, hatibin konuşmasını kabul etmek mümkün değil. Gerçek dışı birtakım yaklaşımlar, ne kadar yüksek sesle söylense de hakikat karşılığını bulamazlar.

Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. İdare de hukuk devleti sınırları içerisinde bir şüphe varsa, bir suç şüphesi varsa herkese operasyon yapmaya ve yargı önünde bu suçun var olup olmadığıyla ilgili şüphenin giderilmesine ilişkin savcılık kanalıyla tarafsız ve bağımsız mahkemelerin önüne getirme yetkisini haizdir. Bu, herkes için geçerlidir, 81 milyon insanımızın tamamıyla ilgili bir suç söz konusuysa hukuk devletinin kuralları herkes için caridir ve kanun önünde herkes eşittir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Açalım arkadaşlar, devam etsin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Dolayısıyla bir yönü itibarıyla değerlendirmelere bu şekilde bir açıklama getirmekle beraber, Türkiye Cumhuriyeti devletinin başı olan, Türk milletini temsil eden, 81 milyon insanımızın bütününü temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamına da herkesin, millet iradesine saygının gereğince, saygılı davranma mecburiyeti vardır. Bu, sonuç itibarıyla, bu Meclisin duvarlarında yazan egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu hakikatinin bir tecellisidir, bir tezahürüdür. Dolayısıyla biraz evvelki ifadeleri bu kapsamda ben tashih etmek, kendi açıklamamızı bu şekilde ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Usta, buyurun.

49.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın ikinci bölüm üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki “AKP ve MHP savaş koalisyonu” ifadesine katılmadıklarına, Türkiye’nin yeniden kurtuluş mücadelesi verdiğine ve Türk milliyetçileri olarak, bu mücadelede devletin, milletin yanında olacaklarına ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce HDP’li hatip “AKP ve MHP savaş koalisyonu” dedi. Tabii, bunu hiçbir şekilde kabul etme imkânımız yoktur. Aslında açık bir sataşmadır. Sataşmadan söz almayı çok gerekli görmedim çünkü bu, hakikaten olmayacak bir şey. Milliyetçi Hareket Partisinin bugün Adalet ve Kalkınma Partisiyle yapmış olduğu iş birliği, o dayanışma FETÖ ve PKK terörüne karşı yapılmış bir iş birliğidir. Türkiye, 15 Temmuzda işgalin eşiğinden dönmüştür. Tabii, sadece FET֒cüler değil, “Türkiye işgal edilsin.” “Türkiye parçalansın.” “Türkiye bölünsün.” diyen başka oluşumlar da vardır Türkiye’de, siyasi partiler de vardır -bunlar Meclis içerisinde de olabilir- bunlara karşı yapılmış bir dayanışmadır, bir iş birliğidir.

Türkiye, yeniden bir kurtuluş mücadelesi veriyor. Biz de Türk milliyetçileri olarak, bu ülkeyi çok seven bir siyasi partinin temsilcileri olarak elbette bu mücadelede devletimizin, milletimizin yanında olacağız; bu, tabii bir şeydir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERHAN USTA (Samsun) – Dolayısıyla bu “savaş koalisyonu” sözüne hiçbir şekilde katılmadığımızı ifade etmek istedim.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Beştaş, buyurun, size de yerinizden söz veriyorum.

50.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sataşmadan istiyorum aslında ama buradan ifade edebilirim.

BAŞKAN – Yerinizden veriyorum, buyurun.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Kim sataşmış sana? Şovdan başka ne yapıyorsun?

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, lütfen susalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Şöyle ifade edeyim: Benim, gerçek dışı tek bir beyanımı göstersinler şu anda milletvekilliğinden istifa ederim.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Hepsi gerçek dışı, hepsi.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Gerçeğe aykırı tek bir cümlem varsa… Hepsini ispatlayabilirim.

İkincisi: Hukuk devleti, hak ve özgürlük, eşitlik, bunlar gerçekten saygı duyduğum kavramlar ve ben hukukun üstünlüğünü hayatım boyunca savundum, bundan sonra da savunmaya devam edeceğim.

Zaman yetmediği için vermek istediğim bir bilgi var. Bu dosyada 151 kişinin yakalanma gerekçesi, bir ihbar tutanağı Sayın Başkan ve bir de gizli tanık beyanı gösteriliyor. Dünyanın neresinde bir ihbar tutanağında 151 kişinin adı yazılır? Bu ihbar tutanağının asılsız olduğunu biz de gayet iyi biliyoruz, kendileri de gayet iyi biliyor. Bu, sadece yaratılan -siz de hukukçusunuz- bir delil, bir bahane, bir gerekçe yaratmak.

Son olarak da şunu söyleyeyim: Biz seçilenleri tanıyoruz, Sayın Cumhurbaşkanını da tanıyoruz tabii ki. Saygısızlık asla etmeyiz ama bizim tanıdıklarımız bizi de tanımalı. Ben saygısızlığı kendime…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Değil Cumhurbaşkanına hiçbir şahsa saygısızlık kastım ne bugün oldu ne dün oldu ne de yarın olacak. Ama siyaseten bizi gayrimeşru gören, “Kayyum atayacağım.” diyen, halkın iradesine şimdiden şerh koyan, “Sen seçebilirsin ama ben orayı alacağım senden.” diyen bir Cumhurbaşkanı bizi tanımıyor demektir, saygı duymuyor demektir. Ben saygının ve tanımanın karşılıklı olduğunu söyledim ve hatta, metafor olarak da şunu kullandım: KPSS sınavıyla gelmedik, kurulan sandıklardan çıktık ve buraya halkı temsile geldik.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Başkan…

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

Sayın Akbaşoğlu…

51.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Sayın Cumhurbaşkanımızın sözünü doğru aktarmak gerekir, o da şudur: Teröre bulaşan, teröre yardım ve yataklık yapan kimselerle ilgili, kayyumlukla ilgili bir açıklamadır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ama aday olamaz ki zaten.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Nedir o? Kim teröre bulaşmışsa, kayyum tayin edilir. Teröre bulaşmışsa, alınır, hukuk kuralları gereğince kayyum tayin edilir, yapıldığı gibi. Yani tarafsız ve bağımsız yargı kararıyla herhangi bir kimseyle ilgili -A, B, C, D, E, fark etmez- hukuk düzeninde suç işleyen her kim olursa ve teröre bulaşırsa -ister A olsun ister Z olsun fark etmez- onun gereği yapılır. Bu, genelgeçer bir kuralın hatırlatılmasıdır. Bu kadar.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Yaraları var, yaraları.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, bir açıklama…

BAŞKAN - Sayın Beştaş, gerekli açıklamalar yapıldı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Çok kısa bir açıklama…

BAŞKAN – Çok kısa ama tamamlayalım artık lütfen.

52.- Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, tekraren, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Sayın Başkan, ben, Cumhurbaşkanının açıklamasını gayet iyi biliyorum, eksikliği düzelttiği için de teşekkür edeyim, bir anlamda.

Cumhurbaşkanı ya da herhangi birimiz karar vermiyoruz adaylığa. Bu konuda YSK, il seçim kurulları, seçim kanunları kimin aday olup olmayacağına karar verir. Bu konuda yasa açıktır. Şimdiden, yasaya rağmen kimse aday olabilir mi? Olamaz. Bu beyan, yasa dışı bir beyandır, zaten sorun orada. Bizim itiraz etmemizin sebebi de bu. Onun için dedim ki: 20 milyon insanı terörist görüyorsanız, bizlerle birlikte, buyurun, hapsedin. Zaten, amacı açıktı.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şimşek, siz söz istediniz, niçin istediniz?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında yanlış rakamsal bilgiler vererek kamuoyunu yanıltıyor. Bu konuda bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Yalnız, sayın grup başkan vekilleriniz var.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Grup başkan vekilimiz bu konuyu görmemiş olabilir, ben rakamsal bir veri vereceğim.

BAŞKAN – Bulunduğunuz yerden Sayın Şimşek.

Buyurun.

53.- Mersin Milletvekili Baki Şimşek’in, Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın ikinci bölüm üzerinde HDP Grubu adına yaptığı konuşmasında yanlış rakamlar vererek kamuoyunu yanılttığına ilişkin açıklaması

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sayın Başkan, sayın hatip 6,5 milyon oy alan insanın 20 milyon nüfusa tekabül ettiğini söyledi. 55 milyon seçmen 80 milyon yapıyorsa birazcık matematik bilenin 6,5 milyonun da 9 milyon yapacağını hesaplayabilmesi lazım. Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Tabii, her zaman bunlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) – Bizde çocuklar çok, onu karıştırıyor.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – 6,5 milyon oy, 9 milyon nüfus yapar. Gerçek budur. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi grupları adına ve aynı zamanda şahsı adına söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekilimiz Süleyman Girgin.

Sayın Girgin, on dakika grup adına, beş dakika da birleştirerek şahıs adına söz veriyoruz. On beş dakika süreniz vardır, çok da güzel bir süredir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle cumhuriyet tarihinin en vahşi katliamı olan 10 Ekim katliamını unutursak yüreğimiz kurusun diyorum, ölenlere rahmet diliyorum.

Şunu da unutmadığımı cümle âleme duyurmak isterim: 10 Ekim katliamından sonra “Oylarımız artıyor.” diyen anlayışı da huzurlarınızda kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Emek en yüce değerdir, evet, emek en yüce değerdir. Getirilen bu kanun tasarısında emekle ilgili hiçbir şey yoktur.

Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarı boyunca işçi ve emekçilere yönelik getirdiği tüm yasalar, mevcut kazanımların gerilemesine ve hak kayıplarına neden olmuştur. Getirdikleri tüm ekonomik paketler öncelikle emekçilerin haklarına saldırı olarak algılanmıştır.

En son 20 Eylülde açıkladıkları ve adına da “Yeni Ekonomik Program” dedikleri programda: Bir, kıdem tazminatının reforma tabi tutulacağı; iki, Bireysel Emeklilik Fonu’nun zorunlu olacağı, esnek çalışmanın yaygınlaştırılacağı, vergi gelirlerinin artırılacağı ve sosyal harcamaların da kısılacağı dile getirilmiştir.

Buradan bir maden işçisi olarak ve bir emekçi olarak tüm emekçi kardeşlerime ve tüm emekçi halkımıza bir çağrıda bulunmak istiyorum. Kendilerine lütfen şu soruyu sorsunlar: Bir anne baba olarak torunlarımın geleceğinden, çocuklarımın geleceğinden kaygı duyuyor muyum, duymuyor muyum? Bu soruyu önce kendilerine sorsunlar. Eğer bu ülkede anne ve babalar torunlarının geleceğinden kaygı duymuyorlarsa buyursunlar AKP’nin politikalarına destek versinler.

Ben izninizle buradaki arkadaşlarıma sormak istiyorum, samimiyetle sormak istiyorum: Bu ülkede torunlarının geleceğinden kaygı duymayan var mıdır?

NEVZAT CEYLAN (Ankara) – Var.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Demek ki çok azınlıkta. Parlamentoda bile bu ülkede torunlarının geleceğinden kaygı duyanlar çoğunlukta.

Sevgili yurttaşlarımız, sevgili milletvekillerimiz, emekçiler olarak şunu vurgulamak istiyoruz. Bu ülkede…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Gençler var, torun yok.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Evet, ben bir maden işçisiyim, bununla gurur duyuyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – İtirazımız yok.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Bu ülkede ekonomik krizin faturasını her zaman emekçiler çekmektedir. Ekonomik krizin sorumlusu emekçiler değildir, faturasını onlar ödemeyecektir. Diğer yandan, ekonomik krizin faturasını halka ödetmeye çalışanlar “Hepimiz aynı gemideyiz.” teraneleriyle vatandaşın önüne gelmektedirler. Kusura bakmasınlar, biz Türkiye’nin gemisindeyiz ama siz Amerikan gemisindesiniz. Sizin geminiz emperyalizmin denizlerinde yüzer. Bunu da böyle bilin. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH CORA (Trabzon) – Dünya, 5’ten büyüktür.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, değerli milletvekillerimiz; şimdi gelelim Plan ve Bütçe Komisyonunda tartışılan ve şu anda görüşmekte olduğumuz yasa tasarısına.

Kanunun genel gerekçe bölümünde, birçok yatırım konusu yanında altyapı ve konut yatırımlarına da finansman sağlanmasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Oysaki yatırım bankacılığında altyapı ve konut yatırımları bir gerekçe olamaz. Bu nedenle, kanun maddelerinde Kalkınma Bankasının hangi yatırım konularında finansman desteği sağlayacağının açıkça belirtilmesi daha yararlı olacakken bu yapılmamıştır.

Kalkınma Bankasının özellikle inşaat sektörünün kalkındırılması çalışmalarında kullanılacağı açık, aşikârdır. Bu kisve altında hangi firmalara ya da hangi müteahhitlere finansal destek sağlanacak, bu bir muammadır, hangi kaynaktan da sağlanacağı ayrı bir muammadır. Yaşanan krizin nedeni, ülke kaynaklarının üretim yerine sadece beton ekonomisine yönelik yatırımlara aktarılmış olmasıdır. Krizden kurtulmak için hâlen konut yatırımlarını teşvik etmek ise hastalığı ölümcül seviyeye taşımaktır, hastalığın ilacının hastalığın mikrobu olmayacağı da aşikârdır.

Değerli hemşehrilerim, değerli milletvekillerim, değerli yurttaşlarım; kanunun 7’nci maddesinde bankanın, Bankacılık Kanunu’nun karşılıklar yönetmeliği esasları dışında tutulacak olması, verilen yatırım kredilerinin vadelerinde ödenmemesi hâlinde banka yönetimine keyfî davranma serbestisi sağlamaktadır. Bu çok sakıncalı olup bankacılık ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Böyle bir durumda bankanın kullandırdığı kredilerde firmaya göre keyfî davranış uygulamasının önü açılacaktır.

Kanunun 6’ncı maddesinde Türkiye Kalkınma Fonu tarafından iştirak edilen şirketler ve fonlar kısıtlamalara tabi değildir. Sayıştay denetimine tabi değildir diyor. Anlaşılan, bu kurulacak olan banka da “kaçıştay” kapsamına alınacaktır. Altını çizerek söylüyorum, “kaçıştay” kapsamına alınmıştır. Sayıştay denetiminden kaçırılan kurumların övünülecek faaliyetleri olmadığı aşikârdır. Ayrıca kaç kaç nereye kadar? Ülkeyi 100 milyarlarca borca sokan bir iktidarın denetimden kaçması boşunadır. McKinsey örneğinde olduğu gibi, yurt içi denetimden kaçsa bile er geç emperyalizmin denetimine takılıp emrine girmesi de kaçınılmazdır.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi sakınca içermektedir. Erdoğan’ın, Kalkınma Bankasına kaynak temin etmek için İşsizlik Fonu’ndan buraya para aktarmayacağının ve bunu herhangi bir yandaş müteahhide finansman olarak kullandırtmayacağının bir garantisi yoktur. Zira, itibardan tasarruf etmesini sevmeyen, keyfî davranmayı da pek seven bir Cumhurbaşkanımız var. İtibardan tasarruf etmeyen bir ülke, öğrencilerin formalarından tasarruf etmekte, çocuğuna pantolon alamayan babalar intihar etmektedir.

Buradan bir kez daha vurgulamak istiyorum, özellikle işçi arkadaşlarımıza seslenmek istiyorum: İşsizlik Fonu’ndan GAP’a aktarılan 11,5 milyar liralık para yerine konmamıştır henüz. 2010, 2011, 2012 yıllarında fondan alınan paraların hangi projeler için kullanıldığına dair bir bilgi yoktur. Geçen dönem de Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz bu şekilde bir soruya cevap vermiştir. Halkbank, Vakıfbank, Eximbanka İşsizlik Fonu’ndan 11 milyar TL aktarıldığını daha geçenlerde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü açıklamıştır. O zaman şu soruyu sormak lazım: Madem bu üç bankaya 11 milyar para aktarıldı, bu bankaların şimdiye kadar açıklamış oldukları kârlar yalan mıydı? Ve yahut da eğer bu açıklanan kârlar doğru ise neden işsiz milyonların ekmeğine göz dikilmekte ve onların fonundan bu bankalara para aktarılmaktadır?

Değerli milletvekillerimiz, İşsizlik Fonu’na giren para, Suudi Arabistan Konsolosluğuna giren gazeteci gibi kaybolmaktadır. Fonda yok olan milyarların suçunu da rahmetli İsmet İnönü’nün üzerine mi atacaksınız? Veya fonda yok olan milyarları da zabıtaya mı şikâyet edelim? Bunlar ortadayken ve İşsizlik Fonu alenen ve yasa dışı şekilde talan edilirken, getirdiğiniz yasayla… İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yani işsizler için kurulan fondan elinizi çekin; işçinin, emekçinin cebinden, sofrasından elinizi çekin. Vatandaşın vergi ödemekten beli bükülüyor, her geçen gün alım gücü giderek azalıyor, geçim sıkıntısı almış başını yürümüş, halk fakirleşirken siz zenginleşiyorsunuz, yetmiyor, İşsizlik Fonu’na göz dikiyorsunuz. Milletin parasını hem har vurup harman savuruyorsunuz hem de üstelik hesap vermekten bile Sayıştay denetiminden kaçarak kurtulmaya çalışıyorsunuz. Yazıktır, günahtır; biraz vicdan, biraz insaf.

Değerli milletvekilleri, özellikle AKP iktidarına bir önerim olacak şimdi, müsaadenizle. Ekonomi yönetimini beceremiyorsunuz, bu, artık iyice ortaya çıktı. Kayınpeder bir şekilde konuşuyor, damat başka bir şekilde konuşuyor ekonomiyle ilgili. Ekonomi yönetimini asgari ücretle ev geçindirenler ile emekli maaşıyla ev geçindiren ev hanımlarına lütfen teslim edin. Bir de McKinsey ve benzeri akıl aldığınız şirketler çok becerikliyse gelsin Türkiye'de asgari ücretle, emekli maaşıyla bir ay evi geçindirsin. İkinci önerim de şudur: Meşrebiniz el veriyor nasılsa, TELEKOM yolsuzluğunun araştırılmasını örtbas ettiğiniz gibi sarayın harcamalarını da örtbas edin, Sayıştay denetiminden çıkarın, böylece vicdanınızı daha rahat sağırlaştırırsınız.

Değerli milletvekilleri, Sayıştay denetiminde sarayın günlük gideri 1 milyon 800 bin lira. Bu ülkede 1.600 TL asgari ücret var ve bununla milyonlar geçinmeye çalışıyor. 1 milyon 800 bin lirayla kaç tane çocuk okur, kaç aile bir ay geçinir, kaç işsize iş verilir, kaç hasta tedavi edilir? “Kamuda tasarruf” diyorsunuz, bu ülkeyi parselleyip satan ve bugünkü ekonomik krize neden olan, sizlersiniz.

Şimdi “kamuda tasarruf” deyince aklıma geldi, biliyorsunuz, Muğla Marmaris’te Okluk Koyu’nda bir saray yapılıyor. Ben özellikle Hazine ve Maliye Bakanına sormak istiyorum, acaba “kamuda tasarruf” derken, “Tasarruf dönemini başlattık.” derken kayınpederinin Okluk Koyu’ndaki sarayını bu kapsamın dışında mı tutmaktadır, içinde mi tutmaktadır? Eğer dışında tutuyorsa yoksa yazlık sarayı kamu malı olarak görmemekte midir?

Değerli dostlar, değerli milletvekilleri; bugün laf ettiğiniz İsmet İnönü Cumhurbaşkanıyken, İkinci Dünya Savaşı yıllarında tasarruf olsun diye, o dönemlerde Çankaya Köşkü’nde elektrik kesintisi uygulaması başlatmıştır. “Ben Çankaya’da oturup keyif çatarım, halk bedelini öder.” dememiştir. Siz bunların ellide 1’ini yapın, ondan sonra gelin, o dönemde İsmet İnönü’ye dil uzatın. Bunu da burada ayrıca belirtmek istiyorum.

Sevgili milletvekilleri, işsizlere belirli bir süre merhem olacak İşsizlik Fonu’na göz diktiniz arkadaşlar, AKP iktidarına söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Girgin, toparlayın, selam verin.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) – Kamu bankalarına kaynak aktardınız; iş yerlerini sattınız, özelleştirme altında peşkeş çektiniz; tazyikli suyla, copla, gazla, hak arayanları ıslah etmeye çalıştınız; madenlerde ölüme terk ettiniz insanları; “Kaderdir.” dediniz, vahşi kapitalizme köle ettiniz. Siz işçiye düşmansınız, siz çiftçiye düşmansınız, siz üreticiye düşmansınız, siz hak arayana düşmansınız, siz aslında maalesef bu ülkeye düşmansınız.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) – Sayın Vekilim, Büyükşehir Belediye Başkanınızın banka promosyonlarıyla aldığı Mercedes’in akıbetini merak ediyoruz, ondan da bahset.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akbaşoğlu.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

54.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Muğla Milletvekili Süleyman Girgin’in ikinci bölüm üzerinde CHP Grubu ve şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Evet, gecenin bu vaktinde, tabii, mecburen cevap vermek gerekiyor “Siz bu ülkeye düşmansınız.” diye bitirdiği için. Bu ülke bizim sevdamızdır. Bu ülkede biz kişi başına düşen millî geliri 3 bin dolardan aldık, 11 bin dolarlara getirdik elhamdülillah.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – 8 bin şimdi, 8 bin.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Evet, Allah’ın izniyle 2023’te 20 bin dolarların üzerine çıkaracağız, bundan kimsenin şüphesi olmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir cümle sarf etti çok değerli milletvekilimiz konuşmasında “Biz Türkiye gemisindeyiz, siz Amerikan gemisindesiniz.” dedi de sonuç itibarıyla, Türkiye gemisinin kaptanı, millet iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve 81 milyonun hepsinin Türkiye gemisinde olduğu gerçeğinden hareketle, merak etmeyin, biz bu değerli arkadaşlarımızı da kaptanımızın, usta kaptanımızın rotasında inşallah sahiliselamete ulaştıracağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama gemilerde Malta Bayrağı da olmasın, öyle ya.

BAŞKAN – Sayın Özel, sizin de söz talebiniz var, buyurun.

55.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Gecenin bu saatinde hiç güleceğimiz yoktu ama… Benim mesleğim ekonomistlik değil ama eski adı “orta vadeli program”, yeni adı “Yeni Ekonomik Program”, okumayı biliyoruz.

Bugün Yeni Ekonomik Program için Sayın Albayrak’ın ilan ettiği millî gelir 2021 yılı sonu itibarıyla 10.600 dolar. Siz diyorsunuz ki bir sene sonra…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 2023’ten sonra, evet.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …yani 2022’nin sonunda, 2023’e 20 bin dolarla…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Allah’ın izniyle hedefimiz bu, merak etme.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yani Berat Bey diyor ki: “11 bin olacak.”, siz diyorsunuz ki: “Bir senede bir 11 bin daha olacak.” Bu vakitten sonra bu yarattığınız hoş seda için ve tutanaklara düştüğünüz bu kayıt için teşekkür ediyorum, sizi tebrik ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Allah nasip ederse hep beraber göreceğiz değerli arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen 11 bin doları bir senede 20 bin dolar yapacak birini bul, Berat’ın yerine getir.

BAŞKAN – İnşallah.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – 2023 rakamları inşallah Türkiye’nin 20 bin dolarlar seviyesinde -Allah’ın izniyle- olacağını gösterecek, merak etme.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Damat öyle demiyor, damat “10.600” diyor.

Önce bir YEP’inizi okuyun, ondan sonra gelin konuşun.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – YEP’i okuyarak, hedeflerimizi bilerek, öngörülerimizi yaparak konuşuyoruz Sayın Özgür Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bu kadar cehalet ancak tahsille olur demişler ya!

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim değerli grup başkan vekillerimiz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, şimdi söz sırası şahsı adına Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Ali Muhittin Taşdoğan’da.

Buyurun Sayın Taşdoğan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; Gaziantep, gazi şehrimiz artık bir ensar şehri olmuştur, bir ensar kenti olmuştur. Ülkemizde 2018 yılı resmî kayıtlarına göre geçici koruma kapsamındaki Suriyeli sayısı 3 milyon 567 bin 658’dir.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan raporlarda 2017 yılı resmî rakamlarına göre Gaziantep ilinde 399.732 geçici koruma kapsamındaki Suriyeli misafir edilmektedir. Resmî kayıtlar bunlardır, gayriresmî kayıtların daha üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

Kıymetli milletvekilleri, 24 Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı Operasyonu ve arkasından Zeytin Dalı Harekâtı’nı da kapsayan süreçten bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri bölgede huzurlu, güvenli, istikrarlı alanlar oluşturmuştur, son gelişmelerle beraber İdlib bölgesinde de güvenli bölgeler oluşmaya başlamıştır ve dolayısıyla bu misafirler yavaş yavaş vatanlarına gitmeye başlamışlardır. Karkamış Kapısı’ndan 71.196 geçici koruma kapsamındaki Suriyeli gönüllü olarak çıkış yapmıştır, topraklarına, evlerine geri dönmüşlerdir. Son iki yılda 245.300 Suriyelinin ülkesine döndüğü bildirilmektedir. Güvenli bölge oluştukça Suriyeli misafirler hızla vatanlarına gitmektedirler. Bu sürecin hızlandırılması ve bir an önce vatanlarına dönme çalışmalarının yapılması Gazianteplilerin en acil beklentisidir, yetkililerden azami hassasiyeti beklemekteyiz.

Kıymetli milletvekilleri, enflasyonla topyekûn mücadeleyle ilgili bir kampanya başlatıldı biliyorsunuz. Bugün ilk destek Adana Büyükşehrin MHP’li Belediye Başkanından ve önümüzdeki yerel seçimlerin ilk büyükşehir belediye başkanı adayı Sayın Hüseyin Sözlü’den gelmiştir, tüm abonelerin su faturalarında yüzde 10 indirim yapmıştır. Bugün Gaziantep’te de Gaziantep Büyükşehir Belediyesinin toplantı salonunda tüm sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelinerek bütün esnafımız, yüzde 10 indirim yapma kararı almıştır, kendilerini yüce Meclisten tebrik ediyorum.

Ayrıca, bu yüce Meclis çatısı altından Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Fatma Şahin’e çağrı yapıyorum: Enflasyonla topyekûn mücadele konusunda Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak tüm su aboneliklerinde -tekrar ediyorum, tüm su aboneliklerinde- en az yüzde 10 indirim yapılması Gazianteplilerin beklentisidir. Her geçen gün Gaziantep’te ekstradan zorlaşan hayat şartları nedeniyle Gaziantepli hemşehrilerimiz, ensar şehrimiz bunu fazlasıyla hak ediyor. Yüce Meclisinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taşdoğan.

Değerli milletvekilleri, teklifin ikinci bölümü üzerindeki gruplar ve şahıslar adına görüşmeleri tamamladık.

Şimdi, ikinci bölüm üzerinde on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır. Bu sürenin yarısı sorular, yarısı cevaplar için kullanılacaktır.

Sorulara başlayalım.

Sayın Öztürk…

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; bugün Denizli Valiliği acil bir durum olarak, Kale ilçemizde infiale sebep olan iğrenç bir olayla ilgili, sosyal medya ve internet ortamında faaliyet gösteren medyada her türlü haber, röportaj, eleştiri ve bu gibi yayınların yasaklanmasına sulh ceza hâkimliğinden karar aldırmıştır. 20 bin nüfuslu bir ilçede, Emniyet kayıtlarına göre 1.382 Suriyelinin yaşadığı söylenmektedir. 14 yaşlarında, kısmen zihinsel engelli bir kız çocuğumuza uyuşturucu madde verilerek 10 veya 13 Suriyeli tarafından cinsel istismar ve tecavüz edildiği iddiaları sebebiyle hâlen bu saatte Kale Adliyesi ve Emniyeti önünde vatandaşlarımız infial hâlindedir. Bu hadisenin örtbas edilmemesi, kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sözümü bitirebilir miyim. Bir dakika efendim, sözümü bitireyim lütfen.

BAŞKAN – Ben daha sonra size söz veririm.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Konunun kapanmaması lazım efendim.

BAŞKAN – Usul böyle şu anda.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 104’üncü maddesinin on yedinci fıkrası diyor ki: “Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.” 104’üncü maddede, burada madem münhasıran Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü hususlar kararnameyle düzenlenemiyorsa… Burada, Anayasa’nın kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimiyle ilgili 165’inci maddesinde, bu konunun Meclisin denetimine tabi olduğu söylenmektedir. Ancak mevcut olan tasarının 6’ncı maddesinin (5)’inci fıkrası buradaki denetimin… Sadece ve sadece mevcut olan şirketlerden gelen raporlarla ancak Sayıştayın denetleyebileceğini söylüyor. Yani Sayıştay mevcut olan bu bankayı komple denetleyemeyecek. Bu, Anayasa’ya aykırı değil midir?

BAŞKAN – Sayın Paylan…

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İşsizlik Sigortası Yasası, fonun yalnızca işsizler yararına kullanılabileceğini emreder Sayın Başkan. Oysa, yasaya aykırı olarak, bir tebliğiyle Vakıfbank, Halkbank ve Eximbank sermayelendirilmiştir. Şimdi, Sayın Komisyon Başkanımız “Buraya yalnızca hazine kaynak ayıracak.” der. Sayın Komisyon Başkanım, bunu neye dayandırıyorsunuz, böyle bir uygulama yapılmışken bir tebliğiyle ve asla diyebiliyor musunuz? Komisyon Başkanı olarak -tutanaklara geçmesi açısından- bu Kalkınma Bankasına ve Kalkınma Fonu’na asla İşsizlik Sigortası Fonu’ndan kaynak aktarılmayacaktır diyecek bir dayanağınız var mıdır önünüzdeki teklife göre?

BAŞKAN – Sayın Hürriyet…

FATMA KAPLAN HÜRRİYET (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Staj sürelerinin sigorta başlangıcı olarak kabul edilmemesinden dolayı yüz binlerce kişi mağdur durumda. Mesleki Eğitim Kanunu’yla staj sigortaları başlangıcı sayılan kanuni hakları Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle geriye dönük olarak ellerinden alınmıştı. Birçok mesleki alanda staj yapanların staj günleri sigorta başlangıcı sayılırken haftada iki gün okulda, üç gün sanayide ve fabrikalarda yaz tatili bile yapmadan çalışarak staj yapanlar bu haktan ne yazık ki mahrum bırakıldılar.

Staj sigortası mağdurları adalet bekliyor ve her yasama döneminde çıkacak bir yasanın yolunu gözlüyorlar. Anayasa’nın eşitlik ilkesinden bu insanlar neden faydalanamıyor? Bu yasal çarpıklık ne zaman giderilecek?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İç Tüzük değişikliğiyle ilgili dünkü görüşmelerdeki konuşmamda da dile getirmiştim, çalışma koşullarımıza baktığımızda -evet, bugün olduğu gibi- gecenin geç saatine hatta sabahın erken saatlerine kadar gerçekten yorucu koşullarda çalışıyoruz ve maalesef, sadece kanunun geçmiş olması için yasa yapıyoruz.

Gerek komisyonda gerekse Genel Kurulda muhalefetin hiçbir eleştirisi dikkate alınmıyor ve nitelikli yasa yapma koşullarından tamamen uzaklaşıyoruz. Toplumun çözüm bekleyen sorunlarından uzak, saray diktesiyle hazırlanmış, Mecliste sahibi olmayan kanun teklifleriyle karşı karşıyayız.

Çağdaş, gelişmiş ülkelerde ekonomik kalkınma ve yatırım imkânlarının geliştirilmesi, iyileştirilmesi için genel kabul görmüş kurallara ve bizim bütün uyarılarımıza rağmen bütün kurulları denetimsiz bir şekilde bir tek adama bağlamakla ülkeyi felakete sürüklediğimizi tekrar burada dile getirmek istiyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Enginyurt…

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Sayın Başkan, Meclisimizin nitelikli ve yoğun çalışması sebebiyle 10 Ekimden 11 Ekime geçtiğimiz bugünde Dünya Kız Çocukları Günü vesilesiyle başta kendi kızım Miray Naz olmak üzere, bütün kız çocuklarının gününü tebrik ediyorum, Allah bahtlarını açık etsin diyorum. (“Âmin” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Karabat…

ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Türkiye, kalkınma sürecini devam ettiren bir ülke olarak elbette kalkınma bankacılığını önemsemek, geliştirmek ve hacmini büyütmek durumunda. Türkiye ekonomisinde yaşanan ve gözlenen son gelişmeler doğrultusunda Türkiye’nin yeni bir sanayileşme öyküsüne ihtiyacı var. Türkiye kalkınmasına büyük görevler düştüğü gerçeği dikkate alındığında Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin yeniden yapılandırılma çalışmalarını memnuniyetle karşılayabiliriz. Ancak, söz konusu kuruluşun mevcut iktidar tarafından, kalkınma bankacılığı açısından on altı yıllık görev dönemleri boyunca etkin olarak kullanılmamasının, Türk ekonomisine hizmet edecek kapsamlı bir araç olarak görülmemesinin nedeni nedir, sormak isteriz.

BAŞKAN – Sayın Taşdoğan…

CEMAL ENGİNYURT (Ordu) – Konuştu, bir daha konuşmak istemiyor.

BAŞKAN - Sayın Taşdoğan, sisteme girmişsiniz ama konuşmak istemiyorsanız…

ALİ MUHİTTİN TAŞDOĞAN (Gaziantep) – Kürsüden konuştum efendim, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aydoğan…

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Silahlı Kuvvetlerin omurgası olan ve askerlik mesleğinin güç ve ağır görevlerini üstlenen astsubayların emekli olduklarında emekli aylıkları büyük oranda azalmaktadır. Astsubayların emekli aylıkları aldıkları eğitimle ve yürüttükleri hizmetle mütenasip olmaktan çok uzaktır, düzeltilmesi gerekmektedir. Makam ve görev tazminatının astsubaylara tahakkuk ettirilmesine türlü bahaneler uyduruyorsunuz, “Nasıl olsa vazgeçerler.” diyorsunuz. Dönemin AKP’li Başbakanı 2015 seçimleri öncesinde mitinglerde “Makam ve görev tazminatını veriyoruz.” sözünü vermesine rağmen, üç yıl geçti, hâlâ sözünüzü tutmadınız. Sözünüzü tutmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Öztürk…

Sayın Öztürk’ün anlattığı konu önemli, ondan sonra Komisyona söz vereceğim.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Sözlerime kaldığım yerden devam edeyim. Bu hadisenin örtbas edilmemesi, kamuoyunun bilgilendirilmesi gerekmektedir. Vatandaşımız ilçemizde Suriyeli istememektedir. İçişleri Bakanlığı yetkililerini göreve çağırıyorum. Toplumumuzun sosyolojik yapısının, kültürel yapısının, ahlaki yapısının bozulmasına müsaade etmemeliyiz. Bu göç dalgası on sene sonra Türk milletinin başına bela olacaktır. Kale ilçemizde 30 Suriyeli ailenin başka bir ilçeye tahliye edildiği söylenmektedir. Tahliye edeceğiniz Suriyelileri ülkelerine gönderiniz. Denizli Suriye’nin bir vilayeti değil, tahliye ettiğiniz diğer ilçelerimiz de Suriye’nin bir ilçesi değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, şimdi, cevap için sıra sizde.

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle bu soru-cevap bölümüne ilişkin düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Sayın Başkan, soru-cevap işleminde amaç, sadece bugün için değil geçmişten bu yana bulunmasının sebebi görüşülmekte olan tasarı ya da teklif üzerinde milletvekillerimizin merak etmiş olduğu hususlar varsa bunların cevaplanmasına yönelik bir işlemdir. Ama ne sizin Başkanlık Divanı olarak ne Komisyon olarak tabii ki, milletvekillerimizin neyi sormak istedikleri ya da muhatap olarak kimi almak istedikleri konusunda herhangi bir müdahalemizin olabilmesi söz konusu değil. Ama biz kendimizi asla iddia edildiği gibi yürütmenin yerine de koymuyoruz, direkt yürütmeyi hedef alan sorular varsa bunlara cevap vermiyoruz. İlgili, konuştuğumuz Komisyon raporu üzerindeki, metni üzerindeki sorular da tarafımızdan cevaplandırılmaya çalışılıyor, yoksa bunun dışında başka bir iddia yok.

Şunu söylemek istiyorum kaynak tahsisiyle ilgili olarak da: 2001 krizinden sonra 15 Kasım 2000 tarihli 4603 sayılı Kanun’la getirilen bir düzenlemeyle ilgili yine herhangi bir bankaya hükûmet görevlendirme yapmak istiyorsa bunun kaynağını da koymak zorundadır. Teklifte de aynı durum söz konusudur. Hükûmet bir konuda görevlendirme yapacaksa ve bankadan finansmanını sağlayacaksa kaynağını koymak zorundadır. Yani kaynağını koymadan banka görevlendirilemeyecektir. 3’üncü maddedeki bankanın kaynağı tahsis edilmek suretiyle Cumhurbaşkanınca görevlendirebileceği hususunun Anayasa'ya aykırılığı meselesi Komisyonumuzca da irdelenmiştir. Bankaya tahsis edilecek kaynaklar merkezî yönetim bütçesi kapsamında bulunacağından Cumhurbaşkanlığına tahsis edilmek suretiyle görevlendirme yapılması Anayasa'ya aykırılık teşkil etmemektedir. Aslında yapılan düzenleme KİT’lerde de söz konusudur. KİT bir adım atacaksa kaynağını koymak zorundadır, burada da benzer bir düzenlemeye gidilmektedir.

Diğer taraftan, görevlendirmelere ilişkin kaynak tahsisi Anayasa, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile bütçe kanunlarının verdiği yetki çerçevesinde gerçekleştirilecektir. Dolayısıyla burada da Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe hakkına ilişkin herhangi bir sorun bulunmamaktadır.

Defaatle söylememe rağmen, burada açıklamamıza rağmen bir kez daha vurgulamak istiyorum denetim noktasını. Kalkınma Bankası hâlihazırda Sayıştay denetimine tabi olup Kalkınma Fonu da Sayıştay denetimine tabi olacaktır. Fonun muhtelif alanlarda yapacağı yatırımlarda iştirak ettiği yatırımcı şirketlerin kamu hukuku alanında denetim yerine piyasa koşullarına ve özel hukuk hükümlerine göre bağımsız dış denetleme şirketlerince denetlenmesi yatırımlar açısından önem arz etmektedir. Bu kapsamda da hazırlanacak raporlar üzerinden Sayıştayın denetim yapmasına engel bir hâl yoktur. Zaten bu çerçevede de Türkiye Kalkınma Fonu’na yatırım yapacak alt fon ve şirketler de 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (1)’inci fıkrasının (ç) bendinde yer alan esaslar dâhilinde Sayıştaya sunulan bağımsız denetim raporları esas alınarak Sayıştay tarafından hazırlanan raporun Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması suretiyle yapılacaktır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İtirazımız buna Sayın Başkan, itirazımız buna.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ve bu sunulan raporlar da KİT Komisyonu tarafından diğer KİT’lerde olduğu gibi de görüşülecektir ve Meclis denetiminde tamamlanmış olacaktır.

Gene aynı şekilde, İşsizlik Fonu’nun denetlenmediği söylendi. Hayır, Türkiye İş Kurumu Sayıştay Düzenlilik ve Denetim Raporu’nun içerisinde İşsizlik Fonu’na dair başlık altında İşsizlik Fonu’nda yapılan inceleme de net olarak yer almaktadır ve yapılmış olan 2017 Sayıştay Düzenlilik ve Denetim Raporu kamuoyuyla da paylaşılmıştır. Burada yürütmenin İşsizlik Fonu’ndan herhangi bir şekilde birtakım bankalara, devlet bankalarına herhangi bir aktarımı söz konusu değildir. Bu da İşsizlik Fonu’nun bankalarla yapmış olduğu bir protokol çerçevesinde yapılan bir işlemdir, burada yapılan bir işlemdir ve bankalara kaynak tahsisi de dediğim gibi, genel yönetim bütçe kanunu çerçevesinde Cumhurbaşkanı tarafından yapılacaktır.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yani “Bu da aktarılabilir.” diyorsunuz. “Kalkınma Bankasına da aktarılabilir.” diyorsunuz. Asla deyin.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Müsaade edin.

Yapılan bu düzenlemeyle bankanın özerk bir yapıya da kavuşturulması hedefleniyor. Bankanın özerk bir yapıya kavuşturulması ve etkin bankacılık için gerekli altyapının hazırlanması amacıyla, bu kamu sermayeli Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankasının, Halk Bankasının, Emlak Bankasının yeniden yapılandırılmasına ilişkin çıkarılmış olan 15 Kasım 2000 tarihli -15 Kasım 2000 yani AK PARTİ’nin iktidarda olmadığı dönemde- 4603 sayılı Kanun’a; Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ile Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun’un ek ve değişiklikleriyle getirilen hükümlere paralel olarak, bankanın merkezi, amacı, kaynakları, sermaye yapısı, organları, hesapları ve faaliyet konuları ile kârın dağıtımına ilişkin hususların esas sözleşmede yer alacağı hüküm altına alınmıştır.

15 Kasım 2000 tarihli 4603 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesine gittiğinizde de aynı şekilde bütün bu işlemlerin hepsinin esas sözleşmeye bırakıldığını görüyorsunuz. Dolayısıyla, banka yapısının esas sözleşmeyle belirlenmesi de herhangi bir şekilde yasama yetkisinin devri olarak da anlaşılmamalıdır.

Ayrıca, şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Esas sözleşme de hem BDDK’nin hem de SPK’nin de ayrıca denetiminden geçmektedir. Yani burada bir denetim yapılmıyor ya da denetimin dışında, Sayıştay tarafından denetlenmiyor, BDDK tarafından denetlenmiyor, SPK tarafından denetlenmiyor gibi bir algı yaratılmaya çalışılmış olmasını da gerçekten talihsizlik olarak nitelendiriyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – 6’ncı madde tam tersini söylüyor.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Tanal, dersinizi biraz daha çalışırsanız, bunun benim dediğim gibi olduğunu görürsünüz.

Çok teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başkan, haddini aşma! Biz sana saygısızlık yapmıyoruz, milletvekilime saygısızlık yapma! Haddini aşma!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ben saygısızlık yapmadım.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biz sana saygısızlık yapmıyoruz, milletvekilime saygısızlık yapma!

BAŞKAN – Sayın Özel… Sayın Bilgiç…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Özel, ben ne söylediğimi biliyorum, Sayın Mahmut Tanal da ne söylediğini biliyor!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kimsenin dersine mersine karışma! Herkes görevini yapıyor, haddini aşma!

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım değerli arkadaşlar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Senin haddine değil benim vekilime had bildirmek!

BAŞKAN – Sayın Özkan, sisteme girmişsiniz, bir talebiniz var herhâlde.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Az önce anlatılan bir konuyla ilgili Denizli’den bir bilgi aldınız galiba.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

56.- Denizli Milletvekili Cahit Özkan’ın, Denizli’nin Kale ilçesinde 14 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismar iddiasıyla ilgili emniyetin harekete geçtiğine, 6 Suriyeli ile 1 Türk’ün çıkarıldığı mahkemece tutuklandığına ve çocuğun da ailesine teslim edildiğine ilişkin açıklaması

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Sayın Öztürk tarafından gündeme getirilen olayla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

Biraz önce yetkililerden aldığımız bilgiye göre, Denizli’mizin Kale ilçesinde, 14 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismar iddiasıyla ilgili Emniyet harekete geçmiş, 9 Suriyeli, 1 Türk hakkında soruşturma başlatılmıştır ve 6 Suriyeli, 1 Türk çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir ve soruşturma da derinleştirilmektedir.

YASİN ÖZTÜRK (Denizli) – Diğerleri kaçak.

CAHİT ÖZKAN (Denizli) – Diğer taraftan da ilçede resmî kayıtlara göre 947 Suriyeli bulunmaktadır, bunlar da ilçeden tahliye edilerek Denizli’ye getirilmiş, düzenlemeler çerçevesinde kampa gönderilmesi gerekenler de ilgili kamplarına gönderilmiştir.

Çocuğun ailesine teslimi gerçekleştirilmiş, yine il müdürlüğümüz tarafından da rehabilitasyonu, psikolojik destek çalışmaları da devam etmektedir. Biz de meydana gelen bu menfur olayın takipçisi olacağız; inşallah bu olayların tekrar gerçekleşmemesi için ve şüphelilerin en ağır şekilde tecziyesi için takipçisi olacağız.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Paylan.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Bir konuda bir açıklama yapmak istiyorum 60’a göre efendim.

BAŞKAN – Ne hakkında Sayın Paylan?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Komisyon Başkanımızın yaptığı yanlış bilgilendirmeyle ilgili efendim.

BAŞKAN – Peki, yerinizden…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim, “yanlış bilgilendirme” doğru bir tanım değil.

57.- Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın, 11 milyar TL’nin İşsizlik Sigortası Fonu’ndan üç kamu bankasına aktarıldığını tespit ettiklerine ilişkin açıklaması

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkanım, 11 milyar TL’nin İşsizlik Sigortası Fonu’ndan üç kamu bankasına aktarıldığını tespit ettik. Bu durumu da Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Hazine ve Maliye Bakanı Yardımcımız Komisyonumuzda doğruladı Sayın Komisyon Başkanımızın şahitliğinde. Ben “İşsizlik Sigortası Fonu’ndan Kalkınma Bankasına kaynak aktarılmayacağını söyleyebilir misiniz?” dediğimde Komisyon Başkanı buna cevap veremedi. Bu bir ikrardır yani üç kamu bankasına İşsizlik Sigortası Fonu’ndan kaynak aktarıldığı gibi Kalkınma Bankasına da aktarılacağını net bir şekilde ikrar etmiştir maalesef. Bu Meclis buna tavır almalıdır. İşçinin parası, işsizin parası işçi ve işsiz için kullanılmalıdır. Bunun dışında uygulamaları Meclisimiz reddetmelidir arkadaşlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkanım, benim bu yönde bir ifadem olmadı.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Ama “asla” da diyemediniz burada.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – İkrar da söz konusu değil. Tutanaklara girmesi açısından söyledim.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) – Yani “Aktarılmayacak.” diyorsunuz.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Değerli milletvekilleri, 6’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş'un Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesinin (5)’inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                        Abdüllatif Şener                                    Süleyman Girgin

                                          Ankara                                                      Konya                                                       Muğla

                             Emine Gülizar Emecan                                 Ömer Fethi Gürer

                                         İstanbul                                                      Niğde

“(5) Türkiye Kalkınma Fonu tarafından iştirak edilen şirketler ve fonlar, kamu iktisadi teşebbüsleri de dâhil, sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan veya özel kanunla kurulan kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarına uygulanan mevzuat, uygulama ve kısıtlamalara (denetim hariç) tabi değildir.”

BAŞKAN – Komisyon okunan önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, önerge hakkında konuşmak isteyen, İstanbul Milletvekilimiz Sayın Emine Gülizar Emecan.(CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Emecan, süreniz beş dakika.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 6’ncı maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu madde Türkiye Kalkınma Fonu’na bağlı alt fonların yapısını ve işleyişini düzenlemektedir. Fakat bu düzenlemede eksik olan önemli bir şey vardır, o da fonun kaynağıdır. Bir fon kuruluyorsa bu fonun kaynaklarının belli olması gerekmektedir. Fakat Komisyon toplantısında teklifi veren Sayın Muş’a ısrarla sormamıza rağmen böyle bir kaynak net olarak gösterilememiştir. Kaynağın hazineden aktarılacağı söylense de içinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda bu bize çok inandırıcı ve gerçekçi gelmemektedir. Çünkü hazinenin içinin boş olduğu bir dönemde ve yaşanan bu ekonomik kriz ortamında hazineden böyle bir kaynak aktarılmasının mümkün olmadığını hepimiz bilmekteyiz.

Önümüzde Türkiye Varlık Fonu gibi de bir gerçek vardır. Ülkemizin en önemli ve kârlı kurumları, bankaları, arazileri, arsaları Varlık Fonu’na aktarıldığı hâlde gerçek anlamda bir kaynak yaratılmamış ve fon, fonksiyonel hâle getirilememiştir. Varlık Fonu’nun durumu ortada iken Sermaye Piyasası Kurulu Kanunu’na tabi olmayan ve Rekabet Kanunu’na da aykırılıklar içermesi muhtemel olan böyle bir fon kurmanın anlamı nedir diye sormak lazım. Eğer “Zarar eden firmalar, şirketler bu fon kapsamına alınacak ve kurtarılacak.” diyorsanız bunun da kıstaslarının doğru dürüst belirlenmesi gerekmektedir.

Aslında burada bir güven sorunu var. Bugüne kadar olmadığını iddia ettiğiniz krizle ilgili alelacele attığınız adımlar, örneğin açıklanan orta vadeli programlar, dün açıklanan enflasyonla mücadele paketi gibi teklifler piyasalara, iç ve dış yatırımcılara, esnafa, emekliye, işçiye güven vermemektedir. Ülkemizde her geçen gün derinleşen ekonomik kriz ortamında iktidar, yapısal reformlar gerçekleştirmek yerine, aldığı günübirlik kararlarla bu krizden çıkabileceğini sanmaktadır. Aynı şekilde bu getirilen kanun teklifi de acele edilmiş ve güven sorgulamasına muhtaç bir tekliftir.

Sayın Muş konuşmasında, getirdiği teklife dair -ki salonda teklifin sahibi Sayın Muş’u göremiyorum, biz burada teklif üzerinde konuşurken, tartışırken uyumaya mı gittiler bilmiyorum, uzun süredir yok salonda, farkındayız- dünya örneklerinde benzer uygulamalar olduğundan bahsetti. Örnek verilen ülkelerin denetim mekanizmaları sağlam ve bağımsızdır. Ayrıca, bu ülkeler, hukuk güvenliği olan, tarafsız yargı sistemine sahip ülkelerdir. Biz ise burada, bağımsız ve tarafsız bir yargının olmadığı bir düzende, birçok kanuna ve Anayasa’ya da aykırılık içeren bir tekliften bahsediyoruz. Böyle bir ortamda yine Sayın Muş’un ifade ettiği bağımsız denetimden bahsetmek komik oluyor ve güven vermiyor. Bu çerçevede değerlendirdiğimizde endişelerimizden biri, daha önce bazı kamu bankalarına kaynak olarak aktarılan İşsizlik Fonu birikimlerinin bu fon için de kaynak olarak kullanılacağıdır.

Bir diğer endişemiz ise bu fonun yatırımcıları desteklemesinden daha çok, özel sektör üzerinde oluşacak borç yükünün kamunun sırtına yani kısaca halkımızın, vatandaşın sırtına yıkılacağıdır.

Değerli milletvekilleri, saray üstüne saray yaparak, yerdekilerle yetinmeyip uçan saraylar edinerek bu ülke krizden kurtulamaz. Uçan saray demişken ne oldu Katar’dan neye karşılık bağışlandığını bilmediğimiz uçağa; devlet kayıtlarına sokuldu mu, sormak lazım. Kabul ederek ülkemizi küçük düşürdüğümüz bu uçak eğer bağışsa devlet kayıtlarına girmeli veya reddedilmelidir. Eğer satın alındıysa bu açıkça halkımızın bilgisine sunulmalıdır.

Diğer yandan, McKinsey anlaşmasında olduğu gibi, sürekli bir gizlilik içerisinde yürütülen anlaşmalarla ve kararlarla ülke yönetilemez. Soruyoruz: McKinsey’le yapılan sözleşmenin içeriği neydi? Hangi bedel karşılığında anlaşma yapıldı ve ne kadar bir ödeme yapıldı? Bütün bunları bilmek vatandaşlarımızın hakkıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Emecan, toparlamak için bir dakika süre veriyorum.

Buyurun.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, on altı yılda ülkeyi getirdiğiniz bu kriz ortamından kurtuluşun reçetesi, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü önceleyen, gerek yerli gerekse yabancı yatırımlara güven veren politikalar geliştirmektir.

Sözlerime son verirken Sayın Cumhurbaşkanının söylediği bir cümleyi size hatırlatmak istiyorum. “Evet, biz bize yeteriz.” dedi. Evet, yeter ki siz işini bilenlerin, muhalefetin de sesine kulak verin. Ortak akılla, ülkemizin birikimlerinin daha fazla kaybolmasına neden olmadan bu krizden çıkalım.

Sayın Başkanım, size de bu Meclise göstermiş olduğunuz saygıdan ve bize hiçbir ayrım yapmadan vermiş olduğunuz ek sürelerden dolayı ayrıca teşekkür ederek sözlerime son vermek istiyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

Değerli milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, 60’a göre kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Usta, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

58.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç’in soru-cevap kısmında yaptığı açıklamasında yanlış anlamaya mahal vermemek adına düzeltme yapmak istediğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanımız soru-cevap kısmında bir açıklama yaparken belki bir yanlış anlaşılma olmuş olabilir diye bir şeyi düzeltmek istiyorum.

Bu Kalkınma Bankasının merkezi, amacı, sermaye yapısı gibi bazı hususların ana sözleşmede belirlenmesi hususunun Ziraat, Halk ve Emlak Bankasının düzenlendiği yasadan alındığını ve bu yasanın da kendi dönemlerinde çıkmadığını söyledi, doğrudur. Bu, Milliyetçi Hareket Partisinin de koalisyon ortağı olduğu dönemde çıkmıştır. Bu kısımda paralellik vardır, bu da doğrudur ancak hemen akabinde bir cümle geldi, belki kastınız o değildi, istisnalar anlamında da sanki orayla tam bir paralellik varmış gibi bir anlam çıkmış olabilir, oranın düzeltilmesi lazım. İstisnaların önemli bir kısmında paralellik var, orası doğru yani Ziraat, Halk ve Emlak Bankasında da ancak özellikle 3 konuda o 3 bankaya bir istisna tanınmış değil. Burada istisnalar biraz daha genişletiliyor. Bunlardan bir tanesi 132 sayılı TSE Kanunu, ikincisi 3624 sayılı KOBİ’lere ilişkin, oradaki teşviklere ilişkin, teşvik muafiyetlerine ilişkin kanun, üçüncüsü de ve önemlisi belki 5411 sayılı BDDK Kanunu’nun 53’üncü maddesi istisnası, muafiyeti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin Sayın Usta, tamamlayın sözlerinizi.

ERHAN USTA (Samsun) – Bu, Emlak, Ziraat ve Halk Bankası için geçerli değildir. Bu anlamda burada bir genişletme vardır, bu yanlış anlaşılmayı düzeltmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Teklifleri (Devam)

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ile Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi (2/773) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 5) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 7’nci madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5 sıra sayılı Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanı Ankara Milletvekili Mehmet Naci Bostancı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili İstanbul Milletvekili Mehmet Muş'un Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesinin (2)’nci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını, maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini ve fıkra numaralarının bu duruma göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

                                   Bülent Kuşoğlu                                        Abdüllatif Şener                                    Süleyman Girgin

                                          Ankara                                                      Konya                                                       Muğla

                             Emine Gülizar Emecan                                 Ömer Fethi Gürer                              Neslihan Hancıoğlu

                                         İstanbul                                                      Niğde                                                      Samsun

                                    Yüksel Özkan

                                           Bursa

“Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi ve iştirakleri, Türkiye Kalkınma Fonu ve bu fona bağlı alt fonlar, fon tarafından iştirak edilen şirketler ve fonlar 6085 sayılı Sayıştay Kanunu hükümlerine göre Sayıştay denetimine tabidir”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge hakkında konuşmak isteyen Samsun Milletvekilimiz Sayın Neslihan Hancıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Hancıoğlu.

NESLİHAN HANCIOĞLU (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bir önceki maddede teklifle kurulması amaçlanan fona bazı istisna ve muafiyetler verilirken bu maddeyle de Türkiye Kalkınma Bankasına bazı istisna ve muafiyetler tanınmak isteniyor. Teklif Komisyonda görüşülürken Türkiye Kalkınma Bankası ve bünyesinde kurulacak olan fonun ticari amaçlı değil, ekonomik ve sosyal kalkınma amaçlı olduğu belirtilmiş, ilave maliyet ve gider oluşturacak bazı hususlarda istisna ve muafiyet kapsamına alınmasının teklif edildiği kaydedilmişti. Ancak maddeden anlaşılıyor ki istisna ve muafiyetlerin içeriği ve sayısı Komisyonda söylenenin aksine amaç dışına çıkıyor. Bu istisna ve muafiyetlerin yatırım ve kalkınma bankacılığı alanında rekabet koşullarını olumsuz etkileyeceği ortadadır. Maddenin (2) numaralı bendi atıf yaptığı kanun hükmüyle birlikte değerlendirildiğinde, Kalkınma Bankası Anonim Şirketini karşılık ayırma zorunluluğundan muaf tutuyor. Bu durumun sektörde yatırım ve kalkınma bankacılığı alanında rekabet koşullarını olumsuz etkileyeceği, Kalkınma Bankası Anonim Şirketinin kaynaklarının kullanımında suistimale çanak tutacağı açıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düzenlemeyi nasıl bir siyasal ve ekonomik iklimde çıkardığımız son derece önemlidir. 24 Hazirandan sonra resmen uygulamaya giren tek adam yönetim sistemi, onun atadığı bakan ve bürokratların yönettiği bir devlet mekanizması bir papaz vakasıyla fitili ateşlenmiş bir ekonomik sarsıntı süreci… İşte böyle bir Türkiye tablosuyla karşı karşıyayken bu çatı altında yasa yapmaya çalışıyoruz. Mesela, bu yasayla bankacılık mevzuatına tabi olmayan bir banka yaratmaya çalışıyoruz. Türkiye krizle boğuşuyor, bunu aşmak için yol aranması gerekiyor, biz sistemi daha karmakarışık hâle getirecek düzenlemeleri tartışıyoruz. Bu, tıpkı iktidarın gönlünü hoş tutacak enflasyon hesabı yapamayan bürokratın görevinden alınması olayına benziyor. Bürokratı koltuğundan etmekle enflasyon canavarı nasıl yenilemezse bir bankayı mevzuattan muaf tutmakla bankacılık sistemi, içinde bulunduğu kaostan kur-ta-rı-la-maz! Biz şunun altını ısrarla çiziyoruz: Şeffaflık, şeffaflık, şeffaflık. Milletine hesap vermeyen, mevzuatın etrafından dolanan işler icat eden düzenlemelere tevessül eden yönetim anlayışı artık son bulsun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bankacılık kökenli bir arkadaşınız olarak ülke kalkınması, bankacılık sektörünün güçlenmesi ve sağlam temeller üzerinde yoluna devam etmesi bakımından kalkınma bankacılığının ne kadar büyük bir önemi olduğunu biliyorum. Ekonomide sarsıntılı bir dönemden geçerken, rant, beton ve faiz temelli sistem çöküş sinyalleri verirken, üretim odaklı, ürettiğini hakça paylaşan bir sistem inşa etmek artık mecburiyet hâline gelirken Türkiye Kalkınma Bankasına büyük görevlerin düştüğü asla göz ardı edilemez.

Türkiye Kalkınma Bankası Anonim Şirketi bu düzenlemeyle yeniden yapılandırılıyor gibi görünse de sermaye, kaynak yapısı tam olarak açıklanamayan, muafiyet ve istisnalarla donatılmış, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kendisine görev verilebilen ve kaynak tahsis edilebilen, mevcut, deneyimli personelini zorunlu atama ve teşvikli erken emeklilikle bir anlamda tasfiye eden, kalkınma bankacılığından çok yatırım bankacılığını ön plana çıkaran bir düzenlemeyi müzakere ediyoruz. Gelin, Kalkınma Bankasını adamakıllı yeniden ele alalım. Türkiye'nin içinde bulunduğu koşulları, ihtiyaçları dikkate alarak şeffaflık esasına dayalı bir sistem inşa edelim.