TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

97’nci Birleşim

9 Mayıs 2018 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, Türkiye’nin son yıllardaki enerji politikaları ve enerji yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Adıyaman ilinin Samsat ilçesinin sorunlarına ilişkin yaptığı gündem dışı konuşmasına Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın cevabı

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, nakliyecilerin ve taksicilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Genel Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın gündem dışı konuşmaya cevaben yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın gündem dışı konuşmaya cevaben yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Rize Milletvekili Hikmet Ayar’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, 13 üniversitenin bölünmesinin iktidarın Türkiye’de çağdaş, laik eğitime karşı savaş açtığının bir göstergesi olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, engelli vatandaşların devlet hizmetinde görev almalarıyla ilgili birçok atılım ve yenilikler yapıldığına, Hükûmetin öncelikli hedefleri arasında vatandaşların yaşam standardını yükseltmek olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Antalyaspor yönetiminin, taraftarların İzmir Marşı söylemesini hazmedemediğine, 25 Haziranda sadece Antalyalıların değil tüm Türkiye’nin İzmir Marşı söyleyeceğine ilişkin açıklaması

5.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, dürüstlüğün davranışlarda belli olduğuna, insanların olumsuzluklara karşı kayıtsız kalışının da toplumdaki ahlaki çürümeyi ve yıkılışı hızlandırdığına ilişkin açıklaması

6.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, tutuklanan Boğaziçili 2 öğrencinin işkenceye uğradığı iddialarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığını ve Hükûmetin cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalara yönelik herhangi bir çalışmasının bulunup bulunmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü’ne ilişkin açıklaması

8.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana’nın Yüreğir ilçesinde hastane inşaatına ne zaman başlanacağını ve Adanalıların hastane sorunundan kaynaklanan kaygılarının ne zaman giderileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

9.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ’ın, Gaziantep’te yoğun dolu yağışı nedeniyle fıstık ağaçlarının zarar gördüğüne ve çiftçilerin Ziraat Bankasına olan borçlarının silinerek destek olunması gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey yöneticilerinden Dursun Yaşar Ulutaş ve Selma Güngör hakkında bir daha atanmamak üzere devlet memurluğundan çıkartma cezası kararı verilmesine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, 24 Haziranda sandıklar açılınca Recep Tayyip Erdoğan’la umutların yeniden yeşereceğine ilişkin açıklaması

12.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, AK PARTİ hükûmetleri döneminde Çankırı’ya yapılan yatırımlara ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 9 Mayıs Avrupa Günü’ne ilişkin açıklaması

14.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 24 Haziran seçimleri öncesi bütün cumhurbaşkanı adaylarının bölge bölge gezerek seçim çalışmalarını yürütmesine rağmen HDP Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde rehin tutulduğuna ilişkin açıklaması

15.- Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun, on altı yıldır güçlerini milletten aldıklarına ve 24 Haziranda millet iradesinin “devam” diyeceğine ilişkin açıklaması

16.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, yeni kurulan Tarsus Üniversitesinin Tarsus’a, Mersin’e ve ülkeye hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, 24 Haziran seçimlerinin dönüm noktası olacağına ve milletin güçlü desteğiyle yollarına devam edeceklerine ilişkin açıklaması

18.- Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir’in, sanal âlemde yaşanan “tamam” “devam” tartışmasına, İYİ PARTİ iktidarında bilgiye erişimin önündeki engellerin kalkacağına ve Türkiye’de yol işaretleri konusunda bir yeknesaklık ve yönetmeliğe uygunluk olmadığına ilişkin açıklaması

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kuzey Irak’ta şehit olan Furkan Peker’e Allah’tan rahmet dilediğine, çeşitli bölgelerde meydana gelen sel felaketlerinde yaşanan mağduriyetlerin giderilmesinin büyük önem taşıdığına, 9 Mayıs Avrupa Günü’ne, 5-13 Mayıs Karayolu Haftası’na ve 24 Haziran seçimleri öncesi milletin beklentilerine yönelik bazı düzenlemeler yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Fehmi Altınordu Karakolunda er Fikret Aydemir’e yönelik linç girişimi yaşandığına ve iktidarın kutuplaştırıcı dilinin askerî alanlara bu şekilde yansıdığına, Ankara Büyükşehir Belediyesinde taşeron işçi olarak görev yapan bir kadının HDP büyük kongresine katıldığı için işine son verildiğine, sağanak yağmurun Şırnak’ın Kumçatı beldesinde 2 çocuğun ölümüne sebep olduğuna ve 24 Haziran seçimlerine giderken imar affını gündemine alan Hükûmetin doğal afetlerle ilgili niçin önlem almadığının da hesabını vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Cumhuriyet Halk Partisinin demokrasiyi, Adalet ve Kalkınma Partisinin saltanatı tarif ettiğine, Trafik Haftası’na, 13 Mayıs Avrupa Günü’ne ve 13 Mayıs Soma katliamının 4’üncü yıl dönümünde herkesi Soma’daki anma törenine beklediklerine ilişkin açıklaması

22.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kuzey Irak’ta şehit olan Furkan Peker’e Allah’tan rahmet dilediğine, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın açıklamasındaki bazı ifadelerine, sosyal medya üzerinden gürültü koparılmaya çalışıldığına, gerçek hayatta kaybedenlerin sosyal medya üzerinden teselli ve telafi aradıklarına ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, şeker pancarı çapası için Şanlıurfa’dan Aksaray’a gelen mevsimlik işçilere aboneliğe gerek olmadan su verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

24.- Rize Milletvekili Hikmet Ayar’ın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, yetki kanunu tasarısının kırk sekiz saat geçmeden görüşülmesinin Anayasa’nın emredici hükümlerine ve İç Tüzük’e aykırı olduğuna ve bunun hesabını halkın 24 Haziranda soracağına ilişkin açıklaması

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, AK PARTİ grup önerisinin kabul edilmesiyle İç Tüzük ihlali yaşandığına, bunun milletvekillerinin ve Genel Kurulun kendi kendini inkârı demek olduğuna ilişkin açıklaması

27.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve AK PARTİ grup önerisinin açık ve net olduğuna ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

30.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

32.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, emeklilere dinî bayramlarda verilecek ikramiyenin maaş tutarında olmasını ve polisler ile öğretmenlerin ek göstergesinin 3600’e çıkarılmasını talep ettiğine, vergisini düzenli olarak veren vatandaşlara bir avantaj tanınıp tanınmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

33.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının zorunlu yardım kampanyası düzenlemesine ve bu kampanyanın başka hangi bakanlıklar tarafından yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

34.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

35.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

36.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

37.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

38.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonunda Mardin Milletvekili Mithat Sancar’dan boşalan üyelik için HDP Grubu Başkanlığınca bildirilen Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca’nın üyeliğinin Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1585)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 12/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, ekonomik krize bağlı yoksulluk ve beraberinde oluşan sorunların ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Mayıs 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çay tarımı ve sanayisinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/620) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Mayıs 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmında bulunan 112, 115 ve 125 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 2, 3 ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 6771 Sayılı Kanun’la Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Konusunda Yetki Kanunu Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesine ilişkin önerisi

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/944) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 557)

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın, döviz kuru ve cari açık politikasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/26928)

9 Mayıs 2018 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: İshak GAZEL (Kütahya), Barış KARADENİZ (Sinop)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Türkiye’nin son yıllardaki enerji yatırımları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’a aittir.

Buyurun Sayın Boyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, Türkiye’nin son yıllardaki enerji politikaları ve enerji yatırımlarına ilişkin gündem dışı konuşması

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin enerji politikaları ve enerji yatırımları hakkında gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında bizleri seyreden aziz milletimizi en kalbî duygularla selamlıyorum.

Haftaya bugün ramazan ayının ilk günü olacak; bu vesileyle de yaklaşmakta olan ramazanınızı tebrik ediyorum, ülkemize huzur ve saadetler getirmesini de Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Enerji, dünyamızın, hayatımızın, güvenliğimizin, ekonomimizin can suyudur; onsuz ne çarklar döner ne de herhangi bir işlem yapılabilir. Son on beş yılda her alanda büyüyen Türkiye, gelişen ekonomisiyle, sanayisiyle doğru orantılı olarak enerji tüketiminde, talebinde ülkeler sıralamasında hızla yükselmektedir. Son dönemlerde enerji talep artışında Çin’den sonra en fazla talep artışı olan ülke Türkiye’dir. Enerji talebindeki artışa bir diğer örnek ise, OECD ülkeleri arasında son yılda enerji talep artışının en fazla Türkiye tarafından gerçekleşmiş olmasıdır. Artan talebe karşı mevcut yerel kaynaklardan sağlanan enerji miktarının kullanılan enerji miktarına karşılık gelmemesi sebebiyle, cari açığın yarıdan fazlasını oluşturan enerji ithalatı için millî gelirimizin büyük bir kısmı harcanmaktadır. Özellikle ülkemizde ithalatın yaklaşık 40 milyar dolarlık kısmının enerjiye yapılan yatırımlardan kaynaklandığı dikkate alınırsa, başta dış ticaret açığının kapatılması üzerine, önümüzdeki yıllar içinde de 2 katına çıkacak enerji ihtiyacını karşılamak adına, arz güvenliğini sağlamak adına da birtakım çalışmaları yapmak zorundayız. Yerli kaynaklara öncelik verilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içindeki payının artırılması, enerji verimliliğinin artırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, petrol, doğal gaz alanlarında kaynak çeşitliliğinin sağlanması gibi birçok parametreleri, inşallah, gerçekleştiriyoruz ve gerçekleştirmeye de devam edeceğiz.

Tabii, burada, özellikle AK PARTİ iktidarları döneminde yapılan hizmetler saymakla bitmez; dağarcığımdaki kelimelerin, zamanın yetmeyeceğini de biliyorum ama bir kısmını paylaşmakta fayda var diye düşünüyorum.

2002 yılında yaklaşık 32 bin megavatsaat olan elektrik kurulu gücümüz 2018 yılı itibarıyla 87 bin megavatsaate çıkmış; yerli kaynaklarla kurulu gücümüz 2002 yılında 12 bin megavatken 2018 yılında yüzde 163 artışla 50 bin megavata çıkmış. Buna benzer, doğal gazda, yenilenebilir enerjide, rüzgâr enerjilerinde, jeotermal enerjilerde inanılmaz hizmetler yapılmış, yapılmaya da devam ediyor. Bunları da bütün toplumumuz, milletimiz, halkımız görüyor, görmekte, gözlemlemekte; dolayısıyla, oy verirken de bu yapılanları görerek veriyor. Ben her zaman şunu ifade ediyorum: Toplumumuzun vicdanına, gönül gözüne güveniyorum çünkü onların vicdanı hassas bir kuyumcu terazisi gibidir. Dolayısıyla kendisi için yüreği yanan ve yanmayanı, kendi değerlerine bağlı olan ve olmayanları bilir, ona göre de değerlendirme yapar. İnşallah, 24 Haziranda da değerlendirmesini yapacak, yine AK PARTİ kadrolarını iktidara taşıyacak diye düşünüyorum.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – “Tamam.” diyecek “Tamam.”, 24 Haziranda “Tamam.” diyecek.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - Tabii, özellikle, son günlerde, dün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında yapmış olduğu bir konuşmadan yola çıkılarak sanal âlemden umutlar besleyen, sandıktan umudunu kesen bir kitleyle karşı karşıya kaldık. “Tamam.” diye ifade edilen bir “trend topic” oluşturmaya çalışıyorlar ama biz diyoruz ki: Yapılan hizmetleri milletimizin gönlünde…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – “Tamam.” “Tamam.”

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – “Tamam.” “Tamam.”

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – “Tamam.” “Tamam.” “Tamam.” “Tamam.”

MEHMET METİNER (İstanbul) – Bu kez de tamam inşallah.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - Evet, “Tamam.”ı da dedik, onu da anlatacağım.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Mecliste de “Tamam.” diyoruz.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - “Tamam.”ı ne zaman dedik? 1994 yılında İstanbul’da çöp dağları yığınla olduğunda…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – “Tamam.” inşallah, “Tamam.” inşallah.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - …hava kirliliği olduğunda…

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Trafik, trafik; beton, beton…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Her yer beton, beton, beton…

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - …insanların çöp dağlarının patlamasıyla ölmesi sonucunda “Ne Kesici ne Livaneli ne Dalan, İstanbul’a nasıl da yakışıyor Recep Tayyip Erdoğan.” diyerek “Tamam inşallah.” afişlerini astık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Otur tamam, otur tamam.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Otursana, tamam.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - Şimdi ne diyoruz? Şimdi, mürebbiye edasıyla milletimize parmak sallayıp sıygaya çekmek isteyenlere, ders vermek isteyenlere “Hadi oradan, hadi oradan.” demeye devam diyoruz, devam diyoruz inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – “Münafık” diyorsunuz, “münafık.” Kendinize oy vermeyene “münafık” diyorsunuz.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Yine, bu aziz milletimizin değerlerine hakaret eden, onlara tepeden bakan, gönüllerini kıranlara “Hadi oradan, devam.” diyoruz ve devam diyeceğiz inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Anlaşıldı, tamam.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Yine, Türkiye'nin ekonomisini büyütmeye, kişi başına düşen millî geliri 25 bin dolara çıkarmaya devam diyoruz, devam olacak inşallah.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Evet, yoksul daha yoksul, zengin daha zengin oldu. 146 bin kişinin parası 80 milyonunkinden daha fazla oldu.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Heyecanlanma, tamam, tamam.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – Yine, bu milletle birlikte yol yürümek istemeyenlere, vesayet odaklarına, vesayet odakları karşısında milletimize diz çöktürmek isteyenlere dur demek için devam diyoruz, devam olacak inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, tıpkı şairin ifade ettiği gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Süren doldu, tamam. Süreniz bitti. Süreniz bitti, tamam.

BAŞKAN – Haydi devam, bir dakika daha.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Meclis Başkanının siyaset yapması yasak, biliyorsunuz değil mi Başkanım?

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – “Dünya bir değirmendir, durmadan döner…”

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Türkiye de 1’den büyüktür.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - “Cismi âdem bir fenerdir elbet söner/ Kimseye baki değil mülk ü devlet, sim ü zer/ Bir harap olmuş gönlü tamir etmektir hüner.”

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Dünya 5’ten, Türkiye 1’den büyüktür.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - İşte, bu aziz milletimizin kalbine giden gönül yollarını, gönül köprülerini inşa etmeye devam diyoruz, devam olacak inşallah. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, iyi dinleyin burayı: Ne Karamollaoğlu ne Akşener ne İnce, sandıklar açılınca göreceksiniz millet oy verince.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Muharrem İnce…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Cumhurbaşkanı Muharrem İnce.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) – İşte, göreceksiniz o günleri.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Göreceksin, Muharrem İnce.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - 24 Haziran akşamında sandıklar açılınca umutlar yeniden yeşerecek. Recep Tayyip Erdoğan’la devam diyoruz, devam olsun inşallah diyorum.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sandıklar açılınca Muharrem İnce.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Haydi evinize.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - Hepinizi Allah’a emanet ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Vesayet odaklarıyla iş birliği yapmakla açıkça suçladı, cevap hakkımızı kullanmak istiyoruz.

BAŞKAN – Yani sizi işaret etti mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aynen işaret etti efendim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Alınganlığa gerek yok.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sandıklar açılınca Muharrem İnce.

BAŞKAN – İki dakikada toparlayalım.

Buyurun.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii tüm partilerde bir seçim telaşı var. Bu, baskın seçim olarak tasarlanmış ama kendi kazdıkları kuyuya düşecekleri seçim yaklaşırken eğer normal bir takvim işleseydi Cumhuriyet Halk Partili bütün milletvekilleri şu anda ön seçim telaşında olacaktı, tüm üyelerin kullandıkları oylarla sıralamaya girmeye çalışacaklardı. Diğer tüm siyasi partilerin kendi dinamikleri işliyor. Biraz önce de Adalet ve Kalkınma Partisinin kendi dinamiği işledi. Osman Bey’in geçmişteki bazı sıkıntılardan kurtulmak, geleceğe dair talep açmak, sarayın gözüne girmek ve oradan bir milletvekilliği adaylığını garanti etmek üzere yaptığı kişisel performansını ibretle izlediniz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (İstanbul) – Osman’ın ona ihtiyacı yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi, tabii, kişisel performans, bu ibretlik manzaralar Meclis tutanaklarında yerini alır. Şunu da görürsünüz: Mesela dün “Tamam’ desinler gideceğiz.” diyenin 2 milyon tane “tweet”i görünce hani “tek dil’ demedim ‘din’ dedim” dediği gibi “‘tamam’ demedim, ‘hamam’ dedim” diye kıvırdığını da duymaya başladık. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – “Tamam”ı sandıkta diyeceğiz sandıkta. Sanal oyunlarla olmaz bu işler, sanal oyunlarla olmaz.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Şimdi, biz size açıkça söyleyelim: Evirip çevirip “Tek dil, tek din” bilmem ne yapıp sonradan hiç kimse için tartışmalı olmayan kavramlardan ama millî değil, gayrimillî bir işareti, ta Mısır’dan gayrimillî bir işareti getirdiniz, gösteriyorsunuz ya böyle ve diyorsunuz ya...

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Anlamıyla öyle, anlamı. “Tek devlet, tek vatan, tek millet, tek bayrak.” diyoruz. Siz ne diyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bakın, bu 4’le ilgili buradaki hiç kimsenin sorunu yok ama bütün Türkiye’nin bu gayrimillî işareti tasarım yapan kişinin yönetim şekliyle sorunu var. Ve şunu göreceksiniz: Dünya ondan büyük, bundan büyük... Biz hep birlikte, hepimiz birlikte size “hoşça kalın” diyoruz, “bay bay” diyoruz, “selametle” diyoruz, “Gidiyorsunuz.” diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

Türkiye’deki beş temel sorun alanını çözeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Gücünüz yetmez, topunuz gelin!

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bunun için de hepiniz 5’in 4’ten büyük olduğunu göreceksiniz.

Hepinize “Hoşça kalın.” diyoruz, hoşça kalın. Gidiyorsunuz artık. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Devam, devam...

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Güle güle, güle güle; Sayın Özel, güle güle.

BAŞKAN – Arkadaşlar, bugün böyle hızlı başladık ya, dakika bir gol bir.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Arkadaşlar hayal kuruyorlar Sayın Başkanım, hayal kuruyorlar.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Daha çok gol gelir!

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Eğleniyor arkadaşlar, eğleniyorlar!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Özgür Özel iki hususta iki sataşmada bulunmuştur. Birincisi: Rabia’ya ilişkin “Gayrimillî bir işaret.” demiştir. İkincisi de “AK PARTİ’nin içerisinde milletvekillerinin seçilme usulüne ilişkin haksız, yersiz ve AK PARTİ’yle ilişkisi olmayan bir suçlamada, tek kişinin bütün bu işleri tayin ettiği iddiasında bulunmuştur. Bu çerçevede...

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Gerçeği söyledi.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Durum tespiti.

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Sizin kurbanlıklar nerede?

BAŞKAN – Sayın Bostancı, buyurun lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Siz de yeni bir polemiğe meydan vermeyin, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

2.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Genel Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; seçim atmosferi içerisinde heyecanları yükselterek buradan bir netice çıkarma aklını biz anlıyoruz...

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Çünkü hep yapıyorsunuz, onun için anlıyorsunuz Hocam.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – ...ama milletimiz bütün yaşananları çok soğukkanlı bir şekilde değerlendirir, aklıyla değerlendirir, öyle provokasyona, ajitasyona gelerek değil, muhakeme edip kararını verir. O yüzden, seçim öncesi bu tansiyon yükseltme girişimlerini çok anlamlı bulmam, birincisi bu.

İkincisi: “Rabia” kesinlikle millî bir semboldür.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Mısır millî mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nereden geldi, nereden?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Mısır millî mi oldu ya? Türkiye Cumhuriyeti devleti burası Hocam.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Eğer siz millîliği belli bir siyasal sınırların içerisine gömmeye kalkarsanız yanlış yaparsınız. Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal ve kültürel mirası çok daha geniş bir mirastır, bunu unutmayın.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Rabia Arapçadır Sayın Başkan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Rabia 4 demek, 4.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - O yüzden akrabalarla, dostlarla, ortak bir istikamette olduğumuz insanlarla dayanışma, millîliğin temel hususiyetlerindendir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ya, Türkçe değil, kelime Türkçe değil, “millî” diyorsun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Diğer taraftan da, bakın, rakiplerinizi tanımanız lazım. AK PARTİ’yi bu akılla, bu akıl yürütmeyle tanıyamazsınız.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Herkes tanıdı AKP’yi, sorun yok. Nefes alamıyor millet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - On altı yıldır iktidarda olan bir siyasi hareketin kendi iradesini halkın tercihlerinden, halkın akletmesinden çıkarttığını hâlâ görmüyorsunuz. Tayip Erdoğan yüzde 50 oyu alırken nasıl alıyor?

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Tayyip Erdoğan alıyor işte, siz almıyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Nasıl alıyor? Yani, tepedeki figür Genel Başkan olarak, karizmatik bir lider olarak bu oyu alırken buna desteği veren halk, yüzde 50’nin aklı aklı. Halk köle mi?

TAHSİN TARHAN (Kocaeli) – Hocam, her tarafı kapatmışsın, TRT’yi…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Halk köle mi?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Televizyonlar senin, meydanlar senin, her yeri kapatmışsınız.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Konulan milletvekilleri de halktan oy alıyorlar, o yüzden… Bakın, akletme biçiminiz rakibinizi tanımadığınızı gösteriyor, tanımadıkça kaybetmeye mahkûmsunuz.

Teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Biz kazanacağız, göreceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Boyraz, ona da cevap verdi.

Teşekkür ediyoruz.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Adıyaman ilinin Samsat ilçesinin sorunlarına ilişkin yaptığı gündem dışı konuşmasına Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın cevabı

BAŞKAN – Şimdi gündem dışı ikinci söz, Adıyaman ili Samsat ilçesinin sorunları hakkında söz isteyen Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Başta cezaevinde rehin tutulan Türkiye halklarının gözbebeği, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Selahattin Demirtaş olmak üzere, tutuklu vekil arkadaşlarımı, tüm siyasi tutuklu yoldaşlarımı ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımı saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, Adıyaman Samsat ilçemizde geçen sene 2 Martta 5,5; bu sene 24 Nisanda 5,1 şiddetinde iki deprem meydana geldi. Samsat depremi nedeniyle defalarca depremzedeleri ziyarete gittim. Halk çok tedirgin. Geçen yıl yaşanan depremin daha yaraları sarılmamışken, bu yıl tekrar yaşanan deprem halkı canından bezdirmiştir. Halk konteyner ve çadırlarda yaşadığı için çok şükür can kaybı yaşanmamıştır.

Ziyaretimiz sırasında halkın en büyük talebi Samsat’ın yerinin değiştirilmesi yönündeydi. Sürekli kırılan bir fay hattının üzerinde yaşadıklarını düşünen Samsat halkının psikolojisi bozulmuş, çocuklarının korkudan uyuyamamasından şikâyetçiler. Samsat halkı ilk darbeyi Atatürk Barajı yapılırken yemiş. İlçe baraj altında kalacak diye yeterli etüt ve bilimsel çalışma yapılmadan birkaç zenginin ve o dönemki siyasi iradenin etkisiyle Samsat bugün sürekli kırılmalar yaşanan fay hattının üzerine taşınmış. Bu nedenle, ilçe halkının talepleri doğrultusunda kalıcı çözüm için gerekirse Samsat ilçesi halkın talebi ve bilimsel çalışmaların neticesi dikkate alınarak uygun bir yere taşınmalıdır. Ayrıca ilçe halkı yapılacak konutların bedellerinin yüksek olduğunu, bu parayı ödeyecek durumlarının olmayacağını belirtiyor, bu konuda da devletten destek talep ediyor ama kendini bilmez bazı yetkililer işte “Devletin size yapacağı evler bu kadar, istemeyen çeksin gitsin!” diyor, halk isyan ediyor, nahoş görüntüler ortaya çıkıyor. İktidara buradan sesleniyorum: Samsat halkının sesine kulak verin, yalanlarla dolanlarla kandırmayın artık bu halkı. Halkla birlikte üniversiteler ortak bir yer için karar almalı. Öyle sadaka verir gibi Kızılay ve diğer yardım kuruluşlarının verdiği yiyeceklerle yardım yaptığınızı sanıyorsunuz. Bu insanlara bir yaşam alanı lazım, kalıcı bir çözüm gerekir, o da deprem riskinin daha az olduğu bir alanda Samsat’ı yeniden inşa etmektir. Tehditlerle, vaatlerle, şantajlarla referandumda yüzde 90’ın üzerinde “Evet” oyu aldınız. Halk “Oy verelim de belki bizim için bir şeyler yaparlar.” dedi ama yapmadınız ama halk bu sefer sizi affetmeyecek.

En çok sulu tarımı hak eden ilçemiz Samsat’tır ama sulu tarıma yönelik en ufak çalışmanız olmamıştır orada. Baraj yüzünden yerlerinden ediliyorlar, sürekli depreme maruz kalıyorlar, barajın dibindeler ama sulu tarım yapamıyorlar. Elektrik enerjisiyle halk sulu tarım yapıyordu, o da pahalıya mal olduğu için çoğuna haciz geldi. Güneş enerjisi vardı, boşa gitti. Sulama birliğine el koydunuz, o da şu anda işlevsiz durumda.

Samsat halkına gideceğiz, doğruları anlatacağız, haklı taleplerinin takipçisi olacağız; bu iktidarın onları daha fazla yıpratmaya haklarının olmadığını, sosyal devletin ne olduğunu anlatacağız. Umarım bu iktidar bir daha Samsat halkını kandırma şansı bulamayacaktır. On altı yıldır iktidarda olan AKP, Samsat’ı bir köy, bir kasaba görüntüsünden çıkaramamış, Samsat her gün küçülen, göç veren, yoksullaşan, işsizlikle boğuşan ve hâlâ sallanmaya devam eden bir ilçe olmaya terk edilmiştir. Samsat halkına bu yaptıklarınızın cevabını 24 Haziranda alacaksınız.

Yine, Adıyaman’ın en büyük sorunlarından biri işsizliktir, kötüye giden ekonomidir çünkü ekonomisi büyük oranda tütüncülüğe dayanıyordu. Sağ olsun, AKP iktidarı tütünü resmen bitirdi! Bugün tütün üreticisi, esnafı, işçisi kan ağlıyor. Tütün üretimi serbest ama satışı yasak. Tütün piyasası resmen devlet eliyle, tütün baronlarının isteğiyle yok ediliyor. Üretici geçen yıl 100 TL’ye sattığı tütüne bugün 20 TL’ye alıcı bulamıyor. “Tütün yasası çıkaracağız.” dediniz, tütün yasağı getirdiniz. “Tütünün önünü açacağız.” dediniz, tütünü tamamen bitirdiniz.

Kooperatifleşmeden bahsediyorsunuz ama o da tam bir hikâye. Kooperatifleşme, birkaç zengine, holdinge, barona tütünü teslim etme projesidir; öyle birkaç esnafın, köylünün bir araya gelip kuracağı bir şey değildir kooperatif. “Yönetmelik çıkaracağız.” dediniz ama ortada somut bir adım yok. Daha yasakların başlayacağı 1 Temmuzu beklemeden bugün esnafı, yüklü cezaların yanında, cezaevine atıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Başkanım, tamamlayacağım.

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika süre veriyorum.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Daha önce para cezası vardı ve varsa esnafın arabası bağlanıyordu ama bunların yanında şimdi esnafı bir de cezaevine atıyorsunuz.

Sevgili Adıyamanlılar, tütünde en son gelinen nokta şudur, herkes bunu çok iyi bilsin: “Efendim, bu yasakları biz getirmedik, tütün zaten yasaklıydı.” Bu iktidardan ancak bu beklenir, tütünü bitiren zihniyetten başka bir cevap beklemek de zaten yakışık almazdı.

Ama seçimler yaklaşıyor. Adıyaman ekonomisini felç ettiniz, tefecilik almış başını gidiyor. Halkın ekmeğiyle oynadınız. Halk size unutamayacağınız bir ders verecektir. Adıyaman AKP’yi çok severdi. On altı yıldır iktidarda olan AKP, Adıyaman’a hak ettiği hiçbir değeri vermedi. Bu seçimde artık Adıyaman halkı “…”(x) yani “Tamam.” diyor artık.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Hükûmetin gündem dışına cevap talebi var.

Başbakan Yardımcısı Sayın Recep Akdağ cevap verecek.

Buyurun Sayın Akdağ.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Saygıdeğer Başkanım, kıymetli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi ve yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce burada konuşan sayın hatip gerçekleri saptırmaya çalıştı ama gerçekler gün gibi ortadayken bunları ne kadar saptırmaya çalışsanız da sapmaz. Zaten kendisi konuşurken de Samsat’tan bahsederken Samsatlı kardeşlerimizin yüzde 90’ın üzerinde AK PARTİ’ye oy verdiğini itiraf etmek zorunda kaldı. Aslında bu yüzde 90 da değil, yüzde 94. Bunun için çok değerli Samsatlı kardeşlerimize bir kere daha Hükûmetimiz adına, AK PARTİ’miz adına şükranlarımızı takdim ediyorum, Allah hepsinden razı olsun.

Evet, Samsat’ta geçtiğimiz yıl ve maalesef bu yıl üst üste depremler oldu. Özellikle Samsatlı kardeşlerime, Adıyamanlı kardeşlerime şunu ifade etmek istiyorum. Bu depremler büyüklük itibarıyla çok büyük depremler değil. Peki, böyle olmasına rağmen neden ciddi tahribat oluyor? Çünkü yapılarımızın, konutlarımızın, iş yerlerimizin maalesef binaların yapılışı itibarıyla depreme dayanıklılıkları çok düşük. Sıkıntı bundan kaynaklanıyor. Peki, şimdi biz ne yapıyoruz? Öncelikle birinci depremle alakalı olmak üzere bir kanun hükmünde kararname yapmamız gerekti, bunları gerçekleştirdik, ihaleleri tamamladık. Şu anda Samsat’ımızda 400’ün üstünde konut inşaatına başladık. Bu sene sonu itibarıyla, inşallah, bunları Samsatlı kardeşlerimize teslim etmiş olacağız afet konutları anlamında. Bir 400 civarında konutu da çok yakın bir zamanda inşaatlarına başlayarak, inşallah, onları da önümüzdeki altı ay, sekiz ay içerisinde Samsatlı vatandaşlarımıza, depremden dolayı evleri hasar görmüş vatandaşlarımıza teslim edeceğiz.

İkinci defa deprem olduktan sonra Samsat’a ben de bir kere daha gittim, daha önce de gitmiştim. Orada iş yerleri hasar gören kardeşlerimiz de var. Onlar da hiç endişe etmesinler. Bize kanunun verdiği, düzenlemelerin verdiği imkânlardan istifade ederek en kısa zamanda iş yerleri açısından da oradaki tahribatı giderecek adımları atacağız.

Tehditle ve şantajla oy almadan da bahsedildi. Sayın hatip, tehdit ve şantajla oy almaktan da bahsetti. Evet, Türkiye'de tehditle ve şantajla oy alınma durumları oldu. 7 Hazirandan önce buna ben kendi ilimden de şahidim, Erzurum’un belli ilçelerinde. Güneydoğu ağırlıklı olmak üzere Doğu Anadolu’da da maalesef zalim bir terör örgütünün, PKK’nın halkın üzerindeki baskısı sebebiyle tehditle, şantajla vatandaşı korkutarak oy alma durumu oldu. Hatta öyle şeyler oldu ki, mesela Erzurum’un bir ilçesinde neredeyse oy kullanabilecek vatandaştan daha fazla sayıda oy kullanma durumu bile oldu. 7 Haziranda sıkıntılarımız vardı Türkiye’de.

CEYHUN İRGİL (Bursa) – Hükûmet yok mu orada?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hükûmet neredeydi o zaman, Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Devamla) - 7 Haziranda ciddi sıkıntılarımız vardı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Devlet böyle mi yönetilir?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Devamla) - Ebette ki Hükûmetimiz, PKK terör örgütüyle mücadele ediyordu. Şükürler olsun ki bu mücadele son iki sene içerisinde, otuz beş yılıyla kıyaslanmayacak biçimde, büyük bir muvaffakiyetle sonuçlandı, terör örgütünün -hani beli kırıldı deriz ya- beli kırılmakla kalmadı kafası ezildi ve ben Kürt kardeşlerimizin yoğunlukta yaşadığı ilçelere, illere gittiğimde vatandaşlarımızın orada terör örgütüne karşı bu başarılı mücadeleden ziyadesiyle memnun olduklarını ve üstlerinden PKK terör örgütünün baskısının kalktığını da görüyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Daha önce niye kaldırmadınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Hiç merak etmeyin değerli milletvekilleri, Allah’ın izniyle 24 Haziranda da PKK’nın vatandaşımızın üzerinde hiçbir baskısı olmadan özgürce oylarını kullanabilecekleri bir ortamı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, AK PARTİ Hükûmetimiz sağlamış durumdadır; bu çok önemli.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Daha önce neredeydiniz Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Yani, evet, tehditle ve şantajla bu ülkede oy alanların, oy almaya çalışanların kim olduğunu herkes biliyor. Kim PKK’ya yakın duruyorsa, kim PKK’nın talimatlarından başka bir şey yapamıyorsa, kim PKK’nın talimatlarına göre Türkiye’de siyaset yapıyorsa tehdit ve şantajla oy alanlar onlardır. Biz milletimizle gönül bağı kurduğumuz için, biz Adıyamanlılara, Samsatlılara, 81 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına AK PARTİ olarak hizmet ettiğimiz için on iki seçimdir, şimdi on üçüncü seçimde Allah’ın izniyle bir kere daha Cumhur İttifakı’yla ipi en önde göğüsleyeceğiz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tamam, tamam!

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekillerim, bu tütün konusuyla ilgili de bir şeyler söylendi. Bakın, hatip tütün baronlarından bahsetti. Doğrudur, Türkiye’de tütün meselesinde vatandaşın kafasını karıştıran, tütünü vergisiz olarak alıp varlıklarına varlık katmaya çalışan tütün baronları var.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Tütünü yok ettiniz, yok!

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Devamla) – Biz Adıyaman’da, Bitlis’te, Türkiye’nin başka yerlerinde tütün üreten üreticimizi korumaya devam edeceğiz, onların hukuklarını koruyacağız ama şunu da açıkça ifade ediyorum: Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti olarak, AK PARTİ Hükûmeti olarak tütün baronlarına da asla fırsat vermeyeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ATİLA SERTEL (İzmir) – Amerikan tütününe esir oldunuz Sayın Bakan.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım mı, Sayın Danış Beştaş mı; hanginiz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ben grubumuza sataşmadan söz istiyorum ama kendi konuşmasına bizzat da cevap verildiği için iki konuşma istiyoruz.

BAŞKAN – Neden dolayı?

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ben bir parti ismi falan zikretmedim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Şimdi şunu söyledi: “Tehdit ve şantajla kim oy alıyorsa.” dedi.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Evet.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Gerçekleri açıkça…

BAŞKAN - Grubunuzun, şahsınızın ismini…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, bir müsaade edin, siz avukatı değilsiniz Sayın Bakanın. Tarafsız olarak…

BAŞKAN – Ama şu var. Bir dakika… Bir sataşma var mı yok mu onun takdiri bana ait.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben bir açıklayayım, bir açıklayayım.

BAŞKAN - Buyurun açıklayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Şu anda zaten hatibimizin konuşmasına yönelik doğrudan cevap hakkı var.

BAŞKAN – Tamam, hatibe ben vereyim ama grupla ilgili…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ama grubumuza yönelik de…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – “PKK” dedi. Grubunuzun PKK’yla ilgisi var mı ki?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - …Erzurum’da tehdit ve şantajla oy alındığı… Algıyı farklı yürüttü ve ısrarla grubumuza bakarak, sözlerden de öte, grubumuza bakarak açıkça sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Sayın Başkan, ben bütün gruplara baktım, bir gruba değil.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Danış Beştaş…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, bunu…

BAŞKAN - …“Tehdit ve şantajla oy kullananlar.” dedi. Eğer bunu siz kendi üzerinize alıyorsanız, “Bizim tehdit ve şantajla oy kullandığımızı ima etti.” diyorsanız, bizi kastetti diyorsanız, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama ben bir parti ismini söylemediğini gördüm, duydum. Ha, Sayın Yıldırım istiyorsa hem grup adına hem şahsı adına Sayın Yıldırım’a vereyim. Sayın Yıldırım’ın ismini zikrederek…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben alırım.

BAŞKAN - O zaman Sayın Yıldırım’ın yerine size veriyorum.

Buyurun.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Hayır, hayır, ben de konuşacağım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, hayır, ben alırım. O ayrıca kişisel olarak kullanacak.

BAŞKAN – O zaman tehdit ve şantajla ilgili kısmı siz üzerinize aldınız.

Buyurun lütfen.

Size iki dakika süre veriyorum.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın gündem dışı konuşmaya cevaben yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz tehdit ve şantajla oy aldığınız için ve o partinin Meclis Başkan Vekili olduğunuz için şu anda avukatlık yapıyorsunuz.

Bir kere şunu söyleyeyim: Türkiye’de siyasetin nasıl zora dayalı olarak kullanıldığını göstermesi açısından AKP iktidarı tarih yazıyor. Biz Ankara katliamında Dokumacılar grubunun Adıyaman’dan gönderilerek 103 insanı katlettiğini ve dönemin Başbakanı Davutoğlu’nun “10 Ekimden sonra oylarımız arttı.” dediğini unutmadık. 1 Kasıma giderken Suruç’taki katliamın AKP tarafından nasıl ters yüz edildiğini yine unutmadık. Tehdit ve şantaj varsa şu anda Hakkâri’nin köylerinde –somut bilgi var önümde- tugay komutanı, valilik, kaymakamlık birlikte gidip AKP’ye oy topluyor ve tehdit ediyor.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Ben tehdit edildim ben, başkası değil. Sizin ilçe başkanlarınız beni tehdit etti, neyi konuşuyorsunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Şırnak’ta, ilçelerde, köylerde bütün devlet kurumları, askerler de içinde olmak üzere, tehditle oy kullandırıyorlar. Şu anda, 16 Nisan referandumunda…

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Sizin ilçe başkanlarınız beni tehdit etti, ölümle tehdit ettiler.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bir susun önce, bir dinleyin, cevap verin, tamam mı?

BAŞKAN – Müdahale etmeyin lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Dinleyin, sonra cevap verin.

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Bağırmanıza gerek yok. Tehdit bana edildi.

BAŞKAN – Müdahale etmeyin lütfen Sayın Taşkesenlioğlu.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Kürtlüğünüzden gocunuyorsunuz, gocunuyorsunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Ya, niye gocunsun, öyle şey olur mu Meral Hanım!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) – Sayın Bakan, 961 sandıkta yüzde 100 “evet” oyu alan sizsiniz. 961 sandıkta yüzde 100 oy alan AKP iktidarı bunun hesabını veremezken, yok “örgüt”, yok “terör” diyerek hedef saptırıyor. Çünkü AKP, emrindeki kolluğa, valilere, kaymakamlara güvenerek, baskı ve baskı yöntemleriyle oy alacağını sanıyor ama siz kafa da yarsanız, ne yaparsanız yapın 24 Haziranda halk gidişinize “Tamam.” demiştir ve bu, sizin sonunuzdur, son çırpınışlarınızdır; boşuna bu konuda dönmeyin. (HDP sıralarından alkışlar)

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – Neyin telaşı bu ya, neyin telaşı?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Siz telaşlanıyorsunuz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Meral Hanım, göreceksiniz 24 Haziranı!

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Yıldırım’a da söz vereyim.

Buyurun Sayın Yıldırım.

4.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ’ın gündem dışı konuşmaya cevaben yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Evet, teşekkürler Başkanım.

Daha derin şeylere girmeye gerek yok, referandumda nelerin yaşandığını biz biliyoruz. Muhtarlarla, halkla konuşuyoruz, halk bize “Siz bize ‘evet’ vermezseniz evleriniz yarım kalır, sizin evlerinizi yapamayız.” gibi… Bu bir şantajdır.

HASAN BASRİ KURT (Samsun) – O evleri yıkan kim, yıkan?

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – İkincisi, “Ya kaos ya da 400 milletvekili.” diyen zihniyet kimdir? Adıyaman’da 7 Haziranda 71 bin oy almışız, arkasından bir çatışma, bir kaos çıkarıyorsunuz, bizim oylarımızı 50 bine kadar düşürüyorsunuz. Çatışma kime yarıyor? Adıyaman’da onca canlı bomba faili çıktı ortaya. O canlı bombaların Suruç katliamında, Ankara’da, İstanbul’da, Diyarbakır’da kim olduğunu, hücre evlerinin Adıyaman’da olduğunu siz de biliyorsunuz, devlet de biliyor. O zamanın valisini görevden alacağınıza, valiyi siz o zaman -Türkiye’nin 4’üncü büyükşehrine- ödül olarak Adana Valisi yaptınız. IŞİD’in arkasında da siz varsınız, şantajların arkasında da varsınız, kaosların arkasında da siz varsınız. Kaos olmazsa siz hiçbir şeysiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yıldırım, bakın, Adıyaman’a ve Adıyamanlılara haksızlık etmeyelim. Adıyaman’ı terörle, terör örgütleriyle…

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Hayır, terörle değil; bu, gerçek.

BAŞKAN – Adıyaman ki bu memleketin huzur şehridir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – İslam Çay Ocağı... Çay ocağında katliamlar planlandı.

BAŞKAN – Huzurun başkenti olan bir şehirle ilgili, Adıyamanlılarla ilgili, terörle özdeşleştiren bu çıkışlarınızı külliyen reddediyorum, bunu bilesiniz. Kusura bakmayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz bütün Adıyamanlılara söylemiyoruz.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Sahada görüşeceğiz.

BAŞKAN – Sahada, demokratik ortamda tabii ki hep beraber görüşürüz, halk karar verir. Halk size 7 Haziranda o kararı verirken iyiydi de 1 Kasımda bu kararı verirken mi kötüydü? Halkın kararına ne olursa olsun hepimiz rıza göstereceğiz, saygı duyacağız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Halkın kararına komutanlarla, valilerle müdahale etmeyin.

BAŞKAN – Ama hiçbir halkı, hiçbir şehri de terörle bağdaştırmayacağız. Kusura bakmayın, buna müsaade edemeyiz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Beştaş yapmış olduğu konuşmada, AK PARTİ’nin kolluk güçleri üzerinden baskı uyguladığı, oy aldığı tarzında çok açık bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Sayın Bostancı, bitirelim lütfen.

Buyurun.

5.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; 2002’den bu yana iktidar olan, sürekli oylarını artıran…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sürekli değil.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …en son seçimlerde de yüzde 50 oy almış bir siyasi iktidara Sayın Beştaş’ın böyle bir suçlamada bulunması her şeyden önce mantıken çelişkili. Bu kadar insanı hiç kimse baskıyla, zorla, devlet mekanizmasıyla filan sandığa yönlendiremez. Halkın özgür karakterine karşı da daha dikkatli bir dil kullanmak gerekiyor Sayın Beştaş.

Terör örgütlerinin yöntemidir baskı uygulamak. Devletin de görevi onların hakkından gelmektir. Türkiye Cumhuriyeti bu anlamda görevini gayet başarılı bir şekilde yaptı, yapmaya da devam edecek.

Burada vahim bir şey var, Sayın Beştaş buradan söylenen bir söz üzerine “Kürtlüğünüzden gocunuyorsunuz.” dedi. Bu “Kürtlük” algınız biraz tuhaf değil mi? Şöyle ki: “Herkesten oy alacağız.” diyorsunuz, “Kürtlerin iradesini temsil ediyoruz.” diyorsunuz. Herkesten oy alınca herkesin iradesini temsil etmeniz gerekmiyor mu? İkincisi: Sizce “Kürt” -benim gördüğüm- HDP’ye oy verenler. Eğer HDP’ye oy vermiyorsa etnik olarak Kürt olmasının hiçbir kıymeti yok. Yani siyasi olarak sizinle koşuyorsa Kürt, sizinle koşmuyorsa onun Kürt olmasının hiçbir kıymetiharbiyesi yok. Bu bir Kürtlük anlayışı mıdır; bu, Kürtlere ilişkin bir duyarlılık, onlara yönelik bir hassasiyet, onların haklarına yönelik bir siyaset iddiası mıdır? Bu, ne kadar kendi içinde vahim çelişkiler taşıyan bir yaklaşımdır. Üstelik Kürtlüğü de kendi siyasal anlayışınız istikametinde çok özel bir şekilde tanımlıyorsunuz. Sizin kesinlikle Kürtlerle bir ilginiz yok.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkan, Hükûmetimiz adına da benim bir söz talebim var.

BAŞKAN – Sayın Akdağ, lütfen kapatalım, ben…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, vallahi “Kürtlükle ilginiz yok.” dedi, ben Kürt’üm, o yüzden doğrudan sataştı yani hiçbir şey demeye gerek yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sizin Kürtlüğünüz HDP’li olmanızdan dolayı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hiçbir şey demeye gerek yok, bu bir sataşmadır.

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş, lütfen, yerinizden, ben mikrofonu açayım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ben bir Kürt kadınıyım, bir Kürt’üm ve bana “Kürtlükle hiçbir ilginiz yok.” dedi.

BAŞKAN – Ben de bir Kürt erkeğiyim. Ne var yani bunda? Allah Allah…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bu, bana, benim kimliğime, varlığıma doğrudan bir sataşmadır. İstediğiniz yerde tartışalım bunu.

ERKAN HABERAL (Ankara) – Türkiye Büyük Millet Meclisi etnik kimliklerin ön plana çıktığı bir yer oldu Sayın Başkan, lütfen müsaade etmeyin buna.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, söylediğim bu değildir. “Bakın, siz de Kürt’sünüz, burada başka Kürtler de var. Kürtlüğü özel bir şekilde tanımlıyorsunuz, bu anlamda Kürtlerle ilginiz yok.” dedim, buradan ayrı bir hikâye çıkartmayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, Sayın Bostancı, “Kürtlükle bir ilginiz yok.” dediniz.

BAŞKAN – Bakın, sayın milletvekilleri, bütün gruplar…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

Burada tartışmanın mecrası farklı bir alana doğru kayıyor. Lütfen, istirham ediyorum, insanları etnik aidiyetleri üzerinden, inançlarıyla ya da farklı algılara sebebiyet verecek farklılıklarıyla zikrederek onları ötekileştirmeyelim; bütünlükçü, birleştirici bir dil kullanalım. Burada her etnik yapıdan, her inanç grubundan insanlarımız var ve hepsi bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır. Burada bir kişinin bir başkasıyla ilgili Kürt ya da Türk ya da başka bir etnik yapıda olup olmadığını söyleme hakkı dahi yoktur. İnsanlar nasıl hissediyorsa o şekilde yaşamalıdır, doğrusu da budur ve buna lütfen bizler müdahale etmeyelim, konuşmalarımıza dikkat edelim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir söz verir misiniz?

BAŞKAN – Buyurun bir dakika, bitirelim ama lütfen yani.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, dersinizi verdiyseniz –tırnak içinde- bir de ben konuşayım.

BAŞKAN – Estağfurullah.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir kere, etnik aidiyetlerle ilgili sorunu olanlar her gün tekleyenlerdir, çoğunlukçu yaklaşımda olanlardır. Biz çoğulcu bir partiyiz. Bizim şu anda hâlihazırda grubumuzda oturanların bile etnik aidiyetleri, dilleri, inançları farklı. Türkiye’de tek bir çoğulcu parti varsa ve herkesin dinine, diline, kimliğine, inancına saygı duyuyorsa o HDP’dir. AKP’nin istediği Kürt -Sayın Bostancı güzel bir şekilde tarif ettiğini sanıyor ama bir yanılgısı var- onun tarif ettiği Kürt: “Her şey olabilirsin ama Kürt olamazsın.” diyor. “Dilini, kimliğini savunamazsın; kültürünü yaşayamazsın.” diyor. İşte daha önce de size demiştim, istediği Kürt, Sayın Bozdağ gibi bir Kürt.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Tekliği savunan bir Kürt ya da sizin gibi -buradan destek vereceğinize- resmî ideolojiyi, tekliği savunan bir kimlik istiyor. Biz etnik aidiyetlerin olduğu gibi kabulünden yanayız. Biz herkesin eşit ve özgür yurttaş olarak bu topraklarda yaşamasından yanayız ve biz kesinlikle ve kesinlikle onun sözünü ettiği gibi sadece Kürtlerin değil Türkiye’de 50 milyon insanın oyuna talibiz ve bizim aldığımız oylar da Türkiye’nin her tarafındandır ama şu son sözüm, eğer Türkiye partisi olmak Kürtleri reddetmeyi gerektiriyorsa biz de bunu reddediyoruz. Türkiye partisi olmak, Türkiye’nin dörtte 1’ini teşkil eden Kürt halkını kabul etmekten geçer, reddetmemekten geçer. Bu konuda asıl kendilerine baksınlar.

BAŞKAN – Sayın Beştaş, bakın bana da tekrar atfen bir şey söylemeye çalıştınız.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – “Bozdağ” dedim.

BAŞKAN – Kesinlikle söylediniz. Bakın, ret, inkâr, asimilasyon politikalarını hepimizin elinin tersiyle itmesi lazım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Kesinlikle.

BAŞKAN – Bir başkasıyla ilgili farklı bir etnik yapıyı da bırakın, siz şu anda öyle bir konuşma yapıyorsunuz ki benim algıladığım, sadece benim değil bütün kamuoyunun, “Evet, bizden olan sadece Kürt’tür ama bizim gibi düşünmeyen Kürtleri de biz Kürt saymıyoruz.” diyorsunuz. Bu kadar ötekileştirici, bu kadar ayrıştırıcı bir dili asla ve asla kabul etmiyorum ve ben bu tartışmayı bitirmek üzere birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.39

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Uşak Milletvekili Özkan Yalım’ın, nakliyecilerin ve taksicilerin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN – Gündem dışı üçüncü söz nakliyecilerin ve taksicilerin sorunları hakkında söz isteyen Uşak Milletvekili Özkan Yalım’a aittir.

Buyurun Sayın Yalım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Divan, Sayın Bakan, sayın grup başkan vekilleri, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; gereksiz bir tartışma yüzünden yaklaşık yarım saat gecikmeyle devam ediyoruz. Bu Mecliste Türk de var, Kürt de var, Arap da var, Türkiye'de yaşayan her milletten, kitleden vatandaş var, Ermeni vatandaşımız da var. Onun için ben bu konuyla alakalı bu tartışmaların gereksiz olduğunun altını çiziyorum. Türk’üz, Türklüğümüzle de gurur duyuyoruz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz de Kürtlüğümüzle gurur duyuyoruz.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan ve de bizi izleyen çok değerli vatandaşlarımız; 1 Mayıstan itibaren döviz nereye geldi: Dolar bugün itibarıyla 4,35; euro 5,15; mazot 5,70; benzin 6,20. Peki, şu ana kadar döviz yükseldiğinde ne oluyordu? Kesinlikle akaryakıtta, mazotta, benzinde fiyat artıyordu ama baktık ki bugün mazotta 7 kuruş indirim, benzinde 5 kuruş düşüş oldu. Peki, bu ne? Çünkü 24 Haziranı Hükûmet artık ciddi ciddi düşünmeye başladı; olağan değil, olağandışı bir işlem yaparak döviz yükselmesine karşın akaryakıtta düşüş gerçekleştirdi ancak bu bir sanal düşüştür. Çok yakın zamanda göreceksiniz, çok afaki şekilde maalesef yükselecektir akaryakıt fiyatları diyorum. Çünkü neden? İhracat yapmayan bir ülke bu tip olaylarla karşı karşıya gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, ben, bizi dün ziyaret eden havaalanı girişindeki Otonomi Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Aydın Erkoç ve Niyazi Bektaş’ın istekleri doğrultusunda Türkiye’de yapılmış olan, ithal edilmiş olan araçlardaki sorunlarla alakalı gerekli önergelerimi verdim. Bunların da en kısa zamanda Sayın Gümrük Bakanlığı tarafından değerlendirilip çözüme kavuşturulmasını muhakkak bekliyoruz.

Diğer bir taraftan, geçtiğimiz cuma günü Ankara Lojistik Üssü’nde kamyoncu ve tırcı arkadaşlarımız bir eylem gerçekleştirdiler; giriş ve çıkışı kapatmışlar. Neden kapatmışlar? Çünkü Ankara Lojistik Üssü’ndeki sıkıntılardan dolayı. Bu sıkıntılar içerideki otopark ücretlerinin, çok değişik ek giderlerin yüksek olduğundan ve de ödenemeyen akaryakıt fiyatının, afaki akaryakıt fiyatının, motorlu taşıtlar vergisinin, sigortanın, köprü, tünel geçiş fiyatlarının yüksekliğinden dolayı.

Bakın, bu, Ankara Lojistik Üssü’nden bir görüntü. Yani kapattılar giriş çıkışı, o gün Ankara Lojistik Üssü’nden en ufak bir ürün giriş çıkışı yapılamadı.

Bunun yanında, geçen hafta, 5 Mayısta İstanbul birinci köprüde 200 tane servis aracı yolu kapattı. Ne dediler: “Servisçiler artık bu işi yapamaz hâle geldiler.” Ne istiyorlar servisçi arkadaşlarımız? Plaka tahdidi istiyorlar. Tahditli plaka olmadan bu işi önüne gelenin yaptığından dolayı 50 bin esnafın mağdur durumda olduğunu belirtiyorlar.

Bütün bu olanlar şunu gündeme getiriyor: Değerli arkadaşlar, nakliyecinin, kamyoncunun mazot fiyatının yüksekliğinden, otoban fiyatlarının yüksekliğinden, köprülerin fiyatlarının yüksekliğinden, tünellerin fiyatlarının yüksekliğinden, sigorta fiyatlarının yüksekliğinden, motorlu taşıtlar vergisinin yüksekliğinden… Bir de bunun üzerine, biliyorsunuz, Ankara Lojistik Üssü’nde ve Türkiye’de buna benzer çok yerde navlun ücreti çok afaki uygulanmaktadır. Bin TL’lik bir nakliye fiyatından yüzde 30’luk, 300 TL’lik navlun alınmaktadır. Bundan dolayı da kamyoncular gerçekten zor durumdadır.

Değerli arkadaşlar, euronun yükselmesinden dolayı, doların yükselmesinden dolayı artık kamyoncu ödediği akaryakıtı da alamaz hâle geldi ve de şunu özellikle belirtmemi istediler; taksiciler, servisçiler, kamyoncular, tırcılar, otobüsçüler ve millet şunu dedi: “Biz bu işe ‘Tamam.’ diyoruz, biz bu işe ‘Tamam.’ diyoruz çünkü artık bu işi yapamıyoruz.” (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü millet bunu artık çeviremez hâle geldi. Ve de Lojistik Üssü’ndeki kamyoncular ne gönderdiler, bakın, artık araçlarını kullanamıyorlar, buyurun, kendi anahtarlarını gönderdiler, kendi araçlarının anahtarlarını gönderdiler. Artık kendi araçlarını kullanamaz hâle geldiler ve de anahtarlarını size teslim ettiler, Meclise gönderdiler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Buradan Ulaştırma Bakanına ve de Sayın Başbakana sesleniyorum.

BAŞKAN – Sayın Yalım… Sayın Yalım… Bu, Meclise de saygısızlıktır, milletvekillerine de millete de saygısızlıktır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ya, Sayın Başkan, Allah aşkına ya!

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Kamyoncular anahtarlarını size gönderdiler ve de “Tamam.” diyorlar.

BAŞKAN – Şuraya baksanıza ya, böyle bir şey var mı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne olur? Ne olur?

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Bir sürü tır verdi size; tırlattınız tırcıları.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Ne oldu? Etrafı mı kirletti, ne oldu?

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Artık “Bu işi bitireceğiz.” “Tamam.” diyorlar. 24 Haziranda nakliyeci kardeşim, taksici kardeşim, servisçi kardeşim, kamyoncu, tırcı kardeşim size bu gerekli cevabı verecekler.

BAŞKAN – Sayın Yalım, tamamlayın, yalnız şu anahtarlarınızı da alın lütfen.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Birazdan alacağım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Alır, Özkan Bey alır anahtarları.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Tırcıları tırlattınız en sonunda ya!

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yani, sözün kısası artık bıçağın kemiğe dayandığı yerdeyiz. Taksici kardeşim, servisçi kardeşim, kamyoncu kardeşim, tırcı kardeşim, otobüsçü kardeşim yani kısacası millet “Tamam.” dedi, “Artık tamam.” dedi, 24 Haziranda bunun gereği yapılacak. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Siz “Tamam.” diyorsunuz da millet “Devam.” diyor, millet.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Bunun yanında, şunu da size özellikle belirtmek istiyorum: Askerlik problemi olan yaklaşık 3 milyon genç kardeşimiz var. Hiç merak etmeyin, 24 Haziranda sizin de probleminizi çözeceğiz.

Bunun yanında, 24 Nisanda yapmış olduğum beş dakikalık gündem dışı konuşmamda şunu konuşmuştum, dedim ki: Emeklilere birer maaş ikramiye vereceğiz.

HACI ÖZKAN (Mersin) – Senin esnafa verilen faizsiz krediden haberin yok herhâlde.

ÖZKAN YALIM (Devamla) – Beş gün sonra Sayın Binali Yıldırım sadece biner TL verdi ama yarım yamalak verdi. Biz 24 Haziranda iktidara geldiğimizde her emeklinin birer maaş ikramiyesi kesinlikle olacak, bundan hiç kimsenin en ufak şüphesi olmasın.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Anahtarlarınızı da lütfen siz alın.

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Onların hepsi yedek anahtar.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Onu siz gidip kamyonculara sorabilirsiniz. Adres veriyorum: Ankara Lojistik Üssü.

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Yedek, yedek.

BAŞKAN – Sayın Yalım, gündeme devam edeceğiz, biraz seri davranırsanız…

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Orada hiç kamyon anahtarı yok.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – İyi bak, kamyon, MAN ve Mercedes onlar. Eğer bilmeyenler varsa gelip bakabilir.

HACI ÖZKAN (Mersin) – İyice araştırmamışsın.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – Sayın Binali Yıldırım’a da, Sayın Ulaştırma Bakanına da gönderebilirim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sisteme giren 15 sayın milletvekiline yerinden, İç Tüzük 60’a göre söz vereceğim.

İlk söz, Sayın Özdemir yerine Sayın İlgezdi’ye aittir.

Buyurun Sayın İlgezdi.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin, 13 üniversitenin bölünmesinin iktidarın Türkiye’de çağdaş, laik eğitime karşı savaş açtığının bir göstergesi olduğuna ilişkin açıklaması

GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) – Sayın Başkan, iktidar Türkiye’de bilimsel, çağdaş ve laik eğitime karşı savaş açtığını bir kez daha göstermiştir. İstanbul, Gazi ve İnönü Üniversitelerinin de aralarında bulunduğu 13 üniversite bölünerek 20 gecekondu üniversite kurulmuştur.

Köklü geçmişe ve yerleşik tıp geleneğine sahip olan üniversitelerimizin kurumsal aidiyetlerinin oldubittiye getirilen bir tasarıyla ortadan kaldırılması kabul edilemez. Bu düzenlemeyle üniversitelerin kimlikleri, tarihleri, kültürleri ve gelenekleri ortadan kaldırıldı, bilimsel ve özerk eğitime son darbe indirildi. Türkiye’nin köklü tıp kurumlarının içini boşaltmak anlamına gelen bu yasa halk sağlığını da son derece olumsuz etkileyecektir. Tıp fakültelerinde öğretim görevlisi açığı varken, doktorlar arasında intihar vakaları yaygınlaşmışken atılan bu adım sağlık hakkına darbe vuran bir siyasi seçim yatırımıdır. Başta diş hekimliği fakülteleri olmak üzere, tıp fakültelerinin değersizleştirilmesini, öğrenci kontenjanlarıyla oynanmasını ve hekimlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasını kabul etmediğimizi ve 24 Hazirandan sonra gereken düzenlemeleri tekrar yapacağımızı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünal yerine Sayın Dedeoğlu...

3.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, engelli vatandaşların devlet hizmetinde görev almalarıyla ilgili birçok atılım ve yenilikler yapıldığına, Hükûmetin öncelikli hedefleri arasında vatandaşların yaşam standardını yükseltmek olduğuna ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, doğuştan ya da sonradan birtakım kazalar sonucu bazı insanlarımız çeşitli vücut organlarını kaybetmek suretiyle maalesef, engelli durumuna düşebiliyorlar. Bugün itibarıyla ülkemiz genelinde yaklaşık yüzde 11 veya 12 civarında bedensel veya zihinsel engelli vatandaşlarımız vardır. Hiçbir insanın engelli olmamak gibi bir garantisi yoktur. Bugünün “sağlam” dediğimiz insanları yarın engelli olabiliyor. Dolayısıyla hepimiz aynı zamanda birer engelli adayıyız, bunu asla unutmayalım. Burada önemli olan, hem devletimize hem de her bir vatandaşımıza düşen görev, bu engelli kardeşlerimizin eğitilmesi ve günlük yaşantılarını kolaylaştıracak imkânları sunmaktır. Özellikle son hükûmetlerimiz döneminde, engelli kardeşlerimizin devlet hizmetlerinde görev almalarıyla ilgili birçok atılım ve yenilikler oldu. Böyle sosyal devlet olmak, vatandaşların yaşam standardının yükselmesi Hükûmetimizin öncelikli hedefleri arasındadır. Bunu bir lütuf olarak değil, insani ve İslami bir görevin yerine getirilmesi olarak telakki ediyoruz. Bu duygularla Gazi Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Antalyaspor yönetiminin, taraftarların İzmir Marşı söylemesini hazmedemediğine, 25 Haziranda sadece Antalyalıların değil tüm Türkiye’nin İzmir Marşı söyleyeceğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – AKP spora da siyaseti bulaştırdı. Sırtını AKP’ye dayamak zorunda bırakılan Antalyaspor yönetimi, taraftarlarının İzmir Marşı söylemesini hazmedemedi, daha da ileri giderek kendi öz taraftarlarına bilet satışını kapattı. AKP’ye ve sırtını AKP’ye dayayanlara sesleniyorum: 25 Haziranda sadece Antalyalılar değil, tüm Türkiye İzmir Marşı söyleyecek. 25 Haziranda sadece İzmir’in değil, Türkiye'nin tüm dağlarında çiçekler açacak. Bunun habercisi olan halkın “Tamam.” hareketi sarayda oturan zatın dizlerini titretmiş olmalı ki sarayın sözcüsü 2 milyonu bulan “Tamam.” “tweet”lerinin sahte olduğunu söylüyor. Sayın sözcü, biz sahtekârlık bilmeyiz, dönün kendi yaptıklarınıza bir bakın. Halk size açıkça “Tamam, tamam, tamam, tamam, tamam." diyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kılıç…

5.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, dürüstlüğün davranışlarda belli olduğuna, insanların olumsuzluklara karşı kayıtsız kalışının da toplumdaki ahlaki çürümeyi ve yıkılışı hızlandırdığına ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değişme ağır ağır olur. Bir şeyin gerçekte ne olduğu zamanla ortaya çıkar. Küçük ihmaller büyük sıkıntıları emzirip büyüttüğü gibi küçük işlerdeki dürüstlük de büyük doğrulukları besler. Birkaç gram eksik tartmak veya eksik ölçmek, yarın dal budak salacak büyük sorunların tohumudur. Dürüstlük davranışlarımızda belli olur. Bu dürüstlük hayatı tüm aldatışlara karşı korur. İnsanı belirleyen tavırlarıdır. Minesi parçalanınca dişlerin çürümesi hız kazanır. İnsanların olumsuzluklara karşı kayıtsız kalışı da toplumdaki ahlaki çürümeyi ve yıkılışı hızlandırır. Bir çürük başladı mı, açıldı mı bir küçük iz, ürperip korkmalıyız. Sadece bir yönde başlayan bir bozulma kısa süre sonra öbür yönlere de yansır, olaylar birbirini tetikler, büyük problemi bazen küçük dikkat çözümler. Bulmuş isek hangi şeyi, gayretimizin ekmeği. Değerleri tutup kaldır “Neme lazım.” deme, aldır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tüm…

6.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, tutuklanan Boğaziçili 2 öğrencinin işkenceye uğradığı iddialarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığını ve Hükûmetin cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalara yönelik herhangi bir çalışmasının bulunup bulunmadığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

14 Nisan 2018 tarihinde tutuklanan Boğaziçili 2 öğrencinin gözaltı sürecinde Emniyet görevlileri tarafından işkenceye uğradığı iddiaları basına yansımaktadır. Öğrencilerin avukatları konuya ilişkin bir açıklama yaparak öğrencilerin hem sözlü hem fiziksel şiddete maruz kaldıklarını beyan etmişlerdir. Hükûmete soruyorum: Eğitim hakları ellerinden alınan Boğaziçili öğrencilere hem Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüsü’nün karşısındaki otoparkta hem de cezaevinde işkence edildiği iddiaları gerçeği yansıtmakta mıdır? Öğrencileri çıplak hâlde işkenceye tutan ve sözlü aşağılamada bulunan görevliler kimlerdir? Türk Ceza Kanunu’nun 94’üncü maddesi uyarınca bu Emniyet görevlilerine herhangi bir inceleme veya soruşturma başlatılmış mıdır? Hükûmetimizin cezaevlerindeki bu insanlık dışı uygulamalara yönelik herhangi bir girişimi veya çalışması bulunmakta mıdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET TÜM (Balıkesir) - 2002-2018 yılları arasında işkence ve kötü muamele suçları kapsamında kaç soruşturma açılmıştır? Bu soruşturmaların sonucunda mahkûmiyet kararı verilen kamu görevlisinin sayısı kaçtır?

BAŞKAN – Sayın Tamer…

7.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü’ne ilişkin açıklaması

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Çok teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

9 Mayıs Dünya Çölyak Günü bugün. Türkiye’de 68 bin civarında Sağlık Bakanlığına kayıtlı çölyak hastamız mevcut. Çölyak aslında bir hastalık değil bir yaşam biçimidir. Buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi tahıllardaki “glüten” denen maddenin, proteinin entropatisi sonucunda ince bağırsaklardaki emilimi sağlayan “villüs” denilen kıvrımları yok etmesiyle ortaya çıkan bir hastalık şeklidir. Ama şunu çok iyi bilmemiz lazım ki çölyaklı olan kardeşlerimizin günlük yaşamlarını, hayatlarını daha rahat bir şekilde sürdürebilmeleri için en iyi şekilde onlara hizmet verebileceğimiz bir durumu ortaya koymamız lazım. Biliyorsunuz, geçen yıl itibarıyla Çölyak Komisyonu olarak Türkiye’de pek çok bölgeye gittik ve oralarda araştırmalar yaptık. Türkiye’de, 68 bin gözüken Sağlık Bakanlığındaki bu rakamın, aslında 10 kat daha fazla olduğunu düşünerek 700 bin ila 800 bin civarında olduğunu tahmin edebiliyoruz.

Biz, çölyaklı kardeşlerimize buradan geçmiş olsun diyoruz. Komisyon olarak, onların günlük hayatlarında daha rahat bir şekilde hayatlarını sürdürebilecekleri tedbirleri aldığımızı ifade ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli Başkanım, ayrıca teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tümer…

8.- Adana Milletvekili Zülfikar İnönü Tümer’in, Adana’nın Yüreğir ilçesinde hastane inşaatına ne zaman başlanacağını ve Adanalıların hastane sorunundan kaynaklanan kaygılarının ne zaman giderileceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) – Sayın Başbakan Yardımcısı, Adana’nın Yüreğir ilçesi Karataş Caddesi üzerindeki Adana Devlet Hastanesi 2012 yılında yıkılmıştır. İhtiyacı karşılamadığı gerekçesiyle yıkılan hastanenin yeniden yapılacağı belirtilmesine rağmen, 2012’den bu yana proje aşamasında kalmıştır. Adana Devlet Hastanesinin yıkılmasıyla Yüreğir ilçesinin güneyinde bir tek hastane dahi kalmamıştır. Söz verildiği üzere, yeni ve modern hastane inşaatına ne zaman başlanacaktır?

Yine, yıllarca Çukurova Üniversitesinin Pamuk Araştırma Merkezi olarak kullandığı Yüreğir’deki verimli tarım arazisine Numune Araştırma Hastanesi yapılmış ancak şehir hastanesi nedeniyle bu da kapatılmıştır.

Öte yandan, nüfusu 500 bine dayanan Seyhan ilçesinin batısında yaşayan vatandaşlarımız… Sağlık Bakanlığının bu bölgede hastane yapımı için ödenek ayırdığı açıklamasına rağmen, henüz inşaata başlanmamıştır.

Seyhan ilçesi D400 kara yolu üzerinde bulunan, Karayolları Bölge Müdürlüğüne ait atıl durumdaki tesisin Seyhanlı hemşehrilerimize hastane olarak kazandırılması beklenmektedir.

Projesinin ilk yer teslimi 11 Haziran 2012’de yapılan 250 yataklı Adana Ceyhan Devlet Hastanesi de altı yıldan bu yana tamamlanamamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZÜLFİKAR İNÖNÜ TÜMER (Adana) - Adanalıların hastane sorunu ve yetersizliğinden kaynaklanan kaygılar ne zaman giderilecektir?

BAŞKAN – Sayın Çamak yerine Sayın Gökdağ…

9.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Gökdağ’ın, Gaziantep’te yoğun dolu yağışı nedeniyle fıstık ağaçlarının zarar gördüğüne ve çiftçilerin Ziraat Bankasına olan borçlarının silinerek destek olunması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET GÖKDAĞ (Gaziantep) – Gaziantep’in Barak bölgesi olan Nizip, Karkamış, Oğuzeli ilçelerinde yoğun dolu yağışı nedeniyle bölgenin tek geçim kaynağı olan fıstık ağaçları yüzde 90 oranında zarar görmüştür.

Fıstık, iki yılda bir mahsul veren bir ağaçtır. Geçen yıl mahsul vermedi, çiftçinin umudu bu yıldı. Dolu bu umutları aldı, götürdü. Bu duruma göre, bu yıl mahsul alamayacağı gibi, önümüzdeki iki yıl da mahsul alamayacak. Üretici borçlu; Ziraat Bankasına olan borçların ertelenmesi bile dertlerine çare olamayacak çünkü önümüzdeki yıllarda da mahsul alınamayacak. O bölgedeki çiftçilerin talebi Ziraat Bankasına olan borçların silinmesi ve destek olunmasıdır. Devletin görevi, böyle günlerde yurttaşının yanında olmaktır. Çiftçinin Ziraat Bankasına olan borçlarının silinmesi ve onlara destek olunması konusunda bir an önce çalışmaların başlatılması gerekiyor, çiftçinin bu sesine kulak verin.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özdiş…

10.- Adana Milletvekili İbrahim Özdiş’in, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey yöneticilerinden Dursun Yaşar Ulutaş ve Selma Güngör hakkında bir daha atanmamak üzere devlet memurluğundan çıkartma cezası kararı verilmesine ilişkin açıklaması

İBRAHİM ÖZDİŞ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sorum Sayın Sağlık Bakanına: Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey yöneticilerinden olan Doktor Dursun Yaşar Ulutaş ve Doktor Selma Güngör hakkında Bakanlığınızın başdenetçisi tarafından hazırlanan raporda bir daha atanmamak üzere devlet memurluğundan çıkartma cezası uygun görülmüş, Müsteşarınız da onaylamış. Hem de haklarında herhangi bir mahkeme kararı olmadan bu karar alınmış. Yaşar Ulutaş ve Selma Güngör hekimlerimizin başına gelenler, 24 Nisan 2018 günü AKP Grubunda konuşan AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük.” ifadesiyle çelişmiyor mu? Meslek örgütlerini daha ne kadar baskı altında tutacaksınız Sayın Bakan?

Son olarak “Tamam.” diyorum, “Tamam.” diyorum, “Tamam.” diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kurt yerine Sayın Boyraz.

11.- İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın, 24 Haziranda sandıklar açılınca Recep Tayyip Erdoğan’la umutların yeniden yeşereceğine ilişkin açıklaması

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Biraz önce kürsüden yapmış olduğum konuşma esnasında, -nezaket gereği hatibin konuşmasına müdahale edilmemesi gerekirken- CHP Grubundaki arkadaşların sözlü sataşmalarından dolayı konuşmamın daha net ve anlaşılır olabilmesi için sesimi yükseltmek zorunda kaldım.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) - Siz hep bize sataşıyorsunuz.

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Üzülerek ifade ederim ki Özgür Özel bu konuşmaya başka anlamlar yüklemeye çalıştı. Hani derler ya, kişi, kendisi nasılsa, karşısındaki insanı da öyle görürmüş. Sayın Özel, ben 15 milyonluk İstanbul ilinin 3 dönemdir milletvekiliyim, bunu bilesin. Ve diyorum ki: Sanal âlemden umut bekleyeceğinize, ne Karamollaoğlu ne Akşener ne İnce, siz göreceksiniz millet oy verince. 24 Haziran akşamında açılınca sandıklar, Recep Tayyip Erdoğan‘la yeniden yeşerecek umutlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZKAN YALIM (Uşak) - “Tamam.” diyecek, “Tamam.”

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – “Muharrem İnce” diyecek, “Muharrem İnce.”

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sandığa gidince Muharrem İnce…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Osman, ayrılma; geliyor, cevap verirsin.

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

12.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, AK PARTİ hükûmetleri döneminde Çankırı’ya yapılan yatırımlara ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkürler Başkanım.

AK PARTİ hükûmetlerimiz on beş yıllık dönemde Çankırı’mıza yaklaşık 9 trilyon, eski parayla 9 katrilyon liralık hizmet yaptı. Son iki buçuk yılda 2,5 katrilyon liralık hizmete vesile olduk elhamdülillah. 450 trilyon lirayla Çankırı tarihinin en büyük yatırımı olan Devrez Kızlaryolu Barajı’nı 2017 Yatırım Programı’na alarak 17 Aralık 2017 tarihinde temelini atmanın büyük manevi mutluluğunu yaşıyoruz. Âdeta denize benzeyen bu dev yatırım 100 metre yüksekliğinde, 140 kilometrelik hat boyunca 160 bin dekar araziyi sulayacak, 5 megavat elektrik üretilecek ve yıllık 100 trilyon lira katma değerle beş yılda kendini amorti edecek.

Bu vesileyle tüm yatırımların ilimize, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, bu dev yatırımları kazandıran sayın bakanlarımıza, Sayın Başbakanımıza ve Sayın Cumhurbaşkanımıza gönülden teşekkür ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yalım yerine Sayın Özdemir…

13.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, 9 Mayıs Avrupa Günü’ne ilişkin açıklaması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Avrupa Birliğinin kuruluş temellerinin atıldığı 9 Mayıs yani bugün “Avrupa Günü” olarak kutlanmaktadır. Avrupa Birliğinin en uzun süre aday ülkesi olan ülkemiz açısından üyelik müzakerelerini on altı yıldır tek başına yöneten bu iktidar döneminde üyeliğimiz kısa vadeli iç politikalara ve kişisel siyasi çıkarlara malzeme edildi ve bugün üyelik müzakereleri fiilî olarak dondurulmuş durumda ve evrensel AB değerlerinden iyice uzaklaştık.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkemizin ulusal, stratejik hedefi, demokratik reformlar, teknik mevzuat uyumu ve ekonomik refah yönünden Avrupa Birliği sürecini tarihsel bir fırsat olarak görüyor ve Türkiye Cumhuriyeti ve AB vatandaşlarının 9 Mayıs Avrupa Günü’nü kutluyorum ve şunu da ifade etmek istiyorum değerli milletvekilleri: 24 Haziranda demokrasimize, kuvvetler ayrılığına, parlamenter sisteme sahip çıkmak için sandığa gidip hep birlikte “Tamam.” diyeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Yıldırım…

14.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 24 Haziran seçimleri öncesi bütün cumhurbaşkanı adaylarının bölge bölge gezerek seçim çalışmalarını yürütmesine rağmen HDP Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde rehin tutulduğuna ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Yaklaşan 24 Haziran seçimleri öncesi bütün cumhurbaşkanı adayları bölge bölge gezerek seçim çalışmaları yürütmektedirler. Bir tarafta devletin bütün imkânlarını emrine amade eden bir aday, bir tarafta devletin bütün imkânlarını kullanamasa da birçok imkândan faydalanabilen adaylar, diğer tarafta ise neredeyse posta güvercini kullanarak mesajlarını dışarıya iletmeye çalışan, 4 Kasım 2016 tarihinden bu yana rehin tutulan Eş Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Selahattin Demirtaş var. Cezaevinde rehin tutulmasına rağmen attığı esprili “tweet”lerle gazetecilerin sorduğu sorulara günlerce sonra da olsa verdiği cevaplarla bu seçimin en renkli adayı olmayı başarmıştır ve bu ülkeyi gerçekten adil, demokratik, hukukun üstünlüğünü gözeterek yönetecek tek adaydır. Eğer adil bir seçim olsa, eşit şartlarda seçim çalışması yapılabilse Selahattin Başkanın çok başarılı olacağına yürekten inanıyorum. Selahattin Başkan bir an önce özgürlüğüne kavuşmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Benli yerine Sayın Taşkesenlioğlu, buyurun.

15.- Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun, on altı yıldır güçlerini milletten aldıklarına ve 24 Haziranda millet iradesinin “devam” diyeceğine ilişkin açıklaması

ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli hazırun; on altı yıldır gücümüzü milletten alarak “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” felsefesiyle hareket ederek ürettik, üreterek büyüdük, büyüyerek kalkınmaya devam ettik. Büyüdük çünkü 2016’daki FETÖ hain darbe girişimine rağmen yüzde 7,2’lik bir büyümeyle G20 ülkeleri arasında zirveye oturduk. Büyüdük çünkü ihracatımızı cumhuriyet tarihinin en önemli rakamı olan 157 milyar dolara getirmiş olduk ve inanarak söylüyoruz ki üreterek, büyüyerek ve kalkınarak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet payidar kılabilme adına FET֒yle, PKK’yla, DEAŞ’la ve her türlü terör örgütüyle sonuna kadar mücadele ederek 2023, 2053, 2071 hedeflerimize yürümek için 24 Haziranda, bugüne kadar olduğu gibi, millet iradesi “Devam.” diyerek yoluna devam edecektir.

BAŞKAN – Sayın Taşkın…

16.- Mersin Milletvekili Ali Cumhur Taşkın’ın, yeni kurulan Tarsus Üniversitesinin Tarsus’a, Mersin’e ve ülkeye hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

ALİ CUMHUR TAŞKIN (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tarsus Üniversitesi hayırlı olsun. Tarihî geçmişi, coğrafyası ve 350 bine yaklaşan nüfusuyla Çukurova’nın kadim şehri Tarsus’umuza yakışan bir hizmet daha Hükûmetimizce gerçekleştirilmiştir. Gazi Meclisimiz tarafından kabul edilen Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla aralarında Tarsus Üniversitesinin de bulunduğu 20 yeni üniversite kurulmuştur. Yeni kurulan Tarsus Üniversitesinin Tarsus’umuza, Mersin’inimize, bölgemize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Seçim bölgem Mersin’imizin ikinci devlet üniversitesi olan Tarsus Üniversitesinin kurulmasında emeği geçen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’a, Millî Eğitim Bakanımız Sayın İsmet Yılmaz’a, Kalkınma Bakanımız Sayın Lütfi Elvan’a, AK PARTİ milletvekillerimize ve sivil toplum kuruluşlarımıza teşekkürlerimi bildirir, saygılar sunar, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Son olarak Sayın Özkan…

17.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, 24 Haziran seçimlerinin dönüm noktası olacağına ve milletin güçlü desteğiyle yollarına devam edeceklerine ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

24 Haziran seçimleri, yaşadığımız bu süreçte dönüm noktası olacak. Türkiye ilk defa köklü bir sistem değişikliğine gidiyor. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle bürokrasi baştan sona yenilenecek, etkin ve güçlü Meclisle halkın iradesi idareye vaziyet edecek bir konuma yükselecek inşallah. Türkiye, hızlı karar alarak ve aldığı kararları icra ederek hem kendi kaderini şekillendirecek hem de bölgenin geleceğinde kilit roller üstlenecek bir zihinle siyasi, kültürel, askerî ve stratejik bağımsızlaşma sürecine girecektir. Bütün bunlar ülkemizin gelişmesine karşı olanları fena hâlde ürküttüğü için Türkiye’yi durdurmaya çalışıyorlar.

Aziz milletimizin güçlü desteğiyle önümüzdeki süreçte engelleri aşarak yolumuza devam edeceğimize inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, sisteme giren sayın grup başkan vekillerine iki dakika süreyle söz vereceğim.

Sayın Koçdemir, buyurun.

18.- Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir’in, sanal âlemde yaşanan “tamam” “devam” tartışmasına, İYİ PARTİ iktidarında bilgiye erişimin önündeki engellerin kalkacağına ve Türkiye’de yol işaretleri konusunda bir yeknesaklık ve yönetmeliğe uygunluk olmadığına ilişkin açıklaması

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Dün, siyaseti olması gerektiği şekline döndürme gayreti olan sanal âlemde bir “Tamam.” “Devam.” tartışması oldu. Orada dünya gündemindeki sıralamalar birdenbire değişti, birkaç kere gördük. Ben “Devam.”la ilgili rakamları vermek istiyorum, dünyanın hangi ülkelerinden girilmiş çünkü hoşa gitmeyen bir şeyde hemen “yurt dışı kaynaklı” deniyor. “Devam.” diyenlerin -bugün aşağı indi, onlar da silindi- yüzde 55’i Amerika Birleşik Devletleri’nden girmiş, yüzde 20’si Brezilya’dan girmiş yani 4 kişiden 3’ü Türkiye dışından girmiş. Hatta yüzde 90’ı Türkiye dışından girmiş, sadece yüzde 10’u Türkiye’den girmiş. Bu, Türkiye’de rey sahibi, kanaat sahibi olmanın, düşündüğünü söylemenin ne durumda olduğunu göstermektedir. İnşallah 24 Haziranda, ayırmadan, kayırmadan ve buyurmadan yönetimin, tanış olmanın işleri kolaylaştıracağına inanan İYİ PARTİ iktidarında -başta Wikipedia olmak üzere- engelleme, yavaşlatma, kapatma gibi bilgiye ve başkalarına erişimin önündeki engeller kalkacaktır.

Ayrı bir husus: Geçen hafta, kazam olan Orhaneli ile Bursa arasında -40-45 kilometrelik bir yoldur- 3 tane kaza oldu, 3 gencimiz hayatını kaybetti. Sayın milletvekillerimiz yollarda gezerken lütfen bir baksınlar, belki ben mesleğim gereği biraz daha fazla fark ediyorum; yol işaretleri, işaretlemeler, yol çalışmalarında uyarmalar, yolda trafik kontrolüne giriş noktalarında Türkiye’de bir yeknesaklık ve yönetmelikte yazılanın hayata geçmesi gibi bir durum maalesef yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİR KOÇDEMİR (Devamla) – Tamamlayabilir miyim Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

KADİR KOÇDEMİR (Devamla) – Mesela, bölünmüş yollarda 110 kilometre hıza kadar müsaade edilmiştir ama Karayolları Genel Müdürlüğünün “110” yazan bir tabela bastırmadığını görüyoruz. Eğer Türkiye'nin herhangi bir yerinde 110 kilometre hız tabelası gören varsa fotoğrafını çekip bize göndersin. Yine, tahdidin bittiği yerde sadece yan çizgiler var, yeni gelen hiçbir şey yok.

Ama şunu görüyoruz: Duba koyma konusunda, ülkeyi “dubayik” bir memleket yapma konusunda kamu birimlerimiz çok hevesli. Bazen, 10 kilometre, 15 kilometre boyunca bölünmüş yolun bir tarafında çalışma varsa diğer tarafını dubayla ayırmak suretiyle işlemler yapılmaktadır. Bunun neticesinde de maalesef -Emniyet Genel Müdürlüğünden trafikteki ölüm rakamlarını bile alamıyoruz. Bu, Türkiye'nin ne kadar şeffaf olduğunu gösteriyor- son aldığımız rakamlara göre, her gün 21 kişiyi trafiğe kurban veriyoruz. Bu mesele bizim meselemizdir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Usta, buyurun.

19.- Samsun Milletvekili Erhan Usta’nın, Kuzey Irak’ta şehit olan Furkan Peker’e Allah’tan rahmet dilediğine, çeşitli bölgelerde meydana gelen sel felaketlerinde yaşanan mağduriyetlerin giderilmesinin büyük önem taşıdığına, 9 Mayıs Avrupa Günü’ne, 5-13 Mayıs Karayolu Haftası’na ve 24 Haziran seçimleri öncesi milletin beklentilerine yönelik bazı düzenlemeler yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ERHAN USTA (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, dün, Kuzey Irak’ta PKK’lı teröristlerle çatışması sonucu hayatını kaybeden komando uzman çavuş Furkan Peker’e Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailesine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Yurdun çeşitli bölgelerinde aşırı yağışlar nedeniyle bir kısım sel felaketi oldu; Mamak’ta, Urfa’da. En son da Şırnak Kumçatı’da sağanak yağış sonucu taşan dereyi geçmeyi çalışan ve çoban oldukları belirtilen 2 çocuk sulara kapılarak kayboldu. Bölgede arama çalışmaları devam ediyor, inşallah bir can kaybı olmaz.

Bu sel felaketlerinde mağduriyet yaşayanların bir an evvel mağduriyetlerinin giderilmesi büyük önem taşımaktadır.

Biliyorsunuz, 9 Mayıs ülkemizde de “Avrupa Günü” olarak kutlanmaktadır. Ben bu çerçevede… Ülkemiz AB katılım sürecine bağlılığını hâlen korumaktadır. AB, Türkiye’ye de şaşı bakmaktan vazgeçmelidir, çifte standart uygulamamalıdır, siyasi kriterlerle süreci tıkamamalıdır. Türkiye üzerine düşenleri büyük ölçüde yapmıştır. Biz aynı kararlılığı ve iyi niyeti Avrupa Birliği tarafından da bekliyoruz.

Sayın Başkan, biliyorsunuz, 5-13 Mayıs ülkemizde “Karayolu Haftası” olarak değerlendiriliyor, kutlanıyor veya gündeme alınıyor. Her yıl yaklaşık 1,2 milyon trafik kazası oluyor Türkiye’de. Bu kazaların da 200 bini ölüm ve yaralanmayla sonuçlanıyor. 2016 yılı sonuçlarına göre trafik kazalarında 7.300 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 304 bin vatandaşımız da yaralanmıştır yani bir savaşta bile olmayacak kadar büyük bir felakettir. Bu konuyla ilgili mutlaka tedbir alınması gerekmektedir.

Sayın Başkan, 24 Haziranda ülkemiz seçime gidiyor. Ülkemizde, tabii, birtakım beklentiler var, yaşanan sıkıntılar var. Bu anlamda da milletimize bir kısım müjdeler vermemizin gerektiğine inanıyorum. Mesela, bunlardan bir tanesi olarak bugünkü görüşeceğimiz torba kanunla emeklilerimize 2 defaya mahsus olmak üzere bayram ikramiyesi gibi bir ödeme yapacağız. Bunun gibi, emeklilikte yaşa takılanlar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) – Bu, önemli bir sorun olarak devam etmektedir, bu konunun çözülmesi lazım. Yani prim ödeme gün sayısını doldurmuş olanlarda makul bir süre dikkate alınarak emeklilik meselesinin belki bu anlamda çözülmesi lazım.

Atama bekleyen su ürünleri mühendisleri, gıda mühendisleri, ziraat mühendisleri, veteriner hekimler var; 100 bini aştı sayıları, temmuz ayında KPSS’leri yanıyor ve bunlara ilişkin de bir alımın öncelikle gündeme alınması gerektiğini bu anlamda düşünüyorum.

FET֒yle mücadele kararlılıkla devam ediyor, çok önemlidir, bunun kararlılıkla da mutlaka devam etmesi lazım çünkü hâlâ kripto damarlar hayattadır, canlıdır, bu mücadelenin sürmesi lazım. Ancak bu mücadele sürerken -hep geçmişte de gündeme getirdik- bir kısım mağduriyetler hâlen yaşanıyor, bunlara da dikkat etmemiz lazım. Örneğin, tutuklu erler var, hâlâ tutuklu erler var. Bu Acıbadem’le ilgili olarak geçen er aileleri bizi ziyaret ettiler. 31 tane ere 7’şer kez müebbet hapis veriliyor. Tabii, burada amacımız mahkemenin, yargının kararlarını değerlendirmek değil. Ancak burada bir tuhaflık var; bu işe karışmış subaylar bile veya üst rütbeliler daha doğrusu -subayın illaki suçlu olması gerekmiyor- bu kadar büyük ceza almazken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

Buyurun.

ERHAN USTA (Samsun) – ...verilen talimatı uygulamaktan başka bir şey yapmayan ve hiçbir şekilde silahından da ateş edilmediği daha sonradan ortaya çıkmış bu erlere karşı yapılan bu muamelenin ben çok doğru olmadığını düşünüyorum; buralara dikkat etmek lazım.

Geçen yıl -tam bir yıl oldu- 9.103 polis açığa alındı bu FET֒yle mücadele kapsamında. Burada artık devletimizin bir an evvel karar vermesi lazım, bu insanların moralini, motivasyonunu bozmaya gerek yok. Bunlardan hakikaten FET֒ye bulaşmış olanların temizlenmesi lazım ancak bulaşmamış olan insanlarımızın da polislerimizin de bir an evvel mesleklerinin, işlerinin başına döndürülmeleri lazım.

Bu anlamda, yeri gelmişken polis memurlarımız 3600 ek gösterge konusunda ciddi bir rahatsızlık içerisindeler ve bunları hak ediyorlar. Emsali görevde olanlar bunu alırken polis memurlarımıza bunu vermemek yanlış olacaktır.

Yine, bu anlamda verilecek müjdelerden bir tanesi sağlıkta yıpranma payı meselesi olabilir. Sağlık çalışanlarına bu sözler daha önceden verildi. Bunları da bir an evvel çözmenin çok yerinde olacağını düşünüyorum.

Son olarak: Bu taşeronları kadroya aldık, çok da güzel bir iş yapıldı ancak KİT’lerle ilgili mağduriyetler ve yüzde 70’e takılan şoförlerle ilgili mağduriyetler hâlen sürmektedir. Bu konunun da çözülmesinin toplumu rahatlatacağını düşünüyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Danış Beştaş, buyurun.

20.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Fehmi Altınordu Karakolunda er Fikret Aydemir’e yönelik linç girişimi yaşandığına ve iktidarın kutuplaştırıcı dilinin askerî alanlara bu şekilde yansıdığına, Ankara Büyükşehir Belediyesinde taşeron işçi olarak görev yapan bir kadının HDP büyük kongresine katıldığı için işine son verildiğine, sağanak yağmurun Şırnak’ın Kumçatı beldesinde 2 çocuğun ölümüne sebep olduğuna ve 24 Haziran seçimlerine giderken imar affını gündemine alan Hükûmetin doğal afetlerle ilgili niçin önlem almadığının da hesabını vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, bugün de ayrımcılığa dair yeni gelişmeler var ve gerçekten bunların nüveleri, kutuplaştırmanın nüveleri çok ağır bir şekilde seyrediyor. Bir tanesinden başlayayım: Dün akşam Ağrı Dağı 9’uncu Bölüğe bağlı Fehmi Altınordu Karakolunda bir askere yönelik bir linç girişimi yaşandı. Anılan karakolda askerliğini yapan Vanlı er Fikret Aydemir, Yozgat ve Çorumlu kıdemli askerlerin saldırısına maruz kaldı. Kıdemli askerler tarafından linç edilen er Fikret Aydemir, sadece Vanlı ve Kürt olduğu için Iğdır Devlet Hastanesinde şu anda yaşam mücadelesi veriyor. Komutanlar neden bu işkence yöntemine başvuruyor? Çünkü ülkede gerçekten siyasetin, özellikle iktidarın kutuplaştırıcı, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı dili askerî alanlara bile bu şekilde yansıyor. Fotoğrafını göstermek istiyorum bu askerin, şu anda ağır bir yaşam mücadelesi veriyor. Bu kutuplaşmaya derhâl son verilmelidir ve toplumsal barışın tesis edilmesi her zamankinden daha fazla elzemdir çünkü her yerde şiddet, her yerde işkence alanına dönüşmüş bir toplumsal yapıda yaşıyoruz. Bu konuda özellikle çağrıda bulunmak istiyorum. Ayrımcılığın son bulduğu, kutuplaştırmanın son bulduğu bir toplumu hep beraber inşa edebiliriz. Buradan Millî Savunma Bakanlığına ve Hükûmete, yetkililerine seslenmek istiyorum: Artık, askerî kışlalar da dâhil, tugaylar da dâhil, askerler, etnik kimlikleri sebebiyle işte böyle lince maruz kalıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Sayın Başkan, diğer bir mesele şu: Bu sabah bir görüşme yaptım -ismini vermeyeceğim başına farklı bir şey gelmesin diye- Ankara Büyükşehir Belediyesinde sekiz yıl görev yapmış bir kadın yurttaş sırf HDP büyük kongresine katıldı diye bir buçuk ay ağır bir mobbinge maruz bırakılmış, görev yeri değiştirilmiş ve ağır koşullar altında çalışmaya zorlanmış, bir buçuk ay boyunca belediye bina bahçesinin çevresi temizlettirilmiş, ana binaya giriş çıkışını yasaklamışlar, bu da yetmiyormuş gibi ağır hakaretler ve küfürlere maruz kalmış, terörist ilan edilmiş; yetmemiş, diğer belediye personeline kendisiyle konuşurlarsa iş sözleşmelerinin feshedileceği söylenmiş ve yalnızlaştırılmış ve en sonunda, 180 kişinin çalıştığı taşeron şirketten sadece bu kadının işine son verilmiş. Neden peki? Yine, Hükûmetin ötekileştirici dili sayesinde. HDP kongresine katılmış diye sorguya çekilmiş ve bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı sözde bir manifesto açıklamasında “Afra tafra yapmadık, mütevazı olduk.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ama sadece bizim partimizin kongresine katıldı diye işten atılmasının kabul edilebilir bir yanı yoktur; bu, anayasal bir suçtur. Bu konuda da Başkan Vekili olarak sizin gerekli araştırmayı yapmanızı istiyorum. İsmi sizinle paylaşabilirim çünkü bizzat ben kendim başvuruyu aldım.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Evet, doğal afetler gerçekten can almaya devam ediyor, seller şehirleri esir almış durumda ve vatandaş mağdur.

Kötü haber bugün Şırnak’tan geldi. Şırnak’ta etkili olan sağanak yağmur sokağa çıkan ve hazırlıksız yakalanan vatandaşlara çok ciddi, zor anlar yaşattı. Kumçatı’dan, yağışla taşan dereyi geçmeye çalışan 2 çocuk çobanın ölüm haberi geldi biraz önce ve bundan önce de biliyoruz, Ankara Mamak’ta dokuz dakikada yağan yağmur hayatı felç etmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bitiriyorum zaten.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Şırnak’tan gelen can kaybı işin vahametini gerçekten ortaya koyuyor. İzmir’de, yine, hafta sonu ciddi bir sel felaketi vardı. 20’ye yakın ilde sel riski olduğu ifade ediliyor.

Çarpık kentleşme, doğa katliamı, inşaatçı yandaş müteahhitlerin cebi dolsun diye dere yataklarına yapılan evler bu can kayıplarının aynı zamanda sorumlusunu da işaret ediyor. 24 Haziran seçimlerine giderken imar affını gündemine alan Hükûmet, bu imar affıyla ne kadar doğa katliamı yapıldığının, doğal afetlere niçin önlem almadığının da hesabını vermelidir diyorum ve teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Özel, buyurun.

21.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, İstanbul Milletvekili Osman Boyraz’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine, Cumhuriyet Halk Partisinin demokrasiyi, Adalet ve Kalkınma Partisinin saltanatı tarif ettiğine, Trafik Haftası’na, 13 Mayıs Avrupa Günü’ne ve 13 Mayıs Soma katliamının 4’üncü yıl dönümünde herkesi Soma’daki anma törenine beklediklerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Genel Kurul çalışmalarına, iktidar partisinden, kürsüde çok da görmediğimiz bir arkadaşın eşsiz bir performansıyla başladık. O tartışma bayağı sürdü.

Aday listeleri belirlenecek, her partinin kendine göre yöntemleri var. Arkadaş bir şiir yazmış, onu yüksek sözlerle söyledi, vücut dilini kullandı falan. Tabii, buna dikkat çekilince de üç dönemdir milletvekili olmasından bahsetti ve CHP’ye de işte “Kişi kendinden bilir işi.” dedi. Hakikaten kendimizden biliyoruz. Arkadaş geçen sefer de böyle yüreği ağzında, listeye girmek için değişik performanslar sergilerken biz ilimizdeki, örneğin, ben Manisa’daki 13 bin üyenin kullandığı oylarla ön seçimden çıkarak buraya gelmiştim. Yine, arkadaş hangi grup başkan vekilini seçeceğini Genel Başkanından talimat olarak beklerken beni grup başkan vekili olarak bütün üyelerimiz seçmişti. Örneğin, arkadaşın genel başkan yardımcıları bir listede yer almak için çırpınırken bizimkiler 600 kişi içinden ve çarşaf listeyle seçilerek gelmişlerdi. O yüzdendir öz güvenimiz, bu koltuklarda gerçekten demokrasi kahramanları olarak oturmamız, arkamızdaki gücümüz. O yüzden, kürsüde öyle şeyler yapmaya ihtiyaç duymaz bizim milletvekillerimiz. Örneğin, Cumhuriyet Halk Partisinin büyük kongre delegeleri belirlenir; önce mahalledeki bütün üyeler, sonra ilçe, sonra il, en son büyük kongre delegeleri ve müthiş bir rekabet, müthiş bir çarşaf liste yarışı. Örneğin, İstanbul’un büyük kongre delegelerinin belirlenmesi için ertesi gün sabah saatlerine kadar İstanbul’daki bütün il delegelerimizin çarşaf listeyle kullandığı oylar sayılır. Şimdi, değerli milletvekilimizin partisinde büyük kongre delegeleri belirleniyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hiçbir yarış yok, bir ağızdan çıkıyor ama bakın, neler duyuyorsunuz mesela: “Adalet ve Kalkınma Partisi Büyük Kongre Delegeleri…” Hem de tanıdık isimler bunlar, böyle, Bumerz’den, Man Adası’ndan tanıdığımız. “Mustafa Erdoğan (kardeş), Ziya İlgen (enişte), Bilal Erdoğan (oğul), Sadık Albayrak (damadın babası), Özdemir Bayraktar (Sümeyye Hanımefendi’nin kayınpederi), Salih Bayraktar (Özdemir Bayraktar’ın kardeşi), Serhat Albayrak (Berat Albayrak’ın kardeşi), Göksel Gümüşdağ (Emine Hanım’ın akrabası)…” diye uzayıp gidiyor liste. Ya, biz bir demokrasi tarif ediyoruz, bazen parti içindeki demokrasiyle birileri dalga geçiyor ama bir saltanat tarif ediyorsunuz arkadaşlar. Büyük kongre delegelerinde sadece tanıdığımız isimlerden kurduğumuz akrabalık ilişkileri, onun dışındaki isimlerdeki ilişkileri biliyorsunuz. Nerede sandık? Nerede çoktan seçme?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım.

Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Millet iradesi, millet iradesi, millet iradesi…” E, millet iradesi ama millet iradesine bir saltanatsal yönetim biçiminin koyduğu ipotek. Ondan sonra “Birisi beni aday göstersin, tek seçici göstersin, ben sonra geleyim, kendime ‘milletvekili’ diyeyim.” Önce demokratik kanalları kendi partinizde işleteceksiniz, ondan sonra çıkıp başkasına bir şey söyleyecek hakkı göreceksiniz.

Trafik Haftası’yla ilgili kaygılarımız var. Bu trafiğin can almasını önlemek için Meclis elinden gelen bilimsel, akılcı çalışmaları yapmadı bütün taleplerimize, bütün uyarılarımıza rağmen. 27’nci Dönemde bu Meclisi çalıştıracak çoğunluk partisi olarak bu konuyla ilgili söz verdiğimizi ifade etmek isterim.

Avrupa Günü. Geçmişte Avrupa Birliği ümidini pazarlayanların, güneş altında havai fişek patlatanların daha sonra bir referandumda bir tane fazla “evet” oyu çıkarabilmek için Avrupa’nın liderleriyle “kazan-kazan” ilişkisiyle nasıl kayıkçı kavgalarına tutuştuklarını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bitiyor galiba.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitireceğim Sayın Başkan, diğer arkadaşlar…

BAŞKAN – Buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – …maksat hasıl olduktan sonra da gidip kuytuda köşede birbirleriyle nasıl helalleştiklerini gördük. Bu süreçte de Avrupa Günü’nü, biz, hedeflenen muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak ve onları geçmek için “yön olarak batıya” diye sözde söylenen ama Türkiye'nin bilime ve çağdaşlığa yönelik mücadelesinin bir devamı olarak görüyoruz.

13 Mayıs Soma katliamının 4’üncü yıl dönümü. Yarın fırsat olursa daha geniş bir çağrı yapacağım ama dört sene önce “Unutursak yüreğimiz kurusun.” diyen herkesi 4’üncü yıl dönümünde Soma’daki anma törenine bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bostancı, buyurun.

22.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Kuzey Irak’ta şehit olan Furkan Peker’e Allah’tan rahmet dilediğine, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın açıklamasındaki bazı ifadelerine, sosyal medya üzerinden gürültü koparılmaya çalışıldığına, gerçek hayatta kaybedenlerin sosyal medya üzerinden teselli ve telafi aradıklarına ve Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkanım, teşekkürler.

Irak’ın kuzeyinde PKK’yla yaşanan çatışmada hayatını kaybeden Piyade Uzman Onbaşı Furkan Peker’e Allah’tan rahmet diliyorum. Bütün şehitlerimize selam olsun, mekânları cennet olsun. Onlar, milletin birliği ve bu coğrafyanın esenliği için hayatlarını verdiler.

Sayın Beştaş’ın yapmış olduğu açıklama çok talihsizdir. Millî Savunma Bakanlığı gerekli tahkikatı yapıp kamuoyunu muhakkak aydınlatacaktır. Ama ne zaman, nerede bir hadise yaşansa bunu hemen etnik temelde bir okuma üzerinden anlatmak etnik siyasetin kışkırtıcı dili olur, buna dikkat etmek lazım. Türkiye Cumhuriyeti’nin 500 binin üzerinde askeri var, 600 bin civarında askeri var; her kimlikten vatan evladı mevcut. Onların hepsi bu ülkenin askerleri ve her birine karşı bu ülkenin insanları saygı duyar. Askeriyenin içindeki ilişkiler de askeriyenin kendine has disiplininin de ötesinde bu saygı çerçevesinde yaşanır. O yaşanan hadise de muhakkak tahkik edilip açıklanacaktır. Böyle bir akletme biçimi doğru değildir, etnik kışkırtıcılıktır.

Öte taraftan, sosyal medya üzerinden bir gürültü koparılmaya çalışılıyor. Sosyal medya şöyle bir işe de yarar, birçok farklı okumalar yapılabilir sosyal medyaya ilişkin ama önemli unsurlardan biri şudur: Gerçek hayatta kaybedenler sosyal medya üzerinden bir teselli ve telafi ararlar. Dikkat ederseniz, mesela Instagram’da filan da insanlar kendi gerçekliklerini değil, fotomontaj imajlarını yükseltmeye çalışırlar. Şimdi de sosyal medyada yaşanan esasen böyle bir fotomontaj imajdır...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – ...sahadaki gerçeklikle ilgisi yoktur.

Bakın, kullanılan dile dikkat edin, genel olarak dili söylüyorum: Sayın Erdoğan “Gitsin.” diyorlar ve şüphesiz toplumun kahir ekseriyeti de inşallah 24 Haziranda “Devam.” diyecek. Bütün tartışma... O “Gitsin.” diyenler var ya, onlar da “Erdoğan” diyorlar, bunun altını çizmek isterim. Kim götürecek Erdoğan’ı, hangi isim; bunun cevabı yok.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Muharrem İnce.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Muharrem İnce.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Muharrem İnce, Muharrem İnce.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Hayır. Deseler ki: “Şu götürecek.” Öyle bir laf yok, öyle bir iddia yok. Sanki Sayın Erdoğan gidince Külliye’deki makam boş kalacakmış gibi bir anlam var. Dolayısıyla bizatihi sözün kendisi gerçekliğe işaret ediyor.

Diğer taraftan, Özgür Bey biraz önce kürsüden ateşli konuşma yapan bir arkadaşımızı bu dili dolayısıyla eleştirdi. Zaman zaman bu kürsüde öyle konuşmalar yapılıyor, ben de belki bir iki kere yapmış olabilirim. Ama benim bildiğim Özgür Bey hep ateşli konuşmalar yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ateşli konuşmaya itiraz yok.

BAŞKAN – Bitirelim efendim.

Buyurun Sayın Bostancı.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Ateşli konuşmalar kastettiği manada bir yerlere selam anlamını taşıyorsa aynı mantık çerçevesinde, Sayın Özgür Özel’in kurduğu mantık çerçevesinde ben de sormak isterim ki düşünürüm daha doğrusu; Özgür Bey kime mesaj gönderiyor, kime selam gönderiyor, hangi tahkimatı yapmak istiyor kendi pozisyonuna ilişkin; mantığı dolayısıyla bunu sormak hakkımız olur.

Son bir şey: AK PARTİ’nin 1.500’ün üzerinde büyük kongre delegesi var. Bunlardan birisi de benim, Postacı Osman’ın çocuğuyum. Oradaki delegelerin çok büyük bir çoğunluğu halkın çocuklarıdır, zaten AK PARTİ’yi de iktidar yapan bu karakteridir. 3 tane isim sayıp…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kim belirledi onları? 3 mü?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – …buradan farklı bir algı çıkarmaya çalışmak doğru değildir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum; grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum, buyursunlar.

Kapanma Saati: 15.41

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonunda Mardin Milletvekili Mithat Sancar’dan boşalan üyelik için HDP Grubu Başkanlığınca bildirilen Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca’nın üyeliğinin Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1585)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonunda Mardin Milletvekili Mithat Sancar'dan boşalan üyelik için, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 2’nci maddesine göre Halkların Demokratik Partisi Grubu Başkanlığınca bildirilen ve anılan Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca Başkanlık Divanında yapılan incelemede uygun görülen Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca'nın üyeliği Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                    İsmail Kahraman

                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                           Başkanı

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, 12/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, ekonomik krize bağlı yoksulluk ve beraberinde oluşan sorunların ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Mayıs 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

9/5/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/5/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                 Meral Danış Beştaş

                                                                                            Adana

                                                                        HDP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

12 Ekim 2017 tarihinde Adana Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş tarafından (5591 grup numaralı) ekonomik krize bağlı yoksulluk ve beraberinde oluşan sorunların ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 9/5/2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Halkların Demokratik Partisi Grubu önerisi üzerinde, öneri sahibi adına İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü konuşacaktır.

Buyurun sayın Kürkcü.

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) - Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; önergemizi açıklamak üzere söz aldım ancak bir önceki oturumdaki bir tartışmaya atfen iki cümle söylememe izin verin.

Sürekli olarak iktidar partisi milletvekilleri sıralarından ve Sayın Bakan da geldikten sonra partimize, partimizin milletvekillerine, grup başkan vekillerine PKK’yi terör örgütü olarak nitelememiz yönünde sürekli ısrarlar var. Biz bunun bir barış dili söylemi olmadığı kanaatindeyiz. 2013-2015 arasında geçen iki yıl boyunca Mecliste ve kamuoyunda bu mesele ele alınırken tarafların birbirlerini adlandırdıkları şekli sürdürmeyi uygun buluyoruz. O açıdan bu tanımla aramızda bir anlam ilişkisi kurmuyoruz. Altını çizmem gerekirse, Türkiye’de süregiden ihtilafın bu tanımın içerisine sığmadığını, Mecliste kurulan komisyonun aslında Türkiye’de süregiden ihtilafı bir “halk isyanı” olarak değerlendirmeyi tercih ettiğini bilerek biz bunun içinden konuşuyoruz. Bununla birlikte özellikle sivillere yönelik şiddet ve yıldırma eylemleri ne zaman gerçekleştiyse partimiz bununla ilgili tutum ve beyanlarını açıkça ortaya koyduğu için ikide bir bu konuda imtihana çekilmeyi gereksiz bir külfet olarak gördüğümüzü söylemek isterim.

Önergemiz yoksulluk hakkında, Türkiye’de artan yoksulluğun Meclis tarafından araştırılması talebiyle verildi. Sayılar ortada; her geçen gün ve her geçen yıl sürekli olarak Türkiye'de en yüksek yüzde 20 gelir grubu ile en düşük yüzde 20 gelir grubu arasındaki makasın açılmaya devam ettiğini, mutlak yoksulluğun da göreli yoksulluğun da artmaya devam ettiğini TÜİK'in ortaya koyduğu veriler açıkça ifade ediyor. Ancak bunlar yapısal meseleler değil, Hükûmet politikalarıyla pekâlâ giderilebilecekken tersine, Hükûmet politikalarıyla artan bir yoksulluktan, sürdürülen ve yeniden üretilen yoksulluktan söz ediyoruz. Bunun iki kaynağı var: Gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştiren Türkiye'deki vergi rejimidir -bir sonraki oturumda bunları konuşacağız- yani yoksuldan da zenginden de aynı vergiyi alarak yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin kılan vergi rejimidir; ikincisi ise Türkiye’nin yanlış iktisadi politikalar dolayısıyla yükselen bir enflasyon sarmalı içerisine düşmüş olmasıdır. Bu enflasyon aslında TÜİK’in verdiği verilere göre, geçtiğimiz yılın mayıs ayına göre bu yıl mayıstaki fiyatlar yaklaşık yüzde 1 artış göstermiştir. Bunun yıllık ortalama yüzde 12’ye doğru dayanması kaçınılmazdır. Yüzde 12 enflasyona şunu da ekleyin: Döviz fiyatlarındaki artış ve yükseliş. Geçen yıl dolar 3,54’ken bu yıl 4,29, dün itibarıyla; avro 3,88’ken 5,10. Benzin ve motorin fiyatları; benzin 2017’de 5,28’ken bugün 6,12; motorin 2017’de 4,53’ken bugün 5,64. Şimdi, bütün bunların da enflasyon üzerindeki ve geçim düzeyi üzerindeki etkilerine baktığımız zaman görürüz ki TÜİK’in 2016 araştırmasına göre günlük geliri 4,3 doların altında olanların nüfusun yaklaşık yüzde 2’sini oluşturduğunu, 1 milyon 250 bin kişinin açlık sınırı altında yaşadığını göz önüne alırsak, bu açlık sınırının daha da yukarı doğru çekilmekte olduğunu, bu sayının artmakta olduğunu görebiliriz.

Sonuç itibarıyla, bu meseleyi araştırmayan bir Meclis olamaz; halkı yoksullaşan bir Meclisin kendisi rahat uyuyamaz. İkide bir bize söylendiği gibi: Komşusu aç yatarken kendisi tok uyuyan… Hepiniz toksunuz ve mışıl mışıl uyuyorsunuz arkadaşlar, uyanmanızı tavsiye ederim.

Çok alametler belirdi, vakit tamam oldu. Eğer siz şu kısa sürede biner lira emekli ikramiyesiyle 24 Haziranda bu meseleyi çözeceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. 24 Haziranda vakit tamam olmuş olacak ve vedalaşacağız. Umarım tatlı bir veda olur, bizi çok uğraştırmazsınız.

Hoşça kalın. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke.

Buyurun Sayın Sayek Böke. (CHP sıralarından alkışlar)

Geçmiş olsun.

CHP GRUBU ADINA SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Teşekkür ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Dışarıda neler olup bittiğinin farkında mısınız, bilmiyorum ama biraz farkındalık yaratma ihtiyacı olduğu aşikâr. Bugün 1.604 lira asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlar var Türkiye'de ve açlık sınırı 1.680 lira. Daha yeni açıklanan veriler 14,4 milyon kişinin yoksulluktan dolayı genel sağlık sigortası primini ödeyemediğini ortaya koyuyor. Aynı tablo içerisinde ciddi bir gelirsizlik, yoksulluk herkesi sarmış durumda; hep beraber yoksullaşıyoruz. 2014’te 12.112 dolarken kişi başına millî gelirimiz bugün 10.597 dolar; hep birlikte fakirleşiyoruz. Bu rakamlar çok açık biçimde kendini Türk lirasının değerinde yansıtıyor.

20 Temmuz 2016’da yaşanan sivil OHAL darbesinden bugüne Türk lirasının değer kaybına baktığınızda sorunun sonucunu çok açık görüyorsunuz: OHAL Türkiye'yi yoksullaştırıyor. OHAL’de ısrar eden anlayış ve bu siyaseti perçinlemek isteyen anlayış milyonları fakirleştiriyor. Çok açık bir OHAL devalüasyonu yaşandı bu ülkede. OHAL ilan edildiğinde 3,02’yken döviz, bugün 4,30’a ulaşmış durumda. Türk lirası yüzde 43 değer kaybetmiş OHAL yüzünden. Her değer kaybı vatandaşımıza gelir kaybı olarak yansıyor. Sadece bu yıl Türk lirasının değer kaybından dolayı bu ülkede 208 milyar liralık zarar yazmış şirketler ve bu zarar, bırakın emekliye çift maaş ikramiyeyi, bütün asgari ücretlileri rahatlatacak kadar kaynağın OHAL’le heba edildiğini çok somut bir biçimde ortaya koyuyor.

O zaman, reçeteyi söyleyelim çünkü biz bu uyarıyı önceden yapmıştık. Daha Kasım 2016’da demiştim ki: OHAL kalkmazsa dolar 4 de olur, 4’ü de aşar. Belli ki ne olacağını görenlerimiz var. O zaman reçeteyi de size söyleyeyim: Ülke, varlık barışlarıyla değil, toplumsal barışla kalkınır. Ülke, Merkez Bankasındaki sınırlı ve azalan rezervi har vurup harman savurarak değil, OHAL’i kaldırarak kalkınır. Ülke, seçimden seçime emekliyi hatırlayan bir propagandayla değil, emeklinin ve emekçinin çalışırken hak ettiği ücreti alacağı bir düzenle kalkınır. Ülke, yüzde 1 rantçı sınıfları, yüzde 99 uğruna sadece onları gören bir anlayışla, varlık fonuyla cumhuriyeti lağveden bir anlayışla değil, toplumu kapsayan bir anlayışla kalkınır. Ülke, saraylardan verilecek fermanla paranın değer kazanmasıyla değil, halkın hep beraber “Tamam.” feryadıyla kalkınır, artık “Tamam.” diyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tekrar Allah'tan şifalar diliyorum, geçmiş olsun.

SELİN SAYEK BÖKE (İzmir) – Teşekkür ediyorum, sağ olun.

BAŞKAN - Öneri üzerinde son söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Atay Uslu’ya aittir.

Buyurun Sayın Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ATAY USLU (Antalya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Ha-De-Pe’nin Meclis araştırması açılması önerisinin aleyhine söz almış bulunmaktayım, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, yoksullukla mücadelede farklı yöntemler vardır. Özellikle sosyal politika araçları yoksullukla mücadelede çok önemlidir. Sosyal politikalar, düşük gelirlileri, dezavantajları nedeniyle yoksulluk sınırında kalanları doğrudan ilgilendirir. Biz, halka hizmeti Hakk'a hizmet olarak görüyoruz; biz, insanı yaşat ki devlet yaşasın diyoruz; biz, önce insan diyoruz. Bütün bu ilkeleri kalbine kazımış bir medeniyetin çocuklarıyız. Sosyal adalet, sosyal refah için ve yoksulluğu ortadan kaldırma anlamında politikaları aralıksız uyguluyoruz. AK PARTİ hükûmetleri döneminde yoksullukla mücadelede çok önemli başarılar yakaladık. Ne mutlu bize herhangi bir coğrafi sınırlamaya tabi olmadan garip gurebaya, yoksula, engelliye, yaşlıya, mazluma, sığınmacıya, göçmene hizmet ediyoruz ve bu hizmeti anayasal bir görev görmenin ötesinde köklü medeniyetimizin bize bıraktığı tarihî bir miras, ahlaki, vicdani bir görev olarak görüyoruz. Hastanelerde yoksul hastaların rehin kaldığı, yaşlıların emekli maaşı kuyruğunda hayatını kaybettiği, parası olmayan hastaya bir yıl sonraya randevu verildiği, sosyal devlet anlayışının yalnızca kâğıtlarda yazılı olduğu o günler geride kaldı. On altı yıl önce başlattığımız sosyal reformlarla, devrimlerle sosyal politikalarımızı geliştirdik, yoksulluğu azalttık, refahı artırdık, erdem, irade ve cesaretle Türkiye’yi şahlandırdık, inşallah şahlandırmaya devam edeceğiz.

Sayın milletvekilleri, yoksulluk çemberini yok etmek üzere on altı yıldır aileyi güçlendirdik, yaşlıların refahını artırdık, engellilerin topluma katılımını sağladık, kadınlarımızın sosyal, siyasal, ekonomik açıdan güçlenmesini sağladık, yoksul vatandaşlarımıza krediler verdik; mikrokredi imkânlarına, yardımlaşma kaynaklarının artırılmasına, Toplu Konut İdaresinden dar gelirli vatandaşlara konutların verilmesine kadar birçok enstrümanı etkin bir şekilde kullandık. 2002 yılında 1,2 milyar olan sosyal politika bütçesi bugün 50 kat artmıştır. 2002 yılında 65 milyonun 20 milyonu sosyal güvenlik kapsamı dışındayken, bunlar hastaneye gidemiyorken, ilaç alamıyorken bugün 81 milyonun yüzde 99’u sosyal güvenlik kapsamındadır. 2002 yılında 2 doların altında yaşayan kişi sayısı 2 milyon, 4,5 doların altında yaşayan kişi sayısı 20 milyon iken bu sayı artık bugün sıfırlanmıştır.

Bizim hedefimiz, yoksulluğu kökünden kurutmak; onun için refahımızı artırıyoruz, onun için ekonomimizi büyütüyoruz. 2017 yılında dünyanın en büyük ekonomisi olduk. Bu duygularla durmak yok, yola devam diyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal, buyurun 60’a göre.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, şeker pancarı çapası için Şanlıurfa’dan Aksaray’a gelen mevsimlik işçilere aboneliğe gerek olmadan su verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Zaten biraz önce hatip yoksulluğu söylerken Sayın Hatip kardeşim, Sayın Hatip Milletvekili kardeşim, Değerli Bakanım; yıl 2018, şu anda Aksaray ilimizde şeker pancarı çapası için gelen Şanlıurfalı mevsimlik işçi hemşehrilerim var, 500 aile tam, oradaki ailelere su verilmiyor. 2018 yılında su hayattır, su bir yaşam hakkıdır, yoksulluktan bahsediyoruz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hiç böyle bir şey olur mu ya!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Belediyeye gidiyorlar, gittikleri eski belediye başkanı diyor ki: “Su abonesi olmazsanız size su vermeyiz.” Peki, Suriyelilere yardım yapıyoruz, güzel; Suriyelilere suyu ücretsiz veriyorsunuz, elektriği ücretsiz veriyorsunuz, maaş veriyorsunuz, ekmek veriyorsunuz. Benim Urfalı hemşehrim orada çapa yapıyor, askerlik görevini yerine getiriyor, vergi yükümlüsü; su parası ödeyemiyor, yoksul, yoksul, yoksul! Bu insanlara ücretsiz su verin, yalvarıyorum sizlere.

Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- HDP Grubunun, 12/10/2017 tarihinde Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, ekonomik krize bağlı yoksulluk ve beraberinde oluşan sorunların ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Mayıs 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Evet, Halkların Demokratik Partisi grup önerisini…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - …oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.23

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Gene yok, gene yok.

BAŞKAN - Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.37

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çay tarımı ve sanayisinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/620) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Mayıs 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

9/5/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/5/2018 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                         Özgür Özel

                                                                                           Manisa

                                                                         CHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan çay tarımı ve sanayisinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/620) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 9/5/2018 Çarşamba günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde, önerinin gerekçesini açıklamak üzere öneri sahibi adına Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan konuşacaktır.

Sayın milletvekilleri, salonda bir uğultu var; lütfen, Sayın Bayraktutan’ı can kulağıyla hep birlikte dinleyelim.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çay üreticilerinin sorunları hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Rize ve Artvin için, Türkiye için çay stratejik bir ürün ve çayla alakalı gerçekten bölgemizde ciddi bir sorun var. Nedir diyorsanız, geçen hafta da çayla alakalı sorunlar konuşuldu; bundan altı yıl evvel, yine çayla alakalı, bu Parlamentoda 24’üncü Dönemde çay üreticilerinin sorunlarıyla alakalı konuşma yaptım ve bu sorunu nasıl çarpıcı şekilde anlatabilirim diye bir çuval çayı bu Parlamento kürsüsüne dökmüştüm hatırlarsanız. Ama aradan geçen altı yıl içerisinde ne yazık ki çaya ilişkin, çay üreticilerinin sorunları hakkında bir iyileştirme olmadığı gibi gerileme dönemiyle de karşı karşıyayız.

Sorun ne değerli arkadaşlarım? Bakın, bir seçim dönemine giriyoruz. Normalde yaş çayla alakalı olarak bir kota var. Bu kota da neydi? Normalde dekara 400 kiloydu ama seçime girdiğimiz için 575 kilo. Kiloyla alakalı bir iyileştirme yaptınız ama bu 575 kiloyu çay üreticisinin tamamlaması mümkün değil, en fazla 250-300 kilo verebiliyor.

Başka bir sorun daha var, kontenjanla alakalı sorun var değerli arkadaşlarım. 1 Mayısta çay sezonu açılıyor. İlk iki gün sorun yok, Rize ve Artvin’de sorun yok değerli arkadaşlarım; ilk iki gün kontenjan uygulamasıyla alakalı sorun yok ama dekar başına 30 kilo ile 40 kilo arasında alması gereken ÇAYKUR bir bakıyoruz günlüğü 15 kiloya çekiyor. Şu anda çay üreticisi devletin vermiş olduğu destekle beraber 2,45; 2,450 fiyat alması gerekiyor. Bunun içerisinde 13 kuruş da devletin destekleme fiyatı var. Aslında normaldeki fiyat 2,320. Ama değerli arkadaşlarım problem başka. Bakın, ÇAYKUR, yeterli şekilde talep olmadığı için, büyük bir arzla karşı karşıya kaldığı için bunu almıyor, özel sektörle, özel sektörün iş adamlarıyla üreticiyi karşı karşıya getiriyor. Sorun şundan kaynaklanıyor: Taban fiyatı her ne kadar 2,320 olsa da değerli arkadaşlarım, buradan aşağı olmasa da yani daha doğrusu destekleme fiyatıyla beraber 2,45 olsa da ne yazık ki karşılaştığımız tabloda özel sektör tarafından 1,70; 1,60; 1,80 verilen fiyatlar var. Yani aşağı doğru neredeyse yüzde 30’lara, yüzde 20’lere inen bir indirimle karşı karşıya kalıyor. Şunu açıkça ifade ediyorum: Çay üreticisi emeğinin karşılığını alamıyor sayın milletvekilleri, değerli Hükûmet. O nedenle, buraya mutlaka müdahale edilmesi gerekiyor.

Şunu da ayrıca bir not olarak tarihe düşmek istiyoruz: Özel sektör bu konuda fiyat veriyor da bunu peşin mi veriyor 1,70’i; 1,60’ı; 1,80’i? Hayır, hayır değerli arkadaşlarım, peşin de vermiyor. Bu konuda eğer duyarlı olursanız… Peşin de vermiyor. Ne yapıyor? (Uğultular)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Sayın Başkanım!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, uğultuyu keser misiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sessizlik…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – O 1,60’la; 1,70’le; 1,80’le alakalı fiyatlarla belki de 2019’un Mart ayından sonraya, 2019’un ortalarından sonraya vade veriyor değerli arkadaşlarım, senet veriyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Yani çay üreticisinin emeğini bir anlamda sömürüyoruz, yok ediyoruz, emeğini yok ediyoruz değerli arkadaşlarım.

Bakın, benim bölgemde, Artvin’de -şu anda Borçka’da, Hopa’da, Arhavi’de, Kemalpaşa’da- Rize’nin bütün ilçelerinde 205 bin çay üreticisini ilgilendiren ciddi anlamda bir sorunla karşı karşıyayız saygıdeğer arkadaşlarım.

Çay üreticileri, şu anda, eğer bu sorun giderilmezse, özel sektörün yapmış olduğu vahşi kapitalizmin bu uygulaması ortadan kaldırılmazsa “Yolları keseceğiz, bu çayları Rize’de, Artvin’de, Arhavi’de, Hopa’da, Kemalpaşa’da yollara dökeceğiz.” diyorlar değerli arkadaşlarım.

O nedenle, çay üreticilerinin sorunları ciddi sorunlar. Şunu demeyin bize: “Efendim, ÇAYKUR’un fabrikalarının alım kapasitesi belli ancak bu kadar alabilirler.” Çay üreticilerinin ürünü tarlada yanıyor değerli arkadaşlarım.

Ben yöre milletvekili olarak bunları anlatmak zorundayım. Hükûmetten bakanlar var mı, bilmiyorum. Sayın Başbakan Yardımcısı burada. Çıkıp şunu söylemelerini istiyoruz, demeliler ki özel sektöre de: Maç oynandıktan sonra hakemle alakalı kurallar değişmez değerli arkadaşlarım. ÇAYKUR’la alakalı düzenlemelerde kurallarımız var ama özel sektörün yapmış olduğu uygulamalarda hiçbir kural yok, hiçbir kural yok.

E, bunun mağduriyetini kim çekiyor? Bunun mağduriyetini biraz önce ifade ettiğim 205 bin aile çekiyor. 205 bin çay üreticisi ne demek biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? 1 milyon kişi demek, 1 milyon kişi demek. O nedenle biz çaya “stratejik ürün” diyoruz. Dünyada hiçbir yerde…

Bakın, ülkemizde suyun dışında en çok tüketilen içecek çay. Çay üreticisi haklı olarak Mustafa Kemal’in Parlamentosuna bakıyor, elini uzatıyor, diyor ki: “Benim elimden tutun. Burada ciddi anlamda bir sorun var.” Ben de yöre milletvekili olarak diyorum ki: Evet, bu soruna damga vurmalıyız. Bu sorunu gidermeliyiz. Hükûmetin, bu sorunla alakalı, çay üreticisinin infialine yol açacak, sosyal patlamaya yol açacak bu tabloda, bu direnişte üreticinin yanında yer almasını istiyoruz değerli arkadaşlarım. Eğer bunu yaparsak, bunu giderirsek çay üreticisinin bu mağduriyetini gideririz, emeğinin hakkını veririz ve vermiş olduğu ürün miktarıyla alakalı da alın teri kurumadan emeğinin karşılığını alır diyorum.

Buradan, Hükûmetin gerekli bütün duyarlılığı göstereceğine inanmak istiyor, çay üreticilerinin bu sorununu yüce Parlamentodan bütün Türkiye’yle paylaşıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bayraktutan.

Gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Erhan Usta’ya aittir.

Buyurun Sayın Usta. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERHAN USTA (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çay üreticilerinin sorunlarıyla ilgili Meclis araştırması önergesi üzerinde grubumuz adına söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Tabii, “çay” denince Karadeniz, “Karadeniz” denince çay akla geliyor. Önce çok kısa bir şekilde, aslında Karadeniz’e ilişkin birkaç istatistik vermek istiyorum. Bir defa Karadeniz hızlı bir şekilde –Doğu Karadeniz özellikle- göç veriyor yani 2008-2017 ortalaması olarak baktığımızda yıllık ortalama binde 2,2 oranında göç veren bir bölge bizim bölgemiz. Yıllık bir rakam da söyleyeyim: 2016-2017 yılı -son yıl- rakamı olarak da net 33 bin göç vermiş Doğu Karadeniz. Nüfus artış hızı olarak da Türkiye ortalamasının ciddi ölçüde altında. Son dokuz yılda Türkiye ortalaması nüfus olarak yüzde 13 artarken Doğu Karadeniz’de artış sadece yüzde 5.

Şimdi, tabii, göç vermesinin temel nedeni, burada geçimle ilgili sıkıntılar var, bunu biliyoruz zaten. Millî gelirden aldığı paya baktığımızda Doğu Karadeniz’in, burada bir düşüş görüyoruz. Millî gelirin tarım kısmı olarak baktığımızda yani tarım millî gelirinden aldığı payda da bir düşüş var. Dolasıyla, hem fındık hem de çay konusunda aslında bizim bölgemizde ciddi bir sorun var, bu sorunun çözümüne mutlaka el atılması gerekiyor.

Bir defa, tabii, sorun yapısal, yapısal olduğu için de… Bu meseleler böyle günübirlik -böyle çay vakti geldiğinde- konuşuluyor, ondan sonra meseleler kalıyor; yapısal sorunları çözmemiz lazım. Bir defa, orada yapılması gereken şey, çayın yanı sıra alternatif ürün konusu mutlaka ele alınması gereken bir konudur. İkincisi, sanayi potansiyeli çok düşük, turizm potansiyeli yüksek. Ancak turizmle ilgili olarak da doğayı tahrip etmeden çok daha fazla bir şey yapıldığını ifade etme imkânımız yok. Turizm açısından da bölgenin zenginleştirilmesi lazım.

Sorunlar açısından baktığımızda, birinci sorun bir defa çayda kalite sorunu. Yaş çay üretimi -son otuz yıl olarak söylüyorum, bakın, uzun bir dönemi söylüyorum- yüzde 111 artmış ama kuru çay üretimi yüzde 85 artıyor, ciddi bir randıman sorunu var. Bölge halkı bir defa çaya son derece bağımlı. Bölge halkının yüzde 60’ı geçimini çayla sağlıyor, yüzde 26’lık kısmı ise tamamen çay gelirine muhtaç.

Bunun dışında, çay alım fiyatları istikrarsız. Burada özel sektörün disipline edilmesi gerekiyor. ÇAYKUR’un çok güçlü bir alıcı olarak piyasada her zaman olması gerekiyor.

Diğer önemli bir konu kaçakçılık. Kaçakçılık çok büyük miktarlarda, yüzde 20’ye yakın kaçak çay geliyor Türkiye’ye. Özellikle bu doğu, güneydoğudaki paketleme tesislerinin mutlaka sıkı bir denetim altına alınması lazım aslında bu kaçak önlenmiş olsa fiyatların bu derece düşük olmasının da büyük ölçüde önüne geçilecektir. Nihayetinde fiyatlar bir şekilde piyasada belirleniyor.

Diğer önemli bir konu organik tarımla ilgili, organik çay üretimiyle ilgili. Bununla ilgili Hükûmetin aldığı tedbirler var, bunlar takdire şayan ancak çok yetersiz. Organik tarım, organik çay üretimi konusu da üzerinde daha hassasiyetle durmamız gereken bir konudur.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Siirt Milletvekili Kadri Yıldırım.

Buyurun Sayın Yıldırım.

HDP GRUBU ADINA KADRİ YILDIRIM (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP Grubunun “çay tarımındaki sorunlar” başlıklı önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Öneride mağduriyetlerin giderilmesi, organik tarımsal üretimin tabana yayılması ve ekolojik dengenin korunması gibi partimizce de önemsenen ilkeler vardır. Dolayısıyla bu ilkeler bizim bu öneriye destek vermemizi gerektiren önerilerdir diye düşünüyorum.

Tabii, öncelikle çayın tarihçesinde Atatürk’ün ve CHP’nin önemli bir yeri vardır ve bu konuda emekleri vardır.

Türkiye’de çay yetiştirme çabalarının tarihçesi her ne kadar rahmetli Sultan Abdülhamit’le başlıyorsa da Sultan Abdülhamit zamanında bu iş için seçilen Bursa toprak verimliliği ve iklim bakımından bu iş için yeterli görülmemiş ve bu çabalardan vazgeçilmiştir. Atatürk önce işi uzmanlarıyla istişare etmiş -evet, altını çizmek gerekir, istişare etmiş- yani tek başına “Şurası uygundur, burası uygundur.” falan dememiş, uzmanlardan olumlu rapor aldıktan sonra da seri deneme üretimlerine geçilmiştir. Birçok denemenin ardından ilk çay hasadı, Atatürk’ün vefat ettiği 1938 yılında alınmıştır. İlk çay fabrikası da CHP 1950 yılında iktidarı henüz Demokrat Partiye devretmeden önce, 1947 yılında işletmeye açılmıştır. Tabii, eksiği, fazlası varsa bunu tashih edersiniz.

AK PARTİ ve diğer partilerimizin de işin içerisinde, hatıratın da yer aldığı, perde arkasında hatıraların da yer aldığı bu öneriye, bu grup önerisine “hayır” demelerine ihtimal vermek istemiyorum. Bu öneriden sonra Rize de “Tamam.” mı diyecek, “Devam.” mı diyecek merak ediyorum. Sanırım onlar da “…”(x) diyecekler.

Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde son söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Rize Milletvekili Hikmet Ayar’a aittir.

Buyurun Sayın Ayar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HİKMET AYAR (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin çay tarımıyla ilgili vermiş olduğu Meclis araştırması açılması teklifi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri, çay bahçesinde çay toplayan çay üreticisi hemşehrilerimi ve aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.

Yine, yeni açılan çay sezonunun Rize’mize, çay bölgemize hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan temenni ediyorum.

Geçen hafta, yine benzer bir önerge üzerine konuşmuştum; aynı şeyler söylenmiş, ben de aynı şeyleri söyleyeceğim. AK PARTİ iktidarlarından önce yaş çay için, bütün tarım ürünlerinde olduğu gibi beklenen enflasyona göre fiyat belirlenirdi, enflasyon hiçbir zaman beklenen seviyede çıkmazdı, yüksek çıkardı ve müstahsil buradan kaybederdi. Yine, o dönem, satılan yaş çay bedelleri bir sonraki senede ödenirdi, müstahsil buradan da bir kaybederdi. Böyle bir dönemden bugünkü döneme geldik. Nedir bugünkü dönem, ona bir bakalım.

Yaş çay fiyatı, gerçekleşen enflasyona göre, artı refah payıyla belirlenmektedir bütün tarım ürünlerinde olduğu gibi. Yine, satılan çay bedelleri bir sonraki yılda değil, bir sonraki ay içerisinde ödenmektedir, enflasyondan dolayı da herhangi bir kayba uğranılmamaktadır. Az önce iddia edildiği gibi, özel sektör, belirlenen o 1,1 veya 1,5’lerle değil ÇAYKUR’un belirlediği fiyatın da üzerinde şu anda çay almaktadır.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Mümkün değil Sayın Milletvekilim.

HİKMET AYAR (Devamla) – Geçen sene, tüm sezonun ortalamasında, ÇAYKUR’un üzerinde fiyat vererek çay satın almıştır özel sektör ve bunun sonucu olarak da ÇAYKUR istediği rekolteyi alamamıştır, satın alamamıştır ama siz gitmemiş olabilirsiniz, bilmiyor olabilirsiniz, normal karşılıyorum. Biz ÇAYKUR’un çay işleme kapasitesi…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Biliyorum biliyorum, Artvin’den bizi arıyorlar, 1.700’e…

HİKMET AYAR (Devamla) – Bakın, özel sektör de bizim, ÇAYKUR da bizim. Özel sektör şu anda çay rekoltesinin yarısını, bazen yarısından fazlasını satın alıyor. Özel sektör de bizimdir, ÇAYKUR da bizimdir ama özel sektörü biz tu kaka etme yerine disipline etme anlamında çalışmalar yapıyoruz. Nedir o? ÇAYKUR’un çay işletme kapasitesini artırmak suretiyle özel sektörü her zaman için belli bir noktada tutabiliyoruz artık. Günlük işleme kapasitesini son beş senede 6.100 tonlardan 9.100 tonlara kadar çıkardık ve bunun sonucu olarak da gerektiğinde kotayı artırmak suretiyle özel sektörü disipline edebilmekteyiz ve bu tedbirler bu şekilde devam ettiği sürece çayın bugünü dünden iyidir, yarını bugünden daha iyi olacak diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİKMET AYAR (Devamla) – Bir dakika alabilir miyim Sayın Başkan?

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

HİKMET AYAR (Devamla) – Elbette daha iyisini yapmak… Evet, yine AK PARTİ sayesinde daha iyisini yapacağız ve Rize, hiç şüpheniz olmasın, 5 milletvekilliği olsa 5-0’la devam kararı verecek ama nüfusumuz 3 milletvekilliğine uygun olduğundan 3 milletvekilliğiyle devam kararını çoktan vermiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, sayın hatip yaptığı konuşmada, grubumuz adına konuşan Uğur Bayraktutan için “Bölgeye gitmemiş hatip.” ifadesini söyledi.

HİKMET AYAR (Rize) – “Olabilirsin” dedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Televizyonun canlı yayında olduğu, tutanak altındaki bir dönemde bir milletvekiline yapılabilecek en ağır sataşma ve hakarettir. Seçmenin karşısında milletvekilini de mensubu olduğu grubu da zor durumda bırakır. Konuya cevap hakkımızı kullanmak istiyoruz İç Tüzük 69’a göre. Sayın Uğur Bayraktutan…

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyelim.

IV.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR ((Devam)

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Rize Milletvekili Hikmet Ayar’ın CHP grup önerisi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekili böyle bir değerlendirme yaptığı için söz alma ihtiyacı hissettim.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce milletvekilimiz konuşuyorken Kemalpaşa Belediye Başkanımız Ergül Akçiçek beni telefonla aradı, “Şu anda Hopa’da, Kemalpaşa’da çay firmaları, değerli milletvekilim, 1.800, 1.700, 1.600...” dedi. Bakın, rakamlara dikkat edin. Biraz önce Belediye Başkanı beni aradı. Hani benim bölgeye gitmediğimi söylüyorsunuz ya, ben bölgeden gelmiyorum, bölge orada duruyor, Artvin. Daha geçen hafta oradaydım.

Israrla söylüyorum, gelin, şöyle bir şey yapalım, açık çağrıda bulunuyorum: Hafta sonu beraber gidelim Kemalpaşa’ya ve Hopa’ya, siz haklıysanız…

HİKMET AYAR (Rize) – Ben her gün oradayım. Biz her hafta oradayız.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Bakın, bir şey diyorum.

Eğer siz haklıysanız, 1.700, 1.800 değil de 2.500’se ben milletvekilliği mazbatasını -yüce Parlamentonun önünde namus, şeref sözü veriyorum- burada bırakıp evime gideceğim. Ama siz haksızsanız ne yapacaksınız? Biz 2.450 rakamına tamam diyoruz, 2.450’ye tamam diyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Devamla) – Ama 2.450’ye tamam diyoruz sayın milletvekilim, bakın, dikkat edin. Burada bir sorun var, Rize’den size yanlış bilgi veriyor olabilirler.

Özel sektörle alakalı olarak Artvin’deki, Kemalpaşa’daki, Hopa’daki, Arhavi’deki çay üreticisinin yaşamış olduğu ciddi bir sorun var. Bu sorun için beni arıyorlar ve bana bunu söylüyorlar, diyorlar ki: “Bu çayı caddeye, sokağa dökeceğiz, bunun karşılığını alamıyoruz.” Siz diyorsunuz ki: “Özel sektör hemen bunun parasını ödüyor.” Ödemiyor ki Sayın Milletvekilim. Nerede ödüyor? Ödemiyor, diyor ki: “2019 yılına çek vereceğim.” Bunun karşılığında kuru çay veriyor, bedeli ödemiyor. Ciddi anlamda sıkıntı var yani bu konuda kör olmayın lütfen, ön yargılı da olmayın.

Bakın, benim seçim bölgemde -biraz önce telefonla konuştum- diyorlar ki: “1.700-1.800.” Böyle bir ithamda nasıl bulunabilirsiniz? Beni arıyorlar. Ben geçen hafta seçim bölgemdeydim. Bakın, 1’inde başladı bu şey. İki gün problem yoktu diyorum. İki gün hiçbir sıkıntı yok, 2 ve 3 Mayısta problem yok, arkasından 2-3 Mayıs geçti, aradan üç dört gün geçti, problem var; Rize’de de problem var, gerçekten Rize’de de problem var. O anlamda, sayın milletvekiliyle beraber çay üreticilerinin olduğu bölgeyi beraber gezelim; kim haklı, üretici de görsün, seçmen de görsün diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ayar…

HİKMET AYAR (Rize) – Bu bilgileri de düzeltmeye ihtiyacımız var.

BAŞKAN – Sayın Ayar, bitirelim. Yerinize oturun, ben 60’a göre söz vereyim.

Lütfen kapatalım bu mevzuyu. Çay bizim, Rize bizim, Artvin bizim; biz birlikte Türkiye’yiz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Rize Milletvekili Hikmet Ayar’ın, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HİKMET AYAR (Rize) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Evet, biz kimseden aldığımız bilgiyle konuşmuyoruz, bizzat işin içerisinde olan bir milletvekiliyim. Bakın, ÇAYKUR az önce bahsettiğim bu kapasite artışı nedeniyle bu sene kotayı 575 kilo olarak açıklamıştı. Az önce iddia edildiği gibi seçim kararı alındıktan sonra değil, seçim kararı alınmadan önce açıklamıştır, bunu da ifade etmek istiyorum.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Ama 250’yi geçmiyor.

HİKMET AYAR (Rize) – Ayrıca her gün mesaj atıyor, üretici olduğum için benim telefonuma da mesaj geliyor. “Özel sektörün düşük fiyat tekliflerine çay satmayın.” diye uyarılar yapıyor.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Ama satıyorlar.

HİKMET AYAR (Rize) – Ama buna rağmen satılıyorsa, özel sektör de alıyorsa, istisnai bir durumda buna yapacak bir şey yoktur.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – İşte mecbur bırakılıyor, onu anlatıyorum.

HİKMET AYAR (Rize) - Ama ÇAYKUR “575 kilodan, hatta gerekirse tamamıyla alırım.” diye açıklamasını yapmıştır. Dolayısıyla bu durumu da belirtmek isterim.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Mecbur bırakılıyor, mecbur bırakılıyor.

HİKMET AYAR (Rize) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Dilerseniz Sayın Bayraktutan, ikiniz bir Rize çayı yudumlayın, şu kuliste güzel güzel Rize çayını beraber yudumlayın, birlikte konuşun.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Hopa çayı, Hopa çayı.

BAŞKAN – Ya da bütün Meclisi, hepimizi davet edin gelelim, olay mahallinde bir keşif yapalım.

HİKMET AYAR (Rize) – Çok güzel olur Sayın Başkan.

BAŞKAN – İnşallah.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çay tarımı ve sanayisinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan (10/620) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 9 Mayıs 2018 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmında bulunan 112, 115 ve 125 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 2, 3 ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 6771 Sayılı Kanun’la Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Konusunda Yetki Kanunu Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesine ilişkin önerisi

9/5/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/5/918 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                        Mehmet Muş

                                                                                          İstanbul

                                                                 AK PARTİ Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmında bulunan 112, 115 ve 125 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın sırasıyla 2, 3 ve 4'üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 11 ve 12 Mayıs 2018 Cuma ve Cumartesi günleri saat 14.00'te toplanması ve bu birleşimlerinde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmındaki işlerin görüşülmesi,

9 Mayıs 2018 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 112 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

10 Mayıs 2018 Perşembe günkü birleşiminde 115 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

11 Mayıs 2018 Cuma günkü birleşiminde 125 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

12 Mayıs 2018 Cumartesi günkü birleşiminde 551 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Çalışmalarını sürdürmesi,

6771 Sayılı Kanun’la Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Çeşitli Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Konusunda Yetki Kanunu Tasarısı’nın kırk sekiz saat geçmeden Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerinde öneri sahibi adına Sayın Can? Burada değil.

Gruplar adına ilk söz İYİ PARTİ Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Halaçoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

Süreniz üç dakikadır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Can salondaydı, “Burada değil.” dediniz.

BAŞKAN – Seslenmedi, göremedim.

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, seçime bir aydan biraz daha fazla bir zaman var. Şimdi, burada, vergi ve diğer bazı alacaklarla ilgili... Yani yeni kanun tasarıları aslında seçime yönelik bir yapılandırma meydana getirmekte. Dolayısıyla, bunları bugün ele almanızın temel sebebi bunlar olarak görülmektedir. Şimdi, bunların hepsini çıkaralım, tamam, bunlar yapılsın ama benim bir teklifim var: Gelin, en azından bu seçimde, referandumda olduğu gibi bir engellemeyle karşılaşmayalım. Referandumda salon tahsisinden tutun da televizyonlara çıkıp oralarda Anayasa’yla ilgili bilgilerimizi ve fikirlerimizi söyleme imkânı bile vermediğinizi göz önüne alacak olursanız, bu seçimde hiç olmazsa adil bir seçim sistemini, seçim gündemini ortaya çıkaralım.

Enteresan olan şey şu: Televizyonlara belli ki talimat verilmiş, 4 kişi çıkıyor ve İYİ PARTİ’yi konuşuyor ama nedense İYİ PARTİ’den 1 kişi o toplantıya davet edilmiyor. Davet edilse aslında oradaki soruların çoğunu cevaplayacağız. Efendim “İYİ PARTİ seçime girer mi girmez mi? Yüzde 2 mi, 3 mü oy alır, 4 mü alır, 5 mi alır?” Birtakım tartışmalar meydana geliyor. Şimdi, mademki yüzde 3 oy alacaksa neden tartışıyorsunuz, hangi sebeple bunları gündeme getiriyorsunuz? Demek ki sizin söylediğinizden farklı bir yapı var. Zannediyorum ki önümüzdeki hafta muhtemelen Meclis tatile girecek.

TRT… Şimdi, TRT nedir? Benim vergimle hayatta kalan, ayakta duran bir televizyon. Peki, iktidara yüzde kaç ayırıyor, muhalefete yüzde kaç ayırıyor? Bir saniye bize veriyor, sekiz yüz saniye iktidara veriyor. Hiç olmazsa bunlardan vazgeçin, çıkın yiğitçe… Mademki “Demokrasi de var.” diyorsunuz, bu seçimi o şekliyle geçirelim.

Ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. İnşallah, 21 Hazirandan sonra biz gerekli demokrasiyi sağlayacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – 21 Haziran değil, 24 Haziran.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – 21’inde hallediyoruz çünkü.

BAŞKAN – Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Aycan İrmez konuşacaktır.

Buyurun Sayın İrmez. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA AYCAN İRMEZ (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de grubum adına AKP’nin vermiş olduğu önerge üzerine konuşacağım.

Tabii, sözlerime geçmeden önce, maalesef, bugün Şırnak Kumçatı beldemizde sel nedeniyle taşan dereyi, Risor Deresi’ni geçmeye çalışırken hayatını kaybeden Agit Güler ve Mehmet Zeyrek’e Allah’tan rahmet dilerim ve ailelerimize de başsağlığı dilemek istiyorum, buradan acılarını paylaşıyoruz.

Aslında, artık AKP hakikaten… Meclis milletin Meclisi değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi artık halkın, milletin Meclisi değil, ne yazık ki son dönemlerde yapılmış olan uygulamalarla ve değişikliklerle AKP’nin Meclisi diyorum. Ama buradaki arkadaşları kırmamak adına da şunu özellikle belirtmek istiyorum: Aslında burası tek kişinin Meclisi. O, ne zaman bir şey diyorsa, ne zaman bir şey söylüyorsa arkadaşlar da ellerini ona göre kaldırıyorlar; elleri mahkûm ne yazık ki. “Meclisi aç.” dediği zaman açıyorlar, “Kapatın.” dedikleri zaman kapatıyorlar. Eskiden birbirlerine oylamada “evet” mi “hayır” mı denileceğini sorarlarken şimdi ise Meclis hakkında “Açacak mıyız, kapatacak mıyız?” diye sorular soruluyor.

Bu tasarının amacının hakikaten ne olduğunu biliyoruz. Niye seçimlerden önce böyle bir tasarı, halkın lehine olabilecek bir tasarı bu Meclise gelmedi? Aslında bunun tamamen halkın önüne serilmiş bir seçim rüşveti olduğu apaçık ortadadır. Bu tür şeylere şunu diyebiliriz: Yani, yangından mal kaçırır gibi, halkın hiçbir yararına ve lehine olmayan ne yazık ki birden çok yasa buradan geçti ama her ne hikmetse erken seçim, daha doğrusu baskın seçim açıklanır açıklanmaz böylesi bir teklifle halkın önüne geçilmeye çalışılıyor.

Şunu özellikle belirtmek istiyorum: Halkın bu tür şeylere karnı tok. Hakikaten halk artık sizden bıkmış bir durumda çünkü on altı yıllık AKP Hükûmeti gerek siyasi düşünceleri gerekse politikalarıyla, her zaman aynı şeyleriyle tekrar edip duruyor. O yüzden, her ne kadar siz bu halka “Daha çok özgürlük, daha çok demokrasi, daha çok adalet.” diyorsanız da -sanki on altı yıldır bu ülkeyi yöneten AKP değilmiş gibi, sanki on altı yıldır bu ülkeyi yöneten uzaylılarmış gibi- halka hep aynı, tekrar söylemlerle gitmeye çalışıyorsunuz.

Ayrıca burada, evet, hakikaten 24 Haziran önemli bir seçim olacak özellikle Türkiye halkları açısından. Biliyorsunuz, bizim Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Selahattin Demirtaş ne yazık ki rehin bir şekilde tutulmuş ve şu an cezaevinde. Eğer bu seçimin adaletli, adil bir şekilde, demokrasi çerçevesi içerisinde geçmesini istiyorsanız bir an evvel Sayın Cumhurbaşkanı adayımız olan Selahattin Başkanın da serbest bırakılması gerektiğini bir kez daha buradan belirtmek istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

Buyurun Sayın İrmez.

AYCAN İRMEZ (Devamla) – Ayrıca, 24 Haziranda zafer halaylarına duracağız. Hakikaten biz de buradan diyoruz: Vakit tamam, artık halk da sizi terk edecek ve halk sizi terk etmeden sizin gitmeniz gerektiğini bir kez daha belirtmek istiyoruz.

Ayrıca Sayın Demirtaş’a da buradan bir söz söylemek istiyorum: Özgür yarınlarda buluşmak dileğiyle, en kısa zamanda aramızda olmanız dileğiyle.

Herkesi tekrardan saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gruplar adına son söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Özgür Özel’e aittir.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir grup önerisi… Dün bütün hafta düzenlenmişti, bugün yeni bir çaba var: Kırk sekiz saat geçmeden Meclis komisyonunda yetki kanunu görüşülsün. Akıl alacak gibi bir yaklaşım değil. Seçim kararı için yapıldı, ikinci kez de bu suistimal burada yapılıyor.

AKP grup önerisi görüşülecek, AKP kendi grup önerisini çıkıp savunmadı. Grup adına konuşmacı Ramazan Can salonda, “Sayın Can salonda yok.” Yani artık şeklî demokrasi yapıyordunuz gerçek demokrasiden, şimdi muvazaalı demokrasi; olduğu hâlde yokmuş gibi yapıyor, herkes gördüğü hâlde susuyor, grup önerisini savunacak bir babayiğit yok ve muhalefet partileri konuşacak, oylayıp Anayasa’ya aykırı bu işi yapacaksınız. Neden savunmuyor, biliyor musunuz? Hukuki sorumluluk, cezai sorumluluk duyacak. Bir babayiğit çıkıp bu grup önerisini savunamaz. Neden mi?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ne alakası var?

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Anlatayım.

Bir önceki grup önerisi, yetki kanunu için, 2011 yılının 6 Nisanında alındı ve 2011 seçimleri sırasında ve sonrasında 1 Kasıma kadar tam 35 kanun hükmünde kararname düzenlemesi yapıldı. Anayasa Mahkemesine gittik. Yetkisi aşılmış; devletteki liyakat bir yana, kamu yönetimi bir Fetullahçı örgüte, o günkü adıyla “Hocaefendi’nin çocukları”na teslim edildi. Anayasa Mahkemesi bu yetki aşımında 7-7 berabere kaldı, Başkan Haşim Kılıç’ın oyuyla reddedildi bizim başvurumuz. O gün, o 35 KHK devlete FET֒yü ilmek, ilmek, ilmek işledi. Ergenekon, Balyoz, Askerî Casusluk orduya ne yaptıysa 6 Nisan 2011’de 2011 seçimine giderken verdiğiniz KHK çıkararak düzenleme yapma yetkisi, sivil bürokrasiye bunu yaptı. Şimdi, bugün belki birazdan çıkarsınız “Yok efendim savunurduk da, şu yüzden oldu da, yanlış oldu, Başkan görmedi...” Bir babayiğit bunu savunamaz. Savunursunuz, ileride cezai sorumluluk doğar. O gün de partinin Başkanı aynı, bu yetkiyi isteyen Başbakan aynı, bugün de partinin Başkanı aynı, bu yetkiyi isteyen Cumhurbaşkanı aynı. O gün devlet, FET֒ye teslim edildi, bugün devletin başına nasıl bir bela geleceğini beş sene sonra göreceğiz. O yetki kanunuyla atananların yüzde 80’i içeride, ihraç ve bunu siz yaptınız. Bugün yeniden Meclisin aklı yerine bir yerlerde hazırlanmış listelerle “Birtakım kadrolar yaratalım, birtakım bakanlıkları değiştirelim, oraya onu ihdas edelim, yerine buraya bunu koyalım.” diyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Bu, Parlamentoya, millî iradeye kurulan kumpastır.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Özel, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Ayrıca, bir Anayasa değişikliği… Bayrak kırmızısı Anayasa’yı saray rengine büründürdünüz, saray rengine. Aynı sarayın renginde yaptınız o turkuazı, itiraz ettim, maviye çaldırmışsınız. O Anayasa’nın içinde geçici 21’inci madde diyor ki: “Bu düzenlemeler altı ay içinde yapılacak.” Yalvardık, yüz kere söyledim, hani uyum yasaları? Çıkartmadınız. Bugün bir grup başkan vekiliniz diyor ki: “Anayasa’da yazıyor ama müeyyidesi yok.” Kardeşim, Anayasa’da yazdığını ve müeyyidesi olmadığını söylediğinizde bu Anayasa’da bir sürü şeyin müeyyidesi yok ama bu, toplumsal sözleşme. Bu sözleşmeyi ihlal ettiğinizi itiraf ediyorsunuz “Ceza verecek olan kim?” diyorsunuz. Kim, biliyor musunuz? Toplumsal sözleşmeler kiminse cezayı da o keser. Millete kurduğunuz bu oyunu 24’ünde, olmazsa Temmuz’un 9’unda millet çözecek, o zaman görecek grup başkan vekiliniz müeyyidesi neymiş. Müeyyidesi sandıktır, milletin tokadıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özel.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Can, yerinizden 60’a göre söz vereyim…

Bu arada, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Tamam, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler…

Elektronik cihazla oylama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum ve süreyi de başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.37

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 17.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini kabul edenler...

Elektronik yapıyoruz, arkadaşlar varlığını belli etsinler.

Oylama için üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi kabul edilmiştir.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, söz istiyorum yerimden.

BAŞKAN – Tamam, buyurun Sayın Danış Beştaş, 60’a göre yerinizden.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

25.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, yetki kanunu tasarısının kırk sekiz saat geçmeden görüşülmesinin Anayasa’nın emredici hükümlerine ve İç Tüzük’e aykırı olduğuna ve bunun hesabını halkın 24 Haziranda soracağına ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Doğrusu, acele ne? Yine bir usulsüzlük daha parmak sayısıyla geçirildi. Aslında oylamadan önce söyleyecektik, farklı şekillerde de konuştuk. Şimdi, açıkça, AKP önergesiyle İç Tüzük’ün 36’ncı maddesi lağvedildi. Kırk sekiz saat nerede? Şimdi yani kanun koyucu burada “Kırk sekiz saat bekleyin.” derken herhâlde bir bildiği var. Bu meselenin olgunlaşması, tartışılması, aceleye getirilmemesi, üyelerin hazırlanması, parti gruplarının buna karşı görüşlerini ifade etmeleri için yeterli zaman… Fakat iktidarın, gerçekten, bu panik ve korku seçiminde yine bir şeyler karıştırılıyor ve bu, her seferinde başka bir yöntemle önümüze getiriliyor.

Şimdi, bugünkü önerge, açıkçası, tarihine bakıyoruz yetki kanununun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yetki Kanunu Tasarısı’nın tarihi, dün itibarıyla, 8’inde. Yine, alelacele, Bakanlar Kuruluna bir yetki kanunuyla KHK çıkarma yetkisi veriliyor. Tıpkı seçim ittifaklarının hızla geçirildiği gibi, şimdi de bu seçim döneminde… Hiçbir şey yetmiyor bu iktidara, gözü doymuyor gerçekten. Her türlü yetki sizde, her şeyi kullanıyorsunuz, Türkiye’deki bütün yetkiler sizde. Şimdi de kırk sekiz saati bile beklemeden, efendim, bizim Komisyon üyelerimiz davet ediliyor. Bu, keyfîliktir; bu, hukuksuzluktur; bu, Anayasa’nın emredici hükümlerine ve bizim anayasamız olan İç Tüzük’e açıkça aykırı bir durumdur. Bunu kabul etmiyoruz. Bugün bunu yapıyorsunuz ama yarın, 24 Haziranda, gerçekten halk bunun hesabını size soracak, KHK’lerle bu zulmü devam ettirmenizin bedelini de ödeyeceksiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel, size de söz veriyorum.

Buyurun.

26.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, AK PARTİ grup önerisinin kabul edilmesiyle İç Tüzük ihlali yaşandığına, bunun milletvekillerinin ve Genel Kurulun kendi kendini inkârı demek olduğuna ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce, büyük bir İç Tüzük ihlali ve gerçekten Meclisi şeklî bir meclisten de fena bir duruma, yasama yapıyormuş gibi muvazaa yapan bir duruma düşüren bir grup önerisi, maalesef, kabul edildi.

Bu Meclise gelecek kanunlar, kanun teklifleri ya da tasarıları ilgili komisyonda görüşülür. İlgili komisyonun Genel Kurula teklif ettiği bir metin ortaya çıkar. Bunun yapılabilmesi için komisyona teklif ya da tasarının kırk sekiz saat önce dağıtılması lazım. Bunun aksine davranmak mümkün değil ama Genel Kurul diyor ki: “Komisyon derhâl toplansın, onu bana yollasın.” Ya, burası komisyonun teklif edeceği metni görüşecek, belki yollamayacak, yollarsa değiştirerek yollayacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen, buyurun.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunları yapabilmek için, Komisyonun kendine gelen metni incelemesi lazım. Hatta bu konuda akademiden katkı almak icap edebilir, bu konuda meslek örgütleriyle, sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmak gerekebilir, Anayasa Mahkemesinin geçmiş uygulamalarına erişmek, incelemek gerekebilir. Bugün gelmiş, normal şartlarda Komisyon üyelerimiz iki gün çalışacak ama ne yapıyorsunuz? “Hemen görüşüp yollayın. Biz burada görüşeceğiz.” Bu, aslında, milletvekillerinin ve Genel Kurulun kendi kendini inkârı demek. “Biz birilerinin bize söylediği kararı aynen tatbik edeceğiz.” demek. “Bize çalışıp bir şey önermeyin. Minareden at beni, in aşağı tut beni. Saraydan talimat geldi, Genel Kurulda kaldır eli…” Böyle bir şey olmaz. Yapmayın bunu, kendinize yapmayın, demokrasiye yapmayın, parlamenter sisteme yapmayın.

Yapmasanız ne olacaktı? Son cümlem şu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bitirin lütfen.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bugün Meclis, kendi gündemini görüşürdü, yarın gereğini yapardı, çalışmasını sürdürürdü. Komisyon, kırk sekiz saat sonra toplanır, 3 maddelik kanunla ilgili görüşlerini oluştururdu. Önümüzdeki hafta salı günü, yok, çok istiyorsanız bu cuma günü getirirdiniz, bunu görüşürdünüz ama yapılan iş… Ya, birileri sizin bilinçaltınıza, bizim bilinçaltımıza, bu ülkenin demokrasi tarihine “Parlamentonun önemi yok, komisyonun önemi yok, milletvekilinin önemi yok, yasamayla ilgili çabaların önemi yok, ben ne dersem o olacak.” diyor. Buna geçit vermek doğru değil. Bu kırk sekiz saati… Burası, Komisyona “Acil toplan, çalışmadan karar ver, bana yolla.” dedi mi, kendini inkârdır. Vallahi de billahi de yanlış yapıyorsunuz arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi çok açık. Gerek Meclisimizin geçmiş teamülleri gerekse de İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereği, Danışma Kurulunun karar alabileceği her hâlde ya da toplanamaması hâlinde, siyasi parti grupları ya da Meclis Başkanlığı grup önerisi olarak buraya getiriyor ve Genel Kurulun oyuyla bunu geçiriyoruz. Dolayısıyla hem İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine hem de geçmişteki teamüllere baktığımızda, burada Meclis Başkanlık Divanının yapmış olduğu, aldığı karar -grup önerisini gündeme alması ve Genel Kurulun oyuna sunması- son derece doğru ve hukuka uygundur. Onu özellikle belirtmek istiyorum, bu anlamda da katkılarınız için, katılımlarınız için de teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, çok naziksiniz de mesele şu: Bu Genel Kurul kendi gündemiyle ilgili meseleleri görüşür. Bu Genel Kurul, bir başka yerde tarif edilmiş, uygulanan ve uygulanmasının çok mantıklı bir gerekçesi olan… Ya, kanun teklifi. Düşünsenize, Adalet ve Kalkınma Partisi muhalefette, iktidar bir şey getiriyor, en istemeyeceğiniz bir şey ve diyor ki sonra: “Siz daha…” Belki de sizin milletvekilleriniz bir cenaze için -örneğin benim grup başkan vekillerimin bir tanesi Cumhurbaşkanı adayımızın yanında, diğeri bir cenaze için memleketinde- birçok milletvekili cenaze için, onun için, bunun için yokken getiriyor -kırk sekiz saat içinde haberdar olacağız, çalışacağız- diyor ki: “Toplanın, bize yollayın, hemen, iki saat içinde.” Ya, doğru değil.

Ayrıca, bu yetki Genel Kurulun çalışmalarıyla ilgili. Komisyonlarla ilgili böyle bir şey yaparsanız, yarın şunu da yaparsınız: Genel Kurulda “AKP grup önerisi” yazar, “Cumhuriyet Halk Partisinin Parti Meclisinin görevden alınması…” Oturursunuz, oylatırsınız… Her konuda ya, her konuda; Özgür Özel’in adını da değiştirirsiniz, her konuda; bir başkasını bilmem ne yaparsınız, her konuda. Ama olmaz, “her konuda” diye tutup da kendi yetkisini aşan konularda “Biz her konuda önerge getirebiliriz...”

BAŞKAN – Danışma Kurulunun karar alabileceği konularda diyorum yani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – E, tamam, bu konuda alamaz karar, onu anlatıyorum.

BAŞKAN - Sayın Özel, kayıtlara geçti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Benim adımı değiştiremez. Gidip de Danışma Kurulu komisyonun kırk sekiz saatini ortadan kaldıramaz.

BAŞKAN - Evet, teşekkür ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Özel, Sayın Danış Beştaş, şimdi, zaten oylandı, karar altına da alındı.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ben bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – Sizi de dinledik.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir daha kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, “Ben yaptım, oldu.” meselesi teamül değildir.

BAŞKAN – Değil, “Ben yaptım, oldu.” demiyoruz, Anayasa ve İç Tüzük’e göre çalıştırıyoruz tabii ki.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bir iktidarın hukuk dışı, keyfî uygulamaları teamül olamaz. Teamül, sistematik olarak, hangi görüşte olursa olsun, yasanın yorumlanmasıdır.

BAŞKAN – Ama yasanın ilgili hükmü de müsaade ediyor.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) - Siz işinize geldiğinde istediğiniz kanunda, istediğiniz tüzükte değişiklik yapmak suretiyle bunu teamülle açıklayamazsınız. Burada, ortada açık bir İç Tüzük ve anayasal düzenleme varken siz “Bizim istediğimiz teamüldür.” diyemezsiniz. Bir de diğer bir mesele...

BAŞKAN – Ben İç Tüzük’ün 19’uncu maddesini de söyledim Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ben şunu söyleyeyim, biz HDP Grubu olarak temsil ettiğimiz vatandaşlar adına şunu söylüyoruz: Biz AKP iktidarına güvenmiyoruz. OHAL ilan edildiğinde burada Başbakan, Başbakan Yardımcıları, en üst düzeyde şu sözü verdiler, dediler ki: “OHAL, sadece devletin kendisine OHAL ilan etmesidir. Tek bir vatandaş etkilenmeyecek.” Ama geçen bir buçuk yıllık zaman zarfında görüyoruz ki yüz binlerce insan OHAL sebebiyle işkence görüyor, işsiz kaldı, cezaevlerinde yatıyor ve daha bir sürü sorun yaşıyor.

Bu yetki kanunuyla ilgili Hükûmet neredeydi? Altı aylık süre zarfında neden bu yetki kanununu çıkarmadı? Neden alelacele 24 Haziranda seçim koydu? Sonra bize diyor ki: “Meclisin alması gereken kararı KHK’yle Bakanlar Kuruluna verin.”

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz bu yetkinin verilmesini kesinlikle gayrimeşru görüyoruz ve aynen OHAL’de olduğu gibi -ben yetki kanununa tekrar tekrar baktım- onlarca yasada değişiklik için Bakanlar Kuruluna yetki veriliyor. Şu ana kadar zaten OHAL’i cebinde taşıyan Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı bu ülkeye yapmadığını bırakmadı. Bu yetki kanunuyla da herkesin eşit ve adil koşullarda girmesi gereken bir seçimde yarın öbür gün hangi kanunu çıkaracağını...

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Danış Beştaş, bu karar alındı, bu görüşüldüğünde gene bu görüşlerinizi ifade edersiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Hayır, biz not düşelim, biz yine not düşelim de en azından...

BAŞKAN – Tamam, gene not düştünüz zaten.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bu yetki kanunları, Hükûmetin seçim döneminde hukuksuzluklarına, keyfiyetine, zorbalığına bir kılıf bulma çabasıdır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Beştaş, ilk defa yapılan bir iş değil, bu devamlı olan bir çalışma usulü.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bu, usule aykırıdır; biz güvenmiyoruz ve kesinlikle meşru bulmuyoruz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – İlk defa görmüyorsun, daha önceden de yaptık bu çalışmayı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sayın Başkan...

BAŞKAN – Tamamen meşru, hukuka uygun. İç Tüzük 19 ve 36’nın ikinci fıkrası da üstelik buna, süreye uyulmayabileceğini ifade ediyor aynı şekilde.

Sayın Can, size de söz verip kapatıyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bir cümlelik bir izin verir misiniz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) - Sayın Başkan, en azından tutanaklara girmesi açısından...

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Can’a söz verdim.

27.- Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın, Manisa Milletvekili Özgür Özel’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ve AK PARTİ grup önerisinin açık ve net olduğuna ilişkin açıklaması

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Özgür Özel çalışkan ve zeki bir arkadaşımız. Bizim grup önerimizin savunulamayacağından bahsetti. Grup önerimiz açık ve berrak, net. Nitekim, kâtip üye de grup önerimizi okudu ve Genel Kurulda bulunan milletvekili arkadaşlarımız da anladı ve kabul etti. Bütün bunlara rağmen grup önerimizi anlatmak gerekirse; 3 tane sözleşmeyi öne alıyoruz, ayrıca cuma gününü çalışma günü kabul ediyoruz. Yine grup önerimizde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda yapılan değişikliklere uyum sağlanması anlamında, kırk sekiz saat geçmeden Plan ve Bütçe Komisyonunun toplanarak Meclise sevk edilen yetki kanunuyla ilgili hususu görüşmesini arz ediyoruz. Bu kadar açık ve nettir. Bunu da zaten Genel Kurul anlamış ve oylamıştır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Özel… Arkadaşlar… Bir saniye…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Plan Bütçe Komisyonu üyelerimiz kaça bölünecek Sayın Başkan? Bir açıklama bekliyoruz.

BAŞKAN – Bir saniye…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Yedide orada toplantı, burada Genel Kurul.

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, bakın, bir konuyu görüştük, grup önerisini konuştuk, oyladık, karar aldık, onun üzerine ikişer defa söz aldınız. Lütfen, istirham ediyorum.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ya, Plan ve Bütçe Komisyonu olarak ne yapacağına karar verelim.

BAŞKAN – Tamam, tamam da… Karar alındı, konuşmalarınızı yaptınız.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, bu başka bir konu, söyledikleri başka bir konu yani. Hayret bir şey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İsmimi zikrederek söyledi, o konuya cevap vereceğim, diğerini bitirdim ben.

BAŞKAN – Ya, lütfen bitirelim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam.

BAŞKAN – Bitirelim, kapatalım.

Buyurun Sayın Özel.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ya, bizi zorla Plan Bütçeye götürüyorlar saat yedide. Nedir bu?

28.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Ramazan Can kürsüde çıkıp beş dakika izah edebileceği hâlde, salonda olduğu hâlde varlığını kendi de inkâr etti; siz de baktınız, göremediniz, “Yok.” dediniz, geçti. Sebebi, ben savunamaz dedim, söz aldığında da benim savunamaz dediğim yeri savunmadı, kırk sekiz saatle ilgili kısmı söylüyor.

2011’in 6 Nisanında bugünkünün aynısı çıkarıldı, ardından 35 KHK çıkarıldı, Askerî Casusluk, Balyoz orduya ne yaptıysa o 35 KHK sivil bürokrasiye onu yaptı. Her yere FET֒cüler yerleşti; yüzde 80’i ihraç, yüzde 50’den fazlası hapiste şu anda. O KHK’yle yapıldı. Yine siz yetki istediniz, yine kendi çoğunluğunuzla verdiniz. Bunun savunulur tarafı yok çünkü bilmiyorsunuz ki bu KHK’yle de yarın kimler nerelere yerleştirilecek veya kamu yönetim sistemi nasıl çökecek. Ben kaygınızı anlıyorum, siz de söz alıp başka bir tarafı savundunuz, aynı şeyi ikrar ediyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/944) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 557) (X)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 557 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; (1/944) esas numaralı ve 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemiz açısından önümüzde uzun bir süre yorucu ve yıpratıcı bir süreç var. Ülkemiz aleyhine kurgulanan, bununla da kalmayıp tedavüle sürülen siyasi ve ekonomik operasyonlara günbegün derinlik, etkinlik ve ivme kazandırılmaya çalışılıyor; döviz, faiz, sıcak para üzerinden Türk milleti ambargo altına alınmaya çalışılıyor. Türkiye yüksek risk ve tehditlerin yörüngesinde ve çekim alanında. Ülke devamlı yargılanmakta, karalanmakta, hasar alması için eş zamanlı, eş anlı faaliyetler yürütülmektedir. Türkiye'nin bu ağırlığın altında kalmaması gerekir.

Seçim sürecine giden yolda toplumsal, ekonomik ve siyasi dinamikleri etkileyen çok sayıda menfi faktör yeşermekte, hatta nüksetmektedir. Türkiye’nin bekası açısından önümüzde kontrol edilemeyecek, beklenmedik birtakım olumsuz gelişmelerin ortaya çıkma ihtimali ise asla göz ardı edilmemelidir. Kaldı ki bunun pek çok emaresi de şimdiden görülmeye başlamış, belirginleşmeye başlamıştır. Seçim sürecine tesir eden faktörlerin başında Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası ilişkileri ile bunların sosyal, siyasal ve askerî yansımaları gelmektedir. Diğer bir tayin edici husus ise ekonomik göstergeler ve Hükûmetin bu konuda alacağı tedbirlerdir. Bu nedenle, vatandaşı rahatlatacak birtakım tedbirlerin alınması gereklidir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 15 Temmuz başarısız darbe girişimiyle ülkemizin bekasına kasteden çevreler, akabinde, Türkiye ekonomisini zayıflatmaya, potansiyelini gölgelemeye, sorunların derinleşmesine, kırılganlıkların artmasına yönelik dış kaynaklı operasyonlarına devam etmiştir. Bunun yanı sıra, geçtiğimiz on beş yıl içinde yapısal reformların bir türlü yapılamaması veya tamamlanamaması, 16 Nisan referandumu sonrasında yükselen bölgesel gerginlikler son dönemde Türkiye ekonomisinin mevcut kırılganlıklarını artırmıştır. Bu sorunların büyümesinde 15 Temmuz darbe girişimi ve akabinde, uluslararası çevrelerin ülkemiz aleyhine başlattığı kumpas girişimlerinin etkisi kuşkusuz vardır ve büyüktür.

Ancak son on beş yılda hayata geçirilemeyen reformlar yerine günübirlik çözümlerden fayda uman politika yaklaşımlarının da katkısı olduğu bir gerçektir. Ekonomideki mevcut sorunların aşılması, gerekli reformların yapılması ancak güçlü bir yönetim, beka temelli millî bir yaklaşımla mümkün olabilecektir. Türkiye ekonomisinin en acil çözüm bekleyen ve bekasını tehdit eden önemli makroekonomik kırılganlık noktaları son dönemde daha da görünür olmaya başlamıştır. Bunları sıralayacak olursak: Bunlardan bir tanesi, kısa vadeli dış finansman ihtiyacı, diğeri, reel kesim ve hane halkının yüksek borçluluk seviyesi, diğeri yükselen cari açık ve dış ticaret açığı, bozulan kamu dengeleri, yükselen enflasyon, genç nüfusta artan işsizlik, yüksek kur, faizler, dolarizasyon.

Türkiye ekonomisinin yüksek dış finansman ihtiyacı bulunmaktadır. Son verilere göre cari işlemler açığı 53 milyar dolar, bir yıl içinde ödememiz gereken dış borcumuz buna ilave 186 milyar dolar tutarındadır. Diğer taraftan, firmalarımızın yabancı para açık pozisyonu yüksektir. Yabancı para açık pozisyonu 222 milyar dolar seviyesindedir. Firmalarımızın borçluluğu hızlı bir şekilde artmıştır. Firmalarımızın borçları öz kaynaklarının 2 katından daha fazladır. Toplam kredilerin toplam mevduata oranı yüzde 125’i, Türk lirası kredilerin Türk lirası mevduata oranı da yüzde 150’yi aşmıştır. Firmalarımızın finansal borçlarının yarıdan fazlası yabancı para cinsindendir. Diğer taraftan, döviz kurlarının yükselmesi tüketici ve yatırımcı güvenini de etkilemekte, ekonomik büyümeyi ve bileşenlerini de olumsuz etkilemektedir. Asıl olumsuz etki ise fiyat istikrarında görülmektedir. Döviz kurlarında yaşanan artışlar ithalat fiyatları aracılığıyla enflasyonun yükselmesine yol açmaktadır. Son dönemde enflasyon çift haneli seviyelere yerleşmiş gibi görünmektedir. Ekonominin kur-enflasyon-yüksek faiz döngüsü içine girme riski de olabilir. Kur-enflasyon, enflasyon beklentisi- kur sarmalından dolayı son yıllarda dolarizasyonun hızla arttığını görüyoruz. Yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı 164 milyar dolar olup payı yüzde 50 düzeyindedir. Küresel ekonomide gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahının azalacağı bir döneme girilmektedir. Finansal koşullar önümüzdeki dönemde eskisi gibi rahat olmayacaktır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gelişmiş ülkelerdeki faiz artırımları, global düzeyde fonlama maliyetlerini artıracak, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları yaşanabilecektir. Bu süreçte cari açık, enflasyon, bütçe açığı gibi makro dengesizlikleri en fazla olan ülkeler bundan en olumsuz etkilenen ülkeler olacaktır. Sürdürülebilir bir büyüme için, birbiriyle uyumlu, dış dengesizlik ve enflasyonla mücadeleyi önceliklendiren, yapısal reformlara odaklanan bir politika bileşimi uygulanmasının gereği ortadadır.

Ekonomide beka temelli bir yaklaşımı değişikliğine gidilmesi de zorunludur. Ülkemizin kalkınması ve milletimizin hak ettiği refah seviyesine ulaşması için Türkiye, ekonomi alanında hızla reform gündemi oluşturmalı ve bunu uygulamalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu uyarılarımızı şimdiye kadar yaptık, yapıyoruz da. Yukarıda sıraladığımız sorunlar yönetilebilir olmaktan çıkmadan gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor. Milliyetçi Hareket Partisinin ekonomik bekadan kastı da budur. 24 Haziran seçimlerinden sonra yapılacak ilk iş bu sorunların çözümü için hep birlikte harekete geçmektir. Türkiye’nin küresel bir güç olarak dünya sahnesindeki yerini alması, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, üretimde, ihracatta, yüksek teknolojili ürünlerde yerlilik oranının artması, faizler, enflasyon ve cari açığın düşmesi, Türk ekonomisinin finansal saldırılara daha dirençli hâle getirilmesiyle mümkündür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıda esasen gelir artırıcı önlemlerle birlikte sosyal koruma önlemlerine yer verilmiştir. Esasen düzenlemelerin kahir ekseriyeti vatandaşlarımızı rahatlatacak ve üzerinde beklenti oluşan düzenlemeler idi. Dolayısıyla, bu düzenlemeleri destekliyoruz. Komisyon çalışmalarında da destek ve katkılarımızı verdik.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısında vergi ve imar affı düzenlemelerinin yanı sıra kayıt dışılığı engellemek üzere getirilen düzenlemeler, yaşlılık aylığının 500 Türk lirasına yükseltilmesi, emeklilere bin Türk lirası bayram ikramiyesi verilmesi gibi partilerin seçim beyannamelerinde yer alan düzenlemelere de yer verilmektedir.

Bu düzenlemeleri “seçim torbası” diye kategorize etmek, bazı partilerin seçim vaatlerinin eksik bir taklidi olarak değerlendirmek kanımızca yanlı ve yanlış bir değerlendirme olabilir. Umudumuz, bu düzenlemelerin kamu mali yapısının güçlendirilmesine katkı sağlamasıdır, vatandaşlarımızın uzun süren mağduriyetlerinin giderilmesidir, sosyal koruma ödeneklerinin güçlendirilmesi yönünde ülkemize ve ekonomimize katkı sağlamasıdır.

Tasarıyla getirilen düzenlemelere değinecek olursak: Geniş anlamda kamuya olan borçlar -vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu prim alacakları ve cezalar, belediye ve özel idarelere olan borçlar, idari para cezaları, trafik cezaları, RTÜK cezaları ve bunun gibi- için yapılan af ve yapılandırma düzenlemelerini getiriyor. Yanlış saymıyorsam bu düzenleme, AKP hükûmetlerinin sekizinci vergi affı ve yapılandırma düzenlemeleridir. 31/3/2018 tarihine kadar olan toplam 183 milyar Türk lirası alacağın yapılandırıldığı, bunlardan 119 milyar Türk lirasının vergi; 64,3 milyar Türk lirasının sosyal güvenlik primi alacağı olduğu Sayın Maliye Bakanı tarafından açıklandı. Bilindiği üzere, 2017 yılının Mayıs ve Ekim aylarında iki af ve yapılandırma düzenlemesi yapılmıştır. Bu düzenleme son bir yıl içindeki üçüncü yapılandırma düzenlemesidir. Önceki yapılandırmalardan faydalanmayanlara ya da ödemesini aksatanlara da af ve yeniden yapılandırma imkânı getirilmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin vergi affı, yapılandırmalar konusundaki görüşleri açık ve nettir. Bu konudaki tutumumuzu muhafaza etmeye devam ediyoruz. Burada endişeye sevk eden, yapılandırma ve af düzenlemelerine giderek daha sık fasılalarla ihtiyaç duyulması ve kapsamın her defasında biraz daha genişlemesidir. Daha önce iki yılda bir yapılan düzenlemeler artık yıl içinde birkaç defa yapılmaya başlanmıştır. Bu durum, maalesef, mükelleflerin vergi davranışları üzerinde birtakım olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Geçmiş yapılandırmalar sorunu çözmemiş midir, daha da ağırlaştırmış mıdır, yoksa böyle bir şeyin daha iyi olacağı mı düşünülmüştür? Daha önceki tahsilat oranlarını da dikkate aldığımızda, konunun değerlendirilmesinin daha da mümkün olabileceğini, kolay olabileceğini görüyoruz. Geçmiş yapılandırmalar ve düzenlemelerde performansta sıklığa bağlı olarak azaldığı gibi bir kanaat ortaya çıkabilir. Öyle bir noktada mükelleflerde yapılandırmaya veya aflara karşı bir kayıtsızlık ve duyarsızlık, bir sonraki affı bekleme eğilimleri gündeme gelebilir diye de toplumda konuşulabiliyor.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tasarıyla imar konusunda mevcut ihtilafların sulh yoluyla çözülmesi için af düzenlemeleri getiriliyor. İstanbul Boğazı ve tarihî yarımada bunun dışına çıkarılıyor. Aynı hassasiyetin, Ege ve Akdeniz başta olmak üzere, tüm kıyı şeritlerinde de uygulanmasını temenni ederiz, dileriz.

Sayın Başbakan bunu “barış” diye nitelendirdi. Teknik olarak barış olmakla beraber devletin bir af ve uzlaşma düzenlemesi olduğunu söylemek mümkün. Vatandaş devletle helalleşiyor diyoruz -Sayın Bakan böyle söylüyor- diğer türlüsünü de söyleyebiliriz; devlet vatandaşla helalleşiyor da denilebilir.

Düzenlemeyle hazine arazileri, tarım arazileri üzerindeki ruhsatsız yapılaşma için af ve uzlaşma imkânı getirilmesi, esasen devletin kaynaklarının usulsüz kullanımı neticesinde doğan hakların helal edilmesi olarak düşünülebilir. Ancak bu düzenleme çok dikkatli olarak uygulanmalıdır. Ben bugün 2 köy muhtarıyla beraber Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürünü ziyaret ettim ve belki yüzyılın problemi olarak ortaya çıkan iki problemin burada, bu tasarıyla çözülebileceğini -benden değil- yetkililerden öğrendiler. Bu nedenle bürokrasiye de teşekkür ediyorum.

Şimdi, bu düzenlemeler -biraz önce söyledim- çok dikkatli uygulanmalı. Tabii ki bunun kamu maliyesi açısından beklenen faydaları da var. Öncelikle, belediyeler arsa üzerinden değil, konut üzerinden vergi alacak; ilave vergi gelirleri elde edilecek. Bu düzenlemeyle 40-50 milyar Türk lirası gelir beklendiği ifade ediliyor. Bu bedelin depreme hazırlık için, kentsel dönüşüm için kullanılacağı da söyleniyor. Ancak bu uygulamada bizatihi deprem riski olan yapıların ruhsat alması da söz konusu olabilecek mi? Kaçak yapıların ruhsata kavuşturulmasında çok dikkatli olunması gerektiğini düşünüyoruz. Sebepsiz zenginleşmeye, rant ve servet transferine engel olunması gerekiyor. Geçmişte yapılan imar afları, maalesef, eşitsizlik ve adaletsizliklere, belirli kesimlerin hızlı ve haksız zenginleşmesine yol açmıştır. Bu düzenlemenin çok dikkatle tasarlanmaya, uygulanmaya ihtiyacı bulunmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tasarıyla, ayrıca, emeklilere bayramlarda biner Türk lirası ikramiye verilmesi öngörülüyor. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak gerek 7 Haziran ve gerekse kasım seçim beyannamelerimizde kısmen yer alan bir husus. Ancak bu, bayram ikramiyesi şeklinde değil, iki aylık net asgari ücret tutarında mart ve eylül aylarında emekli destek ödeneği verilmesi şeklinde düşünülmüş ve kamuoyuna duyurulmuştu.

Bu tasarıyla yaşlılık aylığının 500 Türk lirasına yükseltilmesi de hedefleniyor. Beyannamelerimizde yaşlılık aylığı 2015 yılında 300 Türk lirası olarak belirlenmişti. Dolayısıyla, enflasyon göz önüne alındığında 500 Türk lirasına çıkarılması uygun görülmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisinin seçim beyannamelerinde, ayrıca, muhtaç ailelere 700 Türk lirası aile desteği -en az bir ferdi iş bulana kadar- önermiştik. Hilal kart, kira yardımı olmak üzere pek çok sosyal destek de öngörmüştük.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sonuç olarak, tasarının, bazı eksikliklerine rağmen, kamu gelirlerinin artırılmasına katkı sağlayacak, sosyal koruma tedbirlerini artıracak ve kentsel dönüşüme katkı sağlayarak vatandaşlarımızın beklentilerini karşılayacak bir düzenleme olduğunu değerlendirmekteyiz. Hayırlı olmasını temenni ediyoruz.

Bu vesileyle yüce heyete saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

Gruplar adına ikinci söz, İYİ PARTİ Grubu adına Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, her şeyden önce şunu belirtmek istiyorum ki devletlerin, tarihte dışarıdan bir tehlike gelmeden bir geçmişleri olduğunu söylememiz mümkün değildir. Devletler sürekli olarak, dışarıdan gelecek tehlikelere karşı kendisini organize etmek zorundadır. Ancak bulunduğu bölgede devletin rahat bir hayat geçirmesi isteniyorsa muhakkak o devletin ekonomik güce sahip olması gerekir. Dolayısıyla, ekonomik güce sahip olan devlet diğer alanlarda da güçlüdür. Bunun için liyakatli bir kadroya ihtiyaç duyar devletler. Liyakat sahibi ekiplerle çalışmayan devletler dış güçlerin oyuncağı hâline gelir, kaçınılmazdır bu. Bakınız, daha üç ayda yani ocak-mart arasında Türkiye'de cari açık 40,3 milyardır. Yine, liyakatsiz yönetimler sebebiyle ülke iyi yönetilemez. Beka sorunu denilen sorunun çıkması da bu şekilde yine liyakate bağlıdır. Yani sizi önüne gelen herkes aldatıyorsa buradaki sorun, dış güçlerin ülke üzerinde oynadığı oyun değil, sizin yetersizliğinizden kaynaklanır.

Geçmişe şöyle bir bakalım: “Cemaatin ileri gelenleri, mensupları bugüne kadar ne getirdiler de bunu geri gönderdim? Yapabileceğim ne varsa yaptım, Rabb’im şahittir. Ne istediniz de alamadınız?” diyorsa bir devleti yöneten kişi ve sonra, yine, AKP iktidara gelir gelmez “Yurt dışındaki cemaat okullarını destekleyeceksiniz, ziyaret edeceksiniz, elçiliklerdeki resmî törenlere davet edeceksiniz.” diye o zamanın Başbakanı Sayın Gül bir genelge yayınlıyorsa; iktidara gelir gelmez 23 Nisana alternatif olarak Türkçe olimpiyatları kutlamaları yapılıyor ve onu kendi himayesinde yapan kişi, Sayın Arınç, “Milyonlarca insan şu anda gözyaşı dökerek bizi izliyor. Bunların arasında biri var ki gurbette tek başına hüzünle bizi seyrediyor. Televizyon başında bizi izleyen o güzel insana teşekkür borcum var.” diyorsa; eğer “Türkçe sevgi dilidir, barış dilidir, Yunus’un dilidir, Mevlâna’nın dilidir; ‘Aç, herkese sineni aç, onun gibi ilaç.’ diyen Fetullah Gülen Hoca Efendi’nin dilidir.” diyen bugünkü Başbakan varsa; cemaatin hedefleriyle Türkiye'nin hedeflerinin tamamen örtüştüğünü söyleyen, yine bir Başbakan Sayın Davutoğlu varsa; “’Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış.’ filan, bunlara kargalar bile güler.” diyen bir Millî Eğitim Bakanı Sayın Çelik varsa; o tarihte “Bu yolu açan, bu ateşi yakan, bu fikri veren muhterem Fetullah Gülen Hoca Efendi’ye gönül dolusu saygılar gönderiyorum. Kendisine ‘çete’ diye hitap edilmesi büyük haksızlıktır, vicdansızlıktır.” diyen bir Adalet Bakanı Bozdağ varsa; cemaat hakkında “Faaliyetlerinin daha fazla artırılması, daha yaygın hâle getirilmesi vatanseverlik görevidir.” diyen şimdi bir AKP Bakanı olan Numan Kurtulmuş varsa; cemaate yönelik suçlamalar hakkında “Aynen 28 Şubat gibi, aynen 12 Eylül öncesi gibi senaryodur. Derin devlet harekete geçti, cemaati döverek, cemaate saldırarak Türkiye'nin değişim yönünü etkilemeye çalışıyorlar.” diyen bugünkü İçişleri Bakanı Sayın Soylu gibi birisi varsa; cemaati savunmak suretiyle “İnsan merkezli bir hizmeti esas alan insanlara ‘Hizmetlerinizi durdurun.’ denir mi? Aksine teşvik edilir, desteklenir, elden ne geliyorsa o katkı sağlanır ve bu gerçeği görmemek ferasetsizliktir.” diyen bir Sayın Çelik varsa; FET֒ye yönelik suçlamalarla ilgili olarak “Şiddetle kınıyorum, daha ağır kelimeler kullanmamak için kendimi zor tutuyorum. Hayatı insanlığa hizmetle geçmiş bir büyük zat için suçlamalarda bulunmak son derece çirkindir, kara lekedir. Fetullah Gülen Hoca Efendi hayatının her döneminde tertemiz kalmış bir kişidir, kendisine şükran borçluyuz.” diyen bir Sağlık Bakanı Akdağ varsa; “Gönül diyarlarını imar eden, bu hizmetlere öncülük eden, gurbetten sılaya gelme özlemi çeken büyüğümüze saygı ve şükran hislerimi ifade ediyorum.” diyen bir Sayın Kılıç varsa, bir bakan varsa; “Fetullah Gülen Hoca Efendi son bin yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir. Evrensel Türk rönesansını başlatan Türk mucizesidir. Shakespeare gibi evrenseldir. Ona düşmanlık edenlerin utanması gerekir.” diyen bir milletvekili Sayın Kocabıyık varsa; “Vicdanlı bir insan olarak diyorum ki: Bu hizmetlerin durdurulmasını isteyeceğinize gölge etmeyin, başka ihsan istemeyiz.” diyen yine bir milletvekili Sayın Gündoğdu varsa; Gülen’e “Feto” diyenleri azarlayarak “Terbiyeni takın, Fetullah Gülen’e ‘Feto’ diyemezsin, özür dile.” diyen Melih Gökçek gibi bir Büyükşehir Belediye Başkanı varsa; “Fetullah Gülen vatan hasretiyle dışarıda yaşıyor, ona karşı yapılanlar cezasız kalmayacak.” diyen, “Fetullah Gülen hareketine yönelik düşmanca tavırları hiçbir vicdan sahibi onaylamaz.” diyen, “Benim ümidim Fetullah Gülen okulları.” diyen, “Demokrasi kıvılcımı.” diyen, “Vizyoner lider.” diyen, “Türkiye’nin övüncü.” diyen, “Hoca Efendi barışçıl, nazik, çok naif bir insan.” diyen, “Ceviz kadar beyni olanlar Hoca Efendi’nin büyüklüğünü anlayamaz.” diyen bir yandaş medya varsa; ve hatta MHP yöneticilerine kumpas kasetleri ortaya çıkardıklarında Sayın Bahçeli’nin FET֒yü suçlaması üzerine “MHP’nin Fetullah Hoca Efendi’ye saldırısı bana göre ihanet derecesindedir. Hiç ahlaki değil, çok çirkin bir şey. Yani Hoca Efendi işi gücü bırakmış da MHP’yle mi uğraşıyor? Bir defa onun bulunduğu makam böyle bir şeye müsaade etmez, onun meşgalesi böyle bir şeye müsaade etmez. Çok çok çirkin, çok ayıp bir şey. Ben bunu ihanet derecesinde kınıyorum.” diyen bir Başbakan Sayın Erdoğan varsa…

Değerli milletvekilleri, bakın, bunları neden söyledim? Çünkü sürekli aldatılan, FET֒nün aldattığı, PKK’nın aldattığı, Esat’ın aldattığı, Obama’nın aldattığı, Barzani’nin aldattığı, aldatan aldatana, sıra sıra giden bir Hükûmetseniz beka sorunu yaşarsınız. Dolayısıyla, bütün bunları göz önüne aldığınız zaman beka sorununu ortaya çıkaran liyakatsiz yöneticilerin beka sorununu çözeceğini bekleyemezsiniz. Eğer böyle bir beklenti içindeyseniz siz de gaflet içinde olursunuz.

Dolayısıyla, şunu ifade etmek istiyorum: Bakın zannediyorum ilki 18 Mayıs 2017’ydi kamu alacaklarının yapılandırılmasıyla ilgili çıkan ilk kanun, bundan sonra da birkaç kere çıkarıldı, şimdi siz nasıl güven vereceksiniz ödeme yapacak insanlara? “Nasıl olsa bir daha çıkaracaktır, bir daha çıkaracaktır, bir daha çıkaracaktır.” demek suretiyle çıkardığınız yasanın bir anlamı kalmayacaktır. Dolayısıyla, bu türden hareketler ülke için fayda mı getirecek, zarar mı getirecek? Belki üç beş kuruş toplayacaksınız ama ülkenin vergisini normal ödemiş vatandaşlarının hakkını hukukunu da koruyamayacaksınız. Hepsini bu şekilde düşündüğünüzde, tekrar kamu alacaklarının bu şekilde yapılandırılmasının ülkeye hangi ölçüde yarar getirip getirmeyeceğini yeniden iyi düşünmek gerekir.

Diyoruz ki: Devlet yapılandırma meselesi öncesinde kurumların neleri ödeyeceğini, gerekiyorsa vergilerin aşağı indirilmesi suretiyle nasıl ödeyeceklerini planlar ve ona göre devleti yönetir ama siz, tutar, Atatürk Orman Çiftliğinin müdürünü getirip TÜBİTAK’ın başına koyarsanız liyakatsiz bir yönetimle bir yere de varamazsınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Söz sırası Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Garo Paylan’a aittir.

Buyurun Sayın Paylan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA GARO PAYLAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bulunan herkesi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, AKP demokratik bir hikâyesini kaybettiğinden beri maalesef ülkemizi hastalandırdı. Barış sürecini, demokratik yasaları bir kenara koyduğundan beri, bakın, yaklaşık üç yıldır ülkemiz AKP’nin attığı her adımda hastalanıyor. Biliyorsunuz, hastalığın semptomları -belirtileri- vardır, bünye kendisini kötü hisseder. Her kendini kötü hissettiğinde AKP buna karşı palyatif tedbirler almaya çalıştı. Dedik ki: “Arkadaş, sizin yaptığınız hata siyasi hataların bir sonucu.” “Yok, yok, benim şeyim yok.” dediniz ve palyatif tedbirlerle adım attınız. “Ya, bünyenin ateşi var.” diyoruz, “Yok, yok, ağrı kesici al, geçer.” diyorsunuz ve palyatif adımlar atıyorsunuz. Ya, nefesi daralıyor bünyenin. Diyor ki işçi, memur, emekli: “Arkadaş, benim nefesim daraldı, geçinemiyorum.” “Yok, yok, senin bir şeyin yok, bir aspirin al, geçer.” diyorsunuz, palyatif adımlar atıyorsunuz. Tıpkı şimdi olduğu gibi bir torba yasa daha, hani bu dönemin finalinde bir torba yasa daha ve bu da yalapşap getirilmiş. Yasama kalitesi olmayan bir torbayla bu dönemin finalini getiriyorsunuz arkadaşlar. Hani “Tamam.” derken, final böyle kötü bir final olarak, kötü bir filmin kötü bir finali olarak maalesef bu dönemi kapatıyoruz arkadaşlar.

Şimdi, siyasi hatalar dedik ya bünyeyi hastalandırdı, elbette siyasi hataların ekonomik sonuçları da oldu ve oluyor. Hani bunu bünyede görmüyoruz belki ama rakamlarda görüyoruz. Bakın, dönemin sonunda dolar kurunu 4,30’larda devrediyorsunuz yeni iktidara, faizler yüzde 16’ya çıkmış durumda, kredi faizleri yüzde 22’ye çıkmış durumda, enflasyon 13, 14, 15, 16’ya çıkmış durumda, işsizlik 11’de, genç işsizlik 20’de ve bir enkazı devrediyorsunuz arkadaşlar.

Şu anda piyasalar kilitlenmiş durumda. Neden biliyor musunuz? Çünkü piyasaların girdilerinin tamamına yakını dolara bağlıdır. Dolar kuru her gün 10 kuruş, 20 kuruş yükseldiğinde piyasada hiç kimse fiyat yapıp mal satamaz. Şu anda piyasalar kilitlenmiş durumda ve herkes artık yeni iktidarı bekliyor ve size 24 Haziranda “Tamam.” demek için hazırlanıyor arkadaşlar.

Şimdi, bütün bu dönemin sonunda büyük bir ekonomik krizle devrediyorsunuz. AKP, biliyorsunuz, 2002’de çok büyük bir ekonomik krizle görevi devralmıştı, bir ekonomik krizin sonunda, on altı yıllık hikâyesinin sonunda -evet, arada attığınız iyi adımlar da oldu ama- finali çok karanlık oldu; bir ekonomik krizle geldiniz, bir ekonomik krizle maalesef gidiyorsunuz. Ekonomik krizin sonucunda siz zenginler değil, yoksul milyonlarca insanımız çekiyor ve çekecek maalesef.

Değerli arkadaşlar, dedik ya “Final kötü olacak.” Bir torba yasayla karşı karşıyayız. Ne var bu torba yasada, bir bakalım. Hani, AKP bir panik hâlinde bir seçime gidiyor ya, ülkeyi yönetemeyeceğini anladı, ekonomik krizin gümbür gümbür geldiğini gördü kaçıyor ya iktidardan.

ORHAN DELİGÖZ (Erzurum) – Hadi oradan!

GARO PAYLAN (Devamla) – Şimdi, diyor ki: “Benim seçmenlere bir şey vadetmem lazım. Ne yapmam lazım? İşte, yine bir aflar getireyim, belki bu afları getirirsem seçmenler yine bana güvenir ve bana yine oy verirler.” Arkadaşlar, geçmiş ola.

Bakın, vergi affını getiriyorsunuz yine. Ya, şurada ben üç yıllık bir Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim, üç yılda beş vergi affı getirdiniz ya, üç yılda beş vergi affı. Bu seçmen size niye güvensin? Hani bünye bir hastalanırsa elbette bir tedbir alınır, kırk yılın başı büyük bir kriz sonrası bir tane vergi affı getirilir, vatandaş rahatlatılır ama üç yılda 5 vergi affı getirirseniz o vatandaş size güvenmez ve şunu da yaparsınız arkadaşlar: Vergi afları vergi ahlakını bitirir biliyorsunuz. Vergi aflarıyla vergi ahlakını bitirdiniz ya. 2014’te 1 vergi affı, 2015’te 1 vergi affı, 2016’da 1 vergi affı, 2017’de 2 vergi affı getirdiniz. En son kasım ayında gelen vergi affında Maliye Bakanı şu koltukta oturuyordu. “Sayın Bakan, bu son mu?” dedim “Evet, bu son.” dedi.

MUSA ÇAM (İzmir) – “Son.” dedi.

GARO PAYLAN (Devamla) – Hani, her vergi affında olduğu gibi “Bu son vergi affı.” dedi, kayıtlarda var. Daha mürekkebi kurumadan, altı ay sonra bir vergi affıyla daha karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlar, elbette esnafımız zor durumda, KOBİ’ler zor durumda. Onların zor durumda olmasının sebebi sizlersiniz, elbette onlara yardımcı olmamız lazım ama ya, büyük sermayeye nedir bu kaynakları peşkeş çekmek? Bu vergi aflarından hep büyük sermaye yararlanıyor ve nasıl yararlanıyor biliyor musunuz, ne yapıyor biliyor musunuz büyük sermaye? Diyor ki: “Arkadaş, bu Hükûmet nasıl olsa altı ayda bir vergi affı getiriyor, ben niye vergi ödeyeyim ki?”

Bakın, Türkiye’de sıfır faizli bir kredi var, biliyor musunuz? Sıfır faizli kredi, açıklıyorum vatandaşlarıma, sıfır faizli arkadaşlar, vergi ödemezseniz, tamam mı, vergiyi ödemeyin, kaynaklarınızı da kullanın, harcamalarınızı yapın, altı ay sonra bu Hükûmetten size sıfır faizli kredi. Vergiyi ödeme, ödeme, ödeme biriktir sonra Hükûmet desin ki: “Arkadaş, sana sıfır faizli kredi.” Niye kredi alsın vatandaş, esnaf, sanayici, özellikle büyük sermaye? Kredi almayıp vergilerini ödemiyor ve sonunda siz nasıl olsa af getirip vergilerini sıfırlıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, dediğim gibi, vergi ahlakını bitirmiştir bu Hükûmet. Her türlü ahlakı yerlere düşürdüğü gibi maalesef, vergi ahlakı konusunda da şu anda vergi ahlakının kalmadığı, tarumar edildiği Türkiye’mizde yaşıyoruz. Eğer vergi ahlakı yoksa vatandaşlar düzgün, düzenli vergilerini ödemiyorlarsa o ülkeden, o devletten hesap da soramazlar ve maalesef böyle günlerden geçiyoruz.

Bu vergi affında şunu getiriyor iktidar, diyor ki: “Ben faizlerin yüzde 90’ını siliyorum arkadaş.” Bir önceki torbada yüzde 60’tı, “Bu torbada yüzde 90’ını siliyorum." diyor. Peki, size şunu soruyorum: Koca koca holdinglerin faizlerinin yüzde 90’ını siliyorsunuz, bu ülkede 50 milyon vatandaş borçlu; bankalara borçlu, kartlarına borçlu, tüketici kredisine borçlu, çiftçi borçlu. Peki, bu vatandaşlarımızın borçları ne olacak? Şimdi, siz vatandaşlarımıza “Arkadaş, ben senin borçlarının faizini siliyorum.” diyor musunuz? Yok. Varsa yoksa yandaş holdinglerin, yandaş sermayenin faizlerini siliyorsunuz. Ben buradan sizi vatandaşlarımıza şikâyet ediyorum ve bunun hesabını soracağız ve vatandaş da size “Tamam.” diyerek bunun hesabını soracak, emin olun. Çünkü tepedekileri iyi hissettirerek vatandaşı iyi hissettiremezsiniz. Önce yoksul, dar gelirliyi iyi hissettirmeniz lazım. Borç altında, yoksulluk altında inim inim inleyen dar gelirliyi iyi hissettireceksin ki o gitsin güvenle geleceğe baksın, harcamalarını yapsın, çarklar dönsün, esnaf kazansın, KOBİ’nin fabrikaları çalışsın ama yok, tıkandı. Hâlâ tepedekilere vergi afları getiriyor bu iktidar arkadaşlar.

Vergi affının başka bir boyutu var, matrah artırımı. Bakın, ne diyor bu iktidar biliyor musunuz her vergi affında? Diyor ki: “Arkadaş, sen daha geçen hafta kurumlar vergisi, gelir vergisi beyannamesi verdin ya, orada 10 bin lira vergi bildirdin ya, sen o 10 bin lirayı gel 12 bin lira yap ben senin bütün vergini sıfırlayayım.” “Seni incelemeyeceğim.” diyor. “Son beş yıllık defterlerine bakmayacağım.” diyor. Bakın, bir ölçek şartı da yok. Şöyle diyor: “Diyelim ki sizin bir yılda 10 milyar liralık cironuz var, gittiniz bin lira kâr bildirdiniz, gidin bu bin liralık kârı 1.100 lira yapın -bakın, 1.100 lira- ben senin 10 milyarlık defterini incelemeyeceğim.” Bu, hak mıdır arkadaşlar? Bu, adalet midir? Bir ölçeğe dayanmayan -hani, yanlış ama- vergi afları bu şekilde yapılabilir mi? Ve bir Maliye ne işe yarar? Maliye gider, defterleri inceler, bir haksızlık uğursuzluk varsa gerekli cezayı keser ama yıllardır “Ben seni incelemeyeceğim.” diyen bir Maliye anlayışı var.

Vergi affı böyle de -bu torba aflarla dolu, anlatacağım- imar affı geliyor arkadaşlar, imar affı. Ben daha 12 yaşındaydım, Özal bir imar affı getirmişti, o zaman vatandaşlarımız faydalandı ama inanın bu kadar rezil bir imar affı gelmemişti. Bir torba yasa içinde bir maddelik yalapşap bir imar affı. Kaç kişiyi ilgilendiriyor? 13 milyon iş yeri ve konutu yani yaklaşık 50 milyon vatandaşımızı ilgilendiren bir konu. Kanayan bir yara seçime kırk beş gün kala buraya Plan ve Bütçe Komisyonundan, Bayındırlık Komisyonundan değil Plan ve Bütçe Komisyonundan yalapşap, bir maddeyle getiriliyor arkadaşlar. Ya, olur mu böyle bir şey? Otuz beş yıllık kanayan bir yara böyle, bir torba maddede yalapşap bir şekilde getirilir mi arkadaşlar? Hak mıdır bu?

Bakın, ne tür arazlar var maddede? Diyor ki: “Arkadaş, ben imar affını getiriyorum.” E, nasıl gelecek bu imar affı? Özal’ın imar affında nasıldı, biliyor musunuz? Vatandaş proje çizdiriyordu, projesini teknikere götürüyordu, onaylatıyordu “Ya, bu bina sağlam mı, oturulabilir mi, şartlara uygun mu bu affettiğim yer?” diye. İmar affını böyle yapmıştı rahmetli Özal. Şimdiki imar affı ne diyor? “Vatandaş beyannamesini yazacak, benim şu kadar metrekarelik, şu kadar katlık beyanım var diye gidecek beyannamesini verecek ve yüzde 3 vergi verecek. Ben onu affediyorum.” diyor. Böyle bir şey olabilir mi arkadaşlar?

Gelin, bilmeyenler varsa sizi İstanbul’da gezdireyim, herkesin şehrinde vardır. 2 katlı imarlı yere, 2 kata göre temel atılmış yere vatandaş 10 katlı bina yapmış, kolonu yok, deniz kumuyla yapılmış, bina üflesen yıkılacak, diyor ki: “Arkadaş, ben bu binanın “check up”ını yapmayacağım, denetlemeyeceğim, sen gel, bildir, bana da yüzde 3 para ver -para lazım, çok sıkışığız- ben senin 10 katlı binanı affediyorum.”

Arkadaşlar, bakın, bu, büyük bir vebaldir. Bu Meclis bu vebalin altına girmemelidir. Böyle, seçim arifesinde, vatandaşa -tırnak içinde söylüyorum- seçim rüşveti vererek bu iş olmaz. Bir af getirilecekse bunun pek çok boyutlu olarak düşünülüp yapılması lazım. Düşünün ki siz o 10 katlı binayı affettiniz. O 10 katlı binada 100 vatandaşımız yaşıyor. Bir deprem oldu -Allah korusun- o vatandaşlarımız o binanın altında kaldı. Kim bu vebali taşıyacak? Milyonlarca vatandaşımız çürük binalarda yaşıyor. O, o vatandaşlarımızın suçu değil, onlar barınma hakkı çerçevesinde yapmışlar, evet, rant çerçevesinde yapanlar da var ama bunu bu şekilde denetimsiz affetmek hak mıdır, olacak iş midir?

İmar affının diğer boyutunu söyleyeyim: Arkadaş, senin Boğaz’a bakan milyon dolarlık villan da varsa veya garibansan, eğer 30-40 bin lira eden bir barakada yaşıyorsan da yüzde 3 vergi alacağım. Senin 100 tane dairen varsa da yüzde 3 vergi alacağım, 1 tane küçücük gecekonduda yaşıyorsan da yüzde 3 vergi alacağım diyorsun. Hak mıdır arkadaşlar? Düşünün ki bir gariban 20-30 bin lira etmeyen bir barakada yaşıyor, diyorsun ki: “Yüzde 3 vereceksin.” kimisi, 100 tane dairesi var, 50 milyon dolarlık rant elde etmiş kaçakla, ona da “Yüzde 3 vereceksin.” diyorsun. Hak mıdır arkadaşlar bu? Adalet midir? Eğer ki bir af gelecekse burada artan oranlı düzenleme olması lazım. O garibandan belki yüzde 1 almamız lazım ama milyonlarca liralık rant elde edenlerden belki yüzde 20, yüzde 30, yüzde 40, yüzde 50 almamız lazım çünkü orada tüyü bitmemiş yetimin hakkı var arkadaşlar, nasıl bu düzenlemeyi böyle yaparız?

Diğer bir boyutu, bakın, öyle yalapşap gelmiş ki, diyor ki kanun: “Eğer 1 kat imarlı olan yere 10 kat yapmışsan, bu 10 katın yüzde 50’si anlaşırsa kat mülkiyeti kurabilirsin.” Arkadaşlar, Kat Mülkiyeti Kanunu yüzde 100’ün anlaşmasını esas alıyor. Diyelim ki yüzde 50 anlaştı, diyelim ki arsayı ona göre paylaştılar, vallahi vatandaşlarımız birbirini vurur arkadaşlar. Düşünün ki bodrum kattaki arsa payı düşük çıktı, tepedekine yüksek geldi, vatandaşlarımız birbirini vurur arkadaşlar. Nasıl yüzde 50’ye kat mülkiyeti hakkı verirsiniz? Diğer yüzde 50 ne olacak? Hani siz, “Yüzde 50’yiz, diğer yüzde 50’i yok sayıyoruz.” diyorsunuz da, ya, “mülkiyet hakkı” diye bir şey var, “şerefiye” diye bir şey var, bunları çok boyutlu olarak düşünmemiz lazım. O açıdan, barınma hakkı çerçevesinde barınma hakkını kullanan vatandaşlarımızı ayırmamız lazım. Belki onlardan hiçbir vergi almadan kayıt belgelerini de denetleyerek vermemiz lazım. Ama rantı vergilendirmemiz lazım arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bu torbada, aynı maddede bir konu daha var. Azınlık vakıflarının, biliyorsunuz, davalık konuları var. Şu anda azınlık vakıflarının mülkleri hazineye geçmiş durumda. Üzerinde vatandaşlarımız konutlar yapmışlar ve bunlar da bu yasa çerçevesinde bu kanunun konusu. Eğer ki o mülklerini satma hakkını verirseniz azınlık vakıfları davalarını kazansa dahi mülklerini elde edemeyecekler.

Değerli arkadaşlar, şimdi, Hükûmet panik içinde. Vatandaşının güvenini kaybetti. Ne yapacak? Eskiden, 1990’larda Demirel’in yaptığı gibi, 1980’lerde Özal’ın yaptığı gibi seçim öncesi seçim rüşvetleri verecek. Ama Demirel, biliyorsunuz, “Ne veriyorlarsa 5 katı fazla.” derdi ama sonra kaşıkla verirdi kepçeyle geri alırdı. “Vatandaşımıza yüzde 50 zam.” derdi ama ondan sonra yüzde 50’yi yüzde 70 enflasyonla vatandaşımızdan geri alırdı.

İktidar maalesef bütün çıpalarını kaybettiği gibi, maliye politikası çıpasını da kaybetmiş durumdadır ve güven vermediği için de bugün krizin içindeyiz. Ne yapacak? Panik içinde emeklilere diyor ki: “Ben bayramlarda 1.000’er lira ikramiye vereceğim.” Seçim öncesi, hem de hemen seçimden önce ödeyecek ve yaşlılara da hemen seçimden önce 500 lira yaşlı aylığı ödeyecek.

Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu söyleyeyim: Bu adımları destekliyoruz, programımızda var; yoksul, sosyal kesimlere kaynak aktarılmasını sonuna kadar destekliyoruz. Daha da fazla yapılması lazım ancak o klasik soruyu ben size sorayım: Kaynağı nerede arkadaşlar bunun? Nerede bunun kaynağı? Nerede emekliye vereceğinizin kaynağı? Bütçede var mı? Değerli Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri, var mı bütçede? Yok. Niye yok? Çünkü tedbirleri almadınız. Zamanında gelir vergisi reformunu yapmadınız. Zenginleştirdiğiniz yandaşlarınızdan vergi alacak düzenlemeleri yapmadınız. Rant vergisini getirmediniz. Servete duyarlı vergilendirmeyi getirmediniz. Bu yüzden de bütçeye gelir elde edilemedi. Şimdi olmayan bir kaynağı emeklilere veriyorsunuz. Ama emin olsun emekliler, bu paralar ananızın ak sütü gibi helaldir. Bu parayı alın ama şunu bilin ki bu iktidara bir daha oy vermeyin. Çünkü bu parayı alıp da bu iktidara oy verirseniz bilin ki kaşıkla verecek, kepçeyle sizden geri alacak çünkü bu paraların bütçede karşılığı yok.

Bakın, ne oldu? Emekli maaşı diyelim ki 1.500 lira olan bir arkadaşımızın geçen sene emekli maaşı 500 dolardı, şu anda geldi 350 dolara arkadaşlar. Belli işte, fakirleştiniz. Her şeye yüzde 20 zam geldi. Fakirleştiniz. Size de bu paraları verecekler, bütçede bir karşılığı yok, şunu bilin ki zam ve enflasyon olarak sizden geri alacaklar çünkü bu Hükûmete kimsenin bir güveni kalmadı. Bakın dolar kurlarına, faizlere, enflasyona ve bu çerçevede bu sosyal politikalar da dediğim gibi kaynakları olmadığı için, zenginlerden vergi alınarak finanse edilmediği için geri alınmaya muktedirdir eğer bu iktidar devam ederse ki etmeyecek.

Diğer bir konu üniversite affı arkadaşlar. Çok kritik bir madde. “Şartlar her ne olursa olsun okullarına devam etmeyen üniversite öğrencilerine af getiriyorum ama -biliyorsunuz, her yasamızda amalar vardır- terör örgütlerine mensubiyeti veya -bakın, çok kritik- iltisakı yahut bunlarla irtibatı olanlar hariç.” diyor iktidar. Ya, değerli arkadaşlar, son yıllarda yaptığınız politikalarla ne büyük tahribat yarattığınızı biliyorsunuz. “Fetullahçı” denen bir kişi, bir öğrenciye bir mesaj attığı için öğrencinin okuldan atıldığını biliyorsunuz. Biliyorsunuz ki insanlar birbirine selam verdiler diye işlerinden oldular. Sevgili gazeteci Kadri Gürsel’i “Fetullahçı” diye söylediğiniz bir kişi mesaj attı diye aylarca hapiste yatırdınız arkadaşlar. Nasıl bu işi “iltisaklı yahut irtibat içinde olanlar” şeklinde koyabilirsiniz? Varsa bir mahkeme kararı bunu uygularsınız, yoksa böyle bir madde koyduğunuz anda bu aftan pek çok mağdur olmuş öğrencimiz yararlanamayacaktır. Gelin, bunu düzenleyelim. Bir mahkeme kararı dışında bütün öğrencilerimiz affedilsin arkadaşlar. Gelin, bu şekilde düzenleyelim. O mahkeme kararı olanları da 25 Hazirandan sonra biz tekrar değerlendireceğiz.

Değerli arkadaşlar, Maliye Bakanı bugün bir açıklama yaptı. “Yurt dışından paralarını getirenleri affediyorum.” dedi. Bakın, 2008’de bu iktidar af getirdi yurt dışından parasını getirenlere, 2013’te getirdi, 2017’de getirdi, bir yıl sonra bir kez daha af getiriyor. “Yurt dışından paranızı getirin, affedeceğim.” Ya, her yıl diyorsun arkadaş, bu paralar gelmiyor. Hatta bırakın gelmeyi, olanlar da geri gidiyor. Ya arkadaşlar, elbette tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenlere, götürenlere gerekli düzenlemeleri yapalım ama güven olmadığı sürece o paralar gelmez. Bir de şunu söyleyin arkadaşlar bunlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GARO PAYLAN (Devamla) – Ya, sevgili Binalı Yıldırım’ın veya AKP’li pek çok üyenin, vekilin…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen Sayın Paylan.

Buyurun, bir dakikada tamamlayın.

GARO PAYLAN (Devamla) – …paraları geldi mi ki arkadaşlar o Man adalarından, Panama adalarından da siz vatandaşlarımızdan bunu istiyorsunuz? Önce siz bir paralarınızı getirin bakalım. Siz zaten paralarınızı getirirseniz yeter her şeye. Götürenler sizlersiniz, önce sizler geri getirip rol model olmalısınız “Bak, ben getirdim. Ey vatandaş, sen de getir.” diyebilirsiniz, yüzünüz olur.

Değerli arkadaşlar, bir iki konu daha vardı ama bu Hükûmet artık güven vermiyor ve vatandaşımız da yakın bir gelecekte, kırk dört gün sonra size “Tamam.” demek için hazırlanıyor. Güven vermeyen, hikâyesi olmayan her hükûmet gitmeye mahkûmdur. Biz de bu yönde HDP olarak hazırız, vatandaşımıza nefes aldıracağımız bir seçim bildirgesini hazırlıyoruz ve çok yakın günlerde bunu sunacağız. Vatandaşımız HDP’yle, demokratik bir hikâyeyle nefes alacak diyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Zekeriya Temizel’e aittir.

Buyurun Sayın Temizel. (CHP sıralarından alkışlar)

Grubunuzu tebrik ediyoruz, yoğun bir teveccüh var.

Buyurun Sayın Temizel, Sayın Bakanım.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Biz de alkışlıyoruz.

CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA TEMİZEL (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan, çok teşekkür ederim değerli arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, bir yasama döneminin daha sonuna geldik diye bu konuşmama başlıyordum ama bugün aldığımız ikinci bir davetle yarın yine Plan ve Bütçe Komisyonunda çalışmaya devam edeceğimizi öğrendik. Demek ki bundan sonra bir defa daha geleceğiz. Belki bir defa daha gelme olasılığımız var. O nedenle, bunu son konuşma olarak değerlendirmemek gerekiyor. Ancak bunun, bu Meclisin bu dönem içerisinde yapmış olduğu bu tür ekonomik düzenlemelerin bir muhasebesi olarak algılanması doğru bir olay olacaktır. Olaya birazcık bu açıdan bakmaya çalışacağım.

Bizler, 26’ncı Dönem yasama Meclisini oluşturan milletvekilleri, burada çalışmaya geçici bütçeyi yaparak başladık. Geçici bütçemizi yaptık, hemen ondan sonra bir yasa çıkardık. O yasada da daha önceden istisnaların sürelerinin sona ermesi nedeniyle veya tam sona erme aşamasına gelinmesi nedeniyle istisnadan yararlanma hakkını kaybedenlere yeniden bu hakkın tanınması şeklinde oldu. Yani af yasalarıyla başladık ve bugün geldiğimiz noktada yeniden bir af yasasıyla karşı karşıyayız. Her ne kadar yasanın adı “imar barışı” ya da “alacakların yapılandırılması” olsa da bu, çok açık bir şekilde aftır değerli arkadaşlar. İsim değişiklikleri, af yasalarının Mecliste nitelikli çoğunlukla oylanmak ve kabul edilmek zorunda olmasından ötürü sürekli olarak çeşitlendirilmekte ama sonuç olarak, bu olay bunların af niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, biz bir varlık barışı yapıyoruz, bir imar barışı yapıyoruz derken, bugün Sayın Maliye Bakanından iki müjde daha aldık toplum olarak. Bunlardan bir tanesi, daha önceden yapılmış olan varlık barışıyla ilgili uygulamanın şimdi -ki bunu, biz, en son Haziran 2017 tarihinin sonuna kadar uzatmıştık, o tarihte onun süresi bitmişti- yeniden getirildiğini görüyoruz. Demek ki müjdelerimizin içerisine bir tane daha böyle bir düzenleme koyduk.

Diğer bir düzenleme de -yine Sayın Maliye Bakanımızın belirttiği şekilde- şu anda yargıda bulunan ve sayıları artık yüz binlerin üzerinde ifade edilen davalarla ilgili olarak yeni bir düzenleme. Eğer bu davaların sahiplerinin Maliyenin kendilerinden istemiş oldukları anaparayı yani verginin miktarının yarısını ödemeleri hâlinde davaları düşecek ve bütün faiz ve ceza uygulamalarından vazgeçilecek. Sanıyorum, tasarının içerisinde yok ama bu da birazdan önümüze gelecek önergeyle birlikte.

Değerli arkadaşlar, son on dört yılda kaç tane af yasası çıkarıldığını hatırlayan var mı? Son on dört yıl içerisinde tam 8 defa af yasası çıkarmışız, 8 defa. Bunların son 3’ünü de şu anda içinde bulunduğunuz Meclis yani 26’ncı Dönem çıkarmış. Bütün bu af yasalarını aşağı yukarı aynı ifadelerle, aynı kelimelerle değerlendirmişiz ve dillendirmişiz. Yani bu nasıl bir barıştır, bu nasıl bir yapılandırmadır ki her iki senede bir yeniden tekrar etsin? Bu, bitmeyen bir kavga olmalı ki sürekli olarak barışla bu olayı çözmeye çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, af yasaları veya çözüm, barışla çözüm önce küslüğü oluşturan ya da kavgayı oluşturan nedenin ortadan kaldırılmasından sonra olur. Bizim yasalarımız eğer sürekli olarak vergi ziyaını ya da ödenecek olan vergilerin miktarını çok fazla olarak hesaplıyorsa, insanlara ödeme gücünün çok çok üstünde vergiler salıyor ise ve onlar da ister istemez yaşamlarını sürdürebilmek için bu vergilerini ödemiyorlar ise bunları sürekli yapılandırmanın bir amacı yoktur ki sonucu da yoktur zaten. Yapılandırmaya kalkarsanız, zaten parası olsa bir önceki yasada o yapılandırmanın gereğini yerine getirecek. Daha sonra ortaya çıkan miktarlar iki sene içerisinde oluşmuş olan alacaklar değil. Yani 189 milyar liralık bir alacak bir sene içerisinde, bir buçuk sene içerisinde doğmaz. Demek ki daha önceki yapılandırmalarda da insanların bunu karşılayacak gücü yokmuş; sorun burada. Eğer bir af yasasını onu yaratan nedenleri yani affedilmesi gereken değerin ortadan kaldırılmasını yaratan nedenleri ortadan kaldırmadan yapıyorsanız ondan sonraki aflara yeniden çağrıda bulunuyorsunuz, başka bir çaresi yok bunun. Bu, bu şekilde yürümüyor. Bunun yürümesi bu şekilde mümkün değil. Dolayısıyla sürekli olarak vergilerle, imar aflarıyla, sigorta aflarıyla, banka borçlarıyla uğraşıyorsa bir toplum, demek ki bu ekonomik alanlarda insanların gücünü aşan ya da hakkaniyete aykırı belirli uygulamalar var. Bu uygulamaları ortadan kaldıracaksınız. Bu uygulamaları ortadan kaldırdıktan sonra da diyeceksiniz ki “Biz daha önceden hakkaniyete uygun olmayan kanun uygulamaları nedeniyle sizleri zor durumda bıraktık, borçlu kaldınız, bir defaya mahsus olmak üzere onları da şu şu şu koşullarda affediyoruz.” Bunu yapıyorsanız bunun mantığı vardır. Bunu yapmıyorsanız eğer, bu, kendi elinizle toplumsal düzenin temeline dinamit koyma anlamına geliyor. Çünkü yasalarla sağladığınız bu düzeni, siz, özellikle sürekli olarak ihlal edenlere diyorsunuz ki: “Tamam, bu defa da kurtuldun.” daha sonra “Bir defa daha kurtuldun.”

Peki, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; şu sorunun yanıtını aramak gerekmiyor mu: Peki, bu yükümlülüklerini her şeyi göze alarak yerine getiren insanların hakkı ne oluyor? Hatta cebrî icra yoluyla Maliyenin milletin gırtlağına basarak tahsil etmiş olduğu alacaklar ne oluyor? O alacakları tahsil etmek için icrada satılmış olan gayrimenkulleri, evleri, barkları, arabaları hatta telefonları ne oluyor? Bu, hakkaniyete aykırı bir durumdur, sürdürülmesi olanaksız olan bir durumdur değerli arkadaşlar.

Şimdi, af kanunları çıkartıyoruz da peki Maliyemizde doğru dürüst bir düzenleme oluyor mu? Değerli arkadaşlar, size Türkiye'nin borçluluğuyla ilgili olarak birkaç yıl aralıkla bazı rakamlar vermek istiyorum. Öncelikle kamunun borç yükü: Kamunun 2015 yılı sonu itibarıyla borç yükü 722 milyar lira, kamunun -yani 2015 seçimleri itibarıyla deyin- borç yükü 722 milyar lira. 2017 sonu itibarıyla kamunun borcu ne kadar? 954,5 milyar lira yani 225 milyar lira da bu arada devleti borçlandırmışız. Ne oldu bu kadar af? 3 tane af çıkardık bu arada, alacakları yeniden yapılandırdık, millete, “Faizlerinizi siliyoruz, cezalarınızı indiriyoruz, hadi vergi aslınızı bari ödeyin.” denildi. Bütün bunlara rağmen 225 milyar lira devleti ayrıca borçlandırıyoruz, borçlandırmışız. Bu borç, sadece ve sadece devletin borcuyla sınırlı kalmamış.

Türkiye'nin borçluluğuna bir de bakın: Türkiye, 2014 yılı sonu itibarıyla 2 trilyon 163 milyar lira borçlu. Bunun içerisinde tüketici borçları, kredi kartları, özel sektörün borçları, devletin borçları, kamu iktisadi teşebbüslerinin, belediyelerin hepsinin borçları var ama 2,1 trilyon lira borcu var Türkiye'nin toplamda. Peki, bu sürecin sonunda, 2015, 2016, 2017 yıllarında Türkiye'nin borçluluğu nereye gelmiş? 3 trilyon 582 milyar liraya gelmiş, 3 trilyon 582 milyar lira yani 1,5 trilyon liraya yakın borçluluğu artmış. Ya, siz sürekli olarak borcu yeniden yapılandırıyorsunuz; faiz siliyoruz, aflar çıkartıyoruz her şeyle beraber fakat hem devletin hem de hepsinin borçluluğu büyük bir hızla artıyor. Kısacası, yaptığımız işin aslında ürküttüğümüz kurbağaya değmediğini, insanların gelirlerinde bir düşme olduğunu, gelirleri düşen insanların zaten gırtlağa kadar borçlandıklarını, bu borçlanmaların sonucunda da bu şekilde çıkartılan afların herhangi bir sonucunun olmadığını çok net olarak görüyorsunuz. Yani kısacası, 3 defa af yasası çıkarmışız ancak kişilerin borçlarında, devletin borçlarında bir azaltma yapmamışız. Sadece kişilerin borçlanmasıyla ilgili değil durum; bu kadar af çıkarmışız, demek ki gelir tahsil ederek devletin harcamalarını karşılamayı amaçlamışız bu koşullar içerisinde. Peki, devletin borçlarına ödemiş olduğu faizde herhangi bir düşme olmuş mu, buna bakmak gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye 1990 ile 2001 yılları arasında toplam olarak tam 83 milyar 243 milyon TL bütçelerinden faiz ödemesi yapmış. Peki, 2002 ile 2017 arasında ne kadar faiz ödemesi yapmış? Tam 882 milyar lira. Düşünün. Bu arada, değişik yıllar itibarıyla dışarıya çok ciddi faizler ödemişiz. Yurt dışında yaptığımız borçlanmalar ile yurt içinde yabancıya ödenen faizleri alt alta koyduğunuzda 2004 yılından 2016 yılına kadar ödediğimiz faiz de 168,9 milyar lira tutuyor. Hazinenin veya Merkez Bankasının rakamları ile bu toplamlar arasında çok küçük farklılıklar olabilir. Bunlar bizim kendi araştırmalarımız ve her biri belirli bir veriye dayanıyor. Yani sonuç olarak, hem devletin borçluluğu artmış hem devletin ödediği faizin miktarı artmış. Buna rağmen, biz sürekli olarak bunları azaltma adına veya bunlardan kurtulma adına borçlarımızı yeniden yapılandırmış yapılandırmış gelmişiz değerli arkadaşlar.

Şimdi, Türkiye'nin borçluluğu ve imar aflarının bu durumu göz önüne alındığında bu imar aflarıyla bütçe açıklarımızın, hiç değilse belirli bir oranda kapatılacağını varsayarız. Şimdi, değerli arkadaşlar, bütçe açıklarına bakıyorsunuz, bütçe açıklarımızda aslında pek büyük bir değişiklik olmuyor. Bizim, özellikle 2013-2017 arasındaki bütçe açıklarımız 40 milyar lira civarında dolaşıyor. Bazı yıllarda, örneğin 2013’te, 2014’te bütçe açıklarımız daha düşük fakat bütçe açığımızın bu düzeylerde, 35-40 milyar lira düzeyinde olmasına karşın borçlarımızdaki stok artışı -sürekli olarak- onun neredeyse 2 katı olmuş. Son olarak, 2017 yılında 47,4 milyar lira bütçe açığı vermemize karşın tam 116,5 milyar lira borçlanmışız, 116,5 milyar lira. Dolayısıyla bizim bu yaptığımız düzenlemeler, vergiyle ilgili yaptığımız uygulamalar devletin borçlanmasıyla ilgili sorunlara çözüm olmuyor. Buna karşılık, son zamanlarda yaptığımız her düzenleme devlet borcunun bütçe açıkları nedeniyle daha fazla artmasına neden oluyor. Sizin burada yaptığınız 2018 yılı bütçesinde bütçe açığını 60,6 milyar lira olarak bağladık, “60 milyar lira” deyin siz ona. Hemen arkasından bir teşvik yasası çıkardık, bir torba yasa; sadece resmî rakamlarla, Bakanlığın verdiği rakamlarla yükü 32 milyar liraydı. Dolayısıyla açığımız otomatik olarak 98 milyar liraya çıktı. Şimdi yaptığımız düzenlemeyle, yine resmî rakamlarla sadece 24 milyar lira olarak hesaplanan bu ilave yükle birlikte toplam olarak 122 milyar liralık bütçe açığına ulaşmış olacağız. Bunların hepsi çok iyimser rakamlar.

Değerli arkadaşlar, bütçesi bu kadar açık veren, üstelik cari açığı 51 milyar liraya dayanmış olan bir ekonominin çatırtılarını duymamanız mümkün değil, duyuyorsunuz da zaten ve bunların çözümü hiçbir zaman burada yaptığımız bu kanunlar değil, olmuyor da. Dolayısıyla ekonomideki bu çatırtıları ortadan kaldıracak yapısal düzenlemeler farklı şeyler. Bunların mutlaka yapılması gerekiyor, zaman geçirilmeden yapılması gerekiyor. “Artık seçim sürecine girmiş bir ülkede bunları konuşmanın ne anlamı var?” denilebilir ama “seçim süreci” dediğiniz olay sadece şurada bir buçuk ay. Dolayısıyla bu zamanın ve bundan sonraki zamanın kesinlikle bu açıdan değerlendirilmesi gerekiyor. Üstelik, bu süreç içerisinde yapmış olduğumuz özelleştirmelerle acil gereksinimlerimizi karşılayacak özelleştirilecek fazla bir şey de kalmadı. Düşünün, 2003 yılından 2017 yılına kadar 60,9 milyar dolarlık özelleştirme yapmışız yani bugünün kurlarıyla Türk lirasına çevirirseniz aşağı yukarı 250 milyar liralık. 10 tane liman satmışız, 85 tane elektrik santrali satmışız, 40 tane işletme, 11 tane otel, 3.600 tane taşınmaz mal, gemiler, maden sahaları, makineler vesaire vesaire… Satmışız da satmışız. Peki, borcunuzda bir azalma olmuş mu? Faiz ödemelerinizde bir azalma olmuş mu? Bunlar da olmamış.

Şimdi, değerli arkadaşlar, burada yapılan bu konuşmaların ne kadar anlamsız geldiğini, sadece televizyonu başında gözlerini direkt olarak bu ekrana dikmiş bakan insanların bundan bir sonuç çıkarmaya çalıştığını görüyorum. Mecliste bu tartışmaların kesin olarak yapılmamışsa, bu tartışmaların etrafından bile geçilmemişse “Ya, burada farklı bir çözüm var mı arkadaşlar?” deyip de dizlerimizi kırıp, oturup bir masanın etrafında çözüm aranmamışsa eğer, bu konudaki sorumluluklarımız 26’ncı Dönemden sonra bizlerin sırtında buradan geçip gidecektir değerli arkadaşlar.

İmar Yasası’na birkaç cümleyle değinmeden geçmek istemiyorum. Siz uçakta memleketinize inerken kentinizin sınırlarınızın ne kadar genişlediğinin ve Allah’ın her uçuşundan sonra yeniden genişlediğinin farkında mısınız? Mutlaka farkındasınız, hele İstanbul’a gidiyorsanız… İstanbul’da kent sınırı kaldı mı? İstanbul’un sınırı neresi? Edirne’den başlayıp ta Bolu’ya kadar dayanan bir alanda, her alanında, her metrekaresinde, birinci sınıf tarım alanlarında, turistik tesislerin, tarihî tesislerin önünde isteyenin istediğini yapıp da arkasından imar affına kavuşması bu olayların sonucu değil mi? “İmar affı” denilen olay imar alanı belirlenmiş alanlar içindir. “İmar affı” denilen olay, belirli küçük hatalar, başkalarını rahatsız etmeyen, topluma zararı olmayan, bölgeye zararı olmayan olaylar içindir. Siz “Denizi görüyorum.” ya da “Yeşil bir yer görüyorum.” diyerek dairenizde otururken önünüze gelip de bir kaçak apartman yapan insanın bu apartmanına geçerlilik kazandıracak olay bir imar barışı değildir. Gerçi devlete gelir getirecek 3 kuruş bir olaydır ama arkadaki komşu ile öndekini kanlı bıçaklı yapacak olan bir olaydır. Buna imar barışı mimar barışı falan diyemezsiniz. Köyün merasına gelip de inşaat yapmış, arazi yapmış olan insana orayla ilgili olarak belgeyi verdiğiniz andan itibaren bütün köy ile oradaki daire sahiplerini karşı karşıya getirmiş olursunuz. İmar alanını sınırsız bir şekilde tutarak imar düzenlemeleri yapmaya kimsenin hakkı yoktur. O nedenle de kent sınırlarını belirleyerek… Hele hele oturulması mümkün olmayan, deprem bölgelerindeki -deprem fay hatları üzerindeki inşaatlarda bile- kendi kendine verecekleri sağlam raporuyla geçerlilik kazandırmak bazı binalara, bu imar affı veya imar barışı olayı değildir. Bunlar büyük tehlikelerdir. Elbette ki belirli sayıdaki borçlunun ciddi anlamda sıkıntısı var. Herkes gözünü dikmiş, burada böyle bir yasanın çıkmasını bekliyor. Biz, genelin sorunlarını daha da büyütmüş olmasına karşın, az sayıda da olsa insanların sorununa çare olabildiği için ya da kısmen çare olabildiği için bu yasaya karşıtlık belirtmedik dolayısıyla karşıyız demedik, muhalefet şerhi bile yazmadık. Bu Mecliste muhalefet şehri yazmadığımız yasalardan birisidir. Hiç değilse vicdanlı ama ekonomik olarak zor duruma düşmüş olan insanların sorununa bir nebze bile olsa ilaç olabiliyor ise buna karşı değiliz dedik, bu da çıksın dedik. Bu da çıksın. O nedenle bu yasa çıkar ancak bu ve bunun gibi yasalar toplumun geleceğini ipotek altına almaktır, toplumun geleceğine dinamit koymaktır.

Bu konularda bundan sonra çok daha hassas olunacağını umuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Temizel.

Gruplar adına son söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’e aittir.

Buyurun Sayın Aydemir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisimiz, 26’ncı Dönemi ifade eden yasama yılında çok değerli hizmetler yaptı. Birbirinden önemli ve toplumun ihtiyacına mebni kanun çalışmaları yaptık. Katkı sunan bütün milletvekili kardeşlerimize müteşekkiriz. Şimdi de benzer bir kanuni düzenleme için huzurlarınızda bulunuyorum. Bunu vesile kılarak hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İki buçuk yıllık milletvekilliğim sürecinde şöyle bir gözlemim oldu, esaslı bir gözlem: Görüştüğümüz kanun tekliflerinin hemen tamamı millet ve memleket ihtiyaçlarını gerektiren kanun görüşmeleriydi, tıpkı şimdi yaptığımız kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması gibi. Sahada olan, milletle mülaki vaziyet alan herkes biliyor ki vatandaşta bir büyük beklentiydi bu çalışmalar. Kimileri “Bu kaçıncı?” diye sual açsalar da ihmal, ikmal, adına ne derseniz deyin, önceden yapılanlar bir yetersizlik ifade ediyorsa yenisine ihtiyaç duyarsınız.

Bir defa tespit şu olsun: Bu düzenleme, toplumsal huzuru temin edecek.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Bırak ya, seçimi kazandırmak için desene şuna.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Bu düzenleme, bir büyük bereket iklimi oluşturacak. Bu düzenleme, birbirini tetikleyen mekanizmalar sayesinde bütün kesimleri, kesitleri gani bir refah pozisyonuna itecek; hasılı, muhteşem, mükemmel bir çalışma. Bakanlığımızı ve katkı sunan bürokratları, ilgisi olan milletvekili arkadaşlarımızı, hususen muhalif, muvafık milletvekillerini ve Plan ve Bütçe Komisyonumuzu tebrik ediyorum, kendilerine teşekkür ediyorum.

Bizim teşekkürümüz, ak anlayışın teşekkürü, hak teslimi babında olur her zaman. Müstehzi ifadeler birikimsizliğin sonucudur, niteliksizliğin açığa çıkmasıdır. Netlik, mertliktir. Dolayısıyla istihzaya yönelenler çapsızlıklarıyla kalırlar.

Burada bir not düşüyorum Ertuğrul Bey.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, sataşma var yani. Tespit edin, sonra “duymadım” demeyin.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Asıl teşekkür, vatandaşın; Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Başbakanımıza yönelttikleri kalbî duyguları kalben hep hissettik ve hududu olmadığını biliyoruz. Binler, on binler, yüz binler değil, milyonlar -bunu kayda geçiyorum- ve bu şükran hislerinin en esaslısı dadaş beldesinden yükselir.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – “Sayın hatip, Genel Kurula hitap edin.” demenizi duymak istiyoruz.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Birkaç tane not düşeceğim. Sadakat ve vefaları ücretsiz olanlara ses ve estetik kazandıran, tarih şuurunu bir aksiyon hâline getiren siyasi ritim, siyasi ahenk, siyasi motifler ve desenler sunan büyük liderimiz, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la sonuna kadar devam.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Tamam.” “Tamam.”

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Kim diyor? İspir’deki dadaşlar diyor ve ısrarla altını çize çize söylüyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir başkası…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Kimse demiyor, kimse demiyor; onu sadece sen söylüyorsun.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Güzel Başkanım, buraya kulak kesilelim, halkla beraber olalım.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ders verir gibi konuşma, önüne dön de konuş!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Halktan uzak durmayalım. Bak ben buradan halkın değerlerini aktarıyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ders verme bize!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Bana laf atma, dinle o zaman!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bize ders verme!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Bana laf atma o zaman! Bana laf atma!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tamam o zaman, doğru düzgün konuş, ders verme!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Laf atmazsan ben sana karşılık vermem.

BAŞKAN – Sayın Aydemir, Genel Kurula hitap edin siz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ders verme, doğru düzgün konuş!

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İbrahim Bey, biz dinliyoruz.

BAŞKAN – Genel Kurula hitap edin.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Laf atma bana!

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tamam. Ders verme bize!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Atarsan ders veririm ben.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sen kimsin ders vereceksin?

BAŞKAN – Sayın Özkoç, lütfen…

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Ders alırsın sen benden söylediklerimden.

BAŞKAN – Sayın Aydemir, siz de Genel Kurula hitap edin lütfen.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sen Genel Kurula hitap et!

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Lafa bakar mısın?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Konuşma!

BAŞKAN – Sayın Özkoç, siz de muhatap olmayın lütfen.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Tamam Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Bakın, Pazaryolu diye bir ilçemiz var.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sanki şey, her şeyi biliyor.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Mukimleri nitelik abidesi insanlar ve hak tesliminde de gani gönül taşırlar bunlar, diyorlar ki: “Aynı yürek yangınlığını çekmiş insanlara ruh ve mana medeniyetlerini adres gösteren eşsiz liderimiz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la sonuna kadar devam.” Bir başkası Çat ilçemiz, oradan da yükselen, hançereleri yırtan bir büyük ses var, burada aktarmak benim vazifem: “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan demek fazilet demektir, nefisten feragat demektir, yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmek noktasında adalet, şefkat, güzellik ve sevgi demektir. Öyle ise sonuna kadar onunla devam.”

Evet, arkadaşlar, biz hususi bir kanuni düzenlemeyi görüşüyoruz dedik. Burada bir hâli özellikle not düşmek istiyorum: Plan ve Bütçe Komisyonu zemininde de az önce burada konuşan bir arkadaşımızdı, ısrarla birkaç defa altını çizerek söyledi “Bu kaçıncı düzenleme?” diye.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Garo, Garo…

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Biz şunu biliyoruz: Unutkanlık insanı ifade eden bir hususiyettir. Yapılan düzenlemelerde bize yansıyan çok sayıda tanıdıktan, bildikten bize yönelen serzenişler var ki: “Yapılandırmayı unuttuğumuz için, 1 taksiti yahut 2 taksiti unuttuğumuz için önceki yapılandırmadan dolayı sıkıntı yaşıyoruz. Bu hâli yeniden düzenleyin.” Biz millete kulak vermek durumundayız. Öyleyse buna karşılık gelen bir çalışma olarak görmek lazım.

Bu noktada, Maliye Bakanlığımız ödemelerini vaktinde yapan, düzenli yapanlar için özel bir çalışma daha önce yapmıştı. Hem onların vergi ödemelerinde indirim söz konusu olmuştu hem de risk analiz sistemiyle mesuliyetini müdrik esnafımızı da koruma çemberi altına almıştı. Bunu özellikle burada not düşüyorum ben.

Hasılı, arkadaşlar, bu çalışma bir büyük kolaylık, bir büyük huzur demek ve tabii refaha katkı demek ve tabii yatırımlara, hizmetlere kaynak demek. Az önce Garo Bey “Emeklilere para verilmesin, emeklilere bayramlarda ödeyeceğimiz 2 tane biner liralık ödeme yapılmasın.” çağrışımı yapan ifadeler kullandı.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Öyle bir şey demedi.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) - Ve ardından şunu söyledi: “Kaynak nerede?” Kaynak burada işte arkadaşlar. Kaynağı buradan alıyoruz oraya aktarıyoruz. Biz kaynaksız, ezbere, ceffelkalem iş yapmayız. Bugüne kadar yapmadık, bundan sonra da yapmayız.

Hemen hemen bütün toplum kesimlerini, kesitlerini ilgilendiren bir çalışma; Mesela, emeklilerimiz, madem emeklilerden bahsettik. Emeklileri bir vesile ben bu kürsüde gene tarif etmiştim, emeklilere dönük tarifimiz vardı. Demiştik ki: “Emekli memlekette yükselen büyük eser ve hizmetlere emeğiyle can veren kişidir. Emekli tecrübe ve emeğiyle geleceğe yürüyen Türkiye'nin gerçek mimarıdır.” Elhak öyledir. Zannediyorum burada bulunan herkes de bu tespite katılır ve buna katılanlar da onlara şükran duyduğumuzu bilirler, kabul ederler. Öyle ise ancak ak anlayışın hayata geçireceği bir müjde var bu çalışmada, inancımızın en muhkem durakları iki ulvi bayram öncesi biner liralık ödeme, yılda 2 bin lira yani her ay maaşlarına 170 liraya yaklaşan bir ilave. 12 milyonu aşan bir kitle bunlar değerli arkadaşlarım. Toplam maliyeti 22,3 milyar; eski rakamla yani eskiden bu ülkeyi yönetenlerin kayda geçtiği rakamsal ifadesiyle 22,3 katrilyon. Altı sıfırı silince unutuldu bunlar, ben burada bir daha hatırlatayım. Helalühoş olsun diyoruz, bereketiyle huzurlu bir ömür geçirsinler.

Bu çalışmada onlar için bir başka güzellik daha var. Daha önce iş yeri açtıkları için sosyal güvenlik destekleme primi borcu olan esnaflarımız, önceye ait borçlarının tamamının silinmesiyle de bir huzur bulacaklar, rahatlayacaklar. Bizim onlardan tek talebimiz ise arkadaşlar, yüreklerinden gelen muhabbet duygularında berdevam olsunlar, muhabbet duygularını devam ettirsinler; başka da bir talebimiz yok.

Değerli arkadaşlarım, emekliyi gören, emekliye yönelen, toplumu dua sigortasıyla kuşatan yaşlıları görmez mi? Elbette ki görür. Yaşlılar bizim hakikaten sigortalarımız. Onların da 600 bine varan sayıları var arkadaşlar, bütün güvenceleri devlet; 65 yaş üzeri olanlardan bahsediyorum, başka güvencesi olmayanlardan bahsediyorum. Bunlar için de hususi bir çalışma yapıldı, 266 lira olan ödemeleri 500 lira gibi net bir rakama çıkarıldı, üç ayda bir bin beş yüzer lira ücret alacaklar. Bunu da helalühoş olsun diye onlara takdim ediyoruz. Onlardan talebimiz de dualarına devam etmeleri; bütün beklentimiz budur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Muhteşem bir çalışma yapıldı.” dedik ya buna bir kert daha vuralım: Gençler, geleceğimiz, göz bebeklerimiz. Onları, gençlerimizi iş âlemine katılmaya teşvik ediyoruz. Tüccar olsunlar, para kazanıp katma değer üretsinler istiyoruz; ülkemizin kalkınmasına, gelişmesine uzun yıllar katkı sunsunlar istiyoruz. İşte bunun içindir ki BAĞ-KUR primlerine bir destek sunuyoruz, bir yıl boyunca bunlardan BAĞ-KUR primi talep etmiyoruz. Bu, çalışmada bir başka zirveyi ifade ediyor.

Bitmedi, onlar için bir başka güzellik daha bu çalışmayla getirdik: Eğitimleri nakıs kalan, noksan kalan, bir vesile yarım bırakılan bu hâli bu çalışmayla izale ediyoruz; yeniden, kaldıkları yerden eğitimlerine devam imkânı veriyoruz. Ancak arkadaşlar, burada toplumun özel bir beklentisi var, onu da dercettik buraya. Nedir o beklenti? Teröre teşne olanlar, terörle ilintili olanlar, bu neviden güzelliklerden istifade edemeyecekler. Bu özel bir kayıttır ve olması gerekendir, toplumun beklentisidir; bu da burada var. Ve bu noktada herkes gene kabul eder ki gençlerimiz her şeyin en güzeline, en latif olanına layıktırlar. Bu da onlar için helalühoş olsun diyoruz.

Bu bapta esnafı da düşündük. Sağlık hizmetlerinden “BAĞ-KUR borcu var.” gerekçesiyle istifade edemeyen çok sayıda esnafımız vardı. Bu çalışmayla bu borçlar donduruluyor, artık bundan sonrası için ödemeleri söz konusu olacak. Yani sağlık hizmetlerinden istifade noktasında diyorum. Dolayısıyla bu anlamda toplumda biriken bir negatif enerji de yok edilmiş oluyor. Bunu düşünüp hayata geçiren Hükûmetimize milletimizin şükran hissini burada ifade ediyorum. Şükran demişken arkadaşlar, tabii, unutmamak lazım, madem kürsüdeyiz, insanlarımızın bize yönelen aktarımlarını da sizinle paylaşmak istiyorum.

Mesela, bizim hoş bir ilçemiz var, yeşili tedai ettiren cennet görünümlü bir ilçe, Tortum. Tortum’dan bir mesaj gelmiş, diyorlar ki: “Bu neviden çalışmaları yaptıran, uzun yıllara sâri, hayatı bütün topluma kolaylaştıran Sayın Cumhurbaşkanımıza şükran duygularımızı Meclis zemininde mutlaka dile getirin.” Öyleyse, ben de vazife telakki ediyorum: “Halk iradesinin ifade bulacağı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, dadaş vicdan, irfan ve geninin gereği olan vefa hissiyle değişmez önderimiz Recep Tayyip Erdoğan’la ‘devam’ diyoruz.” diyorlar Tortumlular.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tamam.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Bir başkası Uzundere, Tortum Şelalesi’nin bulunduğu eşsiz ilçemiz, sükûn beldesi. Oradan da Yunus mayalı, Hacı Bayram meşrepli, Alvarlı Efe duruşlu dadaşlar diyor ki: “Liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’la ve tabii ki Allah’ın izniyle, inayetiyle sonuna kadar devam.”

Ve arkadaşlar, Yakutiye ilçemiz, Erzurum’un merkezini ifade ediyor, en yüksek nüfusu barındırıyor. Oradan da yöneldiler bize, onlar da diyor ki: “4 kıtada aynı imanda yüreklerini birleştirmiş, endişeleri, duaları tek millet için mana planında bir sembol isim olan öncümüz, önderimiz Recep Tayyip Erdoğan’la Allah’ın izniyle sonuna kadar devam.”

Evet, arkadaşlar, esnafı söyledik. Çiftçiler var. Çiftçiler için de özel bir çalışma yaptık. Şimdi, hazineye ait taşınmazları kullanan çiftçilerimiz var bu ülkede. Onlar için hususi bir imkân sunuluyor şimdi. Artık bu nevi yerleri çiftçilerimiz çok daha kolay ve çok daha ucuz bedelle alacaklar. Ecrimisil ödeyerek hazine arazilerini kullanan vatandaşlarımız, müracaatları hâlinde on yıllık doğrudan kiralama imkânı bulacaklar, süre bitiminde uzatımını talep edecekler, karşılık görecekler ve süre bitiminde isterlerse buraları satın alabilecekler. Dolayısıyla oralarda oluşan niza iklimi de negatif enerji de bu şekilde yok edilmiş oluyor.

Şunu biliyoruz arkadaşlar: Toplumun her kesiminin, her kesitinin beklentisi var, siyaset kurumu da bunları mutlaka karşılamak durumunda, dikkate almak durumunda. İmara dönük düzenlemeler bu kanunun içerisine dercedilmiş ve çok hayati düzenlemeler bunlar. İmar barışı diyoruz, özellikle “barışı” diyoruz; hakikaten içeriğine baktığınızda bağış değil, barış diye bir hâli zaten hemen gözlemliyorsunuz. Farklı vesilelerle başkaları da söylemiştir, biz bir daha not düşelim, Sayın Bakanımız çok daha tafsilatlı anlatacaktır burada: Ülkemizde 13 milyon konut var ve yine 26 milyondan fazla ise bağımsız birim bulunuyor. Bunlara ilişkin ilginç bir tespit var, TÜİK tarafından yapılıyor bu tespit. Mamur diye bildiğimiz, insanların mukim olduğu yerlerde aslında bir huzursuzluk ikliminin var olduğunu ifade eden tespit, dudak uçuklatacak cinsten. Buraların yüzde 60’ı problemli, imar problemi yaşıyorlar ve bu evlerde, bu hanelerde insanlar yatarken “Yarın acaba neyle muhatap olacağım? Ne gibi bir negatif hâl karşıma çıkacak?” diye endişeli bir hâletiruhiye içerisinde oluyorlar. Şunu biliyoruz, hocalarım daha iyi bilir, özellikle iktisat sahasında çok net kullanılan bir kelebek tesiri var: Biliyoruz ki dünyanın bir köşesinde kanat çırpan kelebeğin oluşturduğu dalga etkisi bir başka uçta fırtınalara sebebiyet verebiliyor ve yine biliyoruz ki mutsuzluk bulaşıcıdır. Öyleyse bize düşen, dört bir yanı mutlu hâle getirmek, müreffeh hâle getirmek. İşte bu noktada bu düzenleme gerekliydi, şarttı. İmar barışı, “bağışı” değil. Söylediğimiz gibi, içerisinde çok net, çok latif güzellikler dercedilmiş. İmara aykırı hâlleri katmerleyecek gelişmeye asla fırsat verilmiyor. Bu noktada bir hâli vurgulamakta fayda görüyoruz ki bu düzenleme bir defaya mahsus yapılmalı. Dahasını söyleyeyim, öyle bir kayıt düşülmeli ki -Sayın Bakanımla da daha önce konuştuk, onun hassasiyetini de ben biliyorum, inşallah öyle bir düzenleme de gelecektir- bundan sonra imara aykırılığa sebebiyet veren belediye başkanı yahut o zincirin içerisindeki herhangi birisi, bir kurum çok ciddi bir müeyyideye muhatap olmalı ve bu müeyyide asla hafifletilmemeli, cezai bağlamda mutlaka yerine getirilmeli ki bir daha bu hâllerle karşılaşmayalım.

Şimdi, burada tabii, elde edilecek birtakım rakamlar var, onları Sayın Bakanımız da söyleyecek ama ben “Kaynak nerede?” dediği için Garo Bey, özellikle bunu da burada not düşeceğim. Buradan beklenen gelir yani şu imar barışından beklenen gelir 50 milyarlık bir rakamı ifade ediyor. Başından beri hep bir mefhumun, bir kavramın altını çizdim, muhteşem dedim, başka bir şey bulamıyorum, bu da muhteşem. Öyle değil mi ağabey?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Tabii, bu çalışmalarda…

BAŞKAN – Bir dakikada tamamlayalım konuşmamızı.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Evet efendim, hemen bitiriyorum Başkanım.

Mesela Van’da yaşanan depremden dolayı ortaya çıkan, özellikle beyanname verememekten kaynaklı problemler de bu çalışmada izale ediliyor. Gene, Sultanbeyli ilçesindeki fiilî hâli resmiyete evirmek için bir imkân sunuluyor.

Bütün bunlar hakikaten çok hususi, çok özel çalışmalar. Başta da söylediğim gibi, bu çalışmaları yapan Bakanlığımıza, katkı sunan Plan ve Bütçe Komisyonumuza ve o arada olan herkese millet adına teşekkür ediyorum.

Bu arada, dün yaşanan bir hâli... Siz yoktunuz Başkanım, Ceyhun Bey’le burada yaşandı, kendisine buradan teşekkür ediyorum. Atatürk Üniversitemizle ilgili, Sayın Başkanım biliyorlar bunu. Atatürk Üniversitesinin girişinde üniversitemizi ifade eden bir kapı var, çok görkemli bir kapı. Onun üzerinde üniversitemizin ismi var, remzi var, Atatürk’ümüzün silüeti var. Bir çalışmadan dolayı oradaki bu görüntüler aşağı indirilmişti. Ceyhun Bey gündeme getirdi ama farklı aktarılmıştı. Biz de girişimlerde bulunduk.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Mikrofonu açalım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Rektör Bey hassasiyet göstermiş, bize bir açıklama göndermiş, Meclisimize özellikle sunmamızı istediler. Ben de özetleyerek bunu aktarmak istiyorum arkadaşlar. Uzunca bir metin ama ben bir kısmını veriyorum: “Üniversitemizle özdeşleşmiş ‘Kartal Kapı’ olarak da anılan, üzerinde logomuz, kuruluş tarihimiz, ismimiz ve Mustafa Kemal Atatürk’ün silüetinin yer aldığı giriş kapımız kumlama yöntemiyle yakın zamanda temizlenmiş, bu suretle üzerinde bulunan eklemeler çıkarılmıştır. Logo ve yazılar giriş kapısının tadilatı yapıldıktan sonra tekrar yerine asılmıştır. Sonuç olarak -çok önemli burası- Demokrat Parti Erzurum İdare Heyeti İkinci Başkanı Münip Özer tarafından çekilen telgraf altmış bir yıllık tarihimizin âdeta özeti niteliğindedir. Telgrafı küçük olduğu için aktarıyorum: ‘Büyük Millet Meclisimizin Atatürk Üniversitesinin Erzurum’da kurulması için ittifakla kabul buyurdukları kanun yüksek himmet ve alakalarınızın kıymetli bir neticesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM AYDEMİR (Devamla) – Memleketin müstevliden kurtarılması hususunda aziz önderimiz Ulu Atatürk’ün ilk kongreyi yaptığı bu memlekette büyük Türk evladının adıyla kurulan bu üniversitenin manası ve değeri onun ideallerinin tahakkukunda da büyük bir merhale olması hasebiyle aziz ruhlarını şad ettiğini âmin bulunmaktayız. Saygılarımla.’” diyor.

Bunu da aktarıyorum ve hepinize saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydemir.

Sayın Özkoç, sisteme girmişsiniz, 60’a göre söz veriyorum.

Buyurun lütfen.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

29.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın hatibi çok dikkatle dinledik, kendisine teşekkür ediyoruz.

Ben Sakarya Milletvekiliyim, Sakarya’da yaşıyorum. Sakarya’da 60 bin pancar işçisinin selamları var sayın hatibe. “Şeker fabrikasını Fetullahçı terör örgütüne satarak, Bank Asyaya satarak 60 bin pancar işçisini açıkta bırakanlara karşı Mecliste söyle, biz ‘Tamam.’ diyoruz.” diyorlar. Tarlalarını eken fakat gübre fiyatları ve mazot fiyatları üzerindeki müthiş vergi yükü yüzünden yıllarca ekinlerinin, emeklerinin karşılığını alamayan çiftçiler önlerimizi kestiler, başta sayın hatibe olmak üzere “Mecliste seslendirin, artık takatimiz kalmadı, tamam.” diyorlar. “Önceki seçimlerde ‘Emekliye 2 maaş ikramiye.’ diyen Kılıçdaroğlu’na ‘Nereden vereceksin?’ deyip şimdi seçim korkusundan ikramiye veren bu ikiyüzlü anlayışa karşı biz ‘Tamam.’ diyoruz, Mecliste seslendir.” diyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen, buyurun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Yüz binlerce işçi, atanamayan öğretmenler, çalıp çırpan bakanlara karşı, onları koruyan anlayışa karşı “Tamam.” diyorlar. “Evlatlarımız ölmesin.” diyenler “Tamam.” diyorlar. Milletimiz bütün değerlerini satan anlayışa karşı “Tamam.” diyor. Zamlara “Yeter.” diyenler “Tamam.” diyorlar. “Üniversiteler, öğrenciler bölünmesin.” diyenler “Tamam.” diyorlar. Türkiye “Tamam.” diyor, anlayan buradan artık devam etmeden “Tamam.” deyip gider diye düşünüyoruz.

Saygılar sunuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kerestecioğlu’na önce söz veriyorum, sonra Sayın Muş, size vereceğim.

Buyurun.

30.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ben, yirmi dakika konuşma yapan ve on altı yıldır iktidarda olup ama çeşitli vaatlerde bulunan ve getirdiklerini gerçekten seçimin hemen arifesinde getirmekten de hiç hicap duymadan konuşabilen, aslında muhalefet partisi milletvekili gibi gördüğüm milletvekiline teşekkür ederim konuşması için çünkü bize bu duyguyu yaşattı kendisi. Hakikaten hani insanlar iktidarda olup da onca yıldır yapmadıklarını şimdi son bir ayda, bir buçuk ayda yapmaya kalkınca hani bunun adına ya hakikaten -tırnak içinde- seçim rüşveti deniyor ya da herhâlde kendi kendine muhalefet etmek deniyor.

Dün gece bir buçukta bir sağlıkçıyla yazıştım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tamamlayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Devam edin, buyurun.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Gerçekten, atanmayan sağlıkçılar -atanamayan demiyorum çünkü atanmayan sağlıkçılar onlar- çok zor durumdalar. Kendisinin şöyle bir sözü vardı, bu çok etkileyiciydi: “Bu ailede tek memur olacak olan bendim ve herkes benden bunu bekliyordu. Karıştığım, yaptığım hiçbir şey yok, sadece belki Doğulu olmam, Kürt olmam, başka hiçbir şey düşünemiyorum çünkü neden böyle olduğunu da anlayamıyorum.” diyen bir arkadaş. Ve hakikaten insanları bu duruma getirdikten sonra arkasından işte “Şimdi bin lira veriyoruz, şimdi şunu yapıyoruz.” demek bana hiç de yakışık alır gelmiyor.

Bu nedenle, ben de aynı şekilde -Garo Vekilimizin dediği gibi- evet, siz her şeyi hak ediyorsunuz sevgili yurttaşlar, o bin liraları da daha fazlasını da. Bunları alın ama 24 Haziranda artık “Tamam.” deyin diyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Muş…

31.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce Sayın Özkoç konuşmasında “Bu, emeklilerle alakalı 2 ikramiyeyi, işte, biz geçmişte vadetmiştik, şimdi siz yapıyorsunuz, bu ikiyüzlü bir anlayıştır.” gibi talihsiz bir ifade kullanmıştır, bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Bizim seçimlerde de Türkiye’yi yönetiyorken de söylediğimiz bir şey vardır: Onlar konuşur, AK PARTİ yapar; durmak yok, yola devam dedik hep. Burada eğer bir ikiyüzlü anlayış illa aranıyorsa şu hatırlatmayı yapmamda mahzur olmaz diye düşünüyorum: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanı Adayıyken “Eğer Büyükşehir Belediye Başkanı olursam ailelere 600 lira ödeme yapacağım.” demişti. Şimdi, İstanbul’da seçimi kazanamadı, sonra Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı oldu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlayın.

Buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – İzmir Büyükşehir Belediyesi onların elinde, Aydın Büyükşehir Belediyesi onlarda, Hatay Büyükşehir Belediyesi CHP’de, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisinde. Bu 600 lira 2009 tarihinde verilen bir rakamdı. Bunu eskalasyonla -Cumhuriyet Halk Partisinde yeteri kadar ekonomist olduğunu düşünüyorum-bugüne getirirler ve bu büyükşehirlerde bu hayalini nasıl uyguladığını bir görürüz biz de, ona göre kendisini takdir ederiz ama bunu görmediğimizi düşünüyorum, görmediğimizi ifade etmek isterim. Dolayısıyla ikiyüzlü bir anlayış bizim yaptığımız değil, bir yeri kazanıp, kazanmak için söz verip başka yerlerde yetki elinize geçtiği zaman yapmamaktır değerli dostlar.

Teşekkür ederim.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sadece kayıtlara geçsin diye…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özkoç, kayıtlara girsin.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Örnek veriyorum, Adana Seyhan Belediyesi Halk Kart karşılığında 600 lirayı insanlarımıza veriyor.

İktidarlar muhalefetlere “Siz şunu verin, bunu verin.” demezler. İktidarlar milletine “Biz sizin için şunları vereceğiz.” derler, sattıklarıyla değil, verdikleriyle övünürler. Bunu hatırlatmak istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/944) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 557) (Devam)

BAŞKAN – Böylece gruplar adına söz talepleri bitmiştir.

Şahıslar adına ilk söz Tokat Milletvekili Kadim Durmaz’a aittir.

Sayın Durmaz, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

KADİM DURMAZ (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım ve bizi izleyen aziz milletimiz, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, böyle hep olağan konularda karşınıza gelmeyi, bu ülkedeki güzelliklerden çok söz etmeyi arzu eden, murat eden de biriyim ama ne yazık ki iktidar mensuplarını, grup başkan vekillerini, sözcüleri dinlediğimiz zaman insan gayriihtiyari kendini farklı bir ülkede yaşıyor gibi, masal âlemindeki gibi kurguların içerisinde buluyor. Tabii, geriye doğru bakıyoruz Hükûmetin karnesindeki notlara, çok kırığı var. On altı yıl arkadaşlar, bir ülkenin bulunduğu yerden hedeflenen, özlenen yere gidebilmesi için oldukça iyi bir süre. Bu aziz millet size bunu verdi. Ama verince siz bu sürenin hiç dolmayacağını zannettiniz, bakın, sizin de hesap edemediğiniz gibi önünüze bir 24 Haziran geldi ve “Apar topar ne yapabiliriz, kısa sürede alelacele ne yapabiliriz?” diye bir torba yasayla bu aziz milletin karşısına çıktık. Ama millet artık “Tamam." diyor ve soruyor, diyor ki emekli: “Be kardeşim, ben bu ülkenin yurttaşıyım ey iktidar. Şimdiye kadar sen benim geçinemediğimi, yaşamımda arzu ettiğim hâlde çoluğuma çocuğuma ücretimin azlığı yüzünden alamadığım birçok olaydan ötürü üzüntü içerisinde eve geldiğimi ya da çocuklarım sabah kalkmadan ola ki ekstra bir şey isterler diye evi erkenden terk ettiğimi bilmiyor musun?” Bunların hepsini biliyor. Komisyonda Hükûmetin en son, emekliye iki bayramda vereceği şeyi “Bin lira” diye getirirken biz şöyle de bir teklifte bulunduk: Geçmişte Cumhuriyet Halk Partisine ve Genel Başkanına sorduğunuz gibi “Kaynağı şuradan, buradan, nereden?” polemiğine girmedik. Dedik ki: Hiç değilse bu ülkede asgari ücretin her yurttaş tarafından anımsanıp bilinmesi için bunu bir asgari ücrete bağlayalım. Bir maaş demedik, bir maaş desek belki bir adaletsizlik olacak, bir arkadaşın maaşı 4 bin lira, 5 bin lira diğer taraftan asgari ücretli 1.604 lira alacak. Bu dengesizlik olmasın diye hiç değilse böyle olsun dedik.

Bir teklif daha getirdik, Sayın Bakanımıza da söyledik. Dedik ki: Bu ülkenin kuruluşu 29 Ekim 1923. Cumhuriyetin ve kuruluşunun anımsanması, hafızalarda kalması için gelin bu günde de verelim dedik ama ne yazık ki kabul edilmedi. Fakat bu kısa sürede bu aziz millete çok şey bıraktınız arkadaşlar, hemen böyle yollarla, hastanelerle falan övünüyorlar, bu on altı yılın muhasebesini, hesabını veremezsiniz. Sizin olduğunuz dönemde bu ülkede cari açığımız büyümüş, sosyal güvenlik kurumlarındaki açığımız rekor yapmış. Bu ülkede kapanan iş yeri sayısı tarihî literatürlerde istatistikleri altüst etmiş. Bu ülkede “Ben atanamıyorum.” diyen öğretmenler ruhi dengesini bozmuş, intihara varan olayları birlikte üzülerek yaşıyoruz. Bunları, olumsuzlukları sıraladığınız zaman birçok insanın boyunu katbekat geçer ama bu on altı yıl sürede ne yapılsaydı? Bu on altı yıl sürede sizin dışınızdaki kesimlerin, grupların, siyasi partilerin kıymetli önerilerini dikkate alsaydınız bu ülkenin kaynakları kısa sürede toparlar, ülkemizin insanlarını içerde mutlu, dışarıda da saygın bir hâle getirebilirdi. Ve inanıyoruz, 24 Haziran bu anlamda tarihî bir fırsat. “Tamam.” deyip bu ülkenin kaynaklarını planlayan bizim de içerisinde olacağımız, Cumhuriyet Halk Partisinin içerisinde olacağı bir iktidar olarak bir beş yıllık planlamayla bu ülkedeki ekonomik anlamdaki dağılmışlığın, hesap verilmekten uzak “Ben yaptım, oldu. Ben harcıyorum, dilediğim yere harcarım, istediğim gibi kullanırım. Yapılan projeler bu ülkenin hayrına mıdır, kısa sürede dönüşümü var mıdır, sadece birkaç kişiyi mutlu edebilmek için mi yapılıyordur?” gibi planlamaları göz önüne alarak bu ülkenin ekonomisini de arzu edilen raya koyarız.

Arkadaşlar, şu anda, hepinizin bildiği gibi, ülkede ekonomik anlamda yırtık büyük, yamalık küçük. Çocukluğumuzda bizim pantolonlarımız dizden ve oturulan bölümlerden aşındığı zaman babalarımız bir öngörüyle “Pantolonun dizi açılacak, buna bir süvari vurdurayım.” derdi ama süvarinin özelliği şuydu, o pantolon yırtılıp dağılmadan önce koruma amaçlı yapılırdı ama arkadaşlar, şimdi, yırtıldı. Ve söylediğim gibi, yırtık büyük, yama küçük. Bunlarla ekonomiyi düze çıkarıp, KOBİ’leri yeniden arzu edilen hedefe doğru koşup üretmeye, bu ülkenin ihracatını güçlendirmeye ya da yabancı sermayenin gelip Türkiye Cumhuriyeti’nde yatırım yaparak bu ülkede bir şey üretip katma değer sunmasını beklemek hayal. Bu anlamda, diyoruz ki arkadaşlar: Bu getirilen torba yasa tasarısında, bu pakette birçok konuda düzenlemeler var. Biz bunları ilk defa bugün konuşmuyoruz değerli arkadaşlar, 6 kez, 7 kez bu Hükûmet döneminde bu Parlamentoda bunlar konuşuldu. Sonuçta, baktığımız zaman, sosyal güvenlik primini ödeyemeyen insanların sayısında ciddi bir düşüş oldu mu? Yok. Vergi bazında, hiç şöyle yüzde 70’ler gibi amaca ulaşan bir barışla sonuç elde ettik mi? Bu da yok. Öyleyse nedir bunun adı? Bunun adı, 24 Hazirana kadar günü kurtarmaktır.

Arkadaşlar, günü kurtarabilirsiniz ama 24 Hazirandan sonra vereceğiniz hesabın ve muhasebenin kurtuluşu yok. Bu tüyü bitmemiş yetim hakkını, beytülmali kontrolsüz, denetimsiz harcamanın hesabı elbette aziz milletin bizlere vereceği yetkiyle bir bir sorulacak.

Adalet yok, eğitim yok. Bu ülkede üretim yok. İnsanların birbiriyle ilişkisinde sokakta gülen yüzlere rastlamak mümkün değil. Öyleyse, bu yaptıklarınızı gözden geçirin, bu ülkenin hayrına değil arkadaşlar.

Az önce Sayın Bakanımız ifade etti, bu yasa tasarısı görüşülürken biz buna muhalefet şerhi de yazmadık. Elbette, zor şartlardaki insanların yaşamına birazcık dokunulsun ama biz, geçmişte öyle iktidarlar gördük, o seçim sonrasında onların sonu geldi. Şöyle, geriye doğru hafızamızı tazelersek: “Ben seçimlerden önce zam yapacak kadar değilim.” demişti ama o seçimde o iktidar gitti. Aziz milletimiz sizin bu yaptığınız düzenlemelerin bir seçim yatırımı olduğunu biliyor ve artık “Tamam” diyecek. Biz de bu anlamda, ülkemizin her noktasında bir bir yurttaşlarımıza bunu anlatacağız.

Bakın, bir taraftan, özelleştirme adı altında, Allah ne verdiyse, bu ülkenin, bu cumhuriyetin ve sizden önceki iktidarların hayata geçirmiş olduğu fabrikaları, yatırımları, emtiaları, malı, mülkü, kurum ve kuruluşları bir bir satıyorsunuz. Elde ettiğiniz gelir yaklaşık 70 milyar dolar civarında bir rakam. Ama bunların hiçbirinin verimli kullanılmadığını hepimiz görüyoruz ve diyoruz ki aziz milletimize: İşte, bu satılıp harcanan her para, her birinizin, tüyü bitmemiş yetimin hakkı. Bu paralar nasıl kullanılmalı, nasıl harcanmalı? Tabii ki en kısa sürede geri dönecek gibi ve bunu da yapmadınız.

Bakın, en son yaptığınız bir özelleştirmedeki şeker fabrikalarından örnek veriyorum: Sırbistan gibi küçücük bir ülkeden et alıyoruz. Ama Türkiye'de çok önemli bir yem bitkisi… Beraberinde binlerce çiftçi, milyonlarca nüfusu barındıran, on binlerce işçinin evine ekmek, aş götürdüğü şeker fabrikalarını özelleştirdiniz, hem de 2011’deki rakamların yaklaşık yüzde 30 altında bir rakama.

Arkadaşlar, bir malı satışa çıkardığınız zaman… Sorumlu bir insan, sorumlu bir birey, esnaf, vebali var, kendi parasıdır ama yine sorumlu davranıyor, diyor ki: Ben, çoluğumun çocuğumun geleceği olan bu ürünü satarken kâr etmeliyim. Ama sizde öyle bir mantık, öyle bir sorumluluk, öyle bir vebal yok. Ki sizinki daha ağır, tüyü bitmemiş yetimin hakkını satıyorsunuz. Sattınız şeker fabrikalarını yüzde 30’unun altında, değerinin daha altında hem de 2011’e göre, şimdi, o, eti ucuza getirme hayaliniz hayalin de ötesine bir şey olacak arkadaşlar. Ama gelin, yol yakındayken bu ülkenin kaynaklarını verimli kullanmaktan yana ve bu ülkede amacına ulaşmayan, sık sık tekrarlanan, devletlerde vergi ödeme hukukunu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

KADİM DURMAZ (Devamla) – Vergiyi alışkanlık hâline getirip sürdürme noktasında -biraz daha devlet geleneğini yaşatarak- insanları ödeyemez hâle getirdiğimizi düşünüp buna bir kalıcı çözüm bulmak durumundayız. Bunun çözümü nedir? Sayın Genel Başkanımız açıkladı. Yapılandırıyoruz, yapılandırıyoruz, ödenmiyor arkadaşlar. Öyleyse biz bir yerde yanlış yapıyoruz, o da Hükûmetinizin hiç kimseyi dinlemeyişi, ortak akla dönüp bakmayışı, bildiğini okuması. Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç elde edemezsiniz. Bu ülkedeki üretim kaynaklarını kapattınız. İnsanları metropol kentlere depo ettiniz. Sizin göreve geldiğiniz 3 Kasım 2002’de 2 milyon 850 bin yurttaşımız o fonlardan yardıma muhtaç durumdaydı, ihtiyaç sahibiydi ama gelinen noktada siz bunu bitirmeyi değil, yönetmeyi hedeflediniz. Şu anda 12 milyon, gayriresmî rakamlara göre 18 milyona çıktı. Demek ki siz yoksulluğu yönetmekten, insanları size bağımlı ve muhtaç kılmaktan besleniyorsunuz ama artık “Tamam.” diyoruz ve bunların da son olmasını diliyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KADİM DURMAZ (Devamla) – Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Durmaz.

Sayın Tanal, sisteme girmişsiniz.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, emeklilere dinî bayramlarda verilecek ikramiyenin maaş tutarında olmasını ve polisler ile öğretmenlerin ek göstergesinin 3600’e çıkarılmasını talep ettiğine, vergisini düzenli olarak veren vatandaşlara bir avantaj tanınıp tanınmayacağını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim sisteme giriş nedenim şu Sayın Başkanım: Bu mevcut olan tasarıda emeklilere 2 dinî bayramımızda bin TL ikramiye verileceği yazılı ancak Cumhuriyet Halk Partisinin 2015 seçim beyannamesinde 2 maaş ikramiye… Acaba, Maliye Bakanımız buradayken, 2 maaş ikramiye versek devletin bütçesinde çok mu bir açıklık gelir? Bunu kaldırmaz mı?

Bir başka soru da şu: Hem polislerimizin hem de öğretmenlerimizin ek göstergesi 3600’e çıkarılsa ve -gerçekten ülkemizin bekası, emniyeti açısından- polis teşkilatı mensubu arkadaşlarımızın bu konudaki mağduriyetlerini, eğitim ordusu öğretmenlerimizin bu mağduriyetini gidersek daha doğru olmaz mı?

Aynı zamanda tüm siyasi partilerin geçmişteki seçim beyannamelerinde de vardı zaten ek göstergenin 3600…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitiyor.

BAŞKAN – Bitirin, bitirin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, aşağı yukarı tüm siyasi partilerin seçim beyannamesinde vardı gerek öğretmenlerin gerek polislerin ek göstergelerinin 3600’e çıkarılması hususu. Bu konuda gerçekten büyük bir mağduriyet var. Bunun 3600’e çıkarılmasında yarar var. Bu konudaki düşünceniz nedir?

Bir de bugüne kadar vergisini düzenli olarak veren vatandaşlarımızı, onlar en azından vergisini düzenli bir vaziyette verdiği için vermeyenlerle aynı kefeye koymak bir adaletsizlik olur. Önümüzdeki dönem içinde, vergisini düzenli verenlere bir avantaj, bir imkân tanıyacak mısınız?

Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/944) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 557) (Devam)

BAŞKAN – Evet, zaten söz sırası Hükûmet adına Maliye Bakanı Naci Ağbal Bey’de.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bugün görüşmelerine başlamış olduğumuz vergi kanunları ve diğer bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören kanun tasarısı hakkında yüce Meclisimizi bilgilendirmek üzere huzurlarınıza geldim. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hakikaten geniş toplum kesimlerini ilgilendiren önemli bir yasayı görüşüyoruz. Bu tasarı içerisinde gerek esnafımızı gerek çalışanlarımızı gerek emeklilerimizi gerek gençlerimizi ilgilendiren son derece önemli düzenlemeler var. On altı yıldır toplumun her kesiminin refahını artırma noktasında önemli çalışmalar yaptık, icraatlar yaptık, hem geliri büyüttük hem mali disipline kararlılıkla devam ettik hem de gerçekten Türkiye’nin orta ve uzun vadede güçlü bir büyüme potansiyeline sahip olmasını temin ettik. Ayrıca, gelebilecek ekonomik şoklara karşı da çok güçlü bir ekonomik yapıyı da bu dönemde oluşturmuş olduk.

Bugün görüşmelerine başladığımız kanun tasarısında kamu alacaklarının yeniden yapılandırılması konusunda önemli düzenlemeler var.

Emeklilerimize Ramazan ve Kurban Bayramı’nda biner lira bayram ikramiyesi verilmesine ilişkin düzenleme var.

Yine, 65 yaş aylığı alan vatandaşlarımızın yaşlılık aylığının 266 liradan 500 liraya çıkarılmasına ilişkin bir düzenlememiz var.

Özellikle genç girişimciliği teşvik etmek üzere, biliyorsunuz, son yıllarda arka arkaya önemli düzenlemeler yaptık. Bu tasarıda da genç BAĞ-KUR’lu girişimcilerin ilk işe başladıkları yıl bir yıl süreyle BAĞ-KUR primlerinin devlet tarafından karşılanmasına ilişkin önemli bir düzenleme yapıyoruz.

Yine, emekli olup da iş yeri açan, emekli olduktan sonra iş yerini devam ettiren BAĞ-KUR’lu esnafımızın geçmişten gelen sosyal güvenlik destek primi borçları var, bunları terkin ediyoruz. Bu meseleyle ilgili bir çözüm geliştiriyoruz.

Yine, BAĞ-KUR’lu esnafımıza geçmişten gelen borçlarını dondurma ve bu yolla ileride uygun oldukları bir zamanda tekrar bunu ihya etmelerinin önünü açacak bir düzenleme yapıyoruz. Böylelikle vatandaşlarımız sağlık hizmetinden de yararlanma imkânına kavuşacaklar.

Yine, üniversite öğrencilerimize dönük, onların eğitim hayatına dönmelerini sağlayacak önemli bir düzenleme de bu tasarı içerisinde yer alıyor.

Özellikle hazineye ait tarım arazilerini kullanan çiftçilerimize yönelik olmak üzere, onların bu arazileri ecrimisil ödeyerek değil de kira ödemek suretiyle kullanmalarını sağlamaya dönük bir düzenleme var ki bu düzenleme çiftçilerimizin aynı zamanda tarımsal destekleme ödemelerinden de yararlanmasının önünü açacak.

Sayın Bakanımız da buradalar. Tabii, tasarı içerisinde imar barışı düzenlemesi var.

Yine, İstanbul’da, Sultanbeyli’de üzerinde çalıştığımız, özellikle Sultanbeyli’de yaşayan vatandaşlarımızı doğrudan doğruya ilgilendiren, onların yaşadıkları şehirde sahip oldukları taşınmazların tapularını alabilmelerine imkân sağlayacak önemli bir düzenleme yapıyoruz ki bu düzenleme sayesinde Sultanbeyli Belediyesi vatandaşlarımıza bu taşınmazları doğrudan vermiş olacak.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmaları sırasında bütün parti grupları getirilen düzenleme konusunda olumlu görüşler ifade ettiler. Kendileri de biraz önce burada aynı şeyleri söylediler. Ama tasarının daha da geliştirilmesi, bu maddelerle ilgili düzenlemelerin daha da ileriye taşınması noktasında da son derece olumlu bir çalışma ortamı Komisyonda gerçekleştirildi. Ben, bütün parti gruplarımıza Komisyon çalışmalarında sergiledikleri yapıcı tutumdan dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.

Yine, bu tasarı Komisyonda görüşülürken Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun üyelerinden olan aidatlarının da yapılandırılmasının önü açıldı. Hükûmet tasarısında yoktu ama daha sonra önergeyle, askerlik para cezaları yapılandırma kapsamına alındı. Bir de kamu üniversite hastanelerinin borçlarının ödenmesi konusunda yine Meclisten geçen bir tasarıda belirlenmiş bir süre vardı. Burada, gelen talepler doğrultusunda, özellikle, alacaklı olan şirketlerin başvuru süresini de uzatmış olduk.

Tabii, tasarının hem madde itibarıyla hem de kapsam itibarıyla en geniş kısmı kamu alacaklarının yapılandırılması konusu. Burada, 31 Mart itibarıyla kesinleşmiş olan kamu alacaklarının otuz altı ay vadeye kadar taksitlendirilerek ödenmesinin önünü açılmış oldu; bu, son derece önemli bir düzenleme.

Yine, vergi davalarının sulh yoluyla çözümüne ilişkin önemli bir fırsat penceresi vatandaşlarımıza sunulmuş oldu.

Vergi incelemeleri devam edecek. Devam eden bu vergi incelemeleriyle ilgili olarak vatandaşlarımıza kolaylıklar sağlıyoruz. Yine, vergi mükellefleri beyan etmiş oldukları matrahları ve beyan etmiş oldukları vergileri belirli oranlarda artırırlarsa, geçmişe dönük bir vergi incelemesi yapılmamasını sağlayan önemli bir düzenleme var.

Yine, yeniden yapılandırma kapsamında, özellikle işletme kayıtlarının düzeltilmesine -gerek stokların gerek alacakların, ortaklardan alacaklar- ve kasa hesabının düzeltilmesine ilişkin önemli düzenlemeler var.

Yeniden yapılandırmada Maliye Bakanlığının alacakları, vergi idaresinin alacakları, Sosyal Güvenlik Kurumunun prim alacakları, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının gümrük vergisi alacakları, il özel idarelerinin ve belediyelerin alacakları da kapsamda.

Her türlü vergi ve cezaları ki belli başlılarını saymak gerekirse, gelir, kurumlar, katma değer, gelir stopaj, özel tüketim vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, çevre temizlik vergisi, emlak vergisi gibi birçok vergiyi vatandaşlarımız otuz altı aya kadar taksitle ödeme imkânına kavuşacaklar.

Sosyal Güvenlik Kurumunun prim alacakları yapılandırma kapsamında. Gümrük vergisi alacakları yapılandırma kapsamında.

Çok geniş toplum kesimlerini ilgilendirmesi hasebiyle trafik para cezaları, seçim para cezaları, nüfus para cezaları, askerlik para cezaları yeniden yapılandırma kapsamında.

Yine, kara yollarından geçişlerle ilgili kesilen cezalar yeniden yapılandırma kapsamında.

Özellikle il özel idarelerinin, belediyelerin atık su ve katı atık ücretleri yeniden yapılandırma kapsamında olacak.

Yine, öğrencilerimizi yakından ilgilendiren bir yapılandırma düzenlemesi var. YURTKUR’dan öğrenim kredisi, harç kredisi alan öğrencilerimiz, ödeyememiş oldukları kredileri ve harç kredilerini de bu yapılandırma kapsamında otuz altı aya kadar yapılandırabilecekler.

Yine, Maliye Bakanlığına ecrimisil borcu olan çiftçilerimiz, tacirlerimiz, sanayicilerimiz ecrimisil borçlarını bu kapsamda ödeyebilecekler.

Yapılandırma, tabii, önemli bir düzenleme. Temel prensipte alacağın aslından vazgeçmiyoruz. Yani bir vergi alacağı veya bir prim alacağı bu kanun kapsamında yeniden yapılandırmaya konu edilebilecek ama alacağın aslı ödenecek. Ne yapıyoruz burada? Vatandaşımızın lehine olmak üzere yıllık yüzde 16,80 oranında -biliyorsunuz- gecikme zammı hesaplanıyor. Burada vatandaşlarımıza yıllık yüzde 16,80 olan gecikme zammı üzerinden faiz hesaplamaktansa geçmiş yıllarda gerçekleşmiş enflasyon kadar bir faiz hesaplamasını getiriyoruz, bu da önceki yıllara bakacak olursak yıllık yüzde 3 ile 4 arasında bir faiz oranına tekabül ediyor. Bu, ne demektir? Hesaplanan faizde kabaca yüzde 75’lik bir indirim demektir. Önemli bir fırsat yani burada vatandaşlarımız eğer bu borçlarını yapılandırırlarsa, bu takdirde, faizde önemli bir indirime gidilmiş olunacak.

Sosyal Güvenlik Kurumunun idari para cezalarında -idari para cezası olduğu için- cezanın yarısı ödenirse yarısının tahsilinden de vazgeçilmiş olunacak.

İhtilaflı vergi alacakları var. Vergi idaresinin yapmış olduğu tarhiyat üzerine vergi mahkemelerinde, Danıştayda açılan davalar var. Burada da vatandaşlarımıza bu davalara ilişkin bir sulh imkânı getiriyoruz. Burada, eğer vatandaşımız müracaat ederse vergi mahkemesi veya Danıştayda ortaya çıkan karara göre verginin yüzde 50’sinden devlet olarak vazgeçiyoruz veya bizim aleyhimize, devletin aleyhine sonuçlanmışsa yüzde 80’inden vazgeçiyoruz ama dava, devletin lehine sonuçlanmışsa bu takdirde vergi alacağının aslını alıyoruz. Böylelikle, 240 binin üzerinde dava var, bütün bunları da vatandaşlarımızla çözmüş olacağız, bir noktada vergide barışı da sağlamış olacağız.

60 bin civarında vergi mükellefimiz hakkında devam eden vergi incelemeleri var. Bu incelemeler kanuna göre normal zamanında tamamlanacak. Vatandaşlarımız, tamamlandığında müracaat etmek suretiyle aynen dava safhasında olan alacaklar gibi, vergi alacağının yarısını öderlerse cezaların istenmesinden vazgeçilecek, faizlerde de önemli ölçüde indirime gidilecek.

Yine pişmanlıkla beyanda da yeni bir fırsat penceresi açıyoruz. Vatandaşlarımız kendiliğinden pişmanlıkla beyanname verirlerse cezaların tahsilinden vazgeçiyoruz, pişmanlık zammı yerine de -biraz önce ifade ettim- yurt içi ÜFE oranında düşük oranlı faiz alıyoruz.

Tasarıda yer alan önemli bir düzenleme de matrah artırımı. Burada yaptığımız düzenlemede 2013, 2014, 2015, 2016 ve 2017 yıllarında yani geçmiş beş yıla ilişkin, vergi mükelleflerimiz, geçmişte beyan ettikleri matrahları yani vergi matrahlarını veya ödedikleri vergileri belirli oranlarda artırırlarsa -her yıl için farklı oranlar belirli- o takdirde artık bu mükelleflerimizin bu nihai beyanlarını kabul edeceğiz, bu mükelleflerimizle ilgili geçmişe dönük hiçbir vergi incelemesi yapmayacağız. Aslında bir noktada vatandaş ile devlet arasında geçmiş yıllara ilişkin bir vergi barışını da temin etmiş olacağız.

Burada yaptığımız düzenleme de gelir ve kurumlar stopaj vergisi ile katma değer vergisinde 2013 ile 2017 yılları arasını kapsıyordu. Gelir ve kurumlar vergisinde ise 2013 ila 2016 yılını kapsıyordu. Bugün Genel Kurulda verilecek bir önergeyle gelir ve kurumlar vergisi bakımından da matrah artırımı düzenlemesine 2017 yılı dâhil edilmiş olacak. Dolayısıyla artık 2017 yılı sonuna kadar hem gelirde hem kurumlarda hem katma değerde hem de gelir stopaj vergisinde tam manasıyla bir vergi barışını da bu şekilde sağlamış olacağız.

Yine bu düzenleme içerisinde işletmelerimizin kayıtlarının düzeltilmesine dönük önemli düzenlemeler var. Vatandaşlarımız herhangi bir şekilde almışlar malı, emtiayı, demirbaşı veya makineyi ama kayıtlarında yok. Vatandaşlarımıza şu imkânı sunuyoruz: Eğer gerçekte işletmede olup da kayıtlarda yer almayan emtia, makine, teçhizat, bunlar kayıt altına alınırsa, başlangıçta ödenmesi gereken katma değer vergisi oranı normalde yüzde 18, bunun yerine yüzde 10 oranında katma değer vergisi öderlerse veya ilgili oranın yarısı kadar öderlerse bu takdirde bir ceza olmayacak, bir tarhiyat yapılmayacak. Böylelikle işletmelerimizin kayıtlarının düzeltilmesine de imkân veriyoruz. Bazen de işletmelerimizde normalde satılmış, kayıtlarda var ama gerçekte işletmede yok, bu durumda da bu kayıt dışı yapılan satışlar eğer faturalar düzenlenmek suretiyle kayıt altına alınırsa herhangi bir ceza düzenlemesi yapmamış olacağız. Böylelikle vatandaşlarımızın işletme kayıtları da gerçek durumu yansıtmış olacak.

Yine 31/12/2017 tarihi itibarıyla işletmelerdeki kasa mevcudu, ortaklardan alacaklar hesabında da bir düzeltme imkânı getiriyoruz. Burada gerek kasa hesabı gerek ortaklardan alacaklar hesabında vatandaşlarımız kayıtlarını düzeltirlerse belli bir oranda tabii ki vergi ödeyecekler. Bu takdirde bunları da düzeltmiş olacaklar.

Yeniden yapılandırma başvuruları için belirlenmiş süre temmuz ayı sonu. Temmuz ayı sonuna kadar bütün bu imkânlardan yararlanmak için vatandaşlarımız müracaat edecekler. Ağustos ayında Sosyal Güvenlik Kurumuna ilk ödemeler başlayacak, otuz altı aylık bir taksit süresi var. Vatandaşımız peşin ödeme seçeneğini seçebileceği gibi, otuz altı aya kadar, altı ay, dokuz ay, on iki ay, on sekiz ay taksitler de yapabilecek. Bu da önemli bir düzenleme. Vatandaşlarımız borçlarını dilerlerse kredi kartıyla da ödeme imkânına kavuşacaklar.

Tasarıyla yaptığımız önemli bir düzenleme de borcun peşin ödenmesine sağladığımız teşviki bu defa daha da artırdık. Bir vatandaşımız bu kanun kapsamında ödemesi gereken borcun tamamını bir defada peşin olarak öderse, biraz önce ifade etmiştim, alacak aslı dışında düşük bir faiz oranı hesaplanmıştı, o faizin de yüzde 90’ını almaktan vazgeçiyoruz. Yani vatandaşımız neredeyse anaparasına tekabül eden bir parayı ödeyerek bu imkândan yararlanacak.

İkinci bir seçenek, eğer vatandaşımız peşin ödemek yerine 2 taksitte, bu yılın sonuna kadar bu borçlarını öderse bu defa da hesaplanan faizin yüzde 50’sini almaktan vazgeçiyoruz. Bu, son derece önemli bir düzenleme.

Tabii, burada, önemli bir düzenlemeyi de geçmiş yapılandırma kanunlarından yararlanan vatandaşlarımız için yapıyoruz. Biliyorsunuz, 6736 sayılı Kanun, 7020 sayılı Kanun kapsamında vatandaşlarımız müracaat ettiler. Ben kendilerine çok teşekkür ediyorum, burada müracaat sayısı da fazla oldu, uyum düzeyi de fazla. Bugüne kadar yaklaşık 40 milyar lira her iki kanundan tahsilat yaptık ve ödemeler devam ediyor.

Burada, tabii, bu sistem içinde kalan, yeniden yapılandırmasını bozmayan vatandaşlarımıza da şu imkânları sunuyoruz: Bu vatandaşlarımız, bugün itibarıyla kalan bakiye borçlarını eğer peşin olarak öderlerse yüzde 90 faiz indirimi imkânından yararlanacak. İkinci olarak, bu vatandaşlarımızın, biliyorsunuz, geçmiş yıllarda yılda 2 defa taksitlerini aksatma imkânları vardı, normalde, bir düzenleme yapılmazsa en son taksit ayında bütün o ödemediklerini topluca ödemeleri gerekiyordu. Burada, yaptığımız düzenlemeyle yapılandırmasını bozmayan, devam eden vatandaşlarımıza diyoruz ki: “Geçmişten gelen o haklarınızı taksitlendirmenin son ayında değil, bunun yerine taksit sürelerinizi uzatıyoruz.” Mesela 18 taksitse 20 taksite, 22 taksite çıkacak. Böylelikle, bu vatandaşlarımızın bu uyumuna da bu şekilde teşvik sağlamış oluyoruz.

Ben yeniden yapılandırma düzenlemesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Vatandaşımızın, esnafımızın bir süredir ifade ettiği, talep ettiği bir husustur. Burada, bir çalışma yapılarak vatandaşımızın bu talebi karşılanmıştır.

Tabii, bu düzenleme vergi gelirlerimiz üzerinde de bu sene olumlu bir etki meydana getirecektir. Önceki iki yapılandırmanın yapıldığı 2016 ve 2017 yıllarına bakıldığında kabaca 15-16 milyar liralık bir gelirin de buradan geldiğini görüyoruz.

Tasarıda yer alan diğer bir önemli düzenleme emeklilerimize sağladığımız bayram ikramiyesi. Ramazan ve Kurban Bayramlarında bu ödemeler yapılacak, 1.000’er lira yapılacak. Bu da hayırlı uğurlu olsun.

65 yaş aylığı alan vatandaşlarımıza aslında AK PARTİ hükûmetleri döneminde, sadece bugün değil geçmişte de zaman zaman yüksek tutarlı artışlar yaptık. Bugün yaptığımız düzenlemeyle de 266 lira olan aylık ödeme 500 liraya çıkarılacak. Şunu da ifade edeyim: Gerek emeklilerimize yapılacak bayram ikramiyesi ödemesi gerek 65 yaş aylığı alan vatandaşlarımıza yapılacak bu 500’er liralık yeni ödeme haziran ayının ilk haftasında yapılacak. Dolayısıyla, emeklilerimiz, yaşlılık aylığı alan vatandaşlarımız da bayrama girmeden önce bu yeni artı ikramiyelerini ve artış olan aylıklarını da almış olacaklar.

Sosyal güvenlik destek primi ödemesi vardı geçmişte emekli esnafımızın ödediği; biliyorsunuz, onu tamamen kaldırmıştık ama bir kısım esnafımızın buradan kalan borçları vardı takibatta, şimdi onları tamamen terkin ediyoruz. Dolayısıyla, emekli esnafımız da artık takipte olan bu alacaklardan kurtulmuş olacak.

Bir kısım BAĞ-KUR’lu esnafımız, tabii, geçmişten bir borcu varsa belirli bir süre ödeyemediğinde ne oluyor? Sağlık hizmetinden de yararlanamıyor. Şimdi bu vatandaşlarımıza da bir imkân sunuyoruz, burada da eğer BAĞ-KUR’lu vatandaşlarımız, geçmişten borçları varsa bunu dondurabilecekler. İleride istedikleri zaman bunu ihya edebilecekler, isterlerse bu yapılandırma kanunu hükümlerinden yararlanıp borçlarını 36 ay taksitle ödeyebilecekler. Bu düzenlemeler sayesinde BAĞ-KUR’lu esnafımıza da ne olacak? Sağlık hizmetinden yararlanma imkânı da sağlanmış olacak.

Genç BAĞ-KUR’lulara bu tasarıda önemli bir düzenleme var, ifade etmiştim. Biliyorsunuz, genç girişimciliği, genç çalışanı desteklemek için birçok düzenleme yaptık ama ben bunu hakikaten önemsiyorum. Liseden mezun olmuş, üniversiteden mezun olmuş, kendi işini kurmak isteyen BAĞ-KUR’lu bir esnafımızın da hiç değilse ilk yıl BAĞ-KUR primlerinin devlet tarafından karşılanmış olması önemli. Biliyorsunuz, en düşük BAĞ-KUR primi aylık 700 lira, yılda 8.400 lira. Burada bu düzenleme hayata geçtikten sonra ilk defa yeni iş yeri açacak 18-29 yaş arasındaki gençlerimiz de bir yıl boyunca bu imkândan yararlanacaklar, 8.400 liraya tekabül eden bütün primi de devlet olarak biz karşılayacağız.

Tasarıda yer alan önemli bir düzenleme de hazineye ait tarım arazilerini ecrimisil ödeyerek kullanan vatandaşlarımızla ilgili. Yaklaşık 156 bin vatandaşımız bu şekilde hazineye ait tarım arazilerini ecrimisil ödeyerek kullanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

Buyurun Sayın Bakanım.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Burada yaptığımız düzenlemede de vatandaşlarımıza yeni bir fırsat sunuyoruz. Ecrimisil ödemek yerine, kullandıkları arazileri doğrudan doğruya kendilerine kiralayacağız. Kira tutarı bugün ödemekte oldukları ecrimisil tutarının yarısı. On yıllık bir kiralama imkânı getiriyoruz. On yıl boyunca kiracılar artık. Onuncu yılın sonunda tekrar uzatmak isterlerse on yıl tekrar uzatacağız “Ben bu taşınmazı satın almak istiyorum.” derse de uygun koşullarla, 2/B’de nasıl yüzde 50 indirimli sattıysak burada da 2/B koşullarında indirimli satacağız. Bu neyi sağlayacak? Bir, vatandaşımız bugün ödediği ecrimisilin yarısı kadar bir kira ödeyecek. İki, arazinin artık kullanıcısı ve sahibi olacak. Üç, değerli arkadaşlar, daha önemlisi, bu kira kontratını tarım il müdürlüğüne beyan ederek ne yapmış olacak? Tarımsal destekleme ödemelerinden de yararlanmış olacak. Böylelikle çiftçimizin de hem bir taraftan bu arazileri ekonomiye kazandırmasının önünü daha rahat açmış oluyoruz hem de onlara bu kolaylıkları getirmiş oluyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Toparlayalım lütfen.

Buyurun.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Üniversitede okuyan gençlerimize, üniversite öğrencilerimize eğitimlerine tekrar başlamaları için önemli bir fırsat getiriyoruz. Gençlerimize hayırlı uğurlu olsun. Ben onlar için ne kadar önemli olduğunu biliyorum. İnşallah, burada, öğrencilerimiz bu imkândan yararlanacak.

İmar barışı düzenlemesini, Sayın Bakanımız burada, yeri geldiğinde kendileri anlatacaklardır.

Değerli Başkan, sayın milletvekillerim; görüldüğü üzere iktidar olarak vadetmiyoruz, yaptıklarımızı anlatıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bugüne kadar yaptıklarımızı anlatsam süre yetmez. Onun için biz yaptık, yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – Verdiğiniz zararları da söyleyin, zararları.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Sayın Danış Beştaş, 60’a göre söz talebiniz var, buyurun.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakan, kuruyemişçi dükkânı açacak mıyız beraber?

BAŞKAN – Sayın Danış Beştaş’a söz verdim sayın milletvekilleri…

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

33.- Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının zorunlu yardım kampanyası düzenlemesine ve bu kampanyanın başka hangi bakanlıklar tarafından yapıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Seçime elli kala vaat değil… Doğru, yapıyorsunuz ama üç gün önce de yapamadıklarınızın vaadini vermiştiniz.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Hayır, yaptık da diyorum. Yaptık tabii.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – On altı yıldır yapamadıklarınızı biliyoruz, bunu itiraf ettiniz.

Ben, aslında Sayın Bakana soru sormak için söz aldım. Elimde resmî bir belge var “Bağış toplama” adı altında. Sunabilirim size. Bu belgede “Afrin bölgesinde, -uzun bir belge- terör, terörizm, dost, kardeş halklar…” böyle bir sürü anlatımla Zeytin Dalı Harekâtı’nın başarıyla sürdürüldüğü not ediliyor ve sonra deniyor ki: “Bir yardım kampanyası düzenlenmesine karar verilmiştir.” Ve bunun devamında da: “Aylık her türlü toplam gelirinizin 7.500 ve üzeri olanlar 150 TL, 4.500 ve 7.500 TL arası olanlar 50…” Bu devam ediyor böyle tertipli bir şekilde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın, buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sonra diyor ki bu yazının devamında: “Tahakkuk birimlerimizce kesinti yapmak suretiyle söz konusu kampanyaya katılımınız sağlanacaktır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Personel Dairesi Başkanlığı.”

Bir kere burada bir bağış falan yok, el koyma var. “Sizin maaşınızdan kesinti yapacağız.” diyor. “Katılım zorunlu. Katılmak istemiyorsanız bize bildirin.” diyor. Böyle bir bağış olabilir mi? Yardım Toplama Kanunu açık. Yardım Toplama Kanunu’nda bağış gönüllü yapılır.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – PKK nasıl topluyor?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Ayrıca Afrin işgaline dönük…

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – “İşgal” diyemezsiniz. İşgal değil orası.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Biz burada defalarca konuştuk, insanlar canlarını kaybettiler, yetmedi, şimdi de kampanya düzenleyerek bu sefer burada “İşte yapıyoruz.” diyorsunuz ama diğer yandan da “zorunlu bağış” adı altında vatandaşın cebinden para alıyorsunuz. Buna inanmak istemedik ama resmî yazıyı görünce inanmama gibi bir lüksümüz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Bitiriyorum.

BAŞKAN – Bitirin lütfen.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Nereden gelmiş o resmî yazı?

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkan, ne işgali? Böyle bir şey olabilir mi?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Bakandan şunu soruyorum: Yardım Toplama Kanunu’nun 4’üncü maddesine göre yardım, isteğe bağlıdır. Devam etmeyeceğim. Bu belge doğru belli ki.

SALİH CORA (Trabzon) – Sayın Başkanım, sözünü düzeltmesi lazım. İşgal diye bir şey yok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Başka hangi bakanlıklar tarafından bu zorunlu kampanya yapılıyor? Bunun mantığı nedir? Öğrenmek istiyoruz.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Yalnız şunu söyleyeyim: Afrin’de bir işgal yok.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Düzeltsin Sayın Başkan.

BAŞKAN - Afrin’de terör örgütlerine karşı verilen bir mücadele var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Lütfen dikkatli konuşalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Size göre yok, bize göre var.

BAŞKAN - Burada, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygılı olduğumuzu her zaman ifade ettik ve buna da saygı duyuyoruz. Orada, herhangi bir şekilde, o toprakta zerreimiskal kadar bir beklentimiz, bir talebimiz yok ama o topraklarda bir tek terör örgütünü de barındırmayacağımızı söyledik. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bunu da bilmenizi istiyorum özellikle.

Buyurun Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, Sayın Bakanımız konuşmalarındaki -herhâlde düzeltecektir- “yapılan bu kanun değişiklikleri emeklimize bayram öncesi müjde olsun, insanlarımıza bayram öncesi müjde olsun” sözünü herhâlde “seçim öncesi müjde olsun”la değiştirecektir diye umut ediyorum. Kayıtlara geçmesi için…

BAŞKAN - Kayıtlara geçmiştir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Şimdi söz sırası…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Sayın Başkan, ben Afrin konusunda sözü uzatmayacağım ancak şunu söyleyeyim: Afrin’e ilişkin burada çok tartışma yaptık. HDP Grubu olarak bu Parlamentoda düşünce ve ifadelerin önünde hiçbir engel tanımadığımızı ve anayasal olarak böyle bir engel bulunmadığını önemle ifade etmek istiyorum.

Siz Afrin’e “işgal” demezsiniz, biz “işgal” deriz. Uluslararası dünyada herkes “işgal ve ilhak” derken burada, bize, terör ve terörizmle ifade ettiremezsiniz. Lütfen bunu da böyle kabul edin. (HDP sıralarından alkışlar)

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Onların uşağı mısınız? Uluslararasının uşağı mısınız?

AHMET GÜNDOĞDU (Ankara) – Siz de bizim kanaatimizi değiştiremezsiniz. PKK’nın temizliği var orada.

BAŞKAN – Siz Türkiye'nin milletvekilisiniz ve bu milletin temsilcisisiniz.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Evet… Evet…

BAŞKAN - Kaldı ki uluslararası hukuka uygun bir şekilde terör örgütlerine karşı verilen bir mücadele var…

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Halk var, halk… Halk var orada, halk…

BAŞKAN - …ve haklı bir mücadeleye, meşru bir mücadeleye kalkıp da “Bir ülkenin toprağında işgal vardır.” deyip “Türkiye Cumhuriyeti işgal yapıyor.” derseniz bunu şiddetle reddederiz. Kusura bakmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Adana) – Niye kaymakam atadınız?

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/944) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 557) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi söz sırası şahıslar adına Gaziantep Milletvekili Abdullah Nejat Koçer’e aittir.

Buyurun Sayın Koçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH NEJAT KOÇER (Gaziantep) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; vergi ve diğer bazı alacakların yeniden yapılandırılmasıyla ilgili tasarı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Afrin’de terörle mücadele eden asker ve polislerimizi selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi 26’ncı Dönemini tamamlamak üzere. Bu dönemde Plan ve Bütçe Komisyonumuzda kabul ederek Mecliste yasalaştırdığımız bugüne kadar birçok iyileştirme ve yapılandırmalarla ilgili yasa çalışmalarımız oldu, hepsi de Türkiye’de milyonları ilgilendiren önemli kanun çalışmalarıydı. Bu yasa çalışmalarının tamamı, çok farklı toplum kesimlerini ilgilendiren, ülke ve toplum refahını artıracak, ekonomimize güç kazandıracak çok kapsamlı düzenlemelerin yer aldığı kanunlar oldu.

Ülkemizin siyasi ve ekonomik istikrarına yönelik gerçekleştirilmek istenen 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye ekonomisine ilişkin birtakım kaygılar dile getirilmiş, felaket senaryoları üretilmişti. 2016’dan itibaren hızla alınan kararlar ve ekonomik tedbirler ile hayata geçirilen ekonomik destek paketleri neticesinde ekonomik göstergelerde hiçbir gerileme yaşanmadı, tam tersine rekorlar kırıldı, yeni başarı hikâyeleri yazıldı. Ekonomimiz 2017 yılında çok güçlü bir büyüme performansı yakaladı. Reform niteliğindeki düzenlemeler neticesinde Türkiye 2017 yılında yüzde 7,4 oranında büyüdü. OECD ülkeleri arasında 2’nci ve G20 ülkeleri içerisinde 1’inci oldu. Küresel finansal kriz sonrası 2010-2017 döneminde kesintisiz yedi yıl büyüyerek gösterdiği performansla dünyada yıldızlaştı. Üretim, yatırım, ihracat ve istihdam göstergelerindeki olumlu gelişmeler her periyotta artarak devam etti. Sanayi üretimi 2017 son çeyreğinde yüzde 7,5 oranında arttı.

Cumhurbaşkanımızın himayelerinde başlatılan istihdam seferberliğiyle 2017 yılında önceki yıla göre 1,5 milyona yakın istihdam sağlandı ve istihdam oranı yüzde 47,1 oldu. Son yedi yılda 6,6 milyon kişiye yeni istihdam sağlandı. İstihdamda Avrupa’da 1’inci sıradayız. G20 ve OECD içinde ABD’den sonra 2’nciyiz Yeterli mi? Hayır, yeterli değil. Daha iyi olmak istiyoruz, daha iyi olacağız, onun için yola devam ediyoruz. Fransa ve Almanya’nın toplamından daha fazla istihdam üretiyoruz.

İhracat bir önceki yıla göre yüzde 10,2 oranında artışla 157 milyar oldu, mart ayında ise 160,4 milyar dolarla en yüksek yıllık seviyeye ulaşıldı.

Reform ve istikrar hamleleriyle Türkiye’nin çehresi değişti, dünyanın Türkiye algısı değişti. Dünyanın kabul ettiği bu rakamları görmezden gelebilir miyiz, yok sayabilir miyiz? Tabii ki hayır. Bunları yok saymadan yatırım, üretim, istihdam ve ihracattaki tüm bu olumlu gelişmelerin yılın ilk aylarındaki göstergelerine baktığımızda 2018 yılında da bu büyümenin, bu rakamların devam edeceğini görüyoruz.

2018 yılı Türkiye ekonomisinin büyüme trendinin devam ettiği, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin devreye girmesiyle birlikte ekonomik ve siyasal istikrarın devam edeceği ve kalıcı hâle geleceği bir yıl olacaktır. Reform niteliğinde çalışmalar devam edecektir. Türkiye bu büyük atılımını sürdürmeye devam edecektir, başarı hikâyelerini yazmaya devam edecektir. Bu coğrafyanın en güçlü, en gelişmiş ülkesi olma hedefiyle devam edeceğiz. Bunu başaracak azmimiz, potansiyelimiz, devam ettirecek gücümüz var. Yakın zamanda, yatırım, üretim, ihracat ve istihdam teşvikine yönelik, tasarrufların artırılması, iş yapma kolaylığının sağlanması, vergi konularıyla ilgili ihtilafların giderilmesi, çalışma hayatındaki birçok düzenlemenin vatandaşlarımız lehine kolaylaştırılması, kamu taşınmazlarının ekonomiye kazandırılması gibi başlıklar altında pek çok düzenlemenin yer aldığı kanunları hep birlikte burada çıkardık. Yatırım, üretim, ihracat ve istihdamın artırılmasını, araştırma geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesini, ülkemizin cazip bir yatırım merkezi hâline getirilmesini sağlayacak çok sayıda düzenlemeye imza attık.

Sayın milletvekilleri, bu imza attığımız çalışmalardan bir kısmına değinmek istiyorum. Cumhurbaşkanımızın himayesinde, nefes kredisiyle KOBİ’lerimize düşük faizli kredi imkânı ve istihdam seferberliğinde 1,5 milyona yakın istihdam sağlandı. 27 bin KOBİ bu imkândan yararlandı. Kredi Garanti Fonu’yla KOBİ’lerin bu proje kapsamındaki kredilerine yüzde 85 kefalet sağlandı. KOSGEB destekleriyle birlikte KOBİ’ler güçlendi, büyüdü; onlar büyüdükçe Türkiye büyüdü.

Görüşmekte olduğumuz bu kanunla ilgili maddeleri biraz önce Sayın Maliye Bakanımız belirtti. Kamu alacaklarının yapılandırılması, BAĞ-KUR’lulara borçlarını ödeme imkânı, imar barışı, yaşlılık aylığı, öğrencilerimize öğretime devam etme hakkı, emeklilerimize bayram desteklerimiz, genç girişimcilerimize yıllık sigorta primlerinin hazine tarafından karşılanması gibi birçok teşvik unsuru içerisinde var.

Biz ülkemiz için her türlü ekonomik tedbiri almaya devam edeceğiz. Hiç kimsenin ekonomimize müdahale etmesine izin vermeyeceğiz. Ağustos ayında açıklayacakları raporu mayısta açıklayarak Türkiye’ye müdahale etmeye çalışan kuruluşlara gereken dersi sandıkta vermeye devam edeceğiz. Küresel düzenin haksızlıklarına karşı “Dünya 5’ten büyüktür.” demeye devam edeceğiz. Zulme karşı merhametten, sömürüye karşı ortak çıkardan, kibre karşı kardeşlikten yana olduk, olmaya devam edeceğiz. Erdem, irade ve cesaretle Türkiye'yi şahlandıracağız ve yola devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu duygu ve düşüncelerle, 24 Haziranda gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği seçimlerinin huzur ve güven içerisinde tamamlanması temennisiyle, kanunun, milletimiz ve ülkemiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyor “Durmak yok, devam.” diyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KADİM DURMAZ (Tokat) – “Tamam.” diyoruz. “Tamam.” diyoruz.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Tamam Hocam, tamam.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlayacağız.

Birinci bölüm 1 ila 12’nci maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölümde söz isteyen gruplar adına ilk söz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Mevlüt Karakaya’ya aittir.

Buyurun Sayın Karakaya. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEVLÜT KARAKAYA (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 557 sıra sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle, Afrin başta olmak üzere içeride ve dışarıda terörle mücadele eden tüm kahramanlarımızı şükran ve minnetle, Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, tasarının birinci bölümünde, vatandaşlarımızın Maliye Bakanlığına, Gümrük ve Ticaret Bakanlığına, Sosyal Güvenlik Kurumuna, il özel idarelerine, belediyelere ve Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıklarına olan borçları yapılandırılmakta ve vergi incelemelerinde tespit edilen vergilerin dava yoluna gidilmeksizin ödenmesine imkân sağlanmaktadır. Ayrıca, matrah ve matrah artırımı yoluyla geçmiş yıllara ilişkin vergi incelemesi yapılmaması temin edilmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, vergi affı yapılandırmaları konusundaki görüşlerimizi buralarda defaaten açıkladık. Tabii, bu tasarı, son altı yılda altıncı geniş kapsamlı bir vergi barışı tasarısı. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu tasarıya karşı değiliz. Bu düzenlemenin yapılmasının, özellikle zorda olan mükellefler ve vatandaşlarımız açısından son derece gerekli olduğu konusunda görüşümüzü ifade etmek istiyorum. Ama Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim -bunun bir ihtiyaç olduğu ve yapılması gereken bir düzenleme olduğu konusunu bir kenara bırakarak- özellikle son dönemlerde vergi barışı, vergi affı gibi uygulamaların vergi sistemimizin bir yapısal müessesesi hâline geliyor olmasından dolayı endişemizi de ifade etmekte fayda olduğunu söylemek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, şunu mutlaka düşünmemiz lazım: Çok kısa sürelerle bu şekildeki düzenlemelere neden ihtiyaç duyulmaktadır, bu tür ihtiyaçları ortadan kaldıracak ne tür düzenlemeler yapmamız lazım? Bence bunun üzerinde durmakta fayda var. Tabii ki bugün bizim vergi sistemimizde, bütüncül bir yaklaşım içerisinde konunun etraflıca tüm vergi türleri itibarıyla dikkate alınarak esaslı yapısal bir düzenlemeye gidilmesi Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim öteden beri savunduğumuz ve dile getirdiğimiz önemli bir konu. Vergi affı ya da bu tür düzenlemeler doğal olarak vergi adaletini bozuyor, bir ihtiyaç olarak ortaya çıkıyor ancak vergi adaletini bozuyor. Daha önce de bu kürsüden defalarca ifade ettik, tartıştık; özellikle dürüst davranan, gerek maddi gerekse şekilsel boyutuyla vergi ödev ve görevlerini yerine getiren mükelleflerin burada haksızlığa uğradığını ifade ettik. Tabii, bununla ilgili bir düzenleme yapıldığını ifade edebiliriz, doğrudur, doğru bir düzenlemeydi ancak kapsamının çok dar tutulması, şartlarının ağır olması nedeniyle bugün bu tür mükellef sayısının, bu uygulamadan yararlanan mükellef sayısının son derece sınırlı kaldığını görüyoruz. Çünkü bir defa bir ödemesini kaçırmış ise zamanında ödeyememiş ya da bir beyanname düzeltmesi vermişse bu mükelleflerin o uygulamadan, avantajdan yararlanmaları pek mümkün olmamaktadır. Bu düzenlemeyle birlikte, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak özellikle bu konuda kapsamın genişletilmesi, gerçek anlamda dürüst davranan, ödevlerini zamanında yerine getiren mükellefler için hakikaten avantaj olabilecek bir düzenlemenin yapılması gerektiğini ifade ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu uygulamalar özellikle kayıt dışı ekonomiyi de bir anlamda destekliyor. Yaptığımız bu düzenlemelerle hep kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine almayı biz ifade ediyoruz ama aslında kayıt dışı ekonomiyi beslediğini, desteklediğini de unutmamamız lazım. Biliyorsunuz, bu düzenlemelerin, vergi sisteminin belki de çok az konuştuğumuz önemli işlevlerinden bir tanesi de ekonomideki kaynakların hakkaniyetli bir biçimde paylaşılmasına katkı vermesidir. Dolayısıyla, kayıt dışı ekonomi, kayıt dışına çıkmak hakça rekabeti ortadan kaldırarak ekonomide rekabet ortamında paylaşılan o kaynakların hakkaniyetli olmayan bir biçimde dağıtılmasına neden olmaktadır. Bizim önemli görev ve sorumluluklarımızdan bir tanesi de bu hakkaniyetli paylaşımı sağlayacak altyapı ve sistemi oluşturma zorunluluğumuzun olmasıdır.

Değerli milletvekilleri, ekonominin bu kadar hassas olduğu bir dönemde, özellikle dış baskıların artırıldığı ve dışarıdan ambargoların konulmaya çalışıldığı bir dönemde, tabii ki bu düzenlemelerin özellikle sıkıntıda, zorda olan mükellefler ve vatandaşlar açısından önemli bir katkısı olacaktır. Onun için de Milliyetçi Hareket Partisi olarak düzenlemeyi desteklediğimizi başından ifade ettim.

Ama bu düzenlemeyle ilgili önemli birkaç hususu da dikkate getirmekte fayda var. Yapılan düzenlemede 2017 yılı KDV yönüyle matrah artırımı kapsamına alınmış, kurumlar ve gelir vergisi dâhil edilmemiştir. 2017 yılı beyan dönemi bittiğinde, 2017 yılının da kurumlar ve gelir vergisi yönüyle matrah artırımı kapsamına alınması daha uygun olacaktır.

Diğer bir husus, matrah artırımıyla alakalıdır. Matrah artırımındaki amaç, firmaların inceleme kapsamında vergi ve cezaya muhatap olmalarının önüne geçmektir. Matrah artırımı yapılan firmalara, özel usulsüzlük cezalarıyla ilgili herhangi bir düzenleme olmadığı için ceza kesilebilmektedir. Matrah artıran firmalara özel usulsüzlük ve usulsüzlük cezalarının kesilmesi yasanın ruhuna da uygun olacaktır. Matrah artırımına ÖTV’lerin de dâhil edilmesi bütünlük açısından önem arz etmektedir.

Ayrıca, aktifte kayıtlı taşıtların kayıp, çalıntı gibi durumlarda şirket kayıtlarından çıkarılabilmesi için ve trafik tescil kayıtlarından düşürülmesi için tasarıya bir düzenlemenin dâhil edilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, yasanın son müracaat tarihi 31 Temmuz 2018 olarak düzenlenmiş. Bilindiği üzere, temmuz ayı mali tatil ayıdır. Temmuz ve ağustos aylarında memurlar da ağırlıklı olarak izin kullanmaktadırlar. Bu sebeple, müracaat süresinin 30 Eylül 2018 olarak düzenlenmesi de uygun olacaktır.

Yine, tasarıyla faturasız stokların yüzde 10 ve yüzde 5 KDV’yle stoklara alınması uygulaması getirilmektedir. Elde fazla bulunan stokların yüzde 10 ve yüzde 5 KDV’yle stoklardan düşülerek bilançoların reel hâle getirilmesine imkân tanınması da uygun olacaktır. Önemli olarak gördüğümüz bu hususların da düzenlemede dikkate alınması, gerçekten bu uygulamanın çok daha faydalı olmasına katkı sağlayacaktır.

Ben, bu vesileyle Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İkinci söz Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’ye aittir.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine söz aldım.

Aslında, benim demek isteyeceklerimin hemen hepsini daha geniş hatlarla Plan ve Bütçe Komisyonu üyemiz Garo Paylan arkadaşımız aktardı ancak ne kadar çok tekrar edersek o kadar iyi halklarımızın anlaması için.

Aslında, bu yasa bir seçim rüşveti yasasıdır. Bunun, kamu bütçesinin yeniden düzenlenmesi, adil ve tutarlı bir vergi rejiminin getirilmesi, imar alanında ortaya çıkan büyük, devasa yapısal problemlerin iyileştirilmesiyle herhangi bir mantıki, nesnel, bilimsel, siyasi bağı kurulamaz. Tek siyasi bağı; iktidarın, insanların muhtaçlıklarını onların oylarına tahvil etme beklentisi içerisinde aslında kamu gelirlerinden, kamu düzeninden, yurttaşlar ile devlet arasındaki ilişkinin anlamlı bir biçimde kurulması ihtimalinden vazgeçmekle kamu gelirlerini kendi gelecek tasaları için feda etmesinden başka herhangi bir karşılığı yoktur.

Aslında daha önce yapılanlar şimdi olanlar için çok açık bir gösterge sunabilir. İnsanların bir hatayı 2’nci kere yapmalarına Einstein ahmaklık demek gerektiğini söylemişti fakat burada ben Einstein’ı tekrar etmeyeyim fakat aynı hatayı 7’nci kere yapmak üzereyiz.

Bu vergi düzenlemesinden, vergi yapılandırmasından Hükûmet, yaklaşık 300 milyar liralık bir vergi borcu gelirini tahsil etmekten vazgeçerek ya da bunu yeniden yapılandırarak, ne derseniz deyin, bunu ümit ediyor. Fakat önceki vergi aflarının sonuçlarına baktığımız zaman, bunların hazineye katkısına baktığımız zaman -hızlıca gitmem gerekirse- 2003’te çıkan ilk vergi affıyla birlikte Hükûmet 10 milyar tahsilat hedeflemişti; 7,9 milyar liralık borç karşılığı 3 milyon 415 bin 144 başvuru yapıldı, tahsilat 4,7 milyarda kaldı, neredeyse yüzde 50’ler civarında. 2008, varlık barışı; yurt içinden 20,4 milyar lira, yurt dışından da 27,8 milyar lira, toplam 48,2 milyar lira varlık beyan edildi; 1,6 milyar lira vergi tahakkuk etti, sadece 1 milyar 69 milyon liralık vergi ödendi yani yaklaşık yüzde 40’ı kaldı. 2011’de 38,1 milyar liralık af karşılığı yüzde 67 tahsilatla 26,3 milyar lira tahsil edildi. 2013’te Türkiye’ye beyan edilip getirilen vergi tutarı sadece 10,5 milyar lirada kaldı, oysa 69,8 milyar lira beyan edilmişti. 2014’te 42,5 milyar liralık yapılandırma karşılığında 8,5 milyar lira tahsil edildi. 2015’te uzatma yapıldı. 2016’da 80,4 milyar liralık yapılandırmadan 29,4 milyar lira tahsil edildi, tahsilat oranı yüzde 36’da kaldı. 2017’de yani geçtiğimiz yıl 13,7 milyar liralık yapılandırmadan sadece 2,7 milyar lira tahsil edildi.

Yani, buradan bekleyeceğiniz, aslında önceden ne elde etmişseniz o. Dolayısıyla, bütün bu süslü püslü anlatımların hiçbir deneyimsel karşılığı yok çünkü çok net, siz daha önce elde etmediğiniz şeylerin bu vesileyle elde edileceğini söylediğiniz zaman aslında gerçeğe dayanmıyorsunuz, sadece ve sadece bir hayali bize satmak istiyorsunuz ama onun karşılığında yurttaşın size yüzünü döneceğini bekliyorsunuz.

Ben bunun zamanının geçtiğini düşünüyorum çünkü aslında yurttaşlar şöyle düşünüyorlar: “Eninde sonunda biz ne diyorsak o oluyor. Dolayısıyla, Hükûmet ne yaparsa yapsın bizim dediğimizi yapıyor.” Bundan ötürü, artı 1 oy alabileceğinizi dahi ben düşünmüyorum ama umut fakirin ekmeği, siz de bunu deniyorsunuz.

Fakat asıl önemli olan şey, burada getirdiğiniz bütün vergi indirimlerinin aslında sermaye sahiplerini koruyor olmasıdır, bu büyük problemdir. Şimdi gözünüzün önüne bir mağaza getirin, 10 insanın çalıştığı bir mağaza. Aslında getirdiğiniz bütün yapılandırmalar patronla ilgili, patron bütün vergi yüklerinden kurtuluyor ama işçiler bütün yıl boyunca, orada çalıştıkları bütün dönem boyunca -çalıştılar, çalıştılar, çalıştılar- her zaman peşin olarak vergilerini ödediler, gelirlerinin yüzde 50’sinden fazlası vergi ve sigorta kesintisi olarak ücretlerinden düştü, patron ise daima daha çok kazandı. Aslında bu, patron ile işçi arasındaki bir çatışmada patronun tarafına geçmek, onu işçi karşısında tahkim etmekten başka bir şey değil. Böylelikle bir vergi barışı değil, işçi ile patron arasındaki iç savaşta patronun tarafında mevziye girme sonucu ortaya çıkacaktır. Ben bunun barışla nasıl alakalandırıldığını bilemiyorum.

İmar affı meselesine gelince, bu imar affı meselesinde, 12-13 milyon konutun imar kapsamına alınmasının, böylelikle onların kusurlu ve zaaflı olan bütün konumlarının affedilmesinin, buradan doğan borçların, buradan doğan yasa dışılıklar dolayısıyla ödenmesi gereken cezaların hepsinden vazgeçilmesinin sonucu şudur: Cumhurbaşkanı ve onun izinden giden Çevre ve Şehircilik Bakanı ikide bir bize Türkiye kentlerine ihanet ettiklerini, İstanbul’a ihanet ettiklerini, Türkiye’nin kentsel dokusunun böylesine perişan hâle gelmesinden başlıca sorumlu olduklarını söylüyorlar. Bu sorumluluğun maddi, fiziki görünümü olan bugünkü yapı stokunun aynen muhafaza edilmesi ve üstelik bununla ilgili sorumluluklardan vazgeçilmesi için bütün bu ihlali, bu ihaneti yapmış olanları topluca ve tek tek affediyorlar, kendilerini de böylelikle affetmiş oluyorlar. Fakat daha önemlisi şudur: Garo Paylan arkadaşımızın söylediği gibi, bu yapılarla, özellikle yakın gelecekte büyük olasılıkla büyük bir depremin beklendiği İstanbul’da, getirilen bu imar affıyla birlikte, gerçekte İstanbul’da yaşayan ve yaşayacak olan yurttaşlarımızın -kendi ihmalleriymiş gibi gözüken, aslında kamusal bir ihmal dolayısıyla- şimdiden milyonlarcası ölüme mahkûm edilmiştir. Bunun tam tersi yapılması gerekirken, kararlı bir biçimde yeniden kuruluş, kentsel yeniden yapılanma için bütün kaynakların seferber edilmesi gerekirken bir seçim uğruna, bir seçimde başarı uğruna aslında büyük bir vebalin altına girilmiştir. Dolayısıyla, getirilen bu yasa tasarısıyla birlikte gerçekte Türkiye'nin yakın geleceği çok ağır bir ipotek altına alınmıştır, kamu gelirlerinden vazgeçilmiştir. Türkiye'de bir kere daha, aslında şimdi eşitsizlik bu şekilde yasalaştırılarak yeni eşitsizlikler üretilmiş, yoksulluk yeniden üretilmiş, adaletsizlik yeniden üretilmiş ve gerçekte halkın kaynaklarından, halkın cebinden -daha önce de söylendiği gibi yarın yeni vergiler, enflasyon ve zamlar olarak geri dönecek bir şekilde- halkın kesesinden şimdiki sermaye sahipleri ve AKP’ye oy vermesi muhtemel olduğu düşünülen insanlara kaynak aktarılmıştır. Bu şartlar altında Adalet ve Kalkınma Partisinin bir başarı öyküsü yazması ihtimali yoktur. Ortada elle tutulur bir başarı değil, ağır bir başarısızlık vardır. On altı yıl boyunca hep aynı şeyi yaparak hep seçim kazandığını düşünmesi onların adına bir başarı olarak gözükse de şimdi artık insanların uyandıkları ve ne şekilde olursa olsun aslında AKP’yi kendi dediklerine ram edecekleri bilgisiyle sandıklara gidecekleri apaçık ortadadır. Yurttaş “Tamam.” demiştir, biz de “Tamam.” diyoruz ve size tekrar buradan güle güle diyoruz.

Hoşça kalın arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.02

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.30

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Barış KARADENİZ (Sinop), Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Birinci bölüm üzerindeki konuşmalarda kalmıştık.

Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Kuşoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 557 sıra sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın bu dönemki galiba 6’ncı versiyonu üzerinde grubum adına konuşacağım. Sürekli olarak vergi ve diğer bazı alacakların yeniden yapılandırılması ya da varlık barışı, bunlara benzer kanun tasarıları üzerinde konuşuyoruz burada dikkat ediyorsanız, ezberledik artık.

Değerli arkadaşlarım, gecenin bu saatinde konuşmama başlarken meşhur bir hikâyeyi anımsatayım size. Hani, şu, yazlık sinemada ön tarafta ensesi kalın birisi oturuyor, iki arkadaş da arka tarafta oturuyor. Biri diğerine demiş ki: “Şu ensesi kalının ensesine bir tokat atarsan sana bin lira veririm.” Bin lira da iyi para. Gitmiş, korka korka da olsa bir tokat atmış “Özür dilerim, seni arkadaşım falanca sandım.” Ondan sonra, yerine geçmiş, almış bin lirasını. Biraz sonra adam demiş ki: “Bir tokat daha atarsan bir bin lira daha vereceğim.” O ensesi kalın adam, rahatsız olmuş tabii, yerini değiştirmiş. Gitmiş, buna bir tokat daha atmış “Ya, demin birisine benzettim seni, şurada başka birisine tokat attım.” demiş, o bin lirayı da almış o bahaneyle. Biliyorsunuz, zaten, üçüncü defa da olunca “Sende bu ense benim arkadaşta da bu para varken daha çok tokat yersin.” demiş.

Niye bunu anlattım? Bu yeniden yapılandırmalar, aflar yüzünden birileri tokat yiyor ama bu tokadı millet mi yiyor, vatandaş mı yiyor, devlet mi yiyor; onu anlayamadım ben, sürekli birileri tokatlıyor. Gerçekten, vatandaş da devlet de burada çok ağır tokatlar yiyor, hele bu seferki afta bir de imar affı eklendi, imar affı. Hiçbir şekilde kanunu yok, çevre bilinci yok, şehirleşme bilinci yok, ahlakı yok, öyle bir af kanunu çıkarıyoruz. Bu, şaplaktan çıktı, tokat atmaktan çıktı, tepeye yumruk atmaya döndü artık, devletin tepesine yumruk atmak, vatandaşın tepesine yumruk atmak.

Sayın Maliye Bakanıyla konuştuk, iki buçuk yıllık bir dönemde 4 tane af gelir mi? 4 af. 2 tane varlık barışı olacak şimdi, herhâlde o da gelecek, bununla 5’inci olacak, 3 tane de vergi ve prim affı. İki buçuk yıllık bir dönemde, ne büyük bir talihsizliktir bir bakan için, gerçekten ne kadar büyük bir talihsizliktir. Sayın Bakan gerçekten bu Hükûmetin en değerli bakanlarından biri; imardan sorumlu Çevre ve Şehircilik Bakanı da öyle, kendisinin vizyonu var, bazı konuları çok iyi bilen birisi ama söyledikleriyle yaptıkları maalesef çok farklı, çok yanlış işler yapıyorlar, doğru şeyler söylüyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Hem bileceksiniz, bir şeylerin doğrusunu bileceksiniz, yanlış yapacaksınız, bu da çok büyük bir şansızlık.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Felaket esasen.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Evet.

Bir bakan için, maalesef, bu, iki bakanımız için çok büyük şansızlık.

Yalnız, tabii, böyle bir Hükûmet varken, böyle bir siyasi zihniyet varken, bundan kurtuluş da, bu toplumun bu şaplaklardan ve bu yumruklardan kurtulması da mümkün değil.

Defalarca buradan, hatırlıyorsunuz, her defasında söyledik “Yapısal reformların yapılması lazım, vergi reformunun yapılması lazım, sosyal sigortalar reformunun yapılması lazım, diğer bütün reformların yapılması lazım” diye. Sayın Bakan zaman zaman laf attı, “Yapacağız onları da, getireceğiz onları da..”

Bakın, bugünlere geldik, hiçbirisini getiremediler, hiçbirisini yapamadılar, ondan sonra da bu acıklı duruma düşüldü maalesef. Bir hükûmetin bu duruma düşmesi kadar acıklı bir şey yoktur. On altı senenin bütün birikimini, yapılanı, söyleneni, hepsini yok etti bunlar, bu yapılanlar. Biliyor musunuz, şu 557’yle getirilen aflar, birike birike her şeyi yok etti. Ya, bundan önceki aflarda, hatırlıyorsunuz, rakamlar, Maliye Bakanlığının alacağı 67 milyar, 90’a çıktı, şimdi Maliye ve SGK’nin birlikte alacağı 183,5 milyara ulaşmış. Sürekli af geliyor, sürekli olarak da alacak artıyor, böyle bir anormallik olur mu? Tahsilat yok. Demek ki devlet artık vergi tahsil edemiyor. “Vergi tahsil edememek” demek, ne demek biliyor musunuz? “Devlet, egemenliğini kullanamıyor.” demek. Gelir ve kurumlar vergisinin, beyana dayanan vergilerin alınmaması demek. Harcama üzerinden vergi alınmasıdır. Vergi alınıyor. Nasıl alınıyor? 600 milyar bu sene vergi alınması öngörülüyor. Nasıl alınıyor? Akaryakıt istasyonları çalışarak alınıyor. Yoksa gelir ve kurumlar vergisiyle, beyana dayanan vergilerle alınmıyor maalesef. Devlet vergi alamayacak durumdaysa, primini alamayacak durumdaysa, ki öyle, imar affı gibi her şeyi affeden bir kanuna muhtaç hâle gelmişse -ki öyle- bitmiş demektir arkadaşlar -bu hâle geldi- her şey nakıs kaldı demektir. Utanılacak bir durum.

Hani şu tasfiye satışlar var ya, her şey yarı fiyatına, satıyoruz, satıyoruz, her şey yarı fiyatına; burada da öyle. “Gelin, ödeyin yeter ki, vergiyi affediyoruz, primini affediyoruz, imar affı getiriyoruz.” Kaynak da yok. İmar affı bu senenin sonuna kadar, 31 Aralığa kadar geçerli. Ödemeleri gelecek sene başlayacak. Bu sene gelir yok, imar affından gelecek 1 kuruş yok. Bu açıklar bu senenin açıkları. Bu daha önce yaptığımız, en az 66 milyar tahmin edilen, şimdiki bu aflarla beraber, ödemelerle beraber, seçime yönelik yatırımlarla beraber 110 milyara çıkacak olan açık, maalesef bu senenin açığı; öyle kaynağı falan da yok bazı arkadaşlarımızın söylediği gibi.

Şimdi, böyle aflar yapılınca bir milat olur. Bundan sonra bir daha buna benzer aksamalar olmayacak diye kanunlar çıkarırsınız, bir milat kabul edersiniz. Bu, şehircilik için olur, imar için olur, vergi için olur, prim için olur. Böyle bir şey de yok. Bu, devletin iflasını kabul etmemiz.

Bakın, bugün -Sayın Maliye Bakanı da katıldı- Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplandı sarayda, şöyle bir açıklaması var: “Toplantıda Hükûmetin para ve maliye politikaları konusundaki hedeflerine ulaşma kararlılığı teyit edilmiştir. Bu çerçevede ülkemizin ekonomisinin en önemli çıpalarından olan mali disiplinden asla taviz verilmeyecektir.” Mali disiplinden taviz verilmeyecekmiş. Mali disiplin kalmadı ki! Maliye kalmadı ki mali disiplin kalsın! Bu hâle gelmiş, burada bu yazıyor. Ondan sonra da dolar tekrar fırladı tabii. Koordinasyon Kurulunun bu kararını okuyunca piyasalar maalesef… Ya, Sayın Maliye Bakanım, siz bu işleri bilen bir insansınız.

Değerli milletvekilleri, bakın, bu kanun tasarısının gerekçesinde şöyle bir şey yazıyor: “İşletme kayıtlarının, fiilî durumlarına uygun hâle getirilerek kayıtlı ekonomiye geçişin teşvik edilmesini amaçlamaktadır.” diyor bu kanun tasarısı. İşletme kayıtlarının, fiilî durumlarına uygun hâle getirilerek kayıt dışı ekonominin önüne geçilecekmiş! Böyle bir şey nasıl yazılabilir bir gerekçeye? Yani o tarihe kadar işletmeler, kanuna aykırı, sahtekârlık yapmışlar, yanlış kayıtlar yapmışlar. Siz bunları affederek kayıtlı ekonomiyi teşvik ediyorsunuz. Böyle bir gerekçe olabilir mi Allah aşkına? Bu, nasıl yazılabilir gerekçeye? Böyle bir sorumsuzluk olabilir mi, böyle bir anlayış olabilir mi? Bu zihniyetle Türkiye bu sıkıntıların altından kalkabilir mi?

Değerli arkadaşlarım, 2013’ten beri maalesef küçülüyoruz. Buraya bir milletvekili arkadaşımız çıktı “2017’de büyümede rekor kırdık.” dedi. Bakın, 2013 yılında 950 milyar gayrisafi yurt içi hasılası vardı Türkiye’nin, bugün bu, 2017’de 851 milyara düştü, 100 milyar düştü. Kişi başına millî gelirimiz de 2013’te 12.480 dolardı, 2017’de 10.597 dolara düştü dolar bazında, 2 bin dolara yakın düşüş var, inme var. Bunlar yanlış politikaların sonucudur. Bu politikaların devam etmesi hâlinde, bugün olduğu gibi vergi de, prim de tahsil edilemeyecektir, bu işin altından kalkılamayacaktır. Devlet kötü bir noktaya doğru gidiyor, bu toplum kötü bir noktaya doğru gidiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Bu seçimden sonra…

BAŞKAN – Buyurun lütfen, tamamlayalım.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Önümüzde bir seçim var yakın zamanda, herkese başarılar diliyorum. Ama bu seçim, Türkiye’nin kaybetmemesi gereken bir seçimdir, kazanması gereken bir seçimdir, çok önemli bir seçimdir. Bu şartlar altında, bu koşullar altında kaybederiz.

Bakın, yarın Plan ve Bütçe Komisyonunda Başbakanlığın kaldırılmasıyla 25 Hazirandan itibaren oluşacak devlet düzeniyle ilgili bir kararname yetkisi, Bakanlar Kuruluna veriliyor; daha yeni akla geldi. Günlerden beri, aylardan beri ben bu konuyu dile getiriyorum, anlatıyorum, yazıyorum; daha bugün getirilecek, yarın görüşmeye başlayacağız. Bu kadar sorumsuzluk olabilir mi? Bir ülke bu kadar sorumsuzca yönetilebilir mi? Maalesef Türkiye bu durumlara düşmüştür, düşürülmüştür. Allah yardımcımız olsun, bu zihniyetle bu şekilde devam etmemiz mümkün değil.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – “Tamam.” diyoruz onun için.

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – İnşallah. “Tamam.” dememiz lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kuşoğlu.

Şahıslar adına Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tasarının gerekçesinde ekonomik kalkınmadan bahsedilmiş, ülkemizin cazip bir yatırım merkezi hâline getirilmesinden bahsedilmiş. Vergi affından bahsediyorsunuz, imar affından bahsediyorsunuz ama bence boşuna zahmet etmişsiniz. Ülkenin mevcut durumuna baktığımızda, alınan baskın seçim kararıyla birlikte biz bunu şöyle okuyoruz: Sıfırı tükettik, elde avuçta ne varsa sattık, satacak bir şey kalmadı; bu çarkın bir iki ay daha dönmesi için sıcak paraya ihtiyacımız var. Araya birkaç tane de seçim rüşveti sıkıştırmışsınız. “Gerisine de seçimden sonra bakacağız.” demişsiniz. “Sonrasında da halktan yeni vergilerle katbekat artırarak toplayacağız.” demişsiniz. Tasarının özü, mantığı budur; görünen de budur.

Bu ve benzeri birçok tasarıyı Meclise getirdiniz ancak hâlâ ülkede 1 gram rahatlama yoktur. Gelir dağılımındaki adaletsizlikle, gelir durumu düşük kesimi, küçük esnafı, küçük işletmeleri vergi borcu altında boğuyorsunuz. Üretime dayalı hiçbir alanı desteklemiyorsunuz. Tek bildiğiniz şey, satmak ve kısa sürede tüketmek üzerine kurulu sıcak para tedarik etmek. Satmadığınız, özelleştirmediğiniz üretim alanı, üretim sahası kalmamıştır. Geldiğimiz nokta, atalarımızın uyarısıyla, hazıra dağ dayanmaz noktası olmuştur. Şimdi elde avuçta ne varsa toplamak pahasına kamunun kaynaklarını “teşvik, vergi affı” adı altında çarçur ediyorsunuz. Günü kurtarmak ve para temin etmek için bugün yeni vergi affından bahsediyorsunuz. Bu politikalarla bu şekilde devam ederseniz, aldığınız fetva gereği, seçim sonrası maaş kesintilerinden, çeşitli yeni vergilendirmelerden bahsedeceksiniz. Bunun böyle olacağını, gündemimizde erken seçim yokken getirdiğiniz vergi artışlarından gördük. Daha birkaç ay önce ne yaptınız? MTV, motorlu taşıtlar vergisini yüzde 40 oranında artırdınız. Vatandaş zar zor krediyle aldığı otomobilden dolayı ciddi bir vergi yüküyle karşılaştı. Meyveli gazoz, limonata gibi içeceklerden zaten hâlihazırda KDV alınırken, yüzde 25 oranında özel tüketim vergisi yani ÖTV getirdiniz.

ÖTV’nin vergi tabanı genişletildi. Vergilerin, çalışmayan öğrencileri, kadınları, işsizleri yani toplumun çoğunluğunu oluşturan geniş yoksul kesimleri kapsaması kanunlaşmıştır.

Birkaç ay önce çıkarılan torba yasayla, tütün üreticileri, sermaye tekelleri daha zenginleşsin diye açlığa mahkûm edilmiştir. Sigara pahalı diye tütüne yönelen vatandaşların içtikleri tütüne, sigara kâğıdına, makarona yüzde 600 dolayında vergi konulmuştur. Bunun bedelini Adıyaman ödüyor. Hani “Biz tütün satışını yasak değil, yasal hâle getirdik.” diyorsunuz ya gidin Adıyaman sokaklarında gezin, her sokağında, her kahvesinde, her kaldırımında o tütün emekçilerini göreceksiniz. İşte o tütün emekçilerine bir sorun, tütün yasaklandı mı yoksa yasal hâle mi geldi diye. Size net cevap vereceklerdir: “Benim tütünüm yasak değilse, yasaklamadınız ise ben niçin tütünümü satamıyorum? Benim tonlarca emeğim, tütünüm niye ambarlarda duruyor? Ben tütünümü satmaya çalışırken neden yakalayıp el koyuyorsunuz? Neden para cezası veriyorsunuz? Neden hapis cezasıyla tehdit ediliyorum?”

Bakın, öğleden sonra, yine, gündem dışı söz alırken, Adıyaman’da tütünden bahsetmiştim, baronların isteği üzerine bu tütün yasağının getirildiğini söylemiştim. Başbakan Yardımcısı Sayın Recep Akdağ, baronların, orada vergi vermeyen insanların olduğunu yani o baronların Abuzer amca, Yusuf amca, Ali amca olduğunu söylemişti. Bunu da bu Mecliste öğrenmiş oldum, demek ki aramızda, Adıyaman’da “baron amcalarımız” da varmış. Şimdi, bu, nasıl serbest bırakma? Bu, nasıl yasal hâle getirme? Çünkü her gün Adıyamanlı hemşehrilerimden bunları duyuyorum.

Bir iki seçim rüşveti dışında bu ülkedeki üreticiyi, emekçiyi, çiftçiyi bitirdiniz. Buna karşılık ne kadar sermaye sahibi, ne kadar yandaş şirket varsa katbekat zenginleştirdiniz. Çiftçi ve tütün emekçisi çok zor durumda. Üretemez hâle gelen bir toplum var. Samandan tutun nohuda, nohuttan tutun ete kadar ithal eden bir ülke hâline gelmişiz. Neymiş? Ekonomik kalkınma için teşvik ve vergi affından bahsediyorsunuz. Hiç aklınıza bu gariban üretici gelmiyor mu, tütün üreticisi, işçi, emekçi gelmiyor mu? Bunlar bu ülkenin vatandaşı değil mi? Bunları desteklemeyi, teşvik etmeyi hiç düşünmüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yıldırım.

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – Bu ülkede gelir dağılımındaki adaletsizliği düzeltin. Sosyal devletin gereklerini yerine getirin. Vergi aflarını bir lütuf gibi sunacağınıza, geliri az olandan az, geliri çok olandan çok vergi alın. O zaman bu yoksul kesimin bugüne kadar kendisine sunmadığınız desteğe bile ihtiyacı kalmayacaktır.

Netice olarak bu ve benzeri tasarılarla belki günü kurtarabilirsiniz ve seçime kadar götürebilirsiniz ama bu, çok uzun sürmeyecektir, kısa vadede ekonomik bir krizi el birliğiyle davet edeceksiniz. Ancak bunun bedelini sizin teşvik ettiğiniz zenginler değil, yoksul halk ödemek zorunda kalacaktır, bizim kaygımız budur.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Böylece birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini gerçekleştireceğiz.

1’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinde geçen “31/3/2018” ibarelerinin “30/4/2018” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Zekeriya Temizel                      Haluk Pekşen                Kadim Durmaz

                İzmir                                  Trabzon                              Tokat

             Musa Çam                          Bülent Kuşoğlu               Lale Karabıyık

                İzmir                                  Ankara                               Bursa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen konuşacaktır.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Bakan, anlatımını bitirirken şu cümleyle tamamladı: “Yaptıklarımızı anlatıyoruz.” dedi. Sayın Bakan, biz de meydanlarda sizin yaptıklarınızı anlatacağız. İsterseniz sizi davet edeyim, bakın Karadenizli hemşehriyiz, gelin, size Rize’de yaptıklarınızı vatandaş bir anlatsın. Bak burada Rizeli hemşehrilerimiz var. Çay başfiyatını 2 lira 45 kuruş olarak açıkladınız. Şu anda, vatandaş çayı 1 lira 60 kuruşa satamıyor. “Yarısının parası peşin, yarısı da altı ay sonra, işine gelirse.” diyorlar.

HİKMET AYAR (Rize) – Yok öyle bir şey, hayır. Hayal dünyasında konuşuyorsun.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Ramazan ayında insanlar, aç, sefil 15 kilo çay toplayıp ÇAYKUR’a götürüyorlar ve alıcı yok. Özel sektörün kucağına itilmişler. Niye? Çünkü oraya bir yandaş genel müdür atamışlar. Yandaş genel müdür atandığı günden beri diyoruz ki: ÇAYKUR’u çalıyorlar, soyuyorlar, büyük soygun var. “ÇAYTAŞ” diye bir tezgâh kurulmuş, bu ÇAYTAŞ tezgâhının üzerinden ÇAYKUR soyuluyor dedik. Sonuç? 1,8 katrilyon banka kredi borcu, 268 milyon lira 2018 yılı zararı.

ÇAYKUR’la ilgili noktayı koyacağım.

HİKMET AYAR (Rize) – 1,2.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bırakın o siyasi tartışmaları. Yüreğiniz varsa gelin, yarın Rize’ye gidelim, Rizelilerin karşısına geçelim, orada konuşalım. (CHP sıralarından alkışlar)

HİKMET AYAR (Rize) – Her gün ordayız, her gün, her gün.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Bak gideceğim, önce yarın Başbakanlık Teftiş Kuruluna o ÇAYKUR’un yönetim kurulu hakkında suç duyurusunda bulunacağım, bir.

HİKMET AYAR (Rize) – Çay alım yerlerini geziyorum ben her gün.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – İki: Rize Cumhuriyet Savcısına o ÇAYKUR yönetim kurulunu o savcının karşısına dikeceğim.

Üç: Rize’ye yarın gideceğim, bir hafta Rizelilere sizi anlatacağım.

Şimdi, gelelim işin diğer faslına, şu vergi barışına. Bak, ne oldu? Burada daha kısa bir süre önce Sayın Bakan “nefes” dediniz değil mi? Nefes kredisi çıkardınız. Nefesi kime çıkarıyorsunuz? Yoğun bakımda olana çıkarıyorsunuz. Yoğun bakımda kim var? İş adamı var, yatırımcı var, planlamacı var; tekstilciyi yoğun bakıma soktunuz, müteahhidi yoğun bakıma soktunuz, esnafı yoğun bakıma soktunuz, turizmciyi yoğun bakıma soktunuz, herkesi yoğun bakımlık ettiniz. Ondan sonra, “Size nefes verelim.” dediniz. Yandaşlarınıza birkaç kuruş kredi verdiniz, adına “nefes kredisi” dediniz. Şimdi, “Vergi barışı!” Ne vergi barışı? Ortada vergi yoksa barışı mı olur?

Ortadaki dert, şu anda vergi tahsil etme barışı. Vergiyi nasıl tahsil ederiz? Olmayan verginin tahsili mi olur? Üretilmeyen verginin tahsili mi olur? Sizin iktidarınızda 2002’yi karşılaştıralım Sayın Bakan -ben hukukçuyum, siz ekonomistsiniz- gelin, bir karşılaştıralım: 2002’de salınan vergiler ile tahsil edilen vergilerin oranına bir bakın, iktidarınız, tarihin en başarısız iktidar dönemini yaşıyor.

Az önce, burada, Sayın Zekeriya Temizel rakamları söyledi, ekonomide faizde kırdığınız dünya rekorunu ben bir kez daha tekrar etmeyeyim ama ortadaki durum şudur: Karadeniz fıkralarından daha öte bir durumdasınız. Bizim Karadeniz’in insanının ne aşamaya geldiğini ben görüyorum. Bak, milletvekili sayısı 600’e çıktı. Benim ilim Trabzon. İki bin dört yüz yıllık bir dünya kentinde 1 milletvekili artmadı; 6 milletvekili... Niye? 2002 yılında 1 milyon 50 bin nüfusu, şu anda 750 bin; 300 bin insan göçtü gitti. Niye? El kapılarına açlıktan, sefaletten… Elinden fındığı aldınız, dereleri aldınız, limanı aldınız, şehrin bütün geçim kaynaklarını aldınız. Ne kaldı? Ya, bir tane çivi çakın ya. Bir yatırım adası söz vermiştiniz, ne oldu o yatırım adası? Hani Erzincan’dan hızlı tren gelecekti? Hani Trabzon’da büyük liman yapacaktınız, marina yapacaktınız? Ya, hepsinden vazgeçtik, Vakfıkebir’de -milletvekili de var üstelik Vakfıkebirli- organize sanayi bölgesi var, planlandı. Allah aşkına, bir tane çivi çaksaydınız bari.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) – Sabır Haluk Bey.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Velhasıl şu: On altı yılın sonunda vatandaşı getirdiğiniz durumu size bir Temel fıkrasıyla anlatayım: Bak, Temel ile Fadime geçinememişler, sıkıntı çıkmış, kavga çıkmış, mahkemeye gitmişler; hâkim tartışmayı dinlemiş ve tarafların boşanmasına karar vermiş, Fadime’ye de 10 bin lira nafakaya hükmetmiş. Temel demiş ki: “Hâkim Bey, çok vicdanlı adamsınız. Bu Fadime’ye 10 bin lira nafaka verdiniz ya, ben de aç geziyorum, bundan sonra uğrar, ondan haftalık harçlık alırım.” Şu anda bu vergi barışıyla vatandaşı getirdiğiniz yer orası.

“Vergi barışı” diyorsunuz, ne vergi barışı? Tahsilat barışı. Adam zaten nefes alamıyor, zaten yoğun bakımda. Şimdi, ona gidiyorsunuz, diyorsunuz ki: “Yapılandır borcunu.” Zaten diyor ki: “Neyi yapılandıracağım? Fabrika kapalı, gündüz servisi yok, gece çalıştırıyorum elektrik parasından kurtulmak için.” Fındıkçı diyor ki: “Zaten fındığı İtalyan’a verdin.” Şeker üreticisi diyor ki: “Zaten sen bunu Cargill’e teslim ettin.” Çayın durumu ortada; 1,60 kuruş; bak, şu anda Of’ta 1,60 kuruş. Varsa burada “Hayır, öyle değil.” diyen arkadaşlar, iki dakika sonra burada, koyarız ortaya vekilliği; o kadar net söylüyorum.

Durum, içler acısıdır Sayın Bakan. Yoğun bakımlık bir ekonomiden bugün, on altı yıl sonra ülkeyi getirdiğiniz durum, mevta olma aşamasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun, toparlayın.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; şu anda Türkiye'nin mecali bitmiştir.

Türkiye, bütün buralara niye geldi? Dünyada büyük bir ekonomik kriz olduğu için mi? Dünyada büyük bir panik olduğu için mi? Üretim ekonomisi düştüğü için mi? Hayır, bir tek şey; hukuk, adalet, yasa. Eğer bir ülkede hukuk güvenliği yoksa, yargı ve adalet yoksa o ülkede gelecek planlaması yok demektir, o ülkede mal ve can güvenliği yok demektir. Bütün bunları sağlamak için yapmanız gereken tek şey var: Bu ülkeye, 24 Haziran günü teşekkür edeceksiniz. On altı yıl içerisinde verdiklerinizin vermediklerinizin hesabını önünüze koyacak ve bu on altı yıl sonra Türkiye'yi bu dar boğaz içerisinden çıkaracak yepyeni bir iktidar, millî bir ittifak içerisinden Türkiye’yi kucaklayacak bir iktidar gelecek ve Türkiye'nin ekonomisini düzeltecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Muş, 60’a göre söz veriyorum.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

34.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre bir söz talebim oldu.

ÇAYKUR’un kapasitesi, 6.100’den 9.100 tona çıkarılmıştır; öncelikle bunu ifade etmek isterim yani yüzde 51 kapasite artışı söz konusudur. Üretilen bütün çayı işleme gücü vardır ÇAYKUR’un ve 6 Mayıs tarihinde ÇAYKUR, üreticilerimize şöyle bir bilgilendirme mesajı göndermiştir: “Belirlenen yaş çay fiyatının altında çay almak isteyen firmalara çayınızı satmayınız. Ayrıca, acele etmeyiniz. Çayınızın tamamını alacağız.” ÇAYKUR zaten çay üreticilerine böyle bir bilgilendirmede bulunmuştur dolayısıyla ortada, belirlenen fiyat da 2,45; “Belirlenen fiyatın altından satmayın.” diye de bilgilendirme yapılmıştır. Kamuoyu zaten bunun farkındadır, üretici bunun farkındadır. İşin realitesi ve gerçek boyutu bununla sınırlıdır. Bunu da kamuoyunun bilgisine sunmak isterim. Bunun haricindeki bilgilere, korsan bilgilere itibar etmeyiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, benim ifade etmediğim rakamları, gerçek dışı rakamları ifade etmiştir.

BAŞKAN – Hayır, siz farklı söylüyorsunuz, o farklı söylüyor; takdir kamuoyunun.

Buyurun, size de aynı şekilde 60 göre…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ne demek “aynı şekilde” ya!

BAŞKAN – Hayır, hayır; 60’ a göre, bir sataşma yok.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Bakın, “korsan bilgi” diyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bakın, sizin isminizi zikretmedi, bir şey demedi, siz ifade ettiniz, o da…

Buyurun, 60’a göre siz de açıklama yapın.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, “korsan bilgi” dedi, “korsan bilgi” ne demek yani?

BAŞKAN – Bakın, sizin isminizi zikretmedi Sayın Pekşen.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Ama konuşan benim Sayın Başkan.

BAŞKAN – O zaman, diğer önergeye geçerim.

60’a göre söz vereyim size, buyurun, yerinizden.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Yapmayın ama Sayın Başkan; bu, adil bir durum değil.

BAŞKAN – Sataşma yok burada, lütfen…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, verdiği bilgi korsan mı, onu söylesin.

BAŞKAN – Yani her söylenen şeyi bir başkası farklı ifade etti diye kalkıp sataşmadan söz almayın.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Korsan bilgiyi üzerine niye alınıyor?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Pekşen, 60’a göre…

35.- Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, bir grup başkan vekili ne yazık ki bir konuda iddia ortaya koyuyor ama o kadar bihaber ki konulardan sırf laf söylemek için söylemiş. Şimdi ÇAYKUR’un gerçek üretim rakamlarını ben söyleyeyim, o da danışmanlarını arasın, oradan teyit etsin. ÇAYKUR’un 2016 yılında toplam üretimi 106 bin ton, 2017 yılında 95 bin ton; öyle, 9 bin falan filan değil, onlar hikâye, bilmiyor rakamları çünkü. Yani 95 bin ton üretime düşmüş.

HİKMET AYAR (Rize) – Nedir o 95 bin? Nedir o?

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – İki: ÇAYKUR 11 bin ton eksik ürettiği gibi 2.450 de elemanı işten çıkarmış. Gerçek rakamlar bunlardır, Rize’deki vatandaşlar bunu duydular. Kendisi de hemşehrim, Sürmenelidir, Sürmene’deki çay fabrikasına, çay üreticilerine sorarsa gerçek rakamlara ulaşabilir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Trabzon’la ilgili haksız, yanlış bilgiler verdi.

HİKMET AYAR (Rize) – Saçma sapan bilgiler vermeyin ya!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu anlamda, 60’a göre bir söz talebim olacaktır AK PARTİ Grubu adına, Grup Başkan Vekiliyim. Uygun görürseniz…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bu çay muhabbeti… Güzeldir, evet, ÇAYKUR, Rize çayı harika bir çay, tavsiye ediyoruz ama…

AYŞE SULA KÖSEOĞLU (Trabzon) – Trabzon’la ilgili verilen bilgiler de hatalıdır Sayın Başkan.

BAŞKAN – …şu muhabbeti karşılıklı, oturup bir çay eşliğinde birlikte yaparsanız çok daha güzel olur. Herhâlde Genel Kurul da, bütün milletvekilleri de bunu tasdik eder.

Buyurun Sayın Muş.

36.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, benim söylediğim, ÇAYKUR’un günlük üretim kapasitesidir, ÇAYKUR’un üretim kapasitesini ben söyledim, üretimiyle alakalı bir şey söylemedim. Burada, üretim kapasitesi 6.100’den 9.100’e çıkarılmış, yüzde 50’lik bir artış vardır, günlük işleme kapasitesidir bu. Üreticilerimiz rahat olsunlar, bütün çaylar alınacaktır. ÇAYKUR bununla ilgili gerekli bilgilendirmeyi vatandaşa zaten yapmıştır.

Ortada bir bilgi kirliliği vardır. Konunun aydınlığa kavuşturulması adına tekrar söz talebinde bulundum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/944) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 557) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesinin birinci fıkrasındaki “kapsamına giren” ibarelerinin “kapsamındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Meral Danış Beştaş                   Behçet Yıldırım                 Aycan İrmez

                Adana                                Adıyaman                            Şırnak

         Saadet Becerekli                    Mehmet Ali Aslan                    Erol Dora

               Batman                                 Batman                              Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Erol Dora konuşacaktır.

Buyurun Sayın Dora.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 557 sıra sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama öncelikle Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Selahattin Demirtaş’ı ve bütün tutuklu vekillerimizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu madde kapsamında yapılan düzenlemeyle başta Vergi Usul Kanunu olmak üzere bazı kanunlarda birtakım değişiklikler yapılmaktadır. Bakınız, bu önümüze konulan kanun tasarısı on beş yılı aşan AKP iktidarları döneminde 9’uncu ve son altı yılda çıkan 6’ncı vergi ve prim affı olacaktır. Son iki yılda çıkarılan iki affın taksit ödemeleri bile bitmeden tekrar bir af düzenlemesi Genel Kurulun gündemine getirilmiştir ve maalesef, bu kadar vergi affının ortaya çıkardığı sonuç son derece kaygı vericidir. On altı yıllık vergi afları bilançosu her yapılandırmada tahsilatların giderek düştüğünü ve vergi yükünün dolaylı vergiler üzerinden ücretliler üzerine yıkıldığını göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, şu hususun altını çizmekte fayda var: Bir siyasal iktidar vatandaşını vergisini ödemeye değil, âdeta ödememeye teşvik ediyorsa ortada adalet ve hakkaniyet kavramlarından bahsetmek oldukça güçleşecektir. Vergi, sadece gelir kapısı değildir, vatandaşlık bilincinin en temel yapı taşıdır, devletin hakkaniyetinin aynasıdır. Bu düzenleme, bugüne kadar devlete borçlu kalmamak ve vergisini zamanında ödeyebilmek için harcamalarını sınırlayan vatandaşın bir sonraki dönemde daha fazla vergi ödemesine yol açacağı gibi gelir adaletsizliğine ve adalet algısının zedelenmesine de zemin hazırlamaktadır. Bu düzenlemelerin açtığı zeminde yandaş azınlık vergi ödemeden gelirine gelir katarken, öte yandan memleketin geri kalan çoğunluğunun üzerine vergiler bindirilmeye devam edilmektedir. Oysa, böylesi adaleti zedeleyici yaklaşımlar yerine, vergileri düşürüp adil vergi dağılımını sağlayacak düzenlemeler yapmak hakkaniyete daha uygun bir davranış olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bakınız, 19 Ağustos 2016’da hayata geçirilen vergi affı düzenlemesiyle 80,4 milyar liralık çok kapsamlı vergi ve prim borcu yapılandırması yapılmıştır. Getirilen bu düzenlemenin neticesinde 31 Mart 2018 itibarıyla sadece 29,4 milyar lira tahsil edilmiştir, tahsilat oranı ise sadece yüzde 36’ya ulaşabilmiştir. Bir yıl önce, yani 27 Mayıs 2017 tarihli vergi affı düzenlemesiyle 13,7 milyar liralık vergi ve prim borcu yapılandırması yapılmıştır. 31 Mart 2018 itibarıyla bu yapılandırılan 13,7 milyarın sadece 2,7 milyar lirası tahsil edilmiştir. Dikkatinizi çekerim, 2017 yılına ait düzenlemeyle ulaşılan yüzde 19,7 tahsilat oranı Ağustos 2016 döneminde gerçekleşen yüzde 36 tahsilat oranının oldukça gerisine düşmüştür. Ortaya çıkan sonuca göre son vergi affında gerçekleşen tahsilat oranı yüzde 20’ye bile ulaşamamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi aflarının gerçekleşen tahsilat oranları, esasen AKP iktidarının vergi disiplinini nasıl bozduğunun, bütçede yarattığı açığı nasıl derinleştirdiğinin ve bu yükün halka nasıl zamlar ve yeni vergiler olarak yansıdığının açık bir ilanıdır. Vergi afları haricinde, AKP iktidarının on altı yılda çıkardığı sayısız torba yasayla, “yatırımı teşvik” adı altında, vergi ödemek istemeyen sermaye kesimlerine, adı “vergi affı” olmasa da vergi affı niteliğinde yüzlerce vergi muafiyeti, istisnası ve teşviki yapılmış bulunmaktadır. Bu değişikliklerin büyük çoğunluğu torba yasalarla geçirilmiştir, bir kısmı, öncesinde Bakanlar Kuruluna verilen sınırsız yetkilerle gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde ekonomik krizin derinleştiği OHAL koşullarında siyasi iktidar, günü kurtarmak, yaşanan ekonomik buhranı toplumda görünmez kılmak için sürekli olarak “yatırımı teşvik, vatandaşa müjde” adı altında birçok torba düzenlemeyi Meclise getirmeye devam etmektedir. Ancak şu anda 81 milyon vatandaşımız zor durumdadır, düşük gelirliler, işçiler, memurlar, emekliler, öğrenciler dardadır ve borç içerisindedirler. Türkiye’de günü kurtarmaya yönelik düzenlemeler yerine toplumda gelir adaletini ve refahı sağlamaya, ekonomik eşitsizlikleri ve yoksulluğu ortadan kaldırmaya yönelik adımlara ihtiyaç vardır.

Bunu bir kez daha Genel Kurulun huzurunda belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı'nın 2’nci maddesinin (1)’inci fıkrasının (b) bendinin aşağıdaki şekilde; (6)’ncı, (7)’nci, (8)’inci ve (9)’uncu fıkralarında yer alan “31.03.2018” ibarelerinin “30.04.2018” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Zekeriya Temizel                     Lale Karabıyık              Bülent Kuşoğlu

                İzmir                                   Bursa                               Ankara

          Hüseyin Çamak                          Musa Çam                   Kadim Durmaz

                Mersin                                  İzmir                                Tokat

“b) Vadesi geldiği hâlde ödenmemiş ya da ödeme süresi henüz geçmemiş bulunan ve bir vergi aslına bağlı olmaksızın kesilmiş vergi cezaları ile iştirak nedeniyle kesilmiş vergi cezalarının yüzde 60'ı ve bu tutara gecikme zammı yerine, bu Kanunun yayımı tarihine kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın; ödenmemiş alacağın sadece gecikme zammından ibaret olması hâlinde gecikme zammı yerine Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarın, bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde tamamen ödenmesi şartıyla cezaların kalan yüzde 40'ının ve bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tamamının,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak konuşacaktır.

Buyurun Sayın Çamak. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde söz aldım.

Bu kanun tasarısıyla, Maliye Bakanlığına, il özel idarelerine ve belediyelere bağlı tahsil daireleri tarafından takip edilen alacakların ödenmesinin kolaylaştırılması için çeşitli faiz afları ve iyileştirmeler söz konusu. Ekonomik açıdan oldukça zor durumda bırakılan vatandaşlarımızın borçlarında indirim veya faiz aflarına elbette karşı değiliz, fakat ekonomide bir sosyal devlet olmanın farkındalığıyla vatandaşlarımızın lehine gerekli yapısal ve köklü değişiklikler yapılmadan, seçim arifesinde bu tarz, günü kurtaran kararlarla bir çözüm bulunamayacağı açıktır. Bu durumun en trajik örneklerinden birisi olarak, geçen hafta Mersin’de bir iş yerinin iki yıllık yüksekokul mezunu tekniker alımı yaptığını öğrenince bunu vatandaşlarımıza duyurdum. Bunun üzerine günlerdir telefonlarımız susmuyor, üstelik arayanların çoğunun mühendis olması işsizlik vahametinin boyutunu göstermektedir. İşsiz kalan mühendislerimiz artık “Ne iş olsa yaparız.” durumuna gelmişler. İşsiz mühendislerimizin yüreğimi kanatan bu haykırışı, ülke ekonomimizin artık bir gelecek vadetmediğinin en somut göstergesidir. Dün Hükûmetin oylarıyla kabul edilen ve üniversitelerimizi bölen yasayı da göz önünde bulundurursak yeni üniversiteler açmak ya da köklü üniversitelerimizi bölmek mezun işsizler ordusunu büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır. İşsizlik sorununun çözümü yeni üniversiteler açmaktan değil mezun gençlerimize istihdam alanları yaratmaktan geçmektedir.

Değerli arkadaşlar, ülkemizdeki gelir uçurumu giderek büyüyor. Son on beş yılda zenginleşen binlerin karşısında milyonlarca vatandaşımız yoksulluğa mahkûm ediliyor. Sadece sağlık verileri dahi ülkemizin yoksulluk tablosunu ortaya koymaya yetiyor. Sosyal Güvenlik Kurumu geçen yıl 14,5 milyon vatandaşın genel sağlık sigortası primlerini ödeyemediğini açıkladı. Ülkemizde işsiz vatandaşlarımızın bir başka büyük mağduriyeti de bu “genel sağlık sigortası” denilen işsiz evlat vergisidir. Öte yandan, devletten yardım alanların sayısı da göz önüne alındığında yoksul vatandaşlarımızın sayısı 30 milyonu aşıyor. Bazı illerimizde ise yoksul vatandaşlarımızın sayısı o illerin toplam nüfusunun yüzde 40’ına, seçmen sayısının ise yüzde 70’ine varıyor. Bu sorunun geçici seçim yatırımlarıyla çözülecek bir sorun olmadığı ortadadır. Bu konuda bir sosyal devletten beklenen yapısal değişiklikler bir an önce hayata geçirilmelidir.

Bildiğiniz üzere, bugün iktidarın ekonomi kurmayları sarayda bir toplantı gerçekleştirdiler. Tabii, piyasalardaki panik sarayı artık acil önlemler almaya zorluyor. AK PARTİ’nin çıkardığı 9 vergi affından sonra KDV’de tahsilat oranı yüzde 20’nin altına düştü. Dolaylı vergilerin oranı ise toplam vergilerin yüzde 67’sini aştı. Durdurulamayan döviz kuru iktidarı farklı adımlar atmaya mecbur etmektedir.

Son olarak, Maliye Bakanı bir varlık barışı düzenlemesi yapılacağını açıkladı. Ülkemizdeki siyasi iklim yatırımcıları kaygılandırırken, sermaye kaçışı artarken bu adımların sonuç vermeyeceği açıktır. Hukukun işlemediği, OHAL’in kalıcı hâle geldiği bir ülkede ne yatırım ne varlık barışı olur. İktidar ekonomik krizden çıkmak için öncelikle piyasalara güven verecek siyasi ve hukuki adımları atmalı, OHAL rejimine bir an önce son vermelidir.

Tamam.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin (1)’inci fıkrasında yer alan “daireleri” ibaresinin “birimleri” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Meral Danış Beştaş                   Behçet Yıldırım                 Aycan İrmez

                Adana                                Adıyaman                            Şırnak

         Saadet Becerekli                    Mehmet Ali Aslan             Nihat Akdoğan

               Batman                                 Batman                             Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Akdoğan. (HDP sıralarından alkışlar)

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve cezaevinde rehin tutulan değerli arkadaşlarım; Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, on altı yıllık süreçte 9 defadır borçların yapılandırılması kararı alınıyor, vergi affı getiriliyor. Bu dönemde son getirilenin seçim sürecine denk gelmesi… Bu dönemde, baktığımızda, özellikle seçimlerin yakın olduğu dönemde vergi aflarıyla amaçlanan, aslında halkın sorunlarını çözme, borçlarını ödeme değil; daha çok, bir panik seçimine giren Hükûmetin düzenlemeyi son Meclis çalışmalarına denk getirmesidir. Her sene vergi affı getirilmektedir ama yoksulluğun sınırı artık vergi affının altında kalmış. Yani af gelmesine rağmen borçluların çoğu yine borçlarını ödeyememektedir. Beklenti, bir sonraki sene yine bir vergi barışının, vergi affının getirilmesidir. Problem, vergi affını getirip seçimi kazanmak değil, yurttaşların düzenli ve adaletli bir gelir dağılımına kavuşturulmasıdır. Böylelikle herkes vergisini zamanında ödeyebilecek bir gelir düzeyine sahip olacaktır.

AKP’nin OHAL eliyle yaptığı bütün baskılar, medyanın tek sesli şekilde AKP propagandasını yapması nedeniyle… Kendisine fayda sağlamak için topluma rüşvet teklif ettiği… Sanki toplumu, halkı düşündüğü algısını yaratmaya çalışıyor. Eğer samimi olunsaydı, on altı yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı, şimdiye kadar yapılan yasalarla emeklilere, gençlere, kadınlara, işçilere, emekçilere hakkı olanı teslim etmeliydi. AKP Hükûmetinin yıllardır yasama mantığı böyle işlemektedir. Hazırlanan tasarının bütünü, işçi ve emekçilerin kısa ve orta vadede aleyhine düzenlemelerden oluşmaktadır. Maalesef ki, esasında halkın lehine olabilecek bir tasarı, AKP açısından büyük bir propagandanın malzemesi olmaktadır. Hükûmetin yapması gereken temel hizmetler bir lütuf olarak sunulmaktadır. Gerçek olan ise vergi adaletsizliğini derinleştiren vergi ve imar affının çok kısa zamanda halka büyük maliyetlerle geri döneceğidir.

Değerli arkadaşlar, bu torba kanunla birlikte aslında birçok af getiriliyor, başta Bakan da AKP sözcüleri de dile getirdi. Toplumu kutuplaştırdınız, ayrıştırdınız; bari kutuplaştırmayı okulların içerisine kadar da getirmeyin. Mahkemelerin karar vermediği… Öğrenciler hakkında bir karar yoksa, bu kanunda getirdiğiniz madde o öğrencileri de kapsamı içerisine almalıdır ama maalesef, biliyoruz, siz bunu da yerine getirmeyeceksiniz. Ama biz şuna inanıyoruz: Toplum, Abbas’ın yolcu olduğunu biliyor. Leonard Cohen’in söylediği gibi, herkes biliyor geminin su aldığını, herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini, herkes biliyor zarların hileli olduğunu. Bizler de artık toplum olarak AKP’nin yalanlarında yaşamak durumunda değiliz. Yalanı gerçek saymayacağız; zekâmızla, aklımızla, her şeyimizle alay etmenize izin vermeyeceğiz. Bütün bu yalanlarına inanmamızı bekliyor anlaşılan. Dün sosyal medyada 2 milyon insan sizin bu yalan dolu dünyanıza kocaman “24 Haziranda tamam.” dedi. Yolun sonu aslında göründü. Eğer ki bu ülkede Hükûmet seçimlerin demokratik bir şekilde yapılacağına inanıyorsa, zerre kadar bu konuda kendine güveniyorsa…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bulunduğumuz bölgede, sadece vekili olduğum ilimle ilgili, Hakkâri’den Şemdinli’ye geçebilmem için tam 10 tane arama noktasından geçmek durumundayım. Belki arkadaşlarımız bilirler, bir tanesi Depin, bir tanesi Yeniköprü, bir tanesi Yüksekova’nın girişi, bir tanesi şehir merkezi, bir tanesi şehir çıkışı, bir tanesi Karabey Karakolu, bir tanesi Güzelkonak Karakolu, bir tanesi Durak, bir tanesi Altınsu, 10’uncusu da Şemdinli şehir merkezi. Ve burada bizlerin sizlerle eşit bir yarışa gireceğimizi düşünüyorsunuz. Değerli arkadaşlar, bizim şunu söyleme hakkımız vardır: Eğer seçim yapılacaksa batıdaki uygulamaların aynısı bölgede de uygulanmalı. Bölgedeki bir arkadaşımız, hele dokunulmazlığı yoksa, saatlerce o trafikte, o arama noktalarında bekletilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkan, sadece bitirmek adına bir dakika.

BAŞKAN – Devam lütfen.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben özellikle AKP’de, muhalefette görev yapan arkadaşlara… Bugün CHP’den bir heyet üç gündür bölgede, ben inanıyorum, geri dönüşte, yaşadıklarını bu kürsüden anlatabilmeliler. Oradaki seçilenler de sizin gibi seçim çalışmalarını yürütecek, diğer şekilde Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Selahattin Demirtaş bugün 12 metrekarelik bir yerde seçim çalışmalarını yürütecek, siz devletin bütün imkânlarıyla seçim çalışmalarını yürüteceksiniz, bunun da ahlaka, vicdana sığdığını söyleyeceksiniz. 24 Haziranda halkımız buna gereken cevabı verecektir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 4’üncü maddesinin (8)’inci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Muş                    Mehmet Doğan Kubat    Mücahit Durmuşoğlu

               İstanbul                                İstanbul                          Osmaniye

           Emrullah İşler                     İbrahim Halil Fırat   Hacı Bayram Türkoğlu

               Ankara                               Adıyaman                             Hatay

                            Ramazan Can                              İsmail Tamer

                               Kırıkkale                                    Kayseri

“a) Bu Kanunun kapsadığı dönemlere ilişkin olarak, bu Kanunun yayımı tarihinden önce başlanıldığı halde, tamamlanamamış olan 4458 sayılı Kanun kapsamında yapılan gümrük incelemeleri ile ek tahakkuk işlemlerine devam edilir. Bu işlemlerin tamamlanmasından sonra tahakkuk eden vergilerin %50'si ile bu tutara gecikme faizi yerine bu Kanunun yayımı tarihine kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutar ile bu tarihten sonra kararın tebliği üzerine belirlenen dava açma süresinin bitim tarihine kadar hesaplanacak gecikme faizinin tamamının, vergi aslına bağlı olmayan cezalarda cezanın %25'inin, eşyanın gümrüklenmiş değerine bağlı olarak kesilmiş cezalarda cezanın %15'inin ve varsa gümrük vergileri aslının %50'si ile bu tutara gecikme faizi yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar Yİ-ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutar ile bu tarihten sonra kararın tebliği üzerine belirlenen dava açma süresinin bitim tarihine kadar hesaplanacak gecikme faizinin tamamının; kararın tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yazılı başvuruda bulunularak, ilk taksitin tebliği izleyen aydan başlamak üzere ikişer aylık dönemler halinde altı eşit taksitte ödenmesi şartıyla vergi aslının %50'sinin, vergi aslına bağlı olmayan cezalarda cezanın %75'inin, eşyanın gümrüklenmiş değerine bağlı olarak kesilmiş cezalarının %85'inin, gümrük vergilerine bu Kanunun yayımı tarihine kadar uygulanan gecikme faizinin ve vergi aslına bağlı cezaların tamamının tahsilinden vazgeçilir. Şu kadar ki bu Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen süre içinde tebliğ edilen kararlar için bu maddenin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Eşyanın gümrüklenmiş değerine bağlı olarak kesilmiş cezalarda varsa gümrük vergileri aslının da yapılandırma kapsamı dışında tutulmamasını teminen, diğer maddelerde eşyanın gümrüklenmiş değerine bağlı olarak kesilmiş cezalar için vergi aslına bağlı ve bağlı olmayan ayrımı olması nedeniyle madde metnine buna ilişkin hüküm eklenmiştir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum, Mehmet Muş ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin,

a) Birinci fıkrasının;

- (a) bendine "2016 takvim yılı için %20” ibaresinden sonra gelmek üzere “, 2017 takvim yılı için %15” ibaresinin eklenmesini,

- (b) bendinde yer alan "2016 takvim yılı için 14.424 Türk lirasından;” ibaresinin "2016 takvim yılı için 14.424 Türk lirasından, 2017 takvim yılı için 16.350 Türk lirasından;” şeklinde, "2016 takvim yılı için 21.636 Türk lirasından” ibaresinin "2016 takvim yılı için 21.636 Türk lirasından, 2017 takvim yılı için 24.525 Türk lirasından” şeklinde,

- (c) bendinde yer alan "2016 takvim yılı için 43.260 Türk lirasından” ibaresinin "2016 takvim yılı için 43.260 Türk lirasından, 2017 takvim yılı için 49.037 Türk lirasından” şeklinde,

- (ğ) bendinde yer alan "2017” ibaresinin "2018” şeklinde değiştirilmesini,

b) İkinci fıkrasının;

- (c) bendinde yer alan "ikinci ayın” ibaresinin "üçüncü ayın” şeklinde değiştirilmesini,

- (ç) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan "(2017 yılı için 24.525 Türk lirasının)” ibaresinin, (2) numaralı alt bendinde yer alan "(2017 yılı için 4.905 Türk lirası üzerinden)” ibaresinin, (3) numaralı alt bendinde yer alan "(2017 yılı için 24.525 Türk lirası)” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını,

c) Üçüncü fıkrasının (b) bendinin (2) ve (3) numaralı alt bentlerinin birinci cümlesinde yer alan "(2017 yılı için, gelir vergisi mükelleflerinden işletme hesabı esasına göre defter tutanlar 16.350 Türk lirasından, bilanço esasına göre defter tutanlar ile serbest meslek erbabı 24.525 Türk lirasından, kurumlar vergisi mükellefleri 49.037 Türk lirasından az olmamak üzere, 2017 yılına ilişkin beyan edilen gelir veya kurumlar vergisi matrahının yüzde 15’i üzerinden)” ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Muş                    Mehmet Doğan Kubat      İbrahim Halil Fırat

               İstanbul                                İstanbul                          Adıyaman

     Hacı Bayram Türkoğlu                  Emrullah İşler Ramazan Can                                                          Hatay                               Ankara               Kırıkkale

       Mücahit Durmuşoğlu                    İsmail Tamer

              Osmaniye                               Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin 2017 takvim yılı içinde matrah artırımında bulunmalarına imkân sağlanmakta, bu düzenlemeyle uyumlu olarak maddenin gelir (stopaj) veya kurumlar (stopaj) vergilerinin artırılması ile katma değer vergisinin artırılmasına ilişkin hükümlerinde yer alan 2017 yılıyla ilgili artırımlar da dikkate alınmak üzere belirlenmiş olan asgari tutarlar metinden çıkarılmakta, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin matrah artırımında bulundukları yıllara ait zararların yüzde 50'sinin 2018 ve izleyen yıllar kârlarından mahsup edilmeyeceği düzenlenmekte ve maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin uygulanmasında artırıma ilişkin süre kanunun yayımı tarihini izleyen üçüncü ayın sonu olarak belirlenmektedir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum, Mehmet Muş ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda madde 5’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 9’uncu maddesinin (16)’ncı fıkrasında yer alan “vergi mahkemesince” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Muş                    Mehmet Doğan Kubat            Emrullah İşler

               İstanbul                                İstanbul                             Ankara

        İbrahim Halil Fırat               Hacı Bayram Türkoğlu            Ramazan Can

              Adıyaman                                Hatay                            Kırıkkale

       Mücahit Durmuşoğlu                    İsmail Tamer

              Osmaniye                               Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle ihbarnamelere karşı açılmış davalar üzerine istinaf incelemesi yapan bölge idare mahkemelerince ihbarnameye konu vergilerin terkinine karar verilmesi hâlinde de daha önce mükellef tarafından yapılmış olan ödemelerin kanun kapsamında ret ve iade edilebilmesi imkânı getirilmektedir.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum, Mehmet Muş ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

10’uncu madde üzerinde bir önerge vardır.

Sayın milletvekilleri, 10’uncu madde üzerindeki bu önerge 500 kelimeden fazla olduğundan özet eklenmiştir. Bu nedenle sadece özetini okutup işleme alacağım. Önergenin tam metni tutanağa eklenecektir.

Şimdi önergenin özetini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına (x)

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 10’uncu maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

            Mehmet Muş                    Mehmet Doğan Kubat                Salim Uslu

               İstanbul                                İstanbul                              Çorum

         Hasan Basri Kurt                      Halis Dalkılıç        Gökcen Özdoğan Enç

               Samsun                                İstanbul                             Antalya

           İbrahim Aydın                       Bayram Özçelik

               Antalya                                 Burdur

“(11) 31/3/2018 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla ödenmesi gerektiği hâlde bu Kanunun yayımı tarihine kadar ödenmemiş olan; 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu hükümlerine göre meslek mensuplarının üyesi oldukları odalara olan aidat borçları ile odaların Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğine olan birlik payı borçlarının asıllarının ödenmemiş kısmının birinci taksiti bu Kanunun yayımı tarihini takip eden ikinci ayın sonuna kadar, kalanı aylık dönemler hâlinde ve azami toplam altı eşit taksitte ödenmesi hâlinde, bu alacaklara uygulanan faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir. Bu fıkra hükmünden yararlanılabilmesi için bu Kanunun yayımı tarihini izleyen ikinci ayın sonuna kadar alacaklı birime başvurulması şarttır. Fıkra kapsamında ödenmesi gereken tutarların fıkrada öngörülen süre ve şekilde kısmen veya tamamen ödenmemesi hâlinde, ödenmemiş alacak asılları ile bunlara ilişkin faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacaklar ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsil edilir. Bu fıkra hükmünden yararlanmak isteyen borçluların fıkrada belirtilen şartları yerine getirmelerinin yanı sıra dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şarttır. Bu Kanunun yayımı tarihinden önce dava konusu edilmiş ve/veya mahkemece hükme bağlanmış ve kesinleşmiş olanlar dâhil olmak üzere icra takibi başlatılmış alacaklar için, borçlunun bu fıkra hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunması hâlinde davalar ve/veya icra takipleri sonlandırılır. Bu takdirde, borçluların mahkeme ve icra masrafları ile vekâlet ücretini ilk taksit tutarı ile birlikte ödemeleri şarttır. Bu Kanunun yayımı tarihi itibarıyla üyelerin odalara, odaların da Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğine kısmen veya tamamen ödemiş olduğu aidat asıllarına isabet eden ve ödenmemiş olan faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi fer'i alacakların tahsilinden vazgeçilir.”

“(12) Avukatların barolara olan aidat borçları da 11’inci fıkradaki usul ve esaslar çerçevesinde kıyasen taksitlendirilir.”

“(13) Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye'de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar ve tam mükellefiyete tabi gerçek kişiler ile kurumların yurt dışında elde ettikleri bazı kazançları hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.

a)Yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını, bu fıkradaki hükümler çerçevesinde, 30/11/2018 tarihine kadar Türkiye'deki banka veya aracı kuruma bildiren gerçek ve tüzel kişiler, söz konusu varlıkları serbestçe tasarruf edebilirler.

b) Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak % 2 oranında hesapladıkları vergiyi, 31/12/2018 tarihine kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyanname ile bağlı bulunduğu vergi dairesine beyan eder ve aynı sürede öderler.

c) (a) bendi kapsamına giren varlıklar, yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlardan kullanılan ve bu fıkranın yürürlük tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan kredilerin en geç 30/11/2018 tarihine kadar kapatılmasında kullanılabilir. Bu takdirde, defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla, borcun ödenmesinde kullanılan varlıklar için Türkiye'ye getirilme şartı aranmaksızın bu fıkra hükümlerinden yararlanılır.

ç) Bu fıkranın yürürlük tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan sermaye avanslarının, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının bu fıkranın yürürlüğe girmesinden önce Türkiye'ye getirilmek suretiyle karşılanmış olması hâlinde, söz konusu avansların defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla bu fıkra hükümlerinden yararlanılır.

d) 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükellefler, bu fıkra kapsamında Türkiye'ye getirilen varlıklarını, dönem kazancının tespitinde dikkate almaksızın işletmelerine dâhil edebilecekleri gibi aynı varlıkları vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate almaksızın işletmelerinden çekebilirler.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddeye eklenmesi önerilen 11’inci fıkrayla, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu hükümlerine göre meslek mensuplarının üyesi oldukları odalara olan aidat borçları ile odaların Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğine olan birlik payı borçlarının yapılandırılması düzenlenmektedir.

Önergeyle yapılan bir diğer düzenlemeyle de yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye'ye getirilmek suretiyle millî ekonomiye kazandırılmasına ve bu varlıklarını Türkiye'ye getiren gerçek ve tüzel kişilerin maddedeki hükümler çerçevesinde bu varlıklarına serbestçe tasarruf edebilmelerine imkan sağlanmaktadır.

BAŞKAN – Gerekçesini okuttuğum önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı'nın 12’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

         Zekeriya Temizel                     Lale Karabıyık              Bülent Kuşoğlu

                İzmir                                   Bursa                               Ankara

          Gülay Yedekci                          Musa Çam                   Kadim Durmaz

               İstanbul                                 İzmir                                Tokat

“MADDE 12- 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin "l-Tapu işlemleri” başlıklı bölümünün (20) numaralı fıkrasının (a) bendinin son paragrafında yer alan "gayrimenkullerin türleri,” ibaresinden sonra gelmek üzere "yeni inşa edilen konut veya işyerlerinin ilk satışı,” ibaresi ilave edilmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci konuşacaktır.

Buyurun Sayın Yedekci. (CHP sıralarından alkışlar)

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk’ümüzün Meclisini sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, yine gecenin bir körü, yine kaçak göçek işler, yine torba yasa tasarısı ve önümüze gelen maddeler aslında kabul edilebilir şeyler değil; Eminim, AK PARTİ’li milletvekilleri de bunu okusalar kabul etmezler.

Şunu size özetle söyleyeyim: Tarım arazileri, su havzaları, ormanlar, zeytinlikler ve hatta şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış topraklar, Çanakkale, Conkbayırı, tarihî alanlar, doğal sit alanları ve bütün kültürel değerlerimiz “imar affı” adı altında yapılaşmaya açılıyor. Hanginizin yüreği elverir acaba şehitlerimizin kemikleri üzerine, akan kanları üzerine inşaat yapmaya, hanginizin yüreği elverir acaba merak ediyorum. Üç tane müteahhidi daha zengin etmek için, üç tane bankaya daha çok para kazandırmak için, ülkenin varlıklarını 70 milyar lira, sadece 70 milyar lira gelir elde etmek için “imar affı” denen bu ucube tasarıyı hazırlamak hangi vicdana sığar soruyorum size. Bunun adı vicdansızlıktır ve Sayın Cumhurbaşkanının ifadesiyle de kentlere ihanettir.

UNESCO’nun kültür mirasına girmiş yerlerimiz var bizim, Bergama’mız var, Safranbolu’muz var, bunlara nasıl kıyarsınız? Yıllardır insanlarımızın mücadele ettiği çalışmalar var, yasalar devam ediyor, bazı duruşmalarda bazı alanlar korunabilir durumda, bunların hepsini bu sermaye gruplarına peşkeş çekiyorsunuz.

Bu imar affını kimin için yaptınız? Acaba devamlı sorduğumuz, ruhsatı olmayan o şehir hastaneleri için mi yaptınız? Kaçak olduğunu defalarca söylediğimiz Beştepe için mi yaptınız? Yoksa SGK ödemelerini yapmayıp yani işçisi için SGK ödemeyip yat alan yandaş müteahhitleriniz için mi yaptınız? Yoksa dere yataklarına inşaat yapanlar için mi yaptınız? Yoksa ÇED raporu aldırmayacak kadar büyük güce sahip olan, sizin nazarınızda yöneticilerden bile daha etkili olan ve bunun yerine dolgu alanlar yapan müteahhitler için mi yaptınız? Niye yaptınız? Bunu nasıl yaparsınız? Hep beraber ayağa kalktık vatandaşlarla, dedik ki: “Zeytinlikleri imara açamazsınız.” Şimdi, hepsini birden imara açtınız. Nasıl bir vicdandır bu? Bunu kabul edebilir miyiz? Sadece seçime gidiyoruz diye… İmar affı niye çıkardı? Eskiden köyden kente göç vardı, gecekondulaşma vardı, vatandaş mahrum olmasın, elektriği, suyu olsun diye af çıkardı. Şimdi, ülkenin zaten yüzde 90’ı zaten kentlerde yaşıyor. Sizin imar affı yapmak istediğiniz kişiler sermaye grupları. Sizin çok sevdiğiniz Reza Zarrab çıksa dese ki mesela “Aslında benim oradaki yapım villa değil kümes, ben oraya ceza ödemek istemiyorum.” diye, ceza ödemeyebilir ya da herhangi bir alan için gidip deseniz ki: “Benim burada 5 katlı yapım var, cezası neyse ben ödemek istiyorum.” diye, ödeyip orada 5 katlı yapı yapma hakkına sahip olabilirsiniz. Sadece vatandaşın beyanını esas alıyorsunuz ve bilimi, teknolojiyi, mimarlığı, şehir plancılığını elinizin tersiyle itiyorsunuz. Böyle bir şey nasıl kabul edilebilir arkadaşlar? Yani siz buna nasıl karar verebilirsiniz? Kıyı kenar çizgisini yazmadınız burada, kıyı kenar çizgisini. 50 metre, 100 metre…

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – Sakin ol.

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Sizin de sakin olmamanız, sizin de ayağa kalkmanız lazım. Böyle bir şeyi nasıl kabul edersiniz?

Dolmabahçe’nin önüne kaçak bir inşaat yaptı bir adam; geldi, dedi ki: “Ben bunu 31 Aralıktan önce yapmıştım.” Ne yapacaksınız? Cezasını ödeyecek, adam orada o hakka sahip olacak. Böyle bir şeye müsaade etmek nasıl bir anlayıştır?

Ayrıca, Türkiye bir deprem kuşağı. 6306 sayılı Yasa niye çıktı? “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi adındaki yasayla ilgili, bu kadar insanı mülkiyet hakkından niye yoksun hâle getirdiniz? Adam gelecek ve diyecek ki: “Benim yapım deprem güvenlikli.” ve siz onu yıkamayacaksınız. Böyle bir yasayı nasıl çıkarırsınız? Bu nasıl bir vicdandır? Bunu anlamak hiçbir şekilde mümkün değildir.

Tabii, şöyle bir gerçekten bahsetmek lazım: TOKİ eliyle yandaş müteahhitlerinize yaptırdığınız konutlardan 25 milyonu elinizde kaldı, 25 milyon tane fazladan konutunuz var. Onu sattırmak için hem bankalardaki kredi faizlerini yüzde 1’in altına düşürdünüz hem de bu anlayışla kaçak göçek işlerin üzerini örtmeye çalışıyorsunuz.

Peki, Türkiye’de kaç tane “kültürel değer” tescilli yapı var? 106 binin üzerinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

ÖZKAN YALIM (Uşak) – “Tamam.” “Tamam.”

KADİM DURMAZ (Tokat)- Nefes al, nefes.

BAŞKAN – Devam…

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) – Biz mevcut Hükûmete “Tamam.” diyoruz.

106 bin tane yapıdan kâr etmeyi düşündüğünüz parayı size söylüyorum: 420 milyon lira. 420 milyon lira için bu “tarihî” tescilli yapılar çöpe atılabilir mi? Bu nasıl bir anlayıştır arkadaşlar ya? Bizim kültürel değerlerimizin bir pahası olabilir mi? Sen, Topkapı Sarayı’na, Dolmabahçe Sarayı’na, Yıldız Sarayı’na bir paha biçebilir misin? Bu nasıl bir anlayıştır? Bunu kabul etmek mümkün değil. Sadece 2960 sayılı Yasa’nın çevrelediği Boğaziçi Yasası’nı bu kapsamın dışında tutuyorsunuz, bir de Tarihî Yarımada’yı bu yasanın dışında tutuyorsunuz, o kadar; geri kalan… Hiç Urfa’yı seven yok mu? Göbeklitepe’nin etrafını düşünen yok mu? Uzungöl Yaylası’nı seven hiç yok mu aranızda? Ayvalık’taki zeytinlikleri bilen, orada yaşayan arkadaşımız hiç yok mu aranızda? Biraz vicdan! Elinizi vicdanınıza koyun ve 13 milyon bina için toplamak istediğiniz 70 milyar lirayı bu vatandaş gerekirse cebinden toplasın versin ama kaçağa göçeğe…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - …vatandaşı mecbur etmeyin, vatandaşı yalan söylemek zorunda bırakmayın. Vatandaşın cebindeki üç kuruş paraya gözünüzü dikmeyin. (AK PARTİ sıralarından “Tamam.” sesleri) Biz “Tamam.” deyince tamam olacak merak etmeyin. 25 Haziranda bu ülkeyi seven, tarihe, doğaya, kültüre saygılı olan insanlar gelecek ve bu yaptıklarınızın hesabını soracaklar.

ALİ ÖZKAYA (Afyonkarahisar) – “Devam.” “Devam.”

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – “Devam.” “Devam.”

GÜLAY YEDEKCİ (Devamla) - Yüce Meclisi selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’a göre söz talebimiz var.

BAŞKAN – Sayın Muş, sistemi açıyorum.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

37.- İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un, İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu görüşülmekte olan madde, imar barışıyla alakalı olan bir maddedir. Burada 13 milyon bağımsız bölüm söz konusudur ve bunların yüzde 80’i 2000 öncesine ait yapılardır. Burada fiziki bir durum söz konusudur. Yapılmış yapı vardır, vatandaş bunun içerisinde yaşamaktadır, fiziki bir durum ortaya çıkmıştır ve bir şekilde, bunların çözümüyle alakalı adım atılması gerekmektedir. Bir sorun var ortada çözülmesi gereken. Bunun anlamı şudur: Burada bir kayıt belgesi verilmektedir; kentsel dönüşümle alakalı, oradaki yerel yönetimler ileriye dönük çalışma yapacaklarsa yapmalarıyla alakalı herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. Tarihî alanlarla alakalı, “Tarihî alanlar yıkılacak, yakılacak!” öyle bir şey söz konusu değildir.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Yasayı okudunuz mu?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Var olanlarla alakalı kayıt belgesi verilmektedir ve buradan bütün bu vatandaşlarımıza sesleniyorum: Lütfen, herkes, az önce yapılan bu konuşmayı izlesin. Burada ne ÇED almadan bina yapanlara ne kaçak, efendim, az önce ifade ettikleri, işte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – …Boğaz’da yapılan yapılara…

Sayın Başkan, tamamlıyorum.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Muş, yasayı okumamışsınız, yasayı bir okuyun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - …ne de burada, kürsüde ifade edilen kurum, kuruluş ya da şahıslara yönelik herhangi bir düzenleme değildir. Bu, toplumumuzun kahir ekseriyetini ilgilendiren, mevcut bir fiziki sorunun çözümüyle alakalı atılan bir adımdır.

Ben bütün vatandaşlarımıza buradan sesleniyorum: Ey sevgili milletimiz, sevgili vatandaşlarımız! Az önce yapılan bu konuşmayı lütfen dinleyin…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Dinleyecekler, sen merak etme.

MEHMET MUŞ (İstanbul) - …ve bu 13 milyon bağımsız birimde yaşayan vatandaşlarımıza da izletin. Bunun çözümüyle alakalı adım atılmak istenmekte; maalesef, burada karşı çıkanları da iyi bilin, 24 Haziranda da onlara gereken cevabı verin diyorum.

Teşekkür ediyorum.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, oturun, sizin için de sistemi açıyorum ben.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Yo, yo, ben oradan… 69’a göre söz istiyorum çünkü söylediklerimin doğru olmadığını söyledi, açıkça sataştı.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Yedekci, ben size aynı şekilde mikrofonu açacağım…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ben bilgi vermek istedim de.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bana açıkça sataştı Sayın Başkanım. Müsaade ederseniz iki dakika konuşayım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Ne demişim Sayın Başkan? Ne demişim?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Söylediklerimin doğru olmadığını söyledi. Hâlbuki ben doğru olanları söyledim. Beyefendi yasayı okumadığı için…

BAŞKAN – Şimdi, tamam, siz söylediklerinizin doğru olduğunu söyleyin oradan.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Müsaade ederseniz, 69’a göre söz almak isterim.

BAŞKAN – Sayın Yedekci, lütfen, ben 60’a göre…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, benim hakkım 69’dur.

BAŞKAN – Bakın, hayır…

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sataşmadan söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Yedekci, her yapılan konuşmanın bir başka konuşmacı tarafından tasdik edilmesi diye bir kural yok.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Hayır, biz sataşmadan dolayı…

BAŞKAN - Siz de söylersiniz, o da söyler; takdir kamuoyunun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Neye göre sataşma?

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – İç Tüzük açık Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen, buyurun, 60’a göre vereyim.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, 69’uncu madde açıktır.

BAŞKAN - O zaman, almıyorsanız takdir sizin.

Sayın Yedekci, size söz veriyorum ben, buyurun.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Ama haksızlık ediyorsunuz Sayın Başkanım.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Milletimize sesleniyorum buradan: Buna karşı çıkanları tanıyın.

BAŞKAN - Haksızlık etmiyorum. Lütfen… Sayın Muş da yerinden aldı, siz de yerinizden aynı şekilde.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Haksızlık ediyorsunuz.

BAŞKAN – Sistemi açıyorum, buyurun.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Peki, açın ama haksızlık ediyorsunuz.

Kul hakkı temelse siz bizim hakkımızı yiyorsunuz şu anda.

BAŞKAN – Buyurun.

38.- İstanbul Milletvekili Gülay Yedekci’nin, İstanbul Milletvekili Mehmet Muş’un yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Öncelikle şunu söylemek isterim: AKP grup başkan vekili önündeki yasa tasarısını okumamış. Bu yasada kapsam dışı olan sadece 2960 sayılı Boğaziçi -öngörünüm- Yasası ve Tarihî Yarımada’dır, diğer kalan her yer bu kapsamın içerisindedir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Doğru.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Bilmeden konuşmak böyle bir şeydir. Önce öğrensin, sonra konuşsun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu doğru, buna bir itirazımız yok zaten, öyle yapıyoruz zaten.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Ve şunu da söylemek isteriz ki: Biz, vatandaşımızın mağduriyetinin giderilmesinin her zaman yanında olduk…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Vatandaşımıza şikâyet ediyorum: Gülay Yedekci’ye oy yok.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – …ama “vatandaşın mağduriyetini gidermek” adı altında sermaye gruplarının…

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sermaye grubu yok burada, vatandaş var. Sermaye grupları yok, vatandaş var.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – …inşaatlarına ruhsat vermek, SGK’sini ödemeyen büyük inşaat gruplarını affetmeye çalışmak ve kaçak yapılara izin vermek hiçbir zaman için vatandaşın yanında olmak değildir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bu 13 milyon bağımsız bölümde yaşayan vatandaşımıza sesleniyorum: Lütfen, karşı çıkanları bilin.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Vatandaşın yanında gibi görünüp sermaye gruplarına hem zeytin ağaçlarını açacaksın hem tarihî, doğal sit alanlarını açacaksın hem kıyı kenar çizgisini açacaksın hem benim ceddimin yattığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 24 Haziranda gereken cevabı verin.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – …şehitliklerin etrafını açacaksın hem de çıkıp burada mavra okuyacaksın. Yok öyle yağma!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 24 Haziranda mavrayı size vatandaş gösterecek.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/944) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 557) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 3’üncü bölgedeki vatandaşlarımıza sesleniyorum: İyi tanıyın milletvekilinizi.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Onu bile yanlış biliyorsun. Ben 2’nci bölgedeyim. Yazık sana, hiçbir şey bilmiyorsun!

MEHMET MUŞ (İstanbul) – 2’nci bölgedekilere de sesleniyorum.

GÜLAY YEDEKCİ (İstanbul) – Ya, niye bunu vekil yaptınız? Hiçbir şey bilmiyor adam!

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesindeki “son paragrafında yer alan” ibaresinin “son paragrafındaki” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

       Meral Danış Beştaş                   Behçet Yıldırım Saadet Becerekli                    

                Adana                                Adıyaman                            Batman                   

            Aycan İrmez                      Mehmet Ali Aslan

                Şırnak                                 Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan konuşacaktır.

Zannediyorum, günün ve gecenin son konuşması. Günün anlam ve önemine uygun, güzel bir konuşma bekliyoruz.

Buyurun Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Her günün önem ve anlamı mutlaka adaletle irtibatlıdır.

Bu arada, hepinizi, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum Sayın Başkan.

Arkadaşlar, hepimizin malumu, bugün Cumhurbaşkanı adayı Sayın Muharrem İnce, Sayın Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti, daha önce de CHP’li milletvekilleri ziyaret etmişti. Şimdi, benim en az 20 başvurum var Adalet Bakanlığına, görüşme talebim var; görüşme taleplerimiz reddedilmiştir. Size soruyorum, eliniz vicdanınıza koyun: Bu adil midir? Yani bir partiye ayrı bir hukuk, diğer bir partiye ayrı bir hukuk uygulanacak.

Bakın, Mâide suresi 8’inci ayet. Ben bu ayetleri, bu hadisleri size buradan boşuna okumuyorum. “Sizin bir kavme olan kininiz sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Bunun cevabını Sayın Bakanımdan istiyorum, Sayın Muş’tan istiyorum: Neden bazı partilerin milletvekilleri ziyaret edebiliyor, biz neden ziyaret edemiyoruz? Çıkın, bunun hukuktaki, dindeki, imandaki, vicdandaki karşılığını bize anlatınız lütfen.

Yine, tapu ve kadastroyla ilgili… Yani tapu ve kadastro sorunu Türkiye’de büyük bir sorundur. İlk kadastrolama zamanlarında birçok yurttaşımızın bağı, bahçesi, tarlası, malı, mülkü hazineye devredilmiştir. Bununla ilgili 6 Nisan 2017’de kanun teklifi verdim yani dedim ki: Tapu ve kadastro mağduru vatandaşlarımızın, yurttaşlarımızın mağduriyeti giderilsin. AK PARTİ, iktidar partisi, Hükûmet bu kanun teklifini reddetmiştir. Bunun da cevabını Sayın Bakandan ve yine Sayın Muş’tan istiyorum, talep ediyorum. Ha “ecrimisil” falan demeyin. Halkın malı olan, arazisi olan yeri ona on yıllığına kiraya vermeye hakkınız yoktur. Orası, o insanlarındır zaten; hasbelkader, bir şekilde, hazineye devredilmiştir. Siz kalkıyorsunuz, halkın malını yine halka kiraya veriyorsunuz, minnet ettiriyorsunuz, iyilik yapmış gibi de başa kakıyorsunuz. Yani bu kadarına da gerçekten pes doğrusu.

Yine bir şey daha: Maalesef, her taraftan öyle bir adaletsizlik fışkırıyor ki zulüm fışkırıyor ki hangi birini burada dile getirelim biz de şaştık; bir sürü bilgi notum var. Tutuklu Mutki Belediye Eş Başkanımız Esma Gümüş’ün annesi bugün yaşamını yitirdi ve Esma Gümüş’ün annesinin cenaze törenine katılmasına izin verilmedi. Bu da yine bu Hükûmet zamanında oluyor Sayın Başkan.

Yine Batman’ın Gercüş ilçesine bağlı Yolağzı, diğer ismiyle Derindip köyü var. Derindip köyü Gercüş’e 6 kilometre uzaklıkta. O köyü Gercüş’ün bir mahallesi hâline getirmek istiyorlar. Neden? Çünkü Gercüş’te belediyeyi DTP kazanıyor. Belediyede 1.402 oy almış DTP, 1.071 oy almış AK PARTİ. Bu sözünü ettiğim köyde de 600 seçmen var. Orada tersi bir durum var; 500 oyu AK PARTİ alıyor, 100 oyu HDP, DTP alıyor. Kalkıp o köyü Gercüş’e bağlamak istiyorlar. Kaymakam kayyum efendi geçtiğimiz perşembe günü köye gitmiş -bu pazar günü de referandum yapacaklar köyde- “Eğer siz ‘Evet.’ derseniz biz sizin çöplerinizi toplayacağız, su borcunuzu sileceğiz, size lise yapacağız…” vesaire vesaire vaatlerde bulunmuş. Ya, şu anda sizin oradaki çöpleri toplamanıza mâni olan nedir? Sizin orada lise yapmanıza mâni olan nedir? Sizin orada köylümüzün, Derindiplilerin, Yolağzılıların su borcunu silmenize mâni olan nedir? He, çok mu düşünüyorsunuz Derindipi’ni, Yolağzı’nı? Müstakil belediye yapın, zaten siz daha fazla oy alıyorsunuz. Yolağzılılar, Derindipliler oranın müstakil belediye olmasını talep ediyor, istiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun efendim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bir beş dakika daha verin Başkanım.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Vallahi çok iyi olur.

Samimiyseniz buyurun, hizmet yapın. İki yıldır belediyeyi siz gasbetmişsiniz, kayyum yönetimince gasbedilmiş. Demek ki siz Gercüş’te halkın gönlüne, kalbine, beynine, zihnine hitap edememişsiniz, değiştirememişsiniz bu dağılımı. Şimdi, işte hileişeriyeyle siz kalkıp köyü ilçeye bağlamaya çalışıyorsunuz. Burada kaymakam köye giderken diyor ki iddiaya göre: “Biz bir de Gercüş’ü HDP’liler kazanamasın diye -hatta yine iddiaya göre- HDP’li teröristler kazanamasın diye burayı Gercüş’e bağlayacağız.” Oradaki bir Mıhallemi -bir Mıhallemi, Arap köyüdür orası- demiş ki: “Bizim HDP’lilere de AK PARTİ’lilere de gelen giden herkese kapımız açıktır. Siz neden bu şekilde konuşuyorsunuz?” Yılmaz Kavak kardeşimizi iki gün sonra gözaltına aldılar, hâlâ içeride.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Sayın Başkan, bunu bitirmem lazım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çok önemli konu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aslan yani diğer arkadaşlara da haksızlık etmemek adına, en fazla bir dakika uzatıyoruz.

Toparlayın.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Zaten 26’ncı Dönem bitiyor Sayın Başkan.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Diğer arkadaşlara da verdiğiniz oldu. Ama bu haksızlığı dile getirmem lazım. Bitiriyorum. Bir dakika daha.

Sağ olun.

BAŞKAN – Ama ne oluyorsa son bir dakikada, uzatmalarda hep oluyor. Lütfen…

Buyurun, tamamlayın.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – İşte, Sayın Başkan, diyorum ya, o kadar çok adaletsizlik oluyor ki zaman yetmiyor, keşke olmasa biz de buradan dile getirmesek.

BAŞKAN – Hadi, bir dakika daha...

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Yılmaz Kavak, kendisi aynı zamanda ayağından engelli ve 15 Mayısta eşi İzmir’de ameliyat olacak galiba, göğüs kanseri. Sırf itiraz etti diye Yılmaz Kavak şu anda Gercüş Jandarma Taburunda gözaltında tutuluyor ve bugün ailesi savcılığa müracaat etmiş “Bizi onunla görüştürün.” diye, savcılık ailesiyle görüşmek bile istememiş. Ya, Allah aşkına, biz hangi ülkede yaşıyoruz? Bu adalet midir? Bu hukuk mudur? Bu kardeşlik midir? Ha, benim Derindiplilere, Yolağzılı kardeşlerime de bir tavsiyem var: Lütfen ama lütfen, kim olursa, hangi makamda, hangi rütbede olursa olsun, sizin aranıza nifak sokmaya çalışanlara mahal vermeyin, eğer istiyorlarsa, samimilerse sizi belediye yapsınlar ve Yılmaz Kavak kardeşimiz de hepimizin kardeşidir, ona sahip çıkın.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Birleşime iki dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.56

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Ahmet AYDIN

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), İshak GAZEL (Kütahya)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 97’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

Az önce görüşülmekte olan tasarının birinci bölümü üzerindeki tüm maddelerin görüşmelerini tamamlamıştık.

557 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Gündemimizde başka bir iş bulunmadığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 10 Mayıs 2018 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Hayırlı geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 22.59



(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelime ifade edildi.

(x) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) 557 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 10’uncu madde üzerindeki önergenin tam metni tutanağa eklidir.