TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

95’inci Birleşim

3 Mayıs 2018 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Hakkâri ilinin Yüksekova ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Türkiye’de genç nüfus ve kronikleşen üniversite mezunu işsizlik sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, Türk Standartları Enstitüsü tarafından yön levhaları ile kurum ve kuruluşlarda kullanılan tabelalar için belirlenen kurallara ilişkin gündem dışı konuşması

 

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 1-7 Mayıs Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’na ilişkin açıklaması

2.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, CHP ile İP vesayet ittifakının Cumhur İttifakı karşısında mağlup olacağına ve ikinci istiklal mücadelelerinin zaferle sonuçlanacağına ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 6 Mayıs Hıdırellez bahar bayramına ilişkin açıklaması

4.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’taki 4 Eylül Kongre Binası’nın uzun bir restorasyon süreci sonunda ziyarete açılmasından mutluluk duyduklarına ancak müzenin kongre ruhundan uzak olduğuna ilişkin açıklaması

5.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Cumhuriyet Halk Partisinin 2015 seçim beyannamesindeki birçok vaadini uygulamak zorunda kalan iktidarın aile sigortası projesini de gerçekleştirmek için çok fazla zamanının kalmadığına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, totaliter ve otoriter rejimin karşısında duran, hukukun üstünlüğünü isteyen, halkın ve emekçinin yanında olan tüm insanların 24 Haziranda Cumhuriyet Halk Partisine destek vermelerini istirham ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, yeni yönetim sistemine geçişin çok acil bir hâl aldığına ve AK PARTİ Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesi kararının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

8.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki sorunların bir an önce giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, milyonlarca kişiyi yakından ilgilendiren vergi ve diğer bazı alacakların yeniden yapılandırılmasına ilişkin torba yasa tasarısına ilişkin açıklaması

10.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 24 Haziranda yapılacak seçimlere Cumhurbaşkanı adayı olarak katılacak olan Selahattin Demirtaş’ın derhâl serbest bırakılması ve diğer adaylar gibi seçim kampanyası yapabilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in Akdeniz ilçesi Gündoğdu ve Siteler Mahallelerinde üzeri açılan kanalların sağlık açısından tehlike yarattığına ve acilen önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

12.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İbrahim Kalın ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Abdullah Gül’ü adaylıktan vazgeçirmek için ikna etmeye yollandığına dair basına yansıyan haberlerle ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

13.- Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun, Hükûmetin Antalya’nın ve ülkenin tarımını, turizmini ve ekonomisini büyütmeye devam ettiğine ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

15.- Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’nun, Kocaeli ve birçok ilde tapu ve imar sorununun kalmayacağına ilişkin açıklaması

16.- Manisa Miletvekili Erkan Akçay’ın, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk milletinden başka bir güç odağı tanımadıklarına ve Alparslan Türkeş başta olmak üzere Hakk’ın rahmetine kavuşmuş bütün milliyetçileri rahmetle andıklarına, uluslararası güçlerin Türkiye üzerindeki oyunlarının devam ettiğine ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne, Türkiye'nin basın özgürlüğü konusunda son otuz yılın en kötü seviyesine ulaştığına ve Barış İçin Karikatür Vakfı Uluslararası Editöryel Karikatür Ödülü’ne layık görülen Karikatürist Musa Kart’ın ödülünü Cumhuriyet davasında birlikte yargılandığı arkadaşlarıyla paylaşmak istediğine ilişkin açıklaması

18.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ancak basının ve insanların özgür olmadığına, Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve başladığı 2014 yılından sonra Cumhurbaşkanlığına hakaretten açılan soruşturma sayısında ciddi artış olduğuna, basını susturmak ve adayları demir parmaklıklar arkasında tutmak yerine eşit şekilde yarışan bir Türkiye’nin önünün açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar Cumhurbaşkanı adayı olarak teklif edilmesi hususunda grup kararı alındığına, bu başvurunun millete ve demokrasiye hayırlar getirmesini dilediğine, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına, ittifakların önünü açan ve hiçbir ittifaktan rahatsız olmayan bir parti olduklarına ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, demokrasi ve barış için, bu ülkenin geleceği için herkesle ittifak hâlinde olabileceklerine, bu Meclisin tarihe halkın iradesini reddetmiş bir Meclis olarak geçtiğine, halk iradesiyle seçilen bütün vekillerin temsil kabiliyetine sahip olması gerektiğine ve başta Selahattin Demirtaş olmak üzere siyasallaşmış yargı eliyle rehin tutulan bütün vekillerin serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

21.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, yüzde 80 engelli raporu olmasına rağmen hukuksuz bir şekilde Ekim 2017’den beri tutuklu olan Haydar Yıldırım’ın sağlık durumunun kötüleştiğine ve Adalet Bakanlığı tarafından herhangi bir işlem yapılmadığına ilişkin açıklaması

22.- Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan’ın, Şırnak ilinin Beytüşşebap ilçesini ziyareti sırasında yaşadığı bazı olaylara ilişkin açıklaması

23.- Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle’nin, Erzincan Üniversitesine Başbakan Binali Yıldırım’ın isminin verilmesini iktidarıyla muhalefetiyle destekleyenlere hemşehrileri adına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

24.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 556 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 186’daki önergeyi kabul etmemelerinin usuli bir işlemden ibaret olduğuna ilişkin açıklaması

25.- Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

26.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul İl Eş Başkanı Avukat Cengiz Çiçek’in de aralarında olduğu 10 kişinin tutuklandığına ve bunun HDP’nin seçim çalışmalarını engellemeye yönelik bir tutum olduğuna ilişkin açıklaması

27.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, daha önce kurulan bazı üniversitelerde hâlâ profesör, doçent, yardımcı doçent unvanlı akademisyenlerin bulunmadığına ilişkin açıklaması

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin ek madde 189’da İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu önergeyle “Alparslan Türkeş” adının teklif edilmesini kabul etmeyeceklerine ve bunun siyasi hesaplarla yapıldığına ilişkin açıklaması

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, üniversite isimlerine Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık yapan kişilerin isimlerinin verilmesi prensibi gereğince 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin ek madde 189’da İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu önergeye katılamayacaklarına ilişkin açıklaması

30.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Manisa Milletevekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

31.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

32.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Erciyes Üniversitesinin köklü ve akademik kariyeriyle dünyada ses getiren üniversitelerin başında geldiğine ve Kayseri Üniversitesinin de Türk bilim tarihine önemli şahıslar yetiştiren bir üniversite olarak geçeceğine ilişkin açıklaması

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklaması sırasında İYİ PARTİ’ye sataşması nedeniyle konuşması

2.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Afganistan Halk Meclisi Başkan Yardımcısı Hamayun Hamayoon ile beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, basına ve medya kuruluşlarının yayınlarına yönelik uygulanan baskı ve sansürün yarattığı sorunların tespiti ve basına uygulanan sansürün kaldırılması amacıyla 3/1/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mayıs 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çay tarımı ve sanayisinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2766) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mayıs 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/943), Erzincan Milletvekilleri Sebahattin Karakelle ve Serkan Bayram'ın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2311), Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 5 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2313), Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 3 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2314) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 556)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Hatay Milletvekili Serkan Topal'ın, Hatay'daki öğrenci yurtlarına,

Hatay'da KYK'ya bağlı kiralık yurtlara ve İstanbul'daki KYK yurtlarının sayısına,

Hatay'daki spor salonlarına,

Öğrencilerin barınma sorununa dair çeşitli hususlara,

İlişkin Soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/24216), (7/24217), (7/24218), (7/24219)

2.- İstanbul Milletvekili Yakup Akkaya'nın, İstanbul'un Beykoz ilçesinin spor sahası ihtiyacına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın cevabı (7/24220)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, TBMM'deki halılara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/25341)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, kendisini sosyal medyada eleştirenler hakkında yapılan işlemlere ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in cevabı (7/25756)

5.- Denizli Milletvekili Melike Basmacı'nın, Bakanlık bünyesinde kullanılan resmi araçlara ve yapılan akaryakıt harcamalarına ilişkin sorusu ve Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’in cevabı (7/25758)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Sayıştay Başkanlığı tarafından düzenlenen tören, fuar ve organizasyonlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/26036)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Temsil ve Tanıtma Ödeneğinin kullanımına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/26037)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Kamu Denetçiliği Kurumunda Temsil ve Tanıtma Ödeneğinin kullanımına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/26038)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Sayıştay Başkanlığında Temsil ve Tanıtma Ödeneğinin kullanımına ilişkin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/26039)

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından düzenlenen tören, fuar ve organizasyonlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Ahmet Aydın’ın cevabı (7/26040)

11.- İzmir Milletvekili Murat Bakan'ın, cari açığın artışına karşı alınacak önlemlere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin cevabı (7/26365)

3 Mayıs 2018 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95’inci Birleşimini açıyorum.

Otuz dakika ara veriyorum, 14.30’da çalışmalarımıza başlayacağız.

Kapanma Saati: 14.01

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Yüksekova’nın sorunları hakkında söz isteyen Van Milletvekili Lezgin Botan’a aittir.

Buyurun Sayın Botan. (HDP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Van Milletvekili Lezgin Botan’ın, Hakkâri ilinin Yüksekova ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

LEZGİN BOTAN (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hakkâri’nin önemli ilçelerinden Gever’in yani Yüksekova’nın sorunları hakkında söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, Van Milletvekili olarak Yüksekova’nın sorunlarını ben anlatmak zorunda kalıyorsam bu, AKP’nin ayıbıdır çünkü AKP Hakkâri’de âdeta siyasi bir darbe gerçekleştirdi. Kendi iradelerine yönelik saldırının hesabını bu halk sandıkta elbette ki soracaktır. Bu vesileyle, şu an rehin tutulan Hakkâri Milletvekili Sayın Abdullah Zeydan ve Sayın Selma Irmak’a buradan selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum.

13 Mart 2016 tarihinde Yüksekova’da 78 gün boyunca sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bu süre zarfında, 5 mahallede 4 bini ağır hasarlı olmak üzere 8 bin civarında ev ve dükkân, iş yeri zarar gördü, büyük acılar yaşandı, onlarca insanımız can verdi. 90’lı yıllarda evleri yıkıldığı, yakıldığı için köylerinden Yüksekova’ya göç eden bazı insanlarımızın evleri ikinci hatta üçüncü sefer yakıldı ve yıkıldı. Yüksekovalılarla konuştuğumuzda bize şunu söylediler: “Ev yakmak, ocak söndürmek, insan katletmekten bile daha kötü bir şeydir.”

Şu an üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, Yüksekova’da halk üzerinde ciddi bir sindirme politikası uygulanmaktadır. Özellikle, yollarda halkı canından bezdiren kontrol noktaları, ilçe merkezine konuşlandırılan zırhlı araçlar ve ağır silahlarla halkın arasında gezen kolluk güçleri kentte normalleşmeyi engellemektedir. Son iki yılda ilçe merkezinde, zırhlı araçlardan açılan ateş sonucu 4 insanımız katledildi. Yine, Necmettin Fendik çocuklarının gözleri önünde katledildi.

Toplanmayan patlayıcılar hâlâ tehlike saçıyor ve onlarca sivil insanımızın yaralanmasına, ölümüne neden oldu. Yüksekova esnafının can damarı olan Cengiz Topel Caddesi her cuma, kayyum cuma namazına gidecek diye gün boyunca -bu camiler- kapatılmakta ve esnaf mağdur edilmektedir. Hutbeleri siyasi propagandaya çeviren bazı imamlardan dolayı tepki gösteren yurttaşlar gözaltına alınmakta, takibe uğramakta ve fişlenmektedirler. Bu pratik âdeta bir 28 Şubat pratiğidir.

Değerli arkadaşlar, Yüksekova’da yıkımdan sonra verilen sözler de tutulmadı. Güya, yasağın kalkmasından sonra iki ay içinde dosyalar tamamlanıp dört ay içinde de sonuçlandırılacak ve zarar ziyanlar tanzim edilecek idi. Ama burada sıralayacağım sorunlara bağlı mağduriyetler hâlen devam etmektedir.

Bir: Dosyalara altmış gün içinde itiraz hakkı tanındı ama bu zaman diliminde başvuramayan birçok insanımız bu haktan mahrum kaldı.

İki: İkameti köyde göründüğü için Yüksekova’da yaşayan insanlarımız zarar ziyanlarını ve ev eşyalarının bedellerini alamadı.

Üç: 500 civarında iş yerinin de vergi mükellefi olmaması nedeniyle veya kaydı bulunmaması nedeniyle zarar ziyanları tanzim edilmedi. Bugün esnaf ciddi bir SGK, kira ve elektrik borcu altında ezilmektedir.

Dört: Mağdurlar Yüksekova’da ama zarar ziyan komisyonu Hakkâri’de ve Yüksekovalılar dosyalarının peşinde cebindeki parayı da maalesef tükettiler.

Beş: Halkın rızası yok ama TOKİ konutları üzerinden Yüksekovalılar borçlandırılıyor, zarara uğratılıyor. Normalde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kişiye evinin metrekaresi kadar ev tahsis edileceğini söylemişti, şimdi tahsis edilen evler 20 metrekare daha küçük. Kısacası, Yüksekova’da “halkın üstün yararı” ilkesi yerine “halkın üstün zararı” politikası uygulanmaktadır.

Bir diğer ciddi sorun da Yüksekova’da elektrik sayaçları elektrik direklerine çıkarılmış, ne memurlar aslında sayacı okuyabiliyor ne vatandaş yaktığı elektriği karşılaştırabiliyor. Burada, ayrıca yani âdeta gayriahlaki bir şekilde halk kriminalize ediliyor, halka suçlu ve hırsız muamelesi yapılıyor. Ve halk şunu söylüyor: “Eğer devlet bana güvenmiyorsa ben devletin sayacına niye güveneyim?” Bu bakımdan, bu hatanın da mutlaka giderilmesi elzemdir.

Değerli arkadaşlar, Yüksekova’nın birçok sorunu var, o sorunların tümünü burada şu an anlatma imkânım yok ama şunu ifade etmek isterim: Halil İbrahim Ergin, Yüksekova’yı yakıp yıkan şahıs, tümen komutanı şu an terör örgütü yöneticiliği ve üyeliğinden cezaevinde. Yüksekova’yı yakıp yıkarken kahraman ama Meclisi bombalarken terörist.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Sayın Başkan, toparlıyorum.

BAŞKAN – Toparlayın, bir dakika ek süre veriyorum.

LEZGİN BOTAN (Devamla) – Sadece Yüksekova’nın üç beş hayati sorununu da şöyle ifade edeyim.

Bir: Zarar ziyan komisyonu tekrar Yüksekova’ya taşınmalı, mağdurların dosyaları yeniden tanzim edilmeli. İş yerleri, evlerle ilgili zararın tanzimi ve eşyaların bedelinin ödenmesi için bürokratik engellerin kaldırılması lazım.

İki: Elektrik direklerindeki sayaçların kaldırılıp dijital sisteme geçilmesi lazım, mağduriyetin önüne geçilmesi lazım.

Üç: Yüksekova’nın normalleşmesi için zırhlı araçların artık şehir merkezinden kışlalarına dönmesi lazım. Ve polis kameralarıyla halkın suçlu muamelesi görmekten bıktığını burada ifade etmek istiyorum.

Dört: Esendere Sınır Kapısı sadece Yüksekova için değil bölge için ekonomik açıdan hayati öneme sahip. Bu kapının bir an önce tekrar ticarete açılması ve normalleştirilmesi lazım.

Beş: Altyapı sorunları çok ciddi bir problem, yandaşlara verildiği için maalesef çok yüzeysel geçilmektedir. Bu altyapı meselesinin uzun süreli olabilmesi için, yeni mağduriyetlerin olmaması için de denetlenmesi gerekiyor.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Botan.

Gündem dışı ikinci söz, Türkiye’de genç nüfus ve kronikleşen üniversite mezunu işsizlik sorunu hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Sibel Özdemir’in, Türkiye’de genç nüfus ve kronikleşen üniversite mezunu işsizlik sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de genç nüfus ve kronikleşen üniversite mezunu genç işsizlik sorunu üzerine gündem dışı söz aldım. Sizleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, on altı yıldır ülkeyi tek başına yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde uygulanan politikalar neticesinde ülkemizin ve 81 milyon vatandaşımızın karşı karşıya olduğu hiçbir temel soruna kalıcı bir çözüm üretilememiştir ve bu sorunlara kalıcı çözüm üretememe konusunda başarısız olduğu kadar isteksiz olan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları devrinin bitmesine elli iki gün kaldı.

Bu iktidar dönemlerinde ekonomik kalkınmanın ve nitelikli iş gücünün istihdamının itici gücü olması gereken eğitim sistemimiz maalesef çökmüştür. İşsizlik sorununda kalıcı bir ilerleme kaydedemeyen ve hatta iktidarları süresince işsizliğin korkunç boyutlara ulaştığı bu iktidarın istikrar ve büyüme söylemlerinin içi boştur. Hükûmetin eğitim, ekonomi, kalkınma ve istihdam politikaları planlı, stratejik ve bütüncül bir yaklaşımdan yoksundur. Eğitimin kalitesinin düşük olduğu ülkemizde yükseköğretim mezunu gençlerimizin işsizlik sorunu katlanarak devam etmektedir. İşsiz olan gençlerimizin toplumsal yaşam kaliteleri düşmekte, toplumun dışına itilmekte, alkol, uyuşturucu bağımlılığı ve intihara eğilim gibi sorunlar yaşamaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerimizin nitelik sorununu, nitelikli insan kaynağı yetiştirmelerinin önündeki engelleri, iş, meslek planlamasının nasıl yapılacağını ve üniversitelerden mezun olan milyonlarca gencimizin geleceğe nasıl güvenle bakacaklarını bugün tartışmamız gerekirken maalesef, biz, siyasi ve ideolojik gerekçelerle gündeme getirilen üniversitelerin bölünmelerini tartışıyoruz. İşte iktidarın bu politikasızlıklarının ve ideolojik tartışmaların neticesinde nitelikli beşerî sermayenin yaratılamamış olmasının, nitelikli istihdam alanlarının yaratılamamasının ve plansızlığının en büyük zararını üniversite mezunu milyonlarca gencimiz ve aileleri görmektedir. Oysa dünyada en genç nüfusa sahip olan ülkelerden biriyiz ve bugün ülkemizde 15-24 yaş aralığında yaklaşık 13 milyon gencimiz var. Toplam nüfusumuzun neredeyse yüzde 20’sini gençlerimiz oluşturuyor. Hükûmetin her yıl en az 1 milyon kişiye yeni istihdam, iş imkânı yaratmak zorunda olduğu ortadadır ancak genç nüfusun istihdamına yönelik son yıllarda uygulamaya konulan geçici, özel teşviklerle üniversite mezunu genç işsizlikte tablo daha da kötüleşmektedir. 2000 yılında 15-24 yaş arası kadınlarda işsizlik oranı yaklaşık yüzde 12 iken, bu oran 2017 yılında ortalama yüzde 25 seviyesine ulaşmıştır. Yine, TÜİK’in verilerine göre 2017 yılında 15-24 yaş aralığındaki işsizlik yüzde 21 olarak açıklanmıştır. Değerli milletvekilleri, bu oran, küresel krizin en yoğun etkilerini yaşadığımız 2009 yılındaki yüzde 23 olan orandan sonra en yüksek seviyeye ulaşmıştır. 2017 yılı itibarıyla, son beş yılda iş gücüne katılan 15-24 arası 724 bin kişiden ancak 430 bini iş bulabilmiştir, yaklaşık 300 bin gencin ise işsiz kitleye katıldığı görülmektedir. Türkiye’nin çalışma çağındaki nüfusunun neredeyse yarısı iş gücüne katılamamaktadır ve bu durumun en önemli sebeplerinden birisi OECD ortalaması olan yüzde 65 kadın istihdamının maalesef ülkemizde -bu oranın yarısı olan- yüzde 30 seviyesinde olmasıdır. Bu oran OECD ülkeleri arasındaki en yüksek aktif olmayan genç nüfus oranı olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışan gençlerin ise neredeyse yarısı kayıt dışı sektörlerde çalışmaktadır. İşte, her 4 üniversite mezunu gencimizin 1’inin işsiz olduğu ülkemizde işsizlik sorununun çözümü noktasında Hükûmet somut politika ve stratejiden yoksundur. Sayın Cumhurbaşkanının ve AKP Genel Başkanının işsizlik sorununa çözüm olarak ilan ettiği millî seferberlikte her iş insanının bir işsizi istihdam etme çağrısının ne kadar içi boş ve başarısız olduğu da ortadadır.

Evet değerli milletvekilleri, sonuç olarak, ne olursa olsun, 24 Haziran hepimiz, 81 milyon vatandaşımız ama en çok da gençler, üniversite mezunu genç işsizler için büyük bir fırsat olacaktır. Hepimizin sandığa gideceğini, gençlerin temel sorunlarına kalıcı çözüm üretemeyen, gençleri ayrıştıran, kutuplaştıran bu iktidara ve politikalarına en güzel yanıtı verip gençlerin ve hepimizin olmazsa olmazı olan demokrasiye sahip çıkarak geleceğimize umutla, güvenle bakabileceğimiz, iş ve meslek sahibi olduğumuz huzurlu bir Türkiye’yi yeniden yaratma adına en somut adımı atacağımızı düşünüyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdemir.

Gündem dışı üçüncü söz, yön levhaları ile kurum ve kuruluşlarda kullanılan tabelalar hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’e aittir.

Buyurun Sayın Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Ekrem Erdem’in, Türk Standartları Enstitüsü tarafından yön levhaları ile kurum ve kuruluşlarda kullanılan tabelalar için belirlenen kurallara ilişkin gündem dışı konuşması

EKREM ERDEM (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Standartları Enstitüsü tarafından yön levhaları ile kurum ve kuruluşlarda kullanılan tabelalar için belirlenen kurallar hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Günümüzde dilimize maalesef gereken önemi vermiyor, hak ettiği hassasiyeti de göstermiyoruz. Dilimize karşı duyarsızlık ve yabancı dillere özenti herkesi, iş adamlarımızı ve esnafımızı da etkisi altına almıştır. Bu nedenledir ki şehirlerimizin cadde ve sokaklarını dolaştığımız zaman mağaza ve işletmelerin isimlerinde nasıl bir dil kirliliği yaşadığımızı rahatlıkla görebiliyoruz. Bu standartla gelişigüzel ve düzensiz yön levhaları ile kamu kurum ve kuruluşların tabelalarına birtakım kurallar getirilerek binaların dış düzeylerine, iş yeri önlerine, cadde ve sokaklara asılmış yabancı kelimelerin kullanıldığı, imla hatalarının da olduğu tabelalardan kaynaklanan görüntü kirliliğinin önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Standardın hazırlanmasında millî ihtiyaçlarımız esas alınırken kurum ve kuruluşların kurumsal kimlikleri de göz önünde bulundurulmuş, milletlerarası kurallar dikkate alınmış, konunun tarafları, üretici ve tüketici temsilinde iş birliği yapılmıştır.

Yön levhalarında Türkçe kelimelerin kullanımı esas alınırken yabancı kelimeler kullanılmak istenirse Türkçe kelimeden en az yüzde 25 daha küçük olacağı yazılmıştır. Örneğin “giriş”, yüzde 25 oranında daha küçük “entry”, zemin yeşil; “çıkış”, dörtte 1 oranında daha küçük “exit”, zemin yeşil; “kaçış”, dörtte 1 oranında daha küçük “exit”, zemin kırmızı.

Tabelaların şehir estetiğini ve mimari dokusunu bozmayacak şekilde, şehrin tabii ve tarihî görünümüyle uyumlu olması, tarihî özelliğe sahip tabelaların aynen korunması ve tarihî özelliği bulunan binalara konulacak tabelalarda bina mimarisinin de dikkate alınması, giriş tabelalarının ebatlarının binanın büyüklüğüyle orantılı ve binanın mimari özelliğine uygun iklim şartlarına dayanıklı malzemelerden yapılması, birden fazla cephesi olan binaların en fazla iki cephesine tabela asılması, acil, eczane, hastane ve polis tabelası dışındaki tabelaların bina yüzeyine dik olacak şekilde asılmaması, tabela direklerinin engellilerin dolaşımını engellemeyecek, şehir estetiğini bozmayacak şekilde olması, ağaçlara asılmaması, tabelalarda alkollü içki, sigara ve uyuşturucu maddeleri çağrıştıracak ifade ve görüntüler, korku ve batıl inançlar içeren ifade ve görüntüler, toplumun acıma duygularını istismar edecek şekilde hasta, bebek, çocuk, yaşlı ve engellilerle ilgili ifade ve görüntülerin kullanılmaması, tabelalar dil, ırk, cinsiyet, din ve mezhebe dayalı, ayrımcılık belirten unsurlar içermeyeceği gibi, kamu binalarında kamu kurum ve kuruluşlarına ait duyuru ve tanıtımlar haricinde reklam içerikli tabelalar da bulundurulamayacaktır. Bu kurallarla uygulamalardaki farklılıklar ortadan kaldırılmakta, ülke genelinde köy, mahalle, cadde, sokak, müze ve ören levhalarıyla kamu kurum ve kuruluş levhalarının zemin ve yazı renkleri, yazı puntoları standarda bağlanmıştır. Örneğin, bilgilendirme levhalarında zemin turkuaz, yazı ise beyaz olacaktır. Resmî kurum tabelalarının zemin rengi, yazının renk ve karakteri, logosunun yeri, il ve ilçe müdürlüklerinin nasıl yazılacağına kadar kurallar belirlenmiştir. Örneğin, eğitim kurumlarının tabelalarının sol tarafına Millî Eğitim Bakanlığının logosu, il, ilçe adlarından sonra gelmek üzere sırasıyla okulun ismi, okulun türü ve derecesi yazılacak, varsa okulun amblemi sağ tarafta yer alacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu kurum ve kuruluşlarının kendilerine özel kuralları sayılmaz ise, bu çalışma ilk olması açısından önemli. Noksanları olabilir, uygulamada birtakım zorluklarla karşılaşılabilir, bilahare yeni talepler doğrultusunda güncellenebilir. Önemli olan böyle bir çalışmanın yapılmış olmasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Erdem.

EKREM ERDEM (Devamla) – Bu standartla, ülkemizde bu alanda yaşanan karmaşanın son bulacağına, tabelaların yarattığı görüntü kirliliğinin önüne geçileceğine inanıyorum.

Türk Standartları Enstitüsü Başkanı başta olmak üzere, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Bu konuda, tabii, özellikle siz değerli vekillerin desteğini bekliyorum.

24 Haziranda yapılacak seçimlerin memleketimize, milletimize ve siz değerli milletvekillerimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdem.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, sayın hatibe teşekkür ederim. Bir önceki dönemde “ef” klavyeyle ilgili bir çalışması vardı, konuşması olmuştu.

EKREM ERDEM (İstanbul) – “Ef” değil efendim, “f.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ef klavye değil, f klavye yani. Maalesef o “f” klavye, yani sanki biz iktidardaymışız gibi hep talep edildi, olmadı ve gerçekten bu kurallarla ilgili…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitiriyorum.

 …tabelalarla ilgili…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …yine yürekten katılıyoruz. Yani, bunu iktidarın bir an önce gerçekten yapması anlamında destek veriyoruz, yapmalarını istiyoruz.

BAŞKAN – Benden söz almadan “Sayın Başkan” diye söze başladınız. Önce bir maksadınızı, talebinizi söyleseniz, ona göre ben karar versem de size söz versem daha şık olmaz mıydı?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, zaten benim diyeceğim bitti, siz de balıklama atlıyorsunuz zaten üstüne.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi sisteme giren 15 milletvekiline yerlerinden birer dakikalık söz vereceğim.

Söz vereceğim sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Sayın Kılıç, Sayın Akbaşoğlu, Sayın Dedeoğlu, Sayın Taşkın yerine Sayın Durmuşoğlu, Sayın Akyıldız, Sayın Çamak, Sayın Tanal, Sayın Yiğitalp, Sayın Özkan, Sayın Yıldırım, Sayın Atıcı, Sayın Tüm, Sayın Dursun, Sayın Balbay ve Sayın Katırcıoğlu.

Sayın Kılıç, buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın, 1-7 Mayıs Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’na ilişkin açıklaması

İMRAN KILIÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1-7 Mayıs Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası. Aşk ve gönül adamı, sevgi menbaı Yunus Emre, tarihî kayıtlara göre, 1240 veya 1241 yıllarında Sivrihisar yakınlarında bulunan Sarıköy’de doğmuştur. Hayattayken büyük Türk mutasavvıfı Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlâna Celâlettin Rûmi'yle görüştüğü ve onların sohbetlerinden müstefit olduğu, Tapduk Emre’nin kırk yıl hizmetinde bulunduğu bilinmektedir. Duru ve akıcı bir Türkçeyle eserler veren Yunus Emre’nin şiirleri milletimizin kalbinde o derece yer etmiştir ki dinî özel gün ve gecelerimizde, hacı uğurlama ve karşılamalarında, oda ve oba sohbetlerinde hem ferdî olarak hem de gruplar hâlinde asırlardan beri hep söylene gelmiştir. Yunus Emre’nin bilinenin aksine zamanın medreselerinde iyi bir tahsil yaptığı, Arapça, Farsça ve İslam tarihini öğrendiği şiirlerinden bilinmektedir. Yunus Emre günümüzde yalnız ülkemizde değil başta gönül coğrafyamız olmak üzere birçok ülkede ilgi ve hayranlıkla takip edilen bir gönül insanıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıç.

Sayın Akbaşoğlu…

2.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, CHP ile İP vesayet ittifakının Cumhur İttifakı karşısında mağlup olacağına ve ikinci istiklal mücadelelerinin zaferle sonuçlanacağına ilişkin açıklaması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkürler Başkanım.

Tarihimizde iki on beşli olayı hatırlanacaktır: Birincisi, “Hey onbeşli, onbeşli/ Tokat yolları taşlı” türküsüne konu olan, din ve devlet, vatan ve millet müdafaası için Batılı emperyalistlere karşı canlarını feda eden kahramanlar; ikincisi ise hile ve hülleyle diktatörce CHP’den 15 milletvekilini iradeleri aksine İP’ye kiralayıp sonra da “Geri dönebilirsiniz.” diyerek vekil pazarı kuranlar. Bütün bunlar niçin? Tertemiz, açık, meşru, ak bir ittifak, milletin ittifakı olan Cumhur İttifakı’na karşı kirli ve kara bir ittifak için. Bizans sarayı entrikalarıyla siyaseti ve vekilliği ayaklar altına alan bu düşük zihniyete yazıklar olsun! İnanıyorum ki CHP'li, İP’li vesayet ittifakı Cumhur İttifakı karşısında mağlup olacak, ikinci istiklal mücadelemiz zaferle sonuçlanacaktır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ne zaman işgal ettirdiniz ülkeyi? Ne zaman işgal ettirdiniz ülkeyi?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, ne demek! Ayıp diye bir şey vardır.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Ülkeyi ne zaman işgal ettirdiniz, “İstiklal Savaşı” diyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hatip biraz önce konuşmasında mevcut olan Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ PARTİ, Saadet Partisi ittifakını düşük zihniyetli…

BAŞKAN – Sayın Tanal, siz grup başkan vekili değilsiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Milletvekiliyim Sayın Başkanım, geçici olarak bakıyorum.

BAŞKAN – Dolayısıyla grup adına konuşamazsınız, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Geçici olarak bakıyorum ve milletvekiliyim ben. Bakın, partimizin…

BAŞKAN – Milletvekili olmanız başka. Şu anda grup başkan vekili olarak davranamazsınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, partimizin siyasal, kurumsal anlamda kimliğine “düşük zihniyetli” diyor, bundan daha büyük hakaret olabilir mi? Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkanım.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Resen söz vermeniz lazım zaten.

BAŞKAN – Sayın Tanal, içerikle ilgili bir şey söylemiyorum size, usuli bir şey söylüyorum, o da şu: Grup başkan vekili şu anda yok…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, grup başkan vekili olmadığı zaman bir arkadaşımız onun yerine vekâleten bakabilir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Geçici olarak sayın grup başkan vekilimiz...

BAŞKAN – Geçici olarak vekâletin sizde olduğunu bildirmediniz ama bize, kürsüye.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bildiririz Sayın Başkan, bildiririz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – E, izin vermiyorsunuz ki.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Dün istemediniz ama siz, noterden!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İzin vermiyorsunuz ki.

BAŞKAN – Ne demek izin vermiyorum? Benim buna izin vermeme gerek yok ki.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Vekâleti noterden mi vereceğiz, nasıl istiyorsunuz?

BAŞKAN – Siz geleceksiniz bana diyeceksiniz ki: “Ben vekâleten bakıyorum.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, ben gelip size söylüyorum.

BAŞKAN – Yazılı olarak da almamız gerekir ama hadi neyse…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Pul da lazım mı Başkan!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Dün istemediniz ama, fotokopi bile istemediniz dün.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, geliyorum size söylüyorum. Selam vererek size söylüyorum.

BAŞKAN – Grup başkan vekilinin bize bunu söylemesi gerekiyor Sayın Tanal, sizinle tartışmayayım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bugüne kadar uygulamanız böyle değildi Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, aynen böyleydi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, keyfîlik yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Siz mi biliyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Keyfî yapıyorsunuz bunu.

BAŞKAN – Hiç keyfî yapmıyorum. Burada karşılıklı konuşmayalım, lütfen yerinize geçin.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Mikrofonunuz açık ama benimle konuşuyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Mikrofonunuz açık.

BAŞKAN – Lütfen yerinize geçin.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Ya, milletin vekiline böyle şart koşuyorsunuz ya, çok ayıp!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama bu doğru bir şey değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bu doğru bir şey.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Nasıl doğru bir şey bu?

BAŞKAN - Doğru yaptığımı düşünüyorum.

Sayın Halaçoğlu, siz İYİ PARTİ temsilcisisiniz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, şimdi, az önce hatip “kirli bir ittifak” adı altında bir tabir kullandı. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika…

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun yaptığı açıklaması sırasında İYİ PARTİ’ye sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şeyden önce, partiler arasındaki ittifak meselesini biz çıkarmadık, siz çıkardınız. İttifakın kirli olup olmadığını siz tayin edemezsiniz. Eğer siyasi partiler Türkiye içerisinde hukuki anlamda kurulmuşlarsa onların ittifakını da “kirli bir ittifak” olarak nitelendirmeniz mümkün değildir. Aslında konuşmanız kirli bir konuşma. Başka siyasi partilerin de -eğer demokrasiye inanıyorsanız- sizin gibi ittifak kurma hakları olduğunu kabul etmek mecburiyetiniz vardır. Kimin kiminle ittifak kuracağını da siz tayin edemezsiniz çünkü siz kendiniz, aranızda hangi partiyle ittifak kuracağınızı belirttiniz, bizim de hangi partilerle ittifak kuracağımızın kararını siz veremezsiniz ve bunu “kirli” olarak nitelendiremezsiniz. Böyle bir nitelendirme yapıyorsanız, aslında siz kirli bir konuşma yapıyorsunuz, sizin kafanız kirli o zaman. Dolayısıyla, bizim kendi aramızda kuracağımız… Ki kanunu siz çıkardınız, İttifak Kanunu’nu da siz çıkardınız hatta Genel Başkanınız da dedi ki: “İttifak kurmak isteyenler kendi aralarında kursunlar, böyle arka planda bir şey yapmasınlar.” İşte, yapmıyoruz, ittifak kuruyoruz. Var mı diyeceğiniz? Yarın halkın huzuruna çıktığınızda kimin kirli ittifak altında olduğunu hepiniz göreceksiniz. Zaten şurada elli bir gün kaldı, elli bir gün sonra -teşekkür ediyoruz size ki bir buçuk sene daha sizi çekmemize fırsat tanımadınız, bizi kendinizden kurtarmak için bu kararı aldınız- inşallah sizi sizden kurtardığınız için, bir an önce kurtardığınız için size plaket vereceğiz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Akbaşoğlu…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Değerli Başkanım, hatip konuşmasında benim konuşmama atfen “Kirli bir konuşma yaptınız ve sizin kafanız kirli.” demek suretiyle sataşmıştır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet, sataştım.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Cevap hakkımı kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

Sayın milletvekilleri, hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Ben bir dakikalık bir konuşma yaptım; gayet temiz bir konuşma yaptım, açık bir konuşma yaptım. Ben Anayasa Komisyonu üyesi olarak bizim Milliyetçi Hareket Partisi ile AK PARTİ arasındaki ittifaka, CHP sözcüleri tarafından devamlı “kirli ittifak” “kirli ittifak” olarak nitelendirdikleri bizim temiz ittifakımıza bu nitelendirmelerini sadece kendilerine iade ettim ama tahammülünüz yok, hiçbir tahammülünüz yok.

Sonuç itibarıyla, biraz tahammüllü olun, demokrat olun, diktatör ve faşistçe davranmayın, yaklaşmayın.

ALİ ŞEKER (İstanbul)- Dinime küfreden Müslüman olsa!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Kendinizin ifade ettikleri size yöneltilince biraz hoşgörülü olun, biraz demokrat olun.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Allah sizden demokratlık öğrenmeyi nasip etmesin!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) – Sonuç itibarıyla Sayın Grup Başkan Vekili, ben tertemiz, tertemiz bir zihniyetle, tertemiz bir kafayla açık, meşru, demokratik bir ittifakın savunucusu olarak buradayım ancak bizim ittifakımıza kirli diyenlerin kendi ittifaklarının gizli, vesayet odaklarıyla danışıklı dövüşlü, Bizans sarayı entrikalarıyla…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sen nereden tanıyorsun o vesayet odaklarını?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - …hileyle, hülleyle malul olduğunu, düşük olduğunu siyaseten söylüyor ve haykırıyorum.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Vesayet odağını sen bilirsin.

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Hulusi Akar’dan mı bahsediyorsun? Helikopteri kim indirdi, helikopteri?

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Evet, sizin ittifakınız maalesef kirli, kapkara bir ittifak, yüzkarası bir ittifak.

BAŞKAN – Hakaret etmeyelim Sayın Akbaşoğlu, lütfen.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Ama bizim apaçık, yüz akı bir ittifak.

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Sen AKP’nin yüz akısın!

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sütten çıkmış AK PARTİ’li!

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Devamla) - Bunun sonuna kadar savunucusu olacağız ve Allah’ın izniyle, milletin iradesiyle bunu 24 Haziranda sizler de göreceksiniz. [(AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)]

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Özkoç…

CEMAL OKAN YÜKSEL (Eskişehir) – Helal, bir daha vekil yaparlar seni.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Milletvekili olup olmamamın hiçbir önemi yok. Benim bu, inancım ve davam, bu kadar. Milletvekili olup olmamakla alakası yok.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Özkoç’u dinliyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Kirli bir ittifak içerisindeler” diyerek sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkoç, iki dakika süre veriyorum, buyurun.

Bugün benim 26’ncı Dönemdeki nöbetimin son çalışma günü, lütfen biraz hassas davranmanızı rica ediyorum.

3.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Çankırı Milletvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; gerçekten ben de Sayın Meclis Başkan Vekilimizin sözlerine katılıyorum, güzel geçmesi gerekiyor. Çatlasanız da patlasanız da çok güzel bir ittifak kurduk. (CHP sıralarından alkışlar) Hiç merak etmeyin, harika şeyler olacak. Yüzünüz kararacak, içiniz kararacak, kendiniz karacaksınız ama Türk milletinin gönlündeki ittifakı kurduk, yolumuza devam edeceğiz.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Yolun açık olsun.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Buradan istediğiniz kadar bağırın, hiç önemli değil, sizin ne olduğunuzu millet biliyor, sizin ne olduğunuzu dünya biliyor. Siz kendiniz…

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Asıl sizin ne olduğunuzu millet biliyor.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Lütfen, ben konuşuyorum, sakin olun. Bak, ben ne kadar güzel konuşuyorum.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Asıl sizin ne olduğunuzu millet biliyor. 12 seçime girmişiz hep biz kazanmışız, millet hep bize “evet” demiş.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Millet sizin ne olduğunuzu biliyor. Sizin kiminle beraber hareket ettiğinizi, kimlerle beraber bu ülkenin başına neler getirdiğinizi biliyor.

MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) – Milletimizle beraber hareket ediyoruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Ama bak, bir siyasi parti seçimlere girmek istiyor, Cumhuriyet Halk Partisi diyor ki: “Senin önünde Cumhurbaşkanı da olsa, Genelkurmay Başkanı da olsa demokrasinin önünde hiçbir engel olmaz, Cumhuriyet Halk Partisi var.” (CHP sıralarından alkışlar) Daha ne desin? Onun için, hiç merak etmeyin, İYİ PARTİ’yle de kol kola olacağız, Mecliste grubu olan siyasi partilerle de kol kola olacağız, milletle kol kola olacağız. 24 Haziranda biz sağ, size güle güle!

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.03

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sisteme giren milletvekillerimize söz vermeye devam edeceğim.

Söz sırası Sayın Dedeoğlu’nda.

Buyurun Sayın Dedeoğlu.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Kayseri Milletvekili Sami Dedeoğlu’nun, 6 Mayıs Hıdırellez bahar bayramına ilişkin açıklaması

SAMİ DEDEOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6 Mayıs milletimizin birlik ve beraberliğini destekleyen, önemli bir geleneğimiz olan Hıdırellez’den söz etmek istiyorum.

Hıdırellez, Hızır ve İlyas peygamberlerin yeryüzünde buluşup darda kalan insanlara, çeşitli talep, istekleri olanlara ve zorluk çekenlere yardım ettiği rivayet edilen bir gündür. 6 Mayıs, yeniden doğuş, tazelenme, ölümsüzlük, bereket ve bolluğun sembolüdür. Bahar bayramı olan Hıdırellez, evrensel bir nitelik kazanmıştır. Hızır Acil Servisin adı da buradan gelmektedir. Ülkemizde Hızır (AS)’a atfedilen bazı inanışlar şunlardır: Kalbi temiz ve Allah (CC)’ye inanan insanlara yardım eder. Uğradığı yerlere bolluk, bereket ve zenginlik getirir. Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların sağlık ve sıhhat bulmasını sağlar. Uğur ve kısmet sembolü olup insanların şanslarının açılmasına yardım eder.

Bu vesileyle, 24 Haziranda yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akyıldız…

4.- Sivas Milletvekili Ali Akyıldız’ın, cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’taki 4 Eylül Kongre Binası’nın uzun bir restorasyon süreci sonunda ziyarete açılmasından mutluluk duyduklarına ancak müzenin kongre ruhundan uzak olduğuna ilişkin açıklaması

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kurtuluşun ve kuruluşun başkenti olan ve yüz sekiz gün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onun mücadele arkadaşlarını yüreğinde misafir eden bir ilin Milletvekili olmaktan her zaman onur ve gurur duydum.

Cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ta tarihî 4 Eylül Kongre Binası’nın uzun bir restorasyon süreci sonunda ziyarete açılmasından da mutluluk duyduk. Ancak, müzenin kongre ruhundan çok uzak olması hem bir Sivaslı olarak bizleri hem de kongre ruhunu yaşamak için müzeyi ziyarete gelen insanlarımızı hayal kırıklığına uğratmıştır. Müzede o döneme ait gerçek olan ne varsa hepsi depolara kaldırılmış, sadece görselleri var. Sivas Kongresi’nin yapıldığı salon bile boşaltılmış; ortada bir masa, yanda sandalyeler ve bomboş bir salon. O da yetmemiş, iki katlı bir binanın tam kalbine hançer sokar gibi çelikten bir asansör yapılmıştır.

Ben buradan yetkililere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Çamak…

5.- Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak’ın, Cumhuriyet Halk Partisinin 2015 seçim beyannamesindeki birçok vaadini uygulamak zorunda kalan iktidarın aile sigortası projesini de gerçekleştirmek için çok fazla zamanının kalmadığına ilişkin açıklaması

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, 7 Haziran 2015 seçim beyannamemizde belirttiğimiz asgari ücretin 1.500 lira olacağına dair vaadimizi iktidar seçimlerden hüsranla çıkınca uygulamak zorunda kaldı. Taşeron sistemin kalkacağına dair vaadimizi de güvenlik soruşturmalarıyla kör topal bir şekilde de olsa kısmen uyguladı. Emeklilere dinî bayramlarda çift maaş vaadimizin de önce kaynak açısından gerçek dışı olduğunu söyleyerek yerden yere vurup sonra da geçen hafta açıkladıkları seçim yatırımında emeklilere her bayram biner Türk lirası vereceklerini belirttiler. Birçok vaadimizi eksik bir şekilde de olsa uygulamak zorunda kalan iktidarın 24 Haziranda görevi bize devretmeden önce aile sigortası projemizi de gerçekleştirmek için çok fazla zamanlarının kalmadığını hatırlatmak isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Sayın Tanal…

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, totaliter ve otoriter rejimin karşısında duran, hukukun üstünlüğünü isteyen, halkın ve emekçinin yanında olan tüm insanların 24 Haziranda Cumhuriyet Halk Partisine destek vermelerini istirham ettiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkan.

Değerli milletvekilleri, totaliter ve otoriter rejimin karşısında duran insanlardan, demokrasiyi isteyenlerden, üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü isteyenlerden, özgürlükleri isteyenlerden, adil yargılama isteyenlerden, tarafsız ve bağımsız yargı isteyenlerden, adaletsiz uygulamalara karşı duranlardan, mağdurlardan, mazlumlardan, halkın ve emekçinin yanında olan tüm 80 milyon insandan 24 Haziranda Cumhuriyet Halk Partisine destek vermelerini istirham ediyoruz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Durmuşoğlu…

7.- Osmaniye Milletvekili Mücahit Durmuşoğlu’nun, yeni yönetim sistemine geçişin çok acil bir hâl aldığına ve AK PARTİ Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesi kararının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

MÜCAHİT DURMUŞOĞLU (Osmaniye) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Ülkemiz 24 Haziran 2018 Pazar günü Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimine gidiyor. 16 Nisan 2017 tarihinde siyasal istikrarın kurumsallaşması adına milletin güçlü iradesini ortaya koymasıyla başlayan bu süreç, bölgemizde yaşanan tarihî önemdeki hadiseler ve Suriye'de yürüttüğümüz sınır ötesi operasyonlarla birlikte ülkemizin bir an önce belirsizlikleri aşmasını zorunlu hâle getirmiştir. Esasında 16 Nisandan bugüne Türkiye bir geçiş süreci yaşıyor. Bu sürecin bir an önce tamamlanması, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın deyişiyle, eski sistemin hastalıklarından kurtulması gerekiyor. Kararların daha güçlü şekilde alınabilmesi ve uygulanabilmesi için yeni yönetim sistemine geçiş çok acil bir hâl almıştır.

3 Mayıs 2018’de, bugün, Gazi Mecliste gerçekleştirdiğimiz grup toplantımızda 316 imzayla Genel Başkanımız ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesi kararı alınmıştır. Bu kararımızın ülkemiz, milletimiz ve partililerimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yiğitalp…

8.- Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp’in, Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki sorunların bir an önce giderilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Diyarbakır’ın Üçkuyular bölgesinde yer alan ve yatak sayısı bakımından bölgenin en büyük hastaneleri konumunda olan Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sorunlar çözülmek bir yana, her geçen gün artıyor. 11 Nisan 2018’de hastanenin elektrik kabloları yıldırım düşmesi sonucu yanmıştır. Aradan yirmi iki gün geçmesine rağmen bu sorun giderilememiş, hastanenin elektrik ihtiyacı hâlen jeneratörlerle sağlanmaktadır. Hastanenin elektrik sorunu giderilmediği için bu nedenle büyük ameliyatlar yapılmamaktadır. Şayet jeneratör de arıza verirse, hastane uzun süre elektriksiz kalırsa yoğun bakım hastaları ve ameliyat olan hastaların durumunu düşünmek bile korkunç bir durum. Bu nedenle, Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaşanan bu sorunun bir an önce giderilmesi ve yetkili makamların harekete geçmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

9.- Mersin Milletvekili Hacı Özkan’ın, milyonlarca kişiyi yakından ilgilendiren vergi ve diğer bazı alacakların yeniden yapılandırılmasına ilişkin torba yasa tasarısına ilişkin açıklaması

HACI ÖZKAN (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Hükûmetimiz milyonlarca kişiyi yakından ilgilendiren bir torba yasa tasarısı hazırlayarak Sayın Başbakanımız tarafından kamuoyuna açıkladı. Esnafı, sanayicileri, çalışanlarımızı yakından ilgilendiren vergi ve prim alacaklarını yeniden yapılandırıyoruz. 18-29 yaş arasındaki gençlerimize tanınan vergi kolaylığına ek olarak, bir yıl boyunca, iş yeri açan gencimizin BAĞ-KUR primini devletimiz ödeyecek. Üniversite kayıtları silinen öğrencilere tekrar kayıt yaptırma imkânı veriyoruz. Yaşlılık aylığından yararlanan 600 bin civarında vatandaşımızın 266 lira olan aylığını 500 liraya çıkarıyoruz. 12 milyonun üzerinde emekli aylığı alan vatandaşımıza her yıl Ramazan ve Kurban Bayramları öncesi 1.000 TL ikramiye verilecektir.

Bu gelişmelerin aziz milletimize hayırlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Yıldırım…

10.- Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım’ın, 24 Haziranda yapılacak seçimlere Cumhurbaşkanı adayı olarak katılacak olan Selahattin Demirtaş’ın derhâl serbest bırakılması ve diğer adaylar gibi seçim kampanyası yapabilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

24 Haziranda yapılacak seçimlere Cumhurbaşkanı adayı olarak katılacak siyasetçilerden biri de bilindiği gibi Edirne Cezaevinde rehin tutulan Selahattin Demirtaş’tır. Demirtaş’ın ismi, erken seçim tarihinin açıklandığı andan itibaren sadece tabanımız tarafından değil toplumun çok farklı kesimleri tarafından söylenmeye başladı; Demirtaş’ın adaylığı o günden bu yana âdeta halk tarafından mayalandı. Selahattin Demirtaş 24 Haziran seçimlerinde, işçilerin, emekçilerin, çiftçilerin, ötekileştirilen ve ezilmeye çalışılan milyonların adayıdır. Bugüne kadar Demirtaş’ın hiçbir makul dayanağı olmayan fezlekelerle cezaevinde tutulması hukuki olmadığı gibi gayrimeşruydu, bu artık daha da gayrimeşru hâle gelmiştir.

Demirtaş, 24 Haziran seçimlerinde tüm adayların yararlandığı haklardan yararlanarak seçim kampanyasını yürütebilmelidir. Yargılama süreci devam ediyorsa etsin ama kendisi diğer adaylar gibi seçim kampanyasını yapabilmelidir. Bunun için de buradan çağrı yapıyorum: Selahattin Demirtaş derhâl serbest bırakılmalı. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

11.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin’in Akdeniz ilçesi Gündoğdu ve Siteler Mahallelerinde üzeri açılan kanalların sağlık açısından tehlike yarattığına ve acilen önlem alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Mersin, Türkiye'nin en güzel kentlerinden biridir. Tarihiyle, doğasıyla, verimli topraklarıyla, en üst sıralarda vergi ödeyen sanayi ve iş dünyasıyla, hepsinden önemlisi her renkten ve kardeşçe yaşayan insanlarıyla Mersin çok özel bir kenttir. Bu güzelliklere yakışmayan bir açık kanal rezaleti Akdeniz ilçemiz Gündoğdu ve Siteler Mahallelerinde yaşanmaktadır. Üzeri açılan kanallara insanlar ve araçlar düşmektedir. Sağlık açısından da çok tehlikeli bir durum ortaya çıkmıştır. Ölümlü bir olay yaşanmadan, acilen önlem alınmalıdır. Mersin halkı kendine reva görülen bu rezaletin hesabını sandıkta mutlaka soracaktır.

BAŞKAN – Sayın Tüm…

12.- Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm’ün, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İbrahim Kalın ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Abdullah Gül’ü adaylıktan vazgeçirmek için ikna etmeye yollandığına dair basına yansıyan haberlerle ilgili bilgi almak istediğine ilişkin açıklaması

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İbrahim Kalın ile birlikte Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Abdullah Gül’ü adaylıktan vazgeçirmek için ikna etmeye yollandığına dair haberler basına yansımıştır. Hulusi Akar ise bu haberlere ilişkin herhangi bir yalanlamada bulunmamıştır. Hükûmete soruyorum: AKP Genel Başkanı Erdoğan yeni bir vesayet rejimi kurmak mı istiyor? Hulusi Akar’ın Abdullah Gül’ü adaylıktan vazgeçirmesi ile 28 Şubat cuntacılarının Erbakan’ı istifaya zorlaması arasında ne fark vardır? AKP Genel Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Türk ordusunu siyasete bulaştırmakla neyi hedeflemektedirler? Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyasete bulaşmasına sebep olan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’a ilişkin herhangi bir cezai işlem yapılacak mıdır? Bu durumda Hulusi Akar istifa etmeyi düşünüyor mu? Bu görüşmeyi haber yapan Habertürk çalışanının işten çıkarılması basın özgürlüğü anlayışınızın bir tür göstergesi midir?

BAŞKAN – Sayın Uslu…

13.- Antalya Milletvekili Atay Uslu’nun, Hükûmetin Antalya’nın ve ülkenin tarımını, turizmini ve ekonomisini büyütmeye devam ettiğine ilişkin açıklaması

ATAY USLU (Antalya) – Teşekkürler Başkanım.

Antalya turizmin de tarımın da âdeta başkentidir. Antalya’mız, özellikle yaş meyve ve sebze üretiminde ve ihracatında ülkemizin önemli merkezlerinden bir tanesidir. Tarımda ihracatın artırılmasıyla ilgili Hükûmetimiz ciddi çalışmalar yapmaktadır. Domates başta olmak üzere yaş sebze ve meyvenin Rusya’ya ihracatının önündeki sınırlamaların tamamı kaldırılmıştır. Bu ihracattaki sınırlamaların kaldırılmasında büyük bir çaba ve çalışma içerisinde bulunan Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, Hükûmetimize teşekkür ederiz.

2018 yılında turizm rakamları da çok güzel görünüyor. Antalya olarak ilk üç ayda tüm zamanların en iyi rakamlarına ulaştık. Bu yıl inşallah, yüzde 40 artışla Antalya’mızı 14 milyon turist ziyaret edecektir. Ülkemizin ve Antalya’mızın tarımını da turizmini de ekonomisini de büyütmeye devam ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Sayın Balbay…

14.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Birleşmiş Milletler 3 Mayısı Basın Özgürlüğü Günü olarak ilan etmişti. Ülkemiz, uluslararası alandaki verilere göre son otuz beş yılın en kötü seviyesinde. Bu, 12 Eylülden sonraki en kötü dönem demek yani darbe dönemi demek. AKP iktidarının on beş yılında 535 gazeteci tutuklandı. Şu anda hapiste 148 gazeteci var. Dünya basın özgürlüğü sıralamasında 170 ülke arasında 157’nciyiz. Gerçekten, bu, Türkiye'nin hak etmediği bir tablodur. Ancak 24 Haziranda bu tablonun değişeceğine yürekten inanıyoruz. 24 Haziranda toplumun içme suyu kadar değerli olan basın özgürlüğünün yeniden dünya standartlarına ulaşacağına inanıyoruz.

Bu duygularla, her şeye karşın, Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nü kutluyoruz.

BAŞKAN - Sayın Katırcıoğlu.

15.- Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katırcıoğlu’nun, Kocaeli ve birçok ilde tapu ve imar sorununun kalmayacağına ilişkin açıklaması

RADİYE SEZER KATIRCIOĞLU (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kocaeli’nin Gebze Hürriyet ve Yavuz Selim Mahallelerinde hafta sonu yaptığımız ev ziyaretlerinde hemşehrilerimizin yaşadığı imar sorununun artık kalmadığının müjdesini verdik. Kocaeli ve ülkemizin birçok şehrinde tapu ve imar sorunu artık tarih oldu. Hafta sonu Başbakanımızın yaptığı açıklamayla tüm hak sahipleri yapı kayıt belgesine kavuşacak, herkes istediği müteahhitle inşaat yapabilecek, kimse mağdur olmayacak dedik. Kocaelili hemşehrilerimiz bize ve AK PARTİ’ye güvendi ve mutlu sona ulaştı. On beş yılda, değişimin ve dönüşümün mimarı olan AK PARTİ sağlıklı kentleşme ve şehircilik alanında ve deprem riski olan bölgelerdeki ömrünü tamamlamış binaların yeniden yapılmasına imkân sağlayacak yasal düzenlemeleri hayata geçirmiştir. Artık kentsel dönüşümün hızı artacak, yapılar sağlıklı ve kent estetiğine uygun bir şekilde yenilenecektir. İmar sorununun çözümünde emeği geçen, başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ve Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım’a ve değerli bakanlarımıza teşekkür ediyorum. Hayırlı olsun.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Şimdi, söz talebinde bulunan grup başkan vekillerine yerlerinden iki dakika söz vereceğim.

Buyurun Sayın Akçay.

16.- Manisa Miletvekili Erkan Akçay’ın, 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’ne, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk milletinden başka bir güç odağı tanımadıklarına ve Alparslan Türkeş başta olmak üzere Hakk’ın rahmetine kavuşmuş bütün milliyetçileri rahmetle andıklarına, uluslararası güçlerin Türkiye üzerindeki oyunlarının devam ettiğine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün 3 Mayıs Milliyetçiler Günü’dür. Yetmiş dört yıl önce, milliyetçi aydınlar ve gençler dönemin idarecileri tarafından sürekli horlanan, bastırılmaya çalışılan milliyetçilik düşüncesini müdafaa etmişler, bunun sonunda tabutluklara atılarak işkencelere tabi tutulmuşlardır. 3 Mayıs 1944’te millî refleks mahkemelerle, tabutluklarla, işkencelerle, zulümlerle bastırılmaya çalışılmış ancak milliyetçilik dimdik ayakta durmuştur. 3 Mayıs, millet sevdalılarının bayraklaşan hareketi; vatan sevgisini, millet sevgisini, bayrak sevgisini içinde barındıran bir neslin millî, demokratik bir hareket olarak korkmadan, yılmadan haykırışıdır. 3 Mayıs, milliyetçilik ile demokrasinin birbirini tamamladığının, biri olmadan diğerinin de eksik kalacağının ilanıdır. Çağdaş ve modern bir devlet ve toplum istikametinde milliyetçilik ile demokrasi yol arkadaşıdır çünkü demokrasi, milliyetçilik ve millî irade aynı kaynaktan, milletten, millî iradeden çıkmaktadır. Millet ve millî irade yok sayılırsa milliyetçilik de olmaz, demokrasi de olmaz.

Bu inançla Milliyetçi Hareket Partisi olarak yönümüzü demokrasiden döndürmedik, sırtımızı millî iradeden başkasına dayamadık, Türk milletinden başka bir güç odağını tanımadık, milletin istiklal ve istikbalini vesayet odaklarının insafına terk etmedik. 3 Mayısın emaneti bugün bizimledir.

Bu vesileyle Başbuğ’umuz merhum Alparslan Türkeş başta olmak üzere, Hüseyin Nihal Atsız, Nejdet Sançar, Zeki Velidi Togan, Hasan Ferit Cansever, İsmet Tümtürk, Hikmet Tanyu, Fethi Tevetoğlu, Mustafa Hakkı Akansel ve Hakk’ın rahmetine kavuşmuş bütün büyüklerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

Sayın Başkan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Akçay lütfen.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Türkiye üzerinde uluslararası güçlerin oyunları bir türlü bitmiyor. Türkiye’yi askerî, siyasi olarak köşeye sıkıştırmak isteyenler, bunu beceremeyince ekonomik olarak yıpratmak için harekete geçmiş durumdalar. Türkiye’nin kredi notunu daha önce ağustosta gözden geçireceğini söyleyen bir uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu bu kararını seçim öncesine almıştır. Bu karar, açık şekilde, uluslararası ekonomi kuruluşlarının Türkiye üzerinde ekonomik bir operasyonun parçası hâline geldiklerini göstermektedir. Türkiye’nin kredi notunun seçim öncesi düşürülmesi bu anlamda oldukça manidardır ancak şu bilinmelidir ki: Ne bu kararla ne de başka yaptırımlarla Türkiye'yi dizayn etme çabaları beyhudedir.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de Sayın Akçay.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

17.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne, Türkiye'nin basın özgürlüğü konusunda son otuz yılın en kötü seviyesine ulaştığına ve Barış İçin Karikatür Vakfı Uluslararası Editöryel Karikatür Ödülü’ne layık görülen Karikatürist Musa Kart’ın ödülünü Cumhuriyet davasında birlikte yargılandığı arkadaşlarıyla paylaşmak istediğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Uluslararası sivil toplum kuruluşu Sınır Tanımayan Gazeteciler tarafından bugün açıklanan Küresel Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 180 ülke içerisinde 157’nci sırada yer alıyor ve bu yılki endekste de Türkiye dünyanın en büyük hapishanesi konumunda gazeteciler için ve 2 sıra geriledi. En çok tutuklu gazeteci bulunan ülke Türkiye ve 148 gazeteci cezaevinde. Üç ayda, yargılanan 301 gazeteciden 48’i mahkûm edildi. Bu oranlardan da anlaşılıyor ki Türkiye'de basın özgürlüğü son otuz yılın en kötü seviyesine ulaşmış durumda.

Gerçeklerin gizlenemeyeceğini, aslında gerçeklerin her durumda ulaşılabilir olduğunu bizler çok iyi biliyoruz. İçeride gazeteciler olduğu sürece Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutlamak zor. Sevgili Akın Atalay’ın cezaevinden çıktığında söylediği gibi, yola kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bu ülkede iktidara bel bağlamayan, cesaretli gazeteciler var ve biz özgür basın geleneğine inanıyoruz. Tutuklu tüm gazetecileri sevgiyle saygıyla selamlıyoruz.

Bu arada, Barış İçin Karikatür Vakfı (Cartooning for Peace) Uluslararası Editöryal Karikatür Ödülü’ne Karikatürist Musa Kart’ı layık gördü. Ödül, insan hakları, demokrasi, ifade özgürlüğü ve barışa olağanüstü katkı sağlayan kişilere veriliyor. Maalesef, Musa Kart’ın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Kerestecioğlu lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - …yurt dışına çıkış yasağı olduğu için kendisi ödülü almaya gidemedi ve Musa Kart “Karikatürlerimi sevmeyenler sizlerle buluşmamı da sevmiyorlar ve engelliyorlar.” diyerek eşi vasıtasıyla ödülü aldı; yolladığı mesajda, Cumhuriyet davasında birlikte yargılandığı arkadaşlarına ithafen “Ödülümü, önümüzdeki aylarda tekrar cezaevine konmak istenen cesur, onurlu ve dürüst yol arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum.” dedi.

Musa Kart’ı biz de bir kez de buradan kutluyoruz.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kerestecioğlu.

Sayın Özkoç…

18.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına ancak basının ve insanların özgür olmadığına, Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve başladığı 2014 yılından sonra Cumhurbaşkanlığına hakaretten açılan soruşturma sayısında ciddi artış olduğuna, basını susturmak ve adayları demir parmaklıklar arkasında tutmak yerine eşit şekilde yarışan bir Türkiye’nin önünün açılması gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü, tüm basın mensuplarının, içeridekilerin, dışarıdakilerin, hepsinin Basın Günü’nü kutluyorum. Ancak basın özgür değil, insanlarımız özgür değil, adaylarımız özgür değil. Bir ülkede demokrasi şenliği olan seçimlere gidiyoruz; cumhuriyetimizin bize en büyük armağanlarından bir tanesi olan ve seçme, seçilme hakkının verildiği, ülkemizi yönetme hakkının bize tanındığı seçimlere 24 Haziranda gidiyoruz. 24 Haziranın Türkiye'nin şenliği olması gerekir, 24 Haziranın yeni bir heyecan yaratması gerekir, 24 Haziranda tüm baskıların ortadan kalkması gerekir.

Bakın, Sayın Başkan, 2010-2016 arasında açılan toplam 6.860 davanın 6.272 tanesi Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçilmesinden sonra gerçekleşmiştir. Sayın Erdoğan’ın göreve başladığı 2014 yılı içinde Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 682, 2015 yılı içinde de 7.216 ceza soruşturması açılmış, 2016 yılında ise çok ciddi bir artışla 38.254 ceza soruşturması açılmıştır.

Ben Grup Başkan Vekiliyim. Grup başkan vekillerinden HDP’nin Grup Başkan Vekili Ahmet Yıldırım burada sadece bir eleştiri hakkını kullandığı için hem milletvekilliğinden hem de Grup Başkan Vekilliğinden azledilmiştir. Bizleri yok ederek, bizleri susturarak, basını susturarak, insanları susturarak hatta adayları parmaklıkların, demir parmaklıkların arkasında tutarak, Enis Berberoğlu’nu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın siz de Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – …parmaklığın arkasında tutarak, Cumhurbaşkanı adayı Sayın Selahattin Demirtaş’ı parmaklığın arkasında tutarak yarıştıran bir Türkiye kendisiyle iftihar edemez. 24 Haziranı Türkiye’nin şenliği hâline getirmemiz lazım. Rakiplerini yarıştan çektirten bir Türkiye değil, rakiplerinin özgürlüklerini kısıtlayan bir Türkiye değil; konuşan bir Türkiye, eşit şekilde yarışan bir Türkiye; demokrasi içerisinde bir Türkiye’nin önünü açmalıyız. Eğer bunu biz yapmaksak milletimiz 24 Haziranda yapacaktır. Hepimiz özgürlük için, barış için, demokrasi için, huzur için mücadele etmeliyiz.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkoç.

Sayın Turan…

19.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tekrar Cumhurbaşkanı adayı olarak teklif edilmesi hususunda grup kararı alındığına, bu başvurunun millete ve demokrasiye hayırlar getirmesini dilediğine, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladığına, ittifakların önünü açan ve hiçbir ittifaktan rahatsız olmayan bir parti olduklarına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün partimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın 24 Haziran seçimlerinde tekrar Cumhurbaşkanı adayı olarak teklif edilmesi hususunu karara bağladı, grup kararı aldı. Yarın saat on birde Sayın Başbakanımız, aynı zamanda Grup Başkanımız, Milliyetçi Hareket Partisinin Sayın Genel Başkanıyla beraber Cumhurbaşkanımızın adaylık başvurusunu YSK’ye teslim edecekler. Grup kararı alınmasına katkı sağlayan tüm vekillerimizi ayrı ayrı teşekkür ederek tebrik ediyorum. Bu başvurunun milletimize, demokrasimize, ülkemize hayırlar getirmesini ümit ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler tarafından bundan yirmi beş sene önce alınan özel bir kararla 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan edildi. Basın, demokrasilerin vazgeçilmez hususlarından, unsurlarından bir tanesi. Öyle ki çağdaş rejimlerde yasama, yürütme ve yargıdan sonra basın âdeta dördüncü bir kuvvet hâline geldi. Basın demokrasinin önünü açan, demokrasiyi geliştiren bir unsur olabildiği gibi, kimi zaman demokratik sürecin gelişmesini engelleyen bir vesayet gücü hâline de gelebildi. Nitekim, basının vesayet rejiminin bir unsuru olarak kullanılmasına özellikle darbe dönemlerinde üzülerek şahitlik ettik ancak günümüzde hem sosyal medyanın iletişim ağı, gelişmesi hem de yazılı basının geldiği özgür hâl tüm dünyada ve Türkiye’mizde takip edilmekte. Bu vesileyle başta Parlamento muhabirlerimiz olmak üzere tüm basın mensuplarımızın Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü yürekten kutluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Turan.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakınız, az önce kıymetli grup başkan vekili dün -sanki alınan bir karar gibi- yaptığı konuşmanın benzerini bugün tekrar yaptı. Dokunulmazlıkları kaldırmakla ilgili teklifi yapan sayın başkanın partisi oldu. Dokunulmazlıkların kaldırılmasından sonra yargı süreci işlediğinde “Yargının kararlarının bir kısmını beğeniyorum, bir kısmını beğenmiyorum.” tarzı olgun bir tavır ve tarz olmaz. Bizim de yargı kararlarında üzüldüğümüz, rahatsız olduğumuz sonuçlar, kararlar olabilir ve oluyor ancak seçim dönemi yaklaştığı zaman HDP’nin yetkililerinin mahkemece verilen kararlarını eleştirmeye başlayıp sözüm ona özgürlüklerini savunuyor gibi gözükmek çok şık olmayan bir karar gibi bana geldi. Çünkü dün dile getirdiler, bugün dile getirdiler; resmî yapılamayan ittifakın fiilî yapılmasını talep ediyorlar anladığım kadarıyla.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Ek sürenizi veriyorum.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Biz, ittifakların önünü açan partiyiz, hiçbir ittifaktan rahatsız olmayız. İttifakla ilgili kanun tasarısını Meclisten geçiren parti biziz fakat dokunulmazlıklar konusunda nasıl bir karar aldığı belli olmayan partilerin, partinin bu konuyu bir seçim malzemesi gibi her gün önümüze getirmesinin doğru olmadığını da ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Kerestecioğlu…

20.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, demokrasi ve barış için, bu ülkenin geleceği için herkesle ittifak hâlinde olabileceklerine, bu Meclisin tarihe halkın iradesini reddetmiş bir Meclis olarak geçtiğine, halk iradesiyle seçilen bütün vekillerin temsil kabiliyetine sahip olması gerektiğine ve başta Selahattin Demirtaş olmak üzere siyasallaşmış yargı eliyle rehin tutulan bütün vekillerin serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Ufak bir söz almak istedim.

Biz demokrasi ve barış için, aslında bu ülkenin geleceği için, bir arada yaşamak isteyen herkesle ittifak hâlinde olabileceğimizi daha önce ifade etmiştik ama şu anda herhangi bir ittifak içerisinde değiliz. HDP olarak seçime giriyoruz fakat söz konusu olan -11 milletvekili içeride olan bir parti olarak- aslında bütün partilerin bunun olmasına izin vermemesiydi. Bu Meclis, bu yaşadığı dönemle, tarihe, yine 90’lardaki gibi milletvekillerinin milletvekilliğini düşürmüş, halkın iradesini reddetmiş, tanımamış bir Meclis olarak geçmiştir ve öyle anılacaktır. Bunda da kusura bakmasın, herkesin payı vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Tabii ki bunu düzeltmek isteyen, bundan sonrasında aynı yanlışları tekrar etmemek için yol almak isteyen herkes de bizimle el sıkışabilir. Buna bütün partiler dahildir çünkü hakikaten olması gereken, aslında Türkiye'de halkın iradesinin tanınması, herkes için tanınması, herkes için adalet olması ve bu Mecliste bütün milletvekillerinin, halk iradesiyle seçilen bütün vekillerin o temsil kabiliyetine sahip olmasıdır.

Evet, içeride olan bütün vekillerimizin bu siyasallaşmış yargı eliyle rehin tutulmasından artık vazgeçilmesi ve başta Selahattin Demirtaş olmak üzere, hepsinin serbest bırakılması gerekir.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkanım, 60’a göre kısa bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teknik bir sorun var.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.52

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumu açıyorum.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, Genel Kurulu ziyaret eden Afganistan Halk Meclisi Başkan Yardımcısı Hamayun Hamayoon ile beraberindeki heyete “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclisimizi ziyaret etmekte olan Afganistan Halk Meclisi Başkan Yardımcısı Sayın Hamayun Hamayoon ile beraberindeki heyet şu anda Genel Kurulumuzu teşrif etmiş bulunmaktadırlar. Kendisine Türkiye Büyük Millet Meclisi adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Şimdi partilerin vermiş olduğu grup önerilerini görüşeceğiz.

İlk olarak Halkların Demokratik Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- HDP Grubunun, Grup Başkan Vekili Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından, basına ve medya kuruluşlarının yayınlarına yönelik uygulanan baskı ve sansürün yarattığı sorunların tespiti ve basına uygulanan sansürün kaldırılması amacıyla 3/1/2018 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mayıs 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3/5/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 3/5/2018 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                         Filiz Kerestecioğlu Demir

                                                                                          İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

3 Ocak 2018 tarihinde, Adana Milletvekili Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş tarafından basına ve medya kuruluşlarının yayınlarına yönelik uygulanan baskı ve sansürün yarattığı sorunların tespiti ve basına uygulanan sansürün kaldırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan 6396 grup numaralı Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 3/5/2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, öneri sahibi Halkların Demokratik Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü konuşacaklar.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; her şeyden önce, gecikmeyi tolore etmeniz dolayısıyla teşekkür ediyorum.

Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Bugünü cezaevinde geçirmek zorunda kalan Türkiye’deki ve dünyadaki meslektaşlarımıza ve basın camiasına direnme gücü ve hakikati halka ulaştırmak için gazetecilik mesleğini uygularken hayatlarını kaybetmiş olan gazeteci meslektaşlarımıza da rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum.

Bu önergenin Meclisimiz tarafından, daha doğrusu, Meclisin çoğunluğu tarafından kabul edilmeyeceğini adım gibi biliyorum ama gene de bu tartışmanın hiç değilse bu şekliyle yapılmış olmasının bir yararı var çünkü basın özgürlüğü meselesi, bütün taraflarıyla birlikte, Türkiye’nin uluslararası medeni milletler ailesi içindeki yerini sürekli olarak geriye doğru iten devasa bir mesele. Sadece mesleğini yaparken hapsedilmiş gazeteciler açısından değil; sadece gazetelerini, radyolarını, televizyonlarını olağanüstü hâl uygulamasıyla kaybetmiş ve gazeteleri, radyoları, televizyonları kapatılmış olduğu için işsiz kalmış gazeteciler açısından değil; aynı zamanda haber alma hakkını bu nedenlerle gerçekleştiremeyen 80 milyon Türkiye halkları için de bu son derece devasa bir mesele; bunun şakası yok.

Türkiye, her yıl bir adım, iki adım, üç adım, on adım geriye doğru giderek uluslararası basın özgürlüğü skalası içerisinde 157’nci sıraya geriledi 190 ülke arasında. Bu, olacak iş mi? Bunu söylediğimiz zaman Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüleri diyorlar ki: “O listeleri yapan, o derecelendirmeleri yapan kuruluşların hepsi batıldır, hepsi Hükûmetimize düşmandır; İslam’ın düşmanı oldukları için ve biz de İslam’ın savunucusu olduğumuz için bizi kötü gösteriyorlar.” Ama listeye bakıyorum, Türkiye’nin önünde pek çok, üstelik de rejimleri İslami olan ülke var. Örneğin, Tunus 97’nci sırada, Lübnan 100’üncü sırada, Kuveyt 105’inci sırada, Afganistan -hani beğenmiyorsunuz ya- 118’inci sırada, Endonezya 124’üncü sırada, Umman 127’nci sırada, Katar 125’inci sırada, Birleşik Arap Emirlikleri 128’inci sırada. Şimdi, demek ki bu mesele, bizi sevmeyen Batı ile biz Müslümanlar arasındaki bir mesele değil; bu, tiranlık, despotluk, diktatörlük ile demokrasi arasındaki bir mesele. Çünkü eğer basın özgür değilse hiç kimse özgür değil, basın özgür değilse partiler özgür değil, basın özgür değilse toplum özgür değil. Bu, sizin özgürlüğünüzün derecesi, Türkiye’ye tanımış olduğunuz yaşama biçiminin eleştirisi. O yüzden bu sonuçları Meclis araştırmak zorundadır.

Şimdi, olağanüstü hâl altında bir Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimine gideceğiz. Kim bize temin edebilir bu seçim altında basının tek yanlı propaganda yapmayacağını? Kamu medyası, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu, geçtiğimiz referandum döneminde, ondan önceki 2015 Haziran ve Kasım seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanına tanıdığı sürenin binde 1’ini partimizin sözcülerine tanımadı, Selahattin Demirtaş’a tanımadı. Şimdi Selahattin Demirtaş hapishanede. Soruyorum, bu büyük demokrasi sınavından nasıl geçeceksiniz? Hem aday hapishanede hem de eşit şartlarla propaganda yapacak. Yapabilecek mi, TRT buna imkân verebilecek mi? Üstelik, vergilerimizle yani bu nüfusun -partimize oy verenlerin sayısını 3’le çarpsanız bir aileyi bulmak için- 18 milyon insanının vergisiyle kendi genel başkanınızın propagandasını bize dayatmak üzere bir olağanüstü hâl rejimi, bir kamu medyası rejimi yönetecek misiniz? Böylelikle Türkiye’yi demokratik bir ülke iddianıza örnek gösterebilecek misiniz? Türkiye dünyanın her tarafında bir gazeteci mezarlığı, bir gazeteci hapishanesi, bir gazeteci cehennemi olarak bilinirken Meclis bunu seyredecek mi?

Tekrar ve tekrar söylüyorum, gazeteciler özgür değilse kimse özgür değildir, basın özgür değilse siyasetin teminatı yoktur ve bu dördüncü kuvvet olmaktan artık çıkmış olan medyanın karşısına bir beşinci kuvveti, halkın medyasını dikmenin zamanı gelmiş de geçmektedir.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kürkcü.

Sayın Koçdemir, İYİ PARTİ Grubu adına konuşacak mısınız?

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Hayır.

BAŞKAN – Konuşmayacaksınız.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer konuşacak.

Buyurun Sayın Çakırözer. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA UTKU ÇAKIRÖZER (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Baştan belirtmeliyim ki biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu öneriyi desteklemekteyiz.

Sözlerime başlarken Maltepe Cezaevinde haksız hukuksuz yere, sadece bir haber yüzünden üç yüz yirmi beş gündür yatmakta olan Enis Berberoğlu’nu özgürlük dileğimle selamlıyorum. Diğer tutuklu milletvekillerine de tutuksuz yargılanmaları dileğimi iletmek isterim.

Değerli arkadaşlarım, bugün hep vurgulandı, bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Dünyada kutlanıyor ama Türkiye’de kutlayamıyoruz çünkü Türkiye’de basın özgür değil, basın özgürlüğü yok. Az önce ifade edildi, ben bir daha vurgulayayım, 180 ülke arasında 157’nci sıradayız. Bizden sonrakilere değil öncekilere baktığınızda, birkaç tanesini sayayım: Tacikistan, Etiyopya, Filipinler, Tayland gibi ülkeler basın özgürlüğü konusunda bizden önde. Peki, neden bu böyle diye baktığımızda Türkiye'de gazeteciler hapislerde. Az önce Enis Berberoğlu’ndan bahsettim, kendisi meslektaşımız aynı zamanda ama 150’ye yakın meslektaşımız cezaevlerinde, zindanlarda uzun tutukluluk sonrası toplu mahkûmiyetlerle karşı karşıyalar. İşte Cumhuriyet davası; teröristlere, terör örgütü üyelerine verilmeyen cezalar Cumhuriyet gazetesinin yazarlarına, muhabirlerine, çalışanlarına verilebiliyor. Benzer şekilde, işte Mehmet Altan’ın yargılandığı dava. Anayasa Mahkemesi diyor ki: “İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ihlal ediliyor.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyor ki: “İfade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ihlal ediliyor.” Ama mahkemeler aynı Mehmet Altan’ı ağırlaştırılmış ömür boyu hapse mahkûm edebiliyorlar.

Türkiye'de KHK’lerle gazeteler, radyolar, televizyonlar kapatıldı. Türkiye'de basın emekçileri sendikasız, Türkiye'de baktığımızda gazeteciler işsiz. Türkiye'de OHAL nedeniyle her türlü baskı, yasaklama var. Türkiye'de internete giriş yasak. Türkiye'de iş güvencesi yok; gazetecilerin, meslektaşlarımızın işi aşı bir patronun iki dudağı arasında. Yani özgürlük yok, baskı var, yasak var, dava var, mahkeme var, hapishane var, işsizlik var, tek tip gazetecilik var, sansür var; tüm bunların sonucunda da otosansür var değerli arkadaşlarım. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazı. Demokrasinin olduğu yerde basın özgürlüğü var, basın özgürlüğünün olduğu yerde demokrasi var ama özgürlük olmazsa demokrasi olmuyor, demokrasi olmazsa da özgürlük olmuyor.

İnanıyoruz ki, güveniyoruz ki 24 Haziran seçimleri Türkiye'de her alanda ama özellikle basın özgürlüğü alanında demokrasimizin, hukuk devletimizin hak ettiği yere geleceği, getirileceği bir sonucu doğuracaktır. Buna Cumhuriyet Halk Partisi yürekten inanmaktadır. 24 Haziran gecesi, 25 Haziran sabahı özgürlüklere uyanacağımızı müjdeliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çakırözer.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca konuşacak.

Buyurunuz Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HDP grup önerisi aleyhine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, grup önerisi ifade ve basın özgürlüğüyle ilgili. Öncelikle, bugün 3 Mayıs, tüm emekçi gazetecilerin Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü tebrik ediyorum.

Bu grup önerisiyle ilgili, basının demokrasilerdeki önemine işaret ederek cümlelerime başlamak istiyorum çünkü demokrasilerde basın ve medyanın ifade özgürlüğü vazgeçilmezdir. Basın çalışanlarımızın ve gazetecilerimizin, onların özgürlüğü ve ifade hürriyeti ülkemiz demokrasisindeki derinliği gösteren çok değerli bir işarettir. Aslında bunu sadece söylem olarak değil de yargısal paketlerde de birçok yasal düzenleme yaparak biz ortaya koymayı başardık. Örneğin, yargı paketlerinde, birinci uyum paketinde TMK (Terörle Mücadele Yasası) içerisinde 7 ve 8’inci maddeleri değiştirerek ifade özgürlüğü alanının genişletilmesini sağladık. Yine, ikinci uyum paketinde, üçüncü ve dördüncü uyum paketlerinde de Basın Kanunu’nda bazı değişiklikler yaparak yine ifade özgürlüğüyle, yine gazeteyle ilgili, gazetecilerle ilgili birçok yasal düzenlemeye imza attık. Mesela, bunlar içerisinde en değerli olanlardan biri de yapılan değişikliklerle basılmış eserlerin dağıtımının önlenmesi ve toplatılmasının hâkim güvencesine bağlanmasıydı. Yine, üçüncü uyum paketinde yapılan değişiklik de basın yoluyla işlenen suçlar için öngörülen tüm hapis cezalarının kaldırılmasıyla ilgiliydi. Dolayısıyla bütün bunları söylediğimiz zaman, Türkiye bir hukuk devleti, hukukun üstünlüğü çok değerli ve -siz kuvvetler ayrılığına inanan bir siyasi hareket olarak da- hiçbir meslek grubunun ayrıcalığı yok. Fransa’da DAEŞ’le ilgili bir basın mensubu övücü cümleler söyleyemiyorsa hiçbir terör örgütüyle ilgili de Türkiye’de “Basın hürriyeti var, ifade hürriyeti var.” diye bu tür cümleler sarf edilemez, hukuk devleti çerçevesi içerisinde de tüm çalışmalar yapılabilir. Aslında yayın organlarının artışı da bu konuda gösterilen, alınan ivmeyi ortaya koyuyor. Mesela haber kanalı sayısı 2000’li yıllarda sadece 4 iken bugün 20 yani 5 kat artmış. Bizde gazete sayısı 38, Almanya’da 15, İngiltere’de sadece 20. Dolayısıyla hem alan itibarıyla hem yapılan çalışmalar ve alınan yasal düzenlemeler itibarıyla Türkiye’nin geldiği nokta değerlidir. Ben bu anlamda yine 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü; tüm emekçi gazetecilerin, tarafsız ve işinin ehli, hak ve hakikate uyan meslektaşlarımın gününü tebrik ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Halkların Demokratik Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, 60’a göre bir söz hakkı talep ediyorum.

BAŞKAN - Sayın Doğan, şimdi size söz verecektim, sonra da Sayın Akdoğan’a söz vereceğim.

Yerinizden bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- İzmir Milletvekili Müslüm Doğan’ın, yüzde 80 engelli raporu olmasına rağmen hukuksuz bir şekilde Ekim 2017’den beri tutuklu olan Haydar Yıldırım’ın sağlık durumunun kötüleştiğine ve Adalet Bakanlığı tarafından herhangi bir işlem yapılmadığına ilişkin açıklaması

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) – Sayın Başkan, Ekim 2017 tarihinden beri haksız hukuksuz bir şekilde, yüzde 80 engelli raporu olmasına rağmen tutuklu olan bir yurttaşımız var, Haydar Yıldırım. 30 Nisan 2018 tarihinde İzmir Karşıyaka infaz hâkimine verdiği ifadede beş gündür ilaçlarının verilmediğini, doktora sevk edilmediğini, tel kafesle havalandırmanın kapatıldığını ve sekiz ayda üç yıl iletişim cezası verildiğini söylemiştir. Yüzde 80 engelli biri olarak kapalı alanda kalamama durumunda olan birine iletişim cezası, ilaç vermeme cezası, tel kafes cezası veriliyor. Kendisine ve çevresine zarar verecek duruma gelmiş durumdadır. Haydar Yıldırım’ın sağlık durumu gittikçe daha kötüleşmekte; başına gelebileceklerden endişeli olduğu konusunda bilgi verilmesine rağmen Adalet Bakanlığı tarafından herhangi bir iş ve işlem yapılmamıştır.

Duyarlılığınıza sunuyorum efendim bunu.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Akdoğan, sizi de dinleyelim.

Bir dakika söz veriyorum.

22.- Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan’ın, Şırnak ilinin Beytüşşebap ilçesini ziyareti sırasında yaşadığı bazı olaylara ilişkin açıklaması

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, geçen ayın 27’sinde Beytüşşebap ilçemizi ziyaret ettiğimde bir taziye vardı. Orada taziyeden çıktıktan sonra ilçe binamıza geçtik, ilçe binamıza bir ziyaretimiz oldu. Döndükten sonra oradaki arkadaşlarımızın Emniyet yanlarına gidiyor: “İşte, vekil buraya geldi, yemek parasını kim verdi? Kaç kişiye yemek getirildi?”

Bakın, bu süreçte bölgedeki uygulamaların ne kadar çirkinleştiğini görmemiz açısından gidip lokanta sahibine diyor ki: “Bu yemeklerin parasını kim veriyor? Kaç kişilik bir yemekti?”

Şimdi, biz bu koşullarda seçime gidiyoruz. Şırnak Valisinin bugün köyleri gezip…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) - …halka şunu demesi bile ilginç değil mi Sayın Başkan: “İşte, buradan biz yüzde 40 oy almak zorundayız.” denilen bir seçim bölgesinde Halkların Demokratik Partisi seçim çalışmalarını yürütecek.

Ben bu zihniyeti buradan kınamak istiyorum, bunun da derhâl önleminin alınması gerekir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akdoğan.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çay tarımı ve sanayisinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (10/2766) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin, ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3 Mayıs 2018 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3/5/2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 3/5/2018 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                        Engin Özkoç

                                                                                           Sakarya

                                                                         CHP Grubu Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin, “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, çay tarımı ve sanayisinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, (10/2776) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin, Genel Kurulun 3/5/2018 Perşembe günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Bekaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; çay sezonunun açıldığı her yıl bu aylarda, bugünlerde, çay ve ÇAYKUR’un sorunlarını bu kürsüye taşıyoruz, bu sene de aynı şeyi yaptık. Çay, Doğu Karadeniz Bölgesi, özellikle Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun için son derece önemli bir ürün. Bölgede 850 bin dekarlık alanda 215 bin çay üreticisi aile bu tarımla uğraşıyor ve bölge ekonomisine 10 milyar TL’ye yakın katkı sağlıyor. Eğer çay olmasa, bölgede gerçekten sosyal ve ekonomik hayat son bulur. Tabii, çay olmasa derken, ÇAYKUR’u da hemen söylemek gerekiyor. ÇAYKUR olmasa da bölgede çay olamıyor, çay olamayınca da bölgede yaşam zorlaşıyor. İş böyle ama çay ve ÇAYKUR’la ilgili sıkıntılar da bitmiyor. Bu sene de sıkıntıyla başladık ama şunu teslim edeyim: Bu yıl ilk defa zamanında, üreticiyi de kısmen tatmin eden bir çay alım fiyatı açıklandı. Bu tabii, takdir edilen bir şey ancak geçen sene yaşanan sorunların bu sene yaşanacağını daha sezon başlar başlamaz görmeye başladık. O da ne? ÇAYKUR’un kapasitesi geliştirilmiş olmasına rağmen -ki değerli arkadaşlarım, ÇAYKUR kapasitesini üç dört sene içinde 6.500 ton/günden 9 bin tona çıkarmış olmasına rağmen çayı almıyor- nasıl yapıyor bu işi? Çaya dekar başına kota uyguluyor. Ondan sonra günlük kontenjanlarla kısıtlıyor ve üreticiyi, çay üreticisini neredeyse zorla özel sektöre yönlendiriyor.

Değerli arkadaşlarım, çay ürünü bekletilmeye gelmiyor. Zamanı geldiğinde onu dalından koparacaksınız, keseceksiniz ve daha sonra aynı günde satacaksınız. Satamazsanız ve ertesi gün -en geç ertesi gün- işlenmezse, o, çay olmaktan çıkıyor ama maalesef ÇAYKUR bu sene de öyle davranacak gibi görünüyor.

Değerli arkadaşlarım, bölge halkının en temel sorunlarından, sıkıntı, endişelerinden bir tanesi, ÇAYKUR’un Varlık Fonu’na devredilmesi. ÇAYKUR’un Varlık Fonu’nda değerlendirilecek… Böyle bir varlık filan değil. ÇAYKUR ekonomik bir kuruluş olmaktan daha çok sosyal bir kuruluş, bölgede sosyal devleti hayata geçiren bir kuruluş. Zaten zarar ediyor. Bu sene de 268 milyar TL zarar etti. Böyle bir kuruluşun Varlık Fonu’na devredilmesi ve onun bir şekilde… Bunu anlamıyor. Ne anlıyor buradan? Evet, ÇAYKUR’un elinde bir varlık var, ÇAYKUR’un arsaları var, fabrikaları var, binaları var ve kuru çay pazarı var. Bunlar satılacak, buradan bir gelir elde edilecek ya da bu gelir bir şekilde pazarlanacak. ÇAYKUR’a ancak bu şekilde rehin konulabilir, bu da çayın geleceğini ortadan kaldırır diye ciddi endişesi var bölge halkının.

Bir başka endişe de, yıllardan beri, altmış sene, yetmiş seneden beri kullanılan inorganik, nitratlı, fosfatlı gübrelerdir değerli arkadaşlarım. Bu gübre bölgenin toprağını bütünüyle toprak olmaktan çıkarmıştır, Türk çayının kalitesini de giderek düşürmektedir. Bir an evvel organik tarıma geçilmesi gerekiyor ama bu da siyasi kavgalar ve gübre lobilerinin işin içine girmesiyle bir türlü gerçekleştirilemiyor. İki seneden beri “Organik çaya, organik gübreye geçilecek, geçilmeyecek.” tartışması devam ediyor. Adalet ve Kalkınma Partisi içinde genel müdür ve milletvekilleri çekişmesi… Bir kısmının organik gübre lobilerinin yanında, bir kısmının da inorganik gübre lobilerinin yanında yer alması maalesef milleti sıkıntıya sokmuştur değerli arkadaşlarım.

Bakın, ÇAYKUR, kapasitesi olmasına rağmen yeteri kadar çay almıyor ve -giderek- 2015’ten başlayarak 681 bin-700 bin ton yaş çay alırken şimdi 525 bin ton yaş çay alıyor. Oysa kapasitesini günde 3 bin ton artırmıştır. Bunun yanında, özel sektör 600 binlerden 746 bine çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, bir de ÇAYKUR’un zarar etmesini anlamak da mümkün değil. Aslında çay çok kolay satılan ve aranan bir ürün. Niye zarar ediyor? İşçisi fazlaydı eskiden, şimdi öyle değil. Zaten mevsimlik işçiler perişan vaziyette, taşeron kanununda onlar kadroya alınmadı. ÇAYKUR’un zarar etmesinin bir sebebi de ÇAYKUR artık kendi çayını pazarlamıyor, ÇAYTAŞ diye bir şirket kurdu. Değerli arkadaşlarım, enteresan bir şekilde, ÇAYTAŞ’ın yöneticileri aynı zamanda ÇAYKUR’un yöneticisi, genel müdür de ÇAYKUR yöneticisinin bir akrabası; anlaşılır gibi değil.

Bir de “DİDİ” diye bir şeye girdi. Ya, ÇAYKUR’un “DİDİ” diye içecek üretmesinin, soğuk içecek üretmesinin ne anlamı var? Ve bölgeyle hiç ilgisi yok bunun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – ÇAYKUR’u satıyor musunuz?

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Gidiyor, tamamen fason olarak başka yerlerde üretiliyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, son cümlelerimi, izin verirseniz…

BAŞKAN – Peki, bir dakika vereyim ek süre.

Buyurun.

HALİS DALKILIÇ (İstanbul) – Türkiye’nin en önemli marka değeri olan firmalarından birisi DİDİ artık.

MEHMET BEKAROĞLU (Devamla) – DİDİ en önemli marka değerlerinden biri değil değerli arkadaşlarım, yanılıyorsunuz. İlk zamanlarda reklam yaptı, güzel bir şekilde pazara girdi, şimdi pazar payı giderek azaldı. ÇAYKUR’un görevi DİDİ değil, DİDİ’yi başkası yapsın; ÇAYKUR’un görevi, gerçekten Türkiye’nin bu önemli çayını geliştirmek. -bölgenin çayın dışında başka hiçbir geliri yoktur- bunu dengelemektir. Ne özel sektörü, şunu bunu yaşatmak ne Varlık Fonu. Özelleştirme de olamaz. Bir daha tekrar ediyorum değerli arkadaşlarım, ÇAYKUR’u özelleştirmeyi unutun çünkü ÇAYKUR sadece ekonomik bir kurum filan değildir, sosyal devletin bölgedeki en önemli temsilcisidir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bekaroğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Erkan Haberal konuşacak.

Buyurun Sayın Haberal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN HABERAL (Ankara) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; önce, bu hafta başlayan çay hasadı, çay kampanyası… Rizeliler olarak “bizim Mayıs sürümü” dediğimiz çay hasadının başlamasından dolayı Rizeli bütün üreticilere buradan saygılarımı, sevgilerimi gönderiyorum, muhabbetle her birini kucaklıyorum.

Efendim, çayın sorunları fazla, çay üreticilerinin sorunları fazla. Aslında olayın temelinde yatan şey, aslında işin temelinde yatan şey, ekonomik bütün tarım ürünlerindeki sıkıntıların aynısı. Sayın Tarım Bakanıyla Cuma günü görüştüğümüzde, çay fiyatını açıklamaya giderken kendisine en az yüzde 15 taban fiyatın belirlenmesini, artırılmasını, zam yapılmasını tavsiye etmiştik Milliyetçi Hareket Partisi olarak, kendileri yüzde 16 zam verdiler; buradan teşekkür ediyoruz kendilerine.

Aslında, çay üretiminde baktığımızda en temel nokta, başka bir üretim kaynağının ikame edilmemiş olması. Temelde, işin özünde ormanlık arazilerin kesilmesi, dağın, bayırın, yamacın, ne varsa çaylığa döndürülmesi, bu çaylığa döndürülen yamaçlarda suni gübrelerin kullanılması, kullanılan bu suni gübrelerin sadece ÇAYKUR eliyle verilmesi, çift taraflı kâr, bunun akabinde toprak kaymalarının, heyelanların ve ekolojik dengenin bozulması aslında Rize’nin ve çaycının temel problemi. Çay üreticileri çaylık yapmak zorunda, başka bir gelir kaynakları yok. Dağları, ormanları kesiyorlar, çaylık yapıyorlar iki kuruş para almak için. Karşılığında ekolojik denge bozuluyor, karşılığında sadece kurulan çay fabrikalarında mevsimlik işçiler çalıştırılıyor. ÇAYKUR, üretimin artırılması için, verimliliği artırmak adına, ticari bir kaygıyla, verdiği suni gübrelerle doğal hayatı maalesef mahvetmekte. Ama bizce en önemlisi, çay üreticilerinin sosyal güvenlik hakları yok. Çay üreticilerinin sosyal güvenlik hakları olmadığı için oradaki aileler çaylıklarını bırakıp gurbete, İstanbul’a, Ankara’ya çalışmaya gelmekteler ama o çaylıklarda maalesef şu anda bölge nüfusuna yakın sayıda Gürcü çalışmakta. Ülkenin temel sorunu -şu anda hepimizin, hep beraber, paydaş- ülkemizdeki Suriyelilerin ekonomimize verdiği negatif katkının aynısı Karadeniz’de maalesef Gürcü işçilerin çay bahçelerinde yarıcı olarak çalışması. Kendi bölgemde, Rize’de, Pazar’da Pazarlı nüfusu kadar Gürcü nüfusu olduğunu buradan söyleyebilirim.

Tabii, bir sitemim var, Meclisin son haftasında bu önerinin verilmiş olması... Sayın Bekaroğlu, çay üreticisinin sorunu üç dakika değil, üç yüz otuz üç dakikayla bitmez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Haberal...

ERKAN HABERAL (Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim. Milliyetçi Hareket Partisi ek süre istememekte kararlı hâlâ. Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, çok teşekkür ederim, sağ olun.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Nihat Akdoğan konuşacak.

Buyurun Sayın Akdoğan. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA NİHAT AKDOĞAN (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve cezaevinde rehin tutulan değerli eş genel başkanlarım, değerli vekillerim; Cumhuriyet Halk Partisinin çay tarımı ve yaşanan sorunların araştırılması önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, birçok bölgede, geçim kaynakları olan bir bölgede, tarımın ön planda olduğu bir bölgede, hayvancılığın ön planda olduğu bir Türkiye’de maalesef çay tarımı da, çay yetiştiricileri de çok ciddi sorunlarla karşılaşmaktadır. Çay Türkiye’de bir bölgede yetişiyor ama Türkiye’nin bütün evlerine, kentlerine giren bir bitkidir. Bu dönemde, özellikle AKP döneminde kimyasal gübrelerin kullanımının yaygınlaşması çevre kirliliğine, su kaynaklarına kimyasal maddelerin karışmasına neden olmaktadır. Arkadaşlar da belirttiler, çay fiyatlarının sezon açılmadan önce açıklanması da gerçekten çay üreticilerini motive etme konusunda ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. ÇAYKUR’un bu konuda özellikle uyguladığı politikalardan dolayı devlet desteğinin azalması, çay yetiştiricilerinin özel sektörün insafına bırakılması da ciddi bir sıkıntıya neden olmaktadır. Çay üreticilerinin belki en büyük sıkıntılarından, kaygılarından bir tanesi de -nasıl şeker fabrikaları bir anda özelleştirildiyse- ÇAYKUR'un özelleştirilmesi, insanların bunlara mahkûm edilmesi. Elbette birçok sorun var ama bunlardan bir tanesi, siz yasakları bir bölgede koyduğunuzda insanlar oradan göç ediyor. Diğer taraftan yanlış politikalarınızdan dolayı, tarımdan geçinen insanlar geçimlerini sağlayamadıkları zaman oradan göç etmek zorunda kalıyorlar. Bugün piyasanın yüzde 60’ına tekabül eden bir pazar payı olan çay sektörünün yaşadığı birçok sorun vardır.

Değerli arkadaşlar, bunları ortadan kaldırmanın en büyük göstergesi şu olacaktır: Yasakçı bir zihniyetten ilk önce kaçınmamız. ÇAYKUR'un ciddi sıkıntıları var ama yaşadığım ilin de birçok sıkıntıları vardır. Bunlardan bir tanesi, Sayın Cumhurbaşkanı Hakkâri’yi ziyaret ettiğinde şöyle bir şey söylemişti: “Biz yayla yasaklarını kaldıracağız.” Bakın, o cümlesinden sonra üç defadır Hakkâri’nin genelinde yayla yasakları uygulanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika ek sürenizi veriyorum, tamamlayın lütfen.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Sayın Vekilim, kaçak çay içmeyin.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Türkiye’de kaçak çayı bütün iller içiyor. Kaçak da değil, sizin bu taraftan Irak’a gönderdiğiniz, Irak’tan, gümrükten çıkıp gelen çaylardır. Bu konudaki yanlış bir bilginin de düzeltilmesini isterim. Gerçekten bu konuda herkes de…

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Genel müdür istifa etti, gelip orayı yönetebilir. Beş yıldızlı otel gibi yapılıyor.

NİHAT AKDOĞAN (Devamla) – Yani gümrük kapılarından gelen çaydır, onu da söyleyeyim.

Diğer taraftan şunu da söyleyeyim Sayın Vekilim, değerli arkadaşlar: Bugün yasaklardan bahsediyoruz, işte, o yasak hattın şu anda Karadeniz’e kaydırıldığını da biliyoruz. Yani o taraftan sadece bir bölgenin ismi belki geçmiş olabilir ama bugün bütün kaçak yollarının Karadeniz’e yönlendirildiğini bizim arkadaşlarımız da biliyor, biz de biliyoruz. Bu vesileyle, ben partim adına söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarımız, bu önergeye destek vereceğimizi de belirtiyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akdoğan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Rize Milletvekili Hikmet Ayar konuşacak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Ayar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HİKMET AYAR (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP’nin ÇAYKUR, çay tarımı ve sanayisiyle ilgili verdiği Meclis araştırması açılması teklifi üzerine, AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri, aziz milletimi ve bütün çay üreticisi hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum.

Açılan yeni çay kampanyamızın Rize’mize, çay bölgesine hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Merkezi Rize olmak üzere, Artvin, Trabzon ve Giresun’da toplam 776 bin dekar alanda 194 bin müstahsille çay tarımı yapılmaktadır. 1970’li yıllar çayın altın yıllarıdır. AK PARTİ öncesi ise çayın en zor yıllarıdır. AK PARTİ’yle beraber çay yeniden altın yıllarını yaşamaktadır. AK PARTİ iktidarlarından önce yaş çay taban fiyatı, bütün tarım ürünlerinde olduğu gibi, hedeflenen enflasyona göre açıklanırdı. Gerçekleşen enflasyon her zaman hedeflenenin üzerinde olurdu ve üretici hep kaybederdi. Ayrıca, yaş çay bedellerinin müstahsil ödemeleri ise bir sonraki yılda yapılırdı ve enflasyon nedeniyle bir de buradan kaybederdi.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Bunlar elli sene önceydi ya, geleceğe bakalım geleceğe.

HİKMET AYAR (Devamla) – AK PARTİ iktidarlarında ise yaş çay fiyatı, gerçekleşen enflasyonunun üzerinde, hep artı refah payıyla belirlenmektedir. Müstahsilin sattığı çayın ödemesi bir sonraki yılda değil, bir sonraki ayda yapılmaktadır. Nitekim, bunları çay üreticisi bilmektedir; bilmektedir ki çaya ve çay bölgesine hizmet edenlere verdiği desteği her seçimde artırarak devam ettirmektedir.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Onun için mi 400 milyon zarar yazıldı?

HİKMET AYAR (Devamla) – Yaş çay alımlarında, evet, özel sektör vardır. Yaş çay rekoltesinin yaklaşık yarısını ÇAYKUR yarısını da özel sektör satın alır ve işler.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Eskidendi, o da geçti.

HİKMET AYAR (Devamla) – ÇAYKUR da özel sektör de çayımız için olmazsa olmazımızdır.

ÇAYKUR’un işleme kapasitesi son beş-altı yılda günlük 6.500 tonlardan bugün 9.100 tonlara çıkarılmıştır.

Yine, yaş çay müstahsilinin özel sektörde ezdirildiği iddiası asla doğru değildir.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Ya, ÇAYKUR’a gelin Sayın Vekilim, ÇAYKUR’a gelin bir, ÇAYKUR’u bir konuşun.

HİKMET AYAR (Devamla) – Alınan tedbirler sayesinde son yıllarda özel sektör, ÇAYKUR’un fiyatının üzerinde fiyat vererek çay satın almak durumunda kalmıştır. İşte, az önce Sayın Bekaroğlu’nun bahsettiği, 2017 yılında, evet, ÇAYKUR’dan daha fazla çay satın almıştır özel sektör. Neden? Çünkü ÇAYKUR’un fiyatlarının üzerinde fiyat vererek müstahsili memnun eden fiyatlarla satın almıştır.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Çünkü ÇAYKUR kotalı kontenjan koymuştur.

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Ya battı, ÇAYKUR’u batırdınız.

BAŞKAN – Sayın Pekşen…

HİKMET AYAR (Devamla) – Bu da üreticinin ve müstahsilin lehinde bir durumdur. Bu durumdan bütün çay müstahsili, çay bölgesi oldukça memnundur.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Hikmet Bey’i üzmeyin arkadaşlar.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Hikmet’i severiz, Hikmet Bey’i severiz.

HİKMET AYAR (Devamla) – Çayda randevulu sistemi eleştirmek, bu işi hiç bilmemek demektir.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) – Orada kotalı kontenjan dedik Hikmet, bak, severiz dedik.

HİKMET AYAR (Devamla) – Randevulu sistemden tüm müstahsiller memnundur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HİKMET AYAR (Devamla) – Bir dakika isteyeceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ayar, peki, bir dakika ek süre…

HİKMET AYAR (Devamla) – Yine, Meclis araştırma önergesinde mevsimlik işçilerin yıllık asgari çalışma süreleriyle ilgili bir eleştiri bulunmaktadır, protokolle ilgili bir eleştiri bulunmaktadır. İddia edilen hususlar bir önceki protokolde zaten var olan hususlardır. İlgili protokolde, mevsimlik işçilerin yıllık 120 gün olan asgari çalışma süreleri 180 güne çıkarılmaktadır. Bu durumdan tüm mevsimlik işçilerimiz memnundur.

Sonuç olarak ÇAYKUR, çay tarımı ve çay sanayisi gerçekten belki hiç olmadığı kadar güzel günlerini yaşamaktadır. Müstahsil de memnundur, çalışanlar da memnundur. Daha güzeli mi? Evet, elbette daha güzeli yine AK PARTİ iktidarları tarafından yapılacaktır diyorum.

Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayar.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.53

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mücahit DURMUŞOĞLU (Osmaniye), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/943), Erzincan Milletvekilleri Sebahattin Karakelle ve Serkan Bayram'ın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2311), Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 5 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2313), Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 3 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2314) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/943), Erzincan Milletvekilleri Sebahattin Karakelle ve Serkan Bayram'ın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2311), Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 5 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2313), Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 3 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2314) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 556) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülen 556 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümünde yer alan 7’nci maddeye bağlı ek madde 177’nin önerge işleminde kalınmıştı.

Şimdi, bu maddenin önerge işlemlerini yapacağız.

7’nci maddeye bağlı ek madde 177’de bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi ile 2809 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 177’nci maddesinde yer alan “en az yüzde 50’si tam burslu olup” ifadesinin “en az yüzde 60’ı tam burslu olup” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan             Hüda Kaya

                  İstanbul                                  Batman                        İstanbul

              Sibel Yiğitalp                    Mehmet Emin Adıyaman

                Diyarbakır                                  Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkan, Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle de bütün basın emekçilerinin gününü kutluyorum ve özellikle de şu anda hapiste tutuklu olan, tutsak olan basın emekçilerinin de gününü kutluyorum. Bir an önce serbest bırakılmalarını da temenni ediyoruz.

Yine buradan, tutsak olan Sayın Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Grup Başkan Vekillerimiz İdris Baluken, Çağlar Demirel ve diğer milletvekillerimizi, belediye eş başkanlarımızı ve haksız yere işten ihraç edilen ve şu anda cezaevinde olan bütün insanlarımızın da, yurttaşlarımızın da günü kutlu olsun diyoruz ve inşallah özgür, adil günlerde buluşma dileklerimizi, temennilerimizi de sunuyoruz.

Arkadaşlar, üniversitelerle ilgili, bölünmeleriyle ilgili yasa tasarısı hazırlanmış ama biz bunun yanlış olduğunu söylüyor ve ispat ediyoruz. Nasıl ispat ediyoruz? Örneğin El Ezher Üniversitesi dünyanın en eski üniversitelerinden biridir, 975 yılında kurulmuştur, 1 milyonun üzerinde öğrencisi vardır, 7 binin üzerinde öğretim üyesi vardır, o gün bugündür... Yani öğrenci sayısının fazlalığı negatif değil, pozitif etki yaratmıştır, bünyesinde 45 tane fakülte vardır. Düşünün ki bu 45 fakülte ayrılsın ve her biri ayrı bir isim alsın, Ezher Üniversitesi diye bir şey kalır mı? İşte, Mısır’ı, dünyayı, Afrika’yı aydınlatan Ezher’in bir işlevi kalır mı? Tabii ki de bugüne kadar bu isim kalmazdı, bu kaliteli, nitelikli eğitim de oluşmazdı, bugünlere gelmezdi. Yine, Kaliforniya’nın üniversitesinde 2 milyon 100 bin öğrenci var. Hindistan’da 4 milyon sayısını bulan, öğrenciyi barındıran üniversite var. İran İslam Üniversitesinde de 1,5 milyon öğrenci var. Niye ben dünyanın farklı üniversitelerinden, farklı kıtalarından örnek veriyorum? Bunlar dünyaca bilinen, tanınan, kendini kanıtlamış üniversitelerdir.

Bence ilk yapılması gereken şey, üniversitelerin bölünmesi değil, KHK’lerle işten atılan akademisyenlerin tekrar işe alınması gerektiğidir. Yine, aynı şekilde, sosyal medya paylaşımlarından dolayı okullarından uzaklaştırılan öğrencilerin tekrar üniversiteye alınması gerekiyor. Bunlar üniversitenin kalitesini artırır, yayınlanan bilimsel makalenin sayısı üniversitenin niteliğini artırır, bölünme artırmaz.

Yine, bizim, tedbir olarak beyin göçünü durdurmamız lazım. Dün ve bu son bir iki yıldır, ödülü aldıktan bu yana Aziz Sancar’la sürekli, haklı olarak iftihar ediyoruz, gurur duyuyoruz, örnek veriyoruz. Aziz Sancar niye Türkiye’de kalmadı, niye Türkiyeli bir bilim adamı bu ödülü almadı? Biz bunun üzerinde kafa yormalıyız, bu beyin göçünün önüne geçmeliyiz. Ama, OHAL ve KHK’lerden sonra binlerce akademisyenimiz, işte binlerce memurumuz, teknisyenimiz, mühendisimiz Avrupa’ya, Amerika’ya, dünyanın farklı ülkelerine göç etmiştir, kaçmıştır.

Yine bir örnek vereyim, benim köylüm olduğu için söyleyeyim, yakından, bire bir biliyorum: Midyat’ın Hapsinas köyünden olan Fuat Oduncu var, dünyanın en iyi kanser uzmanları arasında gösteriliyor ama Almanya’da şu anda tıp profesörü. Niye Türkiye’de değil? Bizim bunları geri getirmek için çabalamamız gerekiyor.

Bunun yanında, ben şunu da söyleyeyim: Bakın, Midyat’ta, Nusaybin’de, Kızıltepe’de sadece yüksekokullar var, üniversiteler yok. Oysaki dünyanın ilk üniversitesi Nisibis Akademisidir, Nusaybin Akademisidir. Bin sekiz yüz yıl önce orada tıp, felsefe, mantık, astronomi bilgisi veriliyordu, bugün orada üniversite yok ya! Yani demek ki biz, bin sekiz yüz yıl gerideyiz. Biz orada bir üniversite açalım. Midyat’ta taş işleme var, Süryanice var. İnsanlar Süryaniceyi Amerika’ya gidip öğrenmek zorunda kalıyor. Oysaki ana vatanı Mardin’dir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Bitireyim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Aslan.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Oysaki Süryanilerin -örneğin- ana vatanı Mardin’dir, Turabdin’dir. Evet, Mardin Artuklu Üniversitesinde Süryanice Bölümünün açılması pozitiftir, tebrik ediyoruz, takdir ediyoruz ama bunun artırılması gerekiyor.

Türkiye’nin içinde -örneğin- 10 tane Arapça lehçe konuşuluyor. Mardin’de, Midyat’ta, Muş’ta, Hatay’da, Siirt’te, Urfa’da o konuşulan Arapça lehçelere yönelik bölümler açılmalıdır. Ama düşünün 1800’lü yıllarda Alman bilim adamları Mardin’de konuşulan Mıhellemi lehçesiyle ilgili kitap yazmış, makale yayımlamış ama Türkiye’den, Mardin’den bu lehçeyle ilgili, Arapçanın Mıhellemi lehçesiyle ilgili herhangi bir makale yazılmamıştır.

Yine taş işlemede, mimaride Mardin dünyaca ünlüdür, Midyat dünyaca ünlüdür ama taş işlemeyle ilgili herhangi bir bölümümüz maalesef yoktur.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 178’de iki adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle 2809 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 178’inci maddenin ikinci fıkrasının “f)” bendinden sonra aşağıdaki bentlerin eklenmesini ve diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

g) İletişim Fakültesi

ğ) Eğitim Fakültesi

h) Güzel Sanatlar Fakültesi

ı) Sosyal Bilimler Enstitüsü

      Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan             Hüda Kaya

                  İstanbul                                  Batman                        İstanbul

        Mehmet Emin Adıyaman                   Sibel Yiğitalp

                    Iğdır                                  Diyarbakır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Iğdır Milletvekili Sayın Mehmet Emin Adıyaman konuşacak.

Buyurun Sayın Adıyaman. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 556 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin ek maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu ek madde de değerli arkadaşlar, 178’inci ek madde. Bunda Gaziantep’te yeni bir üniversitenin kurulması öngörülmektedir. Doğrusu, iktidarın önümüze getirdiği bu yasa tasarısı, bazı üniversitelerin, örneğin İstanbul Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ya da Selçuk Üniversitesi gibi üniversitelerin öğrenci sayısının çok yüksek olduğu, potansiyelin çok büyüdüğü dolayısıyla eğitim kalitesinin düştüğü iddiasına dayanıyor yani öğrenci sayısı fazla olduğundan kalite düşüyor. İyi, güzel de şimdi bu mantığınız, bu mantaliteniz kendi içinde çelişkiyle dolu. Eğer bu üniversitelerin, örneğin İstanbul Üniversitesinin öğrenci sayısı 100 bini geçiyorsa, bu, kaliteyi düşürüyorsa o zaman dönüp size şunu sormak gerekiyor: İşte Hakkâri Üniversitesi, Iğdır Üniversitesi, Bitlis, Muş, Bayburt gibi üniversitelerin öğrenci sayısı da 5 bindir. Peki, bunların kalitesi niye yükselmiyor? Bunların öğrenci sayısı gayet makul, düşük, 5 bin-4 bin öğrenci. Eğer öğrenci sayısı ile bu başarı orantılıysa o zaman Türkiye’deki öğrenci sayısı en düşük olan bu saydığım üniversitelerin en iyi, en kaliteli üniversite olması gerekiyor. Demek ki mantık, sizin kendi gerekçeleriniz bile birbirini çürütüyor. Bir taraftan üniversiteleri bölüyorsunuz: “Efendim sayı yüksek.” Ama öte taraftan öğrencisi düşük olan üniversitelerde de kalite yükselmiyor. Daha aralık ayında kabul ettiğimiz 2018 bütçesinde bu saydığım üniversitelerin, örneğin Hakkâri, Iğdır, Ardahan, Bayburt, Bitlis, Muş, Bingöl gibi üniversitelerin bütçelerine baktığımız zaman âdeta bir özel lisenin bütçesi kadar bütçe ayırdınız. 50 milyon, 60 milyon bütçe ve kaliteyi yükseltmeye kalkışıyorsunuz. Bu doğru değil. Doğru olan şey şudur: Tam da seçim arifesinde siz bilimi ve eğitimi bir rüşvet aracı olarak dağıtmaya çalışıyorsunuz; mantığınız, mantaliteniz bu.

Bakın, üzerinde konuştuğum Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesi adı altında bir üniversite kuruyorsunuz. Tamam, güzel, Gaziantep iki üniversite değil, belki beş üniversiteyi hak ediyor. Her ilimiz birden çok üniversiteyi hak ediyor. Yeni üniversite kurulmasına hiçbir diyeceğimiz yok. Problem bu değil. Peki, problem ne? Şimdi Gaziantep’te yeni üniversite açıyorsunuz, hangi bölümleri açıyorsunuz? Mühendislik fakültesi. E, zaten Gaziantep’te mevcut üniversitede mühendislik var. Tıp fakültesi açıyorsunuz. Mevcut Gaziantep Üniversitesinde tıp fakültesi var. İktisat ve idari bilimler fakültesi açıyorsunuz. E, Gaziantep’te iki tane ayrı ayrı iktisadi ve idari bilimler var. Biri Gaziantep’te, diğeri İslâhiye’de. Diş hekimliği açıyorsunuz. E, diş hekimliği var. Mimarlık açıyorsunuz. E, mimarlık da var. Sağlık bilimlerini açıyorsunuz. Sağlık bilimleri de var. E, bir de hukuk açıyorsunuz. E, hukuk da var. Peki, ne yapıyorsunuz siz? Var olan üniversiteyi fotokopi yapıp yeni bir üniversite. Siz eğer Gaziantep’te gerçekten uzman bir üniversite açmak istiyorsanız o zaman mevcut olan üniversite alanının dışında uzmanlık gerçekleştirebilecek, Gaziantep'in şartlarına uygun bir üniversite kurmanız lazım. Ama anlaşılan o ki sizin böyle bir derdiniz yok. Sizin derdiniz, propaganda malzemesi yapacağınız “Ey Gaziantepliler, bakın, biz size ikinci üniversiteyi açtık. Haydi oylar bize.” Ama artık halk bunu yutmuyor. Yani Gaziantep halkı da biliyor ki -söylediğim gibi- salt üniversiteyle olmuyor.

Kaldı ki, az önce söyledim, siz, Hakkâri, Iğdır, Ardahan, Bayburt gibi üniversitelere 50 milyon para ayırıyorsunuz, bütçe ayırıyorsunuz, “İşte yeterli kaynak yok.” diyorsunuz. Bu üniversiteler yerinde sayıyor, hâlâ altyapı sorunlarını, üstyapı sorunlarını çözememiş, bir de böyle bir üniversite rüzgârını estiriyorsunuz Türkiye’de birtakım şehirlerde. Belli ki bu üniversiteler de seçimin akabinde artık beş yıl, altı yıl, ne kadar bir süre alacak, ne zaman faaliyete girecek, bunu hep beraber halkımızla göreceğiz.

Dolayısıyla mesele gerçekten bilimse, gerçekten nitelikli öğrenciler, nitelikli elemanlar yetiştirmek istiyorsak, bilimin kendi gerçekliği içinde reel politik kararlar vermek lazım. Siyasi mülahazalara bilimi alet ederek oy devşirme amacıyla verilecek kararlar, sizlerin değil ama halkımızın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Tamamlıyorum efendim.

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET EMİN ADIYAMAN (Devamla) – Siz siyasi mülahazalarla parti çıkarları üzerinden, seçim hesapları üzerinden bilimi de araçsallaştırarak, araç hâline getirerek kullanırsanız eğer bu, belki parti olarak sizin lehinize olabilir, parti olarak bundan rant, siyasi rant devşirebilirsiniz. Ama bir gerçek var ki bu, uzun vadede halkımızın çıkarlarına, ülkemizin çıkarlarına ters ve halkımızın vergilerinden elde edilmiş ortak gelirlerinin heba edilmesi ve yanlış bilim politikalarının hayata geçirilmesi demektir.

Dün de izah ettiğimiz gibi, 6 bakanınız geldi geçti Millî Eğitim Bakanı olarak bu on altı yıl içinde, her bakanınızın eğitim politikası bir diğerini boşa çıkarttı, her gelen bakanınız bir önceki bakan arkadaşının -aynı partide olmalarına rağmen- politikalarını boşa çıkardı. Bu da gösteriyor ki sizin eğitime ilişkin bir politikanız yok, sizin uzun vadede planlanmış bir eğitim politikanız yok. Siz günübirlik, günlük siyaseti kotarma adına, kadrolaşma adına, eğitimi ele geçirmek adına politikalar üretiyorsunuz diyelim.

Hepinize saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adıyaman.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 178’in 2’nci fıkrasının (d) bendinin “d) Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesinden” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

               Didem Engin                           Mahmut Tanal                  Ali Şeker

                  İstanbul                                 İstanbul                       İstanbul

                 Ali Yiğit                             Kadim Durmaz            Kazım Arslan

                    İzmir                                     Tokat                         Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Biz katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sivas Milletvekili Sayın Ali Akyıldız konuşacak.

Buyurunuz Sayın Akyıldız. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ AKYILDIZ (Sivas) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım, basınımızın ve Meclisimizin çok kıymetli çalışanları, çok değerli bürokratlar; ben de hepinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.

Sivas’a ikinci bir devlet üniversitesi kurulması kanun teklifini daha önceki dönemde, 24’üncü Dönemde milletvekili olarak görev yapan çok değerli milletvekili ağabeyimiz de vermişti. 25 ve 26’ncı Dönemde de yine ben de Sivas’a ikinci bir devlet üniversitesi kurulmasıyla ilgili kanun teklifi vermiştim. Tabii, biz verdiğimiz kanun teklifinde Sivas’a “4 Eylül” ismiyle bir üniversite kurulsun demiştik ama Adalet ve Kalkınma Partisinin vermiş olduğu kanun teklifinde “4 Eylül” isminin yerine “Sivas” ismi konmuş. Tabii, Sivas’a ikinci bir devlet üniversitesi kurulmasını ben Sivas halkı adına olumlu buluyorum ve teşekkür ediyorum.

Ama buradan ricam şu: Sivas, biliyorsunuz, kuruluşun ve kurtuluşun başkenti Sayın Bakan. Sizin de Sivaslı olarak Sivas’ta “4 Eylül” isminin yaşatılmasına sıcak bakacağınıza ben de inanıyorum ve bu konuda sizin de destek vereceğinize inanıyorum. Gelin üniversitenin ismini “Sivas” değil de “4 Eylül Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” olarak değiştirelim, Cumhuriyetin kuruluşunun ve kurtuluşun başkenti olan Sivas’ta “4 Eylül” ismini de yaşatalım diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabii, müsaade ederseniz, sürem yettiği kadar da Sivas’ın bir başka ve çok önemli bir sorununa da değinmek istiyorum bu vesileyle. Şimdi, iktidarınız döneminde, on altı yıldır hep övündüğünüz ve sürekli “En iyi yaptığımız iş, yol.” dediğiniz bu projelerde… Nedense, Sayın Bakanım, Sivas’ın köy yolları maalesef hizmet bekliyor. Bakın, burada size okuyacağım rakamların tamamı resmî rakamlar: Sivas'ın 1.233 köyü var, 613 de mezrası var yani 1.846 yerleşim yeriyle Türkiye’de 1’inci sıradayız, coğrafi anlamda da Konya’dan sonra Türkiye’de 2’nci sıradayız. Sivas'ın köylerinin yol ağı toplam 7.660 kilometre. Bu 7.660 kilometrenin, Sayın Bakanım, sadece 3.245 kilometresinde asfalt var yani Sivas’ın köy yollarının geri kalan 4.415 kilometresinde asfalt yok. Yani yüzdeye vurursak köy yollarının toplam yüzde 43’ünde asfalt var, geri kalan yüzde 57’sinde asfalt yok.

Yine Sivas'ın köylerine vurduğumuz zaman bu oranı, asfalttan faydalanan köy sayısı, yerleşim yeri sayısı yüzde 44 Sayın Bakanım. Yani Sivas'ın 1.028 köy ve mezrasında asfalt yok, çoğunda da yol demeye bin şahit ister. Ben daha önce Meclis kürsüsündeki, buradaki konuşmamda da söylemiştim; Sayın Bakanım, ben Sivas Milletvekiliyim, benim köyümün yolu yok. Benim köyümün yolu yok, bir milletvekiliyim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Bu yıl yapılıyor Ali Bey, yapılıyor inşallah.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – İnşallah, inşallah.

Sivas İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğine bu sene gönderilen ödenek 135 milyon lira. Şimdi, ben empati kuruyorum, kendimi İl Özel İdaresi Genel Sekreterinin yerine koyuyorum; ya, Allah aşkına, ben bu 135 milyon lirayla ne yapabilirim?

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Çay, kahve parası.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Ne yapabilirim? O nedenle, buradan ricam, yetkililerden rica ediyorum: Sivas İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğine biraz daha katkı… Bak seçim de geliyor, rüşvet paketini de açıkladınız ama bu paketin içinde Sivas yine yok. Bu rüşvet paketinin içerisinden Sivas İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğine de biraz daha fazla ödenek gönderirseniz en azından İl Özel İdaresi Genel Sekreteri de benim Sivas’ımın köylerinin yollarına birazcık da olsa bakar, birazcık da olsa asfalt yapar diyorum.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Seni kurtaracağız o işten.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Buradan Hükûmete tekrar sesleniyorum: Gelin, yıllardır yok saydığınız, görmezden geldiğiniz, “Nasıl olsa çantada keklik, biz hizmet yapsak da yapmasak da bunlar bize oy veriyor.” dediğiniz benim Sivaslı hemşehrilerime en azından yol noktasında, köylerin içme suyu noktasında, köylerin altyapısı noktasında birazcık şu dönem hizmet yapın, eminim Sivas bunu değerlendirecektir. Zaten 24 Haziranda Sivas bunu değerlendirecek. 24 Haziranda Sivas size öyle güzel bir Osmanlı tokadı atacak ki -hep söylüyorsunuz ya Osmanlı tokadını- Osmanlı tokadını benim Sivaslı hemşehrilerim 24 Haziranda size öyle bir tattıracak ki o zaman Osmanlı tokadının ne olduğunu hep beraber anlayacağız, siz de göreceksiniz onu. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – İnsanın kendi kendine tokat attığı hiç görülmemiştir ama…

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Osmanlı tokadını o zaman tadacaksınız.

BAŞKAN – Sayın Akyıldız, lütfen devam edin.

HÜSNÜYE ERDOĞAN (Konya) – Kendi kendine tokat atmaz, Osmanlı biziz.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – İşte Osmanlı tokadını, hani lafta değil, o zaman, tattığınız zaman gerçekten anlayacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akyıldız.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Tamamlayayım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki, bir dakika ek süre verelim.

Buyurun.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben hatırlatayım da…

Buyurun.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Yok, Sayın Bakanıma ben demin dedim ya; 4 Eylül ismini ben, benden çok onun da yaşatacağına inanıyorum.

BAŞKAN – Biliyorum.

Buyurun, bir dakika ek sürenizi vereyim.

ALİ AKYILDIZ (Devamla) – Çünkü Sayın Bakanımızın da cumhuriyete, Atatürk’e sevgisinin, saygısının çok fazla olduğunu bildiğim, o konulara çok da değer verdiğini bildiğim için ben buradan Sivas Üniversitesinin isminin “4 Eylül” olarak değiştirilmesine benden çok Sayın Bakanımın destek vereceğine inanıyorum, o konuda güvenim tam Sayın Bakanıma.

Evet, değerli milletvekili arkadaşlarım, ben, tekrar, bu üniversitelerin kurulmasıyla ilgili söz almışken son cümlemi de… Keşke, burada benden önce konuşan ve benden sonra konuşacak olan milletvekili arkadaşlarımız da üniversitelerin bölünmesini değil de Sivas’ta olduğu gibi yeni üniversitelerin kurulmasını konuşuyor olsalardı ya da konuşacak olsalardı ya da üniversitelerimizin kalitesini konuşacak olsalardı ve üniversitelerin niteliğinin artacak olmasını konuşacak olsalardı diye umut ederdim. (CHP sıralarından alkışlar)

Ben tekrar yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akyıldız.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir. (CHP sıralarından alkışlar)

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 179’da bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle 2809 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 179’un tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan             Hüda Kaya

                  İstanbul                                  Batman                        İstanbul

        Mehmet Emin Adıyaman                   Sibel Yiğitalp                 Erol Dora

                    Iğdır                                  Diyarbakır                      Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Erol Dora konuşacak.

Buyurun Sayın Dora. (HDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 556 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesine bağlı ek madde 179 üzerinde vermiş olduğumuz önerge nedeniyle Halkların Demokratik Partisi adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu madde kapsamında yapılan düzenlemeyle “Konya Teknik Üniversitesi” adıyla yeni bir üniversite kurulmaktadır.

Bakınız, bütün dünyada yükseköğretimde yeni arayışların yoğunluk kazandığı günümüzde Türkiye’de de işlevleri, performansı ve işleyişi en çok tartışılan kurumların başında üniversite gelmektedir. Bu durumu üniversitelerden çok şey beklendiğinin bir göstergesi olarak okumak da mümkündür. Ancak son dönemde Türkiye’de yükseköğretim ve üniversite konusu, durmaksızın bir yenisi açılan üniversiteler konusuna neredeyse indirgenmiş bulunmaktadır. Çok sayıda yeni üniversite kurulmasını siyasal düzlemde ön plana çıkaran siyasal iktidarın bu kuruluşlara gerekli finansal desteği sağlamamış olması nitelik etkenlerinin Hükûmet katında da önem kazanmadığını göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, öte yandan, yükseköğretime talep konusu daha ince bir ayrıntıda incelendiğinde, yeni üniversiteler kurulması talebinin önemli bir kısmının ciddi akademik beklentiler yerine, kentin yatırımcılar için bir çekim merkezi olması ve kent ekonomisinin canlanması gibi ekonomik unsurlardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bireysel düzlemde de iş gücü piyasasında işverenlerin, başvuru sahiplerinin sahip olması gereken eğitim düzeyi beklentisinin yükselmiş olması ve statüyle ilgili bakış açıları ağırlık kazanmaktadır. Dikkatinizi çekerim, yeni kurulan birçok üniversite eskiden var olan yükseköğretim kurumlarının oluşturduğu nüve etrafında kurulmakta ve kurucu yöneticileri eski kurumlardan seçilmektedir. Bu durum, bu kuruluşların daha başlangıçta yeni ufuklardan ve taze kandan yoksun kalmaları ve mevcut yapıdan farklı modellerin denenmesi fırsatını kaçırmaları anlamına gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de üniversite ve üniversite eğitimine ilişkin politikaların geldiği son noktada eğitimin toplumsal hareketlilik, toplumsal adalet, barış ve eşitlik gibi temel özelliklerinin görmezden gelinmesi ve üniversitelerin giderek piyasanın taleplerine uygun bireyler yetiştiren kurumlar hâline dönüştürülmesi süreci hız kesmeden devam etmektedir.

Bakınız, YÖK’ün ilgili web sitesinden ulaşılan bilgilere göre bugün ülkemizde 69 vakıf ve 5’i de vakıf meslek yüksekokulu olmak üzere toplam 74 vakıf üniversitesi mevcuttur, ilgili kanun tasarısıyla 4 yeni vakıf üniversitesinin kurulması da hedeflenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayıları hızla artan vakıf üniversiteleri, yükseköğretim kuruluşlarının etrafında oluşan çeşitli vakıflar ve şirketler, devlet üniversiteleri içinde ikinci öğretim başta olmak üzere sayıları giderek artan paralı programlar, paralı yaz okulu ve özel öğrenci uygulamaları, barınma, ulaşım, beslenme gibi hizmetlerin de ticarileşmesi son yıllarda yükseköğretimde gözlenen özelleşme eğilimlerinin en başta gelenlerini simgelemektedir. Bu durum, diğer eğitim kademeleriyle birlikte yükseköğretime genel bütçeden ayrılan payın yetersizliğinin ve üniversitelerden kendi kaynaklarını kendilerinin yaratmaları beklentisinin açık bir ilanı ve kamu hizmetlerinin bedelinin kullanıcı tarafından ödenmesini öngören yaklaşımın da bir yansımasıdır. Bir başka örneğini sağlık alanında gördüğümüz bu bakış açısı, temel kamu hizmetlerini piyasada alınıp satılan meta olarak gören, bu hizmetlerin kendi gerçek değerini piyasa değerine indirgeyen, dokuz yüzyıllık tarihiyle insanlığın kültür mirası sayılması gereken “üniversite” kavramının son -gerçek- yüzyılda serbest piyasa değerlerine terk edilmesini öngören yaklaşımların da bir ürünüdür.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki Türkiye’de üniversiteler, bilimin ve eleştirel düşüncenin müstakil bir mekânı olma iddiasını giderek kaybetmekte, bilimsel bilgi üretme misyonuna her geçen gün biraz daha yabancılaşmaktadır. Son dönemde açılan onlarca vakıf ve devlet üniversitesi, genelde yükseköğretim sistemini ve özelde Türkiye'nin akademik topografyasını olumsuz bir şekilde dönüştürmeye devam etmektedir. Prefabrik ev montajına benzer bir oldubitti maharetiyle üniversite inşasının uzun vadede hangi yapısal değişimlere sebep olabileceğini bekleyip görmek yerine bu yasa tasarısının bir an önce geri çekilmesi gerektiğini belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 179’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Karakelle, bir söz talebiniz var sanıyorum.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

23.- Erzincan Milletvekili Sebahattin Karakelle’nin, Erzincan Üniversitesine Başbakan Binali Yıldırım’ın isminin verilmesini iktidarıyla muhalefetiyle destekleyenlere hemşehrileri adına teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

1 Mart 2016 tarihli ve 5467 sayılı Kanun’la kurulmuş, “Anadolu’da bir dünya üniversitesi” sloganıyla yola çıkan Erzincan Üniversitemizin adının, Erzincan’ımızın olduğu kadar Türkiye’nin de medarıiftiharı olan, kuruluşunda, bugünlere gelmesinde, her tuğlasında emeği olan, Erzincan Üniversitesinin hamisi olan, bir hakkın teslimi noktasında Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım’ın isminin verilmesini iktidarıyla muhalefetiyle yüce heyetinizin takdirlerine arz etmiştik. Desteklerinizden dolayı, şahsım, milletvekili arkadaşım Serkan Bayram ve tüm Erzincanlı hemşehrilerim adına hepinize çok teşekkür ediyoruz, minnet ve şükranlarımızı arz ediyoruz. Bu tasarıyı Meclise taşıyan, özellikle Sayın Millî Eğitim Bakanımıza, ilgili Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna ve onun çok değerli üyelerine de ayrıca çok teşekkür ediyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Karakelle.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/943), Erzincan Milletvekilleri Sebahattin Karakelle ve Serkan Bayram'ın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2311), Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 5 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2313), Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 3 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2314) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 556) (Devam)

BAŞKAN – 7’nci maddeye bağlı ek madde 180’de iki adet aynı mahiyette önerge vardır, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 180’in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

               Didem Engin                           Mahmut Tanal                  Ali Şeker

                  İstanbul                                 İstanbul                       İstanbul

              Kazım Arslan                              Ali Yiğit                   İrfan Bakır

                  Denizli                                    İzmir                          Isparta

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:     

 Filiz Kerestecioğlu Demir                     Mehmet Ali Aslan             Hüda Kaya

                  İstanbul                                  Batman                        İstanbul

              Sibel Yiğitalp                    Mehmet Emin Adıyaman

                Diyarbakır                                  Iğdır

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Isparta Milletvekili Sayın İrfan Bakır konuşacak.

Buyurun Sayın Bakır. (CHP sıralarından alkışlar)

İRFAN BAKIR (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, ekranları başında bizi izleyen kıymetli vatandaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Süleyman Demirel, en çok açtığı üniversitelerle gurur duyardı, kendi adına üniversite kurulduğunda çok mutlu olmuştu, Süleyman Demirel Üniversitesiyle bağını hiç koparmadı, hep yakından izledi.

Tüm üniversitelerde ilk 20’ye giren SDÜ, yirmi dört saat açık kütüphanesinde yüz binlerce kitap -geceleri öğrencilere ücretsiz çorba- herkesin ücretsiz yararlandığı dijital kopyalama cihazı, çok farklı müzeler, yöresel müzik aletleri, böcekler, bitki genetiği, bilim insanlarının ipek halılara dokunmuş portreleri gibi pek çok konuda eşsiz bir birikime sahip; öğrenci odaklı ve öğrenci mutluluğu pek çok üniversitenin ilerisinde; binlerce öğrencinin yararlanacağı açık tiyatro ve konser alanına sahip; akademik performansı, öğrenci sayısı 80 bin olmasına rağmen ileri düzeyde. Etkinlikleriyle ilkler yaratan, bilim ve teknoloji alanında farkındalık oluşturmuş -elmalı, güllü, sebzeli sirkeyle, vakumlu camla, ileri yaş diş kliniğiyle Türkiye'de bir ilki yaratan ve kütüphanesi Avrupa'nın en büyük ilk 30’u arasında olan- Ziraat Mühendisliği Fakültesi bünyesinde eğitim veren tüm bölümler bu program altında toplandı, Yer Bilimleri Mühendisliği ilk kez Süleyman Demirel Üniversitesinde açıldı.

Pembe baretle inşaatta kadın varlığının artırılması, iş sağlığı ve güvenliğinde önleyici tedbirlerin alınması hedeflenmiştir. Türkiye'nin ilk yerli, bir saç telinin 200’de biri büyüklüğündeki nanomotoru tıp, çevre analizleri ve tarım gibi alanlarda kullanılıyor.

Yerel kalkınmada öncülük eden Süleyman Demirel Üniversitesi bu konuda çok başarılı.

Şimdiyse üniversite ikiye bölünüyor: Süleyman Demirel Üniversitesi ve Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi. Yeni düzenlemeyle Orman, Ziraat, Su Ürünleri, Teknoloji Fakültesi yeni kurulacak üniversiteye dâhil ediliyor. Fakülteler ürettikleriyle Süleyman Demirel Üniversitesinin vizyonunun en önemli parçalarından biri. Bunu, Süleyman Demirel Üniversitesinin tüm bireyleri ve altyapısıyla başarmıştır. Bu, sinerjinin bir ürünüdür. Bu sinerjide bu fakültelerin enerjisini yok saymak ulusal hedefleri akamete uğratacaktır.

Bu fakülteler, mekâna bağlı araştırma alanları ve bilim üreten kurumlar; uygulama alanları ise son yirmi yıllık bir çabanın ürünü. Bitki genetik materyalleri olan, üzerinde taşınmaz seralar, araştırma yerleri, hayvan çiftliği bulunan, üniversiteler içinde tek mavi sertifikalı anaç üretimi yapan, damızlık parselleri bulunan araştırma ve uygulama çiftliğini SDܒden koparıp, emekleri yok sayıp yeni adı “Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi” olan Ziraat Fakültesini göndermeye çalışıyorlar. Taşınması ve yeniden tesisi, ciddi anlamda zaman ve maddi kayıplar oluşturacak ve öğrencileri olumsuz etkileyecektir.

Uygulamalı Bilimler Üniversitesi kuruluyor olmasına rağmen, asıl uygulamaya dayalı eğitim öğretim veren, araştırma disiplinine sahip fakülteler SDÜ bünyesinde kalmaktadır. Bu durum amaçlarına uymadığını işaret etmektedir. Tüm uygulamalı bilimlerin, sanayi paydaşları ve bölgesel ekonomide katkısı olan mühendislik, mimarlık, tıp, diş gibi fakültelerin de hep beraber olması gerekir. Bölünmeye gerekçe olarak öğrenci ve birim sayısının fazlalığı gösterilmekte, hâlbuki bu fakültelerin toplam öğrenci sayısı içindeki oranı yüzde 5’i bile bulmuyor.

Yeni üniversite, yüksekokul, meslek yüksekokulu ağırlıklı bir yapılanma üzerine. Bu üniversitenin dört yıllık programlarının sayısı ve çeşidi çok az. 20 adet meslek yüksekokulun yanında öğrenci ve personel kapasitesi az olan 4 fakültenin yeni üniversiteye aktarılması bu tasarıya uymamaktadır. Toplam 40 bin SDÜ lisans öğrencisinin sadece 4.700’ü yeni kurulacak üniversiteye aktarılarak yeni üniversitenin yapısı içinde iki yıllık bölümlerin öğrenci sayısı yüzde 87 gibi bir orana sahip olacak. Fakültelerin etkinliğinin çok düşük olacağı, ne bölgesel ne de ulusal çıkarlar lehine işlev görmeyeceği açıkça gözüküyor.

Dünyada saygınlık ve Türkiye liderlik vizyonuyla çıkılan yolda Süleyman Demirel Üniversitesinin Orman, Ziraat, Su Ürünleri ve Teknoloji Fakülteleri markalaşmış durumdadır. Eğitim ve öğretim, araştırma performanslarını tayin eden ölçüm kurumları nezdinde bu markalar tescillenmiştir. Süleyman Demirel Üniversitesinden bunların ayrılması, bu marka değerlerinin ortadan kaybolmasına neden olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

İRFAN BAKIR (Devamla) – Markaların oluşumunda katkısı bulunan kurum içindeki ve dışındaki paydaşların ne fikri ne görüşü alınmış ne de katılımı sağlanmıştır. Bu fakültelere yönelik ayrılma kararının millî eğitimimizi, yükseköğretimimizi ileriye götürmesi ve paydaşları tatmin etmesi mümkün değildir.

Bu fakülteler, bir vücudun uzvu gibi Süleyman Demirel Üniversitesinin bedeninden koparılmamalıdır. Ne koparılan uzuvlar ne de vücut kendini toparlayamaz. Eğer SDܒnün bölünmesi zorunluluk ise “sosyal bilimler üniversitesi” ya da “sağlık bilimleri üniversitesi” diye olmalıdır.

Bu bölünmeyi amaçlanana uygun bir hâle dönüştürmek, bütün paydaşların ve öğrencilerin ortak çıkarlarına uyumlu bir hâle getirmek eğitim adına doğru bir yaklaşım olacaktır. Yirmi altı yıllık süreçte bölünmek için değil bütünleşmek için, ayrılmak için değil birleşmek için gayret edilmiştir; bu gayretler boşa çıkmamalıdır.

Saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakır.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde şimdi Diyarbakır Milletvekili Sayın Sibel Yiğitalp konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğitalp. (HDP sıralarından alkışlar)

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi adına söz almış bulunmaktayım.

Konuşmama başlamadan önce, bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü olması sebebiyle, cezaevinde bulunan 184 özgür basın emekçisini selamlıyorum ve bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını temenni ediyorum.

Yirmi bir aydır OHAL var ve yirmi bir aydır OHAL’in sürdüğü bir ülkede seçimler var; seçimler ülkesi, OHAL’ler ülkesi, KHK’ler ülkesi ve bu ülkenin akademisi konuşuluyor.

Bu ülkenin akademisi konuşulurken -dün de bahsetmiştik, iki gündür partimiz bahsediyor- bu tartışmanın içinde akademisyenler yok, öğrenciler yok, öğretmenler yok, veliler yok, velhasıl bu işi tartışacak bileşenleri yok ama burada ne var? Bu hikâyenin kurucusu kimdir? Bu hikâyenin kurucusu, yirmi aydır OHAL’i yaratan, KHK’lerle insanları terbiye etmeye çalışan, insan ölümlerini sayısal, istatiksel rakam olarak gören, yüzünde bir günden bir güne tebessüm olmayan, herkese nefretle bakan, herkesi düşmanlaştıran, kendi dışında hiçbir gücü kabul görmeyen, neredeyse -deyim yerindeyse- kendi dışında herkesi reddeden, suratında sürekli nefret ifadesi olan bir aklın tartışmasını yürütüyoruz burada. Bu ülkenin artık nefrete, öfkeye, herkesi düşman gören siyasete ihtiyacı yok. Dolayısıyla, böyle bir siyasetin getirmiş olduğu uygulamaları da reddediyoruz.

Şimdilik şunu söyledikten sonra asıl konuma dönmek istiyorum: Evet, 6 bin akademisyen ihraç edildi ve binlerce öğrenci neredeyse sosyal medyadan dolayı okullarından atıldı, tutuklandı. “Biz katliam istemiyoruz.” diyen öğrenciler cezaevlerinde. Yine “Çocuklar ölmesin.” diyen eğitim emekçisi cezaevinde. Şimdi bu gerçekliği görmezden gelebilecek bir aklı da reddediyoruz. Yine, az önce bahsettiğim gibi, bu hikâyenin kurucusunu da reddediyoruz.

Şimdi şunu söylüyoruz: Bu hikâyeyi asla ve asla kabul etmiyoruz. Biz neden kabul etmiyoruz, biliyor musunuz? Biz ana dilde, herkesin eriştiği, ücretsiz, parasız ve kendi içinde özerk eğitim alanlarını kabul ediyoruz. Bunun dışında eğitim olan alanlar şunu iyi biliyoruz ki bağımlıdır, şunu iyi biliyoruz ki üretken değildir, şunu iyi biliyoruz ki siyasi saiklerle orada kadrolaşma vardır. Şu anda mevcut duruma baktığınızda yapılan bütün atamaların, oluşabilecek bütün üniversitelerin tamamen siyasi saiklerle, kadrolaşma ve rant alanı amaçlı yapıldığını görmek mümkün. Öyle değil ise eğer, buradaki diğer tarafların sözüyle, konuşmasıyla ve tarafların tartışmasıyla bu noktaya varılırdı. Bakın, burada taraflardan hiç kimse yok, tek taraf var. Bu hikâyeyi yazanın tarafı nedir? Az önce söylediğim gibi, yirmi bir aydır OHAL’le bu ülkeyi yöneten akıldır. Şimdi, siz OHAL’le, zorun gücüyle her şeyi kabul ettirme gibi bir çabaya girerseniz dolayısıyla burada kimse kazanmaz.

Düşündüğümüz şudur: Biz bir ülkede, ortak bir vatanda yaşamak istiyoruz ve ortak bir vatanda ortak kararlar içerisinde olmak istiyoruz. Biz aynı trendeyiz, vagonlar farklıdır ama aynı trendeyiz. Eğer o tren takla atarsa bütün vagonlar gider ama siz o treni zorla, bütün gücünüzle, sadece zorun gücüyle götürürseniz, diğerlerini görmezden gelirseniz inanın ki kendinizle birlikte diğerlerini de uçurumdan aşağıya götürürsünüz.

Şimdi, bunları söyledikten sonra isterdim ki burada bu çocukların, milyonlarca çocuğun geleceğini nasıl inşa edelim, nasıl konuşalım, ne yapalım… Bu kadar çocuk mutsuz, öğrenciler mutsuz; insanlar intihar ediyor, işleri güçleri yok; mezun olanlar işsiz, okula gidenler her an OHAL kaygısından dolayı tutuklanabilme korkusu yaşıyor. Bu kadar kaygı veren, ikliminde sürekli nefret olan bir ülkenin artık yaşanamaz bir ülke olduğunu, sürdürülemez bir hâle geldiğini düşünmek gerekirdi, tartışmamızın bu yönüyle olması gerekirdi. Böyle bir atmosferde alınan hiçbir karar sağlıklı değildir, böyle bir atmosferde alınan hiçbir karar meşru değildir, böyle bir atmosferde verilen hiçbir karar meşru değildir, hiçbir zaman da meşru olmayacaktır. İleride insanlar şunu söyleyecektir: OHAL marifetiyle, KHK’lerle insanları işten attılar, 6 bin akademisyen görevinden oldu, sırf “Barış istiyoruz.” diyen insanlar tutuklandı, bebekleriyle cezaevlerindeydi ama onlar yine bildiklerini okudular ve o bildiklerini okuyanların da üç ay sonra, elli gün sonra erken seçim, panik seçimle büyük bir kısmı ya cezaevinde oldu ya da tekrar milletvekili olamadı. Bunu, insanlar, hepimiz hatırlayacağız ama bizi nasıl hatırlayacaklar? Her koşulda dimdik duran, her koşulda doğruyu söyleyen, asla ve asla, hiçbir zaman ölümden yana tavır almayan insanlar olarak hatırlayacaklar.

Bunları söyledikten sonra son söz olarak şunu söylüyorum: OHAL’in ve KHK’nin asla ve asla bu ülke halklarına bir faydası olmamıştır, tek faydası olan Hükûmettir, o da kısa vadelidir ama bundan sonraki fayda açısından bakıldığında, sadece ve sadece zorun gücünden başka hiçbir şey değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Son cümlemi tamamlayayım.

BAŞKAN – Tamamlayın.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Buradan, bütün bağımsız, tarafsız, ana dilde eğitim isteyen ve bunun mücadelesini yürüten ve gerçekten üretmek isteyenleri saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 7’nci maddeye bağlı ek madde 181’de iki adet önerge vardır, ikisi de aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 181’in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

 

               Didem Engin                           Mahmut Tanal                  Ali Şeker

                  İstanbul                                 İstanbul                       İstanbul

                 Ali Yiğit                        Ayşe Gülsün Bilgehan       Kazım Arslan

                    İzmir                                    Ankara                         Denizli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

      Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan             Hüda Kaya

                  İstanbul                                  Batman                        İstanbul

        Mehmet Emin Adıyaman                                                 Sibel Yiğitalp

                    Iğdır                                                                  Diyarbakır

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) - Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk olarak İstanbul Milletvekili Hüda Kaya konuşacak.

Buyurun Sayın Kaya. (HDP sıralarından alkışlar)

HÜDA KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Yükseköğretim Kanunu’yla ilgili düzenleme hakkında söz almış bulunuyorum.

Böyle bir düzenleme tam seçim arifesinde, son ayda önümüze getirildi, dayatıldı. Ama en az neredeyse iki yıldır ülkemizde OHAL ve KHK’lerle akademisyenlerin, üniversite eğitimcilerinin, üniversite öğrencilerimizin başlarına gelenleri artık dünya âlem biliyor. Düşünün, binlerce akademisyenin, nitelikli, uluslararası kariyerleri olan eğitimcilerimizin üniversitelerden atılmasıyla -bu bir aşağılama değil ama- iktidarın ve zihniyetinin ortaya koyduğu politikalar çerçevesinde, üniversitelerden nitelikli eğitimciler uzaklaştırılarak ülkemiz neredeyse bir muhtarlar cumhuriyetine dönüştürülmeye çalışılıyor.

Değerli arkadaşlar, bir zamanlar, YÖK’le ilgili, İslami çevreler hep birlikte eylemler yapardık; darbe kurumları diye kaldırılması yönünde eylemler, protestolar, açıklamalar yapardık. Fakat her şeyde olduğu gibi, bu iktidar, darbe kurumları ve darbe kalıntılarının tamamına dört elle sarıldı, hatta, darbecilikten, darbe kurumlarının, darbecilerin izlerinin geride bıraktığı kalıntılardan çok daha şiddetlisini bir politika olarak ortaya koydu, önümüze dayattı, şu anda, mevcut. Sonuç olarak, 70 binin üzerinde üniversite öğrencisi bugün hapishanede ve tutuksuz yargılanan öğrencilerle beraber bunun sayısı 100 bini aşıyor.

Dün sizlere cezaevlerinde hasta mahkûmlarla ilgili bir konuşma yapmıştım. Onlardan bir tanesi, bakın, Beyza isminde bir üniversite öğrencisi sevgili arkadaşlar. Yedi aydır Karaman M tipi cezaevinde tutuklu bulunuyor ve kendi kişisel acil ihtiyaçlarını dahi görebilecek durumda değil, omuriliği çatlamış durumda cezaevinde ve hâlâ ağır şartlarda mahkûm olarak tutulmaya devam ediliyor sevgili arkadaşlar.

Bir de şunları ilave etmek istiyorum: Furkan Vakfına yönelik yapılan operasyonları hepiniz aylardır takip ediyorsunuz. En son, geçtiğimiz günlerde Furkan Vakfına ait, cemaatlerinden olan, ders alan, Alparslan Kuytul’un derslerini almaya devam eden ve bütün yapıların, bütün farklı cemaatlerin, kurumların öğrencievlerini olduğu gibi, onların da öğrencievlerini… Burada öğrenci belgeleri var, isimleri var, burada kira kontratları, sözleşmeleri var, farklı farklı, burada valilik makamına yazılmış belgeler var. Bu insanlar üniversite öğrencileri ve kadın ve erkek öğrencievleri olan 6 bina şu anda mühürlenmiş durumda, eşyaları sokağa atılmış durumda, kendi acil ihtiyaçlarını dahi alamıyorlar. Bunların haricinde, bu öğrencilere söylenen “Gidin, yeniden ev tutun, yurtlara yerleşin, gidin otelde kalın.” Beş parasız öğrenciler, kendilerine bir ekmek alabilecek imkânı olmayan, yardımla geçinen öğrencilere otel yolu gösterilmiştir ve ihtiyacı olan eşyalarını alabilmelerine bile imkân sağlanmamıştır.

Ve bu öğrencilerin haricinde iki aile daha var ki, bir tanesi yeni evli, eşi hamile, daha düğün ve aldıkları eşya borçlarını ödüyorlar ve evleri mühürlendiği için evlerine girip eşyalarını alamıyorlar. Diğer aile 3 çocuklu, apar topar evlerinden atılıyorlar, kapıları mühürleniyor ve çoluk çocuk orada burada yakınlarında kalıyorlar, mevsimler değişiyor ihtiyaçlarını dahi evlerinden almalarına müsaade edilmiyor. Ve bu insanlar birer yıllık kiralarını verdikleri hâlde kira boşuna çalışıyor ve bu insanlar dışarılarda, sokakta kalmış durumdalar.

Değerli arkadaşlar, her gün farklı bir dram, farklı bir örnek veriyoruz. İntiharlardan, katliamlardan, cinayetlerden bahsediyoruz, işsizlerin bunalımından, cinnet geçirenlerden bahsediyoruz, hapiste ölenlerden bahsediyoruz, tedaviye muhtaç kalanlardan bahsediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜDA KAYA (Devamla) - Bir de, böyle, üniversitelerimizi bir muhtarlar üniversitesine döndürmeye çalışan politikalara karşı nitelikli bir hâle dönüştürmemiz ve üniversitelerin bölünüp parçalanarak cemaatlere veya farklı yapılara peşkeş çekilmesinin önüne geçmemiz gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaya, teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde şimdi de Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan konuşacaklar.

Buyurun Sayın Bilgehan. (CHP sıralarından alkışlar)

AYŞE GÜLSÜN BİLGEHAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce, adı anılmayan üniversiteden başlayalım, İnönü Üniversitesi. Millî Eğitim Bakanımızın da adını taşıdığı İsmet Paşa’dan geliyor. İlginç bir kuruluş hikâyesi var: Doğu Anadolu’da bir üniversite kurulması fikri, ilk olarak Mustafa Kemal Atatürk tarafından 1937’de ortaya atılmış, Doğu’da ilk üniversite Erzurum’da kurulmuştur. Bölge şehirleri arasında rekabet sürerken, Malatya, 1960’lardan itibaren geniş bir alanın merkezi ve yolların kavşak noktasında bulunuşu, ulaştırma imkânlarının genişliği, nüfusu itibarıyla Doğu’da 2’nci il oluşu, okuyanın bol, eğitime ve kültüre ilgisinin çok oluşu gibi gerekçelerle öne çıkmıştır.

Malatya İnönü Üniversitesi, aslında bir şehrin yirmi beş otuz yıllık vatandaşlık mücadelesinin zaferidir. 1967 yılında şehirlerine üniversite taleplerini duyurabilmek için kurulan “Malatya’ya Üniversite Kurma ve Yaşatma Derneği” 1974’te adını “Malatya’ya İnönü Üniversitesi Kurma ve Yaşatma Derneği” olarak değiştirmiş ve bir şehir hareketi olarak amacını tüzüğünde şu şekilde belirtmiştir: “Malatya’nın büyük hemşehrisi, Millî Kurtuluş Savaşı’nın cephe komutanı, cumhuriyetimizin en önde kurucularından üstün devlet adamı İsmet İnönü’nün adını yüceltmek, anısını yaşatmak ve Malatya’yı halkın şiddetle ihtiyaç duyduğu ve şehrin kalkınmasında önemli bir faktör olacağı şüphesiz olan bir eğitim ve öğretim kurumuna kavuşturmak için İnönü Üniversitesi adıyla bir üniversitenin kurulmasını ve bunun yaşatılmasını sağlamaktır.”

3 Nisan 1975 tarihli, 1872 sayılı İnönü Üniversitesi Kanunu’yla kurulan ve 1976-1977 eğitim yılından itibaren hizmet veren Malatya’daki üniversitenin serüvenini yakından bilenlerdenim.

1984-1985 akademik yılında şu anki kampüs alanına geçti ve hızla gelişti. Bugün 16 fakültesi, 1’i devlet konservatuvarı olmak üzere 3 yüksekokulu, 5 enstitüsüyle 46 bin öğrenciye eğitim ve öğretim hizmeti sunan bir merkezdir. Toplam 3.300 öğrencinin barınma ihtiyacının karşılandığı İnönü Üniversitesi kampüsünde 2.500 kişilik bir devlet kız yurdu mevcuttur.

Kadınlara 1934’te seçme ve seçilme hakkı veren kanun tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisinde sunan dönemin Başbakanı İnönü’nün adını taşıyan bu üniversitede, 2016-2017 öğretim yılında lisans düzeyinde erkekten çok kız öğrenci sayısının bulunması gurur vericidir.

Sağlık alanında ülkemizin en modern hastane projesi olan Turgut Özel Tıp Merkezinin 1991 yılında temel atma ve 1996’da hizmete giriş törenlerinde İnönü ve Turgut Özal aileleri bir araya gelerek aynı kıvancı paylaştılar. Hastanenin başarılarını mutlulukla izliyoruz. Karaciğer naklinde Avrupa’da ilk, dünyada 2’nci sıradadır.

Başlangıçtan bugüne kadar üniversiteye emek veren rektör ve akademisyenleri saygıyla anmak gerekir. En uzun dönem görev yapan Profesör Doktor Fatih Hilmioğlu, verdiği akademik mücadeleyi ağır bir bedelle ödemiş, diğer pek çok Ergenekon mağduru gibi yıllarca hapiste kalmış, sağlığını ve 1 evladını oradayken kaybetmiştir.

Değerli milletvekilleri, getirilen kanun tasarısı sadece bölgenin en iyi üniversitelerinden biri olan İnönü Üniversitesini değil, sağlam temelini tarihinden alan köklü başka üniversitelerimizi de kapsamaktadır. Tarihi olan ve temeli oturmuş üniversiteleri yeni olgunlaşmamış eğitim kurumlarına bölmek, eğitim sistemimize getirilecek en büyük darbelerden biri olacaktır. Programsız, anlık ve keyfî eğitim politikaları nedeniyle küçük çocuklarımızın geleceği belirsiz; şimdi de sıra gençlere geldi herhâlde. Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri olan nitelik-nicelik ikileminin en son örneğidir bu yasa tasarısı.

Gittikçe daha fazla andığımız İnönü, bakın, daha 1920’li yıllarda şöyle demiş: “Bir toplumda en zararlı insan, ehliyetsiz olduğu hâlde salahiyet sahibi olandır. Ehliyetsiz ve salahiyet sahibi insan, öğrenciliği sırasında iyi yetişmezse yaşamın gidişi içinde güç gelişir. Bu insan, bütün yaşamında bilimin, liyakatin ve çalışkanlığın düşmanı olacaktır. Bilim kurumlarından çıkanlar daima iyi yetişmelidirler. Siyasette ve yönetimde en zararlı şey, milletler ve toplumlar için telafisi en zor olan felaket, yarım bilgili insanların yetki sahibi olmasıdır.” (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, Türkiye ve gençlerimiz için aydınlık günler diliyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 182’de üç adet önerge vardır. Önergelerin ikisi aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle 2809 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 182’nin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

 

      Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan Mehmet Emin Adıyaman

                  İstanbul                                  Batman                          Iğdır

                Hüda Kaya                            Sibel Yiğitalp         Ertuğrul Kürkcü

                  İstanbul                                Diyarbakır                       İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkcü konuşacak.

Buyurun Sayın Kürkcü. (HDP sıralarından alkışlar)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (İzmir) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu maddenin kanun metninden çıkarılmasını istiyoruz. Aslında kanun metninin de bu Genel Kuruldan çıkarılmasını istiyoruz ama kuvvetimiz yetmiyor ne yazık ki.

Ben AKP sıralarındaki arkadaşlara, grup başkan vekillerine soracağım: 24 Nisana kadar üniversiteleri bölelim diye aranızda hummalı bir tartışma yürüttünüz mü? Haberiniz bile yoktu. Önünüze geldi, şimdi bunları çatır çatır burada tartışmaya çalışıyorsunuz.

SALİH CORA (Trabzon) – Olur mu öyle şey ya? Ne alakası var?

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Olsaydı okurduk yahu.

O yüzden, sevgili arkadaşlar…

SALİH CORA (Trabzon) – Hepsini tartıştık ya.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Evet, öyle konuşuyorum.

SALİH CORA (Trabzon) – Biz istedik biz. Biz istedik bölünmesini ya, biz istedik.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Siz istediniz… Yani çok güzel. İşte zaten…

SALİH CORA (Trabzon) – KATܒden 5 tane üniversite kurduk.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – E, iyi ya, tamam, dur da konuşuyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SALİH CORA (Trabzon) – Karadeniz Teknik Üniversitesinden 5 tane üniversite kurduk ya. Şimdi yeni bir üniversite…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – İstediniz de niye istediniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım.

SALİH CORA (Trabzon) – Daha iyi olması için, daha büyümesi için, gelişmesi için…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, bir üniversitenin ne olacağına karar vermesi gereken, bizzat o üniversitede yaşayan, çalışan, üreten, öğreten insanlar olur. Kendi kendinize, oturduğunuz yerden “onu bölelim, bunu bölelim” neyi bölüyorsunuz? Böldüğünüz her okul, her üniversite Türkiye’de akademik sıralamanın 1’inci, 2’nci, 10’uncu, 20’nci sırasındaki üniversiteler. Yani bunlar sizin için arzu nesnesi. Bunları fethedemediğiniz için şimdi ortadan bölmeye ve bunların başına bu Artuklu’daki deli gibi insanları geçirerek bunları temellük etmeye çalışıyorsunuz, hikâye bundan ibaret.

İstanbul Üniversitesini bölecekmişsiniz! Niye böleceksiniz İstanbul Üniversitesini? İstanbul Üniversitesinin bu büyüklüğü, aslında İstanbul Üniversitesini uluslararası sıralamada dünya listelerine sokuyor. Siz onu böldüğünüz zaman yapacağınız şey, sıradan iki üniversite elde etmektir. Siz bu akılla, evet, yolları ikiye bölüp duble yol yapabilirsiniz ama üniversiteleri ikiye böldüğünüzde aynı etkinlikte 2 üniversite elde etmeyeceğiniz apaçık. Sırf sizin kurduğunuz bu üniversite olmayan üniversitelere kimse gitmiyor diye marka üniversiteleri bölerek onların ününü, onların prestijini ele geçirmeye çalışıyorsunuz tıpkı basını aynı şekilde ele geçirmeye çalıştığınız gibi. Sizin için bunlar birer arzu nesnesi.

Kanal D’yi ele geçirdiğiniz zaman Kanal D-AKP, Kanal D olmuyor, Hürriyet-AKP, Hürriyet olmuyor. Ne özelliği var idiyse sizin onu ele geçirmek için istediğiniz bütün öteki özelliklerinden uzaklaşıyor, böylelikle böldüğünüz üniversiteler 2 tane aynısından etmiyor, hiçbir şey etmiyor. Bütün bunları yapmanın eğitimsel, akademik, bilimsel hiçbir anlamı yok. O nedenle üniversiteyi dinlemek, üniversite öğrencilerini dinlemek, üniversite öğretim üyelerini dinlemek en önemli şey iken şimdi onları sadece ve sadece sokakta dinliyorsunuz.

Gerçekte, Türkiye'nin üniversite düzeni, bu bölünme meselesi gündeme gelinceye kadar matah bir şey de değildi. Türkiye’de hiçbir zaman gerçek anlamda, uluslararası manasında, akademik kalite manasında, toplumsal önem manasında bir üniversite düzeni ne yazık ki olmadı. Ancak bu üniversite, gerek 1960’ta edindiği yeni statüyle gerek 1968 sonrasında üniversite öğrencilerinin ve öğretim üyelerinin sürdürdükleri eğitimin topluma dönük bir biçimde yeniden tasarlanması çabalarıyla belli bir doğrultu edinmişti. Şimdi, bu doğrultular, 12 Martta, 12 Eylülde ve şimdi sizin yönetiminizde tamamen baltalandıktan sonra aslında geride bölünmemiş de olsa bir üniversite düzeni olarak elle tutulur bir şey kalmıyor. Fakat bunu böyle yapmaz iseniz eğer, buna önceki hüviyetini kazandırmak, kazanımları geri elde etmek ve üniversiteyi hakikaten öğrencilerin, öğretim üyelerinin, çalışanların ortaklaşa yönettikleri bir demokrasi alanı, demokratik bir eğitim merkezi hâline getirmek pekâlâ mümkün olacaktır. Ancak siz, şimdi, böyle yaptığınız için, ilk kez, bunca yıldır üniversitenin demokratik bir katılımla yönetilmesini akıl etmemiş öğretim üyeleri, şimdiye kadar uysallaştırdığınız binlerce öğrenci sokaklarda. 1968 öğrenci ayaklanmasının 50’nci yılında cini şişeden çıkarttınız.

Ya bu yasayı geri çekeceksiniz ya yeniden taraflarla müzakereye başlayacaksınız ya da 1968’in devrimci rüzgârlarından, mutlaka ve mutlaka onun eleştiri kırbacından yararlanacak, ders alacaksınız, üniversite öyle öğretemediğini size böyle öğretecek. Umarım bu yasayı geri çekersiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başbakanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi ile 2809 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 182’nin başlığında ve madde metninde yer alan “İstanbul Üniversitesi (Cerrahpaşa)” ibarelerinin “İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Bülent Turan                      Mehmet Doğan Kubat        Ramazan Can

                 Çanakkale                                İstanbul                     Kırıkkale

            Adnan Boynukara                      Hasan Basri Kurt              Şirin Ünal

                 Adıyaman                                 Samsun                       İstanbul

             Mehmet Metiner                    Mücahit Durmuşoğlu

                  İstanbul                                 Osmaniye

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Mahmut Tanal                           Engin Altay                   Ali Şeker

                  İstanbul                                 İstanbul                       İstanbul

               Gaye Usluer                           Sibel Özdemir           Kemal Zeybek

                 Eskişehir                                 İstanbul                        Samsun

              Kadim Durmaz                   Bülent Yener Bektaşoğlu

                    Tokat                                   Giresun

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergelerden birinin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

“Cerrahpaşa” ifadesinin üniversite isminde parantez içinde yer alması yerine doğrudan üniversite isminde geçmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Ali Şeker konuşacak.

Buyurun Sayın Şeker. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ŞEKER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on altı yılda kutuplaşma siyasetinizde duygusal olarak bölünmüş bir ülke yarattınız. Bugün Mecliste bölünmüş üniversiteler kanunuyla karşımıza geldiniz. Farklı görüşten tüm üniversite öğretim üyesi ve öğrencilerini bu yasa tasarısı karşısında birleştirdiniz. Şu anda, Cerrahpaşada, İstanbul Üniversitesinde öğrenciler, öğretim üyeleri -hangi görüşten olursa olsunlar- “İstanbul Üniversitesi bölünmesin, üniversiteler bölünmesin.” diye haykırıyor ama siz duymamakta ısrar ediyorsunuz. Üniversitelere, öğretim üyelerine, öğrencilere bir şey sormuyorsunuz, giderayak “kaptı kaçtı, böldü attı yasası” çıkarıyorsunuz. Komisyon üyeleriniz, görüşmeleri sırasında kanunu savunurken “Çok düşünmeye gerek yok, biz planlamadan mlanlamadan anlamayız, göç yolda düzülür.” diyor, sonra da kalkıp “Batı bizi kıskanıyor.” diyorsunuz. On altı yıllık politikalarınız sonucunda Türkiye'nin eğitimde geldiği yer, dünyada 99’uncu sıra ve siz kendinizi kandırıyorsunuz, kimseyi de kandıramıyorsunuz dünyada.

YÖK Başkanı “Yeni bir model deneyeceğiz.” diyor. Model denemek için altı yüz yıllık bir üniversiteyi mi buldunuz? Kökleri tarihe dayanan bu üniversiteyi mi buldunuz model denemek ve kobay olarak kullanmak için?

Üniversiteler bu kadar hafife alınamaz. Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak için üniversitelerin sayısı değil, niteliği önemlidir. O niteliği oluşturmak için de geçmişine, birikimlerine saygı göstermeniz lazım.

İstanbul Üniversitesi dâhil, 13 üniversiteyi bölüyorsunuz bu tasarıyla, üniversiteleri bölerek çoğaltmayı öneriyorsunuz. Üniversiteleri böldüğünüzde yayın sayıları da bölünüyor, dünyadaki sıralaması da bölünüyor, prestiji de bölünüyor. İki tane yarım üniversite yapıyorsunuz, iki yarımdan bir tam üniversite çıkmıyor; yarım akıllı, yarım yamalak üniversiteler yaratıyorsunuz. Hâlbuki bu üniversitenin oluşması için bazen yüz yıllar geçmesi gerekiyor. Üniversiteler bir ülkenin hafızasıdır, vicdanıdır, birikimidir; bu birikimi bu kadar kolay heba etmemelisiniz.

Türkiye'nin köklü üniversitelerine senelerdir bütçe ayırmıyorsunuz ve üniversite hastanelerini borç batağına gömdünüz, 6 milyar TL borç batağındalar şimdi. “Barış” diyen üniversite öğretim üyelerini maalesef içeri attınız, KHK’lerle işlerinden ettiniz.

İnönü ve Gazi Üniversitelerini sırf isimlerinden dolayı mı bölmek istiyorsunuz, İnönü’ye ve Gazi’ye karşı çıktığınız için mi? Anadolu Üniversitesini üniversite eğitiminin yaygınlaşmasına katkılarından dolayı mı bölüyorsunuz, cezalandırıyorsunuz? İstanbul Üniversitesini modern manada ilk üniversite olduğu için mi bölüyorsunuz?

Cerrahpaşa, sadece binalardan oluşmuyor, sadece binalardan oluşan bir beton yığını değil; orada bir kültür var, o kültürün oluşmasında en yüksek puanlarla o fakülteye gelen, o üniversiteye gelen o öğrencilerin de payı var, bugüne kadar, geçmişten aldıkları birikimleri bugünlere aktaran o değerli hocalarımızın da büyük bir payı var, bütün olarak, İstanbul Üniversitesinin bir parçası olmasının payı da var. Siz bunları ayırdığınızda İstanbul Üniversitesine de Cerrahpaşa Tıp Fakültesine de yazık ediyorsunuz.

Bu üniversiteler, sadece öğretim üyesi, doktor, uzman hekim yetiştirmiyor; bu üniversiteler, aynı zamanda şehrin merkezindeki insanlara sağlık hizmeti de veriyor. O sağlık hizmetine bakan olarak bir gün siz de ihtiyaç duyabilirsiniz, Cumhurbaşkanı olan kişi de ona zaman zaman ihtiyaç duyuyor; o birikimi ortadan kaldırdığınızda o doktorları, o uzman hekimleri, o hocaları oralarda bulamayacaksınız.

Şişli Etfal Hastanesi, şehrin merkezinde, onu da ortadan kaldırıyorsunuz. Marmara Üniversitesinin 1.000 dönümlük arazisini, İstanbul Üniversitesinin 3.600 dönümlük arazisini -TOKİ aracılığıyla- rezidans, AVM yapmak için aktarıyorsunuz TOKİ’ye ve oradan da kat karşılığı üniversite yaptırıyorsunuz.

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesini bölüyorsunuz; orman fakültesini bir üniversiteye, eğitim ve araştırma ormanını başka bir üniversiteye veriyorsunuz. Bunda ne akıl var ne mantık var. Heilbronn Botanik Bahçesi’ni müftülüğe bahçe yaptınız, bilime bakışınız bu.

Üniversitelerin kent merkezlerindeki arazilerine göz diken, kat karşılığı iş yapan bir hükûmet gibisiniz. Değerli arazileri, yandaşlara TOKİ üzerinden peşkeş çekip fakülteleri üniversitelerden ve tarihî köklerinden koparıyorsunuz ve kent dışına sürgün ediyorsunuz üniversiteleri.

Siz “Üniversiteleri yönetemiyoruz.” diyorsunuz. Eğer rektör olarak seçilen Profesör Doktor Raşit Tükel’i atasaydınız, o, üniversiteyi yönetirdi. Rektörlük seçiminde yüzde 86 oy alan Gülay Barbarosoğlu’nu atasaydınız o da Boğaziçiyi yönetirdi. (CHP sıralarından alkışlar)

New York Üniversitesinin 300 bin öğrencisi var ve hâlâ bölünmüyor. Siz “Biz böleceğiz.” diye ısrarla inat ediyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dersinize az çalışmışsınız Ali Bey.

ALİ ŞEKER (Devamla) – Siz bu anlayışla, “Yönetemiyoruz, 80 milyona geldi bu ülkenin nüfusu, ülkeyi ikiye bölelim.” mi diyeceksiniz? On altı yılda hep böldünüz; insanları, duyguları, bir arada yaşam iradesini böldünüz, toplum olma vasıflarını yitirmeye yüz tutan, komşusunun üzüntüsüne sevinen bir ülke yarattınız. En seçkin öğrencileri alan fakülte Cerrahpaşayı köklerinden koparıyorsunuz. Onkoloji Enstitüsünü ve Kardiyoloji Enstitüsünü itiraz etmeseydik kapatacaktınız, o kanser hastaları kaderleriyle baş başa kalacaktı.

En başından beri söylediğimiz gibi, Cerrahpaşa ve diğer fakültelerin İstanbul Üniversitesinden koparılmasını, üniversitelerin bölünmesini doğru bulmuyoruz. Dindar, kindar nesillere değil, ahlaklı, vicdanlı, sevgi dolu nesillere ihtiyacımız var. Bunun için de bölmeye, yok etmeye değil, laik ve çağdaş bir eğitim sistemine, yeni fen liselerine, yeni İstanbul Üniversitelerini, yeni Boğaziçi Üniversitelerini kurmaya ihtiyacımız var. Şunu unutmayın ki Cerrahpaşa Tıp Fakültesi parantez içerisine sığmaz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, üniversiteyi bölmemenizi diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Bölme iddiasını kabul etmiyoruz Sayın Başkan, önergemiz de beraber zaten.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – “Uzlaşmaz.” diyorlar, kabul ediyoruz; “hayır” diyorlar, “evet” diyoruz. Sadece ezber bozmaya devam edeceğiz.

BAŞKAN – Kabul edilen önergeler doğrultusunda 7’nci maddeye bağlı ek madde 182’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 183’te üç adet önerge vardır. Bu önergelerin ikisi aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 183’ün tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

               Didem Engin                           Mahmut Tanal                  Ali Şeker

                  İstanbul                                 İstanbul                       İstanbul

                 Ali Yiğit                              Kazım Arslan             Haluk Pekşen

                    İzmir                                    Denizli                        Trabzon

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan             Hüda Kaya

                  İstanbul                                  Batman                        İstanbul

              Sibel Yiğitalp                         Behçet Yıldırım Mehmet Emin Adıyaman

                Diyarbakır                               Adıyaman                        Iğdır

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ BURHANETTİN UYSAL (Karabük) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Muhterem Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Trabzon Milletvekili Sayın Haluk Pekşen konuşacak.

Buyurun Sayın Pekşen. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK PEKŞEN (Trabzon) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; mezunu olmaktan büyük onur duyduğum İstanbul Üniversitesini burada bir gün konuşacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Çünkü İstanbul Üniversitesinin bize yaptığı katkı, bize verdiği emek, o kıymetli hocalarımızın, o tarihî kürsünün, oranın o ruhunun bize kattıkları, bu ülkeye kattıkları anlatmakla, yalnızca burada kürsülerde söylemekle bitmez. İstanbul Üniversitesi gerçekten, insanlık tarihine çok büyük harflerle not düşmüş ve emsali bulunmayan büyük bir kültür merkezidir. İstanbul Üniversitesi keşke dünyadaki emsalleriyle yarışabilecek olanakları bulsaydı ve bizlerden çok daha kıymetli hukuk adamlarını, çok daha kıymetli aydınları bu ülkeye kazandırmaya devam etseydi. İstanbul Üniversitesini bölmek, üniversiteleri bölmek, üniversitelerin bölünmesinden bir bilim aramak hiçbir akla uygun şey değildir. Onun için, sizin Türkiye’de dokunup da Türkiye’ye kazandırdığınız bir şey olmadığı için neyi konuşalım, neyi anlatayım? Ben size burada başka bir şeyi anlatayım da bari memlekete bir katkısı olsun.

Şimdi, geçenlerde burada Türkiye Kömür İşletmelerinin Genel Müdürünü anlatmıştım size, o Genel Müdürü geçiyorum. Ondan hakikaten özür dilemeyeceğim tabii, fırıldak Mustafa, biliyorsunuz. Şimdi daha can alıcı birisi geldi, İmdat var, bir İmdat. Hani bu trenlerin “imdat”ı var ya, İmdat var. Yani gerçekten ben, bir üniversiteyi ancak böyle kurun diye tavsiye ederim. Sayın Bakan, gerçekten, bu çayla ilgili kurduğunuz ÇAYKUR ve bir de gariban vatandaşların çay paralarını iç etmek için kurduğunuz ÇAYTAŞ var ya, müthiş bir doktora tezi olur buradan. Bu İmdat, hakikaten çay üreticisine “imdat” dedirtti.

Bakın, ne olmuş? Şimdi, ÇAYKUR'un sermayesi 594 trilyonken bu İmdat demiş ki: “Ya, olur mu böyle bir şey, bunu artıralım.” Ne yapalım? “Ya, bunu 2 katrilyon 50 trilyon yapalım.” Tabii, kim tutar? 2 katrilyonun üzerinde bir sermaye artışı olmuş ama İmdat’ı tutamamışlar. İmdat tutmuş, demiş ki: “Arkadaşlar, bu ÇAYKUR çok kâr ediyor, bugüne kadar, benim genel müdür olduğum dönemden önce çok kâr etmiş, ben buna tarihî bir gol atayım.” Ne olmuş? Bak, 469 milyon lira zarar etmiş ÇAYKUR, tarihinde ilk defa, yetmemiş, 1,8 katrilyon lira banka borcunun içerisine, gırtlağa kadar borca batmış. Çay üreticisini getirdiğiniz hâle bakar mısınız. Sayın Cumhurbaşkanının memleketi.

Az önce burada bir milletvekili diyor ki: “Kaçak çay tarımı da Karadeniz'e kaydı.” Hiç kimseden cevap gelmiyor. Kaçak çay tarımı Karadeniz’e kaydı. Hükûmet ya da iktidar, çay üreticisi Rizeli ama perişanlığın bedelini ödeyen de Rizeli hemşehrilerim. Rizeli hemşehrilerime geçen yıl dedim ki: Bak bu şeker fabrikaları var ya bu pancar üretenlerin başına ne geldiyse fındık üreticisi var ya o Karadeniz’de fındık üretenlerin başına ne geldiyse, bu SEKA fabrikalarının başına ne geldiyse, orada çalışan işçilerin başına ne geldiyse sıra size gelecek, en son size gelecek.

Şimdi, buradan yazıyorum, seçimden sonra sevgili çay üreticisi hemşehrilerim, bu AKP'yi iktidardan indirmez iseniz bilin ki o çay fabrikalarının tamamı tek tek tek tıpkı şeker fabrikaları gibi satılacak, siz çay bahçelerinizde artık patates mi üretirsiniz, başka bir şey mi üretirsiniz, onu hep beraber yaşayıp göreceğiz. AK PARTİ neye el attıysa onların tamamı millî olmaktan çıkmıştır.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Konuya gelsin Sayın Başkan, konuya.

HALUK PEKŞEN (Devamla) - İsterseniz burada soruyorum ben, bak, bir tane sektör söylesinler diye soruyorum, yahu, Allah aşkına, bir sektör söyleyin diyorum, AK PARTİ döneminde bu memlekete kazandırdığınız bir tek sektör söyleyin, var mı? Yok.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Çok, çok.

HALUK PEKŞEN (Devamla) - Şimdi geldik üniversitelere. Üniversiteleri bölüyoruz. Daha çok bölün, madem üniversite kurmak zahmetli, üniversite kurunca bu üniversitelerin dünya literatüründe bir yeri yok, dünyada ilk sıralamalara giren, ilk 100’e giren, 200’e giren, 250’ye giren -hadi 500 diyelim- 500’e giren doğru dürüst üniversite yok, bölün o zaman, madem böyle üniversiteler bölünmekle bir işe yarıyorsa bölelim. Yaptıklarınızın hiçbirisinin savunulacak yanı yok. Yahu, Allah aşkına birini gelin de bir savunun. Yani şeker pancarına kotayı koydunuz, onu savunun; savunamıyorsunuz. Fındığı İtalyan’a teslim ettiniz, hadi gelin onu savunun; onu da savunamıyorsunuz. SEKA’yı savunun yurt dışından 1,4 milyar dolar verip aldığınız pamuğu savunun ya da güneş enerjisi santrali kurmayıp, rüzgâr santrali kurmayıp, gidip Rusya’ya gaz parası ödeyip gazdan üretilen elektriği yüzde 39’a niye çıkardığınızı, gelin onu savunun. (CHP sıralarından alkışlar) Ya da Tunçbilek’te vatandaşın akciğerine nasıl kömür tozlarını enjekte ettiğinizi savunun, Karadeniz’deki HES’leri savunun. Yahu savunacak bir şeyiniz olsun Allah aşkına bir şey söyleyin.

Seçime gidiyoruz, meydanları dar edeceğiz size. Bu rakamların hepsini konuşacağız, bunları önünüze koyacağız. Sevgili milletvekilleri, biz bekliyoruz, meydanlar orada, biz de orada olacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum.

Buyurun.

HALUK PEKŞEN (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum.

Efendim, önümüzdeki seçim Türkiye’nin siyasi tarihine şöyle bir not düşecek: 2003 yılında rahmetli Ecevit’e demişlerdi ki “Öcalan’ı sana teslim ettik.” Ecevit de cevap vermişti, “Bu Öcalan’ı bize niye teslim ettiler, ben de anlamadım.” demişti. Size bir tek şey söyleyeyim emin olun “Bu seçimi niye 24 Haziranda yaptık, biz de anlamadık.” diyeceksiniz. Çünkü küreselleşme böyle; böyle istiyorlar. “Bu iktidar biraz daha kalsın, Türkiye ekonomik olarak biraz daha çöksün, Türkiye ürettiği millî değerleri biraz daha kaybetsin, ondan sonra biz Türkiye’nin önüne dilediğimiz sözleşmeyi koyarız, istediğimiz sonucu alırız.” 2003 yılında Colin Powell’la imzaladığınız sözleşmeye bakın. Önünüze bu sözleşmeyi getirmemek için Türkiye’ye, 24 Haziran günü Türkiye’nin millî değerleriyle kurulmuş bambaşka bir iktidarı getirip koyacağız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergelerin diğer konuşmacısı Adıyaman Milletvekili Behçet Yıldırım olacak.

Buyurun Sayın Yıldırım. (HDP sıralarından alkışlar)

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 556 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu düzenlemesine ilişkin verdiğimiz önerge üzerinde grubum HDP adına söz almış bulunmaktayım.

Başta AKP iktidarı tarafından ihraç edilmiş, tutuklanmış, bilim, demokrasi, özgürlük uğruna bedel ödemiş öğretim görevlileri ve öğrenciler olmak üzere, bu konuda duyarlı tüm kesimleri saygıyla selamlıyorum.

Bölünmesi planlanan üniversiteler ayakta, demokratik tepkilerini dile getirmeye çalışıyorlar. Büyük üniversiteler parçalanmak isteniyor. Bölmek istediğiniz üniversitelerimiz bu duruma tepkili. Buna en büyük tepkiyi Türkiye’nin en köklü, en fazla hekim yetiştiren Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakülteleri gösteriyor. Kimi meslektaşlarım hastane bahçesinde eğitim vermeye çalışıyor, kimi sosyal medyada tepkilerini gösteriyor.

On altı yıllık AKP iktidarının en fazla güvendiği Sağlıkta Dönüşüm Programı çöktü. Hep “Halk çok memnun.” diyorsunuz ama halk bugün memnun değil, hele hekimler hiç memnun değil, memnuniyet yüzde 6 civarında. Eğer hekimler sizin sağlık politikalarınızdan ve iktidarınızdan memnun olsalardı meslek odalarında bu aralar yapılan oda seçimlerinde sizleri tercih ederlerdi. Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da yapılan oda seçimlerinde -nisan ayında başlanmış, bir iki oda kalmış- Hükûmetin destek verdiği, yandaş listeler seçimleri kazanmış olurdu. Ama hekim camiası, bilinçlidir, cesurdur; sizin yaptığınız tüm engellemelere, tehditlere ve şantajlara boyun eğmemiştir; kendi iradelerine sahip çıkmış, odalarına sahip çıkmıştır; yurdun dört bir yanında oda seçimlerini büyük farklarla kazanmışlardır; sizin sağlık politikalarınızı beğenmemiştir. Kötü sağlık politikalarınızdan dolayı halk ile hekimler karşı karşıya getirilmiş, sağlık emekçilerine şiddet artmış, sağlık çalışanlarında intihar oranları artmıştır. Barış isteyen hekim camiası, sizin savaş politikalarınıza alet olmamış, savaş karşıtı bir duruş sergilemiş, savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu savunan hekimler gözaltına alınmış, TTB’nin önündeki “Türk” kelimesine saldıracak kadar pervasızca davranan iktidar cephesine büyük bir ders vermişlerdir.

Her şeyi böldünüz, doktor camiasını bile bölmeye çalıştınız ama beceremediniz. Afrin işgalinde olduğu gibi, doktorları karşı karşıya getirmek istediniz ama doktorlar zeki insanlardır, size uymadılar, el ele vererek odalarına sahip çıktılar ve oda seçimlerinde sağduyu kazandı. Türk-Kürt kardeşine sahip çıkan, tekçi zihniyeti değil paylaşımcı, özgürlükçü, katılımcı, çağa uygun, bilimsel bir anlayışı benimsemiş hekim arkadaşlarımı buradan tekrar kutluyor, saygılar sunuyorum. Hekimlerimiz iktidarın hem savaş politikalarına hem de özgürlük ve demokrasiyi rafa kaldıran OHAL uygulamalarına çok güzel bir yanıt vermişlerdir. Anketlere meraklı saray umarım bu sonuçlardan bir ders çıkarır. Seçimlerde hile yapsanız da oyları çalsanız da bu halk sizleri 24 Haziranda alaşağı edecektir. Siz en iddialı olduğunuz sağlık alanında bile dibe vurmuşsunuz, haberiniz yok. Hekimleri dinleyin, hepsi okumuş, bilinçlidir, kiminin 3-4 tane diploması var, akademik kariyerleri var, her gün okumaktadırlar.

Üniversiteler bölünmeyi istemiyor. Öğretim görevlileri de çalışanları da öğrencileri de bölünmek istemiyor. Çok üniversite açmakla, bölünmekle çağı yakalayamazsınız, bilimi yakalayamazsınız. Önemli olan niteliktir; çağa uygun, bilimsel çalışmalar yaparak başarılı olursunuz. Bugün iyi hekim yetişmiyor maalesef. Ciddi altyapı yetersizlikleri yaşanıyor. Bugün tıp fakültelerinde kadavra yok. Gerçek bilim adamlarını cezalandırıp, kıymetini bilmeyip özel sektöre kaptırırsanız, tıp fakültelerinin altyapılarını sağlam yapmazsanız, gerekli donanımları sağlayamazsanız iyi hekim de yetişmez tabii.

Bizlere yani Türkiye Büyük Millet Meclisine seslenen TTB Merkez Konseyi Başkanı Profesör Doktor Raşit Tükel şöyle diyor: “Söz konusu tasarıyla, akla yakın bir gerekçe gösterilmeden İstanbul Üniversitesi bölünerek tarihinden ve köklerinden kopartılmak istenmektedir. Akademik ortamda ve üniversite kamuoyunda tartışılmadan, tamamen ‘Ben yaptım oldu.’ anlayışıyla, tepeden inme getirilen bu yasa tasarısı gerek üniversitemiz bileşenleri arasında gerekse kamuoyunda büyük bir tepki uyandırmıştır. Bu yasa tasarısını geri çekin. Hiç değilse ulusumuzun kısa bir zaman sonra yapılacak seçimlerde yetkilendireceği yeni Parlamentonun bu kritik kararı müzakere etmesine fırsat verin. Yüzlerce yıldır büyüyen ve büyüten bu çınardan elinizi çekin. Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri, görevleri gereği, Türkiye'deki eğitim kurumlarını ileriye götürecek, geliştirecek yasal düzenlemeleri yapmak durumundadır.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHÇET YILDIRIM (Devamla) – “Onları bölüp parçalamak ve tarihsizleştirmek değildir görevleri. Milletvekillerimizi bu sorumluluk doğrultusunda davranmaya davet ediyoruz. Tasarıyı geri çekin.”

Saygılar sunuyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldırım.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/943) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle 2809 sayılı Kanun’a eklenen ek 183’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Rektörlüğe bağlanan” ibaresinden sonra gelmek üzere "Bankacılık ve Sigortacılık Yüksekokulu” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Bülent Turan                      Mehmet Doğan Kubat            Salih Cora

                 Çanakkale                                İstanbul                       Trabzon

           Lütfiye Selva Çam                       Nevzat Ceylan       Adnan Boynukara

                   Ankara                                   Ankara                      Adıyaman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kurulan üniversitenin sosyal bilimler ağırlıklı, Gazi Üniversitesinin sağlık ve mühendislik ağırlıklı eğitim vermesi öngörüldüğünden Bankacılık ve Sigortacılık Yüksekokulunun aktarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 184’te iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/943) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle 2809 sayılı Kanun’a eklenen ek 184’üncü maddenin ikinci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Bülent Turan                         Recep Uncuoğlu    Ayhan Sefer Üstün

                 Çanakkale                                Sakarya                        Sakarya

             Ali İhsan Yavuz                      Hasan Basri Kurt Mehmet Doğan Kubat

                  Sakarya                                  Samsun                       İstanbul

"c) Sakarya Üniversitesine bağlı Kırkpınar Turizm Meslek Yüksekokulu ile Sakarya Meslek Yüksekokulunun adları ve bağlantıları değiştirilerek Rektörlüğe bağlanan Sapanca Turizm Meslek Yüksekokulu ile Adapazarı Meslek Yüksekokulundan; Sakarya Üniversitesine bağlı Ali Fuat Cebesoy Meslek Yüksekokulu ile Geyve Meslek Yüksekokulunun birleştirilerek bağlantısının değiştirilmesiyle Rektörlüğe bağlanan Geyve Meslek Yüksekokulundan; Sakarya Üniversitesine bağlı iken bağlantıları değiştirilerek Rektörlüğe bağlanan Akyazı Meslek Yüksekokulu, Arifiye Meslek Yüksekokulu, Ferizli Meslek Yüksekokulu, Hendek Meslek Yüksekokulu, Karasu Meslek Yüksekokulu, Kaynarca Seyfettin Selim Meslek Yüksekokulu, Pamukova Meslek Yüksekokulu, Sapanca Meslek Yüksekokulu ve Kocaali Meslek Yüksekokulu ile Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulan Karapürçek Meslek Yüksekokulu, Söğütlü Meslek Yüksekokulu ve Taraklı Meslek Yüksekokulundan,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesinin yeni kurulan meslek yüksekokulları açık bir şekilde belirtilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 184’ün tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Didem Engin                           Mahmut Tanal                  Ali Şeker

                  İstanbul                                 İstanbul                       İstanbul

                 Ali Yiğit                              Kazım Arslan          Hüseyin Çamak

                    İzmir                                    Denizli                         Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak konuşacak.

Buyurun Sayın Çamak. (CHP sarılarından alkışlar)

HÜSEYİN ÇAMAK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’deki önemli geçmişi olan üniversitelerin bölünerek farklı bir üniversite adı altında açılmasıyla, bu üniversitelerin yılların birikimiyle akredite olduğu bütün uluslararası anlaşmalar sona erecek ve tekrar tanınması yıllar alacaktır. Yeni bir üniversite kurmak varken bu üniversitelerin parçalanması Türkiye açısından büyük bir kaynak ve emek israfına sebep olacaktır. Bunun sonunda ise kaybeden ülkemizin akademik birikimidir.

İktidar, bu üniversitelerin çalışan ve öğrenci sayısı bakımından çok fazla büyümüş olmasının yönetim sorunları oluşturduğu iddiasıyla bölünmesi gerektiğini savunuyor. Öncelikle şu bir gerçek ki mevcut üniversitelerin yönetilemez olma zafiyetinin nedeni çalışan ve öğrenci sayısının büyüklüğü değildir, üniversitelerde yönetimlerin tamamen iktidar partisine yakın kişilerle doldurulması, liyakatli yönetici yoksunluğu, özerklik eksikliği, katılımcı, modern ve demokratik yönetim anlayışının tesis edilmemesi gibi daha temel sorunlar söz konusudur. Köklü geleneği ve marka değerleri isimleriyle özdeşleşmiş olan üniversitelerin bölünmesi hem mevcut birikimleri zedeleyecek hem de yeni üniversiteler için ulusal ve uluslararası düzeyde tanınma ve kurumsallaşma sorunlarını beraberinde getirecektir.

Öte yandan, mesela, İstanbul ve Gazi Üniversiteleri YÖK tarafından araştırma üniversiteleri ilan edilmiştir. Şimdi, bölünmeyle birlikte, bu üniversitelerin araştırmacı yönü tescil edilmiş fakülteleri birbirinden ayrılacaktır. Bu fakültelerin araştırma üniversitesi bünyesinde elde ettiği kazanımların kaybı söz konusu olacaktır. Örneğin, Padişah Sultan Abdülmecit tarafından 1842’de Askerî Baytar Mektebi olarak kurulan, bu toprakların en eski fakültelerinden biri olan İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi de bu bölünmenin kurbanlarından biridir. Bu kararın buradaki akademisyenlerin ve öğrencilerin üniversiteleriyle olan duygusal bağları açısından akademide ciddi bir motivasyon kaybı yaratacağı açıktır. Hükûmetin bu üniversiteleri bölme girişimlerinin birtakım kadrolara istihdam sağlamanın ötesinde hiçbir amaç taşımadığı görüşü kamuoyunda hâkimdir. Bu nedenlerle, tasarı yeniden değerlendirilmeli, üniversite çevreleriyle müzakereler edilerek revize edilmelidir. Bu anlamda kurulacak yeni üniversiteler de hem bilimsel hem de toplumsal gereklilikler doğrultusunda kurulmalıdır.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz üzere Mersin’imizin akademik dinamosu olan Mersin Üniversitesi bölünerek içinden başka bir üniversite daha çıkarılmaya çalışılıyor. Oysa Tarsus’ta yıllar öncesinden teklif edilen yeni bir üniversite kurulma talebini bugüne kadar ciddiye almayan iktidarın, üzerine hiçbir şey yapmadan, var olan üniversiteleri bölmesinin hiçbir anlamı yoktur. Bu anlamda, Tarsus, sadece Türkiye'nin değil, dünyanın en eski kentlerinden biridir; geçmişi on bin yıl öncesine dayanan dinlerin ve medeniyetlerin buluştuğu çok önemli bir yerleşim merkezidir. Tarih boyunca hep cazibe merkezi olmuş İpek Yolu üzerinde, İç Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan Gülek Boğazı’nı sınırlarında bulunduran çok önemli bir kavşak noktasıdır. Geçmişinin bu kadar eski olması ve dünyada ilk 3 üniversiteden birinin bulunduğu önemli bir cazibe merkezi olması nedeniyle, sadece İslam dünyasının değil, diğer semavi dinlerin de önemli isimlerinin doğup büyüdüğü, tarihî mezarlarının bulunduğu önemli bir yerleşim merkezidir. 330 bin nüfusuna, köklü tarihine, kültürel zenginliğine ve jeopolitik açıdan oldukça değerli konumuna karşın hâlen Tarsus’ta yeni bir üniversite inşa edilmemesi çok ciddi bir haksızlık ve eksikliktir.

Sözlerime son verirken, dün Cumhuriyet gazetesine tam sayfa ilan veren akademisyenlerin, üniversitelerin bölünmesiyle sonuçlanacak bu tasarının kesinlikle kamu yararına olmadığına, bilimsel planlama yaklaşımına ve akademik eğilimlerine açıkça aykırı olduğuna dair isyanlarını da hatırlatıp yetkilileri insaflı olmaya çağırıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamak.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 185’te üç adet önerge vardır. İlk okutacağım önergeler aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 185’in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

               Didem Engin                              Ali Şeker               Mahmut Tanal

                  İstanbul                                 İstanbul                       İstanbul

                 Ali Yiğit                              Kazım Arslan             Hayati Tekin

                    İzmir                                    Denizli                        Samsun

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan             Hüda Kaya

                  İstanbul                                  Batman                        İstanbul

              Sibel Yiğitalp                    Mehmet Emin Adıyaman

                Diyarbakır                                  Iğdır

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk olarak Samsun Milletvekili Sayın Hayati Tekin konuşacak.

Buyurun Sayın Tekin. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYATİ TEKİN (Samsun) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek 185’inci madde hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Konu, 2809 sayılı Kanun’a ek 185’inci maddeyle Samsun’da “Samsun Üniversitesi” adıyla yeni bir üniversite kurulmasıdır. Yeni üniversite değil, Ondokuz Mayıs Üniversitesinin bölünmesidir esası. Bafra’dan işletme, Çarşamba’dan toplum bilimleri, FET֒den mühendislik mimarlık fakültelerinin toplanıp yeni bir üniversite değil, OMܒnün bölünmesi. Amaç, tüm Türkiye’deki üniversitelerde olduğu gibi, mevcut üniversiteleri ve yeni kurulanların yönetimlerini yeni ihdas edilecek kadrolarla ele geçirmektir. Yalnız, perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Bugün üniversitelerin bölünme çabalarının amacı, üniversite yönetimlerinin yeni ihdas edilecek kadrolarla ele geçirilmesi, neticenin buraya doğru hızla yol alması. Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi bölünerek “Samsun İlkadım üniversitesi” olacak. Bu, tabii, benim gönlümden geçen. Sadece “Samsun”, yoksa, aksi takdirde “İlkadım” çok yakışırdı. Burada öngörülen -5 adet ihdas edilecek yeni kadro görülüyor- elbette ki yönetimleri ele geçirmek, biraz önce de bahsettiğimiz gibi.

Hâl böyleyken AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan Samsun’da üç müjde verdi, üçü de hikâye. Size anlatayım: Birinci müjde, Samsun Üniversitesinin kurulması. Yapılan iş çok basit, FET֒den kapatılan Canik Başarı Üniversitesinin tabelasını indirip, diğer bölümlerden biraz taşıyıp yeni tabelanın, Samsun Üniversitesi tabelasının asılmasından ibarettir. Bir şey yapılacaksa hiç olmazsa Çarşamba’daki Mustafa Kemal Güneşdoğdu Kampüsü düz ovada 78 bin metrekarelik arazide boş beklemekte. Ziraat fakülteleri başta olmak üzere, Çarşamba Mustafa Kemal Güneşdoğdu kampüs alanına kaydırılarak ziraat fakülteleri zirai üretimle iç içe sokulmuş olabilir. Termeli, Ayvacıklı, Salıpazarlı ve Çarşambalılar -AKP’ye laf anlatamadıkları için- hazır üniversitelerini Yeşilırmak üniversitesi olarak istemektedir. Buna da hakları vardır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve başta şahsım olarak bunun takipçisi olacağız.

İkinci müjdeye gelelim, bu müjde çok önemli. Yalnız, arkadaşlar, hangi iş adamına verildiği belli değil, tüm Samsun halkı da şu anda merak ediyor. Müjde, şehir hastanesi. Hastanenin arsası orman ve hazineden, ihalesi yirmi yedi yıllık süreyle devletten, yüzde 70 doluluk taahhüdü devletten, geriye kalan -hepinizin bildiği gibi- dokuz ila on yıl arasında kendisini amorti edecek şehir hastanesi ortalama on yıl da şahsın olacak, kalan on yedi yıllık peşkeşin faturasını da Samsunlu çocuklar, hatta Samsunlu torunlar ödeyecek.

Üçüncü müjde, hızlı tren. Elbette ki şahsım da başta olmak üzere Kırıkkale, Çorum, Amasya, Samsun’da yaşayanlar olarak hızlı tren isteğimizdir. Sayın Davutoğlu başta olmak üzere, bu müjde on yıldır pompalanıyor. Hızlı trenin imalatının yani üretiminin bir an önce gerçekleştirilmesi, ülke ve ülkenin geleceği için elzemdir. 400 kilometre hızlı trenin maliyeti ortak konsorsiyumla yaklaşık 30 milyar dolara mal olmaktadır. On yıl daha bu partal söylenecek. Delice-Samsun arası hızlı tren hattı yaklaşık 3 milyar dolara mal oluyor. Yani gerçek üretimin yüzde 10’u Delice-Samsun arasından karşılanıyor. Bu pozisyonda yapılacak olan hat Fransız’a, İtalyan’a, İspanyol’a ödenecek olan döviz demektir, tabii ki olmayan döviz. TÜLOMSAŞ hikâyesi ölme eşeğim ölme misali yıllardır söyleniyor, beş on yıl daha söyleneceğe benziyor. Üçüncü müjde, dağın fare doğurması gibi. Hepsini topladığın zaman, bir sıfır ediyor. Ayrıca, 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla sadece üniversiteler bölünmüyor, öğrenciler de bölünüyor.

Değerli dostlar, Kur’an’a bağlı, inançlı, imanlı bir Müslüman olarak ön lisans programlarından mezun olanlara imtihansız lisansa geçiş hakkı verilmesi dinî ve İslami değildir. Bu konuda hepinizin vicdanına sesleniyorum. Diğer iki yıllıklar dört yıllığa geçmek için gerçekten imtihan olacak, sadece ilahiyatlar imtihansız olacak. Şimdi, bu haktan yararlanacak, imtihansız dört yıllığı bitiren ilahiyat mezunu bana ya da cemaate ne yüzle Kur’an’dan, adaletten bahsedecek, dürüstlükten bahsedecek? Bu AKP’nin anlayışına uygun olabilir fakat rehberi Kur’an olması gereken Diyanet ne fetva veriyor, gerçekten merak ediyorum. Bu uygulama dört yıllığı hakkıyla kazanmış gençlere de hakarettir.

Sonuç olarak, işin özü ekonominin dibe vurmasıdır. Çareyi acil seçimde ve şeker fabrikalarını satıp seçimde vatandaşa emme şeker olarak sunmakta buldunuz.

En büyük projeniz bin TL ikramiye. Bu konuda da sürekli olarak geriden gidiyorsunuz; süre olarak üç yıl, miktar olarak da 3 kat CHP’nin gerisindesiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika…

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika.

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Sizlere tavsiyem, bir dahaki seçimde CHP’nin programını iyi okuyun.

Altı ay önce Maliye Bakanımıza sordum “Üçüncü mali af ne zaman?” diye, “Kesinlikle bir daha yok.” dedi. Ancak altı ay dayanabildi, şimdi vergi affıyla para toplanacak; yetmedi, imar affında, vatandaşların evlerinden para toplanacak, vatandaşın oyu vatandaşın parasıyla satın alınacak. Artık bu numarayı halkımız yemez.

Son nefesinizi inşallah 24 Haziranda vereceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – “Tövbe” deyin Sayın Tekin.

HAYATİ TEKİN (Devamla) - Ön lisansın iki yılını imtihansız geçişle dört yıla tamamlayan imam soracak: “Mevtayı nasıl bilirsiniz?” “Adaletsiz biliriz.” diyeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Tekin, “tövbe” deyin, hepimiz yaşıyoruz, lütfen.

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Pardon.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siyasi son nefesiniz, siyasi son nefes.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Mecazi anlamda.

BAŞKAN – Anladım herhâlde.

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Sayın Başkan, süremi biraz verin, bitireyim lütfen.

BAŞKAN - Siz gene bir “siyasi” deyin de…

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Tabii ki, elbette ki. Onu sonunda bağlıyorum.

“Mevtayı nasıl bilirsiniz?” diye bu iki yıllıktan dört yıllığa haksız geçmiş olan imam soracak “Adaletsiz biliriz.” diyeceğiz. “Mevtaya hakkınızı helal ettiniz mi?” dediğinde de 80 milyon adına “Helal etmedik.” diyeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYATİ TEKİN (Devamla) – Ama Sayın Başkanın da uyardığı gibi, Türk’ün örf ve âdetine göre ölünün arkasından kötü konuşulmaz. Yine de mekânınız cennet olsun.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Görüşeceğiz.

BAŞKAN – Yine “tövbe” deyin bari, ne olursunuz. Mekânımızı da cennet yaptınız, Allah razı olsun ama…

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Teşbihte hata olmaz.

BAŞKAN – Siyasi olarak söylediğinizi kabul ediyoruz elbette, işin esprisindeyiz.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde şimdi de Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan konuşacak.

Buyurun Sayın Aslan. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ ASLAN (Batman) – Sayın Başkanı ve Sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Maalesef, toplumu ilgilendiren her yasa tasarısı gibi bu yasa tasarısı da topluma ve ilgili kurumlara sorulmadan, alelacele geçirilmeye çalışılmıştır. Gazi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi gibi Türkiye'nin en eski üniversitelerinin bazı fakülteleri üniversite bünyesinden koparılarak ayrı üniversite kurulması amaçlanmaktadır. Buna karşı akademisyenler ve öğrenciler “Üniversiteme dokunma.” kampanyaları düzenlemekteler ve tepkililer. Bugüne kadar “Üniversitemi bölün.” diye kampanya yapan herhangi bir akademisyen ya da öğrenci yoktur.

Arkadaşlar, tabii, biz, hep böyle tarihî, dinî, kültürel, millî değerleri referans aldığımızı söyleriz ya, Kur'an-ı Kerim’de diyor ki: “…”(x) Emirdir bu. Peygamber’e diyor ki: “Yanındakilerle istişare et, onları dinle.” Ve yine Peygamber (ASM) ne demiş: “İstişare eden pişman olmaz, istişare eden bir kavim mutlaka muvaffak olur.” Tersi anlamı nedir? İstişare etmeyen bir kavim, bir topluluk mutlaka pişmanlık duyar.

Az önce hatipler de söyledi, birçok kanun tasarısının yanlış olduğunu sonradan kendiniz ikrar etmişsinizdir, itiraf etmişsinizdir. Niye? Çünkü muhalefeti dinlememişsinizdir. Gerçekten bu üniversitelerin bölünmesinin geçerli bir mantığı yoktur.

Bakın, arkadaşlar, yine, yani bizim kime sormamız lazımdı? Aslında Meclisin bu kanun tasarısını yapmaya da hakkı yoktur. Neden? Eğer üniversitelerden, akademisyenlerden, öğrencilerden yani işin muhataplarından, yaşayanlardan öneri gelirse, onların önerisi doğrultusunda Meclis üzerine düşeni yapar. Yoksa Meclis bunu ele alıp üniversitelere dayatmamalıdır.

Yine, Nahl suresi 43’te diyor ki: “Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorunuz.”

(Hatip tarafından Nahl suresinin 43’üncü ayetinin okunması)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) - Ee, arkadaşlar, bu konuda bilen bizler değiliz, üniversitelerdeki akademisyenler ve öğrencilerdir, bizim o ilim ve bilim ehline sormamız lazım. Bizim burada birbirimize sormamızın aslında o kadar da bir anlamı, hakikatte bir karşılığı yoktur.

Yine, ben şunu vurgulamak istiyorum: Bakın, Siirt Tillo’da İbrahim Hakkı Hazretleri 1703 yılında doğmuştur, 1777 yılında vefat etmiştir. Onun döneminde, bakın, onun medresesinde okutulan ilimleri size buradan sayayım: Astronomi, tıp, matematik, coğrafya, jeoloji, fizik, kimya, biyoloji, felsefe, mantık, psikoloji, sosyoloji ve edebiyat. Ee, şu anda Diyarbakır dâhil, Siirt dâhil, Mardin dâhil, Batman dâhil, hepsini toplasanız, bu üniversitelerin hepsinde bu ilimlerin toplamı, tamamı okutulmamaktadır. Bu örneği niye verdim? Önemli olan üniversitelerin kemiyeti değil keyfiyetidir, niteliğini artırmaktır; bölmekle nitelik artırılmaz, bilakis düşürülür. Yani buradan bizim ders almamız gereken, yapmamız gereken, bence, evet, yeni üniversiteler, yeni bölümler açılabilir.

Ben, az önce, bir önceki konuşmamda da Nusaybin’den söz ettim. Bin sekiz yüz yıl önce orada üniversite vardı, müzik dersleri veriliyordu, tıp dersleri veriliyordu, hukuk vesaire vardı; şu anda Mardin Üniversitesinde bu dersler okutulmamaktadır. Bu bir tedenniyattır, bu bir terakkiyat değildir, gerilemektir. Nusaybin tarihte ümmül ulum ve medinet’ül maarif olarak, bilge şehri ve ilimlerin anası olarak bilinmektedir; bugün orada doğru dürüst bir yüksekokul bile yoktur. Siz bunu sağlamamışken, kalkıp olanı da bölmeye çalışırsanız olanı da yok edersiniz.

Şimdi, öğretmenlerle ilgili de Sayın Millî Eğitim Bakanı buradayken öğretmenlerin bir talebini size iletmek istiyorum.

Daha önce, ben, dönemin Başbakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’na da bu konuda soru önergesi vermiştim ama bunu yapmak ona nasip olmadı, belki size olur Sayın Bakanım, tarihe geçersiniz, öğretmenler size teşekkür edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.

MEHMET ALİ ASLAN (Devamla) – Öncelikle, bu ihraç edilen öğretmenlerin bir an önce tekrar işlerine geri alınması gerekiyor, yüz binlerce aile mağdur edilmektedir, bu bir.

İkincisi, öğretmenler yıpranma hakkı istemektedir. Şu anda yalnızca madencilere, itfaiyecilere, polislere ve askerlere yıpranma hakkı verilmektedir. Oysaki öğretmenlik çok fazla çaba ve emek sarf edilen kutsal mesleklerden biridir ve vücudunda, bünyesinde maalesef olumsuz etkiler olabilmektedir; ayakta kalma sorunu, stres, sıkıntı. Dolayısıyla, öğretmen diğer bütün mesleklerden farklı olarak sadece okulda mesai saatleri içinde iş yapmaz, dersine hazırlık süresi de vardır. Yani bir öğretmenin yirmi yılı normal bir memurun otuz yıllık çalışma süresine eşdeğerdir çünkü evde de hazırlanma süresi vardır. Bundan dolayı, beşer yılı içeren yıpranma hakkı öğretmenlerimize de tanınmalıdır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslan.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle 2809 sayılı Kanun’a eklenen ek 185’inci maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Akif Çağatay Kılıç                        Fuat Köktaş         Hasan Basri Kurt

                  Samsun                                  Samsun                        Samsun

               Ramazan Can                           Orhan Kırcalı             Nazım Maviş

                 Kırıkkale                                 Samsun                         Sinop

“Samsun Üniversitesi

EK MADDE 185- Samsun’da Samsun Üniversitesi adıyla yeni bir üniversite kurulmuştur.

Bu Üniversite,

a) Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulan Mühendislik Fakültesi, İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi ve Ondokuz Mayıs Üniversitesine bağlı iken bağlantısı değiştirilerek Rektörlüğe bağlanan Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi ile Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesinden,

b) Ondokuz Mayıs Üniversitesine bağlı iken bağlantısı değiştirilerek Rektörlüğe bağlanan Sivil Havacılık Yüksekokulu ile Kavak Meslek Yüksekokulundan,

c) Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulan Lisansüstü Eğitim Enstitüsünden,

oluşur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Samsun Üniversitesine bağlanacak ve yeni kurulacak bölümler yeniden düzenlenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 7’nci maddeye bağlı ek madde 185’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 7’nci maddeye bağlı ek madde 186’da bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 186’da yer alan “Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” ibaresinin “Sivas Muhsin Yazıcıoğlu Bilim ve Teknoloji Üniversitesi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 2/5/2018

            Yusuf Halaçoğlu                       Kadir Koçdemir                İsmail Ok

                  Kayseri                                   Bursa                       Balıkesir

               Aytun Çıray                            Nuri Okutan

                    İzmir                                    Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir konuşacak.

Buyurun Sayın Koçdemir. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerimin başında yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sivas’ta yeni kurulan üniversiteye merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun adının verilmesiyle ilgili önerge hakkında karşınızdayım.

Muhsin Yazıcıoğlu, Türkiye'nin en karmaşık zamanında, pek çok oyunun gençlerimizi kendi içine dâhil ettiği zamanlarda yaşamış, Yusufiyenin Yusuf ettiği, Yusufiyeden çıktıktan sonraki değerlendirmelerinin kendisini Yunus ettiği bir büyüğümüz, Türk siyasi hayatının da önemli bir figürü idi. Edebi, vakarı, kendinden emin olunmasıyla örnek bir insandı. Cenazesinde şunu gördük ki o, her evin evladıydı, her evin cenazesiydi. Ankara’daki cenaze töreninde, bugün Cumhurbaşkanlığı adaylığı için imzalar hesap edilirse en az 7 cumhurbaşkanı adayına yetecek kadar insan bir araya geldi. Siyasi mücadelenin içinde oldu, gençlik olaylarının içinde oldu ama bıraktığı isim, onun hatırası… O, ismi zikredildiğinde, gençliğe, birbirine düşmeyi değil birbirini kucaklamayı, birbiriyle çatışmayı değil birbirini dinleyip anlamayı buradan çıkaracak bir hatıra bıraktı. Sivas’ın “yiğido”larının en önde gelen isimlerinden birisiydi.

Bu kanun tasarısıyla Sivas’ta bugün yeni bir üniversite kurulmaktadır. Bu üniversiteye Muhsin Yazıcıoğlu’nun adının verilmesi onun hatırasına bir hürmet mahiyetinde olacaktır. Kendisi “Ben namlusunu millete çeviren tankın önünde selam durmam” diyen birisidir. “Haksız bir davada zirve olacağıma, haklı bir davada zerre olmayı tercih ederim.” diyen birisidir. Üniversite gençlerine “Bir elinizde bilgisayar, bir elinizde Kur'an olsun.” diyen birisidir. Hâliyle bu isim, o üniversitede barıştan yana, bilimden yana, adaptan, edepten yana ve kardeşlikten yana bir hava oluşturacaktır.

O bakımdan, önergemizin kabulüyle Sivas’a, Sivaslılara bu yiğit evlatlarını ve Türk gençliğine bu güzel önderi, adını da orada yaşatma imkânı vereceğinizi ümit ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Turan, sisteme girmişsiniz, Sayın Kerestecioğlu siz de.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Turan.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

24.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, 556 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 186’daki önergeyi kabul etmemelerinin usuli bir işlemden ibaret olduğuna ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu önergeyle ilgili çok küçük bir açıklama yapmak isterim izin verirseniz.

Muhsin Yazıcıoğlu, ilkeli duruşu ve tutumuyla siyasette derin izler bırakan bir lider; 12 Eylülde cezaevine girdi, işkence gördü, 28 Şubatta bugün yüzü kızaran birçok partiye, birçok siyasetçiye rağmen dik durarak, milletinin, demokrasinin yanında yer alarak örnek bir duruş sergiledi, milletin namusunu yere düşürmedi.

Önergeye “hayır” dememiz usuli bir işlemden ibarettir diye söz aldım. Çünkü daha önce benzer teklifler olduğunda sadece Başbakanlık yapan ve Cumhurbaşkanlığı yapan kişilerin üniversitelere isimleri verilmesi gerektiği ilkesel olarak karara bağlanmıştı, benzer isimlerin de diğer kurumlara, benzer yatırımlara isim olarak eklenebileceği ifade edilmişti. Kaldı ki ileride bu prensip karar tekrar gözden geçirilebilir, bu karar gereği ortak bir önergeyle benzer bir çalışmaya imza atılabilir.

Sayın Başkan, yine, bugün rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun partisinin Sayın Genel Sekreteri, önergeyle ilgili kanaatini açıklamışlardır. Basında geniş yer aldı bu önerge ve katılmadıklarını ifade ettiler. Ben bu vesileyle merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu tekrar rahmetle minnetle anmak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

Sayın Kerestecioğlu, size de söz vereyim.

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) - Aynı konuysa sonra…

BAŞKAN – İsterseniz cevabı aldıktan sonra size söz vereyim.

Sayın Koçdemir, siz mi konuşacaksınız, Sayın Halaçoğlu mu?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Koçdemir konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Koçdemir, buyurun.

Yerinizden size de bir dakika söz veriyorum.

25.- Bursa Milletvekili Kadir Koçdemir’in, Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

KADİR KOÇDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, “Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık yapmış isimler” kriterinin Türkiye’deki realiteyle bağdaşmadığını arz etmek istiyorum. İsim zikretmek istemiyorum bir kıyaslama olur diye ama Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı ya da Başbakanlık yapmadan üniversitede ismi olan pek çok kıymetli şahsiyet vardır; bunu arz etmek istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim ben de.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, zapta geçsin, vakıf üniversiteleri ile devlet üniversitelerinin isim değerlendirmesi farklı kategoride değerlendirildi. Örneğin, yine AK PARTİ’nin önerisiyle 2012 yılında rahmetli Bülent Ecevit’in ismi Zonguldak’taki üniversiteye verilmişti. Bu konuda bir ön yargımız yok, bunlar çalışılıp karara bağlanabilir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kerestecioğlu, buyurun.

26.- İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu Demir’in, İstanbul İl Eş Başkanı Avukat Cengiz Çiçek’in de aralarında olduğu 10 kişinin tutuklandığına ve bunun HDP’nin seçim çalışmalarını engellemeye yönelik bir tutum olduğuna ilişkin açıklaması

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Sayın Başkan, bugün İstanbul İl Eş Başkanımız Avukat Cengiz Çiçek’in de aralarında olduğu 10 arkadaşımız maalesef tutuklandı. Bu arkadaşlarımız, Güngören ilçe binamızda 1 Mayıs için toplantı yaparken hukuksuz bir şekilde binaya girilmesi sonucunda gözaltına alındılar. Gündüz vakti bir toplantı yapılırken, açık, aleni bir şekilde ilçe binasına girildi. Şimdi de bugün maalesef arkadaşlarımız tutuklandılar. Bu tutum, biz seçime giderken HDP’nin seçim çalışmalarının engellenmesi, gözdağı vermek için gerçekleştirilen bir tutumdur ve biz şu anda gerçekten hodri meydan diyoruz çünkü bilinmelidir ki bir arkadaşımız alınsa onun yerine başka bir arkadaşımız mutlaka görev alacaktır. Bugüne kadar yapılanlar artık yeter! Bir seçime gidiliyorsa, en azından onun yolunda doğru dürüst, adil ve hakkaniyetle gidilsin ve gözaltına alınan, tutuklanan arkadaşlarımız da derhâl serbest bırakılsın.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Tanal, sizi de dinleyelim, oylamayı yaptıracağım.

27.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, daha önce kurulan bazı üniversitelerde hâlâ profesör, doçent, yardımcı doçent unvanlı akademisyenlerin bulunmadığına ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Değerli Başkanım.

Şimdi, Değerli Başkanım, evet, bu yasa teklifi görüşülüyor ancak Osmaniye’nin Korkut Ata Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde profesör, doçent, yardımcı doçent unvanlı akademisyen bulunmamakta.

İki: 2012 yılında kurulan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Hukuk Fakültesinin hâlen öğrenci almadığı… Kadrosuna baktığımız zaman profesör, doçent, yardımcı doçent hâlen bulunmamakta.

Üç: 2015 yılında kurulan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Eczacılık Fakültesinin 1’inci sınıfına 80 öğrenci alınmasına rağmen, profesör, doçent, yardımcı doçent bulunmamakta.

Şimdi, baktığımız zaman hep şu deniliyor: “Sayıları çok, o yüzden bunları bölmek lazım.” Aynı şekilde, sayı anlamında baktığımız zaman İstanbul Üniversitesinin öğrenci sayısı -bakıyoruz biz buradaki sayılara- 118 bin ama yurt dışındaki üniversitelere bakıyoruz, sayıları 300 bini bulan var, 198 bini bulan var ve bunların hiçbiri bölünmüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitiriyorum, toparlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Tanal, bu açıklamayı niye yaptınız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitiriyorum izninizle.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – İstanbul adayı olarak yaptı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam, bir dakika… Niye yaptınız bu açıklamayı, anlamadım ben.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Niçin yaptığımı açıklayacağım ben izin verirseniz.

BAŞKAN – Ama olmaz ki şimdi yani… Her konuşma yapıldıktan sonra elinizi kaldırıp açıklama yapmak istiyorsunuz. Böyle bir usulümüz yok, kusura bakmayın. Bir dakikada tamamlasaydınız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bitmişti Başkanım ya, bu kadar karşılıklı sataşmanın gereği var mı? Bitmişti şimdiye.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/943), Erzincan Milletvekilleri Sebahattin Karakelle ve Serkan Bayram'ın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2311), Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 5 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2313), Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 3 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2314) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 556) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 187’de bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 7’nci maddesine bağlı ek madde 187/(ç) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini talep ederiz.

d) Rektörlüğe bağlı yeni kurulan Lisansüstü Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,

                Aytuğ Atıcı                           Sibel Özdemir          Hüseyin Çamak

                   Mersin                                  İstanbul                        Mersin

               Gaye Usluer                              Ali Şeker

                 Eskişehir                                 İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı konuşacaklar.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın milletvekilleri, 556 sıra sayılı marka üniversiteleri bölen ve sıradanlaştıran, bazı yeni üniversiteler kuran teklifin 7’nci maddesine bağlı ek madde 187’yle ilgili olarak verdiğimiz önergemiz üzerine söz almış bulunuyorum. Verdiği sözü zamanında tutan, verdiği sözü namus bilen milletvekillerini de saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Tarsus’a nihayet bir üniversite kuruluyor. Daha önce defalarca söz verdiğiniz hâlde kurmadınız, tarih verdiğiniz hâlde çark ettiniz hatta iki yıl önce görüşülen tasarılardan bir tanesinde Tarsus Üniversitesi vardı, Tarsuslularla alay edercesine o maddeyi çıkardınız ve şimdi, Tarsus Üniversitesini kuruyoruz. Verdiğiniz sözleri bilerek ve isteyerek zamanında tutmadınız çünkü Tarsus Üniversitesini bir kez daha seçim malzemesi yapmak istediniz. İşte, bundan utanç duyuyoruz. Üniversiteleri siyasal ikbaliniz için kullandınız. Bu yanlıştır. Bu yanlışı benim gördüğüm gibi, halk da görüyor ve sizi affetmeyeceğini söylüyor, sandıkta bunun hesabını sizden soracağını açıkça söylüyor.

Önergemizle sağlık bilimleri enstitüsü kurulmasını istiyoruz Tarsus Üniversitesine bağlı olarak. Tarihte Şahmeran’la anılan Tarsus’a bu enstitü yakışır çünkü ilaçların büyük bir çoğunluğu, hepinizin de bildiği üzere, önceleri yılan zehrinden elde ediliyordu. Böyle bir tarihi olan kente böyle bir enstitü yakışacaktır ama reddettiler. Niye önergemize katılmadı Hükûmet, onu da bilmiyorum.

Tarsus’un tarihi sekiz bin yıllıktır, öyle sıradan bir ilçe değildir. 2016 yılında nüfusu 330 bindir yani 55 ilden daha büyüktür. Tarihte de “üniversiteler kenti” olarak bilinmesine rağmen Tarsus’a üniversite kurulmasını geciktire geciktire, birkaç kere seçim malzemesi yapa yapa bugüne kadar geldiniz. Tarsus’a üniversite kurulması iyidir, Tarsus’a üniversite kurulması Tarsusluların hak ettiği bir şeydir. Burada tarımın, ticaretin, turizmin bütün potansiyelleri harekete geçecek ve buradaki öğrenciler tarihin güzellikleri içerisinde eğitim alacaklardır. Bu düşünceyle Tarsus’a bir üniversite kurulması -bakın, 2016 yılında en son verdik 26’ncı Dönemde, 24’üncü Dönemde de vermiştik- birçok kere teklif edildiği hâlde maalesef AKP bunları reddetti.

Değerli arkadaşlar, Mersin’i ihmal ettiğinizi defalarca söyledik. Bakın, Mersin, tahakkuk eden vergi açısından baktığınızda Türkiye'nin 6’ncı büyük kentidir. 2016 yılında Mersin’de 9,5 milyar TL vergi tahakkuku oluşmuştur ve 7,7 milyar TL de tahsilat yapılmıştır. Yani Mersinliler dürüsttür, çalışkandır, namusludur, vergilerini de öderler. Ancak siz Mersin’e yatırım yaparken ödediği parada 6’ncı sırada olan Mersin’i maalesef 22’nci sıraya kadar gerilettiniz. İşte, Mersinliler de diyor ki “24 Haziran bunun hesaplaşma zamanıdır.” Bu hesaplaşmayı Mersinliler sizinle yapacaklar. Bunun paniğini hissettiğinizi görüyorum, gerçekten bu hesaplaşmadan korktuğunuzu da görüyorum. Siz de görüyorsunuz ki yüzde 10 barajını tutarak ittifak kanunu çıkardınız. Biz size “Bu ittifak kirli.” derken AK PARTİ ile MHP’nin kurduğu ittifaktan bahsetmiyoruz, yüzde 10 seçim barajının olduğu bir ortamda yapılan ittifaklar zorlamadır, yanlıştır.

SALİH CORA (Trabzon) – Siz de ittifak kurdunuz.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – İndirilelim barajı yüzde 1’e, yüzde 3’e bakın bakalım bu partiler ittifak yapıyor mu? Hayır, yapmıyor. İşte siz alın terinizle hak etmediğiniz milletvekillerini, bileğinizin gücüyle, bileğinizin hakkıyla hak etmediğiniz milletvekillerini bu ittifaktan çıkarmaya çalışıyorsunuz oysa biz, sadece demokrasi için, hiçbir çıkarımız olmadığı hâlde sıfır baraj ittifakı yaparak demokrasiyi sağlamak adına böyle bir ittifak içerisinde bulunuyoruz ve kazanacağız. Bunu buradan görüyorum, halk da görüyor.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 188’de bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/943) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi ile 2809 sayılı Kanun’a eklenen ek 188’inci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, (c) bendinde yer alan “Araklı Meslek Yüksekokulu” ibaresinin ise çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Bülent Turan                         Muhammet Balta          Adnan Günnar

                 Çanakkale                                Trabzon                       Trabzon

                Salih Cora                        Ayşe Sula Köseoğlu

                  Trabzon                                  Trabzon

“a) Karadeniz Teknik Üniversitesine bağlı iken bağlantısı değiştirilerek Rektörlüğe bağlanan Fatih Eğitim Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, İlahiyat Fakültesi, İletişim Fakültesi, Karadeniz Teknik Üniversitesine bağlı Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunun fakülteye dönüştürülmesi ve adı ile bağlantısının değiştirilmesi ile oluşturulan ve Rektörlüğe bağlanan Spor Bilimleri Fakültesi ile Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulan İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesinden,”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Trabzon Üniversitesine Spor Bilimleri Fakültesi olarak aktarılan Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunun fakülteye dönüştürüldüğü belirtilmektedir. Araklı Meslek Yüksekokulunun ise coğrafi konumu ve bölümlerinin içeriği itibarıyla Karadeniz Teknik Üniversitesinde kalması uygun görülmüştür.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 189’da üç adet önerge vardır, ayrı ayrı işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 189’un tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Didem Engin                              Ali Şeker               Mahmut Tanal

                  İstanbul                                 İstanbul                       İstanbul

                 Ali Yiğit                          Kamil Okyay Sındır         Kazım Arslan

                    İzmir                                     İzmir                          Denizli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA İSEN (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır konuşacaklar.

Buyurun Sayın Sındır. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 189 üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, elimde Yükseköğretim Kanunu var, dikkatinizi özellikle bu kanuna çekmek istiyorum. Bu kanunun 3’üncü maddesinin (d) fıkrası üniversiteyi tanımlıyor: “Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzelkişiliğine sahip yüksek düzeyde eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, yayın ve danışmanlık yapan; fakülte, enstitü, yüksekokul ve benzeri kuruluş ve birimlerden oluşan bir yükseköğretim kurumudur.” Tabii, burada özellikle de “yüksek düzeyde” ve bunu nitelik ve içerik açısından ifade etmek gerekirse üniversite tanımına giriyor. Yani üniversite aslında ciddi bir kurum. Peki, üniversite nasıl kurulur? Yine YÖK Kanunu’nun 5’inci maddesinin (f) fıkrasına dikkatinizi çekmek istiyorum: “Üniversiteler ile yüksek teknoloji enstitüleri ve bunlar içindeki fakülte, enstitü ve yüksekokullar, kalkınma plan ve programlarının ilke ve hedefleri doğrultusunda ve yükseköğretim planlaması çerçevesinde Yükseköğretim Kurulunun görüşü veya önerisi üzerine kanunla kurulur.” Yani, siyasilerin “Ben burada üniversite kurmak istiyorum kafama göre, hadi adı da şu olsun.” diyerek kurulmaz değerli arkadaşlar. Kanun net olarak bunun nasıl kurulacağını ifade ediyor. Peki, yine aynı maddenin (h) fıkrası: “Yükseköğretim kurumlarının geliştirilmesi, verimlerinin artırılması, genişletilmesi ve bütün yurda yaygınlaştırılması amacına yönelik olarak yenilerinin açılması, öğretim elemanlarının yurt içinde ve dışında yetiştirilmeleri ve görevlendirilmeleri, üretim-insangücü-eğitim unsurları arasında dengenin sağlanması, yükseköğretime ayrılan kaynakların ve ihtisas gücünün dağılımı, millî eğitim politikası ve kalkınma planları ilke ve hedefleri doğrultusunda ülke, çevre ve uygulama alanı ihtiyaçlarının karşılanması, örgün, yaygın, sürekli ve açık öğretimi de kapsayacak şekilde planlanır ve gerçekleştirilir.” diyor.

Biz, ne güzel planlanmışken bunların hepsi sağlanacak şekilde, üniversitelerin kuruluşunu buraya getiriyoruz, konuşuyoruz, görüşüyoruz, üniversite kuruyoruz. Ya, böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar? Gerçi fen edebiyat fakültelerinin olması zorunluluğu kaldırıldı 2008 yılında. Bana göre, o, üniversitelerin çöküş sürecinin miladıdır. Bir üniversitede fen fakültesi ve edebiyat fakültesi, temel bilimler alanında üniversitede öğrenci yetiştiren, araştırmacı, akademisyen yetiştiren kurumların olmadığı bir yerde temel bilimden, temelden yoksun üniversite olabilir mi değerli arkadaşlar?

Başka bir maddeye geliyorum, YÖK Kanunu’nun 7’nci maddesinin (d) fıkrasına. Bunu YÖK Kurulu üyesi Safa Hocamız gayet iyi biliyor. Yükseköğretim Kurulunun görevleri, bakın, YÖK’ün görevleri: “Devlet kalkınma planlarının ilke ve hedefleri doğrultusunda ve yükseköğretim planlaması çerçevesi içinde; yeni üniversite kurulmasına ve gerektiğinde birleştirilmesine ilişkin önerilerini veya görüşlerini Millî Eğitim Bakanlığına sunmak.” Hangi devlet kalkınma planlarının ilke ve hedefleri doğrultusunda geldi bunlar, hangi ilke ve hedefler, bir kişi getirdi mi? Bu kanun tasarısında YÖK’ün görüş ve önerileri geldi mi yoksa siyasilerin getirip de kanun hazırlayıp YÖK’ten mecbur kalınıp da onay verilmiş bir tasarı mıdır bu?

Çok samimi soruyorum Sayın Bakan, hangi yöntemle gelmiştir bu tasarı, YÖK’ün devlet planlama ilkelerine göre mi getirilmiştir? “Bir üniversite içinde fakülte, enstitü ve yüksekokul açılmasına, birleştirilmesi veya kapatılması ile ilgili olarak doğrudan veya üniversitelerden gelecek önerilere dayalı kararlar almak ve gereği için Millî Eğitim Bakanlığına sunmak.” Bu da YÖK’ün bir maddesi. Üniversitelerarası Kurula bakarsak, yine 11’inci maddede “Üniversitelerarası Kurul da yükseköğretim planlaması çerçevesinde üniversitelerin eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın faaliyetlerini koordine etmek, uygulamaları değerlendirmek, Yükseköğretim Kuruluna, üniversitelere önerilerde bulunmak.” Üniversitelerarası Kurulunun bir önerisi mi var Sayın Bakan, Sayın YÖK üyem? Yani böyle bir şey olabilir mi? Plansız, programsız, siyasete alet edilmiş bir üniversite. Hangi ciddiyetten bahsediyoruz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika süremi verirseniz…

BAŞKAN – Tabii ki, buyurun.

KAMİL OKYAY SINDIR (Devamla) – Dolayısıyla, yapmayın diyorum efendiler, etmeyin; üniversiteyi, akademiyi, akıl ve bilim kurumlarını siyasetinize alet etmeyin.

Değerli arkadaşlar, YÖK’ün resmî görüşünün olmadığı bu tasarıda bu nasıl bir plansızlıktır, popülizmdir, bu nasıl bir akıl ve bilim karşıtlığıdır? İçerikten uzak, nitelikten yoksun, çalakalem, gelecek vizyonundan yoksun, planlamadan yoksun, kaliteden yoksun bir kanun tasarısıdır. Sayın Yekta Saraç, YÖK Başkanımız, Hocamız ne demiş bugün? “Yeni bir şey deniyoruz.” demiş. Neyle ilgili? İstanbul Üniversitesinin bölünmesiyle ilgili. Böyle bir açıklama olabilir mi? Burası deneme tahtası mı değerli arkadaşlar, yeni bir şey deniyoruz? Üniversiteleri bölmeyin.

Belediyeleri büyükşehre, bütünşehre getirdiniz, bütünleştirdiniz; Bakanlar Kurulunu tek adam yönetimine, tek kişinin iki dudağı arasına getirdiniz ama üniversiteler yönetilemiyor, bölünüz. Böyle bir anlayış olabilir mi değerli arkadaşlar? Böl, parçala, yönet anlayışı. Dershane sayısı arttı mı, laboratuvar sayısı arttı mı, öğrenci sayısını artıracak mısınız, fiziki donanım altyapıları arttı mı, nitelik arttı mı? Ne arttı? Öğretim üyesi.

Bu tasarı evrensel bilim adına, akıl ve bilim adına bir utanç vesikasıdır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin ek madde 189’da yer alan “Kayseri Üniversitesi” ibaresinin “Kayseri Alparslan Türkeş Üniversitesi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. 2/5/2018

             Kadir Koçdemir                           İsmail Ok                 Nuri Okutan

                    Bursa                                  Balıkesir                        Isparta

               Aytun Çıray                         Yusuf Halaçoğlu

                    İzmir                                    Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu konuşacak.

Buyurun Sayın Halaçoğlu. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, aslında üniversiteler bilim kurullarıdır yani eğitim, öğretim kurumları değildir. YÖK’ün adı da bundan dolayı zaten yanlıştır ama şurasını özellikle belirteyim: Bakın, dünyada köklü üniversitelerin -Oxford olsun, Sorbonne olsun, Cambridge olsun- hiçbirinde üniversiteler bölünüp parçalanmaz yani yavru üniversiteler çıkmaz.

Şimdi, her şeyden önce, üniversitelerde yeterli bilim adamı sayısını da oluşturmadan yeni üniversite de açamazsınız. Şu an bile açılmış üniversitelerin kaçında ne kadar kadro tamamlanması meydana gelmiştir göz önüne alın? Hiçbirinde. Nitekim, Anadolu’daki birçok üniversitede yüksek lisans bile yapılamamaktadır. Dolayısıyla herhangi bir şekilde üniversiteden üniversite doğurtmak son derece yanlıştır. İstanbul Üniversitesi -ki ben de oradan mezun oldum- gibi köklü bir üniversiteyi siz tutup iki üniversite hâline getiriyorsanız üniversiteler tarihimizde çok kötü bir örnek meydana getiriyorsunuz. Dolayısıyla, bu türden bölünmeler ve yeni üniversiteler teşkilini hangi sebeple yaptığınızı anlamakta zorluk çekiyorum.

Zira, söz gelimi, Kayseri Erciyes Üniversitesinde Tomarza, Pınarbaşı, Bünyan, Yeşilhisar, Yahyalı ve Develi gibi birtakım yüksekokulları siz bir araya getirip üniversite kurmaya çalışıyorsunuz. Birisi doğusunda birisi batısında, aralarında hiçbir ilişki olmayan yerlere bir üniversite kurmaya çalışıyorsunuz. Buna üniversite demeye de bin şahit gerekecek. “Yüksekokullar fakülte hâline getirilecek.” deniyor bu kanuna göre.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu üniversiteyi madem ki kurmak istiyorsunuz, bir üniversite kurmak istiyorsunuz ki Abdullah Gül Üniversitesi kuruluyor Kayseri’nin merkezinde… Şimdi yeni bir üniversite kurma ihtiyacınız varsa kurun ama siz tutup da zaten 64 bin öğrencisi bulunan bir üniversiteyi böldüğünüz zaman çok mu iyi eğitim vereceğinizi düşünüyorsunuz? Böyle bir şey mümkün değil. Eğitim sisteminizde, kalitenizde bir değişiklik olmayacak. Niçin buna tevessül ediyorsunuz? Yani, kadrolaşmak mı istersiniz, rektör atamak mı istiyorsunuz, kendi görüşünüzde birini? Bunun için yapıyorsanız üniversitelerimizi lütfen siyasete alet etmeyin. “Bilim” dediğimiz şey, siyasetüstü olmak zorunda olan bir şeydir. Şimdi, madem ki “Kayseri Üniversitesi” adıyla bir üniversite kuruyorsunuz, o zaman, bakın, 1975’ten itibaren iki dönem Başbakan Yardımcılığı da yapmış rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş’in adını verelim Kayseri’ye çünkü onun doğum yeri, memleketi daha doğrusu, doğum yeri Lefkoşa ama asıl memleketi Yukarı Köşkerli, Pınarbaşı’nda. O memleketli, oralı. O zaman bu ismi verelim. Yani şimdi siz “Başbakan olmasını bekliyoruz.” diyorsunuz, onu örnek gösteriyorsunuz, alın, bu da Başbakan Yardımcısı, ne farkı var Başbakan olmaktan? İkincisi, ya bu kutsal kitapta, Kur’an-ı Kerim’de yazan bir hüküm müdür yani illaki bunun ismi verilir verilmez diye? Türkiye Büyük Millet Meclisi yasa çıkarır, kabul eder ve verir, eğer vermek istiyorsanız ama bunu vermek istemiyorsanız da söyleyeceğimiz herhangi bir şey yok. Nitekim, bakın, rahmetli Alparslan Türkeş Türk siyasi hayatında son derece önemli olan, önemli bir yeri olan insandır. Milliyetçiliğin asıl duayeni sayılır. Atatürk’ten sonra -ki altı okun birisi milliyetçiliktir- Türk gençlerine milliyetçiliği aşılayan en önemli isimdir. Şimdi siz bundan vazgeçiyorsunuz, isim vermeyeceğiz diyorsunuz, reddediyorsunuz. Ama vakıf üniversiteleri de olsa, madem ki vakıf üniversitelerinde şahısların isimleri vardır öyleyse devlet üniversitelerinde niye olmasın? İlla başbakan mı olması lazım? Ama siz “Korkut Ata” diyorsunuz, Korkut Ata başbakan mı oldu? Tarihî bir şahsiyet Korkut Ata, “Dede Korkut” dediğimiz kişi. Yani bu, başbakan mı oldu da onun ismini verdiniz? Hayır. Melikşah Üniversitesi var Kayseri’de, niye onu veriyorsunuz, başbakan mı oldu? Dolayısıyla, ben tekrardan söylüyorum ki: Kayseri Üniversitesine, o zaman, merhum Alparslan Türkeş’in isminin verilmesini milletvekili arkadaşlarımızdan istirham ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Sayın Akçay, açıklama mı yapacaksınız bir dakika yerinizden?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin ek madde 189’da İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu önergeyle “Alparslan Türkeş” adının teklif edilmesini kabul etmeyeceklerine ve bunun siyasi hesaplarla yapıldığına ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş partimiz Milliyetçi Hareket Partisinin kurucusu ve Genel Başkanıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’in bizlere miras bıraktığı fikir, ilke ve programların kurumsal yapısıyla ve tüzel kişilikle ifade edildiği bir partidir ve yegâne temsilcisidir. Alparslan Türkeş ismi ile Milliyetçi Hareket Partisi ismi birlikte, özdeştir. Alparslan Türkeş demek, Milliyetçi Hareket Partisi demektir; Milliyetçi Hareket Partisi demek, Alparslan Türkeş demektir. Milliyetçi Hareket Partisinin muvafakati ve rızası olmadan başka siyasi partiler, kurumlar veya kişiler tarafından herhangi bir yere “Alparslan Türkeş” adının teklif edilmesini, kullanılmasını, istismar edilmesini kabul etmeyiz, rıza göstermeyiz. Bu gayretlerin siyasi nema elde etmek amacıyla ince siyasi hesaplarla yapıldığını düşünüyoruz.

Alparslan Türkeş’in partisini terk edenler, “Ülkücü bir parti olmayacağız, MHP’nin devamı olmayacağız.” açıklamasını yapanlar; kurdukları partide Başbuğ Türkeş’in adını, üç hilali, bozkurt işaretini yasaklayanlar; konuşmalarında Alparslan Türkeş’e dair herhangi bir atıfta bulunmayanlar, parti programlarında milliyetçiliğe yer vermeyenler şimdi Başbuğ Alparslan Türkeş’i istismara yeltenmişlerdir. Alparslan Türkeş’i reddedip adını anmaktan imtina edenlerin Türkeş’i kullanmaya hakları yoktur.

Malumunuz olduğu üzere, üniversitelerin bölünmesi suretiyle ortaya çıkan yeni yapılar ve üniversite isimleri, özellikle üniversite camialarında yoğun tartışma konusu yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Akçay.

Bir dakika ek süre veriyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Böyle tartışmalı bir ortamda, bölünen bir üniversitenin bir parçasına “Alparslan Türkeş” adının verilmesini teklif etmek, her şeyden evvel Alparslan Türkeş’in hatırasını incitecektir. Bu önergeler, reddedilmek, istismar etmek ve siyasi rant için verilmiş önergelerdir.

Aziz Türk milletinin gönlüne taht kuran Başbuğ Alparslan Türkeş’in adı en iyi yerlere, kurumlara layıktır ancak mevcut siyasi konjonktürü fırsat gibi değerlendirip atraksiyon yapmayı da uygun görmüyoruz ve bu önergeye “ret” oyu vereceğimizi ifade ediyoruz.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Turan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Size de söz vereceğim.

Sayın Turan, buyurun.

29.- Çanakkale Milletvekili Bülent Turan’ın, üniversite isimlerine Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık yapan kişilerin isimlerinin verilmesi prensibi gereğince 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin ek madde 189’da İYİ PARTİ’nin vermiş olduğu önergeye katılamayacaklarına ilişkin açıklaması

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de izninizle, önerge oylamasından önce küçük bir açıklama yapmak istiyorum AK PARTİ Grubu adına.

Sayın Alparslan Türkeş, Türkiye siyasetinde iz bırakmış, milliyetçi hareketin önderliğini yapmış, uzun yıllar Türkiye'deki demokratik gelişmeye imza atmış bir siyasi lider. Kendisinin siyasi hayatı ülkemiz için çok kıymetli ancak az önce izah ettiğim gerekçelerle, daha önce alınan prensip kararı gereğince, üniversite isimlerine genelde Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık yapan kişilerin isimlerinin verilmesi prensibi gereğince, az önce Milliyetçi Hareket Partisinin kıymetli grup başkan vekilinin izah ettiği gerekçeleri de ekleyerek bu önergeye katılmayacağımızı ifade etmek istiyoruz. Mutabakatla ileride tekrar bu konunun ortak bir önergeyle değerlendirilebileceğini ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle merhum Alparslan Türkeş’e Allah’tan rahmet diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, buyurun.

30.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Manisa Milletevekili Erkan Akçay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, ben burada Milliyetçi Hareket Partisi grup başkan vekiline cevap vermiyorum, gerek de görmüyorum ancak şurasını söyleyeyim: Kimin kimi teklif edip etmeyeceğini kimseye sormak zorunda değiliz; bu birincisi.

İkincisi de Alparslan Türkeş gibi Türk milliyetçiliğinin sembolü olan ve herkes tarafından benimsenmiş bir kişiliği, şahsiyeti bir partiye mal edecek kadar da küçük düşünmüyoruz. Dolayısıyla bizim bu konudaki teklifimiz samimidir. Ben Kayseri Milletvekiliyim, oradan buradan parçalanmış üniversiteler gibi eğer üniversiteleri zaten aşağılıyorsanız neden parçalayıp yeni üniversite kuruyorsunuz? Dolayısıyla bu konuda bizim samimiyetimizi kimsenin ölçmeye hakkı ve yetkisi yoktur. Dolayısıyla bu teklifimi eğer bu şekilde burası reddederse yarın iktidar olduğumuzda yeni bir üniversite kurarak Kayseri’de Alparslan Türkeş üniversitesi ismini vereceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, Kayseri’ye sataşma var, söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Tamer, bir dakika.

Sayın Akçay, buyurun lütfen.

31.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun açıklamalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Milliyetçi Hareket Partisi Türk milliyetçiliğini tekeline almaz. İsteyen, arzu eden bunu elbette savunur, buna da saygı duyarız fakat Alparslan Türkeş ismi -konuşmamın başında da ifade ettiğim gibi- Milliyetçi Hareket Partisiyle ayrılmaz bir bütün teşkil etmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/943), Erzincan Milletvekilleri Sebahattin Karakelle ve Serkan Bayram'ın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2311), Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 5 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2313), Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 3 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2314) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 556) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7'nci maddesiyle 2809 sayılı Kanun'a eklenen ek 189'uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan "Erciyes Üniversitesine bağlı iken bağlantısı değiştirilerek Rektörlüğe bağlanan Seyrani Ziraat Fakültesi ile” ibaresinin metin çıkarılmasını, "Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesinden” ibaresinin "Mühendislik, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi ile Develi İslami İlimler Fakültesinden” şeklinde ve (b) bendinde yer alan "Yeşilhisar Meslek Yüksekokulundan” ibaresinin "Yeşilhisar Meslek Yüksekokulu ile İncesu Meslek Yüksekokulundan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Mustafa Elitaş                         Sami Dedeoğlu            İsmail Tamer

                  Kayseri                                  Kayseri                        Kayseri

         İsmail Emrah Karayel                   Mustafa Açıkgöz        Talip Küçükcan

                  Kayseri                                 Nevşehir                        Adana

            Adnan Boynukara                       Osman Boyraz  Mehmet Doğan Kubat

                 Adıyaman                                İstanbul                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Erciyes Üniversitesinin mevcut altyapısının etkin kullanımına sağladığı katkılar dikkate alınarak Seyrani Ziraat Fakültesi ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. Ayrıca Develi İslami İlimler Fakültesi ile İncesu Meslek Yüksekokulunun kurulması öngörülmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın Tamer, söz mü istemiştiniz? Vaz mı geçtiniz?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Hayır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ne yapacaksınız? Açıklama mı yapacaksınız Sayın Tamer?

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Bir açıklama yapacağım Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika içinde tamamlayın lütfen.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

32.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Erciyes Üniversitesinin köklü ve akademik kariyeriyle dünyada ses getiren üniversitelerin başında geldiğine ve Kayseri Üniversitesinin de Türk bilim tarihine önemli şahıslar yetiştiren bir üniversite olarak geçeceğine ilişkin açıklaması

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Çok teşekkür ediyorum.

Kayseri, 4 tane üniversitesiyle Orta Anadolu’nun yıldızı parlayan bir şehridir. Dolayısıyla Erciyes Üniversitesi de çok köklü bir üniversitedir. Akademik kariyeriyle birlikte dünyada ses getiren üniversitelerin başında gelmektedir. Sayın Halaçoğlu’nun ifade etmiş olduğu gibi, sıradan bir üniversite değildir, sözde bir üniversite değildir. Buranın bölünmesi, yeni bir üniversitenin doğması çok doğaldır. O açıdan, ben bu konuda Halaçoğlu’na cevap verme ihtiyacı hissettim.

Kayseri Üniversitesi, Orta Anadolu’ya yakışan ve gelecekte de Türk bilim tarihine önemli şahıslar yetiştiren bir üniversite olarak geçecektir.

Hayırlı uğurlu olsun diyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, kayıtlara girmesi için söylüyorum.

Ben, Kayseri Üniversitesinin köklü ve güzel bir üniversite olmadığını hiç söylemedim. Tam tersine, 64 bin öğrenci…

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Öyle ifade ettiniz. Bölünen…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ne söyledim? Hiç öyle bir şey söylemedim, dedim ki: “Köklü, değerli bir üniversitemizdir, 64 bin öğrencisi vardır. Bu üniversitemizi bu şekliyle bozmayın. Oxford gibi veya Sorbonne gibi, nasıl onlar bölünmüyorsa bunu da bölmenize gerek yoktur.” dedim.

BAŞKAN – Anlaşılmıştır Sayın Halaçoğlu.

Teşekkürler.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Herhangi bir şekilde de Kayseri Üniversitesini aşağılayacak veya küçük düşürecek en küçük bir şey söylemedim; tam tersine, üniversiteyi savundum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Tamam, kayıtlara geçmiştir.

Teşekkür ederim.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/943), Erzincan Milletvekilleri Sebahattin Karakelle ve Serkan Bayram'ın Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2311), Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve 5 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2313), Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 3 Milletvekilinin Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2314) ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 556) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 7’nci maddeye bağlı ek madde 190’ı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 191’de bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 191’in 2’nci fıkrasına (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve talep ederiz.

“h)Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulundan”

               Didem Engin                              Ali Şeker                Mehmet Tüm

                  İstanbul                                 İstanbul                      Balıkesir

                 Ali Yiğit                              Kazım Arslan            Mahmut Tanal

                    İzmir                                    Denizli                        İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Mehmet Tüm konuşacak.

Buyurun Sayın Tüm. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET TÜM (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kanunu’nda yapılan değişiklik üzerine söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

On altı yıllık iktidarınız en büyük tahribatı eğitim sistemine vermiştir. Piyasalaşma ve kadrolaşma nedeniyle eğitim sistemi paralı hâle gelmiştir. Tümden tarikatların eline teslim edilmiştir. Bunun faturasını da en çok çocuklarımız, gençlerimiz ve geleceğimiz ödemektedir. Ülkemizde her şeyi böldüğünüz gibi şimdi de bazı üniversiteleri bölmeye çalışıyorsunuz. Yeni üniversiteler kurulmasına ilişkin yasa tasarısını Meclise getirdiniz. “Üniversiteler durup dururken niye bölünüyor?” diye sorduğumuzda, kanun tasarısında, “Yönetim ve denetim güçlükleri yaşanıyor.” diye belirtilmiş. Bugün üniversitelerde yönetim ve denetim sıkıntısı varsa bunun nedeni sizin iktidarınızdır ve sizlersiniz.

Değerli milletvekilleri, “Vesayetle mücadele edeceğiz.” diyerek geldiğiniz iktidarda, 12 Eylül vesayetinin kurumu olan YÖK’le üniversiteleri susturmaya çalıştınız. Barışı savunduğu ve Barış Bildirisi’ni imzaladığı için üniversitelerdeki akademisyenleri işlerinden ettiniz ve onları âdeta açlığa terk ettiniz. 20 Temmuz darbesiyle üniversitede özgür düşünceyi savunan öğretim görevlilerinin işini, ekmeğini elinden aldınız. Üniversitelerde özgürlüğü, demokrasiyi savunan öğrencileri disiplin soruşturmalarıyla okullardan attınız. OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle binlerce üniversiteliyi, dekanı, öğretim görevlisini işten attınız, üniversiteleri kapattınız ve on binlerce insanı mağdur ettiniz. En son, Boğaziçi Üniversitesinde hiçbir suça veya şiddete bulaşmamış olmasına rağmen Türkiye'nin en parlak öğrencilerini cezaevlerine attınız ve mağdur ettiniz.

Üniversiteler, özgür düşüncelerin, aydınlığın, bilimin ve aklın merkezidir. Siz, düşünmeyen, üretmeyen, çağ dışı üniversiteler istiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, üniversiteler neden bölünmek isteniyor bilmiyoruz. İstanbul Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi gibi Türkiye'nin en eski ve en köklü okullarını bölüyorsunuz. Bunu yaparken bu üniversitelerin hocalarına, öğrencilerine, bileşenlerine hiçbir şekilde sormuyorsunuz, görüş almıyorsunuz ve bunları âdeta yok sayıyorsunuz. Kamuoyunun bu konuyu tartışmasına dahi izin vermiyorsunuz. Seçim meydanlarında “20 yeni üniversite açtık.” demek için Türkiye'nin en köklü üniversitelerinin birikimlerini, geleneklerini yok ediyorsunuz. Bu üniversitelerin kültürü ve bilgi birikimleri var. Cerrahpaşalı tıbbiyeliler “Üniversitemize dokunmayın.” diyor. Bu öğrenciler hiçbir ideolojik ve siyasi amaç gütmeden “Bizi İstanbul Üniversitesinden, kökümüzden ayırma; kökünden kopmak ölmek demektir.” diyorlar.

Değerli milletvekilleri, dünya üniversiteleri sıralamasında ilk 500’e giren İstanbul Üniversitesi eğer bölünürse bilimsel çalışmaları da bölüneceğinden ilk 500’deki yerini kaybedecektir. Üniversitelerin tamamen siyasi amaçlar yüzünden bölünmesi ülkemizin geleceğine yapılmış en büyük kötülüktür, en büyük darbedir. Üniversitelerimiz dünya eğitim sıralamasında daha geriye düşecektir.

Bu tasarıda 15 yeni vakıf üniversitesinin kurulacağı da belirtilmiştir. 20 Temmuz OHAL kanun hükmünde kararnameleriyle kapatılan vakıf üniversitelerinin FET֒yle yakınlığı olduğunu herkes biliyor. Şimdi eğitim sisteminin tarikatlara peşkeş çekildiği bir ortamda üniversiteleri bölmek ve yeni vakıf üniversiteleri kurmak vakıf üniversitelerini tarikatlara terk etmektir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, üniversitelerin halka sorulmadan, tamamen siyasi amaçlarla bölünmesine sonuna kadar karşıyız ve karşı olmaya devam edeceğiz. Ne yaparsanız yapın, medyayı, üniversiteleri ne kadar baskı altına alırsanız alın, 24 Haziranda halkın iktidara yürüyüşünü asla durduramayacaksınız. Gençlerin, geleceğin aydınlık bir Türkiye için yükselişine asla engel olamayacaksınız.

Yaşamın her alanında böldüğünüz, parçaladığınız her şeyi yeniden birleştireceğiz diyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 7’nci maddeye bağlı ek madde 192’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 193’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 194’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 195’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 196’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 197’de iki adet önerge vardır, önergeler aynı mahiyettedir, birlikte işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek madde 197’nin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Mahmut Tanal                             Ali Şeker                Didem Engin

                  İstanbul                                 İstanbul                       İstanbul

                 Ali Yiğit                              Kazım Arslan    Elif Doğan Türkmen

                    İzmir                                    Denizli                         Adana

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

      Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan Mehmet Emin Adıyaman

                  İstanbul                                  Batman                          Iğdır

                Hüda Kaya                            Sibel Yiğitalp                                           İstanbul                                Diyarbakır                          

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde ilk olarak, Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen konuşacaklar.

Buyurun Sayın Doğan Türkmen. (CHP sıralarından alkışlar)

ELİF DOĞAN TÜRKMEN (Adana) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; söz aldığım konu Ankara Medipol Üniversitesinin kurulması. Yeni kurulması öngörülen Ankara Medipol Üniversitesinin kurucu vakfı ile İstanbul Medipol Üniversitesinin kurucu vakfı arasında sadece bir kelime farklılık bulunmaktadır. 2009 yılında kurulan İstanbul Medipol Üniversitesi Ankara’da da bir üniversite kurmak istemiştir. Bu konu Komisyona geldiğinde YÖK, böyle bir üniversitenin kurulmasına gerek olmadığına ama takdirin Komisyonda olduğuna dair de fikrini belirtmiştir.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak öncelikle bu konuda, eğitim konusunda kamusal eğitimin yaygınlaşmasının sağlanması gerektiğini düşünmekteyiz. Ayrıca, tüm Türkiye çapında kurulacak olan vakıf üniversiteleriyle ilgili çok detaylı araştırma ve incelemeler yapılması gerektiğini, özellikle 15 Temmuz öncesi yaşandığı gibi yeni cemaat problemleri yaşanmaması için tüm kurulacak vakıf üniversitelerinin cemaat, tarikat ve benzeri oluşumlarla organik ilişkilerinin olup olmadığına dikkat edilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak istiyoruz.

Ayrıca, Adana’mızda da Ankara Başkent Üniversitesi, Adana Başkent Üniversitesinin kurulmasını istemektedir. Sayın Millî Eğitim Bakanımızın bir açıklaması var, Türkiye’de üniversitelerin kurulmasının desteklendiği yönünde. Ankara Medipol Üniversitesi bu kanun tasarısının içerisinde olmamasına rağmen konulmuştur, bugün önümüzde, biraz sonra oylaması yapılacak. Ben bir Adana Milletvekili olarak çok net şunu söylemek istiyorum: YÖK’ün planlamasında “Ankara’da böyle bir üniversite kurulmasına gerek yoktur.” denilmesine rağmen bugün, bu üniversiteyle ilgili tasarı önümüze geldiyse bir Adana Milletvekili olarak şunu çok net biliyorum: Adana’nın bir üniversiteye daha ihtiyacı vardır. Bu nedenle Adana Başkent Üniversitesinin başvurusunun YÖK’te bekletilmemesini, Sayın Bakanın da açıklamasına uygun olarak bir an önce önümüze getirilmesini ve kurulmasına da izin verecek kanunun Meclis Genel Kurulunda ivedi olarak oylanmasını bir Adana Milletvekili olarak, Adanalılar olarak da talep ettiğimizi burada açıkça belirtmek istiyorum.

Bunun dışında, bir konuya daha değinmek istiyorum izninizle: Boğaziçi Üniversitesinin tutuklu öğrencileri. Sayın Cumhurbaşkanı daha çok demokrasi için aday olduğunu ve kazandığında Türkiye’ye daha çok demokrasi getireceğini beyan etti. Bu beyan çok doğru, Türkiye'nin gerçekten demokrasiye ihtiyacı var. Türkiye'nin aydınlık beyinlerinin cezaevlerinde değil, okullarında, eğitimde, öğretimde olmasına da ihtiyacı var. Bu nedenle, bir an önce Boğaziçili öğrencilerin serbest bırakılması gerektiğini de buradan bir kez daha söylemek istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğan Türkmen.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde şimdi de Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp konuşacak.

Buyurun Sayın Yiğitalp.

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce grup başkan vekilimiz de söyledi, İstanbul’da il eş başkanımızın da içinde bulunduğu 10 arkadaşımız tutuklandı. Türkiye'nin 3’üncü büyük partisiyiz, o kentin de 3’üncü büyük partisiyiz. Seçime de elli bir gün kaldı, elli bir gün sonra seçim olacak ve elli bir gün sonra olacak seçimin mevcut koşullarını biraz size anlatmak istiyorum. Bakın, siz otuz altı ay içerisinde 4 seçim yapmış olacaksınız, elli bir gün sonra 4’üncü seçim olacak ve otuz altı ay içerisinde 4’üncü seçim olmuş olacak. Seçimler ülkesi demiştim ya az önce ve bu seçimlerin içinde ne var? 7 Haziranda biz 80 milletvekili geldiğimizde panikleyen ve bize karşı birleşen 3 parti vardı, hızlıca karar aldılar, hemen yeniden bir seçim kararı alındı ve 1 Kasımda yeniden seçim yapıldı. Dert şuydu: HDP Parlamentoya girmesin, Kürtler, Aleviler Parlamentoda olmasın, bu kimliğe sahip çıkmasın. Yine olmadı, ondan sonra OHAL’ler, sokağa çıkma yasakları, neredeyse sıkıyönetimlere varan uygulamalarla şu anda mevcut süreç devam ediyor.

Hakkâri’de bir aylık yasak ilan edilmiş ve bir ay boyunca hiçbir eylem ve etkinlik yapılmayacak. Şimdi, bir ay boyunca eylem ve etkinliğin yapılmadığı bir yerde seçim çalışması nasıl yapılacak? Soruyorum size. O yasak da bize uygulanacak, sizlere uygulanmayacak. Biz Diyarbakır’da 3 insan bir araya gelsek, 3 kişi hemen bir araya gelsek emniyet ve valilik tahammül göstermiyor. Böyle bir atmosferin seçimi nasıl olabilir? Sormak istiyorum size. Basının hemen hemen hepsi sizin elinizde, bu yetmedi size. Güvenlik, kolluk kuvvetleri sizin emrinizde, bu da size yetmiyor. Bırakın, bari insanlar kendi koşullarında seçim çalışması yapsın, buna da müsamaha gösterilmiyor. Öyle bir hâle geldi ki bakın, milletvekilleri şu anda cezaevinde, 94 belediye başkanımız cezaevinde ve 104’üne kayyum atanmış, 5 binden fazla arkadaşımız cezaevinde ve buna rağmen hâlen karşımızda duran ve bu çalışmalarımızı engellemeye çalışan bir akılla karşı karşıyayız.

Şimdi, ittifaklar yapıldı. Hatırlarsanız, 1980 yılında yüzde 10 barajı gibi bir baraj vardı, bu da biz Kürtlerin Parlamentoya girmemesi içindi, dert oydu. Öyle bir oldu ki yüzde 10 barajıyla her zaman al gülüm ver gülüm bir şekilde Parlamento faaliyetleri yürütülüyordu. Biz yüzde 10 barajını aştıktan sonra, şimdi yüzde 50+1 barajı geliştirildi. İttifaklar yapılıyor, ittifakların da hangi saiklerle yapıldığını biliyoruz. Bunların içinde HDP olmamasını da çok anlıyoruz çünkü HDP bütün benzeyenlerin dışında bir partidir, benzemez. Neden benzemez? Çünkü HDP, Kürtleri, kadınları, Alevileri, Ermenileri yani aslında Türkiye’deki bütün ötekileştirilenleri bir araya getiren ve bunun sözünü söyleyen bir parti olduğu için benzemiyor, hani herkesin birbirine benzediği bir yerde değil. İyi ki de öyle değiliz, iyi ki de herkesi birbirine benzemeye zorunlu kılan bir siyasetin içinde değiliz. İyi ki de bir insanın ağzına bakıp onun ağzından ne çıkıyor, aman ha bize kızacak diye böyle “hazır ol”da bekleyen bir yerde değiliz ve biz iyi ki de kadın özgürlükçü bir parti olarak burada, sesimizi, sözümüzü söyleyecek düzeyde bize imkân verildi ve biz şunu da söyleyelim size: Yani 1980’deki yüzde 10 barajını yüzde 50+1’e çıkardınız, tamam, kendi aranızda “Körler sağırlar, birbirini ağırlar”a dönüştü, al gülüm ver gülüm hikâyesi. Şunu unutmayın: Eğer HDP bu Parlamentoda olmazsa ya da HDP’yi bu ülkenin siyasetinde sözünü söyleyemeyecek duruma getirirseniz bu ülke kaybedecek. Biz kaybetmeyiz, biz zaten her şeyin mücadelesini yürütüyoruz. Biz öyle kolay kolay buralara gelmedik; herkes çok iyi bilir, çok ağır bedeller ödenerek buraya gelindi ve bu bedellerin de kıymetini çok iyi biliriz. Asla ve asla kişisel hırslarımıza, ihtiraslarımıza kurban etmeyiz ama şunu da söylemekte fayda var: Eğer HDP burada olmaz ise inanın ki tarih sizi mahkûm edecektir. Siz kendi kendinize ittifaklar oluşturuyorsunuz ya, HDP’yle bir arada görünmeme kaygısı yaşıyorsunuz ya vallahi HDP sizin yanınızda görünmek istemiyor. HDP’yi tutuklayan sizsiniz, HDP’ye her gün hakaret eden sizsiniz, HDP’yi tahkir eden sizsiniz ama HDP’yle bir arada görünmek istemeyenler de sizsiniz. Şimdi sorarım size: Zulmeden mi utanmalı, zulüm görenler mi? Yani bunun hesabını kim verecek? Zulmedenler. Dolayısıyla bu saatten sonra bu seçimin koşullarını ve şartlarını burada tartışıp bir karara bağlamadıkça bu seçim sonuçları meşru olmayacaktır. Yani siz bir ay boyunca her türlü eylem ve etkinliği yasakladığınızda o insanlar nasıl seçim çalışması yapacak? Bundan hiç rahatsız olmuyor musunuz? Ama siz gittiğinizde binlerce araç geliyor -hepsi de zırhlı araçlar- binlerce kolluk kuvveti etrafınızda etten duvar örüyor. Halkla aranızdaki mesafe neredeyse birbirini göremeyecek düzeyde, o denli korkunç güvenlik, kolluk kuvvetleri aranızda var ve siz bu süreci bir şekilde kendi lehinize dönüştürmeye çalışıyorsunuz. Böyle bir seçim çalışması olabilir mi? Hangi vicdan, hangi ahlak bunu kabul eder? Ben en iyi şartları kendime sağlayacağım ama karşımdaki kişinin bir cümle bile kurmasına izin vermeyeceğim ve sonra da diyeceğim ki: “Ben seçim yaptım, sandıktan çıktım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Son bir cümle…

BAŞKAN – Tamamlayın, peki.

SİBEL YİĞİTALP (Devamla) – Öyleyse, sandıktan çıkmaktan bahsediyorsunuz, bizim sandıktan çıkanlara da saygı duymanız lazım; o da yok. 11 milletvekilimizin vekilliğini düşürdünüz, ne iradeye saygı duyuyorsunuz ne oy verene saygı duyuyorsunuz. Bir de kendi içinizde, birbirinizi, körler sağırlar ağırlıyorsunuz ama şunu da unutmayın ki her şeyin bir sonu vardır. Zulmün de bir sonu vardır, bu haksızlığı yapanların da bir sonu vardır.

Allah inancınız olduğuna inanıyorum, Allah katında da bunun bir hesabı vardır, kul katında da bir hesabı vardır. O gencecik çocukların bedenlerinin toprağa düşmesinde de sizin sorumluluğunuz vardır, bugün siyasi saiklerle otuz altı ay içerisinde dört seçim yapmanın ekonomik faturasının yoksullara çıkarılmasında da sorumluluğunuz vardır ve binlerce ölen gençlerin de vebali sizin boynunuzadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Dağa çıkana “hayır” demiyorsunuz, bize “vebal” diyorsunuz, yapmayın gözünüzü seveyim ya!

SİBEL YİĞİTALP (Diyarbakır) – Çıkarmayın, siyaset yolunu açın.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) – Kapattınız her şeyi.

FİLİZ KERESTECİOĞLU DEMİR (İstanbul) – Çıkmayanı cezaevine göndermezseniz…

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci maddeye bağlı ek madde 198’de iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesine bağlı ek 198’inci maddesinde yer alan “Bozok Üniversitesine,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Bülent Ecevit Üniversitesine,” ibaresinin eklenmesini ve “Yozgat Bozok Üniversitesine,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi,” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Bülent Turan                      Mehmet Doğan Kubat        Halil Eldemir

                 Çanakkale                                İstanbul                        Bilecik

            Hüseyin Özbakır                          İlyas Şeker

                Zonguldak                                Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde 6’da yapılan değişiklik doğrultusunda düzenleme yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle 2809 sayılı Kanun’a eklenmesi öngörülen ek madde 198’inci maddenin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir                Mehmet Ali Aslan             Hüda Kaya

                  İstanbul                                  Batman                        İstanbul

        Mehmet Emin Adıyaman                   Sibel Yiğitalp          Mahmut Toğrul

                    Iğdır                                  Diyarbakır                   Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul konuşacak.

Buyurun Sayın Toğrul. (HDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Değerli Başkan; üniversiteler ürettikleri bilimle, üniversiteler yarattıkları kültürel ortamla kendilerini evrensel bilim camiasında kabul ettirirler ama Türkiye’de maalesef, şu anda üniversitelere baktığımızda, bilinen birtakım siyasetçilerin ismi konularak isimler üzerinden bir siyaset yapılmaya çalışılıyor. Aslında kamuoyuna siyasal mesajlar verilmeye çalışılıyor. Zaten üniversitelerin bugün çoğaltılmaya çalışılmasının da temelinde yatan neden bir ihtiyaçtan kaynaklanmıyor, tam tersi, bir seçim yatırımı olarak düşünülüyor. Değerli arkadaşlar, üniversitelerin birçok sorunu varken bu kadar dar bir zamanda getirilmesinin tamamen siyasi saiklerle yapılan bir çaba olduğu görülüyor.

Söz konusu maddede, var olan üniversitelerin önüne şehir isimleri de getiriliyor ama ne hikmetse bunda da ayrımcılık yapılıyor; bazı şehirlere getiriliyor, bazı şehirlerinki getirilmiyor. Neye göre yapılıyor onu da anlamak zor.

AKP Hükûmeti artık üniversiteleri yönetemediği gibi aslında ülkeyi de bir bütün olarak yönetemiyor. Bugün 2019’da yapılacak seçimin baskın bir seçime dönüştürülmesinin nedeni aslında AKP’nin ülkeyi yönetememesiyle doğrudan ilişkili. Ekonomiyi yönetemiyor; kurlardaki artışa bakın, akaryakıttaki artışa bakın, enflasyondaki artışa bakın, işsizlikteki artışa bakın, üniversite mezunu işsizlerin sayısındaki patlamaya bakın, artık yönetilemez hâle gelmiş. Ama ne pahasına olursa olsun, seçimlerin kazanılması açısından her yol mübah görülüyor.

Bakın “Her kentte bir üniversite açtık.” siyasal çalışması, arkasından on altı yıldır akıllarına gelmeyen emeklilere, emekçilere, işte, efendim, “İki bayramda birer ikramiye veriyoruz.” çabası, ne hikmetse on altı yıldır akıllarına gelmeyen işçiye, emekçiye bakıyorsunuz, yerelde belediyelerce bayramda biner lira bir ücret verilmesi... Örneğin Gaziantep Şahinbey Belediyesi böyle bir açıklama yapmış. On altı yıldır belediye işçileri, çalışanları akıllarına gelmedi, her türlü ücretleriyle zorlandılar, geçimlerini yapamaz hâle geldiler. Akıllarına gelmeyen işçi, emekçi, ne hikmetse 24 Hazirana giderken akıllarına gelmeye başladı.

Değerli arkadaşlar, kamuoyu bunu görüyor, kamuoyu kör, sağır değil ve bunun nedenini de anlıyor, bunu alacaktır çünkü bu, annesinin ak sütüdür, yıllarca kestiğiniz ücretleridir ama emin olun, bunun karşılığında size oy vermeyecektir çünkü on altı yıllık iktidarınızı toptan düşünecektir.

Üniversiteleri birer rant alanı, üniversiteleri birer kadrolaşma alanı olarak değerlendirmenin dışında söz konusu tasarıda aslında bir şey yok ama aynı zamanda üniversitenin en mağdur kesimi olan öğrencilerin bakın bugün yurt sorunu var. Üniversiteler hâlâ cemaatlerin, tarikatların yurduna mahkûm ediliyor. Geçmişte Fetullahçı cemaate kullandırılan bu yurt alanı şimdi başka cemaatlerce doldurulmaya çalışılıyor. Üniversite ortamı öğrenci için sadece eğitim öğretim yaptığı bir alan değil, aynı zamanda kültürlendiği, aynı zamanda sosyal olarak geliştiği bir alandır ama bugün öğrencilerin en ufak kendilerini ifade edecekleri bir alan yoktur.

Öğrencilerin, efendim, harçları, üniversite harçları affa uğrayacakmış ama terörle iltisaklı olanlar bunun dışında tutulacakmış. Örneğin Boğaziçi Üniversitesinde bir açıklama yaptıkları için Cumhurbaşkanınca hedef gösterilmesi sonucu 10 öğrencinin tutuklanması terörle iltisaklı hâle getirilecek. Şimdi, bu, hakkaniyetli midir? Böyle bir şey olabilir mi? Efendim, onların harçlarına bir şey yapamayacaksınız. Bu ülkede öyle bir hâle getirdiniz ki neredeyse terörle iltisaklı olmayan öğrenci kalmadı. 70 bin öğrenci bugün cezaevlerinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Devamla) – 70 bin öğrencinin cezaevinde olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu tasarıyı halkımız seçim rüşveti olarak görecektir, asla kabul etmeyecektir ve bunun sonucunda da size 1 tane oy vermeyecektir diyor, saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddede 2 adet önerge vardır, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 556 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Filiz Kerestecioğlu Demir                  Mahmut Toğrul           Sibel Yiğitalp

                  İstanbul                                Gaziantep                   Diyarbakır

              Müslüm Doğan                            Hüda Kaya

                    İzmir                                   İstanbul

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

AKP iktidarlarının yükseköğretime yönelik merkezîleştirme, piyasalaştırma ve kadrolaştırma esaslı müdahaleleri bu tasarıyla yeni bir boyuta taşınmıştır. Hükûmet bu tasarıyla birçok üniversiteyi bölmeyi amaçlamaktadır. Tasarıda üniversitelerin bölünmesinin gerekçesi açıklanmamış, "…yükseköğretim alanındaki donanımının geliştirilmesi çerçevesinde...” denilerek bu husus geçiştirilmiştir. Üniversitelerin bölünmeleri hakkında bir kararı, planlaması, kurumsal değerlendirmesi olduğu yönünde bir bilgi yoktur. AKP yine altyapısı hazırlanmadan, gerekliliğini tam olarak ortaya koymadan, toplumsal mutabakat sağlamadan eğitime, yükseköğretime dair bir düzenlemeyi emrivaki yol ve yöntemlerle bir oldubittiye getirerek yasalaştırmak istemektedir.

Üniversitelerin, Erdoğan'ın açıkladığı üzere, "öğrenci sayılarının fazla olması gibi” hiçbir karşılığı olmayan bir gerekçeyle bölünmesi kabul edilebilir değildir. Dünyada öğrenci sayısı yüzbinleri bulan çok sayıda üniversite bulunmaktadır. Ayrıca, “öğrenci sayısı fazla” diye bölünen üniversite örneği de yoktur.

Diğer taraftan, eğer tek neden, iddia edildiği üzere, öğrenci sayısı ise öğrenci sayısı çok fazla olan birçok üniversite neden bölünmemektedir?

Bologna, Padova, Paris, Oxford, Cambridge, Heidelberg üniversiteleri ve onlara esin kaynağı olan El Ezher gibi yükseköğretim kurumları olmak üzere, üniversiteler, aynı ad ve aynı kurumsal kimlikle varlıklarını ve yüksek eğitim ve öğretim işlevlerini yüzyıllarca kesintisiz olarak sürdürmektedirler. Bu ve benzeri üniversiteler büyük iktisadi, sosyal ve siyasal devrim, çalkantı, felaket olarak adlandırabileceğimiz değişimleri yaşamış, kurumsal yapılarını ve saygınlıklarını koruyarak ayakta kalmışlardır.

Üniversitelerin bölünmesinin yaratacağı sorunlar dışında ortaya çıkaracağı hiçbir makul neden yoktur. Mevcut olan bir kurumun başka bir adla başka kurumlarla bir arada yeni bir toplumsal yapı oluşturacak biçimde birleştirilmesiyle hiçbir yeni donanım yaratılmış olamaz. Olsa olsa bu yeni duruma uyum sağlamak için geçirilecek zaman ve harcanacak olan çabayla bazı yeni maliyetler ortaya çıkacağından eğitim ve araştırma çabalarının aksaması söz konusu olur. Bu ise en azından öngörülebilir gelecekte telafi edilemeyen eğitim zararına neden olacağından, eğitimin geliştirilmesi anlamında bir katkı oluşturmaktan uzaktır. Bu yeni yapılanmanın bilimsel araştırmaya yeni bir katkı yapıp yapmayacağı da aşikârdır.

Bu düzenleme, üniversite özerkliğine yönelik darbe niteliğindedir. Üniversite özerkliğinin en önemli unsurlarından biri yönetsel özerkliktir. Üniversite bileşenlerinin tamamı günlerdir üniversitelerinin bölünmemesi için eylem ve etiklik yapmaktadır. Kendisine karşı olan, biat etmeyen iktidar bu demokratik taleplere kulağını tıkadığı gibi bu eylemleri bastırmak için TOMA’ları, çevik kuvveti, gözaltı araçlarını üniversitelerin önüne yığmış durumdadır. Üniversite öğrencileri ve akademisyenler her yerde "Üniversiteme dokunma” derken tasarının geri çekilmesi için imza kampanyaları düzenlemektedir. Hiç kimseyi karar süreçlerine dâhil etmeyen AKP Hükûmeti ise yükselen itirazları görmediği gibi üniversitelerden yükselen ses karşısında sadece kulağını tıkamaktadır. Çünkü AKP, eğitimin her kademesine jakobence yapılan siyasi müdahalelerde doğrudan etkilenen gençleri dikkate almamaktadır.

Üniversitelerin bölünmesinin üniversitelerde uzun yıllar içerisinde büyük emeklerle inşa edilen bilgi ve birikime zarar vereceği ortadadır. Bu nedenle üniversitelerin siyasi saiklerle bir seçim yatırımı olarak siyasi iktidar tarafından bölünmesi, parçalanması ve üniversitelerin tematik/butik üniversitelere dönüştürülmesi kabul edilebilir bir durum değildir.

Halkların Demokratik Partisi yeni üniversiteler kurulmasına karşı değildir fakat Türkiye'deki birçok üniversitenin tabela üniversitesi olmanın ötesine geçemediği, yükseköğretimin hızla özelleştirilip piyasanın kaderine terk edildiği, kamusal, bilimsel, özerk, demokratik karakterinin hızla aşındırıldığı, akademisyen kıyımının yaşandığı, Boğaziçi Üniversitesinde olduğu gibi öğrenciler üzerindeki baskıların her geçen gün artırıldığı, birçok üniversitenin belli sermaye gruplarına, cemaat ve tarikatlara peşkeş çekildiği bir ortamda yeni üniversiteler kurulması, üniversitelerin bir oldubittiyle bölünmesi doğru değildir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan (1/943) esas numaralı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle 2809 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde 51'in yirmi beşinci fıkrasında yer alan “Türk Müziği Devlet Konservatuvarı” ibaresinin “Türk Müziği Devlet Konservatuvarına ait bina ve tesisler” şeklinde değiştirilmesini, yirmi beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini, yirmi altıncı fıkrasında yer alan "Hemşirelik” ibaresinden sonra gelmek üzere "Orman" ibaresinin eklenmesini, yirmi yedinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve bu fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini, otuz üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın eklenmesini, otuz dördüncü fıkrasında yer alan "Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi” ibaresinin "Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesine ait bina ve tesisler” şeklinde değiştirilmesini, otuz dokuzuncu fıkrasındaki "diğer lisansüstü” ibaresinin ve elli birinci fıkrasında yer alan "Seyrani Ziraat Fakültesinin Fen Bilimleri Enstitüsündeki anabilim dallarında öğrenim gören öğrenciler, Veteriner Fakültesinin Sağlık Bilimleri Enstitüsündeki anabilim dallarında öğrenim gören öğrenciler” ile ibaresinin metinden çıkarılmasını, altmış altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Bülent Turan                      Mehmet Doğan Kubat            Salih Cora

                 Çanakkale                                İstanbul                       Trabzon

       Radiye Sezer Katırcıoğlu               Ayşe Sula Köseoğlu

                  Kocaeli                                  Trabzon

“İstanbul Üniversitesine bağlı iken bağlantısı değiştirilen fakülteler, yüksekokullar ile meslek yüksekokullarında öğrenim gören öğrenciler 2017-2018 eğitim öğretim dönemi sonundan geçerli olmak üzere bu Kanunla kurulan İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesinin ilgili fakülteleri, yüksekokulları ile meslek yüksekokullarına aktarılmıştır.”

“Sakarya Üniversitesine bağlı iken bağlantısı değiştirilen fakülteler, yüksekokullar ile meslek yüksekokullarında öğrenim gören öğrenciler 2017-2018 eğitim öğretim dönemi sonundan geçerli olmak üzere bu Kanunla kurulan Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesinin ilgili fakülteleri, yüksekokulları ile meslek yüksekokullarına aktarılmıştır.”

“Sakarya Üniversitesine bağlı iken bu Kanunla Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesine aktarılan fakülte ve yüksekokulların Sosyal Bilimler Enstitüsü ile Fen Bilimleri Enstitüsündeki anabilim dallarında kayıtlı olan lisansüstü öğrenciler, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsüne 2017-2018 eğitim öğretim dönemi sonundan geçerli olmak üzere aktarılmıştır.”

“Bu Kanunla kurulan Ondokuz Mayıs Üniversitesine bağlı iken bağlantısı değiştirilerek Samsun Üniversitesine bağlanan yükseköğretim birimlerinin teşkilatı, mevcut kadroları ve pozisyonları ile birlikte personeli, bu birimlerle ilgili yılı bütçe ödenekleri, bütçedeki ödeneklerin tahakkuka bağlanma yetkisi, bina ve tesisleri, her türlü araç ve gereci, malzeme, döşeme, demirbaş ve taşıtları ile birlikte her türlü taşınır malları başka bir işleme gerek kalmaksızın Samsun Üniversitesine devredilmiş sayılır. Mülkiyeti Hazineye ait veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan Ondokuz Mayıs Üniversitesinden Samsun Üniversitesine adı değiştirilmeyerek bağlanan birimlere Maliye Bakanlığınca tahsis edilmiş olan veya fiilen bunların kullanımında bulunanlar hiçbir işleme gerek kalmaksızın ve tahsis amacında kullanılmak üzere Samsun Üniversitesine tahsis edilmiş sayılır.”

“Bu Kanunla yeni kurulan Eskişehir Teknik Üniversitesi ile Anadolu Üniversitesine bağlı iken adı değiştirilerek veya adı değiştirilmeyerek bağlantısı değiştirilen birimlerde uygulamayla ilgili olarak ortaya çıkacak sorunlar Yükseköğretim Kurulu tarafından çözülür.”

“Bu Kanunla yeni kurulan üniversitelerin lisansüstü eğitim enstitülerine aktarılan lisansüstü eğitim öğrencilerinden, 2547 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında araştırma görevlisi kadrosunda istihdam edilenlerin, 23/12/2017 tarihli ve 7066 sayılı 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunundaki atama sınırlamalarına tabi olmadan aktarıldıkları enstitülerin araştırma görevlisi kadrolarına geçişleri yapılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU SÖZCÜSÜ LEYLA ŞAHİN USTA (Konya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılıyoruz Başkanım.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yeni kurulan İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesine aktarılan birimlerdeki öğrencilere ilişkin intibak düzenlemesi yapılmaktadır.

Tasarının 7’nci maddesinde İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesine ilişkin yapılan düzenlemeyle uyumun sağlanması amacıyla “Orman” ibaresinin eklenmesi öngörülmektedir.

Sakarya Üniversitesinden kurulan üniversiteye aktarılan birimlerdeki öğrencilere ilişkin intibak düzenlemesi yapılmaktadır.

Ondokuz Mayıs Üniversitesinden yeni kurulan Samsun Üniversitesine aktarılan birimlere ilişkin intibak düzenlemesi yapılmaktadır.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsündeki öğrencilerin Trabzon Üniversitesine aktarılması sebebiyle Karadeniz Teknik Üniversitesinde Eğitim Bilimleri Enstitüsünün fiilen işlem yapamayacağı için Karadeniz Teknik Üniversitesine bağlı Eğitim Bilimleri Enstitüsü kapatılmasını öngören bir cümlenin 47’nci fıkraya eklenmesi suretiyle,

Anadolu Üniversitesinden Eskişehir Teknik Üniversitesine aktarılan birimlere ilişkin uygulamayla ilgili olarak ortaya çıkacak sorunların Yükseköğretim Kurulu tarafından çözülmesi öngörülmekte,

Yeni kurulan üniversitelerin lisansüstü eğitim enstitülerine aktarılan lisansüstü eğitim öğrencilerinden 2547 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında araştırma görevlisi kadrosunda istihdam edilenlerin, eğitimine devam edecekleri enstitülerin araştırma görevlisi kadrolarına geçişlerinin yapılması amaçlanmaktadır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Karar yeter sayısı istiyoruz efendim.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.16

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

8’inci madde üzerindeki Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.34

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Mustafa AÇIKGÖZ (Nevşehir), Mehmet Necmettin AHRAZOĞLU (Hatay)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 95’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

8’inci madde üzerindeki Çanakkale Milletvekili Bülent Turan ve arkadaşlarının önergesinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Yapılan üçüncü oylamada da karar yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 8 Mayıs 2018 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.44



(X) 556 S. Sayılı Basmayazı 2/5/2018 tarihli 94’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Hatip tarafından Kur'an-ı Kerim’den ayet okundu.